İndirmek İçin Tıklayınız!
Transkript
İndirmek İçin Tıklayınız!
MERHABA Egemen güçler iki yöntemide elden bırakmıyor. Bir yandan demokratik bir görüntü vermeye çalıırken di er yandan da siyasal zor yöntemlerinden vazgeçmeyerek baskı ve terörü sürekli gündemde tutuyor. Cezaların tecili ve antli terör yasası bunun en iyi örne i. Yasayla basına yönelik cezalar alabildi ine arttırıldı. Verilen hapis cezaları yeterli görülmemi olacak ki"liberal ekonomiyi her alana egemen kılacak bir biçimde hayli yüksek para cezalan da getiriyorlar. Çıkarılan her yeni baskı yasası bir süre sonra ilemez hale gelecek, tekrar tekrar yenilerini çıkarmak zorunda kalacaklar. 15-16 Haziranları yaratanların topra ından Mayıs-Haziran 1984 ölüm Orucu direniçileri yeerdi. nançlarından, siyasi kimliklerinden, insanlık onurlarından ödün vermeyen, bu u urda ölümü, göze alabilen insanların direni ayıdır Hazinin. Metris ve Diyarbakır direnileri zafere giden yolun kilometre talarıdır. Önceki sayılarımızda oldu u gibi, bu sayımızda da sanat alanındaki yaklaımlarımızı, görülerimizi açıklamaya devam ediyoruz. Burjuva, küçük burjuva sanatçı ve eletirmenlerin kafaları bulandırmaya çalıtı ı bir ortamda böylesi yazılar ve tartımalar bir zorunluluk. Kürt ressamların oluturdu u "Arya Ressamlar Grubu'ndan Tekin Fırat ve Süleyman Danıman ile yaptı ımız söyleiyi ve Arya Ressamlar Grubu'nun kurulu bildirgesini yayınlıyoruz. Ressam Yusuf Do ar her yeni sergiyle birlikte bir sanat bildirisi de yayınlıyor. "Kemirilen Beyinler, Sızlatılan Yürekler" adlı serginin bildirisini de okuyucularımıza sunuyoruz. Emperyalizmin kıkırtmaları sonucu, kendi öz gücüne güvenmeyerek, dümen suyunda yalpalayan önderli i ile bir kez daha aldatılan Kürt halkının, Türkiye'nin Kuzey Irak sınırında yaadı ı trajediye duyarlı olmak gerekiyordu. Öz- TAVIR gürlükler ve Haklar Derne i'nin (ÖZ-GÜRDER) oluturdu u dayanıma heyetiyle FOSEM'den bir arkada da bölgeye gitti. FOSEM'in görüntüledi i bu trajediyi bölgeden döndükten sonra ÖZ-GUR-DER'in düzenledi i çeitli toplantılarla emekçi yı ınlara ulatırdı. "Göç Yolları" yazısı bu çalımaların bir ürünü. On bir yıldır devrimci bir tutsak olarak cezaevinde bulunan M. Ender Ön-de'in Birtan Altunba için, air brahim Karaca'nın arkadaı devrim ehidimiz Olcay Uzun için yazdı ı iirleri yayınlıyoruz. Adnan Yücel'in "Atein ve Günein Çocuktan" adlı destan iirinin ilk üç bölümü Tavır'da yayınlanmıtı. Kitabın yayınlanmasıyla e zamanlı yazısında bazı tartıma ve sorulara açıklık getiriyor. Bu uzun iirin Diyarbakır Cezaevi Direnii'ni içeren bölümünü de yayınlıyoruz. "D Blok 20. Ko u" Yılmaz Odabaı'-nın gerçek bir olaydan yola çıkarak yazdı ı bir öykü. Diyarbakır ceza-ikence evinden bir kesit. Tavır'ın 4. sayısında yayınladı ımız Grup Yorum'un "Gel ki afaklar Tutusun" adlı kasetinin anket de erlendirmesinin ayrıntılı bir dökümünü yayınlıyoruz Ankete katılan tüm okurlarımıza teekkürlerimizi iletiyoruz. Geçti imiz günlerde sevindirici bir gelime oldu. 6 ubat 1991 de tutuklanan Grup Ekin solisti Metin Turan 2 Mayıs 1991 günü tahliye oldu ve aramıza döndü. Okuyucularımıza bir açıklama yapma gere ini hissediyoruz. Birçok okuyucumuz gönderdikleri ürünlerine adresini yazmıyor. Bazı konuları yazıarak da olsa tartımak gereklili i duyuyoruz. Ancak iletiim kuracak bilgiden yoksun oldu umuzdan bu pek olanaklı olamıyor. Bu nedenle bize adresler yazılırsa daha düzenli iliki kurabilece iz. Gelecek sayıda bulumak üzere. 1 YAAMIN AYDINLIINA SAHP ÇIKMAK... CEYHUNGÜLEN Öyle bir yol ayrımındasın ki artık mümkün deil bir tek baına savunman hiçbir eyi, ya kalmana boyun eeceksin ayaklar altında, ya alacaksın direnenlerin yanında yerini sahip çıkmak için yaamın aydınlıına (1) Kamuoyunca tecil yasası olarak bilinen maya çalııyorlar. Bu yasanın terör tanımı anti - terör yasası ülkemizin ekonomik ve kaldırılan 141, 142, 143 ve 163 ncü siyasal maddelerin kapsamını geniletiyor. Yapısal durumunun kriz bir göstergesidir. derinlemi, Türkiye ekonomisi açmaza girmitir. ABD'nin yö- Yasayla, basın özgürlüü ve basının rüngesine oturan iktidar demokrasicilik haber verme serbestisi ortadan kaldırılıyor. oyunlarıyla siyasi istikrarsızlıı amaya, Sosyalist halkın muhalefetini yoketmeye çalııyor, Yasayla devrimci sanat insan hak ve özgürlüklerini ortadan kal- dergileri üzerindeki baskılar da younla- dırmayı hedefliyor. Anti - terör yasasıyla ıyor, özgürlükleri geniletiyoruz diyerek devlet terörüne sınırsız bir serbestlik tanı- eski yasalarda olmayan biçimde yazı basını susturmak istiyorlar. ve edebiyat TAVIR 2 ileri a ır para müdürlerine cezası getiriyorlar. hapis; basın yayın aracı sahiplerine de ileri müdürlerine hapis; basın yayın aracı sahiplerine de a ır para cezası getiriyorlar. Anti - terör yasasını tecil yasasıyla birletirerek, kısıtlayıcı maddeleri gölgelediler; kamuoyunu yanılttılar. Tecil yasası ise hukuki eitli i yok sayarak faistleri Eski yasalarla da iyice sınırlanmı olan örgütlenme serbest bırakmak için çıkarılmıtır. Ancak egemen hakkına bile tahammül edemiyorlar. Terör örgütü güçlerin istemleri dıında da olsa, tecil yasasıyla az sayıda saymak için "devlet otoritesini zaafa u ratmak", "dev- devrimciyi de serbest bır aktılar. letin iç ve dı güvenli ini-tehdit", "kamu düzenini ve genel sa lı ı bozucu" gibi tanımlamalarla soyut ve Devrimci tutsaklar özgürlü e ho geldiniz.... istenildi i gibi yorumlanabilecek gerekçeler getiriyorlar. Dernekleri, sendikaları, siyasi partileri vb. örgütleri "Bedeniniz dirence ayarlı.../yüzünüz kapatabilmek için "cezanın ahsili i prensibi" ni alevden bir deniz," (2) kör kuyulardan ka ortadan kaldırıyorlar. Sahne, salon kiralamayı bile terör ranfiller büyüten ııkla geliyorsunuz. suçu kabul ediyorlar. "Borda'nızdaki afak yüzlü bayrak" (3)larınızı Kozlu'da, Üzülmez'de yerin derin Yasa savunma hakkını sınırlıyor. kencecileri koruyarak, güvence altına alarak ikenceyi liklerine akıtmaya; doruklarda rüzgarla rın sesine sarmaya, ormanların u ultusu merulatırıyor. kenceciler istedikleri kadar ikence na katmaya.... Uzun bir yürüyüün on yapabilir, cinayet ileyebilir, katliam düzenleyebilirler. adımlık voltasından yeni bir sayfasına Artık ikence yapma ve öldürme özgürlükleri var. ho geldiniz. Tezgahlar bekliyor sizi, Mahkemeye çıkmayacak, yargılanmayacaklar. Yasayla a ır presler... Maga Deri'yi igal eden di- birlikte ikencecilere yeni kimlikler verilecek, insanlık rençli yüzler. Baharın canlılı ını kanların suçu da hissedenler...... ileyenler suratlarını ameliyatla de itirebilecekler. "Herkesin potansiyel terörist oldu u bir ülkede "imdi mücadeleye dört elle sarılma zamanıdır. Ho geldiniz arkadalar." yaıyoruz". kenceciler... "bütün çabalarınıza ra men bulunursanız sakın üzülmeyin... yüce mertebeye erieceksiniz..." DPNOT: (1) Kemal Özer (2) Refik Durba (3) brahim Karaca TAVIR 3 HAZRAN FEYYAZ YEL Artık, aylardır sabırla, özveriyle ekileni umutla biçmenin zamanıydı. Özgürlükler için ölüme yürümenin zamanı, en yüce deerler için ölüm oruçlarında zaptetme zamanıydı ölümü. Bıraktılar kalemlerini, diller sustu... imdi siyasi kimlik konuacak, savunulacak onuru yaamın, yürekteki inanç dövüecek... Çelik alardan, çift katlı parmaklıklardan süzülen günün ilk ııklarıyla bedenler açlıa yatmaya hazırlanıyor. Demir tavında dövülür, vakit eriti; daralan kuatma çemberini bedenleriyle yarmak için yürüyüe geçecekler birazdan. Yeni bir direni cephesi açılacak kör dehlizlerde, ııklı bir kavga balayacak.... 15 Haziran 1970 pazartesi.... Direni sabah fabrikalarda baladı. ndi alterler, sustu dokuma tezgahlan, so umaya baladı a ır fırınlar. Sildiler alınlarını tezgah balarında, çözdüler ba ını yılgınlı ın... açmak için hayata sahip çıkmanın kapılarını. Ankara yolunda Kartal'a do ru yürüyorlar, yol üstündeki fabrika önlerinde toplanıyor, ço alıyor, yürüyorlar. Eyüp'ten Topkapı'ya, Bakırköy'den Londra asfaltına. Kaynıyor ehrin içi. Gü-müsuyu'nda, Taksim'de, ili'de köpü-rerek akan birer nehirdir artık caddeler, TAVIR sokaklar, Tuzia ve Çayırova Gebze'ye akıyor. Haklı ve kararlı bir yumruk gibi inmiler dümanın bö rüne; umuttur kesen Ankara asfaltını, gelecektir. Dört duvar arasında sıkıtırılmı da olsalar, yazgılarını kendileri belirleyecekler. Yürekleri karartan, beyinleri dumanlayan, siyasilii paslandıran zindan çarklarına karı bakaldırıyı yükseltecekler. Direnecek, özgürlük ateiyle tutuan bilinçlerini sınıf çatımalarıma yükleyenler, iradelerini en zor kavgalarda çekiçle, örsle döve döve sınayıp çelikletirenler. Coplara eilmeyen balar, postallara ezdirilmeyen onur, zincirlere vurulamayan gurur, bu uzun soluktu kavganın yolunu kızıl karanfillerle donatacak. çiler, zmit'te iki yönden de yürüyorlar ehre do ru. Do udan Köseköy yöresinden Pirelli ve Good Year önüne geliyorlar. "Haydi" diye inliyor asfalt, "Haydi" diyor... "tutuan atee" yüreklerde, beyinlerde, kaslardaki, kıvılcım. kinci kol batıdan geliyor. Yarımca'dan; Ga-zal'dan, Aygaz'dan, Anadolu Döküm'-den Türk Kablo'ya sıçrıyor direni; toplanıyorlar fabrika önünde, yürüyorlar yeri gö ü sarsa sarsa zmit'e. 4 Söktüler umudu çevreleyen dikenli tel örgüleri, akmak için günee. Soluklarından güneler dodu, açlıklarından güneler. Atee yatmı demirdiler, su verilmi çelik. Kavruldular, yandılar ocaa sürerken evsizlerin tulasını. Eridiler hücre hücre eridiler ve piirdiler ekmeini yoksulun, giydirdiler bedenini, ııttılar bilincini. "Hiçbir rüzgarın söndüremedii o yıldızlardan sözediyorlardı", "solukları dumanlıydı, uzaa çok uzaa giden bir trenin" (1). Su yürüyen fidandılar. Yırttılar diye mavi kefenleri bahara kesti çamurlu yolları gecekonduların, çiçeklendi kerpiç evlerin odaları. Baırtan karanfil topraıydı; yaralı ama umutlu bir ııktı gözleri, bir yumruk gibi sıkılı sözleri. "Halâ durur o akam belleklerde, / mayalanır durur, birlikte bakmanın derin-liiyle / önüne geçilmez cokusuyla birlikte yürümenin /birlikte söylemenin güzelliiyle bir arkıyı, /birlikte sahip çıkmanın bir öfkeye / bir hesabı birlikte ödetmenin / "düen kalır, bırakın alamayı" demenin kutsal ve hüzünlü aleviyle / yaayıp durur o Haziran akamı (2)" imdi zulmün okları onların üzerine yaacak. imdi zulüm yalan ve karalamayla direnii içten çözüp bomaya çalıacak. Artık el titremesine yer yok, adımlan salam basıyor, yan yolda durmayacaklar. Engin ovaları düünüyorlar, göe eren baakları. Bereketi düünüyorlar, fabrika kapılarına sımayacak bere- TAVIR keti; teri sevmilerdi, kararlıydılar açlıa. Bir elleri dalardaydı. Da sıralan gibi heybetle çıkmılardı ölümün karısına. Uyanan toprak gibiydiler, yaz suları gibi... Zulmü direnite zayıf bir nokta buldum diye umutlandırmayacak, birbirlerine güvenerek kucaklayacaklar ölümü. 16 Haziran sabahı saat 8.00 suları balıyor yürüyüler. Sur dıından ehremini, Fındıkzade yönüne, Fatih'e, Caalolu'na... Vilayetin önüne inmek isteyenler Babıali Caddesi'yle Divan Yolu Caddesi'nin kesitii noktada barikatlarla karılatılar. Barikattan aarak iniyorlar Eminönü'ne. Kolluk kuvvetleri çaresiz, köprüleri açmılar. Levent'te Tekten önünde de polis barikatları kurulmu. Polisler yürüyü kolunun önündeki kadın içileri copluyor. Ama yarıyor, daıtıyor barikatları nasırlı eller, Philips'e ulaıyor. Açlıın sesi koularda, hücrelerde direnenlerden, dalga dalga direni me- sajları taıyor dıarıya. Üzerine ölü topraı serpilmi insanları direnie çaırıyor. Ezilen, sömürülen insanların; direnme potansiyelini kaybetmi tutsakların benliinde, bilincinde, yüreinde derin etkiler yaratıyor. Egemen güçler, bundan böyle atacakları her adımda direnenleri hesaba katmak zorunda kalacaklar. "Birlikte baktılar her eye/tek tek bakınca göremedikleri/içine giremedikleri evlere baktılar/bir yabancı gibi sıındık- 5 ları parklara/bir ucundan geçipte yalnızlık çektikleri/koca koca alanlara/tutamadıkları inceliklere baktılar/ellerinin nasırıyla/kaçırılan deerlere baktılar/korunan bankalara (3)" Saat 06.00, pencereler açık. Ko ua, insanın içine çektikçe bırakmak istemeyece i kadar temiz hava giriyor; serin, tatlı bir ürperti getiriyor. Sabahın ilk ııklarıyla yıkanan kuların cıvıltılarına ehrin bunalmı yüzüne, deniz suları serpen martıların kanat sesleri karııyor. Gün, Haziran'da burada her sabah böyle do ar. Cokulu, serin, temiz! Ölüm günleri 63'e geldi dayandı... Ölümleri bu do aya ne güzel yakıır. Cokulu, serin, temiz! Bir grup Kartal'a yürüyor, bir grup Otosan önünde toplanıp Üsküdar'a...Ankara yolu giriinde boarak kurun seslerini, daıtarak barikatları, Kartal köprüsü'de kesilmi, Maltepe Sigara'dan, Arçelik'ten, Cam fabrikasından akın akın geliyor, içiler, kâr etmez barikatlar. Yourtçu Parkı civarı youn bir çatımaya sahne oluyor. Kadıköy iskelesi tutuluyor öleden sonra. AEG, Çivi ve Tırpan fabrikaları, Timas, Demir Çekme, Gebze çevresinden yürüyor; komando barikatlarını yara yara. Dört can topra a dütü ama kavga burada bitmedi. Kavga sürüyor...Köhnemi zindanlar yıkılana, ikence baskı yok olana kadar, açlık yer yüzünden kalkana, uluslar özgür olana kadar, renk TAVIR renk insanlar el ele özgürlük ve barı türküleri söyleyene kadar sürecek. Topra a düen dört can yeni bir dünya kurulana dek bu kavgada hep yaayacak. "Apaçık gördüler kim neyin hizmetinde/gördüler kendi eittikleri demir/düman edilmi kendi ellerinin emeine/suyuna kattıkları çeliin/gördüler çevrildiini göüslerine/Ürettii ne varsa, daha özgür/daha youn, daha anlamlı yaamak için/esirgendiini gördüler insandan/ve kavgasız elde edilmeyeceini hiç bir eyin (4)" Bu ölümler sana, gelece e dönük sayfalarına; al sakla bunları tarih. Al sayfalarına, onurun, nasıl yaatılabilece ini göster insanlı a. Zulmün kalelerinde dalgalanan bayrakları, adaletsizli in ba rına saplanmı hançerleri yaamı gelece e taıyanlara sun. Bire bin veren tohumdur onlar, al serp kavganın ortasına. Kavga sürüyor, kavganın yüre inden ça layan haykırı bir solu a akıyor. Kavganın sesleri birleiyor, birletikçe gürleiyor... "Sokaklar yanılmı" olabilir miydi?"yanıldıı görülmü mü afak vaktinin..U-mut yenildi ise demircilerin/dövdükleri nedir örslerde halâ...(5)" Dipnot: (1) Yannis Ritsos, Cev. Özdemir nce (2), (3), (4), (5) Kemal Özer, 16 Haziran Akamının iiri. 6 SELÇUK HAZNEDAR SORGUDA BR YÜREK Nereden esiyor yel boran kasırga, nereden nereden sarıyor topraı bu depremler nereden Türküler yakalamılar Arı daında ate hattından sözleri ezgiler arasında ııldayan gözleri türküler, süzülmü uzun yürüyüünden umudun Kavganın ve direncin kaynaıdır yürein bindiinden beri yaam denen azgın küheylana inmeyi düünmedin/hiç dümedin sevdin rüzgarları sevdin kardelenleri, da sümbüllerini korkusuzca sürerken atını devlerin üzerine tereddüt etmedin, eilmedin umudun ve haklılıınla yendin yalnızlıkları Çarmıhtasın halâ yüreini ve eylemini çıkarıyorsun vicdanının karısına kolay deil o büyük sevdayı bu kadar namuslu o büyük kavgayı bu kadar umutlu taımak sırtında sancılar da olur elbet her doumda Kaç arkada kaldı sizin kuaktan sevdaları, kavgaları paylatıın TAVIR 7 sade, sevecen, ölümüne namuslu nasıl da hoyratça yoluyorlar insanlık bahçesini nasıl da doldu mezarlar gençlerle gencecik çiçeklerle Aralıksız kanayan yüreinde tamponsuz bir atardamardı zaman Vedat'ı, Aydın'ı vurmular mı, vururlar yalnız bir çocuun sevinci yeni misafirler de gider ince bir hüzün kalır gül ve kan karıımı Feridun gibi, Kadir gibi gider kaybolur çılıkları herkesi ürperterek Ekrem'ler, Bülbül'ler gider Salvador'da bir gerillanın gözü seirir Asarlar Özenç'leri, Adalı'ları Asarlar bir kere daha Hızır Paa'lar Pir Sultan'ları Çırpınır küçük bir ku alar bahar saanaı altında sarı saçlı bir kız çocuu Ahmet'te, Hayrettin'de verir adresini ilkokulu yarıda bırakmı gecekondulu boyacı çocua gelinliini giymeden solan kızlara yoksullara, çaresizlere verirler adreslerini Didar abla; ölüme yatanlar: Haydar, Apo, Fatih, Hasan Adresleri : Nerede zulme isyan nerede alçaklıın yüzüne tükürme nerede kuruna kurun orası Git elinle koymu gibi bulursun TAVIR 8 Ya hapistekiler; baemeyip direnenler ve gençliini dalara vuran kızlar Ao'yu, Cemo'yu kaybettik izlerini kimbilir neredeler hangi soylu dülerin heyecanıyla çarpıyor yürekleri Bırakın kanasın yaralarınız kanasın, kanayabildii kadar kanasın be çocuklar kanımızla yazılacaksa umudun iiri kanımızla yazılacaksa eer türküler Necdet'in türküleri Aybastı'nın dalarındaymı halâ gürgenlerde meelerde mor çiçeklerinde patateslerin türkülerimiz çaresizlerin umududur yoksulların özlemi Besliyor direnci Selçuk serpilmi stanbul'a Mezarlardayız, mapuslardayız Daraaçlarında, filistin askılarında her yanımız kanıyor her yanımız haykırıyor Unuttuk yemeyi, içmeyi, giymeyi Çürüdü gencecik bedenlerimiz Ama sevdalarımız büyüdü sen ellili kuak, yaı otuzlu Sen Dadalolu, Körolu Ne demiti u bizim vatansız çocuk u alnı yıldızlı ermi, çada dervi Devrimci vicdandır yürein ona armaan eylemin, direncin ona... TAVIR 9 Sen yazdın Metris'i tarihe al kan içinde O erdemin Kerem'ini Ordu'nun yaylalarında Kimliksiz; yitik ıssızlıklara sen gömdün Çanakkale Mehmet'de senden, Pir Kemal'de kendilerini Diyarbakır'larda yakanlarda Anladık çocuk Ercan'ı O sessiz namus daını Gölköy'ün duyulmadık bir köyüne sen gömdün Evet zulüm sonsuz derya ölüm kayıtların olmayacak, mezarında... Sen hep öyle yalnız hep öyle kalabalıksın Yüksek çam ormanları, yayla havaları Alabalıklarla akan dereler kadar Duru, bilge ve ozan kalacaksın Dostların yüreinde, halkların yüreinde... Döneklerde, katillerde, alçaklarda bile izinleri itip bir kenara kendine elmastan yer açacaksın ite at, ite meydan Acı da, tarihte, sevinçte Hepside silahındır, kuan türküleri topla, destanları Ne desem kan alayacak için Çünkü vicdansın ndir kendini artık çarmıhtan indir çocuk Sen gerekeni yaptın yapacaksın Bırak birazda uzlama Biraz da sessizlik utansın TAVIR 10 SANATIN LEV ÇERK VE BÇM SORUNU HAZALTUNÇ . Burjuva, küçük burjuva sanatçılar türücü ilevleriyle ölçülemez. Sanatı siyaset devrimci sanatı etkisizletirmek için sanat için bir araç olarak kullanma yaratıcılıı siyaset sınırlayacaktır, ilikisini olumsuzlar, sanatın sanatsal gelimeyi en- toplumsal gerçekliin bir yansısı olduunu gelleyecektir. "Siyaset ya da ahlak cüm- reddederler. Sanatın toplumsal gelimenin leleri" kurma uruna sosyalist sanatçılar aracı olmasına karı çıkarak sadece eskidii, siyasi çevreyle sınırlanarak aratırmacılıa ve denemelere karı çıkarak statüko- yozlatıı için yok olacak bir sistemin savunuculuunu yapmazlar; sanatı da culaacaktır." deersizletirirler. Bu yaklaım batan aaı yanlıtır. Burjuva ve küçük burjuva eletirmenler sosyalist sanatçıların dısal baskıyla gönüllü Sosyalist anlayı "yaama balı isteklere ve olarak boyunduruu dönütürücü özelliiyle deerlendirdii için, taktıklarını iddia derler. "Sanat balangıçta sanatın toplumsal yaamda gerçek yerini ve bir amaç için ortaya çıkmıtır; ama deerini toplumsal gelime, gittikçe karmaıklaan yöntem, sanatı toplumsal gelimenin aracı olarak görmekle gelimesinin önünü de sanata siyaset ibölümü giderek sanatı belli bir amaca yönelmekten kurtarıp tat veren, cokulara" ilikin ve yaamı yönlendirici - savunur. Sosyalist gerçekçi açar. elendiren bir etkinlik haline getirmitir. Sanatsal baarıda artık sanatın aydınlatıcı bilgilendirici, eitici ve manen dönü- Sanatın ilevine; sanatsal algı, içerik ve biçim sorunlarına açıklık getirerek bu konuyu tartıabiliriz. TAVIR 11 SANATIN LEV biçimi somut ve imgeseldir." Sanatsal iletiim hem duyguya hem de düünceye ' yönelir. Sosyalist gerçekçi yöntem toplumsal Alımlayıcı ile sanat eseri arasında belli bir gerçeklii bilimsel bilgi ve deer yasalarının iliki oluur. Alımlayıcı bu iliki sürecinde yönlendirdii dünya görüü ve toplumsal kendi gelime dorultusunda özümler, sanatın özgül kavrayıını da deitirebilir. Hiç farkında yapısı içinde, onun olanaklarıyla yansıtır. Sanat olmadan sanatsal, estetik-sel haz yaayarak bireysel bir yaratımdır; ancak toplumdan bilgilenebilir. "Sanatın eitsel ilevi dorudan soyutlanamayacaı için sanatçının ayrı bir doruya yaantı verii üstüne kuruludur (2)". dünyası, yoktur. Sanat eserinde "ahlak ya da siyaset" cümleleri gerçeklii kurulması, "iyi udur, kötü budur, u gerekir, Körfez bu gerekmez" denmesi beklenemez. Sanat harabeye ve kan gölüne çevrilirken sanatçı bu eseri "mantıksal kanıtlar, bakılacak örnek" gerçeklii içselletirememise ürünleriyle ve getirmez; çünkü bilimsel bir bildirim ilevi sanatçı tavrıyla emperyalist saldırganlıa karı görmez. Bilimsel kuramsal görüe dorudan çıkılması etkinliklerine katılamaz ve nesnel balıdır ama aydınlatıcı - bilgilendirici ve olarak toplumsal gelimenin karısındaki safta eitici ilevini sanatın olanaklarıyla yerine yan tutuyor sayılır. Emekçiler sömürüye getirir, Sanat eserinin bir siyasi propaganda karı ekonomik kazanımlar için pürmüzlerini aracı olması yine sanatsal faaliyet çerçevesinde yerin karanlık dehlizlerinden yeryüzüne düünülebilir. Baka tür propaganda olmadıı, çevirmiken sanatçıda bu gerçeklii sanatsal sanatsal bir propaganda olduu için bu yanı yaratım yoluyla yansıtır. Ancak "sanatsal öne çıkan eserlerde "sanatsal bilme"nin bilme ve deerlendirme; sanatsal özümleme ve tükendii söylenemez. Grup Yorum' un yansıtma "Madenciye Aıt" yada "Madenciden" adlı "ö-zerk" Sanatçının bir dünyası toplumsal duyumsamaması ile beklenemez. bilimsel bilme, bilimsel bakıını da toplumsal gelimeyi özümleme ve yansıtma arasında temel bir arkıları ayırım vardır. (1) gerçekliini yansıtırken, emekçilerle iletiim kurma; "Yeni yaantı Çeltek ve veriiyle Zonguldak" aydınlatma, Sanat eseri sanatçının nesnel dünyayı bilgilendirme, toplumsal gerçeklii gelitirici yorumlayıını da, nesnel dünyaya ilikin bir yaamsal faaliyete sokma yanıyla manen bilgilerini de içerir. Bilimsel çalıma ise bilim dönütürücü ilevlerini görür. Bu eserlerle bu adamının eserlerdeki bildi- bilgiye ilikin faaliyetlerinin sonuçlarıdır. "Bilimsel bilme biçimi soyut ve mantıksaldır; sanatsal bilme TAVIR 12 rimle, fikirle ilikiye girecek olan emekçiler lumsal bir etkinlik olduu unutulmamalıdır. yeniden Grup Yorum bu eseriyle kendini gerçekletirmi üretecekleri bu faaliyetle nesnel yaantılarını, toplumsal yaamdaki faaliyetlerini ve gelitireceklerdir. Yani sanatsal algı süreci "bir düzeyi, kalitesi dünyayı deitirme bilincimizin ikinci yaam" yaratma sürecidir. Bu süreçte de dorulanması olmalıdır. dorulamıtır. Eserlerimizin estetiksel duygu ve düünceler etkilenir, biçimlenir, toplumsal yaama ve olgulara bakı deiime ÇERK VE BÇM urar. Alımlayıcı toplumsal yaama etkin bir biçimde katılmaya yönelir. Sanat bunu haz Bir eserin sanatsal deeri, onun içe-riksel vererek yapar. Dolayısıyla toplumun estetiksel ve biçimsel yanlarını saptayarak bulunabilir. duygularının da gelimesini ve deimesini Toplumsal gerçeklerden uzaklamanın, sanatın salar. Bu duygular toplumsal yaamı etkiledii, sınıfsallıını yadsımanın, sanat siyaset ilikisini toplumsal olaylara bakıı yönlendirdii için inkarın eserlerin kendi estetik düzeyleri konusunda fetiletirmektir. Ancak kimi sanatçılarda duyarlı olmak gerekir. Alımlayıcının dorudan sosyalist gerçekçi yöntemi savunduklarını öykünecei bu yapıtlarda "kalite"yi gözetmek varsayarak bunun tersini yaparlar. Bir sanat gerekir. eserinde içerik ve biçim ilikisini kuramama en bilinen yolu, biçimi içerik ve biçim estetiinin bütünselliini salaSanatsal etkinlik sanatçı, sanat eseri ve alımlayıcı açısından deerlendirilebilir. Grup yamama o eserin deerini düürür, etkisini azaltır. Yorum'un "Sasa Horonu" adlı düzenlemesi Grup Bir sanat eseri toplumsal gerçeklii hem Yorum'un bakıını da içerir. Doayla ve o içerii, hem de biçimiyle yansıtır. Bu iki yan yaantıyla ve arasında kesin bir ayırım yapılamaz. Biçim fikir eserin içeriinin, düüncesinin maddelemi gerçeklikle uygunluk içindedir ve yanlıdır. ifadesidir, cisimlemi halidir. Biçimin oluması Dinleyen o doayı ve yaantıyı yeniden için önce -düüncenin - deerin var olması yaratırken, müziin olanaklarıyla bilgilenmi gerekir. Yani bu anlamda biçim içeriin olur; gerçeklie bakııda etkilenir. Dinleyici bu yanında her zaman ikincildir. Ancak düünce "yaantı"yı gelitirecektir. Sasa Horonu bu belirtmek için bile bir biçimi algılamak gerekir. doaya, doayla ilikideki insana kurulan iliki; ezgi, orkestrasyonda ifadesini ritm bulan ilevleri haz vererek yerine getirir. Estetiksel etkinliin top- TAVIR Bir sanat eserinin içerii o eserin biçi- 13 minin anlamıdır. Dolayısıyla sanat eserinin anlamı esere yansıyan yaam olarak ifade edilemez. Eserin içerii sanatçının düüncesinde de aranamaz. çerik dorudan sanat eserinin kendisindedir. Eserde oluan modelin (formun) toplumsal gerçeklikle uygunluunun anlamıdır. Grup Yorum'un "Madenciden" adlı arkısının içerii Zonguldak'ta ya da Grup'un düüncelerinde aranmamalıdır. Bu içerik arkının ezgisinde, ezgiyle ritm arasındaki baıntıda ve sözlerle uyumun açıa çıkardıı anlamda, düüncededir. Gerillanın Türküsü'nün içerii de Botan'da ya da Yorum'un düüncelerinde deil dorudan sözlerin ezgiyle, ritmle ve melodiyle oluturduu fikirdedir. Edebiyatta, tiyatroda, plastik sanatlarda da içerik bir müzik eserinde olduu gibi biçimin oluturduu anlamdır. Bir sanat eserinin deeri konusuyla deil taıdıı temayla açıklanır. Konu sanat eserinde canlandırılan somut olaydır. Temaysa "o yapıtta tartıılacak etik-sel, siyasal, dinsel, felsefi ve estetiksel türden, özgül bir yaamsal sorun; yapıtta ortaya atılacak ve u ya da bu ekilde yanıtlanacak, yaamdan alınan bir sorundur (3)". Bir eserin içerii de temayla birlikte temanın yorumlanı biçimi, düünsel ve estetiksel sergileni biçimiyle belirlenir. Yani bir sanat eserinin içerii eserde ki düünce ve duygunun birlii ile ifade edilebilir. Biçim içeriin cisimlemi ifadesidir demitik. Gerçekliin ifadesi olan sanat- TAVIR sal imgeler modellendirme yoluyla cisimleirler. Onun için toplumsal gerçeklik ancak içeriin ve biçimin uygunluuyla salam bir yapısal özettik kazanır. Yani nesnel gerçeklikle uygunluk içinde olan çeriin biçimle de uygunluk içinde olması gerekir. Sanat eseri modellendirme yoluyla yapılandırırken, toplumsal gerçeklikle uygunluk içinde olan fikrin cisimlemi ifadeleri olan modellerinde (formların) toplumsal gerçeklikle uygunluu aranır. Sosyalist gerçekçi yöntem sanat eserindeki nesneyle, toplumsal yaantıdaki nesne arasında e biçimi öngörmez; sanat eserindeki modelle toplumsal gerçeklikteki nesneler arasında uygunluk arar. Uygunluk elbette benzerlii içerir. Ancak gerçeklik soyutlama yapılarak ifade edilebildii için benzerlik deil uygunluk arandıı söylenmelidir, ite sosyalist gerçekçi yöntem ile modernist yöntem ya da soyut sanat arasındaki fark da buradadır. Modernist yöntem de model ile toplumsal yaamdaki nesne arasında uygunluk yoktur. Gerçeklikle uygunluk kuramamı modellendirmeyle sanat eseri "ayrı bir dünya(!)"nın ne ifade ettii belli olmayan, birey anlatma kaygısı da olmayan bir nesnesi haline dönüür. Dolayısıyla sanat eserinin hem içerii ve biçimi arasında hem de içeriin ve biçimin toplumsal gerçeklikle uygunluu söz konusudur. Ancak gerçekçi biçimlendirme her türlü biçimlendirme aracından yararlanabilir. Mesela bir eserin yapı- 14 sal öeleri arasında gerçek üstücü ya da fantastik öelerin bulunması o eserin gerçekçi olmadıı anlamına gelmez. Bir sanat ya da edebiyat eserinin deerlendirmesi eserin yapısal özelliklerinin çözümlenmesine yapılır. Eserin özet nitelikleri aratırılır; yapısal sorunları incelenir, dil özellikleri, anlatım tarzı göz önüne alınır. Doru deerlendirme eserin iç baıntılarını, parça bütün ilikisini kurmalı ve yapısal bütünlüe yönelmelidir. Tavır Dergisi'nde reproduksiyon olarak yayınlanmı bir tabloyu (Tavır 7., sayfa 11; Meral, Vurulup Dümüsün, 28, 5 x 2 cm; Kaıt üzerine, kurun kalem) örnek olarak deerlendirmek istiyoruz. Bu tablo devrimci mücadelenin ehitlerini anlatıyor. Eser; dalarda, meydanlarda, ikencehanelerde, ölüm oruçlarında, idam sehpalarında halkı uruna ölen insanları anlattıı için toplumsal gerçekliin bir yansısıdır. Resimin düüncesi halkı uruna ölmeyi, ser verip sır vermemeyi, yücelttii, bu uurda ölümün mücadelenin barında yaama anlamına geleceini ifade ettii için toplumsal gerçeklikle ve gelimeyle uygunluk içindedir. (Yalnız düünce özü tanımlayan, anlatan, gösteren bir biçimle görselleebilmelidir. Bu konuda olumlu düüncelere sahip olmak tek baına bir ey ifade etmez toplumsal gerçeklik resimde biçimle cisimleir. Çizgi, renk, renge ilikin ton derecelenmesi, kütle, hacim ve me- TAVIR kan gibi unsurlar plastik bir sanat eserinde biçimi olutururlar. Plastik bir sanat eserinde biçim deerlendirmesi, çizgi, ıık - gölge, yüzey - derinlik, kompozisyon, rengin duygusal etkisi ve doadaki benzerlii gözeterek nesneye balanma gibi öeler açısından yapılır. Tablo yüzeyinde renklerle beslenen figürlerin oluturduu hareketti temayla baıntısı deerlendirilir. Mitolojik bir kahraman, tanrılardan atei çalıp insanlara getiren Promete insanlıın en çetin savaında, yeryüzü cennetini kurma savaında ehit dümütür. Bir yıldız yolu, çiçek seli olarak imgelenebilecek mücadelenin barında yatmaktadır. Çifte su verildiini bıçaın bilendiini bilir, rahat uyumaktadır. Birtan'dır, ser verip sır vermemitir; "Ölümleriyle; emperyalizme ve ibirlikçilerine karı yapabileceklerimizi en çıplak haliyle gösterip karanlıın üstünde parlayan" mealelerden biridir. (Bu resim yapısal özellikleriyle de "korlarıyla yüreklerimizi dalayanlara layıktır). Devrimciler ve devrimci sanatçılar bu konuda duyarlıdır. Onları anlatan resimler onların dünyayı deitirme bilinçlerinin dorulanması olmaya çalımalıdır. DPNOT (1) Aziz Çalılar; Gerçekliin Estetii Sayfa, 122. (2), (3) Kaan 15 M. ENDER ONDE SONUÇ - Birtan Altunba için"Soruları biz sorarız burada" dediler, (bir filmden örenilmiti bu laf kukusuz) "Sorulan biz sorarız burada" Sordular Ve öldü O! "Bizim suçumuz yok" dediler sonra hepsi birden "Bizim suçumuz yok" Sorular öldürdü onu! Sorular Morluklar oluturdu gösünde Bileklerinde kan pıhtıları yarattı sorular Gözlerinin altını çürüttü Sorular duvarlara çarptı onu Gövdesinde mavi kıvılcımlarla gezindi sorular yaralı bir hayvan gibi... "Bizim suçumuz yok" dediler sonra hepsi birden (hep böyle dediler, hep) "Bizim suçumuz yok" Sorular öldürdü onu! Oysa ne garip Mermerin üzerinde yatarken O, boyluboyunca, çırılçıplak Sorular halâ ortada duruyordu Ve bir teki bile yanıtlanmamıtı! TAVIR 16 "ATEN VE GÜNEN ÇOCUKLARI" ÜZERNE ADNAN YÜCEL Daha önce Tavır Dergisi'nin 4., 5. ve 6. sayılarında ilk üç bölümü yayınlanan bu nehir iir, tarihin en güzel yerinden ba-lar. ki nehir arasında süzülen bir göçmen ku gibi, ya da iki nehire birden ulamak isteyen cokulu bir pınar arkısı gibi sarar gökyüzünü. Yeryüzünde dört ayrı ülkede dört aynı halkın sürdürdü ü ve ritmini zincir seslerinden alan bir yolculu un iiridir. Yolları kesen ölüm bulutları vardır bu yolculukta. Ya mur yerine hardal gazı ya ar yolcuların üzerine. Özgürlü e koan ayaklarına mayınlar takılır. Hain tuzaklarda ve ihanetler içinde büyümütür acıları. Atein ve günein ıı ı olmutur yalnızca yollarını aydınlatan. Dört bin yıldan beri sürüyor bu yolculuk. Bu yolculuk da, bu iir de bitmedi henüz. Daha çok yollar yürünecek, çok sözler söylenecek ve on bölümden oluan bu iire çok bölümler eklenecek. Bu yazıyı yazmamın temelde iki amacı var. Birincisi, Tavır'da yayınlanırken 3. bölümden sonra kesilmesinin açıklı a kavumasıdır. Aslında, hiçbir dergide yayınlanmadan kitap olarak çıkmasını düünü- TAVIR yordum; ama ilk üç bölümün sonu New-roz'un yaratıldı ı dönemi yansıtıyordu. Bütün iirin Newroz gününe dek bitmesi ve kitabın çıkması olanak dııydı. Her eye karın, ilk üç bölümün Newroz'dan önce kitlelere ulaması için yayınlanması gerekiyordu. Tavır'da ilk üç bölüm bu amaçla yayınlandı ve 3. bölümün sonunda kesildi: ki ay sonra da kitap olarak Yurt Yayınları'ndan çıktı. Bu yazının ikinci amacı ise, iir kitabına sözlük eklemek gibi bir yanlıtan kurtulmaktır. iirin bazı bölümlerinde mitolojik sözcükler yer alıyor. Bunların anlaılmayaca ı, bu nedenle bir mini sözlük hazırlanması gerekti i konusunda birçok öneri geldi. Oysa ben, okurun aratırmaya yönelmesinden, çok önemli bazı gerçekleri okuyup aratırarak görmesinden yanayım. iir kitabının "arkasına sözlük konulmasına da karıyım. Ama yazıda önemli konulara açıklık getirmekte bir sakınca görmüyorum. imdi sözü "Atein ve Günein Çocuklarına getirelim isterseniz". Toplumları ve ça ları bir an için de olsa, geriye do ru 18 geçip insanlıın çocukluk çaına varalım. Dinlerin henüz kan dökmedii, saf inancın henüz en güzel iir olduu, tanrıları ve tanrıçaları insanın düüncede yarattıı çalara varalım. Homeros'un destanları yalnızca Yunan destanları mıdır? Hayır. Onlar, ionya'nın, Frigya'nın, Ligya'nın, Troya'nın, Akha'nın, Sporta'nın ve daha nice halkların destanlarıdır. Bir bütün olarak düünürsek, lliada ve Odessea, bütün Anadolu'nun destanlarıdır. Yunan mitologyası da bütün Anadolu halklarının mitologyasıdır. öyleyse, Gılgamı Destanı, Yunan destanlarına kaynaklık ettii halde, neden tüm Mezopotamya halklarının destanı deil de yalnızca Sümer destanı olarak algılanmıtır? Bu konuda aratırmacıların körlüünü anlayamıyorum. Doal olarak, Mezopotamya halklarının mitologyasını yalnızca Sümer mitologyası olarak düünmek, Mezopotamya'da yaamı dier halktan görmezlikten gelmek gibi bir yanlıa götürür insanı. Anadolu, nasıl deiik halkların yaadıı, deiik uygarlıkların gelip geçtii bir bölge ise, Mezopotamya da öyledir, onya'nın mitologyası Frigya'nın-kine, Frigya'nın mitologyası Ligya'nınkine karııyorsa; neden Mezopotamya'da Babil mitologyası Med mitologyasına katılmasın? Kaldı ki, bu mitologya Yunan mitologyasının da anasıdır. Melih Cevdet Anday'ın "Ölümsüzlük Ardında Gılgamı" sözünün altında da bu gerçek yatmaktadır. Bizler, Nazım'ın deyiiyle, "Dörtnala ge- TAVIR lip uzak Asya'dan/Akdeniz'e bir kısrak baı gibi" uzanmıız; ama denizi görünce, dalara kaçıp yörük olmu bir göçebe toplumun kültürüyle, deniz kültürünü bir dalganın diliyle bile kavrayamamıız. Bu iire sözlük istenmesinin nedeni de, üzerinde yaadıımız toprakların, yani Anadolu'nun geçmi kültürünü özümse-yememi olmamızdır. "Atein ve Günein Çocukları", u dizelerle balıyor: "Atein ve günein yurtlarında/Adem'den önce de akardı o nehirler/Adem'in arkasında yürüyen erler/Bütün bunları çok sonradan gördüler" Bu dizelerden sonra gelen ilk soru, "A-dem'in arkasında yürüyen erler" oluyor. Çünkü Anadolu insanı mitologyayı deil, yalnızca dini biliyor. Dine göre de Adem ilk erkek, Havva da ilk kadındır. Oysa dinleri aıp mitologya dönemine bakarsak, durum çok farklı. Mitologyada Adem, Havva'nın üçüncü kocasıdır. Adem, Jarusselam'ın (Filistin) kurtarıcısı general Adomus'tur. Havva, Hitit Harri'-lerinin ana tanrıçası "Hepe"dir. Rüzgâr tanrısı Taup ile gizlice evlenir ve onya'ya (Bugünkü Bergama) kaçar. Orada tanrılara nektar sunar. Nektar, bal katılmı biradan baka bir ey deildir. Daha sonra henüz yeni tanrı olan Herküles ile evlendirilir, onya'da "Hepe" adı, "Hebe diye söylenir. Hitit Harri'leri Filistin'e göçerken, anatanrıçalarını da bir kült olarak götürürler. Jarusselam'ı kurtararak tanrılaan general Adamos ile kendi tanrıçalarını evlendirirler. Filistin'de "Hepe" 19 adı "Heve" olarak söylenir. Binlerce yıl sonra dinler ça ında, Arapça'da V harfi "vav" diye söylendi i için, "Heve" adı "Havva" ya dönüür. Bir di er önemli konu da "Babil'in Asma Bahçeleri" dir. Bununla birlikte tanrı ama ve tanrıça Ninsun var. Tarih kitapları, zigurratları "Sümer tapınakları" diye tanımlamı ve ekillerini çizmilerdir. Oysa zigurrat, Mezopotamya'nın Olimpos'udur. Olimpos, Yunanca'da "da doru u" demektir. Mitologyada tanrılara en yakın olan yerdir. Yunan mitologyasında ise tanrıların oturdu u yerdir. Olimpos olarak, yalnızca Ida da ı (Bugünkü Çanakkale'de Kaz da ı) bilinir. Oysa Prometeus'nin ate çaldı ı ve sönmeyen atein oldu u Olimpos Antalya'dadır. Kısacası, her da ın doru u bir Olimpos'tur. Çünkü tanrıya en yakın olan yerdir. Hatta binlerce yıl sonra bile Tur da ının doru u da Musa'nın Olimpos'udur. Musa yalnızca o dorukta tanrıyla konuur. Mezopotamya'da da olmadı ı için yapma da lar yapılmıtır. Doru a çıkılsın diye de dolana dolana yükselen patika yollar yapılmıtır. Tarih kitaplarında ekilleri görülen zigurratlar, ite o yapma da lardır. Gılgamı destanında tanrıça Ninsun, belli zamanlarda yıkanır, taranır, süslenir ve zigurratın tepesine çıkarak tanrı ama'la (güne) konuur: "Ey ulu ama, Gılgamı yola çıkıyor. O luna söyle ki, geceleri Gılgamı'ın yolunu aydınlatsın." der. te Babil'in asma bahçeleri, gerçek da a benzesin diye her yerine a açlar dikilmi olan Babil zigurratından baka bir ey de ildir. Do al olarak dünyanın TAVIR yedi harikasından biridir. Ne var ki, dünyayı öküzün boynuzunda durduran bakı açısı, Babil'in a açlandırılmı zigurratını da gökyüzüne çivisiz asmı ve uzay ça ında mitolojik bir kült olarak yaatmayı baarmıtır. Gerçekte öküz olayı da bir amblem, bir afitir. DSK’in bir afiinde dünya içinin ellerinde durmaktadır. Çünkü dünyayı doyuran içidir, emektir, iki bin be yüz yıl boyunca dünyayı öküzün doyurdu unu düünürsek, "dünya öküzün boynuzundadır" sözünün anlamı da gerçeklik kazanmı olmaz mı? Önemli olan di er bir konu da "Atein ve Günein Çocukları"nın nereye varaca ı konusuydu. Bana "bu iir nereye varacak" diye soruldu u zaman, "Kawa'nın yaktı ı Ninowa sarayının atei, Diyarbakır Cezaevinde, önce üç, sonra dört kibritle tutuacak ve da larda dört binleri bulacak" demitim. Öyle de oldu. u anda bile Güneydo u sınırlarımızda yaanan drama dek ulatı. Bu nedenle de iir henüz bitmeden kitaplatı. iirin içinde bazı kısımlar, "sevdanın izni olmaz" adıyla Grup Yorum tarafından bestelendi. iirin bütününde, ne bir halkın bakaldırısı ne de tek bir grubun bakı açısı vardır, çi sınıfının ideolojik öncülü üne, ulusal kurtulu savatan ve devrimler ça ı do rultusunda bir yaklaım söz konusudur. En önemlisi, ihanetlere ve itiraflara karı direnme unsuru temeldir. iirin ilk üç bölümünü okuyanlara, bugünlere nasıl ulatı ı konusunda bir fikir vermek için bu yazıyı iirden seçilen u dizelerle sonlamak istiyorum: 20 Bir adam vardır hani gözleri güne Saçları rüzgâr Elleri bütün insanlıın elleri Dili topraın ve yamurun dili Yanlılar silinmise gözlerden Kim durdurabilir akan nehirleri Açan çiçekleri Bakaldıran yürekleri kim Yeter ki doru anlaılsın sözleri O sözler ki hep alınterini türküler Özgürlüe gönül verenler Ve kavgada en önde gidenler Ölürken bile o sözleri söyler Küba dalarında bir gerilla önderi Vietnam'da bir topuzlular neferi Aynı dillerden farklı sesleri neyler Vietkonk'ta air Liem Ya da Filistin'de Mahmut Dervi Cigerxwin'dan farklı eyler mi söyler Bütün bahçeler eylül vurgunuydu hani Koç kırkımı bitmi-ba bozumu balamıtı Ve düünen beyin Yazan el O yıl yazı baharda kılamıtı Hani kentleri zulüm-daları duman almıtı Ve çözülürken ihanetin gerçek yüzü Geriye bir tek direnenler kalmıtı O direnç ki ölüme sarılmıtı yar diye Bütün direnenlere selamlar salmıtı, TAVIR 21 Çukur yerlerde dalar beklenirken Nehirler zindanlara doldurulurken Ve bir sabaha karı kular öterken Sesler yükseldi dalardan Silinsin artık yalan üzre çizilmi sınırlar Paylaılmı ovalar ve dalar silinsin Dost kimdir - düman kimdir bilinsin Yürekleri bölen korku duvarları Ya bu sabah bütün yerlerinden delinsin Ya da bu akın yolunda Canlarını verecekler bizimle gelsin Özgürlük kavgası türküdedir artık Karlar dalardan eriyip gider Yıllar ter içinde tükenip gider Bitmez ikence - bitmez tutsaklık Ömürler zindanda çürüyüp gider Hücreler kitaplık olur Beyinler çiçeklik Yalanlar gerçeklerde eriyip gider Zindanlar kurulur tatan demirden Metris'ten Diyarbakır'a selamlar gider Her selam bir tufan olur oruçlarda Açlıı ölümlerde bırakıp gider Ölümsüzlüü ölümlerde yakalar gider Bir yanda on bir yıldız Bir yanda dört çılgın ay ııı Karartılmı geceleri ısıtıp gider Her biri bir imgeye dönüür iirlerde Sözcükleri destanlara yadırıp gider Dallarda güllere vurur sesini Sazlarda tellere vurur Türküleri dillerde kavurup gider. TAVIR 22 ÖYKÜ: D BLOK 20. KOU YILMAZ ODABAI - Daın bedelinde, çılıın yasındayız... Bir yangına saman çöpü gibi savrulduk: külün tanımındayız... Dünya sırtını dönmü bize; atmı bizi Dünya, satmı ve saçıp savurmu bir yana... Böyle kalmıız Cevdet... imdi akbaba sürüsü kapılarımız ve mezar bekçileri. Bak, bizim içimizde nice Dünya, ama bizse dıındayız Dünyanın... Cennete inananların cehennemliinde imdi yasın oluyuz Cevdet. Yasın oluyuz demek... Demek bazı eyler düünerek, okunarak, anlatılarak de-il, ancak ve ancak yaanarak örenilebiliyormu. Peh! Ucuz ölüyoruz be Cevdet!... 20. kouun mazgalı tıkırtılı seslerle açıldı. Komando er, içeriyi kirli bakılarla dikizledi... "Sayım düzeni alın len!... goduklarım, sayım, sayım!" Koutakiler birer ikier ranzadan inip yan yana dizildiler. Sonra demir kapı gürültüyle açıldı. Kou sorumlusu solgun ve cılız görünümüne uymayan sert bir sesle: "Dikkaaaat! D blok yirminci kou kırk dört hazır mevcuduyla emir ve görülerini-ze hazırdır komutanım..." Koridor çavuu, kou gardiyanı ve geride koridor komutanı temen, tutuklulara hiç konumadan tiksintiyle baktılar. Esmerlii mor renkli bir görünümle kesien te-men, elindeki kalın sopayla sol elinin avuç içine iki kez usulca vurdu. Tutuklular yeni biten on üç günlük açlık grevinin de getirdii bir bezginlikte sıska, soluk gövdeleri ve kederli yüzleriyle kouun içinde ilikleri donduran soukta kıpırtı-sız duruyorlardı. Tek tip elbiseleri, üç numara tralı kafalarıyla birbirine benziyordu tümü de... Temenin "say!" komutuyla birlikte tutuklular soldan saa kendilerini sırayla say-maya baladılar. Sondaki tutuklu "kırkdört, ,ondur komutanım!" diyerek sayımı tamamladı. Sayım sırasına göre kırküç nolu tutukluya yanatı temen. Elindeki sopayı bir süre avurtlarında gezdirdi... Baktı... Baktı ve aniden sert bir darbe indirdi yüzüne. Tutuklu sendeledi, doruldu tekrar... Temen boazına doladı ellerini, sıktı... TAVIR 23 "Nedir ulen bu sakal?" "Ben sabah tra oldum. Sakallarım sık, ondan..." Temen bu kez karın boluuna vurdu dizini. Ansızın azı açılan tutuklunun dudaklarından tükürükle karıık kan, çenesinden aaı süzüldü... Az önce avurtlarına inen sopanın biriktirdii kanı tüküremeyen tutuklu, rahatlayarak temenin yüzüne dik dik baktı. Temen kanı görmezlikten gelerek sordu: "Hani kısa künye?" Tutuklu hiç bir yanıt vermedi. Gözlerini bir bolua dikmi, hiç konumadan duruyordu. Bu kayıtsız tavrı temeni çıldırtmaya yetti... Tutukluyu kapının kenarına çektir-di. Onu beton zemine sırt üstü uzattılar, iki er ayaklarını kaldırdı; temen iki ayaıyla bileklerine bastı. Koridor çavuu, temenin elinden aldıı sopayı kaldırıp indirmeye baladı tabanlarına. Tutuklu yüzündeki acı dolu ifadeyi büyüttü; koutakiler savun-masız izlediler. "Demek içinizde daha adam olmayanlar var. Hücreleri çok çabuk unuttunuz demek..." Tabanına art arda inip kalkan darbelerle tahammülünün sınırları iyice zorlanan tu-tuklu baırmaya baladı. Koridor komutanı, temen, azına potinini sımsıkı bastırdı bu kez. Sonra ayaa kalkması için zorlamaya baladılar onu... iki erin kollarında ayaklarının ilevinden men edilmi bir et yıını olarak dorulttular. "Esas duru!" diye hıımla emretti temen. Tutuklu aynı kayıtsız tavrını ısrarla sürdürüyordu. Temen bu inatçı tutukluyu incelemeyi ve onunla ilgilenmeyi bırakıp koua döndü: "Hepinizi vatan evladı yapmadık mı? Hücrelerden almadık mı? Emirlere itaat, kurallara riayet demedik mi? Bakın ite bozuklar çıkıyor, iflah olmamılar" dedikten sonra tutukluya dönerek: "Sen ne biçim vatan evladı olmusun ... çocuu? Ne biçim Türksün sen? Kanın mı bozuk yoksa senin, konu!..." "Ben Türk deilim, Kürdüm..." Sessizlik... Temenin yüzü kasıldı... "Hücreye götürün bunu, götürüüüün! Çabuk!" Erler kollarından tutup çıkardılar. Kapı aynı gürültülerle kapandı. Sesler koridora tatı bu kez. Koridorda baırılar, küfürler büyüdü... D bloun tüm kouları koridordaki tutuklunun canhıra çılıklarıyla yankılandı; bouk seslere dönütü sonra bu çılıklar. Kouların dıardan gözetlenmesi için kullanılan gözetleme deliklerinden koridoru gözetlemeye çalııyorlardı tutuklular. Koridordaki ses: TAVIR 24 "Türksün ulaaaaan, Türksün! De bakalım, de: Türküm de!? Ve ardından sert sopa sesleri, iniltiler ve bouk sözcüklerle bir yanıt: Türk olduum yalnız nüfus cüzdanımda yazıyor. Ben Kürdüm!.." Gürültüler, küfürler yeniden arttı. Artan seslerin içinde tutuklunun sesi küçüldü ve büsbütün kesildi. Çok geçmeden kou hoparlöründen cezaevi özel yayınıyla yüzbaının sesi çınlattı ortalıı: "Kötü yola dümü vatan evlatları, Türklüünüzle övünüp benim kudretim karısında titreyin! Baka hiç bir güç sizi kurtaramaz. Yüce devletimize ve anlı Türk ordusuna teslim olun. Bana itaat edin, askerlerim komutanlarınıza itaat edin..." Bu cümleler cezaevini hınca hınç dolduran yüzlerce tutuklunun kulaklarına çarptı. Kısa süren bir sessizlikten sonra aynı hoparlörde müzik yayını (!..) baladı bu kez: "Çaanakkaleeee booazı-nın Yıılmaz tetik beekçisiyiz Bu ülkeye yaan bakanın Yan baakanın göözcüsüyüz Heeele bakııın uu eeerlere Kim yaan baaakar bu yeeerlere (...)" Müzik yayınından sonra yüzbaının sesi yeniden duyuldu hoparlörde: "Kandırılmı Türk çocukları, ölmek veya yaamak elinizde. Bütün liderleriniz hücrelerde teslim olmu ve açlık grevini sona erdirmi bulunuyorlar. Emirlere itaat etmeyenler özel bakım için hücrelere alınacaktır. Buradan ancak bana itaat ederek kurtulabilirsiniz..." Sonra hoparlörden kadınlı erkekli çılıklar, baırılar, yalvarılar... Ve en sık dinletilen seslerden biri: "Abee kurban olum yapmaaaaaa! Elin ayaın Öpüm, köpein olum yetterl Yeteeeeeeeer! Ahhh! Aaaaaaaaaaaaaahhhhhhhhhhhh!..." Sonra yeniden sürüp giden sessizlikte haki renk döek ve yastıkların kayı gibi ol-mu kirli yüzüne uyumak için birer birer düen balar. Sonra bölük pörçük uykular, karabasanlar, uyuyamayanlar, uyumayanlar, baırılarla uyananlar, sayıklayanlar... Gecenin 0.3'lerin alkollü bir erin mazgal aralıından içeriye çarpıp, ölümcül sessizlii bozan sesi: TAVIR 25 "Namısımız için yaıyok dee mi" Yüzbaım diyo: vatın ruslara mı viriceediniz ipnelee! Anamıza, bacımızı ruslara mı......................?" Uyanıp dudaklarını dileyenler, hala horlayanlar veya hala uyumamı olanlar; ya da yanan tek solgun ampulün ııında bit ayıklayanlar: Üç be yıllıklar, onbelikler, müebbetler, idamlıklar... Daın bedelinde, çılıın yasındayız. Bir yangına saman çöpü gibi savrulduk: külün tanımındayız... Gazeteler yine çıkıyor mudur Cevdet? Gazeteler bizi yazıyor mudur? Atlar yine doludizgin midir o bozkırlarda? Dalgalar öyle hırçın yine ak köpüklerle mi yine? Kanatları mıdır kuların daha o gökyüzünde? Gün, her sabah douyor mudur daların heybetine? Bir bardak çay...Bir cıgara nasıl bir eydi? Onunla duman olmak ve buradan uçup savrulmak... Isınmak sonra ve sıcak sularda yunmak... Her akam bozkırla-ra dolanan bir çoban kavalının ezgisi ya da Beethoven'in dokuzuncu senfonisi; daların uykusu ya da suların yükselii; gecelerde küme küme ufak tefek yıldızlar nasıl bir eydi? Saçları, ılıklıı, kokusu bir kadının nasıl? Nasıldı? nsan olmak nasıl bir eydi Cevdet? "Yaamak güzel ey be kardeim" nasıl bir eydi?.. Burada her sabah "çırpınırmı Karadeniz bakıp Türk'ün bayraına." Gidin, söyle-yin ona: biz birer birer ölürken burada bakacak baka eyler bulsun çırpıntısına. Yeter! Geçilsin, bıraksın inadı Çanakkale Boazı da... Anlamıyorlar biz yoksak gökyüzü çıplak kalır. Albümlerde gülümser hükümlü su-retleri; kentleri susular kanatır... Yeni bir günün sabahıyla kou kapısı hızla açıldı. Koutakiler telala sıçradılar yataklarından. Erlerin kollarında yarı baygın duran tutukluyu ranzaların önünde tehir ettiler bir süre...Tanınmaz bir haldeydi; sa gözü patlamı, akaında ve azının kıyısında kurumu kan lekeleri görünüyordu..: Sakalları uzamı, gözleri küçülmütü...Tek tip elbisesinin sa kolu ve pantolunun diz kısımları yırtılmıtı. Erlerin kolun-da, baı öne dümü baygın gibiydi... Bütün koutakiler yerlerinden kıpırdamadan kederli yüzlerle baktılar arkadalarına... Sonra erler, birdenbire çektiler kollarını. Diz baı çözüldü... Yere çöktü... Dütüü yerde kaldı. Gözleri kapalıydı. Yüzünde güzel bir dü görür gibi bir gülümseme vardı. Sonra bu gülümseme kayboldu ve öylece kaldı kouun ortasında. "Dikkaat!" komutuyla cezaevi müdürü yüzbaı ve kurt köpei "Co", içeri girip baygın uzanmı tutuklunun önünde durdular. Kurt köpei tutuklunun etrafında dönüp durdu, yalandı, hırladı ve saldırmak için yüzbaının komutunu bekledi...Yüzbaı gü- TAVIR 26 lümseyerek baktı yerde baygın yatan tutukluya. Gülümsemesinde galip ve marur bir ifade vardı... Yanında duran erlerden birinin kulaklarına bir eyler fısıldadı. Er koar adım dıarı çıktı. Çok geçmeden elinde reçel sürülmü bir dilim ekmekle geri döndü. Dier er içerden getirdii bir sürahi souk suyu tutuklunun yüzüne çarptı. Sonra tekmeyle dürttüler onu. Gözlerini aralayan tutuklu, tepesine dikilmi yüzbaıya tiksintiyle baktı. Yüzbaı, on üç günlük açlık grevinin bitiminde hücreye alınan ve yaklaık yirmi gündür boazından tek lokma geçmemi tutukluya bakarak elindeki ekmei göster-di. Sonra çömelip sol elini ensesine destek yaparak baını kaldırdı. Tutuklu baktı, yutkundu... Sonra gözlerini baka bir noktaya dikip kayıtsızlıkla susmaya koyuldu. Beklenen sürede ekmein üstündeki reçel damlayarak tutuklunun tek tip elbisesinin üzerine aktı... Yüzbaı sabırsızlandı. Dilimi daha da yaklatırarak uyardı: "Hadi yavrucuum ye bakalım, ye hadi!.." Tutuklu yarı aralık gözleriyle yeniden baktı ekmee... Duraksadı... Sonra elini hafif-çe kaldırdı ekmei almak için, ama birden eli ve baı gevedi... Yüzbaı eliyle ense-sinden tuttuu için dümedi. Yüzbaı yeniden dürttü onu ekmei alması için. Bütün kou ranzaların önünde, esas duruta izliyorlardı olup biteni. Yeniden gözlerini açtı tutuklu; sonra gücünü toplayıp ekmee uzandı; aldı. Elindeki ekmek dilimini azına götürüyordu ki yüzbaı kolundan tutup atıldı: "Önce ne mutlu Türküm diyene'de, bunu de!" diyerek gözlerini ayırıp ihtirasla bak-tı yüzüne. Bir süre sinek uçsa duyulacak türden bir sessizlik sürdü kouta. Yüzbaının söyledikleriyle tutuklunun gözleri birden irileti. Yüzü kasıldı ve alamaklı bakarak dilerini sıktı. Bir süre sonra aniden "ne" sözcüü çıktı azından; "ne mutlu" dedi ardından... Bütün kou garip ürpertiler geçirdi; ısrarın koutaki son öz-nesi, son mevzisi sayılan bu arkadalarının da yenilgi saatinin geldiini düünüp bur-kuldular... Fakat birden aırtıcı bir tavırla, dahası bir sürprizle karılatılar; daha önce söyledii "ne" ve "mutlu" sözcüklerine: "Kürdüm diyene" sözcüklerini ilitirdi... Sonra elin-deki ekmei avuçlarında sıktı...sıktı ve irkilmi bir ifadeyle bakınan yüzbaının yüzü-ne çarptı... Bu beklenmeyen davranı karısında dehete kapılan yüzbaı kalkıp geri çekildi. Geri çekilmesiyle birlikte tutuklunun ensesini de bir bolua bıraktı. Boynu serbest kalan tutuklunun baı sert bir ses çıkararak beton zemine çarptı... Hıımla ayaa kalkan yüzbaı ne yapacaını bilmez gibiydi.... Sonra hırsla üzerine abandı ve ellerini kıpırtısız duran tutuklunun yüzüne gerdi... Avuçladı... Tırnaklarıyla yüzünde izler bıraktı... Bir yandan küfrediyor, söyleniyor, bir yandan tutuklunun bay- TAVIR 27 gın ve yaralı yüzünü tırmalıyordu. Azından çıkan ve bountulu mırıltılara dönüen cümlelerin bir kısmını duyabiliyordu koutakiler: "Seni öldüreceim... Seni öldüreceim .....çocuu, öldüreceim seni..." Elleri tutuklunun boazına kaydı bu kez. Sıkmaya baladı... Bir an azı açılıp kapa-nan tutuklunun dudakları arasından kıpkırmızı taze kan, çenesine inip kurumu ka-nın üzerinden boynuna doru aktı. Koutakiler birer ikier öne çıkmaya baladılar, panik içindeydiler. Yüzbaı korkuyla geri çekildi. Kapıya kotu... Erler içerde kalınca joplarına sarıldılar. Yüzbaı kapının önünde cebinden çıkardıı düdüü telala öttür-dü. Kou kapısını hemen çekerek kilitledi. Erler içerde kalmıtı. Yüzbaı koridorları çınlatan kahkahalar savururken, koutakiler de içerde kalan dört ere saldırdılar... Yüzbaının düdük sesiyle hemen gelen takviye kuvvet, önce kou gözetleme deliklerini aralayarak içeriye göz yaartıcı bombalar savurdular. Sonra kou kapısı-nı açarak joplar ve iri sopalarla saldırdılar. Yirmi kiiden oluan takviye kuvvet, iri kı-yım ve acımasız alarm kuvvetiydi cezaevinin. Dar kouun içine kan damlaları, çılık-lar saçıldı. Her biri iki metreye ulaan boyu, kırmızı ve besili yüzleriyle koutakilere saldıran erler, Cevdet'in yerde duran cesedine basıp geçe geçe rastgele salladılar joplarını...Dar alanda can havliyle kaçıan bazı tutuklular da hiç farkında olmadan basıp basıp geçtiler arkadalarının cesedine. O hengamede farkında bile olmadılar... Bir gün daha, bu kez D blok 20. koutakilerin çılıktan, kou parmaklıklarından göe ve oradan Direkhane semti sokaklarına paramparça daılıyordu... Daın bedelinde, çılıın yasındaydık. Bir yangına saman çöpü gibi savrulduk: külün tanımındaydık... Sonra bende o tufanın kıyılara vurduu bir ceset. Beni duyuyor musun Cevdet?.. DERD N K : BAZEN NAMLULAR DA YAKIIR ÇAA. NAMLULAR Ç T KIRAR VE VURUR DAA. DADA 'KATL VAC P' B R ÜLKE G B SUSARIZ SONRA... B R ZAMANIN LME NE TAKARLAR B Z : SALLARLAR BOARLAR VE S C L HANE-LER NE DÜERLER SM M Z ... ISSIZ NSANLIK, HEP BÖYLE UZAK ÖLÜR B R EYLERE ÜLKEM N ÇOCUKLA-RI... UZAK ÖLÜR ÇOCUKLARI UÇURUMUN... B R YERLERDE... B R EYLERE...-DAHA YA DERMAN EKS K YA DA ÇOK YARA; VE HALA ISLANIR, ISLANIR DA D CLE G B TAIP DURUR GÖZBEBEKLER M Z... DAIN BEDEL , ÇILIIN YASIYIZ B Z! YANGINLARA SAMAN ÇÖPÜ G B SAV-RULDUK: KÜLÜN TANIMIYIZ B Z... TAVIR 28 GÖÇ YOLLARI FOSEM Kıvrıla kıvrıla bir vadinin içinde, karlı dalara, sisli tepelere baka baka yol alıyoruz Hakkari'ye doru. Daların gizemini içimizde hissederek, zorlu kı artlarında tipi gibi, boran gibi kendini kayalara vurmu; açlıa, sefalete, hastalıa ve kırıma göçen insanları düünerek. "Çürüyen kokusuyla yadı kimya kesildi feri gözlerin, sustu dil. Artık ne yürek sızısı var genç kızların ne bıyık buran delikanlılar nsan etiyle doldu çukurlar"(1) Kuzey Irak'tan Türkiye topraklarına doru kaçarak sınıra yıılan insanlarla; acılı ve yenik Kürt halkıyla dayanımak için özgüllükler ve Haklar Dernei bünyesinde oluturulan bir heyetle Çukur- ca'ya gidiyoruz. Doktorla, hemirelerle, ilaçla, yiyecekle... Çukurca'ya Üzümlü'ye... tepelere, kuytulara, kaya diplerine, nehir boylarına daılmı insanlara. Nehir boyu dizi dizi insanlar; çamur içinde, talar üzerinde, naylon altında, açıkta; yalın ayak, bezgin, hasta insanlar. Zap suyu bulanık, çamur köpüklü akıp gidiyor, insanlar bulanık, acı yüklü, solgun gözleriyle genç kadınlar, kararmı yüzleriyle bebeler. Tepelere asıl kamp yerine ulamak için 3 km. yol katediyoruz; çamura ve askerlerin engellemelerine karın. Yol boyu insanlar; yüzlerinde ölüm, gözlerinde ölüm, ellerinde ölüleri... Ölüm: ite kampın habercisi. Kürtler kadınlı, erkekli; çocuu, yalısı 49. sınır taından geriye itiliyor; köpekli, silahlı askerler tarafından. Sınır boyları kuatılmı. Yamur yaıyor ip gibi; dolu vuruyor yamaçlara, yüreklere ellere; umursamaz gibi bu insan selini... Çamur her yer; dalar çamur, talar çamur; sulu vıcık çamur, iz iz, çukur çukur çamur, insanlar öbek öbek, dizi dizi; kucaklarında bebeleri doktor soran .insanlar. Bir kıyamettir gidiyor. "Yüzün sarı Sevre kadın, neden san? Sararmaz mı ki yapraklar Yitirince ilk baharı. TAVIR 29 TAVIR 30 Bakıların Sevre kadın, bakıların Bilmez misin göçmen kular? Habercisidir kıların Kocan nerdeSevre kadın, kocan nerde? Çocukların Sevre kadın, çocukların Acısı oldular artık Yüreimdeki daların"(2) Bezlere sarıp; tepelerde çadırlara Çu-kurca'da camiye konan ölüler... Bebeleri için alayan kadınlar, alarken yakaran kadınlar. Yol boyu, yollar boyu adsız, unvansız, tasız bir çukura doru kucaklarında, sırtlarında ölülerini taıyan kadınlar, erkekler... kepçeler, dozerler toprak sürüklüyor ölülerin üzerlerine, bir süre sonra izleri bile kaybolacak bu toplu mezarların. Sınır talarının böldüü bir ulus, acılar içinde kıvranan; ihanete uramı bir ulus. haneti yaayanın umudu da büyüktür elbet. Çadırlar ilkel; battaniye, bez ve naylondan. Varolan çadırlar ihtiyacın çok azını karıladıı için 4-5 aile bir arada, üst üste. Ve çamur içinde yatıp kalkıyor, tuvalet ihtiyacını aynı çevrede karılamak zorunda. Su yok, hastalık salgın halinde. Kanlı ishal kol geziyor; kolera dizanteri, sarılık, tifo kol geziyor. On bir gündür hiç bir salık çalımasının yapılmadıı bu kampa gidiimizin ikinci günü, babakan Akbulut'un gelecei haberi üzerine bir gecede su, elektirik getirildi, salık çadırları kuruldu (3 adet), binlerce insanın talebi karısında yetersiz düzeyde. rüyordu. Sadece 12 Nisan 1991 cuma günü 9 kiinin yardım paketleri altında can verdiklerine tanık olduk. Paketlerden çikolata, puding, su ve kahve çıkıyordu genellikle. Yardım uçakları geldiinde kamp yeri yeni bir alt üst oluu yaıyordu adeta. Uçaklar görüldüünde "istemiyoruz bizi öldürüyorsunuz" diye baırıyorlar, ama bir yandan da bir eyler kapabilmek için paketlere hücum ediyorlardı. Delice koturuyordu alı, yeili, moru; ıslak ekmeklere, çamurlu ekmeklere. Hücum ediyordu ezile, kıra koan renk cümbüü. Alı da, moru da çamur içinde. Her gün, çounluu kadın ve çocuk olmak üzere en az 70-80 kiinin öldüü kampta "acaba bu gece kaç kii ölecek?" korkusuyla sabahı bekliyorlardı. Konakladıımız ilk gece; yaklaık 80 ölümle ulatık sabaha. Dozerlerin uultusu, bıçaklarının sesi; açılan, örtülen insan çukurları... Sıınmacıların bulunduu kamplardan biri olan Üzümlü'de de, durum Çukurca'dan pek farklı deildi. Yol çok kötü olduundan buraya yardım karadan ancak katırlarla ve insan sırtında ulatırılabiliyordu. lk 5 gün boyunca, yöre halkının yardım iletmesi sayesinde ayakta kalabilen sıınmacılar, bunun "güvenlik" gerekçesiyle yasaklanmasından sonra, daha kötü bir duruma dümülerdi. Ayrıca uçaklardan atılan yardım paketlerinin, mayınlı bölgeye dümesi yüzünden, bunlardan da yararlanmak mümkün deildi. Bölgede ölümleri arttıran önemli bir faktörde, Üzümlü'ye u ana kadar hiçbir salık ekibinin ve salık malzemesinin ulamamı olmasıydı. Bu kamplarda açlıa, soua, hastalıklara karı varolma savaı veren sıın- Bir taraftan salık çadırları kurulurken, öbür taraftan Amerikan uçaklarından atılan yardım paketleri insanları öldü- TAVIR 31 macılar, yörede bulunan güvenlik güçlerinin dayak, baskı ve zulmü karısında yaam mücadelesini sürdürmeye çalııyorlardı. Sabahın erken saatlerinde ekmek için, ısınmak için Çukurca sokaklarını doldurmaya balayan sıınmacılara özel timin reva gördüü ey; cop, küfür ve sürüklemek oluyordu. Yöre halkının, sıınmacıları evlerinde barındırma yönündeki talepleri geri çevrilirken, Çukurca'da sıcak bir kahvehaneye, sıınanlar burayı talan etmekle suçlanıp, dayaktan geçiriliyordu. Bugün dünyanın gözleri önünde devam eden bir soykırımla karı karıya Kürt halkı. Çözüm: Birkaç milyon dolarlık yardım paketlerinde, göstermelik yar- TAVIR dım kampanyalarında, oluturulan geçici kamplarda deil, Kürt halkının kendi topraklarında Özgürce Yaam Güvencesinin ve kendi kaderlerini tayin etme hakkının salanmasıdır. "Çekilen havarlar artık dinmelidir Derdin çaresi yalnızca bizdedir Korkuyu yenmenin tek yolu Yine korkunun içinde yatan sizdedir Ölüm dümanın ellerindeyse Yaamak bizim ellerimizdedir."(3) DPNOT: (1), (2) brahim KARACA (3) Adnan YÜCEL 32 GAL ALTINDA YAPILAN, YAPTIRILAN SNEMA AHMET YÜZÜAK gal... Pantolonlarımız, yemeklerimiz, kültür ve sanat alanımız, içeceklerimiz ve sayabileceimiz bir çok kalem öz benliimizi belirleyen ulusal alan igal altında. Levi's, Lee, Mc Donald, Pepsi, Coca Cola, Marlboro, Adidas, Mercedes, Fiat, Philips, Club Med, Clup Robinson, pana, Carrera gibi sayısız igal temsilcilii faaliyetlerini özgürce ve kendilerine güvenleri tam olarak sürdürmektedirler. Mustafa Kemal ve çetesi Kuvayi Milliye; igal güçlerine karı destansı bir mücadele verilmesinde ilk mealeyi balata-lı nerdeyse bir asır oldu. Buna ramen günümüzde o ilkeli savaıma yeni bir yanıt veriliyor. Bu yanıtta en çok dikkati çeken ey; sosyalizm öldü, bakada yapacak bir ey yok, o halde niye zamanında baımsızlık diye dayattık. O zaman bir Amerikan veya ngiliz mandası altına girmi olsa idik daha çada olurduk. Tüm dünya da rahat gezer, çalıır ve yaardık denilmesidir. Günümüzde her eyin hiç çaba gösterilmeden dıarıdan getirildii ve bunun alt yapısının oluturulduu bir ülkede bu yeni thal fikir de azımsanmayacak bir yol almı vaziyette. Sahi kendi dilinde özgürce yazıp -çizmenin, düürtmenin, sevgiliye, anneye, babaya hitap etmenin yerine ngiliz- TAVIR ce - Fransızca - Almanca hitap etmenin daha evrensel olduunu ve de pek geçerli akçe olduunun hala ilan edildii bilinmiyor mu? Ne yani baka dil bilmenin ne sakıncası var? Bilmeyenin isiz kaldıı bir dünya da yaıyoruz. Böylede karı yanıtını alırsınız. Hatta gerici bile ilan edilebilirsiniz. Milliyetçiliin banaz bir temsilcisi, muhafazakar ve nesli tükenen kelaynak kuu ilan edilebilirsiniz. Kısa yanıt vererek esas alana sinemaya akacaız. Avrupa'ya adım attıınızda Türkiye pasaportlulara uygulanan bir kaç örnei sizlere aktaracaım. Bulgaristan'dan içeri aracınızla giri yaptıınızda, aracınız derhal dezenfektanlı bir havuza sokulur. Araç ondan sonra içeri alınır. Almanya Avusturya gümrük kapılarında TR plakalı araçlar dier ülkelerde olduu gibi ayrı bir özel kulvara alınır. Tepeden tırnaa, hatta aracın iç döemeleri bile sökülerek aranır. Uçaınız sizlerde içinde olmak üzere ilaçlanır. Ayrı havaalanlarına ini yaptırılır /ngiltere/ ve yine titizlikle aranırsınız. 150 bin kiilik bir Türkiyeli potansiyele sahip Berlin'de, 20.000 nüfuslu bir spanyol kitlesi bizlerden daha saygındır. Özel haklara sahiptir. Her çıkardan prospektüslerde- 33 tanıtım broürlerinde/spanyol'ca olarak çeviri bölümü yer alır. Serbest dolaım hakkını kullanırlar. Senatodan yüklü yardım alırlar. Ucuz bir ifade ile olayı geçitiren mantıı da aktarayım. "Onlar hem Hıristiyan, hem de Avru-pa'lı da onun için!" Hayır. Ulusal baımsızlıı her alanda korudukları için. Mücadelesini durmadan verdikleri için. Kültürlerini kan ter içinde ayakta tuttukları için. spanyol'ların stanbul da bile küttür merkezleri ve okulları mevcuttur. gal güçlerine, emperyalizme karı her alanda olmazsa olmaz savaım verenler her zaman dünya kamuoyunda daha saygındır. Haklarını da sa-vunmada-almada her zaman bir adım ilerdedirler. unutuvermitir. 3. Dünya ülkelerinin ner-deyse tam mevcut temsil edildii bu en iyi ve nitelikli film arenasında da unutturulmuuz, igal kuvvetlerinin emrimidir yoksa? Ya Kültür Bakanlıı? Esas ilevini nasıl da unutuvermi. TÜRK FLM anlı-anlı ve görkemli akakçı basın flalarıyla kurulmutu. Ona niye ans tanınmadı" TRT niye bu ie icabet etmedi? Salon igalleri kesinlemi bulunan ülkemizde, Warner Bros izni ile arada sırada ve hatır için yerli filmler gösterilmiyor deil. Bir iki örnek sayabiliriz elbette. Hem de Kültür Bakanlıı destekleme fonu ile yapılmı, bakanlık himayeli film. Bekle Dedim Gölgeye gibi.. Peki himayeli dier filmleri süs diye raflarda saklamak için yaptırmadı ise, bakanlıı bir açıklama yapmaa zorlamak, bu tarihi anı 1991 yılını igal güçlerini tam yol ilerledii bu yılı belgeli kapatmak lazımdır. ANAP, Kültür Bakınlıı ve beceriksiz SHP ile dier legal muhalefet partilerini açıklamaa davet ediyoruz. Ülkemize bakacak olursak: Her alanda "buyrun" ilemitir. Teslimiyetçilik göklere çıkartılmıtır. Avrupa bile yadsınmı, direkt Amerikan tercihi yapılmıtır. Onlarında bu çarıya hayır demeleri zaten doaları gerei mümkün deildir. gal, parlak günlerini yaıyan günümüze kadar tüm alanlara girmitir. 1991 Mayıs ayı filmlerine baktıımızda, tüm Türkiye de sadece 3 yerli filme salonlarda gösterim hakkı tanınmı.(1) Yapımcılar, kardei cinayet çetelerine para yardımı yaptıı için yargılanmı olan Türker nanolu bakanlıında SE-SAM da suskun durumda. Geçen yıl ANAP iktidarınca sinemaya verilen 20 milyar TL. nin 14 milyarı yapımcı Türker nanolu'na verilmitir. SE-SAM yönetimi bu yıl CANNES film enliinde Türkiye sinemasının temsilini TAVIR Sinema salonları igal altında iken Kültür Bakanlıı himayeli filmler nasıl Türkiye halkına gösterilecektir. Yerel yönetimlerin/belediyeler/erki muhalefetin elinde. O halde neden alternatif gösterim aı oluturmuyorlar? Bununla ilgili politika gelitirmiyorlar? gal güçlerinin emrimi var? Demokrat ve devrimci muhalefetin, sendikaların salonlarını devreye sokmaları gerekmez mi? Dier alternatif salonların sayısı artırılamaz mı? Bu zorunlu bir görev deil midir? gale karı ulusal direni gerei artık can yakıcı boyuttadır. Film yapımı durma aamasındadır. Yapılan devlet destekli filmlerin vizyona fiili 34 sokulması kesinlikle igal güçlerince engellenmektedir. Kültür Bakanlı ı'nın da umurunda de ildir. Bir yasa teklifinin pei sıra gitme avuntusu ile kendilerini ve devamlı akakçılarını uyutmaktadırlar. Kamuoyu da bu konuda oyalanmaktadır. TRT de tam igale hazırlanmaktadır. Gösterilen filmlerin büyük bir ço unlu u yabancıdır. Ve de Amerikan kökenlidir. Yerli dramalar kültür igaline çanak tutacak bazı nüveleri taımaktadır. Gerici ve ça dııdır. Video alanı ise igale adım adım giden avcıların cirit attı ı bir arena durumundadır. Yerli film da ıtımı yeteneksiz ve güçsüz ekiplerin elinde çarçur edilmektedir. Hileli iflaslar, gerçek batılar yaanmaktadır. Yabancı film da ıtıcısı firmalar nedense yine baarılıdırlar. Video alanında bile bir çok yerli film henüz gösterime girememitir. da, da ıtımıda alternatif kanal ile yapıl ma a çalıılmaktadır. Yerel idarelere, de mokratik kurumlara çok i düecektir. Unutulmamalıdır ki bu çalıma; igal güçlerine ve a ır baskılarına ra men ya pılmaktadır. Sinemamızda yine de umut karıncaları ilevlerini aralıksız sürdürmektedirler. SNESEN, Sinema Emekçileri Derne i ve Sinem-Koop alternatif kültür ve sanat ilevini ulusal ve evrensel boyutları kapsı-yacak ekilde ina etmede umudumuz olarak, var olan, bu mevzideki dost kurumlarımızdır. Yazıyı bitirmeden di er igal mevzisi-netiyatroya-bir göz atalım. stanbul Uluslararası Tiyatro Festivali 1991 Mayıs programında yer alan oyunların 14 de 4'ü yerli yazarlara aittir. Kültür Bakanlı ı dıında yapılan bazı filmlere-Hereye ra men-bakacak olursak video piyasasıın ısmarladı ı filmler ile slamcı kesimin yek vücud olarak finanse etti igösterdi i-özel olarak video kasedi hazırlayıp da ıtım a ı oluturdu u filmler dikkat çekmektedir.. Peki alternatif/muhalefet/kesimin düzenledi i GENÇLK GÜNLER 91 de durum ne? stanbul Belediyesi ehir Tiyatroları düzenliyor. Yani muhalefetin kültür ve sanat alanında bir alternatifi. 6-31 Mayıs 1991 tarihindeki bugünlerde gösterilen yirmi altı filmin sadece altı adedi ülkemiz yapımı. Gençlerin kısa metrajlı-kahramanca çalıarak oluturdukları filmleri de övgüye de er bularak yazıyorum. Tiyatro oyunlarında tercih ise yine yabancı yazarlarda. Yirmi sekiz oyun içinde sadece on iki oyunun yazarı veya grup çalıması ülkemize ait. Devrimci kesime henüz uzun metrajda yol alacak alternatif filmler yapma iinderaslanmamaktadır. Ancak, yinede alternatif yaam savaımında olan filmler için yo un çabaların varlı ıda bir gerçek. En son bir çalıma izledik. Henüz vizyona girmemi olan bu çalımada: Kürt sı ınmacılar ve acılı yaamları gözler önüne serilmektedir. Bu filmin yapımı- Ne oluyor? Ne oluyor? Evrensel ürünlere karı de iliz ama; kendi ülkemizin kültürünün sanata yansımasının önlenmesine, gaspına elbet karıyız. Ve de bu alanda mücadelede kararlıyız. DPNOT (1) Sinema Dergisi, sayı 81 TAVIR 35 GERÇEK R ve ARN KML ÇETN BOA "insan, ancak sosyalizmle insandır. mak, insanı insan için anlatmak, insanın "(1) sorunlarını ve hayatını ele almak, insan için en gerekli çözümler bulmak ve insan hayatına, ona yaraır en mükemmel biçimi getirmek için çaba göstermek. Direnmek, çalımak, savamak sonuna kadar. I. RDE SOSYAL ST GERÇEKÇ L K: 1. ODAK NOKTASI: NSAN/HALKLAR/EZ LEN SINIF Sosyalist gerçekçi anlayıı savunan bir airin amacı, halk kitlelerine gerçek iiri sunmaktır. Profesyonel iirin kaynaı, halkın kollektif yaratıcı çabasıyla salanabilir. Gerçek iir de yaratıcı gücünü, halkların düünce ve estetik ideallerinin gelimesinin hizmetine sunduu zaman, bir deer kazanır. air, ezilen sınıfın çıkarlarına uygun davranmak sorumluluundadır. air devrimci olmak zorundadır. Halkının sözcüsüdür o. Bir sınıfın airi olmak. Yürei ve beyni gerçek insanın sosyalist duygu ve düüncesiyle dolup tamak. Gerçek insanın sevgisiyle tutuup yanmak. Bu uurda da söylediklerini kâıt üzerinde bırakmamak. Gereken her çabayı, zorluklara aldırmadan gösterebilmek. Iıı yaymak, yepyeni ufuklar açmak, yol göstermek, etkilemek, anlatmak, onlarla birlikte yürüyüp komak ve yepyeni bir dünyayı yaratmak adına, devrim adına yazılmı ve söylenmi iirlerle aydınlatmak dünyayı. Önce insan. Çünkü iir, insanın sesidir. airin odak noktası insan olmalı, her ey insanda bütünlemelidir. nsan için düünmek, insan için sorumluluk duy- TAVIR air insanın, insanların sözcüsüdür. Bir sınıfın, bir halkın ve ezilen herkesin sözcüsüdür. Öncüdür o. Bir yandan hayatı, insan hayatını, en yoksul insanların yaantısını daha yakından tanımalı; bir yandan da daha yeterli bir bilgi birikimiyle donanmalıdır. 2. NASIL B R D L? Halkın airi, duygu ve düüncelerini her kesimden insanın anlayabilecei açıklıkta yansıtmak zorundadır. Yazdıkları açık, anlamlı ve anlaılır olmalıdır. Dilini, halkın geni kesimlerinin anlayabilecei bir dil olarak belirlemelidir. Toplumun anlamadıı, tanımadıı sözcüklerle hiçbir ey anlatılamaz! 3. A R N SORUMLULUU air, doru bir bakı açısına sahip olmalıdır, önemli olan, onun salam bir dünya görüüyle davranabilmesidir. Hüzünlere, bunalımlara, umutsuzluklara ve yılgınlıklara saplanmadan; sevgiyi, insan sevgisini, insanın önemini ve sevinçlerini, güven dolu bir dünyanın en güçlü umutlarını, direnmeyi, kararlılıı, inancı ve korkusuz olabilmeyi en öne çıkarabil- 36 mek göreviyle karı karıyadır gerçek air. 4. YAAYAN DEERLER ç ve dı egemen güçlerin ekmeine ya sürmenin örtülü biçimleri! Artık her eyin bittiini söyleyenler! Her ey çok kolaylatı diyenler! Sınıf öldü, imdi kapitalizmi iyiletirelim ya da kurtaralım diyenler! Bütün güzel ve kutsal deerlerimizi öldürüp yok edenler! Aynı azı iktidar ve yabancı ibirlikçileri de kullanmıyor mu? Bu yüzden hep yaayacak deerlerimize daha sıkı, sımsıkı sarılmalıdır iirlerimiz. Çünkü sömürü ve zulüm sürüyor! Acı sürüyor! Çünkü deien hiçbir ey yok ve bu sava hep sürecek! Grevler, yürüyüler, boykotlar, mitingler, bildiriler sararken hayatın alanlarını; air de kalemini bunlara çevirmelidir. Bunları yazmalıdır. Gecekondular, fabrikalar, yoksulluun köyleri, isizler, açlar, cezaevlerinde haksız yere yatan insanlar, bu ülkenin anlı devrimcileri, kukulu ölümler ve demokrasi dıı bütün uygulamalar! Faist ceza yasaları, engellenen Newroz'lar, 1 Mayıs'lar, grev ve sendikalama hakları, gözaltılar, tutuklamalar, yaralamalar, insanlara ate açan görevliler ve onlara ate emri verenler! Bu ülke size tapulu deildir, bilesiniz! kenceler, baskılar ve zulüm! Bir gün bunların hesabını vereceksiniz! Bir çiçei, bir çocuu, bir incelii, bir iiri, bir güzel müzii, bir insani sevmekten yoksun çıkarcılar, insan taslakları! 6. ÖZE UYGUN BÇM 5. ÜLKE VE DÜNYA KARISINDA AR Ülkesini ve dünyayı iyi tanımalıdır air. nsanları, halktan, ulusları. On binlerce maden içisi Zonguldak'tan Ankara'ya yürürken, bir air bunu nasıl görmezlikten gelebilir? Dou'da, Güneydou'da ezilen bir ulusun insanları kırılırken; bir air nasıl gözlerini kapatabilir? Zindanlar dolup taarken, insan kanı yerlerde sürüklenirken, açlıklar, yoksulluklar, hastalıklar ve haksız savalar sürüp giderken; bir insan, bir aydın, bir devrimci ve bir air nasıl duyarsız davranabilir? Dünyanın birçok ülkesinde bütün insanları derinden ilgilendiren pek çok olay yaanırken, air ilgisiz kalabilir mi? nsanlar bir parça ekmek bulamazken, baskılar altında inletirken; bir airin bütün bunlara sorumsuzca bakması düünülebilir mi? Beyni ve yürei, ülkesiyle ve dünya ülkeleriyle çarpmak zorundadır. çi sınıfıyla çarpmalıdır, ezilen uluslarla çarpmalıdır. Halkı için çarpmalıdır. Ülkesi için çarpmalıdır. Sosyalist gerçekçi iir, önce öze önem verir. Biçim oyunlarıyla zaman yitirmez. nsanı söyler, insana seslenir ve sosyalizmin gerçek yolunda ilerler, öze önem verirken, biçimi yadsımaz; devrimci öze uygun devrimci biçimi yaratır. Konu ve düüncemizin çarıtırdıı anlatımı, biçim estetik olarak sunabilmelidir. II. RDE BÇMCLK: 1. BÇM ÖNE ÇIKARANLAR! Batının çürümü sanat anlayılarını günümüzde taklit edenlere karı savamak zorundayız. Biçim hastalıkları, saçmalıklar, anlamsız ve anlaılmaz birtakım herzeler! Gerçeküstücüler, absürdcüler, yeniciler, dönekler, jurnalciler, sınıflarını çıkar için çineyen küçük adamlar! Gerçekte biçimi her eyden önce gören bu insanlar, sosyalizmin dümanlarıdırlar. nsanların, halkların dümanlarıdırlar. Devrimin dümanlarıdırlar. Jean FREVLLE "Sosyalist Gözle Sanat ve Toplum" adlı kitabında öyle yazı- TAVIR 37 yon "Bir sınıf çökmeye balamısa, onun sanat ve edebiyatı da çökmeye balar. Toplumsal bir çökme, kültürün de çökmesine, do usuyla batıı bir olan modaların çıkmasına, yeni biçimler altında bireycilik ile mistikli in görünmesine yol açar. Bütün bunlar, can çekien sınıfın nevrozlarını, kaçı iste ini, gerçeklikten tiksintisini ortaya koyar. Tersine, o güne de in ezilmi; bilgiden, kültürden yoksun bırakılmı bir sınıf yükselmeye balayınca; biçimden çok özle, içerikle ilgilenir." 2. SOSYALST GERÇEKÇL SULANDIRANLAR! Toplumcu gerçekçi, toplumcu, gerçekçi, halkçı, vb. tanımlamaları kendilerine yaraır görenleri; öyle bir elekten geçirsek, acaba kaçı gerçekten sosyalist gerçekçi sanat anlayıı saflarına alınabilir? Bu konuda oldukça umutsuz oldu umu söylemeliyim! Bu tanımlamalar bile, sosyalist gerçekçili in yumuatılması ve sulandırılması adınadır! Bir kaçı, bir kıvırma, bir döneklik ve ihanet çukurlarında rezilce yaanan küçük burjuva hastalıktarı! Baka bir ey de il! 3. SEÇKNLER AZINLII! Ülkemizde kültür, sanat ve edebiyatı istedikleri gibi yönlendiren bir avuç seçkinler grubu! Burunlarının önünü görmeyen yalı ve köhnemi bir air ve yazarlar kua ı! Toplumsal sorunları bir yana bırakıp, içi bo eylerle u raıp ahkâm kesenler! Onların onayını almadan air ya da yazar olamazsınız! Her eyi onlar belirler! Onlar seçer, onlar yayınlar, onlar ödül verir. yiye, kötüye onlar karar verir. Düzene ayak uydurmulardır. Belirli yerleri kapmılardır. Gazeteler, dergiler, ansiklopediler de onların arpalıklarıdır. Basın tekellerinin paralı sözcüleridirler. Buna uygun bir sanat anlayıını be- nimserler. Suya sabuna dokunmayan, çok kirli bir sanat anlayıını! Her eyin yozlatı ı, alçaldı ı i renç ilikiler! Çıkarlar! Ya danlıklar! Anadolu'nun ve gençli in sömürülmesi! Büyük, bir iki kentte sanat ve edebiyatın tekelini kuranlar! Birbirlerinin elmasını parlatanlar! Onlara göre, bugün ülkemizde 50 yaın altında air yoktur! 25-30 yıldır iire emek vermi insanlara, "acaba iiri sürdürecekler mi?" kukusuyla bakmakta ve küçümsemektedirler! Bu takıma gereken ders verilmelidir ve bir gün mutlaka verilecektir. Unutamayacakları bu dersi verecek olan da, bu halkın ezilen insanları olacaktır. III. SONUÇ: Demokrasi ve özgürlü ün olmadı ı yerde, açlı ın ve isizli in en derin uçurumlarında; bu hayatın gerçek airlerine çok zorlu görevler düüyor. air, düüncesinin o esiz insancıllı ıyla davranmak zorundadır. Aya ımızı basabilece imiz geçmiin kültür birikimine, sosyalist gerçekçi sanat anlayıımızın ilkelerini katıp, bugün yaadı ımız güncel gerçeklik ile birletirmek durumundayız. Bugünkü dünyanın ve ülkemizin koullarını çok iyi de erlendirerek, geçmiin hangi de erlerine sahip çıkaca ımızı, gelecek için hangi yolun daha do ru oldu unu ve nasıl bir yol izleyebilece imizi belirlemek zorundayız. Bu da ancak, sosyalist gerçekçilikle sa lanabilir. Sanatı ve iiri, içi sınıfının ve halkların sevdi i ve hayatında yer tutan bir de er olarak yaattı ı bir faaliyet haline getirmeyi baardı ımız zaman; ite o zaman, gerçek birer sanatçı, gerçek bir air kimli ine kavumu olaca ız... DPNOT: (1)Server TANLL TAVIR 38 ÖYKÜ BERVAN CAFER ÖZDEMR Gece karanlık, gece haindi. Kan kokusu vardı yeri gö ü saran karanlı ın içinde. Sessiz adımlarla telalı telalı mevzileniyorduk. Bir kayanın ardına, kerpiç duvarın kıyısına, kimbilir kimin yıllar önce dikti i bir a acın gövdesine yaslanıyorduk, yüre imizin gümbürtüleriyle. nsanı bıçak gibi kesen so u a ra men, terlemiti avuçlarımızla sıkı sıkıya yapıtı ımız dipçikler, terlemiti ölüm kusan buz gibi namlular. Toprak damlı evin küçük penceresinden gaz lambasının titrek alevi yansılanıyordu. Tek bir ıık parçası yoktu gökyüzünde. Yıldızlar insano lunun yeni bir kalleli ine tanık olmamak için saklanmılardı sanki, karanlık kalın bulutların ardına. Bizler, ölüm kusan tertemiz namlularımızla, kafesinden fırlayacakmıcasına gümbürdeyen yüre imizle, sessizce bekliyorduk. Her ey hazırdı. Saniyeler sonra birden o beklenen emir gelecek ve kalle namlularımız bu kez a ızlarından çıkacak kurunlardan ötürü terleyeceklerdi. lk parmak, dakikalardır üzerinde asılı oldu u teti e yüklendi. Çıkan cayırtı kırılan camın angırtısıyla içiçe geçti. Kıyamet balamıtı... Sırılsıklam sıçradı yata ından. Bu kez çı lık atmadan uyanmıtı. Yanıbaında, dingin bir uykudaydı sevdalısı. Gözleri kapalıydı. Ama biliyordu, bu sürmeli gözkapaklarının altındaki gözler mavi renkte de ildi. Neden çı lık atmadı ını imdi anlıyordu, o mavi gözleri göremeden uyanmıtı kabustan. Terli fanilasını çıkardı, yata ın yanı baında duran serin beyaz fanilayı geçirdi sırtına. Aralık pencereden bahar kokusu geliyordu. lkyaz, yaza dönüüyordu. Bir sigara yaktı... Kıyameti balatan parmak hiç titremezdi, korkusuzlu undan, yi itli inden de il, avucundaki ölüm kusan so uklu u yüre inde de taımasından. Gün olur korumasız insanlara bok yedirir; günolur kadınlarının önünde çırılçıplak soyar hava kararıncaya de in coplatırdı erkekleri. Nasıl da i renç olurdu gözlerindeki parıltıyla; insan de il bir ölüm makinasıydı. imdi gecenin karanlı ında o i renç gözleri görmüyordu. Kendi parma ı da teti in üzerindeydi, ama namlusundan ate saçarak giden mermiler, artık gaz lambasının titrek alevinin görünmedi i kerpiç eve yönelmiyordu. Karanlık gökyüzünü delip geçiyordu mermileri. Umutsuzca, görünmeyen yıldızlara ulamaya çalııyordu. Tek yapabildi i buydu. Korkuyordu. Evden sıkılan kurunlara gö sünü siper etse, bu utançtan kurtulsa...ama yapamazdı, ölmekten de korkuyordu. Yaama içgüdüsü onu kayanın dibine mıhlamıtı, yerinden kıpırdayamıyordu. Silah seslerinin duyulmaz oldu u çok kısa aralıklarda, içerdekilerin kürtçe birseller söylediklerini duyuyordu. Erkek seslerinin arasında bir kadın sesini algıladı, yüre i cız etti, anlamına varamadı ı bir haykırıtan. Yata ın yanı baında, imdi artık tümüyle açık olan pencereden geceyi dinliyordu. Bir tepenin yamacındaydı gecekonduları. Aa ıya do ru geni basamaklı bir merdiven gibi uzanıyordu konduların çatıları. Evlerin arasından kendine daracık geçitler bulan patikalar ve dik merdivenler her sabah ve akam yorgun insan yüzlerini taıyordu. Merdivenlerin, patikaların bitti i yerde karanlıkta parıldayan asfalt yol uzanıyordu. Karıda yine kendilerininki gibi basamak basamak yükselen kondular, patikalar, merdivenler...Kondular uykudaydı, pençeleri gece sessizli inde...Dar sokaklara elektrik lambalarının solgun ııklan asılıydı. Gökyüzü açılmaya yüz tutan bir lacivert renkte...Yıldızlar ııl ııl. Bir kaç saat sonra tam a aracak, yeni bir gün balayacaktı. Karısı halâ uyuyordu, sessiz, habersiz, mutlu... Ne kadar zaman geçti aradan, bilmiyordu. Namlusu artık ellenemeyen tüfe inin arjörünü kaç kez de itirdi ini de. Hiç birey duymuyor, hissetmiyordu. Her yanı TAVIR 39 korkunç bir sessizlik kaplamıtı. Evden yükselen sesler kesilmi, namlular susmutu. Bir ku sesi, bir böcek sesi, köpek sesi yırtsa bu sessizlii... Bir yılan gibi sindii taın ardından fırladı. Kotu eve doru. Neden yapıyordu bunu. Yine hiçbir ey hissetmeden artık yerinde durmayan kapının boluundan girdi karanlık eve. Bir sıcaklık yaladı suratını, insan kokusu sardı genzini. Zor bela yürümeye çalıtı, ayaklarına takılan soumaya balamı kanlı bedenler arasından. Az ilerden bir inilti geliyordu sanki. Silahını bıraktı, sesin geldii yere yöneldi. Çatıma öncesi heyecanını yeniden yaıyor gibiydi. Oradaydı, köede hemen pencerenin dibin-deydi o, artık çerçevesi bile olmayan pencere boluunun yanında. Eildi, bir yerini incitmemeye çalıarak kucakladı. Upuzun siyah saçları vardı. Yerden kaldırırken öfkeli öfkeli bir eyler mırıldanmıtı. imdi kucaındaydı. Gözleri kapalıydı, kaları kalındı, simsiyahtı. Güzel yüzü parıltılıydı, terlemiti. Yerde yatanlara, takılmamaya, basmamaya çalıarak çıktı kapı boluundan. Serin havaydı belki de o gözlerin açılmasını salayan. Korkunç bir kin okunuyordu deniz rengi gözlerinde. "Korkma" diye mırıldandı. Dostu, tek bir mermisi bile hedeflememiti onları, inanmalıydı buna. Hayır, sözlerle anlatamazdı. Yalnızca gözlerine baktı, baktı ve maviliklerle yitirdi kendini. Saatlerdir ellerinden ölüm kusan yaratıklar çekirge sürüsü gibi dalmılardı ölü eve. Ayaklarından sürüyerek çıkarıyorlardı içerdekileri sonra da oraya ne zaman geldiini bilmedii bir kamyonun arkasına atıyorlardı gürültüyle. akalamalarına, barımalarına köyün köpeklerinin ulumaları elik ediyordu artık. O ise kucaında yaralı genç kadın, öylece ayakta duruyor bekliyordu. . Kulaının dibinde patlayan sesle irkildi. - Ne dikiliyorsun öyle? Tetie dokunan ilk parmaın sesiydi bu. Gözlerinde irenç parıltı baında dikiliyordu. - Yaıyor, diyebildi kucaında genç kadınla. - At O'nu da aracın arkasına, hadi sallanma. Yava, ürkek adımlarla yöneldi, özenerek koydu onu aracın arkasına, ölü bedenlerin yanına; baı bir arkadaının ayaının üzerindeydi. Birden öfkeye kestiini gördüü genç kadının. Namluyu itmek istercesine deil de, sanki o irenç yüzü görmemek için etiyle yüzünü kapadıını gördü. Herey bir anda oldu. Döndü baktı. Vahetin parmaı tetikteydi yüreini parçalayan o sesle sarsıldı, dondu adeta. imdi genç kadın beyaz yüzünde öfkeyle cansız yatıyordu aracın arkasında. Uzaklatı oda; yüreinde genç kadının kiniyle, sanki sevdalısı ölmücesine hüzünle... Gökyüzü aydınlanmaya balamıtı. Karıdaki tepenin yükseindeki evlerin pencerelerine günein ilk ıınlan dümeye balamıtı bile. Kadınlar ise erken gidecek kocatan için çaydanlıı ocaa koymulardır imdiden. Berivan bunları yaayamayacak, Zozan da, Misri de... Dalardan dökülen ııklar, kayan yıldızlar da... Genç adam kolunda karısı, kucaında bebei kentin kalabalıına karımı yürüyordu. Otobüs duraına gelmilerdi. Nefesleri havada donuyordu sanki, öylesine souk bir kı günüydü. Kar ipeksi temizliini yitirmi! Kirlenmi, kaygan, sert buz parçalarına dönümütü. Seyyar satıcıların sesleri de havada asılı kalıyordu. Otobüs duraı kalabalıktı, otobüs yoktu. Caddeden camları buulanmı minibüsler, taksiler geçiyordu. Bekliyorlardı. Berivan'ını sarmıtı, bastırmıtı gösüne. u otobüs bir gelse de evlerine gitseler artık: Akam gazetesini satan çocuun sesi, onu, bir türlü gelmeyen otobüsten de, dondurucu souktan da aldı götürdü. Gazete satıcısı çocuun sesinde mavi gözlü genç kadının öfkesini duyuyordu... Cehennem zebanisi öldürülmütü!.. TAVIR 40 RÖPORTAJ KÜRT RESM SANATI ÜZERNE SÖYLE ARYA RESSAMLAR GRUBU Gün geçtikçe gelien, güçlenen, halkı kucaklayan devrimci ve yurtsever mücadele sanat alanında da yansımalarını buluyor. Devrimci, ilerici, yurtsever sanatçılar örgütleniyor, emekçi halkı kucaklayan sanat yapıtlarının sayısı gittikçe artıyor. Kürt halkının belli bir mücadeleye yönelmesinden kaynaklandı. Daha önceden de resim yapıyorduk, ayrıca devletin çeitti baskılarıyla da karılatık. Balangıçta bu alanda insanları bulmamız güçtü. Fakat mücadelenin gelimesiyle, devletin Kürt halkını bir yerde benimsemesi, onların varlıını kabullenmesi, insanların rahatlıkla kendini ortaya Geçtiimiz günlerde bazı Kürt ressamlar bir koyabilmesini getirdi. Böylece kendi araya gelip bir bildirge yayınlayarak "Arya düüncelerimize yakın olan sanatçılara rahatlıkla Ressamlar Grubu"nu oluturduklarını açıkladılar. ulaabildik. Gelimemizin sebepleri bunlar oldu. Bu bildirgeyi ve Arya Ressamlar Grubu adına Tekin Fırat ve Süleyman Danıman ile yaptıımız TAVIR: Bir Kürt ressam olarak; Türkiye'deki söyleiyi yayınlıyoruz. resim ortamını nasıl deerlendiriyorsunuz? T.F.: Sanat olayı eitim sistemine balıdır. Eitim sistemi çökmü durumda. Tabii sanat da bununla beraber tamamen çökmütür. TAVIR: Arya Ressamlar Grubu nasıl ortaya çıktı? Sizi bu grubu kurmaya iten, nedenleri açıklar mısınız? TAVIR: Biz zaten altyapı olarak, toplum olarak resme, heykele uzaız. unun urasında Türkiye'de 70 yıllık bir resim geçmii var. S.D.: Biz sanatçı olarak halkın içinde yaıyoruz. Sorunlarımızın halkın sorunlarından kaynaklandıını, onlar için sanata yönelmemiz gerektiine inanıyoruz. Bizim ayrıca ulusal sorunumuz var. Bireysel olarak bir yere gidebilmemizin olanaı olmadıı, düünce yapımıza ters dütüü için, grup kurma yoluna gittik. Bu T.F.: Tabii... Cumhuriyet'ten sonra aslında sanat bir türlü eitim sistemine oturtulmadı. Resme, sanata yönelik insanlar ortaya çıkarılmadı. Bu hem devletin politikasından kaynaklanıyor olabilir, hem de toplumun geçmiine dayanıyor TAVıR 41 olabilir. Gene de bugün anladıımız kadarıyla eitim sistemi kesinlikle sanata yönelik deildir. Aksine insanları sanattan, düünceden uzaklatırabilmek için elinden geleni yapmaktadır. Biz sanatımızı da insanların düünmesini, sevmesini, topluma karı sorumluluunu bilmesini, kimliini saptamasını istiyoruz. Egemen düünce ise, sürekli bu düünceleri köreltmeye, insanlar arasındaki ilikileri soutmaya, kopartmaya, bireysellie, menfaate yöneltmeye çalııyor. TAVIR: Kendi halk sanatımızı, onun temsilcilerini ortaya koyamadıımız, halk sanatını yapan insanlar ortaya çıkartama-dıımız için bu alanı bo bırakıp, burjuvaziye kendi kültürünü ihraç etmesi için fırsat vermi oluyoruz diyebilir miyiz? T.F.: iktidara alternatif bir potansiyel olmayınca, sanatta da alternatif gelitirme olanaı kalkıyor. Olsa da bireysel ekilde kaldıı için, kendini somut olarak gösteremiyor. TAVIR: Ülkemiz içinde resmin yere ne? T.F.: Türkiye ve (............... ) için re sim iki ayrı olaydır. Türkiye genelinde re sim ikinci planda, hatta hiç yok gibidir. Sizin de belirttiiniz gibi dıarıdan bir ihraç söz konusu. Makine ihraç ediliyor, televizyon ihraç ediliyor, film ihraç ediliyor. Giyimden gıda maddesine kadar herey ihraç ediliyor. Ülkemin burjuvazi si kendi iç dinamii ile gelimedii için dıandaki burjuvazinin acentası gibi çalııyor, oradan satın alıp burada satıyor. Tabii bu sanata da yansıyor... Hem Türk halkının, hem Kürt halkının kendi sanatla- TAVIR rı var. El ürünleri olarak deerlendirdiimiz de, burjuvazinin ve kapitalizmin gelimesiyle birlikte, el sanatlarının öldüünü görüyoruz. Halk kendi el ürünlerini ya da kendi sanatını belli bir yerde paraya dönütüremedii baka bir sanatla kıyaslayamadıı zaman ya da kıyasladıında bunu çok sıradan bir hale dönütürdüü zaman düünce anlamında vazgeçiyor sanatından. Örnein, günümüzde köy el ürünü bir kilimin sıradan naylon bir halıya deitirildiini hem de çok ucuza deitirildiini görüyoruz. Köylü o gözünün nuru milyonlarca lira deerindeki kilimini getiriyor, çok ucuz bir fabrika ha-Iısıyla deitiriyor. Çünkü fabrika halısı ona daha cazip geliyor... Türk halkının sanatıyla kıyaslandıında, Kürt halkının durumu daha da zor. Burjuvazinin sanatına alternatif sanat da üretilememi. Devrimciler, aydınlar, özellikle Türk solu, Kürt solu, Türkiye'deki sosyalistler sanatı hep ie yapamaz gibi görmüler. Böyle söylenmemi belki ama böyle deerlendirilmi. Yani biz aydınlar hiçbir zaman sanatı ele alıp, ilememiiz. Birtakım laflar söylemiiz, hatta öyle de açıklayabilirim; dergide, basında, yayında çıkan kitaplarımızın kapaklarında bir ey olsun da nasıl olursa olsun anlayıını kullanmıız. Sanatın ya da yaptıımız iin çok daha güzel, çok daha iyi olmasını düünememiiz. Duvara afi yapıyorsak, slogan yazıyorsak, daha güzel yazmayı düünememiiz. Önemli deil demiiz. Tabii bu anlayı, sosyalist kesim içinde de sanatı ikinci plana itmi. Burjuvazi zaten alternatif sanat gelimesin istiyor, 42 BLDRGE Yaadıımız çada bir yandan uzay fethi, uydular, bilgisayar teknolojisi burjuva sosyetesinin yaam biçimi, öte yandan milyonlarca isiz, açlık ve sefalet burjuva diktatörlerin zulmü, haksız savalar, nükleer silahlanma, soykırımları vb. çinde yaadıımız bu ortam üretici güçlerin geliimini engellerken, emperyalist-kapitalist sistemin kurumlama ve egemenliine yeni olanaklar hazırlıyor. Temeli emeksermaye çelikisine dayanan bu sistem, sanatı bir meta, sanatçıya da meta üreticisi konumuna düürmütür.. Bize göre sanat nesnel gerçekliin, insan tarafından, duyular aracılııyla algılanması; renk, biçim ve sözcüklerle yansıtılması, ortaya konmasıdır. nsana özgü ve toplumsal bir etkinliktir. Üretim sürecinden ayrılmaz ve hatta onunla bütünleen bir toplum gerçeidir. Sanatçı ise içinde, yaadıı dönemin gerçeklerini ve o döneme dein gelimi kültür ürünlerine (gelitikleri tarihsel koudan göz önünde tutarak) alan ve bunları kendi dünya görüüyle yourup yeniden üretendir. Ezen-ezilen, sömürgeci-sömürge çelikisi olan bir toplumda nesnel olarak her insan taraftır. Bu anlamda istesek de istemesek de, farkında olarak veya olmadan yaptıımız her eylem veya üretim belli bir amaca bir ulusa ve bu ulusun da ezilen ya da ezen sınıfına, bir tarafa hizmet eder. Tarafsız olduunu id-dia eden herkes en büyük yalanı söylüyordur ("Tarafsızlık en adice taraf tutmaklar") Taraf tutmak göreceli, nesnel bir gerçeklik ve zorunluluktur. Sorun taraf tutmak deil, bilerek farkında olarak taraf olmaktır. Biz, tüm deerlerine el konulmu, saldırı ve imha planlarıyla yok edilmeye çalıılan bir ulusun aydınlan olarak taraf tutuyoruz. Ulusumuzun özgürlüü ve ülkemizin baımsızlıını savunan ve onun gerekleri için çaba sarf edenlerden yanayız. Ezenlerin, insani olmayan deer yar gılarına, kültürüne, bize güzel diye sunulan TAVIR sanatlarına tepkiliyiz. Bu tepkilerimizi birlikte, örgütlü bir ekilde yansıtacak toplumsal gerçekçi bir sanat anlayıını savunuyoruz. Bu amaçla bir grup oluturduk. Biz, sanatın sadece estetik olarak ele alınıp yorumlandıı, içinde ideoloji, ve düüncenin olmamasının savunulduu (Burjuva sanat kuramı) günümüzde; sanatın, toplumun deiim ve dönüümünde etkili bir araç olduuna inandıımız için birlikteyiz. Gerçekten resim sanatının yalnızca biçim ve hoa gitme veya bir süs aracı olmadıının bilincindeyiz. Resmin insanları aydınlatmak insanların toplumsal gerçekleri tanıyıp deitirmelerine ve eyleme dönütürmelerini salayarak yargı gücüne seslenmek olduuna inanıyoruz. Çizdiimiz her çizgi, tuvala aktardıımız her renk bilincimizin ürünüdür. Amacımız ii basitletirmek bayaılatırmak deildir. Sanatı özsüzletirmek, gerçek amacından saptırmak hiç deil. Son bir yılı akındır resim piyasasında kopan soyut-figütif ve ulusal-evrensel amatası öze ilikin bir kavga deil, piyasadan parsa kapma ve post kavgasıdır. Burjuva sanatçılarının kendi aralarındaki biçim kavgalarıdır. Biz, düüncelerimizi "en iyi" (görecelilii içinde) nasıl yansıtabiliyorsak (figür--soyut, naif-akademik) o teknik ve malzemeyle aktarmayı hedefliyoruz. Halka ramen halk için sanat deil, halkın kültürel deerlerini, gelenek ve göreneklerini, tarihini, efsanelerini kalıcı birer belge eklinde ileyerek, evrensel bir konuma getirmeye uraacaız. Tüm ulusların sanatlarını da inceleyip onlardan yararlanma ve kendi ulusal deerlerimizle dünya sanatına katkıda bulunmaya çalıacaız. Bu amaçla 1- Toplumcu gerçekçi, 2nsancıl, ulusal ve çada, 3- Dar grup-çu anlayılardan uzak ve birletirici ilkeleri temel alacaız. Arya Ressamlar Grubu 43 yok etmeye uraıyor. Sanatı hazır alıyor, metaya dönütürüyor, satıyor para kazanıyor. Sosyalist kültür ya da sosyalist bilinç içinde sanat henüz bir yere oturmamı. Belki burjuvaziyle edeerde dılanmamı ama, ura alanı olarak ele alınmamı. Böyle olunca karı sanatı; yani burjuvazinin sanatına tepkisel olarak gündeme gelen, gerçekten halkın sanatıyla ba kurup, onun kendi sanatını ortaya süren ürünlerde, burjuvazinin sanatıyla boy ölçüebilir hale getirme uraı verilmemi. Bu durum iki halk içinde geçerli. Böyle olunca bizde sanat yok gibi. Yine de tek tük insanlar akmıtır burjuvazinin sanatına tepkisel olarak. te yazıda, iirde, resimde ama baarılı olamamılardır. Çünkü baarı alanı çok zayıftır. Sanat belli bir ekonomik gücü gerektirir. Bu gücü bulmak zorundasınız. Bu bizde yok. Bir de tek olunca çok daha zayıf düüyoruz. Bizim grup olma çabamızın birinci temeli bu, nerede savaırsak savaalım hele bir de sanat alanında savaıyorsak birey olarak savamak bir sonuç yaratmıyor. Bir baarıyı, bir yere gelmeyi, düündüün alanı etkin hale getirmeyi dılıyor. in burasında Kürt sanatına gittiimizde, Türk burjuvazisinin kendi kültürünü yok saydıını görüyoruz. Onlara göre Kürt yoktur. Kürt halkının sanat namına bir tek ürünü yoktur. Yıllardır bu böyle lanse edilmi. Kürt aydını, kendini Türk aydını olarak tanıtmak zorunda bırakılmı,. Örnein, Yaar Kemal, Ahmet Arif, Ahmet Kahraman benzeri bir sürü aydınımız özünde Kürt olmasına ramen, kendi öz kimliine sahip çıkamamıtır, çeitli baskılardan dolayı, Kürt TAVIR ulusunun verdii uralar gerici, yobaz feodal biçimde ele alınmı. Yazılan sa natta da böyle deerlendirilmi. Türki ye'den Avrupa'ya giden Türkler, nasıl en geri, en sıradan, en zor ilerde çalııyor larsa, ( .............) dan Türkiye'ye gelen Kürtler için de durum böyledir, ya inaat çisidir, ya hamaldır, ya pazarlamacıdır ya da tuvalet temizleyicisidir. Yani hiç bir yerde kalemle uraır, daha temiz bir meslee uzanamamıtır. Çok az insanımız bu tür ilerde görev almıtır; tabii kendi kimliklerini inkâr ederek. Böyle baktıımızda da Türkiye'deki Kürt sanatı yok sayılır. Kürt folkloruna bakıyoruz; Türk halk oyunu olmu. Kilimine bakıyoruz, bir "Jirki" kilimi Türk kilimi olmu. Bu burjuvazinin Kürt halkına bir küfürü demektir. Çünkü kendisine ait olmayan bir ürünü o halka mal etmeye uramaktadır. Bir yanıyla da bir halkın ürününü elinden alarak o halka küfretmektedir. Burjuvazinin tek çıkan kâr elde etmek, bunu yaparken de halkları birbirine kırdırmak olduu için, küfür olup olmaması onun için önemli deildir. Bu müzikte de böyle olmu. Türk halk müzii var, ama öyle bir hale getirilmi ki Kürt halk ürünü Türkçeye dönütürülmü. Sanki Türk halk müzii yok gibi, Türk halkı hiçbir ey yapmamı gibi, bir baka halkın ürünleri çalınmı. Kürt halkı kendi ürünlerine sahip çıktıı zaman geriye birey kalmıyor. Beikçi'nin bir açıklaması var: Televizyondan, radyodan söylenen arkıların özünü alın, onları çıkarın ne söyleyeceksiniz?" Gerçekten Kürt halkının içinden çıkıp gelen Kürt aydını, yok denecek kadar azdır. Özellikle 80 sonrasında, ya da 44 70 sonrasında bir takım aydınımız kendi kimliine sahip çıkma uraı verdi. . TAVIR: Verilen yurtsever mücadele, devrimci mücadele sanatçıları ve sanat ortamını etkiledi, gelitirdi, bir araya getirdi demitiniz. Bunu biraz daha açar mısınız? T.F.: 80'lere doru Türk soluyla Kürt solu kendi içinde bir takım farklılıklar ya adı. Kürt kökenli insanlar kendi sorunla rına kendi ülke balamında yaklamak zorunda kaldılar. Yani Türkiye'de bir (........) kısmı olduu, oranın artık Türki ye olmadıı gündeme geldi. Bu balan gıçta siyasi arenada yanlı da olsa, bir takım aksaklıklarda olsa, farklı görülerde içerse, o ülke insanının kendi sorunlarına sahip çıkmasını getirdi. 80 sonrasında halkın da mücadelenin içine bizzat katılması, yılların o birikmi yok sayılmı ulusun kendi sorunlarının farkına varması bu ulusun okumu, asimile edilmi aydınını da kendi sorunlarını düünmeye itti. Buna Türk burjuvazisinin de katkısı oldu. Bulgaristan'dan göç eden Türklerin sorunu gündeme geldiinde, Türkiye'nin her alanı açılırken, para yardımı yapılırken, ev, toprak verilirken Kürtlerin evlerinin ve topraklarının olmadıını düünürsek çizilen Misak-ı Milli sınırları için Kürtler bo yere ölmü oluyor. Sava sonucunda mülteci olmu Türkiye'ye sıınmak zorunda kalmı Kürtler özel kamplarda barındırılıyor, özellikle yasalara, anlamalara uradan gelirse u, buradangelirse bu maddeler biçiminde çekinceler konuyor. Bütün dünya çocuklarının TAVIR bayramıdır diye yasallaan 23 Nisan, kendi nüfusunun yarısına yasak ise nasıl bayram olur. Bütün bunlar Türk burjuvazisinin yıllardır "Da Türkü" dedii, yıllardır "siz bize eitsiniz" dedii, yıllardır "biz size engel olmuyoruz" diye getirdii yaklaımları tümüyle yok saymı oluyor... Ben ne kadar Türk ressamıyım dersem diyeyim, benim kimliimde falanın oludur, falan bölgedendir, hatta falan airettendir diye ibareler olduu için, Türk burjuvazisi beni kendinden saymayacaktır. Kendi kimliimi inkâr edersem, kii olarak Türk burjuvazisinin istedii biçimde kendime ihanet edersem Türk sanatkârı sayılabilirim. Böyle yapmadıım sürece sanatkâr sayılmayacaım, devletin bana salayacaı hiçbir yardım olmayacak aksine ikenceleri gündeme gelecektir. Sergi açmamam için zorluk çıkaracaktır. Geçen yıl Türkiye'de bir sürü galeri sahibiyle görüüp, sergi açmak isterken açacaım serginin adı "Halepçe" olarak belirginletiinde "galerimiz doludur, u zamanda gelin" denilerek kapıdan kovuldum. Bütün bunlar her zaman gündeme gelecektir. Biz yıllardır yok edilmi, yok sayılmı, mümkün olduunca devlet eliyle silinmeye çalıılmı halkımızın kültürüne sahip çıkmak zorundayız. Bunlar kilimidir, motifidir, halkın kendi ürettii sanatıdır ve yaam biçimidir. Buna sahip çıkarsak bizimle yaayan halkın sorunlarına da sahip çıkacaımıza inanıyorum. Ben Türk ressamlarının da, Kürt ressamlarının da kendi sorunlarına sahip çıkmalarından yanayım. Böylece iki ressam 45 yanyana gelip ortak sergi açabilir, ortak görü önerebilir. Nitekim böylesi Türk ressam arkadalar var. Biz grup olarak ulusal sorunlarımızı, yine gelien ulusal sorunlarla bir balantı içinde gündeme getirmek, böylece Kürt halkıyla ilikiye geçmek, baarabilirsek Kürt halk sanatını, resim sanatını bir yere getirebilmek amacındayız. Bugün Kürt müzii var, düünlerde, folklorda ve oyunlarda çeitli biçimlere getirilmi Kürt tiyatrosu da var. Kürt yazısı, edebiyatı da var. Ama Kürt resim sanatı yok. Sürekli göçler, sürekli savalar böylesi bir sanatı oturtamamı. Biz ressamlar olarak resim sanatını; halkımızın bu yönünü ele almak zorundayız. Bu grubun uraını, çalımasını daha geni kitleye götürmek, daha çok katılımı salamak, var olan devlet resim anlayıının dıındaki akademi de belirli perspektifler verilir, halktan mümkün olduunca uzaklaılsın, istemleri gerçeklemesini halk sanatından uzak eyler üretilsin istenilir bir okula dönütürmeyi hedefliyoruz. Ürettiklerimizi sergilemek için bir galeri oluturmak, sonrasında bu galeriyi bir müzeye dönütürmek böylece ürünleri saklayıp, korumak hedeflerimiz arasında. Bunu baarabilirmiyiz bilemiyorum ama hedeflerimiz arasında bunlar var... Resim her ülke insanının çok rahat anlayabilecei evrensel bir sanat. Ancak, Kürt kökenli bir ressam, kendi ulusal deerlerini ele alarak yaptıı zaman bir Kürt resmi olabilir. Bu resim o ülke insanlarının sorunlarını gündeme getirirse, ulusal bir takım öeleri içerip evrenselletirebilirse, dier dünya halklarını da kucaklayabilir. Amacımızdan biri de bu. TAVIR Ulusal bitmitir, evrensel olmalısın, buna inanmıyorum. Aç bir insana güzel eylerden bahsetmek ona yarar salamaz, önce onun karnını doyurmak zorundayız. TAVIR: Ama özde nuyorsunuz deil mi? evrensellii savu- T.F.: Kukusuz, özden çıkarak evrensel. Yani bireyden genele çıkmak. Çünkü biz henüz kiiliimizi kazanmı, birey olabilmi deiliz. Hukuksal alanda ele aldıımızda düne kadar yoktuk. Ve halen yokuz. T.C televizyonu Kuzey Iraklılar kavramını kutlanıyor. Bu denil yok sayılan bir ulusun insanıyız. Ben buradayım, adam bana bakarak "sen yoksun" diyor. Bu yüzden ulusaldan evrensele gitmek zorundayız. TAVIR: Kürt ressamlarının Türkiye emekçilerine karı da sorumlulukları var. Resimlerinizde halkların birlii, kardelii dorultusunda neler yapmayı düünüyorsunuz? S.D.: Biz halkların birlikte mücadelesi ni hiç bir zaman yadsımıyoruz ve Kürt sanatçılar biraraya gelirken Türklerden ayrı birey çıkaracaız demedik. Bu alan da Kürtlerin olmayıından dolayı bu birli i oluturduk. ............ Kürtlerin kendi var lıklarını kanıtlamaları gerekir. (...........) top raklarına bakın, Kürtlerin bir mücadelesi var. Türkler de mücadelelerini somut ola rak ortaya koyup aynı hedefe yönelmeli dirler. Türk sanatçı arkadalar da toplum sal gerçekçi temelinde ortaya çıksınlar ondan sonra ortaklaa daha güzel günle ri kucaklamak için birlikte mücadele ede lim. 46 SANAT BLDRS KEMRLEN BEYNLER, SIZLATILAN YÜREKLER YUSUF DOAR 1 Mayıs, içilerin birlik, dayanıma ve mücadelesinin sembolletii ve kutlandıı gündür. Böyle bir günde sergimi açmaktan dolayı mutluyum. Ancak, üzgünüm de; çünkü içilerin bu günleri onlara çok görülmektedir. Kutlama istekleri nice insanımızın canına mat olmu, nicesinin sakatlanmasına neden olmutur. Dileim, sergimin açıldıı bugün, içiler de bayramlarını özgürce kutlasın. Zaten, burjuva denince baskı, yasaklama geliyor, insanın aklına hemen. Kendinden bakasına hayat hakkı tanımamak; insanların beyinlerini kemirip, yüreklerini sızlatarak, Milyonlarca Kürt'ün dilini ve kültürünü yasaklayıp yok etmek peindeyken; emperyalist Batı ülke dillerini ve kültürünü yerletirme peindedir. Dilden tutun da eitime, yeme içme ekillerine, sanata kadara sömürgeci anlayıı insan bedeninin her santiminde hissettirmeye çalımaktadır. Emperyalist ülke dillerini örenmek içininsanlar, öyle bir yarıa sokmaktadır ki, asıl kendi mesleklerini bir kenara atmak zorunda bile bırakmaktadır. Doktor, mühendis, öretmen... ve daha nice meslekten insanımız, dil örenme uruna o ülkelerde çocuk bakıcılıı, garsonluk, bulaıkçılık gibi ilerle uramaktadır. Binlerce insanımız dil öreneceiz diye zaman ve paralan kurslara harcatılmakta, yine binlerce çocuumuz yabancı dille sömürge tipi eitim veren okullara girmek için yarı atı haline getirilmektedir. . Burjuva feodaller, bugün, emperyalist ülkelerin çöplük kültürünün Türkiye'de üretilmesine ara-cılık etmektedirler. Kendi gidecekleri yer de zaten çöplük olacaktır ya. Poetteki hamburgerleriyle, pet iedeki içecekleriyle, sinemasından, TV yayınlarına, gazete dergi basımlarına, sanat gösterilerine kadar hepsinde çöplük egemenlii vardır. Anlık yiyip içerek atılan pet ieler, plastik ambalajlar, naylon poetler gibi anlık izlenip atılan müzik, resim, film gösterileri, aza hemen gelip düünmeden ortaya pat diye ablan 1 saat sonra unutulan konumalar... örnekleri sıralasak yer kalmayacak. Artık üretecek gücü de kalmamıtır. Önceden üretilmi sanat çalımalarını, tekrar tekrar kopye ederek ya da anlık gösterilerinin, filmlerinin hareket noktası haline getirip onun gücünden faydalanma yoluna gitmektedir. Anlık nefes alma süreçlerine bel balamı durumdadır. Teknolojik gösterilerle de bu açıını gizleme peindedir. Ama teknolojik baskı, sanatsal güç ile ters orantılıdır. Bundan dolayı da saman alevi etkisini bırakabilmektedir. Kullan, at çöp kültürüyle insan da kullanılıp atılacak tüketim aracı haline getirilmektedir. Özellikle kadın; bir saa bir sola dönen anzımanlı çamaır makinesidir, bazan bir televizyon, bir buz-dolabıdır, bir arabadır. Yani kullanım araçlarıyla özdeleen bir tüketim maddesi. Kıyma ete indir- genmi bir cinsellik üzerine temellendirilmektedir, bu tüketimde. Aslında bu indirgeme kendi cinsel iktidarsızlıını da beraberimle getirmektedir. te batan beri anlattıım bu egemen kültür, beyinlerin kemirilmesi, yüreklerin sızlatılması temeli üzerimle yükselmektedir. Sanatlarını, bu temel talarıyla ina edenler de kitaplarının okunmadıından, filmlerine, resim sergilerine izleyici gelmediinden ikayetçi olurlar. Burjuvazi, bu sanat çalıanlarına da kendisinin yaptıı gibi halkla aralarına duvarlar ördürmektedir. Halkla arasına duvarlar ördürenlerin de sızlanmaya haktan olmasa gerek. Çünkü onlar, beyinlerin kemirilip, yüreklerin sızlatılmasına ortak olmulardır. Resim sergimle birlikte bir bildiri yayınlamamı garipseyenler çıkıyor, hatta bazı yazarlarca eletiriliyor da. Ama kitle iletiim araçlarının yüzüne kapatılmı biri olarak buna hakkım var. Sizlere ulamanın araçlarından biridir; bu bildiri. Sırtı açık elbiseli kadın arkıcının sırtını TV göstermedi diye gazetelerinde manet yapan eletirmenler, bu güne kadar TV'de tam 3 defa sansüre uruyor, sergilerim çeitli engellerle karılaıp kapatılıp, saldırıya urayıp da hiç ses çıkarmıyorlarsa bildiri çıkarmamı da eletirmeye hakları yoktur. Evet, TRT 3 defa yaptıı, sergi çekimlerini ve röportajı sansür etti, yayınlamadı. Aslında, sansürün ve yozluun simgesi haline gelen TV'de sansüre uramam; benim için ayrı bir onur kaynaıdır da. Burjuvazi ne kadar engellese de; sergilerim, halkla elektrik devresi gibi bir iletiim kurmaktadır. 10 gün gibi kısa sergi süresinde 5000'i aan izleyici sayıları, 100.000'i aan çalımalarımın reprodüksiyonlarının dünyanın birçok ülkesine ulaması bunun göstergesidir. Özel galerilerin TV'den basına kadar tüm iletiim araçlarını seferber edip reklama yönelik çabalarla oluturduu sergilerin toplam izleyici sayıların benim bir günlük izleyici sayıma ancak ulaabilmektedir. Sergilerimin açılmasında, galeri temini yönü n-den tutun da resimlerimin dialarının çekilmesine kadar, kart, afi basımından taınmasına, tuallerin hazırlanmasına kadar hiçbir maddi karılık - beklemeden yardımcı olan, bu cokuyu benimle birlikte paylaan dostlara teekkürü borç bilirim. te, gelecein Demokratik Halk Kültüründe de bu paylaım cokusu, bireysel cokunun önüne geçecek. Parayla satma ya da satın alma yerine sanatlarını hep birlikte kendileri üretip o morali birlikte yaayacaklar; engelleme yasaklama olmadan. Ekonomik ve siyasal alandaki enkaz gibi çöplük kültürü de ortadan kaldırılacak. Dostlua, sevgiye dayalı, insanların birbirine güvenerek, paylaarak ürettikleri kültürel alanda, burjuva feodallerin ördükleri duvarlara da yer kalmayacak. Çünkü kısanların saklanması ya da bir eyleri saklamasına hiçbir neden kalmayacaktır. • 47 TAVIR "MZAH, GÜÇSÜZÜN GÜÇLÜDEN ÖC ALIIDIR" AKF ÖZKAL Bir sava daha yaandı dünyada. Sırf emperyalistler zengin olsun, çıkartan zedelenmesin, rahatları bozulmasın diye. Çarklar ona göre iledi ve halkı artan ikencelerle, hayat pahalılııyla, zamlarla babaa bıraktı. "Hayır..." diyenler, karısında silahlı insanları, askeri, polisi, ikenceyi buldu. Emniyette, gözaltında "kaybolmalar", üçüncü, altıncı katlardan aaıya dümeler, ardı ardına gelen dergi, dernek baskınları, talanlar günlük basında sık sık okuduumuz gelimelerdi. Bu olaylar mizah dergileri içinde çok iyi malzemelerdi. Çok çeitli karikatürler, yazılar yayınlandı. Kukusuz hepsi bu sorunlara duyarlılıın getirdii üretimlerdi. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, bazı ürünler insanlık adına, çalar boyunca günümüze taınan deerler adına önemli hatalar içeriyordu. Örnein, "koyun" yerine konulan halk, "kıro" tiplemesiyle çizilmeye çalıılan kırsal kesimden gelme insanlar, mizah üretme adına devrimci deerlerin ayaklar altına alınması, devrimci insanların gülünç duruma düürülmeye çalıılması vs... Bunun son örnekleri olarak Limon dergisinde, gözaltında "kaybo- TAVIR lan" Yusuf Eriti ile yine gözaltında slogan attıı için kafası duvarlara vurularak beyin travması geçirmesine neden olunan bir devrimci ve zmir DEMKAD ubesinin baskınıyla ilgili "mizah" yazıları gösterilebilir. Mizah, sözlüklerde yazılı olduu gibi "kimi düünceleri nükte, aka ve takılmalarla süsleyip anlatan bir yazı çeidi, gülmece" deildir. Bu sınıflarüstü bir tanımdır. Bu tanım, mizahı salt okuyucuları hoça vakit geçirmede bir araca indirgiyor. Bu tarama göre mizah, halkı sudan nedenlerle güldürmeli, yerine göre açlıını bile unutturmalı, kendi sınıfından insanlan "kıro" diye niteleyip halkın içinden belli tipler seçerek halka bunları gösterip, onların kendilerinden yana olanlarla alay etmeleri salanmalıdır. Buna ise özellikle son dönemde televizyonda ba köeye oturtulan "Bizimkiler" dizisindeki tiplemeler örnek gösterilebilir. Sömürücü sınıftan insanlarla ilgili tek bir yergi öesi bulunmazken hatta örnek aile tablolaları çizilirken- dier taraftan bir emekçi -kapıcıailesi her türlü alay konusu yapılabiliyor. 48 Mizah, her eyden önce sanatçının kendisini belli bir safta tanımlamasıyla balar. Mizah, sanatçının kendisini belli bir sınıfın yanında yer alarak, karısına aldıı sınıfı ya da sınıftan insanları gülünç duruma düürmektir. Bu anlamda mizah sanatçısı çizdii her karikatürde, yazdıı her satırda kalemini kime karı kullandıını bilmek durumundadır. Eer yaptıı, halktan bazı tipleri, devrimcileri ele alarak onları küçük düürmekse, bu durum sanatçının subjektif niyeti ne olursa olsun sonuçta, objektif olarak halkın karısında yer almaktır. Oysa mizah en aır koullarda bile halkın safında yer almı, ona moral kaynaı olmutur. Halkın üzerindeki baskıların çok aırlatıı dönemlerde bile, önemli bir muhalefet aracıdır mizah. Egemenleri açıktan eletiremeyenler ona bavurmulardır. Baskıların aırlatıı dönemlerde çok güzel mizah yapıtları ortaya çıkmıtır. Bu yüzden egemen sınıflar mizah ustalarına da baskı uygulamaktan geri durmamılardır. Baskı ve sindirme politikalarıyla baarıya ulaamadıkları noktada ise mizahı sulandırmaya çalımılardır. Mizahı asıl olması gereken ilevinden soyutlayarak onu normal bir yazıyı "süslemeye" sadece kaba bir "gülme-ceye" indirgemeye çalımılardır. Onlara göre mizah okuyucuya hoça vakit geçirmelidir, o kadar, Oysa bunlara ramen yüzlerce yıl öncesinde bile Anadolu'da da baskıların alabildiine younlatıı dönemlerde, düzeni çok kurnazca yöntemlerle yeren, eletiren iirler yazılmı, fıkralar üretilmi-tir. TAVIR ite Âdemî'den birkaç dize: "Bu kullar sultanın kulu diyorlar / Utan Tanrı kendi kulundan utan / Yalı börek yeyip atlas giyiyorlar / Utan Tanrı kendi kulundan utan / iin az aın az biraz düün az /.../ Utan Tanrı kendi kulundan utan / Fakire cehennem zengine cennet / Beerin baına sarmısın cinnet / Kula kul olanda sana ne minnet / Utan Tanrı kendi kulundan utan / Bu sözü burada Ademi söyler / Sanma ki seninle yarenlik eyler / Dünyayı bölmüler paalar beyler / Utan Tanrı kendi kulundan utan". Ve ite yine Nasrettin Hoca'dan bir fıkra: "Hoca, sadakasını, fitresini, zekatını gider Akehir'in en varsıl adamına verirmi. Adam ki konaklar, balar, bahçeler, mallar, altınlar sahibi. Bir Akehir'li yolunu çevirmi hocanın: - Hoca, neden bu adama verirsin? diye sormu. Hoca: Bakıyorum Tanrı hep ona veriyor, Tanrı yanılmaz deyip, bende götürüp ona veriyorum, demi." Daha bunlar gibi açık ya da kapalı düzeni yeren birçok örnek vermek olası. Mutlaka o dönemlerde de mizah üretme adına oklarını yanlı yerlere yöneltenler olmutur. Fakat bütün bunlardan bu günlere kalanlar sadece olması gereken anlamda mizaha denk düen yapıtlar. Bazı gazete ve mizah dergilerinde yer alan halkı, devrimcileri küçük düüren "mizah" yapıtlarına deinmek gerekiyor. Böylesi ürünlerin ortak özellii konusunun devrimciler ve devrimci deerler 50 olması ve onların gülünç duruma düürülmeye çalıılmasıdır. Bu bazen tüm dünya halkları tarafından kabul görmü sosyalist önderlerin alaya alınmasında somutlanırken, bazen de ülkemizdeki devrimci örgütlenmelere kara çalmada ifadesini buluyor. Mizah üretme adına yine dünya halklarının rehber edindikleri "bütün ülkelerin içileri ve ezilen ulusları birlein" iarı de itirilerek "bütün ülkelerin fahieleri birlein"e dönütürebiliyor. Tabuları yıkma adına devrimci de erler ayaklar altına alınabiliyor. Muhbirlik teklifi yapanlar de il, muhbirlik yapmaya zorlananlar gülünç duruma düürülüyor.. Newroz ateini birçok bedel u runa yakmaya devam edenlere hiç sıkıntı duymadan "Kundakçı talebeler, söndürün bakalım! u yaktı ınız atei..." diye seslenilebiliyor. Ya da, ikence de "Sizlere hiçbirey söylemeyece im" diyerek alabildi ine kararlı bir tavır sergiledi i için katledilen Yusuf Eriti'nin durumunu tehir etmek için çaba sarfeden avukatına mizah üretme adına" Siz öyle Belgradkapı gibi çingene mahallesinde gezerseniz, arkadaınızı da kaybedersiniz, baka bireyinizide kaybedersiniz..." denilebiliyor. Düünmek gerekir. Halktan insanların, ikencede katledilen bir devrimcinin gülünç duruma düürülmesine kimler gülüyor?. Kimler seviniyor onların böylesi bir biçimde "Mizah" konusu yapılmasına Onların acısını sıca ı sıca ına yaayan ailesi, arkadaları, yoldaları mı? Yoksa onu ikencede katledenler mi? ken partileri düzenlediklerini söylemek, gerçekten polisin demekler üzerindeki baskılarını mı tehir ediyor? Hayır... Bütün bunlar sadece, devrimcileri alay konusu yapma, onlann canları pahasına yürüttükleri mücadeleyi hafife almaktan baka bir anlama gelmiyor. unu da belirtmek gerekir ki, sanatçı istese de istemese de üretimlerinde kendi kiili ini de ortaya koyar. Kendi yaamı neye denk düüyorsa o paralelde mizahi üretimler ortaya çıkarabilir. Bu anlamda, yukarıda bahsetti imiz "mizah" ürünlerinin, aynı zamanda onu üreten sanatçının da nasıl bir ruh hali içinde oldu unu gösterdi ini rahatça söyleyebiliriz. Kendini belli bir safa koyarak karısına aldıklarını gülünç duruma düürme oldukça ciddi bir itir, yetkin olmayı gerektirir. Mizah üreteyim derken halktan belli tipler seçerek emekçi insanlarla alay etme, devrimcileri gülünç duruma düürme gibi sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Oysa bizim iimiz belki ço umuzun her-gün sokaklarda gördü ü ikencecilerle, sava sürecinde emperyalizmin gönüllü jandarmalı ını üstlenenlerle alay etmek, 141, 142'yi kaldırıyoruz demagpjileriyle 12 Eylül dönemini hiçte aratmayacak yasalar çıkaranları gülünç duruma düürmek olmalıdır. "Halktan yana mizah" üretme ancak böyle sa lanabilir. Aksi halde niyetimiz ne olursa olsun, sonuçta halkın, devrimcilerin karısında yer almı olur, mizahı asıl olması gereken ilevinden uzaklatırma zincirine bir halkada biz eklemi oluruz. Ya da zmir DEMKAD ubesindeki kadınların yine mizah üretme adına kon- TAVIR 51 "GEL K AFAKLAR TUTUSUN" KASET ANKET DEERLENDRMES GRUP YORUM Tavır dergisinin IV. sayısında yayınladı ımız ankete gönderilen yanıttan de erlendirdik. Bu anket Grup Yorum'un "Gel Ki afaklar Tutusun" ve di er kasetlerle birlikte izledi i çizginin, yaptı ı çalımaların dökümünü dinleyici gözüyle bir ölçüde ortaya koyabiliyordu. Tabi ki anket, özelde bu kaseti irdelemeye yönelikti. Ankete 1500 dolayında katılım oldu. Kimi yanıtlar çok detaylıydı ve samimi bir biçimde eksik yanlarımızı ortaya koyuyordu. Elbette ki bu eletirileri tek tek aktarabilmenin olanakları yok. Yanıtlan kategoriletirerek ortak yanlan birletirip aktaraca ız. Bazı detay yanıtları da belirtece iz tabii. 1. "Çıkardıımız kasetin süreci yakalaması, olayların nabzını tutabilmesi, içerik, biçim ve estetik yanları bir bütün olarak deerlendirildiinde yeterli bir çalıma mı; daha önceki kasetlerimize göre ileri bir aama mı, kendimizi tekrar etmi-miyiz, yoksa bir aama katedebilmi miyiz?" sorusunu sordu umuzda yanıtların %72'si kaseti bir aama olarak de erlendiriyordu. %3'ü aama katetti imizi düünmezken, %8'i içeri in dinamik, yeni ve hayatı yakalarken müzikalite ve biçim yönüyle iyi bir çalıma olmadı ını söylediler. %6'sı CEMO kasetinin gerisinde, %1'i BERVAN'ın gerisinde; %2'si BERVAN ve CEMO'nun gerisinde ve %1'i de TÜRKÜLERLE ve CEMO'nun gerisinde bir çalıma olarak de erlendirdi. CEMO ile TAVIR ede er olarak tüm kasetlerden ileri bir aama olarak düünenler ise %1'di. %3'ü tüm kasetlerimizi aynı güzellikte buldu unu söylüyor, hiçbirini di erinden ayrımsamadan, severek dinlediklerini belirtiyordu. %2'si ortalama bir kaset olarak görüyor, %1'i ise eski kasetlerimizi dinlemedi i için bir de erlendirme yapamıyordu. Kaset "dinamik, militanca; ve etkileyici bir tarzda, radikal bir çalıma" olarak de erlendiriliyordu. "Coku, mücadele ve direnme" motiflerinin temel alınması olumlu yan denilirken, yaratılan de erlerin ayrıca, hüznü de içererek devrimci bir tarzda anlatılmasıyla kasetin olumlu yanları da vurgulanıyordu. "Slogancılı ı ama, çok seslili e ulama, orkestrasyon, yorumlama ve sürece denkli i açısından ileri bir aama" ........... "Bu kasette YORUM'un müzikal düzeyi daha da derinlemi ve ortak çizgi netlemi" ..... "Profesyonelleme, yenilik, geliim ve ustalama görülüyor" ........... "Türkü formu çok ustaca kullanılmı"....... "Evrensel bir dil yakalanmı" görülerinin yanında, içeri in tekrarlandı ı, herkese hitap edebilecek bir kaset olmadı ı, durgun ve yetersiz bir çalıma oldu u, marların çok oldu u, halk müzi ine uzak bir çalıma olup halk müzi i aletleri- 52 ne yeterince yer verilmedi i, çokseslili in sa lanamadı ı, fazlaca politik oldu u" eletirilende sıralanıyordu. Bunların yanında "belirli bir biçimsel aama kaydedilmekle birlikte, metin ve anlatımlardaki zenginleme daha ustaca, sa lıklı ve kiilikli" gibi de erlendirmelerle "sözlerin tümünün YORUM'a ait olması olumlu" ....... "Marlar dıında halk dili tutturulmu"......"Yerel özellikleri miz, bizim motiflerimiz daha iyi aktarılabilirdi" .... "Daha yetkin bir çalıma fakat parçalar tekni e bo ulmu" ......... "Halk müzi i aletleri bazı parçalarda uygunsuz ve abarttı kullanılmı"..... "Da ları bir ke nara bıraksanız artık!"........"Kürtçe olma ması önemli bir eksiklik".... "Enstrümental parçalara yer vermeniz olumlu" .... "Yer yer tempo dümü".... "ölüm orucu ehitlerine yer vermeniz bu konudaki eksikli i gideriyor"...... "Fatih'in Türküsü neden yok?"....... eletirileri de yapılıyordu. Ölüm Orucu Destanı Fatih'in de türküsüydü. Kendi misyonu, özgün bir türkü yapmayı "öncelikle" talep etti i için, Fatih bizim türkümüzde aynca ele alınamadı. Ancak Fatih, Ölüm Orucu Destanı'nın bir parçasıdır. 2. "Kasette en çok sevdiiniz parçalar hangileriydi?" sorusuna yanıtta Gel Ki afaklar Tutusun %18 ile ilk sırayı alıyordu. "Bir halk türküsü teması, günümüzdeki devrimci mücadeleyle ustaca birletirilmi. Kadere boyun e menin bitimini, kavgaya daveti gerek içerik, gerekse müzik olarak tam bir uyum içinde aktarmısınız" deniyordu. Dinleyicisini kendini sorgulamaya yöneltmesi, insanları kavgaya ça ırması, en çok be enilmesine neden olarak gösteriliyordu. kinci sırayı %17 ile Direniçilerin Cevabı alıyordu. Dinleyip en çok be enen- ler "Buradaki anlatılmak istenen duyguyu, devrimci düünce ve yaayı biçimimizin uyumlu bir sentezi olarak görüyoruz" derken, baka bir neden olarak da "insanlarımızın inanç ve kararlılı ını arttırarak, sınıf kinimizin bileylenmesine yol açıyor" deniliyordu. Üçüncü sırayı ise %13'lük oranla 16 Mart alıyordu. "Direniin önemini hayatımızın içinde kavrattı ı için Hasan'ın Türküsü'nü sevdik" deniliyordu, %12'lik bir bölüm bu parçamızı en çok be endiklerini söylüyorlardı. Ölüm Orucu Destanı %8'lik oranla beinci sırayı alıyor, parçanın çok ustaca aktarıldı ı vurgulanıyordu. "Bu parçada umutlarımızı, özlemlerimizi, mücadelemizi yani kendimizi bulduk". %8'lik oranla Da lara Do ru altıncı sırayı, Madenci %5'lik oranla yedinci sırayı alıyordu. "Maden emekçilerinin dramını çok iyi tasvir etmisiniz, buna ra men karamsarlı a dümeden kurtulu yolunu da göstermisiniz" deniyordu. Ferhat da %5'lik oranla bir sonraki sıradaydı. "Bu parçada cokunun iradeyle bütünlemesini gördük, ayrıca coku, hüzün ve kavga hepsi bir arada". %3'lük oranla Koçaklama ve Umut 9. ve 10. sıralarda geliyorlardı. Koçaklama için "özlemi, umudu, isyan ve savaı ve zaferi aynı anda verebildi i ve uyum sa ladı ı için" deniliyordu. %1'le Halay, Sasa Horonu ve "Yanıt veremeyece im" cevapları geliyordu. "Halay'ı ritmik yapısı ve cokusundan dolayı sevdiklerini söylerken, Sasa Horonu'nun da çok etkileyici bir enstrümental parça oldu u vurgulanıyordu. Bir de farkılı katagori vardı ki; bu dinleyicilerimiz ise "parçalarınızın arasında bir seçim yapamıyoruz, hepsi birbirin- 53 TAVIR den oldukça güzel" derken, %5'lik bir oran eletiriyordu. 3. En sevilmeyen parçalarda ise, "be enmediimiz hiç bir parçanız yok" di yenler %95'i oluturuyordu. %8'lik sırada gelen Madenci'ye neden olarak "fazla hüzünlü, söylenmesi zor ve amaçladıı duyguyu yansıtmıyor" oluturuyordu eletirisi getiriliyordu. %5'le Ferhat ikinci sırada, %4'erii oranlarda Dalara Doru, Koçaklama ve Direniçilerin Cevabı sekizinci sıradaydı. "Sözler biraz zorlanmı, sözcükler sıkıtırılmı ve bazen de uzatılmı" eletirisi geliyordu Direniçilerin Cevabı'na. Dokuzuncu sırada Sasa Horonu daha sonra da %1'lik oranlarla 16 Mart, Umut, Ölüm Orucu Destanı, Halay, Gel ki afaklar Tutusun, Apo'nun Türküsü beenilmeyen parçalar arasında yer aldılar. Apo'nun Türküsü, "Bu parçada anlatılmak istenen direnii ne sözler, ne de müzik karılayamıyor" eklinde eletiriliyordu. 4. çerik olarak süreci, mücadeleyi ve bugünün yaantısının karmaıklıını yeterince aktarabilml miyiz" sorusuna %74 oranla "Evet" %25 oranıyla da "yete rince deil" yanıtlan verildi. "Yeterince deil" yanıtını verenler unları belirtiyorlardı: - "Kürt halkının yaadıı gerçekler, so mutlukla anlatılabilirdi" - "Geni halk kesimlerinin (örnein memurların, su eylemliliklerinin ve gecekondu direniçilerinin vb) hak arama mücadelesine deinmemisiniz" - "Bu konudaki çabalarınız Cemo'da daha baarılı" - "Daları anlatmaktan, fabrikaları unutmusunuz" TAVIR - "Emperyalizmin ülkemizdeki etkisine yer vermemisiniz" - "Ölüm Orucu Destanı ve 16 Mart gibi parçalar daha önce yapılmalıydı. Böyle konular anında müzikletirilebilmeli" 5. Halk Müzii aletlerine yeterince yer verebilmi miyiz? Parçalarda bizim müziimizin tadı, kokusu var mı? Batı müziinin etkisinde kalmı mıyız? sorusuna olumlu yanıt verenler %92, olumsuz %6 ve yanıt vermeyenler ise%2 oranındaydı. Ayrıca "Uzun Hava" formunda yeni türkülerin yapılması önerisi de getiriliyordu. 6. Bu soruda sözlerin ilk kez dinlendiinde anlaılıp anlaılmadıı sorulmutu. Sorunun yanıtları bizim kendimizi bir kez daha gözden geçirebilmemiz açısından varolabilecek teknik sorunlar veya stüdyo kaydından doabilecek sorunlar ya da solist arkadalardaki teknik eksikleri ortaya koyacaktı. Sözlerin ilk kez dinlendiinde anlaıldıını söyleyenler %80'i anlaılmadıını söyleyenler %20'yi oluturuyordu. Sözlerin en çok anlaılmadıı parçalar olarak sırayla Dalara Doru, 16 Mart ve Madenci gösteriliyordu. 7. Sözlerin akılda kalıcı olup olmadıı konusunda yanıt verenlerden %90'ı kalıcı, %10'u kalıcı deil eklinde görü belirttiler. 8. "Kaset teypte çalarken elik edebiliyor musunuz?" sorusuna %92 evet, %8 hayır yanıtı verildi. 9. "Hangi parçalara daha kolay elik edebiliyor sunuz?" sorusuna sırayla u yanıtlar verildi. Bir Türküdür Direni %16, Gel Ki afaklar Tutusun %15,16 Mart %12, Direniçilerin Cevabı %10, Ferhat %6, Ha- 54 san'in Türküsü %6, Koçaklama %5, Marlara %4, Halay %4, Dalara Doru %4, Madenci %3, Umut %1 yanıtı alırken %53'lük oranı eletiriyordu. %4 yanıt veremezken, %43'ü bazı parçalarda seslerin oturmadıını söylüyordu. Ayrıca hepsine elik edebiliyoruz diyenler %13 oranındaydı. Uyumsuzlar sırayla öyle belirtiliyordu : Dalara Doru, Gel Ki afaklar Tutusun, Madenciye Aıt, Koçaklama; Ferhat, 16 Mart, Bir Türküdür Direni 10. "Parçalanmızın içinde "te bu beni anlatıyor" dediiniz parça var mı?" sorusuna %46 oranında "evet", %12 oranında "hayır" yanıtı verildi.. Dier oranlar öyleydi: Direniçilerin Cevabı %13, Bir Türküdür Direni %10, Koçaklama %5, 16 Mart %4, Gel Ki afaklar Tutusun %3, Ferhat %2, Dalara Doru %2, Umut %2, Sasa Horonu %1 11. "Kasette yeterince coku ve dinamizm var mı?" sorusu %90 oranında "evet", %10 oranında ise "Hayır" olarak yanıtlandı. 12. "Bu kasette vokaller çok mu kullanılmı? Kulaı tırmalıyor mu?" sorusu %84 oranında "Hayır" vokaller egemen deil, rahatsız olmadık" % 14 oranında "Evet, bazen rahatsız ediyor, daha ustaca kullanabilirdiniz" eklinde yanıtlanırken %2 oranıyla da "Yanıt yok" diye belirtildi. 13. "Kulaınızı rahatsız eden bir enstü-ruman oldu mu?" sorusu %87 oranında "Hayır" yanıtı oluyordu. Kendisini yanıt verebilecek düzeyde hissetmeyenler %3, ve "rahatsız eden enstrümanlar var" diyenler de %10'u olutururken sırayla u noktalar belirtiliyordu. Direniçilerin Cevabının giriindeki trompet, Direniçilerin Cevabı parçasın-daki piano, Flütler, Elektronik aletler, Çel-tek'teki darbuka, Halay'daki zurna, 16 Mart'taki flütler, Gitarlar, Cura. Ayrıca bir kii de Grup Yorum'un solistlerini hiç baarılı bulmuyordu. 15. "Enstrümantal parçaları sevdiniz mi? Bundan sonra da enstrümental parçalar yapmalımıyız?" sorusunda Umut daha baarılı bulunurken olumlu yanıt oranı %90 oluyordu. Bu süreçte veya hiçbir ekilde enstrümental parçalara gerek olmadıını söyleyenler %10'u olutururken görüler öyle ifade ediliyordu: "u dönemde gerek yok"... "Özel olarak enstrümental parçalar yapmaya gerek yok"... "Aırlık verilmemeli, bir kasette 2 veya 3 tane yeterli"... "Film müzii de yapabilirsiniz" ... "ayrı bir kaset halinde enstrümental çalımanız olmalı"... 16. Kasetin uzun bir süre dinlendikten sonra yorucu olduunu belirtenler %13'ü olutururken öyle bir etki bırakmadıını söyleyenler %87 oranındaydı. Ancak sorumuzu anlamsız bulanlar da vardı. 17. "Aileniz beeniyor mu?" sorusu anketimize katılan arkadalarımızın bazıları cezaevinde olduundan yanıtlana-mazken, aynı durumda 18. veya 21. sorular da yanıtlanamıyordu. Genelde bundan sonraki soruları, bizi dinleyenlerin çevreleriyle olan ilikilerinde Grup Yorum'un nereye oturduunu daha iyi kavrayabilmek için hazırlamıtık. Aileleri genelde kasetlerimizi dinliyorlardı. Dinleyenler %60'ı oluturuyordu. 14. "Solistlerimizin sesine gitmeyen parçalar yar mı? Hangisi?" sorusu "yok" TAVIR 55 Dinleyip be enenler %50, be enmeyenler %32 ve dinledikleri halde fikir belirtmeyenler ise %18 oranında bulunurken, genelde ailede anne ve babanın klasik halk müzi i dinledi i ortaya çıkıyordu. 18. "Kaseti dinlemek için sizden kaç kii istedi " sorusu genelde olumlu yanıtlanırken, sayılar ortalama 5-6 kii oluyordu. %80 oranıyla kasetin bakaları tarafından talep edildi i belirtiliyordu. 19. "Siz dinlemesi için kaseti kaç kiiye önerdiniz?" sorusu, sadece %12 oranında "önermedim" diye yanıtlanıyordu. Ortalama 4 - 5 kiiye hatta bazen herkese önerildi i ifade ediliyordu. 20. "Bu kaseti size hiç dinlememenizi öneren oldu mu?" sorusu %76 oranıyla hayır, %24 oranıyla evet yanıtı alıyordu. 21. "Minisbüsçü tanıdıınız var mı? Grup Yorum çalıyor mu" sorusu %66 oranında tanıdı ım yok", %13 oranında "var, fakat çalmıyor, genelde arabesk dinliyorlar", %21 oranıyla da "evet kasetinizi çalıyorlar" eklinde yanıtlanıyordu. 22. "Köyünüzde Grup Yorum dinleyen var mı?" sorusu %40 oranında "var" eklinde yanıtlandı. 23. "Sevdiiniz müzikçileri sıralamanız gerekseydi, Grup Yorum da içinde olmak üzere ilk bee sırayla kimleri yazardınız?" sorusu öyle sıralanıyordu. lk bata Grup Yorum yer alıyordu. Hemen hepsi 1. sıraya Grup YORUM yazıyordu. Fakat 2. ve 3. sıralarda gösterenler de vardı. Grup Ekin 2. sırada hemen ardından gelirken gene de 2. sırada ve çok az da olsa 3. sırada geliyordu. 3. sırada Ruhi Su bulunuyordu. Ruhi Su da en sevilen sanatçı olarak 3. ve 4. tercihlerde yer alıyordu. Sadık Gürbüz ve Edip Akbayram da 3., 4. ve 5. sıralarda, ivan 2., 3. ve 4. sırada, Ferhat Tunç 3., 4. ve 5, sırada, Ezginin Günlü ü, Grup Baran ve Ali Asker, sayısal yo unluk açısından Ferhat Tunç'tan sonra gelirken 2., 3., 4. ve 5. sıralarda yer alıyordu. Rahmi Saltuk, Sezen Aksu ve Muhabbet Üçlüsü (Yavuz Top, Arif Sa , Musa Ero lu) 2. 3. 4. ve 5. sıralarda yer aldılar. Selda, Kızılırmak, Ahmet Kaya ve Emekçi de 2. 3. 4. ve 5. sıralarda yer. aldılar. Yeni Türkü, Melike Demira , Klasik Batı Müzi i ve Savage Rose dinleyenleri 3. ve 4. sıralarda Fuat Saka, Nana Masuarl, Victor Jara, Sümeyra Çakır, Teodorakis, Nizamettin Ariç, Kayahan, Esin Afar, Akın Nur Yengi, Faranduri, 4. ve 5. sıralarda. Muazzez Abacı, Ajda Pekkan, Bilgesu Erenus, hsani, Zerrin Özer, Hümeyra, Ali Ekber Eren, ahturna, Özde-mir Erdo an, Fikret Kızılok, Arif Kemal, Mahsuni, Hakan Yılmaz, Nilüfer, Alpay, Barı Manço, Aık Veysel, Hüseyin Türko lu, Ça da Türkü 3. 4. ve 5. gibi de iik sıralamalarda nadiren yer alırken, Kızılordu Korosu da ön sıralarda yerini alıyordu. 24. "Bir müzik aleti çalabiliyor musunuz? Hangi parçalarımızı çalmak hounuza gidiyor" sorusu en çok ba lama ve flüt olarak yanıtlandı. Bizi dinleyen arkadaların %15'i az da olsa enstrüman çalabiliyor ve bir çok parçamızı seslendire-biliyorlardı. Bu ankete ilikin de erlendirmeye katılan arkadalara teekkür ediyor ve yeni çıkan "Yürek Ça rısı - Ey Hevalo" adlı kasetimizin eletirisini de bekliyoruz. Livaneli en çok yer alan sanatçılardan biri olurken 2., 3., 4. ve 5. sıralara yazılıyordu. TAVIR 56 YÜREK ÇARISI - EY HEVALO GRUP YORUM "Gel ki afaklar Tutusun" adlı kasetimizden sonraki süreçte, mücadelenin emekçi kesimleri sarmaladı ı, emekçi yı ınların ısrarla hak arama mücadelesini yükselttikleri, siyasi aktivite ve altüst olmaların toplumda derinlemesine hissedildi i bir durum yaanıyordu. Devrimci mücadele yeni mevziler kazanıyordu. kence de devam ediyordu, haksız gözaltıları ve "gözaltında kaybolmalarıyla" birlikte. Aynca asimilasyon politikaları katmerleirken, geni yı ınlar örgütlü çabalarıyla dümana karı barikatlar oluturuyorlardı. Biz tüm bunları yaarken, Emperyalist saldırganlar çıkarları u runa Ortado u'yu kan gölüne çevirdiler. Maden içileri, yakın gelece e anlamlı mesajlar ileten büyük direnilerini gerçekletirdiler. Gündem o kadar hızlı geliiyor, de i imler o denli hızlı yaanıyor ki, bir sanat çı için gelien süreci sanat üretimi haline getirip kitlelere maledebilmek de artık kaçınılmaz sorumluluklara dönüüyor. Sanatçılar da "Savaa Hayır" diyor. Sanatçı lar da "( .......... )'daki Baskılara Son", "n sanlık onuru kenceyi Yenecek" diyor. Sanatçılar da örgütlü davranabildikleri öl çüde, mücadeleye halkalanıyor, devrim-, Biz de bu sorumluluktan hareketle yaanan sürecin, mücadelenin sesi olmaya çalıtık. Zonguldak direniçilerinin yanında en ön saflarda iki ay boyunca omuz omuza yürüdük. Maden a ızlarında, hak alma mücadelesinin cokusunu halaylara dönütürdük. Devrimci bir önderlikle yazgıları de iecek olan Zonguldak maden emekçileri yeryüzüne yürüdüler. Tüm Türkiye Zonguldaktır" iarını beyinlere kazıdılar. Zonguldak'ta kaldı ımız süre içimle gördüklerimizi, yaadıklarımızı "Madenci'den" adlı parçamızda anlattık. Ezilen halkların sesi olmaya, onların asimile edilmeye çalıılan kültürünü, radikalli i törpülenmeye çalıılan mücadelelerini türkülerimizde yücelttik. Öteden beri oldu u gibi, bu konuda ilkeli yaklaımlar sunmaya çalıtık. Tüm yasaklamaları da bir kenara iterek kalıcı bir çalıma biçimine; kasetlere döktük Güneydo u insanının haykıran çı lı ını. "Dalar yüksek olur Dünya gökkuaı olur Yaamın bu iki göz kamatırıcılıı Sevda sazının sesi olur". diyorlardı türkülerinde. Geldi imiz aa- 57 TAVIR ci mücadelenin omuzlayanları arasında yer alıyor. mada bir zorunluluktu, tüm olası engellemelere gibi, karakol ve ubelerde insanlar öldürülüp halka ramen kasetlerimizde Kürtçe türküler gözdaı verilmeye çalıılırken, halkın adaleti: söylemek. Kürtçe serbestisi(i) aldatmacası ortaya çıkmadan çok daha önce balamıtık "Söz eylemini bitirmi Silahın eylemidir Kürtçe türkü çalımalarımıza. Bu konudaki imdi Gösümüzde umudun çapraz fiekllii diyordu. kazanımların da, egemen güçlerin vermeye "Düman Çizmesi Altında Yurdum" adlı çalıtıı kısmi serbestliklerle deil, gerçek anlamda arkımızda. Ülkemiz bir halklar mozayiinden mücadele edilerek kazanılacaını tarih bize olutuu için Kürtçe parçalarla birlikte Çerkesce somut örnekleriyle göstermiti. Sayısız bir ezgiyi de seslendirdik. soruturma ve mahkemeler engelleyememiti iki Bu kaset son bir yıllık süreçte olup bitenleri, halkın ortak sesi olma konusundaki mücadele edenlerin diliyle aktarıyor. Madenciden, çabalarımızı. Yürek Çarısı, Ey He-valo, Tayad Türküsü ve Deindiimiz gibi, son süreci özellikle sava bütün parçalarımız halkımızın duygu ve ve sava hali uygulamalarının günlük yaantımızı düüncelerini ifade ettikleri parçalar. Mücadele etkileyen yönleri oluturuyordu. Demokratik içinde var ettikleri kendilerini anlatıyorlar türkükazınımlara el konulmaya çalıılıyordu. 12 Eylül lerimizde. karanlıını yırtıp, direniin tarihini yazan halkın örgütlü sesi TAYAD'ın kapısına kilit vurulmutu. Üstelik burjuvazinin sözde insan hakları (!) gününde. Mücadelede oulları ve kızlarıyla omuz omuza olan, cezaevi kapılarında joplanan, dipçiklenen, açlık grevlerinde, idamlara karı gösterilerde, sömürü ve baskının karısında "Haklıyız Kazanacaız" iarını yükselten ana babalar, "Derneimizi kapasanız bile bizi susturamayacaksınız, çünkü: "Tutsaklık zinciri kırılıncaya dek Omuz omuzayız yürek yüree Onurumuz karanfillerimizle Yürüyoruz meydanları inleterek" diyorlardı "Tayad Türküsü"nde. Artık yaratılan devrimci deerleri ve gelenekleri emekçi kesimlere daha da ulatırabilmek gerekiyor. Mücadele emekçileri kavradıkça ortaya çıkan yeni duyguları anlatabilen parçalar üretmek gerekiyor. Bunları, sadece dar bir kesimin deil, herkesin anlayabilecek, tanıyabilecek olduu yeni formlarla baarmak gerekiyor. Sloganlarımızı, iarlarımızı, cokumuzu daha geni kesimlerle de paylaabilmenin araçlarını yaratmak gerekiyor. Süreç onların beenilerini daha da dikkate almamızı zorluyor. Bizim son kasetimizde gözettiimiz kaygı buydu. Önceki be kasetten sonra, böylesi bir sorumlulua dönüüyordu çalımalarımız. 12 Eylül sonrası kazanılan haklar sava bahanesiyle geri alınmaya çalııldıı TAVIR 58 HABERLER - YORUMLAR POESUM I stanbul Belediyesi 6-12 Mayıs günlerinde Poesium I. Uluslararası stanbul iir Forumu'nu düzenledi. Forum, iiri ön plana çıkardı, güncelletirdi. Ancak Forum'un düzenleni biçimi ve ça rılı airlerin seçimi yo un tartımalara neden oldu. Özdemir nce (Forum yöneticisi) stanbul Belediye Bakanı Nurettin Sözen'e ve Kültür leri Daire Bakanı Hilmi Yavuz'a övgüler düzerken ça rı alan ya da almayan kimi airler de düüncelerini açıklıyordu. Edebiyat çevrelerinin, foruma ça rılması gerekti ini düündü ü Ece Ayhan; "Biz stanbullular ne kadar da kadersizmiiz. Baımıza Nurettin Sözen gibi bir felaketde mi gelecekti. (1)" derken ça rı aldı ı halde katılmayan Cahit Külebi "Hilmi Yavuz'un ipi ile cennete bile gitmeyece ini, onun asla affetmeyece i bir dümanı oldu unu" açıklıyordu. Özdemir nce 1978'den itibaren Avrupa'nın birçok yerinde iir Poesium'larına katılmı. Emperyalist ülkelerin (ve o kentlerin) "mali gücünü, politik gücünü, kültürel birikimini Türkiye'nin mali gücü ile politik gücüyle ve kentsel zenginlikleriyle" karılatırdı ı zaman "bir soru gelmi aklına". (2) Türk iirini yaadı ı gettonun dıına çıkarma gere ini kavramı. Onun bu düüncesi ile "30 kua ının önde gelen, özgün de erli bir airi" ve aydın bir belediye bakanının ideal ve tutkularının örtümesi sonucu Poesium gerçekleir. Bir iir evi kurmayı amaçlıyorlar, stanbul, iir ödülü veren bir kent olacak. iir günleri düzenlemeyi, anma toplantıları yapmayı, dergi yayınlamayı amaçlıyorlar. iir evinde bir iir kütüphanesi, "iir bankası" kurmayı düünüyorlar. Bu TAVIR amaçlar olumlu olsa bile Forum'u düzenleme nedeni olarak sayılan "mali güç, politik güç, kentsel zenginlikler" türünden açıklamalarla gülünç oluyorlar. Yapı-sal-ekonomik krizin bu denli derinleti i bir dönemde; halkın yoksulluk ve açlık sınırına dayandı ı bir ülkede; emperyalizmin açık pazarı haline getirilen bir ülkede mali güçten söz etmenin anlamı ne? ABD emperyalizminin bir ileri karakolu haline gelen, emperyalist askeri gücün ardiyası bir ülkenin politik gücünden sözetmenin anlamı ne? Ekonomisi ve politikası emperyalistler tarafından yönlendirilen bu ülke kültürel hegemonya altındadır. Bütün de erleri de itirilmeye, yozlatırılmaya çalıılmaktadır. Emperyalist, kültür içsellemitir. Halkın çıkarlarını gözetmeyen, sınıfsal/sosyalist tavrı hiçe sayan bu yaklaım kime hizmet eder. "Fakat benim bir ansım Mallerme Akademisi'nin Fransızca konuan yabancı üyelerinden biri olmam" diyor Özdemir nce. Da larında gerillaların savatı ı bir ülkenin, varolarında isyan ateleri yakılan ehrine, devrimci hareketin sarstı ı stanbul'a Mallerme Akademisine telefon açarak airler ça ırmakla övünemezsi-niz. Toplumsal gerçe i, halkın yükselen mücadelesini hiçe sayamazsınız. Evet iir; ancak devrimci mücadelenin sesi, solu u olacak iir. Ve Türkiye halklarının sesiyle; arkı söylemek serbestte, iir okumak yasak mı? DPNOT 1) Varlık, Mayıs 1991, sayfa 19 2) Varlık, Mayıs 1991, sayfa 2 59 HABERLER - YORUMLAR OHS ETKNLKLERN SÜRDÜRÜYOR OHS oyuncuları "Eylül Anaları" adlı oyunu sahnelemeye devam ediyor. lk olarak 3.3.1991 tarihinde Ümraniye Kültür Merkezi'nde sahneye konan oyunu 18.4.1991 tarihinde 800' ü akın Paabahçe Cam ve Beykoz Kundura içisi zledi. 20.4.1991 'de Karadeniz Ere li Halkevi çalımaları çerçevesinde Atatürk Kültür Sitesi'nde 500 kiiiik bir seyirci toplulu una sergilendi. Oyun öncesi konumalarında antiterör yasasına da de inen oyuncular yasayla devlet terörünün yasalatı ını ifade ettiler. Oyun sonrası halkevinde yapılan "Devrimci Tiyatro ve Sokak Tiyatrosu" ile ilgili söyleiye katıldılar. Bir yandan "Eylül Anaları'nı sahneleyen OHS oyuncuları, devrimci sanatçı olmanın verdi i bilinçle emekçi sınıfların birlik mücadele ve dayanıma, gününde "1 MAYIS" adlı sokak oyunu ve slayt gösterisiyle yerlerini aldılar. Etkinlikler Beledi-ye-i 1 No'lu ube'nin organizasyonuyla 43 iyerinde yaklaık 7000 içiye sergilendi. OHS oyuncuları, grevdeki Belpa içilerine, haklarını almak için fabrikayı igal eden MagaDeri içilerine oyunlarıyla birlikte dayanıma ve dostluk mesajlarını iletiyordu. Ayrıca "Özgürlükler ve Haklar TAVIR Platformu'nun organizasyonuyla düzenlenen bir sokak gösterisine Kürt sı ınmacılara yaatılan trajediye ilikin bir sokak oyunu ile katılıyordu. Bu oyun daha sonra devrimci memurların düzenledi i bir kır gezisinde ve ö renci gençli in düzenledi i ayrı bir gezide sergileniyordu. OHS oyuncuları "Eylül Anaları" adlı oyunu bir kez daha stanbul Belediyesi ehir Tiyatroları'nın düzenledi i "Gençlik Günleri"nde Harbiye Muhsin Ertu rul Tiyatrosu'nda 500 izleyiciye sahneledi. Oyundan önce okunan bildiride iktidarın 1 Mayıs'ta halkın üzerinde estirdi i terör kınanıyor, 1 Mayıs'ın yasallaması ve gösteriler sırasında gözaltına alınan, iki arkadalarının serbest bırakılması isteniyordu. Amatör Tiyatrolar Çevresi'nin düzenledi i "Bahara Merhaba enli i"nde sergilenen "Eylül Anaları" bu kez Gültepe halkına merhaba diyordu. Serbest bırakılan iki arkadalarının da katılımıyla büyük bir coku içinde geçen oyun yine ayakta 'alkılanıyordu. Son olarak, OHS oyuncuları "Eylül Anaları" adlı oyunu 17.4.91 de MYOÖD etkinlikleri kapsamında Mu la Belediyesi tiyatro salonunda 200 kiilik bir izleyici kitlesine sergiledi. 60 HABERLER - YORUMLAR GRUP YORUM AVRUPA'DA Bîr yılı aan youn çabalar sonucu, Grup Yorum'un 4 elemanı pasaport alarak yurtdıına çıkabildi. Grubu bölerek kitlelerle birlikte türkü söyleyip, halaylar çekmemizi engelleyebileceklerini sandılar. Türkiye'de defalarca boa çıkarmıtık bu çabayı. Bir tek kii kaldıımızda bile "ate hattından sözleri", yürekleri ve bilinçleri tututuran ezgileri fabrika önlerine, gecekondu mahallelerine, üniversite anfilerine, uuldayan meydanlara bayraklar gibi akıtmıtık. Türkiye'den selamlar getirdik Alman-ya'daki emekçilerimize. Her gün yeni bir direni mevzi kazanan halkın örgütlü gücünün hayatı saran alevleriyle geldik. Sevgiyle, cokuyla dinmek bilmeyen alkılarla karılandık. Frankfurt, Köln, Wuppertal, Berlin, Stutgart, Münih, Zürih, Bielefelt ve Bre-men'de verdiimiz konserlerde yaklaık olarak 9000 10000 kiiye seslenme olanaı bulduk. Paris, Strasburg, Hamburg, Amsterdam, Nuinberg, Mannheim konserleri de önümüzdeki 1 aylık programı oluturuyor. Ayrıca dayanıma gecelerinde de toplam 10.000 emekçiyle birlikte olduk. Konserlerimize gelen çounlukla 2. kuaktan gençlerle yaptıımız söyleilerden, grup müziine alıkın olmadıklarını anlıyoruz. Müziimize balangıçta biraz yabancılık çekiyorlar. Fakat ilk akınlıı attıktan sonra, ezgilerimizdeki sıcaklıkla, marlarımızla, türkülerimizle ve halaylarla örülmü mozaikle bütünleip, yürekle-rindeki tüm sevgiyi sunuyorlar bizlere. Karılıklı bilgi alıveriiyle birlikte Türkiye koullarını, müziimizi deerlendirip, yeni dostluklar yaratıyoruz. mza günleri, Radyo-TV röportajları, gündemimizi dolduran dier olaylar. SNCAN'DA GRUP EKN KONSER Sincan Belediyesi'nin düzenledii 7. Lale ve Kültür Festivali kapsamında 10 Mayıs Cuma günü gerçekleen konseri yaklaık 3000 kii izledi. Halkın gönülden destek vererek alkıladıı, türkülere katıldıı, yüzlerce insanın ayakta coku dolu, umut ve sevinç dolu anlar yaadıı bir konser oklu. Sincan konserinde yine "Cav Bella" vardı, Cemo vardı "daların yücesinde ateler yakan". Madenciler vardı "ülkenin adını deitiren". Seninle Biz vardı "erken öleceiz" diyen. Konserin bir dier dikkat çekici yanı da, Grup Ekin'in Haziran ayında çıkarmayı düündüü kasetinde yer alan arkı ve türkülerinde söylenmesiydi. Halkın ilk kez dinledii türkülere bu kadar çabuk ısındıını ve kaynatıını görmek, Grup Ekin'in bu alanda söyleyecek çok eyinin olduunu ve en önemlisi de Grup Ekin'lerin bitmeyeceini, bir gelenek olduunu göstermesiydi. Önümüzde beklenen günler yar. Youn, hareketli, savaçı, zor ve çetin. Türkülerimiz imdi Apo gibi, Hasan gibi, Olcay gibi, Birtan gibi, Ferit, Öztürk, Kahraman gibi da doruklarında yankılanmaya, varolarda gürlemeye hazırlanıyor. Sesler daha gür ve çoalarak yükseliyor. Fabrika igallerinde, grevlerde, okul boykotlarında, gecekondu direnilerinde, hak arama eylemliliklerinde, tütünde, pamukta yani tarlada, 1 Mayıs alanında. Ve yarın daha da gür olacak, dümanı saır edercesine. Bugünlere hazır canlara selam olsun... GRUP YORUM GRUP EKN TAVIR 61 HABERLER - YORUMLAR PARS'TE YILMAZ GÜNEY MEZAR ANITI AÇILDI ORHANKEMALHAFTASI 6 Nisan 1991 günü, Yılmaz Güney için hazırlanan anıt mezar, bir anma töreniyle açıldı. Açılıı yapan Fato Güney, Türk ve Kürt halklarının yetitirdii Güney'in uluslararası sanatçılar arasında yerini almı olmasına karın, yaamı sırasında uygulanan yasakların ölümü sonrasında da sürdüünü belirtti. salonu giriinde açıldı. Adana'da Seyhan Belediyesi ve Orhan Kemal'i Anma Komitesi ibirliiyle 3-9 Haziran arası Orhan Kemal'i Anma Bu yasakların kalkması halinde bugün yurtdıında faaliyetini sürdüren Güney Vakfı, ülkemizde kurulup, Güney için etkinliklerini yürüteceklerini söyledi. Haftası düzenleniyor. Bir öykü yarıması yapılıyor. (1. ye 2.000.000, 2. ye 1.000.000,3. ye 500.000.- TL ödül verilecek). Hafta boyunca paneller düzenlenecek, katılan yazarlar, söyleiler ve imza günleri Açılı töreninde "DEVR MC MÜCADELEDE SANATÇILAR" bir çelenk bıraktılar. yapacak. Orhan Kemal'in öykülerinden senaryolatırılan filmler gösterime girecek. • 9 -16 Nisan tarihleri arasında FOSEM, ÖZGÜR-DER (Haklar ve Özgürlükler Dernei) "Kürt Halkı ile Dayanıma Heyeti" ile birlikte Hakkari'nin Çukurca ve Üzümlü sınır bölgesinde (49. sınır taı) kurulan toplama kamplarına gittiler. Kamplarda gerçekletirilen video filmi ve diaları Pazarcılar Demei, Kartal HEP, HKD, Gaziosmanpaa HEP, Küçükçekmece HEP, ilçe örgütlerinde gösterime sundular. FOSEM, bir yandan bir aydır sürdürdüü 1 Mayıs ile ilgili dia gösterilerine devam ediyordu. • AFSAD üyesi E. Kart, A. Köy-men, FSAK üyesi G. Yıktıran, S. Üzrek, H. Tuncer, . Küçüktabak, C. Deniz, S. Derbent, G. Derbent, Y. Darıyer-Ii, . Akyürek, F. Akba, Zonguldak Fotoraf Grubu (ZFG) üyesi . Ofluolu, B. Üzmez, E. Güngör ve M. Eribo-yun'un "MADENC " ve "ZONGULDAK GREV " balıklı dia gösterileri, MAGA içilerinin direniinin 50. gününde kadın ve erkek izleyicilerinden oluan bir toplulua sunuldu. Her iki gösteriden önce Kenan Mendekli tarafından "MAGA D REN " balıklı dia gösterisi yapıldı. 1 Mayıs günü ise ikinci kez (1990-91) 1 Mayıs'ı görüntülediler. • FSAK üyesi brahim Akyürek ve Sevil Üzrek'in "MAA'DA 24 SAAT" balıklı fotoraf sergisi 1-15 Mayıs tarihleri arasında Otomobil- Sendikası Ruhi Su TAVIR 62 HABERLER - YORUMLAR OKM - FOSEM olarak düzenlediimiz "Yaamı Savunan" fotoraf yarımasını ye-terli Katılım olmadıı için iptal etmitik. Bize gönderilen fotoraflar içinden seçtiimiz aaıdaki fotorafı ve mektubu yayınlamanın anlamlı olacaını düündük. "Sayın lgili, liikte gönderdiim Ayçiçei Fotorafı - yöresel adı ile emamer - 1988 yazında Kayseri ili, Pınarbaı ilçe cezaevi koularından birinin iç avlusunda çekilmitir. Herhangi bir fotoraf hilesi bulunmadıı gibi, özel olarak da yetitirilmemitir. Ancak fark edildikten sonra TAVIR korunmutur. Dört etrafı yüksek ta duvarlarla çevrili, sadece üstten ıık alan, avlu duvarındaki pencere boluunun taları arasında, zamanın biriktirdii tozlara tutunarak, kendi kendine yetimitir. Ona, MAHKUM EMAMER, ÖZGÜRLÜK Ç ÇE , gibi isimler takmı, kökünü koruyacak yeterli toprak bulunmadıı için, boyu uzayıp çiçek açtıında gövdesinden pencere demirine balamıtık. Kendi doal ortamının dıında, yaamı savunmaktan da öte, yaama meydan okuyan ayçiçeinin öyküsü, ilginç olur kanısındayım." SAL H NÖZÜ 63 HABERLER - YORUMLAR 23 Nisan 1991 tarihinde, Haklar ve Özgürlükler Platformu'nun düzenledi i "Kürt Mültecilerle Dayanıma" için yapılan Sultanahmet gösteri. sinde, "Özgürlük Türküsü" adlı grubun gözaltına alınan müzik aletleri. 7. sayımızda duyurusunu yayınladı ımız Ortaköy KültürMerkezi'nin "Yaamı Savunan Foto raf" konulu "Foto raf Yarıması 1991" yeterli sayıda katılım olmadı ı için iptal edilmitir. Yarımaya katılan foto raflar O.K.M. fuaye salonunda sergilen mektedir. Yılmaz Odabaı'nın bulunan iir kitapları: SSTE YURTSUZ SINIRA VURUYORUM BR AYRILIK KALABALIKL RLER AR 2. Basım 3. Basım Gölge Yay. TAVIR SINIRSIZ VURUYORUM "Reo, Talan klimi'nin yeni Gölge Yay. Yön Yay. BR YOKSULLUK FERDE Cem Yay. Cem Yay 64
Benzer belgeler
PDF formatında indirmek için tıklayınız.
Yürekler ku atmada...Bombalar yaıyor; pe pe e patlıyor...Kesif bir sis
sarıyor ortalıı, ev görünmez oluyor bir
an. "Kahrolsun Fa izm" diye haykırarak basıyorlar tetie, slogan sesleri
derin ama c...