2029 Temmuz 2012 tarihleri arası Yunanistan İtalya Gezi
Transkript
2029 Temmuz 2012 tarihleri arası Yunanistan İtalya Gezi Notlarım 2030 Temmuz 2012 tarihleri arasında tatil.com dan 399 Euro (€) kişi başı ücretle aldığım otobüsle kalasik İtalya Yunanistan turuna ait notlarım aşağıda yer almaktadır. Toplam 2812 fotoğraf çektim.. Fotoğaflarımdan birkaçını gezi notlarım içinde sizlerle paylaşıyorum… Ankara dan 20.07.2012 Cuma tarihinde saat 11:00 Kamil koç otobüsüyle İstanbula doğru yola çıkmamız gerekiyordu. Kolej civarından metroya binerek AŞTİ ye gidecektik. Koleje ulaşmadan bir panelvan yolda aniden durunca arkadan ona çarptım.. Hemen tutanakları hazırladım.. 30 dakikada işi hallederek 10:20 de metroya bindik.. Otobüs kalkmadan 20 dakika önce AŞTİ ye ulaştık. Saat 11:00 de Ankara dan İstanbul Anadolu yakasına doğru yola çıktık.. Yolculuk son derece rahat idi.. İstanbul’a vardıktan sonra servise bindik.. Acıbadem köprüsü üzerinde servisten indik. Taksi ile Salıpazarına gittik. Otopark da çayımızı içerek otobüsü beklemeye başladık. İstanbul Anadolu yakasındaki Kadıköy eski Salı Pazarında yer alan otoparktan saat 19:00 da otobüsümüz hareket etti. Otobüs oldukça yeniydi. Arıkan Turizm e ait 22 RH 272 plakalı Mercedes Travego Tourismo otobüsüydü. Ancak Otobüste tuvalet bulunmaması dezavantajdı. Ayrıca ayak koyma yerleri de yoktu. Avrupa tarafından Beşiktaş yıldız parkından geri kalan yolcularını alarak Tekirdağ üzerinden İpsala sınır kapısına doğru yolculuğumuz başladı. Biz biletlerimizi Ankara’daki bir acenta aracılığıyla Tatil.com dan aldık. Otobüste Pronto Tur, Joly Tur, Tatil com dan katılımcılar vardı. Ayrıca başka bir otobüste ETS turizmden katılım vardı. 2 otobüs ile saat 20:00 de İstanbul’dan ayrıldık. Otobüste oturma düzeni olarak her ana durmadan sonra yani bir sonraki harekete kadar 2 arkaya kayarak düzenli olarak yer değiştirilmesi usulü olacağı bize söylendi.. Biz başta 1516 numaralı yerden seyahatimize başladık. Ayrıca otobüste yurt dışına çıkıldığında 1,5 € 0.5 lt lik su ücreti, 0,5 € çay kahve ücretinin alınacağı söylendi. Otobüste tur alırken önceden ödemediğimiz Venedik gezisi için voperatteo, liman ayakbastı verisi, otelşehir vergilerini 2 kişi olarak 138 € ödedik. Tekirdağ civarında mola verildi. Mola yerinden 1,5 litrelik 4 adet su aldım. İpsala da duruldu ve pasaport işlemleri halledildi. Bizim pasaport polisi tek tek bize bakarak çıkışımızı yaparken Yunanistan tarafında toptan pasaportlar toplanarak yunanistana giriş işlemleri yapıldı. Tabii ki sınır geçerken fotoğraf çekmememiz konusunda bizi uyardı tur rehberimiz.. Sınırdan geçtikten sonra sabaha karşı bir mola verdik kahvaltı için.. tanesi 2 € ya 2 çay içtik.. Yunanistan a girdikten sonra Dedeağaç, Gümülcüne, İskeçe, Kavala üzerinden yaklaşık 8 saat sürecek yolculuk sonrası sabah verdiğimiz bir mola dışında geri kalan zamanlarda uyuyarak Selanik’e vardık. Selanik’e vardığımızda saat sabahın 10:30’i civarıydı. (21.07.2012) İlk olarak otobüsle şehir manzarasını görmeye surların bulunduğu yere çıkıldı. Surlardan Selanik Manzarası Daha sonra Yunanistan’ın en büyük Katedrali olan Aya Dimitros Katedrali olduğu yere gelindi. Kilise de ayin varken kiliseyi dolaştık. Daha sonra Atatürk evine gidildi. Atatürk Evi bugünkü Selanik’in Aya Dimitriya mahallesinde ve Apostolu Pavlu caddesi üzerinde 75 numaradadır. Aynı avlu içinde Türk Konsolosluğu da bulunmaktadır. Ancak Atatürk Evinin tadilatta olması nedeniyle içine girilemedi ve dışından fotoğraf çekmekle yetindik. Ardından sahile inilerek Beyaz Kulenin çnünde duruldu ve serbest zaman verildi. Serbest zamanda eşimle beraber daha önce 3 gün kaldığım Selanik’i dolaşmaya başladık. Tanesi 3 € dan Yunanistan’ın meşhur kahvesi diye adlandırılan Frape içtik. Tanesi 3 € ya 2 tane Selanik manzaralı mini fırında vb fırınlarda kullanmak için hediyelik aldık.. Yürüyerek Selanik i fotoğrafladık. Pazer yerine girdik.. Pazar yerinde açıkta satılan etleri görünce Avrupa Birliğinin buralara pek uğramadığına kanaat getirdik.. Meydanda bir gölgelik yerde bank bularak yanımızda getirdiğimiz konserveyi yedik. Kişi başı 6 € ya beyaz kuleye çıktık ve tepesinden Selanik i fotoğrafladık. Selanik’in simgesi olan Beyaz Kule Osmanlı Devleti tarafından Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmıştır. Mimarının Mimar Sinan olduğuna dair söylentiler bulunmaktadır. Kule Osmanlılar tarafından Kale, Garnizon ve hapishane olarak kullanışmıştır. Selanik çevresindeki surların buraya da uzandığı anlatılmaktadır. Beyaz Kuleden Selanik Liman Bölgesi Bir market bulup 0,33 € ya 0.5 lt lik su, 1,05 € ya 1 lt lik ıcetea aldık. Selanik hayli sıcaktı.. Saat 14 te Beyaz kule yakınında duran tur otobüsümüze tekrar binerek ro ro iskelesi olan Igoumenitsa ya doğru yola çıktık. Yolda gemide kullanacağımız malzemeleri sırt çantalarımıza aldık. Çünkü feribotta (roro gemisinde) otobüslerin bulunduğu alana hiç kimsenin indirilmeyeceği bize söylendi. Yolda Prontotur rehberi olan Namık bey tarafından Makedonya ve Yunan Makedonya bölgesi çekişmesi anlatıldı. Selanik Igoumenitsa yolu otoyol şeklinde düzenlenmiş.. aralıklarla ödeme yerleri mevcut. Otobüs için bu yerlerde durarak 5 € ödenerek (sanırım 4 kez bu ödeme noktalarından geçtik) yola devam ettik. Yolda çok sayıda tünele girdik. Shell istasyonunda mola verdiğimizde yanımızda getirdiğimiz konserveyi yedik. İhtiyaç molası 30 dakikaydı.. Artık yavaş yavaş Yunanistan ı terkederek İtalya turumuza başlama zamanı gelmeye başlamıştı.. İtalya Yunanistan Gezimizin 2.Sayfasında Görüşmek Üzere Dr.Levent GOÇMEN 21.07.2012 Cumartesi saat 18:30 da Igoumenitsa ya vardık. Igoumenitsa yunanistanın kuzey batısında yer alan ve İtalyanın Bari, Venedik, Ancona gibi kıyı kentlerine ro ro gemisi seferlerinin olduğu ve Kuzey Yunanistan’ı kateden ve Türkiye’de İpsala sınır kapısında başlayan 670 km uzunluğundaki Yunanistanın Egnatia Otoyolu İgoumenitsa’da sona erdiği bir kıyı kentidir. Feribot Biletlerimiz tur tarafından alındı.Saat 20 de kalkacak olan gemi geç geldiğinden saat 22 de ancak kalktı. Geminin adı Superfast VI idi.. Bizim turlara ait 2 otobüsle birlikte bir sürü karavan ve tır da ro ro gemisine bindi.. Bizde yayalara ayrılmış olan kapıdan yürüyerek gemiye bindik.. Yürüyen merdivenle yukarı çıkıp bilet chek in parçasını gemide görevlilere verdik. Superfast VI gemisinde bize ayrılan yer ATS denilen pencereleri olmayan ancak klimalı havalandırması iyi çalışan ve normala göre daha geniş ve yatabilir sıralı koltukları olan, kartla girilen bir yerdi. Bir taraf 3 kişilik koltuklu, diğer tarafta 2 kişilikti. Saat 14:30 gibi İtalya’nın Ancona Limanına varacağı söylendi. Yerimize yerleşince eşimle birlikte gemiyi keşfe çıktık. İçinde casinosu, resteoranı, barı, küçükte olsa jakuzi ve açık havuzu, açık alanda kafeterya benzeri yeri olan bir gemiydi. Açık alanlarda çadırlarında yatanlar, uyku tulumlarında uzanan insanlar vardı. Deniz yatağı üzerinde uzanan kişileri de gördük.. Superfast VI Ro Ro Gemisinden Fotoğraflar Gece 2 ye kadar yerleşmemiz ve keşif turumuz devam etti.. Bu arada havuzun bulunduğu katta sıcak suyu olan yıkanma yerini de görünce dayanamayıp yıkandım.. Daha sonra yerimize döndük ve uykuya daldık.. Sabah saat 08:00 de uyandık..Teknede tek expresso 2,5 €, 2 çay 6,5 € idi. uyanmamız için expresso içtik.. geminin en arkasında çerezimizi çitleyerek deniz yolculuğumuzun sona ermesini nefis deniz manzarasını izleyerek bekledik.. 22.7.2012 Pazar günü saat 16:00 da İtalya nın Ancona şehrine ro ro gemisi vardı. Ancona Limanına İniş.. Ancona, İtalyamın Adriyatik Denizi kıyısında bulunan en büyük ticaret limanıdır. Limandan baktığımızda şehrin yüksek yerlerinde yer alan tarihi binaları rahatlıkla görebiliyorsunuz.. Normalde sabah 10.30’da İtalya’nın Liman kenti Ancona’ya varmamız gerekiyordu. Gece ro ro gemisi geç gelince saat 14:30 da Italya ya varacağı söylenen gemi saat 16:00 da Ancona ya varmıştı.. Hayli geçkaldık.. Bu geç kalma bize 1. gün Roma gezisinin olmamasına, ver ertesi gün ekstra tur olan Napoli ve Pompei yi görememeye maloldu.. Gemiden inince yaptığımız ilk iş İtalya ya vardığımızdan saatlerimizi 1 saat geri almak olmuştu.. Ancona’ya inince yaya olarak gemiyi yine yürüyen merdivenlerden terk ettik. Ancona Gemiden.. İtalyan polisi veya gümrük görevlileri tarafından hiçbir pasport vb gibi bir kontrol yapılmadı. Hemen otobüsümüzde inince içine girdik ve Roma ya olan otobüs yolculuğumuz başladı. Yolda mola verdik.. Mola yerinde 1 çay 1,5 €, 1 caffe 2,5 € idi.. Yalniz kahve diyince oldukça agır enpresso veriyorlar.. ayrıca 2 parmak yüksekliğinde geliyor ekspressolar.. yani bizim kahve içme kültürümüze pek uyduğu söylenemez.. hem sert hemde miktar anlamında çok az. Ancona Roma yolu bölünmüş yol olarak devam eden bir yok.. bizim otoyollara benziyor diyebilirim.. Trafik Roma ya doğru oldukça yoğun olmaya başladı.. Hatta Roma ya yaklaştıkça trafik durma noktasına geldi.. Trafik sebebiyle 3,54 saatlik Roma Ancona yolunu 7 saatte alabildik.. Akşam 23:00 civarında ancak Roma ya varabildik. Vatikan ın arkalarına yer alan otelimize vardık.. 14:0015:00 civarında Romaya varacakken roro gemisindeki gecikme yüzünden ilk günkü roma gezimizi ertesi güne kaydırmak zorunda kaldık.. 23.7.2012 Pazartesi günü sabah saat 8:30 da tur otobüsümüzle Vatikan a gittik. Vatikan İtalya’nın Roma şehrinde bulunan, Hıristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan devlettir. Dünyanın nüfus ve yüzölçümü olarak en küçük ülkesidir. Mutlak monarşiye dayalı bir yönetim uygulanır. Devlet başkanı olarak Papa’nın sözleri yasa hükmündedir. Papa, hem devlet başkanı, hem de Katolik mezhebinin ruhani lideridir. Vatikan’ın, 100 kişilik İsviçre vatandaşlarından oluşan küçük bir ordusu vardır. Vatikan a ulaştığımızda gruptan ayrıldık. Grup sadece ve San Pietro Basilikası üzerindeki kubbeye çıktı ve yukarıdan Vatikanı gördü, ardından da Kolezyuma gidip dışında fotoğraf çektirdikten sonra Napoli Pompei turuna gittiler.. Ekstra Napoli & Pompei (85 €) turuna biz katılmadık. Biz ise eşimle birlikte Vatikanda kalıp San Pietro Bazilikası gezip fotoğrafladık. Aziz Petrus Bazilikası olarak da bilinen San Pietro Bazilikası Hıristiyan dünyasının en büyük kilisesidir. 60.000 kişilik kapasitesi vardır. Kadedralin yanında yer alan, en yüksek kubbesi 136 metreye kadar ulaşan kubbesine yürüyerek çıktık.. Üst kısma yürüyerek çıkmak (yaklaşık 500 basamak) 5 €, bir yere kadar Asansörle çıkıp devamında 300 basamak çıkmak ise 7 € idi.. 200 basamakta neymiş diyerek spor olsun deyip yürüdük.. Tepedeki yerden Vatikan manzarasını izledik. San Pietro Bazilikası yanındaki kubbeden Vatikan ve Roma Manzarası Bolca kartpostal aldık ve Vatikan la ilgili bir kitap aldık. Toplam 24 € verdik.. Ardından aşağı imip 300 kolonlu San Pietro meydanında fotoğraf çektirdik.. Ardından Vatikanın arkasını dolaşıp Vatikan Müzesine girdik.. Tabii ki müzeye girmek okadar da kolay olmadı.. 1 saatten fazla bir süre sırada bekledik..Vatikan müzesi gerçekten görülmesi gereken bir yer.. Özellikle sanat severler için.. Giriş ücreti 15 €. Yaklaşık 2 saatimiz de burada geçti ki nerdeyse koşarak dolaşıp fotoğraf çektim.. Sürekli tavan ve duvara bakmaktan boynumuz ağrıdı diyebilirim..:) Ama kesinlikle görmeye değer bir müze olduğunu söyleyebilirim.. En son Sistin Şapel e de uğrayarak müzeden çıktık.. Müzeden çıkınca elimizdeki haritaya bakarak birkaç sokak ilerideki Metro hattına girdik.. Kolezyuma gidebilmek için A hattından Tren Terminalinde aktarma yapıp B hattına geçtik..2 durak sonraya denk gelen Kolezyum durağında inince Kolezyuma ulaştık.. metro istasyonu Colesyumun tam karşısında yer alıyor. 14:50 de Colezyumdaydık..Tabiiki 15 dakika kadar mola verdik ve yanımızda getirdiğimiz konserveyi açıp yedik.. Kolezyum komutan Vespasianus tarafından M.Ö. 72 yılında yapımına başlanmış ve M.S. 80 yılında Titus döneminde tamamlanmış. İmparatorlar Kolezyumda Roma halkını ve kendilerini eğlendirmek için gladyatör dövüşleri düzenlermiş. Ayrıca halk gösterileri, taklit deniz savaşları, hayvan avcılığı, infazlar, meşhur savaşların yeniden canlandırılması, klasik mitolojiye dayanan dramalar da kolezyumda yapılırmış. Kolezyum 7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri seçilmiş. Kolezyum ve Roma forum giriş ücreti 12 €. Tabii 1 günlüğüne romaya gelince 3 gün geçerli olan 2 müzesi ve ulaşımı bedava olan Roma Pass kartınıda almak bize çokda uygun gelmedi… Sanırım 30 € idi Roma Pass cardın ücreti.. Kartıda almayınca da 11,5 saat bilet sırasında bekledik.. Sıranın bu kadar zor ilerleyeceğini tahmin etseydik 1 günde olsa kartı alırdık.. :) Kollesiumda 20 dakika kadar dolaştık.. İç kısmı pek de beklediğim gibi değildi.. İtalyanlar tarihi yerlerinin pazarlamasını iyi yapıyorlar.. Kolesyumdan alacağınız bilet 4 ayrı yerde geçiyor.. Bunlardan biriside Roma Forumu.. Roma Forumu Antik Roma’nın geliştiği merkez bölgesidir. Ticaret, iş, ibadet ve adaletin vb yönetimi burada gerçekleşmekteymiş. Roma’nın en eski ve en ünlü forumu, Roma kentinin üzerine kurulduğu yedi tepeden ikisinin, Palatium ve Capitolium (Capitolino) tepeleri arasına kurulmuştur. Çok geniş bir alana yayılmış olan bu forumda ilk başlarda gladyatör dövüşleri ve spor karşılaşmaları yapılırmış. Roma’nın imparatorluk döneminde ise daha çok gösteri ve törenler için kullanılırmış. Forumun çevresinde, senato binası, mahkemeler ve Roma tanrıları için yapılmış tapınaklar gibi önemli yapılar ile çeşitli dükkânlar ve daha küçük yapılar varmış. Bu yapılara ait kalıntıları görmek için Roma Forumunun olduğu alana girerek eski roma harabelerinin arasından geçtik…gezimizin sonunda diğer çıkışından Roma Forumunu terk ettik. Trevi çeşmesine doğru fotoğraf çekerek şehri dolaşa dolaşa gittik. Trevi Çeşmesi İtalyanca: la Fontana di Trevi olarak adlandırılır. Bizde de Aşk Çeşmesi olarak bilinir. Roma’da Poli Sarayı’nın bir kenarına, Nicolò Salvi tarafından Klasik ve Barok karışımı olarak yapılmış, dünyadaki en ünlü çeşmelerden birisidir. Üç yolun kavşağında bulunduğu için Trevi adı konulduğu varsayıldığı gibi, üç yeraltı su yolunun bu noktada toplanmasının isminin nedeni olduğu iddiası da bulunmaktadır. Trevi Çeşmesinin genel ifadesi “deniz”dir. Deniz kabuğu şeklinde bir at arabası, arabayı çeken denizden çıkan kanatlı atlar ve arabada bulunan mitolojik deniz tanrısı bulunmaktadır. Gerçekten etkileyici bir yer olduğunu söyleyebilirim.. Trevi çeşmesine gelince Roma Dondurması yedik.. Hayli büyük boyunu seçmişim.. dondurma 4 €… 2 € olanıda vardı.. Ama oldukça küçük kornette veriyorlardı.. çeşmede fotoğraf çektirdikten sonra nehre doğru yürüyüşümüz devam etti. Vittario Emaunele II Anıtı beyaz renkli mermerden yapılmış, görkemli merdivenlerden ve uzun sütunlardan oluşan, at üstündeki Vittorio Emanuele heykeli ve dört at heykelinin bulunduğu görkemli bir yapı.. Roma daki görülmeye değer yapılandan bir diğeriydi.. Vittario Emaunele II anıtından sonra, Novana meydanına ulaştık.. , Pantenon a girdik.. Panteon Roma’daki en eski kubbeli binadır. İlk olarak Antik Roma’nın tüm tanrıları için tapınak olarak inşa edilmiş bir yapı . 7. yüzyıldan bu yana Hıristiyan kilisesi olarak da kullanılmış. Giriş ücretsizdi.. Keleye gittik (Castel Sant Angelo). Giriş ücreti 8 € idi ancak biz geldiğimizde kapanmıştı..Sant Angelo Kalesi Ortaçağ’da bir dönem hapishane olarak da kullanılmıştır. M.S. 136’da Hadrianus’un mozolesi olarak inşa edilmiş. 58 odadan oluşan Tiber Nehri kıyısındaki bu kale zamanında Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ın da sürgün geçirdiği yılların bir kısmına ev sahipliği yapmıştır. Saat 20:00 civarında hava kararmaya başladı. Yolda 4,5 € ya kola pizza aldık.. Sonra nehir boyunca yürümeye devam ettik.. Bu arada Yağmur da yağmaya başladı.. Yanımızda yağmurluk bulunmasa ciddi şekilde ıslanacaktık.. Türkiye de 5 TL olan şemsiyeler Roma da 5 € ya satılıyordu.. Satanlarında hepsi afrika kökenlilerdi.. Nasılsa turist çok. istediğimiz fiyata satarım deyip fiyatları uçuruyorlar… En son İspanyol Merdivenlerine kadar yürüdük.. Roma merkezindeki yürüyüşümüz sırasında turistik haritada yer alan neredeyse tüm yerleri de gördük diyebilirim..Hayli de yorgun düştük.. Oradan metroya bindik.. metro için 2 kişi 3 € idi.. Tur otel olarak ulaşımı oldukça zor biryer tutmuş.. 500 metre kadar yakında bir tren istasyonu görünüyor ancak orayı bulmamız oldukça zor oldu diyebilirim.. Biraz zorda olsa polislere sora sora otele yakın olan tren istasyonuna metrodan nasıl gidebileceğimizi öğrendik.. Bir metro istasyonundan bir diğerine giderek en son bir ara durakta tren istasyonunu bulduk Tren bileti 2 kişi için ineceğimiz duraktaki istasyon için 4 € idi. Metroda aktarmalar teni bulma koşuşturması derken saat 23:33 deki trene yetiştik.. Tren Cıvıtavecremia ya giden trenmiş.. görevli yazmasa bulmamız zordu.. ve son treni yakalayarak otele doğru yola çıktık. Tren istasyonu ile otel arası 500600 metre gibiydi.. indiğimiz saatte taksi falanda olmayınca yürüyerek otele gittik..Otele girdiğimizde saat 24:00 idi.. yıkanma, eşyaları toplama derken saat 01:00 de ancak yatabildik.. İtalya Yunanistan Gezimizin 3.Sayfasında Görüşmek Üzere… Dr.Levent GÖÇMEN 24.07.2012 Salı günü sabah 06:30 da uyandık..07:00 de kahvaltıdaydık..08:20 de eşyalarımızı otobüse yerleştirip Floransa ya doğru yola çıktık.. İtalyanca Firenze olarak adlandırılan Floransa Kuzey İtalya’daki Toskana bölgesinin başkentidir. İtalyan Rönesansının doğum yeridir. Leonardo da Vinci ve Michelangelo bu tarihi şehirde yetişmiş dünyaca ünlü sanatçılardır. Yine ünlü yazar ve şair Dante Alighieri bu şehirde yaşamış ve şehirden ilham almıştır. Şehrin bu hale gelmesinde Medici ailesinin çok büyük rolü olmuştur. 15. yüzyılın ilk yarısında kent ünlü Medici ailesinin eline geçmiş. Medici ailesi bankacılık mesleği dolayısıyla zengin olmuş nüfuzlu bir aileymiş. Şehirde çok gösterişli binalar inşa ettirmeğe ve dönemin mimar ve heykeltraşlarını maddi bakımdan desteklemeğe devam etmişler. Lorenzo’nun 14691492 yılları arasındaki önderliği döneminde Floransa altın çağını yaşamış. Lorenzo aralarında Michelangelo,Leonardo da Vinci ve Botticelli’nin de bulunduğu sanatçılara verdiği destek ile İtalyada Rönesans çağının başlamasını sağlamış. Medici ailesinin üyeleri 1737 yılına kadar aralıksız olarak Floransa’yı yönetmeye devam etmişler. 1737 de tüm Medici sülalesinin öldürülmesi ile medicini devri sona ermiş.. Kısa Floransa tarihinden sonra biz gezi notlarımıza devam edelim.. 13:00 civarında Floransa ya vardık..Önce tepeden floransayı seyredip resimledik. Daha sonra Arno Nehri yakınlarında bir kule yanında otobüsten indik. Yürüyerek Ponte Vecchio Köprüsüne doğru gittik. Uffizi Sanat Galerisi önünde başka bir türk rehber gelerek floransa ve uffizi ailesi hakkında bize bilgi verdi. Ardından serbest zaman verildi.. Bizi bıraktığı yere yakın bir yerde makarna yedik, çay içtik 12 € ödeyerek (4 € vergi imiş) oradan çıktık.. ve ardından Turizm İmformation ofisinden harita alıp yürüyerek şehri turlamaya başladık. Turizm haritasında yer alan her yere yürüyerek gittik. San Giovanni Battista Vaftizhanesi, Santa Maria del Fiore Katedrali, Santa Crace klisesi, Basilica Duama, Capella Dei Piaazi şapeli, San Marco alanı, Neptün çeşmesi ve Signoria Sarayı çevresinde serbest zamanda dolaştık. Floransa da mutlaka görülecek meydanlardan birisi de Signoria Meydanıdır. Signoria Meydanında ünlü eski şehir yönetim merkezi olan Signoria Sarayı bulunmaktadır. Yine meydanda Neptün çeşmesi, sarayın girişinde ünlü Davut heykeli ve hemen yanında bir çok heykelin yer aldığı bir yapı bulunmaktadır. Santa Maria Dei Fiori katedrali görmeye değer diğer muhteşem bir yapıdır.. Duomo ya da Santa Maria del Fiore olarak da bilinir… 12961436 arasında inşa edilmiş olan katedral renkli mermer cephe kaplamaları ile kaplıdır. Katedralin yanında bulunan çan kulesi 13311355 arasında inşa edilmiştir. Katederalin dev kubbesi 14201436 arasında bitirilmiştir. Bu kubbe Rönesans’ın ilk önemli mimarlık ürünlerinden biri sayılır. Bu yapının karşısında vaftizhanesi vardır.. Giotta Bell Touver Çan kulesine çıkarak etrafı fotoğrafladık..Çan kulesi 414 basamaklıydı ve 6 € kişi başıydı. Çan kulesi 84.7 metre yüksekliğindeydi.. Bir kere başlamıştık merdivenleri çıkmaya.. bunu da çıkarız deyip en üst kısmına çıktık.. Ama sandığımızdan daha zor olduğunu itiraf edeyim..:) Merdivenlerde sık sık durmak zorunda kaldık.. Çan kulesinden indikten sonra şehri gezmeye kaldığımız yerden devam ettik.. Nazionale Bel Barge müzesi, Oda vechii sarayı girişinde Davut ve herkül heykelleri bulunuyor. Yanındaki yaıda da birçok heykel vardı.. Hepsinide fotoğrafladık.. Akşam 21:00 e kadar floransa yı yürüyerek dolaştık. Ardından otobüslerle kalacağımız otelimize geçtik.. Floransadaki otel Roma daki otele göre ulaşımı daha rahattı.. Otelde gayet güzeldi.. 25.07.2012 Çarşamba günü kahvaltıdan sonra Ekstra Pissa –Siena (55 €) Gezisi vardı.. Biz buna katılmadık. Bizde saat 9:00 gibi otelin önündeki duraktan 2 numaralı belediye otobüsüne binerek şehir merkezine geldik. Belediye otobüsü bileti 1 kişi 1,2 € idi.. 40 dakikalık bir yolculuktan sonra tren istasyonunda otobüsten indik..Belediye otobüslerine önden ve arkadan binebiliyorsun. Ön ve arka tarafta kart okutma makineleri var.. Orta kapıdan da iniyorsun. Tren istasyonunda otomatik makinelerden tren biletlerinizi alıyorsunuz. Otomatik Tren Bileti Alma Makinesi Belediye otobüsleri için bileti ise ya otomatik makinelardan ve sigara satan “T” ibareli büfelerden alabiliyorsunuz. Ayrıca meşrubat ve kahve makinasından içecek de alabiliyorsunuz. Kahvecapicuno 0,80 €. Hızlı Tren Saat 12:28 trenine bilet aldık. Uffizi sanat galerisinde çok sıra vardı. 3 gün öncesinden randevu almak gerekiyormuş sıraya girmemek için.. Galaria akademia da 1,5 saat bekledik ancak saat 11:30 e gelince sıradan çıkarak Pisa ya gitmek için tren istasyonuna gittik. Floransa (Firenze) SMN (santa Maria Novelle) tren istasyonundan 12:28 de trenimiz kalktı. 13:30 da Pisa ya (Piaza Della Station) vardık. Pisa tren istasyonu ile pisa kulesi arası 2 km idi.. Pisa Kulesi Pisa’nın en önemli görülecek yeridir. 11731372 yılları arasında aşamalı olarak inşa edilmiştir. Kentin en önemli meydanı olan Mucizeler Meydanı (Campo dei Miracoli)’de yer almaktadır. Pisa kulesi dışında ayrıca bu meydanda Pisa Katedrali (Duomo di Pisa), Vaftizhane (Baptisterio) ve Anıt Mezar (Camposanto) bulunmaktadır. Pisa Kulesi, Pisa Katedrali ve vaftizhanesi ile birlikte bulunduğu “Piazza del Duomo” bölgesi 1987den itibaren UNESCO Dünya Mirasları listesinde yer almaktadır. Yürüyerek kule ye gelip kule ve yanındaki diğer yapıları inceledik.. bol bol fotoğraf çektirdik, konservemizi yiyip tekrar yürüyerek trenimize saat 16:00 da bindik. 17:30 da Floransa tren istasyonuna vardık.. Dönüşte Akademia müzesine sıra olmayınca girdik. Michalenge nin heykellerini gördük.. 4,5 metrelik Davut heykelide buradaydı. Müzede Fotoğraf çekmek yasaktı. Tabii ki ben birkaç tane çektim.. Müzeye giriş ücreti 11 € idi. 18:30 a kadar gezdik. Oradan çıkınca yakından görmediğimiz Ponte Vecchio Köprüsüne çıktık, normalde köprüde kuyumcular varmış.. Ponte Vecchio Köprüsü Arno Nehri üzerinde bulunan, Floransa’nın en meşhur köprüsüdür. Nehrin en dar kısmında yer alan Ponte Vecchio 14. yüzyılda tamamlanmıştır. Tabii ki bizim geçtiğimiz sırada kapalıydı. Köprüden yürüyerek karşı taraftaki Plaza Pitti maydanına gittik.. Yere uzanıp gökyüzünü seyretmek için ideal bir yer olduğunu söyleyebilirim.. Akşam 23:00 civarında tren istasyonu yankından sora sora 2 nolu otobüsün durduğu durağı bularak otobüse bindik.. Şöför uçar gibi otobüsü sürdü ve 30 dakikada bizi otelimizin olduğu durağa getirdi.. Birde Ankara daki dolmuşotobüs şöförleri hızlı sürer derdim.. dar sokaklarda kaldırımlara da çıkarak uçar gibi sürdü.. 26.07.2012 Perşembe günü kahvaltıdan sonra saat 8:30 da Venedik e doğru yola çıktık.. 12:30 civarında Venedik e vardık. Piazzole Roma denilen otobüs alanında otobüsten inerek Venedik şehir turumuzu yapmak üzere vaporettoya bindik. Tarihi San Marco Meydanı yakınlarına vardık. Başka bir rehber gelerek bize Vatikan ve Meydan ve çevresindeki yapılar (San Marco Katedrali) hakkında bilgi verdi.. Venedik yaklaşık 118 adacık üzerine kuruludur. Venedik şehrinde adacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve bunları birbirine bağlayan 400 köprü bulunur. Büyük Kanal (Canal Grande) yaklaşık 4 km uzunluğunda, 30 ile 70 m genişliğinde, derinliği 5 metreye varan Venedik’teki en büyük kanaldır. Kanal S şeklinde aktığı icin “volta die Canal” olarak isimlendirilir. Büyük Kanal’a yaklaşık 45 adet diğer küçük kanallar bağlanmaktadır. Kanal’da ulaşım deniz otobüsleri (vaporetto) ve gondollar ile sağlanmaktadır. Ayrıca deniz taksileri de mevcuttur. Hayli işlek bir kanal olduğunu söyleyebilirim.. En ünlü meydanı olan San Marco meydanı 175 uzunluğunda, 82 metre genişliğindedir. Meydanın geçmişi 9. yüzyıla dayanmaktadır. Bu meydanda bulunan San Marco Katedrali ilk olarak 828 yılında Venedikli tüccarların İskenderiye’den Evangelist Aziz Mark’ın kutsal emanetlerini çaldıklarında yapıldığı zaman Düka’nın Sarayı’nda geçici bir yapıymış. Asıl yapı 12 havariden birisi olan San Marco’nun kemiklerini muhafaza etmek amacı ile 1063 ve 1073 yılları arasında, Avrupa ve Bizans karışımı bir tarzda inşa edilmiş. Orta giriş kapısının üzerine,ortaçağda haçlılar tarafından yağmalanan İstanbul’dan getirilen meşhur dört adet bronz at heykeli yerleştirilmiş. 1797 yılında Napolyon tarafından Paris’e götürülen dört bronz at heykeli, Fransız İmparatorluğunun sona ermesiyle yeniden Venedik’e geri getirilmiş. San Marco Meydanı Onunla birlikte yürüyerek Rialto köprüsüne gittik. Rialto Köprüsü Venedik Kanallarındaki fotoğraflarımdan bazıları… Gondolları kullanan kişiler bu arada gondol kullanırken şarkı söylüyorlardı.. ayrıca birbirleriyle kanalda karşılaştıklarında birbirleriyle konuşuyorlardı.. Gondol tarifesi ise yarım saati 80 euro idi.. ögrenciyseniz 70 euroya dusuyorlar.. bir gondola 6 kişi de alabiliyorlar.. Tabii anlaşarak kişi bulmanız gerekiyor bu 6 kişi için.. Eşim binmek istemediğinden biz gondola binmedik ancak vaporetto denen otobus işlevi gören yolcu teknelere bindik.. Venedik kanallarındaki gondollara ait fotograflarım.. Dükler Sarayı, Büyük Kanal, Rialto Köprüsü rehberimiz eşliğinde gördük. Daha sonra grup Ekstra (25 €) Gondollar ile kanallar gezisine katıldı. Yine grup Ekstra turla cam eşyaların ve kristallerin üretildiği atölyeleri göreceği Murano Adası (25 €) turuna katıldı. Bizde gruptan ayrıldıktan sonra Murano adasına vaporetto denilen yolcu taşıma motorları ile gittik. Kişi başı 7 € gidiş 7 € geliş ücreti.. Venedik i sokak sokak dolaştık.. 21 € ya hediyelikler aldık.. saat 23 de San marco meydanında cafelerden klasik müzik dinletisi vardı.. Onların performansını seyrettikten sonra meydanın ilerisinden tekrar grup olarak tekneye bindik.. Akşam Padova da yer alan otele gittik. Padovadaki otel 14 katlı diğerlerine göre oldukça yeni bir oteldi.. Odalar ise son derece lükstü.. Venedikte Gördüğümüz Deniz Ambulansı 27.07.2012 Cuma günü kahvaltıdan sonra grup 08.00′da otelden hareketle düzenlenecek olan tam günlük Ekstra (55 €) Verona & Garda Gölü Turuna gitti. Bizde sabah kahvaltıdan sonra saat 8:00 gibi otelden çıkarak yürüyerek Bolonya ya gitmek için Padova tren istasyonuna vardık. 25 € ya 2 kişi PadovaBolonya tren bileti aldık. Bolonya ya İnince BolonyaVenedik tren biletini 21,50 € ya aldık. Bolonya da şehir merkezini, Pazar yerini ve Üniversitesini gezdik. “Kızıl Şehir” olarak da anılan Bologna, Orta Çağ mimarisinin birçok örneğiyle doludur ve ismini de binaların çoğunun kırmızı tuğlalı olmasından almıştır. Aynı zamanda “Bolonez sos” adını bu şehirden almıştır. 1088′de kurulan üniversitesi, Avrupa’nın en eski üniversitesi olarak bilinir. Dante, Erasmus ve Kopernik Bologna Üniversitesi’nin ünlü öğrencilerinden bazılarıdır. Otelimizin bulunduğu Padova şehrinde bulunan ve 1222′de kurulan Padova Üniversitesi İtalya’nın en eski ikinci üniversitesidir. Bolonya Üniversitesinden bir görünüm… 17:12 de Bolonya’ dan kalkan tren 19:03 de Venedik e vardık. Venedik i sokak sokak dolaşarak Rialto Köprüsünden San Marco Meydanına ulaştık. Oradan hızlı olur diye vaporettoya bindik. Bindiğimiz vaporetto büyük kanal boyunca tüm duraklara uğrayarak ilerledi..21:10 gibi Venedik Tren istasyonunun önündeki durağa ulaştı. Tabii 21:00 de kalkacak olan treni kaçırınca çift katlı 22.17 venedik kalkışlı Vicenza trenine binerek saat 23:00 de Padova ya ulaştık. Tren ücreti kişi başı 3,5 € idi. 10 dakikalık bir yürüyüşle otele ulaştık. Dönüşte Bindiğimiz Çift Katlı Tren İtalyadaki tren biletleri 2 aylık sure aralığındaki zamanı kapsıyor. Trene binmeden önce yeşil renkli trenlerin durduğu yer yakınlarındaki cihazlarda okutarak biniyorsunuz. Trenlerde biz hiç kontrol görmedik ancak biletsiz veya bileti okutmadan trene bindiğinde cezasının 200 € olduğunu bildiren yazılar İtalyanca ve İngilizce olarak trenlerde asılıydı. Padovadan Venedik e Giden Trenin içi İtalya Yunanistan Gezimizin 4.Sayfasında Görüşmek Üzere… Dr.Levent GÖÇMEN 28.07.2012 Cumartesi günü saat 04:45 de uyandık. 05:30 da Ancona ya doğru yola çıktık. Sabah kahvaltısı içinde otelden çıkarken bir torba içinde kumanyalarımızı aldık. Kumanyada açma benzeri reçelli bir Poğaça, Peksimet, meyva suyu, elma, reçel vb vardı.. Anconaya giderken yolda mola verildi. Saat 11:30 civarına Anconaya varıldı. Kısa bir otobüsle tur atılarak limana gidildi. 13:30 F/B Hellenic Spirit roro gemisi ile Ancona dan Igoumenitsa ya doğru yola çıkıldı. Yine ATS denilen kapalı yerde seyahat ettik.. Gece yine Eşimle birlikte gemiyi keşfe çıktık.. Feribot içerisindeki Havuz, Bar, Restaurant, Cassino bölümleri vardı. Ancak bu gemide bizim kaldığımız yerlere kartlı giriş yoktu ve daha eski bir gemi izlenimi uyandırdı bizde.. Gece 24:00 gibi uykuya daldık… 29.07.2012 Pazar günü saat 07:30 da Igoumenitsa limanına ulaştık. Gemiden inip otobüse bindik. Ancona da olduğu gibi Yunanistana giriştede hiçbir gümrük veya pasaport kontrolü olmadı.. Tekrar otobüse binerek Kavalaya doğru yola koyulduk. Selanik civarında mola verdik. Öğleden sonra Saat 15:00 civarında kavala ya ulaştık. Önce yukarıdan seyir bölgesinden Kavala nın fotoğraflarını çekmek için durduk. Seyir bögesinden Kavalanın FotoğrafıFotoğrafta bir RoRo gemisi Kavala Limanına Yanaşmakta Sonra otobüsle Liman bölgesine indik. Liman bölgesinde otobüsten indik ve yürüyerek Kavalalı Mehmet Ali Paşa Külliyesine çıktık. Oradan aşağıya liman bölgesine inip Balık lokantasında balık salata yiyerek kendimize geldik.. Sardalya ve hamsinin fiyatı 7 € idi..domates ve salataları iri iri doğranmış olan Greek (Yunan) salatasıda oldukça iyiydi.. Yemekten sonra sahilde biraz yürüyerek otobüsümüzün gelmesini bekledik.. Otobüs geldikten sonra 16:30 da Kavaladan ayrıldık.. Kavalanın ilerisinde ünlü bir Kavala Kurabiyesi yapan yerde mola verdik. Kavala kurabiyesi bir çeşit bademli un kurabiyesi.. Kurabiyesinden tadıp son 9 gündür içmediğimiz demleme çaydan içtik.. Bu çay tüm yorgunluğumuzu attı.. 30 dakikalık moladan sonra tekrar yola çıktık.. Saat 19:40 da sınır kapısının Yunan tarafına ulaştık. Freeshop a uğradıktan sonra İpsala sınır kapımıza ulaştık. Saat 21:00 de sınırdan geçişi tamamlayarak İstanbul a doğru yola çıktık. İpsala İstanbul arası 230 km idi.. Tekirdağ civarlarında 30 dakika mola verdik.. İstanbula 30.07.2012 Pazar günü saat 01:00 de ulaştık.. Yenibosnada indik. Taksiyle (20 TL) Esenler otogarına ulaştık. Yola çıkmadan önce 01:00 olan Kamil koç dönüş biletimi ne olur neolmaz diye Esenler 03:00 e çevirmiştim. Bu sebeple 03:00 İstanbul Ankara otobüsü ile Ankaraya yola çıktık.. 30.07.2012 Pazartesi günü saat 09:30 da Ankara AŞTİ terminaline ulaştık. Eşimle birlikte gittiğimiz 9 günlük otobüsle İtalya Yunanistan gezimize ait Gezi notlarım burada sona eriyor..Bir sonraki gezi notlarımızda görüşmek dileğiyle… Dr.Levent GÖÇMEN Shakespeare ünlü eseri <a rel="external nofollow" class="Blogkeyword" href="http://blog.milliyet.com.tr/AramaBlog/?search=Romeo">Romeo</a> ve <a rel="external nofollow" class="Blogkeyword" href="http://blog.milliyet.com.tr/AramaBlog/?search=J%C3%BClyet">Jülyet</a>’i (<a rel="external nofollow" class="Blogkeyword" href="http://blog.milliyet.com.tr/AramaBlog/?search=%C4%B0talya">İtalya</a>ncası Romeo ve Giulietta) yazarken <a rel="external nofollow" class="Blogkeyword" href="http://blog.milliyet.com.tr/AramaBlog/?search=Verona">Verona</a>’nın iki ailesi olan Montecchi ve Capoleti'lerin ;büyük düşmanlığından esinlenmiş. Ortaya çıkan dillere destan aşk kuşakları etkilemiş ve Verona sırf bu nedenle sevip de kavuşamayanların şehri olarak kalmış. Verona’ya her gittiğimde aklımda kalan hep bu aşkın şehri nasıl sarmaladığı gerçeği kalıyor. Aşk bu şehirde para ediyor. Aşk bu şehirde satılıyor. Aşk bu şehirde onu hasretle bekleyenlerin yüreğine su serpiyor…</p> <p> Verona’nın tarihi Romeo Jülyet aşkından çok daha eskilere dayanıyor. İtalya’da Veneto bölgesinin 7 şehrinden biri ve bir zamanların Serenissima Cumhuriyeti olan <a rel="external nofollow" class="Blogkeyword" href="http://blog.milliyet.com.tr/AramaBlog/?search=Venedik">Venedik</a>’e sadakatini sunmuş bir şehir Verona aynı zamanda Unesco mirası. Garda Gölünün şehre armağanı olan Adige Irmağı boydan boya şehri kaplıyor. Bütün diğer İtalyan şehirlerinde görüldüğü gibi burada da tarihi şehirlerin kurulma aşamasında suyun varlığının ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor. Şehrin tarihi kapısından içeriye girip de yürümeye başladığınızda mermerle kaplanmış bir zemin görüyorsunuz. Roma döneminin vazgeçilmez malzemesi ve zenginliğin sembolü bu mermer zeminler şehrin en büyük gurur kaynaklarından biri olarak görülüyor. Mermer sütunları aşıp da şehre girdiğinizde ilk uğrak yeri Piazza Bra’ oluyor. Oldukça büyük olan bu meydanda elbette en çok göze çarpan şey şehrin opera festivalleri ve konserleriyle de oldukça ünlü olmasına neden olan Arena’sı oluyor. Anfiteatro Arena, Roma ve Napoli’deki arenalardan sonra İtalya’nın en büyük üçüncü arenası olarak da oldukça meşhur. Bra’ Meydanı oldukça renkli bir meydan. Sokak sanatçılarının mesken tuttuğu bu meydanda Roma gladyatörlerinden, Mısır prensesine, yaramaz bebek taklidi yapanlara ve Hintlilere kadar her renkten örnekler görmek mümkün.</p> <p> Klasik Verona şehir turunda Bra’dan sonraki mekân alışveriş çılgınlığına kendinizi kaptırmaktan başka çarenizin olmadığı Via Mazzini oluyor. Adeta küçük bir Beyoğlu izlenimi veren bu yol üzerinde bütün önemli mağazaların bir şubesini bulmak da mümkün. Via Mazzini’yi tamamlayıp sağa dönünce yolun hemen devamında Jülyet’in evini buluveriyorsunuz. Fakat İtalya’da hiç de alışık olmadığım kadar modern sanat eseri olan bu evde gerçekten Jülyet’ten ve aşkından izler bulmak benim için oldukça zor oldu. Evi ziyarete gelen aşka susamışlar illaki kendilerinden bir iz bırakma sevdasına tutuşmuşlar ve bütün duvarları renkli kalemlerle, sakızlarla, aşkın bir başka sembolü olan kilitlerle donatmışlar. Evin 1945’te sonradan ilave edilen balkonu hayaller yarım kalmasın diye tamamlanması gereken bir eksikliği tamamlamanın gururunda size bakıyor. Aşk para eder dedik ya bir de satış mağazası var evin içinde. Romeo Jülyet’in bardağı, tabağı, çanağı, defteri, kitabı, cdsi, tişörtü vs. ne varsa satışta. Bir de olmazsa olmaz tabiî ki güzeller güzeli Jülyet’in ihtişamlı heykeli yer alıyor bahçede. Jülyet’in sağ göğsü olduğu gibi açıkta ve ziyaretçiler Jülyet’in bu göğsüne dokunarak bahtlarını açma derdindeler. Jülyet’in mezarı da var şehirde. Bazen bir hikâye o kadar inandırıcı olur ki onun gerçekliğini kabul etmekten başka çareniz kalmaz. Shakespeare’nin kaleminin gücü Veronalıları bu öykünün gerçekliğine fazlasıyla inandırmış. Hatta sadece Veronalıları değil tüm dünyayı da büyülemiş bunu da kabul etmek gerek.</p> <p> Venedik’ten sonra nereye giderseniz gidin hep beğenecek bir düzen tertip buluyorsunuz. Labirentlerden çıkıp geniş sokaklarda ve kocaman meydanlarda rahatça nefes alıyorsunuz. Verona da bana nefes aldıran bir antik şehir oldu. Piazza Bra’dan sonra Piazza dei Signori, Piazza Indipendenza, Piazza Duomo,  ;Piazza Monte şehrin insanları kucaklayan meydanları olarak dikkat çekiyor. Bunun haricinde oldukça klasik bir şehir buluyorsunuz. Elbette şehrin bir kalesi var. Antik şehirlerin o içiçeliği Verona’da da var. Yürüme mesafesinde şehri bir günde keşfedebiliyorsunuz. Her yüzyıldan eserler buluyorsunuz ve İtalyan mimarisinin sıcaklığıyla adeta sarhoş oluyorsunuz. Her yıl 3 Milyondan fazla ziyaretçisi olan bir şehirden bahsediyoruz. Bunlar normal şeyler elbette.</p> <p> Piazza dei Signori’den <a rel="external nofollow" class="Blogkeyword" href="http://blog.milliyet.com.tr/AramaBlog/?search=Dante">Dante</a> heykelini görmeden geçmemek gerek. Dante, Floransa tarafından aforoz edilince soluğu Verona’da alır. İlahi Komedya’nın son bölümünü bu şehirde tamamladığı için o kısmı Veronalılara ithaf eder.</p> <p> Bu arada Dante kimdir? Dante Alighieri (MayısHaziran 1265, Floransa 14 Eylül 1321, Ravenna) İtalyan ozan ve politikacıdır. En bilinen eseri, ahirete yapılan bir yolculuğu anlattığı İlahi Komedya’dır (La Divina Commedia). Bu eser Cehennem, Araf ve Cennet isimlerinde üç ciltten oluşmuştur. Dünya edebiyat tarihinin en büyük eserlerinden biri kabul edildiği gibi, modern İtalyancanın da temelini oluşturur. Dante’nin son durağı Ravenna da ona oldukça sahip çıkıyor. Yaşarken kendi şehrinden sürgün edilen, bir yerlere sığamayan Dante’nin ona sahip çıkan üç şehri var şimdi. Dante Alighieri İlahi Komedya’sının birinci bölümü olan Cehennem’den birinci kanto şöyle başlıyor:</p> <p> Yaşam yolumuzun ortasında, karanlık bir ormanda buldum kendimi, çünkü doğru yol yitmişti.</p> <p> Dante’nin yolları iyi ki de bu şehirlerle kesişmiş. Gittiğim yerlerde ondan izler bulmayı seviyorum.</p> <p>  ;Bir şehri şehir yapan bazı öğelerden bahsettik. Verona hatıralarımda Shakespeare ve kahramanları var, Dante var,  ;her çağı yansıtan eserleri ve tabii San Marco’nun kanatlı aslanı ile Serenissima mia (Benim Venedik’im) var.</p> <p> Nerde ne yenilir ne içilir bunlar da önemli. Belki de birçok şehirden geriye sadece yedikleriniz içtiklerinizin damakta bıraktığı tat kalıyor. Sevgili Ayhan Kalyan ile yediğimiz o lezzetli taze meyvelerin tadı da benim aklımda kaldı. milliyet 1 Ama Avrupadaki ekonomik krizin başgöstermesiyle birlikte yurtdışı seyahat pazarı inanılmaz derecede gelişti ve maliyetleri yurt içinde yapılabilecek bir tatilden çok daha ucuz fiyatlara çekildi!<br> Gerek Avrupa gerekse uzak doğu ülkeleri olsun İstanbul çıkışlı turlarda çok yoğun talep yaşanıyor!<br> Ekonomi sınıfı yolcu koltuklarına sahip uçakların daha biri inmeden öteki kalkıyor!<br> Bu sürpriz gelişmeler sonrasında yurt dışı paket tur fiyatları orta, hatta ortanın altı gelir grubundaki kişiler için bile cazip hale geldi desem yalan olmaz! Sağlanan tüm bu kolaylıklar sayesinde Türk insanının tatil anlayışı da çeşitleniyor artık!<br> Kaçırılmayacak süper promosyonlu yurtdışı tatil imkanları başlığı altında yayınlanan tur ilanlarını ilk okuduğumda gözlerime inanamamıştım oysa!</p> <p>Birkaç ay önce katıldığım ve beş ülkeyi kapsayan Benelux turunu gerçekleştirene kadar da bu kuşkularım aynı doğrultuda devam etmişti!</p> <p>Ve hemen sonrasında bir internet sitesinde tesadüfen rastladığım Roma, Floransa, Pisa, Venedik ve Milano turu fırsatını hiç tereddütsüz değerlendirmiştim pek tabii ki!</p> <p>Düşünsenize bu defa Benelux gibi 549 Euro değil, 399 Euro karşılığında tam yedi gece sekiz gün kendinizi adeta rüyalar aleminde hissediyorsunuz!</p> <p>Hadi ekstra düzenlenen organizasyonlardan bir şeyler kazanıyorlar diyelim ama bu para ile gidiş dönüş uçak biletleri ve otel masraflarını nasıl karşılıyorlar, anlamak mümkün değil!</p> <p>Ayrıca ekstralara katılmak gibi bir zorunluluğunuz yok..!</p> <p>Yani demem o ki, İtalya deneyimim sonrasında artık yurt dışı gezilerine katılmaktan büyük bir keyif alır hale geldim!</p> <p>Yılda bir kez de olsa havasını solumak istediğim yerlere dair programlar oluşturdum kafamda!</p> <p>Ancak fiyatların cazip olması ve değişik ödeme kolaylıklarının sunulması konusunda bir sorun yok ama bu sekiz günlük turu sağlıklı bir şekilde tamamlamak sanıldığı kadar kolay değil!</p> <p>Örneğin Paris’te o kadar çok yürümüştük ki bir çok kişinin ayak bileği fena halde şişmiş tabanları ise su toplamıştı!</p> <p>Hemen ertesi sabah erkenden bir başka şehirlere doğru yola koyulmak zorunda olmasanız hadi neyse, birkaç gün dinlenirsiniz geçer!</p> <p>Ama ne mümkün?</p> <p>Hemen her gününüzün tamamı tıpkı bir izci gurubu gibi rehberinizin peşi sıra koşuşturmaktan geçiyor!</p> <p>Neyse şimdiden gözünüzü korkutmayayım!<br> Kimbilir belki size bizimki gibi maraton şampiyonunu andıran bir görüntüde birisi değil de, şöyle 100 kiloluk bir rehber denk gelirde rahat edersiniz!</p> <p>Sahi bu arada, Rehberliğin çok büyük bir bilgi birikimi, onunda ötesinde çok yönlü bir eğitim gerektirdiğini bu tur sayesinde öğrendiğimi belirtmeden geçemeyeceğim!</p> <p>İyi bir yönetici, iyi bir kültür adamı olmalarının yanı sıra iyi bir psikolog, iyi bir sosyolog olmak durumundadırlar!</p> <p>Tıpkı tur rehberimiz sayın Salim Özgür Akgün arkadaşımızın sergilediği tavırlarda olduğu gibi!<br> <br> Mimar bir akademisyen olan bu genç arkadaşımız uzun yıllardır Toscana bölgesinde yaşıyormuş!<br> Ve o bölgeden evliymiş!<br> Rehberliğin kendisi için çok zevkli ve aynı zamanda mimarlıkla kıyaslandığında daha kazançlı bir meslek olduğunu anlatmıştı!</p> <p>Gösterdiği olağan üstü performans sayesinde İtalya'nın tüm şehirlerini karış karış bildiğine inandırmıştı bizleri, güvendeydik yani!</p> <p>Öyle ya yolunu izini, dilini bilmediğiniz bir diyardasınız sonuçta, oralarda her türlü sürprizlerle karşılaşmak her zaman mümkün!</p> <p>Aslında sonradan öğrendik ki, İtalya da kaybolma riski ile karşılaşırsanız öyle çok paniklemeye de pek gerek yokmuş! <br> Zaten orası Türklerin en rahat ettiği ülke konumunda!</p> <p>Size en çok lazım olacak merkezlere kendi imkanlarınızla rahatlıkla ulaşabilirsiniz!</p> <p>Terminal termini, vapur vapuretto, tren istasyonu ise stasyone şeklinde telafuz ediliyor çünkü!</p> <p>Hangi durakta ineceğinizi bilmeniz için kaldığınız otelin kartvizitini yanınızda bulundurmanız fazlasıyla yeterli!</p> <p>En kolayından yiyeceğin ise adı üstünde pizza işte!<br> Sahi unutmadan, kim demiş Avrupa ülkelerinde kokoreç yasak diye!<br> Ekmek arası işkembe bile var!<br> Neymiş efendim, bu satıcılar pankartlar çarak topluca ayaklanmışlarda yenilerine izin verilmeyecekmiş!<br> Oysa o kadar çok seyyar satıcı var ki!<br> Özellikle de Floransa'nın o daracık sokaklarında!</p> <p>Devam edecek…</p> <p><br> milliyet 2 Yeterli gurup sayısına ulaşılmadığı takdirde o tarihli kesin kalkışın olacağı garanti edilmemişti çünkü!<br> Ertelenmesi halinde ise neredeyse iki katı bir maliyetle karşılaşacağım açıklanıyordu!<br> Aksi takdirde yaptığım ödemenin iade edileceği! <br> Yani fark ücreti almanın yolunu açmak için bu bir taktik olabilirdi!<br> Oysa boş yere kuşkulanmışım! <br> Öyle ya, Roma, Venedik, Floransa, Milano’yu görmeyi kim istemez?<br> Özellikle de dünyaca ünlü Pisa kulesini ve Venedikte gerçekleştirilecek Gondol gezilerini!</p> <p>Hem yaptığım araştırmalarda ulaştığım bilgiler İtalya turlarının adeta yok satttığı yönündeydi! <br> Sabiha Gökçen Uluslararası Havaalanında kurulan bir standtta tur firması görevlisini karşımda gördüğümde tamamen rahatlamıştım!<br> Rehberimiz bizleri Roma havaalanında karşılayacakmış!</p> <p>Gurubumuz 36 kişiden oluşuyordu, bir kaç kişinin son anda katılmaktan vazgeçtiğini duyduğumda ise çok şaşırmıştım !</p> <p>Güleryüzlü rehberimiz ve 7 gece 8 gün boyunca binlerce kilometrelik şehirler arası yollarda bizlere hizmet edecek tur otobüsümüzün şoförü ile de tanışmıştık nihayet!</p> <p>Otelimizin şehir dışında bir konumda olmasına hiç şaşırmadık!<br> O paraya şehrin göbeğinde konaklayacak değildik ya!<br> Otelin 4 yıldıza sahip bir tesis olması fazlasıyla yeterliydi, bizim için rahatlık önemliydi! <br> İleri ki günlerde buna çoook ihtiyacımız olacaktı çünkü!</p> <p>2'inci gün sabah bizlere ikram edilen açık büfe kahvaltısından sonra Roma şaheserleri gezimizi tamamlamak için yola çıktık nihayet!<br> Sırasıyla Vatika sarayı, Roma İmparatorluğu devrinde gladyatör gösterileri yapılan ünlü Colosseum, Aşk çeşmesi ve bir çok kilise ve katedraller dolaştıktan sonra bitkin düşmüştük!</p> <p>Ama bitmemişti, Heykel ve çeşmeleriyle ünlü meşhur Navona, İspanyol, San Pietro ve Venedik meydanlarının yanı sıra Meclis ve Başbakanlık konutlarını görmek varmış daha sırada!</p> <p>Tam 4 saat süren turumuzda taş taş üstünde bırakmadan koşuşturmuştuk adeta!<br> Bu nedenle de rehberimiz tarafından verilen serbest zamanımızın çoğunu taş merdiven basamaklarında pinekleyerek geçirmek zorunda kalmıştık!<br> Buluşma noktamız olarakta İspanyol merdivenlerindeki batık kayık heykelinin önü kararlaştırılmıştı!</p> <p>3'üncü gün yine sabah kahvaltısının ardından ekstra düzenlenecek olan NapoliPompei turu teklifiyle karşılaşmıştık!</p> <p>Bu gezi de Sophia Loren'in yaşadığı ünlü Napoli şehri ve sonrasında Pompei efsanesi ziyaret edilecekti!</p> <p>Rehberimiz M.S 79 da Vezüv yanardağından çıkan kızgın lavların Pompei şehriyle birlikte orada yaşayan 20 bin kişiyi de yok ettiğini anlatmıştı!<br> Yaklaşık 2.000 yıl o görkemli evler ve insanlar küllere gömülü ve taşlaşmış halde kalmışlar!</p> <p>Ama ben bu görüntüleri Ayhan Sicimoğlu’nun sunduğu bir TV gezi programında daha önce izlemiştim, bu nedenle katılmaya gerek duymadım! Roma'yı keşfetmeye kaldığım yerden devam etmeyi tercih ettim ama zaman yine yetmedi!</p> <p>4’üncü gün daha gün ağarmaya yeni başlamıştı ki bizler çoktan Floransa'ya gitmek üzere yola koyulmuştuk!</p> <p>Varışımızın ardından Michelangelo Tepesi, Ponte Vecchio Köprüsü, Signoria Meydanı, Ufizzi Galerisi, Palazzo Vecchio, Duomo Katedrali, San Giovanni Battista Vaftizhanesi gibi tarihi mekanları gördükten sonra otelimize zor atmıştık kendimizi!</p> <p>Ama asıl muhteşem geziyi ertesi güne saklamıştı rehberimiz!</p> <p>5'inci gün yine ekstra olarak düzenlenecek olan Pisa SienaSan Gimiano turu vardı sırada!<br> Ama ben en çok Dünyaca ünlü Pisa kulesini merak ediyordum. <br> </p> <p>Devam edecek!!!<br> milliyet 3 Orada bulunan hemen her turist benimle aynı düşüncede olmalı ki, büyük bir kalabalık eşliğinde ilk olarak o yamuk kuleye koştuk! Fotoğraf çektirenler elleriyle kuleyi düzeltmek isteyen kahraman pozları vermek çabası içerisindeydiler!<br> Ama bu kareyi yakalamak pek o kadar kolay değildi, onlarca çekim arasından belki bir tanesi!</p> <p>Asıl adı mucizeler meydanı olan bu alanda bulunan Sinpie müzesi, katedral müzesi ve vaftizhaneyi tek bilet ile gezmeniz mümkündü. <br> Mimari özellikleri itibariyle gerçekten gezmeye değerdi ama önlerinde çok uzun kuyruklar oluşmuştu. <br> Hem beklemeyi göze alamadım hem de yüzlercesini görmüş olmamdan olsa gerek adeta bıkmıştım artık!</p> <p>Pisa Kulesi aslında yanındaki kilisenin çan kulesi olarak inşa edilmiş ve yapımı tam 174 yıl almış!<br> Asıl ilginç olan inşaatının ilk andan itibaren eğik haliyle ilerlemiş olması!<br> Mussolini kulenin düzeltilmesi için emir vermiş ve temeline beton dökülmüş ama kule daha çok gömülmüş!!<br> İlerleyen yıllarda daha bir çok çareler denemişler ama düzeltilmeyi bir türlü başaramamışlar!</p> <p>Kavurucu güneşin altında saatlerce yürümekten yorgun düşmüştük yine! . <br> Pizzacı da açlığımızı giderirken geçen yarım saatlik zaman yorgunluğumuzu gidermeye yetmedi! <br> Kendimizi otele zor attık, ertesi gün dinç olmak için erken yatmamız gerektiğini artık öğrenmiştik!</p> <p>6'ıncı gün sabah kahvaltımızın ardından Venedik'e doğru hareket ettiğimizde gurubun pek çoğu uyuklamaktaydı ! <br> Yol süresince pek çok viyadükler ve tünellerden geçtikten sonra o efsane şehre ulaşmıştık nihayet!<br> Şehir tanıtım turunda San Marco Meydanı ve Kilisesi Tövbe Köprüsü, Rialto Köprüsü, Dükler Sarayı, Çan Ve Saat Kulesi ve Grand Kanal’ın muhteşem görüntüleri karşısında büyülenmiştik adeta!</p> <p>Aynı gün kırk dakika sürecek Gondol turumuz da aradan çıkmıştı!</p> <p>Gondol kullanan kişiler aynı tip elbise giyiyorlar ve bu işi oldukça ustalıkla yapıyorlar!<br> Arka tarafta ayakta durarak kocaman tekneyi tek kürekle ve tek elleriyle idare etmeleri ise çok ilginçti doğrusu!<br> Aynı anda dar kanallarda birden fazla gondol, birbirine çarpmaksızın ahenkle raks ediyor!<br> Gondol kullananlar Gondol turunda kanalların arasındaki dar ve uzun labirentleri görme, bu labirentler içinde yer alan evleri yakından gözlemleme fırsatını buluyorsunuz!<br> Bu evlerden bazılarının girişi, suyun yükselmesi durumunda tamamen suyun içinde kalabilecek bir konumdaydı!</p> <p>Rehberimizin verdiği bilgiye göre, bu tehlikeden dolayı insanlar evlerinin mutfaklarını zaman içinde birinci kattan ikinci kata taşımışlar.</p> <p>Bu yorucu gezilerin ardından yine birkaç saatlik serbest zaman verilmişti tabii!<br> Dinlenmek için yine taş merdivenler yetişmişti imdadımıza!</p> <p>Venedik bölgesinin en güzel adalarını gezme imkanı bulacağımız Murano, Burano adaları turu ise yeterli katılım sayısı olmaması nedeniyle iptal edilmişti! Rehberimiz Burano'nun ünlü dantellerini, Murana'nun ise dünyanın en güzel kristal cam işlemelerini ve yapımını görebileceğimiz bir yer olduğunu açıklamıştı!</p> <p>7'inci gün tarihteki en büyük aşk hikayesine konu olmuş Romeo ve Julietin evininde bulunduğu kuzey İtalya'nın dükler şehri Verona vardı sırada! Şehir turu sonrasında Garda gölü ve Sirmione köyü ziyaret edilecekti!</p> <p>Gurubun pek çoğu listeye adını yazdırmıştı!</p> <p>Ama ben kararsızdım, gitsemiydim acaba?</p> <p>Akşam onlar dönene kadar kendi imkanlarımla vakit geçirmek zorunda kalacağım yoksa!!</p> <p>Hani otelimiz Venedik şehir merkezine oldukça uzak bir konumda olmasa neyse!</p> <p>Venedik'i baştan sona keşfetmeye hazırdım çoktan!</p> <p>Zaman darlığı nedeniyle yarısını bile gezememiştik daha!</p> <p>Neyse bir çaresi bulunurdu elbette!!</p> <p>Monte Catini kasabasında bir tren istasyonu bulunduğunu öğrenmiştim nasıl olsa!</p> <p>Birkaç istasyon sonra kendimi Venedik’in o meşhur sokaklarına atmıştım nihayet!<br> Bir iki metrelik dar sokaklar çoğunluktaydı ve duvarları arasına gerilmiş iplerin üzeri asılmış çamaşırlar çok hoş görüntüler oluşturuyordu!<br> Haritaya baktığımda Venedik’i baştan başa dolaştığımı görmüş hayretler içerisinde kalmıştım!<br> Tren garı ve Dükler sarayı arasını tam üç saatte yürümüşüm dile kolay!<br> </p> <p>Ertesi gün turumuz Milano’da tamamlanacak oradan havaalanına gidilecekti!<br> Milano hakkında zamanımızın kısıtlı olması nedeniyle çok fazla bilgiye sahip olamadık!<br> Tam da orada bulunduğumuz saatlere denk gelen sendikal yürüyüşler ve maraton koşusu etkinlikleri otobüsümüzün şehir merkezine girişine engel olmuştu!<br> Saatlerce yürümek zorunda kalmıştık! <br> </p> <p>İtalya'nın en görülesi şehirlerinden birisi olduğu açıklanmıştı oysa!<br> Galleria ile sivri tepeli kuleleri, çan kuleleri ve heykelleriyle ünlü Duomo Katedrali’ni resimleyebilmiştik sadece!<br> Şık restaurant ve butiklerin olduğu Buenos Aires bulvarında yürümüştük birazcıkta!<br> </p> <p>Sonuç olarak Klasik İtalya turumuzun Milano dışında baştan sona çok güzel geçtiğini söyleyebilirim!, <br> Gidecek olanlara şimdiden iyi tatiller diliyorum..</p> <p>Bitti..<br> Roma’da gezilecek yerler O zaman artık gezmeye başlamalı… Roma’yı gezmeye “Piazza Venezia” denilen bu güzel meydanda başladık. Ortada II. Vittoria Emmanuele’in anıtı var. Çok geniş bir meydan ve bir dolu caddenin kesiştiği bir kavşakta. Sonra haritamızda sola doğru ilerledik ve “Piazza Campo dei Fiori” denen yeri görmeye gittik. Çeşit çeşit çiçekler, meyveler, sebzeler, süs eşyaları vs nin satıldığı tezgahlarla dolu bir pazar alanı burası. Yolda ara ara eski Roma’dan kalıntılara rastlamak mümkün. Sonra elimizdeki haritamızda biraz yukarı çıkarak “Pantheon”a ulaştık. Pantheon “Tüm Tanrılara ait” demekmiş. Tanrılar için tapınak olarak inşa edilmiş. 2000 yıl önce yapılmış olan Pantheon, dışı da içi de ihtişamlı bir yapıt. Eski Roma’dan bugüne en iyi korunmuş şekilde gelen bina buymuş. Çevresinde oturup birşeyler yemek veya içmek isterseniz, Pantheon’u seyrederek yorgunluk atacağınız café ve restaurantlar var. Hoş bir yer, biz sevdik. Haritada sola doğru ilerleyince Roma’da bizi en büyüleyen ve son gün tekrar görmek istediğimiz yer olan Piazza Navona’ya ulaştık. Çok çok güzel bir yer. Bir zamanlar Romalıların sirk, festival, karnaval ve pazar yeri olarak kullandığı bu meydan, binalar, heykeller, süs havuzları, caféler ve restaurantlarla çevrili elips şeklinde bir alan. Tam orta yerinde resim yapan ve yaptıkları resimleri satan ressamlar, ya da reprodüksiyon resimler satan satıcılar var. İnanılmaz rengarenk bir yer. Barok mimarisi tarzında yapılmış devasa Sant Agnese Kilisesi de çok ihtişamlı duruyor. Navona’da yediğim tortellini ve içtiğim şarap tüm Roma seyahatinin en güzel anısı olarak kalacak. Oradan artık zamanı geldi deyip, sağa doğru kıvrılarak şu meşhur Aşk Çeşmesini yani “The Fontana di Trevi”yi görmeye gittik. O çeşmeye para atarsanız tekrar Roma’ya gelirsiniz diye bir rivayet varmış ama artık para attırmıyorlardı, çok üzüldüm. Bir görevli para atmaya kalkanları düdük çalarak uyarıp duruyordu, o yüzden denemedik bile. Güzel bir yapıt ama o kadar dar bir alana sıkışmış ki anlatamam. Bir de orayı görmek için doluşmuş turist kalabalığını düşünün. Çeşmenin yanına yaklaşmakta zorlanıyorsunuz. Bu kadar hoş bir çeşmeyi bu kadar dar sokağın kesiştiği bir alana yapmak kimin fikriydi merak ettik. Bizim şansımıza bir de yarısı renovasyon çalışmaları yüzünden kapalı haldeydi, fotoğraflar hep yarım yamalak oldu… Çeşmeye çıkan sokağın köşesinde solda bir dondurmacı var, orada Roma’nın bizce en güzel dondurmasını yedikten sonra Aşk Çeşmesine veda ettik. Çok yorulmuştuk ama günler uzundu ve ben İspanyol merdivenlerini görmeden günü bitirmek istemiyordum. O yüzden oraya yürümeye başladık. Biz zaten her gittiğimiz şehirde bir yerden diğerine eğer mümkünse yürüyerek gideriz. Belki Paris veya Berlin gibi büyük şehirlerde bu biraz zor ama Roma’da 2 gün yürüyerek bütün görülecek yerlere ulaşabildik. Yürümeyip metroya binince bir dolu şeyi kaçırıyorsunuz. Sokak sokak yürürken orayı daha bir keşfetme duygusu sarıyor insanı. Gelelim İspanyol merdivenlerine, yani İtalyanların deyişiyle “Scalinata della Trinità dei Monti” ye. En işlek alışveriş caddelerinden birinin sonunda oraya ulaşıyorsunuz. Bu 138 merdiven “Piazza di Spagna”yı tepedeki Trinita kilisesine bağlıyor. Tepeden şehre bakmak hoş. Merdivenlerde oturup dinlenmek ve etrafı seyreden diğer turistlere katılmak da lazım bir süre :) Kayık şeklinde bir havuz var en altta. Biz gittiğimizde alan konser etkinliğine hazırlanıyordu. Habire birşeyler satmaya çalışan satıcılar var, kolunuza birşeyler takmalarına izin vermeyin, çünkü takmalarına izin verince artık aldınız ve parasını vermek zorundasınız gibi bir durumda kalıyorsunuz… Biz net bir şekilde, biraz da sert “No” dedik ve problem çıkmadı. Merdivenlerden yukarı çıkıp sola doğru epey bir yürümeyi göze alırsanız Roma’ya uzaktan ve tepeden bakma imkanı bulur ve sonunda çok güzel bir meydan olan “Piazza del Popolo” ya ulaşabilirsiniz. Ve Popola Meydanı “Angels and Demons” filminde gördüğümüz “Santa Maria del Popolo” kilisesi de bu meydanda. Tepeden bakınca da aşağıya inince de çok etkileyici olan bu meydanın ortasında kocaman bir dikilitaş var, Mısırdan getirtilmiş. İkiz kiliselerin sağından yürürseniz çok işlek bir alışveriş caddesi gezebilirsiniz. Veya ikiz kiliseleri seyreden café veya restaurantlarda bir mola daha verebilirsiniz. Biz öyle yaptık. Akşam yemeğimizi erkenden burada yedikten sonra, Tiber nehri kenarında yürüyerek Melekler Kalesinin, yani “Castel Sant Angelo”nun hem gündüz, hem de akşam ışıklarındaki görüntüsünü seyrettik. Sonra önündeki minik Pazar yerini gezdik ve böylece Roma’nın ilk gününü bitirdik… Biraz da gece manzarası seyredelim… Melekler Şatosu ile Vatikan gece bir başka göz alıcı… Roma’daki ilk günümüz böyleydi. Yorgun ama mutlu otelimize döndük. Sabah erkenden yolculuk vardı tekrar. Bence tatil hiç bir zaman klasik ve alışılmış düzende olmamalı, her zaman içinde sürprizler barındırmalı. O yüzden filmlere konu olmuş, adını her daim duyduğumuz, resimlerini her yerde gördüğümüz meşhur Roma şehrinden, farklı bir maceraya yelken açıp, tatilimizin ikinci günü Sardinya adası doğru yola çıktık. Son gün tekrar Roma’ya dönüp kaldığımız yerden devam etmek üzere kısa bir süreliğine Roma’ya veda ettik… KLASİK İTALYA TURU İster RomaFloransaVenedik, ister VenedikFloransaRoma... Hangi istikameti seçerseniz seçin, klasik kalırsınız. Çeşitli tur firmaları iki güzergahlı 'Klasik İtalya' turu pazarlıyorlar. Eğer böyle bir niyetiniz varsa, 'feragusto'ya denk getirmeyin. Ağustos'ta bütün İtalya tatile çıkıyor çünkü...<br>Size gezip gördüğüm yerleri değil de, bu geziden aklımda kalanlar ve öğrendiklerimi anlatmak istiyorum. İlk olarak, tavsiyem şudur ki, Venedik başlangıçlı bir tur yapın, yoksa Roma'nın tadını çıkaramazsınız. Bizimkinde Venedik sondaydı ve bu bölümdeki turlar bir güne sıkıştırılınca artan günümüzü Slovenya'da geçirdik(iyi de oldu gerçi).<br>Tur paketlerinde merkez, şehir içi ve şehir dışı seçenekli otellerde konaklama var. sakın ola ki şehir içini 10 dk yürüme mesafesi sanmayın. Biz Roma'da şanslıydık ama başka firmalardan katılanlardan, Roma'nın köylerinde konakladıklarını öğrenmek şaşırtıcıydı(şehir içi seçeneğine rağmen). Venedikte şansınız yok, her alternatifte şehir dışındasınız. Floransa'da da, merkezi otelli paketiniz yoksa 2530 km uzaklıktaki otelde konaklayacaksınız, başka şansınız yok(gerçi belediye otobüsleri ile hallediyorsunuz bu sorunu)<br>Küçük pet şişe su genelde 2 €; bizim turdaki akıllı gençler 67 tane büyük şaşalla epey tasarruf yaptılar. İçebileceğiniz su 'aqua nongas' yani gazsız su, bizim bildiğimiz taddaki su; yanılıp da 'aquagas' alırsanız maden suyuna hoş geldiniz.<br>İtalyan mutfağı diye bir şey yok(bence tabi). Damak tadınıza en uygun bulacağınız 2 seçeneğiniz var yalnızca; pizza ve makarna. Şanslıysanız bir yerlerde karşınıza bir Türk dönercisi çıkacak(Verona'da ve Orvietta'da mesela) ve yarı maliyetle ve de afiyetle karnınızı doyuracaksınız.<br>Eğer lisan sorununuz yoksa(yani en azından ingilizceniz idare edecek düzeydeyse) paket tur almamanızı tavsiye ederim. Maksimum 50%'sine aynı turu kendiniz de yapabilirsiniz. Paket turlar sadece seyahat ve rehberlik hizmetini içeriyor; koşturmaktan, bir şey anlamıyorsunuz...<br>Türk tur gruplarında kulaklık, mikrofon sistemi pek yok; diğer ülkelerden gelen grupları rehberlerinin arkasında kulaklarında kulaklıklarla görünce kızacak ve kıskanacaksınız...<br>İtalya'da dikkatimi en çok çeken şey (çoğu Avrupa ülkesinde de öyle olduğunu varsayıyorum) 10 dakikada bir yolunuz bir meydana çıkıyor, meydanda genellikle bir heykel ve çeşme... İnanır mısınız, çeşmeden akan sular içilebilir... Dondurmaları hakikaten çok iyi, bir çok donurmacıda kendi üretimleri dondurma satılıyor. Özellikle Roma'da cepcilere, yankesicilere dikkat edin(metro, otobüs durağı gibi kalabalık yerlerde). Aynen bizdeki gibi dilenciler(Allah rızası için değil ama Papa/Kardinal vs resimleri ile dileniyorlar), işportacılar(hemen hemen tamamı bangladeşli) ve onları kovalayan zabıtaları var.<br>Umumi tuvalet kültürü pek yok, ama yolunuzun üzerindeki bir bar ya da lokantada bu ihtiyacınızı rahatlıkla görebilirsiniz. Ancak, tuvalet ve lavabolarda dikkat... Musuklardan suyu akıtmanın bizdekine benzemeyen yolları var(ya bir kolu çevirmeniz, ya da ayağınızla veya dirseğinizle bir pedala basmanız gerekmekte).<br>Bir öğünde, ülkemizdeki gibi karnınızı doyurmaya kalkarsanız (yani minimum 3 çeşitle), adam başı 2025 € bayılmaya hazır olun. İyisi mi siz yalnızca pizza&içecek, ya da makarna&içecekle idare edin; en hesaplısı bu (yaklaşık 10€).<br>İtalyanlar çok konuşkan veya canayakın değiller. Bunun için Bangladeşliler'i tercih edin; zaten Türk olduğunuzu öğrenince kardeş muamelesi yapıyorlar. Şaşırtıcı biçimde, İtalyaca'ya yatkın olduğunuzu farkedeceksiniz. 'Paketta', 'tuvaletto' 'bilet' aşina olacağınız kelimeler.<br>Garsondan bir şey istediğinizde, "please:lütfen [per favore]" demezseniz acayip bozuluyor. Aman diyeyim!...<br>Roma'da hem markaların (pahalı) hem de kesenize uygun alışveriş yapabileceğiniz orta halli dükkanlar bolca var. İndirime denk gelirseniz, 1520 €'ya italyan ayakkabısı alabilirsiniz. Hemen hemen her türlü alışverişinizde pazarlık yapabilirsiniz, pazarlık payı var yani... ;)<br>Ama şunu da söylemeden geçmeyeyim, ülkemizin ve güzelliklerinin kıymetini, dönünce daha iyi anlıyorsunuz... Ah, bir de devletimiz, Kamu Kurumlarımız, insanlarımız bu güzelliklerin kıymetini bilse ve korusa...<br>Hadi size iyi yolculuklar...<br></div>
Benzer belgeler
italya - Plazatur.com
gezin. Hepsi Venedik’in merkezi ve simgesi San Marco
meydanında yanyana bulunuyor.Cam sanatının merkezi
Murano Adası’na gidip, cam ustalarının bir nefesle nasıl
inanılmaz sanat eserleri yarattığını...
1-10 Eylül arasında otobüsle İtalya-Yunanistan
otobüsüydü. Ancak Otobüste tuvalet bulunmaması dezavantajdı. Ayrıca ayak koyma yerleri de
yoktu. Avrupa tarafından Beşiktaş yıldız parkından geri kalan yolcularını alarak Tekirdağ üzerinden
İpsala ...
İtalya`nın Önemli Yerleri - Okullarda Arkeoloji Kulüpleri Kurma ve
Uffizi Müzesi: Dünya’nın en önemli müzelerinden Uffizi, müzeler şehri Floransa’nın da elbette en önemlisi.
Ninja Kaplumbağalar olarak tanıdığımız bütün Rönesans ustalarının eserleri, çok daha fazla...
Document 19043
Kanal ve Venedik manzarası çok güzel.
Buraya çok yakın bir mesafede (yaklaşık 100-150 m) Rialto Mercato vapuretto
durağının önünde hergün Rialto Market kuruluyor. Şehrin sebze-meyva ve balık
pazarı...