Ay Yılıdızın İzinde devamı
Transkript
Ay Yılıdızın İzinde devamı
BİLAL KOÇAK’IN İZLENİMLERİ Bosna Hersek’te Ay Yıldızın izleri Bosna Hersek 5 asır Osmanlı hakimiyetinde kaldı. Türk tarihinden, Türk kültüründen derin izler taşıyan bir coğrafya burası... Bosna Hersek Cumhuriyeti'nin başkenti Saraybosna'dayız... Şehir 20 yıl önce yaşanan dramatik savaşın yaralarını sarıyor. 112 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 113 AY YILDIZIN İZİNDE/BOSNA HERSEK SARAYBOSNA YARALARINI SARIYOR Saraybosna’da olağanüstü bir tabiat var. Yemyeşil dağlar ve dağların hemen eteğinde kurulan tarihi evler. Burası sanki Bursa Uludağ’ın eteklerini andırıyor. Orada zannediyoruz kendimizi. Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna yaklaşık 500 bin nüfusa sahip. Zaten ülkenin toplam 3 buçuk milyon nüfusu var. Yani aşağı yukarı ülke nüfusunun yüzde 15’i başkent Saraybosna’da yer alıyor. Saraybosna, olağanüstü güzellikte bir vadi içinde kurulmuş. Tabii büyük bir savaş yaşandı bu şehirde. Şimdi savaş sonrasında Bosna Hersek’in özellikle başkent Saraybosna’nın yaraları sarılıyor. Savaş sırasında tahrip olan binalar yeniden imar ediliyor ve şehirde modern mimariyi yansıtan binalar da yavaş yavaş yükseliyor. KOVAÇİ ŞEHİTLİĞİ Saraybosna’daki Kovaçi Şehitliği’nde Bosna Savaşı’nda şehit düşen 11 bin civarında Boşnak Müslüman yatıyor. Şehitliğin ortasındaki anıt mezar Boşnakların efsane lideri Aliya İzzetbegoviç’e ait. ŞEHİTLER DİYARI SARAYBOSNA 1992 yılında başlayan 1995 yılına kadar yaklaşık 3,5 yıl devam eden savaşta 250 binden fazla kişi hayatını kaybetti. B osna Hersek’in başkenti Saraybosna’ya adım attığımızda ilk ziyaretgahımız Kovaçi Şehitliği oluyor. 1992 yılında başlayıp 1995 yılına kadar yaklaşık 3,5 yıl devam eden savaşta 250 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Bu kişilerin çoğunluğunu Boşnak Müslümanlar oluşturuyordu. Sadece Başkent Saraybosna’da 11 bin civarında şehit 114 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 verildi. İşte bu şehitlerin büyük bir bölümü başkent Saraybosna’daki Kovaçi Şehitliği’nde yatıyor. Ruhları şad olsun diyoruz. Şehitlikte bir anıt mezar yer alıyor. Ay yıldızı simgeliyor mezar, öyle inşa edilmiş. Şehitliğe hakim tepelerden bakıldığında bunu fark ediyorsunuz. Bu anıtmezar Boşnakların efsane lideri, bilge şah- siyet merhum Aliya İzzetbegoviç’e ait. Boşnak Müslümanların bilge lideri Aliya İzzetbegoviç 19 Ekim 2003 yılında hakkın rahmetine kavuştu. Onun liderliğinde verilen mücadele sonucunda bugün Boşnak halkı, vatanlarında huzur içinde yaşıyorlar. Kovaçi Şehitliği’nin hemen karşısında ise Osmanlı mezarları yer alıyor. MİLLİ KÜTÜPHANE YENİDEN KURULUYOR Saraybosna’da Osmanlı döneminden kalan tarihi bir köprü üzerindeyiz. Köprü ünlü Milatska nehrinin üzerinde kurulmuş. Saraybosna’da Milatska, Bosna ve Jeritsa adlı üç tane nehir yer alıyor. Bu Milatska nehri Saraybosna’yı tam ortasından ikiye bölüyor. Milatska nehrinin kıyısında tarihi güzel bir bina yer alıyor. Bu bina Saraybosna’nın milli kütüphanesi. 1992 – 1995 yılları arasında gerçekleşen savaş döneminde Sırp topçu ateşine maruz kalıyor bu güzel tarihi kütüphane ve yanıyor. Burada yaklaşık 2 milyon tarihi eserin, belgenin, kitapların tamamen yandığı söyleniyor. Yani bir ülkenin tarihi tamamen ortadan kaldırılıyor. Saraybosna’daki milli kütüphane bugünlerde restore edilerek, eski hüviyetine yenden kazandırılacak. Ancak yanan eserleri geri getirmek mümkün değil. SAVAŞI HATIRLATAN BİNALAR Şehri çepeçevre kuşatan Sırp askerlerinin dağlardaki mevzilerden açtıkları topçu ateşiyle tarihi Saraybosna şehri adeta harabeye dönmüştü... Şehrin merkezinde yer alan bazı binalar delik deşik olmuş duvarlarıyla acımasız savaşın yüzünü bugün de yansıtıyor ve ibretlik bir tablo gibi ayakta duruyor. Bosna savaşından geriye işte böyle hatıralar kaldı. Saraybosna’da bir zamanlar yaşlılar evi olarak kullanılan bina top atışlarıyla delik deşik ALİYA İZZETBEGOVİÇ: İMANINIZA BAYRAĞINIZA DEVLETİNİZE SIMSIKI SARILIN!.. Aliya İzzetbegoviç’in ölmeden kısa bir süre önce Boşnak halkına şu anlamlı veda konuşmasını yapıyor: “Selam ey halkım! Bu günleri gösteren yüce Allaha hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah cennette buluşacağız, onları Allah’ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada her şey bitmiş değil, yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyor, bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destekle yaşayacağım. Allah’a hamd ediyorum ki; bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüz binler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım. İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın.” EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 115 AY YILDIZIN İZİNDE BOSNA HERSEK olmuş, adeta harabeye dönmüş. 1992 – 1995 yılları arasında yaşanan vahşi savaşın izlerini taşıyan bu binayı, geçmişte yaşananlar hatırlansın ve ibret alınsın diye öylece bırakılmış. Evet bu bina bir savaş anıtı gibi Saraybosna’nın merkezinde 20 yıldır öylece duruyor. KANLI PAZAR KATLİAMI Savaş yıllarının en kanlı izlerinden biri de, tarihe Kanlı Pazar olarak tarihe geçen Saraybosna’daki semt pazarına uzanıyor… 5 Şubat 1994 tarihinde Bosna Savaşı’nda Sırp topçular Saraybosna’daki semt pazarını top atışına tuttular. O gün bu pazar yerinde çalışan esnaf, müşteri tam 67 kişi o bombalama sırasında hayatını kaybetti. Bugün pazarın içinde camdan bir duvar yer alıyor. O duvara pazarda ölenlerin isimleri tek tek yazılmış. KATLİAMIN CANLI ŞAHİDİ Katliamdan kurtulan Boşnak pazarcı Esat Pozder yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “O gü n s ı rad an b i r g ün dü . Çalışıyorduk. Arkamda arkadaşlarım vardı. İçlerinden biri çatıları temizliyordu. Ben de arkamı dönmüş onu izliyordum. Sonra sebze almak için y e r e e ğ i ld i ğ in d e b o m b a p a t la d ı . Hemen buradan uzaklaştım çünkü ikinci bir bomba gelebilirdi. Biraz bekledim. İkinci bomba gelmeyince hemen geri dönüp ablamın yanına 116 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 BARIŞ VE HUZUR Bakir İzzetbegoviç Bosna Hersek’te yüz binlerce kişi 20 yıl önce yaşanan savaşın travmasını yaşadılar ve halen de yaşamaya devam ediyorlar. Ancak bu kadim şehir Saraybosna'da modern mimariyi yansıtan parlamento binasını, alışveriş merkezlerini gördüğümüzde savaşın yaralarının sarılmaya başladığını da anlayabiliyoruz. Yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği acımasız Bosna Hersek Savaşı’nın ardından 20 yıl geçti. Bosna Hersek’te bugün barış tesis edildi. İnsanlar artık mutlu ve huzurlu. Evet, bu dünyada insan huzurdan, barıştan, sağlıktan, kardeşlikten başka ne isteyebilir ki!.. Birlikte barış içerisinde, huzur içerisinde yaşamaktan başka ne isteyebilir ki!.. Bosna Hersek’te artık yüzler gülüyor. Başkent Saraybosna’da modern mimariden izler taşıyan bir bina bütün heybetiyle duruyor. Bu bina Bosna Hersek Cumhuriyeti’nin parlamento binası. Barışın sağlandığının da bir örneği adeta bu yapı. Evet, Bosna Hersek’te, özellikle başkent Saraybosna’da savaşın yaraları, savaşın izleri ortadan kalkmış, yaralar sarılmış görülüyor… Saraybosna’nın simgesi tarihi Başçarşı'da yaşanan yoğun alışveriş trafiği, insanların yüzündeki tebessüm, savaşın geride kaldığını ve barışın ne denli önemli olduğunu anlatıyor. Barışı tesisi eden Dayton Anlaşması sonrasında Bosna Hersek Cumhuriyeti'nde Boşnak, Hırvat ve Sırp halklarının temsil edildiği üçlü bir yönetim sistemi oluşturuldu. Üç halkın temsilcileri de halk tarafından seçiliyor. Bir Cumhurbaşkanlığı Konseyi ülkeyi yönetiyor. Üç ayrı halkın temsilcileri, bu Cumhurbaşkanlığı Konseyi'ne her sekiz ayda bir dönüşümlü olarak Başkanlık yapıyor. Aliya İzzetbegoviç’in oğlu Bakir İzzetbegoviç Bosna Hersek Cumhurbaşkanı olarak görevini sürdürüyor. koştum. Etraf kan gölüne dönmüştü. Ablama seslendim. Ama bana cevap vermedi. Hemen koşup arabayı aldım. Sonra onu hastaneye götürdüm ama ablam hayatını kaybetmişti.” Esat Pozder, o gün yaşadıklarını aradan geçen 20 yıla rağmen unutamıyor. Kan gölüne dönen pazar, etrafa saçılan cesetler rüyalarına giriyor. Kanlı Pazar katliamının ve o gün şahit olduklarının bir kabus gibi üzerine çöktüğünü söylüyor… “Arkamı dönüp katliamda ölenlerin isimlerinin yer aldığı o duvara b a k t ı ğ ı m d a g e ç m i ş i ha t ı r l ı y o r u m . Çünkü o duvara her bakışımda ablamın ismini orada görüyorum. Hayat böyle işte. Çok acı günler yaşadık ama şu anda barış ve huzur içinde yaşıyoruz.” DAYTON ANLAŞMASI Dayton Anlaşması, Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı’nı sona erdiren antlaşma. O zamanki Bosna Hersek Devlet Başkanı Aliya İzzetbegoviç, Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç ve Hırvatistan Devlet Başkanı Franjo Tudjman tarafından Kasım 1995’te ABD’nin Ohio eyaletindeki Dayton kenti yakınında uzlaşma sağlandı ve 14 Aralık 1995'te de antlaşma resmen imzalandı. Antlaşmanın arkasından 1996'da bölgelere NATO güçleri gönderildi. Bu antlaşma ile Bosna-Hersek kantonlara bölündü ve ülkenin yüzde 49'unu Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska), yüzde 51'ini Boşnak-Hırvat Federasyonu'nun (FBiH), ayrıca Doğu Slavoniya'yı Hırvatistan'ın kontrol etmesi öngörüldü. MÜZE OLARAK KULLANILIYOR Tünelin çıkış noktasındaki ev bugün müze olarak ziyaretçilere açık. Müzede savaş dönemine ait birçok eşya sergileniyor. UMUT TÜNELİ 1992 -1995 yılları arasında yaşanan savaşta 3,5 yıl boyunca Sırp ordusu tarafından kuşatma altında tutulan Saraybosna’nın dışarısıyla bağlantı kurabildiği tek bir nokta bulunuyordu. Umut Tüneli… Saraybosna modern tarihin en uzun süre kuşatma altında kalan şehri. 1992 -1995 yılları arasında yaşanan savaşta 3,5 yıl boyunca Sırp ordusu tarafından kuşatma altında tutulan Saraybosna’nın dışarısıyla bağlantı kurabildiği tek bir nokta bulunuyordu. Umut Tüneli… Rehberimiz Elvis Kulyeviç ile birlikte tünele gidiyoruz. Tünel bugün bir müze haline getirilmiş. Her gün yüzlerce kişi ziyaret ediyor. Rehberimiz Kulyeviç, tünel ile ilgili şu bilgileri veriyor: “Bizim Boşnakların tek çıkışı sadece bu tünel. Tünel 1993 senesinde kazılıyor. Evin sahibi bizim bir ninemiz, ismi Şida Kolar. Tünelin çıkışı onun evine denk geliyor. Tünel 800 metre uzunluğunda, 1,60 metre yüksekliğinde ve 1 metre genişliğinde. Boşnak madenciler tüneli 4 ay 4 günde kazıyorlar. Savaş boyunca hangi yardımlar geldiyse bu tünelden Boşnaklara ulaştırılıyordu. Yaralılar bu tünelden çıkarılıyor ve tedavi ediliyorlardı. Tünel, kuşatılan Saraybosna’dan dışarı ile tek ulaşım noktasıydı.” Tünelin hemen çıkışında askeri malzemeler sergileniyor. 1992’den kalma… Bu askeri malzemeler çoğunlukla Türkiye’den geliyordu. Suudi Arabistan ve İran’ın da yardımları oluyordu. Tünel olmasaydı ne olurdu? Bu soruya Boşnak rehberimiz Kulyeviç şöyle cevap veriyor: “Bu tünel olmasaydı bugün kü Saraybosna da olmazdı. Şu anda geldiğiniz Saraybosna bir Müslüman şehri olarak bugün olamazdı.” Tünelin çıkış noktasındaki ev bugün müze olarak ziyaretçilere açık. Müzede savaş dönemine ait bir çok eşya sergileniyor. Evin sahibi Şida Kolar nine evini devlete bağışlamış. Devlet de ona başka bir yerde ev tahsis etmiş. Müzede Boşnak lider Aliya İzzetbegoviç’in, köşesi oluşturulmuş. Aliya İzzetbegoviç bütün sözleşmeler, anlaşmalar yapılırken kendisi de bu tünelden giriş çıkış yapıyordu. EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 117 AY YILDIZIN İZİNDE BOSNA HERSEK Boşnakların Nene Hatunu “AY YILDIZI GÖNLÜMDE TAŞIYORUM” OSMANLI TORUNU BOŞNAK ABİD YAŞAR Saraybosna’da Müslüman Boşnaklar tarafından inşa edilen tüneli gezdik, gördük. 1993 yılında o tünelin yapımında yer alan Abid Yaşar, Bosnalı Müslümanların varoluş mücadelesinde kahramanlıklar gösteren binlerce Boşnak’tan biri. O günleri şöyle anlatıyor: “Burada yaşayanlarda o dönem böyle bir tünel kazma fikri oluşmuştu. Çünkü her yer Sırplar tarafından kuşatılmıştı ve başka çıkış yolu yoktu. Biz de bu kuşatmayı yarmanın en iyi yolunun tünel kazmak olduğunu düşündük ve bu düşüncemizi hayata geçirdik. Tünel yapımına başlandığ ı nd a b en k am yon ş of ör ü yd üm . Bütün malzemeleri ben taşıdım. O dön e m a y n ı z a ma n d a M ü s l ü m a n Boşnaklar Ordusu’nda da görev aldım.” Abid Yaşar’ın büyük dedesi Antalya’dan gelip Bosna’ya yerleşmiş. Abid Yaşar; “Ben Osmanlı’yım” diyor. Benim büyük babam Antalya’dan. Saraybosna tünelinin hemen yanı başında bulunan evinin bir odasını hediyelik eşye satan dükkan haline getirmiş. Ofisinde Osmanlı fesi ve Türk bayrağı var. Arabasında da Türk bayrağı taşıyor. Ona “Ay yıldızı kalbinde taş ıyo r musun ?” diye soruyorum. Cevabı bizi duygulandırıyor: “Ay Yıldız gönlümde olmasa, başım üstünde de elimde de taşımazdım.” 118 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 Bosna savaşındaki bir başka kahraman olan Boşnakların “ Ne n e Hatunu” Nana Şida Kolar’ı ziyaret ediyoruz. Müslüman Boşnaklar ona nana (nene) diyorlar. Nana Şida Kolar Bosna Hersek’te sembol bir isim. 1992 yılından 1995 yılına kadar devam eden Bosna Savaşı’nda Nana Şida’nın çok önemli bir yeri var. Saraybosna Tüneli’nin çıkışındaki ev Şida Nene’ye ait. O evi bugün müze olarak kullanıyorlar. Devlete bağışlamış. Tünelin inşa edildiği ve tünelden giriş çıkış yapıldığı o savaş yıllarında Şida Nene çok önemli roller üstlendi. Yaralı askerlere yardım etti. Onlara su verdi, ekmek verdi, evini açtı, kucağını açtı. Tıpkı bizim Çanakkale Savaşı’nda, Kurtuluş Savaşı’nda nenelerimizin askerlerimize yaptığı gibi. Şida Kolar nine ile kısa bir söyleşi yaptık: Seni tanımaktan çok memnun olduk sevgili Şida Nine. Senin savaşta çok önemli rollerin oldu. O dönemi bize anlatabilir misin? Neler yaşadınız? ŞİDA KOLAR: O gün komşularımızla birlikte tarlada çalışıyorduk. Sonra askerler geldi. Bize komşuya geçmemizi söylediler. Biz burada bir şeyler yapacağız dediler. Biz ne yapacaklarını bilmiyorduk zaten. 4 ay sonra döndüğümüzde tünel yapıldığını gördük. Biz de itiraz etmedik. Çok da iyi oldu. O zamana kadar havaalanından şehre girmeye çalışan 300 kişi Sırp keskin nişancılar tarafından katledilmişti. Yeter ki o canlar yitirilmeseydi ben bütün toprağımı bağışlardım. Şida Nine, senin bir fotoğrafın var. Biz onu görüntüledik. Burada evin camında da asılı. Yaralı askerlere tünelin başında su veriyorsun. O anları bize anlatabilir misin? KOLAR: Tüneli kullanan siviller, askerler, yaralılar genelde akşamları geçiyorlardı. Çünkü gündüz keskin nişancılara hedef oluyorlardı. Ben de akşamları bekleyip onlara bir nebze olsun faydam dokunur mu diye su veriyordum. Bütün gece beklerdim tünelin başında. Nasıl ha tırlıyorsun savaşı, o günleri? Bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyor mu? KOLAR: Evi görmüşsünüzdür. Her yeri kurşun ve bomba izleriyle dolu. Ben orada onca zaman geçirdim. Beni Allah korudu. Bir şey olmadı. 3,5 yıl boyunca orada kalıp tünelden geçenlere yardımcı olmaya çalıştım. Allah’ın yardımıyla bana bir şey olmadı. Siz o günleri yaşamış biri olarak bugün insanlığa nasıl bir mesaj vereceksiniz? KOLAR: Benim insanlığa mesajım şudur. Savaş sırasında çok acı günler yaşadık. Çok şehitler verdik. İnşallah kimse bir daha böyle acılar yaşamasın. Şida Nine bak orada evinizin duvarında bizim ay yıldızlı bayrağımız asılı. Çok duygulandık, mutlu olduk. Sizin için bu bayrak ne ifade ediyor? KOLAR: Bu gördüğünüz Türk bayrağını bana kardeşlerim bayramda Türkiye’den getirdiler. O bayrağı ben burada ve gönlümde taşıyorum. Çok teşekkür ederiz. Allah sağlıklı uzun ömürler versin. KOLAR: Gelip ziyaret ettiğiniz için ben de size çok teşekkür ediyorum. Türkiye’deki kardeşlerime selamlarımı iletiyorum. Bosnalı Müslümanların Nene Hatun’u Nana Şida’ya veda ederken savaş sırasında onun gösterdiği fedakarlığın ne büyük anlam taşıdığını düşünüyoruz. Başkent Saraybosna’nın kalbinin attığı tarihi Başçarşı, Bosna Hersek’te yaşanan barışın ve huzurun önemli bir göstergesi. İnsanlar artık bu ülkede daha mutlu… SARAYBOSNA’DA 5 ASIRLIK OSMANLI ÇARŞISI: BAŞÇARŞI B osna Hersek’in başkenti Saraybosna, bu coğrafyada 5 asır hüküm süren muhteşem Osmanlı medeniyetinden izler taşıyor. Tarihi Başçarşı Osmanlı’dan günümüze miras kalan en güzel eserlerden biri. Başçarşı, 1530 yılından beri ayakta ve bugün de varlığını koruyan önemli ticaret ve turizm merkezlerinden biri. Dünyanın her yerinden bu çarşıyı görmeye gelen turistler var. Başçarşı, kuruluşundan beri Saraybosna’nın ekonominin de kalbinin attığı yer adeta… Bu tarihi çarşı altın yıllarını yaşadığı Osmanlı döneminde 80 farklı iş kolunda ürün ve hizmet veriyordu. O zamandan günümüze çok şey değişmiş olsa da çeşitli zanaatlar günümüzde de devam ediyor. Saraybosna’da, ticaretin kalbi 5 asırdan beri tarihi Başçarşı’da atıyor. Bu çarşıyı her yıl değişik ülkelerden yüz binlerce turist ziyaret ediyor. Çarşıda, bakır işlemeler, takılar, giysiler ve bir çok hediyelik ‘eşyanın satıldığı küçük dükkanlar yer alıyor. Bu dükkanlar tarihin izlerini taşıyor. Çarşıda köftecilerin yanı sıra ünlü Boşnak böreğinin imal edildiği küçük dükkanlar da bulunuyor. Köz ateşinde pişirilen Boşnak böreğinin eş- siz bir tadı var. Osmanlı döneminden yadigar Başçarşı’da kahve kültürünün yaygın olduğunu da görüyoruz. Tarihi mekanlarda Türk kahvesi içiliyor ve sohbetler yapılıyor. Bu gelenek yüzyıllardır sürdürülüyor. BOŞNAK KIZI AZRA: SİZ OSMANLI, BİZ OSMANLI Başçarşıda dolaşıyoruz. Çarşının kendine özgü dar sokakları ve küçük dükkanlar 1530 yılından beri hiç değişmemiş. Boşnakların “Kazanculuk” adını verdikleri, bizdeki bakırcılık mesleği Saraybosna’da Osmanlı’dan günümüze kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Turistlere yönelik hediyelik bakır eşyaların üretildiği küçük dükkanları işletenlerin bir çoğu altı yedi kuşak aynı aileden geliyor. Boşnak kızı Azra Huseinoviç üniversite mezunu ama o, dedelerinden ona miras kalan bakırcılık mesleğini sürdürüyor. Azra Huseinoviç, tezgahında işlediği el işi bakır cezveleri, kahve takımlarını, ibrikleri turistlere satıyor. Huseinoviç, çarşıya gelen turistlerin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğunu belirtiyor ve şu mesajı veriyor: “Türkiye ile Bosna kardeş. Benim dükkanımda Osmanlı fesi var. Biz Osmanlı, siz Osmanlı… Türkiye kalbimizde burada. Biz Türkiyeyi çok seviyoruz.” “Türkiye’ye gittin mi?” diye soruyorum Boşnak kızı Azra’ya… “Evet, sadece İstanbul’u gördüm. İstanbul çok güzel. Çok büyük. Ama sonra inşallah hepsini göreceğim İzmir, Antalya, Alanya hepsini gezeceğim” cevabını veriyor. EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 119 AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK İKİ ÜNLÜ BOŞNAK FUTBOLCU: HODZİÇ VE BOLİÇ Tarık Hodziç, Galatasaray’da 3,5 yıl futbol oynadı ve gol kralı oldu. Ünlü Boşnak futbolcu Saraybosna Başçarşı’da 28 yıldır köfteci dükkanı işletiyor. Fenerbahçe’de 5 yıl futbol oynayan Elvir Boliç ise Saraybosna’da müteahhitlik yapıyor. GALATASARAY’IN BOŞNAK GOL KRALI TARIK HODZİÇ: TÜRKİYE BÜYÜK EKONOMİK GÜÇ “Türkiye’yi böyle güçlü bir ülke, güçlü bir ekonomi olarak görünce memnun oluyorum. En büyük Türkiye sonra Galatasaray geliyor.” Başçarşı’da bir köftecide mola veriyoruz. Bu işletmenin sahibi 80’li yılların başında Galatasaray Kulübü’nde futbol oynayan gol kralı, efsane futbolcu Boşnak asıllı Tarık Hodziç… Tarık Hodziç’in köftelerinin tadına bakıyoruz. Hodziç, dükkanını 120 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 şark usulü dizayn etmiş. Masalar yerine bakır sinileri kullanmış. Müşteriler sedirlere sırtını yaslayarak yemek sonrası Türkiye’de top koşturan bir aşka ünlü Boşnak futbolcu Elvir Baliç ile Hodziç’in köfteci dükkanında sohbet ediyoruz. Önce Tarık Hodziç’e soruyorum: Siz hangi yıllarda Galatasaray’da top oynadınız, kimlerle birlikte? TARIK HODZİÇ: Ben 1982 yılında Belçika’dan, Galatasaray’a transfer oldum. O yıl takımda Fatih Terim, Raşit Çetin, Ali Çoban, Mustafa, Ahmet Keloğlu, Mirsad gibi isimler vardı. Çok ünlü isimler bunlar. O dönem Galatasaray’ın durumu nasıldı? HODZİÇ: O zaman büyük takımdı. Şimdi de büyük takım. K aç sen e kal d ı nı z si z Galatasaray’da? HODZİÇ: Üç buçuk sene kaldım. Sonra Bosna’ya mı döndünüz? HODZİÇ: Evet Döndükten sonraki hayatınız nasıl devam etti? HODZİÇ: Futbolu bırakınca yeni hayatıma başladım. Burayı işletiyorum 28 senedir. İşleriniz nasıl gidiyor? HODZİÇ: Şöyle böyle Çoluk çocuk var mı? HODZİÇ: İki tane çocuk ve bir hanım, iki de torun var. Dükanınızda Galatasaray bayrağı asılı. Bitmeyen bir Galatasaray sevgisi var sizde… HO DZİÇ: Galatasaray büyük takım, büyük camia. Ben Türkiye’de çok güzel bir hayat yaşadım. Peki Türkiye’ye vermek istedi ği ni z m esaj ı nı z va r mı? Galatasaray’a da olabilir, Türk halkına yönelik de olabilir neler söylemek istersiniz? HODZİÇ: Türkiye şu anda büyük ekonomik güç. İstanbul’a gittim çok değişmiş. Her şey bambaşka. Benim dönemimdeki gibi değil, daha gelişmiş. Ben bundan memnuniyet duyuyorum. Türkiye’yi böyle güçlü bir ülke, güçlü bir ekonomi olarak görünce memnun oluyorum. En büyük Türkiye sonra Galatasaray geliyor. FENERBAHÇELİ ELVİR BOLİÇ SARAYBOSNA’DA MÜTEAHHİT OLDU Tarık Hodziç’ten sonra, yine Türkiye’de uzun yıllar futbol oynayan Boşnak yıldız Elvir Boliç’e sorularımı yöneltiyorum… Elvir Boliç, sizin döneminiz han gi d ö n e md i . Si z tab i Fenerbahçe’de yıldızlaştınız. E LV İ R BO L İ Ç: 1992’de Türkiye’ye gittim. Önce Galatasaray’da top oynadım, sonra Gaziantep ve ardından 5 yıl Fenerbahçe… Daha sonra İspanya’ya gittim. Sonra yine Türkiye’ye döndüm İstanbulspor’a. Fenerbahçe’de 1995 ile 2000 arasında oynadım. Kimler vardı o zaman? BO L İ Ç : Benim zamanımda Rüştü vardı, Aykut, İlker, Kemalettin, Uche... Popüler zamandı. O sene şampiyon olduk. Yani güzel zamanlardı. Futbolu bıraktıktan sonra hayatınızı nasıl devam ettiriyorsunuz, ne yapıyorsunuz? BOLİÇ: Ben futbolu noktaladıktan sonra, futbolun dışında kaldım. Çünkü yıllarca hep kamplarda ailemden uzakta olduğum için artık ailemle birlikte olmak istedim. Onun için farklı işlerle uğraşıyorum. İnşaat işleriyle uğraştım, Saraybosna’da iki tane rezidans yaptım. Şimdi üçüncüyü yapıyorum. İstanbul’da da işyerim vardı, halen de devam ediyor. Tarık Bey’le zaman zaman bir araya geliyor musunuz? BOLİÇ: Geliyoruz. Zaman zaman. Bir dahaki gelişimde Fenerbahçe bayrağı getireceğim. Tarık Abinin (Hodziç) köfteci dükkanında bir tane de Fenerbahçe bayrağı olacak. Galatasaray bayrağı var, Türk bayrağı var. Fenerbahçe bayrağı neden yok burada. (Tarık Hodziç,Elvir Boliç’e cevap veriyor: Getir hiç problem yok.) BOLİÇ: Tarık Hodziç’in köfteci dükkanının karşısında ben de bir köfteci dükkanı açacağım. Orada da Fenerbahçe bayrağı olacak. Rakip olacağız. Bence Fenerbahçe çok iş yapar. Saraybosna’da Galatasaraylı’dan çok Fenerbahçeli var. Siz ciddi misiniz, yoksa espri mi yapıyorsunuz? Rekabet sahalarda kaldı. Tarık Hodziç sizin ağabeyiniz… BOLİÇ: Tabii ki; Ben buraya geliyorum, Trabzonsporlu Fenerbahçeli hepsi geliyor. Espri yapıyorum. EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 121 SARAYBOSNA DİN HİZMETLERİ MÜŞAVİRİ HASAN ATLI: BOSNA HERSEK, OSMANLI’NIN VAKIF CENNETİ “Osmanlı’dan günümüze kalan bu eserleri muhafaza etmek için ülkemiz bütün kurumlarıyla seferber haldedir.” hit düşen Boşnak imamlar ve öğretmenler bunlar… İçlerinde öğretmen bayan kardeşlerimiz de bulunuyor. Bunların hepsi Bosna Hersek İslam Birliği’ne bağlı olarak camilerde veya imam hatip liselerinde hizmet eden din görevlileri. Anıtın üzerinde 201 imam ve öğretmenin şehit olduğu ifade ediliyor. Onların hatırasını yaşatmak üzere her birinin isimlerini mermere kazımışlar. S araybosna’nın sembol camilerinden biri Gazi Hüsrev Bey Camii’ndeyiz. Saraybosna için çok büyük bir önemi var. Tabii bizim için de, Türkiye için de çok büyük bir önemi var. Osmanlı’dan yadigar kalan ender miraslarımızdan biri bu güzel cami. Caminin avlusunda Saraybosna Din Hizmetleri Müşavirimiz Hasan Atlı ile birlikteyiz. T ü r k i ye a ç ı s ı n d a n b a k t ı ğ ı nı zda Bo sn a He rs ek ’in , ö ze llikl e S a r a yb o s n a ’ n ı n ö n e m i n e d i r ? H A SA N ATL I: Osmanlı İmparatorluğu 1463 yılında buraya geliyor ve 1463 yılından 1878 yılına kadar Boşnak Müslümanlarıyla ve diğer unsurlarla, Hırvat ve Sırplarla birlikte bir medeniyet kuruluyor. Dolayısıyla uzun yıllar birlikte yaşamış olduğumuz buradaki akraba topluluğu diye ifade ettiğimiz insanlarla elbette ki çok büyük yakınlığımız ve ilişkilerimiz var. Her şeyden önce kültürel ve dini ilişkilerimiz var. Dolayısıyla Bosna Hersek, Türkiye için çok önemli bir devlettir. Özellikle manevi değerleri paylaştığımız bir yerdir. Bosna Hersek’teki camilerin korunması, restore edilmesi, din hizmetlerinin yürütülmesi konusunda neler yapıyoruz Türkiye olarak? ATL I : Bosna Hersek, Osmanlı’nın vakıf cenneti diyebiliriz. Son yıllarda devletimizin çok büyük ilgisi ve çok büyük yardımları sayesinde bugün Osmanlı’dan günümü- 122 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 ze kadar kalan bu eserleri muhafaza etmek için ülkemiz bütün kurumlarıyla seferber haldedir. Bosna’da Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Müşavirliği, TİKA, bunun yanında Yunus Emre, tabi Büyükelçiliğimiz ve Büyük Elçiliğimizde bulunan Kültür Müşavirliğimiz, Askeri Ataşeliğimiz ve bütün bu kurumları temsil eden müşavirliklerimizle şu an Bosna Hersek’te gerçekten ciddi manada ülkemizin büyük katkıları var. Günlerden Cuma… Gazi Hüsrev Bey Camii’ndeyiz. Cami Cuma Namazı için gelenlerle dolup taşıyor. Camiye sığmayanlarsa avluda saf tutuyor. Namaz sonrası ilginç bir geleneğe tanıklık ediyoruz. Gazi Hüsrev Bey Camiinde yaklaşık 5 asırdır her gün hatim indirildiğini öğreniyoruz. Boşnaklar savaş dönemlerinde bile vazgeçmemişler bu gelenekten. Saraybosna Din Hizmetleri Müşavirimiz Hasan Atlı ile birlikte Gazi Hüsrev Bey Külliyesi’ni gezmeye devam ediyoruz. Külliye bünyesinde bulunan Kurşunlu Medresesi’ndeyiz. Osmanlı Bosna Sancak Beyi Gazi Hüsrev Bey camiyi yaptığı zaman camiyle beraber etrafında birçok imarethaneler de inşa edilmiş. Kütüphanesi ve özellikle de medresesi… Külliye bünyesinde yer alan Kurşunlu Medresesi tarihte çok önemli bir ilim hizmeti görmüş olan bir mekan. Gazi Hüsrev Bey Külliyesi’ni gezerken külliyenin bahçesinde yer alan bir anıt ve bu anıtın üzerindeki isimler dikkatimizi çekiyor. 1992-95 Bosna Savaşı’na katılan ve savaşta şe- BOSNALI İMAMLARA GÜZEL EZAN OKUMA KURSU Osmanlı’dan derin izler taşıyan Bosna topraklarda 4 asır boyunca ezanlar yankılandı. Uzun yıllar sonra Osmanlı’nın torunları Bosna Hersek'teki camilerde yeniden Osmanlı makamlarında ezanlar duyulması için bir çalışma başlattı. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Saraybosna Din Hizmetleri Müşavirliği ile Bosna Hersek İslam Birliği'nin ortaklaşa bir kurs düzenledi. Ülkenin farklı şehirlerinden Gazi Hüsrev Bey Medresesi’ne gelen Boşnak imamlar Osmanlı makamlarında ezan ve Kur'an-ı Kerim okuma eğitimi aldılar. 15 gün süren kursta Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk Din Musikisi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Dr. Fatih Koca, Bosnalı imamlara hocalık yaptı. Tecrübelerini aktardı. Dr. Fatih Koca, kursla ilgili şunları söyledi: “Biz burada beş vakit ezanı, beş a y r ı m a k a m d a o k u n m a u su l ü n ü öğrettik. Aynı zamanda minareden okunan ezanların dışında imameti, müezzinlik ve Kur’an-ı Kerim’in aynı makamda okuma usulü nasıl olur onun üzerine ders yaptık.” Saraybosna Din Hizmetleri Müşavirimiz Hasan Atlı ise kursun hedefiyle ilgili şu bilgileri verdi: “ B i z i s t iy o r u z k i ; ü l k e m i z d e o l d u ğ u g i b i B o s n a ’ d a d a d in i musikinin eğitim sistemi içerisinde yer almasını sağlamak ve inşallah bu çalışma buradaki dini eğitim kurumlarında sistemin içinde yer alacağını ben ümit ediyorum. İnşallah bu kurs bir başlangıç. Dolayısıyla ben sayın Dr. Fatih Koca hocama bu hizmetlerinden dolayı gerçekten çok teşekkür ediyorum.” Kursa katılan Saraybosna İslam Birliği Meclisi İmamı Dr. Muhammet Veliç ise duygularını şöyle dile getirdi: “Ezanları, ilahileri çeşitli makamlarda okumayı öğrendik. Bu da kursun verimli geçtiğinin bir gösterges i di r . Bu nun i ç i n Tü r ki ye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne, Din Hizmetleri Müşavirliği’ne ve Bosna Hersek İslam Birliğine teşekkür etmek istiyoruz. Müşavir Hasan Atlı ve Dr . Haf ız Fati h Ko ca ’ya d a ç ok teşekkür ediyoruz. Böyle bir ihtiyaca cevap verildiği için çok mutluyuz. Bu kurslar inşallah devam edecektir. Asırlar önce okunan makamları bur a d a ye n i d e n h a ya t a g e ç i r i y o r u z . Bugün bunun temellerini attık.” 15 gün süren kursu başarıyla bitiren imamlara, düzenlenen bir törenle sertifikaları verildi. Törende Türkçe ilahiler seslendirildi. BOŞNAK GELİN AMRA’NIN TÜRKİYE SEVGİSİ Saraybosna Başçarşı’da yüzlerce dükkan var. Bunların çoğu turistlere hediyelik eşya satan küçük iş yerleri. Bunlardan birini ziyaret ediyoruz. Dükkanda çalışan uzun boylu, yeşil gözlü bir Boşnak hanım bizi karşılıyor. Onunla sohbet ediyoruz… Merhaba sizi tanıyabilir miyiz? Merhaba ben Amra Demir. Saraybosnalı mısınız? Evet buralıyım ama eşim Türk. Onun için güzel Türkçe konuşuyorsunuz Teşekkür ederim sağ olun. T ü r k i y e ’ y e g i d ip g e l i y o r musunuz? Tabii tabii. Her sene gidip geliyoruz. Sonra da tatil yapıyoruz. Akrabalarımız var. Eşiniz nereli? O Bursalı, kızımız var bir tane, adı İlayda. Bursa, Saraybosna’ya çok benziyor değil mi? Evet. O yüzden bana Bursa hiç yabancı gelmedi. Aslında orada da rahatlıkla yaşayabilirim. Güzel bir memleket. Türk’e gönül vermişsiniz eşinizin Türk olduğunu söylediniz. Türkiye’ye de gönül verdiniz mi, seviyor musunuz Türkiye’yi? Tabi canım yani nasıl bir soru, Türkiye’yi çok seviyoruz. Zaten burada bütün halk Türkiye’yi çok seviyor. Hatta Boşnaklar değil sadece, Hırvatlar, Sırplar, herkes Türkiye’yi çok seviyor. Türkiye’ye selam göndermek ister misiniz? Bosna’dan Boşnak gelini size çok selam gönderiyor. Çok selamlar… EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 123 AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK SARAYBOSNA’DA OSMANLI MEZARLARI Saraybosna’nın Kovaçi bölgesindeki Osmanlı mezarlığı asırlara direnerek günümüze ulaşmayı başarmış. Mezar taşlarının durumuna bakıldığında bu mezarlığa yeteri kadar ilgi gösterilmediği anlaşılıyor. Saraybosna Osmanlıdan izler taşıyan bir şehir. Sadece tarihi Başçarşı değil, şehrin bir çok bölgesinde Osmanlı yadigarı eserler yer alıyor. Saraybosna’nın Kovaçi bölgesindeki Osmanlı mezarlığı asırlara direnerek günümüze ulaşmayı başarmış. Mezar taşlarının durumuna bakıldığında bu mezarlığa yeteri kadar ilgi gösterilmediği anlaşılıyor. Osmanlı Mezarlığının tam karşısında ise Bosnalı mücahitlerin yattığı şehitlik bulunuyor… Osmanlı imparatorluğu tam 400 küsur yıl bu topraklarda hakimiyet kurdu. O dönemden kalan mezarlığı Saraybosna’da görüyorsunuz. Dedelerimiz Osmanlılar’ın mezarlarıyla hemen onun karşında yer alan Kovaçi Şehitliği’nde Bosnalı Müslüman şehitler yatıyor. Atalarımız ve Bosnalı şehitlerimizin ruhları şad olsun diyoruz. Onlar için dua ediyoruz. S FATİH SULTAN MEHMET CAMİİ TİKA TARAFINDAN RESTORE ETTİRİLİYOR Saraybosna’da 1457 yılında inşa edilen Fatih Sultan Mehmet Camii, Osmanlı dönemine ait en eski eser niteliğini taşıyor. Bosna Savaşı’nda hasar gören cami TİKA tarafından restore ettiriliyor. 124 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 araybosna’da Osmanlı’dan izler taşıyan bir başka mekana gidiyoruz. Saraybosna’yı ortadan ikiye bölen Milyatska Nehri’nin kıyısında yer alan bu tarihi cami Fatih Sultan Mehmet adını taşıyor. Cami, Saraybosna’nın kurucusu İshakoğlu İsa Bey tarafından 1457’de yaptırılmış. Ahşap olarak inşa ettirilen cami bir yangın sonucu büyük oranda hasar görüyor. Cami 1566’da Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle yeniden inşa ediliyor. Son olarak Bosna Savaşında hasar gören Cami’ye Türkiye sahip çıkıyor. Bu muhteşem Osmanlı eseri TİKA kanalıyla restore edilecek. Restorasyon çalışmaları öncesi Fatih Sultan Mehmet Camii’nde düzenlenen törendeyiz. DR. MAHMUT ÇEVİK: RESTORASYON BİR YILDA TAMAMLANACAK Tören sonrası TİKA Balkanlar ve Doğu Avrupa Daire Başkanı Dr. Mahmut Çevik’in görüşlerini aldık. “Geniş kapsamlı bir restorasyon tabi ki. Çevre düzenlemeleriyle birlikte, alt yapısıyla birlikte, elektrik ve su sistemleriyle beraber sütunların yenilenmesi, restore edilmesi, kubbelerinin yenilenmesi ve dış cephelerinin yenilenmesiyle Bo s na H er s e k’ t e İ s l a m c am i as ı nda Müslümanların günde min de olan bu önemli merkez de asıl hüviyetine kavuşmuş olacak. Restorasyon çalışmaları eğer bu yaz sezonunu çok iyi değerlendirirsek sene sonuna veya önümüzdeki yılın başına tamamlayacağız. Bu vesileyle de bu kültürel mirasımızı daha güzel bir cepheyle daha yeni bir yüzle ayağa kaldıracağız.” ENES LYEVAKOVİÇ SARAYBOSNA MÜFTÜSÜ Fatih Sultan Mehmet Camii’nin TİKA tarafından restore ettirilmesi konusunda Saraybosna Müftüsü Enes Lyevakoviç’in de duygularını öğreniyoruz. “B i z i m i ç i n t a r i h i b i r a n . B o s na Hersek’teki en eski caminin restorasyonu başlatılmış bulunuyor. Tabii T İ KA’ n ı n B osna Hersek’in genelinde yürüttüğü, gerek camilerin restorasyonu gerekse diğ er k a l k ı nm a pr o j e l er i Bosna Hersek için çok önemli. Bu aynı zamanda iki halk arasındaki güçlü bağların bir yansımasıdır. Umarım bu işbirliğimiz d e va m e d e r . B u r a d a n Türk halkına ve TİKA’ya teşekkür ediyorum.” SUİKAST BU KÖPRÜDE YAPILDI Saraybosna’da 100 yıl önce 28 Haziran 1914 yılında Avusturya Macaristan İmparatorluğu Veliaht Prensi Franz Ferdinand ve eşi Sofia’ya bu köprüde suikast yapıldı. Prens Franz Ferdinand ve eşi Sofia suikastte öldürüldü. Suikasti düzenleyen sırp genci Gavrilo Princip BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NIN FİTİLİNİN ATEŞLENDİĞİ KÖPRÜ Saraybosna geçmişte dünya tarihine damga vuran önemli olaylara sahne olmuş bir şehir. Saraybosna’da gezimiz sürüyor. Milatska Nehri üzerinde yer alan tarihi köprünün dili olsa da konuşsa… Bu köprünün dünya tarihinde çok önemli bir yeri var. Birinci Dünya Savaşı’nın fitili işte burada bu köprüde ateşlendi. AvusturyaMacaristan İmparatorluğu’nun Veliaht Prensi Franz Ferdinand, eşi Sofia ile birlikte Saraybosna’yı ziyaret ediyor. Köprüden geçerken, şu anda müze olan binanın köşesindeki kalabalıkta yer alan Sırp genci Gavrilo Princip prens ve eşine suikast düzenliyor. Suikastta Prens Verdinad ve eşi hayatlarını kaybediyor. 28 Haziran 1914 tarihinde gerçekleştirilen bu suikas Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına neden oluyor. Sırp genci Gavrilo Pirincip, suikasttan hemen sonra yakalanıyor. Onun yakalandığı anı gösteren ve mahkemede suikaste iştirak eden diğer kişilerle yargılanırken çekilmiş fotoğrafları Müzede yer alıyor. Geçtiğimiz Haziran ayında bu suikastin 100. yıldönümüydü. EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 125 AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK yetler var ama, bizim için en önemli şey burada Türkçe öğretmeleri. Bunu müfredat içinde yapıyorlar. Türkçe, Bosna Hersek’te müfredat içinde seçmeli yabancı dil. Karnede sınıf geçmeyi doğrudan etkileyen bir pozisyonda ve yaklaşık 4 bin öğrenci bu şekilde Türkçe öğreniyor. Ekonomi dediniz, evet bizim zaten büyükelçilik olarak orta ve uzun vadede öncelikli hedeflerimizden birisi aramızdaki ekonomik ve ticari ilişkileri arttırmak. T.C. SARAYBOSNA BÜYÜKELÇİLİĞİ T.C. SARAYBOSNA BÜYÜKELÇİLİĞİ ELÇİ MÜSTEŞARI YASEMİN ERALP “BOSNA’YA EN BÜYÜK DESTEK TÜRKİYE’DEN” B osna Hersek’e geçmişte olduğu gibi bugün de en büyük desteği veren ülkelerin başında Türkiye geliyor. 1992 – 1995 yılları arasında yaşanan savaşın sona ermesinin hemen ardından Türkiye, başkent Saraybosna’da ilk büyükelçilik binasını açan ülke oldu. Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği Saraybosna’da modern ve görkemli binada hizmet veriyor. Büyükelçilik Elçi Müsteşarı Yasemin Eralp’i makamında ziyaret ettik. Sohbetimiz Türkiye-Bosna Hersek ilişkileri üzerine… Bosna Hersek Cumhuriyeti ile ilişkilerimizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu ülkenin Türkiye açısından önemi nedir? 126 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 Bosna Hersek’e ilgimiz her alanda var. Bütün devlet adamlarımız, bütün devlet yetkililerimiz ağız birliği yapmışçasına şunu söylerler: “Biz Türkiye için ne istiyorsak, aynısını hatta daha iyisini Bosna Hersek için isteriz.” YASEMİN ERALP: Gerçekten burada Türkiye Cumhuriyeti olarak büyük bir ağırlığımız var ve bu ağırlığa yakışan bir binada faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Bosna Hersek, Türkiye için çok önemli. Tarihten gelen ilişkilerimiz var. Türkiye’de yaşayan Bosna Hersek asıllı vatandaşlarımız var. Savaştan sonra ilk açılan büyükelçiliklerden birisi bizim büyükelçiliğimiz. O zamandan beri hizmet veriyor. Bizim bu ülkeye ilgimiz her alanda var. Bütün devlet adamlarımız, bütün devlet yetkililerimiz ağız birliği yapmışçasına şunu söylerler: ”Biz Türkiye için ne istiyorsak, aynısını hatta daha iyisini Bosna Hersek için isteriz.” Bu ülkeye desteğimiz her zaman için tamdır. NATO ve AB üyeliği konusunda, her alanda Bosna Hersek’i destekliyoruz. Siyasi anlamda ilişkilerimiz çok yakın ve çok iyi. Türkiye’den buraya çok büyük bir ilgi var. ilişkilerimiz çok yoğun devam ediyor. Türkiye’nin, Bosna Hersek’e siyasi katkısı, kültürel katkısı, ekonomik katkısı neler oldu, bu konuda neler söyleyebilirsiniz? ERALP: Sadece Büyükelçiliğimiz olarak değil, diğer kuruluşlarımızla da buradayız. TİKA var burada. Çok büyük bir bütçeyle, ciddi bir bütçeyle faaliyetler yapıyor. Yunus Emre burada. Yunus Emre’nin yaptığı en önemli şey, tabi ki; Türk kültürünü tanıtmak adına yaptığı faali- “TÜRKİYE, YATIRIMLARINI ARTIRMAK İSTİYOR” Bu ülkenin çok büyük yatırımlara ihtiyacı var. Biz Türk yatırımlarını burada arttırmak istiyoruz. Yatırımları olan şirketlerimiz var ama ne yazık ki; bölgedeki diğer ülkelerle kıyasladığımız zaman burada daha az. Çünkü ülkenin önünde aşması gereken sorunlar var. AB üyeliği alanında biraz daha yol kat etmesi lazım. Henüz tam üyelik müracaatını bir takım sıkıntılardan dolayı yapamamış bir ülke. NATO’ya üyelik yolunda ilerliyor ama, bir noktada halledilmesi gereken sorunlar var. Dolayısıyla doğrudan yabancı yatırım için gerekli koşuların tamamını karşılayamıyor bu ülke. O sebeple de iş adamlarımız ilgi duymakla birlikte yatırım gelince iki kere düşünüyorlar. Ama var tabi ki yatırımlarımız. Biz bu yatırımların artmasını arzu ediyoruz. O yüzden de çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Türkiye’ye büyükelçilikten bir mesajınız var mı, varsa onu son olarak alalım sizden. ERALP: Türkiye gerçekten burada çok sevilen, saygı duyulan bir ülke. Burada Türkiye’yi temsil etmek bizim için de onur verici. Sadece Türkiye’den değil, buradan da Türkiye’ye çok önemli bir bağ var. Dolayısıyla bence hak ettiğimiz yerde ilişkilerimiz. Bu ülkenin daha da iyiye gitmesi, refah seviyesinin daha da artması için elimizden geleni yapmalıyız. ALİYA İZZETBEGOVİÇ MÜZESİ Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına sebep olan suikastın gerçekleştiği mekandan ayrılıyor, bir başka tarihi mekana gidiyoruz. Burası Boşnakların efsane lideri merhum Aliya İzzetbegoviç’in adını taşıyan müze. Müze Aliya İzzetbegoviç’in vefatından 4 yıl sonra 19 Ekim 2007 yılında ziyarete açılmış. 1739 yılında inşa edilen kale bünyesinde yer alan tarihi bina bugün Aliya İzzetbegoviç Müzesi olarak hizmet veriyor. Müzede merhum Aliya İzzetbegoviç’in şahsi eşyaları, ona tevdi edilen çeşitli madalyalar yer alıyor. Aliya İzzetbegoviç’e tevdi edilen Türkiye Cumhuriyeti Devlet Nişanı da müzede sergileniyor. Bu nişan zamanın Cumhurbakanı Süleyman Demirel tarafından takdim edilmiş. Müzede Filstin’in efsane lideri merhum Yaser Arafat’ın, Aliya İzzetbegoviç’e hediye ettiği fildişi bir tablo yer alıyor. Tabloda Ayetel Kürsi çok güzel bir hatla yazılmış. Aliya İzzetbegoviç, tüm dünyada, özellikle Türkiye’de ve İslam dünyasında saygı duyulan bir liderdi. Onun için, çok sayıda ülke lideri tarafından Aliya İzzetbegoviç’in şahsına tevdi edilen nişan ve madalyalar müzede sergileniyor. Müzedenin duvarlarını, merhum Aliya İzzetbegoviç’in Bosna Savaşı’nı sona erdirmek ve ülkesinde barışı tesis etmek için verdiği üstün gayretleri yansıtan fotoğraflar da var. Bu fotoğraflar, Aliya İzzetbegoviç’in, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton başta olmak üzere, birçok ülkenin liderleriyle yaptığı görüşmeleri yansıtıyor. Merhum Aliya izzetbegoviç’in yazdığı kitaplar da yer alıyor. Müzenin en dramatik ve duygusal bölümü ise Aliya İzzetbegoviç’in cenaze töreninden fotoğrafların yer aldığı köşe... Aliya İzzetbegoviç, 19 Ekim 2003 yılında Hakka yürüdü. Onun cenaze töreninden çeşitli fotoğraflar müzede sergileniyor. Fotoğraflar arasında en duygusalı ise Bakir İzzetbegoviç’i, babası Aliya İzzetbegoviç’in naşını mezara koyarken gösteren o tek kare fotoğraf… Gökten rahmet yağıyor, Bakir İzzetbegoviç’in saçları ıslak… Babasını toprağa vermenin derin acısı yüzüne yansımış, mezar tahtalarını kendi elleriyle yerleştiriyor… Bugün Bosna Hersek’te barış ve huzur var. Aliya İzzetbegoviç’in ruhu da huzur içinde… Bakir İzzetbegoviç de babasından miras aldığı görevi cumhurbaşkanı olarak sürdürüyor. EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 127 AY YILDIZIN İZİNDE BOSNA HERSEK BOSNA HERSEK’TE OSMANLI ŞEHİRLERİ FATİH’İN FETHETTİĞİ TRAVNİK Osmanlı’nın 5 asır hüküm sürdüğü ecdat yadigarı Bosna Hersek’teki gezimizi sürdürüyoruz. Saraybosna’dan sonra ülkenin en önemli şehirlerinden olan ve vezirler şehri olarak da anılan Travnik’teyiz. B osna Hersek’te Travnik şehrinin bizim tarihimizde, Osmanlı tarihinde çok önemli bir yeri var. Bu şehri bizim kültürümüz, bizim tarihimiz açısından en tepe noktaya yerleştirebiliriz. Müthiş bir tabiata sahip Travnik. Travnik Kalesi şehrin zirvesinde yer alıyor, onun hemen altında ünlü Göksu deresi akıp gidiyor. Derenin etrafında turistik tesisler kurulmuş. Bu Osmanlı şehrinde Türk gelenekleri yüzyıllardan bu yana devam ediyor. Türk kahvesi, hemen 128 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 yanında lokum ve ev yapımı Türk baklavası. Üçü bir arada ikram ediliyor. Bize de bugün Travnik’te Türk kahvesi, lokimi ve baklavasını ikram ettiler. Kahveyi yudumladım, lokumla birlikte iyi gidiyor… Ve ev yapımı Türk baklavası onun da tadı çok güzel… Ceviz var içinde bol miktarda. Bizim Anadolu’da evlerimizde ananelerimizin yaptığı baklavalar gibi. Bizden kokan, bizim tarihimizden izler taşıyan bu güzel şehir Travnik’i sizlere daha yakından tanıtacağım. FATİH SULTAN MEHMET’İN ABDEST ALDIĞI GÖKSU DERESİ Travnik kenti müthiş bir tabiata sahip. Bugovitsa dağının bulutlarla kaplı zirvesiden etkilenmemek mümkün değil… Bu yüce dağın hemen yamacında, kurulu tarihi kalenin alt tarafından Göksu deresi çağlayıp akıp gidiyor coşkulu şekilde… Bir avuç su içiyorum dereden... Çok soğuk. Yaz aylarındayız ama, burası oldukça serin. Çünkü dağların zirvesinde bir şehir Tavnik. Fatih Sultan Mehmet Han 1463 yılında Travnik Kalesi’ni fethetmeye ordularıyla birlikte geliyor. Tabi kale yukarıda zirvede, çok çetin mücadeleler veriliyor o dönemde… Fatih Sultan Mehmet Han rivayete göre Göksu deresine geliyor. Derenin buz gibi suyuyla abdest alıyor ve iki re- kat şükür namazı kılıyor. Kalenin fethi için Allaha yalvarıyor… Fatih Sultan Mehmet Han’ın bu duası ve niyazından sonra Osmanlı orduları Travnik Kalesi’ni fethediyor. TRAVNİK KALESİ Adeta bir kartal yuvası gibi şehrin zirvesinde yer alan Travnik kalesine Göksu deresinin kenarından yürüyerek ulaşıyoruz… Bu tarihi kale, Bugovitsa dağının hemen yamacında kurulmuş. Fatih Sultan Mehmet Han 1463 yılında bu kaleyi çetin bir mücadele sonunda fethediyor. Kale bugün bir müze olarak hizmet veriyor. 15. yüzyılda Bosna Krallığı döneminde inşa edildiğinde sadece ince duvarları bulunan kale Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedildikten sonra yeni duvarlarla çevrilerek ve içine farklı mimari yapılar eklenerek güçlendirilmiş. Kale içine Sultan II. Beyazıd döneminde bir cami inşa ettirilmiş. Ancak 1903 yılında çıkan bir yangında kalenin içindeki cami hasar görmüş ve günümüze sadece caminin kalıntıları ve minaresi ulaşabilmiş. Kale içinde ayakta kalmayı başaran kulede ise Travnik şehriyle ilgili etnografik eserler ve kalenin eski halini gösteren fotoğraflar ile resimler sergileniyor. VEZİRLER ŞEHRİ TRAVNİK Kaleden, Travnik’e kuş bakışı seyredebilirsiniz. Çok güzel bir şehir Travnik. Yeşil tabiatı, dereleri, dağları ve tarihi dokusu ile büyülüyor görenleri adeta… Şehirde birçok tarahi cami var. Travnik tam anlamıyla Osmanlı kültürünü korumayı başarmış bir şehir. Zaman adeta Osmanlı hakimiyetinin sona erdiği 200 yıl öncesinde donup kalmış bu şehirde. Şehrin her köşesinde Osmanlı’ya ait eserler bulunuyor. Bu eserlerin bir kısmı 20 yıl önce yaşanan savaş sırasında zarar görmüş olsa da önemli bir bölümü hala faaliyette. Cami, çeşme, medrese gibi Osmanlı dönemine ait toplumsal yapıların birçoğu bugün de hizmet veriyor. Travnik, 60 bin nüfusa sahip. Bu şehir Osmanlı’ya 44 vezir vermiş. Bu yüzden Travnik’e vezirler şehri de deniyor. ŞİRENA (RENKLİ) CAMİ Travnik’te Osmanlı döneminden kalma çok sayıda cami yer alıyor. Bunlardan biri Süleyman Paşa Camii. Caminin ilk olarak 16. yy’da inşa ettirildiği söyleniyor. Boşnak dilinde bu camiye Şirena adını vermişler. Türkçe’de “Renkli Cami” anlamına geliyor. Cami motiflerinden dolayı bu adı almış. Çok renkli kalem işlemeleri var. Mimberde, mihrapta pencerelerin üstünde bir vazo var ve üzerinde çiçek motifleri yer alıyor. Tavanlardaki renkli süslemeler dikkat çekiyor. Caminin ana giriş kapısı ağaç işi oyma sanatının en güzel örneklerinden biri… Orta kapı ise olağanüstü güzellikte renkli çiçek motifleriyle bezeli… Bu sebeple de cami renkli cami olarak anılıyor. Bu güzel cami aslında bugün bulunduğu yerde değilmiş, daha önce hemen yanı başındaki boş arsada inşa edilmiş. Ancak Travnik şehrinde çı- kan bir yangın sonucunda cami büyük hasar görüyor. Bir tek minaresi ayakta kalıyor. Osmanlı Veziri Süleyman Paşa 1815 yılında bu camiyi bataklık hale dönüşen eski arsasına değil, hemen onun yanına inşa ettiriyor. Dolayısıyla 16. yy’dan kalan minare de, sonradan inşa ettirilen caminin solunda yer alıyor. Aslında camiler şayet tek minareye sahipse, o minare caminin sağında yer alır. Ancak Renkli Cami’nin işte böyle bir hikayesi var… ELÇİ İBRAHİMPAŞA MEDRESESİ Travnik’te Osmanlı’dan yadigâr bir başka eser de 1705 yılında yaptırılan Elçi İbrahim Paşa Medresesi… Bu tarihi medrese Osmanlı vezirlerinden Akhisarlı Elçi İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış. İbrahim Paşa 1700’lü yılların başında Travnik kentine geliyor. Kendi adını taşıyan bu medreseyi inşa ettiriyor. Birçok vakıf da kuruyor. Bu medresenin amacı o dönemde imamlar yetiştirmek ve İslamiyet’in bu coğrafyada, Balkanlar coğrafyasında yayılmasını sağlamak. Bugün bu medrese imam hatip lisesi olarak faaliyetini sürdürüyor. Lisenin iki ayrı bölümü var. 160 erkek talebenin okuduğu bölüm ve hemen onun arka kısımda ise 200 kız talebenin okuduğu bölüm yer alıyor. Medrese 1946 yılında Komünist rejim döneminde kapatılıyor. 1992’de baş gösteren Bosna Savaşı’nın bitiği 1995 yılına kadar medrese kapalı kalıyor. Savaşın bitiminden sonra medrese yeniden faaliyete başlıyor. Bu güzel tarihi Osmanlı eseri günümüzde imam hatip lisesi olarak faaliyetini sürdürüyor. Medresenin yakınında ise Travnik’in eski Müftüsü Muhammed Efendi ile hanımının kabirlerinin bulunduğu bir türbe ve Osmanlı mezarları yer alıyor.Buram buram Osmanlı kokan tarihi Travnik şehrine veda edip yeniden yola koyuluyoruz. EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 129 AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK BOSNA YOLLARINI TÜRKLER İNŞA EDİYOR Bosna Hersek’te 20 yıl önce yaşanan ve 3,5 yıl süren savaş ülkenin ekonomisine ve altyapısına da büyük zarar verdi. Şimdi savaşın yaralarını saran kardeş Bosna Hersek’in altyapısının inşasında Türk firmalarının önemli rolü bulunuyor. S araybosna’dan, Mostar’a giderken yol üzerinde bir şantiyeyi ziyaret ediyoruz. Şantiyenin girişindeki gönderde Ay yıldızlı bayrağımız yer alıyor. Geniş bir alana kurulan şantiyede iki yıldan beri çalışmalar sürdürülüyor. Bu devasa şantiye Türk firması Cengiz İnşaat’a ait. Firma Bosna Hersek’te otoyol ve tünel inşaat projelerini gerçekleştiriyor. Yaklaşık 500 milyon dolarlık bir proje bu… Şantiye’de görevli Harita Mühendisi Yalçın Akdeniz ile sohbet ediyoruz. Yaptığınız çalışma nedir? YALÇIN AKDENİZ: Otoyol yapıyoruz Saraybosna’da. Hırvatistan’dan gelip Mostar’a bağlanan bir yol. 5C denilen yoldayız. Bu otoyolunun yaklaşık 20 km’lik bölümünü bizim şirketimiz inşa ediyor. Tüneller ve normal otoyol şeklinde. Üç tane kavşağımız 5 tane tünelimiz var. Kaç yıldır bu proje sürüyor? AKDENİZ: İki yıldır buradayız. Siz şimdi gurbettesiniz. Bu ülkeye Osmanlı Akıncıları da yıllar önce gelmiş. Sizler de günümüzün akıncılarısınız… AKDENİZ: Aslında gurbetteyiz de demek tam doğru değil, yabancılık çekmiyoruz bizler burada. Kendi memleketimizde gibi çalışıyoruz. Neticede bu toprakların bizimle olan ilişkileri çok eskiye dayanıyor. Lisan olarak da, isim olarak da, yaşayış ola- 130 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 rak da birbirimize çok yakınız. Öyle bir yabancılık hissetmedik. Biz kardeşiz, beraberiz. Kendi ülkemizde gibiyiz. Ben çok yer gezdim ama burada kendi ülkemde gibiyim. Kaç kişi görev yapıyor bu şantiyede? AKDENİZ: Yaklaşık 600 kişi. Bunun 300’ü Türk, Türkiye’den geldi. 300’ü Boşnak. Aslında Bosna Hersek için büyük bir fırsat bu. Hem bir Türk firmasının burada olması. Çünkü muhtemelen başka bir ülkeden firma gelse bu şekilde olmazdı. Dağları deldiniz Ferhat gibi… Sizler günümüzün Ferhat’ısınız, Türk işçisi mühendisi… Kolay oluyor mu bu tür çalışmalar? AKDEN İZ: Tabi kolay değil. Özellikle bu zeminde, yani zemin gerçekten problemli. Kayan zeminler var. Bir tepeyi aşıyoruz, onun arkasından tekrar vadiden öbür tünele giriyoruz ve gördüğünüz dağı da geçiyoruz ve arkada bir ova var, oraya çıkıyoruz. Çok teşekkür ediyoruz bu bilgiler için, yalnız sizinle birlikte projenin olduğu yere, o tünelin olduğu yere gidip biraz orada anlatabilirseniz çalışmaları biz de yerinde görelim. Çizmelerimzi giydik, yeleğimizi taktık, baretimizi hazırladık, tünele girmeye hazır haldeyiz her halde. Tünel için hazırız, tüneli yerinde görebiliriz artık. Şu anda buradaki tünel inşaatında kaç kişi çalışıyor? AKDENİZ: Şu anda burada yaklaşık 30 kişi var. Vardiya değişimi oluyor. İşin durumuna göre hangi iş yapılacaksa ona göre insanlar geliyor ve değişimli biçimde çalışıyorlar. Şu anda da püskürtme yapılıyor. Sizinle şantiyeyi gezerken çamura battık. Zor şartlarda çalışıyorsunuz değil mi? AKDENİZ: Evet, şartlar böyle, tünel inşaatı zor ve meşakkatli bir iş. Bu tünelin arkasında başka bir tünel var ve ikisini birleştireceğiz. Tabi, en zor bölgemiz ama Allah’ın izniyle hepsini halledeceğiz inşallah. Bu 2800 metre. En uzun tünelimiz. T4 tünelimiz 400 metre. Birleşime yaklaşık 5 metre mesafe kaldı. Şantiyenizin girişinde bayrağımız, Bosna Hersek bayrağı ile birlikte dalgalanıyor. Bu hepimiz için bir gurur kaynağı... AKDENİZ: Burası Mostar’a giden ana yol ve her geçen bize korna çalarak selam veriyor. Gerçekten çok duygulanıyoruz, mutlu oluyoruz. Sadece Türkler değil, diğer Balkan ülkelerinden de bütün kardeşlerimiz misafirimiz oluyorlar, bizimle çay içiyorlar. O anlamda büyük bir mutluluk bizim bayrağımızı burada dalgalandırmak. Şehitler Köyü: AHMİÇİ İmam Mahir Husiç katliamı anlattı. 16 Nisan 1993 yılında gerçekleşen katliamda şehit olanların isimlerinin yer aldığı bir anıt inşa edilmiş cami avlusunda. Anıt “116” adını taşıyor. Ahmiçi köyünde şehit edilen 116 Boşnak Müslümandan dolayı bu ad verilmiş anıta… Yollar bizi Ahmiçi köyüne getiriyor. 1992 yılındaki savaşın derin izlerinin yer aldığı bir köy Ahmiçi.. Köyün girişindeki caminin avlusunda bir şehitlik anıtı yer alıyor. Bosna savaşında dramatik sahnelerinin yaşandığı bir yer burası. Ahmiçi Camii İmamı Mahir Husiç, 1993 yılında köylerinde yaşanan katliamı anlatıyor: AHMİÇİ CAMİİ İMAMI MAHİR HUSİÇ KATLİAMI ANLATIYOR: “Savaş sırasında Hırvatlar tarafından yapılan katliamların en büyüğü 16 Nisan 1993’te bu Ahmiçi köyünde gerçekleştirildi. Sabah namazından öğle namazına kadar 116 Müslüman Boşnak burada katledildi. En küçüğü üç aylık bebekti. En yaşlısı da 82 yaşındaki bir dedemizdi. Ahmiçi köyü bir Boşnak köyü. Köyde Boşnaklara ait 150 hane bulunuyor. Savaştan önce burada yaklaşık 650 kişi yaşıyordu. Bunun 600’e yakını Müslüman Boşnak’tı. Hırvatlara ait 10 hanede de yaklaşık 50 Hırvat yaşıyordu. Savaştan önce Hırvatlarla beraber yaşıyorduk. Bayramlarda birbirimizi ziyaret ederdik. Çok iyi komşuluk ilişkilerimiz vardı. Ancak 16 Nisan 1993 günü bizi sırtımızdan vurdular.” Katliamda Ahmiç soyadını taşıyan bir aileden tam 44 kişi şehit edilmiş. En küçük şehit henüz 3 aylık bebek olan Nasır Şeyo… Mustafa Aziz ise, o katliamda şehit düşen Müslüman Boşnakların en yaşlısı. Anıtta yer alan şehit listesi 1993 yılında 16 Nisan’da yaşanan vahşetin ne denli büyük olduğunu gösteriyor. Ahmiçi caminin müştemilatında bir odadayız… Burada katliamın fotoğrafları yer alıyor. İbret verici fotoğraflar. Bir fotoğraf, Ahmiçi Camii’nin harap olmuş halini gösteriyor. Hırvatlar sabah namazında 60 kilo dinamit patlatarak camiyi yıkmışlar. Namaz kılan Müslüman Boşnaklar şehit düşmüş. Boşnak Müslümanların evleri ateşe verilmiş, dışarı çıkanlar ise kurşun yağmuruna tutularak şehit edilmiş… Öyle bir vahşet ki; bebekleri, yaşlıları, kadınları katlediyorlar, onunla da kalmıyorlar bu köyün hayvanlarını da katlediyorlar. Bu insanlığa sığar mı, nasıl bir vahşettir, bunları yapanlar nasıl birileridir, insan mıdır diye soru işareti koymak lazım… İnsan olan bunu nasıl yapabilir? Anlamak çok zor… Katliamı anlatan fotoğraflar Ahmiçi köyünü ziyarete gelenlere gösteriliyor. Dramatik sahneler, görüntüler. Bunları anlatırken ben çok zorlanıyorum içim yüreğim sızlıyor. Bir de o dönemde bu köyde bunları yaşayan insanların durumlarını düşünebiliyor musunuz? EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 131 AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK MOSTAR’DA OSMANLI MEDENİYETİ Bosna Hersek’te Osmanlı medeniyetinin ve tarihinin en güçlü şekilde yaşandığı bir şehir Mostar... 5 asır önce başlayan Osmanlı kültürü bugün de yaşatılıyor. 132 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 133 AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK ALPERENLER TEKKESİ VE DÜNYADAKİ CENNET OSMANLI YADİGARI MOSTAR KÖPRÜSÜ Neretva Nehri üzerine kurulu bulunan tarihi Mostar Köprüsü, Osmanlı medeniyetinden günümüze miras kalan en önemli tarihi eser. Bu köprü 2005 yılından bu yana UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. B osna Hersek’te Osmanlı varlığının en güçlü hissedildiği tarihi şehirlerinden Mostar’a gitmek üzere yeniden yoldayız. Yemyeşil dağların arasından bir nehir gibi süzülüp giden yolda ilerliyoruz. Yolculuğumuz boyunca Bosna Hersek’te olağanüstü bir tabiatla karşılaştık. Mostar yolu üzerinde yer alan Yaplanize baraj gölü bir tablo gibi adeta. Bosna Hersek su kaynakları bakımından oldukça zengin bir ülke. Yolculuğumuz sürüyor… Sarp dağların arasından akıp giden Neretva Nehri yol boyunca eşlik ediyor bize… Ve Mostar’dayız… Mostar, Osmanlı 134 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 tarihi için, bizler için çok büyük önem arz eden bir şehir. Neretva nehri üzerine kurulu bulunan tarihi Mostar Köprüsü, Osmanlı medeniyetinden günümüze miras kalan en önemli tarihi eser. Bu köprü 2005 yılından bu yana UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Mostar, Bosna-Hersek'te, Hersek bölgesinin en büyük şehri ve BosnaHersek Federasyonu'na bağlı Hersek-Neretva Kantonunun da başkenti... Bosna savaşı sırasında etnik yapısı değişen Mostar’da Müslümanlar şehrin doğusunda, Hırvatlar batısında yaşamaya başla- dı. Sırpların çoğu ise şehirden ayrıldı. Mostar’ı ortadan ikiye bölen Neretva Nehri’nin üzerinde, inci bir gerdanlık gibi uzanan Mostar Köprüsü yüzyıllar boyunca Bosna'da hoşgörü ve kültürel çeşitliliğin sembolü oldu. 427 yıl boyunca ayakta kalan köprü şehrin Müslüman ve Hıristiyan kesimini birbirine bağladı. Mimar Sinan’ın öğrencilerinden Mimar Hayrettin tarafından 1557 yılında bu tarihi köprü inşa edildi. Neretva Nehri’nin üzerinde yüzyıllardan beri varlığını koruyor. Ancak Bosna Hersek’te yaşanan savaş sırasında Hırvat topçuları tarafından ateşe maruz kaldı ve bu köprü tam ortasından ikiye ayrıldı. Harap bir hale geldi. Bu köprü gibi Mostar’da yaşanan savaşta bir çok tarihi eser de zarar gördü. Daha sonra AB’den alınan 15 milyon dolar civarında bir fonla Mostar’daki tarihi eserlerle birlikte köprü de restore edildi. Mostar Köprüsü, bizden Osmanlı’dan, Türk tarihinden izler taşıyor. Türkiye’miz için Osmanlı için çok önemli bir eser Mostar Köprüsü... O smanlı’dan yadigar bir başka tarihi mekana gidiyoruz şimdi… Burası Mostar şehrine yakın Balagay kasabası. Şırıl şırıl akan Buna Nehri ve muhteşem bir doğa harikasıyla karşı karşıyayız. Yeryüzünde eğer saklı bir cennet varsa işte burası olmalı. Bu güzellik olmalı. Buna Nehri’nin kaynağı dağın içerisinde. Dağın içinden gelen güçlü bir nehir ve bu nehrin kıyısında olağanüstü güzellikte bir doğa yer alıyor. Buna Nehri’nin kenarında yer alan tarihi evler ise Alperenler Tekkesine ait. Alperenler Tekkesi bu toprakları İslam’la buluşturmak için 6 asır önce Anadolu'dan bölgeye gelen dervişler tarafından kurulmuş. 2 yıl önce aslına uygun olarak restore edilen tekkenin 100 yıl önce yıkılan imaret ve misafirhanesi de mimarisine uygun olarak yeniden inşa edilmiş. Tekkenin içerisinde Sarı Saltuk'a ait olduğu söyle- nen mezar da bulunuyor. Alperenler Tekkesi’ni ziyaret ediyoruz. Sarı Saltuk’un kabri tekkenin ikinci katında yer alıyor. Burada yer alan tabelada Alperenler’le ilgili şunlar yazıyor: “ Türk İslam, Horasan bölgesinden bir hicret emri üzerine 700 arka daşıyla yo la çıka n Muha mme d Buhar i di ğ er adı yl a s ar ı Sal t uk, Alperen denilen yiğitlerden biridir. Anadolu ve Rumeli fethinde arkadaşlarıyla beraber büyük rol oynamıştır. Ulaştıkları coğrafyalarda ulaştıkları insanların gönüllerine girerek İslamiyet’in hoşgörüsünü arz etmişlerdir. 93 yıllık hayatı boyunca kendini İslamiyet’in hizmetine vermiş, insanlara doğruluğu, kalp kırmamayı anlatmaya çalışmıştır. Aşık Paşa’yla beraber bu türbede yatmaktadır.” Alperenler Tekkesi’nde dervişler yüzyıllar boyunca zikir yaptılar. Tekke, birçok tarikata ev sahipliği yapmış. Tekke ilk dönemdeki orijinal halini koruyor ancak, etrafındaki diğer müştemilatıyla birlikte günümüzde bir turistik tesis olarak işletiliyor. Tekkenin mutfak bölümünde Anadolu’da da kullanılan tahtadan yuvarlak bir sofra var. O sofranın etrafında dervişler toplanıp yemek yiyorlardı. Tekkenin bir odasında yeşil zemin üzerinde ay yıldızlı bayrak yer alıyor. Bu tabi İslam dinini simgeleyen bir bayrak. Tekke, Türkiye ve dünyanın birçok bölgesinden gelen turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerin başında geliyor. Tekkeyi ziyaret edenler Buna Nehri’nin buz gibi suyundan içiyorlar. Biz de içtik. Gerçekten çok güzel bir tadı var. Balkanların İslamlaşmasında büyük emekleri olan Horasan Erenleri’nin kabirlerinin bulunduğu Alperenler Tekkesi’ne veda ediyoruz. EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 135 AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK BOSNA’DA BİR OSMANLI KÖYÜ POÇİTEL Bosna Hersek’te Mostar yakınlarında Osmanlı mirasının en yaygın olarak bulunduğu bölgeler arasında yer alıyor. Poçitel... Osmanlı köyünde yüksek bir tepeye kurulmuş olan Poçitel Kalesi tüm heybetiyle karşılıyor bizi... R otamızı Osmanlı İmparatorluğu’nun Bosna Hersek’teki sınır köyü olan Poçitel’e çeviriyoruz… Bosna Hersek’te Mostar yakınlarında Osmanlı mirasının en yaygın olarak bulunduğu bölgeler arasında yer alıyor Poçitel... Bu Osmanlı köyünde yüksek bir tepeye kurulmuş olan Poçitel Kalesi tüm heybetiyle karşılıyor bizi … Kale 1463 senesinde inşa edilmiş, kale içinde yer alan Hacı Aliya Camii geçmişi ise 1562 yılına dayanıyor. Köyün aynı zamanda hanı, hamamı da var. Çok güzel bir Osmanlı köyü. Bosna savaşında köy Hırvat ordusunun saldırısına uğruyor ve camisi başta olmak üzere büyük hasar görüyor. Sonra yeniden aslına uygun olarak restore ediliyor. Cami, hamam ve medrese gibi ecdat yadigarı pek çok eseri barındıran bu köy, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alıyor… Köydeki eski eserler 16. ve 17. yüzyıl dönemine ait. Rehberimiz Elvis Kulyeviç ile birlikte tarihi Hacı Aliya Camii’ni ziyaret etmek için Arnavut kaldırımlı dik bir yoldan ilerliyoruz… Caminin kapısında bizi imam 136 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014 Cemal Gadara karşılıyor. İmam Cemal Gadara cami ile ilgili şu bilgileri veriyor: “Hacı Aliya Camii 1562 Yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapıldı ve Bosna Savaşı’n a kadar orijinalliğini korudu. Ancak 1993 yılında Hırvatlar tarafından dinamitl e n e n c a m i n i n k u b be s i y ı k ı l d ı . G ö r d üğ ü n üz d u v a r l a r o r i j i na l d i r . Mihrapta gördüğünüz beyaz taşlar yeni. Minberin beyaz bölümleri de caminin yenilenmiş halini yansıtıyor. Caminin bazı bölümlerinde yer alan süslemeler orijinal. Onlar fazla hasar görmediğinden tekrar yerine yerleştirildi. Ama süslemelerin önemli bir bölümü dinamit patlaması sonucu yok olduğu için yeniden yapıldı. Cami dinamitlendiğinde kubbe ve diğer bölümlerinden etrafa dağılan parçaları topladık, şimdi onları ibret alınsın diye cami avlusunda sergiliyoruz.Taşlar orijinal. O taşları caminin çocukları olarak görüyorum. Biz o taşları özellikle caminin avlusuna koyduk. Çünkü gelen turistler taşları ve duvardaki fotoğrafı gördüklerinde caminin daha önce yıkılmış olduğunu anlayabiliyorlar.” Cemal Gadara (Hacı Aliya Camii imamı) Osmanlı köyü Poçitel’deki Hacı Aliya Camii’nde Türk bayrağı asılı. İmam Cemal Gadara, ay yıldızlı bayrağı camiye Hollanda’da yaşayan Türklerin hediye ettiğini söylüyor. Osmanlı’dan izler taşıyan, ecdat yadigarı bu topraklara veda etme vakti… Tarihi bir şehirden ve tarihi bir mekandan ünlü Mostar şehrinden ve Mostar Köprüsü’nden Bosna Hersek’e veda ediyoruz.
Benzer belgeler
Bosna-Hersek Gezi Rehberi
Saraybosna yaklaşık 500 bin nüfusa sahip. Zaten ülkenin toplam 3 buçuk
milyon nüfusu var. Yani aşağı yukarı
ülke nüfusunun yüzde 15’i başkent
Saraybosna’da yer alıyor. Saraybosna,
olağanüstü güzell...