PDF formatında indirmek için tıklayınız.
Transkript
PDF formatında indirmek için tıklayınız.
MERHABA Egemen güçlerin halka açtıı sava tüm hızıyla sürüyor. Gözaltılar, ikenceler, yasaklamalar, baskınlar, demek kapatmalar ve yargısız infazlar gündelik olaylar haline geldi. Egemenler, toplumun tüm kesimlerine "Bana muhalefet edeni hiç bir yasa, kural tanımadan yok ederim" mesajını vermeyi amaçlıyor. Bu saldırılardan dergimizin avukatları Murat Demir, Bedii Yarayıcı ve gazeteci Deniz Teztel de nasib-lerini aldılar. Diyarbakır'da bir yurtseveri gece yarısı baskınıyla kaçırıp kurunladılar. Yetmedi, cenaze törenine saldırdılar. Beikta'ta bir devrimciyi, ardından yine aynı bölgede on devrimciyi bombalarla, otomatik silahlarla katlettiler. Doymamılardı. Cinayetler Ankara'da iki devrimcinin öldürülmesiyle sürdü. Ne var ki unuttukları birey var. Sonunda ölüm de olsa, kurulacak yeni dünya için kendini ölümün kucaına atacak onlarca devrimcinin gelenei Kızıldere'lerde, idam sehpalarında, ölüm oruçlarında mayalanmıtı. ehitlerimiz, o büyük günde yanımızda olmak üzere imdilik aramızdan ayrıldılar. Onları saygı iIe anıyoruz. Karanlıın sahiplerinin, vargüçleri ile yok etmeye çalıtıı ııklar, direniçi, ba-emez tavırlarıyla yarınlara olan inana pekitirdi. Kuatılan yürekler dün olduu gibi bugün de susmadı, susmayacak. "O evlerde parlayan ıık bir yıldız gibi kayarak yoksulların, ezilenlerin gözlerine umut parıltıları olarak yerleti." TAVIR "Yedi kat yerin dibinde, gözler balıyken zifiri karanlıkta; bir kıvlcım olup çakanlar da vardı. Her çakıında harlanan, alev alev yürekleri saran, sardıkça yürekleri özgürlük ateiyle, öfke ateiyle yakıp kavuranlar da." Yakıp, kavuranları anlattık, "Bir Çentik Daha" adlı yazıda, "Gelenek Tohumu," "Phoenix" adlı iirlerde... Geçtiimiz aylarda OHS oyuncuları Eylül Anaları adlı oyunlarını birçok yerde sergilemilerdi. Devrimci tiyatronun sahnelenmesi anlamında önemli bir adım olan bu oyun, doal olarak eletiriler alacaktı. Eletiriler gelitirici ve ön yargıdan uzak olduunda deerlidir." Eletirmi Olmak çin Eletirmek Ya Da Subjektif Bir Eletiri Örnei" adlı yazıda, OHS'nin bu yöndeki ısrarlı ikna etme çabasını bulacaksınız. Bu sayımızın arka kapaını enternasyonalist savaçı CHE GUEVERA'ya ayırdık. Dünyadaki geri dönü sürecine, karı devrimci dalgaya karı yürekli bir ses yükseliyor Küba adasından. Bu sesin sahibinin kararlılıını, cokusunu paylamak için CHE'nin "Fidel'e Türkü" adlı iirini de yayınlıyoruz. "Geçerken en zorlu sınavlardan Acılarınızla direnirken suskun dilleriniz En koyu karanlıklarda Yalnız deildiniz, çünkü birlikte çarpılı yüreklerimiz." Dostlukla... 1 YÜREKLER KUATMADA... TAVIR Kara bulutlar kaplamı gökyüzünün maviliini. Bulutlardan da kara, le kargaları döneniyor havada. Kulakları tırmalayan sesleri, köpeklerin ulumalarına karııyor. Tutulmu köebaları. Güne gibi parlayan evlerin ııından gözleri kamaanlar, daha da sıkı sarılıyorlar karanlıklara. Kuatıyorlar dört bir yandan günein evlerini. Bomak istiyorlar ııı, hep sürsün istiyorlar tarihin maaralardaki rahat yaamları. Yürekler kuatmada...Gecenin içinde güne gibi parlayan evlerden sıkılan kurunlar alev topları olarak düüyor karardıın börüne...Çok zorlu bir yoldan geliyorlar...Eriterek bileklerindeki kelepçeyi; tırnakla, kanla yazarak ınapushane duvarlarına direnmenin tarihini...Çok uzun bir yola doru yürüyorlar...Mühendislik hesaplarıyla planladıkları çetin, dolambaçlı bir yola doru... Yorgun, hasta yüzler uzun bir kuyruk oluturmular hastane kapısının önünde. Çocuklar, kadınlar, erkekler, yalı-genç bir sürü insan, sıkıntılı bekleyii içindelere ertesi günün. Sabahın olmasıyla birlikte, ne kadar zaman sonraya verilecei belTAVIR li olmayan muayene kaydı için isim yazdırabilmenin umudunu taıyorlar. Hastanenin ilaç kokularına isteksizce katlanan uykusuz gözler, arada bir sedyeyle taınanları izliyor. Saçları sakalları aarmı bir adam, yılların yorgunluunu taıyan sesiyle yakınıyor yanındakine...benzeri yakınmalar, baka hastanelerde, baka koridorlarda da sürüp gidiyor. Yürekler kuatmada...Karanlıın bekçileri, var güçleriyle yok etmeye çalııyorlar evlerin ııını. Ayrı bir yerde, ayrı bir zaman boyutunda, hep birden döü halayına duranlardan kopan alev toplan düün alanına çeviriyor ortalıı. Kucaklatıkları, ellerini sardıkları yoldalarını düünüyorlar...Açlıa yatarak ölüme koanları; vurulup düenleri varolarda, sır vermeden ikencehanelerde menzile ulaanları düünüyorlar. Bir sevgi köprüsü kuruyorlar; coku deniziyle birleiyorlar korkusuzca idam sehpalarına çıkanlarla. Doacak dünyayı düünerek gözgöze geliyorlar, yürek yüree veriyorlar. Düüyor gönülleri yeniden uuldayan sesine meydanların; daların yakıcı rüzgarlarına karııyorlar. 2 Ufacık ellerinde, toza bulanmı yüzünde büyüyüp de küçülmenin acılarını taıyan bir çocuk, otobüse binmeye çabalayan yolcuların etrafında dolanarak "bilet var, bilet" diye baırıyor. Yalı bir karı-ko-ca ellerindeki bastonlardan ve birbirlerinden destek alarak, yerlere dökülen sebze ve meyvelerin yenilebilir olanlarını toplamak amacıyla henüz daılan pazar yerine doru ilerliyor. Overlokçu bir kız, yaamın gerçeiyle yıkılan hayallerini, gelecee yönelik kaygılarını iliyor kumaa, üç kurua sattıı emeiyle. Yürekler kuatmada...Iık saçan evlerin birindeki kömür gözlü kız yüreini sürüyor namluya, sıkıyor, sıkıyor... ardarda dümanın üzerine. Umut çiçekleri açıyor mermilerin dütüü her yerde. Sesler rüzgarla birlikte, varolara, fabrikalara, okullara, dalara taınıyor. Taındıkça çoalıyor, çoaldıkça güçleniyor. Omuzları çökmü, elmacık kemikleri belirgin, yanakları sakala vurmu bir adam, "evim" dedii derme çatma yapının eiine oturmu tespih çekiyor. "Bu gördüünüz yerler biz gelmeden evvel ta topraktı. Diimizden, tırnaımızdan arttırıp baımızı sokabileceimiz koruluları yaptık. Hayvan balasan durmaz burada. Ama n'aparsın baka çaremiz yok. Burayı da çok görüyorlar bize, gelip yıkıyorlar." "Dayanacaız" diyor kalın bıyıklı adam. "Biz buraya ölmeye geldik, dönmeye deil" diyenler gibi. "Korkarak hatırlasın bu geceyi zebaniler. Bedenlerimizde açacak kan gülleri yeni bir dünyayı yeerten ırmaklar olsun." Sesi TAVIR gürdü, berraktı; o çok sevdii "ekerolan" halayına durmu gibiydi yoldalarıyla, ayın parlak yüzü gibiydi gözleri; elleri alev alev...Sevdaydı dokudukları hayatın gergefine, halka balılıktı, zafere inanç...Omuz omuza durmu gibiydiler; elele tutumu gibi; halayda, zeybekte, horonda..sarsılmaz bir kararlılık, yükselen bir cokuyla mar söylüyordu genç kadın: "atıldık kavgaya yürüyoruz en önde..." Bir içi nasırlı kocaman elleriyle, alnına biriken terleri siliyor torna baında. "18 yıllık içiyim. Aldıım para karnımızı doyurmaya yetmiyor. Be nüfus, aç sefil dolaıyoruz. Kaç zamandır eve et götüre-miyorum, tadını, kokusunu unuttuk artık." Yürekler kuatmada...Her bir yürek silahını fırça etmi, duygu ve düüncelerinden süzülüp gelen en güzel renklerle boyuyor siyah tuvali. Gökkuaının altında çiçek tarlalarında kovalamaca oynayan, ip atlayan çocuklar belirginleiyor aır aır. Görkemli bir çınar aacının gölgesinde kurulan sofrada, yüzlerce, binlerce, milyonlarca insan karınlarını doyuruyor. Yarınlara duyulan güvenin, paylamanın sevincini yaayan yüzler, saygıyla, sevgiyle bakıyorlar ressamlarına tuvalin içinden. Sarp kayalıkların düzlükle birletii köyde bir ana, yurdu için ölen kızının ellerine kınalar yakıyor. Yok sayılan bir halk, yediden yetmie kinini haykırıyor duymak istemeyenlerin kulaına, zafer iaretiyle süsledii ellerini sokuyor görmek istemeyenlerin gözüne. Kayıplar yaanıyor, 3 baskılar zulümler, köy meydanlarında dayaklar, alanlarda kurunlanmalar. Kepenkler parçalanıyor, vitrinler kırılıyor, yine de köylerin, kasabaların, ehirlerin ayak sesleriyle sarsılıyor toprak. Yürekler kuatmada...Gittikçe hızlanıyor çatıma, kızıtıkça artıyor ııın iddeti, arttıkça akına dönüyor karanlıın bekçileri, sözcük sözcük dize dize yaamı savunan, üreten çoaltan bir iir yazıyorlar. Kömür yüklü vagonların pei sıra yürüyenlerin, döküm tezgahlarının baında, aır firınların karısında kavrulanların; köhne yapılarda, tahta sıralarda, uzun otobüs kuyruklarında bekleenlerin kuracaı o görkemli yapının harcına bir kürek daha salar gibi aynı sevgiyle iliyordu parmakları tetikte... Biri elini uzatıyor gösüne, parıltısı asılı kalıyor geceye yanan fitilin. Alanlara yürüyor memurlar gün be gün artarak, harman yerinin hasat sonrası cokusuyla halaylar çekiyorlar. "Biz sizden sadaka deil, emeimizin karılıını istiyoruz, grevli toplu sözlemeli sendika istiyoruz" diyorlar seslerine suskunların sesini de katarak. Yürekler kuatmada...Korku içinde baırıyor karanlıın ba bekçisi emrindekilere "Söndürün, ne yapıp edin söndürün u ııı." Zehir makinaları, kusmaya devam ediyor silah silah çarpıan evlerin üzerine. "Ne büyük umutlarla gelmitim üniversiteye. Annem babam, içi, belki memur ya da çiftçi ne farkeder halk çocuuyum ite. Örendiklerimle halkımın mutluluu, rahatı için elimden geleni yapacaktım. Geldiim yerin ticarethane, hizmet etTAVIR mem gerekenin emperyalistler olduunu gördüm. Halkıma ihanet etmemi bekliyorlar benden." Yürekler kuatmada...Bombalar yaıyor; pepee patlıyor...Kesif bir sis sarıyor ortalıı, ev görünmez oluyor bir an. "Kahrolsun Faizm" diye haykırarak basıyorlar tetie, slogan sesleri derin ama cokulu, kin dolu haykırılar aralayarak sis perdesini, saplanıyor karanlıın ortasına. Kazmalarını, küreklerini omuzlarına alan madenciler, aır aır gün ııına çıkıyor. Kadınları ve çocukları da kanlıyor saflarına. Halkın desteiyle koca ehir, tek beden oluyor. Yürekler kuatmada...kinci büyük patlamayla birlikte, çıkmaz oluyor alev toplan güne gibi parlayan evden. "Söndürdük, söndürdük sonunda" diye çılık atıyor karanlıın bekçileri sevinçle. Uzun bir ayrılıktan sonra sevdiine kavuur gibi ulatılar ölüme, öperek yoksulların sofrasındaki ekmei, gecekonduların çamurlu sokaklarını, dik kaldırımları çiçekleyerek ulatılar ölüme. O evlerde parlayan ıık, bir yıldız gibi kayarak, yoksulların, ezilenlerin gözlerine umut parıltıları olarak yerleti. Ey eitliin özgürlüün savaçıları....Sarsılsın doa, çöksün topraklar...Kopsun alev, ate çanaklarından. Sıkın sıkılabildiince; kaynasın derileriniz balta saplarına; biçsin tırpanlar, baak biçer gibi. Rüzgar savursun yangını, kasıp kavursun; kabına sımasın mermiler... 4 12 TEMMUZ DRENÇLERNE imdi günein göe yükseldie yerde direniçiler gemilerini yakmı alınlarına kızıl bantlar takmı Ölüme kouyorlar Arkalarından "nereye yoldalar" diye akın titrek bir ses baırmıyor Hayır ölüme gidenleri geri çaırmıyor Yürekler sırasındadır hemen ölüme koanların arkasındadır En önde yürüyenler yaama sevinci ile ölüme seve seve gidenlere balılıını boynunun borcu olarak eklediler. Yoldalar, menzildeyiz gideceimiz yere kadar tereddütsüz peinizdeyiz Bedenlerimizde bayraklaan direniin yere dümesine hiçbir zaman izin vermeyeceiz. Onurunuz onurumuzdur kavganız kavgamızdır yüreiniz yüreimizdir savunduunuz herey yaayan bilincimizdir yanaklarımızdan süzülen bir kaç damla mı? Hüzünlü sevincimizdir. brahim KARACA PHOENX Biz ki en saır kulaklara Sevdalar fısıldardık Sabah serinlii taırdı Ezgilerimiz Kan uyku infazları için Kapılar çalındıında Burçlarımızda beyaz kefenleri Kana bulayıp Kollarına saldık rüzgarın Ölüm Çaresiz Kalıp Çılıklar Attı Arkamızdan Çünkü gün igal altındaydı ve biz "pimi çekilmi bir yürekle" dalmıtık ortasına karanlıın Dilimizde kurtulu türküleri mataramızda ab-ı hayat ve düerken özgürlük renginde bir gülü vardı yanaımızda... 6 TAVIR TAVIR 7 BR ÇENTK DAHA ENDER SELÇUK nsanlar... u boy boy aaçlar, rengarenk çiçekler, rüzgârın getirdii yosun kokusu... Tıklım tıklım otobüse dolumaya çalıan, köede simit satan, baıran, koan, yürüyen insanlar...Görkemli yapının mütevazi parçaları. Dev gövdesiyle öüterek dönen çarkın farkında olan-olmayan insanlar...Farkedenlerin o çarkın dililerinden geçerek bilendii, farkedemeyen-lerin o diliden bu diliye yuvarlandıı an be an eriyip gittii, bir dünya... Aır dönen; ama hızlı öüten; öüttüü kadar eitmeyen çark, yılların verdii köhnemilikle, yeknesanlıkla sürdürüyor hareketini. Yedi kat yerin dibinde, gözler balıyken zifiri karanlıkta; bir kıvılcım olup çakanlar da vardı.. Her çakıında harlanan, alev alev yürekleri saran, sardıkça yürekleri özgürlük ateiyle, öfke ateiyle yakıp kavuranlar da. Uyumu gibi, hissetmeyen duymayan bedeni, tutmayan kollarıyla zaman kavramından uzak...Yakın olduu tek bir ey var; bildii, söyledii, söyleyecei, yüreinin sesiyle haykırdıı tek bir cümlecik: Size söyleyecek bir eyim yok! Yaamın acılar ve umutlarla sınanmı bilgisi yürürlüktedir artık... Direnmek.. Türkü söylemesini de beceremedim bir türlü. Hücrelerdeydiler, can dostlarıyla yan yana. Sadece karısındakinin yüzünü görebiliyordu. Saındaki, solundakileTAVIR rin ise seslerini iitebiliyordu. Hücrelerde girilen bir yeni yıl için mazgal kutlamaları sırasında herkes türkü söylüyordu. Sıra bana gelmiti diye düündü, aynı anı yaar gibi. Zor birey deildi, hem can dostlarıydı dinleyecek. Ama, dedi; hiç söylemedim ki...Utandıımdan da deil; niye utanayım. Öylesine tatlı bir manevrayla geçitirdi ki, o anı; çok güzel bir türkü de söylese can dostlarını bu kadar honut edemez, espriye boamazdı. Tamam, dedi; sıra bana geldi, kabul ediyorum. Çok sevdiim bir türkü var. Ben söylersem berbat ederim biliyorum. Ama sen söylersen benim adıma, dedi bir can dostuna. lginç, tatlı, espri yüklü ve güçlü bu taktik karısında çaresiz kabul edildi istei. Bu anısını hatırladıında güldü kendi kendine. Nasıl da geçitirdim ama dercesine. Marları da toplucayken söyledim hep. Ama yok; böylesi daha çok deli ediyor onları, devam, dedi ve daldı engin denizin maviliine dalar gibi...Çalayan yüreinin sesine. Tatlı bir titreme hissetti. Taa yirmi yıl öncesine doru aktı gitti. Tekrardan ya-ıyormucasına çarptı kalbi. Çocuklukla delikanlılık karıımı delimenliiyle, mertlik, yiitlik menkıbelerini kiiliinde harmanlamaya nasıl çırpındıını anımsadı, güldü. Da köyünün doktor uramazlıın-dan yitip giden, mera sınır kavgalarından ölüp gidenleri gördükçe kahroldu. Çaresizliiyle Çilehanenin Çile Tekkesi'ne ko- 8 an ve günlerce içinden çıkmayanları gördükçe kinlendiini hatırladı. Niye, demitim çocukluumla saf saf...Yokmu baka kurtulu yolu? diye sorduum soruya aldıım cevapla balamıtı her ey. Her yolun bir baı olduu gibi.... Bilge tavrıyla cevaplamıtı köyün bilge kiisi: Onu u dalarda gezenlere sor. Aha u gördüün dalarda dolaıyormu o yolu arayanlar. "Var" demiler. "Bu çileden kurtulu yolu var." bulmalıyım öyleyse onları deyip vurmuum kendimi dalara. Bir kanat hıırtısı...Kaldırdım baımı; minicik, rengarenk bir ku. Sanırsınız günein parçası. Küçüklüüne bakmadan öyle yükseklerde uçuyor ki, neredeyse görülmeyecek. Bu kadar küçük kuun olabileceini düünemiyordum. El salladım. Gördü sanki. Hemen alçaldı. Ama durmadı, Acelesi varmı, ya da benimle oynamak istiyormu gibi hızla uçmaya baladı. O uçarken pei sıra komak zorunda kaldım, dere tepe...Baırdım peinden: Nereye gidiyorsun? Ne biçim kusun sen? dedim. Alçaldı. "Ben güne kuuyum, günee gidiyorum." N'olur yolu bana da göster. Ben de gideyim" dedim. Merdivenle çıkılırmı. "Kırmızı, sarı, mavi...Hepsi ayrı renkte basamaklardan oluan bir merdiven"mi... "Engebeli, dolambaçlı ve sarp"mı. Olsun dedim. Olsun. Yol olsun. Engebesiz yol mu olurmu? Kurtulu yolu olsun. Günee gitsin yeter ki...Merdivenin baına getirip bıraktı beni; büyülenmi gibi kalakaldım yapayalnız. Bundan sonrasını ben kendim gitmeliyim dedim. Binlerce ku türü...Hepsi bir arada. Çılık gibi yükselen seslerden tutun, name gibi ruhu okayan bülbül akıması, karga ötüü...Birbirine karımı sesler beynimin içini uultuyla dolduruyor. BuTAVIR nalıyorum; Anlayamadıım için, bunalıyorum. Kaçıp kurtulmak istiyorum. Hızla komaya balıyorum. Sürüler halinde benimle birlikte geliyorlar. Kurtulamayacaımı anlıyorum. Bir kurtulu yolu olarak renkli merdivenleri çıkmaya baladım. Birer ikier. Hızlı hızlı çıktım. Bir mavilik, çaraf gibi uzanmı. Büyülüyor beni. Deniz sanki. Ama yok. Deniz kadar büyük deil bu. Bir baraj. Bildiim Almus Barajı. lerisinde yüksek kayalar arasında bir köy; Kızıldere Köyü. Tırmanmaya devam ettim. Son basamaa geldiimde yalnız olmadıımı gördüm. Her bir koldan rengârenk merdivenler uzanıyor. Ve bu merdivenlerden akın akın yürüyenler var. Günee yürüyenler...Bir ellerinde bayrak, bir ellerinde silah. Tulumuyla, önlüüyle... Pamuk yıını gibi, kar beyazı öbek öbek bulutlar günein önünden resmi geçitte gibiydiler. Bulutlar resmi geçidi aralıında gökyüzü bombo kalıyor. Açılan boluktan bir ses yükseliyor; gökyüzünü inleten, dalarda yankılanan: "Buraya ölmeye geldik, teslim olmak yok! Kab-rol-sun...." Ay tutulması gibi kuruni bir renk kapladı gökyüzünü. Bir hazan mevsimine döndü gün. Zemheriye döndü Mart, goncalar ayaza kesti. Tomurcuklar dalında soldu. akınlıkla kalakaldım. Gökyüzünün kuruni boluunda öbek öbek ku sürülerinin terk-i diyar ettiini gördüm. Acı çılıklar patlatarak uzaklatılar. Anlayamadım niye kaçtıklarını. Benim gibi günein yolcuları da anlam veremez bakılarla izliyordu bu kaçıı. Fazla zaman geçmedi kaçılarının nedenini örenmek için: Sürülerle yırtıcı, parçalayıcı ku kapladı gökyüzünü. Akbabalar, kuzgunlar, yarasalar si- 9 ren yırtıcılıında seslerle. Bir bir kapıp güne yolcularını, yosun tutmu kuytulara doldurdular. Uyumu, hissetmeyen bedenine inen tekmeyle kendine geldi. Kendine gelmesiyle Kah-rol-sun...Söyleyecek bir eyim yok! diye baırması bir oldu. Müthi bir acı hissetti bedeninde. Midesinde bulantı. Düünemez oldu acısını; alaya, aaılayıcı sesi duyunca: "Eee Yusufçuk, Yu-suuuf. Söyle bakayım; gazeten var mı yanında? Hatırladın mı benim? "Bu sese aina olduunu düünmütü. Evet, evet. Bu o dedi. "Gestapo" dedikleri bu. "Söyle hatırladın mı? Ben sana, çıkarsan eer, dıarıda mutlaka karılaacaız, yanında devamlı gazeten olsun. Bir sokaın köesinde bırakıverdiimde üzerini örtecek bir gazeten olsun demitim. Hatırladın mı? "Sözünü bitirir bitirmez atıldı Yusuf: Senin gibi aaılık bir yaratıı nasıl hatırlamam? Unutmadım ki hiç...Biz sizleri hiç unutmadık ki. Anlayamadın mı bunca yıldır? Bir kapı açıldı. "Gestapo" tekmil verircesine; " ef dedi: "Bu halâ akıllanmamı, aynı dikkafalılıı üstünde yine." efin de kim olduunu çıkardı, kısa bir bellek yok-lamasıyla. ef azını açmadan ondan daha atak davranıp; ef bozuntusu, dedi, bilirim senin efliini, neler üfüreceini, kiiliine uygun küfürlerini. Pein pein söyleyeyim, ancak senin gibilerinin azına yakıan küfürleri, düzecein yalanları aynen, imdiden geri iade ediyorum. Eylül'-lerde, Mart'larda da böyleydiniz hep. Ama ne oldu, o inlerinizde bile rahat uyu-yamıyorsunuz. Bu iler böyle. Bedelsiz deil hiçbir ey. Tezgahlarınızı biliyoruz. Bu tezgahlarınıza ramen varız. Ben hazırım bedel ödemeye. Ya sen...Ya siz... Çılgına döndü ef. Kollarından prangaya balı olduunu unutarak kartal kapııyTAVIR la tutup duvara çarpmak için çullandı üstüne. Yerinden kaldıramayınca, ipinden koparılmı azgın bir boa gibi böürerek yumruk, tekme, tokat giriti. "Alın unu" dedi, hırıltılı, bouk, bitkin bir sesle. sterik bir krize tutulmutu adeta ef. Üzerine saldırdı. Elbiselerini yırtarcasına çıkarmaya baladı. Bir çırpıda belinden aaısı çırılçıplak kaldı. Belinden üstteki elbiseler prangaya balı bileinde tortop oldu. Üryan kalakaldı Yusuf...Prangadan çözüldü, Gestapo ve dierleriyle birlikte kargatulumba bir masaya yatırıldı yüzükoyun. Elleri arkadan balandı. Duvara özel olarak monte edilmi boruya da bir kirie balanınca alttaki masayı çektiler. Vücudunun tüm aırlıı kollarında toplandı. Meer ne kadar aırmıım diye düündü Yusuf. Oysa, dedi; ne kadar çelimsizim, zayıfım, kilom az diye hayıflanırdım hep. Kollarında, omuzlarında, karnında korkunç acılar baladı. Baırmamakta, çılık atmamakta yemin etmi gibi, sessiz kinini korumakla deli edeceini biliyordu. Bu acısının yanında "arr" sesiyle açılan musluun anlamını kavrayıncaya kadar tazyikli suyun nefessiz bırakan etkisini hücre hücre hissetti bedeninde. Farkında olmadan kasıldı. Ayırdında olamadıı bir zaman diliminden sonra su kesildi. Tüm vücudu gevedi. Tekrar baladı, tekrar kasıldı nefes nefese. Bilincini yokladı. Düünemiyordu. Ölüm geldi aklına bir an. Ölümü düündüünde "buraya ölmeye geldik...Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin..."naraları imek gibi yaladı beyin hücrelerini. Suyun sesi kesildiinde bedenindeki arılarla babaa kaldı. Ölümü düündü bir kez daha. Niye ölümü düünüyorum hep diye kızdı kendi kendine. Yaamak varken ve güzel eyken. Yaamak kutsal bir hak deil mi? Yaamı savunmak göre-vimken...Ve onu güzelletirmek varken. 10 Bunun yoluda yaamaktan geçmiyor mu? Durakladı bir an. Acılan tekrar hissetti iliklerinde. Ne yapıyorum ben, dedi kendi kendine. Dehet bir ey. Ne ile karı karıyayım ben? Ne istiyorlar benden? Ve ben neyi tercih ediyorum? Tamam, yaamak istiyorum desem, ne alacaklar benden? Solucan olmamı istiyorlar. Sürüngen olmamı yani...Koyun gibi yaamamı; yemek, içmek, uyumak ve "tısss tısss" nefes almaktan baka bir amacı olmayan koyun gibi. Ya da bir bitki gibi yaamamı yani... nsanca olmaktan uzak. dealsiz. Sefil. Evet, insanın en paha biçilmez varlıı hayatıdır. Hayat bir kez verilir insana. En güzel, en gerçek ey yaamak. Bunu biliyorum. Yaamın da bir bedeli; onurlu, insanca, özgürce bir yaamın ve onun kavgasının da bir bedeli olmadı mı hep? Bu bedeller ödenerek yazılmadı mı tarih? Güzellikler böyle yaratılmadı mı? Yaamı ciddiye alarak...Ve gerektiinde; deerler, güzel dünyalar uruna, yüzünü bile görmediin insanlar için, karılıksız-beklenti-siz ölebilmeyi bilerek. Ama gerektiinde... te, dedi; u anda gerekiyor. Sülük gibi yaamak mı, insanca yaamak ya da insanca yaam için ölebilmek mi? kincisi, elbette...bu da yaamanın, yaatmanın bir baka boyutu deil mi...Önemli, hayati kararlarından birisini, üzerine basa basa anlatıyormu gibi, derin bir nefes aldı. Gösünü iirdi. "Ve bu hayatı öyle yaamalı ki, hiç bir amacı, anlamı olmadan yaanan yıllar için insan utanç duymasın. Miskin, pis pis heveslerle geçen günler için insanın yüzü kızarmasın ve hiç deilse ölürken kendi kendine diyebilsin ki; ben ömrümü, bütün gücümü dünyada en mükemmel olan eye, insanlıın özgürlüe kavuması için mücadeleye adayarak TAVIR yaadım." (1)Peki, ben böyle diyebilecek miyim, bu seçenekle yaamayı tercih etsem? Hayır, kesinlikle hayır. Onursuzlukla, yüzü kızararak yaamaya, ben yaamak demem. Yaamak, yaratmaktır, üretmektir güzellikleri. Direnile ölüm de yaamı üretmektir. Yosun tutmu hücrelerin duvarlarında yankılanan direnilerle BR-TAN'lar üretmektir binlerce. Ser verip sır vermeyen. u duvarlara "ben de, ben de Yusuf gibi, Birtan gibi direneceim!" iarları kazımaktır. Bir yaam gelenei üretmektir. Tohumu atılan gelenei zenginletirmek, çoaltmaktır en güzel yaam. Acılar, sızılar bir yandan bedenini korkunç acılarla kıvrandınrken tarih kadar sorumluluk yüklü karar da beynini yormutu iyice. Ve tarihe, tarihi gelenee bir çentik daha koymaya karar vermiti. Sok-rates gibi baldıran zehiriyle yazılan tarihe, Bruno gibi hüce hücre yanan "ONLAR" ca Kızıldere gelenei ile, ilmik boyuna geçirilmiken sloganlaarak yazılan tarihe bir çentik daha...Düünmekten vazgeçmiti artık. Bırakıverdi ölümsüzlüün koynuna kendini. Uzaklara, çook uzaklara bakar gibi daldı. Tatlı bir gülümseme kapladı yüzünü. Kırmızı, sarı renkli flamalarıyla, bayraklarıyla yürüyen...Yürüdükçe kalabalıklaan...Binlerce, onbinlere, milyonlara ulaan. Çoaldıkça coan... Cotukça haykıran. Kollarının çözüldüünü hissettti. Aır çekimli adımlarla kouyor...Kouyor. Kouyordu. Ve cokun kalabalıın içinde buldu kendini. Cokunun doruunda, onurlu bir akıla uçtu. Yür klerin derinliklerine Eriti Yusuf... Dipnot: (1) Ostrovski - Ve Çelie Su Verildi 11 ADNAN YÜCEL GELENEK TOHUMU Sokaklar kanarken içten içe kimsesiz Kentler alarken Ve ihanet tortularıyla kirlenirken deniz Yürüyordu soluu rüzgâr bir adam Her adımı bir gelecei kucaklar gibi Sonsuz ııklar taıyordu ufuklardan Yamurda toprak kokusuydu bakıları Yüreinde kanatlanmı bir heyecan Yükseliyordu sevginin gökyüzüne doru nancı çiçekleyen eylem doruklarından Bu sessizlie bir çılık gerek diyordu Korkunun yüreine korkular salacak Ölümleri çaresiz kılacak bir çılık Bir gelenei tohum tohum ekip topraa Enginleri batan sona saracak bir çılık Pürköpük cokulu bir nehirle birlikte Haykırdı soluunu rüzgâr edip yürüyen te gün-ite güne-ite biz Karımızda sonsuzluu mavileyen deniz Sonsuzlua varmayan yaamı neyleriz Biz ki konuan dil Açılan gül ve yaratan elleriz Yamur altında çöl kuraklııysa yaanan Bütün çölleri yüreimizle selleriz TAVIR 12 O gün sevinçli bir heyecanla kanatlanan Bir bahçe dolusu çiçek nakliydi günee Bacılar yokuundan gökyüzüne havalanan Ey stanbul-ey koca kent Yeili beton beton boan Maviyi çirkef çirkef kovan kent Yine "Sis" vaktidir yaanan Her yer ihanet pusuları ve duman Hain ökselerdir kuların ayaklarına takılan Havada yamur çiseliyor ince ince Mızrak mızrak noktalıyor suları Gökte bulutlar öfkeli Denizde dalgalar kabarıyor içten içe Yarıla yarıla geçiliyor pusular Çiçekler günee naklediliyor sessizce Bitmiyordu pusular-gitmiyordu duman Ey Bacılar yokuu-Bacılar yokuu Ölümsüzleen bir ölümün tanık yokuu Yoksa bu yürüyüün geri dönüü Her çukurun bir siperdir artık senin Her penceren bir tanıktır yarınlara Varsın bayrak olup çekilsin yüreim Her inaatın bir kaledir artık senin TAVIR 13 Durdu bir kuytuda soluu rüzgâr olan Sessiz bir gürültüyle seslendi dostuna Yüklen bu bahçeyi geni omuzlarına Bu yükü mutlaka günee götürmen gerek Karanlık bürümesin diye yollarını Bu kalede sisleri durdurmam gerek Yarınları bugünden korumam gerek Suskunluun zincirlerini kırmam gerek Bir ıık patladı öfkeli bulutlar arasında Günee ulaan ilk çiçek selamıydı yanan Rüzgârın yelesindeki nehir Çoktan uzaklamıtı kanlı pusulardan Ve kalesinde soluu rüzgâr olan Ölmeden indirmedi bayraını burçlardan Bir tek kaya doruklamıtı o gün Al bir mendil sancaklamıtı o gün Elinde yürei silah bir adam Halk burcunda bayraklamıtı o gün Yamurda toprak kokuuydu bakılarrı Dinmiti çiseleyen yamur Kabaran deniz durulmutu Dalda çiçek Gökte yıldız vurulmutu Binlerce sesi katıp kendi sesine Ölümsüzlük türkülerine söz olmutu Konuamayanlara haykıran dil Göremeyenlere parlayan göz olmutu TAVIR 14 Ölümü özlenen bir yardı onun nancı çoalan bir nardı onun Her rüzgâra bir fırtına katmıtı Soluu esen bir rüzgârdı onun Sen rahat uyu ey en önde korkusuz giden Bir ıık adına bütün günei çiçekleyen Sen rahat uyu Bahçendeki çiçekler çoktan yayıldı gökyüzüne Yedi renkli sevinçler saçıyor imdi her biri Gözlerinde yol gösteren kutup yıldızı Yüreinde direnç çiçei açelyalar Ve dilinde senin Adresi olmayan bir nice sorgular-sorgular Sen rahat uyu ey en önde korkusuz giden Rüzgârlara çiçek yüklü fırtınalar ekleyen Sen rahat uyu Ektiin gelenek tohumu elden eledir imdi Yeeren filizler gülden güledir Dolaır kent kent Okunur fabrika fabrika Yarattıın destanlar dilden diledir Ve içimizde buram buram tüten yarınlar Ki ilk sabahın güzellii seninledir TAVIR 15 SANAT VE HALKA BALILIK HAZALTUNÇ "Sanatta halka balılık, sanatın, halk ni ve özgün biçimleriyle deil, belirleyici kitlelerinin varlıı ve bilinciyle olan ilinti- olarak sini ifade eden niteliidir. (1)" savunması Toplumsal gerçekliin bir yansısı olmasına karın sanat eseri sanatçının emekçi yıınların ve mücadelesinin çıkarlarını onların bir aracı iktidar olmasıyla devrimcidir. dünyayı kavrayıını da içerir. Her sanat Sanatta toplumsal konum ve halka eseri toplumsal bilincin bireysel ve balılık halkın tanımıyla da baıntılıdır. özgün bir anlatımıdır ve sanatçının "Halk istemlerinden baımsız olarak yaanan, manevi üretime katılan teknik, bilimsel tarihsel ve toplumsal süreci de yansıtır. ve sanatsal aydın kesimi de kapsar." Ancak Toplumsal sanat gelitirmeye toplumsal gelime kitleleri hiçbir ve zaman sadece bir kesimle sınırlanmamıtır. toplumsal Toplumsal deiim tarihsel gelimenin gelime dinamiklerini ifade etmesiyle her aamasında önder ve yönetici rol açıklanabilir. oynayan balılık da Sanat Sanat emekçi eserinde halka çalıır. bilinci kavramı eserin insanlık tarihi kesimin tarihsel süreklilik boyunca bilinen ilevini sürdürmütür. içinde balı olduu dier kesimlerin Bilgilendirir, eitir, manen dönütürür. birleik çabalarının bir sonucu olmu; Bütün bunları bir estetik haz vererek geni bir "toplumsal cephe" eylemi yapar, ancak sanat hiç bir zaman halk halinde gelimitir. Kaan; "sanatsal için sadece elendiren bir araç deildir. yaratımın ve sanatsal gelimenin de Sanatta halka balılık halk oyunları yalnızca toplumsal konumca varlıın ve oynamaya, anonim türkü söylemeye onun bilincinin özelliklerine balı ama indirgenemez; eserin halkın yaantısını aynı zamanda da birden çok kesimlerin canlandırmasıyla, anlaılır olması ve ortak çıkar ve ideallerini içine alan, sevilmesiy-le açıklanamaz. Toplumsal ondan daha kapsamlı bir toplumsal gerçekliin toplumu devindirici yanının etkene ifadesi olan devrimci sanat bazılarının "Böyle bir ortaklaalık insanlık tarihinde, sandıı gibi ye- emekçi de balı olduunu" kesimlerin anlatır. toplumsal ko- numlarında, psikoloji ve ideolojilerinde TAVIR 16 ki asli benzerliklerin ifadesi olarak, bütün- emekçi halk yıınlan yaadıktan ekono- lükle nesnel bir ekilde ortaya çıkar." mik ve toplumsal ilikilerin sonucu olan lkel toplumlarda sanat "herkesçe ve herkes için" yapılıyordu. Sanatçı aydınlar yüzeysel, gerici bir kültüre (arabesk kültüre) mahkum edilmitir. sınıflı toplumların ortaya çıkııyla birlikte Devrimcilerin, bütün enerjilerini siyasi ekonomik ve fikirsel - psikolojik bakım- iktidarı ele geçirmeye yönelttii bir mü- dan egemen sınıflara baımlı hale cadele sürecinde de bu mücadelenin geldiler. ve kültürü, sanatı ve edebiyatı yaratılabilir. profesyonel sanat diye sınıflandırılmaya Bu eserler kurulacak yeni dünyanın balandı. kültürünün Sanat da halk Ekonomik dönüümlere dönemlerde, ve toplumsal önderlik ettikleri Ancak pro-leterya olduktan kültür) siyasi yani dönemlerde sanatı ilerici aristokratların ve burju- ekonomik nüvelerini ve oluturacaktır. kültürü iktidar ele toplumsal geçirilip dönüümler vazinin sanatı demokratik bir karakter ka- salandıktan zanarak halka karıt dümemitir. Ancak kurumlaabilecektir. Ve tarihsel gelime bu sanatlar üretici güçlerin gelime içinde sosyalist toplumda bütün dier seyrine egemen sınıflardan farklı olarak üretim balı olarak yozlamı ve gericilemi-tir. kalıcı olarak araçlarının kollektifletirilmesi ve toplum- Emperyalist çada dünya bir pazar olarak sonra (sosyalist emperyalist sal dönüümlerin gerçekletirilmesiyle tekellerce birlikte proleterya sınıf olarak kendini paylaılmıtır; pazarlar denetim altında yok edecektir; sınıflı toplumlardaki ege- tutulmaktadır. men sınıf kültürü ve anlayıı ortadan ilikilerinin Yeni sömürgecilik gelimesiyle emperyalizm, içselleen gelimi iletiim kalkacaktır. Sosyalist öretiyi araçlarıyla birlikte kültürel ve sanatsal halkın boyutta da denetimi salamaya çalı- devrimci bir araç olarak kullanabilmek için maktadır. Emperyalist kültür yaygınlamı- yeterli tır. Yeni sömürgelerin ekonomik ve top- arasından çıkarak toplumsal gelime lumsal yapısına has yeni bir kültür de dinamikleri içinde yer alabilenler devrim gelimitir. için sanat yapabilirler. Tuvali ve rengi, Emperyalist sanat çada eitilmi profesyonel insanlar için yapılmaktadır. Geçim sıkıntısı altında ezilen emekçi yıınların, için sınırlıdır. sayılamaz. savunmak, Emekçi sanatı yıınların iiri ve oyunu mücadelenin silahı haline getirebilmenin bir ön koulu da emekçi yıınlara ulaabilmektir. kültürel düzeyide, eitim olanaklarından yoksun olduktan çıkarlarını benimsemek, Emperyalist DPNOT: 1) Kaan kültür hegemonyası altındaki TAVIR 17 MAGA DREN SEVL ÜZREK "Sonra birden babam kayboldu. Bu sefer bir içiyi yakalamılar, bahçeye götürüyorlar, asacaklarmı. Biz hep birden komaya balıyoruz. Sonra önümüze birden bir köpek çıktı. Beni kovalıyordu, kaçmaya baladım." "Yakaladı mı?" "Yok, orda uyandım." "Neyse, dümandan kurtulmuun." Burası, Maga (yarı açık) Deri Fabrikası Kadınlar Kouu. "Bana enayi diyorlardı, derlerse desinler, günlerdir buradayım. Daha da sürse yine buradayım, hakkımı almadan dıarı adımımı atmam." MAGA'da özgün bir direni sergilendi geçtiimiz aylarda. Haksız yollarla, yasal tazminatları ödenmeden çıkarılmak istenen içiler iki ay süreyle iyeri yemekhanesinde yatıp kalktılar. Yemek masaları, yere yatırılmı çelik dolaplar üzerine serilen battaniyelerle yataklarını oluturdular. Ali en'in önceden konuklarını aırladıı yemek odası, kadınların sıınaı oldu. "Artık bizim burası, saolsun Ali en bize verdi" diyorlar. "Kırk yaındayım, 17 yıldır burada içiyim, aldıım para 280 bin lira. lk balarda kadınlar üç gün dayanamaz bu direnie diyorlardı. Bugün hala buradayız." Kızgın deillermi Ali en'e balarda belli ki. Biraz kırgınlık varmı o kadar. Ama artık kızgınlar. "Jandarma göndermi üzerimize, gelsinler bakalım. çiyi zorla TAVIR tutuyorsun diyorlar sendikaya, gelsinler de görsünler içi zorla mı duruyor." Küçük bir kent kurulmu Maga'da. Teybinden televizyonuna, tüpleriyle, battaniyeleri, çaydanlıklanyla sanki yıllardır burada yaıyormu gibi, sürekli bir hareketlilik, çaylar kaynıyor, yemekler hazırlanıyor. Temizlik yapılıyor, çamaırlar yıkanıyor, örgüler örülüyor. Kadınlar burada iledikleriyle kermes açabileceklerini söylüyorlar. Moralleri son derece iyi. Açısından ayakkabı boyacısına kadar meslek grupları bile olumu, fabrika içerisinde yerleik bir düzen kurulmutu. Koca yemek salonunun her köesi bir oda olmu adeta. Görünmez duvarlarla bölünmü gibi. Her odanın sakinleri yemeklerini, çaylarını yapıyor, ortak mutfakta da bulaıklarını yıkıyorlar. Bütün Ramazan ayını burada geçirdiler. Oruçlarını tuttular, namazlarını kıldılar, her akam iftardan önce içlerinden birisi ezan okudu. Yemekhane olan bölüm, önceden konfeksiyon atölyesi iken, binanın ön tarafında yer alan Good Year fabrikasının bacasından çıkan dumandan dökülen siyah tozlar, deri üzerinde leke oluturduu için yemekhaneye dönütürülmü. "Ali en içisini sever, yeter ki deri lekelenmesin, yemek lekelense, içi zehirlense ne olur ki? çi bunu anladı ya, biraz geç oldu." Geceleri uykusuzlua, soua, ayrılıa, direnie alıtı Maga içisi. Maga içisi dier Maga içisini tanıdı direni sayesin18 TAVIR 19 de. Yemek saati farklı düzenlenen, "imalat içisiyle konumayın" diye uyarılan konfeksiyon içisi omuz omuza, birbirini tanımanın, dayanımanın, birlikte güç olmanın keyfîni yaadı aynı zamanda. Birlikte üretmenin, birlikte direnmenin, birlikte souu, yemei, kavgayı paylamanın keyfini yaadı. Gece uyumayı seçen çok az. Belki oruç tutmanın kazandırdıı bir alıkanlık, belki her an gelebilir olan jandarmaya karı uyanık olma önlemi. Ve nihayet bayram sabahı. Yine dualarla balayan bayram konuması, derken "Haklıyız, güçlüyüz, kazanacaız" sesleri ve ardından yine aminler. Bütün salonu dolduran bir kuyruk ve bayramlama sahnesi. Gülümseyerek, ku-caklaarak balayan kuyruun sonuna gelindiinde hıçkırarak alayan insanlara rastlanıyordu. Kadınlı erkekli alamalar, kucaklamalar. Bir gece önce horon tepen vücutlarda kasılmalar, birbirine bakmaya cesaret edemeyen gözler. "Bu da bayram mı be? Allah kahretsin bayramı bize zehir ettin Ali en." Masaya inen bir yumruk, kolonyalar, kaslara masaj yapın, açılın, havasız kalmasın sesleri, yalı bir içi sakince baırıyor "sabır, sabır, bu kadar gün sabrettik, daha da sabredeceiz." Bir köede sessizce hıçkıran kadınlar. Bir gece önce hep birlikte horon tepenler, imdi hep birlikte alıyorlar. Onca günün birikimi, bayram sabahı boalıyor. "Biz bir aile olduk burada, karde gibi olduk." "Ben evde babamla bile aynı odada yatamazdım, imdi burada 350 kiiyle gece gündüz beraberiz" diyor bir genç kız. Kapının hemen giriinde kendine mekan kurmu Mehmet Usta. ri yapılı, sert görünümlü, katı bakılı. Gözü takılıyor soba baında sessiz alayan kadınlara "haTAVIR nımlar, çay içerseniz vereyim". "Yok" diyorlar sessizce. "Ellerinizi koynunuza sokmayın öyle". Bu sözlerle kadınların gözündeki yalar harekete geçiyor. Öyle ki, bu insanlar oyun oynuyor denebilir. Böyle bir oyun seçilir mi? nsan souu, hastalıı, jandarma korkusunu, sinir kasılmalarını, hapislii oyun seçer mi kendine? Derken ziyaretler balıyor. Bayram ziyaretleri. Burası Maga (yarı açık) Deri Fabrikası. Açık görü. Bu insanların suçu içi olmak. Ceza sürelerini kendileri belirliyorlar. "Ne zaman hakkımızı alırız, o zaman çıkarız buradan". Bir kadın bayılıyor yine, "evine git, dinlen" diyor biri. Bir dieri karı çıkıyor hemen "hayır gitmeyecek, ayılmamız da burda, bayılmamız da, alasak da, gülsek de buradayız." Katı bakılı Mehmet Usta'nın ailesi geliyor. N'oldu Mehmet Usta'ya birden, neden gözünden yalar akıyor? "Romanlar varya, romanlar" diyor, "gelsinler bizi yazsınlar". "Bunca yıllık hayatında öyle eyler yaadım. Ailemin karısında alamadım bugüne kadar." Neydi bu yaananlar, niye koptu bu aileler birbirinden? Kendilerine dram mı yarattı bu insanlar? "Gece de dıarda köpek uluduydu, duydunuz mu?" "Kimin baını yiyecek ki?" "Bu gözyaları, bayram hüznü deil bunlar. Bunlar baka bir ey. Kelimelerler anlatılmaz, gecikmenin, bazı eyleri geç görmenin hüznü bu." MAGA DER FABRKASI'ında çekilen ve brahim Akyürek ile Sevil Üzrek 'in fotoraflarından oluan "MAGA'da 24 saat " adlı sergi, Mayıs 91'de Otomobil- Sendikası 'nda açıldı. 20 KARKATÜR SANATINDA ARABESK ANLAYIININ ELETRS (1) "(....) Görsel sanatlarda, özellikle de grafik sanatlarda, insanların mizahi bir net bir anlayıa sahip deildir. Pratik ilgi açıdan çiziliine dostça bir takılma denilir- kuramsal ken, yergisel bir ekilde çizililerine, dümemesi, önemli bir eksiktir. veya yaygınlıa ramen, boyutunun konunun buna denk karikatür denmektedir. Buna dostça takılma denmesinin bir nedeni vardır: Çünkü, böyle bir ey iyi, hatta, okumu, GENEL BR BAKI a) Ekonomik ilikiler içinde ekillenme sanatçı, oyuncu gibi büyük insanların küçük kusurlarını gülünç gösterirken, içinde bir sıcaklık, dostluk havası da taır. Buna karılık, karikatür, yaamda, hepsinden önce de, siyasal alandaki karı-olayları açıa sergiler. Yergi gibi, karikatürde ömrünü doldurmu, ölmek üzere olan her eyin, Saltikov Scedrin'in sözleriyle, karanlıklar ülkesine gömülüp gitmesini çabuklatırır; bizim idealimize dümanca olan toplumsal kötülükleri taıyan her eye karı bir nefret uyandırır bizde. (...)" (1) ruyan yaygın bir anlayıın ve bu anlayı oluan sorgulanmasının statülerin gerekliliine inanıyoruz. Yazımız bu alanda bir çok noktada tartımaya neden olacaktır. Zaten amacımız da bir boyutuyla buna hizmet etmektedir. dönemlerinde Osmanlının görülmeye son balayan karikatür sanatı, ilk biçimleriyle Batı'daki karikatürün taklidinden öteye geçememiti. Cumhuriyet yıllarıyla birlikte basit taklitçilikten ayrılma piyasanın ihtiyacı olan ve profesyo- nellemeye geçi balamıtır. Bu çıkıın tarihi içinde özellikle ye-ni-sömürgeleme sürecinde yaanan ekonomik, sosyal çelikilerle birlikte gelien toplumsal muhalefetin Karikatürde güncelliini sürekli koçerçevesinde Ülkede, Çünkü, ülkemiz karikatür sanatı, yaygın çizerine ve balangıcıyla, klasik tarzlarda ısrarlı olan karikatür bunalım yaarken; toplumsal uyanıı yakalayabilen tarzlarda zenginleme yaandıı gözlendi. Olumluyu, zenginlemeyi temsil eden cephe, zaman içinde, örgütsüzlüün ve toplumsal muhalefetten kopuk olmanın sancısını yaayarak "solculuunu" izleyicisine karın teorik bir birikime, TAVIR 21 koruma kaygısını da taıyarak, -tıpkı olan piyasa karikatürü anlayıı, hem dier (do-laylı-dolaysız) ilevi açısından, hem burjuva çizerler gibi- kulvar deitirip piyasa karikatürüne yöneldi. de Bunların içinde, açısından düzenin sürekliliine hizmet yaadıkları ruh haliyle tercihlerini - eder. Çünkü kapitalist üretim ilikilerinin sözde "yeni bir anlayı" olan, biçimde belirledii her tür sanat etkinlii, sanat ve adına deil, kapitalist pazann ihtiyaç bir kısmı özde aırı zaman deformasyo-na, sanata dümanlık ürünün taıması çürümeye, boyun eie dayanan, ara- duyduu pa-zarlanmasına besk karikatüre yönelerek -burjuvaziden yöneltilmitir. Bu onun doası gereidir. yana yaptı. Bu bir bakıma kaçınılmazdı. Burjuva ilikilerde sanat, aslında bir Çünkü kapitalizmin çarpık geliimi koz- anlamıyla mopolitizmi, çürümeyi, yozlamayı, ka- halkın sanatına yabancıdır. Her tür "sa- dercilii, bovermilii ve tüketim toplu- natsal" üretim, ya sistem için tüketilip munu üretiyordu. ster istemez, bunu kenara atılan, ya da yıllandıkça arap sanatın her dalına tüm boyutlarıyla misali taıyacaktı. vurabilecek kârlı bir yatırım aracıdır. zanaatçılıkla deeri artan örtüür ve ve vurgunlar Bugün youn bir pazar çatıması Ülkemizde bu durum, sanatın bir yaayan Gırgır, Limon, Hıbır gibi piyasa çok alanda batıdaki gibi gelimi bir dergilerinde ifadesini bulan bu anlayı, pazara sahip deilse bile, asgari ticari yeni sömürge ilikilerin ekillendirdii ve bir sanat alanında yaygınlık kazandırdıı yansımasını bulur ve her geçen gün bu tahribatın, piyasa, gereksinimine uygun anlayıları bir kısım karikatür piyasaya sahip oluunda sanatçısının çizgilerinde aldıı biçimle, üreterek yava yava ortaya çıktı. Bu anlayı, sanatçı da bu piyasanın emekçisi, evrimini tüccarı, çarpık kapitalist ilikilerin genilemektedir. patronu Bir kısım durumundadır. yarattıı toplumsal tahribatın zemininde "Mallarının" yüksek sanat formasyonu tamamlamayı normlarınca deil, piyasa normlarınca sürdürmede ısrarlı olunca, doal olarak sürekli bir bunalım yaamaya baladı. Bunalım ve çare- belirlendiini kabul ederler. Bunların en genel sonucu ise; sizlik içindeki karikatür sanatı toplumsal ülkemizdeki muhalefetin ilikilerin devrimci saldırarak da, devrimci dinamikleri, çıkarlarına deerlerine toplumda denk var olan burjuvazinin düecek biçimde sanatçıların, denetiminde ekonomik bir yaama boyun ediidir. Bunun içindir ki, yenisömürgecilik ilikilerinin oturmaya balamasına paralel olarak, tüm sanat dumura uratmaya soyundu. Karikatür alanlarında sanatının aldıı son biçim sanatında da çeitli zeminlerde TAVIR olduu gibi, karikatür 22 "karikatür bunalımda", "karikatür atılım- gulayıcı gözle bakıldıında da" vs. ifadeleri sıkça yazılır, çizilir. giderilebilecei inancındayız. b) Bunalım ve Aırlıım Hissetti- Burjuvazi, kendi çıkarına ileyen kültürel çarpıklık ortamının, kitlelerde ren Arabesk Anlayı oluturduu tahribata denk düecek Arabesk karikatür, kendi sanatı üretme ihtiyacından hareketle, bunalımlı evrimi içinde, "zanaatçılarıyla" yeni bir anlayıı pompalar. Bu anlayı, da, topluma yönelik sürekli bunalım yaygın karikatür- üretti, ürettikçe de tıkandı. Bu tıkanı, mizah cephesinde de kendini ifade çeitli dönemlerde yükselen devrimci etmesidir. mücadeleyle, kültürel siyasal planda arabesklemenin Böylelikle, her alanda hızlanan karı karıya gelince, daha da yozlama, kendini bir çok sanat dalında derinleti. Mücadele gelitikçe, her türlü hissettirirken, karı-devrimci karikatür sanatı da, yönelim, gerileme "gelimeye" mizah, anlamı, arabesk karikatürde tüketim karikatür vb. adına yapılan bu "komik", zemininin daralması ve daha fazla "güldüren" üretim, bir çok boyutuyla, bunalımdı... Çizgiyle giriyordu. vs. sözünü ettiimiz karaktere bürünerek balar. sürecine yozluk Bunun olumsuz anlamda "yeni bir atılımı" Bu durum arabesk karikatürde içinde barındırıyor ve kültü-rel-sanatsal varolan tıkanmayı, hızlı bir çöküe çöküe denk düüyor, onun daha da yöneltir. derinlemesinin, muhalefete yayılmasının ko- Devrimci-demokratik darbe vuran 12 Eylül ullarını hazırlıyor. Arabesk karikatür ve gündeme mizah, arabesk karikatür, bunalımını amanın çeitli dergi ve gazete gelince, ortamına, çöküe kitlelerin giden zeminlerinde, düzenin yarattıı uygun gerici karamsar, kanallara ve ortama kavuur ve gelime derbeder, umutsuzlua gömülü duygu olanaı bulur. dünyasına hitab edecek bir tüketim Mizah ve karikatüre ilikin bu ge- zeminine kavutu. Muhalif kuun dahi nel ifadelerden sonra, yazdı mizahı bir uçmaması için özel çaba sarfedilen bir kenara koyup, yazımızın esas amacı ortamda, arabesk karikatür dergileri, olan karikatür sanatına ve onun yaygın görünüte muhalefet yaparak, aslında ifadesi toplumsal olan arabesk anlayıa çelikileri yumuatmaya, deineceiz. Yazının bütünü içindeki sulandırmaya bazı kalıcılıı için, devrimcileri kaba, kana anlatımlarımız somutlanamadıından, rünebilir; eletirisini bu çizgiyle soyut kaçınılmazdır. yapmaya göBunun, çalıtıımız giritiler. Düzenin susamı, dogmatik, fanatik teröristler; halkı, o kendini beenmi seç- kincilikleriyle cahil; kadını ise, burjuvazi- zeminlere, sor- TAVIR 23 nin ahlak ve pazar penceresinden görerek "cinsel bir meta" anlayııyla ele alarak, yazdılar-çizdiler. Çürümenin had safhada seyrettii ülkemizde, bu anlayı ve ortam, uzun yıllar sürdü, lerici cephedeki bu etkilenme kendini iki biçimde ifade etti: Birincisi, seçeneksizliin zorunlu sonucu olarak arabesk etkilenme ve onunla bütünleme. kendine önemli bir tüketici taban yarattı. kincisi, bu olumsuzluun bilinci- (Dünyada 3-4. olmakla ve 500 bin ne varıp, doru seçenek için teorik ve tirajıyla böbürlenen arabesk anlayı, ve pratik çaba sarfetme. bazı "baımsız" çizerlerin, bir zamanlar Birinci olgu, mücadelenin yaygın- "solculua bulamı'' olmanın getirdii lamasına rahatlıkla, aırlıını devrimcilere daha bir pervasız saldırmasıyla güncelle-en bu durum, anlayı, yaayan yarattıı, donanmı çarpık tabanıyla, bilinçle bugün bile övünebilir.) ramen bir günümüzde oranda toplumsal koruyor. çelikileri insanlarımızın de (Bu youn duygu sömürüsü üzerine oturmu arabesk karikatürün oluturduu statünün Bu sorunlu sürecin uzun yılları sonucudur. Günümüz devrimci sana- kapsaması, ister istemez toplumda, tına düen görevlerden biri de bunu de- "Karikatür itirmektir. demek, büyük tirajlarıyla Yolu, övünen dergilerin lanse ettii arabesk yaratabilecek karikatürdür" anlayıı dorultusunda bir geçmektedir.) statü oluturdu. Bu statü, 12 Eylül doru kollektif alternatifi bir çabadan kinci olgu ise, günümüzde, hem döneminde daha da netleti. Arabesk ihtiyaçtan karikatür, bu ortamda gıdasını sosyo- sınırlı kalıyor -doal olarak da yeterli ekonomik formasyona bunalıma oturan; halkın kaynaklı kiisel çabalarla ulaamıyor- hem de çaresizliinden, kaderciliinden alarak örgütsüzlüün beslenir, bu olumsuz tablonun daha da üretiyor. Bir süre sonra çizgi ve çizer boyutlanmasına hizmet eder (Ayrıca bu olarak, yolla sonucu, burjuva sınırlara saplanarak, tüketici tabanını genile- tebileceklirinin de bilincindedirler.) Bugün sokaktaki sonucu bilinçsizliin, istikrarsızlık biri-kimsizliin "profesyonel seçkin çizerler" kervanına insandan, katılma çabasına dönüüyor. bilinçli kesimlere kadar hemen herkes, Genel olarak, karikatürde oluan karikatür denince, piyasa dergilerinin bu statü -statü bile olsa- duraanlık sulu, arabesk anlayıını ve biçimini sınırlarını, anlıyor. Bu olumsuz gelimeden, ilerici- parçalamak demokratla-nn toplumda oluan bu tür her statü, bir gerçektir. TAVIR da etkilendii bir daha da gericileerek, durumundaydı. Nitekim süre sonra siste24 min o alandaki ihtiyaçlarına vermede yetersiz cevap kalınca, "tüketiciyi" elde tutabilmek için zorunlu orijinallikler bulunmalı, insana ait güzel, olarak "yenilik" adına adımlar atmak iyi ne varsa, yozlamaya paralel olarak zorunda kalıyor. Bu "yeni adım" gerçek bombardıman edilmeli, böylece erezyon anlamda bir yenilikten çok olumsuzluu, yaayan tüketici zemine, yeni biçimler tıkanıklıı, bunalımı ifade yaratarak ulaılmalıydı. eden bir adımdı. Nasıl ki sistem, sürekli bir Hem tüketici zeminin bunalım yaarken tıkanıklık üretiyor ve genilemesine hizmet edilecek, hem de bunu amanın "yeni adımlarına ihtiyaç hastalıklı duyuyorsa ihtiyacı karılanacaktı. kendisi de bunun bir yansıması olarak, sürekli bir bunalım kül-tür-sanat piyasasının Bu anlayıla, kadının cinsellik yaıyor ve bunu ama ihtiyacını sürekli ekseninde aaılanması, duyuyordu. Çünkü esprinin, karikatürün, edebiyatı, toplumsal var olan statü eksenindeki arabesk yumuatma, insanları bo uralarla üretimi, oyalama öne çıkarılıyordu. Yine, garip bir süre sonra piyasa "terör" çelikileri ihtiyaçlarını karılayamıyor; tiraj ve kâr çizgi kaybı kaygısı "yenilikle" soluk almaya Freud'cu yaklaımlar yaygınlık kazandı, zorluyordu. "yeni ufuklara" doru ilerlendi... romanlar, toplumsal sorunlara Ne yapılması gerektiini piyasa Kimi gerçekçi ürünlerin de deer- dergilerini temel alarak somutlamaya lendirildii görülüyordu. te, devrimci-i- çalıalım: Öncelikle öteden beri ilenen lerici kitleyi yanıltan da buydu. Hatta bu konulardan bazıları yava yava öne yanılgı sayfalarında, birkaç eletirel ürü- çıkarılmalı, yeni bir zemini nün yer aldıı, arabesk bir dergiyi, 12 beslemeli, bu yeni biçimle de"tüketiciyi Eylül'den sonra "tek muhalefet odaı" korumalı" görmeye biçimle anlayandaydılar. cephesini geniletme Tüketici gerekliliini ürünler kadar hem varmıtı. biçimsel, Oysa bu görünürde kefedip, gericiliin yaandıı faizm eylerdi, hem de solcu okuyucusunu ortamının kaybetmemek ezip geçtii, çürümenin, için, faizmle karı kokumuluun içinde yüzen, cuntadan karıya kalmı toplumdaki gizli tepkiye yedii tercüman tokatla "aklı baına gelip" geçmiine ve devrimcilere küfreden, nsanlar, onun kesime keçiye hastalıklı misali, deerlerine yöneldiler. Bu saldıran yöneli, olma amacını "koyunun Abdurrahman bunlarla taıyordu. olmadıı yerde, Çelebi derler" boatabiliyorlardı. kafaların geçmie, topluma besledii Dorusu arabeskin "pir"leri, bu koullar- saldırgan da, toplum psikolojisini iyi yakalayabili- "yaratıcılık"la duygulara tercüman yoz olmalıydı bir ki arzulanana ulaılabilsin. Kısaca, TAVIR 25 yor ve sol gösterip sa vurmak suretiyle Halkımızın insanların bilincini nakavt edebiliyorlar- sanatçısı, dı. Bu, toplumu, sorunların gerçek mücadeleyi dılamı bir "güldürüyü", kaynaına yerine, "elentiyi" reddetmek zorundadır. Bizim olma güldürümüz, elentimiz, mücadelenin saldırmaya, cokusuyla beze-nerek, insanı eitmek, yöneltmek görüntülere; tutuculua karı adına, insani deerlere bovermilie, olmaya ahlaksızlıa, yönelten arabesk dearj anlayıın amacıydı. karikatür düzenin ve mizah vahetine karı ona insansı bir haz vermek, direnme, mücadele azmi aılamak içindir. Düzenin olumsuzluklarıyla dalga Bir sanatçı, yapıtlarıyla dönemin geçmenin, yermenin içi doldurulur-sa toplumsal çelikilerini sorgular. Karika- anlamı olabilir. Sanatçı, aydın, çaına, tür, arabesk anlayıın yükledii bir mis- halkına ve sorunlarına karı duyarlı, yon olan "elendirme" ve "güldürme" olma-lı,bu duyarlılııyla yaamına yön adına, bundan muaf tutulamaz. Ülkede vermelidir. aç-lık, vahet, gezerken ikence ölüm sanatçılar kol arabesk Vahete karı mücadele etme toplumu yerine, "teselli" ederek unutturmaya uyutmaya çalıırsa bu, objektif olarak, çalımak, yeni vahetlere kapı açacaı sistemin bekasına soyunmak ve gayri- gibi, insanı boyun emeye götüren bir insani anlayıın esprileriyle, karikatürle-riyle uygulamalarını onaylamak ürünüdür. Bundan dolayı anlamına gelir. Vahetin kol gezdii bir arabesk karikatürü "klinik vaka" olarak toplumda görmeli halkın teselliye deil, ve alternatif alternatife ihtiyacı vardır. Sanatçının gücümüz görevi, öncülük ve öretmenlik etmek, bugünden balamalıyız. edilgen ruh dünyasını ve birikimimiz yaratmaya oranında, yeniden ekillendirmektir. Olumsuzlukların insan yaamının bir parçası haline getirildii, burjuva toplumda, güldürü, toplumu aklı uyutmaya baında yarayan sanatçıların yapacaı ey deildir. Bu, olsa olsa kafası da çizgisi gibi D PNOT: deforme olmuların iidir. Yanında vahet yaanırken, kulaklarını, gözlerini kapatıp, dikkatleri arlatanlıklara burjuva çekmeye vahetine çanak çalıanlar, tutmaya (1) KAAN, M., Güzellik Bilimi Olarak Estetik ve Sanat, sy. 184-185, Altın K. Yay. soyunmutur. TAVIR 26 M. ENDER ÖNDE EVL EVNDE Deimem olur olmaz eylere öyle Deimem her eye hücremi ben u solgun beyazlıı Suskunluunu boyası dökülmü demirlerin, deimem! Kuatılacaksa dört bir yanım eer Sıradan sözcüklerle yarın Ve içi bo bir kemik yıınına dönecekse gösüm Aldanıp gözalıcılıına basit teneke parçalarının. Deimem her eye, deimem öyle Olur olmaz eylere hücremi ben! Kilidin karasını Ezici mengenesini taların bin yıllık, deimem! Onursuzluksa eer Konulan, tam karıma Ve kapanmam isteniyorsa utanmadan aynalardan Kardelerimi öldürenlerin kanlı ayaklarına. Deimem her eye, deimem Deimem olur olmaz eylere hücremi öyle ben Tutsaklıın hüznünü Yüreimi daraltan acısını ayrılıın, deimem! Aramam gerekiyorsa eer da bayır Uyuz bir yılanı, bana hiç dokunmayacak Ve öykünmekle geçecekse bütün ömrüm apal suratlı üç ebek maymununa. Deiir miyim hiç? Deimem! Eksik olsun! Topla kuyruunu haydi, çatal boynuzlu aklaban seni! Baka kapıya! Doyamadım yatmalara ben daha, uzatıp öyle ayacıklarımı Hey kurban olduum Hazreti Yusuf, (1) sen söyle! Hücre gibisi var mı?.. DPNOT: (1) Her "zenaat'ın bir "pir"i var. Mapushaneciliin ise -hep söylenir-Hz. Yusuf tur. Rivayet böyle. ! TAVIR 27 TOPLUMSAL YAPILANMALAR VE R ASIM GÖNEN nsan toplumsal yaamayı sonradan kuran ve yaamını bilerek böyle güvence altına alan tek canlı türdür. Üretimin toplumsallaması, yani toplumsal ibölümü, insanlıın oluturduu en önemli aamalardan biridir. Yalnız, tarihsel olarak, eskinin yerine hedeflenen ve geçirilen her yeni toplumsal yapılanma, köleci olsun, feodal ya da kapitalist olsun, bir öncekinden ilerici olmasına ramen, kendi iç çelikilerini de beraber getirmitir. Bir öncekinden rahatsızlık duyan ve ona alternatif olan sınıf, bu durumdan rahatsız olan bütün güçleri de peine takarak, yaama dar gelen eskinin yerine yeniyi geçirirken, toplumsal olarak vaad ettiklerini, kendisi için vaad edilmie dönütürür ve kendi egemenliini kurar. Böylece köleci beylerin yerine feodal, feodal beylerin yerine kapitalist olmak üzere, insanın insanı ve toplumun toplumu sömürüsü bu deiik biçimlerde, günümüze kadar geldi. HER YEN TOPLUMSAL YAPILANMANIN SANAT ORTAMI: Sanat uraısı elence olsun diye veya dearj için deildir. Yaamsal çelikilerin insan ruhunda yarattıı gerilim ve bunun duyarlıı alevlendirmesi, var olan durumu ve bunu deitirme özlemini sanat biçimde dıa vurur. Bu durum toplumsal ortamla sıkı sıkıya ilgilidir. Her büyük sanatçı çaının sorunlarını kavrar ve bu sorunları yaratan güce karı, bu sorunları ortadan kaldıracak güçten yana tavır takınır. Bu ikilinin mücadelesinde sanatçı duyarlıı tarafsız kalamaz, vurdumduymaz olamaz. Burada sanatsal yetenek kendisini haklı olandan yana donatır. Haksızlık ve TAVIR çürümülüün safında olmak duyarlıı harekete geçirmez ve insana sanat için gerekli emek enerjisini vermez. Bundan dolayı da bu anlayı ve saflardan ortaya sanat çıkmaz. Çıkıyor gibi gösterilmeye çalıılsa da aslı yoktur ve kalıcı olmu birtek örnei gösterilemez. Çünkü haramın üstünde güzellik çiçek açmaz. Haklı olmanın ve haklı olandan yana olmanın konumu ve duyarlıı ise asla haksızlıın konumu ve duyarlıı ile karılatırılamaz. Burada duyarlık, emek verme, yeteneini insanlık uruna kullanma en büyük aamasındadır. Bu durum sanatı da en büyük aamasına vardırır. Sömürüye dayalı her toplumsal yapılanmada, çürümülük, kokumuluk, üretimin gerici ve paylaımın çıkarcı oluu, toplumsal gelimenin, insan özgürlüünün, ihtiyaçların karılanmasının önünde engeldir. Toplumun ilerici dinamik güçleri bu durumdan kurtulmak için, tarihsel olarak bu kokumuluun yerine, sömürülenlerin ihtiyaçlarına uygun ve adil olanı geçirme mücadelesine girerler. te sanat ve sanatçı bu mücadeleyle kendini donattıı oranda büyür. Acıyı ve kaynaını yenmek için toplumun dinamik güçleri, güçlerini en üst düzeyde kullanmak zorunda kaldıkları dönemlerde, acısının kaynaını oluturan güçler de, buna karı olarak güçlerini en üst düzeyde kullanmak zorunda kalırlar. Karıtların mücadelesi bütün katılıı ile kendi gerçeini ortaya koyar. Burada eskiyi temsil edenler, gericiliini, zulmünü, haksızlıını artık gizleyemezler. Ne ülke, ne de insan ve toplum sevgisi vardır onların tarafında. Bireysel çıkar için bütün toplumun feda ediliini, bütün halk kolay- 28 ca görebilir. Onun için bu dönemde, acının temsilcileri zayıf ve yenilecek olan tarafın temsilcileridir. Güçsüzdürler, iç dinamikleri yitmitir. Ama alnına ölüm vuranın pani i ile saldırgandırlar. Bu ortamın ve bu ortama gelene kadar, bu gerçe in mücadelesini veren sanatçılar, hem gerçeklik bakımından, hem duyarlık bakımından hem emek verme bakımından, yetene ini en üst düzeyde kullanırlar. Böylece ortamdan derinlemesine etkilenen sanatçı, o büyük eseri ile ortamı da derinlemesine etkilemi olur. HER TOPLUMSAL YAPILANMANIN SANAT GERÇEKL BAKA BAKADIR Sanat ve sanatçı yaamın ürünüdür, ve yaama dayalıdır. Köleci, feodal, kapitalist olsun her yapılanmanın bir sanat gerçekli i olmutur. Sanat akımları bir öncekinden bir sonrakine geçiin özelli i olarak ortaya çıkmıtır. Masallar, mitolojik destanlar, toplumcu gerçekçilik, sosyalist gerçekçilik bu aamalara denk düen akımlardır. Alt yapının köleci ilikilere dayandı ı krallıklarda, o bilinmezlik, teknolojik eksiklik ortamında insanlı ın o zincirli yaamını bir gözler önüne getirelim. Elbette toplum ve sanatçılar do a güçlerini tanrı yapacak ve kurtulu için bu güce manevi olarak sı ınacaktı. Böylece ola anüstü güçlerle ilgili masallar, mitolojik sanat eserleri ortaya çıkacaktı. Bilindi i gibi Yunan mitolojisi, Yunan sanatının sadece donatım deposu de il, ama temelidir de aynı zamanda. Yunan mitolojisinin tabanında yatan do a ve toplumsal ilikiler anlayıı, ortada otomatik dokuma makineleri, demir ve uçak yolu a ları, elektrikli donatım aletleri vs. varken mümkün olabilir mi? Yani Homeros bugün yaasaydı yazaca ı eser lyada olmayacaktı. O dönem insanlar bir ileri aama için ola anüstü güçleri, kendi güçlerinin de üstünde görerek, çözüm için onlardan yardım istemek zorunda kalmılardır. Çok tanrılı dönemlerde her tanrıya egemen sınıfın baskı unsurunu temsil etmi, ya da bu baskıya karTAVIR ı olarak, bu baskıdan kurtulmanın manevi bir sı ına ı, medet umulan, bir öncekinin karıtı olmutur. Yani anaerkil, analık hukukunun hakim oldu u ortamda, nasıl ana kraliçe anaerkilli in bir baskı unsuru ise, Zeus da buna karıt olarak sı ınma, yardım isteme tannsı olmutur. Tabi analık hukukunun baskı altında tuttukları için olmutur bu. Böylece toplum gibi, ola anüstü güçler de sınıflara ayrılmı, her sınıf, kendi çıkarlarına uygun düen tanrıyı yaratmıtır. Feodal yaamda, kölecili e karı sanat daha gerçe e yatkın olmasına karın, mistik ve tek tanrılı bir güce sı ınma, bu dönem edebiyatının gene ana ö esi olmutur. Tanrı teke inmitir ama sınıfların onu de erlendirme biçimi, kendi yaamlarına göre ayrıcalık göstermitir. Yani bu kez tek tanrıda sınıflar kendi özlerini ayrı ayrı yansıtmılardır. Yunus Emre'nin veya Pir Sultan'ın tanrısı, a alı ın tanrısı ile hiç ba damamıtır. Nesimi, Yunus, Pir Sultan o dönemin kokumulu una ve bunun de itirilmesine tarikatlarla örgütlenerek önayak olmaya çalımı ve buna uygun düen duyarlıkla sanat yapmılardır. Ama u bir gerçektir ki, bu ustaların yarattı ı sanat, bu ustaları yaratan o zamanki yaam çelikilerinin ve yaam mücadelesinin ürünüdür. Daha sonra özellikle Avrupa'da kendini göstermeye balayan toplumcu gerçekçilik, önceki akımların yerine geçmitir. Çünkü yaamı de itirme mücadelesi, tarihsel olarak burjuvazinin öncülü ü ile sahneye girmitir. Feodal kokumuluk belirginletikçe, onun ba rında gelien yeni yapılanmanın görüntüleri, siyasete oldu u kadar sanata da yansımı, bu yeni yapılanmanın sanat akımı büyük dahileri ortaya çıkarmıtır. Stendhal, Vic-tor Hugo, Gothe, Tolstoy, Balzac vs. feodaliteden kapitalizme geçiin sancı ve cokularının yarattı ı dahilerdir. Toplum bir sonra için nasıl bir yapılanmaya gebe ise ve bunu kim do uracaksa, bunun duyarlı ı, sanatı üst yapısal olarak buna uygunluk içeriyor ve öncekine alternatif olarak ortaya çıkıyor. 29 Günümüz burjuva basınında özellikle toplumcu gerçekçilikle sosyalist gerçekçilik aynı imi gibi gösteriliyor ve yasal nedenlerle bir çekinge olarak, sosyalist gerçekçilii yumuatıp toplumcu gerçekçilikle sanki sosyalist gerçekçilik ima ediliyormu ifadesine gidiliyor. Bunlar asla birbirleri ile badamayan iki akımdır. Birinde burjuva sınıfının kitlelere öncülüünün ve yaamı bu sınıfın çıkarlarına uygun düecek biçimde deitirmenin cokusu vardır. Sosyalist gerçekçi sanat eserlerinde ise, yaamı deitirme mücadele ve duyarlıı içi sınıfına ve onunla kardelemeye devredilmitir. Çernievski, Henrih He-ine, Gorki, Nazım, Bertolt Brecht gelecek toplumsal yapılanmaya uygunluk içeren sosyalist gerçekçilii gündeme getirdiler ve sanat, sınıfsal olarak bu öz için onlarla daha ileri bir adım atmı oldu. Tıpkı sosyalizmin kapitalizm karısında daha ileri bir adım oluu gibi. Dünya tarihsel ve teknolojik olarak bir ülke konumu özelliine bürünmektedir. Tüm dünyada emperyalist sistem ve ibirlikçileri, rekabetleri gizli kalmak üzere, bütünleiyorlar. Sömüren ve sömürülen biçimindeki kamplar netleiyor. Sanayi devriminin gerçeklemedii ülkelerin köylerine kadar emperyalizme baımlı sanayi giriyor ve o ülkelerin kendi öz gücüne dayalı olmayan, o ülkeleri emperyalist sistem ve ibirlikçileri yararına sömüren bir teknoloji oluuyor. Bu balamda köylerde bile bu teknolojide çalıan, ama bu teknolojinin götürdükleri gerei aç kalan, yoksul ve modern bir içi sınıfı potansiyeli daha geni kapsamda alternatif oluyor. Nasıl emperyalistler arasında sömürü kampı olumusa, bu yoksul ülke emekçileri arasında da bu kampa karı bir birlik olumaktadır. Her dilden emekçi insanlar arasında bu birlik, yaamın dayattıı tarihsel bir zorunluluk ve sorumluluk olmaktadır. Daha önce sokaktaki isiz, köydeki isiz, imdi kendini aç bırakan ile, pratik olarak sümürüldüünün bilince varıyor ve somut olarak yaamı kendine zindan edenleri, yanıbaın-dan en uzaa kadar farkediyor. TAVIR imdi dünyanın tarihsel olarak vardıı bu konum kimin sanatçılarına duyarlık ile sanat ürününü verecektir. Bir kez dikkat edilirse emperyalist ülkelerden, sanayi devrimi aamasındaki devlerden, orada imdiki yaam gerei artık çıkmıyor. Evet, haramın üstünde güzellik çiçek açmaz. Yaamı her alanda büyük bir duyarlıkla, bilinçle insanlıkla kavrama ve dıa vurma, yoksul ülke emekçileri ile bütünlemekten, onlarla kardelemekten geçiyor. Yaamın bu biçimde geliim göstermesi, yaamı ve yaamı deerlendirmeyi kar-maıklatırıyor. Bu karmaıklıı gerçekçi bir biçimde ve bilimsel deerlendirme, daha detaylı bir görü alanı gerektiriyor. Görü alanı da karmaıklaıyor. Bu karmaıklıktan yararlanan burjuvazi, halk kaçkınları, yaamdan kopuk sanat akımlarını, yaamdan kopuk sanatı aslında "sanatsızlıı" gerçek sanat akımının ve asıl sanatın önüne koymaya çalııyorlar. Yaamı deitirme mücadelesi hedef saptırıcı bulanıklıklarla karı karıya kalıyor. Onlara göre iir, düünceyle deil kelimelerle yazılır. Onlara göre estetik, iirin alfabesidir. Sanki estetik, estetii doruyor, sanki estetik, yaamın yarattıı o büyük duyarlıktan gelmiyor. yi de, air her alanda doru bilinçle kendini donatırsa, bunu düünce olarak iirden nasıl soyutlar, böyle bir iir nasıl iir olur? Ona göre estetik olacak ve iir büyüyecek. Estetik estetii getirmezki, yine söyleyeyim, estetik yaamın alevlendirdii duyarlıktan gelir. iirden düünceyi, siyaseti kovamaya çalıan, karı düünceyi ve karı siyaseti bu biçimde savunuyor demektir. En büyük sanat eserleri en büyük doru düüncenin, en net görü alanının ürünüdürler. Çünkü bilenle bilmeyenin duyarlıı, enerjisi ve zahmete katlanma azmi aynı olmaz. Doa iirleri, ak iirleri bile, airiken doru bir siyasetle kendini donatmısa, estetik olarak en büyük mevkiye oturur. Görülüyor ki estetikle, doru düünce, estetikle, politik bilinç, birbirinden kopuk deil. Onlara göre asıl olan, iiri kitlelerden ve yaamdan gelen duyarlıkla, kitleler 30 için deil, sömürmeden gelen duyarlıkla, burjuvazi için yazacaksınız. Ama bunu dorudan böyle söylemek, yanlılarını açık bir biçimde sırıttırır. Bunu karmaık biçimde, toplumculuk pozu vererek söylemek, yanlılarını gizlemek için, son derece önemli. Yalnız yaam unu dayatıyor artık. Hereye damgasını vuran, sınıf ilikileridir, sınıf mücadelesidir. Yeni Bütün'ün "ara kesit" anlayıı sanatçı ve sanatını dar kalıplara sokmuyor-mu. Hiçbir güce balı olmamak sanatçıyı özgürletiriyormu. Sanatçı yaamsal olarak özgür deilse, tavır olarak "ara kesitte" olmak onu nasıl özgürletirir? Siyasi ya da politik olmak iirin alanını daraltı-yormu. Diyelim ki derinlemesine bir siyasi bilinciniz var ve buna uygun düen bir siyasi güçle birlik içindesiniz. Bu konumda ak veya doa iiri yazmak iiri dar kalıplara mı sokar? Asla! Aslında iirin o konudaki ufkunu da daha geni oranda açar. airin iir için malzemesini daha da bereketlendirir. Broy 89. sayı 3- sayfadan bir alıntıyı inceleyelim. "Orada ya da burada kaybolu bilincini benimsetme ajitasyonu ise, ister genel oya bavursun, isterse iddete, söz konusu olan, terörize yöntemdir eninde sonunda. Ve yaanacak olan, yenilgiden sonra da, yengiden sonra da derin bir aldatılmılık duygusudur. Kaybolu bilinci diye bir bilinç yoktur. Burada, olmayan bir edilgenlikle kiinin kıskaca alınması nasıl mümkün olabilir? Yenilgiden sonra da, yengiden sonra da; özellikle burası daha ilginç. Devrimi yapan sınıf, devrimden sonra da bir aldatılmılık duygusuna varacak! Burada inkar edilen ey tarih sahnesindeki bütün devrimlerdir. Kiiyi aldatılmılık duygusuna götüren güç acaba gücünü nereden alıyor? Hem kendi sınıfından güç alacak, hem de onu aldatılmılık duygusuna götürecek. Bir alıntı yine; "Politik dorultudan, insanın yaamına yön verme bilincini anlıyorsak, insan, bu bilinci seçemedii ve eyleme dönütü-remedii yerde kimlik kaybına uramakla yüz yüzedir. Faizmin bütün saldırısı da TAVIR tam bu noktada toplanmıtır. Bununsa gerçeklemesi, insanın kendini sorgulamaktan alıkoymasıyla olanaklıdır. nsan kendine soru yöneltme yürekliliini yitirdii yerde, kimliini oluturma sürecinden de yalıtılmıtır. Bu durumda bireyden ve seçilmi politik dorultudan söz etmenin geçerlilii kalmamıtır" nsan, bu bilinci seçemedii ve eyleme dönütüremedii yerde kimlik kaybına urar ve faizmin saldırısı da bu noktada toplanırmı! Faizmin bütün saldırısı ekonomik krizlerin derinlemesi, emekçi insanların bu krizler karısında siyasal ortamı tehdit etmesi ve egemen sınıfın çıka-larının tehlikeye girmesi ile ilgilidir. u anda bilinçsizlik eskiye oranla (eylül öncesine) çok olduu halde, insanın kendini yargılamadıı halde, hiç te 12 Eylül gibi bir olgu gündeme gelmiyor. nsan kendini sorgularsa kimliini bulur ve faizm saldıracak nokta bulamazmı. nsanın kendini bilinçle donatması iyi de, kendini sorgulaması yerine, kendini açlıa mahkum eden güçleri sorgulaması gerekmez mi? Baka bir alıntıyı yukarıda açıklamaya çalıtıım için altına görü koymadan alıyorum. Broy 28s sayı 9. sayfa, "Bu yüzden gelenek deyince, sanatsal balamda ilk akla gelen siyasa deil dil, anlatım incelikleri, yöntemleri, imgesel kavrayıın vardırıl-dıı düzey, estetik kazanımlar olmak gerekir." Felsefenin Temel lkeleri adlı kitabında, futbol topunda bile siyaset vardır der Georges Politzer. iir bilimle de ilgilidir ama, sosyal olaylar ve ortam iirin daha çok etki alanıdır. airin bir aaçta, bir dada bir insan yüzünde gördüü olumlu veya olumsuzlukların tümü siyasi geçmiin ve gelecein öyle ya da böyle olması ile ilgilidir. Bütün sorunlan, toplum yararına siyasetler çözeceine göre ve insan ruhunun bütün uzantılan siyasi ortamların maddi ve manevi sonuçlan ile ekillenirken, iir bu sonuçlarla kendini dıa vururken, bu, iirde arka plana nasıl itilir? "Öz dourur, biçim yourur" demi Hasan Hü- 31 eyin. Nazım Hikmet, Kaç yazısında özün biçim karısında belirleyici olduunu vurgulamıtır. air, kendini doru bir dünya görüü ile donatır. Bu doru bir siyasede donanmak anlamına gelir. Bu doruluk iirin özünü oluturur. Bu bilinç, düzeyinden hareketle ak, doa iirleri de yazar. Bu bilinç onu dar bir alana hapsetmez. Aksine bu alanda airin kendini donatması, dier alanlarda da ufkunun son derece açılması ve iirin malzemesinin zenginlemesini getirir. Doru bir bilinçle yetkinlemi bir ozan ile, bilinçle yetkinlememi bir ozanın bir çiçekte veya kurumu bir dalda aynı eyleri görmeleri mümkün deildir. Burada, dar bir alan olarak gösterilen ey, aslında iiri en büyük detaya ve çok yönlü güzelliklere götüren asıl eydir. En büyük airler, en büyük iirlerine siyasi alanda yetkinletikten sonra ulamılardır. Neruda, spanya faizmine karı yazdıklarını o siyasi yetkinlik olmadan yazabilir miydi? Nazım, Türk Köylüsü iirinde, o siyasi bilince ulamadan, ne o duyarlıı yakalayabilir, ne de o büyüklükte bir iir yazabilirdi. Peki siyasi duyarlık, dier duyarlıklara güç katmaz mı? Ak ve ak iirleri siyasi ortamlarla çözümlü ya da çözümlü olmayan durum deil midir? Bunu iirde arka plana itmek, yurtsever bir siyasi birlikten kaçmak anlamına gelir. Niçin mi? Doru bir siyasi bütünlük yerine, Yeni Bütün, neden durmadan politik balama diye bir ifade kullanıyor? Bu doru ve yurtsever bir siyasi bütünlükten kaçmanın en ince bir ifadesidir de ondan. Sosyalizme Doru kitabının 114. sayfasında Asım Bezirci öyle yazmı: "Egemen çevreler toplumsal/siyasal baımsızlıa, çou zaman, "özgürlük" adını verirler. Gerçi, kendi görülerine balananlara ses çıkarmazlar, hatta gizlice el uzatırlar onlara. Ama devrimci görüe balananlara özgürlüü çok görürler. O kadar ki, fırsat bulurlarsa, bu özgürlüü kısmaktan kaçınmazlar. Aslında sanatsal TAVIR özgürlük, onların gözünde, "sorunsuzlukla eanlamlıdır. 53. sayfada ise u açıklamaya yer vermi. "Sosyalist edebiyat halka balıdır, halkçı bir tutuma dayanır. Bu demektir ki o: - Bir avuç sömürücünün, baskıcının yanında deil, sömürülen, ezilen emekçi halk yıınlarının yanında yer alır. Fakat, bunu yaparken, popülizme kapılıp halka dalkavukluk etmeye, ondan çıkar salamaya deil, onu sınıfsal bilinçle çözümleyip donatmaya, sanatsal/kültürel düzeyini yükseltmeye, sorunlarını, çıkarlarını, özlemlerini dile getirmeye yönelir. Bunun için, halkın en ilerici kesiminin ideolojisine balanır, gerçeklii onun dönütürücü bakı açısına göre yansıtmaya giriir." te, balanma bu anlamda bilimsel ifadesini bulabilir. Yani halkın en ilerici kesiminin ideolojisine... Doru bilinç, ilerici bilinç, toplumun içinde bulunduu tarihsel artları, bunun, toplumu ve kiiyi kavrayıını, ekillendiriini çok iyi tahlil eder. Bu durumun yaamı nasıl belirlediini ve bu durumdan rahatsız olanların yaamı nasıl deitireceklerini doru tahlil eder. Onun için doru düünce, kiilerle deil, artlarla daha çok ilgilenir. Buradan da bu artların koruyucusu veya deitiricisi sınıfsal güçlerle düüncelerini yourur. Vehbi Koç'u Koç yapan ve içisini içi yapan tarihsel artlardır. Ne Koç'un kendisidir, ne de içisi. Yeni Bütün'ün sürekli bireyi öne çıkarması, toplumun genel refahı ve tarihsel artlan görmemezlikten gelmesi ile ilgilidir. Bu durumda sorunların çözümü, karanlıkta el yordamına kalmı demektir. Sosyalizm sınıf bilimidir. Onun sınıf bilimi oluu, onu dier bilimlerden koparmaz ve dar bir çerçeveye de hapsetmez. Onu kendi belirleyicii ile, dier bilimlerle balantılar sonucu ortak dorulara götürür. Bu ise sosyalizme bilimsel katkılar ekler ve gelitirir. Sosyalist gerçekçiliin, sınıf edebiyatı oluu, yukarıdaki duruma paralel olarak 32 onu dar bir alana hapsetmez. Burada kendini yetkinletiren air, yaamın bütün alanlarında en yetkin ürünlere ulaır. iire estetik büyüklüü ve biçimsel güzellii, en üst düzeyde yükleyecek veri, bilinci, yaamı deitirecek olan bu potensiyel ile donatmakla mümkündür. Burada, bu bilince ulamadan estetik olarak çok güzel iirle yazan kiilerden sözedilebilir. Ama bu kii, o bilince ulamı olsa idi, yazacaı iirin boyutu o zaman ne boyutlarda olurdu? Öyle ise iirde siyasal bilinci küçümsemek, arka plana itmek, iirde siyasal olmayan güzelliklere de engel koymak demektir. Yani aynı bakı açısından hareketle, iirde bilinci güzelletiren estetik, lirizm veya imge deil, bütün bunları güzelletiren bilinçtir. SONUÇ Özellikle günümüzde iirin sözde bilgiçleri, onu yaamdan ayrı bir olaymı gibi yansıtmaya çalııyorlar. iirin balangıcı da hayata balıydı, eer bitecekse bitii de hayata balı olacaktır. iiri bilinçle yazan da, bilinçsiz yazan da onu yaamdan gelen etkilerle yazar. Büyük ustalar iire, balamak önemli, bitirmek deil derler. iirin nedeni burada gizlidir. air, yaamın herhangi bir parçasından etkilenir. Ya hemen ya da süreç içinde etkileniin gücüne göre iir bilinci altında olumaya balar. Yani bu etkileni süreç içinde bu iç birikimini iir, resim, müzik vs. biçiminde tamamlar. Bundan sonra onu dıa vurmak olan lezzetli bir doum sancısı balar. Sanatçı istemese de, baka bir çalımaya yönetse de bu birikimin peinden gitmek zorundadır. Bu balamda air iiri peinden götüremez, iir airi peinden götürür. Bu yüzden iire balamak, içsellikte olumu ve o lezzetli doum sancısı balamı demektir. Artık iiri bitirmek sorun deildir. O kendini bitirttirir. TAVIR te bu iç birikimi salayan yaamın ileyi biçimi, bu ileyi biçimi sanatçının yorumlama durumu ve bu ileyi biçim içindeki mücadelesidir. Bu balamda iiri yaamdan ve yaamı doru yorumlamak olan doru bilinçten koparmak, mücadeleden koparmak, iirin ayaklarını yerden kesmek demektir. Bunun anlamı düünceden korkmak, mücadeleden korkmak ve doruyu çarpıtmaktır. Düüncesizlie alkı tutmak ve iir için düünceyle gelecek güzelliklere set vurmaktır. Buna kimsenin gücü yetmez. Çünkü yaam devam ediyor, mücadele devam ediyor, duyarlık varlıını yaama dayalı sürdürüyor. Ülkenin sömürülmesi, insanın insan tarafından sömürülmesi, üretimin gericilii, paylaımın çıkarcılıı, bütün bunların yarattıı acılar, sıkıntılar, bunun yerine, insanlıa uygun düen, yaamı deitirme mücadelesi, bu mücadelenin dinamik güçlerinin bu mücadele anındaki sorunları, direnmeleri, cokulan, kardelikleri, duyarlıın motor gücüdür. Bununsa hem bilimi, hem siyasi yapılanması, hem sanatı, tarihsel olarak olanca gerçeklii ile geçerliini sürdürmektedir. Durum böyle deilmi gibi yaamdan kopuk, soyut, sözde sanat akımları olan birinci, ikinci yeni ve kendini bunlarla, yanlılar dorultusunda edeer kılmaya çalıan ve bunun popülerliine soyunan yenibütün, hiçbir iz bırakmadan geçip gittiler ve gitmeye de mahkumdurlar. Toplumlar ve dinamik güçleri, kendi mücadelesine denk düen duyarlıkları benimsemilerdir ve benimseyeceklerdir. Eer ayrı dokularla aynı amaca gidilseydi, Nasreddin Hoca'nın gölü yourt tutardı. Yani yaamın ekonomik alt yapısında nasıl ikilik, bunun mücadelesi ve kaypaklıı varsa, üst yapı kurumlarından biri olan sanata yansıyıı da buna benzer oluumlar içermektedir. 33 TAVIR 34 BZE ÖLÜM YOK / DÖÜ HALAYI GRUP EKN Bu kasetimizde, yeni bir dünya ku- olmayı anlatmaya çalıtık. Kimileri "bitti rabilmek için ölümü hiçe sayanların, ara- artık bu i, dünya deiiyor, devrimcilik bı bir dikite içer gibi ölüme gidenlerin öldü" vs... türü sözler söylerken, birileri cokusunu anlatmaya çalıtıımız "Bize de "dünyalar var kurulacak, özgürlüün, Ölüm Yok"la baladık. Kavganın alevli rüz- eitliin, kardeliin dünyası" diye müca- garının daların baakların üzerinde yayı- dele ediyor, savaıyor. Bu uurda ölüyor, lıp gidiini, buday bereketi gibi bekle- sırasını ötekilere bırakıyor. nen günlerin, düünlerin mutucusu ol- Ölümü sıradanlatırmıyoruz. Bir duunu ve düenlerin, savaçıların yürek- devrimcinin ölümü, sıradan bir olay ola- lerinden yükselen o cokulu ritmle yaa- rak düünülemez. Ama halkı uruna ölü- yacaını anlatmaya çalıtık. mü göze almayı, hayata böyle balı olma- Ölenlerin, ehit düenlerin ar- yı yüceltiyoruz. Güle oynaya bize ölüm dından artık aıt yakmayacaız, ama yok diyebilmenin keyfi belki de günümüz- yaamımızı, mücadelemizi, cokumuzu, deki baskılatın, dayatmaların, katliamla- türkümüzü kılacaız. rın hedefini boa çıkarabilecektir. Yaa- Daha özverili mücadele edeceiz. Ya- mın her alanında "Haklıyız Kazanacaız" ama daha çok sarılıp daha fazla iarıyla bütünlemesi sonucunda da "Bi- savunacaız. Cokumuzu, sevincimizi hiç ze Ölüm Yok" gerçek anlamını bulacaktır. yitirmeyeceiz, Çünkü mücadeleyi omuzlayan insanlar onlara gün yakıır be gün taptaze ruhlarla atılacaız yollara. coku dolu olmalı, her nokta koyuların- Evet, belki de bizler erken ölece- da gözlerinin içi gülmeli. O parıltılarla ay- iz, afaktan önce günei karılayama- dınlanan yaamı sarabilmenin müziini dan. Assalar da, kuruna da dizseler, yaptıımıza inanıyoruz. göz altında kaybetseler de ölmeyeceiz. Çünkü "BZE ÖLÜM YOK". umutlarını, sevdasını, direniini anlatma- Hem erken öleceiz deyip, hem de böyle ölümmsüzlemektir, Gecekondu halkının yaadıklarını, "bizi ya çalıtık, "Gecekondu Sokakları" adlı parçamızda. Onlar da vardı o parıltılarla baskınlar götürür gerillanın ahdamarı aydınlanan halkımıza", "bize ölüm yok" diyebilecek Gecekondusunu yıktırmamanın gücüyle kadar kararlı haykırı- TAVIR yaamın içerisinde. 36 yorlardı: "Biter bir gün acılar/ve son bulur mız. O koullar içinde bile üretebilmenin, kaygılar/ direniriz/ellerimizde ikencede direniin, hücre hücre halay talar" diyerek yaamı inançla savunmanın durmanın düsel de olsa cokusunu türküsünü yüreklerimize alatabilmenin güzelliini ya- Yalvarmaz halkının söylüyorlardı. örnek Kü-çükarmutlu direniini hatırlayıp, ıyoruz bu parçamızda... gecekondu yıkımlarına, zamlara, anti terör Kasetimizin ikinci yüzü buram buram yasaları ve benzeri dier baskılara karı tek sevda koksun istedik ve adı yasaklanmaya yürek olmanın gerekliliini vurguluyordu. çalıılan bir ülkenin ve halkının sevdasını Gecekonduların anlatmaya kabaran öfkesini yönelik Kürtçe bir baladık: "Evin" (Sevda) sokaklardan meydanlara taımalıyız. "Direnç Çiçei" ve "Ateliyor Direnii" Sen sevda adlı arkılarımız youn baskılar altında Sen umut tutulduumuz dönemlerde bestelendi. Bu Sen hasret iki arla, ikenceye karı direnii, birliktelii, Sen inancım ve güvenim paylaımı Ve yaam anlatıyor. Ölüm arkıyla oruçlarında, ikencelerde yitirdiimiz yoldalara yönelik, o Seni kucaklamaya geliyorum yüce deerlerin insanlık tarihindeki görkemli Seviyorum seni yerlerini Seviyorum seni ülkem almalarının verdii hüznü anlatıyor. Giderek artık saflarını belirlemeye ve "Direnç Çiçei" adlı iir, Adnan Yücel ulusal benliin farkına varmaya balayan, tarafından, ölüm orucuna katılan, Aysel Zehir ülkesi, halkı için savaanların duygularına için yazılmıtı. Bu parçamızda anlatmaya yöneldik. Kürt halkına ve diline yönelik baskı çalıtıımız duyguların içine, günümüzün ve engellemelere karı çıkarak Kürtçe direnç söylediimiz "Evinle özdeerlerini koruyup çiçeklerini de kalabildiimizi düünüyoruz. "Ateliyor Direnii" adlı parçamızı Ankara Emniyeti ikencehanesi Kürt onlara halkının sahip çıkmanın gerekliliini, halkların kardelii olan ilkesinin günümüz koullarında daha da "DAL'da gözaltındayken yaptık. Tek kiilik fazla önem kazandıını anlatmak istedik. hücrelerde souk, ıslak beton zemin, beton Sevilecek böylesi daha nice ortak de- duvarlar, ikence sesleri arasında ve erlerimizin olduunu ve paylaılacak daha ikenceler altındayken ekillendi arkı- nice deerler yaratacaımızın mesajlarını taımaya çalıtık müziimize... TAVIR 37 "De Be Aslan Karam", geçenlerde ça" olarak somutlanan bu isyan ateini, yitirdiimiz ilerici ozan Ahmed Arif'in bir bu iiriydi. Günlük yaamdan bir kesiti; bir taımanın güzel bir örneini sergilemi insanın Ozan sevdasını, yaadıklarını ve sevgilisini, sonuçta uradıı bakaldırı Telli. olayları, ruhunu günümüze Tarihimizdeki direnileri böylesi günümüze ıık ihaneti anlatan bir çalıma. Yaamın çok tutabilecek yanlarıyla ilemenin önemini boyutluluu, vurgulamak istedik. Tıpkı Pir Sultan koulların acımasızlıı baka Abdal gibi, Serdari, eyh Bedrettin ve türkületirilebilecek müridleri gibi dönemlerinin sorunlarına, gerçeklerin de olduu ve çada halk halkına karı duyarlı olan ve sorumluluk müziimizin konusunun salt kavgayla hisseden, bu uurda asılmaktan bile sınırlı olmayıp, "ekmekten, aka kadar" çekinmeyen her eyi ileyebileceinin güzel bir üncelere bugünlerde oldukça fazla ihti- örnei. Daha önce de yorumlanan bu yacımızın olduu da bir gerçek... içinde bile kavgadan anlatılabilecek, iiri özüne uygun ve baarılı olduuna inandıımız çalıtık. bir müzikle Böylesi anlatmaya türkülerle böylesi ruhlara, dü- Kasetimizi, iyiden, dorudan, güzelden yana olanların, mücadelenin ilerici, içinde, yanında, yakınında, kıyısında ya demokrat aydınlara ve ürünlerine sahip da köesinde olanların "artık yeter" çıkmak gerektiini de somutla-dıımızı diyenlerin, etrafındaki duvarları yıkıp düünüyoruz. dövümeye "Grev Atei" adlı arkının, cokusu, dinamizmiyle içi mücadelesine sınıfının denk inanıyoruz. Devrimci bütünlemeye balayan gelien dütüüne geliimle içi sınıfı, koanların, erkeiyle, çocuuyla kadınıyla, omuz omuza yürek yüree döüenlerin oluturduu "Döü Halayı" ile kapatıyoruz. Döümeyi yar eyleyenlerle, döümeyi huy eyleyenlerle kendisini gümbür gümbür bir ortamda aacaız hissettii an ve ülkeyi genel grevlere Ceketimizi omuzumuza atıp, halay baı taıdıı zaman, "Grev Atei" de onlarla çeker birlikte, davulların vurulduu halayların zılgıtlarımızla ve tüm sıcak ve içten ortasında, hiç sönmeyecek bir ate duygularımızla olarak yanacaktır. Halayı"mıza Anadolu'da yaanan ve sınıfsal birlikte daları, aıyoruz gibi ovalan, mendil denizleri. sallayarak, insanlarımızı "Döü çaırıyoruz. Çünkü haykıracaız hep "baaramayacak- temellere dayanan bir isyan, "shakça". sınız" diye. Çünkü biz vanz, çünkü biz Baba shak ayaklanması olarak tarihe halkız, çünkü biz "Haklıyız Kazanaca- geçen, ız". egemenlere karı "toprakta tohumca hak- TAVIR 38 "ELE TRM OLMAK ÇN ELE TRMEK" YA DA SUBJEKTF BR ELE TR ÖRNE - Özgürlük Dünyası'nın "Eylül Anaları" Oyunu Eletirisi (!) Üzerine OHS Özgürlük Dünyası dergisinin 1991 Haziran tarihli 32. sayısında OHS'nin "EYLÜL ANALARI" adlı oyununa yönelik bir eletiri yazısı yayınlandı. Yazı, hamasi, bilgiç, küçümseyici bir üslupla ve herhangi bir maddi gerçeklie dayanmayan önyargılar silsilesi üzerine kurulmu. Özgürlük Dünyası yazan, en hafif deyimle ortaya bir yanlılıklar manzumesi çıkarmayı baarmı. Yazı, Brecht, Meyerhold vb. üzerine genel bilgilerin tekrarlandıı bir tiyatro ve diyalektik dersi ile balıyor. Ancak, yazıda diyalektik adına hiç bir eye rastlayamadıımız gibi, devrimci tiyatro Vasıf Öngören'de cisimletiriliyor. Subjektivizmini diyalektiin yerine koyduu yazısına diyalektik ve tiyatro üzerine derslerle girmesinden anlaıldıı kadarıyla yazar, OHS üyelerinin tiyatroya ve diyalektie dair herhangi bir bilgiye sahip olmadıını düünüyor...(1) Birtakım önyargılara sahip olabilirsiniz, hatta bir konuda bilgisiz de olabilirsiniz, ama bunu bir dergide yansıtmaya kalkarsanız bu, çi ve ukalaca bir davranı olur; yapmamak gerekir. Yazarın güçlü önyargıları ve bir takım kalıpları var. Beylik kalıplardan biri de, bizim popülist olduumuzdur: "Devrimci sanatçılar politik alanda tutulan illete, popülizm hastalıına bu kez de sahnede yakalanıyorlar." (A. g. d. sf.60) "Popülist" suçlamasını ciddiye almıyoruz. Halkın davası, halkın ekmei, halkın kurtuluu uruna, halkla birlikte mücadele edilmesi gerektiini ısrarla ve üzerine basa basa söylüyoruz. Özgürlük Dünyası yazarının aydın kendini beenmiliTAVIR inde olduu gibi, halkı ve yıınları küçümsemiyoruz. Dünyayı bir kez de Türkiye'den sarsacak olanın bu "Halklar" olduunu biliyoruz... Ne gariptir ki, bir dönem devrimcileri, yıınlardan kopuk, bir avuç öncüyle devrim yapmaya çalımakla suçlayanlar, imdi tam tersine, popülizm suçlamasına yöneliyorlar. Artık bir karar verilse... Bizi popülizmle suçlayan yazar, ie önce "halk" kavramını izahla balıyor: "çi sınıfının yanısıra onun müttefiki olabilecek yoksul köylülük, küçük burjuvazinin memur vb. azgelirli kesimlerini kapsayan bir toplumsal yapının adı" diyor; bir kaç sınıf ve katmanı bir araya getirdin mi yetiyor. Oysa Marksist literatürde halk baka türlü tanımlanıyor; "Çıkarları devrimden yana olan sınıf ve tabakaların bir bütünü" olarak; bu bütün, çaa, yaanılan tarihsel döneme, ülke koullarına ve devrimin karakter ve aamalarına göre deiir. Özgürlük Dünyası yazarı diyor ki:" ....'halk kültürü', 'halkın deerleri' kavramları hala ortalıkta dolaıyor... Sanatta da 'halkın deerleri', 'ahlak kültürü' ('-halk kültürü' olsa gerek -bn) laflan etmeye balarsanız, halkın içinde gerici, feodal ve mutlaka tasfiye edilmesi gereken eilimleri gözardı ederek... (gözardı ettiimizi nereden çıkarıyor acaba? -bn) Türkiye'de bugün 'halkımızın deerleri' diye tutturmak gericilie davet çıkarmak anlamını taıyor". (abç) Halk kültürüne, tiksintiye varacak denli tepki duymak, ondan kaçmak küçük burjuva aydın kibirliliidir. Halklanmız böylelerine; "civciv yumurtadan çıkmı da kabuunu beenmemi" 39 der. Bu arkadalar halkımıza bu kadar yabancılatıklarına göre, bu ülkeye baka gezegenlerden mi geldiler diye sormadan edemiyoruz... Peki, "proletarya kültürü", "proletarya ideolojisi" derken de, proletarya saflarında görülebilecek geri ve tasfiye edilmesi gereken eilimleri gözardı mı etmi oluyoruz?... Teoriyi saçmalıa vardırmak için yazar çok uramı olmalı!... "Halk"ın, "Halk kültürü"nün hesabını böylece görüp, bir kenara atan Özgürlük Dünyası yazarı yine rahatlayamıyor. Ne yazık ki, "viziteye çıkan içi hala bunu davul, zurna ile enlendiriyor"mu. Vah, vah, ne yazık!.. Yazar, Çetin Altan'dan ilham alıp, vizite eylemleri yapılan yerlere piyano götürerek, içi sınıfını bu "utanç"tan kurtarmalıdır. Ayrıca içilere söylemeli; eylemlerde halay çekmek yerine "modern" danslardan yapıp, Özgürlük Dünyası yazarını sevindirsinler!.. çi sınıfından ve onun kültüründen de beklediini bulamayan yazara göre kabahatli devrimcilerdir. Vur abalıya!.. Neden?. "Çünkü kapitalizmin dayattıı deerlere karılık devrimciler feodalizmin kucaına sıınmılar'mı!.. Yazarın kafa karııklıının faturası böylece devrimcilere havale edilmi oluyor. Yazarın kafasının içi gibi karmakarıık ettii bazı dorulan tekrar yerine yerletirmek gerek: Bir; ne proletarya kültürü, ne de halk kültürü an bir kültür deildir, olmamıtır, olması da mümkün deildir. Halk sınıf ve tabakalarının kültürü kendi yaam koullan içinde, geçmiten gelen gelenek ve birikimin üzerinde ekillenir: Ama daha da önemlisi emperyalist, yoz kültür ile melez burjuva kültürü çok çeitli yöntemlerle halk ve poreletarya kültürlerinin içine sızarlar. ki; devrimciler yaanılan bu koulTAVIR larda soyut bir halk kültürü, soyut bir proletarya kültürü savunucusu deillerdir. Bu kültürler içerisinde olumlu olanı, yeniletirici olanı tutma ve gelitirme, çürüyen, yoz yanlarını tasfiye etme dorultusunda çaba sarfederler. Halkın kültürel deerlerine, feodal kültür deyip burun bükmezler. Ayrıca geçerken belirtelim ki, devrimciler, burjuva kültürünü dahi tamamen reddetmezler. Bu kültürün içinden de olumlu olanı, gelitirebilecek olanı alırlar. Hiç bir kültür köksüz deildir. Özgürlük Dünyası yazarının "eletirmi olmak için eletirdii" o kadar açık ki, üç sayfa tutan bir yazıda oyuna ilikin birkaç "hata"ya deinebilmi yalnızca. Bunlara, kısaca yanıt verelim. Yazar, "Eylül Anaları" oyununda tiplemelerin, iyiler ve kötüler üzerine kurulduunu, bunu bizim beynimize burjuvazinin tıkıtırdıını söylüyor; "Bir tarafta acı çektikleri için iyi, öbür tarafta acı çektirdikleri için kötü olan insanların yer aldıı idealist, popülist düünceye saplanıp kalmı, yanlı, materyalizmden uzak bir anlayı bu" (Agd. sf.6l) Zıt renklerin ya da oluumların iki boyutlu kullanımının sanatta bazı içerikleri daha iyi verdii olgusu bilinen bir eydir. Bunu eletiri sahibinin de bilmesi gerekiyor. Sınıf çatımasının hiç bir ara tona yer vermeyecek denli keskinletii yerlerden biri olan cezaevlerinde, iyi-kötü, doru-yanlı, güzel-çirkin, siyah-beyaz net hale gelebilir. Hatta bazen cezaevleri böyle anlatılmalıdır. Yaandı; kendilerini sol-cudevrimci olarak tanımladıkları halde bu nitelikleri anlaılmasın diye (!) ikence yapan subay ve askerler vardı. imdi bu asker ve subayları bu niteliklerinden ötürü siyah-beyaz arasındaki hangi ara tona yerletirmek gerekiyor acaba? Ne diyelim, biz aramasını tavsiye etmeyiz ama, 40 Özgürlük Dünyası yazarı belki sevebilecei "iyi" bir ikenceci bulabilir. Kaldı ki, oyun böyle iyi-kötü ikilii üzerine kurulu deil. Kiiler yaayan tiplerdir, herhangi bir abartmaya da gidilmemitir. (Gidilseydi de sakınca sözkonusu olmazdı) Gerçekleri çarpıtmayı i edinmi Özgürlük Dünyası yazarı, oyunda yaayan "en olumlu tip" olarak eski solcu, "yorgun demokrat" eniteyi bulmu. Ne diyelim, demek ki yazar "eski solcu"da kendini bulmu!... Yazar, "devrimci oyunların devrimci kiileri yarı küstah, alaycı, gözüpek, romantik anlarında Nazım Hikmet okuyan kiiler olmak zorunda mıdır? Devrimci anlatım bu kadar basit midir?" diyerek, bizlere o "engin" bilgisiyle bir ders daha vermi. Devrimci kiilerin gözüpeklikleri-ne dümanlarımız bile söz edemezken, yazarrın kukulu yaklamasını anlayıla karılamak gerekiyor. Demek ki, yazarın tanıdıı "devrimci komünistler" gözüpek deiller (bu kadar aırdıına göre...) Devrimci kiilerin küstah olmadıını, eletiri sahibinin küstahlıına bakarak anlamak mümkün. Romantik anlarında Nazım okumaya gelince; bunda ne gibi sakınca var diye sorabiliriz. Ama sormuyoruz. Çünkü, bu eletirinin yapıldıı sayfadan dört sayfa ileriye, 64. sayfaya gidiyoruz. 64. sayfada, Özgürlük Dünyası'nın deimez köelerinden "Perdeci Bir Oyun Taslaı'nda, siyasi mahkum öyle konuturuluyor: (bu "siyasi" mahkum ihanet etmi bir "siyasi") "Demek af derken, antenler yalan söylüyor... Ses yalan söylüyor. Söz yalan söylüyor ve ben artık buna seviniyorum..." (abç). Evet, altı çizili yerler Nazım Hikmet'in "Elleriniz ve Yalana Dair" iirinden alınmı. Bizim devrimcilerimize, NaTAVIR zım Hikmet okumak yakııyor, özgürlük Dünyası'nın "siyasi mahkumlan"na ise asla!... Yazıda, "Ortaköy Halk Sahnesi Oyunculan çok belirgin tarihsel hatalar yapıyorlar" deniyor. Ama yazar bazı yanlılıklan(!) sıralarken kendisi "çok belirgin tarihsel hatalar"a düüyor. "Örnek mi?" diyor yazar, "12 Eylül sabahı devrimci genç radyodaki bildiriyi dinledikten sonra gayet soukkanlı bir ekilde 'Bir düünelim bakalım ne yapacaız?' diye düünmekteyse (bu sol örgütlülüklere bir hakarettir ama neyse...)". Oyunda, devrimci genç Hüseyin'in konuması yazarın belirttii ekilde deil, annesinin olur olmaz sözler söylemesi üzerine, "Of be ana! Hele sus biraz da kafamızı toparlayalım" eklinde geçiyor. Diyelim ki, Hüseyin yazarın söyledii ekilde konumu olsun, bunun sol örgütlülüklere hakaretle ilgisini anlamak pek kolay olmasa gerek. 12 Eylül geldiinde bir kısım sol örgüt/grup ve onların yöneticileri yalnız yurtdıına çıkıı düünürken, devrimciler "Ne yapmalı? Ne yapacaız?" sorusunu hep sordular ve yapmaları gerekeni yaptılar: Ölümüne mücadele ettiler.. Yazar, devrimci Hüseyin'in annesiyle ziyaretteki görümesinde, "kendisini asamayacaklarını" söylemesini eletiriyor ve 12 Eylül'ün ilk aylarında Erdal EREN ve Necdet ADALI'nın idam edilmesini kanıt gösteriyor. 12 Eylül'ün ilk aylarında idamların balaması, Hüseyin'in annesine korkmamasını söylemesine engel mi? Hüseyin ne demeliydi annesine? "Beni asacaklar, kurtar beni ana!.." diye feryat-figan mı etmeliydi? 12 Eylül sürecini ve cezaevlerini, devrimci tutsaktarı biraz tanıyan, bilen biri böyle yazmaz. Çünkü, devrimci tutsaklar, 12 Eylül'ün en karanlık günlerinde bile soukkanlılıklarını ve ce41 saretlerini korudular; felaket tellallıı yapmadılar. unu da hemen belirtelim ki, oyunda bu bölüm öyle geçiyor: "Hüseyin- Bilesin diye söyledim ana, bilesin diye... Korkma, korkma... Belli olmaz... Bak herkes için idam istiyorlar... Üzülme, asamazlar herkesi... Bizi asmak isteyenlerin karısında alama, yıkılma..." Bu çarpıtma niye?... Eletiri dürüst insanların ii olmalıdır... "Eer tarihsel bir dönemi anlatıyorsak, her tür ayrıntıyı dikkate almak zorundayız" deniyor. Biz, her tür ayrıntının dikkate alınmasından yana deiliz, ama, hamasi bir ekilde "ayrıntılar önemlidir" diyen biri yazdıklarına karı sorumluluk sahibi olmayı bilmelidir. Sorumsuzluk, Özgürlük Dünyası yazarına unları söyletiyor:... "cezaevi kapısında ana babalar bir anda birlik olabili-yorlarsa (birliin ne sancılı olduu bilin-mezmicesine) (...) Cezaevi kapısında birlik olma süreci bırakın 81'i ancak 1984'e doru yaandı." (abç.) Bilgisizlik affedilir bir eydir, ama, böyle olduu halde ders vermeye kalkmak çekilir ey deil. Cezaevlerinde ailelerin birlikte mücadelesinin, "bırakın 81'i", 12 Eylül'den önce baladıını yazar örenmelidir. Austos 1980'de Davutpaa askeri cezaevinde ikencelerin balaması ile birlikte tutuklu yakınlarının mücadelesi de balamıtır. Yazarın" 1984' e doru birlik salandı" savı "maalesef gerçein tam tersidir. 1984 süreci, tutuklu yakınlarının mücadelelerinde yolların ayrıldıı yıl olmutur. Çünkü içerideki yakınlarının tutumları ayrımıtır. Özgürlük Dünyası anlayıında olan tutukluların teorisyenliinde, tutuklu çounluu, bekledikleri "demokrasi" gerçeklemeyince, saldırılar karısında çareyi Tek Tip Elbise giyme politikası (zlı-ı)nda bulmutur. Devrimciler ise, dört TAVIR ehidin verildii Ölüm Orucu gibi eylemlerle Tek Tip Elbiseye ve kiiliksizletirme politikasına karı youn bir mücadele içerisinde olmulardır. Bu iki farklı tutum ister istemez, dıarıya, ailelere de yansımı ayrıma yaanmıtır. Nasıl olmasın ki, bir kısım aile, "geri çekilme" taktisyeni "devrimci komünistlerin" akıldaneliinde, "çocuklarımız Tek Tip Elbise giymek istiyor, idare vermiyor" diyerek Selimiye'ye, Genel Kurmay'a dilekçeler vermek durumunda kalırken; bir kısım aile ise, "Tek Tip Elbise insan onuruna aykırıdır, çocuklarımız Tek Tip Elbise giymeyecekler, giydiremeyeceksiniz" diye gösteri yapıyorlardı. Bu tür maddi hataları, Özgürlük Dünyası yazarı için normal karılamak gerekir. Çünkü OHS Oyuncuları'nın misyonuna popülist damgasını vurmak için önyargılarla hareket eden yazara sayfa veren Özgürlük Dünyası misyonunun tavrı cezaevleri mücadelesinde hep "gerilerde tutunmak" oldu. Tutsak aileleri mücadelesinde hemen hiç yoktular. "Popülist" diye damgalanmak istenen misyon içeride direni destanları yazarken, dıarıda da yalanlan mücadele veriyorlardı. Ya Özgürlük Dünyası misyonu tutsaklarının yalanları ne yapıyorlardı?... Yazımızı yazarın kendisinden bir aktarma yaparak bitirelim: "Ancak bu yanlı anlatımlar asla bilgisizlikten kaynaklanmıyor. Kötü olan yanı da bu zaten. Nesnel gerçeklii gözardı edip, onun yerine kendi görmek istediklerini koyan bir anlayıın hatası bu". DPNOT: (1) Yazı balıında OHS Oyuncuları "Ortaköy Halk Oyuncuları Sahnesi" diye yazılmı. Çok "ciddi" bir eletiri yazısında böylesi "küçük" yanlılıkları geçiyoruz. 42 EMEKÇ TYATRO: TEMEL PRENSPLER VE GÖREVLER ERWN PSCATOR Çeviren: DKMEN GÜRÜN Emekçi tiyatro, anlatım ve yapım sadeliine öncelik tanıyarak, içi sınıfından oluan seyircilerini kesinlikle ve belirli bir yönde etkilemelidir. Sanat yönünü öne çıkartan atılımlar bütünün devrimci amacını asla geri plâna itmemelidir. Bu amaç, sınıf çatıması kavramının belirlenmesi ve yaygınlamasıdır. Emekçi tiyatro devrimci harekete hizmet etmelidir, ve onun için de devrimci içilere tahsis edilmitir. çilerden oluacak bir komite tiyatronun kültürel sorumluluklarını yerine getirmesini yakından izlemelidir. Her zaman yazarın politik eilimlerine göre oyun seçmek art deildir. Gerek tiyatronun gerekse seyircisinin ortak noktalan "devrimci kültür" olduktan sonra, herhangi bir burjuva oyununu (bu oyun burjuva toplumun çöküünü gösteriyor olabilir, veya kapitalist düzenin esaslarını belirleyebilir) sınıf çatıması kavramını güçlendirecek biçimde sergileyerek, devrimcileri tarihi geliimin gerektirdiini göstermek mümkündür. Bu tür oyunlara, seyirciden ters tepki almak olanaklarını ortadan kaldırmak amacı ile, bir ön konuma ile girilmesi faydalıdır. Bazen oyunda deiiklikler yapılabilir (yazarın duygularını hesaba katmak tutucu bir davranıtır): Çıkartmalar, eklemeler, söylenmek istenen sözün daha güçlenmesi için prolog ya da epilog ilâveleri. Böylelikle, dünya edebiyatının büyük bir oranı devrimci emekçilerin gayelerine hizmet etmek amacı ile kullanıldıı gibi aynı zaman- TAVIR da sınıf çatıması kavramının yaygınlamasında da politik yönden rol oynamı olur. Oyuncuların, yazarın ve yönetmenin tarzları (çalıma biçimleri) tamamen dondurulmu bir görünüm taımalıdır (bütün güçlü duygusallıını sadeliinde ve açıklıında belirleyen duraan bir ritm). Her ey, süsten, tertipten, ekspresyonist ve deneysel çizgiden uzak, devrimci amaca uyacak basitlik ve kesinlikte olmalıdır. u halde burjuva sanatçıların bireyci - anarist arzularından doan neo - romantik, ekspresyonist ve benzeri türleri ortadan kaldırabiliriz. Bu demek deildir ki bu akımlarla oluan bir takım teknik ve biçimsel imkânlardan gayeye hizmet için yararlanmayalım. Önemli olan, "devrimci sanat" için kendi balarına birer tür olarak benimsenmemeleridir. ekil tartımasında kriter u olmalı: Emekçi seyirci bundan yararlanabilir mi, sıkılır mı, yoksa hiç anlamayıp bir takım burjuva fikirlerle mi aılanır? Son günlerin sanat hareketlerini bu açıdan inceliyelim. Günümüz sorunlarının ivedilii düünülürse Naturalizm burjuva amatörler tarafından çekilmi resimler olmaktan öteye gidemez. Bir projektörün sahne üzerindeki bir aaç veya kilise kulesini bir an için aydınlatıp sonra da öncesinden daha koyu karanlıklar içersinde bırakmasına benzer. Evet, çevrenin anlatımı yapılır. Fakat, olayların geliimindeki sosyal etkenleri anlamak, deerlendirmek, proletarya ile burjuva arasındaki duvarları yıkmak için bir çaba yoktur orta43 da. Bu noktalara deinmekten kaçındıklarından, artık herkesin azına sakız olmu ve bayatlamı konulara yönelirler. Eskaza hücuma geçecek olurlarsa da bunu ya duygusal bir biçimde yaparlar ya da psikoloji veya felsefeden medet umarlar ki hiç kimse edilen sözlerden gocunmasın, kendine zarar gelmeyecek bir köeye çekilebilsin. "Kültürlü kiilerin mücadelesi" tek kelimeyle bir "hiç" üzerinde sürdürülüyor. Bu tür sanat kumardan daha sinir bozucudur. (Sanat severlerin ve sanatçıların çounun toplumun en zayıf, ie yaramaz sınıfından çıkması bir raslantı deildir.) Hayli önemlidir bu hususlar, çünkü toplumun sıhhatli sınıfı, yani proletarya bir zamanlar bu çürümü örnekleri gördü karısında ve bilmeden benimsedi onları. Sonuç olarak da burjuva - Natüralist bir kiilie büründü emekçi sanat. Natüralizmin bu deerlendirilmesi Ekspresyonizme daha yakındır: Sembolik rüyalar, birbirine girmi uyumsuz renkler, çizgiler, konular, kelimeler, düünceler, kapitalizmin kuyruuna yapıarak proletarya ile ilikisini kesmi olanların zihniyetidir. Haa, bankacılar devirlerinin efendisiydiler. Bu adanılan bıraktılar nelerden holandıklarına karar versinler, diye. "Renklerde bir ihtilal?" - "Neden olmasın," dediler koca göbeklerini kaıyarak "Sözde ihtilal!" O gülen de kim? Dada güldü! Ve böylece sirk tam kadro hazır oldu. Dada, kökleri dıarıda kalmı sanatın nereye kadar gideceini bilmekle beraber ötekilerden ayrılmadı. Burjuva sanatının artık söyleyecei bir ey yok. Kültürel yaantı tamamen ekilcilie yöneldi. Herey ekilciliin kapsamına girerse de önemli olan özdür. Ancak özü onu devrimci yapabilir. Günümüzde, kökü burjuva sanatına dayanan bir öz de reaksiyoner olmaktan öteye gidemez. Devrimci sanat devrimci içi sınıfından doar. Ancak halkçı eitimden geçerek halklar için mücadele verenler devrimci sanatı yaratabilirler. Emekçiler deer ölçülerini dirençlendiren iç güdüleri sayesinde politik ve ekonomik alanlarda TAVIR olduu kadar sanat ve kültürde de hürriyete kavuacaklardır. u halde Emekçi Tiyatronun balıca iki görevi var: Birincisi, kapitalist geleneklerden kopmasıdır. Çünkü, iletmeciler, oyuncular, dekoratörler, teknik elemanlar arasında eitlik ilkeleri üzerine kurulmu. Aynı zamanda seyircilerle de aralarında (ortak konuları ve kollektif çalıma istekleri yönlerinden) bir eitlik var bu kiilerin. Gelecekte, emekçi tiyatro, oyuncularını seyircileri arasından seçme yeteneine sahip oldukça burjuva düzenin "profesyonel aktörlerine" de gerek duymayacaktır. Emekçi tiyatronun amacı "tiyatro"yu bir meslek olarak belirlemek deil kollektif atılımların bir parçası olarak nitelemektedir. Buna göre de oyuncuların eskisinden ayrı bir tutumları olması gereklidir. Aktör, bugüne kadar olduu gibi ne rolüne yabana kalabilir ne de onun etkisine girebilir. Siyasal, ekonomik, sosyal sorunları tüm insanlıın özgürlüü açısından incelemek zorunluundadır. Sözlerinden davranılarına kadar hereyiyle emekçi kavramını yansıtmalıdır. Emekçi Tiyatronun dier görevi de propaganda yolu ile politik açıdan hangi çizgide olduklarım, bunu hâlâ bilmeyen toplumlar arasında yaymaktır. Yani eitici bir amaç güder. Hangi tarafa sapacaklarını kestiremeyen toplumlar burjuva sanatının emekçi bir düzende barındırılamıyacaını da bilemezler. Bu ikinci gayenin gerçekletirilmesinde geleneksel edebiyatımıza yönelmelidir. Geleneksel oyunlar herkese hitab eder. Propaganda bugün durumun nasıl olduunu göstermekle balar ve nasıl olması gerektiini göstermee kadar gider. Yazarın görevi de çok önemlidir. Bugüne kadar benimsedii otokrat kiiliinden sıyrılarak kiisel fikirlerini, bulularım ikinci plana itip toplum psikolojisinden algıladıı sade biçimlere yönelmelidir. Politik liderlerden kitlelerin güçlerini nasıl gelitirip bütünletirdiklerini örenmelidir. Emekçinin kültürel geliiminin salanmasında katalizör olmalıdır. 44 BASINDAK HANETN Ç YÜZÜ: "12 Eylül Basınının kinci Yüzü KALEMLERN HANET" ÇETN BOA. ngilizce'de "Journal", gazete ve dergi anlamını taıyor. "Journalism" gazetecilik ve "Joumalist" ise gazeteci anlamında. Bizdeki gazeteci yazarların muhbirliklerine yıllardır tanık olduktan sonra, ister istemez Arapça'ya da bir göz atıyoruz. "Muhabirin, haberler veren anlamını görüyoruz. Dilimizde hainlere, itirafçılara karı kullanılan bazı sözcükler var: "Jurnalci, jurnallemek, ihbara, muhbir, haberci, haber ulatıran, imzasız mektuplarla ihbar eden, vb." Bu yazıya böyle bir giriten sonra, bizdeki muhbir gazete muhabirleri ya da jurnalci gazetecileri ibretle sergileyebilme yürekliliini gösteren "12 Eylül Basınının kinci Yüzü KALEMLERN HANET" adlı kitap üzerinde durmak istiyorum. Bu kitap; daha önce "BZ BR ALEYZ" adlı kitabıyla, Cumhuriyet Gazetesi'nde olup bitenleri baarıyla kamuoyuna yansıtmı Zeki SARAL'ca kaleme alınmı. 176 sayfalık kitap, Yurt Kitap Yayın'ın 38. kitabı. Kitapta gazeteci yazarlar iki kategoride ele almıyor. Bunlardan birincisi 'ilerici kisveli gazeteci yazarlar' olarak adlandırabileceimiz CUMHURYET, MLLYET gibi gazeteci yazarları; ötekiyse 'gerici gazeteci ve yazarlar (yadanlık sürüsü!)' diyebileceimiz TERCÜMAN ve HÜRRYET gibi gazetelerde çalıan gazeteci yazarları kapsıyor. Ben bu yazımda, çounlukla birincisi üzerinde duracaım. Çünkü ikinci kategorideki dalkavukların, kimlerin yanlarında oldukları apaçık bellidir. Onlar, burjuvazinin sınıfsal çıkarlarına hizmet etmekte birbirleriyle yanan zavallılardır! Bir yanda lhan Selçuk, Nadir Nadi, Uur Mumcu, Hasan Cemal, Oktay Akbal, Yalçın Doan, Cüneyt Arcayürek, Teoman Erel, Sami Kohen, Yılmaz Çetiner, Metin Toker, Örsan Öymen, Refik Erduran, Mümtaz Soysal, Emin Çölaan, Mehmet Barlas ve Çetin Emeç; öte yandaysa Rauf Tamer, Ergün Göze, Burhan Felek, Ahmet Kabaklı, Mukbil Özyörük, Bedii Faik, Güneri Civaolu, Nazlı Ilıcak ve Oktay Eki!..Bir de Cumhuriyet ile Milliyet'in bayazıları. Ayrıca, Cumhuriyet'te "Olayların Ardındaki Gerçek" köesinde yazılanlar!.. Alıntıların en çok olduu kiiler; Uur Mumcu, Oktay Akbal, Nadir Nadi. Bu arada, kitabın yazan bazı gazeteci yazarlara TAVIR 45 de inmemi! Çetin Altan'ın o ünlü dengesiz incilerini unutmu! Sonra Müerref Hekimo lu'nun, Evren'e sanat ve kültür konusundaki uyaro lu övgüleri gözünden kaçmı! Bir de Mustafa Ekmekçi'nin, Evren'i sevimli gösteren satır aralan üzerinde durmamı! Bir baka konu da; öteki yayınlarında gösterdi i güzel özeni, bu kitapta pek gösterememi yayınevine, dostça eletiriler. Bazı dizgi yanlıtan ve dil bozukluktan, bu önemli kitaba gölge düürüyor! Özde eletiriye u rayan yukarıda adlan geçen gazeteci yazarlar, sonra kalkıp kitapla ilgili biçimsel eletirilere kaçarak, kendi gerçek kimliklerinin hesabından sıyrılmayı deneyebilirler! Kitabın kısa sürede yapılaca ına kesin gözle baktı ım ikinci baskısında, daha özenli bir düzeltmenin yapılarak bu olumsuzlukların giderilece ine de ayrıca inanıyorum. Bunu küçük bir kusur olarak görüyorum. Kitapta 13 Eylül 1980 ile 1 Kasım 1985 tarihleri arasındaki gazete yazılarından yapılan alıntılar çok çarpıcı! Bunlardan en çarpıcı olanlan buraya aktarmak istiyorum: UURMUMCU: "Silahlı Kuvvetlerin, emir-komuta zinciri içinde yönetime tümüyle el koyması ya murun ya ması gibi do al bir olaydır!.." "Evet, kimsenin kimseye söyleyece i bir söz yok: Bu sonuç sürpriz de ildi, bekleniyordu..." "Türk Silahlı Kuvvetleri, çok partili yaama adımımızı attı ımız günden bu yana oluagelen olaylar karısında hiçbir zaman sürekli ve kalıcı bir askeri yönetim kurmayı düünmemitir. Bu tutum de eri TAVIR çok sonra anlaılacak bir büyük güvencedir..." "Nitekim, çok yerinde bir kararla, Orgeneral Evren'in Devlet Bakanlı ı'nı üstlendi i açıklanmıtır..." "Evren'in açıklamalarından iyice anlaıldı ına göre ve Türk ordusunun geleneklerine uyarlı biçimde, 12 Eylül Harekâtı, asla bir kan davası gütmemektedir..." "Bu düüncelerle Adana'da sol görüntülü teröristlerce alçakça ehit edilen Tank Yüzbaı Bülent Angın'ı rahmetle ve saygıyla anıyoruz..." "Biz bu yasaklara, bu sınırlamalara uyuyoruz. Fakat Tercüman Gazetesi, bu yasaklan, her gün göz göre çi nemektedir... Sa basındaki arkadaımıza bu köede bir ricada bulunalım:" "Bu da basında "haksız rekabet"e yol açıyor..." "Bunca deney ve bunca acılardan sonra, hele u geçi döneminde yapay gerginlikler yerine, yapıcı ve kalıcı barıçı duygulan egemen kılmak, hepimizin evet, hepimizin ortak görevi olmalıdır..." "talya'daki "pimanlık yasası'nın bir inceleme konusu yapılmasını ve terör suçlan ile ilgili böyle bir yasanın bizde de kabul edilmesini öneriyoruz..." Zeki SARAL'ın yorumundan bazı satırları aktarmak istiyorum: "Ama sayın Mumcu, emniyetin katlarından aya ı kayarak düüp ölen ya da intihar etti denilerek öldürülen insanların durumlarını, 12 Eylül Cuntası tarafından kabul edilerek açıklanan KENCE olayları-nı; Mamak, Diyarbakır, Metris ve di er cezaevlerinde yaanan ve mahkeme kayıtlarına geçerek belgelenmi olayları; avukatların müvekkilleri ile senelerce görüeme46 diklerini, 12 Eylül Cuntasının yaptıı yolsuzluktan yayınlamak sizin belgeci gazeteciliinize ters dümütür..." "Ama Mumcu, bunları yazmaz ve görmezken; ilerici, yurtsever, demokrat, sosyalist ve komünistlerin anayasaya hayır demelerini; kampanya açmalarını, uaklık ve satılmıtık olarak görmesi ve göstermesidir uaklık ve satılmılık! Bu uaklıın ve satılmılıın kimler için geçerli olduunu halkımız çok iyi bilmektedir. Üstadınız Nadir Nadi'nin bir zamanlar HTLER için açıkça yazdıı gibi!.." "Sayın Mumcu yazının bir yerinde, iverenlere açık bir anayasa oluturulmak istendiine deinmi..." "Evet sayın Mumcu, öneriniz benimsendi. Çeitli cezaevlerinde Pimanlık Ya-sası'ndan yararlanan itirafçılar çıktı! Eski arkadalarını, davalarını, kendilerini tek tek anlattılar! Timlerin önlerine düüp, sürek avlarına çıktılar! kencelere bizzat katıldılar! Ahlak olarak o kadar dütüler ki, "tirafçı Kouları'nda birbirlerine tecavüz eder oldular!.. Bu öneriniz çok tartıma götürür sayın Mumcu!.." NADR NAD: "Ülkemizi ve rejimi düzlüe çıkarmak görevini üstlenen Olaanüstü Yeni Yönetime karınca kararınca yardıma olmayı, biz de balangıçtan beri vazgeçilmez görevimiz bilmekteyiz. Görev anlayıımız onları yanılgılardan korumaya çalımaktır..." "Sıkıyönetim Komutanlıının geni yetkileri vardır. Uygulamada hatalı da bulsak, anlayıla karılarız. Ama Atatürk'e dil uzatmı olmamızı bize yakıtıran Sayın KoTAVIR mutana yürekten kırıldıımızı buradan belirtmeden edemedik..." "Devletimizin baı olarak Sayın Cumhurbakanına saygı duymak ve göstermek, elbette görevimizdir. Bu yalnız yasal bir zorunluluk deil, yüzyıllar boyunca kanımıza ilemi ulusal geleneklerimizin bir gereidir..." " unu hemen belirteyim ki, yaadıımız koullar altında ve yakın geçmiimizden edindiimiz deneyimlerin ııında birçok yurttalarım gibi ben de aırı parti bolluundan yurdumuza yarar gelmeyecei kanısındayım..." "Sayın Bülend Ulusu, gerçekten bir paa idi. Bugün de paadır ve tutumu beklenmedik olaylarda deimezse, adı hep paa kalacaktır. 12 Eylül'den bu yana üç yılı akın bir süre geçti. Bu süre içinde ülkemiz büyük sarsıntılara uramadan demokrasiye doru adım adım ilerleyebilmi ve bugünlere ulaabilmise; bunda Sayın Ulusu'nun katkısını azımsamamalı-yız...Giden paamıza bundan sonraki yaamında da baarılar dilerim..." te böyle 'gelen aam, giden paam' mantıını ibretle gözlüyorsunuz!..Yoruma pek gerek yok! Çünkü 'Mal kendini okutuyor!..' OKTAY AKBAL: "Atatürk Devriminin yandatan, erleri, Atatürk ilkelerinin sahipleri böyle bir duruma sürgit göz yumamazlardı elbet. Nasıl 27 Mayıs 1960'da göz yummadılarsa, daha sonraki yıllarda nasıl zaman zaman uyan mektuplarıyla anımsatmaları, iktidarı ellerinde tutanları Atatürk Devriminin 47 yoluna çaırdılarsa bir kez daha aynı kutsal görevi yapacaklardı. Bu kaçınılmaz bir gerçekti. Öyle de oldu..." "Sekiz ay sonra yönetime el koymak gerekliliini duymularsa, bunda aacak hiçbir ey yoktur. Gerekli olan buydu, yapılacak bir ey yoktu..." "Evet, Sayın Evren çok haklıdır." "Zaten bize hep askerler getiriyor demokrasiyi ya da ona benzer bir yaam düzeyini. Telalanmaya, sabırsızlanmaya hiç mi hiç kapılmadan..." LHAN SELÇUK: "Eski rejimin suyu öylesine ısınmıtı ki, 12 Eylül'de olmasa bile bir baka günde kaynaması doaldı. Kentte ve köyde çou kii evinin kapısından dıarı çıkamıyor; çıktıı zaman öldürülecei korkusuyla yaıyordu..." "Ekonomik koulların yarattıı toplumsal patlama orduyu eylem zorunluluuna itiyor..." "12 Eylül Harekâtıyla "Silahlı Kuvvetlerin yönetime bütünüyle elkoyması" bu bakımdan yadırganmadı..." "MGK'nın tüm soruları yanıtsız bırakması ve yalnız çok partili yönetime koulların elverdii en kısa dönemde dönüleceini belirtmesi ANLAYI LA, karılanmalıdır. MGK, 12 Eylül Harekâtından 7 hafta sonra "Geçici Anayasa"yı açıklamıtır. Bu hızlı bir yürüyüü vurgular..." "Bu alanda toplumun sabırlı olması, saduyunun gerei sayılmalıdır..." Zeki SARAL, öyle sesleniyor Selçuk'a: "lhan Selçuk yazdıında, suçsuz Mamak, Metris, DiTAVIR bu yazısını binlerce insan; yarbakır, vb. cezaevlerine ite kaka doldurulmulardı. Bu insanların içinde suçu sadece Sayın Selçuk'un köesinin yer aldıı Cumhuriyet'i okumak olanlar da vardı!.." CÜNEYT ARCAYÜREK: "Demokrasi kaldırılmadı..." "Meseleye doru ıık tutmak için söyleyeyim: Cumhuriyet'ten Yalçın Doan, hümanizm perdesi altında belirli merkezlere balı bu komünist soytarılıklarına baktı ve..." Hürriyet'ten Cumhuriyet*e geçmi, sicili (dı kaynaklı) çok belli bu zat, Mumcu'yla birlikte ne güzel bir ikili oluturuyorlar!.. ORSAN ÖYMEN: "Darbenin de böylesi görülmü deil..." "Türkiye'de yeni yönetim, srail'deki yönetimin tam tersine ikenceyi kınamakta ve cezalandırmaktadır. Tıpkı spanyadaki demokratik yönetim gibi. Ancak, yine tıpkı Franco spanyası'nın geleneinde olduu gibi, 12 Eylül öncesi Türk demokrasisinin geleneinde de " KENCE" vardır. Türkiye'nin siyasal yapısındaki çürümeye yüz tutmu köprüleri atma uraı içindeki 12 Eylül Yönetimi, bu eski alıkanlıklara da "dur" demitir..." Zeki SARAL özetliyor: "Bu ii yapmanın da bir raconu vardır. 6 ay evvelden komutanlarla bir araya geleceksin. Darbenin gücünü belirleyeceksin. Gereken yerlerden gerekli izinleri alacaksın. Ve bir geceyarısı emir komuta zinciri içerisinde müdahaleyi yapacaksın. 48 Gündüz gözüyle parlamentoyu basıp ate etmek, dünyanın neresinde görülmü?.." CUMHURYET "OLAYLARIN ARDINDAK GERÇEK" : "Baarılı bir uygulama ile 12 Eylül'de balayan harekâtı, büyük sorumlulukların ve zorlukların bekledii de açıktır..." "Her eyden önce bu iin bir zaman sorunu olduunu anlamak ve anlayı göstermek gerei açıktır..." "Böylece Kemalizm'in yeni bir tazelikle gündeme getirildiini de görüyoruz. imdi Kemalizm'i tam bir aydınlıkla ilemek, anlamım geni çevrelere iletmeye çalımak, Kemalizm'le devrimcilik ve demokrasi kavramlarını baıntılarını açıklamak, fikir ve bilim adamlarının güncel görevi olmaktadır..." "Devlet ve MGK Bakanı Evren'in önceki günkü konuması bu bakımdan önemlidir..." "Hele "mecbur" olduu için "yönetime bütünüyle el koymu" iki buçuk aylık 12 Eylül iktidarından eletiriler karısında geni bir hogörü beklemek, doa ve toplum yasalarına ters düen bir mantıktır. Bunun için MGK Yönetimine olaanüstü dönemi aıncaya dek YARDIMCI OLMAK GEREKR.." "12 Eylül Yönetimi, terör ve anariye karı ulusal dirlik ve düzeni salamak amacında, yansız bir tutumla yolunda yürüyecek kadar geçmi deneyimlerden yararlanmı görünmektedir..." "Bu bakımdan sabırsızlık göstermekte yarar yoktur. Demokrasi takviminin uygulanmasında ve Anayasal Düzene dönüte TAVIR Askeri Yönetime yardıma olmak doal bir ilevdir. Çünkü ileri zorlatırmak deil, kolaylatırmakta "sayısız yararlar" bulunmaktadır..." Cumhuriyet Gazetesi'nde "Olayların Ardındaki Gerçek" balıı altında, Nadir NAD ve Hasan CEMAL, vb.nin yazdıkları da herkesçe biliniyor!.. MLLYET - BA YAZILAR: "12 Eylül'ün Baarısı arttır..." "Bu açılardan ülkesini seven herkese yeni yönetimin hedeflerine baarı ile ulamasına yardıma olması düüyor..." "Ama devletin ve demokrasinin salıı için açıklanacak görülere birbirinden farklı olsalar bile, Orgeneral Evren'in güler yüzü ile bakılmasını bekliyoruz..." "Milli Güvenlik Konseyi hepsi aynı dorultuda birlemi, üstelik aralarında askeri hiyerari olan fedakâr ve kendilerini ülkeye adayan be komutandan oluuyor..." "Devlet Bakanı'nın iaret ettii bir gerçee yürekten katıldıımızı belirtmeliyiz..." YILMAZ ÇETNER: (12 Eylül öncesinde, içilerin ii yavalatmalarından, uzun süren grevlerden dert yandıı yazısından!..) "Kısa bir süre sonra çok salıklı, mutlu ve zengin bir Türkiye'nin ortaya çıkmaması mümkün deildir..." Zeki SARAL, usta bir mizahçı yaklaımıyla unları ekliyor: "Abdülhamit'in yadanlıkları bile senden insaflıydı!.." 49 REFK ERDURAN: "Basında o uurda ibirlii yapılmalı..." "O yöndeki çabalara tüm gücümüzle omuz vermeliyiz..." MÜMTAZ SOYSAL: "Türkiye'deki bu rejim, Türkiye bir iç savaın eiine yaklatıı, Türkiye'nin sokakları yürünmez duruma sokulduu için istemeye istemeye, büyük bir özveriyle geldi..." MEHMET BARLAS: "Evren'i anlıyoruz..." "Bu bakımdan, eski politik kadrolar da Evren'e yardımcı olmalıdır..." "Bunu hem biliyorduk, hem de doru buluyoruz..." EMN ÇÖLA AN: "Devletin devlet olduu zaman neler yapabileceini Mamak Cezaevi'nde yaadık..." "Bu yeni düzende disiplinsizlie, laubalilie, kaytarmaya yer yok..." ÇETN EMEÇ: "Orada, üniformasına efendilik sinmi demokrasi gönüllüsü bir askeri gücün yönetime el koyması, akınlık yaratır..." 25 ARALIK 1990/MLLYET/"EVREN'N ANILARI": KENAN EVREN "Pisi pisine vurulmak istemiyorum. Konsey üyesi arkadalara, "Beni ve sizlerden birini öldürürlerse; en kıdemli arka-lar emir-komutayı alır, suikastçı örgüte mensup hükümlü ve tutukluları kuruna dizersiniz..." dedim..." TAVIR "KALEMLERN HANET'nin yazarı Zeki SARAL, burada hesap soruyor: "Evet Nadir Nadi, Uur Mumcu, Oktay Akbal, Hasan Cemal, lhan Selçuk, Nazlı Ilıcak, Oktay Eki, Güneri Civaolu, Metin Toker, Mümtaz Soysal; ite sizlerin Kemalist, Atatürkçü liderinizin söyledii sözler... Sizler akan kanlan, ampanya gibi içtiniz!..te desteklediiniz yönetim!.." "Sizler "Hayır, yazdıklarım doruydu..." diyorsanız, 12 Eylül ile birlikte, bir gün tarih önünde vereceiniz hesaba hazırlanın..." "Uur Mumcu'nun 16 Ekim 1980'deki Çavuolu-KozanoluHisarbank ve YOLSUZLUK konulu yazısı, Cumhuriyet Gaze-tesi'nin aldıı bir milyonluk iki ilan sonucu kesiliverir!..(Cumhuriyet, bir pazarlama irketi gibi parayı gördü mü, susmasını biliyor!..) "Özellikle Tercüman Gazetesi ve yazarlarının DSK'e amansızca saldırısına Cumhuriyet dahil bütün gazeteler sessiz kalmayı yelediler..." "Okuyuculara sorduktan masum (!) okur anketlerinin nasıl kullanıldıını görüyoruz. Cumhuriyet Gazetesi'nin bir ticari kurulu olduunu, parayı verenin düdüü istedii gibi kullanabileceini unutmuyoruz..." BEYLER, SZN HÇ YÜZÜNÜZ KIZARMAZ MI?...HÇ SIKILMAZ MISINIZ?.. BUNLARIN HESABINI VERMEYE HAZIRLANMALISINIZ!... Evet, "12 EYLÜL BASINININ KNC YÜZÜ KALEMLERN HANET'ni mutlaka okuyunuz. Uzaktan saygı duyar gibi olduunuz nice gazeteci yazarın iç yüzünü çok net biçimde göreceksiniz!.. Okunmalı ve ibret alınmalı!.. 50 KTAP TANITIMI ARDINDAN brahim Karaca'nın "Ardından" iir kitabı geçtiimiz aylarda yayınlandı. 8186 yıllarında yazdıı iirlerden oluan kitaba, yamuru, yeili ve deniziyle Karadeniz esintisi hakim. Önce youn bir hüzünle karılaıyoruz. Yüreinde içsellemi bir acı, kendisiyle ve okurla bir hesaplamaya giriyor. Düen "bin" dostun ardından, bin kez de kendisi düüyor. "Bir akam balkonda oturup/ölüm gününü düünmek/yaamayı sevmektir". Ancak bunca acıdan, sıcak taze bir umut damıtmasını biliyor. "Yılgınlık bize göre deil/deil ya/deil sahil boylarında alamak/(....) sen bakma gözümden akana/susuz büyümüyor tohum." "Umudu ARDINDAN zora ayarla" diyor. Umudu en zorlu günlere ayarlayıp, inanç ve sevda yüklü bir yürekle bitiriyor dizeleri. Sanki, "su diye bakan topraklar" var diye sesleniyor okura ve düenlerin "ardından bir sel" bırakıyor. te, gece vakti kırlarda yatan ve sabah seni serinleten çiyler benim gözyalarımdır. Yamura yazacaım adını.. (ARDINDAN/brahim Karaca/Belge Yayınları, Yeni Sesler Dizisi/ubat 1991/88s.) TAVIR 51 HABERLER - YORUMLAR BASIN TOPLANTISI YAPILDI: ANT TERÖR YASASI! 23 Temmuz 1991 günü Kültür ve Sanatta Tavır Dergisi Ankara Temsilcilii, Grup Ekin, Tiyatro Araç, Daarcık Halkbilim Aratırma Eitim Dernei tarafından Ankara Sanat Tiyatro'sunda (AST) bir basın toplantısı düzenlendi. Üzeri "Devlet Terörü Yasası'nın sonuçları olan katliam haberleriyle ilgili gazete küpürleriyle örtülü parçalanmı ceset maketiyle bu yasanın sonuçlarının so-mutlanmaya çalııldıı toplantıda, Grup Ekin "Düenlere" adlı arkıyı, bu yasayla katledilen ehitler için söyledi. Anti-Terör yasasının halka ve devrimcilere karı düzenlenmi bir "Devlet Terörü Yasası" olduu ve bu yasanın tüm maddeleriyle iptal edilmesi gerektii belirtilen açıklamada çeitli 'reform' görüntüleriyle gündeme getirilen anti-terör yasasının daha mürekkebi kurumadan gerçek yüzü ortaya çıkmıtır. Öyle ki bu yasa daha imdiden en az 50 kiinin katili olmutur. Çünkü bu "Devlet Terörü Yasası" öyle bir 'terör' tanımı yapmaktadır ki, tüm halk "terörist" ilan edilmekte, hangi davranıın, hangi eylemin "terörizm" sayılacaı TAVIR belirsizletirilmektedir. Bu anlamda bu yasanın kurbanı salt devrimcilerdemokratlar deil, egemenlerin kolluk güçlerinin houna gitmeyen herkestir. "... Son olarak stanbul ve Ankara'da toplam 12 devrimcinin dünya halklarının katili Bush'a adeta kurban edilircesine katledilmeleri, bu yasanın son ürünüdür. Oysa Bush, emperyalizmin eli kanlı patronu, halkların katili bir cellattır" denildi. Basın açıklaması ehitler için yapılan saygı duruuyla sona erdi. Ankara'da sanatçılar tarafından yapılan böylesi bir toplantının, ülkenin gündemindeki sorunlara yönelik devrimci-demokrat duyarlılık gösterilmesi açısından önemi büyüktü. Kendini devrimci-demokrat olarak lanse etmede mangalda kül bırakmayan "toplumcu gerçekçi" birtakım dergiler ve sanatçı aydınlar halk üzerinde terör estiren "Anti-Terör" yasasıyla ilgili bir basın açıklamasına bile imza koymayarak ne kadar "halkçı", ne kadar "toplumcu gerçekçi" olduklarını bir kez daha sergilediler. 52 HABERLER - YORUMLAR GRUP YORUM AVRUPA'DAYDI nin sıcaklıında halay çekebilmeli, can bedeli yürütülen mücadeleyi yüreinde hissedebilmelidir. Bu zorlu sınavları göze alabilenler bir yanda, yürünecek uzun yolda geri dönenler, duraksayanlar, bırakıp gidenler bir yanda olacaktır. Yüzü halka, halkın acılarına, sevinçlerine, yoksulluuna dönük olanlar, bunu yaama geçirmenin huzurunu, cokusunu en küçük hücrelerine kadar hissedecekler; bunu göze alamayanlar ise, hiçbir eyi gerçek anlamda içlerinde yaayamayacaklar, yani küçük insan olacaklardır..." ki buçuk ay süren Avrupa turnemizden 11 Haziran günü döndük. Tavır dergisinin 9. sayısında Avrupa konserlerimizin kısa bir deerlendirmesini yapmıtık. Paris, Hamburg, Hanover, Nürnberg, Strasburg, Amsterdam, Mannheim Konserleriyle birlikte Avrupa'da seslendiimiz kitle 60.000'e ulatı. Türkiye'ye döndük, hak alma mücadelesinin barına... Anti-terör yasasının uygulanmasına tanıklık ediyoruz. Avukatlarımız, gazeteci dostumuz Deniz Teztel gözaltına alındı, tutuklandı. Halkın hukukçuları aır ikencelerden geçtiler, sır vermeden. Türkiye'deyiz artık. çilerin, memurların avazıyla anlatıyor türkülerimiz sokakları, meydanları... Türkülerimizde, marlarımızda mücadele edenlerin sıcaklıı var artık. Türkiye'deyiz! Zebanilerin yerinde infazlar karısında "Bize Ölüm Yok" diye haykıranların soluuna katacaız soluklarımızı. Grup Yorum ADAPAZARI KONSER: Her yıl Adapazar'lılarla birlikte olan Grup Yorum, bu yılda "Çevre enlii" dolayısıyla Adapazarı'nda bir konser verdi. Belediyecilerin "TÜRKÜLER SUSMAZ, HALAYLAR SÜRER" pankartını astırmaması üzerine izleyiciler pankartı konser boyunca elde ele dolatırarak mesajın yayılmasını saladılar. Binlerce insanla birlikte yaklaık 2 saat süren konser büyük bir halay çemberiyle bitirildi. EDRNE KONSER: Kırkpınar enlii kapsamında yer alan Grup Yorum, 4000 kiiye seslenme olanaını buldu. Grup Kızılırmak'ın da aynı gün katıldıı konserde Grup Yorum'un verdii mesaj oldukça önemliydi: "... Grup Yorum; müziiyle, kiiliiyle, yaptıklarıyla, yaam biçimiyle, yeni bir kültür ve gelenektir. Üretimlerimiz kiilere deil, halka malolmalıdır. Grup Yorum bu anlamıyla halka ait bir deerdir. Bir Yorum'cu yeri geldiinde madencilerle omuz omuza yürüyebilmeli, grev atei- EREL KONSER: Ereli Halkevi'nin düzenledii Grup Yorum konseri, 700 kiilik bir katılımla gerçekleti. Özellikle konserin sonuna doru kabaran coku seli, halaylarla dorua ulatı. Zonguldak maden grevcilerinin de bulunmasıyla konser ayrı bir anlam kazandı. Özellikle konserin baından itibaren sürekli "Madenciden" parçasını isteyen madencilere Grup Yorum bu parçasını da tüm madencilerle birlikte "doal komuyla" beraber söyledi. TAVIR 53 HABERLER - YORUMLAR GRUP EKN TUNALI HLM KONSER Grup Ekin, 7 Temmuz Pazar günü, Tunalı Hilmi caddesinde bulunan Kuulu Parkta bir konser verdi. Ankara Büyüke-hir Belediyesinin Park Konserleri çerçevesinde düzenledii konser saat 15.30' da yapıldı. Daha önce konserin saat 18.00' de yapılacaı duyurulmutu. Konser saatinin 15- 30'a alınması halkın büyük bir bölümünün izleyememesine neden oldu. Saat 18.00'de konser yerine gelenlerin sayısı yüzlerle ifade ediliyordu. Konserin ilanlarının iki gün önce asılması katılımı düüren bir baka etkendi. Tüm bu olumsuzluklara ramen kitle cotu. Grup Ekin'le birlikte koro oluturdu. 1500 yürek haykırdı: "Bize Ölüm Yok, Bu yürek hiç durmayacak, bu yürek hiç susmayacak". Konser sonuna doru insanlar halaya durdu. Halayın ardından konser hep beraber söylenen "1 Mayıs" marı ile son buldu. OHS OYUNCULARI ETKNLKLERN SÜRDÜRÜYOR Ortaköy Halk Sahnesi Oyuncuları Eylül Anaları adlı oyunu Adapazarı Belediyesinin düzenledii bir enlikte ve Çorlu Halkevi'nin davetlisi olarak, düzenlenen bir etkinlikte sergiledi. Özgür-Der'in Açıkhava tiyatrosunda Kürt halkıyla dayanıma öleninde ve TÜ'lü örencilerin alternatif enliinde "Adı Yasak Ülke" adlı oyunu yaklaık 5000 kiiye sergiledi. 15-16 Haziran adlı sokak oyununu Belediye- I no'lu ubenin etkinlii çerçevesinde Grup Yorum ve Grup Özgürlük Türküsü'nün katılımlarıyla 15 iyerinde yaklaık 3000 kiiye, Paabahçe Cam Fabrikası grevci içilerinin PaabahTAVIR çe parkında düzenledii bir gösteride yaklaık 500 içi ve ailelerine sergiledi. Ayrıca Bem-Sen'li memurların Türkiye'de ilk defa gerçekletirdikleri memur grevlerinde Grup Yorum'la birlikte SK, Bakırköy, Kadıköy Eminönü ve K. Çekmece Belediyelerinde yaklaık 4000 memura 15-16 Haziran oyununu sergiledi. Bu oyun Disk-Ma-den-i dayanıma yemei, Özgür-Der, ve Çiftlik halkının düzenledii bir piknikte iir dinletileriyle sergiledi. Zonguldak Halk Kültür Aratırma Derneinin davetlisi olarak Zonguldak'taki madenci ailelerine "Madenci" adlı oyunu sergiledi. AHMED ARF' YTRDK 4 Mayıs 1991 tarihindeki "te Türkü, te iir" gecesine stanbul valiliince katılması yasaklanan Ahmet Arif'i 2 Haziran 1991'de yitirdik. O; "adı yasak ülkesinin Botan'ına, Arı'sına, Gılala'sına dein bütün dalarına özgürlüün 'bahan gelsin'" istiyordu. O; Türkiye'de hasta iken; "ben buralarda, bu hastanelerde, bu topraklarda deil, gene oralarda Dicle kıyısında bir çadırda ölmek isterim" diyordu. "Beni baskınlar götürür Gerillanın ahdamarı halkıma Korkunç ve soylu bir tutumdur dayatma Biz ki yarınıyız halkın Umudu, yüzakıyız Hıncı, namusu... afakları, Taaa afakları Hey canım Kalbim, dinamit kuyusu... Bir halkın kalbi dinamit kuyusu. Cudi'deki patlama sesleri Cizre'yi yakar... 54 HABERLER - YORUMLAR "ALANLARDAKSESMZ " SS ÇÖKTÜ ADLI FOTORAF DÜÜNCEYE SERGS AÇILDI FOLKTUR, 'TANIIMDIR NSANLIK' adlı sunusundan sonra 'SS ÇÖKTÜ DÜÜNCEYE' adlı oyununu da Ankara'da sergiledi. Geçmiten bugüne AFOG üyesi Mehmet Özer'in "ALANLARDAK SESMZ" adlı Foto raf Sergisi Anadolu Sanat Merkezi varolagelen din sömürüsünün anlatılmaya çalııldı ı oyunda halk oyunlarına yeni bir yorum getirilmeye çalıılıyor. Halk oyunlarından esinlenilerek oluturulan yeni danslar ti- (ASM)'nde açıldı. Serginin açılıı içi yatral ö elerle bütünletirilmeye çalıılı- eylemlerine denk dümesi dolayısıyla yor. Kostümler ise, otantik halk oyunları özel bir anlam ifade ediyordu. Açılı, giysilerinden yaklaık 100 insanın katılımıyla gerçekleti. Milletvekillerinden, Demokratik Kitle özellikle de çeitli Örgütlerinden sendikalardan tamamen farklı. Halk oyunlarına yeni yorumlar getirilmesini genel anlamıyla birlikte, olumlu elitiz-me bulmakla kadar varan, ve anlatılmak istenenleri somut ve anlaılır gelen bir biçimde anlatmamak ise eletirilecek mesajlar dikkat çekiyordu. Çünkü sergi, bir nokta. Sunuda, eletirilebilecek bir di er Otomobil-, Belediye- 1 nolu ube, Tümtis, Harb-, Basın-, Likat-, ve Bel-dayder'in katkılarıyla açılmıtı. nokta ise söylenmek istenenlerin büyük oranda benzerlikler kullanılarak anlatılmasıydı. Serginin bir di er özelli i ise, Bunu reddetmemekle tamamen birlikte, bir olguyu, fiilen onun benzeriyle anlatmak, izleyiciye yasaklamasıy-dı. Bu ise bizlere egemen gerekli estetik hazzı veremez. Sanat, polisin Rize'de aynı sergiyi sınıfların, bir sergi de olsa, var olan var olan gerçekli i yeniden yaratma iidir. Benzetmede yapılan ise yeniden statülerin dıına çıkldlı ında tavırlarının nasıl birden de iti ini gösteriyordu. Mehmet Özer serginin Rize'de yasaklanması söylüyordu: üzerine Toto raflardaki unları sesimizi susturabilirler ama alanlardakini asla..." yaratım olmadı ı için, do al olarak ortaya çıkan eser estetik bir bütünlük taımaz. Bu anlamda DÜÜNCEYE'de de SS ÇÖKTÜ ortaya çıkan önemli bir eksiklik, seyirciye kendini batan sona akıcı bir biçimde izlettirememe oluyor. Oyuna girilirken da ıtılan broürlerde "geçmiten alıp, gelece e aktarmakTAVIR 55 HABERLER - YORUMLAR la yükümlü olduumuz her deerde, türünden (halk müzii, halk el sanatları, içinde halk oyunları gibi) yeterince yararlanılma- yaadıımız yönleriyle toplumun yansıtılması tüm gerektiine inanıyoruz" denilerek, kültür sorununa doru bir balıktaki yaklaım "biz kültür getirilse hamalı ması bu çarıımı daha da kuvvetlendiriyor. de, Bütün bunlara karın halk oyunla- olmak rına yeni yorumlar getirme (Çada Halk istemiyoruz" söylemi daha çok, bize Danstan yaratma) miras kalan halk kültürüne gereken olunması anlamında, önem verilmek istenmiyormu gibi bir bulunabilir. çabası içinde sunu olumlu çarıım yapıyor. Oyunda da halk kül- ÇARI Onları tarihin en büyük hesaplamalarından birinde gen cecik cübbeleriyle görmütük. Bir büyük davayı üstlen menin onuruyla gerici düzenin hukukunu reddedip iki hu kukun karılıklı hesaplamasından söz ediyorlardı. Onlar mah keme salonlarında ç"" i daima yaamı, ve gelecei savunanlarının safındaydılar "Tarih en büyük yargılayıcıdır" 13 Haziran 1991 günü gözaltına alınan ve günlerce sü -ren ikenceli sorgulardan geçirilen, Av. Bedii Yarayıcı, Av. -Murat Demir ve en zorlu koullarda bile kalemini insan haklarından emekçi yıınlardan ve devrimcilerden yana kullanan gazeteci Deniz Teztel'in tutuklanmasını protesto ediyor ve serbest bırakılmalarını istiyoruz. Okuyucularımızı mektup ve telgrafla dayanımaya çaırıyoruz. ADRES: Ankara Merkez Kapalı Cezaevi Ulucanlar ANKARA GÖÇ YOLLARI FOSEM'in, Kuzey Irak'lı Kürt halkının yaadıı trajediyi anlatan "Göç Yolları" adlı fotoraf (renkli) sergisi 27 Eylül 1991 günü Basın müzesinde açılacaktır. TAVIR 56 FDEL'E TÜRKÜ Haydi gidelim, afaın ateli öncüsü Iık dümemi, adım atılmamı yollar boyunca Delice sevdiin o yeil timsahı, Küba'yı kurtamaya Haydi gidelim, Üzerimize yaan hakaretlerdir Marti'nin bakaldırı düünceleriyle donatan içimizi O ııldayan düünceler ki "Ya zafer ya ölüm" andını içtirir bize Patladıında ilk silah Uyandıında genç bir kız hayranlııyla bütün ülke Orada olacaız, soukkanlı savaçılar Senin safında Seslendiinde dört rüzgara Haykırdıında adalet, ekmek, özgürlük ve tarım reformu Orada olacaız, yineleyerek sözlerini senin safında Ve sonu geldiinde Zalimden kurtulma harekatının Orada olacaız, son savata Senin safında Ulusallama oklarının açtıı yaraları Canavar yaladıı gün Orada olacaız, gururla Senin safında Azmimizi zayıflatabilir armaanlara kucak açmak Bover süslenmi pireleri Tek isteimizdir bizim Tüfek ve cephane bir de da kayalıı Ve eer bir mermi çıkacak olursa karımıza Amerika'nın tarihine giden yolda Küba'nın gözyalarından bir kefen isteriz yalnızca Gerilla bedenlerimizi örtmesi için Che Mexico, 1956 Çeviri: A.R: D.Güler
Benzer belgeler
İndirmek İçin Tıklayınız!
insanın içine çektikçe bırakmak istemeyece
i kadar temiz hava giriyor; serin,
tatlı bir ürperti getiriyor. Sabahın ilk ııklarıyla yıkanan kuların cıvıltılarına ehrin
bunalmı yüzüne, deniz sular...