Nefis 6 Ağustos - KİBEM > Kişisel Beslenme ve Eğitim Merkezi
Transkript
Nefis 6 Ağustos - KİBEM > Kişisel Beslenme ve Eğitim Merkezi
Temmuz 6 / Ağustos 2011 KİBEM Kişisel Beslenme Eğitim Merkezi Yayınıdır. Ücretsizdir. KİBEM Danışanları Anlatıyor ÇOCUKLAR SEBZEYİ NEDENSEVMEZLER? 1 Çocuk Kitapları Yazarı Aytül Akal’la Söyleşi Kilo Sorunu Olan Çocuklara Çoklu Zekâ Kuramı Yaklaşımı Soru ve Yanıtlarla Çocuklarda Beslenme İÇİNDEN Selamlar… Temmuz 6 / Ağustos 2011 KİBEM Kişisel Beslenme Eğitim Merkezi Yayınıdır. Ücretsizdir. Sayı: 6 / Temmuz Ağustos 2011 EDİTÖRDEN Yine çocuklara özel bir sayı hazırladık. Çünkü beslenme konusunda öğrendiğimiz ve uyguladığımız her şeyin kökeninde çocukluğumuz yatıyor. Ben de bir kez daha çocukluğuma döndüm bu sayıyla birlikte... Kapak konumuz sebzeler. Temel soru ise şu: Çocukların yıldızı neden sebzeyle bir türlü barışamıyor? Ben, sebzeyle yıldızı barışık bir çocuktum hep. Sebzeyi çok severdim. Özellikle pırasa ve bamyayı… Hâlbuki her ikisi de çocukların nerdeyse nefret ettiği sebzelerdir. 1970’li yıllar… Aile bütçesi, Ankara’da o zamanlar zaten tek tük olan kebapçılara arada bir gitmeye izin veriyor ancak. Bu özel günlerde ailece kebap yenecek, midemiz bayram edecek! Garson siparişleri alıyor. ÇOCUKLAR SEBZEYİ NEDEN SEVMEZLER? KİBEM Danışanları Anlatıyor Çocuk Kitapları Yazarı Aytül Akal’la Söyleşi Kilo Sorunu Olan Çocuklara Çoklu Zekâ Kuramı Yaklaşımı Soru ve Yanıtlarla Çocuklarda Beslenme - Üç İskender, bir pırasa? Pırasa yok efendim? - O zaman bamya! Kebapçıda pırasa ya da bamya bulunmayışına hep içerliyorum. Bir bayram günü sevimli bir kuzunun kesilmesine tanık olduktan sonradır ki etle yıldızım barışmadı. Belki bunun da etkisiyle sebzenin hep farklı bir yeri oldu yaşantımda. Sebzelerin canı yanmıyordu yerken… Üstelik lezzetliydiler. Sebzeyi sevmemde başka etkenler de olduğunu bu sayıyı hazırlarken öğrendim. Akşamları sofraya ailece otururduk. Ailede sebze sevmeyen yoktu. Her öğünde en az iki sebze yemeği olurdu. Ve her akşam sofrada mutlaka çoban salata bulunurdu. Annemin yeşil soğana sevgisini, babamın maydonoz ve naneyi, iki lokmada bir araya alıp çıtır çıtır yiyişini, ablamın soğan çorbası denemelerini hiç unutamam. Sebzesever bir aileydik biz. Hâlâ da öyleyiz. SORU VE YANITLARLA ÇOCUKLARDA BESLENME 4 KİLO SORUNU OLAN ÇOCUKLARA ÇOKLU ZEKÂ KURAMI YAKLAŞIMI 6 SÖYLEŞİ: AYTÜL AKAL 8 NEFİS’i hazırlarken öğrendiklerim, çocukluğuma ait kapıların açılmamış kilitlerini bir bir açıyor. Umarım sizin için de öyle oluyordur. KİBEM Pınar Göksan Aker DANIŞAN ÖYKÜLERİ Sağlıklı bir yaz mevsimi dilerim. 10 NEFİS DERGİ Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Hatice KARSLIOĞLU Yayına Hazırlık, Tasarım Tanıtım Ajansı Yazı İşleri Tel: 0 312. 439 30 75 • Faks: 0 312. 439 30 76 Fatih Aker • Pınar Göksan Aker Hüseyin Rahmi Gürpınar Sokağı 4/1 Yönetim Yeri KİBEM Kişisel Beslenme Eğitim Merkezi Tel: 0 312. 468 08 86 • Faks: 0 312. 466 75 69 Cinnah Cad. 24/9 Çankaya - ANKARA www.kibem.com.tr • [email protected] Çankaya - ANKARA www.son1saat.com Basım Tarihi: 1 Temmuz 2011 Ankara Yayın Türü: Yerel / Süreli Baskı Fersa Ofset Baskı Tesisleri Tel: 0 312. 386 17 00 Faks: 0 312. 386 17 04 Ostim 36. Sokak 5/C-D Yenimahalle - ANKARA www.fersaofset.com Çocuklar Sebzeyi Yapılan son çalışmalar gösteriyor ki, anne, gebelik döneminin 6. ayında hangi besinleri tüketirse, çocuk da ilerde o besinleri daha çok tüketiyor. Sebzelere yönelik çalışmalarda, gebeliğin 6. ayında çiğ ya da pişmiş sebze yiyen annelerin çocuklarında sebzeyi sevmeme gibi bir durum gözlenmemiş. Ancak gebeliğin 6. ayında sebze yemeyen annelerin çocuklarının da ilerde sebze tüketmediği gözlenmiş. Demek ki gebelik dönemindeki beslenme, ilerde çocuğun beslenmesini olumlu ya da olumsuz yönde etkiliyor. Çocuğun, ek besinlere geçişte sebzeyle tanıştırılmaması da ilerde sebze yememesine yol açan nedenlerden biridir. Ayrıca aileden biri (anne, baba, kardeşler) sebzeyi sevmez ve tüketmezse, çocuk da ailenin o bireyini rol model olarak alır ve sebzeden uzak durur. Ancak bunların hiçbiri olmayabilir. Ailede herkes sebzeyi seviyordur; çocuk, bebeklik döneminde de sebzeyi tanımıştır fakat kreşte ya da okulda arkadaşları sebzeyi ağızlarına koymuyorsa, çocuk da aynı tavrı geliştirebilir. Anne çalışıyor ve çocuğuyla yalnızca yemek vakti daha çok ilgileniyorsa, çocuk bunu bir koz olarak kullanır ve sebze yemeğine karşı bir tepki geliştirebilir. Bunların yanı sıra karnanahar, brokoli, kereviz, lahana gibi bazı sebzelerin kokuları keskindir ve çocuklar da keskin kokulardan hoşlanmazlar. Yalnızca kokusu yüzünden tadını bilmedikleri hâlde o sebzeden nefret edebilirler. Peki; çocuklara sebzeyi nasıl sevdirmeli? Neler yapmalı? Ailede sebze sevmeyen biri varsa, o kişinin çocuğun yanında sebze hakkında olumsuz konuşmaması tam tersi sebzenin ne denli lezzetli ve yararlı bir besin olduğunu anlatması ve yemesi gerekir. Sebzeyi çocuğunuzun ağzına zorla vermeyin; böyle bir davranış da çocuğu sebzeden soğutur. “Bunu yemek ister misin?”, “Yer misin?” gibi sorular, çocuğa sevmediği bir besini tatma konusunda seçme hakkı olduğu ve kararın kendisine ait olduğu fikrini verir; genelde de yanıtı “Hayır!” olur. Bu yüzden bu soruyu sormaktan kaçının. Sormayın ama yememeyi tercih etse bile sofranızdan sebze yemeklerini ve salatayı eksik etmeyin. “Çok güzel, biraz yer misin?” yerine “Yalnızca tadına bak’’ dendiğinde çocuklar o besinin tadına bakabiliyor. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, sofrada sürekli yeri olan bir besin (en az 8-10 kez konulan), bir süre sonra çocuk tarafından tadına bakma merakını uyandırıyor. Oysa aileler çocuk birkaç kere reddettiğinde, bir daha çocuğun karşısına o besini çıkarmıyor. Burada önemli bir nokta da şu: Çocuklar sebzeyi tanımalı. Tanırlarsa sever ve tüketirler. Bahçeniz varsa, bahçede beraberce sebze fidanı dikebilir, sebze tohumu ekebilirsiniz. Balkonda saksıda da yapabilirsiniz bunu… Beraber manava gidip çocuğunuzun sebzelere dokunmasını, hissetmesini, koklamasını sağlayabilirsiniz. Evde sebze yemeği pişirirken ondan yardım isteyebilirsiniz; sebzelerin yıkanmasına, doğranmasına, güzel bir sunumla sofraya getirilmesine yardım edebilir. Baklaları ortadan ikiye bölebilir, bezelyeleri kılıfından çıkarabilir, domatesleri yıkayabilir, soğanı pempeleşinceye kadar kavurabilir, dolmalık biberin şapkasını kesebilir, salata malzemesini doğrayabilir, onları birbirine karıştırabilir, makarnanın üzerine sebzelerle süslemeler yapabilir. Anne ve babaların sebat etmesi gerekiyor. Obezite giderek büyüyen bir sorun. Çocuğunuz normal ağırlıkta ya da çok zayıf olabilir. Ancak bu demek değildir ki ilerde obez olma riski yok! Hem obeziteye karşı bir önlem, hem de çocuğunuzun bağışıklık sisteminin gelişmesi için günlük posa ihtiyacını karşılayan, kansere ve diğer pek çok hastalığa karşı koruyucu olan sebzeyi, pişirerek ya da çiğ olarak, çocuğunuzun günlük beslenmesinden eksik etmeyin. Sağlıklı günlere, Hatice Karslıoğlu info@k ibem.com.tr Bazı çocuklar sebzeyi ağızlarına koymazken, bazıları sebzeyle son derece barışıktır. Sevmeyen niye sevmez, seven niye sever? İşte neden-sonuç ilişkisiyle sebze-çocuk arasındaki ilişkinin kökenleri… KİBEM’DEN Neden Sevmezler? e v u a l r r a l t ı o n a S Y Çocuklarda Beslenme Çocuklar neden her sabah düzenli kahvaltı yapmak zorundadırlar? Kahvaltı alışkanlığını edinmedikleri takdirde, onları ilerde ne gibi sorunlar bekler? Düzenli kahvaltı yapılmadığı takdirde, beynin gereksinimi olan enerji karşılanamaz. Bu durumda yorgunluk, baş ağrısı, dikkat eksikliği gibi sorunlar baş gösterir. Kahvaltı alışkanlığı edinmemiş çocukları, ilerde beklen en temel sorun, obezitedir. Ayrıca akşam yemeği ile kahvaltı arasında yaklaşık 10-12 saat aralık vardır. Açlık durumunda beyne enerji sağlayan kan şekeri en alt düzeydedir. Deney hayvanları ve insanlar üzerinde yapılan çalışmalardan sağlanan veriler, kan şekerinin yeterli düzeyde olmasının, öğrenme ve anımsamayı içene alan birçok beyin ve davranış işlevlerini düzenlediğini gösteriyor. Genç kızlar üzerinde yapılan araştırmada kahvaltı edenlerin testlerden aldıkları puan, etmeyenlerden yüksek bulunmuştur. Başka bir çalışmada kahvaltı yapan gençlerin dikkat ve konsantrasyonunu geliştiği gözlenmiştir. Sürekli fast food tüketiminin zararları nelerdir? Fast food besinler; ucuz, hızlı, kolay ulaşılabilir ve lezzetli olmaları nedeniyle, çocukların ve ebeveynlerin daha fazla tercih ettiği bir besin türüdür. Normalden daha fazla yağ içerirler. Bu besinlerin yapımında, uzun süre dayanıklılık için, ayrıca görünümünde bir değişiklik oluşmaması için katkı maddeleri kullanılır. Pişirirken kullanılan yöntemler de kanserojen madde oluşumuna neden oldukları için tehlikelidir. Besin değeri olarak da yeterli ve dengeli beslenme için gerekli ölçütleri taşımazlar; vitamin ve mineral açısından zengin değildirler. Kişinin ihtiyacından daha fazla yağ ve şeker içerirler. Bundan en çok zarar gören çocuklardır. Büyüme ve gelişme döneminde çocuklar, canlarını çektiği besine değil; sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebileceği besinlere yönlendirilmelidir. Süt içmek neden çocukluk çağında edinilmesi gereken bir alışkanlıktır? Süt, vücudun ihtiyacı olan 3 temel besin ögesini taşıyan tek besin grubudur: Karbonhidrat, protein ve yağ. Kalsiyum yönünden en zengin besin kaynağıdır. Birçok besinin içinde kalsiyum vardır. Örneğin sebze, meyve, ekmek, peynir de kalsiyum içerir. Ancak kişinin günlük 800 mg kalsiyum ihtiyacını karşılamak için en az 3 kg elma yemesi gerekir. Oysa günde 3 bardak sütle kalsiyum ihtiyacı karşılandığı gibi çok fazla kalori de alınmamış olur. Öte yandan, peynir de kalsiyum yönünden zengindir. Ancak 100 g peynirdeki kalsiyum, 1 bardak sütteki kalsiyumuna denktir. Bu durumda kişinin günlük kalsiyum ihtiyacını karşılamak için 300 g peynir yemesi gerekir. 1 bardak tam yağlı sütte 114 kalori vardır ama 100 gr tam yağlı peynir 280 kaloridir. Ayrıca, bu miktarda peynirde doymuş yağ oranı çok yüksek olduğundan, bu da kolesterolün yükselmesi anlamına gelir. fertlerinden birinin sebze sevmemesi çocuğun da sevmemesine neden olabilir. Ailenin çocuğa bu yönde örnek olması gerekir. Pazardan, manavdan alış veriş yaparken, çocuğun besinlerle tanıştırılmasında yarar vardır. Çocuğun sebzelere dokunması, onları koklaması ve hatta seçerek alış verişi yapması, çocuğu sebzeye yaklaştıracaktır. Keskin kokulu sebzeler, çocuğun hoşuna gitmeyebilir. Üzerine gitmemek gerekir. Aynı şekilde sevmediği sebzeleri tüketmesi konusunda da ısrar etmemek gerekir. Sevmediği Çocukların -yaşa göre değişmekle birlikte- ergenlik döneminde 1.200 mg kadar kalsiyum tüketmeleri gerekir. Çünkü kemik ve diş gelişimi için kalsiyuma ihtiyaç vardır. Aynı zamanda 30 yaşına kadar yeterli kalsiyum alınmış ise, bu, ileriki yaşlarda kemik erime olasılığını düşürür ya da tamamen ortadan kaldırır. Süt, glisemik indeksi düşük besin olmasından dolayı tokluk hissi verir. Bu da daha fazla besin tüketimini engeller. Ancak günde 1-2 litre süt tüketimi de kansızlığa neden olur. sebzeler, etli yemeklerin, böreğin ya da marka- Sebze tüketiminin çocuklara yararı nedir? Çocuklara sebzeyi nasıl sevdirebiliriz? lerin vücuda yararlarını ve etkilerini anlatmak, Çocukların sebzeyle ne zaman ve nasıl tanıştıkları, sevmelerinde önemli bir unsurdur. Aile nın içinde sunulabilir. Sebzeden oluşan bir akşam yemeği, zevkli bir masa düzeni ve sebzelerden oluşturulmuş figürlerle ilgi çekici, eğlendirici ve iştah açıcı bir hâle getirilebilir. Sebzelerin hangi yöreye ait oldukları gibi bilgilerle merak uyandırılabilir. Ebeveyn, çocuğuyla birlikte sebzeler konusunda araştırma yapabilir. Evde saksıda yetiştirebilecek sebzelerle, bitkinini gelişimi izlenebilir. Sebzeçocuğun ilgisinin ve tüketim isteğinin artmasına neden olacaktır. Kilo Sorunu Olan Çocuklara Çoklu Zekâ Kuramı ile Biriciklik… Çocuklarımızın hepsi birbirinden farklı ve biriciktir. Eğitim alanına baktığımızda görüyoruz ki çocuklar farklı yollarla algılıyor ve bunun için farklı iletişim biçimlerine ihtiyaç duyuyorlar. Arzu GÜNEŞ Uzman Psikolog [email protected] Kişinin tam olarak sağlıklı olması; bedenen hasta ya da sakat olmaması, aynı zamanda ruhsal yönden dengeli, sosyal bakımdan da tam bir iyilik halinde olması şeklinde tanımlanır. Yani sağlık, sadece hasta veya sakat olmamak değil; bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik durumunda olmak anlamına geliyor. Çocuklarımızın bedenen ruhen ve sosyal yönden iyiliğini sağlamak için onların fazla kilolarından kurtulmalarını istiyoruz. Çünkü fazla kilolar potansiyel olarak bazı riskler içeriyor. Örneğin; fazla kilolu çocuğun hareket kabiliyeti diğer çocuklara kıyasla daha kısıtlı olabilir, spor ve diğer aktivelerde etkin olamayabilir, diğer çocuklar onun kilosuyla alay edebilir, tüm bunlar özgüvenini olumsuz yönde etkileyebilir ve en önemlisi kilolu çocuk çeşitli sağlık sorunları yaşayabilir. Ne Yapmalı? Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; herhangi bir davranış bozukluğu ile baş etmeye çalışırlarken (ki beslenmeye yönelik yanlış davranışlar ve alışkanlıklar da bu kategoride değerlendirilebilir) anne-babanın çocukla doğru iletişim kurması çok önemlidir. Bu farklılığı daha iyi anlamak için Howard Gardner’in “Çoklu Zekâ Kuramı”ndan söz edelim. Çoklu Zekâ Alanlarının Fark Edilmesi Her birey sekiz tür zekâ ile dünyaya gelir. Ancak baskın zekâ türü veya türleri söz konusudur. Çocuk büyüdükçe ailesi ve çevresi bu zekâ alanlarını fark eder ve “benim çocuğum şunu yapmayı seviyor veya çoğunlukla şunu yapıyor” gibi ifadelerle farkındalığını dile getirir. Ama bu farkındalığı iletişim için kullanmayı her zaman beceremeyebilir. Çoklu Zekâ Alanları ve İletişime Dair İpuçları 1. Sözel-Dilsel Zekâ: Özellikle küçük çocuklar söz konusu olduğunda, vermek istediğiniz mesajların içinde yer aldığı bir hikaye anlatmak, hikayedeki çocuk ile özdeşlik sağlamak oldukça etkili bir yöntemdir. “Sonra çocuk yaptığı şeyin yanlış olduğunu anlamış ve bir daha yapmamış…” gibi net ifadeler çocuğun kendisine değil hikayedeki karaktere yönelik olduğundan sert algılanmayacak ama mesaj ona ulaşacaktır. Çocuğa hikaye ile ilgili sorular sormak ve ne anladığını anlamak çok önemlidir. Daha büyük çocuklara mektup yazmak, onları size yazmak için yüreklendirmek de etkili yöntemlerdir. 2. Matematiksel-Mantıksal Zekâ: Mesajlar, küçük zekâ oyunları veya matematik problem- Yaklaşalım! leri haline getirilirse çok iyi yerleşecek ve kalıcı olacaktır. Diyetisyen kalori hesapları yaparken, beslenme listeleri hazırlarken bu çocukların kendilerinden öneri ve destek alırlarsa çok etkili ve uygulanabilir bir diyet listesi ortaya çıkmış olur. 3. Görsel Zekâ: Duygularınızı, anlatmak istediklerinizi fotoğraflarla ya da bir resim çizerek anlatabilirsiniz. Bu çocuklarla oturup hayal kurabilir, hayal kurarken de görsel imgeler kullanabilirsiniz: “Şimdi deniz kıyısında olduğumuzu düşün. Sıcak kumlara uzanmışız. İlerde bir yelkenli var. Sence yelkenli ne renk?” gibi… Bazen çatışmaları, sıkıntıları veya söylemek istediklerini çizmelerini isteyebilirsiniz. Bu çocuklar her şeyi çizimlerle anlatabilirler. Onlara sözcüklerden çok resimlerle, görsellerle ulaşabilirsiniz. 4. Müziksel Zekâ: Ritmleri kullanarak besinleri gruplamak ve grupları anlamasını sağlamak mümkündür. Gece yatarken anlatmak istediklerinizi bir ninninin melodisiyle ona aktarabilirsiniz. Yeme ortamlarını müzik ile şekillendirebilir, daha çekici hale dönüştürebilirsiniz. Yemekten hoşlanmadığı bir yiyeceği en sevdiği müzik eşliğinde sunmak ya da sebzeleri keyifli melodilerle özdeşleştirmek etkili olacaktır. 5. Bedensel Zekâ: Kendimizi ifade etmek için bedeni kullanmak ve çocuğun da bedenini kullanarak kendini anlatmasına izin vermek iyi bir yöntemdir. Birlikte eğlenirken sağlıklı yemekler hazırlamanız çok etkileyici olacaktır. Ayrıca dans, mimik, pandomim kullanarak onlara daha kolay ulaşılabilirsiniz. Gözlerini kapatıp, besinlere dokunarak yapılan oyunlar ve beslenme eğitimleri onlara çok keyif verecektir. Howard Gardner 6. Sosyal-Kişilerarası Zekâ: Beslenme konusunda tekdüze renksiz ve tekrarlayan listeler bu çocuklar için uygun değildir. Sık sık değişen, kendilerinin kararda yer aldığı ve gerekirse inisiyatif kullanarak değiştirebilecekleri beslenme programları onlara daha uygundur. Hem dinleyip hem de konuşabilecekleri sosyal ve demokratik ortamlar algılamalarını kolaylaştırır. Gruplar, herkesin kendi bakış açısını anlattığı “grup terapi” gibi oluşumlar, onlar için idealdir. 7. İçsel-Kendine Dönük Zekâ: Kendini değerlendirme ve tanıma kapasitesi bu çocuklarda çok gelişmiştir. Onlara neyin iyi geldiğini ya da iyi gelmediğini fark etmeleri oldukça kolaydır. Kendilerine hedefler yaratabilir ve bunlara ulaşabilirler. Yeter ki, hedef koyma aşamasında kendilerine izin verilsin. Birlikte değil bireysel çalışmayı tercih ederler. Buna anlayış göstermek ve daha sonra, kendisi isterse paylaşmasını beklemek iyi bir yöntemdir. Öfkeli veya mutsuz olduklarında yalnız kalmak isterler. Bu sizden uzaklaştıkları anlamına gelmez. 8. Doğa Zekâsı: Bu çocuklar iletişimde ortamı çok önemserler. Vermek istediğiniz mesajları açık havada, doğal ortamda anlatmalı, onlarla doğayı paylaşmalısınız. En azından balkona çıkıp birlikte ağaçları ya da yıldızları seyredebilir, sohbet edebilirsiniz. Merak ve ilgi alanlarını paylaşmalı, bitki yetiştirmesine, hayvan beslemesine mutlaka izin vermelisiniz. Sevmediği ama tüketmesini istediğiniz yiyecekleri doğada, bahçede bir piknikle sevdirebilirsiniz. Tüm bunları çocuğunuz üzerinde deneyin ve görün… Çocuk dünyasını iyi bilen bir yazar o. 107 çocuk kitabı bunun en iyi kanıtı olsa gerek. Pınar Göksan Aker SÖYLEŞİ Aytül Akal Pırasa, kereviz, patlıcan, hepsini denedim. Biberi, domatesi, havucu, karnıbaharı, lahanayı zaten her zaman çiğ yerim. Salataya meyve koymayı da denedim. Yeşil elma harika oluyor. Bazen mürdüm eriği de koyarım. Aslında o anda buzdolabımda ne varsa, çiğ olarak salata kabını boylar desem daha doğru olacak. Bu arada salata kabımın “devasa” olduğunu da söylemeliyim. J Çocuk Aytül yemek seçer miydi? Üretken ve çok hareketli bir yazarsınız. Nasıl bir beslenme programı uyguluyorsunuz? “Seçmem” diyebilmeyi isterdim, ama yalan olur. Sevmediğim bazı yiyecekler üzerinde epeyce düşündüm, acaba neden sevmiyor olabilirim diye. Örneğin, ‘yumurta’nın nedenlerini hatırlayabiliyorum. 6-7 yaşlarındayken, lop yumurtayı çok severdim ve her sabah yiyeceğim diye tuttururdum. Sonunda alerji oldum ve doktor 6 ay yumurtadan uzak durmamı söyledi. Annem bu 6 ayı 1 yıla çıkarttı garanti olsun diye. Öyle garanti oldu ki, bir daha hiç başlayamadım; tiksinti geldi katı yumurtadan. Maydonozu ve dereotunu da ağzıma koymam. Bunun nedenlerini de, çocukken önüme gelen yemeklerde ve böreklerde, bu otların sap sap ağzıma gelmesi olarak yorumluyorum. Belirli bir programım yok. Ama aklımda, her zaman sebze-meyve yenmesi, protein alınması gibi genel bilgiler vardır, hepsi bu. Birkaç gün üst üste sadece salata ile beslenmişsem, hemen ardından et-köfte gibi proteinli bir öğünle eksiğimi tamamlamaya çalışırım. Yoksa hayatım boyunca, yiyecekleri gramla ölçen, kalorisini hesaplayan biri olmadım. Sadece sevdiğim şeyleri yemeyi yeğleyerek beslendim. Ama arkadaşlarıma sorarsanız, ben zaten sağlıklı şeyleri seviyormuşum. Yani zengin bir açık büfenin karşısına geçip en sevdiğim şeyleri doldursam tabağıma, zaten sağlıklı olan yiyecekleri seçmiş oluyormuşum. Galiba şansım burda... Hamilelikte beslenme huyunun da değiştiğini duymuştum. Bu nedenle, oğluma hamileyken bir yumurta haşladım. Bir demet de maydonoz yıkayıp önüme koydum. İkisini de denemeye kalkıştım, belki sevmeye başlarım diye. Yok, olmadı. Başka sevmediğim şeyler: Hamamböceği, karınca, köpek eti... Ne gülüyorsunuz, dünyanın bir yerinde, hatta belki de tam da bu anda, yiyorlar bunları! Hmm...hummmm... Bilemedim. Sevdiğim şeylerin peşindeyim daha çok. Ama söyledim ya, şansıma sevdiğim şeyler sağlıklı olunca... Her şey kendiliğinden yani. Yoksa böyle bir denge için özel bir çabam yok. Çiğ olarak yemeyi sevdiğiniz sebze var mı? Çok kez öğün olarak kocaman bir salata yaparım. Aklınıza gelecek her türlü sebzeyi çiğ olarak salataya koyup denemişimdir, güzel oluyor mu diye. Örneğin, çiğ yer elmasının harika bir lezzeti vardır. Bir önceki sorudan yola çıkarak “Sağlıklı ve dengeli besleniyorum” diyebilir misiniz? Akal’a süt ve süt ürünleri tüketimini sorsak? Eyvah! Süt içmem ki ben! Annem canımın istemediği bir sırada süt içirmek için burnumu tıkamış küçükken; o günden sonra ağzıma süt koyamadım. Ama peynir, yoğurt yerim. Yani süt ürünlerinin hiçbiriyle derdim yoktur, sütün kendisinden başka. Beslenme alışkanlığında çocuklukta yaşanan deneyimlerin büyük etkisi olduğunu bildiğimden, kendi çocuklarıma süt içemediğimi, Deneyciliğe bayılırım. Onu ona karıştır, bunu buna karıştır... Hep böyle yapmışımdır. Hiç yemek tarifi bilmem. Ama her türlü yemeği kendi kafama göre pişirebilirim. Tarifleri harfiyen uygulamayi hiç sevmem zaten. Kendinden bir şey katmayıp standart yemek pişirmenin ne tadı var ki? Hazır alırım o zaman... değilmiş. Annesi salata hazırlamış ama çocuk “Ben salata yemem!” demiş. O anda bütün marullar, kıvırcıklar, salatalıklar, domatesler, soğanlar kaybolmuş. Yeryüzünde kimse salata yapmak için malzeme bulamaz olmuş. Bir başka gün annesi tabağına türlü koymuş. Çocuk suratını asmış: “Ben türlü sevmem!” demiş. O anda dünyadaki tüm patatesler, patlıcanlar, pırasalar, fasulyeler, kabaklar yok olmuş. Manavlar boşalmış, tarlalarda bir tek ürün bile kalmamış. Herkes şaşkın şaşkın sebzelerin nereye kaybolduğunu anlamaya çalışırken, sıra meyvelere gelmesin mi! Çocuk bir gün arkadaşlarıyla top oynamış, çok terlemiş, çok yorulmuş. Hemen eve koşmuş, “Çok acıktım!” demiş. Ama annesi, üzgün bir sesle yemek pişiremediğini söylemiş. NEFİS’in bu sayısının özel konuğu olan çocuklara kısacık bir masal kaleme alır mısınız? Hoş, masalları çocuklar da okur, büyükler de… Çünkü pişirebileceği bir tek sebze bile yokmuş. Bir varmış bir yokmuş. Uzak bir ülkede yaşayan mini mini bir çocuk varmış. Bu çocuğun sihirli güçleri varmış ama o daha pek küçük olduğu için henüz bunun farkında değilmiş. Her çocuk gibi oyun oynamayı sever, ama yemek yemeyi hiç sevmezmiş. Bir gün annesinin tabağına koyduğu ıspanağa burun kıvırıp, “Ben ıspanak yemem!” demiş. O anda dünyadaki tüm ıspanaklar ortadan Annesi, “O kadar az çeşit kaldı ki, onlar da çok pa- Masal için teşekkür ederim. Çocuklara en etkili öğretme yöntemlerinden biridir. “Bunu yemelisin” demektense masallarla, resimlerle öğretmek en doğrusudur. Ancak ebeveynlerin en büyük yanlışı ısrar, ceza ve korkutmayla, çocuğu besinden soğutmalarıdır. Bu tavırlar, çocuğun besinden tiksinmesine ve ilerde de tüketmemesine yol açar. Yazarımız, sebze tüketimine özen gösteriyor. Ancak salata tek başına öğün olarak yeterli değildir. Çiğ sebzeler posa açısından çok zengindir. Kabızlığı, kanseri engeller, antioksidanttır. Vitamin ve minerallerin bir kısmını buradan alırız. Sebzede karbonhidrat ve protein vardır fakat iyi bir kaynak değildir. Yalnızca salata, bir saat sonra tekrar acıkmanıza neden olur. Beslenme çeşitlilik içermelidir. İyi bir besinin dozunu kaçırmak zarar verebilir. Çocuklukta önemli olan süt veya yoğurdu, ilerleyen yaşlarda ihmal eder, artık gerek kalmadığını düşünürüz. Oysa bunlar, yetişkinlikte de en fazla tüketilmesi geren besin grubudur. Özellikle kadınlarda 30 yaşına “Salata?” demiş çocuk. “Salata da yok!” demiş annesi. “Meyve?” halılandı. Satın almaya paramız yetmez” demiş. Ne olacak şimdi? Dünyadaki çocuklar nasıl beslenecek? Çocuk biraz büyüyüp sihirli güçlerini keşfettiğinde, hepsini birer birer geri getirebilecek, ama büyümek için biraz zaman gerekir, biraz da iyi beslenmesi... kadar yeterli miktarda alınan kalsiyum kemiklerde birikir. Yetersiz kalsiyum, menopozla birlikte kemiklerden kalsiyum çekimi hızlanır ve kişinin depoları yeterli değilse kemik erimesi başlar. Süt ve yoğurt aynı zamanda içerisinde laktoz içermesinden dolayı glisemik indeksi düşük besinlerdir. Tokluk hissi verirler ve obezite riskini aza indirgerler. Her yaşta düzenli olarak en az 2 bardak süt ve süt ürünü tüketmek gerekir. Ancak gastrit, reflü ve gaz şikâyeti olanların uzmana danışmaları gerekir. Kuru baklagiller ise kansere karşı koruyucu olduğu kanıtlanmış bir besin grubudur. Yazarımıza haftada 2 gün nohut, kuru fasulye, yeşil mercimek ve barbunya tüketilmesini salık veririm. Gastrit, reflü, spastik kolan, ülseratif kolan şikâyeti olanlar yine dikkat etmelidirler. Sayın Akal’a kocaman bir bardak süt gönderiyorum buradan… Lütfen için. Hatice Karslıoğlu Beslenmenizde geleneksel lezzetleri mi, deneyciliği mi benimsiyorsunuz? kayboluvermiş. Ama henüz kimse bunun farkında DİYETİSYENDEN yumurta yemediğimi onlar büyüyene kadar belli etmedim. Sabah kahvaltısında “Hani senin yumurtan?” diye sorduklarında, “Ah çocuklar sormayın. Çok acıkmıştım. Yumurtanın kokusu da iyice iştahlandırdı, masaya getiremeden ben kendiminkini mutfakta yiyiverdim,” derdim. Bazen minik yalanlar gerekebiliyor. Annelerin böyle bir ayrıcalığı var. Yalan söylediğinde minik ve beyaz oluyor. J “Kusurlarımızda boğulmaktansa onları aşmaya çalışmalı” DAN ÖYKÜIŞAN LERİ Kilolu insanlar normal ve uzun süreli ilişkiler sürdüremezler mi? Giyindikleri üzerlerine yakışmaz mı? Sevemez, sevilemezler mi? Bir KİBEM danışanının yaşadıklarını kendi kaleminden aktarıyoruz. malara ve kendine ne yapıyorsun, bu resmen inti- Bu konuyla ilgili küçüklüğümden beri hep kafama takılan o kadar çok soru var ki. En önemlisi gerçekte karşı tarafı rahatsız edenin sizin sağlığınızdan çok dış görünümünüz olması… Şişmanlık, sonsuz bir mutsuzluğa hapsolmak sanki onların gözünde… Ben bunu ruhumuzun kusurlarını bedenimizde aramak olarak görüyorum. maya çalışıldı bana ya da mutlu olmamım garipli- Küçüklüğümden beri onu yeme, bunu yeme, çok yedin gibi lokma say- har, ölürsün, kalbin yağ bağlar gibi ithamlara maruz kaldığımı düşünecek olursak hayatta kalmak, hatta mutlu bir yaşam sürdürüyor olmak dahi mucize gibi geliyor bana. Hep mutsuz olmam gerektiği aşılanği vurgulandı. Aileme ve çevreme göre ne düzgün bir ilişki yaşayabilirdim, ne de giydiklerim üzerime yakışırdı. Sağlıklı sıfatıyla yan yana gelmem ise olanaksızdı. Oysa şu an kendime baktığımda hep uzun süreli ilişkiler yaşamış, karşısına çıkan her kötü durumu atlatmış, her giydiğini kendine yakıştırmış birini görüyorum. Hep dış görünüşümle yargılandım ama kendi hayatımı her şeye rağmen oluşturmayı başardım. Yıpranmadım desem yalan olur. Sağlığımın bozulmasına kilolarım değil; kilolarıma takıntılı olan insanlar ve ailem neden oldu. Bana düşkünlükle- “10 yaşından beri sıra dışı bir yaşam sürüyorum.” 10 yaşında beyin tümörü tanısıyla ameliyat geçiren bir KİBEM danışanının öyküsünü aktarıyoruz sizlere… Kilolu bir çocuk, ergen, genç ve erişkin olmanın kendisinde yarattığı duyguları ve savaşım gücünü kendi kaleminden okuyacaksınız. bii ki bir şeyi severek yapmakla, zorunlu olarak yap- Ameliyat sonrasında aldığım kortizon ve hormon ilaçları nedeniyle şişmanlamaya başladım. Hastalığın getirdiği hareketsizlik de elbette etkili oldu. Her şey daha normale dönmeye başladığında artık bedensel ağırlığımla yüzleşmenin zamanı gelmişti. Annem ve babam bu sorunla başa çıkabilmem için gerekli her şeyi ve fazlasını yapmaya hazırlardı. Ameliyat oluşumun 3. ayında gittiğimiz kampta her sabah uykumdan kaldırılıp spor yapmaya teşvik edildim. Sporu ve her türlü aktiviteyi seven ailem, sırf benim için bunu bir görev olarak üstlendiler. Ta- ilaçların etkisiyle iyice kilo almış mak arasındaki fark yüzünden sporun hayatımda hâlâ özürlü bir yan olduğunu vurgulamak zorundayım. Üzülerek… Diğer bir sorunlu yan ise yemek yeme alışkanlığıydı elbette… Hastalıktan sonra zamanla ve t ü m ve önceki kilolarımın da yerleşmesi için zemin hazırlamıştım. Etrafım, iyiliğim için her türlü rolü üstlenmeye hazır insanlarla, ailemle, çevriliydi. Tabii ki bir çocuk, gerçek ile ‘rol icabı’ olanı birbirinden ayırmakta ustadır. Ben de ‘benim için KİBEM Kişisel Beslenme Eğitim Merkezi rinden sürekli dile getirdikleri “Ölürsün”, “Kalp şeker, tansiyon; hepsi kiloların yüzünden” yorumları, beni panik atak gibi ciddi bir psikolojik rahatsızlığa sürükledi. Beraber olduğum kişiyi, beni çok çok sevdiğini bildiğim hâlde “Benim gibi birini neden seviyorsun ki?” güvensizliğiyle defalarca sorguladığım oldu. Rejim süresince, ailenden bir isteğin olduğunda “Kilo ver yapalım” şartlandırmaları ya da ergenlikte yaşadığım sinir harbinin hep kiloya bağlanışı da cabası... liyorum. Tüm bunların yanı sıra öğrendim ki insanın Acaba bu şekilde üzerime gelinmeseydi her şey daha farklı olabilir miydi hayatımda? Belki de kendiliğimden kilo vermeyi isteyecektim. Hayatla bu şekilde baş etmeyecek, kendimi, başkalarına ve özellikle kendime kanıtlama çabası içinde olmayacaktım. sevdiği ve mutlu olduğudur, bizim onu ne şekilde Şu an hayatımı sorguladığımda, kendimi geliştirdiğimi ve dış görünüşümle son derece barışık olduğumu söyleyebilirim. Yaşadığım gelgitlere baktığımda ne kimseyi suçluyorum -çünkü insanlara hak verebiliyorum- ne de kendi içimde yaşadıklarımı unutabi- kilo kontrolünü sağlaması için gerçekten düzenli bir hayata ihtiyacı var ve düzenli bir hayat için de geçmişinden gelen düzgün bir psikolojiye… Öncelikle karşınızdaki insana (özellikle aileden biriyse) onu her koşulda ve her hâliyle sevdiğinizi göstermeniz gerekir. Ağzınızdan çıkan her kelimenin karşınızdakinin hayatında ne gibi etkileri olacağını düşünmeniz gerekir. Önemli olan onun kendisini ne şekilde gördüğümüz değil. Tipi sizi rahatsız ediyorsa, önce kendi değer yargılarınızı gözden geçirin. İnsanlar dış görünüşlerine gösterdikleri özenin onda birini kişiliklerine ayırsalar, çok daha mutlu olurlar. En azından yersiz komplekslerden kurtulur, kendimizi olduğumuz gibi kabul edip başaracağımız daha güzel şeylere yönelebiliriz. Kusurlarımızda boğulmaktansa o kusurları aşmak ve ilerlemek daha anlamlı. hazırlanan yemekler’ ve ‘diğerleri’nden oluşan mö- diyetteydin?” diyebilmesine… Tabii bir de sağlıklı nümün farkındaydım. beslenme programına tam olarak ‘adapte’ olunan Yemen için sunulanların farklı olduğunu gördüğün- dönem var ki, gerçek hayatla bağların kopmaya de sen de farklı olduğuna inanıyorsun. Sonrasında başladığı, sadece kendi yarattığın steril dünyanın o farkı kapatabilmek için bir ömür boyu koşup güvenli olduğuna inandığın yanıltıcı süreç. Bağışık- duruyorsun. İşte sıradan olmaktaki çekici taraf bu! lığımızın oluşabilmesi için mikroplarla birlikte yaşa- Herhangi bir şekilde, herhangi bir yerde ve herhan- mamız gerektiğini biliriz ama yine de delice kaçarız mikroplardan. Ve sonra en savunmasız anımızda gi bir şey yiyebilmek… Örneğin hep birlikte gidilen bir olabilecek en kötü şekilde hastalanırız. lokantada annenin endişeli bir Yiyeceklerle ilişkim uzun zaman bu şekilde sürdü; bakış eşliğindeki “Sen ne yiye- ben kaçtım, onlar kovaladı. Sonra bir gün biri sordu: ceksin?” sorusuna cevap ver- “Elindeki sefer tasıyla daha ne kadar kaçabilirsin?” mek sanıldığından çok daha zor. Ya da sağlıklı beslenme programın dâhilinde yiyebileceğin bir tatlıyı yerken arkadaşının “Hani O gün, beni hem hasta edip hem iyi eden ‘mikroplarımla’ yaşamayı öğrendim. Teşekkür ederim Hatice Hanım! www.kibem.com.tr • [email protected] • 0312. 468 08 86 Biricik Benlik 4B Biricik Beslenme Yeme Bozuklukları İştahsız Çocuk Çocukluk Obezite Yetişkin Obezite Diyabet Sporcu Beslenmesi Kurumsal Wellness Gebelik ve Emziklilikte Beslenme Kaybedilen Ağırlığın Korunması Uzman Psikolog ile Davranış Değişikliği Yöntemleri Fizyoterapist Eşliğinde Kişiye Özel Egzersiz Programı FITMATE ile SAĞLIKLI BESLENME PROGRAMI www.kibem.com.tr Cinnah Caddesi No: 24/9 Çankaya/ANKARA T: 312 468 0886 F: 312 466 7569 [email protected]
Benzer belgeler
Nefis 5 Mayıs - KİBEM > Kişisel Beslenme ve Eğitim Merkezi
NEFİS DERGİ
Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Hatice KARSLIOĞLU