e-dostça 1 - Pratisyen Hekimlik Derneği
Transkript
e-dostça 1 - Pratisyen Hekimlik Derneği
BAŞLARKEN Sevgili Dostlar, Pratisyen Hekimlik Derneği İzmir Şubesi olarak bugünlerde daha sık bir arada olmak, birbirimizi hissetmek, yalnız olmadığımızı, iyi hekimlik değerlerinin yılmaz savunuculuğundan vazgeçmediğimizi hatırlatmak gerektiğini düşünüyoruz. Bu amaçla da elinizdeki mektup ile karşınızdayız. Bildiğiniz gibi birinci basamak hekimliğinin temsilcisi olan, bu basamakta çalışan hekimlerin özlük haklarını, Sürekli Mesleki Gelişim etkinliklerini yürütmekle görevli olan derneğimiz, yıllarca ülkemizdeki sağlık hizmet sunumu, özellikle de birinci basamak hakkında görüş ve önerilerini ısrarla yöneticilerimiz ve halkımızla paylaşmıştır. Temel ilkelerimiz olan, sosyal devletin temel ödevlerinden sağlık hizmetlerinin; Genel vergilerden finanse edilerek (dolaylı değil, servetten alınan vergiler), Herkese eşit, ulaşılabilir, ücretsiz, nitelikli sunumu çerçevesinde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin 224 sayılı ”Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi” yasasının ruhuna uygun olarak, sağlık ocaklarında, ekip hizmeti şeklinde, sadece kişiye yönelik değil, toplumu da içeren koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin ücretsiz ve kamucu anlayışla verilmesini savunmaktadır. Bu tutumumuzun gerekçelerini, temel olarak bu ülkenin şu anki ekonomik ve siyasi olanakları, sağlık kaynak ve altyapısı, toplumsal yapı ve kültürü yanında mevcut sağlık sorunlarımızın durumu oluşturmaktadır. O halde yapılması gereken, 224 sayılı yasa çerçevesinde, özellikle kentsel alanda hizmet sunumunu tekrar organize edecek şekilde, var olan 6.000 üzerindeki sağlık ocaklarına yenilerinin de eklenmesiyle, ekip elemanlarının, demirbaş ve sarf malzemesi eksiklerinin tamamlanacağı, tanı ve tedavi olanaklarının arttırılacağı bir destekle yürütülmesidir. Bunu yapmanın tek ve yeter gereği de, genel bütçeden sağlığa ayrılan payı Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği rakama çıkarmak ve siyasi irade ile desteklemektir. Ayrıca Türk Tabipleri Birliği Genel Pratisyenlik Enstitüsü eliyle Genel Pratisyenlik mesleki eğitimini UEMO (Avrupa Genel Pratisyenler Birliği) normlarında alarak, birinci basamakta çalışacak hekimlerin tek ve eşit statüde olacakları, Pratisyen Hekimlik Derneği tarafından Sürekli Mesleki Gelişim etkinlikleri ile mesleki bilgi ve becerilerini arttıracakları yapı şu anda hazırdır ve sadece kapsayıcılığının arttırılması için desteklenmesi yeterlidir. Eğer bunları yok sayar, dünden bugüne hayata geçirebileceğimiz basit düzenlemeleri yapmaz isek, sosyal devletin sadece adı kalacak, halkın zaten mevcut uygulamalar ile tırpanlanmış olan sağlık hakkı tamamen ortadan kalkacak, sağlık Genel Sağlık Sigortası’nın uygulamaya geçmesi ile satın alınması gereken bir ticari meta olacaktır. Sarsılan Sosyal Adalet duygusu halkın ülkesine inancını, siyasilere güvenini telafisi imkansız şekilde sarsacaktır. Sağlık çalışanları açısından, sözleşmeli çalışma şekli ile iş güvencesizliği, aynı disiplinde 3 farklı statüde hekim insan gücü, ekibin bağımsız ve belirli bir iş tanımı olan hemşire, ebe yerine aile sağlığı elemanı adıyla hekime bağımlı ve ileride hekim tarafından ücretli çalıştırılan personel yapısı ile çalışma barışının bozulması, birinci basamağın bütüncül yapısının Aile Sağlığı Merkezi ve Toplum Sağlığı Merkezleri eliyle yetersiz ve parçalanmış olarak sunulmaya çalışılmasına, tedavi edici hizmetlerin, koruyucu sağlık hizmetlerinin önüne geçmesine neden olacaktır. Sonuçta maliyeti yüksek, dayanışma yerine rekabete dayalı, sağlık emekçilerini ucuz insan gücüne indirgeyen, kapsayıcılığı sınırlı, dışarıdan dayatılmış bir sağlık hizmet sunumuna mahkum kalacağız. Ancak şubemiz, tüm bunların yanında, İzmir’de uyarılarımıza karşın bir inat uğruna başlatılan aile hekimliği sistemi nedeniyle, sizlerin ister aile hekimi ister toplum sağlığı hekimi olsun çok büyük sıkıntılar yaşadığınızı biliyoruz. Bu yanlış ve sürdürülmesi olanaksız, bizden ve bizim ihtiyaçlarımızdan kaynaklanmayan sistem içinde bizler, şu anki rolümüz ne olursa olsun, aslında birer mağdur ya da potansiyel mağdurlarız. Bu noktayı sıklıkla hatırlamaya, bizleri bölmeye çalışan bu sistemin ekmeğine yağ sürmemeye dikkat etmeliyiz. Birbirimizi kişisel tercihlerimiz - ki bu tercihleri özgür irademizle almamıza izin verilmediğini hepimiz biliyoruz - nedeniyle yargılamamamız gerekli, yargılanacak bir kişi / kurum var ise o da pilot uygulamayı örgütlü olarak durdurmayı gerçekleştiremeyen derneğimiz ve biz yöneticileridir. Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki, bu ilde pilot uygulamanın başlamış olması bir yenilgi değil doğruyu bulma yolunda mücadelemizin yeni ve farklı bir boyut kazanmasıdır. Örgütlülüğümüzü, iletişimimizi geliştirerek ortak aklı oluşturdukça bu mücadele büyüyecek ve hak ettiğimiz bir çalışma ortamı ve sağlık hizmet sunum şekline kavuşacağız. Elinizdeki mektup bu amacı gütmekte ve birinci basamaktaki tüm hekim dostlarımız, hatta ekip arkadaşlarımızın, halkımızın sistemden kaynaklanan mağduriyetlerini paylaşmaya, bunu yaparken de sadece ve sadece iyi hekimlik değerleri üzerinden tartışmayı yürütmeyi planlamaktadır. Dostlukla... Dr. Hasan DEĞİRMENCİ Pratisyen Hekimlik Derneği İzmir Şube Başkanı e-dostca 05.06.2007 Sayı:1 Bizler muhataplarına, bu sistem dayatmasında ısrar ederseniz, 14 Mayıs 2007 tarihinden sonra İzmir’de büyük bir kaosa neden olacaksınız demiştik ve uygulamanın daha ilk haftasında örnekler görülmeye başlandı. VARAN 1: YALNIZ DEĞİLSİNİZ! Pilot uygulama öncesi birinci basamak sağlık hizmet sunumunda ekip liderliğini yürüten ve hekimlik uygulamalarında tek ve eşit statüde insan gücünü temsil edenler Pratisyen Hekimler’di. Ancak “Pratisyen hekimlere statü kazandıracağız, halkın gözünde kaybettikleri saygınlıklarını iade edeceğiz” diyenlere yanlış yolda olduklarını; statünün, mevcut pratisyen hekimlere dünya örneklerinde olduğu üzere, mezuniyet sonrası mesleki eğitim ile Genel Pratisyelik / Aile Hekimliği ünvanı verilerek olacağını söyledik. Ama onlar, birinci basamakta, Aile Hekimi Uzmanları, diğer uzmanlık alanlarından Aile Hekimliği’ne geçenler ve 1.kademe uyum eğitimi alarak Aile Hekimi sıfatını alan pratisyen hekimler şeklinde 3 statü oluşturdular. Sonuçta, yeni adıyla Aile Sağlığı Merkezlerinde, esasen işletmeleştirilmiş eski sağlık ocaklarında artık, yıllarını birinci basamağa vermiş, koruyucu hekimliği, kapı - tutucu rolünü son derece iyi bilen, risk gruplarının tespit, izlem ve kayıt - istatistiklerini son derece hakim, bireyi yaşadığı, çalıştığı, okuduğu çevresi ile bir bütün olarak gören Pratisyen Hekimlerle, uzun yıllar TUS’da bilim sınavı ile değil yabancı dil puanı ile girdikleri ihtisaslarında, eğitimlerini diğer uzmanlık alanlarının eğiticilerinin üstlendiği ve birkaç Anabilim Dalında rotasyonlarla geçen ama asla birinci basamakta eğitim almayan Aile Hekimi Uzmanları ve yetiştirilme amaçları 2. veya 3. basamakta tedavi edici hizmetler olan diğer uzmanlık alanlarından hekimler bir arada çalışmaktadır. Yani Pratisyen Hekimlerin kazandıkları statü veya saygınlık değil, belki yan ofisteki arkadaşının uzmanlık derneği tarafından “Kamuoyuna Önemli Duyuru” ile emeğine yapılan haksızlık ve sırtından bıçaklanma duygusudur. Birinci basamak ayrı bir tıp disiplinidir. Eğitim alanı birinci basamak sağlık kurumlarıdır, 2. ve 3. basamakta ancak rotasyonları vardır. Eğiticileri yine bu alanın eğiticileridir. Bu şartları, Türkiye için, Avrupa Genel Pratisyenler Birliği’nin (UEMO) kabul ettiği eğitim 6 temel ve 12 klinik modülden oluşan müfredatı ile Türk Tabipleri Birliği - Genel Pratisyenlik Enstitüsü’nün eğitim programıdır. Eğitim süresi 5 yıldan fazla birinci basamak tecrübesi olan hekimler için 1 yılık “Geçiş Dönemi Eğitimi”, mesleğe yeni başlayanlar için en az yarısı birinci basamakta geçecek şekilde 3 yıllık “Mesleki Eğitim”dir. İsmi de, tüm dünyada özdeş kullanılan Genel Pratisyenlik/Aile Hekimliği olmakla birlikte, ülkemizde diğer ülkelerde örneği olmayan bir şekilde bu basamak ihtiyacına yönelik planlanmamış, eğitilmemiş ve 1 620 üyesinin büyük kısmı bu amaçla istihdam edilmemiş Aile Hekimliği Uzmanlığı nedeniyle GENEL PRATİSYENLİK’dir. Aile Hekimi Uzmanı arkadaşlarımız da birinci basamakta hizmet üretecekler ise, eğitimlerindeki birinci basamak sağlık hizmetine ait eksikliklerini, birinci basamak kurumlarında ve bu alanın eğiticilerinden almak durumundadırlar. Ancak bundan sonra, Aile Hekimi Uzmanı arkadaşlarımız ile birlikte çalışmaktan mutluluk duyar ve hayal ettiğimiz birinci basamağı birlikte daha kolay oluştururuz. TAHUD'DAN KAMUOYUNA ÖNEMLİ DUYURU: Pilot uygulama ile birlikte Aile Hekimliği bir sistem olarak algılanmaya ve Sağlık Bakanlığının getirdiği uygulamayla birlikte sistemde yer alan her hekim halk tarafından uzman hekim olarak yanlış bir şekilde tanıtılmaya başlanmıştır. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hazırlanan broşürde Aile Hekimlerinin tümünün uzman olduğu şeklinde yanlış bir durum algılanmakta, bu da Aile Hekimliği Uzmanı hekimleri rahatsız etmektedir. Bir gün Türkiye'de birinci basamakta çalışan her hekimin Aile Hekimliği uzmanı olabilmesi için bir süreç başlatılmıştır ama bu en az 10 yıl sürecektir. Pilot illerde görev alan hekim arkadaşlarımız eğer tabela ya da kapılarında uzman ibaresi yok ise 1 haftalık uyum eğitiminden geçerek uygulamaya geçmiş olan pratisyen hekimlerdir. Bu hekimlerin eğitimleri devam etmektedir. Aile Hekimliği alanında uzmanlaşmak için 1 haftalık değil 3 yıllık bir eğitim gereklidir ve bu eğitim TUS'a girilerek sınav kazanılması, nöbet tutularak tez yazılarak kazanılması gereken meşakkatli bir sürecin kazandırdığı bir haktır. Aile Hekimi olarak çalışan arkadaşlarımız 10 yıl sonra birinci basamakta çalışan her hekimin bu alanda uzmanlaşmış hekim olacağı bir sürece ilk adımı atmış hekimlerdir, Aile Hekimliği Uzmanlığı yolunda eğitimleri devam etmektedir. Şu anda çalışmalarını sağlayan belge geçici sertifikalardır, uzmanlık belgeleri değildir. Henüz uzmanlaşmamış ama uzmanlaşma sürecine 10 günlük bir uyum eğitimiyle ilk adımı atmış pratisyen hekim arkadaşlarımızdır. Bu süreç devam ettiğinde Aile Hekimliği Uzmanı olarak çalışabilmeleri için eğitimlere devam etmeleri ve TUSa girmeleri gerekecektir. Aile Hekimliği bir sistem değil Türkiye de 24 yıldır Sağlık Bakanlığı Tababet Uzmanlık Tüzüğünde yer alan bir uzmanlık dalıdır. Aile Hekimliği Uzmanlarının ve asistanlarının sayısı 1620'dir. Kalan 24.000 pratisyen arkadaşımızın ise Aile Hekimliği Uzmanı olma sürecinde eğitimleri ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği olarak Aile Hekimliği Uzmanlığının bilimsel ve evrensel tanıma uygun temel ilkelerinden ödün verilmeden uygulanmasının takipçisi olmak, Aile Hekimliği Uzmanlığına ait yanlış ve bilimsel olmayan gerçek dışı bilgilendirmelerin karşısında olmak ve disiplinimizin gerekleri doğrultusunda uygulamalarla ilgili yol göstermek temel görevimizdir. Kamuoyuna önemle duyurulur. TAHUD Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği PHD’DEN ÜYELERİMİZE ÖNEMLİ DUYURU: PRATİSYEN HEKİMLİK DERNEĞİMİZ, BİRİNCİ BASAMAĞIN TÜMÜNÜ, BU ALANDA EMEK VERENLER ARASINDA AYRIM YAPMAKSIZIN, TÜM HEKİMLERİN ÖZLÜK HAKLARINI SAVUNAN VE GELİŞTİREN, SÜREKLİ MESLEKİ GELİŞİMLERİ İÇİN EĞİTİM ETKİNLİKLERİ VE KONGRELER DÜZENLEYEN, PERİYODİK DERGİSİ OLAN BİR DERNEKTİR. AYRI BİR TIP DİSİPLİNİ OLAN BİRİNCİ BASAMAKTA ÜYELERİMİZİ, BU ALANIN TEK YETKİN İNSAN GÜCÜ VE TEK STATÜDE EMEKÇİLERİ OLARAK GÖRÜYOR VE SAYGILARIMIZI SUNUYORUZ. İYİ Kİ VARSINIZ, İYİ Kİ ÖRGÜTLÜYÜZ... ULUSLAR ARASI İLİŞKİLERİMİZ/UEMO Avrupa Pratisyen Hekimler Birliği (UEMO) 1967 yılında 6 ülkenin hekim organizasyonlarınca Paris’te kurulmuştur. Avrupa’da genel pratisyenliğin(GP) tıp ortamında kabulünde ve politik gücünün artması konusunda önemli bir birlik oluşturmuştur. Mücadelenin sonunda 1986’da kabul edilen direktif ile minimum mesleki eğitim standardını garanti altına almıştır. UEMO şu anda 24 üyesi ve 2 gözlemci üye ülkesi ile Avrupa GP’lerinin güçlü bir organizasyonudur. GP haklarını ve mesleki kazanımlarını savunmakta ve politik mücadelesi ile yasal zemine oturtmaktadır. UEMO, konusunda Avrupa Komisyonunun danışman kuruluşudur. Türkiye GP’lerinin UEMO ile ilişkisi 1990’lara dayanmaktadır. TTB’nin başlattığı bu ilişki çeşitli nedenlerle bir süre kesintiye uğramıştır. Aslında bu dönem TTB içinde GP’lerin örgütlenme sürecine de denk düşmektedir. Türkiye’de GP’lerin örgütlenmesi, sorunlarının farkına varması, sahip çıkması 1989 yılında TTB Pratisyen Hekimlik kolunun kurulmasını; tıp ortamında genel pratisyenliğin ayrı bir tıp disiplini olmasının tüm dünyada kabul sürecinin arkasından benzer süreçlerin Türkiye GP’lerince de yaşanması ve bunun sonucunda mesleki eğitim ihtiyacına cevap verebilmek üzere 1998 yılında TTB Genel Pratisyenlik Enstitüsü (GPE)’nün kurulmasını sağlamıştır. Yine 1998 yılında kurulmuş olan Pratisyen Hekimlik Derneği ile pratisyen hekimler sürekli mesleki eğitimleri konusunda da önemli bir adım atmışlardır. UEMO ve Türkiye GP’lerinin ilişkileri 2003 yılında yeniden canlanmıştır. TTB Pratisyen Hekimler Kolu, Pratisyen Hekimlik Derneği ve TTB GPE’nün temsilcileri ile UEMO’da gözlemci üyeliğini sürdürmekte tüm komisyonlarında aktif rol almaktadır. UEMO başkanı Dr.Fabian 2005 sonbahar dönemi UEMO toplantısına İstanbul’da ev sahipliği yapan Türkiye delegasyonu ve sevgili başkanımız Dr. Sayek’in de katıldığı basın toplantısında Türkiye’de yaşanmakta olan aile hekimliği sistem değişikliğine karşı verilen mücadelede yanımızda olduğunu ve UEMO’nun her türlü mücadelemizde bizimle olacağını açıklamıştır. Avrupa Birliğinin birinci basamak örgütlenmesinde ülkelere karışmadığını, Avrupa’da her ülkenin kendi ihtiyaçlarına göre bir örgütlenmesinin olduğunu; sadece birinci basamakta çalışacak GP’lerin alması gereken mesleki eğitim süresini belirlediğini yine aynı basın toplantısında UEMO başkanı olarak Dr. Fabian açıklamıştır. 2003 yılından bu yana hiç aralıksız ve aktif olarak katıldığımız UEMO toplantılarında mesleki örgütlerimizle temsil edilmemizin yanı sıra Avrupalı meslektaşlarımızla bilgi alışverişinde bulunma, kongrelerimize davetli konuşmacı olarak katılmalarını sağlama ve dostluklarımızı geliştirme şansı doğmuştur. PİLOT İLLERDEN….. ESKİŞEHİR Neredeyse 1 yıl olacak aile hekimliği handikabının içinde yuvarlanalı. Sağlık çalışanları olarak zor günler yaşıyoruz. Her ne kadar itiraf etmeseler de bu sistem hekim bazlı bir sistemdi. Zaten ücret farklarıyla da her şey ortadaydı. Payın büyüğünü hekimlere verdiler ve gayrı ahlaki bir yöntemle yani parayla yaparız bu işi dediler. Diğer sözleşmeli sağlık çalışanlarına da düşen payın azlığından dolayı sözleşmeli personel sayısının artmadığını düşünenler onlardaki ücretlendirmeyi de arttırdılar. Ama herşey böyle güllük gülistanlık devam etmiyor. Sağlık ocağı binalarımızın kira bedelleri belli oldu. İhale usulü binaların bedelleri bulundukları yer ve koşullarına göre belirlendi ve metrekare hesabıyla odaların bedelleri belli oldu. Geçmişe yönelik biriken kira borçlarına da kolaylık sağlanıyor taksit yapabiliyorsunuz. Merkez ASMlerde odalar 300 – 350 - 375 YTL gibi fiyatlarda seyrediyor. Şimdi ise doğalgaz, elektrik, su giderleri var sırada. Yani verilen 5 000 YTL’ler eriyor. Tıpkı bizim en başta dediğimiz gibi, bu devran böyle sürmeyecek. Önce verecekler sonra az az isteyecekler. Ve yapıyorlar da... Bizler ne alalım ne de geri verelim. Bizlerin üzerine ücret etiketi koymalarına izin vermeyelim. Bizler ücretlerimiz üzerinden değil mesleğimizin onurlu çalışmalarıyla gündeme gelelim. Cumhuriyet 11.05.2007 İzmir Yeni Asır 30.05.2007 Denizli VARAN 2: YALNIZ DEĞİLİZ! 14 Mayıs 2007 tarihinde İzmir’de aile hekimliği pilot uygulamasının başlaması ile birlikte, halkın sağlığından ve yetiştirdikleri öğrencilerin mesleki geleceğinden sorumluluk duyan Halk Sağlığı akademisyenleri İzmir Valisi Sayın Cahit Kıraç ile görüşmüş ve bu sistem ile ilgili kaygılarını dile getirerek, sağlık sisteminde yıkıma yol açacak bu uygulamanın bir an önce durdurulmasını istemişlerdir. Ancak bu görüşme ve öncesindeki sağlık müdürlüğü ile hocalarımızın temaslarında yaşananlar gerçekten düşündürücüdür ve yöneticilerimizin tek taraflı bakış açısının kanıtıdır. Örneğin, sağlıkta dönüşüm projesi öncesindeki İzmir ili sağlık verilerini alma ve bir araştırma yapmak için izin talebini reddeden İl Sağlık Müdürlüğü, aklımıza “Uygulamanın sonuçlarının bilimsel olarak ortaya konulmasından korkuluyor mu?” sorusunu getirmektedir. Çünkü, bir şeyleri örtme kaygısı olmasa, bilimsel ölçütlerle ve yansız yürütülen çalışmalardan neden kaçınılsın ki? Sayın Valimizin de Sağlık Müdürlüğünce tek taraflı bilgilendirilmek yerine, bilim adamları ve ilgili meslek örgütleri ile birlikte değerlendirme yapacağına inanıyoruz. Ayrıca sakıncaları sıralanan sistemin sonuçlarını, uygulamadan sonra değerlendirmek yerine, bir sistem önerisi getirilir iken bunun bilimsel olarak değerlendirilmesine olanak tanınması ve bilimsel ortamlarda alanın uzmanlarınca tartışılmasının gerektiğini öneri sahiplerine hatırlatacağını düşünüyoruz. Unutulmamalıdır ki, iyi planlanmamış sağlık sistemi değişikliklerinde mağdur olacak insandır ve hatanızın telafisi çoğu zaman mümkün değildir. Yani sağlık sisteminde yapılan hatalar, yanlış örülen bir kazağa benzemediği gibi; tamiri de kazağın sökülüp tekrar örülmesi kolaylığında olmaz. Hasta için 'sevk almak' tarih oluyor 17 Mayıs, 2007 19:01:00 (TSİ) Sağlık sisteminde hastanın işini kolaylaştıracak önlemler devreye giriyor. Artık SSK ve Bağ-Kur’lular da tıpkı Emekli Sandığı mensupları gibi sadece sağlık karneleriyle üniversite hastanelerinde muayene olabilecek. Aile hekimliği sisteminin 12 ilde yapılan pilot uygulaması Türkiye'nin henüz bu sisteme hazır olmadığını gösterdi. “Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Birol Aydemir'e göre sağlık ocaklarının yetersiz olması bir geri adımı da beraberinde getirdi. Hazırlanan ‘Tedavi Uygulama Tebliği’ ile aile hekimliğine gitmeye gerek kalmadan hastalar doğrudan sağlık kuruluşuna başvurabilecek. Tebliğle sistemde başka önemli değişiklikler de yapılıyor. Buna göre SSK’lı ve Bağ-Kur’lular da sadece sağlık karnelerini kullanarak, yani sevke gerek kalmadan doğrudan üniversite hastanelerine başvurabilecekler. Bu sistemin devlete maliyeti 500 milyon YTL olacak. Tebliğe göre elinde ilaç raporu bulunan hasta, yeniden muayene ve reçeteye gerek kalmadan aynı raporla 2 yıl boyunca doğrudan eczaneden ilaç alabilecek. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Birol Aydemir, hastanın ilaç yazdırmak için tekrar hastaneye gitmemesi ve yeniden muayene ve tahlil yaptırmamasının 500 ile 700 milyon YTL arasında tasarrufu da beraberinde getireceğini söyledi. Tebliğle ayrıca yatan hasta için hastane eczanelerinde ilaç ve tıbbi malzeme bulundurulacak. Sosyal Güvenlik Kurumu bunun için hastanelere erken ödeme yapacak. Yatan hasta herhangi bir ihtiyacı için gece dışarıda ilaç ve tıbbi malzeme aramak zorunda kalmayacak. 17 Mayıs 2007 VARAN 3: İDDİASIZ KALDILAR Sevgili arkadaşlar, 17 Mayıs 2007 tarihinde basına bir haber düştü. Belki küçücük bir açıklamaydı, pek çoğumuzun dikkatini bile çekmedi. Ama gerçek hiç de böyle değildi. Çünkü bu kısacık beyanat bir itiraf niteliğindeydi ve her itirafta olduğu gibi itiraf edenin sıkıntısını, pişmanlığını ve belki de çaresizliğini dışa vuruyordu. Çünkü, itiraf edilen şey öyle hiç de sıradan sayılacak bir şey değildi. Tamı tamına “Aile hekimliği sisteminin 12 ilde yapılan pilot uygulaması, Türkiye’nin henüz bu sisteme hazır olmadığını gösterdi” denmekteydi. Peki açıklamayı yapan kimdi? Belki de o sıradan biri ya da yetkisiz bir kimseydi. Hayır, bunu söyleyen Birol Aydemir yani Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı’ydı. Yani bu sistemin finans kurumunun başıydı, diğer bir ifade ile musluğun başındaki kişiydi. Sadece bu açıklamanın gereği bile, hemen bugün, aile hekimliği sistemi adı verdikleri sistemin ve bunun gereği “Sağlıkta Dönüşüm Projesi”nin İPTAL edilmesidir. Yine Birol Aydemir'e göre, sağlık ocaklarının yetersiz olması bir geri adımı da beraberinde getirmiş. Ancak, şu anki sistemde, yıllarca kaderine terk edilen, üstelik 1980 sonrası neoliberal politikalar ile bilinçli bir tercih ile işlevsiz kılınmaya çalışılan sağlık ocaklarının olanaklarının bile gerisinde hizmet verilmektedir. Örneğin, saha ziyaretleri, yasa gereği olan bölge halkının sağlık durumu tespit muayeneleri dahil yapılamamaktadır. Pek çok ASM’de rutin laboratuvar testleri için “Laborantımız yok”, taşımalı sistem ile biyokimyasal testler ise “kan alacak personel yok” diyerek yapılmamaktadır. Küçük cerrahi girişimler, pansumanlar, ürtiker, hipertansif atak vakaları bile, hiçbir müdahale yapılmaksızın hastanelere sevk edilmektedir. Sağlık ocaklarını kapatanlar, şimdi de kapattıkları sağlık ocaklarında verilenden daha az hizmete bile göz yumanlar, birkaç hafta öncesine kadar çok iddialı konuşuyorlardı. Çünkü, yıllarca bir çivi dahi çakmadıkları sağlık ocaklarını, 1 günde badana yaparak, çalışır durumdaki ekipmanı bile yeni ekipmanlarla değiştirerek, her hekime bilgisayar servisi yaparak birinci basamağın sorunlarını çözeceklerini sanıyorlardı. Üstelik sağlık ocaklarının yetersizliği bu geri adımı attırıyor ise, bırakın arkadaşları istedikleri standartta kendi ofislerini açsınlar, istedikleri teknoloji ile donatsınlar ve ihtiyaçları kadar personeli yanlarında istihdam etsinler. Ama bunu yapamazsınız, yapamıyorsunuz. Çünkü “Halkın sağlık ocaklarını kapatamazsınız” karşı duruşu nedeniyle tabelalarını bile indirmeye cesaret edemediğiniz sağlık ocaklarını, hemen bunların altına, unuttuğunuz T.C. Sağlık Bakanlığı yazısını da 2 gün sonra eklemek kaydı ile astığınız tabelalarda yazılı olduğu üzere Aile Sağlığı Merkezlerine dönüştürdünüz ve odalarını kiralamak kaydı ile işletmeleştirdiniz. Bu şekilde sağlık ocaklarının sadece adını değil personelini, kayıtlarını yani mirasını amacı dışında kullandınız. Hal böyleyken geri adımdan ve bunun nedeni olarak sağlık ocaklarının yetersizliğinden söz etmek komik kaçmaktadır. Hazırlanan bu tebliğ ile sevk zorunluluğu tamamen rafa kaldırılmakta ve bu bir lütuf gibi halka sunulmaktadır. Oysa bizim gibi basamaklı sağlık sistemini öngören ülkelerde birinci basamak hekimliğinin olmazsa olmazı “sevk zincirinin tavizsiz uygulanmasıdır”. 224 sayılı yasa gereği olan sevk zincirini uygulamayanların, aile hekimliğine geçerken sevk zincirini, hekimlerin saygınlığının artması, hastanelerdeki kuyrukların azalması ve sağlıkta tasarrufun temel argümanı olarak söylemelerine karşın, bugün tersi ifade ederek, “aile hekimliğine gitmeye gerek kalmadan hastalar doğrudan sağlık kuruluşuna başvurabilecek” kelimesini müjde olarak sunmaktadırlar. Eğer bir geri adımdan söz edilecek ise asıl ve en büyük geri adım budur ki bu adımdan sonra aile hekimliği adına savunabileceğiniz hiçbir şey kalmamaktadır. Sevk zincirinin bozulması sadece birinci basamak sevklerinde değil, diğer basamak sevklerinde de yaşanacaktır. Çünkü, bu tebliğin yayınlanması sonrası, Emekli Sandığı mensupları gibi, SSK’lı ve Bağ-Kur’lular da sadece sağlık karnelerini kullanarak, yani sevke gerek kalmadan doğrudan üniversite hastanelerine başvurabileceklerdir. Asıl amacı bilim üretmek, hekim yetiştirmek ve ileri tetkik ve tedavi olanaklarını gerektiren sağlık sorunlarında 3. ve en üst basamak sağlık hizmet sunumunu vermek olan üniversitelerimiz, bu şekilde sadece hasta hizmetlerine özendirilmektedir. Bu sözlere bizzat üniversiteden bile eleştiri gelebilecektir, çünkü halkın üniversiteleri iken zaten işletmeleştirilmiş, tüm yatırım ve harcamaları döner sermaye gelirlerine terkedilmiş bu kurumlarımız daha fazla hasta bakarak ayakta kalmayı düşünür hale gelmiştir. Bu nedenle Emekli Sandığı mensuplarının 2. basamaktan sevk edilmeden üniversitelere gelmemesi gerektiğini ifade etmeden, şimdi bu yanlışın diğer sosyal güvenlik kurumlarına genişletilmesi ile işletim sıkıntılarının azalabileceğini hesap edebilirler. Yöneticilerimiz de bir adaletsizliği sona erdirdikleri yalanı ile seçim öncesi prim toplama kurnazlığını gösterebilirler. Yine benzer kurnazlığı, “elinde ilaç raporu bulunan hasta, yeniden muayene ve reçeteye gerek kalmadan aynı raporla 2 yıl boyunca doğrudan eczaneden ilaç alabilecek” diyerek gösteriyorlar. Üstelik bunu bir tasarruf aracı olarak sunuyorlar. Halbuki birinci basamağın en önemli rollerinden biri kronik hastalık yönetimidir. Yani bu hastaların periyodik muayene ve tetkikleri ile tedavi etkinliğini, metabolik kontrolünü, hastanın konsültasyonlarını yönetmektir. Bu amaçla ilaç dozunu, yaşam şekli değişikliğini yapmaya kadar pek çok müdahale için hastanın düzenli bir şekilde sağlık çalışanı ile karşılaşması gereklidir. Ama şimdi hasta bilinçli değil ise raporunu göstererek 2 yıl boyunca sağlık çalışanları ile karşılaşmadan ilaçlarını alabilecek ve bu şekilde tedavi olduğunu, kronik hastalığının kontrol altında tutulduğunu sanabilecektir. Ama daha acı olanı da sağlığı ticaret alanı sayanların, “hastanın ilaç yazdırmak için tekrar hastaneye gitmemesi ve yeniden muayene ve tahlil yaptırmamasının 500 ile 700 milyon YTL arasında tasarrufu da beraberinde getireceğini” söylemeleridir. TARİHE TANIKLIK ETMEK: Zaman zaman bu bölümde özeleştiri yapacak, bazen gülüp geçeceğimiz, bazen de derin düşüncelere dalacağımız yaşanmışlıklarımızı toplayacağız. Çünkü, pek çoğumuz yaşanmışlıkları kolayca unutuyor ve tekrar tekrar aynı hatalara düşüyoruz. Belki birkaçımız, “de javu” misali “ben sanki bunu yaşamıştım” diyor, ama o kadar… Oysa anılarımıza sahip çıkmadan, bugünü anlamamız ve yarını şekillendirmemiz olanaksızdır. Bu nedenle bizler bu günkü kırgınlıklarımıza, kısa bir süreliğine de olsa elimizden alınanların anılarının sıcaklığına, insanı ıskalayanların eliyle sürülmelerimize rağmen tarihe tanıklık yapmak durumundayız. Çünkü bu tarihi bizler hatırlarken terlemeyeceğimiz gibi gelecekte aynalara da rahatça bakabileceğiz. Bu nedenle hiçbir şeyi unutmayın, yazın , bize gönderin, paylaşalım, gönül arşivimize, ortak tarihimize kayıt düşelim. Tabi her şeyi buraya aktaramayacağız belki, isimler olmayacak, fotograf kullanılmayacak. Zaten bunlara gerek de yok, çünkü amacımız bireyler üzerinden tartışma yürütmek değil, sistemin yarattığı, mağduriyetler üzerinden yaşananları paylaşmak. Bunun tek istisnası kim ve nerede olursa olsun iyi hekimlik ilkelerini çiğneyenlerdir. Bunu da yapmak zorundayız ve ancak bu şekilde mesleğimiz ve birinci basamak saygınlığını koruyabiliriz. Bu duygular ile ilk tanıklığımızı, 31 mart-2 nisan 2007 tarihleri arasında yapılan aile hekimliği yerleştirmelerinin ilkinde, 1 nisan tarihinde gözlemcilik gibi zor bir görevi yapan Pratisyen Hekimlik Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Dr.Gülden AYKANAT’ın hepimiz adına yürüttüğü ve sonrasında hazırladığı raporu burada paylaşarak gerçekleştiriyoruz; 1 Nisan 2007 YER.: Termal tesisleri kardelen salonu Diyaloglar: Sağlık Müdürü Mehmet Özkan benim tabip odası adına gözlemci olarak geldiğimi söylemem üzerine: “Siz gözlemci değil izleyicisiniz doktor hanım” uyarısını yaptı.Protokol masasındaki yerime oturduktan sonra sağlık müdürlüğü çalışanları tarafından yakın izlemeye alındığımı hissettim.Çay almak için kalktığımda hemen yanımda müdürlükten kişiler beliriyordu.zaten bir süre sonra çay servisi doğrudan masaya yapılmaya başladı ve masadan kalkma gereksinimi ortadan kalktı. Bu arada bazı pratisyen hekim arkadaşlarla sağlık müdür yardımcılarının diyalogları da şöyleydi: “Hasta bakmayı seviyorsanız ASM tam size göre” “TSM ‘ lerde steteskobunuzu özlersiniz.” Az sonra yapılan anonsla törenin başlamak üzere olduğu bildirildi. Sonra sırasıyla Saygı duruşu İstiklal marşı Vali Yard.Sn.Alper Aydın konuşmasını yapmak üzere kürsüye geldi.Bu arada vali yardımcısının tabipler birliği temsilcisi diyerek bana ayrıca hoş geldiniz demesi yanımda oturan müdür yardımcılarının dikkatinden kaçmadı ve “doktor hanım sadece size özel bir hoş geldiniz dediler“ diyerek benim topluluk içindeki farklılığımı vurguladılar.Daha sonra SM. Sn. Mehmet Özkan kürsüye gelerek 13 aydır konuşulan projenin önemli bir ayağını hayata geçirdiklerini ifade etti. Daha sonra yerleştirmeye başlandı.Saat sekiz itibarıyla bir gün öncesinin sonuçları şöyleydi: Yerleşen:353 Boş kadro:734 Feragat eden: 7 Erteleyen:22 Gelmeyen:17 • Sağlık Müdürlüğü yerleşecek hekim sayısını 750 ile 900 arası bekliyor. Alper bey 900, Sebahattin bey (S.AYDIN) 850 olursa muhteşem bir sonuç olur demiş. Bana tahminimi sordular, “meslektaşlarımın gelecekleri ile ilgili her türlü tahmin, iddia ve lotaryayı örgüt olarak doğru bulmadığımızı” ifade ettim. • “Sizi de bir ASM’ye yerleştirelim doktor hanım arkadaşlara 1 nisan şakası deriz” dediler. Ben de “eğer bakanlıktan gelen yazıyla başvurmaları stratejik görevleri nedeniyle izin verilmeyen kişilerin de adları aynı listede yer alırsa olur” diye yanıtladım. • “6 ay sonra pişman olup aile hekimi olmak isterseniz ne olacak?” Yanıt “siz açılış konuşmasında 13 aydır konuştuğumuz proje dediniz ama ben bu projeye 20 yıldır hayır diyorum 6 ayda evet demem biraz zor siz ne dersiniz?” • Bu kez ben bir soru yönelttim: “Sizlerin sağlık müdürlüğü çalışanları olarak ASM tercihi yapanları alkışlamanız biraz tuhaf olmuyor mu? Arkadaşlarımız tercihlerini TSM lehine kullansalardı alkışlamanızı anlayabilirdim.” Yanıt yok... • Mikrofonda seçtiği yeri anons eden arkadaşlarımızda birinin önce sesi titredi ve sonra ağlamaya başladı.dayanamayıp Sağlık Bakanımız TTB ‘nin her yaptığı eylemde “eğer bir tek hastanın burnu bile kanasa hesabını sorarım” dediğini hatırlatarak “eğer yaşadıkları stresten dolayı buradaki meslektaşlarımızdan herhangi birine zarar gelecek olursa örgüt olarak biz de hesap sorarız “ dedim. “ambulans aşağıda bekliyor” yanıtını verince de dayanamayıp “kapıda ambulans bekleterek bunun sorumluluğunda kaçamazsınız.arkadaşlarımız aylardır çok yoğun stres altındalar ve salona bakarsanız yaş ortalamasının yüksek olduğunu da görürsünüz” diye yanıt verdim. • “Doktor hanım anketlerde istemiyoruz dediler ama biz iktidardayız ve çoğunluk bizde”. Sağlık Bakanlığı bürokratlarının yani devletin memurunun bu aidiyeti karşısında benim karşı sorum: “AKP de şu anda iktidarda ama halkın yüzde kaçını temsil ediyor?” Yanıt yine yok... • “Para her şeyi değiştiriyor ve bozuyor bakın ne anketlerdeki hayır istemiyoruz kaldı ne de aile hekimi olmayacağız.” Orada bulunan arkadaşlarımıza dair tespit bu kadar sığ ve maddiyatçılığa dayalı olunca anlayacakları soru: ”Peki para bitince ne yapacaksınız ?” Yanıt tespit kadar derinlikli!: ”yerine bir şey buluruz.” O halde bizlerin vergileri ile faizi de eklenerek geri ödenecek kredilere gönderme yaparak: “biraz acele etseniz iyi olur bakın hızla tükeniyor!” • “Tarih yazdık bugün!” “tarih dünden bugüne yazılamaz tarihin yazılması için 50-100 yıl geçmesi gerekir.” • “Şu anda tarihe tanıklık ettiğimiz doğru ama yıllardır İzmir SM gibi birinci basamağa sahip çıkılan ve tüm ülkeye örnek olan bir kentteki ekibin ve sağlık anlayışının nasıl darmadağın edilişinin tanıklarıyız ne yazık ki!” Gün sonunda Yerleştirilen: 892, Boş pozisyon: 195, Feragat: 22, Erteleyen: 65, Gelmeyen: 45. Bu ve benzeri rakamlarla tarih yazdığını sananlara, önce tarihi okumalarını önerir, tarihin rakamlarla değil ilkelerle, dış egemenlerle değil halk ile yazıldığını hatırlatırız... PRATİSYEN HEKİMLİK DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ 3. OLAĞAN SEÇİMLİ GENEL KURUL SONUÇLARI Pratisyen Hekimlik Derneği İzmir Şubemizin 2007 – 2009 dönemi 3. Olağan Seçimli Genel Kurulu 07.04.2007 tarihinde İzmir Tabip Odası Orhan Süren Salonu’nda gerçekleştirilmiştir. Şubemizin 2007 – 2009 dönemi yönetim kurulu; Hasan DEĞİRMENCİ (Başkan) Serhat Sami ÇENGEL (II. Başkan) Aylin Sena BELİNER (Genel Sekreter) Habibe GÜNEŞ (Sayman) Cüneyt ÖZBOYACI (Üye)
Benzer belgeler
PDF ( 20 )
halkın ülkesine inancını, siyasilere güvenini telafisi imkansız şekilde
sarsacaktır. Sağlık çalışanları açısından, sözleşmeli çalışma şekli
ile iş güvencesizliği, aynı disiplinde 3 farklı statüde h...
Wonca Europe
sağlık bakımı gereksinimlerini karşılayacak eğitim, araştırma ve
kalite güvencesi sağlama gündemleri geliştirilebilir.
Tüm Avrupa’da sağlık sistemlerinin örgütlenmesinde ve
aile hekimliği uygulamal...