PDF SAYI 75 - Hayat Online
Transkript
PDF SAYI 75 - Hayat Online
18 Frankfurt Entegrasyon Ödülleri Sahiplerini Buldu 15 T.C. Köln Başkonsolosu M. Kemal Basa 04 14 TÜRK HAVAYOLLARI Muharrem İftarıyla 200. Uçağını Filosuna Dahil Etti ENERGY Enerji İçeceği Damaklara Serin Bir Tat Sipariş İçin: 0179-9705472 E-Mail: [email protected] Hasene 64 Ülkede 129.000'den Fazla Tüm Dini Kurban Hissesini Cemaatleri Buluşturdu İhtiyaç Sahiplerine Ulaştırdı HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir Aylık Ücretsiz Gazete / Kostenlose Monatliche Zeitung • Sayı/Nr.: 75 • Yıl/Jahre: 9 • Aralık / Dezember 2012 / Muharrem 1434 Almanya İslam Konseyi Başkanı ve Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi (KRM) Dönem Sözcüsü Ali Kızılkaya İle Söyleşi 27 Bizi Biz Yapan Değerler! Biz Hz. Muhammed (s.a.v)in Evrensel İlkeleri Dr. Yusuf IŞIK 05 Almanya’da Yeni Sünnet Yasası ve Müslüman Veli ve Çocuklar İçin Anlamı A. Engin KARAHAN 12 “Biz” 2008 Vergi likten, Denkleştirmesi “Ben”liğe Doğru... Mahmut AŞKAR 11 Muharrem Ayı ve Faziletleri Hatice Yazıcı SEVER 19 İçin 31 Aralık 2012 Son Gün Tren Kaçmasın Asım TOZOĞLU 18 Hacarabın Serüvenleri 62 M. Salih AYDIN 29 HAYAT Sevgili dostlar! Dünya üzerinde her milletin kendisini ortaya koyduğu değerleri vardır. Bu değerler o toplumun olmazsa olmazlarıdır. Bu değerler tarihin süzgecinden geçerek o milletlerin genlerine sirayet etmiştir. Türk milletinin de kendine has çok özel değerleri vardır. En basiti bizler misafirimize çok değer veririz. İnancımız odur ki misafir geldiğinde yanında bereketi ile gelir. Yine bizler paylaşmayı seven bir milletiz. Elimizdeki lokmayı bile yanımızdaki ile paylaşmak bizler için bir erdemdir. Yine bizlere yapılan hiçbir iyiliği unutmaz ve zamanı ve imkanı geldiğinde bunun karşılığını mutlaka vermek gibi yüksek bir erdeme sahibiz. Ha bunu illa da karşılık olması için yapmayız. Mesela Pakistan`da bulunan (o zamanlar Hindistan) kardeşlerimizin İstiklal Savaşımız yıllarında bizleri unutmayıp kollarındaki bilezikleri, kulaklarındaki küpeleri bile bizlere destek için göndermelerini hiç bir zaman unutmadık ve unutmayacağız. Aynı şekilde buradaki kardeşlerimiz sel felaketi ile karşı karşıya kaldıklarında devlet ve millet olarak elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Yine bizlere kötülük yapanları da affetmek gibi bir özelliğimiz mevcuttur. Özellikle Ermeni, Rus ve Rumların yaptıkları her türlü mezalim hala hafızalarımızda mevcuttur. O dönemde yaşanan olayları unutmamakla beraber imkan olduğunda bu milletler bile sıkıntıya düşse elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışırız. Bu değerler tarihten beri Türk insanına atalarından kalan güzel değerlerdir. Bu değerleri çoğaltmak mümkündür. Bu girişi şunun için yaptık. Bize has olan bu değerleri yüksek kılan en önemli özellik de bunları birlikte yapabilmemizdir. Birlikte yapılan her çalışma başarılı olmaktadır. Ama bunları birlikte değil de şahıs olarak yapmaya kalktığınızda eksik kalmaktadır. Yukarıda Pakistan örneğini vermiştik. Düşünün buradaki kardeşlerimiz sel felakati ile karşı karşıya kaldıklarında şahıslar olarak yardım etmek istesek ne kadar faydalı olabilirdik. Ama özellikle Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 03 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 hasbihal hasbihal hasbihal hasbihal hasbihal hasbihal hasbihal Sinan AKTÜRK [email protected] Bizi Biz Yapan Değerler Türkiye Devletinin öncülüğünde tüm sivil teşkilatlar da bu organizenin içinde olunca yapılan yardımlar hedefine fazlasıyla ulaştı. Aynı şekilde bulunduğumuz ülke Almanya`da da bizlerle ilgili yapılacak çalışmalarda ferdi hareket edilince alınan sonuclar ortadadır. 50 senelik göç süreci içerisinde zaman zaman devlet yetkililerinin de yaptıkları yanlışlıkları bunun içerisine katarsak ne dediğimiz daha iyi anlaşılır diye düşünüyoruz. Zaman zaman kötü niyetli politikacıların da buna çanak tuttuğu olaylar olmadı değil. Bunun sıkıntısını burada bulunan bizler hep birlikte çektik. Ama ne zamanki klasik tabirle devlet-millet birlikte hareket edip sorunları göğüslediysek sıkıntılarımız en az seviyeye indi. Yine bize has bir değer bir işin başına gelecek kişilerde aranan vasıflarla alakalı olan değerlerimizdir. Bizler insan olmanın verdiği hassasiyetleri özellikle bu tür durumlarda en az şekilde kullanmaya çalışan bir milletiz. Yani bir kişi yakınımız veya arkadaşımız olduğu için değil o işe ehil ve liyakatli olduğu için gelmeli diye düşünmüşüz ve yapmışız tarih boyunca. Ha bu özellikler yakınımız ve arkadaşımızda varsa ne ala. Osmanlının devlet yapısında bunu pek çok şekilde görebilmek mümkündür. Ne zaman ki bu yapıda bir bozulma başlamış Osmanlı da çatırdamaya başlamıştır. Bunu bir de devlet ölçeğinden içerisinde bulunduğumuz toplumda sivil teşkilatlar ölçeğinden irdelediğimizde benzer sıkıntıların mevcut olduğunu görebilmekteyiz. Bizlerin burada yaşadığı en büyük sıkıntılardan birisi de içlerinde bulunduğumuz sivil oluşumların idarelerinde bulunan bazı kardeşlerimizin buraların ihtiyaçlarını karşılayamayacak şekilde olmasıdır. Dostlar alış-verişte görsün misali bulundukları makamı akraba-eş-dost desteği ile işgal eden kardeşlerimiz yaptıkları işlerin ne kadar zarar veya fayda verdiğini gözlemlemeyip sanki bulundukları yer onlara miras kalmış veya kendi haklarıymış gibi davranarak hareket etmekteler. Zarar verdiklerinin farkına vardıklarında yapmaları gereken en erdemli hareket buraları daha layık olan kişilere teslim etmek olması gerekirken tam tersi yapılmakta ve sıkıntı en had safhaya çıkmaktadır. İnsan eğer bir işi yapabilme özelliğinden eksikse bunu kabul edip bulunduğu yeri daha fazla işgal etmeden daha layık olanlara teslim edebilme erdemine sahip olmalıdır. Bizim güzel hasletlerimizden birisi de bu idi. Ama bu güzel hasletimizi maalesef çok gerilerde bıraktık. Gelin hep birlikte buna benzer hasletlerimizi hem yaşamak ve hem de yaşatmak için elimizden gelenleri yapmaya tekrar gayret edelim. Bir yerde görev alacak kişi editörden bizim yakınımız olduğu için değil o ise en layık kişi olduğu için orada görev yapmalı düşüncesini kendimize şiar edinelim. O zaman belki sıkıntılarımız en az seviyeye düşecektir. Bizler bu Kurban Bayramında Hasene Derneğinin daveti üzerine Türkiye`de kurban kesim gözlemcisi olarak bulunduk. İlk gün İzmir ve diğer günler İstanbul`da yapılan çalışmaları gözlemleyip resimleme fırsatımız oldu. Kurban ibadetinin ne müthiş bir ibadet olduğunu bir kere daha bu vesile ile gözlemleme imkanımız oldu. Bu imkanın oluşmasındaki katkılarından dolayı Hasene Derneği yetkililerine teşekkür etmek istiyorum. Sevgili Halit Erdemir ve Nuray Tetik kardeşlerimizi evlendirdik. Her iki kardeşime de iki cihan saadeti dilerim. Yine kıymetli Süleyman Yılmaz Abimizin de kerimeleri evlenmiştir. Aileyi tebrik ederim. Bu vesile ile Cenab-ı Allah çalışmalarımızı bereketlendirsin, şuurlandırsın. Çalışmak bizden başarı Allah`tandır. Allah`a emanet olun. Impressum / Künye HAYAT Aylık Ücretsiz Gazete Aralik - Dezember 2012 Muharrem 1434 Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Sinan AKTÜRK Yayın Kurulu Dr. Yusuf Işık, Mehmet Ateş, Bilal Demiroğlu, Fikret Ekin, Selma Öztürk, Mahmut Aşkar, Yaşar Cimşit, Cengiz Şahbaz, M. Salih Aydın, Habib Yazıcı Gülsen Aktürk, Sinan Aktürk, İskender Güngör Merkez Königsbergerstr. 16 61169 Friedberg Tel: 06031-162411 Fax: 06031-738644 E-Mail: [email protected] Web: www.hayatonline.eu Baskı: Sunprint GmbH Offenbach Gazetemizde Yayınlanan Yazıların ve Reklamların İçeriğinden Sorumlu Değiliz. HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 04 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 haber T.C. Köln Başkonsolosu M. Kemal Basa Mölln Cinayetlerinin 20. Yıldönümü: Yılmadan Hatırlatmaya Devam Edeceğiz Muharrem İftarıyla Tüm Dini Cemaatleri Buluşturdu .C. Köln Başkonsolosu Mustafa Kemal Basa`nın konutunda verdiği iftara başta Köln ve çevresi Hacı Bektaş-i Veli Dernekleri Başkanı Garip Eker, NRW Eyalet Parlementosu ve hükümet kanadının oluşturan Yeşiller Partisinden Sağlık Politika Sorumlusu ve Uyum Komisyon Başkanı Dr. Arif Ünal, Köln Belediye Encümeni Malik Karaman, Köln Belediyesi Uyum ve LAGA Başkanı Tayfun Keltek, DİTİB adına Prof. Dr. Ali Dere, IGMG Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, ATİB`den Genel Başkan İhsan Öner, İslam Kültür Merkezlerinden Mehmet Yılmaz, UETD Hasan Özdoğan, Ehli Beyt Vakfı Başkanı Fuat Mansuroğlu, TD Platformdan Metin Baran ve Türk Üniversitelilerden Levent Taşkıran Ortadoks ve Süryani cemaat temsilcileri bir araya geldiler. İftar öncesi misafirlere günün önemi üzerine Dede Garip Eker kısa bir selamlama konuşması yaptı. Eker kısaca şunları söyledi. “Hak ile batılın ayrıldığı nokta Kerbeladır. Hz İmam Hüseyin Kerbela`da şehid olmasaydı bu gün ne Kur`an olurdu ne de İslam olurdu. Muharrem ayı kutsal aylardandır. Muharrem orucu bütün peygamberlerin tutup da kurtuluşa erdikleri oruçtur. Bakara suresi 183 ayetinde buyurulurki: “Sizden öncekilere farz olunduğu gibi sizlere de farzdır. Fecr 1-2 Araf 147, Muharrem orucuna delalattir. Biz niçin oruç tutuyoruz Kur`anı Kerim`in Allah`ın emri olduğu için tutuyoruz. Aynı zamanda ehli beytin sevgisi için tutuyoruz” dedi. Garip Eker konuşmasının devamında dua etti. İftar yemeğinin ardından saz ve Kerbela ilahi harmonisi canlı olarak icra edildi. T.C. Köln Başkonsolosu M. Kemal Basa davetine katılanlara teşekkür ederek; “bir sonraki Paskalya`da da Hristiyan kardeşlerimiz için inşaallah bir araya geleceğiz” dedi. T Bugün, Almanya`nın Mölln kentinde aşırı sağcılar tarafından gerçekleştirilen ve üç kişinin ölümü ve dokuz kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan kundaklama olayının 20. yıldönümünü idrak ediyoruz. Bununla birlikte NSU örgütünün terör faaliyetleriyle ilgili aylardır süren araştırmaları büyük bir endişeyle takip ediyor ve son yirmi yıl içerisinde bu konuda nelerin ihmal edildiği sorusunu kendimize soruyoruz.” açıklamasında bulunan İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatı Genel Sekreteri Oğuz Üçüncü, sözlerine şöyle devam etti: “23 Kasım 1992 tarihinde iki aşırı sağcı Alman, Türk ailelerin oturduğu iki evi kundaklamış ve on ve 14 yaşlarında iki kız çocuğu ve çocukların 51 yaşındaki anneanneleri ateşler içerisinde can vermişti. Bazıları ağır olmak üzere, dokuz kişinin daha yaralandığı bu cinayetler, kamuoyunda büyük tepki yaratmış ve protesto gösterileri yapılmıştı. Dönemin devlet yetkilileri, böyle bir olayın bir daha tekrarlanmaması için her şeyin yapılacağı sözünü vermişlerdi. Bugün ise Federal Meclis NSU Araştırma Komisyonunun başarılı olmasını, olayın tüm nedenlerini, teröristlerin yardımcılarını ve hatta yardımcıların yardımcılarını dahi tespit etmelerini ümid ediyoruz. Bununla birlikte, NSU örgütünün, Almanya`nın bir ucundan öbür ucuna kadar hiç dikkat çekmeden böyle bir kanlı izi nasıl bırakabildiği sorusunu hâlâ ve şaşkınlık içerisinde kendimize soruyoruz. 20 yıl önce verilen o söz nerede kaldı? NSU olayında sürdürülen “aydınlatma” çalışmaları ve bu esnada bitmek bilmeyen “hatalar zinciri” karşısında ayrıca, şu soruyu da sormak gerekiyor: Almanya`nın güvenlik yapısında ciddi ve köklü değişikler yapılması için daha neler yaşamamız gerekiyor? Nitekim şu ana kadar yapılan değişiklikler yeterli değil. NSU terörü şu ana kadar ancak emniyet kurumlarına daha fazla yetki tanımak için kullanıldı. Buna karşın emniyet kurumlarının kendi içerisindeki aşırı sağcı zihniyetin temizlenmesi konusu neden ele alınmıyor? Mölln kundaklamasının 20. yıldömünde bu tür soruları sormak zorunda olmamız çok üzücü bir durum. Allah, geride kalanlara kayıplarının ve acılarının üstesinden gelebilmeleri için kuvvet ve sabır versin. Onlara başsağlığı diliyoruz. Ne Mölln, ne Solingen, ne Rostock ne Dresden ne de NSU`yu ve başka ırkçı saldırıları hiçbir zaman unutmayacağız. Tam aksine: Bu tür saldırıların geçmişte kalıp tekrarlanmaması ümidiyle ve uyarma amacını taşıyan bir hatırlama kültürünün oluşması için hiç yılmadan hatırlatmaya devam edeceğiz.” “ Biz Filistin Halkıyla Dayanışma İçindeyiz. Ancak Birleşmiş Milletler Nerede? Birleşmiş Milletler, yaklaşık kırk yıldan beri her 29 Kasım gününde Filistin halkıyla dayanışma içinde olduğunu beyan eder. Ancak BM, Filistin halkı için bugüne kadar hiç birşey yapabilmiş değil.” diyen İslam Toplumu MillÎ Görüş (IGMG) Genel Başkanı Kemal Ergün, şu açıklamada bulundu: “1974 yılında Birleşmiş Milletler, 29 Kasım gününü “Filistin Halkıyla Dayanışma Günü” olarak ilan etti. Amaç, bu gün ile, BM`nin Filistin’i iki ayrı devlete bölme planını karara bağladığı 29 Kasım 1947 tarihini anmaktır. Ne var ki, mevcut duruma baktığımızda, o zamanki bölme planı ile Filistin`in şimdiki işgal altındaki hâli arasında büyük bir çelişki olduğunu tespit ediyoruz. İsrail tüm BM kararlarını hiçe saydığı hâlde kendisine karşı herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır. Bu bakımdan BM, sadece bir tarihi anmış olmakla kalmayıp, Ortadoğu barışı ile ilgili kendi iddiasına riayet etmek durumundadır. Çünkü netice itibarıyla, Filistin halkı, onyıllardır en zor ve insanlık dışı şartlar altında yaşamak zorunda bırakılmıştır. İsrail’in son askerî saldırısı sebebiyle de bölgede kalıcı bir barışın yakın zamanda kurulabilmesi ihtimali daha da azalmış durumdadır. Ümit edilir ki en azından şu an yürülükte olan ateşkes anlaşması devam eder. Ancak bölgede kalıcı barışın sağlanabilmesi için ilk adım olarak Filistin`in BM`ye üyelik talebi kabul edilmelidir. Filistin`in, Birleşmiş Milletler`e tam üye olarak kabul edilmesi, büyük bir sembolik anlam taşımasının yanısıra Filistinliler için geleceklerini inşa edebilecek bir perspektif sunulması anlamına de gelecektir. Öte yandan, uluslararası topluluk İsrail`in, gerçerli ve bağlayıcı uluslarası hukuka riayet etmesi için elinden gelen herşeyi yapmak zorundadır. Dünya, mazlum bir halkın sefalet ve perişanlık içinde bir açık hava hapishanesinde tutulduğunu artık görmezlikten gelmemelidir.” “ HAYAT eygamberler din tebliğ etmek için görevlendirilmiş elçilerdir. Din ise, insan hayatını içten ve dıştan kuşatan değerler bütünüdür. Bu demektir ki Peygamber, insanı iç ve dış yönüyle Allah’ın istediği kıvama getirecek formülleri insana sunmakla yükümlüdür. Bu bağlamda Hz. Muhammed (s.a.v)’in insanlığa kazandırdığı evrensel ilkelerden bir kaçını bu yazımızda ortaya koyacağız. Bu ilkelerin bütünü içerisinde hukuka kazandırdığı ilkeler başta gelmektedir. İslâm Peygamberinin en belirgin özelliklerinden birisi insanlar arasında adaletle hüküm vermesidir. Zira hukuku hukuk yapan ve onun niteliğini belirleyen yegâne amaç; adalettir. Bunun için “adalet hukukun nihaî amacıdır” denilmiştir. Bütün hukuk kurallarının gayesi; adaleti gerçekleştirme amacına matuftur. Ancak hukuku “vahye dayalı hukuk” ve “beşerî hukuk” diye iki kısma ayırırsak, o zaman gerçek adaleti tesis edecek hukukun vahye dayalı hukuk olduğunu söyleyebiliriz. Hz Muhammed (s.a.v) vahye dayalı hukuka amaç noktasında belli ilkeler koymuştur. Özetle: İnsan haklarını her şeyin üstünde tutması, adaleti uygulamada din farkı gözetilmemesi, kişilere makamı, mevkii, sosyal veya siyasî kişiliğine bakılarak herhangi bir imtiyaz verilmemesi, ırk ve cins ayırımcılığı yapılmaması, inançta hür iradeyi esas alması gibi konuları sayabiliriz. Diğer taraftan Hz. Peygamberin sosyal hayatı tesis etmede insanlığa sunduğu evrensel ilkeler ise hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), her insanın doğarken tabiî haklar bakımından eşit doğduğunu belirtmiştir. Daha sonradan ise temiz inanç, güzel ahlâk ve salih amelleri sayesinde bir kısım insanların fazilet ve erdem noktasında diğer insanlardan üstün olduklarını ortaya koymuştur. Bununla da hayrı elde etmek, iyilik ve ahlâkî güzelliğin zirvesine çıkmak, fazilet ve erdemli olma noktasında her akıl sahibini yarışa teşvik etmiştir. Herkesin hak ettiğine kavuşmasını, başkalarının hakkına hiç bir şekilde tecavüz etmemesini kurallaştırmıştır. İctimâî/sosyal adaleti tesis etmede iki önemli prensip ortaya koymuştur ki; “genel dayanışma ilkesi” ve “sosyal denge ilkesi”. Genel dayanışma ilkesi ile darda kalan bütün hayat sahiplerine hiçbir ayırım yapılmaksızın yardım edilmesini, sosyal denge ilkesi ile de ictimâî nizamı korumayı gaye edinmekteydi. P Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 05 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 Dr. Yusuf IŞIK [email protected] Hz. Muhammed (s.a.v)in Evrensel İlkeleri İnsanın basit bir eşya gibi satıldığı, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, kadınların bir eşya gibi el değiştirdiği, aile içi şiddetin normal kabul edildiği, mülk ve servetin belli ellerde dolaştığı bir dönemde Hz. Peygamber, her bir insanın Yaşama, Hürriyet, Onur ve Haysiyet, Öğrenme, Mülkiyet ve Nesil elde etme gibi haklarının olduğunu ortaya koymak suretiyle ayırıcı bir sistem getirmiştir. Bu yüzden mücadelesi oldukça çetin olmuştur. Fakat getirdiği bu prensipleri hayat geçirdiği zaman da, geride kalanlar bu sistem sayesinde insanlar adına haklardan söz etmiş ve insanlık özellikle Müslümanlar O’nun bıraktığı bu miras ile asırlardır hak ve hürriyeti, adalet ve ihsanı beraber tatmışlardır. Bugün bütün sosyologlar insanın medenî bir varlık olduğunu, yalnız yaşayamıyacağını, mutlaka bir topluluk içerisinde bir hareket, fikir, eylem ve söylem bazında kendisine yer edinmesinin gerektiğini kabul etmektedirler. Modern bilim bugün bunları önümüze koyarken ilimlerin geliştiği ondokuzuncu asırda bu prensipleri insanlığa kazandırmıştır. Fakat çok daha önce İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) toplumsal düzeni yaşadığı dönemde inşa etmiş ve en başta kişiden topluma uzanan değerler bütününü ortaya koymuştur. Bu değerler bütününe kısaca bakılacak olursa öncelikle ‘Kişilikte Denge’ prensibiyle fertten topluma uzanan bir kişilik dengesi ortaya koymuştur. Kişiliği oturmuş insanlardan oluşan bir topluluğun altına imza atamıyacağı hiçbir başarı olmaz! Muharref semavi dinlerden birisi dünya hayatına öncelik vermiş, bir diğeri ise dünya hayatından el çekmek suretiyle hak ölçülerinden sapmışlar. Ama İslâmiyyet her ikisine de gereken değeri vermek suretiyle ‘Dünya ve Ahiret Arasında Denge’ prensibi ortaya koymuştur. Peygamberimiz bu noktada; “-Dünyanızın ıslahına, nizamına çalışınız! Yarın ölecekmiş gibi de ahiret için amel ediniz.” buyurmuşlardır. Hz. Peygamber, o günkü müslümanların şahsında bütün mü’minlere ve tüm insanlığa sunduğu evrensel Veda Hutbesinde ‘Fertlerin kişisel olan temel hak ve hürriyetlerinin korunması’ prensibini ortaya koymuş, Ashabının dikkatini bu konuya çekmiş ve şöyle buyurmuştur: “-Bu gün, bu ay ve bu belde nasıl kutsal ve mukaddes ise, canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da öylesine her türlü tecavüzden korunmuştur...” Bununla, bireylerin temel hak ve dosya özgürlüklerinin korunması hususunda toplumsal sorumluluğa ve hukuk güvencesine işaret etmiştir. İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v), devlet başkanından aileye ve aileden de devlet başkanına varıncaya kadar “Teb’anın korunması ve gözetilmesi” prensibini ortaya koymuştur. Buyurmuştur ki; “-Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz. Devlet başkanı çobandır ve güttüklerinden/vatandaşlarından sorumludur. Aile reisi aile içerisinde çobandır ve güttüklerinden/ev halkından sorumludur. Hizmetçi/işci efendisinin/işverenin malı konusunda çobandır ve güttüklerinden/yaptığı işlerden sorumludur...” Resûlüllah (s.a.v) bu evrensel mesajıyla gözetme ve koruma sorumluluğuna işaret etmiştir. Aynı zamanda devlet ile aile arasında bir benzerlik kurularak, yönetim, sevk ve idare, gözetim ve koruma noktasında sanki aile büyütülüp devlet, devlet küçültülüp aile şeklinde temsîlî bir anlatımla ifade buyurulmuştur. Bununla her iki teşkilatın başında yönetenlerin bulunduğu ve yönetici şahsiyetlerin de sorumluluklarına vurgu yapılmıştır. Resûl ve Nebîlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v)’in bir başka evrensel ilkesi de insan hakları konusundaki ortaya koyduğu ilkeler manzumesidir. Yüce Allah her insanın doğuştan elde ettiği haklar bulunduğunu ve bunları korumak için de düzenli bir hukuk mekanizması oluşturulması gerektiğini bütün dinlerde emretmiştir. Peygamberlerini de bu gayeyi korumak ve sistemi işletmek üzere görevlendirmiştir. İnsanın basit bir eşya gibi satıldığı, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, kadınların bir eşya gibi el değiştirdiği, aile içi şiddetin normal kabul edildiği, mülk ve servetin belli ellerde dolaştığı bir dönemde Hz. Peygamber, her bir insanın Yaşama, Hürriyet, Onur ve Haysiyet, Öğrenme, Mülkiyet ve Nesil elde etme gibi haklarının olduğunu ortaya koymak suretiyle ayırıcı bir sistem getirmiştir. Bu yüzden mücadelesi oldukça çetin olmuştur. Fakat getirdiği bu prensipleri hayat geçirdiği zaman da, geride kalanlar bu sistem sayesinde insanlar adına haklardan söz etmiş ve insanlık özellikle Müslümanlar O’nun bıraktığı bu miras ile asırlardır hak ve hürriyeti, adalet ve ihsanı beraber tatmışlardır. Bugün “İnsan hakları evrensel bildirisi”nden söz ediliyorsa, insanlık bunu Hz. Muhammed (s.a.v)’e borçludur. IGMG RNS Bölgesi Walldorf Mevlana Camii ile Walldorf Alman Kan Toplama Şubesi (Deutsche Blutspende) Ortaklaşa Kan Bağışı Kampanyası Yaptılar ısa adı IGMG RNS olarak hizmet eden İslam Toplumu Milli Görüş Rhein Neckar Saar Bölgesi Walldorf Mevlana Camii ile Walldorf Deutsche Blutspende ortaklaşa yapılan Kan Bağış Kampanyasına katılım yoğun oldu. Her zaman toplumsal sorumluluk alarak toplumun her kademesinde faaliyetlerini sürdüren IGMG Rhein Neckar Saar Bölgesi Mevlana Camii bu kampanyayı da başarılı bir şekilde sürdürerek tüm üyelerin Erkek Kadın her üyenin Kan Bağışı yaparak “Kan Bağışla Sıhhat Bulasın” sloganı ile Cemiyet salonuna kurulan kan verme işlemi bir gün boyunca devam etti. Toplam 6 kan verme istasyonu ile 8 Hemşire 6 Doktor ile bir çok görevlinin de hazır bulunduğu kampanya başarı ile tamamlanarak 80`den fazla kişinin Kan K vermesiyle Deutsche Blutspende kurumunu ziyadesiyle memnun etti. Deutsche Blutspende sorumlusu Friedrich yapmış olduğu açıklamada şu ana kadar hiç bir Camii organizesinde bu kadar yoğun katılım görmedik. Walldorf gibi orta ölçekli bir yerleşim biriminde bu kadar bir katılım olmamıştı. Bizler Walldorf Mevlana Camii yöneticilerine teşekkür ederiz. Kan Bağış Kampanyasına IGMG RNS Bölge Başkanı Yaşar Cimşit de katılarak hem kan verdi hem de Cemiyet yöneticileri tebrik ederek bu türlü toplumu ilgilendiren çalışmalarda Milli Görüş olarak her zaman üzerimize düşen sorumluluğu alıyoruz. Kan vermek hem sağlığımız için önemli hem de hayat kurtarmak için çok önemlidir bundan dolayı emeği geçen herkese teşekkür ederim dedi. US Akademisyenler Platformu Düren’de Toplandı Frankenthal’de Uyum Meclisi Cemiyetleri Bir Araya Getirdi rankenthalde bir çok faaliyetlere imza atan Uyum Meclisi her sene geleneksel hale getirdiği dinlerde akşam ibadeti adı altındaki etkinlik bu sene Frankenthal İslam Kültür Merkezi şubesinde yapıldı. Etkinliğe ev sahibi İslam Kültür Merkezi VIKZ, İslam Toplumu Milli Görüş IGMG, İslam Birliği DİTİB, Ahmediye Cemaati, Protestan Cemaati ve geniş bir izleyici topluluğu katıldı. Program İstiklal Özkan`ın moderatörlüğünde başladı. Yaşar Bezgin selamlama konuşması yaparak sözü DİTİB İmam Hatibi Lokman Çiftçi`ye Kur`an-ı Kerimden ayetleri okuması için verdi. Ardından İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatından Hakan As da F Kurban Bayramında Huzurevini Ziyaret Ettiler ürk Üniversiteliler Derneği Türk ÜniD e.V. Kurban Bayramında Türklerin en yoğun yaşadığı Mülheim semtinden bulunan huzurevini ziyaret ettiler. Başkanlığını Levent Taşkıran`ın yaptığı ünüversiteli öğrencilerden oluşan sivil toplum kuruluşu dernek yaptığı sosyal atraksiyonlarla göz dolduruyor. Dernekte çalışan onlarca erkek ve kız öğrenci bazen böyle vefalı ve hayırlı adımla bazen koskoca salon toplantılarıyla başarıya imza atıyorlar. Kurban Bayramında yine böyle bir atraksiyonla adından söz ettirdiler. Türklerin en fazla kaldığı huzurevini ziyaret eden üniversiteli gençler, bütün sakinlere gül ve hediyeler dağıtarak kurban bayramlarını kutladılar. 29`a Yakın Türk Kalıyor Köln Belediyesine bağlı ve kısa adı “Sozial Betriebe Köln“ olarak tanımlanan ve 1927 yılında ilk olarak Köln’ün Riehl semtinde kurulan huzurevinin daha sonraki yıllarda şehrin diğer semtlerinde de huzur evleri açması ile genişlemesi sonu- T .C. Köln Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşeliği, US Akademisyenler Platformu öğrencilerinin ailelerine ve bu platformu destekleyen esnaflara, Platformu tanıtmak amacıyla Düren’de bir “Tanıtım Kahvaltısı” düzenledi. Kahvaltıya 200 civarında katılım sağlandı. Kahvaltıda T.C. Köln Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi Zekeriya Bülbül Platform’un hedeflerini anlattığı kahvaltılı toplantıda ailelerden destek istedi. Bülbül burada yaptığı konuşmada öğrencilerin Konsolosluk binasında 2011 yılı Kasım ayında başlatılan ve 8 ay süren 50 saatlik tefsir, hadis, fıkıh, İslam tarihi gibi temel konuların işlendiği bir eğitim sürecinden geçtiklerini anlattı. Kahvaltılı proğramda ayrıca öğrencilere İslami Bilgilerin yanında Almanya’nın gerek göç açısından gerekse de İs- T lam açısından bugünkü noktaya ulaşmada yaşanan sıkıntı ve aşamalar hakkında da uzmanlar tarafından bilgiler verildi. Köln Konsolosluğu Din Hözmetleri Ateşesi Bülbül bütün bu gelişmeler sonunda US Akademisyenler Platformu’na katılımın her geçen gün hızla arttığını ve bunun ailelerin duyduğu güvenden kaynaklandığını belirterek ailelere teşekkür etti. Önümüzdeki dönemlerde gerçekleşecek olan programlar hakkında bilgi verildikten sonra programa katılım gösteren iş adamlarına ve Düren Dernek Yönetimine ev sahipliğinden dolayı teşekkür edildi. Aileler, program sayesinde birbirleriyle de tanışma ve kaynaşma imkanı buldular ve öğrencilerin bu birlikteliklerinden duydukları memnuniyeti dile getirerek emeği geçenlere teşekkür ettiler. ayetlerin Almanca anlamlarını aktardı. İslam Kültür Merkezleri adına Yaşar Bezgin Hocaefendi günün konusu Hac adına güzel bir açıklama yaptı. Protestan Cemaati Papazı Martin Henninger de hacla ilgili görüşlerini anlattıktan sonra, Ahmediye cemaatinin yapmış olduğu dua ve çocuk ilahi grubunun Almanca okumuş olduğu ilahiden sonra hazırlanmış ikramlardan tatmak için bir araya gelindi. Ayrıca programa misafir olarak Frankenthal Kriminal Polis Şefi Volker Klein, Uyum Meclisi Üyesi Meryem Atasever, bayan Neufeld, FT Milli Görüş Tanıtma Sorumlusu ve Uyum Meclisi üyesi Mehmet Çalay, FT Milli Görüş İmam Hatibi Hayrettin Ramazanoğlu da katıldılar. cunda değişik semtlerde şu anda 16 huzurevini bünyesinde tutmaktadır. Türkler’in en yoğun olduğu Köln’ün Mülheim semtinde ise yaklaşık 29 Türk sakinin kaldığı huzurevini ziyaret eden Türk ÜniD e.V. Yöneticileri, sakinlere çicek hediye ederek bayramlarını kutladılar. Daha sonra çay ve pasta ikramında bulunan gençleri gören yaşlıların sevinci büyüktü. Ayrı sebeplerden ötürü huzurevinde hayatlarını sürdüren yaşlıları bayramda yalnız bırakmayan gençler, daha sonra hepsiyle ayrı aryı sohbet etmeyi ihmal etmediler. Ziyaret sonrası ise huzur evinin ziyaret defterine de mesaj yazan Türk Üniversiteliler Derneği yetkilileri, artık huzur evini daha sıkça ziyaret edeceklerini belirttiler. HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 08 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 dosya Sizi ‘Mietkauf ‘Mietkauf’ Sistemiyle Ev Sahibibi Yapıy ap a orr..!. Ğ U sistemi anlattı: DEWA Wohnungsbau eG’nin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Güner ÇAKIROĞL Vatandaşımız alacağı evi tesbit ediyor, biz evi satın alıyoruz ve ‘Mietkauf’ sistemiyle vatandaş, gelir seviyesine göre tesbit edilen kira bedelinde ödeme yaparak 20 yıl sonra evine sahip oluyor. Schufa’sı olsa bile bu süre zarfında tapusunu da veriyoruz. Çünkü tapu 20 yıl koruma altında oluyor. ‘ VAIHINGEN-DEWA Wohnungsbau eG’nin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Güner ÇAKIROĞLU ile Stuttgar t Vaihingen‘deki ofisinde görüştük. M ietkauf` Sistemiyle 20 yılda S ev sizin..! ........... A lmanya’da Yılın Başarılı İş Adamı Seçildi..! 2013 yılından sonra konut finansmanında, kredi almak zorlaşacağından, büyük bir patlama olacağı apaçık görülüyor. Vatandaşlarımızı şimdiden uyarıyorum. Bizimle tanışsınlar ve ev hazırlıklarını yapsınlar. Sistem şu; Vatandaşımız alacağı evi tesbit ediyor, biz evi satın alıyoruz ve ‘Mietkauf’ sistemiyle vatandaş, gelir seviyesine göre tesbit edilen kira bedelinde ödeme yaparak 20 yıl sonra evine sahip oluyor. Schufa’sı olsa bile bu süre zarfında tapusunu da veriyoruz. Çünkü tapu 20 yıl koruma altında oluyor. ‘ diye açıklamada bulundu. AY YLIK Ekonomi Dergisi Ekovitrin’in bu yıl 11. sini gerçekleştirdiği ‘Yılın Starları Anketi’ sonucunda ‘Almanya’da Yılın Başarılı İş Adamı’ seçilen Güner ÇAKIROĞLU’nu, ödül töreninde, Avrupa Birliği Başkanı ve Başmüzakereci Egemen BAĞIŞ tebrik ÇAKIROĞLU ÖDÜLÜ İLE İLE ederek başarı dileğinde bulundu. Biz de Milli Gazete olarak kendisini tebrik ediyor ve başarısının devamını diliyoruz. E vinize, en az 30 bin Euro daha ucuza sahip olun..! ATALARIMIZ ne güzel söylemiş; ‘Taşınmayan mal varlığı kadar değerini koruyan bir para birimi ve yatırım yoktur.’ Diyen DEWA’nın sahibi Güner ÇAKIROĞLU, ‘Yatırım yapmak isteyenlere tavsiyem, elindeki parayı gayrimenkule yatırsın. Almanya’da ev sıkıntısı giderek ar tıyor. Bizim DEWA olarak sunduğumuz ‘Mietkauf’ sistemi, sadece Almanya’da gerçekleştirilebiliyor. Çünkü, burada sosyal sistem işliyor. Az gelirli insanlara kira yardımı yapılıyor. Bundan dolayı, Schufa’da kaydı olan insanların da ‘Mietkauf’ sistemiyle konut sahibi olması destekleniyor.’ Bu imkanı değerlendiren vatandaşlar Konut Finansmanı alanında alınan kredilerin sadece banka faizlerinin bile ödenmesi uzun yıllar alabiliyor. Ev alacak olan vatandaşlar DEWA’ya danıştıkları takdirde, yardımımız sonucunda almak istedikleri evi en az 30 bin Euro daha ucuza alma imkanına kavuşacaklar. Bu da ev alan bir vatandaşın birkaç yıl erken borcunu ödemesi ve evine sahip olması demektir.’ Dedi. S chufa’da bile olsa herkesi ev sahibi yapıyoruz..! FİNANS sektörüne verdikleri canlılığı anlatırken, icradaki evlere bile destek verdiklerini söyleyen ÇAKIROĞLU, ‘DEWA Wohnungsbau eG olarak ödeme güçlüğü nedeniyle evlerini kaybetme tehlikesi bulunanların imdadına yetişiyor ve hizmetlerimizden yararlanmalarını sağlıyoruz. Gelecekte konut finansmanında büyük yoğunluk yaşanacak. Biz, DEWA olarak Schufa’da bile olsa herkesi ev sahibi yapıyoruz. Ev alıp da kredi borcunu ödeyemeyen, icraya düşen, hatta icra satışına bir hafta kalmış olan insanlar bile DEWA’nın hizmetlerinden faydalanabiliyor.‘ Dedi. Almanya’da A b benzeri bulunmayan bir kuruluşuz..! ÇAKIROĞLU, ‘Bir ev almış, ödeme güçlüğü nedeniyle evi icra yoluyla elinden alınmış olan insanlar, yıllarca D EWA’dan, İ İhtiyaç desteğ desteği imkanı ve ANNELERE özel finans..! ödediği paranın tamamını kaybediyor. icralık evlerin devlet tarafından değerinin çok altında fiyatla satıldığı da bir gerçek. Zora düşen, o ana kadar yaptıkları ödemeleri hiçe sayan ve mağdur insanları düşünmeyen bankalar, bu durumda kendini kur tarma gayretine giriyorlar. Bu şekilde mal varlığı elinden alınan birçok mağdur insan var. İşte tam bu noktada DEWA devreye girerek vatandaşa destek veriyor. Hiç kimsenin destek vermediği insanların bu zor anlarında ellerinden tutarak evlerini icradan kur tarıyoruz. Almanya’da benzeri bulunmayan bir kuruluşuz. İnsanları bizi tanımaya davet ediyorum.’ Dedi. ÇAKIROĞLU, DEWA olarak Finans hizmeti de sunduklarını ifade ederek, vatandaşa uygun şar tlarda, İzin parası, askerlik ücreti, Gelin-Damat desteği, Annelere özel finans vb. gibi acil ihtiyaçlarını da karşıladıklarını sözlerine ekledi. Merkezi Stuttgar t Vaihingen‘de bulunan DEWA, Köln ve Mannheim‘da da vatandaşları EV‘lendirmeye devam ediyor. T.C. Frankfurt Halef Selef Başkonsolosları IGMG Hessen Bölge Merkezini Ziyaret Ettiler örev süresi sonra eren T.C. Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı Hessen`de bulunan sivil teşkilatlara yaptığı veda ziyaretlerinden birini de IGMG Hessen Bölge Başkanlığına yaptı. İlhan Saygılı ile beraber yine bu göreve yani T.C. Frankfurt Başkonsolosluğu görevine yeni atanan Ufuk Ekici ve T.C. Frankfurt Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi Yaşar Seracettin Baytar ile birlikte Rüsselsheim`da bulunan IGMG Hessen Bölgesi Bölge Merkezine bir ziyarette bulundular. IGMG Hessen Bölge Başkanı Bilal Kaçmaz ve BYK üyeleri ile birlikte Hessen Bölgesine bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren cemiyetlerden bazılarının idarecilerinin de hazır bulunduğu ziyaret neşeli bir ortamda geçti. IGMG Hessen Bölge Başkanı Bilal Kaçmaz kısa bir selamlama konuşması yaptıktan sonra 4 senelik görev süresi içerisinde yaptığı hizmetlerden dolayı İlhan Saygılı`ya teşekkür etti ve hayatının devamında kendisine sağlık sıhhat ve başarılar diledi. T.C. Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı da 4 senelik görev süre- G si içerisinde beraberce yaptıkları çalışmalardan dolayı IGMG Hessen Bölgesine çok teşekkür etti. Bu süreç içerisinde samimi davranışları ve katkılarından dolayı tüm Milli Görüş camiasına şükranlarını sunduğunu belirtti. Ve Bölge Başkanı Bilal Kaçmaz`ın şahsında tüm IGMG Hessen teşkilatı mensuplarından helallik istedi ve kendi haklarını da helal ettiğini belirtti. Daha sonra T.C. Frankfurt Baş- konsolosluğu görevine yeni atanan Ufuk Ekici de bir selamlama konuşması yaptı. Çocukluğu ve gençliğinin Fulda`da geçtiğini söyleyen Ekici; “sizin içinizden biri olarak buradayım. Ve sizin her türlü meselenize vakıf bir kardeşiniz olarak buraya gelmiş bulunmaktayım” dedi. Daha önce Stuttgart Başkonsolosluğunda görev yapan Ekici son olarak Avusturya Viyana Başkonsolosluğunda görev yaptı. Son olarak T.C. Frankfurt Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi Yaşar Seracettin Baytar da bir selamlama konuşması yaptı. Konuşmalardan sonra Başkonsoloslar sorulara cevaplar verdiler. IGMG Hessen Bölge Başkanı Bilal Kaçmaz ziyaretin anısına Başkonsoloslara birer çiçek ve hediye takdimi yaptı. T.C. Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı’dan Müsiad Hessen’e Veda Ziyareti .C. Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı görev süresinin sona ermesi münasebetiyle Hessen Eyaletinde bulunan sivil toplum örgütlerine veda ziyaretlerinde bulunuyor. İlhan Saygılı yine bu ziyaretlerden birini Müsiad Hessen`e yaptı. Frankfurt`ta bulunan Merkez büroya yapılan veda ziyaretine Müsiad Hessen yönetimi tam kadro olarak iştirak ettiler. Samimi bir ortamda geçen ziyarette Müsiad Hessen Başkanı Musa Aydın yaptıkları çalışmalar hakkında Başkonsolos İlhan Saygılı`ya bilgilendirmeler yaptı. Görev süresi içerisinde zaman zaman beraber çalışma imkanları buldukları İlhan Saygılı`ya şükranlarını arzeden Musa Aydın yeni görevlerinde kendilerine başarılar diledi. T.C. Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı ise; görev yaptığım süre içerisinde Hessen`de bulunan insanımızdan çok şeyler öğrendiğini ve bu tecrübelerini her zaman güzelliklerle hatırlayacağını belirtti. Müsiad gibi sivil işadamları derneklerinin hem Alman ekonomisine ve hem de insanımızın gelişmesine katkılarının yadsınamayacağını belirten Saygılı; “ben görev süremiz içerisinde bizlere her türlü desteği veren insanımıza ve tabiki Müsiad Hessen`e teşekkür etmek istiyorum. Sizlerden helallik istiyorum” dedi. T.C. Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı ziyaretinde Müsiad Hessen Yönetim Kurulunda bulunanların sorularını da yanıtladı. Ziyaretin hatırası olarak Müsiad Hessen Adına Başkan Musa Aydın, İlhan Saygılı`ya bir hediye takdim etti. T Aytaç Avrupa Großmarkt Marktstr. 10 . 50968 Köln Tel.: 0221-3797985 Fax: 0221-3797986 Mobil: 0177-6529370 Depo Market Et Reyonu Vogesenstr. 1 . 50739 Köln Depo Market Et Reyonu Markenstr. 7 . 40227 Düsseldorf Depo Market Et Reyonu Marktstr. 247 . 47798 Krefeld Depo Market Et Reyonu Münsterstr. 154 . 44145 Dortmund Mobil: 0177-6529370 YENi YENi YENi YENi Depo Market Et Reyonu Friedrich-Ebertstr. 79 . 47119 Duisburg (LAAR) Mobil: 0177-6529370 IGMG Kuzey Bavyera Bölgesi Kadınlar IGMG Düsseldorf Hacıları Kutsal Teşkilatı’ndan 1001 Hatim Merasimi Topraklardan Döndü GMG Düsseldorf Hac Kafilesi ile İsmail Tuzen başkanlığında hac farizasını yerine getiren hacılar bir ay süren hac ziyaretlerini tamamlayarak 2 grup halinde Almanya’ya döndüler. I GMG Kuzey Bavyera Bölgesi Kadınlar Teşkilatı 1001 hatim merasimi coşkulu geçti. Yüzlerce kişinin katıldığı merasimin sunuculuğunu IGMG Nürnberg Camii imamı Ahmet Basri hocaefendi yaptı. Programın açılış Kur’an-ı Kerimini, Kur’an-ı Kerimi Güzel Okuma Kuzey Bavyera birincisi Muhammed Topçu gerçekleştirdi. Programın açılış konuşmasını yapan IGMG Kuzey Bavyera Bölge Başkanı Orhan Sarı konuşmasında; „Kur`an`ı anlayarak okumanın önemine dikkatleri çekti. Daha sonra 9 sene K. Bavyera Bölge Başkanlığını yürüten Bilal Demiroğlu`na teşekkür plaketinin takdimini yaparak konuşmasını sonlandırdı. I Kur’an bülbülü Abdulkerim El Hamdaoui’nin okuduğu aşrı şeriften sonra mikrofona gelen İlahiyatçı-Eğitimci Dr. Yusuf Işık hocanın yaptığı konuşma oldukça dikkatli bir biçimde dinlendi. Son olarak kürsüye gelen IGMG Hessen Bölge Başkanı Bilal Kaçmaz davetinden dolayı yapan IGMG Kuzey Bavyera Bölge Başkanı Orhan Sarı`ya teşekkürden sonra ALLAH’ın ipine sımsıkı sarılıp tefrikaya düşmememiz gerektiğini, insanın kullanma kılavuzunu doğru kullanırsa çok güzel yaşayıp, sonunun cennet olacağını, eğer yanlış kullanılırsa sonunun cehennem olacağını ifade etti. Program IGMG Kuzey Bavyera Bölge Baskani Orhan Sarı’nın yaptığı hatim duası ile son buldu. Düsseldorf Havalimanı’nda güllerle karşılanan hacılar bölge yetkilileri ve aileleri tarafından büyük bir hasret ve sevgi coşkusu ile karşılandılar. Hasret gözyaşlarının gizlenemediği karşılamada anne ve babalarını veya nine ve dedelerini karşılamaya gelen miniklerin sevgi gösterileri de gözlerden kaçmadı. IGMG Düsseldorf Bölgesi Teşkilatlanma Başkanı Erdoğan Ok ve Bölge Sekreteri İsmail Berber ve diğer bölge icrası ile katıldıkları karşılamada hacılar yakınları ile kavuşmanın sevincini yaşadılar, hasretlerini giderdiler ve hatıra fotoları çektirerek mutluluklarını paylaştılar. Hacılar bu mübarek yolculuğu imkanı olan tüm Müslümanların en kısa zamanda gerçekleştirmesi gerektiğini ve bu farz ibadetin tüm meşakkatlerine rağmen herkesin tatması gereken bir lezzet olduğunu vurguladılar. Hacılar ayrıca gerçekleştirdikleri bu kutsal ziyaretin herşeye rağmen çok güzel ve feyizli bir hac ziyareti olduğunu belirterek tüm emeği geçen yetkililere teşekkür ettiler. Frankfurt İtfaiye Teşkilatı Yabancılardan İlgi Bekliyor rankfurt Yabancılar Meclisi (KAV) parlamentosunda itfaiye teşkilatının çalışmaları hakkında bilgi verildi. İtfaiye teşkilatına yabancıların ilgisinin hiç denecek kadar az olduğunu belirten sözcü Markus Röck, Yabancılar Meclisi aracılığıyla durumu kamuoyuna duyurmak istediklerini ve itfaiye teşkilatında çalışmanın şartlarını anlattı. İtfaiyenin günlük insan hayatındaki önemine değinen Röck, kurumda meslek öğreniminin başlangıcında çıkan pürüze dikkat çekti. İtfaiye teşkilatında meslek eğitimine başlamadan önce, bir kaşka mesleğin öğrenilmesi gerektiğinin şart olması... Bu konuya reaksiyon gösteren Yabancılar Meclisi üyeleri, kanunun değiştirilmesi gerektiğini dile getirdiler F ‘bir mesleği öğrendikten sonra, o meslekte işe başlayan bir kimseden itfaiyede tekrar meslek eğitimine başlamasını beklemek mümkün mü’ diyen Frankfurt Yabancılar Meclisi üyesi Aydın Erbaş, kanun değişikliği için Hessen Eyalet Meclisine dilekçe vereceklerini dile getirdi. Markus Röck ve arkadaşları bu kanun değişikliği bize yüyük imkanlar sağlar. O zaman genç insanlar direkt bizde mesleklerine başlarlar dedi. Aydın Erbaş, ilgisizlikten yakınan itfaiye teşkilatı yetkililerine, Frankfurt Camiler Birliğinin teşkilatla bir toplantı düzenleyebileceğini söyledi. Camiler birliği üyelerinden aynı zamanda Yabancılar Meclisi üyesi Rahmi Şeker, muhtemelen Ocak ayı toplantısında itfaiye teşkilatıyla bir toplantı yapabileceklerini belirtti. HAYAT ilgiye ihtiyacımız var fakat sadece bilgi, insan olarak bizim birkısım yanlış ve eksikliklerimizi düzeltmeye veya ortadan kaldırmaya yetmiyor. Bütün gayretimize rağmen üstlendiğimiz görevden, yaptığımız işten beklenen neticeyi alamıyorsak, sebebini başkalarında aramadan önce kendimizi sigaya çekmeliyiz. Şahsen şimdiye kadar okuyarak edindiğim bilgilerin, tefekkür ederek sahip olduğum düşüncelerimin yanısıra, insan eksenli analiz ve tecrübelerimi önce kendimin yanlış ve hatalarından, daha sonra da en yakınımdakilerin hâl ve hareketleri, hadiseler karşısındaki davranış biçimlerinden öğrendim. Üniversitesi öğrencisiydik. Bazen gecenin geç saatlerine kadar dünya ve memleket meselesi konuşur, tartışır; beğenmediğimiz düzeni yıkar ve yeni bir düzen kurardık o toplantılarda. “Dava adamları” dağıldıktan sonra masaların üzerinde bırakılan boş çaybardaklarını ve sigara izmaritleriyle dolu kültablalarını kaldırmak, bir dernek yöneticisi olarak bana düşerdi. Ta o zamanlar kendi kendime; oturduğu masayı temizlemeden terk edenlerin dava adamlığına itibar edilmez, demiştim. Daha tahsilim sırasında evlenmiştim ve bir müddet sonra da iki çocuk babası olmuştum. Dersleri takip etmekten ziyade siyasî gelişmeleri takip eden, üniversiteye gitmekten daha çok derneğe gidip geldiğimi gören eşim, artık derslere asılıp bir an önce tahsilimi bitirmem gerektiğini hatırlattıkça; “Vatan kurtulmadan bizim kendimizi kurtarmamızın ne önemi var...” gibisinden bir savunma yapardım. Daha sonraları kendi çocuklarımda da gördüm ki; erişemeyeceği hedeflere talip olmak, yapamayacağı (boyundan büyük) işlere kalkışmak, insanoğlunun fıtratında varmış. Cemiyet hayatında “ben” merkezli ve “biz” merkezli insanları, tavır ve hareketlerinden; özneye ve nesneye yaklaşım biçimlerinden tanımak mümkün. Dünya görüşleri, dinî inançları, mevki veya rütbeleri ne olursa olsun, insandaki bu iki ana özellik, şayet kişi kendisini değiştirme cihetine gitmezse, pek değişmez. “Biz hepimiz kardeşiz” veya “Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü” gibi “ben”i geri plana atan, “biz”i öne çıkaran veciz sözleri dilinden düşürmeyenlerin bir kesiminin “düşmanları” veya nefret de- B Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 11 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 Mahmut AŞKAR [email protected] “Biz”likten, “Ben”liğe Doğru... “Benim yoksa senin de olmasın” sloganı geçerlilik kazanır. Bu tür zihniyet şahısta başlar, kollektif toplum hayatında, özellikle de kurum ve kuruluşlarda daha belirgin ve tehlikeli bir hâl alır. Ve böylesi ortamlarda “biz”lerin meselesi değil, “ben”lerin kendisi mesele olur, onlar konuşulur. Bilhassa toplum hizmeti, değerler mücadelesi verilen mahvillerde projeler, görüşler değil de, kişilerin kapris ve kompleksleri gündemi ve zihinleri işgal ederse, sarf edilen zaman ve insan hazinesi, emek ve maddî imkân fasit bir daire içerisinde gayeye hizmet etmeden biter. recesinde “sevmedikleri”, en yakın çevresindekilerin, yani aynı değerleri paylaşanların içindendir. Şahsiyeti oturmamış, kendisiyle çelişkili, insan fıtratında var olan kıskançlık ve hasetlik gibi huylarını terbiye edememiş, gemleyememiş kişiler, bulundukları sosyal ortamda huzursuzluğa sebebiyet verirler. Onlar, ben yok biz varız, diyen bir topluluğun içinde bile farkında olarak veya olmayarak “ben”i öne sürerler. Taltifin, takdirin, alkışın ve saygının kendilerine gelmesini isteyenler, kendisinin gördüğü ilgi ve alakayı ikinci kardeşi gelince ona da gösterilmesine tahammül edemeyen ailenin ilk çocuğu gibi olurlar. Onlar, seyirci veya dinleyicisinden kendisine alkış isteyen sahnedeki sanatçı misali, beklenti içindedirler. Her ne kadar; “İyiliği yap at denize, balık bilmezse Halik bilir” düsturunu kendilerine ölçü edindiklerini dillendirseler de, yaptıkla- rının takdirini, ne “balık”a ne de “Halik”e bırakmadan, kendi reklamlarını yapmaya kalkışırlar. Bazen gösterilen iltifatı yetersiz bulduklarından, bazen de sabırsızlıkları yüzünden marifetsizleşirler. Zaten yapılan hayır - hasenatın abartılarak, gazete sütunlarında çarşaf çarşaf, tv kanallarında bangır bangır reklamının yapıldığı, “mazlum ve mağdur”a verilenlerin gözümüze sokulurcasına kamera önlerinde deşifre edildiği bir acaip zamanda, ne şahısların ve ne de kuruluşların mütevaziliğinden eser kalır. Özgüveni sağlam olmayanlar, kaçamak güreşen pehlivanlar gibidirler. Yanlışlarının düzeltilmesine, hatalarının açığa çıkmasına tahammül edemezler. Kendilerinden daha donanımlı, aynı yolun yolcusu arkadaşlarının yakın varlıklarından rahatsızlık duyarlar. Lamba yanınca mum ışığının hükmünün kal- dosya madığını kabullenmekte zorlanırlar. Birlikte yola çıktıkları yoldaşlarından bazıları daha fazla mesafe almaya başlayınca, onlara yetişmekten ziyade, önde gidenlerin geride kalan kendisine ayak uydurmalarını ister. Fiiliyatta ve fikriyatta ileri gitmenin, bazı nefsî beklentilerden feragat etmenin, bir bedeli vardır. Ezberinin ve kafa komforunun bozulmasını istemeyen ve ileri hamleler yapacak gücü kalmayanlar, kendileri bedel ödemedikleri gibi, bu bedeli ödeyen kendilerinden birine bile tahammül edemezler. Ortaya bir eser koyduğunuzda, onyıllardan beri birlikte mücadele ettiğiniz, aynı değerleri paylaştığınız yakın arkadaşınızın yüz hatlarının değiştiğini; keyfinin kaçtığını görünce; “Acaba yanlış bir şey mi yaptım veya bu eseri vücuda getirmekle hata mı işledim?” diye kendi kendinize sorma ihtiyacı hissediyorsunuz. Bu tıynetteki insanlar için, “Benim yoksa senin de olmasın” sloganı geçerlilik kazanır. Bu tür zihniyet şahısta başlar, kollektif toplum hayatında, özellikle de kurum ve kuruluşlarda daha belirgin ve tehlikeli bir hâl alır. Ve böylesi ortamlarda “biz”lerin meselesi değil, “ben”lerin kendisi mesele olur, onlar konuşulur. Bilhassa toplum hizmeti, değerler mücadelesi verilen mahvillerde projeler, görüşler değil de, kişilerin kapris ve kompleksleri gündemi ve zihinleri işgal ederse, sarf edilen zaman ve insan hazinesi, emek ve maddî imkân fasit bir daire içerisinde gayeye hizmet etmeden biter. Topluma matuf gayelerin “ferde mahsus”a dönüşmesi veya o seviyeye indirgenmesi durumunda, aynı gayeler uğruna mücadele verenlerin sağladığı birliktelik zayıflamaya başlar ve halkalarda kopmalar meydana gelir. Ülkemizin siyasî partilerinde olduğu gibi, bazen aynı, bazen de farklı sahalarda faaliyet gösteren dinî cemaat, dernek ve diğer sivil kitle kuruluşlarında zuhur eden bölünmelerin temelinde genellikle davanın şahsîleştirilmesi yatmaktadır. Belli kesimleri biraraya getiren ve aynı çatı altında ortak hedef ve eylem birliği oluşmasına vesile olan dava yediği darbeler neticesinde zayıfladıkça, “dava adamları” arasındaki beşerî bağlar her geçen gün biraz daha zayıflar. Bundan sonra artık, “biz”likten yavaş yavaş “ben”liğe doğru giden yolun sonu da görünmeğe başlar. HAYAT lmanya 2012 yazını Müslüman ve Yahudi çocuklarının sünnetini tartışarak geçirdi. Mayıs 2012’de Köln Mahkemesi’nin verdiği bir karar ile, Müslüman ve Yahudi çocukların sünnetinin yasal olup olmadığı ciddi şekilde tartışmaya açılmış oldu. 2008 yılından beri bazı hukuk ve çocuk sağlığı çevrelerinin sürekli gündeme getirmeye çalıştıkları yasak taleblerine bir mahkeme tarafından uyulmuş oldu. Her ne kadar tek bir mahkeme kararı genel bir yasağın oluşması için yeterli olmasa da, bu yasak Almanya kamuoyu ve hekimler arasında çocukların sünnet olmasına engel olacak derecede bir huzursuzluğa sebep oldu. Birçok hekim yasal statülerinin ne olduğu kesinleşmeden önce sünnet yapmayı reddederken, çocuklarının sünnet zamanının yaklaştığını düşünen veliler de çocuklarını Almanya’da sünnet ettirip ettiremeyeceklerini merak etmeye başladı. Bu belirsizliğin ortadan kalkması için yaz tatiline girmeden önce Alman Parlamentosu hükümete gerekli yasal düzenlemeyi hazırlama görevini verdi. Ekim ayında hükümet konu ile alakalı bir yasa tasarısını federal parlamentoya sundu. Tasarının mecliste değişikliğe uğrama ihtimali olsa da, şu anki haliyle tasarı Müslüman çocukların sünnet edilmesine imkan sağlamakta. Tasarının getirdiği düzenlemeler Mayıs ayındaki mahkeme kararı, velilerin çocuklarını sünnet ettirmelerinin sahip oldukları velayet hakkı kapsamına girmediğini iddia ederek sünneti bir suç olarak tanımlamaktaydı. Hükümetin yasa tasarısı ise bu değerlendirmeyi ret etmekte. Tasarı, velilerin reşit ve akil-baliğ olmayan, kendi kendilerine karar veremeyen erkek çocuklarını sünnet ettirmeye karar verme yetkilerinin olduğunu tasdiklemekte. Ayrıca tasarı, tıbbî bir ihtiyaç olmasa da herhangi bir dini gerekçe ortaya koymadan erkek çocuklarının sünnet ettirilmesini mümkün kılmakta. Tıbbî ihtiyaca binaen yapılan sünnetler (fimoz hastalığında olduğu gibi) zaten Köln mahkemesi tarafından yasak tanımı dışında bırakılmıştı. Tasarı, erkek çocuklarının sünnet ettirilebilmesi için ise bazı şartları öne sürmekte: Hekim Şartı Sünnetin tıbbî müdahale yetkinliğine sahip bir hekim tarafından yapılması gerekiyor. İlk altı ayda istisnai olarak sünnetin bir dinî cemaat tarafından belirlenmiş bir sünnetçi tarafından yapılmasına imkan verilmekte olsa da, bu istisnaya Müslümanların pek ihtiyaç duymayacağı varsayılabilir. Avrupa’daki Müslümanlar sünnet için zaten hekime gittiklerinden buna ihtiyaç duymayacaklardır. Tıbbî Koşullar Tasarı sünnetin tıbbî koşullar altında ve sünnet çocuğuna acı çektirmeden yapılmasını ön görüyor. Gerekli olan anestezi (uyuşturma) için ise yasa tasa- A Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 12 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 A. Engin KARAHAN [email protected] Almanya’da Yeni Sünnet Yasası ve Müslüman Veli ve Çocuklar İçin Anlamı rısı belli bir seviyeyi şart koşmamakta. Sünneti yapacak olan hekim gerekli olan uyuşturucu seviyesini, tam narkozun var olan risklerini gözönünde bulundurarak, çocuğa en az acıyı yaşatacak ve en az yan etkilere sahip yöntemi seçerek belirleyecektir. Ancak nihai kararı yine hekimin yönlendirmesiyle velîlerin vermeleri gerekiyor. Bilgilendirme Her tıbbî müdahalede olduğu gibi velilerin sünnetin yapılış şekli ve sünnet ile birlikte ortaya çıkabilecek riskler hakkında bilgilendirilmeleri gerekiyor. Bu bilgilendirme her türlü cerrahî müdahalede zaten yapılması gereken bir önkoşul olduğundan, bu sadece sünnete özel bir durum değil. Aşı ve kan alma gibi müdahelelerde dahi hekimler gerekli bilgilendirmeleri yaptıklarını belgelemek zorundalar. Çocuğun İradesi Sünnet’te çocuğun iradesinin de dikkate alınması gerekiyor. Yasa tasarısının getirdiği düzenlemenin temelinde sünnet olacak olan çocuğun idrak kabiliyetine sahip (akıl-baliğ) olmaması yatmakta. Kendisi hakkındaki kararları idrak edecek seviyeye sahip olmayan çocuklarda veliler sünnet konusunda tek başlarına karar verirken, nispeten geç yaşta yapılan sünnetlerde çocuğun idrak kabiliyetinin gelişimine orantılı olarak ortaya koyduğu irade de dikkate alınmak zorunda. Çocuğun ilerleyen yaşlarda sünnetine karşı çıkması durumunda bu, çocuğun sünnet edilemeyeceği anlamına gelebilir. Çocuğun Esenliği (Kindeswohl) Çocuğun esenliğinin tehdit edildiği durumlarda tasarıya göre çocuğun sünnet edilmesi mümkün değil. Çocuğun esenliği kavramı sadece çocuğun bedensel sağlığını değil, ruh sağlığını da gözönünde bulundurmakta. Çocukta sünnet edilmesini engelleyebilecek tıbbî bir takım sakıncalar olabileceği gibi (hemofil hastalığı gibi), bazı manevi ya da sosyal sebeplerden dolayı da çocuğun esenliğinin tehdit edildiği varsayılabilir. “Çocuğun esenliği” şartı tüm tasarıda en muğlak kalan konulardan biri. Zira Hukukta “esenlik” kavramının somut olarak neleri kapsadığı belirlenmiş değil. Bu soyutluk dolayısıyla bu kavram bazı çevreler tarafından suistimal edilmekte ve dinî bir hayat tarzının dahi çocuğun esenliğine zarar verdiği savunulabilmekte. Dinî Gerekçe dosya Yasa tasarısı sünnetin gerçekleşebilmesi için herhangi bir dinî gerekçe aramamakta. Yasa veliler için yeni bir hak ihdas etmemekte, velilerin sahip oldukları velayet hakkına binaen böyle bir karar verme yetkilerini tescillemekte. Böyle bir kararın gerekçeleri arasında dinî sebepler olabileceği gibi hijyenik sebepler de olabilmekte. Yasa sünnet kararının arkasındaki gerekçeleri de sormamakta. Tasarının Yasallaşmasından Sonraki Durum Hükümetin parlamentoya sunduğu yasa tasarısının şu anki şekliyle meclisten geçmesi ile sünnetin yasallığı konusunda var olan belirsizlik büyük oranda aşılmış olacaktır. Yine de çocuklarını sünnet ettirecek olan velilerin bazı konuları dikkate almalarında fayda var. Almanya’da ve Avrupa’daki Müslümanların neredeyse tamamına yakını erkek çocuklarının sünnetini bir hekim tarafından yaptırmalarından dolayı, yeni yasa Müslümanlar için ciddi yenilikler getirmeyecektir. Şimdiye kadar olduğu gibi sünneti yapacak olan hekimin yapacağı müdahele hakkında velileri bilgilendirip onların yazılı iznini alması gerekiyor. Sünnetin kendisi ise ya lokal anestezi ya da tıbben gerekli olduğu durumlarda tam narkoz altında yapılacaktır. Erkek çocuklarını sünnet ettirmek için veliler ne hekim önünde ne de herhangi bir resmi makam önünde dinî gerekçelerini ortaya koymak zorunda değiller. Velilerin geçmişte de, günümüzde de dikkate aldıkları ama tasarının yasallaşmasından sonra daha hassas olmaları gereken asıl konu ise, sünnet edilecek olan çocuklarını yaşlarına uygun bir şekilde bilgilendirilmeleri ve sünnetin onlar için sahip olduğu anlamın izah edilmesi. Bu çerçevede, özellikle çocukların “şaka yapma” bahanesiyle istemeden sünnetten korkutulmasından ciddi şekilde kaçınılmalıdır. Çünkü gereksiz yere oluşacak olan bu korku ile çocuğun yapacağı itiraz, hekimin sünneti yapmamasına sebep olabilir. Yeni yasanın getireceği çerçeve bağlamında sünnet tarihini de fazla geciktirmemeye dikkat edilmelidir. Her ne kadar Müslüman bir çevre içinde yetişen bir çocuk sünnet olmayı doğal olarak algılasa da, bu konuda Müslüman çocuklar üzerinde farklı bir yönlendirmede bulunmak isteyecek çevreler mevcut. Yeni yasanın sünnetin yasak olmadığını tescillemesinden rahatsız olan çevreler yasanın çıkmasıyla konuyu kapatmayacaklardır. Sünnetin yasaklanması için siyasi ortamda var olan sünnet karşıtı kampanyalarının yanı sıra, Müslüman çocukları da sünnete karşı sözde “bilinçlendirmeye” çalışmaları yüksek bir ihtimaldir. Bu yüzden çocukların okul öncesinin erken bir döneminde sünnet edilmesi gereksiz sıkıntıların çıkmasını engelleyecektir. HAYAT inî sebeplerden, baskılardan veya ailevi/kişisel nedenlerden dolayı ülkelerinden sürülen, göçe zorlanan ya da kendi istekleriyle göç eden Yahudiler, şüphesiz tarih boyunca en çok göç eden kavimlerin başında gelir. Yaşadıkları yerleri defalarca değiştirmek zorunda kalmış Yahudilerin göç hikayeleri genel bir tasnif ile üç zaman dilimine bölünerek ele alınabilir. Ayrıca, bu bağlamda göç ile birlikte diaspora kavramı da önemlidir. Diasporalar, insanların göç etmesiyle birlikte başka yerlerde azınlık olarak yaşamaları anlamına gelir. Yahudiler Babil Sürgünü'nden bu yana tüm dünyaya dağılarak farklı diasporalar oluşturmuşlardır. 1492-1789 Yahudilerin İspanya'dan Sürgünü Orta Çağ boyunca, Yahudiler genel olarak Müslüman hükümdarların yönetimi altında Hristiyanlara kıyasla daha iyi muamele görmüşler, daha rahat bir şekilde yaşamışlardır. Müslüman reaya ile bütünüyle aynı konumda olmamalarına rağmen, Yahudiler Müslüman hükümdarların saraylarında önemli roller oynamışlar, 900-1100 yılları civarında İslam hakimeti altındaki İspanya'da, tabiri caizse bir Altın Çağ yaşamışlardır, ancak durum bu devirden sonra giderek kötüye gitmeye başlamıştır. 1450'lerde kendi başına üç farklı diaspora içinde çeşitli diasporalar ortaya çıkmıştır. Bunlar aralarına sürekli ve kuvvetli bir bağ içinde yaşamış ve her daim bilgi alışverişinde bulunmuşlardır. Birinci diaspora, İspanya'da Müslüman bir hükümranlık altında yaşayan Sefaradlar olmuştur. Bunun yanında, bir başka diaspora olan ve orta Avrupa'da yaşayan Aşkenazlar sayı olarak daha az ve farklı coğrafyalara parçalanmış/dağılmış bir şekilde yaşamışlardır. Bu dağılmanın başlıca sebeplerinden biri Haçlı seferlerinin ve şiddetinin Yahudileri sürekli olarak göçe zorlamış olmasıdır. Üçüncü diaspora ise İslam dünyasının büyük metropollerinde yaşayan Yahudilerden oluşan diasporadır. 15. yüzyılının ortalarına kadar geçen yüzyıllar boyunca Hristiyan yönetimler altında yaşayan Yahudiler azınlık olarak nispeten tolere edilmiş, yine nispeten rahat bir hayat sürmüşlerdir. 1478'de başlayan engizisyon ile birlikte ise Yahudiler dinlerini değiştirmeye zorlanmıştır. Bu baskıya boyun eğmiş görünen ve Conversos olarak adlandırılan Yahudiler, Hristiyan dinine mensup D Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 13 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 Fatma ÇAMUR [email protected] Yahudilerin Göç Hikayesi Yahudiler tarih boyunca hor görülmüş, bazen Avrupa halklarının başına gelen musibetlere ve hastalıklara sebep olarak dahi görterilmişlerdir. Birçoğu ömürlerini yıllarca süren göçlerde ve mülteci kamplarında vatansız olarak geçirmiştir. olduklarını zahiren söylemişler, ancak dinlerini yine de gizlice yaşamaya çalışmışlardır. Çünkü Gırnata'nın da (Granada) Müslümanların elinden alınmasının ardından engizisyon mahkemeleri etkinliğini göstermiş ve ülkede yaşayan Yahudiler ve Müslümanlar topluca öldürülmüş veya sınır dışı edilmiştir. Bu tarihlerde katliama uğramanın ya da göçün tek alternatifi Hristiyan olmaktır. Yine bu dönemde yaklaşık 200.000 Sefarad baskılara dayanamayıp Kuzey Afrika'ya, Akdeniz ülkelerine, Bosna, Yunanistan veya Bulgaristan'a göç etmiştir. Birçoğu da Osmanlı Devleti'ne sığınan Sefaradlar, II. Beyazıd tarafından zimmet akdinin (Yahudi ve Hristiyanların İslam devletinin vatandaşı olmalarının belli şartlar karşılığında kabul edilmesi) hükümlerine uymak şartıyla belirli bölgelere yerleştirilmiştir. Ve zaman içinde yerleştirildikleri bölgelerde ticarette ve yönetimde söz sahibi olmuşlardır. 1789-1914 Doğu Avrupa'dan Göç ve Metropolleşme dosya 17. yüzyıldan sonra özellikle maddi sebeplerden dolayı birçok Yahudi göçü gerçekleşmiştir, göç edenler ise genellikle ya zengin işadamlarıdır ya da başka bir ülkede yeni bir başlangıç umudu olan fakir kesim. Yolculuğun meşakatli ve uzun olmasından ve daha önemlisi parasızlıktan dolayı göçler küçük gruplar halinde olmuştur. Bunun dışında Tevrat'ı ve Yahudiliği okumak ve öğrenmek için göç eden genç öğrenciler de olmuştur. Bu göçlerin akabinde, 1789'de gerçekleşen Fransız İhtilali, kardeşlik ve eşitlik için Avrupa genelinde beraber yaşayan farklı azınlıklara birlik sinyalleri vermiş ve bu durum Yahudi azınlıklar için nispi bir rahatlama getirmiştir. 18. yüzyıla gelindiğinde teknolojik gelişimlerle birlikte göç daha da kolaylaşmıştır. Önceden aylar süren seyahatların birkaç haftaya düşmesiyle birlikte Avrupa'ya büyük bir göç akımı başlamıştır. Ayrıca hızla gelişmekte ve büyümekte olan Amerika’nın Avrupa'dan göçmen talebinde de patlama yaşanmıştır. Aynı şekilde 1881'de Rusya'daki programlar ve tren yolu gelişmelerinden dolayı büyük göçmen akımları başlamıştır. 1870'de dünya genelinde 4 milyon Yahudi yaşarken, bunların birçoğu Doğu Avrupa'da ikamet etmiştir. Doğu Avrupa'nın dışında ise en çok Yahudi Almanya'da yaşamış ve sayıları 450.000 civarında olmuştur. Yaşadıkları ülkelere hızlı bir şekilde adapte olan Yahudiler, bu dönemde diaspora içinde ayrılmaya ve bu şekilde yaşamaya yeltenmemişlerdir. Buna mukabil, eskiden askerlik yapmak zorunda kalmayan Yahudiler, 19. yüzyılda Avrupa'nın ulus devletlerinin siperlerinde farklı ülkeler için savaşma durumu ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu durumda kimi Yahudilerin ülkelerine olan bağlılıkları, diasporaya olan bağlarından daha kuvvetli olmuştur. 1914-1948 Sürgün ve İsrail Devletinin Kuruluşu Birinci Dünya Savaşı Yahudi göçünde bir dönüm noktasını temsil eder. Savaş Doğu Avrupa'da bulunan Yahudi topluluğunu derinden yaralar. 1918/1919 yıllarında 60.000 Yahudi bugünkü Ukrayna'da sürgüne uğramıştır. Bu dönemde bir kısım mülteci Batı'ya sığınmak istemiş lakin istekleri dikkate alınmamıştır. 1912'de Amerika'da kararı alınan Göçmen Yasası ise birçok Yahudi mülteci için kısıtlamaları HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir beraberinde getirmiştir. Zaten bu yasa kararının alınmasında en büyük etkenlerden biri yabancı düşmanlığı ve antisemitizm olmuştur. Bu tarihlerde göç için tercih edilen ülkelerden olan Kanada ve İngiltere de yerleşimi zorlaştıran ülkelerin başında yer almıştır. Bu dönemde birçok ülkeye geçiş sadece vize veya transitvize ile mümkündür. Vizeler için pasaport gerekmesi ve bazı ülkelerin azınlıklarına pasaport vermekte çekinmelerinden dolayı ise Yahudi azınlıkların özgürlükleri daha da kısıtlanmıştır. Bu sebepten dolayı göçmen Yahudiler mülteci kamplarında veya gettolarda/varoşlarda yaşamak zorunda kalmışlardır. Bununla birlikte, bu dönemlerde Yahudi göçmenlere sıcak bakan ülkeler, savaştan sonra yeniden yapılanma için işçiye ihtiyacı olan Fransa ve liberal bir göç- ➤ 14 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 men politikası izleyen Weimar Cumhuriyeti olmuştur. Yahudi yardım kuruluşları da o sıralarda kalıcı bir çözüm olarak Yahudi göçmenler için bir vatan arayışında olmuş ve yeni yerleşim bölgeleri olarak Shanghai, Meksika ve Brezilya öngörülmüştür. Almanya'da yaşayan Yahudiler ise yüzyılın ortalarına doğru, özellikle 1933 yılından itibaren çeşitli saldırılara maruz kalmışlardır. Dükkanları ve iş yerleri boykot edilmiş, çeşitli aşağılanmalara maruz kalmışlardır. Bunun üzerine, İkinci Dünya Savaşı’nın da başlamasıyla Yahudiler için durum daha da kötüleşmiştir. Propagandalar ve boykotlar sonucunda Almanya'da yaşayan genel halk kitleleri arasına Yahudi nefretinin tohumları da ekilmiştir. Ve artık ziyadesiyle meşhur olan, Avrupa'nın her bir yanın- dan Yahudilerin özenle aranıp bulunarak toplama ve imha kamplarına götürülmeleri ve katledilmeleri de bir nevi zorunlu göç olarak değerlendirilebilir. İkinci Dünya Savaşı’nın akabinde, Nazi soykırımından sağ kurtulanlar ve genel olarak tüm Yahudiler için ise Filistin'de 1948’de kurulan İsrail Devleti kalıcı bir çözüm olarak görülmüştür. Bu tarihten sonra dünyanın çeşitli yerlerinde yaşamakta olan Yahudiler bireysel olarak ya da gruplar halinde Orta Doğu’da kurulan bu yeni devlete göç etmiştir. Yahudilerin yaşadığı son göç tecrübesi olarak nitelenebilecek bu göç, her ne kadar ivmesi son derece yavaşlamış olsa da bugün de sürmektedir ve dünya genelindeki Yahudiler, bugün nüfusu yedi milyonu aşan İsrail Devleti’ne dosya göçlerini sürdürmektedir. Yahudiler tarih boyunca hor görülmüş, bazen Avrupa halklarının başına gelen musibetlere ve hastalıklara sebep olarak dahi görterilmişlerdir. Birçoğu ömürlerini yıllarca süren göçlerde ve mülteci kamplarında vatansız olarak geçirmiştir. Tarihin karanlık sayfalarında yer alan bu zulüm ve göç tecrübesinin günümüz ve gelecek nesillere verdiği mesaj ise ikaz niteliğindedir: Azınlıklara saygı ve farklılıklarla birlikte yaşama kabiliyeti herkes için elzem bir hedef olmalıdır. Soykırım, sürgün ve göçlerin bugün dahi sıkça ve en kötü şekliyle gerçekleştiği dünyamızda her bir insan tekine düşen görev; haksızlıklara karşı sağduyulu davranıp farklı olana toleransı muhafaza etmektir. Hasene 64 Ülkede 129.000’den Fazla Kurban Hissesini İhtiyaç Sahiplerine Ulaştırdı GMG Sosyal Yardım Derneği Hasene Başkanı Mesud Gülbahar, 2012 yılı Kurban Kampanyası’nın tamamlanmasıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada; “IGMG Sosyal Yardım Derneği Hasene olarak, dünyanın 4 kıtasında ve 64 ülkede vekalet yoluyla kestiğimiz 129 binden fazla kurban hissesini ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık. Kurban kampanyamız sayesinde bu yıl yine bir önceki yıldan daha fazla insana ulaşmış olmanın sevincini yaşıyoruz.” ifadesinde bulundu. Gülbahar ayrıca şunları kaydetti: “330 gözlemci ve görevli arkadaşımızın nezaretinde, 64 ülkede ihtiyaç sahiplerine 129 binden fazla kurban hissesinin dağıtımı gerçekleşti. Elimizdeki rakamlar henüz en son rakamlar I değil, ancak şimdiye kadar ulaşan sayının geçen seneye nazaran daha fazla olduğu kesinleşmiş durumda. Bu rakamlar Müslümanlar arasındaki yardımlaşmanın her geçen gün arttığının en büyük delilidir. Zira bu yardımlaşmanın ne denli gerekli olduğu izahtan varestedir. Kurban bölgelerine giden gözlemci arkadaşlarımızın aktardıklarına göre, özellikle dünyamızın fakir bölgelerinde insanlar açlık ve kıtlık ile mücadele içerisindeler ve bu durumun düzelmesi de mümkün görünmüyor. Bundan dolayı insanların kuraklık ve kıtlık ile mücadele ettikleri ülkelerden biri olan Somali’de 16.800 hisse kurbanı ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık. Ayrıca Suriye ve Myanmar gibi çatışma bölgeleri de insanların aylardır çok kötü hayat şartları içerisinde yaşamlarını sürdürmeye çalıştıkları ülkelerin başında geliyor. Bu bölgelerde yaşayan insanların acılarını bir nebze olsun hafifletmek amacıyla, Türkiye’de kesilen 13.000 hisse kurbanın yarısı Suriyeli mültecilerin kaldıkları kamplarda dağıtıldı. Aynı şekilde Myanmar’dan kaçarak Malezya, Tayland, Endonezya ve Bangladeş gibi ülkelere sığınan mültecilere de binlerce kurban hissesi ulaştırıldı. Genel itibariyle bakıldığında, Rabbimize şükürler olsun ki 2012 yılı Kurban Kampanyası başarılı bir şekilde tamamlandı. Böylesi büyük bir organizasyonu kurban bağışında bulunanların desteği olmadan asla gerçekleştiremezdik. Bundan dolayı herkeze ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Ayrıca bu kampanyanın gerçekleşmesinde büyük emekleri geçen, kurban etlerinin itinalı ve adil bir şekilde dağıtımını sağlayan görevli arkadaşlarımıza ayrıca teşekkür ediyoruz. Arkadaşlarımız gittikleri bölgelerden dualarla birlikte döndüklerini ve bu duaların yaşanan bütün sıkıntı ve yorgunluğa değdiğini bildirdiler. Allah hepsinden razı olsun." IGMG RNS Bölgesi Viernheim Sultan Ahmet Camii Alman Komşularını Ağırladı slam Toplumu Milli Görüş Rhein Neckar Saar Bölgesi Viernheim Sultan Ahmet Camii aralıksız olarak yoğun bir ilgi ve dikkatle çalışmaları takip edildiği gibi Camii tanıtımı ve İslam Dini ile ilgili bilgilendirmeler devam etmektedir. Camii Başkanı Mustafa Ünlü yöneticiler ile Kadınlar Teşkilatı ve Bölge Kadınlar Gençlik Teşkilatı Başkanı Perihan Solmaz’ın gayretli çalışmaları hafta içi ve hafta sonu Camiyi ziyarete gelen misafirlere İslam Dini, Camii ve benzeri bir çok konunun anlatıldığı Viernheim ve çevresindeki tüm müslümanların destekleriyle inşaatı tamamlanan Camii hem eğitim hem de sosyal faaliyetler alanında faydalı hizmetler sunmaktadırlar. IGMG RNS Bölge Başkanı Yaşar Cimşit’in yapmış olduğu açıklamada; „Viernheim Camii herzaman çalışmalarda ve hizmette öncü olmuştur, bundan dolayı bu Cemiyeti kuranlara ve bu Caminin yapımında emeği geçen herkese teşekkür eder; başta yöneticilerimize ve tüm üyelerimize canı gönülden şükranlarımı sunarım“ dedi. Camiyi ziyarete gelen misafirlere yapılan ikramla program sona erdi. İ HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 15 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 haber Türk Havayolları 200. Uçağını Filosuna Dahil Etti HY STUTTGART, filoya katılan 200. uçağını havalimanında karşılamak ve bu sevincin halkımızla paylaşmak amacıyla Almanya`da bulunan medya mensuplarını THY Stuttgart Bürosunda bir araya getirdi. Özel giydirmeli 200. uçak havalimanına geldiğinde büyük heyecan yaşandı. Modern koltuklarda rahat oturma ve hareket imkanı ve TV ekranları ile mükemmel bir yolculuk için her şey düşünülmüş bu uçakta... ERKEN REZERVASYON UYARISI THY’nin Stuttgart`tan iç hat bağlantılı Anadolu seferleri Mayıs 2013`te başlıyor. Yaz dönemi tarifeli seferleri, Eylül 2013’e kadar sürecek. Yeni yılda izinlerini Türkiye`de geçirmek isteyenler için vatandaşların şimdiden yerlerini ayırtmalarını tavsiye eden Stuttgart Müdür Vekili ve Pazarlama Müdürü Ebubekir Özdemir, iç hat seferlerine talep yoğunluğu nedeniyle Kütahya ve Afyon’un da katıldığını, vatandaşların talep yoğunluğuna göre iç hat seferlerinin artırıldığını bildirdi. Özdemir, “THY artık dünya devleriyle boy ölçüşüyor, 12 yıl içerisinde THY dünya devleriyle yarıştı. Dünyaca tanınmış ünlüler ile yaptığı reklamlarla da kendini tanıtan THY, büyük atak yaptı ve Türkiye, dünyanın en genç hava filosuna sahip olan ülke konumuna geldi. THY İLE BİR KERE UÇAN BİR DAHA VAZGEÇEMİYOR Önceleri THY sadece Türkleri taşımak için kurulmuş olan bir kuruluş T -Ebubekir Özdemir: `Stuttgart`tan iç hat bağlantılı Anadolu seferlerimiz Mayıs 2013`te başlıyor.` -`THY Stuttgart olarak vatandaşlarımızı uyarıyoruz: Erkenden yerlerini ayırsınlar, mümkünse internet üzerinden daha ucuz bilet alma imkanı var bunu değerlendirsinler.` olarak görülmüştü. THY ise yaptığı ataklarla, tüm dünyada tercih edilen marka haline gelmiştir. THY artık İstanbul merkezli, coğrafi konumu nedeniyle tüm dünyaya yaptığı uçuşlarda tercih sebepleri arasında güvenli uçuş, yemek lezzeti (özellikle yemeklerin Türkiye`de hazırlanması da önemli) sunumu, dakikliği, kalite ve güler yüz ön sıralarda. THY ile yolculuk yapan herkes tekrar bizi tercih ediyor. Tüm dünyanın her yerine gerçekleştirilen uçuşlarda Bussines Class`ın tam dolu olması da bunu gösteriyor. THY’na Almanya`nın üst düzey yetkililerinden birleşme tekliflerinin gelmesi, THY`nin nerelere geldiğinin bariz bir isbatıdır. Şimdiye kadar THY ile uçan 18,8 milyon kişi ile yapılan anketlerde de THY’nin öncelikle tercih edilmesinin haklı gururunu yaşıyor.” dedi. LEIPZIG VE BREMEN HATTI EKLENDİ Ebubekir Özdemir, “Şu ana kadar THY olarak 11 şehirden Türkiye`ye uçuş yapılıyordu, buna Leipzig ve Bremen`in de eklenmesiyle yolcularımıza daha fazla yakınlaşarak tercih kolaylığı da sağlanıyor. THY`nin diğer kuruluşlara nazaran daha fazla atak yapmasındaki en büyük etkenlerin başında, THY’nin istatistik sistemine sahip olması geliyor. THY Stuttgart olarak vatandaşlarımıza hatırlatıyoruz. Erkenden yerlerini ayırsınlar, mümkünse internet acentesinden daha ucuz bilet alma imkanı var bunu değerlendirsinler. Bir diğer hizmetimiz de iş adamlarına yönelik cazip paket ücretler sunuyoruz. Yine Stuttgart THY olarak, geçtiğimiz aylarda 500 firma yetkilisini uçuşlarımızı ve servislerimizi yerinde görmesi için Türkiye seyahati gerçekleştirdik. Bu uçuşlardan büyük fayda elde edildi. Mercedes başta olmak üzere 100 firma ile anlaşma yapıldı’ dedi. Kargo Müdürü Davut Sanatçı da; “THY olarak Yolcu taşımanın yanısıra Kargo taşımacılığına da el attı. THY şu ana kadar 30 tonluk uçaklarına şimdi 70 tonluk uçaklar da gelmek üzere` dedi. THY Stuttgart yetkilileri, yüksek tatil dönemi dışındaki özellikle emekli, yaşlı, çocuklu seyahat eden yolculara büyük bir imkân sağlayan direkt uçuşlar için internet sitesi ve acentalardan THY uçuşlarını mutlaka talep edilmesini istiyor ve “Yetkili acentelerimiz doğru ve güvenilir bilgiyi sizlere güler yüzle sunucaklardır” diyorlar. HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 16 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 haber Tekirdağ Barbaros Yeşilvadi Vil Denize sıfır sahili ile yüzde Yeşilvadi Villaları cazip fiyatla eçtiğimiz günlerde bir Türkiye seyahatimiz olmuştu. Bu seyahat sırasında sevgili kardeşim Davut Memiş telefonla beni arayıp hal hatır sormuştu. Hal hatırdan sonra beni güzel bir beldeye davet etmek istediğini ve eğer imkan varsa da bu beldede gideceğimiz yeri resimlemem ve haberini yapmam noktasında ricada bulundu. Davut kardeşimle buluşacağımız günü tesbit ettikten sonra telefonu kapattık. Buluşma günü geldiğinde Davut kardeşim beni arabasıyla alıp güzel Tekirdağın şirin beldesi Barbaros`ta bulunan Yeşilvadi Villalarının bulunduğu yere götürdü. G Açık konuşayım beklediğimden daha güzel bir belde ve denize sıfır villaların inşaatını da bu şekilde beklemiyordum. Biz gazetecilik hayatımızda bugüne kadar okuyucularımızla hep gerçekleri paylaştık. Şu an Türkiye`de maket üzerinden pek çok konut satışı yapılmaktadır. Tabi bunu yaparken de medyanın tüm olanakları kullanılıyor ve insanlara cazip şekilde sunulmaya çalışılıyor. Biz bugüne kadar ki prensibimiz gereği bize davet geldiğinde Davut kardeşime kendisinin de bildiği bu prensipleri hatırlattım. Kendi tabiriyle “ben seni sıkıntıya sokacak bir çalışmanın içerisine sokmam. Tabi kendim de girmem” dedi. Anayola bitişik kısmından sahile d yan tarafta bulunan tüsünün yanında bitmekte olan villala yet güzeldi. Buradaki inşaatı den resimlemeler y sinde gerçekten bir meler kullanılmış. Ö rinci sınıf bir görün Bu işlemimizi bitird ları yapan firmanın dayı beyin Silivri`d gittik. Eyüp bey biz nın güler yüzü ve karşıladı. Kısa bir sonra kendi işlerind HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 17 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 haber llaları Yeni Sahiplerini Bekliyor e 90 oranında tamamlanan arı ile yeni sahiplerini bekliyor k olan vilların giriş doğru indiğimizde an yazlıkların görüna inşaatı neredeyse aların görüntüsü gatın değişik yerlerinyaptık. İnşaat içeribirinci kalite malze. Öyle olunca da biüntü ortaya çıkıyor. rdikten sonra, villaın sahibi Eyüp Kara`de bulunan ofisine bizi Anadolu insanıe kalender tavrı ile r tanışma faslından nden bahsetti. Deği- şik iş kollarında müteahhitlik işleri yapan Eyüp bey Tekirdağ`daki villaların inşaatı ile alakalı da bilgiler verdi. Bu kısa fasıldan sonra biz Eyüp beye vilların yapılmadan önce hazırlanan plan ve kataloglarını görebilir miyiz diye sorduk. İlk başta biraz şaşırdı. Sebebini söyleyince ziyadesiyle memnun oldu. Biz kendisine inşaattan önceki planlar ile inşaatın son durumunu karşılaştırmak istediğimiz için bunu talep ettiğimizi söyledik. Çünkü sorumluluk gereği yapılacak haberde tüm bilgileri detayı ile birlikte okuyucularımıza olduğu gibi aktarmak istediğimizi belirttik. Kendisini de bunu makul karşıladı. Bu tavrı bizi biraz da- ha rahatlattı. Cünkü tecrübeli bir iş adamı tavrı ile kendinden emindi. Mühendislik bürosundan arkadaşlarını arayarak plan ve resimler ile alakalı bilgileri bize ulaştırmalarını söyledi. Haberde de detayını bulacağınız gibi biz hem planlardan örnekleri ve hem de örnek resimleri inşaatın son durumunu fotoğrafladığımız şekilde karşılaştırma için detaylandırdık. Eğer cennet vatanımızın bu cennet köşesinde siz de bir mekan sahibi olmak istiyorsanız aşağıda numaralarını vereceğimiz telefonlardan bu villalar hakkında detaylı bilgiler alabilirsiniz. Türkiye Cep: 0090-530-290 86 50 Türkiye Sabit: 0090-212 723 46 33 Turkcell Europe: 0151-47300880 HAYAT ergi denkleştirme işlemlerinde son yapılan düzenlemelerle bazı istisnai haller hariç, dört yılın dolmasıyla işlem yapma süresi bitiyor ve artık tek kelimeyle tren kaçıyor. Hala elinde 2008 yılı ve daha sonraki yılların vergi belgeleri (elektronische Lohnsteuerbescheinigung) olan okuyucularımız, ilk fırsatta vergi denkleştirme işlemlerini yaptırmalıdırlar. Aksi halde devlete haklarını hediye etmiş olurlar. Oysa, devlet bizden daha zengindir şüphesiz. Geçmiş yıllardan da biliyoruz ki, çok sayıda kimsenin son güne kadar beklemeleri sonucu vergi denkleştirme bürolarında izdiham sözkonusu olabiliyor ve yılbaşı tatili dolayısıyla büroların kapalı olması nedeniyle işleriniz aksayabiliyor. Bu kargaşaya fırsat vermemek için, ilk fırsatta vergi denkleştirme işleminizi 2008 yılı için en azından yaptırınız. 2008 yılı işlemlerinin yapılması V Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 18 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 dosya rın zamanında maliyeye gönderilmesi yeterli olacaktır. Bir diğer önemli konu ise, 2013 yılı için vergi muafiyeti dilekçelerinin bu yıl içinde verilmesidir. İş icabı çok uzun yola (örneğin 50 km) gidenler, aile bireylerinde özürlü kimseleri olanlar vb. Vergi muafiyetini vergi belgelerinin üzerine işleterek yıl içerisinde daha çok net maaş alabilirler. Bu işlemi yaptırmayanlar yıl sonu vergi denkleştirme işlemlerinde Diplom-Volkswirt Vergi Denkleştirme Derneği Başkanı toplu olarak alırlar paralarını. Bir [email protected] hak kaybı söz konusu değildir. İşverenler dikkat etsinler!!! Dikkat edilmesi gereken çok önemli bir konu da, (Umsatzsteuer 2008 Vergi Denkleştirmesi İçin 31 Aralık 2012 Son Gün und Lohnsteuervoranmeldung) yani katma değer ve ücret vergisi bildirimleri artık sadece elektronik olarak yapılacağından, işverenlerin Aralık ayı içinde mutlaka maliyeye halinde, eğer bir miktar vergi iade- devlet o günden bu güne o parayı başvurmaları gerekiyor. Çünkü si sözkonusu ise, gelecek miktarın çalıştırmıştır. Ocak 2013`ten itibaren sadece her yıl için yüzde altı faizini de 2008 yılına ait bazı belgeler ek- elektronik müracaat sözkonusudevlet ödemek zorundadır. Çünkü sik olsa bile, imzalanacak sayfala- dur. Asım TOZOĞLU Tren Kaçmasın Frankfurt Entegrasyon Ödülleri Sahiplerini Buldu rankfurt Belediyesi Entegrasyon Müsteşarlığınca yılda bir kez üç kuruluş veya kişiye verilen ve onbir kişilik bir jüri tarafından uzun incelemelerden sonra kazananların belirlendiği ödüller toplam onbeş bin avro ve üçe bölünerek beşer bin avro olarak veriliyor. Bu ödüllere ilave olarak çalışmaları takdirle karşılanan kişi ve kuruluşlara ‘onur’ ödülü olarak bir sertifika da takdim ediliyor. Frankfurt Yabancılar Meclisi (KAV)dan Başkan Enis Gülegen, Başkan Yardımcısı Asım Tozoğlu, Başkan Yardımcısı Hacı Hacıoğlu, Frankfurt Belediyesi Meclis Başkanı Frau Dr. Bernadette Weymann, Entegrasyon Müsteşarı dr. Narges Eskandari Grünberg, SPD`den Turgut Yüksel, Yeşillerden Uwe Paulsen, CDU`dan Thomas Kirchner, Yeşillerden Cornelia- Katrin Plotnitz ve Frankfurt üniversitesinden bir profesör jüriyi oluşturuyor. Frankfurt Belediyesinin tarihi krallık F salonunda düzenlenen ödüllendirme töreninde konuşan Entegrasyon Müsteşarı Dr. Narges Eskandari Grünberg, ‘dünyada herşey harika ve güzel olduğu için değil, sizlerin toplumda örnek çalışmalar yaptığınız için bu ödüller verilmektedir’ dedi. “Sarrasin ve neonazi olayları Almanya`yı meşgul etti ve hala etmektedir. Büzlerin görevi de bunlara karşı temkimli ve tepkili davranmaktır.’’ diyen Eskandari, en çok sevindiğim olay, benim sevdiğim projenin ödüle layık olmasıdır. ‘Rat der Religionen’ Dinler arası Diyalog Kuruluşu büyük hamleler yapıyor ve örnek çalışmalara imza atıyor şeklinde konuştu. Beşbin avroluk çekle, bir buket çiçek ve bir de sertifikanın verildiği törende Avukat Ünal Kaymakçı, Athenagoras Ziliaskopoulos ve diğer dinlerden temsilciler katıldı. Teşekkür için kürsüye gelen Ziliaskopoulos, dünyadaki bütün dinlerin birarada ve uyum içinde çalıştığını dile getirdi ve önyargılardan uzak ve daima diyalogla çok şeyin hallolduğunu söyledi. Yahudi üyenin ibranice olarak okuduğu bir şarkı da dikkatleri çekti. Günün ikinci ödülünü alan Galluslu Bokscular oldu. Frankfurt Belediye Meclisinin SPD`li üyesi Turgut Yüksel, 25 ülkeden 100`den fazla gencin box kursları aldığı ve başarılı çalışmalara imza attığını belirterek, çocuklarımızın sokaktan koparılması bu derneğin başarısıdır şeklinde konuştu. Beşbin avroluk çekle, bir buket çiçek ve bir de sertifikanın verildiği derneğin başkanı Peter Bensch de bazı kuruluşlara maddi desteklerinden, jüri heyetine de takdirlerinden dolayı teşekkür etti. Üçüncü ödülü, Frankfurt Türk Film Festivali düzenleyicisi Hüseyin Sıtkı aldı. Beşbin avroluk çekle, bir buket çiçek ve bir de sertifikayı alan Sıtkı, yetkililere teşekkür etti. Onur ödülüne layık görülen Pakistanlı kardeşler Kenza ve Hamad Khan mahallelerinde çok sayıda insanla yaptıkları röportajı bir kitap haline getirdiler. Yabancılar Meclisi Başkanı Enis Gülegen ‘beş yıl gibi kısa bir süredir Almanya`da olmalarına rağmen, Alman lisesini başarıyla bitirip üniversiteye başlayan Kenza`nın daha iki yıl önce Yabancılar Meclisine girmesinin çok az bir oy farkıyla mümkün olmadığını ve okuduğu lisede bir proğram düzenleyerek Yabancılar Meclisi üyeleri Asım Tozoğlu ve Kerry Johnson`un katılımıyla, okul müdiresi dahil herkesi harekete geçirdiğini ve okul arkadaşlarını yaptığı listeden aileden Nimra Khan`ın Yabancılar Meclisine katılmasını sağladığını belirtti. Kenza ve Hamad Khan kardeşler yazmış oldukları kitabı Narges Eskandari, Enis Gülegen ve Asım Tozoğlu`na takdim ettiler. Bir buket çiçek ve sertifikayla onurlandırılan Kenza ve Hamad yaptıkları teşekkür konuşmasında en çok alkış alan kişiler oldular. HAYAT slam alemi Hicri Yılbaşı'nı idrak ediyor. İslam tarihinde birçok önemli olay bu ayda gerçekleşti. Peygamberimizin de bu ayla ilgili tavsiyeleri var.. Muharrem ayının İslam tarihinde belli başlı üç önemli özelliği vardır. Birincisi oruç, ikincisi Hicrî takvimin başlangıcı olması, diğeri de Hz. Hüseyin ve evlatlarının Kerbela'da şehit edilmesidir. Muharrem ayında tutulan oruç tarihi seyri yönüyle de bir özellik taşıyor. Peygamberimiz Medine'ye hicret ettikten sonra Medine'de yaşayan Yahudilerin oruçlu olduğunu öğrendi. O gün Muharrem ayının 10. günü Aşura günüydü. “Bu ne orucudur?” diye sordu. Yahudiler, “Bugün, Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı, Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.), bir şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler. Peygamberimiz onlara, “Biz, Musa'nın sünnetini yaşatmaya sizden daha çok yakınız ve hak sahibiyiz” diyerek kendisi ve Müslümanlar o gün oruç tuttular. O yıl henüz Ramazan orucu farz olmamıştı. Fakat ertesi sene Ramazan orucu farz kılınınca Müslümanların oruç ayı Ramazan oldu. Aşura günü orucu konusunda ise Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı, “İsteyen tutar, isteyen tutmayabilir” dedi. Böylece bu oruç, müstehab bir oruç olarak kaldı. Bilgin sahabilerden İbni Abbas'ın rivayet ettiği bir hadiste de ifade edildiği üzere, bir karışıklığa meydan vermemek ve Yahudilere benzememek için Aşura gününden önceki günle sonraki gün ilave edildi, böylece üç gün oruç tutmak sünnet olarak uygulanır oldu. Dolayısıyla ne Peygamberimiz, ne Sahabiler, ne mezhep imamları ve müctehidler, ne de daha sonraki İslam âlimleri Muharrem ayının ilk on günü oruç tutulması konusunda bir beyanda bulunmamışlardır. Bunun dışındaki bir uygulamanın İslam ibadet tarihinde bir yerinin ve kaynağının olmadığını söylemek gerekir. Muharrem ayının İslam tarihinde bir takvim başlangıcı olması, Hz. Ömer'in halifeliği döneminde tespit edilmiş, o tarihten bu yana pek çok İslam ülkesince kullanılagelmiştir. 1 Muharrem'in Hicrî yılbaşı olması, Noel kutlaması gibi bir geleneği olmamakla beraber, yılın ilk günü olma- İ Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 19 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 Hatice Yazıcı SEVER [email protected] Muharrem Ayı ve Faziletleri sı açısından bir önemi de bulunmaktadır. Kur'ân'da ise Muharrem'in ayının farklı bir özelliğinden söz edilir. Tevbe Sûresinde (âyet: 36), “Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı gün Allah'ın yazdığı şekilde, on ikidir. Bunlardan dördü haram aylarıdır, dosdoğru hesap işte budur” şeklinde bildirildiği gibi, bu dört aydan biri de Muharrem ayıdır. Haram ayları, değerli, önemli ve bu yönüyle de farklı özelliği olan aylardır ve o aylara karşı saygılı olunması bildirilmiştir. Peygamberimizin ifadesiyle “Şehrullahi'l-Muharrem-Allah'ın ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, bollaştığı bir aydır. Allah'ın ayı, günü, yılı olmaz, ama Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde bildirilmiştir. Muharrem ayının peygamberler tarihinde de ayrı bir yeri vardır. Başta Hz. Adem olmak üzere, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Eyyub, Hz Yunus ve Hz. İsa gibi peygamberler Aşura günü, özel olarak bazı nimetlere ermişler, bazı sıkıntılardan kurtulmuşlardır. Bu yünüyle bir yıl dünümü kabul edilmektedir. Hz. Hüseyin (r.a) ve evlatlarının hunharca şehit edilmesi meselesine gelince, esas itibariyle şehitler mükâfatını almış, en yüce mertebelere ulaşmıştır, Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kaderî hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları onu birtakım taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir “yas merasimi” haline dönüştürmek sünnetin ruhuna uygun düşmemektedir. AŞURE AYI HOŞGELDİN… “Şehrullahi'l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah'ın ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, dosya Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir…. Aşure Günü olarak bilinen ve evlerde çeşit çeşit yemiş ve baharatların harmanıyla lezzetlenen “aşure” tatlısıyla renklenen gün ise, Muharrem'in 10. günüdür. Aşure günü, Cenab-ı Hak (c.c.) katında çok önemli bir yer tutar. Bu özel günde, birçok önemli olay meydana gelmiş, bu olaylarının her birinin “on” sırrına mazhar olması ise, aşurenin “on” anlamına gelen ismini ziyadeleştirmiştir. Aşure Gününün “On” Fazileti Hakkında Aşure günü, Muharrem Ayı'nın onuncu günüdür. Bu özel günde Yüce Allah (c.c.) on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kutsiyetini arttırmıştır. Bu ikramlar ise şu şekilde nakledilmiştir; 1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Aşure Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür. 2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Aşure Gününde demirlemiştir. 3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Aşure Günü kurtulmuştur. 4. Hz. Âdem'in (a.s.) tövbesi Aşure Günü kabul edilmiştir. 5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Aşure Günü çıkarılmıştır. 6. Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün göğe yükseltilmiştir. 7. Hz. Davut'un (a.s.) tövbesi o gün kabul edilmiştir. 8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur. 9. Hz. Yakup'un (a.s.), oğlu Hz. Yusuf 'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır. 10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. Tefsir âlimlerinden nakledilen bilgilere göre, Aşure gününü Kur'an-ı Kerim'de işaret eden ayet şöyledir: “On geceye yemin olsun” Fecr Suresi: 2 Bu özel gün adını, Muharrem Ayı'nın onuncu gününe denk geldiği için, Arapça on anlamına gelen “aşr” kelimesinden almıştır. HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 20 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 haber Dindar Bir Doktor’un Portresi: Ayşe Hümeyra ÖKTEN Zeynep TOPÇU · [email protected] aşanan tarihe tanık olmanın ne demek olduğunu bize anlatabilecek olanlar arasında yer alıyor Ayşe Hümeyra Ökten. Kendisi Türkiye’nin Tek Parti ve Menderes dönemlerini yaşamış, sosyal hayatta dini ögelerin yer bulmadığı zamanlarda eğleşmiş ve buna rağmen dini hassasiyetini yitirmemiş olanlardandır. 1925’te Fatih Atikali’de bir konakta dünyaya gelmiştir Ökten. Babası Celalettin Hoca aynı zamanda İmam-Hatip Liseleri’nin de kurucuları arasında yer alan bir öğretmen, annesi orta tahsilli bir ev hanımıdır. Düzenli bir hayatları olduğunu belirten Hümeyra Hanım, aile ortamını şöyle anlatır: ‘’Annem ve babam bizim nasıl olmamızı isterlerse kendileri de öyle yaşarlardı. Evimizde yalan, gizli iş çevirmek yoktu. Babam, annem ve bizimle istişare ederdi. Saygı vardı. Babam söze başladığı zaman biz susardık, söyleyeceklerimizi sonra söylerdik. Akşamları babam bizi etrafına alır, bir sohbet açar, İslam tarihinden, İslamî hayattan güzel şeyler anlatırdı. Bunların ruhuma çok tesiri oldu. Peygamberimiz’in hayatından, sahabelerden, büyüklerden, Osmanlı tarihinden, Allah dostlarının hayatından konuları sevdirerek anlatırdı.’’ Ökten, İstanbul Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra mesleğini seçerken öncelikle insanlara nasıl hizmet edebileceğini düşünmüş ve doktor olmaya karar vermiştir. Ve 1943’te başladığı İstanbul Tıp Fakültesi’nden 1949 yılında mezun olmuştur. Kendisini bu sıralar en çok üzen durum ise başı örtülü olarak okula gidemeyişi olmuştur. O dönemde başı örtülü hiçbir öğrencinin olmadığını hatırlamaktadır Ökten. ‘’Sosyal hayatta dini ögelere yer verilmezdi. 7’inci sınıft ayken sınıfımızda iki sınıfı geçememiş büyük kız Y C. Köln Başkonsolosu Mustafa Kemal Basa`nın eşi Vildan Basa; Köln, Achen, Düren, Bürühl şehirlerinin cemiyetlerin kadın kollarıyla bir araya geldi. Huzur evlerinde yaşayan yaşlı erkek ve kadın vatandaşlarımızın sorunlarına kısmi de olsa çare amaçlı yapılan çalıştaya 55 bayan katılım sağladı. Konsolosluk nikah salonunda yapılan toplantıda konunun uzmanı Nagihan Arslan Yüreğir bilgisayar destekli bir seminer sundu. Yüreğir; bu çalışmayla duyarlı hizmet vermeyen bakımevlerinde yaşayan yaşlılara gönüllü destek vermek, hasta yakınlarına destek vermek, bakımevlerindeki sosyal danışmanlarına din, kültür, örf ve adet, konulu sorunlarını desteklemek gibi T vardı. Biz usulca aramızda: ‘Nezahat bir çocukla konuşuyormuş’ der gülerdik. O zamanlar erkek çocuklarla konuşmak bütün kızlar için çok ayıptı. Dindar, dindar olmayan ayrımı yoktu.’’ İhtisas sınavını verdikten sonra zaruret hali kalktığı için bir daha başını açmak zorunda kalmama düşüncesiyle, çok başarılı olduğu halde akademik kariyer yapmayı bir seçenek olarak görmeden, doğrudan meslek hayatına atılır. Öğrenci iken namazlarını gelip evinde kılmıştır, hastanede çalışmaya başlayınca ise kimsenin uğramadığı kütüphanede kılmaya başlar. Kütüphane memuru olan Satanik adlı Ermeni bir kız, Hümeyra Hanım’a kütüphaneyi açarak yardımcı olur. ‘Kadın başıma ne yapabilirim ki’ düşüncesini hayatı boyunca aklına bile getirmeyen Hümeyra Hanım, karşılaştığı bütün zorluk ve sıkıntılara karşı iman, sabır ve tevekkülün verdiği güçle mücadele etmiştir. Hastalarının, kendisini çok sevdiğini, hatta nöbetçi olduğu geceler hastanede bayram havası estiğini ifade eden Hümeyra Hanım, “Onlardan çok dua aldım. Ayağın Kâbe’ye bassın derlerdi.” diye anlatıyor. Bu duaların etkisiyle olmalı, 1953’te Kızılay’la hacda görev yapmak üzere sekiz gönüllü doktor arkadaşıyla Hicaz’a gider. Demokrat Parti iktidara gelmeden önce Hacca gitmek yasaktır. Demokrat Parti İktidara gelince ezan tekrar Arapça okunmaya başlamış, hac yasağı da kaldırılmıştır. 1952’de Kızılay ile hacca görevli olarak giden doktorlar yaşlı olduklari için sıcaktan etkilenip görev yapamamışlardır. Bunun üzerine, 1953’te Kızılay, görevli olarak gidecek doktorların genç olmasına karar vermiştir. Genç doktorlar üniversitelerdeki asistanlardan seçilecektir. Fakat fakültede hiç kimse hacca gitmek için başvurmaz. Baş asistanlardan birinin “Hümeyra dindardır, o gider” demesi üzerine Ökten hacca giden asistanlar arasında yer alır. Hac dönüşü örtü konusunda nabız yoklarcasına klinik şefi Ekrem Egeli’nin odasına Hurma ve Zemzem ikramıyla girer. Egeli’nin ‘’Ne o Hümeyra, hacı hanımlar gibi’’ diyerek tepki göstermesi üzerine o gün başörtüyle asistanlığına de- vam edemeyeceğini anlar. İhtisası bitince, başörtülü devam edemeyeceği için hastaneden ayrılır. Bundan sonra muayenehane açarak daha çok kadın olan hastalarını düşük ücretle muayene eder. İstanbul’dan ve Anadolu’nun hemen her yerinden hastaları vardır. 1956’da anne ve babasıyla tekrar hacca gider. Suudi Arabistan o dönemde mühendislere ve doktorlara oturma izni vermektedir. Müracaat edip 1959’da oturma izni alır. Bundan sonra her yıl üç ayları ve hac mevsimini Hicaz’da geçirir. Oradaki bir anısını ise şöyle anlatır: ‘’Bu sene Harem-i Şerif ’te iken bir Türk hanım, ‘Türksünüz galiba’ deyip nereli olduğumu, ismimi sordu. Ayşe diye ilk ismimi söyledim. Bana baktı, ‘’25 sene önce İstanbul’da Beyazıt’ta bir muayenehaneye gelmiştim. Orada bir doktor hanım vardı ne kadar benziyorsun!’ dedi. ‘Ben oyum’, deyince öyle bir sarıldı ki, meğer öldüğümü sanıyormuş. Adıyamanlı bu hanım, ismimi bile unutmamış. Hizmet edince unutmuyor insanlar. Vildan Basa’dan Huzurevlerine Destek amaçlı bir işbirliğini, beraberce arzu ediyoruz diyerek, yapılan çalışmanın tamamen profosyonellerin vereceği eğitimle belli konsepti hazır alt yapısı olan bu projeyi uygulamaya koymak istediklerinin altını çizdi. Vildan Basa da konuyla ilgili çalış- mada; “biz huzur evlerimizde yaşayan dede ve ninelerimizi burada cemiyetleri belli bakım evlerinden sorumlu olacak şekliyle, huzurevi işletmelerine onları kontakt muhatap alarak angaje etmek suretiyle, planlanan şekliyle ,ayda bir mi olur yoksa haftada bir mi olur, onları ziyaret edip, gönüllü destek olmalarına aracılık etmek gibi konum üstlendik. Tabi bu çalışmayı her zaman biz takip etmiyeceğiz. Başlatıp şubeler sorumlu oldukları bakım ya da huzurevlerini kendileri kendi geliştirdikleri dini, kültürel, manen destekliyecekler” dedi. Toplantıya DİTİB Kadın Kolları Başkanı Şeyda Can, IGMG Genel Merkez Kadınlar Teşkilati Genel Başkanı Hatice Şahin ve IGMG Kadınlar Teşkilatı Köln Bölge Başkanı Yasemin Bakşiş hanım ve farklı kurumlardan bayan temsilciler iştirak ettiler. HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 21 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 röportaj IGMG Genel Sekreteri Oğuz Üçüncü “Toplumun Tam Ortasına Yerleşmiş Olan Irkçılık ve Ayrımcılıkla Mücadele En Önemli Gündemimiz Olmalıdır” GMG Genel Sekreteri Oğuz Üçüncü ile gündemi ve Müslümanlarla ilgili yaşanan gelişmeleri konuştuk. Camia Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlknur Küçük`ün bu gazetede de çıkan röportajını sunuyoruz. Sayın Üçüncü, kamuoyuna dönerci cinayetleri olarak yansıtılan seri cinayetlerin arkasında Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütünün bulunduğu ortaya çıkalı bir yıl oldu. Buna rağmen cinayetlerin aydınlatılması noktasında kayda değer bir adım atılabilmiş değil, bu noktada önemli kaygılar var. Bir yıldır yaşanan bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Maalesef bugün geldiğimiz noktada cinayetlerle ilgili sorular cevaplanacağı yerde, daha çok soru ortaya çıkmış durumda. Cinayetlerle ilgili üç isim verildi, “Bunlardan ikisi birbirini vurdu, biri tutuklandı, konu kapandı” denecek kadar basit bir mesele değil. Bu tablo sadece buzdağının görünen yüzü. Zira, yeraltında aynı görüşlere mensup, sayıları hakkında 18 ila 111 arasında farklı rakamlar verilen insanların devlet tarafından arandığını bu araştırmalar esnasında öğrendik. Bunlar kimlerdir, bunlarla ilgili takipler ne noktadadır, yeni eylem planları var mı, bir dahaki hedefleri kim gibi sorular açıklık kazanabilmiş değil, hâlâ zihinleri meşgul etmeye devam ediyor. Parlamentonun bu konuyla ilgili çalışmasını takdir ediyorum. Federal Meclis NSU Araştırma Komisyonu meseleye ciddi bir hassasiyet gösteriyor, sıkı bir şekilde takip ediyor. Buna karşın; Anayasa Koruma Teşkilatı’nın, içişleri bakanlarının, bazı emniyet ve güvenlik yetkililerinin meselenin aydınlatılması için ülke güvenliğini bahane ederek yeterli bilgi vermemeleri endişeleri artırıyor. Bu noktada parlamentonun araştırmaları bürokrasi engeline takılıyor. Ancak yine de Meclis NSU Araştırma Komisyonu’nun ısrarlı çalışmalarının netice vereceği kanısındayım. NSU tarafından hazırlanan ölüm listesinde sıradaki isimlerden biri sizdiniz? Alman güvenlik güçlerinin bunu bilmesine rağmen sizi haberdar etmemesini ve gereken önlemleri almamasını neye dayandırıyorsunuz? İsmimim listede olduğunu basından öğrendim, bunun üzerine Federal Kriminal Dairesi ve Eyalet Kriminal Dairesi’ne bilgi almak için başvurdum. Bu tür bir bilginin olmadığını belirttiler, basında çıkan haberleri ne doğruladı ne de yalanladılar. Ancak ilginçtir ki, I başvuru yaptığım günün akşamı polis evime ailemi teskin etmeye geldi. Burada düşündürücü olan, listede oluşumu basından öğrenmek bir yana, konu ortaya çıktıktan sonra bile ne polis tarafından ne de Anayasa Koruma Teşkilatı tarafından sağlıklı ve yeterli bilginin verilmemiş olması. Almanya’da ırkçılık NSU örneğinde görüldüğü gibi zirveye çıkıyor zaman zaman. Genelde ırkçılık özelde ise Müslümanlara karşı olan ırkçılık ve saldırılar azalmış değil, zira camilere yönelik saldırılar gündemimizden düşmüyor. Ancak ırkçılar yerine hâlâ IGMG takip ediliyor, bu traji komik durum hakkında neler söylersiniz? Camilerimize yapılan saldırılar; binaların boyalarla veya çeşitli malzemelerle kirletilmesi, domuz organları atılması, camların kırılması şeklinde olduğu gibi, kundaklama girişimlerine kadar varabildi. Ancak bu saldırılar kamuoyunda yankı bulmadı. Bu konuda belki bu tür bir karşılaştırma yapmak yanlış olur, dileğimiz her mabede saygı duyulmasıdır, ancak camilere yapılan bu saldırılar, başka dinlere ait kutsal mabedlere karşı yapılmış olsaydı, kamuoyunda gösterilen tepkinin çok daha farklı olacağını tahmin etmek zor değil. Saldırıya uğrayanlar bizim camilerimiz ama sorunun yine Müslümanlarda aranması sizin de dediğiniz gibi tutarsız traji komik bir tablo ortaya koyuyor. Bu süreçte Müslümanların hataları, eksiklikleri nelerdir? Müslümanların eksiklikleri ve hatalarından ziyade şunu değerlendirmek gerekli. Evet saldırılar, haksızlıklar oluyor ancak sürekli olarak mağdur konumunda olmak, haksızlıklardan sürekli şikayet eden bir pozisyonda olmak, sürekli bu konularla medyada gündeme gelmek de çözümü kolaylaştırmıyor. Burada sıkıntı, haklı olduğunuz halde bir anlamda haksız duruma düşme tehlikesi, yanlışın içinde doğruyu bulma çabası. Alman medyasında zaten bu saldırılar ve haksızlıklar neredeyse hiç yansıtılmıyor. Bizler medyada güçlü olalım Müslümanlara karşı yapılan haksızlıklar duyulsun desek de, bu sefer de sadece “Müslümanlar sürekli birşeylerden şikayet eden bir kesim” gibi olumsuz bir algının oluşabilmesi söz konusu. Bu konuda takınılacak en güzel tutum; Müslümanların farklı yönlerdeki başarılarıyla, çalışmalarıyla, topluma katkı sağlayan girişimleriyle gündeme gelmesi ve böylece ezber bozmaları olacaktır. Irkçılık sadece Almanya ile sınırlı değil, Avrupa genelinde de İslamofobi gittikçe artıyor. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir? Adına ister ırkçılık deyin, ister İslamofobi, “Ayrımcılık ve ırkçılık” artık Avrupa’nın reddedilemez bir gerçeği olmuş durumda. Bu noktada ayrımcılıkla mücadeleyi teşvik etmeli, bu alandaki ihtisasımızı geliştirmeliyiz. Müslüman olsun, olmasın tüm sivil toplum kuruluşlarına bu konuda ciddi görev düşmektedir. Toplumun tam ortasına yerleşmiş olan ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele STK’ların listesinde birinci derecede yer alması gereken en önemli gündem maddesidir. Bugün Almanya’da önemli sayıda göçmen kökenli insan yaşamaktadır, hatta okullara baktığımızda birçoğunda her iki öğrenciden biri göçmen kökene sahiptir, diğer Avrupa ülkeleri de hatırı sayılır miktarda genç göçmen nüfusa sahiptir. Bu nedenle STK’lar bu rakamları da gözönüne alarak, Avrupa’da ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadelenin ne kadar önemli olduğunu, bu konunun ertelenemez, ihmal edilemez bir mesele olduğunun farkında olarak adımlar atmalıdır. Ayrımcılıkla mücadele genelde kadın-erkek arasında, iş yerinde ya da sosyal hayatta yapılan ayrımcılıklarla gündeme geliyor. Ancak bu konu daha geniş bir şekilde ele alınmalıdır. Ayrımcılıkları izleyen bazı STK’lar ya da kurumlar, Müslümanlara yapılan ayrımcılıkları kayıt altına almada çekingen davranıyorlar. Mesela az önce değindiğimiz cami saldırıları yeterince kamuoyuna yansımadığı için ayrımcılık raporlarında gereği gibi yer bulamıyor. Müslümanlara karşı yapılan ayrımcılıklar en belirgin olarak kıyafet nedeniyle yapılan ayrımcılıklar olarak karşımıza çıkıyor. Bugün bazı ülkelerde okul ve işyerlerinde başörtüsü nedeniyle yapılan ayrımcılıklar bunun en bariz örneği. Minare yasağı, sünnet yasağı gibi diğer yasaklar da çarpıcı örnekler. Bu noktadaki en ciddi sıkıntı ise, Müslümanlara ve kurumlarına yönelik saldırıların nefret suçları kapsamında değerlendirilmemesi nedeniyle gerekli şekilde kayıtların tutulmaması dolayısıyla da sağlıklı verilerin toplanamamasıdır. Almanya’ya göç 50. yılını doldurdu. Türkiye devlet olarak, gurbetçileri yurt dışına gönderdi ve uzun yıllar boyunca onları kendi haline bıraktı, ilgilenmedi. Bu durumun yurt dışında yaşayan Türkler açısından en önemli getirileri ve götürüleri neler oldu? Türkiye devlet olarak başından beri vardı. Ancak bu varlık uzun bir müddet sadece bürokratik varlıktan öte geçemedi. Toplumsal bir çok ihtiyacı, gelen insanlar kendi kurmuş oldukları yapılarla gidermek mecburiyetinde kaldılar. Bu anlamda Türkiye devletinin biz göçmenleri bir çok hususta yalnız bırakmasının faydasını sivil bir altyapı oluşturma açısından gördük. Fakat yurt dışına gelen nesil, sivil toplum kuruluşu geleneğine yabancı olduğu için kurumlaşma noktasında zorluklar inişler, çıkışlar yaşandı. Sürecin sonunda ise kendine güvenen, ne istediğini bilen, kendi başına dimdik ayakta durabilen sivil kuruluşlar oluştu. IGMG Genel Sekreteliğinin kurumsal ilişkiler boyutunda izlediği temel prensipler nelerdir? Bütün teşkilat çalışmalarımızda olduğu gibi bizim de çalışma prensiplerimizi Kur’an ve Sünnet belirler. Çalışmalarımızı bu doğrultuda sürdürüyoruz. Bununla birlikte ümmet bilincini geliştirmek ve din anlayışımızın bir parçası olan barış, adalet ve huzurun HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir hakim olduğu toplumlar için gayret etmek başlıca prensiplerimizdir diyebilirim. Müslümanlarla, gayri müslimlerle ve devletle olmak üzere üç farklı alanda diyalog ve işbirliği gerçekleştiriliyor. Bu alanlarda özen gösterilen konular ve hassasiyetleriniz nelerdir? Her üç alanda da temel prensiplerimiz aynıdır. Bu prensiplerimiz sadece dışarıyla olan ilişkilerimizde değil kendi IGMG çatımız altındaki ilişkilerimizde de geçerlidir. Hiç bir zaman içe farklı, dışa farklı bir tavır sergilemedik. Her çalışmamızda düsturumuz Kur’an ve Sünnet olmuştur. Bahsettiğiniz bu üç alanda da işbirliğine, diyaloga kapılarımız her zaman sonuna kadar açıktır. Lakin kabullenemeyeceğimiz durumlar, onaylamadığımız çalışmalar önümüze sunulursa orada da sınırlarımız bellidir, devlet de olsa diğer sivil kuruluşlar da olsa tepkimiz aynı olur. Yani bizlerin inanç ve yaşam anlayışına ters düşen konularda tepki göstermekten hiç bir zaman çekinmedik, çekinmeyiz. NRV Uyum Komisyonu Başkanı Arif Ünal: “Göç Politikasını Partilerarası İdeolojiye Alet Etme çabalarını, Üzücü Bir Gelişme Olarak Görüyorum” azı Türk gazetelerinde çıkan, ve KRV-eyaletinin uyum için ayırdığı paranın, eyalet bütçesinin %0,04 oluştuğu şeklindeki haberle ilgili Uyum Komisyonu Başkanı Arif Ünal şu açıklamayı yaptı. “Bayan Serap Güler´in verdiği bilgiler yanlıştır. Ya yeni milletvekili olarak, eyalet bütçesinin nasıl okuyacağını bilmiyor, ya da bilinçli bir şekilde göç politikasında polemiği tercih ediyor. Göç ve uyum politikası, yaşamın her alanını etkileyen ve spordan, kültüre, okuldan işyaşamına kadar her alanda uygulanan bir politikadır. O nedenle her bakanlığın bütçesinde uyum için ayrılan paralar mevcuttur. Sadece okul bakanlığında örneğin 200 milyon € sadece destekleme derslerini veren 3000 tane öğretmenin finansmanı ve 900 tane anadil dersleri veren öğretmenlerin finansmanı için harcanmaktadır. Aile bakanlığının bütçesin- B ➤ 22 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 de sadece okul öncesi çoçukların dil eğitiminin desdeklenmesi için 30 milyon € harcanmaktadır. Bunun dışında, kültür, spor, ekonomi, gençlik, bilim ve içişleri bakanlıklarında uyum için bütçeler ayrılmaktadır. Ayriyeten, sağlık, çalışma, yaşlılarla ilgi bakanlıklarda da, bilhassa göçmen kökenli kadınların çalışmalarını teşvik için ekstra bütçe ayrılmıştır. Önümüzdeki günlerde, Uyum Bakanı Sayın Schneider´den tüm uyum için ayrılan bütçelerın listesini hazırlamasını isteyeceğim. Bunu aslında Serap hanımda, kamuoyuna yalnış rakamları açıklamadan önce, yapabilirdi. Bu hesaba göre, sadece uyum için ayrılan miktar 300 milyonun üzerinde ve bütçenin en az %5`ini oluşturmaktadır. KRV eyaletinde, göç politikasını partiler arası ideolojik tartışmaların dışında tutma konusunda bir uzlaşma vardı ve Uyum Komisyon Başkanı olarak Sayın Güler´in göç politikasını partiler arası ideolojiye alet etme çabalarını, üzücü bir gelişme olarak gördüğümü belirtmek istiyorum. Bu bağlamda KRV uyum konusunda diğer eyaletlerle kıyaslamakta da fayda var. Örneğin CDU/CSU`nun yönetimde olduğu Hessen ve Bavyera eyaletlerin uyum ajandalarının ve ana dil derslerinin finansmanı için hiç para ayırmadığını hatırlatmakta fayda var” dedi röportaj Almanya Müslümanlar Koordinasyon Konseyi (KRM) kurulalı beş yıl oldu. Sizce beklentilere cevap verebildi mi? KRM’in kurulması çok önemli bir adım olmuştur. Herşeyden önce ezber bozmuştur, çünkü çatısı altında “Biraraya gelmezler” diye tabir edilen kurumları birleştirmiştir. Ayrıca ilahiyat fakülteri ve İslam din dersleri başta olmak üzere bir çok hususta Alman devletinin muhatap aldığı bir kurumdan bahsediyoruz. Tabii ki, eksiklikler ve zaman zaman yanlış giden hususlar da var, ancak bu Müslümanların birlikte bir çatı altında toplanabilmiş olmasının önüne hiç bir zaman geçmemeli. Bu manada eğer KRM hukuki altyapısını geliştirirse ve eyaletlerde Müslümanların temsil kurumlarının mevzuata uygun bir şekilde kurulmasına ve geliştirilmesine önayak olursa faydasının Müslümanlar tarafından çok daha net anlaşılacağına inanıyorum. Frankfurt Türk Cami Dernekleri Çalışma Birliği Kurban Bayramı Kutlamasında Biraraya Geldiler lmanya`nin Frankfurt şehrinde “Frankfurt Türk Cami Dernekleri Çalışma Birliği” olarak faaliyet gösteren idareciler, Kurban Bayramı vesilesi ile Yunus Emre Camii`nde düzenledikleri Bayramlaşma Programında biraraya geldiler. Frankfurt Yunus Emre Camii Başkanı Hüseyin Düzgün`ün selamlama konuşmasi ile başlayan programda, ilk olarak Dr. Hüseyin Kurt Çalışma Birliği ve faaliyetleri hakkında bilgi sundu. Frankfurt`ta bulunan Cami Derneklerinden 7sinin birlikte çalıştığı, toplam 900 kayıtlı üyeye ve bayramlarda 5000 cemaate kadar hitap eden Birlik, 2009 yılında kurulmuş olup aylık düzenli toplantılar icra etmektedirler. Kısa sürede birçok Resmi Kurum ile ortak çalışmalara başlayan birlik en son olarak Hapishanelerde Dini Telkin Projesini gerçekleştirmişlerdi. Daha sonra sırası ile Frankfurt Din Hizmetleri Ataşesi Yaşar Seracettin Baytar, IGMG Genel Merkez Teşkilatlanma Üyesi ve Hessen eski Bölge Başkanı Mehmet Ateş ve DİTİB Hessen Bölge Koordinatörü Selçuk Doğruer Kurban Bayramı ve Bayramlaşmanın önemine binaen kısa konuşmaları ile davetlileri selamladılar. A Mehmet Ateş “Bizler toplumun parçasıyız, Başbakanımız Merkel`in de dediği gibi İslam artık Almanya`nın bir parçasıdır ve bu gerçek görmemezlikten gelinemez. Bizler yaşadığımız beldelerde kendimize karşı hoşgörü beklerken yine herkese karşı hoşgörülü olmalıyız. Davranış ve hareketlerimizle toplulumuza örnek olmalıyız” diyerek hoşgörü mesajı verdi. Programa katilan Alman Kurum Temsilcilerinden, Belediye Sosyal İşler Müdürü Horst Dörr, Frankfurter Verband Müdiresi Ute Bychowski, Hessen Eyalet Yabancılar Meclisi Müdiresi Ulrike Foraci ve Frankfurt Emniyet Müdür Yardımcısı Gerhard Beresswil; Yahudilerin, Hristiyanların ve Müslümanların ortak peygamberi olan Hz. İbrahim`in oğlunu Rabbi için kurban etmesi olayının bugün için bile biraraya gelme sebebi olduğunu ve bu tür fırsatları seve seve değerlendirdiklerini belirttiler. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail`in yaptığı elçiliğin hepimiz için geçerli olup, Müslümanların ve diğer dinden insanların bu şekilde bir araya gelerek diyalog için imkan sağladığını kaydettiler. Davetliler, Kurban etiyle pişirilen yöresel yemeğin ardından iyi niyet temennileri ile tekrar görüşebilmek üzere ayrıldılar. HAYAT ayın Devlet Bakanı Faruk Çelik bir açıklama yaptı ve yurtdışı borçlanması yaparak emekli olanların sayısının yılda 150 binlere ulaştığını ve giderek emekli sayısının arttığını ifade edince kaldırılması Bakanlar Kurulu’nda görüşüldü. Bu konuda son söz ise Başbakan Erdoğan’a kaldı. Bu sebeple Türkiye’den emekli olmak isteyen vatandaşların bir an önce başvurularını yaparak en azından dosya açmalarını tavsiye ediyoruz. 18 yaşını dolduran her birey dosya açarak yakında kaldırılmak üzere olan borçlanma hakkını elde etmiş olacak ve bu olumsuzluktan etkilenmeyecektir. Detaylı bilgi için 0090 444 0 860 SORU: Merhaba Erhan bey, ben Hüseyin İ. 1958 doğumluyum, 1981 den itibaren Almanya’da çalışmaktayım. Türkiye’de hiç çalışmam yok. Türkiye’den borçlanma yoluyla emekli olmak istiyorum fakat SSK`dan emekli olmak istiyorum. Beni Bağ-Kur`a yönlendiriyorlar. Lüfen bana yol gösterirmisiniz. Teşekkürler. CEVAP: Değerli okurum, 01.10.2008 yılından sonra isteğe bağlı sadece Bağ-Kur`a geçtiği için S Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 23 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 Erhan NACAR www.erhannacar.de TÜRKİYE’DEN EMEKLİ OLACAKLAR DİKKAT! YURTDIŞI BORÇLANMASI YAPARAK EMEKLİ OLMAK KALKABİLİR! Türkiye’de sigorta başlangıcı olmayanlar Bağ-Kurdan emekli olabiliyorlar. Fakat yurtdışındaki ilk işe başlama tarihi ve bayanların doğum yaptıkları tarih Türkiye’de ilk işe giriş tarihi olarak sayıldığından Almanya‘daki 1981 yılı işe başlama tarihinizi Türkiye’de SSK başlangıcı olarak saydırabiliyorsunuz. Bu sebeple normalde Bağ-Kur`dan 58 yaş 5400 gün ya da 48 yaş 9000 iş günü borçlanma yaparak 650 -700 tl arası maaş alacağınıza SSK`dan 47 yaş 5150 gün borçlanma yaparak 1100 tl maaş almaya hak kazanabilirsiniz. Detaylı bilgi için uzmanlarımıza danışabilir, destek alabilirsiniz. Sosyal güvenlik uzmanları: 0090 444 0 860 SORU: Hayırlı günler Erhan Bey, ben Tarık g. 25 yaşındayım, 4 kardeşiz, diğer kardeşlerimin doğum tarihleri 1978-1981-1982 biz TD-Türk Alman Platformu’ndan Siyaset Semineri lmanya’nın en büyük Türk - Alman öğrenci ve akademisyen ağı ‘Türk – Alman Platformu’ (TD Plattform), ‘Jakob - Kaiser’ Vakfı ile birlikte gençleri yerel siyaset konusunda bilgilendirerek siyasete girmeye teşvik ediyor. Üniversiteli ve akademisyenleri başta yerel siyaset olmak üzere politikaya girmeye teşvik etmek ve bunun için onları bilgilendirmek isteyen TD-Plattform Kasım ve Aralık aylarında 16 – 18 yaşlarını kapsayan Türk kökenli öğren- A ciler için yerel siyaset seminerleri düzenliyor. Bu kapsamda ilk seminer 9 ile 11 Kasım tarihleri arasında Königswinter’deki Adam-Stegerwald-Haus’da düzenlendi. Diğer seminerler ise 30 Kasım – 2 Aralık, 7 ve 9 Aralık, 14 ve 16 Aralık tarihlerinde düzenlenecek. TD-Plattform yöneticileri, seminerlerin amacının gençlerin siyasete ilgilerini arttırmak ve bu şekilde ileride siyasete katılmalarını teşvik etmek olduğu- nun altını çiziyor. Seminerler dizisi hakkında bilgiler veren TD-Plattform Başkan Vekili ve proje sorumlusu Nilgün Doğan, Program boyunca konular, Türk ve Alman konuşmacılarca interaktif şekilde ele alınacak, bu çerçevede tartışma, soru – cevap ve anlatım yöntemleriyle öğrencilerin yönlendirilmesi sağlanacak. Gençlerden seminer boyunca yaratıcılıklarını öne çıkarmaları ve kullanmaları beklenecektir. Öğrenciler gerçek birer yerel siyasetçi gibi davranacaklar, bu bağlamda belediye meclisleri ve siyasi partilerde olduğu gibi “grup başkanlıkları” oluşturacaklar ve siyasi konularda görüş belirtecekler, bu şekilde yapılacak simulasyonlarla katılımcıların siyasetin işleyişi ve işlevi hakkında bilgi ve fikir edinmeleri hedeflenecektir. Karşılıklı saygı ve tolerans ağırlıklı tartışma kültürünün öne çıkacağı çalıştayda öğrencilerin gruplar arası çalışma, uzlaşma ve empati kurma yeteneklerinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır” dedi. Seminerlere katılmak isteyenlerin [email protected] şeklindeki e-mail adresinden başvuru yapmaları rica ediliyor. dosya ileride Türkiye’den emekli olmak için şimdiden ne yapabiliriz. Yurtdışı borçlanması kalkacakmış. Biz de ileride Türkiye’ye dönmeyi döşünüyoruz. Kalkarsa hiçbir hakkımız olmayacak, bizi aydınlatırsanız memnun oluruz. Şimdiden teşekkürler Saygılar CEVAP: Değerli okurum, Sizin emekliliğinize daha var ama doğru bir adım atıyorsunuz bu beni sevindirdi. Yarın hem emeklilik yaşının yükselmesinden hem de yurtdışı borçlanmasının kalkmasından etkilenmemek için dosya açmanız yeterli olacak. Siz ve diğer kardeşleriniz için dosya açarak emeklilik hakkınızı elde etmiş olabilir ve erken emekli olma şansını yakalamış olursunuz. İyi günler. MAVİ KARTLILAR TÜRKİYE’DEN EMEKLİLİĞİNİZ HAZIR YURTDIŞINDAKİ İLK İŞE GİRİŞ TARİHİNİZ, TÜRKİYE’DE SSK BAŞLANGICI OLARAK SAYILIYOR! 18 YAŞINI DOLDURAN HERKES MUTLAKA DOSYA AÇIN! TÜRKİYE’DE EMEKLİLİK YAŞI YÜKSELİYOR! ÜCRETSİZ DANIŞMA HATTI 0090 444 0 860 İstanbul Müftüsü Yaran DİTİB Merkez’i Ziyaret Etti ir dizi ziyaret ve incelemerde bulunmak üzere Almanya’ya gelen İstanbul Müftüsü Doç. Dr. Rahmi Yaran, Köln’de DİTİB Genel Merkezi’ni ziyaret ederek DİTİB hizmetleri, bu hizmetler bağlamında Almanya'nın gündemi, özellikle İslam din dersleri ve yeni kurulan İslam ilahiyat bölüm/merkezleri, İslam ilahiyat uzmanı yetiştirmeye dair gelismeleri değerlendirerek, bu konularda akademik paylaşım ve işbirliği imkanları hakkında yararlı fikir alış verişinde bulundu. Ayrıca, yapımı devam eden Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Merkez Camii ve Kompleksi inşaatını gezerek mahallinde bilgi alan İstanbul Müftüsü Yaran’a projenin aşamaları, zorlukları ve problemleri hakkında bilgi verildi. İnşaatın büyük bir kısmının tamamlanmış olduğunu görmekten memnunluk duyduğunu belirten İstanbul Müftüsü Yaran, bu külliyenin Müslümanlar ve Almanya'da birlikte yaşama adına önemli bir görev üstleneceğini düşündüğünü dile getirerek başarılar diledi. B HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 24 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 haber Kırk Yaşından İtibaren İnsanlar Devamlı Sağlık Kontrolünden Geçmeli Aşırı şekeri olanların ve aynı zamanda yüksek tansiyona mahkum kimselerin, müracaat etmeleri halinde kalıcı çözüm bulduklarını da sözlerine ekleyen Erdoğan; herkese sağlıklı ömür dileyerek sözlerini tamamladı. Çok sayıda kişinin özel sorularını da dinleyen Erdoğan`a Erkekler Kulübü başkanı Hasan Öztekin teşekkür etti. Erkekler klubünün bu toplantısında çok sayıda bayanın da katılması dikkat çekti, konu sağlık olunca... rof. Dr. Erdoğan, kırk yaşından itibaren insanların devamlı sağlık kontrolünden geçmelerini tavsiye etti. Frankfurtta, 29. yılını dolduran ‘erkekler kulubü’nün düzenlemiş olduğu ‘sağlıklı yaşam önerileri’ konulu toplantının konuğu, Giessen Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi ve aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ali Erdoğandı. Slayt gösterileriyle adeta bir üniversite havası içerisinde izleyicileri bilgilendiren Erdoğan, kalbin çalışması, kalp krizinin belirtileri, anjiyo, kalp pillerinin P takılma yöntemleri ve çalışma sistemleri hakkında bilgi verdi ve yüksek tansiyon ve günümüzün büyük problemi olan şeker hastalığı konusunu da ele aldı. Yediden yetmişe herkesin sağlığına dikkat etmesini salık veren Prof. Dr. Erdoğan, bilhassa kırk yaşından itibaren insanların devamlı kontrollerden geçmelerinin çok iyi olacağını, tren kaçmadan önlemin alınmasının faydalarını dile getirdi. Düzenli sağlık kontrolünün yanı sıra, hareket etmek, sigara ve alkolden uzak durmak, akdeniz usulü beslenmek, stresten uzak ve temkinli yaşamak gereklidir şeklinde konuştu. Kontrolcüler Kontrol Edilecek rankfurt, bünyesinde 170 milleti barındıran ve bu haliyle de uluslararası üne sahip bir anakent. Ne var ki, bazan herşey güllük gülistanlık olmayabiliyor. Bu yılın başında bir Alman bayanın karnavalleri bahane ederek müslümanlara yaptığı hakaretlerin izi henüz silinmeden, bu kez de polis memurlarının tramwaya biletsiz bindiği iddia edilen bir Etiyopya asıllı Alman vatandaşı Derege Wevelsiep hastanelik etmeleriyle olaylar büyüdü ve tüm partiler birbirlerine girdiler ve trafikten sorumlu müsteşar Stefan Majer (Yeşiller), kontrolcülerin de kontrol edileceğini beyan etti. Piraten Partisinden Martin Kliehm polisin içinde yabancı düşmanı kimselerin eksik olmadığına iddia edince, belediye meclisi karıştı. Çeşitli partilerden değişik sesler yükselirken, Frankfurt Yabancılar Meclisi Başkanı Enis Gülegen belediye bünyesinde bir şikayet merkezinin açılmasını ve tüm benzeri olayların burda değerlendirilmesini istedi ve herhesten istisnasız alkış alan konuşmacı oldu. Enis Gülegen kontrolcular ve polisler hakkında yabancılar arasında sık sık şikayetlerin olduğunu belirtirken, tabii ki karşı tarafın da benzeri şikayetleri olduğunu dile getirdi. Bu arada Hessen İçişleri Bakanı Boris Rhein, Hessen Polisi içinde yabancı düşmanlığının yeri olamayacağını dile getirerek, suçları tesbit edilenler cezalandırılır şeklinde konuştu. Frankfurt Anakent Belediye Başkanı Peter Feldmann devletin görevlilerinin işlerine giderken veya evlerine dönerken benzeri olaylarla karşılaşmaları halinde müdahale etmeleri gerektiğini savundu. Olaya karışan polislerin görev yaptığı 6. revir önünde daha önce yapılan protesto yürüyüşlerine ilaveten daha yürüyüşlerin planlandığı da kamuoyuna duyuruldu. Altıncı revirde görevli polis memurlardan ikisinin daha önce benzeri olaylara karıştıkları ve soruşturmalarının sürdüğü de ortaya çıktı. F HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 25 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 Müsiad Nürnberg İsmail Satır’la yola devam dedi Müsiad ve İşbank Stuttgart Şubeleri Ortak Programı ÜSİAD (Müstakil Sanayici ve işadamları derneği) ve İşbank Stuttgart şubeleri, bölgedeki işadamları için bir program düzenleyecek. İşbank Stuttgart Şube müdürü, Gökhan Erkovan ve MÜSİAD Stuttgart Başkanı Mehmet Ali Bulut, programa bütün işadamlarını ücretsiz olarak davet ettiklerini belirttiler. Bu kahvaltı programının ilk bölümünde herbir işadamına verilecek söz hakkıyla, işadamı kendisini ve şirketini tanıtma fırsatı bulacak. Böylece işadamlarının birbirini daha iyi tanıma fırsatı bulup, beraber iş yapmaları desteklenecek. M üsiad Nürnberg`in gerçekleştirmiş olduğu Genel Kurul ile birlikte yeni yönetimi de seçilmiş oldu. 2010 yılında kurulan Müsiad Nürnberg yeniden İsmail Satır ile yola devam dedi. Genel kurulda geçmiş iki yılın değerlendirilmesi ve raporların takdimi ile yeni bir çalışmanın da startı verilmiş oldu. Yeni yönetimin listesi de şu şekilde belirlendi. M İsmail Satır, Ümit Sormaz, Kadir Bozkurt, Aydın Özcan, Yılmaz Deliduman, Uğur Yılmazel, Murat Kudat, Ender Sürekli, Adem Güray, Hayrettin Kudat, Mehmet Kış, Ahmet Şerif, Ümit Gürel, Enes Gencalioğlu, Yasin Gencalioğlu, Janberg Şuruh, Yaşar Erçoğul Müsiad Nürnberg başkanlığına tekrar seçilen İsmail Satır yaptığı açıklamada bundan önceki dönemde hizmeti olan tüm arkadaşlara teşekkür etti. dosya İkinci bölümde ise, İşbank genel müdür yardımcısı Okan Özoğlu ve Stuttgart şubesi müdürü, Gökhan Erkovan “Almanyadaki bankacılık sistemi, İşbank`ın müşterilerine sağladığı kolaylıklar ve işadamları için cazip krediler” konularında bilgiler verip, kendilerine yöneltilen soruları cevaplayacaklar. Tarih: 08.12.2012 (Cumartesi) Saat 09.30 ile 11.30 Adres: IBIS Styles Hotel Teinacherstr. 20 70372 Stuttgart (Bad Cannstatt) Dünya hayatının en kıymetli nimeti, en güzel süsü olan çocuklarımızın inançlı, ahlaklı, şuurlu, şahsiyetli, aslını, esasını, rebilirsek, değil Avrupa`da dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, kendi inancı, kimliği ve değerleriyle yaşamayı başaracaktır. Bunu başarabilmek için İslam`a göre evliliği ciddiye alıp, sorumluluk taşıyan aileler kurmak zorundayız. Kuracağımız bu ailenin huzuruna, geleceğine, çocuk eğitiOsman ARSLANTÜRK mine her yönüyle işin başından itibaren çok önem verip ça- 1969 Trabzon / Of`ta doğdu. İlkokulu ve aynı zamanda hafızlığını burada tamamladı. lışmalıyız. Orta Öğrenimini Trabzon ve İstanbul Fatih İmam Hatip Liselerinde tamamladı. 100. YIl Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı ve T.C. Milli Eğitim Bakanlıklarında görev alan yazar; Avrupa`da İrşad ve Eğitim alanlarında hizmet vermektedir. Karizma ve Dini Liderlik adlı bir araştırma kitabı da bulunan yazar, evli ve dört çocuk babasıdır. Yaşadığımız Avrupa`da çocuklarımızı yetiştirirken, inanç ve değerlerimizden, örf ve adetlerimizden taviz vermeden maddi ve manevi olarak mükemmel bir şekilde yetiştirmek zorundayız. Allah (c.c.), muhafaza buyursun, bunu başaramazsak dağılan tesbih taneleri gibi her yönüyle asimile ve yok olmaya mahkumuz. Bu bakımdan Avrupa`da müslüman aile yapımızı ve çocuklarımızın eğitimini, insanlarımızın eğitimini; en önemlisi de iyi bir insan ve müslüman olarak yetiştirebilmemiz için bu kitabı kıymetli büyüklerimizle, bütün anne ve babalarla, çocuklarımızla, gençlerimizle, öğretmen ve eğitimcilerimizle, kısacası ilgili makam ve sorumluluk taşıyan herkesle paylaşmayı uygun gördük. Bu kitabımız dikkatlice okunup, uygulandıktan sonra, inançlı, başarılı ve eğitimli çocuklarımızın yetişeceği ve ailelerin geleceğe güvenle bakacağı kanaatindeyiz. Çalışmak bizden muvaffakiyet Allah (c.c.)`tandır. Yazarımız Osman Arslantürk’ün Kitabının Yeni Baskısı Çıktı A V R U P A ` D A M Ü S L Ü M A N A İ L E V E Ç OC U K E Ğ İ T İ M İ · OS M A N A R S L A N T Ü R K cevherini, özünü ve tarihini bilen nesiller olarak eğitip yetişti- Yazarımız Mahmut Aşkar’ın Yeni Kitabı Çıktı Atalay AVCI Allianz Hauptvertreter Fachagentur für die Allianz Bank Her Türlü Sigorta İşlemlerinizde Hizmetinizdeyiz Luisenstraße 3 . 63067 Offenbach Tel: 069/829797-0 Fax: 069/829797-97 Mobil: 0173-3575687 eMail: [email protected] <DWWÃP \ X P XɏD N 8\XGX P VÃFD N VÃFD N WOÃ NHQWD +D PL Ã F D 2OPXɏ ɎLULQELU\XYD HN %HE <DWD N (Y <DYUXODUÃQÃQVDȩOÃȩÃYHPXWOXOXȩX LoLQoÃUSÃQDQ\RUJXQNDQDWODUÃQD .20ċ.%ċ/0(&(/(5 'RNX]D\ ]LQGDQGD\DWDU $OWÃD\GD ]LOoDODUR\QDU %HEHN $QQHPDUWÃ\D¢*Pɏ$QQH£ *Pɏ$QQHQH\DSVÃQ".Do SDUoD\DE|OQVQ"%\NELU VDEÃUOD\DYUXODUÃQÃQLKWL\DoODUÃQÃ JLGHUPH\HoDOÃɏÃUPÃɏ2QODUDEDOÃN YHE|FHN\DNDODPDQÃQGHQL]HDWÃODQ HNPHNOHULNDSPDQÃQSIQRNWDODUÃQÃ DQODWÃUNHQ£<DYUXJPɏOHULPWDWOÃ JOɏOHULPNÃɏJQ\L\HFHNEXOPDN ]RU<HPHȩLQL]LVL]GHQGDKDDoRODQ NDUGHɏOHULQL]OHSD\ODɏPD\ÃVDNÃQ XQXWPD\ÃQ£GHUPLɏ HȩL YLQGLU 6ÃFDNH UHȩL \ U H HG 7ÃSWÃS D %DE 8oXSJPɏPDUWÃODUÃQ\DQÃQD NRQDOÃP2QODUODGDPHUKDEDODɏDOÃP *|UHOLPEDNDOÃPQH\DSÃ\RUODUPÃɏ GHQL]NHQDUÃQGDNLHYOHULQGH".DU NÃɏKHU\HULNDSODPÃɏ+DYDVRȩXN PXVRȩXN<L\HFHNEXOPDNoRN]RU %DKDUJHOPHNLoLQVDEÃUVÃ]ODQÃ\RU PXɏ/DNLQNÃɏELUWUOROYHUPL \RUPXɏ.XUWODUNXɏODULQVDQODU KHSVLNDUÃQODUÃQÃGR\XUPDQÃQPXWOX \DɏDPDQÃQGHUGLQGH\PLɏ GL\HVHVOHQLUPLɏ\DYUXODUÃ*QGH NDoNH]WHNUDUODUODUPÃɏVD\ÃVÃEHOOL GHȩLO¢*Pɏ$QQHDFÃNWÃN*Pɏ $QQHVÃNÃOGÃN*Pɏ$QQHFDQÃP EDOÃNLVWL\RU*Pɏ$QQHEXE|FH ȩLQWDGÃDFÃɏXEDOÃȩÃQWDGÃNDoPÃɏ *Pɏ$QQHoRNɏGN*Pɏ $QQHoRN\RUXOGXN£ g]W DWOÃ 6|]W DWOÃ &D QG DQ GD KDW DWOÃ $QQ H =HNL\Hd2%$1 dÃNWÃPPDVDOGDȩÃQD (OVDOODGÃPEWQoRFXNODUD 6DQPD\ÃQE\NOHULXQXWWXP 2QODUDGDVHODPXoXUGXP 0DVDOGDȩÃKD\DOGDȩÃ *LWPHNLVWHUVHQ 8]DNGHȩLO.DI'DȩÃ 6|]P]HEDOVUHOLP 0DVDOVHYHUOHULEHNOHWPH\HOLP UÃQÃQD]\HPHȩLQDVÃO NDUGHɏOHULQLQYHD UNDGDɏOD QDWoÃUSDUPÃɏ Lɏ7UOR\XQODUODSD\ DOGÃUÃɏHWPH]VDDWOHUFHND NH\LҖL\HGLNOHULLOJ LVLQLoHNP WWLȩLQL ROVDELOHRQOD UÃoRNPXWOXH LQD] OHULP PHȩ Pɏ Q\H OÃUJ ODɏÃOD oRȩD NoD 3D\ODɏWÃ HULP ]HOO ɏ QÃUJ J|UP WDWOD NoD ODɏWÃ 3D\ QDJ|UHNDUÃQODUÃ oDOÃɏÃSoDEDOD UNHQ %XNDGDUPXWOXROGXNODUÃ *Pɏ$QQH\DYUXODUÃLoLQ HQGLQH HU QGLN KVHG LɏNH QED GHP LQGH OPDOÃ ]HOOLȩ XɏR GR\P KHU]DPD QSD\ODɏPDQÃQJ ȩD ȩXQXV|\OHUP Lɏ*Pɏ Ãɏ¢ċ\LDPDD]QDVÃO\HWHUoR UÃɏP VÃND EHQFLOOLȩLQN|WELUKX\ROGX .DID RO GDUKLo YUXOD UÃPVDNÃQEHQFLO QDVÃOPXWOXOXNYHULUEXND HFHN %DEDGD¢$QQHQL]KD NOÃ\D N\L\ D]ÃFÃ |UQ LULQL]OHSD\ODɏÃQJ PD\ÃQNDSWÃȩÃQÃ]\HPHȩLELUE DQOD\DPÃ\RUX P£ RȩDODFDN"£GHUPLɏ GXUXPXQXJQOHUFH EDNÃQD]J|UGȩQ]QDVÃOo %HQFLO*PɏNDUGHɏOHULQLQ ULQL ȩWOH QÃQ| DODUÃ EDE EXɏHNLOGHEHQFLOFH\HGLȩL ROVD NGD <DYUXJPɏOHUDQQHYH ɏdR QP Gɏ QELULKLoRUDOÃROPD]PÃɏ HWPL\RUVDGHFHE LUNDo GLNNDWOHGLQOHUNHQLoOHULQGH \HPHNNHQGLVLQLKLoPXWOX QR\L\HFHNOHULQHGHQ \XUPD\D\HWL\RUPXɏ+DWWD ÃQÃGR NDUQ ¢1H]RUOXNOD\DNDOÃ\RUX PEH OLȩLQH VDDW ÃPKHUNHVND QDWoÃUSVÃQ \DȩODQGÃȩÃQÃHVNLVLND EDɏNDODUÃ\ODSD\ODɏDFD NPÃɏ ID]OD\HGLȩLQGHQYFXGXQXQ PDUWÃODUGDQGD OÃȩÃQÃE|FHȩLQLHNPHȩLQL DPDGÃȩÃQÃGɏQPɏ'LȩHU X]DQVÃQ£GHUP Lɏ9HDVODED L\LXo GDU PÃɏ PD] OHSD\ODɏ ÃȩÃQÃIDUNHWP Lɏ PVH\ NDOG QLNL X]DN FHȩL GDU \L\H HND LoELU GDQ VX\XQXK R\XQODUÃQGDQ LGHVLQHLQGLULUoHYUH ]HYNOLGHȩLOP Lɏ XUP LoGH KXS DNK DSXU ɏDP UÃQÃK Ã]\D GÃNOD \DOQ <DNDOD %HQFLOYH ÃUÃɏHWPH]PLɏ%HQFLO LȩLQLJ|]OHUL\OHGHID ODUFD VLQGHDoNDOPÃɏPD UWÃODUDDOG 3D\ODɏPDQÃQPXWOXOXNYHUG DQDVLKDWLQHUDȩPHQ \DQOÃɏÃQGDQG|QPHOL\P Lɏ HEX KDOG *PɏD QQHEDEDVÃQÃQRQF ɏ2 J|UP OOLȩLRQXNLELUOLELUPDUWÃ OHUHNDLOHVLQLQ EHQFLOOLȩLQLVUGUPɏ%HQFL %HQFLO*PɏQD]OÃQD]OÃV] NDUKHUNHVLNoPVHU QXV|\OH\H \DSPÃɏ+HUNHVHWHSHGHQED LWPLɏ<DSWÃNODUÃQÃQKDWDROGXȩX PXɏ QDJ GXU \DQÃ QS D|Y YODUO HKX\XQXGHȩLɏ ROPXɏ<DNDODGÃȩÃD QODUGDQ|]UGLOHPLɏ$GÃQÃY UHNR LU NE E\ VYH QHҕ |\OHP Lɏ.DUGHɏOHULYH *QQELULQGH%HQFLO*Pɏ WLUPHNWHNDUD UOÃROGXȩXQXV HɏOHULQHNoPVH\H HYLQPLɏOHU RNV HUHo KDE UÃEX EDOÃNDYOD PDQÃQNH\ҕ\OHNDUG GDɏOD DUND YODUÃGDKDD]YHNoN ÃNDUDEDɏOÃND UD UHNEDNPÃɏ.DUGHɏOHULQLQD FDNO *PɏPDUWÃOD UND UDED DNɏDP J|UQ\RUPXɏ QJÃoNX\UXNOXJOHUPD UWÃODU NÃUOD XNOX NX\U D DQJDJDODUÃQG HOKDEHULNXWOD NE LUED OÃNSD UWLVL\OHEXJ] ċoLQGHQRQODUDJOPɏ¢.RFDP LE\ ]HU RUODU DOÃɏÃ\ D\ODɏPD\Do NoFNEDOÃN%LUGHRQXS PÃɏOD U0DVDOEXUDGDE LWPLɏ =DYDOOÃNDUGHɏOHULPEX $NÃOODUÃQÃ\LWLUPLɏROPD OÃODU GÃQHPLROPXɏ"2QXGD HQLD ¥Q\ PLɏ Pɏ |\OHQ FLO* L\HV %HQ U£G DNOD SD\ODɏÃP\]QGHQDoNDODF VL]EXOXQVHYJLOLoLoHNOHULP HOHUHGDOPÃɏNHQ %HQFLO*PɏE|\OHGɏQF $VNHUGHQNoN 3DɏDGD QE\N dRFXN %(1&ċ/ *h0hɎ %R]XOGXȩX KDOGHWD PLU HGLOHPH\HQ ɏH\QHGLU" +DYD *HFHLoLQGH\L] *QG]GÃɏÃQGD 3HQFHUHOLNDSÃOÃ HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 27 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 röportaj Almanya İslam Konseyi Başkanı ve Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi (KRM) Dönem Sözcüsü Ali Kızılkaya İle Söyleşi Almanya İslam Konseyi Başkanı ve Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi (KRM) Dönem Sözcüsü Ali Kızılkaya: İslam ve Müslümanlar konuşulduğu zaman çoğulcu toplum önyargılarını kaybetmek istemiyor. Bu önyargı bir yerde de kendisine birer kimlik veriyor yani ötekinin üzerinden kimlik arayışı, ‘Ben kim olduğumu bilmiyorum ama senin gibi de değilim’ mantığı. li Kızılkaya, uzun yıllardan beri hem Almanya İslam Konseyi (Islamrat) Başkanı, hem de Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi (KRM) Dönem Sözcüsü’dür. Kendisiyle Almanya merkezli, müslümanlarla ilgili güncel konuları ve bunlarla bağlantılı gelişmeleri arkadaşımız Mahmut Aşkar konuştu. Hayat: Ali Bey, son yıllarda Almanya’da bir opera meselesi vardı. Peygamberlerin kafalarının uçurulduğu, bir kısmının gidip bir kısmının gitmediği... Arkasından Danimarka’dan dünyanın her tarafına dalga dalga yayılan karikatür krizi patlak verdi. Son Zamanlarda Sarrazin’in “Almanya kendini bitiriyor” adlı kitabı ile Türkler ve diğer müslümanlara karşı karalama kampanyası başladı. Son günlerde ise sünnet yasağı meselesi gündeme geldi. Ondan önce sekizi Türk on kişinin Alman Nazileri tarafından katledildiği, “Döner Cinayetleri” vardı. Daha bu tartışmlardan başımızı kaldıramazken, Amerika Birleşik Devletleri’nde Hz. Peygambere hakaretlerle dolu bir filmle müslüman ülkelerde sosyal çalkantılar, kanlı protestolar aldı başını gidiyor. Size bütün bu gelişmeleri nasıl okuyorsunuz? Bunlar birer tesadüf mü? Bizi hizaya getirmek için mi, yoksa başka bir gaye mi güdülmektedir? Ali Kızılkaya: Belki de olaya şöyle girmek gerekir: Biz Almanya’da geçtiğimiz yıl göçün 50. yılını idrak ettik. O güne kadar Almanya ve dolayısıyla Avrupa, İslam çok yakından tanımıyor, müslümanlarla da şimdiki kadar çok yakın bir teması olmamıştı. Yani romanlardan ve tarih kitaplarından tanıdığı, ya nostaljik bir yapı, ya da tarihte Avrupa’nın korkulu rüyasını temsil eden bir Müslüman kitle vardı. Bize karşı tarihten gelen bu bilinçaltından zaman zaman Avrupa’nın kurtulamadığını düşünüyorum. Müslümanlara bakışta tarihin derinliklerinden gelen bir bilinçaltı tereddüt var gibi geliyor bana. A Böyle olup olmadığını bilemiyorum bunu tabi bilim adamları, tarihçiler daha iyi bilir. Ama maalesef bir tediginlik kesin mevcut Almancada söylediğimiz gibi, 50 yıllık beraberliğimizden söz ederken, beraber miydik, yan yana mıydık, yani iki komşu yan yana olur ama birbirini hiç tanımaz gibi bir şey... Almanya’daki en büyük problem İslam’a karşı bir güven sorunun olmasıdır. Müslümanlara Almanya’da dışlayıcı bir gözle bakılmaktadır. Müslümanlara güvenmiyorlar ve hatta güvenmek istemiyorlar mı acaba diyorum kendi kendime. Hayat: Bir taraftan da diyalog çalışmaları aralıksız yapılmaktadır değil mi? Ali Kızılkaya: Diyalog çalışmaları uzun yıllardır adeta bir sağırlar diyaloğu gibi; herkes bir şey konuşuyor kimse karşısındakini dinlemiyordu. Yanı herkes bir şey anlatmak istiyor fakat kimse bir şey öğrenmek istemiyordu. Dolayısıyla diyalog aslında bugüne kadar bir yakınlaşmayı getirmedi bana göre. Almanların bir sözü var, ‘Vorbeireden’ diye, yani herkes karşısındakine bir şeyler anlatma niyeti ile toplantılara gidiyor. Böylesi bir anlayışla diyalog olamayacağını, diyalog, karşılıklı saygı ve birbirini tanıma amaçlı olmalıdır. Hayat: Karikatür krizi, Amerika’da İslam karşıtı film veya Kur’an-ı Kerim’i yakma girişimi, Almanya’da buna yakın benzer şeyler her sene gündeme taşınıp duruyor. Bunlar sadece birbirini tanımama tarihten gelen derinlikle mi alakalı, yoksa başka şeylerde mi var? Almanya’daki cemiyet hayatının içinden biri olarak, size göre daha neler olabilir? Ali Kızılkaya: Elbetteki bu konu çok boyutludur ama esas olan, karşıdakine önyargısız yaklaşabilmektir. Karşıdaki insanı bir potansiyel suçlu olarak, potansiyel bir tehlike olarak, güvenmeyeceğiniz bir insan gözüyle baktığınız zaman tereddütte olursunuz ve taraflı dinlersiniz, konuştuğu her şeyden sade- ce duymak istediğinizi anlarsınız. Bundan kurtulmamız lazım. Bir önyargı var, bir de önyargının yanında biraz da ilgisizlik de var. İslam konuşuluyor ama İslam çok da merak edilmiyordur aslında. İslam ve Müslümanlar konuşulduğu zaman çoğulcu toplum önyargılarını kaybetmek istemiyor. Bu önyargı bir yerde de kendisine birer kimlik veriyor yani ötekinin üzerinden kimlik arayışı, ‘Ben kim olduğumu bilmiyorum ama senin gibi de değilim’ mantığı. Hayat: Boşalan kiliseler bu vesileyle tekrar doldurulur mu diyorsunuz? Ali Kızılkaya: Biz kiliselerin boşalmasına da üzülüyoruz. Dinine bağlı bir Alman toplumu olmasını arzu ederdik. Camilerin dinamik, dolu, canlı olması karşısında, kiliselerin de sürekli kan kaybetmesi elbetteki sıkıntılara sebep oluyor. Almanya’da ve Avrupa’nın genelinde aslında İslam’a karşı bir ciddi bir İslamafobi var, bunu İslam eleştirisi diye çok nazik ifadelerle meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Aslında İslam korkusundan öte, İslam karşıtlığı, karşı olmak var. Hayat: Bu ve benzeri konuların teferruatından ziyade arkasında yatan ne olabilir? Bizi tahrik eden olaylarda bir kasıt mı var yoksa, düşünce özgürlüğüne mi bunu bağlamak lazım? Ali Kızılkaya: Batı, acaba İslam’ı kendi kafasına göre ‘aydınlanma’ sürecine götürmek mi istiyor?... Yani bunu kendine vazife bilip güya “aydınlanmış” bir müslüman toplum mu şekillendirmeğe çalışıyor... Aslında genele baktığınızda şöyle bir Avrupa İslam’ı veya Alman İslam’ı meydana getirmek için dolaylı yollardan çerçeveyi öyle daraltıp Müslümanları ve İslam’ı belirli bir yöne yönlendirme gayreti içinde olabilecekleri ihtimalini düşünüyorum. Müslümanlara, vatandaşlığa geçmek için 2006 yılında “vicdan testi” çı- kardılar. Ahlaki imtihanlardan geçirilerek adeta sizin, İslam’ın sakıncalı gördüğü bazı ahlaki konulardaki tavrınızı ölçmek istediler. Burada vereceğiniz cevap, sizin Alman vatandaşlığına layık olup olmadığınızın ölçüsü olarak kabul edilse de, hukuk devleti açısından utanç verici bir durumdur. Bunun arkasındaki sebebin çok iyi niyetli olduğunu söylemek mümkün değil, çünkü burada siz hem fikir özgürlüğünden, hem de din özgürlüğünden bahsedeceksiniz ama dinin, nasıl olmasını yönlendirmeye kalkacaksınız. Bu açıdan baktığınız zaman, bu olsa olsa, Alman İslam’ı, ya da Avrupa İslam’ının zeminini hazırlamak olabilir diye düşünüyorum. Hayat: Almanya Müslüman Azınlığı’nın sizce en önemli ve öncelikli meseleleri nelerdir? Başlıklar halinde söylerseniz memnun olurum. Ali Kızılkaya: Almanya Müslümanları 50. Yılında hâlâ bir statü arayışında. Alman siyasetinin de ayak sürdüğü bir konu bu... Yani şu anda içinde bulunduğumuz toplumda anayasaya göre eşit olmakla birlikte hak hukuk konumunda haklarımızdan istifade edebilmek özellikle de dini haklardan istifade etmek noktasında çok mesafe aldığımızı söyleyemeyiz. Dolayısıyla öncelikli olarak sorunlarımızı ciddi bir şekilde çözebilmek için birlik beraberlik içinde olmamız gerekir. Yan yana olabiliyoruz fakat birlik olmak için biraz daha yolumuz var gibi geliyor bana. Farklı fikirle olsa da, ara zeminde birleşip harekette birlik ve beraberlik sağlamak lazım. Hayat: Niye bir araya gelemiyorsunuz? Ali Kızılkaya: Öncelikli konumuz, Almanya’da geleceğimizle ilgili ortak bir vizyonumuz olmasıdır. Hayat: Yok mu vizyonumuz? Mesela, KRM vizyonumuzla ilgili ne düşünür? Ali Kızılkaya: Tabii KRM sadece benden müteşekkil değil, ben KRM’in sadece bir temsilcisi ve dönem sözcüsüyüm. Şimdi birincisi, birlik beraberlik olup geleceğimizin projesini çizmemiz lazım. Bir yol haritası çıkarmamız lazım. Biz Müslüman azınlık olarak bu toplumun bir parçasıyız. Biz burada bir kere ortak bir kanaate varmamız lazım. Almanya’nın Müslüman parçası olarak diğer dini cemaatlerle eşitlik yönünde bir çalışmamız olmalı. Bunun altyapısını oluşturmak için beraber işi omuzlamamız gerekir. Herkes farklı yola gidip de biri diğerini zayıflatmaması lazım. Çünkü siz karşınıza devleti muhatap aldığınız zaman, haklarınızdan azami derecede istifade edebilmek için birlik olmanız şart. Devlet ile kavgayı savunmuyorum HAYAT ben, tam tersine, devletle uyumlu çalışmak gerekir. Elbette siz hakkınızdan feragat ederseniz, belki bundan memnun olurlar. Fakat biz hakkımızdan feragat etmeden anayasal hakkımızı tam kapsamlı bir şekilde elde etmenin mücadelesini vermemiz lazım. Projemiz, geleceğimiz bu olması lazım. Din dersi Alman anayasasına göre dini cemaatlerin yetkisindedir. Yani içeriğini dini cemaat belirler. Ama Almanya öyle çözüm yöntemlerine gidiyor ki, bizim birlik, beraberlik olmadığımızdan istifade ederek, bizim dini cemaatlere danışma kurullarıyla (Beirat) cemaatin dışında, devletin kendine yakın gördüğü insanlarla geleceği beraber İslam’n geleceğini belirleme ortamları oluşturuluyor. Buna mecbur değiliz. Herkesten fikrini alırız ama itikadımızı tartışmaya açmayız, açmamalıyız. Hayat: Yani ne demek istiyorsunuz? Ali Kızılkaya: Bizi zayıflatıyorlar. Dağınık olduğumuzdan dolayı tek ses olmadığından ortak eylemde zorlanıyoruz. Hayat: Peki bu ortak eylemde zorlanmanın altında yatan sebep itikadi midir, yoksa siyasi mi? Veya, teşkilat kimliğinin önplana çıkması mıdır? Başka bir ifadeyle; senin teşkilatın kötü, benimkisi iyi meselesi mi yoksa? Ali Kızılkaya: İtikât konusunda sıkıntı yok elhamdülillah. Yani bunu yaratana şükür ederek söylüyorum. İtikâdi konuda bir sıkıntı yok. İkinci kimlik bazen bu konuda işi zorlaştırıyor diyebilirim. Çünkü bu ikinci kimlik dolaylı ve hatta direkt öne çıkartmak isteyen bazı anlayışlar olabiliyor maalesef. Ben bunu çok büyük üzüntüyle ifade ediyorum. Oysa bu bizim geleceğimizin önünü tıkıyorsa önceliklerimizi gözden geçirmemiz lazım. Buradaki esas olan itikâttır, Almanya’daki müslümanların ve buradaki toplumun selametidir. Biz Alman toplumuyla barış, huzur içinde hakkımızdan istifade ederek eşit vatandaş, eşit bir dini cemaat olarak var olmak istiyoruz. Hangi haklardan mahrumuz? Şu anda dini cemaat olmamıza rağmen devlet bize dini cemaat muamelesi yapmıyor. Bunun da en basit bahanesi siz yeterince birlik beraberlik değilsiniz diyor. Hayat: Ama KRM oluştu? Ali Kızılkaya: KRM’in içini dolduramadık. KRM oluştu ama… Hayat: KRM resmi bir statü kazanamaz mı? Ali Kızılkaya: Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi’nin (KRM) daha etkili olabilmesi için fikirde ve eylemde beraberlik sağlamamız lazım. Ortak proğramlar olmadan ve ortak noktalarımızda buluşmadan olmaz. Yoksa içi boş bir oluşum görüntüsü yaptırım gücü de olmaz. Bu konuda maalesef bazı engelleri aşamadık. Bunu aşarsak toplumun da önünü açarız. O zaman tartışmalara da daha çok sıhhatli bir şekilde dahil veya müdahil oluruz. Hayat: Şimdi hem Almanya’da hem Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 28 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 de Müslümanlar ve Türklerin ağırlıklı olarak yaşadığı diğer ülkelerde benzer olaylar olduğunda tabiri caizse hop oturuyor, hop kalkıyoruz. Toplu bir hareket ediyor reaksiyon gösteriyoruz ve bizim tepkilerimizin dozajı ve ölçüleri de bellidir. Almanya’da olduğu gibi, bize yapılan eleştiriler ve ithamlar da aşağı yukarı bellidir. Bu ithamlar, bu töhmetler, bu zanlar hepsi yersiz midir? Yani biz sütten çıkmış ak kaşık mıyız, Müslümanlar olarak? Bizim hiç mi kabahatimiz yok? Biz karşı tarafa hiç mi malzeme vermedik? Biraz da aynayı kendimize tutarak, eksiğimiz, noksanımız ve düzeltmemiz gereken yok mudur sizce Ali Bey? Ali Kızılkaya: Biz insanlar görmek istediğimizi görüyoruz. Güven ortamının olmadığı yerde her zaman aşırı örneklerden yola çıkarak genelde kanaat sahibi olmaya çalışıyoruz. Her toplumun iyileri ve kötüleri vardır. Alman toplumunun kötüsü yok mu? Yani şimdi bir Alman anne kundaktaki çocuğunu balkondan aşağıya attığı zaman bunun ne namusla ne de zoraki evlilikle alakası oluyor. Buna aile dramı deniyor veya bir Alman eşini öldürdüğü zaman da aile dramı oluyor ama bir Müslümanın evinde bir huzursuzluk olsa hemen zoraki evlilik, namus cinayeti her şey ama her şey konu oluyor. Buradaki bakış önemli. Siz neyi görmek isterseniz onu görürsünüz. Hep aşırı örneklere bakarak geneli yargılama hastalığından kurtulmak lazım. Dolayısıyla Alman toplumu Almanya’daki Müslümanlarla çok kötü tecrübeler yapmadı. 50 yıllık geçmişimizde biz alman toplumuna zararlar vermedik. Tam tersine zarar gören biz olduk. Mölln’de, Solingen’de yanan ve ölen biz olduk. Mahkemenin en korunmalı yerinde ölen, başörtüsünden dolayı öldürülen insan biz olduk. NSU cinayetlerine sekiz kurban veren biz olduk. Ama buna rağmen bunları yaşarken ne kadar olgun bir toplum olduğumuzu da gördüler. Biz hiçbir zaman bunların birisini taşkınlığa vesile yapmadık. Hayat: Müslümanlar eşittir potansiyel terörist denklemini kurmuş olsalar da, bu söyledikleriniz bizim artı taraflarımız. Ama bütün bunlara rağmen yani buradaki imajımızla ilgili, buradaki görüntümüz ve yerli toplum içindeki yaşantımızla ilgili; ev ödevlerimizi yapıyor muyuz sizce? Almanya entelektüel seviyesi çok yüksek bir ülkedir. Sizi kontrol ediyor, araştırıyor, bakıyor, inceliyor, sizin üzerinize kitaplar yazılıyor. Biz hakikaten dört dörtlük Müslümanlar mıyız, Türkler miyiz? Eğitimimiz, dış görüntümüz, dini yaşantımız, toplumla olan münasebetlerimiz arzu edilen seviyede mi? Ali Kızılkaya: Biz elbette müslümanız ama aynı zamanda insanız. Bir insanda olan güzel şeylerin yanında zaafları ve yanlışları da olacaktır. Bu insan olmanın beraberinde getirdiği bir şeydir. Hemen her şeyi doğru yaptığımızı söyleyemeyiz ama yapılan yanlışların da kasten yapıldığını söyleyemeyiz. Bu da haksızlık olur. Biz bu sosyolojik sürece, sosyal sınıf katmanına iyi bakmamız lazım. Sosyal sınıftan kaynaklanan sıkıntıların da İslam’a mal edildiği bu toplumda, eğitimsiz insanın yaptığı bütün hataları dininden kaynaklanan hata gibi göstermeye çalışılıyor. Ama buna rağmen elbette yanlışlarımız da oldu. Bu toplumun hassasiyetlerini de dikkate almak gerekiyor. Biz kendi hassasiyetlerimize saygı beklerken, elbette kendimiz de bu toplumun hassasiyetlerine saygı göstermeliyiz. Yani ahlaki yaşantısını yargılarken bile onun yaşantısı olduğunu bilerek, herkesin kendi yaşantısını yaşadığının bilincinde olamamız lazım. Biz Anadolu’dan geldik. Sanayinin zirvesinde, edebiyatın zirvesinde, entelektüel seviyesi yüksek bir toplumda bir hayat kurduk. Burada elbette bu dengesizlikten kaynaklanan yanlış anlaşılmalar olur. Kendimizi de gözden geçirmemiz ve otokritik yapmamız gerek. Ama bu iki taraf için de bir gereklilik. Hayat: Ali Bey, son zamanlarda bir Selefilik meselesi var gündemde. Gerçi bu ekol bizim Müslüman-Türk toplumundan kaynaklanan veya burada beslenmiş kaynağı burası olan bir gelişme değil. Çıkış yeri Arap coğrafyası olmasına rağmen, son zamanlarda sanki üçüncü nesil Avrupa Türklerinden de yavaş yavaş Selefiliği yönelme tehlikesinden söz ediliyor. Siz nasıl görüyorsunuz? Ali Kızılkaya: Almanya’da İslam algısı maalesef genelde bir tehdit algısından ve de bir güvensizlik, güven sorunu algısından oluştuğundan, zaman böylesi marjinal gruplar öne çıkırılabiliyorlar. Çünkü önyargıları en iyi tasdik edenler marjinal gruplar olabiliyorlar. Çok doğru söylediniz. Bu MüslümanTürk toplumunda pek yaygın olan bir hareket değil. Ölçüsüz insanların yaşam tarzında şiddet önplana çıkabilir. Şiddete eğilimli, şiddete yönelen kim olursa olsun hukuk devlet enstrümanlarıyla mücadele edilmelidir. Bu konuda bizim de kırmızı çizgimiz, şiddettir. Ama bir toplumun içinden çıkan marjinal bir gurubu hak ettiğinden fazla büyüterek geneli töhmet altında bırakmaya da kimsenin hakkı yoktur. Biz burada şuna dikkat etmemiz lazım. Biz gençliğimize, barış dini olan İslam’ı barış içinde yaşayabilmesi için ortam sağlamamız lazım. Özellikle şiddete meyilli hiçbir akıma müsahama etmemeliyiz. Hayat: Göçün 50. Yılını geride bıraktık düne kadar bir araya gelmeyen dernekler, kuruluşlar, Türkler bir araya gelmeye başladı. KRM oluştu, benzeri oluşumlar meydana geldi. Üçüncü nesil artık yavaş yavaş devrede; cemiyetlere, cemaat hayatına adım atmaya başladılar. Bütün bu gelimelerin paralelinde, Almanya’daki veya Avrupa’daki müslümanların geleceğini nasıl görüyorsunuz? Yani Ali Kızılkaya: Evet biraya geldik. Bu röportaj önemli bir kazanım. Ama dayanıklı bir birlik ve beraberliğe gitmeli bu. Gelecekle ilgili tahmin her zaman zordur çünkü ansızın bir olay tarihin seyrini değiştirebiliyor. Ama şu var ki, bugün itibari ile şartlara baktığınız zaman ben Almanya´da İslam’ın geleceğini bizim gayretimize ve yaşantımıza bağlı olarak görüyorum… Tabi ki ne kadar çalışırsak o kadar güzel olacak. Elbette takdir Allah’ındır ama gayret bizden olacaktır. Biz çalışmalarımızı daha profesyonel, daha insan eksenli yani siyasete veyahut tribüne oynamadan tabanı kucaklayan, çoğulcu toplumu gözeten, toplumun hassasiyetlerini gözeten, onun incinmemesi için azami gayreti gösteren ama kimliğinden ve inancından de taviz vermemek için aynı boyutta azami gayret göstererek çalışırsak, birlik ve beraberliğimizi pekiştirirsek, gençlerimizi daha eğitimli hem dünyevi hem uhrevi ilimlerde daha iyi eğitirsek, ki bunun imkânları var, bu imkânları ve Allah’ın verdiği bu nimetleri iyi değerlendirirsek hem İslam toplumuna faydalı, hem gayri Müslim toplumuna faydalı, hem de Almanya yeni vatanımıza faydalı olur ve bir zenginlik kazanç oluruz. Dindar insan devlet için de toplum için de bir kazançtır ondan kimseye bir zarar gelmez. Zaten müslüman, “elinden ve dilinden kimseye zarar gelemeyen” insandır. Biz bu insanı yetiştirdiğimiz zaman, hem görevimizi yapmış oluruz hem de toplumsal barışa çok katkıda bulunmuş oluruz. Dolayısıyla ben İslam’ın geleceğini güzel görüyorum ve farklı bir ortamda bir İslam entelektüel sınıfını da yetiştirmemiz lazım. Yani biz buradaki bu modern çağın sorunlarına cevap bulan hem bizi rahatlatan, hem karşıdaki çoğulcu toplumun merak ettiği konularda cevap veren bir nesil yetiştirebileceğimize inanıyorum. Bir de, ilahiyat fakültelerindeki bu denetleme kurulları yönünde devletin dolaylı ve hatta direkt müdahil olarak olası bir şekillendirme gayretleri konusunda uyanık olmalıyız. Hayat: Hangi devlet karşısında? Ali Kızılkaya: Hangi devlet olursa olsun, din sivil bir olaydır. Hayat: Devlet buna müdahale etmemeli midir? Ali Kızılkaya: Devlet burada müdahale etmemesi lazım. Hayat: Fakat şu anda din dersleri Almanya’da devlet kontrolünde… Ali Kızılkaya: Devlet dersleri denetliyor, dinin içeriğini değil. Şu an zaten ara çözümler devrede. Asil çözüme varamadık daha. Bundan dolayı şimdilik bu birazcık ortak şekilde gidiyor. Yani bu denetleme kurulları, “Beirat (Danışma Kurulu)” modelleri ideal çözüm değil. Birçok alan da yolumuz var. Dünden daha ilerideyiz. Gelişmeler belki istediğimiz hızda değil ama ilerme de var elbet. Hayat: Ali Bey, sohbet için teşekkür ederiz. HAYAT Hayatın gerçekleri! Mevsimlerin en olgunu sonbaharı bitirirken hayatın en verimli zamanının biterek sona ermek üzere olduğunu anlamanın zamanı gelmedi mi? Kışa bir adım kala hala direnmenin ne anlamı var. Teslim olmak daha anlamlı değil mi? Kış bittikten sonra hayatın yeniden canlanması sizin için anlamlı değil mi? Hayat baharla canlanır, dirilir, fışkırır herşeyde hayat emaresi görülür. Emredildiği üzere görevini yerini getirir bütün tabiattaki canlılar. Planında proğramında ne varsa onu uygular. Ya insan böyle mi? İnsanın görevi ve bu dünya denen hana geliş sebebi apayrı. Birbiri ile iyi ilişkiler içinde geçinecekler. Paylaşımda, alışverişte, aile içinde hayatın her anında adaletli olacaklar. İnsan ve cin şeytanları ile uğraşacaklar. Kul olmanın görevlerini yerine getirecekler. Hasretleri olacak. Seveni sevmeyeni olacak. Geriye bir ad bırakacak ama nasıl? Bunu da her insan kendisi karar verecek. Haydi geriye hayırla anılacak bir isim bırakmak için çaba sarfedelim... Osman başkanın ziyafeti! Evde oturuyorum birden telefon çaldı, telefonu açtım karşımda kardeşim gibi sevdiğim Cengiz kardeş selam ve hal hatırdan sonra: -Hacı abi yarın Limburgtayız. -Tamam gidelim. -Oldu benim eve akşam 18 gibi gel gidelim. -Tamam nasıl istersen haydi şimdilik ALLAH’a emanet ol. Ertesi gün oldu Limburg`da Bilal kardeşin evindeyiz. Bir ara Faruk kardeş geldi sonra biryerle telefonla görüştü ve sonra: -Felan zaman Darmstadt`a balığa gideceğiz dedi. -Tamam dedik. Ve o gün geldi Cengiz kardeş telefon etti: -Haydi kardeş Limburg`a gidiyoruz. -Tamam kardeşim geliyorum. Ben şu anda bir ziyaretteyim. -Yine 18`de gel. Tamam kardeşim görüşürüz... Limburg`a varıyoruz ve Faruk kardeşi alıp Bilal kardeşe gidiyoruz. Bilal kardeşin arabası ile Faruk kardeşin kaptanlığında yola çıkıyoruz. Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 29 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 M. Salih AYDIN [email protected] Hacarabın Serüvenleri 62 Sonunda Darmstadt`a varıyoruz. Osman başkan bizi karşılıyor. Güzel bir sohbetten sonra Hamsi ziyafetini veriyor. Bir taraftan da sohbet sohbeti açıyor. Gerçekten çok cömert bir ziyafetti. Zamanın nasıl geçtiğini bile bilemedim. Bu hoş sohbetten ve ziyafetten sonra eve döndüğümüzde saat 3`e yaklaşıyordu. ALLAH razı olsun bütün dostlardan. Yine Hacarap. Hacarap bir öğle namazında camiye gelir büyük oğlu babasına takılır: -Baba yine evden mi kovuldun? -Hadi len ordan namaz kılmaya geldim işte. Hiç mi dışarı çıkmayalım. -Baba itiraf et evde bir yaramazlıkmı yaptın? -Yok oğlum namaza gelmeyelim mi? -Gel, gel de bu gelişte birşey var. -Namaza geldim hastalıktan nefes alamıyorum. Adam neler düşünüyor. -Baba biz kapıdan girip pencereden çıkanları çok gördük. -Oğlum hep sen annenle aramızı bozuyorsun. -56 senedir iyi kötü geçiniyoruz işte yakamızı bırak artık. -Baba birşey demedik. -Sonra namaz bitiyor oğlu kapıdan çıkarken şeker veriyor ve: -Haydi ağzın tatlansın. -Cemaat: -Bak oğlun seviyor boşuna kızma diyor. -Biraz sonra oğlu dışarda bir iş için arkadaşını beklerken Hacarap içi dolu bir poşetle bakkaldan çıkıyor. Oğlu: Üniversiteli Gençlere İstanbul Gezisi TİB-Göppingen Türk Kültür Merkezi, Almanya üniversitelerinde okuyan bir grup Türk öğrenciyi, bir haftalığına İstanbul'a gönderdi. Almanya’nın değişik şehirlerinde okuyan gençlerimize, Göppingen Türk Kültür Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Adıgüzel Özgül refaket etti. Geziyle ilgili bilgi veren ATİB Göppingen Türk Kültür Merkezi Başkanı Doğan Tufan, “Almanya’da doğup büyüyen, şimdi ise buranın değişik üniversitelerinde okuyan bu gençler bizim Almanya'da geleceğimiz olacak. Ülkemizi ve kültürümüzü sev- A dirmek için bu gezinin çok önemi var. Bu gezinin düzenlenmesi konusunda Stuttgart Başkonsolosumuz Mustafa Türker Bey'e ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'mıza ve Kültür Müdürlüğüne, bize bu imkânı verdiği için teşekkür ediyoruz. İnşallah gençlerimiz için hayırlı olur. Almanya ‘da yaşayan ve eğitim gören genç arkadaşlarımıza ülkemizi ve şehrimizi tanıtmak, kültürel mirasımızın gelecek kuşaklara taşınması adına bu tür etkinliklerin gerçekleştirilmesi bizim açımızdan da oldukça önemli bir faaliyettir” dedi. özel köşe -Baba bu da nesi? -İşkembe aldım canım işkembe çekti annene yaptırabilirsem. -Pişmaniye ile mi kandıracaksın annemi? -Orası da bana kalsın. -Demek namaz kılacağım dedin işkembeyi aldın? -Bırak be oğlum bir kere de eve rahat gideyim. -Haydi hayırlı günler baba şaka yaptım. -Ve eve giderken gülümseyerek oğluna bakar. Siz, siz olun! Bu sene beşinci ayın sonu idi ben evde oturuyordum. Oğlum geldi: Baba ben bisikletle bir dolaşacağım. Oğlum tamam git ama dikkat et. Fazla sürmedi birazdan zil çaldı. Baktım oğlum, rengi atmış ve korku içinde: -Ne oldu yanlış birşey mi var? -Aşağıya bir gel. Aşağıya iniyorum. İki kişi bir araba ve bisiklet yok. Meğer benim oğlan bisikletle bir arabaya çarpar tabi arabanın sol tarafından geldiği için haksız. Karşı taraf durumu anlatıyorlar. Ben de zararı hemen karşılayamayacağımı taksit olursa karşılayacağımı söylüyorum. Polis çağırıyorlar. Polis olay yerini görüyor. Bizim suçlu olduğumuzu ve bir kaç bin euro tutacağını söylüyor ve haftlich olup olmadığını sordu. Ben de haftlich olmadığını ve durumumun müsaid olmadığını anlatıyorum. Poliste bu sefer karşı tarafa kasko olup olmadığını soruyor. Onlar da var olduğunu söylediler. Polis de kasko ile zararı karşılayın fazlalığını suçlu karşılasın dedi. Onlar da tamam deneriz dediler ve gittiler. Tabiki adres ve isim alışverişi oldu. Aradan 5 ay geçti hiçbir haber yok. Biz kaskodan haber bekliyoruz. Birgün zil çaldı postacı kapıda. Şuraya bir imza at atıyoruz elimize büyük bir zarf tutuşturuyor. Zarfı açıyorum içinde bilirkişi raporu avukattan tebligat ve 4100 euro masraf ve filan tarihte hemen öde. Siz siz olun olaya sıcakken müdahele edin. Ve haftlich sigortasını yapın. Birgün birşeyler olabiliyor. ALLAH c.c. beterinden saklasın. Dostlar şimdi sözün bittiği yere geldik. Yeni bir yazıda buluşmak üzere ALLAH’a emanet olun. Selam ve dua ile. HAYAT Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir ➤ 30 ➤ Aralık · Dezember 2012 · Muharrem 1434 bulmaca İBADETE DAHA FAZLA ZAMAN AYIRIN DİYE... HACI ADAYLARININ DİKKATİNE HEDİYELİK HAC MALZEMELERİNİ HİZMETİNİZE SUNUYORUZ Daha Pek Çok Çeşit Hediyelik Hac Malzemesi İle Hizmetinizdeyiz www.hacdunyasi.de - HAC'DA YÜK PROBLEMİNE SON - KALİTE GARANTİSİ - İADE GARANTİSİ - LÜX HEDİYELİK PAKET - 20 SET VE ÜZERİ SİPARİŞLERDE POSTA ÜCRETİ BİZDEN 11.90 HEDİYELİK SETİMİZDE BULUNAN MALZEMELER seccade - takke - kina - tesbih - esans - misvak - sürme - namaz başörtüsü iTiBAR EN euro'dan HED HAC S İYELİK ETLER İMİZ Bonner Straße 40 . 65428 Rüsselsheim Tel: 06142-2309224 Web: www.hacdunyasi.de . E-Mail: [email protected]
Benzer belgeler
PDF SAYI 101 - Hayat Online
Bu vesile ile Cenab-ı Allah çalışmalarımızı bereketlendirsin, şuurlandırsın.
Çalışmak bizden başarı Allah`tandır.
Allah`a emanet olun.
PDF SAYI 111 - Hayat Online
Abimizin de kerimeleri evlenmiştir. Aileyi tebrik ederim.
Bu vesile ile Cenab-ı Allah çalışmalarımızı bereketlendirsin, şuurlandırsın.
Çalışmak bizden başarı Allah`tandır.
Allah`a emanet olun.