toplumsal cinsiyeti inşaa eden bir kurum olarak medya
Transkript
toplumsal cinsiyeti inşaa eden bir kurum olarak medya
TOPLUMSAL CİNSİYETİ İNŞAA EDEN BİR KURUM OLARAK MEDYA; REKLAMLAR ARACILIĞIYLA ATAERKİL İDEOLOJİNİN YENİDEN ÜRETİLMESİ AYLİN PİRA, Ph.D. aylin. goztas@veezy. com Ege University (Turkey) ASLI ELGÜN [email protected] Ege University (Turkey) Abstract Advertisements, tv dramas, newspaper news, novels, stories, films, filled with mythical elements, resembiling which depend on story techniques built by audio-visual symbols are parts of our culturel representative system. All are formed by different significance levels like in boks. Those levels are shown up by audience’s different perception levels. Whwn onw examines the connotation of media messages, which generally show the benifits of using some goods as denotation, he can notice the building of gender roles and reproduction of myths. Hence, he understoods that the piece of art being watched is not just a simple work but it has an ideology in it. We have been seeing patriarchal ideology in any concepts we face for over 5000 years. Although feminist ideology has produced arguments against patriarchal ideology it is not going to be wrong to state that traditional gender roles are being, lived and continued among the society. Nowadays mass media is in charge og continuing gender which had been done by mtyhs in ancient times. Advertising is one of the main fields occupied with this job. It is seen that the presentation of female and male in the advertisiments is reproducing the gender roles by the uniting of capitalism with a partiarchal ideology. What is aimed in the article to maket his connection and present how patriarchal ideology gendered male and female in the advertisements. Özet Görsel, işitsel imgelerden kurulu genellikle öyküleme tekniğine dayanan benzeyişler, mitsel öğelerle dolu filmler, öyküler, romanlar, gazete haberleri, tv dramaları, reklamlar kültürel temsil sistemimizin bir parçasıdır. Bunlar tıpkı bir kitap gibi farklı anlam katmanlarından oluşur. İzleyicinin bilgi düzeyi ile orantılı olarak bu katmanlar açığa çıkar. Genellikle temel anlam düzeyinde bir malın/hizmetin faydaları veya hoşça vakit geçirmek gibi gözüken bu öyküleme tekniğinin yan anlamsal malzemesine dikkat ettiğimizde (kıyafet, konuşma tarzları, müzik, diğer işitsel ve görsel teknik kodların seçimi vb.) bu ürünlerin toplumsal cinsiyetin inşasında ve mitlerin yeniden üretiminde sessiz ama derinden işleyen yapısının görünür hale geldiğine tanık oluruz. Böylece yapılan şeyin basitçe bir reklam, film yada haber olmadığını, ideolojik bir katmanının da olduğunu anlarız. Beşbin yılı aşkın bir süredir hüküm süren ataerkil ideolojinin izlerini insanla ve doğa ile ilgili olan her türlü olguda ve kavramda bulmaktayız. Feminist ideoloji bu yapılanma karşısında önemli adımlar atmış olmasına rağmen kadın ve erkeğe yüklenen geleneksel rollerin örtük olarak halen devam ettirildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Günümüzde kitle iletişim araçları kadına ve erkeğe nasıl kadın ve erkek olması gerektiğine ilişkin rol modellerini sunmaktadır. Reklamlar da ataerkil ideolojinin yeniden üretildiği, kadına ve erkeğe yönelik belli arketipsel sunumların yer aldığı alanlardan biridir. Reklamlarda yer alan kadın ve erkek sunumlarının -ataerkil ideolojinin kapitalizmle birleşmesi sonucunda- geleneksel roller çerçevesinde yeniden üretildiği görülmektedir. İşte bu çalışmada da amaçlanan reklamlarda yer alan kadın ve erkek tiplerinin nasıl olduğunu göstermek ve ataerkil ideolojinin bu alanda kadın ve erkeği nasıl cinsiyetlendirdiği konusuna ışık tutmaktır. 526 TOPLUMSAL CİNSİYETİ İNŞAA EDEN BİR KURUM OLARAK MEDYA; REKLAMLAR ARACILIĞIYLA ATAERKİL İDEOLOJİNİN YENİDEN ÜRETİLMESİ Giriş Bu çalışmada ataerkil ideolojinin tanımından yola çıkılarak ne olduğu ve hangi işlevleri kadın ve erkek üzerinden yerine getirdiği irdelenecektir. Toplumsal cinsiyet olgusuna değinilerek özellikle reklamlar aracılıyla hangi ürünlerde hangi toplumsal cinsiyetin kurgulandığı sorusuna değinilmeye çalışılacaktır. Ataerkil ideolojiyi tarihsel bir platforma oturtabilmek adına mitolojiye ve karşılaştırmalı mitoloji çalışmalarında irdelenen toplumsal cinsiyet sunumlarına da değinilecektir. Çalışmada kitle iletişim araçlarında yer alan reklamların üretim ve tüketim süreçlerinin egemen olan ideolojiden bağımsız olarak kurgulanmadığı ve yan anlamsal düzeyde toplumsal cinsiyeti kadın ve erkeğin kullanımı ile yeniden hangi şekillerde üretildiği tartışılacaktır. Özellikle de erkeler açısından toplumsal cinsiyetin değişen yüzü ve ideolojisi gözler önüne serilmeye çalışılacaktır. Ataerkil İdeoloji Nedir? Ataerkillik, kültürel, kurumsal ve sosyal alanlarda öteki olarak betimlenen her türlü şeyin uyması, boyun eğmesi, belirli ilkeleri sürdürmesi sonucunu doğuran ideolojik bir yapılanmadır. Bu ideolojinin kökeni ilk çağlarda mülkiyet kavramının ortaya çıkışı ile eş zamanlıdır. Ataerkil ideoloji öncelikle aile, akrabalık ve mülkün paylaşımı/aktarımı üzerinden kurulmuştur. Ardından da her türlü ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel yapılanmaların bu ideoloji çerçevesinde şekillendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ataerkil ideoloji karmaşık hiyerarşiler bütününden oluşur. Bu anlamda ataerkilliği tek bir zamanın ideolojisi olarak almak olası değildir. Tarihsel ve kültürel bağlamda çeşitli alanlarda farklılık göstermiştir. Ekonomik, sosyal, siyasi ilişkiler ne şekilde olursa olsun iktidarın erkek merkezli olduğu her türlü ideolojide ataerkillikten söz edilebilir. Birinci dalga feminizm, siyasal ve ekonomik alanlarda ataerkil ideolojinin yansımalarını ortaya çıkartmaya çalışmış; ikinci dalga feminizm ile birlikte kültürel, sosyal, dinsel ve cinsel alanlarda ataerkil ideolojinin deşifrasyonuna gidilmiştir. Çeşitli feminizmler ataerkil yapıya ilişkin tanımlarda bulunmuşlar ve bu tanımlardan yola çıkarak sosyal, kültürel, siyasal platformlarda cinsler arası eşitliğin sağlanması konusunda çalışmalar yapmışlardır ve bunu cinsler arası eşitsizliğe dayalı bir ideoloji olarak ele almışlardır. “Kadınlar ve içinde bulundukları feminist yaklaşımlar, ataerkil ideolojiyi toplumsallığımızın tüm gerçekleşme biçimlerinin temelinde değerlendirir ve bu ideolojinin yok edilmesi amacıyla öneriler ortaya koyarlar” (Işık; 1998: 40). Feminizm erkek ve kadın için katı biçimde kurgulanmış olan bu cinsiyet rollerinden kurtulanın yollarını bulmaya çalışmaktadır. Springer, Elektronik Eros adlı kitabında Chris Weedon’ın ataerkillik tanımlamasına yer vermiştir: Ataerkil terimi Chris Weedon’un belirttiği gibi “kadın çıkarlarının erkek çıkarlarına tabi kılındığı güç ilişkisi”dir ve bu güç ilişkileri, cinsel işbölümü ve üremenin toplumsal örgütlenmesinden yaşadığımız dişiliğin içselleştirilmiş normlarına değin birçok biçimde görülür. Ataerkil güç, biyolojik cinsel farklılıklara atfedilen sosyal anlamlara yaslanır. Ataerkil söylemde kadının sosyal rolü ve doğası yine eril olan normlara göre tanımlanır (1998: 21). 527 Toplumsal, siyasal, kültürel ve kişiler arası iletişimin ataerkil ideolojiye göre belirlendiği toplumlarda gözüken ortak belli özelliklere baktığımızda; soyağacı erkeğe göre belirlenir (patrilinear), çocuklar erkeğin bulunduğu yerde yaşarlar (patrilokal), hukuk evliliği kutsar, kadın ve çocuğu erkek dolayımı ile aklar, en büyük suç erkek otoritesine karşı gelmektir, en büyük erdem ise otoriteye ve eril yasaya karşı itaatkar olmaktır, düşünce biçimi düalistik ilerler, dünyayı algılayış çizgiseldir, erkek tanrının hakim olduğu tanrı sistemi kabullenilmiştir ve sermaye erkeğin kontrolündedir. Ataerkil ideolojiye kadın ve erkeğin toplumda konumlanışı açısından baktığımızda gerek açık gerekse simgesel düzlemde ataerkil ideoloji tarafından belirlenmiş ve uzun zamandır yeniden üretilen belirli kalıplara rastlarız. Bu roller arkaik zamanlarda mitler ve mitlerin yeniden üretimini sağlayan ritler (örneğin inisiyasyon törenleri) aracılığla devam ederken, teknolojinin gelişmesi ile bu ön kabuller kitle iletişim araçları vasıtasıyla aktarılmaktadır. “Kitle iletişim araçlarının endüstri toplumlarında gördüğü işlevin, mitlerin ilkel toplumlarda gördüğü işlevle eşdeğer olduğu düşünülür” (Fiske; 1996: 162). Burada kısaca da olsa mitlerin kendi dönemleri içinde yüklendikleri işlevlere değinelim. Campbell, mit ve işlevlerini “Yaratıcı Mitoloji” adlı araştırmasında uzun uzun anlatmıştır. Tökel de bunları derleyerek Campbell’ın mitlere yönelik anlattığı işlevleri dört ana başlıkta toplamıştır: Bunlardan ilki; metafizik- mistik yönelim (mitin bireyde alçakgönüllülük, itaat ve saygı deneyimi uyandırıp besleyecek olan sonsuz gizem, aşkın adlar ve biçemleri var etmesi), ikincisi Kozmolojik Yönelim (mitlerin ortaya kozmolojik bir evren imgesi koyması), üçüncüsü toplumsal yönelim (kurulu düzenini geçerliliğini ve korunmasını sağlayan ahlaki düzen fikri), sonuncusu ise psikolojik yönelim (bireyin merkezileşmesi ve uyum kazanması) dır (Tökel; 2000: 28). Bu bağlamda ataerkil ideolojinin çeşitli kurumlar vasıtasıyla belli kalıplar üzerinde ilerlemesi ve bu kalıpların işlevleri göz önüne alındığında ataerkil ideolojinin kurumlarının da yukarıda belirttiğimiz işlevleri yerine getirdiğini söyleyebiliriz. Sadece kullanılan araçlarda ve mecralarda değişiklikler olmuştur. Ayrıca gerek reklamlarda gerekse filmlerde mitsel figürlerin kullanımında bir artış söz konusudur. Ataerkillik mitlerde ve özellikler de Antik Yunan Mitolojisi’nde ideolojisini ortaya koymuştur. Tanrı ve tanrıçaların insani özellikler yüklenmesi ile bireylerin bunu içselleştirme sürecini kolaylaştırmış ve ideolojinin yeniden üretimini sağlamıştır. Medyanın ataerkil ideoloji çerçevesinde toplumsal cinsiyet rollerini içselleştirme sürecine geçmeden önce toplumsal cinsiyet olgusunu açıklamakta fayda vardır. Toplumsal Cinsiyet Teorisi Konuya bu alanda kullanılan birbirinden farklı ancak çoğu zaman karıştırılan iki kavramın tanımı ile başlamak uygun olacaktır. Bunlar, Cinsiyet (Sex) ve Toplumsal Cinsiyet (Gender) kavramlarıdır. İnsanoğlunun en temel kategorizasyon sistemi kadın - erkek ayrımıdır. Literatürde cinsiyet, kadın ve erkeğin biyolojik farklılıklarının anlatımı için kullanılmaktadır. Cinsiyet terimi bağımsız bir değişken olarak kullanıldığında bireyin genetik ve kromozomal birleşimine (erkeklerde XY, kadınlarda XX), içsel ve dışsal üreme organlarına (erkeklerde penis, kadınlarda vajina) ve bir cinsiyeti diğer cinsiyete oranla önemli ölçüde farklılaştıran ikincil düzeydeki cinsel karakteristiklere (örneğin erkek bedeninin kadınlara oranla daha kıllı ve kaslı olması gibi) ya da kısacası bir bireyin biyolojik cinsiyetine gönderimde bulunmaktadır (Girginer; 1994: 7). 528 Toplumsal cinsiyet ise erkek ve kadının biyolojik farklılaşmasına ideoloji tarafından yüklenen anlamlar ve değerlerdir. Toplumsal cinsiyet kurumlarla ve sosyal çevre ile karşılıklı, iç içe geçmiş, karışık ilişkiler bütünüdür. Toplumsal cinsiyetin algılanışı kültürel bir olgudur ve bu kavram, kültürel, ekonomik, politik ve davranışsal tüm farklılıkları içermektedir (Yüksel; 2001: 73). 1930’larda sosyal psikolojide kişilik testleri ile erkeklik ve kadınlık, psikolojik bir kişilik özelliği olarak ölçümlenmeye başlamıştır. 1940’lara gelindiğinde bu alanda cinsiyet rolü, erkek ve kadın rolleri terimleri sıkça kullanılmaya başlanmış, ardından da cinsiyet rolleri ve bunları kuşatan kültürel çelişkilere ilişkin bir işlev teorisi geliştirilmiştir. 1960’li yıllara kadar toplumsal cinsiyet alanında çalışmalar devam etmiştir. 1970 sonrasında ataerkilliğin her türlü kurumu ve yapıyı etkilediği düşüncesi feminist eleştiriye farklı bir bakış açısı getirmiştir. Erkek ve kadın olmanın sadece bireye ilişkin bir durum olmadığı ortaya konmuştur. Ataerkil kültürün sembolik örüntüleri ile bireyi, yapısal düzeyde ise kurum ve örgütlerin ideolojisini etkileyen bir sistemin varlığı tartışılmaya başlanmıştır. Bu anlamda antropolojiden, edebiyata, kitle iletişim araçlarından, psikanalize kadar her türlü bilim dalında bu konu ile ilgili çalışmalar başlamıştır. Bu yıllardan sonra çıkan yayınların artması ile birlikte toplumsal cinsiyete ilişkin alt dallarda çalışmalara başlanmıştır. Maccoby’nin ilgilendiği toplumsallaşma; Joseph Pleck’in The Myth of Masculinity aslı kitabı ile değindiği kadınlarınkinden farklı olarak erkeklerin rolleri; Sandra Bem tarafından kitlelere tanıtılan androjenlik toplumsal cinsiyet kavramının tanımlarına farklı boyutlar eklemiştir (Connell; 1998: 60). Biz burada toplumsal cinsiyeti ataerkil ideoloji tarafından kadın ve erkeğe atfedilen roller ve bunların yeniden üretimi bağlamında ele alacağız. Toplumsal cinsiyet biyolojik kökene bağlı olarak kadın ve erkeğe ataerkil ideoloji tarafından yüklenen belli rol kalıpları olarak gözükse de bundan daha aşkın bir söylemi içerir. Toplumsal cinsiyet teorisi içinde gözden kaçırılmaması gereken bir diğer nokta ise, eril rollerin illaki erkekle, dişil rollerin ise mutlaka kadınla düşünülme zorunluluğunun olmamasıdır. Bir kadın eril özellikler gösterebildiği gibi bir erkek de dişil özellikler gösterebilir. Buradan hareketle literatürde eril ve dişil kavramları kullanılmaktadır. Şimdi ataerkil ideolojinin eril ve dişile ilişkin kurguladığı toplumsal cinsiyet rollerine bir göz atalım: Eril özellikleri; saldırgan, bağımsız, duygusal değil ve duygularını daima gizler, nesnel davranabilir kolayca etkilenmez, başat, matematiği sever, bilimseldir, küçük bir kriz durumunda kolayca heyecanlanmaz, aktif rekabetçi, mantıklı, sokak yönelimli, çalışma hayatında yetenekli, dünya işlerinden iyi anlar, pek kolay incinmez, maceracı, kararlarını kolayca verir, hiç ağlamaz, bir lider gibi davranabilir ve kendine güvenli (Girginer; 1994: 17). Ataerkil ideolojinin erile yüklediği roller bu çerçevede kendini gösterirken yukarıda belirtilen özelliklerin hiçbiri dişil ile özdeşleşmemektedir. Erile yüklenen roller genellikle dış yönelimli ve rasyoneldir. Dişil özellikler ise yukarıda belirtilen özelliklerin tam ters formu olarak kendini göstermekte ve buna ek olarak da az sonra belirteceğimiz özellikler dile atfedilmektedir: yumuşak bir dil kullanır, çok konuşkan, oldukça anlayışlı, oldukça nazik, diğerlerinin duygularının farkında, dinine bağlı, kendi dış görünüşüyle oldukça ilgili, alışkanlıklarında düzenli, güvenlik ihtiyacı çok güçlü, duygularını kolayca ifade edebilir, sanat ve edebiyattan hoşlanır (Girginer; 1994: 18). Geçmişten günümüze kadar iz sürersek yukarıda erkekle ve kadınla bütünleştirilen bu ilke ve simgeleri mitlerde, efsanelerde, masallarda, reklamlarda, filmlerde, dizi ve bilgisayar oyunlarında hatta ütopya edebiyatında bile görebiliriz. Jung’un arketip teorisi çerçevesinde mitolojilerde, efsanelerde ve masallarda karşılaştırmalı olarak ortaya koyduğu kadın ve erkek imgelerini incelediğimizde biyolojik anlamda kadın ve erkekten çıkarak eril ve dişil ilke ve simgeleri aktardığımızda bu ideolojik 529 süreci tarihsel bir platforma da oturtabiliriz. Jung’a göre erkeğe özgü ilkeler; etkin, parıltılı, dölleyici, içe giden iken kadına özgü ilkeler; edilgen, silik döllenen, içine girilen simgelerdir. Erkeğe ait büyük simgeler; güneş (etkin, parıltılı, dölleyen), baba (aydınlatan ve ışıl ışıl yanan, kılavuz olan), ateş (etken ve parıltılı güneşe bağlı) Falüs-Erkeklik organı (evrensel erkeklik simgesi, etkin, dölleyici, içe giren) olarak nitelenirken kadına ait büyük simgeler ise toprak (edilgen, döllenen) ve su (doğurgan, fakat edilgen ve silik) dur (Yanbastı; 1996: 53). Bu da bize erkek ve kadının cinsiyetlendirilmesinde önemli rol oynayan bu her döneme ait farklı teknik ve anlatımsal özellikler gösteren mecraların, geleneksel rol kalıplarının devamını sağladığını gösterir. Buradan hareketle ki bu erkek egemen tarihselliği içinde kültür/doğa, etken/edilgen, erkek/kadın, rasyonel/irrasyonel, kare/yuvarlak, güneş/ay, dölleyen/döllenen dikotomilerinin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu dikotomiler arasında birinci sırada yer alan özelliklerin, sıfatların ve eylemlerin hep diğerini kendi lehine dönüştürme ve iktidarı elinde tutma çabası gizlidir. “Erkekmerkezci ya da kamışmerkezci yapı, her zaman erkek/dişi karşıtlığını niteleyen ve güçlendiren hiyerarşize olmuş başka kavramsal çiftlerle ilişki içindedir. Sözgelimi etkin/edilgen çifti: Cinsiyet ayrımını göstermek için alınan ayırıcı özellikler hangileri olursa olsun erkek her zaman ʺetkinʹdir ve ʺedilgenʺ dişiyi niteler” (Aganiski; 1998: 43). Toplumsal cinsiyet bir süreç içinde cinslere aktarılmaktadır. Toplumsal cinsiyet rollerini kişinin hayata geçirmesi şu çerçevede gerçekleşmektedir: rolün öğrenilmesi, toplumsallaşma, içselleştirme. Bu üçlü ilişkinin devamını ve yeniden üretilmesini sağlayan da anne, baba, aile, öğretmenler, arkadaş grupları ve medyadır (Connell, 1998: 79). Çalışmanın konusu içine kitle iletişim araçları ve özellikle reklamların toplumsal cinsiyeti yeniden üretimi girdiğinden günümüzde toplumsal cinsiyeti inşa eden diğer kuramlara değinilmeyecektir. Ancak burada şunu da vurgulamak da fayda bulunmaktadır ki inşayı sağlayan kurumlar arasında aktör ve aktristler, aile, okul, öğretmenler hatta okulda okutulan kitaplardaki sunumlar yer almaktadır. 1972 yılında Weitzman’ın yaptığı araştırmada ortaya şöyle sonuç çıkmıştır: okul öncesi çocuklar için en çok kullanılan kitaplardaki toplumsal cinsiyet rolü çözümlemişler ve şöyle sonuçlara ulaşmışlardır: “Erkekler, serüven türü uğraşlar ile bağımsızlık ve güç gerektiren ev dışı etkinlikleri gerçekleştirmekteydiler. Kızlar sözkonusu olduğunda, edilgin ve çoğunlukla ev işleriyle uğraşıyor olarak sergilenmekteydiler. Kızlar, erkekler için yemek pişirip temizlik yapar ya da onların dönüşünü beklerlerdi. Aynı şey öykü kitaplarında bulunan yetişkin kadın ve erkekler içinde doğruydu. Eş ve anne olmayan kadınlar, cadılar ya da periler gibi düşsel yaratıklardı. Çözümlenen bütün kitaplarda, evi dışında mesleği olan hiçbir kadın yoktu. Buna karşın, erkekler, savaşçı, polis, yargıç, kral vd. idiler (Giddens; 2000: 101). Çeşitli mecralar; ataerkil ideolojinin yeniden üretim araçları olmuşlardır. Yayınlanan pek çok film, reklam, program, dizi de toplumsal cinsiyeti tekrar tekrar üreten ritüellerdir. Bu mecralarda sunulan eril ve dişil rolleri küçüklükten itibaren öğrenmeye başlayan çocuklardan tutun da ev kadınlarına kadar toplumun her türlü sosyal katmanında olan bireyler bu kalıplar içinde yoğrulmaktadırlar. Buradan da anlaşılacağı üzere kitle iletişim araçları toplumsal cinsiyeti yönlendiren kurumlardan biridir ve hatta bu enformasyon ve teknoloji çağında en önemlilerindendir. Bunu da açık ya da kapalı olarak yapmaktadır. 530 Erkek ve kadın “nasıl kadın ve erkek olunacağını” bu yolla öğrenmekte ve içselleştirmektedir. Kitle iletişim araçlarının yaşamlarımız üzerinde derin bir etkisi vardır. İletişim araçları yalnızca eğlendirmez; gündelik yaşamımızda kullandığımız bilginin büyük bölümünü sağlar ve bu bilgiyi biçimlendirir (Giddens; 2000: 421). Reklamlarda Sunulan Erkek Ve Kadınlar Gelişen teknoloji ile birlikte gerek yurtdışında gerekse ülkemizde yapılan araştırmalar bize şunu göstermiştir ki toplumsal cinsiyet kalıplarının bireye aktarımında -eril ve dişil özelliklerin aktarımı- en etkili araç medyadır. Görsel, işitsel imgelerden kurulu genellikle öyküleme tekniğine dayanan, benzeyişler, mitsel öğelerle dolu filmler, öyküler, romanlar, gazete haberleri, tv dramaları, reklamlar kültürel temsil sistemimizin bir parçasıdır. Bunlar tıpkı bir kitap gibi farklı anlam katmanlarından oluşur. İzleyicinin bilgi düzeyi ile orantılı olarak bu katmanlar açığa çıkar. Genellikle temel anlam düzeyinde bir malın/hizmetin faydaları veya hoşça vakit geçirmek gibi gözüken bu öyküleme tekniğinin yan anlamsal malzemesine dikkat ettiğimizde (kıyafet, konuşma tarzları, müzik, diğer işitsel ve görsel teknik kodların seçimi vb.) bu ürünlerin toplumsal cinsiyet rollerinin kazandırılmasında sessiz ama derinden işleyen yapısının görünür hale geldiğine tanık oluruz. Böylece yapılan şeyin basitçe bir reklam, film ya da haber olmadığını, ideolojik bir katmanının olduğunu anlarız. Önemli olan bu katmanları çeşitli bakış açıları ile ortaya çıkartmak ve işlevlerini gözler önüne sermektir. Reklamı yapılan mallar/hizmetler çeşitli sembollerle varolurlar. Birey bu malları/hizmetleri tüketirken tükettiği yalnızca mallar değil, o semboller bütünüdür. Kullanılan kıyafetler, mekan, dil, dış sesler, müzik sembolik anlamlar taşımakta erkek ve kadının reklam içinde konumlandırılması ve hangi cinsin hangi ürünle özdeş olarak sunulduğu da reklamın yan anlamını bir anlamda ideolojisini göstermektedir. Etrafımızda gördüğümüz ve her an maruz kaldığımız reklamlardaki kadınlar ve erkekler izleyiciye ve onun bilinçaltına bu semboller aracılıyla devamlı mesajlar göndermektedir. Eliade, Simgeler ve İmgeler adlı kitabında simgelerin sürekliliğine ilişkin olarak şunları söylemiştir: “en silik varoluşta bile simge kaynamakta, en “gerçekçi” insan bile simgelerle yaşamaktadır. Tekrar pahasına ve ilerideki bölümlerin sıklıkla gösterecekleri üzere, simgeler psişik güncellikten hiçbir zaman kaybolmazlar; görüntüleri değişebilir, ama işlevleri aynı kalmaktadır. Yapılacak iş yeni maskelerini çıkarmaktan ibarettir” (Eliade; 1992; XXV). Üstelik teknolojinin ve kitle iletişim araçlarının hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olması nedeniyle yeni neslin bu mesaj bombardımanına çok daha erken yaşlarda maruz kaldığı bir gerçektir. Bu hem erkek hem de kadın açısından sosyalizasyon sürecine daha erken başlandığının ve biçilen toplumsal rollerimizin küçük yaşlardan itibaren içselleştirmeye başladığımızın bir göstergesidir. Elbette reklamın tüketim kültürü ile ilişkilenen bir yapısı olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Kitle iletişim araçlarının manipülasyon etkisi tüketim kültürünü pompalamakta ve tüketimi öğrenilen bir süreç haline getirmektedir. Medya erkek ve kadına ait tüketim kalıplarını çeşitli araçlar vasıtasıyla kurmaktadırlar. Bu tüketim kalıplarını öğrenme semboller, dil, jest vs. gibi şeylerle içinde bulunduğumuz toplum ve iletişim araçları tarafından bize aktarılmaktadır. Birey de kimlik duygusunu oluşturabilmek için tüketerek var olmayı şartsız kabul eden bir varlıktır. Mike Featherstone tüketimi ʺkullanım değerlerinin tüketimi olarak, maddi bir fayda olarak değil, herşeyden önce göstergelerin tüketilmesi olarakʺ (1996: 144) tanımlar. Ancak burada önemli olan reklamlar aracılıyla bu tüketim kalıpları belirlenirken kadın ve erkeğin hangi rolleri öğrendiği, toplumsallaştırıldığı ve bu toplumsallaştırmanın 531 tekrarı ile ataerkil ideolojinin kurguladığı toplumsal cinsiyeti nasıl içselleştirildiği sorusudur. Çünkü; Roland Barthes’e göre her reklam bir bildiridir ve reklamın bir çıkış kaynağı (piyasaya sürülen ve övülen ürünün sahip olduğu firma), bir alış noktası (halk) ve bir aktarım kanalı (yani reklam iletme aracı denilen şey) vardır. Aynı zamanda bir reklam içinde iki bildiri taşır. Birinci bildiri-düzanlam-; reklam amacından tam olarak soyutlanarak sözcüklere sıkı sıkıya bağlı kalınarak anlanan şeydir ki Barthes bunun pek de mümkün olmayacağını dile getirir. İkinci bildiri ise reklamın yan anlam düzeyidir. Birinci bildiri, ikinci bildiriyi daha ustaca ve daha ince bir biçimde doğal kılmaya yarar: İkinci bildiricinin çıkarcı amacını, ileri sürdüğü savın nedensizliğini, göz korkutucu sertliğini ortadan kaldırır. . . Her reklam, ürünü söyler, ama başka birşey anlatır (Barthes; 1999: 239-246). Reklamlarda hangi ürünü kadının hangi ürünü erkeğin söylediği ve buna ataerkil ideoloji çerçevesinde baktığımızda neyi gösterdiği sorusu önemlidir. Çünkü reklamcılar bilinçli ya da bilinçsiz olarak tüketim nesnesine kültürel, özel, kamusal, olumlu, politik, ahlaki, ekonomik, cinsel anlamlar yükleyerek ürünün tüketilmesine yönelik stratejiler kurarlar. Ürünler ve bu ürünlerde kullanılan kadın ve erkek imgelerinin nasıl hangi semboller ve ürünlerde konumlandığına bakmak, ataerkil ideolojinin yeniden üretimi açısından ne anlam taşıdığının altını çizmek ve toplumsal cinsiyetin nasıl öğrenildiğinin, içselleştirildiğinin ortaya konması çalışmanın geri kalan kısmında tartışılacaktır. Reklamları irdelerken üzerinde durduğumuz konu ürünlerin özelliklerinin ötesinde bu ürünlerin tüketimi için yan anlamsal düzlemde kurgulanan erkek ve kadın sunumlarının ne şekilde olduğudur. Hangi ürünlerin reklamlarında erkek etkin kadın edilgen olarak konumlanmış, kültür ve kültürün ürettiği teknolojik araçlar/hizmetlerde hangi cins nasıl ön plana çıkarılmıştır sorularına yanıt aranmaya çalışılacaktır. Tüketim kültürü içinde kadın ve dişil rollerin kullanımının tarihi oldukça eskidir. Kadın çoğunlukla bir arzu nesnesi ya da ev kadını tasvirleri içinde sıkıştırılmıştır. “her resimsel kareleme törensel bir sınırlama, dışarıda bırakılmış bir alandır” (Paglia; 1996: 81). Kadının bu roller ile çerçevelenmesi zaten kendine biçilmiş olan rolleri gösterir. Bu sunumlar dışında yar alan özellikler ve sıfatlar zaten kareleme içine, tasvir içine alınmamaktadır. Ancak erkeklerin reklam sektöründe son yıllarda ağırlıklı olarak kullanıldığını belli kalıplar dışında da yer aldığı göze çarpmaktadır. Bu yüzden öncelikle erkeğin ağırlıklı olarak hangi ürünlere yönelik reklamlarda ne şekilde kullanıldığına ve hangi işlevi yüklendiğine bakalım. Erkek öğesinin ağırlıklı ve başat olarak kullanıldığını reklamlar kamusal alanı temsil eden gazete, dergi, banka, bilgisayar, dershane, finans hizmetleri telefon vs. ürün ve hizmetlere ilişkin olanlardır. Yaptığı işi bilen, kendine güvenli, ürünü/hizmeti tüketerek ya da kullanarak istediğini elde edeceğinden emin erkek stereotipi reklamın baş kahramandır. Erkek takım elbiseler içinde, heybetli vücudu ile kamusal alanın hakimidir. Rekabetçi ve bilimsel verileri analiz edebilme yeteneğine sahiptir. Reklamlarda kullanılan gerek yazı gerekse resimlerdeki imgeler bu konsepti gösteririler. Toplum içinde yani kamusal alanda iktidar sahibi/söz sahibi olan erkektir. Bu alanda kadın imgesi ya sekreter ya da görüntüye renk katması amacıyla silik olarak verilmektedir. Yan görevler kadınlara, iktidar ise özellikle de paranın / finansın iktidarı erkeğin kullanımına sunulmaktadır. Teknoloji, bilgisayar erkeğin kullanımına açılan alanlardır. Özellikle son zamanlarda artan oranda gerek basılı gerekse görsel mecralarda yer alan internet servis sağlayıcı, bilgisayar ürünlerine yönelik reklamlarda da erkeğin gene finans, banka işlemleri, haber başlıklı konularda başat olarak kullanıldığını, alışveriş, cinsellik, kişisel bakım konularında ise kadınların ağırlıklı olarak kullanıldığını göstermektedir. Aynı durumu özellikle televizyonda yayınlanan gazete ve dergi reklamlarında da görürüz. Alışveriş, dekorasyon, hobi, magazin konularının işlendiği gazete ve dergi reklamlarında kadın etken olarak kullanılır. Gazetenin ekonomi sayfasını, 532 teknoloji ve bulmaca ekini okuyan erkektir. Genelde bu tip ürünlerinin reklamlarında dış seste kılavuzluk eden bir motif olarak erkek sesi kullanılır. Erkek ve kadın bedeninin metalaştırıldığına, seyirlik bir malzeme haline getirildiğine pek rastlamayız. bu tip reklamlarda erkek etken, kadın ise edilgen olarak konumlandırılmaktadır. Bu yeni bir toplumsal cinsiyet rolü değildir zaten kamusal alan ile ilgili olan işlerde erkeğin etken olarak gösterilmesi ataerkil ideolojinin kadını ev içi işlerle kurguladığından beri devam etmektedir. Çalışmanın başında belirtilen dikotomiler çerçevesinde erkeğe biçilen toplumsal cinsiyette kültür ile özdeşleştirilen ve iktidarı bu vasıtayla elinde tutmaya çalışan bir cins olarak erkek elbetteki ataerkil ideolojinin hakim olduğu bu öyküleme tekniğinde de günümüz teknolojilerinin kullanıcısı ve üreticisi olacaktır. Erkek arketiplerine değinmek gerekirse bu ürün profili içinde kral arketipinin (yani kültüre hakim, toplumsal hiyerarşinin en başında yer alan ve tanrının yeryüzündeki temsilcisi durumunda, düzeni koruyan ve sürmesine aracılık eden) bu ürünlerin reklamlarında ön plana çıkartıldığını burada vurgulamakta fayda görülmektedir. Ev içinde kullanılan temizlik, deterjan malzemesi gibi ürünlerde ise erkek onay merci görevini üstlenir. Kadının bu ürünleri kullanması erkeğinin ona karşı olan ilgisini, beğenisini, arzusunu arttırmaktadır. Dünyada 1950ʹlerden önce erkek savaşın etkin üyesi olarak görülürken, bu dönem sonrasında sıcak savaş kavramının yok olması ile erkeğin bu eril rollerini kazanacağı ve yeniden üretecekleri bir ortam arayışına gidilmiştir. Gerek filmlerde gerekse reklamlarda erkek ve erkek bedeni ön plana çıkarılmaya başlanmış, ardından da kadınlara yönelik olarak planlanan kişisel bakım ürünleri de dahil olmak üzere her türlü ürün bazında erkekler de potansiyel ʺtüketiciʺ olarak görülmeye başlanmıştır. Wernick’e göre günümüzde bu skala genişlemiş ve listeye yeni ürünler eklenmiştir. “Erkeklere, mücevher ve spor aletlerinden şampuan, deodorant ve saç boyasına kadar her türlü kişisel bakım ürünü ve aksesuarı satmak için bir dolu çaba harcanmaktadır. Kadınlardan yetmiş yıl sonra, özel kişiler olarak erkekler de ekonomik gelişmenin hedef tahtası haline geldikleri benzer bir süreçten geçmektedirler” (1996: 83). Bu anlamda ataerkillik tüketim kültürü içinde kadınların nesneleştirilmesini aşarak erkeklere el atmıştır. Bu durumda iki savaşı yaşayan erkeklik durumu ile savaş sonrası yetişen nesil arasında bir kuşak farkından söz edilebilinir. Kimlik duygusunu savaşlarla inşa eden erkeklerin yerini bu kimlik duygusunu tüketerek inşa eden erkeklerin aldığını görmekteyiz. Erkek tüketim kalıpları değişmeye ve oluşturulmaya başlanmıştır. Bu yeni nesil vücut bakımı, giysi, koku, müzik vs. gibi mallarla belli bir kimlik duygusu kazanmaya başlamıştır. Erkekler de en az kadınlar kadar modern tüketimciliğin bir parçası olmuş durumundalar. Kim oldukları konusunda oluşturdukları duyguyu aynı kadınlar da olduğu gibi, onlar da stil, giyim, beden görünümü ve doğru imajla elde ediyorlar (Bocock, 1996: 107). Bu argümandan hareketle özellikle hedef kitlesi 20-35 yaş arasındaki ekonomik olarak orta ve orta-üst sınıfa ait genç erkeklere sanki sonsuza dek 30ʹlu yaşların başında kalacak gibi görünecekleri mesajını veren erkek magazin dergilerinde yer alan kişisel bakım ürünlerinin reklamları ile erkek de ataerkil ideolojinin belirlediği toplumsal cinsiyet rollerinden nasbini almış ve tüketimin bir nesnesi haline gelmiştir. Bu tip kişisel bakım ürünlerinde (vücut losyonları, parfümler, kremler vs. ) erkeklerin seyirlik bir malzeme haline geldiğini görmekteyiz. Genellikle bu ürünlerle özdeş kılınan erkek bedeni kaslı, bakımlı, erkeksi hatlara sahiptir. Artık erkek de bakımlı, güzel kokan, çevresi kadınlarla dolu bir rolde reklamlarda sunulmaktadır. Buna ek olarak tüketici olarak erkeğe sanal bir fethetme duygusu aşılanmakta, ürünleri kullanan erkeklere kadının kayıtsız şartsız teslim olacağı mesajı verilmektedir. Ataerkil ideolojinin kurguladığı toplumsal cinsiyete 533 göre erkek kendisinden bekleneni yapmış ve erkekliğini gerek görsel gerekse psişesi anlamında tamamlamıştır. Savaşçı erkek arketipi (klasik normlara uygun, şekilli, fit, yapılı, kaslı ve ataerkil yapının kendisine yüklediği tüm özelliklerden nemalanan, Antik Yunan Mitolojsi’ndeki örneklerine bakacak olursak Apollon ve Ares) artık kendini reklamlar vasıtasıyla yeniden üretmektedir. Türk medyasında yer alan reklamları bir tarafa bırakırsak tv dramaları ve filmlerinde de ağalığın, maçoluğun ve kavganın yükselen bir değer olduğunu görürüz. Feodal değerler kültürel ve toplumsal anlamda yüceltilirken kavga ve silah aracılıyla erkek iktidarının yeniden kurulduğu söylenebilir. Eşitsizlik meşrulaştırılmakta, kadınlar edilgenleştirilmektedir. Eril sunumlar iyi giyinen, iyi okullarda okumuş ama erkeksi özelliklerinden hiçbir şey kaybetmemiş ağa ve beylerin tasvirlerinden oluşmaktadır. Kadının ağırlıklı olarak hangi ürünlere yönelik reklamlarda ne şekilde kullanıldığına ve hangi işlevi yüklendiğine bakmadan önce ataerkil ideolojinin gerek mitolojilerde gerekse yağlıboya geleneğinde kadın sunumlarını ne şekilde kurguladığına değinmekte tarihselliğini gözler önüne sermek açısından fayda bulunmaktadır. Kadına ait biçimlendirilmeleri mitolojilerde ele alan Campbell, Batı Mitolojisi adlı kitabında ataerkil ruhun kadına ilişkin tasvirlerini gerek Yunan gerekse Kelt mitolojilerinde şöyle sınıflandırır: “a) form güzelliği (Afrodit), b) evlilik yatağına sadakat ve saygı (Hera), c) mükemmel erkeklere mükemmel ataerkil anlayış için esinleme yeteneği (Athena)” (Campbell; 1995: 138). Karşılaştırmalı mitoloji alanında çalışan bilim insanlarının ortaya koyduğu bu rollerin devamı olarak John Berger, yağlıboya geleneği ile reklamdaki konuların kadınlar açısından benzerliklerini şöyle dile getirir: ʺ. . . . . Kalıplaşmış kadın tiplerini gösteren pozlar: Dingin anne (Madonna), uçarı sekreter (kadın oyuncu, kralın metresi), kusursuz ev sahibesi (seyirci sahibin karısı), cinsel nesne (Venüs, su perisi), vb. , Kadın bacaklarının cinsellik açısından özellikle vurgulanması, . . . , Erkeklerin zenginliğini ve güçlülüğünü gösterecek biçimde duruşları. . . ʺ (Berger; 1986: 138). Bu saptamalar arasındaki benzerlik gerçekten ilginçtir. Buradan hareketle ataerkil ideolojinin kadına atfettiği toplumsal roller, belli tarihsel süreçlerde ve kültürlerde farklı maskeler altında yer alsa da, yeniden inşa edilmektedir. Şimdi ise kadının ağırlıklı olarak hangi ürünlere yönelik reklamlarda ne şekilde kullanıldığına ve kadının hangi işlevleri yüklendiğine bir bakalım. Ev içinde kullanılan ve aileye ilişkin ürünleri içeren reklamlarda kadının ağırlıklı ve başat olarak kullanıldığını görürüz. Margarin, banyo/yer/çamaşır deterjanları, yumuşatıcı, sabun, diş macunu, hazır gıda maddelerinin reklamlarında kadın tüm bu ürünlerin hem tüketicisi hem de arzu nesnesi konumundadır. Özellikle ev içi temizliğe ve ailenin, çocuğun sağlığına yönelik ürünlerin reklamlarında sunulan kadın stereotiplerinin; kadının ataerkil ideoloji içinde kurgulanan toplumsal rollerini pekiştirici niteliktedir. Bu reklamlarda erkek otorite figürüdür. (Örneğin, dış ses olarak erkek sesinin kullanımı) Eve gelen eş ve çocuklar karede konumlanışı itibariyle kadına onay verir. Kadın karşılığında eşinin ve çocuklarının mutluluğu, öpücüğü ile tatmini sağlar. Kadının domestik alan içindeki görevini ürünü kullanarak en iyi şekilde yaptığı mesajı verilir. (Antik Yunan Mitolojisi’nde bu görevler Hera ve Hestia’nındır) Son zamanlarda reklamlarda çalışan kadın imajının sunulduğuna tanıklık etmekteyiz. Bu süper kadın stereotipi hem işinde hem de evde başarılı olan kadındır. Tayyörü ile işten eve gelir ve kendisinden daha sonra gelen eşi için hemen yemek yapmaya başlar. Kadın kamusal alana çıksa da ev işlerini ihmal etmemelidir. Kadının birinci görevinin özel alanda olduğu bu vasıtayla hatırlatılır. Kadın bu tip ürünlerin reklamlarında tüketimi erkek gözünde onay alabilmek adına gerçekleştirmektedir. Son dönemde erkeğin mutfakta ya da çocuk bakımında rol aldığına tanıklık etsek de erkek bu tip rollerde “yardımcı” görevi üstlenmektedir. (kadın yemeği hazırlarken erkek salatayı yapar ya da bir gününü çocukla beraber evde geçiren erkek evin tüm düzenini bozmakta, her tarafı dağıtmaktadır). 534 Yiyecek grubunda sayılabilecek diğer ürünlerin reklamlarında ise örneğin dondurma ve hazır tatlı ürünlerinin reklamlarında kadın cinsel bir obje olarak sunulur. Ürün kadın ve cinselliği ile özdeşleştirilerek erkek ve kadın tüketimine açılır. Kadın gördüğü kadın olabilmek erkek ise gördüğü kadını elde edebilmek adına bu sanal zevkle ürünü tüketmektedir. Ürün erotize olmuştur ve bu erotizm hem kadının hem de erkeğin ürünü satın alma davranışta bulmasını sağlar. Kadına yönelik kişisel bakım ürünleri (yüz kremleri, kırışık giderici kremler, şampuan, selüloit kremleri, sabun, vs.) ve makyaj malzemelerine yönelik ürünlerde de ataerkil ideolojinin yansımalarını görmekteyiz. Son birkaç yüzyıldan beri kitle iletişimi aracılıyla tüketim kültürü kadına ilişkin bir beden tasviri yapmış ve medyadaki sunumlar aracılıyla izleyenleri ona benzetmeye çalışmaktadır. Kadın bedeni ataerkil ideolojinin ve onun belirlediği formun bir parçası haline gelmiştir. Kişisel bakım ürünlerinin reklamlarında sunulan ve erkek beğenisine göre şekillenen kadın ince, bakımlı, iyi giyinen, saçları her zaman düzgün olan, ürüne göre bazen dişiliğini bazen ise saf, masum tarafının öne çıkartabilen, egzotik ve erotik bir prototiptir. (Afrodit ya da Athena’da olduğu gibi) Erkekler nasıl kaslı olmak zorunda ise kadınlar da güzel ve ince olmak zorundadırlar. Reklamlarda yer alan kadın ve erkek bedenleri genellikle ideal, olması gereken ideal beden tasvirinde bulunurlar. Toplumsal cinsiyeti buna göre içselleştiren kadın ve erkek de bu ideal beden tasvirlerine ulaşabilmek için ciddi anlamda bu ürünleri tüketmeye yönlenirler. Toplumdaki estetik anlayışı da bu tasvirler aracılıyla oluşturulur. Ataerkil ideolojide göz en önemli duyularımızdan biridir. Hemen hemen tüm reklamlarda görsel öğeler ağırlıklı olarak kullanılır. Elbetteki kadın ve erkek de bu mecranın başrol oyuncularıdır. Paglia estetik duygunun doğadan sapma olduğunu söyler ve bunun bir kurmaca olduğundan bahseder. Dik durmamız sonucunda hayvansal burundan insansal göze geçilmiş ve neyi niçin ve nasıl göreceğimize karar verir hale gelmişizdir (1996: 41). İşte ataerkil ideoloji de kadın ve erkek bedenlerini idealize ve estetize etmiştir. Türk medyasında yer alan reklamlara baktığımızda kadın ya da erkeğin çocuklu ya da çocuksuz olarak tek başına bir birey olarak konumlandığına pek rastlamayız. Bu anlamda reklamlar aracılıyla aile kurumu hem tüketim için hem de ataerkil yapı içinde kutsanmaktadır. “single mother” veya “single father” sunumları pek göze çarpmaz. Reklamlarda yer alan kadın ve erkekler mutlaka evlilik kurumu içinde ya da evlilik kurumuna adım atmak üzere tasvir edilirler. Boşanmış kadın ve erkek imgesine rastlanmaz. Ancak ileriki yaşlarında olan kadın ve erkekler (duygusal bir formatta) kaybettikleri eşini hatırlarken gözükürler ki zaten feminist teorinin belirttiği üzere ataerkil ideoloji orta yaş üzeri kadın ve erkeği ya cinsiyetsizleştirmek ya da cinsiyet rollerini tersyüz etmektedir. Bundan dolayı reklamlarda eril rolleri üstlenen kadınları genelde orta yaş üzerinde kadınlardır. Erkeklerin orta yaş üzeri sunumlarına baktığımızda da genelde dişil roller üstlendiği görülmektedir. Hem kadının hem de erkeğin kullanıldığı ürünlerin içinde en göze çarpıcı olan otomobil reklamlarıdır. Kadın ve erkek için otomobilin anlamını şöyle dile getirmek sanıyorum erkek ve kadın rollerinin neden bu şekilde sunulduğunu açıklayacaktır. … bazı ürünler bedenle bütünleşir hatta bedene dönüşür. Arabanın içi ana rahmi benzeri bir çevre sunar. Kalabalık bir dış dünya içinde güvenli özel bir sığınak. Buna karşılık arabanın “itici” yetenekte eril bir gücü vardır. Arabanın 535 motor gücü ve sesi erkektir, içerisi ana koruyuculuğunu sunar, dışarısı ise dişil bir bedendir. Otomobil fuarlarında manken bedeni ile yan yana durduğunda her ikisi de birbiri ile yakışır. Dişil bedene duyulan arzu ile otomobile duyulan arzu birbirine karışır (Yüksek; 2003). Buradan hareketle otomobilde sürücü koltuğunda oturan, vitesi kullanan, gaz/fren ayarını yapan erkektir. Özellikle aile arabalarına yönelik reklamlarda araba ailenin malıdır ancak onu kullanan erkek, yan koltukta oturan eşi, arkada ise çocuklar yer alır. Bu günlük hayatımızda da böyle değil midir? Bu medya aracıyla toplumsal cinsiyet rollerinin nasıl öğrenilip içselleştirildiğinin en güzel örneklerinden biridir. Son zamanlarda araba reklamlarında direksiyon başındaki kadınlara rastlarız. otomobil sektörünün kadını tüketici olarak gördüğünün ve kadına yönelik bu ürün grubundaki arabalar dişil sıfatlarla betimlenir. küçük, kıvrak, yuvarlak hatlara sahip otomobiller tam kadınların kullanımına yöneliktir. Sıkışık trafikte rahat hareket edebilecekleri, dar alanlara park etmelerini kolaylaştıracak minik, yuvarlak hatlara sahip arabalar otomobil üreticilerine göre tam kadınlara göre arabalar olarak üretilir. Oysa manevra kabiliyeti yüksek, dar park alanlarına hiç zorluk çekmeden girebilecek yetenekte olan erkekler elbetteki büyük, alımlı, konforlu arabalar kullanabilirler!!! Burada da gördüğümüz üzere dişil özellikler kadına yönelik arabaların özellikleri ile yansıtılırken erkeğe yönelik arabalar da eril özelliklerin yüklendiği birer araç halini alırlar. Yani en sonunda ayağımızı yerden kesmeye, bir yolu kolay katetmeye yönelik olan araçların da cinsiyetlendirildiğine tanık oluruz. Sonuç Ataerkil ideolojinin kaynağını, bu ideolojiyi ilk üreten ve devamını sağlayan mitlerden ve işlevlerinden bu güne getirdiğimizde o zamanlar ritler vasıtasıyla yerine getirilen işlevlerin bugün kitle iletişim araçlarında olan sunumlar aracılıyla olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Reklamlarda olan kadın ve erkek rolleri özgürleştirici değil aksine ataerkil sistemin yeniden üretimini sağlayan sunumlardır. Kadın eviçi işler, erkeğin seyir ve esin kaynağı olarak konumlandırılmıştır. Erkek ise sermayeyi elinde tutan yani mülkiyete sahip, birikimi yönlendiren konumundadır. Kamusal alan ile ilgili ürünlerle özdeş kılınan, dominant olarak sunulan erkekler, ataerkil ideoloji çerçevesinde kadını edilgenleştirmektedir ve kamusal alan içinde dahi kendi izin verdiği ölçüde hareket etmesini ister durumdadır. Akıl ve bilgi kullanımı gerektiren ürünlerde erkek baş rolde yer almakta irrasyonel temsillerde, ev içi işlerin yapılmasında kadın sunumları güçlendirilmektedir. Kutsal aile miti ile gerek kadının gerekse erkeğin başkaca sunumlarına izin verilmemektedir. Bu toplumsal cinsiyet rolleri içinde kadının nasıl ve hangi alanlarla ilgilenmesi gerektiği reklamlar aracılıyla içselleştirilmektedir. Erkek göz önüne alındığında toplumsal cinsiyet rollerinin ataerkil ideoloji çerçevesinde yeniden üretildiği ve iktidar, kültür, etkin olma durumu ile özdeşleştirildiği ve cinsiyetlendirilirken bu kodların erkek üzerinde etkin olduğu sonucuna varabiliriz. Kadının erkeğin bakışına maruz kalan nesne olarak reklamlarda ve çeşitli kültür ürünlerinde yer alışı, edilginleştirildiği bugüne kadar yapılan araştırmalarla gözler önüne serilmiştir. Bu çalışmada ek olarak ataerkil ideoloji ve tüketim ideolojisinin birleşmesi ile (tüketimi arttırmak için) belli ürün kategorileri içinde sunulan erkeğin gerek kadının gerekse hemcinslerinin bakışının nesnesi haline geldiği sonucunu ortaya koyabiliriz. Buna bağlı olarak içselleştirmesi ve öğrenmesi gereken toplumsal cinsiyet rollerinin değişmediğinin ancak arttığının gösterilmesi bu çalışmanın özellikle altını çizmek istediği bir gerçekliktir. Erkek gene erilliği inşa etmek üzere bu ürünleri tüketmeye yönlendirilir. Burada çizilen 536 erkek imgeler başta da belirttiğimiz üzere yapılı, kaslı ve bakımlı erkektir. Bir anlamda güç ve iktidar ilişkisini gene erkek lehine çeviren sanal sunumlara rastlamaktayız. Feminist hareketin ve teorinin yapması gereken yalnızca dişilliğin kültür ürünlerinde neden ve nasıl edilgenleştiğini araştırmanın yanı sıra erilliğin ataerkil ve tüketim ideolojisi içinde nasıl kodlandığının ve şekil değiştirdiğinin irdelenmesine yönelik çalışmaların artmasına yönelik çabalarda bulunmaktır. Çünkü cinsler arasındaki ideolojik farklılığın ve eşitsizliğin giderilmesi kadının rollerinde olan değişikliklerin yaratılması ile değil, erkeklerin rollerindeki değişiklikle de mümkün kılınacaktır. Ayrıca yapılması gereken bir başka şey de bu endüstriye eleman yetiştiren fakültelerde lisanstan başlayarak toplumsal cinsiyet konulu derslerin program içine dahil edilmeye çalışmasıdır. Son olarak reklamlarda toplumsal cinsiyet sunumlarının toplumdaki işlevini göz önüne aldığımızda şunu söyleyebiliriz ki yan anlamsal düzeyde reklamlar, bireyin tüketim kültürünün bir parçası olarak sosyalize olduğunu düşündüğümüzde, gerek semboller gerekse belli personaları olan aktör ve aktristlerin kullanımı ile bireyin kendine o ürünü tüketerek aşkın adlar, sıfatlar ve özellikler atfetmesine aracılık etmekte; sanal bir varoluş sağlamakta, kurulu düzenin geçerliliğini ve korunmasını sağlayan ahlaki bir düzen fikri aşılamakta ve bireyin ataerkil ideolojiye göre merkeze yakınlaşmasını ve uyum sağlamasına imkan vermektedir. Kaynakça Barthes R. (1999), Göstergebilimsel Serüven, (Çev: Mehmet Rıfat, Sema Rıfat), İstanbul: Kaf Yayıncılık Berger J. (1986), Görme Biçimleri, (Çev: Yurdanur Salman), İstanbul: Metis Yayınları Bocock, R. (1997), Tüketim (Çeviri: İrem Kutluk), Ankara: Dost Kitabevi. Campbell, J. (1995), Batı Mitolojisi: Tanrının Maskeleri (Çeviri: Kudret Emiroğlu), Ankara: İmge Kitabevi Connell, R. W. (1998), Toplumsal Cinsiyet ve İktidar: Toplum Kişi ve Cinsel Politika (Çeviri: Cem Soydemir), İstanbul: Ayrıntı Yayınları Fiske, J. (1996), İletişim Çalışmalarına Giriş, Ankara: Ark Giddens, A. (2000), Sosyoloji (Yayına Hazırlayanlar: Hüseyin Özel, Cemal Güzel), Ankara: Ayraç Yayınevi. Girginer, H. U. (1994), Türk Toplumunda Cinsiyet Rolleri (yayınlanmamış yüksek lisans tezi), Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Psikoloji Anabilim Dalı. Paglia, C. (1996), Cinsellik ve Şiddet ya da Doğa ve Sanat (Çeviri: Turgut Berkes), İstanbul: İyi Şeyler Yayıncılık. Springer, C. (1998), Elektronik Eros, (Çev: Hakan Güneş), İstanbul: Sarmal Kitabevi Tökel, A. D. (2000), Divan Şiirinde Mitolojik Unsurlar: Şahıslar Mitolojisi, Ankara: Akçağ Basın Yayım Pazarlama. Yanbastı, G. (1996), Kişilik Kuramları, İzmir: Ege Üniversitesi Yayınları. Yüksek Ö. (2003), “Beden Zamanı”, Atlas (126) Eylül: 2003 Yüksel, N. Y. (2001), Tarkan: Yıldız olgusu, İstanbul: Çiviyazıları Wernick, A. (1996), Promosyon Kültürü Reklam, ideoloji ve sembolik anlatım (Çeviren: Osman Akınbay), Ankara: Bilim Sanat Yayınları 537
Benzer belgeler
20. ULUSAL PAZARLAMA KONGRESİ Anadolu Üniversitesi
teorisi geliştirilmiştir. 1960’li yıllara kadar toplumsal cinsiyet alanında çalışmalar devam
etmiştir. 1970 sonrasında ataerkilliğin her türlü kurumu ve yapıyı etkilediği düşüncesi
feminist eleştir...