öğrencilerin matematiksel güç düzeylerini ölçme sürecinde
Transkript
öğrencilerin matematiksel güç düzeylerini ölçme sürecinde
3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org ÖĞRENCİLERİN MATEMATİKSEL GÜÇ DÜZEYLERİNİ ÖLÇME SÜRECİNDE DERECELİ PUANLAMA ANAHTARI KULLANIMI* RUBRIC USAGE IN THE PROCESS OF ASSESSMENT OF STUDENTS’ MATHEMATICAL POWER LEVEL** Emre Ev Çimen*** Özet Matematiksel Güç (MG) “keşfetme, tahmin etme, muhakeme etme, alışılmış olmayan problemleri çözme, matematiksel bilgileri birbirleri, diğer bilim dalları ve günlük yaşam ile ilişkilendirme ve matematiksel iletişim aracılığı ile öğrencilerin matematiksel bilgileri anlama ve uygulama yeteneklerinin toplamı” olarak tanımlamaktadır (NAGB, 1996, 2002, 2003). Bu yönüyle MG’nin ölçümü öğrencinin bir konu üzerinde çalışırken kavramsal bilgisi, yöntemsel yaklaşımı ve problem çözme yetenekleri ile gösterdiği performansı aracılığıyla belirlenebilir. MG’nin pek çok bileşenden oluşması ve her bileşen için çok çeşitli ölçütleri içermesi, MG düzeyini belirlemek için yapılan ölçme ve değerlendirmede puanlama planlamasını zorunlu kılmaktadır. Buradan hareketle, öğrencilerin MG düzeylerini ölçmek amacıyla oluşturulan açık uçlu problemlerin değerlendirilmesi Dereceli Puanlama Anahtarı (DPA)/(Rubric) ile mümkündür. Bu çalışmada öğrencilerin MG düzeylerini ölçmede kullanılmış problem çözümlerinin DPA’ya uygun bir biçimde nasıl sayısal verilere dönüştürüleceği adım adım ele alınmış ve örneklenmiştir. Çalışma sonuçlarının, açık uçlu problemlerin çözümlerinin puana dönüştürülmesinde yardımcı olmasını ve özellikle MG ölçme ve değerlendirmenin daha güvenilir yapılması için rehber niteliği taşımasını umuyoruz. Anahtar Sözcükler: Matematiksel Güç, Ölçme ve Değerlendirme, Dereceli Puanlama Anahtarı, Rubric Abstract Mathematical Power (MP) is defined as a student’s overall ability of undestanding and practice of mathematical knowledge through discovery, estimation, reasoning, problem solving, connection and communication (NAGB, 1996, 2002, 2003). The evaluation of MP can be obtained by looking at a student’s performance on conceptual understanding, procedual knowledge and problem solving capabilities. Since MP have many sub-components and criterion for each sub-component, it is necessary to make score planning in assessment and evaluation process of MP level. Hence, the evaluation of open-ended questions formed for assessment of students’ MP level can be done by the rubric. In this study, we handled step by step rubric usage and showed how to quantify the student solutions for MP level assesment problems according to the rubric. We hope that the study results will help quantification of the answers to open-ended problems and also serve as a guide for a more reliable MP assessment and evaluation. Key Words: Mathematical Power, Assesment and Evaluation, Grade Scoring, Rubric * Bu makale yazarın “Matematik Öğretiminde, Bireye ‘Matematiksel Güç’ Kazandırmaya Yönelik Ortam Tasarımı Ve Buna Uygun Öğretmen Etkinlikleri Geliştirilmesi” isimli Dokuz Eylül Üniversitesi’nde, İzmir’de, 2008 yılında tamamlanmış doktora tezinin bir bölümünden yararlanılarak oluşturulmuştur. Doktora Tezi Prof. Dr. Hüseyin Alkan’ın desteği ve rehberliğinde tamamlanmıştır. ** This article is a part of the writer’s Ph.D. Dissertation named “A Design of Learning Environment and Related Teacher Activities to Foster Mathematical Power of Individuals in Mathematics Education”, Dokuz Eylül University, 2008, Izmir, Turkey. The Dissertation was completed under the guidance of Advisor Prof. Dr. Hüseyin ALKAN. *** Matematik Öğretmeni, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 905 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Ülkemiz matematik eğitiminde Ölçme Değerlendirme (ÖD) süreci değişen amaç ve kazanımlara rağmen ne yazık ki halen hazır kalıplar içerisinde gerçekleştirilmektedir. Ortaöğretim kurumlarında gerçekleştirilen ÖD sürecinde alt düzey bilgi ve becerilerin ölçüldüğü sürecin değil sonucun değerlendirildiği bilinmektedir (Ev Çimen, 2010). Oysaki yeni eğitim öğretim programının işlerliği için üst düzey bilgi ve becerilerin de amaçlara eklenmesi ve süreci ölçen ölçme yaklaşımının benimsenmesi gerekmektedir. Matematikte ÖD sürecinde, öğrencilerde bilgiyi kavrama, ilişkilendirme, muhakeme etme, problem çözme gibi yeteneklerin ve öğrencilerin bilgiyi kazanma, yeni durumlara uygulama, matematiksel iletişim kurma düzeylerinin ortaya çıkarılması bir gerekliliktir (NCTM, 2000). Ancak bu çerçevede gerçekleştirilen ÖD yaklaşımı ile öğrencilerde var olan MG ve gelişim düzeyini belirlemek mümkün hale gelmektedir. MG, öğrencinin muhakeme etme, problem çözme, iletişim kurma ve ilişkilendirme yolu ile matematiksel bilgiyi kavrama, özümseme ve kullanabilmeye yönelik elde ettiği yeteneklerin toplamı olarak tanımlanmaktadır (NAGB, 1996, 2002). MG’nin bileşenleri salt işlem becerisi ile ölçülemeyecek içerikte ve özelliktedir (Şekil 1). Şekil 1. MG Kavramı ve Bileşenleri Üç temel bileşenden oluşan MG düzeyinin belirlenebilmesi ancak açık uçlu problemler ile mümkün olmaktadır. Öğrenciler MG düzeylerini, problem çözme yaklaşımları ve birden fazla sonucu olan rutin olmayan problemlerdeki muhakeme etme becerileriyle göstermektedirler. Problem çözme sürecinde öğrenci, düşündüğünü söz ile veya yazılı ortaya koyma ve yaklaşımının yerinde olup olmadığını açıklama yolu ile kendi problem çözme yeteneği hakkında somut kanıtlar vermektedir ve böylece öğrencinin problem çözümünde sergilediği yaklaşımı ve benimsediği yol yöntemi ile MG düzeyi hakkında karar vermek de kolaylaşmaktadır. Konuyla ilgili yapılan araştırmalar öğrenci gelişimini ve başarısını ölçmede MG’nin gittikçe artan önemde bir rolünün olduğunu göstermektedir (NAGB, 2003). Eğitim Gelişiminin Ulusal Ölçümü (National Assessment of Educational Progress [NAEP]) tarafından 1990’da yapılan ölçmelerde kısa cevaplı ve açık uçlu sorular bulunmaktadır. Eksikliklerine rağmen bu sorular matematiksel iletişim kurmayı belirlemenin ilk aşamaları olarak kabul edilmektedir. 906 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Daha sonra, 1992 yılında genişletilmiş açık uçlu soruların kullanımı ile problem çözme ve muhakeme etme boyutları da kapsama alınmıştır (NAGB, 2002). Oluşturulan yeni ölçme maddeleri MG üzerine odaklanmış matematikte yer alan kavramları sistemin diğer boyutları ile ilişkilendirmeyi hedeflemiştir. Her bir madde birden fazla kavramı, matematiksel yeteneği ve MG düzleminde bulunan bileşenleri kapsayacak şekilde tasarlanmaya çalışılmıştır. MG’nin ölçülmesi birbirinden ayrık yeteneklerin ölçülmesi şeklinde tasarlanmamalıdır, aksine standartlarda ortaya konan boyutları mümkün olduğunca içermesine özen gösterilmelidir. Gerçekten de, bir öğrencinin MG’sini ölçmek için birçok farklı göstergenin belirli bir zaman aralığında değişiminin ölçülmesi gerekmektedir (NAGB, 2003). Bir problemde matematiksel bilginin bir boyutu diğer boyutlarından daha fazla vurgulansa da gerçekte ÖD sürecinde, MG’nin tüm boyutlarının bütünleştirilmesi yolu ile daha başarılı sonuçlara ulaşılacağı değerlendirilmektedir (NAGB, 2006). MG Ölçme ve Değerlendirme Sürecinde DPA Kullanımı ÖD sistemindeki yeni yaklaşımlar alternatif ölçme araçları ve bunların değerlendirilme biçimleri pek çok araştırmacı tarafından çalışma konusu olmuştur (Schneider, 2006). İlgili alandaki bütün çalışmaların hareket noktası geleneksel yaklaşımların yetersizliği nedeni ile yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğu düşüncesidir. Bu yeni yaklaşımlar ile birlikte ÖD çalışmalarına DPA kullanımı eklenmiştir. DPA, açık uçlu problemlerin çözümlerinle “neyin hangi ölçütlere bağlı kalınarak nasıl puanlandırılacağının planlanması” olarak düşünülmektedir ve bu yönü ile ÖD’nin daha güvenilir yapılması için rehber niteliği taşımaktadır (Goodrich, 1997). Öğretmen DPA ile hangi yaklaşıma kaç puan vereceğinin ayrımını yaparken, öğrenci de benzer biçimde hangi yol yöntemi seçtiğinde kaç puan alacağını görmektedir. Tanımı ve bileşenleri göz önünde bulundurulduğunda, MG kavramının ölçülmesinde yararlanılan problemlerin de DPA ile sayısal veriler haline dönüştürülmesi bir gerekliliktir. Çünkü MG’nin yapısı, pek çok bileşeni ve her bileşen için çok çeşitli ölçütleri içermesi bir puanlama planlamasını zorunlu kılmaktadır (Hartman, 1998ı). MG düzey belirleme problemlerine uygun geliştirilmiş DPA, fikir vermesi ve örnek oluşturması açısından “problem çözme” ve “ilişkilendirme” bileşenleri için Tablo 1 ve Tablo 2 ile verilmiştir (Hartman, 1998k). Tablo 1. MG’nin Problem Çözme Bileşeni İçin DPA YETERLİ / BAŞARILI Puan Problem Çözme 4 Öğrenci problemi keşfeder, örüntüleri ortaya çıkarır, gerekli bilgileri toplar, çözüm stratejilerini değerlendirir ve uygun matematiksel kavram ve yöntemleri kullanarak doğru bir çözüme ulaştığını hatasız, eksiksiz ve açık bir biçimde gösterir. Cevap: Doğru, Tam ve Açık (Çok İyi) 3 Öğrenci bazı küçük hatalarla ve eksiklerle de olsa problemi keşfettiğini, örüntüleri ortaya çıkardığını, gerekli bilgileri topladığını, çözüm stratejilerini değerlendirdiğini ve uygun matematiksel kavram ve yöntemleri kullanarak kabul edilebilir veya doğruya yakın bir çözüme ulaştığını gösterir. Cevap: Doğruya Yakın veya Kabul Edilebilir, Tama Yakın, Çoğunlukla Açık (Oldukça İyi) Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 907 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications YETERSİZ / BAŞARISIZ 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org 2 Öğrenci problemi kısmen keşfettiğini, örüntüleri kısmen ortaya çıkardığını, gereken bilgilerden bir kısmını topladığını, hatalı ve eksik bir çözüm stratejisi uygulamaya çalıştığını ve bazı matematiksel kavram ve yöntemleri kullanarak hatalı bir çözüme ulaştığını veya doğruya kısmen yaklaştığını gösterir. Cevap: Hatalı, Önemli Eksikler Var, Çok Açık Değil (Düzeltme İle Düzelir) 1 Öğrenci problemi çok az keşfettiğini, örüntüleri çok kısıtlı olarak ortaya çıkarmaya çalıştığını, gereken bilgilerden bazılarını topladığını, çok yetersiz bir çözüm stratejisi kullanmaya çalıştığını ve zayıf bir kavramsal anlamayla yetersiz/yanlış yöntemleri kullanmaya çalışarak yanlış bir çözüme ulaştığını gösterir veya hiç çözüme ulaşamaz. Cevap: Yanlış veya Ulaşamamış, Çoğu Eksik, Çok Açık Değil (Cevap Yeniden Yapılmalı) 0 Öğrenci soruyu anlayamaz, konu hakkında kavramsal anlama ve yol-yöntem uygulama bilgisi yoktur, soruyu cevaplayamaz, bilmediğini ifade eder veya tamamıyla ilgisiz cevap verir. Cevap: Yok, Alakasız, Puanlama Yapılamaz. (Henüz Cevaplamaya Hazır Değil) Yukarıda görüldüğü üzere problem çözme bileşenine uygun hazırlanmış DPA ile öğrencilerin problem çözme sürecinde yeterli olup olmadıklarını belirlemek kolaylaşmaktadır. Burada, öğrencilerin problem çözümlerindeki yaklaşımları puanlanmakta, verilen puanlar toplanarak, ortalamalara ulaşılmaktadır. Elde edilen sayısal sonuçlar analiz edilerek yorumlanmaktadır. Öğretim yaklaşımından, izlenen yol-yönteme, öğrenci başarısına pek çok konuda sağlıklı değerlendirmede bulunmak böylece mümkün olmaktadır. Tablo 2. YETERSİZ / BAŞARISIZ YETERLİ / BAŞARILI MG’nin Bağlantı Kurma Bileşeni İçin DPA 908 Puan Bağlantı Kurma (İlişkilendirme) 4 Öğrencinin cevabı sorunun ilişkili olduğu matematiksel kavramlar/yöntemler, diğer disiplinlerdeki ilişkili kavram/örüntü/yöntemler ve gerçek yaşam durumları arasındaki bağlantıların tümüyle farkında olduğunu gösterir. Cevap : Doğru, Tam ve Açık (Çok İyi) 3 Öğrencinin cevabı sorunun ilişkili olduğu matematiksel kavramlar/yöntemler, diğer disiplinlerdeki ilişkili kavram/örüntü/yöntemler ve gerçek yaşam durumları arasındaki bağlantıların oldukça farkında olduğunu gösterir. Cevap: Doğruya Yakın veya Kabul Edilebilir, Tama Yakın, Çoğunlukla Açık (Oldukça İyi) 2 Öğrencinin cevabı sorunun ilişkili olduğu matematiksel kavramlar/yöntemler, diğer disiplinlerdeki ilişkili kavram/örüntü/yöntemler ve gerçek yaşam durumları arasındaki bağlantıların kısmen farkında olduğunu gösterir. Cevap: Hatalı, Önemli Eksikler Var, Çok Açık Değil (Düzeltme İle Düzelir) 1 Öğrencinin cevabı sorunun ilişkili olduğu matematiksel kavramlar/yöntemler, diğer disiplinlerdeki ilişkili kavram/örüntü/yöntemler ve gerçek yaşam durumları arasındaki bağlantıların oldukça kısıtlı şekilde farkında olduğunu gösterir. Cevap: Yanlış veya Ulaşamamış, Çoğu Eksik, Çok Açık Değil (Cevap Yeniden Yapılmalı) 0 Öğrenci sorunun ilişkili olduğu matematiksel kavramlar/yöntemler, diğer disiplinlerdeki ilişkili kavram/örüntü/yöntemler ve gerçek yaşam durumları arasındaki bağlantıların farkında değildir. Cevap: Yok, Alakasız, Puanlama Yapılamaz. (Henüz Cevaplamaya Hazır Değil) Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 2 ile verilen MG’nin bağlantı kurma bileşenine uygun DPA gibi diğer bileşenlere yönelik DPA’lar da geliştirilip uygulamalarda kullanılmaktadır. Böylece açık uçlu problemlerin değerlendirilmesinde yaşanan zorluklar ve yapılan hatalar minimize edilmektedir. ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ Belli kuralı ve adımları olan, tek bir çözümü ve sonucu olan rutin/alışılmış matematik problemlerinin ÖD süreci pek çok matematikçi tarafından bilinmekte ve kolaylığı nedeni ile sıklıkla tercih edilmektedir. Buna karşın üst düzey bilgi ve yeteneklerin ölçümünü amaçlayan açık uçlu rutin olmayan bir problemi değerlendirmek o kadar da kolay olmamaktadır. Farklı yaklaşımlara elverişli, birden fazla yolla çözülebilen, yoruma ve geliştirilmeye uygun özellikleri ile açık uçlu problemlerin ÖD sürecinin sağlıklı olabilmesi belli kriterlere DPA’ya bağlı kalmayı gerektirmektedir. Ancak ne yazık ki ÖD sürecinde hala DPA’ların nasıl kullanılacağı konusunda tereddütler ve bilgi eksiklikleri olduğu düşünülmektedir. MG düzey belirlemede yararlanılan açık uçlu problemler ve bunların DPA’ya uygun kodlanmasına örnek oluşturması yönü ile bu çalışma önemli görülmektedir. YÖNTEM Amaca uygun olarak MG düzey belirleme problemlerinden biri olan örüntü problemi örnek seçilmiştir. Bu problemde farklı puanlamalara uygun nitel veriler adım adım örneklenmiş, öğrencilerin ne/neler yaptığında kaç puan alacaklarına ayrıntılı yer verilmiştir. Bu çalışmada kullanılan DPA, Marzano ve arkadaşları tarafından hazırlanan içeriğin uzman görüşü alınarak tercüme edilmesi ile oluşturulmuştur (Marzano et al., 1993). Verilerin DPA’ya uygun sayısal veri haline nasıl dönüştürülmesi gerektiği adım adım gösterilmiştir. Örnek problemde yapılan nitel verilerden sayısal sonuç elde etme işlemi ölçekte, sınavda yer alan bütün sorular için uyarlanabilmektedir. Açık uçlu problemlerde, öğrencilerin problem çözümlerindeki yaklaşımları puanlanmakta, verilen puanlar toplanarak, ortalamalara ulaşılmaktadır. Elde edilen sayısal sonuçlar analiz edilerek yorumlanmaktadır. Bu çalışmada örnek problem ve DPA’ya uygun çözümlenmesine yer verilmiş olup, açık uçlu problemler çözümlerinin puana dönüştürülmesi aşaması ile sınırlıdır. MG DÜZEY BELİRLEME PROBLEMLERİNİN DPA’YA UYGUN PUANLANMASI Bu bölümde, MG düzey belirleme Problemlerinden Örüntü Problemi’nin DPA’ya uygun puanlanması örneklenmektedir. İlk olarak problem, yönergesi ve her bir maddesi ile verilmiş, devamında problem için geçerli değerlendirme amaçlı DPA düzenlenmiş ve Tablo 3’de sunulmuştur. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 909 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org MG Düzey Belirleme Problemlerinden Bir Örnek : Örüntü Problemi BU PROBLEMİ CEVAPLARKEN; SİZDEN, 9 Problemde verilen ve istenenleri çözüm adımları ile birlikte ortaya koymanız, 9 Problemin çözümünde kendi yol yöntem ve yaklaşımınızı oluşturmanız, Aşağıda belli bir kurala bağlı olarak sıralanmış noktalardan oluşan şekiller (Şekil–1, 2, 3) verilmiştir. İnceleyiniz. Şekil–1 Şekil–2 Şekil–3 9 Kaleminizden çok matematiksel düşünmenizi kullanmanız, 9 Çözümünüzde matematik dilini doğru bir biçimde kullanmanız, 9 Çözümü resim, çizim, tablo, grafik vb. uygun görsel model ile doğru bir biçimde desteklemeye çalışmanız, 9 Düşüncenizin dayanaklarını, neden bu şekilde düşündüğünüzü net bir biçimde ortaya koymanız, • Gülşen bu kurala göre oluşturulan 20. Şeklin kaç noktadan oluştuğunu bulmak istiyor. Fakat her bir noktayı tek tek çizip hesap yapmanın zaman alacağını düşünüyor. Çözüm bulmak için Gülşen’e nasıl yardımcı olursunuz? 9 Açık ve anlaşılır olmanız, 9 Çözüm basamaklarında işlem ve yöntem hatası olup olmadığını gözden geçirmeniz ve değerlendirmeniz, • Gülşen’e önereceğiniz yol yöntemi ve Gülşen’in ulaşabileceği olası sonucu açıklayınız? Düşüncenizin dayanaklarını belirleyiniz ve ilgili açıklamalarda bulununuz. BEKLENMEKTEDİR… Elinden gelenin en iyisini yapman dileği ile… 910 • Bu yolla nasıl bir genellemeye ulaşırsınız? Ulaştığınız genellemeyi farklı biçimde(görsel, matematiksel) sununuz. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 Karşılaştırmak için en uygun parçaları (kavram, düşünce, şekil, nesne vb) seçme. Karşılaştırma için uygun parça özniteliklerini (karakteristik) seçme. Seçtiği özniteliklere göre parçalar arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koyma. İnceler Karşılaştırır. Ortak yanlarını belirler. Kurala ulaşmaya çalışır. BEKLENTİLER: Karşılaştırma ALT ÖLÇÜTLER: PROBLEM–6- İÇİN DEĞERLENDİRME ÖLÇÜTLERİ Ulaşmış olduğu kuralı ve genellemeleri tahmini ile birleştirme ve bir düşünceye ulaşma. Düşüncesine ve tahminine uyan matematiksel bir model oluşturma Kurduğu matematiksel modelin doğruluğunu ve işlerliğini test etme İnceler Karşılaştırır. Ortak yanlarını belirler. Kurala ulaşmaya çalışır. Bir sonraki şeklin biçimini (deney - tahmin) tahmin eder. Matematiksel bir model oluşturur Modelin çalıştığını test eder İnceler Karşılaştırır. Ortak yanlarını belirler. Kurala ulaşmaya çalışır. Bir sonraki şeklin biçimini (deney - tahmin )tahmin eder. Modelleme Genellemeye ulaşabilmek için gereken elemanları (çeşitli yöntemlerle (deney, gözlem, nakil vb) elde edilmiş bilgileri) belirleme ve tanımlama Genelleme yapabilmek için gereken yorumları bilgilerden üretir. Belirlediği bilgiler üzerinden yüksek doğruluk ve detayda sonuçlara ulaşır, kıymetli genelleme ve çıkarımlarda bulunur. Tümevarım (Genelleme) MG Düzey Belirleme Problemlerinden “Örüntü Problemi” İçin Geçerli DPA Tablo 3. İnceler Karşılaştırır. Ortak yanlarını belirler. Kurala ulaşmaya çalışır. Bir sonraki şeklin biçimini (deney - tahmin ) tahmin eder. Matematiksel bir model oluşturur Modelin çalıştığını test eder Problemi diğer bilimlerle ve günlük yaşam ile ilişkilendirir. “Eğer” sorularına cevap arar. Yeni problemler kurar. Problemi günlük yaşam ve diğer bilimler ile ilişkilendirme Problemin yatay ve dikey geçişlerinin neler olabileceği konusunda düşünme Modelin farklı uygulamalar/ problemler için de geçerli olup olmadığını inceleme Yeni problemler oluşturma Problemi Genişletme ve Yorumlama 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ww.iconte.org ISBN: 978-605-364-273-2 911 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org MG Düzey Belirleme Problemlerinden “Örüntü Problemi”nde Elde Edilen Verilerin Çözümlenmesi:. 1 –PUAN: (Katkı sağlamayan, birçok önemli hatalar yapan, ilgisiz çıkarımlarda bulunan, problemin kendisinden ne istediğini anlamamış ya da az anlamış, tamamlanmamış, hatalı ya da uygulanamaz bir yaklaşım sergilemiş, seçtiği yol izlediği yöntem çözüme uygun değil ya da az uygun, çözümü, yaklaşımı açık değil, ilgisiz, konu hakkında bilgisiz veya bu çizgide olan öğrencilere verilmiştir) Öğrenci şekil–1, şekil–2 ve şekil-3’ü birbiriyle karşılaştırmaz ya da doğru karşılaştırmayı yapamaz. Her bir şekli kendi içinde incelemeyi tercih eder. Dolayısıyla kendini şekillerin diziliş kuralına götürecek örüntüyü fark edemez. Şekil–1 Şekil–2 Şekil–3 Şekil -1’de 2 tane nokta vardır. Şekil -2’de 6 tane nokta vardır. Şekil -3’de 12 tane nokta vardır. Verilen şekilleri incelediğinde satır sayılarının ve sütun sayılarının birer arttığını fark eder. Toplam nokta sayısının da; her bir şekil için satır sayısı ile sütun sayısı çarpımı ile elde edilebileceğini düşünür. ŞEKİL -1 Æ 1 . 2 = 2 nokta, ŞEKİL -2 Æ 2 . 3 = 6 nokta, ŞEKİL -3 Æ 3 . 4 = 12 nokta Burada; 4. şekilde bulunması gereken toplam nokta sayısının ŞEKİL -4 Æ 4 . 5= 20 nokta olarak tahmin eder. Doğrulamak için şekli çizdiğinde; tahmininde yanılmadığını görür ve kuralının doğruluğunu fark eder. 2 –PUAN: (Kısmen katkı sağlayan, bazı önemli hatalar yapan ama tümüyle hatalı olmayan, problemin kendisinden ne istediğini kısmen anlamış, seçtiği yol izlediği yöntem çözüme uygun fakat eksikleri olan veya bu çizgide olan öğrencilere verilmiştir) Şekil–1, Şekil–2 ve Şekil-3’ü biri biriyle karşılaştırır. Şekillerin diziliş kuralını fark eder. Burada öğrencinin kimi işlem ya da sunum yanlışlıkları ya da yetersizlikleri bulunur. Şekil–1 Şekil–2 Şekil–3 Şekil -1’de 2 tane nokta vardır. Burada bir satır ve iki sütun bulunmaktadır. Şekil -2’de 6 tane nokta vardır. Burada iki satır ve üç sütun bulunmaktadır. Şekil -3’de 12 tane nokta vardır. Burada üç satır ve dört sütun bulunmaktadır. Her bir şekil incelendiğinde satır sayılarının ve sütun sayılarının birer arttığı görülür. 912 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Satır sayısı Sütun sayısı Toplam Nokta Sayısı Şekil -1 1 2 2 Şekil -2 2 3 6 Şekil -3 3 4 12 İncelendiğinde toplam nokta sayısının da; her bir şekil için satır sayısı ile sütun sayısı çarpımı ile elde edilebileceği görülür. Şekil–1, şekil–2 ve şekil-3’ü biri biriyle karşılaştırmıştır. Burada kimi yanlışları bulunur. Buna rağmen 20. şekilde kaç nokta olacağını hesaplar. Genellemeye ulaşmada kimi önemli yanlışlıklar yapsa da çıkış noktası ve yol-yöntemi doğrudur. 3 –PUAN: (Yeterli katkı sağlayan, doğru ve eksiksiz, amaca yakın olan, problemin kendisinden ne istediğini anlamış, çözümü yaklaşımı açık, temel açıklamalarda ve gereken uygulamalarda bulunmuş veya bu çizgide olan öğrencilere verilmiştir) Şekil–1, şekil–2 ve şekil-3’ü biri biriyle doğru bir biçimde ama katkısız karşılaştırır. Burada; 20. şekilde bulunan toplam nokta sayısı; ŞEKİL -20 Æ 20 . 21= 420 nokta olarak belirlenir. Toplam nokta sayısının; her bir şekil için satır sayısı ile sütun sayısı çarpımı ile elde edilebileceği görülür. n.şekil için ise bir genelleme oluşturduğumuzda; ŞEKİL –N’de n tane satır, (n+1) tane sütun bulunur. O halde; ŞEKİL -N Æ n . (n + 1)= n2 + n nokta bulunur. Genellemeye ulaşabilmek için gereken temel bilgileri açık ve doğru biçimde toplar, seçer, belirler. Bu bilgiler genel konu kapsamında önemli bilgilerdir. Şekil–1, Şekil–2 ve Şekil-3’ü biri biriyle doğru bir biçimde ama katkısız karşılaştırmıştır. 20.şeklin kaç noktadan oluştuğunu ve “n. şeklin” kaç noktadan oluşacağını karşılaştırma sonucu elde ettiği bilgisi ve muhakemesi ile doğru bir biçimde oluşturur ve sunar. 4 –PUAN: (Fazlasıyla katkı sağlayan, yaratıcı, özgün, içgörülü, amaca en yakın olan, doğru, detaylı, eksiksiz çıkarım ve yorumlarda bulunan, sıra dışı, alışılmadık derinlikte düşünen, çözümü, yaklaşımı açık, mükemmel, kıymetli açıklamarda, çıkarımlarda bulunan veya bu çizgide olan öğrencilere verilmiştir) Şekil–1, şekil–2 ve şekil-3’ü biri biriyle eksiksiz karşılaştırır. Burada kimi katkıları olur. İlave olarak, kendisinden açıkça istenmese de yaptığı karşılaştırmaya ilişkin detaylı çıkarımlarda ve yorumlarda bulunur. f, şekillerdeki toplam nokta sayısını göstermektedir. f:N+ÆN+ ve f(n) = n . (n + 1) bağıntısı ile verilen bir fonksiyondur. Bu 1’den n’e kadar olan sayıların toplamının 2 katıdır. Aynı zamanda çift sayılar toplamıdır. Şöyle ki; 1+2+3+…+n= n.( n + 1) 2 Bu eşitlikte içler dışlar çarpımı yaptığımızda Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 913 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org 2(1 + 2 + 3 + … + n )= n.(n + 1) ve 2 + 4 + 6 + … + 2n = n.(n + 1) elde edilir. Verilen noktalar kümesini gruplandırarak aşağıdaki biçimde düşünebiliriz. ŞEKİL -1 ŞEKİL -2 ŞEKİL -3 … ŞEKİL -N Şekil–1: 2 Şekil–2: 2 + 4 Şekil–3: 2 + 4 + 6 . . . Şekil–4: 2 + 4 + 6 + …+ 2n= n. (n + 1) Bir başka yaklaşımla bunu şu şekilde de gösterebilir. Bu gösterim de Binom açılımına, pascal üçgenine benzemektedir. Bu durum farklı bir yaklaşım ile birim kareler ile de sunulabilir. (1x1) = Birimkare ŞEKİL -1 Æ (1 x 1) ve (1 x 1) ŞEKİL -2 Æ (2 x 2) ve (2 x 1) ŞEKİL -3 Æ (3 x 3) ve (3 x 1) 914 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org … ŞEKİL -N Æ (n x n) ve (n x 1) Aynı model faktöriyel kavramı ile ilişkilendirilerek de ele alınıp, sunulabilmektedir. (n + 1)! = n.(n + 1) (n − 1)! Bu puanı alan öğrenci burada verilenlerin dışında da yaklaşım sergileyebilmektedir. Çünkü 4 puanda yaratıcılık ve bireysel performans söz konusudur. Dolayısı ile farklı ama doğru ve eksiksiz olan her yaklaşım değerlendirilmiştir. TARTIŞMA VE SONUÇ Matematik öğretim programında gerçek bir değişim gerçekleştirilmek isteniyorsa ÖD yöntem ve tarzının da değiştirilmesi gerekmektedir (NAGB, 1996, 2000). MG ve her bir bileşeni “problem çözme, iletişim kurma, ilişkilendirme, muhakeme etme, kavramsal anlama ve yol-yöntem uygulama bilgisi” geleneksel ÖD yaklaşımları yerine seçenekli ÖD yaklaşımları ile daha doğru belirlenebilmektedir (Watts, 1992). Öğrencilerde MG düzeyini ve gelişimini belirlemenin yolu salt işlem becerisini gerektiren sorularla değil daha geniş bir yelpazede daha derin amaçları ölçen açık uçlu problemlerle mümkün olmaktadır. Bu problemlerden oluşan ÖD sürecinde sağlıklı sonuca ulaşmanın yolu probleme uygun DPA ile değerlendirme yapmakla mümkündür. Problem çözme sürecinin bütün ayrıntılarını kapsayan DPA, çözüm aşamasındaki yol-yöntem ve yaklaşımları, yorum ve açıklamaları puanlamada kolaylık sağlamakta, bu yönü ile öğretmeni değerlendirme sürecinde rahatlatmaktadır. DPA’ya uygun gerçekleştirilen ÖD sürecinde hata payı çok daha az olmaktadır. Değerlendirme öznellikten uzak daha sağlam kriterler ile gerçekleştirilmektedir. Değerlendirme sonuçları eğitim öğretim sürecine, öğretmen yaklaşımına, öğrenci başarısına pek çok konu hakkında bilgi verebilmektedir. Bu yönü ile araştırmada ÖD yaklaşımının sonuçtan çok sürece yayılması ve çoktan seçmeli sorulardan açık uçlu problemlere yönelmesi gerekliliği bir kez daha vurgulanmaktadır. Açık uçlu problemlerin MG düzey belirlemedeki önemi düşünüldüğünde, DPA kullanımının bilinmesi ve yaygınlaştırılması kaçınılmaz olmaktadır. Üst düzey bilgi ve yetenekleri ortaya koyan ve MG gelişimini ivmeleyen açık uçlu problemlerin matematik ÖD sürecinde yaygınlaştırılması gerektiği değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, yalnız MG düzey belirleme ve geliştirme amaçlı değil ilköğretimden yükseköğretime eğitim öğretimin her düzeyinde her tür öğrenme etkinliklerinde ve ÖD sürecinde açık uçlu problemlerin kullanılması ve DPA’ya uygun puanlanması önemli görülmektedir ve önerilmektedir. KAYNAKÇA Ev Çimen, E., (2010). How Compatible Are The 9th Grade Mathematics Written Exams With Mathematical Power Assessment Criteria, Procedia Social and Behavioral Sciences (Elsevier), 2 (2010): 4462–4467. Goodrich, H. (1997). Understanding rubrics. Educational Leadership, 54, 14-17. Hartman, C. (1998ı). Math Power. Solves Problems. Scoring Guidelines. Reasoning Scoring Guidelines. Communication Soring Guidelines. Makes Connection Scoring Guidelines. Vancouver School District. Principal Academy. Executive Assistant for Curriculum Development. Vancouver. Hartman, C. (1998k). Mathematical Practice Tasks. Questioning Strategies and Techniques. Math Power Scoring Guidelines For Teachers. WASL General Guidelines. Math Task. Self Assessment. Math Task-Solves Problems. Math TaskReasons Logically. Math Task-Communicates Understandings. Math Task-Makes Connections. Vancouver School District, Principal Academy. Executive Assistant for Curriculum Development. Vancouver. Marzano, R. J., Pickering, D. J., McTighe, J. (1993). Assessing Student Outcomes/ Performance Assessment Using The Dimensions of Learning Model. Association for Supervisionand Curriculum Development Alexandria. Virginia. USA. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 915 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org National Assessment Governing Board[NAGB]. (1996). MathematicS Curriculum Framework. Achieving Mathematical Power. January. The Beauty and Power of Mathematics. National Assessment Governing Board U.S. Department of Education. http://www.doe.mass.edu/frameworks/math/1996/beauty.html National Assessment Governing Board. U.S. Department of Education[NAGB]. (2002). Mathematics Framework for the 2003 National Assessment of Educational Progress. Developed for the National Assessment Governing Board under contract number RN91084001 by The College Board, 800 North Capitol Street. NW Suite 825. Washington. DC 20002. www.nagb.org National Assessment Governing Board[NAGB]. (2003). Mathematical Power Framework for the 2003 National Assessment of Educational Progress. National Assessment Governing Board U.S. Department of Education. National Assessment Governing Board[NAGB]. (2006). 1996 ve 2000 için NAEP Matematik Çerçevesi. Developed for the National Assessment Governing Board under contract number RN91084001 by The College Board U.S. Department of Education. 800 North Capitol Street. NW Suite 825. Washington. DC 20002. www.nagb.org/pubs/96-2000math/ ch4.html National Council of Teachers of Mathematics (2000). Principles and standards for school mathematics. Reston, VA: Author. Schneider, F. J. (2006). Rubrics for teacher education in community college. Community College Enterprise. Spring 2006. (20 May. 2008). http://findarticles.com/p/articles/mi_qa4057/is_200604/ai_n17171705 Watts, M. R. (1992). A description of the implementation of the 1989 Assessment Standards for School Mathematics in grades K-3. AAT 9235090. University of South Florida. United States – Florida. http://proquest.umi.com/pqdweb?d id=744420431&sid=1&Fmt=7&clientId=37478&RQT=309&VName=PQD (02 Haziran 2007). 916 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org OKUL MÜDÜRLERİNİN BİLGİ YÖNETİMİ SÜREÇ YETERLİKLERİNİN VE LİDERLİK BECERİLERİNİN İNCELENMESİ EXAMINATION OF THE KNOWLEDGE MANAGEMENT PROCESS COMPETENCIES AND LEADERSHIP SKILLS OF SCHOOL PRINCIPALS Betül Balkar* Sevilay Şahin** Özet Bu araştırmanın amacı, ortaöğretim okulu müdürlerinin bilgi yönetimi süreç yeterlikleri ile liderlik becerilerinin incelenerek, en yetersiz oldukları bilgi yönetimi süreç yeterliğinin ve liderlik becerisinin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda aynı zamanda, okul müdürlerinin en yetersiz oldukları bilgi yönetimi süreç yeterliğindeki ve liderlik becerisindeki yetersizliğin nedenleri incelenmiştir. Araştırma Adana ili Çukurova ilçesinde bulunan ortaöğretim okullarında görev yapan 573 öğretmen ve 27 okul müdürü ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nitel ve nicel teknikler birlikte kullanılmıştır. Nicel veriler anket yöntemi ile nitel veriler ise, yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmanın nicel bölümünde ortaöğretim okulu öğretmenleri yer almaktadır. Okul müdürlerinin bilgi yönetimi yeterlikleri ve liderlik becerileri, öğretmenler tarafından değerlendirilmiştir. Araştırmanın nitel bölümünde ise, okul müdürleri yer almaktadır. Okul müdürlerinin öğretmenler tarafından yapılan değerlendirmeler hakkındaki görüşleri, araştırmanın nitel bölümünde incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda, okul müdürlerinin en yetersiz oldukları bilgi yönetimi süreç yeterliği bilginin paylaşılması; en yetersiz oldukları liderlik becerisi ise, süreci sorgulama olarak belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: bilgi yönetimi süreç yeterlikleri, liderlik becerileri, okul müdürleri Abstract The aim of this research was to determine most unsatisfactory knowledge management process competency (KMPC) and leadership skill (LS) of secondary school principals by examining principals’ KMPCs and LSs. In accordance with this purpose, reasons of incompetency in the most unsatisfactory KMPC and LS of principals were investigated. The study was carried out with 573 secondary school teachers and 27 principals working in Çukurova district of Adana province. Qualitative and quantitative techniques were used together. Quantitative data were obtained by survey method; qualitative data were obtained by semi-structured interviews. Teachers took part in the quantitative part of the study and KMPCs and LSs of principals were assessed by the teachers. Principals took part in the qualitative part and the opinions of principals related to the assessments of teachers were examined. According to the results, the most unsatisfactory KMPC is knowledge sharing; the most unsatisfactory LS is challenging the process. Key Words: knowledge management process competencies, leadership skills, school principals * ** Gaziantep Üniversitesi, [email protected] Gaziantep Üniversitesi, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 917 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Bilgi yönetimi farklı alanlardaki uygulamaların bütünleştirilmesi sonucunda gerçekleştirilebilen bir süreçtir. Bilgi yönetimi, örgüt üyelerinin yaratıcı kapasitelerinin ve enformasyon teknolojilerinin kapasitesinin bir araya getirildiği örgütsel süreçlerde ortaya çıkmaktadır (Hussain, 2010). Pan ve Scarbrough (1999), bilginin sosyal olarak inşa edildiğini ve teknolojik ve örgütsel faktörler arasındaki karşılıklı etkileşim yoluyla şekillendiğini belirtmişlerdir. Bilgi yönetimi yoğun olarak; insan/sosyal yönelimli ve/veya sistem/teknoloji yönelimli bakış açıları etrafında yapılandırılmaktadır (Santo, 2005). Bilgi yönetiminde insana odaklanan anlayış, bilgiyi insanın yarattığını ve çeşitli amaçlarla kullandığını savunmaktadır. Bilgiyi depolanabilen ve manipüle edilebilen bir nesne olarak gören teknoloji temelli anlayış, bilgi yönetiminde insan faktörünü önemsiz göstermeye çalışmaktadır. Enformasyon teknolojilerinin bilginin paylaşımına katkıda bulunduğu yadsınamaz, ancak bu sistemlerin bilginin yaratılması sürecinde tek başına rol oynamaları da elbette mümkün değildir (Pemberton, 1998). Birçok araştırmacı bilgi yönetimine ilişkin; sağlayıcı, süreçler ve örgütsel performans olmak üzere üç temel faktörden bahsetmektedir. Bilgi yönetimi sağlayıcıları, bilgiyi güçlendirmede kullanılan örgütsel mekanizmalardır. Bilgi yönetimi sağlayıcıları; organizasyon içerisinde bilginin oluşturulmasında, paylaşılmasında ve korunmasında yardımcı olmaktadırlar. Bilgi yönetimi süreçleri ise, çeşitli aktiviteleri kapsamaktadır. Bu aktiviteler değişkenlik gösterse de genellikle; yaratma, geliştirme, paylaşma, depolama ve kullanma gibi aktivitelerin, süreçler kapsamında gerçekleştirildiği söylenebilir (Paliszkiewicz, 2007). Bilgi yönetimi kabiliyetleri ise; alt yapı ve süreç olmak üzere iki başlık altında toplanmaktadır. Alt yapı kabiliyetleri; teknoloji, yapı ve kültür; süreç kabiliyetleri ise; elde etme, dönüştürme, uygulama ve korumadır (Gold, Malhotra ve Segars, 2001). Bilgi yönetiminin uygulanabilmesi için değişim ajanı olabilecek bilgi yönetimi profesyonellerine ihtiyaç duyulması, organizasyonlarda üst yönetimin bu sürece katılmasını ve destek vermesini gerektirmektedir (Koenig, 1999). Organizasyon yöneticilerinin, organizasyonlarında bilgi yönetiminin başarılı bir şekilde uygulanmasını sağlayabilmeleri için, organizasyonlarının gerekli bilgi kabiliyetlerine sahip olmasını sağlamaları gerekmektedir. Bunun için ise, kendilerinin de söz konusu kabiliyet alanlarında gerekli davranışları sergilemeleri ve gerekli niteliklere sahip olmaları önem taşımaktadır. Bir başka deyişle bilgi yönetimi aktivitelerini yönetebilmek için gerekli olan bilgi yönetimi yeterliklerini sergilemeleri gerekmektedir. Inkpen (1996), etkili bilgi yönetiminin gerçekleştirilmesine yardımcı olan faktörler arasında liderliğin de yer aldığını belirtmiştir. Liderlik, örgüt içinde çalışanların bilgi paylaşımında bulunmalarını sağlamaya yardımcı olmaktadır. Liderlik özellikle en iyi uygulamaları benimseyen çalışanları ödüllendirmede ve teşvik etmede işe koşularak, örgüt içinde bilgi paylaşımının ve transferinin gerçekleştirilmesini sağlayabilir (O’Dell ve Grayson, 1998). Pan ve Scarbrough (1999) araştırmalarında; sosyo-teknik perspektif doğrultusunda, bilgi yönetimi uygulamaları ve örgütsel bağlam arasındaki etkileşimleri incelemişlerdir. Araştırmanın sonucunda; bilgi yönetimi uygulamasının özümsenmesi için çok düzeyli bir bağlam kurmada, liderlik ve yönetimin önemli rolü olduğunu belirlemişlerdir. Liderlik becerileri, liderlik görevlerine aktarılmadığı sürece tek başlarına soyut olan kavramlardır (Kaman ve Mitchell, 1999). Etkili liderliğin bir göstergesi olan beceriler arasında, bütün liderlik durumlarında kullanılabilecek olanlar da bulunmaktadır. Bunlar; “analitik kabiliyet, ikna edicilik, konuşma kabiliyeti, detayları hafızada tutma, empati, düşüncelilik ve cazibe” olarak sıralanabilir (Yukl, 1989: 261). Liderin, liderlik tanımı kapsamında yer alan; bir hedef doğrultusunda organizasyon üyelerini etkileyebilmesi ve organizasyonu yönlendirebilmesi için; beceriler, özellikler ve kabiliyetlerin de içerisinde bulunduğu liderlik yeterliklerini uygulayabilmesi gerekmektedir. Giderek artan rekabetçi ortamlarda, organizasyonların liderlik yeteneğinin farkında olması ve liderlik yeteneğinin geliştirilmesi yönünde faaliyetlerde bulunması önem kazanmıştır. Liderlerin sahip olmaları gereken beceri seti liderin rolüne göre farklılık gösterebilmektedir (Wells ve Hejna, 2009). Bilgi toplumunda sürdürülebilir değişiklikler gerçekleştirebilmek için, eğitim liderlerinin birçok konuda yeterli olması gerekmektedir. Geleceğin müdürleri bilgi toplumunda değişime öncü olabilmek için, liderliği oluşturan beş temel unsura sahip olmalıdırlar. Bu unsurlar; “manevi (ahlaki) amaç, değişimi anlama, ilişki geliştirme kabiliyeti, 918 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org bilgi yaratma ve paylaşma ile bütünlük oluşturma” (Fullan, 2002: 17) şeklindedir. Bu unsurlara enerji, coşku ve umut gibi kişisel özelliklerin eşlik etmesi gerekmektedir. Unsurlar arasında yer alan manevi amaç; topluma pozitif katkıda bulunma niyetine vurgu yapmakta ve bütün okulların geliştirilmesine odaklanmaktadır (Fullan, 2002). Goor ve Schwenn (1997), okul müdürünün bir lider olarak sahip olması gereken beceriler kapsamında; işbirliği yapabilme, pozitif tutum sergileme, etkili dinleme becerisi ve güven oluşturmanın yer aldığını ifade etmiştir. Okul müdürlerinin rollerinin karmaşıklığı, gerek duydukları liderlik becerilerinin çeşitlenmesine neden olmaktadır (Young, 1994). Modern okul liderlerinin öğretimsel liderliği gerçekleştirebilmeleri için, karar verme süreçlerini verilere dayanarak gerçekleştirmeleri önemlidir. Bunun için eğitimcilerin bilgi yönetimini; “en iyi uygulamalara veya öğrenilen derslere ilişkin bilginin toplanması; bu uygulamaların ve derslerin onları kullanabilecek kişilerle paylaşılması; bu uygulamaların veya derslerin daha sonraki yenilikler ve/veya sınıftaki müdahaleler için uygulanması olarak” tanımlamaları gerekmektedir. (Stevenson, 2000: 198). Okullarda bilgi yönetimine verilen önem, okullarda örgütsel bir bilgi sistemi oluşturulmasına hizmet etmektedir. Organizasyonlarda sürekli değişen ve gelişen şartlara bağlı olarak yeni ihtiyaçlar ve gereklilikler ortaya çıkmaktadır. Değişen ve gelişen koşullar, okullardan ve öğretmenlerden beklenenleri de değiştirmektedir. Okullar artık sadece bilginin yayıldığı yerler değil, aynı zamanda bilginin yaratıldığı yerler olmak durumundadır (Hargreaves, 1999). Okulların öğretmen, öğrenci, veliler ve okul çevresi gibi çeşitli paydaşlarının bulunması, okul müdürlerinin bu süreçte sosyal katılımı sağlama yönünde daha fazla çaba harcamalarını gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla okul müdürlerinin, bilgi yönetiminin uygulanması yönünde destek kazanmaları zorlu bir süreçtir. Okul müdürlerinin bilgi yönetimini uygulamada karşılaşabilecekleri zorluklara, okul paydaşlarının desteğini kazanma ve bu sürecin işletilmesine gönüllü olarak katılmalarını sağlama konularında karşılaşabilecekleri zorluklar da eklendiğinde, okul müdürlerinin gerek bilgi yönetimi yeterlikleri gerekse liderlik becerileri açısından yeterli bir düzeyde bulunmalarının önemi artmaktadır. Araştırmanın Amacı Bu araştırmada, ortaöğretim okulu müdürlerinin bilgi yönetimi süreç yeterlikleri ile liderlik becerileri incelenerek, en yetersiz oldukları bilgi yönetimi süreç yeterliğinin ve liderlik becerisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, ortaöğretim okulu müdürlerinin en yetersiz oldukları bilgi yönetimi süreç yeterliğindeki ve liderlik becerisindeki yetersizliğin nedenleri incelenmiştir. Problem Durumu Araştırmada; “ortaöğretim okulu müdürlerinin en yetersiz oldukları bilgi yönetimi süreç yeterliği ve liderlik becerisi hangisidir?” sorusuna yanıt aranmıştır. Araştırmada yanıt aranan alt problemler ise şunlardır: 1. Ortaöğretim okulu müdürlerinin en yetersiz oldukları bilgi yönetimi süreç yeterliğindeki yetersizliklerinin nedenleri nelerdir? 2. Ortaöğretim okulu müdürlerinin en yetersiz oldukları liderlik becerisindeki yetersizliklerinin nedenleri nelerdir? YÖNTEM Araştırmanın Deseni Bu araştırma nicel ve nitel tekniklerin bir arada kullanıldığı karma araştırma yaklaşımı ile yapılmıştır. Araştırmanın nicel boyutu tekil tarama modeliyle; nitel boyutu durum çalışması modeliyle yürütülmüştür. Araştırma Grupları Ortaöğretim okulu müdürlerinin bilgi yönetimi süreç yeterlikleri ve liderlik becerileri, araştırmanın nicel boyutunda, ortaöğretim okulu öğretmenleri tarafından değerlendirilmiştir. Ortaöğretim okulu müdürlerinin, öğretmenler tarafından Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 919 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org yetersiz bulundukları bilgi yönetimi süreç yeterliğindeki ve liderlik becerisindeki yetersizliklerinin nedenleri ise, araştırmanın nitel boyutunda, okul müdürleri tarafından değerlendirilmiştir. Nicel Verilerin Toplandığı Evren ve Örneklem Araştırmanın nicel boyutunun evreni, Adana ilinin Çukurova ilçesinde görev yapan ortaöğretim okulu öğretmenlerinden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise, araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen 573 ortaöğretim okulu öğretmeninden oluşmaktadır. Nitel Verilerin Toplandığı Katılımcılar Araştırmanın nitel veri toplama sürecinde herhangi bir örnekleme yöntemi kullanılmamıştır. Nicel verilerin toplandığı 27 okulda görev yapan 27 okul müdürü, araştırmanın katılımcılarını oluşturmaktadır. Nitel veriler, araştırmanın nicel verilerinin analiz edilmesinden sonra toplanmıştır. Araştırmanın nicel bölümünde öğretmenler tarafından değerlendirilen okul müdürlerinin tamamının katılımcı olmasının, nicel verilerin analizi sonucunda okul müdürlerine ilişkin ortaya çıkan bulguların daha ayrıntılı olarak incelenmesine yardımcı olabileceği düşünülmüştür. Veri Toplama Araçları ve Verilerin Toplanması Okul müdürlerinin bilgi yönetimi süreç yeterliklerine ilişkin nicel veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen “Okul Müdürü Bilgi Yönetimi Süreç Yeterlikleri Ölçeği” (OMBYSYÖ) ile liderlik becerilerine ilişkin veriler ise, Kouzes ve Posner (2001) tarafından geliştirilen “Liderlik Uygulamaları Envanteri” ile toplanmıştır. OMBYSYÖ; bilginin oluşturulması, bilginin elde edilmesi, bilginin depolanması ve korunması, bilginin paylaşılması, bilginin kullanılması ve değerlendirilmesi olmak üzere toplam beş boyuttan oluşmaktadır. OMBYSYÖ beşli likert tipi bir ölçek olup likert tipi derecelendirmeye uygun olarak; “Hiçbir zaman=1, Nadiren=2, Bazen=3, Çoğu zaman=4 ve Her zaman=5” seçenekleriyle derecelenmektedir. Bireylerin liderlik becerilerine sahip olup olmadıkları davranışlarında ve uygulamalarında gözlemlenebilmektedir. Envanterde liderlik becerilerinin varlığı ve birey tarafından sergilenme düzeyleri, davranışlara dayalı olarak değerlendirilmektedir. Envanterde “yol gösterme”, “ortak bir vizyon oluşturma, “süreci sorgulama”, “personeli gelişimi konusunda cesaretlendirme” ve “izleyenlerinin başarılarını kutlayarak cesaretlendirme” olmak üzere beş temel alt liderlik davranışı incelenmektedir (Kouzes ve Posner, 2001). Türkçeye uyarlanması ve geçerlik ve güvenirlik çalışması Duygulu (2007) tarafından yapılan envanter, beşli likert tipi derecelendirmeye uygun olarak; 1: Hemen hemen hiçbir zaman, 2: Ender olarak/Nadiren, 3: Bazen, 4: Sık sık/çoğunlukla, 5: Hemen hemen her zaman seçenekleriyle derecelenmektedir. Araştırmanın nitel verileri yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmanın nicel verilerinin toplandığı 27 ortaöğretim okulunda görev yapan 27 okul müdürü ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Verilerin Analizi Nicel verilerin analizinde ortalama puanlardan yararlanılmıştır.“Bilgi Yönetimi Süreç Yeterlikleri Ölçeği” ve “Liderlik Uygulamaları Envanteri”ne ilişkin aritmetik ortalamaların yorumlanmasında beşli dereceleme ölçeğindeki “Her zaman/hemen hemen her zaman” seçeneği için 5, “Çoğu zaman/sık sık” seçeneği için 4, “Bazen” seçeneği için 3, “Nadiren” seçeneği için 2, “Hiçbir zaman/hemen hemen hiçbir zaman” seçeneği için 1 puan verilmiş ve öğretmen görüşleri derecelendirme ölçeği kullanılarak sayısallaştırılmıştır. Bu beşli ölçekteki dört aralık için (5-1 = 4) hesaplanan aralık katsayısına göre (4/5 = 0.80) ölçeklerin boyutlarına ve ölçeklere ait aritmetik ortalamalarına karşılık gelen algı düzeyleri belirlenmiştir. Nitel verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Yapılan kodlamalar genel bir çerçeve içerisinde gerçekleştirilmiştir. Yani verilerden çıkarılan kavramlara ve ilgili literatür kapsamında daha önceden belirlenmiş kavramlara göre bir kodlama süreci uygulanmıştır. 920 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org BULGULAR VE YORUM Ortaöğretim Okulu Müdürlerinin Bilgi Yönetimi Süreç Yeterliklerine İlişkin Bulgular Ortaöğretim okulu öğretmenlerinin OMBYSYÖ’ye verdikleri cevaplara ilişkin puan ortalamaları, ortalamaların karşılık geldiği algı düzeyleri ve standart sapmalar Tablo 1’de verilmiştir. Tablo 1. OMBYSYÖ ve OMBYSYÖ’nün Boyutlarından Alınan Toplam Puanlara İlişkin Bulgular Boyutlar X Ortalama Puana Karşı Gelen Algı Düzeyi Bilginin oluşturulması 38,01 Çoğu Zaman Bilginin Elde Edilmesi 26,12 Çoğu Zaman Bilginin depolanması ve korunması 48,04 Çoğu Zaman Bilginin paylaşılması 45,22 Çoğu Zaman Bilginin Kullanılması ve değerlendirilmesi 53,39 Çoğu Zaman TOPLAM 210,79 Çoğu Zaman Tablo 1’de görüldüğü gibi, ortaöğretim okulu öğretmenleri; okul müdürlerinin bilginin oluşturulması ( X = 38,01), bilginin elde edilmesi ( X = 26,12), bilginin depolanması ve korunması ( X = 48,04), bilginin paylaşılması ( X = 45,22) ve bilginin kullanılması ve değerlendirilmesi ( X = 53,39) bilgi yönetimi süreç yeterliklerinin hepsini çoğu zaman sergilediğini düşünmektedirler. Bilgi yönetimi süreç yeterliklerinin toplamına ait ortalamaya ( X = 210,79) karşılık gelen algı düzeyi de çoğu zaman olmuştur. OMBYSYÖ’nün boyutlarında yer alan madde sayıları eşit olmadığı için, her bir boyuttan alınan ortalama puanın, ait olduğu boyuttan alınabilecek en yüksek puanın yüzdesel olarak ne kadarını temsil ettiği hesaplanmıştır. Buna göre; bilginin oluşturulması boyutundan alınan ortalama puan ( X = 38,01), bu boyuttan alınabilecek en yüksek puanın ( X = 50) % 76,02’sini oluşturmaktadır. Bilginin elde edilmesi boyutundan alınan toplam puan ( X = 26,12), bu boyuttan alınabilecek en yüksek puanın ( X = 35) % 74,63’ünü oluşturmaktadır. Bilginin depolanması ve korunması boyutundan alınan toplam puan ( X = 48,04), bu boyuttan alınabilecek en yüksek puanın ( X = 60) % 80,07’sini oluşturmaktadır. Bilginin paylaşılması boyutundan alınan toplam puan ( X = 45,22), bu boyuttan alınabilecek en yüksek puanın ( X = 65) % 69,57’sini oluşturmaktadır. Bilginin kullanılması ve değerlendirilmesi boyutundan alınan toplam puan ( X = 53,39), bu boyuttan alınabilecek en yüksek puanın ( X = 70) % 76,27’sini oluşturmaktadır. OMBYSYÖ’nün tamamından alınan toplam puan ( X = 210,79) ise, ölçeğin tamamından alınabilecek en yüksek toplam puanın ( X = 280) % 75,28’ini oluşturmaktadır. Bu bulgulara göre; ortaöğretim okulu öğretmenleri, okul müdürlerinin en yetersiz oldukları bilgi yönetimi süreç yeterliğinin, bilginin paylaşılması yeterliği olduğunu düşünmektedirler. Bilginin Paylaşılması Yeterliği Boyutuna İlişkin Bulgular Ortaöğretim okulu öğretmenlerinin OMBYSYÖ’nün “bilginin paylaşılması” boyutuna verdikleri cevapların frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri Tablo 2’de verilmiştir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 921 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 2. Bilginin Paylaşılması Yeterliği Boyutuna İlişkin Bulgular X Okulla ilgili ihtiyaç duyduğumuz her türlü bilgiye, okul içinde nereden ulaşabileceğimizi bize sözel olarak anlatır. 3,69 Hangi öğretmenin hangi konularda daha fazla bilgiye sahip olduğunun, bütün öğretmenler tarafından bilinmesini sağlar. 3,40 Okul için gerekli olabilecek her türlü bilginin okul içinde ve dışında nerede bulunabileceği konusunda, elektronik bir bilgi sistemi oluşturmaya çalışır. 3,55 Eğitim-öğretim süreçlerinde ihtiyaç duyduğumuz her türlü bilginin okul dışında nerede bulunabileceğini bize sözel olarak anlatır. 3,51 Okul gelişimi adına yapılmasının yararlı olacağını düşündüğü her türlü uygulamayı, bize tanıtarak uygulama hakkında gerekli bilgileri paylaşır. 3,69 Okul içinde yaptığı sunum ve toplantılarda görsel sunum tekniklerini kullanır. 3,45 Gerekli durumlarda okuldaki uygulamalara ilişkin bilgileri bize bildirmek için, telefon kullanmayı tercih eder. 3,39 Bilgi ve deneyimlerimizi, okulda görev yapan diğer meslektaşlarımızla paylaşmamızı sağlamak için, çalışma takımları oluşturmamız yönünde bizi teşvik eder. 3,65 Öğretmenler arasında diyalog aracılığıyla bilgi paylaşımının sağlanabileceği sosyal etkinlikler düzenler. 3,49 Bilgi ve fikirlerimizi sadece sözel olarak değil yazılı olarak da okul yönetimiyle paylaşmamızı teşvik eder. 3,59 Okul yönetiminin ve öğretmenlerin birbirleriyle daha aktif bilgi paylaşımında bulunabilmesi için, çeşitli sohbet yazılımlarının (msn, yahoo messenger, google talk vb. ) kullanılmasını teşvik eder. 3,19 Okulumuzda deneyimli öğretmenlerin deneyimsiz öğretmenlere mesleki konularda yardımcı olmalarını teşvik eder. 3,41 Okulun geçmiş uygulamalarına ilişkin sahip olduğumuz bilgileri, okulda göreve yeni başlayan öğretmenlerin okuyabilmesi için rapor etmemizi ister. 3,15 Bilginin paylaşılması yeterliği boyutunda en yüksek ortalamaya “Okulla ilgili ihtiyaç duyduğumuz her türlü bilgiye, okul içinde nereden ulaşabileceğimizi bize sözel olarak anlatır” ( X =3,69) ve “Okul gelişimi adına yapılmasının yararlı olacağını düşündüğü her türlü uygulamayı, bize tanıtarak uygulama hakkında gerekli bilgileri paylaşır” ( X =3,69) maddeleri sahiptir. Bu bulgulara göre, okul müdürlerinin okul içindeki faaliyetlerin doğru bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için, öğretmenleri bilgilendirmeye çoğu zaman önem verdikleri söylenebilir. En düşük ortalamaya ise, “Okulun geçmiş uygulamalarına ilişkin sahip olduğumuz bilgileri, okulda göreve yeni başlayan öğretmenlerin okuyabilmesi için rapor etmemizi ister” ( X =3,15) maddesi sahiptir. Okul müdürleri ile yapılan görüşmelerde, okullarda bilginin paylaşılması için ne tür uygulamalarda bulundukları sorulmuştur. Bu şekilde öğretmenler tarafından, bilginin paylaşılması alanında diğer yeterlik alanlarına göre daha az yeterli bulunmalarının nedenleri belirlenmeye çalışılmıştır. Okul müdürleri görüşmelerde; hangi tür bilgileri öğretmenlerle karşılıklı olarak paylaşmayı tercih ettiklerinden, bilgi paylaşımını kısıtlayan faktörlerden ve bilgi paylaşma yollarından bahsetmişlerdir. Bu nedenle okul müdürlerinin görüşleri; “paylaşılan bilgi türleri”, “bilgi paylaşımını kısıtlayan faktörler” ve “bilgi paylaşımında kullanılan yollar/bilgi paylaşma şekilleri” temalarında kodlanmıştır. Okul müdürlerinin bilginin paylaşılması sürecindeki uygulamalarına ilişkin tematik ve kavramsal kodlamalar Tablo 3’de verilmiştir. 922 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 3. Okul Müdürlerinin Bilginin Paylaşılması Sürecindeki Uygulamalarına İlişkin Tematik ve Kavramsal Kodlamalar Temalar Alt Temalar *Okuldaki işlerin yapılmasını etkileyen bilgiler *Özlük hakları *Eğitim-öğretim alanındaki yenilikler *Okuldaki araç-gereçlerle ilgili bilgiler *Toplantılar için belirlenen gündem maddeleri ile ilgili bilgiler *Resmi yazışma kuralları *Protokol kuralları *Okul faaliyetleri ile ilgili bilgiler (Yapılması planlanan uygulamalar; Uygulamaya konmuş faaliyetler; Haftalık okul projeleri; Aylık çalışma programı) *Ortak karar almaya yönelik fikir alışverişleri *Mevzuat *Kültürel bilgiler (Faydalı bulunan kitaplar/yazılar; Faydalı bulunan televizyon programları) *Öğrencilerle ilgili konular *Öğretmen sorunları *Teknolojik gelişmeler Paylaşılan Bilgi Türleri Bilgi Paylaşımını Kısıtlayan Faktörler Bilgi Paylaşımında Kullanılan Yollar/Bilgi Paylaşma Şekilleri Kavramsal Kodlamalar Zaman Faktörü *Zaman yetersizliği (Mesai saatinin kısalığı) Okul Müdürlerinden Kaynaklanan Faktörler *Okul müdürlerinin bilgileri kendilerine saklamaları *Okul müdürlerinin nasıl bilgi paylaşımında bulunabileceklerini bilmemeleri Öğretmenlerden Kaynaklanan Faktörler *Öğretmenlerin araştırma yapma konusunda isteksiz olması *Öğretmenlerin bilgisayar kullanımında yetersiz olmaları *Öğretmenlerin internet aracılığıyla paylaşma konusunda yetersiz olmaları *Okul müdürü ve öğretmenler arasındaki diyalog eksikliği *Öğretmenlerin bilgi paylaşımında bulunmaya gönülsüz olmaları *Öğretmenlerin ders saatlerinin dışında okulda bulunmamaları *Öğretmenlerin okul müdüründen çekinmeleri *Bilgi paylaşımının sadece okul müdürlerinden beklenmesi *Okul müdürünün bilgi paylaşımında bulunduğunun anlaşılmaması (Davranışsal paylaşımların dikkate alınmaması; Bilgi paylaşmanın okul müdürünün görevi olarak değerlendirilmesi) Sözlü Paylaşım *İlgili öğretmenle bireysel paylaşım *Toplu paylaşım (Öğretmenlerle toplantı; Kurul toplantıları; Zümre toplantıları) *Öğretmenler odasında zaman geçirme Yazılı Paylaşım *Öğretmenler odasındaki panolara asma paylaşma *Duyuru yazıları hazırlama *E-mail ile doküman/bilgi Davranış Yoluyla Paylaşma Okul müdürleri, öğretmenlerle karşılıklı olarak bilgi paylaşımında bulunduklarını düşünmektedirler. Sadece bilgi paylaşımında bulunurken, paylaşacakları bilgi türü konusunda seçici davrandıkları anlaşılmaktadır. Bilgi paylaşımının istenilen düzeyde olmamasının nedenini ise, kendilerinden ziyade öğretmenlere yüklemektedirler. Her ne kadar nicel verilere göre bilginin paylaşılması yeterliği, diğer yeterliklerle kıyaslandığında, okul müdürlerinin en az sergiledikleri yeterlik alanı olsa da, okul müdürleri tarafından sergilenme sıklığı “çoğu zaman”dır. Dolayısıyla okul müdürlerinin bilgi paylaşımında bulundukları, ancak çoğunlukla öğretmenlerden kaynaklanan faktörlerle bu paylaşımın kısıtlandığı ve her bilgiyi paylaşmayı doğru bulmadıkları bulguları, nicel bulguları destekleyici ve açıklayıcı niteliktedir. Ortaöğretim Okulu Müdürlerinin Liderlik Becerilerine İlişkin Bulgular Ortaöğretim okulu öğretmenlerinin “Liderlik Uygulamaları Envanteri”ne verdikleri cevaplara ilişkin puan ortalamaları, ortalamaların karşılık geldiği algı düzeyleri ve standart sapmalar Tablo 4’de verilmiştir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 923 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 4. Liderlik Uygulamaları Envanteri ve Liderlik Uygulamaları Envanterinin Boyutlarından Alınan Toplam Puanlara İlişkin Bulgular Boyutlar X Ortalama Puana Karşı Gelen Algı Düzeyi Yol Gösterme 22,81 Sık sık/Çoğunlukla Ortak Vizyon Oluşturma 22,87 Sık sık/Çoğunlukla Süreci Sorgulama 22,15 Sık sık/Çoğunlukla Personeli Gelişimi Konusunda Cesaretlendirme 22,77 Sık sık/Çoğunlukla İzleyenlerinin Başarılarını Kutlayarak Cesaretlendirme 22,29 Sık sık/Çoğunlukla TOPLAM 112,92 Sık sık/Çoğunlukla Tablo 4’de görüldüğü gibi, ortaöğretim okulu öğretmenleri; okul müdürlerinin yol gösterme ( X = 22,81), ortak vizyon oluşturma ( X = 22,87), süreci sorgulama ( X = 22,15), personeli gelişimi konusunda cesaretlendirme ( X = 22,77) ve izleyenlerin başarılarını kutlayarak cesaretlendirme ( X = 22,29) liderlik becerilerinin hepsini sık sık/ çoğunlukla sergilediğini düşünmektedirler. Liderlik becerilerinin toplamına ait ortalamaya ( X = 112,92) karşılık gelen algı düzeyi de sık sık/çoğunlukla olmuştur. Ortalama puanlara bakıldığında, ortaöğretim okulu müdürlerinin diğer liderlik becerilerine göre en az sergiledikleri becerinin, süreci sorgulama becerisi olduğu görülmektedir. Süreci Sorgulama Liderlik Becerisi Boyutuna İlişkin Bulgular Ortaöğretim okulu öğretmenlerinin “Liderlik Uygulamaları Envanteri”nin “süreci sorgulama” boyutuna verdikleri cevapların frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri Tablo 5’de verilmiştir. Tablo 5. Süreci Sorgulama Liderlik Becerisi Boyutuna İlişkin Bulgular X Okul müdürü, kendi beceri ve yeteneklerini test edebileceği fırsatları araştırır. 3,65 Okul müdürü işlerini yeni ve yaratıcı yollarla yapmaları için öğretmenleri destekler. 3,88 Okul müdürü, okul olarak ne yapıyorsak bunu daha iyi hale getirmek için okul dışında yenilikçi yollar araştırır. 3,80 Okul müdürü, işler beklendiği gibi gitmediğinde “Bu deneyimden ne öğrenebiliriz?” diye sorar. 3,50 Okul müdürü, üzerinde çalıştığımız proje ve programlar için ulaşılabilir hedefler saptadığımızdan, somut planlar yaptığımızdan ve ölçülebilir kilometre taşları belirlediğimizden emin olur. 3,79 Okul müdürü, bir işin sonunda başarısızlık olasılığı olduğunda bile denemek ve risk almaktan kaçınmaz. 3,51 Süreci sorgulama liderlik becerisi boyutunda “Okul müdürü işlerini yeni ve yaratıcı yollarla yapmaları için öğretmenleri destekler” ( X =3,88) maddesi en yüksek ortalamaya sahiptir. Bu bağlamda, okul müdürlerinin çoğu zaman, öğretmenlerin farklı yöntem ve teknikleri kullanmalarını destekledikleri söylenebilir. “Okul müdürü, işler beklendiği gibi gitmediğinde ‘Bu deneyimden ne öğrenebiliriz?’ diye sorar” ( X =3,50) maddesi ise, en düşük ortalamaya sahiptir. Okul müdürleri ile yapılan görüşmelerde, okullarda süreçleri sorgulama adına ne tür faaliyetlerde bulundukları sorulmuştur. Bu şekilde öğretmenler tarafından, süreci sorgulama becerisi alanında diğer liderlik becerisi alanlarına göre daha az yeterli bulunmalarının nedenleri belirlenmeye çalışılmıştır. Okul müdürleri, süreçleri sorgulamada dikkate aldıkları birtakım kriterlerin olduğunu ve bu sorgulamayı yapabilmek için, eğitimsel yenilikleri takip etmeye çalıştıklarını ifade etmişlerdir. Aynı zamanda okullarda süreçleri sorgulamalarını engelleyen durumlardan da bahsetmişlerdir. Bu nedenle okul müdürlerinin görüşleri; süreçlerin sorgulanmama nedenleri, risk alma kriterleri ve eğitimsel yenilikleri öğrenme kaynakları temalarında kodlanmıştır. Okul müdürlerinin süreci sorgulama uygulamalarına ilişkin tematik ve kavramsal kodlamalar Tablo 6’da verilmiştir. 924 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 6. Okul Müdürlerinin Süreci Sorgulama Uygulamalarına İlişkin Tematik ve Kavramsal Kodlamalar Temalar Süreçlerin Sorgulanmama Nedenleri Risk Alma Kriterleri Eğitimsel Yenilikleri Öğrenme Kaynakları Kavramsal Kodlamalar *Soruşturma (Başarısızlığın paylaşılmaması; Yapılan her uygulamanın hesabının sorulması; Sistemin güvensizliği) *Teknolojiye yabancılık (Bilgisayar kullanamama) *Fazla çalışmaktan kaçış (Okul dışındaki meşguliyetler; Zaman harcamak istememe; Yorgunluktan kaçış; İş üstlenmek istememe) *Statükocu anlayış (Hata yapmama isteği; Gelişmeleri takip etmeme) *Kaynakların yetersizliği (Maddi destek eksikliği; Öğretmen yeterliklerindeki eksiklik) *Öğretmenlerin çalışma saatleri *Bilgiye ulaşma yollarını bilmeme *Okul başarısına katkı *Eğitime/öğrenciye fayda sağlama *Okul vizyonuna uygunluk *Yönetimsel kurallara uygunluk *Okul şartlarına/olanaklarına uygunluk *Yenilikleri kurumsallaştırabilme (Öğretmen yeterliği; Öğretmen çabaları) *Çağın gerektirdiği yeniliklere uygunluk *İşleri kolaylaştırma *Internet (Talim ve Terbiye Kurulu sitesi; Milli Eğitim Bakanlığı sitesi; Ortaöğretim Genel Müdürlüğü sitesi; Bakanlık müfettişi siteleri) *Medya *Eğitsel yayınlar *Bilimsel araştırmalar *Tecrübeli kişilerle/meslektaşlarla fikir alışverişi *Başka ülkelerin eğitimsel uygulamaları *Diğer okulları gözlemleme (Özel okulların faaliyetleri) *İş yeri ve kuruluşlarla işbirliği Okul müdürleri yapabildikleri ölçüde süreçleri sorguladıklarını, süreci sorgulama faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için, eğitim-öğretim ve eğitim yönetimi alanındaki gelişmeleri takip ettiklerini ve bu faaliyetler süresince, belirli kriterleri dikkate alarak yeni uygulamaları hayata geçirme riskini aldıklarını belirtmişlerdir. Ancak her ne kadar süreci sorgulama faaliyetlerinde bulunmak isteseler bile, kendilerinin dışındaki bazı etmenlerden dolayı sınırlandıklarını düşünmektedirler. Dolayısıyla nicel verilerin ortaya koyduğu, okul müdürleri tarafından süreci sorgulama becerisi ile ilgili davranışların daha az sergilenmesinin nedenlerine açıklık getirilmektedir. TARTIŞMA Araştırmanın bulgularına göre, ortaöğretim okulu öğretmenleri, okul müdürlerinin en az sergiledikleri bilgi yönetimi süreç yeterliği boyutunun bilginin paylaşılması olduğunu düşünmektedirler. Bu bulguya paralel olarak Fidan (2007), yönetici ve öğretmen görüşlerine göre, okul yöneticilerinin bilgi yönetimi araçlarını kullanma konusundaki yeterliklerini incelediği çalışmasında, bilgi paylaşımı ve değerlendirme boyutunu, genel görüş düzeyine göre en düşük ortalamaya sahip boyut olarak tespit etmiştir. Dağlı ve Uzunboylu (2007) ise, okul yöneticilerinin, öğretmenlerle tamamen yeterli seviyede bilgi paylaştıklarını tespit etmiştir. Kılıç (2007) yapmış olduğu araştırmanın sonucunda; okul müdürlerinin kendilerini bilgiyi paylaşma yeterlik alanında üst düzey yeterlikte algıladıklarını tespit etmiştir. Özsarıkamış (2009), öğretmenlerin okul yöneticilerini; bilginin paylaşılması alanında üst düzeyde yeterli gördüklerini tespit etmiştir. Araştırmada okul müdürlerinin bilgi paylaşımında çoğunlukla; toplantı yapma ve duyuru panolarını kullanma yollarını tercih ettikleri belirlenmiştir. Bu bulguya paralel olarak Ayral (2007), okul müdürü ve öğretmenlerle yaptığı araştırmasında, en çok kullanılan bilgi paylaşma yöntemleri arasında; duyuru panolarının kullanılmasının ve sorun çözme toplantılarının yapılmasının bulunduğunu tespit etmiştir. Benzer şekilde Niehoff (2010), öğretmenler arasında profesyonel bilginin paylaşımını artıran bilgi yönetimi uygulamalarının neler olduğunu incelediği araştırmasında, profesyonel bilgi paylaşımını artıran bilgi yönetimi uygulamaları arasında; informal akran paylaşımı, akran mentorlüğü, bölüm toplantıları ve disiplinler arası toplantıların bulunduğunu tespit etmiştir. Araştırmada, okul müdürlerinin görüşleri doğrultusunda, zaman sıkıntısının, bilgi paylaşımı sürecinin gerçekleştirilmesini engelleyen bir faktör olduğu ortaya çıkmıştır. Benzer şekilde Awang (2009), bilgi yönetimi aktiviteleri ve bağlamsal faktörler olarak nitelendirilen yönetim, teknoloji ve kültür arasındaki ilişkileri incelediği araştırmasında, zaman sıkıntısı ve öğretmenlerin iş yükünün, bilgi aktivitelerinin gerçekleştirilmesini sınırlandırdığını tespit etmiştir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 925 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Araştırmanın sonuçlarına göre, okul müdürleri liderlik becerilerini çoğunlukla sergilemektedirler. Bu bulgunun aksine Çetin (2009), okul müdürlerinin liderlik yeterliklerini öğretmen görüşleri doğrultusunda incelediği çalışmasında, yöneticilerin liderlik yeterlik düzeylerinin normal düzeyde olduğunu tespit etmiştir. Araştırmada ortaöğretim okulu müdürlerinin en yetersiz değerlendirildikleri liderlik becerisi boyutu, süreci sorgulama becerisi olmuştur. White (2005), araştırmada kullanılan “Liderlik Uygulamaları Envanteri”ni kullanarak, müfettişlerin bakış açılarından okul müdürleri için kritik olan yönetim ve liderlik davranışlarını incelemiştir. Araştırmasının sonucunda süreci sorgulamanın, okul müdürlerinde bulunması gerekliliği açısından, en az değerlendirilen liderlik becerileri arasında yer aldığını tespit etmiştir. Okul müdürlerinin süreci sorgulama liderlik becerisi boyutunda en az sergiledikleri davranış; işler beklendiği gibi gitmediğinde ‘bu deneyimden ne öğrenebiliriz?’ sorusunu sorma olarak tespit edilmiştir. Benzer şekilde, Dean (2009) tarafından yapılan çalışmada da bu davranış süreci sorgulama boyutunda en az sergilenen davranış olarak tespit edilmiştir. Okul müdürleri tarafından en az sergilenen liderlik becerisi boyutu olarak tespit edilen süreci sorgulama becerisi, başarısızlık olasılığı olsa bile denemeyi ve risk almayı içeren bir liderlik becerisi boyutudur. Araştırmaya katılan öğretmenler, okul müdürlerinin risk almayı içeren becerilerini, süreci sorgulama boyutunda en az sergilenen ikinci beceri olarak değerlendirmişlerdir. Benzer şekilde Karaman (2008), ortaöğretim okulu müdürlerinin liderlik ve yöneticilik davranışlarını, yönetici ve öğretmen görüşleri doğrultusunda incelediği araştırmasının sonucunda, okul yöneticilerinin en az liderlik performansı gösterdikleri davranışın, risk alma olduğunu tespit etmiştir. Araştırmanın sonuçlarına dayalı olarak aşağıdaki öneriler geliştirilebilir: 1. İhtiyaç duyan öğretmenlerin ve okul müdürlerinin teknoloji okuryazarlığını geliştirmek için, okul bünyesinde çeşitli kurslar düzenlenebilir. Böylece okul müdürleri ve öğretmenlerin teknoloji okuryazarlıklarındaki eksikliklerin, karşılıklı bilgi paylaşımında bulunmalarını engellemesinin önüne geçilebilir. 2. Okullarda etkili ve verimli bilgi paylaşımını sağlayabilmek için, okulların web siteleri ve çeşitli sohbet yazılımları gibi bilgi yönetimi araçlarının kullanımı artırılmalıdır. Okul müdürleri, bu araçların kullanımını özendirmek için, bilgi yönetimi araçlarını kullanma düzeylerine göre öğretmenleri ödüllendirebilir. 3. Okullarda eleştirel fikir üretimini, bilgi paylaşımını ve süreç sorgulamasını yapmayı sağlayabilecek, daha verimli toplantıların yapılabilmesi için, ders saatleri dışındaki belirli saatlerde, öğretmenlerin okulda bulunmaları zorunlu hale getirilebilir. 4. Okullarda eğitimsel işlerle ilgilenen bir müdürlük konumunun yanı sıra, bilgi lideri rollerini üstlenecek ayrı bir müdürlük konumu da oluşturulabilir. Bu şekilde okul müdürlerinin, iş yoğunluklarından dolayı özellikle liderlik becerilerini sergilemelerinin önündeki engel kaldırılabilir. Kaynakça Ayral, M. (2007). Okulda bilgi yönetimi model önerisi kapsamında yönetici ve öğretmen görüşlerine göre Ankara ili okullarının değerlendirilmesi. Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara. Awang, M. (2009). Knowledge management in Malaysian secondary schools: Implications of the “smart school” initiative. Doctoral Dissertation, University of Stirling, UK. Çetin, M. (2009). İlköğretim öğretmenlerinin ve müdür yardımcılarının algılarına göre müdürlerinin liderlik yeterlikleri. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Yeditepe Üniversitesi, İstanbul. Dağlı, G. ve Uzunboylu, H. (2007). İlköğretimde okul yöneticilerinin bilgi yönetimine yönelik yeterlilikleri (KKTC, Lefkoşa örneği). Cypriot Journal of Educational Sciences, 2(2), 68-79. Dean, M.D. (2009). The leadership behavior study of African American middle school principals in South Carolina. Unpublished doctoral dissertation, South Carolina State University, Orangeburg, South Carolina. Duygulu, S. (2007). Servis sorumlu hemşirelerine yönelik hazırlanan transformasyonel liderlik eğitim programının liderlik uygulamaları üzerine etkisi. Yayınlanmamış Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ankara. Fidan, N. (2007). Resmi ilköğretim okulu yöneticilerinin bilgi yönetimi araçlarını kullanma yeterlik düzeyine ilişkin bir araştırma (Antalya ili örneği). Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Antalya. 926 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Fullan, M. (2002). The change leader. Educational Leadership, 59(8), 16-20. Gold, A.H., Malhotra, A., & Segars, A.H. (2001). Knowledge management: An organizational capabilities perspective. Journal of Management Information Systems, 18(1), 185-214. Goor, M.B., & Schwenn, J.O (1997). Preparing principals for leadership in special education. Intervention in School & Clinic, 32(3), 133-141. Hargreaves, D.H. (1999). The knowledge-creating school. British Journal of Educational Studies, 47(2), 122-144. Hussain, S. (2010). Knowledge management: An emerging imperative of success. Proocedings of 11th European conference on knowledge management, (pp.471-475). Inkpen, A. (1996). Creating knowledge through collaboration. California Management Review 39(1), 123–140. Kaman, V.S., & Mitchell, T. (1999). Going to the future to develop transportation leadership skills. Journal of Management in Engineering, 15(1), 82-87. Karaman, F. (2008). Ortaöğretim okullarında görev yapan okul müdürlerinin göstermiş olduğu liderlik ve etkili yöneticilik davranışları. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Beykent Üniversitesi, İstanbul. Kılıç, İ. (2007). Eğitim yöneticilerinin bilgi yönetimindeki yeterlikleri (Aksaray ili örneği). Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya. Koenig, M.E.D. (1999). Education for knowledge management. Information Services & Use, 19(1), 17-31. Kouzes, J.M., & Posner, B.Z. (2001). Leadership practices inventory [LPI]. (Revised second edition, online version, participant’s workbook). San Francisco: Jossey-Bass/Pfeiffer Niehoff, K.L (2010). Teachers’ professional learning: The role of knowledge management practices. Doctor of Education Dissertation, University of Connecticut. O’Dell, C., & Grayson, C.J. (1998). If only we knew what we know: Identification and transfer of internal best practices. California Management Review, 40(3), 154-174. Özsarıkamış, S. (2009). İlköğretim okulu yöneticilerinin bilgi yönetimi yeterlikleri. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bolu. Paliszkiewicz, J. (2007). Knowledge management: An integrative view and empirical examination. Cybernetics and Systems, 38(8), 825-836. Pan, S.L., & Scarbrough, H. (1999). Knowledge management in practice: An exploratory case study. Technology Analysis & Strategic Management, 11(3), 359-374. Pemberton, J.M. (1998). Knowledge management (KM) and the epistemic tradition. Records Management Quarterly, 32(3), 58-62. Santo, S.A. (2005). Knowledge management: An imperative for schools of education. TechTrends, 49(6), 42-49. Stevenson, J.M. (2000). A new epistemological context for education: Knowledge management in public schools. Journal of Instructional Psychology, 27(3), 198-201. Wells, W., & Hejna, W. (2009). Developing leadership talent in healthcare organizations. Healthcare financial management, 63(1), 66-69. White, K.A. (2005). A comparison of management and leadership skills critical to the principalship as perceived by superintendents in selected independent school districts in Texas. Unpublished Doctoral Dissertation, Texas A&M University. Young, R.I. (1994). Critical leadership skills: Perceptions of aspiring and experienced elementary school principals. Unpublished Doctoral Dissertation, Spalding University, Louisville, Kentucky. Yukl, G. (1989). Managerial leadership: A review of theory and research. Journal of Management, 15(2), 251-289. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 927 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org PRESERVICE MATHEMATICS TEACHERS’ VIEWS ABOUT THE SCHOOL EXPERIENCE COURSE APPLICATIONS MATEMATİK ÖĞRETMENİ ADAYLARININ OKUL DENEYİMİ UYGULAMALARINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ Kürşat Yenilmez* Ayla Ata** Abstract The purpose of this study was to determine preservice secondary mathematics teachers’ views about the studies in the School Experience course. Case study was used in this qualitative study. The working group of the study consists of 74 preservice secondary mathematics teachers which are enrolled to non-thesis master’s program in a government university. The data was collected with an open-ended question: “What are your views about the studies in the School Experience course?”. In order to analyze the obtained data content analysis was used. The findings from the research was classified as ‘views about the School Experience course’, ‘views about the teaching profession’, ‘views about the activities’, ‘views about the teaching practice school and ‘difficulties in the course’. According to the results of the study; preservice teachers’ beliefs about the importance and necessity of the School Experience course was high level and activities are adequate for lesson’s purpose. Key Words: school experience, preservice teachers, mathematics education Özet Bu araştırmanın amacı ortaöğretim matematik öğretmeni adaylarının Okul Deneyimi dersi kapsamında yapılan çalışmalar konusundaki düşüncelerini belirlemektir. Araştırmada nitel bir araştırma modeli olan durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu bir devlet üniversitesinde Ortaöğretim Fen-Matematik Alanlar Eğitimi Anabilim Dalı’nda tezsiz yüksek lisans programında öğrenim gören 74 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Verilerin toplanması aşamasında öğretmen adaylarına “Okul Deneyimi dersi kapsamında 12 hafta boyunca yaptığınız çalışmalara yönelik görüşleriniz nelerdir?” şeklinde açık uçlu bir soru yöneltilmiş ve adaylardan görüşlerini belirtmeleri istenmiştir. Verilerin analizinde içerik analizinden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, Okul Deneyimi dersine, öğretmenlik mesleğine, etkinliklere ve uygulamanın yapıldığı kuruma ilişkin görüşler ve Okul Deneyimi uygulamalarında karşılaşılan zorluklar şeklinde kategorilere ayrılarak sınıflandırılmıştır. Araştırmanın sonucunda, öğretmen adaylarının Okul Deneyimi dersinin önemine ve gerekliliğine olan inançlarının yüksek düzeyde olduğu ve ders kapsamında yürütülen etkinliklerin amaca hizmet edecek nitelikte olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: okul deneyimi, öğretmen adayı, matematik eğitimi * ** Eskişehir Osmangazi University Faculty of Education, [email protected] Eskişehir Osmangazi University Faculty of Education, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 929 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Türk eğitim tarihinde geçmişten günümüze kadar öğretmen yetiştirme ile ilgili pek çok yaklaşım belirlenmiş ve farklı uygulamalara gidilmiştir (Akyüz, 2003). Ancak öğretmen yetiştirme uygulamalarında iç tutarlılığa sahip bir politika ve eğitim felsefesinin tutturulamadığı, bu uygulamaların çoğu zaman kendisinden istenileni veremediği gözlenmiştir (Yapıcı ve Yapıcı, 2004). Öğretmen yetiştirme politikalarımızda 1996 yılına kadar toplumun gereksinimi olan ve öğretmenden toplumun gelişmişlik düzeyine yönelik beklentilerine uygun “her şeyi bilen öğretmen”i yetiştirme amaçlanmaktaydı. Öğretmen yetiştirme kurumlarında uygulanmakta olan programlarda yer alan dersler de bu nitelikteki öğretmenleri yetiştirmeyi amaçlar bir durumdaydı (Üstüner, 2004). Bu dönemde fen- edebiyat fakültesi öğrencileri de lisans öğrenimleri sırasında öğretmenlik sertifikası programına katılarak öğretmenlik hakkına sahip olabiliyorlardı (Kartal, 2011). Yüksek Öğretim Kurulu, 1982 yılında düzenlenen XI. Millî Eğitim Şûrası kararlarını da dikkate alarak pedagojik formasyon programını belirlemiştir (19.11.1982). Pedagojik formasyon programına ilişkin düzenlemenin ardından üç yıl geçmeden Millî Eğitim Bakanlığı, YÖK’e yazmış olduğu bir yazıyla (MEB, 22.08.1985), öğretmenlik formasyonu programının yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulduğunu belirtmiştir. Bu yazı üzerine YÖK, söz konusu programı gözden geçirerek yeni bir düzenlemeye gitmiştir (27.09.1985). Belirtilen tarihlerde uygulamaya konan pedagojik formasyon programları karşılaştırmalı olarak Tablo1’de gösterilmiştir. Tablo1. Pedagojik Formasyon Programları 19 Kasım 1982 27 Eylül 1985 Ders saati Ders saati Eğitime Giriş 3 3 Eğitim Sosyolojisi 3 2 Eğitim Psikolojisi 3 3 Dersin adı Genel Öğretim Programları 3 Eğitim İlke ve Yöntemleri 3 Ölçme ve Değerlendirme 3 Eğitim Teknolojisi 3 Rehberlik 3 Özel Öğretim Yöntemleri 3 Eğitim Yönetimi 3 Özel Öğretim Uygulamaları 3 3 30 gün Seçmeli Ders TOPLAM 2 27 saat + uygulama 19 saat Programlara bir bütün olarak bakıldığında, ilk düzenlemenin ikinci düzenlemeden daha kapsamlı ve uygulama boyutunun daha ağır olduğu vurgulanabilir. Bu bağlamda, ikinci düzenlemede, kredi miktarı 27 saatten 18-21 saat arasına çekilmiş, Eğitim Teknolojisi, Rehberlik gibi bazı dersler çıkarılmıştır. Bu uygulama, ilerleyen yıllarda bir değişikliğe uğramadan 1998-99 öğretim yılına kadar sürmüştür (YÖK, 2007). 1997 yılından itibaren uygulamaya konulan öğretmen yetiştirme modeli ise öğretmenlik mesleğini “öğretim teknisyenliği” olarak yeniden düzenlemeyi amaçlamıştır (Üstüner, 2004). Böylece Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), öğretmen yetiştirmekle görevli olan eğitim fakültelerinin yapısında köklü değişiklikler yaratmayı amaçlayan bir düzenlemeye gitmiştir. Bu düzenleme ile öğretmen yetiştirme programlarının içeriği değiştirilmiştir. 930 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Yeniden yapılandırma içerisinde YÖK ortaöğretim alan öğretmenliği için öğretmenlik sertifika programlarının uygulamadan uzak, içerik ve süre açısından yetersiz olduğunu ileri sürerek tezsiz yüksek lisans programlarını uygulamaya koymuştur. 1998’de, geçmişteki öğretmenlik formasyonu (pedagojik formasyon) derslerinin daha çok eğitim bilimleri alanındaki teorik bilgilerden oluştuğu belirtilerek bu programların “…öğretmene meslekte ihtiyaç duyacağı uygulamaya dönük bilgi, beceri ve bakış açılarını kazandırmakta yetersiz kaldığı” ileri sürülmüştür. Bu nedenle yeni öğretmenlik formasyonu dersleri teorik bilgiler yanında gerçek okul ortamına ve öğretmenlik mesleğine ilişkin bilgi ve becerileri ön plana alarak hazırlanmıştır. Formasyon derslerinin çoğuna uygulama saati konularak öğretmen adaylarına sınıf yönetiminde yeterlik ve etkililik kazandırmak amaçlanmıştır (Ünal, 2011). Tezsiz yüksek lisans programları, eğitim fakültesi öğrencileri için 3,5+1,5 yıl; fen-edebiyat fakültesi mezunları için 4+1,5 yıl olmak üzere iki şekilde yürütülmüştür. Bu kararı takiben tüm öğretmenlik sertifikası programları kapatılmıştır (YÖK, 1997). Birinci seçenekte öğrenciler eğitim fakültesinin öğrencisi olarak kayıt hakkı elde etmekte, ancak öğrenimlerinin ilk yedi yarıyılını ilgili alan fakültesinde, son üç yarıyılını da kendi fakültelerinde yürütmektedirler. İkinci seçenekte ise eğitim fakültesi dışındaki fakültelerin lisans programlarından mezun olan öğrencilerin, ortaöğretim alanında öğretmen olarak yetiştirilmeleri amacıyla üç yarıyıllık programlar düzenlenmektedir. Tezsiz yüksek lisans programı dersleri ve kredileri Tablo2’de gösterilmiştir. Tablo 2. Ortaöğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Programı Dersleri (1997) Dersler T-U-K I.Dönem Öğretmenlik Mesleğine Giriş 3-0-3 Gelişim ve Öğrenme 3-0-3 Öğretimde Planlama Ve Değerlendirme 3-2-4 Özel Öğretim Yöntemleri I 2-2-3 Okul Deneyimi I 1-4-3 Dönem Toplamı 12-8-6 II. Dönem Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme 2-2-3 Sınıf Yönetimi 2-2-3 Özel Öğretim Yöntemleri II 2-2-3 Okul Deneyimi II 1-4-3 Seçmeli I 3-0-3 Dönem Toplamı 12-8-6 III. Dönem Konu Alanı Ders Kitabı 2-2-3 Rehberlik 3-0-3 Öğretmenlik Uygulaması 2-6-5 Seçmeli II 3-0-3 Dönem Toplamı 10-8-14 Genel Toplam 32-26-45 T: Teorik U: Uygulama K:Kredi Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 931 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Her iki uygulama da 2007-2008 öğretim yılına kadar devam etmiştir. Bu yıldan sonra Yükseköğretim Kurulunca yapılan bir düzenleme ile ortaöğretim alan öğretmenliğinin süresi beş yıl olarak belirlenmiş ve enstitülerde uygulanan 1,5 yıllık tezsiz yüksek lisans programlarının süresi bir yıla indirilmiştir. Öğretmen yetiştirmede yapılan son değişiklik, Yükseköğretim Kurulunun 2010 yılında aldığı karar ile gerçekleşmiştir. Buna göre, tezsiz yüksek lisans programı uygulaması kaldırılmış yerine tekrar “Pedagojik Formasyon Programı” getirilmiştir. Kurul aynı zamanda, sertifika programının kredisini daha da azaltarak 26 krediye düşürmüştür. Bu kararla 1982–1997 tarihleri arasındaki uygulamaya geri dönülmüştür. 2008 yılı itibarı ile programdaki meslek bilgisi dersleri ve kredileri Tablo3’te verilmiştir. Tablo 3. Ortaöğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans ve Sertifika Programları Tezsiz yüksek lisans programı (4 + 1) Sertifika programı T-U-K T-U-K Eğitim Bilimine Giriş 202 202 Gelişim Psikolojisi 202 202 Program Geliştirme ve Öğretim 202 202 Türk Eğitim Sistemi ve Okul Yönetimi - - Özel Öğretim Yöntemleri I 324 324 Okul Deneyimi 143 - - - Ölçme ve Değerlendirme 202 202 Sınıf Yönetimi 202 202 Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme 223 223 Öğretmenlik Uygulaması 265 265 Özel Öğretim Yöntemleri II - - Seçmeli Ders (Genel Kültür) 202 - Rehberlik 202 202 Öğrenme Öğretme Kuram ve Yaklaşımları 202 202 Alan Eğitiminde Projesi 223 - 26-16-34 21-10-26 Dersler Bilim Tarihi (Genel Kültür) Araştırma TOPLAM T: Teorik U: Uygulama K:Kredi Tablo 3’ten de görüldüğü gibi tezsiz yüksek lisans programında, ilk dönem Okul Deneyimi, ikinci dönem ise Öğretmenlik Uygulaması dersi yer almaktaydı. Ancak yapılan son değişiklikle birlikte Okul Deneyimi dersi sertifika programından çıkarılarak yalnızca Öğretmenlik Uygulaması dersine yer verilmiştir. 932 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Ülkemizde öğretmen yetiştirme sistemleri ve uygulanan programların değerlendirilmesi, yapılan çalışmalarla farklı boyutlarda ele alınmıştır. Ders kapsamında yapılan etkinliklerin sınıf öğretmeni adaylarının duygu ve düşünceleri üzerindeki etkisini inceleyen Oğuz (2004), Okul Deneyimi dersinin öğretmen adaylarının; öğretmenlik mesleğine, sınıf öğretmenliğine, ilköğretim okulu birinci basamak öğrencilerine ilişkin duygu ve düşünceleri üzerinde olumlu etkiler bıraktığını ve bu dersin öğretmenlik programlarında bulunmasını gerektiğini; Turgut, Yılmaz ve Firuzan (2008), öğretmen adaylarının, Okul Deneyimi dersinin öğretmenlik mesleğini sevdirdiğini, eğitimleri için gerekli olduğunu, kendilerine mesleki deneyim ile öğrenci davranışları ve öğretmen tutumları hakkında fikir kazandırdığını düşündüklerini belirtmektedirler. Dersin matematik öğretmen adaylarının öğretim ve öğrenme kavramları hakkındaki bakış açılarına etkisini araştırdıkları çalışmada, Özdemir ve Çanakçı (2005), öğretmen adaylarının Okul Deneyimi dersi öncesi ve sonrası yaptıkları tanımlamaların farklılaşarak adayların geleneksel öğretim anlayışından yavaş yavaş vazgeçtiklerini ve çağdaş öğretim anlayışını benimsediklerini ortaya koymuştur. Okul deneyimi etkinliklerinin etkililiğini araştırdıkları çalışmalarında ise Sevim ve Ayas (2002), öğretmen adaylarının okulun örgütsel yapısını, işleyişini ve öğretmenliği tanımalarının yapılan etkinlikler ile sağlandığını belirtmektedirler. Görüldüğü gibi yapılan çalışmalarda öğretmen yetiştirmenin, teorik yeterliliğin yanı sıra pratik uygulamayı da içerdiği, Okul Deneyimi uygulamasının öğretmen adayları için önemli ölçüde yararlı olduğu ortaya konmaktadır. Bu araştırmada öğretmenlik mesleğini oluşturan birçok görevi öğretmen adaylarına tanıtma amacı güden planlı gözlem ve etkinlikler ele alınarak öğretmen adaylarının Okul Deneyimi dersinde yapılan çalışmalara ilişkin düşüncelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu dersteki etkinlikler öğretmen adaylarına başarılı birer öğretmen olmalarını sağlayacak çeşitli beceriler kazandırmaktadır. Gerçekleştirilen etkinlikler: Öğretmenin ve bir öğrencinin okuldaki bir gününü gözlemleme, öğretmenin bir dersi işlerken dersi nasıl düzenlediğini, dersi hangi aşamalara böldüğünü, öğretim yöntem ve tekniklerini nasıl uyguladığını, derste ne tür etkinliklerden yararlandığını, dersin yönetimi için ve sınıfın kontrolü için öğretmenin neler yaptığını, öğretmenin dersi nasıl bitirdiğini ve öğrenci çalışmalarını nasıl değerlendirdiğini gözlemleme, okulun örgüt yapısını, okul müdürünün görevini nasıl yaptığını ve okulun içinde yer aldığı toplumla ilişkilerini inceleme ve okul deneyimi çalışmalarını yansıtan portfolyo hazırlama şeklindedir (YÖK, 2007). YÖNTEM Bu bölümde araştırma modeli, çalışma grubu, veri toplama araçları ve verilerin analizi ile ilgili bilgiler yer almaktadır. Araştırmanın Modeli Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni kullanılmıştır. Durum çalışmaları, bir ya da daha fazla olayın, ortamın, programın, sosyal grubun ya da diğer birbirine bağlı sistemlerin derinlemesine incelendiği araştırma yaklaşımlarıdır (McMillan, 2000). Çalışma Grubu Araştırmanın çalışma grubunu 2010-2011 eğitim-öğretim yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesinin Ortaöğretim Fen-Matematik Alanlar Eğitimi Anabilim Dalı’nda pedagojik formasyon programında öğrenim gören 74 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Veri Toplama Araçları Bu araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanmış “Okul Deneyimi Dersine Yönelik Görüş Formu” kullanılmıştır. Her öğrenciye “Okul Deneyimi dersi kapsamında 12 hafta boyunca yaptığınız çalışmalara yönelik görüşleriniz nelerdir?” şeklindeki açık uçlu soru sorularak adaylardan görüşlerini belirtmeleri istenmiştir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 933 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Verilerin Analizi Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. İçerik analizinde temelde yapılan işlem, birbirine benzeyen verileri belirli kavramlar ve temalar çerçevesinde bir araya getirmek ve bunları okuyucunun anlayabileceği bir biçimde düzenleyerek yorumlamaktır (Yıldırım ve Şimşek, 2005). BULGULAR VE YORUM Bu bölümde araştırmanın amacına uygun olarak belirlenen bulgulara ve yorumlara yer verilmiştir. Matematik öğretmeni adaylarından Okul Deneyimi dersi sonunda, yaptıkları çalışmalara yönelik düşüncelerini açıklamaları istenmiştir. Elde edilen görüşler içerik analizi kullanılarak beş ana başlık altında toplanmış ve aşağıda özetlenmiştir. 1. Okul Deneyimi Dersine İlişkin Görüşler Öğretmen adaylarının okul yaşamıyla ilk buluşmasıdır Derse katılan 25 öğretmen adayı Okul Deneyimi dersine ilişkin görüşlerini yukarıdaki şekilde ifade etmişlerdir. Bu görüşe sahip öğretmen adaylarının Okul Deneyimi dersini, bir öğretmen olarak, okul ve öğrencilerle tanışmalarını sağlaması bakımından önemli gördükleri söylenebilir. Bu konudaki bazı görüşler şu şekildedir. “Okul Deneyimi dersi öğretmen adayının, öğrencilerle, okulla, okul yönetimi ve öğretmenlerle ilk olarak buluşmasını sağlaması açısından çok önemlidir.” “Okul Deneyimi dersi öğretmen adaylarının okulla tanışması olduğu için önemli ve gereklidir.” Öğretmen adaylarına deneyim kazandırır Derse katılan 24 öğretmen adayı Okul Deneyimi dersine ilişkin görüşlerini yukarıdaki şekilde ifade etmişlerdir. Bu görüşe sahip öğretmen adaylarının, Okul Deneyimi dersinin kendilerine uygulama alanı yarattığını ve yaşayarak öğrenmelerini sağladığını düşündükleri söylenebilir. Bu konudaki bazı görüşler şu şekildedir. “Öğretmenlik iyi bir alan bilgisinin yanı sıra deneyim gerektiren bir meslektir. Bu ise Okul Deneyimi çalışmaları ile kazanılır.” “Bu eğitimin gerçekten bana çok şey kattığını düşünüyorum. Stajın bu kadar etkili bir öğrenme sağlayacağını en başta düşünmesem de yanıldığımı anlamak da güzel. Okul havasını teneffüs etmek insana inanılmaz bir güç veriyor. Umarım o koku bana hep böyle haz verir ve içimdeki bu aşk şevk hiç gitmez.” “Okul Deneyimi dersi öğretmen adaylarına teoriyi pratiğe dökme şansı vermektedir.” “Okul Deneyimi çalışmaları ile bir öğretmen adayı göreve başlamadan önce karşılaşabileceği sorunlarla ilgili deneyim kazanmaktadır.” 2. Öğretmenlik Mesleğine İlişkin Görüşler Zor ve yüce bir meslektir Derse katılan 13 öğretmen adayı öğretmenlik mesleği hakkındaki görüşlerini yukarıdaki şekilde ifade etmişlerdir. Bu görüşe sahip öğretmen adaylarının öğretmenliğin zor ancak bir o kadar da değerli bir meslek olduğunu düşündükleri söylenebilir. Bu konudaki bazı görüşler şu şekildedir. “Öğretmenlik uzmanlık gerektiren bir meslek. İnsanlara bilgilerimizi aktarabilmek, öğrenmelerini sağlayabilmek çok güzel…” “Staja başlamadan önce öğretmenlik mesleğinin zor ve meşakkatli olduğunu bilmiyordum. Mesleğin inceliklerine vakıf oldum.” “ Öğretmenlik yaşayarak yaşatarak öğrenme ve öğretme sanatıdır.” “Öğretmenlik meslekten de öte bir sanat işi…” 934 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Sadece ders anlatmak değildir Derse katılan 12 öğretmen adayı öğretmenlik mesleği hakkında, öğretmenliğin konu anlatmak veya soru çözmek anlamına gelmediğini ve öğretmenlerin okulda birçok konuda sorumluluk sahibi olduklarını düşünmektedirler. Bu konudaki bazı görüşler şu şekildedir. “ Öğretmenlik mesleğinin sadece konu anlatmaktan veya soru çözmekten ibaret olmadığını, öğretmenlerin çeşitli görev ve yetkilerinin de olduğunu öğrendim.” “ Öğretmenlik sadece öğretmek değil yeri geldiğinde bizim de öğrencilerden bir şeyler öğrenmemizmiş meğer…” “Öğretmenlik sadece ders anlatmakla bitmeyen bir meslektir.” 3. Etkinliklere İlişkin Görüşler Öğretmen-öğrenci iletişimini gözleyebilme fırsatı verir Derse katılan 20 öğretmen adayı Okul Deneyimi dersi kapsamında yapılan etkinliklere ilişkin görüşlerini yukarıdaki şekilde ifade etmişlerdir. Bu görüşe sahip öğretmen adaylarının Okul Deneyimi dersinin kendilerine öğretmen ve öğrenci arasındaki iletişimin nasıl olduğunu gözleyebilme fırsatı verdiğini düşündükleri söylenebilir. Bu konudaki bazı görüşler şu şekildedir. “ Öğretmenin öğrencilerle olan diyalogunu gözlemledim.” “Okul Deneyimi uygulamalarının önemli bir yanı bize öğretmen-öğrenci arasındaki ilişkiyi gözlemleme olanağı sunmasıdır. Bu durumda öğretmen ve öğrencinin iyi ve kötü yönlerini görebiliyorsunuz.” Hangi durumlarda nasıl davranılmalı? Derse katılan 27 öğretmen adayının, Okul Deneyimi dersi kapsamında yapılan etkinlikler ile öğretmenin bir ders boyunca karşılaşabileceği çeşitli durumlar karşısında nasıl davranması gerektiği konusunda bilgi edindiği söylenebilir. Bu konudaki bazı görüşler şu şekildedir. “Yaptığımız etkinlikler, gözlem ve izlenimlerimiz ileriki meslek hayatımızda birer yol gösterici niteliği taşımaktadır. Neyi, ne zaman ve nasıl yapacağımıza dair bilinçli bir yöntem ve teknik kazandırmaya çalışıldığını düşünüyorum.” “ Bu uygulama ile bir öğretmenin öğrencilerin soru ve sorunlarına nasıl yaklaştığı konusunda önemli gözlemler yapma fırsatı buldum.” “Bir öğretmenin nasıl olması ve nelere dikkat etmesi gerektiği konusunda bilgi sahibi oldum.” “Öğretmenin öğrencilere nasıl bir tutum içinde yaklaştığını, hangi davranışların öğrenciler üzerinde etkili olduğunu, hangi davranışların öğrencileri olumsuz etkilediğini gözlemledim.” “Gözlemlerim sayesinde kırk beş dakikalık süreyi en verimli şekilde nasıl kullanacağımı, öğrencilerin dikkatlerini derse vermelerini nasıl sağlayacağımı öğrendim.” Formasyon derslerinin uygulamalarını gözlemleme imkanı verir Derse katılan 9 öğretmen adayı Okul Deneyimi dersi kapsamında yapılan etkinlikler hakkındaki görüşlerini yukarıdaki şekilde ifade etmişlerdir. Bu görüşe sahip öğretmen adaylarının, formasyonda aldıkları derslerin gerekli olduğuna ve uygulamada kullanılması gereken bilgiler içerdiğine inandıkları söylenebilir. Bu konudaki bazı görüşler şu şekildedir. “Özel Öğretim Yöntemleri, Sınıf Yönetimi, Ölçme ve Değerlendirme derslerinin okulda nasıl uygulandığını ve nasıl uygulanması gerektiğini öğrendim.” “Öğretmenlerin hangi yöntem ve teknikleri kullandığı, sınıfa nasıl hakim olduğu konularında işime çok yarayacak deneyimler edindim.” Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 935 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org “Üniversitede aldığımız formasyon derslerinde öğrendiklerimizin uygulamalarını gözlemleme imkanımız oldu. Böylece üniversitede anlatılan bilgiler sınıf ortamıyla ibaret kalmadı. Yaşayarak öğrenme fırsatımız oldu.” “Derslerde bize öğretilenlerin ne kadarının uygulanıp ne kadarının uygulanmadığını ve uygulamanın nasıl yapıldığını gördüm.” Öğretmen adaylarının sorumluluk bilincini geliştirir Derse katılan 5 öğretmen adayının Okul Deneyimi dersi kapsamında yapılan etkinlikler ile görev bilinci kazandıklarını düşündükleri söylenebilir. Bu konudaki görüşler şu şekildedir. “Bu etkinlikler benim planlı, programlı olmamı sağladı.” “Etkinlikler sırasında farklı bir bakış açısı kazandım ve sorumluluklarımın bilincinde olmam gerektiğini gördüm.” 4. Staj Yapılan Kurum ve Yöneticilere İlişkin Görüşler Okulun yapısını tanıma fırsatı verir Derse katılan 29 öğretmen adayı Okul Deneyimi dersi kapsamında staj yaptığı kurum ve bu kurumun yöneticilerine ilişkin görüşlerini yukarıdaki şekilde ifade etmişlerdir. Bu görüşe sahip öğretmen adaylarının bir okulun sahip olduğu ya da olması gereken özelliklerin neler olduğu ve yöneticilerin öğretmen ve öğrencilerle olan iletişimi konularında bilgi sahibi oldukları söylenebilir. Bu konudaki bazı görüşler şu şekildedir. “Okul Deneyimi uygulamalarının özellikle okulun işleyişi ve yönetimle ilgili birtakım konular hakkında bize çok şey öğrettiğini söyleyebiliriz.” “Bir okulu oluşturan yönetim birimlerinin neler olduğu, nasıl sıralandığı ve her birinin görevlerinin ne olduğu hakkında fikir sahibi oldum.” “Okulun kurallarını, okulda bulunması gereken araç ve gereçlerin ne olması gerektiğini ve bunların nasıl kullanılması gerektiğini öğrendim.” “Okul yöneticilerini gözlemleyerek onların öğrenci ve öğretmenler ile iletişimlerini görme şansımız oldu.” “Bir okulun genel olarak nasıl bir fiziki yapısı olması gerektiğini, okulda nelerin (laboratuar, kütüphane, spor salonu, çok amaçlı salon, derslerle ilgili çeşitli araç gereç) öncelikle bulunması gerektiğini görüp bilgi sahibi olduk.” “Bu çalışmalar ile sadece sınıf içi deneyimler değil aynı zamanda okul yönetimi, okulun işleyişi ve prosedürler hakkında da oldukça bilgi ve deneyim kazanılmaktadır.” 5. Okul Deneyimi Uygulamalarında Karşılaşılan Zorluklar Farkındalık yaratır Derse katılan 21 öğretmen adayının dersi almadan önceki bazı görüşlerinin dönem sonunda farklılaştığı görülmüştür. Bu adayların, Okul Deneyimi uygulamalarının kendilerinde farkındalık yarattığını düşündükleri söylenebilir. Bu konudaki bazı görüşler şu şekildedir. “Özgün olarak ders anlatma, sınıf karşısına geçme konularında başarısızdık, ancak bunun deneyimler sonucunda kazanılacağına inanıyorum.” “Bir sınıfın kontrolünün bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim. Bütün sınıfa konuyu anlatabilmenin bu kadar sıkıntılı olacağını bilmiyordum.” “Etkinlikler başlarda çok farklı ve zor gelse de zaman ilerledikçe daha anlaşılır bir hal aldı. Yapılanların nedenini sorguladıkça her şey yerli yerine oturdu.” “Bu çalışmalar sırasında beni en çok zorlayan öğrencilerle iletişimim oldu. Bunun nedeni ise ilk kez kalabalık bir sınıfta öğretmen unvanıyla yer almamdı. Öğrencilerle konuşurken heyecanlı ve tedirgindim. Dönemin sonlarına doğru azalsa da bitmedi.” 936 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Okul Deneyimi dersinde yapılan çalışmalara yönelik yukarıdaki görüşlerin birçoğunun olumlu olduğu görülmektedir. Olumsuz olarak yorumlanabilecek birkaç görüş ise şu şekildedir. “Etkinliklerin bir kısmı amacını yerine getirirken bir kısmı da amacından uzak kaldı.” “Genel anlamda verimli bir Okul Deneyimi stajı oldu. Fakat bazı etkinlikler öğretmen adayları için daha işe yarar hale getirilirse alacağımız sonuçlar daha kaliteli olacaktır.” SONUÇ VE ÖNERİLER Bu araştırmada matematik öğretmen adaylarının Okul Deneyimi dersinde yapılan çalışmalara ilişkin düşüncelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın sonucunda, öğretmen adaylarının dersin içeriğine ilişkin genel olarak olumlu görüşlere sahip oldukları ancak birkaç etkinliğin geliştirilmesi gerektiği yönünde bazı görüşlerin varlığı tespit edilmiştir. Matematik öğretmen adaylarına yöneltilen “Okul Deneyimi dersi kapsamında 12 hafta boyunca yaptığınız çalışmalara yönelik görüşleriniz nelerdir?” şeklindeki açık uçlu soruya ilişkin cevaplar genel olarak değerlendirildiğinde, çoğunluğun bu dersin kendilerine önemli ölçüde deneyim kazandırdığı yönünde görüş bildirdiği görülmektedir. Bu adaylar aynı zamanda 12 hafta boyunca öğretmen-öğrenci iletişimini gözleyebilme fırsatı yakaladıklarını da düşünmektedirler. Bazı adaylar yaptıkları etkinlikler sayesinde hangi durumlarda nasıl davranmaları gerektiği konusunda bilgi sahibi olduklarını, bazı adaylar ise formasyonda aldıkları derslerin uygulamalarını gözlemleyebildiklerini ve böylece bu derslerin uygulamada kullanılması gereken önemli bilgiler içerdiğini gördüklerini ifade etmektedirler. Bazı öğretmen adaylarının dersi almadan önceki düşünceleri ile aldıktan sonraki düşünceleri arasında farklılıklar olduğu görülmüştür. Örneğin adayların birkaçı bu dersi aldıktan sonra daha planlı ve programlı çalışmaya başladığını, birkaçı ise sınıfta kontrolü sağlamanın ve her öğrenciyle iletişime geçmenin zorluğunu fark ettiğini belirtmektedir. Bu açıdan araştırmanın bulguları literatürde matematik öğretmen adaylarının Okul Deneyimi dersi kapsamındaki çalışmalar konusunda olumlu görüşe sahip olduğunu gösteren bazı araştırmalarla (Aydın, Selçuk ve Yeşilyurt, 2007; Yapıcı ve Yapıcı, 2004) paralellik göstermektedir. Nitekim Aydın, Selçuk ve Yeşilyurt (2007) benzer bir çalışmada Okul Deneyimi-II uygulamasının, öğretmen adayları için önemli ölçüde yararlı olduğunu, bu uygulamaların öğretmen adaylarının kendilerini bir öğretmen gibi hissetmelerine ve öğretmenlik mesleğine karşı düşüncelerinin olumlu yönde değişmesine sebep olduğunu belirtmektedirler. Aynı zamanda öğretmen adaylarının bir kısmının öğretmenlik mesleğinin tahmin ettiklerinden daha zor olduğunu fark etmeleri, bununla birlikte, öğretmen adaylarının uygulama çalışmasıyla birlikte deneyim kazandıkları ve hizmet öncesinde eksikliklerini görme fırsatı buldukları da çalışmanın sonuçları arasında yer almaktadır. Yine Yapıcı ve Yapıcı (2004) Okul Deneyimi dersinin yararlı ve işlevsel bir ders olduğunu ancak bu dersin içeriğini oluşturan etkinliklerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu araştırmanın sonuçlarına bağlı olarak Okul Deneyimi dersi kapsamında yürütülen çalışmaların daha nitelikli bir şekilde gerçekleştirilmesine yönelik bazı öneriler geliştirilmiştir. Okul Deneyimi dersinin tekrar pedagojik formasyon programına dahil edilip edilmemesi konusu çeşitli platformlarda tartışmaya açılabilir. Sayı ve içerik olarak gözden geçirilmesi ve yeniden düzenlenmesi ile etkinlikler, nitelik ve nicelik olarak iyileştirilebilir. Etkinliklerin yeniden düzenlenmesine bağlı olarak okullarda uygulama yönergesi ve etkinlikler güncellenerek bu konuda okul koordinatörleri ve uygulama öğretmenlerine yönelik bilgilendirme toplantıları düzenlenebilir. Bu araştırmanın çalışma grubu 74 pedagojik formasyon öğrencisinden oluşmaktadır. Okul Deneyimi ile ilgili çalışmalar daha büyük gruplarda, daha kapsamlı bir şekilde yürütülebilir. Benzer araştırmalar Öğretmenlik Uygulaması dersine yönelik olarak da gerçekleştirilebilir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 937 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org KAYNAKÇA Akyüz, Y. (2003). Eğitim tarihimizde günümüze kadar öğretmen yetiştirilmesi ve sağlanması ilkeleri, uygulamaları. Eğitimde Yansımalar: VII Çağdaş Eğitim Sistemlerinde Öğretmen Yetiştirme Ulusal Sempozyumu (ss.48-66). Sivas: Cumhuriyet Üniversitesi. Aydın, S., Selçuk, A. ve Yeşilyurt, M. (2007). Öğretmen adaylarının ‘okul deneyimi II’ dersine ilişkin görüşleri (Yüzüncü Yıl Üniversitesi örneği). Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 4(2). 75-90. Kartal, M. (2011). Türkiye’nin alan öğretmeni yetiştirme deneyimleri ve sürdürülebilir yeni model yaklaşımları. Buca Eğitim Fakültesi Dergisi, 29, 50-57. McMillan, J. H. (2000). Educational research: Fundamentals for the consumer (3rd edition). New York: Longman. Oğuz, A. (2004). Okul deneyimi I dersinin öğretmen adayları üzerindeki etkileri. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11, 141-163. Özdemir, A. Ş. ve Çanakçı, O. (2005). Okul deneyimi I dersinin öğretmen adaylarının öğretim-öğrenme kavramlarına ve öğretmen-öğrenci rollerine bakış açıları üzerindeki etkileri. İlköğretim Online, 4(1), 73-80. 20.01.2012 tarihinde http://ilkogretim-online.org.tr/vol4say1/v04s01m7.pdf adresinden alınmıştır. Sevim, S. ve Ayas, A. (2002). Okul deneyimi-I etkinliklerinin yeniden düzenlenmesi ve etkililiği. V. Ulusal Fen Bilimleri ve Matematik Eğitimi Kongresi Bildiriler Kitabı (ss. 304-) Turgut M., Yılmaz, S. ve Firüzan A. R. (2008). Okul deneyimi uygulama sürecinin değerlendirilmesi üzerine bir araştırma. Üniversite ve Toplum, 8(2). Ünal, L.I.(2011). Öğretmenliğe ve öğretmen yetiştirmeye ilişkin ekonomi politik bir çözümleme. Bulunduğu eser: Kilimci, S.A. (Ed) Türkiye’de öğretmen yetiştirme (ss. 4-23). Ankara: Pegem Akademi. Üstüner, M. (2004). Geçmişten günümüze türk eğitim sisteminde öğretmen yetiştirme ve günümüz sorunları. İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 5(7). Yapıcı, Ş. ve Yapıcı, M. (2004). Öğretmen adaylarının okul deneyimi I dersine ilişkin görüşleri. İlköğretim Online, 3(2), 5459. 20.01.2012 tarihinde http://ilkogretim-online.org.tr/vol3say2/v03s02m6.pdf adresinden alınmıştır. Yıldırım A. ve Şimşek H. (2005). Sosyal bilimlerde nitel araştırma yöntemleri (5. Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık. YÖK, (2007). Öğretmen yetiştirme ve eğitim fakülteleri (1982-2007). Ankara: Yükseköğretim Kurulu Yayınları. 938 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org EXPLORING THE GAP BETWEEN RHETORIC AND REALITY IN SCHOOL-BASED MANAGEMENT IN EGYPTIAN SCHOOLS Waheed Hammad* School-based management (SBM) has been a prominent topic in the literature related to decentralisation reforms in western countries such as Canada, Australia, New Zealand, the USA and the UK. SBM has been promoted as a decentralising strategy, aiming to decentralize and democratize educational policymaking. It is based on a widely accepted view that better quality education can be obtained when schools possess their own decision-making. Egypt has been no exception to the decentralizing movement sweeping the world. In the early 90s, Egypt’s government started a comprehensive educational reform programme with educational decentralization being a key theme on the reform agenda. As part of this move, SBM has been promoted through a number of decentralization initiatives aiming to devolve more decision-making powers to the local school level. However, evidence from recent research indicates that the rhetoric surrounding this move is much more significant than its substance. This paper highlights the apparent paradox between policy and practice and provides possible explanations for it. Keywords: school-based management, boards of trustees, school governance, decentralization. * Dr., Damietta Faculty of Education, Mansoura University, Egypt. [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 939 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Introduction School-based management (SBM) arose as a prominent theme in the literature related to decentralisation reforms in western countries such as Canada, Australia, New Zealand, the USA and the UK. Researchers have asserted its close connection with the shift towards more decentralised educational systems that marked the last three decades of the past century (Smylie & Denny, 1990; Levacic, 1995; Dempster, 2000; Caldwell, 2005). SBM has been presented in the literature as a decentralising strategy, aiming “to decentralize and democratize educational policymaking… and revitalize school systems” (Malen & Ogawa, 1988, p.251). Egypt has been no exception to the rising international interest in decentralization. Since the early 90s, the Ministry of Education (MOE) has been pursuing an ambitious education reform policy with decentralization being a key theme on the reform agenda. Egypt’s move toward decentralization took on more serious dimensions in 2000 when the MOE started a series of decentralization initiatives which included the Alexandria Pilot Project, the National Standards of Education, the Secondary Education Reform Programme (SERP) and, most recently, the establishment of Boards of Trustees (BOTs) in public schools. The stated aim of the policy has been to promote SBM and community participation through devolution of decision-making authority to the local school level. However, evidence from recent research suggests that the Egyptian version of SBM reflects rhetoric more than reality. It seems that, similar to what happened in its countries of origin, SBM is facing implementation problems in the Egyptian context. Drawing on findings from recent empirical research on SBM in Egypt, this paper explores the existing gap between the rhetoric surrounding SBM and its perceived reality. Possible explanations for the gap are then discussed by contrasting the findings of recent Egyptian research with the wider international literature on SBM. School based management: the concept and rationale is school Caldwell (2005, p.1) defines SBM as “the systematic decentralization to the school level of authority and responsibility to make decisions on significant matters related to school operations within a centrally determined framework of goals, policies, curriculum, standards, and accountability”. However, Malen et al. (1990, p.298) believe that SBM is “an ambiguous concept that defies definition.” Cotton (1992) attributes the ambiguity of the concept to variations in the ways in which SBM programmes can be implemented. Having considered these variations, Dempster (2000, p.47) argues that it is possible to create “a continuum of school-based management meanings” where various degrees of devolution can be exercised. At one end of the continuum resides “small scale devolution” where the power of the head teacher has been slightly extended over certain areas of school decisions. At the other end there is “large scale devolution” where school councils have been established and afforded greater responsibilities for a wide range of internal school matters. SBM has been heralded as a vehicle for educational change; it has been initiated in response to concerns about the efficiency of educational systems and their ability to produce the desired outcomes. It is seen as an alternative to centralised approaches to educational management which have proved unsuccessful in bringing about educational improvement. Although the defects associated with these approaches have been outlined in a variety of ways, a key argument centres on the inflexibility of bureaucratic structures which leads to their failure to tackle local differences (Levacic, 1995; Walker, 2002). This argument is consistent with the growing view of “the school as the unit of change” (Dalin et al., 1993, p.2). Researchers studying decentralisation have reported many attempts to adopt SBM throughout western countries, especially the English-speaking world. They have considered the political, social and economic circumstances affecting these countries as factors associated with the move toward SBM. In the American context, researchers (Conley & Bacharach, 1990; Smylie & Denny, 1990; Conley, 1991) suggested that SBM emerged at the heart of the so-called “second wave” of educational reform which took place in the US in the late 1980s following increasing public criticism of the quality of schooling. Unlike the first wave of reform which attempted to improve quality through centralised arrangements, the second wave espoused more democratic approaches to school management. 940 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Calls for giving teachers a greater say in the decisions affecting the school have resulted in many SBM programmes being implemented throughout the States. While variations of SBM programmes existed, most initiatives involved the creation of school councils as avenues for the involvement of teachers and parents in making school decisions (Malen & Ogawa, 1988; David, 1996). Similar developments have been reported in Australia. During the 1970s and 1980s, and in response to economic and social factors such as funding cutbacks and concerns over the quality of Australian education, school systems underwent attempts to decentralise administrative arrangements and devolve authority to the local school level through the establishment of local units in several states (Caldwell, 1993). Like the US, creating formal structures for SBM was mandated by the Victoria government and, in 1975, all Victorian public schools were required to establish school councils consisting of teachers, parents and other members of the local community (Caldwell, 1990). In the UK context, Levacic (1995) reported a number of political and economic factors which have pushed towards implementing SBM. These factors included concerns over the ability of the British workforce to be internationally competitive, dissatisfaction with the performance of the public sector and the influence of the humanist school of management advocating democratic approaches to decision-making. These pressures have resulted in SBM taking root under the name of “local management of schools”. The 1988 Education Reform Act mandated measures by which schools were given enhanced autonomy. By April 1993 full implementation of local management was accomplished and school governing bodies were afforded greater responsibilities over school budgeting and financial management, hiring and firing staff and supervising the teaching of the National Curriculum (Peck, 1997). It is evident from the preceding discussion that most of the influential research on SBM has been produced in Western countries, especially the US, Australia and the UK. The move towards SBM was triggered by certain economic and social factors pertinent to these countries. This might raise concerns over the plausibility of implementing such a policy in the Egyptian context. Most of the rhetoric as well as experiments on SBM have developed in countries which, although different, have more in common with each other than with Egypt. Existing differences between these countries and Egypt in terms of the economic and social structures accommodating schools suggest that it is not clear whether this trend will have the same resonance in the Egyptian setting. Egypt’s Decentralization Movement As part of its continuous pursuit of educational reform, Egypt has undertaken to decentralize its education system. Early decentralization attempts started in 1979 when the government passed the Local Administration Law which gave governors wider educational powers within their respective governorates, including the construction and equipping of schools as well as their administration (Messeil, 2002). Another important move was Education Law 139/1981 which delineated the responsibilities of both the MOE and local authorities in the decentralised context (NCERD, 2004) and authorised local authorities to implement and monitor the MOE’s educational strategies and manage schools in conformity with national guidelines and allocated resources. However, these attempts have failed to make much difference in terms of shifting to a more decentralised system especially at the local school level (World Bank, 2002; Khaleel, 2003; HDP, 2004). Further attempts to decentralize followed when the MOE launched its education reform programme in the early 90s. The recent decentralisation movement has been partly fuelled by the problems caused by centralised control, as well as in recognition of the benefits embedded in more decentralised approaches to education management (NDP, 2002). However, such a movement seems also to have been prompted by pressures from international donors such as the World Bank and the United States Agency for International Development (USAID), and, as suggested by HDP (2004, pp.2,3), “from the critical mass of reform-minded members of the intelligentsia and senior members of the executive and political elite.” Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 941 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org However it has come about, Egypt’s interest in decentralisation is not in question. Such interest is evidenced by a number of official reports and government documents advocating decentralisation. Most notable, perhaps, is an official policy document issued by the then ruling party (National Democratic Party), which states: “Centralized authority should be replaced in each governorate by a miniature ministry of education that has few departments, limited numbers of officials, and a totally authorized director. It has to be run far away from bureaucracy, taking into consideration that the school is the basic decentralized unit … which should be managed by a board of directors representing teachers, parents and civil society…” (NDP, 2002, p.15) Hence, supported by international organisations such as USAID and the World Bank, Egypt took further steps toward actualizing its decentralization policy with SBM being a key strategy. One of the prominent initiatives took place in December 2001 when a pilot decentralisation project was launched in Alexandria through a partnership between the MOE, the Governorate of Alexandria, the Alexandria Development Centre and USAID. The project sought to improve the quality of education in Alexandria through decentralising educational decision-making within the governorate. It promoted SBM through providing “encouragement, support and a mechanism to community members to become more involved in the management of the pilot schools [and] to transfer more responsibility and authority for school management to the school administrators” (USAID/Egypt, 2002, cited in Ginsburg et al., 2010, p. 21). As indicated by HDP (2004), the governor was afforded “unprecedented authorities” in order to support the implementation of the project. According to some official reports (e.g., HDP, 2004; USAID/Egypt, 2004), the project has been successful in promoting decentralised decision-making and empowering members of the local community. The reported successes have encouraged the MOE to decide to expand the project to six other governorates, namely Cairo, Minya, Fayoum, Beni Suef, Qena and Aswan (HDP, 2004). In 2003, the MOE launched the National Standards of Education project with the aim “to set comprehensive quality education standards in Egypt and [raise] awareness about quality learning” (UNESCO, 2006, p.11). The standards comprise five domains representing five pillars of the educational process. Two of these domains, i.e. educational management excellence and community participation, advocate decentralisation as they emphasise the role of stakeholders at the local level in educational decision-making processes. A key objective of the standards for “educational management excellence” is to “[c]onsolidate the concepts of transparency, accountability, competition and decentralization in the educational institutions to deepen the feeling of belonging among its members” (MOE, 2003, p. 92). “Community participation” standards include: “encourage participation of parents in educational decisionmaking, and their effective involvement in drawing up a future vision for the school and in the implementation of various programs;” “obtain material assistance for educational institutions and schools from the local community, companies, and business community;” and “provide the mechanisms to organize voluntary work for parents and citizens to support the educational and social activities in the school” (ibid, pp. 132,133). Another important feature of the project is that while the MOE retains the right to set goals and standards for accountability, schools have been afforded the authority to determine their own ways of achieving these standards and goals (UNESCO, 2006). While the above-mentioned initiatives are general in nature, another important initiative relates to secondary education in particular, namely the Secondary Education Reform Programme (SERP) launched in 1999 in collaboration with the World Bank. The project sought to improve secondary education through a variety of strategies including improvement of the existing management practices and decision-making processes at national, regional, district and school levels. SBM was encouraged through promoting community involvement in the management of schools. Under the programme, Parent-Teacher Councils were afforded greater responsibilities including monitoring the quality of education at the governorate and school levels. Training was also provided in order to prepare council members for the devolved responsibilities (World Bank, 1999; Megahed, 2001). The year 2005 witnessed one of the most interesting shifts toward SBM when the MOE passed ministerial decree 258/2005 (later modified by decree 334/2006) regarding the establishment in all public schools of Boards of Trustees (BOTs). BOTs have been introduced to replace the previous parents’ councils which have been operative in Egypt’s 942 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org schools since 1993. Recommendations by researchers and reform-minded educators called for empowering the parents’ councils as they failed to provide the required support to schools due to weak performance and limited authority. The introduction of BOTs was based on the idea of expanding council membership to include school teachers and civil society representatives with the view to promote community participation in managing schools (El Baradei & Amin, 2010). As stipulated by the above-mentioned decree, the main aims of BOTs are as follows: (1) Achieving the decentralisation of administration, evaluation and decision-making. (2) Pursuing self-assessment of school performance. (3) Approving budgetary decisions. (3) Encouraging voluntary participation of members of the local community in the development of the educational process. (5) Evaluating the performance of the school head teacher. According to ministerial decree 334/2006, a BOT is composed of 15 members, namely the head teacher, five parents, five community members selected by the governor, three teachers elected by the school teachers, and a social work specialist. The decree stipulates that the BOT chairman and his/her deputy should be elected by the BOT members. Unlike traditional parents’ councils, BOTs have been given more flexibility to accept donations and in-kind contributions for their respective schools. The activities of BOTs are overseen by coordination committees at the directorate level and a central coordination committee at the MOE level (MOE, 2005; MOE, 2006). Noting the paradox Evidence from recent research in Egypt indicates a number of paradoxes associated with the implementation of decentralization projects including SBM. Research studies and reports reveal a gap between the government’s stated policy regarding decentralisation and the actual practice as perceived by local stakeholders. While the stated policy celebrates SBM through local participation in school decision-making (MOE, 2003; NDP, 2002), the actual practice shows that no genuine opportunities to do so are being afforded to local decision-makers. Undeniably, many responsibilities have been devolved to educational directorates in the governorates by Law 139/1981 (UNESCO, 2006). However, devolution of authority has yet to reach the local school level. As suggested by recent research findings, the locus of power still resides in the hands of central administrators based in the directorates and district offices. For instance, in a study of shared decision-making in Egyptian schools, Hammad and Norris (2009) found that centralized control emerged as a significant issue in the schools visited. Interviews with stakeholders at the school level revealed that despite all the rhetoric that is being reiterated about empowering schools through devolution of decision-making powers, Egyptian schools are still considerably constrained by central directives and regulations. A detailed typology of the decisions made in the sample schools pointed out that the decision-making authority afforded to schools was confined to issues that were viewed by research participants as ‘marginal’ and ‘meaningless’. This was perceived to be a fundamental challenge to schoolteachers taking part in school decision-making processes as it left no room for them to make ‘meaningful’ decisions about issues they held as closely relevant to their work in the classrooms. These unfavourable conditions inevitably run counter to the development of SBM practices. Another apparent paradox relates to the Alexandria decentralization project. Official documents have reported some positive achievements associated with the project in terms of promoting community involvement in school decision-making (HDP, 2004; USAID/Egypt, 2004). However, Nasser-Ghodsi (2006) cautions that one should not take such achievements for granted as they are all ‘anecdotal’ and lacking empirical evidence. More research is needed in order to explore this area. However, there is some evidence that while the stated aim of the project was to decentralize decision-making to the school level, no genuine decision-making powers have really been devolved to schools under the project. Ginsburg and Megahed (2010, p.) substantiate this, quoting an Egyptian staff member of Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 943 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org USAID who described the project as merely a limited form of decentralization based on delegation from the Minister to the Governor: The whole idea of decentralization was deconcentration… They wanted the Governor to become a decision-maker without having to go back to the Minister… The idea of delegation to the Governor was proposed and he agreed… But there was no devolution of finance or of authority at the school level. The paradox is even more evident in the case of BOTs. Two recent studies examined BOTs in the Egyptian context, one investigating their role in promoting shared decision-making in secondary schools in Damietta County (Hammad, 2010), and the other exploring their contribution to increasing community involvement in school management in Fayoum (El-Baradie & Amin, 2010). The two studies indicate that although policy documents clearly emphasise decentralising decision-making through encouraging the involvement of teachers and community representatives in the management of schools (MOE, 2005 & MOE, 2006), such involvement is considerably constrained by the need to comply with central rules and regulations. The BOTs were therefore seen by the participants as a form of ‘pseudoparticipation’ where emphasis is merely placed on issues relating to the supervision of school activities and mobilizing resources. Significant issues like designing policy, curriculum development, teacher hiring and firing and textbook design and distribution remain largely untouched. This is unlike school councils in other developing countries like Chile (Schiefelbein & Schiefelbein, 2000) and Nicaragua (Fuller & Rivarola, 1998) which have discretion over such important issues. It seems that far from fostering SBM through encouraging genuine participation of stakeholders in making significant school decisions, these bodies are mainly used as a means of securing more funds for the schools. This is evidenced by the great emphasis which the ministerial decrees related to BOTs place on the role of community members in supporting their local schools through fundraising and other voluntary contributions. As such, BOTs appear to correspond perfectly with what Hanson (1998) describes as “low authority councils” which usually have little more than an advisory role in school decision-making and exert minimal influence over the educational process. They act only as “auxiliary units to raise funds and organize maintenance assistance in the community for the schools” (ibid, pp.122-123). Explaining the paradox Angus (1993) cautions against uncritical acceptance of the notions associated with decentralization and SBM such as “devolution” and “participation”, reasoning that such terms cannot be clearly understood in isolation from the wider educational policy agenda. He criticises the versions of local school management being adopted in the UK, Australia and New Zealand, describing them as forms of “token participation” within which the inputs of local stakeholders can be directed into safe paths. Within this limited view of participation, no genuine power is in fact transferred to schools. In trying to explain this paradox, Angus suggests that, far from empowering local stakeholders, such forms of participation are merely tools that are often used by central governments to shift the blame for costcutting to local schools. Anderson and Dixon (1993) refer to this as “hidden functions” for decentralisation. In trying to explain the paradox associated with decentralisation in the US, the authors draw on Weiler’s (1990) argument that the rhetoric of decentralisation can serve to accomplish two functions, namely “conflict management” and “legitimation”. Conflict management can be achieved when central authorities utilise the rhetoric of devolution as a means of dispersing conflict throughout the educational system. For instance, by decentralising fiscal decisions to local schools, district personnel actually diffuse criticism for budget cutbacks to the institution level. As to legitimation, it happens when the state devolves decision-making to lower levels as an attempt to increase its legitimacy by creating the appearance of being “responsive to democratic expression and local needs” (cited in Anderson & Dixon, 1993, p. 56). It is not clear whether the argument put forward by Weiler (1990) can be helpful in providing an explanation for the paradox in the Egyptian context which has a different set of political, economic and social conditions. Alternatively, it might be appropriate to dwell on certain issues raised by Egypt’s educational literature, which may provide better insights into understanding this paradox. 944 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org One issue centres on grassroots resistance to change as a feature of Egypt’s school culture. Resistance to change may be triggered by the complexities imbedded in the implementation of external policy change at the local level. As indicated by Van der Vegt et al. (2001, p.11), “implementation has a system-unsettling potential” as both the organisation and the individuals are challenged by the mandated policy change. Under such circumstances, people are asked to “[redesign] and [rearrange] customary ways of doing things in line with the newly-arrived program or new policy concept.” This has always proved to be a difficult process. As Fullan (1993, p.23) suggests, “If there is a cardinal rule of change in human condition, it is that you cannot make people change. You cannot force them to think differently or compel them to develop new skills.” Fullan’s (1993) suggestion appears to be rather more applicable to the situation in Egypt. Change seems to be even more difficult in the Egyptian setting where organisational factors and cultural norms seem to be more significant than government initiatives. In every educational system there are such factors which condition the way people think they have to work. One factor that is worth considering in the Egyptian context is that teachers are poorly paid, and the consequence of poor pay is low commitment. Low commitment is not necessarily due to lack of professionalism but simply economic necessity. Therefore teachers’ loyalty will be inevitably split between teaching and other businesses such as private tutoring or taxi-driving. Lack of organisational loyalty means that such changes as decentralization and SBM will be seen by teachers as extra work which they do not want. The authors of the Egypt Human Development Report (2004) provide information that might shed further light on this point. They present a hypothetical analysis of stakeholders influencing or influenced by the drive towards a greater degree of decentralisation. According to this analysis, while schools are likely to support further decentralisation looking for more independence, teachers are expected to oppose this move. The model hypothesises that teachers’ opposition would result from concerns over their involvement in the business of private tutoring being disturbed by the implementation of decentralisation initiatives at the school level. Another possible explanation might be the reluctance of the MOE to undertake further decentralisation. The authors of the EHDR (2004) hint at this issue, suggesting that the MOE has several arguments against greater devolution to local levels. One argument relates to inadequate human and technical resources at lower administrative levels and the consequent incapability of coping with more devolved responsibilities. Indeed, this argument has relevance to the success or otherwise of decentralisation efforts because, as Hanson (1998, p.118) states, “[dropping] a decentralization reform into a weak regional management infrastructure is like dropping it into quicksand.” He indicates that in most Latin American countries, where inadequate local management infrastructures prevail, decentralisation efforts have struggled as they were driven by what he calls “the informal system” which includes “personalism”, “informal power centres” and “ignored rules”. This indicates the need for capacity-building at the local level prior to introducing decentralisation. Security concerns have also been advanced as potential reasons for the reluctance of the MOE to further decentralise. The idea of promoting national unity through education has always been used by central officials to justify their continuous attempts to preserve maximum control over the education system (Nasser-Ghodsi, 2006). A government document illustrated this idea very clearly, citing, “Education in Egypt is subjected to state supervision in order to provide the minimum shared amount of culture and social upbringing basis, and to secure homogeneous social texture” (NCERD, 2004, p.13 ). This is consistent with the state’s view of education as an issue of national security (NCERD, 2001). There is another question about whether policies of education decentralisation in Egypt are the outcome of a felt need to change and are therefore welcomed by those at the grassroots, or rather reflect an external agenda that is imposed by donors. Official documents (e.g., NDP, 2002; UNESCO, 2006) suggest that the move toward decentralisation is prompted by a realisation of the benefits associated with this trend. More specifically, the NDP policy document (2002, p.12) raises some points as potential positive achievements of moving toward decentralisation. The document states: Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 945 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org The objective of the gradual tendency towards decentralization is better management and higher efficiency, and gives the opportunity to a larger sector of workers in the educational sector to participate, innovate and create. This tendency also enables the realization of the philosophy that the school is the main cell of the educational process …It [also] enables the optimal use of available resources, and even gives the chance for increasing these resources in new manners. Nevertheless, it seems also that the current decentralisation move and other consequent changes have been embraced in part as a solution for securing financial aid from international agencies. Such international aid is often tied to particular kinds of structural reforms that are significantly influenced by the USA. One of the US agencies working in Egypt is USAID whose activities appear to be a contributory force to the processes of decentralisation now taking place throughout the country. USAID is Egypt’s largest unilateral donor, which has funded several decentralisation programmes (Nasser-Ghodsi, 2006). The World Bank is another important donor which has been involved in many educational reform programmes (e.g., Secondary Education Reform Project) of which decentralisation and SBM form a significant component. The involvement of such international organisations in the ongoing education reform efforts, combined with decentralisation being on their agenda, raises concerns about potential external pressures being exerted upon policymakers in Egypt to adopt decentralisation as a reform strategy. As suggested by Ornelas (2000), the World Bank’s loans to developing countries have been for many years tied to decentralisation reforms. Ornelas (ibid, p.430) indicated that, because decentralisation is in line with “the World Bank’s neoliberal economic views”, the Mexican government has adopted a policy of decentralisation as a means of securing more funds. However, as Ornelas suggests, it is easy to overestimate the impact of this factor and overlook the complexity of forces that might be pushing toward this type of action. This is particularly so in a country like Egypt which has a complex economic and political structure, as well as one of the largest educational systems in the world. Conclusion What this paper suggests about the persistent prevalence of centralized control in the Egyptian schooling system as well as the way recent decentralization projects have been perceived by local stakeholders is quite disconcerting, given the popularity of educational decentralisation as a dominant theme in Egypt’s educational discourse. This raises many questions about the reality of decentralisation policies adopted by the MOE. It may be indicative that there is more rhetoric than reality in the debates over decentralisation in the Egyptian context. This is not to argue that Egypt’s decentralisation reforms have failed or have been ineffective. I am not in a good position to evaluate the whole Egyptian decentralisation experience, which is beyond the scope of this paper. What this paper is trying to achieve is a better understanding of the discourse of decentralisation in Egypt through identifying any apparent contradictions and proposing appropriate explanations for them. Based on the preceding reflections, I would like to conclude this article by arguing that, under existing circumstances, greater decentralisation to local and school levels may not necessarily be the best solution for Egypt’s education problems. Decentralisation is not a “panacea” (IIEP, 2004). The implementation of decentralisation demands an appropriate balance between greater devolution and the qualities of its “beneficiaries” (IIEP, 2004). Existing concerns over weak local management infrastructures, risks of manipulation and “nepotism” and unfavourable organisational and cultural norms make it possible to argue that the existing beneficiaries in Egypt are not yet ready for a large move toward decentralisation. More specifically, there is an issue around whether SBM as a form of management fits the organisation and culture in the Egyptian context. Such reforms as SBM and shared governance cannot be “a panacea for the ills of the organization” as they only produce positive results when used under certain circumstances (Wood, 1984, p.63). Based on previous research, there appear to be good cultural and organizational reasons why SBM may not be the best form of management and that traditional hierarchical management may operate much better. This is particularly true in the context of change. Under certain circumstances a strong exercise of authority is sometimes required to secure a 946 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org smoother change process. There is a concern that if we put too much emphasis on issues like SBM within the existing organisational and cultural conditions, we would actually slow the capacity of change. As argued by Hargreaves (1997), in the absence of agreement to change, collegial approaches to management may result in delaying the change process. One of the prevalent features of school culture in Egypt is that there is a low level of interpersonal trust (Hammad, 2010). This has implications for successful implementation of change. In organisations where interpersonal trust is difficult to be established, it will be difficult to reach agreement over how the proposed change can be implemented. References Anderson, G. & Dixon, A. (1993). Paradigm shifts and site-based management in the Unites States: toward a paradigm of social empowerment. In Smyth, J. (ed.), A socially critical view of the self-managing school (pp. 49-61). London: The Falmer Press. Angus, Lawrence (1993). Democratic participation or efficient site management: the social and political location of the selfmanaging school. In J. Smyth, A Socially Critical View of the Self –Managing School. London: The Falmer Press. Caldwell, B. (1990). School-based decision-making and management: international developments. In Chapman, J. (ed.), School-based decision-making and management (pp. 3-26). London: The Falmer Press. Caldwell, B. (1993). The changing role of the school principal: a review of developments in Australia and New Zealand. In Dimmock, C. (ed.), School-based management and school effectiveness (pp.165-184). London: Routledge. Conley, S. (1991). Review of research on teacher participation in school decision making. In Grant, G. (ed.), Review of Research in Education (pp. 225-266). Washington: American Educational Research Association. Conley, S. & Bacharach, S. (1990). From school-site management to participatory school-site management. Phi Delta Kappan, 71(7), 539-544. Cotton, K. (1992). School-based management. School Improvement Research Series, Office of Educational Research and Improvement, US Department of Education. Retrieved September 6, 2005, from file:///C:/Work/References/ Decision- making/SDM%203/School-Based%20Management%20(Cotton).htm, Dalin, P.; Rolff, H. & Kleekamp, B. (1993). Changing the school culture. London: Cassell. David, J. (1996). The who, what, and why of site-based management. Educational Leadership, 53, 4-9. Dempster, N. (2000). Guilty or not: the impact and effects of site-based management on schools. Journal of Educational Administration, 38 (1), 47-63. El Baradei, L. & Amin, KH. (2010). Community participation in education: A case study of the Boards of Trustees’ experience in the Fayoum governorate in Egypt. Africa Education Review, 7 (1), 107-138. Fullan, M. (1993). Change Forces: probing the depths of educational reform. London: The Falmer Press. Fuller, B. & Rivarola, M. (1998). Nicaragua’s experiment to decentralize schools: views of parents, teachers, and directors, working paper No.5 on Impact Evaluation of Education Reforms. Development Economics Research Group, Washington DC.: The World Bank. Ginsburg, M.; Megahed, N.; Elmeski, M. & Tanaka, N. (2010). Reforming educational governance and management in Egypt: national and international actors and dynamics. Educational Policy Analysis Archives, 18(5), 1-54. Hammad, W. & Norris, N. (2009). Centralised control: a barrier to shared decision-making in Egyptian secondary schools. International Studies in Educational Administration, 37(2), 60-73. Hammad, W. (2010). Teachers’ perceptions of school culture as a barrier to shared decision-making (SDM) in Egypt’s secondary schools, Compare, 40(1), 97-110. Hammad, W. (2010). Boards of trustees (BOTs) as avenues for shared decision-making in Egyptian secondary schools, Procedia - Social and Behavioral Sciences, 2(2), 3787-3791. Hanson, M. (1990). Administrative reform and the Egyptian ministry of education. Journal of Educational Administration, 28(4), 46-62. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 947 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Hanson, M. (1998). Strategies of educational decentralization: key questions and core issues. Journal of Educational Administration, 36(2), 111-128. Hargreaves, D. (1997). School culture, school effectiveness and school improvement. In Harris, A. et al. (eds.), Organizational effectiveness and improvement in education (pp.239-250). Buckingham: Open University Press. Human Development Project (2004). Egypt Human Development Report 2004: choosing decentralization for good governance. Kalyoub: author. International Institute for Educational Planning (2004). Decentralization – can it improve schools? IIEP Newsletter, 22, (4), 1-16. Khaleel, N. (2003). A comparative study of educational administration in France and the USA: what lessons can Egypt learn from them. Al-Tarbia, 9, 77-146. Levacic, R. (1995). Local management of schools: analysis and practice, Buckingham: Open University Press. Malen, B. and Ogawa, R. (1988). Professional-patron influence on site-based governance councils: a confounding case study. Educational Administration and Policy Analysis, 10(4), 251-270. Malen, B., Ogawa, R. & Kranz, J. (1990). What do we know about school-based management? A case study of the literature – a call for research. In Clune, W. & Witte, J. (eds.), Choice and control in American education, Vol. 2: the practice of choice, decentralization and school restructuring (pp. 289-342). London: The Falmer Press. Megahed, N. (2001). Secondary education reforms in Egypt: rectifying inequality of educational and employment opportunities. Pittsburgh: Institute for International Studies in Education, University of Pittsburgh. Messeil, M. (2002). Suggested alternatives for developing educational administration in Egypt in light of contemporary administrative approaches, Journal of Zagazig Faculty of Education, 41, 33-170. Ministry of Education (2003). The National Standards of Education. Cairo: author. Ministry of Education (2005). Ministerial Decree 258/2005 regarding the creation of boards of trustees, parents and teachers. Cairo: author. Ministry of Education (2006). Ministerial Decree 334/2006 regarding the creation of boards of trustees, parents and teachers. Cairo: author. Nasser-Ghodsi, N. (2006). What is the effect of educational decentralization on student outcomes in Egypt? an analysis of Egypt’s education reform programme, Retrieved February, 27 from: www- econ.stanford.edu/academics/Honors_ Theses/Theses_2006/Nasser-Ghodsi.pdf. National Centre for Educational Research and Development (2001). Education development from 1990-2000: national report of Arab Republic of Egypt. Cairo: author. National Centre for Educational Research and Development (2004). Development of education in Arab Republic of Egypt 2000-2004. Cairo: author. National Democratic Party (2002). Education Reform: NDP Document. Cairo: author Ornelas, C. (2000). The politics of the educational decentralization in Mexico. Journal of Educational Administration, 38(5), 426-441. Peck, B. (1997). Devolution in decision making: some changes in national approaches. Phi Delta Kappan, 78(7), 582-583. Schiefelbein, E. & Schiefelbein, P. (2000). Three decentralization strategies in two decades: Chile 1981-2000. Journal of Educational Administration, 38(5), 412-425. Smylie, M. & Denny, J. (1990). Teacher leadership: tensions and ambiguities in organizational perspective. Educational Administration Quarterly, 26(3), 235-259. UNESCO (2006). Decentralization of education in Egypt. (Country report at the UNESCO seminar on EFA Implementation, Hyderabad, India 6-8 January 2005). Retrieved January, 12, 2007 from: unesdoc.unesco.org/ images/0014/001470/147086e.pdf. 948 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org USAID/Egypt (2002). Alexandria education pilot reform project: status Report. Cairo: author. USAID/Egypt (2004). Strategic plan update for fiscal years 2000-2009. Retrieved February, 28, 2007 from: http://pdf. usaid.gov/pdf_docs/Pdaca516.pdf. Van der Vegt, R.; Smyth, L. & Vandenberghe, R. (2001). Implementing educational policy at the school level: organization dynamics and teacher concerns. Journal of Educational Administration, 39(1), 8-23. Walker, E. (2002). The politics of school-based management: understanding the process of devolving authority in urban school districts. Education Policy Analysis Archives, 10(33). Retrieved September 23, 2005 from: http://epaa.asu. edu/epaa/v10n33.html. Weiler, H. (1990). Comparative perspectives on educational decentralization: an exercise in contradiction? Educational Evaluation and Policy Analysis, 12(4), 433-448. Wohlstetter, P. (1995). Getting school-based management right. Phi Delta Kappan, 77(1), 22-25. Wood, C. (1984). Participatory decision making: why doesn’t it seem to work? The Educational Forum, 49(1), 54-64. World Bank (1999). Project appraisal report on a proposed credit in the amount of SDR 35.8 million to the Arab Republic of Egypt for a secondary education enhancement project. Washington, DC: the World Bank. World Bank (2002). Arab Republic of Egypt. Education Sector Review: Progress and Priorities for the Future, Report No. 24905-EGT. Washington, DC: the World Bank. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 949 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org USING STUDENT FEEDBACK IN QUALITY MANAGEMENT OF HIGHER EDUCATION: A CONCEPTUAL MODEL Jukka Ojasalo* Abstract The purpose of this article is to increase knowledge of using student feedback in the quality management of higher education. While the literature includes plenty of theories and discussion on the nature of quality, student feedback and higher education, very few studies have approached student feedback utilization in terms of two parallel processes: university’s and student’s process. However, there is a clear need for such approach, since university is the service provider and students are the customers. Understanding both sides and both processes gives a new and relevant perspective to this phenomenon. This article contributes to the literature by proposing a conceptual model of using student feedback in the quality management of higher education. The model illustrates two parallel combined processes and their actions: university’s process and student’s process. The method and model development of this article is based on an extensive literature analysis. Keywords: Higher education, quality of education, student feedback * PhD, Prof., Laurea University of Applied Sciences, Espoo, Finland. [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 951 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org 1. INTRODUCTION Quality in general and quality of higher education are unclear concepts, and several definitions exist for them. No universal definition of quality exists. Instead, different definitions are usable in different contexts. The same applies to quality of education. The vague nature of the term quality does not mean that quality management would be useless or overly difficult. Rather, it emphasizes the need for explicitness and rigour of definitions in the communication. Effective utilization of student feedback in the quality management of higher education includes several measures and steps. The purpose of this article is to increase knowledge of using student feedback in the quality management of higher education. While the literature includes plenty of theories and discussion on the nature of quality, student feedback and higher education, very few studies have approached student feedback utilization in terms of two parallel processes: university’s and student’s process. However, there is a clear need for such approach, since university is the service provider and students are their customers. Understanding both sides and both processes gives a new and relevant perspective to this phenomenon. This article contributes to the literature by proposing a conceptual model of using student feedback in the quality management of higher education. The model illustrates two parallel combined processes and their actions: university’s process and student’s process. The method and model development of this article is based on an extensive literature analysis on quality, student feedback and higher education. The structure of this article is as follows. First, based on the literature analysis, it discusses the central research areas that constitute the basis of the conceptual model development. It starts by discussing the concept of “quality” in general. Then, it discusses quality of higher education. Next, it discusses reasons for why student feedback is used in the quality management of higher education. After that, it discusses the role of student feedback in monitoring and developing the quality of higher education. Then, it discusses various methods used in gathering and analysing student feedback. After that, based on the earlier literature analysis, this article proposes a conceptual model of using student feedback in the quality management of higher education. Then, the article draws the final conclusions. 2. THE TERM “QUALITY” The concept of “quality” is discussed in this section. The research on quality has its origins in industrial and business context. Several of definitions exist for the term “quality.” No universal definition of quality exists; instead, different definitions are usable in different contexts (Reeves & Bednar, 1994). Different definitions are needed in order to capture the complexity of the quality construct, and, in order for organizations to address quality issues that change as products and services move through various stages, from design, through production to consumption in the marketplace (Garvin, 1984; Sebastianelli & Tamimi, 2002). Quality has been defined as value (Feigenbaum, 1951; Abbott, 1955), conformance to specifications (Levitt, 1972; Gilmore, 1974), meeting or exceeding customer expectations (Grönroos, 1983; Parasuraman, Zeithaml, & Berry, 1985), and fitness for use (Juran, Gryna & Bingham, 1974). If quality is understood as conformance to specifications, then, objective and measurable standards are established by the product engineers or service designers for the product/services performance and fitness for use. When quality is defined as value, then price is also included in the product/services attributes that are evaluated by customers when purchasing and consuming the good/service. Especially in the context of services, quality is often understood as meeting or exceeding customer expectations. Meeting or exceeding expectations results in satisfaction (Ojasalo, 2006). If quality is understood as fitness for use, it refers to the extent to which a product successfully serves the purpose of the user. Juran, Seder & Bingham, (1962) identified the following eight primary uses for the term “quality” in industry. (1) Market place quality: the degree to which a specific product satisfies the wants of a specific consumer, (2) Quality of design: the degree to which a class of products possesses potential satisfaction for people generally, (3) Quality of conformance: the degree to which a specific product conforms to a design or specification, (4) Consumer preference: the degree to which a specific product is preferred over competing products of equivalent grade, based 952 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org on comparative tests of consumers, (5) Quality characteristic: a distinguishing feature of a grade or product (i.e. appearance, performance, reliability, durability, etc.), (6) A vague expression of general excellence but without being specific enough to be classified, (7) The name of a function or responsibility in industry, related to achievement of quality of product, and (8) The name of a specific department in an organization. Garvin’s (1984; 1987) framework for understanding product quality draws on the following eight dimensions. (1) Performance: the primary operating characteristics of a product, (2) Features: the secondary characteristics of a product that supplement its basic, (3) Reliability: the product’s probability of failure-free performance over a specific period of time, (4) Conformance: the degree to which a product’s physical and performance characteristics meet design specifications, (5) Durability: a measure of useful product life, i.e. the amount of use a customer gets from a product before it deteriorates or must be replaced, (6) Serviceability: the ease, speed, courtesy, and competence of repair, (7) Aesthetics: how the product looks, feels, sounds, tastes or smells, a matter of personal preferences, and (8) Perceived: quality based on image, brand name, or advertising rather than product attributes, and is subjectively assessed. In service research, quality includes two fundamental dimensions. They are (1) the quality of the outcome of the service and (2) quality of the service process. Quality of the outcome has also been called as technical quality and quality of the process as functional quality (Grönroos, 1984). Parasuraman, Zeithaml and Berry developed a more specific model for services. They (ibid.) included ten determinants in their model of service quality as follows (Parasuraman, Zeithaml & Berry, 1985). (1) Reliability: this involves consistency of performance and dependability. It means that the firm performs the service right the first time. It means that the firm honours its promises. Specifically, it involves accuracy in billing, keeping records correctly, and performing the service at the designated time. (2) Responsiveness: it concerns the willingness or readiness of employees to provide service. It includes the timeliness of the service. For example, calling the customer back quickly, giving prompt service, setting up appointments quickly. (3) Competence: this means possession of the required skills and knowledge to perform the service. It involves knowledge and skill of contact personnel, knowledge and skill of operational support personnel, and research capability of the organization. (4) Access: this involves approachability and ease of contact. This means that the service is easily accessible by telephone, waiting time to receive the service is not extensive, hours of operation are convenient, and the location of the service is convenient. (5) Courtesy: this involves politeness, respect, consideration, and friendliness of contact personnel. It includes consideration of the customer’s property, and clean and neat appearance of public contact personnel. (6) Communication: this means keeping customers informed in language they can understand and listening to them. It may mean that the company has to adjust its language for different customers - increasing the level of sophistication with well-educated customer and speaking simply and plainly with a novice. It involves explaining the service itself, how much it will cost, the trade-offs between service and cost, and assuring the customer that the problem will handled. (7) Credibility: it involves trustworthiness believability, and honesty. It involves having customer’s best interest in heart. Contributors to credibility include company name, company reputation, personal characteristics of contact personnel, and the degree of hard sell involved in the interactions with the customer. (8) Security: this is the freedom from danger, risk, or doubt. It involves physical safety, financial security, and confidentiality. (9) Understanding/knowing the customer: it involves making the effort to understand the customer’s needs. It involves learning the customer’s specific requirements, providing individualized attention, and recognizing the regular customer. (10) Tangibles: they include the physical evidence of the service. For example physical facilities, appearance of personnel, tools and equipment used to provide the service, physical representations of the service, and other customers in the service facility. 3. QUALITY OF HIGHER EDUCATION Quality of higher education is discussed in this section. The nature and quality requirements of education are changing. It is suggested, that the present educational system is based on insufficient knowledge of human psychology and personality (Popoli, 2005). The following table brings forward the changing nature of education in the 21st century (Table 1). Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 953 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Table 1. The extent of qualitative shift and changes in education in the 21st century (University News, 2002.) Present status Future changes More emphasis is on deliberation of information The emphasis is on knowing about knowledge and its source It is at present a teaching centred system It will be a learning oriented organization It is more concerned with the mode of knowledge delivery system It will be a learning oriented organization It is a system confined to a static and rigid mode of learning It will offer a more flexible system of learning The present system stresses on what is delivered The system of tomorrow will stress on why and whether knowledge is rightly delivered or not? The system stresses on limited and close and package of learning New age education promotes a culture of free and liberal system of learning It is streamlined with emphasis on an exam based system having no concept of continuity It will be a knowledge based system and will offer opportunities without barriers of any kind It concentrates more on present day needs of learners The coming system promotes a culture that motivates fundamental and innovative ideas Source: University News, 17-23, June 2002 4. QUALITY OF HIGHER EDUCATION To understand the nature of quality in higher education, first, it is important to know the main stakeholders of education. Since students are the “users” of the education, they are often considered as the central stakeholder. Moreover, government, professional bodies, employers, parents, teaching staff, non-teaching staff, and auditors are examples of important stakeholders of higher education (Harvey & Green, 1993). Every stakeholder has its own view and criteria for quality (Tam, 2001). Students are also often called as “customers.” (Crawford, 1991) Harvey and Green (1993) brought forward five categories for characterizing the quality of higher education. They are quality as exceptional, quality as perfection or consistency, quality as fitness for purpose, quality as value for money, and quality as transformation. (1) Quality as exceptional. This exceptional notion of quality means that quality is something special. Quality as exceptional has three variations. They are traditional notion of quality, excellence, and checking standards. The traditional notion of quality as distinctive means that the concept of quality is associated with the notion of distinctiveness, of something special or `high class’. Quality confers status on the owner or users, and implies exclusivity. The traditional concept of quality is useless when it comes to assessing quality in higher education since it provides no definable means of determining quality. Excellence refers to exceeding very high standards. Sometimes it refers to “zero defects.” Checking standards refers to passing a set of required (minimum) standards. A quality product or quality service is one that has passed a set of quality checks. Rather than unattainable, the checks are based on attainable criteria that are designed to reject defective items. (2) Quality as perfection of consistency. When quality is seen as perfection or consistency, two relevant concepts are related to this approach. They are zero defects and getting things right first time. The product or service is judged by its conformance to the specification. Specifications are predefined and measurable. Conformance to specification takes the place of satisfying benchmark standards. (3) Quality as fitness for purpose. This approach suggests that quality has meaning only in relation to the purpose of the product or service. Consequently, quality is judged in terms of the extent to which the product or service fits its purpose. (4) Quality as value for money. Here, quality is seen in terms of competition and market 954 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org forces. It emphasized the close links between quality and value for money in higher education. It assumes that the market-determined mission leads, in a competitive situation, inevitably to the notion of quality as value for money. (5) Quality as transformation. This means that, quality is based on the notion of qualitative change, a fundamental change of form. This notion of quality as transformative raises the question about the relevance of a product-centered notion of quality such as fitness for purpose. There are problems in translating product-based notions of quality to the service sector, and it becomes particularly acute when applied to education. This approach assumes that education is not a service for a customer but an ongoing process of transformation of the participant, a student or researcher. It leads to two notions of transformative quality in education, enhancing the participant and empowering the participant. In the former approach, quality education is something that effects changes in the participants and thus enhances them. Value-added notions of quality provide a summative approach to enhancement. The second element of transformative quality is empowerment. Empowering the participant in education means two things. First, it involves them in decision-making that affects their transformation. Second, the transformation process itself provides the opportunity for the self-empowerment with consequent impact upon decision-making processes that affects the participant. Van Kemenade, Pupius and Hardjono (2008) described the quality of higher education with four constituents. They are object, standard, subject, and values. They (ibid.) say that one should be clear about the object of quality. In other words, quality of ‘what?’ ‘What’ may refer to the quality of the lecture or the lecturer, the syllabus, the curriculum, the organization, the students, or university as a company? According to ibid., quality needs standards as well. This relates to the question of what features should be taken into consideration and what standards should be used to judge its quality, if the content of a curriculum is concerned. The subject(s) should also be defined. For example, if quality is defined as quality for money, then consequently we need to define who says what “value for money” is, and who sets the standards. Also, values are an integral part of quality of higher education. Values are further classified into four systems. They are control, continuous improvement, commitment, and breakthrough. The control value system suggests that the world is a potential chaos, and needs to get into order. This may happen with rules and procedures. Continuous improvement value system assumes that the world is a universe full of chances to improve your own position and possibilities are unlimited, as long as you put effort in it. In the commitment value system, the world is a place where equal people live, contact is cherished, and people become members of a community and seek for harmony. Finally, in the breakthrough value system, the world is complex and full of choices and dilemmas, and everything changes fast. People create space to think and analyze. Systems thinking and intellectual freedom are dominant values. 5. REASONS FOR USING STUDENT FEEDBACK IN QUALITY MANAGEMENT OF HIGHER EDUCATION Students are the central stakeholder of education. For this reason, the quality of higher education is often understood in terms of student perception. Gathering and analysing student feedback is widely used method in understanding student perceived quality of education. It helps in developing and monitoring the quality of higher education. Student feedback is gathered for several purposes. It has two main functions. It provides internal information to guide improvement. In addition, it provides external information for potential students and other stakeholders, including accountability and compliance requirements (Harvey, 2003). It aids administrative evaluations of teaching effectiveness for decisions concerning pay increases, promotion, and tenure. It helps students to select courses and instructors. Also, it provides feedback to teachers for the purpose of improving instruction. Efforts to improve instruction may be classified into two categories. They are, firstly, instructor development, the improvement of general teaching abilities in the instructor over time, and secondly, within-class improvement, improvement in instructional effectiveness evidenced over the course of a semester (Cohen, 1980). Student feedback influences also on reputation and promotion (Clayson, 2009). It shows the student satisfaction towards the education. Evidence in providing education with high student satisfaction serves as an effective tool in the marketing of education. Moreover, student feedPegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 955 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org back relates to the general trend of greater level of public accountability and transparency of operation. A feature of such accountability is the desire for more transparency concerning the value of the educational experience, and for an overt demonstration of the effectiveness of the educational provision. Thus, gaining feedback from students and of evaluating this feedback may be seen as a part of the information-gathering process to demonstrate that education providers are in some way accountable to their stakeholder groups (Hand & Rowe, 2001). In order to ensure and develop quality of teaching, most higher education institutions have in place systems to monitor and measure teaching performance (Douglas & Douglas, 2006). Deans generally tend to place higher importance on student feedback than any either administrative of peer evaluations (Comm & Manthaisel, 1998). 6. THE ROLE OF STUDENT FEEDBACK IN DEVELOPING AND MONITORING QUALITY OF HIGHER EDUCATION Gathering and analysing student feedback is an integral part of quality management process in the higher education. Based on Harvey (2003), data collected from students must be transformed into information that can be used within an institution to effect change. To make an effective contribution to internal improvement processes, views of students need to be integrated into a regular and continuous cycle of analysis, reporting, action, and feedback. This requires that the institution has in place a system for identifying and delegating responsibility for action; encouraging ownership of plans of action; accountability for action taken or not taken; feedback to generators of the data; and committing appropriate resources. For this purpose, Harvey (ibid.) brought forward the model of satisfaction cycle which includes the following phases: • stakeholder determined questions • questionnaire distribution • analysis of results • report noting areas of action • consultation process • action plan • implementation and monitoring • feedback to stakeholders Combs et al. (2008) proposed a course assessment and enhancement model drawing on the literature (Shewhart, 1986; Deming, 1986; Kolb, 1984; Schon, 1987). This model illustrates the role of student feedback in the quality control and development of education in a course. In the model, student feedback is given both prior and post course. Combs et al’s (ibid.) model includes the following five phases. (1) Course Design. In the first phase, instructors develop learning objectives for their courses. Course learning objectives should be consistent with and support program learning objectives. The development of course learning objectives helps instructors to clarify what they believe are the key elements of the course. They give an organizational structure to the course. Once learning objectives are defined, they are translated into course topics to be taught during the semester. After that, individual instructors determine the course methodology and variety of methods that best suit to teach these topics and achieve the learning objectives. (2) Pre-Course Assessment. This phase involves incorporating specific learning objectives for the course into an assessment instrument and administering this assessment to students during the initial class session. Once the course objectives are introduced on the first day of class, students are asked to rate the importance of each objective and their current level of competence on each objective. As a result of the pre-course assessment, the instructor gains baseline data on student perceptions on these measures prior to the start of the course. Students benefit from pre-course assessment by getting an insight into what the course is to deliver and what the instructor views as the important 956 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org components of the course content. The identification of learning objectives also shows students how the different course elements link to one another. (3) Modified Course Delivery. In this phase, the instructor has the opportunity, based on the pre-course results, to refine the teaching objectives. Instructors can also determine whether any change in methodology is needed. Changes in course delivery methods can address the students’ perceived importance on specific objectives as well as their perceptions of their current perceived competence. The pre-course student feedback allows for potential improvements to be made to the current class session. This is advancement to evaluation systems that occur only at the end of class and do not impact on the class that has just completed the course. (4) Post-Course Assessment. This phase occurs in the end of the course. Students are asked to rate their perceptions of importance and competence on the course objectives. The post-course results are compared with the pre-course results on an aggregate basis to determine changes in perceptions of importance and competence. The students may also be asked about the method of delivery of the course, particularly if concerns were identified. These findings can be used to analyze shifts in students’ perceptions of importance and competence that have occurred as a result of completing the course. (5) Enhancement. The final phase involves determining the enhancements or improvements that are to be implemented, based on the pre- and post-course results. Two kinds of enhancements may result from the comparison of pre- and post-course results on the assessment. The enhancements may relate to individual course or the whole program or programs. Possible course enhancements may include, firstly, modification of future course objectives, secondly, a shift in delivery methods, e.g. course structure and/or methodology; and thirdly, better communication of objectives and expected performance outcomes. Feedback results can be analyzed across sections and courses to improve course consistency and coordination of the curriculum within programs. Faculty can use data gathered across sections of the same course to fine-tune and standardize the list of objectives. Moreover, coordination of objectives across courses can improve course sequencing, integration, and curriculum development. 7. METHODS OF GATHERING STUDENT FEEDBACK Several methods are used for gathering student feedback. The types of typical student feedback mechanisms include unit/module evaluation questionnaires (the most commonly used); course/programme evaluation questionnaires; student assessment of course and teaching questionnaires; teaching performance questionnaires; `stage’ questionnaires (which seek student body opinion on the year just completed); and graduate/leaver questionnaires of student satisfaction with all aspects of student experience (Leckey & Neill, 2001). Student feedback can be both formal and informal. Informal feedback includes, for example, casual comments made inside or outside the classroom, meetings of staff-student committees and student representation on institutional bodies. It is common to use all these means to maintain and improve the quality of teaching and learning in education. Still, surveys using formal instruments have the following two advantages. They provide an opportunity to obtain feedback from an entire population of students. Also, they document the experiences of the student population in a more or less systematic way (Richardson, 2005). Student feedback can be gathered in a structured way by using multiple choices, agree/disagree, or open questionnaires, structured group discussions, reflective learning diaries, and email (Hand & Rowe, 2001). Leckey and Neville give examples of what is being asked with student feedback questionnaires (Leckey & Neill, 2001). (1) Student feedback on an individual module or course. This includes module information, module content, delivery of module content, educational resources and support, assessment procedures, as well as timing and adequacy of student feedback. (2) Student feedback related to the teaching performance of an individual lecturer within a particular module. This covers structure and organization of teaching, characteristics of the member of teaching staff, subject knowledge and references, student participation, care and concern for students, presentation skills, assignment/ project setting, and overall assessment of teaching received. (3) Student feedback from graduates on completion of their final examinations to receive information on their overall experience whilst studying at the university. This includes employment, support services such as careers, counselling and guidance, health, accommodation, etc., educational services such as library, computer services, course organisation and assessment, teaching methods, and self-development. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 957 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Huxham et al. (2008) describe the feedback methods of rapid feedback, H forms, focus groups, and student diaries. (1) Rapid feedback. With this instrument, students are asked to individually write anonymous answers to the following three questions. What do you like about this module? What do you dislike about this module? What changes would you suggest making to this module? (2) H form. This feedback tool that can be used with individuals or with groups. The method was developed Guy and Inglis (1999). It consists of an ‘H’ shape drawn on paper, with the question to be addressed written at the top. One side is reserved for positive comments, one for negative, and the middle section for means of improvement. The horizontal bar of the H form allows a quantitative ranking (from 0 to 10) of the question posed; hence the method combines qualitative and semi-quantitative approaches. (3) Focus groups. Students are recruited for the focus-group interviews by the appropriate module leader. He explains to the whole class the purpose of the focus groups and asks for volunteers. All volunteers are briefed verbally as to the purpose of the focus-group interview and are given the opportunity to withdraw. The permission to record the interview is asked. Focus groups are arranged outside the normal timetabled hours for the module. (4) Student diaries. In this approach, student volunteers are recruited by module leaders to keep diaries about specific modules for one semester. It is emphasised that the diaries should reflect their personal views, and that there are no ‘right or wrong’ entries. Whilst any reflective comment is welcomed, they are asked to focus on the questions. What aspects of the class helped me learn effectively? What aspects did not help me learn? How might this experience be improved? Volunteers are requested to reflect on their experience after each relevant class, to write their reflections down and to submit their diary entries by email once every four weeks. They are prompted by email if their submission is late. 8. A CONCEPTUAL MODEL OF USING STUDENT FEEDBACK IN QUALITY MANAGEMENT OF HIGHER EDUCATION A conceptual model of using student feedback in the quality management of higher education is proposed in this section. The model is based on the earlier literature analysis. The model illustrates the management of student feedback related to a single course. Student feedback may concern, for example, the whole degree programme or university as a whole. However, the scope of current model is a single course. The model illustrates two parallel processes and their actions: university’s process and student’s process. The university’s process can also be understood as the service provider’s process. Similarly, the student’s process can be understood as the customer’s process. Analysing stakeholder expectations is important, because perceived quality results in how well the prior expectations meet by the actual experiences. The theories concerning customer perceived services quality are based on this assumption. Education may have several stakeholders, even in the case of a single course. The most central is a student attending to the course. Stakeholders may also include government, professional bodies, employers, parents, teaching staff, non-teaching staff, and auditors. In addition to students, all the other relevant stakeholders should be identified. Their expectations towards the education should be understood. It is important to remember that, all expectations may not be clear and explicit. Expectations may also be fuzzy, implicit, and unrealistic (Ojasalo, 2001). This kind of expectations may represent a potential pitfall to the perceived quality. Fuzzy expectations should be focused, implicit expectations should be revealed, and unrealistic expectations should be calibrated. Based on the expectations of students and possibly other relevant stakeholders, it is possible to design the course so that it responds better to the prior expectations. Minor or major changes may be done in the preliminary course plan in to improve its quality. During and after the course delivery students experience the quality of the education. Students experience both the quality of education process, as well as the outcome of education. The process quality is determined by several factors, and they typically relate to pedagogical methods applied during the course. The outcome quality, on the other hand, typically relates refers to increased knowledge, in other words, what has been learned and what is the relevancy and usefulness of the new knowledge and skills to the student. In the case of education, however, the student may not be able to judge the quality of the outcome immediately after the course delivery, at least all aspects of it. Often it takes more time before the student knows how well the education has helped his or her personal development. 958 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey UNIVERSITY’S PROCESS (Service provider) Stakeholder analysis - Students - Other stakeholders ww.iconte.org STUDENT’S PROCESS (Customer) Student expectations Course design Course delivery Attendance to course Gathering and analyzing student feedback Student experiences - Learning process - Learning outcome Action plan Feedback to stakeholders Information Figure 1. A model of using student feedback in quality management of higher education Once the course is delivered, student feedback can be gathered and analysed. Several methods are available for this purpose. They include surveys with quantitative and open ended questions, interviews, group discussions, and learning diaries. Informal personal discussion may also function as a tool for gathering student feedback. The choice and design of the method applied in gathering and analysing student feedback is case specific. Based on the student feedback, an action plan can be developed. This includes identifying and delegating responsibility for action, encouraging ownership of plans of action, accountability for action taken or not taken, and committing appropriate resources (Harvey, 2003). Persons responsible for actions have to be named. Timetables, results, and check points have to be specified. Areas of improvement may include objectives, course structure and themes, communication, and coordination. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 959 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org When action plan is developed, it is possible to close the loop and give feedback to students and other stakeholders. They can be informed, for example, via email, or in individual or group discussions. The information may deal with success of students in the course, the student feedback, and action plan resulting from the student feedback. Giving feedback to students and other stakeholders shows that the university gives high priority to quality of education. It may also functions as a promotion tool to potential students and other stakeholders. 9. CONCLUSIONS The purpose of this article was to increase knowledge of using student feedback in the quality management of higher education. The literature includes plenty of theories and discussion on the nature of quality, student feedback and higher education, but few studies have approached student feedback utilization in terms of two parallel processes: university’s and student’s process. There was a clear need for such approach, since university is the service provider and students their customers. Understanding both sides and both processes gives a new and relevant perspective to this phenomenon. This article contributed to the literature by proposing a conceptual model of using student feedback in the quality management of higher education. The model illustrates two parallel combined processes and their actions: university’s process and student’s process. The method and model development of this article were based on an extensive literature analysis on quality, student feedback and higher education. 10. REFERENCES Abbott, L. (1955). Quality and Competition. New York, NY: Columbia University Press. Alasuutari, P. (1995). Researching Culture. Qualitative Method and Cultural Studies. London: SAGE Publications. Clayson, D. E. (2009). Student Evaluations of Teaching: Are They Related to What Students Learn?. Journal of Marketing Education, Vol. 31 (1), 16-30. Coffey, A. & Atkinson, p. (1996). Making Sense of Qualitative Data. California: SAGE Publications. Cohen, P. A. (1980). Effectiveness of Student-Rating Feedback for Improving College Instruction: A Meta-Analysis of Findings. Research in Higher Education, 13 (3), 321-341. Combs, K. L., Gibson, S. K., Hays, J. M., Saly, J. & Wendt, J. T. (2008). Enhancing Curriculum and Delivery: Linking Assessment to Learning Objectives. Assessment & Evaluation in Higher Education, 33 (1), 87-102. Comm, C. L., & Manthaisel, D. F. X. (1998). Evaluating teaching effectiveness in America’s business schools: Implications for service marketers. Journal of Professional Service Marketing, (16) 2, 163-170. Crawford, F. (1991). Total Quality Management. Committee of Vice-Chancellors and Principals Occasional Paper, London, December. Cited in Hill, F. M. (1995). Managing service quality in higher education; the role of the student as primary consumer. Quality Assurance in Education, 3(3), 10–21. Deming, W.E. (1986). Out of the crisis. Cambridge: Cambridge University Press. Douglas, J. & Douglas, A. (2006). Evaluating Teaching Quality. Quality in Higher Education, 12 (1), 3-13. Feigenbaum, A.V. (1951). Quality Control: Principles, Practice, and Administration. New York, NY: McGraw-Hill. Fränti, M. & Pirinen, R. (2005). Tutkiva oppiminen integratiivisissa oppimisympäritöissä BarLaurea ja REDLabs. Espoo: Edita. Garvin, D.A. (1984). What does product quality really mean?. Sloan Management Review, 26 (1), 25-43. Garvin, D.A. (1987). Competing on the eight dimensions of quality. Harvard Business Review, 66 (6), 101-9. Gilmore, H.L. (1974). Product conformance cost. Quality Progress, 7 (5), 16-19. Grönroos, C. (1983). Strategic Management and Marketing in the Service Sector. Cambridge, MA: Marketing Science Institute. Grönroos, C., 1984. A service quality model and its implications. European Journal of Marketing, 18 (4), 36-44. 960 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Guy, S. & Inglis, A. (1999). Tips for Trainers: Introducing the ’H’ form – A Method for Monitoring and Evaluation. Participatory Learning and Action (PLA) Notes, Feb, London: IIED. Hand, L. & Rowe, M. (2001). Evaluation of Student Feedback. Accounting Education, 10 (2), 147-160. Harvey, L. & Green, D. (1993). Defining Quality. Assessment & Evaluation in Higher Education, 18 (1), 9-34. Harvey, L. (2003). Student Feedback. Quality in Higher Education, 9 (1), 3-20. Huxham, M, Laybourn, P., Cairncross, S., Gray, M., Brown, N., Goldfinch, J. & Earl, S. (2008). Collecting Student Feedback: A Comparison of Questionnaires and Other Methods. Assessment & Evaluation in Higher Education, 33 (6), 675686. Juran, J. M., Gryna, F. M. & Bingham, R. S. Eds (1974). Quality Control Handbook. New York, NY: McGraw-Hill. Juran, J. M., Seder, L. A. & Bingham, R. S., Eds, (1962). Quality Control Handbook, 2nd ed., New York, NY: McGraw-Hill. Kolb, D. A. (1984). Experiential learning: experience as the source of learning and development. Englewood Cliffs, NJ: Prentice Hall. Leckey, J. & Neill, N. (2001). Quantifying Quality. The Importance of Student Feedback. Quality in Higher Education, 7 (1), 19-32. Levitt, T. (1972). Product-line approach to service. Harvard Business Review, 50 (5), 41-52. Ojasalo, J. (2001). Managing Customer Expectations in Professional Services. Managing Service Quality, 11 (3), 200-212. Ojasalo, J. (2006). Quality for the individual and for the company in the business-to-business market: Concepts and empirical findings on trade-offs. International Journal of Quality & Reliability Management, 23 (2), 162-178. Parasuraman, A., Zeithaml, V. A. & Berry, L. L. (1985). A conceptual model of service quality and its implications for future research. Journal of Marketing, 49 (Fall), 41-50. Popoli, S. (2005). Ensuring Customer Delight: A Quality Approach to Excellence in Management Education. Quality in Higher Education, 11 (1), 17-24. Reeves, C.A. & Bednar, D.A. (1994). Defining quality: alternatives and implications. Academy of Management Review, 19 (3), 419-445. Richardson, J. T. E. (2005). Instruments for Obtaining Student Feedback: A Review of the Literature. Assessment & Evaluation in Higher Education, 30 (4), 387-415. Schon, D. A. (1987). Educating the reflective practitioner: toward a new design for teaching and learning in the professions. San Francisco: Jossey-Bass. Sebastianelli, R. & Tamimi, N. (2002). How product quality dimensions relate to defining quality. International Journal of Quality &Reliability Management, 9 (4), 442-453. Shewhart, W. A. (1986). Statistical method from the viewpoint of quality control. London: Dover Publishing. Silverman, D. (1995). Interpreting Qualitative Data: Methods for Analysing Talk, Text and Interaction. UK: SAGE Publications. Tam, M. (2001). Measuring quality and performance in higher education. Quality in Education, 7 (1), 47–54. University News, 17-23, June 2002. Van Kemenade, E., Pupius, M. & Hardjono, T. W. (2008). More Value to Defining Quality. Quality in Higher Education, 14 (2), 175-185. Wolcott, H. F. (1994). Transforming Qualitative Data. Description, Analysis, and Interpretation. California: Sage Publications. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 961 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org A STUDY OF CONNECTION BETWEEN EQUITY PERCEPTION, JOB SATISFACTION, AND ORGANIZATIONAL COMMITMENT FOR TEACHERS IN ELEMENTARY SCHOOLS OF ZAHEDAN Abdulghader Narooi* Abdulwahab Pourghaz** Abstract The present study attempts to examine the relation between perception of equity and job satisfaction and organizational commitment in teachers working at elementary schools of Zahedan, Iran. This correlation-based descriptive study was conducted on all teachers at elementary schools of Zahedan. Random stratified sampling was used to select 350 teachers in Zahedan. Data were collected using Strone’s perception of equity questionnaire, SINA job satisfaction questionnaire, and Steers and Porter organizational commitment questionnaire. Using Chronbach’s alpha we identified content validity of study. Test-retest coefficients for the questionnaires were 0.92, 0.81, and 0.76, respectively. Data were gathered through 335 questionnaires and analyzed through SPSS. To examine the questions, we employed descriptive statistics, Pearson’s correlation coefficients, and stepwise regression. The findings suggest direct significant relation between equity perception, job satisfaction, and organizational commitment for teachers of elementary schools in Zahedan. In addition, job satisfaction is significantly related to organizational commitment. Among different components of equity perception, only work and work environment can predict job satisfaction, while work dimensions, work environment, organizational respect and care can together predict organizational commitment of teachers. Keywords: Equity Perception; Job Satisfaction; Organizational Commitment; Teacher; Elementary Education * M.A. Student in Educational Administration, University of Sistan and Baluchestan ** Assistant Professor in Faculty of Education and Psychology, University of Sistan and Baluchestan Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 963 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Introduction Educational system is composed on different elements each playing certain roles in achieving the goals of the system. Teacher, as an element of this system, has an important role and his satisfaction may significantly affect realization of educational goals. This important role of teachers is understood by most actors in the educational system and determining the quality of education is a high priority in educational systems (Khoshnam, Amirtash, and Havi, 2008). As important players who can help students grow and make advancements, teachers are important actors in educational settings. Therefore, to improve job satisfactions and organizational commitment, managers should pay attention to teachers’ needs and find ways to meet them. Perception of equity indicates how an employee evaluates input/output ratio as high, low, or equal, compared to input/output ratio for a reference (Parnyan, 1999). In other words, each person always compares him/her self to others and equity is achieved when input/output ratio for individuals are balanced compared to a reference point (Saatchi, 2008: 194). Teachers have a common sense of justice that makes them seek justice in their social relations at workplace. Any unequal situations make them react to change the conditions. Therefore, fair procedures employed by an organization may help creating sense of equity, satisfaction, and commitment (Parnyan, 1999). Equity is perceived based on input/output ratio. Inputs are things brought by an individual to organization (e.g. education, experience, loyalty, efforts) while output includes things like salary, wage, social relationship, recognition, fame, and internal reward. Employees first compare behavior of their organization to others, then perceive satisfaction or dissatisfaction with the organization (Bjork, Samdal, Hansen, Tersted, 2007). Job satisfaction is a set of individual’s tendencies or positive feelings toward his job. The higher is job satisfaction, the more a person can meet his needs through this job and the more positive feelings he will have (Mc Samuels and Alexander, 2003). Job satisfaction is not only motivates teachers in their jobs, but is also indicative of teachers’ behaviors, improves organizational commitment, morale, and acquisition of skills (Moghimi, 2006: 155). Organizational commitment is one dimension of attitude and is defined as spiritual and mental connection to some issues (Saatchi, Ghasemi, Namazi, 2008). Jesar Dahim (2006) defines organizational commitment as a mental state that identifies type of connection between employee and organization. Such relationship brings about outcomes that determine whether employee will stay in organization and provide managers with useful information on planning, organizing, and improving efficiency of their organizations (Safarnia, 2009). In other words, organizational commitment, as a central basis, determines employees’ attitudes, behaviors, and perceptions (Bucker, Hunt, Andrews, 2006). Human resources are so important in organizations that sometimes they are referred to as “internal customers”. As long as these customers are not satisfied with their activities, it is really difficult, if not impossible, to attract external customers. Efficient use of advanced software and hardware requires skillful, trained, and committed human resources and optimum use of capacities of human resources is an important primary goal for organizations that can be helpful in creating equity, commitment, and satisfaction in employees (Edris and Erdly, 2004). In contrast, disloyal and uncommitted employees not only ignore organizational goals, but also create a culture of “indifference” toward organizational issues and attenuate morale and cooperation between members (Jordan, Eshkansi, Hooper, 2002). Studies show that perceived equity can result in job satisfaction and organizational commitment (Parnyan, 1999; Eskandari, 2009; Arjmandnia and Khanjani, 2009; Skarlicki, 2002; Flint, 2000; Hessan and Chandaran, 2005). However, Kumar and Rani (2009) found that perception has no impact on job satisfaction and organizational commitment. In addition, Najibzadeh (2006), Parnyan (1999), and Eskandari (2009) stressed the positive and significant relation between perception of equity and organizational commitment. Many studies have shown that job satisfaction is positively and significantly related to organizational commitment (Hesari, 2006; Shakuri, 2006; Beidokhti and Salehpur, 2007; Kermic, 2001; Simons, 2005, cited by Hesari; Findler, Vindol, and Merbark, 2007). But Saatchi et al (2008) observed no relationship between job satisfaction and organizational commitment. 964 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Research objectives: The main objective of this study is to examine the link between equity perception, job satisfaction, and organizational commitment in teachers of elementary schools in Zahedan. Questions 1. Is there a significant relation between equity perception (and its components) and job satisfaction for teachers? 2. Is there a significant relation between equity perception (and its components) and organizational commitment for teachers? 3. Is there a significant relation between job satisfaction and organizational commitment for teachers? 4. Can different components of equity perception predict job satisfaction in teachers? 5. Can different components of equity perception predict organizational commitment in teachers? Methodology This descriptive study uses correlations on a statistical population composed of 2,035 teachers in elementary schools of Zahedan in the academic year 2011-2012. Given the heterogeneity of the population in terms of gender, we used random stratified sampling. Morgan’s table was used for sampling. In the table, the sample size for the population (2,035) was 328. Given the potential drop in the sample size, questionnaires were distributed among 350 teachers in elementary schools of Zahedan. Incomplete questionnaires (15 questionnaires) were removed and the remaining 335 questionnaires (67 male teachers and 268 female teachers) were analyzed. Questionnaires were used to gather data. Strone’s (1996) equity perception questionnaire (21 questions) was used for perception of equity, while SINA questionnaire (30 questions) and Steers and Porter (1974) questionnaire (15 questions) were used for job satisfaction and organizational commitment, respectively. Content validity and reliability were evaluated though Chronbach’s alphas (0.92, 0.81, and 0.76, respectively). In addition, Chronbach alpha values found for salary, work and work environment, organizational care and respect, and procedural fairness were respectively 0.81, 0.72, 0.78, and 0.88. Results Question 1: Is there a significant relation between equity perception (and its components) and job satisfaction for teachers? Correlation coefficients for perception of equity and job satisfaction Equity perception Salary Work & environment Organizational care and respect Procedural fairness r 0.28 0.17 0.27 0.23 0.23 Sig 0.000 0.000 0.000 0.000 0.000 Variable Job satisfaction The results indicate that equity perception – job satisfaction correlation coefficient (r=0.28) as well as correlation coefficients for salary (r=0.17), work and environment (r=0.27), organizational care and respect (r=0.23), and procedural fairness (r=0.23) are significant at 99% (p<0.01). Therefore, statistically equity perception (and its components) is directly and significantly related to job satisfaction. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 965 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Question 2: Is there a significant relation between equity perception (and its components) and organizational commitment for teachers? Correlation coefficients for perception of equity and organizational commitment Equity perception Salary Work & environment Organizational care and respect Procedural fairness r 0.51 0.22 0.50 0.46 0.45 Sig 0.000 0.000 0.000 0.000 0.000 Variable Organizational commitment The results indicate that equity perception –organizational commitment correlation coefficient (r=0.51) as well as correlation coefficients for salary (r=0.22), work and environment (r=0.50), organizational care and respect (r=0.46), and procedural fairness (r=0.45) are significant at 99% (p<0.01). Therefore, statistically equity perception (and its components) is directly and significantly related to organizational commitment. Question 3: Is there a significant relation between job satisfaction and organizational commitment for teachers? Correlation coefficients for job satisfaction and organizational commitment Variables N Mean Standard deviation Job satisfaction 335 42.101 70.13 Organizational commitment 335 96.78 84.13 r sig 32.0 0.000 As seen in the table, correlation coefficient for job satisfaction and organizational commitment (r=0.32) is significant at 99% (p<0.01). Therefore, there is a significant direct relation between job satisfaction and organizational commitment. Question 4: Can different components of equity perception predict job satisfaction in teachers? Summary of regression results for predicting job satisfaction with perception of equity Step Variable R R2 F β t sig 1 Work & environment 27.0 071.0 40.26 27.0 14.5 0.000 N=235 P<0.01 This table shows that among the variables predicting job satisfactions for teacher, work and environment contributes more than other variables do. Work and environment predicts 7.1% of changes in job satisfaction. Standard β coefficient indicates that in the regression equation, the variable work and environment has the coefficient 0.27. Question 5: Can different components of equity perception predict organizational commitment in teachers? Summary of regression results for predicting organizational commitment with perception of equity Step Variable R R2 F β t sig 1 Work & environment 49.0 24.0 07.109 50.0 46.10 0.000 2 Work & environment + organizational care and respect 53.0 27.0 07.109 74.16 34.0 25.0 63.5 09.4 0.000 N=235 P<0.01 As seen in the table, in the first step of regression, work and environment can predict 24% of changes. As organizational care and respect is added into the model in the second step, the two variables together can predict 27% of changes in organizational commitment. Standard beta coefficient shows the coefficient 0.34 for work and environment and 0.25 for organizational care and respect. 966 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Discussion and conclusion Studies of job satisfaction and organizational commitment date back to years ago. Many serious studies have been conducted on this subject while perception of equity is relatively new and its relation to job satisfaction and organizational commitment was examined in the present study. It should be noted that equity perception and job satisfaction of teachers in elementary schools of Zahedan are directly and significantly related to each other. This is in line with Arjmandnia and Khanjani (2009), Flint (2002), Hassan and Chandaran (2005); however, Kumar and Rani (2009) did not confirm this. It can be argued that individuals with high equity perception scores have higher levels of job satisfaction. Since teachers believe that they receive fair benefits and rewards and that organization utilizes fair policies and procedures, there exists perception of equity, fair input/output ratio, and higher level of job satisfaction. The findings also suggest a direct significant relation between components of equity perceptions (i.e. salary, work and environment, organizational care and respect, and procedural fairness) and job satisfaction; a result that is not confirmed by Bakhsi et al (2009). In addition, teachers’ organizational commitment is directly related to equity perception as confirmed by Parnyan (1999), Eskandari (2009), and Skarlicki (2001). Therefore, it can be argued that teachers with higher scores in equity perception are more loyal to their organizations and making fair procedures in organization will help creating sense of equity and improving organizational commitment. Moreover, a direct significant relation exists between components of equity perceptions (i.e. salary, work and environment, organizational care and respect, and procedural fairness) and organizational commitment which is in line with Parnyan (1999), Eskandari (2009) and Najibzadeh (2006) who observed direct significant relationship between work and environment and organizational commitment. However, Najibzadeh (2006) reported no significant connection between organizational commitment and salary, organizational care and respect, and procedural fairness. Further, Bakhsi et al. (2009) observed no significant relation between organizational commitment and job satisfaction. The findings of this study indicate direct significant relations between job satisfaction and organizational commitment in teachers. This is in line with the results of other similar studies (Hesari, 2006; Shakuri, 2006; Beidokhti and Salehpur, 2007; Kermic, 2001; Simons, 2005, cited by Hesari; Findler, Vindol, and Merbark, 2007). One could expect the findings of this study since organizational commitment includes affective aspects such as interest in and attachment to work, loyalty to organization, and sense of duty, which are all closely related to job satisfaction. In other words, improved job satisfaction increases organizational commitment. This is, however, not confirmed by Saatchi, Ghasemi, and Namazi (2008) who found no significant relation. Our findings also suggest that work and environment can predict 27% of changes in job satisfaction. That is, the better work conditions and social relations are, the higher will be job satisfaction. Furthermore, work and environment together with organizational care and respect can predict organizational commitment. These tow variables, together, can predict 27% of changes in organizational commitment. Therefore, the better are work conditions and social relations, and the higher is the level of care and respect for teachers, the higher will be organizational commitment, although Eskandari (2009) reported that only procedural fairness can predict organizational commitment for teachers. Suggestions 1- Given the link between perception of equity (salary, respect, work conditions, competence, and facilities), job satisfaction, and organizational commitment, managers of educational system are recommended to pay more attention to perception of equity in order to improve satisfaction and commitment in teachers. 2- Given the role played by work and environment and organizational care and respect in job satisfaction and organizational commitment, improved working conditions, facilities, social relations, and care and respect are suggested as determinant factors in organizational commitment and job satisfaction. 3- Since equity perception is directly related to job satisfaction and organizational commitment, and since job satisfaction is an affective response to job while organizational commitment indicates tendency, need, and requirement for continued activity in organization, managers should act fair in pays, promotions, setting regulations, procedures, making decisions, and distributing welfare services and facilities. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 967 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org 4- Promotions and assignments should be done based on competences, and payments should be fair. 5- A meritocratic framework should be developed for appointments/assignments in order to improve efficiency of educational system, and eventually, organizational commitment and job satisfaction. zeferences [1] Edris M.R, Rayis Yardeli, G.A. (2004), Determinant Factors in Efficiency of Adjunct Employees of Isfahan University of Technology: A Comparison of Effects of Payments and Justice on Employees Efficiency, Isfahan University Journal, Special Issue on Geography, period 16, vol. 2, pp. 45-60 [2] Arjmandnia A., Khanjani M. (2009), Relationship between Perception of Equity and Job Satisfaction for Markazi Electricity Company, Seminar on Mental Health, Shiraz [3] Eskandari N. (2008), A Study of Relationship between Equity Perception, Organizational Commitment, and Job Attachment in Teachers of Public Schools in Arsanjan [4] Beidokhti A, Slehpur M. (2007), Job Satisfaction and its Relation to Organizational Commitment in Employees of Ministry of Education, Shahed University Periodical, year 14, vol. 26, pp. 31-40 [5] Parnyan A. (1999), A Study of Employees’ Perception Based on Adam’s Equity Theory, Foundations of Equity Perception and its Relation to Organizational Commitment, MA Thesis in Educational Administration, Ferdowsi University of Mashhad [6] Hesari R. (2006), A Study of Connection between Job Satisfaction and Organizational Commitment in Galikesh Middle Schools, Islamic Azad University, Bojnurd, Year 2, vol. 7, summer 2006, pp. 17-32 [7] Khoshnam E., Amirtash M.A., Havi F. (2008), General Physical Fitness, Job Satisfaction, and Organizational Commitment for Male Teachers of Physical Education in Fars, Journal of Research in Sport Science, vol. 20, fall 2008, pp. 125-142 [8] Saatchi M. (2008), Psychology of Work: Applications of Psychology in Work, Organizations, and Management, Tehran, Virayesh, 15th Edition [9] Saatchi M., Ghasemi N., Namazi S. (2008), The Connection between Motivation, Job Satisfaction, and Organizational Commitment for High School Teachers in Marvdasht, A New Approach to Educational Administration Quarterly, Islamic Azad University, Marvdasht, Year 1, vol. 2, winter 2008, pp. 147-168 [10] Shakuri H. (2006), Relations between Job Satisfaction and Organizational Commitment for Teachers of Elementary Schools in Esfarayen, Educational Research Journal, Islamic Azad University, Bojnurd, Year 2, vol. 7, summer 2006, pp. 52-78 [11] Safarnia H. (2011), A Study of Determinant Factors in Improving Organizational Commitment in Public Bank Employees, Iranian Management Research, period 15, vol. 2, summer 2011, pp. 85-105 [12] Najibzadeh S. (2006), A Study of Employees’ Perception Based on Adam’s Equity Theory, Foundations of Equity Perception and its Relation to Organizational Commitment in Employees of Islamic Azad University in Larestan, MA Thesis, Shiraz University. [13] Bakhshi, A., Kumar, K., & Rani, Ekta (2009). Organizational Justice Perceptions asPredictor Commitment. InternationalJournalof Business and Management, Vol. 4, No. 9, pp: 145- 154. [14] Baker, T.L., Hunt, T.G., Andrews,M.C.,(2006).Promoting EthicalBehaviorand Organizational Citizenship Behaviors, Journal of Buseiness Research. Vol. 59(7), pp: 840- 857. [15] Bjork, I.T.,Samdal, G.B., Hansen, B.S., Torstad, S., Hamilton, G.A., (2007). Job Satisfaction in a Norwegian Population of Nurses, InternationalJournal of Nursing Studies, 44(5), pp: 747- 757 [16] Cole, N.D., & Flint, D.H., (2004). Perceptions of Distributive and Procedure Justice in Employee Benefits: Flixible Versus Traditional Benefit Plans, Journalof Managerial Psychology, Vol. 19, No.1, pp: 19- 40. 968 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org [17] Findler, L., Windol, H., Morbarak, M.,(2007). The challeng of workforsManagement in a Global Society: Modeling the relationship between Diversity, Inclusion, Organizational Culture, and Employee Well-being, Job Satisfaction and Organizational Commitment,Journal Administration in Social Work, 31(3), pp: 63-94. [18] Hassan, A., &Chandaran, S., (2005). Quality of Supervisor Subordinate Relationship and Work Outcom Organization Justice as Mediator, Journalof Economics and Management, Vol. 13, No. 1, pp: 1-20. [19] Jordan, P., Ashkanasy, N., Hooper. G., (2002).Workgroup Emotional Intelligence: Scale Development and Realationship to Team Process Effectiveness and Goal Focus, Human Resource Management Review, vol. 12, No. 2, pp: 195-214. [20] Macc-Samuels, M.E., Alexander, J.W.,(2003).Factors That Influence Nurses Job Satisfaction, JournalNursAdm, 33(5): 293- 299. [21] Skarlicki, D.P., (2001). Cross Cultural Perspective of Organizational Justice, International Journal of ConflictManagement, Vol. 12, No. 4, pp 292-300 . Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 969 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org LİSE ÖĞRENCİLERİNİN PERFORMANS GELİŞTİRMEYE UYGUN ÖĞRENME ORTAMI, ÖĞRENME ETKİNLİKLERİ VE PERFORMANS ÖLÇMEYE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ Seval Deniz Kılıç* Aysun Nüket Elçi** Hüseyin Alkan*** Özet Araştırma, öğrenci performansını geliştirmeye yönelik düzenlenen öğrenme ortamı ve bu ortamda sergilenen öğrenme etkinliklerinin öğrenci üzerine yaptığı etkiyi belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırma 2010-2011 eğitim-öğretim yılında bir devlet lisesinin 9. sınıfındaki öğrencilerle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, öğrenme ortamı, öğrenme etkinlikleri ve performans ölçmeye ilişkin açık uçlu sorularla derlenmiştir. Elde edilen bulgular, öğrencilerin grup içi ve sınıf içi tartışmadan yana olduklarını göstermiştir. Aynı bulgulara göre uygulama, öğrencilerin problem çözme sürecine olumlu katkı sağlamıştır. Öğrencilerin oluşturulan öğrenme ortamında, kendilerini daha rahat hissederek yöneltilen sorulara değişik yönlerden yaklaşma eğilimi bir başka önemli bulgudur. Anahtar sözcükler: Performans, performans ölçümü, performans gelişimi. Abstract The research aims at determining the learning environment arranged for improving the students’ performance and at the affect of the learning activities performed in this learning environment on the students. The research was conducted with the 9th graders of a state school in 2010-2011 educational year. The data of the research were gathered via open ended questions related to the learning environment, learning activities and performance assessment. The findings prove that students are in favour of group and in-class discussions. According to the same findings, the practice made a positive contribution to the problem solving process of the students. Another important finding is that students, feeling relaxed in a created learning environment, are prone to handle the posed questions in different perspectives. Key words: Performance, performance assessment, performance improvement. * Menemen Anadolu Lisesi, Menemen, İzmir, [email protected] GSM:+905052743393 ** Hatice Güzelcan Anadolu Lisesi,Bornova,İzmir, [email protected], GSM: +905056728976 *** Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, İzmir, [email protected] GSM:+905367796597 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 971 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Eğitim sistemlerinin ana hedeflerinden biri bireylerin “ yalnızca okul testinden başarılı olmasını değil yaşamda başarılı olmasını sağlamaktır”(Alkan,2008). Okuldaki akademik başarı, edinilen kazanım ve beceriler, yaşamdaki olası başarının bir hazırlık dönemi ve geleceğe dönük bir göstergesi olarak düşünülmelidir. Yani bireylerin çalışma alanlarında başarılı olması doğrudan doğruya, aldığı eğitimin düzey ve niteliğine, edindiği kazanımlara ve geliştirdiği değişik yönlü becerilerine bağlıdır. Aynı zamanda bireysel başarı, tüm bu kazanım ve edinimlerin uygulamaya dönüştürülmesi, yerinde kullanabilmesi ile de ilgilidir. Daha açık söylemek gerekirse, iş yaşamında başarılı olmak, karşılaşılan bir problem ya da çıkmaz durumunda bireyin edinimlerini doğru kullanmasını, kuramsal bağlantıları doğru kurmasını ve uygun sonuçlara ulaşmasını gerektirmektedir. Sıralananlar çalışma alanı ne olursa olsun, herkes için geçerlidir ve sıradandır. Ancak unutulmamalıdır ki en iyi, en yararlı ve en çekici olan sonuca ulaşmak, sıradan davranışların dışında bireysel farklılıkları da gerektirir. Başka bir deyişle bu noktada bireysel performans düzeyi işin içine girer. Günümüz insanında değişik nitelik ve becerilerin birlikte bulunmasından söz edilmektedir. Bunların başında, “Problem çözme amaçlı bilgi toplama ve düzenleme becerisi”, “araştırma yapma ve yönetme becerisi”, “verileri analizleme ve sentezleme becerisi”, “bilgiyi yeni durumlara uygulama ve uyarlama becerisi”, “bireyin kendi öğrenme ve performansını izleme ve geliştirme becerisi”, “ değişik biçimlerde iyi iletişim kurma becerisi”, “birlikte çalışabilme ve bağımsız öğrenebilme becerisi” gelmektedir (Darling-Hammond, L. ve McCloskey, L.; 2008). Belki bu nedenle ve tüm işsizliğe karşın, gerek Türkiye’de, gerekse diğer dünya devletlerinde nitelikli insan ve iş gücü açığı kapatılamamaktadır. Arzulanan olabildiği kadar planlı eğitim sürecinde ve meslek içi eğitim süreci boyunca, bireylerin her yönü ile verimli kimseler konumuna gelebilmesi ve gözlenen nitelikli insan açığının kapatılabilmesidir. Kuşkusuz bu beklentiler kısa sürede gerçekleşebilecek yapıda değillerdir. Bu amaçla özellikle zorunlu eğitim sürecinin çok iyi planlanması önemlidir. Çünkü bireylerin temel davranış ve becerileri esas bu süreçte şekillenmektedir. Bunun doğal bir sonucu olarak, günlük yaşamdaki bireysel başarı ortaya çıkmaktadır. Özetlersek birey, eğitimi sürecinde ve meslek içi eğitimi boyunca, belli kazanım ve becerileri edinmeli ve yaşamında bunları en iyi biçimde kullanabilmelidir. Öyleyse öğrencinin eğitim sürecinde sıralanan niteliklerin tümünü ve doğru biçimde edindiğinden emin olmak gerekir. Edinimlerin göstergeleri ölçme ile ortaya konduğuna göre, eğitim süreci boyunca ölçmenin olabildiği ölçüde eksiksiz yapılması kaçınılmazdır. Yani süreç boyunca, ölçme ve değerlendirmenin en az hata ile gerçekleştirilmesi zorunludur. Eğer okuldaki ölçme, bireyin yaşamındaki olası başarısından bağımsız gibi algılanır ya da “okul testinden başarı” akademik başarı için yeterli görülürse, korkulur ki yaşamda başarısızlık kaçınılmaz olabilir. Bu konuda, vurgulananı destekleyici birçok çalışmaya rastlanmaktadır. Örneğin Baker’ın çalışma sonuçlarında şunlar ortaya konmaktadır. “Öğrencilerin okulda edindiği bilginin düzeyi ve türü sıkça tartışılmaktadır. Yapılan ulusal ve uluslar arası çalışmalar, öğrencilerin bilgi ve beceri düzeylerinin düşük olduğunu göstermektedir. Dahası, öğrencilerin iş dünyası için yeterince iyi olmadığı görüşü Amerikan iş ve sanayi hayatında daha sık tartışılır duruma gelmiştir. Bu endişeler nedeniyle, aşağı yukarı on yıldır, öğrencilere ne öğretildiği ve öğrenme düzeylerinin nasıl ölçüldüğü konusunun yeniden yapılandırılması için çaba harcanmaktadır” (U.S Department of Labor, 1991, 1992; Baker, L., 1997: s. 1 deki alıntı). Yirminci yüzyılın son çeyreğinden sonra eğitimde ölçmenin önemi biraz daha öne çıkmıştır. Eğitim politikalarını oluşturanların bu yaklaşımı, özellikle matematik eğitimi araştırmacıları ve matematik öğretmenleri tarafından üst düzey ilgi görmüştür(Niss, 1993; Webb ve Coxford, 1993; National Council of Teachers of Mathematics (NCTM), 1995) ; Lianghuo, 2011:s.2’deki alıntı). Öne çıkarılan ve “alternatif ölçme” olarak adlandırılan bu yeni ölçme yöntemleri, eğitim reformcuları tarafından da büyük ölçüde destek gördü ve birçok ülkede öğretmenler tarafından uygulanmaya başlandı (Lianghuo, 2011:2). Öğrencinin yetkinliğini tam anlamı ile ortaya koyma arzusu matematik eğitimindeki ölçmede de farklı yaklaşımların kullanılmasını gerekli kıldı. Bunun doğal sonucu olarak matematik eğitiminde performans ölçümü öne çıktı. Performans ölçümü olay, olgu ya da problemi doğru anlamadan başlayıp uygulamaya giden bir süreçtir. Sürecin her adımında üst düzey verimlilik gösterme önemlidir. 972 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Ölçme aracı olarak değişik test türlerinden yararlanmayı gelenek haline getirmiş eğitim sistemimiz ile yetiştirilen öğrenciler, gerçek anlamda rutin olmayan ya da açık uçlu bir problemi çözmeden, zorunlu eğitimlerini tamamlamaktadırlar. Aynı biçimde lise eğitimleri boyunca üniversiteye giriş sınavlarına odaklanarak dört yıllarını geçirmektedirler. Dolayısı ile “çoktan seçmeli”, “doldurmalı” gibi test soruları dışındaki sorular ile karşılaştıklarında sıkıntıya düşmektedirler. Örnek olarak, PISA (2006) sonuçlarında, ülkemizi temsil eden öğrencilerin durumu alınabilir. Burada edinilen derece öğrencilerin başarısızlığını değil eğitim sistemimizin yetersizliğini ortaya koymaktadır. Çünkü Uluslararası Öğrenci Başarılarını Değerlendirme Programı (Programme for International Student Assessment), “15 yaş grubu öğrencilerin, öğretim programlarında yer alan konuları ne dereceye kadar öğrendiklerini değil, günümüz bilgi toplumunda karşılaşabilecekleri durumlar karşısında sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanabilme yeteneğini ölçmeyi amaçlamaktadır” (M.E.B., 2009). Dolayısı ile bu tür ölçümlerde bizim öğrencilerimizin başarısızlığı kaçınılmaz gözükmektedir. Öğrencilerin gerçek anlamda yetkinliklerini belirlemek amacıyla performanslarını ölçmek kaçınılmazdır. Çünkü performans, bir olay, olgu ya da problemi doğru anlamadan başlayıp, yaptıklarını yaşama aktarmaya kadar uzanan bir süreçtir. Çalışmamızın başlangıç aşamasında, uygun öğrenme ortamı oluşturarak bu sürecin en verimli halde tamamlanması amaçlanmıştır. Süreç boyunca gerçekleştirilen öğrenme etkinlikleri ve çözülen sıradan olmayan problemlerle amaca ulaşma kolaylaştırılmak istenmiştir. YÖNTEM Sunulan çalışma case-study yapılıdır. Bu yapıdaki çalışmalar belli bir yapının (birey, aile, okul, hastane dernek vb.), kendisini ve çevresi ile olan ilişkilerini belirleyerek, o yapı ile ilgili bir yargıya varmayı amaçlayan tarama düzenlemeleridir (Karasar, 2005 :86). Örneklem 2010-2011 eğitim-öğretim yılında, bir devlet anadolu lisesi 9. sınıf öğrencileri için, performans geliştirmeye uygun oluşturulan öğrenme ortamı ve geliştirilen öğrenme etkinlikleri ile matematik dersleri işlenmiştir. Deneme sürecinde tüm öğrencilerden ve süreç sonunda deney sınıfından seçilen, değişik düzeydeki 6 öğrenciden uygulama ile ilgili veriler derlenmiştir. Veriler, performans gelişimine uygun olarak tasarlanan öğrenme ortamında yapılan yaklaşık 7 aylık bir çalışmanın sonunda toplanmıştır. Son veri toplama aracı için seçilen 6 öğrencinin 3’ü kız, 3’ü erkektir. Dönem sonu akademik başarıya göre düşük(0-44), orta(45-84) ve yüksek düzeyde(85-100) yer alan öğrenci gruplarından temsilciler seçilmesine özen gösterilmiştir. Her düzeyden bir kız ve bir erkek olmak üzere iki öğrenciye yer verilmiştir. Veri toplama araçları Öğrencilere; “Derslerin bilgisayar ve projeksiyon kullanılarak işlenmesi hoşuna gitti mi, bu konuda ne düşünüyorsun?”, “Grup çalışmasının verimli olduğunu düşünüyor musun? Nedenleri ile açıklayınız”. “Arkadaşlarınla birlikte çalışırken onların seni dinlemeleri, senin çözüm yolunu önemsemeleri öğrenmene ne gibi katkılar sağlar?” “Kavramların başka bilim dalları ve günlük yaşamla ilişkilendirilmesi, öğrenmenin kalıcı hale gelmesini nasıl etkiledi, açıklar mısın?” “öğretmenin bir problemle karşılaşıldığında, problemi kendi cümleleri ile özetlemesi, yorum yapması, deneme-yanılma değil de model ya da kural bularak çözüme gitmesi, senin problem çözerken yol-yöntem seçmene yardımcı oldu mu, açıklar mısın?” “Yeni öğrenilen her kavramın ya da yanıtlanan soruların sonunda, öğretmenin senden çıkarımlarda bulunmanı istemesi sana ne gibi katkılar sağladı?” şeklinde 6 tane açık uçlu soru soruldu. Öğrencilerin görüşlerini yazarken rumuz kullanmaları istenmiş ve verdikleri yanıtların notla değerlendirilmeyeceği kendilerine bildirilmiştir. Bu yönü ile açıklamalarında dürüst ve içten oldukları varsayılmıştır. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 973 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Veri analizi Elde edilen verilerin analizinde nitel veri analizi yöntemlerinden içerik analizi kullanılmıştır. Verilerin analizinde öğrenciler Ö1, Ö2, …şeklinde kodlanmıştır. İki araştırmacı ayrı ayrı açık uçlu sorulara verilen yanıtları okuyarak belirli kategoriler altında toplamıştır. Bu amaçla Miles ve Huberman(1984:23)’ın, verilerin azaltılması, ham verinin önemli kısımlarının seçimi, belirli noktalara odaklaşma, basitleştirme, özetleme ve dönüştürme ilkelerinden yararlanılmıştır. Ayrı ayrı oluşturulan kategorilerin kodlama tutarlılığına bakılmıştır. Uyuşum yüzdesini hesaplamada P=(Nax100) (Na+Nd) (P: uyuşum yüzdesi, Na: uyuşum miktarı, Nd: uyuşmazlık miktarı) eşitliği kullanılmıştır (Türnüklü, 2000). Sonuçta uyuşum yüzdesi % 72 olarak bulunmuştur. Bu değer araştırmanın güvenilir olarak kabul edilebileceğini göstermektedir. Sonraki aşamada iki araştırmacı bir araya gelerek kategorileri birlikte incelemişler ve mümkün olduğunca uyuşmazlıkları gidermeye çalışmışlardır. Uzlaşılan sonuçlara göre kategorilerin, ifade edilme sıklığı (frekans) ve ifade edilme yüzdeleri hesaplanmıştır. Burada bir öğrencinin yanıtı birden fazla kategoriye girebildiği için frekans toplamı örneklem büyüklüğünden daha büyük olarak bulunmuştur. İfade edilme yüzdesi ise o kategorideki ifade sayısının toplam ifade sayısına oranı ile belirlenmiştir. Sorulara verdikleri cevaplardan elde edilen veriler, içerik analizi ile analiz edilmiştir. BULGULAR Sorulan sorulara göre öğrencilerin oluşturduğu ve uzlaşılan kategori kümeleri frekans ve yüzdeleri ile Tablo 1-6’da sıralanmıştır. Tablo 1. Birinci soruya yönelik öğrenci görüşlerinin frekans dağılımları “Derslerin bilgisayar ve projeksiyon makinesi kullanılarak işlenmesi hoşuna gitti mi? Bu konuda ne düşünüyorsun?” İfade eden öğrenciler İfade edilme sıklığı (f) İfade edilme yüzdesi (%) Gerçekçi Ö1 1 14.25 Akılda kalmayı sağlayıcı Ö1 1 14.25 Zaman kazandırıcı Ö3 1 14.25 Kullanışlı Ö5 1 14.25 Ö2, Ö4, Ö6 3 43 7 100 Zevkli TOPLAM Verilerden görüldüğü gibi öğrencilerin % 43’ü derslerde, bilgisayar ve projeksiyon makinesi kullanımının dersi daha zevkli kıldığını düşünmektedir. Buna karşılık geri kalan %57’lik öğrenci kesimi, derste kullanılan öğrenme araçlarının işlevsel yönünü öne çıkarmıştır. Onlara göre kullanılan öğrenme araçları, dersin daha gerçekçi işlenişi, konunun akılda kalıcılığını arttırması ve zaman kazandırıcı olması yönüyle önemli görevler üstlenmişlerdir. Hiçbir öğrencinin öğrenme aracı kullanımı ile ilgili olumsuz tutum takınmaması önemlidir. Tablo 2. İkinci soruya yönelik öğrenci görüşlerinin frekans dağılımları “Grup çalışmasının verimli olduğunu düşünüyor musunuz? Nedenleri ile açıklayınız” Arkadaşlarıma anlatırken kendi yanlışlarımı düzeltmeme yardımcı oldu. Bilgiyi paylaşmamı sağladı. Hiç birşey değiştirmedi. İfade eden öğrenciler İfade edilme sıklığı (f) İfade edilme yüzdesi (%) Ö1, Ö5, Ö6 3 50 Ö2, Ö3 2 33 Ö4 1 17 6 100 TOPLAM 974 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Öğrencilere yöneltilen “Grup çalışmasının verimli olduğunu düşünüyor musunuz? Nedenleri ile açıklayınız” sorusuna verilen cevaplardan derlenen veriler, öğrencilerin yarısının, “Arkadaşlarıma anlatırken kendi yanlışlarımı düzeltmeme yardımcı oldu” yorumuna katıldığını göstermektedir. Bu önemli bir bulgudur. Buna ek olarak öğrencilerin %33’ü grup çalışmasının bilgiyi paylaşmaya yaradığını vurgulamaktadır. Yalnızca %17’si yapılan uygulamanın kendileri için önemli değişiklik getirmediğini savunmaktadır. Özetle öğrencilerin %83’ü grup çalışmasını verimli bulmuş ve derslerin bu şekilde yürütülmesinden memnun olduğunu vurgulamıştır. İletişimin günümüz insanının önemli bir davranışı olduğunu düşündüğümüzde öğrencilerin bu yaklaşımını son derece olumlu karşılamak gerekir. Tablo 3. Üçüncü soruya yönelik öğrenci görüşlerinin frekans dağılımları “Arkadaşlarınla birlikte çalışırken onların seni dinlemeleri, senin çözüm yolunu önemsemeleri öğrenmene ne gibi katkılar sağlar?” İfade eden öğrenciler İfade edilme sıklığı (f) İfade edilme yüzdesi (%) İletişimi kolaylaştırır Ö1 1 11 Pekiştirme sağlar Ö2 1 11 Ö2, Ö3, Ö5 3 33.5 Çözüm yollarının çeşitliliğine yönlendirir Ö3 1 11 Toplumda kabul görmeme yardımcı olur. Ö1, Ö4, Ö6 3 33.5 9 100 Özgüven kazandırır TOPLAM Tablo 3’deki verilere göre öğrencilerin %33.5’i, arkadaşları ile birlikte çalışırken onaylanmalarını, grup içinde kabul görmekle ilişkilendirmişlerdir. Öğrencilerin %33,5’i ise bu durumun kendilerine “özgüven” kazandırdığını söylemişlerdir. Öğrencilerin %11’lik kesimi ise bu yolla iletişim kurma, kavramı pekiştirme ve çözüm yollarını çeşitlendirme gibi kazanımlar edindiğini belirtmişlerdir. Farklı yanlardan bakılsa bile tüm görüşler, birlikte öğrenmede üretilen ürünleri arkadaşlarının benimsemesini yararlı bulmaktadırlar. Bu yolla kendilerine kazanç sağladığını düşünmektedirler. Tablo 4. Dördüncü soruya yönelik öğrenci görüşlerinin frekans dağılımları “Öğrendiğiniz kavramların başka bilim dalları ve günlük hayatla ilişkilendirilmesi, öğrenmeni kalıcı hale getirdi mi? Nasıl etkiledi? Açıklar mısın?” İfade edilme sıklığı (f) İfade edilme yüzdesi (%) Ö2 1 12.5 Ö1,Ö3,Ö4,Ö5 4 50 Sınavlarda çağrışım yapar Ö4 1 12.5 Daha iyi anlama yardımcı olur Ö5 1 12.5 Bazen bilgiyi kalıcı hale getirir Ö6 Bilgimi her alanda kullanmama yardımcı olur. Kalıcı öğrenmeyi sağlar. TOPLAM İfade eden öğrenciler 1 12.5 8 100 Tablo 4’ü okuduğumuzda öğrencilerin %50’sinin kavramları farklı bilim dalları ve günlük yaşamla ilişkilendirdiklerinde öğrenmelerinin daha kalıcı hale geldiğini söylediği görülmektedir. %12.5’lik kesimin bir bölümü bu yolla bilgisini her alanda kullanabileceği kanısına ulaştığını, diğer bölümü ise sınavlarda çağrışım yaptığını söylemektedir. %12’lik üçüncü kesimdeki öğrenciler daha iyi anlamayı sağladığını ve %12’lik dördüncü kesim ise bu şekilde bilginin bazen kalıcı hale gelebileceğini vurgulamaktadırlar. Buna göre, görüşleri alınan öğrencilerin en az %88’i kavramların, farklı bilim dalları ve günlük yaşamla ilişkilendirilmesinin kendilerine fayda sağladığını düşünmektedir diyebiliriz. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 975 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 5: Beşinci soruya yönelik öğrenci görüşlerinin frekans dağılımları “öğretmenin, bir problemle karşılaşıldığında, problemi kendi cümleleri ile özetlemesi, yorum yapması, deneme-yanılma değil de model ya da kural bularak çözüme gitmesi, senin problem çözerken hangi yol-yöntemi seçeceğine karar vermende yardımcı olur mu, açıklar mısın?” Yardımcı olur İfade eden öğrenciler İfade edilme sıklığı (f) İfade edilme yüzdesi (%) Ö1, Ö2, Ö3,Ö5 4 57.25 Çözümde model kullanıyorum Ö2 1 14.25 Sıkıcı buluyorum Ö4 1 14.25 Bazen yardımcı oluyor Ö6 1 14.25 7 100 TOPLAM Beşinci soruya verilen yanıtlara bakıldığında, rutin olmayan problemlerin çözümünde öğrenciden beklenen modelleme adımı ile ilgili görüşler açığa çıkmaktadır. %57’lik bir kesim öğretmenin sınıfta çözdüğü problemlerde model oluşturma yoluna gitmesinin kendi problem çözme deneyimlerinde modelleme yapmalarına katkı sağladığı görüşündedir. Bir öğrenci problem çözerken modelleme kullandığını ifade etmekte ve bir diğeri de öğretmenin bu yaklaşımının bazen yardımcı olduğunu belirtmektedir. Bir öğrenci ise bunların aksine modelleme yapmanın kendisi için sıkıcı olduğunu ifade etmektedir. Anlaşıldığına göre, öğrencilerin büyük bir kısmı matematiksel model oluşturmaya sıcak bakmakta ve bunda öğretmenlerini örnek almaktadır. Tablo 6: Altıncı soruya yönelik öğrenci görüşlerinin frekans dağılımları “Yeni öğrenilen her kavramın ya da yanıtlanan soruların sonunda, öğretmenin senden çıkarımlarda bulunmanı istemesi sana ne gibi katkılar sağlar”? İfade eden öğrenciler İfade edilme sıklığı (f) İfade edilme yüzdesi (%) Olumlu yönde yaklaşımımı değiştiriyor Ö1 1 14.25 Temelini kavrıyorum Ö2 1 14.25 Aklımda kalır Ö3 1 14.25 Konuyu öğrenip öğrenmediğimi anlarım Ö4 1 14.25 Yorum yapma Problemi daha iyi anlarım Ö3, Ö5 2 28.50 Ö6 1 14.25 7 100 TOPLAM Son soruya öğrencilerin verdiği yanıtlara göre %14.25’erlik yüzdelerle öğrenciler, olumlu yönde yaklaşım kazanma, konunun temelini kavrama, akılda kalıcılık, konuyu öğrenme, problemi daha iyi anlama gibi sonuçlara ulaşmışlardır. %28.50’lik bir kesim de yorum yapma becerilerinin geliştiğini ifade etmiştir. Performans ölçümünün son adımına karşılık gelen çıkarımlarda bulunma adımını öğrenciler faydalı bulmakta ve öğrenme süreçlerine katkıda bulunduğunu düşünmektedirler. TARTIŞMA VE SONUÇ Bu çalışmada, performans gelişimine uygun olarak tasarlanan öğrenme ortamında yaklaşık bir eğitim-öğretim yılı boyunca yer alan öğrencilerin bu ortam ve yaklaşımlara ilişkin görüşleri alınmıştır. Yöneltilen sorular öğrenme ortamı, öğrenme etkinlikleri ve performans ölçümüne ilişkindir. Buna göre, öğrencilere yöneltilen ilk dört soru, öğrenme ortam ve yaklaşımlarına, son iki soru da performans ölçümüne yönelik olarak değerlendirilir ve dolayısıyla bulgular da bu yönde yorumlanabilir. Öncelikle öğrenme ortamına ilişkin olarak düşünülürse, öğrenciler derslerin bilgisayar ve projeksiyon makinesi kullanılarak işlenmesine olumlu yaklaşmışlardır. Benzeri bulguların Pogrow tarafından da bulunması,“teknolojinin öğrenme ortamına katılımının öğrenci performansını arttıracaktır” düşüncesini pekiştirmektedir(Pogrow, 2004). Bunun 976 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org yanında, öğrenciler birlikte çalışmaya sıcak bakmışlardır. Bu bir anlamda yapılan birlikte çalışma örneklemesinin başarılı bir şekilde yürütüldüğünü göstermektedir. Öğrenciler, arkadaşlarının kendi düşüncelerini dinlemeleri ve önemsemeleri durumunda öğrenme ortamını daha çok benimseyeceklerini vurgulamaktadırlar. Öğrencinin kazanımları için bulunduğu öğrenme ortamını nasıl algıladığı önemlidir. Olumlu algı, öğrenciyi öğrenme ortamına çeker(Cimino, Cimino, Nehring, Raybin, & Wisler-Waldock, 1982; Fortune ve diğerleri 2001’deki alıntı) yaklaşımı, bizim bulgularımızı güçlendirmektedir. Bu durum günlük yaşamda önemli olan iletişim kurmanın ilk adımı olarak da düşünülebilir. Öğrencilerin tamamına yakını bilgilerini günlük yaşamla ve farklı bilim dalları ile ilişkilendirmenin de kendilerine olumlu katkı sağladığında birleşmişlerdir. Pogrow’un (2004) çalışmasında elde ettiği, “öğrencilere problem çözme için fırsat sağlamak ve matematiği günlük hayatın içine entegre etmek, problemleri günlük hayat metinleri içinde sunmak öğrencinin ilgi ve performansını arttırır” sonucu bizim bulgularımızla tam olarak çakışmaktadır. Performans ölçüm sürecinin içinde yer alan rutin olmayan problemleri çözme becerileri de büyük ölçüde olumlu karşılanmıştır. Problem çözerken modelleme yapmanın ilgi çekmesi, yeni problem çözmeye başlayanlar için önemlidir. Biraz zorlanarak da olsa öğrenciler problemi çözdükten sonra, çıkarımlarda bulunma çabası göstermişlerdir. Bu öğrencilerin matematiği el yardamı ile de olsa kendi kulvarına çekmesi anlamına gelir ve çok önemli bir sonuçtur. Bu yönü ile öğrencilerin klasik ölçme (çoktan seçmeli, boşluk doldurma, v.s.) araçları dışındaki araçlar ile ölçülmeye ilgi gösterdiği ve bu tür araçları, uygun öğrenme ortamı tasarlanması durumunda, benimseyebilecekleri ortaya çıkmaktadır. Elde edilen bulgular, öğrenme ortamının öğrencilerin birlikte çalışmasına, rahat iletişim kurmasına uygun düzenlenmesinin zorunlu olduğunu göstermektedir. Ölçüsü ne olursa olsun öğrenme ortamında teknolojinin, bir öğrenme aracı olarak kullanılmasından kaçış olmadığını pekiştirmektedir. Matematiksel kavramların günlük yaşamla ilişkilendirilmesi, matematiğin aramızda olduğunu hissettirmesi yönüyle de önemlidir. Aynı önem matematik ile diğer bilim dallarının ilişkilendirmesinde de karşımıza çıkmaktadır. Öte yandan bu bulgular, öğrencilerimizin problem çözme sürecinin tüm basamaklarında becerili olabileceklerinin sinyallerini vermektedir. Yeter ki onlara bu fırsatı verebilelim ve matematik derslerini matematik yaparak geçirmeye dönüştürebilelim. KAYNAKLAR Alkan, H., Ceylan, A.(2008). Matematik öğretmen adaylarının matematiksel düşünme gelişimi için öğrenme ortamı ve program tasarımı. D.E.Ü. Buca Eğitim Fakültesi. DPT Proje No: 2003 K120360. Darling-Hammond, Linda; McCloskey, Laura (2008). Assessment for learning around the world: what would it mean to be internationally competitive?. Phi Delta Kappan, Vol. 90, No. 04, s.263-272. Baker, E. L.(1997). Model-based performance assessment. New Directions in Student Assessment, vol. 36, No. 4, s.247-254 Lianghuo, F. (2011). Performance assessment in mathematics: concepts, methods, and examples from research and practice in singapore classrooms. Singapore: Pearson Education South Asia. M.E.B. (2009), PISA Uluslar arası öğrenci başarılarını değerlendirme programı. 05.03.2009 tarihinde http://earged.meb. gov.tr /pisa/dil/ tr/ sunum.html adresinden alınmıştır. Karasar N. (2005) Bilimsel araştırma yöntemi (15. baskı) Ankara Nobel yay. Dağ. Türnüklü, A.(2000). Eğitimbilim araştırmalarında etkin olarak kullanılabilecek nitel bir araştırma tekniği: görüşme. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi. Güz 2000. Sy.543-559. Pogrow, S. (2004). SUPERMATH: An alternative approach to improving math performance in grades 4 through 9. Phi Delta Kappan. vol. 86 no. 4 297-303. December. Fortune, A. E.; McCarthy, M.; Abramson, J. S.(2001). Student learning processes in field education: relationship of learning activities to quality of field ınstruction, satisfaction, and performance among msw students. Journal of Social Work Education 37 no 1. 111-24. Wint. Miles, M. B., Huberman, A. M. (1984).Qualitative data analysis: A source book of new methods. Bervely Hills, C. A.: Sage. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 977 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org İLKÖĞRETİM OKULLARINDA DERS DIŞI ETKİNLİK OLARAK PROJE EGZERSİZİ ÇALIŞMALARININ ÖNEMİ THE IMPORTANCE OF PROJECT STUDIES AS EXTRA-CURRICULAR EDUCATIONAL ACTIVITY IN PRIMARY SCHOOLS Cemile Çakır* Özet 2010-2011 eğitim öğretim yılında, Mili Eğitim Bakanlığı tarafından değişen ders dışı eğitim çalışmalarına göre, Tubitak koordinesinde yürütülen, ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine yönelik proje çalışmaları ve bilim olimpiyatlarına, öğrencileri hazırlayan öğretmenlere, ücretli olarak egzersiz yapma hakkı verilmiştir. Bilimin çok hızlı ilerlediği bugüne, uyum sağlayabilmek için, gençlerimizin bilimsel düşünme becerisine sahip olması kuşkusuz çok önemlidir. Proje hazırlama süreci, öğrencilerde üst zihinsel becerileri arttırmaktadır. Ancak proje yazabilen gençler bilgi çağını yakalayabileceklerdir. Küçük yaşlarda, bilimsel araştırma basamakları yöntemleri, ilköğretim okullarında proje egzersiz dersleri ile verilebilir. Yapılan çalışma paylaşılarak, yaygın etkinin artacağı aşikardır. Bu bildiride, 2010-2011 yılında sekiz öğrenci ile gerçekleştirilen proje hazırlama süreci ve ürünler paylaşılacaktır. Bu çalışma sürecinde; öğrenciler, proje hazırlama basamaklarını uygulayarak, anketler geliştirip değerlendirmişlerdir. Bu süreçte proje hazırlayan öğrenciler, proje bitiminde ortaya çıkardıkları ürünleri ile ilgili yarışmalara katılıp, projelerini bilimsel bir süreçte sunmuşlar ve Mili Eğitim Bakanımız tarafından da ödüllendirilmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Bilimsel süreç, Bilimsel Proje Hazırlama, İlköğretim. Abstract In 2010-2011 academic year, according to extra-curricular educational activities changed by Ministry of National Education, the theachers who prepare the elementary and secondary school of students for the project studies and Science Olympics organized by The Scientific and Technological Research Council of Turkey (TÜBİTAK) was given to right to be paid for exercising. Since the science is devoloping very fast today, it is very important that young people have the ability to think scientifically to adapt these devolopments. The project preparation process have impact on increasing the top mentalskills of students. Only the young people who are able to write the project could catch the information age. The stages of scientific research methods can be given as project exercise course in primary schools to young minds. By sharing the the reults of the studied project common effect is expected to increase. In this report, the processes in project preparetion and their outcomes carried out by eight students in 2010-2011 will be discussed. In the study, students who apply the stages of project preparation, developed and evaluated surveys. The students who involved in the process of preparing the project, has joined the related project competitions and presented their results arising from the project in a scientific meeting, and were rewarded by the Minister of National Education. Keywords: The scientific process, Scientific Project Preparation, primary education * Ali Şuuri İlköğretim Okulu, Balıkesir [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 979 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Günümüzde hazır bilgiyi elde etmekten çok bilgiye ulaşma yollarını öğrenmek daha çok önem kazanmaya başlamıştır. Eğitimin her düzeyinde bilgi edinme yollarını öğrenen, elde ettiği bilgiyi değerlendirip, kullanabilen ve bilgiyi paylaşabilen bireylerin artması hedeflenmektedir. Öğrencilerde merak duygusunu uyandırmak, ilgilendikleri alanlar doğrultusunda çalışmalarını gerçekleştirmelerini desteklemek, öğrencilere bilgi edinme yollarını öğretip, elde ettikleri bilgileri yaşamlarına transfer etmelerini ve bu bilgileri paylaşmalarını sağlamak eğitimimizde temel hedefimiz olmalıdır (Demirhan, 2002). Hızla gelişen ve yenilenen teknolojide bizim de yerimizi alabilmemiz için, öğrencilerin yaratıcı olabilecekleri ve yeni fikirler üretmenin çok zor olmadığını fark ederek düşündüklerini eyleme geçirmelerinde destek olmalıyız. Bilgi çağının gerektirdiği insan tipine ulaşabilmek için pek çok unsurun göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bilinmektedir ki bilginin elde edilme şekli onun gelecek zamanlarda ve ortamlarda kullanım tarzlarının da belirleyicisi olmaktadır. Dolayısıyla eğitimciler bilginin gelecekte istenilen yönde kullanılmasını sağlayacak yöntemleri uygulamak zorundadır. Yeni bilgilerin öğrenilmesi yanında öğrenmeyi öğrenme becerilerinin de kazanılması önem taşımaktadır (Kurnaz, 2007). MEB’e göre tanımlanan 21. yüzyılın öğrenci profili; bilimsel ve akılcı düşünme becerisine sahip, araştırmacı, sorgulayıcı, bilgiyi ezberleyen değil bilgiye ulaşabilen, bu bilgiyi kullanıp paylaşabilen, iletişim kurma becerisine sahip, teknolojiyi etkin ve verimli kullanabilen, kendisini yenileyen insanlığın ortak değerlerini sahiplenen, yaratıcı, üretken, takım çalışmasına yatkın ve yaşam boyu öğrenmeyi benimsemiş bireyler olarak tanımlanmıştır(MEB,2011). Bu becerilerin önemli bir kısmını proje çalışmaları sayesinde elde edebiliriz. Proje, daha fazla bilgi istenen bir konu hakkında derinlemesine yapılan araştırmalar sonucunda bir ürün ortaya koyma sürecidir (Korkmaz, 2002). Projeler günlük yaşamdan çıkan problemlerin temelinin araştırılıp öğrenilmesi için zihinsel olarak ortaya çıkarılan bir bütünsel süreci kapsamaktadır. Proje çalışma süreci, öğrencilerin kendi seçtikleri yöntemleri kullanmalarına, sorumluluk ve karar verme inisiyatifinin kendilerine ait olması, istek ve amaçlarının peşinden gitmelerine izin vererek uygun bir ortam hazırlar. Öğrencileri çalışacakları alanı kendilerinin belirlemeleri konusunda destekleyerek onları kendi ihtiyaçlarını çözme konusunda uzman olarak kabul eder(Korkmaz,2002, 47). Projenin her aşamasında bilimsel çalışmanın bütün özellikleri gözükür. Bilimsel yöntem, gözlemleri-olayları açıklamak ve sorulara cevap vermek için kullanılan deneysel bir süreçtir. Bilim adamları doğadaki neden-sonuç ilişkilerini belirlemek için bilimsel yöntem kullanır. Başka bir deyişle onlar, bir deney tasarlayarak bir unsuru başka bir unsurun “nedeni” haline getirirler böylece diğerini-sonucu, tahmin edilebilir hale dönüştürürler. Bilimsel proje süreci, neden-sonuç ilişkisi ortaya çıkaran basmaklardan oluşur. Bilimsel proje hazırlama sürecine başlamak, bireylerin bilimsel süreç becerilerini daha çok arttıracaktır. Bilimsel süreç becerisini kazanmış olan bireyler günlük yaşamdaki sorunları bilim insanı bakış açısı ile çözebilir(Bozdoğan, Taşdemir ve Demirbaş, 2006). Öğrencilerin aktif olmasını sağlayarak, öğrenmeyi kolaylaştıran, araştırma becerisi kazandıran, kendi öğrenmelerinde sorumluluk alma duygusu alarak öğrenmenin kalıcılığını artıran temel becerilere bilimsel süreç becerileri denir(Çepni,2005). Bilimsel süreç becerileri, bilgi toplayarak değişik yollarla bu bilgileri düzenleme, açıklama ve problem çözme için gerekli zihinsel süreçleri kapsar (Tatar, 2006). İlköğretim öğrencileri basit düzeyde, bilim adamları gibi gözlem yaparak, sınıflandırma, ölçüm yapma, deneyler yaparak sonuç çıkartabilirler (Aydoğdu, 2006). Genel olarak bilimsel süreç becerileri temel ve deneysel olarak ikiye ayrılmıştır. Gözlem yapma-ölçüm yapmasınıflama yapma- tahmin yürütme- sonuç çıkarma- verileri kaydetme becerileri temel düzeyde olup, değişkenleri kontrol etme- hipotez oluşturarak deney yapma- model oluşturma- verileri yorumlama ve karar verme becerileri ise deneysel süreci kapsar (Özdemir, 2004). Öğrencilerin küçük yaşta proje çalışmaları sürecine katılmalarını yaygınlaştırma amaçlı ülkemizde çeşitli etkinlikler ve yarışmalar düzenlenmektedir. Ülkemizde ilk kez TÜBİTAK tarafından yürütülen yarışmalar ile proje etkinlikleri başlamıştır. Fen konularında geniş uygulama alanı ve pek çok etkinlik örnekleri bulunmaktadır(Okan, 1989). Bu 980 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org etkinliklerden biri; MEB ve TUBİTAK işbirliği içinde gerçekleştirilen “Bu Benim Eserim” İlköğretim Öğrencilerine Yönelik Matematik ve Fen Bilimleri Proje Çalışmasıdır. Bu Çalışmanın amacı; ülkemizin ihtiyaç duyduğu bilim insanlarını yetiştirmek, yetenekli çocuklarımıza sahip çıkmak; bilimsel amaçlı yarışma ve benzeri etkinliklere ilgiyi-katılımı artırarak ülke genelinde yaygınlaştırmak ve teşvik etmek, geleceğin bilim insanı olma potansiyeline sahip çocuklarımızı erken yaşlarda keşfedip var olan yeteneklerini geliştirmek, gerekli desteği vererek onlara araştırmacı bir ruh kazandırmaktır. Bakanlığımız ile TÜBİTAK arasında imzalanan 08.11.2004 tarihli işbirliği protokolü gereğince öğrenci projelerinin değerlendirme süreci TÜBİTAK tarafından oluşturulan bilim kurulları tarafından yürütülmektedir. Proje çalışması ilköğretim okullarının 6., 7. ve 8. sınıflarına yönelik olarak gerçekleştirilmektedir. Öğrenciler matematik ve fen bilimleri alanlarında hazırladıkları projeleriyle çalışmaya katılabilmektedir. Bu alanlardaki konuların projelendirilmesi aşamasında, çalışmaların özgün, bilimsel, mantık çerçevesi içinde, estetik, uygulanabilir ve sosyal fayda sağlayıcı olması esas alınmaktadır. Yapılan bu çalışmaya 2010-2011eğitim öğretim yılında 81 ilden toplam 63.247 proje katılmış olup, il çalışma grubu-bölge çalışma grubu-bölge bilim kurulları tarafından yapılan değerlendirme sonrasında toplam 12 bölgede 1048 proje sergilenmiştir. Bölgelerde sergilenen projeler tekrar bölge bilim kurullarınca değerlendirerek bölge birincileri seçilir. Toplam 100 proje Ankara da Finalist proje olarak sergilenir ve tekrar yapılan değerlendirme ile 50 proje seçilerek ödüllendirilir. İlköğretim okullarında ders dışı eğitim çalışmaları esasları 2010 yılında yayınlanan genelge ile düzenlenerek, TUBİTAK koordinesinde ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine yönelik olan yürütülen proje çalışmaları ve bilim olimpiyatları kapsamınca öğrencileri hazırlama egzersizleri getirilmiştir(MEB,2010). Milli Eğitim Bakanlığınca, Proje çalışmaları ve bilim olimpiyatlarına hazırlık çalışmalarına öncelik verilmiştir. YÖNTEM Çalışma Modeli Çalışma, ikişer kişiden oluşan 4 grup üzerinde bir öğretim yılı boyunca sürdürülmüştür. Çalışmada öğrencilerin günlükleri, proje hazırlama süreçleri ve ürünleri değerlendirilerek tutumlar gözlenmiştir. Öğrencilerin, hazırlamış oldukları projeler ilgili sergilerde sergilenerek, öğrenciler tarafından sunulmuştur. Nitel araştırma modeli uygulanmıştır. Nitel araştırma deseni, araştırmanın yaklaşımını belirleyerek, araştırma aşamalarının bu yaklaşım çerçevesinde tutarlı olmasına rehberlik eden bir model olarak tanımlanmaktadır. Nitel araştırmalarda araştırılan olay, olgu ya da duruma göre değişikliğe uğrayabilen dinamik bir araştırma süreci söz konusudur. Araştırma deseni önceden belirlenen ve kesin çizgilerle çizilmiş bir süreci içermemeden sürece göre yapılandırılabilinir(Yıldırım ve Şimşek, 2005). Çalışma Grubu Ali Şuuri İlköğretim Okulu 7. sınıf öğrencilerinden, kendi istekleri doğrultusunda 8 öğrenci seçilmiştir. Öğrenciler ikişerli çalışma grupları oluşturmuştur. Bu gruplar ile yapılacak çalışma, ders dışında olmak üzere haftada 2 ders saati olarak planlanmıştır. Öğrenciler kendilerine uygun olan günleri seçerek haftada 2 saat proje çalışmalarına zaman ayırmışlardır. Veri Toplama Araçları Bu araştırmada, öğrencilerin proje çalışma sürecinde kullandıkları yöntemlerin izlenebilmesi için öğrenciler tarafından tutulan günlükler kullanılmıştır. Ayrıca çalışmanın tamamına yakın bir bölümünde video kaydıyla proje çalışmaları ve sunumları kaydedilmiştir. Öğrencilerin ürettikleri projeler sergilenerek değerlendirilmiştir. Velilerin, öğrencilerin tutumları süreç boyunca izlenmiştir. Proje Hazırlama Etkinliklerinin Aşamaları 1-Ekim ayında proje hazırlama egzersizine katılım için altı, yedi ve sekizinci sınıflara çağrıya çıkılmıştır. Başvuran öğrenciler ile bir çalışma planı yapılmış olup iki kişilik gruplar oluşturulmuştur. Öğrenciler ilk önce proje günlüğü Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 981 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org tutarak, bir hafta boyunca günlük yaşamlarında meydana gelen sorunlarını- problem durumlarını ve ilgi duydukları konuları yazarak çalışmaya gelmişlerdir. Çalışma grubu olarak, önerilen konular ve sorunlar üzerine beyin fırtınası yapılarak en uygun proje konuları ortaya çıkartılmıştır. Proje konuları, gözlemler sonucunda daha çok ortaya çıkar. Bir şeyler dikkatimizi çeker ve onun ne olduğunu merak ederiz. Bir şeyler görürüz ve nasıl olduğunu merak ederiz. Bir şeyleri nasıl ve neden işlediğini merak ederiz ve sorular sorarız. Proje konularının seçiminde yararlanacağımız ip uçlarını şu şekilde sıralamak mümkündür(Bilen, 1993; Okan, 1989): Proje, öğrencinin yaşantısından seçilmeli, öğrenciyi üzerinde durup çalışmaya sevk edecek özellikte olmalıdır. Proje, öğrencinin ruhsal ve bedensel yeteneklerini geliştirmeye elverişli ve sürdürülebilir olmalıdır. Toplum hayatıyla ilgili olmalıdır. Projenin hazırlanmasına yetecek zaman planlanması yapılmalıdır. Öğrenciye etkinlikler yoluyla sorunlarını çözebilme olanağı verilmelidir. Projeler eserle sonuçlanıcı nitelikte olmalıdır. Proje, öğrenciyi düşünmeye ve araştırmaya yöneltmelidir. Proje konusu, öğrencinin okuduğu bir kitaptan, izlediği bir televizyon programından, bir gazete makalesinden veya bir ders konusundan seçilebilir. Proje, bir öğrenci tarafından gerçekleştirilebileceği gibi, grup olarak da hazırlanabilir (Saban, 2003). Proje konuları problemlerden ortaya çıkar. Bu problemler, öğrencilerin daha önceden karşılaştıkları fakat çözemedikleri problemler olabileceği gibi daha önceden hiç karşılaşmadıkları problemler de olabilir. Proje çalışmalarındaki en önemli özellik, ortada bir problemin olmasıdır (Adair,2000). Problem, kişinin önüne çıkan veya kişiyi engelleyen bir durumdur. Öğrenciler, karşılaştıkları bu engelleri ortadan kaldırmak için projelere başvururlar. 2-Öğrenciler, seçtikleri proje konuları ile ilgili yapılan çalışmaları incelemek için, proje bankalarını taramışlardır. Hangi çalışmaların yapıldığını, proje internet sayfasında yer alan proje bankasını inceleyerek, çalışmanızın özgün olup olmadığını, daha önce benzer projelerin yapılıp yapılmadığını öğrenmenizi sağlayacaktır. Proje bankası daha önce yapılmış çalışmalara ulaşılabilen bir arama motoru niteliği taşımaktadır(MEB,2011) 3-Proje amacı belirlenmiştir. Öğrencilerin projelerini niçin yapacaklarını ve sonunda neler kazanacaklarını saptamaları aşamasıdır. Proje hakkında birtakım bilgiler ve beceriler kazanıldığında, pratikte ne gibi yararlar sağlayacağı sorgulanır. İşte bu ve benzeri soruların cevabı projenin amaçlarını ortaya koyar. Bu amaçlar, bir anlamda öğrencilerin yapmak istedikleri proje ile karşılamak istedikleri ihtiyaçlarını tespit eder. Belirlenen amaçlar projenin planlanmasında alt ayrıntıların neler olacağına ışık tutar. Amaçların çok genel ifade edilmesi yerine; açık, somut, kısa ve öğrenci seviyesine uygun bir anlatımla belirtilmesi gerekir. Amaç, elde edilmek istenen sonucun basit anlatımıdır. Projelerin genelde tek bir amacı vardır. Projenin amacı iyi tanımlandığında amaca yönelik hedefler ve faaliyetleri tanımlamada sorunlarla karşılaşılmaz. 4-Proje amaçları soru şekline, problem durumuna dönüştürülmüştür. Projenin amacı belirlendikten sonra amaca nasıl ulaşabileceğini göstermesi için, amaç soru şekline dönüştürülür. Bu sorunun cevabını bulmak için kullanılacak araçlardan kolayca yararlanılmalı ve bu araçların mevcut bulunanlardan olmasına dikkat edilmelidir. 5- Öğrenciler sorularının cevaplarını araştırmalar ve önbilgileri ile düşünmüşlerdir. Bu süreç sonunda hipotezlerini kurmuşlardır. 6-Proje hedefleri belirlenmiştir. Hedefler, tanımlanan amaca hizmet etmelidir. Hedef, birden fazla olabilir. Hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını belirleyebilmek için ölçülebilir hedefler belirlenmelidir. 7-Proje çalışması için çalışama takvimi yapılmıştır. Gruplar çalışmaları için işbölümü yapmışlardır. Zaman planlanması; araştırılan ve yapılan projenin hangi zaman diliminde olacağının belirlenmesidir. 8-Projenin literatür tarama aşaması için önce anahtar kavramlar belirlenmiştir. Projeye bilgi toplamak için başvurulacak kaynakların belirlenmesi: Proje amaçları soruya dönüştürüldükten sonra projenin başarıyla sonuçlanması için başvurulacak kaynaklar belirlenme aşamasıdır. Projede araştırılmak istenen önemli fikirler ve kavramlar yazılır. 982 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Yapılan projede önemli olan araştırma yaparken amaca ulaşmaya yardımcı olan önemli fikir ve kavramlar not alınır. Öğrenciler, proje konuları ile ilgili bilgisayar laboratuarında araştırma yapmıştır. Konu ile ilgili bütün bilgiler kaynakça ile birlikte derlenerek dosyalanmıştır. Projenin problem durumunu çözmek için konuyla ilgili var olan bilgilerle ilgili araştırma yapılmalıdır. İyi bir bilim insanı olmak, başkalarının önceden yaptığı yanlıkları yapmamak ve araştırmada elde ettiği, bir araya getirdiği bilgilerin boşa gitmemesi için, kütüphanede ve internette araştırma yapmadan önce bir araştırma planı yapmalıdır. Konuyla ilgili yazılı, sözlü, görsel her türlü materyal toplanmalıdır. 9-Proje konusu ile ilgili kuruluşlar ile irtibata geçilerek yardımlar alınmıştır. Üniversiteye gidilerek akademisyenler ile ön görüşmeler, röportajlar yapılmıştır. Projenin hipotezini sınamak İçin ilgili kuruluşların desteği ile uygun deneysel yöntem tasarlanmıştır. 11-Öğrencilere anket hazırlama ve anket tekniği hakkında bilgi verilmiştir. Her grup, projesinin topluma nasıl yararı olacağını, ürünlerin kullanışlılığı ve proje ile ilgili farklı görüşleri almak amaçlı anket soruları oluşturmuşlardır. Anket taslağı üzerinde gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra 100 kişiye uygulanmıştır. Sonuçları öğrenciler değerlendirerek, projelerine şekil vermişlerdir. Anket, insanların yaşam koşullarını, davranışlarını, inançlarını veya tutumlarını betimlemeye yönelik bir dizi sorudan oluşan bir araştırma modeli olarak tanımlamıştır(Thomas, 1998). 12-Yapılacak çalışmalar için gerekli malzemeler temin edilerek ön denemeler yapılmıştır. İlgili kuruluşlara gidilerek kontrollü deneyler yapılmıştır.Öğrenciler ile birlikte veriler değerlendirilmiştir. Çalışmalar sırasında tüm sonuçlar gözlenerek, öğrenciler tarafından kaydedilmiştir. Kullanılan madde miktarı, deneyin ne kadar sürede olduğu, deneyin sonunda ne gibi değişiklik olduğu şeklinde veriler kaydedilmiştir. 13-Proje ürünleri elde edildikten sonra, öğrencilere rapor yazma hakkında eğitimler verildi. Çalışma grupları proje raporlarını yazdılar. Son kontrol yapıldıktan sonra ilgili yarışma için başvuru yapıldı. Bursa bölge sergilenecek olan 2 proje için poster hazırlanarak, öğrencilerin tecrübe kazanması için, projeler sosyal etkinlik ve klüp derslerinde sınıflarda sunulmuştur. Projenin değerlendirmesini öğretmen ve öğrenci birlikte yaparak diğer öğrenciler de değerlendirmeye katılabilirler. Yeterli süre olduğunda proje sınıfta sunulmalıdır (Saban, 2003). Bursa bölgesinde, öğrenciler projelerini bilim insanı edası ile çok güzel sunmuşlardır. Ancak toplam 8 ilden sadece 6 proje Ankara sergisinde finalist proje olarak sergileneceği için bir projemiz TUBİTAK bilim jürisi değerlendirmesinden sonra bölge birincisi olarak altı proje içinde seçilmiştir. Öğrencilerimiz, Balıkesir ilini ve bölgemizi Ankara da çok başarılı bir şekilde temsil ederek projelerini sunmuşlardır. Bu sunum sonucunda, TUBİTAK Bilim jürisi değerlendirmesi ile ilk 50 proje arsına seçilmiştir. Çalışmalar sonucunda öğrenciler Milli Eğitim Bakanımız tarafında Başarı Belgesi ve hediyeler ile ödüllendirilmiştir. BULGULAR Öğrenci Projelerinden Özet ve Anket Örnekleri 1- Gıdaların Kararmasını Önleyerek Besin Değerinin Düşmesini Önleyelim Projesi Proje Amacı: Kolayca ulaşabildiğimiz malzemelerle, gıdaların kararmasını önleyerek besin değerinin kaybedilmesine önlemek. Projenin Hedefleri: 1-Gıdaların neden karardığını ve kararmayı önlemek için neden limonlu suya koymamız gerektiğini araştırmak. 2-Meyve ve sebzelerin kararmasını bilimsel yöntemlerle önleyebilmek. 3-Kararan gıdaların besin değerin düşmesine engel olabilmek. 4-Aminoasitlerin faydasını arttırabilmek Proje Özeti: Patates, elma, mantar, yer elması, muz, patlıcan gibi yiyecekleri soyduğumuzda hemen karardığını, annemin kararmayı önlemek için doğradığı yiyecekleri suyun içine koyduğunu gözlemledim ve araştırma projemi bu Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 983 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org konu üzerine yapmaya karar verdim. Besinlerin kararması- kararmaya neden olan etmenler-hangi besinler kararıyorkararmanın olumsuz etkileri nelerdir- kararma nasıl önlenebilinir-bu yöntemlerin hangisi pratik olu gibi konularda araştırmalar yaptım. Bu konu ile ilgili yapılan projeleri inceledim ama proje raporlarında çok fazla bilimsel terimler olduğu için anlayamadım. Çevremde bulunan kişilerinde okuduklarında anlamadıkları dikkatimi çekti. Yaptığım araştırmada esmerleşmenin, yiyeceklerin besin değerini azalttığını öğrendim. Bu durumu ev hanımların bilip bilmediğini- esmerleşmeyi nasıl önlediklerini öğrenmek amacı ile 10 tane ev hanımı ile röportaj yaptım. Ev hanımları ile yaptığım röportaj sonucuna göre çıkan sonuçlara göre,bazıları kararmayı önemsemiyor, bazıları unlu suya, bazıları limonlu suya atarak kararmayı azalttıklarını ve karamanın besin değerini azalttığını hiç kimsenin bilmediği ortaya çıktı. Elma, muz, patlıcanı 2 eşit parçaya kestim. Kontrol grubuna hiçbir şey koymadım ve diğer parçaların üzerine limon sıktım ve gözlemleri kaydettim. Gerçekten limonlu suya atılan yiyeceklerin kararmayı önlediğini gördüm. Yaptığım deney sonucunu araştırarak, Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji laboratuarında gıdaların kararmasına neden olan enzim ve askorbik asit etkileşimi ile ilgili kontrollü deney yaptık. Akademisyenlerden yardım alarak deney sonuçlarını yorumlayarak proje bilgilerini yazdım. Üniversitede yaptığımız deneye göre askorbik asit konulan muz çözeltisinde 1 dakikada aktivite sayısı eksi değerlere inerken, askorbik asit koymadığımız kontrol grubu çözeltide 1 dakikada 0,6061 aktivite gerçekleşti. Askorbik asit polifenol oksidaz enzimi için bir inhibitor maddedir. Yaptığım araştırmaya ve röportajlara göre yiyeceklerin üzerinde kararan moleküllerin proteinlere yapışarak, meyvelerin besin değerini azalttığını ve halkımızın bu konunun bu kadar ciddi bir sorun olduğunu bilmediğini sadece görsellik bakımından sorun zannediyorlar. Bu proje ile çevremizdeki insanlar bilinçlendirerek, yiyeceklerin besin değerinin azalmasını önlemiş olacağım. 2- Atık Tavuk Tüyünü Sunta Yaparak Değerlendirelim Projesi Proje Amacı: Dünya da önemli miktarlarda atık olan tavuk tüyünden, hafif- sağlam özelliklere sahip sunta haline getirerek değerlendirmek ve sunta için ağaçların kesilmesini önleyerek çevreyi korumak. Proje Hedefi: 1-Ülkemiz de ve dünya da atık maddeleri değerlendirerek çevreyi korumak. 2- Mobilya ve diğer sektörlere alternatif ham madde sağlamak. 3-Ağaçların kesilme oranını azaltarak doğal dengeyi korumak. 4- % 95 inin atık olduğu tavuk tüyünü değerlendirerek ekonomiye katkıda bulunmak. Proje Özeti: Ben 2-3 seneden beri kanatlı hayvanlara duyduğum meraktan dolayı kendim kuluçka makinesi yaptım ve kanatlı hayvanları kuluçkadan itibaren gelişim dönemlerini gözlemliyorum. Gözlemlerim sonucunda tavukların çok fazla tüylerinin döküldüğünü gördüm, fakat ilk başlarda bu beni rahatsız etmemişti. Bir gün tavukların altını temizlerken, uzun süreden beri temizlemediğim halde, tavuk tüyünün hiçbir şekilde zarar görmediğini gördüm. Yani basınç, ısı, nem ve ışığa maruz kalmasına rağmen hiç bozulmamıştı. Bu olay benim ilgimi çekti ve merak oluşturdu. Tavuk tüyü nerelerde kullanılır? Ne işe yarar? İçinde neler bulunur? Daha önce buna dair bir proje yapılmış mı? Hep bu tarz soruların sürekli cevabını araştırdım ve tavuk tüyünden sunta yaparak değerlendirmeye karar verdim. Önce evde kendi imkanlarımla yapabildiğim testleri yaptım. Asitin içine daldırıp bekledim, tutkalla yoğurdum, çekme testi, teleklerin ortasını eriterek plastik elde ettim. Evet, oluyordu çok sağlam olan tavuk tüyü bir o kadarda suntada esneklik gösterdi. İçinde bulunan keratin (%91) onu sağlam kılıyordu. Sert olmasına karşın çok hafifti. Tabi ki yapılan suntada hafif oldu. Ağaçlarımızı kesmek yerine neden atık olan bir malzemeyi kullanmayalım?. Tavuk tüylerinin sağlam ve hafif olma özelliği bence göz ardı edilmemeli, çok farklı alanlarda kullanılabilinir. 100 kişiye uyguladığım ankette % 62 si tavuk tüyü ile yapılan malzemeyi evinde kullanacağını bildirdi. İyi bir tanıtım ile bu sayının artacağını düşünüyorum. Bu proje ile ben hedefime ulaştım. 984 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ww.iconte.org ISBN: 978-605-364-273-2 985 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org TARTIŞMA VE SONUÇ Bilimsel proje, bilimsel yöntem basamaklarını kullanarak bir deneyin, araştırmanın, buluşun sunuşu ile sonuçlandırılır. Bilimsel proje sürecine katılmış öğrenciler, ilgilendikleri –merak ettikleri konu hakkında araştırma yaparak, araştırma sonuçlarını bir raporla düzenlerler ve en sonunda tüm sonuçları sınıfta ya da bir yarışmada sunarak paylaşırlar. Gerçekte tüm bilim insanları da bu şekilde çalışırlar. Bilimsel yöntemi kullanarak araştırma yaparlar, araştırmalarının sonucunu da makaleler yazar, bilimsel dergilere gönderirler ya da sempozyumlarda sunarlar. Böylelikle fikirlerini paylaşırlar ve yeni bilimsel bilgilerin hızlı bir şekilde yayılmasını sağlarlar. Yapılan araştırmalar, bilimsel proje hazırlamanın, yaratıcılığı uyandırdığı ve yaratıcı düşünmeye özendirdiği, kişiliği ve mantıksal düşünmeyi, problem çözme ve iletişim yeteneğini geliştirdiği, bilimsel yöntemle gerçek yaşamı ilişkilendirmeyi öğrettiği ve toplumdaki buluşçu ruhunu ateşlediğini ortaya koyuyor. Proje, yapmış olmak için yapılmaz. Proje çalışması kısa sürede, emek sarf edilmeden yapılamaz. Projelerin sürdürülebilr, özgün, toplumda önemli sorunları çözerek yararı olan, ekonomik ve uygulanabilinir olmalıdır. Proje hazırlama süreci, özellikle küçük yaşta ki öğrencilerin gelişimine de önemli katkılar getirmektedir. Proje çalışmalarında mümkün olduğu kadar çok kaynak taranmalı ve bilgiler sentezlenmelidir. Projelerde bir problemin çözümü için öneriler geliştirilmeli, üst zihinsel beceriler kullanılmalıdır. Bir grup öğrencinin, bir konuyu alt bölümlerine ayırarak paylaşması ve herkesin sorumlu olduğu konu hakkında kaynaklardaki bilgileri özetleyerek sunması proje kapsamına girmemektedir (Açıkgöz,2004). Ders dışı eğitim çalışması olarak yaptığımız proje çalışmalarında; yapılan gözlemler, video kayıtları ve öğrencilerin günlükleri sonucunda elde edilen veriler öğrenciler kendilerine güveni, iletişim becerilerin arttığını ve daha bir çok olumlu kazanımlar elde ettikleri ölçülmüştür. Süreç başlamadan önce, proje sürecini bilmeyen araştırma grubu öğrencilerinin proje konularına çok hakim olmaları, Balıkesir Üniversitesi Rektörünü ve daha bir çok akademisyeni hayrete düşürmüştür. İlköğretim 7. sınıf öğrencisi olan çalışma grubu öğrencilerinin, alan uzmanları profesörlerin sorularına cevap verebilmeleri ve projelerini çok güzel bir şekilde tanıtabilmeleri, öğrencilerin öz güvenlerinin yüksek olmasına bağlıdır. Öğrencilerin okul dışı zamanlarda bu türden etkinlikler içine sokulması oldukça önemlidir. Ülkemizde ilköğretim okullarında ders dışı etkinlik olarak proje çalışmalarının yaygınlaştırılması ve ileriki zamanlarda her öğrencinin katılımının sağlanması ve bu ortamlarda öğrencilerin birer bilim adamı gibi çalışıp bilgi üretmesine fırsat verilmesi uzun vadede; düşünen, sorgulayan, üreten ve başkalarının fikirlerine saygı duyan işbirliği içinde çalışınca sorunların daha çabuk ve daha kolay çözüldüğünün farkına varan bireyler yetiştirilmesi açısından oldukça önemlidir. KAYNAKÇA Açıkgöz, Kamile Ün, Aktif Öğrenme, Eğitim Dünyası Yayınları, Altıncı Baskı, İzmir, 2004. Adair, J. (2000). Karar Verme ve Problem Çözme. (Çev: Kalaycı, N.). Ankara: Gazi Kitabevi. Aydoğdu, Bülent (2006); “İlköğretim Fen Ve Teknoloji Dersinde Bilimsel Süreç Becerilerini Etkileyen Değişkenlerin Belirlenmesi,” Yayınlanmamış Yüksek lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, İzmir. Bilen, M. (1989).Plandan Uygulamaya Öğretim. Ankara: Sistem Ofset. Bozdoğan, A. Taşdemir, A. Demirbaş, M. (2006) Fen Bilgisi Öğretiminde İşbirlikli Öğrenme Yönteminin Öğrencilerin Bilimsel Süreç Becerilerini Geliştirmeye Yönelik Etkisi. İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 7,23-36 Çepni, S.(Ed.).(2005). Fen ve Teknoloji Ögretimi (4). Ankara: Pegem-a Demirhan, C. (2002). “Program Geliştirmede Proje Tabanlı Öğrenme Yaklaşımı”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Gökmen, C. (2003), “Fen Liselerinde Yapılan Proje Çalışmalarının, Öğrenci Tutumları Ve Öğretmen Görüşleri İle Değerlendirilmesi”, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara. 986 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Hein, A. J. (2002). A Hurricane Evacuation Project, Science Activities, Spring, Vol. 39,Issue 1. Korkmaz, H. (2002), “Fen Eğitiminde Proje Tabanlı Öğrenmenin Yaratıcı Düşünme, Problem Çözme ve Akademik Risk Alma Düzeylerine Etkisi”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Kurnaz, A. SÜNBÜL ,A. SULAK, Süleyman A. ALAN,S. Proje Tabanlı Öğrenme Yöntemi ilkeleri Açısından İlköğretim 4. Ve 5. Sınıf Fen Ve Teknoloji dersi programının İncelenmesi MEB, (2010).Ders Dışı Eğitim Çalışmaları Genelgesi: Ankara 2010/681 MEB,(2011). VII.İlköğretim Öğrencilerine Yönelik Matematik ve Fen Bilimleri Proje Çalışması Başvuru Klavuzu. Okan, K. (1989). Ev Ödevleri Hazırlama Teknikleri. Ankara: Gül Yayınevi. Özdemir, Muhammed (2004); “Fen Eğitiminde Bilimsel Süreç Becerilerine Dayalı Laboratuar Yönteminin Akademik Başarı, Tutum Ve Kalıcılığa Etkisi,” Karaelmas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek lisans Tezi, Zonguldak. Saban, A. (2003), “Proje Temelli Öğrenme Yönteminin Özel Konya Esentepe İlköğretim Okulu Tarafından Uygulanmasına Yönelik Bir Değerlendirme”, Yayınlanmamış YüksekLisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya. Tatar, Nilgün (2006); “İlköğretim Fen Eğitiminde Araştırmaya Dayalı Öğrenme Yaklaşımının Bilimsel Süreç Becerilerine, Akademik Başarıya ve Tutuma Etkisi,” Yayınlanmamış Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara. Thomas, R. M. (1998). Conducting educational research: A comparative view. West Port, Conn: Bergin &Garvey. Yıldırım, A. ve Şimşek, H. (2005). Sosyal bilimlerde nitel araştırma yöntemleri. Ankara:Seçkin Yayınevi. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 987 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org QUALITY OF HIGHER EDUCATION IN 21ST CENTURY - A CASE OF OMAN Neeta Baporikar* Iqtidar Ali Shah** Abstract Higher education sector in Oman has grown and made significant development in the last decade. There is heavy investment to improve the education infrastructure, provide increased education opportunities with focus on women education to ensure equality and equity. The spread of Higher Education Institutions (HEIs) of all types, diversified programmes and establishment of Quality Assurance Council is a testimony to the importance given by the nation to ensure quality of higher education that the needs/requirements of 21st century are met. In order to achieve an international standard in higher education, all HEIs have adopted - imported curriculum, recruited international / expatriate faculty and English as a medium of instruction. Despite these efforts, the quality of education in term of 21st century, requirement both in terms of knowledge acquisition and skills seems to be missing and is not up to the desired level. The objective of this study is to find out to what extent abilities have improved vis-à-vis the requirements and the missing factors responsible for knowledge acquisition and skills. This paper is based on primary and secondary data. Primary data is collected from various Omani HEIs using observation and interview methods. Key words: Higher education, Curriculum, Faculty, Knowledge, Skills. * Dr., Sultanate of Oman - Ministry of Higher Education, CAS – Salalah. [email protected] ** Dr., Sultanate of Oman - Ministry of Higher Education, CAS - Salalah. [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 989 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org INTRODUCTION Higher Education Institutions (HEIs) are expending very fast in Arab countries due to increase in social demand for education and priority of the governments to produce efficient and effective human resources according to the requirements of their economies. The financial and administrative capacity of these countries to respond this growing demand has been well debated in the literature. To improve the quality of higher education, various approaches have been adopted. The shifting of education to private sector to overcome the growing demand and improve quality is one the approach used in most of the Arab countries. Various types of accreditation institutions have been developed to check the quality. Despite of continuous efforts for improving higher education, there is still widespread criticism about the quality of higher education in GCC countries (Shah and Baporikar, 2010). The educational history of the Sultanate of Oman has undergone rapid development. In 1970, there were three primary schools in the country with less than 1000 students and no college or university (Al Bandary, 2005 and Al Shmeli, 2009). Today, there are more than 62 higher education institutions run by private and public sector offering various programmes. The total number of students in Higher Education in Oman in 2009 is approximately 80,000 (Al Shmeli, 2009). Higher Education Institutions are owned and governed by a variety of entities, including the Ministry of Higher Education, the Ministry of Man Power, the Ministry of Defense, the Ministry of Health, and the Ministry of Commerce and Industry, other governmental entities, and private owners (OAC, 2006). HEIs provide human resources which are expected to be equipped with skill and knowledge necessary for society as occupational and citizen. Oman has a young, dynamic and fast-growing higher education sector and has taken a number of steps to provide quality human resources equipped with necessary skills and knowledge to replace expatriate work force. These steps include imported curricula of western countries, recruitment of native English teachers, recruitment of qualified and experience faculty from all over the word in various disciplines, provision of excellent infrastructure facilities to the students and arrangements of one / two years foundation courses by each HEIs including English language, mathematics and IT to build students basis for advance curricula at university level. To monitor quality of each HEI, Oman Accreditation Council has been established. It has been observed that despite of various efforts, the quality of education in term of 21st century requirement both in terms of knowledge acquisition and skills seems to be missing and is not up to the desired level. METHODOLOGY This paper is based on primary and secondary data. Primary data is collected from various Omani HEIs using observation and interview methods. The objectives of this study are: • To what extent abilities have improved vis-à-vis the requirements for quality education. • To find out the missing factors responsible for knowledge acquisition and skills of the students. Literature Review Reforms and quality enhancement in education has been a major concern to authorities in different parts of the world. Almost every country in the world is reforming its educational system in order to reinforce the social and national identity in its learners and to help them better respond to the economic, technological and political demands of the rapidly changing future. (Al-Sadi, 2012) In the Arab world the higher education sector began its development in the late 1950s. Till 1980s, it has been dominated by a public sector monopoly and then due to the sizable failure of public universities to meet the demand for highly qualified university graduates needed for social and economic development, a large number of private and international universities and colleges , and as a natural response to the spread of globalization’s ideas, privatization, and openness to foreign cultures, the number of private and international universities and colleges has exceeded several hundred and attracted a large number of students. Now the Higher Education (HE) sector is consist of diverse HEIs with different curricula. (Savic, 2012) 990 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Higher education plays an important role in the development of human resources. One of its main tasks is to supply societies with a professional labour force that is highly specialized to work in occupations that require a high degree of practical and theoretical skills and knowledge. The importance of this task has motivated governments to pay great attention to the development of higher education, both in terms of quantity and quality. (Martan, M, 2007). In general, it has been observed that the students’ academic performance has met neither the institution’s nor the sponsor’s expectations, nor indeed the students’ or their families’. The accepted explanations for the students’ difficulties include: outmoded pedagogical practice in their home countries; the challenges of learning in English; gaps between assumed knowledge and actual high school curriculum; and religious/cultural difference. In spite of the fact that the students are not only financially supported by their government but also guaranteed graduate employment, they are free of burdens placed on other international students. (Katerina Gauntlett, 2005) The higher education sector is undergoing rapid expansion and transformation in the six member states of the Gulf Cooperation Council (GCC). There exists too the question of what to teach, and how to go about teaching it. As campuses are built and physical infrastructure is put in place, there are also mounting concerns over quality control and accountability. How will teaching standards be enforced and how will research output be measured? International partnerships are equally central to the GCC universities. Some have attracted big name western institutions while others are tied to unaccredited institutions from other parts of the world. As of yet, there is little uniformity. The sector has also been routinely criticized across the region for failing to meet the needs of either the public or the private sector. Curriculum development has been problematic. Initially the Gulf universities relied wholly on imported teaching materials, often from Egypt, Syria, and Lebanon. A lot of these contained examples and information not entirely compatible with the needs of Gulf higher education. More recently there has also been much discussion of how to go about teaching in Gulf universities. Rote learning and traditional lectures are gradually being replaced by seminar based teaching that revolves around meaningful class discussions and a promotion of critical thinking. The new campuses are impressive. Lavish constructions and big budgets have ensured a pleasant educational environment and good resources for learning. However, there is a question mark over the enforcement of minimum standards. The GCC has now become home to several branch campuses of leading international Universities, while existing universities have invariably sought partner institutions. If the GCC higher education sector does not improve soon, there is a concern that GCC nationals will be left as bystanders while expatriates continue to fill the plethora of employment opportunities being created by the new post-oil Gulf economies. Most important to their success, however, are high-quality faculty, committed and well-prepared students, and sufficient resources. Many students start their studies academically unprepared for higher education. Poor basic and secondary education, combined with a lack of selection in the academic system, lie at the root of this problem. Yet rarely does an institution respond by creating remedial programs for inadequately prepared students. According to the laws and regulations for the establishment and provision of private higher education, local universities and colleges must be affiliated to recognized and accredited foreign universities. The systems, methods, programmes and qualifications of these universities are adopted in the Oman institutions so; on the whole, they can be characterized as franchised higher education programmes (Peril and Promise, 2000). The Sultanate of Oman is experiencing significant reform in its higher education system. Until fairly recently, most efforts were placed on expanding primary and secondary schooling in order to accommodate the growing population of young nationals. Background of Higher Education in Oman There have been several key phases in the development of higher education in Oman which is given below: Prior to 1970: No formal higher education in Oman 1970s-1980s: Establishment of public colleges (with an emphasis on vocational education and training, particularly in teaching and health) and Sultan Qaboos University. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 991 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org 1990s-present: Import of foreign programs, delivered in Oman through private HEPs (colleges and universities). This was as attempt to rapidly grow the sector in response to an identified need. New Phase: Establishment of a comprehensive higher education system. This is an attempt to consolidate gains by implementing effective and efficient quality assurance and quality enhancement process (OAC, 2006). Oman’s system of higher education is dynamic and has grown rapidly over the past three decades. Oman has developed an independent system of higher education consisting of 62 HEIs and providing post secondary diploma or degree programmes. Out of 62 HEIs, two-third is public institutions, operating through various ministries and agencies as detailed in table 1 below: Table 1. Government and Private HEIs in the Sultanate of Oman Under the Jurisdiction of Higher Education Institutions No. of Institution Independent Sultan Qaboos University (Government) 01 01 Ministry of Higher Education Colleges of Applied Sciences (Government) 06 Private Universities 05 Private Colleges, two of which are designated as University Colleges 19 Total 30 Higher College of Technology (Government) 01 Colleges of Technology (Government) 05 Oman Tourism College (Private) 01 Total 07 Nursing Institutes (Government) 11 Health Science Institutes (Government) 05 Total 16 Academies / Training Centers (Government) 04 The Command and Staff College (Government with restricted admission) 01 Total 05 Ministry of Aqaf and Religious Affairs The Institute of Shari’a Sciences (Government) 01 Total 01 Royal Oman Police The Royal Oman Police Academy (Government, with restricted admission) 01 Total 01 The College of Banking & Financial Studies (Quasi-Government) 01 Total 01 Ministry of Manpower Ministry of Health Ministry of Defense Central Bank of Oman Total Number of Higher Education Institutions Source: Al Shmeli, 2009 992 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey 62 ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Out of total 78,858 enrolments (approximately 80,000), 45,337 students are enrolled in government HEIs and 33,521 students in 24 private HEIs. Approximately 12,000 Omani students are currently studying abroad. For the academic year 2007-08, the percentage of enrollment in science majors (Engineering, Information Technology, Health, Natural Sciences, Physics, Agricultural, Architecture, and Construction) accounted for 45.5% of the overall enrollment; Humanities 35.4%; and Commerce and Economics constituted 19.1% (Al Shmeli, 2009). HEIs in Oman can be classified into local and overseas: Local HEIs: These institutions are locally developed. Some of them have partnership arrangements with outside institutions, while others operate independently. Overseas HEIs: These institutions are opened in Oman by overseas HEIs. They are under the control of overseas institutions. Similarly, HEIs can be classified on the basis of academic programmes: Multiple Programmes: Some HEIs offer a wide range of academics programmes such as humanities, social sciences and engineering etc. Specialized Programmes: Some HEIs offer specialize programme in one or two specific fields such as nursing, teaching, engineering and business. HEIs can also be classified on the basis of sponsorship: Public Sector Institutions: Public sector institution can be further divided into two: Public Sector Colleges: Various HEIs (colleges) are run and control by government. Various government ministries are involved such as the Ministry of Higher Education, the Ministry of Defense, the Ministry of Health, the Ministry of Tourism and the Ministry of Industries and Commerce. Public Sector Universities: There is only one public sector university “Sultan Qaboos University” which runs independently. Private Sector Institutions: Private sector institutions can be dived into two: Private Sector Colleges: There are various colleges which is run and control by private sector. Some are providing local made programmes and some have imported programmes. Private Sector Universities: There are five universities in various location of the country which are run independently by private sector. OAC (OAC, undated) has classified the HEIs in Oman on the basis of scope / activities and provided the following classification of institutions: Colleges of Higher Education: The term “College” is used in a generic sense and includes institutions of Higher Education which have names such as “Academy” or “Institute”. Higher Education Colleges are primarily teaching institutions, offering programmes to the level of Bachelor’s degree or may conduct undergraduate programmes in one or more broad fields or may offer a wide range of community and professional courses at the undergraduate level on a flexible basis to meet community requirements. Some institutions offer a variety of programmes, while others are specialist institutions, offering programmes in one or two professional fields, such as teaching, nursing, engineering or business studies. In addition to formal award courses, Higher Education Colleges frequently provide courses in areas such as English Language, Business and IT. These may be stand-alone courses, or may contribute towards a diploma or degree offered by the institution. The concentration on teaching in Higher Education Colleges means that the quality of teaching and learning should be high. There is no established research base and publications. The head of such institution is usually called Dean. University Colleges: University Colleges have a strong commitment to excellence in teaching. A University College shares some of the key characteristics of a University including research activity relevant to local and national Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 993 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org needs, appropriate research facilities, and programmes up to and including the Master’s degree in at least two broad fields of study. The University College has reasonable investment in research equipment and laboratories, as well as staffing to support the research function. The resources and infrastructure required to adequately support research and postgraduate programmes are usually larger and more expensive than Higher Education Colleges. In particular, library, computer labs, research journals and internet access are substantially greater than Higher Education Colleges. Equipment and facilities for staff and student research must be more extensive. Master’s degree programmes at University Colleges may include research degrees. Academic staff for Master’s research degree programmes should be involved actively in research at the forefront of their discipline and should be proficient in utilizing international research networks. Where advanced professional programmes are offered, the academic staff involved should have extensive relevant professional experience at a senior level, as well as appropriate academic qualifications. The head of University College is usually designated as Dean with appropriate qualification and professional experience. Universities: Universities have a strong commitment to excellence in teaching and research. The University’s scope of activities in academics and research is also comparatively more than other HEIs (College of Higher Education and University College). Universities have a demonstrated commitment to the development and transmission of knowledge through research, scholarly publication, teaching, and community service, in all fields in which they operate. The basic characteristics of University are: • Offers programmes of Bachelor, Masters and or Doctoral level. • Conducts research in various field at local, national and international level, organizes conferences and other programmes in advanced professional practice in cooperation with professional bodies. • The availability of adequate resources, equipment, infrastructure and facilities to support staff and students to contribute in research at the national and international contexts. • The academic staff in the University is usually more qualified holding PhDs with substantial research publications/professional experience. • The university administration reflects the academic maturity and intellectual independence. Considerable academic authority is there with rigorous mechanisms to ensure high academic and professional standards are maintained. • The head of University is usually designated as President, Rector or Vice Chancellor. All public HEIs are fully funded by government revenues which cover all capital and operating expenditures as well as tuition, and include student allowances generous enough at the high end (students at Sultan Qaboos University) to cover books, accommodation and living expenses. At the same time, Government subsidizes private colleges through scholarships, land grants and tax exemptions. In addition, qualifying private universities receive a grant of RO 17 million for quality improvements directly related to the classroom and learning resources and a matching grant of RO 3 million, totaling RO 20,000,000, or approximately 52,000,000 US$. Conceptual Framework In Oman two types of factors are responsible for the acquisition of knowledge and skill i.e. internal factors and external factors. Both kinds of factors is given in figure 1.1 994 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey Internal Factors External factors General Foundation Programme: Language Skill / Basic Mathematics and IT Pedagogy/Teaching Methodology ww.iconte.org Entry Level Requirements / Previous Educational Background Acquisition of Knowledge / Skill Curricula Preparation for Higher Studies Learner Attitude / Individual hard work / Motivation / Faculty Infrastructure/ Facilities / Policies / Strategies / Rules Figure 1.1: Factors Responsible for Acquisition of Knowledge and Skill at HEIs In Oman, internal factors responsible for the acquisition of knowledge and skill include language skill, pedagogy/ teaching methodology, curricula, faculty and infrastructure facilities and policies for which HEIs are responsible to provide to the students in an efficient and effective way required for the student individual growth and society requirement. External factors include the students’ previous educational background and attitude/motivation toward higher education as these do affect student knowledge and skill to be provided by HEIs. The basic problem is that despite of all efforts taken by the government and HEIs to improve quality of education in Oman, HEIs have been criticized for producing graduates having low skill and knowledge. In the below section, an effort has been made to find out that which factors contribute more in this failure. FINDINGS AND DISCUSSTION It is find out on the basis of personal experience, deep observation and extensive interview with professionals across the various HEIs in Oman that there are six important variables (divided into internal and external variables) require for the acquisition of knowledge and skills as indicated in figure 1.1. To show the contribution of each variables in the acquisition of knowledge and skill is discusses below. General Foundation Programme (Language Skill/Basic Mathematics and IT): The General Foundation Program (GFP) consists of one/two years has been adopted by all public and private HEIs operating in the Sultanate. The GFP focus on four areas of learning: English Language, mathematics, IT and general learning skills. More than 80% of students entering HEIs in the Sultanate of Oman are first required to take a general foundation program (Carroll, 2009; Al-Mamari, 2011). This program is designed to raise the academic capabilities of students prior to their formal entrance into higher education studies. The aim of the GFP is to give the students an opportunity to familiarize themselves with the requirements of academics and providing them with the necessary acquisition skills. The Ministry Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 995 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org of Higher Education and HEIs is investing considerable resources on GFP. However, evidence suggests that these recourses are not achieving the objectives (Al Mamari, 2012). Various studies and personal experience indicated that foundation programs contributed very less to improve the English language proficiency and mathematics needed for academic studies. A numbers of studies have been conducted to show that why GOF failed to improve students’ skill in English, mathematics and IT to fit them for graduate academics studies. Some identified that that the biggest challenge facing HEIs is the low level of the English language of school graduates (Al-Mamari, 2012). Some criticized the existing teaching methodology while other criticized the contents of courses is the main cause of failure of GFP. Almost all academics researchers are agreed that the school education provided to the student is very weak to fit them for higher education. Resultantly a gap exists between school education and university education. Therefore, GFP has been started in all HEIs to fill the gap. However, GFP itself not able to improve students’ skill in English, mathematics and IT despite of good contents, appropriate teaching methodology and well qualified foreign faculty in all HEIs. Thus, basic required skill including English, mathematics and IT is one of the barriers in the way of acquisition of knowledge and skill at HEIs in Oman. Pedagogy/Teaching Methodology There are many definitions of pedagogy. Perhaps the simplest is ‘The science of teaching’ or “The art of teaching”. Teaching methodology for the acquisition of knowledge and skill has become one of the prime objectives for HEIs in recent years. A new relevant practice or an innovation always has a major effect upon teaching, whether methodological or technological (Salih, 2012). The objective of various teaching methodologies used in world over is simply the “effective teaching and learning”. According the Ministry of Education, New Zealand (2007) there is no formula that will guarantee learning for every student in every context. However, there is extensive, well-documented evidence about the kinds of teaching approaches that consistently have a positive impact on student learning. This evidence tells us that students learn best when teachers: • create a supportive learning environment • encourage reflective thought and action • enhance the relevance of new learning • facilitate shared learning • make connections to prior learning and experience • provide sufficient opportunities to learn • inquire into the teaching–learning relationship In Oman, faculty comes from different eastern and western countries of the world with diverse teaching experience; therefore the teaching methodology is also different in different institutes and across the different courses. Thus, there is mixed teaching methodology. Usually the mixture of all kinds of methodology including case studies methods, project based learning, class room teaching, assignment base methods are used in Oman. It has been observed that teaching methodology / pedagogy is thus not a barrier in the way of acquisition of knowledge and skills. Students learn better when they are active and engaged. Curricula Curricula play a very important role because it is not only a list of course contents but also focus on who are the learners and what are the requirements of a society (Shah and Baporikar, 2010). The fundamental purpose of curriculum development is to ensure that students receive integrated, coherent learning experiences that contribute towards their personal, academic, and professional learning and development (Flinders University, 2009). A curriculum is expected to be well and logically structured, clear and understandable both for teaching staff and students (Savic, 2007). In Oman a mix type of education sector including local and foreign HEIs has been emerged in which most of 996 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org the HEIs have adopted foreign curricula. The basic question is whether the foreign curricula meet the local market need, students’ understanding, and learning abilities and required skill for employment, need to be answered. In Oman less effort has been made to develop local curricula. It has been observed that the foreign curricula of Western universities used in HEIs are high than students standard. Students are unable to understand even after the completion of foundation courses. The solution is either to develop local curricula according to the level of students or there is need of further improvement in the GFP. However, this failure cannot be linked only the GFP but there is direct link with student previous education background and students attitude toward learning and acquisition of knowledge. It has been noted that students rely mostly on power point presentation to memorize and pass the exam. Course book reading and studying is a big task for them. They prefer group assignment so that to reduce their work. Thus, curricula are not a barrier in the way of acquisition of knowledge and skill but students’ attitude and motivation toward hard work for higher education is a barrier. Faculty In most of the institutions faculty is expatriate with international experience and exposure. Most of them do have PhD in their subjects but due to student teacher ratio which is high, the hand holding which the local students need both in terms of subject inputs, language and academic behaviour does affect the quality of teaching and learning. In addition terms of appointment being contractual and usually for a short period of 2 years, lack of research support and academic environment, language problems, communication and cultural aspects also have their bearing on the student-teacher relationship. Infrastructure / Facilities / Policies / Strategies / Rules Infrastructure and facilities are in line with most of the developed countries but professional approach to put them to best use is sometimes lacking. Policies regarding Omanisation also effect to some extent. The strategies and rules are inline with the local requirements and though they are well defined there is lack of implementation. The substance in terms of strategies, policies and rules is very much there but the spirit behind it seems to missing. Previous Education Background Most of the students come from local schools where the medium of instruction is mostly Arabic and the use of modern methods in terms of teaching are not in vogue. There is also lack of seriousness on the part of both – the teachers and the parents to enforce study habits, which really need to be inculcated during the schooling. All this including the environmental and cultural factors, like students staying in remote areas or not having literate parents do result in having poor or no previous educational background. Preparation for Higher Studies/ Learner Attitude / Individual Hard Work / Motivation It is observed that the school level education in Oman produced/producing school graduates for higher studies which are not only weak in academics but also having no motivation toward hard work and higher education. A big gap exists between school education and higher education. To cover the gap, the HEIs under the directions of Ministry of Higher Education have started General Foundation Programme (GFP) for the period of one or two years to prepare/ fit the students for higher studies. However, GFP is also unable to fill the gap despite of sufficient duration for basic courses, good contents, teaching methodology and experience faculty. Even after completion of the general foundation courses, students are unable to grasps the knowledge and skill at higher level. Resultantly, the other factors such as good teaching methodology, experience faculty, excellent infrastructure and facilities are failed to deliver the desired results. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 997 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org CONCLUSION It is concluded that all the internal factors including Basic Foundation Programme teaching methodology, curricula, faculty and infrastructures have been developed fairly good in HEIs in Oman and appropriate to contribute in the acquisition of knowledge and skill of the students. However, despite of all these efforts, the literature review, personal experience and observations indicate that students are unable to acquire skills and knowledge up to the desired level. This means that a problem still exists but not in the internal factors of the HEIs but in the external factors which the students bring with themselves to the institute in the form of weak educational background from school, unprepared mindset for higher studies and attitude toward hard work. All these internal factors are the hurdles in the way internal factors to affect positively. It is recommended that the Ministry of Higher Education and HEIs in Oman focus more on the external factors of the students. The basic reasons behind students non seriousness toward higher studies is lack of competition in admission and employment and free education. Therefore, various ways should be find out for students competition in admission and employment. This means that the quality of teaching methodology, curricula, faculty and infrastructures of the HEIs in Oman have been developed so far is quite good. One of the important factors which have not been address in the literature is the prevailing local socio culture. The students are entered in the university not only with a weak academic base / basic skill but also with low motivation mindset. Their focus is more on memorization to pass exam and get degree. Besides of all efforts to improve the quality of GFP, it is necessary to focus on those factors which change the students’ mindset and motivate them toward hard work and mentally prepare them higher studies. Ideally, teaching should aim to encourage learners to develop a capacity for critical thinking and taking control over their own learning while at the same time assuming responsibility for all the decisions concerning their learning. In other words, it is no longer enough for students to sit and listen, test and forget. Learners of today need to become autonomous learners, thinkers and planners who are able to sustain learning and attain long-term success. Unfortunately, many of the current beliefs and practices in our schools and higher education institutions are not autonomy supportive. (Al-Sadi, H., 2012) REFERENCES Al Mamari, A.S. (2012); General Foundation Program in Higher Education Institutions in Oman, National Standards: Implementation & Challenges, Oman Quality Network Regional Conference on Quality Management & Enhancement in Higher Education dated 20-21 February 2012, Muscat, Oman Al-Sadi, H. (2012); Giving Voice to the Voiceless: Learner Autonomy as a Tool to Enhance Quality in Teaching and Learning in Higher Education in Oman, Oman Quality Network Regional Conference on Quality Management & Enhancement in Higher Education dated 20-21 February 2012, Muscat, Oman Al-Mamari, A. S. (2011), Analyzing results of placement tests in private higher education institutions, Unpublished report, Ministry of Higher Education, Sultanate of Oman. Al Shmeli, H. (2009); Higher Education in the Sultanate of Oman: Planning in Context of Globalization, IIEP Policy Forum, 2-3 July, 2009. Carroll, M.I., Razvi. S., & Goodliffe, T. (2009), Using Foundation Program Academic Standards as a Quality Enhancement Tool, a paper for INQAAHE 2009. http://www.oac.gov.om/qe/oqn Flinders University (2009). Curriculum Development, Flinders University, Australia. Retrieved from http://www.flinders. edu.au/teaching/teaching-strategies/curriculum-development/ Gauntlett, K. (2005); The Challenge of Understanding the Academic Expectations of Gulf Sponsored Students, Post Script, ISSN 1444-383X, Faculty of Education University of Melbourne, Australia. www.edfac.unimelb.edu.au/insight/ pscript.shtml Ministry of Education New Zealand (2007); The New Zealand Curriculum for English Medium Teaching and Learning in Years 1-13, Ministry of Education by Learning Media Limited, Box 3293, Wellington, New Zealand.www.learningmedia. co.nz 998 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org OAC (2006); Accreditation vs Recognition of Programme in Oman, A Poster Developed by Oman Accreditation Council. Peril and Promise (2000); Higher Education in Developing Countries, World Bank 1818 H Street, N.W. Washington, D.C. 20433, U.S.A. Salih, A.R.A. (2012); Peer Evaluation or ‘Fear’ Evaluation: in Search of Compatibility, Oman Quality Network Regional Conference on Quality Management & Enhancement in Higher Education dated 20-21 February 2012, Muscat, Oman. Savic, M. (2012); Common Approach to QA in Diverse Higher Education Systems, Oman Quality Network Regional Conference on Quality Management & Enhancement in Higher Education dated 20-21 February 2012, Muscat, Oman. Savic, M. (2007) Research on approaching the reform of the higher education curricula in architecture, in context of creating the European higher education area, PhD dissertation, University of Belgrade Shah, I.A and Baporikar, N. (2010); Suitability of Imported Curriculum for Learning in GCC States: Oman Perspective, Teaching and Learning in Arab World, Peter Lang Publishing Group,. Bern, Berlin, Bruxelles, Frankfurt am Main, New York, Oxford, Wien, 2011.ISBN 978-3-0343-0408-5 pb Wilkinson, R. and Al Hajry, A. (2007); The Global Higher Education Market: The Case of Oman in Martin, M (2007); Crossborder Higher Education: Regulation, Quality Assurance and Impact, New Trends in Higher Education, International Institute for Educational Planning 7-9 rue Eugène Delacroix, 75116 Paris Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 999 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org TÜBİTAK PROJESİ: ARANIZDA MATEMATİĞİ SEVMEYEN VAR MI? TUBITAK PROJECT: “IS THERE ANYONE AMONG YOU WHO DOES NOT LIKE MATH?” Ece Özdoğan* Miray Uyar** Çalışmanın hazırlanmasındaki amaç öğrencilerin matematiğin yaşamımızdaki yerine ilişkin bilinç geliştirmelerini, bilimin günlük yaşamla bağlantısını kurmalarına yardımcı olmayı, bilimin doğasını, bilimsel yöntemi keşfetmelerine, matematiğin sanatla ve sporla olan ilişkisini fark etmelerine, eğlenerek bilimin canlı yüzüyle tanışmalarına yardımcı olmayı sağlamaktır. Çalışmanın evreni ilköğretim dördüncü sınıflardır. Öğrenciler bir tam gün eğitime katılmışlardır. Eğitim süresi okulların eğitim saatleri çerçevesinde planlanmıştır. Öğrenciler matematiksel oyunlar, drama çalışmaları, matematik atölyeleri, teknoloji ve matematiği birleştiren etkinlikler gibi birçok etkinliğe katılım sağlamışlardır. Öğrencilerin matematik görüşlerini belirlemek için eğitim öncesi ve sonrasında öğrencilerle görüşmeler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: matematik, ilköğretim eğitimi, matematik tutumu The aim of this study is to provide developing students’ awareness of mathematics in our lives, helping to connect with science and daily life, realizing the relationship between mathematics and, art and sport, making fun to help students acquainted with the live face of science, besides introducing students to the science of mathematics. The population of this study is the fourth elementary classes. Students have been trained in a full day. The period of study is planned within the framework of school training hours. In this process of education, the students have participated many activities such as mathematical games, drama, math workshops and the activities which combine technology and mathematics. Interviews have been done with children before and after process of study to determine mathematics attitudes of children. Key Words: Mathematics, primary education, mathematics attitudes * Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, İlköğretim Bölümü Ankara, Türkiye. [email protected] ** Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Karaman, Türkiye. [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1001 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Matematik bilimi insanlık tarihinde önemli bir geçmişe sahip olmasının yanı sıra tarihsel olarak en eski bilimlerinden biridir. Geçmişten günümüze matematik biliminde birçok değişimler yaşanmış ve bu bilim dalı yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Geçmişten günümüze yaşamımızın her alanında bu denli önemli bir yere sahip matematik bilimini doğaya baktığımızda ya da bir sporu icra ederken ya da sokağa alışveriş yapmaya çıktığımızda sürekli kullanmaktayız. İşe saat kaçta gideceğimiz, boyumuzun uzunluğu, ne kadar yemek yediğimiz gibi birçok yaşamsal faaliyet matematikle doğrudan ilişkilidir. Bu şekilde matematik yaşantımızın ayrılmaz bir parçasıyken Türkiye’de ve dünyada öğrencilerin matematik dersine karşı endişe ve korku duydukları yapılan çalışmalarla vurgulanmaktadır. Matematik dersi hem eğitimciler hem de öğrenciler tarafından öğretilmesi ve öğrenilmesi zor bir ders olarak görülmektedir (Öcalan, 2004). Aranızda Matematiği Sevmeyen Var Mı? Adlı proje hazırlarken matematiğe ilişkin tutumun belirlenmesinde ve Türkiye’de yer alan durumun ortaya konmasında yaralanılan kaynaklar sonucunda öğrencilerin özellikle ilköğretim dördüncü sınıf aşamasında geçişi yaşadıkları ve bu dönemin ilköğretim açısından kritik dönemlerden biri olduğu sonucuna ulaşılmıştır (Baykul 1999, Küpçü 2003, Baloğlu 2004, Bekdemir vd 2004, Yazgan ve Bintaş 2005, Demirtaş 2007, Uşun ve Gökçen 2010, Erden ve Akgül 2010, Türker vd. 2010). Özellikle ilköğretim çağında öğrencilerdeki matematik dersi korkusunun temelleri sınıflarda öğretimin yapılması sırasında öğrencileri zihinsel gelişimlerinin üzerinde bir zorlamaya tabi tutarak atılmaktadır. İnsanoğlu ancak anlayabildiği şeyleri sever. Anlayamadıklarına karşı olumsuz tutum geliştirir. Piaget’nin de vurguladığı gibi somut işlemler döneminde bulunan ilköğretim birinci kademe öğrencilerinin soyut kavramları öğrenmelerini, anlamalarını beklemek büyük bir yanlıştır. Hayatımızda bu kadar önemli bir yere sahip matematik bilimi de öğrencilere yeteri kadar somutlaştırılıp öğrenciler için anlamlı hale getirilmediğinden öğrencilerin korkulu rüyası haline gelmektedir. TÜBİTAK projesi kapsamında yapılan bu çalışmanın öncelikli amacı, öğrencilerin matematiğe karşı olumsuz tutum oluşturmalarının önüne küçük yaşlarda geçmek ve bu öğrencilerin matematiği anlamalarını dolayısıyla sevmelerini, matematiği eğlenceli etkinliklerle yaşamlarının bir parçası olarak görmelerini sağlayarak matematiğe yönelik olumlu tutum geliştirmelerini sağlamaktır. Öğrenmenin herkesçe kabul edilmiş bir tanımı olmamasına rağmen, çoğunluğun genellikle aynı fikirde olduğu noktalar, öğrenmenin, deneyim veya öğretim yoluyla davranışları değiştiren ya da düzelten bir süreç olduğudur. Bu noktada, öğrenme sadece bisiklet sürmeyi öğrenmek, kesirlerin nasıl bölüneceğini öğrenmek, yeni bir kelimeyi hecelemeyi öğrenmek gibi açıkça gözlenebilen davranışlarla ilgilenmemekte, aynı zamanda tutumlar, duygular ve düşünsel süreçler gibi ilk bakışta gözlenmesi zor olabilecek davranışlarla da ilgilenmektedir (Hamanchek, 1975). Bloom (1979) çalışmasında, bireylerin öğrenmelerinde duyuşsal özelliklerin önemine vurgu yapmaktadır. Duyuşsal özelliklerin en önemlilerinden ikisi ise kaygı ve tutumdur. Kaygı, gelmesi beklenen bir tehlikeden korkma hali olarak tanımlanmaktadır (Turgut,1978, s. 158). Kaygının bulunduğu bir öğrenme ortamında ilgi ve güdülenme durumu sürekli korku haline dönüştüğünden dolayı öğrenmede birçok aksaklık oluşmaktadır. İlköğretim öğrencilerinde başlayan bu korku ve kaygı durumu zamanla matematiğe karşı olumsuz tutuma dönüşmekte ve gitgide öğrencilerde öğrenilmiş çaresizliğe neden olmaktadır. Zaman içerisinde bu öğrenilmiş çaresizlik durumu da öğrencilerin kendilerinde öğrenme konusunda yeterli becerilerin var olmadığını düşünmelerine bu nedenle bu dersi yapamayacaklarına kanaat getirmelerine yol açmaktadır. Günümüzde ise Milli Eğitim Bakanlığının uygulamakta olduğu program matematik için oluşturulan öğrenilmiş çaresizliğin önüne geçmeyi, matematiğe duyulan korku ve kaygının azaltılmasını, günlük yaşam problemlerine ağırlık verilmesini destekler niteliktedir. Bu nedenle İlköğretim Matematik Programında yer alan “Geometriye Yolculuk” ünitesinde yer alan konuların kazanımları projede yer alan ekinliklerin geliştirilmesinde dikkate alınmıştır. Müfredatta yer alan kazanımların yanında öğrencilerde olumlu tutumlar geliştirmeye yönelik kazanımlar oluşturulmuştur. Bu çalışmayla ilköğretim programında yer alan matematik etkinliklerinin geliştirilmesine katkı sağlamak hedeflenmektedir. Bunun yanı sıra öğrencileri matematiksel oyunlar, drama çalışmaları, matematik atölyeleri, teknoloji ve matematiği birleştiren etkinlikler gibi birçok etkinliğe yönlendirerek onları matematiği öğrenebileceklerine inandırmak, matematiği sevdirmek ve bir yandan da bilimin eğlenceli boyutuyla tanıştırmak amaçlanmaktadır. 1002 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org YÖNTEM Araştırmada öğrenci görüşlerinin uygulamalardan nasıl etkilendiğinin ortaya çıkarılmasında; önceden belirlenmiş açık uçlu soruları soru sorma ve yanıtlama tarzına dayalı, karşılıklı ve etkileşimli bir iletişim süreci olan görüşme yöntemi ile araştırılması amaçlanan değişimler ve olaylar hakkında bilgi içeren yazılı materyallerin analizini kapsayan doküman incelemesi yöntemleri kullanılmıştır. Evren ve Örneklem Araştırmanın temel hedef kitlesi, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilköğretim 4. sınıf öğrencileridir. Araştırma, somut, ilgi çekici, hem bireysel hem de grup çalışmasını gerektiren, öğrencilerin aktif olarak katılacakları ve problem çözecekleri etkinliklerden oluşturulan, bu yaş grubu öğrencilerinin gelişim özelliklerini ve ihtiyaçlarını dikkate alan bir projedir. Özellikle bu dönemde soyut matematik kavramlarıyla karşılaşmaları nedeniyle kritik bir yaş grubu olarak seçilmişlerdir. Bu yaş grubunda oluşturulacak olan olumlu yaşantılar ve olumlu tutumlar gelecek yıllarda matematik dersine ve matematik bilimine ilişkin yakınlık kurmalarını sağlayacaktır. Araştırma kapsamında 11 farklı ilköğretim okulundan toplam 365 öğrenciye eğitim verilmiştir. Veri Toplama Araçları Araştırma problemine yanıt aramak amacıyla açık uçlu tek bir sorudan yola çıkılarak ona paralel soruların yer aldığı öğrenci görüşme formu kullanılmış ve çalışma grubunda yer alan öğrenciler ile bireysel görüşmeler yapılmıştır.. Öğrencilerle görüşme amacıyla kullanılan açık uçlu sorulardan oluşan görüşme formları, alan yazın ve araştırma sorusu doğrultusunda hazırlanarak öğrencilere uygulanmıştır. Öğrencilerle görüşmeler yapılmadan önce öğrenciler “Açılarım, Matematik ve Geometrik Şekiller, Geometrik Şeklimi Üretiyorum, Kaç Boyutluyum? ve Geometri Kelimem” başlıklarına sahip atölye uygulamalarına katılmışlardır. Uygulama Çalışmaları Öğrenciler çalışma kapsamında “Açılarım, Matematik ve Geometrik Şekiller, Geometrik Şeklimi Üretiyorum, Kaç Boyutluyum? ve Geometri Kelimem” başlıklı atölye uygulamalarına katılmışlardır. Açılarım başlıklı atölye çalışmasında öğrenciler farklı materyaller kullanarak çevrelerinde yer alan dar, dik, geniş vb. açıları oluşturmuş, incelemişlerdir. Farklı özelliklere sahip açıları vücutlarını kullanarak da oluşturmuşlardır. Drama çalışmalarının da yer aldığı atölye çalışmasında öğrencilerin açı çeşitlerini betimlemeleri sağlanmıştır. Matematik ve Geometrik Şekiller başlıklı atölye çalışmasında Geçme küp puzzle, Geometrik Bütünleme, Geometrik cebir (tam kare-tam küp), kamyon kasası puzzle, soma küpleri, tangram (dikdörtgen-kare), vb. eğitim materyalleri kullanılarak farklı matematiksel ispatlamalara gidilmiştir. Geometrik Şeklimi Üretiyorum başlıklı atölye çalışmasında öğrencilerin farklı geometrik cisimler oluşturmaları ve bu cisimlerin farklı açılara sahip olduklarını fark etmeleri hedeflenmiştir. Çalışma sırasında öğrenciler tarafından farklı geometrik cisimler oluşturulmuş ve her öğrenci oluşturduğu cismin farklı boyutları üzerine yorumlar yapmıştır. Etkinlik doğada bulunan cisimlerin incelenmesi ve boyutlarına ilişkin öğrenci yorumlarının alınması ile sonlandırılmıştır. Kaç Boyutluyum? isimli çalışmada ise öğrenciler ressam rolü almış ve cisimlerin boyutlarını da göz önünde bulundurarak basit çizimler oluşturmuşlardır. Öğrenciler bu çalışmanın ardından bilgisayarda çalışmanın amacına uygun olarak hazırlanmış bilgisayar uygulamalarını gerçekleştirmişlerdir. Geometri Kelimem isimli atölye çalışmasında ise öğrencilerin gün boyu öğrendikleri geometri ve matematiğe ilişkin kavramları tekrarlamalarını sağlanmak amacıyla eğitsel oyunlar oynanmıştır. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1003 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Verilerin Analizi Araştırmanın uygulanması sırasında öğrencilerden alınan görüşler betimlenmiştir. Çalışmada etkinliğe katılmak için gelen öğrenciler, hem uygulama öncesinde hem de uygulama sonrasında, her grupla bir ya da iki eğitmen ilgilenebilecek şekilde en fazla beşerli gruplara ayrılmıştır. Ardından gruplara, öğrencilerin matematik dersine yönelik tutum ve duygularını belirlemeye yönelik projenin de başlığını oluşturan aşağıdaki soru yöneltilmiştir: “Aranızda matematiği sevmeyen var mı? Uygulama öncesinde ve sonrasında gruplarda yer alan her öğrencinin bu soruyu cevaplaması, nedenleri hakkında konuşması sağlanmış ve böylelikle bu çalışma için gerekli olan bilgiler toplanmıştır. Görüşme ile elde edilen verilerin yorumlanmasında betimsel içerik analizi kullanılmış ve öğrencilerin etkinlikler öncesinde ve sonrasında matematik dersine yönelik duygu ve görüşlerini yansıtabilmek amacıyla doğrudan alıntılara yer verilmiştir. Verilerin analizi projede görev alan; eğitimde ölçme ve değerlendirme, program geliştirme ve ilköğretim matematik öğretimi alanında çalışan uzmanlar ile eğitime katılan okullarda görev yapan öğretmenlerden oluşan bir grubun görüşleri çerçevesinde yapılmıştır. BULGULAR VE YORUM Etkinliklere katılan her öğrenciye, “matematiği sevip sevmedikleri” sorulmuş ve öğrenci cevaplarından yola çıkılarak öğrencilerin etkinlikler öncesinde ve sonrasında matematik dersine karşı duyuşsal özelliklerindeki benzerlikler ve farklılıklar betimlenmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında uygulanan etkinlikler öncesinde eğitime katılan öğrencilerin “aranızda matematiği sevmeyen var mı?” sorusuna verdikleri cevaplardan örneklere aşağıda yer verilmiştir: “…Matematiği seviyorum, ama her zaman değil. Bazen anlamıyorum. Zor geliyor. Bazen eğlenceli oluyor. Oyunlar oynuyoruz derste…” “..Matematiği sevmiyordum ama öğretmenimiz sevdirdi bana.. Onu çok seviyorum. Matematik zor bir ders, diğer derslere göre. Babam hep ödevlerime yardım etmek zorunda kalıyor..” “…Matematiği çok seviyorum. Derste oyunlar oynuyoruz. Şarkı söylüyoruz. Müzik dersi gibi. Toplama yapmayı da seviyorum. Hiç sıkılmıyorum. Sınav yapıyor öğretmenimiz hiç yanlış yapmıyorum. Derste öğreniyorum hep evde de çalışıyorum…” “…ben çok seviyorum etkinlikleri yapmayı. Deneyler de yapıyoruz ama hayat bilgisinde. Matematik de işlem yapıyoruz. Bazen yapamayınca öğretmenimiz ödev veriyor. Bazısı zor oluyor…” “…bir sürü matematik kitabım var öğrenmek için. Öğretmenimiz de veriyor. Ama problemleri yapamıyorum. Özel ders alacağım..” “….Bazen konular çok zor geliyor. Ama bazısı eğlenceli.…” Çalışma kapsamında uygulanan etkinlikler sonrasında eğitime katılan öğrencilerin ilgili soruya verdikleri cevaplardan örnekler ise aşağıdaki gibidir: “Matematiği yapabildim.” “Matematiği eğlenceli oyunlarla yaptık.” “Sınıfımızdakinden farklı bir matematik yaptık. Eğlenceliydi. Şekilleri, açıları öğrendim.” “Hayatımda bir sürü yerde matematik olduğunu fark ettim.” “Matematik her yerdeymiş.” “Matematik çokta zor değilmiş.” 1004 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Çalışmada yapılan etkinlikler öncesinde, öğrencilere birinci sorunun yöneltilmesi sonucunda alınan cevaplar değerlendirildiğinde genel olarak öğrencilerin matematik dersini zor buldukları için sevmedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Okullarındaki matematik dersini sevdiğini belirten öğrenciler de matematik dersi ile diğer dersleri ya da oyun oynamayı birleştirmiş ve dersi eğlenceli bulduğu için sevdiği yönünde fikir belirtmiştir. Oysa etkinlikler sonunda aynı soru öğrencilere tekrar yöneltildiğinde öğrencilerin büyük çoğunluğu matematik dersinin çokta zor olmadığını, okullarında da etkinlikler süresince kullandıkları materyaller olsa çok eğlenebileceklerini, aynı şekilde gün içinde oynadıkları oyunlardan çok keyif aldıklarını ve buradaki matematiği sevdiklerini belirtmişlerdir. Bu durumun nedeni; çalışmada öğrencilerin bilişsel, duyuşsal ve psikomotor özelliklerine uygun olarak Milli Eğitimin belirlediği kazanımlar doğrultusunda geliştirilen, matematiği öğrencilere sevdirmeyi amaçlayan eğitici etkinliklerin işe koşulmuş olmasıdır. Öğrenciler eğitim süresince ders işlediklerini fark etmeden oyun oynadıklarını düşünmüşler ve eğitimin sonunda ne öğrendiklerine yönelik resim çalışmaları yapmışlardır. Öğrencilerin verdikleri cevaplara bakıldığında genel olarak eğitim süresince yapılan etkinliklerin neyi kazandırmak istediğinin farkında oldukları ve öğrendiklerinin bilincinde oldukları görülmektedir. Aslında öğrencilerin matematiğe ilgi duydukları, matematikte başarılı olmayı bir ayrıcalık olarak gördükleri anlaşılmaktadır. Ancak eğitime katılan öğrenciler arasında da matematiği yapamıyorum diye düşünen öğrenci sayısı oldukça fazladır. Ayrıca öğrencilerin ifadelerinden görüleceği üzere uygulamaya katılan öğrenciler sınıflarındaki matematik derslerinde yer alan uygulamalardan daha farklı uygulamaları gerçekleştirdiklerini ve bu uygulamalardan keyif aldıklarını belirtmişlerdir. SONUÇ Öğrencilerle yapılan görüşmeler sonucunda öğrencilerin uygulamalar sırasında farklı yeteneklerini, becerilerini kullanma imkânı bulduğunu, öğrenmelerinin kolaylaştığını, kendilerine olan güvenlerinin arttığını, öğrenme-öğretme sürecinden zevk aldıklarını, matematik dersine yönelik olumlu tutum geliştirdiğini söylemek mümkündür. Bu noktada matematiği oyunlaştırarak öğretmenin öğrencilerin matematiği sevmelerinde önemli olduğu söylenebilir. Ancak yine verilen cevaplardan anlaşıldığı üzere öğrencilerin matematiği sevmelerindeki bir diğer önemli faktörde dersin öğretmenidir. Etkinliğe katılan öğrencilerle yapılan görüşmeler sürecinde öğretmenini seven öğrencilerin matematiğe yönelik daha olumlu tutum kazanmış oldukları belirlenmiştir. Bu çerçevede matematik dersinin farklı uygulamalarını içeren deneysel çalışmalar gerçekleştirilebilir.Bu çalışma ile ilköğretim programlarının geliştirilme sürecine bir katkı sağlanabilir. Bu araştırmada sadece belirli bir üniteye yönelik etkinlikler düzenlenmiştir. Bu nedenle diğer üniteleri de kapsayan bu yönde bir çalışmanın farklı kademelerde yapılması önerilmektedir. Ayrıca proje kapsamında yer verilen etkinlikler hem öğrenci kitabı hem de öğretmen kitabı şeklinde basılmış ve öğretmenlerin kendi sınıflarında da bu etkinliklerden yararlanması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda bu amaca yönelik kitapların basılması öğretmenlerin sadece ders kitabına bağlı kalmalarının önüne geçmesi açısından önemlidir. KAYNAKÇA Baloğlu M. (2004). Çeşitli Başa Çıkma Yolları ile Matematik Kaygısı Arasındaki İlişki, Eurasian Journal of Educational Research, 16 Baykul Y. (1999). İlköğretimde Etkili Öğretme ve Öğrenme Öğretmen El Kitabı, İlköğretimde Matematik Öğretimi (Modül 6), Ankara Bloom, B. (1979). İnsan Nitelikleri ve Okulda Öğrenme. Çeviren: D.Ali ÖZÇELİK. Milli Eğitim Basımevi, Ankara Demirtaş T. (2007). İlköğretim Okullarında Matematik Dersinin Öğretiminde ve Öğreniminde Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri (Bitlis İli Tatvan İlçesinde bir Araştırma), Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van Erden M. Ve Akgül S. (2010). İlköğretim Öğrencilerinin Matematik Kaygısının Ve Öğretmen Sosyal Desteğinin Matematik Başarılarını Yordama Gücü. Eğitimde Kuram ve Uygulama, 6 (1):3-16 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1005 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Hamanchek, D. E. (1975). Psychology in Teaching, Learning and Growth. Second Edition. Boston: Allyn and Bacon Küpçü A. (2003). Etkileşim Ünitesi ile Sunulan Bireyselleştirilmiş Matematik Öğretim Materyalinin Başarıya Etkisi, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul M. Bekdemir, A. Işık, & Y. Çıkılı (2004). Matematik kaygısını oluşturan ve artıran öğretmen davranışları ve çözüm yolları. The Eurasian Journal of Educational Research, 16, 88-94 Öcalan, T. (2004). İlköğretimde Matematik Öğretimi. Ankara: Yeryüzü Yayınevi. Turgut, M.F. (1978) “Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme”, Ankara. Türker B., Sağlam Y. Ve Umay A. (2010). İlköğretim Öğrencilerine Yönelik Geometri Kaygı Ölçeği, 9.Ulusal Fen ve Matematik Eğitimi Kongresi, Dokuz Eylül Buca Eğitim Fakültesi, İzmir Uşun S. Ve Gökçen E. (2010). İlköğretim İkinci Kademede Etkinlik Temelli Öğretim Yaklaşımının Öğrencilerin Matematik Dersine Yönelik Tutumlarına Etkisi. International Online Journal of Educational Sciences, 2(2), 532- 561 Yazgan Y ve Bintaş J. (2005). İlköğretim Dördüncü Ve Besinci Sınıf Ögrencilerinin Problem Çözme Stratejilerini Kullanabilme Düzeyleri: Bir Öğretim Deneyi. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 28: 210-218 1006 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org İLKÖĞRETİM MATEMATİK ÖĞRETMENİ ADAYLARININ MATEMATİK KAYGILARININ BAZI DEĞİŞKENLERE GÖRE İNCELENMESİ Abdullah Kaplan* Muhammet Doruk** Özet Bu çalışmanın amacı ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik kaygı düzeylerini ve bazı değişkenlere göre matematik kaygısının nasıl değiştiğini belirlemektir. Öğretmen adaylarının kaygı düzeylerini belirleyebilmek için Matematik Kaygı Ölçeği(MKÖ) uygulanmıştır. Araştırma, bir üniversitenin ilköğretim matematik eğitimi bölümünde öğrenim gören 203 öğretmen adayı ile yürütülmüştür. Veriler analiz edildiğinde, öğretmen adaylarının genel olarak matematik kaygılarının düşük seviyede olduğu belirlenmiştir. Öğretmen adaylarının matematik kaygıları ile sınıf düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmasına karşın cinsiyet ve mezun olunan lise türüne göre anlamlı bir fark yoktur. Ayrıca, lise mezuniyet başarısı ile matematik kaygısı arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Alt faktörler incelendiğinde ise bazı alt faktörlerde orta seviyede kaygının olduğu, sınıf seviyesi ve cinsiyete göre istatistiksel olarak bir farklılaşmanın olduğu sunucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kaygı, matematik kaygısı, matematik öğretmeni adayı. Abstract The purpose of this research is to find out mathematics anxiety points of elementary school mathematics teacher candidates and to detect how their mathematics anxiety changes according to some variables. Accordingly, the Mathematics Anxiety Scale(MAS) was applied to determine the anxiety levels of teacher candidates. Research was conducted to 203 mathematics teacher candidates studying elementary school teaching department of a university. When the data was analyzed, general mathematics anxiety levels of the teacher candidates were low. While there is a statistically significant difference between mathematics anxiety and class levels, there is no significant difference between their genders and high-school degree. Furthermore, a significant relationship between high-school graduate success and mathematics anxiety couldn’t be obtained. When sub-scales were investigated, it was reached that there is a mid-level anxiety in some sub-scales and statistically difference according to class-level and gender. Key Words: Anxiety, mathematics anxiety, mathematics teacher candidate. * Atatürk Üniversitesi, [email protected] ** Atatürk Üniversitesi, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1007 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Matematik insan yeteneklerinin ortaya çıkartılmasında, yönlendirilmesinde, sistemli ve mantıklı bir düşünce alışkanlığının kazandırılmasında ve insanların tüm etkinliklerinde kullanılan bir araçtır. Bu nedenle matematik bilgisine ve becerisine sahip olmanın önemi gittikçe artmaktadır (Bulut, 1994). Bu denli önemli olan matematik öğretiminin önündeki engellerden biri matematiğe yönelik kaygı ve korkulardır (Alkan, 2011). Matematik kaygısı günlük ya da akademik yaşamda sayılarla uğraşırken, matematik problemi çözerken matematikle uğraşmayı gerektiren durumlarda ortaya çıkan irrasyonel bir korku olarak tanımlanmıştır (Bucley ve Ribordy, 1982). Benzer şekilde matematik kaygısı özsaygıyı tehdit edici olarak algılanan, matematik içeren her türlü duruma karşı tepki niteliğinde ortaya çıkan bir kaygı durumu olarak algılanmaktadır (Cemen, 1987). Alan yazın incelendiğinde matematik kaygısı ile ilgili birçok tanımın yapıldığı görülmektedir. Örneğin Byrd (1982) matematik kaygısını, bireyin matematiksel işlemlerle karşı karşıya kaldığında yaşadığı bir durum, Smith (1997) ise matematik dersinde işlem yaparken tedirginlik matematik dersinden ve matematiksel işlemlerden kaçış, fiziksel rahatsızlık ve korku hissi, sınavda başarısızlık olarak tanımlamıştır. Bu tanımlara göre matematik kaygısına sahip birinin matematiğe karşı duygusal, zihinsel ve fiziksel tepkilerinin olabileceği anlaşılmaktadır. Araştırmalar incelendiğinde; matematik kaygısı sadece okuldaki matematik dersiyle sorun yaşanılmasına neden olmamakta aynı zamanda teknolojiye dayalı bir toplumda başarı için gerekli olan birçok becerinin kazanılmasına da engel olmaktadır (Zavlovsky, 1994). Yapılan araştırmalarda düşük matematik başarısının büyük ölçüde yüksek matematik kaygısı ile ilişkili olmasına rağmen, yüksek matematik kaygısı düşük matematik başarısı ile ilişkili olduğu söylenemez (Ma ve Xu, 2004). Bu da gösteriyor ki matematikte başarılı olan kişiler de bile matematik kaygısı bulunabilir. Benzer bir çalışmada da matematiksel kaygının ne hafızada saklı bilgi miktarı ne de bu bilginin kullanıma geçirilmesi ile herhangi bir ilgisinin olmadığı sonucuna varılmıştır (Faust, 1992). Zaten söz konusu olan bu araştırmadan da önce, Neale (1969) de matematik ile ilgili problemlerin çoğunlukla yeteneklerle ilgili olmayıp, daha çok tavırlarla ilgili olduğu savunulmuştur. Bu noktada tek başına en çok araştırılan ama buna karşın hala hakkında net bir sonuca varılamayan en önemli faktör cinsiyet olmuştur. Örneğin bazı araştırmacılar, (Benson, 1989) kadınların erkeklere göre daha fazla matematik kaygısına sahip olduğunu bulurken bazı araştırmacılar da (Cooper ve Robinson, 1991) istatistiki anlamda çok belirgin bir farklılık tespit edememişlerdir. Cinsiyet değişkeni dışında matematiksel kaygının yaş faktörüne göre nasıl değiştiği de araştırmacıların ilgisini çeken bir başka değişkendir. Cinsiyet değişkeninde olduğu gibi yaş faktörünün matematik kaygısı ile ilişkisi konusunda tam bir mutabakat yoktur. Bazı araştırmacılar yaşlı öğrencilerin genç öğrencilere nispeten daha fazla matematik kaygısına sahip olduklarını tespit etmelerine rağmen (Betz, 1978) bazı araştırmacılar da matematik kaygısı bazında yaşlar arasında kayda değer bir farklılık bulamamışlardır (Hembree, 1990; Zeidner,1991). Matematik kaygısına sebep olan önemli etkenlerden birisi de matematik öğretmenlerinin öğrenciler üzerindeki etkileri olduğu ileri sürülmüştür (Lazarus, 1974). Öğrencilik yıllarında matematik dersinde başarılı olamayan veya kaygılı olan öğretmenler kendi kaygılarını öğrencilerine geçirebilirler (Norwood, 1994). Özellikle ilk ve orta eğitim seviyelerindeki matematik öğretmenlerinin azımsanmayacak bir kısmının kendilerinin matematik kaygısı taşıdıkları ve bu kaygıyı bilinçli ya da bilinç dışı yollarla öğrencilerine transfer ettikleri iddia edilmektedir (Baydar ve Bulut, 2002). En çok araştırılan matematiksel kaygı faktörlerinden biri de öğrenim seviyesidir. Tobias (1978) matematik kaygısının ilköğretim 6. sınıftan itibaren başladığını belirtmesine rağmen, genel olarak araştırmacılar üniversite öğrencilerinin diğer öğrencilere oranla daha fazla matematik kaygısına sahip oldukları belirtilmiştir (Betz, 1977). Özet olarak matematik kaygısı ilkokul yıllarında başlamasına rağmen, en yoğun biçimde üniversite yıllarında ortaya çıkmaktadır. Bunun sebebi, üniversite seviyesindeki matematik derslerinin ilk ve orta eğitime oranla daha yoğun ve kapsamlı olması olabilir (Keçeci, 2011). Son yıllarda yapılan araştırmalar incelendiğinde (Baloğlu, 1999; Ma ve Xu, 2004; Şahin, 2004; Alkan, 2009) ilkokul döneminden üniversite dönemine kadar, bazı öğrencilerde matematik dersine karşı korku, nefret, kaygı gibi tepkilerin olduğu ortaya çıkartılmıştır. 1008 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Araştırmanın Amacı İlk ve orta öğretimde öğrenim gören hemen hemen her yaş gurubundaki öğrencilerin matematik dersine yönelik kaygıları incelenmesine rağmen üniversite öğrencilerine yönelik yapılan araştırmaların yeterli olmadığı bilinmektedir (Vitasari, Herawan, Wahab, Othman, ve Sinnadurai, 2010). Ayrıca, öğrencilerde matematik kaygısının 6. sınıfta görülmeye başlaması ve matematik kaygısına sahip ilköğretim matematik öğretmenlerinin, kendi matematik kaygılarını öğrencilerine transfer ettiği tespit edilmiştir (Norwood, 1994). Bu yüzden bu araştırmada ilköğretim matematik öğretmeni adayı olan öğrencilerin matematik kaygısını bazı değişkenlere göre incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır. 1. İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik kaygıları hangi düzeydir? 2. İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik kaygıları cinsiyetlerine göre farklılık göstermekte midir? 3. İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik kaygıları sınıf düzeyine göre farklılık göstermekte midir? 4. İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik kaygıları lise mezuniyet ortalamaları arasında bir ilişki var mıdır? 5. İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik kaygıları mezun olduğu lise türüne göre farklılık göstermekte midir? YÖNTEM Araştırmanın Modeli Araştırmada tarama modeli esas alınmıştır. Çünkü tarama modeli insanların tutumları, inanışları, değerleri, alışkanlıkları, düşünceleri gibi bilgi türlerini belirlemede kullanılan bir araştırma modelidir (Mcmillan ve Schumacher, 2001). Araştırmada ilköğretim matematik öğretmeni adayı olarak bahsedilen bir üniversitenin eğitim fakültesi ilköğretim matematik öğretmenliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerinin matematik kaygılarının düzeyini belirlemeye ve matematik kaygıları ile bazı değişkenler arasındaki ilişkileri ortaya koymaya yönelik değerlendirmeler var olan şekliyle betimlenmeye çalışılmıştır. Evren ve Örneklem Araştırmanın evrenini doğu anadolu bölgesinde yer alan bir üniversitenin ilköğretim matematik öğretmenliği bölümünde öğrenim gören öğretmen adayları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 2011-2012 eğitim öğretim yılının birinci döneminde aynı üniversitede öğrenim gören ilköğretim matematik öğretmeni adayları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi seçilirken uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çünkü uygun örnekleme yöntemi zaman, para, iş gücü açısından var olan sınırlılıklar nedeniyle örneklemin kolay ulaşılabilir ve uygulama yapılabilir birimlerden seçilmesidir (Büyüköztürk, Kılıç Çakmak, Akgün, Karadeniz ve Demirel, 2011). Aşağıda katılımcıların cinsiyete ve sınıf düzeyine göre frekans tabloları verilmiştir. Tablo 1. Katılımcıların Cinsiyete ve Sınıf Düzeyine Göre Dağılımı Sınıf Cinsiyet Toplam 1.sınıf 2.sınıf 3.sınıf 4.sınıf Toplam Erkek 11 9 8 34 62 Bayan 34 29 38 40 141 45 38 46 74 203 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1009 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Veri Toplama Aracı Veri toplama aracı olarak Üldaş (2005) tarafından üniversite öğrencilerinin matematik kaygılarını ölçmek amacıyla geliştirilen 39 madde ve 7 alt ölçekten oluşan “Matematik Kaygı Ölçeği(MKÖ)” ve “Kişisel Bilgi Formu(KBF)” kullanılmıştır. Bu alt ölçekler matematik öğretirken, öğrenirken, basit ya da karmaşık yapıda sorular çözerken (problem çözme, aritmetik işlem), matematiksel yorumlar yaparken, matematiksel hatalar yaparken ve kişinin matematiğe yönelik özyeterliliği ile ilgili olarak ortaya çıkan kaygıyı ifade edici niteliktedir. MKÖ’nün maddelerinde ifade edilen duygu, düşünce ve davranışlar bu ifadenin kişide ne derece kaygı uyandırdığına bağlı olarak “oldukça endişe duyarım”, “endişe duyarım”, “az endişe duyarım” ve “endişe duymam” şeklinde derecelendirilmiştir. MKÖ 4’lü derecelemeli likert tipi bir ölçek olup puanlamaları 1 ile 4 arasında yapılmaktadır. MKÖ ve alt ölçekleri ile tanımlar aşağıda verilmiştir. • MKÖ: Matematik kaygısını genel olarak ölçen, 39 madde ve 7 alt ölçekten oluşan bir ölçme aracıdır. • Matematik Anlama Kaygısı: MKÖ’yü oluşturan alt ölçeklerden birisidir. Matematiksel bir bilgi, kavram, formül ya da sembol öğrenirken yapılan çeşitli etkinliklerde ortaya çıkan kaygıyı ifade etmektedir. • Matematik Anlatma Kaygısı: MKÖ’yü oluşturan alt ölçeklerden birisidir. Matematiksel içeriği olan, herhangi bir düzeydeki bilgiyi başkasına aktarırken, öğretirken, açıklarken ortaya çıkan kaygıyı ifade etmektedir. • Problem Çözme Kaygısı: MKÖ’yü oluşturan alt ölçeklerden birisidir. Problem çözme, çözerken birden fazla matematiksel veri ve bilgiyi sentezlemeyi ve bunlardan sonuç çıkarma aşamalarında ortaya çıkan kaygıyı ifade etmektedir. • Aritmetik İşlem Kaygısı: MKÖ’yü oluşturan alt ölçeklerden birisidir. Basit düzeyde sadece dört işlem gerektiren ve sayılarla uğraşmayı gerektiren etkinliklerde ortaya çıkan kaygıyı ifade etmektedir. • Matematik Özyeterlilik Kaygısı: MKÖ’yü oluşturan alt ölçeklerden birisidir. Kişinin günlük ya da akademik hayatta, matematikle ilgili bir aktivite geliştirmek zorunda olduğu herhangi bir durumda, matematik konusundaki yeterliliği hakkında hissettiği kaygıyı ifade etmektedir. • Matematiksel Yorumlama Kaygısı: MKÖ’yü oluşturan alt ölçeklerden birisidir. Matematiksel verilere ilişkin yorum yapma, birden fazla matematiksel veriyi analiz etme ve matematiksel bilgileri sentezlemeye yönelik kaygıyı ifade etektedir. • Matematiksel Hata Yapma Kaygısı: MKÖ’yü oluşturan alt ölçeklerden birisidir. Kişinin matematiksel bir hata yapmaya yönelik kaygılarını ve bunların başka kişilerce fark edilmesi durumunda ortaya çıkan kaygıları ifade etmektedir (Üldaş, 2005). MKÖ’nün bütününden ve alt ölçeklerden elde edilen puanların toplamına ilişkin Cronbach α iç tutarlılık katsayıları hesaplanmıştır. Cronbach α iç tutarlılık katsayısı ölçeğin bütünü için 0,95 olarak belirlenmiştir. Bu değer ölçeğin güvenilir bir ölçme aracı olduğunu gösterir. Diğer bir ifadeyle, ölçekteki tüm maddelerin aynı özelliği ölçtüğünü, ölçülen özelliğin homojen yapıda olduğu söylenebilir. Ölçeğin Cronbach α değerleri alt ölçeklerde 0,69 ile 0,90 arasında değişmektedir. Yapılan araştırmada, Cronbach α iç tutarlılık katsayısı ölçeğin bütünü için 0,88 olarak belirlenmiştir. Alt ölçeklerde Cronbach α değerleri 0,70 ile 0,80 arasında değişmektedir. Yapılan güvenirlik çalışmalarında MKÖ’nin güvenilir bir ölçme aracı olduğu teyit edilmiştir. Verilerin Çözümlenmesi Araştırmada verilerin çözümlenmesinde betimsel ve kestirimsel istatistik yöntemleri kullanılmıştır. MKÖ’den elde edilen veriler puanlanarak genel matematik kaygısı ve alt ölçeklerdeki matematik kaygısı belirlenmiştir. Kaygı düzeyinin belirlenmesinde MKÖ ve alt ölçeklerinden elde edilen toplam puanlar “düşük seviyede kaygı”, “orta seviyede kaygı” ve “yüksek seviyede kaygı” olmak üzere üç kategoriye ayrılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde SPSS17 istatistik paket programı kullanılmıştır. Matematiksel kaygının cinsiyete göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemek için bağımsız grup t-testi kullanılmıştır. Lise mezuniyet ortalaması ile matematiksel kaygı arasında 1010 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org bir ilişkinin olup olmadığına Pearson Momentler Korelasyon analizi ile incelenmiştir. Matematik kaygısının sınıf seviyesine ve mezun olunan lise türüne göre farklılık gösterip göstermediğini bulmak için tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Varyans analizi sonucunda farkların kaynağını belirlemek için LSD analizinden yararlanılmıştır. BULGULAR VE YORUM İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının MKÖ’den ve alt ölçeklerinden elde edilen verilere göre matematiksel kaygılarının düzeyini belirlemek amacıyla aldıkları puanlara ait aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri tablo 2’de sunulmuştur. Tablo 2. İ.Ö. Matematik Öğretmeni Adaylarının MKÖ’ den ve Alt Ölçeklerden Aldıkları Puanlara Ait Aritmetik Ortalama ve Standart Sapma Değerleri N X S.s. TOPLAM 203 61,57 10,37 ANLAMA 203 14,23 3,09 ANLATMA 203 11,49 2,54 P.ÇÖZME 203 4,23 ,58 ARİTMETİK 203 6,79 1,72 ÖZYETERLİLİK 203 12,33 3,06 YORUMLAMA 203 5,28 1,35 HATA YAPMA 203 7,20 2,16 Tablo incelenmeye devam edildiğinde İ.Ö. matematik öğretmeni adaylarının MKÖ’ nün bütününden elde edilen toplam matematik kaygılarının düşük seviyede olduğu bulunmuştur. Alt ölçeklerdeki matematik kaygısına bakıldığında; öğretmen adaylarının aritmetik işlem yapma kaygısı, matematiksel özyeterlilik kaygısı ve matematiksel hata yapma kaygısının orta seviyede olduğu diğer alt ölçeklerde ise düşük seviyede matematik kaygısına sahip oldukları görülmüştür. İlköğretim matematik öğretmenliği öğrencilerinin matematik kaygılarının cinsiyetlerine göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla t testi uygulanmıştır. Tablo 3’de ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının cinsiyetlerine göre MKÖ ve alt ölçeklerinden aldıkları kaygı puanlarına uygulanan t testine ilişkin veriler sunulmuştur. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1011 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 3. İ.Ö. Matematik Öğretmeni Adaylarının Cinsiyetlerine Göre MKÖ ve Alt Ölçeklerinden Aldıkları Kaygı Puanlarına Uygulanan T- Testi. Cinsiyet N X S.s. TOPLAM Bayan Erkek 62 61,7581 10,88191 61,4982 10,17718 ANLAMA Bayan Erkek ANLATMA Bayan Erkek 141 62 14,1452 14,2695 3,12794 62 11,5000 141 11,4894 2,52874 Erkek 62 4,4194 ,77984 Bayan 141 4,1489 ,46192 Erkek 62 6,7258 1,70023 Bayan 141 6,8316 1,74652 ÖZYETERLİLİK Erkek 62 12,0161 3,35101 Bayan 141 12,4681 2,92661 Erkek 62 5,4032 1,44244 Bayan 141 5,2340 1,32362 Erkek 62 7,5484 2,49378 Bayan 141 7,0567 1,99919 P.ÇÖZME ARİTMETİK YORUMLAMA HATA YAPMA 141 3,03988 2,60988 T p ,164 - -,263 - ,027 3,074 ,000 -,401 - -,969 - ,816 - 1,493 ,041 Tablo 3’deki veriler göz önüne alındığında, cinsiyet değişkenine göre matematik kaygı puan ortalamaları için yapılan bağımsız grup t-testinde Problem Çözme Kaygısı Alt Ölçeği’nden ve Hata Yapma Kaygısı Alt Ölçeği’nden elde edilen t değerleri sırasıyla 3,074 ve 1,493 olup istatiksel açıdan p<0,05 anlam düzeyinde anlamlı bir fark bulunmuştur. Buna göre erkek öğretmen adaylarının problem çözme ve matematiksel hata yapma kaygısı bayan öğretmen adaylarından daha yüksektir. Diğer alt ölçeklerde ve MKÖ’ nün bütününde erkek ve bayan öğretmen adayları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklık yoktur. Tablo 4’te öğretmen adaylarının MKÖ ve alt ölçeklerden aldıkları puanlar ile lise mezuniyet ortalamaları arasındaki ilişki ile ilgili veriler sunulmuştur. Tablo 4. Öğretmen Adaylarının MKÖ ve Alt Ölçeklerden Aldıkları Puanlar ile Lise Mezuniyet Ortalamaları Arasındaki İlişkiye Ait Veriler TOPLAM ANLAMA p ,364 ,375 ANLATMA P.ÇÖZME ARİTMETİK ÖZYETERLİLİK YORUMLAMA HATA YAPMA ,857 ,396 ,730 ,192 ,723 ,230 Tablo 4 incelendiğinde lise mezuniyet ortalaması ile MKÖ’nün bütünü ve alt ölçekleri ile arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki yoktur. Buna göre lise mezuniyet ortalamasının ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik kaygılarına etki etmediği söylenebilir. İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik kaygılarının sınıf düzeyine göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla MKÖ ve alt ölçeklerden aldıkları puanlara ait verilere tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Uygulanan bağımsız testine ilişkin veriler tablo 5’te sunulmuştur. LSD analizinden elde edilen veriler analiz edildiğinde MKÖ’nün bütününde ikinci sınıftaki öğretmen adayları ile dördüncü sınıftaki öğretmen adayları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur. Buna göre ikinci sınıftaki öğretmen adayların matematiksel kaygılarının dördüncü sınıftakilere göre daha fazla olduğu söylenebilir. Matematik anlama kaygısı alt ölçeğinde 1012 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org dördüncü sınıflar ile birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar arasında anlamlı fark vardır. Buna göre birinci, ikinci ve üçüncü sınıftaki öğretmen adaylarının matematik anlama kaygılarının dördüncü sınıftakilere göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Matematik anlatma kaygısında veriler incelendiğinde ikinci sınıftaki öğretmen adayları ile birinci ve dördüncü sınıftaki öğretmen adayları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. Bu durumda ikinci sınıftaki öğretmen adaylarının matematik anlatma kaygıları dördüncü ve birinci sınıftakilere göre daha fazla olduğu söylenebilir. Matematiksel özyeterlilik kaygısına ait veriler incelendiğinde sınıflar bazında, dördüncü sınıfların matematiksel özyeterlilik kaygısının birinci ve ikinci sınıftakilere göre istatistiksel anlamda farkın olduğu tespit edilmiştir. Dördüncü sınıftaki matematik öğretmen adaylarının matematiksel özyeterlilik kaygısının birinci ve ikinci sınıftakilere göre daha az olduğu söylenebilir. Matematiksel yorum yapma kaygısı dikkate alındığında ikinci sınıftaki öğretmen adayları ile birinci ve dördüncü sınıftaki öğretmen adayları arasında anlamlı farkın varlığı tespit edilmiştir. Veriler incelendiğinde ikinci sınıftaki matematik öğretmeni adaylarının matematiksel yorum yapma kaygılarının birinci ve dördüncü sınıftakilere göre daha fazla olduğu söylenebilir. Tablo 5. İlköğretim Matematik Öğretmeni Adaylarının Sınıf Düzeylerine Göre MKÖ ve Alt Ölçeklerden Aldıkları Puanlara Uygulanan Tek Yönlü Varyans Analizi TOPLAM ANLAMA ANLATMA P.ÇÖZME ARİTMETİK ÖZYETERLİLİK YORUMLAMA HATA YAPMA Kareler toplamı S.d. Kareler ortalaması F P Anlamlı fark Gruplar arası 1406,400 3 468,800 4,591 ,004 2-4 Gruplar içi 20320,364 199 102,112 Toplam 21726,764 202 Gruplar arası 142,425 3 47,475 5,273 ,002 1-4 Gruplar içi 1791,693 199 9,003 Toplam 1934,118 202 Gruplar arası 66,453 3 22,151 Gruplar içi 1244,286 199 6,253 Toplam 1310,739 202 Gruplar arası ,722 3 ,241 Gruplar içi 69,397 199 ,349 Toplam 70,118 202 Gruplar arası 15,793 3 5,264 Gruplar içi 588,073 199 2,955 Toplam 603,866 202 Gruplar arası 121,963 3 40,654 Gruplar içi 1770,923 199 8,899 Toplam 1892,887 202 Gruplar arası 18,503 3 6,168 Gruplar içi 354,926 199 1,784 Toplam 373,429 202 Gruplar arası 30,261 3 10,087 Gruplar içi 919,049 199 4,618 Toplam 949,310 202 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey 2-4 3-4 3,543 ,016 2-1 2-4 ,690 ,559 1,781 ,152 4,568 ,004 1-4 2-4 3,458 ,017 2-1 2-4 2,184 ,091 ISBN: 978-605-364-273-2 1013 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 5 incelenmeye devam edildiğinde öğretmen adaylarının sınıf düzeyine göre MKÖ’ nün bütünü, Matematik Anlama Kaygısı, Matematik Anlatma Kaygısı, Matematiksel Özyeterlilik Kaygısı ve Matematiksel Yorumlama Kaygısı arasındaki farka ait F değerleri sırasıyla 4.591, 5.273, 3.543, 4.568 ve 3.458 olarak p<0.05 önem düzeyinde istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Farkın kaynağını belirleyebilmek için LSD testi uygulanmıştır. LSD testinden elde edilen veriler ile hangi sınıfların arasındaki farkın anlamlı olduğu tablo 5’te sunulmuştur. Diğer alt ölçeklerde sınıf düzeyine göre istatistiksel olarak bir farlılık tespit edilememiştir. İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının MKÖ’ nün bütünü ve alt ölçeklerden aldıkları kaygı puanlarının mezun oldukları lise türüne göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Tek yönlü varyans analizinden elde edilen veriler tablo 6’da sunulmuştur. Tablo 6. İlköğretim Matematik Öğretmeni Adaylarının Mezun Olunan Lise Türüne Göre MKÖ ve Alt Ölçeklerden Aldıkları Puanlara Uygulanan Tek Yönlü Varyans Analizi TOPLAM ANLAMA ANLATMA P.ÇÖZME ARİTMETİK ÖZYETERLİLİK YORUMLAMA HATA YAPMA Kareler toplamı s.d. Kareler ortalaması F P Gruplar arası 880,422 5 176,084 1,664 ,145 Gruplar içi 20846,342 197 105,819 Toplam 21726,764 202 Gruplar arası 104,356 5 20,871 2,247 ,051 Gruplar içi 1829,762 197 9,288 Toplam 1934,118 202 Gruplar arası 49,894 5 9,979 1,559 ,173 Gruplar içi 1260,845 197 6,400 Toplam 1310,739 202 Gruplar arası 1,647 5 ,329 ,948 ,451 Gruplar içi 68,471 197 ,348 Toplam 70,118 202 Gruplar arası 11,257 5 2,251 ,748 ,588 Gruplar içi 592,609 197 3,008 2,152 ,061 1,002 ,418 1,731 ,129 Toplam 603,866 202 Gruplar arası 98,046 5 19,609 Gruplar içi 1794,840 197 9,111 Toplam 1892,887 202 Gruplar arası 9,261 5 1,852 Gruplar içi 364,168 197 1,849 Toplam 373,429 202 Gruplar arası 39,961 5 7,992 Gruplar içi 909,349 197 4,616 Tablo 6 incelendiğinde ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının MKÖ’nün bütünü ve alt ölçeklerden aldıkları matematik kaygı puanları mezun olunan lise türüne göre istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Buna göre mezun olunan lise türünün ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik kaygılarına etki etmediği söylenebilir. 1014 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org SONUÇ, TARTIŞMA VE ÖNERİLER Sonuç ve Tartışma Araştırmanın sonucunda ilköğretim matematik öğretmen adaylarının aritmetik işlem kaygısı, matematik özyeterlilik kaygısı ve matematiksel hata yapma kaygısı orta düzeydedir. MKÖ’nün bütünü ve diğer alt ölçeklerde matematiksel kaygı düşük seviyede olduğu bulunmuştur. Üldaş (2005) tarafından öğretmen adayları üzerine yapılan araştırmada MKÖ’nün bütünü ve alt ölçeklerde matematik kaygısı orta seviyede bulunmuştur. Bu sonuçlar karşılaştırıldığında, ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının aritmetik işlem kaygısı, matematiksel özyeterlilik kaygısı ve matematiksel hata yapma kaygısı orta seviyede bulunmuş olup Üldaş tarafından yapılan araştırma ile uyumludur. MKÖ’nün bütününde matematik kaygısının cinsiyete göre istatistiki olarak anlamlı farkın olmadığı tespit edilmiştir. Bu sonuç ilgili alanyazında yer alan araştırmalarla da desteklenir niteliktedir (Brush, 1978; Cooper ve Robinson, 1991; Liny, 1982; Sırmacı, 2007; Olson, 1985). İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının problem çözme kaygısı ile matematiksel hata yapma kaygısı alt ölçeklerinden aldıkları matematik kaygı puanları cinsiyete göre istatistiksel açıdan bayanlar lehine anlamlı farklılık göstermiştir. Buna göre erkek öğretmen adaylarının matematiksel hata yapma kaygısı ile problem çözme kaygısı bayan öğretmen adaylarından daha fazla olduğu söylenebilir. Üldaş (2005) tarafından öğretmen adayları üzerine yapılan araştırmada MKÖ’nün bütünü ve aritmetik işlem, matematiksel özyeterlilik, matematik anlama kaygılarının erkekler lehine farklılaştığı bulunmuştur. Yapılan bu araştırmada Üldaş’tan farklı olarak MKÖ’nün bütünü için cinsiyet bazında anlamlı fark tespit edilememiştir. Matematik anlama ve yorum yapma kaygılarında cinsiyete göre anlamlı bir farklılık yoktur. İlgili kaynaklar matematik tutumları, matematik kaygısı ve matematik performansı konusunda yapılan araştırmalarda cinsiyet değişkeninin anlamlı bir fark yaratmadığı yönündedir. Ancak, erkeklerin bayanlara göre matematik kaygılarının anlamlı şekilde düşük çıktığı araştırmalar da vardır (Dew, Galassi, Galassi, 1989). Literatürden farklı olarak araştırmada ilköğretim matematik öğretmeni adaylarında bulunan matematiksel hata yapma kaygısı ile problem çözme kaygısı bayanlar lehinedir. Yani erkeklerin hata yapma ve problem çözme kaygısı daha yüksektir. Bu sonuç, bayanların matematik alanlarda erkeklerden daha başarılı olduğu ve matematiksel başarı ile matematik kaygısı arasında negatif bir ilişki olduğu gerçeği göz önüne alındığında beklenen bir sonuçtur (Erden ve Akgül, 2010; Güven, 2000). İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik kaygıları ve onu oluşturan alt ölçeklerde sınıf düzeyi arasındaki farklılığı ortaya koymaya yönelik yapılan analizde MKÖ’nün bütününde ikinci sınıflar ile dördüncü sınıflar arasında dördüncü sınıflar lehine farklılık bulunmuştur. Buna göre dördüncü sınıf ilköğretim matematik öğretmeni adayları ikinci sınıftakilere göre daha az matematik kaygısına sahip olduğu söylenebilir. Sırmacı (2007) tarafından öğretmen adaylarına yönelik yapılan araştırma bu sonucu desteklemektedir. Alt ölçeklerdeki matematik kaygısına bakıldığında, matematik anlama kaygısında dördüncü sınıflar ile birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar arasında dördüncü sınıflar lehine istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur. Buna göre dördüncü sınıflardaki matematik anlama kaygısı birinci, ikinci ve üçüncü sınıftakilere göre daha azdır. Bu sonuç (Üldaş, 2005 ) tarafından yapılan araştırma ile uyumludur. Matematik özyeterlilik kaygısında ikinci sınıflar ile dördüncü ve birinci sınıflar arasında ikinci sınıflar aleyhine anlamlı farkın olduğu görülmüştür. Buna göre ikinci sınıftaki ilköğretim matematik adaylarının matematiksel özyeterlilik kaygısı birinci ve dördüncü sınıftakilere göre daha yüksek olduğu söylenebilir. Matematik kaygısının yaş değişkeni arasında anlamlı düzeyde ters yönlü bir ilişki mevcut olduğu bilinmektedir (Erden ve Akgül, 2010).Öğretmen adaylarının alt ölçeklerde ölçülmeye çalışılan özellikler karşısında, sınıf düzeyleri arttıkça matematik kaygısı taşıma düzeylerinde düşüş görülmesi doğal bir sonuçtur (Üldaş, 2005). İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının MKÖ’nün bütünü ve alt ölçeklerden aldıkları kaygı puanları ile lise mezuniyet ortalamaları arasında istatistiksel olarak bir ilişki bulunamamıştır. Benzer şekilde MKÖ’nün bütününden ve alt ölçeklerden alınan kaygı puanları mezun olunan lise türüne göre farklılık göstermemektedir. Bu sonuç, matematiksel kaygının bilgi düzeyi ya da akademik başarı ile ilgili olmadığı sonucunu desteklemektedir (Ma ve Xu, 2004; Faust, 1992; Neale, 1969). Öneriler Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1015 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik kaygılarına ilişkin yapılan araştırmadan elde edilen sonuçlara dayanarak aşağıdaki önerilerde bulunulmuştur. 1. İlköğretim matematik öğretmeni adaylarındaki matematik kaygısının sebepleri nitel araştırmalarla derinlemesine incelenmelidir. 2. İlköğretim matematik öğretmeni adaylarında aritmetik, matematiksel özyeterlilik ve matematiksel hata yapma kaygısının olduğu tespit edilmiştir. Bu alt ölçeklerdeki kaygının kaynağı incelenmeli ve bu kaygıların giderilmesine yönelik çalışmalar yapılmalıdır. 3. Literatürden farklı olarak, erkek ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının problem çözme ve matematiksel hata yapma kaygılarının bayanlara göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Bu değişimin sebebi araştırılmalıdır. 4. Literatür incelendiğinde, üniversite düzeyindeki matematiksel kaygı araştırmalarında genellikle birinci ve son sınıflarlar düzeyinde yürütülmüştür. Bu düzeydeki araştırmalar ara sınıflar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Ara sınıflarda tespit edilen kaygıyı gidermeye yönelik araştırmalar yapılmalıdır. 5. İlköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik kaygılarının tespiti ve giderilmesine ilişkin farklı ölçme araçları kullanılarak sonuçlar karşılaştırılmalıdır. 6. İlköğretim matematik öğretmeni adaylarına matematik kaygısı, bu kaygının kaynakları ve giderme yolları hakkında gerekli bilgiler lisans öğrenimleri süresince verilmelidir. Ayrıca, ilköğretim matematik öğretmenlerinin matematik kaygısını giderebilmelerine yönelik hizmet içi kurslar açılabilir. KAYNAKÇA Alkan, V. (2009). The relationship between teaching trategies and styles and pupils’ anxiety in mathematics at primary school in Turkey. Unpublished Phd Thesis, The University of Nothingham. Alkan, V. (2011). Etkili matematik öğretiminin gerçekleşmesindeki engellerden biri: kaygı ve nedenleri. Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 29, 89-107. Baloğlu, M. (1999). A comparison of mathematics an anxiety and statistics anxiety in relation to general anxiety. ERIC Document Reproduction Servis. Baydar, S. ve Bulut, S. (2002). Öğtretmenlerin matematiğin doğası ve öğretimi ile ilgili inançlarının matematik eğitimindeki önemi. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 3(5). Benson, J. (1989). Structural components of statistical test anxiety in adults: an explatory model. Journal of Experimental Education, 57, 247-261. Betz, N. E. (1977). Math anxiety: what is it? Meeting of the American Psychological Association’da sunulmuş bildiri. San Francisco. Betz, N. E. (1978). Prevalence, distribution and correlates of mathematic anxiety. Journal of Research in Mathematic Education, 25, 33-46. Buckey, P.A. & Ribordy, S.C. (1982). Mathematic anxiety and the effect of evaluative instructions on math performance. Midwestern Psychological Association, Minneapolis. Bulut, S. (1994). Matematik öğretiminde kullanılan yöntem ve teknikler. TED XII. Öğretim Toplantısı Bildirileri Büyüköztürk, Ş., Kılıç Çakmak, E., Akgün, Ö.E., Karadeniz, Ş. ve Demirel, F. (2011). Bilimsel araştırma yöntemleri. Ankara: Pegem Yayınları. Byrd, P. (1982). A descriptive study of mathematics: Its nature and antecedents. Unpublished Phd Thesis, Indiana University, Bloomington. Cemen, P.M. (1987). The nature of mathematics anxiety. Oklohoma State University, stillwater. 1016 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Cooper, S. & Robinson, D. (1991). The relationship of mathematics self efficacy beliefs to mathematics anxiety and performance. Measuraments and Evalution in Conselling, 24, 5-11. Faust, N. M. (1992). Analysis of psychological reactivity in mathematics anxiety. Unpublished Phd Thesis, Bowling Green University. Güven, Y. (2000). Matematik Hesaplamalarda Yaklaşımlar ve Cinsiyet Farklılığı ile ilgili Olarak Öğretmen Görüşlerinin Değerlendirilmesi. Eğitim ve Bilim, 25 (116), 47-53. Hembree, R. (1990). The nature, effects and relief of mathematics anxiety. Journal of Consulling Psychology, 25, 151-15. Keçeci, T. (2011). Matematik kaygısı ve korkusu ile mücadele yolları. II. İnternational Conference on New Trends in Educational on Their İmlications sunulan bildiri. Antalya. Lazarus, M. (1974). Mathophobia: some personel speculations. National Elementary principal, 53, 16-22. Ma, X. & Xu, J. (2004). The causal ordering of mathematics anxiety and mathematics achievement: a langitudinal panel analysisi. Journal of Adolescence, 27(2), 165-179. Mcmillan, J.H. & Schumacher, S. (2001). Research in education. A conceptual introduction (5th ed.). New York: Addison Wesley Longman Inc. Neale, D. (1969). The role of attitudes in learning math. Arithmetic Teacher, 16, 631-640. Norwood, K. S. (1994). The effect of instructional approach on mathematics anxiety and achievement. School science and mathematics, 94(5), 248-254. Smith, S. S. (1997). Early childhood matematics. Boston: Allyn and Bacon. Şahin, Y. (2004). Orta öğretim öğrencilerinin ve üniversite öğrencilerinin matematik korku düzeyleri. Eğitim Bilimleri Dergisi, 3(5). Tobias, S. (1978). Overcoming math anxiety. New York: Norton. Üldaş, İ. (2005). Öğretmen ve öğretmen adaylarına yönelik matematik kaygı ölçeğinin geliştirilmesi ve matematik kaygısına ilişkin bir değerlendirme. Marmara Üniversitesi, İstanbul. Vitasari, P., Herawan, T., Wahab, M. N. A., Othman, A. & Sinnadurai, S. K. (2010). Exploring mathematics anxiety among engineering students. Procedia Social and Behavioral Science, 8, 482-489. Zavlovsky, C. (1994). Fear of math:how to get over it and get on with your life. New Broncwick: Rutgers University Press. Zeidner, M. (1991). Statistic and mathematics anxiety in social science students: some interesting parallels. British Journal of Educational Psychology, 61, 319-328. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1017 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org İLKÖĞRETİM FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ PERİYODİK ÇİZELGE KONUSUNDAKİ BİLGİLERİNİN ÇİZİM YOLUYLA SAPTANMASI TO DETERMINATE OF THE KNOWLEDGE OF PRE-SERVİCE ELEMENTARY SCİENCE TEACHERS ABOUT THE PERİODİC TABLE BY DRAWİNG Dilek Çelikler* Filiz Kara** Özet Periyodik çizelge, elementlerin artan atom numaralarına göre sıralandığı ve belli aralıklarla özelliklerinin tekrarlandığı bir çizelge olup bu özelliği elementlerin incelenmesini kolaylaştıran bir sınıflandırma sunmaktadır. Periyodik çizelgenin elementlerin, kimyasal bileşiklerin ve kimyasal tepkimeler sonucu oluşan ürünlerin özelliklerini açıklamada yardımcı olduğu dikkate alındığında başta Kimya olmak üzere Biyoloji ve Fizik derslerinde de önemli olduğu görülmektedir. Bu çalışmada ilköğretim fen bilgisi öğretmen adaylarının, periyodik çizelge hakkındaki bilgilerini çizim yoluyla saptanması amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği birinci sınıfta öğrenim gören 163 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Çalışmada, öğretmen adaylarından periyodik çizelgeyi çizerek grup ve periyot boyunca değişen özellikleri yazılı olarak açıklamaları istenmiştir. Elde edilen çizim ve yazılı açıklamaların betimsel analizi yapılarak Bartoszeck, Machado ve Amann-Gainotti (2008), Uzunkavak (2009a) ile Uzunkavak (2009b) tarafından kullanılan seviyeler esas alınarak 5 farklı seviye oluşturulmuştur. Çalışma sonucunda öğretmen adaylarının % 45.40’ı kısmen doğru çizimi ifade eden Seviye 3, % 39.26’sı eksik bilgiyi ifade eden Seviye 4 düzeyinde oldukları saptanmıştır. Bu sonuç fen eğitiminde önemli olan periyodik çizelge ile ilgili bilgilerinin yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: periyodik çizelge, element, çizim, fen bilgisi öğretmen adayı, fen eğitimi. Abstract The periodic table means sorting the elements according to increasing atomic numbers and repeating the characteristics at regular intervals, this feature provides a classification to facilitate the examination. When the elements, chemical compounds and result products after chemical reactions that help in explaining the properties are taken into consideration, the periodic table is very important particularly in Chemical, and also in Biology and Physics courses. In this study, it is aimed to determine the pre-service elementary science teachers’ knowledge about the periodic table by drawing. The sample of the study is provided by Ondokuz Mayıs University, Faculty of Education, Elementary Science Education 163 first grade pre-service teachers who are being educated. In this study, it is requested from the pre-service teachers to explain the changed properties of the periodic table by writing throughout the group and period. The results of the drawings and written statements are analyzed descriptively and five different levels were established based on the levels used by Bartoszeck, Machado & Amann-Gainotti (2008) Uzunkavak (2009a) whit the Uzunkavak (2009b). At the end of the study, it has been identified the level of the pre-service teachers and according the result , the 45.40% of the pre-service teachers are at the Level 3 that means partly true drawing, 39.26% are at Level 4 which means missing knowledge. This result reveals that although the periodic table has an important role in science education the pre-service teachers’ knowledge about the periodic table is not enough. Key words: periodic table, element, drawing, pre-service science teacher, science education. * Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü, Samsun, Türkiye, [email protected] ** Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü, Samsun, Türkiye, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1019 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Periyodik çizelge, elementlerin benzer fiziksel ve kimyasal özellikleri dikkate alınarak artan atom numaralarına göre oluşturulan bir çizelgedir. Elementlerin atom numaralarına göre sıralanması ilk defa 1864 yılında Mayer tarafından gerçekleştirilerek periyodik çizelgenin temeli atılmış, 1867-1869 yılları arasında Mendeleyev ve 1912-1914 yılları arasında Moseley tarafından geliştirilerek günümüzde kullanılan periyodik çizelge oluşturulmuştur (Gorin, 1996; Fernelius & Powel, 1982). Periyodik çizelge, atomların benzer özelliklerine göre düzenlendiği 7 adet periyot ve artan atom numaralarına göre düzenlendiği 18 adet gruptan oluşmaktadır. Çizelgede, baş grup elementi olarak adlandırılan ilk iki grup s blok, son altı grup p blok elementleri ve bu iki blok arasındaki geçiş elementleri olarak adlandırılan d bloğu elementleri bulunur. Çizelge, iç geçiş elementleri olarak adlandırılan f blok elementleriyle birlikte çok geniş olduğundan f blok elementleri çizelgeden çıkarılarak alt kısma yerleştirilmiştir. f blok elementleri lantanı takip eden 14 element lantanitler ve aktinyumu takip eden 14 element de aktinitler olarak adlandırılır (Uyar ve Aksoy, 2010). Çizim, öğrencilerin belli bir konuyla ilgili bilgi, kavram yanılgıları ve kavramsal değişimleri ortaya çıkarmada kullanılır (White & Gunstone, 1992) ve çizim sayesinde öğrencilerdeki bilgiler kelimelerle sınırlandırılmadan ortaya çıkarılır (Ayas, 2006). Soru cevaplamayı sevmeyen öğrencilerin çizim aracılığıyla zevkli vakit geçirerek kolay ve hızlıca cevaplamaları sağlanabilir (Thomas & Silk, 1990). Çizim, diğer bilgiyi ortaya çıkarma yöntemlerine göre az zaman alması ve birçok bilgi barındırması açısından daha etkili ve kolayca özümsenmesi açısından daha verimlidir (Atasoy, 2004). Çizim, öğrencilerin var olan bilgileri ve kavram yanılgılarını ortaya çıkarmak amacıyla birçok çalışmada kullanılmıştır (Acar ve Tarhan, 2008; Bartoszeck ve diğ., 2008; Çelikler ve Topal, 2011; Kara ve diğ., 2008; Köse, 2008; Popov ve diğ., 2001; Prokop ve Fancovicová, 2006; Uzunkavak, 2009a, Uzunkavak 2009b). Elementlerin kimyasını organize etmek için geliştirilmiş olan periyodik çizelge başta Kimya olmak üzere Biyoloji ve Fizik derslerinde de sıkça kullanılmaktadır. Bu çalışma ile fen bilgisi öğretmen adaylarının bilinen tüm elementleri belirli bir düzene göre içererek incelemeyi kolaylaştıran bir sistem olup Kimya dersi kapsamında yer alan periyodik çizelge konusunda sahip oldukları bilgilerini çizim yoluyla ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. YÖNTEM Çalışma, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Fen Bilgisi Öğretmenliği birinci sınıfta öğrenim gören “Genel Kimya I” dersi almış 163 öğretmen adayıyla yapılmıştır. Çalışmada, öğretmen adaylarından periyodik çizelgeyi çizerek grup ve periyot boyunca değişen özellikleri yazılı olarak açıklamaları istenmiştir. Elde edilen çizim ve yazılı açıklamaların betimsel analizi yapılarak Bartoszeck ve diğ. (2008), Uzunkavak (2009a) ile Uzunkavak (2009b) tarafından kullanılan 5 farklı seviye esas alınarak veriler değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde kullanılan seviyeler Tablo 1’de verilmiştir. Tablo 1. Bilgi ve Çizim Değerlendirilmesinde Kullanılan Seviye ve Açıklamaları (Bartoszeck ve diğ., 2008; Uzunkavak 2009a; Uzunkavak 2009b) Seviye Düzeyi Açıklama Seviye 1 Hiçbir bilgi / çizim yok Seviye 2 Yanlış bilgi / çizim Seviye 3 Kısmen doğru bilgi / çizim Seviye 4 Eksik bilgi / çizim Seviye 5 Tamamen doğru ve eksiksiz bilgi / çizim BULGULAR ve YORUM Öğretmen adaylarından periyodik çizelgeyi çizmeleri ile grup ve periyot boyunca değişen özellikleri yazılı olarak açıklamaları istenmiştir. Öğretmen adaylarının verdikleri cevaplardan elde edilen veriler Tablo 2’de verilmiştir. 1020 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 2. Öğretmen Adaylarının Periyodik Çizelge Çizimi ve Elementlerin Periyodik Çizelgedeki Yerlerine Göre Değişen Özelliklerine Yönelik Bilgilerinin Seviye Değerlendirme Bulguları Seviye Düzeyi Açıklama Seviye 1 Seviye 2 Bilgi Çizim f % f % Hiçbir bilgi / çizim yok 11 6.75 3 1.84 Yanlış bilgi / çizim 22 13.50 60 36.81 Seviye 3 Kısmen doğru bilgi / çizim 44 26.99 74 45.40 Seviye 4 Eksik bilgi / çizim 64 39.26 25 15.34 Seviye 5 Tamamen doğru ve eksiksiz bilgi / çizim 22 13.50 1 0.61 Tablo 1’e göre öğretmen adaylarının % 45.40’ının çizimleri Seviye 3’te ve % 39.26’sının bilgileri Seviye 4 düzeyinde olduğu tespit edilmiştir. Periyodik çizelgeyi tamamen doğru ve eksiksiz olarak çizen öğretmen adayları % 0.61’dir. Öğretmen adaylarının periyodik çizelgeyle ilgili çizim ve bilgi düzeylerinin frekans dağılımı Grafik 1’de verilmiştir. Grafik 1. Öğretmen Adaylarının Periyodik Çizelgeyle İlgili Çizim ve Bilgilerinin Frekans Grafiği Öğretmen adaylarının verdikleri cevaplardan Seviye 2’ye örnek olabilecek çizim ve bilgi örneği Şekil 1’de verilmiştir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1021 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Şekil 1. Seviye 2’ye Ait Periyodik Çizelge Çizim ve Bilgi Örneği Şekil 1’de görüldüğü gibi öğretmen adayı periyodik çizelgeyi 6 periyot olarak çizmiş, 3A ve 3B grubunun yerlerini yanlış yerde belirtmiştir. Ayrıca 8B grubu elementlerinin 3 gruptan oluşmasına rağmen 1 grup olarak göstermiş ve geçiş elementlerinin 4. periyottan başlaması gerekirken 3. periyottan başlatmıştır. Periyodik çizelgede değişen özellikleri açıklamada da iyonlaşma enerjisinin ve elektro negatifliğin yukardan aşağıya doğru arttığını, atom yarıçapının soldan sağa doğru arttığını ve yukardan aşağıya doğru azaldığını, söyleyerek yanlış cevap vermiştir. Öğretmen adaylarının verdikleri cevaplardan Seviye 3’e örnek olabilecek çizim ve bilgi örneği Şekil 2’de verilmiştir. Şekil 2. Seviye 3’e Ait Periyodik Çizelge Çizim ve Bilgi Örneği 1022 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Öğretmen adayı periyodik çizelgedeki lantanitleri ve aktinitler diye adlandırılan iç geçiş elementleri gibi bazı grupları isimlendirmezken yaptığı diğer isimlendirmeleri doğru olarak yapmıştır. Lantanitler ve aktinitler 14’er element içermesine rağmen 16’şar element içerdiğini göstermiştir. Periyodik çizelgede grup ve periyot boyunca değişen özelliklerde iyonlaşma enerjisi, elektronegatiflik ve atom çapından bahsetmemiştir. Ayrıca günümüzde 7. periyot henüz tamamlanmamış olmasına rağmen öğretmen adayı bu periyodu tamamlanmış gibi göstermiştir. Öğretmen adaylarının verdikleri cevaplardan Seviye 4’e örnek olabilecek çizim ve bilgi örneği Şekil 3’te verilmiştir. Şekil 3. Seviye 4’e Ait Periyodik Çizelge Çizim ve Bilgi Örneği Öğretmen adayı periyodik çizelge çiziminde 14’er elementten oluşan lantanit ve aktinitlere yer vermezken 7. periyotta günümüzde keşfedilen elementleri de eksik çizmiştir. Ayrıca periyodik çizelgede periyot ve grup boyunca değişen özelliklerde aktifliği açıklamış ancak metal aktifliği mi ametal aktifliği mi olduğunu belirtmemiştir. Bunun yanında iyonlaşma enerjisi, metalik özellik, ametalik özellik ve elektronegatiflik gibi değişen özelliklere yer vermemiştir. Öğretmen adaylarının verdikleri cevaplardan Seviye 5’e örnek olabilecek çizim ve bilgi örneği Şekil 4’te verilmiştir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1023 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Şekil 4. Seviye 5’e Ait Periyodik Çizelge Çizim ve Bilgi Örneği Öğretmen adayı tamamen çizim yapmış ve tamamen doğru bilgi vermiştir. SONUÇ Bu çalışmanın sonucunda periyodik çizelgeyi çizebilme konusunda fen bilgisi öğretmen adaylarının % 45.40’ı kısmen doğru çizimi ifade eden Seviye 3 düzeyinde, % 39.26’sı eksik bilgiyi ifade eden Seviye 4 düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Tam doğru çizim yapan öğretmen adayı % 0.61 ve tam doğru bilgi sunan öğretmen adayı ise % 13.50’dir. Bu sonuç, periyodik çizelge konusunda öğretmen adaylarının yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve yeterli çizim yapamadıklarını göstermektedir. Öğretmen adaylarının % 45.40’ının kısmen doğru çizim yapmış olmaları fen bilgisi öğretmen adaylarının periyodik çizelge hakkında sahip oldukları bilgileri yazılı olarak ifade edemedikleri durumlarda çizerek ifade etmeye çalıştıkları sonucunu ortaya koymaktadır. Bu durum, öğretmen adaylarının sahip oldukları bilgileri ifade etmede çizimin etkili bir yol olduğu söylenebilir. Çizim yoluyla öğrencilerin bilgilerinin değerlendirilmiş olduğu çalışmalara bakıldığında Bartoszeck ve diğ. (2008) vücuttaki organlar, Çelikler ve Topal (2011) karbondioksit ve su döngüsü, Kara ve diğ. (2008) ışık kavramı, , Köse (2009) bitkilerde fotosentez ve solunum olayı, Uzunkavak (2009a) Newton kanunları ve Uzunkavak (2009b)’ın ise iş kavramı konularında öğrencilerde var olan bilgiye daha anlamlı bir şekilde ulaşıldığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak Kimya, Biyoloji ve Fizik derslerinde sıkça karşılaşılan periyodik çizelge konusunda eksik bilgiye sahip olan fen bilgisi öğretmen adaylarının eksik bilgilerinin giderilebilmesi için uygun öğretim etkinlikleri planlanıp uygulanmalıdır. 1024 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org KAYNAKÇA Acar, B. ve Tarhan, L. (2008). Effects of cooperative learning on students’ understanding of metallic bonding. Resarch in Science Education. 38, 401–420. Atasoy, B. (2004). Fen ve teknoloji öğretimi. Ankara: Asil Yayın Dağıtım. Bartoszeck, A. B., Machado, D. Z. & Amann-Gainotti, M. (2008). Representations of internal body image: a study of preadolescents and adolescent students in Araucaria, Paraná, Brazil. Ciências & Cognição. 13 (2), 139-159. Çelikler, D. ve Topal, N. (2011, Kasım). İlköğretim Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarının Karbondioksit ve Su Döngüsü Konusundaki Bilgilerinin Çizim ile Saptanması. Dünyadaki Eğitim ve Öğretim Çalışmaları Dergisi. 1 (1). 10.12.2011 tarihinde http://www.wjeis.org/FileUpload/ds217232/File/11.dilek_celikler.pdf adresinden alınmıştır. Fernelius, W. R. & Powel W. H. (1982). Confusion in the periodic table of the elements. Journal of Chemical Education, 59 (6), 504-508 Gorin, G., (1996). Mendeleyev and Moseley: the principal discoverers of periodic law. Journal Chemical Education, 73 (5), 490-49. Kara, İ., Avcı, E. D. ve Çekbaş, Y. (2008). Fen bilgisi öğretmen adaylarının ışık kavramı ile ilgili bilgi düzeylerinin araştırılması. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi Aralık 2008. 46-57. Köse, S. (2008). Diagnosing student misconceptions: using drawings as a research method. World Applied Sciences Journal. 3 (2), 283-293. Popov, O., Zackrisson, I. & Olofsson, K.U. (2001). Communicating physics in drawings and words: The case of propective science teachers. Department of matematics, technology and science education, teacher education, Umea University. Prokop, P. & Fancovicová, J. (2006). Students’ ideas about the human body: Do they really draw what they know? Journal of Baltic Science Education. 2 (10), 86-95. Uyar, T. ve Aksoy, S., 2010. Genel kimya I “ilkeler ve modern uygulamalar” (Petrucci, R. H., Harwood, W. S. & Herring, F. G. ’den çeviri). Ankara: Palme Yayıncılık. 577 s. Uzunkavak, M. (2009a). Öğrencilerin newton kanunları bilgilerinin yazı ve çizim metoduyla karşılaştırılması. SDU International Journal of Technologic Sciences, 1 (1), 29-40. Uzunkavak, M. (2009b). Öğrencilerin iş kavramında pozitiflik-negatiflik ayrımı becerilerinin yazı ve çizim metoduyla ortaya çıkarılması. SDU International Journal of Technologic Sciences 1 (2), 10-20. White, R. T. & Gunstone, R. F. (1992). Probing understanding. London: The Falmer Pres. Thomas, G. V. & Silk, A. M. J. (1990). An introduction to the psychology of children’s drawings. Hemel Hempstead: Harvester Wheat Sheaf. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1025 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org EXPLORING THE PERCEPTIONS AND PRACTICES OF TEACHERS ABOUT PORTFOLIO ASSESSMENT Hakan İşlek* Abstract With the implementation of the new program for primary schools in 2005 by the Ministry of National Education, alternative assessments, especially portfolio assessment, have become important for evaluating students’ achievement. Among many dimensions of assessment, the new program required teachers to evaluate their students’ success by considering portfolios as assessment sources. Hence, this study aims to explore how teachers perceive and practise portfolio assessment. Results of this study indicated that teachers’ belief about portfolios were mainly positive and they found portfolios as useful tools while monitoring students’ progress. In addition, informing parents about their child’s progress and integrating school subjects into each other, portfolio could contribute as an alternative way of changing the traditional assessment approach. On the other hand, teachers do not consider portfolios as a better measurer of learning in comparison to standardized tests and portfolios do not make them enthusiastic about teaching. Keywords: Alternative assessment, portfolio assessment, traditional assessment. * Mehmet Ahmet Genç İlköğretim Okulu, Gönen / Balıkesir, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1027 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org INTRODUCTION Societies are supposed to revise their educational philosophies and policies from time to time to meet the needs of their people and help them to adjust the advancing world. Similar to many developing countries, Turkey also has tried to implement some improvements on education considering both its own economic, social and cultural values and global merits, as well. In terms of assessment and evaluation, these innovations have brought alternative practices to traditional assessment techniques. The context of the new millennium and the social realities of the new era have placed new demands on assessment, pedagogy, and curriculum development. These are times of rapid change that include intellectual, social, and political shifts. Nations around the world are being affected by significant technological and social transformations. Such changes suggest quality education for all and important implications for curriculum (Klenowski, 2003). This reconceptualisation of curriculum has important implications for the assessment of learning. Linking quantitative and qualitative data and methods thus improves the understanding of the students’ achievements (McGroarty & Zhu, 1997). One such alternative method capable of bridging quantitative and qualitative data is portfolio assessment as one of its benefits is the promotion of learner reflection (Gottlieb, 1995; O’Malley & Pierce, 1996). The notion of a portfolio of work, developed over time, incorporating critical reflection and self-evaluation of what has been achieved makes for a more compatible assessment system. Reflecting on the inclusions in the portfolio provides the opportunity for another level of analysis of the extent of which intentions and purposes have been achieved. Klenowski (2003) believes that the use of a portfolio for assessment and learning purposes in education is a development that offers potential. Portfolio use shifts the focus, in Dewey’s words, from ‘the target’, to the broader educational aim of ‘hitting the target’. The processes involved in this form of assessment encourage the learner to take responsibility for their own learning and to be reflective. In 2004, a new program was developed for core subjects in primary schools by Ministry of Education in Turkey. First, the program was piloted at 120 schools in 9 cities and the following year, it was expanded at all primary schools (grades 1 to 5) throughout the country. With the implementation of the new program, alternative assessment, especially portfolio assessment has been considered as an important aspect for evaluating student success since students are required to be independent learners who search for information, monitor each others’ performance, and work together for educational purposes. According to Valencia & Au (1997), there are three major expectations for portfolios. First, portfolios are viewed as being more meaningful, authentic, and valid indicators of what students know and can do than more traditional assessments. They can be integrated with classroom instruction, reflect the rich and complex work that children actually do, and address more important learning outcomes. Second, portfolios have the potential to enhance both teaching and learning. They provide more useful, meaningful and accessible information than typical assessments. Third, some educators are hopeful that portfolios will be able to provide useful assessment information for reporting to people outside the classroom. According to Çepni (2006), Turkish teachers usually try to do their assessment activities through Bloom’s theory of school learning which exists in teaching programs. However, disadvantage of this approach is that it ignores the students’ different skills and developmental potentials in assessment. On the other hand, society asks for students who have cognitive skills such as problem solving, critical thinking, analyzing data and presenting them orally and in written form. Since society requests new trends, educational developments have improved towards a more powerful learning environment. For this reason, alternative assessment approaches are needed in assessing both learning process and learning outcomes. Taking these into consideration, the standpoint of the teacher in the classroom is vital for the assessment activities. This study attempts to reveal how the teachers see the portfolio assessment and how they apply it in the classroom. At this point, the research question of the study is: How portfolio assessment is perceived and practised by teachers in relation to its application in their classroom teaching? 1028 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org The perspectives of teacher knowledge and its effects on the instructional practices are imperative if changes in assessment programs are to reflect changes in instruction as well (Allington, 1994). Thus, for educators, the question is more of whether alternative assessment programs can be successfully implemented within current systems of curricular and instructional goals (Culbertson & Jan, 2003). METHOD This study was conducted with the primary school teachers in Sereflikoçhisar. Sereflikoçhisar is a rural district of Ankara, which is 148 kilometers away. This district was selected using convenience sampling. The reason for utilizing convenience sampling was that the researcher was working in this district. Of the 24 primary schools of the district, 23 of them are public, one of them is private. 14 schools are located in the city center and the rest are in the villages. There are 245 teachers working in these schools according to the data provided by the National Education Directorate of Şereflikoçhisar. 154 of them participated in the study and completed the survey questions about their perceptions. The instrument was adapted from a questionnaire which was developed by Brian M. Stecher, Acting Director of RAND Corporation in the USA and originally conducted to evaluate the Vermont portfolio assessment program in 1992 and 1993. Upon the permission of Brian Stecher, the questionnaire was examined and revised according to the needs of the study. The data, which were collected through the questionnaires, were analysed by means of descriptive statistics. The Likert scale type questions were analyzed by using frequencies and percentages using SPSS. FINDINGS The findings from the questionnaires in line with the research question were presented below. Firstly, the teaching experience of the participants is illustrated in Table 1. Table 1. Years of teaching experience which teachers have f % 1 – 5 Year/s 74 48.1 6 – 10 Years 46 29.9 11 – 15 Years 19 12.3 16 – 20 Years 8 5.2 20 - + Years 7 4.5 154 100 Total The percent of the teaching experience with 1-5 year/s was the highest with 48.1 % (f = 74), and the percent of the teaching experience above 16 years was 9.7 % (f = 15). This showed most of the participants were young and thought to be open to innovations. Opinions of teachers about the uses of portfolios for assessment and its impact on education The research question was “How portfolio assessment is perceived and practised by teachers in relation to its application in their classroom teaching?” In order to answer this research question, ten questions were asked to depict the opinions of teachers about the portfolio process and its significance. Table 2 summarizes these opinions: Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1029 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Table 2. The opinions of teachers about the uses of portfolios for assessment and its impact on education Neither Agree nor Disagree (% - f) Strongly Disagree (% - f) Disagree (% - f) Agree (% - f) Strongly Agree (% - f) Total (% - f) Teachers should use students’ portfolio scores as part of their grades 10.5 16 14.5 22 27 41 32.2 49 15.8 24 100 152 Portfolios help students monitor their own progress 9.7 15 5.9 9 20.8 32 40.9 63 22.7 35 100 154 I judge students’ work differently when I assign grades than when I score it with the portfolio criteria 18.3 28 9.2 14 16.3 25 48.4 74 7.8 12 100 153 Portfolios are a useful way to inform parents about student progress 21.7 33 11.2 17 12.5 19 43.4 66 11.2 17 100 152 It would be fair to evaluate teachers on the basis of students’ portfolio scores 21.7 33 42.8 65 15.8 24 13.8 21 5.9 9 100 152 Portfolios are a better measure of learning than standardized tests 25.3 39 11.7 18 30.5 47 26 40 6.5 10 100 154 I am more enthusiastic about teaching owing to the portfolios 33.1 51 27.3 42 24.7 38 10.4 16 4.5 7 100 154 Portfolios help to integrate school subjects into each other more closely 14.9 23 5.9 9 20.1 31 50.7 78 8.4 13 100 154 The portfolio assessment is moving education in the right direction 12.4 19 8.4 13 22.7 35 50 77 6.5 10 100 154 Portfolio tasks are better for students than traditional assignments 21.4 33 6.5 10 16.2 25 43.5 67 12.4 19 100 154 The first sentence was “Teachers should use students’ portfolio scores as part of their grades.” 48 % (f = 73) agreed with this proposition; however, 41.5 % (f = 63) disagreed with it. Next sentence was “Portfolios help students monitor their own progress.” While giving their responses, 63.6 % (f = 98) believed this was right whereas 26.7 % (f = 41) thought the opposite way. Following that, participants were asked to give opinion bout this sentence “I judge students’ work differently when I assign grades than when I score it with the portfolio criteria.” 56.2 % (f = 86) agreed with this while 25.5 % (f = 39) held the opposite opinion. “Portfolios are a useful way to inform parents about student progress.” was another sentence. 54.6 % (f = 83) thought same; on the contrary, 23.7 % (f = 36) believed portfolios were not so useful to inform parents about student progress. Then, the sentence was “It would be fair to evaluate teachers on the basis of students’ portfolio scores.” For this sentence, participants showed their opposition with the percentage of 58.6 (f = 89), and another 21.7 % (f = 33) neither agreed nor disagreed. Next sentence was “Portfolios are a better measure of learning than standardized tests.” 32.5 % (f = 50) agreed with this while 42.2 % (f = 65) did 1030 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org not believe this. According to the sentence “I am more enthusiastic about teaching owing to the portfolios”, 14.9 % (f = 23) showed their consent about this sentence whereas 52 % (f = 80) stated they were not more enthusiastic about teaching owing to the portfolios, the rest of the participants neither agreed nor disagreed with the percentage of 33.1 (f = 51). Followingly, 59.1 % (f = 91) agreed with the sentence “Portfolios help to integrate subjects into each other more closely” however, 26 % (f = 40) rejected this. “The portfolio assessment is moving education in the right direction” sentence was accepted by 56.5 % (f = 87); on the contrary, 31.1 % (f = 48) did not have similar ideas. Finally, for the last sentence “Portfolio tasks are better for students than traditional assignments” was presented to the participants. 55.9 % (f = 86) agreed with this while 22.7 % (f = 35) disagreed with. DISCUSSION AND CONCLUSION Teachers, with a slight difference, believed they should use students’ portfolio scores as part of their grades, portfolios helped students monitor their own progress, portfolios were a useful way to inform parents about student progress, portfolios helped to integrate school subjects into each other more closely, the portfolio assessment was moving education in the right direction and portfolio tasks were better for students than traditional assignments. However, they didn’t believe portfolios were a better measure of learning than standardized tests. Followinly, only 23 teachers, out of 154, stated they were more enthusiastic about teaching owing to the portfolios. More than half of the teachers admitted they judged students’ work differently when they assigned grades than when they scored it with the portfolio criteria. They disagreed with the proposition that it would be fair to evaluate teachers on the basis of students’ portfolio scores. According to the answers provided, it can be observed that teachers believe portfolios are useful while monitoring students’ progress and informing parents about this progress, integrating school subjects into each other, portfolio tasks being better than traditional assessments. On the other hand, they do not believe portfolios are a better measure of learning than standardized tests and portfolios do not make them enthusiastic about teaching. It is obvious that teachers mainly have positive ideas about portfolios, such as believing portfolios are useful while monitoring students’ progress and informing parents about this progress, integrating school subjects into each other, portfolio tasks being better than traditional assessments. Nonetheless, they are still not enthusiastic about teaching with portfolios and they still believe standardized tests are better than portfolios in terms of measuring learning. This is surprising as half of the teachers are new graduates and more educated on alternative assessment. So, refresher seminars or in service trainings on alternative assessment approaches would be beneficial for teachers. Portfolios help students to collect work samples, reflect on their abilities, capacities and needs; meanwhile, portfolio users determine personal and educational goals. Students feel a sense of ownership of their own product during the process and are empowered. It has been 6 years since the first implementation of portfolios as an alternative assessment approach. Yet, it needs to be studied and examined for further researches as there is a lot of way to go. REFERENCES Allington, R. L. (1994). The Schools We Have, The Schools We Need. The Reading Teacher, 46, 2-16 Culbertson, L. D. & Yan, W. (2003). Alternative Assessment: Primary Grade Literacy Teachers’ Attitudes and Practices. Annual Meeting of the American Educational Research Association, Chicago, IL, April, 2003. Çepni, S. (2006). Performansların Değerlendirilmesi. A. Doğanay & E. Garip (Eds.) Öğretimde Planlama ve Değerlendirme (433-456). Ankara: PegemA Yayıncılık. Dewey, J. (1916). Democracy and Education: An Introduction to the Philosophy of Education. New York: MacMillan. Gottlieb, M. (1995). Nurturing Student Learning Through Portfolios. TESOL Journal, 5 (1), 12-14. Klenowski, V. (2003). Developing Portfolios for Learning and Assessment, Processes and Principles. London: RoutledgeFalmer. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1031 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org McGroaty, E. M. & Zhu, W. (1997). Triangulation in Classroom Research: A Study of Peer Revision. Language Learning, 47 (1), 1-43. O’Malley, J. M. & Pierce, L. V. (1996). Authentic Assessment for English Language Learners: Practical Approaches for Teachers. Reading, MA: Addison-Wesley. Valencia, S. & Au, K. (1997). Portfolios Across Educational Contexts: Issues of Evaluation, Teacher Development and System Validity. Educational Assessment, 4 (1), 1-35. 1032 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org TÜRKİYE’DE EĞİTİM FAKÜLTELERİNE ÖĞRENCİ ALIM ÖLÇÜTLERİNİ YENİDEN DÜŞÜNMEK: KARŞILAŞTIRMALI BİR YAKLAŞIM RECONSIDERATION OF STUDENT ENROLLING CRITERIA TO SCHOOLS OF EDUCATION IN TURKEY: A COMPARATIVE APPROACH Murat Polat* İ. Bakır Arabacı** Abstract The importance of education in establishing the futures of the nations’ cannot be denied as the importance of teachers in the shaping of education process. Teacher is the most crucial component of learning and instruction. A qualified process of learning and instruction can be established by the qualified teachers. Accordingly, teacher education is becoming more of an issue. Besides the quality of teacher education, it is important for a teacher candidate to possess the required abilities and skills of the teaching profession. Therefore, teacher education institutions should consider criteria examining personal abilities as well as their academic GPAs in enrolling teacher candidates. The investigation of teacher education system of the countries which are seen successful in international student assessments and learning and instruction system is important. Moreover, making inferences from these investigations are also important. In this study, basic descriptive analysis and document analysis as a qualitative method is utilized. This study aims to analyze of the system of teacher training in Turkey, the USA, Finland, Japan and China l in accordance with statistical data and literature surveys and improve a model according to horizontal approach model, one of the comparative education approaches. Key Words: Faculties of Education, Teacher Education, Student Enrolling Criteria, Comparative Instruction. Özet Ülkelerin geleceklerinin şekillendirilmesinde eğitimin, eğitimin şekillendirilmesinde öğretmenlerin önemi yadsınamaz. Öğretmen, eğitim-öğretim sürecinin en önemli öğesidir. Nitelikli bir eğitim-öğretim süreci, nitelikli öğretmenlerle oluşturulabilir. Bu açıdan öğretmen yetiştirme programları gittikçe önem kazanmaktadır. Nitelikli öğretmen yetiştirmede izlenen programın ötesinde, öğretmen adayının mesleğin gerektirdiği bazı kişisel beceri ve yeteneklere sahip olması da önemlidir. Bu nedenle öğretmen yetiştiren kurumların öğrenci alınırken, akademik puanın yanında kişisel yetenekleri de sorgulayıcı düzenlemelere yer vermeleri gerekmektedir. Uluslararası sınavlarda başarı puanları yüksek, eğitim-öğretim sistemi başarılı görülen ülkelerin öğretmen yetiştirme sistemlerinin incelenmesi ve çıkarsamalarda bulunulması önemlidir. Bu araştırma, karşılaştırmalı eğitim yöntemlerinden biri olan yatay yaklaşım modeline göre Türkiye, ABD, Finlandiya, Japonya ve Çin öğretmen yetiştirme sistemlerinin, istatistiksel veriler ve alanyazındaki çalışmalar doğrultusunda analiz edilmesini ve bir model geliştirilmesini amaçlamaktadır. Araştırmada betimsel bir yöntem ve nitel araştırma desenlerinden doküman inceleme deseni kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Eğitim Fakülteleri, Öğretmen Yetiştirme, Öğrenci Alım Ölçütleri, Karşılaştırmalı Eğitim * Arş. Gör., Muş Alparslan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Böl. [email protected] ** Yrd.Doç.Dr., Fırat Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Böl. [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1033 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Öğretmenlik bir meslek olarak düşünüldüğü ilk günden günümüze dek her dönemde tüm toplumların birey yapılarının şekillenmesinde, çağdaşlaşmada ve medeni bir Dünya düzenin kurulabilmesinde en büyük pay sahibi meslek olmuştur. Günümüz eğitim sistemleri öğretmenler olmadan varlığını ve gelişmesini sağlayamamaktadır. Öğretmenler her eğitim sisteminin temel taşıdır. Bununla birlikte eğitim sistemleri toplumla iç içe geçmiş toplumsal kurumları ifade ederler ve toplumsal kurumlar ise kendilerini belirli toplumsal birimler aracılığı ile gerçekleştirirler. Bu birimler çoğunlukla ait oldukları toplumun sosyal ve kültürel modelleri çerçevesinde şekillenirler kimileri Türkiye’de olduğu gibi merkezi bir yapı sergiler kimileri ise Amerika’da olduğu gibi yerinden yönetimlere ağırlık verirler (Akgün & Şimşek, 2011). Ancak eğitim sistemleri her ülke ve toplumda çeşitlilik gösterse de tüm bu sistemsel yapıların ortak paydasını öncelikle sahip oldukları öğretmenlerin niteliği belirlemektedir. İyi ve nitelikli öğretmenlere sahip toplumların gelişmişlik düzeyleri ve eğitim sistemleri sürekli bir gelişim sergilerken, niteliği düşük öğretmenlere sahip toplumların eğitim yapıları ve gelecekleri ise risk altındadır. Bu noktada ülkelerin nitelikli öğretmen yetiştirmede öğretmen yetiştirme ve seçme sistemlerini iyi analiz etmeleri gerekir. Her ülkede öğretmen yetiştirme sistemleri birtakım farklılıklar göstermekle birlikte özellikle eğitim fakültelerine kabul şartları, öğretmenlerin alacakları eğitim programlarının içeriği ve sonrasında değerlendirilme süreçleri üzerinde araştırılması ve geliştirilmesi gereken önemli süreçlerdir (Külekçi & Bulut, 2010). Alanyazında ülkelerin öğretmen yetiştirme sistemleri üzerine yapılan çalışmalar mevcut olmakla birlikte bu araştırmalar daha çok var olan sistem içerisindeki öğretmen yetiştiren kurumların yapısı ve program içeriklerine yöneliktir. Ancak özellikle ülkemizdeki eğitim fakültelerine öğrenci alım ölçütlerinin geliştirilmesine temel alan çalışmalar oldukça azdır. Oysaki öğretmen yetiştirmede öncelikle öğretmenlik mesleğinin getireceği yükümlülükleri en iyi şekilde karşılayacağı düşünülen bireylerin henüz yetişme sürecine başlamadan çok daha önceki seçim süreçlerinde iyi belirlenmesi ve buna yönelik modellerin araştırılması gerekmektedir. Bu şekilde hem her anlamdaki kaynak israfından kaçınılmış hem de nitelikli öğretmen yetiştirme sürecinde önemli bir adım atılmış olur. AMAÇ Bu araştırmanın amacı karşılaştırmalı eğitim yöntemlerinden biri olan yatay yaklaşım modeline göre Türkiye, ABD, Finlandiya, Japonya ve Çin öğretmen yetiştirme sistemlerinin, istatistiksel veriler ve alanyazındaki çalışmalar doğrultusunda analiz edilmesi ve özelliklede ülkelerin öğretmen yetiştiren fakülte veya kurumlara öğrenci seçim modellerinin karşılaştırılarak, Türkiye için bir model önerisinde bulunmaktır. YÖNTEM Araştırma için ABD, Finlandiya, Japonya ve Çin ülkelerinin tercih edilmesinde TIMSS ve PISA gibi uluslararası sınav sonuçları gözetilmiştir. Araştırmada betimsel bir yöntem ve nitel araştırma desenlerinden doküman inceleme deseni kullanılmıştır. EĞİTİM FAKÜLTELERİNE ÖĞRENCİ SEÇİM MODELLERİ ABD Modeli Amerika Birleşik Devletlerinde eğitim sistemi merkezi değil yerel bir yapı göstermektedir. Ülke genelinde 50’nin üzerinde eyalet mevcuttur. Hemen her eyaletin kendine özgü yerel unsurları içerisinde barındıran eğitim kurumları ve programları bulunmaktadır. Öğretmen olmak isteyen bir aday 4 veya 5 yıllık lisans ve lisansüstü eğitimlerden geçmek mecburiyetindedir. Ancak öğretmenlik eğitimi veren fakültelere öğrenci kabulü zorlu bir süreci beraberinde getirir. Çünkü ABD’de herkes öğretmenlik eğitimi veren fakültelere kabul edilmez. Eğitim fakültelerine öğrenci kabulü tüm eyalet üniversitelerinde farklı ölçütler taşımakla birlikte genel anlamda bir öğretmenlik lisans programına öğrenci 1034 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org kabulü için adayın çok çeşitli psikolojik, fiziki ve bilişsel testlerden geçmesi gerekir (Clack, 1997; Güçlü & Bayrakçı, 2004). Şekil 1. ABD’de Öğretmenlik Lisans Programlarına Kabul Ölçütleri Kaynak: Ataünal, A. (1994). Türkiye’de İlkokul Öğretmeni Yetiştirme Sorunu. Ankara: Millî Eğitim Bakanlığı, s.107 (Aktaran Güçlü & Bayrakçı, 2004). ABD’de eğitim fakültelerine öğrenci alımında şekil 1.de belirtilen ölçütler her eyalette farklı özellikler ve oranlar göstermekle birlikte genel olarak öğretmen yetiştiren kurumlara seçilimde esas nitelik teşkil ederler. Buna karşın öğretmen yetiştiren kurumlarda başvurularda bu testlerin haricinde örneğin Virginia Üniversitesinde görüldüğü gibi Fen Edebiyat fakültesinde ilk 2 yılı bitirmiş ve not ortalaması 2,7 ve üzeri bir puanda olan bununla birlikte Eğitim Bilimine Giriş dersini almış veya kayıtlı görünen öğrencilerde öğretmenlik lisans programlarına devam edebilirler (Külekçi & Bulut, 2010). Görüldüğü üzere ABD’de tüm ülke genelindeki eyaletlerde öğretmen eğitimine çok büyük önem verilmektedir. Üstelik öğretmenlik eğitimini almış olmakta öğretmen olmak için gerekli ve yeter koşul değildir. Öğretmen adaylarını mezuniyet sonrası da yine yoğun bir süreç beklemektedir (Telci, 2011). Finlandiya Modeli Finlandiya’da eğitim öğretime dair genel amaç ve ilkeler Ulusal Eğitim Kurulunca belirlenir ancak bu genel ilkeler doğrultusunda eğitim ve öğretim okullarda yerel kurullarca şekillendirilir. Yani eğitimde daha çok merkezi değil yerel bir sistem uygulanmaktadır. Öğretmenlik mesleğine Finlandiya’da oldukça önem verilmektedir. Ülkede 1971’ tarihinde çıkarılan bir yasa ile öğretmen yetiştirme için tüm haklar üniversitelerde kurulan eğitim fakültelerine bırakılmıştır. Fin üniversitelerinde öğrenci alımı için ülke genelinde bir sınav yapılmaktadır ancak bu sınavın haricinde öğrencilerden fakülteler veya enstitüler tarafından uygulanan giriş sınavı sonucu ve ikinci devreyi tamamladıklarına dair bir belgede istenmektedir. Başka bir deyişle mesleki ya da genel orta öğretimini tamamlayan bir öğrenci öğretmen olmak için üniversiteye başvurduğunda, her üniversitede bu sistem farklı olmakla birlikte, yazılı sınavlara, bireysel mülakatlara ve grup tartışmalarının gözlenmesi şeklinde gelişen aşamalı sınav sistemlerine tabi tutulmaktadır. Bu sınavlardan aldığı toplam puan sıralamasına göre eğitim fakültesine kabul edilmektedir. Öte yandan Finlandiya’da tüm kademelerde öğretmen olabilme koşulu lisansüstü eğitimdir. Yani öğretmen olabilmede sadece lisans mezuniyeti Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1035 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org yeterli bir koşul değildir. Ülke genelinde en saygın mesleklerden biri öğretmenlik olduğundan çoğu başarılı öğrenciler öğretmenlik mesleğine yönelmektedirler. Eğitim fakülteleri ülkedeki öğretmen ihtiyacını her yıl düzenli aralıklarla tespit eder ve alacakları öğrenci kontenjanını bu ihtiyaç sayılarına göre düzenlerler. Böylece hem nitelikli bir öğretmen kadrosu hem de iş güvencesi olan bir toplumsal meslek algısı ülke genelinde gelişmektedir (Ekinci & Öter ve diğerleri, 2010). Japonya Modeli Japonya’da genel eğitim ve öğretimden Eğitim Bakanlığı (Monbusho) ve Çalışma Bakanlığı (Rodosho)sorumludur. Japonya için hem öğretmenlik eğitimini teknolojiyi yenilemekten daha önemli gören hem de bir tür sınavlar ülkesidir, diyebiliriz (Akpınar & Aydın, 2007). Bu durumun en bariz örneği öğrencilerin çok alt sınıflardan itibaren rekabetçi ve özellikle üniversite sınavlarına dönük bir eğitim yapısı içerisinde eğitilmeleridir. Japon eğitim sistemi yarı merkezi yarı yerel özellikler göstermekte ve sistem içerisinde öğretmen yetiştirilmesi ve öğretmenlik mesleğinin önemi büyük önem arz etmektedir. Öğretmen yetiştiren kurumlara, İki aşamalı bir sınav yapısıyla öğrenci alımı yapılmaktadır. Öğrenciler İlk aşamada ülke genelinde bir sınava tabi tutulmaktadırlar. Ülke genelinde uygulan üniversite sınavı fen, matematik, genel kültür, vb. genel konuları kapsamaktadır. Bu sınav sonrasında ikinci aşamada ise her üniversite öğretmenlik bölümleri için kendi sınavlarını yapmaktadır. Üniversitelerin yaptıkları sınavlar mülakat veya yetenek ve tutum testlerini içerebilir. Bu iki aşamalı sınav sürecinin sonunda başarılı olan öğrenciler üniversitelere kabul edilirler. Japonya’da eğitim fakültelerinin vermiş oldukları diplomalar yanında diğer fakültelerden alınan öğretmenlik sertifikaları yolu ile de öğretmen olunabilinmektedir. Dolayısıyla seçilim sürecindeki ikili yapı öğretmenlik eğitimi sürecinde de devam eder (Semerci, (2000)’den Aktaran Uçar & Uçar, 2005). Başka bir deyişle lise öğretmenleri yüksek lisans düzeyinde bir diplomaya, okulöncesi, ilkokul ve ortaokul öğretmenleri ise lisans düzeyinde bir diplomaya sahip olmalıdırlar (Aksarı, 1997). Ayrıca geçici öğretmenlik sertifikaları uygun eğitimleri tamamlamış öğretmen adaylarına yerel yönetimlerce de verilebilinmektedir. Çin Modeli Çin eğitim sisteminde 1985 yılında devlet tarafından oluşturulan yasa ile yerel yönetimlere temel eğitim ve öğretimde söz hakkı almaları yönünde yetkiler verilmiştir. Yani Çin’de eğitim sistemi günümüzde yerel bir özellik sergiler. Çin merkez komitesi ve devlet konseyi tarafından 1999 yılında yayınlanan bir bildiri ile eğitim kalitesini tamamıyla destekleyen ve eğitim alanındaki reform çalışmalarını derinleştiren bir sisteme geçildiği duyurulmuştur (Sezgin, 2008). Bu doğrultuda gelişen eğitim sistemi içerisinde Çin’de öğretmen olmak için çeşitli alternatif okul ve durumlar mevcuttur. Öğretmen yetiştirmek için sadece eğitim fakülteleri görevli değildir. Tablo 1. Çin’de Öğretmen Olabilme Alternatifleri İlkokul Öğretmenliği İçin 3-4 yıllık öğretmen kolejleri Ortaokul Öğretmenliği İçin 4 yıllık öğretmen koleji veya normal üniversite Lise Öğretmenliği İçin 4 yıllık öğretmen koleji veya normal üniversite Bazı Lise Öğretmenliği İçin Yüksek Lisans Tablo 1. incelendiğinde her öğretim kademesi için gerekli olan öğretmenlik mezuniyet durumunun farklı olduğu görülmektedir. Ayrıca Çin’de üniversiteye giriş için ülke genelinde bir sınavda uygulanmaktadır. Bu genel sınavda alınabilecek maksimum puan 500 dür. Bununla birlikte öğretmen olabilmek için herhangi bir koleje ya da üniversiteye başvuruda bu sınavdan en az 280- 370 arasında bir puan alınması gerekir. Sınavın yapısı daha çok ortaöğretim müfredatına yönelik bir şekildedir. Çin’de öğretmen okullarında ücretsiz eğitim yapılmaktadır (İriç, 2002). 1036 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Türkiye Modeli Türkiye’de milli eğitim 1739 sayılı “Milli Eğitim Temel Kanunu” ile oluşturulan merkezi bir yönetim yapısına sahiptir. Bu çerçevede eğitim ve öğretime personel yetiştirme ve eğitim sisteminin tüm unsurlarının ihtiyaçlar doğrultusunda gerçekleştirilmesi 12 Eylül 1982 sonrasında yapılan anayasa değişikliğiyle Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) işbirliğine bırakılmıştır. Öğretmen yetiştirmede YÖK’e bağlı eğitim fakülteleri mesuldür. Öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerin de öğrenci seçiminde tek kriter YÖK’e bağlı Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM) gerçekleştirilen Yüksek Öğretime Geçiş (YGS) sınavıdır. Türkiye’de öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerinde sadece Müzik, Resim ve Beden eğitimi öğretmenliklerine öğrenci alımı YGS sınav sonucu ile birlikte özel alan yetenek sınavlarıyla gerçekleşmekte, bu bölümler haricindeki tüm öğretmenlik alanlarına öğretmen alımlarında YGS sınav sonucunda alınan puanlar geçerli olmaktadır (Gür & Çelik, 2009). Türkiye’de eğitim fakültelerine öğrenci alım kriterinin genel anlamda tek bir ölçüte bağlanmış olması öğretmenlik mesleğinin ülke içerisindeki konumunu da zora sokmuştur. Nitelikli öğretmen yetiştirme noktasında MEB ve YÖK gibi sorumlu kurumlar arasındaki irtibat kopuklukları ve ülke genelinde öğretmen yetiştirilmesine yönelik arz-talep dengesinin yeterince gözetilememiş olması Türkiye’de öğretmen yetiştirilmesinde hem şimdiye hem de geleceğe dair sorunların doğmasına olanak tanımaktadır. Bu durum Baskan, Aydın ve Madden’ nin 2006 yılında gerçekleştirdikleri çeşitli ülkelerde öğretmen yetiştirilmesine dair politikaların incelenmesine yönelik çalışmalarında önemle vurgulanmıştır. Bununla birlikte Türkiye’de öğretmen yetiştirme ve eğitim fakültelerine öğrenci alım kriterlerinin teknik ve akademik anlamda yeniden düşünülmesi gerekliliğini belirtmişlerdir (Aktaran Azar, 2011). SONUÇ Öğretmenlik mesleği ve öğretmen yetiştirilmesi Dünya üzerinde hemen her ülkenin önemle üzerinde durduğu veya durması gereken bir süreçtir. Bu konuda araştırmaya konu olan ABD, Finlandiya, Japonya ve Çin devletleri geliştirdikleri öğretmen yetiştirme sistemleriyle uluslararası TIMSS ve PISA gibi sınavlarda öğretmen ve öğrencilerinin başarı durumlarıyla göz doldurmaktadırlar. Örneğin 2007 yılına ait TIMSS sınavında öğrenci ve öğretmen bazında matematik alanı ile ilgili alınan toplam puanlara göre ülke başarı durumları incelendiğinde Çin aldığı 598 puanla ve Japonya almış olduğu 570 puanla yüksek düzeyde başarılı ülkeler arasında yer alırken, ABD aldığı 508 puanla orta düzeyde ve Türkiye ise almış olduğu 432 puanla düşük düzeyde başarılı ülkeler arasında yer almıştır (Şişman ve Diğlr, 2007). Elbette ki ülkelerin uluslararası sınav başarıları eğitim ve öğretimin değerlendirilmesinde tek etken olamaz ancak genel anlamda bir fikir verme noktasında etken olmaktadır. Araştırma sonucunda ABD, Finlandiya, Japonya, Çin ve Türkiye’deki öğretmen yetiştirme modellerinin yatay bir karşılaştırılması yapılmış özellikle ABD, Finlandiya ve Japonya’da nitelikli öğretmenlerin yetiştirilmesinde öğretmen yetiştiren kurumlara öğrenci alım kriterlerinin ayrıntılı düşünülmüş olmasının büyük bir etken olduğu görülmüştür. Çin’de ise diğer ülke modellerine göre farklı bir öğretmen yetiştirme modeli mevcuttur. Çin modelinde öğretmen yetiştiren kurumların çeşitliliği diğer ülkelere oranla büyük farklılık göstermektedir. ABD, Finlandiya, Japonya, Çin ve Türkiye’deki öğretmen yetiştirme modellerine yönelik genel bir tabloyu aşağıdaki gibi oluşturulmuştur. Tablo 2. Ülke Bazında Öğretmen Yetiştiren Eğitim Kurumlarına Öğrenci Alım Kriterleri ÜLKELER Eğitim Yönetimi Yapıları ABD Eğitim öğretimle ilgili genel hedef ve amaçları belirleyen bir eğitim bakanlığı olmakla birlikte, ülkede temel eğitim yerel yönetimlerin idaresine bırakılmıştır. Öğretmen Yetiştiren Kurumları Öğretmen Yetiştiren Kurumlara Öğrenci Alım Kriterleri Öğretmen olmak isteyen bir aday 4 veya 5 yıllık lisans ve lisansüstü eğitimlerden geçmek mecburiyetindedir. Psikolojik sınavlar, Kişilik testleri, Davranış ile ilgili testler, Standart testler (SAT,vb), Fiziki sağlık raporu, yazılı dil testi, bireysel mülakat, transkript, konuşma testi ve referans mektupları Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1037 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Ulusal Eğitim Kurulu eğitimin genel hedef ve amaçlarını belirlemiştir. Ancak temel eğitim belirlenen bu genel hedefler doğrultusunda yerel yönetimlerin idaresindedir. Ülkede 1971’ tarihinde çıkarılan bir yasa ile öğretmen yetiştirme için tüm haklar üniversitelerde kurulan eğitim fakültelerine bırakılmıştır. İki aşamalı bir yapı: ülke genelindeki bir sınav sonrasında, her üniversitede değişen yazılı sınavlar, bireysel mülakatlar ve grup tartışmalarının gözlenmesine yönelik testler. Genel eğitim ve öğretimden Eğitim Bakanlığı (Monbusho) ve Çalışma Bakanlığı (Rodosho) sorumludur. Bununla birlikte yerel yönetimlere bölgelerindeki okullar için bir takım yetkileri kullanma imkanı tanınmıştır. Yani eğitim hem merkezi hem de yerel unsurların bir işbirliğiyle yürütülmektedir. Eğitim fakültelerinin vermiş oldukları diplomalar yanında diğer fakültelerden alınan öğretmenlik sertifikaları yolu ile de öğretmen olunabilinmektedir. İki aşamalı bir yapı: ülke genelindeki bir sınav sonrasında, Üniversitelerin yaptıkları sınavlar mülakat veya yetenek ve tutum testleri Çin Devlet Konseyi ülkede eğitimden genel anlamda sorumludur. Kimi bölgelerde yerel unsurlarında devlete bağlı okullara katkıları olmaktadır. Eğitimde genel olarak merkezi bir yapı görülür. 3-4 yıllık öğretmen kolejleri, 4 yıllık öğretmen koleji veya normal üniversite, Pedagoji Yüksek Lisans eğitimi veren eğitim fakülteleri Ülke genelinde bir sınav uygulanmaktadır. Genel sınavda alınabilecek maksimum puan 500 dür. Öğretmen olabilmek için herhangi bir koleje ya da üniversiteye başvuruda bu sınavdan en az 280- 370 arasında bir puan alınması gerekir. Türkiye Eğitim sistemi Milli Eğitim Bakanlığının gözetiminde merkezi bir yapıda yürütülmektedir. Yerel unsurların eğitime direk bir katkısı yoktur. Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK)’na bağlı eğitim fakülteleri Tüm öğretmenlik alanlarına öğretmen alımlarında YGS sınav sonucunda alınan puanlar ve Müzik, Resim ve Beden eğitimi öğretmenliklerine öğrenci alımında ise YGS sınav sonucu ile birlikte özel alan yetenek sınavları Finlandiya Japonya Tablo 2. incelendiğinde özellikle ABD’de öğretmen yetiştiren kurumlara öğrenci alımında diğer araştırma ülkelerine göre oldukça farklı düzeylerde sınavların uygulandığı ve bu ölçütlerin eğitim kurumlarında farklı oranlarda etkilerinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Finlandiya ve Japonya’da öğretmen yetiştiren kurumlara öğrenci alımında ikili sistemler mevcuttur. Yani ülke genelinde uygulanan bir sınavla birlikte ayrıca her üniversite yetenek, tutum sınavları ve bireysel mülakatlar uygulamakta ve öğrenciler bu sınavlardan aldıkları puanların toplamı neticesinde eğitim fakültelerine kabul edilmektedirler. Çin ve Türkiye öğretmen yetiştiren kurumlara öğrenci alım ölçütlerinde benzerlik göstermektedirler ancak Çin’de Türkiye’ye oranla eğitim fakülteleri haricinde 3-4 yıllık öğretmenlik okulları ve kolejlerinin sayıları oldukça fazladır. Bununla birlikte her iki ülkede de öğretmen yetiştiren kurumlara öğrenci alımında ülke genelinde yapılan sınavlar esas alınır. Özetle Türkiye’de öğretmen yetiştiren kurumlara öğrenci alım kriterlerinin yeniden düşünülmesi gerekmektedir. ABD, Finlandiya ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerin öğretmenlik mesleğine ve öğretmen yetiştiren kurumlara öğrenci 1038 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org alımında gösterdikleri hassasiyet oldukça dikkat çekicidir. Türkiye’de eğitim öğretim yapısı içerisinde var olan problemlerin çözümünde öğretmen etkisi kaçınılmazdır. Ülke geleceğinin emanet edildiği büyük bir genç nüfusa sahip olan Türkiye’de gençliğin eğitiminden sorumlu öğretmenlerin seçiminde özen gösterilmesi gerektiği açıktır. Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) gibi sınavların öğretmen seçiminde yeterliliği tartışmalı bir konu hatta problem iken öğretmenlik eğitimi sonrası çözümler yerine eğitim fakültelerine öğrenci alımı esnasında ülke ihtiyaçları doğrultusunda istatistiki bilgilerden yola çıkarak kontenjanların belirlenmesi ve bu kontenjanlara öğrenci alımında tıpkı ABD, Finlandiya ve Japonya örneklerinde görüldüğü gibi her üniversitenin belirli kriterlerde yetenek, tutum, kişilik vb. testleri uygulamaları ve hatta bireysel mülakatlarla bu testleri desteklemeleri faydalı olacaktır. Türkiye’de bu türden bir modelin gerçekleşmesi için hali hazırda MEB teşkilat yapısında da yer alan YÖK ve MEB işbirliğinin etkin şekilde sağlanması gerekmektedir. MEB ülkedeki öğretmen ihtiyacına yönelik öğrenci kontenjanlarının belirlenmesi konusunda üniversitelerdeki eğitim fakülteleriyle işbirliği olanaklarını sağlamalıdır. MEB ve her üniversite eğitim fakültesinden öğretim üyelerinin birlikte yer alacakları kurullar yardımıyla eğitim fakültelerine öğrenci alımı için YGS ile birlikte tutum, yetenek ve bireysel mülakat sınavları gerçekleştirilebilinir. Bu sınavlar sonucunda her öğrenci için taban puanlar belirlenir ve toplam puan sıralamasıyla öğrencilerin eğitim fakültelerine öğrenci alımları gerçekleştirilebilinir. Türkiye’de öğretmen yetiştiren kurumlar olan eğitim fakültelerine öğrenci alımında nicelik yerine nitelik ön plana alınmalıdır. KAYNAKLAR Akgün, H. İ. & Şimşek, N., (2011). Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri Eğitim Sistemlerinin Karşılaştırılması. 2nd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 27-29 April, 2011 Antalya-Turkey. Akpınar, B. & Aydın, K.,(2007). Türkiye ve Bazı Ülkelerin Eğitim Reformlarının Karşılaştırılması. Doğu Anadolu Araştırmaları Dergisi, s. 82-88. Aksarı, M., (1997). Yabancı ülkelerde öğretmen yetiştirme sistemi. Eğitim ve yaşam dergisi, s. 49-56. Azar, A., (2011). Türkiye’deki Öğretmen Eğitimi Üzerine Bir Söylem: Nitelik mi, Nicelik mi? Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, Cilt:1, Sayı:1, S. 36-38. Clack, G. (1997). ABD’nin Portresi. Birleşik Devletler Enformasyon Ajansı tarafından yayımlanmıştır, Eylül 1997. Ekinci, A., & Öter, M. ve diğerleri, (2010). Finlandiya’da Eğitim ve Öğretmen Yetiştirme Sistemi (Çalışma Ziyareti Raporu). Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi, 10-12 Kasım 2010, Diyarbakır. Güçlü, N. & Bayrakçı, M. (2004). Amerika Birleşik Devletleri Eğitim Sistemi ve Hiçbir Çocuğun Eğitimsiz Kalmaması Reformu. Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 5, Sayı 2, 51-64. Gür, B. S. & Çelik, Z., (2009). Türkiye’de Millî Eğitim Sistemi Yapısal Sorunlar ve Öneriler. SETA Rapor, Siyaset , Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı, www.setav.org. İriç, S., (2002). Çin Eğitim Sistemi. Sakarya Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Sakarya. Külekçi, E. & Bulut, L. (2010). Türkiye ve ABD’ deki Öğretmen Yetiştirme Sistemlerinin Karşılaştırılması. International Conference on New Trends in Education and Their Implications 11-13 November, 2010, Antalya-Turkey, ISBN: 978 605 364 104 9. Sezgin, M. F., (2008). Türk ve Çin Eğitim ve Öğretim Sistemleri Üzerine Bir Karşılaştırma. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Şişman, M. ve Diğr., (2007). TIMMS 2007Ulusal Matematik ve Fen Raporu:8. Sınıflar. MEB Yayınları, Ankara. Telci, A. M., (2011). Amerika Birleşik Devletleri Eğitim Sistemi İle Türk Eğitim Sisteminde Denetim Alt Sistemlerinin Karşılaştırılması. Yayımlanmamış Doktora tezi, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1039 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org YABANCILAŞMA, KURUMSAL DEĞERLER ve DUYGU YÖNETİMİ DENKLEMİ THE EQUATION OF ALIENATION, INSTITUTIVE VALUES and EMOTION MANAGEMENT Murat Polat* Tuba Yavaş** Abstract Education, a term as old as human history, is continuously defined by renewing. The needs of mankind form a basis for this process. The school, one of the institutions forming the education, serves a purpose for the education with variety factors. The efficiency of this service can reveal the quality of the students qualified in an institution. The term of alienation, defined as an organizational sickness nowadays, is a subject becoming a current issue frequently in the schools. Especially the administrators and the teachers, even reluctantly, become a part of this process. The scope of this study is to control the emotions with institutive values in the process of alienation for the institutions having entered or being on the verge of entering in the process of alienation. The aim of the study is to depicture the equation of alienation, institutive values and emotion management. In accordance with this purpose, by emphasizing the alienation, the importance of values and institutive values and the necessity of emotion management, some desrciptive results and suggestions have been offered to the schools. Key Words: Alienation, Corporate Values, Emotion Management Özet İnsanlık tarihi kadar eski bir olgu olan eğitim, sürekli yenilenerek tanımlanmaktadır. İnsanlığın ihtiyaçları bu şekillenmede temel etken oluşturmaktadır. Eğitime aracılık eden kurumlardan biri olan okullar, çeşitli öğelerle, eğitimin amacına hizmet etmektedir. Bu hizmetin kalitesi, kurumda yetişmiş öğrencinin niteliğini belirleyebilmektedir. Günümüzde örgüt hastalığı olarak belirtebileceğimiz “yabancılaşma” olgusu, okullarda da sıklıkla gündeme gelen bir konudur. Özellikle okul yöneticileri ve öğretmenler, farkında olmadan dahi, bu sürecin bir parçası olmaktadırlar. Bu çalışmanın konusu, eğitimde yabancılaşma sürecine girmiş ya da girmek üzere olan kurumlar için, yabancılaşma sürecinde kurumsal değerlerle duyguları yönetebilmedir. Çalışmanın amacı, yabancılaşma, kurumsal değerler ve duygu yönetimi denklemini betimlemektir. Bu amaç doğrultusunda yabancılaşmanın, değerlerin ve kurumsal değerlerin önemi ve duygu yönetiminin gerekliliği üzerinde durularak, okullara yönelik betimsel bazı sonuçlar verilmiş ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yabancılaşma, Kurumsal Değerler, Duygu Yönetimi * Arş. Gör., Muş Alparslan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Böl. [email protected] ** Arş. Gör., Muş Alparslan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Böl. [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1041 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Eğitime, örgüt kapsamında bir denklem olarak bakılırsa, örgütü amacından saptıracak her olgu için, kurumsal değerler ve ona eklenen duygularla yönetim, örgütsel denge sonucunu verebilir. İnsanlık, tarihin her döneminde sosyalleşme ve bireysel benliğini tamamlayabilme ihtiyacıyla eğitime sarılmıştır. Bu temel ihtiyaçlar, aynı zamanda birey olmanın getirdiği yükümlülüklerin dışa vurulmasıdır. Tarihsel süreçte birey olma ihtiyacı, beraberinde bir sistem, örgüt veya kurumsal yapının var olabilmesini gerekli kılmıştır. Günümüzde çağdaş insanın çevresi çeşitli kurumlarla kuşatılmıştır. Bireyin doğumu bir hastane kurumunda gerçekleşir ve öldüğünde cenazesini yine bir başka kurum kaldırır (Etzioni ve Elma’dan Aktaran Yılmaz & Sarpkaya, 2009). Yani, birey üyesi olduğu toplumun diğer bireylerince kurulan ve çevresini her alanda kuşatan bir kurumsal ağ ile çevrilidir. Bu kurumlar içerisinde bireyin yaşantı sürecinde en büyük rolü oynayan ya da edeceği eğitim kurumları oynar. Fakat birey, çevresindeki bu kurumsal ağ yapısına dâhil olduğu süre boyunca her geçen gün biraz daha yalıtılmışlık ve izole olma hissine kapılır. Bu his ya da bir anlamda hissizleşme durumu “yabancılaşma” kavramı içerisinde ele alınabilir. AMAÇ Bu araştırmanın amacı, literatürde çok fazla çalışılmış olan “yabancılaşma” kavramını genelden özele indirgeyerek eğitim kurumlarındaki yabancılaşma süreci ve kurumsal değerler doğrultusunda eğitim kurumlarına yönelik duygu yönetimi ilkelerini ve özelliklerini betimlemektir. YÖNTEM Öncelikle, eğitimde yabancılaşma kavramı ve yabancılaşmanın etkileri üzerinde durulmuş; ardından kurumsal değerler, duygu yönetimi ve yabancılaşma kavramları üzerine yapılan araştırmalardan yola çıkılarak eğitim kurumlarına yönelik genel çıkarımlar ve önerilerde bulunulmuştur. EĞİTİMDE YABANCILAŞMA KAVRAMI ve YABANCILAŞMANIN ETKİLERİ Yabancılaşmayı çeşitli kavramsal boyutlarda ele almak mümkündür. Ancak, öncelikle örgütlerin içerisinde çalışanlara yönelik var olan yabancılaşma sürecinden bahsedilebilir. Bu kapsamda özellikle eğitim örgütlerindeki yabancılaşmanın boyutları üzerinde düşünülmelidir. Örgütsel anlamda yabancılaşmayı, örgüt çalışanları arasında genel bir doyumsuzluk hali olarak tanımlamak mümkündür. Ya da, örgüt çalışanı olarak bireyin duyuşsal, devinimsel ve bilişsel yeteneklerini etkin kullanamaması, bireyin potansiyelinin özgün ürünlere dönüştürülememesi sonucunda, kurumsal kültürün çalışan tarafından dışsallaştırılması durumudur (Başaran, 1998; Eryılmaz & Burgaz, 2011). Eğitim kurumları toplumun vazgeçilmez örgüt yapılarındandır. Bu düşünceyle hareket edildiğinde her örgüt gibi eğitim kurumları içerinde de bir yabancılaşma sürecinden bahsedilebilir. Eğitim kurumlarının en önemli çalışanları olarak yönetici ve öğretmenleri düşünmek mümkündür. Ülkemizde eğitim kurumlarında yöneticilerin yabancılaşması üzerine çalışmalar az olmakla birlikte, öğretmenlerin yabancılaşma durumuna yönelik çalışmalar daha yaygındır (Yılmaz & Sarpkaya, 2009; Eryılmaz & Burgaz, 2011; Özbek, 2011; Erjem, 2004; Yapıcı 2005). Eğitim kurumlarında yabancılaşmanın tespitinde birçok değişken düşünülebilir; ancak genel anlamda beş alt durum söz konusudur (Erjem, 2004; Akyıldız & Dulupçu, 2003; Yapıcı, 2005; Eryılmaz & Burgaz, 2011; Özbek, 2011): Şekil 1. Yabancılaşma Süreç Döngüsü 1042 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org YABANCILAŞMA Şekil 1 ‘de belirtildiği gibi, yabancılaşma süreci kendi içerisinde bir döngü oluşturmaktadır. Bu döngüsel yapıdaki alt başlıkları incelediğimizde; • Güçsüzlük (powerlessnes) Güçsüzlük, kurum içi süreçlerde bireyin ürettiği ürünlerde ve bu ürünlerin yönetiminde söz sahibi olamaması durumu olarak tanımlanabilir. Yani çalışan iş süreci üzerinde herhangi bir etkisinin ve kontrolünün olmadığı düşüncesine kapılır ve bu durum kendisinde geleceğe yönelik genel bir kaygı hali doğurur (Seeman, 1959; Blauner, 1964; West, 1988; Eryılmaz & Burgaz, 2011). • Anlamsızlık (meaninglessness) Anlamsızlık, bireyin kurum kültürü içerisindeki hedefleri kendi inançlarıyla bütünleştirememe durumu olarak düşünülebilir. Başka bir deyişle çalışan kurumun amaç ve hedeflerine göre hareket etmekte isteksizdir, çünkü bu amaçlar kendi inançlarıyla çelişmektedir (Seeman, 1959; Shepard, 1972’den Aktaran Eryılmaz & Burgaz, 2011). • Kuralsızlık (Normlessness) Kelime anlamından çıkarılabileceği gibi, kuralsızlık, bireyin kurumsal hedef ve amaçlara ulaşmaya çalışırken gerek toplumsal gerek kurumsal temel kuralları göz ardı etmesi durumudur. Çalışan hedefe ulaşmada kuralları umursamaz ve kendi yolunu çizmeye çalışır. Bu durum kurum çalışanlarının kabul görmeyen ilk ve ölçütlere göre hareket etmeleriyle kendini gösterir (Seeman, 1959; Dean, 1961; Elma, 2003; Eryılmaz & Burgaz, 2011). • Yalıtılmışlık (social-isolation) Kurum çalışanları kendilerini her türlü örgütsel ilişkiden bilinçli olarak soyutlar ve sosyal ilgilerini kaybederler, bu durum kurum içerisinde yalıtılmışlık durumuna sebep olur. Çalışan kendi isteğiyle diğer çalışanları reddederek, her türlü kurumsal etkiden uzaklaşma çabası içerisine girebilir veya diğer çalışanlarının kendisini istemediği düşüncesiyle hareket edebilir. Her iki durum da, kurum içi yalıtılmışlığı körükleyici etkiler yaratmaktadır (Elma, 2003; Eryılmaz & Burgaz, 2011; Özbek, 2011). Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1043 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey • ww.iconte.org Kendine Yabancılaşma (self- isolation) Kendine yabancılaşan çalışan işini severek yapmamaktadır. Yani kendine yabancılaşma, çalışanın hem kurum içi işleyişi anlamaktan uzak kaldığı, para, güvenlik, vb. dışsal etkileri gözettiği hem de iş anlamında kendini ortaya koyamadığı, ispatlayamadığı bir süreci ifade eder (Seeman, 1959; Ofluoğlu & Büyükyılmaz, 2008). YABANCILAŞMA ve KURUMSAL DEĞERLER İLİŞKİSİ Eğitim kurumlarında kurumsal süreçlerde yabancılaşmanın varlığı özellikle yönetici ve öğretmenler üzerinde tespit edildiğinde, bu durumun nasıl düzeltilebileceği hakkında iyi düşünülmesi gerekir. Bazen bu durumun, hayati bir öneme sahip olduğu, dahi düşünülebilir. Yabancılaşmaya yönelik çözüm yollarının belki de en temel noktası; kurumsal değerler doğrultusunda bir çözüm yolu üretmektir. Değer ya da değerler kavramı alanyazında çokça yer almış kavramlardır. Değer, bireylerin toplumsal kurallar, gelenekler ve görenekler yoluyla “iyi - kötü”yü ve “dogru- yanlış”ı ayırmayı ve kendi ahlak ilkeleri doğrultusunda bir ölçü edinmeyi ögrenmeleriyle oluşan kanaatler ve inançlar bütünü (Beill, 2003: 14: Akt. Yazıcı, 2006) olarak tanımlanabilir. Okul denilen kurumlar, var oldukça değerlere olan ihtiyaç daha önem kazanmaktadır(Leming, 2000). Değerlerin kazandırılmasında “öğretmen” önemli bir rol yüklenmektedir. Halstead ve Taylor (2000: 177), okulda öğretmenlerin değerleri, rollerinin bir bölümü olarak göstermeseler, dahi, öğrencilerin öğretmenlerinin değer yargılarından etkilendiklerini belirtmişlerdir (Akt. Yazıcı, 2006). Bu özelliklerinden dolayı kurumsal değerlerin oluşturulması süreci oldukça zorlayıcı bir süreçtir. (). Yabancılaşma sürecine girmiş bir eğitim kurumunun aynı zamanda değerlerle eğitime odaklanabilmesi, eş zamanlı bir yaklaşımı gerektirmektedir. Öte yandan kurum içi yabancılaşma sürecine değerlerin pozitif yönde katkılarının olduğu görülmektedir. Çünkü kurum içerisinde değer uyumu sağlandığında; kurum ve birey benzer özellikleri paylaşır ve kurum-birey etkileşiminde değer uyumu yoluyla, hem kurum bireyin hem de birey kurumun gereksinimlerini veya beklentilerini sağlayabilmekte zorlanmaz (Kristof, 1996; Verquer, Beehr ve Wagner, 2003’ten Akt. Yılmaz, 2008). Bu türden bir değer uyumu sağlayabilen eğitim kurumları ister resmi ister özel nitelikte olsunlar her şekilde öğretmen ve yöneticileri üzerine yabancılaşmanın getireceği kendine yabancılaşma, yalıtılmışlık, kuralsızlık, anlamsızlık ve güçsüzlük durumlarını aşabileceklerdir. KURUMSAL DEĞERLERLE DUYGULARIN YÖNETİMİ Kurumsal değerlerin oluşturulma sebebinin kökeninde çalışan güç olarak insan gruplarının bir anlamda kontrolünün sağlanması yatar. Dolayısıyla kurum içi her süreçte insani değerlerin ve duyguların gözetilmesi önemlidir. Özellikle eğitim kurumlarının yönetim sürecinde hem yöneticilerin hem de öğretmenlerin kuruma duygusal uyumlarının sağlanması etkili bir işleyişin gerçekleştirilmesine yardımcı olacaktır. Goleman (2004)’a göre yönetim süreçlerinde öğretmen ve yöneticilerin duygularını bastırmak yerine duygularıyla yüzleşmeleri gerekmektedir (Aktaran: Töremen & Çankaya, 2008). Bu yüzleşme esnasında birey kendisi ve kurumun değerleri arasında bütünleştirici bir ilişki kurmalıdır. Kurulan bu ilişki sürecinin olumlu gerçekleşmesi durumunda birey yabancılaşmanın olası etkilerinden kişisel bütünlüğü ile arınabilir ve örneğin kendine yabancılaşma gibi bir durumla karşılaşmaz. Kurumsal değerleri duygu yönetiminin alt alanlarıyla bütünleştiremeyen bireyler ise kurumsal hedef ve amaçları dışsallaştırdıklarından verimli olamayacaklardır. Duygu yönetiminin alt alanlarına ait özellikleri aşağıdaki gibi sıralanabilmektedir (Yaylacı, 2006’dan Aktaran: Töremen & Çankaya, 2008). 1044 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Şekil 2. Duygu Yönetimi Alt Boyutları Şekil 2.’de duygu yönetimi sürecinin iletişim, sosyal beceriler, özbilinç, empati ve özdenetim alt boyutlarıyla ilgili olduğu ve duygu yönetimini sağlamış olan bireylerde bu alt boyutlara yönelik belirtilen özelliklerin bulunması gerektiği belirtilmiştir. Bu alt boyutlar incelendiğinde, kurumsal değerler doğrultusunda gerçekleştirilecek olan duygu yönetiminin kurumlarda yabancılaşmayı azaltmada büyük bir etken olacağı açıktır. TARTIŞMA ve SONUÇ Eğitim, ülkelerin gelişmesi ve daha ileri seviyelere yükselmelerinde bir tür lokomotif vazifesi görür. Bu lokomotifin etkin kullanımı için çalışanlarının o ülkeye ait eğitimsel hedeflere ve amaçlara uygun olarak kurumsal değerleri gözetmeleri gerekir. Eğitim kurumlarının temelde denge unsurunu sağlayıcı öğretmenler ve yöneticiler olmak üzere iki çalışan grubu vardır. Özellikle öğrenciyle daha çok etkileşim sürecinde olması gereken öğretmenlerin, kurumlarına ve mesleklerine karşı bir tür yabancılaşma sürecine girmeleri, hem eğitim hem de kurumsal yapı ve gelişim adına olumsuz yönde etki oluşturur. Günümüzde eğitimin nicelik kısmında ilerleme yaşanırken, nitelik yönünden bir gerilemenin söz konusu oluşu, yapılan sayısız akademik çalışmaya ve yazılan birçok kitaba rağmen, insanlığın tehdit altında oluşunun altında (Yogi, 2009) gün yüzüne çıkmamış nedenleri aramak gerekmektedir. Bu nedenlerin başında “değer odaklılığın” uygulamaya konulamayışı verilebilir. Değerlerden uzak oluş, örgütün ya da kurumun birçok hastalığa yakalanmasına neden olmaktadır. Ülkemizdeki eğitim kurumlarında özellikle öğretmenler, yabancılaşma sürecini yaşamaktadırlar. Eryılmaz & Burgaz (2011) öğretmenlerde yabancılaşma olgusu üzerine gerçekleştirdikleri çalışmalarda özellikle ülkemizde gerek resmi gerek özel eğitim kurumlarda olsun, her iki eğitimsel kurumda da öğretmen yabancılaşmasının olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Yine aynı çalışmada her iki okul türünde de yabancılaşma düzeyinin en yüksek çıktığı boyutlar, daha önce yabancılaşmanın alt boyutlarında belirtildiği gibi “kuralsızlaşma, yalıtılmışlık, anlamsızlık, güçsüzlük ve kendine yabancılaşma olarak ortaya çıkmıştır. Özbek (2011) ise yabancılaşmanın kurumlarda yönetim süreci içerisindeki rolünü incelemiş ve özellikle kurum yönetiminde yabancılaşmanın çalışanlar üzerinde zihinsel, fiziksel ve dolayısıyla duygusal bir takım gelişmeleri aksattığına işaret etmiştir. Ayrıca yöneticilerin kurum kültürünü korumada duygu yönetimine ve değer bilincine sahip olmaları gerektiği üzerinde durmuştur. Eğitim kurumlarında da yabancılaşmanın engellenebilmesi için kurum değerlerine ve çalışanlar üzerinde kurumsal değerlerin yaratacağı duygusal etkinin yönetimine dikkat edilmelidir. Diğer taraftan Erjem (2004) öğretmenlerin kuruma yabancılaşma durumuna yönelik araştırmasında öğretmenlerin yabancılaşmayı bütünüyle değil, kısmi bir şekilde yaşadıklarını dolayısıyla aslında sanıldığının aksine özellikle lise öğretmenlerinin kuruma yönelik yabancılaşma durumlarının Türkiye’de düşük Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1045 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org boyutlarda olduğunu vurgulamıştır. Bununla birlikte Yılmaz & Sarpkaya (2009) ise, kurumlarda yabancılaşma ile mücadelenin önemine dikkat çekmişlerdir. Özellikle eğitim kurumları içerisinde kurum yöneticilerinin alan uzmanı olmalarının ve yabancılaşmaya yönelik olarak erken uyarı sistemlerini geliştirmelerinin önemine dikkat çekmişlerdir. Özetle kurumsal değerler ile duygu yönetimi uygulamalarının birleştirilmesi yoluyla eğitim kurumlarında yabancılaşma ile baş edilebilir. Yabancılaşma, kurumsal değerler ve duygu yönetimi denkleminin çözümü noktasında, kurumsal değerlerle bütünleşmiş bir duygu yönetimi, kurum içi yabancılaşmanın önüne geçecektir. Yabancılaşma sürecinde eğitim kurumlarında değerler doğrultusunda öncelikle yönetici ve öğretmenlere yönelik duygu yönetiminin sağlanması önemlidir. Her eğitim kurumu kendi değer yönetim sistemini ve özellikle de yabancılaşma olgusuna yönelik erken uyarı sistemlerini geliştirmelidir. Eğitim kurumundaki yönetici ve öğretmenlerin kurumsal değerler ve duygu yönetimine katkıları konularında bilinçlendirici hizmet içi eğitimlerine ağırlık verilmelidir. Ayrıca “sağlık kurumları yöneticiliği” gibi “eğitim kurumları yöneticiliği” şeklinde en azından lisansüstü düzeyde bölümler oluşturulmalı ve böylece eğitim kurumlarında yabancılaşma konusunda profesyonel yöneticilerden destek sağlanmalıdır. Ülkemizdeki eğitim fakültelerinde “değer eğitimi ve duygu yönetimi”ne yönelik disiplinler okutulabilir. KAYNAKLAR Akyıldız, H. & Dulupçu, M. A. (2003). Kavramsal ve diyalektik süreç olarak yabancılaşma. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C.8, S.3, s.27-48. Başaran, İ. E., (1998). Yönetimde İnsan İlişkileri: Yönetsel Davranışlar. Aydan Yayınevi, Ankara. Blauner, R. (1964). Alenation and Freedom: The Factory Worker and His İndustry. The University of Chicago Press, Chicago. Büyükyılmaz, O., (2007). İşletmelerde Yabancılaşmanın Sosyo-psikolojik Etkileri ve Türkiye Taşkömürü Kurumunda Bir Uygulama. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, T.C. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Zonguldak. Dean, D. G., (1961). Alenation: Its meaning and measurement. American Sociological Review, 26,5, s. 753-758. Elma, C., (2003). İlk Öğretim Okul Öğretmenlerinin İşe Yabancılaşması (Ankara İli Örneği). Yayımlanmamış doktora tezi, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara. Erjem, Y., (2004). Eğitimde yabancılaşma olgusu ve öğretmen: lise öğretmenleri üzerine sosyolojik bir araştırma. Mersin Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü. Eryılmaz, A. & Burgaz, B., (2011). Özel ve resmi lise öğretmenlerinin örgütsel yabancılaşma düzeyleri. Eğitim ve Bilim Dergisi, Ciilt 36, Sayı 161. Leming, J. S. (2000). Teaching values in social studies education, past practices and current trends. (11 10 2011 tarihinde http://www.usoe.k12.ut.us/curr/ char_ed/ fedproj/hist/ teaching.htm.adresinden alınmıştır). Ofluoğlu, G. & Büyükyılmaz, O., (2008). Yabancılaşmanın teorik gelişimi ve tarihsel süreç içinde farklı alanlarda görünümleri. Kamu-İş; C:10, S:1. Özbek, M. F., (2011). Örgüt içerisindeki güven ve işe yabancılaşma ilişkisinde örgüte uyum sağlamanın aracı rolü. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Y.2011, C.16, S.1 s.231-248. Seeman, M., (1959). On personal consequences of Alenation in work. American Sociological Review, 31, s. 98. Töremen, F. & Çankaya, İ., (2008). Yönetimde Etkili Bir Yaklaşım: Duygu Yönetimi. Kuramsal Eğitim Bilim Dergisi, 1 (1), 33-47. Yapıcı, M., (2005). Eğitim ve yabancılaşma. © Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, ISSN: 1303-5134, www.insanbilimleri. com Yazıcı, K. (2006). Değerler eğitimine genel bir bakış. Türklük Bilimi Araştırmaları,. 19, 499-522 Yılmaz, K., (2008). Eğitim Yönetiminde Değerler. Pegem Akademi Yayınları, s. 84-85, Ankara. 1046 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Yılmaz, S. & Sarpkaya, P., (2009). Eğitim örgütlerinde yabancılaşma ve yönetimi. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi [Bağlantıda]. 6:2. Erişim: http://www.insanbilimleri.com Yogi, C.M. (2009). Value-based education. 29 Aralık, 2009 tarihinde The Children and Curriculum Development Centre tarafından düzenlenen programda Workshop olarak sunulmuştur. (Erişim: http://www.uri.org/files/resource_files/ Value%20Based%20Education%20by%20Dr.%20Yogi.pdf adresinden 11.02.2012 tarihinde indirilmiştir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1047 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org TÜRKİYEDE YAPILAN 2009 PISA VE SEVİYE BELİRLEME SINAVINDAKİ (SBS) OKUMA BECERİLERİ SORULARININ KARŞILAŞTIRILMASI A COMPARISION OF THE READING COMPREHENSION QUESTIONS IN PISA 2009 AND NATIONAL LEVEL DETERMINATION EXAM IN TURKEY Murat Aşıcı* Z. Nurdan Baysal** Senem Seda Şahenk Erkan*** Özet OECD ve bu organizasyon dışında kalan istekli ülkelerin katıldığı PISA sınavı, 15 yaş grubu öğrencilerin zorunlu eğitim sonunda kazandıkları bilgi ve becerilerini gerçek hayata aktarma potansiyellerini ölçmektedir. PISA 2009 sınavı okuma becerileri ağırlıklıdır. SBS sınavı ise, MEB tarafından hazırlanan ilköğretimin 2. kademesinde öğrenim gören öğrencilerin müfredatta yer alan derslerin kazanımlarındaki durumu belirlemeye yöneliktir. Bu çalışmada PISA 2009 okuma becerileri soru tipleriyle SBS 2009 sınavındaki Türkçe soru tipleri karşılaştırılmıştır. Çalışmanın amacı ise PISA’yı temel alarak, karşılaştırma sonrasında SBS sorularının niteliğini ortaya koymaktır. Yapılış amacı, farklı olan bu iki sınavda SBS’de soruların metni anlamaya odaklandığı, seçilen metinlerin çoğunlukla kişisel metin türünde olduğu, okuyucunun metne yaklaşımları açısından bilgiyi bir araya getirme ve yorumlama boyutunda yer aldığı görülmüştür. Yine, SBS Türkçe sorularının PISA kriterlerine göre yoğun olarak 2 ve 3. düzeyleri sorguladığı belirlenmiştir. Bu sonuçlardan hareketle SBS sınavının, dünyada değişen eğitim anlayışını sorgulayan PISA kriterlerine göre yeniden gözden geçirilmesi ve yapılandırılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: PISA, SBS, okuma becerileri. Abstract PISA Exams, which is administered in OECD countries and in other countries which are willing to participate although they are not a member of OECD, aim to assess 15-year-old young people’s capacity to use their knowledge and skills they acquire during the compulsory education in real-life experiences. PISA 2009 assessed mainly reading comprehension. National Level Determination Exam, on the other hand, aims to determine how far the students studying at the 2nd stage of the primary school have achieved the objectives stated in the curriculum developed by Ministry of Education in Turkey. In this study, reading comprehension question types in PISA 2009 and Turkish question types in National Level Determination Exam are compared. The study aims to identify the quality of the questions in National Level Determination Exam by making a comparison with the questions in PISA 2009. In the comparison of these two exams administered for different purposes, it is determined that the questions in National Level Determination Exam focus on understanding the text, texts which are included in the exam generally personal text, and in terms of the attitude of the reader , they need collecting information and interpretation. In addition, reading comprehension questions in National Level Determination Exam equals intensity to Level 2 and 3 questions in PISA. Considering these results, National Level Determination Exam should be revived and reconstructed according to PISA principals which question the changing understanding of education all around the world. Key Words: PISA, National Level Determination Exam, Reading Comprehension Skills * Assoc. Prof. Dr., Marmara Universitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı , [email protected] ** Assist. Prof. Dr., Marmara Universitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı, [email protected] *** Lec. Dr., Marmara Universitesi, Yabancı Diller Yüksekokulu, Fransızca Okutmanı, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1049 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Bilindiği gibi PISA (Program for İnternational Student of Assesment) sınavları bütün dünyada 2000 yılından beri yapılmakta ve ülkemiz de bu sınavlara 2003’ten beri katılmaktadır. Uluslararası ölçekte OECD ülkeleri ve bu ülkeler dışındaki istekli ülkeler, üç senede bir yapılan bu sınav vasıtasıyla 15 yaş grubu öğrencilerinin zorunlu eğitim sonunda kazandıkları bilgi ve becerileri gerçek hayata aktarma potansiyellerini ölçmektedirler. Katılan ülkelerin diğer ülkeler arasındaki yerini belirleyen ve ayrıca ülke içindeki durumu analiz eden raporlar, ülkedeki öğrencilerin üç alandaki okuryazarlık becerilerini ortaya koymaktadır: • Okuma Becerileri Okuryazarlığı (Reading Literacy), • Fen Okuryazarlığı (Science Literacy), • Matematik Okuryazarlığıdır(Mathematic Literacy). Ülkeler bu sınavlar sonrasında, sıralamadaki yerlerine bakarak okullarında verilen eğitimi yeniden gözden geçirmekte, eksikliklerini görmekte hatta gerektiğinde yeni eğitim politikaları belirlemekte ve eksikliği görülen alanlara eğitim yatırımları yapmaktadır. Her üç yılda bir fen, matematik ve okuma alanlarından birine yoğunlaşan PISA sınavı, 2009 yılında okuma becerileri ağırlıklı yapılmıştır. Okuma becerisi tanımı, okuma esnasında öğrencinin okuduğunu anlama (anlam kurma) ve yorumlama sırasındaki becerilerini içerir. Hafızayı kullanma ve akıl yürütme yoluyla gerçekleştirilen zihin becerilerinin yanı sıra kişinin duygu, değer, tutum ve alışkanlık gibi bireysel özelliklerinin kullanılması ile oluşan bu becerilerden bazıları şunlardır: Ana fikri bulma, aşamalandırma, ayrıntıyı seçme, çıkarım yapma, tahmin etme, sebepsonuç ilişkisi kurma, karşılaştırmalar yapma, açıklama, sonuç çıkarma, genelleme, kullanılan dilin özelliklerini bilme, yazarın ruh halini anlama, değer yargısında bulunma, yazarın hislerini ortaya koyabilme… (Akyol, 2008). Ancak adı “okuma becerileri” olsa da PISA sınavındaki okuma becerileri yukarıdakilerden bir kısmını içermekle birlikte daha çok okuryazarlık (literacy) kavramı ile tanımlanan alanlara özgüdür. Bu okuryazarlık tanımı, sınavın yönergesinde de belirtildiği gibi1; • Okumanın ve okuma parçalarının günlük hayattaki rolünü anlama ve belirleme, • Okuma metinleri üzerinde sağlam temelli fikirler (düşünceler) oluşturma, • Okuma materyalini kendi düşüncelerini yansıtma ve değerlendirmek için kullanma ve • Yaşanan problemlerin çözümüne yönelik okumalar yapma becerilerini içermektedir. Görüldüğü gibi PISA sınavındaki “okuma becerileri okuryazarlığı”, bilinen okuma becerilerinden farklı olarak öğrencilerin okuduğu bir metni anlama ve yorumlama sonrasında bilgiyi günlük yaşama taşıma, metin aracılığı ile düşüncelerini geliştirme, metinden hareketle kendi durumunu ve düşüncelerini yansıtma ve değerlendirme, problemlerini çözme gibi daha nitelikli okuma ve değerlendirme becerilerini gerektirmektedir. Bir başka ifade ile bu sınavla, öğrencilerin okulda edindiği bilgileri kullanma ve gerçek yaşama aktarabilme becerileri ölçülmektedir (Brozo, Shilel ve Topping 2007). Ölçme ve değerlendirmede “gerçek yaşam”ı esas alan PISA sınavı temelde iki kavram etrafında şekillenmiştir. Bunlardan biri “hayat boyu öğrenme” diğeri ise “okuryazarlık”tır. Bu sebeple, fen ve matematik ve okuma becerileri soruları, bu iki kavramını yansıması olacak şekilde “günlük hayat” ve “gerçek yaşam”la bağlantı kurularak sorulmuştur. Bu konu, PISA sınav sonuçlarının açıklandığı Ulusal Ön Rapor’da da ele alınmış ve “okuma becerileri” ile kastedilenin “okuma becerileri okuryazarlığı” olduğu özellikle belirtilmiştir1. Ayrıca bu raporda “okuryazarlık” terimi, “bilgiyi anlamaya ve iletmeye yarayan araç” olarak tanımlanmıştır. Okuma becerileri okuryazarlığı’nın ise “okumanın etkin bir şekilde belirli bir amaca ve göreve yönelik kullanılması” olduğu belirtilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar, bilinen “okuma becerileri” ile “okuma becerileri okuryazarlığı” terimlerinin karışmasını önlemek maksadıyla yapılmıştır. Ancak, “okuma becerileri okuryazarlığı” üst kavramdır ve içinde, bilinen “okuma becerileri” de vardır. PISA Raporu’nda bu durum sınav soruları hakkında bilgi verilirken açıklanmış ve “bir metni 1050 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org basit olarak çözümledikten sonra, sözcük bilgisi, dilbilgisi ile konuları bilme; dilbilimsel ve metinsel yapı özelliklerini çözme, yaşadığımız dünya hakkında bilgi sahibi olma da sınavın kapsamı içindedir” denilmiştir. Öğrencilerin olgu, olay ve nesneleri okuma becerilerini kullanarak nasıl çözümlediği, nasıl akıl yürüttüğü ve ne türden iletişimler kurarak problemleri çözümlediği okuma becerileri soruları ile ölçülmeye çalışılırken, üç kategori belirlenmiştir (Brozo, Shiel ve Topping, 2007): Bilgiye ulaşma ve bilgiyi hatırlama (Access-retrieve), • Bilgileri bir araya getirme ve yorumlama (Intergrate-interpret), • Kendi düşüncelerini yansıtma ve değerlendirme (Reflect-evaluate). Bu üç sınıflamaya ilave olarak, dördüncüsü karmaşık (complex) kategori olarak adlandırılmıştır. Sınav soruları bu sınıflamalar dâhilinde hazırlanmış ve ölçütler bu sınıflandırmalara bağlı olarak kendi içinde yeterlik düzeylerine ayrılmıştır. İlave olarak, yeterlik düzeyleri tanımlanmış ve her birinin nasıl bir okuma becerisine karşılık geldiği açıklanmıştır. Kolaydan zora doğru 1a, 1b, 2, 3, 4, 5, 6 düzeylerinde hazırlanan PISA sınavı sorularında, öğrencilerin; • Metindeki teorik bilgileri gündelik hayata ne derece aktardığına, • Ne kadar yaratıcı düşündüklerine, • Okuduklarını anlama-yorumlama-değerlendirme seviyelerine, • Problem çözme becerilerine ve • Karar verme süreçlerini kullanma becerine bakılmıştır (Savran, 2004). Yedi farklı düzeyde ve yukarıdaki özellikleri taşıyan sorularla “öğrencilerin metni okurken açıkça ifade edilmiş bir bilgiyi bulma, metinde birbirine yakın bilgiler arasında basit ilişkiler kurma, metnin ana fikrini bulma, yazarın metni yazma amacını anlama, günlük hayatla ilişkiler kurma, çıkarımlar yapma, metin dışı bilgilerle metindeki bilgileri karşılaştırma, kelimelerin anlamlarını yorumlama, hipotezler kurma, sınıflandırmalar yapma, farklı dil kullanımlarını yorumlama, eleştirel değerlendirmeler yapma, açıkça ifade edilmemiş kavramlarla baş edebilme” gibi farklı seviyedeki bilgi ve becerileri ölçülmeye çalışılmıştır1. Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı, 2009 yılında uygulanan ilköğretim 2. kademe Seviye Belirleme Sınavı (SBS), PISA sınavından yapılış amacı ve uygulanışı itibarı ile oldukça farklıdır. Ulusal ölçekte yapılan sınav, derecelendirmeden çok yerleştirme dolayısıyla eleme kaygısı taşımaktadır. Sınavın amacı, bir üst kuruma devam etmek isteyen öğrencileri aldıkları puanlara göre okullara yerleştirmektir. Bu çalışma PISA ve SBS sınavlarının karşılaştırılması değildir. Sadece, yapılış amacı ve nitelikleri birbirinden farklı iki sınavın sorularına odaklanılılarak geliştirilen ölçme araçlarına göre bir nitelik çözümlemesi yapılmıştır. PISA sorularındaki metinlerin özellikleri; sınıflandırmalar ve beceri düzeyleri esas alınarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı SBS sorularının özellikleri çözümlenmeye çalışılmıştır. SBS sınavının niteliğine dikkat çekmek amacıyla yapılan bu çalışmada kullanılan ölçme araçları, Raporda, soruların nasıl oluşturulduğunu açıklayan bilgilerden hareketle hazırlanmıştır. Ulusal Ön Böyle bir çalışmanın amacı, PISA sınavı ile aynı yaş grubundan yüz binlerce öğrencinin katıldığı ve her yıl yapılan SBS sınavının ülkenin eğitim durumu hakkında da bilgi verecek nitelikte düzenlenmesi gerektiğine dikkat çekmektir. Bilindiği gibi Milli Eğitim Bakanlığı’nın EARGED birimi üç yılda bir yaptığı “Öğrenci Başarılarının Belirlenmesi Sınavı” (ÖBBS) ile ülkemizin eğitim durumu ölçülmekte ve değerlendirmektedir. Bu sınav yanında, SBS sınavı ile de gerekli düzenlemeler yapıldığında ülkenin eğitim durumunu ortaya koyan veriler elde edilebileceği, PISA gibi uluslar arası bir sınava öğrencileri hazırlamakta ön adım olabileceği düşünülmüştür. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1051 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Ayrıca, SBS sınavında böyle bir düzenleme yapıldığında, eğitim ve öğretimin niteliğini aşağıdaki hususlarda değiştirebileceği varsayımından hareket edilmiştir: İlköğretim okullarında eğitim, Avrupa Birliği ülkelerinde eğitimin ana teması olan “Hayat Boyu Öğrenme“ ve bunun okullardaki uygulaması olan okuryazarlık kavramı etrafında şekillenecektir. • Öğretmenler fen, matematik ve Türkçe derslerini, aynı zamanda PISA sınavının da teması olan hayat boyu öğrenme yaklaşımına göre işleyecek ve okuryazarlık kavramlarını dikkate alan uygulamalar yapacaktır. • SBS sınavına hazırlanan öğrenciler, aynı zamanda PISA sınavına hazırlık yapmış olacaktır. Böylece, öğrencilerimiz üç yılda bir yapılan bu sınava Avrupa ülkelerinede olduğu gibi hazırlıklı girecektir. Sınava hazırlıklı girildiği için ülkemizin PISA sınavlarındaki başarısı artacak, eğitimdeki sırası yukarılara taşınacaktır. YÖNTEM Araştırmanın Modeli Bu çalışma, Türkiye’de ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerine yapılan Ortaöğretime Geçiş Sistemi Seviye Belirleme Sınavı (SBS) 2009 Türkçe alanı sorularının, PISA değerlendirme kriterlerine göre analizlerinin yapıldığı tarama modelinde betimsel olarak düzenlenmiştir. Karasar (2005)’a göre, tarama modelleri, geçmişte ya da hala var olan bir durumu var olduğu şekliyle betimlemeyi amaçlayan araştırma yaklaşımlarıdır. Araştırmaya konu olan olay, birey ya da nesne, kendi koşulları içinde ve olduğu gibi tanımlanmaya çalışılır. Araştırmada nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde “doküman inceleme” yöntemi kullanılmıştır. Doküman incelenmesi, araştırılması hedeflenen olgu veya olgular hakkında bilgi içeren yazılı materyallerin analizini kapsar. Dokümanlar diğer araştırma yöntemleriyle kullanılabileceği gibi tek başlarına bir çalışmanın tüm veri setini oluşturabilirler (Yıldırım ve Şimşek,1999). Bu çalışmada, 2009 SBS’de sorulan toplam on beş Türkçe alan sorusu doküman olarak kullanılmış geliştirilen inceleme araçları ve uzman görüşleri doğrultusunda çözümlenmiştir. Veri Toplama Aracı Araştırma sürecinde öncelikle ilköğretim sekizinci sınıfı sonunda tüm Türkiye çapında yapılan SBS 2009 sınavında yer alan Türkçe soruları, ilgili literatür taranarak ve ilköğretimde ürezine çalışmalar yapmış üç uzmanın görüşüne başvurularak hazırlanan “Soru Kontrol Listesi” ile incelenmiştir. “Soru Kontrol Listesi” üç formdan oluşmaktadır: • “Soru Kontrol Listesi 1”, incelenen soruda yer alan metnin ne tür bir metin olduğunu, • “Soru Kontrol Listesi 2”, incelenen soruda yer alan metne öğrencinin nasıl yaklaşacağını ve soru düzeylerini, • “Soru Kontrol Listesi 3”, incelenen sorunun düzeyini belirlemek için oluşturulan ipuçlarını PISA sınavı kriterlerine göre belirlemek için geliştirilmiştir. İnceleme için kullanılan üç “Soru Kontrol Listesi” şu şekilde oluşturulmuştur: Öncelikle her üç araştırmacı tarafından PISA 2000, 2003, 2006 ve 2009 raporları incelenmiştir. Özellikle PISA 2009 sınavı “okuma becerileri” ağırlıklı olduğundan üzerine yoğunlaşılmıştır. 2009 yılı sınav raporu ve bu alan örnek sınav soruları, düzeyler ve düzeyleri belirleyici ipuçları her üç araştırmacı tarafından ayrı ayrı incelenmiştir. Bu inceleme sırasında, rapordaki okuma beceri düzeylerinin neye göre belirlendiğini ve soruların hangi kategorilerde ne tür becerileri ölçmek için oluşturulduğunu açıklayan bölümler üzerinde dikkatle durulmuştur. Verilerin Analizi Verilerin analizi için öncelikle tüm SBS Türkçe alanı soruları tek tek bakılarak örnekleme alınacak soruların PISA kriterlerine göre incelenebilecek özellikte olanları belirlenmiştir. Üç uzman birlikte çalışarak SBS’deki her bir soru ile ilgili “Soru Kontrol Listesi” üzerinde işaretlemelerini yapmış daha sonra farklı çıkan değerlendirmeler, 1052 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org soru hazırlama kriterleri dikkate alınarak yeniden kontrol edilmiş, değerlendirme ipuçları kullanılarak ve farklılıklar üzerinde tartışma açılmış, böyle bir çalışma sonrasında ortak bir kanaate varılarak işaretlemeler yapılmıştır. Sorular tek tek ele alınarak önce “Soru Kontrol Listesi 1”’e göre incelenmiş sonra “Soru Kontrol Listesi 2”ye göre sınıflandırılmış ve her bir soru için frekans (f) ve yüzde (%) değerleri bulunmuştur. “Soru Kontrol Listesi 3”te ise soru düzeyleri ait ipuçları gösterilmiştir. Böylece, Türkiye’de yapılan SBS 2009 sınavı Türkçe alanı sorularının PISA değerlendirme kriterlerine göre çözümlemeleri yapılmış ve yorumlanmıştır. BULGULAR Bu çalışmanın bulguları aşağıda yer verilmiştir. Tablo 1’de, SBS 2009 Türkçe sorularının metni türlerine göre dağılımı verilmiştir. Tablo 2’de SBS 2009 Türkçe sorularının okuyucunun metne yaklaşımına göre dağılımı gösterilmiştir. Tablo 3’te SBS 2009 Türkçe sorularının düzeylerini belirlemede kullanılan ipuçlarına yer verilmiştir. Tablo 1. SBS 2009 Türkçe Sorularının Metin Türlerine Göre Dağılımı Soru Kontrol Listesi 1 Metin Türleri f % Kişisel 11 73,33 Kamusal 2 13,33 Eğitimsel 2 13,33 Mesleki - - Tablo 1 incelendiğinde SBS 2009’da sorulan soruların en çok kişisel metinler olduğu görülmektedir (7-8-11-1213-14-15-16-17-18-23. sorular), kamusal (5-19. sorular) ve eğitimsel (2-10. sorular) metin türü ise sadece iki soru ile sınırlı kalmıştır. Mesleki türde soru bulunamamıştır. Tablo 2. SBS 2009 Türkçe Sorularının Okuyucunun Metne Yaklaşımına Göre Dağılımı Soru Kontrol Listesi 2 Düzeyler Bilgiye ulaşma ve bilgiyi hatırlama Bilgiyi bir araya getirme ve yorumlama Kendi düşüncelerini yansıtma ve metni değerlendirme f % f % f % 1a 1 25 - - - 1b - - - - - 2 1 25 3 30 1 100 3 1 25 6 60 - - 4 1 25 1 10 - - 5 - - - - - - 6 - - - - - - Tablo 2 incelendiğinde SBS 2009’da sorulan soruların en çok “bilgiyi bir araya getirme ve yorumlama” metinleri (2-10-14. sorular 2. düzey, 5-7-8-11-17-18. sorular 3. düzey, 19. soru 4. düzey) olduğu görülmektedir. Tabloda da görüldüğü gibi SBS’de 1b ve 5. 6. düzeylerde sorulmuş hiç soru bulunmamaktadır. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1053 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 3. SBS 2009 Türkçe Sorularının Düzeylerini Belirlemede Kullanılan İpuçları Soru Kontrol Listesi 3 SBS Soruları Bilgiye ulaşma ve bilgiyi hatırlama ipucu Bilgiyi bir araya getirme ve yorumlama ipucu 2 Parça-bütün ilişkisi 5 İlişki kurma 7 Neden-sonuç ilişkisi 8 Benzerlik kurma 10 Neden-sonuç ilişkisi 11 Parça-bütün ilişkisi 12 Bilgiyi bulma Metinde neyin söylendiğini keşfetme 13 Farklı parçalar arasında ilişki kurma 14 15 Metni içselleştirme için belli bir işlemden geçirme 16 Metne dair anlayış geliştirme 17 Farklı parçalar arasında ilişki kurma 18 Farklı parçalar arasında ilişki kurma 19 Neden-sonuç ilişkisi 23 Kendi düşüncelerini yansıtma ve metni değerlendirme ipucu Olmayan bilgiyi ortaya çıkarma Tablo 3 incelendiğinde SBS 2009 sınavının Türkçe bölümündeki 10 soru bilgiyi bir araya getirme ve yorumlama boyutunda verilebilecek ipuçları arasında yer alan neden-sonuç ilişkisi kurma (7, 10 ve 19. sorular), parça-bütün ilişkisi oluşturma (2. ve 11. sorular), farklı parçalar arasında ilişki kurma (14, 17 ve 18. sorular), ilişki kurma (5. soru) ve benzerlik kurmaktır (10. soru). SBS 2009 sınavının Türkçe bölümündeki 4 soru bilgiye ulaşma ve bilgiyi hatırlama boyutunda sıralanabilecek ipuçlarından olan bilgiyi bulma (12. soru), metni içselleştirme için belli bir işlemden geçirme (15. soru), metne dair anlayış geliştirme (16. soru) ve olmayan bilgiyi ortaya çıkarmaktır (23. soru). Kendi düşüncelerini yansıtma ve metni değerlendirme boyutunda gösterilebilecek ipuçları arasında yer alan metinde neyin söylendiğini keşfetmektir (13. soru). SONUÇ, TARTIŞMA VE ÖNERİLER Bu çalışmanın sonuçları aşağıda yer almaktadır: • SBS 2009 soruları PISA kriterlerinde belirtilen metin türleri açısından sınıflandırıldığında metinlerin 11’i kişisel metin türünde gruplanırken ancak 4 soru kamusal ve eğitimsel soru türüne dâhildir. Mesleki soru türüne ait hiçbir soruya yer verilmemiştir. • SBS 2009 soruları PISA kriterlerinde açıklanan okuyucunun metne yaklaşımları açısından ele alındığında 10 sorunun bilgiyi bir araya getirme ve yorumlama boyutunda yer aldığı görülmüştür. Bilgiye ulaşma ve bilgiyi hatırlama boyutunda ise farklı düzeylerde 4 soru, kendi düşüncelerini yansıtma ve metni değerlendirme boyutunda sadece 1 soru hazırlanmıştır. 1054 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org • SBS 2009 soruları PISA kriterlerinde bahsedilen okuma beceri düzeyleri açısından sınıflandırıldığında 12 soru, 2 ve 3. düzeyler arasındadır. • SBS 2009 soruları PISA kriterlerinde ifade edilen okuma beceri düzeyleri açısından incelendiğinde metinlerin hiç biri 5 ve 6. düzeyleri sorgulamamaktadır. • Cromley (2009) tarafından yazılmış olan makalede PISA 2000, 2003 ve 2006 sınavlarının okuma becerileri ve fen okuryazarlığı skorları katılımcı ülkeler bazında değerlendirilip karşılaştırarak bu iki alan arasındaki korelasyonlar belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonucunda okuma becerisinin yüksek olmasının çoğu öğrencide fen okuryazarlığının da başarı düzeyini arttırdığı gözlemlenmiştir. Aydın, Erdağ ve Taş (2011) tarafından hazırlanmış olan çalışmada ise PISA 2003 ve 2006 verilerine göre en başarılı beş ülke (Finlandiya, Kore, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda) ve Türkiye’de elde edilmiş olan okuma okuryazarlığı becerileri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Türk öğrenciler PISA 2003 ve PISA 2006 okuma alanında oldukça düşük başarı göstermişlerdir. OECD ülkelerinin puan ortalamalarına göre öğrencilerin 3. düzeyde yer alan soruları cevaplayabildikleri görülmüştür. En başarılı beş ülkeden bu sınavlara katılmış olan 15 yaş grubu öğrencilerinin genellikle okuma becerileri alanında 3. düzeyde bulunduğu belirlenmiştir. Bilindiği gibi Türkiye’nin okuma becerilerinde PISA’daki durumunu 2. düzeydedir. Bu durumu düzeltmenin yolu öğrencileri PISA’ya hazırlıklı hale getirmek ve ilköğretim birinci kademeden başlayarak ortaöğretimi de gözden geçirerek yeni düzenlemeler yapmaktır. Bu durum girişte de belirtildiği gibi PISA sınavlarının yapılma amacıdır. Türkiye için böyle bir düzenlemede ilk hareket noktası SBS sorularının PISA kriterlerine uygun olarak hazırlanması olabilir. Bu aynı zamanda Avrupa Birliği’ndeki eğitime entegre olmak, eğitimde dünya standartlarını yakalamak ve uluslararası ölçme ve değerlendirme sınavına hazırlanmak için de önemlidir. Her iki sınavla ilgili karşılaştırma yapan bir çalışma da Yılmazer’in (2010) makalesidir. Araştırmacı, her iki sınavı “fırsat eşitliği” bağlamında ele almış SBS 2003, 2006, 2009, PISA 2003 ve 2006 sonuçları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş ve bu sonuçlar karşılaştırılırken cinsiyet, bölge ve PISA sınavının alt alanlarından elde edilmiş olan skorların bu iki sınavın sonuçlarında farklılığa neden olup olmadığını irdelemiştir. Özcan ve Açık (2011) tarafından hazırlanmış olan makalede SBS sorularıyla ilköğretim ikinci kademede Türkçe ders kitaplarındaki etkinlikler ve sorular Bloom’ un bilişsel taksonomisine göre incelenmiştir. Türkçe ders kitapları ve SBS sorularının karşılaştırmalı incelendiği bu çalışmada, Türkçe ders kitaplarının öğrencileri SBS’ye hazırlanma yönüyle yeterli olduğu SBS soruları ve Türkçe ders kitaplarındaki soruların bilişsel basamaklar dikkate alınarak hazırlanmış olduğu görülmüştür. Yukarıdaki her iki çalışma SBS soruları ile ilgili olsa da bu çalışmdan farklı amaçlarla hazırlanmış ve farklı sonuçlara ulaşılmıştır. Türk alan yazın incelendiğinde PISA sınavını genel olarak değerlendiren pek çok çalışmanın olduğu görülmüştür. PISA’da ele alınan alanlara odaklanmış konulara yönelik çalışmaların sayıca sınırlıdur. SBS soruların PISA kriterlerine göre incelenmesini konu alan bu çalışma sadece Savran’ın 2004 yılında yaptığı çalışma benzerlik arzetmektedir. Savran (2004) PISA 2003 sınavındaki matematik, fen ve okuma alanlarından üç soru örneğini incelemiştir. Yaptığı çalışma sonucu ortaya çıkan sonuç söyledir: PISA tarzı soru konsepti, ülkemizde “ezberci” olarak tanımlanan sisteme göre yetiştirilen Türk öğrenci profiliyle örtüşmemektedir. Yukarıda bulgular, sonuçlar ve tartışmalar ışığında Milli Eğitim Bakanlığı’nın SBS sorularını hazırlayan birimine ve ilgili kişilerine önerilerimiz aşağıdadır: • PISA’da olduğu gibi SBS’de de Türkçe sorularının genel özelliği, öğrencilerin bilgi ve becerilerini gerçek yaşama aktarma potansiyelini ölçmeye odaklanmalıdır. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1055 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org • SBS’de metinler seçilirken gerçek yaşamdan alınmış kullanımlık metinlere daha fazla yer verilmelidir (Gazete yazıları, bilimsel yazılar, kullanım kılavuzları vb. gibi). • Soruların aşağıdaki özelliklere göre hazırlanması, öğrencileri OECD standartlarına yakınlaştıracaktır: o Bilgiyi yorumlayıp kullanabilme, o Açık uçlu sorularla fikirlerini belirtebilme, o Akıl yürütme becerilerini kullanabilme, o Bilgi ve becerilerini gerçek yaşama aktarabilme, o Eleştirel ve yaratıcı düşünebilme. • Sorular hazırlanırken kullanılacak metinler ve bu metinlere bağlı olarak öğrencilerin gerçekleştirebilmesi gereken beceriler; metinde verilen çeşitli bilgiler arasında karşılaştırmalar ve kıyaslamalar yapma, metinde açıkça verilmeyen bilgilerin anlamını keşfedebilme, metinlerde verilenle öğrencinin kendi yaşam deneyimleri arasında ilişki kurmayı sağlayacak şekilde olmalıdır. • SBS’de PISA’da olduğu gibi kişisel metinler yanında kamusal, eğitimsel ve mesleki metinlere daha çok yer verilmelidir. • SBS’de incelenen sorular okuyucunun metne yaklaşımı açısından çoğunlukla “bilgiyi bir araya getirme ve yorumlama” türündedir. Oysa PISA’da olduğu gibi “bilgiye ulaşma ve bilgiyi hatırlama” ve “kendi düşüncelerini yansıtma ve metni değerlendirme” türleri de dikkate alınarak sorular uygun bir dağılım göstermelidir. • SBS soruları hazırlanırken okuyucunun genel metne yaklaşım düzeylerinde PISA da olduğu gibi kolaydan zora bir aşamalılık esas olmalı, özellikle de 5 ve 6. düzeylerde hazırlanmış sorulara da yer verilmelidir. KAYNAKLAR Akyol, H. (2008). Türkçe Öğretim Yöntemleri. Ankara: Kök Yayıncılık. Aydın, A. Erdağ, ve Taş, N. (2011). A Comparative Evaluation of Pisa 2003–2006 Results in Reading Literacy Skills: An Example of Top-Five OECD Countries and Turkey. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri Dergisi, 11 (2), 665673. Brozo,W. G. Shiel, G. ve Topping, K. (2007). Engagement İn Reading: Lessons Learned From Three PISA Countries. International Reading Association ( 304-315) Doi:10.1598/JAAL.51.4.2. Cromley, J. G. (2009). Reading Achievement And Science Proficiency: International Comparisons From The Programme On International Student Assessment. Reading Psychology, 30: 89–118. Karasar, N. (2005). Bilimsel Araştırma Yöntemi (18. Baskı). Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Özcan, S. ve Açık, F. (2011). SBS Türkçe Sorularıyla Türkçe Ders Kitaplarındaki Soruların Örtüşme Düzeyi. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Kış 2011, cilt: 4, sayı: 16, 355-370. Sarıer, Y. (2010). Ortaöğretime Giriş Sınavları (OKS-SBS) ve PISA Sonuçları Işığında Eğitimde Fırsat Eşitliğinin Değerlendirilmesi. Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 11, Sayı 3, Aralık 2010, Sayfa 107-129. Savran, Z. (2004). PISA-Projesinin Türk Eğitim Sistemi Açısından Değerlendirilmesi. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, Güz 2004, cilt 2, sayı 4. Yıldırım, A. ve Simsek, H. (1999). Sosyal bilimlerde nitel araştırma yöntemleri. Ankara: Seçkin Yayınevi. (1) PISA 2009 Ulusal Ön Rapor http://earged.meb.gov.tr/dosyalar/pisa/pisa2009rapor.pdf internet sitesinden 08.09.2011 tarihinde indirilmiştir. (2) Résultats du PISA 2009: Savoirs et Savoir-faire des Elèves Performance des Élèves en Comp-réhension de L’Ecrit, en Mathématiques et en Sciences Volume I http: http://browse.oecdbookshop.org/oecd/pdfs/free/9810072e.pdf internet sitesinden 19.02.2012 tarihinde indirilmiştir. (3) Sekizinci sınıf 2009 SBS sonuçlarını öğrenme 2009 yılı 8. sınıflar SBS test ortalama ve standart sapmaları, http://www. cebirsel.com/sbs-hakkinda-/2009-sbs-sonuclari-11.html internet sitesinden 28.01.2012 tarihinde indirilmiştir. 1056 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org FACTORS AFFECTING TRANSFER OF LEARNING THROUGH THE FARMERS FIELD SCHOOL PROJECT IN FARS PROVINCE IRAN Faezeh Sadat Mirniam* Gholamreza Pezeshki Raad** Abstract Education and human resource development are expensive investments; one of the main considerations supervisors is to ensure that investment in education has maximum feedback. Unfortunately, scales that demonstrate the transfer of learned skills in to work are very limited. To improve transfer of learning system, it is important to recognize all factors affecting transfer of learning and then try to omit negative factors. This research which aimed to investigate factors affecting transfer learning in FFS projects in Fars province was intentionally practical and was a descriptive-correlation research. Population of research were farmers attending in FFS courses in 2008-2009, (N=235). According to the results, performance self efficacy was identified as the most important factor in transfer of learning. Type of educational course according to subject; create the greatest number of differences among variables tested. Key words: transfer of learning, farmer, farmer field school * Graduated Student Agricultural Extension-Education in Trabiat Modares University, Tehran, Iran. Email: [email protected] ** Assoc. Prof. in Tarbiat Modares University, Tehran, Iran Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1057 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Introduction: Now a day we accept that an organization, will success in competition only through human (pfeffers, 1994). It means that the most critical point is their human skills and performances. Believing that training will improve employee’s performance that lead to enhance the firm’s productivity, many organizations invest much money on training. It is clear that if knowledge, skills, behavior and attitudes acquired through training but do not generalized to the job setting and are not maintained over time, this kind of training has no value (kozlowski and salas, 1997). otherwise, if training cannot be translated in to performance, it is not useful. Kirkpatrick (1994) states that to evaluate training effectiveness, transfer of learning is the key criterion. The extent to which trainees apply the knowledge, skills, behaviors and attitude gained in training to their job is the definition of transfer of learning (wexly and latham, 1991). The most critical outcome of HRD is transfer of learning which is complex and contains multiple factors and influences (Baldwin and Ford, 1988; ford and weisbein 1997; Holton, Bates and leimbach, 1997; Holton, Bates and Rouna, 2000; Holton, Bates, Rouna and leimbach, 1998; Neo, 1986; Rouiller and Goldstein, 1993). Tannenbaum and Yukl(1992) recommended that it is important to defined and correctly measure factors affecting transfer of learning to help HRD to change the question of whether training works, to why training works. Having no control on the transfer system influence, yield a considerable variation in evaluation results that lead to inaccurate conclusion about the intervention outcomes (Holton, 1996). The learning transfer system inventory(LTSI)which is a transfer -of- learning scale is develop by Holton, Bates and Rouna(2000). According to Holton’s conceptual evaluation model (Holton, 1996) the construct of the LTSI were establish and by use of factor analysis, previous research validated (Holton, Bates, Seyler and Carvalho, 1997). In that research sixteen effective factors on transfer of learning were identified. Now a day the LTSI has been used as a diagnostic tool and at the end of each training course, participants complete it and to assess the quality of the transfer climate and determine where should we made some change, result are used (Holton, Bates and Rouna, 2000). On the order side today by increasing the importance of innovation in development process and agricultural technology transfer, institutional agriculture research, education and extension agents try to make a flexible framework for more participation of their audience. On the other hands Farmer field school (FFS) is a typical example of participatory extension method. The Farmer Field School extension method was introduced in Central Java in Indonesia in 1989, under the assistance provided by Food and Agriculture Organization (FAO) of the United Nations to Indonesia Pest Management (IPM) program on rice (Matata, et al. 2001). FFS was based on adult learning principles such as experimental learning which are participatory method of learning, technology development and dissemination. Madukwe states that FFS is a school without walls. Every week groups of 20-25 farmers meet each other in their own environment in an informal setting. In this way farmers easily conduct their own research diagnose and test their problems and the finally find solution for their problems. In FFS programs it is recommended to share costs between farmers to ensure sustainability and to enhance the sense of ownership (Pontius et al., 2000; Gallagher, 2003; Ngin Chhay, 2002). Problem Statement: The main problem is that there are many expectations from FFS approach as an effective, participatory and pragmatic approach. Also much time and budgets are spent in agricultural sector to implement this approach. Thence education and HRD is an expensive investment and on the other side Fars province in Iran, according to its agricultural immensity and diversity of products, has an important role in supplying and producing agricultural product and nutritional safety of country. Having Great portion of national gross production and with%9.8 of added value in agricultural sector got the first place in this sector over the country (Park capital of Fars Province, 2009).This research by the aim of studying factors affecting learning transfer through FFS project tries to identify effective factors. Considering previous research show that there is no adequate understanding of effective factors on learning transfer through FFS approach. Purposes and Research Questions: The aim of this research is study of factors affecting transfer of learning through farmer field school project in Fars province farmers. These are the study’s research questions: 1058 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org 1- What are personal, social, economic and extensional characteristics of Fars province farmers participated FFS educational courses? 2- In FFS method, which factors affect transfer of learning in Fars province farmers? 3- In transfer of learning system, which factors have significant relation with personal, social, economic and extensional characteristics of farmers? Method: the survey technique was used in this study. Population: in this study population includes all farmers attending educational course in FFS method through 2008-2009 in Fars province. This educational project was performed in 11 city in Fars province through that year (N=235). Samples: sampling was done to decrees time and financial costs. Sample volume was extract from Kerjice and Morgan (1970) sampling table. Sampling method was proportional allocation which is considered according to the subject of educational course (type of product). According to number of attendance in each city sample were chose accidentally and information was gathered from 131 participators. Instrument: questionnaire and interview were instruments, used to gather field information. The questionnaire composed of fallowing parts: Introduction: beside introducing subject of research and importance of doing the research, audience was asked to answer the questions and they are ensured that their answer will kept secret by the researcher, Questions: were divided in to two main parts. One part includes farmer’s demography data and the other part includes effective factors on learning transfer and they are all as fallows (table1): Table 1. Number of items of each part of questionnaire # of items Factor # of items Factor 7 Supervisor support 4 Performance self-efficacy 4 Peer support 3 Learner readiness 5 Feedback or performance coaching 5 Motivation to transfer Learning 6 Resistance or openness to change 7 Transfer effort performance expectations 4 Content validity 5 Performance-outcome Expectations 3 Transfer design 3 Personal outcomes- Negative 3 Personal capacity for transfer 3 Personal outcomes-Positive 4 Opportunity to use learning 4 Supervisor sanctions Likert scale that embraces a spectrum 1: completely disagree, 2: disagree, 3: so so, 4: agree, 5: completely agree was used to assess effective factors on learning transfer. Instrument validity was confirmed by some of academics and agricultural extension and education experts. Pilot test was done to assess reliability of questionnaire. Then data were input the computer and by use of SPSS18 by doing Cronbach alpha test, questionnaire reliability was got from 0.71- 0.97. Data collection: questionnaire and interview was used in field sector to access to the information. By going to the villages and finding people attended FFS course, the questionnaires were completed. Data analysis: in this study we use some tools such as frequency, percentage and standard deviation in descriptive statistic sector and mean comparison tests in deductive statistics sector. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1059 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Finding: Demographic data: according to research finding, people were between 19 and 83 years old with average of 48 years old (SD= 13.26). Years of work experience was between 5 and 63 years with average of 30 years of work experience (SD= 13.15). Frequency distribution of farmers in this research on the base of schooling status shows that %14.1 were illiterate, %27.8 finish elementary school, %26.7 finish guidance school, %29.3 finish high school and %5.6 had academic degrees(table 2). Economic data: to assess the role of farmers accessibility to productive inputs and financial facilities, four items with five answer Likert spectrum (1: no, 2: low, 3: medium, 4: high, 5: very high) were proposed and according to this scoring, minimum score was 4 (4*1=4) and maximum was 20(4*5=20). So therefore amount of responded access to budget and agricultural production inputs was at low to medium level with average of 8.54(SD= 2.32). Since FFS course were performed around 5 topic related to dominant cultivation in each region, maximum frequency of participant number was related to Wheat educational course (%58.8), and minimum was related to Fig educational course (%6.9). Also income resources of %79.4 of people were only farming and %20.6 of people besides farming had other income recourses (table 2). Socio- Cultural data: according to table 2 to assess the amount of farmer’s local resource and multimedia usage in agricultural field, nine items with five answer Likert spectrum (1: no, 2: low, 3: medium, 4: high, 5: very high) were proposed. According to this scoring minimum and maximum scores were 9 and 20 respectively. Frequency distribution of farmers according to information resource usage classification showed that amount of information resources usage by farmers was at high level with average of 26.54(SD= 6.21). To assess social participation, four items proposed and according to Likert spectrum scoring, minimum and maximum score were 4 and 20 respectively. Farmers social participation was at medium to high level with average of 12.36, (DS= 3.82). Extensional data: according to table 2, Farmer’s extensional contacts and activities were proposed with four items that according to five answers Likert spectrum scoring, minimum and maximum scores were 4 and 20 respectively. Farmer extensional contacts was at medium level with average of 9.22(SD= 3.14). Table 2. Participation personal, social, economic and extensional characteristics ranking SD M 1.17 0.87 0.95 1.05 1.29 1.14 1.10 1.21 1.07 3.44 3.37 3.32 3.29 3.19 3.09 2.91 2.75 1.93 Information resources Television farming programs Local farmers Progressive farmers Local leader comments Radio farming programs Local council comments Private sector(agricultural tools and input sellers) Research stations Extension magazines and book Max = 42 SD M 0.93 1.33 1.31 1.37 3.80 3.03 2.95 2.91 SD= 6.21 Social participation Cooperation and participation in ongoing programs Rural production cooperation Rural council Rural cooperative company Max = 20 1060 Min = 10 Min = 4 SD=3.82 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey Ranking 1 2 3 4 5 6 7 8 9 M=26.54 Ranking 1 2 3 4 M=12.36 ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey SD M 1.01 3.03 1.05 0.86 0.81 2.75 1.88 1.60 Extensional contacts SD M 2.48 2.33 1.89 1.85 Ranking Meeting extension agents in farming extension and service center Meting extension agents in farmers field Extensional videos usage Extensional magazine usage Max = 17 0.97 0.79 0.90 0.86 ww.iconte.org Min =4 SD=3.14 Access to budget and production inputs 1 2 3 4 M=9.22 Ranking Agricultural instruments Fertilizer Credit pesticide Max = 17 Min =4 1 2 3 4 SD=2.32 M=8.54 Ranking of effective factors on farmers learning transfer: data analysis related to ranking of effective factors on learning transfer on the base of survey from farmers after participating FFS course shows that performance self efficacy with average of 4.21, (SD= 0.53) and motivation to transfer with average of 4.10,(SD= 0.53) got first and second places respectively and supervisor sanctions with average of 1.58, (SD= 0.79) got the last place among effective factors on learning transfer(table 3). Means comparison: To assess dependant variable means with distance scale, t- test was used for two independent group (second job), and Kruskal- wallis was used for more than two independent group (educational status and product type). Table 3. Ranking of effecting factors SD M F Affecting factor Ranking 0.53 4.21 131 Performance self-efficacy 1 0.53 4.10 131 Motivation to transfer Learning 2 0.66 4.10 131 Performance-outcome Expectations 3 0.65 4.09 131 Transfer effort performance expectations 4 0.57 4.06 131 Peer support 5 0.49 4.03 131 Resistance or openness to change 6 0.65 3.97 131 Personal capacity for transfer 7 0.65 3.84 131 Content validity 8 0.62 3.79 127 Opportunity to use learning 9 0.80 3.74 131 Transfer design 10 0.64 3.61 130 Feedback or performance coaching 11 0.77 3.58 131 Learner readiness 12 0.70 3.55 131 Supervisor support 13 0.82 3.07 128 Personal outcomes-Positive 14 0.74 2.65 127 Personal outcomes- Negative 15 0.79 1.58 131 Supervisor sanctions 16 Scale:1:completly disagree, 2:disagree, 3:so so, 4:agree, 5:completely agree Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1061 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Means comparison according to income source: t- test result in table 4 shows that there is a significant difference at level 0.05 between transfer effort performance expectations, personal outcomes- positive, supervisor sanction, peer support and opportunity to use learning according to income source. In another word, people who their income is only based on farming, have transfer effort performance expectations with average of 28.93(sig= 0.04, t= -0.90), personal outcomes – positive with average of 9.30(sig= 0.01, t= -0.84), supervisor sanction with average of 6.55(sig= 0.01 , t= -1.92), peer support with average of 16.18(sig= 0.04 , t= -0.87), and opportunity to use learning with average of 15.13(sig= 0.02 , t= -0.27), that are more than those with other income resources besides farming .but ,there was no significant difference between other factors. Although difference between supervisor sanction in both groups that have farming incomes with or without any other secondary income resource, was more than other variables (d=0.85), and amount of these effects were at high level, on the base of Cohen rule. Mean comparisons according to type of educational courses: Kruskal-Wallis test results shows that on the base of type of educational course that farmers attend, there is a significant difference between ordinal means except supervisor sanction factor, so that performance self efficacy with ordinal average of 88.54(sig=0.009, χ2=13.60), learner readiness with ordinal average of 87.38(sig=0.000, χ2=30.81), motivation to transfer learning with ordinal average of 100.15(sig=0.000, χ2=25.74), transfer efforts performance expectations with ordinal average of 103.50(sig=0.000, χ2=27.85), performance outcomes expectations with ordinal average of 107.73(sig=0.000, χ2=25.47), supervisor support with ordinal average of 96.04(sig=0.000, χ2=26.45), peer support with ordinal average of 104.85(sig=0.001, χ2=19.42), resistance or openness to change with ordinal average of 101.42(sig=0.000, χ2=23.61), perceived content validity with ordinal average of 109.23(sig=0.000, χ2=26.46), personal capacity for transfer with ordinal average of 104.19(sig=0.000, χ2=25.54), and opportunity to use learning with ordinal average of 107.27(sig=0.000, χ2=27.73), for farmers attended tomato educational course that was more than farmers attended other educational courses. Also personal outcomes-negative with ordinal average of 80.53(sig=0.02, χ2=10.90), feedback or performance coaching with ordinal average of 93.42(sig=0.000, χ2=39.91), Table 4. t- test for comparing means of effective factors on transfer of learning on the base of secondary income source d sig t value SD M F Variables level 0.11 0.82 0.52 2.16 2.30 16.96 16.70 26 100 Yes No Performance self-efficacy 0.04 0.27 0.21 2.02 2.54 10.80 10.69 26 100 Yes No Learner readiness 0.10 0.64 0.49 2.86 2.78 20.69 20.39 26 100 Yes No Motivation to transfer Learning 0.18 0.04* -0.90 3.67 4.73 28.15 28.93 26 100 Yes No Transfer effort performance expectations 0.07 0.18 -0.30 3.01 3.53 20.30 20.54 26 100 Yes No Performance-outcome Expectations 0.16 0.11 -0.70 1.92 2.50 7.50 7.87 26 100 Yes No personal outcomes- Negative 0.15 0.01* -0.82 1.63 2.70 8.96 9.30 26 96 Yes No Personal outcomes-Positive 0.85 0.01* -1.92 2.02 3.43 5.53 6.55 26 97 Yes No Supervisor sanctions 0.20 0.09 -0.86 6.16 4.64 23.88 24.83 26 100 Yes No Supervisor support 1062 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey Variables ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org 0.21 0.04* -0.87 3.74 2.52 15.50 16.18 26 100 Yes No Peer support 0.23 0.23 -1.09 3.80 3.36 17.07 17.90 26 100 Yes No Feedback or performance coaching 0.10 0.88 -0.45 3.14 3.07 23.92 24.23 26 99 Yes No Resistance or openness to change 0.11 0.26 -0.53 2.94 2.52 15.15 15.46 26 99 Yes No Content validity 0.34 0.28 -0.16 2.85 2.29 11.15 11.24 26 99 Yes No Transfer design 0.15 0.23 0.79 2.52 1.81 12.15 11.81 26 99 Yes No Personal capacity for transfer 0.05 0.02* -0.27 3.75 3.38 14.93 15.13 25 97 Yes No Opportunity to use learning *:p≤0.05 and transfer design with ordinal average of 85.66(sig=0.000, χ2=27.71), for farmers attending canola educational course that is more than farmers attending other courses. Besides, personal outcomes-positive with ordinal average of 71.39(sig=0.02, χ2=24.57), for farmers attending wheat educational course is more than farmers attending other courses (table 6). There is no significance difference between ordinal averages of other factors according to type of educational course. Mean comparison according to educational statues: Kruskal-Wallis test results in table 5 shows that there is a significant difference between personal outcomes-negative and personal outcomes-positive ordinal average, according to educational statues .in other word, personal outcomes-negative with ordinal average of 68.50(sig=0.02, χ2=80.90), and personal outcomes-positive with ordinal average of 66.12(sig=0.01, χ2=13.04), in farmers with elementary educational statues is more than farmers with other educational statues. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1063 1064 3.68 5.87 1.80 3.74 7.84 10.90 6.29 13.04 3.02 4.50 9.34 4.28 3.31 7.06 2.5 4.99 0.45 0.20 0.77 0.44 0.09 0.02* 0.17 0.01* 0.55 0.34 0.53 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey 0.36 0.50 0.13 0.40 0.28 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 df 66.86 56.57 73.36 58.79 66.21 69.00 57.71 64.07 52.21 78.29 62.07 67.07 73.07 62.43 73.7 78.43 M 7 7 7 7 7 7 7 7 7 7 7 7 7 7 7 7 F 51.59 56.23 54.20 57.53 53.72 55.59 55.16 57.85 47.43 52.80 45.93 52.26 57.69 85.81 71.59 55.99 M 36 37 37 37 37 37 37 37 37 37 37 37 37 37 37 37 F High school 62.16 65.90 69.60 70.52 70.98 63.95 70.53 71.24 76.04 70.91 68.31 59.36 60.88 61.79 60.79 68.47 M 28 29 29 29 29 28 29 29 27 29 27 29 29 29 29 29 F Guidance 67.72 66.87 61.16 59.59 65.71 49.40 61.69 63.60 66/12 70/07 68.50 72.77 64.04 69.93 62.41 62.49 M 34 35 35 35 35 35 35 35 34 35 33 35 35 35 35 35 F Elementary 70.21 64.19 79.17 71.03 65.11 85.81 72.61 66.83 56.78 61.33 65.94 73.94 77.22 63.81 48.61 67.11 M F 18 18 18 18 18 18 18 18 18 18 18 18 18 18 18 18 Illiterate Opportunity to use learning Personal capacity for transfer Transfer design Content validity Resistance or openness to change Feedback or performance coaching Peer support Supervisor support Supervisor sanctions Personal outcomes-Positive Personal outcomes- Negative Performance-outcome Expectations Transfer effort performance expectations Motivation to transfer Learning Learner readiness Performance self-efficacy Dependant variable Independent variable 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey *:p≤0.05 Χ2 sig Academic Table 5. Kruskal-wallis test for comparing means of effective factors on transfer of learning on the base of participant’s educational statues 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications ww.iconte.org ISBN: 978-605-364-273-2 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey 30.81 25.74 27.85 25.47 10.90 24.57 3.93 26.45 19.42 39.91 23.61 26.46 27.71 25.54 27.73 0.000** 0.000** 0.000** 0.000** 0.02* 0.02* 0.41 0.000** 0. 001** 0.000** 0.000** 0.000** 0.000** 0.000** 0.000** **: p≤0.001 13.60 0.009** 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 4 df 55.83 65.11 68.44 61.11 48.83 60.78 76.94 58.94 77.33 67.83 68.72 57.56 47.44 42.78 59.78 48.28 M Fig 9 9 9 9 9 9 9 9 9 9 9 9 9 9 9 9 F 62.56 71.55 85.68 64.58 65 93.42 66.45 60.92 64.92 70.55 80.53 66.45 66.68 64.26 37.37 64.82 M F 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 Canola 107.27 104.19 84.12 109.23 101.42 86.77 104.85 96.04 49.27 59.83 39.42 107.73 103.50 100.15 87.28 88.54 M Tomato 13 13 13 13 13 13 13 13 13 12 12 13 13 13 13 13 F 30.35 31.46 20.69 34.42 33.04 11.71 49.27 23.15 66.46 17.88 52.27 35 28.81 31.69 33.08 40.62 M 10 13 13 13 13 12 13 13 13 13 11 13 13 13 13 13 F Pomegranate 62.36 64.12 65.45 64.95 67.88 63.95 60.88 70.24 67.69 71.39 64.89 65.6 67.95 69.17 75.74 68.84 M Wheat 77 77 77 77 77 77 77 77 77 75 76 77 77 77 77 77 F Opportunity to use learning Personal capacity for transfer Transfer design Content validity Resistance or openness to change Feedback or performance coaching Peer support Supervisor support Supervisor sanctions Personal outcomes-Positive Personal outcomes- Negative Performance-outcome Expectations Transfer effort performance expectations Motivation to transfer Learning Learner readiness Performance self-efficacy Dependant variable Independent variable 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey *:p≤0.05 Χ2 sig Table 6: kruskal-wallis test for comparing means of effective factors on transfer of learning on the base of participant’s educational courses 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications ww.iconte.org ISBN: 978-605-364-273-2 1065 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Results: Although Yamnill and McLean (2005) stated that perceived content validity is the most important factor affecting transfer of learning, but in this research , performance self efficacy with average of 4.21 got the first place in factors affecting transfer of learning. Data analysis shows that farmers with only farming income resource have more transfer effort performance expectations, personal outcomes-positive, supervisor sanction, peer support and opportunity to use learning than farmers with secondary income resources besides farming. Like Yamnill and McLean (2005) there was a significant difference between averages of learner readiness, personal outcomes-positive, supervisor support, perceived content validity, transfer design, opportunity to use learning, transfer effort performance expectations and performance outcomes expectations related to educational courses. Also in this study there was a significant difference between averages of performance self efficacy, motivation to transfer of learning, personal outcomes-negative, peer support, feedback or performance coaching, personal capacity for transfer and transfer design related to educational courses .maximum significant difference was related to Tomato educational course. According to educational statues, like Yamnill and McLean (2005), there was a significant difference between averages of personal outcomes-negative, and also we found that there was a significant difference between averages of supervisor sanction related to educational statues. Suggestions: Since performance self efficacy is the most important factor that through FFS method affects transfer of learning in Fars province, learners as stakeholders must participate in designing and performing education .the education that is not on the base of farmers participation and their need assessment, will not lead to transfer of learning, and subsequently learners will not get any positive results from their learning. Because transfer systems change specially with type of educational course, it will be necessary that program designers engage some facilitators master on technical topics of education and familiar with FFS method to implement FFS in Fars province. According to Holton, Bates and Ruona(2000) LTSI can be used as a diagnostic tool .managers can also use it to assess potential problems of transfer factors before performing learning process ,and assessment of learner’s transfer of learning system in each region for presenting to trainers and managers to improve and performing effectively the education. Transfer of learning model can help HRD agents in agriculture field to understand that many factors affect performance changing .so considering these factors is necessary to increase transfer of learning or effective education in agriculture field. Finally, during performance of forthcoming educational courses, HRD managers in agriculture field must amplify effective factors which are at lower levels and also undermine negative factors. Suggestions for forthcoming researches: Assessment of transfer of learning and investigate its relation with factors affecting transfer of learning. Compare amount of transfer of learning and effective factors on transfer of learning, in two different participatory educational methods. Reference: Asiabaka, C. (2002). Promoting sustainable extension approaches: Farmer field school (FFS) and its role in sustainable agricultural development in African. International Journal of Agriculture and Rural Development, 3, 46-53. Baldwin, T. T., and Ford, J. K. (1988). Transfer of training: A review and directions for future research. Personnel Psychology, 41 (2), 63–105. Ford, J. K., and Weissbein, D. A. (1997). Transfer of training: An updated review and analysis. Performance Improvement Quarterly, 10(2), 22–41. 1066 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Gallagher, K. 2003. Fundamental elements of a farmer field school. LEISA (Magazine on Low External Input and Sustainable Agriculture – this is the full name of LEISA) 19: 5-6. Holton, E. F., III. (1996). the flawed four-level evaluation model. Human Resource Development Quarterly, 7 (1), 5–25. Holton, E. F., III, Bates, R. A., & Leimbach, M. (1997). Development and validation of a generalized learning transfer system questionnaire: A preliminary report. In R. Torraco (Ed.),Proceedings of the 1997 Academy of Human Resource Development annual conference. Baton Rouge,LA: Academy of Human Resource Development. Holton, E. F., III, Bates, R. A., and Ruona, W.E.A. (2000). Development of a generalized learning transfer system inventory. Human Resource Development Quarterly, 11 (4), 333–359. Holton, E. F. III, Bates, R. A., Seyler, D. L., and Carvalho, M. B. (1997). Toward construct validation of a transfer climate instrument. Human Resource Development Quarterly, 8 (2), 95–113. Holton, E. F., III, Bates, R. A., Ruona, W.E.A., & Leimbach, M. (1998). Development and validation of a generalized learning transfer climate questionnaire: Final report. In R. J. Torraco (Ed.) Academy of Human Resource Development 1998 conference proceeding (pp. 482–489). Baton Rouge,LA: Academy of Human Resource Development. Kirkpatrick, D. L. (1994). Evaluation of training. San Francisco: Berrett-Koehler. Kozlowski, S.W.J., and Salas, E. (1997). A multilevel organizational systems approach for the implementation and transfer of training. In J. K. Ford (Ed.), Improving training effectiveness in work organizations (pp. 247–287). Hillsdale, NJ: Erlbaum. Krejcie, R. V., & Morgan, D. W. (1970). Determining sample size for research activities. Educational and Psychological Measurement, 30, 607-610. Matata, J.B. Anadajayakeram, P, T.N. Kiriro, T. wandera and J. Dixon, (2001). Farming Systems Approach to Technology Development and Transfer Harare, Zimbabwe: FARMESA. Ngin Chhay. (2002). Report on the integrated pest management (IPM) activities in Cambodia (1993-2002). Department of Agronomy and Agricultural Land Improvement, National IPM Program, Phnom Penh. Noe, R. A. & Schmitt, N. (1986). The influence of trainee attitudes on training effectiveness: Test of a model. Personnel Psychology, 39, 497–523. Park capital of Fars Province, (1389). Looking to Fars (Shiraz). Pfeffer, J. (1994). Competitive advantage through people: Unleashing the power of the workforce. Boston: Harvard Business School Press. Pontius, J., Diltis, R. and Bartlett, A. (Editors) 2002. From farmer field school to community IPM: Ten years of IPM training in Asia. FAO, Bangkok. Rouiller, J. Z., and Goldstein, I. L. (1993). The relationship between organizational transfer climate and positive transfer of training. Human Resource Development Quarterly, 4 (2), 377–390. Tannenbaum, S. I., & Yukl, G. A. (1992). Training and development in work organizations.Annual Review of Psychology, 43, 399–441. Wexley, K. R., and Latham, G. P. (1991). Developing and training human resources in organizations. New York: Harper Collins Yamnill, S., and MClean,G. N.(2005). Factors affecting transfer of training inThailand. Human Resource Development Quarterly, 16 (3), 195-208 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1067 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org ÖĞRETİM AMAÇLI KAVRAM ÇARKI DİYAGRAMLARININ FLASH ANİMASYONLARI KULLANILARAK SUNULMASI PRESENTATION OF THE ROUNDHOUSE DIAGRAMS AIMING TO TEACH BY USING FLASH ANIMATIONS Selahattin Gönen* Ferit Kocakaya** Abstract In this study, it is aimed to recognize and present an animation prepared with flash program on the roundhouse diagrams which is compatible with constructivist learning. When the roundhouse diagram is prepared by students, it helps them to learn concepts and relationships between concepts. Literatures also show that these materials are especially prepared by pencil and paper. It is hope that this diagrams aided with using computer will contribute to literatures. Supporting the roundhouse diagrams with multi-media and presenting it in classroom contribute to students make relationship between their concept and their daily life via brainstorming. In the first step of this study, importance of roundhouse diagrams in instruction and preparing these diagrams with paper-pencil was explained. In the second step, presenting and explaining an animation on the roundhouse diagrams prepared in a selected physics subject, was explained in detail. Keywords: roundhouse diagrams, flash animations, physics. Özet Bu çalışmada, yapılandırmacı öğrenme yaklaşımına uygun Kavram Çarkı Diyagramlarının bilgisayar ortamında flash programı kullanılarak hazırlanmış bir animasyonla sunulup tanıtılması amaçlanmıştır. Kavram Çarkı Diyagramları, öğrenciler tarafından hazırlandığı takdirde kavramları ve kavramlar arası ilişkileri daha iyi öğrenmelerini sağlayacak materyallerdir. Yapılan literatür taramalarında bu materyallerin daha çok kağıt-kalem kullanılarak hazırlandığı görülmektedir. Bu diyagramların bilgisayar kullanımı ile desteklenmesinin literatüre önemli katkı sağlayacağı umulmaktadır. Kavram Çarkı Diyagramlarının çoklu ortamlarla desteklenerek sınıf ortamında sunulması, öğrencilerin beyin fırtınası yoluyla kavramları günlük yaşamlarıyla daha çok ilişkilendirebilmelerine ve bu yolla yaratıcılıklarının gelişmesine katkı sağlayabilir. Yapılan çalışmanın birinci aşamasında Kavram Çarkı Diyagramlarının öğretimdeki önemi ve bu materyalin kağıt-kalem kullanılarak nasıl hazırlanılacağı anlatılmıştır. İkinci aşamada ise, Kavram Çarkı Diyagramlarının seçilen bir fizik konusunda hazırlanmış olan animasyonla, bilgisayar ortamında nasıl hazırlanacağı ve sunulacağı ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Anahtar Sözcükler: kavram çarkı diyagramı, flash animasyonlar, fizik * Doç. Dr., Dicle Üniversitesi Ortaöğretim Fen ve Matematik Alanlar Eğitimi Bölümü, Fizik Eğitimi A.B.D., [email protected] ** Dicle Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1069 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Bilimin ve teknolojinin hızla geliştiği günümüzde bu gelişmelere paralel olarak eğitimdeki ihtiyaçlar da sürekli artmaktadır. Bu ihtiyaçlara cevap verebilmek için de yeni yöntem ve tekniklerin derslerde kullanılması, kalıcı ve anlamlı öğrenmelerin gerçekleşmesi için öğretmenlerin çok daha fazla çaba sarf etmesi gerekmektedir. Tabi ki bu çaba geleneksel anlayışta olduğu gibi öğretmenin çok daha fazla bilgi aktarması şeklinde değil de öğrenciye bilgiyi kendi başlarına öğrenmelerini sağlatacak, ilke ve kavramları daha iyi özümsemeleri için rehberlik edip en uygun ders materyallerini eğitim-öğretim ortamına katmasıyla olacaktır. Öğretmenlerimiz öğrenmenin, pasif durumda bulunan büyük öğrenci kitlesinde, bilginin artan bir yığılım olarak bilinmesinin aksine, her öğrencinin bireysel bir şekilde kavramları yapılandırarak öğrendiği aktif bir uygulama olarak değerlendirilmesi gerektiğini dikkate almalıdırlar (Koray ve Bal, 2002). Öğrenme üzerine yapılan çalışmalardan, öğrenmenin aslında ezberlemek olmadığını, tam aksine yeni bilgilerin önceki bilgilerle ilişkilendirilip anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde zihinde yapılandırıldığını görmekteyiz. Bu tarz öğrenmelerin ne şekilde gerçekleştiği davranışçı yaklaşımların açıklamakta yetersiz kaldığı, “uyarıcı-tepki” bağıyla açıklanamayan süreçlerdir. Bu karmaşık süreçlerin davranışçı kuramla açıklanamamasından dolayı davranışçılara tepki olarak Gestalt kuramcılarıyla başlayan ve bu zihinsel süreçleri açıklamaya çalışan bilişsel kuramcılar devreye girmiştir. Bilginin yapılandırılması sırasında, çerçevelendirme, sınıflandırma, zihinsel canlandırma, sembolleştirme gibi birçok stratejinin geliştirildiğini ele alan bilişsel yaklaşım; aynı zamanda bilginin doğasına ait kavramların, bireyin zihninde nasıl organize edildiğinin üzerinde durmakta ve böylelikle kavram öğrenimiyle ilgili çalışmalar üzerinde yoğunlaşmaktadır (Gürbüz, 2006). Yapılan çalışmalarda belirtilenlere göre, fen öğretimini sağlamak için kavramsal değişimi esas alan öğretim yöntemlerini kullanmanın yararlı olacağı vurgulanmaktadır (Keser, 2003). Türkiye’de 2005-2006 eğitim öğretim yılında ilköğretim okullarında, 2008-2009 eğitim öğretim yılında ise ortaöğretim kurumlarında öğrenci merkezli yaklaşımlar aktif olarak kullanılmaya başlanmıştır. Fizik dersinin okutulduğu kurumlarda geleneksel eğitim anlayışı terk edilmiş yerine yaşam temelli öğrenme ya da diğer adı ile bağlam temelli öğrenme (contex based learning) yaklaşımı ile konuların işlenmesine başlanmıştır. Bağlam temelli öğrenme yaklaşımının amaçlarından biri; öğrencilerin fen okuryazarlıklarını arttırmaktır (Gilbert, 2006). Bu doğrultuda, bağlam temelli yaklaşımda, birey günlük yaşamdan örnekler kurarak bağlamlar oluşturmakta ve deneyimler kazanarak bağlamla öğrenmeye başlamaktadır (Choi & Johnson, 2005). Gerçek dünya bağlamları ile ilişkilendirilerek sunulmuş bağlam temelli olaylarla birlikte öğrenmenin olumlu bir şekilde etkileneceği hem sosyokültürel öğrenmeciler (Merriam & Caffarella, 1999) hem de yapılandırmacı öğrenme kuramını savunanlar (Jonassen, D. H., Peck, K. L., & Wilson, B. G, 1999) tarafından ileri sürülmektedir. Bağlam temelli yaklaşımın esas amaçlarından biri de soyut gibi algılanan fizik kavramlarını gerçek hayata uygulayarak öğrenciye sunmaktır. Bunun gerçekleşmesinde öğretmenlere önemli görevler düşmektedir. Fizikte yer alan soyut kavramların öğrenci tarafından daha iyi anlaşılabilmesi kendi bilişsel süreçlerini kontrol edip yönlendirmesi ve bu bilişsel süreçleri de günlük yaşam ile ilişkilendirip anlamlandırılması ile mümkün olacaktır. Bilgi çağı olarak tanımlanan günümüzde çocukların okuma, yazma ve matematik gibi temel becerilerin yanı sıra biliş üstü stratejileri kullanma ve problem çözme becerilerini de kazanmaları önemlidir. Biliş üstü, bireyin kendi bilişsel süreçlerini kontrol edebilme ve yönlendirebilme yeterliliği; bireyin problem çözmesinde planlama, izleme ve değerlendirmenin kullanıldığı yüksek düzeydeki yönetsel süreçlerdir (Hamlin, 2002; Akın, 2006; Flavell, akt: Akdoğan, 2006; Ülgen, 2004). Bireyin kendi problem çözme becerilerini değerlendirme ve algılama biçimi yaşamında karşılaştığı güçlüklere nasıl yaklaştığını ve onlarla nasıl baş ettiğini etkileyen önemli bir biliş üstü bileşendir. Literatürlerde, biliş üstü becerileri ile problem çözme başarısı arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu; bu becerilerin öğretiminin problem çözmedeki başarıyı yükselttiğini ortaya koyan çok sayıda çalışma bulunmaktadır (Goos ve diğ., 2002; Christoph, 2006; Desoete, A., Roeyers, H., & Buysee, A, 2001; Kapa 2001; Kramarski, B., Mevarech, Z. R., & Arami, M., 2002; Teong, 2002). Flavell (1976 ve 1979; Akt: Özsoy, 2007), biliş üstü becerilerinin problem çözmedeki başarıyı açıklayan en önemli faktörlerden biri olduğunu ortaya koyan çalışmalar gerçekleştirmiştir. 1070 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Biliş üstü strateji ve becerilerle ile ilgili yapılan yukarıdaki açıklamalardan sonra, bu çalışmaya temel oluşturan ve öğrencilerin anlamlı öğrenmeler gerçekleştirmesini sağlayan biliş üstü becerileri öne çıkaran, öğretmenlerin derslerinde kullanabilecekleri bir materyal olan Kavram Çarkı Diyagramları’na da değinmekte yarar vardır. Kavram Çarkı Diyagramı Öğrencilerin, bilgileri anlamlı bir şekilde öğrenmelerini sağlayarak karşılaştıkları bilgiyi yapılandırabilmelerine yardımcı olmak amacıyla fen bilimleri eğitimcileri tarafından farklı öğretim araçları geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Bu öğretim araçlarından biride, Ward ve Wandersee (2001 ve 2002) tarafından geliştirilen kavram çarkı diyagramıdır. Bu diyagramın sol üst köşesinde “Kavram Çarkı Diyagramım”, sağ üst köşesinde “ Öğrencinin Adı-soyadı:” ve alt kısmında ise Kavram Çarkı Diyagramlarını oluşturmadaki amacı belirten “Amaç:” kısımı yer almaktadır. Öğretim materyali olarak kullanılan kavram çarkı diyagramının şematik görünümü Şekil 1’de verilmiştir. Şekil 1. Boş Kavram Çarkı Diyagramı Görsel bir araç olarak tasarlanan kavram çarkı diyagramı 1994 yılında Wandersee tarafından yeni bir biliş üstü teknik olarak ileri sürülmüştür. Demiryolları üzerinde bulunan, lokomotiflerin tamir edilmesinde ve devre anahtarı olarak kullanılmasında görev alan yapıların, merkezi döner tablalar ile dairesel yapı olarak görünmesi ve çalışma prensibinden etkilenilmesi sonucu diyagram bu adı almıştır (Ward & Wandersee, 2002a). Yapılandırmacı öğrenme kuramına dayandırılan Kavram Çarkı Diyagramı hem ders sürecinde hem de ders dışındaki zamanlarda bilginin yapılandırılmasına ve anlamlı öğrenmenin gerçekleşmesine yardımcı olan, yapılandırmacı öğrenmenin ilkelerini kullanmayı sağlayan etkili bir yol olarak bilinmektedir (Ward & Wandersee, 2001). Kavram çarkı diyagramı; öğrencinin bir konu hakkında ne düşündüğünü gösteren ve öğrencinin zihninde organize ettiği bilgiyi yansıtan görsel bir araçtır. Wandersee’ye göre Kavram Çarkı Diyagramı; herhangi bir fen konusunu, bütünsel ve kısa bir biçimde grafiksel olarak ifade eden bir yöntem veya etkinlik olarak geliştirilmiştir (Ward & Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1071 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Wandersee, 2001). Bununla birlikte Kavram Çarkı Diyagramı, öğrencinin, bir fen konusunun anahtar kavramlarını, basit bir diyagramda göstermesini sağlayarak, ihtiyaç duyulan zamanda kavramları gözünde canlandırmasına yardımcı olmaktadır. Konu veya ünite sonunda hazırlanan bir Kavram Çarkı Diyagramı öğrencinin zihninde oluşmuş olan bilgilerin, diyagram şeklinde, kağıt üzerine yansımasını sağlamaktadır. Öğretmenler, öğrenci tarafından oluşturulmuş olan diyagramları inceleyerek öğrencilerde oluşan kavram yanılgılarını tespit edebilmekte ve bu yanılgılara müdahale ederek anlamlı öğrenmenin gerçekleşmesini sağlayabilmektedir (Ward & Wandersee, 2001). Sözlü ve görsel bilginin kullanılmasının, öğrenme ve hatırlayabilme üzerindeki önemine vurgu yapan Paivio’nun “ikili kodlama” kuramıyla bağıntılı olan kavram çarkı tekniğinin amacı, tespit edilmiş bir konu ile ilgili anahtar kavramların ya da ana fikirlerin, dairesel bir yapı içerisinde doğru bir şekilde ilişkilendirilerek organize edilmesini sağlamaktır. Bu yüzden, kavram çarkı diyagramı gibi örgütsel ve kavramsal modeller; bilginin uzun süreli belleğe kodlanma sürecinin gerçekleşmesi için öğrencilere, bilgileri gerektiği gibi organize etmelerinde ve gözünde canlandırmalarında yardımcı bir araç olmaktadırlar (Ward & Wandersee, 2002a; Ward & Wandersee, 2002b; Hackney & Ward, 2002; Ermiş, 2008). Kavram çarkı diyagramının üstünlüklerinin anlaşılması ve genel anlamda bir kavram çarkı diyagramının oluşturulmasına ışık tutmak amacıyla Ward tarafından kavram çarkı diyagramının üstünlükleri bir diyagram oluşturularak belirtilmiştir. (Ward & Wandersee, 2001) Şekil 2. Kavram Çarkı Diyagramlarının Üstünlükleri Kavram Çarkı Diyagramlarının Oluşturulması İki boyutlu dairesel bir şekil olarak tasarlanan kavram çarkı diyagramı merkezi bir daire ve bunu çevreleyen yedi bölmeden oluşmaktadır. Merkez dairenin etrafındaki yedi bölme sayısı, kısa süreli bellek üzerinde psikolojik çalışmalar yapan Miller’ın araştırması üzerine kurulmuştur (Ward & Wandersee, 2002b). Bununla birlikte merkez daire etrafındaki bölme sayısı, gerektiğinde iki artırılabilmekte ya da iki azaltılabilmektedir. Merkez dairede, ana fikri (anahtar kavramı) temsil eden sözcük grubu yer alır. Merkez dairenin etrafındaki yedi bölmede ise, merkezdeki ana fikrin (anahtar kavramın) anlamı üzerinde duran ve merkezdeki fikri (temayı) ya da anahtar kavramı destekleyen, birbiriyle ilişkili bilgiler bulunmaktadır (Ward & Wandersee, 2002a; Ward & Wandersee, 2002b). 1072 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Öğrencilerin, herhangi bir konu ile ilgili diyagramı oluşturmadaki amaç ve hedeflerini belirlemesi, onları yönlendirerek konuya odaklanmalarını sağlayacaktır. Bunun için öğrenciler, konu ile ilgili olan diyagramı oluşturmadaki amaçlarını diyagram kâğıdının alt kısmındaki amaç bölümüne yazmaktadırlar. Diyagramdaki merkezi daire; bir S eğrisiyle bölünmüş olup, konu ile ilgili ana kavramı içermekte ve öğrenci bu ana kavramı, kendi sözcükleriyle ifade edecek bir biçimde “-nın, -den, ve” eklerini kullanarak, bu orta daireye yazmaktadır. Öğrenci burada, kendi fikrini yansıtan başka sözcük gruplarıyla ifade ettiği ana başlığı, “–nın” veya “–den” eklerinden birini kullanarak S çizgisinin orta kısmına, daha sonra da bu ana kavramı “ve” ekini kullanarak alt başlıklar halinde S eğrisinin yukarı ve aşağı kısmına yazmaktadır (Ward & Wandersee, 2001). Öğrenciler merkezdeki ana kavramı değerlendirdikten sonra, merkezle ilişkili olan yedi bölmeyi doldurmaya başlar. Diyagram, saat 12 konumundaki ilk bölmeden başlanarak saatin dönme yönüne doğru doldurulmaya başlanır. Bölmelerdeki bilgi, merkezdeki ana kavramla bağlantılı olduğu gibi, aynı zamanda birbirleriyle de ilişkili olup, farklı ifadelere sahip metinsel parçalar halinde bölmelere yazılmaktadır. Bu metinsel parçalar, ana kavramın parçalara bölünerek, ana kavramı destekleyici ve daha açıklayıcı bir biçimde ifade eden ve öğrencinin kendi fikrine ait sözcüklerden oluşturulmaktadır. Eğer herhangi bir bölmedeki bağlantılı kavramlardan biri karmaşık ve zor ise, bu kavram üzerinde ayrıntılı çalışılması için öğrencilere, büyütülmüş bölme kağıdı (Şekil 3) verilmektedir (Ward & Wandersee, 2001). Büyütülmüş bölme kağıdı Kavram Çarkı Diyagramı ile aynı sayfada bulunmalıdır. Şekil 3. Büyütülmüş Bölme Kağıdı Son olarak öğrenciler, her bir bölmedeki metinsel parça ile ilgili bir sembolik şekil çizerek kavramları pekiştirmeye çalışırlar. Öğrencilerin çizdikleri, metinsel parçaları temsil eden şekil ya da resimlere bakarak, kavram yanılgılarının olup olmadığı anlaşılabilir ve konu ile ilgili öğrenilenler ortaya çıkarılabilir. Öğretmen bu süreçte; öğrencilerin, yaratıcılıklarını geliştirmelerine yardım etmekte ve öğrencileri cesaretlendirmeye çalışmaktadır (Ward & Wandersee, 2001). Kavram çarkı diyagramının oluşturulması, dikkatli bir plan yapmayı gerektirmektedir. Bunun için öğrencilerden, konu üzerinde düşünebilmesi ve diyagramı planlamasında yardımcı olan (rehberlik eden) “Kavram Çarkı Diyagramı Çalışma Kâğıdı”nı (İstenildiğinde yazarlardan temin edilebilir) ön hazırlık olarak kullanmaları istenir (Ward, 1999; Ward & Wandersee, 2001). Çalışma kâğıdındaki her bir soru, diyagramın oluşturulma sürecindeki her bir basamakla bağlantılıdır. Bununla birlikte, diyagramı oluşturan öğrencinin izlediği yöntemin ne kadar nitelikli olduğunu tespit etmek amacıyla, öğretmen/öğrenci tarafından “Kavram Çarkı Diyagramı Kontrol Listesi” (İstenildiğinde yazarlardan temin edilebilir) kullanılabilmektedir (Ward, 1999; Ward & Wandersee, 2001). Bilginin yapılandırılmasında etkili olarak kullanıldığı takdirde bilgisayarlar öğretmene yardımcı bir araç olarak kullanılabilir. Öğretmenler bilgisayar desteğini kullanarak öğrencileri ders ortamında aktif hale getirebilmekte, soyut kavramları bilgisayar ortamında günlük yaşantılarındaki olaylarla pekiştirebilmekte ve kalabalık sınıflarda zamandan kazanç sağlayabilmektedir. Çalışmada kullanılan Kavram Çarkı Diyagramları’nda metinsel parçalar Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1073 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org günlük yaşamdaki deneyimlerle pekiştirilip resmedilmektedir. Bu nedenle sınıf ortamında bilgisayar desteğinden faydalanılması Kavram Çarkı Diyagramlarının amaçlarından biri olan Paivio’nun ikili kodlama kuramı ile bilginin daha zengin ve somut bir şekilde görselleştirilip uzun süreli belleğe kodlanmasında tamamlayıcı rol oynayacaktır. Öğrencilerin yaratıcılıklarının gelişmesi ve daha çok görselle kavramsal bilgilerinin ilişkilendirilmesi bakımından bilgisayar desteğinin Kavram Çarkı Diyagramlarına önemli katkılar sağlayabileceği düşünülmektedir. Kavram Çarkı Diyagramının oluşturulma sürecinin görsel aktarımı ve örnek bir materyal oluşturulması amaçlanarak flaş programı ile bir Kavram Çarkı Diyagramının oluşturulma süreci animasyon haline getirilmiştir. Kavram Çarkı Diyagramı Animasyonu Flaş programı kullanılarak hazırlanan Kavram Çarkı Diyagramı animasyonunda kullanıcıların diyagramın oluşturulma sürecini adım adım görmeleri amaçlanmıştır. Diyagram oluşturulmasındaki adımlar, oluşturulma sürecindeki öncelik sırasına göre kullanıcıların yönlendirmesiyle ilerlemektedir. Bu adımlar; amacın belirlenmesi, merkez daire içerisinde yer alması gereken ana kavram ve alt başlıkların seçilmesi ve merkez daire etrafında bulunan merkezdeki ana kavramları destekleyecek olan birbiriyle ilişkili metinsel parçalar ile bölmelerin sırasıyla doldurulmasıdır. Her bir bölmedeki metinsel parçayı destekleyecek görseller bölme içinde bir slayt şeklinde akmaktadır (geçmektedir). Daha fazla görselin kullanılması bilginin ihtiyaç duyulduğunda kolay hatırlanmasına olanak sağlayacaktır. Kavram çarkı Diyagramı animasyonu için fizik dersi konularından biri olan basit makinalar konusu seçilmiş ve günlük hayatta kullandığımız basit makinaları konu eden bir kavram çarkı diyagramı oluşturulmuştur. Bu animasyonun oluşturulma sürecindeki her adım resmedilip Şekil 4’de verilmiştir. 1074 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Şekil 4. Kavram Çarkı Diyagramı Animasyonunun oluşturulma adımları Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1075 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Şekil 4. (Devam) Kavram Çarkı Diyagramı Animasyonun Oluşturulma adımları Kavram Çarkı Diyagramlarının Avantajları • Öğrenciler, yaratıcılıklarını kullanarak bilgiyi anlamlı bir biçimde düzenlediğinden dolayı kavramları daha kolay hatırlamaktadırlar. • Öğrencilerin, ihtiyaç duyulan zamanda kavramları göz önünde canlandırmasına yardımcı olmaktadır. • Öğretmen, öğrencinin çizmiş olduğu diyagramlardan yararlanarak kavram yanılgılarını tespit edebilmekte ve bu yanlışlıklara müdahale ederek anlamlı öğrenmeyi sağlayabilmektedir. • Öğrenciye planlı bir şekilde çalışmayı öğretir. • Ölçme aracı olarak kullanılabilir. • Doğru hazırlanmış bir Kavram Çarkı Diyagramı konu ile ilgili iyi bir özet çıkarma yöntemidir. • Kavram Çarkı Diyagramları hem ilköğretim hem de ortaöğretim düzeylerinde kullanılabilir. • Kavram Çarkı Diyagramlarının yapısı ve amacı bakımından müfredat etkinliklerini destekler yeterlikte olduğu düşünülmektedir Kavram Çarkı Diyagramlarının Dezavantajları Kavram Çarkı Diyagramları iyi tanıtılmadığı takdirde; • Öğrenciler kavram çarkı diyagramlarını oluşturamazlar, bu durum öğrencinin dersten kopmasına ve konuyu anlamada güçlük çekmesine sebep olabilir. • Kavram Çarkı Diyagramını oluşturan öğrenci kavramı yanlış bir şekilde zihninde yapılandırabilir ve bunun sonucunda öğrencilerde kavram yanılgıları oluşabilir. SONUÇ VE ÖNERİLER Yapılan literatür taramaları ve diğer araştırmacıların ortaya koyduğu sonuçlar bir arada düşünüldüğünde Kavram Çarkı Diyagramlarının hem ilköğretim hem de ortaöğretim düzeyinde kullanılabileceği anlaşılmaktadır. Kavram Çarkı Diyagramları görsel bir materyal olmasından dolayı yaratıcılığın gelişmesinde ve öğrenmenin kolaylaşmasında önemli katkılar sağlayabileceği düşünülmektedir. Bu diyagramların bilgisayar kullanımı ile desteklenmesinin literatüre önemli katkı sağlayacağı umulmaktadır. Kavram Çarkı Diyagramlarının çoklu ortamlarla desteklenerek sınıf ortamında sunulması, öğrencilerin beyin fırtınası yoluyla kavramları günlük yaşamlarıyla daha çok ilişkilendirebilmelerine ve bu yolla yaratıcılıklarının gelişmesine katkı sağlayabilir. Ayrıca Kavram Çarkı Diyagramları yapı ve amaç bakımından göz önüne alındığında fizik dersi öğretim programında yer alan etkinlikleri destekler nitelikte olduğu görülmektedir. Kavram Çarkı Diyagramlarının öğretim ortamlarında daha etkili kullanılabilmesi için bazı öneriler aşağıda verilmektedir. 1076 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org • Kavram Çarkı Diyagramı uygulamalarından önce öğrencilere, basit ve anlaşılır konulardan seçilmiş ön çalışmalarla Kavram Çarkı Diyagramı’nın amacı ve oluşturulması iyice kavratılmalıdır. • Düşük bilişsel düzeydeki öğrenci gruplarında amaç ve merkezi dairedeki ana kavram başlıkları oluşturulduktan sonra öğrencilerden Kavram Çarkı Diyagramını tamamlamaları istenmelidir. • Kavram yanılgılarının önüne geçilebilmesi için, öğrenciler tarafından oluşturulmuş Kavram Çarkı Diyagramları ders öğretmenleri tarafından kontrol edilmelidir. • Zamanın kısıtlı olması durumunda, zamandan kazanç ve öğrencilerin yaratıcılıklarının gelişebilmesini sağlamak amacıyla gerekli görsellerin daha çok kullanılması gerekebilir. Bunun için bilgisayar desteğinden yararlanılmalıdır KAYNAKLAR Akdoğan, E., 2006. “Üst biliş-bilişötesi”. Türkiye Bilim Sitesi. www.genbilim.com/content/viev/1500/38/ Erişim Tarihi 26/11/2006 Akın, A. (2006) Başarı amaç oryantasyonları ile bilişötesi farkındalık, ebeveyn tutumları ve akademik başarı arasındaki ilişkiler. Yüksek lisans tezi, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sakarya. Choi, H. J., & Johnson, S. D. (2005) The effect of context-based video instruction on learning and motivation in on-line courses. The American Journal of Distance Education, 19(4): 215–227. Christoph, N. (2006) The role of metacognitive skills in learning to solve problems, Ponsen and Looijen, Westzaan. Desoete, A., Roeyers, H., & Buysee, A. (2001) Metacognition and mathematical problem solving in grade 3. Journal of Learning Disabilities, (34): 435- 449. Ermiş, F. (2008) Kuvvet ve hareket konusunun kavram çarkı ile öğretimi. Yüksek lisans tezi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Van. Gilbert, J. K. (2006) On the nature of “context” in chemical education. International Journal of Science Education, 28(9): 957–976. Goos, M., Galbraith, P., & Renshaw, P. (2002) Socially mediated metacognition: creating collaborative zones of proximal development in small group. problem solving. Educational Studies in Mathematics, (49): 193-223. Gürbüz, R. (2006) Olasılık konusunun öğretiminde kavram haritaları. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 3(2): 133-151. Hackney, M. W., & Ward, R. E. (2002) How-to-learn biology via roundhouse diagrams. The American Biology Teacher, 64(7): 525-533. Hamlin, T. M. (2002) Effects of learning-style strategies and metacognition. On Adults’ Achievement. Applied Educational Research Journal, 15(2): 3-17. Jonassen, D. H., Peck, K. L., & Wilson, B. G. (1999) Learning with technology: A constructivist perspective. Upper Saddle River, NJ: Prentice Hall. Kapa, E. (2001) A metacognitive support during the process of problem solving in a computerized environment. Educational Studies in Mathematics, (47): 317-336. Keser, Ö. F. (2003) Fizik eğitimine yönelik bütünleştirici bir öğrenme ortamı tasarımı ve uygulaması. Doktora Tezi, Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Trabzon. Koray, Ö., ve Bal, S. (2002) Fen öğretiminde kavram yanılgıları ve kavramsal değişim stratejisi. Kastamonu Eğitim Dergisi, 10(1): 83–90. Kramarski, B., Mevarech, Z. R., & Arami, M. (2002) The effects of metacognitive ınstruction on solving mathematical authentic tasks. Educational Studies in Mathematics, (49): 225-250. Merriam, S., ve Caffarella R. (1999) Learning in adulthood (2nd ed.). Jossey-Bass, San Francisco. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1077 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Özsoy, G. (2007) İlköğretim beşinci sınıfta üstbiliş stratejileri öğretmenin problem çözme başarısına etkisi. Doktora tezi, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü İlköğretim Anabilim Dalı, Ankara. Teong, S. K. (2003) The effect of metacognitive training on mathematical word-problem solving. Journal of Computer Assisted Learning, (19): 46-55. Ülgen, G. (2004) Kavram Geliştirme Kuram ve Uygulamalar. 4. Baskı. Nobel Yayın Dağıtım, Ankara. Ward, R. E., (1999) The effects of roundhouse diagram construction and use on meaningful science learning in the middle school classroom. Unpublished doctoral dissertation, Louisiana State University, Baton Rouge. Ward, R. E., & Wandersee, J. (2001) Visualizing science using the roundhouse diagram. Science Scope, 24(4): 17-21. Ward, R. E., & Wandersee, J. H. (2002a) Struggling to understand abstract science topics: a roundhouse diagram-based study. International Journal of Science Education, 24(6): 575-591. Ward, R. E., & Wandersee, J. H. (2002b) Students’ perceptions of roundhouse diagramming: a middle-school viewpoint. International Journal of Science Education, 24(2): 205-225. 1078 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org EFFECTS OF ADOLESCENTS’ POSITIVE, NEGATIVE THINKING DISPOSITION ON TEAM COLLABORATION DISPOSITION Wen lung Chang* Hsiao Tien Wang** Mingchang Wu*** Abstract In adolescence adolescents are facing a big transformation both in psychology and physiology, they need time to adapt during the course of transformation, and they are prone to generate negative thinking disposition if not well adapted, thereby affecting subsequent life. Based on the above critical reason, this study aims at describing and explaining effects of present situation and characteristics of adolescents’ positive, negative thinking disposition on team collaboration disposition. This study adopted questionnaire method to collect data from design group students of a senior vocational school in central region, and a total of 157 valid student questionnaires were collected; used SPSS 18.0 to conduct Pearson correlation analysis and multiple regression empirical analysis, and carried out estimation and verification for structural relationships between each group of variables. The study results show that: (1) adolescents’ positive thinking disposition and negative thinking disposition have a significant negative correlation, (2) adolescents’ positive thinking disposition and negative thinking disposition respectively has a significant relationship with team collaboration disposition; (3) positive, negative thinking disposition has a significant predictability for team collaboration disposition. Keywords: positive, negative thinking disposition; adolescent; team collaboration * Doctoral Student, Department of Graduate School of Technological & Vocational Education National Yunlin University of Science and Technology. [email protected] ** Graduate Student, Department of Graduate School of Technological & Vocational Education National Yunlin University of Science and Technology. [email protected] *** Professor, Department of Graduate School of Technological & Vocational Education National Yunlin University of Science and Technology. [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1079 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org I. Study Motivation and Purpose Because of fast pace and great pressure of present society, many problems such as emotion disorder can be easily derived. Staying in negative thinking for a long period can easily cause physical and psychological pressure and trigger physical and mental illness, may lead to produce inappropriate behavioral responses and even affect interpersonal, family and social relationships if not appropriate relieved. However, according to long-term studies of American scholars, children and adolescents may also be victims of depression (Feldman, Rubenstein and Rubin, 1988; Reynolds, 1985), and those suffered by depressive symptoms in childhood period may even have higher percentage of depression than normal children after grown up (Reynolds, 1985). The study made by Peterson, Compas, Brooks, Stemmler and Grant (1993) also pointed out that 30~40% of adolescents experienced obvious depressive emotion, 5~6% of adolescents have severe depression symptom, and 2~3 % of adolescents meet diagnostic criteria for clinically depressive illness (Wu Chong-Shiu, 2006). From the many studies mentioned above it can be known that exploring depressive situation of adolescents is already an urgent need. According to Cognitive Theory of Depression proposed by A. Beck in 1976, Beck believes that the generation of depression is a result of individual error cognitive schema, negative self-schema will be triggered when he/she faces negative event, and then further generate cognitive bias for that event. Such thinking of cognitive bias will lead to produce three elements of depressive cognition, i.e., hold a negative view for oneself, for world, and for future (Chiu Yi-Feng, 1996; Chen Sing-Zrong, 2001; Chen Chang-Lan, 2001; Yang Shun-Nan, 1996). In other words, most depression types are related to the negative thinking disposition of an individual (Ye Zeng-Shiu, 2004). Because in adolescence adolescents are facing a big transformation both in psychology and physiology, they need time to adapt during the course of transformation, and they are prone to generate negative thinking disposition if not well adapted, thereby affecting subsequent life. Therefore, this study would like to understand the present situation and characteristics of adolescents’ positive, negative thinking disposition, and this is the first purpose of this study. Things don’t always turn out that way in life, whether individual self uses positive or negative thinking to deal with these people, things and objects, next will always inevitably have to take advantage of collaborative ability of professional group, only then team performance is able to be produced. These positive, negative thinking factors, including competitiveness and complementarity between academic peer in school, would seems likely affect interactive ways and implementing effectiveness of team collaboration. In addition, during the course of team collaboration and project promotion, emotional control ability of members is also an important factor affecting team performance (Birx, Lasala and Edd, 2011), therefore, this study intends to analyze the relationships between adolescents’ positive, negative thinking disposition and team collaboration disposition, and this is the second purpose of this study. Previous studies had found that in fact the most major potential factor affecting a person’s behavior and result is the resulted interactive effect between the person’s thinking disposition and his/her surrounding environment, communities and interpersonal interaction (Bronfenbrenner, 1986). Levin and Stokes (1989) suggested that everyone has a kind of particular affection disposition, and the cognition and feelings generated through affection disposition would make everyone adopt a different attitude and approach to face things. According to previous viewpoint, it can be understood that an individual’s affection tendency would very likely affect the individual’s attitude and behavior on work or study (Luo You-Xuan, 2009). Especially when an individual joins a collaborative team, both positive emotions generated through optimism and negative emotion generated through conflict would affect team performance (Jordan, Field and Armenakis, 2002). In short, team members’ positive and negative thinking disposition affect the team’s collaboration disposition. Therefore, this study expects to explore the connection between both, and this is the third purpose of this study. In conclusion, our main study purposes are as follows: 1080 1. Understanding present situation and characteristics of adolescents’ positive, negative thinking disposition. 2. Analyzing relationship between positive, negative thinking disposition and team collaboration disposition. 3. Exploring effects of team members’ positive, negative thinking disposition on the team’s collaboration disposition. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org II. Literature Review Whether in terms of general psychology or educational psychology, study for “self” has always been one of the important study topics since ancient times. However, the study for self is quite difficult. The reason is that self can not be measured from external observation, and can only rely on oneself experience (Chang Chung-Hsing, 1999). Therefore, this chapter will respectively explain the meanings of “definition and course of thinking”, “adolescents’ thinking disposition”, “positive, negative thinking disposition” and “collaboration disposition”, and use them to construct study framework. 1. Definition and course of thinking What is thinking? “Thinking” is using our mind to feel, to study and uptake knowledge or understand knowledge. Thinking is also the course and activity of an individual in using intelligence, basing on current information and existing knowledge and experience, to engage in problem solving and new knowledge exploring (Rou Wei-Ern, 2009). Simply speaking, when an individual received any message, separate independent messages will be processed to bring out correlation and meaning among them, and in the course of processing messages, the individual is in a thinking state. Thinking is the meticulous experience exploring engaged for reaching a specific objective, and the so-called objective include understanding, decision making, problem-solving, planning, judgment, action, etc. (de Bono, E., 1992). Whether thinking can effectively function depends on the amount of existing experiences and immediate information. The context of completely no or have information will make thinking difficult to produce; on the contrary, in order to compensate for the missing and omission of which, an individual often activates thinking due to lack of experience or incomplete information. Therefore, thinking is a deliberate effort to find a special link between our action and the consequence of our action, so that continuity exists between the both (Dewey, 1944:145). Zeng YU-Chung (2004) argued that thinking course consists of perception, memory, understanding, reasoning, decision making, problem solving and creativity. So we know that the thinking course of an individual in the context is exactly a problem-solving course, therefore, school’s curriculum design and teacher’s teaching need to focus on arranging the contexts which would cause students’ thinking, and through the course of problem solving to reach the goals of individual’s meaning constructing and learning internalizing. So, thinking is not directionless and aimlessly, it is generated to cope with individual’s problem-solving need (Wu Mu-Kun, 2009). In summary of various arguments, the researcher of this study attempted to make the following definition for thinking and thinking course: “the course of thinking is after an individual discovered a problem - a process of using existing knowledge and experience as a basis and applies assistance from understanding ability and existing information to integrate sub-thinking systems of viewpoints and knowledge which may mutually conflicting or contrasting to engage in root cause exploring and problem solving.” 2. Adolescents’ thinking disposition Some experts divide adolescence into two transformation stages, namely early adolescence (10-18 years) and late adolescence (18-24 years). Papalia and Olds (1994) once pointed out that adolescence is the transitional development period between childhood and adulthood. With respect to this study, the description of disposition is a lasting and stable response way of an individual resulting from different stimuli in environment (Allpor, 1961). According to cognitive development theory proposed by Piaget (Piaget, 1896-1980), it is believed that adolescents have developed into formal operational period (11-16 years), the characteristics of their thinking disposition have been able to think in hypothesis-deduction approach and solve problem in reasoning method complying with formal logic, i.e., able to think and solve problem in accordance with scientific rules of hypothesis and verification (Piaget, 1970). It represents that the thinking ability of an individual adolescent has achieved in maturity, but at the same time the adolescent’s Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1081 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org cognitive development accompanied by strong self-centered phenomenon, easy to infer arbitrary. In addition, Piaget believes that adolescents have been gradually able to rationally judge social norms, assess right and wrong; and also can propose self-view based on rationality and selectively accept certain opinions. Glasser (1985) pointed out, personal problem are originated from wrong perception and resulted from not able to distinguish the gap between feeling world and ideal world, therefore, the important key for changing their behaviors or solving affective distress can only be achieved through individual’s self-reflection and changes in feeling and concept. However, adolescents’ thinking disposition is often subject to misunderstanding of themselves or environment. But the result of relying on limited information and negative thinking is easy to - based on self-centered viewpoint or dual illogical way - explain external phenomenon of personal, family or school things, some even distort or exaggerate possibility of reality, thus resulting in troubles of many bad adaptation of behaviors or affections, but also can not be responsible for their judgments. Summing up the above literature and study results, the researcher believes that thinking disposition is subject to personal intrinsic disposition, relevant experiences and external stimulus affairs and thus has different tendencies. Generally speaking, adolescents’ thinking disposition is more sensitive and makes them having positive thinking dispositions of curiosity, enthusiasm and vitality, and courage to ask question or propose dissatisfaction when facing various affairs, and critical attitude when facing challenges. But also because of self, coupled with insufficient experience in all aspects, their inner self-consciousness is often in a status of apparent contradiction and conflict. If adolescents can obtain proper guidance in intelligence, personality and emotion, they would be able to healthily grow toward adulthood. However, if they can not accept transformations brought by physiological changes in adolescence, plus self-identification failure and thinking level still remaining at egocentric stage, then they tend to produce negative thinking disposition such as easily anxiety, worry, or angry, arguing due to trivial matter, emotional instability, etc., when a slightly unhappy thing occurred. 3. Characteristics and effect of positive, negative thinking (1) Characteristics and effect of positive thinking Positive thinking refers to that an individual holds a positive, optimistic and aggressive belief for the interpretation of self and surrounding people and things. According to viewpoint of Seligman, Teasdale, Abramson and Garber, individuals’ interpretation patterns for things can be divided into three dimensions: permanence, pervasiveness, and personalization. Positive thinking is holding a “permanent”, “pervasive” and “internal” idea for the characteristics of positive events, and holding a “temporary”, “specific” and “external” idea for the characteristics of negative events. This allows individuals to transform irrational belief triggered by negative events to rational belief, adjust cognitive model and flexibly think solving method when encountered a setback, and is beneficial to adaptation of personal life (Huang, Xuan-Zhi, 2011). Positive thinking tendency is helpful to positive emotional feeling, allows a happier and healthier feeling in the face of all things, and easier to explain things with uncertainty from a positive viewpoint and a more optimistic thinking (Luo You-Xuan, 2009). In addition, they are also more enthusiastic, vital, active and alert, have more self-efficacy, and would become involved with more pleasant emotion while in the course of interpersonal interaction and goal achieving (Watson, Clark and Carey, 1988; Williams, Zainuba and Jackson, 2003). (2) Characteristics and effect of negative thinking Positive thinking refers to that an individual holds a negative, pessimistic and passive belief for the interpretation of self and surrounding people and things. Crandell and Chambless (1986) pointed out that negative thinking (including separation, low self-assessment, helplessness and hopelessness) is a bias of cognitive content, and can be used as an identifying factor for depressive and non-depressive populations. Norem and Chang (2002) expressed that negative thinking is pessimistic, and pessimism is a quality linking to more negative results; negative thinking people prefer to make unrealistically low expectation for the situation they face, and then reduce their activity through psychological 1082 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org play or reflection. Therefore, negative thinking is a process of responding activity, it is prone to generate negative thinking (Sugiura, 2002) and also easy to cause occurrence of depression (Dyson and Renk, 2006) if using negative coping strategy in the face of stress source. 4. Internal and external factors affecting thinking (positive and negative orientation). As mentioned in previous section, positive, negative thinking refers to explaining belief for self and surrounding people and things of an individual, and can also be referred to as attitude. Many scholars believe that attitude is composed by three factors of cognition, affection and behavior. The so-called cognition factor refers to an individual’s knowledge, belief, values and imagery for situation and things, but is not involved with personal subjective feelings. While affection factor refers to emotional reaction to object of attitude, is personal emotional views on things, including emotion and feeling for specific object of attitude; and behavior factor refers to adopted action or behavior for object of attitude (Wang Bo-Ching, 1995; translated by Yu Bo-Chuang, Li Mao-Sing, 2003; Zeng Mong-Lan, 2002; Yang Chong-Fang, 1994; Zajonc, 1980; Zanna and Rempel, 1988). Therefore, this study attempts to divide internal and external factors affecting thinking into internal physiological factor inherently born and external emotional qualities learned. In other words, the positive thinking disposition can be developed. 5. Collaboration Disposition Research shows that collaboration is voluntary (Friend & Cook, 1992), interactive (Keys & Green, 2005), ongoing (Lawson, 2003), inclusive (Anfara, et al., 2008; Baker, et al., 2009), and requires commitment (Cahill and Mitra, 2008; Rubin, 2002) to a common goal (Friend & Cook). Friend and Cook assert collaboration is a means for solving problems and obtaining goals through a voluntary process whereby two or more stakeholders come together as equally valued participants to work on a mutual goal. The purposes of collaborating are many and varied, but concerns about learning through collaboration have become increasingly prominent (Inkpen, 2000; Nooteboom, 2004). Assimakopoulos and Macdonald (2003), focusing on networks of innovation, examine informal, social learning processes but do not explicitly consider the attitudes that influence these processes. Much of the literature addresses attitudes to learning in either competitive (Ingram, 2002; Inkpen and Beamish, 1997) or collaborative (Inkpen and Tsang, 2005; Smith and Powell, 2004) frames. Attitudes have so far been described as though they operate at a macro-level, throughout the life of a collaboration. Given the inherently dynamic nature of all aspects of collaboration (Ebers and Grandori, 1997; Huxham and Vangen, 2000; Koka and Prescott, 2002), attitudes may also change over time at the macro level, as, for example, individuals get to know each other, early successes lead to trust development, or changes of personnel undermine it. attitude refers to the positive or negative feelings derived from knowledge sharing. III. Study Method and Implementation Course This study adopted questionnaire method to collect data, the objects of study is design group students of a senior vocational school in Taiwan central region, it was expected to issue 168 student questionnaires, and survey time is from January 2012 to February 2012. The preparation of the study tool is based on and modified from Wu MingChang and Wang Xiao-Tien (2011): “Present Adolescent’s Idea and Life Experience Scale”; after adopted SPSS 17.0 to conduct statistical analysis and validation on survey data and ensured correctness of original data, used Pearson correlation analysis and multiple regression empirical analysis to carry out statistics for linear relationships between each group of variables in the model of this study, and to present structural relationships between positive, negative thinking disposition and team collaboration disposition. In the followings, this chapter will focus on explaining: study framework and hypotheses, study object and data collection, study tool and modification as well as data analysis method. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1083 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org 1. Study framework and hypotheses Based on the abovementioned motivation and purpose, this study proposed the linear relationship model between three variables, namely “positive thinking disposition”, “negative thinking disposition” and “team collaboration disposition” (Figure 1). Positive thinking Collaboration Disposition Negative thinking Figure 1: Study framework For exploring the affecting relationships between “positive thinking disposition”, “negative thinking disposition” and “team collaboration disposition” of adolescent team members, this study set up the following hypotheses: Hypothesis 1: Adolescents’ “positive thinking disposition” and “negative thinking disposition” is relevant. Hypothesis 2: Adolescents’ “positive, negative thinking disposition” and “team collaboration disposition” is relevant. Hypothesis 3: Adolescents’ “positive, negative thinking disposition” would directly affect “team collaboration disposition”. 2. Study object and data collection This study adopted purposive sampling approach to conduct measuring work for design group students in a senior vocational school of Taiwan central region by class, collected 168 questionnaires from four classes (42 students per class) of second and third year design group students in the school, and removed invalid questionnaires with regular answers and too many missing questions, and a total of 157 valid questionnaires were collected, the validity rate is 93.5%, of which number of boy samples is 33 and number of girl samples is 124. The survey was conducted from January 2012 to February 2012. Table 1. Basic information of samples Background Variable Category Number of Samples Percentage (%) Age 16 17 18 20 85 52 12.7 54.8 33.1 Gender Male Female 33 124 21.0 79.0 1084 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org 3. Study tool and modification This study utilized questionnaire survey method, and since the purpose of this study is for describing and explaining present situation and characteristics of adolescents’ positive, negative thinking disposition, so adopted self-report inventory as main tool. The preparation of the study tool is based on and modified from Wu Ming-Chang and Wang Xiao-Tien (2011): “Present College Student’s Idea and Life Experience Scale”. All questions utilize Likert Scale as measuring scale, the subjects can tick a answer from “strongly disagree” to “strongly agree” for each question, and a score of 1-5 is give to each answer in sequence. The basic meaning and structure of this scale consists of three main dimensions, respectively is positive thinking, negative thinking, and exploring of effect on team collaboration disposition. The preparation of various dimension questionnaires had made reference to review and assessment of foreign and domestic relevant scales, and modified for this study. (1) Positive thinking dimension adopted study scale of Ingram and Wisnicki (1988), a total of 22 questions; constructed four content dimensions, respectively are 7 questions for “positive expectation for future development”, 6 questions for “positive self-assessment”, 5 questions for “positive thinking for daily life”, and 4 questions for “comprehensive self-assessment”, mainly for exploring whether adolescents hold positive idea for these four content dimensions. (2) Negative thinking dimension adopted study scale of Hollon and Kendall (1983), a total of 25 questions; constructed four content dimensions, respectively are 10 questions for “negative self-expectation”, 7 questions for “powerlessness of give-up, hopelessness”, 5 questions for “not adaptive to present situation and want to change”, and 3 questions for “low self-esteem”, mainly for exploring whether adolescents hold negative idea for these four content dimensions. (3) Team collaboration disposition dimension adopted study scale of Jian Zhong Wang (2001), a total of 11 questions, to explore whether adolescents’ positive, negative thinking disposition will affect team collaboration disposition. The reliability of this study questionnaire was assessed by using Cronbach’s α coefficient. The reliability of three scales of positive thinking, negative thinking, and team collaboration disposition are respectively 0.905, 0.968, and 0.937, all achieve good level, indicating that the measuring tool (questionnaire) of this study has trusted reliability level. 4. Data analysis method After utilized SPSS 17.0 to carry out statistical analysis and validation on survey data and ensured correctness of original data, this study used descriptive statistical procedure to conduct frequency distribution analysis for basic information of study objects. This study then used Pearson correlation analysis and multiple regression empirical analysis to carry out statistics for linear relationships between each group of variables in the model of this study, and to present structural relationships between positive, negative thinking disposition and team collaboration disposition, and carried out statistical test for each hypothesis proposed in this study. IV. Study Results 1. Results of correlation analysis This study adopted Pearson correlation analysis to verify the relationships between dimensions, and used standardized coefficients to estimate correlation values (Table 2) between various dimensions, the final model paths are shown in Figure 2. The path analysis coefficients of the study model reveal: (1) positive thinking disposition and negative thinking disposition have a negative and significant relationship (γ =-.726, ** p < .01); verified that study hypothesis 1 is valid, showing that when an individual shows positive thinking disposition, will also show negative thinking disposition. (2) Positive thinking disposition and self-perceived team collaboration disposition have a positive and significant relationship (γ =.600, ** p < .01), while negative thinking disposition and team collaboration Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1085 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org disposition have a negative and significant relationship (γ = - .432, ** p < .01); verified that study hypothesis 2 is valid. Table 2. The correlation matrix of latent variables Positive thinking Negative thinking Positive thinking 1 Negative thinking -.726** 1 Collaboration Disposition .600** -.432** Positive thinking -.726*** Negative thinking Collaboration Disposition 1 .600** Collaboration Disposition -.432*** Figure 2: Relevant structure model of positive thinking disposition and negative thinking disposition vs. team collaboration disposition 2. Empirical results of multiple regression analysis This study adopted multiple regression analysis to verify effects of various content dimensions of positive, negative thinking disposition on team collaboration disposition, and used standardized coefficients to estimate effect values of various content dimensions, the final model paths are shown in Figure 3. The path analysis coefficients of study model reveal: (1) From Table 3, found that “various content dimensions of positive thinking disposition” have significant predictability for “team collaboration disposition”, and the overall explanatory power is 36.9% (R2 = .369), reached significance level (F = .000, p> 0.05). And from Table 4, further found that, three variables (“positive thinking for daily life”, “positive self-assessment” and “comprehensive self-assessment”) in four content dimensions have positive and significant direct effect on “team collaboration disposition”. Of which, the effect of “positive selfassessment” is biggest (Beta = .268). (2) From Table 5, found that “various content dimensions of negative thinking disposition” have significant predictability for “team collaboration disposition”, and the overall explanatory power is 25% (R2 = .250), reached significance level (F =. 000, p > 0.05). And from Table 6, further found that, only the variable “not adaptive to present situation and want to change” in four content dimensions has negative and significant direct effect on “team collaboration disposition” (Beta = -.505). From the above two results, verified that study hypothesis 3 is valid. 1086 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Table 3. Summary of overall multiple regression analysis model of “various content dimensions of positive thinking disposition” vs. “collaboration disposition” Model R R2 1 .608a .369 Adjusted R2 Standard error of the estimate .353 5.520 Change statistics R2 change F change .369 22.265 df1 Significant F change df2 4 152 .000 a. Predictors: (Constant), Positive thinking for daily life, Positive self-assessment, Comprehensive self-assessment, Positive expectation for future development Table 4: Overall multiple regression analysis coefficients of “various content dimensions of positive thinking disposition” vs. “collaboration disposition” a Model 1 Unstandardized coefficients Standardized coefficient B estimate value Standard error 8.607 3.487 Positive thinking for daily life .337 .146 Positive selfassessment .573 Comprehensive self-assessment Positive expectation for future development (Coefficient) Collinearity statistics Beta distribution t Significance Tolerance VIF 2.468 .015 .199 2.304 .023 .556 1.799 .188 .268 3.058 .003 .541 1.848 .562 .265 .211 2.124 .035 .421 2.377 .124 .218 .046 .572 .568 .629 1.589 a. Dependent variable: Team collaboration disposition Table 5: Summary of overall multiple regression analysis model of “various content dimensions of negative thinking disposition” vs. “collaboration disposition” Model 1 R R2 .500a .250 Adjusted R2 .230 Standard error of the estimate Change statistics R2 change 6.021 .250 F change 12.655 df1 4 df2 Significant F change 152 .000 a. Predictors: (Constant), Negative self-expectation, Powerlessness of give-up, hopelessness, Not adaptive to present situation and want to change, Low self-esteem Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1087 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Table 6: Overall multiple regression analysis coefficients of “various content dimensions of negative thinking disposition” vs. “collaboration disposition” a Unstandardized coefficients B Standard estimate error value Model 1 (Coefficient) Negative selfexpectation Powerlessness of give-up, hopelessness Not adaptive to present situation and want to change Low self-esteem 50.003 1.918 .006 .119 .117 Standardized coefficient Beta distribution Collinearity statistics t Significance Tolerance VIF 26.072 .000 .006 .047 .962 .336 2.979 .130 .103 .900 .370 .374 2.672 -.876 .239 -.505 -3.660 .000 .260 3.852 -.249 .333 -.089 -.748 .456 .345 2.900 a. Dependent variable: Team collaboration disposition Positive thinking Positive daily functioning Positive self-evaluation .199* Others evaluation of self .268** Positive future expectations .211* .046 Collaboration Disposition Negative thinking Negative Self-Concept and Negative Expectations Giving Up/Helplessness .006 .103 -.089 -.505*** Personal Maladjustment and desire for change Low Self-Esteem Figure 3: Study structure model 1088 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org V. Discussions, Conclusions and Recommendations This study examined affecting factors of adolescents’ positive, negative thinking disposition on team collaboration disposition, and used the results to analyze the effectiveness and structure model of the affecting factors. The analysis results in this study lead to some interesting issues for discussion: 1. Discussions (1) Coexistence of positive thinking disposition and negative thinking disposition The results of this study are consistent with the views of past scholars, that is, positive, negative affection disposition are independent personality dispositions, and a person may have both high positive affection disposition and negative affection disposition at same time, or have both low positive, negative affection disposition at same time (George, 2007). This reveals that when an individual shows positive thinking disposition, he/she may also show negative thinking disposition at the same time. In particular, this is not only true for ordinary people, even for twice-exceptional students, i.e., persons having both gifted and physically/mentally handicapped characteristics may have both positive and negative dispositions at same time (Wu Yi-Hui, has Zeng Ru-Ying, 2009) . Therefore, this study suggests that adolescent individuals should actively understand and accept the fact of having both positive and negative thinking dispositions, and then try to play more positive thinking pattern to replace negative thinking pattern. (2) Correlation of positive thinking disposition and negative thinking disposition vs. team collaboration disposition According to the study results, it can be seen that adolescents’ positive thinking disposition and self-perceived team collaboration disposition have significant positive relationship. While negative thinking disposition and team collaboration disposition have significant negative relationship. In other words, the more the adolescent’s positive thinking disposition, the more the adolescent’s team collaboration disposition; the more the adolescent’s negative thinking disposition, the less the adolescent’s team collaboration disposition. Further regression analysis found that although positive thinking disposition and negative thinking disposition together have significant predictability for “team collaboration disposition” and have overall explanatory power of 36%, but only positive thinking disposition reached significant predictability level. As mentioned above in this study, because positive thinking individuals mostly hold a positive, optimistic and aggressive belief for the interpretation of self and surrounding people, things and objects, and thus also would be involved with more pleasant emotion while in the course of interpersonal interaction and goal achieving. Therefore, compared to negative thinking individuals holding negative, pessimistic, passive beliefs, their team collaboration disposition can be better predicted. (3) Effects of content dimensions of positive thinking disposition and negative thinking disposition on team collaboration disposition This study aims at exploring affecting factors of team collaboration disposition, the study results reveal that three variables (“positive thinking for daily life”, “positive self-assessment” and “comprehensive self-assessment”) in various content dimensions have positive and significant direct effect on “team collaboration disposition”. It is noteworthy that only the variable “not adaptive to present situation and want to change” in four content dimensions has negative and significant direct effect on “team collaboration disposition”. This finding seems to indicate that: i. “Positive thinking”, in fact, is to conceive method for solving problem, properly perform emotional management while in demonstrating mobility, and open mind to accept results after put efforts. However, “positive thinking” is not a personality trait born by nature for everyone, rather relies on exercising to learning of “positive thinking for daily life”. “Positive thinking” train people through exchange of knowledge and experience to make people have a broader pattern of thinking. A person with “positive thinking” always thinks in the direction of problemsolving, is committed to solve problems for him-/herself and help others, understand his/her and the other party’s Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1089 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org needs, provide his/her own knowledge and experience and invite the other party to jointly conceive method for solving problem, these approaches form team collaboration and thus achieve a win-win outcome, naturally will have a significant effect on “team collaboration disposition”. ii. In the content dimensions of “negative thinking disposition”, only the variable “not adaptive to present situation and want to change” has negative and significant direct effect on “team collaboration disposition”. This finding is in line with the conclusion of Zing Zhou (2007), reveals that a negative attitude in the workplace may be an effective catalyst for improvement and progress. Which even points out: “the dissatisfaction for maintaining status quo and present situation of things would encourage people to develop ideas and find solutions.” That is, performance of negative thinkers may be better than positive thinkers, because they would expect problems and avoid mistakes in order to more likely make plan to do things right and do a good job rather than proceeds with relying on feel good about themselves. Although the negative, pessimistic, passive beliefs held by negative thinking individuals often lead to established impression of poor “team collaboration disposition”, but if can remain vigilant rather than strengthen it in thinking when negative feeling appears and converted to a positive thinking pattern, in fact, can also create good performance for their own life and career! In the biographies of many professionals, often found that they always hold some negative thinking disposition in their successful journey, this approach helps them to prevent from accidental raid and make them well-prepared for situations that may hinder progress. So, successful persons look forward and pay attention to problems and obstacles they might encounter. And the result is that they will not collide with too many unexpected or unplanned roadblocks. Therefore, in fact, educators can think again when considering “negative thinking” as annoying characteristics required to eradicate from the team, because negative thinker should have more efficient problem-solving pattern according to the thinking disposition of “not adaptive to present situation and want to change” found in this study. 2. Conclusions Through exploring adolescents’ positive, negative thinking disposition, this study examined eight factors affecting team collaboration disposition, including “positive thinking for daily life”, “positive self-assessment”, “comprehensive self-assessment” and “positive expectation for future development” in positive thinking, as well as “negative self-expectation”, “powerlessness of give-up, hopelessness”, “not adaptive to present situation and want to change” and “low self-esteem” in negative thinking. With regard to the affecting effectiveness of these content dimensions, this study finally obtained the following three conclusions: (1) Adolescents’ positive thinking disposition and negative thinking disposition have a negative and significant relationship, reveals that when an individual shows positive thinking disposition, he/she may also show negative thinking disposition at the same time; (2) There exist significant relationships among positive thinking disposition, team collaboration disposition and negative thinking disposition, reveal that the more the adolescent’s positive thinking disposition, the more the adolescent’s team collaboration disposition; the more the adolescent’s negative thinking disposition, the less the adolescent’s team collaboration disposition. (3) Negative thinking disposition has no significant predictability for team collaboration disposition, and only the “not adaptive to present situation and want to change” in its four content dimensions reaches negative and significant direct effect on “team collaboration disposition”. This symbolizes that negative thinking disposition may be an effective catalyst for improvement and progress, it would make an individual take into account the community honor and group performance and thus improve team collaboration disposition. 3. Recommendations The main purpose of this study expects to understand whether positive, negative thinking disposition would affect adolescents’ performance of team involvement attitude. Since in the past most studies regarding thinking tend 1090 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org to explore single dimension thinking disposition, however, positive, negative thinking disposition are independent personality dispositions, so the help for present teaching situation is actually quite limited if explores students’ team involvement attitude only from a single dimension of thinking disposition, therefore this study adopted two thinking dispositions, not only can compensate for the deficiencies of the past studies in this field, but also try to increase the accumulation of adolescent thinking behavior theory. Based on the conclusions of this study, thereby proposed the following recommendations: (1) In psychology, the most common method used by researchers of self concept is usually self-report inventory. The content includes a number of questions describing characters, and a subject is only required to answer those questions suitable to personal circumstances when used. In the future, more variables of cooperative behavior aspects can be increased for exploring, and qualitative study methods such as interview can be added to provide more information in order to achieve a deeper understanding. (2) For a theoretical study targeting on positive, negative thinking disposition and team collaboration disposition, in the course of this study there are certain limitations and expectations for future study; for the convenience of sampling and issuance of questionnaires, the samples of this study are only limited to design group students of a senior vocational school in central region, so there may be environmental and cultural characteristics and limitations, in order to get more diversified understanding and discovery on this study topic, future study subjects should be able to expand to northern or southern schools and adolescent groups of different learning backgrounds. (3) In addition, number of possible variables affecting team collaboration disposition are many, this study only explored effects of positive, negative thinking disposition on adolescents’ team collaboration disposition from individual perspective, therefore, it is recommended that follow-up studies may include different contextual variables, and even can add school teacher’s perspective and adopt field case observation method to explore more deeply. (4) This study has confirmed that positive, negative thinking disposition of team members serve as antecedents in team collaboration; like other workplaces, in order to develop positive thinking and transform negative thinking, schools should be committed to create a positive atmosphere. If school curriculum design can cultivate positive emotions and create a positive thinking environment to help adolescents in establishing positive emotional intelligence, mutual trust among members would be enhanced and team collaboration could be recognized (Bishop and Scott, 2000), thereby members would be willing to provide better decision-making and more creative solutions to achieve good collaboration performance. V I. References Allport, G. W. (1961). Pattern and Growth in Personality. New York: Holt, Rinehart & Winston. Bronfenbrenner, U. (1986). Ecology of the family as a context for human development:research perspectives. Developmental Psychology, 22(6),723-742. Bee, H. L., & Mitchell, S. K. (1984). The Developing Person: A Life-Span Approach (2nd ed.) New York-Harper & Row, Publishers. Birx, E., Lasala, K.B., & Edd, W.M. (2011). Evaluation of a team building: Retreat to promote nursing faculty cohesion and job satisfaction. Journal of Professional Nursing, 27, 174-178. Coleman, J.C. (1980). The Nature of Adolescence. London : Methuen. Dewey, J. (1944). Democracy and education. New York: The Free Press. Dewey, J. (1998). How we think. MA.: Houghton Mifflin Company. de Bono, E. (1992). Teach your child how to think. London: Viking Elkind, D. (1967), Egocentrism in adolescence, Child Development, (038), 1025-1034. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1091 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Elkind, D. (1967), Cognitive structure and adolescent experience, Adolescence, (002), 0427-0434. Feldman, S. S., Rubenstein, J. L., & Rubin, C. (1988). Depressive affect and restraint in early adolescents: Relationships with family structure, family process and frendship Support. Journal of Early Adolescence, 8 (3), 279-296. George, J.M., & Zhou, J., 2007. Dual tuning in a supportive context: joint contribution of positive mood, negative mood, and supervisory behaviors to employee creativity, Academy of Management Journal, 50(3), 605-622. George, J. M. (1992). The role of personality in organizational life: Issues and evidence,Journal of Management, 18(2),185213 Glasser W. 1985, Control Theory: A New Explanation of How We Control Our Lives. New York: Harper & Row. Havighurst,R.J.(1972).Developmental Tasks and Education.(3rd Ed.)New York: Davud Mckay Co Inc. Jordan, M. H., Field, H. S., & Armenakis, A. A. (2002). The relationship of group process variables and team performance: A team-level analysis in a field setting. Small Group Research, 33, 121-150. Jolly, J. B., & Kramer, T. A. (1994). The hierarchical arrangement of internalizing cognitions. Cognitive Therapy and Research, 18(11), 1-14. Levin, I., & Stokes, J. P. (1989). Dispositional approach to job satisfaction: Role of negative affectivity. Journal of Applied Psychology, 74(5), 752-758 McAuley, E., Duncan, T., & Russell, D. (1992). Measuring causal attributions: The revised Causal Dimension Scale (CDSII). Personality and Social Psychology Bulletin, 18, 566-573. Peterson, A. C., Compas, B. E., Brooks-Gunn J., Stemmler, M., Ey, S., & Grant, K. E. (1993). Depression in adolescence. American Psychologist, 48 (2), 155-168. Reynolds, W. M. (1985). Depression in childhood and adolescence: Diagnosis, assessment, intervention strategies and research. In T.R. Krarochwill (Ed.), Advance in school psychology (pp.133-189). Hillsdale, NJ: Lawrence Erlbaum. Watson, D., & Clark, L. A. (1984). Negative affectivity: The disposition to experienceaversive emotional states. Psychological Bulletin, 96(3), 465-490. Williams, S., Zainuba, M., & Jackson, R. (2003). Affective influences on risk perceptions and risk intention. Journal of Managerial Psychology, 18(1/2),126-137. 1092 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org DESIGNING AND IMPLEMENTING AN INNOVATIVE MASTER’S DEGREE PROGRAMME: A CASE STUDY Katri Ojasalo* Abstract Innovativeness has become a major competitive factor for companies, networks and regions, and renewal is very important for any business. The purpose of this paper is to increase knowledge of how education can contribute to new kinds of innovative business competences. The paper analyses the design and implementation processes of the new Master’s degree programme in Service Innovation and Design targeted for practitioners. This is an action research based case study. The profound analysis of the case material and the participant observations during the four-year process show that the main issues related to the success of a new master’s degree programme tend to be (1) clear objectives, (2) extensive research on future competence needs, (3) a committed and strongly led development team, (4) comprehensive networks with the key players in the competence area, and (5) a thorough documentation of the whole process as a basis for continuous development. Key words: master’s degree, curriculum, business studies, service innovation, action research * Laurea University of Applied Sciences, Vanha maantie 9, 02650 Espoo, Finland, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1093 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org 1 INTRODUCTION The demand for service innovation and design (abbr. SID) competences has rapidly increased among companies and other organisations across all industries (e.g. Ostrom et al., 2010). Fundamental changes in the economic environment, demographics and new technologies are driving businesses to seek sustainable efficiency and effectiveness through new, service based business models. Innovativeness is a major challenge for companies (e.g. Freel, 2005). Companies have to offer continuously improved or totally new service concepts to remain one step ahead of the competition and at the same time complying exactly with customers’ latent needs and expectations (see e.g. Edvardsson et al., 2006). The importance of service innovation has enormous implications for competences and the knowledge base that underpins them (Ojasalo, 2009). More emphasis has to be laid on an ability and sensitivity to anticipate changes in customers’ behaviour and expectations, and in the consequent competence to design better value propositions and create new service concepts. Business managers and developers need to understand service value from the customers’ perspective, create a vision, develop it and put it into action. To create profitable business, they should be able to design definable, repeatable, scalable and unique service concepts (Ojasalo, 2009). Consequently, several national and international research projects and government and industry reports have underlined the increasing need for service innovation and design competences (e.g. Succeeding through Service Innovation, 2008; Supporting Innovation in Services, 2008; The Future of Service Business Innovation, 2010). To answer this need, Laurea University of Applied Sciences in Finland has developed a new Master’s degree programme in Service Innovation and Design. This unique degree programme in Service Innovation and Design aims to create the distinctive competences needed for future success. The main objective of the degree programme is to provide education which is based on the genuine competence development needs of companies and other organisations. The Master’s degree programme in Service Innovation and Design was launched in 2009 after two years of intensive development work. It is a 90 ects credit-point professional program that trains students from diverse backgrounds to become practicing service developers. The entry requirement for Master’s studies at Finnish universities of applied sciences is that an applicant hold a Bachelor’s or Master’s level degree and has acquired at least three years of relevant work experience after graduation. The final selection for the degree programme takes place through an entrance examination. The SID Master’s degree programme is provided in English and can be completed alongside a full-time job in 18 – 30 months. When designing curricula, universities have to balance needs and desires of diverse stakeholders, and curriculum design is influenced by both external and internal factors (e.g. Nash, 2002). Strong external influences come typically from employer concerns, the job market, publications, and society in general. Internal influences include for example educational beliefs, disciplines, institutional purpose and mission, as well as student characteristics. Increasing enrolment, responding to students’ and employers’ needs, as well as internationalisation are typical general objectives of curriculum design (Jackson, 2003). Many universities, concerned with providing curricula that are current and targeted to both student and employer needs, are tailoring their curricula to target specific skill sets (Phillips, Settoon & Phillips, 2008). In creating a curriculum, the main challenge lies not only in renewing the outcomes and contents of teaching to better respond to the future needs of the business environment; the changes in the environment seem to be so large that the curriculum should also find new ways to facilitate the continuous development of the region and of business through research, development and innovation (abbr. RDI) activities. The aim of the curriculum is therefore to create flexible conditions for the content of learning to arise from practical activity (Kivelä & Ojasalo, 2007). At a general level, the development process of university curriculum is in line with any development process. A typical curriculum development process includes the phases of setting objectives, planning, implementing, assessing, and continuous development. In Twining’s (2004) approach, curriculum development starts from the (1) vision, which is followed by a planning cycle consisting of four consecutive stages. They are (2) planning, (3) implementing, (4) assessing, and (5) evaluation. Twining and Richards (1999) mention that this is an oversimplification. In reality, each 1094 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org stage is not discrete and one may begin at any point in the cycle and will not always follow through the whole cycle in order. Nevertheless, the implementation stage bridges the intentions with what is achieved, and the evaluation stage helps the developers refine the plans for future action. The purpose of this paper is to increase knowledge of how education can contribute to new kinds of innovative business competences. It shows how the need for new competences is found and analyzed and how the new degree programme is planned, implemented, assessed and continuously developed. The methodological approach of this paper is an action research based case study. The case of the study is the Master’s degree programme in Service Innovation and Design. The initial design process took two years, starting from the initiation of the project in 2007 and ending up to the point when the first students began their studies in the programme in 2009. During the on-going implementation process the further development of the programme has continued. The remainder of this article is divided into three sections. Next, the method of the study is described. Then, in the Findings section shows how (1) the objectives for the new degree programme have been set and the curriculum designed, (2) the degree programme has been implemented, and (3) the degree programme has been assessed and continuously developed. Finally, the findings are discussed and conclusions drawn. 2 METHOD This article is an action research based case study. Next, the characteristics of action research, case study and their use in the present study are briefly explained. The idea of action research was introduced by Lewin (1946) and several definitions have been provided for action research (Kemmis & McTaggart, 1988; Oja & Smulyan, 1989; Zuber-Skerritt, 1992). In action research the purpose is, at the same time, to develop solutions to practical problems and to develop knowledge or academic theory. The person involved with conducting action research is a change agent in practical problem solving and also an academic researcher developing scientific theory (Gummesson, 2000). According to Rapoport (1970, p. 449), “action research aims to contribute both to the practical concerns of people in an immediate problematic situation and to the goals of social science by joint collaboration within a mutually acceptable ethical framework.” In other words, a researcher faces two goals, one goal is to solve a practical problem within an organization, and the second is to generate new knowledge and understanding about other organizations (McKay and Marshall, 2001, p. 46). Case studies have often applied the action research approach successfully (Howell, 1994). The case study approach implies the detailed examination of a single example of a phenomenon. A case study allows a research to retain the holistic and meaningful characteristics of real-life events, such as organizational and managerial processes (e.g. Gummesson, 2000; Yin, 1984). The empirical evidence of a case study may be qualitative, quantitative, or both. Sources of evidence in the data collection for case studies can include interviews, direct observation, participantobservation, documentation, archival resources, and physical artifacts (Yin, 1984). The author of this article has been the head team designing and implementing the new Master’s degree programme in Service Innovation and Design (SID). Thus, she has had the two roles of an action researcher: academic researcher and practical change agent. The design process started in 2007, and the first students began their studies in 2009. The design and implementation processes have been truly collective involving a great number of stakeholders. In the beginning, the development team was composed of four faculty members. In autumn 2008, a few more faculty members (lecturers) became involved in the team with the purpose of curriculum development. In November 2008, seven of Laurea’s faculty members took part in the international Service Design Network seminar in Amsterdam where the curriculum was further developed with other seminar participants. As the degree programme was launched in autumn 2009, there were ten members in the team of lecturers, and the figure grew to 12 by autumn 2010. The team of lecturers has had regular development meetings (2-3 hours) approximately every second month. One-day development workshops have been arranged for the lecturer team at the beginning of 2009 and 2010, and half-day workshops in 2011 and 2012. Currently, in 2012 when the third application period for the programme is starting, there Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1095 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org are 16 lecturers in the team responsible for the further development and implementation of the degree programme. Moreover, the students and business partners are also involved in the further development of the programme. The current analysis of the design, implementation and assessment of the programme is based on direct and participant-observations during the process and the following written documents: • Memos of the SID degree programme lecturer meetings in 2007-2011 • SID degree programme application report for the Ministry of Education and Culture in 2008 • SID degree programme curriculum • Formal, comprehensive self-evaluation reports on the degree programme written in 2010 and 2011 • Student feedback for all study units and students’ answers of the initial stage feedback questionnaires • Self-evaluation reports written by lecturers for each study unit • Memos of the SID Advisory Board meetings in 2009-2011 • External evaluation (Konttinen et al., 2012) • Other documents for developing the SID degree programme (e.g. Multiform thesis guidelines, Competence development plan, Master’s thesis evaluation criteria) • Statistics and other documents of Laurea University of Applied Sciences (e.g. strategies, quality system) 3 FINDINGS In this section, the design, implementation and assessment of the Master’s degree programme in Service Innovation and Design are analysed. Setting the objectives and designing the curriculum In Finland, the Ministry of Education and Culture reviews plans for new master’s degree programs in universities of applied sciences and makes the decision whether or not the universities are given the permission and financing to provide such education. The Ministry of Education and Culture has also set the national minimum requirements for students applying to a master’s degree program provided by a university of applied sciences. The applicants must have a completed bachelor degree and at least three years of relevant working experiences after their graduation. Thus, the students of the master’s degree programs are already professionals themselves in their field. The studies, which can be completed along-side a full-time job, are meant to strengthen their professional competences as well as to boost their own organizations. The strategic intent of Laurea University of Applied Sciences was the first impulse for a totally new degree programme. The renewed strategy focused on service innovations and internalisation, and highlighted the status of master level degrees. In the beginning of the development process, the main objective was to create a plan for education which is truly based on genuine competence development needs of companies and other organizations, particularly in the Helsinki capital region where the case university is located. In particular, the main target group of the new programme was international professionals working in the Helsinki capital region. It was stressed that every aspect of the plan for the new degree programme is carefully and reliably studied and motivated. Motivating the real need for this kind of education was based on own research and on various national and international government and industry reports, studies and statistics dealing with competence needs now and in the future. Moreover, the plan was based on discussions and interviews with service design professionals and academics in several organizations. A broad report on the significance of service innovation and design competence in international and domestic operating environments was drawn up as a basis for preparing the application. As a result of a lengthy development process, Laurea submitted the application for the Master’s degree programme in Service Innovation and Design (Master of Business Administration) to the Ministry of Education and Culture at the beginning of 2008. The plan of the new Master’s degree programme was accepted in spring 2008, and public financing for the education was confirmed so that first students could enroll on the programme in fall 2009. 1096 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org After receiving approval from the Ministry of Education and Culture to launch the new Master’s degree programme, the curriculum underwent further development based e.g. on various research reports and other written material. Lecturers have had a crucial role in designing the new degree programme from the start. Four lecturers, which had a strong back ground in service research, established a service design team in the beginning of 2007, which kick-started the design process. This service design team began to actively develop competence in the field through, for example, taking part in international conferences focusing on service design competences. At the end of the design process, the SID curriculum was processed at the Service Design Network conference in Amsterdam in November 2008, where Laurea’s lecturers held a workshop focusing on the SID curriculum. The curriculum was developed further with international experts in January 2009, when Laurea arranged the second international Service Innovation & Design seminar in its campus. Moreover, the SID Advisory Board commented on the SID curriculum. After the launch of the degree programme in 2009, updating the competences needs has continued intensively until the present day. Based on the extensive research and discussions, a framework of SID competences was developed. Afterwards, these competence areas were divided into study themes consisting of more specific study units (each 5 ects credits). In other words, the SID curriculum is constructed from themes and study units, which are derived from competences in the SID field. The themes are: • Business and Management Competences in Service Innovation (15 ects credits + elective studies) • Value Creating Competences (15 ects credits + elective studies) • User-centric Service Design Competences (15 ects credits + elective studies) • Master’s thesis: Service Development Project (30 ects credits) The SID competence level definition is established on the learning outcomes relevant to Level 7 in the European Qualifications Framework for Lifelong Learning (EQF 2008): ● Knowledge ● o highly specialized knowledge, some of which is at the forefront of knowledge in a field of service innovation and design, as the basis for original thinking and research o critical awareness of knowledge issues in SID and at the interface between different fields Skills specialized problem-solving skills required in research and innovation in order to develop new knowledge and procedures and to integrate knowledge from different fields Competence o manage and transform contexts that are complex, unpredictable and require new strategic approaches o take responsibility for contributing to professional knowledge and practice and for reviewing the strategic performance of teams o ● There has been a strong involvement of different stakeholders in the design and further development of the SID curriculum. In summer 2007, Laurea University of Applied Sciences was accepted into the international Service Design Network (SDN), which, through collaboration based on multidisciplinary competence, aims to profitably address the needs relating to both practically and scientifically developing the service design competence area. Today, almost 200 companies and higher education institutions from around the world belong to the network. The SID team members have participated in all annual SDN conferences which have provided a good opportunity to discuss the degree programme with other service design educators and experts. In January 2008, Laurea University of Applied Sciences was a founding member of another international service design and innovation network. Originally, this service design network aimed at bringing together Nordic higher education and research institutions within the competence area. Currently, this network has extended to other parts of Europe, such as UK and Italy. The network has Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1097 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org agreed to arrange a Service Design and Innovation research conference: the first ServDes conference was held in Oslo in 2009 and the second in Linköping in 2010. The third conference was arranged at Laurea in February 2012. This ServDes.2012 Conference is part of the Helsinki World Design Capital 2012 programme. The SID lecturers were in the key role of organising the conference, and SID students submitted papers/workshop ideas for the conference. They all also had a poster presentation there. The curricula of different universities providing service design education were discussed in a workshop in the conference. Moreover, four international Service Innovation and Design seminars have been held at Laurea (2007, 2009, 2010, and 2011). Laurea’s SID lecturers have initiated and organised the seminars, and invited several leading international experts from business and academia to give a keynote presentation or lead a workshop for each of the four seminars. All these events and networks have strongly facilitated the following of the contemporary international discussion in the competence field. The SID Master’s programme has impressive knowledge in its Advisory Board not only by academic standards but also in terms of business competence and experience. The Advisory Board consists of ten highly experienced business executives, entrepreneurs and academics in the field of SID. SID Advisory Board was assembled six months before the first SID students began their studies. SID Advisory Board has convened four times in each year: 2009, 2010 and 2011. In its meetings of several hours, the Advisory Board has applied diverse methods for processing the needs arising from the SID competence base. In addition, the members have commented on the curriculum, participated in a development workshop organised by the SID students, worked as evaluators in the entrance examinations, and taken part in the launch of the SID, in the planning and implementation of the annual SID seminars and the ServDes conference, and in the SID teaching as visiting lecturers. Implementing the degree programme At the master’s level, the professional expertise of students has to be taken into account and a mechanism that allows the tacit knowledge sharing has to be applied, i.e. learning from each other and creating new knowledge together. In line with innovation theories, the aim has been to reach a heterogenic group of SID students (i.e. different educational backgrounds, different employment histories and jobs, many nationalities). Heterogeneity of the students is a fruitful ground for innovation and creative thinking. That is why team bonding among the SID students has been one of the main targets when the students begin their studies. In the first orientation day, they immediately start working in small groups to get to know each other and to familiarise themselves with the active role of a student, i.e. active dialog instead of passive listening. Their first orientation task has been to prepare a creative presentation based on written material in small groups on (1) Laurea’s learning philosophy, Learning by Developing, (2) Laurea’s quality assurance system, (3) the Master’s level competences, (4) the SID curriculum, and (5) the Master’s thesis process. Two tutor lecturers have divided the groups in half and hold one-hour individual tutoring discussions at the beginning of the studies with each student. Students have completed their personal study plan, the Competence Development Plan, as a basis for the discussions, and the plan is supplemented during the studies. In the Competence Development Plan, students set competence development targets from four different perspectives: (1) reflecting general Master’s level objectives (law, EQF), (2) reflecting the subject-specific objectives of the SID curriculum, (3) other personal competence development goals, and (4) thesis learning outcomes. Subsequent tutoring discussions are held as necessary with each student. The Service Innovation and Design programme is conducted using the Learning by Developing (LbD) approach developed and adopted by Laurea itself (Raij, 2007). Learning by Developing is the pedagogical innovation that the Finnish National Evaluation Council based their decision on when Laurea was appointed as a Centre of Excellence in Education. The LbD approach is based on the principle of involving students in diverse and demanding research and development projects, carried out in cooperation with companies and other organisations (Raij, 2007). For example, the SID Master’s students have been working for a long-term project (2010-2012) called CoCo that aims to enhance cocreation in the b-to-b context and to create concrete tools and methods for involving customers in the processes of both designing and delivering services. The CoCo project is carried out in conjunction with four b-to-b service companies, 1098 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Laurea, VTT Technical Research Centre of Finland and Tekes (The Finnish Funding Agency for Technology and Innovation). The students have analysed the current state of the co-creation approach in the companies, and now they are starting to organise workshops in the companies where they will utilise different service design methods. Under the guidance of lecturers and experts from business and other organisations, students receive genuine, research-oriented and multidisciplinary learning that is completely different from memorising facts by heart for exams. In other words, a great deal of learning is based on practical problem solving in authentic cases, either in larger projects such as CoCo or in the students’ own organisations. This greatly motivates students, since they are able to directly contribute to their own work and the development of their organisations. Consequently, the role of teacher changes from traditional lecturer into that of coach. Typically, two lecturers are in charge of a study unit. Also, theses supervisors work in pairs since it is important to get more viewpoints in every development project. The studies include an average of three days of intensive contact sessions, i.e. face-to-face instruction, once a month (one Thursday-Friday-Saturday, at 9 am - 5 pm each day). One of the five-credit study units involves three full days of face-to-face contact sessions usually arranged one month apart. It has been important to agree the intensive contact days for the whole calendar year at least six months ahead. During the contact sessions, students take part into workshops, group discussions, assignment presentations, or any other interactive events, which allow personal knowledge sharing. Also more traditional teaching methods such as lectures are in use, though these events are tried to keep in minimum, and if held, external speakers from companies are often invited to lecture (business case stories). The students complete various assignments between the contact sessions. The assignments are completed in a larger RDI project or related to students’ own organisations in order to involve them, and transfer and disseminate new knowledge in the organizations. The assignments include for example customer research, blueprinting of service processes, designing scenarios for new service concepts, or some accounting tasks. Competence evaluation is based on the objectives described in the curriculum. Overall evaluation criteria (based on EQF level 7) have been produced as a tool for study unit evaluation. Evaluation has mainly focused on assignment results, learning diaries, active participation or similar. Exams have not been arranged; theory has been studied through application within practical assignments. Assessing and further development of the curriculum and the implementation Regular SID lecturer meetings and SID Advisory Board meetings are the two main forums for the quality and effectiveness monitoring and related developing. In connection to lecturer meetings, student feedback and development proposals from different sources are discussed and the necessary rectifications made. Moreover, the degree programme has taken part in formal external evaluation processes (see e.g. Konttinen et al., 2012). The strategy implementation plan of Laurea University of Applied Sciences describes the key indicators, which are used for measuring the impact of the degree programme. Continuously monitored indicators include: • Study progress, student-specific number of credits (accumulation of studies) • Level of student feedback (quantitative and qualitative) • Participation of students in face-to-face contact sessions and workshops • Participation of students in Laurea’s RDI projects • Number (i.e. the appeal rate) and backgrounds of applicants The SID degree programme complies with Laurea’s quality system. Student feedback is gathered from each study unit. Quantitative data is displayed for students on a virtual platform. The lecturers have also access to all open comments. Study unit feedback is discussed at the lecturer meetings. Based on the feedback and personal experiences, lecturers draw up a self-evaluation on the study unit, which is saved for public view. In addition to the study unit feedback, initial stage feedback is gathered from students after their first six months of studying in the degree programme. This feedback is also visible for students on the virtual platform and discussed at the lecturer meeting. Graduation stage feedback is collected subsequently. The Student Affairs Office submits reports to the head Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1099 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org of the degree programme before each lecturer meeting, which allow monitoring study progress on student level. The prerequisites for studying are constantly monitored. The appeal rate has been very high compared to the other Master’s degree programmes in the Finnish Universities of Applied Sciences. In the first application period in 2009, the number of 1st place applicants totalled 8.8 the number of selected applicants. In the second application period, the appeal rate for all 1st place applicants was 8.84. In addition to the formal feedback questionnaires, the voice of students has been heard through tutoring discussions, discussions in connection to teaching, and informal feedback received via email. There is also a student representative in the SID Advisory Board. Student feedback of different types has influenced further degree programme planning. For example, based on informal feedback discussions with the students in spring 2011, a totally new elective study unit “Tools for visual communication in service design” (5 ects credits) was designed and immediately implemented in autumn 2011. The SID students have actively given development ideas and participated in the promoting of the SID. For example, two SID students developed a marketing plan and a future vision for the programme using creative service design methods and involving the students, lecturers and the Advisory Board members. Future competence needs are forecasted and the curriculum is constantly evaluated in the following way: • SID Advisory Board members highlight future prospects of different sectors • RDI project partners (companies and others) highlight future prospects of different sectors • Reports and studies published by different operators on domestic and international forums are monitored actively • Lecturers take actively part in different domestic and international events and networks within the SID field • Students take part in events, seminars and conferences within the competence area, and report on these on the virtual study platform • Students provide direct links to the development challenges of several sectors (evident e.g. in development tasks and theses) Due to the fact that the degree programme was launched in autumn 2009, there is not yet any long-term evidence (3-5 years) of the effectiveness of teaching. Still, there are, for example, already some signs of entrepreneurship: a few SID students have started a new company as a consequence of the studies. Currently, several students are planning of starting an own company. Additionally, the SID students have created lots of innovative development ideas for various companies and other organizations in their assignments and theses. 4 DISCUSSION AND CONCLUSION This article contributes to the scientific literature by increasing the knowledge of the development of higher education focusing on new kinds of innovative business competences. It shows how the need for new competences is found and analyzed and how the new degree programme is planned, implemented, assessed and continuously developed. This article increases the knowledge of the phases and activities of degree programme and curriculum development in general. Competence needs change rapidly in almost any industry. Thus, clear and updated guidelines are needed for continuous higher education development. The findings introduced in this article are based on a successful practical case. This study has clear potential to function as a general guideline for the development of a new degree programme, although case specific adjustment is always required. The presented case started with setting the objectives for the development process. This is well in line with the earlier literature describing the development of curricula and degree programmes (e.g. Ornstein & Hunkins, 1998; Phillips, Settoon, and Phillips, 2008). The literature tends to emphasize how faculty, students, and employers affect the objectives of degree programme being developed. Still, in many countries, particularly in Northern Europe, the education leading to a university degree is typically publicly financed and regulated. For example, in the present case, the studies in the degree programme are almost free to the students, and the government and the municipalities 1100 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org pay practically all the costs of the education. Then, naturally, the first objectives for the education come from the authorities of the educational system, in this case from the Finnish Ministry of Education and Culture. The present study suggests that, when the studies in a university are publicly financed, then the very first step of the development process of the degree programme is to carefully analyse and fully understand the objectives and philosophy of the relevant authorities in the educational system related to the type of education being developed. Moreover, when setting the objectives for the development process, the strategic intents of the university need to be taken into account, and it also is important the top management of the university fully supports the development process. This guarantees adequate resources to the development team. Higher education development projects may sometimes be subject to various contradictory interests of difference stakeholders (c.f. Phillips, Settoon & Phillips, 2008). There is a danger that some influences may be more influential than the others if a faculty member works alone in planning compared to a process in which a group of colleagues plan an entire programme (e.g. Stark, 2000). The findings of this study suggest that clear objectives and a concrete project with an assigned person in charge tend to ease the balance of different needs and desires of diverse stakeholders. Even though the design and implementation processes have been strongly led by one person in the present case, the processes have been truly collaborative involving a large number of stakeholders. This study also reveals that analytical planning work with accurate and grounded argumentation, which to a large extent resembles scientific research, is crucial in order to make the plan reliable in the eyes of reviewers and other stakeholders. Later, this kind of a profound analysis of competence needs and planning of the programme based on the analysis tends to generate students who graduate more prepared to assume positions being demanded by employers. When the objectives and the project team were set, the design of the SID curriculum started. The curriculum has been derived from the identified competence needs of businesses. The aim of the SID programme is to provide students with multidisciplinary knowledge in service innovation and design. This happens through advanced studies of different service theories and their implications for SID practice. The programme brings students to the forefront of recent developments in the SID field by including supervised development training. Another important objective is to improve students’ competences in combining academic rigour with managerial relevance when working on independent projects. A central theme of the studies is that service business requires a distinctive approach to strategy, innovation and design. At the beginning of the studies, students acquire the competences related to deeply understanding customers/users, their latent needs and behaviours in their natural environment. At the same time, they study strategic management and new service development. They also familiarise themselves with the basics of design thinking. In the second semester, they learn methodologies for futures studies and deepen their competences in service design processes and methods. Moreover, they learn how to build a service brand, and to commercialise and sell services. Finally, service leadership and service culture is their last compulsory topic. The elective studies (15 ects credits) enable students to pursue their specific interests, as well as to overcome deficiencies in their service design skills. For example, service design tools, cross-cultural issues and management of business networks are topics that the student may choose. The SID studies culminate in a Master’s thesis project. The aim of the Master’s thesis is to develop the student’s ability to carry out a demanding service development project independently. The next main phase of the development process of a master’s degree programme is implementing. This study extends knowledge by finding the relevant elements of successful implementation in the new master’s degree programme. In the SID programme, the Learning by Developing approach (see Raij, 2007) is used. Learning in authentic business development projects requires an active approach, commitment, a combination of theory and practice, collaboration, the sharing of expertise in teams, problem-solving skills and reflection. During the projects, students learn about things in the authentic contexts in which the knowledge will later be used. In the projects, students have the opportunity to work on long processes, in which it is essential to understand things holistically, identify and solve problems. In addition to business projects, the SID students have had important roles together with the SID Advisory Board members in the arrangements for the annual SID seminars at Laurea, for example in the planning of workshop sessions held, wrapping up the workshops, and moderating the seminar. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1101 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org The students of the SID programme have a varying and multidisciplinary background. This is a significant strength of the programme. Most of the students have their educational background (i.e. a Bachelor’s or a Master’s degree) either in the field of business administration, information technology, engineering or design. The group is international: almost all the continents are represented. The students work for many kinds of companies and organisations alongside their studies: multi-national corporations (both manufacturing and pure services), SMEs and public sector. This all creates a unique and fruitful basis for innovative thinking. The heterogeneous group spends three days per month together and co-creates new competences by discussing, sharing and further developing the individual assignments they have carried out between the contact sessions. The social networks created during studies are essential from the point of view of creating new entrepreneurship: while working in these networks, students identify new opportunities and the threshold for starting out as entrepreneurs is lowered. A few new companies have already started by the SID students though the programme has been running only for about two years. The relevance of the SID degree programme content is evaluated continuously in relation to latest research in the field and discussions within different domestic and international networks. For example, the members of the SID Advisory Board bring state-of-the-art knowledge of the contemporary issues and trends in SID in the business community. They also offer their personal network for the use of the programme. In sum, the profound analysis of the case material and the participant observations during the action research show that the main issues related to the success of a new Master’s degree programme tend to be (1) clear objectives, (2) extensive research on future competence needs, (3) a committed and strongly led development team, (4) comprehensive networks with the key players in the competence area, and (5) a thorough documentation of the whole process as a basis for continuous development. REFERENCES Edvardsson B., Gustafsson A., Kristensson P., Magnusson P. & Matthing J., eds. (2006). Involving Customers in New Service Development. Imperial College Press: London. EQF European Qualifications Framework for Lifelong Learning (2008). European Communities: Luxembourg. Freel, M.S. (2005). Patterns of innovation and skills in small firms, Technovation, 25, 123–134. Gummesson, E. (2000). Qualitative Methods in Management Research, 2nd ed. Sage: Thousand Oaks. Howell, F. (1994). Action Research & Action Learning in Management Education and Development. The Learning Organization, 1(2), 15-22. Jackson, M.G. (2003). Internationalizing the University Curriculum. Journal of Geography in Higher Education, 27(3), 325-330. Kemmis, S. & McTaggart, R. (1988). The Action Research Planner, 3rd substantially revised, Deakin University Press: Victoria. Kivelä, S. & Ojasalo K. (2007). Curriculum to Promote Innovative Business Renewal, in Outi Kallioinen (ed.), The Competence-Based Curriculum at Laurea, Laurea Publications, pp. 123-134, Vantaa, Finland. Konttinen, J., Smedlund, A., Rilla, N., Kallio, K. & van der Have, R. (2012). Knowledge Transfer in Service Business Development, VTT Technical Research Centre of Finland, Publications 776: Helsinki, Finland. Lewin, K. (1946). Action research and minority problems. Journal of Social Issues, 2(4), 34-46. McKay, J. & Marshall, P. (2001). The dual imperatives of action research. Information Technology and People, 14(1), 45-59. Nash, T.G.J. (2002). Business Curriculum Development: A Model for Assessing Outcomes in A University Business Curriculum Using The Tyler Curriculum Model Framework. Doctoral Dissertation, Graduate School of Wayne State University: Detroit, Michigan. Oja, S.N. & Smulyan, L. (1989). Collaborative Action Research: A Developmental Approach. Falmer Press: London. 1102 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Ojasalo, K. (2009). Business and Design Competences in Service Innovation and Development. The Business Review, Cambridge, Vol. 13 No. 1, 216-222. Ornstein, A.C. & Hunkins, F. (1998). Curriculum Foundations, Principles, and Theory. Allyn & Bacon: Boston. Ostrom, A. L., Bitner, M., Brown, S. W., Burkhard, K. A., Goul, M., Smith-Daniels, V., Demirkan, H. & Rabinovich (2010). Moving Forward and Making a Difference: Research Priorities for the Science of Service. Journal of Service Research. February 2010, 1–33. Phillips, A., Settoon, R. & Phillips, C. (2008). Enhancing A Curriculum: A Focus on the Development Process. College Student Journal, 42(4), 1070-4. Raij, K. (2007). Learning by Developing. Laurea Publications, A58. Edita: Helsinki, Finland. Rapaport, R. (1970). Three Dilemmas in Action Research. Human Relations, 33, 488-543. Stark, J.S. (2000). Planning Introductory College Courses: Content, Context, and Form. Instructional Science, 29, 413-438. Supporting Innovation in Services (2008). BERR, Department for Business, Enterprise & Regulatory Reform: UK. Succeeding through service innovation: A service perspective for education, research, business and government (2008). University of Cambridge Institute for Manufacturing (IfM) and International Business Machines Corporation (IBM): Cambridge, UK. The Future of Service Business Innovation (2010). Tekes (The Finnish Funding Agency for Technology and Innovation) review 272/2010: Helsinki, Finland. Twining, P. (2004). The Computer Practice Framework: A Tool to Enhance Curriculum Development Relating to ICT. In Monteith, M. (Ed.), ICT for Curriculum Enhancement. Intelligent Books: Bristol, UK. Twining, P. & Richards, C. (1999). Learning Schools Programme: Teaching in Primary. The Open University: Milton Keynes. Zuber-Skerritt, O. (1992). Professional Development in Higher Education: A Theoretical Framework for Action Research, Kogan Page: London. Yin, R.K. (1984). Case Study Research. Design and Methods, Sage Publications: California. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1103 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org İLETİŞİM BECERİLERİ İSTASYONUNDAN ELDE EDİLEN ÖZ DEĞERLENDİRME VE PUANLAYICI DEĞERLENDİRMELERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI THE COMPARISON OF RATER ASSESSMENTS AND STUDENTS’ SELF EVALUATION OBTAINED FROM COMMUNICATION SKILLS STATION Funda Nalbantoğlu Yılmaz* Abstract The students make an internal assessment as a result of their exhibit performance in the assessment of their performance belonging to a situation is important both for improving their knowledge-skills and for observing their deficiencies. Preliminary step to the source of the internal evaluation is self assessment. Accordingly the aim of the research is to compare the scores obtained from the raters and students’ self-evaluation from communication skills station and to determine the levels of consistency between the scores. The study group consists of 127 students who are engaged in self-evaluation at the end of Communication Skills Station in OSCE exam at Hacettepe University Faculty of Medicine in Term I class. To determine whether there is a significant difference between the mean scores of the rater and self assessments scores, paird samples t test is used. According to the research results it is concluded that there is a slight difference between the scores of rater assessments and self assessments and students act more generous in assessing their own performance. Key Words: Self Assessment, Rater, Communication Skill Özet Öğrencilerin, bir duruma ait performanslarının değerlendirilmesinde sergiledikleri performans sonucunda içsel bir değerlendirme yapmaları hem bilgi ve becerilerini yapılandırmada hem de eksikliklerini görmede önem taşımaktadır. İçsel değerlendirmeye kaynaklık edecek ön adım ise öz değerlendirmedir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı, iletişim becerileri istasyonundan elde edilen öğrencilerin öz değerlendirme puanları ile puanlayıcı değerlendirmelerini karşılaştırmak ve her iki puanlama sonucu elde edilen puan ortalamaları arasındaki farklılıkları ortaya koymaktır. Çalışma grubunu, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem I öğrencilerinden OSCE sınavı İletişim Becerileri İstasyonu sonunda öz değerlendirme yapan 127 öğrenci oluşturmaktadır. Puanlayıcı ve öz değerlendirme puanlarının ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını belirlenmek için ilişkili örneklemler için t testi kullanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, puanlayıcıların öğrencilere, öğrencilerin ise kendi performanslarına verdikleri puan ortalamaları arasında az da olsa farklılık olduğu, öğrencilerin kendi performanslarını değerlendirirken cömert davrandıkları sonuçlarına varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Öz Değerlendirme, Puanlayıcı, İletişim Becerisi * Nevşehir Üniversitesi, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1105 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Büyük bir hızla gelişen bilgi ve teknoloji dünyasındaki değişimlere ayak uydurabilecek, araştırıp sorgulayabilecek ve öğrendikleriyle yeni bilgiler üretebilecek, ürettiği bu bilgileri kullanabilecek bireyler yetiştirmek önemlidir. Bu anlamda bireylerin çevresel, sosyal ve bilimsel gelişimlere ulaşmasında temel yapı eğitimdir. Eğitim hakkında bu güne kadar çeşitli tanımlar yapılmakla birlikte eğitim, “bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla kasıtlı olarak istendik değişiklikler meydana getirme süreci” olarak tanımlanabilir (Demirel, 2004). Miller (1990), tıp eğitiminde öğrenci başarılarını belirlemek için bir öğrenme piramidi önermiştir. Önerilen bu piramidin, en alt basamağı öğrenci konunun “ne olduğunu bilir”, onun üst basamağı “öğrenci nasıl olduğunu bilir”, daha üst basamağı “öğrenci nasıl olduğunu gösterir” ve en üst basamağında ise “yapar” şeklinde tanımlanmıştır (Vleuten, 2000; Norcini, 2003; Özvarış ve Sayek, 2005). Bu durumda Miller piramidinin üst kısımları, yani “öğrencilerin bir duruma ait becerileri gösterip yapması” performans değerlendirmeyi açığa çıkarmaktadır. Performans, “bir öğrenme görevine yönelik çabalar ve ortaya konulan ürün” (Büyüköztürk, 2007), performans değerlendirme ise “gözlem ve kanıya dayanan değerlendirme” (Stiggins, 1997 akt. Palm, 2008) olarak tanımlanmaktadır. Performansın ölçülmesinde öğrenciler, kendilerine verilen performans görevlerini yerine getirebilmek için ön bilgilerini sorgular ve elde ettiği bilgileri kullanır (Bekiroğlu, 2008). Böylelikle performans ölçülürken öğrencilerin öğrenmeleri pekiştirilmiş, öğrencilerin bilgiyi nasıl anladıkları ve bu bilgiyi nasıl kullandıkları belirlenmiş olur (Brualdi, 1998). Öğrencilerin bir duruma ait performanslarının değerlendirilmesinde ölçülecek performans durumuna ait davranışların gözlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle performans sınavlarını diğer sınavlardan ayıran önemli özelliklerden biri de öğrencilere bilginin uygulanmasını gösterebilme fırsatı vermesidir (Brualdi, 1998). Bu açıdan bakıldığında öğretmen öğrencinin performansını gözlemlerken öğrencinin neleri bilip neleri bilmediğini, kavramsal yanlışlıklarının olup olmadığını, varsa neler olduğunu belirleyebilir (Moskal, 2003). Çalışma verilerinin kullanıldığı OSCE (Objektif Yapılandırılmış Klinik Sınav) sınavı, üst düzey düşünme becerilerini ölçmede kullanılan, birden fazla istasyondan oluşan ve her bir istasyonda farklı klinik becerilerin değerlendirildiği bir performans sınavıdır. Böylece öğrencilere yapılandırdığı bilgi ve becerilerini gösterme fırsatı vermektedir. Çalışma kapsamında kullanılan iletişim becerileri istasyonu standart hasta görüşmelerinin yapıldığı, öğrencilerin hasta ile görüşme süreçlerinin değerlendirildiği bir istasyondur. Öğrencilerin hasta ile görüşme süreçleri tıp eğitiminin önemli bir parçasıdır. İletişim becerileri ile yapılan çalışmalarda hekimlerin hastaları dinlemeye çok zaman ayırmadıkları, bununla birlikte hasta yakınmalarının bir kısmının açıklanamadığı, hastaların hekimlerin konuşma dilini anlayamadıkları, böylece doğru ilaç kullanımının azaldığı ve hasta memnuniyetsizliklerinin arttığı gibi sonuçlar elde edilmiştir (Kurtz ve diğ.,1998 akt. Elçin ve diğ., 2007). Bu nedenle doktor adaylarının hastalarla görüşmesinde iletişim becerilerinin kazandırılması ve bu becerilerin değerlendirilmesi büyük önem kazanmaktadır. Öğrencilerin bir duruma ait performanslarının değerlendirilmesinde ise öğrencilerin sergiledikleri performans sonucunda içsel bir değerlendirme yapmaları hem bilgi ve becerilerini yapılandırmada hem de eksikliklerini görmede önem taşımaktadır. İçsel değerlendirmeye kaynaklık edecek ön adım ise öz değerlendirmedir. Genel Tıp Konseyi doktor adaylarının mesleki yeterlilik ve gelişimi için kişisel ve profesyonel davranışlarına yönelik öz değerlendirme yapmalarını önermiştir (Rees ve Stepherd, 2005). Öz değerlendirme, bireyin kendi performansını iyileştirmek, geliştirmek ya da öğrenme ihtiyaçlarını belirlemek amacıyla kendi performansının güçlü ve zayıf yönlerini değerlendirmesidir (Bose, Oliveras ve Edson, 2001). Görüldüğü gibi öz değerlendirme, öğrencilerin kendi çalışmaları hakkındaki yargılarını içerir (Race, 2001). Öz değerlendirme çalışmalarında sonucu etkileyen birçok faktör vardır. Bu faktörler öğrencilerin kendilerine karşı objektif olamaması, beğenilme etkisi, kendine fazla güvenme, öz değerlendirme konusunda fazla bilgiye sahip olmaması gibi sayılabilir (Evans, Leeson ve Newton-John, 2002). Rees ve Shepherd (2005), yaptıkları çalışmada 1106 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org tıp öğrencileri için öz değerlendirmenin zor olduğunu fakat öz değerlendirmenin öğrencilerin kişisel ve profesyonel davranışlarının gelişmesinde önemli rol oynadığını tespit etmişlerdir. Ayrıca bu çalışmada puanlayıcılar bazı öğrencilerin akademik başarı ve cinsiyete bağlı olarak kendi performans beklentilerinin gerçek olmayacak kadar yüksek olduğunu da düşünmektedir. Öz değerlendirme, öğrencilerin kendi öğrenmelerini doğru biçimde yansıtması amacıyla kullanılır (Dochy, Segers, and Sluijsman 1999). Böylece öğrenciler kendi öğrenmelerinden sorumlu olarak kendi kendine öğrenen özerk bireyler olur. Öğrencilerin öğrenme deneyimleri artar. Öz değerlendirme sayesinde öğrenciler değerlendirme sürecine aktif katılırlar. Bu sayede performans durumlarıyla ilgili neleri gözden kaçırdıklarını, neleri eksik yaptıklarını görme fırsatı bulurlar. Böylece eksikliklerinin farkına daha çabuk varmış olurlar. Tüm bu durumlardan hareketle performans değerlendirme çalışmalarında öz değerlendirmenin büyük önem taşıdığı görülmektedir. Özellikle bir meslek grubuna ait bilgi ve becerilerin kazandırıldığı yükseköğretim programlarında öğrencilerin kendi yeteneklerini ve kişisel etkinliklerinin farkına varmalarında daha çok önem taşımaktadır. Türkiye’de öz değerlendirmeyle ilgili çeşitli alanlarda yapılan çalışmalar (Aban ve Altıntoprak, 2005; Aslanoğlu, Dizdaroğlu ve Yanrdağ, 2008; Koşan ve Koç, 2008; Kumandaş ve Büyükturan, 2008) bulunmakla birlikte yüksek öğretimde, özellikle de tıp eğitiminde öz değerlendirme kullanılan çalışmalar sınırlı kalmaktadır. Bu açıdan performans değerlendirmelerin sıklıkla kullanıldığı tıp eğitiminde de öz değerlendirme çalışmalarının yapılmasının önemli olduğu düşünülmektedir. Ayrıca öğrencilerin performanslarının değerlendirildiği, puanlayıcı açısından uzun zaman ve iş gücü gerektiren klinik sınavlarda öz değerlendirme tekniği kullanmanın puanlayıcılar açısından iş gücü ve zaman yönünden katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu nedenle araştırmanın amacı, 2007-2008 eğitim-öğretim yılı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi OSCE sınavı iletişim becerileri istasyonuna giren dönem 1 öğrencilerinin performanslarını öğrenci öz değerlendirme ve puanlayıcı değerlendirme puanları açısından karşılaştırmak, her iki değerlendirme sonucu elde edilen puanlar arasında fark olup olmadığını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, “Dönem I OSCE sınavı iletişim becerileri istasyonundan elde edilen puanlayıcı ve öğrencilerin öz değerlendirme puanlarının ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık var mıdır?” araştırma sorusuna cevap aranacaktır. YÖNTEM Araştırmanın Türü Araştırma; öğrencilerin OSCE sınavı iletişim becerileri istasyonundaki performansları açısından puanlayıcı ve öz değerlendirmeleri arasında bir fark olup olmadığını belirlemek amacında olduğundan tarama modelindedir. Çalışma Grubu Çalışma grubu, 2007-2008 eğitim-öğretim yılı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem I öğrencilerinden OSCE sınavına katılan ve ilgili istasyon çıkışında öz değerlendirme yapan 127 öğrenciden oluşmaktadır. Veri Toplama Araçları Çalışmada verilerin toplanması için OSCE sınavı İletişim Becerileri İstasyonu için Hacettepe Üniversitesi Tıp Bilişimi ve Eğitimi Anabilim Dalı tarafından hazırlanan iletişim becerisi değerlendirme formu kullanılmıştır. Öğrencilerin aynı istasyondaki becerilerine ait öz değerlendirme yapabilmeleri için ise puanlayıcılar tarafından kullanılan değerlendirme formunun yönergelerindeki ifadeler değiştirilerek öğrenciler için öz değerlendirme formu oluşturulmuştur. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1107 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Verilerin Toplanması Araştırmada, Hacettepe Üniversitesi Tıp Eğitimi ve Bilişimi Anabilim Dalı’nın 2007-2008 akademik yılı Dönem I OSCE final sınavı iletişim becerileri istasyonuna ait verileri kullanılmıştır. Çalışma kapsamında kullanılan iletişim becerileri istasyonu standart hasta görüşmelerinin yapıldığı, öğrencilerin hasta ile görüşme süreçlerinin değerlendirildiği bir istasyondur. İletişim becerileri istasyonunda öğrenciler aynı senaryo üzerinden belirlenen bir hastayla görüşme yapmaktadır. İstasyonda her bir öğrenciye hasta ile görüşmeleri için eşit süre verilmektedir. İstasyonda bulunan puanlayıcı Tıp Eğitimi ve Bilişimi Anabilim Dalı tarafından OSCE sınavı için hazırlanan iletişim becerisi değerlendirme formunu kullanarak, öğrencilerin hasta ile görüşme süreçlerini 13 görev doğrultusunda gözlendi (1)- gözlenmedi (0) şeklinde puanlamaktadır. Bununla birlikte puanlayıcının kullandığı aynı değerlendirme formu istasyon çıkışında öğrencilere verilmiş ve öğrencilerden gönüllülük esasına göre ilgili istasyondaki performans durumları hakkında öz değerlendirme yapmaları istenmiştir. Verilerin Analizi Verilerin çözümlenmesinde SPSS 15 paket programı kullanılmıştır. Çalışmada Dönem I OSCE sınavı iletişim becerileri istasyonundan elde edilen puanlayıcı ve öğrencilerin öz değerlendirme puanlarının ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını belirlenmek istenmektedir. Karşılaştırılan iki ortalama, birbiriyle ilişkili olan iki puan setine ait olduğundan verilerin analizinde ilişkili örneklemler için 0.01 manidarlık düzeyinde t testi kullanılmıştır. Analiz öncesi, verilerin kullanılan istatistiksel yönteme uygunluğu araştırılmıştır. Büyüköztürk’ e göre (2007), ilişkili örneklemler için t testi yapılabilmesi için bağımlı değişkene ait puanlar en az aralık ölçeğinde olmalı, iki ölçüm setine ait fark puanları normal dağılım göstermelidir. Araştırmada kullanılan bağımlı değişkene ait puanlar aralık ölçeğindedir. Ayrıca fark puanlarının normal dağılım gösterip göstermediğine ilişkin kanıt sağlamak için çarpıklık katsayısı incelenmiştir. Fark puanlarına ait çarpıklık katsayısı 0.317’dir. Bu değerin -1 ile +1 değerlerinden sapma göstermemesi ve sıfıra yakın olması fark puanları dağılımının normal dağılım gösterdiği şeklinde yorumlanabilir (Büyüköztürk, 2007). Ayrıca fark puanları dağılımı da incelenmiştir. Fark puanlarının dağılımı incelendiğinde, dağılımın normallik gösterdiği tespit edilmiştir. BULGULAR Bu bölümde, araştırmadan elde edilen bulgulara ve bulgulara ait yorumlara yer verilmiştir. Araştırmanın genel amacı, 2007-2008 eğitim-öğretim yılı OSCE sınavı dönem 1 iletişim becerileri istasyonuna giren öğrencilerin ilgili istasyonundaki performanslarını puanlayıcı ve öz değerlendirme puanları açısından karşılaştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın alt problemine ilişkin bulgulara ve yorumlara aşağıda yer verilmiştir. Dönem I OSCE sınavı iletişim becerileri istasyonundan elde edilen puanlayıcı ve öğrencilerin öz değerlendirme puanlarının ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık var mıdır? Dönem I OSCE sınavı iletişim becerileri istasyonundan elde edilen puanlayıcı ve öğrencilerin öz değerlendirme puanlarının ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığının belirlenmesinde ilişkili örneklemler için t-testi kullanılmıştır. Yapılan t-testine ait sonuçlar Tablo 1’de verilmiştir. Tablo 1. Puanlayıcı ve Öğrenci Öz Değerlendirme Puanları Ortalamalarına Ait t-Testi Sonuçları Ölçüm N X S Puanlayıcı 127 10,6142 1,41448 Öz Değerlendirme 127 11,6850 1,34931 1108 sd t p 126 -7,258 0,00 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 1’de verilen t-testi sonuçlarına göre, puanlayıcı ve öz değerlendirme puanlarının ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık vardır (t(127)=7,258, p<0.01). Öğrencilerin öz değerlendirme puanlarının ortalaması (X=11,6850) puanlayıcıların öğrencilere verdiği puanların ortalamasından (X=10,6142) büyüktür. Ortalama puanlar arasındaki fark küçük olmakla birlikte puanlayıcı puanları kriter olarak alındığında öğrencilerin kendi performanslarını değerlendirirken yansız olamadıkları şeklinde yorumlanabilir. Elde edilen bulgunun, Koşan ve Koç (2008)’un Tıp eğitimi Dönem I öğrencileriyle yaptıkları çalışmanın sonuçlarıyla da tutarlı olduğunu göstermektedir. Koşan ve Koç (2008) puanlayıcı ve öz değerlendirme puanları arsındaki bu farklılığı Dönem I öğrencilerinin eğitimin başında olmaları ve değerlendirme süreçlerindeki deneyimsizliklerine bağlamıştır. Yapılan bu çalışma sonuçlarında da öğrencilerin öz değerlendirme puanlarının ortalamalarının daha yüksek çıkmasının nedenleri de öğrenci grubunun Dönem I öğrencileri olması ve öz değerlendirme konusundaki deneyimsizliklerine bağlanabilir. TARTIŞMA VE SONUÇ Bu bölümde, araştırmanın amacı doğrultusunda elde edilen bulgulara dayalı olarak sonuçlara ve önerilere yer verilmiştir. Araştırmada, 2007-2008 eğitim-öğretim yılı OSCE sınavı dönem 1 iletişim becerileri istasyonuna giren öğrencilerin performanslarına ait puanlayıcı ve öz değerlendirme puanları ortalamaları arasında farklılık olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ise puanlayıcıların öğrencilere, öğrencilerin ise kendi performanslarına verdikleri puan ortalamaları arasında az da olsa farklılık olduğu, puanlayıcı değerlendirmeleri kriter olarak alındığında öğrencilerin kendi performanslarını değerlendirirken cömert davrandıkları sonuçlarına varılmıştır. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar Evans ve diğ. (2002)’nın 25 cerrahi kursiyerin ile yaptıkları çalışmada öğrencilerin öz değerlendirmelerinin eğitmenlerden aldıkları puanlardan fazla olması bulgularıyla örtüşmektedir. Ayrıca Edward ve diğ. (2003), tıp öğrencileriyle yaptıkları öz değerlendirme çalışmaları sonucunda başarılı öğrencilerin kendi performanslarının altında, daha düşük performanslı öğrencilerin ise kendi performanslarının üstünde öz değerlendirme yapma eğiliminde olduklarını tespit etmişlerdir. Cinsiyet faktörüne göre öz değerlendirme ve puanlayıcı değerlendirmelerinin incelendiği çalışmada (Lind ve diğ., 2002; Rees, 2003) ise kızların puanlayıcılara göre kendi performanslarını düşük görme, erkeklerin ise performanslarını abartma eğiliminde olduğu sonuçlarına varılmıştır. Genel olarak öğrencilerin öz değerlendirme puanları ile puanlayıcıların öğrencileri değerlendirmesiyle elde edilen puanların karşılaştırıldığı çalışmalarda (Scalbassi ve Woelfel, 1984; Falchikov ve Bound, 1989; Woolliscroft ve diğ., 1993; Orsmond, Merry ve Reilling, 1997; Sullivan ve diğ., 1999; Tuosignant ve diğ.,. 2002; Koşan ve Koç, 2008) ve bu araştırma sonuçlarında öğrencilerin öz değerlendirmeleri ile eğitici değerlendirmeleri arasındaki tutarlılığın zayıf olduğu görülmektedir. Bu açıdan öğrencilere öz değerlendirme konusunda bilgiler verilmesiyle öğrencilerde öz değerlendirme becerilerinin geliştirilmesi sağlanabilir. Öğrencilere yaptıkları öz değerlendirme sonuçlarıyla ilgili geri dönütler verilmelidir. Bu öğrencilerin öz eleştiri yapma becerilerinin gelişmesini sağlayarak sonraki çalışmalar için daha tutarlı sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktır. Ayrıca kullanılan öz değerlendirme formundaki hedefler açık ve net olmalıdır. Böylece öğrencilerin öz değerlendirme yapmaları kolaylaşır, anlaşılmayan durumlardan dolayı kaynaklanan hatalar en aza indirilmiş olur. Öz değerlendirme ve puanlayıcı değerlendirmeleri arasında anlamlı düzeyde uyum sağlanamadığı durumlarda öz değerlendirme puanları not vermekten çok öğrencilerin performanslarını şekillendirici amaçlı kullanılabilir. KAYNAKLAR Aban, S., Altıntoprak, A., (2005). Hemşirelerde Problem Çözme Becerileri: Öz Değerlendirme Sonuçlarının Analizi. Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi, 62-76. Bekiroğlu, F. (2008). Performansa Dayalı Ölçümler: Teori ve Uygulama. Türk Fen Eğitim Dergisi, 5(1), 113- 131. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1109 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Bose, S., Oliveras E., Edson, W. N. (2001). How Can Self-Assessment Improve the Quality of Healthcare? QA Operations Research, 2 (4), 1-28. Brualdi, A. (1998). Implementing Performance Assessment in The Classroom. Practical Assessment, Research & Evaluation, 6(2). Erişim: 27 Ekim 2011, http://PAREonline.net/getvn.asp?v=6&n=2. Büyüköztürk, Ş. (2007). Performansa Dayalı Durum Belirleme nedir? İlköğretmen Dergisi, 8, 28-32. Demirel, Ö. (2004). Öğretimde Planlama ve Değerlendirme. Ankara: Pegem Yayıncılık. Dochy, F., Segers, M. and Sluijsman, D. (1999). The Use of Self-,Peer and Co-Assessment in Higher Education: A review. Studies in Higher Education 24, 3: 331–50. Edwards, R.K., Kellner, K.R., Sistrom, C.L., Magyari, E.J. (2003). Medical Student Self-Assessment of Performance on an Obstetrics and Gynecology Clerkship. American Journal of Obstetrics & Gynecology, 188:1078–82. Elçin, M. ve diğerleri. (2007). Hacettepe Üniversitesi 2007-2008 Öğretim Yılı İyi Hekimlik Uygulamaları. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Basımevi. Evans, A.W., Leeson, R.M.A., Newton-John, T.R.O. (2002). The Influence of Self-Deception and Impression Management on Surgeons’ Self-Assessment Scores. Medical Education, 36:1095. Falchikov, N., Bound D. (1989). Student Self-Assessment in Higher Education: A Meta-Analysis. Review of Educational Research, 59 (4), 395-430. Koşan, A, M. ve Koç, N. (2008). Tıp Eğitiminde Probleme Dayalı Öğrenme Yaklaşımında Öğrenci Öz Değerlendirme Becerilerinin Değerlendirilmesi. I. Ulusal Eğitimde ve Psikolojide Ölçme ve Değerlendirme Kongresi Bildiri Kitabı. Ankara Üniversitesi Yayınları. No: 241. 741-753. Kumandaş, H., Büyükturan, Y.E. (2008). Öz Değerlendirme Formu ve Kontrol Listesi Kullanılarak Değerlendirilen Performans Görevlerine İlişkin Öğrenci ve Öğretmen Puanlarının Karşılaştırılması. I. Ulusal Eğitimde ve Psikolojide Ölçme ve Değerlendirme Kongresi Bildiri Kitabı. Ankara Üniversitesi Yayınları, 241, 463-471. Lind, D.S., Rekkas, S., Bui, V., Lam, T., Beierle, E., Copeland, E.M.(2002). Competency-Based Student Self-Assessment on a Surgery Rotation. Journal of Surgical Research, 105 (1). Moskal, B. M. (2003). Recommendations for Developing Classroom Performance Assessments and Scoring Rubrics. Practical Assessment, Research & Evaluation, 8(14). Erişim: 29 Ocak 2009, http://PAREonline.net/getvn.asp?v=8&n=14. Norcini, J. (2003). Work Based Assessment. ABC of Learning and Teaching in Medicine, 326(7392), 753-755. Orsmond P., Merry, S., Reilling K. (December 1997). A Study in Self Assessment: Tutor and Students’ Perceptions of Performance Criteria. Assessment and Evaluation in Higher Education, 22, (4), 357-369. Özvarış, Ş. B., Sayek, İ. (2005). Tıp Eğitiminde Değişim. Hacettepe Tıp Dergisi, 36, 65-74. Palm, T. (2008). Performance Assessment and Authentic Assessment: A Conceptual Analysis of the Literature. Practical Assessment, Research & Evaluation, 13(4), 1-11. Race, P. A., (2003). Briefing on Self, Peer and Groups Assessment. York, UK: Learning and Teaching Support Network. http://www.ltsn.ac.uk. [Accessed 5 January 2012.] Rees C. E. (2003). Self Assessment Scores and Gender. Medical Education, 37, 572. Sclabassi S. E, Woelfe S K., (1984). Development of Self Assessment Skills in Medical Students. Medical Education, 84, 226-231. Sullivan, M. E., Hitchcock, M. A., Dunnington, G. L. (1999). Peer and Self Assessment During Problem Based Tutorials. Am J Surgery, 177 (3), 266-69. Tuosignant, M., Des Marchais, J.E., (2002). Accuracy of Student Self Assessment Ability Compared to Their own Performance in a Problem Based Learning Medical Program: A Correlation Study. Advances in Health Science Education, 7, 19-27. Vleuten, C. (2000). Validity of Final Examinations in Undergraduate Medical Training. Education and Debate, 312, 12171219. Woolliscroft, J.O., TenHaken, J., Smith J, Calhoun JG., (1993). Medical Student’s Clinical Self Assessments: Comparisons with External Measures of Performans and Students’ Self Assessment of Overall Performance and Effort. Academic Medicine, 68 (4), 285-294. 1110 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org İLKÖĞRETİM İKİNCİ KADEMEDE KONUŞMA EĞİTİMİNE YÖNELİK ÖĞRETMEN GÖRÜŞLERİ: NİTEL BİR ÇALIŞMA TEACHERS’ VIEWS ABOUT SPEAKING EDUCATION IN ELEMENTARY SCHOOL: A QUALITATIVE STUDY Başak Karakoç Öztürk*, İlke Altuntaş**, Abstract The basic aim in turkish instruction is to improve and achieve the four main skills of language to the students. Speaking which is based on communication has got a very special position among the other skills. Because speaking is an important and common means providing communication among peoople. İt is the most important one for a child in the primary school in ordet to express himself/ herself (Özbay, 2005). Speaking instruction should be achieved by not passing on the knowledge theoretically but, in other words memorizing such formules but by practising (Aktaş and Gündüz, 2009). Therefore, it is important how tke speaking instruction shold be made, what the Turkish teachers are doing to achieve this skill and what their view on this subject is. The aim of the research which is going to be done on this subject is to bring up the problems they come face to face in speaking instruction and the views of the Turkish teachers’ elementary school. 10 teachers who are teaching Turkish to the 7th grade students are going to constitute the working group. The data are going to be collected by interwievs which are qualitative data collection tools, voice recording is going to do be done, the content analysis is going to be used in analysing the data. After the analysis has be done, the gained results will be discussed and suggestions put forward. Key Words: Turkish education, speaking education, speaking skill, teachers’ view. Özet Türkçe eğitimindeki temel amaç, öğrencilere dört temel dil becerisini kazandırmak ve geliştirmektir. Anlatmaya dayalı bir dil becerisi olan konuşmanın diğer dil becerileri arasında özel bir yeri vardır. Çünkü konuşma, insanlar arasında iletişimi sağlayan en yaygın ve en önemli araçtır. İlköğretim düzeyinde ise bir çocuğun kendini ifade etme yollarından en önemlisidir (Özbay, 2005). Konuşma eğitimi, bazı formüllerin ezberletilmesiyle yani teorik bilgilerin aktarılmasıyla değil, uygulama yapılarak kazandırılmalıdır (Aktaş ve Gündüz, 2009). Bu bağlamda konuşma eğitiminin nasıl yapılması gerektiği, Türkçe öğretmenlerinin bu beceriyi kazandırmak için neler yaptıkları ve bu konudaki görüşleri önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda yapılacak araştırmanın amacı, ilköğretim ikinci kademe Türkçe öğretmenlerinin konuşma eğitimine yönelik görüşlerini ve konuşma eğitiminde karşılaştıkları sorunları ortaya koymaktır. Araştırmanın çalışma grubunu 7. sınıf Türkçe derslerine giren on öğretmen oluşturacaktır. Veriler nitel veri toplama tekniklerinden görüşme yapılarak toplanacak, ses kayıtları yapılacak, verilerin analiz edilmesinde içerik analizi kullanılacaktır. Analiz yapıldıktan sonra elde edilen sonuçlar tartışılacak ve öneriler getirilecektir. Anahtar Sözcükler: Türkçe eğitimi, konuşma eğitimi, konuşma becerisi, öğretmen görüşleri. * ** Çukurova Üniversitesi [email protected] Çukurova Üniversitesi [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1111 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Dil eğitimi çalışmalarının temel amacı, bireylerin dört temel dil becerisini başarıyla kullanabilir hale gelmeleridir. Türkçe öğretiminin temel amacı da öğrencilerin konuşma, dinleme, okuma ve yazma becerilerini geliştirmek ve bu dil becerileriyle donanmış bireyler yetiştirmektir. Dil becerilerinin birbirleriyle etkileşim içinde ve bütünlük halinde olması nedeniyle denge içinde geliştirilmesi amaçlanır. Her bir becerinin diğer becerilerle birlikte geliştirilmesini sağlayan ortak özellikleri bulunmasına rağmen kendilerine has özellikleri de bulunmaktadır. Temel dil becerilerinden okuma ve dinleme bilgi alma yollarını, konuşma ve yazma bilgi verme yollarını kişiye kazandırır. Yani dinleme ve okuma anlama, konuşma ve yazma anlatma becerileridir. Bu beceriler bir arada bireyin anlam dünyasını oluşturur ve birini diğerinden ayırmak mümkün değildir. Konuşma becerisinin diğer dil becerileri arasında özel bir yeri vardır. Çünkü insanlar birbirlerine duygularını, düşüncelerini, isteklerini, hayallerini anlatma ihtiyacı hissederler. Bu da büyük ölçüde konuşmayla olur. İnsanların öteki insanlarla ilişkilerini sürdürebilmesi için en çok gereksinim duyduğu ve yararlandığı önemli bir dil etkinliği (Aktaş ve Gündüz, 2009: 99) olan konuşma düşüncelerin, duyguların ve bilgilerin seslerden oluşan dil aracılığıyla aktarılmasıdır (Demirel, 2006 ). Bu bağlamda insanların çeşitli ihtiyaçlarından doğmuş; çağlar boyunca insanların birbirleriyle ilişkilerini düzenlemede, birbirlerinin duygu ve davranışlarını etkilemede en etkili araç olmuş ve değerinden bir şey kaybetmemiştir. İnsanlar arasında iletişimi sağlayan en yaygın araç ve yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan konuşma, ilköğretim düzeyinde ise bir çocuğun kendini ifade etme yollarından en önemlisidir. Türkçe Dersi Öğretim Programında da (2006: 6) konuşma becerisinin öğrencilerin Türkçenin estetik zevkine vararak ve zengin söz varlığından faydalanarak kendilerini doğru ve rahat ifade edebilmeleri; sosyal hayatta karşılaşacakları sorunları konuşarak çözebilmeleri, yorumlayıp değerlendirebilmeleri, çevreleriyle iletişim kurup iş birliği yapmaları ve ortak karar vermeleri açısından önemli olduğu; bireyin sosyal hayatında iletişim kurmasını, bilgi ve birikimlerini paylaşmasını, duygu, düşünce, hayal ve gözlemlerini ifade etmesini sağlayan en etkili araç olduğu ve geliştirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Konuşma yeteneği ile doğan çocuk dili kolaylıkla öğrenebilmekte, okula konuşmayı öğrenmiş bir şekilde okula gelmektedir. Bu konuşma; yaşanılan çevreye, çevrenin gelenek ve göreneklerini de içinde barındıran ağza özgü nitelikler taşıyabilir. Ancak okula konuşmayı öğrenerek gelen çocuklarda konuşurken çekingenlik davranışı, sesi ayarlayamama, kısa ve yetersiz konuşma, gereksiz şeyler söyleme, dağınık konuşma, sözcük dağarcığının yetersiz olması, konuşurken gereksiz beden hareketleri yapma, gereksiz sesler çıkarma, telaffuz, vurgu ve tonlama hataları, kavrama eksikliği, anlatım yetersizliği gibi sorunlar söz konusu olabilir. Bu noktada çocuğun okul yaşamı öncesinde edindiği konuşma becerisinin eğitim süreci içinde geliştirilmesinin gereği ortaya çıkmakta ve çocuğun düzgün, doğru, dil kurallarına uygun ve akıcı konuşabilmesi için yapılacak konuşma eğitiminin önemi hissedilmektedir. Konuşma eğitiminin amacı, öğrencilerin düşünce ve duygularını dil kurallarına uygun, doğru ve etkili bir biçimde anlatma yeteneği kazandırmaktır. Konuşma eğitimi de yazma eğitimi gibi bazı formüllerin ezberlenmesiyle değil, uygulamayla gerçekleştirilebilir (Aktaş ve Gündüz, 2009). Konuşma becerisi, çocuğa konuşmanın öğretilmesinden öte çeşitli amaçlar doğrultusunda, bu amaçlara ulaşmak için özel yöntemlerle araçlar kullanılarak ve konuşma becerisine özgü değerlendirmeler yapılarak geliştirilebilir. İlköğretim düzeyinde gerçekleştirilen konuşma eğitimden sonra ise çocukların anlatmak istediklerini tam olarak doğru ve düzgün şekilde aktarması beklenir. Ülkemizde ilköğretimi bitiren öğrencilerin liseye devam etme zorunluluğunun olmaması ve ilköğretimi bitiren bir öğrencinin lise eğitimine devam etmediği düşünüldüğünde ise ilköğretimde verilen konuşma eğitiminin ne kadar hayati bir nitelik taşıdığı ve onları her açıdan hayata hazırlayacak nitelikte olması gerektiği ön plana çıkmaktadır. Ancak yapılan bazı araştırmalar sonucunda diğer dil becerilerinin çıkış noktası (Ünalan, 2006) ve Türkçe eğitiminde önemli bir yere sahip olan konuşma becerisinin geliştirilmesine yönelik olarak yapılan konuşma eğitiminde çeşitli aksaklıklar olduğu saptanmıştır. Aşıcı’nın (1996) ana dili öğretiminde karşılaşılan problemleri belirlemek amacıyla yaptığı araştırma sonucu dinleme ve konuşma eğitiminin öneminin anlaşılmadığı ve konuya gereken önemin verilmediğini göstermiştir. Sargın (2006) tarafından yapılan araştırma sonucu da ilköğretim okullarında konuşma 1112 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org eğitimine yönelik olarak yapılan çalışmaların beklenen seviyede olmadığını ve öğrencilerin yeterli konuşma becerisine sahip olmadıklarını ortaya koymuştur. Konuşma eğitiminde yaşanan aksaklıkların temel nedenlerinin ise öğrencilerin yerel ağız özelliklerini muhafaza etmeleri (Doğan, 2009), öğretmenlerin telaffuz ve diksiyonunun düzgün olmaması, Türkçe öğretmenlerinin fakülte yıllarında düzgün ve etkili konuşma kuralları konusunda iyi bir eğitim almamış olmaları, öğretmenlerin Türkçe derslerini sadece ders kitabı ışığında işlemeleri (Uçgun, 2007) olduğu saptanmıştır. Bu aksaklıkların giderilebilmesi için konuşma eğitiminin belirli amaçlar doğrultusunda gerçekleştirilmesi, öğrencileri toplumsal hayata hazırlayacak ve bireysel farklılıkları önemseyecek etkinliklerin yapılması, etkili yöntem, teknik, araç ve gereçlerin kullanılması ve konuşma becerisinin doğasına uygun bir şekilde değerlendirilmesi önem kazanmaktadır. Bu görev de Türkçe öğretmenlerine düşmektedir. Bu bağlamda, Türkçe öğretmenlerinin konuşma becerisine yönelik olarak TDÖP’de yer alan amaç ve kazanımlara, etkinliklere, yöntem ve tekniklerle araç-gereçlere ve ölçme-değerlendirme sürecine ilişkin görüşlerini belirlemek ve bu konuda ilgililere önerilerde bulunmanın yararlı olabileceği düşünülmektedir. Böylece araştırmanın programın yeniden yapılandırılmasında program geliştirme uzmanlarına ve MEB’in program geliştirme çalışmalarına veri olabileceği, sıkıntıların giderilmesinde ilgililere fikir sağlayabileceği umulmaktadır. Bu önem ve gerekçelerden yola çıkılarak yapılan araştırmanın temel amacı, ilköğretim ikinci kademede görev yapan Türkçe öğretmenlerinin konuşma becerisinin kazandırılmasına ve konuşma eğitiminde karşılaştıkları güçlüklere yönelik görüşlerini belirlemektir. Bu temel amaca ulaşabilmek için aşağıdaki sorulara yanıt aranacaktır: • Konuşma becerisine yönelik olarak belirlenen amaç ve kazanımların öğrenci seviyesine uygunluğu hakkında öğretmen görüşleri nelerdir? • Konuşma becerisinin geliştirilmesine yönelik etkinlikler hakkında öğretmen görüşleri nelerdir? • Konuşma becerisinin geliştirilmesine yönelik yöntem ve teknikler hakkında öğretmen görüşleri nelerdir? • Konuşma becerisinin geliştirilmesine yönelik araç-gereçler hakkında öğretmen görüşleri nelerdir? • Konuşma becerisine yönelik ölçme ve değerlendirme hakkında öğretmen görüşleri nelerdir? • Türkçe öğretmenlerinin konuşma eğitiminde karşılaştığı güçlükler nelerdir? YÖNTEM Araştırma nitel bir çalışma olup veriler nitel veri toplama yöntemlerinden görüşme kullanılarak toplanmıştır. Çalışma Grubu Bu araştırmanın çalışma grubunu, 2011-2012 öğretim yılı güz döneminde, Adana ili merkez ilçelerindeki (Seyhan, Yüreğir, Çukurova) dört ilköğretim okulunda görev yapan on Türkçe öğretmeni oluşturmaktadır. Görüşme yapılan öğretmenlerden biri erkek, yedisi bayandır. Öğretmenlerinin seçimindeki amaç, ilköğretim ikinci kademede Türkçe derslerine giren öğretmenlere ulaşmak olduğu için amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örneklemesine başvurulmuştur. Öğretmenlerin araştırmaya katılmasında gönüllülük esas alınmıştır. Veri Toplama Aracı İlköğretim ikinci kademe Türkçe derslerine giren on öğretmen ile görüşme yapılmıştır. Görüşme sözlü olarak sürdürülen bir iletişim türüdür. Araştırma konusu hakkında derinlemesine bilgi sağlar. Görüşme sosyal bilimler alanında yapılan çalışmalarda en sık kullanılan veri toplama yöntemidir ( Yıldırım ve Şimşek, 2008). Yedi sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Görüşme formunun hazırlanması için alanyazın taraması yapılmış, araştırmanın amacı, alt amaçları göz önünde bulundurularak yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmıştır. Hazırlanan görüşme formunda uzman görüşleri doğrultusunda bazı sorular yeniden düzenlenmiştir. Daha sonra yapılan pilot görüşmelerde alınan geribildirimler sayesinde formda bazı düzeltmeler yapılarak ankete son şekli verilmiştir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1113 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Yapılandırılmış görüşme, önceden yapılan ve soruların ne tür, ne şekilde sorulup hangi verilerin toplanacağını en ayrıntılı şekilde belirleyen görüşmedir. “Yapılanmamış görüşme, görüşmeciye esneklik veren, sorulacak soruların ana hatlarıyla belirlenmiş olmasına rağmen görüşme esnasında yeni sorular sorma fırsatını veren görüşmedir. Yarı yapılanmış görüşme ise bu iki uçun arasındaki ortamlarda yapılan görüşmelere denir” (Karasar, 2010: 168). “Yarı yapılandırılmış görüşmenin; analizlerin kolaylığı, görüşülene kendini ifade etme imkânı, gerektiğinde derinlemesine bilgi sağlama gibi avantajları vardır” (Büyüköztürk, Çakmak, Akgün, Karadeniz, Demirel, 2010: 163). Verilerin Toplanması Görüşme için gönüllülük esası göz önünde bulundurularak seçilen on öğretmenle görüşme yapmadan önce okullarında ziyaret edilerek görüşme için randevu alınmıştır. Görüşmeler, öğretmenlere uygun zamanlarda, öğretmenler odasında, toplantı odasında, boş dersliklerde, okul kütüphanesinde, görüşme için uygun ortam (sessizlik, ışık düzeni, sıcaklık, teşvik edici sözler…) hazırlanmaya çalışılarak yapılmıştır ve görüşme esnasında öğretmenleri yönlendirmemeye özen gösterilmiştir. Görüşmeler, yaklaşık 25-30 dakika sürmüştür ve öğretmenler görüşmelerde ses kayıt cihazı kullanımına izin vermediği için not alınarak kaydedilmiştir. Veriler, 2011-2012 öğretim yılı, güz döneminde, kasım ve aralık aylarında toplanmıştır. Verilerin Analizi Görüşme yoluyla elde edilen verilen analizinde içerik analizi kullanılmıştır. İlk olarak eldeki veriler metin haline getirilmiş, veriler okunmuş ve ilgili kodlar metnin sağ tarafında yazılmıştır. Kodlama yaparken ilgili alanyazın, araştırmanın genel amacı ve alt amaçları, görüşme soruları da göz önünde bulundurulmuştur. İkinci olarak ise kodları birleştirecek temalar üzerinde düşünülüp bulunan temalar not edilmiştir. Daha sonra oluşan kodların ve temaların listesi oluşturulmuştur. Hangi kodların hangi temalar altında toplanacağına da bu aşamada karar verilmiştir. Böylece verilerin analizinde elde edilen bulgular betimlenmeye hazır hale getirilmiştir. Verilerin raporlaştırmasında var olan durumu betimlemek esas alınmıştır. Kişilerin bakış açısını yansıtmak için alıntılara yer verilmiştir. Öğretmenler “Ö” harfi ve numara verilerek kodlanmıştır (Ö1, Ö2, Ö3, Ö4…). BULGULAR İlköğretim ikinci kademede görev yapan Türkçe öğretmenlerinin konuşma becerisinin kazandırılmasına ve konuşma eğitiminde karşılaştıkları güçlüklere yönelik görüşlerini belirlemek amacıyla yapılan araştırmada Türkçe derslerine giren on öğretmen ile görüşme yapılmış ve elde edilen bulgular aşağıda sunulmuştur. Konuşma Becerisini Geliştirmeye Yönelik Amaç ve Kazanımlar Hakkında Öğretmen Görüşleri Öğretmenlere konuşma becerisini geliştirmeye yönelik amaç ve kazanımların öğrencilerin seviyelerine uygun olup olmadığı sorulmuştur. Öğretmenlerin yedisi konuşma becerisine yönelik amaç ve kazanımların öğrencilerin seviyelerine uygun olduğunu belirtirken, üç öğretmen ise bazı amaç ve kazanımların özellikle 6. sınıf seviyesindeki öğrenciler için üst düzeyde olduğunu belirtmişlerdir. Öğretmenlerin öğrenci seviyesinin üzerinde buldukları amaç ve kazanımlara ilişkin görüşleri Tablo 1’de sunulmuştur. Tablo 1. Konuşma Becerisine Yönelik Olarak Belirlenen Amaç ve Kazanımların Öğrenci Seviyesine Uygunluğuna İlişkin Öğretmen Görüşleri Öğrencilerin Seviyesinin Üzerinde Bulunan Amaç ve Kazanımlar f Konuşma Kurallarını Uygulama 3 • Bulunduğu ortama uygun bir konuşma tutumu geliştirir. 1 • Standart Türkçe ile konuşur. 2 1114 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey • ww.iconte.org Tekrara düşmeden konuşur. 2 Hazırlıklı Konuşmalar Yapma 1 • Konuşmasını bir ana fikir etrafında planlar. 1 • Ana fikri yardımcı fikirlerle destekler. 1 • Konunun özelliğine uygun düşünceyi geliştirme yollarını kullanır. 1 Kendi Konuşmasını Değerlendirme • Tüm kazanımlar 3 Tablo 1’de görüldüğü gibi öğretmenler konuşma kurallarını uygulama amacı altında yer alan “Bulunduğu ortama uygun bir konuşma tutumu geliştirir.”, “Standart Türkçe ile konuşur.”, “Tekrara düşmeden konuşur.” kazanımları ile hazırlıklı konuşmalar yapma amacına yönelik olarak belirlenen “Konuşmasını bir ana fikir etrafında planlar.”, “Ana fikri yardımcı fikirlerle destekler.” ve “Konunun özelliğine uygun düşünceyi geliştirme yollarını kullanır.” kazanımlarının 6. sınıf seviyesinin üzerinde olduğunu dile getirmişlerdir. Bunların yanı sıra “kendi konuşmasını değerlendirme” amacının da tüm kazanımlarıyla birlikte 6. sınıf seviyesinin üzerinde olduğunu ve öğrencilerin kazanamayacağını ifade etmişlerdir. Öğretmenlerden biri görüşlerini şu şekilde belirtmiştir: “Amaç ve kazanımların hepsinin özellikle 6. sınıf öğrencilerinin seviyesine uygun olduğunu düşünmüyorum. Zaten kendi konuşmasını değerlendirme amacı hiç uygum değil, seviyenin üstünde. Çocuk değerlendirme yapamaz. Konuşma kurallarını öğretmeliyiz tabii ki. Ama bu amaç altındaki Standart Türkçeyle ve tekrara düşmeden konuşur kazanımları öğrenci seviyesine uygun değil. Ayrıca çocuklar hazırlıklı konuşma yaparken de düşüncelerini ana fikir etrafında toplayamıyor, yardımcı fikirler üretemiyor, düşünceyi geliştirme yollarını kullanamıyor.” (Ö3) Konuşma Becerisini Geliştirmeye Yönelik Etkinlikler Hakkında Öğretmen Görüşleri Öğretmenlere hangi etkinlikleri kullandıkları, önerilen etkinlikler dışında etkinlik geliştirip geliştirmedikleri, geliştirmiyorlarsa sebepleri sorulmuş; verdikleri cevaplar doğrultusunda aşağıdaki bulgular elde edilmiştir Öğretmenlerin uyguladığı etkinlikler sıklık sırasına göre Tablo 2’de sunulmuştur. Tablo 2. Konuşma Becerisini Geliştirmeye Yönelik Hangi Etkinliklerin Ne Sıklıkla Kullanıldığına İlişkin Öğretmen Görüşleri Kullanılan Etkinlikler f Açık uçlu sorular sorma 6 Hazırlıksız konuşma 4 Canlandırma 2 Tahmin etme 1 Münazara 1 Hazırlıklı konuşma 1 Tablo 2’de görüldüğü gibi öğretmenler, açık uçlu sorular sorma, hazırlıklı konuşma, hazırlıksız konuşma, tahmin etme, münazara, canlandırma gibi etkinliklerini uygulamaktadır ve öğretmenlerin en çok uyguladıkları etkinlik açık uçlu sorular sorma etkinliğidir. Öğretmenler tarafından uygulanan etkinlikler arasında en az uygulananı münazara, hazırlıklı konuşma ve tahmin etme etkinliğidir. Aşağıdaki alıntılarda bazı öğretmen görüşlerine yer verilmiştir: “Öğrencilere açık uçlu sorular soruyorum. Her öğrencinin cevapları birbirinden farklılaşıyor. Yaratıcılıkları ortaya çıkıyor. Birbirlerine saygı duymayı öğreniyorlar, fikirleri muhakeme etmeye çalışıyorlar. Serbestçe cevap verdikleri için konuşma becerilerinin geliştiğini, düşünüyorum.” (Ö10) Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1115 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org “Münazara uyguluyorum. Sınıf seviyelerine göre değişiyor. Münazara türü etkinlikler yaptırılmalı zaten.” (Ö4). “Hazırlıksız konuşmayı kullanıyorum. O anda bir konu veriyorum. 5 dakika konuşabiliyoruz. Daha çok hazırlıksız konuşma yapıyorum. Tartışma ve münazaraya vakit olmuyor.” (Ö6) Öğretmenler Türkçe Dersi Öğretim Programında ve ilgili alanyazında önerilen diğer etkinlikleri uygulamadıklarını, bazı etkinlikleri de atladıklarını söylemişlerdir. Bunun sebeplerini de dilbilgisi konularının çok olması; konuşma etkinliklerinin yapılabilmesi için yeterli zamanın olmayışı; yazma, okuma ve dilbilgisi etkinliklerine önem verilmesi; etkinliklerin ilgi çekici olmaması; etkinliklerin seviyeye uygun olmayışı şeklinde açıklamışlardır. Ayrıca öğretmenlerin üçü günlük hayatla bağdaştırarak ders esnasında bazı etkinlikler geliştirdiklerini ve uyguladıklarını belirtmişlerdir. Öğretmenlerden ikisi görüşlerini şu şekilde dile getirmişlerdir: “Hazırlıklı konuşmayı hazırlıksız konuşma haline çevirebiliyorum. Telefon konuşması, adres sorma yaptırabiliyorum. Yani günlük hayattan etkinlikler yaptırıyorum.” (Ö1) “Öğrenciyi konuşturmanın en güzel yolu günlük hayatla bağlantı kurmak ancak o zaman konuşuyorlar. Ortaya atılan görüşün en önemli noktasını bulma gibi, istediğim düşünceyi bulanı günün yıldızı seçme gibi.” (Ö7) Konuşma Becerisini Geliştirmeye Yönelik Yöntem ve Teknikler Hakkında Öğretmen Görüşleri Öğretmenlere TDÖP’de önerilen yöntem ve teknikleri ne sıklıkla kullandıkları, programda önerilen yöntem ve teknikler dışında yöntem ve teknik kullanıp kullanmadıkları sorulmuş; verdikleri cevaplar doğrultusunda aşağıdaki bulgular elde edilmiştir. Öğretmenlerin kullandıkları yöntemler ve kullanılma sıklıkları Tablo 3’te verilmiştir. Tablo 3. Konuşma Becerisini Geliştirmeye Yönelik Hangi Yöntem ve Tekniklerin Ne Sıklıkla Kullanıldığına İlişkin Öğretmen Görüşleri Kullanılan Yöntem ve Teknikler f Güdümlü Konuşma 5 Serbest Konuşma 3 Eleştirel Konuşma 1 Tartışma 1 Kelime ve Kavram Havuzundan Seçerek Konuşma 1 Tablo 3’te görüldüğü gibi öğretmenler tarafından en çok tercih edilen iki yöntem güdümlü konuşma ve serbest konuşma yöntemidir. Eleştirel konuşma, tartışma ve kelime ve kavram havuzundan seçerek konuşma kullanılan diğer yöntem ve tekniklerdendir. Aşağıda öğretmenlerin kullandıkları yöntem ve tekniklerle ilgili alıntılara yer verilmiştir. “Güdümlü konuşmayı ve serbest konuşmayı kullanıyorum.” (Ö1) “Tartışma, güdümlü konuşma, serbest konuşma yöntemlerini kullanıyorum fakat öğrenci seviyesine indiğimizde serbest konuşmayı seviyor.” (Ö2) Öğretmenler programda önerilen diğer yöntem ve tekniklerle program dışında konuşma eğitiminde kullanılabilecek diğer yöntem ve teknikleri kullanmadıklarını belirtmişlerdir. Bazı yöntemlerin az kullanılması veya bazılarının hiç kullanılmamasını da dilbilgisi açısından konuların yoğun olmasına, öğrenci seviyesine uygun olmamasına, konuşma becerisini geliştirmeye yönelik etkinlikleri uygulamak için verilen sürenin yetersiz olmasına bağlamışlardır. Öğretmenlerin bu konudaki görüşlerine örnek olabilecek alıntılar aşağıda sunulmuştur: “Eleştirel konuşma, güdümlü konuşma, serbest konuşma, kelime ve kavram havuzundan seçerek konuşmayı kullanıyorum. Öğrenciden alınan cevaplar tatmin etmiyor. 2-3 cümle kurup devam etmiyorlar. Lise de yapılsa daha iyi olur. Birikimleri, bilgi ve kültür açısından bu yaşta yeterli değil.” (Ö3) 1116 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org “Önceden konu veriyorum. 5 dakika konuşabiliyoruz. Eleştirel konuşmaya, tartışmaya veya diğerlerine vakit olmuyor.” (Ö6) Konuşma Becerisini Geliştirmede Kullanılan Araç-Gereçler Hakkında Öğretmen Görüşleri Öğretmenlere konuşma becerisini geliştirmeye yönelik kullandıkları araç-gereçlerin neler olduğu sorulmuş, verdikleri cevaplar doğrultusunda elde edilen bulgulara Tablo 4’te yer verilmiştir. Tablo 4. Konuşma Becerisini Geliştirmede Kullanılan Hangi Araç-Gereçlerin Ne Sıklıkla Kullanıldığına İlişkin Öğretmen Görüşleri Kullanılan Araç-Gereçler f Ders kitabındaki metinler 8 Görsel araçlar • Resim 6 5 1 • Slayt İşitsel araçlar • CD Çalar/ Müzik seti 1 1 Yazım kılavuzu 1 Tablo 4’te görüldüğü gibi öğretmenler konuşma becerisini geliştirmek için görsel araçlar, işitsel araçlar, ders kitabındaki metinler ve yazım kılavuzu gibi araç ve gereçleri kullandıklarını belirtmişlerdir. Öğretmenler en çok ders kitaplarındaki metinleri, görsel araç-gereçleri özellikle de resim ve slaytı kullanmaktadırlar. Görsel araç-gereçlerden resim beş, slayt ise bir öğretmen tarafından tercih edilmiştir. Aşağıda verilen alıntı bunu örneklemektedir. “Müzik, slayt hazırlıyoruz. Bunlar olursa daha iyi oluyor. Hazırlamazlarsa olmuyor. ....Panoya resim yapıştırıyoruz. (Ö4) Üç öğretmen konuşma eğitiminde ders kitabındaki metinler haricinde hiç araç-gereç kullanmadıklarını belirtmiştir. Ayrıca öğretmenlerin biri hariç tümü sınıflarında projeksiyon olmasına rağmen bilgisayar ve projeksiyon kullanmadıklarını söylemişlerdir. Aşağıda öğretmenlerin bu konuyla ilgili görüşlerinden alıntılara yer verilmiştir. “Araç-gereç pek kullanmıyorum. Netten konuşma dinletisi dinletilebilir ama bilgisayar yok.” (Ö5) “Bilgisayar, projeksiyon var ama kullanmıyorum. Teknolojiyi kullanamıyoruz.” (Ö6) “Projeksiyon kullanmıyorum. En fazla bir metin okuruz. Onun üstünde konuşuruz. Görsel bir metin buluruz onun üstünde konuşuruz.” (Ö1) Konuşma Becerisini Ölçme ve Değerlendirme Hakkında Öğretmen Görüşleri Öğretmenlere TDÖP’de konuşma becerisini değerlendirmek için önerilen ölçme araçlarını ne sıklıkla kullandıkları sorulmuş; öğretmenlerin tamamı konuşma becerisini değerlendirmek amacıyla programda önerilen konuşma becerisini gözlem formu da dâhil olmak üzere herhangi bir ölçme aracı kullanmadıklarını, öğrencilere konuşmaları esnasında sözlü uyarılarda bulunarak değerlendirme yaptıklarını, bu beceriye özgü bir not vermediklerini belirtmişlerdir. Öğretmenlerin bu konudaki görüşlerine örnek olacak alıntılar aşağıda yer almaktadır: “Konuşma esnasında değerlendiriyorum. Özel bir not vermiyorum. Ders içi performans olarak değerlendiriyorum.” (Ö1) “Ölçek yok kullandığım. Konuşurken sözlü uyarılarda bulunuyorum.”(Ö10) Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1117 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Öğretmenler konuşma becerisini gözlem formunu kullanmamalarının sebebini zamanın yetersiz oluşu, fotokopi sıkıntısı ve formun kullanım zorluğu şeklinde açıklamışlardır. Yapılan alıntılarda gözlem formunu kullanmama sebeplerini öğretmenler şu şekilde açıklamışlardır: “Ölçek kullanamıyorum zaman kaybı gibi geliyor.” (Ö1) “Gerek ölçek olsun gerek tema sonu değerlendirme olsun konuşma becerisi ve diğer tüm becerilerde fotokopi gerekiyor. Fotokopi sıkıntısı var. Form kullanılabilir ama kullanmıyorum.” (Ö2) “Form çok zor. Sesini kullandı mı iki puan ver, olmuyor. ...Konuşma kişiye göre bütün olarak değerlendirilmeli.” (Ö4) Bununla birlikte öğretmenlerin konuşma becerisi gözlem formunda yer alan ölçütlerin farkında oldukları saptanmıştır. Çünkü yapılan görüşmelerde öğretmenler öğrenci konuşmalarını değerlendirirken telaffuza (3), konuşmalarıyla jest ve mimiklerin uygunluğuna (3), ses tonuna (3), göz temasına (1), vurgu ve tonlamaya(1), nezaket kurallarına (1), anlamsız sesler çıkarıp çıkarmadığına (1), gereksiz tekrarlar yapıp yapmadığına (1) dikkat ettiklerini belirtmişlerdir. Konuşma Eğitiminde Karşılaşılan Güçlükler Hakkında Öğretmen Görüşleri Öğretmenlere konuşma eğitiminde karşılaştıkları güçlüklerin neler olduğu sorulmuş, verdikleri cevaplar doğrultusunda elde edilen bulgulara Tablo 5’te yer verilmiştir. Tablo 5. Konuşma Eğitiminde Karşılaşılan Güçlükler Hakkında Öğretmen Görüşleri Karşılaşılan Güçlükler f Sınıfların kalabalık olması 9 Yerel ağız kullanımı 7 Okuma eksikliği 4 Dinleme eksikliği 4 Sürenin yetersiz oluşu 4 Testlere alışılmış olması 1 Tablo 5’te görüldüğü gibi sürenin yetersiz oluşu, yerel ağız kullanımı, okuma ve dinleme eksikliği, sınıfların kalabalık olması ve test yöntemine alışılmış olması öğretmenlerin konuşma eğitiminde karşılaştıkları güçlüklerdir. Öğretmenler, sınıfların kalabalık olmasının ve yerel ağız kullanımının baş etmekte zorlandıkları en önemli iki güçlük olduğunu belirtmişlerdir. Aşağıda yer verilen alıntılarda öğretmenler konuşma eğitiminde karşılaştıkları güçlükler dile getirmişlerdir. “Dinleme alışkanlığı yok. Dinleme olursa konuşulanı anlar, dinlemezse anlamaz. Dinlemeyi bilmeyen konuşmada başarılı olabilir mi? Olamaz. İki beceri birbirini geliştirebilir.” (Ö2) “Araç-gereç de sıkıntı yaratıyor. Projeksiyon var ama kullanmıyorum.” (Ö3) “Süre yetmiyor. 8 saatlik derste 20 dakika konuşma becerisine ayırabiliyorum.” (Ö4) “Kılavuzdaki etkinlikler uygulanamıyor. Çünkü test yapılmaya alışmış öğrenciler. Yazılıda bile soruyu testmiş gibi görüyor, cevapta sanki seçeneği işaretliyor. (Ö5). “Çok fazla kitap okumadıklarından cümle kuramıyor, iki kelimeyi bir araya getiremiyorlar.” (Ö6) “Sınıf kalabalık olunca her öğrenciyi konuşturmak mümkün olmuyor. Herkese söz hakkı verince zaman yetmiyor.” (Ö9) 1118 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org TARTIŞMA VE SONUÇ Türkçe öğretmenlerinin konuşma becerisinin kazandırılmasına ve konuşma eğitiminde karşılaştıkları güçlüklere yönelik görüşlerini belirlemek bu araştırmanın temel amacıdır. Bu amaca ulaşmak için elde edilen bulgular incelendiğinde bazı öğretmenlerin konuşma becerisine yönelik olarak belirlenen bazı amaç ve kazanımları öğrencilerin seviyesinin üzerinde buldukları saptanmıştır. Öğretmenlerin 6. sınıf öğrencilerinin seviyelerinin üzerinde buldukları kazanımlar öncelikle “konuşma kurallarını uygulama” amacının altında yer alan “Bulunduğu ortama uygun bir konuşma tutumu geliştirir, Standart Türkçe ile konuşur ve tekrara düşmeden konuşur.” kazanımlarıdır. Öğretmenlerin bu kazanımları üst düzeyde bulmalarının nedeni kazandırmakta zorlanmalarıdır ve bu durum öğrencilerin yaşadıkları çevre, bu çevrenin baskın gelen konuşma özellikleriyle bağlantılı olabilir. Çünkü “Çocuğun dili, çevresinin dilidir.” denir ve çocuk ilköğretim okuluna ailesinden, çevresinden edindiği ağızla gelir (Temizyürek, Erdem ve Temizkan, 2011: 219). Bu yerel ağız özelliklerinin düzeltilmesi yani çocukların standart Türkçe ile konuşabilmesi ve tekrara düşme gibi her tür konuşma kusurunun giderilmesi için uzun bir sürece ihtiyaç duyulmakla birlikte bu kazanımlara yer verilmesi gereği de ortadadır. Çünkü yaşları aynı olsa bile yetişme çevreleri farklı olan çocuklar olabilir ve çocukların konuşma becerileri aynı seviyede olmayabilir. Öğrencilerin dil özellikleri tanındıktan sonra yapılacak çalışmalar çevreye ve sınıfa göre düzenlenebilir. Bu bağlamda konuşma becerisini geliştirmek için başlangıç noktası Calp’in de (2007: 192) belirttiği gibi öğretim programındaki genel ölçüden çok öğrencilerin ve sınıfın genel durumu olmalıdır. Konuşma eğitiminde sahip olunması gereken bir başka anlayış ise konuşma tutumu, biçimi ve türünün ortama, sosyal sınıflara ve yaşa göre değişmesi gerektiğidir. Dolayısıyla çocuk 4 yaşından 16 yaşına kadar aldığı konuşma eğitimi sonunda, içinde bulunduğu veya karşısına çıktığı değişik kitleler karşısında nasıl konuşacağı konusunda eğitilmelidir (Yalçın, 2002: 145). Bu bağlamda çocuğun içinde bulunduğu ortama uygun konuşma becerisini kazanması yönündeki kazanımın da 6. sınıf öğrencileri için üst düzey bir kazanım olarak değerlendirilmesi yerine gerekli bir kazanım olarak görülmesi gereği ortaya çıkmaktadır. Bazı öğretmenlerin 6. sınıf öğrencilerinin seviyelerinin üzerinde buldukları diğer kazanımlar ise “hazırlıklı konuşmalar yapma” amacı altındaki “Konuşmasını bir ana fikir etrafında planlar, ana fikri yardımcı fikirlerle destekler ve konunun özelliğine uygun düşünceyi geliştirme yollarını kullanır.” kazanımlarıdır. Hazırlıklı konuşma, önceden planlanan, üzerinde çalışmalar yapılarak bilgi, belge ve teknik detayların sunulabildiği konuşma türüdür (Yalçın, 2002). Yani hakkında konuşulacak konu genellikle yazılı metin haline getirilir. Ancak metni oluşturmaya yardımcı kaynakların belirlenmesinde kişinin yaşı, eğitim durumu, bilgi birikimi ve sahip oldukları olanaklar etkili olmaktadır. Dolayısıyla ilköğretim düzeyindeki öğrencinin bilgi birikimi, konuya egemen oluşu, yorumlama gücü ve yeteneği birbiriyle aynı değildir. Özellikle ana fikrin oluşmasında bakış açısı, dünya görüşü, konuyu ele alış nedeni önemli rol oynar (Gündüz ve Şimşek, 2011). Bu kuramsal bilgilere dayanarak 6. sınıf öğrencilerinin hazırlıklı konuşma yapmaya yönelik söz konusu kazanımları kazanmakta zorlandıkları, öğretmenlerin de bu yüzden kazanımları üst düzeyde buldukları söylenebilir. Konuşma becerisine yönelik amaçlar içinde bazı öğretmenlerin bütün kazanımlarıyla birlikte 6. sınıf öğrencilerinin seviyelerinin üzerinde buldukları ve bu düzeyde kazandırılamayacağını düşündükleri amaç “Kendi konuşmasını değerlendirme” amacıdır. Yani bazı öğretmenler öğrencilerin kendi konuşmalarını içerik, dil ve anlatım, sunum tekniği ile sesini ve beden dilini kullanma yönünden değerlendiremeyeceğini düşünmektedir. Değerlendirme bilişsel alanı oluşturan basamakların üst seviyesindedir. Eleştirel bir bakış açısı ve yeterlilik hakkında yorum yapma, fikir üretme ve yargıya varmayı gerektirir. Bu nedenle öğretmenler 6. sınıf öğrencilerinin daha üst düzeyde beceri gerektiren değerlendirmeye yönelik kazanımlara ulaşamayacağını, bu kazanımların seviyelerinin üzerinde olduğunu düşünüyor olabilirler. Oysa konuşmanın zihinsel süreçlerinin geliştirilmesine yönelik olarak öğrencilere sıralama, sınıflama, ilişki kurma, yorumlama, sorgulama çalışmaları yaptırılmalıdır (Özbay, 2005). Öğrencilerin bu kazanımlara ulaşamamasının nedeni ilköğretim birinci kademede eleştirel konuşma becerisinin geliştirilmesine gereken önemin verilmemesi ve böyle bir alışkanlık kazanmamaları olabilir. Bu bağlamda ilköğretim ikinci kademede konuşma becerisinin geliştirilmesi için kullanılabilecek bir yöntem olarak önerilen eleştirel konuşmanın kendi konuşmasını değerlendirme amacına ve kazanımlarına ulaşmayı kolaylaştırabileceği söylenebilir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1119 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Araştırmaya katılan öğretmenlerin; konuşma becerisini geliştirmeye yönelik olarak açık uçlu sorular sorma, hazırlıklı konuşma, hazırlıksız konuşma, tahmin etme, münazara ve canlandırma etkinliklerini uyguladıkları saptanmıştır. Bu etkinlikler içinde en çok uygulanan ise açık uçlu sorular sorma etkinliğidir. Öğrencilerin konuşma becerilerini geliştirmenin önemli yollarından biri de seviyelerine uygun sorular sormaktır. Öğrencilere okudukları bir metinle, dilbilgisi veya diğer konularla ilgili sorular sorularak konuşmaları sağlanabilir (Alperen, 1994). Açık uçlu sorular sormak öğrencileri eleştirel ve yaratıcı düşünmeye sevk eder, onlara bilgileri ve deneyimleri organize etmelerine fırsat verir. Öğrencileri güdüleyerek, ilgilerini ve dikkatlerini üst seviyede tutarak konuşma becerisinin yanı sıra dinleme becerisini de geliştirir. Aşılıoğlu’na (1993) göre de soru-cevabın kullanıldığı bir sınıfta, öğrenciler pasif durumdan kurtulup aktif duruma geçebilirler. Çünkü öğretmenin önceden hazırladığı soruları bütün sınıfa yöneltmesi ve cevap için belirli bir süre beklemesi, öğrencilerde zihinsel bir faaliyet başlatır. Öğrencilerin verdiği çok farklı cevapların tartışılması ise sınıf içi etkileşimi artırır. Açık uçlu sorular öğrencilerin düşünme, yorumlama becerilerini geliştireceği gibi muhakeme becerilerinin geliştirir. Bütün bu nedenlerle öğretmenler tarafından konuşma becerisini geliştirmek amacıyla açık uçlu sorular sormak en sık tercih edilen etkinlik olabilir. Hazırlıksız konuşma etkinliği de öğretmenler tarafından daha sık uygulanan etkinlik türüdür. Öğretmenler, öğrencilere günlük iletişim durumlarıyla ilgili örnekler sunmak, deneyim yaşamalarını sağlamak ve öğrencileri zihinsel bir sürecin içine sokmak adına bu tür etkinliklere yer veriyor olabilirler. Yeşiltepe Sağlam’ın (2010) yaptığı araştırmada ise öğretmenlerin yeterince hazırlıksız konuşma etkinlikleri yaptırmadıkları ve öğrencileri yeterince hazırlıksız olarak konuşturmadıkları sonuçlarına ulaşılmıştır. Oysa günlük hayatta kişiler sık sık hazırlıksız konuşmayla karşı karşıya kaldıklarından hazırlıksız konuşma insan yaşamında önemli bir yer tutar. Richards’a (2003: 2) göre öğrencilere verilecek konuşma eğitimi, onların rahat, kolay, akıcı konuşabilmelerini sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bunun için öncelikle öğrencilerin bilgi eksiklikleri giderilmeli ve ardından onlara günlük hayattaki gerçek iletişim durumları göz önünde bulundurularak uygulamalar yaptırılmalıdır. Çünkü hazırlıksız konuşma çalışmaları dili doğru ve etkili bir şekilde kullanma becerisinin yanı sıra anlama, algılama ve yorumlama, analiz, sentez gibi çeşitli üst düzey becerilerinin gelişimine de faydalıdır. Bu nedenle uygulanması gereken bir etkinlik türüdür. Konuşma becerisinin geliştirilmesinde önemli rolü olan canlandırma etkinliği ise sadece iki öğretmen tarafından uygulanmaktadır. Oysa bu etkinlik öğrencilerin iletişim, empati kurma, yaratıcılık, eleştirel düşünme becerilerine ve öğrencilerin duygusal yönden gelişimine katkıda bulunacağı gibi derslerin daha akıcı, zevkli ve yapılandırmacı yaklaşım doğrultusunda öğrenci merkezli geçmesini sağlar. Öz’e (2006) göre uzun bir hazırlığa gerek duyulmadan yapılan, derslerin daha güzel ve daha iyi anlaşılır geçmesini sağlayan bu etkinlikten öğretmenler yeterince yararlanmalıdır. Yapılan analizler sonucunda öğretmenlerin TDÖP’de konuşma becerisini geliştirmeye yönelik önerilen diğer etkinlikleri uygulamadıkları saptanmıştır. Ayrıca ilgili alanyazında belirtilen gezi anlatımı; masal, öykü anlatımı; söz korosu; resim, grafik veya karikatürler üzerine konuşma; tekerleme; son harf; sözcük anlatımı; sesli sinema; sessiz sinema; meslekler; cümle tamamlama; atasözlerini birleştirme gibi etkinliklere de derslerinde yer vermedikleri belirlenmiştir. Oysa öğrencinin gezi yoluyla edindiği fikirlerini ve hissettiklerini anlattığı bu etkinlik öğrencinin kendi gözlemlerine dayandığı için konuşma eğitimi açısından önemlidir ve konuşma becerisinin geliştirilebilmesi için öğrencilerin yaşadıkları bir olaydan veya gözlemlerinden yararlanılabilir (Kurudayıoğlu, 2003; Uçgun, 2007). Masal ve öykü anlatımı etkinliği de bellek güçlendirme çalışmalarına katkıda bulunacağı gibi anlatım bozukluklarının, vurgu-tonlama ve telaffuz hatalarının düzeltilmesine, öğrencinin konuşma unsurlarının kazanmasına katkıda bulunur. Resim, grafik veya karikatürler üzerine konuşma etkinlikleriyle de hem öğrencilerin gözlem güçleri, hem dikkatleri hem de anlatımları geliştirilmeye çalışılabilir. Tekerlemeler de öğrencilerin dil kullanımlarını, konuşma becerilerini geliştireceği gibi yaratıcılık, kendine güven, ritim kazanma, seslerin doğru boğumlanması, çağrışım dünyalarının zenginleştirilmesi gibi yetilerini geliştirir. Gökkaya ‘nın (2008) yaptığı araştırma sonucunda da tekerlemelerin tembellik (gevşeklik- atlama), pelteklik (artikülasyon- boğumlanma bozukluğu), tutukluk, kekemelik ( akıcılık sorunları), ses bozukluğu, dil bozukluğu, yöresel ağızla konuşma, kelime hazinesinin yetersizliği konuşma kusurlarının giderilmesinde etkili olduğu görülmüştür. Dedeoğlu Orhun’un (2009) yaptığı çalışmada tekerleme alıştırmaları uygulanan öğrencilerin konuşma becerisinde uygulanmayan kontrol grubuna göre anlamlı olarak bir gelişimin olduğu görülmüştür. Dolayısıyla öğretmenlerin konuşma eğitiminde bu tür etkinliklere yer vermemesi önemli bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Öğretmenlere göre bu etkinliklerden sadece bazılarını uygulamaları, 1120 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org bazılarını yeterince ve bazılarını hiç uygulamamalarının sebepleri zamanın yetersiz oluşu, etkinliklerin öğrenciye hangi becerileri kazandıracağına dair bilgilerinin yetersiz oluşu ya da alışılmış birkaç yöntem ve etkinlik haricinde hala geleneksel anlayışla derslerine devam etmeleri olabilir. Üner’in (2010) yaptığı araştırmada da diğer dil becerilerine oranla en az uygulanan etkinliklerin konuşma becerisine yönelik etkinlikler olduğu saptanmıştır. Öğretmenler konuşma becerisini geliştirmeye yönelik yöntem ve tekniklerden güdümlü konuşma, serbest konuşma, eleştirel konuşma, tartışma ve kelime ve kavram havuzundan seçerek konuşma gibi yöntemleri kullandıklarını vurgulamışlardır. En çok güdümlü ve serbest konuşmayı kullandıklarını belirtmişlerdir. Öğretmenlerin TDÖP’de önerilen ikna etme, katılımlı konuşma, kendisini karşısındakinin yerine koyarak konuşma, yaratıcı konuşma, hafızada tutma tekniği ile ilgili alanyazında belirtilen tümevarım, tümdengelim, örnek olay yöntemleri gibi yöntemlerle beyin fırtınası tekniği, altı şapkalı düşünme tekniği, konuşma halkası tekniği, görüşme tekniği gibi teknikleri de kullanmadıkları saptanmıştır. Bunun sebeplerini de dilbilgisi açısından konuların yoğun olmasına, öğrenci seviyesine uygun olmamasına, konuşma becerisini geliştirmeye yönelik etkinlikleri uygulamak için verilen sürenin yetersiz olmasına bağlamışlardır. Belirttikleri sebeplerin yanı sıra öğretmenlerin birkaç yöntem ve teknik haricinde derslerini geleneksel yöntem ve tekniklerle işlemelerinin sebebi; diğer yöntem ve teknikler konusunda yeterli bilgi ve beceriye sahip olmamaları ve bunlarla ilgili herhangi bir eğitim almamaları olabilir. Arhan’ın (2007) yaptığı araştırmaya göre de Türkçe öğretmenlerinin çoğunun (%70,9) yöntem ve teknik bilgisi yetersizdir. Türkçe öğretmenleri konuşma eğitiminde birkaç geleneksel yöntem ve teknik dışında farklı yöntem ve teknikleri derslerde uygulamamaktadır. Yapılan analizler sonucunda öğretmenlerin konuşma eğitiminde kullandıkları görsel araç-gereçlerin resim ve slayt, işitsel araç-gereçlerin CD çalar veya müzik seti olduğu, bunun dışında ders kitabındaki metinleri ve yazım kılavuzunu kullandıkları saptanmıştır. En çok görsel araçlarla metinleri kullandıklarını belirtmişlerdir. Öğretmenler tarafından sık kullanılan araçlardan biri olan resimler; her yaş grubuna göre kullanılabilen, günümüz çağında kolay ulaşılabilen araçlardandır. Resimler soyut konuların somutlaştırılmasını kolaylaştırabilir ve farklı duyu organlarına hitap eder. Bu nedenlerle öğretmenler tarafından tercih ediliyor olabilir. Kitapların en önemli özelliği her an hazır olması, ders içi ve ders dışı kullanılabilmesidir (Seferoğlu, 2006). Özbay’a (2006: 171) göre de ders kitaplarında bulunan metinler vasıtasıyla öğrencilerin, Türkçenin inceliklerini, güzelliklerini görmeleri, kurallarını öğrenmeleri ve Türk dilini en güzel şekilde kullanmaları sağlanabilir. Yapılan bazı araştırma sonuçları da (Susar, 1999; Başaran, 2003; Özbay, 2003; Sandıkçı, 2006; Arhan, 2007) öğretmenlerin en çok kullandıkları araç ve gereçlerin ders kitapları olduğu, diğer araç-gereçleri kullanma oranlarının düşük olduğunu ortaya koymuştur. Buna göre öğretmenler diğer ders araç ve gereçlerinden (dergiler, gazeteler, televizyon, video, radyo, teyp, bilgisayar, tepegöz vb.) çok sınırlı bir şekilde yararlanmaktadır. Görüşme yapılan öğretmenlerden sadece birinin yazım kılavuzu kullanması dikkat çekici bir sonuçtur. Çünkü ilköğretim düzeyindeki bazı öğrenciler ağız özelliklerini konuşma ve yazma diline yansıtabilirler. Hatta okuma sırasında bile bunun etkisinde kalabilirler. Dolayısıyla yazım kılavuzunun kullanılması; öğrencilerin ağız özellikleriyle okumalarının, konuşmalarının ve yazmalarının önlenmesinde başvurulabilecek önemli bir araç-gereç olarak kullanılabilir. Özbay (2006) da yazım kılavuzunun öğrencilerin standart Türkçeyi, kelimelerin doğru telaffuz ve yazılışlarını öğrenmelerinde önemli katkıları olan bir kaynak olduğunu belirtmiştir. Öğretmenlerin bu nedenlerle yazım kılavuzunun kullanılmasını önemsemeleri ve kullanmaları gerekmektedir. Aynı zamanda öğretmenler öğrencilere örnek olmak ve öğrencileri bu araçların kullanımına özendirmek için derslerde sözlük ve yazım kılavuzu kullanmalıdır. Sınıflarında projeksiyon olmasına rağmen öğretmenlerden biri hariç hiçbirinin bilgisayar ve projeksiyon kullanmaması da dikkat çeken bir diğer bulgudur. Özbay (2003) tarafından yapılan araştırma sonucunda da Türkçe öğretmenlerinin ders kitaplarının dışında kaset, video, radyo, televizyon, bilgisayar gibi teknolojik araçlardan yeterince faydalanmadıkları saptanmıştır. Arhan’ın (2007) yaptığı araştırmanın sonucunda da öğretmenlerin sadece %6,1’inin televizyon, video, tepegöz vb. araçlardan; %3,7’sinin bilgisayardan yararlandıkları yani teknolojiden yeterince yararlanmadıkları belirlenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulardan biri de görüşme yapılan öğretmenlerin hiçbirisinin konuşma becerisini değerlendirmek için programda yer alan konuşma becerisini gözlem formunu kullanmamalarıdır. Öğretmenlerin tamamı öğrencilerin yaptığı konuşmalar esnasında onları sözel olarak uyardıklarını, konuşma becerisine Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1121 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org yönelik bir puan vermediklerini belirtmişlerdir. Öğretmenler konuşma becerisini gözlem formunu kullanmamalarının sebebini zamanın yetersiz oluşu, fotokopi sıkıntısı ve formun kullanım zorluğu şeklinde açıklamışlardır. Arhan (2007)’ın yaptığı araştırmada da benzer bulgulara rastlanmış, öğretmenlerin konuşma becerisini değerlendirmek için en çok sözel olarak değerlendirme biçimini tercih ettikleri saptanmıştır. Yıldırım ve Öztürk (2009) tarafından yapılan araştırma sonucunda ise Türkçe öğretmenlerinin yarısından fazlasının programda temel dil becerilerinin gözlenmesi için önerilen formlardan sadece okuma becerisini kontrol listesi ve dinleme/izleme becerisini gözlem formunu sık kullandıkları, okuma becerisini gözlem formu, konuşma becerisini değerlendirme formu ve yazılı anlatımı değerlendirme formunu ise daha az sıklıkta kullandıkları saptanmış; araştırmaya katılan öğretmenlerin büyük çoğunluğunun (%92.4) programda önerilen ölçme araçlarını kalabalık sınıflarda kullanmanın zor ve zaman alıcı olduğunu (%84) düşündükleri belirlenmiştir. Oysa tüm ölçütleri net olarak belirlenmiş, konuşma becerisini değerlendirmeye yönelik bir ölçme aracı öğrencilerdeki gelişmenin ne düzeyde sağlandığının daha ayrıntılı ve objektif bir şekilde ortaya konmasını, öğrencilerin de eksiklerinin ve yanlışlarının farkına vararak daha bilinçli şekilde gelişim göstermesini sağlayabilir. Böyle bir ölçme-değerlendirmenin yapılması öğrencilerin hangi amaç ve kazanımlara ulaştığını daha iyi yansıtarak eğitim sürecinin verimliliği hakkında bilgi verebilir. Araştırma sonucunda, öğretmenlerin konuşma eğitiminde en sık karşılaştıkları güçlüklerin sınıfların kalabalık olması ve yerel ağız kullanımı olduğu saptanmıştır. Sınıf mevcutlarının fazla olması başarılı bir konuşma eğitiminin gerçekleştirilebilmesi önünde ciddi bir engel teşkil edebilir. Çünkü başarılı konuşma eğitiminin en önemli özelliği etkinliklerin daha çok öğrencinin konuşmasına dayanması ve sınıftaki her öğrencinin konuşmasının sağlanmasıdır (Ur, 1992: 120). Gündüz’ün (2007: 94) de belirttiği gibi öğretmenlik sanatı, konuşmaktan çok konuşturma sanatıdır. Sınıfların kalabalık olması nedeniyle böyle bir anlayışı sürdürmek öğretmenler açısından mümkün olmuyor, bu durum konuşma eğitimini sekteye uğratıyor olabilir. Yerel ağızla konuşmak konuşma eğitiminde sıklıkla karşılaşılan bir diğer sorundur. Bunun en önemli nedeni değiştirilmesinin ve yerini kültür diline bırakmasının uzun zaman alması, dinleme, okuma, söz varlığını zenginleştirme ve yazma becerilerindeki gelişimle paralel bir gelişim göstermesidir. Bu konuda öğretmenlerin daha fazla sabır ve gayret göstermesi, güçlükle baş edebilmede önemli bir çıkış yolu olarak görünmektedir. Okuma ve dinleme eksikliği de konuşma becerisinin geliştirilmesi önünde önemli bir engeldir. Mackay (1997) insanların öğrenmeye dinleyerek başladığını, konuşmanın da dinleme yoluyla öğrenildiğini belirtmektedir. İnsan, yaşamı boyunca bu iki beceriyi birlikte var ederek iletişim kurar. İyi dinleyici olunmadığı sürece iyi bir konuşmacı olmak da mümkün değildir. Nunan’a (1989: 32) göre de başarılı sözlü anlaşmanın temelleri başarılı dinlemeye dayanır başarılı dinleme için doğala yakın dinleme etkinliklerine eğitim süresince ağırlık verilmelidir. Aynı durum okuma becerisi için de geçerlidir ve okuma ile konuşma arasındaki bağ gelişim açısından birbirini etkileyecek kadar güçlüdür. Bireye farklı konularda bilgi birikimi sağlayan ve başka insanların hayat deneyimlerinden yararlanma imkânı veren okuma, bireye çeşitli olayları ve durumları anlama becerisi kazandırır. Duygu, düşünce, istek ve hayallerin açık ve anlaşılır bir şekilde anlatılabilmesinin ilk şartı da bunları tam ve doğru olarak anlayabilmektir (Temizyürek ve diğerleri, 2011). Bu bağlamda okuma da dinleme gibi konuşma becerisini besleyen önemli bir beceridir. Dolayısıyla dinleme ve okuma eksikliğinin var olması öğrencilerin konuşma becerisinin gelişmesi önünde önemli engeller olarak görülebilir ve öğretmenlerin baş etmekte zorlandıkları haklı güçlükler olarak değerlendirilebilir. Araştırma sonucunda, konuşma eğitimine ayrılan sürenin öğretmenden öğretmene farklılık göstermekle birlikte bazı öğretmenler tarafından yeterli bulunmadığı saptanmıştır. Arhan (2007)’ ın yaptığı araştırmada da öğretmenler benzer bir şekilde konuşma eğitimine ayrılan sürenin yetersiz olduğunu belirtmişlerdir. Bu sonuçlar konuşma eğitimine yönelik ayrı bir ders saatinin verilmesini gündeme getirmektedir. Konuşma becerisinin geliştirilmesi çeşitli kuralların ezberletilmesi yoluyla değil, bol bol uygulama yaptırarak sağlanabilir. Bu da ancak yeterli zamanla mümkün olabilir. Ayrı bir ders saati uygulaması yapılamıyorsa metin üzerinde yapılan anlama etkinliklerinden, anlatma etkinliğine geçişlerde sözlü anlatıma mutlaka ve daha fazla zaman ayrılmalıdır (Temizyürek ve diğerleri, 2011). 1122 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Öğrencilerin testlerle değerlendirilmeye alışmış olmaları da bir öğretmenin belirttiği güçlüklerdendir. Eğitim ve öğretim sistemimizde test tipindeki sınavların fazla egemen oluşu öğrencilerin bu becerinin önemini göz ardı etmelerine neden oluyor ve konuşma becerisine yönelik çalışmaları olumsuz etkiliyor olabilir. Bu durum hem öğrenciler hem de veliler açısından değerlendirildiğinde ise konuşma becerisi sınavlarda işe yaramayacak bir alan, bu beceriyi geliştirmek için yapılan çalışmalar da zaman kaybı olarak algılanıyor olabilir. Dolayısıyla da bu tür bir anlayış konuşma becerisini geliştirme yolunda önemli bir güçlük olarak görülebilir. Elde edilen bulgulara dayanılarak şu öneriler geliştirilmiştir: Öğretmenler öğrencileri konuşma kurallarından haberdar etmeli, standart Türkçeyle konuşmanın önemini vurgulamalı ancak yerel ağız kullanımını önlemek için aşırı baskıcı bir tutum izlememeli; müdahalelerde bulunurken öğrencileri rencide edecek, konuşmalarını engelleyecek, konuşmaktan çekinecek duruma getirecek müdahalelerden kaçınmalıdır. Öğrencilere bol bol kitap okutmalı, kendisinin en etkili model olduğunu unutmamalıdır. Öğrencilere kendisinin veya başkasının konuşmasını değerlendirmenin önemi benimsetilmeli, kendine özgü eleştiriler yapmasına fırsat verilmelidir. Konuşma becerisini geliştirmek için uygulanan etkinlikler çeşitlendirilmeli, eleştirel ve yaratıcı konuşma başta olmak üzere ikna etme, katılımlı konuşma, empati kurarak konuşma gibi yöntem ve teknikler de etkin bir şekilde kullanılmalıdır. Ders kitabındaki metinlerin dışında öğrencilerin görsel ve işitsel olarak uyarılmasını sağlayacak farklı ve teknolojik araç-gereçler kullanılmalıdır. Konuşma becerisi sadece sözel uyarılarla değerlendirilmemeli, değerlendirmenin daha objektif olabilmesi için programda önerilen gözlem formu ya da alanyazında gözlem ölçeği adıyla geçen formlar kullanılmalıdır. Diğer dil becerilerindeki eksikliklerin konuşmayı da olumsuz etkileyeceği göz önünde bulundurularak tüm dil becerileri birlikte geliştirilmelidir. Öğretmenler konuşma becerisinin geliştirilmesi için mutlaka zaman ayırmalı, eğer sağlanabiliyorsa Türkçe ders saati arttırılmalıdır. KAYNAKÇA Aktaş, Ş. ve Gündüz, O., (2009). Yazılı ve sözlü anlatım (12. baskı). Ankara: Akçağ Yayınları. Alperen, N. (1994). Okuma-yazma öğretimi metodları ve çözümleme metodunun Türkçe öğretimine uygulanması. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Arhan, S. (2007). Öğretmen görüşlerine göre ilköğretim okulları ikinci kademede konuşma eğitimi (Ankara ili örneği). Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara. Aşıcı, M. (1996). İlkokul 4.-5. sınıflarda anadili öğretiminde karşılaşılan problemler ve öneriler. Yayımlanmamış doktora tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul. Aşılıoğlu, B. (1993), ortaokullarda Türkçe öğretimi. Yayımlanmamış doktora tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Başaran, M. (2003), İlköğretim dördüncü ve beşinci sınıflarda öğretmenlerin Türkçe derslerinde öğretim materyalleri kullanma durumları. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara. Büyüköztürk, Ş., Çakmak, E., Akgün, Ö., Karadeniz, Ş. ve Demirel, F. (2010). Bilimsel araştırma yöntemleri (5.Baskı). Ankara: Pegem A Yayıncılık. Calp, M. , (2010). Özel eğitim alanı olarak Türkçe eğitimi (4. Basım). Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Dedeoğlu Orhun, B. (2009). İlköğretim Türkçe derslerinde tekerleme kullanımının öğrencilerin konuşma becerilerine etkisi. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, İzmir. Doğan, Y. (2009). Konuşma becerisinin geliştirilmesine yönelik etkinlik önerileri. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 7(1), 185204. Er, O. (2011). İlköğretim sekizinci sınıf Türkçe dersi öğretim programı dinleme/izleme alanının öğretmen görüşleri doğrultusunda değerlendirilmesi. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1123 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Göğüş, B. (1978). Orta dereceli okullarımızda Türkçe ve yazın eğitimi. Ankara: Kadıoğlu Matbaası. Gökkaya, H. (2008). Konuşma becerisinin sağaltılmasında tekerlemelerin kullanımı. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bolu. Gündüz, O. (2007). Konuşma eğitimi. Bulunduğu eser: Kırkkılıç, A. ve Akyol, H. (Ed.), İlköğretimde Türkçe öğretimi (ss. 93-147). Ankara: Pegem A Yayıncılık. Gündüz, O. ve Şimşek, T. (2011). Anlatma teknikleri 2 uygulamalı yazma eğitimi. Ankara: Grafiker Yayınları Karasar, N. (2010). Bilimsel araştırma yöntemleri (21. Baskı). Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Kavcar, C., Oğuzkan, F. ve Sever. (1997). Türkçe öğretimi. Ankara: Engin Yayıncılık. Kavcar, C., Oğuzkan, F. ve Aksoy, Ö. (2004). Yazılı ve sözlü anlatım. (5. Baskı). Ankara: Anı Yayınları. Kıldan ve Ünver. (2009). Öğretim araçları. Bulunduğu eser: Doğanay, A. (Ed.), Öğretim ilke ve yöntemleri (ss. 358-382). Ankara: Pegem A Yayıncılık. Kurudayıoğlu, M. (2003). Konuşma eğitimi ve konuşma becerisini geliştirmeye yönelik etkinlikler. TÜBAR-XIII, 287-309. Mackay, I. (1997). Dinleme Becerisi. Ankara: İlkkaynak Kültür ve Sanat Ürünleri Ltd. Şti. Milli Eğitim Bakanlığı (2006). İlköğretim Türkçe dersi (6, 7, 8. sınıflar) öğretim programı. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevi. Nunan, D. (1989). Designing tasks for the communicative classroom. England: Cambridge University Press. Öz, F. (2006). Uygulamalı Türkçe Öğretimi (3. Baskı). Ankara: Anı Yayıncılık. Özbay, M. (2003). Öğretmen görüşlerine göre ilköğretim okullarında Türkçe öğretimi. Ankara: Gölge Ofset Matbaacılık. Özbay, M. (2005). Ana dili eğitiminde konuşma becerisini geliştirme teknikleri. Journal Of Qafqaz University, 16. Özbay, M. (2006). Türkçe özel öğretim yöntemleri I. Ankara: Öncü Kitap. Öztürk Karakoç, B. (2008). İlköğretim 6. sınıf Türkçe dersi öğretim programı okuma alanının öğretmen görüşlerine göre değerlendirilmesi. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana. Richards, J. S. (2003). Current trends in teaching listening and speaking. The Language Teacher, July. Yeşiltepe Sağlam, Ö. (2010). 7. sınıf öğrencilerinin hazırlıksız konuşma becerileri üzerine bir araştırma. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Enstitüsü, Ankara. Sandıkçı, C. (2006). Öğretmenlerin ilköğretim altı, yedi ve sekizinci sınıf Türkçe dersi öğretimi uygulamalarıyla ilgili görüşleri (Konya ilinde bir inceleme). Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya. Sargın, M. (2006). İlköğretim öğrencilerinin konuşma becerilerinin değerlendirilmesi –Muğla ili örneğinde. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Muğla. Seferoğlu, S. S. (2006). Öğretim teknolojileri ve materyal tasarımı. Ankara: Pegem A Yayıncılık. Susar, F. (1999), İlköğretim okullarının 4. ve 5. sınıflarında görev yapan öğretmenlerin Türkçe öğretiminde eğitim teknolojisi sağlama, kullanma yeterlilikleri ve düşünceleri nelerdir?, Pamukkale Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Dergisi, c.6, S.15, 124-132. Temizyürek, F., Erdem, İ. ve Temizkan, M. (2011). Konuşma eğitimi (2.Baskı). Ankara: Pegem A Yayıncılık. Uçgun, D. (2007). Konuşma eğitimini etkileyen faktörler. Niğde Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 22(1), 5967. Ur, P. (1992). A course in language teaching.England: Cambridge University Press. Ünalan, Ş. (2006). Türkçe öğretimi (3.Baskı). Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. 1124 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Üner, Ş. (2010). İlköğretim 7. sınıf Türkçe dersi öğrenci çalışma kitaplarındaki etkinliklerin öğrenci seviyesine uygulanabilirliğinin öğretmen görüşleri doğrultusunda değerlendirilmesi (Aksaray ili örneği). Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Konya. Yalçın, A. (2002). Türkçe öğretim yöntemleri. Ankara: Akçağ Yayıncılık Yalçın, A. (2006). Türkçe öğretim yöntemleri (2. Baskı). Ankara: Akçağ Yayıncılık. Yılar, Ö. (2006). Halk bilimi ve eğitim. Ankara: Pegem A Yayıncılık. Yıldırım, A. ve Şimşek, H., (2008). Sosyal bilimlerde nitel araştırma yöntemleri (6. Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık. Yıldırım, F. ve Karakoç Öztürk, B. (2009).Türkçe dersi öğretim programının ölçme değerlendirme ögesi hakkında öğretmen görüşleri. Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 3(37), 92-108. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1125 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org SOSYAL BİLGİLER DERSİNDE DEĞERLERİN AKTARIMINDA ATASÖZLERİ VE DEYİMLERİN KULLANIMI USING PROVERBS AND IDIOMS IN SOCIAL STUDIES COURSE TO CONVEY VALUES Esra Mindivanlı* Birgül Küçük** Elif Aktaş*** Özet Sosyal Bilgiler dersi tarih, coğrafya, vatandaşlık bilgisi gibi birçok alanı kapsayan ve ilköğretim çağındaki bireylerin bilişsel, duyuşsal ve devinişsel yönde gelişimlerini sağlamayı hedefleyen derslerden biridir. Bu hedeflere ulaşmak için birçok materyal kullanılmaktadır. Bu derste atasözleri ve deyimler gibi yazılı materyallerin kullanımı öğrenciye ulaşılmak istenen hedeflerin kazandırılması yanında çok yönlü düşünme becerisi kazandırmakta, onların analitik düşünebilen, inanç ve değerleri inceleyip, olumlu tutum ve değerler geliştirebilen, uyumlu ve etkin bireyler olmalarına katkıda bulunmaktadır. Anlatım gücünü artırıcı, söylenene zevk veren ve hatırda kalmayı sağlayan öğeleri bünyesinde bulunduran bu materyallerin işe koşulduğu öğretim durumlarında öğrenciler somut öğrenme yaşantıları kazanmakta, kendilerine verilmek istenenleri kısa yoldan ve çok daha etkili bir şekilde almaktadırlar. Bu çalışmada 7. Sınıf Sosyal Bilgiler konularının öğretiminde değer aktarımında kullanılabilecek atasözleri ve deyimler belirlenmiş, bu amaçla nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi yöntemine başvurulmuş, Sosyal Bilgiler 7. Sınıf değerlerinin aktarımında etkin ve kalıcı bir öğrenmenin sağlanması için birçok atasözü ve deyimin kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Bilgiler öğretimi, değer, atasözü, deyim. Abstract Social studies course is one of the lessons which include many areas such as history, geography, and citizenship study, and aims at providing individuals’ development that are at primary school age in aspects of cognitive, affective, and kinesthetic. In order to achieve these targets many materials are being used. The usage of written materials such as proverbs and idioms in this course, besides gaining targets which will be reached, they provide multiple thinking ability, and contribute them to be individuals who think analytically, examine beliefs and values and develop positive attitude and values, be compatible and active. In teaching conditions within there are elements such as increasing the explanation power, giving pleasure to what has been said and providing to keep in mind, students gain concrete learning and learn the subjects which will be taught them easily and effectively. In this research, proverbs and idioms that can be used to convey values when teaching 7th grade Social Studies subjects are defined; with this purpose, document analysis which is one a qualitative research method is referred; it is concluded in order to provide effective and permanent learning when teaching social studies subjects many proverbs and idioms can be used. Key words: Teaching Social Studies, value, proverb, idiom. * Atatürk üniversitesi, [email protected] ** Atatürk üniversitesi, [email protected] *** Atatürk üniversitesi, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1127 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Son yıllarda hızla yok olmaya doğru giden değerlerimizi korumak, çocuklarımıza daha yaşanılır bir dünya bırakmak için yeni geliştirilen öğretim programlarının içeriğinde değerler eğitimine yönelik ayrıca çalışmalar yapılmış, programa doğrudan değerlerimizle ilgili konular yerleştirilmiştir. Değer aktarımı çalışmaları okullarda ayrı bir program ve ders yerine; Türkçe, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi gibi derslerin öğretim programları ile gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu dersler içerisinde Sosyal Bilgiler dersi programında değerlere ve değer eğitimine özel bir yer verilmiştir. Beceriler, kavramlar ve genel amaçların yanı sıra değerler bu programı oluşturan temel öğeler arasında tanımlanmaktadır. (Aydın, 2010: 18-19; Balcı ve Yelken, 2010: 82). “İlköğretimde Sosyal Bilgiler temel derslerden birini oluşturmaktadır. Sosyal Bilgiler dersi, çocukların toplum ve sorunları hakkında bilgi sahibi olmaları ve bir vatandaş olarak sorumluluklarını öğrenmede, insan ilişkilerini anlamada, ulusal özellikleri kavramada en gerekli olan derslerden birisidir. Eğitimden beklenen niteliğin gerçekleşmesinde programın en önemli ögelerinden biri öğrenme-öğretme etkinlikleridir” (Ulusoy, Gülüm, 2009: 86). Bu öğrenmeöğretme etkinlikleri doğru seçildiğinde öğrencilerin bilişsel, duyuşsal ve devinişsel becerilerinin gelişmesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Özellikle Sosyal Bilgiler öğretiminde büyük bir öneme sahip olan değer aktarımının gerçekleşebilmesi için öğrenme-öğretme etkinlik ve materyallerinin duyuşsal özellikleri geliştirir nitelikte seçilmesi gerekmektedir. Soyut bir kavram olan değer, bireyler veya sosyal gruplar tarafından kabul edilen standartlar, inançlar veya ahlaki ilkelerdir. Değerler kültürün içerisinde kalıplaşmış standartlar olarak ifade edilmesinin yanında bir şeyin arzu edilebilir ya da edilemez olduğu hakkındaki inançlar olarak da kullanılmaktadır (Demirel, 2009: 671; Güngör, 2010: 27). Değerler kalıtsal olmayıp öğrenme sonucu oluşmaktadırlar. Değer oluşumunun çocuklukta başladığı ve yaşa bağlı olarak arttığı (Akbaş, 2004: 47) dikkate alındığında ilköğretimde değer aktarımının önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Bu amaçla öğrenme-öğretme etkinlik ve materyalleri düzenlenirken değer aktarımına uygun materyallerin ve etkinliklerin seçimine özen gösterilmelidir. Bu öğretim materyal ve etkinlikleri içerisinde edebi ürünlerin büyük bir önemi vardır. Eğitim ve öğretim bakımından edebiyatın değeri, insana çok çeşitli duyma, düşünme ve hareket etme örnekleri vermesidir. Edebi ürünler, insanı ve çevresini tanıtan, insanın kendisiyle, başka insanlarla, doğal ve sosyal çevreyle uyum ve çatışmalarını yansıtan öğelerdir. Edebiyat, insanların değişik durumlarını, serüvenlerini yansıtarak, insan doğasını tanıtmakta; bu yolla yaşantımızı zenginleştirerek güzelin tadına ve farkına varma gücünü geliştirmektedir. Edebiyat eserleri, insan, yurt, yaşama ve doğa sevgisiyle insanın iç dünyasını yumuşatarak; iyilik, dostluk, hoşgörü, bağışlama, dayanışma, çalışkanlık, dürüstlük… gibi insana özgü tutum ve değerleri geliştirip pekiştirmektedir. Edebî ürünler, hem bireysel hem de sosyal hayatla ilgili olarak, iyiye, güzele ve doğruya yönelme ve yeni değerler kazandırma yolunda telkinlerde bulunur ve insanları bunlar doğrultusunda eğitir” (Otluoğlu ve Öztürk, 2002: 36). Yukarıda da ifade edildiği gibi öğrencilerin üst düzey düşünme becerilerini geliştirerek yorum kabiliyetlerini artıran ve insani, kültürel ve evrensel değerlerin aktarımında büyük bir rolü olan edebi ürünler, öğretim etkinlikleri düzenlenirken dikkate alınması gereken önemli unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Edebi ürünler içerisinde özel bir yeri olan atasözü ve deyimlerin Sosyal Bilgiler öğretiminde kullanımı dersin birçok amacının gerçekleşmesine hizmet edecektir. Düşünme becerilerini geliştirme, demokratik bir vatandaşın sahip olması gereken nitelikleri gerçekleştirme, yaşadığı çevreyi, toplumu yani kültürü tanıyabilmeleri için atasözü ve deyimlerin öğrencilere etkili bir öğretim materyali olarak verilmesi, Sosyal Bilgiler öğretimi açısından büyük bir kazanım olarak görülebilir. Atasözü ve Deyim Atasözleri, kimin söylediği bilinmeyen, kuşaktan kuşağa halk ağzında dolaşan, birtakım gerçekleri kısa ve öz bir şekilde ifade eden sözlerdir. İçinde doğdukları toplumun gelenek ve göreneklerini, karakterini, hayat anlayışını yansıtan, geçmiş ve yaşanmış tecrübelerin, köklü bir hayat anlayışının izini içinde taşırlar. (Emir, 1970: 25). Bir dilin söz varlığı içinde o toplumun bilgeliğini, dünya görüşünü ve anlatım gücünü ortaya koyan ve yüzyıllarca yaşayabilen sözler (Erginer, 2010:1) olarak da ifade edilen “atasözleri, geniş ölçüde sosyal gerçekleri, insanların iç ve subjektif dünyasını ortaya koyan, takdir ve tenkit eden, hükümler veren sözlerdir” (Kurt, 1991: 2). 1128 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Atasözleri genel olarak toplumda mutluluğu sağlamak için iyiyi, doğruyu, güzeli örnek gösteren, uyulması gereken temel ilkelerdir. Bu nedenle atasözleri eğitim açısından da büyük önem taşımaktadır. İlköğretim okullarında sadece öğretim değil aynı zamanda eğitim de yapılmaktadır. Atasözleri okullarda sadece bir şeyleri öğretmek için değil öğrencileri eğitmek açısından da çok değerli ögelerdir. Atasözleri öğretimi ile birey kültürün ve toplum kurallarının gereklerini de öğrenmektedir. Bu açıdan, atasözlerini toplumun kültürünün manevi parçacıkları ve toplumun felsefesini yansıtan özlü sözler olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır (Duruhan ve İlhan, 2004: 120). Deyim ise bir toplumun gelenek ve göreneklerini, inançlarını, yaşam biçimlerini en önemlisi dil özelliklerini ortaya koyan söz gruplarıdır. Özlü, kalıplaşmış ve anlatımı çekici kılan sözlerdir (Aksoy, 1998, C.1: 52). Üzerinde konuşulan konuların anlaşılmasını kolaylaştıran, anlamı renklendiren ve çoğu zaman dakikalarca konuşularak ifade edilemeyecek fikirleri bir çırpıda dile getirmeye yarayan deyimler, bir toplumun diline yansıyan kültürünün izlerini, ipuçlarını ortaya koyarak anlatım gücünü artırıcı, kimi zaman hoşa gidecek, söylenene zevk veren ve hatırda kalmayı sağlayan öğeler içermektedir (Gündüzalp, 2007: 9; Aksan, 2002: 97). Çoğu gerçek anlamından uzaklaşarak özel anlamlar taşıyan ve anlatımı renklendiren deyimler, dün olduğu gibi bugün de üzerinde durulması gereken, dilimizin zengin dünyasının önemli yapı taşlarından birisidir” (Yıldırımer, 2008: 23). Kendi sözlerimizin değerini arttırmak, anlatımı güçlendirmek, düşüncelerimize deliller bulmak, uzun anlatılması gereken bir şeyi kısaca ve etkili biçimde aktarmak gibi amaçlarla atasözleri ve deyimlere başvurulmaktadır (Pala, 2002: 2). Bu nedenle ilköğretim çağındaki öğrencilere kendi kültürel değerlerini ve özelliklerini tanıtma açısından sağlayacağı faydanın yanında, anadili kullanma becerilerini geliştirerek, zengin bir ifade yeteneğini sağlama açısından da atasözleri ve deyimlerin önemi büyüktür. YÖNTEM Bu çalışmada belli bir amaca dönük olarak kaynakları bulma, okuma, not alma ve değerlendirme işlemlerini kapsayan bir araştırma yöntemi olan doküman incelemesi kullanılmıştır Araştırmanın temel konusunu teşkil eden Sosyal Bilgiler dersinde değer aktarımında kullanılan atasözleri ve deyimleri tespit etmek için çeşitli sözlükler ve konuyla ilgili kitap, makale vb. kaynaklar araştırmanın amacına uygun olarak analiz edilmiştir. BULGULAR Adil Olma: Adil olmak, insanların hak ve hukuku gözeterek herhangi bir konuda hüküm vereceği zaman tarafsız olmasıdır. Adil insanın yakınları aleyhine dahi olsa adaletten sapmaması, insanları aldatmaması, insanlar arasında ayırım yapmaması, gerçeği saptırmaması onun en önemli niteliklerindendir. Ne kendi istekleri ne de yakınlarının isteklerine göre hareket etmeyen, olay ve durumlara menfaat açısından değil, doğruluk ve adalet açısından yaklaşan insandır. Adil kişi; karar vermeden önce dikkatli bir biçimde inceleme yapan, nefsine ağır ve acı da gelse, hak olanı bulmaya, haklıyı ortaya çıkarmaya çalışan, ne kendine ne de sevdiklerine taraf olmayan, ne olursa olsun hakkı arayıp, haklıyı bulan, hakkını veren kişi olarak tanımlanmaktadır. Adil insan, bir kişiyi sadece bir işi veya bir sözü ile değerlendirmez. Kişinin genel ahlâk ve hallerini düşünür. Olumsuz düşünmek yerine önce bir mazeret aramak, elinden geldiğince karşısındakini mazur görmeye ve kusuruna sebep bulmaya çalışır. Özellikle, tekrar edilmeyen ve açıktan işlenmeyen kusurları kimseye açmaz, kapatır, affeder. Düzelmesi için uyarır, ikaz eder. Katılmış (2010: 177, 263) adil olma değerini “dürüstlük ve eşitlik”, “empati” ve “saygı ve sorumluluk” alt boyutları altında incelemiştir. Adil bir davranış için dürüst davranabilme, eşitlik ilkesine riayet etme, karşıdaki ile empati kurabilme, sorumlu davranabilme, kendine ve başkalarına saygı duyma gibi niteliklerin bulunması gerekmektedir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1129 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org “Hak denince akan sular durur” ve “hak gelince batıl gider” atasözleri haksızlıklar karşısında adaletten, doğruluktan ayrılmamak gerektiğini, bir anlaşmazlık durumunda adaletten yana davranmanın her zaman kabul göreceğini, adalet, tarafsızlık, hakkaniyet devreye girdiğinde kimsenin söyleyecek sözü kalmayacağını (Harut, 2004: 314; www.tdk.gv.tr) belirterek adaletin önemine vurgu yapan bir atasözüdür. Başkasına zararı dokunacak bir davranışı yapmadan önce iyi düşünüp, insanın kendisini eleştirmesi gerektiğini söyleyen “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” ve “kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma” (www. tdk.gv.tr) atasözleri adil olma değerindeki empati boyutunu çok güzel örnekleyen atasözleridir. “Hak yerini bulur” haksızlığın er geç ortaya çıkacağını, “ah alan onmaz” kötülük ettiği için beddua alan kişinin iflah olmayacağını “etme bulursun, inleme ölürsün” insanların nasıl davranırlarsa öyle karşılık göreceklerini ve “mazlumun ahı, indirir şahı” zulüm gören kimsenin bedduasının tutacağını anlatan atasözleri de (www.tdk.gv.tr) insanlara zulmetmemek, haksızlık yapmamak gerektiğini belirterek adil olma değerinin aktarılmasında kullanılabilecek niteliktedirler. Kanunların saydığı hakları sahiplerine vermek anlamına gelen “adalet dağıtmak” deyimi ile birinden hoşgörü anlayış yakınlık beklemek anlamındaki “adaletine sığınmak“ deyimi adaletin önemini vurgulayan deyimler olarak karşımıza çıkmaktadır. “Şeriatın kestiği parmak acımaz”, kanunların uygun gördüğü cezaya katlanmak gerektiğini, adaletin sağlanması için cezanın gerekli olduğunu ifade ederken; “geciken adalet adalet değildir”, atasözü haksızlığa uğramış veya yanlışlıkla zor duruma düşürülmüş kişilerin daha sonra durumlarının anlaşılması ile eski iyi durumlarına döndürülmelerinin tam bir adalet sayılmayacağını (Harut, 2004: 310) anlatarak adaletin sağlanması için verilecek cezaların da adil olması gerektiğini anlatmaktadır. “Rüşvet kapıdan girince insaf bacadan çıkar”, atasözü ise işini herkese eşit davranarak yapmak zorunda olan bir görevlinin kendisine çıkar sağlayan kimselere ayrıcalık tanıyorsa, o kişinin hak, adalet, insaf gibi duygulardan yoksun olduğunu, onun gözünün paradan, maldan başka bir şey görmeyeceğini (www.tdk.gov.tr) adaletin ortadan kalktığı bir ortamda düzenden ve vicdandan eser kalmayacağını ifade eden güzel bir atasözüdür. Barış: Sözlüklerde savaş halinin bitmesi, anlaşmanın sağlanması anlamına gelen barış kelimesi, eğitim içinde dayanışma, yardımseverlik, sevgi, saygı, hoşgörü gibi değerleri içinde barındıran bir kavramdır. Bu açıdan bakıldığında uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam anlamı ön plana çıkmaktadır (TDK, 2005: 201; Keskin, Keskin, 2009: 71). İnsan ilişkilerini düzenlemek amacıyla “barış” bir değer olarak eğitim literatüründe önemli bir role sahiptir. Sosyal eşitlik, sorun çözücülük, şiddet karşıtlığı, demokratik yaşam için vatandaşlığı içine alan bu disiplinlerarası kavram, eğitim içinde insanların karşılıklı ilişkilerini düzenlemeyi, bilgi, beceri ve tavırlarını yapılandırmayı sağlamak amacıyla büyük bir öneme sahiptir (Keskin, Keskin, 2009: 71). Bütün toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da huzur, güven, barış dolu bir ortam her zaman tercih edilmiş ve övülmüştür. Öyle ki barış, huzur ortamının zenginlikten çok daha önemli olduğunu anlatan, barış yanlısı ve barış ortamının oluşmasına katkı sağlayan kişilerin çok değerli kişiler olduğunu ifade eden çok sayıda atasözü ve deyim Türkçe’de yer almaktadır. “Ali kıran baş kesen”; çevrenin tek ve sorumsuz zorbası anlamında kullanılan bu deyim, barış ve huzur ortamını bozan zorba kişileri ifade etmek için kullanılmaktadır. “Barış görüş olmak” deyimi de aradaki dargınlığı kaldırarak barışmak anlamına gelmektedir (Aksoy, 1998: 614). Herkes ile iyi geçinmek anlamına gelen ve bu niteliğe sahip olan kişileri öven “Yedi düvelle barışık olmak” deyimi de kullanılmaktadır (www.tdk.gov.tr). 1130 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org “Helalzade barıştırır, haramzade karıştırır” kötü huylu kişilerin başkalarının arasını açıp anlaşmalarına engel olduğu, soylu kişinin ise arabuluculuk yaparak insanların anlaşmalarına yardım ettiği anlamında kullanılan, insanları barıştırmanın bir erdem olduğunu ifade eden bir atasözüdür (Aksoy, 1998: 302). “Yurdun otlusundan kutlusu yeğdir” atasözü; insanın üzerinde barış, huzur içinde yaşamadıktan sonra yurdun verimli olmasının bir anlam ifade etmediğini anlatan bir başka atasözüdür (Aksoy, 1998: 479). Bilimsellik: Spranger tarafından oluşturulan ve daha sonra Allport ve arkadaşları tarafından ölçeğe dönüştürülen altı değer sınıflamasından biri olan bilimsellik değerine sahip olan birinin, gerçeğe, bilgiye, muhakemeye ve eleştirel düşünceye önem verdiği, bilimsel değerleri olan insanın deneysel, eleştirici, akılcı ve entelektüel olduğu ifade edilmektedir (Akbaş, 2006: 55-56). Bilimsellik değeri daha geniş olarak ifade edilmesi gerekirse; eleştirel, aktif, bağımsız, tarafsız, yaratıcı düşünme, düşünmeden hareket etmeme, akılla hareket etme, yeni fikirlere açık olma, fikirleri destekleme, nedenleri ve kanıtları sürekli gözönünde tutma, fikirlerin organizasyonuna önem verme, sorgulama, çözüm üretme, bir sorunu, problemi veya iddiayı açık bir biçimde ifade edebilme, çalışmalarını kontrol edebilme, ileri sürülen iddiaları destekleyen sebepleri ve kanıtları araştırma, yeterince kanıt bulana kadar yargılardan kuşku duyma, delillendirme, sonuç çıkarma ve benzer durumlara uygulama gibi öğeleri de içine almaktadır. Türkçe’de bilimsellik değeri ile ilgili olarak direk bilimsel olmayla ilgili olmasa da bilimin içerisinde bulunan insanlara verilen değeri anlatan, onları dürüst, akıllı, sözü geçen insanlar olarak gören, cahil insanları ise yeren atasözü ve deyimlere rastlanmaktadır. “Zenginin sermayesi kasasında; alimin sermayesi kafasında” atasözü zengin kişinin zenginliğinin parası olduğunu; bilgin kişinin zenginliğinin ise kafasındaki bilgisi, düşüncesi olduğunu; “Akıl adama sermayedir” atasözü de bir kimsenin giriştiği işlerde en büyük yardımcısının aklı olduğunu (www.tdk.gov.tr) ifade ederek bilimsellik değerindeki akıl öğesine vurgu yapmaktadır. İnsanlar çeşitli konularda yanıla yanıla olgunlaşır, bilgi sahibi olur, deneyim kazanır anlamındaki “Adam yanıla yanıla alim olur” (www.tdk.gov.tr) atasözü ise bilimsel bilginin niteliğine vurgu yapması yönünden dikkate değer bir atasözüdür. “Çürük merdivenle dama çıkılmaz” ve “Çürük iple kuyuya inilmez” atasözleri de sağlam dayanakları olmayan bir işte başarıya ulaşılamayacağını belirterek (Harut, 2004:300) bilimsel bilginin güvenirliğini desteklemektedir. Birine yaptığı iş hakkında bilgi vermek, konuyu aydınlatmak anlamında kullanılan “ışık göstermek” deyimi de bilimsellik değerinin aktarılmasında kullanılabilecek bir deyimdir. “Çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez”; “cahile söz anlatmak deveye hendek atlatmaktan zordur”, atasözleri cahil insanlara laf anlatmak onları bir konuda ikna etmenin çok zor olduğunu anlatmaktadır (Harut, 2004:299). “Nadan ile konuşmaktan ehli irfan ile konuşmak yeğdir”; cahil, anlayışsız kimselerle dost olmaktansa, anlayışlı ve kültürlü kimselerle zor koşullarda da olsa dostluk kurmak daha iyi daha yararlı olduğunu; “ne mal iledir ne sal iledir beyim ululuk kemal iledir”; büyük ve hatırı sayılır kişi olmanın sağlam bir karakter ve olgunluk gerektirdiğini ifade eden ve alim insanlara verilen değeri anlatan atasözleri olarak karşımıza çıkmaktadır (Harut, 2004: 339). Benzer anlamda kullanılan güzel bir atasözü de “alim ile sohbet lale, mercan, incidir; cahil ile sohbet her gün bir can incitir”dir. Dürüstlük: Sözünde ve davranışlarında doğruluktan ayrılmayan insanları nitelemek için kullanılan dürüst kelimesi (TDK, 2005: 588) bu niteliğe sahip olan kişinin güvenilir, saygıdeğer, sorumlu, adil bir birey olduğu anlamına gelmektedir. Gerçeği saklamayan ve olduğundan farklı görünme çabası içinde olmayan kişiler için bir değer ifadesi olarak kullanılan Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1131 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org dürüstlük, “erdemli insan” olarak ifade edilen kişilerin tanımlanmasında üst sıralarda yer alan bir değer ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplum içerisinde saygıdeğer bir nitelik olan dürüstlüğü övmek, yalancılık ve ikiyüzlülüğü yermek için çok sayıda deyim ve atasözü kullanılmaktadır. “Acem kılıcı gibi iki taraflı kesmek” deyimi, her iki tarafı idare eden, güvenilmez kişileri ifade etmek için kullanılan bir deyimdir (Harut, 2004: 14). “Ağız değiştirmek” deyimi de yukarıda ifade edilen deyim gibi önceden söylediğinin tersini söyleyen kişiler için sıklıkla kullanılan bir deyim olarak karşımıza çıkmaktadır (Köymen, 1998: 536). Yine yapamayacağı işi yapabilir görünerek, bir kimseyi oyalamaya, aldatmaya çalışmak anlamında kullanılan “ağız yapmak” deyimi de bu anlamda kullanılan bir diğer deyimdir (Köymen, 1998: 537). Bir kimseyi tatlı vaatlerle oyalamak anlamında kullanılan “ağza bir parmak bal çalmak”, içtenlikli olmayan, birinin yüzüne karşı başka arkasından başka konuşan insanlar için kullanılan “iki yüzlü olmak” deyimleri dürüst davranmayan kişileri yermek amacıyla kullanılan deyimlerdir. Bu deyimlerin tersine “sözünde durmak” deyimi de insanları dürüst olmaya yönlendiren ve öven nitelikte bir deyim olarak kullanılmaktadır (Köymen, 1998: 542, 877, 1047). Yalan söyleyen kişilerin yalanları ortaya çıktığında kötü duruma düştüklerini ifade etmek için kullanılan “akşam yalan söyleyenin sabaha yüzü kara çıkar” atasözü yine doğru olmayı öneren deyişlerden biridir (Harut, 2004: 286). “Doğru gidenin başı dara çarpmaz” atasözü, doğru hareket eden kişilerin kendilerini üzecek olaylarla karşılaşmayacakları anlamında kullanılmaktadır. Doğru, dürüst olan kişiyi herkesin dost olarak gördüğü ve herkesin ona saygı duyduğu anlamına gelen “doğruluk dost kapısı” atasözü de dürüstlüğü övmek için kullanılan bir diğer atasözüdür (Harut, 2004: 304; Köymen, 1998: 244). “Güneş balçıkla sıvanmaz”, “yalancının mumu yatsıya kadar yanar”,” yalancının evi yanmış kimse inanmamış”, “doğrunun yardımcısı Allah’tır”, “arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar”, “hile ile iş gören mihnet ile can verir” atasözleri de yine dürüst olan insanlara duyulan güven ve saygıyı ifade ederek, dürüst olmayan kişilerin bu özelliklerinden dolayı zarar göreceklerini ifade eden atasözleri olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Estetik: Estetik kelimesi denilince akla ilk olarak sanat gelmektedir. Oysa hayatın tamamının estetiğe uygun olması, estetik öğelere göre düzenlenmesi insan yaşamında önemli bir ayrıntıdır. Aslında estetik sanatta ve hayatta güzelliğin kuramsal bilimi, güzel duyu anlamına gelmektedir (TDK, 2005: 654). Güzel olma, güzel olanın farkında olma, insan hayatına değer katan, onu mutlu kılan niteliklerdendir. İşte estetik de her yönüyle güzelliğin bilgisi, yorumu olarak karşımıza çıkan önemli bir değerdir. Türkçe’de estetik değerinin ifadesi olarak güzellikle ilgili kullanılan atasözleri ve deyimler şu şekildedir: “Güzele bakmanın göze faydası var” atasözü güzel şeylere bakmanın insanın göz zevkini artıracağı anlamına gelmektedir. Yine “ güzeli herkes sever” atasözü de insanların güzel şeylere karşı sevgi beslediklerini ifade etmektedir (Köymen, 1998: 297, 298). İnsanın güzelliği hakkında da çeşitli atasözleri bulunmaktadır. “Güzele ne yaraşmaz” ve “Güzele köken yaraşır, çirkine allar neylesin” deyişleri güzel olan kişinin kıyafet vb. ile güzelleşmeye ihtiyacının olmadığını, ne giyerse giysin ona yakışacağını anlatmaktadır (Köymen, 1998: 298). Farklılıklara Saygı Saygı, herhangi bir ilişki içinde olunan bir kurum, birey ve benzerine, söz konusu varlık veya oluşumun ilgi ve duygularının farkında tutum sergilemek, buna göre uygun bir davranış tarzını, tutumu benimsemektir. Saygı, genellikle, ilişkide olunan, iletişim kurulan varlık veya oluşumun hak, değer, inanç ve her türlü özelliğini göz önünde tutarak bunlara önyargısız yaklaşmayı içeren bir kavramdır. İnsanların birlikte yaşamasında tüm değerlerin esası olan 1132 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org saygı, insanın karşısındaki insanı meziyetleriyle, zayıflıkları ve yanlışlarıyla, hakları ve ihtiyaçlarıyla olduğu gibi kabul etmektir (Pighin, 2005: 59). Farklılıklara saygı ise höşgörü, öz saygı, önyargılardan uzak olma, insanları olduğu gibi kabul etme öğelerini içerir. İnsanları din, dil, ırk, kültür gibi nitelikleri açısından sınıflandırmadan farklılıkları birer zenginlik olarak görüp, kabullenmek gerektiğini ifade eden günümüz dünyasında büyük bir öneme sahip olan özel bir değerdir. Türkçe’de bu özel değer hakkında da birkaç atasözü bulunmaktadır. Herkesin kendine özgü bir çalışma yöntemi, bir iş yapma biçiminin olduğunu anlatan “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” ve insanların bir birlerinden farklı özelliklere sahip olduğunu anlatan “İnsan çeşit çeşit, yer damar damar” atasözleri de farklılıklara saygı değerini anlatabilecek nitelikte atasözleridir. Vatanseverlik: Genel olarak bir bireyin ülkesine duyduğu sevgi olarak ifade edilebilecek olan vatanseverlik (TDK, 205: 2082), milliyetçilik duygusuna yakın olmakla beraber, milliyetçilik her zaman vatanseverliği beraberinde getirmez. Benzer şekilde vatansever olmak için milliyetçi olmak şart değildir. Türkçe’de insanın yaşadığı vatanı sevmesi, ona olan bağlılığını ve vatanın gerekliliğini ortaya koyan atasözleri bulunmaktadır. “Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş” atasözü, insanlar ait oldukları ortamdan uzak kaldıklarında mutsuz olurlar, insan ne kadar iyi, lüks bir ortamda olsa da yurdunu, vatanını, ait olduğu ortamı özler, arar anlamına gelmektedir (Harut, 2004: 296) “Kaplumbağa kabuğumda ‘en büyük sarayım var’ demiş” atasözü ise mutluluğun başlıca koşulu insanın yaşama ve içinde bulunduğu yere ve duruma iyimser bir ruh hali ile bakması anlamındadır (Harut, 2004: 324). Gurbete düşmüş bir insan ne denli varlık içinde bir yaşam sürüyor olsa da doğup büyüdüğü yeri arar anlamına gelen “yad elde beylik sürmekten, yurtta züğürt gezme yeğdir” atasözü vatanseverliği anlatan diğer bir deyiştir (www. tdk.gov.tr). “Yabancı köpek yedi mahalleden kovulur” ve “yabancı koyun kenara yatar atasözleri“ de kişilerin yabancı bir çevreye girdiklerinde toplum içerisinde hoşnutsuzlukla karşılandığını ifade etmektedirler (Harut, 2004: 360). Yine “ya devlet başa ya kuzgun leşe” atasözü ise bir toplum kendini yöneten ve idare eden bir devletten yoksun ise düşmanları onun üzerine üşüşür ve onu kolayca yok ederler anlamıyla hem vatanseverliğin hem de devletin varlığının gerekliliğini güzel bir şekilde ifade etmektedir (Harut, 2004: 360). SONUÇ Bireylerin ve toplumların birikimleriyle ortaya çıkan değerler onların kültür ürünleridir. Bu kültürel ürünlerin bireylere kazandırılmasında eğitim-öğretim faaliyetlerinin büyük bir önemi vardır. Sosyal bilgiler dersi bu amaçla düzenlenmiş olan etkin faaliyetleri içeren derslerden biridir. Öyle ki değer eğitimi Sosyal Bilgiler dersi içerisinde kendisine önemli bir yer edinmiştir. Değer eğitiminin Sosyal Bilgiler dersi içerisinde daha etkili bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için çeşitli materyaller işe koşulmuştur. Bu materyaller içerisinde kullanılabilecek olan edebi ürünler kültürün zihni şekillendirmesinde önemli bir yere sahip olduğu için toplumun sürdürülebilir değerlerini aktarmada da etkin bir role sahiptirler. Bir öğretim materyali olarak edebi ürünler içerisinde yer alan, İçinde yaşadığımız toplumun, milletimizin ortak değer ve anlayışını taşıyan ve daima yeni nesillere aktaran, hayatımızın her alanında karşılaştığımız her olay için söylenebilecek atasözleri ve deyimler de Sosyal Bilgiler öğretiminde değer aktarımında kullanılabilecek yardımcı unsurlardan biridir. Yapmış olduğumuz araştırma sonucunda bu amaçla kullanılabilecek birçok atasözü ve deyim tespit edilmiştir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1133 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org KAYNAKÇA Akbaş, O. (2004). Türk Milli Eğitim Sisteminin Duyuşsal Amaçlarının İlköğretim II. Kademedeki Gerçekleşme Derecesinin Değerlendirilmesi. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Gazi Üniversitesi, Ankara. Aksan, D. (2002). Anadilimizin Söz Denizinde. Ankara: Bilgi Yayınevi. Aksoy, Ö. A. (1998). Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü I-II. İstanbul: İnkılap Kitabevi. Aydın, M. Z. (2010). Okulda Değerler Eğitimi, Eğitime Bakış. 6 (18), 16-19. Balcı, F. A. ve Yanpar Yelken, T. (2010). İlköğretim Öğretmenlerinin “Değer” Kavramına Yükledikleri Anlamlar. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 39, 81-90. Coşkun Keskin, S. ve Keskin Y. (2009). Cumhuriyet Dönemi İlkokul (İlköğretim 1. Kademe) Sosyal Bilgiler ve Onun Kapsamına Giren Ders Programlarında Bir Değer Olarak “Barış”ın Yeri. Değerler Eğitimi Dergisi, 7 (17), 69-92 Demirel, M. (2009). A Review of Elementary Education Curricula İn Turkey: Value and Values Education, World Applied Sciences Journal. 7 (5), 670-678. Duruhan, K., İlhan, B. (2004). “Eğitim-Öğretimle İlgili Bazı Atasözü ve Deyimlerimizin Öğrenme-Öğretme Süreci Bakımından İrdelenmesi”. Milli Eğitim Üç Aylık Eğitim ve Sosyal Bilimler Dergisi, 164, 119-125. Emir, Sabahat (1970). Atasözleri ve Vecizlerin Açıklamaları. İstanbul: Emir Yayınları. Erginer, Güzide (2010). Atasözlerinde Sosyal Hayat, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Mustafa Kemal Üniversitesi, Hatay. Gündüzalp, S. (2007). Deyimler ve Öyküleri. İstanbul: Zafer Yayınları. Güngör, Erol (2010). Değerler Psikolojisi Üzerinde Araştırmalar: Ahlak Psikolojisi, Ahlaki Değerler ve Ahlaki Gelişme, Ötüken Neşriyat. Harut, S. (2004). Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü. Ankara: Gün Yayıncılık. Katılmış, A. (2010). Sosyal Bilgiler Derslerindeki Bazı Değerlerin Kazandırılmasına Yönelik Bir Karakter Eğitimi Programının Geliştirilmesi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul. Kurt, İ. (1991). Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. Öztürk, C. ve Otluoğlu, R. (2002). Sosyal Bilgiler Öğretiminde Edebi Ürünler ve Yazılı Materyaller. (1. Baskı). Ankara: Pegem A Yayınları. Pala, İskender (2002). Atasözleri Sözlüğü. İstanbul: LM Yayınları. Pighin G. (2005). Çocuklara Değer Aktarımı, (Çev. Ali Yaşar Gök), İzmir: İlya İzmir Yayınevi. Türk Dil Kurumu. (2005). Türkçe Sözlük. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları: 549. Ulusoy, K. ve Gülüm, K. (2009). Sosyal Bilgiler Dersinde Tarih ve Coğrafya Konuları İşlenirken Öğretmenlerin Materyal Kullanma Durumları. Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 85-99. Yıldırımer, M. (2008). Deyim Yerindeyse (1. Baskı). İstanbul: Fide Yayınları. www.tdk.gov.tr NOT: Bu bildiri 2011-2012 eğitim-öğretim yılı Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Eğitimi ABD 4. sınıf öğrencilerinin katkıları ile hazırlanmıştır. 1134 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org ÖĞRETMEN ADAYLARININ LİSANSÜSTÜ EĞİTİME YÖNELİK GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ AN ANALYSIS OF THE VIEWS OF TEACHER CANDIDATES TOWARDS POSTGRADUATE EDUCATION Fatma Şaşmaz Ören* Tuğçe Yılmaz** Mert Güçlü*** Abstract The study was aimed to investigate teacher candidates’ views towards postgraduate education. For this purpose, 430 teacher candidates’ views were taken who are educated in Celal Bayar University Faculty of Education. The third and the fourth grade teacher candidates who were receiving education in Science, Turkish, Social Sciences, and Classroom teaching departments participated in the study which were practiced applications in 2010-2011 education year. According to the findings of the study, teacher candidates who want to study postgraduate education the reason for this is usually ‘specialize in the field’, ‘academic career’ and ‘academic staff become’ is understood in the form stated. Teacher candidates who do not want to study postgraduate education the causes of this ‘future anxiety’, ‘state guarantee staff’ and ‘appointment status’ is seen as the issues relate. Based on these results, some suggestions were made to inform teacher candidates about postgraduate education. Key words: Postgraduate education, teacher candidate, views. Özet Çalışmada öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görmeye yönelik görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Celal Bayar Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gören 430 öğretmen adayının görüşü alınmıştır. 2010-2011 öğretim yılında uygulamaları gerçekleştirilen çalışmaya; Fen Bilgisi, Türkçe, Sosyal Bilgiler ve Sınıf öğretmenliği bölümlerinde öğrenim gören üçüncü ve dördüncü sınıf öğretmen adayları katılmışlardır. Çalışmanın bulgularına göre lisansüstü eğitim görmek isteyen öğretmen adaylarının bunun nedenini genellikle ‘alanında uzmanlaşmak’, ‘akademik kariyer yapmak’ ve ‘akademik personel olabilmek’ şeklinde belirttikleri anlaşılmaktadır. Lisansüstü eğitim görmek istemeyen öğretmen adaylarının ise bunun nedenlerini ‘gelecek kaygısı’, ‘devlette kadro garantisi’ ve ‘atanma durumu’ gibi konularla ilişkilendirdikleri görülmektedir. Bu görüşler temel alınarak lisansüstü eğitim konusunda öğretmen adaylarının bilgilendirilmesine yönelik bazı önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Lisansüstü eğitim, öğretmen adayı, görüş. * Celal Bayar University, Faculty of Education, Demirci- Manisa- Turkey, [email protected] ** Celal Bayar University, Institute of Natural and Applied Sciences, Manisa-Turkey, [email protected] *** Celal Bayar Üniversitesi, Institute of Natural and Applied Sciences, Manisa-Turkey, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1135 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ İçinde bulunduğumuz bilgi çağında hızla ilerlemeye devam eden bilim ve teknoloji ile araştıran, bilgiyi üreten, analiz ve sentez gibi üst düzey düşünme becerilerini kullanabilen, yaratıcı bireylere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu özeliklere sahip bireylerin ve bu bireylerin oluşturduğu toplumların gelişmesinde temel görevin eğitime düştüğü söylenebilir. Karakuş (2004)’a göre eğitim; ekonomi, sosyoloji, psikoloji ve felsefe gibi bütün disiplinleri içerir ve aynı zamanda bu disiplinleri etkiler. Bu disiplinlerin harmanlanmasında görev alan kurum ve bireylerin içinde belki de en büyük pay öğretmenlerindir. Bu açıdan eğitim kavramına bakıldığında öğretmenin eğitimdeki büyük rolü karşımıza çıkmaktadır. Öğretmenlik bilinen en eski meslek gruplarından biri olmasına rağmen meslek olarak değerlendirilmesi ve günümüzdeki kaliteye ulaşması belli bir süreç gerektirmiştir (Köksalan, İlter ve Görmez, 2010). Gerek toplum statüsü, gerek alınan eğitim, gerek uzmanlık alanı, öğretmenlik mesleğine gerçek niteliğini kazandırmada önemli faktörlerin başında gelmektedir. Bununla birlikte eğitim sisteminin iyileştirilmesi ve eğitimde verimliliğin arttırılması için öğretmenlik mesleği istenilen standartlara ulaştırılmalıdır. Bunun en temel nedenlerinden biri olarak ise öğretmenlik mesleğinin kalitesiyle eğitimin niteliği arasındaki doğru orantılı ilişki ifade edilebilir. Türkiye’de yeni eğitim sisteminin içeriğinin ve uygulama sürecinin 2000’li yılların başından itibaren şekillenmeye başladığı söylenebilir. Bu konuda önemli değişimlerin gerçekleştirilmesinde anahtar rolün ise öğretim programlarındaki gelişmeler olduğu ifade edilebilir. Öğretim programları olarak yeni eğitim sistemine bakıldığında ilköğretim düzeyinde 2004–2005 öğretim yılında pilot uygulamaları gerçekleştirilen 2005–2006 öğretim yılından itibaren de kademeli olarak uygulamaya geçirilen öğretim programlarının Türkiye’deki eğitim sisteminde önemli değişimleri ve gelişimleri beraberinde getirdiği söylenebilir. Bu program değişimlerinin gerçekleştirildiği yeni eğitim anlayışında öğrencinin derse aktif katılımının, sosyal öğrenme çevresinin öneminin ve yaşam boyu öğrenme ya da öğrenmeyi öğrenme gibi kavramların önemli bir yeri olduğu görülmektedir. Yapılandırmacılık yaklaşımını temele alan bu yeni sistem; öğrenme-öğretme sürecinde öğrencilerin merkezde olduğu, bilginin öğretmenden öğrenciye direk aktarılması yerine öğrenci tarafından zihinsel işlem süreçleriyle sosyal bir öğrenme çevresinde oluşturulduğu ve öğretmenin rehber konumunda olduğu bir anlayışı ön plana çıkarmaktadır. Aynı zamanda bu sistemin, öğrencilerin gelişim özeliklerinin dikkate alınarak şekillendirildiği ifade edilebilir. Aydede ve Matyar (2009)’ın da belirttiği üzere, ilköğretim öğrencileri gelişim özellikleleri bakımından sınıfta sürekli hareket halinde olmak isterler ve sınıf içi etkinliklere aktif olarak katılma eğilimi gösterirler. Sonuç olarak bu özellikler dikkate alınarak öğretim programı şekillenmiş ve öğretmenin bu sistem içindeki rolü belirlenmiştir. Bağcı-Kılıç (2001)’ a göre, yeni eğitim sisteminin başarılı olabilmesi için öğretmenlere yapılandırmacı yaklaşımı temel alan uzun süreli eğitim verilmeli ve öğretmenlerin model alacağı bir ortam oluşturulmalıdır. Bu aşamada temel görevin lisans ve lisansüstü eğitime düştüğü söylenebilir. Lisansüstü eğitim; yüksek lisans, doktora ve sanat dallarında yapılan sanatta yeterlik programlarından oluşur. Yükseköğretim Kurulu [YÖK]’na göre tezli yüksek lisans programının amacı “öğrencinin bilimsel araştırma yaparak bilgilere erişme, bilgiyi değerlendirme ve yorumlama yeteneğini kazanmasını sağlamaktır”. Tezsiz yüksek lisans programının amacı “öğrenciye mesleki konuda derin bilgi kazandırmak ve mevcut bilginin uygulamada nasıl kullanılacağını göstermektir”. Doktora programının amacı ise YÖK tarafından “öğrenciye bağımsız araştırma yapma bilimsel olayları geniş ve derin bir bakış açısı ile irdeleyerek yorum yapma ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli adımları belirleme yeteneği kazandırmak” olarak belirtilmektedir. (YÖK, Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği: Madde 1, 9, 14 ve 18). Başka bir ifade ile lisansüstü eğitim, herhangi bir bilgi alanında derinlemesine çalışarak uzmanlaşılan, lisans eğitiminden daha üst seviyede bilgi ve etkinliğe sahip olan, yüksek ihtisas gücünü yetiştiren eğitim programıdır (Köksalan ve diğ., 2010). Lisansüstü eğitimin amaçları ile lisans eğitiminin amaçları birbirine paralel bir seyir izlemektedir. Bu amaçlar Aslan (2010) tarafından; yaratıcı, araştırmacı, etik değerlere saygılı, sorunlara akılcı yöntemlerle çözüm üretebilen, bilimsel bakış açısı kazanmış, grup çalışması ve disiplinler arası çalışmalara katılmaya istekli, nitelikli çalışmalar üretebilen ve bu yolla toplumun ihtiyaçlarına yanıt veren bilim insanları yetiştirmek olarak sıralanmıştır. Bu amaçlara bakıldığında nitelikli bireylerin ve bu bireylerin içinde bulunduğu toplumların sosyo-kültürel başta olmak üzere pek çok açıdan gelişeceği açık bir 1136 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org şekilde görülmektedir. Kilmen (2007)’e göre Türkiye’de lisansüstü eğitime yönelik başvurular ve lisansüstü eğitim kalitesi giderek artmaktadır. Lisansüstü eğitimde kalite ve ilginin artması ise başta eğitim sistemi olmak üzere pek çok alanda olumlu sonuçlar doğuracaktır. Lisansüstü eğitiminin sadece üniversitelerdeki eleman ihtiyacını karşılamaya yönelik yapıldığı algısının bu eğitim konusunda insanların sahip olduğu yanılgılardan biri olduğu söylenebilir. Oysaki günümüzde lisansüstü eğitim yani yüksek lisans ve doktora sürecinden geçmiş bireyler, üniversitede öğretim elemanı olmak dışında, diğer çalışma alanlarında iş edinmenin bir ön koşulunu da aşmış olmaktadırlar (Karaman ve Bakırcı, 2010). Bu noktada lisansüstü eğitim görmenin amaçları ya da sonuçlarının doğru ve gerçekçi bir şekilde anlaşılmasının oldukça önemli olduğu ifade edilebilir. Konuyla ilgili doğru algının oluşması elbette ki en fazla bu eğitimi görme yeterliliğine sahip olan ya da olacak olan bireyler yani üniversite öğrencileri için önem kazanmaktadır. Üniversite öğrencilerinden ilköğretim ya da ortaöğretim düzeyinde eğitim sisteminde çalışacak, meslek olarak bu sistemde yer alacak olan bireyler ise eğitim fakültelerinde öğrenim görmekte olan öğretmen adaylarıdır. Bu bağlamda öğretmen adaylarının lisansüstü eğitime yönelik görüşlerinin belirlenmesinin oldukça önemli olduğu söylenebilir. Öğretmen adaylarının görüşlerinin belirlenmesiyle ortaya çıkacak olan genel çerçeve konuyla ilgili bundan sora atılacak ya atılması gereken adımların neler olacağının belirlenmesinde yol gösterici olacaktır. Bu nedenle söz konusu geniş katılımlı çalışmada öğretmen adaylarının lisansüstü eğitime yönelik görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın Problemi Bu çalışmada; Fen Bilgisi, Türkçe, Sosyal Bilgiler ve Sınıf Öğretmenliği bölümlerinde öğrenim görmekte olan öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görmek istemeye yönelik görüşlerinin bölüm, sınıf düzeyi ve cinsiyet bakımından analiz edilmesi ve lisansüstü eğitim görmek isteme, istememe veya karasız kalma nedenlerinin neler olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle araştırma iki temel problem kapsamında ele alınmıştır. Bu problemler; “Öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görmeye yönelik düşünceleri bölüm, sınıf düzeyi ve cinsiyet bakımından nasıldır?” ve “Öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görmek isteme, istememe ve kararsız kalma nedenleri nelerdir?” olarak belirlenmiştir. YÖNTEM Çalışmanın yöntemi nitel araştırma metod ve prosedürüne dayanmaktadır. Çalışmada, öğretmen adaylarının lisansüstü eğitime ilişkin bakış açılarının ve görüşlerinin belirlenmesi amaçlandığından dolayı nitel araştırma kullanılmıştır. Katılımcılar Bu araştırma; 2010-2011 öğretim yılı bahar döneminde, Celal Bayar Üniversitesi Demirci Eğitim Fakültesi’nde Fen Bilgisi, Türkçe, Sosyal Bilgiler ve Sınıf Öğretmenliği bölümlerinde öğrenim gören üç ve dördüncü sınıf öğretmen adayları ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların belirlenmesinde, eğitim fakültesindeki tüm üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerine ulaşılması amaçlanmıştır. Bu bağlamda oluşturulan görüş formu gönüllülük esası temel alınarak, uygulamaların gerçekleştirildiği bir haftalık sürede fakültede bulunan tüm üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerine uygulanmıştır. Uygulama sonuçlarına göre fakültede bu sınıf düzeylerinde öğrenim gören öğretmen adaylarının yaklaşık olarak yüzde seksenine ulaşılmıştır. Ulaşılan, Fen Bilgisi, Türkçe, Sosyal Bilgiler ve Sınıf Öğretmenliği bölümlerinde öğrenim gören toplam öğretmen adayı sayısı 430’dur. Bu öğretmen adaylarının bölümler bazında sınıf düzeyi ve cinsiyet gibi demografik özelliklerine ilişkin bilgiler Tablo 1’de verildiği gibidir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1137 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 1. Katılımcıların Bölümler Bazında Sınıf Düzeyleri ve Cinsiyetlerine İlişkin Bilgiler Bölüm Sınıf düzeyi Kişi sayısı 3. sınıf Cinsiyet 4.sınıf Bay Bayan f % f % f % f % f % Fen 121 28.2 88 20.5 33 7.7 45 10.4 76 17.7 Türkçe 95 22.1 47 10.9 48 11.2 51 11.9 44 10.2 Sosyal 97 22.5 55 12.8 42 9.8 53 12.3 44 10.2 Sınıf 117 27.2 64 14.8 53 12.3 61 14.2 56 13.1 Toplam 430 100.0 254 59.0 176 41.0 210 48.8 220 51.2 Tablo 1’de görüldüğü gibi öğretmen adaylarının bölümlere göre dağılımı birbirine oldukça yakın olmakla birlikte en büyük katılımın 121 kişiyle Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünden olduğu anlaşılmaktadır. Sınıf düzeyi açısından üçüncü sınıf öğrencileri toplam katılımın %59’unu oluştururken dördüncü sınıf öğretmen adayları ise %41’ini oluşturmaktadır. Araştırmanın katılımcılarının ise yaklaşık %49’u bay, %51’i bayandır. Veri Toplama Aracı Araştırmada veri toplama aracı olarak iki bölümden oluşan bir görüş formu kullanılmıştır. Görüş formunun birinci bölümünde öğretmen adaylarının cinsiyet, bölüm, sınıf düzeyi gibi bazı demografik bilgilerine ilişkin kapalı uçlu sorular bulunmaktadır. İkinci bölümünde ise lisansüstü eğitime yönelik görüşlerine ilişkin açık uçlu bir görüş sorusu yer almaktadır. Açık uçlu soruların bireye seçenek kısıtlaması getirmeden konuya ilişkin daha rahat cevap verebilme olanağı sağladığı söylenebilir. Cevaplayan bireyin cevabı şekillendirdiği, aynı zamanda standart cevaplar yerine daha esnek cevaplara ulaşılabilen soru türleri açık uçlu sorulardır (Yıldırım ve Şimşek, 2011:134). Açık uçlu sorular; araştırmacının önceden planlamadığı, tahmin yürütmediği, farklı cevapların alınabilmesine ve daha derinlemesine bilgiler elde edebilmesine olanak sağlamaktadır (Büyüköztürk, Kılıç-Çakmak, Akgün, Karadeniz ve Demirel, 2009:129). Bu çalışmada da öğretmen adaylarının lisansüstü eğitime yönelik düşüncelerinin derinlemesine incelenmesi amaçlandığından açık uçlu soru kullanılmıştır. Verilerin Analizi Görüş formunda yer alan kapalı uçlu soruların analizinde betimsel analizden yararlanılmış ve yüzde-frekans değerleri hesaplanmıştır. Açık uçlu sorunun analizinde ise Marshall & Rossman (1999: 152)’ın nitel araştırmalarda kullanılan ‘analitik süreç’ analiz adımları temel alınmıştır. Yazarlara göre analitik süreç analizi altı aşamada gerçekleştirilmektedir. Bunlar; (1) verilerin organize edilmesi, (2) kategorilerin, temaların ve örüntülerin üretilmesi, (3) verilerin kodlanması, (4) anlaşılırlığın test edilmesi, (5) alternatif açıklamaların aranması ve (6) raporun yazılmasıdır. Çalışmada görüş formunun açık uçlu sorusundan elde edilen veriler iki araştırmacı tarafından çözümlenerek kodlanmış ve yüzde-frekans değerleri belirlenmiştir. BULGULAR Çalışmanın bulguları; ‘öğretmen adaylarının lisansüstü eğitime ilişkin görüşlerinin bölüm, sınıf düzeyi ve cinsiyet bakımından betimsel analizi’ ve ‘öğretmen adaylarının lisansüstü eğitime ilişkin görüşlerinin nitel analizi’ olmak üzere iki temel başlıkta ele alınmıştır. 1138 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Öğretmen Adaylarının Lisansüstü Eğitime İlişkin Görüşlerinin Bölüm, Sınıf Düzeyi ve Cinsiyet Bakımından Betimsel Analizi Öğretmen adaylarının bölüm, sınıf düzeyi ve cinsiyetlerine göre lisansüstü eğitim görmek isteme, istememe ve kararsız kalma durumları Tablo 2’de verilmiştir. Tablo 2. Öğretmen Adaylarının Bölüm, Sınıf Düzeyi ve Cinsiyetlerine Göre Lisansüstü Eğitime Yönelik Görüşleri İsteme Bölümler Bayan 3.sınıf Bay 4.sınıf 3.sınıf 4.sınıf f % f % f % f % Fen 31 7.3 10 2.3 16 3.7 10 2.3 Türkçe 7 1.6 14 3.3 9 2.1 10 2.3 Sosyal 11 2.5 4 0.9 8 1.8 17 3.9 Sınıf 12 2.8 7 1.6 15 3.5 21 4.9 Toplam 61 14.2 35 8.1 48 11.1 58 13.4 İstememe Bayan 3.sınıf Bay 4.sınıf 3.sınıf 4.sınıf f % f % f % f % Fen 18 4.2 7 1.6 11 2.5 1 0.2 Türkçe 12 2.8 6 1.4 14 3.3 13 3.0 Sosyal 13 3.0 6 1.4 11 2.5 12 2.8 Sınıf 20 4.6 15 3.5 12 2.8 8 1.8 Toplam 63 14.6 34 7.9 48 11.1 34 7.8 Kararsız kalma Bayan 3.sınıf Bay 4.sınıf 3.sınıf 4.sınıf f % f % f % f % Fen 6 1.4 4 0.9 6 1.4 1 0.2 Türkçe 3 0.7 2 0.5 2 0.5 3 0.7 Sosyal 8 1.8 2 0.5 4 0.9 1 0.2 Sınıf 2 0.5 0 0.0 3 0.7 2 0.5 Toplam 19 4.4 8 1.9 15 3.5 7 1.6 Tablo 2’de de görüldüğü gibi araştırmada yer alan öğretmen adaylarının f=202’si lisansüstü eğitim görmek istediğini, f=179’u istemediğini, f=49’u ise kararsız kaldığını belirtmektedir. Öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görmek isteme durumlarını sınıf düzeyi bakımından karşılaştırdığımızda ise toplam 254 üçüncü sınıf öğretmen adayının 109’u lisansüstü eğitim görmek istediğini belirtirken 111’i görmek istemediği yönünde görüş bildirmektedir. Toplam 176 dördüncü sınıf öğretmen adayından ise 93’ü lisansüstü eğitim görmek istediğini buna karşın 68’i görmek istemediğini belirtmektedir. Cinsiyet açısından tabloya baktığımızda ise çalışmaya katılan öğretmen adaylarının 220’sinin bayan, 210’unun ise bay olduğu anlaşılmaktadır. Bayan öğretmen adaylarının 96’sı lisansüstü eğitim görmek isterken bay öğretmen adaylarının 106’sı lisansüstü eğitim görmek istemektedir. Bölümler bazında lisansüstü eğitime yönelik öğretmen adaylarının görüşleri incelendiğinde ise Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünde öğrenim Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1139 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org görenlerin %55.4’ünün, Türkçe öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlerin %42.1’inin, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlerin %41.2’sinin, Sınıf Öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlerin %47’sinin lisansüstü eğitim görmek istediği anlaşılmaktadır. Öğretmen Adaylarının Lisansüstü Eğitime İlişkin Görüşlerinin Nitel Analizi Öğretmen adaylarının lisansüstü eğitime ilişkin görüşleri ‘isteme’, istememe’ ve ‘kararsız kalma’ olmak üzere üç alt başlıkta ele alınmış ve analiz edilmiştir. Lisansüstü eğitim görmek isteyen öğretmen adaylarının görüşleri Tablo 3’te verildiği gibidir. Tablo 3. Lisansüstü Eğitim Görmek İsteyen Öğretmen Adaylarının Görüşleri Temalar Gelişim Uzmanlık Kariyer 1140 Kodlar f % Öğrenci Görüşlerinden Örnekler “Kendimi alanımda geliştirmek amacıyla lisansüstü eğitim yapmayı düşünüyorum” (149 nolu öğrenci). “Bilimsel çalışmalar yapmak ve bu alanda kendimi yetiştirmek için” (96 nolu öğrenci). “Gelecekteki öğretmen profilini değiştirmek amacıyla bu eğitimi almak istiyorum” (361 nolu öğrenci). Alanınımda kendimi geliştirmek 56 15.2 Kendimi yetiştirmek 7 1.9 Kültürel gelişim sağlamak 7 1.9 Öğretmenlik mesleğini geliştirmek 6 1.6 Mesleki gelişim sağlamak 5 1.4 Öğretmen profilini değiştirmek/geliştirmek 4 1.1 Öğretmenlikte ilerlemek 3 0.9 Psikolojik açıdan gelişmek 2 0.5 Alanınımda uzmanlaşmak 14 3.9 Alan bilgimi/becerimi arttırmak 10 2.8 Akademik bilgimi arttırmak 9 2.4 Alanımda daha çok bilgi sahibi olmak 7 1.9 Alanımda başarılı/en iyi olmak 7 1.9 Her alanda daha çok bilgi sahibi olmak 3 0.9 Alanımda nitelikli biri olmak 3 0.9 Alanımda donanımlı olmak 3 0.9 Alanımda deneyim kazanmak 2 0.5 Alanıma daha fazla hâkim olmak 2 0.5 Alanımda otorite olmak 2 0.5 Alanımda yetkin biri olmak 2 0.5 Alanımda kariyer yapmak 31 8.5 Alanımda yükselmek 8 2.2 Mesleki kariyerimi ileri taşımak 6 1.6 Öğretmenlik kariyerinde yükselmek 4 1.1 Daha üst bir kariyer düzeyine çıkmak 3 0.9 İstediğim kariyer düzeyine ulaşmamı sağlamak 2 0.5 Öğretmenlikten daha yüksek bir kariyer yapmak 2 0.5 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey “Bir alanda uzmanlaşabilmenin bir birey için çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Amacım bir alan seçip uzmanlaşmak olduğu için lisansüstü eğitim yapmak istiyorum” (4 nolu öğrenci). “Eğitim alanında ilerlemek, alan bilgimi genişletmek başlıca sebeplerden” (189 nolu öğrenci). “Hem alanımda daha nitelikli biri olmak, mesleğimi icra ederken yeterliliklerimi yükseltmek ve eğitimimi daha üst düzeye taşımak için” (110 nolu öğrenci). “Alanımda kariyer yapmak istediğim için” (244 nolu öğrenci). “Alanımda kariyer basamaklarında yükselmek için” (250 nolu öğrenci). “Lisansüstü eğitim alarak öğretmenlikte yükselmek isterim” (355 nolu öğrenci). “Kariyer olanağı sağladığı için istiyorum” (17 nolu öğrenci). ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey Fayda Akademik personel Gereklilik/ Zorunluluk ww.iconte.org Ülkeme faydalı olmak 6 1.6 Topluma yararlı birey olmak 5 1.4 Başkalarına/çevreme faydalı olmak 5 1.4 Eğitim sistemine faydalı olmak 5 1.4 Aileme faydalı olmak 4 1.1 Öğrencilere faydalı olmak 4 1.1 Gelecek nesillere faydalı olmak 3 0.9 Milletime yarar sağlamak 2 0.5 Çağdaş yaşama katkıda bulunmak 2 0.5 İnsanlara faydalı olmak 2 0.5 Devletime faydalı olmak 2 0.5 Akademik personel olmak 22 5.9 Üniversitede çalışmak 2 0.5 Üniversitede kalmak 2 0.5 Üniversite hocası olmak 2 0.5 Öğretim üyesi olmak 2 0.5 Eğitim profesörü olmak 2 0.5 Akademik çevrede bulunmak 2 0.5 Lisansüstü eğitim gerekli 9 2.4 Atanamayacağıma inanıyorum 5 1.4 MEB’de çalışmak istemiyorum 5 1.4 KPSS’yi kazanabileceğime inanmıyorum 4 1.1 Ülke dışına/yurtdışına çıkabilmek için 2 0.5 İlköğretimde sorunlar var 2 0.5 İlköğretim öğretmenliği bana göre değil 2 0.5 Kadrolu atanmak için 2 0.5 İlköğretim seviyesine bilgiyi indirgemek zor 2 0.5 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey “Türkiye’ye sosyal ve ekonomik yönden yarar sağlamak için” (289 nolu öğrenci). “Kendimden başka kişilere, öğrencilere, topluma, ülkeye faydalı bir öğretmen olmak istiyorum” (127 nolu öğrenci). “Kendimi geliştirmek, topluma ve aileme yararlı bir birey olmak için lisansüstü eğitim yapmak istiyorum” (132 nolu öğrenci). “Lisansüstü eğitim çağdaş yaşamın önemli bir göstergesi olduğu için” (109 nolu öğrenci). “Üniversitede akademik personel olarak kalmak ilk hedefim” (133 nolu öğrenci). “Herhangi bir eğitim fakültesinde eğitim profesörlüğü yapmak istiyorum” (270 nolu öğrenci). “Lisansüstü eğitim yaparak öğretim üyesi olmak istiyorum” (371 nolu öğrenci). “Çünkü eğitim alanında daha fazla ilerlemek için gerekli olduğunu düşünüyorum” (106 nolu öğrenci). “Atama sıkıntısı olduğu için lisansüstü eğitim yapmak gündeme geliyor” (366 nolu öğrenci). “Milli Eğitim’de çalışmak istemiyorum, sürekli kendimi geliştirmek istiyorum” (111 nolu öğrenci). ISBN: 978-605-364-273-2 1141 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey Duygu İlköğretimle Karşılaştırma ww.iconte.org Araştırma yapmayı sevme 6 1.6 Bilimsel çalışmalar yapmaktan hoşlanma 4 1.1 Hayallerime ulaşma 3 0.9 Eğitim alanını sevme 2 0.5 Bilimle uğraşmaktan zevk alma 2 0.5 Okumayı bırakmak istememe 2 0.5 Akademik hayatı sosyal bulma 2 0.5 Alanımda kendine güvenme 2 0.5 Yeni şeyler öğrenmeyi sevme 2 0.5 Üniversite hayatını seviyorum 2 0.5 Akademik hayatı eğlenceli görme 2 0.5 Bir ürün elde etmekten mutlu olma 2 0.5 Yüksek mevkii sevme 2 0.5 İş imkânı daha fazla 6 1.6 Ekonomik açıdan daha iyi 4 1.1 Maaş açısından daha iyi 2 0.5 Sosyo-ekonomik açıdan daha iyi 2 0.5 İş hayatı daha rahat 2 0.5 Şartları MEB’den daha iyi 2 0.5 “Araştırmayı seviyorum” (219 nolu öğrenci). “Üniversitede devamlılığı sağlayıp, kendimi geliştirmek ve daha fazla araştırabilmek için” (117 nolu öğrenci). “Bilimsel çalışmalar yapmayı seviyorum” (96 nolu öğrenci). “Bilimsel alanda çalışmalar yapmak, bir şeylerle uğraşmak beni mutlu ediyor” (132 nolu öğrenci). “Hayallerime ulaşabilmek için bir adımdır benim için” (384 nolu öğrenci). “Hem eğitim alanını sevdiğim için hem de iş imkanının daha fazla olacağını düşündüğüm için lisansüstü eğitim yapmak istiyorum” (180 nolu öğrenci). “Ekonomik açıdan bunu düşünüyorum” (197 nolu öğrenci). Araştırmaya katılan öğretmen adaylarından 10’u lisansüstü eğitim görmek istediğini belirtmiş ancak bunun nedenine ilişkin bir görüş bildirmemiştir. Nedenlerine ilişkin görüş bildiren öğretmen adaylarının ifadeleri incelendiğinde ise Tablo 3’te de görüldüğü gibi katılımcıların pek çok farklı nedenle lisansüstü eğitim görmek istedikleri anlaşılmaktadır. Öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görmek isteme nedenleri incelendiğinde ‘gelişim’, ‘uzmanlık’, ‘kariyer’, ‘fayda’, ‘akademik personel’, ‘gereklilik/zorunluluk’, ‘duygu’ ve ‘ilköğretimle karşılaştırma’ olmak üzere 8 temada toplandığı görülmektedir. Tüm temalar içinde ise %24.5 sıklıkla en fazla gelişim temasında yer alan düşünceler öğretmen adayları tarafından ifade etmişlerdir. Bu tema içinde öğretmen adayları %15.2 sıklıkla alanında kendini geliştirmek istemesinden dolayı lisansüstü eğitim görmek istediğini belirtmiştir. Öğretmen adaylarının bir kısmı ise alanında uzmanlaşmak (toplamda 17.4 sıklıkla) ve kariyer yapmak (toplamda 15.2 sıklıkla) için lisansüstü eğitim görmek istemektedirler. Öğretmen adaylarının bir kısmı lisansüstü eğitimin gerekli olduğunu düşünürken (f=9), bir kısmı ise atanamayacağına inanması (f=5), Milli Eğitim Bankalığı’nda çalışmak istememesi (f=5) ya da yurtdışına çıkabilmek (f=2) gibi nedenlerle lisansüstü eğitim görmek istediklerini belirtmektedirler. Katılımcıların bir bölümünün ise araştırma yapmayı sevmesi, bilimsel çalışmalardan hoşlanması ve hayallerine ulaşmak istemesi (toplamda 3.6 sıklıkla) gibi duygu içeren düşüncelerden dolayı lisansüstü eğitim görmek istedikleri anlaşılmaktadır. Öğretmen adaylarının küçük bir kısmı (toplamda 4.7 sıklıkla) ise üniversiteyi ilköğretimle karşılaştırmış ve üniversitenin imkanlarının daha iyi olduğu inancıyla lisansüstü eğitim görmek istediklerini belirtmişlerdir. Lisansüstü eğitim görmek istemeyen öğretmen adaylarının görüşleri Tablo 4’te verildiği gibidir. 1142 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 4. Lisansüstü Eğitim Görmek İstemeyen Öğretmen Adaylarının Görüşleri Temalar Öğretmenlik tercihi Atanma durumu Zamana bırakma Uygunluk/ gereklilik Zorluk inancı Gelecek kaygısı Kodlar f % İlköğretimde görev yapmak istiyorum 9 5.5 Öğretmen olmak istiyorum 8 4.9 Çocuklara öğretmenlik yapmak istiyorum 6 3.7 Mesleğimi yapmak istiyorum 3 1.8 MEB’ de çalışmak istiyorum 3 1.8 Öğretmen olmak yeterli 3 1.8 Bu işi/öğretmenliği seviyorum 3 1.8 1.2 Öğretmen olarak daha faydalı olacağımı düşünüyorum 2 Müdire olmak istiyorum 2 1.2 Atanıp biran önce meslek hayatıma başlamak istiyorum 14 8.6 Atanmak istiyorum 5 3.1 Devlette kadro garantisi var 5 3.1 Önceliğim atanarak iş sahibi olmak 3 1.8 Önceliğim KPSS’yi geçerek atanabilmek 3 1.8 Devlet okullarında öğretmenlik yapmak istiyorum 2 1.2 Şuan düşünmüyorum 15 9.1 Belli süre okulda öğretmenlik yaptıktan sonra 4 2.5 İleriki dönemde yapabilirim 4 2.5 Mesleki yeterliliklerimi tamamladıktan sonra 2 1.2 KPSS yi kazandıktan sonra olabilir 2 1.2 1.2 İyi bir dil eğitimi aldıktan sonra olabilir 2 İkinci üniversite okuduktan sonra olabilir 2 1.2 Lisansüstü eğitim gerekli değil 7 4.3 Hedeflerim arasında yok 4 2.5 Bana uygun değil 4 2.5 1.2 Üniversite ortamı bana göre değil 2 Artık öğrenci olmak istemiyorum 2 1.2 Amaçlarıma uygun değil 2 1.2 Lisansüstü eğitim ilgimi çekmiyor 2 1.2 Kendimi yeterli görmüyorum 4 2.5 Yabancı dilim yok 4 2.5 Şartları zor 3 1.8 Uğraşmak zor 2 1.2 1.2 Başaramayacağımı düşünüyorum 2 Kendime güvenemiyorum 2 1.2 Lisansüstü eğitim zor 2 1.2 Lisansüstü uzun bir süreç 2 1.2 Biran önce kendi ayaklarımın üzerinde durmam gerek 5 3.1 Geleceğim için zaman kaybedemem 3 1.8 Maddi olanağım yok 2 1.2 Aileme yük olacağımdan korkuyorum 2 1.2 Ekonomik özgürlüğümü kazanmam gerek 2 1.2 Artık para kazanmam gerek 2 1.2 Hayata geç atılmama neden olur 2 1.2 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey Öğrenci Görüşlerinden Örnekler “Hayır, çünkü öğretmenlik yapmak istiyorum; öğretmenlik yaparak daha faydalı olacağımı düşünüyorum” (93 nolu öğrenci). “Öğretmenlik mesleğini ilköğretim öğrencileriyle yapmak istiyorum” (100 nolu öğrenci). “İlköğretimde öğretmenlik benim için yeterli” (60 nolu öğrenci). “Düşünmüyorum çünkü biran önce kendi mesleğimi yapmak ve kendi ayaklarım üzerinde durmak istiyorum” (305 nolu öğrenci). “Hedefim üniversiteyi bitirip KPSS sınavıyla biran önce öğretmenlik mesleğine atanmak” (410 nolu öğrenci). “Şuan için düşünmüyorum çünkü ben ilköğretimde öğretmen olma hayaliyle geldim” (410 nolu öğrenci). “Bir süre öğretmenlik yapmak istiyorum sonra olabilir” (311 nolu öğrenci). “Hayır, gerek görmüyorum” (48 nolu öğrenci). “Şuan ki hedeflerim içinde görmüyorum” (229 nolu öğrenci). “Kariyer planlamamda lisansüstü eğitim yok” (280 nolu öğrenci). “Lisansüstü eğitim konusunda kendimi yeterli hissetmiyorum” (100 nolu öğrenci). “Kendimi yeterli görmediğim için lisansüstü eğitimi düşünmüyorum” (20 nolu öğrenci). “İstemiyorum, çünkü yabancı dil bilmiyorum” (274 nolu öğrenci). “Düşünmüyorum çünkü biran önce kendi mesleğimi yapmak ve kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum” (305 nolu öğrenci). “Daha fazla zaman kaybetmek istemiyorum. Önümde güneş gibi parlayan geleceğime biran önce kavuşmak istiyorum” (58 nolu öğrenci). ISBN: 978-605-364-273-2 1143 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Araştırmaya katılan öğretmen adaylarından 78’i lisansüstü eğitim görmek istemediğini belirtmiş ancak bunun nedenine ilişkin bir görüş bildirmemiştir. Nedenlerine ilişkin görüş bildiren öğretmen adaylarının ifadeleri incelendiğinde ise Tablo 4’te de görüldüğü gibi katılımcıların en fazla öğretmenlik mesleğini tercih etmelerini neden olarak belirttikleri anlaşılmaktadır. Öğretmen adayları toplamda %23.8 sıklıkla öğretmenlik tercihi temasında yer alan ifadelerle görüşlerini bildirmişler ve lisansüstü eğitim görmeyi bu nedenlerle istemediklerini açıklamışlardır. Araştırmada yer alan öğretmen adaylarının bu temanın dışındaki görüşleri incelendiğinde, 14 kez atanarak bir ana önce meslek hayatına başlamak isteği ve 15 kez ise şu an düşünmeyip zamana bırakması tekrarlanmıştır. Öğretmen adaylarının bir kısmı ise %14.1 sıklıkla lisansüstü eğitimi gerekli görmemesi ya da kendisine uygun olmaması gibi nedenlerle istemediklerini belirtmektedirler. Çalışmada yer alan öğretmen adayları toplamda 12.8 sıklıkla lisansüstü eğitimin zor olduğuna inandıklarından istemediklerini ifade etmektedirler. Öğretmen adaylarının görüş ifadelerinden anlaşıldığı üzere gelecek kaygısı da onların bu eğitimi görmek istememelerine neden olmaktadır. Bu yönde görüş bildiren öğretmen adayları düşüncelerini ‘bir an önce kendi ayaklarımın üzerinde durmam gerek’ (%3.1 sıklıkla) ve ‘geleceğim için zaman kaybedemem’ (%1.8 sıklıkla) gibi ifadelerle belirtmişlerdir. Lisansüstü eğitim görme konusunda kararsız olan öğretmen adaylarının görüşleri Tablo 5’te verildiği gibidir. Tablo 5. Lisansüstü Eğitim Görme Konusunda Kararsız Olan Öğretmen Adaylarının Görüşleri Temalar Zamana bırakma Şartlara bağlı olma 1144 Kodlar f % İleriki dönemde yapabilirim belki 14 12.3 Belli süre MEB’ de öğretmenlik yaptıktan sonra yapabilirim 3 2.7 Önce öğretmenliğin tadını çıkarmak istiyorum ileride belki 2 1.8 Öğretmen olduktan sonra olabilir 2 1.8 Uzun yıllar ilköğretim öğretmenliği yapabileceğimi sanmıyorum ileride yapabilirim 2 1.8 Zamanım olursa ileride belki 2 1.8 Gelecek kaygısı taşıyorum ama ilerde belki 2 1.8 Önceliğim atanma/atanamazsam 6 5.3 KPSS deki tecrübelerime bağlı 5 4.4 KPSS de iyi bir puan alamazsam 3 2.7 B planı olarak düşünüyorum 2 1.8 Akademik ortalamam uygun olursa 2 1.8 Yabancı dilimi geliştirirsem 2 1.8 Kadro bulup bulmamama bağlı 2 1.8 Alanımda lisansüstü eğitim yapabileceğim açık kadro bulabilirsem 2 1.8 Önce derslerimi geçmem gerek 2 1.8 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey Öğrenci Görüşlerinden Örnekler “Şuan düşünmüyorum ama ileride belki yapmak isterim” (125 nolu öğrenci). “Önce birkaç yıl öğretmenlik yapmayı tercih ederim. Ama zaman içinde gelişen sisteme daha fazla ayak uydurmak için lisansüstü eğitime devam edebilirim” (322 nolu öğrenci). “Önceliğim KPSS’ de iyi bir puan alıp atanmak. Ama yeterli puan alamazsam lisansüstü eğitim görmek istiyorum” (44 nolu öğrenci). “Kararsızım, KPSS deki tecrübelerime bağlı olarak lisansüstü eğitim düşünüyorum” (103 nolu öğrenci). ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey Bilgi eksikliği İlköğretime öncelik Kariyer/gelişim sağlama ww.iconte.org Kısmen düşünüyorum ama bilgim yok 5 4.4 Lisansüstü eğitim hakkında bilgim yok 3 2.7 Zor olmasından korkuyorum çünkü lisansüstü eğitimi bilmiyorum 2 1.8 Rahat olduğunu düşünüyorum ama pek bilmiyorum 2 1.8 Kendimi yeterli görmüyorum çünkü çok bilgim yok 2 1.8 Boşuna uğraşmaktan korkuyorum çünkü lisansüstü eğitimi bilmiyorum 2 1.8 Birey için büyük şans, fırsat ama benim bilgim yok 2 1.8 Lisansüstü eğitimin gerekli olduğunu düşünüyorum ama bilgim yok 2 1.8 Hedeflerimden biri ama lisansüstü eğitim konusunda bilgim az 2 1.8 Lisansüstü eğitimi kendime daha uygun buluyorum ama bilgim yok 2 1.8 Önceliğim öğrenciler ama kararsızım 3 2.7 Küçük yaştakilere daha yaralı olabilirim ama yine de belki 2 1.8 MEB’ de çalışmak istiyorum ama belki 2 1.8 Önceliğim öğretmen olmak ama belki 2 1.8 Kendimi Meb’ de geliştireceğim ama karasızım 2 1.8 Kendimi çocuklara borçlu hissediyorum bu yüzden kararsızım 2 1.8 Öğrencilere faydalı olmak istiyorum ama kararsızım 2 1.8 Kendi kazandığım parayla yapmak istiyorum 2 1.8 Kendi ayaklarım üzerinde durmam gerek ama kararsızım 2 1.8 Kararsızım, akademik kariyer için belki 6 5.3 Kararsızım, mesleki alanda kendimi geliştirmek için belki 3 2.7 Üniversitede çalışmak için belki 2 1.8 Daha üst basamaklarda olmak için belki 2 1.8 Kararsızım, kendimi geliştirmek için belki 2 1.8 Statüsü var 2 1.8 “Kısmen düşünüyorum. Ama önce öğretmenlik mesleğini birkaç yıl yapmayı düşünüyorum. Ayrıca lisansüstü eğitim hakkında bilgim yok” (378 nolu öğrenci). “Kararsızım. Hiçbir bilgiye sahip değilim bu konuda” (427 nolu öğrenci). “Tam olarak lisansüstü eğitim hakkında bilgim yok bu yüzden bir şey diyemiyorum” (389 nolu öğrenci). “Kararsızım. Lisansüstü eğitim konusunda kapsamlı bir bilgim yok” (317 nolu öğrenci). “Benim için öncelik akademik kariyer değil öğrencilerin bilgilenmesi, sağlıklı yetişmesidir ancak yine de kararsızım” (81 nolu öğrenci). “Öğrencilere ancak öğretmen olunca faydalı olabilirim diye düşünüyorum ama yine de lisansüstü eğitim görme konusunda kararsızım ” (146 nolu öğrenci). “Kararsızım, akademik kariyer için belki. Çünkü uzun yıllar ilköğretimde öğretmenlik yapabileceğimi düşünmüyorum. Daha çok akademik kariyer üzerinde yoğunlaşmak istiyorum” (112 nolu öğrenci). Araştırmaya katılan öğretmen adaylarının bir kısmı lisansüstü eğitim görme konusunda karasız olduğunu ifade etmiş ancak bunlardan 17’si karasızlığının nedenine ilişkin bir görüş belirtmemiştir. Karasız olmasının nedenini açıklayan öğretmen adaylarının görüşleri ise araştırmacılar tarafından ‘zamana bırakma’, ‘şartlara bağlı olma’, ‘bilgi eksikliği’, ‘ilköğretime öncelik’ ve ‘kariyer/gelişim sağlama’ olmak üzere 5 temada toplanmış ve isimlendirilmiştir. Bu temalarda yer alan görüşlerin tekrarlanma sıklıklarına bakıldığında birbirine oldukça yakın olmasına rağmen %23.9 sıklıkla en fazla ‘zamana bırakma’ temasında yoğunluk olduğu görülmektedir. Öğretmen adayları tarafından bu temada 14 kez belki ileriki dönemde lisansüstü eğitim görmek isteyebileceği görüşü tekrarlanmıştır. Katılımcıların bir kısmı Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1145 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org (toplamda %23.0 sıklıkla) ise lisansüstü eğitim görme konusundaki kararsızlığını başta atanma ve KPSS olmak üzere bazı şartlara bağlı olarak açıklamışlardır. Bununla birlikte öğretmen adayları toplamda 24 kez bilgi eksikliğine yönelik bir görüşle kararsız olduklarını belirtmektedirler. Ayrıca öğretmen adayları tarafından %16.8 sıklıkla, ilköğretime öncelik vermeye yönelik düşüncelerle lisansüstü eğitim görmeye yönelik kararsızlık açıklanmıştır. Çalışmada yer alan öğretmen adayları %5.3 sıklıkla kararsız olduğunu ancak akademik kariyer için belki lisansüstü eğitim görmek isteyebileceğini belirtirken %2.7 sıklıkla kararsız olduğunu ancak mesleki alanda kendisini geliştirmek için belki lisansüstü eğitim görmek isteyebileceğini ifade etmektedirler. TARTIŞMA VE SONUÇ Nitelikli bireylerden oluşan bir toplumun oluşabilmesinde eğitim kalitesinin önemi yadsınamaz bir gerçektir. Bu kalitede lisansüstü eğitimin de rolü büyüktür. Lisansüstü eğitimin; gelecekteki bireylerin eğitimsel açıdan şekillendirilmesinde görev alacak olan öğretmen adaylarının kişisel ve mesleki gelişiminde de etkili olduğu söylenebilir. Bu bağlamda öğretmen adaylarının lisansüstü eğitime yönelik görüşlerinin ve bu görüşlerin altındaki nedenlerin dikkate alınması gerektiği ifade edilebilir. Bu amaçla çalışmada; öğretmen adaylarının lisansüstü eğitime yönelik görüşleri bölüm, sınıf düzeyi ve cinsiyet açısından incelenmiş, lisansüstü eğitim görmek isteme, istememe ve kararsız kalma nedenleri araştırılmıştır. Öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görme konusundaki düşüncelerinin, ileriki eğitim yaşamlarında bu eğitimi görüp görmeyecekleri konusunda önemli bir ipucu olabileceği söylenebilir. Arı, Pehlivanlar ve Çömek (2005)’in yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle gerçekleştirdikleri çalışmalarında yer alan katılımcıların %77’sinin henüz lisans düzeyindeyken lisansüstü eğitime karar verdiklerini belirlenmiştir. Çalışmada katılımcı öğretmen adaylarının yaklaşık %47’sinin lisansüstü eğitim görmeyi istedikleri belirlenmiştir. Bunun dışında çalışmada yer alan öğretmen adaylarının %41.6’sı lisansüstü eğitim görmek istemediği yönünde görüş bildirirken, %11.4’ü ise karasız olduğu, bazı şartlara göre ya da daha ileriki dönemlerde yapabileceğine yönelik görüş bildirmiştir. Bu çalışma sonucuna benzer şekilde Çevik ve Yiğit (2009)’in araştırmalarında yer alan katılımcılardan lisansüstü eğitim yapmak isteyen cevaplayıcı oranı %48.1’dir. Köksalan ve diğ. (2010) ise çalışmalarında öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim yapma isteklerini 5.00 üzerinden 3.41 puan olduğunu saptamışlardır. Yazarlara göre bu puan çok yüksek olmasa da katılımcılardan birçoğunun lisansüstü eğitim yapmak istedikleri anlaşılmaktadır. Ünal ve İlter (2010)’in çalışmalarında, Sınıf Öğretmenliği bölümü öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim yapmak istemelerine yönelik faktörün değer ortalaması 5.00 üzerinden 3.47 puan olarak bulunmuştur. Buna göre öğretmen adaylarının isteklilik derecesi “katılıyorum” düzeyi olarak belirlenmiştir. Çalışmada öğretmen adaylarının bölümler bazında lisansüstü eğitim görmeye yönelik görüşlerinin birbirine oldukça yakın olduğu belirlenmiştir. Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünden 67, Türkçe öğretmenliği bölümünden 40, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümünden 40 ve Sınıf Öğretmenliği bölümünden 55 öğretmen adayının lisansüstü eğitim görmek istediği anlaşılmaktadır. Bu sayılar, söz konusu bölümlerin çalışma grubunda yer alma oranları bakımından karşılaştırıldığında ise Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümü katılımcılarının %55.4’ü, Türkçe öğretmenliği bölümü katılımcılarının %42.1’i, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümü katılımcılarının % 41.2’si ve Sınıf Öğretmenliği bölümü katılımcılarının %47.0’ı lisansüstü eğitim görmek istemektedirler. Bu durumda görüldüğü gibi en fazla Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümü öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görmek istediği en az ise Sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümü öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görmek istediği anlaşılmaktadır. Bu durumun nedeninin ise ayrıca araştırılması gerektiği düşünülmektedir. Bununla birlikte bölümler bazında lisansüstü eğitim görmeye yönelik öğretmen adaylarının görüşlerine yönelik alan yazında yer alan çalışmaların bazılarının sonuçlarıyla bu çalışmanın sonuçları paralellik göstermemektedir. Erkılıç (2007) çalışmasında öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görme istekliliklerini ‘eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme, psiko-sosyal ve sosyo-ekonomik’ boyutlu etmenlerin ne derece etkilediğini saptamaya çalışmıştır. Yazarın çalışmasına göre farklı boyutlara ilişkin etmenlerin öğrencilerin lisansüstü eğitim yapma istekliliklerini etki derecelerinin devam ettikleri program türleri açısından farklılaştığı görülmektedir. Buna göre; lisansüstü eğitim görme istekliliği konusunda eğitim-öğretim boyutunda en fazla beden eğitimi ve spor 1146 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org öğretmenliği programı, araştırma-geliştirme boyutunda matematik öğretmenliği programı, psiko-sosyal boyutta beden eğitimi ve spor öğretmenliği programı ve sosyo-ekonomik boyutta Sosyal Bilgiler Öğretmenliği programı öğrencileri yer almışlardır. Yazarın çalışmasında tüm boyutlarda genel olarak Sosyal Bilgiler Öğretmenliği programında yer alan öğrencilerin Sınıf ve Fen Bilgisi Öğretmenliği programlarında yer alan öğrencilerden daha yüksek puanlar aldıkları belirlenmiştir. Çalışmanın sonuçları sınıf düzeyi bazında incelendiğinde ise; çalışma grubunda yer alan üçüncü sınıf öğretmen adaylarının 109’unun, dördüncü sınıf öğretmen adaylarının ise 93’ünün lisansüstü eğitim görmek istediği belirlenmiştir. Ancak bu sayılar çalışma grubunda yer alma oranlarına göre analiz edildiğinde üçüncü sınıf öğretmen adaylarının %42.9’unun, dördüncü sınıf öğretmen adaylarının ise %52.8’inin lisansüstü eğitim görmek istediği anlaşılmaktadır. Buna göre dördüncü sınıf öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görmek isteme durumlarının, üçüncü sınıf öğretmen adaylarından daha fazla olduğu görülmektedir. Bu durumun; sınıf düzeyi arttıkça lisansüstü eğitimle ilgili bilgilenme düzeyinin de artması, geleceğe yönelik planlamalar konusunun daha fazla önemsenmesi ya da atanamamaktan korkarak kendisine bir başka seçenek daha oluşturmak istemesi ve kişisel ya da mesleki gelişimi ile lisansüstü eğitim arasında ilişkilendirme yaparak bu gelişimi arttırmak istemesi gibi nedenlerle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görmek isteme durumları ile cinsiyetleri arasında bir ilişki bulunmadığı, lisansüstü eğitim görmek isteme oranlarının birbirine yakın olduğu söylenebilir. Nitekim bayan öğretmen adaylarından 96’sı lisansüstü eğitim görmek istediğini belirtirken, bay öğretmen adaylarından 106’sı lisansüstü eğitim görmek istediğini ifade etmiştir. Çalışmaya katılan öğretmen adaylarının 220’sinin bayan, 210’unun bay olduğu dikkate alınırsa katılımcılardan bayanların %43.6’sının, bayların ise %50.5’inin lisansüstü eğitim görmek istediği anlaşılmaktadır. Arada çok büyük bir fark olmasa da Türkiye’de öğretmenliğin bayan mesleği olarak algılanmasının bu sonuçla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Çevik ve Yiğit (2009)’in çalışmasında ise bayan öğretmen adaylarının %49.8’inin, bay öğretmen adaylarının da %44.4’ünün yüksek lisans yapmak istedikleri belirlenmiştir. Görüldüğü üzere bu oranlar da birbirine oldukça yakındır ancak bu çalışma sonuçlarıyla yazarların çalışma sonuçları cinsiyet açısından birbirinden farklı sonuçlar ortaya koymaktadır. Yapılan çalışmada öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görmeyi genellikle alanlarında kendilerini geliştirmeleri, uzmanlıklarını arttırmaları, kariyer yapmaları ve akademik personel olmak istemeleri ile ilişkilendirdikleri anlaşılmıştır. Bu sonuca paralel olarak Özmenteş ve Özmenteş (2005)’in yaptığı çalışmada yer alan öğrencilerin de lisansüstü eğitimden beklentilerini ve bu eğitimle ilgili görüşlerini genellikle akademik kariyer, uzmanlaşma ve gelişme, bilimsel bir tutum edinme ve eksikliklerin giderilmesi konularıyla ilişkilendirdikleri sonucuna varılmıştır. Aslan (2010)’ın çalışmasında yer alan katılımcılar ise lisansüstü öğrenime başlama nedenlerini; çalıştıkları alanda kendilerini bireysel ve toplumsal yönlerden geliştirmek/yetkinleştirmek, bilimsel anlayış ve yaklaşımın ne olduğunu öğrenmek ve öğretmek, kariyerde yükselmek, yenilik ve gelişmeleri akademik bir disiplin içerisinde izlemek, sunduğu dersin niteliğini artırarak öğrencilerine daha yararlı olabilmek ve bilimsel çalışmalar yapmak yanıtlarını vermişlerdir. Çevik ve Yiğit (2009)’in çalışmasında ise lisansüstü eğitim yapmak isteme nedenleri arasında ilk sırayı bireysel gelişim, ikinci sırayı çalışılan iste yükselmek ve son sırayı da akademik personel olmak almıştır. Öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim görmek istememe nedenleri; öğretmenliği lisansüstü eğitime tercih etmeleri, atanma-atanamama durumları, zamana bırakmaları, lisansüstü eğitimin zor olduğuna inanmaları ve gelecek kaygıları olarak belirlenmiştir. Bu nedenlere bakıldığında öğretmen adaylarının özellikle sosyo-ekonomik bazı faktörleri temel alarak geleceklerini planladıkları anlaşılmaktadır. Benzer şekilde Erkılıç (2007)’ın çalışmasında sosyoekonomik boyuttaki etmenler, öğrencilerinin lisansüstü eğitim yapma istekliliklerini ‘çok’ etkilemektedir. Yazar bu sonucu işsizliğin sürekli arttığı bir süreçte ekonomik nedenlerin öğrencilerin tercihlerini etkiliyor olması ve ekonomik alt yapının eğitimi belirleyen baskın özelliğinin öğrencilerin günlük yaşamlarında da hissedilmesi şeklinde yorumlamıştır. Lisansüstü eğitim görme konusunda kararsız olan öğretmen adaylarının ise bu durumu özellikle zamana bırakma kavramı ile açıkladıkları anlaşılmaktadır. Bununla birlikte bu grupta yer alan öğretmen adaylarının bazılarının lisansüstü eğitim görmeyi, atanma-atanamama durumları ve Kamu Personeli Seçme Sınavı [KPSS] sınavındaki tecrübeleriyle ilişkilendirdikleri görülmektedir. Ayrıca karasız olan öğretmen adaylarının bir bölümü ise lisansüstü eğitim konusunda bilgilerinin bulunmadığını farklı şekillerde ifade etmişler ve bu nedenle tam olarak karar veremediklerini açıklamışlardır. Bu bağlamda öğretmen adaylarına lisansüstü eğitim konusunda üniversitelerde çeşitli seminer ya da bilgilendirme toplantıları düzenlenmesi gerektiği önerisinde bulunulabilir. Bununla birlikte üniversitelerdeki öğretim elemanlarının özellikle eğitimle ilgili derslerde zaman zaman öğrencilere lisansüstü eğitimle ilgili küçük hatırlatmalarda bulunmalarının, öğretmen adaylarının bu konuya ilgilerinin çekilmesi konusunda faydalı olacağı ifade edilebilir. Ayrıca lisansüstü eğitim görmek istemeyen öğretmen adaylarının büyük çoğunluğunun öne sürdüğü nedenlerin başında ekonomik sebepler gelmektedir. Bu nedenle lisansüstü eğitim düzeyinde öğrencilere verilen burs Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1147 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org imkânlarının arttırılması önerisinde bulunulabilir. Araştırmada yer alan öğretmen adaylarının bir kısmı lisansüstü eğitim konusundaki düşüncesini, öğretmen olarak atanma-atanmama durumuyla ilişkilendirmiştir. Bu durumda eğitim alanında lisansüstü öğrenim gören kişilere bu eğitimin bitiminde Milli Eğitim Bakanlığında yani devlete bağlı okullarda çalışmaları durumunda maaş farkı, terfi farkı gibi bazı desteklerin arttırılmasının onların lisansüstü eğitime yönelik tutumlarını olumlu yönde etkileyebileceği söylenebilir. KAYNAKÇA Arı, E., Pehlivanlar, E. ve Çömek, A. (2005). Lisansüstü eğitimi öğrencilerinin gördükleri eğitim hakkındaki beklentileri ve görüşlerinin belirlenmesi. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Dergisi (Özel Sayı- 1): Lisansüstü Eğitim, 17, 231- 235. Aslan, C. (2010). Türkçe eğitimi programlarında lisansüstü öğrenim gören öğrencilerin akademik özyeterliklerine ilişkin görüşleri. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 10 (19), 87–115. Aydede, M., N. ve Matyar, F. (2009). Fen bilgisi öğretiminde aktif öğrenme yaklaşımının bilişsel düzeyde öğrenci başarısına etkisi. Türk Fen Eğitimi Dergisi, 6 (1), 115-127. Bağcı-Kılıç, G. (2001). Oluşturmacı fen öğretimi. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri Dergisi, 1 (1), 7–22. Büyüköztürk, Ş., Kılıç-Çakmak, E., Akgün, Ö. E., Karadeniz, Ş. & Demirel, F. (2009). Bilimsel araştırma yöntemleri. Ankara: PegemA Yayıncılık. Çevik, O., Yiğit, S. (2009). Eğitim fakültesi öğrencilerinin profillerinin belirlenmesi-Amasya Üniversitesi Örneği-. Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 33 (1) 89-106. Erkılıç, T. A. (2007). Öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim isteklilikleri etkileyen etmenler (Eskişehir örneği). Girne Amerikan University Journal of Social & Applied Science, 3 (5), 46-72. Karakuş, M. (2004, Temmuz). Lisansüstü eğitim için başvuran öğrencilerin üniversitedeki akademik başarıları ile LES puanları arasındaki ilişki. XIII. Ulusal Eğitim Bilimleri Kurultayı, İnönü Üniversitesi, Malatya-Türkiye. Karaman, S. ve Bakırcı, F. (2010). Türkiye’de lisansüstü eğitim: Sorunlar ve çözüm önerileri. Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, II, 94–114. Kilmen, S. (2007). Lisansüstü eğitimi giriş sınavının ve lisans diploma notunun yüksek lisans başarısını yordama gücü. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 7 (2), 176–189. Köksalan, B., İlter, İ. ve Görmez, E. (2010). Sınıf öğretmeni adaylarının sosyo-kültürel özellikleri ve lisansüstü eğitim isteklilikleri üzerine bir çalışma (Fırat, Erzincan ve İnönü üniversitesi sınıf öğretmenliği ABD örneği) Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 11(3) 277–299. Marshall, C. & Rossman, G. B. (1999). Designing qualitative research. United States of America: Sage Publications. Özmenteş, G. ve Özmenteş, S. (2005). Buca eğitim fakültesi müzik eğitimi anabilim dalı yüksek lisans öğrencilerinin lisansüstü eğitimden beklentileri ve yüksek lisansla ilgili görüşleri. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Dergisi (Özel Sayı- 1): Lisansüstü Eğitim, 17, 247- 255. Ünal, Ç. ve İlter, İ. (2010). Sınıf öğretmeni adaylarının lisansüstü eğitime olan tutumları (Fırat, Erzincan ve İnönü Üniversitesi sınıf öğretmenliği ABD örneği). Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 14 (2) 1-18. Yıldırım, A. ve Şimşek, H. (2011). Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri. (8. Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık. Yükseköğretim Kurulu YÖK], (1996). Lisansüstü eğitim ve öğretim yönetmeliği. 28.02.2012 tarihinde http://www.yok.gov. tr/content/view/417/ adresinden alınmıştır. 1148 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org REFLECTIVE THINKING AND AN IN-SERVICE TRAINING COURSE PROPOSAL INTENDED FOR GAINING THESE SKILL TO ELEMENTARY MATHEMATIC TEACHERS YANSITICI DÜŞÜNME VE BU BECERİYİ İLKÖĞRETİM MATEMATİK ÖĞRETMENLERİNE KAZANDIRMAYA YÖNELİK BİR HİZMETİÇİ EĞİTİM KURSU ÖNERİSİ Nadide Yılmaz* Tuba Gökçek** Abstract In the information age where scientific knowledge increased very quickly, technological innovations advance rapidly, mathematics become a part of our lives at any moment, mathematics education plays a key role for the future of the communities. In recent years, continuity in the program development efforts and the effort of desired mathematics education result with to renewal the mathematics curriculum. The renewed curriculum aims students to acquire thinking skills as well as basic mathematical skills such as reasoning, association, problem solving skills. Reflective thinking is considered one of these skills too. Within the scope of Basic Education Project, reflective thinking skills appears as a skill required to teachers must have. Because, the reflective teacher queries always the responsibility of teaching, knows how and why to do. In this context, the current study will explore the components of reflective thinking, types of reflective thinking and the strategies to develop this skill. Also, an in-service training course design planned to improve the reflective thinking skills of primary school mathematics teachers will be explained. Key Words: Reflective Thinking, Elementary Mathematics Teachers, In-service Training Özet Bilimsel bilginin çok hızlı bir şekilde arttığı, teknolojik yeniliklerin büyük bir hızla ilerlediği, matematiğin yaşamımızın her an bir parçası oluştuğu bilgi çağında, toplumların geleceği açısından matematik eğitimi anahtar bir rol oynamaktadır. Son yıllarda program geliştirme çabalarındaki süreklilik ve istenilen matematik eğitimini gerçekleştirme çabaları, matematik öğretim programının yenilenmesi ihtiyacını doğurmuştur. Yenilenen matematik öğretim programı öğrenciye akıl yürütme, ilişkilendirme, problem çözme gibi temel matematiksel becerilerin kazandırılmasının yanında düşünme becerilerinin de kazandırılmasını hedeflemektedir. Bu becerilerden biri de yansıtıcı düşünmedir. Yansıtıcı düşünme becerisi Temel Eğitime Destek Projesi kapsamında öğretmenlerin sahip olması gereken bir beceri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü yansıtıcı düşünen öğretmen öğretme sorumluluğunu her daim sorgular, neyi niçin yapması gerektiğini bilir. Bu bağlamda yapılan çalışmada yansıtıcı düşünmenin bileşenleri, türleri ve bunu geliştirmeye yönelik stratejiler konusunda bilgi verilecek ve ilköğretim ikinci kademe matematik öğretmenlerinin yansıtıcı düşünme becerilerini geliştirmeye yönelik planlanan bir hizmetiçi eğitim (HİE) kursu tasarısı açıklanacaktır. Anahtar Kelimeler:Yansıtıcı Düşünme, İlköğretim Matematik Öğretmenleri, Hizmet içi Eğitim * Matematik Öğretmeni,Cumhuriyet İlköğretim Okulu,Polatlı/Ankara. [email protected] ** Yrd.Doç.Dr., KTÜ, İlköğretim Matematik Anabilim Dalı, Söğütlü/Trabzon. [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1149 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Bilimsel bilginin çok hızlı bir şekilde arttığı ,teknolojik yeniliklerin büyük bir hızla ilerlediği,matematiğin yaşamımızın her an bir parçası olduğu bilgi çağında, toplumların geleceği açısından matematik eğitimi anahtar bir rol oynamaktadır. Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere bütün toplumlar matematik eğitiminin kalitesini artırma çabası içine girmişlerdir. Bununla birlikte program geliştirme çabalarındaki süreklilik ve istenilen matematik eğitimini gerçekleştirme çabaları matematik öğretim programının yenilenmesi ihtiyacını doğurmuştur. Bu program aktif öğrenme, sosyal öğrenme gibi çağdaş yaklaşımların yanı sıra düşünme ve düşünme becerilerinin üzerine de vurgu yapar.(MEB,2005) Bunların uygulanabilmesi için öğretmenlerin bu konuda yeterli olmaları beklenmektedir. Bu da ikinci bir sorunun varlığını doğurur. “Etkili bir matematik öğretmeni nasıl yetiştirilir?” İşte bu soruya cevap bulmak için birçok bilim adamı araştırma yapmaktadır. Yeni müfredatın getirmiş olduğu yenilikleri sınıf ortamlarında kullanacak öğretmenlerin de belli bilgi, beceri, anlayış ve yeterliklere sahip olması gerekmektedir. Geleneksel öğretim metotları kullanıldığında ne yazık ki bilgi kalıcı olmamakta ve öğrenciye anlamlı gelmemektedir. Çoğunluk tarafından zor görülen ve anlamlandırılamayan matematik dersinin öğrenciler tarafından sevilmesi ve öğrencilerin bu dersteki başarılarının artması için öğretmenlerin öğrenci merkezli çağdaş öğrenme yöntem ve yaklaşımlarını kullanmalarının yanında düşünme becerilerini kullanmalarını sağlayacak ortamları oluşturmaları gerekmektedir. Öğrenciye akıl yürütme, ilişkilendirme, problem çözme, iletişim ve tahmin etme gibi temel matematiksel becerilerin yanında düşünme becerilerinin kazandırılabilmesi için öğretmenlerin gelenekselcilikten uzaklaşarak yeni öğrenme-öğretme kuram ve yaklaşımlarına açık olmaları beklenen ve istenen bir durumdur. Ancak öğretmenlerimizin çoğu geleneksel sisteme göre eğitilmiş, bu da yeni öğretim programının uygulanmasında bazı sıkıntıların baş göstermesine neden olmuştur. Bunlardan biri de düşünmeyi öğrenme sürecidir. Bu yeterliliklere sahip olmak için öğretmenlerin lisans eğitimleri boyunca iyi yetiştirilmelerinin yanı sıra mesleğe adım attıktan sonra da bu eğitimlerin devamlılığı önem kazanmaktadır. Lisans eğitimlerinde, çeşitli nedenlerden dolayı öğretmenlik uygulamaları ile ilgili yeterli bilgilerle donanmamış öğretmenlerin mevcut yetersizlikleri ancak hizmet içi faaliyetlere verilen önem ile giderilebilecektir. Bu çalışmada, geliştirilen HİE kursu ile temel matematiksel becerilerden olan problem çözme, akıl yürütme, ilişkilendirme gibi becerilerin yanında eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme gibi diğer düşünme becerilerini de içine alan ve bireyin öğretme ya da öğrenme yöntemi ve düzeyine ilişkin olumlu ve olumsuz durumları ortaya çıkarmaya ve sorunları çözmeye yönelik düşünme süreci olarak adlandırılan yansıtıcı düşünme üzerine odaklanılmıştır. İncelenen literatürde, ülkemizde ve ulaşılabilen yabancı literatürde yansıtıcı düşünme becerisine sahip olmanın ve HİE’nin yararlarına değinilmesine rağmen bu iki alanın birlikte yer aldığı çalışmaların yapılmamış olması araştırmanın problemini oluşturmuştur. Bu nedenle yapılan çalışmada yansıtıcı düşünmenin bileşenleri, türleri ve bunu geliştirmeye yönelik stratejiler konusunda bilgi verilmiş ve ilköğretim matematik öğretmenlerinin bu becerilerini geliştirmeye yönelik planlanan bir hizmet içi eğitim (HİE) kursu tasarısı açıklanmıştır. YÖNTEM Bu çalışma iki aşamadan oluşmuştur. Birinci aşamada yansıtıcı düşünme ile ilgili literatür taraması yapılmış ve HİE’ye temel oluşturacak noktalar belirlenmiştir. Daha sonra elde edilen bilgilerden yola çıkarak öğretmenlere yönelik bir hizmet içi kurs tasarısı yapılmıştır. Tasarım aşamasında matematik öğretmenlerinin ve matematik eğitimcilerinin görüşlerine başvurulmuştur. BULGULAR En çok bilinen düşünme şekilleri arasında eleştirel düşünme, problem çözme, bilimsel düşünme, analitik düşünme, hüküm çıkarmaya yönelik (tümevarım, tümdengelim) düşünme ve yansıtıcı düşünme sayılabilir. Bu becerilerin çoğu birbiriyle iç içedir. Örneğin, değerlendirme ve tümevarımcı düşünme becerisi, karşılaştırma, yorumlama, sonucu kestirebilme gibi yetilerle ilişkilidir. Eleştirel düşünme, problem çözme gibi bazı yüksek düzeydeki düşünsel süreçler için ise bu becerilerin hepsine birden ihtiyaç duyulabilir. Burada yansıtıcı düşünme üzerinde durulmuştur. 1150 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Yansıtıcı Düşünme ABD’nin en ünlü eğitimcilerinden biri olan Dewey(1933), öğrenci merkezli eğitimi destekler nitelikte öğrencinin problem çözme becerisini geliştirmek ve öğrenciye araştırmacı ruhunu kazandırmak için yansıtıcı düşünme kavramını ileri sürmüştür. Dewey öğrenmenin dolayısıyla eğitimin , hayat boyu devam eden bir süreç olduğu görüsünü benimsemiştir. Öğrenmenin en önemli kısmının problem çözme yeteneği olduğuna inanmış ve başarılı problem çözmenin, bazen kişinin inançlarına yeni olgular, bazen de kişinin yeteneklerine yeni yetenekler katacağını belirtmiştir (Akt: Stoddart, 2002). Ünver (2003) ise yansıtıcı düşünmeyi bireyin öğretme ya da öğrenme yöntemi ve düzeyine ilişkin olumlu ve olumsuz durumları ortaya çıkartmaya ve sorunları çözmeye yönelik düşünme süreci olarak tanımlamıştır. Yansıtıcı düşünme en temel anlamıyla kişinin öğretme veya öğrenme sürecini değerlendirip, tespit ettiği hataları düzeltmesidir (Ünver,2003). Bir kişi yansıtıcı biçimde düşündüğü zaman önceki yaşantılar ile şimdiki yaşantıları birbirine bağlar, soru sorma ve kendine soru sorma yeteneğini uygular, kendini ve durumu değerlendirebilme yeteneğine erişir (Dewey, 1933; Akt: İnönü, 2006). Dewey 1933’de öğrencinin yansıtma yapabilmesi için açık fikirli, içten ve sorumluluk bilincine sahip olması gerektiğine inanmıştır. Açık fikirlilik, probleme farklı ve yeni yönlerle bakabilme yeteneğidir. Açık fikirli olmak karşıt fikirde olduğu bir konuya karşı aktif bir dinleyici olmayı, farklı tarafları dinlemeye hazır olmayı ve inançlarının yanlış olabileceğini düşünebilmeyi gerektirir. Tam isteklilik, bir konuya bütünüyle dahil olunduğunda ortaya çıkar. Sorumluluk, kişinin etkinliklerinin sonucunu göze almasıdır. Niçini bilmeye, öğrenilendeki anlamı aramaya olan ihtiyaçtır (Kızılkaya ve Aşkar, 2009:84-85). Aşağıda Tablo 1’de yansıtıcı düşünme hakkında bilim adamlarının görüşleri özetlenmektedir. Tablo 1. Bilim Adamlarının Yansıtıcı Düşünmeye Yönelik İlgi Alanları Yansıtıcı Düşünmeye Yönelik İlgi Alanları Düzey/İçerik Problem Çözme yaklaşımı Eylemi yansıtma Problem durumu Problemi tekrar tasarlamak Deney yapma Sonuçları tekrar gözden geçirme Dewey (1933) Süreç olarak yansıtma Deneyim Deneyimin yorumu Deneyimden elde edilen problem ya da soruları sınama Problemlerin muhtemel açıklamaların geliştirme Açıklamaları hipotezlere ayırma Wilson ve Jan (1993) Öz değerlendirme yapma yaklaşımı Bireylerin Kendine yönelik, Deneyimlerine yönelik, Öğrenmelerine yönelik değerlendirme yaklaşımı Taggart (1996) Yansıtıcı düşünme seviyeleri Teknik seviye Bağlamsal(Uygulama) seviye Eleştirel seviye İçerik açısından yansıtma İçeriğin yansıtılması Sürecin yansıtılması Varsayımın yansıtılmasına dayanan bir problem çözme yaklaşımı Araştırmacı Schon (1987) Kember (1999) Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1151 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Rogders (2002) Yansıtıcı düşünmenin aşamaları Deneyimler Deneyimlerin tanımlanması Deneyimlerin analizi Deneyimlere akıllıca ve farklı açılardan yaklaşım Lee (2005) Yansıtıcı düşünmenin aşamaları Tekrar çağırma Akla uydurma Yansıtma (Dolapçıoğlu,2007) Diğer Düşünme Türleriyle Yansıtıcı Düşünme Arasındaki İlişki Yansıtıcı düşünmenin sonunda kimi kez, birey yaratıcı düşünmeye yönelir. Eleştirel düşünme becerilerinden örgütleme, neden bulma, varsayım geliştirme ve yordama becerileri, yansıtıcı düşünmenin soru sorma ve değerlendirme becerilerinin kapsamında bulunur (Wilson ve Jan, 1993; Akt. Ünver, 2003). Kısacası bir kişi eleştirel düşünürken aynı zamanda yansıtıcı da düşünür. Yansıtıcı düşünme ile biliş ötesi düşünme arasında da çok yakın bir ilişki vardır. Biliş ötesi, bireyin, düşünme davranışını ayırt etmesi ve düşünme sürecini denetlemesidir (Fogarty, 1995; Akt: Ünver, 2003). Yansıtıcı düşünmede de birey kendi düşünme ve öğrenme biçimleri üzerinde düşünür. Ayrıca, yansıtıcı ve biliş ötesi düşünme geçmişteki yaşantılarla bağlantı kurmayı, öğrenilen bilgiye ilişkin soru sormayı ve öğrenme sürecinde kendine soru sormayı gerektirir. Norton (1994), yaratıcı düşünme ile yansıtıcı düşünme arasında olumlu bir ilişki olduğu kanısına varmış, yansıtıcı düşünmede Dewey’in belirlemiş olduğu evreler ile yaratıcı düşünmedeki evrelerin benzer olduğunu ifade etmiştir (Akt: Yorulmaz, 2006). Yansıtıcı Düşünme Kriterleri Rodgers (2002) yansıtıcı düşünmenin kriterlerini: Deneyimlerden anlam çıkarma, Emek vererek disiplinli düşünme, Toplum içinde iletişimde bulunma ve yansıtıcı düşünme davranış özellikleri olmak üzere dört boyutta açıklamıştır. Kriter 1: Deneyimlerden Anlam Çıkarma Yansıtma, öğrenciyi bir deneyimden diğerine iten anlam çıkarma sürecidir. Yansıtma deneyim ve fikirler arasında etkileşim kurmayı sağlar. Etkileşim yoluyla biz hem dünyayı değiştiririz, hem de kendimiz değişiriz. Bu bağlamda etkileşim deneyimin en önemli unsurudur. Deneyimin ikinci önemli unsuru ise devamlılıktır, yani, her yeni deneyimi, dünya hakkında sahip olduğumuz önceki bilgilerimizden yola çıkarak anlamlaştırırız. Deneyim sadece bilişsel değildir, yani deneyim, düşünce gibi değildir. Deneyim kişinin algılayışını anlamlaştırır ve o deneyime anlam katan olguyu inşa eder. Dewey’e göre (1933) deneyim karşılaşılan durumun birebir yaşanmasıyla kazanılır. Ancak birebir katılımdan daha öte bir anlamı vardır. Okunulan bir kitabı başkalarıyla tartışmak, imgeler oluşturmak da birer deneyimdir. Deneyim hem geçmişle hem de gelecekle bağlantılıdır. Sonuç olarak yansıtıcı düşünmenin gerçekleşebilmesi için bireyin kendisiyle, bulunduğu ortamla ya da başkalarıyla etkileşim içerisinde konu, durum ya da objeyle ilgili yeni anlamlar çıkarması gerekir. Yansıtıcı düşünmenin deneyimlerden anlam çıkarma kriteri, öğrenme öğretme ortamında önemli bir yere sahiptir. Öğrenme devam ettiği sürece birey deneyim kazanır. Deneyimin unsuru olan etkileşim olmadan öğrenme pasif ve verimsizdir, öğrencide hiçbir değişiklik meydana getirmez. İkinci unsur olan devamlılık olmadan da öğrenme rastgele ve kopuktur. Öğrenciye yeni bir şey katmaz (Rodgers, 2002). Kriter 2: Emek vererek sağlanan disiplinli düşünme Yansıtıcı düşünmede düşünceler birbirinden kopuk değil, disiplinli bir şekilde ve emek vererek gerçekleşir. Rodgers’a göre (2002) yansıtma temeli bilimsel araştırmaya dayalı, sistematik, zahmetli ve disiplinli bir düşünme seklidir. Ona göre (2002) öğrenci yansıtıcı düşünmenin özelliklerini tam olarak anlayamadığı durumda bir zihin karışıklığı yasar. Bu da deneyimin tam olarak kazanılmadığının bir göstergesidir. Öğrencinin bu zihin karışıklığını çözmeye çalışması yani problemi hissetmesi araştırma yapmasını ve yansıtma sürecine girmesini sağlar. Dewey’in 1152 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org (1933) tanımladığı gibi, yansıtma özel bir düşünme yoludur ve bir şeyi rastgele “düşünüp taşınmakla” eşit sayılamaz. Yansıtıcı düşünme disiplinli ve aşamalı bir düşünme seklidir. Kriter 3: Topluluk içinde iletişimde ve paylaşımda bulunma Yansıtmanın olabilmesi için bireylerin ya da grubun birbiriyle iletişim içinde olması gerekir. Kişi bir gruba dahil olduğu zaman, diğerlerine karsı sorumluluk hisseder, bu da sadece kendimize olan sorumluluktan çok daha zorlayıcı bir etkiye sahiptir. Yansıtıcı toplum, bireyin ne düşündüğünü ya da hissettiğini bilir (Rodgers, 2002). “Deneyim toplumla paylaşıldığında değer kazanır” görüsünü savunan Dewey (1933) paylaşımın kişinin deneyimlerini arttırdığını belirterek ortaklasa yapılan çalışmaların yararını vurgulayan üç faktör belirlemiştir. Bu faktörleri; 1. Bireyler yalnızken gözden kaçabilecek deneyimlerini diğerleriyle paylaşarak farkına varabilir. 2. Deneyimlerden yalnızken fark edilenin ötesinde alternatif anlamlar çıkarabilirler. 3. Bireyler birbirlerine sorumluluk hissettikleri için tek basına olduğundan daha disiplinli olabilirler seklinde sıralamıştır. Kriter 4: Yansıtıcı düşünen bireyin davranış özelliklerine sahip olma Yansıtma bireyin ve toplumun kültürel büyümesini sağlayacak davranışları içermelidir. Duyguları ve davranışları kontrol etmenin ve farkında olmanın iyi bir düşünürün özelliği olduğunu açıklayan Dewey (1933) bireyin yansıtıcı düşünme içerisinde olmasının, davranışlarını ve duygularını kontrol etmeyi öğrenmesine katkı getireceğini belirtmiştir. Ona göre yansıtıcı düşünme için gerekli olan duygular: samimiyet, açık fikirlilik ve sorumluluktur. Yansıtıcı düşünmenin gerçekleşebilmesi için bu duygular davranışlara yansımalıdır. Yansıtma Alanları Teknik Alanda Yansıtma: Öğrencilerin test başarılarını arttırmaya yönelik önerileri ve hedeflere ulaşma durumuna yönelik sınıf içi olaylara yalın ve kuramsal olarak bakmayı içeren yansıtma alanıdır. Bu yansıtma alanı içerisinde öğretmenler sınıfta ölçülebilen sonuçlar üzerinde değerlendirme yaparlar. Sorunları çözmek ve olası çözüm yollarının geçerliliğini sınamak için gözlem yapmak ve bilgiyi uygulamak durumundadırlar. Ünver (2003) öğretmen adaylarını yansıtıcı günlüklerini incelemiş bu alanda yazı örnekleri sunmuştur. Öğretmen adaylarının teknik alanda yansıtmalarını içeren günlüklerinden elde edilen bölümler aşağıdaki gibidir. “Değerlendirme aşamasında öğrencilerden şiir yazmalarını istedim. Basta yazmak istemediler… Onlardan çok mükemmel şiirler beklemediğimi söyledim… Bütün öğrenciler yazdılar ve ben hepsini okudum. Okurken çok eğlendik ve konunun anlaşıldığını gördüm”. Yukarıdaki yazı örneğinde öğretmen adayı istediği hedefe ulaştığını (öğrencilere şiir yazdırma) vurgulamış ve sonuçla ilgilenmiştir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1153 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Uygulama Alanında Yansıtma: Öğretmenlerin önüne çıkan fiziksel, psikolojik ve bürokratik problemleri ortadan kaldırma düşüncelerini içeren yansıtma alanıdır. Wakefield (1996)’ya göre bu alanda yansıtan öğretmenler problemlerin altında yatan varsayımların açıklanmasıyla ilgilenir ve bu alandaki yansıtmada kuram ve uygulamaya yönelik bilgilerin artması beklenir. Bu alanda gelişme sağlanabilmesi için meslektaşlar arası tartışma ortamı yaratılabilir. Çünkü var olan sorunların nedenleri araştırılmaktadır. Bu açıdan farklı alternatifleri ortaya çıkarmak tartışma ortamında mümkündür. Uygulama alanında yapılan bir yansıtma örneği aşağıda sunulmuştur, “Dersimi mümkün olduğunca öğrencilerimin de katılımıyla yürütmeye çalıştım. Bu da zamanın yetmemesine neden oldu ve değerlendirmem yarım kaldı. Konular çok ağır iki ders saati yeterli değil. Senin önüne geniş bir konu sunuyorlar ve iki ders saati içinde bunları öğretmeni istiyorlar. Bu kadar kısıtlı bir süre de ne kadar verimli olunabilir ki… Eğitim sistemi de bu durumda öğrenciyi pasif kılıyor. Eğitim sistemindeki bu aksaklıklardan şikayetçiyim” (Ünver, 2003; 8). Bu yazı örneğinde öğrenme öğretme sürecinde öğretmen uygulamalarına dayanan bir problem sadece belirlenmekle kalmamış nedenleri de sorgulanmıştır. Uygulama alanında yansıtma yaparken belirlenen sorunlar öğrencilerle paylaşılır ve öğrencilerden de bu alanda yansıtma yapması istenirse öğrenme öğretme sürecine ait birçok sorunun nedeni ortaya çıkabilir. Öğretmen öğrencilerden bu alanda yansıtma yapmaları için; hangi dersteki konuları çalışırken zorlanıyorsunuz? Konuyu anlamada çektiğiniz sıkıntıların nedeni olarak kendinizi mi yoksa diğer faktörleri (öğretmen, dersin içeriği) mi görüyorsunuz? Gibi sorularla yasadıkları problemin (konuyu anlamama) nedenini öğrenciye buldurabilir.(Ünver, 2003) Eleştirel Alanda Yansıtma: Wakefield (1996)‘ya göre sosyal eşitsizliklerin üstesinden gelebilecek ve eğitim, ekonomi, siyaset ile sosyal konuları içeren yansıtma alanıdır. Bu yansıtma alanında eğitsel problemler daha çok etik açıdan ele alınır ve değerlendirilir. Kendini değerlendirme bu süreç içerisinde yer alır. Ayrıca bu alanda yansıtıcı düşünen öğretmenlerin varsayımları sınama, sistematik çözümler üretme ve kendilerini eleştirme becerileri yüksektir. Eleştirel alanda yapılan bir yansıtma örneği aşağıda sunulmuştur, “Önceleri içimde büyük bir heves vardı. Simdi öğretmenlik bana sıradan bir is gibi geliyor. Derslere doğrusu önceki gibi çok hevesli hazırlanmıyorum. Ben klasik bir öğretmen olmak istemiyorum, aslında isimi seviyorum. Farklı bir öğretmen olmak için çaba gösteriyorum. Ama istediğim gibi olmuyor”(Ünver, 2003). Bu yazı örneğinde öğretmen adayı farklı bir öğretmen olma isteğiyle olayı etik öğretim açısından yansıtmış ve kendini eleştirmiştir. Eylemde Yansıtma:Eylemde yansıtma düşüncesi, öğretmenlerin öğretim alanındaki çalışmalarını ortaya koydukları düşünmeyi ele alır. (Schön, 1983, 54). Eylem Hakkında Yansıtma: Eylem hakkında yansıtma, dersimizle ilgili düşünüp plan yaptığımız dersten önce, meydana gelen şeyi düşündüğümüzde ise öğretimden sonra oluşur (Zeichner ve Liston, 1996). Öğretmen ders bitiminde dersle ilgili düşündüğünde, meslektaşlarıyla bilgi alışverişinde bulunduğunda ve bir karara varmaya çalıştığında eylem hakkında yansıtma yapmış olmaktadır. Yansıtıcı Düşünmeyi Öğrenme Bell (2001) akademisyenlerin,öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının mesleki gelişimlerini sağlamak amacıyla yansıtıcı uygulama temelli bir program geliştirmiştir.Bu programın üç ana amacı bulunmaktadır. Bunlar; 1) Kendi öğretimlerinin ve uzmanlaştıkları alanların farkında olma 2) Öğrenme ve öğretimle ilgili bilgi, beceri ve anladıklarının farkında olma 3) Devam eden yansıtıcı uygulamaları için beceri ve tutuma sahip olma 1154 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo:3 Yansıtma Döngüsü (Akademisyen ve öğretmenler için) (Bell,2001) Yansıtıcı Öğretim ve Yansıtıcı Öğretme-Öğretme Süreci Yansıtıcı öğretim, yansıtıcı düşünme becerileriyle donanmış, öğrenci-öğrenci ve öğretmen-öğrenci arasında etkili iletişimin ve güvenin oluşturulup devamının sağlandığı, öğrencilerin ve öğretmenlerin bakış açılarını özgürce açıklayabildikleri bir yapıya sahiptir. Yansıtıcı öğretim bireylerin kendilerini değerlendirmeleri ve geliştirmelerine izin verir. Pollard (2005)’e göre yansıtıcı öğretimin bazı temel özellikleri vardır: 1. Yansıtıcı öğretim, uygulamanın teknik yeterliliğine olduğu kadar amaç ve sonuçlarına da dikkat edilmesini gerektirir. 2. Yansıtıcı öğretim, döngüsel bir süreçte meydana gelir ve öğretmenlerin kendi uygulamalarını sürekli izlemelerini, değerlendirmelerini ve düzeltmelerini gerektirir. 3. Yansıtıcı öğretim, öğretimde yüksek standartları ve sürekli gelişimi desteklemek için sınıf araştırmaları yöntemlerinde yeterli olmayı gerektirir. 4. Yansıtıcı öğretim; açık fikirlilik, sorumluluk ve içtenlik tutumlarını gerektirir. 5. Yansıtıcı öğretimde, öğretmenin araştırma yöntemleri konusunda bildikleri de önemlidir. 6. Yansıtıcı öğretim, profesyonel öğrenmeyi ve meslektaşlarla diyalog kurmayı, işbirliği yapmayı arttırır. 7. Yansıtıcı öğretim, öğretmenlerin öğretme ve öğrenme etkinliklerini yaratıcı bir biçimde düzenlemesini gerektirir. Yansıtıcı öğretimin dikkatlice planlanması ve etkili bir biçimde uygulanması gereklidir. Yansıtıcı öğretimde planlama; eğitim programının amaçlar ışığında, sınıfın yapısı, öğrencilerin yapısı ve ortamına göre düzenlenir. Yansıtıcı öğrenme ortamında, sınıf iklimi ve işbirlikli çalışmalar oldukça önemli yere sahiptir. Pollard(2005)’e göre, çocuklar sıklıkla sınıfta çabuk kırılabilir bir duygu içerisindedirler, özellikle de öğretmenlerinin kontrol gücü ve değerlendirmelerinden çok etkilenirler. Öğrencilerin okul deneyimi, öğrenmeye açıklığını etkiler. Bu oldukça büyük bir sorumluluktur. Böylece, öğretmenler güçlerini nasıl kullandıklarını ve bu kullanımın öğrencileri nasıl etkilediğini izleyip yansıtabilirler. Yansıtıcı öğrenme-öğretme süreci;İnceleme, Bilgilenme, Bilgileri karşılaştırma, Değerlendirme ve Eyleme geçirme olmak üzere beş aşamadan oluşmaktadır (Bartlett, 1990’dan Akt: Demiralp, 2010:44-46). İnceleme (Öğretmen/öğrenci olarak ne yapıyorum?—Yaptıklarının farkına varma) Yansıtıcı öğrenme-öğretme sürecinin ilk aşaması olan inceleme, öğrencinin/öğretmenin, öğretim ortamında kendi öğrenme/öğretme yöntemleriyle ilgili gözlem yapmalarını ve veri toplamalarını içerir. Bu gözlem yapma ve veri toplamanın en iyi yolları görsel ya da işitsel araçlarla dersi kaydetmek olabileceği gibi, çeşitli yazma yöntemlerini (günlük tutma, ders raporu yazma, değerlendirme anketi kullanma, vb.) kullanmak da olabilir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1155 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Bilgilenme (Öğretim/öğrenim biçimim ne ifade ediyor?—Öğretim ortamındaki eylemlerimle ne yapmak istedim?) Bir önceki basamakta (İnceleme) toplanan veriler, bu aşamada bir çeşit analiz edilir. Derste, ders planı dışında beklenen ve beklenmeyen nelerin gerçekleştiği sorusuna yanıtlar aranarak bir sonraki plan yeni bulgulara göre oluşturulur. Bilgileri Karşılaştırma (Bu öğretim/öğrenim yöntemine nasıl ulaştım?—Su anki öğretmenlik/öğrencilik anlayışımın oluşması nasıl gerçekleşti?) Bu asama, öğretimle ilgili düşünceleri ve bu düşüncelerin üzerinde oluştuğu yapıları (değer yargıları, tutum, toplumsal yapı, inanç, vb.) tartışmayı içerir. Bu en etkin bir biçimde, öğrencilerle, diğer meslektaşlarla, öğrenci velileriyle, okul yönetimiyle ve okul ortamını etkileyen diğer bireylerle görüş alışverişinde bulunularak gerçekleştirilir. Değerlendirme (Nasıl farklı öğretebilirim?/Nasıl farklı öğrenebilirim?) Öğretim uygulamaları sırasında elde edilen verileri mantıksal olarak tartışmak ve yorumlamak, alternatif etkinlik dizileri aramaya neden olur ki, bu da bireyin kendisini geliştirmesi için atmış olduğu önemli bir adımdır. Değerlendirme, yansıtmanın düşünce boyutuyla, öğretmenin/öğrencinin ortaya çıkan yeni anlayışıyla tutarlı olan bir öğretim/öğrenim arayışı arasında kurulan bağ ile baslar. Değerlendirmenin en kolay yolu öğretmenin/öğrencinin ‘Bir şeyleri değiştirirsem öğrenme sonuçları ne olur?’ sorusunu sormasıdır. Bu soruya verilebilecek olası yanıtlarla, öğretmen kendi uzmanlığı hakkında fikir sahibi olurken, öğrenciler de öğrenmelerini değerlendirip bir sonraki uygulamalarda hangi kriterlere bağlı kalacaklarına karar vermiş olacaklardır. Değerlendirme (Nasıl farklı öğretebilirim?/Nasıl farklı öğrenebilirim?) Öğretim uygulamaları sırasında elde edilen verileri mantıksal olarak tartışmak ve yorumlamak, alternatif etkinlik dizileri aramaya neden olur ki, bu da bireyin kendisini geliştirmesi için atmış olduğu önemli bir adımdır. Değerlendirme, yansıtmanın düşünce boyutuyla, öğretmenin/ öğrencinin ortaya çıkan yeni anlayışıyla tutarlı olan bir öğretim/öğrenim arayışı arasında kurulan bağ ile baslar. Değerlendirmenin en kolay yolu öğretmenin/öğrencinin ‘Bir şeyleri değiştirirsem öğrenme sonuçları ne olur?’ sorusunu sormasıdır. Bu soruya verilebilecek olası yanıtlarla, öğretmen kendi uzmanlığı hakkında fikir sahibi olurken, öğrenciler de öğrenmelerini değerlendirip bir sonraki uygulamalarda hangi kriterlere bağlı kalacaklarına karar vermiş olacaklardır. Yansıtıcı Öğretim Programının Özellikleri Yansıtıcı düşünmeyi geliştirecek bir öğretim programında Wilson ve Jan(1993) ’a göre şunlar bulunmalıdır: Hazırlık Bölümü: Bu kısımda öğrencilerin öncelikle konuyla ilgili ne bildikleri belirlenmeli, sonra konuyla ilgili bilmeleri gerekenler planlanmalı, dersin konusuna yönelik aktiviteler için öğrencilere zaman tanınmalıdır. Temel Yaşantıya Odaklanma: Bu bölümde öğrencilerin konuyla ilgili soruları cevaplandırılarak, konuyla ilgili soru sormaları için öğrenciler teşvik edilir. Konuya dikkat çekilmeye çalışılır, öğrenci ve öğretmenin öğrenme yaşantısını gerçekleştirmesine olanak sağlanır. Bilgiyi Örgütleme ve Sunma: Bu kısımdaki aktiviteler, öğrencilerin yaşantı sonucunda elde ettikleri bilgiyi analiz edip yorumlamalarına destek verecek niteliktedir. Bilgi bütünleştirilerek öğrencilerle paylaşılır. Sonraki Yaşantılar: Bu bölümdeki aktiviteler konunun genişletilmesi için imkânlar sağlar, konuyla ilgili daha geniş bilgi edinilmesine yöneliktir. Yansıtma ve Eylem: Bu süreç aslında tüm ünite boyunca devam eder. Bu bölümdeki aktiviteler öğrencinin elde ettiği bilgi, beceri ve değerleri uygulayabilmesine olanak sağlar. Öğrenciler eylemleri hakkında yansıtma yapar, 1156 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org öğretmen öğrencilerin yansıtıcı ve biliş ötesi davranışlarını izler. Gelecek konu için planlama yapılır. Öğrenciler kendi kendilerine şu soruları sorabilirler: “Konudan anladıklarımı ve öğrenmemi arkadaşlarımla nasıl paylaşabilirim?,Ne öğrenmişim?, Çözmem gerekli ne var?, Öğrenme yoluma ilişkin ne öğrendim?” Öğretmenin Değerlendirmesi ve Planlama: Öğretmen bu kısımda öğrencilerin yansıtıcı ve biliş ötesi davranışlarını izler, gelecek ders için planlama yapar ve kendi öğretimini değerlendirir, öğretimine ilişkin düşünce ve duygularını yansıtır. Öğretmen bunun için kendine şöyle sorular sorabilir: “Stratejiler öğrencilerin anlamalarının gelişmesini sağladı mı?, Öğrencilerin zayıflıklarını ve güçlülüklerini tanımlayabiliyor muyum?, Destekleyici öğrenme ortamını nasıl sağlayabildim?, Öğrencilerimin katılımını sağladım mı?, Modellediğim stratejiler nelerdi ve onlar için yeterli zaman verdim mi?, Öğrenci değerlendirmelerini kullanmak sonraki planlamama yardım edebilir mi?, Öğrencilere öğrenmelerini geliştirmeleri ve yansıtmaları için zaman verdim mi?” (s. 37-50). Yeni Öğretim Programında Yansıtıcı Düşünmenin Yeri ve Önemi Yapılandırmacı yaklaşımın benimsendiği 2005 ilköğretim matematik programı incelendiğinde de hedeflerin belirlenmesinde öğrenci katılımının vurgulandığı ve programın etkinliklerle zenginleştirilen esnek bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Programın temel hedeflerine ve bu hedefler doğrultusunda yapılması beklenen etkinliklere bakıldığında, hedeflerin öğrencilerin bireysel ilgi, istek ve yetenekleri doğrultusunda belirlenmesinin ön planda tutulduğu görülmektedir. Öğrencilerde geliştirilmesi hedeflenen ortak beceriler incelendiğinde ise yapılandırmacı yaklaşımın ve yansıtıcı düşünmenin temelini oluşturan eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme, iletişim, problem çözme, araştırma, karar verme, bilgi teknolojilerini kullanma ve girişimcilik gibi becerilerin esas alındığı görülmektedir. (MEB,2005) İlköğretim matematik programında konuların öğrenci merkezli ve öğrencilerin yaparak-yaşayarak düşünmesini sağlayacak şekilde olması gerektiği belirtilir. Dolayısıyla ders konuları itibariyle de yine yansıtıcı düşünmeyi geliştirmeye yönelik olarak bireysel ya da sosyal problemlerin temel alındığı görülmektedir. Bununla birlikte, bu programlar hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin yansıtıcı düşünme becerilerini kullanmalarına ve geliştirmelerine yönelik etkinlikler içermektedir.(Dolapçıoğlu,2007) Bu durum, matematik öğretmenlerinin yansıtıcı düşünmeye dayalı etkinlikleri sınıf ortamında uygulamasına katkı sağlayacaktır. Öğrencilerin de derslerde yapılan etkinliklerde yansıtıcı düşünmeyi kullanmalarına yönelik olarak etkin, karar verici, düşünen, araştıran, sorgulayan ve öz değerlendirme yapan bireyler olmasına yönelik etkinliklere yer verilmektedir.(MEB,2005)Programın kavramsal yapısı içinde akıl yürütme, problem çözme ve ilişkilendirme öğrenme alanları vardır. Akıl yürütme ve problem çözme becerilerinin yer aldığı bir program, yansıtıcı öğrenmeyi kendiliğinden içine almaktadır. Öğretmenin kullanması beklenen değerlendirme araçları incelendiğinde ise kavram haritaları, ürün dosyaları, öz değerlendirme, akran ve grup değerlendirmesi, süreç ve ürünü birlikte değerlendirme, öğrenci gözlem formları, performans ödevleri ve projelerin yansıtıcı düşünmeyi geliştirmede kullanılan ve yapılandırmacı yaklaşımın temelini oluşturan değerlendirme araçları olduğu görülmektedir (MEB;2005). Sonuç olarak, 2005 ilköğretim programlarının öğrencilerin yansıtıcı düşünme becerilerinin öğrenme-öğretme sürecinde geliştirilmesine yardımcı olacak bir takım niteliklere sahip olduğu söylenebilir. Yansıtıcı Düşünme ve Öğretmenin Yansıtıcı Öğretimdeki Rolü Öğretmen eğitiminde yansıtıcı düşünme önemli bir kavram olmuştur. Yapılan araştırmaların amacı, evrensel çapta düşünen ama yerel hareket edebilen öğretmen arayışıdır. Öğretmenler yansıtmayı öğrendiği zaman öğretimin niteliği artacaktır. Öğretmenlerin sürekli olarak düşünmesini sağlamak için yeni yollar arayışına girmesi gerekmektedir. Aldığı düşünce eğitimini temel alarak problemli bir çocuk karsısında “Bu sorunlu çocuğa nasıl yardım edebilirim? Eksik olan neydi?” gibi sorularını okulda ve okul dışında sürekli olarak düşünen öğretmeni yetiştirir.(Yorulmaz,2006) Yansıtıcı düşünen öğretmen, öğrencisinin bir konuyu uygulamadan önce, uygulama sırasında ve uygulamadan sonra bilinçli ve sistematik olarak düşünmesine imkan tanır. Önceki yaşantılarını da kullanarak geleceğin resmini öğrencileri ile işbirliği içinde çizmeye çalışır(Dolapçıoğlu,2007) Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1157 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Yansıtıcı öğretimde, karşısındakinin düşüncelerine saygı duyma, sorumlulukları yerine getirme, eğitimdeki farkları gözetme, öğrenme heveslerini ölçmek önemlidir. Haftalık gözlemler ve işbirliği ile yardımlar öğretmeni öğrenci gibi araştırmaya iter ve öğretmende önemli kavramları geliştirir. Yansıtıcı öğretim performansında öğretmenin performansı çok önemlidir. Bu yetenekler ve pratiklerin tanımlanması ve analiz edilmesiyle, öğrencilerin öğrenme sırasındaki başarıları artar, öğretmenin zaafları azalır. Yansıtma, öğretmenlerin de cevaplandırması gereken aşağıdaki türden sorular sormayı gerektirir: “Kendi alanımla ilgili nasıl bilgi toplayabilirim? Nasıl bir öğretmenim? Öğretmen olarak en iyi özelliklerim nelerdir? Amaçları öğrencilere nasıl iletirim? Hangi özelliklerimi değiştirmem gerekiyor? Hangi öğrenme tip ve stratejilerini öğrenci beğeniyor? Ne tür öğrenme teknikleri kullanıyorum/kullanmalıyım? Bu tekniklerin amaçları nedir? Ne tür planlı kararlar uyguluyorum? Ne tür ani kararlar veriyorum? Dersim neden etkili oldu/olmadı? Düşünemediğim hangi sorunlar ortaya çıktı? Hangi alternatif önlemleri alabilirim?”. Bu tür sorular sorma ve cevaplandırma sonucunda öğretmenler kendilerini değerlendirir. Öğretim metotlarının değişecek yönü olup olmadığına karar verirler. Değişiklikler için strateji geliştirirler. Öğretmenler, stratejilerin yerine getirdiği zaman kendilerine bu tür soruları yönelterek etkilerini kontrol ederler. Öğretmenler, kendi öğretim metotları ile yüz yüze geldiklerinde, problemlerini tarif ederken bu soruları yöneltirler. Bu tarz sorular, onlara öğretmen gelişimindeki problemlerinde pratik yardımlar verecek olan cevapları bulmalarında yardımcı olur (Ünver, 2003). Yansıtıcı Düşünmeyi Geliştiren Yaklaşımlar Düşünme becerilerini kazandırma öğretimin özü olmalıdır. Öğrencilere maksimum düzeyde zihinsel gelişme olanağı sağlaması ve demokratik tutum ve davranışların kazanılmasındaki etkileri bunu kaçınılmaz kılmaktadır. Yansıtıcı düşünmeyi eğitime aktarabilmek için öncelikle temel düşünme becerilerine ve destekleyici bir ortama sahip olmak gerekir. Bu düşünme tarzını geliştirebilmek için de otobiyografik yazı yazma, hayal gücünü kullanma, grup tartışmaları yapma, öğretim programlarını analiz etme ve geliştirme gibi çalışmalara yer verilmelidir (Demirel, 2010). Aşağıda yansıtıcı düşünme becerisini geliştirmede kullanılabilecek yöntemler ele alınmış ardından bu yöntemlere ilişkin açıklamalar yapılmıştır: Öğrenme Logoları (Günlük yazma) Öğrenme logoları, öğrencilerin-öğretmenlerin kişisel cevaplarını, sorularını, duygularını, farklı görüşlerini, düşüncelerini, öğrenme süreçleri ve içeriğe ilişkin bilgileri kaydettikleri araçlardır.Öğrenme logoları her gün her faaliyeti kaydettikleri günlükler olarak algılanmamalıdır. Öğrenme logoları öğretmenlerin öğrenme-öğretme yaşantılarını basit şekilde tanımlamak ve anlatmaktansa, öğrenmelerinin bakış açılarını belirleme, analiz etme ve yansıtmayı içerir. Öğrenme logolarının kullanımı öğretmenlerin yansıtıcı beceriler geliştirmelerinde çok etkili bir yoldur. Çünkü onlar öğrenme yöntemleri hakkında düşündüğü, yazdığı ve sonuçlandırdığından öğrenme-öğretme faaliyetlerini nasıl öğreneceğini kavrayacaktır. Öğrenme yazıları öğretmenlerin öğretme faaliyetleri üzerine daha kalıcı etki bırakmada, karar verme yetisine sahip olmasında ve yansıtıcı düşünebilmesinde faydalı bir stratejidir. Aşağıdaki sorular öğrenme logoları tutulmasında öğretmenlere rehber olarak kullanılabilir; (Wilson ve Jan, 1993: 85). Bugün sınıfta ne yaptım? Ne öğrettim? Neyi ilginç buldum? Öğretme-öğrenme ortamı ile ilgili ne tür sorunlara sahibim? Bugünkü dersin amacı neydi? Önceki fikirlere ne tür bağlantılar yaptım? Bu becerileri edinen bir öğretmen, tıpkı öğrenciler gibi, kendi öğretim uygulaması hakkında yansıtma ve değerlendirme yapabilecek, bu uygulamaları geliştirmek, uygulamalardaki eksiklikleri gidermek için planlamalarda bulunabilecektir. Öğretmenlerin düzenli olarak yansıtıcı günlük tutmaları onların kendi gelişimlerini takip etmelerine de yardımcı olacaktır 1158 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Kavram Haritaları Anlamsal ağlar ve zihinsel haritalar olarak bilinen kavram haritaları kavramları arasında bağlantılar ve ilişkilerle ilgili öğrencinin ne bildiğini belirtmenin bir yoludur. Bu haritalar neyin bilinip bilinmediğini ya da neyin yanlış anlaşıldığını gösterir. Kavram haritalarının düşünceleri düzenleme ve belirtmede öğrencilerin yeteneklerini arttırdığı bulunmuş ve bütün yaslardaki öğrencilere ve öğretmenlere öğretilebileceği kanıtlanmıştır (Wilson ve Jan, 1993: 98). Kavram haritaları bilgi ve kavramlar arasındaki ilişkiyi genelden özele doğru görsel hale getirerek anlatma yöntemidir. Aday öğretmenler ve öğretmenler için kavram haritaları, fikirleri/ kavramları daha şeffaf ve daha açık kılmaktadır. Böylece ana kavramları kendi anlayışlarına göre aydınlatır. Öğrenme, planlama ve değerlendirme için önemli bir araçtır. Değerlendirmenin bir sekli gibi kullandığımız zaman, kavram haritaları aday öğretmenlerin kavramlardan açık biçimde ne anladıklarını, bilgilerini ya da kavram yanılgılarını görmesini sağlar; bunu gerçekleştirerek kavramları sınıflandırır, düzenler ve bağlar (Kirk, 2000: 9). Kavram haritaları, düşünceleri dizayn etme ve belirtmede öğrencilerin ve öğretmenlerin yeteneğini arttırmaktadır (Wilson ve Jan, 1993, 98). Soru sorma-Kendine Soru sorma Dikkatli soru sorma öğrencilerin öğrenme-öğretme sürecini planlama, düzenleme, yürütme ve yansıtmasında faydalı olmaktadır. Öğrenciler yaşantıları ile kendi öğrenme yetilerini geliştirmede soruları içselleştirirler. Kendine soru sorma, öğrencinin kendini izlemesi, kendi uygulamalarının kendisi tarafından denetiminin yapılması anlamına da gelmektedir. Bu bilişsel tekniklere göre içsel diyalog kendi öğretimini izlemede önemli bir rol oynar ve tecrübeye dayalı öğretimin temelini oluşturan ana bilişsel süreçtir. Öğretmenler bir problemi çözme sürecinde kendini izleme ve diyalog kurma tekniklerine başvurmaktadırlar. Yansıtıcı öğretmenler, kendilerine aşağıdaki soruları sorarak kendi denetimlerini sağlarlar (Wilson ve Jan, 1993, 76–77). Sistematik bir yaklaşım kullandım mı? Sorulardaki hedeflerimi başardım mı? Kullandığım metotlar nelerdir? Bağımsız ve tek olarak çalışabildim mi? Neler öğrendim? Şu anda ne yapmaya gereksinim var? Anlaşmalı Öğrenme Anlaşmalı öğrenmeyi, öğrencilerin öğrenme süreçlerinde daha etkin bireyler olmasında öğretmen ile öğrenci arasında yapılan bir sözleşme olarak görebiliriz. Öyle ki, bu yaklaşımda öğrencilerin öğrenmelerine ilişkin kararlara katılımı söz konusudur.Öğrenciler öğretmenin rehberliği ile Neyi, Ne zaman, Niçin, Nerede ve Nasıl öğreneceği ile ilgili kararları verebilir. Anlaşma, öğretmen ile bütün sınıf, öğrenci ile öğretmen veya öğretmen ile arkadaşları arasında ya da küçük kümeler içinde yapılabilir (Wilson ve Jan, 1993, 55). Anlaşma yapılacak duruma karar vermede şu adımlar izlenir (Wilson ve Jan, 1993, 59-60): Anlaşılacak konuyu tanımlamak ve sunmak; Öncelikli konuları sınıfça değerlendirmek; Öğrencileri çift olarak çalışmaya teşvik etmek ve uygun çözüme karar vermek; Her bir grubun hazırladığı kararlar listesini tüm sınıfla paylaşmak; Bu kararların her birini tartışmak ve tüm önerileri değerlendirdikten sonra çözüme karar vermek. Kendini Değerlendirme Kendini değerlendirme, yansıtıcı düşünme becerilerinin geliştirilmesinde anahtar kavramlardan biridir. Çünkü birey kendini değerlendirirken, aslında kendine yönelik sorular sormakta, kendinin ve diğer arkadaşlarının nasıl öğrendiklerini anlamaya çalışmakta, kendinin zayıf ve güçlü yönlerinin farkında olarak bir işi nasıl yapabileceğine karar vermektedir. Kendini değerlendirebilen öğretmenler, amaçlar oluşturabilir, bu amaçlara nasıl ulaştığını izleyebilir ve elde ettiği sonucu değerlendirebilir, eksiklerini görebilir buna uygun çözüm yolları düşünebilirler. Kendini değerlendirme, biliş ötesi bilgi ve stratejileri içinde barındırır. Biliş ötesi stratejiler temelde üç öğeye sahiptir: • Planlama; konuyla ilgili dersin sonunda ne öğretmiş olmak istediğine karar verme. • Kendini izleme; ders sırasında yaptığı eylemlerde kendinin nasıl öğretici-rehber olduğunu kontrol etme. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1159 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey • ww.iconte.org Kendini değerlendirme; sonuçta ve kendini izleme neticesinde elde ettiklerini değerlendirme, zayıf ve güçlü yönlerini görme. (Ünver, 2003) Amaçlı Tartışmalara Katılma Yansıtıcı tartışmalar öğretmenlerin uygulamalarında benzerlik ve farklılıkları görmeleri açısından yararlı bir etkinlik olarak görülmektedir (Zichener ve Liston, 1987; Akt: Erginel, 2006). Öğretmenler odasında ya da çeşitli ortamlar içinde yapılan amaçlı tartışmalarda öğretmenlerin birbirlerinin uygulamaları hakkında yapıcı eleştirilerde bulunmaları birbirlerinin yanlışlıklarını düzeltmelerine, doğru yaptıkları etkinlikleri ise pekiştirmelerine zemin hazırlayacaktır. Bu tartışmalarda yansıtmayı geliştirici bir ortamın sağlanması, öğretmenlerin uygulamalarından ötürü yargılanmadan, rahatça konuşabilecekleri bir hava yaratılması onların daha içten davranmalarını, diğer bir dille, daha üst düzeyde yansıtmalarda bulunmalarını kolaylaştıracaktır. Gözlem ve Seminer çalışmalarına katılma Öğretmen adayları okul deneyimi derslerinde staj uygulamaları sırasında farklı konularda gözlem yapmaktadır. Bu gözlem konuları; sınıf yönetiminin, öğrenme öğretme sürecinin ve vücut dilinin gözlenmesi olarak sınıflara ayrılır. Bu gözlenen konular not alınarak staj dönüsünde ya da bir sonraki seminer dersinde ilgili öğretim üyesiyle ve akranlarıyla tartışılır. Öğretmenler inançlarını, düşüncelerini ve karar verme süreçlerini değerlendirmede ilk mesleki deneyimlerini bu süreçlerde kazanacaklardır. Bu uygulamada aday öğretmenlerin teori ve uygulama arasındaki bağlantıları görmesine yardımcı olunur. Alan çalışmaları teoriyi geliştirme ve uygulamayla ilgili eleştirel biçimde düşünme sürecidir. Öğretilebilir anlar olarak tarif ettiğimiz öğrenme sürecine tecrübelerini getirerek mesleki hareketlerini kontrol edebilir ve uzmanlığını geliştirebilir (Nottingham,1998: 75). Matematik Öğretmenlerinin Yansıtıcı Düşünme Becerilerini Geliştirmeye Yönelik Bir Hizmet içi Eğitim Kursu Tasarısı Bu programhazırlanırken; Yansıtıcı düşünme ve Hizmet içi eğitim(Hizmet içi eğitimin önemi, öğretmenlerin hizmet içi eğitim almasını gerekli kılan nedenler, hizmet içi eğitim süreci,bu süreçte karşılaşılan sorunlar vb.) ile ilgili literatür taraması yapılmıştır.Literatür taraması ile elde edilen bilgiler doğrultusunda ilköğretim matematik öğretmenlerinin yansıtıcı düşünme becerisi kazanmaları ve bunu öğretimlerinde kullanabilmeleri için gerekli olan bilgi, beceri ve bakış açılarını kazandırmak amacıyla aşağıdaki gibi bir taslak hazırlanmıştır.Elde edilen veriler doğrultusunda HİE kurs programında gerekli düzeltmeler yapılacak ve programın içeriğine son hali verilecektir.Çeşitli illerde görev yapan 15 ilköğretim matematik öğretmeni ile ihtiyaç analizinin belirlenmesinde kullanılacak yarı yapılandırılmış mülakatın pilot çalışması, Ankara ilinde görev yapan 3 matematik öğretmeni ile HİE kurs programının pilot çalışması yapılacak ve uygulama süresince programın ve mülakatın aksayan yönleri belirlenerek aksaklıklar düzeltilecektir. Gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra Ankara ili Polatlı ilçesinde görev yapmakta olan 39 ilköğretim matematik öğretmeni ile yansıtıcı düşünme hakkında ön bilgilerini tespit etmek ve bu becerinin uygulanması konusundaki mevcut durumlarını belirlemek amacıyla HİE kurs programının esas uygulaması öncesinde yarı yapılandırılmış mülakat(ön mülakat) ve geçerlik güvenirliği belirlenmiş yansıtıcı düşünme eğilimi ölçeği uygulanacaktır.Son şekli verilecek olan HİE kurs programının esas uygulaması 39 ilköğretim matematik öğretmeninin katılımı ile 2011-2012 bahar döneminde 20 ders saati olarak Polatlı’da bir ilköğretim okulunun toplantı salonunda gerçekleştirilecektir.Kurs programı boyunca öğretmenlerin etkinlik ve katılım ve tartışmalara karşı eğilimlerini belirlemek amacıyla onlara yansıtıcı düşünmeyi geliştiren stratejilerden (Günlük tutma,kavram haritası oluşturma,kendini değerlendirme,amaçlı tartışmalara katılma,gözlem çalışmalarına katılma) uygulamaları planlanmaktadır.Ayrıca öğretmenlerden her gün bu beceriyi geliştirmek adına tema her kurs günü sonunda tema günlüğü tutmaları istenecektir.Kursun son günü öğretmenlere bilgi,beceri ve düşünmelerindeki değişiklikleri tespit etmek amacıyla yarı yapılandırılmış mülakat(son mülakat) ve YANDE ölçeği tekrar uygulanacaktır.Ayrıca öğretmenlerin HİE kursunu değerlendirmek amacıyla HİE kurs sonu anketi ve HİE kurs değerlendirme mülakatı yapılacaktır. Kurs sonunda elde edilen veriler ile kurs başında elde edilen veriler analiz edilip karşılaştırılarak bilgi,beceri ve bakış açılarını öğretmenlere kazandırılıp kazandırılmadığı ve hedeflenen kursun amaçlarının ne düzeyde gerçekleştirildiği tespit edilecektir. 1160 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org KONU SAAT İÇERİK(KAZANIMLAR) Açılış, kursa katılacak öğretmenler ile tanışma, gerekli mülakat ve testlerin uygulanması 2 saat HİE kursunun Düzenleme Amacını Kavrar. HİE kursunda yapılacak etkinlik ve tartışmalara istekli olur. HİE kursunun düzenleme nedenlerini gerekçeleri açıklar. HİE kursunun içeriğinin neler olacağını kavrar. Düşünme Düşünme becerileri Yansıtıcı Düşünme 1 saat Düşünmenin Tanımını yapar Düşünme şekillerinin neler olduğunu belirler. Bu düşünme şekillerinin hangi becerileri ortaya çıkarttığını ifade eder. Yansıtıcı düşünmenin tanımını yapar. Yansıtıcı Düşünmeye Dayalı Görüşler Yansıtıcı düşünmenin anlamı Düşünme türleri ile yansıtıcı düşünme arasındaki ilişki 1 saat Yansıtıcı düşünme için gerekli nitelikleri açıklar. Çeşitli araştırmacıların yansıtıcı düşünmeye yönelik ilgi alanlarını belirler ve içerikleri üzerinde tartışma yapar. Yansıtıcı düşünmenin ne anlama geldiğini değerlendirir. Diğer düşünme türleri ile yansıtıcı düşünme arasındaki ilişkiyi açıklar. Yansıtıcı düşünme kriterleri 1 saat Yansıtıcı düşünme kriterlerini belirler ve ne anlama geldiğini açıklar Yansıtıcı düşünmenin yeri ve önemi Yansıtıcı düşünme modelleri Yansıtıcı düşünmeyi öğrenme Yansıtıcı düşünmenin yeri ve önemini kavrar ve yapılandırmacılık felsefesi ile ilişkilendirir. Yansıtıcı düşünme modelleri ve alanları kavrar, kendisi için hangisinin en uygun olduğuna karar verir. Yansıtıcı düşünme nasıl öğrenilir sorusuna cevap aranır 1 saat Yansıtıcı Öğretim 2 saat Yansıtıcı öğretim sürecinin aşamaları Yansıtıcı öğretim programının özellikleri Yansıtıcı öğretim nedir sorusun yanıtlanır. Yansıtıcı öğretim sürecinin aşamalarını açıklar. Yansıtıcı öğretim programının özellikleri belirlenir. Yansıtıcı öğretim neden yararlıdır? Yeni öğretim programında yansıtıcı düşünmenin yeri ve önemi Yansıtıcı düşünen öğretmen özellikleri 1 saat Yansıtıcı öğretim neden yararlıdır sorusu cevaplanır Yeni öğretim programında yansıtıcı düşünmenin yeri ve önemini açıklar. Yansıtıcı düşünen öğretmen özelliklerini belirler. Öğretmenin yansıtıcı öğretimdeki rolü 1 saat Öğretmenin yansıtıcı öğretimdeki rolünü açıklar. Yansıtıcı düşünme sürecinde öğretmenlerin inançları ve kararlarının rolü Yansıtıcı öğretmen olma konusunda kendini değerlendirir. 2 saat Yansıtıcı düşünme sürecinde öğretmenlerin inançları ve kararlarının etkisini açıklar. Kendisini yansıtıcı öğretmen olma konusunda değerlendirir. Yansıtıcı düşünmeyi geliştirici yaklaşımlar 2 saat Yansıtıcı düşünmeyi geliştirici yaklaşımları açıklar ve kendisi için uygun olanını belirler. Günlük yazma üzerinde tartışılır. Örnek günlük yazar. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1161 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Yansıtıcı düşünmeyi geliştirici yaklaşımlar 1 saat Kavram haritasının özellikleri belirlenir. Örnek kavram haritası hazırlar. Soru sorma ve kendine soru sorma stratejilerini açıklar. Bununla ilgili örnek uygulama yapar. Yansıtıcı düşünmeyi geliştirici yaklaşımlar 1 saat Anlaşmalı öğrenme, kendini değerlendirme stratejilerini değerlendirir. Anlaşmalı öğrenme ve kendini değerlendirme ile örnek uygulama yapar. Yansıtıcı düşünmeyi geliştirici yaklaşımlar 1 saat Gözlem ve seminer çalışmalarına katılmanın yansıtıcı düşünme becerisini nasıl etkilediğini açıklar. Örnek bir ders tasarımını bu çerçevede değerlendirir. Yansıtıcı düşünmeyi geliştirici yaklaşımlar 1 saat Yansıtıcı düşünme becerisini ders tasarlamasına yansıtacak bir öğrenme ortamı hazırlar. HİE değerlendirme 2 saat HİE kurs sonu değerlendirmesi yapılır. Uygulanacak ölçek ve mülakatlar uygulanır. Kaynakça Akbari,R,(2007),Reflections on Reflection:A critical Appraisal of Reflective Practices in L2 Teacher Education,System 35,192-207 Alp S ve Taşkın,Ç,Ş,(2008),Eğitimde Yansıtıcı Düşünmenin Önemi ve Yansıtıcı Düşünmeyi Geliştirme,Milli Eğitim Dergisi,178,311-320 Altınok;H,(2002), Yansıtıcı Öğretim: Önemi ve Öğretmen Eğitimine Yansımaları, Eğitim Araştırmaları, Ankara, Anı Yayınevi,8:66. Ata B,(2006),Sosyal Bilgiler Eğitiminde Yansıtıcı Soruşturma Geleneği ve Oluşturmacılık Yaklaşımı, Eğitimde Çağdaş Yönelimler 3:Yapılandırmacılık ve Eğitimde Yansımaları Sempozyumu,259-262 Bain,J,D;Ballentyne,R;Packer,J;Colleen M.(1999),Using Journal Writing to Enhance Student Teachers’ Reflectivity During Field Experience Placements,Teachers and Teaching,5:1.51-73 Ballard,K,K,(2006),Using Van Manen’s Model to Assess Levels of Reflectivity Among Preservice bPhysical Education Teachers,Texas A&M University,Doctor of Philosophy. Barak,O,L; Yinon H,(2007),When Theory meets Practice:What student Teachers Learn from Guided Reflection on Their Own Classroom Discourse,Teacher and Teacher Education,23,957-969 Bayrak,F,(2010),Ağ günlük Uygulamasının Yansıtıcı Düşünme Becerisi Üzerine Etkisi,Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara Bedük, A. E, (1997), Okullarda Hizmet içi Eğitim Planlaması Yapabilmeli ve Uygulamalıdır, Milli Eğitim Dergisi, 133:7-8. Bell,M(2001), Supported reflective practice: a programme of peer observation and feedback for academic teaching Development,International Journal for Academic Development,6:1,29-39 Bintz W,P; Dillard J,(2007),Teachers as Reflective Practitioners:Examining Teacher Stories of Curricular Change in a 4 th Grade Classroom,Reading Horizons,47(3),203-228 Bouas,J,Thompson,P,(2000),Preservice Teachers’ perceptions of Reflective Thinking Practices used in a Reading/Language arts Practicum Experience:A study with Cross-Cultural Implications,The International Reading Assocation World Congress on Reading,New Zealand, (ERIC Document Reproduction Service No:8012d25a. Budak, Y, (1998), Eğitimde Toplam Kalite Yönetimi Açısından Öğretmenlere Yönelik Hizmet İçi Eğitim İhtiyaçları ve Programlarına Bir Yaklaşım. Millî Eğitim Dergisi, 140. 1162 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Budak, Y,(1998), Eğitimde Toplam Kalite Yönetimi Açısından Öğretmenlere Yönelik Hizmet İçi Eğitim İhtiyaçları ve Programlarına Bir Yaklaşım, Milli Eğitim Dergisi, S. 140, 35-38. Buttles, T,(2006), Personal SWOT Analysis: A Tool to Facilitate Student Reflection. Poster Presented at the 2006 American Association of Agricultural Educators North Central Region Meeting, Ames, IA. Erişilme Tarih:15 Ekim 2010 http://www.uwsa.edu/opid/abstracts/wtf05-06_Buttles.pdf adresinden alınmıştır. Calarke,M,(2004),Reflection:Journals and Reflective Questions:A strategy for Professional Learning,Australian Journal of Teacher Education,Vol:29,No:2 Chen,A ve Seng,S,(1993),On Improving Reflective Thinking Through Teacher Education (Erişim yılı,2011) http:// www.eric.ed.gov/ERICDOCS/data/ericdocs2sq/content_storage_01/0000019b/80/13/2alef.pdf Çiltaş,A ve Akıllı, M,(2011),Öğretmenlerin Pedagojik Yeterlilikleri,Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Yıl:3,sayı:4,64-72 Çoruhlu,T;Ernas,S;Çepni,S,(2008),Fen ve Teknoloji Öğretmenleri için Alternatif Ölçme ve Değerlendirme Tekniklerine Yönelik Bir Hizmet içi Eğitim Programından Yansımalar:Trabzon Örneği,Necatibey Eğitim Fakültesi Elektronik Fen ve Matematik Eğitimi Dergisi,Cilt:2,Sayı:2,1-22 Demiralp,D,(2010),İlköğretim Birinci Kademe Programlarının Öğrencilerin yansıtıcı düşünmelerini geliştirmeye yönelik öğretmen görüşleri (Elazığ Örneği), Fırat Üniversitesi,Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,Elazığ Demirel,Ö,(2010),Kuramdan Uygulamaya Eğitimde Program Gelitirme,Pegema Akademi,Ankara Dib-El,M,A,B,(2007),Levels of Reflection in Action Research.An overview and an Assessment Tool,Teaching and Teacher Education,23,24-35 Dolapçıoğlu,S.D,(2007) Sınıf Öğretmenlerinin Yansıtıcı Düşünme Düzeylerinin Değerlendirilmesi,Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,Mustafa Kemal Üniversitesi,Hatay Ekiz ve Yiğit,(2006),An Investigation of Student Teachers’ Views of the Teacher Education Models from The Angle of Different teacher Education Programs,İlköğretim Online,5(2),110-122 Ekiz,D,(2003),Sınıf Öğretmeni Adaylarının öğretmen Eğitimindeki Modeller Hakkındaki Düşünceleri,Milli Eğitim Dergisi,Sayı:158,Bahar Ekiz,D,(2006),Self Observation and Peer Observation:Reflective Diaries of Primary Student Teachers,İlköğretim Online,5(1),45-57 Ekiz,D,(2006),Öğretmen Eğitimi ve Öğretimde Yaklaşımlar,Ankara:Nobel Yayın Dağıtım,157 Erden, M,(1998), Öğretmenlik Mesleğine Giriş, Alkım Yayınları, İstanbul. Erginel,S,Ş,(2006),Developing Reflective Teachers:A Study perception and Improvement of Reflection in pre-service Teacher Education,Middle East Teachnical University,Unpublished Doctoral Thesis,Ankara Erişen, Y. (1998). Öğretmenlere Yönelik Hizmet İçi Eğitim Programları Geliştirmede Eğitim İhtiyacı Belirleme Süreci. Millî Eğitim Dergisi, 140 Ersözlü,Z,2008,Yansıtıcı Düşünmeyi Geşitirici Etkinliklerin İlköğretim 5. Sınıf Öğrencilerinin Sosyal Bilgiler Dersindeki Akademik Başarılarına ve Tutumlarına Etikisi,Yayınlanmamış Doktora Tezi, Fırat Üniversitesi,Elazığ Farrell,T,Reflective Teaching:The principles and Practices, http://exchanges.state.gov/englishteaching/forum/archives/1998/docs/98-36-4-b.pdf 01 Ocak 2012 tarihinde indirilmiştir Garmston, R. J. ,(1998), “Becoming Expert Teachers,” Journal of Staff Development, 19:60-63 Garuba, A. (2004). Continuing education: An essential tool for teacher empowerment in an era of universal basic education in Nigeria. International Journal of Lifelong Education, 23(2), 191–203. Gelter,(2003),Why is Reflective Thinking Uncommon?,Reflective Practice,4(3),337-343 Gencer,A,S,(2008),Professional Development of Preservice Biology Teachers Through Reflective Thinking,Orta Doğu Üniversitesi Ortaöğretim Fen ve Matematik Alanları Eğitimi Bölümü,Yayınlanmamış Doktora Tezi,Ankara Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1163 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Gökdere, M., Çepni, S., (2004), Üstün Yetenekli Öğrencilerin Fen Öğretmenlerinin Hizmet İçi İhtiyaçlarının Değerlendirilmesine Yönelik Bir Çalışma: Bilim Sanat Merkezi Örneklemi, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 24, Sayı2, 1-14 Griffin, M. L. (2003). Using Critical Incidents to Promote and Assess Reflective Thinking in Preservice Teachers. Reflective Practice, 4 (2), 207-220. Griffiths,V,(2000),The Reflective Dimension ın Teacher Education,International Journal of Educational Research,33,539-555 Grossman,S,Williston,J,(2001),Strategies for Teaching Early Chilkood Students To Connect Reflective Thinking to Practice,Childhood Education,77(4) Gültekin,M;Çubukçu,Z;Dal,S,(2010),İlköğretim Öğretmenlerinin Eğitim-Öğretimle İlgili Hizmetiçi Gereksinimleri,Selçuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Dergisi,Sayı:29,131-152 Eğitim Güney,K,(2008),Mikro-yansıtıcı öğretim yönteminin Öğretmen adaylarının sunu performansı ve yansıtıcı düşünmesine etkisi ,Yayınlanmamış Doktora Tezi ,Fırat Üniversitesi,Elazığ Hinett,K,(2002),Developing Reflective Practice in Legal Education,Edited by Tracey Varnava,Published by UK Centre for Legal Education University of Warwick,2002 http://www.1c.unsw.edu.au/onlib/pdf/reflective.pdf 16.12.2011 tarihinde alınmıştır. İnönü,Y,(2006); Tarih Öğretmenlerinin Yansıtıcı Öğretmen Özelliklerine Sahiplik Düzeyi Van Örneği,Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi,Van Jay,J,Johnson,K,(2002),Capturing Complexity:A typology of Reflective Practice for Teacher Education,Teaching and Teacher Education,18,73-85 Kaya,A;Çepni,S;Küçük,M,(2004),Fizik Öğretmenleri için Üniversite Destekli Bir Hizmet içi Eğitim Model Önerisi,The Turkish Online Journal of Educational Technology,Voluma:3,Issue:1,Article;15 Kember,D ve Leung,D,(2003),The Relationship Between Approaches to Learning and Reflection Upon Practice,Educational Psychology,23:1,61-71 Kember,D,(1999),Determining the Level of Reflective Thinking From Students’ Written Journals using a coding Scheme Based on the work of Mezirow,International Journal of Lifelong Educatiob,18:1,18-30 Kerimgil,S,(2008),Yapılandırmacı Öğrenmeye Dayalı bir Öğretim Programının Öğretmen Adaylarının Yansıtıcı Düşünme ve Demokratik Tutumlarına Etkisi,Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,Fırat Üniversitesi,Elazığ Kızılkaya,G,(2009),Yansıtıcı Düşünme Etkinlikleri ile Desteklenmiş Web Tabanlı Öğrenme Ortamlarının Problem Çözme Üzerine Etkisi ,Yayınlanmamış Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi ,Ankara Kim,P, Hong J,S,Bonk,C,Lim,G,(2011),Effects of Group Reflection Variations in Project-Based Learning Integrated in a Web 2.0 Learning Space,Interactive Learning Environments,19:4,333-349 Kirk,R,(2000),A Study of the use of a Private Chat room to increase Reflective Thinking ın Pre-service Teachers,College Student Journal,34(1) Kozan,S,(2007),Yansıtıcı Düşünme Becerisinin Kaynak Tarama ve Rapor Yazma Derslerindeki Etkisi,Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi ,Konya Köksal,N,Demirel,Ö,(2008),Yansıtıcı Düşünmenin Öğretmen Adaylarının Öğretmenlik Uygulamalarına Katkıları, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi,34,189-203 Kuzgun,Y,(2004),Eğitimde Bireysel Farklılıklar,Nobel Yayın Dağıtım Langer, A. M. (2002). Reflecting on Practice: Using Learning Journals in Higher and Continuing Education. Teaching in Higher Education. 7 (3), 337-351 Lee,H.J,(2005),Understanding and Assessing preservice Teachers’ Reflective Thinking,Teaching and Teacher Education,21,699-715 Lee,I,(2007),Preparing pre-service English Teachers for Reflective Practice,ELT Journal,61/4,321-329 Lim E,S,Cheng C,W,P,Lam S,M,Ngan F,S,(2003),Developing Reflective and Thinking Skills of Semantic Mapping Strtegies in Kindergarten Teacher Education,Early Child Development and Care,173:1,55-72 1164 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Loughran,J,J,(2002),Effective Reflective Practice:In Search of Meaning in Learning about Teaching,Journal of Teacher Education,Vol:53,No:1,32-43 Meb,(2005),İlköğretim Matematik Ders kitapları,Ankara MEB(,2006),İlköğretim Düşünce Eğitimi dersi Öğretim Programı,Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı,Ankara Meral,E,(2009),Yeni(2006) İlköğretim İngilizce programını uygulayan Öğretmenlerin Eleştirel ve Yansıtıcı Düşünmeleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi ,Elazığ Norton,J,(2005),Locus of Control and Reflective Thinking in Preservice Teachers, Education, 117:3,401-408 Nottingham J E,(1998),Using Self-Reflection for Personal and Professional Development in Student Affairs,New Directions For Student Services,No:84,71-81 Okan H,(2009),Piyano Eğitiminde Yansıtıcı Düşünmenin Kullanımı ve Etkililiği,Yayınlanmamış Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi ,Ankara Osterman K,F,Kottkamp R,B,(1993),Reflective Practice For Educators:Improving Schooling Through Professional Development,Corwin Press,California Ouko,O,L,(2004),A Reflective Practive,Master of Science at the Massachusetts Institute of Technology Oxman,W, Barell J,(1983),Reflective Thinking in Schools:A Survey of Teacher Perceptions,The Annual Meeting of The American Educational Research Association,Montreal Önen,F;Mertoğlu,H;Saka,M;Gürdal,A,(2010),Hizmet içi Eğitimin Öğretmenlerin proje ve Proje Tabanlı Öğrenmeye İlişkin Bilgilerine ve Proje Yapma Yeterliklerine Etkisi:Öpyep Örneği,Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi,Cilt:11,Sayı:1,137-158 Önen,F;Saka,M;Erdem,A;Uzal,G;Gürdal,A,(2008),Hizmet içi Eğitime Katılan Fen Bilgisi Öğretmenlerinin Öğretim Tekniklerine ilişkin Bilgilerindeki Değişimin Tesbiti:Tekirdağ Örneği,Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi,Cilt:9,Sayı:1,45-57 Özçınar,H,Deryakulu,D,(2011),Video-durumlarda Yansıma Noktalarının ve Tartışma gruplarında Öğretmen Katılımının Yansıtıcı Düşünmeye Etkisi,Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi,40,321-331 Özden Y,(2011),Öğretme ve öğrenme,11. baskı,Ankara,Pegema Yayıncılık Pedro,J,(2005),Reflection in Teacher Education:Exploring Pre-Service Teachers’ meanings of Reflective Practice,Reflective Practice,6:1,49-66 Peker.M, (2003),Kolb Öğrenme Stili Modeli,Milli Eğitim Dergisi,Sayı:157 Phan H,P,(2009),Exploring Students’ Reflective Thinking Practice,Deep Processing Strategies,Effort and Achievement Goal orientations,Educational Psychology,29:3,297-313 Phan,P,H,(2006),Examination of Student Learning Approaches,Reflective Thinking and Epistemological Beliefs:A Latent Variables Approach,Electronic Journal of Research in Educational Psychology,No:10,Vol:4(3),577-610 Posnanski,T,J,(2002),Professional Development Programs for Elementary Science Teachers:An Analysis of Teacher SelfEfficacy Beliefs and a Professional Development Model,Journal of Science Teacher Education,13(2):189-220 Reed,J,Koliba C,(1995),Facilitating Reflection:A Manual for Leaders and Educators, http://www.uvm.edu/~dewey/reflect. pdf adlı adresten 30.01.2012 tarihinde alınmıştır. Rodgers,C,(2002),Defining Reflection:Another Look At John Dewey and Reflective Thinking,Teachers College Record,Vo lume:104,Number:4,p:842-866 Saban, A. (2000). Hizmet İçi Eğitimde Yeni Yaklaşımlar. Millî Eğitim Dergisi, 145., Sarıgöz,O,(2011),İlköğretim Öğretmenlerinin Hizmet içi Eğitim Faaliyetlerinin ile İlgili Görüşlerinin Değerlendirmesi,Second International on New Trends ın Education and Their Implications,1021-1030 Schon,D,(1983),The Reflective Practitioner,New York,NY:Basic Selimoğlu,E ve Yılmaz,B,H,(2009),Hizmetiçi eğitimin kurum ve çalışanlar üzerine etkileri,Paradoks,Ekonomi,Sosyoloji ve Politika Dergisi,5:1 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1165 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Semerci,Ç,(2007),Öğretmen ve Öğretmen Adayları için Yansıtıcı Düşünme Eğilimi(YANDE) Ölçeğinin Geliştirilmesi,Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri,7(3),1351-1377 Shoffner,M,(2008),Informal Reflection In Pre-service Teacher Multidisciplinary Perspectives, 9:2, 123-134 Education,Reflective Practice:International and Song,H,Grabowski, B,Koszalka T ,A,Harkness W,(2006),Patterns of instructional-design factors prompting Reflective Thinking in Middle-School and College Level Problem-Based Learning Environments,Instructional Science,34(1),63-87 Stoddard,S,(2002),Reflective Thinking within an art Methods Class for Preservice Elementary teachers,Hawaii International Conference on Education, http://www.hiceducation.org/edu_proceedings/Shari%20S.%20Stoodard2.pdf (erişim yılı,2011) Şahin,A,(2011),Türkçe Öğretmeni Adaylarının Yansıtıcı düşünme Eğilimlerinin Değerlendirilmesi,Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi,Cilt:10,Sayı:37,108-119 Çeşitli Değişkenlere göre Tang C,(2000),Reflective Diaries as a Means of Facilitating and Assessing Reflection, HERSDA 2000 Conference (Erişim yılı:2011), http://www.ecu.edu.au/conferences/herdsa/main/papers/nonref/pdf/CatherineTang.pdf Taymaz,A,H,(1997), Hizmetiçi Eğitim Kavramlar İlkeler Yöntemler, Tapu ve Kadastro Vakfı Matbaası, Ankara, s.7-8. Thorpe,K,(2004),Reflective Learning Journals:From Concept to Practice,Reflective Practice,5:3,327-343 Tok,2008,The Effects of Reflective Thinking Activities in Science Course on Academic Achievements and Attitudes toward Science,İlköğretim Online,7(3),557-568) Türer,A,(2009),Türkiye’de öğretmen yetiştirme ve sorunları, http://public.cumhuriyet.edu.tr/aturer/ogretmenyetistirme. html 25.12.2011 tarihinde alınmıştır Urzua A,Vasquez C,(2006),Reflection and Professional Identıty ın Teachers’ Future-oriented Discourse,Teaching and Teacher Education,24,1935-1946 Uzal,G;Erdem,A;Önen,F;Gürdal,(2010),The Evaluation of Teachers’ Opinions about Hands-on Science Experiments and the Performed In-Service Training,Necatibey Eğitim Fakültesi Elektronik Fen ve Matematik Eğitimi Dergisi,Cilt:4,Sayı:1,64-84 Ünver,G,(2003),Yansıtıcı Düşünme,Ankara,Pegema Yayıncılık Üstüner, I. Ş., Erdem, A. ve Ersoy, Y. Fen Bilgisi / Fizik Öğretmenlerinin Eğitimi-I :Gereksinimler ve Etkinlikler.(İnternet) http://www.fedu.metu.edu.tr/ufbmek5/b_kitabi/pdf/ogretmenyetistirme/bildiri/t313da.df Wilson, J. & Jan, W. L. (1993). Thinking for Themselves Developing Strategies for Reflective Learning. Australia: Eleanor Curtain Publishing. Xie,Y,Ke F,Sharma P,(2008),The Effect of Peer Feedback for Blogging on College Students’ Reflective Learning Processes,Internet and Higher Education,11,18-25 Yalın,H,İ,(2001),Hizmet içi Eğitim Programlarının Değerlendirilmesi,Milli Eğitim Dergisi,Sayı:150 Yavuz,A,(2005),Bir İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalında Yansıtmalı Uygulamayı Yerleştirmenin Zorluğu,Eğitim Araştırmaları,18,236-252 Yıldırım,A,Şimşek,H,(2004),Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri,Ankara:Seçkin Yayıncılık Yıldız,Ö,tarih yok,www.kisi.deu.tr/ugur.altunay/yansitici1.html (Erişim tarihi:20.12.2011) 17) Yorulmaz, M 2006; İlköğretim Birinci Kademesine Görev Yapan Sınıf Öğretmenlerinin Yansıtıcı Düşünmeye İlişkin Görüş ve Uygulamalarının Değerlendirilmesi(Diyarbakır ili örneği),Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı,Elazığ Yürük,T,(2007),Kitap,Tez,Sempozyum Değerlendirmeleri John Dewey How We Think,A Restatement of The Relation of Reflective Thinking to Educative Process,Sayı:1,185-188 Zeicher, K,M &Liston,D,P,1987,Teaching Student Teachers to Reflect,Harward Educational Review,56(1),23-48 1166 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org THE NEW MODEL FOR MUSIC EDUCATION – THERAPEUTIC APPROACH: WHY AND HOW? Marit Mõistlik* Abstract Music could be seen as a versatile instrument in people’s lives - its powers and various functions (including therapeutic application) have been widely discussed. Several studies, however, present the fact that music inside of school and outside is not an organic whole for pupils, especially for adolescents (Harvgreas, 2011; Lamont, Hargreaves, Marshall, & Tarrant, 2003; Liimets & Mäesalu, 2011). In a nutshell, therapeutic approach to music education acknowledges inborn (natural) musicality, which, supported by a music teacher, could help establish lifelong involvement with music and therefore gives opportunities to the individual to enhance one’s wellbeing through music. Keywords: inborn musicality, music teacher, lifelong involvement with music, therapeutic approach, well-being. * Tallinn University, Lai 13, 10133 Tallinn, Estonia, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1167 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org INTRODUCTION The aim of this article is to introduce a new model for therapeutic approach in music education (MTAM) and discuss its relevance and necessity (=why?) as well as feasibility (=how?). An introductory overview of the model for therapeutic approach in music education is given in the article “The model for therapeutic approach in music education” (Mõistlik, 2011). Therefore, this article focuses on the further clarification of the necessity and viability of the model. It also addresses the concept of innate (natural) musicality, emphasises the role of a music teacher in the MTAM model and discusses possible obstacles to the implementation of the model. Music is regarded as a natural part of human development, which is testified by the fact that there is no known culture without music (Walker, 2005). Music has also a unique and necessary role in education, because it allows insights into a person’s inner world (Hodges, 2005). Since, for various reasons, music has been appreciated in every culture and society throughout the Western history, it has always been a necessary component in children’s education (Mark, 2002, 1). Music can mean much more than just a note or a beautiful melody – music can play a symbolic role in human life in both positive and negative sense, which was expressively revealed by a study conducted in Sweden on the topic “Strong experiences with music” (SEM) (Gabrielsson, 2011). Early and intensive musical activity in the classroom has a positive effect on children’s personality development, allowing them to achieve skills and abilities that go far beyond the purely musical framework. According to NöckerRibaupierre and Wölfl (2010), this serves the process of becoming a personality or individuation, facilitates intelligence, creativity, social skills, and supports integration, which in turn allows the development of reliable self-esteem and self-image. However, studies carried out in Estonia show that music lessons more likely than not create barriers and obstacles to endorsing pupils’ innate musicality and lifelong involvement with music (Mõistlik, 2009; Mõistlik & Rüütel, 2011; Mõistlik, Liiväär & Rüütel, 2012). THE MODEL OF THERAPUETIC APROACH IN MUSIC (MTAM) MTAM relies on the assumption that everyone is musical, i.e. being musical is intrinsic to all people (Edwards & Hodges, 2007; Hallam, 2009; Pavlicevic, 1997; Perret, 2005). Nonetheless, we cannot overlook the fact that musicality is difficult to unambiguously define. There are narrower and wider definitions, which are not all pedagogically constructive, causing numerous problems in music education due to their ambiguity. The clear manifestation of innate musicality mentioned above is closely connected to the person’s environment. All homes do not offer an environment needed for the activation of a child’s musicality (see also Mõistlik, 2010), but fortunately in the majority of countries compulsory music lessons at general education schools still survive today. In Estonia music lessons are also compulsory during the entire period of study (students aged 7 to 18). MTAM is primarily intended for the context of compulsory music lessons of school environment, however, the idea of the model can be equally implemented also in preschool and higher education as well as hobby education. In summary, the model for therapeutic approach in music education includes four components: (1) innate (natural) musicality, (2) music teacher’s support, (3) lifelong involvement with music and (4) emotional wellbeing, the interrelationships of which are illustrated by Figure 1: 1168 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Figure 1. The model for therapeutic approach in music education. As stated above, the innate (natural) musicality is intrinsic in all humans. Yet it is important to realise that students come to music lessons with very different experience of implementing musicality. This depends on students’ home (family) background, which may be engaged with music on a daily basis or, vice versa, not engaged with music at all. The results concerning the four different profiles of musical behaviour (see Mõistlik, 2010) are illustrated by Figure 2, which schematically presents the musical atmosphere of students’ family (input), school music lesson and music teacher’s role as a shaper of musical behaviour (filter) and musical behaviour in adulthood (output): Figure 2. Four profiles of musical behaviour (Mõistlik, 2010). Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1169 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org While standing in front of a class as a music teacher, the first impression may be that some students are “very musical” (musically “talented” or “skilful”) and others “unmusical” (or musically “non-gifted”). However, the author agrees with Mills (2005, 2) that we all have a musical potential – the rudiments that, according to Tafuri (2008, 122), are manifested in all people. All people start their life being musically talented, i.e. with a “normal” genetic musical ability. Once again, it is important to realise that only those whose development is facilitated by their environment’s very positive and stimulating interaction (at both home and school), education and many other important factors (including individual’s personal interest in engagement with music) – only those develop their full potential in music. Therefore, music teacher’s role is extremely important in MTAM, since through the teacher’s feedback and assessments students perceive their musical development and receive reflections on their musicality during the entire period of study. This also means that a music teacher may be the key person, whose support and positive attitude “switch” students’ innate musicality from passive mode to active mode. Passive mode is regarded by the author as a person’s way of thinking where the innate musicality is negatively formulated (“I’m not musical”, “Music is not for me”, “I don’t have a musical ear”, “I don’t have a singing voice”, etc.), which essentially limits or prevents the desire to participate in various musical activities and areas related with music. Compared to verbal relationship that takes place in the majority of other lessons, musical relationship is more primitive while being considerably more vulnerable (Priestley, 1975, 223), and thus music lessons and making music allow the development of a special teacher-student as well as student-student relationship. That the teacher-student relationship is important and should not be imposed in the process of learning is also emphasised by the authors of the book “Therapeutic Education. Working alongside troubled and troublesome children”, Cornwall and Walter (2006). Students perceive teaching styles primarily through teachers’ activities/teaching methods (Poom-Valickis, 2003), and when teachers’ activities or teaching methods do not support the safe development of the vulnerable musical relationship, it may result in students’ essentially unjustified exclusion from music and the development of a negative self-image (Whidden, 2008), which was discussed above. IMPORTANCE (WHY?) AND APPLICATION (HOW?) Next, we will look at the significance, necessity and implementation of the model, and potential obstacles. Why is the implementation of this model important? From the point of view of a music teacher, it is important to realise that many homes and families do not support children’s musical development and the manifestation of their innate (natural) musicality. When children go to school, they become engaged with music in the context of compulsory music lessons independent of their prior musical background. What happens to this engagement henceforward is already the matter of an approach. The author’s study on the effect of the music lessons of general education school on adults’ musical behaviour (Mõistlik, 2009; 2010) clearly showed how essential music teachers’ support is in the activation of students’ natural musicality, especially when a student’s family background lacks any engagement with music. This activation allows students to become aware of their musical potential (“I can/ am allowed/ am able to also make music/sing!”) and apply it creatively in very different situations. The above study revealed that such process led students to music also after school leaving and the majority of the members of the university choir had relied on their positive prior experience when joining the choir. Even if after school leaving adolescents do not actively engage in music, they are open to music and have a positive musical self-image, which, among other things, may facilitate active music making in the future. In addition, one should not forget the opportunity to relieve stress with music (listening to music, music making, singing), which according to an Estonian study (Rüütel & Pill, 2008) is used usually or often by three quarters of students and two thirds of respondents who have left school. On the other hand, those who had experienced their music teacher’s negative attitude and lack of support to their innate musicality, felt uneasy and anxious before their music lessons at school and as adults did not regard themselves as people who could express themselves through music. Nevertheless, there were those who, in spite of the negative memories from their school music lessons, had independently begun to activate and explore their 1170 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org musicality in adulthood, but with certain reservations. For example, they had started learning on their own how to play a musical instrument, but because of the negative experience they had had, did not even dare or wish to consider singing. Whidden (2008) describes a similar situation where the comments made by the music teacher have robbed people of their “own voice” in both childhood and adulthood. However, singing can, and often does, offer positive experiences that help to develop a balanced emotional world and reduce tensions, depression, stress, fear. According to Sepp (2005), teachers’ task is to create an atmosphere where a child dares to be free and experiment with his or her voice. At the same time, teachers have to consider students whose singing development is modest compared to others at a particular point in time to prevent them from feeling musically worthless and excluded. What is innovative in MTAM? One of the novel moments is getting to know and acknowledging that the effect of a music lesson lasts considerably longer than the music lesson or the acquisition of secondary education in general. The positive or negative reinforcement of the musical “self” in music lessons has a significant impact on a person’s musical behaviour in adulthood. Strong experience gained from music (including music lessons) is powerfully revealed by Gabrielsson’s (2011) study, which was mentioned already in the introduction, where the music lesson and/or music teacher has an important role in generating strong experience in both positive and negative ways. What are potential obstacles? The author considers as the first obstacle music teachers’ comprehension of musicality, which, according to a study carried out in Estonia (Mõistlik & Selke, 2011), may still be too narrow and traditional to understand the concept of innate (natural) musicality. For example, in terms of the narrow concept of musicality, the inability to carry a tune (singing out of tune) is regarded as an indicator of non-musicality. Nevertheless, it is important to realise that often inability to carry a tune may be due to deep anxiety, the fear of not singing in tune, which in turn contributes to singing out of tune (Pinkserboer, 2007). However, recently a number of studies have been carried out in this area (e.g. Malloch & Trewarthen, 2009; McPherson, 2006), which confirm a significant widening of the concept of musicality, viewing musicality as an inherent human ability to communicate through and by means of music. The second obstacle is time constraint. In Estonia a lesson lasts 45 minutes and at basic and secondary school music lessons take place once a week. In other European countries the common frequency of music lessons is also one lesson a week. Adding a large number of students in a class, it is easy to understand why in some respect it is more convenient for music teachers to use the narrower (more traditional) concept of musicality and view some students as musically incompetent, whose development does not deserve any lesson time since “they are not musical”. How exactly can the model be implemented in a music lesson? What does it require from a teacher or teacher training to put the model for therapeutic approach in music education into effect? How to train future music teachers and offer refresher courses to the practising teachers to ensure that in their lessons students are encouraged to explore their musical “self”? These questions definitely need thorough investigation so that the model presented in this article would not remain abstract but would be carried out in practice. CONCLUSION In conclusion, therapeutic approach to music education means that pupils can find themselves and their innate musicality, and music in the widest sense (music as any meaningful, purposeful, organized sound, noise and sound experience), with teacher’s support and encouragement. Such an approach would help to justify the mandatory nature of music as a subject in Estonian schools (and elsewhere) and on the other hand to open up its potential to lead to lifelong involvement with music. Acknowledgments This article was supported by the European Social Fund. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1171 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org REFERENCES Bunt, L. (1994). Music Therapy – An Art Beyond Words. London: Routledge. Cornwall, J., & Walter, C. (2006). Therapeutic education: Working along troubled and troublesome children. London: Routledge Edwards, R. D, & Hodges, D. A. (2007). Neuromusical Research: An Overview of the Literature. In: W. Gruhn, F. Rauscher (eds.), Neurosciences in Music Pedagogy (pp.1-25). New York: Nova Biomedical Books. Gabrielsson, A. (2011). Strong Experiences with Music. Music is musch more that just music. Oxford, New York: Oxford University Press. Green, L. (2008). Music, Informal Learning and the School: A New Classroom Pedagogy. UK; Ashgate Hallam, S. (2009). Musicality. In: S. Malloch, C. Trevarthen (eds.), Communicative musicality (pp. 93-110). Oxford, New York: Oxford University Press. Hargreaves,. D. J. (2011) Intercultural perspectives on formal and informal music learning. Dedica revista de educação e humanidades, 1, 53-66. Hodges , D. A. (2005). Why Study Music? International Journal of Music Education, 23(2), 111-115 Lamont, A., Hargreaves, D. J., Marshall, N. A., & Tarrant, M. (2003). Young people’s music in and out of school. British Journal of Music Education, 20(3), 229–241. Liimets, A., & Mäesalu, M. (eds.) (2011). Music inside and outside the school. Frankfurt am Main: Peter Lang. Malloch, S. & Trewarthen, C. (eds.) (2009). Communicative musicality. Exploring the Basis of Human Development. Oxford, New York: Oxford University Press. Mark, M. L. (2002). Music Education. Source Readings from Ancient Greece to Today. (2nd ed). Routledge: London, New York. Mills, J. (2005). Music in the school. Oxford, New York: Oxford University Press. McFerran, K. (2010). Adolescents, Music and Music Therapy: Methods and Techniques for Clinicians, Educators and Students. London, Philadelphia: Jessica Kingsley Publishers. McPherson. G. E. (ed.) (2006). The Child as Musician. A Handbook of Musical Development. Oxford. New York: Oxford University Press. Mõistlik, M. (2009). Connection between music lessons and involvement with music after leaving school. Problems of Education in the 21st Century, 18, 115-127. Mõistlik, M. (2010). Music lessons’ influence in musical behavior after leaving school: four profiles. In T. Selke, G. Lock, M. Mõistlik (Eds). Evaluation, reflectivity and teaching methodologies in the framework of multi-cultural understanding. Tallinn, Tallinn University, 59-65. Mõistlik, M. (2011). The model for therapeutic approach in music education. Problems in Music Pedagogy, 9, 19 -26. Mõistlik, M., Liiväär, L., & Rüütel, E. (2012). School creative lessons from 13-14 year old pupils’ perspective and its relevance to teachers. Problems of Education in the 21th Century, 39/40, (in press, ISSN 1822-7864). Mõistlik, M., & Rüütel, E. (2011). ‘Therapeutic’ outcomes from music lessons: what supports and influences pupils? The Changing Face of Music and Art Education, 3, 45-58. Mõistlik, M., & Selke. T. (2011). Assessment of participation or musicality: Pilot study among Estonian music teachers. Problems of Education in the 21st Century, 30, 61-73. Nöcker-Ribaupierre, M., & Wölfl, A. (2010) Music to counter violence: a preventative approach for working with adolescents in schools. Nordic Journal of Music Therapy, 19(2), 151-161. Pavlicevic, M. (1997). Music therapy in context: music, meaning and relationship. London & Philadelphia: Jessica Kingsley Publishers. 1172 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Perret, D. (2005). Roots of musicality. Music Therapy and Personal Development. Jessica Kingsley London. Pinksterboer, H. (2007). Vocals. The Singing Voice. London, New York, Paris, Sydney: Wise Publications. Poom-Valickis, K. (2003). Õpetajate professionaalse arengu uurimine: kuidas muuta eelarvamuslikud tõekspidamised arengupotentsiaaliks. [Research about teachers’ professional development: how to change the biased beliefs into developmental potential?]. In: E. Krull, K. Oras (eds.), Õpetajakoolitus IV – Õpetajate professionaalne areng ja õppepraktika, (pp 95-107). Tartu: Tartu Ülikooli Kirjastus. Priestley, M. (1975). Music Therapy in Action. Constable London. Rüütel, E. & Pill, E. (2008). Õpilase elu-olu 1998–2007. Küsitluse KOOLITUGI kokkuvõte. [Students’ life and milieu. Summary of the survey SCHOOL’S SUPPORT] Tallinn: Tallinna Ülikool, Tallinna Haridusamet. Selke, T. (2007). Suundumusi eesti üldhariduskoolimuusikakasvatuses 20. sajandi II poole ja 21. sajandi alguses. [Music Education in Estonian Comprehensive School: Trends in the 2nd Half of the 20th Century, at the Beginning of the 21st Century] (Phd Dissertation) Tallinn: Tallinna Ülikooli Kirjastus. Sepp, A. (2005). Mõtteid muusikaõpetusest 4.-6. klassis. [Reflections on music education from 4th to 6th grade]. Muusika ja kunsti õpetamisest. Abiks õpetajale. Tallinn: Paar, 23-25. Tafuri, J. (2008). Infant musicality: new research for educaters and parents. - (SEMPRE studies ib the psychology of music). England, USA: Ashgate Publishing Limited. Walker, R. (2005). A worthy function for music in education. International Journal of Music Education, 23(2), 135-138. Wigram, T., Nygaard Pedersen, I., & Bonde, L., O. (2002). A Comprehensive Guide to Music Therapy. Jessica Kingsley London. Whidden, C. (2008). The injustice of singer/non-singer labels by music educators. GEMS – Gender, Education, Music & Society, 4, 1-15. Accessed online at www.queensu.ca/music/links/gems/whidden5.pdf Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1173 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org BİLGİSAYAR ve ÖĞRETİM TEKNOLOJİLERİ EĞİTİMİ BÖLÜMÜ BİRİNCİ SINIF ÖĞRENCİLERİNİN BÖLÜMLERİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ THE VIEWS OF COMPUTER EDUCATION AND INSTRUCTIONAL TECHNOLOGY DEPARTMENT FIRST YEAR STUDENTS ABOUT THEIR DEPARTMENT Levent Eşel* Gökçen Kaya** Burcu Kurt*** Gülben Ünal**** Özet Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi (BÖTE) Bölümü’nün içinde barındırdığı dersler ve öğrencilerin eğitim hayatı boyunca edindikleri deneyimler, öğrencilerin farklı çalışma alanlarında gelişim göstermelerine yardımcı olmaktadır. BÖTE Bölümünün sunduğu mesleki çeşitlilik ve program içeriğinden haberdar olmadan bölümü tercih eden öğrenciler, bölüm ile ilgili farklı beklentiler içerisine girebilmektedirler. Bu araştırmanın amacı, BÖTE Bölümü 1.sınıf öğrencilerinin bölümlerine ilişkin görüşlerini inceleyerek bir ihtiyaç analizi çalışması yapmaktır. Bu çalışma, tarama türü araştırma modeli ile desenlenmiştir. Çalışmanın örneklemini 2011– 2012 öğretim yılında Ankara’da yer alan üniversitelerin Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü 1.sınıfında öğrenim gören toplam 150 öğrenci oluşturmaktadır. Bu çalışmada nitel veri toplama yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından geliştirilen anket kullanılmıştır. Geliştirilen anket, açık uçlu sorulardan oluşmaktadır. Hazırlanan anket, 5 ayrı alan uzmanı tarafından kapsam geçerliliği açısından değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde içerik analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda, yapılan ihtiyaç analizi çalışmasına dayalı olarak, öğrencilerin bölümlerine yönelik ihtiyaçları ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi, e-öğrenme, BÖTE Bölümü birinci sınıf öğrencilerin bölüme ilişkin görüşleri Abstract In the department of Computer Education And Instructional Technology (CEIT), lessons and the experiences that students have had throughout their education process help them to improve their skills at different fields of professional. The students, who prefer this department without being aware of the content of the program and variety of professional opportunities presented by CEIT may have some different expectations about this department. The purpose of this study is to investigate the needs for first-grade students at Computer Education and Instructional Technology (CEIT) department by analyzing their views about this department. The kind of this survey was designed with research design. Samples of the study were 150 freshmen in Computer Education and Instructional Technology Department in the first term of 2011-2012 academic year in Ankara. Qualitative methods of data collection were used for the study. The means of data collection was a questionnaire developed by researchers. The questionnaire included open-ended questions. The data which is acquired from this study is examined by using content analysis method. As a result of this study, suggestions are made on the basis of the findings. Key Words: Computer Education and Instructional Technology, Need Analysis, the views of CEIT department freshmen about their department * ** *** **** Gazi Üniversitesi, [email protected] Gazi Üniversitesi, [email protected] Gazi Üniversitesi, [email protected] Gazi Üniversitesi, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1175 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Ülkemizde bireylere meslek kazandırma adına en etkin kurumlar üniversitelerdir. Üniversitelerde yürütülen lisans programları, yetişkinlerin yaşam süreçlerinde yapmak istedikleri mesleği seçmelerine yönelik olarak meslek alanıyla ilgili donanım sahibi olmalarını ve kişisel bilgi, beceri ve ilgilerine yönelik olarak kendilerini geliştirmelerini sağlayan mesleki kariyer öncesi programlardır. Üniversitelere giriş aşamasında yapılan seçimler kadar üniversitede bir programa giriş yapıldıktan sonra meslek adına bireylerin geçirdikleri yaşantılar da büyük önem taşımaktadır. Bireylerin mesleklerine yönelik olarak mezun olduklarında devam edebilecekleri iş alanlarını tanımaları, bölümlerinin işlev ve kapsamlarını bilmeleri ve öz yeterlilikleri doğrultusunda kendilerini nasıl geliştirmeleri gerektiğinin farkına varmaları; bir kariyer planı oluşturmada kişilere yön veren temel özelliklerdir. Bireyler mezun olduktan sonra kendilerini hangi iş sektörlerinin beklediğini ve bu konuda lisans süresince neler yapmaları gerektiğinin bilincine varırlarsa, kendileri için doğru bir kariyer planlaması yapabileceklerdir. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü (BÖTE), 14 senelik geçmişi olan lisans programlarından biridir. BÖTE’ lerin kuruluş amacı bilgisayar ve öğretim teknolojisi gibi iki ayrı disiplini birleştirebilmek ve bu sayede, mezun olacak bireylerin her iki alanda da uzmanlaşabilmesini sağlayabilmektir. Bu bölüm mezunları ilköğretim öğrencilerine bilgisayar ve bilgisayar kapsamında gelişen yeni teknolojilerle ilgili bilgi ve beceri kazandırmanın yanı sıra, kamu kurumlarında, özel sektörde, üniversitelerde, devlet ve özel statülü okullarda, eğitim ve öğretim uygulamalarında teknolojinin en doğru şekilde nasıl kullanılacağını planlayan, hazırlayan, denetleyen, uygulayan ve değerlendiren kişiler olarak çalışmaktadırlar (Akkoyunlu, Orhan ve Umay, 2005). BÖTE’nin en temel işlevi, bireylerin tüm yaşam süreçleri boyunca devam ettirdikleri eğitim süreçleri kapsamında teknolojinin nasıl daha etkili ve verimli kullanılacağı ile ilgili olarak toplumda öncü bir görev almalarını sağlamaktır. BÖTE Bölümü, bireylerin mezun olduklarında öğretim teknolojileri alanına hem teorik hem de pratik açıdan hâkim olmalarını sağlayacak kuramsal temelli dersleri ve öğretim teknolojilerinin nasıl geliştirileceği ve kullanılacağı ile ilgili dersleri kapsamaktadır. Bireylerin bölüme yeni başladıklarında alacakları dersleri tanımaları, kendi ilgi ve isteklerine yönelik derslere eğilebilmelerini sağlayacak ve aynı zamanda bireyleri mezun olduktan sonraki iş hayatına hazırlayacaktır. BÖTE Bölümü lisans programının ilk senesinde; bireylerin program süresince alacak oldukları dersleri tanımaları ve mezuniyet sonrası çeşitlenen iş alanlarının temel özelliklerini bilmeleri bireylerin tüm lisans dönemi boyunca kendileri için daha verimli bir süreç geçirmelerini sağlayacaktır. Bu anlamda bölümde yaşanan gelişmeler ile birlikte Bilişim Teknolojileri Öğretmenliği dışında sağladığı alternatif meslek dalları ile ilgili bireylerde farkındalık yaratılması gerekmektedir. Çünkü bölümün sunduğu mesleki çeşitlilik ve program içeriğinden haberdar olmadan bölümde öğrenim görmeye başlayan bireyler, bölüm ile ilgili farklı görüşler içerisine girebilmektedirler. Çalışma odağı kapsamında alan yazın incelendiğinde, BÖTE Bölümü’nde öğrenim gören bireylerin bölümleri ile ilgili görüşleri üzerine farklı araştırmaların yapıldığı ve bireylerin, BÖTE Bölümü’nü seçmelerinde birçok faktörün etkisinde kaldığı görülmektedir (Durdu ve Yıldırım, 2005; Günüç, 2010; Sanalan ve diğerleri, 2009). Bireylerin öğrenim görmek istedikleri programı seçme nedenleri ve bu programlardan beklentileri bireylerde öğrenim görecekleri programla ilgili bakış açısı oluşturacaktır. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği’ni seçen bireylerin hangi nedenlerle bu bölümü seçtikleri, bu programdan neler bekledikleri ve öğretmen olarak görev yapmaya başladıklarında ne gibi problemlerle karşılaştıkları konusunda araştırmaların yapılmış olduğu görülmektedir. Bölümle ilgili mevcut araştırmaların geneline bakıldığında, Bilişim Teknolojileri Öğretmen adaylarından ve görev yapan Bilişim Teknolojileri Öğretmenleri’nden yola çıkılarak gerçekleştirilmiş birçok araştırmaya rastlamak mümkündür. Bilişim Teknolojileri Öğretmenleri’ nin; teknoloji kullanımı, mesleklerine bakış açıları, meslekten beklentileri, algıladıkları sorunlar, mesleki kaygıları vb. çalışmaların gerçekleştirilmiş olunduğu görülür. Arıcı’nın (2007) yapmış olduğu Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü Öğrencilerinin Mesleğe Yönelik Beklentilerle Alanda Çalışan Bilgisayar Öğretmenlerinin Mesleğe Yönelik Algıları isimli çalışmada mesleki 1176 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org beklenti açısından bireylerin 1. sınıfta en yüksek beklentiye sahip olduğu, bu beklentilerin üst sınıflarda giderek düştüğü, 3. sınıfta en düşük olduğu ve 4. sınıfta tekrar yükselmesine rağmen 1.sınıftaki kadar olmadığı sonucu ortaya konmuştur. Çalışmada bireylerin bölüme nasıl bir beklentiyle geldiği ve bu beklentilerin giderek ne boyutta değiştiği konusunda bilgi verilmiştir. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri (BÖTE) öğretmen adaylarının mesleklerine ilişkin zihin haritalarının analizinin yapıldığı çalışmada bireylerin zihinlerinin karışık olduğu, bölümleri ile ilgili kendilerine bir yol çizemedikleri ve bölümleri ile ilgili bir kavram kargaşasına düştükleri görülmektedir. Ayrıca bireylerin alanlarına karşı ne kadar dar bir bakış açısına sahip olduklarından ve bölümlerinden dolayı geleceklerine umutsuz baktıklarından bahsedilmiştir (Karataş, 2010). Alanyazındaki çalışmalar genel olarak bölümde ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıfta öğrenim gören bireylere yöneliktir. Bu çalışmalarda; üst sınıflara oranla birinci sınıf öğrencilerinin alanları hakkındaki görüşlerine yeterince başvurulmadığı görülmüştür. Bölümün sunduğu mesleki çeşitlilik ve program içeriğinden haberdar olmadan bölümü tercih eden birinci sınıf öğrencileri, bölüm ile ilgili farklı görüşler içerisine girebilmektedirler. Bölüme yönelik görüşleri ortaya çıkarmak ve öğrencilerin bölümle ilgili düşüncelerini tespit etmek amacıyla Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü birinci sınıf öğrencilerinin bölümlerine ilişkin görüşleri incelenerek bir ihtiyaç analizi çalışması yapılmıştır. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü öğrencilerinin görüşlerinin dikkate alınarak bireylerin ihtiyaç ve istekleri çerçevesinde farkındalık yaratma çalışmalarının yapılması, BÖTE Bölümü’nün gelişimi açısından önemli olacaktır. Araştırma kapsamında aşağıda yer alan sorulara yanıt aranmaya çalışılmıştır. • BÖTE Bölümü öğrencilerinin mezun oldukları liste türünün bölüme yönelik görüşleri üzerinde etkisi var mıdır? • BÖTE Bölümü öğrencilerinin mezun oldukları lise türüne göre görüşleri arasında bir farklılık var mıdır? • Bireylerin BÖTE Bölümü’ne yönelik beklentileri nelerdir? • Bireylerin beklentilerinin programa ilişkin görüşleri üzerinde etkisi var mıdır? • BÖTE Bölümü program tanıtımının öğrenci görüşlerinde farklılık yaratmakta mıdır? YÖNTEM Araştırmanın Modeli Bu araştırma, bir içerik analizi çalışmasıdır. Araştırma tarama modeli ile desenlenmiştir. Örneklem Çalışmanın örneklemini 2011-2012 öğretim yılı güz döneminde Ankara’da yer alan üniversitelerin Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü’nde öğrenim gören 150 öğrenci oluşturmaktır. 150 öğrencinin cinsiyete göre dağılımı 85 (%56,6) kadın ve 65 (%43,4) erkek şeklinde dağılım göstermektedir. Veri Toplama Aracı Bölüme yönelik görüşleri ortaya çıkarmak, öğrencilerin bölümle ilgili düşüncelerini tespit etmek amacıyla “Kişisel Bilgiler”, “Kişisel Görüşler”, “İlgi Alanları”, “Bölüm İle İlgili Görüşler”, “Geleceğe İlişkin Düşünceler”, “Ders Programı İle İlgili Görüşler” ve “Bilgilendirme Eğitimi İle İlgili Görüşler” başlıklarını içeren açık uçlu bir anket geliştirilmiştir. Geliştirilen anket, 5 ayrı konu alanı uzmanı tarafından kapsam geçerliliği için değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler sonucunda, anket maddelerinde gerekli düzenlemeler yapılarak, Ankara’da yer alan üniversitelerin Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü 1.sınıfında öğrenim gören toplam 150 öğrenciye uygulanmıştır. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1177 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Verilerin Analizi BÖTE Bölümü birinci sınıf öğrencilerinin bölümlerine ilişkin görüşleri doğrultusunda toplanan nicel verilerin analizinde istatistiki yöntemler (frekans, yüzde ve çapraz tablo sorgulaması), nitel verilerin analizinde ise tematik kodlama yapılmıştır. Araştırmacılar tarafından hazırlanan ankette yer alan her bir bölüm kendi içerisinde analiz edilmiştir. BULGULAR Bu bölümde, Ankara’da yer alan üniversitelerin Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü’nde öğrenim gören bireylerden anket formaları aracılığıyla toplanan verilerin analizine yer verilmiştir. Bu çalışma için geliştirilen anketteki ilk 3 soru demografik değişkenlere ilişkin mezun olunan lise türü, cinsiyet ve tercih sırası bilgilerini içermektedir. Örneklemdeki BÖTE Bölümü öğrencilerinin mezun olduğu lise türünün bölüme giriş tercih sırasına göre dağılımları çapraz tablo sorgulaması ile yapılmıştır. Buna göre; bölümü 1-5 tercih sırası ile tercih eden 115 bireyden 65‘i Meslek Lisesi mezunu olduğunu belirtmiştir. Bölümü 6-10 tercih sırası ile tercih eden 30 bireyden 15‘i Meslek Lisesi ve 15’i Anadolu Lisesi mezunu olduğunu belirtmiştir. Bölümü 11-15 tercih sırası ile tercih eden 5 birey ise Genel Lise mezunu olduğunu belirtmiştir. Meslek lisesi mezunlarının bu bölümü ilk sıralarda tercih etmesinin sebebi; Meslek Lisesi mezunlarının bu bölümü seçerken üniversiteye giriş sınavında alanlarına yönelik bir bölüm tercih ettiklerinde ek puan almaları olarak gösterilebilir. Bölümü tercih etme nedeninin mezun olunan lise türüne göre dağılımları çapraz tablo sorgulaması ile yapılmıştır. Buna göre; Anadolu Lisesi mezunu olan 30 bireyden 10’u “bilgisayarı sevdiği için” diğer 10’u ise “YGS puanı yeterli olduğu için” bölümü tercih ettiklerini ifade etmiştir. Meslek lisesi mezunu olan 80 bireyden 40’ı “meslek lisesi çıkışlı olduğu için” bölümü tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Teknik Lise mezunu olan 10 birey “meslek lisesi çıkışlı oldukları için”, Anadolu Teknik Lisesi mezunu olan 5 birey “Bilgisayar Mühendisliği’ne geçiş yapabileceğini” düşündüğü için, Genel Lise mezunu olan 5 birey “öğretmen tavsiyesi ile”, Çok Programlı Lise mezunu olan 5 birey “bilgisayarı sevdiği için”, Anadolu Öğretmen Lisesi mezunu olan 5 birey “YGS puanı yeterli olduğu için” ve İmam Hatip Lisesi mezunu olan 5 birey ise “tesadüfen” bölümü tercih ettiğini belirtmektedir. Bireyler tarafından “Okul dışında mesleki gelişiminiz için neler yapıyorsunuz?” sorusuna en sık olarak “Alanla ilgili kitap/dergi okuma” ve “Programlama dili öğrenme” yanıtları verilmiştir. Mesleki gelişim için herhangi bir şey yapmadığını ifade eden 75 birey bulunmaktadır. Bireylerin “Mesleğinizi ilgilendiren veya BÖTE’ nin içinde bulunduğu herhangi bir kurultay, seminer, kongre veya toplantıya katıldınız mı? Katılma amacınızı belirtiniz.” sorusuna 35 (% 23.3) birey “bilgi edinmek için”, 30 (%19.9) birey “iş imkanlarını öğrenmek için”, 5 (%3.33) birey “çalışanlarda aranan niteliklerin neler olduğunu öğrenmek için”, 5 (%3.33) birey “kariyer planlaması yapabilmek için” yanıtlarını vermiştir. 75 (%50) birey ise herhangi bir kurultay, seminer, kongre veya toplantıya katılmadığını belirtmişlerdir. Bireylerinin yarısının bölüm ile ilgili herhangi bir kurultay, seminer, kongre veya toplantıya katılmama nedeni, bu bireylerin bu tür etkinliklerden haberdar olmamalarından kaynaklanıyor olabilir. Bireylerin “Mezun olduktan sonra aileniz hangi mesleği yapacağınızı düşünüyor?” sorusuna 130 (%86.6) birey “Bilgisayar Öğretmeni”, 5 (%3.3) birey “Özel sektör çalışanı”, 10 (%6.6) birey “Programcı” ve 5 (% 3.3) birey “Öğretim Görevlisi” yanıtlarını vermiştir. Bireylerin ailelerinin %86.6’sı, mezun olunduktan sonra meslek olarak bilgisayar öğretmeni olunabileceğini düşünmesi, öğretmenlik dışında bu bölümle ilgili yapılabilecek meslek kollarını tanımıyor olmalarının bir göstergesi olabilir. Bireylerin “Mezun olunca nerede, hangi görevi yapıyor olacağınızı düşünüyorsunuz?” sorusuna 50 (%30.3) birey “Bilgisayar Öğretmeni”, 35 (%23.3) birey “Özel sektör çalışanı”, 10 (%6.6) birey “Öğretim Görevlisi, 5 (%3.3) birey “Öğretim Teknoloğu” ve 5 (%3.3) birey “Programcı” yanıtını vermiştir. Son olarak 20 (%13.3) birey mezun olunca yapacakları görevlerle ilgili karamsar duygularının olduğunu ve 25 (%16.6) birey henüz bir kararı olmadığını 1178 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org belirtmiştir. Bireylerin %13,3’ünün mezun olduktan sonra herhangi bir iş sahibi olamayacaklarını düşünmeleri, Böte bölümünün ve geleceğinin yeteri derece vurgulanmamasından ve bölümün hak ettiği değeri yeterince bulamamasından kaynaklanıyor olabilir. Ayrıca bireylerin %16,6’sının da bu konuda kararsız olması, bölümün sunduğu iş imkânlarından henüz haberdar olmamalarının bir sebebi olabilir. Bu da bireylerin bölümü yeni tanımaya başlamalarının bir sonucu olabilir. Tablo 1. Bireylerin Bölümden Beklentileri İle İlgili Görüşlerinin Frekans Ve Yüzde Dağılımları Anket Maddesi Yanıtlar Bölümden Beklentiler Gelecek Müfredat İş f % Bilişim teknolojileri ders saatinin artırılması 10 % 6.6 Öğretmenlik alımlarının artırılması 15 % 10 BÖTE Bölümü’nün öneminin artması 5 % 3.3 Programın geliştirilmesi 10 % 6.6 Temel bilgisayar becerilerinin verilmesi 5 % 3.3 Eğitimde Bilişim Teknolojileri dersinin kapsamının genişletilmesi 15 % 9.9 Eğitim derslerinin öneminin artırılması 5 % 3.3 Yeni iş alanlarının açılması 30 % 20 İyi maaşlı iş imkanı 25 %16.6 Staj imkanının sağlanması 5 % 3.3 Bireylerin “Bölümden beklentileriniz nelerdir?” sorusuna 10 (%6.6) birey “Bilişim teknolojileri ders saatinin artırılması”, 15 (% 9.9) birey “Öğretmenlik alımlarının artırılması”, 5 (%3.3) birey “BÖTE Bölümü’nün öneminin artması”, 10 (%6.6) birey “Programın geliştirilmesi”, 5 (%3.3) birey “Temel bilgisayar becerilerinin verilmesi”, 15 (% 9.9) birey “Eğitimde Bilişim Teknolojileri dersinin kapsamının genişletilmesi”, 5 (% 3.3) birey “Eğitim derslerinin öneminin artırılması”, 30 (%20) birey “Yeni iş alanlarının açılması”, 25 (%16.6) birey “İyi maaşlı iş imkanı” ve 5 (%3.3) birey “Staj imkanının sağlanması” yanıtını vermiştir. Son olarak 10 (%6.6) birey gelecek konusunda endişeli olduklarını belirtirken, 15 (%9.9) birey bölümden beklentileriyle ilgili herhangi bir görüş belirtmemiştir. Tablo 2. Bireylerin Bölümdeki Eksiklikleri İle İlgili Görüşlerinin Frekans Ve Yüzde Dağılımları Bölümdeki Eksiklikler Anket Maddesi Yanıtlar f % Öğretmen Danışman hocanın ilgisi 15 % 10 Ders Donanım ve yazılım ders kapsamlarının artırılması 10 % 3.3 Müfredatın iyileştirilmesi 35 % 23.3 Bilgisayar laboratuarlarının iyileştirilmesi 5 % 3.3 Bilgisayar sayılarının artırılması 15 % 10 Fiziksel Koşul Bireylerin “Bölümde eksik gördüğünüz yönler nelerdir?” sorusuna 15 (%10) birey “Danışman hocanın ilgisi”, 10 (% 3.3) birey “Donanım ve yazılım ders kapsamlarının artırılması”, 35 (%23.3) birey “Müfredatın iyileştirilmesi”, 5 (%3.3) birey “Bilgisayar laboratuarlarının iyileştirilmesi”, 15 (%10) birey “Bilgisayar sayılarının artırılması” yanıtını vermiştir. Son olarak 70 (%46.6) birey bölümde eksik görülen yönlerle ilgili herhangi bir görüş belirtmemiştir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1179 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 3. Bireylerin Bölümde Branşlaşma Olması İle İlgili Görüşlerinin Frekans Ve Yüzde Dağılımları Branşlaşma Anket Maddesi Yanıtlar f % Uzmanlaşmak istenilen alan seçildiğinde kalitenin artacağının düşünülmesi 25 %16.6 Üçüncü yarıyıl itibariyle branşlaşmanın yapılarak ilk iki dönemde temel bilgisayar eğitiminin verilmesi 15 % 10 Özel sektörde iş bulma imkanını artırılacağının düşünülmesi 25 %16.6 Tek bir alana yoğunlaşarak eğitim başarısının artacağının düşünülmesi 30 % 20 Bölüm programının geniş kapsamının seçeneklendirilmesi ile verimliliğin artırılacağının düşünülmesi 25 %16.6 Bireylerin “Bölümde branşlaşma olması gerektiğini düşünüyor musunuz? Bu konudaki fikirleriniz nelerdir?” sorusuna 25 (%16.6) birey “Uzmanlaşmak istenilen alan seçildiğinde kalitenin artacağının düşünülmesi”, 15 (%10) birey “Üçüncü yarıyıl itibariyle branşlaşmanın yapılarak ilk iki dönemde temel bilgisayar eğitiminin verilmesi”, 25 (%16.6) birey “Özel sektörde iş bulma imkânını artırılacağının düşünülmesi”, 30 (%20) birey “Tek bir alana yoğunlaşarak eğitim başarısının artacağının düşünülmesi”, 25 (%16.6) birey “Bölüm programının geniş kapsamının seçeneklendirilmesi ile verimliliğin artırılacağının düşünülmesi” yanıtını vermiştir. Son olarak 10 (%6.6) birey bölümde branşlaşma olması gerekmediği konusunda görüş belirtirken, 20 (%13.3) birey herhangi bir görüş belirtmemiştir. Tablo 4. Bireylerin Öğretim Teknoloğu ile Görüşlerinin İle İlgili Görüşlerinin Frekans Ve Yüzde Dağılımları Öğretim Teknoloğu Anket Maddesi Yanıtlar f % Araştırmacı ve uygulamacı eğitimci 15 % 10 Eğitimde teknolojiyi en yaralı şekilde kullanan kişi 15 % 10 Teknolojiyi kullanarak öğretim etkinliklerini daha iyi nasıl yapılabileceğini gösteren kimse 15 % 10 Office programlarını hakim olan kişi 5 %3.3 Temel bilgisayar kullanımını bilen ve öğreten kişi 10 %6.6 BÖTE mezunları 15 % 10 Bireylerin “Öğretim Teknoloğu kimdir?” sorusuna 5 (%10) birey “Araştırmacı ve uygulamacı eğitimci”, 15 (%10) birey “Eğitimde teknolojiyi en yararlı şekilde kullanan kişi”, 15 (%10) birey “Teknolojiyi kullanarak öğretim etkinliklerini daha iyi nasıl yapılabileceğini gösteren kimse”, 5 (%3.3) birey “Office programlarını hâkim olan kişi”, 10 (%6.6) birey “Temel bilgisayar kullanımını bilen ve öğreten kişi”, 15 (%10) birey “BÖTE Mezunları“ yanıtını vermiştir. Son olarak 75 (%50) birey herhangi bir görüş belirtmemiştir. Bireylerin yarısının herhangi bir görüş belirtmemesi ve yarısına yakın bir kısmının da Öğretim Teknoloğu kavramını doğru bir şekilde ifade edememesi, bu kavramı bilmediklerinden ya da bu konuda haberdar olmadıklarından kaynaklanmış olabilir. 1180 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 5. Bireylerin Bilişim Teknolojileri Öğretmeni’nin Diğer Bilgisayar Öğretmenliklerinden Farkı İle Görüşlerinin İle İlgili Görüşlerinin Frekans Ve Yüzde Dağılımları Bilişim Teknolojileri Öğretmeni’nin diğer Bilgisayar öğretmenliklerinden farkı Anket Maddesi Yanıtlar f % Bilgisayar ve donanım hakkında bilgi sahibi 15 % 10 Ders içeriklerinin daha genel bilgisayar becerilerini içermesi 10 %6.6 Yenilikleri takip etmesi ve yeniliklere ayak uydurması 10 %6.6 İsminin yazılış olarak farklı olması 5 %3.3 Teknolojik eksiklikleri gideren kişi 10 %6.6 Teknolojiyi öğreten kişi 15 % 10 İlköğretim öğretmeni 10 %6.6 Ortaöğretim öğretmeni 10 %6.6 Birden çok alanda uzmanlık sağlaması 10 %6.6 Öğretim Teknolojilerini içermesi 5 %3.3 Bireylerin “Bilişim Teknolojileri Öğretmenliğinin diğer Bilgisayar öğretmenliklerinden farkı nedir?” sorusuna 15 (%10) birey “Bilgisayar ve donanım hakkında bilgi sahibi”, 10 (%6.6) birey “Ders içeriklerinin daha genel bilgisayar becerilerini içermesi”, 10 (%6.6) birey “Yenilikleri takip etmesi ve yeniliklere ayak uydurması”, 5 (%3.3) birey “İsminin yazılış olarak farklı olması”, 10 (%6.6) birey “Teknolojik eksiklikleri gideren kişi”, 15 (%10) birey “Teknolojiyi öğreten kişi “, 10 (%6.6) birey “İlköğretim öğretmeni”, 10 (%6.6) birey “Ortaöğretim öğretmeni”, 10 (%6.6) birey “Birden çok alanda uzmanlık sağlaması” ve 5 (%3.3) birey “Öğretim Teknolojilerini içermesi” yanıtını vermiştir. Son olarak 50 (%33.3) birey herhangi bir görüş belirtmemiştir. Bireylerin çoğunun Bilişim Teknolojileri Öğretmeninin diğer öğretmenliklerden farkını tam olarak ifade edememeleri, Bilişim Teknolojileri Öğretmeninin görev tanımını bilmediklerinden kaynaklanıyor olabilir. Tablo 6. Bireylerin Alan Dersleri İle İlgili Görüşlerinin Frekans Dağılımları Anket Maddesi Yanıtlar Alan dersleri Bilgisayar ile ilgili dersler f AL ML 10 30 TL ATL 10 Bölüme özgü dersler 5 5 Donanım ve programlama gibi dersler 25 10 Görsel programlama ve grafik animasyon gibi dersler 10 5 Word, Excel gibi dersler 5 Öğretmenlik ile ilgili dersler 10 Herhangi bir görüşü olmayanlar 20 20 GL AÖL İHL 5 ÇPL 5 5 5 5 Bireyler “Alan dersleri denilince aklınıza neler geliyor?” sorusuna “Bilgisayar ile ilgili dersler”, “Bölüme özgü dersler”, “Donanım ve programlama gibi dersler”, “Görsel programlama ve grafik animasyon gibi dersler”, “Word, Excel gibi dersler”, “Öğretmenlik ile ilgili dersler” yanıtlarını vermiştir. 45 birey ise herhangi bir görüş belirtmemiştir. Bireylerden gelen yanıtlardan bazıları şöyledir: Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1181 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org 5 Çok Programlı Lisesi mezunu birey “Alan İle İlgili Temel Dersler, Bilgisayar Bölümü İçin Paket Programlama, Açık Kaynaklı İşletim Sistemi”, 5 Meslek Lisesi mezunu birey “Temel Elektronik, Paket Programlama, Visual Basic”, 5 Anadolu Lisesi mezunu birey “Bir sayısalcının alan dersleri Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji; sözelcinin Coğrafya, Tarih, Türkçe olur” ve 5 Anadolu Lisesi mezunu birey “Bilgisayarla İle İlgili Yazılım Kodları” yanıtını vermiştir. Tablo 7. Bireylerin Üst Dönemde Alınacak Dersler İle İlgili Görüşlerinin Frekans Dağılımları Üst dönemlerde alınacak dersler Anket Maddesi Yanıtlar f AL ML TL ATL GL 5 5 5 5 5 Web Tasarım 10 50 15 Materyal Geliştirme 5 10 5 Programlama Dilleri 10 40 5 İşletim sistemleri AÖL İHL ÇPL 5 Bilgisayar Donanımı 5 5 Eğitim psikolojisi 15 5 Uzaktan eğitim 5 15 Ölçme Değerlendirme Öğretim İlke ve Yöntemleri 5 10 5 Herhangi bir görüşü olmayanlar 15 25 5 5 5 Bireyler “Önümüzdeki dönemlerde ne tür dersler alacağınızı biliyor musunuz?” sorusuna “Web Tasarım”, “Materyal Geliştirme”, “Programlama Dilleri”, “İşletim Sistemleri”, “Bilgisayar Donanımı”, “Ölçme Değerlendirme”, “Eğitim Psikolojisi”, “Öğretim İlke ve Yöntemleri”, “Uzaktan Eğitim” yanıtlarını vermiştir. 55 birey ise herhangi bir görüş belirtmemiştir. Bireylerden gelen yanıtlardan bazıları şöyledir: 5 Meslek Lisesi mezunu birey “Veritabanı, Görsel Programlama, Web Tasarımı” , 5 Çok Programlı Lise mezunu birey “Materyal ve Programlama Dilleri” ve 5 Anadolu Lisesi mezunu birey “Eğitim Teknikleri, Öğretim İlke ve Yöntemleri, Materyal Tasarımı, Donanım ve Web Tasarımı ” yanıtını vermiştir. Meslek Lisesi, Teknik Lise, Anadolu Teknik Lisesi ve Çok Programlı Lise mezunlarının BÖTE programında alınacak dersleri biliyor olmaları, bu bireylerin lise müfredatında BÖTE programında yer alan derslere benzer dersler almalarından kaynaklanıyor olabilir. Anadolu Lisesi ve İmam Hatip Lisesi mezunlarının genel olarak alınacak dersleri bilmemesi, lise müfredatında BÖTE programında yer alan derslere yakın herhangi bir alan dersi almamalarının sonucu olabilir. Tablo 8. Bireylerin Bölüme Yönelik Bilgilendirme İle İlgili Görüşlerinin Frekans Dağılımları Bilgilendirme eğitimi alanlar (35 kişi) Anket Maddesi 1182 Türü Kim tarafından Materyal / Yöntem Bilgilendirme içeriği Yanıtlar Bölüm tanıtımı İş alanları Ders içerikleri Ders öğretmeni Sunu Video Soru-Cevap Kapsamı az Bilgilendirme süresinin azlığı Yeterli Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey f 15 20 5 25 15 5 15 10 5 15 ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org “Bölüme geldiğinizde size bölümle ilgili bilgi verildi mi?” sorusuna evet cevabı veren 35 birey bulunmaktadır. Bilgilendirme eğitimi ile ilgili sorulara şu başlıklar altında cevap alınmıştır: “Ne tür bir bilgilendirme aldınız?”, “Kim tarafından verildi?”, “Bilgilendirme verilirken herhangi bir materyal kullanıldı mı?” ve “Bilgilendirme sizce yeterli miydi?”. Bireylerden bilgilendirmenin ne tür olduğu ile ilgili soruyu “bölüm tanıtımı”, “iş alanları” ve “ders içerikleri”; bireylerden bilgilendirmenin kim tarafından verildiği ile ilgili soruya “ders öğretmeni” yanıtı alınmıştır. Bireylerden bilgilendirme verilirken kullanılan materyal ile ilgili soruya “sunu” ve “video” yanıtları gelmiştir. Ayrıca 15 bireyde herhangi bir materyal kullanılmadığını “soru-cevap” yöntemi ile bilgilendirme aldıklarını ifade etmişlerdir. Bilgilendirmenin yeterliliği ile ilgili soruya “kapsamı az” ve “bilgilendirme süresinin azlığı” yanıtları gelmişken 15 birey de bilgilendirmeyi yeterli bulduğunu belirtmiştir. Tablo 9. Bilgilendirme Eğitimi Almayan Bireylerin Bilgilendirme İle İlgili Görüşlerinin Frekans Dağılımları Anket Maddesi Yanıtlar Bilgilendirme eğitimi almayanlar (115 kişi) Kim tarafından İçerik Materyal f Danışman ya da bölüm başkanı tarafından verilmesi 50 Üçüncü veya dördüncü sınıf öğrencileri tarafından verilmesi 10 Mezunlar tarafından verilmesi 40 Gelecek konusunda bilgilendirme 40 Karşılaşılabilecek sorunlar hakkında bilgilendirme 20 Bölümün amacı hakkında bilgilendirme 30 İş imkânları hakkında bilgilendirme 25 Ders içerikleri ile ilgili bilgilendirme 20 Mesleki gelişimin nasıl yapılması gerektiği konusundan bilgilendirme 10 Sunu 35 Broşür 5 Afiş 5 Kitapçık 5 Görsel materyaller 30 Video 45 Web sitesinde ayrıntılı anlatım 35 “Bölüme geldiğinizde nasıl bir bilgilendirme almak isterdiniz?” sorusuna cevap veren 115 birey bulunmaktadır. Bilgilendirmenin nasıl olması gerektiği ile ilgili sorulara şu başlıklar altında cevap alınmıştır: “Bilgilendirmenin kim tarafından verilmesini isterdiniz?”, “Hangi konularda bilgi almak isterdiniz?” ve “Bilgilendirmede tür materyal kullanılmasını isterdiniz?”. Bireylerden bilgilendirmenin kim tarafından verilmesi gerektiği ile ilgili soruya “Danışman ya da bölüm başkanı tarafından verilmesi”, “Üçüncü veya dördüncü sınıf öğrencileri tarafından verilmesi” ve “Mezunlar tarafından verilmesi” yanıtları alınmıştır. Bilgilendirmenin hangi konularla ilgili olması gerektiği ile ilgili soruya “Gelecek konusunda bilgilendirme”, “Karşılaşılabilecek sorunlar hakkında bilgilendirme”, “Bölümün amacı hakkında bilgilendirme”, “İş imkânları hakkında bilgilendirme”, “Ders içerikleri ile ilgili bilgilendirme” ve “Mesleki gelişimin nasıl yapılması gerektiği konusundan bilgilendirme” yanıtları alınmıştır. Bilgilendirmede kullanılması istenilen materyal ile ilgili soruya “Sunu”, “Broşür”, “Afiş”, “Kitapçık”, “Görsel Materyal”, “Video” ve “Web sitesinde ayrıntılı anlatım” cevapları verilmiştir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1183 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org TARTIŞMA VE SONUÇ Araştırma kapsamında Ankara’da yer alan üniversitelerin Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü birinci sınıfında öğrenim gören toplam 150 öğrencinin bölümlerine ilişkin görüşleri, farklı değişkenler açısından incelenerek alınan sonuçlar doğrultusunda öğrencilerin bölümlerine yönelik ihtiyaçları ortaya konmaya çalışılmıştır. Yapılan içerik analizi doğrultusunda; • BÖTE’nin içinde bulunduğu herhangi bir kurultay, seminer, kongre ve toplantı ile ilgili yeterince bilgi sahibi olmadıkları, • Mezun olduktan sonra çalışabilecekleri iş alanlarını tanımadıkları, • BÖTE Bölümü’nden müfredatın yeniden düzenlenmesi, iş olanaklarının artırılması, yeni iş sahalarının açılması vb. gibi beklentilerinin olduğu, • BÖTE Bölümü programında eksikliklerin olduğu, • BÖTE Bölümü’nde tercih edilen alana göre branşlaşma olması gerektiği, • Bilişim Teknolojileri Öğretmeni’nin görev tanımını bilmedikleri, • Öğretim Teknoloğu’nun kim olduğu konusunda fikir sahibi olmadıkları, • Alacakları derslerin ne tür dersler olduğu konusunda yeterince bilgi sahibi olmadıkları, • Alan derslerinin neler olduğunu bilmedikleri, • BÖTE Bölümü’ne geldiklerinde çok azının bölümü tanımalarına yönelik bilgilendirme aldıkları ortaya çıkmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre BÖTE ye gelen bireylerin bölümleri hakkında genel bir bilgiye sahip olmalarına rağmen, bölümü yeterince tanımadan geldikleri, bireylerden alınan cevaplar sonucunda belirlenmiştir. Bölümün amacı, bölüm programında yer alan dersler, bölüm ile ilgili kavramlar, çalışma alanları ve mezun olduklarında toplumdaki statüleri hakkında yeterli bilgileri olmadığı bireylerin ifadelerinde görülmektedir. Bu bilgi eksikliklerini giderebilmek için bireylere ya programa gelmeden ya da yeni geldiklerinde tanıtım amaçlı bir eğitim verilebilir. Verilecek olan eğitimin içeriği, bireylerin ihtiyaçlarına göre ve bireylere sorularak belirlenmelidir. Araştırmada, bireylere bölümle ilgili nasıl bir içerik ve ne tür bir materyal aracılığıyla bilgilendirme almak istedikleri sorulduğunda, bireyler görsel materyallerle desteklenen, web üzerinde hazırlanmış bir ortamda eğitim almak istediklerini belirtmişlerdir. Bu sonuçlar doğrultusunda uygun eğitim ortamları tasarlanarak bireylere gerekli eğitim verilebilir. Bölümdeki akademisyenlere bilgilendirme sırasında büyük görev düşmektedir. Bireylerin bölümü iyi tanımaları, bölümün misyonunu ve vizyonunu anlayabilmeleri, dersler hakkında gerekli bilgiye sahip olabilmeleri için akademisyenlerin bu bilgileri aktarma sırasında doğru bir yol izlemeleri gerekmektedir. Ayrıca, ilerleyen sınıflarda akademisyenlerden bireylere bölümleri hakkında gelecek planlarını oluşturabilmeleri için bir yol haritası çizmelerinde yardımcı olmaları beklenmektedir. Araştırmanın diğer bir sonucuna göre, bireylerin BÖTE’nin içinde bulunduğu herhangi bir kurultay, seminer, kongre veya toplantı gibi etkinliklere katılmadıkları görülmektedir. Bu durum bireylerin kendilerini geliştirmelerinin önemini kavrayamamalarından ya da etkinliklerden haberdar olamamalarından kaynaklanıyor olabilir. BÖTE ile ilgili web üzerinden hazırlanacak olan eğitim ortamına duyuru paneli eklenerek bireylerin etkinliklerden haberdar olmaları ve etkinliklere katılımları sağlanabilir. Bireylere mezun olduktan sonra nasıl bir görevde yer almak istedikleri sorulduğunda, bireyler gelecekleri ile ilgili kaygı duyduklarını ve kararsız olduklarını ifade etmişlerdir. Bu durum, BÖTE Bölümü’nün ve geleceğinin yeteri derecede vurgulanmamasından kaynaklanıyor olabilir. Bölümün tanınması, bireylerin kendilerini daha donanımlı yetiştirmelerine ve bölümün çalışma sahalarında hedeflenen yere gelmesine yardımcı olacaktır. 1184 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Sonuç olarak Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü’ne gelen bireylerin bilgilendirme eğitimleri aracılığıyla alan hakkında derin bir bilgiye sahip olmaları, kendi gelişimleri ve bölümün yerini bulması açısından önem taşımaktadır. Bu ve buna benzer bilgilendirme eğitimleri ülkemiz çapındaki her üniversitede yapılabilir. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü’nün misyon ve vizyonu dikkate alınarak bireylere verilecek olan tanıtım eğitimleri bölümün günden güne gelişmesini ve değişimlere ayak uydurmasını sağlayacaktır. KAYNAKÇA Akkoyunlu, B., Orhan, F., Umay, A. (2005). Bilgisayar öğretmenleri için “bilgisayar öğretmenliği özyeterlik ölçeği” geliştirme çalışması. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 29, 1-8. Altun, E. ve Ateş, A. (2008). The problems and future concerns of computer and instructional technologies preservice teachers. Elementary Education Online, 7(3), 680-692. Arıcı, B. (2007). Bilgisayar ve öğretim teknolojileri eğitimi bölümü öğrencilerinin mesleğe yönelik beklentileri ile alanda çalışan bilgisayar öğretmenlerinin mesleğe yönelik algıları. Yüksek lisans tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir. Arıkan, Y.D. (2009). Bilişim teknolojileri öğretmen adayları ve öğretmenlik uygulaması dersi. Ege Eğitim Dergisi, 10(1), 1-23. Ateş, A. ve Altun, E. (2008). Bilgisayar ve öğretim teknolojileri eğitimi öğrencilerinin öğrenme biçemleri ve öğrenme tercihleri. Eurasian Journal of Educational Research, 30, 1-16. Demirli, C. ve Kerimgil, S. (2009). Bilgisayar ve öğretim teknolojileri eğitimi öğretmen adaylarının mesleklerine yönelik görüşleri. III. Uluslararası Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri sempozyumunda sözlü olarak sunulmuştur. Trabzon, Karadeniz Teknik Üniversitesi. Durdu, P. O. ve Yıldırım, Z. (2005). Bilgisayar ve öğretim teknolojileri eğitimi programına ilişkin öğrencilerin ve öğretim elemanlarının algıları. Eurasian Journal of Educational Research, 19, 77-78. Günüç, S. (2010). Bilgisayar ve öğretim teknolojileri eğitimi (Böte) bölümü öğretmen adaylarının bölüm ismine yönelik görüşleri. 10th. International Educational Technology Conference Proceedings Book, 1 (ss.189-192). Karataş, S. (2010). Bilgisayar ve öğretim teknolojileri (Böte) öğretmen adaylarının mesleklerine ilişkin zihin haritalarının analizi (gazi üniversitesi örneği). Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi. 11(1), 159-173. Kılınç, M. (2006). Bilgisayar ve öğretim teknolojileri eğitimi bölümü ileri alan dersleri hakkında öğrenci ve uzmanların görüşleri. Yüksek lisans tezi, İnönü Üniversitesi, Malatya. Numanoğlu, G. ve Bayır, Ş. (2009). Bilgisayar öğretmen adaylarının öğretmenlik mesleği genel yeterliklerine ilişkin görüşleri. Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi. 1, 197-212. Numanoğlu, G ve Şen, B. (2007). Bilgisayar ve öğretim teknolojileri bölümü öğrencilerinin öğrenme stilleri. Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi. 8(2), 129-148. Odabaşı, F. H., Kuzu, A., Kuzu, E.B. ve Şahin, Y.L. (2011). Bilişim teknolojileri öğretmeni adaylarının bilimsel araştırma önerisi hazırlama deneyimlerinin yansıtılması. Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 12(2), 41-52. Sanalan, V.A., Telli, E., Selim, Y., Öz, R., Koç, A., Çelik, E. (2010). Böte öğrencilerinin programa bakış açıları: tercih öncesi ve sonrası durum. Eğitim Teknolojileri Araştırmaları Dergisi. 1(1). Yılmaz, M. B., Orhan, F. ve Uğraş, T. (2010). Böte programında yer alan derslerin alana hazırlamasına yönelik öğrenci görüşleri. 10th. International Educational Technology Conference Proceedings Book, 1 (ss.259-262). Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1185 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org SPATIAL VISUALIZATION ABILITIES OF PRESERVICE MATHEMATICS TEACHERS MATEMATİK ÖĞRETMENİ ADAYLARININ UZAMSAL GÖRSELLEŞTİRME BECERİLERİ Melih Turğut* Kürşat Yenilmez** Abstract The purpose of this study was to determine preservice primary and secondary mathematics teachers’ spatial visualization abilities. This work is a descriptive study. The sample of the study consists of 67 preservice secondary mathematics teachers which are enrolled to pedagogical information program education at department of mathematics computer science of faculty of science and arts, and 85 preservice primary mathematics teachers enrolled to faculty of education in a government university. The data was collected by paper folding and form board tests and personal information form. In order to analyze the obtained data mean, t-test, one way analysis of variance and Pearson correlation coefficient were used. The findings indicated that spatial visualization abilities of preservice mathematics teachers were low level, and there is no significant difference between spatial visualization ability and gender; preschool education; academic achievement and enrolled faculty. Besides, it was observed that abilities of paper folding and cart rotation are not significantly correlated. Key Words: spatial ability, spatial visualization, preservice mathematics teacher. Özet Bu araştırmanın amacı ortaöğretim ve ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının uzamsal görselleştirme becerilerini incelemektir. Araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, bir devlet üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimi almakta olan 67 fen-edebiyat fakültesi matematik ve bilgisayar bilimleri bölümü 4.sınıf öğrencisi; ilköğretim matematik öğretmenliği programında öğrenim gören 85 4.sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, kağıt katlama ve şekil oluşturma testleri ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, ortalama, t-testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson korelasyon katsayısı yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, matematik öğretmeni adaylarının uzamsal görselleştirme becerilerinin oldukça düşük düzeyde olduğu ve cinsiyet, okul öncesi eğitim, akademik başarı ve öğrenim görülen fakülteye göre farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca, öğrencilerin kağıt katlama ve şekil oluşturma becerileri arasında anlamlı bir ilişki gözlemlenmemiştir. Anahtar Sözcükler: uzamsal düşünme, uzamsal görselleştirme, matematik öğretmeni adayı. * ** Eskişehir Osmangazi University, Faculty of Education, [email protected] Eskişehir Osmangazi University, Faculty of Education, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1187 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ İçerisinde yaşadığımız dünyayı yakından incelediğimizde, geometrik yapıları kolaylıkla görebiliriz. Örneğin kelebeğin kanatlarında, deniz kabuğunda ya da çam kozalaklarında olduğu gibi. Bu tür yapıların varlığı, bazı temel konuların, simetri, döndürme ve öteleme gibi, ilköğretim birinci kademesinden üniversite seviyesine kadar tüm öğretim programlarının içerisinde yer almasını gerektirmiştir. Bu nedenle, gerçek dünyayı daha iyi anlama, yorumlama ve muhakeme yapabilme becerisi için, gördüğümüz şekil ve yapıları zihnimizde algılama ve canlandırma becerilerine sahip olmamız kaçınılmazdır. Öncelikle gördüğümüz bir şekli zihnimizde canlandırabilmemiz üst düzey bir beceriyken, bunu kağıda dökebilmek, farklı konumlarında düşünüp çizebilmek oldukça üst düzey bir beceridir. Bu beceri alanyazınındaki orijinal olarak “Spatial Thinking”, Uzamsal Düşünme ya da “Spatial Ability” Uzamsal Yetenek olarak adlandırılmaktadır. Bazı kaynaklarda da “Spatial Skills” yani Uzamsal Beceri denilmekte, araştırmacıların bu konudaki ayrımının yetenek kavramının doğuştan gelmesi iken, beceri kavramının sonradan öğrenilebilen, kazanılabilen bir yeterlik olarak düşünülmesinden kaynaklanmaktadır (Uygan, 2011). Bunun yanında, alanyazınında uzamsal yetenek kavramı yerine, uzamsal görselleştirme, görsel-uzaysal yetenek, uzamsal kavrama yeteneği ve 3 boyutlu görselleştirme ifadeleri birbirlerinin yerlerine kullanılmaktadırlar (Turğut, 2007; Cantürk-Günhan, Turgut ve Yılmaz, 2009; Turgut, Cantürk-Günhan ve Yılmaz, 2009). Uzamsal yetenek, üç boyutlu uzayda bir ya da daha çok parçadan oluşan cisimleri ve bileşenlerini zihinde hareket ettirilebilme veya zihinde canlandırabilme yeteneği olarak tanımlanmaktadır (Turğut, 2007). Konuyla ilgili alanyazın incelendiğinde, araştırmacılar tarafından yapılan tanımların birbirine paralellik gösterdiği görülmektedir. Örneğin, Lohman’a (1993) göre uzamsal yetenek, görsel bir imgeyi meydana getirebilme, bir şekli devam ettirebilme, yeniden düzenleme ve başka bir şekle dönüştürebilme yeteneğidir. Diğer araştırmacıların, örneğin Ekstrom, French ve Harman (1976) ve Kovac’ın (1989) yaptığı tanımlar birbirlerinin aynısıyken, uzamsal yeteneğe ait alt bileşenler (faktörler) hakkında araştırmacıların hemfikir olmadıkları gözlenmektedir. McGee (1979) uzamsal yeteneğin uzamsal görselleştirme ve uzamsal yönelim olmak üzere iki alt bileşeninden söz ederken, Linn ve Petersen (1985), uzamsal görselleştirme, uzamsal algılama ve zihinde döndürme olarak üç alt bileşenden söz etmektedir. Olkun ve Altun (2003) ve Turğut (2007), uzamsal ilişkiler ve uzamsal görselleştirme olarak iki alt bileşeni savunmaktayken, Contero, Naya, Company, Saorin ve Conesa’ya (2005) göre uzamsal yetenek uzamsal yönelim, uzamsal ilişkiler ve uzamsal görselleştirmedir. McGee (1979), uzamsal görselleştirmeyi zihinde hareket ettirme, döndürme ya da verilen şekli ters çevirebilme yeteneği olarak tanımlamaktadır. McGee’ye (1979) göre uzamsal yönelim, verilen şekil ya da nesneye başka bir açıdan bakma sonucu meydana gelen görüntüyü zihinde canlandırma işidir. Bu araştırmada McGee’nin (1979) uzamsal yetenek ve alt bileşen tanımları kullanılmıştır. Yukarıda bahsi geçen tanım ve ifadelerden hareketle, günlük yaşamdaki önemliliğinden ziyade matematik öğrenmeöğretme süreci gerekli ve önemli olduğu akla gelebilir. Çünkü geometri derslerinde, öğrencilerin şekli bir bütün olarak algılayabilmesi, ek çizimler yapabilmesi ya da şeklin açılmış ya da kapanmış durumlarını zihinde canlandırabilmesi öğrencilerden istenen becerilerdir. Bu bakımdan araştırmacılar, uzamsal yetenekle matematik ve geometri başarısı arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışmışlardır. Battista (1990), lise öğrencilerinin uzamsal görselleştirme, mantıksal muhakeme geometri başarısı ve cinsiyet arasındaki ilişkiyi araştırmıştır. Araştırmacı, uzamsal görselleştirme yeteneği ve mantıksal muhakeme becerisinin geometri başarısıyla pozitif ilişkisi olduğunu ve erkek öğrencilerin uzamsal görselleştirme testinden kız öğrencilere göre daha başarılı olduğunu gözlemlemiştir. Kayhan (2005) okul türünün uzamsal yetenek üzerindeki etkisini, matematik başarısı ve mantıksal düşünme becerisi ile uzamsal yetenek arasındaki ilişkiyi ve teknik resim dersinin uzamsal yeteneğin gelişimi üzerindeki etkisini araştırmıştır. Araştırmacı matematik başarısı ile uzamsal yetenek arasında güçlü ve anlamlı pozitif bir ilişki gözlemlemiştir. Bunun yanında, bazı çalışmalarda erkek öğrencilerin uzamsal testlerdeki performansların anlamlı olarak farklı olduğu da gözlenmiştir. Örneğin, ilköğretim ikinci kademede Fennema ve Tartre (1985), Kakmacı (2009) ve Tartre (1990), erkek öğrencilerin uzamsal görselleştirme becerilerinin daha yüksek olduğunu gözlemlerlerken, Manger ve Eikeland (1998) anlamlı bir fark gözlemlememiş ve Turğut (2007) tutarsız sonuçlar elde etmiştir. Bu konudaki tutarsızlıkların nedenleri hala 1188 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org araştırılmaktadır. Yetişkinler üzerinde yapılan çalışmalarda da bazı tutarsız sonuçlar gözlemlenmiştir. Yurt ve Sünbül (2011) ve Dursun, Işıksal ve Çakıroğlu (2010), bir devlet üniversitesinin eğitim fakültesinde öğrenim görmekte olan öğrenciler üzerinde gerçekleştirdikleri araştırmalarında, erkek öğrencilerin uzamsal görselleştirme becerileri daha yüksek bulmuşken, Turğut (2010) ilköğretim matematik öğretmenliği 2.ve 3.sınıf öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırmasında cinsiyete göre bu becerinin farklılaşmadığını gözlemlemiştir. Alanyazınında, uzamsal yetenekle ilgili yapılan çalışmalardaki tutarsızlıklar araştırmacıların aklına bu becerinin bireyde geliştiği dönemlere odaklanmasına sebep olmuştur. Cocburn’a (1995) göre öğrenme ve oynama ortamındaki oyuncaklar, çocukların uzamsal yeteneklerini etkilemektedir. Bu tür oyuncakların oynanmasının sonuç olarak elde edilen bu tarz somut deneyimlerin geometrik ve uzamsal düşünme becerilerinin gelişimine olumlu etkisinin var olduğu düşünülmektedir (Olkun ve Altun, 2003). Bu doğrultuda araştırmacılar, söz konusu öğrenme ve oynama ortamının okul öncesi dönem olduğunu düşünerek, öğrencilerin okul öncesi eğitimleri ile uzamsal yetenekleri arasındaki ilişkiyi incelemişler, okul öncesi eğitim alanların uzamsal testlerden daha başarılı olduklarını gözlemlemişlerdir (Ertekin ve İrioğlu, 2011; Robichaux, 2000; Turğut, 2007). Matematik öğretim programları incelendiğinde öğrencilerin uzamsal düşünme becerilerinin gelişmesinin önemli olduğu görülmekte ve Ulusal Matematik Öğretmenleri Konseyi [NCTM]’ye (2000) göre tüm matematik öğretim programları, …model için gösterimler (simgelemeler) yapma ve fiziksel, sosyal ve matematiksel doğayı yorumlama becerilerini geliştirecek şekilde düzenlenmelidir. Dolayısıyla, öğrencilerin gösterimler yapmasına, kullanmasına ve bunu matematik dilini kullanarak iletişim kurma becerilerinin gelişimi içinde kullanmaları amaçlanmaktadır. Bu noktada akla programı uygulayacak olan öğretmen adayların, bu arzulanan simgeleme, kodlama, dönüştürme ve hatırda tutma becerilerinin yani uzamsal yeteneklerinin incelenmesinin önemli olduğu düşünülmüştür. Bunun yanında, bu araştırmanın gerçekleştirilmesinin iki önemli nedeni olduğu düşünülmektedir. Birincisi yakın zamanda matematik dolayısıyla uzamsal yetenekle ilgili çıkarım ve muhakeme sürecini öğretecek aday öğretmenlerin uzamsal görselleştirme yeteneklerini ve ilişkili olduğu durumları incelemektir. İkincisi ise farklı öğretim programlarına sahip olan aday ortaöğretim ve ilköğretim matematik öğretmenlerinin uzamsal görselleştirme becerilerini incelemektir. Bu bağlamda aşağıdaki araştırma sorularına yanıt aranmak istenmiştir: 1. Ortaöğretim ve ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının uzamsal görselleştirme yetenekleri ne düzeydedir? 2. Ortaöğretim ve ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının kağıt katlama ve şekil oluşturma test puanları öğrenim görülen fakülteye göre farklılaşmakta mıdır? 3. Matematik öğretmeni adaylarının kağıt katlama ve şekil oluşturma test puanları cinsiyete göre farklılaşmakta mıdır? 4. Matematik öğretmeni adaylarının kağıt katlama ve şekil oluşturma test puanları okul öncesi eğitime göre farklılaşmakta mıdır? 5. Matematik öğretmeni adaylarının kağıt katlama ve şekil oluşturma test puanları akademik ortalamaya göre farklılaşmakta mıdır? 6. Matematik öğretmeni adaylarının kağıt katlama ve şekil oluşturma test puanları ilişkili midir? YÖNTEM Aday ortaöğretim ve ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının uzamsal görselleştirme becerilerinin incelendiği bu araştırmada, amaca uygun olarak nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Bilindiği üzere tarama modelleri, geçmişte ya da halen var olan bir durumu var olduğu şekliyle betimlemeyi amaçlayan araştırma yaklaşımlarıdır ve araştırmaya konu olan olay, birey ya da nesne, kendi koşulları içinde ve olduğu gibi tanımlanmaya çalışılır (Karasar, 2009). Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1189 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Çalışma Grubu Araştırmaya bir devlet üniversitesinin ilköğretim matematik öğretmenliği lisans programında 2011-2012 öğretim yılında öğrenim gören 85 (%55.9) 4.sınıf öğrencisi, aynı üniversitenim Fen-Edebiyat fakültesi Pedagojik Formasyon eğitimine devam eden 67 (%44.1) 4.sınıf matematik ve bilgisayar bilimleri bölümü öğrencisi katılmıştır. Söz konusu bölümlerde kayıtlı daha fazla öğrenci olmasına rağmen, toplamda 152 öğrenci gönüllü olmuştur. Araştırmaya katılan öğrencilerin 114’ü (%75) bayan, 38’i (%25) erkektir. Araştırmanın çalışma grubu hakkındaki genel bilgiler aşağıdaki tabloda verilmiştir. Tablo 1. Çalışma Grubunun Genel Özellikleri Katılımcılar İlköğretim Matematik Öğretmeni Adayı Ortaöğretim Matematik Öğretmeni Adayı Okul Öncesi Eğitim Akademik Ortalama n 62 23 52 15 51 101 25 69 51 7 Bayan Erkek Bayan Erkek Alan Almayan 2-2.49 2.5-2.99 3-3.49 3.5-3.99 % 40.6 15.1 34.2 10.1 33.6 66.4 16.4 45.4 33.6 4.6 Tablo 1’den de görüldüğü gibi araştırmaya katılan matematik öğretmeni adaylarının 51’i (%33.6) okul öncesi eğitim alırken, 101’i (%66.4) okul öncesi eğitim almamıştır. Aynı zamanda araştırmada yer alan öğrencilerin 69’unun (%45.4) akademik ortalamalarının 2.5-2.99 aralığında olduğu ve çoğunluğun bayan öğrencilerden oluştuğu görülmektedir. Veri Toplama Araçları Bu araştırmada, Kağıt Katlama Testi (KKT), Şekil Oluşturma Testi (ŞOT) ve Kişisel Bilgi Formu olmak üzere toplamda 3 adet veri toplama aracı kullanılmıştır. Kişisel bilgi formu öğrencilerin, cinsiyet, okul öncesi eğitim, öğrenim görülen okul ve akademik ortalamalarını belirlemek amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilmiştir. Kağıt Katlama ve Şekil Oluşturma Testleri Ekstrom et al. (1976) tarafından geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçeklerin orijinal isimleri VZ-1 (Form Board Test) ve (Paper Folding Test) uzamsal yeteneğin alt bileşeni olan uzamsal görselleştirme becerisi ölçmektedir. Orijinal ölçeklerdeki şekil oluşturma testi toplam 48, kağıt katlama testi ise 20 sorudan oluşmaktadır. Bu ölçeklerin güvenirlik katsayıları sırasıyla .81 ve .84 olarak bulunmuştur (Ekstrom et al. 1976). Şekil Oluşturma Testinde verilen bir geometrik şeklin oluşturulması için hangi parçaların kullanılması gerektiği sorulmaktadır. Bu teste ait örnek bir madde Şekil 1’de sunulmuştur. Verilen Şekil Oluşacak Şekil-Doğru Yanıt Şekil 1. ŞOT Örnek Madde 1190 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Bu araştırmada soru sayısının fazlalığı göz önüne alınarak –bazı araştırmalarda da bu düşünülmüştür (Örneğin, Downing (2003) gibi) şekil oluşturma testinin birinci bölümünün 12 sorudan oluşan kısmı kullanılmıştır. Bu bölüm için öğrencilere toplam 5 dakika verilmiştir. Kağıt Katlama Testinde, katlanmış olarak verilen kağıdın üzerine öncelikle bir delik açılıyor. Kat çizgileri belli olan şeklin açılması durumundaki görüntüsü sorulan bu testtin de 12 sorusu kullanılmıştır. Bu bölüm için öğrencilere toplam 4 dakika verilmiştir. Kağıt Katlama Testine ait örnek bir madde Şekil 2’de verilmiştir (Williams, Gero, Lee ve Paretti, 2010, s.3). Şekil 2. KKT Örnek Madde Verilerin Analizi Bu araştırmanın verileri araştırmacılar tarafından toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 17.0 paket programı kullanılmıştır. Öncelikle testlerin kuramsal temellerine ışığında, aşağıdaki formül (Downing, 2003, p. 46) aracılığıyla ortaöğretim ve ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının bireysel başarı puanları (S) hesaplatılmıştır. Formül 1. Şekil Oluşturma ve Kağıt Katlama Testi Başarı Puan Formülü Elde edilen verilerin analizinde ortalama (), t-testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson korelasyon katsayısı aracılığıyla araştırma problemlerine yanıt aranmıştır. BULGULAR Ortaöğretim ve ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının uzamsal görselleştirme yeteneklerinin düzeyini belirlemek için, araştırmada betimsel istatistik teknikleri kullanılmış ve elde edilen sonuçlar Tablo 2’de sunulmuştur. Tablo 2. Matematik Öğretmeni Adaylarının ŞOT ve KKT Puanları Grup İlköğretim Matematik Öğretmeni Adayı Ortaöğretim Matematik Öğretmeni Adayı Test Min Max s.s. ŞOT 0 7 2.89 1.65 KKT 1 11 7.25 2.24 ŞOT 0 6 2.50 1.42 KKT 1 10 7.38 1.78 Tablo 2 incelendiğinde, ilköğretim ve ortaöğretim matematik öğretmeni adaylarının ŞOT () ve KKT () olarak görülmektedir. Testlerin her birinin 12’şer sorudan oluştuğu düşünüldüğünde, ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının uzamsal görselleştirme becerilerinin oldukça düşük düzeyde olduğu söylenebilir. Benzer sonuçlar ortaöğretim matematik öğretmeni adayları için de görülmektedir. Bu grubun ŞOT ortalaması 2.50 ve KKT ortalaması 7.38’dir. Buradan da ortaöğretim matematik öğretmeni adaylarının uzamsal görselleştirme becerilerinin oldukça düşük düzeyde olduğu söylenebilir. Ortaöğretim ve ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının ŞOT ve KKT puanlarının öğrenim görülen fakülteye göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için, ilişkisiz örneklemler t-testi kullanılmıştır. Aşağıdaki tabloda t-testinin sonuçlarına değinilmektedir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1191 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 3. Matematik Öğretmeni Adaylarının ŞOT ve KKT Puanlarının Fakülteye Göre t-testi Sonuçları Test ŞOT KKT Grup İlköğretim Matematik Öğretmeni Adayı Ortaöğretim Matematik Öğretmeni Adayı İlköğretim Matematik Öğretmeni Adayı Ortaöğretim Matematik Öğretmeni Adayı n 85 67 85 67 2.89 2.50 7.25 7.38 s.s. 1.65 1.42 2.24 1.78 sd 150 t 1.51 p .13 150 .38 .70 Tablo 3’e göre ilköğretim ve ortaöğretim matematik öğretmeni adaylarının ŞOT puanları fakülteye göre farklılaşmamaktadır (t=1.51, p>.05). Benzer bulgu KKT testi için de saptanmıştır. İlköğretim ve ortaöğretim matematik öğretmeni adaylarının KKT puanları fakülteye göre farklılaşmamaktadır (t=.38, p>.05). İlköğretim ve ortaöğretim matematik öğretmeni adaylarının aldıkları eğitimin uzamsal görselleştirme becerisi bakımından farklı olmadığı söylenebilir. Matematik öğretmeni adaylarına ait ŞOT ve KKT puanlarının cinsiyete farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla yapılan ilişkisiz örneklemler t-testi sonuçlarına Tablo 4’te değinilmiştir. Tablo 4. Matematik Öğretmeni Adaylarının ŞOT ve KKT Puanlarının Cinsiyete Göre t-testi Sonuçları Test ŞOT KKT Grup n s.s. sd t p Bayan 114 2.70 1.51 150 .29 .76 Erkek 38 2.78 1.74 Bayan 114 7.42 1.91 150 1.18 .23 Erkek 38 6.97 2.41 Matematik öğretmeni adaylarının ŞOT (t=.29, p>.05) ve KKT (t=1.18, p>.05) puanlarının cinsiyete göre farklılaşmadığı gözlemlenmiştir (Tablo 4). Ortalamalar arası farklar görülmüş fakat istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Matematik öğretmeni adaylarının ŞOT ve KKT puanlarının okul öncesi eğitime göre farklılaşıp farklılaşmadığı belirlemek amacıyla yapılan t-testi sonuçları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Tablo 5. Matematik Öğretmeni Adaylarının ŞOT ve KKT Puanlarının Okul Öncesi Eğitime Göre t-testi Sonuçları Test Grup n ŞOT Okul Öncesi Eğitim Almayan Alan 51 2.60 101 2.78 1.65 KKT Okul Öncesi Eğitim Almayan Alan 51 7.29 101 7.32 2.08 s.s. sd t p 1.37 150 .64 .92 2.00 150 .09 .51 Tablo 5’e göre matematik öğretmeni adaylarından okul öncesi eğitim alan öğrencilerin ŞOT ortalaması 2.60 ve almayan öğrencilerin ortalaması 2.78’dir. Aynı zamanda öğretmen adaylarından okul öncesi eğitim alan öğrencilerin KKT ortalaması 7.29 ve okul öncesi eğitim almayan öğretmen adaylarının ortalaması 7.32’dir. t-testi sonuçlarına göre matematik öğretmeni adaylarının ŞOT ve KKT puanları okul öncesi eğitime göre farklılaşmamaktadır (t=.64, p>.05 ve t=.09, p>.05). Matematik öğretmeni adaylarının ŞOT ve KKT puanlarının akademik ortalamaya göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla tek yönlü varyans analizi yapılmış ve elde edilen bulgular Tablo 6’da sunulmuştur. 1192 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 6. Matematik Öğretmeni Adaylarının ŞOT ve KKT Puanlarının Akademik Ortalamaya Göre ANOVA Sonuçları Grup Varyansın Kaynağı Kareler Toplamı sd Kareler Ortalaması F p Gruplar arası 27.963 3 9.321 2.273 .082 Gruplar içi 606.879 148 4.101 Toplam 634.842 151 Gruplar arası 8.386 3 2.795 1.143 .334 Gruplar içi 362.009 148 2.446 Toplam 370.395 151 ŞOT KKT Tablo 6’ya göre matematik öğretmeni adaylarının ŞOT ve KKT puanları akademik ortalamalarına göre farklılaşmamaktadır (F=2.273, p>.05 ve F=1.143, p>.05). Matematik öğretmeni adaylarının akademik ortalamaları ile ŞOT ve KKT puanları ilişkili değildir denebilir. Son olarak matematik öğretmeni adaylarının ŞOT puanları ile KKT puanları arasındaki ilişki olup olmadığı Pearson korelasyon katsayısı yardımıyla incelenmiştir. Elde edilen bulgulara aşağıdaki tabloda yer verilmiştir. Tablo 7. Matematik Öğretmeni Adaylarının ŞOT ve KKT Puanlarının Korelasyon Tablosu Değişkenler Korelasyon Katsayısı p ŞOT-KKT .013 .875 Tablo 7’den de görüldüğü gibi matematik öğretmeni adaylarının ŞOT puanları ve KKT puanları arasında anlamlı bir farka rastlanmamıştır (r=.013, p>.01). SONUÇ VE TARTIŞMA Ortaöğretim ve ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının uzamsal görselleştirme yeteneklerinin incelendiği bu çalışmada aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir. Öğretmen adaylarının şekil oluşturma ve kağıt katlama testlerinden aldığı puanlara dayanılarak, uzamsal görselleştirme becerilerinin oldukça düşük düzeyde olduğu söylenebilir. Aday konumda olan yakın zamanda matematik öğretmeye başlayacak olan öğretmenler için bu durum oldukça ilginçtir. Elde edilen bu sonuç, alanyazınını destekler nitelikte olup Cantürk et al. (2009), Dursun et al. (2010) ve Turğut’un (2010) bulgularına paralellik göstermektedir. Araştırmadan elde edilen diğer sonuç da matematik öğretmeni adaylarının uzamsal görselleştirme becerilerinin öğrenim görülen fakülteye göre farklılaşmamasıdır. Araştırmaya dahil olan aday ortaöğretim matematik öğretmeni adayları, ilköğretim matematik öğretmeni adaylarına oranla fazlasıyla matematik alan dersi almakta ve bölümlerinin öğretim programı gereğince bunu yanında bilgisayar ve uygulamalarıyla ilgili dersler de almaktadırlar. Halbuki alanyazınında, bilgisayar aracılığıyla yapılan öğretimlerin öğrencilerin uzamsal yeteneklerini olumlu düzeyde etkilediği bilinmektedir (Alkan ve Erdem, 2011; Kurtuluş, 2011; Kurtuluş ve Uygan, 2010; Yıldız ve Tüzün, 2011; Yolcu ve Kurtuluş, 2010). Elde edilen bu belirsizlik için yakın mercekle, öğretim programı ya da ders planları incelenebilir. Ayrıca ilköğretim matematik öğretmenliği öğretim programı açısından bakılacak olursa, öğretmen adaylarının uzamsal yeteneklerinin geliştirilebilmesi için bazı derslerin içeriklerinin yapılandırılması önerilebilir. Örneğin Geometri, Analiz, Lineer Cebir gibi derslerin öğretimi esnasında kullanılacak öğretim teknolojilerinin, öğrencilerin uzamsal görselleştirme becerilerine destek olacağı açıktır. Yanı sıra izometrik çizimlerin (örneğin üç boyutlu uzayda gibi düzlemleri izometrik kağıda çizdirmek gibi), öğrencilerin bu becerilerine katkı sağladığı araştırmaların sonuçları arasında yer almaktadır (Olkun, 2003). Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1193 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Ortaöğretim ve ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının uzamsal görselleştirme becerileri cinsiyete göre farklılaşmamıştır. Alanyazınında var olan belirsizliğe, bu araştırmanın sonuçları ışık tutamamıştır. Bu durumla ilgili olarak Sorby (2007), uzamsal yetenekle ilgili, gözlenen en fazla farklılığın zihinde döndürme ile ilgili testlerde olduğunu vurgulamıştır. Bunun yanında, cinsiyetle ilgili tutarsızlıkların saptandığı araştırmalar incelendiğinde farklı ölçme araçlarının kullanıldığı da görülmektedir. Bu bağlamda, bu noktayı aydınlatmak için alanyazınında fazlasıyla kabul gören Vandenberg & Kuse Mental Rotation Test ya da Purdue Spatial Visualization testleri kullanılarak daha geniş çaplı bir örneklemde yakından incelemeler yapılabilir. Araştırmada, matematik öğretmeni adaylarının uzamsal görselleştirme becerilerinin okul öncesi eğitime göre farklılaşmadığı görülmüştür. Alanyazınında, ilköğretim seviyesinde okul öncesi eğitim alan öğrencilerin uzamsal testlerden daha başarılı olduğu bilinirken (Ertekin ve İrioğlu, 2011; Turğut, 2007), bu araştırmadan elde edilen okul öncesi eğitimle ilgili bulgu, ilgili alanyazınınla çelişmektedir. Bu tutarsızlık, yenilenen ilköğretim programlarında fazlasıyla yer alan süsleme, örüntü ve fraktal gibi kavramların fazlasıyla ele alınmasından ve bu tür etkinliklerin okul öncesi dönemden itibaren gerçekleşmesinden kaynaklanmış olabilir. Bu bağlamda ilköğretim seviyesinde yapılan yakın araştırmalarda anlamlı fark gözlemlenmiş olabilir. Araştırmaya katılan grubun eski öğretim programıyla yetişmiş olması bu tutarsızlığın bir sebebi olabilir. Matematik öğretmeni adaylarının uzamsal görselleştirme becerilerinin akademik ortalamaya göre farklılaşmaması araştırmadan elde edilen diğer bir sonuçtur. Akademik ortalama, toplam bir matematik notu olarak düşünülemeyeceğinden elde edilen bu sonucun doğal olduğu söylenebilir. Araştırmaya katılan her iki grubun da öğretim programında, fazlasıyla eğitim bilimleri ve alan eğitimiyle ilgili dersler yer almaktadır. Araştırmadan elde edilen son sonuç ise, matematik öğretmeni adaylarının şekil oluşturma becerisi ile kağıt katlama becerisi arasında anlamlı bir ilişkinin var olmamasıdır. McGee’nin (1979) tanımına göre bu iki test uzamsal görselleştirme becerisini ölçmektedir ve ilişkili olması beklenmektedir. Fakat Linn ve Petersen’in (1985) tanımları incelendiğinde “zihinde döndürme” isimli ayrı bir bileşen olup, bu açıklamalara göre şekil oluşturma testi zihinde döndürme becerisini ölçmektedir ve uzamsal görselleştirme ile farklı bir beceridir. Bu bağlamda alanyazınında var olan tanım-test karmaşıklığına bu araştırmanın bulguları da dahil olmuştur. Bu noktanın aydınlatılması için, araştırmacıların geliştirdiği tüm testler üzerinden ayrı ayrı meta-analiz çalışmaları yapılmalıdır. TEŞEKKÜR Yüksek lisans ve doktora öğrenimi boyunca Tübitak-Bideb (BAYG) tarafından desteklenen ilk yazar, kuruma sonsuz teşekkürlerini sunar. KAYNAKÇA Alkan, F. & Erdem, E. (2011). A study on developing candidate teachers’ spatial visualization and graphing abilities, Procedia Social and Behavioral Sciences 15, 3446–3450. Battista, M.T. (1990). Spatial Visualization and Gender Differences in High School Geometry, Journal for Research in Mathematics Education, 21 (3), 47-60. Cantürk-Günhan, B., Turgut, M. & Yılmaz, S. (2009). Spatial Ability of a Mathematics Teacher: The Case of Oya, IBSU Scientific Journal, 3 (1), 151-158. Contero, M., Naya, F., Company, P., Saorin, J.K. & Conesa, J. (2005). Improving Visualization Skills in Engineering Education. Computer Graphics in Education, 5, 24-31. Downing, R.E. (2003). Individual Differences in Information Seeking: The Effects And Interaction of Spatial Visualization and Domain Expertise, Yayımlanmamış Doktora Tezi. The Faculty of The Graduate School University of Missouri-Columbia. Dursun, Ö., Işıksal, M. & Çakıroğlu, E. (2010). İlköğretim Öğretmen Adaylarının Uzamsal Yeteneklerinin Cinsiyet ve Öğretmenlik Programlarına Göre İncelenmesi, IX. Ulusal Fen Bilimleri ve Matematik Eğitimi Kongresi, 23-25 Eylül 2010, Bildiri Özetleri Kitabı, s. 11. 1194 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Ekstrom, R.B., French, J. & Harman, H. (1976), Manual for Kit of Factor Referenced Cognitive Tests. Princeton, NJ: Educational Testing Service. Ertekin, E. ve İrioğlu, Z. (2011). İlköğretim İkinci Kademe Öğrencilerinin Zihinsel Döndürme Becerilerinin Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi, 2nd International Conference on New Trends in Education and Their Implications, 27-29 April, 2011, Bildiriler Kitabı, s. 1523. Fennema, E., Tartre, L.A. (1985). The use Of spatial Visualization in Mathematics ByGirls and Boys. Journal for Research in Mathematics Education, 16 (3), 184-206. Kakmacı, Ö. (2009). Altıncı Sınıf Öğrencilerinin Uzamsal Görselleştirme Başarılarının Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Eskişehir. Karasar, N. (2009). Bilimsel Araştırma Yöntemi. Nobel Yayın Dağıtım: Ankara. Kayhan, E.B. (2005). Investigation of High School Students’ Spatial Ability, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi ODTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü. Kovac, R.J. (1989). The Validation of Selected Spatial Ability Tests Via Correlational Assesement and Analysis of UserProcessing Strategy, Educational Research Quaterly, 13, 26-34. Kurtuluş, A. & Uygan, C. (2010). The Effects of Google Sketchup Based Geometry Activities and Projects on Spatial Visualization Ability of Student Mathematics Teachers, Procedia Social and Behavioral Sciences, 9, 384-389. Kurtuluş, A. (2011). Effect Of Computer-Aided Perspective Drawings On Spatial Orientation And Perspective Drawing Achievement, TOJET: The Turkish Online Journal of Educational Technology, 10 (4), 138-147. Linn, M.C. & Petersen, A.C. (1985). Emergence and Characterization of Sex Differences in Spatial Ability: A-Meta Analysis, Child Development, 56, 1479-1498. Lohman, D.F. (1993). Spatial Ability and G. Paper presented at the First Spearman Seminar, University of Plymouth, July 21, 1993. Manger, T. & Eikeland, O.J. (1998). The Effects of Spatial Visualization and students’ Sex on Mathematical Achivement, British Journal of Psychology, 89, 17-25. McGee, M.G. (1979). Human spatial abilities: psychometric studies and environmental , genetic, hormonal and influences. Psychological Bulletin, 86 (5), 889-918. National Council of Teachers of Mathematics. (2000). Principles and Standarts for School Mathematics. Reston, Va.: National Council of Teachers of Mathematics. Olkun, S. (2003). Making Connections: Improving Spatial Abilities with Engineering Drawing Activities, International Journal of Mathematics Teaching and Learning, Retrieved on 17 October 2011 at http://www.ex.uk/cimt/ ijmt1/ijabout.htm. Olkun, S., Altun, A. (2003). İlköğretim Öğrencilerinin Bilgisayar Deneyimleri ile Uzamsal Düşünme ve Geometri Başarıları Arasındaki ilişki. The Turkish Online Journal of Educational Technology – TOJET, 2 (4), Article 13. Sorby, S.A. (2007). Developing 3D Spatial Skills for Engineering Students, Australasian Journal of Engineering Education, 13 (1), 1-10. Tartre, L.A. (1990). Spatial Orientation Skill and Mathematical Problem Solving, Journal for Research in Mathematics Education, 21, 216-229. Turgut, M., Cantürk-Günhan ve Yılmaz, S. (2009). Uzamsal Yetenek Hakkında Bir Bilgi Seviyesi İncelemesi, E-Journal of New World Sciences Academy, 4 (2), 317-326. Turğut, M. (2007). İlköğretim II. Kademede Öğrencilerin Uzamsal Yeteneklerinin İncelenmesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir. Turğut, M. (2010). Teknoloji Destekli Lineer Cebir Öğretimin İlköğretim Matematik Öğretmen Adaylarının Uzamsal Yeteneklerine Etkisi, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1195 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Uygan, C. (2011). Katı Cisimlerin Öğretiminde Google Sketchup ve Somut Model Destekli Uygulamaların İlköğretim Matematik Öğretmeni Adaylarının Uzamsal Yeteneklerine Etkisi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Eskişehir. Williams, C.B., Gero, J., Lee, Y. ve Paretti, M. (2010). Exploring Spatial Reasoning Ability and Design Cognition in Undergraduate Engineering Students, Proceedings of the ASME 2010 International Design Engineering Technical Conference & Computers and Information in Engineering Conference, 1-8. Yıldız, B. ve Tüzün, H. (2011). Üç Boyutlu Sanal Ortam ve Somut Materyal Kullanımının Uzamsal Yeteneğe Etkileri, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 41, 498-508. Yolcu, B., Kurtuluş, A. (2010). A Study on Developing Sixth-Grade Students’ Spatial Visualization Ability, İlköğretim Online, 9 (1), 256-274. [Online: http://ilkogretim-online.org.tr] Yurt, E. ve Sünbül, A.M. (2011). İlköğretim İkinci Kademe Öğrencilerinin Zihinsel Döndürme Becerilerinin Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi, 2nd International Conference on New Trends in Education and Their Implications, 27-29 April, 2011, Bildiriler Kitabı, s. 927. 1196 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org PRESERVICE MATHEMATICS TEACHERS’ SELF EFFICACY LEVELS OF MATHEMATICAL LITERACY MATEMATİK ÖĞRETMENİ ADAYLARININ MATEMATİK OKURYAZARLIĞI ÖZYETERLİK DÜZEYLERİ Kürşat Yenilmez* Melih Turğut** Abstract The purpose of this study was to determine preservice primary and secondary mathematics teachers’ self efficacy levels of mathematical literacy. This work is a descriptive study. The sample of the study consists of 67 preservice secondary mathematics teachers which are enrolled to pedagogical information education at faculty of science and arts, and 85 preservice primary mathematics teachers enrolled to faculty of education in a government university. The data were collected by self-efficacy scale for mathematical literacy. In order to analyze the obtained data mean, t-test and one way analysis of variance were used. The findings indicated that there is a significant difference between preservice primary and secondary mathematics teachers’ self efficacy levels of mathematical literacy. However, there is no significant difference preservice mathematics teachers’ self efficacy levels of mathematical literacy points of view gender, preschool education and academic achievement. Key Words: mathematical literacy, academic achievement, preservice mathematics teacher. Özet Bu araştırmanın amacı ortaöğretim ve ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerini incelemektir. Araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, bir devlet üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimi almakta olan 67 fen-edebiyat fakültesi öğrencisi ve ilköğretim matematik öğretmenliği programında öğrenim gören 85 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak matematik okuryazarlığı öz-yeterlik ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, ortalama, t-testi ve tek yönlü varyans analizi yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, ilköğretim ve ortaöğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin farklılaştığı, ancak bu düzeyin cinsiyete, okul öncesi eğitime ve akademik başarıya göre farklılaşmadığı gözlemlenmiştir. Anahtar Sözcükler: matematik okuryazarlığı, akademik başarı, matematik öğretmeni adayı. * Eskişehir Osmangazi University, Faculty of Education, [email protected] ** Eskişehir Osmangazi University, Faculty of Education, [email protected] Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1197 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org GİRİŞ Okuryazarlık kavramı, öğrencinin bilgi ve potansiyelini geliştirip topluma daha etkili bir şekilde katılmasını ve katkıda bulunmasını sağlamak için yazılı kaynakları bulma, kullanma, kabul etme ve değerlendirmesi olarak tanımlanmaktadır (Küçük ve Demir, 2009). Okuryazarlık yalnızca öğrencilerin okuma-yazma ile ilgili alışkanlıklarını vurgulamamaktadır. Aynı zamanda öğrencilerin sayılar, mantık ve matematiksel işlemlerin de farkında olmalarıdır (NRC, 1989). Matematik okuryazarlığı kavramı ise matematik eğitiminde son yüzyılda yaşanan değişim ve gelişim sürecinde ortaya atılmış ve üzerinde çeşitli uluslararası (PISA, TIMSS) araştırmalar yapılmıştır. Matematik okuryazarlığının tanımı konusunda matematiğin tanımını yapmadakine benzer zorluk ve tartışmalar yaşanmakla birlikte OECD tarafından matematik okuryazarlığı şöyle ifade edilmiştir; “Bireyin düşünen, üreten ve eleştiren bir vatandaş olarak bugün karşılaştığı ve gelecekte karşılaşacağı sorunların çözümünde matematiksel düşünme ve karar verme süreçlerini kullanarak çevresindeki dünyada matematiğin oynadığı rolü anlama ve tanıma kapasitesidir.” Bu tanımdan matematik okuryazarlığının kişiye, matematiğin modern dünyada oynadığı rolün farkında olma ve anlama, günlük yaşam ile ilişkili uygulamaları yapabilme, sayısal ve uzamsal düşünmede yorumlama, günlük hayat durumlarında eleştirel analiz ve problem çözme becerilerini sağladığı söylenebilir (Özgen ve Bindak, 2008). Matematik okuryazarlığı bireye bir ifadeyi matematiksel ifadeye dönüştürebilme, matematiksel dili kullanabilme, problem çözebilme, matematiksel düşünebilme, güncel ve bilimsel olaylardaki matematiksel ilişkileri görebilme ve kullanabilme becerisi kazandırır (Tekin ve Tekin, 2004). Bir başka deyişle matematiksel okuryazarlık, öğrencilerin yeni teknolojilere uyumunda, matematiksel problemleri tanımlamalarında, problemlerin çözümünü ve matematiğin içeriğini muhakeme etmede ve çeşitli temsilleri kullanarak iletişim kurmada gereklidir (Çolak, 2006). Öğretmen adaylarının matematik okuryazarlık düzeylerini belirlemeyi amaçladıkları çalışmalarında Güneş ve Gökçek (2010) öğretmen adaylarının anabilim dalları ile matematik okuryazarlık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişkinin olduğunu belirtmektedirler. Yine Tekin ve Tekin (2004)’in aynı amaçla yaptıkları çalışmada, matematik öğretmen adaylarının en yüksek performansı matematiksel süreçlerle ve güncellikle ilgili sorularda gösterdikleri, en düşük performansı ise matematik tarihi ile ilgili sorularda gösterdikleri görülmüştür. Yenilmez (2010) tarafından eğitim fakültesi ilköğretim matematik öğretmenliği son sınıf öğrencilerinin matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilen araştırma sonucunda; öğretmen adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin “yüksek” olduğu, erkek adayların özyeterlik düzeylerinin kızlara göre daha yüksek olduğu, akademik başarısı daha düşük adayların özyeterlik düzeylerinin daha yüksek olduğu ve Genel lise mezunu öğretmen adaylarının özyeterlik düzeylerinin Fen lisesi ve Anadolu lisesi mezunu adaylara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Uysal’ın (2009) çalışmasında ise ilköğretim 8. sınıf öğrencilerinin matematik okuryazarlık düzeyleri belirlenmeye çalışılmış ve araştırmaya katılan öğrencilerin matematik okuryazarlık düzeyinin ikinci düzey ve altında yer aldığı tespit edilmiştir. Matematik okuryazarlık düzeyi en üst yeterlik düzeyi olan altıncı düzeyde ise başarılı olabilen öğrenciye rastlanmamıştır. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı – PISA (Programme for International Student Assessment) projesinin uygulanmasında her bir dönemde farklı bir konu alanındaki okuryazarlık düzeyi ağırlıklı olarak değerlendirilmektedir. 2003 yılında ana konu matematik okuryazarlığı olarak belirlenmiş ve öğrencilerin problem çözme becerileri üzerinde ilk değerlendirme yapılmıştır. Papanastasiou ve Ferdig (2006), İş Güzel ve Berberoğlu (2005) çalışmalarında PISA’daki öğrenci başarılarını çeşitli demografik değişkenlere göre analiz etmişlerdir. Toplumun genelde eğitim sisteminden özelde de matematik eğitiminden beklentileri; öğrencilerin kendi kapasitelerini en üst düzeye çıkarmaları ve bulundukları düzeyi aşabilmeleri için gerekli matematiksel bilgi ve becerileri edinmesidir. Bu nedenle matematiksel okuryazarlık, matematiksel ve teknolojik ilerlemeden kaynaklanan toplumsal bir ihtiyaçtır ve eğitimdeki yeni hedeflerden biri de matematik okuryazarı bireyler yetiştirmektir (Çolak, 2006). Problem çözme, muhakeme, iletişim, eleştirel ve yaratıcı düşünme süreçlerini içeren ve günümüz toplumları tarafından en az okuma-yazma kadar önemli olduğuna inanılan matematik okuryazarlığı becerilerinin bireylere eğitim süreci içerisinde kazandırılması için öncelikle öğretmenlerin bu becerilere sahip olması gerekmektedir. 1198 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Özyeterlik bireyin kendi yeteneklerine ilişkin algısı, inancı olduğuna göre, yetişecek olan matematik öğretmen adaylarının matematik okuryazarlığına ilişkin özyeterliklerinin de üst düzeyde olması hedeflenmelidir. Üst düzeyde matematik okuryazarı öğretmenler yetiştirebilmek için öğretmen adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterliklerinin araştırılması, onların hizmet öncesinde mesleki gelişimlerine katkı sağlayacak önlemlerin alınması açısından önemlidir. Bu araştırmanın amacı, öğretmen adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerini belirlemektir. YÖNTEM Bu bölümde araştırmanın modeli, örneklemi, verilerin toplanması ve verilerin analizi ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Araştırmanın Modeli Araştırmada tarama yöntemi kullanılmıştır. Örneklem Araştırmanın örneklemini, 2011-2012 öğretim yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği bölümünde öğrenim görmekte olan 85 öğrenci ile Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik bölümünde öğrenim görmekte olan 67 pedagojik formasyon öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklemi oluşturan toplam 152 öğretmen adayına ilişkin kişisel bilgiler Tablo 1’de sunulmuştur. Tablo 1. Öğretmen Adaylarının Kişisel Bilgileri f Cinsiyet Kız 114 Erkek 38 Akademik Başarı 2,0 -2,49 25 2,50-2,99 69 3-3,49 51 3,50-4 7 Okul Öncesi Eğitim Alan 51 Almayan 101 Fakülte Eğitim Fakültesi 85 Fen Edebiyat Fakültesi 67 % 75 25 16,4 45,4 33,6 4,6 33,6 66,4 55,9 44,1 Tablo 1’e göre, örneklemi oluşturan öğrenciler arasında kız öğrenciler, akademik başarısı 2,50-2,99 arasında olan öğrenciler, okul öncesi eğitim almayan öğrenciler çoğunluğu oluşturmaktadır. Verilerin Toplanması Verilerin toplanması aşamasında, öğretmen adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerini belirlemek amacıyla Özgen ve Bindak (2008) tarafından geliştirilen Matematik Okuryazarlığı Özyeterlik Ölçeği kullanılmıştır. Beşli likert tipi olan ölçek 25 maddeden oluşmaktadır. Geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmış olan ölçeğin bu araştırma için hesaplanan Cronbach Alpha içtutarlılık katsayısı ,863 dür. Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1199 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Verilerin Analizi Toplanan verilerin analizinde, aritmetik ortalama ve standart sapma gibi betimsel istatistik değerlerinin yanı sıra bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizinden yararlanılmıştır. Ölçekte bulunan maddelere verilen cevaplar Kesinlikle Katılıyorum=5, Katılıyorum=4, Kararsızım=3, Katılmıyorum=2, Kesinlikle Katılmıyorum=1 şeklinde puanlanmış her öğrencinin toplam ölçek puanı hesaplanmıştır. Ölçekten alınabilecek en düşük puan 25, en yüksek puan ise 125 şeklinde olup ölçek toplam puanı yüksek olan öğretmen adayının Matematik okuryazarlığı özyeterliğinin yüksek olduğu biçiminde yorumlanmaktadır. Ölçekten alınan toplam puanların öğretmen adaylarının cinsiyet ve okul öncesi eğitim alma durumlarına göre farklılaşıp farklılaşmadığı t-testi, akademik başarı durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığı ise tek yönlü varyans analizi ile araştırılmış ve analiz sonuçları tablolar şeklinde sunulmuştur. BULGULAR Bu bölümde araştırmanın amacına dayalı olarak öğretmen adaylarının Matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeyleri ve bu düzeylerin kişisel özelliklere göre analizine ilişkin bulgulara ve yorumlara yer verilmiştir. Öncelikle araştırmanın örneklemini oluşturan Matematik öğretmeni adaylarının genel olarak Matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeyleri incelenmiş ve bulgular Tablo 2’de sunulmuştur. Tablo 2. Öğretmen Adaylarının Matematik Okuryazarlığı Özyeterlik Düzeyi Ölçek Puanı N En düşük En yüksek Ortalama Std. Sapma 152 84 120 96,06 6,879 Tablo 2’den, öğretmen adaylarının Matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin 96,06 ortalama ile “yüksek” olduğu söylenebilir. Öğretmen adaylarının Matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığı bağımsız gruplar t-testi ile araştırılmış ve sonuçlar Tablo 3’de sunulmuştur. Tablo 3. Matematik Okuryazarlığı Özyeterlik Düzeylerinin Cinsiyete Göre Farklılığı Cinsiyet Ölçek Puanı N Ortalama Std. Sapma t P Kız 114 95,71 7,171 -1,195 ,236 Erkek 38 97,11 5,881 Tablo 3’den, öğretmen adaylarının Matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeyinin cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılık göstermediği söylenebilir. Ayrıca her iki grubun ortalamasının da “yüksek” düzey özyeterlik kategorisinde bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Öğretmen adaylarının Matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin akademik başarıya göre farklılaşma durumu tek yönlü varyans analizi ile araştırılmış ve sonuçlar Tablo 4’de sunulmuştur. Tablo 4. Matematik Okuryazarlığı Özyeterlik Düzeylerinin Akademik Başarıya Göre Farklılığı Kaynak Ölçek Puanı Kareler Toplamı sd Kareler Ortalaması F p 52,497 3 17,499 ,365 ,778 Grup içi 7093,970 148 47,932 Toplam 7146,467 151 Gruplar arası Tablo 4’e göre, öğretmen adaylarının Matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeyinin akademik başarıya göre anlamlı düzeyde farklılık göstermediği söylenebilir. Ancak 2-2,49 arası başarıya sahip öğrencilerin ortalama ölçek puanı 95,32, 2,50-2,99 arası başarıya sahip öğrencilerin ortalama ölçek puanı 96,30, 3-3,49 arası başarıya sahip öğrencilerin ortalama ölçek puanı 95,37 ve 3,50-4 arası başarıya sahip öğrencilerin ortalama ölçek puanı 94,00 şeklinde olup tüm grupların “yüksek” düzey özyeterlik kategorisinde bulunduğunu belirtmek gerekir. Öğretmen adaylarının Matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin okul öncesi eğitim alma durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığı bağımsız gruplar t-testi ile araştırılmış ve sonuçlar Tablo 5’de sunulmuştur. 1200 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org Tablo 5. Matematik Okuryazarlığı Özyeterlik Düzeylerinin Okul Öncesi Eğitim Alma Durumuna Göre Farklılığı Ölçek Puanı Okul Öncesi Eğitim N Ortalama Std. Sapma t P Alan 51 97,24 6,389 1,555 ,123 Almayan 101 95,47 7,070 Tablo 5’den, öğretmen adaylarının Matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeyinin okul öncesi eğitim alma durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık göstermediği söylenebilir. Ayrıca her iki grubun ortalamasının da “yüksek” düzey özyeterlik kategorisinde bulunduğu gözden kaçırılmamalıdır. Öğretmen adaylarının Matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin öğrenim gördükleri fakülteye göre farklılaşıp farklılaşmadığı bağımsız gruplar t-testi ile araştırılmış ve sonuçlar Tablo 6’da sunulmuştur. Tablo 6. Matematik Okuryazarlığı Özyeterlik Düzeylerinin Fakülteye Göre Farklılığı Ölçek Puanı Fakülte N Ortalama Std. Sapma t P Eğitim Fak. 85 94,94 5,975 -2,222 ,028 Fen Ed. Fak. 67 97,48 7,694 Tablo 6’dan, öğretmen adaylarının Matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeyinin cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmektedir. Buna göre, Fen Edebiyat fakültesinde öğrenim gören pedagojik formasyon öğrencilerinin matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin Eğitim fakültesinde öğrenim gören ilköğretim matematik öğretmenliği bölümü öğrencilerine göre daha yüksek olduğu söylenebilir. Ancak her iki grubun ortalamasının da “yüksek” düzey özyeterlik kategorisinde bulunduğu da göz ardı edilmemelidir. SONUÇ VE ÖNERİLER Araştırma sonucunda; genel olarak gerek ilköğretim ve gerekse ortaöğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin “yüksek” olduğu belirlenmiştir. Ancak Tekin ve Tekin’in (2004) çalışmasında, ilköğretim matematik öğretmen adaylarının Matematiksel okuryazarlık düzeylerinin genel olarak “orta” seviyede olduğu belirtilmektedir. Buradan bazı öğretmen adaylarının hala aldıkları eğitim ile iyi bir matematik okuryazarı olamayacakları endişesini taşıdıkları söylenebilir. Matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin cinsiyet, akademik başarı ve okul öncesi eğitim alma durumu bakımından anlamlı farklılık göstermediği sonucu elde edilmiştir. Farkın çıkmaması bu değişkenlere göre oluşan tüm grupların matematik okuryazarlığı özyeterliklerinin “yüksek” düzeyde olmalarından kaynaklandığı söylenebilir. Bu sonuç, bir yönü ile cinsiyet, akademik başarı, okul öncesi eğitim alma gibi değişkenlerin matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeyini etkilemediği şeklinde de yorumlanabilir. Diğer taraftan gerek ilköğretim ve gerekse ortaöğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin “yüksek” olması, sevindirici bir durumdur. Araştırmada ayrıca Fen Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin Eğitim Fakültesi öğrencilerine oranla daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuca dayanarak, ilköğretim matematik öğretmenliği bölümü öğrencilerinin eğitim fakültesinde almış oldukları alan bilgisi açısından kendilerini yeteri kadar donanımlı görmedikleri ve bu nedenle iyi bir matematik okuryazarı olamayacakları endişesini taşıdıkları söylenebilir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara dayalı olarak öğretmen adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin yükseltilmesine yönelik aşağıdaki öneriler geliştirilmiştir; 1. Eğitim fakültelerinde verilen alan ve alan eğitimi derslerinde öğretilen konuların matematik okuryazarlığı kazanmada hangi katkıyı sağlayacağı dersin öğretim üyesi tarafından açıklanabilir, 2. Eğitim fakültelerinde verilen alan ve alan eğitimi derslerinde öğretmen adaylarının konuları günlük hayatla ilişkilendirmelerine ve matematik dilini kullanarak iletişim kurmalarına sıkça imkan sağlanabilir, Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2 1201 3rd International Conference on New Trends in Education and Their Implications 26-28 April, 2012 Antalya-Turkey ww.iconte.org 3. İlköğretim ve ortaöğretim kademelerinde görev yapan öğretmenlerin matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeyleri araştırılabilir, böylelikle öğretmen adaylarının mesleğe başladıktan sonra özyeterlik düzeylerinde değişim olup olmadığı gözlenebilir. 4. İlköğretim ve ortaöğretim matematik öğretmeni adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerini etkileyebilecek farklı değişkenler araştırılabilir. KAYNAKLAR Çolak, S. K. (2006). Materyal kullanımının altıncı sınıf öğrencilerinin geometri kavramları bağlamında matematiksel okuryazarlığına etkisi üzerine deneysel bir çalışma. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Gazi Üniversitesi, Ankara. Güneş, G. ve Gökçek, T. (2010). Öğretmen adaylarının matematik okuryazarlık düzeyleri. IX. Ulusal Fen Bilimleri ve Matematik Eğitimi Kongresi, Bildiri Özetleri, 144. İş Güzel, Ç. ve Berberoğlu, G. (2005). An analysis of the programme for international student assessment 2000 (PISA 2000) mathematical literacy data for Brazilian, Japanese and Norwegian students. Studies in Educational Evaluation, 31, 283-314. Küçük, A. ve Demir, B. (2009). İlköğretim 6-8. sınıflarda matematik öğretiminde karşılaşılan bazı kavram yanılgıları üzerine bir çalışma. Dicle Üniversitesi, Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, 13, 97-112. NRC (National Research Council), Everybody Counts: A Report to the Nation of the Future of Mathematics Education. Washington, DC: National Academy Press, 1989. Özgen, K. ve Bindak, R. (2008). Matematik Okuryazarlığı Özyeterlik Ölçeğinin Geliştirilmesi, Kastamonu Eğitim Dergisi, 16(2), 517-528 Papanastasiou, E.C. ve Ferdig, R.E. (2006). Computer use and mathematical literacy: An analysis of existing and potential relationships. Journal of Computers in Mathematics & Science Teaching, 25(4), 361-371. Tekin, B. ve Tekin, S. (2004). Matematik öğretmen adaylarının matematiksel okuryazarlık düzeyleri üzerine bir araştırma, MATDER, 01.01.2012 tarihinde http://www.matder.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=77:matematik-ogretmen-adaylarininmatematiksel-okuryazarlik-duzeyleri-uzerine-bir-arastirma-&catid=8:matematik-kosesi-makaleleri&Itemid=172 adresinden alınmıştır. Uysal, E. (2009). İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin matematik okuryazarlık düzeyi. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Eskişehir. Yenilmez, K. (2010). Öğretmen Adaylarının Matematik Okuryazarlığı Özyeterlik İnançları, 9. Matematik Sempozyumu, Bildiri Kitabı, 455-460, 20-22 Ekim 2010, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Trabzon 1202 Pegem Academy Publising (Pegem Akademi Yayıncılık) Ankara – Turkey ISBN: 978-605-364-273-2
Benzer belgeler
öğrenme yönetim sistemleri (öys) için bir karar verme modeli a
This article is a part of the writer’s Ph.D. Dissertation named “A Design of Learning Environment and Related Teacher Activities to Foster Mathematical Power of Individuals in Mathematics Education...
halk eğitiminde “forum tiyatro”
problemleri çözme, matematiksel bilgileri birbirleri, diğer bilim dalları ve günlük yaşam ile
ilişkilendirme ve matematiksel iletişim aracılığı ile öğrencilerin matematiksel bilgileri anlama
ve uyg...
Part - International Conference on New Trends in Education
Mathematical Power (MP) is defined as a student’s overall ability of undestanding and
practice of mathematical knowledge through discovery, estimation, reasoning, problem solving,
connection and co...