2012 Mart-Nisan-Mayıs-Haziran-Temmuz
Transkript
2012 Mart-Nisan-Mayıs-Haziran-Temmuz
SAYI: 2012 - 1 MART-TEMMUZ 2012 1 İÇİNDEKİLER Mülkiyeliler Birliği 43. Olağan Genel Kurulu Yapıldı.............................................................................3 Genel Kuruldan Görüntüler..................................................................................................................... 4 Anıtkabir Ziyareti...................................................................................................................................... 5 Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı........................................................................................................... 6 Açıklamalar............................................................................................................................................... 22 Etkinliklerden............................................................................................................................................ 58 Anma Etkinlikleri...................................................................................................................................... 85 Mülkiye Kitaplığı....................................................................................................................................... 92 Müzik Kitaplığı.......................................................................................................................................... 93 Haberler..................................................................................................................................................... 102 E-Bülten Mülkiyeliler Birliğinin Yayın Organıdır. Mehmet Özer tarafından hazırlanmaktır. Mülkiyeliler Birliği 43. Olağan Genel Kurulu Yapıldı. Demokratik bir ortamda geçen Genel Kurulu “Gelenekten Geleceğe Mülkiye” Grubu Kazandı Yönetim Kurulu Asil Vakıf Yönetim Kurulu Yedek Sevilay ÇELENK ÖZEN Orhan YÜKSEL Fuat ŞEN Pınar ECEVİTOĞLU Özgür KABAYEL Azmi EKMEN Özgür TÜFEKÇİ Nazif EKZEN Onur Kurulu Asil Taner TİMUR Ömür SEZGİN Erel TELLAL Aksu BORA Bilge SÖNMEZ Yönetim Kurulu Yedek Dinçer DEMİRKENT Ferhun ATEŞ Kübra CEVİZ Ali Raif FALCIOĞLU Mustafa BELEN Özhan DEĞİRMENCİOĞLU Melike DEĞER Onur Kurulu Yedek Denetim Kurulu Asil Yüksek Danışma Kurulu Mustafa AYAZ Tutku YURDAKUL ERGİN Onur BİÇER Muharrem KILIÇ Gülen AYDINOĞLU Nuri Erkin BAŞER Onur İSLİM Atilla Kağan DURAKLIOĞLU İsmail Hakkı GÜRSES Ercüment ÖZKAYA Faruk ALKAYA Ali Şahin AKBULUT Pınar BEDİRHANOĞLU Cevahir KAYAM Hasan GENÇTÜRK Sevgi YILMAZ Mehmet IŞIK Remzi Öner ÖZKAN Kadir EROZAN Celal ASLAN Cahit YILMAZ Zafer ÇALIŞKAN Ömer KÜRÜM Denetim Kurulu Yedek Metin KARABAT Haluk İL Çağatay USLUOĞLU Vakıf Yönetim Kurulu Asil Süleyman COŞGUN 3 Genel Kuruldan Görüntüler 4 ANITKABİR ZİYARETİ Mülkiyeliler Birliğinin 43. Olağan Genel Kurulunda seçilen yetkili kurullarımız ve üyelerimiz, 17 Nisan 2012 Cumartesi günü, Aslanlı Yol’da toplanarak Anıtkabir’i ziyaret ettiler. Atamızın huzurunda saygı duruşunda bulunan Mülkiyeliler adına, Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı Sevilay Çelenk mozoleye çelenk koydu. Çelenk, Anıtkabir defterine yazdıklarında; Mülkiyelilerin inançlarını ve duygularını şöyle ifade etti; “Mülkiyeliler Birliği yöneticileri ve üyeleri olarak, ilke ve devrimlerinin, hukuk devleti idealinin, Cumhuriyetin devrimci ve demokratik değerlerinin ve kazanımlarının savunucusu olmaya, ülkemize ve insanlarımıza bu anlayış doğrultusunda hizmet etmeye devam edeceğiz. Aziz hatıran önünde saygıyla eğiliyoruz.” Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı Sevilay Çelenk Mülkiyeliler Birliği Yönetimi ve Üyelerinin Anıtkabir Ziyareti 17.Nisan.2012 5 Sevilay Çelenk Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı Değerli Mülkiyeliler, verdiği bir iyimserlik ve aidiyeti paylaştık. Genel kurul birçoğumuza, bir örgütümüzün, bir araya gelerek şeylerin olduğu gibi olmak zorunda olmadığını görebileceğimiz, birlikte mücadele edebileceğimiz, sesimize güç katabileceğimiz bir örgütümüzün olduğu duygusunu ve iyimserliğini yaşattı. Dilerim bu iyimserliği bir his olmanın ötesine taşıyabilir ve sevgili arkadaşımız Mahmut Üstün’ün genel kurul sonrasında “Ceride-i Mülkiye”ye yazdığı, “Mülkiye Seçimi Üzerine” başlıklı yazısında dile getirdiği umudun karşılığı olabiliriz. Mahmut Üstün, yazısında, her bir katını “emek eksenli ve enternasyonalist içerikli bir özgürlük ve demokrasi rüzgârı”nın esişiyle hatırladığı Mülkiyeliler Birliğinin, Siyasal’ın bir parçası olmaktan koptuğunu; Mülkiye’nin o Siyasallı olma, o genç bir öğrenci olma ruh halini adeta tutsak” ettiğini yazmıştı. Arkadaşımız yazısını, “Mülkiye’nin yeniden Siyasal’la bütünleşmesine yönelik yıllanmış ve adeta pas tutmaya başlamış özlemimin gerçeğe dönüşeceğine olan inancım arttı” sözleriyle bitiriyordu. Mahmut Üstün’ün yazısı, genel kurulumuzu değerlendiren önemli bir yazıydı bana kalırsa. Sadece biz yönetimde olanların değil, Mülkiyeliler Birliğinin yaşatılması, önünün açılması ve toplum hayatında yeniden nitelikli bir varlık ortaya koyabilmesi gerektiğine inanan herkesin akılda tutması ge- Derneğimizin genel kurulunun üzerinden üç ayı aşkın bir süre geçti. Son yıllarda gerçekleşen kurullara oranla katılımın yüksek olduğu bir genel kuruldu. Yine de genel kurulumuzda asıl dikkat çeken şey katılımın yüksekliği değil; 25 Mart 2012 tarihinde her birimizin acı tatlı birçok anısının olduğu Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin bahçesine, koridorlarına ve Aziz Köklü salonuna hâkim heyecan, umut ve iyimserlik karışımı olumlu atmosferdi. Bu atmosferin oluşmasında sanırım birçok faktör var. Heyecan yaratan faktörlerden birisi, beş ayrı grubun seçime katılmasıydı. Beş ayrı grubun yalnızca varlığ bile, Mülkiyeliler Birliğinin köklü ve önemli bir örgüt olduğunu, gündeliğin hırçınlığına, hesapçılığına ve hamasetine terk edilmemesi gereken bir mevzi olduğunu hatırlamamızı sağladı. Bu atmosferin oluşmasındaki diğer faktör de aslında paradoksal olarak hayatımızda giderek keskinleşen bir kutuplaşma ve dozu yükselen gerilim karşısında birçoğumuzun hissettiği öfke, kırgınlık, yabancılaşma, yalnızlaşma psikolojisi ve bu psikolojiyi derinleştiren örgütsüzleşme gerçeği idi. Genel kurulumuzun yapıldığı 25 Mart 2012 tarihinde birçoğumuz biraz da yıllar var ki görmediğimiz dostlarla da bir araya gelmenin, neredeyse on, on beş, yirmi yıl önce bıraktığımız yerden konuşmaya devam edebilmenin, üstelik hâlâ aynı dili konuşabilmenin 6 reken bir yazı. Kendi adıma bu yönde bir çaba ortaya koyma gayretinde olacağım. toplulukları ile Mülkiyeliler Birliğinde bir araya gelerek sorunlarını tartıştık, yapabileceklerimiz üzerinde görüş alışverişinde bulunduk. Ayrıca Genel kurulun sonrasını nasıl geçirdiğimize “Bahçede Şenlik Var” duyurusu ile mezunlar ve gelince; genel kurul doğal olarak rutinlerin öğrencileri buluşturan bir etkinlik yaptık. Bu kısmen ertelendiği, kısmen de yeni döneme buluşmada öğrenciler filmlerini, müziklerini, bırakıldığı bir kesintiye yol açmıştı. İlk günler fotoğraflarını bizlerle paylaşma imkânı buldu, öncelikli olarak bekleyen işleri yoluna koymakla onların dergilerini ve fanzinlerini görme, ve yönetim değişikliğiyle ilişkili bildirim ya da okuma şansını yakaladık. Öğrencilerimiz için diğer türden gereklilikleri yerine getirmekle final döneminde Mülkiyeliler Birliğinin birinci geçti. İlk günlerde üyelerimizden, sivil toplum katını okuma salonuna dönüştürdük. Ayrıca, kuruluşlarından ve diğer bazı kurumlardan fakültemizin öğrencilerinin sınav döneminde tebrik ziyaretleri oldu. Şubelerimizden tebrik Mülkiyeliler Birliğinde indirimli öğle yemeği telefonları, mektupları aldık. Sağolsunlar… yiyebilmeleri için karar aldık. Nisan ayında Kazan A.Ş Genel Kurulunu gerçekleştirdik, hisse devirlerini yaptık. Vakfı temsilen Kazan A.Ş. Yönetim Kuruluna seçilen Süleyman Coşgun hocamızın başkanlığında, Kazan A.Ş’nin yeni yönetim kurulunu oluşturduk. Süleyman Hoca, gerek vakfın ikinci başkanı, gerekse Kazan A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı olarak her gün Mülkiyeliler Birliğinde bulunma fedâkarlığını gösterdi ve Kazan A.Ş’de işleyişi sorunsuzca sürdürmek konusunda büyük katkısı oldu. Ona ve şirket yönetim kurulu üyeleri Sami Oğuz’a, Serter Şeker’e buradan bir kez daha teşekkür etmek isterim. Devir teslim sürecinde deneyimlerini paylaşarak bize her aşamada yardımcı olan Musa Ceylan’a da çok teşekkürler. İnek Bayramına katıldık. SBF Tiyatro Topluluğunun “Sokağa Çıkma Yasağı” adlı oyunu duyurduk, Eskişehir, İstanbul, Bursa ve İzmir şubelerimizden topluluğumuzu şehirlerindeki gösterilerde yalnız bırakmamalarını istedik ve duyduğumuz kadarıyla Bursa Şubesi başkanımız sevgili Naci Damar ve Mülkiyeli arkadaşlarımız bu çağrıya gönülden destek vermiş; öğrencilerimizin oyununu seyretmekle kalmayarak sonrasında hep birlikte hoşça vakit geçirmişler. Tiyatro topluluğumuza küçük bir maddi desteğimiz de oldu bu yıl. Elbette öğrencilerle yaptığımız her şeyde öğrencilerle faaliyeti koordine eden sevgili Yalçın Doğan yardımcı oldu, öneriler ondan geldi ve tüm etkinliklerin başarıyla tamamlanması için büyük çaba gösterdi. KESK ve Eğitim Sen’le birlikte, “4+4+4 kademeli eğitim” ve sendikal alana yönelik yasa tasarılarını protesto amacıyla, 28- 29 Mart 2012 tarihinde yapılan grevde biz de alanlardaydık ve tepkimizi duyurduk. Nisan ayındaki ilk günlerimizde bir yandan da Mülkiyeliler Birliğini yeniden diğer demokratik kitle örgütleriyle ilişkiye geçirmek ve kent muhalefetinin parçası kılmak konusunda çaba gösterdik; toplantılara katıldık sivil toplum alanının ürettiği muhalefetin ve etkinliklerin ev sahipliğini yapma geleneğimizi sürdürdük. Önceki yönetimin hazırlıklarını yaptığı ve programını belirlediği “Tarih Boyunca Çağdaşlaşma Mücadelemiz” konulu çalıştayı da başarıyla tamamladık. 1 Mayıs’a pankartımızın altında katıldık. Elli, altmış kişilik fazlaca kalabalık olmayan bir grupla yürümüş olsak da, alanda öğrenciler ve fakültemizin öğretim elemanlarıyla buluştuk, coşkulu bir katılım gerçekleştirdik. Anneler Günü için Mülkiyelileri ve annelerini birliğimizin bahçesine kahvaltıya davet ettik. Katılımcıları mutlu eden güzel bir kutlama oldu. Anneler Günü hatıra fotoğrafları ve karanfiller de sevgili Mehmet Özer’in fikriydi. Özer, bütün afişlerimiz gibi Anneler Günü afişini de özenerek hazırladı. Sevgili Mehmet Özer’e teşekkür ediyorum. Genel kuruldan kısa süre sonra öğrenci Adalet Bakanlığına başvurarak KESK’li tutuklu 7 kadın arkadaşlarımızı Sincan Cezaevinde ziyaret etmek için izin aldık. Ziyaret öncesinde birliğimizin önünde bir basın açıklaması yaptık. Sadece sendika üyesi ve yöneticisi olmakla ilişkili faaliyetleri yerine getirdikleri ve örgütlenme hakkına sahip çıktıkları için tutuklanan kadınlarla “Mülkiyeli Kadınlar”ın dayanışması tutuklu arkadaşlarımıza güç verdiği gibi, bu konuda kamuoyu desteği oluşturmak bakımından da anlamlı bir dayanışma çabası oldu. Bülten için, geride bıraktığımız üç ayımızı değerlendiren kısa bir yazı yazayım derken lafı epeyce uzattım. Son olarak söylemek istediğim bir şey var; birliğimiz sıkıntılı bir dönemden geçti. Bu dönemi geride bırakmak zorundayız. Bu konuda kimi zaman ekibimin ve arkadaşlarımın tepkisini çekecek ölçüde geçmişin kırgınlıklarını ve yanlışlarını arkada bırakmak, unutmak ve benzer türden hataları yapmamak yönünde bir tavrı sahiplenmemiz gerektiğini savundum, çünkü hatırlamak ve unutmak politik birer tercihtir. Mülkiyeliler Birliğinde geçmiş tartışmaların muhasebesini ancak barışçı bir gelecek için yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Ülkemiz gerilime, kutuplaşmaya ve şiddete sürüklenirken, AKP Hükümeti bu kutuplaşmayı keskinleştiren demeçleri, tartışmaları, yasama faaliyetini ve icraatları akıl almaz bir kararlılıkla sürdürürken, muhalefet neredeyse tümden tutsak ediliyorken, Mülkiyeliler Birliğinde geçmişin öfkesini yaşatmak, iç kavgaları hatırlamak politik bir tavır olamaz. Mezunlarımıza, öğrencilerimize, toplumsal hayata karşı sorumluluklarımız var. Hayatların özgürleşmesine, hakların eşitlenmesine ve toplumun demokratikleşmesine yönelik enerjimizi bölecek bir zaaf içinde olamayız. Mülkiye Dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Sarp Balcı ve Yönetim Kurulu Üyemiz Yrd. Doç. Dr. Pınar Ecevitoğlu ile birlikte dergimizin yeni yayın ve danışma kurullarını oluşturduk. Yayın Kurulunun ilk toplantısını 18 Mayıs 2012 tarihinde yaptık. Prof. Dr. Metin Özuğurlu’nun editörlüğünü üstlendiği 274. sayıyı baskıya hazırladık ve yayımladık. Şimdi de 275. sayının hazırlıklarını Genel Yayın Yönetmenimiz Sarp Balcı, koordinatörümüz Hatice Ayrancı ile birlikte sürdürüyor. Mülkiye Spor’a maddi sorunlarının çözümü ve güçlenmesine katkı için düzenli bir ödeme yapılması konusunu karara bağladık. Bu konuda daha kalıcı ve rahatlatıcı bir çözüm arayışını da sürdürüyoruz. Türk Halk Müziği koromuz yılsonu konserini başarıyla gerçekleştirdi. Bu konuda bugüne kadar yapılagelen her türlü desteği biz de sağladık. 6 Haziran’da, “leylak ve tomurcuk” kokulu Haziranlarda yitirdiğimiz ozanlarımızı andık: Nazım Hikmet, Orhan Kemal ve Ahmed Arif’i… 1957 tarihli az bilinen bir şiirinde şöyle der Nâzım Usta: “Şiirler yazarım/Basılmaz/Basılacaklar ama/Bir mektup beklerim/Belki de öldüğüm gün gelir / Mutlaka gelir ama /Ne devlet ne para/İnsanın emrinde dünya /Belki yüz yıl sonra /Mutlaka bu böyle olacak ama/” Dernek Yönetim Kurulu üyelerimiz Azmi Ekmen, Fuat Şen, Orhan Yüksel, Özgür Kabayel, Özgür Tüfekçi, Pınar Ecevitoğlu farklı alanlardaki deneyim ve birikimleriyle bütün bu etkinlikler yanında, diğer birçok faaliyet ve işleyişe dair rutinlerde özveriyle, uyum içinde çalışan bir ekip oluşturuyor. Böyle bir yönetim kurulu ile çalıştığım için kendimi çok şanslı sayıyorum. Mutlaka böyle olması için saygı ve sevgiyle … Birliğimizin ve vakfımızın profesyonel çalışanları ve Kazan A.Ş bünyesindeki elemanlarımız da bu uyum ortamının oluşmasında üzerlerine düşeni fazlasıyla yapıyor. Elbette “Gelenekten Geleceğe Mülkiye” Grubunun diğer üyeleri de öneri, katkı ve eleştirileriyle hep yanımızda. Her birine teşekkür ederim. 8 AÇIKLAMALAR 9 ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... “4+4+4” ve “Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Düzenlemeleri” KESK ve Eğitim-Sen’in öncülüğünde, 28-29 Mart 2012 tarihlerinde “4+4+4” kademeli eğitim düzenlenmesine ve Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nda yapılacak değişikliklere karşı çıkan eylemler düzenlendi. Mülkiyeliler Birliği, bu eylemlere destek veren açıklaması ve kararlığıyla alanlardaydı. Değerli Mülkiyeliler, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), 4+4+4 kademeli eğitim düzenlemesini ve Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nda yapılacak değişiklikleri içeren 4688 sayılı Yasa tasarılarının geri çekilmesi için bir eylem planı açıklamış ve bu çerçevede 28-29 Mart 2012 tarihlerinde, iki gün süreyle Ankara meydanlarında olma kararı almıştır. KESK’e bağlı diğer sendikalarla birlikte bu eylem planını destekleyen Eğitim Sen de, 4+4+4 kademeli eğitim düzenlemesine karşı aynı tarihlerde greve gitme kararı almıştır. 4+4+4 kademeli eğitim düzenlemesi, AKP Hükümetinin, eğitime ve genç kuşakların yetiştirilmesinde gözetilecek hedeflere ilişkin kaygı verici açıklamaları eşliğinde gündemimize taşınan, yukarıdan biçimlendirilmiş ve toplumun ilgili kesimleriyle müzakere edilmemiş antidemokratik bir düzenlemedir. Eğitim sistemimizin 10 halen çözülememiş birçok problemini daha da derinleştirecek bu düzenleme ile ülkemizde “kadın eğitimi” alanında süregelen eşitsiz ve ayrımcı uygulamalarda yeni bir dönem açılacak, çocukların işçileştirilerek sömürülmesine resmi onay verilecektir. Özgürlükçü, eşitlikçi ve çağdaş bir düzenlemeye işaret etmeyen 4+4+4 düzenlemesinin ve kamu emekçileri sendikal hareketinin kazanımlarını tehdit eden 4688 sayılı yasada yapılması istenen değişikliklerin derhal geri çekilmesi talebi, emek ve demokrasi güçlerinin kararlılıkla dile getirdiği bir taleptir. Mülkiyeliler Birliği olarak bu kararı destekliyoruz. 28-29 Mart 2012 tarihlerinde biz de Eğitim-Sen ve diğer sendikaların yanında alanlarda olacağız. Mülkiyeliler Birliği Yönetimi ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... Türkiye’de İlk Kez Darbe ve Darbeciler Yargılanıyor! Hayatlarımızı, adalete olan inancımızı, vicdanlarımızı ve demokratik bir gelecek umudumuzu paramparça eden 12 Eylül darbesi ve darbeciler yarın yargı önüne çıkıyor. 650 bin kişiyi gözaltına alarak, 21 bin 764 kişiyi mahkûm ederek, 700 kişinin idamını isteyerek ve 50 idamı gerçekleştirerek, yargısız infazlarda yüzlerce insanı yok ederek, yüzbinlerce yurttaşı fişleyerek, gözaltında kaybederek vicdanlarımızda onulmaz yaralar açan darbecilerin 32 yıl sonra dahi olsa yargı önüne çıkarılmasını “Bir Daha Asla” diyebilmek, hakikatlerin üzerindeki perdeyi aralamak ve geçmişle hesaplaşmak adına çok önemli buluyoruz. 12 Eylül’ün yargılanması, sırtımıza yüklenen bunca kötülüğün ağırlığını hafifletmek yolunda tarihi bir adımdır. Mülkiyeliler Birliği olarak, 4 Nisan 2012 tarihinde Ankara Adliyesi’nde başlayacak olan dava sürecinin takipçisi olacağız! Mülkiyeliler Birliği Yönetimi 11 ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... “Kayıplar Bulunsun!” 17-31 Mayıs tarihlerinde “Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” etkinlikleri düzenlendi. Mülkiyeliler Birliği’nin de desteklediği bu etkinliklerle ilgili olarak , İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu’nun bildirisini yayınlıyoruz. Yüreğinde Mezar Taşıyan Umut Anneleri “Hüseyin'in kemiklerini bulsam, gömmeyeceğim. Bir torbaya koyup sırtımda gezdireceğim. Kokusunu özledim.” Yukarıdaki sözün sahibi, Fatma Morsümbül. 18 yaşındaki oğlu, lise öğrencisi Hüseyin Morsümbül, Albay Durmuş Coşkun Kıvrak komutasındaki askerler tarafından 18 Eylül 1980’de “ifadesini alıp 5 dakika sonra bırakacağız” denilerek Bingöl’deki evinden gözaltına alındı. Bingöl Askeri Alay Komutanlığı’na götürüldü. İlk haber 4 yıl sonra bir telefonla geldi. Evlerine telefon eden bir kişi ‘Hüseyin’in işkencede öldürüldüğünü ve bat- taniyeye sarılarak karakoldan çıkarıldığını, Murat nehrine atıldığını” söyledi. Hüseyin Morsümbül’den bir daha haber alınamadı, 31 yıl oldu… Albay Durmuş Kıvrak, daha sonra Jitem komutanı olarak görev yaptığı Bingöl, Muş, Siverek, Dersim, Mardin’de failli meçhul cinayetlerle, gözaltında kayıplarla anıldı. Yakın arkadaşları Cem Ersever ve Abdullah Çatlı’nın ve gazeteci Uğur Mumcu’nun katledilmesinde adı geçti. Ailenin 31 yıldır vermiş olduğu dilekçeler işleme konulmayıp, suç duyuruları savcılığın tozlu raflarına terk edildiğinden, aile ve avukatları dün Çağlayan Adliyesi önünde yeniden “adalet” talep ettiler… *** “Fehmi bana bakarak “Beni kaybedecekler" diye bağırdı.34 UD 597 araca zorla bindirdiler. Koştum koştum, yakalayamadım!” (Eşi Hanım Tosun) Fehmi Tosun 19 Ekim 1995 günü telsizli iki sivil tarafından 34 UD 597 plakalı araçla evinin önüne getirildi. Salt eşine, çocuklarına, korku salmak, işkence olsun diye göz göre göre kaçırıldı. Fehmi Tosun’dan bir daha haber alınamadı. Eşi Hanım Tosun’un “Fehmi nerede?” sorusu 16 yıldır cevapsız bırakıldı. Fehmi’nin akıbeti 16 yıldır hukuksuzluğun hukukuna terk edildi. AİHM, Türkiye’yi Fehmi Tosun davasında oybirliğiyle mahkûm etti. Dünyaca ünlü U2 adlı müzik grubu 1997’deki “POP” isimli albümünün kapağına “Fehmi Tosun’u hatırlayın” diye yazdı. Hanım Tosun’un sesini bütün dünya duydu, Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticileri hâlâ duymuyorlar… *** “Davut’u çırılçıplak, gözleri bağlı bir şekilde duvara asmışlardı. Baygın bir vaziyetteydi. “Ana su, ana su” diye inliyordu. Ona su vermeleri için 12 ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... yalvardım, vermediler. Beni bıraktılar Davut kaldı. O günden beri artık ben de su içmiyorum…” (Annesi Hayat Altunkaynak) 12 yaşındaki Davut Altunkaynak, “Şanlı Cumhuriyetimizin” ilanının 72. yılında 29 Ekim 1995’de gece yarısı gözaltına alındı. O gece Mardin Dargeçit’te gözaltına alınan yalnız o değildi. 58 yaşındaki Süleyman Seyhan, 20 Yaşındaki Abdurrahman Çoşkun, 20 yaşındaki Mehmet Emin Aslan, 18 yaşındaki Abdullah Olcay, 13 yaşındaki Nedim Akyol, 13 yaşındaki Seyhan Doğan da gözaltına alınarak Dargeçit Tabur Komutanlığı’na götürüldüler. Ertesi gün 13 yaşındaki Seyhan’ın 11 yaşındaki kardeşi Hazni de gözaltına alındı. Hazni, Seyhan ve onunla birlikte gözaltına alınanlara yapılan işkencelere tanıklık etti. Kendisi de ağır işkence gördü. Yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bizi tuvaletin köşesinde çırılçıplak oturtmuşlardı. Gelen giden hem sözlü hem de elle taciz ediyordu. Üzerimize işiyorlardı. Sürekli dövülüyorduk. Seyhan’ın gözleri bağlı, onu çırılçıplak Filistin askısına asmışlardı. Onu en son Filistin askısından hemen indirildikten sonra koridorda elbiselerini giyerken gördüm. Gece gözaltına alındığında annemin zor bela giydirdiği gömlek abimin üzerinde paramparça olmuştu. Koltukaltları yırtılmış gibiydi. Aramızda askerler olduğu için konuşamadık, sadece birbirimize baktık. Daha sonra beni taburun kapısına bıraktılar…” … 5 ay sonra Süleyman Seyhan’ın yakılmış bedeni bir kuyuda bulundu. Altın olan dişleri sökülmüştü. Diğer 6 kişiden bir daha haber alınamadı. Her zamanki gibi hukuk işletilmedi, tüm başvurular sonuçsuz kaldı. Dargeçit kayıplarını 05 Şubat 2011 tarihli görüşmede Başbakan’a lise öğrencisi Abdurrahman’ın 74 yaşındaki annesi Hediye Çoşkun anlattı. “Şanlı Cumhuriyetimiz’in” ilanının 88. yılında “Dargeçit Kayıpları”ndan hâlâ haber yok… *** Hikaye çok, yer dar… “Cemil'i askerler götürdüğünde "anne" dedi. Ben de "yavrum" dedim.31 yıl oldu. O sesini çok özledim.” diyen ve oğlu gelir diye gece kapısını açık tutan Berfo Nene var misal… Başbakan’ın dinlediği ve “oğlunu bulacağız” dediği Berfo Nene. Başbakan’a “Cemil’ini bulacağım dedin, hani nerede” diye soruyor… … Yukarıda adı geçen geçmeyen binlerce insanın akıbeti “devlet sırrı”nda gizli… Aşağıdaki iki itiraf da buna işaret ediyor; “Gözaltında aldıklarımızı askeryenin kalorifer kazanlarında yakıyorduk, kaybediyorduk.” (Genelkurmalın Kadrolu Tercümanı Yıldırım Beğler) "Faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar bir devlet politikasıydı" (Emekli Koramiral Attila Kıyat) … Onları “Cumartesi Anneleri” olarak tanıyoruz, tam 346 haftadır her cumartesi, karanfil bırakacak bir mezarları olmadığından, Galatasaray Meydanı’na bırakıyorlar karanfillerini… Ne mi istiyorlar? En azından kemiklerini… Cumartesi Anneleri, sınırlama olmaksızın “gizli” belgelere ulaşmasının yolunun açılmasını, bunun için Meclis İç tüzüğü’nün105. maddesindeki “Devlet Sırrı Hukuku”na son verilmesini istiyorlar. Birleşmiş Milletler “Zorla Kaybedilmelerin Önlemesi Sözleşmesi” nin zaman geçirilmeksizin imzalanmasını da! … “Cumartesi Anneleri”, kayıplarının mezarını yüreklerinde taşıyorlar, o mezarlarda evlatlarının, kardeşlerinin (kemiklerinin dahi olsa) bulunma umudu gömülü… “Kayıplarımız bulunsun, sorumlular yargılansın” çağrısını 347. kez yinelemek için elinde kırmızı bir karanfille herkesi Galatasaray Meydanına bekliyorlar… (Kaynak: İnsan Hakları Derneği, Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu) 13 ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... Afet Yasası Geleceğimizi Çalıyor Kamoyunda “Afet Yasası” adıyla bilinen “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”un içerdiği büyük sorunları paylaşan ve Mülkiyeliler Birliği’nin de imzacı kurum ve kuruluşların arasında yer aldığı duyuru, Mayıs ayında yayınlandı Basına ve Kamuoyuna, Yasa Çıktı Afet Başladı! Evlerimizi, Kentlerimizi, Ormanlarımızı Yağmalatmayacağız! Bilindiği gibi, “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” 16 Mayıs 2012 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. Bu yasa ile yıllardır yerel yönetimler eliyle yürütülen, son derece anti demokratik, insan haklarına aykırı, ranta dayalı “kentsel dönüşüm” projeleri, “afet ve deprem riski” adı altında meşrulaştırılarak, ülke çapında yaygınlaştırılmak istenmektedir. Anayasa ve uluslararası sözleşmelere açıkça aykırı olan bu yasa, bilimsel ve hukuki temelden yoksun dur. Bahse konu yasa, iktidar tarafından kamuoyuna yansıtıldığı gibi, “ülkemizin gerçek ihtiyacı olan, kentlerin afetlere karşı duyarlı, sakınım içerikli planlanmasını, denetimsiz ve mühendislik hizmeti almamış yapılaşmanın engellenmesini sağlayacak bir düzenleme” olmaktan da uzaktır. Nitekim bu kadar hayati bir konuda, toplumun ilgili kesim lerinin görüşü ve onayı dahi alınmamış, bugüne kadar konu ile ilgili yapılmış çalışmalar, alınan kararlar gözardı edilmiştir. Maalesef konu ile ilgili toplumsal meşruiyet görsel medya ve radyolarda “depreme karşı seferberlik” şeklinde yayınlanan tanıtım kampanyalarıyla sağlanmaya çalışılmakta, toplumsal adalet ve kamu vicdanı ise gözardı edilmekte, insanlar özellikle deprem gerçeği ile korkutulmaktadır. Karşımızdaki yasa artık bir yol ayrımıdır. Ülkemizde kentleşme konusunda izlenen "ikiyüzlü" politikanın sürdürülmesi, bir yandan “riskli yapı” ilan edilen yapıların yıkıldığı, diğer yandan yeni “riskli yapıların” üretiminin sürdüğü, afet riski gerekçe gösterilerek tüm kentlerimizin bir rant aktarım alanı haline dönüştürüldüğü, "hukuk devleti" ilkesinin 14 ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... yerle bir edildiği gerçekliğe doğru yol almak demektir. Görünen odur ki, bugüne kadar afet ve kentsel dönüşüm konusunda yapılmış olan bütün bilimsel çalışmalar, depremle ilgili alınması gereken gerçek tedbirler ve yaşayanların hakları, gayrimenkul ve inşaat şirketlerinin talepleri doğrultusunda rant hırsı ve açgözlülükle göz ardı edilmiştir. Yasa ile birlikte, kamunun elinde kalan son araziler, orman, tarım, mera, kıyı ve koruma alanlarının dahi elden çıkarılması söz konusudur. Çıkarılan yasada şehirlerimizin son derece önemli bir sorunu olan “afet”e yönelik neredeyse hiçbir şey yer almaz iken; keyfi uygulamaların önünü açan, insanların hak arama yönündeki hukuki kanallarını tamamen ortadan kaldıran hükümler getirilmiştir. Bugüne kadar “kentsel dönüşüm” adı altında yapılan tüm uygulamalar; Dikmen’de, Sulukule’de Ayazma’da, Tarlabaşı’nda ve daha birçok yerde, yaşayanların yıllardır oturdukları yerlerden gönderilmesine, sosyal ve ekonomik ilişkilerinin bozulmasına, insanların borçlandırılmasına yol açmıştır. Boşaltılan tüm bu yerlerin rantı, lüks konut ve alışveriş merkezleri yapılarak; inşaat şirketleri, yerel ve merkezi idareler tarafından paylaşılmıştır. Diğer taraftan, bugün “afet riski” adına seferberlik ilan ettikleri yasayı çıkarmadan önce deprem adı altında yıllarca toplanan vergilerin duble yollara harcandığı görülmüştür. İşin özüne gelinirse bu güne kadar yürürlüğe konan “kentsel dönüşüm” projelerinin toplumun çok küçük bir kısmının aşırı derecede zenginleşmesine yol açarken, toplumun büyük çoğunluğunun yoksullaşmasına, evsizleşmesine, kent çeperlerine sürgün edilmesine neden olduğu gözlemlenmektedir. Ancak bu yasa ile artık hiç kimse kendi konutunun sahibi değildir. Devlet eliyle yaşanacak afet, risk grubunda olmayan birçok kişinin evsizleşmesine ve yoksullaşmasına neden olacaktır. 15 “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” ile birlikte, devletin üzerinde şekillenmesi gereken “toplumsal adalet ve eşitlik zemini” afete maruz kalmıştır. Anayasa`nın 56. maddesinde yer verilen "Konut Hakkı" nı gözardı eden yasa, yerinde dönüşüm, kiracıların durumu, geçici barınma sorunu, kaynak temini, toplumsal adalet ve eşitliğe uygun finansman modelleri ve tüm paydaşların dâhil olduğu uygulama ortaklıklarının kurulmasına yönelik ülkemizin gerçek ihtiyacı olan yasal boşluğu doldurmaktan, bu anlamda kentlerin afetlere dirençli hale getirilmesi hedefinden oldukça uzaktır. “Afet riskinin” azaltılması gerekçesiyle yürürlüğe konan yasa, yaşamın gerçek sigortası olan ormanların, meraların, sulak alanların, kıyıların, tarım alanlarının talanına olanak sağlayarak, yeni afetlerin oluşmasına, kamusal fakirleşmeye neden olacaktır. Bütün bu nedenlerle bizler, “insanca, güvenilir, sağlıklı, kimlikli alanlarda barınma hakkını” sonuna kadar savunmaya devam edeceğimizi kamuoyu ile paylaşıyor, bu mücadelede rant hırsına karşı “yaşamdan, adaletten, dayanışmadan ve eşitlikten” yana olan herkesi 3 Haziran 2012’de Ankara’da gerçekleştireceğimiz mitingte bir arada durmaya çağırıyoruz. Saygılarımızla Barınma Hakkı Meclisi DESTEKLEYEN KURUMLAR KESK Ankara Şubeler Platformu TMMOB Ankara İKK Mülkiyeliler Birliği ODTÜ Mezunlar Derneği Çankaya Kent Konseyi Halkevleri YAYED ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... “Mülkiyeli Kadınlardan Çağrı: KESK’li Tutuklu Kadınlar Yalnız Değildir.” Yönetim kurullarında yeralan bir grup Mülkiyeli kadın13 Şubat 2012 tarihinde gözaltına alınan, ardından tutuklanan KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, Eğitim Sen 1 Nolu Şube üyesi Hatice Beydilli, SES Ankara Şube Kadın Sekreteri Nurşat Yeşil, Eski KESK yöneticisi Belkıs Yurtsever, Tüm Bel-Sen Kadın Sekreteri Güler Elveren, SES Kadın Sekreteri Bedriye Yorgun, Eğitim Sen 1 Nolu Şube üyesi Evrim Oğraş, SES Ankara Şube Yöneticisi Hülya Mendilligil, Eğitim Sen 2 Nolu Şube Kadın Sekreteri Güldane Erdoğan ile dayanışma amacıyla, 16 Mayıs 2012 tarihinde, Mülkiyeliler Birliğinin çağrısıyla, Sincan Kadın Cezaevi’ne bir ziyaret gerçekleştirdi. Aşağıda bu ziyaret dolayısıyla yapılan basın açıklamasını okuyabilirsiniz 16 ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... “KESK’li Tutuklu Kadınlar Yalnız Değildir” Siyasi iktidarın eğitim, medya, sanat ve siyaset başta olmak üzere toplumsal yaşamın her alanında sürdürdüğü susturma, bastırma ve bezdirme politikalarının öncelikli muhataplarından biri her zaman kadınlar olmuştur. Zira, toplumsal muhalefetin her biçimini kendisine “tehdit” olarak gören siyasi iktidarın muhafazakar ve erkek niteliği, bu politikaların kadınlar açısından daha ağır sonuçlar doğurmasına, kadın mücadelesinin kazanımlarının sürekli tahrip edilmesine ve kadınlar üzerindeki baskı ve şiddetin her geçen gün artmasına neden olmaktadır. haksızlıklara karşı sesini yükseltmeyi toplumsal bir sorumluluk kabul eden aydınlar ve sanatçılar gibi hâlâ neyle suçlandıklarını bilmiyorlar. “Herkesin, hakkında hüküm kesinleşinceye kadar masum olduğunu” öngören temel masumiyet karinesi tüm muhalif kesimler gibi KESK’li kadın arkadaşlarımız açısından da tamamen baş aşağı edilmiş durumda. Zira, insanlık onurunu zedeleyen ve kendilerini açıkça hedef gösteren operasyonlar, tutuklama süreçleri ile yargılanmadan suçlu ilan edildiler. Özgürlüklerinden mahrum ve yakınlarından uzak bırakıldılar. Türkiye, 13 Şubat 2012 tarihinde bu siyasi tarzın en bilinçli ve sert saldırılarından birine tanık oldu. Çünkü bu tarihte 9 ilde yapılan operasyonlarda, sivil toplum ve siyaset alanının güçlenmesine yönelik mücadele eden 140’ın üzerinde insanımız gözaltına alındı; asıl hedefte ise KESK’e bağlı sendikaların üye ve yöneticileri olan çok sayıda kadın bulunmaktaydı. Bu saldırı, Türkiye’de siyaset alanında kadınların varlığını ve örgütlü toplum hedefine yönelik kadın mücadelesinin kazanımlarını büyük bir tehdit olarak algılayan ve kadınlara varlık mekanı olarak evi işaret eden muhafazakar eril öfkenin açık bir göstergesiydi. Bu öfkenin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken açığa çıkması ise elbette bir tesadüf değildi. Ama asıl amaç, emekçi kadınların söz söyleme ve direnme haklarını ellerinden almaktı. Zira, tutuklanan KESK yöneticileri ve üyeleri, siyasi iktidarın tüm yıldırma politikalarına rağmen, düşünce, ifade ve örgütlenme haklarını kullanmakta, Türkiye’de kadına yönelik sistematik şiddete karşı çıkmakta ve siyaset alanını erkeklere bırakmamakta inat ediyorlardı. Tutuklanmaları, buna tahammül edemeyen eril,muhafazakâr ve emek düşmanı çaresiz öfkenin kaba bir ifadesidir. “Mülkiyeli Kadınlar” olarak bizler bu mücadelelerinde KESK’li kadın arkadaşlarımızı yalnız bırakmamakta kararlıyız. Susmayacağımızın ve dayanışmayı sürdüreceğimizin ifadesi olarak, bugün KESK ve KESK’e bağlı sendikaların tutuklu yöneticileri ve üyelerini Sincan Cezaevi’nde ziyaret edeceğiz. Bu ziyarette dayanışma duygularımızı ifade edecek, keyfi gözaltı ve tutuklamalara son verilmesi için kamuoyu oluşturmaya devam edeceğiz. Gözaltına alınanlardan KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, Eğitim Sen 1 Nolu Şube üyesi Hatice Beydilli, SES Ankara Şube Kadın Sekreteri Nurşat Yeşil, Eski KESK yöneticisi Belkıs Yurtsever, Tüm Bel-Sen Kadın Sekreteri Güler Elveren, SES Kadın Sekreteri Bedriye Yorgun, Eğitim Sen 1 Nolu Şube üyesi Evrim Oğraş, SES Ankara Şube Yöneticisi Hülya Mendilligil, Eğitim Sen 2 Nolu Şube Kadın Sekreteri Güldane Erdoğan tutuklandı. Kadınların ve emekçilerin mücadelesini dört duvar arasına kapatarak susturmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Düşünce, ifade ve örgütlenme hakkının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını ve onurlu, eşit, adil ve özgür bir yaşam için mücadele veren kadın arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Üç ayı aşkın bir süredir cezaevinde bulunan arkadaşlarımız, tıpkı HES'lere karşı yaşam alanlarına ve doğal güzelliklere sahip çıkan Mülkiyeli Kadınlar insanlarımız gibi; tıpkı parasız eğitim isteyen öğrencilerimiz gibi; tıpkı grev hakkını kullanan sendikacılar gibi; tıpkı 17 ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... Ortaöğretim Başarı Puanı’nda Yapılan Değişiklik ve Tavrımız Lisans Yerleştirme Sınavlarına yaklaşık iki hafta kala Ortaöğretim Başarı Puanı’nın (OBP) hesaplanma yönteminde yapılan değişikliğin derhal geri alınmasını talep ettik. Basına ve Kamuoyuna Her yeni güne “…tarih oluyor!” ya da “…tarihe karışıyor!” manşetli haberlerle başlamaya alışmak üzereyiz… Bu manşetlere eklenenler de öyle sıradan konular değil. Bir şeyleri “tarihe karıştırmak” üzere el atılan alanlar arasında, eğitim var; kültür ve sanat var; sağlığımız ve bedenlerimiz var… En önemlisi, çocuklarımızın geleceği var! Sekiz yıllık kesintisiz eğitimi alelacele “tarihe karıştırmak”la, çocuklarımızın geleceği üzerinden açıkça ve ilanen rövanş almakla yetinilmedi; şimdi de“Ortaöğretim Başarı Puanının (OBP)” mevcut hesaplama yöntemi ”tarihe karıştırıldı”. ÖSYM, eğitim sistemini “4+4+4” formülüyle düzenleyen 6287 sayılı yasada yer alan ve yükseköğretime yerleştirme puanlarının hesaplanmasına değişiklik getiren yapılanmayı dayanak alan yeni bir kılavuz yayımladı. Yeni hesaplama sistemi bu yıl Yükseköğretime Geçiş Sınavı’na (YGS) giren ve önümüzdeki ay Lisans Yerleştirme Sınavı’na (LYS) katılacak öğrencileri çok etkileyecek. Uzmanlar söz konusu uygulamanın özellikle sınav başarıları yüksek okullarda okuyan “ortalama” başarı düzeyindeki öğrencileri etkileyeceğini söylüyor. başarı değerlendirme sistemine yansıtılması eğilimi artacak. Bundan da öte, özel okullardaki eğitim süreci ideolojik istismara daha açık hale gelecek. Yetkili makamların böylesine köklü bir değişikliği, “öğretmenlerimize güveniyoruz” sözleriyle meşrulaştırmaya çalışmaları, açıkça ciddiyetsizliktir. Mesele, öğretmenlere “güven ya da güvensizlik” meselesi değildir. Asıl mesele, siyasi iktidarın “rövanşist toplum mühendisliği” girişimleri karşısında duyduğumuz kaygı ve güvensizliktir! Lise eğitimlerini ve üniversite yerleştirmelerine hazırlanma süreçlerini bütünüyle farklı bir OBP hesaplanma yöntemi çerçevesinde sürdürmüş olan çocuklarımıza büyük bir haksızlık yapılmış; öğrencilerimiz, çocuklarımız LYS’lere iki hafta kala adeta “tuzağa düşürülmüştür”. Üniversiteye hazırlanırken gençliklerini unutmaya zorlanmış öğrencilerin uğradıkları bu “son dakika” haksızlığı karşısında kaygılıyız! Yeni düzenlemenin, eğitim kurumları arasında “başarı değerlendirme” ölçütü bakımından eşitsizlikler sürdükçe, adil olamayacağını; hesaplama yönteminin bu yılki sınavda uygulanmasının LYS’lere yaklaşık iki hafta kala OBP hesaplanma ise vicdansızlık olduğunu düşünüyoruz… yönteminde yapılan büyük değişiklik, başta Anadolu ve fen liseleri olmak üzere, devlet liselerinde Lisans Yerleştirme Sınavlarına yaklaşık iki hafta kala Ortaöğretim Başarı Puanı’nın (OBP) hesapokuyan öğrenciler bakımından son derece eşitsiz bir duruma yol açıyor. Eğitimlerini, devlet liselerinin lanma yönteminde yapılan değişikliğin derhal geri özel okulların birçoğuna kıyasla- yüksek başarı krit- alınmasını talep ediyoruz! erleri çerçevesinde sürdüren öğrencileri, LYS’ye çok kısa süre kala gafil avlayan yeni hesaplama yönMülkiyeliler Birliği Yönetimi temi, “kişisel başarı notu”nu, yani diploma notunu esas alıyor. Lise eğitimindeki devasa eşitsizlikleri gidermek bir yana, nitelikli eğitimden hızla kaçışa yol açabilecek bu uygulama ile ticari kaygıların 18 ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmalarının Çağrısı Basına ve Kamuoyuna Bizler, Başbakan Erdoğan’ın AKP Kadın Kolları Kongresi’ndeki konuşmasında, kürtaj ve sezaryen gibi üreme pratikleri üzerine yaptığı açıklamaları kınıyoruz. Bu açıklamaları, kadınların bedenleri üzerindeki denetimi devletin ana meselelerinden biri olarak gören genel siyasal yaklaşımın parçası sayıyoruz. Söz konusu otoriter ve muhafazakâr yönelimin, bu alandaki kamu politikası ve yasal çerçeveyi nasıl biçimlendireceği konusunda kaygılanıyoruz. Başbakan’ın konuyu Uludere'deki can kayıplarıyla ilişkilendirmesini ayrı bir siyasi skandal olarak değerlendiriyoruz. Bugün binlerce kadın, cinsellikleri konusunda karar alma hakları olmadığından, son çare kürtaj yaptırmaktadır. AKP'nin kadınların kendi cinsellikleri üzerindeki söz hakkını bu yöntemlerle daha da azaltması yasal kürtajı olmasa da, yasadışı kürtajı arttırmak gibi vahim sonuçları beraberinde getirebilir. Kürtajın sosyal arka planı sorgulanmaksızın, kadınların biyolojik olarak kürtajın gerekliliğini kanıtlamaya zorlanmalarına ancak bu koşulla kürtaj olmalarına dair tasarılar kabul edilemez. Eğer, bu vahim yaklaşım kamu politikasına egemen olur, kürtaj zorlaştırılır ya da yasaklanırsa bu, kadınları yasadışı yollardan ve sağlıksız koşullarda kürtaj olmaya veya düşük yapmaya yönelteceğinden, kadın ölümlerindeki artışı hızlandıracaktır. Gerek bu durum, gerekse kadınların istenmeyen gebelik ve doğumlara mecbur bırakılmaları esasen ağır bir baskı rejimini ifade eder. Bedensel bütünlüğümüz temel yasal haklarımızdan biridir ve bu hak çerçevesinde mevcut kürtaj hizmetlerinden ve mevcut kürtaj düzenlemesinden vazgeçilemez. Başbakan Erdoğan’ın Türkiye siyasetinde bir ilki 19 gerçekleştirerek tartışmaya açtığı kürtaj, bugün Türkiye’de yasal olarak tanınan ve yüzbinlerce kadının başvurduğu bir uygulamadır. Hükümetin tutumu, CEDAW 16/e bendinde belirtilen kadının çocuk sayısına ve çocukların ne zaman dünyaya geleceklerine serbestçe ve sorumlulukla karar verme hakkı ve 1995 tarihli Pekin Deklarasyonunda belirtilen “sağlık hakkı” gereklerine aykırıdır. Ayrıca 8 Mart 2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Bunların Önlenmesine Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi), devlete, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini giderici politikalar üretmeyi şart koşmaktadır. Bugün karşımıza çıkan sadece Başbakan’ın değil, Bakanların ve Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı’nın kürtaj karşıtı açıklamaları ise İstanbul Sözleşmesi’yle devlete verilen ödeve aykırılık göstermekte, kadına yönelik şiddetin ve eviçi şiddetin desteklenmesine yol açmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak üzere, kürtaj uygulamasıyla birlikte, tüm kadınlar için güvenli ve kolay erişilir doğum kontrolü, kadının cinsel özerkliğini vurgulayan bir cinsellik eğitimi, üreme sağlığını içeren evrensel sağlık hizmetleri, ücretli doğum, aile izni ve nitelikli çocuk bakımı hizmetlerini talep ediyoruz. Biz, aşağıda imzası olanlar, toplumsal cinsiyet eşitliği ve demokrasiye inanan tüm kesimleri bu konuda duyarlı olmaya davet ediyor ve erkek egemenliğini pekiştiren tüm gelişmelere karşı olacağımızı duyuruyoruz. ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... “BEN ANKARA” Yeni Afet Yasası ile modernleşen Türkiye’nin, yeni toplum idealinin simgelerini barındıran Başkent Ankara “ kentsel yenileme” ve “kentsel dönüşüm” adı altında kimliksizleştiriliyor. Tarihsel ve toplumsal kazanımlarından arındırılarak rant mekânı haline dönüştürülüyor. Bu sürece “dur!” demek ve başkentin tüm kentsel birikimini koruyup geliştirmek isteyen “Başkent Dayanışması” inisiyatifi, Mülkiyeliler Birliğinin de desteğiyle bir bildiri yayınladı… Basına ve Kamuoyuna Ankara, mücadelenin kentidir, Ankara, Cumhuriyet’in başkentidir, Ankara, devrimin, başkentidir, Ankara, haksızlığa karşı direnenlerin kentidir, Ankara, öğrenci kentidir, Ankara, memur kentidir, Ankara, aklıselimin kentidir, Ankara, dayanışmanın kentidir, Ankara, haksızlığa karşı vicdanın kentidir, Ankara, direnişin ve umudun başkentidir. 89 yaşında bir başkentte yaşıyoruz… Koca çınar gibi sığındık dallarının gölgesine… Onun bedenindeki her bir çizginin ağırlığını taşıyor yüreklerimiz. Her bir sokağında yaşadığımız anılarımız, sevinçlerimiz ve öfkelerimiz büyütüyor bizi. Onun “Cumhuriyet Kenti” kimliğine yönelen her saldırı, kimliğini değiştirmek için yoğun çaba harcayan yerel ve merkezi yönetimler son 20 yıldır, aymazlık içerisindeler. Tüm yaşanmışlıklarımıza tanıklık etmiş alanlar; Atatürk Orman Çiftliği, Atatürk Kültür Merkezi, Ulus Tarihi Kent Merkezi, Atatürk Bulvarı, Güvenpark, Gençlik Parkı, Zafer Meydanı başta olmak üzere, bir kenti kent yapan tüm yaşam alanlarımız, tarihsel değerlerinden, anılarımızdan arındırılarak kent belleği yok edilmek üzere yasalar çıkartılmakta, plan ve projeler üretilmektedir. vardır. Ankara’nın kimliğini değiştirecek “kentsel dönüşüm” ve “kentsel yenileme” adı altında hayata geçirilmeye çalışılan yasal düzenlemelerle, uygulamalarla, bu ülkenin kalbine hançer saplanmaktadır. Kalbimiz olmasa ne olursa, bir ülkenin kalbi olmayınca da o olur. Ankara’nın Cumhuriyet dönemi yapılarına ve kentsel alanlarına karşı başlatılan yıkım, döneminde geçerli 13. yüzyıl kostümlü bazı mimari tarzlar ideolojik bir biçimde günümüz için ortaya atılmaktadır. Bu dönüşüm ve yıkım sürecinde öncelikle yaşam alanlarımızı zenginleştiren, kültürel yapımızı güçlendiren mekânları ile tarihsel birikimi ile kolektif bellek mekânlarımız olan Cumhuriyetin simgesi yapılar, meydanlar, bulvarlar, parklar hedef alınmaktadır. Bu hedef doğrudan bizim yaşamımızdır. Nefes almamıza, bir kentte yaşamamıza, çocuklarımıza bırakacağımız anılarımıza, komşuluklarımıza, sevdiklerimizle kucaklaşmamıza, ayrılıklarımıza, acılarımıza yani bir insanı insan yapan en önemli değer olan belleğimize, albümlerimize, anı defterlerimize, dedelerimizin, ninelerimizin, anne ve babalarımızın bize bıraktıklarına ve onlarla paylaştıklarımıza yönelen bir ruh çalma, ruhsuzlaştırma operasyonudur… Başkent Ankara’ya yeni bir “kimlik” yaratılmak istenmektedir. Ankara’nın başkent kimliği “çılgın projeler”le birlikte, “marka kent, hastane kenti, alışveriş kenti, gökdelen kenti” gibi kamu kaynaklarını israf eden gösteriş amaçlı projelerle parçalanmaktadır. Ankara’nın bir kimliği vardır... Gündeme getirilen “Afet Yasası” ile Ankara’nın Cumhuriyet değerlerini koruyan bazı kanunlar devre dışı bırakılmak istenmekte, “afet riski altında” denilerek Birinci Meclis, İkinci Meclis, Ankara Palas, İş Bankası, Sümerbank gibi simgesel yapıların ortadan kaldırılmasının yolu açılmaktadır. Ankara, bu ülkenin kalbidir, kalbi olan bir ülkenin toplumuna duyduğu sevgi, adalet duygusu hep Bu süreçte oluşan rant ise öncelikle yapım sürecinde devreye giren inşaat sermayesine ardından 20 ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... da satın alma yoluyla mülk sahibi olan kesimlere aktarılmaktadır. TMMOB Mimarlar Odasi Ankara Şubesi 68’liler Dayanışma Derneği Ankara Caz Derneği Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği – AFSAD Ankara Sanat Tiyatrosu - AST Ankara Üniversitesi Iletişim Fakültesi Mezunlari Vakfi - İLEV Barınma Hakkı Meclisi Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası Cumhuriyet Halk Partisi Ankara İl Başkanlığı Cumhuriyet Halk Partisi Çankaya İlçe Başkanlığı Çiğdemim Derneği Devlet Tiyatrosu Opera Ve Balesi Çalişanlari Vakfi – TOBAV Devrimci 78’liler Federasyonu Gazi Üniversitesi Mezunlar Derneği Halkevleri Kavaklıderem Derneği Koruma Ve Restorasyon Uzmanlari Derneği – KORDER Kültür Turizm Ve Çevre Gazetecileri Derneği Leo Etkinlik Yönetimi Ve İletişim Mamak Sanat Tiyatrosu Mimarlar Derneği 1927 Mülkiyeliler Birliği ODTÜ Mezunlari Derneği Özgür Tiyatro Sanart Sanat Kurumu Derneği TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Ankara Şubesi TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi TMMOB Harita Ve Kadastro Mühendislerı Odasi Ankara Şubesi TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ankara Şubesi TMMOB Makina Mühendisleri Odasi Ankara Şubesi Yaygara Güncel Sanat İnisiyatifi 89 yıllık bir çınarın gölgesindeyiz… Onun dallarına vurulan her bir baltanın karşısında, örülmüş bir duvar gibi durmaya devam edecek bedenlerimiz… Başkent Dayanışması, Başkent Ankara’nın kimliğine yönelik yaşam alanlarımızın daraltılmasına karşı, Ankara’yı direnişin ve umudun başkenti, kültürün ve sanatın başkenti, dayanışmanın, adaletin başkenti yapmak için çıktı yola… Bir duvar örmeye başladık, direniş için dayanışma için Başkent Ankara için. Herkesin koyacak bir tuğlası var biliyoruz, nerede olursak olalım, Ankara İçin bir araya gelen, kendi rengiyle eylem yapan her topluluk başkent dayanışmasının bir parçasıdır. Başkent Dayanışması, Cumhuriyet ile özdeşleşmiş bir kentin kaynağına dönerek geleceğine sahip çıkmasıdır… Başkent için rengini seç, eylemini yap, dayanışmaya katıl... “BEN ANKARA !” BAŞKENT DAYANIŞMASI 21 ... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar... açıklamalar.... açıklamalar.... “Darbeler ve Mülkiye İlişkisi Üzerine” 4 Temmuz 2012 tarihli Radikal gazetesinde yer alan; TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun Süleyman Demirel ile yaptığı görüşmenin ayrıntılarını içeren “Suç Amerika'da değil Mülkiye'de'” başlıklı bir haberde, Sayın Demirel'in 27 Mayıs darbesiyle kurulan kurumların arkasında Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) olduğunu öne sürdüğü belirtilmiştir. Radikal Gazetesinde yer alan habere ilişkin Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı Sevilay Çelenk’in yaptığı açıklamanın tam metnini yayınlıyoruz. BASINA ve KAMUOYUNA Radikal gazetesinin bugünkü baskısında (4 Temmuz 2012) yer alan “Suç Amerika’da değil, Mülkiye’de” başlıklı haber, tarihsel olarak demokratik kurumların yerleşmesinde önemli role sahip kadroların eğitimini üstlenmiş, devrimci toplumsal ve politik muhalefete kaynaklık etmiş bir kurum olan Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni talihsiz bir biçimde hedef göstermektedir. Söz konusu haberin vahameti öncelikle, ABD’nin karşısında bir eğitim kurumu olarak Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni “darbelerin sorumlusu” olarak manşetten işaret eden bir denklem kurmasında ortaya çıkmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Darbeleri Araştırma Komisyonu’na verilen ifadelerin tutanaklarından derlenmiş olan haber, eski Cumhurbaşkanlarından Sayın Süleyman Demirel’in darbe dönemlerinde başbakan ya da cumhurbaşkanı konumunun kendisine yüklediği tarihsel sorumluluk hakkında yaptığı açıklamaları odağa almaktadır. Ancak haber, ifade tutanağında yer alan ve darbelerde Amerika Birleşik Devletleri’nin sorumluluğuna ilişkin saptamalarla 27 Mayıs sonrası sivil kadroların rolü çerçevesinde yapılan açıklamaları, sansasyonel bir dille bir araya getirmektedir. Burada Türkiye’de giderek yerleşik hale gelmiş olan her fırsatta üniversiteleri hedef gösterme eğiliminin yeni bir tezahürü ile karşı karşıya olduğumuzu belirtmek gerekir. Vurgulanması gereken önemli bir diğer nokta ise, Sayın Süleyman Demirel’in eski bir devlet adamı olarak son derece toptancı bir dille, darbe sonrası yaratılan tüm kurumların ve yaygınlaşan ideallerin ve fikirlerin kaynağı olarak Mülkiye’ye işaret etmekte bir sakınca görmemesidir. Yarım yüzyıl süren devlet adamlığı deneyiminde, kendisi de çok sayıda Mülkiyeli bakan, 22 milletvekili ve bürokrat ile çalışmayı tercih etmiş bir politikacının kendi sorumluluğunu kabul etmek yerine, bir eğitim kurumuna işaret ederek dikkatleri başka yöne kaydırması problemlidir. “Darbe sonrası kurulan bütün kurumlarda Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin birikiminin yön verici olduğu” iddiası, tarihsel bir saptırmadır. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin 27 Mayıs darbesi sonrasında asıl rolü, öğretim kadrosunun darbe sonrasında Anayasa yapım sürecine dâhil ve öncü olmak suretiyle, sivilleşme ve demokratikleşmenin sağlanmasına yaptığı katkıdır. 1961 Anayasası’nın, bütün tartışmalara rağmen, Türkiye’de yapılmış en özgürlükçü anayasa olduğu bir gerçektir. Ayrıca, darbelerin yargılandığı bir dönemde, herhangi bir sivil kurumun bütünüyle darbe yanlısı ya da darbe karşıtı olarak değerlendirilmesinin de imkânsızlığı dikkate alındığında, darbeleri desteklemiş kimi Mülkiyeli bürokrat ya da politikacıdan hareketle, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde öğrencisiyle ve akademisyeniyle gerektiğinde özgürlüğünü, gerektiğinde hayatını ortaya koyarak yer almaktan kaçınmamış bir eğitim kurumunu “darbelerin arkasındaki bilgi ve düşünce birikiminin sahibi” olarak ilan etmek, tarihsel sorumluluk zemininin kaydırılmasından başka bir şey değildir. Her dönemde otoriter rejimlerin baskıcı stratejilerinin hedefi olmuş Siyasal Bilgiler Fakültesi, darbelerin sorgulandığı şu günlerde, kendisinden hesap sorulacak değil, hesap soracak yüksek öğrenim kurumlarının başında gelmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Sevilay Çelenk Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı ETKİNLİKLER 23 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ile Mülkiyeliler Birliği, 26 - 27 Nisan 2012 tarihlerinde, AÜ Rektörlük Binası 100. Yıl Salonunda “Tarih Boyunca Çağdaşlaşma Mücadelemiz’”ulusal çalıştayını gerçekleştirdiler. Açılışını birlik başkanımız Sevilay Çelenk’in yaptığı çalıştayda, geçmişe uzanan gelişmeler tarihsel köklerine inilerek ve çeşitli yönleriyle tartışılarak, bağımsızlık ve çağdaşlaşma uğraşlarımız ve bunların önüne dikilen engeller belirtildi... AÜ SBF Dekanı Prof. Dr. Yalçın Karatepe Çalıştayın değerli katılımcıları, Prof. Dr. Halil İnalcık ile birlikte 24 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı Sevilay Çelenk’in yaptığı açılış konuşmasının tam metnidir. Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı Doç. Dr. Sevilay Çelenk Sayın dekanım, saygıdeğer katılımcılar, değerli meslektaşlarım, Çağın ihtiyaçlarına yanıt üretme, eğitimin, bilimin, politikanın ve gündelik hayatın demokratikleşmesi ve çağcıl gelişmelerle paralel bir gelişme göstermesi çabalarında Türkiye’nin öncü eğitim kurumlarından biri olan fakültemizle birlikte düzenlediğimiz “Tarih Boyunca Çağdaşlaşma Mücadelemiz” konulu çalıştayımıza hoş geldiniz. Mülkiyeliler Birliği olarak, iki gün sürecek bu çalıştayda çok değerli konuşmacıları sizlerle buluşturmanın onurunu yaşıyoruz. Saygıdeğer konuşmacılarımıza programımızda yer aldıkları için çok teşekkür ediyorum. Bu çalıştayın hazırlıkları bizim geçtiğimiz ay Mülkiyeliler Birliği yönetimini devraldığımız tarihten önce başlamıştı. O tarihe kadar çalıştayın planlanması ve diğer hazırlıkların yapılmasında büyük emeği olan Mülkiyeliler Birliğinin bir önceki Genel Başkanı Sayın İhsan Feyzibeyoğlu’na ve ekibine huzurlarınızda teşekkür etmek isterim. Çağdaşlaşma sorunsalının kendi çağdaşlaşma tecrübemizi merkeze alan bir biçimde kavranması bugün çok daha büyük bir önem kazanmış görünüyor. “Çağdaşlık” nosyonu da tıpkı modernlik gibi sıklıkla, eş zamanlılığa vurgu yapmaktan çok, bir gelecek tahayyülü, bir proje olarak tartışılmıştır. Böyle bakıldığında da bu tecrübenin “geç kalınmışlıkla” damgalanmış bir tecrübe olarak anlamlandırılması da kaçınılmaz hale gelir. Batı tecrübesini modernleşme ve çağdaşlaşmanın merkezi tecrübesi olarak gören ve kendi modernleşmemiz dahil dünyanın geri kalanının deneyimini periferik dolayısıyla öykünmeci bir modernleşme olarak algılayan ve bu nedenle “geç kalınmış” olma kompleksinin gölgesinde sürdürülen bir tartışma ile devam etmek bugün açıklayıcı olamıyor. Türkiye’nin modernleşme tecrübesini, gelenekle modern, maziyle gelecek, erkekle kadın, Doğu ile Batı, seçkinlerle halk, biz ve ötekiler arasındaki bölünmüşlükle tanımlanan paradokslar çerçevesinde ve dışarıdan bir bakışla açıklamak çabalarının yerini bu tecrübeyi içeriden anlama çabasıyla, bölünmüşlükler değil, biraradalıklar, farklılıklar ve kendine özgülükleriyle kendi zamanı içinde, eşzamanlılığı içinde kavramak gerekiyor. Çağdaşlaşmayı böyle kavramış olsaydık ve bu doğrultuda, çağdaş, modern, uygar ya da Freud’dan Elias’a birçok bilim insanı ve düşünürün ifadesiyle “kendini evinde hissetme” mücadelesini kazanmış insanlar yaratabilseydik, belki de çağdaşlaşma mücadelesinin sadece ilerlemeyi değil de geriye dönüş anlarını da içerebileceği gerçeğiyle bu denli sert bir yüzleşme de yaşamıyor olabilirdik. Bugün eğitim, medya, kültür ve siyaset alanına yönelmiş, hiçbir alanda boşluk bırakmayan bir hegemonya savaşı ile karşı karşıyayız. Artık sadece düşünce ve ifade ya da basın özgürlüğünü değil bizatihi düşünce yetisini, insanın en temel yönelimi olan haberleşme, iletişime geçme, dünya olaylarından haberdar olma ve bu sayede kendini kendi dünyasının öznesi hissetme arzusunu hedef alan bir baskılama söz konusu. Bütün bunlar, sadece çağcıllığın güvencesi ve göstergesi olan haklar ve özgürlükler alanını daraltmakla kalmıyor, bizatihi eleştirel düşünme ve kanaat geliştirme yeteneğine zarar veriyor. Bu nedenle, tarih boyunca çağdaşlaşma mücadelemiz çalıştayının, çağdaşlaşma sorunsalını, bugün bizlere özellikle çocukların eğitimi alanındaki projelerle, muhafazakar sanat, kültür yaratma idealiyle dayatılan ve çağcıllıkla bağdaşmayan rövanşist bir toplum mühendisliğini hak etmek için ne yaptık meselesi bakımından da ele alan, ufuk açıcı bir çalıştay olacağını inanıyorum. Saygılarımla. 25 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... 26 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Dünyanın dört bir yanındaki emekçileri aynı evrensel mesaj etrafında birbirine kenetleyen, dünyanın her köşesini birbiriyle birleştiren en güzel gündür 1 Mayıs. Hak arayışının ve özgürlüğün çağrısıdır. Tahakküm güçlerinin 1 Mayıs korkusu, baharın sıradan bir gününü bayrama dönüştürmek isteyenlerden duyulan sıradan bir korku değildir; baskıya, sömürüye ve yabancılaşmaya karşı emekçilerin ve emekten yana olanların inatla, inançla ve canları pahasına yükselttiği evrensel çağrıdan duyulan korkudur. Sekiz saatlik çalışma talep eden taş ve inşaat işçilerinden, yeşil parklara girebilmeyi isteyen siyahi emek-çilerden ve 1976 yılının 1 Mayıs’ında, İstanbul’dan Ankara’ya dönmek üzere otobüs beklerken vurulan gencecik bir Siyasallı öğrenciden, Ali Fuat Okan’dan duyulan korkudur 1 Mayıs korkusu. Korkuya meydan okuyanlar, umudun, barışın ve dayanışmanın çiçeklerini yeryüzüne saçmak için 1 Mayıs’ta meydanlara yürüyecekler. 1 Mayıs’ta Mülkiyeliler Birliği de korkunun karşısında, emeğin ve emekçinin yanında olacak. Bütün üyelerimizi 1 Mayıs Salı günü saat 12.30’da Konur sokak 1 numaradaki binamızın önünde buluşarak, Mülkiyeliler Birliği pankartı altında yürümeye davet ediyoruz. Mülkiyeliler Birliği Yönetimi 27 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... 28 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Film Gösterimi ve Söyleşi: “ Kadının Fendi” Mülkiyeliler Birliği’nde Birliğimiz,10 Mayıs 2012 tarihinde Mülkiyeliler Birliğin’de, VII. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali kapsamında FeministizBiz, Kadın Dayanışma Vakfı, Halkevci Kadınlar ve Mülkiyeli kadınlar ile birlikte bir film gösterimi düzenledi ve söyleşi gerçekleştirdi. "Kadının Fendi " filminin gösteriminden sonra söyleşi yapıldı. 29 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Mülkiyeliler Birliği Öğrenci Topluluklarıyla Buluştu... Mülkiyeliler Birliği, Öğrenci Topluluklarıyla Buluştu… “Gelenekten Geleceğe” grubunun 43. Olağan Genel Kurul öncesi ana gündem maddelerinden birisi, Mülkiyeliler Birliği ile Mülkiye’deki öğrenci topluluklarının bağının güçlendirilmesi, sorun, talep ve önerilerinin dinlenerek çözüme kavuşturulması için çaba harcanmasıydı. Bu hedef doğrultusunda, yönetim kurulu üyeleri, düzenli aralıklarla öğrenci topluluklarını dinleyecektir. 26 Nisan 2012 Perşembe günü öğrenci toplulukları ile ilk buluşmamızı gerçekleştirdik. Sorunları ve talepleri dinledik, çözüm için birlikte çalışmaya karar verdik. 30 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Emre Sarıkaya: Kendi açımdan toplantının Mülkiyeliler Birliği ve öğrenci ilişkileri açısından umut verici olduğunu ve olumlu bir havada geçtiğini düşünüyorum. Bunun birinci nedeni, öğrenci talep ve görüşlerinin samimiyetle dinlenmesi, yardımcı olunmak istendiğinin hissettirilmesi ve dile getirilen sorunların üzerine eğilinmesiydi. Tabii ki bunda Sevilay Hocanın açıkgörüşlülüğü ve yapıcı tavrı da etkiliydi. Topluluk faaliyetlerini dikkatle dinledi ve bir ortak çatı altında neler yapılabileceğini, kendi görüş ve tavsiyelerini de katarak dile getirdi. Arda Hatipoğlu: SBF Ekonomi Topluluğu olarak toplantıdan ve taleplerimizin dinlenmesinden çok memnun kaldım.Faydalı bir toplantı oldu. Emeği geçen herkese teşekkürler 31 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Anneler Günü’nü Birlikte Kutladık… Yaşamımız boyunca gücümüze güç, umudumuza umut katan annelerimizle 13 Mayıs’ta, Mülkiyeliler Birliği’nin bahçesinde buluştuk, bir sabah da biz annelerimizi “kahvaltıya çağırdık”… 32 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Sabriye Karayel, Efe Kaya Ercan Hatice Ayrancı, Zeynep Ayrancı İbrahim Ercan, Efe Kaya Ercan, Latife Ercan 33 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Tülin Sabiha Coşgun, Fatma Coşgun Füsun Demiray İsmail Hakkı Gürses, Nehir Gürses, Fadime Gürses Arzu Şen, Kızı Nazo 34 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Sabiha Hoşçakır Arzu Şen, Fuat Şen Okay Bensoy 35 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Birsen Keleş’in anne ve babası Pınar Bedirhanoğlu Fadime Gürses, Fatma Coşgun Füsun Demiray Aysun Yılmaz, Asya yılmaz 36 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Mülkiyeliler Birliği Binasında Çalışma Salonu Açıldı... Mülkiyeliler Birliği Çalışma ve Okuma Dersliği Mülkiye öğrencileri, sınav dönemlerinde fakülte kütüphanesinin açık olduğu saatlerin sınırlı olması ve yer darlığı nedeniyle mağduriyetlerini ifade etmişlerdi. Fakülte yönetimi sınav dönemlerinde kütüphaneyi 24 saat açık tutma kararı aldı, öğrencilere ücretsiz çorba servisine başaldı. Mülkiyeliler Birliği Yönetimi ise, aldığı kararla, birlik binasının bir katını çalışma salonuna dönüştürdü. Öğrencilere indirimli yemek olanağı sundu. 37 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... “ Bahçede Şenlik Var” Etkinliğinde Mezunlar İle Öğrenciler Buluştu... 38 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Mezunlar ile öğrenciler 17 Mayıs 2012’de Mülkiyeliler Birliği’nin bahçesinde buluştu. Buluşma bir şenliğe dönüştü. Dinleti, fotoğraf sergisi ve film gösteriminin yapıldığı buluşmada anılar paylaşıldı. Öğrencilerin kendi üretimlerinin sergilenebilir olması mutluluğumuzu pekiştirdi... 39 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Mülkiye Fotoğrafçılık Topluluğu Fotoğraf Sergisi Açtı... Fakültemizin öğrencilerinin hazırladığı “Mülkiye Fotoğrafçılık Topluluğu Fotoğraf Sergisi”, 17 Mayıs 2012 tarihinde Mülkiyeliler Birliği’nde açıldı. Yoğun ilgiyle karşılanan sergide fakülteden fotoğraflara da yer verildi Öğrencilerimize ve fotoğraf sanatçısı, şair Mehmet Özer’e emeklerinden dolayı teşekkür ediyoruz.. 40 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Fotoğraf: Buket Bozduman © Fotoğraf: Buket Bozduman © Sergiden Kareler... 41 Fotoğraf: Emre Sarıkaya © Fotoğraf: Emre Sarıkaya © ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... 42 Fotoğraf: Melis NurkanSarıkaya © Fotoğraf: Melis NurkanSarıkaya © ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... 43 Fotoğraf:Mehmet Özer © Fotoğraf:Mehmet Özer © ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... 44 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Mülkiye Türk Halk Müziği Topluluğu Konseri Mülkiye Türk Halk Müziği Topluluğu, 2005 yılı sonbaharında kuruldu. Bir süre sonra, halk müziği çalışmaları içerisinde özel bir yeri olan “temalı konserler” hazırlamaya yöneldi ve bu kapsamda 2009 yılında “Mapushane”, 2010 yılında da “İstanbul” temalarını işleyen konserler verdi. 2011 konserinde ise temanın yanı sıra çalışmalarımıza serbest türkü söyleme geleneğini kattık ve o yılın “Meyhane” temasına “HerTelden” bölümünü ekledik. Böylece hem gönlümüzden geçen türküleri çalıp söylemenin hem de tema çalışmalarıyla halk müziğine katkıda bulunmanın hazzını yaşadık... Bu yıl yine “her telden” türküler söyledik; ikinci bölümde ise temamız “kahve bahane” idi; mani söyleme geleneğinin geniş bir yer bulduğu Türk Halk Müziği içerisinde, kahveden dem vurup da sözü bambaşka yerlere getiren türkülere yer verdik... Hani derler ya; gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane… MÜLKİYE TÜRK HALK MÜZİĞİ TOPLULUĞU 45 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Kazan Çalışanlarıyla Yemekli Buluşma buluşma. Mülkiyeliler Birliği Yönetimi, Kazan A.Ş. çalışanları ve aileleriyle buluştu. Yemekte, değerli emekçilerimizin yorgunluğunu bir akşam da olsa paylaşarak, sorunlarını dinlemek ve ortak çözüm yollarını konuşmak istedik. Yemekte ayrıca, üyelerimize ve konuklarımıza nasıl daha kaliteli bir hizmet sunabileceğimize dair görüşmelerimiz oldu. Satı Yılmaz, Ozan Yılmaz İbrahim Otlu, Neslihanotlu, Bilge Otlu Kemale Ceylan, Sevilay Çelenk, Gökçe Otlu Akın Demiryürek , Nuriye Demiryürek Saniye Güngör 46 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Yücel Pilavcı, Hatice Pilavcı Yüksel Akbaş, Dilek Akbaş Salim Dağtaş, Songül Dağtaş Zöhre Gülez, Ümit Gülez Muharrem Göksu, Şemsi Göksu Hasan Çelik, Aysel Korkmaz Çelik, Işık Gökpınar Cihangir Çam, Ayşe Çam, Arda Çam Salman Keçeci, Durdene Keçeci 47 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Musa Ceylan, Kemale Ceylan Hasan Göksü, Gülsüm Göksu Muharrem Ecet, Sıla Ecet, Nebahat Ecet Murat Uslu Ali Eren, Bahadır Gümüş Yüksel Pilavcı, Savaş Kocaoğlu, Hatice Pilavcı Hüsyin Yalçın, Hazal Yalçın, Fadime Yalçın Mustafa Güven, Makbule Güven 48 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... İnek Bayramı şenlikleri SBF öğrencilerinin her eğitim-öğretim yılı sonunda, yorgunluk atma,bir geleneği sürdürme, özgür ve yapıcı eleştiri hakkını kullanma ve eğlenme amacıyla düzenledikleri etkinliklerdir. Benzersiz mizahın sergilendiği, itiraz ve onayların ortaya koyulduğu “hesaplaşma günüdür”. Fotoğraflar: Aslıhan GÜNDÜZ © SBF Dekanı Prof. Dr. Yalçın Karatepe 49 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... 50 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... 2011 - 2012 Dönemi Mezuniyet Töreni Yapıldı... vardır. İşte onlar geliyor; Siyasallı öğrenciler geliyor!” diye anons ettiler. 1 Mayıs kürsüsünden böyle anons edilmek önemlidir. Ancak bu övgüyle karşılanmak kadar buna layık olmak da önemlidir. Hayat her yeni gün yeni seçimler dayatır. Bazılarımız her defasında kendimizi, kendi iyiliğimizi seçeriz. Bazılarımız da “iyi” olmayı, yani “ötekinin yararını gözetmeyi” seçer. Bu ülkenin onuru olmayı biz Siyasallılara miras bırakanlar bunu yapmıştı. Sizlerin de seçiminizin bu yönde olacağını ve bu yüzden de hayatınızın kolay olmayacağını biliyorum. Mülkiyeliler Birliği bu seçiminizde yanınızda olmak için var. Birliğinize üye olun. Sahip çıkın. Sadece burada değil, İstanbul’da, İzmir’de, Bursa’da, Eskişehir’de, Kayseri’de, Adana’da, Mersin’de, Datça’da Samsun’da Kıbrıs’ta şubelerimizin olduğunu, hayatın güçlükleri sizleri yapayalnız bulmasın diye, seçiminizi dayanışmadan ve onurdan yana yapabilesiniz diye bir araya gelen Siyasallılar olduğunu unutmayın. Sayın Rektörüm, Değerli Dekanlar, Meslektaşlarım, Saygıdeğer Aileler, Sevgili Öğrenciler, Mülkiyeliler Birliği adına sizleri selamlamaktan onur duyuyorum. Sevgili öğrenciler sizleri her şeyden önce az olanla idare etmeyi başardığınız için kutluyorum. Çünkü öğrencilik “az olanla idare etme sanatıdır”. Öğrencinin parası azdır. Yemek molaları, teneffüs saatleri azdır. Çoğu zaman çok kalabalık olan dersliklerde konuşma şansları da azdır. Sınavlarda dakikalar az gelir. Sınav sonuçları açıklandığında puanlar az gelir. Fakat sizler de biliyorsunuz ki, sınavlardan aldığınız puanları bir tarafa bırakırsak, az olan her şey çok kıymetlidir. 10 dakikalık ders araları çok değerli, bir günde kaç fincana paranızın yeteceğini hesaplayarak içtiğiniz çay ya da kahve çok güzeldir. Az olanla idare ettiğiniz dört yıl, beş yıl ya da biraz daha fazlası için her birinizi yürekten kutluyorum. Üniversiteden mezun olmak birçoğumuzun hayatındaki en zor veda anlarından biri olmuştur. Üniversite yıllarını geride bırakmak, ortaokulu, liseyi geride bırakmaktan farklıdır. Birdenbire hayatın sizlerden başka bir şey beklediği bir evreye geçersiniz. Yol ayrımındasınızdır. Hayat bütün ağırlığıyla omuzlarınıza çöküverir. Siyasal Bilgiler Fakültesi, aksi yöndeki bazı görüşlere rağmen, geçmişte olduğu gibi bugün de hayatın ağırlığını karşılamada size güç verecek kültürel, politik, entel-ektüel ve mesleki birikimi sağlayan en önemli eğitim kurumlarından biridir. Bizler bunun farkında oldukça bu birikime sahip çıktıkça ve katkıda bulundukça böyle ol maya da devam edecektir. Hepinizi sevgiyle kucaklıyor, sizlere emeği geçen değerli hocalarınızı, dostlarınızı ve ailelerinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Yolunuz açık olsun. (Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı Sevilay Çelenk’in 2011-2012 eğitim öğretim dönemi mezuniyet töreninde yaptığı konuşmanın tam metnidir) Bu yıl 1 Mayıs’ta Siyasallı öğrenciler alana girerken kürsüden, “her ülkenin onuru olan okullar, her ülkenin gururu olan öğrenciler 51 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... sal menfaati göz önüne alarak yapacaklardır. Mülkiyelilerde “ben” yoktur. Hep “biz” vardır. Onlar bundan sonra da size çok büyük mutluluklar yaşatacaklardır. Bu sadece bir başlangıç. Sevgili Mezunlarımız, Buradan ayrılırken sahip olduğunuz umutlarınız hiç azalmasın; Ne kendiniz için ne de Türkiye için. Sizler birer Mülkiyeli olarak, tıpkı sizden önce buradan mezun olanlar gibi, bu ülkenin insanlarına hizmet etmeye devam edeceksiniz. Mülkiye’nin tarihi ve misyonu sizlere önemli görevler yüklemektedir. Sahip olduğunuz vatan sevgisi her daim yaşamınızın bir amacı olacaktır. Bu sevgiyle, hiç karamsarlığa kapılmadan çalışacak ve ülkemizi ulu önder Mustafa Kemal’in işaret ettiği muasır medeniyet seviyesine çıkarmak için çalışacaksınız. Sizlerden beklentimiz budur. SBF Dekanı Prof. Dr. Yalçın Karatepe Sayın Rektör, Sayın Dekanlar, Değerli öğretim üyeleri, bugün mezun olan öğrencilerimizin aileleri ve Sevgili 2012 Mezunlarımız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Mezuniyet töreni konuşmasını hazırlamaya çalışırken biraz araştırdım. Gördüm ki hiçbir mezun, töreninde yapılan konuşmayı hatırlamıyor. Her şey bir an önce bitse de ailesine, arkadaşına sarılsa diye beklediğinizi tahmin ediyorum. Okula ilişkin pek çok şeyi hatırlayacaksınız; sınavlar, arka bahçe, akvaryum, belki kütüphanede geçirdiğiniz zamanlar, küçük amfi, konferans salonu, sütunlu salon, inek bayramları vs. Ama benim şimdi yaptığım konuşmayı hiçbiriniz hatırlamayacaksınız. Peki ben bütün bunlara rağmen niye konuşuyorum: çünkü dekanım ve programı ben yaptım ve doğal olarak kendime bu fırsatı verdim. İnanın bana aranızdan birisi, ileride bu fakültenin dekanı olduğunda o da kimsenin hatırlamayacağı bir konuşma yapacak. Yanlış anlamayın, bunları sizi dekan olma hevesinden vazgeçirip, yerimi sağlama almak için söylemiyorum. Bu bir gerçek. Bu nedenle ben de, sizin hatırlamayacağınız bir konuşma yapmak yerine, hazır buraya çıkmışken, belki aileleriniz hatırlarlar umuduyla, onlara bir konuşma yapmak istiyorum. Sevgili Mezunlarımız, Bugün Fakültemizi terk ediyorsunuz. Sizleri özleyeceğiz. Her birinizin gönlümüzdeki yeri ayrı. Ama sanmayın ki yeriniz dolmaz! Siz mezun oluyorsunuz ve hayat devam ediyor. Fakültemiz de devam ediyor. Bu durumda yerinizi doldurmak için elimizden geleni yapıyoruz. Sadece bu sene için değil. Hedefimiz çok büyük. Biz gelecek kuşaklarımızı da garanti altına almak istiyoruz. Bu bağlamda, bana iki hafta önce gelen bir mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum. Sevgili Fakülte Dekanı ben Egemen Bulut. 9 yaşındayım. İlk okul 3'ü bu senede yine 5 pekiyi derece ile geçtim, okulumu bitirip sonrasında hangi okula giderek Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanmam için izlemem gereken yolu bana anlatınız. Sizler beni 9 yaşımda olduğum için ciddiye almazsanız sizlerle ilgili düşündüğüm bütün güzel hayallerimi yıkarsınız sonra ben de sizi ciddiye almam, bana gerek ev telefonumdan gerekse babamın telefonundan acil bilgi vermenizi istiyorum. Gereğinin yapılmasını arz ederim Sevgili veliler, Bugün sizin için gururlanma günüdür. Yıllarca sevgi ile büyüttüğünüz, belki pek çok sıkıntılara katlanarak okuttuğunuz ve bize güvenerek teslim ettiğiniz evlatlarınız, hayata hazır bir şekilde mezun oluyorlar. Biz onlara pek çok şey öğrettik. Kendi alanlarıyla ilgili en derin bilgileri aktardık. Merak etmeyi, sorgulamayı öğrettik, ve bunu yaparken onlardan pek çok şey bekledik; dik durmalarını, karamsarlığa kapılmamalarını, her zorluğun sonunda aydınlık bir gelecek olduğuna inanmalarını öğrettik, fakat bütün bunların üstünde onlara Vatan sevgisini öğrettik. Her Mülkiyeli, her nerede görev yaparsa yapsın biliniz ki yaptıkları her şeyi, toplum- Babam Ufuk Bulut (siz beni isteyin) Ve şimdi bu mesajın sahibi, yani sizin yerinizi 10 yıl sonra alacak olan Egemen Bulut’u sahneye davet ediyorum... Gördünüz, Egemen bizim geleceğimizin de parlak olacağının işaretidir. Hepinizin yolu açık olsun. 52 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Mülkiye adayı Egemen Bulut Mülkiye Dekanı Prof. Dr. Yalçın Karatepe İle birlikte... 53 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ’un 2011-2012 Mezuniyet Töreni Konuşmasının Tam Metnidir. Değerli Aileler, arkadaşlarımın büyük payı vardır. Onlar sizin çocuklarınızı kendi evlatlarından ayırmadılar. Onlar, çocuklarınızın bu fakültedeki öğrencilik yıllarını verimli, mutlu ve huzurlu geçirmeleri için büyük emek verdiler. Görevlerini büyük bir sorumluluk ve özveriyle yerine getirmeye çalıştılar. Bilgilerini ve birikimlerini onlarla paylaştılar. Bu güzel ülkeye değerli Mülkiyeliler kazandırdıkları için, öğretim üyelerimiz, bugün en az sizler kadar, en az mezunlarımız kadar mutlular. Onları kutluyor, üniversitem adına şükranlarımı sunuyorum. Bugün sizlerin çocuklarınıza verdiğiniz sınırsız sevginin ve emeğin, onları yetiştirmek için sağladığınız sonsuz desteğin, yaptığınız tüm fedakârlıkların taçlandığı bir gündür. Bugün hayallerinizin gerçekleştiği gündür. Bugün sizin gününüzdür, sevinin, gurur duyun! Hepinizi gönülden kutluyorum, Ne mutlu sizlere, gözünüz aydın. Bu genç insanların hep güzel günlerini görün. Bugün yaşadığınız mutluluğun daima sürmesini, onların daha nice güzel günlerini görmenizi diliyorum. Bugünün tekrarı yok, hiç unutmayacağınız bir gün yaşıyorsunuz. Doyasıya keyfini çıkarın. Benim de çocuklarım var. Bu gençlerden çok daha büyükler. Küçüğü bile on yıl önce üniversite mezunu oldu. Ben onları hala birer çocuk olarak görüyorum. Biliyorum, karşınızdaki bu genç insanlar, sevgili yavrularınız da size öyle geliyordur. Ama ben ve onları bugünlere getiren hocalar şu anda arkamızda ne kadar yetkin, ne kadar seçkin, kendine güvenen, yere sağlam basan insanların durduğunun bilincindeyiz. Mülkiyenin sevgili idari personelini de hep beraber alkışlayalım. Bugün mezunlarımız için, aileleri için ve bizler için emeklerin semerelerinin elde edildiği bir bayram günüdür, bir hasat bayramıdır. Bayramınız kutlu olsun. Sevgili Mezunlarımız, Genç Mülkiyeliler, Öncelikle size teşekkür ediyorum. Ülkemizin bu anıtsal yükseköğretim kurumunu, Mülkiye’yi enerjiyle ve sevgiyle doldurduğunuz, hem AÜ Cebeci Yerleşkesi’ni hem umutlarımızı daima canlı tuttuğunuz için teşekkür ediyorum. Eğitim sürecinde bize öğretici, düşündürücü sorular sorarak, yorumlar yaparak, bilgilerimizi yeniden değerlendirme, yeni öğrenmeler edinme fırsatları sağladığınız için teşekkür ediyorum. Üniversitenizi ve Fakültenizi sahiplenmedeki cömertliğiniz ve içtenliğiniz için teşekkür ediyorum. Mesleğinize verdiğiniz değer ve gösterdiğiniz saygı için teşekkür ediyorum. Üniversitemizin ve onun anıtsal kurumu Mülkiye’nin değerlerini yaşatma ve yükseltme konusunda bize verdiğiniz sarsılmaz güven için teşekkür ediyorum. Onlar Ankara Üniversitesi SBF mezunu olmanın sağladığı yüksek donanım, eşsiz değerler ve büyük bir özgüvenle önlerinde açılan aydınlık ve umut dolu yola çıkıyorlar. Yolları açık olsun. Sevgili Mezunlarımız, Genç Mülkiyeliler, Mülkiye’de öğrenciliği başarıyla tamamladınız. Sizleri yürekten kutluyorum. Biliyorsunuz ki, bu tören bir veda değil, Mülkiye’den ayrılmıyorsunuz, bugün gerçek birer Mülkiyeli oluyorsunuz. Bir eğitim kurumunun büyüklüğünün en önemli Değerli Aileler, Bu yaşanan güzel ve anlamlı tabloda değerli öğretim üyelerimizin, benim sevgili çalışma 54 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... göstergesi, mezunların toplumdaki saygınlığı ve topluma kazandırdıklarıdır. Mülkiye, ilk mezunu Çeşme doğumlu Mehmet Sırrı Efendi’den bu yana çok mezunlar verdi. Mülkiye mezunları bu güzel ülkenin her köşesine ışık götürdüler. Yurt içinde ve dışında Cumhuriyetimizi onurla temsil ettiler. Mesleki başarılarıyla, erdemli yaşamlarıyla, yurtseverlikleriyle, doğru ve gerçekten yana duruşlarıyla Mülkiye değerlerini çok güzel taşıdılar ve bu değerleri yükselttiler. Türkiye, Mülkiye’nin, kamu yararının, topluma karşı sorumluluğun, insan haklarının ve demokrasinin öğretildiği bir okul olduğunu mezunlarını tanıdıkça öğrenmiştir. Mülkiye’nin özgür ve eleştirel düşüncenin anavatanı olduğunu, Mülkiyeli’nin sadece bilen değil, bilgisi kendisine yakışan olduğunu Türkiye’ye gösteren mezunlarımız olmuştur. ten inanıyorum. Sizlere güveniyorum. Kendinize güvendiğinizi biliyorum. Mülkiye’nin hiçbir zaman koşulların dümen suyunda giden renksiz, silik ve kimliksiz bir kurum olmadığını, Mülkiyeli olmanın, ilkeli, dik ve onurlu duruşa sahip olmak demek olduğunu sizden önceki Mülkiye mezunlarını tanıyanlar bilirler. Sevgili Mezunlarımız, Genç Mülkiyeliler, Şimdi sıra sizde. Sizler önünüzde açılan aydınlık yolda yürürken, bilginizle, duruşunuzla, duyarlılıklarınızla ve davranışlarınızla Mülkiye ruhunu ve kimliğini yaşatacaksınız. Mülkiyenin bu toplumun güvencesi, göz bebeği bir aydınlanma kurumu olduğunun kanıtları sizler olacaksınız. Bunu başaracağınıza yürek- 55 Sevgili Mezunlarımız, Genç Mülkiyeliler, Eğitim kurumlarının gücünün bir başka göstergesi ise mezunların okullarıyla ve birbirleriyle kurdukları bağın kalitesidir. Mülkiyeliler bu ülkenin ilk mezunlar örgütünü kurdular. Okullarına ve birbirlerine sarılarak, sevgi ve saygı ile bağlanarak benzersiz, örnek bir dayanışma geliştirdiler. Bu dayanışma Mülkiyeli ruhunun, Mülkiye kimliğinin, en önemli öğelerinden biridir. Mezunlar Mülkiye’nin ayrılmaz bir parçası olmuşlar ve ondan kopmamışlardır. Bugünün Mülkiyeliler Birliği ise Mülkiye dayanışmasının simgesidir. Mülkiye kimliğini sahiplenmek ancak Siyasal Bilgiler Fakültesini ve Mülkiyeliler Birliğini birlikte sahiplenmek ile mümkündür. Mülkiyeliler Birliği yanında olmazsa Siyasal Bilgiler Fakültesi eksik demektir. Lütfen Birliğinizi ihmal etmeyin. Değerli Konuklar, Mülkiye, bu güzel ülkenin en saygın, en belirleyici yükseköğretim kurumlarının başında gelir. Ülkenin siyasal, toplumsal, ekonomik yaşamında derin etkileri olmuştur. Unutulmaz bilim adamları, devlet adamları yetiştirdi, unutulmaz diplomatlar, kamu yöneticileri yetiştirdi. Aydınlar ve erdemli insanlar yetiştirdi. Gözün aydın Türkiye, en yeni Mülkiyeliler geliyor. Onları çok seviyorum, onlara çok güveniyorum ve yolları açık olsun diyorum. ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... 56 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... 57 ... etkinliklerden...etkinliklerden... etkinliklerden... etkinliklerden... “Sınırın Ekonomi Politiği” Söyleşisinden, 27 Haziran 2012 58 ANMA ETKİNLİKLERİ 59 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... 30 Mart Kızıldere Anması Kızıldere direnişinin 40.yılında devrimci mücadelenin önderleri Ankara'da yapılan etkinliklerle anıldı. Devrimci mücadeleye emek veren birçok kişi ve kurum "direnişin ve dayanışmanın tarihi onurumuzdur" diyerek bir araya geldi. Türkiye devrim ve demokrasi mücadelesinde halkların kurtuluşu ve ülkenin bağımsızlığı için Kızıldere'de katledilen devrimci önderleri; Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Hüdayi Arıkan, Saffet Alp, Ertan Saruhan, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt ve Ömer Ayna unutulmadı. Birlik Başkanımız Sevilay Çelenk, Genel Sekreter Özgür Tüfekçi’nin de katıldığı anma etkinliği, Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir gibi birçok devrimci önderi yetiştiren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi 'nde (SBF) yapıldı. SBF önünde yapılan anma, Mehmet Özer’in okuduğu “Umutsuzluk Yasak” adlı şiirden sonra saygı duruşu ile başladı. SBF-DER adına Hasan Hüseyin Özkan bir konuşma yaptı. SBF'nin Türkiye'deki devrimci mücadelede önemli bir yeri olduğunun altını çizen Özkan, "Şimdi bu okuldan mezun olanları, Kızıldere'de direnenleri katletseler de, unutturmaya çalışsalar da biz tarihimize sahip çıkıyoruz" dedi. Hasan Hüseyin Özkan'ın ardından Halkevleri Genel Başkan Yardımcısı Samut Karabulut da bir konuşma yaptı. Karabulut "Türkiye'deki sosyal uyanışı durdurmak için birçok katliam yapıldı. Kızıldere Katliamı en önemlilerinden biridir" dedi. Sosyal uyanışı durdurma hamlelerinin bugünkü iktidar ile devam ettiğini ifade eden Karabulut, 29 Mart’ta Kızılay'da yaşanan polis saldırısını hatırlattı. Karabulut devrimci önderleri anma etkinliklerinin AKP tarafından suç ilan edildiğine değinerek, anmalara katılan birçok kişinin yargılandığını belirtti. Karabulut konuşmasını "AKP'nin anmaları yasadışı ilan etme çabaları boşunadır. Kızıldere'de direnenler devlet tarafından öldürülse de, halkın nezdinde ölümsüzleştiler. Onları unutmayanları yargılamak için tüm halkı yargılamaları gerekir" diyerek sonlandırdı. SBF’deki anma etkinliğine katılan kurumlar adına ortak bir açıklama okunarak buradaki etkinlik sonlandırıldı. 60 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Sadun Aren Hocamız, Merhaba! 61 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Sadun Aren’nin 4. ölüm yıldönümünde, her yıl geleneksel olarak dostları ve alesinin hocamızı anmak için düzenlediği etkinlikte “ülkemizde gelir dağılımı” konusu işlendi. Oturumu Prof. Dr. Tuncer Bulutay yönetti. Sadun Aren Hocamızın öğrencileri; Prof. Dr. Ege Cansen’in ve Prof. Dr. Güngör Uras’ın konuşmacı olduğu söyleşiden sonra, hocanın dostları birlikte yemek yediler. Prof. Dr. Ege Cansen Prof. Dr. Tuncer Bulutay Prof. Dr. Güngör Uras Sadun Aren’in ailesi ve Mülkiye hocaları, değerli mezunlarımızla birlikte... 62 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... 63 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... AŞKLA SANA alnını dağ ateşiyle ısıtan yüzünü kanla yıkayan dostum senin uyurken dudağında gülümseyen bordo gül benim kalbimi harmanlayan isyan olsun şimdi dingin gövdende uğultuyla büyüyen sessizlik birgün benim elimde patlamaya sabırsız mavzer olsun başını omzuma yasla göğsümde taşıyayım seni gövdem gövdene can olsun beni umutsuz koma tarihle avutma beni çünki aşkla sınanmışım sana sana yangınla, suyla, ateşle ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım ey yaşarken kanayan acı şimşekli gök, tufan, kan fırtınası uçurum kıyısında hızla büyüyen ot yapraksız bir ölümün anısı için körpecik kuzuların derisi için beni tarihle avutma umutsuz koma beni söyle bana ey ölümün açıklayıcı pervanesi hangi yavru tek başına yiğittir hangi yangın bir başına söndürülür ah herkes susuyor hiçkimse bilmiyor içimin yangınını ah herkes mi susuyor kalbimi kalbine bağladığım dostum ah herkes mi susuyor kalbi kalbimize benzeyen dostlar bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya hayatın ateş renkli kelebekleri bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için ah herkes mi susuyor akıtsam deliren sevdamı köpürürmü hayatı besleyen su ey benim yedi başlı kartalım her başını bir dağ başlangıcında koyanım senin böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir bizim aşkımızı solduranların korkusu çünkü elbette bir su kendi akacağı toprağın sertliğini bilir ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak artık ırmak mı ne denir işte devrim ona benzer bir akışın hızına denir yarın ne olur bilirim ben bahar gelir, otlar büyür ölüm de yapraklanır bir dağ bulur uzun uzun bakarım bir çam ağacı gölgesi güzel kokular veren bir damla güneş görünce sana da gülümseyeceğim yarın bağırsam içimdeki dehşeti hırsım deler mi toprağı beni acısıyla onduran dostumu aşkla vurduran hayat sana yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım dünyanın yeni baharına çatlarken kadim güneş bağrım delinirken fidanların kanıyla anamın doğurgan karnıdır diye sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye dostumun üretken gülüdür diye sana bağlandım sana sarıldım şimdi senin uzanıp yattığın otlarda yarın yeni bir yeşillik büyüyecek Arkadaş Zekai Özger 64 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Hakan Yurdakuler’i Anıyoruz 65 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... 8 Nisan 2012 Pazar günü Hakan Yurdakuler’i anmak için Karşıyaka Mezarlığı’nda buluşan arkadaşları, Hakan için getirilen karanfileri üzerine örterek saygı duruşunda bulundu. 8 Nisan 1976 tarihinde faşistler tarafından SBF önünde vurularak öldürülen Hakan aramızdan ayrılalı tam 36 yıl olmuş ama anılar hala dün gibi sımsıcak. O an gibi sıcak... Hakan Yurdakuler’in Okul Arkadaşı Yunus Işın Anlatıyor: Hakan, Beşir ve Fatma vurulmuştu… O gün, polis okulun etrafını sarmış, içeri giren herkesi tepeden tırnağa aramıştı. Daha sonra polis ortadan kaybolmuş, okuldan dışarıya çıkan arkadaşlarımız faşistler tarafından taranmıştı. Hakan, Beşir ve Fatma vurulmuştu. Hacettepe Hastanesi’ne götürülürken Hakan’ı kaybetmiştik. Katilleri hala dolaşıyor. Aynı gün bu olayı protesto için Kurtuluş ’a doğru yürüyüşe geçtik. Hacettepe Köprüsü altına mevzilenmiş polisler kitlenin üzerine yaylım ateşi açtılar. İnsanlar kendilerini yere attılar. Kurtuluş Lisesi’nin önünde insanlar üst üste yığılıp kaldı. Hani tarlaları sel basar, ekinler üst üste eğilir, aynı o şekilde ölmeyi bekliyorduk. Burhan Barın ve Eşari Oran ölmüşlerdi. En az, 50 kişi yaralanmıştı. Daha sonra çok yaygınlaşacak olan katliamların provasıydı Kurtuluş saldırısı.” 66 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Hakan Yurdakuler’e dediler ki şuraya iki satır yaz paylaş geçirdiğiniz dünü bugünü sen yanındaydın dediler onu en iyi sen anlatırsın dediler yapamadım yazamadım ölümüne kalem tutamadım... (Mustafa Şenocak, 2010) Dostlar; aslında Hakan için yazılacak, anlatılacak çok şey var. Hakan’ın kısa devrimci yaşamı ve mücadelesinde ve devrimci kişiliğinin oluşumunda bazı önemli etkenler var. Bunlardan biri, Hakan’ın ilerici bir aileden gelmesi ve kentli (Ankara) bir devrimci olması; ikincisi devrimcilerin harman olduğu bir yer olan SBF’de öğrenci olması ve üçüncüsü de 1974–76 gibi devrimci gençlik mücadelesinin yükseldiği bir dönemde yaşamasıdır. Kentli bir devrimciydi, aydınlanmacı, ilerici bir aileden geliyordu. Babası 27 Mayıs ihtilalcilerinden Kurmay Albay, tabii senatör Muzaffer Yurdakuler ve Annesi eğitimli bir aileden gelen Nürinnisa Yurdakuler, yani bizim Nuni Teyzemiz idi. Hem anne hem de baba, özellikle Hakan’ın ölümünden sonra, yaşamlarının sonuna kadar devrimcileri korudular, kolladılar, evlerinde barındırdılar ve devrimci mücadelenin her zaman yanında oldular. Hakan’ın dedesi de Konya Delibaş İsyanı sırasında komünist olduğu gerekçesiyle gericiler tarafından öldürülmüştü. Hakan, 1973 yılında Siyasal’ a girmişti. Okulumuzun parlak bir öğrencisi olan Hakan’ın hayatı SBF’ye girdikten sonra değişmeye başlamıştı. O dönemde SBF’deki devrimcilerin azımsanamayacak bir kısmı kentli ve belirli bir burjuva kültürü alan gençlerden oluşuyordu. Kendisi de TED-Ankara Koleji’nden gelmekteydi, ama çok kısa bir süre içinde okuldaki kendi deyimiyle, “sev –gençli” gruptan kopup, gerçek devrimcilerin, halk çocuklarının yanında yer almıştı. Ekonomik sıkıntıları olmayan bir aileden geliyordu. Ancak gerek giyim ve kuşamı, gerekse de davranışlarıyla bunu hiçbir biçimde yansıtmıyordu. Harçlığı dâhil, elindeki, üzerindeki her şeyi, ihtiyacı olan arkadaşlarıyla, yoldaşlarıyla paylaşıyordu. İşin gerçeği o dönemin Siyasal’ında böyle bir dayanışma ve paylaşma kültürü başat bir kültürdü. Hakan da bundan nasibini aldı ve SBF’ de yetişen bir devrimci oldu. Hakan, “devrimci teori ile devrimci pratiğin uyumu” ilkesini herkesten daha çok benimseyen bir arkadaşımızdı. Sürekli Marksist klasikleri okuyarak kendisini geliştiriyordu. Ancak sadece bir devrimci gibi düşünmekle yetinmiyor, aynı zamanda bir devrimci gibi yaşamaya da çalışıyordu. Bu nedenle sözü ve eylemi daima uyum içinde olmuştu ve özel yaşamında bunun gereklerine uymaya çalışmıştı. Örneğin, okuldaki her anti-faşist, anti-emperyalist eylemde hep ön sıralardaydı. Siyasal tarihinin en önemli direnişlerinden birisi olan uzun süreli boykotumuzda bazı günler neredeyse -20 dereceye varan boykot nöbetlerinde hep sabah ilk nöbeti alacak kadar da fedakârdı. Boykot ve polisle çatışmalar sonrasında Ankara Emniyetine götürüldüğünde babasının gücüyle kendisine, “serbest bırakılabileceği” söylendiğinde “ arkadaşlarımın hepsi bırakılmadan buradan çıkmayacağım” dedi ve arkadaşlarıyla beraber içerde kaldı, açlık grevine başladı. Sonrasında dönemin sıkıyönetim komutanlığının emriyle Ankara dışına sürgüne gönderildi. Bu sürgün Hakan için dönüm noktasıydı. Döndüğünde Hakan daha da bilenmiş ve devrimci mücadeleye olan inancı daha da artmıştı. Mücadeleyi okul dışına taşımak, yoksul mahallelerde, fabrikalarda işçilerle, emekçilerle yan yana olmak ve onları örgütlemek istediğini söylüyordu. Artık onu sıklıkla mahallelerde, işyerlerinin önünde devrimci bildiriler dağıtırken görüyorduk. Yani Hakan, o dönemin tüm devrimcilerinin inandığı gibi halkla, sınıfla, ideoloji ve siyasetle iç içe olmak gerektiğine inanıyordu. Çünkü bizim dönemimizin devrimcileri, tıpkı 68 Kuşağının Mahirleri, Denizleri ve İboları gibi kitlelerle organik bağ içindeydiler ve onlardan derin bir şekilde etkilenmişlerdi. Halkın hep masum olduğuna inanıyorlar ve onun değerlerine saygılı davranıyorlardı. Dayanışmacı ve paylaşımcıydılar; ama aynı zamanda toplumu ve düzeni devrimci bir tarzda değiştirmeye çalışan çok yönlü devrimcilerdi. Ütopyalarına sıkı sıkıya bağlıydılar, devrim ve sosyalizm vazgeçilemez idealleriydi. 67 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Hakan’ı ortak ütopyamızdan, ideallerimizden 8 Nisan 1976 tarihinde okulumuza yapılan faşist bir saldırı ayırdı. Polis kontrolü ve koruması altında okulu basan faşistler okulun tam önünde, bu saldırıya karşı taşlarla cevap vermeye çalışan Hakan’ı başından vurarak öldürdüler. Öldürüldüğünde sadece 23 yaşındaydı. Babasının ilk tepkisi, “ben babamı gericilere kurban verdim, oğlum Hakan’ı da devrimci mücadelede şehit verdim” biçiminde oldu, Hakan’ın kendisine ait olan ve bugün onun mezar taşında yazan “ Bu ülke ve bu güzel insanlar için neler verilmez ki ...” sözünü tekrarlamak oldu. 68 Naaşını on binler taşıdı. Ardından düzenlenen gösterilere yapılan polis saldırısında Eşari Oran ve Burhan Barın adlı iki yiğit devrimciyi daha şehit verdik. Ama ne onları ne de Hakan’ı hiç unutmadık, unutmayacağız. Anısı bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelemize ışık tutuyor… Doç. Dr. Mustafa Durmuş ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... O Acı Nasıl Yaşandı? Aslında nasıl yaşadığını bilir gibiyim. 1977 sekiz Nisan’ında, çalmıştık kapılarını. Küçükesat, Bade Sokakta hiç unutmuyorum. (Dalokay döneminde sokağın ismi Hakan Yurdakuler Sokağı olmuştu. Faşist cunta yönetime geldiğinde ilk işlerinden birisi sokak başındaki Hakan Yurdakuler tabelasını sökmek olmuştu) Muzaffer amca hemen hiç konuşmuyor, Nurinnisa teyze çok yorgun görünüyordu. bu dünyada değildi sanki ve de durmadan anlatıyordu. dinledikçe, bir annenin bedeni artık yok olan ve de gitmiş olan çocuğu ile ietişimini şaşkınlık ve hayranlıkla izliyordum. Önce Hakan’ın odasına götürdü beni. İnanılmazdı, ama odası aynen korunmuştu. Sanki Hakan sabahleyin o odadan çıkmış ve okula gitmiş gibiydi. Odanın girişinde hemen sağ taraftaki kütüphanenin rafından bir cam kavanoz aldı.içinde sarı renkli bir sıvı ve ne olduğunu anlamadığım bir şeyler vardı. Nurinnisa teyze, - Hakan’ın bademcikleri… dedi. Nurinnisa teyze,o kavanozu bana uzatmıştı ama ben elimi değemedim. sonra biz koltuklarda otururken, o iliştiği sandalyede anlatmaya başladı. -Dün akşam yine geldi hakan dedi.ama mutfak penceresinden .sabaha kadar konuştuk oğlumla, gün doğarken yine gitti dedi. O evde yaşadığım, toplam birbuçuk saati 34 yıldır asla unutmadım. Davut Haskırışı da unutmadım. Teyze çocuğu Mustafa Haskırışı’da. Mustafa Haskırış, Komiser Kemal’in sadık uşaklarından birisi, bir “dal” mensubu. Dikmen karakolunda faşist çetelere ciddi yardımları var. Şimdi soyadını anımsayamadığım Veysel isimli çok genç bir öğretmeni işkencede öldürdüğünü biliyorum. (daha sonra bu davadan hüküm giymişti) Teyze oğlu Davut da 8 nisan günü siyasalın kapısında tetiği çekenlerdendi. Sonra yakalandı, yargılama sırasında devlet destekli faşistler tarafından yatmakta olduğu Konya cezaevi basılarak kaçırıldı. Kimlerle dans ediyorduk. Hakanın öldürüldüğü günün ertesinde Türkeş , ülkücüler devletin güvenlik güçlerine yardım ediyorlar diye buyurdu. 14 mart 2009 günü sabah gazetesinde Savaş Ay “gadanı alayım başkanım” başlığı ile Kayseri’nin AKP’li büyükşehir belediye başkanı Mehmet Haseki ile yaptığı bir söyleşiyi yayınladı Savaş Ay: üniversite yıllarında sıkı bir ülkücü reismişsiniz. - Kızılay sorumlusuydum. - silah taşıdınız mı? - Çoook taşıdım. yurt başkanıydım. sorumluluk büyüktü. - sıktınız mı o silahı? - Havaya sıktığım oldu. Yanımda silahsız 15-20 arkadaşım var. büyük bir kalabalık bize doğru silahlarla geliyor. havaya sıkarak onları korkuttuğum oldu. Birine doğrultup ateş etmedim hiç. ama ben vuruldum. Hacettepe’de okulun servis otobüsünden inerken ateşe tutulduk. Yanımdaki arkadaş vuruldu düştü. tam siper yere kapandık. Mermi-lerden biri ayağıma saplandı. uzun süre alçıda kaldı.(bu olayın böyle olmadığını,aslında şöförü gaspederek okula katliam için geldiklerini ancak devrimcilerin uyanıklığı sayesinde araçtan inemeden püskürtüldüklerini, bu olaya bir forum nedeniyle o anda orada olan üç arkadaşımın daha tanık olduğunu biliyorum) sonunda anladık ki bizi bu duruma itenler varmış. Bazı ağabeylerimizin her tarafla irtibatlı olduğunu gördük. olayların iç yüzünde nasıl tahrik edip, bir yere götürüp anlattıkları ortamları gördük. - Hakan Yurdakuler cinayetini anlatmıştınız dün. - Milli Birlik Komitesi üyesi ve senatör Muzaffer Yurdakuler’in oğluydu. sol görüşlüydü. güpegündüz öldürüldü. vuran belliydi. yakalandı ama cezaevinden kaçırıldı. - Nasıl kaçırıldı? - Bazı resmi görevliler geldi, pazarlıklar yapıldı. onlara verilecek bazı istihbaratlar karşılığında tezgâhlayıp kaçırdılar katili cezaevinden. kendimi ve idealist dava arkadaşlarımı koca bir planın figüranı yaptıkları gerçeğiyle yüzleşince bıraktım. hacettepe’den de uzaklaştırılmıştım. o sene tekrar sınava girip İstanbul hukuk’u kazandım. O zamanın reisi, şimdiki cemaat mensubu ve de kayseri büyükşehir belediye başkanı ne de güzel anlatmış olayı. “bazı ağabeylerimizin her tarafla irtibatlı olduğunu gördük. Bazı resmi görevliler gelmişti ve pazarlıklar yapılmıştı.” pazarlık ve devletin rezilliği ortadaydı. son nokta: Hakan yok tam otuzdört yıldır. Eşari yok. Burhan yok. En son bir döviz bürosunu gaspetmeye çalışırken 69 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... yakalanan faşist polis Mustafa Haskırış burada. Davut Haskırış burada. Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezseniz diyen Demirel Cumhurbaşkanı bile oldu. Ama biz de buradayız. Belki yaşlandık, ellileri çoktan devirip altmışlara merdiven dayadık. Ama buradayız. Sevgili Hakan seni hiç unutmadık. Sana tetik çekenleri de. Hele Demirel’leri, Yazıcıoğulları’nı,onları n uşakları Haskırış’ları asla unutmadık. Unutmayacağız. Ben kendi adıma biliyorum ki insan unutulduğu zaman ölür. O nedenle unutmadım. Seni öldürmeye kıyamam Hakan. Bir dip not: Hakan, Eşari ve Burhan’ın öldürüldüğünün ertesi günü, Ankara’daki demokratik kitle örgütleri bir basın toplantısı düzenlemişlerdi. katılanlar ve öfkeleri salona sığmıyordu. (ben de oradaydım). Basın toplantısını düzenleyenlerin ortak açıklaması ve katılan örgütlerin isimleri aşağıda. Dün hakim sınıflar iktidarı üç yurtsever gencî daha katletti. Dün SBF ve A DMMA’da faşistlerin saldırısıyla; Hacettepe Üniversitesi ve Kurtuluş Meydanında makineli tüfekli, panzerli polislerin saldırmasıyla üç öğrenci öldürüldü. üç öğrenci ağır olmak üzere onyedi kişi yaralandı. yüzlerce öğrenci de göz altına alındı. Hakan Yurdakuler, Eşari Oran, Burhan Barın isimli öğrenciler, sömürü düzenine, zulme ve talana karşı olduğu için katledildi. Ve bu cinayetler ne ilk ne de sonuncu olacaktır. Bugün üniversitelerin büyük bir kısmı “okuma özgürlüğünü sağlama” adına faşistlere işgal ettirilmiştir. İlerici, devrimci öğrenciler okullara girememekte, giren öğrencilerin üzerine faşistler tabanca, zincir ve sopalarla saldırmaktadır. Bugün halkımızın en dinamik kesimlerinden biri olan öğrenci gençliğe karşı yoğunlaşan bu faşist terör, aynı şiddetle işçiler, yoksul köylüler ve öğretmenler üzerinde de sürdürülmektedir. Bu faşist terör ve cinayetler, 12 mart döneminden daha örgütlü olarak uygulanmaktadır. Artık ülkemiz CAN güvenliğinin kalmadığı faşist terörün kol gezdiği bir ülke haline gelmiştir. Bugün artık, devrimci Öğrencinin, öğretmenin, isçinin öldürülmesi olağan hale getirilmiştir. Bu faşist baskıların ve cinayetlerin amacı bellidir... Hergün yeni bir yolsuzluk ortaya çıkmakta, rüşvet olayları bir birini izlemektedir. ülkemiz silah ambargosunun sözde kalması karşılığında ABD emperyalizmine açıkça peşkeş çekilmeye devam edilmektedir. Bu olgular karşısında hakim sınıfların gerçek yüzü ortaya çıkmakta ve halkın muhalefeti güçlenmektedir. Artık bugünkü göstermelik demokrasi bile, sömürünün ve talanın sürmesi için yeterli olmamaktadır. Bunun için hakim sınıflar kendi yarattığı olaylarla kamuoyunu sıkıyönetimin zorunluluğuna inandırmaya ve açık faşizmi tezgahlamaya çalışmaktadır. Şurası açıktır ki, sermayenin en barbar ve en azgın yönetimi olan faşizm, aslında bağımsızlıktan ve özgürlükten yana olan işçinin, yoksul köylünün, memurun yani tüm emekçilerin aynı derece düşmanıdır. Bunu bilerek faşizme karşı mücadele etmeyenler, sessiz kalanlar, “nemelazımcılar” tarihin önünde sorumlu oldukları gibi faşizimin teröründen de kurtulamayacaklardır. Bu sürüp giden cinayetlere, yolsuzluklara, vatan satıcılığına karşı çıkmayanlar egemen güçlerin suç ortağıdırlar. Biz demokratik örgütler olarak ilericileri, demokratları, yurtseverleri, devrimcileri cinayetlere ve katliamlara karşı en aktif olarak anti-faşist mücadelede yerlerini almaya çağırıyoruz. TMMOB, TÖB - DER, TÜMAS (Tüm Asistanlar Derneği), ANKARA TABİP ODASI, TÜS –DER (Tüm Sağlık personeli derneği), TÜTED (tüm teknik elemanlar derneği), TÜMÖD (tüm öğretim üyeleri derneği), TİB (Tüm İktisatçılar Birliği), TÜM – DER (Tüm Memurlar Dayanışma Derneği) ve ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ (bu metin Jeoloji Mühendisleri Odası web sayfasından alınmış olup, belki unutmuşuzdur diye derneklerin açık isimleri ayraç içinde yazılmıştır) Bir konuya dikkat çekmek istiyorum, Saldırılan okul siyasal bilgiler fakültesidir. Hakan Yurdakuler, Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisidir. Ama ne yazık ki bu basın açıklamasını yapan örgütler içinde Mülkiyeliler Birliği yoktur. Sevgili Hakan seni unutmadık. Yalnızca biraz yaşlandık. Ama seni seviyoruz, Sekiz Nisan’da görüşmek üzere, Sevgiyle. Ümit ÇAĞLAR 70 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Hakan Şenyuva’yı Anıyoruz 71 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... SBF-DER başkanlarından Hakan Şenyuva, 33 yıl önce ayrıldı aramızdan. Biz SBF-DER’liler ne yapıyoruz biliyor musunuz? Katilleri unutmuyoruz. Hakan’ı ve düşlerini unutmuyoruz. Biliyoruz, biz ne zaman unutursak gerçekte işte o zaman ölmüş olacak. Bir sonsuzluk şarkısı gibi söyleyeceğiz Hakan’ın düşlerini. Zaman, Hakan’a olan özlemimizi giderek dayanılmaz kılsa da... 72 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Mülkiyeli Şair Ahmed Haşim’i Anıyoruz 73 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Gelmeden Evvel, Geldin, Birlikte Kalbim Benim bir ormandı, İsimsiz, asude, Bir büyük orman; Ve gölgelerinde revan Olan hafi suların aks-i şevk-i müttaridi Dağıtırken sükutu bihude, Düşünürdüm ki, hangi gün, ne zaman, Ne zaman Girecektin o kalb-i mes'ude? Etmeden zehr-bad-ı fasl-ı elem Reng-i eşcar ü abı fersude, Dolacak mıydı seslerin, bilmem O tehi saye zar-ı mesdude? Sanki hicrana bir teselliydi Şeceristan-ı kalb içinde revan Olan hafi suların musiki-i nevmidi. GELDİN Bir gün Akşamın ölgün Duran o namütenahi ziya denizlerine Gark olan eşcar, Gark olan ovalar Oluyorken sükut ü hüzne makar Geldin alam-ı kalbi teskine Ey şebabın hayal-ı cavidi, O melul akşamın havası kadar Gelişin bir sükun-ı saridi... BİRLİKTE Bütün bizim çündür Nukuş-ı encüm-i vahdetle işlenen bir tül Gibi üstünde titreyen bu sema; Gecenin dallarında şimdi açan Bu kamer, Bu altın gül... Bütün bizim çündür Ne varsa aşk ile bidar-ı ra'şe, ya naim, Ne varsa aid olan leyl-i hande-me'nusa, Sana aid lebimdeki buse, Lebinin surh-ı bizevali benim. 74 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Ozanlarımızı Anıyoruz Haziran’da kaybettiğimiz Nâzım Hikmet, Ahmed Arif, Orhan Kemal’i anmak üzere, 6 Haziran 2012 tarihinde Mülkiyeliler Birliği’nde bir etkinlik düzenledik. Şair Ahmet Telli, Aydın Afacan, Mehmet Özer’in konuşma ve şiirleriyle katıldığı etkinlik sinevizyon gösterisi ve müzik dinletisiyle sürdü. 75 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı Sevilay Çelenk’in etkinlikteki konuşmasını ilginize sunuyoruz... Ozanlarımızı Anıyoruz… 1963’ün, 1970’in ve 1991 yılının Haziran aylarının ilk haftasında kaybettiğimiz Nâzım Hikmet, Orhan Kemal ve Ahmed Arif’i anmak üzere gerçekleştirdiğimiz etkinliğimize hoş geldiniz. Halkımızla dil ustalığı, söz ustalığı üzerinden kurdukları derin ve sarsılmaz ilişkiye vurguyla “ozanlarımız” demeyi seçtiğimiz bu üç usta, gerçekten de şiirimizin ve edebiyatımızın vicdanı olmuştur. hışırtısını duyar gibi olurum. Bu romanı üzerine konuşurken; “...memleketimin insanları içindeki en kötülerin bile suçsuzluğuna inanmaktan kendimi alamıyorum. Bu, yalnız kendi memleketimin insanları için değil, bütün bozuk düzenli memleketlerin insanları için böyle... Orhan Kemal'in insan sevgisi bir bütündür. Sevmek için sevmekten değil, en kötü, en suçluda bile, asıl sebebin, asıl suçluluğun 'toplum düzensizliği'nden geldiğini gördüğü için 'insan'ı suçlayamamasındandır...” der Orhan Kemal Usta… İnsan sevgisinin bu anlayış çerçevesinde betimlenmesi bile bir başına çok değerlidir. Çağdaş Türk şiirinin önemli bir ismi olan ve dünyada 20. yüzyılın en önemli şairleri arasında olduğu tartışmasız kabul gören Nâzım Hikmet, yaşadığı dönemde, şiirleri ve kitapları yasaklanmış, defalarca yargılanmış, yıllarca hapis yatmış ve memleket hasreti ile hayata veda etmiş olmasına rağmen, memleketinin insanıyla bağı hiçbir zaman koparılamamış bir şair ve yazardır. Nâzım Hikmet’in şiiri, şiirin bütün akımlarını, bütün dönemeçlerini kat etmiş ve ölümünün üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen, yaşadığı dönemde olduğu gibi sonrasında da Türkiye toplumunun her kuşağı ile buluşabilmiş, hayatlarımıza ve mücadelelerimize anlam katmıştır. 6 Haziran 1991’de yitirdiğimiz, hayın karanlıklarında gecenin sevdanın yüzüne sığınan şiirimizin büyük ustası Ahmed Arif için ise sanırım Rıfat Ilgaz en güzel sözleri söylemiştir: "Bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile kahrolarak" verdin! Alnın ak, yüreğin pırıl pırıl... Benim eşsiz, değerli kardeşim, içli, özgün şairim! Hoşçakal, solmaz tükenmez yeşillikler içinde! Unutmadık, unutmayacağız seni, halkımızın yaşadığı sürece. Yapıtların, anıların belleklerimizden silinmeyecek!” Romanlarıyla edebiyatımıza insanlık hallerini, hayat mücadelesini çok canlı karakter tasvirleriyle armağan eden Orhan Kemal de sayısız öykü ve romanıyla edebiyatımıza başyapıtlar armağan etti. Benim en sevdiğim romanlarından biri olan Bir Filiz Vardı adlı romanı 1965 yılında yayımlandı. Bu romanında vücut verdiği Filiz karakteri öyle ustalıkla betimlendi ki romanı düşündüğümde adeta İstanbul sokaklarından rüzgar gibi, bahar gibi geçen bu genç kadının jarse etekliğinin Onlar gerçekten de, demir kapılar, kör pencereler ardında şiire ve edebiyata bedel ödeyen ozanlarımızdı. Eserleri belleklerimizden silinmeyecek. Kıymetli hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, sevgiyle ve minnetle anıyoruz… 76 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Şevki Kobal İçimizden Biriydi, Arkadaşımızdı... 77 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Şevki Tevfik KOBAL 21.04.1957’de Rize’nin Hemşin kazasında beş çocuklu bir ailenin üçüncü ve tek erkek çocuğu olarak dünyaya geldi. Hemşin kazasının ilk belediye başkanı Mustafa Kobal’ın oğlu olan Şevki, ilk öğrenimini Hemşin’ de tamamladı. İlk öğrenim yıllarından itibaren konuşma yeteneği ve başarılarıyla dikkati çekti. Hayatı algılama ve anlamaya yönelik bitmeyen merakı ve çalışkanlığı, onu yaşıtlarından farklı kılıyordu. Çalışkanlığı, ağırbaşlılığı, yakışıklılığı ve yetenekleri girdiği ilişkilerde ve topluluklarda ilgi odağı olmasına yetiyordu. İkna kabiliyetinde başarılı olması, getirdiği yorumun yanında, onu başkalarından farklı kılan bu özellikleri taşımasıyla da açıklanabilirdi. Bahçelievler, Emek mahallelerinde anti-faşist mücadelenin en önündeydi. Örgütleme yeteneği ile kısa zamanda geçilmez bir direniş hattı oluşturdu. Hukuk komitesindeki başarıları onun aldığı görevleri yerine getirmede ne kadar kararlı olduğunun göstergesiydi. Erzurum Deneme Lisesi’ni yatılı olarak okuyup bitirdi. 1974 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kaydını yaptırdı. Fakülte binasının arkasındaki Cumhuriyet yurdunda kalmaya başladı. Derslerinin yanında ülke sorunlarına duyarlılık gösterdi. Okumadan, öğrenmeden bir konu hakkında konuşmazdı. Karşısındakini büyük bir olgunluk içinde dinler, bilincinde olgunlaşmış bilgiler ahenkli ses tonuyla ağzından birer, birer dökülürdü. Bu özelliği kısa zamanda onu sevilir yaptı. Öğrenci yurdunun temsilciliği görevini büyük bir coşkuyla yerine getiriyordu. Yurt yönetimi ve öğrenciler diyalogu onun temsilciliği döneminde kesintisiz sürdü. Yaz tatillerinde ailesini ziyarete gittiğinin ertesi günü onu kahvelerde, derneklerde etrafına toplanan insanlar ile günün politik gelişmelerini konuşurken bulabilirdiniz. Yirmi bir yaşında olmasına rağmen yaşlı insanlar, gençler büyük bir saygıyla bu genç adamın ağzından tane, tane dökülen sade kelimeler ile dünyayı algılamaya çalışırlardı. Kazandığı güven ve saygı onu bir çay fabrikasında işçi alımında kura hilesi yapıldığı savıyla çıkan isyanda liderliğe taşıdı. Kura hilesini protesto eden halkın fabrikayı basmasını önlemek için Rize’den gelen askeri birliğin komutanı ile görüşmeleri sürdürme görevi ona verildi. Bu genç adam kuranın katılanların gözü önünde yapılmasını kabul ettirdi. 1980 yılının 16 Haziranında onu aramızdan alıp götürenler, insanlık adına bir büyük değeri katlettiklerinin bilincinde değildiler. Hasan Hüseyin Özkan 78 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Kazım Koyuncu, Şarkılarla Geçti Aramızdan Ankara’da Şiirler, Şarkılar Sokağa Çıktı 79 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Ankara’da Kazım Koyuncu için her yıl düzenlenen “Sokağa şarkı söylüyoruz” etkinliğinin 7.’si Yüksel Caddesi’nde gerçekleşti. Mülkiyeliler Birliği, Halkevleri, Derelerin Kardeşliği Platformu, Karadeniz İsyandadır Platformu, Nükleer Karşıtı Platform, Artvinliler Derneği ve Denizin Çocukları Belgesel Fotoğrafçılar Atölyesi tarafından düzenlenen etkinliğe ilgi oldukça fazlaydı. Ahmet Telli ve Mehmet Özer’in şiirleri, Temel Demirer’in konuşmaları, Duygu Cinemre, Grup Cefuka, Grup Günyüzü, Grup Sislirüya, Tanju Topal ve Yusuf Aydın’ın da şarkılarıyla katıldığı etkinlikte tulum ve akordeonlar eşliğinde horona duruldu. Direnişleri ile dayanışma amacıyla Yüksel Caddesi’nde bir stant kuran Togo İşçileri de kürsüden söz aldı. 80 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... “Sivas Şehitlerini Anıyoruz” Zaman, Utancı ve Acıyı Aşamıyor... Sivas’ta, Madımak Oteli’nde 35 insanımızın kameraların tanıklığında saatler süren bir kuşatmanın ardından yakılarak katledilmesinin üzerinden 19 yıl geçti. Katliamdan payımıza düşen utanç ve acının, hafiflemek şöyle dursun giderek katmerlendiği 19 yıl... Katliamın idari ve siyasi sorumluluğunun inkârıyla geçen, kamuoyuna meçhul oldukları söylenen ancak isimlerini ezberlediğimiz faillerin üniversiteye kayıt yaptırıp askere alındığı ve kamu makamlarında istihdam edildiği, onların avukatlığını üstlenenlerin bakanlık, milletvekilliği ve kamu görevinde terfilerle ödüllendirildiği 19 yıl... Başta demokratik Alevi hareketinin bileşenleri olmak üzere hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve insan haklarına inananların sürdürdüğü hukuk mücadelesinin bu büyük insanlık suçunu zamanaşımına uğratmak suretiyle baltalandığı acı dolu uzun bir süreç... 19 yıl boyunca katliamın sorumlularının yargılanıp cezalandırılmasını talep etmekten vazgeçmeyen ve bizi Sivas’ta işlenen insanlık suçunun utancıyla yüzleşmeye acıyı paylaşmaya çağıran ses, hiç kuşkusuz 2 Temmuz 2012’de de başta Madımak olmak üzere birçok yerde yükselecek. (Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulunun Sivas Katliamının 19. Yılında Yaptığı Açıklamadır) 81 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, Yrd. Doç. Dr. Pınar Ecevitoğlu, Ercüment Özkaya (soldan sağa). 82 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... Sahaf Şairi Özcan Yalım “Özcan Yalım bir sahaf şairidir. Onun şiiri birikim ve derinliklerden süzülerek oluşmuştur.” Böyle söylemişti Yılmaz Karakoyunlu Mülkiyeli Sanatçılar ve Edebiyatçılar buluşmasında*. Karakoyunlu’nun sahaf şairi dediği Özcan Yalım 1931 yılında Giresun’da doğdu. Kastamonu Lisesini bitirdikten sonra Mülkiye’ye girdi. Okulda oldukça sosyal bir öğrenciydi, futbolun yanı sıra atletizm ve güreşle de uğraşıyordu. Yirmi dört yaşında sakatlanınca aktif spor yaşamı da bitmiş oldu. Öte yandan başta şiir olmak üzere edebiyatla yoğun şekilde ilgilenmekteydi. Özcan Yalım’ın arkadaşları olan Ece Ayhan, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Ergin Günçe, Tevfik Akdağ Türk şiirinde iz bırakmış Mülkiyelilerdi. Mülkiyeli arkadaşlarından Yılmaz Karakoyunlu, Nihat Etiz, Mustafa Yuluğ, Ülkü Başsoy hala üretkenliklerini sürdürmekteler. Yalım, şiirini çok önemseyerek sevdiği arkadaşı Cemal Süreya için aşağıdaki dizeleri yazacaktı: Dersim’den Bir kadının yüzüne sürgün giden Adı güzel ince abdal Güvercin kanını kanadıyla Alnına sürüp Üvercinka’ya çeviren İğnesiz arı Kovanına sığmayan bal Uzun mu uzun bir şiiri Doludizgin yaşayıp Son dizeyi Tanrı’ya bahşiş veren Boyuna çiçek açan Kırık dal 83 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... 1958’de SBF’den mezun olduktan sonra, Muğla’da Maiyet Memuru, ardından Kumluca’da Kaymakam olarak görev yaptı. Kendi isteği ile kaymakamlıktan ayrılarak sahaflığa başladı. Kızkardeşi Filiz Hanım’a anlatımına göre, sahaflığı zamanında her yeni kitapta büyük bir coşku ve heyecan duyuyordu. Artık Özcan Yalım’ın şiirleri, bir çok edebiyat dergisinde yayınlanmaktaydı. Bu arada Ali Püsküllüoğlu ile birlikte döneme damgasını vuran ve birçok şair için de bir okul olan Yusufçuk’u çıkardı. Yusufçuk şiir dergisinin editörlüğünü de kendisi üstlendi. bir çok etkinliğe katılıp orada yaşayan yazar-şair arkadaşlarıyla nitel paylaşımını sürdürmekteydi. Yalım’ın önem verdiği şairlerden Ahmet Günbaş, Özcan Yalım için yazdığı şiirinde Aynı zamanda çevirmelik de yapmaktaydı. Ünlü Don Camilio serisini çevirdi. Sahaflıktan sonra İngilizce dersleri verdi. Dil üzerine iki ders kitabı yazdı. Bir dönem ABD’ye gidip orada da öğretmenlik yaptı.Dil ve sözlük, özel ilgi alanıydı. Şiir kitaplarının yanı sıra, Brezinta Öyküleri, Fıkralar ve Nükteler Antolojisi kitapları yayınlanmıştı. Seneler süren uğraş vererek hazırladığı Yakın ve Karşıt Anlamlılar Sözlüğü, Türkiye’de bir ilkti. Önemli bir boşluğu doldurmuştu. Sadece şair ve yazarlar için değil, gelecek nesiller için Türkçe’ye çalışmıştı. Bu sözlük sayesinde, bir sözcüğün bazen yüzden fazla yakın anlamlı karşılığını bulmak mümkündü artık. Ankara’da geniş bir dost/yazar çevresi oluşmuş, Adalet Ağaoğlu, Aziz Nesin, Cahit Külebi dostları arasında yeralmıştı. Madımak yangınında kaybettiğimiz Behçet Aysan içinse şu dizeleri yazacaktı; derken, yine Özcan Yalım’ın değer verdiği, yaşamının son anına kadar hep arkadaşı, yoldaşı olan şair Hülya Deniz Ünal da bu şiiri devam ettirmişti. Şiirin kalın sesli abisi Büyümeyen çocuğu sokakların Yoksa Yine saklambaç mı oynuyor “DEVRİM!” desem çıkıp gelir mi Kucağında şiirler şiirler Yüreğinde utangaç gülümsemesi Özcan Yalım, 1995 yılında İzmir’e yerleşti, bir süre sonra da Foça’ya taşındı. Onunla 2000’li yıllarda tanıştım. O Foça’da, ben de İzmir’de yaşamamıza karşın, çok yoğun olmasa da iletişimimiz istikrarlı bir şekilde sürdü. Hep hayalini kurduğu bir sahil kasabasında yaşama düşü gerçekleşmişti. Foça’da bir yandan edebi çalışmalarını sürdürürken, bir yandan da İzmir’le bağını koparmamıştı. Çağrıldığı ... Ben hep giderdim Özcan Abi Menzilim çınlamazdı epeydir Aşk hükmünü duyurmazdı kuytuma Hırlardı yaramda paslı çivi Sanal bir yolcu say üstünde durma Hayat yine aldandığımız kadar mavi ... Hüzün karşılardı Özcan Abi, yine giderdim Ürkütmekten çekinirdim şiir kuşlarını Bir sözcüğün kanadına iliştirip dünyayı Yaşamanın ortasına giderdim, imgeler boyu Şairlerle çevrili şiirin tarlasına Özcan Yalım’la İzmir’de düzenlenen Mülkiye etkinliklerinde de beraber olmuştuk. 10 Aralık 2007’de Mülkiyeliler Lokalinde kendisi için 55.Sanat Yılı kutlaması düzenlenmişti. Bu arada Foça’daki evinde can yoldaşı olan yazı makinesi ile çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyordu. Bunlardan biri de, elli beş yıllık şiirlerinden derlediği Issızlıkta adlı çalışmasıydı. Bu kitap dosyasının Mülkiyeliler tarafından basılmasını önerdiğimizde biraz da kaygılı bir şekilde kabul etti. Zira kitap, Ankara’da basılacaktı. İsteği üzerine kitabın editörlüğünü Ankara’dan arkadaşı M. Mahzun Doğan yaptı. Sonuçta titizliği ile bilinen Özcan Yalım, kitapta hiçbir hata bulmadığını söylerken oldukça keyifliydi.16 Ekim 2008’de yine Mülkiyeliler tarafından Alsancak Kültür Merkezi’nde düzenlenen yakın dostu Dinçer Sezgin’in de konuşma yaptığı Issızlıkta’nın tanıtım etkinliğinde, elbette kitaba adını veren şiir de okunacaktı. 84 ... anmalar....anmalar...anmalar...anmalar....anmalar...anmalar...anmalar... “Yaprağımdan bile çok severim Kuşlarımı” Dedi güz çınarı “Dallarım kaldırmıyor yalnızlığımı” Özcan Yalım, edebi çalışmalarını sürdürmekteyken, Foça’da mide kanaması geçirdi. İzmir’e getirildi. Ona Karabağlar’da bir vakfa bağlı olarak çalışan Dr. Kemal Tarım Dinlenme Evi’nde oldukça geniş bir oda ayarlandı. Foça’dan Ece Ayhan’ın hediye ettiği çalışma masası, sandalyesi, kitapları, çalışmaları ve ille de yazı makinesi de ardından getirildi. Bir çok eski ve yeni arkadaşı onu yalnız bırakmamaya, destek olmaya çalıştı. Ama ne yazık ki İzmir süreci, sağlığına kavuşmasına yetmedi. 22 Aralık 2011’de bizden ebediyen ayrılmasından kısa bir süre önce sevenleriyle beraber kendisinin de katıldığı saygı gecesi düzenlendi. O gecede bir çok dostu konuşma yapmış, şiirlerinden örnekler sunmuştu. Bugün Özcan Yalım’ın tamamlanmış ama basılamamış önemli bir çalışması bulunmakta. Cumhuriyet dönemi şairlerinin kitaplarını dilsel açıdan incelediği istatistiksel çalışması “Sayılarla Türk Şiiri” yayımlanmayı beklemekte. Dilerim en kısa sürede basılarak yazın yaşamına önemli bir katkı sağlamış olur. Özcan Yalım için düzenlediğimiz son saygı gecesi yemeğinde, “benim şiirlerimi benden sonra en iyi okuyan kişi” dediği okul arkadaşı Mustafa Yuluğ’un etkili sesiyle okuduğu o güzel şiirini paylaşarak, ışıklara uğurladığımız gönül üstadını saygıyla anıyorum. Hiçbir yerin yerlisi değilim Benden yollarda söz edilsin Kara trenlerde geçsin adım Uykulu yaylılarda düşüm görülsün Çünkü bir yanım sana gelirken dostum Bir yanım hep bir yerlere gider Hiçbir yerin yerlisi değilim Belki bulutlarla soydaşım Uçuyorum - yağmurumu Acılara yağdırmaya koşuyorum Yakılan şiirlere - bir de sana dostum Yağmurumu yağdırmaya koşuyorum ... Hiçbir yerin yerlisi değilim Her ozanla bir yerlerden yurttaşım Boncuk boncuk bakarım Ahmet Telli’yle Ahmet Erhan’la Akdeniz türküleri söylerim Giritten göçtüm Behçet Aysan’la Azer’le Salih’le Akif’le Hüseyin’le Ve seninle dostum ve seninle Hep bir yerlerden yurttaşım ... Hiçbir yerin yerlisi değilim Çünkü her yerde azınlıktayım Her yerde dışardan bir türküyüm Yalnız dostların dinlediği Az duyulur bir türküyüm - göçerim Mete Hüsünbeyi * 05 Haziran 2012 Kedi Sanat Merkezi İzmir 85 86 ...mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye... “Onu ilk kez 1978 yılında Elazığ valiliği sırasında, Alevileri katletmeye hazırlanan gerici güruha karşı, yasalardan aldığı yetkileri zorlayarak, planlanan katliamı önlemesiyle tanıdık. Fakat öncesi de vardı... Güngör Aydın, genç bir kaymakam olarak görev yaptığı her yerde halkın sevgisini ve saygısını kazanmış, Vali olmasından çok önce halkın gönlünde efsaneleşmişti, ilerici, demokratik yönetim anlayışını, görev yaptığı her yerde bilinçli ve kararlı bir tutumla, çok sevdiği halkıyla bütünleşerek, siyasal iktidarların engelleme çabalarına rağmen uygulamaktan çekinmedi. "Efsane Vali" resen emekli edildikten sonra da boş durmadı. 12 Eylül rejimine karşı "Aydınlar Dilekçesi'nde, İnsan Haklan Derneğinin kuruluşunda, demokrasi için verilen bütün mücadelelerde onun emeği, bilgisi ve deneyimi vardı. 12 Eylül askeri diktatörlük döneminde başkanlığını yaptığı Mülkiyeliler Birliği, bütün demokratların, ilericilerin ve sos-yalistlerin sığınağı oldu. Bu kitapta, Güngör Aydının mücadeleyle süren yaşam öyküsünü; kamu yönetimine, Kürt sorununa ve Anayasa yapımına ilişkin kuramsal görüşlerini bulacaksınız. Güngör Aydın, "Bütün bunları yazmak zorundaydım, demokrasiyi savunmak ve yerleştirmek için sürekli savaşım vermiş bir insan olarak, bunu yapmak zorundaydım," diyor. Vali: Düşündüklerim ve Yaşadıklarım Güngör Aydın İmge Kitabevi 2012 87 ...mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye... Gazeteci-yazar Hüseyin Aykol, sol örgütlerle ilgili yıllar süren araştırmaları sırasında can sıkıcı bir gerçekle karşılaştı. Neredeyse bütün sosyalist örgüt liderleri erkekti. Yazar, konuyu biraz daha derinden araştırınca, Türkiye’de verilen toplumsal mücadele tarihinin aslında kadınlarla dolu olduğunu, fakat erkek tarihin onları ya görmezden geldiğini ya da öykülerini kısaltıp önemsizleştirdiğini fark etti. Yoksa solun yaşadığı başarısızlıkların temel nedeni kadınların hep geri planda kalmaları mıydı? Bu sorudan hareket eden Hüseyin Aykol, bir kez daha ismi tarih kitaplarında geçen kadınların peşine düştü. Lider olarak öne çıkan kadınların yanı sıra, eşini yaratan, ama onun gölgesinde kalan kadınların da mücadele ve katkılarıyla anlatıldığı Aykırı Kadınlar, bütün bu düşünce ve çabaların ürünü olarak ortaya çıktı. Hüseyin Aykol Aykırı Kadınlar: Osmanlı'dan Günümüze Devrimci Kadın Portreleri İmge Kitabevi Yayınları Haziran 2012 Babama Anlattığım Bankacılık ve Bürokrasi Hikâyeleri, aslında üst düzey bir bürokratın zorluklarla geçen hayatını anlattığı için bir anı kitabı olarak okunabilir. Fakat bu anı kitabını, 1950'li yıllardan bu yana Türkiye'nin bankacılık ve finans tarihi olarak okumak da mümkün. Bu uzun zaman dilimi içinde, ithal ikameci dönemden serbest piyasa ekonomisine kadar bütün evreler, bütün ekonomi ve maliye politikaları, hatta çıkarılan yasalar, yapılan uygulamalar, yolsuzluklar, 24 Ocak Kararları, serbest faiz, mali sistemde deprem ve "Banker faciası", 1994 Krizi ve izleyen yıllarda bankacılığımızın hali, Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri, Kemal Derviş olayı, bankalar reformu, kısacası ekonominin dünyaya açılma süreci içinde yaşanan bütün bocalamalar; titiz, ayrıntıcı, Cumhuriyet ilkelerine bağlı ve "Mülkiye terbiyesi"yle yetişmiş bir üst düzey bürokratın kaleminden keskin ve eleştirel bir bakış açısıyla çözümleniyor. Bu aynı zamanda bir edebiyat kitabı. Osman Bey hoşsohbet bir insan; kitabında pek çok fıkra, anekdot, sohbet, gerçek bir insanın hayata ve ülkeye dair bütün kaygıları, umutları ve sevinçleri yer alıyor. Osman Tunaboylu Babama Anlattığım Bürokrasi ve Bankacılık Hikâyeleri İmge Kitabevi Yayınları Haziran 2012 Peki Osman Tunaboylu bütün bunları kime anlatıyor? Babasına...Evet, yıllar önce hayata veda eden babasıyla konuşuyor, meslek hayatını ona anlatıyor; babasının sorularını yanıtlıyor, onunla dertleşiyor, bazen ondan azar işitiyor... Babama Anlattığım Bankacılık ve Bürokrasi Hikâyeleri, hem tarih, hem edebiyat hem de geçmişe bakarak geleceğe ışık tutan bir kitap. En önemlisi, bu kitapta anlatılan, bizim hikâyemiz. 88 ...mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye... Dipnot Yayınları’ndan… 89 ...mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye... Phoenix Kitap, Prof. Dr. Fethi Açıkel’in de yer aldığı bir editör kadrosuyla, sosyal demokrasi yazınının önemli eserlerini Türkçeye kazandırdı… 90 ...mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye... Burası Ankara Kurthan Fişek Phoenix Mart 2012 “Burası Ankara” kitabı, Prof. Dr. Kurthan Fişek’in “Hürriyet-Ankara” ekindeki köşe yazılarından derlendi. İlk baskısı 2003 yılında yapılan eserin gözden geçirilmiş yeni baskısına Ankaralı gazeteci-yazar Can Dündar, bir “sunuş” yazısıyla katkı koydu. Ankara’nın tarihini ve bugününü, Ankara’yı Ankara’da yaşayan bir gazeteci, akademisyenden, Mülkiye’nin Kurthan Hoca’sından öğrenmek isterseniz, “Burası Ankara” tam size göre… Kurthan Fişek’ten tüm okurlarına… 91 ...mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye... (Can Dündar’ın “Burası Ankara” kitabına yazdığı “Sunuş”tan... Kurthan Hoca’nın “Gözünü sevdiği Ankara”sı… “Ankara’nın en iyi tarafı İstanbul’dan dönmesidir” diyor Kurthan Hoca… Yahya Kemal’i ters köşeye yatırıyor. İstanbullular için yanlış kurulmuş bir cümle; Ankaralılar için manifesto… Kurthan Fişek, Mülkiye’den hocam… Ama daha çok Gelişim Yayınları’ndan kalemine, zekâsına, espri yeteneğine hayranlık duyduğum mesai “arkadaşım”… Bu kitapla bambaşka özelliklerini keşfettim: Aynı ilkokulun, Mimar Kemal’in merdivenlerinden yetişmişiz. Hem Mülkiye’de hem ODTÜ’de ders almış, ders vermişiz. Gazeteciliği Rüzgârlı’nın mürekkebini koklayarak sevmişiz. Biyografisine dair çok daha zengin ipuçları var, Ankara yazılarının satır aralarında… Mahalle takımında Hasan Cemal ve Güneri Civaoğlu ile birlikte top koşturmuş Hoca… Mehmet Eymür’le Ankara Kolej’inde, Mehmet Ağar ve Hiram Abas’la Mülkiye’de tanışmış. ODTÜ’de Erdal İnönü’den “Fizik”, Süleyman Demirel’den “hidrolik”, Necmettin Erbakan’dan “mekanik”, Turgut Özal’dan “matematik” dersi almış. Hatıralarını yazsa Türkiye tarihi diye okutulurdu. 555-K eyleminde Kızılay’da eylemciymiş. Talat Aydemir asılırken darağacının yanında gazeteci… 12 Mart’ta Mamak’ta “Birleşik Cephe” davasında sanık… Ama bu kitapta bir özelliği, hepsinin üzerine çıkıyor: O, 70 yıllık, doğma büyüme Ankaralı… “Gözünü, siluetini sevdiğim Ankara” diyecek kadar, her semtin, her kavşağın hikâyesini anılarıyla süsleyecek kadar Ankaralı… Ne mutlu Kurthan Hoca’ya ki Ankara’nın her karış toprağında bir izi, bir hatırası var. Ne mutlu Ankara’ya ki Kurthan Hoca gibi her karış toprağının tarihini yazan bir evladı var. 92 ...mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye... Mülkiye Dergi Çıktı Merhaba, “Rakkas sağa salındı, salındı; uç noktaya geldi. Şimdi sola salınım dönemi başlıyor”. Profesör Korkut Boratav, Türk Sosyal Bilimler Derneği’nin düzenlediği 12. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresinin kapanış oturumunda 2010’lu yılları bu sözlerle selamlamıştı. Bu tespiti alıp dergimizin bahar sayısına taşımak hiç de zor olmadı. Zorluğu, siyaset rakkasında sıklet merkezinin sola meyledişini konu alan katkılara ulaşmakta yaşadığımı belirtmeliyim. Ülkemizdeki hâkim siyasi iklim, ihtimal ki, aksi yöndeki algıyı besleyen kanıtlar sunmaya devam ediyor. Yine de “solun yükselişi” temasına giriş mahiyetinde bir sayı hazırladığımızı söyleyebilirim. Bahar sayımızın tematik yazıları, temanın fikir babası Profesör Korkut Boratav’la başlıyor. Son 30 yıldır sağa salınan rakkasın dayandığı uç noktayı kriz analizi ile somutlaştıran Boratav, Kriz, Direnişler ve Gelecek başlıklı çalışmasında gelecek öngörüsünün merkezine solun birliği sorunsalını yerleştiriyor. Sonay Bayramoğlu ise eylemleri, örgütleri ve ille de önderleri ile tanıdığımız Latin Amerika Solunu, pek fazla tanımadığımız yönleri ile, “hükümet etme pratikleri” ile ele alıyor. Öyle ya, Latin Amerika’da kayda değer sayıdaki ülke, azımsanmayacak bir süreden beri sol-sosyalist hükümetlerin yönetimi altında. Bayramoğlu’nun sistematik ve bilgilendirici çalışmasını ilgi ile okunacağınızı umarım. Sola meyleden pandülün teorideki tezahürünü bu sayıda Ali Murat Özdemir’in çalışması temsil ediyor. Bu çalışmasında Özdemir, Marksist bakış açısının post-yapısalcılık karşısında nihayet kazandığı özgüven ve eleştirel kapasitenin etkileyici bir örneğini veriyor. Mülkiye Dergisi müdavimlerinin dikkatinden kaçmadığını sanıyorum; Kıta Avrupa’sında son birkaç aydır tam anlamıyla siyasi bir deprem yaşanıyor; yirmi kadar ülkede peş peşe iktidarlar devrilip, iktidarlar kuruluyor. Profesör Hans-Bernd Schäer ilk kez dergimizde yayımlanan çalışmasında derinleşerek süreceği anlaşılan siyasal depremin ekonomi politiğini gözler önüne seriyor. İlgiyle okuyacağınızı düşündüğüm bu çalışmayı dilimize Hüseyin Can Aksoy kazandırdı. “Doğal” afetlerin yıkıcı etkisini her yıl deneyimlerken “afet yönetimi ve afet sosyolojisi” alanlarındaki çalışmalara duyduğumuz gereksinim çok daha artmaktadır. Elinizdeki sayıda iki değerli katkıya yer verdik. Dergimizin sayfaları bu alanda yapılacak katkılara açıktır. Sosyal politika ve eğitim sistemini konu alan iki özgün çalışmayla tamamlanan Bahar sayımızda sizlere yine hayli dolgun bir Mülkiye dergisi sunduğumuzu düşünüyorum. Tabi ki takdir okuyucunun. En derin saygılarımla, Prof. Dr. Metin Özuğurlu, Sayı Editörü 93 ...mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye... 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Türkiye, tarihinin en otoriter, devletçi, temel hak ve özgürlüklerin karşısında konumlanmış anayasasıyla tanışmıştır. Bugün bu anayasadan kurtulma yolunda yeni, demokratik bir anayasa yapım süreci içindeyiz. Türkiye’nin önde gelen hukukçularının ve iki siyaset bilimcinin uzmanlık konularındaki makaleleriyle katkıda bulundukları bu kitap anayasayla ilgili tartışma sürecine katılma ihtiyacından doğmuştur. Ancak mevcut anayasa taslaklarına bir yenisini eklemek değil, demokratik bir anayasanın temel sorunlarını ele alarak derinlemesine bir analiz yapmak ve öneriler geliştirmek amaçlanmıştır. Demokratik Anayasa, hukuk bilimi ile siyaset bilimi arasındaki bir konumdan söz alarak, anayasa yapım sürecinin sürdürülmesinin koşullarını, anayasa yapma yetkisini, anayasanın başlangıç bölümünü, federalizm ve bölgesel özerklik sorununu, temel hak ve özgürlüklerin özünü ve amacını, laiklik ve inanç özgürlüğünü, parti yasaklamalarını, hükümet sistemini, Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi ile anayasanın uyum sorununu, anayasanın uluslararası hukuk ile ilişkisini, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını, anayasa yargısının meşruluğunu, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının (anayasa şikâyetinin) kapsamını ve uygulanma alanlarını, ve doğrudan demokrasi araçlarının temsili hükümet sistemine yapabileceği demokratik katkıları tartışmaktadır. Yazarlar aynı dünya görüşünden değildir, ait olduktan hukuk ekolleri, yöntemsel yaklaşımları, hukuki meseleleri ele alma biçimleri ve önerileri farklılık göstermektedir. Buna rağmen dikkatli okurlarımız, anayasanın demokratik yeterliliklerinin geliştirilmesi yönünde bütün yazarların paylaştığı temel bir hassasiyet ve mutabakat olduğunu göreceklerdir. Demokratik Anayasa Ece Göztepe ve Aykut Çelebi 2012 Bu kitap Ankara hakkında bir çok hikaye anlatıyor. “Orta zamanlardan bugüne, taşra kasabasından başkente. Taşhan Meydanından Kızılay’a uzanan hikayeler. Bu şehrin evleri, sokakları, kurumları ve insanları bu hikayenin kahramanları. Sinemalar, pastaneler, Cumhuriyetin Ütopyası: Ankara Funda Şenol Cantek Ankara Üniversitesi Yayınevi 94 gazete binaları, türbeler, bakanlıklar, ticarethaneler, parklar, apartmanlar, Şehri tarihi dönemlerde ve biçimlerde inşa eden ve onun tarafından inşa edilen her şeyi ve herkes. Bu kitap yaşadığımız ve sevdiğimiz şehre bir gönül borcudur… ...mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye kitaplığı... mülkiye... TEŞEKKÜRLER KALBİM İlk fotoğrafın çekildiği 1826 tarihinden bu yana fotoğraf konusunda çok şey söylendi ve daha da söylenecek. Çünkü; tanık olduğumuz, tarafı olduğumuz hayatlar devam ediyor. Çünkü; parçası olduğumuz yeryüzünü yaşanacak bir dünya haline getirme şansımız hala var. Fotoğrafçı, fotoğrafın hangi alanı ile ilgileniyorsa ilgilensin, fotoğraflarında parmak izleri vardır. Dünyamızı algıma biçimimiz, hayat karşısındaki duruşumuz bizim fotoğraf tarzımıza, fotoğraflarımıza da yansır. Ama temel ve ortak bir duygu vardır ki o da objektifimizi neye çeviriyorsak ondan sorumlu olduğumuzdur. Bu sorumluluk duygusu deklanşöre bastığımız anda başlayacak ve soludukça sürecektir. Fotoğrafçıların tutumları, onların bir görünümü görüntüye dönüştürme sürecini ve bunu paylaşma yöntemlerini de belirleyecektir. Neden fotoğraf çektiğimizden başlayarak, nasıl paylaşacağımıza kadar olan süreçte fotoğrafçıların tarzını da belirleyecektir. Soruların yanıtları için öncelikle bizden önce iz kıranların izini sürmek, onlardan öğrenmek gerekiyordu. Bu tarihsel yolculukta her fotoğrafın süreceği bir iz vardır ve elbette ki biz de kendi öykümüzü yazarken, Paul Strand, Jacob Riis, Lewis Hine’ın, madenlerde çalıştırılan çocuk işçilerin, Amerika sahillerine yeni bir dünya umuduyla karaya çıkan göçmenlerin yenidünyayı, yoksul omuzlarında amansız bir sömürüye maruz kalarak nasıl yarattıklarını unutmayacağız. Fotoğrafa sosyal bir amaç yükleyen İskoç fotoğrafçı William Carrick’in, foto muhabirliğinin temellerini atan Alman fotoğrafçı Karl Bull’nın, 1891-1892 yıllarında Volga boylarındaki açlığın, sefaletin fotoğraflarını çeken, belgesel fotoğrafçılığın ilk isimlerinden Maxim Dimitriyev’in bilgi ve fotoğrafları tarihsel bilincimizin önemli kilometre taşları olacaktır. Fotoğrafın sınıflar mücadelesindeki önemli işlevini Ekim Devrimi fotoğrafçıları, Alexandre Dorn, Petr Nowichiy, Alex Saweljiev’den öğrenmeyi sürdürecek, birikimlerini tarihsel bir miras olarak bilgi hanemize kaydedeceğiz. Magnum fotoğrafçıları, Robert Capa, Henri Cartier Bresson, Tına Modetti, Mary Ellen Mark,Sebastian Salgodo, James Nachtwey, başta olmak yüzere yüzlerce cesur fotoğrafçı dünyamızın kaydını tutarak bize geçmişimize bakmamızın olanaklarını sunuyor ve bizlere gelecek düşü kurduruyor. Göz Görmez Bilinç Görür Mehmet Özer Notabene Yayınevi 2012 95 ... müzik kitaplığı... müzik kitaplığı... müzik kitaplığı... müzik kitaplığı... Sevgili Müzikseverler, Uzunca bir zamandır Türk Halk Müziği çalışmalarıyla içiçe yaşayan birisi olarak, bir albüm yapma düşüncesi zihnimde hep var olmuştur; ancak halk müziğinin eşsiz eser-lerini icra etmenin verdiği keyfin yanısıra, farklı tarzlarda yeni eserler üretmenin; kısacası "üretici" olmanın, her alanda olduğu gibi müzikte de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bunu yapabilmek için müziğin mutfağına girmek gerekiyordu... Bu albümü yaparken; beste yapmayı, kayıt yapmayı, mix ve mastering süreçlerini öğrenmeye çalıştım; kendim çaldım kendim söyledim... Hızımı alamayıp bir de yapım şirketi kurdum ve bu ilk albümümü çıkarttım; umarım beğenilen eserler vardır bu kolleksiyonda... Kapak çalışmasında yardımını esirgemeyen sevgili abim, fotoğraf sanatçısı Mehmet ÖZER büyük bir teşekkürü haketmiştir. Albümde yer alan eserlerden beşinin söz yazarı olan sevgili abim, edebiyat öğretmeni ve şair Nuh KENİŞ, bestelerin ortaya çıkmasında ilham kaynağı olan yegane isimdir; kendisine sonsuz teşekkürler... En büyük teşekkürü ise yaptığım her işte arkamda olan sevgili aileme borçluyum... Daha güzel yapımlara imza atmak dileğiyle... İsmail Atalay YOLCU 96 HABERLER 97 ...haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... DTK Daimi Meclis Üyesi Akın Birdal ise, “Evlatlarımızı ararken bir yandan da adaleti, özgür bir ülkeyi de aradık. Arayışlarımız sürecek. Er veya geç bunları yapanların yakasına yapışacağız.” dedi. politika OZGUR HABER 6 Mayıs 2012 Pazar İHD Diyarbakır Şubesi ‘nin organizasyonu ile kayıp yakınlarının ‘Kayıplar bulunsun failler yargılansın’ eylemi 169 haftayı geride bıraktı. Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirilen 169’uncu eyleme İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, DTK Daimi Meclis Üyesi Akın Birdal, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Derneği (SBF-DER) üyeleri, ESP, MEYADER, TUHAD-DER temsilcileri ile ellerinde kayıplara ait fotoğraflar ile kayıp yakınları katıldı. Eyleme katılarak destek veren SBF-DER’liler, kayıpların fotoğraflarının üzerine karanfiller bıraktı. Eylemde konuşan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, tüm kayıpların akıbetini buluncaya kadar mücadelelerine devam edeceklerini söyledi. Bunun bir insanlık, vicdan mücadelesi olduğunu belirten Türkdoğan, “Yıllardır yakınlarının akıbetini arayan bu insanlar için niye suç duyurusunda bulunulmuyor? Adalet Bakanlığı niye bu manzarayı görüp, analarımızın çığlıkların duymuyor?” diye sordu. Birdal, arayışımız sürecek Siyasal Bilgiler Fakültesinin 1980 öncesi öğrencilerinin içinde bulunduğu SBF-DER heyeti de destek için eylem alanındaydı. Diyarbakır’da 1976 yılında polis işkencesinde yaşamını yitiren SBF-DER üyesi İsmail Gökhan Edge’nin fotoğrafı ile eyleme katılan SBF-DER adına konuşan Ümit Çağlar da, yüreklerinin kayıp yakınlarının yanında olduğunu söyleyerek, “Dayanışma için buraya geldik” dedi. Recep Diker’in hikayesi anlatıldı Eylemde her hafta olduğu gibi bir kaybın hikâyesi anlatıldı. Bu hafta hikayesi anlatılan Recep Diker’in oğlu Mahsum Diker, psikolojik baskılara uğradığı için kemik erimesi hastalığına yakalandığını söyledi. Başbakan Erdoğan’a seslenen oğul Diker, “Bu kemikleri ortaya çıkarmadığın sürece sen de aynı suçu işlemiş oluyorsun” dedi. Konuşmaların ardından grup, her hafta olduğu gibi 5 dakikalık oturma eylemi yaptı. 98 ...haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... Dostların Arasında Güneşin Sofrasında SBF-DER’liler Ankara’da Buluştu Bir inadın adı: SBF-DER Bir inatçı mezun: Hasan Hüseyin 1980 öncesinde Ankara üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde okuyanların çoğu öğrenci derneğini hatırlar. Bu derneğin kısaltılmış adı ”SBF-DER” dir. Küçük dernek odasının kapısında bir zamanlar bu isim yazar mıydı hatırlamıyorum. Ama 1977 yaz sonunda İstanbul’dan gelip Cebeci’deki merdivenleri nasıl tırmandığımı, iyi bir “siyasallı” olmayı nasıl derinden arzuladığını çok iyi hatırlıyorum. İyi ki de bu bahçeye girmiş o merdivenleri çıkmışım. Biz bir grup SBF-DER’li yaklaşık on yıldır Haziran ayında Ankara’da okulumuzda buluşuyoruz. 1978 yazında kaybettiğimiz Öğrenci Derneği başkanımız, arkadaşımız Hakan Şenyuva’yı, Ankara’ da yattığı Cebeci Mezarlığında anıyor, Hakan’ın babası Hakkı amca ve ailesi ile beraber oluyoruz. Hakkı Şenyuva her yıl verdiği ilanlarla katillerin bilindiği halde yakalanmadığını belirterek bunun nedenlerini ısrarla hatırlatmış ve oğlunun anısını inatla soldurmayarak gerçeklerin peşinde koşmuştur. Oğlu Hakan onu tanıyan herkeste güzel bir iz bırakmıştı; eşsiz bir gülümsemesi olan, mücadeleci ve zarif bir devrimci gencin portresi erkenden gidip arkasında ne iz bırakırsa onu… İşte o gülümseme Haziran buluşmalarında bize yol gösterir. Bize kaybettiğimiz tüm arkadaşlarımızı hatırlama gücü verir ve kendi hayatımızda kaybetmekten korktuğumuz değerlerimizi tazeler. Bu sene de öyle oldu. Beni en çok hayrete düşüren her sene yapılan üç aşağı beş yukarı aynısıymış gibi gerçekleşen bu törensel buluşmamızın aslında bir öncekinden farklı olması ve her sene bize, en azından bana yeni düşünceler ilham etmesidir. Elbette bunda mesela benim Hakan’ la aramdaki yaş farkının on yıl önce yirmi ise bu yıl otuza çıkmasının rolü vardır. Hakan’ ın öldüğü bizim onu ve onun yaşındaki kendi halimizi hatırladığımız yaş artık çocuklarımızınkinden bile daha küçük. Ama tek faktör bu anlamı ile geçen zaman değil. Biz ilk buluştuğumuzda ben ve belki de çoğumuz Cebeci semtine uzun, karışık ve karanlık bir aradan sonra ilk defa uğruyorduk. Aslına bakılırsa kuşağımızın devrimcileri doksanlardan itibaren birbirlerini özmekânlarında görebilir hale geldiler. Şunu demek istiyorum, pek çoğumuz birbirini emniyette, hücrede, cezaevinde gördü bir zaman. Sonra belki, sürgünde bir karakola imza atmaya giderken, istemediği halde döndüğü baba şehrinde ya da, mülteci olarak gittiği yaşadığı yerlerde gördü bir zaman görebildi ise. Okullarına devam edenlerimiz edemeyenleri şu ya da bu sebeple hiç aklından çıkarmadı. Ama eskiden görüştüğümüz, yaşadığımız yerlerde, hayatta kalanlar olarak, hep beraber görüşmek bizler için doksanlardan sonra mümkün hale geldi. Öğrencilik ve okul hayatın en geçici duraklarıdır. Bu durakta yaşadıklarını insan genç aklıyla abartabilir. Ama bizler kendi devrimci gayretlerimiz dışındaki sebeplerle de özel bir öneme sahip bir öğrencilik hayatı yaşadık. Çünkü bizler kendi tarihimiz kadar okulumuzun geçmişinin rengini de üstümüzde hissettik hep, şu veya bu şekilde. Anılarımızı dinlemekten başkaları daralmış olabilir ama ben her defasında bir veya diğer arkadaşımın anlattığı büyük, ilginç, trajik veya tarihi bir şeyi ilk defa duyuyor oluyorum, Ya da bir defasında şöyle anlatılan bir hadise başka bir defasında başka 99 ...haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... biri tarafından böyle tasvir ediliyor. Anılarımız durgun şeyler değiller. Türkiye’de acı tatlı değişen hayat, siyasal baskılar, kişisel özelliklerimiz mücadele tecrübelerimizin karşılaştırmalı olarak hatırlanmasını ve aktarılışını etkiliyor. On yıldır buluşmalarımıza katılan çeşitli hocalarımızın anekdotlarını ayrı tutuyorum. Onlar başlı başına bir değer. Ama “buluşmalar” kendi kendimize iken de benim için Türkiye siyasal tarihi babından, siyasal bilgilerimin artmasına yarıyor. Aynı zamanda buluşmalar bazen aynıanda çok değişik aynalar tutulan kritik bir savaş anının içine bir şimşek çakımı süresince girip çıkmama imkân veriyor. Diyeceğim o ki, buluşmaların hangi konuda ilham vereceği hiç belli olmuyor. SBF-DER buluşmaları sabah başlar ve her sene sabah okulda kahvaltı yaparken birisi ilk defa oraya gelmiş olur. O ilk defa gelen sanki biraz dalgın biraz gergindir. Bu topluluk birbirine iş kariyeri, ders notları ve benzeri şeylerden çok fırtına günlerini hatırlattığı için, o yeni gelen arkadaşlarımın yüzlerinde, bakışlarında büyük soğuk bir hafıza buzunun ince ince çatladığını bazen görüyorum, sanırım. Ama sonra kendi kendime büyük bir aldanış yaşadığımı anlarım. O hatıraları şimdi çözülüyor sandığım arkadaşım bana hayatımın unuttuğum bir virajını açık sarih anlatır. Ve ben onun anlattığı bir şeyi kim bilir hangi psikolojik tedbirle unutup gitmiş olduğumu anlarım. Çözülen benim anılarımdır. Bazen bu sene olduğu gibi birisi bir diğerine okula ilk geldiği gün nasıl göründüğünü ne yaptığını anlatır. Bazen anlatıcılar, -bu sene olduğu gibi- Lütfü abi gibi ustadır, dinleticidir, tiyatrocudur bambaşka bir ağbidir. Bazen belli ederek herkesi aldatır, ama öyle güzeldir ki hikâyesi oyun açık olduğu halde kimse inanmayan olmak istemez. Her buluştuğumuzda kahvaltı sonrası kaybettiğimiz arkadaşlarımızın adına yapılan sınıfta(218) çay içer, sohbet eder ve geçen yılımızı değerlendiririz. Bize çaylar öğrenci yıllarımızda da çay içtiğimiz ocaktan adeta aynı demlikten gelir. Ne manevi lüks değil mi? İşte her sene biz bu çayları içerek öğrencilere burs vermek için fon, haberleşmek için grup, başkalarını bu arkadaş topluluğundan haberdar etmek için yapılan yayın gibi konularımızı gözden geçiririz. Ta Ulanbatur’dan selam yollayanlarımız, Bulgaristan’dan gelenlerimiz, Ankara’dan gelmeyenlerimiz olur. İşin fena tarafı – siyaset şehri başkent de genellikle olur bu --bazen arası bozulanlarımız olur. Bazen tamir olurlar bazen olmazlar. Bazı şeyleri konuşuruz ama bazılarını konuşmayız 218’in kapısının dışında tutmak isteriz. Çünkü bir arada olmayınca konuşmak olmaz. Ama her ne sebeple olursa olsun gelmeyen-gelemeyen SBF-DER liler için gelenler meraklanır ve keşke gelse idi görüşseydik diye heves eder, niye böyle oldu diye üzülür, iyi mi acaba diye içi içini yer. En azından benim için böyle olur. SBF-DER buluşmalarında sonra Hakan Şenyuva’ya gidilir. Dedim ya onu hatırlamak başkalarını ve her şeyi hatırlamak içindir. Çünkü nasıl ki birimiz hepimiz için idiysek, her bir öldürülenimiz bir diğeri için ölmüştür aslında. O kadar çok katledilenimiz, öldürülenimiz vardır ki bazen biz kendimizi kalanlar gibi görürüz. Her buluşmada biraz unuttuğumuz az tanıdığımız bir devrimci arkadaşımızın belirsiz varlığı içimizi burkar, dağılırız. Ya hatırladıklarımız dışında kaybettiğimiz arkadaşlar varsa? İşte Gökhan Edge ‘nin mezarını aramasak bulamayacaktık. Ya aramasaydık? İşte mesela Ömür Karamollaoğlu’nu anmakta gecikmedik mi? Ya kim bilir neleri hatırlamak istemiyor hatırlamaya dayanamıyorsak? İşte bu sorular bizler için büyük bir keder sebebidir. İşte biz okulda bir sınıfta Hakan’a gitmeden çay üstüne çay içerek aklımızı başımıza toplamasak o keder bizi kim bilir ne eder? Ankara da yaşayanlar ve dışarıdan gelenler için Hakan’ın başucuna giden yol uzun, eğitici bir yoldur. Her bir SBF-DER’li en nihayetinde bir okul arkadaşıdır. Üniversite kantininde tanıdığın, birlikte maceralara atıldığın birisi görüşmesen bile ömür boyu çok yakının olarak kalır ya… İşte bu yakınlar olarak buluştuğumuz için önce 100 ...haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... olmuştu bile. Hakkı Amca’nın ona doğru bakarken gözleri parlıyordu. Ahu bize kartını verdi. Neşe içinde aldık. İki arkadaş yüzündeki gülümsemeyi Hakan ‘a benzetip ölecekmiş gibi olduğumuzu gece geç saatte kahve içerken birbirimize itiraf edebildik. Kim bilir başka arkadaşlarımız neye içlenmişlerdi? İşte bizler her birimiz her buluşmada muhakkak bir şeye çok içlenip ayrılırız birbirimizden. Hele mesela Hayal’imiz gibi bir arkadaşımızın hasta olma ihtimali bizi delirtir. Çünkü ciğer de denilen yerimiz biraz dağlanmıştır zamanında, bu da bizim ortak özelliklerimizden biridir. birbirimizi yakınlarımızla, arkadaşlarımızla, Buluşmalarımızın geçmişi on yılı bulduğu için eşlerimizle, sevgililerimizle, çocuklarımızla, bir tarihe sahip artık. Bu tarihin ilk döneminde tanıştırır sonra Hakan’ı da onlarla tanıştırırız. Birbirimize hastalıklarımızı anlattığımız kadar hayal okulun hali hazırdaki öğrencilerinden kimseyi kırıklıklarımızı, siyasi düşüncelerimizi duygularımızı, tanımıyorduk. Sonra tanıştık. Onlar bu dönemin öğrenci derneği SBF-DER’liler olarak bize aşk acılarımızı açarız. Ama biz tedbirliyizdir, kendilerini, nasıl yeni şeyler düşündüklerini, karışığızdır, katıyızdır. Tüketim toplumu bireyi neler yaptıklarını filan anlattılar. Sonra aramızdan değilizdir. Hiçbir şeyi çok hızlı yapamayız, böylece üç kişi öğrenci affı ile okula döndü ve derslere her sene birimiz bir diğerimizle ilgili hiç bilmediği girmeye başladı. Böylece zaman treninde en bir şeyi öğrenir. Ona yeni ve başka bir gözle bakar. ilginç istasyonları yaşamaya başladık, SBFBöylece her sene yine, yeni, yeniden tanışıp DER’lilerin bazısı artık okulun talebesi idi. Sonra duruyor oluruz. Üstelik bazen bizimle beraber bir buluşmada Hakan ‘ın başucuna başka birkaç olan değerli hocalarımız da kendi odalarından SBF öğrencisi geldi. O sene İstanbul’da 1 Mayıs gördüklerini bizle paylaşırlar ve iyice şaşar kalırız kutlamak isteyenlere pek çok biber gazı atılmıştı. neleri bilmiyoruz diye. Bundan sonrasında da Ona rağmen meydana çıkanlarımız olmuştu. İşte hep böyle kendimizi yeniden tanımak ve yeniden Hakan’ın başucuna gelen bu öğrenci arkadaşlar tanışmak üzere buluşuyor olmayı umuyorum. bize dediler ki “hani 1 Mayıs’ta meydanda içinde Bizler çok zor zamanlar görmüş devrimcilerizdir Hakan Yurdakuler, Mahir Çayan ve başka SBF ve güçlüyüzdür. Mesela aramızda bir sürü konuda lilerin de resmi olan bir pankart vardı ya onu biz anlaşamayız ama büyüdüğümüz bahçe yüzünden astık”. İşte buluşmalarda bazen böyle acayip iyi ve kötü yanlarımızla birbirimize benzeriz. Kim önemli ve yeni şeyler yaşar konuşuruz. Bakmayın ne derse desin imalat yılımız, fabrika çıkışlarımız, geçmisimizin kuvvetine bugunle bağımız da çok modellerimiz itibari ile dayanıklıyızdır. Geleceği kuvvetlidir. kurulabilir bir şey olarak görürüz, irademize İşte bu on yıllık buluşmalar tarihinde 2012’ye yüklenmekten korkmayız. Öyle olmayla da geldiğimizde daha da önemli bir şey oldu, okula gurur duyarız. Akılsızlıklarımızla zor yüzleşiriz. dönenlerimizden ilk mezunu verdik. Hasan Kahramanlığa meyilliyizdir. Sanıldığının aksine Hüseyin Özkan arkadaşımız ki - sondan iki önceki üzüntülü şarkılara her Türkiyeli’den fazla meraklı dernek başkanımızdır (Sonuncusu sevgili Mustafa değilizdir. Karlı Kayın Ormanı tribinden çıkılıp yeni Özdemir) 1974 yılında başladığı eğitim hayatına şarkılara açılmaya açığızdır. Açılmışızdır da! Bizi biz 1980 de ara vermek zorunda kaldı. Politik mülteci yapan değerlerimiz ve tarihimizdir. Aslında bana olarak çeyrek yüzyıl ülkesinden uzakta yaşadı. kalırsa şarkıya-türküye fazla ihtiyacımız yoktur. Sonra semtine şehrine döndü. 2009 sonbaharında Zaten her an bir şeyler için üzülüp coşabiliriz. gelen aftan yararlanarak okuluna yeniden kayıt İçli şeyler her zaman bizim hep etrafımızdadır. yaptırdı. 2012 Şubatında okulunu başarı ile Buluşmalarda akşamları beraber yemek yeriz. bitirerek hepimiz için çok önemli olan diplomasını Her sene her masada başka karşılaşmalar yaşarız. Mesela bu sene Hakan’ın sevgili kız kardeşi Cana ve aldı. İşte bu sene ona arkadaşları olarak bir plaket verdik. Plaket de yazan sözlerdi esasen ona kızı Nükhet Ahu ile ilk defa aynı masada oturduk. Ahu çok gençti ve ama işte başarılı bir akademisyen söylemek onunla paylaşmak istediğimiz. “Biz inadın adı Hasan Hüseyin olanını daha çok seviyoruz”. 101 ...haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... Hasan’ a plaketini verirken Reyhan “geçen yüzyılda başladı, bu yüzyılda bitirdi ”dedi. İşte bu diploma 2012 buluşmasının tacı idi. Bu diploma haklarımızı yedirmemek, yeni haklar elde etmek, haksızlıkların olmadığı bir düzen kurmak için geçire durduğumuz hayatımızda sanki hep beraber aldığımız bir ödül oldu. Hasan Hüseyin ders notlarını kendisi gibi okula afla dönen Yalçın’a devretti. Bir de Dursun’a. İşte bu üç talebenin ortak yanı okul hayatlarının bir önceki yüzyılda başlayıp 21. Yüzyıla devretmiş olması olacak. Bu kadar uzun bir ara vermek zorunda kalmalarının bir sebebi var. O da bu Siyasal talebelerinin eşitlikçi ve paylaşımcı önerilerinden bu düzenin egemenlerinin korkmuş olması. Onlar okuldan atıldılar, sürüldüler, kovalandılar. Ama işte yine haklarını kovalıyorlar ve adaletin peşindeler. İki yüzyıl meselesi sadece matematiksel bir şaka değil bizim için. Malum yönetenlerin ve yönetilenlerinin tarihi her Siyasal talebesinin ilgi konusudur. Bizler dünyada ve ülkemizde 1960’larda güçlenen eşitlikçiliğin 1990 larda egemenlerin karşı darbeleri ile nasıl güçsüzleştiğini izledik. Bizler sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyada yaşamak istemenin bedelinin ne olduğunu biliyoruz. Ama ikibinler bizlere düzenin bu isteği durdurmak için ne kadar büyük illüzyonlar yaratabileceğini de gösterdi. Diyeceğim şu ki ben şahsen altmışları ve yetmişleri insanlığın bir önceki güzel yüzyılı sayıyorum. Millenyum kutlamalarında iyi bir zaman başlıyor diye sevinenlerden olamamıştım. Ve ama adalet peşinde koşanlar için “yeni” bir yüzyılın ancak , ufak ufak başladığını düşünüyorum. Nedeni başka bir yazının konusu. İşte okulumuz koridorlarının, sınıflarının ve 2012 buluşmasının verdiği ilhamla… Yeni fikirlerle başlasın yeni bir yüzyıl! Yaşasın ve çoğalsın inadımız! Diyorum. 102 HANDAN KOÇ ...haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... ‘86 Mezunları Geleneksel Toplantısı Mülkiye’nin 1986 dönem mezunları olarak, 11. geleneksel buluşmamızı, her yıl olduğu gibi bu yıl da Haziran ayında yaptık. Mezuniyetten sonra özellikle Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler bölümleri olarak birbirimizden hiç kopmadık ama hep hayal ettiğimiz büyük buluşmayı yapabilmek için de epey vakit kaybettik. Nedeni de, ne zaman ve nerede toplanalım sorularını herkese sormamızdı. Aşırı demokrasiden doğan kargaşa, bizim fikir birliğine varıp buluşmamızı engelliyordu. Bunu fark ettiğim zaman Özlem dedim, şu gün ve şurada toplanıyoruz diyelim, gelen gelsin. İşte böyle başladı. Vilayetler Evin’deki o ilk buluşma inanılmazdı. Sanki her birimiz evden okula geldik de kantinde toplanıyorduk. Sanki dün bir aradaydık da hiç o kadar yıllar geçmemişti. Okul arkadaşlığı böyle bir şey işte. Saf ve içten; aile bireyliği gibi, açık ve masum, sevgi ve özlem dolu ve kaldığı yerden devam edebilen. O gün orada görevlerimiz, ünvanlarımız ve rollerimizden sıyrılıp kendimiz olduk; tekrar çocuk olduk, genç olduk.. “aaa hiç yaşlanmamışsın”, “ya ama sen hiç değişmemişsin”, “ay ne kadar değişmiş değil miii” sözlerinin havada uçuştuğu, okul, öğrenci evi ve yurt anılarının peşpeşe anlatılıp gözlerden yaş gelene kadar kahkahaların atıldığı enfes bir ortam! Bu yıl biz bunu 11. defa yaptık. Evet tabii ki yıl içinde arada küçük başka buluşmalarımız da var. Hele biz kızlar bu konuda müthiş performans sergiliyoruz. Kamu Yönetimi bölümü 82’de en fazla kız öğrenciyi almış, bir de sonradan yatay geçişle aramıza katılan kızlarla sayımız tüm zamanların rekoru olmuştu sanırım. Kızlar varsa kaynaşma da var! Tamam, erkek arkadaşların hakkını da yemiyoruz. Çocuklarımız da kendi aralarında 2. kuşak olarak kaynaştılar bu arada. Buluşmalarımızda onlara da gençler masası adını verdiğimiz ayrı bir masa hazırlıyoruz. 25. yıl balomuzda yine çocuklarımızın kocaman bir masası vardı. Birbirleriyle ve bizimle olmayı seviyorlar, ne güzel. Hem iyi günümüzde hem de zor zamanlarımızda birbirimizin yanındayız. Mülkiye’nin ‘86 Mezunları Ailesiyiz biz. Yıllar geçtikçe köşelerimiz de yontuldu üstelik. Tadımıza doyum olmuyor bir araya gelince. Yaşımız –dilim varmıyor ama; -kırkların sonuna geldi (elli diyemiyorum!). Hepimiz nerede olursak olalım kısa bir soluklanma arasında bile o buluşmaya koşarak gelip katılıyor ve o havayı soluyup işimize gücümüze taze bir enerjiyle dönüyoruz. Sevgili dönem arkadaşlarımla hep birlikte daha nice nice sağlıklı, güzel yıllar diliyorum, sevgi ve dostlukla! Semra ERBAY 103 ...haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... 86 Mezunları 11. Geleneksel Buluşması 104 ...haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... haberler... Sine-i Mektep Yeniden Yayın Hayatına Başlıyor... Mülkiyeliler Birliği, Yalçın Doğan’ın önerisi üzerine Sine-i Mektep’in eski ve yeni okurlarını buluşurdu. Herkes Sine-i Mektep Okuyor 105
Benzer belgeler
2009 Mart - Mülkiyeliler Birliği
tarihli az bilinen bir şiirinde şöyle der Nâzım
Usta:
“Şiirler yazarım/Basılmaz/Basılacaklar ama/Bir
mektup beklerim/Belki de öldüğüm gün gelir /
Mutlaka gelir ama /Ne devlet ne para/İnsanın
emrind...