babam cahit külebi
Transkript
babam cahit külebi
ISSN: 1307-3966 Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði Eðitim, Kültür, Sanat, Edebiyat Dergisi Yýl: 4 Sayý: 14 Nisan-Mayýs-Haziran 2009 - 3 Aylýk Dergi Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði Adýna Sahibi: Muhsin DEMÝRCÝ Genel Yayýn Yönetmeni: Hasan AKAR Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü: M. Emin ULU YAYIN KURULU Mahir ADIBEÞ Ali BAL Selahattin CANSIZ Ahmet DÝVRÝKLÝOÐLU Sýrrý ER A.Turan ERDOÐAN M. Necati GÜNEÞ Mahmut HASGÜL Hayrettin ÝVGÝN Hami KARSLI Ýsa KAYACAN Ýlhan KOÇGÖZ Semra MERAL Ebubekir TAHÝROÐLU Özcan ÜNLÜ Mehmet Nuri YARDIM Remzi ZENGÝN (Soyadý sýrasýna göre dizilmiþtir) YAYIN DANIÞMANLARI Prof. Dr. Saim SAKAOÐLU Prof. Dr. Kazým YETÝÞ Doç. Dr. Ali AKAR Doç. Dr. Tamilla ABBASHANLI Yahya AKENGÝN Yavuz Bülent BÂKÝLER TEMSÝLCÝLÝKLER Azerbaycan:Prof. Dr. Elçin ÝSKENDERZADE Bulgaristan: Naim BAKOÐLU Ýran: Ali Rýza HÝYABANÎ Gagauziye: Livbov TANASOÐLU Kazakistan: Prof. Dr. Þakir ÝBRAYEV Kerkük: Þemseddin KUZECÝ Kýrgýzistan: Prof. Dr. Abdýldacan AKMATALÝYEV Yönetim Yeri GOP Bulvarý Taþhan 2. Kat No: 71 Tokat P.K.: 6 Tel-Fax: (0356) 214 79 89 web: www.tosayad.com e-posta: [email protected] Posta Çeki: 5334897 Hasan AKAR: 0533 557 16 54 M. Emin ULU: 0536 612 63 73 Muhsin DEMÝRCÝ: 0536 563 49 89 Mahmut HASGÜL: 0505 689 44 51 Ali BAL: 0505 389 00 33 Kýrým: Dr. Ýsmet ZAATOV K.K.T.C.: Harid FEDAÝ Kosova: Osman BAYMAK Türkmenistan: Prof. Dr. Gurbandurdu GELDÝYEV Makedonya: Prof. Dr. Hamdi HASAN Nahçývan: Prof. Dr. Ebulfez AMANOÐLU Romanya: Prof. Mustafa Ali MEHMET Sanat Danýþmaný: Mimar Rýza TUNAY Tasarým: Kültür Ajans Tanýtým ve Organizasyon Ltd. Þti. Konur Sokak No: 66/9 Kýzýlay/ANKARA Tel: 0.312 425 93 53 Baský: BRC Basým Tel: 0.312.384 44 54 1 YAZILAR: İÇİNDEKİLER Editörden-Vatan Topraklarına Geri Dön/Mehmet Emin Ulu ...................................................................3 Külebiye Vefa/Uğur TURAN…………………………………………………………………………………………………………………………4 Türkiye Bayrağımız Gibi Dalga Dalgadır/Duran YADİGÂR……………………………………………………………………..6 Babam Cahit Külebi/Ali Külebi………………………………………………………………………………………………………………………8 Külebi’nin Şiirlerinde “Ben ve Sen”den “Biz”e doğru/Prof Dr. M. Mehdi ERGÜZEL………………………10 Cahit Külebi’nin Şiirine Genel Bir Bakış/Prof. Dr. Nurullah ÇETİN ……………………………………………………14 Cahit Külebi’de Türkçe Tutkusu/Doç. Dr. Ertuğrul YAMAN………………………………………………………………18 Külebi Baba’yı Yaşamak/Rıza ZELYUT……………………………………………………………………………………………………….21 Ölümünün 12. Yılında Cahit Külebi Niksar Anma Etkinlikleri Üzerine/Şükrü Çakır………………………. .23 Cahit Külebi’den Niksar Anıları/Yüksel ALTUNER………………………………………………………………………………….25 Cahit Külebi Üzerine/Hâmi KARSLI…………………………………………………………………………………………………………..27 Kesitler ve Çizgiler:Gönlümdeki Cahit Külebi/Muhsin DEMİRCİ…………………………………………………………32 Cahit Külebi’nin Almanya Söyleşisi/Zehra BİLTEKİN……………………………………………………………………………34 Bir Sevdadır Yeşil Niksar/Zürbiye İVDİK……………………………………………………………………………………………….36 Bir Rüzgârın Peşinde/Mahmut HASGÜL……………………………………………………………………………………………………39 Cahit Külebi Anmasının İzdüşümleri/Ulvi GELBAL………………………………………………………………………………….41 Niksar’ın Fidanları/Fatma UÇARLAR…………………………………………………………………………………………………………43 Danişmend Gazi’nin İstanbul’u Fetih Ülküsü/Necati YÜZGEÇ……………………………………………………………..45 Niksar ve Deprem/M. Necati GÜNEŞ……………………………………………………………………………………………………..48 Niksar’a Gönül Verenler/A. Turan ERDOĞAN………………………………………………………………………………………..58 Geleneksel Niksar Düğünleri/Kutluhan SAYGILI……………………………………………………………………………………60 Ihlamur ağacının Kalemkâr Nazlı Yüzü/Remzi ZENGİN………………………………………………………………………..64 Kaşgarlı Mahmut Ve Divan-ı Lügat-it Türk/Burhan KURDDAN……………………………………………………………68 İlk TBMM Milletvekillerinden Tokat belediye Reisi Şükrü Keskin-II/Hasan AKAR…………………......70 İstiklâl Marşımızın Şiirle Açıklaması-I/Hüseyin YAPICI……………………………………………………..................75 Niksar Akıncı Kalesi Efsanesi/Hüsamettin TURAK………………………………………………………………………………..78 İletişim Teknolojileri Haberleşme Ve Dinleme Sistemleri-I/Dursun TAŞDELEN …………………………81 Babalar Ve Çocuklar/Dilek ELHAN…………………………………………………………………………………………………………….86 Fotoğraflarla Etkinliklerimiz ……………………………………………………………………………………………………………………….89 ŞİİRLER: Var/Nurcan TAŞ………………………………………………………………………………………………………………………………………………5 Üşüyen Adama(Asırlık Yükünü Yüklendim)/M. Yaşar GENÇ…………………………………………………………………..8 Sen Ol/Selahattin CANSIZ…………………………………………………………………………………………………………………………13 Kapatmayın Açık Gitsin/Hasan KOÇAK………………………………………………………………………………………………………31 Türkün Gücü/İlhan KOÇGÖZ……………………………………………………………………………………………………………………….36 Unuttun Gülüm/Mahir GÜRBÜZ………………………………………………………………………………………………………………….44 Götürür/Duran TURHAN……………………………………………………………………………………………………………………………..57 19 Mayıs/Ebubekir TAHİROĞLU……………………………………………………………………………………………………………….57 Kuzum, Uykusuzum/Ahmet DİVRİKLİOĞLU……………………………………………………………………………………………57 Güvercinler/Halim Alperen ÇITAK……………………………………………………………………………………………………………63 Türk Olmak/Nihat AYMAK………………………………………………………………………………………………………………………….74 Tokat Kalesi/Mehmet DEMİR……………………………………………………………………………………………………………………..77 Pato Bibime Mektup/Rüştü BOZKURT………………………………………………………………………………………………………80 Ben Demirci Çırağıyım/Bekir YEĞNİDEMİR……………………………………………………………………………………………80 Bir Satır Şiir Kaldı/Çulpan ZARİPOVA ÇETİN.......................................................................................87 Günahsız Gömülenler/Ruhi TÜRKYILMAZ…………………………….…………………………………………………..…………….88 Bu dergideki yazılarda ifade edilen görüş ve fikirler yazarlarına aittir.Yazıların bilimsel,dil ve imlâ sorumlulukları yine yazarların kendilerini bağlar. Bunlar TOŞAYAD Kümbet dergisinin düşünce vepolitikasını yansıtan metinler olarak mütalaa edilmemelidir. 2 EDÝTÖRDEN Mehmet Emin ULU Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði Baþkaný "Vatan Topraklarýna Geri Dön!" "Kamyonlar kavun taþýr ve ben/Boyuna onu düþünürüm,/Kamyonlar kavun taþýr ve ben/ Niksar'da evimizdeyken/Küçük bir serçe kadar hürdüm" Bir þair, ruhunun engin denizlerinde açtýðý düþünce yelkeniyle çýktýðý yolculuðun her anýnda varmak istediði sakinliðin huzura gark olduðu çocukluk iskelesine dönmek istiyorsa; Vatan coðrafyasý ne kadar geniþ olursa olsun, çocukluk hayallerinin geçtiði coðrafya, o kadar kutsaldýr. Cahit Kulebi'nin hem þiirlerinde hem de hayatýnda doðduðu yerlerin derin izleri vardýr. O'nu Anadolu'da doðup büyük þehirlere göç eden ve geçmiþini unutarak ikincil ve sahte bir hayat yaþayan hiç þairle kýyaslayamayýz. Þehirli þairlerin çoðu Anadolu'yu ve Anadolu insanýný dýþarýdan ve dýþ görünüþleriyle görmüþlerdir. Onlar Anadolu çocuklarýn hayata bakýþ tarzýný, yaþayýþlarýndaki derinlikleri göremedikleri için, Anadolu'nun sefalet ve fakirlik temlerini bazen ideolojik olarak iþlemekten çekinmemiþler; Anadolu insaný adýna düþünmüþ, Anadolu insaný adýna yaþamýþ gibi, onlarý süistimal etmiþlerdir. Fildiþi kulelerinde fakirlik edebiyatý yaparak kendi içlerindeki çýkmazlarý, yazýlarýna ve þiirlerine yansýtmýþlardýr. Çoðu iki ruhlu bu insanlar, Sadece Cahit Kulebi'yi tanýmýþ olsalardý, Anadolu'da yüzyýllardýr devam eden Anadolu insanýnýn bir kaderi gibi ondan asla ayrýlmayan, fakirlik, yoksulluk ve sefalet manzaralarýnýn yaný baþýnda Yunus Emre anlayýþýnýn olduðunu da görürlerdi. Bu anlayýþýn içindeki bitmek tükenmek bilmeyen sevgi, merhamet, iyilik, kahramanlýk, doðruluk, adalet, acýma, yardýmseverlik, hoþgörü, düðün ve bayram bayramlarýnda güm güm öten, halk oyunlarýnda, türkülerinde ortaoyunlarýnda, fýkralarýnda, masallarýnda, destanlarýnda kalpleri çýlgýna döndürecek ve bütün insanlýða yetecek kadar büyük bir haz, yaþama zevki ve neþe olduðunun farkýna varýrlardý. Bu yüzden Anadolu'yu, Anadolu'da asýrlardýr süregelen bu gizemli ve sonsuzluða uzanan ruh dünyasýný gönlünde taþýyanlar anlar ve anlatýrlar. Cahit Kulebi, Anadolu coðrafyasýnda özellikle Tokat, Sivas, Zile ve Niksar çevresinde geçirdiði çocukluk yýllarýnda gördüðü güzel insanla- rýn gönlüne býraktýðý erdemli bir evrenin içinde huzuru ve mutluluðu bulmuþ; yaþý ilerledikçe hep çocukluðuna dönmek istemiþtir. Ankara'da kalabalýðýn ve resmiyetin meydana getirdiði dalkavuk hayatýn içindeki yalnýzlýðýný, ancak çocukluk hatýralarýna geri dönerek mutluluðu bulmuþtur. Ruh dindirici bu güzellikleri, Tokat'a ve özellikle Niksar'a özlemini þiirlerinin her dokusunda görmekteyiz. Bu açýdan büyük þehirlerde saflýðýn ve temizliðin ruhunun acý içinde olduðunu; ancak Anadolu'ya, Tokat'a, Niksar'a döndüðünde acýlardan kurtulduðunu, hayatýna bir mana geldiðini ifade etmekten kaçýnmamýþ, hatta kimsenin uðramadýðý, dalkavukluðun, riyalýðýn olmadý Anadolu'nun bir köþesinde huzurla ebedi uyumak istediðini dostlarýna söylemekten de çekinmemiþtir. "Çamlýbel'den Tokada Doðru" þiirindeki: "Orda, derenin içinde/ Ýki üç çýrýlçýplak Alçacýk damý düþündükçe/Gözlerim yaþarýyor, dön geri bak." Ýfadesi, aslýnda soylu topraklarýn insanlarýna yakýþan bir duyguyla, yaþadýðý topraklarý "Mutlak Vatan" olarak görmenin bir tezahürü deðil de nedir? Böylesine soylu ve yaþadýðý topraklara sahip çýkan sanatkârý anmak, onun adýna Þiir þölenleri yapmak, sanat ve edebiyat ödülleri düzenlemek de büyük bir ayrýcalýktýr. Elinizdeki derginin her sayfasýnda ve tekrarlayarak ifade ediyorum, özellikle Niksar'da Cahit Kulebi'nin ruhaniyetine "Vatan Topraklarýna Geri Dön!" çaðrýsý vardýr. Onun kýymetini bu topraklarýn insanlarý bilir. O'nun ruhu, bu topraklar sayesinde huzur bulacaðý gibi; Niksar topraklarý da onun ruhaniyetini baðrýnda taþýmaktan büyük bir haz duyacaktýr. Böylesine güzel duygularý yaþamamýza vesile olan sebep olan baþta Niksar Kaymakamý Uður Turan'a, Niksar Belediye Baþkaný Duran Yadigâr'a, Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði Mensuplarýna, Aziz dostlarýma, Saygýdeðer Nikdevamý 88. sayfada 3 KÜLEBÝ'YE VEFA Uður TURAN* Milletler, kültürel deðerlerine sahip çýkýp, birlik ve beraberliklerini koruduklarý sürece ayakta durabilirler.Bunun korunmasý da, geçmiþe saygý göstermekle, ortak dile, dine ve bayraða sahip çýkmakla, örf, adet ve geleneklere baðlý kalmakla ve bunlarý yaþatmakla mümkündür. Unutulmamalýdýr ki bir milletin kimliðini yansýtan kültürel unsurlar, yaþandýðý ve yaþatýldýðý müddetçe vardýr. Ýþte Niksar'da bu konuda üzerine düþeni yapmaya gayret sarf etmekte geçmiþle gelecek arasýndaki köprülerin yýkýlmamasýna, korunarak yaþatýlmasýna özen göstermektedir. Geçmiþ yýllarda yapýlan pek çok kültürel etkinlikler ve yayýnlar bunlarýn bariz birer göstergesidir. Bugün de yapýlan Niksar'ý kendine yurt olarak seçen Erzurumlu Emrah'ýn söylediði: Emrah bizim elin gonca gülleri Açýlmýþtýr öter dost baðýnýn bülbülleri Ben sefil sergerden gurbet elleri Gezeyim bir zaman yâr garip garip Mýsralarýndaki dostlarý, garipleri dile getiren duygularý yine Bakmazsýn Bedri'nin telaþlarýna Asla rahmeylemem gözyaþlarýma Cefa defterinin ders baþlarýna Ya bir mum yapýþtýr ya tebeþir. Sözleriyle cefadan yana dertlerini ortaya koyan Niksarlý Bedri'yi unutmamak, onlarýn topraklarýnda þiiriyle de doymaya çalýþan Cahit KÜLEBÝLERÝ hatýrlamak ve unutmamaktýr.Bir kültür, tabiat ve sevda kenti olan Niksar'a yakýþan budur, Cahit KÜLEBÝ'ye de vefa budur. * Niksar Kaymakamý 4 Çamlýbel'den Tokat'a doðru Tozlu yollarýn aktýðý ýrmak! Ben seni çoktan unuttum; Sen de unuttun mu, dön geri bak. Biz seni unutmadýk, þiirlerin hâlâ dilimizde ulu þair Cahit KÜLEBÝ. Cumhuriyet þairlerimizden Cahit KÜLEBÝ þiirinde "Ben seni çoktan unuttum." diyor; ama yaþadýðý þehri -Niksar'ýhiç de unutmadý. Biliyoruz ki Niksar aþýðý olan Külebi 20 Aralýk 1917 tarihinde Tokat'ýn Zile ilçesinin Çeltek köyünde doðmuþ, 20 Haziran 1997 tarihinde Ankara'da hakkýn rahmetine kavuþmuþtur ve aslýnda kabrinin hep Niksar'da olmasýný istemiþ, oðlu Ali KÜLEBÝ'ye de bunu vasiyet etmiþtir. Niksar'da yaðmurlu bir Haziran akþamý andýk seni hayata bakýþ açýnla, þiirlerinle. Aramýzda olmayýþýna üzüldük. Sanki gökyüzü de hüzünlenmiþ onun için aðlýyordu. 05 Haziran 2009 Cuma günü Niksar Halk Eðitim Merkezi Salonunda Prof. Dr. Mehdi ERGÜZEL, Doç. Dr. Ertuðrul YAMAN, Prof. Dr. Nurullah ÇETÝN, Gazeteci Yazar Rýza ZELYUT, Emekli Öðretim Görevlisi Mehmet Emin ULU tarafýndan "Niksar'dan Cahit KÜLEBÝ'ye Bakýþ "adýyla verilen panel ölümünün 12. yýlýnda seni bir kez daha iyi anlamamýza yardýmcý oldu. Yurdum þiirinde; "Aðladýðým senin içindir Güldüðüm senin için Öpüp baþýma koyduðum Ekmek gibisin." diyen Cahit Külebi'nin ne kadar yurt sevdalýsý olduðunu anlýyoruz. Ayrýca Anadolu'da doðup büyüyen bir þair olarak þiirlerinde geçmiþten günümüze köprü kurmuþ ve Türk toplumunun gelenek göreneklerini ince ince iþlemiþtir þiirlerine. Bir insanda var olmasý gereken kavramlar þiirlerine konu olmuþtur: hasret, dostluk, yalnýzlýk, sevda, umut… Birçok þairden farklý olarak özünden kopmamýþ, çocukluðunun geçtiði yerlerden hasretle bahsetmiþ ve gurbette iken her zaman sýla özlemiyle yoðrulmuþ bir þairdir. Þu dizelerde bunu en güzel bir biçimde hissettirmiyor mu bizlere? Kamyonlar kavun taþýr ve ben Boyuna onu düþünürdüm, Kamyonlar kavun taþýr ve ben Boyuna onu düþünürdüm, Niksar'da evimizdeyken Küçük bir serçe kadar hürdüm. Ankara, Isparta, Erzurum ve Bulgaristan'dan gelen deðerli þairlerimiz hem Külebi þiirleriyle hem kendi þiirleriyle"Cahit KÜLE- BÝ'ye Hasret "konulu þiir þöleninde bizlere muhteþem bir gece yaþattýlar. Abdullah SATOGLU, Ýsmet Bora BÝNATLI, M. Nuri PARMAKSIZ, Ýlter YEÞÝLAY, Pakize ALTAN, Fatma UÇARLAR, Melahat ECEVÝT, Galip SERTEL, M. Yaþar GENÇ ve Onur konuðu Zürbiye ÝVDÝK. Ýnsanýmýzý dizelerinde dillendiren büyük usta Cahit Külebi'ye bir anma programý tertip etmemiz gerektiðine yürekten inandýk. Bu vesileyle Kaymakamlýðýmýz, Niksar Belediyesi ve Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði iþbirliði ile Ölümünün 12. Yýldönümünde Niksar'dan Cahit Külebi'ye Bakýþ adlý panel ve þiir gecesine destek veren tüm panelist ve þairlerimiz baþta olmak üzere bu güzel programda emeði geçen herkese "Sevgi ve Sevda Þehri Niksar" halký adýna sevgi ve saygýlarýmla þükranlarýmý sunarým. VAR -Ustama sevgilerleBir bakmayla hal bilinmez, duyurmayla duymazý var. Akýl fikir þaþar döner, her halle hal uymazý var. Dilinde süz her sözünü, söze baþý eðmezi var. Gönle alýp viran etme, eðilmeye deðmezi var. Dal ile tel ayrý yerden, her cisime sýðmazý var. Ezber ile yolu bulma, sel basýp da boðmazý var. Uçuranýn kanat deðil, seni yere aðmazý var. Damla sudan medet umma, yaðdýrsan da yaðmazý var. Viran etsen beni bende, bana içten kýymazý var. Ýkrar verdim yüzüm döndüm, evvelimi saymazý var. Kendini unutup sana dönüp senden doymazý var. Ne dersen de özden bilip gönle sitem koymazý var. Özünde güzellik desen yine teni oymazý var. Arýn daðýl desen de bir gömleðini soymazý var. Anlayana anlat beni, ayýltsan da aymazý var. Sen serdikçe toplar atar, gönle hali yaymazý var. Nurcan TAÞ 5 TÜRKÝYE BAYRAÐIMIZ GÝBÝ DALGA DALGADIR Duran YADÝGAR* Medeniyetler beþiði Anadolu'da kimi yerler vardýr ki konumu ve üzerinde yer verdiði kültür varlýklarýyla yüzyýllarla deðil, bin yýllarla ifade edebilecek köklü bir tarihin ve coðrafyanýn tanýklýðýný yapmaktadýr. Engin Türk tarihi ,kültürü ve coðrafi geliþimi içinde Niksar'daki mevcut dokunun varlýðý tartýþýlamayacak kadar zengindir. XI. yüzyýlda Türk-Oðuz soyundan gelen Daniþmend ve Selçuklular, siyasi üstünleri ile birlikte Türkistan'dan getirdikleri Türk-Ýslam kaynaklý kültür ve sanatlarýný diðer þehirlerde olduðu gibi Niksar'da da ebediyete kadar damgalamýþlardýr. Niksar'ý fetheden Daniþmendlilerin kurucusu Melik Ahmet Daniþmend Gazi'nin, pek çok Selçuklularýn bazý kumandanlarýnýn mezarý burada bulunmaktadýr. Bir çaðý kapatýp bir çaðý açan Ýstanbul Fatihi Fatih Sultan Mehmet, halifelik makamýný bizlere kazandýran Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman çýktýklarý seferlerde burada konaklayýp yollarýna devam etmiþlerdir. Dünyaca meþhur seyyahýmýz Evliya Çelebi Niksar'ý iki kez ziyaret etmek lüzumunu hissetmiþtir. Fransýz ve Ýngiliz seyyahlar çýktýklarý Avrupa ve Asya seyahatlerinin bir bölümünde bu gizemli þehre uðramýþlardýr. Halk aþýðý Erzurumlu Emrah doðduðu topraklarý terk ederek ömrünün büyük bir bölümünü burada geçirerek tamamlamýþtýr. Niksar, birer tapu niteliðindeki kültür varlýklarý ile bir zamanlar astronomiden týbba kadar eðitim verildiði medreselerin, Türk büyüklerinin yattýðý türbelerin, ticaret yollarýnýn üzerinde bulunan, zengin kervanlarýn konakladýðý kervansaraylarý, aþýklarý baðrýnda yaþatanlarýn * Niksar Belediye Baþkaný 6 havasýný hâlâ teneffüs ettikleri tabiatla tarihin bütünleþtiði "Açýk Hava Müzesi" olarak kabul edebileceðimiz Tarihi Kentler Birliði'nin üyesi de olan bir kenttir. Böyle bir þehre her yönden(ekonomik, sosyal) sahip çýkarak, tanýtmak "Dünya Kültür Mirasý Listesine" dâhil olmasýna çalýþmak baþlýca görevlerimiz arasýnda olacaktýr. Uzaklardan küçük gibi görülen bu güzel, þirin kent; iyi niyetli, çalýþkan her insanýn gözbebeklerinden yarýný görebilecek kadar büyüktür. Kýtalar ve yýldýzlar deðerlendirilmesi için insanlara býrakýlmýþtýr. Gidenlerin bize bir borcu yoktur. Onlar üzerlerine düþeni -eksiklikleri de olsa- yaparak bu mirasý bizlere býrakmýþlardýr. Ama geleceklere karþý bizim sorumluluklarýmýz vardýr. Bu sorumluklarýmýzýn bir parçasý olan kültür deðerleri içinde bu yörede yaþamýþ þahsi- yetlere de sahip çýkmak ayný zamanda bir vefa borcudur. Ýþte bunlardan biri de þairliðine ilk adýmlarýný Niksar'da attýðýna inandýðýmýz Cahit KÜLEBÝ'dir.Doðum yeri Zile olmasýna raðmen çoðu insanlar onun Niksarlý olduðunu zannetmektedirler.Zira o pek çok þiirinde Niksar'dan bahsetmektedir. "1917 senesinde/ Topraklarýnda doðmuþum Anamdan emdiðim süt/ Çeþmenden tarlandan gelmiþ. Emmilerim hudutlarýnda/ Senin için dövüþürken ölmüþler Kalelerinin burcunda/ Uçurtma uçurmuþum Çimmiþim derelerinde Bir andýz fidaný gibi büyümüþüm/ Topraklarýnýn üstünde" Diye seslendiði mýsralardaki yerler KÜLEBÝ'nin uçurtma uçurduðu kaleler Niksar Kalesi,çimdiði dereler,Kelkit Irmaðýndan baþkasý deðildir.Zira çocukluðu ve gençliðinin önemli bir bölümü Niksar'da geçmiþtir. Ýþte Anadolu ve yaþayaný bundan daha yapmacýksýz,katkýsýz nasýl anlatýlabilirdi? Üstelik KÜLEBÝ, bunlarý yaþamýþtý ve tüm çýplaklýðý ile yalýn bir þekilde pek çok þiirinde gözler önüne sermiþti. Onun yeri de,þiiri de hepimizde apayrý ve tertemizdir.O bütün þiirlerinde "Biz buyuz" der.Gerçekçi ve abartýsýz "Kaybolup gider sanýrdýn Tarla çapalarken Güneþ altýnda Karanlýk odalarda tütün dizerken Yanýp sönerdi ýslak ýslak Yeþil tütün renginde gözleri." Mýsralarýnda geçen Anadolu kadýnýnýn, Niksarlý çapaya giden,tütün dizen köylü kadýnlarýn çocukluðumdaki görüntüleri durumlarý, bende de yýllar sonra þu þekilde yansýyarak dillenmiþti "Her sabah taze bir baþlangýçtý kurulan dünyaya Ezanla sokaklarý þenlenirdi Bengiler Mahallesi'nin Sabahçý kahvelerinde demlenen çaylarýn ilk tadý Yanýnda bir de gevrek susamlý sýcak bir simit Sabah kahvaltýsý yerine geçerdi çapa iþçilerinin." KÜLEBÝ, Anadolu'yu taþý,topraðý,köyleri insanlarýyla þiirimize yerleþen þairlerimizden birisidir.Hikâye þiiri kadar insanýmýzý,yokluklarý,varlýklarý,duygularý anlatan þairlerin sayýsý az mýdýr,bilemiyorum. "Sen Türkiye gibi aydýnlýk ve güzelsin! Benim doðduðum köylerde güzeldi. Sen de anlat doðduðun yerleri Anlat biraz!" derken Ankara'dan unutamadýðý Anadolu'nun köylerinde hasretini dindirmeye çalýþýyordu. Bizler de yýllar sonra da olsa Onun hasretini dindirmek için elimizden gelen gayreti göstermeye devam edeceðiz.Adý Niksar'da bir cadde de yaþatýlan Külebi için ilk kez Kaymakamlýðýmýz,Belediyemiz ,Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði iþbirliði ile 5 Haziran 2009 tarihinde onun adýna yaraþýr bir þekilde deðerli akademisyenlerin ve þairlerin katýlýmýyla "Cahit KÜLEBÝ'ye Niksar'dan Bakýþ" konulu panel ve "Cahit KÜLEBÝ'ye Hasret Þiir Þöleni" tertip ettik.Dileðimiz önümüzdeki yýldan itibaren "Cahit KÜLEBÝ Þiir Ödülü" adýyla ülke genelinde büyük bir yarýþma açýlarak adýnýn geniþ kitlelere ulaþtýrýlarak yaþatýlmasýdýr. Niksar'da beþ yýldýr adeta nadasa býrakýlan þiirimiz, kültür ve sanat etkinliklerimiz Erzurumlu Emrah ,Niksarlý Bedri'nin hayatýný ve sanatýný konu edinen sempozyum,panel ,konferans baþta olmak üzere diðer çalýþmalar ve araþtýrmalarýmýzla,bu gayretler içinde olanlara desteklerimizle devam edecektir. Niksar Belediye Baþkaný olarak tüm bu etkinliklerimize yoðun destek veren Niksar Kaymakamý Uður TURAN Bey baþta olmak üzere ,desteklerini esirgemeyen daima yanýmýzda yer alan kamu kurum ve kuruluþlarýnýn yönetici ve çalýþanlarýna,Belediye çalýþanlarýmýza sivil toplum örgütlerinin fedakar mensuplarýna, deðerli halkýmýza ,isimlerini Niksar'a nakþetmiþ Niksar sevdalýsý kültür ekibine,Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði'ne sonsuz teþekkürlerimi sunarým. Cumhuriyetimizin 100.Yaþ Yýl Dönümüne kadar "Küçük Türkiyemiz Niksar"ý hep birlikte geleceðe el ele, gönül gönüle taþýmak dileðiyle. 7 BABAM CAHÝT KÜLEBÝ Ali KÜLEBÝ* Babam Cahit Külebi'yi seksen yýllýk yaþantýsý boyunca sanatý ve mesleði arasýndaki iliþki ve dengeyi korumuþ, her ikisine de saygý ve özen göstermiþ bir kiþi olarak tanýdým. Ayný özeni ailesine olan baðlýlýðýnda ve sorumluluklarýný yerine getirmede de gösterdiði inancýndayým. Çocuklarý olarak rahmetli kardeþim Ahmet ve ben onun özen gösterdiði ve aile iliþkilerinde çok önem verdiði, iyi bir eðitim almamýz yönündeki hassasiyeti ve çabalarýna layýk olmaya çalýþtýk. Kendisinin beklentilerinde hiç þüphesiz eðitimci olmasýnýn ve iyi bir eðitimin çocuklar için en önemli hazine ve miras olduðuna inanmasýnýn rolü çoktur. Kýrýlgan, hassas, duygusal ve zaman zaman hýrçýn yönleri hemen her büyük sanatçýda olduðu gibi onda da var olduðundan onun beklentilerini karþýlamak konusunda zorlandýðýmýz oldu. Ama umuyorum beklentilerini çok fazla boþa çýkarmadýk. Sanýrým yakýn dostlarý da onun bu özelliklerini hep dikkate aldýlar. Babamla ilgili bunun dýþýnda belki de onu öteki sanatçýlardan ayýrýyordu diyebileceðimiz þu hususlara da deðinmekte yarar var. Babam sanatý ve þiiri konusunda evde ve iþ çevresinde konuþmayý sevmeyen bir utangaçlýk içindeydi. Çevresindekilerin hele iþ yerindekilerin onu þair olarak bilmelerinden çok da hoþlanmazdý. Bu nedenle de özellikle Antalya Lisesi'nde öðretmen iken ilk þiirlerini soyadýmýz olan Erencan ile yazmamýþ Nazmi Cahit ve Cahit Külebi müstear adlarýný kullanmýþtý. Ne var ki þair olup tanýnýnca da Erencan soyadýmýzý Külebi olarak deðiþtirmiþti. Benim önem verdiðim ve hayran olduðum özelliklerinden biri de elinden bir çok iþ gelecek becerilere sahip olmasýydý. Marangozluk becerisi çoktu. Kýldestere ile güzel þekiller keserdi. Çocukluðunda kendine tahtadan oyuncaklar yaptýðýný söylerdi. Yemek yapmaktan, lezzet yaratmaktan da zevk alýrdý. Herhalde bu * Avrasya TV-Dýþ Politika Direktörü 8 yöndeki ustalýklarý sanatçýlarýn üretmek ve yaratmaktan zevk alma ve Allah vergisi yetenekleri ile ilgiliydi. Hayvan sevgisi de yine doða sevgisi ve insancýl yönleri ile ilgiliydi. Þiir yazma yöntemi ise her halde öteki þairlerin çoðundan farklýydý. Az yazardý. Bir ressam gibi uzun emek verip ürününü iþlerdi. Þiirlerinin malzemesinin çoðunu özellikle ilk zamanlarýnda yazdýklarýnda doðadan ve büyüdüðü topraklardan almýþtý. Kullandýðý kaynaklar da her halde baþka þairlerden etkilenmek yerine yaþadýðý, yaþamýþ olduðu çevrenin anonim anýlarý, ürünleriydi. ÜÞÜYEN ADAMA (ASIRLIK YÜKÜNÜ YÜKLENDÝM) Bir çehre düþünün Hakk'ý anlatan Eski iklimlerin ruhunu taþýr Asýrlýk dertlerin yükünde yatan Bin bir düzen içre yalnýz savaþýr Yýllardýr gezmedik yol býrakmadýn Sahte kalemlere,söze bakmadýn Özünü yýkacak ize akmadýn Gittin,þehâdet mi sana yakýþýr? Hayalini perde perde açarken Gönlünde ülkene ýþýk saçarken Daðlar yuttu seni,gökte uçarken Sevdaný milletim duydu,aðlaþýr Serdengeçti bir er gibi yürüdün Vefa dergâhýndan aþký büründün Sonsuza giderken son kez göründün Melekler ruhuna candan bakýþýr Var git aðam,karlý daðlar önünde Üzülme sen,kirlilik yok dününde Baharý getirdin þu kýþ gününde Kýrgýnlýklar,dargýnlýklar yatýþýr Hasret katar katar yolun beklenir Gözyaþlarýn nehirlere eklenir Sensiz dünya gam yüküne yüklenir Muhsin'im davana binler kalkýþýr M.Yaþar GENÇ Bu noktada çocukluðunun ve gençliðinin önemli ilk dönemini geçirdiði Niksar, Zile ve Artova'nýn etkisi çoktur. Bu yörelerin insanlarýnýn dili, folkloru onun þiir diliydi. Bu nedenle onu çaðdaþ halk þairi olarak nitelendirenler, Karacaoðlan ile akraba gibi düþünenler çoktur. Ama unutmayalým onun þiirleri özellikle geç dönemlerde büyük þehirlerin, memurlarýn, öðretmenlerin dünyasýný da ele alýyordu. Ülkemizin Kurtuluþ Savaþý da onu haliyle çok etkilemiþ ve Mustafa Kemal'in yiðitçe savaþýný konu alan "Atatürk Kurtuluþ Savaþýn'da" yý yazmýþtý. Milliyetçi bir aþkla yazdýðý bu eserin akýcýlýðý, müzikalitesi ve heyecaný onun bu muhteþem savaþ ile ilgili içtenliðini ortaya koyuyordu. Esasen bu yönü yaþantýsýnda, Ulusu'nun baðýmsýzlýðý ve emperyalizme karþý mücadelesinde hep aðýr basmýþtýr. Toplumsal bir yaklaþýmla ve siyasi olarak taraf olarak ezilenlerin, sömürülenlerin ve sömürücü dýþ güçlerin arasýndaki iliþkiyi, mücadeleyi de özellikle son dönemlerinde dile getirmiþtir. Milli yaklaþýmýný, heyecanýný ve olaylarý deðerlendirmesini ben ilk çocukluk anýlarýmda özellikle Milli Takýmlarýmýzýn futbol ve güreþ müsabakalarýnda, beraberce gittiðimizde her seferinde yoðun bir þekilde yaþamýþtým. Sonra yine ileride, çalýþma hayatýndaki süreçte milli meselelere olan duyarlýlýðýný, taviz vermezliðini memuriyet yýllarýnda da çok sýklýkla gördüm. Haliyle babamýn doðduðu , büyüdüðü toprak ve ortam olan Tokat'tan baþlayarak üzerinde etkisi olan dünyasýný dile getirerek duygularýný ortaya koymasýnýn ana kaynaðý önce doða, sonra insandý. Ýþte bu noktada baþta Niksar, Tokat'ýn ilçelerini, köylerini, Sivas'taki gençlik yýllarýný ele almýþ ve televizyonun olmadýðý o geçmiþ günlerde, hele uzun kýþ gecelerinde anýlarýný bizlere renkli benzetmeler ve hikayemsi bir akýcýlýkla anlatmýþtý. Bu nedenle ben Tokat'ý, Niksar'ý adeta gitmeden görmüþ, yaþamýþtým. Doða sevgisinin bir dýþa vurumu olan hayvan sevgisini yaþamýþ, atlarýný, köpeklerini ve kedilerini de bu vesileyle bir anlamda tanýmýþtým. Babamýn, Anadolu insanýnýn mücadeleci, yenilmez, sabýrlý ve eðilmez özelliklerini her anlamýyla taþýmasý ve düþündüklerini zaman zaman açýklýkla, art niyet olmadan ve ama belki de acýmasýzca dile getirmesi onunun açýsýndan yaþantýsýnda belki de çeþitli zamanlarda dezavantajlar yaratmýþ idi. Ancak sanatçýlarýn görevinin halkýna ve kiþilere karþý dürüst olmasý gereði onun dobra dobra, bildiðini, gördüðünü ortaya koymasýný gerektiriyordu. Bu açýk sözlülük, samimilik, dürüstlük ise sanatçýlarýn daha iyi bir dünya arama, mutlu insanlarýn dünyasýna eriþme çabalarýnýn onda da bir tezahürü diye deðerlendirmek gerekir. 9 "Daha karýþacak bütün sular, Türk mavisi bulunana kadar" Cahit KÜLEBÝ KÜLEBÝ'NÝN ÞÝÝRLERÝNDE "BEN VE SEN"DEN "BÝZ"E DOÐRU… Prof. Dr. M. Mehdi ERGÜZEL* GÝRÝÞ Milletler, kendi yetiþtirdikleri deðerleri yarýna hazýrlanan gençlere örnek gösterdikçe millî kültürde devamlýlýk saðlanabilir ve bu sayede nesiller arasý kopukluklar önlenebilir.Asýrlar boyunca nereden nereye gelindiðini anlayabilmenin bir yolu da geçen zaman içinde ortaya konulan eserleri okumak ve bunlarý yazan þahsiyetleri tanýmaktýr. Bir yazar "Milletler büyük evlatlarý ile nefes alýr." diyor. Tarihen sabittir ki, her kültür camiasý ve onu temsil eden devlet, kendi kaynaklarýný, ait olduðu toplumun fertlerine tanýttýkça kuvvet kazanýr, zenginleþir; zamanla hem millî kalmayý baþarýr hem de evrensele yükselir. Cumhuriyetimizin 85-90 yýlda yetiþen nesilleri, yüz yýl önceki Türkiye'nin hangi þartlardan günümüze doðru geldiðini belli seviyelerdeki eðitimlerden geçerek öðrendiler. Fakat, Malazgirt'ten Ýstanbul'a ve Cumhuriyet Türkiyesi'ne uzanan yollarda nelerle karþýlaþýldýðýný, hangi zorluklarýn çekildiðini,hangi gurur tablolarýnýn yaþandýðýný; "cömert Nil ve yeþil Tuna" boylarýnca "ardýna çil çil kubbeler serpen ordu"larý hangi ideallerin sevkettiðini, Süleymaniye kubbesi altýnda "ezelî rahmete doðru uçan ruh ordularý"ný nasýl anlamamýz gerektiðini, Anadolu yaylalarýnda "taþ ile toprak arasýnda gönüller de inþa eden manevî mi* Sakarya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatý Öðretim Üyesi 10 marlar"ýn neler yaptýðýný, onlarýn emanetini zamanýmýz için devralan ilim ve irfan erbabýnýn hangi hedeflere yöneldiklerini de bilmemiz ve tanýtmamýz lazýmdýr. "Köklerden Dallara" doðru uzanan bu millî akýþ macerasý öðrenilirse, ayaklar yere saðlam basar, yeni köprüler kurulur, küçük sarsýntýlar yýpratýcý olmaz. Biz; 1900 ile 2000 yýllarý arasýnda yetiþen Türk ilim, fikir, edebiyat ve sanat adamlarýnýn eserlerini okuyup anlamanýn, dünü anlamak ve yarýna hazýrlanmak bakýmýndan büyük önem arzettiðini düþünenlerdeniz. Akif'ten Tanpýnar'a, Arif Nihat'tan Cemil Meriç'e, Yahya Kemal'den Necip Fazýl'a, Kemal Tahir'den Attila Ýlhan'a, Faruk Nafiz'den Cahit Külebi' ye, Sadettin Kaynak'tan Münir Nurettin'e uzanan, onlarca þair ve yazarýn, besteci ve sanatçýnýn yürüyüp sonsuza doðru yöneldiði bu ýþýklý ve zengin millî kültür köprüsüne çocuklarýmýz da mutlaka uðramalý, dimaðlarýný onlarýn tarihten emanet olan sayfalarýna açmalý, ruhlarýný "bize benzer kâinat"ýn seslerinde ferahlatmalýdýr. ÞÝÝR DÝLÝ TÜRKÇEDEN NASÝPLENMEK HERKESÝN HARCI MI ? Güzel bir dil, þiire yakýþýr. Türkçe þiiriyeti olan bir dildir.Her dilin þiire uygun olduðu ve yakýþtýðý söylenemez."Güzel, ne giyse yakýþýr." diyenler hiç de haksýz deðil.Mademki dünyanýn en þiirli dili Türkçedir, öyleyse þiir, güzelliðin Türkçeyle nefes alýþý demektir. Baykal kýyýlarýndan Bingöl Yaylalarýna kadar kopuzdan saza doðru coþan þiirin sesi,milletimizin söz güzelliðine olan merakýnýn ve ince zevkinin eseridir. Türkler,sözün güzelini sever ve güzel söze "hikmet" adýný verir ona manevî deðer yükler.Eskiden bilgece söylenen sözler vardý sonra mýsra-ý bercesteler arandý. Koca Yunus sözün güzelini ararken der ki: "Bir söz söylemek gerek, melekler de bilmez ola…" Ýnceliðe bakýnýz; meleklerin bile bilmediði söz aranýyor.Böyle bir söz ilahî kaynaða dayanýr.Semavî ilhamlý vahye yakýn söz istiyor Yunusumuz. Hangi þair mýsralarýnda yaratýlan her þeyi ve hayatýmýzý çevreleyen güzellerle güzellikleri aslýndan daha cazibeli hangi dille anlatabilir ki? Orada dil susar aþk konuþur… Buna raðmen þiir, kültür ve medeniyet tarihinin en uzun ömürlü sanatýdýr. Þiir,sözün saltanatýdýr. "Aðulu aþý bal ile yað eden" sanattýr. Yeter ki "Sözü piþirip diyen" Yunuslarýn dilinde "iþleri sað eden söz" olsun… Þiir, dua güzelliðindedir.Adeta ikinci bir lisandýr. Söz ile ses arasýnda naðmeleniþtir, âhenge bürünmüþ özel bir bestedir þiir. O yüzden þiir dilin süsüdür. Sözünü bilen insanýn da süsüdür. Evrenin her noktasý,Büyük Sanatkâr'ýn sonsuz ilmiyle donattýðý güzelliklerin þiiridir. Bu yüzdendir ki kâinat, serâpâ þiirden ibarettir. Gözleri, gönülleri ve ruhlarý kamaþtýran güzelliklerin her biri ayrý þiirdir. Þiire yönelmek, büyük ilmi ve sanatý anlamak için "Sani-i Kudret"i idrak etmek için birer vesiledir. Bir zamanlar "Þiir devri geçti,þuur devridir." diyen Gökalp'in fikrine katýlmak zordur.Þiir devri geçmez.Þiirle þuur elele kâinat ve ibret sofrasýnda sunulan renk,þekil,koku ne varsa gönül dili Türkçenin aynalarýna yansýtmaya devam edecektir.Yeter ki " üstte mavi gök çökmeye ve altta kara yer delinmeye.." "SEN TÜRKÝYE GÝBÝ AYDINLIK VE GÜZELSÝN!" Cahit Külebi, dün ile yarýn arasýnda þiirden köprüler kuran, üzerinden altýn nesiller gelip de geçsin diye gönlünün bütün heyecanlarýný mýsra mýsra nakýþlayan bir söz ustasý, "þair milletin çocuðu" vasfýný kendi þahsýnda hakkýyla temsil eden bir has adam…Kökleri, ErzurumPasinler'e, belki de asýrlar ötesi Pamirler'e dayanan, Orta Anadolu'nun baðrýnda Tokat'ýn Zile'sinde doðup yeþil Niksar'da büyüyen, Sivas ve Ýstanbul'da þahsiyet kazanýp palazlanan, Edirne'de askerliðin, Antalya ve Ankara'da edebiyat muallimliðinin inceliklerini öðrenen, Avrupa ve Amerika gören, fakat her seferinde bin aþkla yuvaya dönen bir hasretin çocuðu, kumaþý þiirle dokunmuþ, ince ruhlu, gururlu bir memleket sevdalýsý. Yukarýdaki tek mýsra bile onu ebedileþtirmeye yeter.1917'den 1997'ye 80 yýllýk,dört nesillik hayýrlý, sade, mütevazý bir hayat onunki.. "Bize mirasý kaldý" Türkçenin gül bahçelerine yakýþýr þiirleri… Okuyup adam olmasýnda iki kiþi unutulamaz.Kendi hatýralarýnda " çok saðlam yapýlý,pratik zekâlý, þahin gibi bir kadýn…" diye tanýttýðý anasý ve "haþarý,haylaz küçük Cahit'i yola getiren uzun, ak sakallý,nur yüzlü sevimli Pamuk Hoca ki onu, ikide bir kaçtýðý okula baðlayan ve ona okumayý sevdiren "Maarif, rûh-ý millettir." düsturuna inanmýþ tatlý dilli bir adam.. Yýllar akar gider.Sivas Lisesindeki öðretmenlerinden biri de A.Kutsi Tecer'dir.Âþýk Veysel'i ve bazý saz þairlerini Hak âþýðý halk çocuklarýný sazýný "bebe gibi kollarýnda yaylatan" gönül gözü açýk adamlarý da orada tanýyacaktýr. Benlik ve senlik nedir anlamaya çalýþacaktýr. Veysel'in "Bizi yakar bizim ataþ; deðil miyiz hep kardaþ" mýsralarýyla Gökalp'in " Ben sen yoðuz,biz varýz." düsturunu uzlaþtýracak duygu ve fikir tohumlarý belki de o yýllarýn mahsulüdür. 11 BEN'DEN SANA, SEN'DEN BÝZ'E DOÐRU… Þair ve yazarlarýn kullandýklarý bazý kelime kavramlardan hareket edilerek onlarýn fikir ve duygu dünyalarýnýn kapýlarýný aralamak mümkündür. Hangi duygular hangi kelimelerle anlatýlmýþ, nasýl anlatýlmýþ, hangi konular etrafýnda dönülüyor? Bu ve benzeri sorulara dayanarak tespiti yapýlan, tasnife tabi tutulan metinleri deðerlendirmek, þair ve yazarýn hayata bakýþ tarzýný biraz da bunlara dayandýrmayý doðru buluyoruz. Ben, ferdiyetin aslýdýr, kendimizi idrakin hareket noktasý varlýðýmýzýn ömür boyu etrafýnda sema ettiði cazibe noktasý ve çekirdeðidir. Ta ki "bir tel kopar âhenk ebediyen kesilir." Ben anlatýlmakla biter mi, o bazen her þeydir, bazen hiçbir þey. Ben, âþýktýr. Önce kendine. Sonra yolunu þaþýrýr. Senlerin derdiyle yollara koyulur.Kendinden baþkalarýný sevmeye baþlar.Ayrýlýklara düþer, acý çeker. Hep haklýdýr. Zaman zaman haksýz ve piþmandýr. Kendini unuturcasýna sevdikleri sevgilidir, evlattýr, ana, baba kardaþtýr; vatan, bayrak ezandýr. Özle12 mek, ben'in öteki adýdýr. Çünkü her ben, sen'siz yarýmdýr. Ancak aþk gelince yarýmlar tamamlanýr. "Ben Niksar' da evimizdeyken küçük bir serçe kadar hürdüm…" Henüz sen kaygýsý baþlamamýþ serçe mizaçlý çocukta. Her þey kendi etrafýnda dönüyor. Uzak þehirlere gittikçe sen üstüne bin bir türlü sen'ler tanýyor,siz kalabalýðý içinde sen seçimleri yapýyor. Kendi benine teselli olacak sen belki de bir hayaldir. Hayal nedense gerçekten daha etkileyici, oyalayýcý ve ömürlüdür. Yine de kendi hâlini arz edecek sen ihtiyacý ona en güzel þiirini yazdýracaktýr . Bu þiir bir " Sen ve Ben Destaný" dýr: "Senin dudaklarýn penbe, ellerin beyaz, Al tut ellerimi bebek tut, biraz…" Yalnýzlýk ve bencillik senfonisi biter. Belki de baþka türlü yeniden baþlar. Sen, "ayný ufka beraber bakýlan içimizdeki benin arkadaþýdýr." Teselli pýnarý mýdýr ? Yoksa öteki ben midir ? Hasretler baki kalýr. Sen ve ben hepimiz biz olurlar. Hangi biz ? Ýkimiz mi, hepimiz mi ? Külebi, bu noktada saðlam bir tercih yapar. Ýkimizden âileye uzanan biz'i Anadolu kadar büyütür ve herkesi kucaklar : "Edirne'den Ardahan'a bir toprak uzanýr, Boz kanatlý üveyikler üstünden uçar…" Bu toprak bizim yurdumuzdur…" Bu toprak için yaþýyoruz Yol verin bize !" "Biz biliriz bizim iþlerimizi, Ýþimiz kimseden sorulmamýþtýr !" Siz, aslýnda biz'in öteki yüzü gibidir : "Saðdýçlarým ! Sizin gibi yiðitler oldukça bu millet yaþar." Çünkü ona göre ; "Büyük bir ulusuz biz, büyük.." "Karlý daðlarýn ötesinde, uzak.. Ne kadar uzaklýk varsa Benim yurdum" kucaklamasýyla sahiplendiði memleketin güzellikleri konusundaki merakýný Nedimane bir üslüpla senli benli sözlerle Tanrý'ya sorar: "Yurdumuzun göklerinde mi yerin, Hey Tanrý, bilmek isterim !" Külebi'ye göre tek þiir vardýr. O da insanýn kendi duygu ve düþüncelerini kendine has bir üslupla anlatmasýdýr." Türk Mavisi þairi C.Külebi üzerine deðerli bir çalýþma yapan Ýsmail Çetiþli "Ben ile sen arasýnda Külebi ölçüsünde yakýnlýk kurabilmiþ þair azdýr." diyor. "Biz" sevgililerin adý kadar, ayný deðerleri paylaþan kaderde, tasada,kývançta ortak olanlarýn da adýdýr. Biz, millettir. Duygulu mýsralar sevgili millete de ayrýlmýþtýr. " Son" þiirinde : "Çalýþýn yurttaþlarým,çalýþýn kardaþlarým, Derdim ki güzel yurdum, muammer olasýn!" Aþaðýdaki mýsralar insanlýða doðru büyür : "Ýstiyorum ki kadýnlar her zaman Vefalý,iyi,sýcak Erkekler saðlam yapýlý,çalýþkan Çocuklar tosun gibi Ýstiyorum ki pýrýl pýrýl olsun Dünyamýzýn günleri.. Þu mýsralar Cahit Külebi'nin Anadolu için hayallediði "Kýzýlelma" mýydý? "Daha karýþacak bütün sular, Türk mavisi bulunana kadar !" Ben ve seni aþarak biz ve size oradan,millî kalarak insanlýða uzanan þairimiz, Yunus ve Karacoðlan'ýn mayasý ile þiir âlemine girdiðini gösteriyor. Onun romantizmi bize hastýr,millîdir. "Aðladýðým senin içindir Güldüðüm senin için Öpüp baþýma koyduðum Ekmek gibisin .." Mýsralarý baþka türlü nasýl söylenir. Ve sonra ferdiyetin zirvelerinde dolanmalara bakýn: "Senin saçlarýn öyle gür ki Rüzgâr esse kýyamet kopar !" Cahit Külebi'nin hemþehrisi olmak bana gurur veriyor. Onunla ayný okuldan mezun olmak da ayrý bir güzellik. Faruk Nafiz'in bir memleket þiirinde : "El gibi dolaþma Anadolu'nda Arkadaþ yurdunu içinden taný !" diye baþlayan mýsralarýný düþünüyorum.Ýçinde büyüdüðüm, düzlüklerinde uçurtma uçurduðum,ýrmaklarýnda çimdiðim Tokat ve Amasya'nýn kasabalarýný hatýrlýyorum."Aradan kýrk, elli yýl geçmiþ ama hatýralarý fýrýndan yeni çýkmýþ somun gibi sýcak bir üslupla anlatan Külebi'nin þiirleri olmasaydý çocukluk yýllarýmýz bize bu kadar güzel ve sevimli görünür müydü ?" diye sormadan edemiyorum. Ruhun þad olsun Cahit Külebi, "Davullar zurnalar döðende" "Biz" , seni de hatýrlarýz Atatürk ve silah arkadaþlarýný da… SEN OL Bir musikidir, Bir uðultudur belki… Gün be gün kulaklarýmýzdaki, Yüreðimizdeki sabýr coþkudur. Söylenmeyen… Söylenemeyen kelimelerin, Yaþanamayan yýllarýn Acýsýdýr… Çaða neden? Neden zamana sövgü? "suyu arayan adam" deðil, Suyun aradýðý adam ol sende. Selahattin CANSIZ 13 CAHÝT KÜLEBÝ'NÝN ÞÝÝRÝNE GENEL BÝR BAKIÞ* ** Prof. Dr. Nurullah ÇETÝN** Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatýnýn önde gelen þairlerinden Cahit Külebi, þiirinde açýk, anlaþýlýr, sade bir üslubu tercih etmiþtir. Kapalý, müphem, anlaþýlmaz bir üsluba hiç tevessül etmemiþtir. Bu durum, kuþkusuz onun þiirinin basit ya da sýradan olmasýný gerektirmemektedir. Tam tersine sehl-i mümteni sanatýyla en derin, en önemli, en çarpýcý duygu, düþünce ve heyecan dünyasýnýn herkesin anlayabileceði bir seviyede kolayca ifadeye dönüþtürebilme becerisini göstermiþtir. Gerçekte Cumhuriyet dönemi þairlerinin çoðu bu anlayýþtaydý. Sade, açýk, anlaþýlýr bir dille yazmanýn en önemli gerekçelerinden biri, Cumhuriyetle birlikte konuþma dilimiz olan Türkçemizin iþlenerek, yüksek seviyede bir edebiyat dili haline getirilmesi projesinin öne alýnmasýdýr. Büyük Türk Atatürk'ün millî bir Türk devleti ve milliyetçi bir Türk milleti kurup oluþturma projesinin en önemli unsuru iþlek, derinlikli, zengin, ifade * Bu yazýda kullanýlan Cahit Külebi'ye ait þiir metinleri þu kaynaktan alýnmýþtýr: Cahit Külebi, Bütün Þiirleri, Adam Yayýnlarý, 16. Baský, Ýstanbul 2002 ** Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coðrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü Öðretim Üyesi, 14 gücü yüksek, yalýn bir Türkçe idi. Türk milletinin kendi arasýnda konuþtuðu Türkçenin yazý dili ile birleþtirilmesi, konuþtuðumuz gibi yazmak ya da yazý dilimizle konuþma dilimizin birleþtirilmesi düþüncesi, bizi bilinçli bir millet yapma amacý bakýmýndan son derece önemli idi. Ýþte Cahit Külebi, bu millî amaca hizmet etmiþ þairlerimizden birisidir. Cahit Külebi þiirinin bir baþka teknik ve estetik unsuru tahkiye ve tasvirdir. Cahit Külebi, olay anlatýmýna dayalý tahkiyeli metinlerde temel unsur olan hikâye etmeyi þiirinde baþarýlý bir þekilde uygulamýþtýr. Bunu yaparken þiirin þiirsel deðerine zarar vermemiþtir. Tahkiyeli metin ile þiir arasýndaki o ince perdeyi korumayý bilmiþtir. Bize hikaye tadýnda þiirler vermiþtir. Tasvir konusunda ise Cahit Külebi gerçekçidir. Varlýklarýn, nesnelerin, dýþ dünyanýn somut özelliklerini ve görüntülerini olabildiðince açýk ve nesnel bir yapý içinde sunmaya çalýþmýþtýr. Tasvir ettiði görüntüleri abartmamýþ, olduðundan fazla göstermemiþ, özelliklerini deðiþtirmemiþ ve farklý bir yapýya dönüþtürmemiþtir. Özellikle Anadolu manzaralarýný, Anadolu Türk'ünün yaþantýsýný, özelliklerini, deðiþik görünümlerini sade bir yalýnlýk ve gerçeklik içinde sergileme yoluna gitmiþtir. Bu bakýmdan gerçekçi bir tasvir anlayýþýna sahiptir. Cahit Külebi, Cumhuriyet dönemi Türk þiirinde memleket edebiyatý anlayýþýnýn önemli temsilcilerinden biridir. O, Ziya Gökalp'in "halka doðru" ilkesinin bir boyutunu özellikle þiiriyle gerçekleþtirme konusunda önemli hizmetler görmüþtür. Türk halkýnýn köylerde, kasabalarda ürettiði bilgelik ürünü olan türkülerini, manilerini, masallarýný, atasözlerini, deyimlerini, daha baþka türlü bütün kültür birikimlerini kent merkezli, yazýlý, seçkin edebiyat katýna çýkarabilmeyi baþarmýþtýr. Bu baðlamda onun þiirlerinde Türk halk türkülerinin, Türk halk þiirinin etkilerini, deðiþik yansýmalarýný görmek mümkündür. Bir bakýma onun þiiri, Türk halk þiiri anlayýþýnýn modern, kentli bir þair tarafýndan yeniden ifade edilerek üretilmiþ bir hali gibidir. O, elbette kentli, eðitimli bir þair duyarlýðýyla ürün verdi. Ama Türk halk edebiyatý birikiminden dolaylý da olsa beslendi. Ayrýca þair, memleket edebiyatýný sadece romantik bir duyuþla yansýtmadý. Bazý memleket edebiyatçýlarý Anadolu'ya gitmedikleri halde, soyut planda kalan Anadolu Romantizmi yapmalarýna karþýn Cahit Külebi, Anadolu'dan çýkmýþ, Anadolu'da yaþamýþ, Anadolu Türklüðünün yaþantýsýný, acýlarýný, sevinçlerini, sorunlarýný bilen duyarlý bir Türk þairidir. Bu baðlamda Anadolu Türklüðünün hem ekonomik, kültürel, siyasi, sýhhî vb sorunlarýný, hem de Anadolu coðrafyasýnýn güzelliklerini ve çoraklýðýný bir bütün olarak yansýtmýþtýr. Dolayýsýyla onu Romantik Realist bir memleket edebiyatçýsý olarak deðerlendirmek mümkündür. Cahit Külebi, hem bireysel hem de toplumsal konulara yer vermiþ bir þairdir. Özellikle günümüz Türk milletinin önemli bir sorunu olan tam baðýmsýz ve baðlantýsýz millî bir Türk devleti anlayýþýna deðinen þiirleri, güncelliðini hâlâ korumaktadýr. Ben de bu konuya özellikle temas etmek istiyorum. Emperyalizme Teslim Olmayan Tam Baðýmsýzlýkçý Millî Bir Türk Devleti Ýdeali Cahit Külebi, þiirlerinde Türk milletinin tam baðýmsýzlýkçý siyasi bir yapýya sahip olmasýnýn önemine sýklýkla vurgu yapar. Ona göre biz Türk milleti olarak kendi iþimizi kendimiz görmeliyiz, idarî, siyasi yapýmýza yabancýlarý, emperyalist devlet ve oluþumlarý karýþtýrmamalýyýz. Ayrýca biz hür bir Türk devleti olarak yaþa- ma iradesine sahip bir milletiz. Millî Kuvvetler Reisi Baþbuð Atatürk'ün baþlattýðý tam baðýmsýz ve baðlantýsýz, hür bir Türk devleti anlayýþýný þiirlerinde kuvvetle perçinler. Nitekim bir þiirinde þöyle der: "Biz biliriz bizim iþlerimizi Ýþimiz kimseden sorulmamýþtýr. Kýlýçla, mýzrakla, topla, tüfekle Baþýmýz bir kere eðilmemiþtir. Kuzumuz var, yaylalarda meleþir, Çeþmemiz var, gece gündüz söyleþir, Yazýmýz var, pehlivanlar güreþir, Bu topraða kimse girememiþtir. Davraný da deli gönül davraný! Kemal Paþa dinlemiyor fermaný! Anasý, bacýsý, kýzý kýzaný Bizim gibi millet görülmemiþtir." (s.173) Burada görüldüðü gibi þair, daha ilk mýsrada bizim iþlerimizi yani bizim nasýl idare edileceðimizi, nasýl bir devlet kuracaðýmýzý, vatanýmýzý, topraklarýmýzý, ekonomimizi, tarýmýmýzý, kültürümüzü, siyasetimizi, eðitimimizi nasýl idare edeceðimizi biz biliriz. Biz yüzyýllar öncesine dayanan uzun ve geniþ bir idare ve devlet geleneðine sahip bir milletiz. Türk milleti iþlerine yabancýlarý karýþtýrmaz. Siyasetini, ekonomisini, eðitimini, kültürünü, topraðýný, her þeyini emperyalist devletlere, yabancýlara, Avrupa'ya, Amerika'ya teslim etmek, onlarýn yönetim ve güdümüne terk etmek, Türk milletinin hiç yapmamasý gereken bir þeydir. Cahit Külebi, bu konuda uyanýk bir Türk vicdaný olarak uyarý görevini yapmaktadýr. Þair, burada güdümlü, sömürgeci yönetim biçimine, mandacýlýða tepkisini ortaya koymaktadýr. Batý, Türk milletini boyunduruðu altýna almak, hatta yok etmek için çok eski zamanlardan beri Haçlý seferleri düzenlemiþtir. Eski zamanlarda Haçlý seferleri sýrasýnda kýlýçla, mýzrakla saldýrmýþtýr. Yeni zamanlarda ise yani Millî Mücadelemiz sýrasýnda topla tüfekle saldýrmýþtýr. Dolayýsýyla þair, Batýnýn bize tarih boyunca deðiþik zamanlarda ortaya koyduðu saldýrýlarý bir bütün olarak ele alýyor. Bu saldýrýlarýn temel amacý da baþýmýzý eðdirmek yani bizi sömürgeleþtirmek, hatta yok etmektir. Türk milleti olarak biz de bu emperyalist baskýlara boyun eðmemiþizdir. Þerefimizle direnmiþ, bu 15 topraklarda, bu coðrafyada var olma ve var kalma irademizi ortaya koymuþuzdur. Hiçbir emperyalist güç bize boyun eðdirememiþtir. Þair, þiirin 2. dörtlüðünde Türk milletinin bir baþka hürriyetçi eðilimine vurgu yapýyor. O da vatanýn özgürlüðüdür. Vatanýn özgürlüðü demek, bir milletin kendi vatanýnda özgürce yaþamasýdýr. Kendi kültürünü, kendi hayat tarzýný kendi belirlediði þekilde yaþamasýdýr. Nitekim þairin Türk vatanýnýn yaylalarýnda kendi kuzularýmýzýn melemesi, çeþmelerimizin gece gündüz söyleþmesi, ovalarýmýzda pehlivanlarýmýzýn güreþmesini zikrederek bunlarý birer simge olarak almasý önemlidir. Bütün bunlar Türk vatanýnýn Türk anlayýþýna ve Türk kültürüne göre þekillenmesi ve kullanýlmasý anlamýný taþýmaktadýr. Ve bu dörtlüðün sonunda "Bu topraða kimse girememiþtir" derken de Türk vatanýnýn yabancýlara peþkeþ çekilemeyeceði üzerinde 16 yoðunlaþýyor. Emperyalistler Türk vatanýný parselleyemez, Türk vatanýnda kendi hâkimiyetlerini kuramazlar, iradesini ortaya koyuyor. Türk vataný ve devleti her zaman tehlikelerle karþý karþýyadýr. Emperyalistlerin gözü üzerimizden eksik olmamýþtýr. Ama buna karþý Türk milletinin, vatanýný ve deðerlerini savunmak üzere de Türk milleti kendi baðrýndan yiðit evlatlar çýkarmaktan geri durmamýþtýr. Son Haçlý saldýrýsý olan Birinci Dünya Savaþý sonrasý Mütarekeyle gelen iþgale karþý Türk milleti kendi baðrýndan Mustafa Kemal Paþa gibi bir yiðit çýkarmýþtýr. Cahit Külebi, þiirinde "Kemal Paþa dinlemiyor fermaný" derken aslýnda Kemal Paþayý simge bir isim olarak alýyor. O bir timsaldir ve Türk milletinin tamamýný temsil eder. Mustafa Kemal Paþa demek Türk milleti demektir. Türk'ün millî iradesinin temsilcisidir. Onun fermaný dinlememesi de Türk milletinin sömürgeleþtirilmesi ve yok edilmesi demek olan fermanlara, buyruklara, Sevr anlaþmasýna, teslimiyetçi yaklaþýmlara boyun eðmemesi, onlara karþý millî direniþi ortaya koymasý demektir. Cahit Külebi, þiirinin son iki mýsraýnda Türk milletinin bir bütün olarak yani kadýnýyla erkeðiyle, çoluðuyla çocuðuyla baðýmsýzlýðýmýzý yok edecek, bizi sömürgeleþtirip ezecek bütün saldýrýlara karþý topyekün mücadele eden ordu-millet karakterinde bir yapýya sahip olduðumuzu vurguluyor. Ayný duyarlýlýðý daha önce Yahya Kemal ifade etmiþti. Ýradeli Bir Türk lideri: Mustafa Kemal Atatürk Türk edebiyatçýlarý ve fikir adamlarý büyük Türk Atatürk için çok deðiþik deðerlendirmeler ortaya koydular. Bunlardan biri de Cahit Külebi'dir. O, Atatürk'ü bir þiirinde þöyle resmediyor: "Sana borçluyuz ta derinden! Çünkü yurdumuzu sen kurtardýn, Hasta, yorgun düþmüþtük, Yaralarýmýzý iyice sardýn. Yiðittin, inanç doluydun, yapýcýydýn, Sanatkardýn, denizler kadar engin; Kimsenin görmediðini görürdü Sevgiyle bakan gözlerin. Dedin ki: Bu millet, bu büyük millet Yüzyýllar boyunca geri kalmýþ; Bu yurt, bu güzel yurt, bizim yurdumuz Her yanýndan yaralar almýþ. Dedin ki: Bir güzel savaþmalý Kurmak için yeniden; Bilgiyle, inançla, coþkunlukla "Övün, çalýþ, güven!" (s.177) Þimdi bu þiire baktýðýmýzda Cahit Külebi, Atatürk'ün bazý önemli niteliklerini, ve özelliklerini öne çýkarýyor. Onlarý irdelemeye çalýþalým: Her þeyden önce yurdumuzu Atatürk kurtarmýþtýr. Bunu bazý kötü niyetli ya da cahiller þöyle yorumluyorlar: Efendim Atatürk, vataný tek baþýna savaþarak mý kurtardý? Millet savaþmadý da sadece Atatürk mü savaþtý? Milletin bütün baþarýsýný bir kiþiye yüklemek doðru mu?" gibi eleþtiriler var. Bu doðru deðil. Þunu bilelim ki biz Türk milleti olarak iradeli önder merkezli bir milletiz. Ya da þeyh merkezli toplum yapýsýna sahibiz. Baþýmýzda iradeli bir önder olursa onun arkasýndan gider ve o zaman büyük iþler baþarýrýz. Yoksa kendi halimize bir þey yaptýðýmýz yoktur. Türk tarihi bunun örnekleriyle dolu. Büyük liderler de her zaman çýkmaz. Nadir bulunan cevherlerdir onlar. Atatürk de büyük Türk liderlerinden biridir ve Millî Mücadelemiz de onun önderliðiyle kazanýlmýþ ve yurdumuz kurtulmuþtur. Ýþgale uðramýþ birçok millet vardýr; ama Atatürk gibi bir liderleri olmadýðý için kurtulamamýþlardýr. Atatürk'ün öne çýkan bir baþka yönü þaire göre yiðit, inanç dolu, yapýcý, sanatkar, ileri görüþlü, sevecen olmasýdýr. Ayrýca "Bilgiyle, inançla, coþkunlukla" mýsraýnda da bunu pekiþtiriyor. Atatürk hem yiðit yani iyi bir asker, iyi bir yönetici hem de kendi millî ve manevi deðerlerine baðlý inançlý biri, hem milletini ve vatanýný kalkýndýran yapýcý biri, hem ufku geniþ hem de ahlakî ve estetik derinliði olan biridir. Cahit Külebi'nin bunlara vurgu yapmasý önem- lidir. Zira bazýlarý Atatürk'ü inançsýz biri olarak sunma eðilimindeler ve bu durum, Atatürk'ü bilerek çarpýtma demektir. Dil: Türkçe Cahit Külebi, Türk milletinin millet yapan temel kültür deðerlerine þiirlerinde önemli ölçüde yer verir. Türk milletinin en temel millî deðeri Türkçedir. Türkçe olmadan biz millet olamayýz. Ya da Türkçe gitti mi Türk millet yapýmýz da yok olur gider. O yüzden diðer bütün millî kültür deðerlerinin kaynaðý da Türkçedir. Bu baðlamda Cahit Külebi, þiirlerinde bu konunun hassasiyetine ve önemine parmak basmaktadýr. Atatürk için yazdýðý bir þiirinde þöyle der: "Dilimizi, ulusallýðýmýzý öðrettin bize, Çünkü (s.178) Cumhuriyetimizi sen kurdun." Atatürk'ün kurduðu Türkiye Cumhuriyeti Devleti projesinin en önemli unsurlarýndan birisi Türkçenin korunmasý ve zenginleþtirilerek, iþlenerek, güzelleþtirilerek devam ettirilmesidir. Nitekim Atatürk de bu baðlamda önemli bir söz söylemiþtir. Þöyle der: "Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay anlaþýlabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalýþýr. Bir de Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiði nihayetsiz felâketler içinde ahlâkýnýn, an'anelerinin (geleneklerinin), hatýralarýnýn, menfaatlerinin, kýsacasý bugün kendi milliyetini yapan her þeyin dili sayesinde muhafaza olunduðunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir." "Türk demek dil demektir. Milliyetin çok bariz (belirgin) vasýflarýndan (özelliklerinden) birisi dildir. Türk milletindenim diyen insanlar her þeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuþmalýdýr. Türkçe konuþmayan bir insan Türk harsýna (kültürüne), camiasýna(toplumuna) mensubiyetini(baðlýlýðýný) iddia ederse buna inanmak doðru olmaz." Yazýmý þairin þu iki mýsraýyla tamamlýyorum: "Saðdýçlarým! Sizin gibi yiðitleri oldukça Bu millet yaþar." (s.175) 17 CAHÝT KÜLEBÝ'DE TÜRKÇE TUTKUSU Doç. Dr. Ertuðrul YAMAN* Cahit Külebi, Osmanlýdan Cumhuriyete geçisin izlerini taþýyan bir Anadolu þairidir. O'nu bir þair olarak doðru anlayabilmek için, ailesinin ve kendisinin yaþadýðý muhiti, feyz aldýðý kültür ortamýný doðru deðerlendirebilmek gerekir. Þair, 1917 yýlýnda Tokat'ýn Zile ilçesinin Çeltek köyünde dünyaya gelmiþtir. Ailesi, Soyadý Kanunu ile Erencan'ý soyismi olarak kabul ederken, Mahmut Cahit; sülalesinin lakabý olan Gullebiler'den hareketle þiirlerinde kullandýðý Külebi'yi tercih etmiþ, 1946'da da resmen tescil ettirmiþtir. Babasý Necati Bey ilkokul çýkýþlý fakat çok okuyan aydýn bir memurdur. Gullebiler devlete asker ve memur veren bir sülaledir. Külebi'nin annesi Feride Haným ise Erzincan'ýn Tayhoca köyünde geniþ topraklarý bulunan 'aða' kýzýdýr. Þair annesini; zeki, saðlam yapýlý, pratik zekâlý, inatçý kelimeleri ile tanýmlarken; babasýný; hovarda ve meþrep kelimeleri ile tanýmlamaktadýr. Þair'in ailesi önce Zile'ye, oradan Artova ve Niksar taþýnýr. Mahmut Cahit hayatý boyunca yürekten baðlý kalacaðý Mustafa Kemal ve Latife Haným'ý ilk kez Artova'da görmüþtür. Mahmut Cahit Tokat'ta lise olmadýðýndan Sivas'a Sivas Erkek Lisesi'ne yatýlý olarak kaydettirilmiþtir. Lise yýllarýný "karanlýk ve soðuk duvarlar arasýnda kaldým' þeklinde tanýmlar. Gurbet Acýsý, Masaldaki Yalnýzlýk, Masaldaki Çocuk bu yýllarýn duygu birikiminden yoðun izler taþýmaktadýr. Ruhum tutuþtu sandým Gurbetin acýsýyla, Geçmiþ günleri andým Gurbetin Acýsýyla (Gurbet Acýsý) * Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü Öðretim Üyesi 18 Þair Sivas Lisesi'nde okurken Ahmet Kutsi Tecer, Ziya Karamuk, Fazýl Yinay Muzaffer Sarýsözen gibi öðretmenlerden ders alýr. Külebi yedi yýllýk lise döneminde kendini iyice okumaya verir. Sivas'ýn Külebi'nin hayatýndaki bir baþka önemli yaný, halk kültürü, musikisi ve halk þairlerini yakýndan tanýmasýdýr. Külebi'nin burada yakýndan tanýdýðý kiþiler; Aþýk Veysel, Talibi, Ali Ýzzet, Aða Dayý gibi aþýk ve halk hikayecileridir. Külebi, yükseköðretimini sürdürürken Behçet Nacatigil'le arkadaþlýk yapar. Hocalarý; Reþit Rahmeti Arat, Fuat Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpýnar, Ali Nihat Tarlan gibi alanlarýnda otorite olan isimlerdir. Külebi 32 yýl boyunca Milli Eðitim'in çeþitli birimlerinde severek öðretmenlik, müfettiþlik ve idarecilik yapmýþtýr. Müfettiþliði sýrasýnda önceden önemli ölçüde tanýdýðý Anadolu insanýný daha iyi tanýma fýrsatý bulmuþtur. l946'da Ankara Devlet Konservatuvarý diksiyon öðretmenliðine ve dramaturgluðuna sonra da ayný okulun edebiyat öðretmenliðine atanýr. Bir süre de müdür yardýmcýlýðý yapar. l954'te de Ankara Gazi Lisesi edebiyat öðretmenliðine atanýr, uzun bir süre bu okulda çalýþýr. Sonra da Müfettiþlik, Ýsviçre bölgesi Kültür Ateþeliði ve Öðrenci Müfettiþliði, Kültür Müsteþar Yardýmcýlýðý görevlerinde bulunur. Emekli olduktan sonra ise Türk Dil Kurumu'ndaki yapýsal deðiþikliðe kadar Türk Dil Kurumu Genel Sekreterliði'ni yürütür. Þair bu dönemde emeklilik öncesinde de çalýþtýðý Türk Dil Kurumu'nun yayým kolu baþkanlýðýna 1973'te seçilir ve buradaki çeþitli görevlerini 1983'e kadar sürdürür. Þiir yazmaya 13-14 yaþlarýnda baþlayan Külebi ilk þiirini babasýnýn ölümü üzerine yaz- mýþtýr. Cahit Külebi'nin Yeþeren Otlar adlý kitabý l955 yýlýnda Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülünü kazanmýþ, Nüvit Kodallý da Atatürk Kurtuluþ Savaþýnda adlý eserinden bir Atatürk Oratoryosu meydana getirip bestelemiþtir. Görüldüðü üzere Külebi, halk kültürünün tam ortasýnda doðmuþ, büyümüþ ve hizmet etmiþtir. Þairin bu sýkýntýlý ve deðiþken hayatý onun dil ve üslubunun biçimlenmesinde önemli katkýlar da saðlamýþtýr. Türkçe Tutkusu Cahit Külebi, Türkçeye ve þiire tutkun bir þairdir. Þair bu yönünü kendi diliyle þöyle ifade eder: "Þiir dili vardýr, vardýr ya þiirin içinde. Bütün sözcükler þiirin emrindedir. Þair de bunlardan istediðini kullanabilir. Yeter ki gönlü hükmetsin, hükmedince de gücü yeterse her kelime þiir diline girebilir. Sözün kýsasý þiir dili ile düpedüz dil arasýnda ayrýlýk gayrýlýk yoktur." Cahit Külebi'ye göre dil, düþüncenin temelidir. Ýnsan dille düþünür.Bu açýdan dil ve kelimeler, düþüncenin ifade kalýplarýdýr. Þiir ve dil baðlantýsýný hem teoride çok güzel ifade etmiþhem de þiirlerine yansýtmýþtýr. Külebi, bu konuyla ilgili düþüncelerini þöyle özetletler: "Þiir, dil çalgýsýnda yorumlanan bir musikidir. Þiir yalnýzca anadiliyle týnlayan bir musikidir." Türkçe'nin dünyada yaþamýþ ve halen yaþamakta olan dillerin en büyüklerinden biri olduðuna inanan Külebi, dilimizin kendine has nitelikleri hakkýnda þunlarý söylemektedir: 'Türkçe, yeryüzünde varolmuþ dillerin en büyüklerinden biridir.Bu büyüklük nedeniyle de öbür dillerden ses bilim,biçimbilim ve tümce düzeni yönlerinden çok büyük ayrýlýk göstermektedir. Hele dilimizin sözcüklerini oluþturan heceler öbür dillerden o denli ayrý bir ses ahengi ve öyle ayrý bir mûsukî yaratmaktadýr ki ne Farsça, ne Almanca vb. dillerin büyük hece dalgalanmalarý;ne de örneðin, Ýngilizce'nin heceyi aðzýnda yuvarlayýp ovalayan sesleþmesi bize özgü olan mûsukîsi hiçbir dilin mûsukîsine benzememektedir. Abartmasýz dað çeþmelerinden akan sular gibi aydýnlýk,duru ve sýzan balýn yumuþaklýðýný veren bir mûsukî vardýr bizim dilimizde.Bu sebeple birtakým insanlarýn Türkçe'yi yetersiz görmeleri anlamsýzdýr. Eðer bir yetersizlik varsa ve yetersizliðin kaynaðýný aramaya kalkýþacaksak,bunu Türkçe'de deðil, kendimiz- de aramamýz gerekir.Ancak bu, dilin zenginleþtirilmesi, geliþtirilmesi, saflaþtýrýlmasýna lüzum yoktur anlamýna da gelmez." Cahit Külebi, Türkçe'nin 'arýnýp özleþmesi'nden yanadýr. Bunun gerekçesi, diðer dillerden gelen kelimelerin Türkçe'nin kendine has ses yapýsý ve musikisinin bozulmasýna sebep olmasýdýr. "Ýster doðu, ister batý dillerinden olsun dilimizin sesine, musikisine uymayan sözcüklerin Türkçemize dolmasý, dilimizin ses özelliðini bozmaktadýr. Bize özgü olmayan baþka bir musiki oluþturmaktadýr. Bu durum karþýsýnda, dilimizin kendine özgü musikisini yaþamaktan ve yozlaþtýrýcý yabancý sözcükleri atmaktan daha doðal ne olabilir? Ýster sanatçý olalým, ister olmayalým, dilimizin güzel sesini duymak bir büyük ulusun çocuklarý olarak bizim doðal hakkýmýz deðil mi?" 1950'li yýllarda baþlayýp 1983'e kadar devam eden otuz yýlý aþkýn bir süre Türk Dil Kurumunda aktif bir çalýþma içinde olmasý, söz konusu inancýn tabii bir sonucudur. Çünkü, kendi anadiline gereken ilgiyi göstermeyen,bu konuda herhangi bir endiþesi ve gayreti olmayan bir insanýn ve hele bir aydýnýn, sanatkarýn dilden þikayete hakký yoktur. 'Ülkümüz, dilimizdeki yabancý sözcükleri atarak Türkçemizi kendine vergi özelliðe kavuþturmak, anlatýmý en güç düþünce ve kavramlarý, en yeni nesneleri öz Türkçe sözcük ve deðimlerle karþýlamaktýr. Þaire göre, dilin özleþmesinde sanatkarla ilim adamý birlikte çalýþmalýdýr. Ancak, bu görev sadece onlarýn sýrtýna yüklenemez. Hepimiz, dil konusunda hassas olmalýyýz. Kendini, 'öz Türkçemizin, güzel Türkçemizin kölesi' olarak gören Cahit Külebi'nin þiir dilindeki kelime servetinin kaynaðý, çok büyük ölçüde yaþayan Türkçe'dir. Günlük hayatýn her anýnda; sokakta, evde, çarþýda, yolda, iþ yerinde, dairede, sohbet meclislerinde konuþulan Türkçe. Hepimizin kendimizi zorlamadan, yapmacýklýðýn sahte örtüsünü bürünmeden konuþup anladýðý ana dili. Çünkü ona göre 'þiir,insanýn kendi ana dilinin çalgýsýnda söylenen bir türkü'dür. Cahit Külebi'nin dilinde;dolayýsýyla üslubunda dikkati çeken özelliklerin baþýnda, halk/konuþma dili ve söyleþisinden geniþ ölçüde faydalanmýþ olmasý gelir. Hiç þüphesiz þair bu hususta bilinçlidir. 19 'Gücüm ölçüsünde Anadolu aðzý ile yazdým. Sanýrsam ilk kez teker diyen benim. Ta 1940'larda,'kamyon, kavun, karpuz, þoför, sövmek, benzin' sözcüklerini bol bol kullandým. 'Ben halkýmýzýn dili ile konuþuyorum.(…)'Teker, benzin, kaðný, kavun, sövmek, ayýptýr söylemesi' diyorum. Bakýn bunlarý ben kaç senesinde söylemiþim.Orhan Veliler hayatý þiire sokmaya çal çalýþtýlar. Ancak dikkat ederseniz onlar þiirde kargalardan, haminnelerden, Robinson'dan bahsettiler. Ben Türkiye'den bahsediyorum. O yýllarda Orhan Veliler,bunun tam farkýna varamadýlar. Durum bu.' 'Köylü dilinde türküler çaðýrdým.'veya 'Gücüm ölçüsünde Anadolu aðzý ile yazdým' diyen Külebi, bu kaynaðýn sunduðu kelime, deyim, ibare hazinesi ve söyleyiþ tarzlarýndan bol bol faydalanarak dilini kurar ve kendine has üslubunu yaratýr. HÝKÂYE Senin dudaklarýn pembe Ellerin beyaz, Al tut ellerimi bebek Tut biraz! Benim doðduðum köylerde Ceviz aðaçlarý yoktu, Ben bu yüzden serinliðe hasretim Okþa biraz! Benim doðduðum köylerde Buðday tarlalarý yoktu, Daðýt saçlarýný bebek Savur biraz! … Sen Türkiye gibi aydýnlýk ve güzelsin! Benim doðduðum köyler de güzeldi Sen de anlat doðduðun yerleri, Anlat biraz! Kaynakça Sonuç ve Deðerlendirme Cahit Külebi, bir Anadolu insanýdýr. Kullandýðý dil de onu yansýtýr. O Anadolu insanýný gözünden ve dilinden hareketle þiirler yazmýþtýr. Dilinde ve üslubunda dikkati çeken özelliklerin baþýnda, halk konuþmasý ve halk dili baskýndýr. Külebi, gerçekte Türk Edebiyatýnda kökü eskilere dayalý olan "Memleket Edebiyatý" geleneðinin yeni uzantýlarýndan birisidir. Milli Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatý dönemlerinde daha somut olarak görülen bu akýmýn yeni ve özgün takipçilerinden birisi de Külebi'dir. O, ayný zamanda Türkçeye tutkun bir sanatçýdýr. Bu yönünü hem þiirlerinde ortaya koymuþ hem TDK'deki dil ve yeni söz türetme çalýþmalarýna bizzat katýlarak ispatlamýþtýr. Külebi'nin bu yönü üzerinde çok söz söylenebilir: Ancak; þairi özetlemek bakýmýndan o; "Ömrünü Türkeçeye ve þiiri adamýþ bir halk aydýnýdýr" ifadesi birçok düþünceyi özetler niteliktedir. Þiirlerinde yalýn ama güçlü bir þiir dili ve bir o kadar da Anadolu'nun yansýmasý görülür. Bu durumu en güzel ifade eden þiiri ise, en meþhur þiirlerinden birisidir: Akyol, Gizem, Cahit Külebi'de Anadolu'nun Kelime Anlamý,Türk Dili, XCIII (663, Mart, 2007) 255258 s. Çetiþli, Ýsmail, Cahit Külebi ve Þiiri, Akçað yay. Ankara. Emre, Gültekin, Cahit Külebi: "Türk Mavisi"yle Almanca'da Anadolu Deyiþ Geleneðinden Özgün Söyleyiþe / Cumhuriyet Kitap, (215, Nisan 1994) 23 s. Oðan, Münevver, "Ýçi sevda dolu yolculuk" ya da Cahit Külebi Ana Dili, (26, Temmuz-Aðustos-Eylül 2002) 100-103 s. Oðan, Münevver, Altýntaþ, Nuray, Cahit Külebi: Yazýnýmýzýn Kuvayi Milliyeci Þairi /. Cumhuriyet Kitap, (351, Kasým 1996) 1, 4-5 s. Onaran, Mustafa Þerif, 10Yýl Dönümünde Cahit Külebi Þiirinin Biçim Özelliði / Varlýk, 2007-1 (1197, 1 Haziran 2007) 38-39 s. Onaran, Mustafa Þerif, Cahit Külebi'nin Þiirinde Anadolu Gerçeði / Hürriyet Gösteri, 2007-2 (291 Eylül-Ekim-Kasým 2007) 12-14 s. Salihoðlu, Mehmet, Cahit Külebi özel bölümü / Antoloji, 1981-1 (2, 1981) 45-62 s. Uyguner, Muzaffer, Külebi'nin Þiirlerinde Deðiniþ / Türk Dili Dergisi, 14 (79, Temmuz-Aðustos 2000) 28-29 s. Yardýmcý, Mehmet, Cahit Külebi ve Þiir Dünyasý / Folklor/Edebiyat, 4 (15, Sonbahar 1998) 37-62 s. 20 KÜLEBÝ BABA'YI YAÞATMAK Rýza ZELYUT* Lafýn iyisi kýsa olanýdýr, derler. O da kýsa ve duru yazar. Konuþur gibi; türkü söyler gibi… Bu yüzden diyorum ki Cahit Külebi; Karacaoðlanýmýzdýr. Külebi; Tokat ikliminde yetiþmiþse de Niksar damgasýný taþýr. Ýnsanýn kimliði yedi yaþýna kadar oluþur. Cahit Külebi'nin oluþum dönemi Niksar'da geçmiþtir. Zaten þiirlerinde sýk sýk bu yaratýlýþ dönemine gönderme yapar ve örneðin þöyle der: "Niksar'da evimizdeyken Küçük bir serçe kadar hürdüm" Niksar; Cahit Külebi'nin "doðup büyüdüðü yer"dir ve bu yüzden de onun için ayrý bir önemi vardýr. Ýþte kanýtý: "Sade bunlar mý Cahit Külebi Doðup büyüdüðün Niksar'da Kadýnlar görmedin mi? Kaybolur gider sanýrdýn Tarla çapalarken güneþ altýnda Karanlýk odalarda tütün dizerken Yanýp sönerdi ýslak ýslak Yeþil tütün renginde gözleri" Aþaðýdaki þiirinde de asýl yurdunu anlatmaktadýr: "Siz baksanýz bir þey göremezsiniz Benim yurdumdur orasý Ardýçlar, gürgenler, tozlu yollar Tokat'la Niksar arasý" Emekli olduktan sonra Ankara'ya yerleþen Cahit Külebi; burada ruhen sýkýntý içindeydi. Þiiri bunun tanýðýdýr. Bakýn ne diyor: "Dostlarým bilir ki burada Bir fakir Cahit Külebi Garaja çekilmiþ hurda Paslanmýþ kamyonlar gibi Bekler durur Ankara'da" * Gazeteci-Yazar Sadece bu þiir deðil baþkalarý da var onun Ankara'da mutsuz olduðunu gösteren: "Þu Ankara kentinin sokaklarýnda Mutsuz kediler, köpekler var Sen de mutsuz deðil misin ey ozan Bezgin deðil misin onlar kadar" NÝKSAR'DA YAÞAYACAK Cahit Dedenin oðlu Ali Külebi'ye vasiyeti de bu yönde imiþ. Bir çeþme yanýnda; kendi yurdunda yatmak istiyormuþ. Þiiri de bunu dile getiriyor. "Dað baþýna gömsünler beni Bir yanýmda bir küçük pýnar Bir yanýmda sen Öyle özledim ki yalnýzlýðý bilsen Yöremiz kalabalýk olmasýn Ara sýra bir yaya ya da atlý Ya da bir kaðný geçerse önümüzden Yorgun köylüler otursun taþýmýzda Kim bu yatýrlar diye kimse sormasýn" Yýllardýr; Cahit Külebi'nin kabrinin Ankara'daki o çöl ikliminden Niksar yeþiline taþýnmasý için çaðrýda bulundum; yazdým. En sonunda bu gerçekleþecek. Niksar Belediye Baþkaný Duran Yadigâr bu konuda her türlü hizmete hazýr olduðunu ortaya koydu ve geleneksel Cahit Külebi etkinliklerini baþlattý. Tokat Valimiz Dr. Recai Akyel de bu önemli kültürel olaya sahip çýktý. Niksar halký; gelecekte Niksar için bir kültür hazinesi olacak Cahit Külebi'yi sahip çýkacaktýr. ATATÜRKÇÜ VE ÝLERÝCÝ Cahit Külebi'nin þiirlerini okurken karþýnýza neler çýkmaz ký: Yeþil vadiler, küçük beyaz evler, çördükler, cevizler, iðdeler, bir bardak þarap kadar sýcak kadýnlar, kavaklar, söðütler, elmalar, zemheride çiçek açan zerdali aðaçlarý, ekinler, mýsýr tarlalarý, dereler, ýrmaklar, tozlu yollar, yavaþça dalgalanan tarlalar, kaðnýlar, atlar, 21 küçücük kuþlar, soyulmuþ yumurta gibi beyaz kýzlar; bin bir biçimli bulutlar, deli rüzgarlar, çimenler, raký kadehleri, trenler, incecikten yaðan yaðmurlar; Mustafa Kemal Paþa, uçurtmalar; kamyonlar, uçaklar; küçük çeþmeler, eþkýyalar, küçük vadilerde küskün kimsesiz köyler, Kuva-i Milliye askerleri; basma etekli kadýnlar, sudan yeni çýkmýþ balýða benzeyen diri pýrýl pýrýl kýzlar, insaný zilzurna sarhoþ eden kadýnlar, mavi denizler, ak köpükler, baþý bulutlu daðlar, kara çalýlara benzeyen bacaklarýyla çocuklar, haþhaþ tarlalarý, kýraçlar, mavi dikenler, beyaz güller, tomurcuklardan pembe kalpler; haþhaþ çiçeðine benzeyen kýzlar; kaðný arabalarý, el ayak donduran ayaz, kiraz aðaçlarý, yalnýzlýkhasret-yoksulluk, türküler (Bacanak senin sevdiðin/Kýzlarýn gelinlerin/ Kemikleri sürme oldu ama/Yaþadý türkülerin) Lakin o sadece Tokat'ý anlatan bir ozan olarak görülmemeli. Aydýnlýk Türkiye özlemi; geleceðe umutla bakýþ; halkýn yanýnda yer almak; Atatürk'e yürekten baðlýlýk, emperyalizme karþý çýkmak gibi duyarlýlýklar Cahit Baba'nýn þiirinin diðer ilginç boyutlarýdýr. Bakýn, Atatürk'ü nasýl bir içtenlikle övüyor: "Devrimlerle yüceltti çok yüceltti Bu milleti temiz ellerin Sana borçluyuz ta derinden En büyüðü Mustafa Kemallerin" Kurtuluþ Savaþý'na en güzel destanlardan birisini yazan Cahit Külebi; insanýmýzýn o günlerdeki yoksulluk ve yorgunluðunu da çok basit ama seçkin gözlemlerle ortaya koymuþtur: “Çifte koþtuðun öküzler Senin kadar yorgun deðil kardaþ Sen ki kýþ ve yaz düþünceli Sen ki kýþ ve yaz yalnayak" Ya þu dizeler neyi anlatýyor? "Çocuðumun elindeki ekmek Ben laf söyledikçe azaldý Bu yüzden þiirler ceplerimde Hep yarým kaldý" 22 Cahit Külebi; dünya sorunlarý ile de derinden ilgilenmiþti. Bir ozan zaten duyarsýz kalmasý düþünülebilir miydi ki… "Yirminci yüzyýl insanlarý Asýp kestiler Kesip biçtiler Tepeler gibi ölü yýðýp Deryalar gibi kan içtiler Çocuklarý aðlattýlar Kadýnlarýn ýrzýna geçtiler." Peki dünyayý bu kadar yaþanmaz hale sokan güç neydi? Elbette ki batý emperyalizmi… Özellikle de bu emperyalizmin küresel gücü Amerika. Ýþte onun ABD'ye bakýþý: "Önce Kristof Kolomb buldu Amerika'yý Sonra biz Umutlar azaldý günden güne, mutluluklar Ve ekmeðimiz Bir çocuk aðlasa dað baþýnda Gözyaþýnda Amerika akar Vurdularsa birini, kaný þorladýysa Bilin ki o kurþunlarda Amerika var Kiþi kiþiye köle tutulduysa, asýldýysa Daraðaçlarýnda Amerika var Ama biz yine de direneceðiz Sonuncumuza kadar" Bize düþen ise Cahit Külebi'nin öðüdünü kulaklarýmýza küpe yapmaktýr. Bunun için de onu Niksar'a getirerek ilk adýmý atacaðýz… ÖLÜMÜNÜN 12.YILINDA CAHÝT KÜLEBÝ NÝKSAR ANMA ETKÝNLÝKLERÝ ÜZERÝNE Þükrü ÇAKIR* Cumhuriyet dönemimizin önemli eðitimcisi; Cumhuriyet ülküsünü en iyi paylaþan Atatürkçü, aydýn, þair ve yazar Cahit KÜLEBÝ Tokat'ýn yetiþtirdiði mümtaz þahsiyetlerdendir. 1917 yýlýnda Zile ilçesi Çeltek Köyü'nde doðmuþtur. Ancak ünlü þairi Niksar'a baðlayan sebepler de vardýr. Bu neden ve baðlarý þiirlerine dökerek: Siz baksanýz göremezsiniz, Benim yurdumdur orasý! Ardýçlar, gürgenler tozlu yollar Tokat'la Niksar arasý. Niksar'a benim yurdumdur dedirten bir vefa:Bu defa þairin aramýzdan ayrýlýþýnýn 12. yýlýnda Niksarlýlarý ve sevenlerini harekete geçirdi. Niksar Kaymakamlýðý, Niksar Belediyesi ve Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði 5 Haziran 2009 tarihinde etkin bir proðram hazýrladý. Tam bir gün Cahit KÜLEBÝ’nin hayatý, edebi kiþiliði, çalýþmalarý ve eserleri tüm yönleriyle anlatýlan "Niksar'dan Cahit KÜLEBÝ'ye Bakýþ" adýyla bir panel düzenlendi. Panelde konuþmacý olarak, Prof. Dr. Mehdi ERGÜZEL, Sakarya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü Öðretim Üyesi, Doç. Dr. Ertuðrul YAMAN -Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü Öðretim Üyesi, Prof. Dr. Nurullah ÇETÝN-Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coðrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü Öðretim Üyesi, Gazeteci Yazar, þairin hemþerisi Tokatlý Rýza ZELYUT ve bir baþka hemþerisi Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði Baþkaný -Emekli Öðretim Görevlisi- Mehmet Emin ULU Beyler yer aldýlar. Elbette oldukça verimli geçen bu panelde þairimizin hayatý, sanatçý-eðitimci kiþiliði, okuyan* Tokat Vali Yardýmcýsý larýn ve dinleyenlerin ruhunda derin duygular uyandýran þiirlerinin özellikleri sevenlerine, dostlarýna, Niksarlý hemþerilerine bir daha detaylý bir þekilde anlatýldý. Ayný gün akþamý ikinci proðram Cahit KÜLEBÝ'ye Hasret adý verilen , þiir gecesi gerçekleþtirildi. Geceye yurt dýþýndan kilometrelerce yol kat ederek onur konuðu olarak gelen Zürbiye ÝVDÝK Hanýmefendi hasret dolu, insanýna ve coðrafyasýna sevdalý bir konuþma yaptý. Ankara'dan Abdullah SATOÐLU, Ýsmet Bora BÝNATLI, M. Nuri PARMAKSIZ, Ýlter YEÞÝLAY ve Pakize ALTAN katýldýlar. KÜLEBÝ ile ilgili konuþmalar, þiirlerle birlikte kendi þiirlerini de sundular. Diðer iki bayan þair Melahat ECEVÝT ve Fatma UÇARLAR Isparta Göller Yöresi Þairler ve Yazarlar Derneði'ni temsilen etkinliklere katýlmýþlardý. Onlar da coþku dolu þiirlerini tüm içtenlikleriyle okuyarak salondaki þiir severleri doyurdular. Bulgaristan'dan Niksar'a gelerek proðrama katýlan Þair Galip SERTEL'in yüreði þiirleri hasret ve yangýnlar doluydu. Gurbetten ne gelirse kalbi sýzlatan, çantada, bavulda, kamyonda deðil de þairin yüreðinde gelirmiþ dedirten Galip SERTEL þiirleriyle ve yorumlarýyla Bulgaristan gurbetindeki Türklerin acýlarýný dile getirdi. Erzurum Yazarlar Birliði'ni temsilen katýlan Þair, M. Yaþar GENÇ Erzurumun Palandöken Daðlarýndan karlý duygularla gelmiþti. Cahit KÜLEBÝ bu anýþlarla Tokat kültür ve Sanatý adýna, Niksar özeliyle bir þiir okulu gibi sevenleri, günümüz yaþayan Türk yazar ve þairleri tarafýndan paylaþýlarak geniþleyip güçleniyordu. CAHÝT KÜLEBÝ SEVGÝSÝNÝN ÞÝÝR VE SANATININ YENÝDEN CANLANMASININ SEBEBÝ NEDÝR? Cahit Külebi sevgisinin, þiir ve sanatýnýn yeniden canlanmasý ve kuvvetlenmesinin sebebi hiç þüphesiz vefadýr. Cahit Külebi, doðduðu ve yaþadýðý yerleri, insanlara vefayý þiirlerinde konu edinmiþtir. Þimdi de o insanlar þaire vefa duyarak, O'nu anmaya ve anlamaya baþlamalýdýr. Vefa denilen bu duygu meðer hayatýmýzda ne kadar önemliymiþ. Öyle güzellikler öldürmüþtü vefasýzlýk bir daha gelmez geri. Bir vefadýr bülbülün güle þarkýsý cevap veremeyen gül goncasýnýn üstünde mahcubiyetten dökülür damla damla teri. Þair ilk ve orta öðrenimini Zile ve Niksar'da okumuþtur. Sivas Lisesi'ni 1936 yýlýnda bitirmiþ, Ýstanbul Yüksek Öðretmen Okulu'na girmiþ ve 23 bu okulun Türk Dili ve Edebiyatý Bölümünü 1940 yýlýnda bitirerek edebiyat öðretmeni olmuþtur. 1942-1945 yýllarý arasýnda Antalya Lisesi'nde öðretmenlik yapmýþtýr. Ýlk þiirlerini Nazmi CAHÝT, imzasý ile 1938'de Gençlik Dergisi'nde yayýnlamýþtýr. Daha sonra Varlýk Dergisi'nde þiirlerine devam ederek ayný imzayý kullanmýþtýr. O'nun þiirlerine ve edebi kiþiliðine kýsaca deðinirsek; 1940-1954 arasý Sokak, Ýnsan, Türk Dili, Yaratýlýþ, Kültür Dünyasý gibi dergilerde çýkan þiirleri ile de giderek ün kazanan Cahit KÜLEBÝ, Türk þiirinin özgün þairleri arasýna girmiþtir. 1946'da müzik ve lirizmin iç içe geçtiði þiirlerinden oluþan ilk kitabý; ADAMIN BÝRÝ'ni yayýmlamýþtýr. Bu eserini 1949 yýlýnda çýkardýðý RÜZGAR 'da ki þiirlerinde ise Orhan VELÝ'ye yaklaþtýðý görülür. 1952 'deki Atatürk Kurtuluþ Savaþý'nda adlý destaný Nevit KODALLI'nýn ortaya koyduðu Atatürk Oratoryosunun temelini oluþturmuþtur. Yeþeren Otlar'la 1955 yýlýnda Türk Dil Kurumu Sanat Ödülünü alan Cahit KÜLEBÝ, Yangýn adlý eseriyle de 1981'de Yedi Tepe Þiir Armaðaný'ný kazanmýþtýr. 1982'de Bütün Þiirleri ve 1986'da da Ýçi Sevda Dolu Yolculuk adýyla bazý hatýralarýný içeren eserleri yayýnlanmýþtýr. 1940 sonrasýnda Türk þiirindeki deðiþim sürecinde KÜLEBÝ'nin de kendine has bir yeri olmuþtur. Rahat anlatýmý, içtenlikli , derin, duyarlý ifadeleri ile titiz bir þiir ustalýðý göstermiþtir. Çocukluðunun, gençliðinin geçtiði yerlerde gördüðü halkýn acýlarýný, sosyal hayattaki çarpýklýklarý þiirlerinde yansýtarak bir anlamda lirizmle toplumsallýðý kaynaþtýrmýþtýr. Halk kültüründeki ve þiirindeki duygusal temalar ve tasvir motiflerini duru Türkçesi ile çaðdaþ Türk þiirine taþýyarak kendine özgü toplumsal lirizmi geliþtirmiþtir. Buradan yeniden hayatýnýn kalan kýsmýna dönerek özetlersek; 1945'ten sonra Ankara yýllarý baþlamýþ, 1945-54 arasý Ankara Devlet Konservatuarýnda öðretmenlik yine 1954-56 yýllarý arasýnda da Ankara Gazi Lisesi'nde Edebiyat Öðretmenliði'ne devam etmiþtir. 1956 yýlýndan sonra müfettiþlik yýllarý baþlamýþ, yurtdýþýnda Ýsviçre'de Kültür Ataþeliði de yapan yazar, Milli Eðitim Bakanlýðý Baþ Müfettiþliði (1964-1969), Kültür Bakanlýðý Müsteþar Yardýmcýlýðýndan (1969-1972) sonra emekliye ayrýlmýþtýr. 24 1983'e kadar Türk Dil Kurumunda çalýþmýþ, bir ara siyasete girerek Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP), Sosyal Halkçý Parti (SHP) kurucularý arasýnda yer almýþtýr. Cahit Külebi 20 Haziran 1997 tarihinde Ankara'da vefat etmiþtir. Kabri Ankara'da Cebeci Mezarlýðýnda olup, yakýnlarý vasiyeti doðrultusunda Niksar'a getirmeyi istemektedirler. Yazýmý, görev yaptýðým Tokat için Cahit KÜLEBÝ'nin Sivas'ta yatýlý okuduðu yýllarda gidiþ ve geliþi sýrasýnda etkilenerek yazdýðý çok sevdiðim "Tokat'a Doðru" þiiriyle tamamlamak istiyorum. TOKAT'A DOÐRU Çamlýbel'den Tokat'a doðru Tozlu yollarýn aktýðý ýrmak; Ben seni çoktan unuttum; Sen de unuttun mu dön geri bak. Atlarýn kuyruðu düðümlü Bir yandan yaðmur yaðar, ýslak; Bir yandan hamutlar þak þak eder. Bir yandan tekerlekler döner, dön geri bak. Orda derenin içinde; Ýki üç akça kavak, Tekerlekler döner, baþým döner. Kavaklar yeþeriyor, dön geri bak. Orda derenin içinde; Ýki üç çýrýlçýplak, Alçacýk damý düþündükçe, Gözlerim yaþarýyor, dön geri bak. Irmaklar gibi uzaklaþýr, Bir Türkü kadar uzak Tekerlekler iki çizgi býrakýr Hamutlar þak þak eder dön geri bak. CAHÝT KÜLEBÝ'DEN NÝKSAR ANILARI Yüksel ALTUNER* Büyük ozan Cahit Külebi adý, Niksar'la özdeþ olmuþtur artýk. Çocukluðunu Niksar'da geçiren bu ozaný herkes Niksarlý bilir. Yazdýðý þiirleri ile O, bunu hak etmiþtir. Ozan Cahit Külebi Niksar üzerine çocukluk anýlarýný da yazmýþtýr. Bunu birçok Niksarlý bilmez. Bu anýlar 16 Þubat 1986 günlü Cumhuriyet gazetesinde yayýnlanmýþtýr. Bugün bu anýlardan bir kýsmýný sizlere aktaracaðým. Ýlk aktaracaðým aný Fatlýlý Ali Çavuþ'la ilgilidir. Fatlýlý Ali Çavuþ'u ben de tanýrým. Özelliklerini bilmem. Ama benim çocukluk anýlarýmda unutulmaz bir yeri vardýr Ali Çavuþ'un. Onun çetelik yaptýðýný bilirdik. Büyüklerimiz de anlatýrdý. Sonradan anýlarý "Yeþil Niksar" gazetesinde yayýnlandý. Fatlýlý Ali Çavuþ'un özelliklerini bilmem ama tanýrým. Çocukluðumuzda onu görünce biraz merakla, birazda korku ile bakardýk. Ne de olsa çetelik yapmýþ, yaman bir adam.Arada, Hükümet caddesinde yürüyüþe çýkardý. O yürürken dükkanýmýzýn önüne çýkar merakla bakardým. Þaþtýðým husus; beþ altý adým gerisinden de karýsý yürürdü. Karýsý da onun gibi giyinirdi. Kýsa boylu ve ufacýk bir þeydi ama dik ve heybetli yürürdü. Niye peþ peþe yürürler, niye karýsý Ali Çavuþ'un önüne geçmez anlamamýþýmdýr. Acaba karýsý ayný zamanda onun korumasý mý idi bilmiyorum. Ne de olsa, Ali Çavuþ'un iniþli çýkýþlý bir yaþamý olmuþtu. Dostu düþmaný çoktu. Koruma ile dolaþmasý normaldi. Bu koruma karýsý mý idi. Öyle ya o yürürken karýsý onu beþ adým geriden niye izlerdi? Cahit Külebi, Niksar anýlarýný anlatýrken Ali Çavuþ'la ilgili olarak þunlarý yazýyor; * Yazar-Mali Müþavir "Eniþtemle Ali Çavuþ bir köyde alabildiðine içtikten sonra Ali Çavuþ'un köyü olan Fatlý'ya gitmeye karar vermiþler. Ali Çavuþ Gürcü kýrmasý diliyle, Hadi ziraatçi seninle yarýþak mý? Demiþ. Atlarý sürmüþler. Bir kilometre kadar uzaklýktaki varýþ yerine eniþtem daha önce gitmiþ. Ardýndan gelen Ali Çavuþ karanlýkta attan atlamýþ, eniþtem bakmýþ ki belinden bir þey çýkarýyor. Ali Çavuþ'un yanýna koþmuþ. "Aman Ali Çavuþ ne yapýyorsun?" diye engel olmaya çalýþmýþ. Çavuþ bu arada namluya mermiyi sürmüþ, "vuracaðým vallahil azim, bu namussuz at beni rezil etti" diye direnmiþ. Eniþtem, "çavuþ senin at benimkinden çok daha iyi, istersen þimdi deðiþelim." Diye yatýþtýrmýþ. Ali Çavuþ, çavuþluk sanýný herhalde askerlikte kazanmýþtý. Ama kurtuluþ savaþý sýrasýnda Niksar, Reþadiye, Almus dolaylarýnda eþkýyalýk etmiþti. Tokat, Çorum, Amasya, Yozgat yörelerinde eþkýyaya "çete" derler. Eþkýya sözcüðünü halkýmýzýn yadsýmasý anlamlýdýr. Bizde özellikle 20.yüzyýlda, Orta Anadolu eþkýyasý da, zeybekler de bu iþi bir meslek olarak yapmýþlardýr. Eþkýyalýk temelde ekonomik bir kurumdur. Balkan ve Birinci Dünya Savaþlarýndan sonra, çetelerin baþlýca üç amaç ve iþlevi vardý. Askere gitmemek, ailesini ve köylüsünü korumak, geçimini saðlamak. Öbür nedenler hep geri planda oluþan koþullardan doðmuþtur. Ali Çavuþ bu çemberden geçtiði halde, 1930'larda genç ve yakýþýklýydý. Ýnce uzun, sýrým gibi. Sert bir yüz. Burma kara býyýklar. Temiz giyinirdi. Her zaman kurvaze lacivert ceket, haki kilot pantolon, pýrýl pýrýl çizmeler. Çoðunlukla Niksar'da oturur, köydeki iþleri oradan yürütürdü. Daha sonra Niksar'dan göçtük. Her gelenden Ali Çavuþ ne yapýyor diye sorardým. Bir 25 soruþumda beþ katlý bir apartman yaptýrdýðýný, Demokrat Parti'nin Niksar Ýl baþkanlýðýna seçildiðini öðrendim. Aradan yýllar geçti, Adalet Partisi döneminde muska yazýp büyü yapmaya baþladýðýný söylediler. En son sorduðumda "öldü" dediler. Merak edip duruyorum. Sað olsaydý þimdilerde tekke açar, herhalde izdeþler yetiþtirirdi. Zamana uymasýný bilen, canlý bir adamdý." Bir de "Adalet" olayý var. Adalet, Bir kumpanya ile Niksar'a gelen oyuncu bir kýz. Cahit Külebi uzun uzun söz eder Adalet'ten. Ben Ali Çavuþ'la ilgili olan bölümünü alýyorum buraya; "Adalet'in Niksar'ý ayaða kaldýrdýðý sýrada, bir gece tiyatronun perdesi henüz açýlmamýþtý. O gece küçük kardeþim de benimle gelmiþti. 26 Biz bekleyip dururken, Ýrfan adlý adlý çelimsiz külhanbeyi birden sahneden önümüze atladý. Bacaksýz, zayýf, ama külhanbeyi geçinen garibin biriydi. Elindeki saldýrma hemen hemen boyunun yarýsý kadar vardý. Birkaç saniye sonra arkasýndan Ali Çavuþ sahneden atladý. Ceketinin düðmelerini bile çözmemiþti. Elindeki Browning tabancayý Ýrfan'a doðrultmuþtu. Ama ateþ etmiyordu. Ýrfan, topuklarý arkasýna deðerek hanýn bahçesine çýktý, herhalde kaçamadý ki, bir iki dakika sonra, önce o, sonra Ali Çavuþ sahneden atladýlar, bu kovalamaca belki on kez yinelendi. Sonra durdu. Baba avluya çýkmýþtý. Baktýk, Ýrfan'ý çocuk taþýr gibi kucaðýna almýþ, Ýrfan'ýn elinde pala hala duruyor. Yerine oturdu. Ýrfan kucaðýnda sýzmýþtý. Gösteri bitinceye kadar da uyanmadý. Baba'nýn kucaðýnda uyudu." CAHÝT KÜLEBÝ ÜZERÝNE ... Hâmi KARSLI* hallesi'ndeki evlerini, komþularýný, Gazi Lisesi'ndeki çalýþtýðý yýllara ait anýlarýný anlattý. Yaþamým üç noktada Cahit Külebi ile kesiþmiþ. Birincisi, farklý tarihlerle de olsa ayný ilkokulda okumuþuz. Cahit Aðabey Niksar Gazi Ahmet Daniþmend Ýlkokulu'nu ben doðmadan yýllar önce bitirmiþ. Ýkincisi, ikimizin de çocukluðu yine farklý tarihlerde de olsa Niksar'da ayný mahallede geçmiþ. Üçüncüsü, yine farklý tarihlerde de olsa ikimiz de Ankara'nýn en eski lisesi olan Gazi Lisesi'nde öðretmenlik yapmýþýz. ... . . . . 1980'li yýllarýn baþýnda Ankara'ya atanmýþtým. Bir gün, ayný kentli olmakla övündüðüm Yekta Güngör Özden'le Anayasa Mahkemesi'ndeki odasýnda konuþurken, o günlerde Türk Dil Kurumu Yazmaný olan Cahit Külebi söz konusu olmuþtu. 1982 yýlý mart ayýnda TDK binasýnýn alt katýndaki salonda Aþýk Veysel'i anma toplantýsý yapýlmýþtý. Ben de o günlerde Cumhuriyet Gazetesi'nde Veysel'le ilgili bir yazý yayýmlamýþtým. Cahit Külebi, konuþmasýnýn bir yerinde bu yazýya da bir gönderme yapýnca çok heyecanlanmýþtým. Konuþmayý, salonun arkalarýnda, ayakta izliyordum. O kalabalýkta Külebi'nin yanýna gidememiþ, yüz yüze tanýþamamýþtým. Yekta Aðabey, "Bugün öðle yemeðinde Cahit Bey'le beraberdik" deyince ben "Cahit Külebi ile tanýþmayý çok istiyorum" dedim. Yekta Aðabey hemen telefonla Cahit Külebi'ye: "Burada seninle tanýþmak isteyen genç bir edebiyat öðretmeni hemþerim var. Eðer zamanýn uygun ise sana gönderiyorum" dedi. O gün öðleden sonra Türk Dil Kurumu'ndaki odasýnda Cahit Aðabey ile uzun uzun konuþtuk. Niksar'daki çocukluk günlerini, Gazi Ahmet Ýlkokulu'ndaki öðretmenlerini, Kuz Ma- Cahit Aðabey ile o gün baþlayan dostluðumuz, O'nu kaybettiðimiz 1997 yýlýna kadar devam etti. * Emekli Yazýn Öðretmeni 1985 yýlý haziran ayýnda Ankara'da bir trafik kazasý geçirmiþtim. Yanýmda, þimdi Ekin Sanat'ýn Genel Yayýn Yönetmeni olan Adnan Caymaz da vardý. Arabam, ters yönden gelen bir TIR'ýn altýnda kalmýþ, ben gözlerimi Ýbni Sina Hastanesi'nin yoðun bakýmýnda açmýþtým. Tüm vücudum kýrýklar içerisindeydi. Baþucumdaki hemþire doktora "Cahit Külebi'nin hastasý kendine geldi" dedi. Cahit Aðabey'le dostluðumu bilen birisinin kaza haberini ona verdiðini, onun da hastaneye gelerek benimle ilgilendiðini sonradan -doktorumdan- öðrenmiþtim. O yýllarda -öðretmenliðin yaný sýra- Ankara ilkokullarýna yönelik yayýnlar daðýtan bir bürom vardý. Cahit Aðabey arada sýrada büroma gelir, ayrýca Ankara'da Niksarlýlarla ilgili düzenlediðimiz toplantýlara da katýlýrdý. Bu toplantýlarýn birinde "Niksar'ýn Fidanlarý" adlý türküyü, Ankara Devlet Konservatuvarý'nda öðretmen iken kendisinin derlediðini anlatmýþtý. Külebi, son derece alçak gönüllü ve dost canlýsý idi. Katýldýðý toplantýlarda veya günlük yaþamda -eðer kendisini tanýyanlar çýkmamýþsa- o kendini sýradan bir insanmýþ gibi tanýtýr,Türk yazýnýnýn usta þairi kimliðini ortaya koymazdý.Külebi'yi ve þiirini en doðru ve en iyi þekilde anlatanlarýn baþýnda -bence- kendisinden 10 yaþ küçük olan Sayýn Vecihi Timuroðlu gelir. Külebi hakkýnda söz söyleyen veya yazý yazanlar genellikle Behçet Necatigil'in deðerlendirmesine katýlýrlar. Cahit Külebi'nin yakýn dostu olan Necatigil, Külebi'yi þöyle deðerlendirir: "1940-1950 yýllarýný kapsayan Yeni Þiir Akýmý'nda kendine özel bir yer ayýrdý. Aydýn bir saz þairi içtenliði, bir Karacaoðlan rahatlýðý ve temiz bir dil ile, zaman zaman kötümser, gü27 Amerikan emperyalizminin Türkiye'yi iyice kýskaca almaða baþladýðý dönemde Külebi "Amerika" þiirinde þunlarý söylüyor: Önce Kristof Kolomb buldu Amerika'yý, Sonra biz. Umutlar azaldý, günden güne, mutluluklar Ve ekmeðimiz. Bir çocuk aðlarsa dað baþýnda Gözyaþýnda Amerika akar. Vurdularsa birini, kaný þorladýysa Bilin ki o kurþunlarda Amerika var. vensiz, kendi türküsünü söyledi. Yarým kafiyeler, iç sesler, duygu ve düþüncelerine eklediði zarif benzetmeler ve söyleyiþindeki titizlikle en sevilen þairler arasýna girdi.Yurt köþelerinin manzara ve insan gerçeklerini modern bir biçim ve yeni bir romantizmle yaþatýþ, anýlarla güçlü içten bir duyarlýk; baþlýca özellikleridir." Vecihi Timuroðlu, edebiyatta gelenek kavramýna, dýþ yapý öðeleriyle yaklaþmanýn aldatýcý olduðunu, þiirde dil ve yansýtma biçiminin önemli olduðunu söyleyerek, Külebi'nin "aydýn bir saz þairi" olduðunu söylemenin onu küçümsemek anlamýna geldiðini ifade ediyor. Ben Timuroðlu'nun bu tespitinin doðru olduðunu düþünüyorum. Sanatçý, -sanatýn hangi dalýnda boy gösterirse göstersin- kendini yurdunun hatta tüm dünyanýn sorunlarýndan sorumlu tutar. Sanatýný yaparken bu sorunlarý iþler. Külebi, "Yirminci Yüzyýlýn Ýkinci Yarýsý" adýný verdiði þiirde þöyle diyor: Özlem özlem özlem Yokluk yokluk yokluk Açlýk açlýk açlýk Yalan yalan yalan Korku korku korku Ölüm ölüm ölüm 1 Duman duman duman 28 Kiþi kiþiye köle tutulduysa, asýldýysa Daraðaçlarýnda Amerika var. Ama biz yine de direneceðiz 2 Sonuncumuza kadar. Bundan 34 yýl önce yazýlan bu þiir bugün de güncelliðini korumuyor mu? Cahit Külebi, tam baðýmsýz laik cumhuriyeti, Atatürk devrimlerini savunan gerçek ulusalcý bir þairimizdir. Nevit Kodallý tarafýndan bestelenerek bir "Atatürk Oratoryosu" haline getirilen "Atatürk Kurtuluþ Savaþýnda" adlý uzun þiirini; Atatürk'e, onunla birlikte savaþanlara ve onun çocuklarýna sunmuþtur. Bu önemli yapýt, Cahit Külebi'nin cumhuriyete, devrimlere, ulusa nereden ve nasýl baktýðýný açýkça gösterir.Tam baðýmsýzlýktan yanadýr. "Biz biliriz bizim iþlerimizi Ýþimiz kimseden sorulmamýþtýr. Kýlýçla, mýzrakla, topla, tüfekle 3 Baþýmýz bir kere eðilmemiþtir." Türk Ulusu'nun bir bireyi olmaktan hep onur duyar. Ulusunun gücüne inanýr, ama þoven bir tavýr da sergilemez. Gerçekçidir. "Biz yoksul bir milletiz. Gözlerimizde solgun ýþýklar yanar. Nasýlsa yenilmiþiz bir kere 4 Ama uzun sürmez o kadar!" Vecihi Timuroðlu, Cahit Külebi'yi Cumhuriyet döneminin gerçek ulusal þairi olarak nitelerken þu deðerlendirmeyi yapýyor: "Hececiler, hiçbir felsefeye dayanmadan 'milliyetçi' idiler. Atatürk'ün yaratmaya çalýþtýðý ulusalcý politikanýn yanlýþ yanýný kavradýlar. Onlar, Orta Asya Türkçülüðünü, Atatürkçü ulusalcýlýðýn köklü yaný sayýyorlardý. Faruk Nafiz ulusalcýlýðý, 'Akýn' da biçimleniyordu. Behçet Kemal Çaðlar'ýn ulusalcýlýk anlayýþý, 'Bozkurt' la vurgulanýr. Necip Fazýl, saptadýðý basamaklarý çýkamayýnca, Tanrý Daðý'ndan Hýra Daðý'na atladý. Nazým Hikmet, ulusalcýlýðý, anti emperyalist bir savaþýmýn sonunda kurulacak sýnýfsýz bir toplumla eþ tutar. O, bütün insanlýðýn kardeþliði üzerine kurulmuþ bir dünyayý özler." Bu deðerlendirmeye katýlmamak mümkün mü? Külebi bir Atatürk hayranýdýr. O'nu hem bir savaþ kahramaný olarak : "Bu ne inançtý ki,Gazi Paþa! Atýnýn teri kurumadan 5 Sürüp gittin yeni yeni savaþlarýn peþinde." dizeleriyle anlatýrken, devrimci Atatürk'e de þöyle seslenir: "Devrimlerle yüceltti, çok yüceltti, Bu milleti temiz ellerin. Sana borçluyuz ta derinden 6 En büyüðü Mustafa Kemallerin! *** “Erzurum'un Kasýmpaþa Mahallesi'nden "Gullabiler"den Necati Bey'in, Pasinler'in (Hasankale) Aþaðý Tayhoca (Tahirhoca) köyü'nden Feride (Zekiye) Haným'dan doðma oðlu Mahmut Cahit, Zile'nin Çeltek köyü' nde dünyaya geldi. Ýki kýzdan sonra doðan oðlan çocuðunun Erzurumlu bir aile için önemini anlamak çok kolaydýr. Cahit Külebi'nin doðduðu gece, babasý, Çeltek'te, Þeyh Mahmut'un türbesinde raký içiyormuþ. Muþtuyu götürmüþler, Necati Bey (Necati Erencan) çok keyiflenmiþ, büyük sevinç duymuþ. Necati Bey, o dönemin ünlü yazarý Hüseyin Cahit Yalçýn'a büyük bir hayranlýk duyduðu için, kendi kendine, 'oðlum olursa adýný Cahit koyacaðým' dermiþ. Muþtuyu Þeyh Mahmut'un türbesinde alýnca, bunda bir keramet görmüþ olmalý ki, þeyh efendinin adýný da ekleyerek oðlunun adýný Mahmut Cahit koymuþ. Soyadý yasasý çýkýnca, aile 'Erencan' soyadýný almýþ. Ýlk þiirlerinde Nazmi Cahit takma adýný kullanan Mahmut Cahit, daha sonra þiirlerini, Cahit Külebi adýyla yayýmlamýþtýr. 'Külebi' adý, onun gerçek aile adý olan 'Gullabi' den alýnmýþtýr. Cahit Külebi adýyla ünlenince, yargý yoluyla soyadýný deðiþtirmiþ , Külebi soyadýný yasallaþ7 týrmýþtýr." Evdeki Kuran'ýn arka sayfalarýna, doðan çocuklarýn doðum tarihlerini yazma eski bir gelenektir. Cahit Külebi'nin nüfus memuru olan babasýnýn, oðlu için Kuran'a yazdýðý doðum tarihi 28 Kânun-i evvel 1332'dir. Ancak nüfus cüzdanýnda doðum tarihi 9 Ocak 1917 yazýlýdýr. Þükran Kurdakul, Külebi için þunlarý yazýyor: "Anadolu insanýnýn yaþamýný, doða ve toplum iliþkilerini, acýlarýný yansýtýrken gerçekleri soyutlamadan kendine özgü bir dil kývraklýðý ve yalýnlýðýyla verdi.Yararlandýðý halk þiir kaynaklarýný, özellikle Karacaoðlan'ý ustaca olanaklarla geliþtirerek, yeni bir ses ve benzeti dünyasý yaratmayý baþardý. Genellikle dörtlüklere eðilim duydu; dize tekrarlarýndan, yarým ve tam uyak kullanmadan çekinmeyerek bir denge þairi kimliði gösterdi. Uzun süre özelliklerini yitirmeden ayný sevecen, sýcak, ince hava içinde 8 yeni þiirlere açýldý." Vecihi Timuroðlu,Kurdakul'un kullandýðý "denge þairi" tanýmlamasýný "yeni þiirle eski þiir arasýnda" mý, yoksa "çaðdaþ dünya görüþü ile eski dünya görüþü arasýnda" mý kullandýðýný anlayamadýðýný, ancak Kurdakul bunu hangi anlamda kullanýrsa kullansýn, kabul etmenin mümkün olamýyacaðýný ifade ederek, Külebi için "O bizim yazýnýmýzda, ilk Avrupalý þiiri yazanlardan birisidir" diyor. Cahit Külebi'nin çaðdaþ bir düþünceye sahip olduðu tartýþma götürmeyecek kadar açýktýr. Çaðdaþ olmayan bir þair þu dizeleri yazabilir mi? "... . . . Ve karmaþa bir kara bulut olmuþ Ne güneþ açar, ne yaðmur yaðar, Kurt sürüleri...öldüren öldürene Ýnsanýn deðeri yok sinek kadar. Ýnsanýn deðeri yok sinek kadar, Yalan, kandýrmaca, vurgun, Halkýmýzýn bir ucu savurmacada, Bir ucuysa dibinde yoksulluðun. 9 ... . . ." Edebiyatý seven dostlarýma: "Cahit Külebi'nin en çok hangi þiirini seviyorsun?" sorusunu yönelttiðimde hep ayný cevabý alýrým. Hikâye!.. Gerçekten benim de öðrencilik yýllarýmda ezberlediðim ilk þiirlerden biri "Hikâye" olmuþtu. 29 "Senin dudaklarýn pembe Ellerin beyaz, Al tut ellerimi bebek Tut biraz! Benim doðduðum köylerde Ceviz aðaçlarý yoktu, Ben bu yüzden serinliðe hasretim Okþa biraz! Benim doðduðum köylerde Buðday tarlalarý yoktu, Daðýt saçlarýný bebek Savur biraz! Benim doðduðum köyleri Akþamlarý eþkiyalar basardý, Ben bu yüzden yalnýzlýðý hiç sevmem Konuþ biraz! Benim doðduðum köylerde Ýnsanlar gülmesini bilmezdi, Ben bu yüzden böyle naçar kalmýþým Gül biraz! Benim doðduðum köylerde Kuzey rüzgârlarý eserdi, Hep bu yüzden dudaklarým çatlaktýr Öp biraz! Sen Türkiye gibi aydýnlýk ve güzelsin! Benim doðduðum köyler de güzeldi Sen de anlat doðduðun yerleri 10 Anlat biraz! Külebi bu þiirini 1944 yýlýnda yazmýþtýr. Bilindiði gibi o yýllar henüz ülkemizde Atatürk karþýtlarý bugünkü gibi örgütlenmemiþler, bugünkü gibi devrim karþýtý saldýrýya geçmemiþlerdi. Yani, henüz 1946 yýlýnda baþlayan sürece girilmemiþti. Dikkat edilirse 1944'te , "Türkiye'yi aydýnlýk ve güzel" gören Külebi, 1979'da yazdýðý "Acý Dönem" þiirinde: "Halkýmýzýn bir ucu savurmaca da,/ Bir ucuysa dibinde yoksulluðun" dizeleriyle kötümserliðini ifade etmektedir. Orhan Veli, "Hikâye"nin son dört kýtasýnýn gereksiz bir yineleme olduðunu söylüyor. Ancak Vecihi Timur oðlu -çok haklý olarak - bu yargýya katýlmayarak: "Hikâye, Cumhuriyet öncesi Anadolu köylülüðünün tarihidir" diyor. Yakup Kadri Karaosmanoðlu'nun ilkin 1932'de basýlan "Yaban" romaný da öyle deðil midir? Külebi ölünceye kadar hep Atatürk ilke ve devrimlerini savundu. Karþý devrimci politika30 larý ve politikacýlarý hep kýnadý. Onlarýn verdikleri ödülleri reddetti. Söz ve yazýyla hep onlara karþý durdu. Bu nedenledir ki "aðýr akciðer enfeksiyonundan kaynaklanan kalp, akciðer ve böbrek yetmezliði" tanýsýyla "metabolizmasý pamuk ipliðine baðlý" olarak yattýðý hastane odasýnda onu sadece gerçek sanatçý ve devrimci dostlarý ziyaret ettiler. Bunlarýn arasýnda hiçbir çirkin politikacý yoktu. Iþýklar içinde yat Sevgili Cahit Aðabey. Dipnotlar (1) "Yangýn" adlý yapýttaki "Yirminci Yüzyýl'ýn Ýkinci Yarýsý" adlý þiir (1979) (2) (3) " " " "Amerika" adlý þiir(1971) "Atatürk Kurtuluþ Savaþý'nda,S.37 (4) " " " S.17 (5) " " " S.53 (6) " " " S.57 (7) "Cahit Külebi-Hýrçýn ve Lirik"(Vecihi Timuroðlu) (S.46-47) (8) "Þair Ve Yazarlar Sözlüðü"(Þükran Yurdakul) (S.251-252) (9) "Yangýn" adlý yapýttaki "Acý Dönem 11" adlý þiir (1979) (10) "Adamýn Biri" (S.12-13) KAPATMAYIN AÇIK GÝTSÝN Herkeslerden çok özlerim, Dinleyin benim sözlerim. Ben ölünce de gözlerim, Kapatmayýn açýk gitsin. Ömür kýsa yol uzun, Ýçerim dolu hüzün, Kan aðlýyor iki gözüm, Kapatmayýn açýk gitsin. Çok aldandým dünya sana, Çok günah iþlettin bana, Yüzüm kara Yaratana, Býrak gözüm açýk gitsin. Ýnsanoðlu günah iþler, Melekler de bizi fiþler, Hayra deðil bu gidiþler, Býrak gözüm açýk gitsin. Göremedim ben o yari, Arttý yüreðim efkarý, Bu dünyada yoðu varý, Yaratana açýk gitsin. Mahveyledi beni aþkýn, Dönüyorum þaþkýn þaþkýn, Kalbimdeki bu ateþin, Sönmez býrak yakýp gitsin. Zamanýmýz geçti boþa, Baþýmý çalarým taþa, Elbet ölüm gelir baþa, Kapatmayýn açýk gitsin. Derdim çoktur kimse bilmez, Gözyaþlarým akar dinmez, Kimde ne var hiç bilinmez, Bilen bilir býrak gitsin. Ben murada eremedim, Çok istedim göremedim, Ýstediðin veremedim, Býrak gözüm açýk gitsin. Ben aðlarým yana yana, Yüzüm yoktur gelem sana, Gel kulum der isen bana, Sevinirim açýk gitsin. Hasan derki yanar özüm, Söylenecek çoktur sözüm, Kapatmayýn iki gözüm, Yaradana açýk gitsin. Hasan KOÇAK 31 KESÝTLER VE ÇÝZGÝLER GÖNLÜMDEKÝ CAHÝT KULEBÝ Muhsin DEMÝRCÝ* Adamýn Biri (1946); Rüzgar (1949); Atatürk Kurtuluþ Savaþýnda (1952); Yeþeren Otlar (1954); Bu eser 1955'te TDK Edebiyat Ödülünü almýþtýr.); Süt (1965) Þairin bu eserleri tamamen þiirle ilgilidir. Görüldüðü gibi 1965'ten sonra yazý yazmayý býrakmýþtý. Onun kýsa özgeçmiþine göz atarsak; 1917 yýlýnda Tokat Ýli Zile Ýlçesi Çeltek köyünde doðmuþtur. Sivas Lisesi, müteakiben Ýstanbul Yüksek Öðretmen Okulu Edebiyat bölümünü 1940 yýlýnda bitirdi. Antalya ve Ankara illerinde öðretmenliðin ardýndan Milli Eðitim. Bakanlýðý müfettiþliðinde bulundu. Türk Dil Kurumu üyesi olarak çalýþtý. 1965 Temmuz ayýnda ilk defa þairle Türk Dil Kurumunda tanýþtým. Dostluðumuz ölümüne kadar devam etti. Þair, çaðdaþlarýndan farklý bir þiir görüþüne sahipti. Özellikle "serbest nazýmýn" iþlerlik kazandýðý 1. Yeniciler'den apayrý düþünen þair, az konuþtu az yazdý. Onun þiir anlayýþýný; "YENÝ ROMANTÝZM" olarak eleþtirmenler deðerlendirir. Temel aldýðý kaynak; "MÝLLÝ SANATTAN" gelir. Hakikaten gerçekleri ele almasý, bir bakýma onun "REALÝZMÝNÝ" gösterir. Bazý eleþtirmenler de ona; "GERÇEKÇÝ ROMANTÝZM" sýfatýný yakýþtýrýrlar. Özellikle, Ýstiklal Savaþý sonrasý; Türk köylüsünün acýklý halini, , sefaletini, zorluklarýný son derece etkili olarak þiire aktaran ender þairlerdendir. Anadolu'nun ruhunu ve içini iyi tanýyan bir þairdir. Çünkü yaþadýðý ve yetiþtiði yer Anadolu'nun içi ve halkýdýr. Ayný acýlarý yaþamýþ ve * Araþtýrmacý 32 yaþantýsýný þiire aktarmayý bilmiþtir. Bunu yaparken de asla yabancýlaþmamýþ; Türk köylüsüne tepeden bakmamýþtýr. Sevginin þu derecesi ne kadar emsalsiz; "Büyük bir ulusuz biz, büyük Mutlu günler düþünmek aðlatýr insaný, Çemiþkezek'te, Patnos'ta, Malazgirt'te doðanlar Öksüz kor musunuz vataný…" Yaþadýðý yöre olan; Zile-Tokat-Artova- Niksar ve Sivas'ýn o günkü yaþamýný en realist þekilde þiire aktarmayý bilmiþtir. Bakýnýz, onun ölümsüz dizelerine göz atalým; "Sivas yollarýnda geceleri, Katar katar kaðnýlar gider. Tekerlekleri meþinden; Aðýz dil vermeyen köylüler Odun mu, tuz mu, hasta mý götürürler? Aðýr aðýr kaðnýlar gider Sivas yollarýnda geceleri..." Þairin þiirleri incelendiðinde þöyle bir gruplama yapmak mümkündür; 1. Memleket Þiirleri; 2. Destanlar; 3. Aþk Þiirleri Þeklinde olabilir. "Memleket þiir türüne" bir örnek vermek gerekirse "KÜÇÜK ÇEÞME' adlý þiirini örnek aldým. "Küçük bir çeþmeyim yurdumun Unutulmuþ bir daðýnda. Hiç kesilmeyecek suyum; Yýldýzlarýn aydýnlýðýnda Boyuna akar dururum” dizeleri, lirik-pastoral bir duygu içerirken; sanki; Faruk Nafiz'in "ÇOBAN ÇEÞMESÝ" hatýrlatýr bize. Türkçe'nin en güzelliðiyle, "KÝÞÝLEÞTÝRME" yapan þair, duygularýnda bireysel olsa bile ;sonucunu "TOPLUMSALLIÐA" býrakýr. Söyleyiþinde, konuþma diline yatkýn, halk deyimleri ile bütünleþen söylemi ile okuyucusuna; "TÜRK- ÇE'NÝN LEZZETÝNÝ" tattýran bir þairdir de ayný zamanda. Bir alýntý ile örneklendirelim; "Köprüde kadýnlar bir hoþ Gözlerinde balýklar sarhoþ..." "Açýlýr etekleri suyun yüzünde, Seyrederdi söðüt aðaçlarý..." Gösteriþsiz ama sevimli dili, tabiat tablolarýnda gördüðümüz sözcük manzaralarý onun þiirini süsleyen, sevdiren, bir o kadar da anlam içeren sýrlarla doludur. Nitekim; "Kayýp Sevda" þiirinde; Mazi-ati iliþkisi son derece ustalýkla iþlenmiþtir. "Sevdamýz kayboldu zamanlarda, Diþi ceylanla, erkek ceylan ayrý yönlere koþar gider. Bir seviþmek kaldý romanlarda..." Hani deriz ya; "Þimdi raðbet güzel ile zengine!" þair bu sözün geleceðini yukarýdaki dizelerde açýklayýp; "Sevgi"yi parada görenlerin halini analiz ediyor. Þairin temel kaynaðý eski "Halk Þiirdir." Ona göre Halk Þiirleri "ÝYÝMSER ve YALINDIR". Madem ki halkýmýz duygusal ve þairanedir. O halde bu milli kaynaktan istifade þarttýr. O þiire, yeni, yeni üslup ve konu getirilirse temele baðlý bir edebiyat oluþur. Bana göre þair Külebi; bu rota ile deðiþik varyasyonlarý deneyerek okuyucuyu kendine ve mazisine baðlamýþtýr. Biz, ona "HÝKAYE" þiirini Türk Dil Kurumundaki bir toplantýda okutmuþtuk. Fevkalade bir okuyuþu vardý. Serbest nazmýn özelliklerini taþýyan bu þiiri yazýma almayý uygun gördüm. Senin dudaklarýn pembe, Ellerin beyaz, Al tut ellerimi bebek Tut biraz. Cahit Külebi, Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine baðlý bir þair olarak da anýlýr. "Atatürk Kurtuluþ Savaþýnda" adlý destaný Oratoryo olarak bestelenmiþ bir müzikli destandýr. Bu destandan bir bölüm aktarýyorum. Edirne'den Ardahan'a kadar Bir toprak uzanýr, Boz kanatlý üveyikler üstünden uçar Ardahan'dan Edirne' ye Edirne'den Ardahan'a kadar … Samsun' un evleri denize bakar Sokaklarý yosun içinde Çaparlar, takalar, mavnalar Bilyalar gibi suyun yüzünde Bir iner bir kalkar. Ýstanbul'da bir yar sevdim Adamý günaha sokar Savaþtepe köprüsünden geçen trenler Sel olur denize akar. Ýzmir'in denizi kýz, kýzý deniz Sokaklarý hem kýz, hem deniz kokar Cahit Külebi'nin "AÞK TEMALI ÞÝÝRLERÝ"ne gelince; çaðdaþlarýndan farklý bir tutum görülür. Karacaoðlan vari gerçekçidir. Kadýnlarý özellikle kýzlarý "LEYLALAÞTIRMA"yý çok sever. Külebi'nin þu dizeleri aþk þiirlerinin orijinalidir; Pembe gül hülyandýr açýlmýþ Beyaz gül yanaklarýn Sarý gül daðýnýk saçlarýndýr Ve mahzun kalbin ateþ gibi Yanan dudaklarýndýr. Mesleði olan öðretmenliðe ve öðretmenlere övgüler yaðdýrýr. O þiiri okurken hep aklýma; Reþat Nuri'nin Çalýkuþu romaný gelir. Nesir-nazým iliþkisi gözlerimi yaþartýr. KÖY ÖÐRETMENLERÝ Ve onlar, saçlarý uzamýþ Çatlak ellerinde çýkýntýlarý Üç saat, dört saat öteden Yorgundur, sessizdir akýnlarý Ve onlar yýldýzlar gibi Gözleri ýþýl, ýþýl yananlar Oyuncak için deðil, kaðýt kalem için Gizlice aðlayanlar Ve onlar, aþýktan bilya Sopadan at yaparlar Kurt yavrularý gibi, kuzular gibi Dað baþýný çýnlatanlar Cahit KÜLEBÝ'nin memleket severliði tartýþýlmaz. Sanki Yunus EMRE'nin "Gurbet" acýsý 20. yy. da KÜLEBÝ ile bütünleþmiþtir. Trenlerde, kamyonlarda, kaðnýlarda rastladýðýmýz çileli Anadolu insanýnýn emsalsiz duygularý Onun dizelerinde þýrýl þýrýl akar. O dönemleri yaþadýðýmýz için de; bizden ve hayat kesitimizden bir þeyler buluruz. Adeta; Bekir Sýtký ERDOÐAN'ýn 'Binbir Gecesi' ile gözlerimiz dolar. Þairi 12. ölüm yýlýnda bir kere daha anarken, Türk Edebiyatýna býraktýðý ölmez dizelerle gönüllerimizde daima "bir þiir meþalesi" olarak yaþayacaktýr. Ayrýca Türk Milli Eðitimine katkýsý, gelecek kuþak öðretmenlerince bir abide þahsiyet olarak anýlacaktýr. 33 CAHÝT KÜLEBÝ'NÝN Almanya Söyleþisi Zehra BÝLTEKÝN* Almanya'da yaþayan halkýmýz, çoðu zaman vücudu zorunlu burada olsa da baþý Türkiye'mizdedir. Bu bakýmdan, ülkemizden sýk sýk yazar,ressam, bilim adamý, politikacýlar getirir, uzun söyleþiler düzenleriz.Böylece ülkemize yurtdýþýndan baþka açýdan da bakar, iletimizi canlý tutar, soru- yanýtlarla, pozitif-negatif irdelemelerle rahatlar, sosyal gereksinimimizi, özlemlerimizi insanca , bir nebze de olsa gidermeye çalýþýrýz Ýþte bunlardan birini de 07-06-1988 günü Almanya'nýn (benim de öðretmenlik yaptýðým)Herten þehrinde gerçekleþtirdik Sivil Toplum Örgütleri ve çeþitli Alman ve Türk Kuruluþlarý, Ýþ adamlarýnýn katkýlarýyla. Gelme tarihini önceden bildiðimden, bir gün evvel geceden büyük bir sevinç ve heyecanla, tatilden gelirken memleketimden getirdiðim asma yapraðýný ve kara baklayý ýlýk suya koydum.Sabah erkenden dolma içini hazýrlayýp sarýp hemencecik piþiriverdim.Ýçim içime sýðmýyordu.Oturma salonu büyük olan arkadaþýn evinde buluþacaktýk Toplantý saatinden önce,hýzlýca koltuðumda tenceremle o eve ulaþtým.Masaya tencereyi býrakýp, kendisine doðru ilerledim,elini öpmek üzere eðilirken,elini vermedi,sarýldýk.Babacan, o yaþta olmasýna raðmen dimdik duran,iri kemikli ,deðerli bir þairimizdi.Biraz þehrimin Niksar'ýn hasreti,biraz da þair sýcaklýðý hissetmiþtim.Ayrýlýrken hemen, kiþisel özelliðimden olsa gerek, - Ülkemizde kadýnlarýmýzýn çoðu içlerinden geldiði gibi, geldiði þekilde sarýlamýyorlar deðil mi? Bizler burada bu rahatlýðý bulduk dedim. Hafifçe gülümsedik. * Eðitimci-Herten-Amany 34 - Ben Niksar þehrinden,sizinde bir zamanlar oturduðunuz Kale içi mahallesi 24 numarada oturan, öðretmen Zehra Biltekin'im.Ben çocukken o evde alt katta Esmaným Teyze, (Esme Haným) onlar kýrk elli yaþlarýnda filanlardý. Aþaðýda Kazalapa'lý Þükrü Efendiler vardý. Þimdi de Geyran'lý öðretmen Sabri Bey aldý.Artýk tahta panjurlu deðil,beton dedim.Yanýna oturduðumda sýrtýmý sývazladý. Hemen tencerenin içindekini överek anlatmaya baþladým. - Sizi yýllar önceki aðýz tadýnýza götürmek için pastýrmalý, kýzýlcýk kurulu Niksar'ýn meþhur Bakla Dolmasýný piþirip getirdim.Yaprak tanýnmýþ Buðama Köyünden,bakla ve kýzýlcýk kurusu da Niksar pazarýndan, size özel Nostaljik, memnun edersem ,ne mutlu bana diye düþündüm. Ýþte bu ülkede koþullar böyle izinden gelirken bunlarý yükleniyoruz dedim. Gülüþtük - Çok sað olun kýzým, zahmet etmiþsiniz dedi. - Zahmet söz mü efendim! Ýsteyerek, zevkle yaptým, ben de ayrý mutluluklar yaþadým diye hem sürdürüyor hem de, yemek masasýnýn tanzimine arada yardýmda bulunuyordum.Kaç yýldýr burada olduðumu sordu yirmi beþ dedim.Hem yemeklerden atýþtýrýyoruz, hem Niksar'a gidip geliyorduk.Bu deðeri, Niksar dýþýna, hatta ülke dýþýna taþan þairimizle ayný mahalleden olmanýn gururunu, onurunu,mutluluðunu ve sevincini taþýyor, ayný masada yemekte olacaðýmýza inanamýyordum... Sizi Niksar halký unutamadý! dedim. - Ben de sizin oralarda çok güzel günler yaþadým (yaþattýlar da) dedi. Halkýn samimi, sevecen ve neþeli, esprili, oluþundan bahsetti. Sanki nutkumuz tutuldu(yüksek heyecanlý oluvermek. Bu Niksar yöresi sözcükleri öyle özlemiþim ki fýrsat buldukca tam yerine oturtasým geliyor, büyük kývanç duyuyorum da) ko- nuþmalar yememize göre daha fazlaydý sanýyorum.Ara ara söyleþiyi sürdürüyor, yýllar sonra da olsa deðer verdiðim,senelerdir þiirlerini beðenip ezbere okuduðum bu þairimizle sohbetin tadýna varýyor, keyfini çýkarýyordum. Sonra, - Muammer Kaynar vardý,dedi - Tanýyorum, vefat etti ben Almanya'ya gelmeden dedim.Niksar'ýn tanýnmýþ zengin Belediye Reisi Hacý Ahmet Kaynar'ýn oðlu diye söylendim.Ve, - Kamalý Halis (Kamaloðun Halis) vardý diye lakabýyla yineledi. - Hocam belleðiniz çok iyi dedim.Sonra. ondan fýkra anlatýp, düðününden sonra da senelerce bunun söylendiðinden bahsetti gülümsüyordu, ben de eþlik ettim. - Tanýrým, Arasta çarþýsýnda deri ayakkabý ve çanta diktiðini, hatta ablama koyu kahve rengi beyaz iple diktiði çantayý senelerdir kullandýðýný, sonra da benim kullandýðýmý, çok ince ve muntazam dikiþleri olduðunu, dayanýklýlýðýndan bahsedip, þimdiki eþyalarýn toplumda nasýl tüketildiðine deðindik.Ben, - Bizler, kardeþler hep birbirimizin eþyasýný, uyduðu müddetçe kullanýrdýk! Þimdikiler marka meraklýsý! Dedim, tastik edercesine bir bakýþý vardý ki, savaþ yýllarýnýn çocuðu olduðu yýllara hýzlýca gidip geldi sanýyorum.Yüzlerindeki her çizginin derinliklerinde yaþamýn izleri bütün açýklýðýyla kendini gösteriyordu.Kendisine ezbere þiirler okudum, bana sevecenlikle bakarken, ben heyecanýmýn son sýnýrýndaydým. Kolay mý büyük ustanýn karþýsýnda! - Beni mutlu kýldýn sað ol dedi. Daha sonra toplantý salonuna gittik. Halkýn sevgi ve saygýsýyla karþýlandý. Her zaman ki gibi mütevazi tavýrlarla davranýyordu. Sorularý tarafsýz, esprili yanýtladý,þiirlerini kendi sesinden dinleme fýrsatýný bulduðumuz bu toplantýsýný hiç sýkmadan saatlerce sürdürdü. O yaþta kendine güvenirliði ses tonundan,gerçek ve sadeliði, yüz ifadesinden seziliyordu. O günden geriye imzalý kitaplarý, birlikte fotoðraflarý kaldý. Hala sesi kulaklarýmda, hayali gözlerimdedir. Bizler onu yaþatacaðýz. Anýsýna saygýyla eðiliyorum. 35 BÝR SEVDADIR YEÞÝL NÝKSAR Zürbiye ÝVDÝK* Yazmak bir mutsuzluk eylemidir! Nasýl ki her bitki kendi kökünde yeþerirse: Her yazarda yaþadýðý coðrafyaya göre þekillenir. Geçmiþten bugüne, dünyanýn her yerinde, her dönem kendi sanatýný ve sanatçýsýný yaratmýþtýr. Cahit KÜLEBÝ de; bizim coðrafyamýzda sancýlý bir dönemin yarattýðý iz býrakmýþ bir deðerdir. Sanat naiftir, ayný zamanda onarýcýdýr. Sanatçý, kýrýlgandýr hassastýr. Mutsuz olduðu þeyleri; kimi dizelerine, kimi tuvale, kimi de notalara dökerek dile getirir. Cahit KÜLEBÝ de dizelerinde bir dönemin milli mücadelesini, direniþini, yoksulluðunu, aþkýný, sevdasýný anlatýrken, dizelerinde güçlü bir yurt sevgisi, aidiyet duygusu hissettirir okuyucusuna. Kýsacasý o kendi doðduðu topraklara aþýk bir þairdir. Böyle bir deðeri 12. yýlýnda yaþadýðý topraklarda anmak, memleketimin dört bir yanýndan gelen, birçok þair, yazar arkadaþla ayný havayý solumak benim için gerçekten unutamayacaðým iki gün olarak kalacak belleðimde… Ýkinci gün, doðup büyüdüðüm bu topraklarýn tarihi yerlerini gezme þansýna sahip olmak ve daha yakýndan tanýmak, beni bir taraftan çok mutlu ederken, bir taraftan da içimde garip bir suçluluk duygusu yarattý! AraþtýrmacýGazeteci yazar Rýza ZELYUT, Melik Gaziyi anlatýrken, Melik Gaziye gecikmiþ bir ziyaret borcum olduðunu hatýrladým. Ben adýmýn Zürbiye olduðunu; ilkokula baþladýðým gün öðrendim. Aslýnda benim gerçek adým (Melik)tir. Bir de hikâyesi var. Annem bana hamileyken "Melik * Tuday Basýn sözcüsü 36 Gazi rüyasýna girer ve annemin dilinin üzerine mercimek büyüklüðünde bir hap koyar, sonra bu hapý yut, karnýndaki kýz olursa adýný, Melik, oðlan olursa, Gazi ver" der. Annem bu rüyanýn çok etkisinde kalýr ve adýmý Melik koyar ama nüfusa ölen ablamýn adýný (Zürbiye) yazdýrýrlar. Sanýrým haksýzlýk karþýsýndaki asiliðim belki de tekke çocuðu olmamdan kaynaklý… Niksar, tüm farklýlýklarýyla ilginç bir coðrafyadýr, en belirgin özelliði de; burada doðan, büyüyen insanlarýn dünyanýn neresine giderse gitsinler, Niksar’a olan özlemlerini, Niksar 'dan baþka hiçbir þey dindiremez. Yerel sanatçýlarýn seslerinde Niksar' a özgü bir týný vardýr. Türkülerde her ne kadar beddua gibi cümleler kurulsa da, aslýnda sevgiliye tatlý bir sitemdir… Bu türküleri, Bolat Baba festivalinde tekrar dinleme þansýna sahip oldum. Kadýnlar ellik adlý oyunu oynarken, belli bir yaþ gurubu üzerindeki kadýnlarýn yüzlerindeki ifade ve yoðunluk insanda sanki ibadet ediyorlarmýþ hissi uyandýrýyordu. Otuz üç yýldýr bedenim burada olmasa da yüreðim hep bu coðrafyada attý, öncelikle böyle bir etkinliðe destek veren baþta Niksar Kaymakamý Uður TURAN ve Belediye Baþkaný Duran YADÝGAR olmak üzere tüm kamu yöneticilerine Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði mensuplarýna ve bu organizasyonda emeði geçen tüm edebiyatçýlara ve edebiyatseverlere sonsuz teþekkür ediyorum. On beþ yýldýr yurt dýþýnda onlarca etkinlik düzenledim ve onlarca etkinliklerde bulundum, Ama ben; 5 Haziranda Niksar da yeþerdim… Hepinizi çok seviyorum. TÜRK'ÜN GÜCÜ Sýkarýz demiri Çýkartýrýz suyunu Korkutur düþmanlar Bizimle çocuklarýný Ýstersek beþ dakikada Varýrýz Fizan'a Haritadan sileriz Yan bakana Korku bilmez soyumuz Atlarýz balýklama Yakarýz gemileri Yuh deriz sað kalana Ýlhan KOÇGÖZ BÝR MEMLEKET AÞIÐI CAHÝT KÜLEBÝ Nuray ÇEVÝK* Þiirini halk þiiri geleneðinin zengin ve tükenmez hazinesinden besleyen, halk dilinin en güzel söyleyiþlerini mükemmel bir doðallýkla þiirlerinde kullanan Külebi neden bu kadar sevildi? Bu soruya tek bir cevap bulmak fazlaca sýð düþünmek olur. Gerek muhteva gerek þekil bakýmýndan onun þiirinden bu soruya sayýsýz cevap bulunabilir. Benim amacým onun bu kadar sevilmesinin temelinde yatan bir " halk adamý" bir " memleket aþýðý" olma niteliðini irdelemek. Bir sanatçýnýn köklerine baðlýlýðý, halkýnýn bir parçasý oluþu onu besler. Daha ilk yayýmlanan þiiri "Gurbet Acýsý" nda bu açýkça görülür. Ýleriki yýllarda da bu anlayýþ geliþerek devam eder. Bu geliþimin baþka bir yansýmasý da resmi aile soyadý olan "Erencan"ý kullanmayýp, aile lakabý olan "Güllebi" yi Külebi þeklinde kendine soyadý edinmesi, böylece yaygýn halk geleneklerinden aile lakabý geleneðini yaþatmasýdýr. Zaten o hiçbir zaman doðduðu, büyüdüðü topraklardan kopmamýþ, tam tersi Ýstanbul'da, Berlin'de bulunduðu sýralarda, ülkemizin farklý coðrafyalarýnda çalýþmalarýný sürdürürken, aklý , gönlü hep ekmek kadar kutsal bildiði yerlerde olmuþtur. Cahit Külebi'nin çocukluðunu Tokat, Zile, Niksar, Çamlýbel çevresinde geçirdiðini biliyoruz. Zile'nin o dönemdeki büyülü havasýndan, yaþayýþýndan etkilenen þairimiz sanat tutkusunun baþlayýþýný þöyle dile getirir :"Zile'de bir akþam babam bana üç kitap getirdi. Ýhtimal o yaþýmdan hatýrladýðým tek gün olan o aydýnlýk gecede edebiyatý sevmiþimdir.Belki de her akþam, kalesinden tellallar çaðýran , sokaklarýnda yaz boyunca yük yük üzüm taþýnan … ve geceleri uzaktan ' þu Zile'den gece de geçtim görmedim aman ' diye türküler duyulan Zile bana sanatý sevdirdi." * Eðitimci-Yazar Külebi' de memleket sevgisini iþlerken verilecek örneklerin çokluðu insaný hangisini seçsem kararsýzlýðýna itiyor. Bende özel bir yeri olan Tokat'ý ilk tanýdýðým þiir, "Ýstanbul" da ise bakýn Niksar nasýl çýkar karþýmýza: Kamyonlar kavun taþýr ve ben Boyuna onu düþünürdüm. Kamyonlar kavun taþýr ve ben Boyuna onu düþünürdüm. Niksar'da evimizdeyken Küçük bir serçe kadar hürdüm. Onun þiirinde görülen Anadolu havasý, Anadolu kültürü, vatanýmýzýn tüm renkleri yurduna duyduðu derin baðlýlýkla izah edilebilir ancak. Yazar ve eleþtirmen Selim Ýleri taþraya ilgisinin Külebi'nin þiirleriyle arttýðýný,"Yaþarken ve Ölürken" romanýný ondan aldýðý ilhamla yazdýðýný söyler. Mehmet Kaplan ise Külebi için: "Ben ona inanýyorum ki Anadolu'yu, çocuklarý bu topraklarla karýþmýþ, þehre geldikten sonra yüksek kültür edinmekle beraber ilk yaþantýlarýný kaybetmemiþ sanatkârlar anlatabilirler. Külebi bunu baþaran nadir þairlerden biridir." diyerek onun yurt sevgisinin gerçekçi bir sevgi, insan sevgisiyle baþa baþ giden bir yurt sevgisi olduðuna dikkatimizi çekmiþtir. Zira Külebi kendisi de bunu : "Köylerin ve insanlarýn yazgýlarýnýn deðiþmesi yollara, okullara, tarýma ve sanayiye baðlýdýr." sözleriyle kanýtlar. Köy Öðretmenleri þiiriyle bu yazgý deðiþiminde bir görevi de öðretmenlere yükler: Siz kara göklerin yýldýzlarý Iþýtýn yurdumuzu sabaha kadar! Ama düþe kalka, ama yiðit, ama umutlu… Alýn benim gönlümden de o kadar. Bugün orijinalite dedikleri kendine özgülük, þiirlerindeki samimi anlatým,halk þiirlerini çaðrýþtýran coþkulu, duygu tüten söylemle çocukluk ve ilk gençlik yýllarýnýn geçtiði topraklardan izler yansýtarak çaðdaþ bir þiir oluþturmuþtur Cahit Külebi." Halk þiirinin kendi özelliklerimle karýþan bir yansýmasý sezilir þiirle37 rimde." derken halk þairi ustalýðýyla yazdýðý þiirlerindeki tutumunun bilinçli olduðunu gösterir: Ýlk ustam oldu benim halk Belleðimde akýp giden ýrmak… Köylü dilinde türkü çaðýrdým Onlarla gülüp aðlayarak. dörtlüðüyle eserlerindeki dil-kaynak konusuna yine kendisi açýklýk getirmiþtir. Þiirlerindeki memleketine olan yakýnlýðýný Mehmet Kaplan'ýn þu sözleriyle açýklamak mümkün:Aðaç nasýl kökü ile beslenerek büyürse , sanatkârlarýn çoðu da kendi köklerini teþkil eden çocukluk yýllarýnýn hayat tecrübelerinden ilham almak suretiyle bir þahsiyet haline gelirler."Doðduðu yerlere özlemini ,çocukluðunun o ilk ýþýklý anýlarýný dizelerinde sýk sýk hatýrlatan Külebi, þehir yaþamýndan býkkýnlýðýný,,duyduðu yalnýzlýðý, Anadolu'yu sonradan anlamýþ þairlerin hafta sonu pikniðine çýkmýþ edasýyla deðil; elinde çapa,sýrtýnda bebe bir köy kadýný; toprak yollarda sopadan atýyla koþturan bir çocuðun gözüyle anlatmýþtýr.Ýþte bu þiirlerden bazý bölümler: Bu yerlerin havasý aðacýðým Bize yaramadý. Günden güne zayýflýyoruz Ne üst ne baþ kaldý Sen her gün akþama kadar aðacýðým Anaya hasret, babaya hasret Ekmeðe, insan yüzüne, sokaklara hasret. … Ararat daðý anamýn piþirdiði Çocukluðumda yediðim niþastadýr. … Bir memleketin en büyük sorunlarýndan biri kabuðundan çýkmýþ kaplumbaðalar misali vatandaþlarýnýn olmasýdýr. Öyle ki bu kiþiler býrakýn doðup büyüdüðü yerlere hizmet etmeyi oralara bir daha uðramazlar bile. Cahit Külebi ise medeniyeti doðduðumuz topraklara hizmette bulur ve þöyle der: Çemiþkezek'te, Patnos'ta, Malazgirt'te doðanlar! Malazgirt'e, Çemiþkezek'e, Patnos'a gitmezseniz Çocuklarýmýz öksüz kalýr, yetim kalýr Köylere ýþýk iletmezseniz. … 38 Ve ben bu topraklarýn büyüttüðü çocuðum, onu nasýl unuturum dediði þiir: 1917 senesinde Topraklarýnda doðmuþum. Anamdan emdiðim süt Çeþmenden, tarlandan gelmiþ. Emmilerim hudutlarýnda Senin için dövüþürken ölmüþler. Kalelerin burcunda Uçurtmalar uçurmuþum. Çimmiþim derelerinde Bir andýz fidaný gibi büyümüþüm Topraklarýnýn üstünde. Aþký, hüznü, ayrýlýðý doðayla harmanlamýþ bir þairdir o.Sevgisini,sevgilisini bile memleketiyle özdeþleþtirir. Sevgilisinden beklediði yalnýzlýðýný giderme isteðini: Benim doðduðum köyleri Akþamlarý eþkýyalar basardý, Ben bu yüzden yalnýzlýðý hiç sevmem Konuþ biraz! diyerek dile getirir. Sevdiðini vatanýna benzeterek yüceltir kimi zaman: Sen Türkiye gibi aydýnlýk ve güzelsin Benim doðduðum köyler de aydýnlýk ve güzeldi, Sen de anlat doðduðun yerleri, anlat biraz! dizeleriyle hem aþkýný hem insanýn köküyle var olduðunu üstüne basa basa vurgulayan bir halk ozaný var karþýmýzda. O her sevgiyi yerli yerine koyar. Ýnancý da tamdýr, insanlýðý da. Önceliklerini çok iyi bilir her zaman. Ben senin hasretinle Yanar dururum ömrüm boyunca Tanrýdan sonra yurdum, Yurdumdan sonra sen varsýn dizeleri þahsi sevgi-yurt sevgisi kýyasýný da gözler önüne serer. Memleket aþýðý dedik ya dileðimiz sanatýn toplum üzerindeki gücünün bilinciyle ,imanla, azimle,idealizmle insanýmýza sarýlan sanatçýlarýn her zaman varolmasý.Sanata gönül verenlerin onun kadar yurt sevdalýsý olmalarý , kitâbi lakýrdýlarla deðil; memleketini,topraklarýný kutsal bilip bir dost, bir sevgili gibi kucaklayan sanatçýlarýn yetiþmesi.Bunu yine onun vatan için söylediði þu dizeleri örnekler: Aðladýðým senin içindir! Güldüðüm senin için. Öpüp baþýma koyduðum Ekmek gibisin. BÝR RÜZGÂRIN PEÞÝNDE Mahmut HASGÜL* Rüzgâr, Türk þiirinin önemli mazmunlarýndan biridir. Divan edebiyatýnda bad-ý saba, halk edebiyatýnda ýlgýt ýlgýt esen yel, biraz daha yýkýcý olup "rûzigâr" diye adlandýrýlmýþtýr. Her þiirde bir rüzgâr esintisi vardýr mutlaka. Dünyada yalnýzlýðý en güzel anlatan beyiti ile Fuzulî der ki: "Ne yanar kimse bana ateþ-i dîlden özge, ne açar kimse kapým bad-ý sabadan gayrý" Kimsesizlerin açýlmayan kapýlarýný bad-ý saba açar. Ilýk ýlýk okþar yalnýzlarýn kavruk tenini. Sonra yanaklardan düþmeyen gözyaþlarýný kurutur öylece. Hal hatýr sorar hafif uðultusuyla. "Öyle zaif kýl tenimi firkatinden kim Vaslýna mümkün ola yetirmek saba beni" diyerek dile gelince rint, rüzgârdan medet umar. Sevgiliye erdirsin beni diye. "Bad-ý saba selam selam söyle o yare." diye türküler tutturur Anadolu'nun bir dertli aþýðý. Sevgilinin kokusunu getirecek diye ümitlenir bir diðeri. Seher yeline baðlar kimi hayallerini. Þiiriyle baki kalan bir fani "…. Belli ki bir þikayeti var rüzgârdan" diyerek rüzgârýn sert ve yýkýcý etkisinin yanýnda daha sert ve yýkýcý olan zamana tevriye eyler. Tabiata can vermek için Ýsa'nýn nefesidir bad-ý saba. Ýlkbaharýn tezhibini o yapar. Kasidelerin nesip bölümlerini renk renk, desen desen , çiçek çiçek o yapar. "..Bir rüzgar aklýmý alýrdý…" der platonik dertlere düþen üçüncü þahýslar. * Eðitimci-Yazar Bir baþka Tokatlý aþýðý "…bir gül vurur; bir kul vurur; bir el vurur; bir yel vurur…" Ariflerin dilinde "...kýz kardeþimin gelinliði, þehidimin son örtüsü…" olan bayrak, "..rüzgârlarla dalgalý/ Barýþýn güvercini, savaþýn kartalý.." olur. Bir Bayrak Rüzgar Bekler. Rüzgâr aþktýr, rüzgâr vatan sevgisidir, rüzgâr millî duyarlýlýktýr, rüzgâr fýrtýnalý günleri unutturmamak için habercidir. Ve rüzgâr Külebi'de yankýlanýr. Dikkatli dinlerseniz Külebi'yi, Fuzulî'nin mistik ve ahenkli sesini duyarsýnýz. Karacoðlan'ýn yanýk türküleri söylenir fonda. Yunus sað elini koymuþtur Külebi'nin tam kalbinin üstüne. Her kalp atýþýnda bir sýrra daha erer. Veysel sohbete dalmýþtýr topraðýn oðluyla. Külebi Anadolu'nun bütün güzel sözlerini yumuþ, yýkamýþ, bir daha söylemiþtir. Rüzgâr onun þiirlerinde daha bir arý, daha bir durudur. "Þimdi bir rüzgâr geçti buradan Koþtum ama yetiþemedim. Nerelerde gezmiþ, tozmuþ Öðrenemedim…" Rüzgârýn peþinden koþmak irfan sahiplerini þair, diðerlerini deli eder. Külebi rüzgârý yakalasa konuþacak onunla. Belki de yakaladý bize söylemiyor. "Eþyayý tanýrken hepimiz sade dýþýndan/Esrarýna yol bulduk onun anlatýþýndan." (F. N. Çamlýbel) Rüzgârý herkes bilir de esrarýný kavramak Külebi'ye nasip olur. "Besbelli denizden çýkýp Kýyýlar boyunca gitmiþtir Toz kokusu, katran kokusu, ter kokusu Yüreðini allak bullak etmiþtir." Rüzgâr dediðin denizden gelmeli ki yaðmur getirsin. Bereket bereket gezsin sýlayý. Ter kokarmýþ, katran kokarmýþ, toz kokarmýþ býrak koksun. Ter dediðin helal kazançtýr; katran dediðin dað havasýdýr, tabiattýr; toz dediðin 'tozlu yollarýn aktýðý ýrmak'týr; Tokat'týr, Sýladýr. "Sonra baþlamýþ týrmanmaya daðlara doðru Bulutlarý koyun gibi gütmüþtür Okþayýp otlarý yaylalarda Büyütmüþtür" Ayrýmcýlýk yapmaz rüzgâr. Denizin yüzüne dokunur da, daðlara uðramaz mý? Küçümser mi küçük, yoksul, çelimsiz otlarý. Onlara da can üflemiþtir. "Köylere de uðramýþsa eðer Islak karanlýk odalarda beþik sallamýþtýr Güneþ altýnda çalýþanlara Ýmdat eylemiþtir" Bebekler vardýr köylerde. On sekizlik anneleri kaynana korkusuyla býrakýr da beþiðinde bebeciðini iþe giriþir. Bebecik yalnýzdýr, uyanýr, aðlar. Aðzýndan yalancýsý düþmüþtür. Zaten ona her þeyin yalancýsý düþer… Beþiðine biri dokunsa susacak yavrucak. Yalnýzdýr, korkar, habire aðlar. Külebi! Sende ne büyük bir gönül var ki o 'bebe'yi düþünürsün. Rüzgârýna emredersin de Süleyman gibi, beþiði oynatýrsýn. … Helal lokma peþinde çalýþanlara, bir ferahlýk verir rüzgâr. Haine, hýrsýza, uðursuza, yolsuza, haramzadeye, zalime imdat etmesen de olur rüzgâr! "Alýn teri kurumadan rýzkýný veriniz." Hadisinin ikazýný önce rüzgâr duyar da herkesten önce o yetiþir namuslu adamlarýn imdadýna. 40 "Sonra baþlayýp alçalmaya ovalara doðru Haþhaþ tarlalarýnda eflatun, pembe, beyaz Kýraçlarda mavi dikenler Toz toprak gözlerine gitmiþtir" Haþhaþ millî onurdu bir zamanlar. Güzelim haþhaþ bahçelerinde gezen bahtiyarlardan biri de benim. Dik duruþun, meydan okuyuþun,, tam baðýmsýzlýðýn o inat çiçekleri çoook güzel olurdu. Külebi'nin rüzgârý böyle güzel bahçelerde gezmelidir. Yine ihmal edilmiþ; ama avaz avaz baðýrmayan kýraçlarýn çileli dikenlerine, çiçeklerine uðrar. "Þehirlere de uðramýþ ki yanýmdan geçti Haþhaþ çiçeðine benzer kýzlar görmüþtür Bir gülüþ, bir tel saç, allýk, pudra Alýp gitmiþtir" Garibanýn þehirde kimsesi yoktur, parasý yoktur, yuvasý yoktur; ama mutlaka hayalleri ve bir de platonik aþký vardýr. Eðer bu rüzgâr Külebi'ninse güzel kýzlarýn halini hatýrýný sormadan gitmez. "Þimdi bir rüzgâr geçti buradan Koþtum ama yetiþemedim Soraydým söylerdi herhalde Soramadým" Þimdi bir rüzgâr gibi geçti dünyadan. Geleneði bozmadýk, ölünceye kadar kýymetini bilmedik. Anlatacak o kadar çok þeyi vardý ki bize. Þimdi ne demek istemiþ diye, þiir þiir onu tahlil ediyoruz. Uyaklar, redifler, aliterasyonlar, asonanslar, edebî sanatlar, serbest nazýmlar bir tarafa, biz toprak olmuþ bir yüreðin býraktýðý izleri izliyoruz. CAHÝT KÜLEBÝ ANMASININ ÝZDÜÞÜMLERÝ… Ulvi GELBAL* 5 Haziran 2009 Cuma Günü Niksar Kaymakamlýðý, Niksar Belediye Baþkanlýðý ve Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði olarak "Ölümünün 12. Yýlýnda, Niksar'dan Cahit Külebi'ye Bakýþ adlý panel ve Cahit KÜLEBÝ'ye Hasret" adlý þiir etkinliði düzenlendi ve güzel bir etkinliði, unutulmayacak bir aný olarak geride býraktýk. Ayný gün saat 14.00'de Halk Eðitim Merkezi Salonunda Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði Baþkaný M.Emin ULU'nun baþkanlýðýnda önemli bir panel düzenlendi.Panele Sakarya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatý Öðretim Üyesi Prof. Dr. Mehdi Ergüzel, Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü Öðretim Üyesi Doç. Dr. Ertuðrul Yaman, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coðrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü Öðretim Üyesi Prof. Dr. Nurullah Çetin, Araþtýrmacý-Gazeteci-Yazar Rýza Zelyüt katýldýlar. Zile doðumlu olup, çocukluðu Niksar'da geçen büyük þair Cahit Külebi'nin þiirlerindeki " Anadolu insaný,kadýný,Kurtuluþ Savaþý'ndaki ülke ,kendi hayatýnýn yansýmalarý vb " konularý, güzel yüreklerin tatlý dillerinden ne de güzel ifade edildi. Hemþerimiz, Araþtýrmacý-Gazeteci- Yazar Rýza Zelyüt, Þiirleriyle destan olan Þair, Cahit Külebi'nin vasiyetini, O'nun öldüðü zaman Niksar'a defnedilmesi ile ilgili dileðini ifade etti ve bunun için uygun bir yer belirlendiðini duymak bizi mutlu etti. Akþam 20.00 sularýnda þehrin en güzel salonunda düzenlenen þiir gecesine Ankara, Isparta, Bulgaristan ve Erzurum'dan gelen þairler Abdullah SATOÐLU, Ýsmet Bora BÝNATLI, M. Nuri PARMAKSIZ, Ýlter YEÞÝLAY, Pakize ALTAN, Fatma UÇARLAR, Melahat ECEVÝT, Galip * Eðitimci SERTEL ve M. Yaþar GENÇ katýldýlar. Almanya'dan katýlan Zürbiye ÝVDÝK gecenin onur konuðu olarak geceye ayrý bir renk kattý. Þiirleriyle büyülendik, etkilendik. Ýçimizi þiir sevdasý sardý. Eminim; hiç þiir okumayan ve yazmayan bir insanýn bile o geceden sonra þiire ilgisi artmýþtýr. Þiirlerini okudular, yüreklerinde ki, o güzel duyguyu o kadar güzel ifade ettiler ki; yaþamadan anlatmak zor, anlamakta… Siz Niksar'a gelmeseydiniz, Prof. Dr. Mehdi Ergüzel hocamla Niktaþ'a gidip Niksar'ýn meþhur salçasýndan, kuþburnu pekmezinden ve cevizinden alabilir miydik? Gazi Üniv. Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü Öðretim Üyesi Doç. Dr. Ertuðrul Yaman ve Ankara Üniv. Dil Tarih ve Coðrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü 41 Öðretim Üyesi Prof. Dr. Nurullah Çetin, iki güzel ve bilgili insan. Sizinle tanýþabilir miydik? Cahit Külebi' nin mezarýnýn Niksar'a getirileceðini ve getirilmesi için bir an önce çalýþmaya baþlanacaðýný tahmin edebilir miydiniz? Burada tahmin edebilir miydiniz derken hemen sýkça karþýlaþtýðýmýz bir güzel bir konuya deðinmek istiyorum. Niksar'da düzenlenen sosyal, sporsal, kültürel vs. etkinliklerde protokol'ün sürekli bulunmalarý, katýlan konuklarýn çektikleri bir özlem-bir beklentiymiþ ki, bundan duyduklarý memnuniyeti en güzel þekilde her ortamda ifade ettiler ve bizde Niksarlý olarak Kaymakamýmýzla, Belediye Baþkanýmýz la, Emniyet Müdürümüzle, Garnizon Komutanýmýzla, Baþhekimimizle, Milli Eðitim Müdürümüzle, Halk Eðitim Müdürümüzle, Özel Ýdare Müdürümüz ve diðer protokol üyeleri sizlerle gururlandýk. Bizleri Niksarlý olarak konuklarýmýzýn karþýsýnda onu re ettiniz. 42 Erzurumlu Emrah'ýn türbesini ziyaret ettik, Abdullah Baba'ya buluþma sözü verdiði Adalýnýn kahvesinde çay içtik, bir süre sohbet ettik. Kahvenin önünde bulunan köprüye, omuzlar üzerinde taþýnan tabutun içinde de olsa, gelerek sözünü tuttuðunu öðrendik. Ben kendi kuþaðýmýn genç bir temsilcisi olarak; bizi biz yapan deðerlerin, temel unsurlarýndan biri de gençlere kültür ve sanatýn empoze edilmesine inananlardaným. Bizler kendi sanatýmýzý, kendi kültürümüzü saðlýklý öðrendiðimiz ölçüde, ancak saðlýklý þeyler üretebilir ve geleceðe güvenle bakabiliriz. Temennim bu tür etkinliklerin gelenekselleþmesi ve daha sýk yapýlmasý. Sanrým burada büyüklerimize büyük iþ düþüyor. M. Emin ULU, M. Necati Güneþ ve özellikle Hasan AKAR hocam gençlerin bu etkinlikleri ve faaliyetleri devam ettirmesi için ellerinden gelenin fazlasýný yapmaya çalýþýyorlar. Böyle bir etkinliðin organizesinde bulunduðum için kendimi çok þanslý sayýyorum ve bu güzel uðraþýnýn devamýný diliyorum. NÝKSAR'IN FÝDANLARI Fatma UÇARLAR* Haziran ayýnýn ilk haftasý, Niksar Kaymakamlýðý, Niksar Belediye Baþkanlýðý ve Tokat Þairler ve Yazarlar Derneðinin düzenlemiþ olduklarý "Ölümünün 12. Yýlýnda Cahit KÜLEBÝ" adlý þiir etkinliðine, Isparta Göller Bölgesi Yazarlar ve Þairler Derneði Baþkanýmýz Melahat ECEVÝT ile birlikte davetliydik. Yaklaþýk 15 saatlik bir yolculuktan sonra, günün aydýnlanmasýyla birlikte, ülkemin ayrý bir cennet köþesi ve kuzey-güney, doðu-batý bölgelerinin birleþim yeri olan Kelkit Vadisinde kendimi buldum. Zeytin ve ceviz aðaçlarý arasýnda, baðlýk bahçelik yemyeþil bir alanda yol alýrken, Selçuklu ve Daniþmendli döneminin þehzadeler þehri olan Niksar'ýn kollarý kucakladý bizi. Sabahýn ilk saatlerinde, þehir terminalinde M. Necati Güneþ Bey'in adý gibi sýcak ve aydýnlýk yüzünü görünce, bir dost meclisine geldiðimizi anladým. Kýsa bir dinlenmenin ardýndan Niksar Halk Eðitim Merkezi Salonu'nda yapýlan Niksardan Cahit KÜLEBÝ'ye Bakýþ konulu panele katýldýk. Dahil olduðumuz birçok etkinlikte alýþýk olmadýðýmýz tabloyu burada gördük. Program boyunca, protokol hep yanýmýzdaydý. Gýpta ile þöyle bir iç çekmedim desem yalan olur. Yapýlan seremoni sonrasý, günün anlam ve önemini belirten konuþmasýný yapan Niksar Kaymakamý Sayýn Uður Turan ve Belediye Baþkaný Sayýn Duran Yadigar'ýn, katýlýmcýlara hoþ geldiniz konuþmalarýndan sonra, Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði Baþkaný Mehmet Emin Ulu, Külebi'nin oðlu Ali Külebi'nin yazmýþ olduðu duygulu ve anlamlý mektubu okumasýnýn ardýndan panele baþlanýldý. * Þair Sakarya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatý Öðretim Üyesi ve daha önce Isparta'da da görev yapmýþ olan Prof. Dr. Mehdi Ergüzel, Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü Öðretim Üyesi Doç. Dr. Ertuðrul Yaman, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coðrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatý Bölümü Öðretim Üyesi Prof. Dr. Nurullah Çetin, Gazeteci-Yazar Rýza Zelyut, Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði Baþkaný M.Emin Ulu'nun katýlýmlarýyla yapýlan panelde, Zile doðumlu olup, Niksar'da çocukluðu geçen büyük þair Cahit Külebi'nin þiirlerindeki " ben, biz, sen - þiirlerinde kullandýðý TürkçeÞiirinin Rengi," konularý iþlendi. Bu arada Gazeteci- Yazar Rýza Zelyut, Þair, Cahit Külebi'nin vasiyetini, O'nun öldüðü zaman Niksar'a defnedilmesi ile ilgili dileðini dile getirdi. Niksarlýlar olarak bir an önce bu vasiyetin yerine getirilmesinin görevleri olduðunu vurguladý. Akþam yapýlan þiir gecesinde de Niksar kaymakamý, bugün itibariyle Külebi'nin mezarýnýn Ankara'dan getirilmesi ile ilgili çalýþmalara baþladýklarýnýn müjdesini verdiler. Akþam Þöhretoðlu Dinlenme Tesisleri Salonunda, bir Külebi'den, bir bizden þeklinde sunulan þiir sunumunun ardýndan, katýlýmcýlara yapýlan plâket töreninde; üzeri Niksar dokumasý kök boya ile boyanmýþ kilim ile dekore edilmiþ ceviz aðacý kaplamalý ve kapaðýnýn içinde de Cahit Külebi'nin fotoðrafýnýn yer aldýðý küçük sanduka, Niksar'ýn tanýtýmlarýnýn yapýldýðý kitaplar, kuþburnu reçeli, Niksar domateslerinden yapýlmýþ salça, ceviz, yine Niksar dokumasý (Tokat bezi) olan masa örtüsü ile þiir programýnda bizlerle olan Tokat Vali Yardýmcýsý Sayýn Þükrü Çakýr'ýn "Kendini Anlatabilmek" isimli þiir kitabý, Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði Baþkaný Mehmet Emin Ulu'nun derlemiþ olduðu Alperenler Cenneti ile Niksar'ýn Fidanlarý (Onbeþliler Gidiyor) romaný armaðan edildi. 43 Bu arada plâketimi Ýlçe Emniyet Müdürü Sayýn Ayhan Bodur'un elinden almaktan ayrýca onur duydum. Katýldýðýmýz etkinliklerde; valilerimizin, kaymakamlarýmýzýn emniyet müdürlerimizin de bizzat edebiyatýn veya güzel sanatlarýn içinde olmalarý, bizleri bir kat daha yüreklendiriyor. Bu etkinlikten Niksarlýlar þiire doymuþ oldular. Biz þairler de ( Fakir bir þairim ama yüreðim zengin a caným) þarkýsýnda olduðu gibi, þaka bir yana, kýþlýk erzakýmýzý düzmenin mutluluðunu yaþadýk. Çok yaþayan mý, çok gezen mi bilir? Atasözümüz doðrultusunda; ben Niksar'a gitmeseydim, Erzurumlu Emrah'ýn türbesinin Niksar'da olduðunu, Adalý'nýn kahvesinde buluþma sö- UNUTTUN GÜLÜM Ardýna bakmadýn elveda derken Yaktýðýn ateþi unuttun gülüm Yeni ufuklara yelken açarken Yýðýnla saçýmý aðarttýn gülüm. Neredeysen ara, duyur da sesin Hasreti dindirsin ýlýk nefesin Muhabbet baðýmdý gönül kafesin Yeþeren dallarý sararttýn gülüm. Düþüyor yapraklar, mevsim sonbahar Ömür yetecek mi vuslata kadar ? Yaþlý gözlerimin sende ahý var Güneþe set çekip, kararttýn gülüm. Beklerim yolunu hep yana yana Sükûtum yetmiyor geçen zamana, Ömrünü harcadý bu can canana Ne diye dargýnlýk yarattýn gülüm. Þimdi çok uzaksýn, eriþmez elim Sorana varmýyor söylesin dilim Ne olur, yeniden baþa dönelim Sen beni boþ yere aðlattýn gülüm. Eðdirme baþýmý artýk önüme Tahammül kalmadý bunca zûlüme Nasýl baðladýn ki o kör düðüme Giderken çözmeyi, unuttun gülüm. Mahir GÜRBÜZ 44 zünü verdiði Abdullah Baba'ya verdiði sözü, kahvenin önünde bulunan köprüye, omuzlar üzerinde taþýnan tabutun içinde de olsa gelerek tuttuðunu bilir miydim? Niksar'a gitmeseydim, Ýzmir'in iþgalinin protestosunun o yörede ilk kez Niksar halký tarafýndan yapýldýðýný bilebilir miydim? Ýlhanlýlar döneminde yapýlan taþýnda Firdevsi'nin beytinin iþlendiði ve daha önce zaviye iken þimdi cami olarak kullanýlan Çöreði Büyük Cami'yi görebilir miydim? Niksar'a gitmeseydim, Anadolu'nun ilk büyük camisi olan ve Daniþmentliler zamanýnda yapýlan Ulu Cami'yi, Niksar'ýn fatihi Melik Ahmet Daniþment Gazi Türbesini (Oðlu Nizamettin Yaðýbasan tarafýndan yapýlmýþ), türbe etrafýnda bulunan Türk-Ýslam Medeniyetleri Taþ Eserleri Açýk Hava Müzesi'ni görebilir miydim? Niksar Kalelerinden uçsuz bucaksýz güzellikte gözüken Kelkit Vadisi'ni görebilir miydim? Ardýçlý Köyü'nün bulunduðu Çamiçi Yaylasý'ný, bu yaylada bulunan Dr.Þehsuvar ve Nevber SAVURAN çiftinin kendi elleriyle yaptýklarý ve bize kapýlarýný açtýklarý o muhteþem ahþap dað evini görebilir miydim? Ýlginç piþirme þekli olan Tokat Kebabýný soðuk sularýn çaðýldadýðý bu yaylada yiyebilir miydim? "Ben kendimi Öz Türkçemin kölesi kabul ediyorum" diyen, þairliðiyle tanýdýðýmýz ancak, " Atatürk Kurtuluþ Savaþýnda" isimli kitabý da bulunan Cahit Külebi'yi rahmetle anýyorum. Bizleri bu etkinliðe davet eden Niksar Kaymakamý Sayýn Uður Turan'a, Niksar Belediye Baþkaný Sayýn Duran Yadigar'a, Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði Baþkaný Sayýn Mehmet Emin Ulu'ya, Dernek yönetiminden Hasan Akar'a, M. Necati Güneþ'e,Niksar Belediyesi'nden Ömer Bostancý'ya ve her an yanýmýzda olup her isteðimize anýnda çözümler üreten genç arkadaþýmýz Ulvi Gelbal'a, teþekkürlerimle birlikte saygý ve sevgilerimi iletirken, çoðumuzun bildiði Niksar Türküsünün ritmine katýlmanýz için sizleri bu türkünün dizeleri ile baþ baþa býrakýyorum. … Kalenin bedenleri/yar yar yar yandým Koy verin gidenleri/þinanay yavrum þinanay nay Ýpek bürük bürünmüþ/yar yar yar yandým Niksar'ýn fidanlarý/þinanay, yavrum þinanay nay DANÝÞMEND GAZÝ'NÝN ÝSTANBUL'U FETÝH ÜLKÜSÜ Necati YÜZGEÇ* Ýstanbul, bulunduðu yer ve güzelliðinden dolayý tarih boyunca alýnmak istenilen bir yer olmuþtur. Hz. Peygamber'in Hadis-i Þeriflerinde “Ýstanbul muhakkak fethedilecektir, onu fetheden kumandan ve askerleri ne güzel askerlerdir" buyurmasýyla Müslümanlarýn ideali haline gelmiþtir. Türk Milleti fethetmek istediði yere Kýzýl Alma diyorlardý. Avarlardan itibaren Ýstanbul Türklüðün Kýzýl Almasý olmuþtur. Ýslam ile þereflendikten sonra Hz. Peygamber'in müjdelediði asker ve kumandan olma düþüncesi Türklüðün bu Kýzýl almasýna dini bir hüviyet kazandýrmýþtýr. Türkler Anadolu'yu Malazgirt Zaferinden (1071) 1073 yýlýna kadar Ýstanbul önlerine kadar gelerek kýsa bir sürede fethetmiþlerdir. 1075 Yýlýnda Ýznik alýnarak Türkiye Selçuklu Devleti'ni kurmuþlardýr. Bu kýsa sürede fetih olayýnda Selçuklularýn Türk savaþ stratejisi olan keþif, yýpratma ve nihayet fethi 1015 yýlýndan itibaren aþama aþama gerçekleþtirmelerinin payý büyüktür. Bu yazýmda bizde Daniþmendname'de anlatýlan, yabancý kaynaklarda da bahsedilen Daniþmend Gazi'nin Ýstanbul'u fetih ülküsünden bahsedeceðim. Anadolu fatihlerinden ve Daniþmendli Devletinin kurucusu Daniþmend Gazi bu dini ve * Tarih Öðretmeni milli gayesini bir savaþ meclisinde þöyle ifade ediyor: 1 - "Evvela Kostantiniyye fethine gidelim" Kendisi Sývas, Tokat, Niksar, Amasya çevresini fethe koyulurken bazý kaynaklarda amcazadesi olarak gösterilen Kayseri Beyi Sultan Turasan Gazi'yi görevlendirmiþtir. Ancak Daniþmendlilerin destansý anlatýmý olan Daniþmendname'de bu fikri Turasan Gazi söylemiþtir. Prof. Dr. Necati DEMÝR, Sultan Turasan Daniþmendname'de Ýstanbul'un fethi konusunu ilk ortaya atan ve ordunun Ýstanbul'a giden koluna ko2 mutan olan þahsiyettir. diyor. Osman Turan, Turasan'ýn Süleyman Þah'ýn Antakya seferine çýkarken yerine naib olarak býraktýðý Ebu'l Kasým'ýn kardeþi, Kapadokya valisi Hasan Bey ( Tur-Hasan) ayný kiþi olabileceðini söylüyor. Ayný eserde Osman Turan , "Turasan ve Hasan Bey'e ait rivayetler ve Kayseri'den Ýstanbul istikametinde fetihlerde bulunmasý Birinci Haçlý Seferindeki tarihi þahsiyete uygundur ve Kayseri'den Ýstanbul'a kadar namýna mevcut 3 türbeler de destaný teyid eder." Turasan'ýn Ýstanbul'u fetih fikrini ortaya atmasý ve devamýndaki olaylar Daniþmendname'de þöyle anlatýlmaktadýr:"O gece orada konakladýlar. Sabah olunca gaziler Melik Daniþmend'in huzuruna çýktýlar, oturdular. Görüþ alýþveriþinde bulundular. Sordu "önce hangi tarafa gidelim?" Sultan Turasan söyledi "Önce Kostantaniyye'den tarafa gidelim. Atamýn mescidi oradadýr. Oraya varýnca imparatoru öldürüp tahtýna oturalým. Ýmparator ölünce cümle Rum vilayeti bi4 zim olur." Dedi. Daniþmend Gazi , Bizans üzerine gidecek ordunun ikiye ayrýlmasýný, kendisinin Tokat, Gümenek, Niksar, Canik ve Amasya üzerine gideceðini "yirmi bin askerle Sultan Turasan'ýn Ýstanbul tarafýna gitmesini söyler. Sultan Turasan yirmi bin er ile Ýstanbul tarafýna yola çýktý. Kara Togan ve Çaka'yý beraberinde 5 götürdü" "Kayseri'den Ýstanbul'a… Aradan yýllar geçer. Rumlar, bu iki kahramana "cazu" derler. Onlara göre ise "Koyun sürüsü ne kadar çok olursa olsun / On'a bir kasap yeter." Sultan Turasan Rumlarýn diliyle- Bizans Ýmparatoruna çok cefa6 lar eder. 45 Daniþmendlilerin bir hamlede Üsküdar ve çevresini fethetmesi bu milli ve dini gayenin sonucudur. Turasan Gazi önce Alemdaðý'nda bir kale yaptýrýp orayý askeri bir üs haline getirir. Bazý mahalli araþtýrmalarda sözü edilen kaleye ait hiçbir ize rastlanmadýðýndan, bu bilgi doð7 rulanamadýðý belirtiliyor. Prof. Dr. Necati DEMÝR, Daniþmendname ile tarihi bilgilerin uyuþtuðunu belirtiyor. Ýsmail Hami DANÝÞMEND'in naklettiðine göre Bizans tarihçilerinden Attalies'in "Historie" adlý eserinde" 7. Mihael devrinde Üsküdar Türkler için bir üs haline gelmiþtir" denmektedir. Turasan Gazi'nin elinde donanma olmadýðýndan dolayý askerlerini týpký Peçenek askerleri gibi at üzerinde Rumeli yakasýna geçirmiþ ve þiddetli akýnlar yapmýþtýr. Bu olayý tekrar yaþatmak için sultan Hamid devrinin son Paris elçisi Münir Paþa'nýn kardeþi (Cemil Bey) Harbiye Mektebi süvari öðretmenliðinde bulunduðu sýrada bütün talebesini yanýna alýp bu eski Türk hareketini aynen taklit etmiþ, 1910 tarihinde bir gün Rumeli Hisarýndan karþý yakaya at üzerinde geçmiþ ve Paris'te çýkan Ýllustration mecmuasýnýn 27 aðustos 1910 sayýsýnda buna ait bir makale ve resimler yayýnlanmýþtýr. Osmanlý tarihleri de bu olay üzerinde durmuþlardýr. Yine Ýsmail Hami Daniþmend'in naklettiðine göre, Hezarfen Hüseyin Efendi'nin Tenkýhüt Tevarih ve Mustafa Cenubi'nin Elilm Ezzahir adlý eserlerinde bu olay þöyle anlatýlýyor. "Sultan Tursan Anadolu içerisine hücum ederek istanbul'a yöneldi. Bir çok yer fethederek Ýstanbul kapýlarýna kadar ilerledi ve halkýyla mücadele etti. Ve orada Karadenize bakan ve Alemdaðý olarak isimlendirilen yüksek bir tepe üzerinde bir kale yaparak oraya yerleþti ve oradan Ýstanbul'a hücum ve yaðmalamalara baþladý. Bu da þimdi ziyaret edilmekte olup orada dualar okunmaktadýr. Cidden mübarek bir mevkidir." Osmanlý tarihçilerinden Hüseyin Hüsameddin Efendi, Amasya Tarihinde Emir Çavlý Beyin Turasan gazi ile Üsküdar'ýn fethine katýldýðýný ve Boðaz'dan geçen gemilerden vergi aldýðýndan bahseder, eserinin baþka bir yerinde "Bu Daniþmendli Hükümeti,kuruluþunun baþlangýcýnda Rumlarýn nüfuzunu Anadolu'dan tamamýyla ortadan kaldýracak derecede askeri kudret gösterdikleri inkar edilemez. Batý sýnýrýný Üs46 küdar'a kadar geniþleterek Boðazlardan geçen gemilerden vergi ve gümrük alan bu hükümetin nüfuzu sayesinde Türklerin Anadolu'yu ebediyyen vatan yapmalarý mümkün olabilmiþ, hatta Selçuklularýn Anadolu'da hakim olabilmeleri bunlarýn maddi yardýmlarý ile olmuþtur." Ýlk Haçlý ordusunun kurulmasýnýn en önemli sebebi Türklerin Üsküdar'daki durumu ve buradan Ýstanbul üzerine hücumlarýnýn etkili ol8 duðu belirtilmektedir. Daniþmendname'de Haçlý Ordusu komutaný ile Bizans valisi arasýnda þöyle bir konuþma geçmektedir:"Biz buraya þunun için geldik. Bu taraftaki iþleri yoluna koyup Ýmparatora gidelim. Ýmparator üzerinde bir düþman vardýr. Komutanlarýna Sultan Turasan derler. Ýmparatora çok cefalar yaparmýþ. Niyetimiz ona da yardým etmektir, derler. Ankara Valisi Kaytal þöyle der: "Kayseriyye'den Ýstanbul kapýsýna ne kadar þehir varsa hepsini harap etmiþler. ............Denizi de geçmiþler Ýstanbul'a varýp imparatorun askerlerini kýrmýþlar. ..........Ýstanbul'a varýp onlara yardým 9 edelim dediler." "Papa Yedinci Gregoire 1074 yýlýnýn 1 mart, 10 eylül ve 16 kanunuevvel (aralýk) tarihli mektuplarýnda Türklerin Ýstanbul üzerine yaptýklarý akýnlarla tahribattan çok acý bir lisanla bahsetmiþ ve ayný yýlýn 2 þubat tarihli mektubunda da Müslüman-Türklere karþý Bizanslýlara yardým meselesini ileri sürmüþtür. Nihayet Yedinci Gregoire'in ikinci halefi olan ikinci Urbain onun bu fikrini meþhur "Clarmont Konsili"nde kabul ettirmeye muvaffak olduðu için, ilk Haçlýlar 1096 tarihinde teþekkül etmiþtir. Bu vaziyete göre, Üsküdar merkez olmak üzere Boðaziçi'nin Anadolu yakasý ilk defa olarak 1073'ten 1096 tarihine kadar yaklaþýk 23 yýl Türk hakimiyetinde kalmýþ demektir. Osmanlý devrinde Üsküdar'ýn Ýstanbul'un fethinden 101 yýl önce 1352 tarihinde ikinci defa olarak fethi de bu ilk 10 Türk hakimiyetinin ihyasý mahiyetindedir. Daniþmedname'de Sultan Turasan'ýn ordusunun durumu Daniþmend Gazi'nin Rumlara ve Frengistan (Haçlý) komutanlarýna yazdýðý mektuba verilen cevapta belirtilmiþtir: "....Adýna sultan Turasan derler. Ýmparator onlarý peri11 þan etmiþtir." Sultan Turasan Alemdað önlerinde þehid olur. Alemdaðý'nda yaptýrdýðý kalede türbesi 12 vardýr ve burasý halkýn ziyaretgahý olmuþtur. Alemdaðý , Ýstanbul'un Anadolu yakasýnda, Ümraniye sýnýrlarý içinde bulununan tepe.Deniz seviyesinden 442 m'lik yüksekliðiyle Ýstanbul'un en yüksek 2. noktasýdýr. Anadolu'yu Müslüman yapan ve Türkleþtiren ilk devlet Daniþmentliler Devletidir. Daniþment oðullarý Bizans topraklarýna kadar sýzmýþlar. Alemdað' nýn üstünde bir kale yapmýþlardýr. Daniþment Gazi' nin arkadaþý Sultan Turasan Bizanslýlar'a karþý bu kalede çok defa savaþmýþ ve Anadolu'dan beklenen yardýmý alamayýnca burada öldürülmüþtür. Selçuklular Ýznik' e kadar gelmiþ, bu þehir alýnmýþ ve bu þehri ilk baþ13 kent yapmýþlardýr. Alemdaðýnda birkaç türbe bulunmaktadýr. Bu türbeler ile ilgili bilgiler þöyledir. Garip Dede Türbesi, Sultançiftliði Köyü'ndedir. DudulluAlemdað Yolu'ndan ayrýlan bir yol, bir km. sonra bizi köyün meydanýndaki açýk türbenin önüne getirir. Yokuþ olan bu yolun sol tarafýnda ve köþede Alemdað Orman Bölge Þefliði binasý bulunmaktadýr. Köy yolunda mevcut olan ve vaktiyle Sultan çiftliði Þeker Suyu'nun aktýðý dört çeþme de bugün kurudur. Ulu bir aðacýn gölgesinde bulunan açýk türbenin etrafý alçak bir duvar ve demir parmaklýk ile çevrilmiþtir. Þâhidesi yoktur. Toprak makberesinin üzerine dört mýsralý mermer kitâbe vardýr. Ýleri gelenlerinin beyanýna göre Garip Dede, çok eski bir mücahittir. Bunlar yedi kardeþ olup yedisi de bu civarda medfundur. Bunlardan biri Alemdaðý'nda bir kale inþa edip sonradan þehid olan Alemdar Baba'dýr. Diðer biri de Samandra Köyü'nde medfundur. Diðer ikisinin kabri ise bugün de mevcut olup Said Halim Paþa Çiftliði hudutlarý içinde, Sultan Murat veya Sultan Aziz Kasrý civarýndadýr. Diðer üçünün kabirleri meçhuldür. Bu ifade doðru ise Garip Dede, Tur-Hasan Bey'in kardeþidir ve burada þehit olmuþtur . Türbenin karþýsýnda kuru bir çeþme ve köyün camii bulunmaktadýr. Çeþmenin ayna taþýndan daha evvelki bir tarihte yapýldýðý anlaþýlmaktadýr. Þimdiki çeþme 1955 tarihlerinde yapýlmýþtýr. Cami ise yýðma taþtan inþa edilmiþ olup ahþap çatýlýdýr. Hiç bir yerinde kitâbesi yoktur. Mihrabý duvar içine gömülüdür. Minberi ahþaptýr. Abdest musluklarýndan Þeker Suyu akmaktadýr. Saðdaki minaresi taþtandýr. Alemdar Baba Türbesi ise , Hakimiyet-i Milliye Caddesi üzerindeki Kara Davut Paþa Camii'nin bu caddeye açýlan avlu kapýsý içinde ve ulu bir çitlenbik aðacýnýn altýndadýr. …Etrafý, beton duvar üzerine demir parmaklýkla çevrilmiþ olan, örfî sikkeli þâhidesi üzerindeki kitâbesi þudur: La ilâhe illallah Muhammedun resulullah Alemdar Ahmed Baba sene 1091 gurre-i Ramazan (Eylül 1680) Alemdar Ahmet Baba'nýn, Sultan IV. Murat'ýn alemdarý olduðu ve 1047 (1638) tarihinde açýlan Baðdat Seferi'nde Sancað-ý Þe14 rifi taþýdýðý rivayet edilmektedir. Bölge kaynaklarý farklý bilgiler veriyor. Bizce önemli olan Ýstanbul "KIZILALMA"sýný Tokat ve Niksar çevresi tarihi için önemli olan Daniþmendlilerin gündeme getirmesidir. Yazýma Malazgirt Zaferinin 900. Yýldönümünde Selçuklu Tarih ve Medeniyeti Enstitüsü tarafýndan Malazgirt Marþý olarak kabul edilen Niyazi Yýldýrým GENCOSMANOÐLU'nun mýsralarý ile son vermek istiyorum: ……………. Yiðitler kan döker, bayrak solmaya, Anadolu baþlar, vatan olmaya…. Kýzýlelmaya hey…. Kýzýlelmaya !!! En güzel marþýný vurmada mehter: Ya Allah…. Bismillah… Allahuekber Dipnotlar: 1 DANÝÞMEND,Ýsmail Hami; Tarihi Hakikatler,C:2,Sah.127 2 DEMÝR;Necati; Daniþmend Gazi Destaný, sah. 26) 3 TURAN, Osman; Selçuklular Zamanýnda Türkiye, sah.66-67 -130 4 DEMÝR;age s.50 5 DEMÝR;age s.51 6 kayserigundem.com 7 seyriistanbul.com 8 DANÝÞMEND ,age, sh 128-129 9 DEMÝR;age Sh. 248 10 DANÝÞMEND, age sh 129 11 DEMÝR;age sh.251 12 TURAN, age.sh.130 13 Uskudar-bld.gov.tr 14 Uskudar-beld.gov.tr 47 NÝKSAR VE DEPREM M. Necati GÜNEÞ* Doðal ve tarihi zenginliðin kaynaþtýðý, Hitit, Frig, Pers, Ýskender, Pontus, Roma, Bizans, Daniþmendli, Anadolu Selçuklu, Ýlhanlý, Beylikler ve Osmanlý dönemlerini yaþayan Niksar; tarih ve kültürle iç içe olan bir merkez olmuþtur. Daniþmendlilere uzun süre baþkentlik yapmýþ olan Niksar’da, Roma, Bizans, Daniþmend, Selçuklu, Ýlhanlý ve Osmanlý döneminden kalma pek çok eser bulunmaktadýr. Bunlardan bir kýsmý, þehrin tarih boyunca geçirdiði depremlerden önemli ölçüde etkilenirken, bir kýsmý günümüzde de amacýna hizmet etmektedir. Günümüze kadar gelebilen bu eserlerin çoðu hayranlýk uyandýrmakta ve kendilerine özgü ihtiþamlarýný korumaktadýr. Niksar, Canik daðlarýnýn güney eteklerinde, Kelkit ýrmaðýna karýþan Çanakçý çayý ve yan kollarýnýn aktýðý vadilerin taban ve yamaçlarýnda kurulmuþtur. Çanakçý çayý ile Maduru deresi arasýndaki ovaya hakim tepelerin üzerine de Niksar kalesi kurulmuþtur. Niksar tarihine baktýðýmýzda iki önemli konuyu iç içe görmekteyiz. Niksar, tarihi boyunca Akdeniz’i Karadeniz’e, Ýran’ý Ýstanbul’a baðlayan önemli ticari ve askeri yollarýn kesiþtiði noktada bulunmasýndan dolayý birçok medeniyete ev sahipliði yapýp, önemini muhafaza ederken ayný süreçte Kuzey Anadolu Fay Hattý’nýn Niksar’dan geçmesi nedeniyle bir çok kez deprem felâketine maruz kalmýþ, harap olmuþ; halkýnýn acý ve ýzdýrap dolu günler, yýllar yaþamasýna, yasa ve mateme boðulmasýna da tanýklýk etmiþtir. Niksarlý, deprem zulmünden çektiðini, düþman zulmünden çekmemiþtir. NÝKSAR’IN DEPREM TEHLÝKESÝ Türkiye deprem haritasý incelendiðinde, topraklarýmýzýn %92’sinin deðiþik deprem tehlikesi ile karþý karþýya olduðu, nüfusumuzun da % 95’inin bu bölgelerde yaþadýðý belirlenmiþtir. Kelkit vadisi boyunca, dünyanýn en önemli depremli kýrýk hatlarýndan birisi olan Kuzey Anadolu Fay Kuþaðý geçmektedir. Bu, birbirine * Eðitimci-Yazar 48 paralel ve verev pek çok fayýn bulunduðu, uzunluðu Biga yarýmadasýndan baþlayýp, Van’a kadar 1600 km.ye ulaþan, geniþliði bazen 12 km den fazla olan bir kuþaktýr. Bu önemli hat, Niksar’ýn depremselliðinde en önemli faktördür. Depremlerden, Niksar ile beraber Kelkit vadisindeki Erbaa ve Reþadiye’de en çok tahrip olan kazalardýr. Bu kuþak üzerinde de Niksar, tarih çaðlarý boyunca çok önemli depremlerin odak merkezi olmuþtur. Bu kuþakta en önemli alt kuþaklar “Ladik-Niksar-Bereketli Fay Kuþaðý”, “Hanyeri-Gökçebel Fay Kuþaðý”, ve “Kelkit Vadisi Fay Kuþaðý”dýr. Depreme sebep olan bu kýrýk hattýnda, kýrýðýn iki tarafýndaki arazi parçalarý (bloklar), birbirine ters yönde hareket etmektedirler. Kelkit vadisinin kuzeyindeki arazi bloðu doðuya doðru hareket ederken, güneyindeki kýsýmlar oransal olarak batýya doðru hareket etmektedirler. Yani, 1600 km’lik kýrýk hattý boyunca hareket doðrultu atýmlý sað yönlüdür. Kuzey Anadolu Fayý’nýn tarihi devirlerden beri, içinde biriktirdiði gizli enerjisinin zaman zaman serbest hale geçmesiyle sayýsýz depremler meydana gelmektedir. Bunlardan bir kýsmý afet halinde olup, yüz binlerce insanýn ölümüne ve yaralanmasýna, yerleþim yerleri ile tarihi ve doðal eserlerin tahribine veya yok olmasýna sebep olmuþtur. Niksar tamamen 1. derece deprem bölgesinde bulunmaktadýr. Niksar dolayýnda sýk deðil fakat magnitüdü büyük depremler oluþmaktadýr. Bunlar sýð odak derinlikli oluþlarý ve yapýlarýn depreme dayanýklýlýðýnýn yetersizliði nedeni ile de fazla hasar yapmaktadýrlar. Niksar’da bilhassa Ilýcak dere ile Tokat-Reþadiye yol kavþaðý arasýndaki alan, Reþadiye yolundan Ayvaz’ýn önüne doðru yolun her iki tarafýndaki yerleþim yerleri ve alüvyon üzerindeki yapýlaþmýþ alanlar, depremden en çok etkilenecek alanlardýr. NÝKSAR’IN TARÝHTE GEÇÝRDÝÐÝ DEPREMLER Niksar’ýn tarihte geçirdiði önemli depremlerden, son 2300 yýlda olanlar kitabelerden, yerli ve yabancý katalog ve kitaplardan, son 100 yýldakiler ise yerli ve yabancý gazete, bi- limsel yayýnlar, yaþlý kimselerle Bayýndýrlýk ve Ýskân Bakanlýðýnýn ilgili birimlerdeki dosyalarýndan alýnan bilgilerle derlenmiþtir. Ana Britannica’nýn verdiði bilgilere göre Anadolu’da gerçekleþtiði belirlenen ilk ve en önemli deprem MÖ. 330 yýlýndaki Niksar depremidir. Yine 344 ve 449 yýllarýndaki iki büyük depremde de Pontus ve Roma döneminden ayakta kalabilen birçok tarihi yapý da yýkýlýp yok oldu. Özellikle Pontus krallarýnýn yemin ederek taç giydikleri Anadolu’nun en büyük tapýnaklarýndan biri olan Men Pharnaku Tapýnaðý da 344’deki depremde yýkýlmýþtý. Niksar’da gerçekleþen depremlerden 1045, 1268, 1458, 1482 ve 1498 yýllarýndakiler çok büyük can ve mal kaybýna sebep olmuþ, hatta 1498 yýlýndaki deprem “Küçük Kýyamet” olarak tanýmlanmýþtýr.1668deki deprem se 8.0 büyüklüðünde olup tam bir afettir. 26 Aralýk 1939 Niksar-Erzincan Depremi Son yüzyýlda ülkemizde gerçekleþen depremlerin en þiddetlisi olan 26 Aralýk 1939 depreminin þiddeti XI, büyüklüðü 7.9 dur. Niksar’da depremin ivmesi 950 mm/sec²’i bulmuþtur. Bu afet Türkiye’nin her tarafýndan duyulmuþ, bütün Anadolu’yu sarsmýþtýr. Kýþýn en þiddetli günlerinde bölge halkýný vuran ve 32 962 kiþinin öldüðü bu felakettin ardýndan yurt çapýnda yas ilan edilmiþti. Bu depremde yaklaþýk 100 bin kiþi yaralanmýþ ve 116.720 bina yýkýlmýþtý. Yardým konvoylarý, soðukla da mücadele eden depremzedelere ancak iki gün sonra ulaþabildi. Bu depremin diðerlerinden iki önemli farký vardýr. Birisi etki alanýnýn geniþliði, diðeri þiddet derecesinin XI’e ulaþmasýdýr. Bu depreme sismik bakýmdan Kelkit Havzasý Depremi demek daha doðrudur. Bu deprem için merkez deðil bir hat mevzu bahistir. Uzunluðu 400 Km’ye varan bu hat NÝKSAR'DA SON 2300 YILDA MEYDANA GELEN Kelkit vadisini takip ederek batýya ÖNEMLÝ DEPREMLER doðru ilerlemiþtir. Kelkit Vadisi üzeTARÝH ÞÝDDETÝ ETKÝLENEN BÖLGE rinde büyük küçük birçok yer çatlaklarý ortaya çýkmýþtýr. Bazý yerlerde bu MÖ. 330 ? Niksar çatlaklar kilometrelerce uzadýðý gibi MS. 127 VI Niksar-Suþehri geniþliði de bir metreyi geçmiþtir. 335 VIII Niksar-Suþehri 1939 depremi müthiþ bir afet olmuþ344 ? Niksar tur. 345 VII Niksar 366 VI Niksar Deðerli araþtýrmacý ve Emekli Yazýn 449 ? Niksar Öðretmeni Sayýn Hami Karslý’dan aldý499 VIII Niksar-Suþehri ðýmýz Rahmetli babasý Kadir Karslý’nýn 506 VI Niksar arþivinden çýkan dönemin Ulus gazete1045 IX Niksar-Erzincan-Erzurum sindeki haberde 26 Aralýk 1939 depre1268 IX Niksar-Erzincan-Erzurum minin bilançosu veriliyor. 1458 X Niksar-Erzincan-Erzurum Niksar(Hususi) – Büyük zelzelede 1482 X Niksar-Erzincan-Erzurum maddi birçok zarar uðrayan kasaba1498 X Niksar-Tokat (Küçük Kýyamet) mýz koyu yeþillikler arasýndaki büyük 1598 VIII Niksar-Erzincan konaklarýný kaybetmekle kalmamýþ, 1668 XII(8.0) Niksar-Erzincan (Afet) Daniþmentliler zamanýndan kalma 1756 ? Niksar-Erzincan sekiz asýrlýk Camiikebir minaresi ile 1826 VII Niksar-Tokat-Erbaa üç asýrlýk bir ömrü olan Keþfi minare1873 VII Niksar-Þebinkarahisar si de bu uðurdaki fedailer arasýna ka1875 VII Niksar-Þebinkarahisar rýþmýþtýr. 1887 VI Niksar-Tokat-Erzincan Kasabamýzda yapýlan kat’i felâket 1890 VII Niksar bilançosu aþaðýda gösterilmiþtir: 1899 VI Niksar-Erbaa Kasaba ve köyler dahil: 1648 ölü, 1906 VI Niksar-Reþadiye 972 yaralý, 18409 hayvan ölüsü, 1913 VI Niksar 3065 yýkýlan ev, 1908 raporla yýkýla29.04.1923 VI(5.9) Niksar-Reþadiye cak ev. Bin beþ yüz hanelik Niksar’da 27.12.1939 XI(7.9) Niksar-Erzincan (Afet) yalnýz 88 eve saðlam raporu verilmiþ20.12.1942 X(7.0) Niksar-Erbaa (Aðýr ve Yýkýcý) 49 tir. Fotoðraf zelzelede zarar gören üç asýrlýk Keþfi minaresini göstermektedir. 1939’da meydana gelen bu büyük depremde Erbaa’da üç önemli yangýn hadisesi olmuþ, bu yangýnlarda dokuz kiþi hayatýný kaybetmiþtir. 1939 yýlýnýn son günlerinde yaþanan büyük Erzincan depremi, o günlerde pek çok þiire, türküye ve aðýta da konu oldu. O müthiþ zelzeleden bir gün evvel Erzincan’dan ayrýlan Zara’lý Aþýk Halil, bu elim hadiseden duyduðu derin teessürü bir türküsünde þöyle nidâ edip söylüyor: Bize ne olduysa Mevlâ’dan oldu, Gül yüzlü yavrular sarardý, soldu. Bize ne olduysa Mevlâ’dan oldu, Þikâyetim kimden, kime ne deyim. Men Pharnaku Tapýnaðý'nýn depremde yýkýlýþýný gösteren temsili resim (Ersal YAVÝ) Niksar’da kalmadý dikili bir taþ, Erbaa’yý sormayýn, döker kanlý yaþ. Tokat’ta geçirdi çetin bir savaþ, Þikâyetim kimden, kime ne deyim. 20 Aralýk 1942 Niksar-Erbaa Depremi 20 Aralýk 1942 depreminin kýrýk hattý ise, Niksar Ovasý’nýn kuzeyinde ve 1939 deprem hattýnýn 12 km kuzeyinde, kuzey 75° batý doðrultusunda Niksar’dan Erbaa’ya doðru devam etmiþtir. Bu deprem Niksar ilçe merkezinden baþka en çok Niksar’ýn batýsýndaki Buzköy, Efkerit, Delieminler köyleri ile daha batýda Erbaa ve Taþova’da da büyük hasar yapmýþtýr. Büyüklüðü 7,0 olan bu depremde 3000’e yakýn insan ölmüþ, yaklaþýk 6300 kiþi de yaralanmýþtý. Tarihi Eserlerin Korunmasý Tarihte meydana gelen bu depremlerle, Niksar kale surlarý, medreseler, cami ve hamamlarda önemli hasarlar meydana gelmiþtir. Kimisi tamamen, bir bölümü de kýsmen tahrip olmuþtur. 1939 depreminde Yaðýbasan Medresesi, Yaðýbasan Türbesi, Ulu Cami, Kolag Tekkesi, Çöreðibüyük Tekkesi, Kýrkkýzlar Türbesi, Kale surlarý, bazý tolaslar, vb. önemli hasarlar görmüþtür. 1942 depreminde de Niksar’da tarihi yapý ve binalar büyük tahrip görmüþ, çok sayýda can ve mal kaybý olmuþtur. Depremlerden önemli ölçüde hasar gören ata yadigarý bu eserlerin bir kýsmýnýn restorasyonu, onarýmý ve gelecek nesillere aktarýlmasý baþta Vakýflar Genel Müdürlüðü olmak üzere 50 Niksar Belediyesi, Kültür Bakanlýðý ve hayýrsever Niksarlýlar tarafýndan gerçekleþtirilmiþ ve bir kýsmýnýn restorasyonu da yine Vakýflar Genel Müdürlüðü ve Niksar Belediyesi tarafýndan devam ettirilmektedir. Depreme Karþý Önlemler Ülkemizde depreme karþý önlemler ilk kez 1939 depreminden sonra tartýþýldý; gazetelerde depremle nasýl yaþanmasý gerektiði yazýldý. Niksar Belediyesi de 1999 Gölcük ve Düzce depremlerinden çok önce 1991 yýlýnda dönemin Belediye Baþkaný Selahattin Hançer’in önderliðinde ilk deprem seminer çalýþmasýný yapmýþtý. Niksarlýlarý deprem ve afetlere karþý bilinçlendirmek üzere Niksar Belediyesi, A.Ü. Fen Fakültesi ve Deprem Araþtýrma Dairesi iþbirliði ve Prof Dr. Baki Canik, Oktay Ergunay, Rüçhan Yýlmaz ve Nejat Bayülke’nin katýlýmý ile 4 Mayýs 1991 tarihinde Niksar Deprem Semineri düzenlenmiþ ve Prof. Dr. Baki Canik’in editörlüðünde “Niksar Deprem Semineri” kitabý yayýnlanmýþtý. Ancak aradan geçen 15 yýldan sonra 29 Mart 2006 tarihindeki Güneþ tutulmasý olayý Niksar’da kargaþaya ve korkuya sebep olmuþ, bu güzel doða olayýný deprem söylentileri nedeniyle ne yazýk ki korkuyla yaþamýþtýr. Bir savdan öteye geçmeyen bu Güneþ tutulmasýnýn depremleri tetiklediðine iliþkin bilimsellikten uzak iddialar üzerine halkýmýz Güneþ tutulmasýný çadýrlarda bekledi. Bu korkunun yersiz olduðunu anlatmak için, Niksar Belediye Baþkanlýðýnýn daveti üzerine Prof. Dr. Naci Görür, Prof. Dr. Haluk Eyidoðan, Prof. Dr. Okan Tüysüz, Prof. Dr. Orhan Tatar ile Niksarlý Jeoloji Profesörü Baki Canik’ten oluþan bir ekibin katýlýmýyla 28 Mart 2006 akþamý Niksar Kapalý Spor Salonu’nda konuþmalar yapýldý. Özetle Niksar’ýn zaten aktif bir deprem bölgesi olduðunu, böyle bir bölgede bir depremin her an olabileceðini, güneþ tutulmasý sýrasýnda büyük depremlerin oluþtuðu varsayýmýnýn bilimsel verilerle açýklanmaktan henüz çok uzak olduðunu ifade edildi. ÇOCUK GÖZÜYLE DEPREMDEN ANILAR Türkiye’nin bu yüzyýlda yaþadýðý en þiddetli deprem olan 1939 Niksar-Erzincan depremi ile 1942 Niksar-Erbaa depremi hâlâ hafýzalarda. Çocukluklarýnýn en güzel günlerinde yaþadýklarý depremi anlatýrken sanki o aný tekrar yaþýyorlar. Ayvazönü Mahallesi’nden Adalý Faik Elmalý (1923-1984), Ada’da yaþadýðý depremi ve sarsýntýlarý, 1984 yýlýnda teyp kasetine kaydettiði hatýralarýnda þöyle anlatýyor: “Ada’da çalýþýyoh. Çiftçilik bir yandan, malcýlýk bir yandan. Otuz dokuz senesi kýþý idi. Gece yarýsý bi zelzele oldu. Goca bina, on beþe on beþ goca bina. O zaman yere indik be, goca binayýnan yere indik, dümdüz etti bizi. Allah esirgedi, hiç bi tane ölenimiz olmadý, sað salim çýhtýh. Yalýðýz, büyük evin altýnda kýrk baþ malýmýz öldü. Ula, tebdilimiz þaþtý. Valla zerre kadar korku yoh, yiðit zamanýmýz. Zelzeleden melzeleden gorhmuyoh. Emme daðlar, böyle arý gibi sýzýlýyo, Dönekse daðlarý. Havalar bi çeþit, göv gürler gibi bi gürültü geliyi boyuna, heç durmadan, zelzelenin zorundan hani ya. Boyuna sallýyý. Yay gibi gidip geliyi her taraf... Bu arada sabah oldu. Iþýdý emme boyna sallýyý gavat, ayahta durulacaðý yoh. Yere vuruyu adamý, hýrsý geçmedi zelzelenin bi türlü...” Karþýbað Mahallesi’nden Ömer Üstün(1925), 1939 depreminde 14 yaþýnda olduðunu söyleyerek, deprem gecesini anlatýyor: Depremde ben 14 yaþýndaydým. Depremi ben hiç duymadým. Biz ikinci kattaydýk. Babaannem ve bacým bir odada yatýyorduk. Babaannemin salâvat getirmesiyle uyandým. Birde baktým ki yýldýzlar görünüyor. Bizim ev yýkýlmýþ, gökyüzü görünüyordu. Ev tamamen çökmüþtü. Ýki oda arasýndaki çamdu direk vazifesi görmüþ, biz o boþlukta kurtulmuþtuk. Tabi hemen evin yanýndaki tolasýn üstüne çýktým. Baktým ki kimsecikler yok, ortalýk toz duman, karanlýk korktum. Tekrar eve gelerek örtünün altýna, yataða girdim. O þekilde beklerken yolda sesler peydah oldu. Kaymakam Pertev Bey, Karslýoðlu Ali Efendi’nin evinde kirada duruyordu. Onlar dýþarý çýkmýþtý. Sesleri duyunca bende dýþarý çýktým. O sýrada babam enkazýn altýnda kalmýþ: “Bizi kurtarýn” diye sesleniyordu. Annem ve üç kardeþim beraberlerdi. Balta aradým, bulamadým. Merteðin birine asýldým, çektim, kýrdým. Ýki tane de tahta söktüm oradan, babamlarýn çýkacaðý kadar boþluk oluþtu. Babam, iki kardeþimi o aralýktan verdi. Annemde çýktý. Ancak en küçük kardeþimin yattýðý beþiðin üzerine tavan bindiði için bir türlü bebeði beþikten alamadý. Benden býçak istedi. Ben de Kaymakam Pertev beyin oðlundan çakýsýný aldým ve babama verdim. Beþiðin altýndaki ipleri kesti ve çocuðu beþiðin altýndan çýkararak kurtardý ve bana verdi. Ondan sonra babam da çýktý. Daha sonra alt kattaki Hacý Sürekli’nin babasý Mustafa Sürekli’yi çýkardý. Yine alt kattaki diðer odada iki kocarý vardý, onlarý da kuþluk vakti çýkarttýlar. Bizim komþu Suiçmezoðlu Hayri Gürbüzer’in anne ve babasý ölmüþlerdi. Onlarda dört kardeþ ve Baba Duran evleri uçunca bizim bahçeye düþmüþlerdi ve kurtuldular. Bizim yakýn komþu Kamaloðullarý’ndan da iki kiþi öldü. Karþýbað’daki evlerin yarýsý yýkýlmýþtý. Çilhane Mahallesi’nden Sýdýka Erdem (1928) ise depremde evlerinin yýkýlmadýðýný ama çok korktuðunu þöyle anlatýyor: “1939’un yýlbaþýna hazýrlanýlýyordu. Halkevi’nde balolar yapýlacaðýný duyuyor, büyük bir heyecanla yýlbaþýný bekliyorduk. Gece sabaha karþý müthiþ bir sallantýyla uyandýk. Bir feryat ile ayaða kalktýk. Annem, babam, iki ablam ve küçük kýz kardeþim. Bacamýz gürül gürül yýkýldý. Bir feryat ile merdivenlerden el ele tutuþup aþaðýya indik. Yola çýktýk. Evimizin önünden Çanakçý Çayý akýyordu. Taþ köprü (Çilhane Köprüsü) yýkýlacak diye korkudan karþýya geçemiyor, orada bekliyorduk. Zeytindibi’nde oturan Orhan Bayrakçýoðlu (1927), depremin hemen ardýndan evlerinin karþýsýnda bulunan artýk kullanýlmayan mezarlýða geçtiklerini söyledikten sonra o gece her taraftan gelen seslerden çok etkilendiðini söylüyor: 51 “Aðlaþanlarýn, çýðrýþanlarýn haddi hesabý du. Daha sonra Pazaryeri’ndeki cenazeler arayoktu. Özellikle Hanegâh’ta ve Bengiler’de balarla götürüldü. Þakþak Mezarlýðý’na ve diferyatlar figâna karýþýyordu. Ayný zamanda her ðer mezarlýklara gömülmüþler. yönden ama özellikle Tepe Mahalle’den sabaTurgut Özeke, anýlarýnda enkaz altýnda kaha kadar sürekli ezanlar okundu.” lanlarý kurtarmak için gelen askerleri ve yaraMaduru Mahallesi’nde oturan Sabri Yülýlarýn durumlarýný anlatýyor: cer(1927): “Yardým için askerler bile birkaç gün sonra “Depremle birlikte biz dýþarý çýkmaya zorlagelebildiler. Gelen askerler, yýkýlan evlerin alyýnca annem; “Kýmraman kýmraman, birbirinitýndan yaralý ve cesetleri çýkarýyorlardý. Yaralýze sarýlýn. Depremin yeline uðrarsýnýz” dedi. larý Tokat Devlet Hastanesine sevk ediyorlardý. Bizi dýþarý çýkartmadý. Bu sýrada depremin Niksar da hastane yoktu sadece bir dispanser uðultusu ile dýþarýdakilerin sesi birbirine karývardý. Ancak o günlerin þartlarýna göre yapýlan þýyordu. Ortalýk biraz sakinleþince biz de aþatedaviler yetersizdi. Fazla yarar gören olmadý ðýya inerek, bahçedeki dut aðacýnýn dibinde ve çoðu insanlar öldüler.” toplandýk. Çocukluðu Taþra Mahallesi’nde geçen Nimet Buhan(1930)’da deprem aný ile ilgili ayný ifadeleri kullanýyor: “Bir gürültüyle uyandýk ki ev silkeleniyor. Korktuk, ayaða kalktýk. O anda babam ellerini kapýnýn iki yanýna koyarak, bizim çýkmamýza engel oldu ve: “Kalkman kalkman, sakin olun, zelzele oluyor, yeline uðrarsýnýz. Böyle sarsýldýkça düþersiniz, oturun” dedi. Biz de oturduk ve sabaha kadar da evden çýkmadýk. Gökçeli(Lâdik) 'de 1939 Depreminde Yýkýlan Bir Ev Deprem telâþý ile o anda sadece dýþarý çýkmayý düþününler ise çocukDereçay Mahallesi’nden Mehmet Cevahirlarýný evde unutabiliyor. Dereçay Mahallecioðlu(1927) ise Pazaryeri’nden ve diðer yersi’nden Durmuþ Ýpekçi(1926) anlatýyor: lerden alýnan cenazelerin götürülüp yýkanmaGece babamýn sesiyle uyandým; “Mine, larýný ve gömülmelerini anlatýyor: kalk deprem oluyor” diye anneme baðýrýyorEnkaz altýndan çýkarýlan yaralýlar Pazaryeridu. Salâvat getirerek kalktýlar. Annem bizi de ne getiriliyordu. Köprüden Müftülüðe kadar kaldýrdý. Hemen bahçeye indik. Altý kardeþtik. yaralý doluydu. Yaralýlar Pazaryeri’nde toplaEn büyükleri bendim ve 13 yaþýnda idim. En nýrken, cenazeler Çöreðibüyük’ün üstündeki küçüðümüz Aliye(Sami Tüzemen’in eþi) ise beboþlukta(þimdiki Pancar Kooperatifinin olduðu þikte idi. Annem birden feryada baþladý; “Kýyer) toplanýyor ve gasilhanede yýkanýyordu. zým, Aliyem evde, beþikte kaldý, ne olur kurtaCenazeler orada toplandýðýndan Zeytindirýn” diye baðýrýyordu. Babam hemen eve girebi’nden itibaren aðýr bir koku vardý ve oraya rek kardeþimi de getirdi. Babam daha sonra yaklaþmak imkânsýzdý. Ancak cenazeleri yýkaevden yataklarý ve yorganlarý getirdi, serdi ve yanlar ve gömenler mecburen çalýþýyorlardý. biz yattýk. Orada yýkandýktan sonra Þakþak Mezarlýðý’na Sýdýka Erdem, deprem gecesinin sabahý, götürülerek tek tek deðil, topluca kireçlenerek Pazaryeri’nin o karmaþýk halini anlatýyor: gömülüyorlardý. En çok zayiat Karþýbað, Ha“Nihayet acý zulüm sabahý ettik. Sabah negâh, Ýsmetpaþa, Cedit ve Bengiler’de oldu. olunca artýk yaralýlar ve cenazeler arabalarla Kaleiçi’nde, Ulucan’da, Melikgazi’de ve DerePazaryeri’ne getirilmeye baþlandý. Her tarafta bað’da pek zayiat yoktu. aðlaþanlar, feryat edenler, çaresizlikten dövüCedit Mahallesi’nden Selâhattin Kalelioðnenler vardý. Ortalýk yaralý ve cenazelerle dollu(1926)’da bu anlatýlanlarý onaylýyor ve Þak52 þak Mezarlýðý’nýn yerinin önceden kendilerinin olduðunu söylüyor: “Pancar dairesinden Ziraat dairesine kadar teneþirler sýralandý, cenazeler orada yýkandý. Þakþak Mezarlýðý’nda da gömüldü. Þakþak’ýn yeri bizim yani Kalelioðullarýnýn arazisi idi. Belediye depremden dört beþ sene önce orayý istimlâk ederek mezarlýk yapmýþtý.” Hanegâh'ta Bir Deprem Çadýrý ve Aile Efradý Sabri Yücer, Þakþak arazisinin (Düldül - Þimdiki Daniþment Gazi Lisesi'nin Olduðu Yer önceden Kalelioðullarýnýn oldu939 depremi sonrasý) ðunu doðruluyor: “Þak Þak arazisi daha önceladý. Yardým olarak Sarý-kýrmýzý renkli toz þeden Kalelilerin arazisi idi. Belediye, 1935 veya ker, bir kaç kangal sucuk ve giyecek daðýttýk1936’da 25-30 dönümlük bu araziyi 60 Liraya larýný hatýrlýyorum. istimlâk etti, sonra da mezarlýk haline getirdi. Karþýbað Mahallesi’nden Sadâkat ÖzdeDepremde birkaç yýllýk, yeni bir mezarlýktý.” mir(1928), deprem de Ayvaz’a niçin ve nasýl Deprem günü sabah olunca Belediye Baþtaþýndýklarýný anlatýyor: kaný Hakký Taþdelen(Tahmiscioðlu), halkýn en “O büyük depremde babam Nuri Sakarya, önemli ihtiyaç maddelerinden olan ekmeðin Geyran(Yazýcýk)’da öðretmendi. Orada enkaz üretimi için faaliyete geçer. Emekli Yazýn Öðaltýnda kalmýþ, köylüler zorlukla kurtarmýþlar. retmeni, deðerli Araþtýrmacý Hami Karslý, aile Biz Karþýbað’daki evimizde oturuyorduk. Evibüyüklerinden dinlediði bu olayý naklediyor: miz yýkýldý. Evlerde su yok, ne yapalým. Ev oca“O dönemde Niksar Belediye Baþkaný olan ðý, sandýðý sepeti býraktýk, su var diye Ayvaz’a Hakký Taþdelen, deprem sabahý Niksar’ýn eþtaþýndýk. Ayvaz’da panayýr dükkânlarý vardý. raflarýndan Ali Rýza Karslý’nýn Karþýbað’daki Bu dükkânlarýn her birine bir komþu oturduk. evine gider. Ali Rýza Karslý ve aile efradý da Bayaðý aile vardý, aileler genellikle Karþýbahçede çadýr kurmuþlardýr ve neler yapabilebað’dandý. Ortalýk sakinleþince mahallemize ceklerini tartýþmaktadýrlar. Reis Bey, Ali Efendöndük ve evimizin bahçesine çadýr kurduk.” di’ye: “Tokat’taki un fabrikasýnýn sahibi senin diyor ve devam ediyor: yakýn arkadaþýn. Nasýl yaparsan yap, un teda“Karþýbað’da yardýmlar geldikçe fakirlere, riki iþi sana düþüyor. Sen unu getirene kadar yoksullara pastýrmalar, sucuklar, beyaz çarþý ben de iki fýrýný tamir ettireceðim” der. ekmekleri vs. her þey veriyorlar ama bizim baAli Rýza Karslý derhal iki at arabasýný Tobamýz öðretmen diye bize vermiyorlardý. Bizim kat’a doðru yola çýkartýr ve Tokat’tan un getirgözümüz kalýyor, canýmýz gidiyordu o beyaz tir. Unlar gelene kadar fýrýnlarda tamir olmuþçarþý ekmeklerini görünce. Onlar pastýrmalarý tur ve o günün gecesi halka sýcak ekmek verilközlüyorlar, piþiriyorlar, mis gibi kokuyor, bemeye baþlanmýþtýr.” yaz çarþý ekmeðiyle yiyorlar, biz de ev ekmeðiTurgut Özeke, halkýn gýda sýkýntýsý çektiðini ne talim ediyorduk.” diyerek, çocuk gözüyle ifade ediyor: bu eþitsizliðe isyan ediyor. Þehirde yiyecek sýkýntýsý baþlamýþtý. Çünkü Sabri Yücer, depremden sonra günlük habütün yiyecekler enkaz altýnda kalmýþtý. Günyatý anlatýrken önce çadýrlarýn yapýldýðýný söydüzleri erkekler enkaz altýndan bir þeyler çýlüyor ve devam ediyor: karmaya uðraþýyorlardý. Her bulunan yiyecek “Deprem gecesini dýþarýda geçirdikten sonve giyecek aile arasýnda bayram havasý yarara büyüklerimiz tütün cereklerinden iskelet týyordu. Komþular ise kim ne çýkarabildi diye oluþturmuþ, cecim ve kilimleri de onlarýn üstübirbirlerine soruyorlardý. Bu arada Kýzýlay’dan ne örterek çadýr yapmýþlardý. O günden sonra o günün þartlarýna göre yardým gelmeye baþailecek o çadýrlarda kalmaya baþladýk. Büyük 53 Ýsmet Ýnönü Niksar'da çadýrlarda önce toplu olarak yatýlýrken, zamanla çadýr içinde perdeler gerilerek odalar oluþturulmuþtu. 1942 depreminden sonra ise hemen barakalar kurulmuþtu. “Zelzele Ustalarý” dediðimiz ustalar bu barakalarý kýsa sürede kuruyorlardý. Evlere girmeye korkuyorduk. Çünkü günde 10-15 belki de daha fazla deprem oluyordu. Akþamlarý bir araya gelinir, sohbetler edilir, topluca namazlar kýlýnýrdý. Taþlarla oluþturulan ocaklarda ateþler yakýlýr, kazanlarda çorbalar, yemekler piþer, saclarda ekmek yapýlýrdý. Topluca kalabalýk bir þekilde yemekler yenilirdi. Cedit Mahallesi’nden Muazzez Lüleci (1933) ise çadýrý þöyle anlatýyor: “Depremden sonra Kalelilerin Þavký Efendi’nin bahçesine çadýrlar kuruldu. Tabii adý çadýr, herkes evinden yeni eski kilim çul ne bulduysa getirdi, uzun bir çadýr kuruldu. Ýçine üç tane soba kuruldu. Çadýrda on sekiz yirmi kiþi vardýk. Çünkü iki yatak uc uca seriliyor, ortasýnda uzun yastýklardan oluyordu. Ýki yatakta ikiþer üçer kiþi, toplam beþ altý kiþi ayný yastýða baþ koyuyordu.” Tabii çadýrlardan sonra barakalar yapýlýyor ama barakalarda da karýþýklýklar oluyordu. Yine Cedit Mahallesi’nden Arife Lüleci, 1942 depremindeki bir baraka hatýrasýný anlatýyor: “Bir de yukarý evde fasýlalý iþ var. Þimdi herkes oraya toplanmýþ. O barakaya. Bi de bi ýþýklar sönmüþ. Namazý kýlmýþ bu Feriha Haným, her zamanki yerine yatmýþ þöyle. Yattým ama diyi, kim olduðunu bilmiyom, hep iç içe yatýyolar. Bi de bahtým ki diyi birinin yüzünde sakal var, benim ki deðil, yabancý. Anaa… Daha dururmusun, kaçtým oradan diyi.” 54 Kýlýçarslan Mahallesi’nden Ali Agat(1930), evlerinin iþlevini ve çadýrlarý anlatýyor: “Depremden sonra bizim ev mahallenin aþ evi oldu. Bizim ev müsait olduðu ve alt katta ocaktan fýrýna tüm teþkilât olduðu için mahallenin yemekleri hep bizim evde piþti. Bizim ekmek fýrýný hiç sönmüyor, sürekli ekmek yapýlýp, piþiriliyordu. Evimizin önü ve özellikle yan tarafý müsait olduðu için Eski Cezaevi’nin yerine büyük çadýrlar kuruldu. Erkeklerin çadýrý Halkevi’nden tarafta, kadýnlarýn çadýrý bizim evin tarafýndaydý. O zaman Müftü Sait Hoca, Hükümet Erkâný’ný orada toplamýþtý. Mülkî amirler hep oradaki çadýrlarda kalýyorlardý. Halkevi’nden Radyoyu getirmiþlerdi. O radyo sürekli çalýyordu. Bizim orasý çadýr kent gibiydi.” 1942 depreminde Çilhane Mahallesi’nde oturan Mustafa Alkan, çadýrlardaki gece sohbetlerini þöyle anlatýyor: “Mahalle büyükleri ve din bilginleri geceleri sohbetler yaparak halkýn maneviyatýný taze tutarlardý. Bu sohbetlere biz çocuklar da katýlýrdýk. 1942 yýlý deprem gecelerinde hoþ sohbetler sonucunda büyükler biz küçüklere çeþitli sorular sorarak bizleri sýnavdan geçirirlerdi. Okuduklarý kitaplarýn çoðu kahramanlýk destanlarýydý. Melik Gazi’nin kitabýný(Daniþmendname) Çilhane Camisinin imamý olan Zinnuri Hoca, Battal Gazi’nin kitabýný(Battalname) mahallemizin bir büyüðü okur, halka anlatýrdý. Peygamberimizin hayatýný(Siyer-i Nebi) yine bir baþka din adamý anlatýrdý. Ayrýca Eba Müslim’in hayatýný konu alan kitabý da yine bir baþka kimse okurdu.” Yine 1942 depreminde Ayvazönü Mahallesi’nde oturan Hatice Küpeli(1926) akþamlarý barakalardaki yaþantýyla ilgili þunlarý söylüyor: “Ýkinci zelzele birinciye göre daha hafifti. Akþamlarý kadýnlar bir barakada, erkekler bir barakada toplanýyor, millet iç içine, þaka þamata eksik olmuyordu. Kadýnlar kabak mabak piþiriyorlar tepsiylen, erkeklerde onu çalýyor, götürüp saklýyor, þaka ediyorlardý. Ýnsanoðlu arsýz oðlum. Ne kadar deprem de olsa insanoðlunun neþesi eksik olmuyor.” Taþra (Melikgazi) Mahallesi’nden Ayþe Demirel(1913) zelzele ustalarýný anlatýyor: “Saðdan soldan eli keser tutan, bi mýh çakan usta oldu, geldi, Niksar’a daðýldý. Bunlara “Zelzele Ustasý” diyorlardý. Bizim Mustafa Efendi, onlara Otuz liraya mý ne -o zaman fazla para yoktu ki- bizim yýkýlan evin yerini kabala verdi. Ustalar eyi kötü mýh çaktý, çatýyý çattý, bi kapý taktý, al sana ev. Bizi soktu içine gitti herif. Ýster üþü, ister don. Ýþte, bize bi ev yaptý.” 1939 depreminde Hanegâh Mahallesi’nde oturan Salih Özden(1926), o dönemde çok iyi ustalarýnda olduðunu söylüyor ve baþlýyor anlatmaya: “O zaman Hanegâh’ta, eski evde duruyoruz. Evimiz üç katlý. Depremde üst katlar otuz santim kaymýþ. Bina eðri duruyor. Depremden sonra ustalar getirildi ama hiç biri düzeltmeye yanaþmadý. En son Þýhlar Köyü’nden Geritli Mustafa Usta geldi. Çok büyük ustaydý. Bizim binanýn altýný boþalttý, eðretiye aldý. 24 amele, 6 balyoz, 6’da araba urganý istedi. Evin duvarlarý kerpiç, çatýda kiremitler duruyor. Alt katta iki yöne þakülü taktý. Bana da düdük verdi. Bu þakül duvara deðince düdüðü çalarsýn dedi. Ve evi çektirmeye, balyozlatmaya baþladý ve kýsa sürede eve hiç zarar vermeden evi düzeltti. O tarihlerde ve sonrasýnda da Belediye teknik iþlerde hep bilirkiþi niyetine ona danýþýrdý.” 1939 depreminde Cezaevindeki mahkûmlar serbest býrakýlmýþlardý. Hatice Küpeli evlerine giden bu mahkûmlarla ilgili hatýrasýný þöyle naklediyor: “Ýlk depremde ben enkaz altýnda kalmýþtým. Üzerime hatýl düþmüþ, üst kat, kiremitlik hep üstümde, ben hareket edemiyorum, sanki dilim boðazýma akmýþ konuþamýyorum. Neyse kardeþcuðazým geldi kurtardý beni. Annem: “Bizim ev yýkýldý, komþular Beðlerin Evace Haným’ýn evinin büyük avlusunda toplanmýþlar, biz de oraya gidelim” dedi. Beni zorla yukarýya çýkarttý. Ben sýcaðý sýcaðýna bir þey hissetmiyorum. O sýrada bahtýk ki köylüler bahçeden bahçeye geçerek gidiyorlar. Annem dedi ki: “Oðlum, siz nesiniz, kimsiniz?” Onlarda: “Nene nene, biz cezaevindeydik. Mapisane üzerimize yýkýlýr diye mapisaneyi boþalttýlar, bizleri de köylerimize gönderdiler. Köyümüze gidiyoruz” dediler. Annem de: “Þu kýzýmý sýrtýna alabilirmisin, yürüyemiyor” dedi. Neyse bir tanesi beni sýrtlandý, Beðlerin avlusuna býraktý ve köyüne gitti.” Depremde okul binalarý da hasar görmüþtü ve geçici olarak deðiþik yerlerde eðitim verilmiþti. Mehmet Cevahircioðlu anlatýyor: “Okullar bir aydan fazla kapalý kaldý. Daha sonra saðlam emanet barakalarda eðitim öðretim tekrar baþladý. Biz 1,2,3 ve 4. sýnýflarý Ulucan’da okumuþtuk. Beþinci sýnýfý Gaziahmet’te okurken deprem olunca Zekeriya Kefeli’lerin evine taþýndýk ve beþinci sýnýfý orada okuduk. Deðiþik yerlerde uygun ev ve binalarda okullar devam etti.” Kale surlarýnýn yýkýlýþýný Maduru Mahallesi’nden Durmuþ Kara(1917) anlatýyor: “Maduru’da derenin üzerinde, Kale’nin karþý yamaçlarýnda eski bir evimiz vardý. Bizde orman askerleri vardý. O gece onlarý biz davet etmiþtik. Yedik, içtik, yattýk. Alttan bir gürültü oldu, önce alttan yukarý, sonra saða sola sallandý. Kale gümbür gümbür geliyordu. Surlar üzerimize doðru yýkýldý.” Cedit Mahallesi’nden Prof. Dr. Baki Canik’te kale surlarýnýn yýkýlýþý ile ilgili olarak: “Kale surlarýnýn Maduru’ya doðru yýkýlýrken bir evi önüne katýp, sürüklediðini çok iyi hatýrlýyorum” diyor. 1939 depreminde Ulucan’daki söylentiyi ve Ulu Cami’nin büyük hasar gördüðünü Nimet Buhan anlatýyor: “Biz Ulucan’da okurken talebeler arasýnda bir söylenti çýkmýþtý. Þube, surlar ve kale yýkýlacak, Maduru’ya uçacak, deprem olacak diye. Hakikaten on beþ gün sürmedi, surlar yýkýldý, Maduru’ya uçtu. Ben okulda bunlarý duyunca evde anneme söylemiþtim, annem de: Allah’ýn iþine karýþýlmaz, inanma onlara demiþti. Sonra Ulu Cami’nin minaresi o gece yýkýldý” Hanegâh Mahallesi’nden Zeki Ahýska(1926)’da Ulu Camii ile ilgili olarak anlatýyor: “Depremde Ulu Cami’de zarar görmüþ ve ibadete kapatýlmýþtý. Daha sonra seferberlikte depo olarak kullanýlmaya baþlandý. Harman zamaný hasattan alýnan % 5-10 ürün burada depolandý ve buradan ihtiyacý olan halka daðýtýldý.” Dönemin Cumhurbaþkaný Ýsmet Ýnönü’de 1939 ve 1942 depremlerinden sonra iki defa Niksar’a gelmiþti. Sabri Yücer, Ýsmet Ýnönü’nün geliþiyle ilgili þunlarý söylüyor: 55 “Ýsmet Ýnönü Niksar’a iki defa geldi. Birincisi ’39 depreminden yaklaþýk bir ay sonra, ikincisinde ise ’42 depreminden hemen sonra idi. Ýkinci geliþinde, Çöreðibüyük’ün altýnda Ziraat Dairesi’nin olduðu yerde yeni yapýlan at tavlasý gezdirilmiþti. O yýllarda Kuz Santral Caddesinde oturan Yüksel Altuner(1936), Ýsmet Ýnönü ile ilgili sonradan öðrendiði bir anýyý naklediyor: “Devrin Cumhurbaþkaný Ýsmet Ýnönü, depremden sonra hasar gören deprem bölgelerini ziyaret etti. Bu arada Niksar’a da geldi. Niksar ileri gelenleri karþýladýlar. Dayým Karslýoðlu Mustafa Özdemir, o zaman sanýrým Halk Partisi ilçe baþkaný.. Kasaba adýna dert ve dilekleri Cumhurbaþkanýna anlatmak üzere seçiliyor. Bu arada tembih de ediliyor; “Zor duyar. Yüksek sesle anlat” diye. Dayýmýn sesi gürdü. Birde yüksek sesle konuþ deyince iyice baðýrýyor… Þu yok, bu yok diye baþlýyor anlatmaya… Bir süre dinledikten sonra Ýsmet Ýnönü; “Çok konuþuyorsun sen” diyor. Dayýmý dýþarýya çýkarýyor. Dayým bu olaydan sonra siyaseti falan býraktý. Bir anlamda küstü. Bir süre sonra Demokrat Partiden Milletvekili olunca, “Þu Allah’ýn iþine bak. O beni odadan çýkardý ama sonradan ikimizi ayný odada birleþtirdi.” derdi” Orhan Bayrakçýoðlu, Ýsmet Ýnönü’nün Niksar’a geliþini çok iyi hatýrladýðýný söylüyor: “Ýsmet Ýnönü depremden sonra bir hafta bile olmadan, sýcaðý sýcaðýna Niksar’a geldi. Ýkindiden itibaren halk Çöreðibüyük’te toplanmaya baþlamýþtý. Ýnönü geldiðinde akþamýn alacakaranlýðý olmuþtu ve muazzam bir kalabalýk O’nu karþýladý. Bizim mahalle olduðu için bizde gitmiþtik. At tavlasýnýn önüne geldi, halký selamladý ve at tavlasýna girdi. Biz dýþarýdan seyrediyoruz. Ýçeride Niksarlýnýn dileklerini arz eden Karsloðun Hacý Mustafa Efendi kýsa bir sürede dýþarý çýktý. Sonra Ramiz Hoca (Demir Aybak’ýn dedesi) içeri girerek Niksarlýnýn dileklerini arz etti. Ben bir ara tavlanýn arkasýna dolaþtým. O sýra Ýnönü’de o tarafa geldi. Bir de ne göreyim, ufak tefek bir adam. Ben O’nu heybetli birisi olarak hayal ediyordum.” Yüksel Altuner deprem tedirginliðinin yýllarca devam ettiðini þöye anlatýyor: “Yýllar sonra, Ýstanbul’da Sofular’da bir Tokat Yurdu açýlmýþtý. Bir gün Ýstanbul’da deprem oldu. Yurttaki bütün öðrenciler kendilerini sokaða dar attý. Etraftan pencereden sakin sakin bakanlar vardý. Tokatlý öðrencilerin bu ta56 bansýzlýðýna þaþýp kalmýþlardý. Tabii onlar bu çocuklarýn çektiði acýyý çekmediler ki. Çocukluðumda, sýk sýk olan bu depremlerden sonra “Kelime-i Þahadet” getirmek sanki depremin simgesi olmuþtur. Otururken, çalýþýrken ya da yemek yerken bir deprem olsa, Niksar insaný derhal “Kelime-i Þehadet” getirir… Bir yandan; “Eþhedü en la ilahe illallah ve eþhedü enne Muhammeden Resulalllah !” der, bir yandan da kendimizi kapalý alanlarýn dýþýna atardýk… Allah bir daha o günleri göstermesin.” KAYNAKLAR ve KAYNAK KÝÞÝLER Baki CANÝK; Niksar’ýn Jeolojisi, Deprem Tehlikesi ve Tarihte Geçirdiði Depremler, Niksar Deprem Semineri, Bildiriler, s.11-24, Ankara 1992 Selahattin HANÇER; Niksar Deprem Semineri, Bildiriler, s.5, Ankara 1992 Yüksel ALTUNER; Kasabamda 1942 Depremi, Yeþil Niksar Gazetesi, 4 Þubat 2009 Hami KARSLI; Niksar Tarihi Kronolojisi (1919 Yýlýna Kadar), www.hamikarsli.com Ersal YAVÝ; Tokat, s.135, Ýstanbul 1986 Kemal ERKMAN; Sismoloji(Sèismologie), Meteoroloji, Sismoloji ve Mýknatýs Rasatlarý (1939 Ekim, Kasým, Aralýk), Ýstanbul Kandilli Rasathanesi, M. E. Basýmevi, Ýstanbul 1945 Ramazan DEMÝRTAÞ-Rüçhan YILMAZ; Türkiye’nin Sismotektoniði Orhan TATAR; Niksar ve Çevresinin Depremselliði AnaBritannica, Deprem, cilt:7, sayfa:156, 1987 Ýstanbul www.erbaasivilsavunma.gov.tr Turgut ÖZEKE (Hanegâh Mah.-1935); Baki CANÝK (Cedit-1936); Faik ELMALI (Ayvazönü- 1923); Ömer ÜSTÜN (Karþýbað- 1925); Sýdýka ERDEM (Çilhane-1928); Orhan BAYRAKÇIOÐLU (Zeytindibi1927); Sabri YÜCER (Maduru-1927); Nimet BUHAN (Taþra-1930); Durmuþ ÝPEKÇÝ (Dereçay-1926); Mustafa ALKAN (Çilhane-1928); Hatice KÜPELÝ (Ayvazönü-1926); Mehmet CEVAHÝRCÝOÐLU (Dereçay-1927); Selahattin KALELÝOÐLU (Cedit-1926); Sadakat ÖZDEMÝR (Karþýbað-1928); Muazzez LÜLECÝ (Cedit-1933); Arife LÜLECÝ(Cedit-1936); Ali AGAT (Kýlýçarslan-1930); Ayþe DEMÝREL (Taþra1913); Salih ÖZDEN (Hanegâh-1926); Durmuþ KARA (Maduru- 1917); Zeki AHISKA (Hanegâh-1926); Hami KARSLI (Karþýbað-1941) GÖTÜRÜR 19 MAYIS Duramam burada koþarým san, Beni benden alýp bir el götürür. Hayâl etmek bile vuslattýr bana , Ruhumu bedenden bir "gel"götürür. Bir güneþ doðdu Samsun'a, Batmayacak bir güneþti. Ýstiklali Türk yurduna, Atatürk armaðan etti. Baharda bahçeler çiçek bezenir, Bütün sitemleri bir gül götürür. Yazdan sonra hazan mevsimi gelir, Kuru yapraklarý bir yel götürür. On dokuz Mayýs'tý gülen Türk'ün tarihi kaderine. Anadolu'da þahlanan at, Kanatlanýr gökyüzüne. Savrulmuþ göklere çil çil yýldýzlar, Beni o diyara bir çöl götürür. Külümü savurur deli rüzgârlar, Beni Ummanlara bir sel götürür. Topyekün millet uyandý, Boyun eðmedi esarete. Anadolu ebedi vatandý, Bu kutlu asil millete. Okyanus içinde ýssýz bir ada, Beni isyanlara bir dîl götürür. Koridorun sonunda sessiz bir oda, Bütün hülyalarým bir dil götürür. Her on dokuz Mayýs'ta, Yürekler çarpar milletçe. Gençler yeni bir umuda, Koþacaklar hep birlikte. Duran TURHAN Ebubekir TAHIROÐLU KAPATMAYIN AÇIK GÝTSÝN Cýrcýr böcekleri ötmeye baþlayýnca Çekirgeler zýplayýnca Tarlalar sararýnca Yani anýz basýnca Bir göçmen kuþ misali Kanatlanýrsýn be Kuzum Her Aðustos baþýnda Her yýl bu vakitler Hüzünler derdirirsin bize Bana gam keder döktürürsün göz pýnarlarýmdan Gitmen gerekiyor bilirimde Gün evvelinden hazýr beklerimde Yine de kabullenemem bir türlü Bir yýkým yapýyor bu vakitler bende Son dakikaya kadar Ne sen bahsedersin gideceðinden Ne ben açarým lafý bu yönden Biliriz ki yýkýlýyoruz, üzülüyoruz, çöküyoruz Kýrýlýyor kollarýmýz yedi yerinden Hýrçýn oluyorsun gitmeye yakýn Sinirli oluyorsun Bir þeyler bahane ediyor aðlýyorsun Ýþte o son gün, o son dakika Gel de sen gibi aðlama Yinede ýsýrýp dudaklarýmý Hissettirmemek için sana kederimi gamýmý Derler ya içerime dökerek göz pýnarlarýmý Açarak bir þeyler düðümlenen boðazýmý Diyorum ki: Hani o en parlak yýldýz var ya Hani senin olaný Her akþam gün battý mý? Hava birazcýk karardý mý? Yýldýzlar gökyüzüne serpilip parladý mý? O en parlak yýldýza bak O senin yýldýzýna Bende bakacaðým her akþam Kuzum Yani sende, bende ikimiz O yýldýzda buluþacaðýz Hasret zor be Kuzum Bize göre deðil Hep yýldýzýmýza baktým bu gece Hasret bitecek diye Gözüm kan çanaðý, uykusuzum Ahmet DÝVRÝKLÝOÐLU (TUFAN) 57 NÝKSARA GÖNÜL VERENLER* A. Turan ERDOÐAN** BURAM BURAM ANADOLU KOKAN NÝKSARIMIZIN, VEFA DUYGUSUNU GÖNÜL DÜNYALARINDA YAÞAYAN ÖZEL ÝNSANLARI, HEPÝNÝZE EN ÝÇTEN SAYGI VE ÞÜKRANLARIMI ARZEDÝYORUM. Niksar'ýmýz çok þanslý bir þehir. Vefa duygusuyla sýrýlsýklam olmuþ güzel insanlara sahip. Büyük devletimizin vakarýný en güzel þekilde temsil eden, halký ile bütünleþmesini bilen, donanýmlý, sevecen ,Yunus gönüllü idarecilerimiz tarafýndan yönetiliyor. Bizler bunun farkýndayýz. Ýþte bunlar; Kaymakamýmýz Sayýn Uður TURAN , Garnizon Komutanýmýz Sayýn Yarbay Duran YADÝGAR ve diðer güzel insanlardýr. Ýstiþare için kaymakamýmýz Sayýn Uður TURAN' ýn makamýna giderek; durumu arz ettik.Heyecanlandý, sevindi: - Arkadaþlar bu programý Kaymakamlýðýmýz üstlensin. Vefalý, üreten, örnek insanlara devletimiz adýna bizler sahip çýkmalýyýz; diyerek en güzel kadirþinaslýðý gösterdiler. Kendilerine þükranlarýmý arz ediyorum. Þehirler de aynen insanlar gibi doðar, geliþir, serpilir, nefes alýr, nefes verirler. Onlarýn da, güzel kimlik kazanmasýna, özel ve güzel bir þekilde giydirilip donatýlmasýna ihtiyaçlarý vardýr. Ýnsanlarýn mutlu ve müreffeh bir þekilde hayatlarýný devam ettirmesine katkýda bulunmaya dinimiz "Sadaka-i Cariye" ismini vermiþtir. Baþka bir ifade ile ölümsüzlük kapýsýný aralamak ta diyebiliriz. Beden ayrýlýyor ama hayat hâlâ ürettikleri ve yaptýklarý ile devam ediyor. Ne mutlu ölümsüzlük iksirini içenlere. Ne mutlu bu diyarda güzel izler býrakarak sonsuzluk diyarýna göçenlere. Bugün bu programla bir baþlangýç yapmak, nice sayýsýz hayýr ehlini, hem yaþarken hem de bu dünyadan ayrýlýþýnýn ardýndan dua**Bu konuþma 29 Þubat 2008 tarihinde Niksar Halk Eðitim Merkezi Salonunda yapýlan "Niksar'a Gönül Verenler" anma programýnda yapýlmýþtýr. ** Eðitimci-Araþtýrmacý 58 larla, þükranlarla analým istedik. Yaþayanlara ve sonraki nesillere "Vefa Borcu" kavramýný dua ve teþekkür etme inceliðinin kapýlarýný aralamayý düþündük. Sayýsýz örneklerin içersinden iþte bir demet gönül adamý. Cemal ÖZDEMÝRCÝ, Hacý Mustafa ÖZDEMÝR, Ahmet SOBACI, Osman YILDIZ, Bedri ÜSTÜN. Hepsini ebedi âleme uðurladýk; rahmetle anýyoruz. Dedeaða tarlasýna ilk kazmayý vuran, öncülük eden bu güzel insanlarýn her biri ayrý bir dünya, ayrý bir program yapýlacak kadar hizmet eri. Hedefleri çok ilginç! Ýnsan yetiþtirmek, eðitim yuvasý kurmak. Niksar'a þekil verecek sanat çiçeklerinin açmasýna öncülük etmek. Maksatlarýna ulaþýyorlar, "Dede Aða Tarlasý" gün geliyor rengârenk çiçek açýyor, ürün veriyor. Binlerce genç, eðitimli, donanýmlý olarak ülkemizi güzel geleceklere taþýmak için kanat çýrpýyor. Her biri birer inanç abidesi olan bu kervana yenileri katýlýyor; farklý projeler üreterek. Þahin ASYA, Þakir ARSLAN, Ahmet YILDIZ, Mehmet IÞIK, Osman IÞIK, Yücel SEZGÝN, Kemal YETEROÐLU ve nice isimsiz hayýr ehli. Yine eðitim yuvasý kurmak, yaþadýðýmýz mekânlarý imara çalýþtýðýmýz gibi, öbür âlemin de gereklerini, bilincini, ilmini ve irfanýný verelim diye Ýmam-Hatip Lisesi yapmaya karar veriyorlar. Kurucu Müdürümüz rahmetli Þahin ASYA bir orkestra þefi gibi, dernek yönetim kurulunu, öðretmenleri, öðrencileri, velileri ve Niksar'ýn duyarlý insanlarýný hayra yönlendiriyor. Yaþadýðýmýz müddetçe kendilerini dua ve rahmetle anacaðýmýz güzel eserler býrakýyorlar. Devlet millet iþbirliðinin en güzel örneðini sergileyerek Okul, Yurt ve Tatbikat Camiini tamamlayarak Niksar'ýmýza teslim ediyorlar. Hacý Mustafa ÖZDEMÝR bir parlamenterdir. Siyasi kimliðinin yanýnda sosyal boyutlu örnek bir insandýr. Bugünkü Hamidiye köprüsü onun siyasi gayretleriyle yapýlmýþtýr. Niksar'ýn yazlýk mesiresi olan, Çamiçi'ndeki Keten deresi Yaylasý onun öncülüðünde kurulmuþtur. Çilhane Camiini satýn alarak diyanete baðýþlayan örnek insan yine o dur. Cemal ÖZDEMÝRCÝ ve arkadaþlarý da, Mustafa ÖZDEMÝR gibi her alanda Niksar'ýn sosyal, kültürel, dini ve eðitim alanýna katkýda bulunmuþlar, Niksar 'la sevinip, Niksar'la üzülmüþlerdir. Niksar Ýmam-Hatip Lisesinde çalýþtýðým yýllarda bu gönül dostlarýnýn aþklarýna, gayret ve çalýþma azimlerine, kendi aralarýndaki nükteli sözlerine þahit olmakla kendimi daima bahtiyar hissediyorum. Cemal ÖZDEMÝRCÝ ile nurani bir çehrenin sergilendiði aksakallý, vakur duruþlu, tebessümle karýþýk bir yüzün etrafýnda onurlu, çilekeþ bir Ahýska beyini, Ahmet YILDIZ ve Binali ARSLAN' la birer proje mühendisi ve mimarý edasýný, Ahmet SOBACI ile de adalet terazisini tutan, hak çizgiden asla þaþýlmamasý içen özel gayret sarf eden örnek bir insaný hatýrlýyorum. Bir sohbet esnasýnda Bedri ÜSTÜN 'ün muhasebe kayýtlarýný çok saðlam tuttuðunu, onunda unutulmamasý gerektiði þeklinde uyarýldýðýmý hatýrlýyorum. Cemal ÖZDEMÝRCÝ'nin hayýrCemal ÖZDEMÝR Ankara Ulus'ta köylüleriyle sever kiþiliðinin yanýnda sosyal bir insan olduðunu anlatmak için Caminin açýlýþ programýndaki sunumu ben onun bir fotoðrafýný sizlerle konuþturmak istiyapmýþtým. Cemal Amcanýn o günkü heyecayorum.1950'li yýllar. Cemal amca baþta, Niknýný, sevincini, misafirlerini memnun edebilsar'da o gün için sahipsiz hasta bir genç ve hemek için gösterdiði gayretleri hatýrlayarak bumen yanýnda onun yakýný. Bunlarý Niksar'dan nu da sizlerle paylaþmak istedim. alýyor ve o günün þartlarýnda Ankara'ya tedaSon söz olarak ebedi âleme göç edenlere viye götürüyor. Rabbimden geniþ Rahmetler; hayatta olanlara Cemal ÖZDEMÝRCÝ köyünü de unutmadý. saðlýk sýhhat ve afiyetler diliyor,saygýlar sunuOraya da öncülük ederek bir cami inþa ettirdi. yorum. 59 GELENEKSEL NÝKSAR DÜÐÜNLERÝ Kutluhan SAYGILI* Niksar'da günlerce süren düðün geleneklerine günümüzde pek fazla rastlanýlmamaktadýr. Sosyal, ekonomik ve kültürel yapýda meydana gelen deðiþimler yaþamýn her alanýnda olduðu gibi düðün geleneklerinde de önemli deðiþikliklere neden olmuþtur. Gençlerin karþýlýklý görüþme, beðenme ve isteklerine dayanan evlilikleri giderek yaygýnlaþmýþ, bir hafta kadar süren düðünler yerini bir kaç saatte tamamlanan törenlere býrakmýþtýr. Buna karþýn geleneksel Niksar düðünleri tamamen yok olmuþ deðildir. Yöresel düðün gelenekleri kýrsal kesimler baþta olmak üzere kýsmen de olsa geçerliliðini korumaktadýr. Böylece benliðimizin, duygularýmýzýn ve hoþ görümüzü kaynaðý olan gelenek ve göreneklerimiz kuþaktan kuþaða aktarýlarak yaþatýlmaya çalýþýlmaktadýr. Anadolu'nun her köþesinde olduðu gibi Niksar'da da yaþ ve akýl olgunluðuna eriþen kýz ve erkekler Türk toplumunun temelini teþkil eden aileyi oluþturacak bir yuva kurmak; ailesine, milletine ve devletine hizmet edecek hayýrlý evlatlar yetiþtirmek, bu suretle soylarýný da devam ettirmek üzere kendilerine uygun bir eþ adayý ile evlenmek isterler. Evlenme çaðý kýzlarda 17 - 18 yaþýna basmalarý, erkeklerde askerliðini yapma, iþ güç sahibi olmalarý durumunda gerçekleþir. Evlilik istekleri doðrudan ebeveynlere deðil yakýnlarýna iletilir ya da konuþmama, eve geç gelme gibi sembolik tavýrlarla dile getirilir. Düðünler genellikle iki aþamalý yapýlýr. Bunlara, "Perþembe" ve "Pazar" düðünleri denir. Kýz isteme söz kesme, niþan, nikâh kýyma * Eðitimci-Yazar 60 gibi törenlerin her biri baþlý baþýna bir olaydýr. Bu nedenle düðün baþlamadan önce düðün sahibi ile komþular ve akrabalar görev bölümü yaparlar. Böylece büyük bir yardýmlaþma ve dayanýþma örneði verilir. "Düðün yapana Allah yardým eder" sözü gerçeklik kazanýr. Kýz Ýsteme Evlenme çaðýna gelen ve askerliðini yapýp iþ, güç sahibi olan erkek evlenme arzusunu kýz kardeþi, annesi ya da bir arkadaþý vasýtasýyla babasýna duyurur. Evlenecek erkeðin gönlünde biri yoksa hýsým, akrabaya haber edilerek aileye uygun bir kýz aranmaya baþlanýr. Gelin adayý olan kýz bulununca görücülüðe gidilir. Görücülükte her iki taraf genellikle birbirlerinin çeþitli özelliklerini tetkik ederler. Kýz evinin temizliði, giyim, yemek piþirme, kýzla yakýnen bulunmak suretiyle ter ve aðýz kokusunun olup olmadýðý, hatta aday kýzýn hamama gittiði haber alýnýrsa vücut tenasübünü de görmek için kontrol yapýlýr. Kýz beðenilirse ailesinden istenilmeye gidilir. Erkek tarafýndan anne, baba ve yakýn akrabalar kýzýn evine gider. Gelin adayý kahve yapýp misafirlere ikram ettikten sonra odadan çýkar ve bir daha içeri girmez. Biraz sohbetten sonra "Allah'ýn emri, peygamberin kavli" ile kýz istenir. Kýzýn ailesi "Allah yazdý ise olur" diyerek zaman ister. Bu arada damat adayý olan genç ve ailesi araþtýrýlýr. Uygun görüldüðünde erkek tarafýna ikinci ziyaretin beklenildiði duyurulur. Bu ziyarette kýz tarafý muvafakat cevaplarýný verir. Daha sonra kýz babasýndan söz kesmek için bir gece tayini istenir. Söz Kesme Tayin edilen gece anne, baba, yakýn akrabalar, komþular, muhitin ileri gelen büyükleri ve bir imamla birlikte kýz evine gidilir. Kýz evinin ileri gelenleri misafirleri güler yüzle karþýlar. Biraz sohbetten sonra imam ya da bir büyük "bu gece yapýlan sebebi ziyaretimiz" diye söze baþlar ve konuyu açar. Daha sonra dua edilir, þerbet içilir ve karþýlýklý istekler ailelerin varlýklarýna göre konuþulur. Gelin adayý olan kýzýn parmaðýna damat evinin almýþ olduðu yüzük takýlýr. Niþan Niþan gününün tespit edilmesiyle taraflar niþan þerbetine davetiye çýkarýr. Erkek tarafý þeker, þerbet v.s. hediyelerle birlikte kýz evine gönderir. Þerbet içme töreninde damat adayý bulunmaz. Törenden sonra erkek ve kýz evine göz aydýn ziyareti baþlar.Gelin ve damat adayýnýn yüzükleri alýnýr. Kýz tarafý erkeðin, erkek tarafý da kýzýn yüzüðünü alarak içerisine isim ve tarih yazdýrýr. Önce niþan yüzüðü ve hediyelerle kýz evine gidilir. Burada kýz, niþan elbisesi ile validesinin elini öper ve erkeðin ismi yazýlý olan yüzük kýzýn parmaðýna takýlýr. Diðer takýlarda takýldýktan sonra kýz orada bulunan büyüklerin ellerini öper. Kýz evi tarafýndan gönderilen yüzük ise erkek evinde, niþanlanan erkeðe takýlýr. Niþandan sonra erkek tarafý kýz evine gelinlik görmeye gider. Yakýn akrabalardan kýz evine gitmek isteyenler de bu ziyarette yer alýr. Çeþitli hediyeler götürülerek geline verilir. Eðer niþanlýk devresi uzar ve araya bayram girerse geline bayramlýk gider. Kurban bayramlarýnda kurbanlýk koç götürülür. Kurbanlýk koç bir gelin gibi süslenir, boyanýr, alnýna ayna takýlýr, renkli kâðýtlar iliþtirilir. Düðün Cuma günü baþlayan düðünler pazar gününe kadar devam eder. Düðüne baþlamadan bir hafta evvel kýz evine aðýrlýk adý verilen eþya götürülür.( Aðýrlýk; geline giyecek eþyasý, anne - baba ve yakýn akrabaya hediyeler ile duruma göre yað, þeker, aþlýk, bulgur v.s. gibi yiyecek maddelerinden ibarettir.) Aðýrlýðýn gitmesiyle beraber düðün hazýrlýklarý da baþlar. Düðün evi eþ dostun bir araya geldiði, yakýn ve uzak akrabanýn yýllar sonra hasret giderdiði, hal ve hatýrlarýn sorulduðu bir toplantý yerine dönüþür. Düðünün ilk gününden itibaren kazanlar kaynatýlýp, yemekler piþirilir. Düðün merasimine gelen da- vetlilerin yaný sýra kimsesiz ve gariplerde düðün yemeklerinden nasiplenir. Çeyiz: Kýz evine aðýrlýk gelmesiyle beraber kýz evinde de düðün telaþý baþlar. Gelinin arkadaþlarý birkaç gün önceden düðün evine gelerek oradan ayrýlmazlar. Bir taraftan eðlenceler düzenlenirken diðer taraftan düðün hazýrlýklarý yapýlýr. Bu hazýrlýklardan biride çeyiz asýlmasýdýr. Öncelikle çeyizin asýlacaðý oda tespit edilerek odanýn içerisine düzenli olarak ipler gerilir. Gelinin bütün çeyizi bu iplerin üzerine asýlýr. Böylece hazýrlanan çeyiz odasý düðün boyunca davetlilere sergilenir. Cumartesi akþamý kýna gecesi bittikten sonra çeyiz toplanýr. Kaynana ve kaynataya elbisesinden iç çamaþýrýna kadar bohça dizilir. Diðer akrabalar içinde çeyiz içerisinden hediye ayrýlýr. Gelin Hamamý: Gelin hamamýnda kadýnlar arasýnda eðlence yapýlýr. Tef çalýnýr, türküler söylenir ve gelin eðlendirilir. Gelini yýkayacak olan tellaklarýn bir omzuna elbiselik bir omzuna havlu örtülür. Hamamcýya da bir havlu verilir. Tellaklar önde, diðer kýzlar arkada olmak üzere gelini aralarýna alýr ve hamamýn içinde bulunan havuz etrafýnda dönerler. Bu sýrada ilahiler söylenir: Al yeþil nalini hem ayaðýnda Kýrmýzý gül açmýþ al yanaðýnda Tazece açýlmýþ kuþluk çaðýnda Allahümme salli âlâ Muhammed Daha sonra gelinin saçý yýkanýr ve taranýr. Tellahlar gelinin saçlarýný tarar iken kýzlarda ilahiler söyleyerek gelinin baþýndan aþaðýya su dökerler. Gelin hamamdan çýkarken arkadaþlarý havlusunu tutar, gelini kurular ve giydirir. Hamamdan çýkanlara eve varýldýðýnda yemek verilir. 61 Kýna Gecesi: Cumartesi günü erkek evinden kýz evine kýna sinisi gider. Kýna sinisi erkekler tarafýndan davul - zurna eþliðinde götürülür. Kýz evi sinileri taþýyan çocuklara bahþiþ verir. Ayný günün akþamý kadýnlar geline kýna yakmak için kýz evine gider. Gelin türküler söyleyerek odaya getirilir. Bu arada diðer kýzlarda ellerinde mumlar ile kýna getirir. Güyoðu da tepede bitlenir, Çürük odunu da yüklenir, Eve gelir yiðitlenir. Þen ola da babanýn evi þen olsun. Gidiyon da haberin olsun. Kýna yakýlacaðý zaman gelin avucunu açmak için bahþiþ ister.Avucuna para konulduktan sonra kýna yakýlýr. Gelinin eli kýrmýzý duak ile baðlanýr. Kýna orada bulunanlara daðýtýlýr. Gelin bahþiþ olarak konulan parayý saklar ve damadýn elbisesinin cebine koyar. Bu paranýn bereket getireceðine inanýlýr. Güvey Çimdirme: Düðünlerde yapýlan törenlerden biriside güvey çimdirmedir. Damat yanýnda saðdýç ve arkadaþlarý olmak üzere hamama gider. Saðdýç, genellikle damadýn en yakýn arkadaþlarýndan birisi olur ve düðün boyunca damadýn yanýndan ayrýlmaz. Hamama muhakkak çalgý ile gidilir. Evde hazýrlanmýþ olan turþu, dolma v.s. gibi yiyeceklerde götürülür. Hamama girildiðinde bir taraftan damat yýkanýrken diðer taraftan eðlenceler yapýlýr. Bu eðlenceler sýrasýnda damadýn ayakkabý ve elbiseleri arkadaþlarý tarafýndan saklanarak geri vermek için bahþiþ alýnýr. Damadýn yýkanmasýndan sonra hamamdan çýkýlýr. Eve dönüþ esnasýnda yol boyunca çalgý çalýnýp, oyunlar oynanýr. Gelin Alma: Pazar günü sabahýn erken saatlerinden itibaren gelin alma hazýrlýklarý baþlar. Gelini taþýyacak olan at ve yaylý büyük bir itina ile süslenerek günün coþkusu baþka bir dille ifade edilir. Gelin alma saati geldiðinde davul ve zurna ile kýz evine doðru yola çýkýlýr. Kýz evi misafirleri güler yüzle karþýlar. Bu arada gelinin arkadaþlarý, sandýða oturmak ve gelinin odasýnýn kapýsýný kilitleyerek damat evinden bahþiþ ister. Ge- 62 linin akrabasý olan küçük bir çocukta gelini taþýyacak olan at ya da vasýtaya binerek bahþiþ için bekler. Nihayet gelin anne ve babasýnýn elini öperek dualar ile evden çýkar. Bu sýrada gelinin baþkalarýna görünmemesi için her iki tarafýna örtü gerilir. Gelin baba evinden çýkarken sandýðýn içine çivi ve evin çandusundan (duvar) sökülen sýva konulur. Bunlarýn konulmasý gelin yeni evine "mýh gibi çakýlsýn, sýva gibi sývansýn" düþüncesinden kaynaklanmaktadýr. Gelin alýndýktan sonra tekrar yola çýkýlýr. Dönüþ yolunda iken düðün alayýnýn yolunu kesen gençlere bahþiþ verilir. Damat evine gelindiðinde gelin yine dualar ile arabadan indirilir. Gelinin üzerine çerez ve bozuk para serpilir. Bunlar saçýdýr ve yeni kurulan aileye bereket getirmesi içindir. Gelin eve girerken kötü huyu varsa korksun da çýksýn düþüncesi ile önünde küp kýrýlýr. Evde ilk gireceði odanýn kapýsýna ip gerilir. Gelin odaya girerken o ipi koparýr. El öpüp biraz bekledikten sonra baþka bir odaya alýnýr. Kýzlar geline tepsi ile yemek götürür, gelinde onlara bahþiþ verir. Gelinin kucaðýna bir erkek çocuðu verilerek doðacak çocuðun erkek olmasý dilenir. Yine ayný düþünce ile gelin ve damadýn yataðýna bir erkek çocuðu yatýrýlarak çocuk yatakta yuvarlanýr. Gelin bu çocuða da bahþiþ verir. Gerdek: Gelin gerdek odasýnda beklerken damat arkadaþlarýyla beraber camiye gider. Namazdan sonra tekbirler ve ilahiler ile damat eve getirilir.Hayýr dualarý okunur. Damat babasýnýn ve büyüklerin ellerini öperek odasýna girer. Bu sýrada saðdýç ve arkadaþlarý damadýn sýrtýný yumruklar. çocuðun saðýr olmayacaðýna inanýlýr. Sabah olduðunda kýz evine göz aydýna gidilir. Kýz evi de gelenlere bahþiþ ve hediyeler verir. Gerdek odasýna girildiðinde gelin ve damat birbirine para atar. Gelinin yüzündeki duvaðýn açýlmasý için damat, geline yüz görümlüðü takar ve duvaðýný açar. Yatmadan önce abdest alýnýp, namaz kýlýnýr. Gerdek gecesi gelinin görümcesi ya da eltisi tarafýndan kapý beklenir. Kapýyý dinleyip gelin ve damadýn konuþtuklarýndan bir - iki cümle duyarlarsa doðacak Düðünden sonra gelin kaynana ve kaynataya yaþmak tutar. Bu kaynana ve kaynataya gösterilen saygýnýn bir ifadesidir. Yaþmaðýn bozulmasý ise kaynananýn geline bahþiþ vermesi ve yaþmaðýný bozmasýný istemesi ile gerçekleþir. Düðünden bir hafta sonra gelinin anne ve babasýna el öpmeye gidilir. Daha sonra yakýnlar ve büyükler ziyaret edilir. GÜVERCÝNLER Yapay þelale önü güvercinleri Þadýrvanlardaki hemcinsleriniz Anlatýrlar mý size müezzinleri? Bir seher vakti kanatlanan Göz görebildiðince uzanan O týlsýmlý ezandan Bahsederler mi hiç? Yapay diyarýn sahici güvercinleri, Sizi de mi donuklaþtýrdý Kendini beðenmiþ sokak cinleri? Aþksýz çýrpýnýþlarýn zehirli aðýnda Siz de mi kaybettiniz rüyalarýnýzý Zamanelik bataðýnda? Ezansýz memleketin günahsýz kuþlarý, Nerde kaldý kalplerinizin çocuksu vuruþlarý? Ölüm kavþaðýnda paslý korkular Ruhlarý geveler küçümseyerek. Siz de mi güvercinler, sizi de mi vurdular? Bir alaycý gecede, gülümseyerek! Raylarýn iki dudaðý arasýndan Akþamýn idam kararý çýktý. Gözleriniz o akþam ufacýktý Ürkmüþ gibi infaz manzarasýndan Daha kaç saat naþý defnedeceksiniz? Kör karanlýk istikballere Kaç defa sünger çekeceksiniz? Üstü açýlmadýk hayallere? Güvercinler… Siz kurban, Kurbiyet kurban, Sâfî geçmiþlerden getirdiðiniz Ýyi niyet kurban… Bâkire ütopyalardan doðmuþtunuz Yazýk ki ýþýltýlar söndü Dünya dönmesine yine döndü Lâkin ters tarafa! Bütün iyiliklerin kalktýðý rafa Nöbetçi ettiler sizi. Yürekler donduran arafa… Ezansýz memleketin günahsýz kuþlarý, Nerde kaldý kalplerinizin çocuksu vuruþlarý? Þehirler mi var girilmedik Gözler mi var okunmadýk? Suyun kadrini kýymetini bilmedik Berrak oluþlarla yunmadýk Henüz vaktiyken… Güvercinler, Son türküsü çalýyorken mazinin Tüylerinizi serbest býrakýn Unutulmuþlar körfezinin Tam kýyýsýnda bir ateþ yakýn Ve bu ateþin karanlýkta açtýðý yarýktan Çok yakýn geleceklere bakýn Güvercinler Siz kurban, Bu kahpe oyuna kurban olmadan Kendinizi kurtarmaya bakýn… Halim Alperen ÇITAK 63 IHLAMUR AÐACININ KALEMKÂR NAZLI YÜZÜ Remzi ZENGÝN* Yazmacýlýk ülkemizde olduðu gibi Tokat'ýmýzda da bir halk sanatý olarak doðup geliþen ama bugün maalesef kaybolmaya yüz tutmuþ deðerlerimizden birisidir. En güzel ürünlerini 17. ve 19. yüzyýllar arasýnda Ýstanbul yazmalarý adýyla vermiþtir. Daha önceki dönemlerde Anadolu'da kendine iyi bir yer edinen yazmacýlýk Tokat ilinde valide sultanlara gelir olarak deðerlendirilen "has" içinde kendine farklý bir konum kazanmýþtýr. 16.ve 17. yüzyýlda Tokat Yazmacýlýðý diðer þehirlerden ayrýlarak sanatýnda zirveye oturmuþtur. Ayrýca yazmacýlýk; boyacýlýk, iplikçilik, bezcilik gibi yan kollarýný da geliþtiren, ekonomik girdisini oluþturan bir sanat olmuþtur. Seyahatname'sinde Tokat'a geniþ yer veren Evliya Çelebi, Tokat yazmacýlýðý konusunda þunlarý söylemektedir. "Beyaz pembe bezi, Diyar-ý Lahor'da yapýlmaz. Güya altýn gibi mücelladýr. Kalemkâr basma yüzü, münakkaþ perdeler gayet memduh olur." Yazma, kumaþ üzerine elle ya da kalýplarla basýlarak desenlenen deðiþik ebat ve türdeki kumaþlardýr. Yazma kalýplarý içi boþ ve içi dolu olarak adlandýrýlan iki farklý teknikte ahþap oymacýlar tarafýndan hazýrlanan modeller armut, ýhlamur ve dut aðacýna oyulurlar. Bu kalýplar içinde yöremize has Tokat beþlisi, Tokat üzümü, Tokat elmalýsý, Tokat kirazlýsý, yarým elmalýsý, kaynana yumruðu, asma yapraðý gibi isimlerle anýlan desenleri vardýr. Çocukluðumuzda Horozlu Haný, Hacý Musaoðlu Haný, Beypazarý Haný, Gazioðlu Haný, Askerler Haný gibi yerlerde iþlevini sürdüren * Elk Müh-Þair-Yazar 64 yazmacýlýk son olarak Gazioðlu Hanýnýn da kapatýlmasýyla Sanayi Bölgesindeki Yazmacýlar Hanýnda birkaç ustanýn fedakârlýklarýyla yaþamaya çalýþmaktadýr. Gaziosmanpaþa Üniversitesi'nin deðerli öðretim üyelerinden Yard. Doç. Dr. Kemal TÜRKER Hocamýz bu konuda ciddi bir araþtýrma yaparak alanýnda ilk kez Aðaç Baský ve Tokat Yazmalarý -Ýþ Bankasý Kültür Yayýnlarý Ankara 1996 adlý yayýnla Tokat yazmacýlýðýný tanýtmaya ve yaþatmaya çalýþan bir gayretin içinde olmuþtu. Ayrýca üniversitede bu konuda yoðun bir çaba sarfettiðini yakinen biliyorum. 2 Kasým 2008 tarihinde Tokat 26 Haziran Atatürk Kültür Sarayýnda düzenlenen "Geçmiþten Geleceðe Tokat Yazmacýlýðý Paneli" ve diðer etkinliklerin içinde yer aldýðý bir müzik programý þahsýmý bir hayli etkileyince Gaziosmanpaþa Üniversitemizin öðretim üyelerinden Yard. Doç. Dr. Köksal PAPUÇÇU Beyle; o gün sahnede TRT sanatçýsý Emine GÜRSEL Hanýmefendi ile birlikte sunduklarý "Ihlamur Aðacýnýn Kalemkâr Nazlý Yüzü "adlý bestesi üzerine bir röportaj yapmayý düþünmüþtüm. - Hocam kýsaca kendinizi tanýtýr mýsýn? - Erzincan'da doðdum. Ýlk ve orta tahsilimi de kendi memleketimde tamamladým. Atatürk Üniversitesi'nde Biyoloji eðitimi alarak daha sonra mastýr ve doktora yaptým. Halen Gaziosmanpaþa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümünde Yard.Doç.Dr. olarak görev yapýyorum. - Sanatýmýzýn deðiþik dallarýna olan ilgilerinizi biliyoruz. Bu sanat aþký sizde ne zaman, nasýl baþladý? - Diyebilirim ki çocukluðumdan beri. Ýlkokul üçüncü sýnýfta resim alanýnda yapmýþ olduðum çalýþmalardan dolayý ilk ödülümü aldým. Bu ödül beni bir hayli kamçýladý. Ortaokulda resim sanatýna olan yakýnlýðým daha da arttý. Lise yýllarýnda tiyatroya karþý yatkýnlýðým arttý. Kendi gayretlerimle iyi bir tiyatro topluluðu kurmayý baþardým. Bu arada müzik de ilgi alnýmýn dýþýnda kalmadý. Lisede resim öðretmenlerimle birlikte oldukça beðenilen bir resim sergisine bazý eserlerim yer aldý. Atatürk Üniversitesi'nde de resim, müzik çalýþmalarýna devam ettim. Ancak aðýrlýk bu yýllarda resme kaydý. - Ýlk kiþisel serginizi ne zaman açtýnýz? - Erzurum'da üniversite yýllarýnda iken Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nde. - Üniversiteden sonra da çalýþmalarýnýz devam eti mi? Sanata hiç ara vermedim zira o benim en deðerli arkadaþýmdý. Hep onunla gezdim onunla yatýp kalktým. Öðretmen olarak Muþ iline atadýlar ama bir müddet sonra malumunuz o yürekler daðlayan Erzincan Depremi oldu. Bizi de Erzincan'a aldýlar. Burada da depremin acýlarýyla birlikte çalýþmalarýmý sürdürdüm. Erzincan'la ilgili hazýrlanan pek çok kültür yayýnýn hazýrlanmasýnda emeðim oldu. - Erzincan deyince aklýmýza haliyle rahmetli Recep YAZICIOÐLU geliyor. O deðerli insanla Erzincan'da çalýþtýnýz. Onunla tanýþýklýðýnýz üzerine neler söylemek istersiniz? - Erzincan'da iken Kültür Bakanlýðý adýna bir sergimiz açýldý. Tabi sergi ile yazýþmalar Vali Beyin makamýndan geçiyor. Kendisi zaten sanatla hemhal olan bir bürokrat. Beni de yaþlý baþlý biri olarak hayal ederek sergiye gelmiþ ama karþýsýnda adeta çocuk denebilecek bir genç ressamla da karþýlaþýnca hayret etmiþ. Tanýþtýk içinden geçirdiklerini bana da aktardý. Ondan sonra da sosyal alanda münasebetlerimiz hiç kopmadý. Erzincan'da onun da desteðini alarak ilk kez altý yaþýndan altmýþ yaþýnda insanlarýn katýldýðý resim okulu açtým. Vali Recep YAZICIOÐLU'nun çocuklarý da bu okula devam ettiler. Tabiî olarak ta onunla dost olduk. Daha sonraki yýllarda Tokat'a geldiðinde mutlaka beni arardý. Allah rahmet eylesin. - Çok yönlü sanatlarýnýz arasýnda bir de mizahi yönünüz, karikatüristliðiniz de var. Bu alandaki çalýþmalarýnýz hakkýnda neler söylemek istersiniz? - Erzincan'da Doðu Gazetesi'nde günlük karikatür çizmeðe baþladým.1994 yýlýnda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nce yýlýn karikatüristi seçildim. Bundan sonra Kültür Bakanlýðý'nýn özel koleksiyonlarý için de karikatür çizimlerim oldu. - Bu arada sorayým, Vali Recep YAZICIOÐLU'nun da karikatürlerini çizdiniz mi, nasýl karþýlýyordu? - Tanýdýðým Vali Recep YAZICIOÐLU eleþtiriye açýk oldukça medeni bir insandý. Zaten yaðcýlýktan hoþlanmaz, yalakalarý kolay kolay etrafýna yaklaþtýrmazdý. Benim kendisine ait çizimlerim karþýsýnda gülerdi. Bazen de "Ya öyle mi yapmýþým?"diye kendi kendine söylenirdi. - Tokat'a ne zaman geldiniz? - 1995 yýlýnda gelerek Gaziosmanpaþa Üniversitesi'ndeki görevime baþladým. Bilimsel çalýþmalarýma devam ederken diðer yanda sanat çalýþmalarýmý da ihmal etmedim. Zaten sanat her yerde devam eder, sürekliliðini korur. Bana göre insan kolayca sanattan kopamaz zaten. Biz de öyle olduk iþte. - Herhangi bir enstrüman çalýyor musunuz? - Gitar ve armonika çalýyorum ama en kýsa zamanda ud çalmayý öðrenmeye çalýþacaðým. Zira Türk Sanat Müziðine karþý apayrý bir sevgim var. Tabi buna baðlý olarak beste çalýþmalarým da var. Kýrka yakýn beste sahibiyim. Bunlardan bir kýsmý enstrümantal diðeri sözlü eserler. Pop türünden de bazý eserlerim var. 65 - Bu konu üzerinde biraz sonra tekrar sorularým olacak ama sizin ebru sanatý ile de ilgili bazý çalýþmalarýnýz var. - Evet 1999 yýlýnda Osmanlý'nýn Kuruluþunun 700.yýlý nedeniyle Ankara'da Cumhurbaþkaný Süleyman Demirel'inde onurlandýrdýðý Türk Dünyasýndan da deðerli sanatçýlarýn katýldýðý uluslar arasý bir sergiye davet edildim. Ebru ile naif resmi "Büyülü aðaç" tablosuyla ilk defa bu sergide birleþtirildi. Ülkemizde 10 yýldýr bu akým Ankara'daki sergiden sonra baþladý ve devam ediyor. TRT'de bir belgeselde 2001 yýlýnda bu tarz tablolarýmý kullandý. - Yani bu ekolün kurucusu sizsiniz diyebilir miyiz? - Evet. Marblism adýný veriyoruz bu ekole. - Þimdi asýl konumuza, Tokat yazmacýlýðýnýn hüzünlü bir yansýmasý olan ýhlamur aðacýna gelelim. Nasýl doðdu bu beste, kýsaca anlatabilir misiniz? - On iki yýldýr Tokat'tayým. Yakýn zamana kadar bu þehri ülkemizde yazmacýlýðýn merkezi olarak görüyordum. Ta ki geçen yýl yapýlan yazmacýlýkla ilgili panele deðin. Gittiðim her yerde Tokat yazmacýlýðýndan iftiharla bahsedi66 yordum. Hediye olarak da el baskýsý yazma ürünlerinden götürüyordum. Tokat El Sanatlarý Yaþatma ve Koruma Derneði'nce organize edilen bu panel öncesi davet edildiðim yerdeki çalýþmalar sýrasýnda Tokat yazmacýlýðý açýsýndan durumun vahametini gördüm. Yazma ustalarýnýn serigrafiye kaydýðýný dolayýsýyla el yazmacýlýðýnýn bittiðini gördüm. Elbette çok üzüldüm. Bunun için bir þeyler yapabilme düþünceleri içinde kývrandým. Konu ile ilgili uzman hocalarýmýzla görüþüp ortaya verimli bir panel çýkmasý için katkýda bulundum. Panele baþta Valimiz Dr. Recai AKYEL VE Belediye Baþkanýmýz Doç.Dr. Adnan ÇÝÇEK olmak üzere diðer ilgililer katýlarak Tokat Yazmacýlýðýnýn yeniden canlandýrýlmasý ya da korunmasý diyelim destek sözü verdiler. Panelden birkaç gün önce Gazioðlu Hanýnýn yani eski yazmacýlarýn bulunduðu sokaða gittim. O bir zamanlar cývýl cývýl olan hanýn öksüzlüðü beni o kadar duygulandýrdý ki dudaklarýmdan birkaç mýsra döküldü. " Ihlamur aðacýnýn kalemkar nazlý yüzü Sen gel dertlerimi sarmala, sar da bizi. " Aðaç ölüyor ama sanki yamalarda diriliyordu. Ancak bu gidiþle kalemler de çalýþmayacaktý artýk. Tarif edemeyeceðim bir ýzdýrap duydum. Oradan Belediye Parkýndaki ýhlamur aðaçlarýna doðru yöneldim. Akþam gurubuyla birlikte kendimi apayrý bir dünyanýn içinde hissettim. Burada þarkýnýn sözleri yavaþ yavaþ oluþmaya baþlamýþtý bu duygular içinde eve döndüðümde kalan kýsmýný da tamamlayarak ortaya beni ve sanki ýhlamur aðaçlarýný teselli eden bir þarký çýktý. Nihavent makamýnda bestelediðim bu þarkýyý da ilk kez malumunuz o gün panel sýrasýnda söylemeðe çalýþtýk. Eseri TRT 'ye de gönderdim. Sanýrým TRT 4'de birkaç kez söylenmiþ. - Bu konuda baþka çalýþma ve projeleriniz var mý? - Tokat Yazmacýlýðý ile ilgili olarak Avrupa Birliði normlarýna göre 2 proje hazýrladým. 2010 Ýstanbul için de hazýrladým ama henüz sonuçlanmadý. Amacým bu sanatý zorluklar içinden kurtararak yeniden yaþatabilmektir. 600 yýl bu çok kýymetli sanatý savaþ, yokluk, kýtlýk içinde yürüten halkýmýz þimdi daha rahatlýðýn hakim olduðu bu günde neden götüremiyor, sahip çýkamýyor anlayamýyorum. Þayet proje onaylanýrsa o ustalara mekan, maaþ ve yetiþtirecekleri çýraklara geniþ imkanlar saðlamayý hedefliyorum. - Hocam son düþüncelerinizi alayým. - Tokat'ý çok sevdiðim için, Tokat yazmacýlýðýnýn dinmeyen acýsýna bir nebze olsun merhem olmak için bu konuda üzerime düþeni her zaman yapmaya hazýrým. - Çok teþekkür ederim. - Zahmet ettiniz ben de size müteþekkirim. 67 KAÞGARLI MAHMUD VE DÝVANÜ LÜGAT-ÝÝ T TÜRK Burhan KURDDAN* Ýncelemeye baþladýðým bu deðerli eser, Türk Dil Kurumu tarafýndan 1. ve 2. cildi 1998 de 3. ve 4. cildi ise 1999 da 4. baský olarak basýlmýþ. Çeviren Besim Atalay. Eserin 1. Cildi 530 Sahifeden ibaret. Ýçinde 36 sahifelik ön sözde kitap hakkýnda Besim Atalay geniþ bilgi vermiþ. Anladýðým kadarý ile Kaþgarlý Mahmud esere ve her bölüme besmele ile baþlamýþ. Eseri yazmak için Türk, Türkmen, Oðuz, Çiðil, Yaðma ve Kýrgýz boylarýnýn dillerini ve yaþama þekillerini görerek öðrenmiþ. Eskiden kullanýlmýþ ama eserin yazýldýðý yýllarda kullanýlmayan kelimeleri kullanmayarak aranýlan kelimelerin kolay bulunmasýný saðlamýþ. Kaþgarlý Mahmud eserini hikmet, Seci (nesir kafiyesi ), atalar sözü, þiir, recez (aruz bahislerinden biri ) ve nesir gibi þeylerle süslediðini, hece harflerini sýrasýnca tertip ettiðini söylüyor. Türk alfabelerinde 18 harf olduðunu belirtiyor. Ayrýca yazýlýþta yeri olmayan söyleniþte gerekli bulunan ( Kökten sayýlmayan ) 7 harfin seslerinin olduðunu ( p, c, z, þ, j, f, ð, k,ng ) belirtiyor. Ýsimlerin yapýlarýný tanýtýp kelimelerin kuruluþta 2 harften 7 harfe kadar çýkabileceðini açýklýyor, mastarlar hakkýnda bilgi veriyor. Kaþgarlý Mahmud Türklerin yirmi boy olduðunu Nuh Peygamberin oðlu Yafes'in Türk isimli oðluna kadar uzandýðýný belirtip birde þemalarýný ortaya koymuþ. Diyelek deðiþikliðini de örneklerle belirtmiþ. Eser Kaþgarlý Mahmud'un ifadesine göre sekiz bölüme ayrýlmýþ. 1. Hemze Kitabý 2. Salim Kitabý 3. Muzaaf Kitabý 4. Misal Kitabý 5. Üçlüler Kitabý 6. Dörtlüler kitabý 7. Güne Kita* Eðitimci - Yazar 68 bý 8. Ýki Hareketsiz Harfin Birleþmesi Kitabý. Her bölümde önce isimlere sonra fiillere yer verilmiþ. Tüm kelimelerin önce Osmanlýcasý sonra Türkçesi ve peþinden açýklamasý yazýlmýþ. 1. HEMZE KÝTABI: Bu bölümde baþ tarafýnda hemze bulunan isimler, iki harfli isimler ve genizlemesi ( Günnelisi ), üç harfliler ve dört harflilerin ayrýmý belgelerle gösterilmiþ. Kural dýþý kelimelerde yer verilmiþ. Mücerret ve Ziyadeli ayrýmlar örneklendirilmiþ. Dip notlarla beslendirilmiþ. 2. SALÝM ÝSÝMLER KÝTABI: Bu kitap salim fiillerden oluþmuþ. Salim Ýsimler bölümünde salimden iki, üç, dört, beþ, altý ve yedi harflilerin ayrýmlarý anlatýlarak örneklendirilmiþ. Ýkinci cilt Salimden Fiiller Kitabý ile baþlamýþtýr. Bu bölümde iki harflilerin ayrýmýndan sonra ''Kural ve Çekmelerle Sýfatlarýn Beyaný ve Kurallarýn Yürüyüþü'' bölümü yer almakta. Sýfatlarýn yapýsý üzerinde durulmuþ. Üç, dört ve beþ harflilerin ayrýmlarý örneklendirilmiþ. 3. MUZAAF KÝTABI: Birimci bölümde Önce muzaaf ( katmerlenmiþ ) isimler iki, üç, dört ve beþ harflilerin ayrýmý ve ayrýmýn gunnelisi ( genizden söyleneni ) üzerinde durulmuþ. Ýkinci bölüm ise muzaaf olan fiillere ait. Bu bölümde de iki, üç ve dört harfli fiillerin üzerinde durulmuþ. 4. MÝSAL KÝTABI: Baþý illetli (vav lý veya ye li) adlar kitabý Birinci bölümde iki, üç, dört, beþ ve altý harflilerin ayrýmlarý örneklerle anlatýlmýþ. Ýkinci bölümde iþe baþýnda illet harfi bulunan fiillerden iki, üç, dört, beþ ve altý harflilerin ayrýmlarý üzerinde bulunulmuþtur. 5. ÜÇLÜLER KÝTABI: Bu bölümde isimden iki harflilerin iki türlü yazýlabildiði böylece üç harfli olabileceði örneklendirilmiþtir. Besim Atalay tarafýndan dip notlarla belirtilmiþtir. Yalýn isim sözcüklerden sonra ilaveli sözcükler anlatýlmýþ illetli sözcükler örneklendirilmiþtir. Bu bölümdeki fiiller kýsmýnda ise iki, üç, dört, beþ ve altýlýlarýn ayrýmlarý üzerinde durulmuþ. 6. DÖRTLÜLER KÝTABI: Ýki harfli isimlerden yapýlmýþ Dörtlüler kitabýndan önce isimlerin sonradan fiillerin ayrýmlarýna örneklerle yer verilmiþtir. 7. GUNNE KÝTABI: Kendisinde Geniz Sesleri Bulunanlarý Kitabý. Ýlk Önce iki, üç, dört, beþ ve altý isimlerin ayrýmýna yer verilmiþ. Gunnenin c ve ng sesleri ile olacaðý belirtilmiþ ve örneklendirilmiþ. Ýkinci bölümde ise Gunneli fiillerden bahsedilmiþ üç, dört ve beþ harflilerin ayrýmlarý üzerinde örneklerle durulmuþ. 8. ÝKÝ HAREKESÝZ (SAKÝN) HARFÝN BÝRLEÞTÝRÝLMESÝ KÝTABI: Bu bölümde önce isimlere sonra fiillere yer verilmiþtir. Türkmenler hak- kýnda da geniþ bilgi verilmiþ ve ayrýmlar örneklendirilip dip notlarla zenginleþtirilmiþtir. Bu kitabýn bitiminde Kaþgarlý Mahmud'un ifadelerini Besim Atalay söyle aktarýyor. '' Hüseyin oðlu Mahmud der ki: Kitaba 464 senesinin Cemaziyel evvel baþlarýnda ( gurresinde) baþlandý ve 4 kere yazýldýktan ve düzenlendikten sonra 466 senesinin Cemaziyel âhirinin 12 ncigünü bitmiþtir. Güç, kudret Ulu ve Büyük tanrý iledir;O bize yeter;O ne güzel vekildir." Elimdeki eserin dördüncü cildi Divanü Lügat-it Türk dizini ''endeks'' olarak hazýrlanmýþ Bu ciltte önce sahife karþýlaþma çizelgesi Yazma- Basma- Çevirme olarak yer almýþ sonra düzeltmelere yer verilmiþ daha sonra harf sýrasýna göre özel adlara yer verilmiþ. Kýsaltmalarda eserler, diller ve diyelekler açýklanmýþ. Dizin düzeltme çizgisi ve içindekilerle birlikte cilt tamamlanmýþ. Eser 1.Cilt. 530 Sahife, 2 Cilt 366 Sahife, 3. Cilt 452 Sahife, 4. Cilt 885 Sahife olarak toplam 2233 Sahifeden ibarettir. Eserin bu þekilde ortaya çýkartýlmasýnda çok büyük emekler harcayan Merhum Besim Atalay'a teþekkür etmek, Türk dünyasýnýn ve özellikle bu iþe gönül verenlerin bir vefa borcu olsa gerek. 69 13. sayýdan devam ÝLK TBMM MÝLLETVEKÝLLERÝNDEN TOKAT BELEDÝYE REÝSÝ RUFAÝ ÞEYHÝ ÞÜKRÜ KESKÝN VE AÝLESÝ ÜZERÝNE BAZI DEÐERLENDÝRMELER -II I "Kýzý Musavver Haným (EROÐUL), damadý Mehmet Necati EROÐUL ve torunu Þenay ACAR" Hasan AKAR* Dergimizin geçen sayýsýnda Ýlk TMMM Milletvekili ve Tokat Eski Belediye Baþkanlarýndan Þeyh Þükrü KESKÝN ve ailesinden bahsetmiþtik. Aile ile ilgili yazýnýn devam edeceðini belirtmiþtik. Bu sayýmýzda da onun kýzlarýndan Musavver Hanýmla evlenen, uzun yýllar esaret altýnda yaþayan Mehmet EROÐUL ve kýzý Þenay ACAR'IN hayatlarýný konu edineceðiz. Mehmet Necati EROÐUL resmi kayýtlara göre 1897 yýlýnda Sivas'ta doðdu. Babasý Ömer Bey,annesi Sýdýða Haným olup üçü kýz üçü erkek altý kardeþtirler.Ýlk öðrenimini Sivas'ta tamamlayan EROÐUL,ailesinin çok arzu ettiði bir subay okulu olan Sivas Askeri Ýdadi'sini kazanmýþtýr.Ancak Türk Milletinin artýk vazgeçilmez bir parçasý olan savaþ yýllarý yeniden baþlamýþtýr.Bir akþam eve gelmeyince ailesi merak ederek annesi okulun yolunu tutar.Lakin oðlunu bir türlü göremez.Arkadaþlarýna sorar.Onlar da bazý rütbeli subaylarýn derste sýnýflarý tek tek dolaþarak biraz cüsseli görünen öðrencileri alýp götürdüklerini, bunlarýn içinde Mehmet Necati'nin de olduðunu söylerler.Ana yüreði dayanamaz caný sýkýlýr bir yanda vatan bir yanda býyýklarý henüz terlemiþ henüz on yedi yaþýnda bir evlat. * * Araþtýrmacý-Yazar 70 Ertesi günü anne Ayþe Sýdýka Haným çarþafýný giyer tuttuðu bir faytonla kýþlaya gelir. Oðlunu görmeden buradan bir yere ayrýlmayacaðýný belirtince nöbetçi subaylar Paþaya durumu anlatmak zorunda kalýrlar. Rica minnet Mehmet Necati'sine ulaþmayý baþarýr. -Oðlum henüz on yedisinde daha küçük deðil mi? diye dil döker. Ama vatandýr, en büyük anadýr. Bir þey söyleyemez, suskun kalýr. Paþa Sýdýka Haným'ý teskin edip nasihat ederken gözyaþlarýný saklamaya çalýþýr ama nafile. Yüreði yanýk annenin elinden öper oðlunun diðer vatan evlatlarýyla birlikte sað selim memlekete dönmesi için dualarýný esirgememesini rica eder. M.Necati yedek subay olarak Kafkasya cephesine gönderilir. Her tarafta olduðu gibi ateþin içinde yokluk, soðuk ve bir türlü önlenemeyen tifüs salgýný vardýr. Ama iman ve akýl gücü ile bunlarýn pek çoðunu yenmeyi baþarýrlar. O günleri þöyle anlatýr Mehmet Necati: Ayaklarýmýzda ayakkabý olmadýðý için köylülerin verdiði keçi derilerini ayaklarýmýza geçirdik. Fakat deriler tabaklanmadýðý için bir kaç saat sonra parçalanýp gidiyordu. Açtýk... Ancak karýn altýndan kazýp çýkardýðýmýz kök ve otlarý yerdik. Geceleri kar fýrtýnasýndan korunmak için kardan tüneller kazýp içine kaputumuzu serip yatar, sabahý beklerdik. Gündüzleri so- Mýsýr'da esaret günleri ðuk, açlýk baþýmýzýn etrafýnda výzýldayan kurþun sesleri, top atýþlarý ve düþmanla göðüs göðse boðuþurduk. Bir gün yanýmda çok sevdiðim bir arkadaþým "Nihansýn dideden ey mest-i nazým,bana sensiz cihanda ne lazým" þarkýsýný mýrýldanýrken birden bire sesinin kesildiðini fark edip baktýðýmda bir hýrýltý ile baþýnýn düþtüðünü gördüm.Hemen koþarak baþýný kaldýrdým."Necati su..Necati su..." diye inliyordu.Matarama sarýldým ama geç kalmýþtým baþý kucaðýma düþtü." Ýþte savaþ, esaret sonrasý ülkesine döndükten sonrada bu þarký ne zaman çalýnsa Mehmet Necati bu arkadaþýný ve yüreðinin derinli- ðinde saklanan o aný hatýrlayarak göz yaþý döktü. Türk'ün ne savaþý bitti ne cephesi. Kaderiydi sanki bu milletin savaþtan savaþa koþmasý, cepheden cepheyi sormasý. Ýþte Mehmet Necati de bu fýrtýnanýn içinde bir o cephe bir bu cephe savruldu durdu. Sýra Suriye ve Filistin cephesine gelmiþti. Ýslamiyet'in doðduðu topraklarý bir türlü koruyamayan, Türk'ün asalet ile ayakta durmaya çalýþan ancak efendilerine de sýrt çevirmekten geri kalmayarak Ýngilizlerle, Fransýzlara, Ýtalyanlarla iþbirliði yapmaktan kaçýnmayan Araplarýn durumu baþka bir halde idi. Gelirlerinin bir kýsmýný buralara gönderen Osmanlý'ya bedeli zor ödenir çok aðýr bir tutum içine girmiþlerdi. Türkülerde yer alan "Giden gelmiyor acep nedendir" mýsralarý buralarda baþka bir anlam kazanýyordu. Türk'ün, Müslüman kardeþim diye can attýðý, baðrýna basacaðý zannettiði Araplarýn pek çoðu evinde zor bela aðýrlamaya çalýþtýðý askerin bir çift potinine göz dikmiþti. Oysa biz ne yapmýþtýk onlara Osmanlý Ýmparatorluðu'nun gelirlerinin bir kýsmýný buralara aktarmýþ, bayýndýr alanýnda Hicaz Demiryolu baþta olmak üzere pek çok yatýrým götürmüþtük. Peygamber Efendimizin doðduðu topraklarý savunmaktan aciz bu insanlar için asýr- Mýsýr'da Ýngiliz esir kampý 71 larca oralarda ordu beslemiþ, Araplarýn da güvenliðini saðlamýþtýk. Ama Þerif Hüseyin (1854-1916) ve onun gibiler öyle düþünmemiþti. Biz bir yanda Ýngilizlerle uðraþýrken diðer yanda Þerif Hüseyin'in oðullarý komutasýndaki isyan eden ordularla da mücadele etmek zorunda kalmýþtýk. Tabi onlarýn ettikleri bununla da kalmadý. Þerif Hüseyin'in oðlu Abdullah'tan olan torunu Hüseyin, büyük bir ihanetlik içerisinde Filistin topraklarýna Yahudilerin yerleþmesine imkan tanýyarak bugünkü Ýsrail Devletinin kurulmasýna öncülük etti. Ýþte bu günde maalesef ettiklerini çekiyor, ektiklerini biçiyorlar ama anlayana. Olan Ýslam dünyasýna oluyor. Artýk diðer arkadaþlarýyla birlikte tren vagonlarýna bir yük gibi istiflenerek kýzgýn Arabistan çöllerinin ucu bucaðý belirsiz cephelerine gönderildiler. Bütün zor þartlara raðmen sýcak ve çöl fýrtýnalarýnýn içinde Filistinlilerle iþbirliði yapan Ýngilizlere kutsal topraklarý býrakmamak için mücadele verdiler. Ama öyle bir an geldi ki Mehmet Necati'nin diþleri Müslüman kardeþi bir Filistinli tarafýndan iþkence ile söküldü. Hatta öldürülecekken imdadýna yetiþen bir Ýngiliz tarafýndan zorla kurtarýldý. Filistinlinin nedense kini bir türlü bitmemiþti. -"Býrak þu Türko'yu öldüreyim, geberteyim!" diye bas bas baðýrmýþtý. Sonrasý daha hazin bir gurup arkadaþýyla esir düþen Mehmet Necati Mýsýr'a esir kampýna gönderildiler. Çölün ortasýnda dikenli tellerle çevrili bir esaret kampý. Türk askerleri Ýngilizlere karþý Türk subayýnýn þanýný küçültmemek için orada da tertemiz giyinmeye ölçülü hareket etmeye özen gösteriyor. Kampta Ýngilizcelerini ilerletip onlara da ud çalmayý öðretiyorlar. 30 Ekim 1918 Mondros Ateþkes Antlaþmasý imzalanýncaya kadar burada vatan hasreti ile yaþayan subaylarýmýz antlaþmadan sonra diðer esirlerle birlikte büyük bir gemiye bindirilerek Ýstanbul'a getirilerek Sarayburnu'nda serbest býrakýlmýþ. Ýstanbul'da iþgal kuvvetlerinin her tarafta rahatça gururla dolaþtýðýný gören Mehmet Necati bu manzara karþýsýnda tahammül edemez kendi kendini sorgular. "Benim için en acý günler düþman askerlerinin Ýstanbul'daki bu durumu oldu.Biz ne için çarpýþtýk sonuç ne oldu.Yanlýþlýk mý yaptýk,ek72 sikliðimiz ne idi.Türk milleti olarak bu bizim kaderimiz mi idi.?" Ýstanbul'da Gülhane Parký civarýnda arkadaþlarýyla birlikte dolaþýrken Ýþgal kuvvetlerinin askerlerinin sözlü sataþmalarýna maruz kalýr. Üzerinde esir kampýnda diktirdiði haki bir elbisede vardýr."Varak varak üstündeki elbiseye bak, kurbaða renginde" deyince üzerlerine yürümeye kalkýþýr ama arkadaþlarý tutarlar. Sen ne yapýyorsun onlarla asýl savaþýmýz sonra baþlayacak diyerek ikna ederler. Artýk karar vermiþtir. Ankara'ya geçerek Ýstiklal Savaþýna katýlacaktýr. Sakarya Savaþýnda Bursa'ya yak emrini götüren bir subayý yakalayarak Bursa'nýn kötü bir felakete düþmesini önler. Kendisine de Atatürk tarafýndan bir takdirname verilir. Ýstiklal Madalyasý ile de taltif edilir. Ýstiklal Savaþý Batý Cephesinde devam ederken Rum ve yerli eþkýyalarýn, isyancýlarýn faaliyetlerini yok etmek için Tokat'a gönderilir. Top- Eþi Musavver Haným ile Torunu Þenay Acar ve Eþi Fevzi Acar çam Daðlarýnda yaptýklarý mücadele ile bölgeyi bu tehlikeden temizlerler. Tokat'ta onun kaderi farlý bir þekle dönüþür. Annesinin beðendiði Þeyh Þükrü Efendi'nin kýzý Musavver Hanýmla görücü usulüyle evlenir. (Tokat-01.07.1907- 23.10.1981)Bu kez görev yolu Doðu'da Ýngilizlerin kýþkýrtmasýyla çýkan Dersim Ýsyanýnýn bastýrmak üzere Tunceli'ye çýkar. Çocuklarýndan Mustafa Nevzat (1927 ) ve Ahmet Doðan(1929-1994) burada dünyaya gelir. Diðer çocuklarý Ömer ARSLAN(1932),Þenay(1942),Murat (1944-2007) Ýsyanýn bastýrýlmasýndan sonra Mehmet Necati Kýrklareli'ne tayin edilir.17-20 Aðustos 1937 tarihleri arasýnda yapýlan Trakya Manevralarýnda gösterdiði üstün baþarýlardan dolayý Trakya Manevralarý Madalyasý ile ödüllendirilir. Özellikle Türk ordusunun elbiselerinin yabancý askerler in karþýsýnda düzenli ve temiz gözükmesi için ceviz kabuðunun kaynatýldýðý kazanlarda kaynatýlan elbiseler pýrýl pýrýl olunca herkesin dikkatini çeker. Bu arada Birinci Dünya Savaþýna katýlmasýndan dolayý eksik kalan öðrenimini Ýstanbul'da 1935-1936 yýllarý arasýnda Harp Okuluna çaðrýlarak tamamlar. 1952 yýlýnda çok sevdiði askerlikten emekli olarak Tokat'a yerleþir. Hayatýnýn büyük bir bölümünü kayýnpederinden kalma Malkayasý Baðlarýndaki bað evinde geçirir. Kýzý Þenay Haným o günler ait hatýralarý arasýna bize þunu nakletti. Babam çok dürüst ve vatansever bir insandý. Üç ayda bir Ziraat Bankasýna emekli aylýðý- ný almaya gitmek için fayton çaðýrýrdý. Biz de yanýnda bazen giderdik. Gelince hepimiz yanýna çaðýrýr. Çocuklar bu parayý bu fakir milletten hiçbir þey yapmadan almak benim çok zoruma gidiyor.Bu devlet,bu millet büyük bir savaþtan çýktý.Hala kendisini toparlayamadý.Onun için sizler de bu paralarý düþünerek harcayýn.,ülkenizi,insanlarýmýzý sevin,dürüst olun."der ve aðlardý Bu deðerli, hayatý vataný için esir kamplarýnda, cephelerde geçmiþ insan 26.10.1965 yýlýnda hayata gözlerini kapatýr. Cenazesi kalabalýk bir toplulukla Þeyh-i Þirvani Kabristanlýðýna defnedilir. Þeyh Þükrü KESKÝN'in torunu ve Mehmet Necati EROÐUL' UN kýzý Þenay Hanýma gelince:1942 yýlýnda Adana'da doðdu. Ýlkokula Tokat Gazi Osman Paþa Ýlkokulu'nda baþladý. Öðretmeni Saime Hanýmdýr. Ortaokula GOP Lisesinde baþladý ayný okulda lise 2.sýnýfta iken babasýnýn tayini sebebiyle Ýstanbul'a geldi. Fatih Lisesi'ne devam etti. Dýþarýdan Öðretmen Okulunun fark derslerini vererek öðretmen oldu. En son görev yaptýðý Erenköy Mehmet Akif Ýlköðretim Okulu'ndan 1995 yýlýnda emekli oldu. Makine Mühendisi olan Bolulu Fehmi ACAR'la olan evliliðinden Ayþen (1966)ve Zeynep(1978) adlý iki kýzý oldu. Çok sevdiði eþini 2000 yýlýnda kaybetti. Þimdi Ýstanbul'da sosyal, kültürel faaliyetlerin içinde mütevazý bir hayat sürdürüyor. 73 TÜRK OLMAK Öncesinde, Adam gibi adam olmak, Osmanlý'nýn kanýný, Osmanlý'nýn ruhunu Onurluca taþýmak Türk olmak. Zalime karþý mazlumun yanýnda durup, Karýncayý dahi ezemeyecek kadar Merhametle yoðrulmuþken; Soykýrýmla suçlanmaktýr Türk olmak. Kopardýðý üzüm salkýmý yerine parasýný takýp da Viyana'yý kuþatmak Ama Napolyon gibi yakmamak. Üç kýtadan dönse de onuruyla Bir küçük yarýmadada misafir kalmaktýr Türk olmak. Sayýsýz imparatorluk kurmak, Ayný zamanda Sayýsýz imparatorluk yýkmaktýr Türk olmak. Mostar'da köprü, Kerkük'te kale, Ýstanbul'da kýz kulesi. Anadolu'da buðday, Çukurova'da pamuk, Ege'de tütün, Karadeniz'de kemençe, Erzurum'da uzun hava ile baðlamadýr Türk olmak. Çanakkale'de ölmek, ölmeden önce de düþmana su vermek Düþmanýn ardýndan bile rahmet, Kanlýsýndan helallik dilemektir Türk olmak. Kar yaðdýðýnda kayak yapmayý deðil, yakacaðý olmayanlarý düþünmek Balkon köþesine kuþlar için kýþýn ekmek kýrýntýsý, yazýn su koymaktýr Türk olmak. Yaðmura rahmet, kara bereket Felaketlere bile; vardýr bir hikmet Anlayýþýyla bakabilmektir Türk olmak. Doðduðunda asker olacak diye sarýldýðý oðlunu Yirmisinde kýnalayýp davul zurnayla uðurlamak, Ýçinde þehiti yatan al bayraklý taputu Vatan saðolsun diyerek omuzlayabilmek Türk olmak. 74 Ekmeði nimet bilip, israftan hep kaçýnmak Sofrada zerre kadar kýrýntý býrakmamak Göz hakký, komþu hakký, hele de kul hakkýndan Ateþten kaçar gibi kaçabilmek Türk olmak. Görkemli bir odayý misafir için tutmak En leziz yemekleri hep ister ona sunmak Kendi yerde, misafiri döþeklerde yatýrmak Hasletiyle hemhal olmak Türk olmak. Milli maçý izlerken duygulanýp aðlamak, Sevdanýn en hasýna adam gibi baðlanmak Kara sevdaya düþüp kor gibi aþka yanmak Yüreðinin içine aþký koymak Türk olmak. Yunus'u, Mevlana'yý, Hac-ý Bektaþ'ý bilmek, Hoca Ahmet Yesevi, Aþýk Veysel'i sevmek. Okumadan yazmadan, belki mektep görmeden Yaydýklarý ýþýðý yüreklerde hissetmek Türk olmak. Eledim eledim höllük eledim, Yemen'e de ela gözlüm Yemen'e Sarýkamýþ daðlarýnda dondu Mehmet'im Türküleriyle, yüreðinin derinliklerinde bir sýzý hissetmek Türk olmak. Hayatýn verdiklerine nasip, Vermediklerine kýsmet demek. Her þeyin hayýrlýsýna inanýp Aðlamamak için gülmekten hicap etmek Türk olmak. Alýn teri kutsaldýr, emeðe saygýsý var Yapacaðý her iþe besmele ile baþlar Helal rýzýk peþinde, dönüp bakmaz harama Hiçbir servet haz vermez, ekmek parasý kadar Yetim, muhtaç mazlumu gözetmektir Türk olmak. Yaratýlaný sevmek yaratandan ötürü En acý günde bile býrakmaz tevekkülü Düþen her bir damlacýk Mevla'ya yaklaþtýrýr Çýkan her bir baþakta artar hamd ile þükrü Türk olmak kolay deðil, Zor bir sýnav Türk olmak. Türk olmak ezber bozmak, Türk olmak diklenmeden dik durmak. Velhasýl kolay deðil, Kolay deðil Türk olmak..! Nihat AYMAK ÝSTÝKLAL MARÞIMIZIN ÞÝÝRLERLE AÇIKLAMASI - 1 Hüseyin YAPICI* Milli marþýmýz olan istiklal marþýmýzý þiirlerle açýklamaya çalýþmaktayým. Milli marþýmýzý yukarýdan aþaðýya doðru akrostiþ olarak yazýp, her satýrýna bir þiir ve her harfine bir satýr olacak þekilde þiirlerle açýklanmaktadýr. Her satýrýnda ne anlatýlmak isteniyorsa o satýr ile ilgili þiirde de ondan bahsedilmektedir. Ýstiklal Marþýmýz 10 kýta ve 41 satýrdýr. Yani 10 kýta toplam 1457 harften oluþmaktadýr. Baþlýk "Ýstiklal Marþý" "Ýstiklal Marþýmýz Milli Marþýmýzdýr" olarak düzenlendi ve 32 harf, yazar ismi de "Mehmet Akif Ersoy'un Hayatý ve Eserleri" olarak düzenlendi ve 33 harf olup toplam 1522 satýr, 364 kýta ve 43 þiirden oluþmaktadýr. MARÞIMIZ Ýstiklal Marþý yazýmý için yarýþma yapýldý Samimiyetle yedi yüz yirmi dört eser katýldý Teklif olarak hem de beþ yüz lira ödül atýldý Ýstiklal için, ödülsüz yazýldý bizim marþýmýz Karar on iki mart, yýl, bin dokuz yüz yirmi birinden Lâfz-ý muteberdir, çýktý Mehmet Akif'in kalbinden Âlî mecliste, Hamdullah Ahmet Suphi'nin dilinden Layýký ile, dört defa süzüldü bizim marþýmýz Malum yýllarýn heyecanlý havasýndan iþaret Alenen Cumhuriyet'i müjdeler, yoktur esaret Rûþen etti ülkemizi, millete geldi cesaret Þanlý milletin, kalbine çizildi bizim marþýmýz Iþýk tuttu orduya, hediye olarak verildi Moral oldu, yirmi ikide taarruza girildi Iþk'a geldi millet sonunda kurtuluþa erildi Zîhayat oldu, tarihe dizildi bizim marþýmýz * * Araþtýrmacý-Yazar Milli marþ olarak taht kurmuþtur, kalplerden silinmez Ýhlasla gücü imandan alanýn eli bükülmez Lâþek, yürekten gelir vatan aþký, asla sökülmez Liyakatla daða taþa kazýldý bizim marþýmýz Ýhsan Servet Künçer bando düzenlemesi getirir Merhum, Osman Zeki Üngör'de bestesini yetirir Armoni notalarýný da Edgar Manas bitirir Rehber oldu millete, tez çözüldü bizim marþýmýz Þanlý maziye yer vardýr, hem ebedî istikbâle Irz ve namus için yaþarýz, ülkeyi istikmâle Millet, vatan ve dinim için erildi istiklâle Istýraptan kurtuluþa bir zildi bizim marþýmýz Zaferi müjdeler milletime, elbette aþk ile Dinlerken esas duruþ mecburi, saygýdýr vesile Izhar eyler, duygu ve inancýmý getirir dile Râm eyledi düþman, artýk sezildi bizim marþýmýz 1. kýta 1. satýr AL SANCAK Kahraman ordumuza armaðan oldu marþýmýz Onlara boyun eðmem, dik duracaktýr baþýmýz Rotamýz ak denizdir, düþmanla dolu karþýmýz Kaçýnma, sönmez bu þafaklarda yüzen al sancak Maðlup deðilsin, aklýný toparla kendine gel Allah'a inancýmdýr elbette, düþmana engel Sakin ol, zafer bizimdir kimse atamaz çengel Önlenme, sönmez bu þafaklarda yüzen al sancak Namusumdur vataným, onu hiç kimse alamaz Maðrur olma yeter ki sen, düþman asla kalamaz Eðme baþýný dimdik dur, onlar bize vuramaz Zorlanma, sönmez bu þafaklarda yüzen al sancak Bu milletin son ferdi ölmeden al bayrak inmez Ufukta zafer var, sonuç almadan asla dönmez Þehit olur uðruna, bayraksýz kabre de girmez Aldýrma, sönmez bu þafaklarda yüzen al sancak 75 Fitne çýkartmak için düþmanlar, milleti gerdi Akif, milletime cesaret ve tahammül verdi Konuþ artýk ey milletim hilal murada erdi Lal olma, sönmez bu þafaklarda yüzen al sancak Nadide yurdumda tüten ocaklar huzur bulacak Dalgalanýr þanlý bayraðým, hep semada kalacak Ebedi olarak pak Anadolu, bizim olacak Tükenmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak Al sancak milletimin sembolü oldu her daim Ramak kaldý zafere, varlýðým onunla kaim Devlet ezelden bizimdir, olamaz devridaim Ayrýlma, sönmez bu þafaklarda yüzen al sancak Ülkemizin parçasýdýr, bayraðý ve Türk milleti Topraðýmdan çýkacaktýr elbette düþman illeti Egemen olacak daima Anadolu devleti Naksolmadan yurdumun üstünde tüten en son ocak Yürü Türk milleti yürü, yolun daim açýktýr. Üzülme sen düþman haksýz, hem de yarý buçuktur Zürriyeti kesik, ödü kopuk, aklý kaçýktýr Eðilme, sönmez bu þafaklarda yüzen al sancak Ebediyyen gökteki yýldýza hiçbir güç eremez Nazik ay yýldýzlý bayraðýma kimse el süremez Sahiden bizim topraklarýmýza düþman giremez Oklanmadan yurdumun üstünde tüten en son ocak Nadide hilal solarsa, istikbal olmayacak Alev alev parlayan rengi, asla solmayacak Lidersin sen, gözü pek, hem de yeri dolmayacak Sakýnma, sönmez bu þafaklarda yüzen al sancak Namusa dokunamaz asla batýdan gelen þýllýk Olgun ol sen, güneþ batýþýnda görünsün kýzýllýk Cihan durdukça, ülkemde olacak daim ýþýklýk Ayrýlmadan yurdumun üstünde tüten en son ocak Kaybolacak tüm düþmanlar, millet muradýn alacak Asildir milletim, kesinlikle korkmaz aðyardan Nitekim hiç kimse geçemez, bu kutsal diyardan Caniler ayýramaz bizi, vatan gibi yârdan Aðlama, sönmez bu þafaklarda yüzen al sancak Korkmayýn, düþman giremez, ülke bizimdir ancak 1. kýta 2. satýr EN SON OCAK Soylu milletim masumdur, Rabbimden esenlik diler Özü Hakk'a dönüktür elbet, bir gün göz yaþýn siler Naçiz olmayýn, aydýnlýk yarýnlar bize de güler Mahvolmadan yurdumun üstünde tüten en son ocak 1. kýta 3. satýr PARLAYACAK O batan güneþten sonra karanlýk içinde Benim milletimin yýldýzýdýr, parlayacak Ecdat mirasý vatanda, seyranlýk içinde Necip milletimin yýldýzýdýr, parlayacak Ýskan bizim, olamam vatanýna aðlayan Maktul veren ülkede yürekleri daðlayan Milletin kaderini, bayraðýna baðlayan Ýffet, milletimin yýldýzýdýr, parlayacak En son Türk bireyi de ölmeden tükenmez umutlar Düþman çekilecek yurdumdan, daðýlacak bulutlar En kýsa zamanda millet, kurtuluþ zaferi kutlar Nehyolmadan yurdumun üstünde tüten en son ocak Legal yoldan ülkemi düþman elinden alan Linç olmadan, düþmaný ezip benliðin bulan Ezelden ebede, dünyada egemen olan Tutkun milletimin yýldýzýdýr, parlayacak Yurdumun üstüne uzanan pis elleri kýrarým Uzak yakýn demem asla, ülke sathýnda ararým Rahat býrakmam hiç onlarý, daða taþa yorarým Daðýlmadan yurdumun üstünde tüten en son ocak Ýstiklalimdir, düþmaný kahrýndan öldüren Millet yýldýzý, Türkün kaderini bildiren Ýlelebet payidardýr, yüzümü güldüren Nazik milletimin yýldýzýdýr, parlayacak Umum Türk ailesinin evlerinde yanar ocak Maâzallah, tüm fertlerimiz ölürse söner ancak Ufkumuz açýktýr bizim, bütün ocaklar yanacak Nakzolmadan yurdumun üstünde tüten en son ocak Yýldýzýn gökte parladýðý gibi parlayan Istýrap çeken biçare nefsi toparlayan Lakayt düþmanlarýmýn iþgalini zorlayan Daim milletimin yýldýzýdýr, parlayacak Üsteleme, al bayraðýmýzý kimse söndüremez Sabit yoldayýz elbette, düþman asla döndüremez Takdir Allah'ýndýr þüphesiz, baþkasý öldüremez Üflenmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak Israrýmdýr elbet, dünyada yeri dolmayan Zinhar, baþka millette hiç benzeri olmayan Itýrlýdýr bayraðým, asla rengi solmayan Dindar milletimin yýldýzýdýr, parlayacak 76 Istýbârla kurtulur Allah yolunda eren Ricat ettirir düþmaný vatanýnda gören Pirüpaktýr ay yýldýzým, halka huzur veren Aziz milletimin yýldýzýdýr, parlayacak Rabbin emri üzere hak davasýný güden Layýký ile her daim doðru yoldan giden Anadolu'yu milletime armaðan eden Yalnýz milletimin yýldýzýdýr, parlayacak Akýncý gibi, enginlere sýðmayýp taþan Caný hep diþinde gece gündüz daðlar aþan Avamý için caný pahasýna savaþan Kamil milletimin yýldýzýdýr, parlayacak 1. kýta 4. satýr MÝLLETÝMÝNDÝR Ordumun hiçbir erine dokunamaz düþman Buyruk benimdir, benim milletimindir ancak Er geç, ülkeme göz dikenler olacak piþman Nüfuz benimdir, benim milletimindir ancak Ýfrit düþman yurdumda hiç rahat olmayacak Mümtaz ülkemde düþman izi de kalmayacak Davamda haklýyým, bunu herkes anlayacak Ýrfan benimdir, benim milletimindir ancak Ruhsat verilmez düþmana, gülsün artýk didar Onurum Anadolu, olacak düþmana dar Bayrak hep semada kalacak, sonsuza kadar Ebed benimdir, benim milletimindir ancak Nefesim tükenmeden bu ülkeye girilmez Ýdrak eylemeden hakk'ý, huzura erilmez Milli iman vardýr, düþmana geçit verilmez Makam benimdir, benim milletimindir ancak Ýkamet ederken iþgal haberi alanlar Lütfedip evladý yurt için harbe salanlar Lütfen kusura bakmayýn, ecdattan kalanlar Elbet benimdir, benim milletimindir ancak Türk milletinin kalede esen sancaðýnda Ýçinde þehitler yatan köþe bucaðýnda Mümtaz insanlar yurdu âlimler ocaðýnda Ýlim benimdir, benim milletimindir ancak Nakþederiz imaný hem de tüfek kolunda Daima melek vardýr, saðýnda ve solunda Ýstikamet, ölmez þehitlik Allah yolunda Rota benimdir, benim milletimindir ancak Allah için savaþýp altta kefensiz yatan Nur-ý aynýmdýr vataným, canýma can katan Canilerin ne iþi var, benimdir bu vatan Aynen benimdir, benim milletimindir ancak Karar benimdir, bayrak hep semada kalacak devam edecek TOKAT KALESÝ Tokat kalesinin burcu Gökyüzüne deðer ucu Doruklarýn keskin tacý Ufuklara yaslanýyor Pek yalçýndýr senin baþýn Bulunmaz dünyada eþin Ne yiðittir þu duruþun Bahadýrlar kýskanýyor Ýlk burcun olmuþ bayraktar Diðerleri arkadalar Geçit vermeyen kayalar Þafaklarda puslanýyor Gökyüzüne sevdalanmýþ Bulutlara dek dayanmýþ Þeref namusla bezenmiþ Dim dik baþýn sisleniyor Ilgýt ýlgýt eser yelin Senin hiç bükülmez belin Üstünde bulutlar gelin Duvak duvak süsleniyor Sarptýr önün geçit vermez Öyle her yerden girilmez Maðara yolun sýr bilinmez Akýl yoran uslanýyor Bir yüzün gýj gýj' a bakar Heybetin yürekler yakar Ne yiðitler burada yatar Kýlýç kýnda paslanýyor Ramazanda topu atar Orucuma lezzet katar Burçlarýnda bayrak tutar Ýftar vakti sesleniyor ************ Sanki kartal yuvasýdýr Bayrak burada kalasýdýr Tokatlýnýn kalesidir Umutlara yükseliyor Mehmet DEMÝR 77 NÝKSAR AKINCI KALESÝ EFSANESÝ Hüsamettin TURAK* Efsanelere konu olan Akýncý Köyü Tokat Ýli'nin Niksar Ýlçesi'ne baðlý þirin bir Anadolu köyüdür. Niksar'a 32 km. mesafededir. Yeþilin bütün tonlarýný orada bulmak mümkündür. Ýnsanlarý sýcak kanlý ve gönül dünyasý zengindir. Yaratýlýþ harikasý mesire yerleri, bakmaya kýyamadýðýnýz sedir çamlarý, vahþi orman örtüsü, büyüleyici kýr çiçekleri güzelliklerinden sadece bir kaçýdýr. Akýncý Köyü ticaret yollarýnýn kesiþim noktasýndadýr. Bilinen Ýpek Yolu'nun Kuzey, Güney, Doðu ve Batý yollarýyla kesiþimi buraya denk gelir. Köyün ismi etrafýnda bir çok efsane anlatýlýr. Bunlardan ilki bir þairin dizelerinde kendini gösterir. Bu kiþi þair Nadi olarak karþýmýza çýkmaktadýr. Þair Nadi mýsralarýnda köyüne incim diye hitab eder. Ve köyün adýný alan þu mýsralarý yazar: Senin ellerinde mi öleceðim vah inci vah Seni ellere mi vereceðim ah inci ah Topraðýnda gül olup Gürgeninde dal olup Güzlerinde solup Sana mý küseceðim Senin ellerinde mi öleceðim vah inci vah Seni ellere mi vereceðim ah inci ah Daha sonra halk arasýnda ahinciah, ahiniciakinci ve akýncý olmuþtur; tezi ileri sürülmektedir. Bir diðer efsane ise Akýncý Kalesi'nin ismi etrafýnda þekillenmektedir. Akýncý kalesi efsanesi daðlarýn doruklarýndan ovalara doðru yankýlanan nice kale efsanelerinden yalnýzca birisidir.Kalenin bir tarafý Akar çay Yaylasý, diðer yaný ise Akýnca Köyü yaylasý ile çevrilmiþtir. Akýncý kalesi, tarihin sessiz çýðlýklarýnýn kayalara çar* Tokat Milli Eðitim Müdür Yardýmcýsý 78 parak yankýlandýðý, gizemli dünyasýný açmamakta direnen muhteþem bir tarihi mirastýr. Kalelerin yapýlýþ amaçlarýnýn ilk þartý savunma amaçlý oluþlarýdýr. Akýncý kalesi de 2000 rakýmlý tepeye kurulmuþ; Kelkit vadisine efsunkar bir bakýþla göz daðý vermektedir. Tepenin etrafýnda kale duvarlarý, birkaç ta mezar bulunmakta iken bugün itibari ile bilinçsiz kitleler tarafýndan ortadan kaldýrýlmýþ ve yazýk edilmiþtir. Bu yazýyý kaleme alýþ sebeplerimden biri de yok edilen Anadolu mirasýmýzý hiç deðilse bizden sonraki nesiller sahifelerin arasýndan hikayelerini bularak okusunlar. Kaleye ait þöyle bir efsane anlatýlýr: Melik Ahmet Gümüþtekin Gazi'nin askerlerinden üç tane Akýncý kardeþ bölgeyi tanýmak maksadý ile gelerek kalenin bulunduðu tepenin etrafýndaki maðaralara yerleþirler. Bu üç kardeþin isimleri Ahmet, Mehmet ve Alp Gazi imiþ… Üçü de birbirinden yiðit, birbirinden cengavermiþ. Uzun zaman bölgenin Ýslamla tanýþmasý için mücadele vermiþler. Sonunda bu üç kardeþ bir araya gelerek kendi aralarýnda þöyle konuþmuþlar. Bölgenin üç kiþiye müsait olmadýðýný, birinin kalýp diðerlerinin daha ilerilere gitmesi gerektiðini kabul etmiþler. Ancak bir tarafta Tozanlý vadisine, diðer tarafta Kelkit vadisine hâkim olan bu eþsiz mekânda üç kardeþin üçü de kalmak istemektedir. Kimin kalacaðýný belirlemek için üç burçlu bir kale yapmaya karar verilir. Üç hisardan hangisi erken biterse o kardeþ, kalede kalacaktýr. Üçkardeþ hemen iþe koyulmuþlar. Burçlarýn bitimine yakýn Ahmet'in ayaðý burkulmuþ. Alp Gazi son taþý Mehmet'ten önce koymasýna koymuþ ya, bir kartal gagasýyla son taþý vadiye düþürmüþ. Kalede Mehmet kalmýþ. Alp Gazi ile Ahmet, güzel bir bahar gününde kýr çiçeklerinin eþsiz güzelliklerini geride býrakarak kaleden ayrýlýrken Mehmet: "Sýk sýk ha- berleþelim. Baþýnýz darda kalýrsa bana haber salýn. Ýki elim kanda da olsa mutlaka gelirim. Ben de sizi çaðýrýrým " demiþ. Ahmet kardeþine sarýlýrken yüksek sesle: "Allahaýsmarladýk kardeþim. Biz senin için hiç endiþeli deðiliz. Sana kartal yuvasý gibi bir kale yaptýk. Kuzgunlar sana ulaþamaz. Düþmanlar sana bulaþamaz. Eþkýya seninle yarýþamaz. Yüzün gibi gönlün de þen olsun!.. Allah yardýmcýn olsun!.. Düþmana karþý akýnlarýný buradan yapar, gelip kalene sýðýnýrsýn. Bu kale de akýnýn bol, akýncýn bol olsun!.. Allah yardýmcýn olsun!… diye hitap etmiþ. Bu konuþmadan heyecanlanan Alp Gazi: Öyleyse bu kalenin adý, bundan böyle "AKINCI KALESÝ" olsun !... diye baðýrmýþ… Üçkardeþ hep bir aðýzdan derin vadilere doðru " AKINCI KALESÝ" diye defalarca baðýrmýþlar. O gün, bu gün bu kalenin adý, Akýncý Kalesi olarak kalmýþ. Akýncý kalesi olarak söylene gelmiþ. Kaleden ayrýlan iki kardeþten biri olan Ahmet'ten uzun zaman haber alýnamamýþ. Mehmet, Akýncý Kalesinden yöreye akýn üstüne akýn yapmýþ. Zalimlerden aldýðýný yoksullara daðýtýyormuþ. Mehmet, nice zaman sonra Alp Gazi'nin Gümenek önlerinde þehit düþtüðünün haberini almýþ. Ahmet in'de Niksar ovasýnda kalýp yurt yuva kurduðunu öðrenmiþ. Mehmet, kardeþi Ahmet'e çam kabuðundan yaptýðý küçük bir kutucuðun içersine biraz altýn, bir de mektup koyarak Kelkit çayýna doðru akan bir derenin baþýna gelmiþ: "Dere dere güzel dere Kutumu götür sere serpe Kaptýrma yabancý ele Kaptýrma coþkun sele" diyerek kutuyu býrakmýþ. Efsane bu ya, kutu derelerden çaylardan geçip Kelkit ýrmaðýna varmýþ. Ahmet' in eline ulaþmýþ. Ahmet kutuyu açmýþ. Ýçindeki mektubu okumuþ, sevinmiþ. Sapsarý altýnlarý çevresinde yýðýlan insanlarýn gözü önünde ata vermiþ, at yememiþ; ite vermiþ, it yememiþ. Ateþe koymuþ, piþmemiþ. Bir iþe yaramayan altýnlarý kaldýrmýþ Kelkit ýrmaðýnýn coþkun sularýna atmýþ. Ahmet, Niksar ovasýnda gökçe gökçe buðday yetiþtirirmiþ. Sarý sarý buðdaylardan un yapar halka daðýtýrmýþ; yal yapar iti doyururmuþ; yem yapar atý doyururmuþ… Aðabeyinden gelen çam kutusunun içine biraz buðday koymuþ bir de mektup yazmýþ…" Kardeþim gönderdiðin altýnlara teþekkür ederim. Benim iþime yaramadý. Kaldýrdým ýrmaða attým. Sana geldiði yoldan, gönderdiðin kutu ile sarý sarý buðday gönderiyorum. Bunlara sahip 79 çýk. Atýna da, itine de; erlerine ve erenlerine yarasýn… Topraðýný ekesin , halký aç býrakmayasýn" diye. Nice zaman sonra mektup da, buðday da yerine ulaþmýþ. Uzun bir ömür süren Akýncý Mehmet, vefatýndan sonra kaleye defnedilmiþ. Akýncý kalesindeki mezarlardan birisinin bu Alperene ait olduðu söylenmektedir. Akýncý kalesindeki Mehmet, bir avuç buðdayý ekip hasat ederek hem erini, erenlerini; hem de hayvanlarýný doyurduðu gibi Akýnca topraklarýnda gökçe gökçe buðdaylarýn yetiþmesine öncülük etmiþ… Bugün gerek Akýncý köylüleri, gerekse Akarçaylýlar bu kaleye zaman zaman çýkmaktadýrlar. Ne yazýk ki mezar, kötü amaçlý kiþilerce talan edildiði gibi ; kalenin duvarlarý da neredeyse kaybolmak üzeredir.* Faydalanýlan Kaynak: PATO BÝBÝME MEKTUP Pato bibim haber salmýþ Özlediyse köye gelsin Dünya kimseye kalmamýþ Gelsin gönlünce yaþasýn Ne desem ki bibime ben Onu severim ezelden Bir kere koptum o yerden Býrakýn özlemim kalsýn Süt saðardýk bizim evde Yemek yasaktý nedense Otuz hayvanýn peþinde Neden vardýk soramazsýn Bahçemizdeki meyveyi Sarý-kýzýl renk elmayý Kireçlik'teki tarlayý Zihinlerden silemezsin Topraklara garazým yok Tam tersine özlemim çok Yoksulluk yüreðimde ok Unutup ta gidemezsin Baharda öten kuþlarý Yeþiltepe'de taþlarý Çocukluðumda kýþlarý Özlemeden edemezsin Bakmayýn günlük sözüme Kulak verin ki özüme Yalan söylemez sözüme Bakmadýkça bilemezsin Rüþtü de ki bibim haklý Özlemi yüreðimde saklý Hayat çok ayrý duraklý Özlesen de varamazsýn Rüþtü BOZKURT 80 Emin ULU, 156,157,158 Alperenler Cenneti sayfa BEN DEMÝRCÝ ÇIRAÐIYIM Ben demirci çýraðýyým Kýzgýn demirle Yüreði daðlanmýþ Yitikler kabristanýyým ben Dört bir yanda hasretim. Ben Recep Emmiyim Hasan Dayýyým iki büklüm Þerha þerha avuçlarým Ekinimi dolu vurmuþ Ömer'im ben Kuzularýmý kurtlar kapmýþ. Koç yiðit suyuna Uzanamamýþ Fýrat! Dicle!Ýki gözüm sessiz kan aðlamýþ Hüseyin'im Kýrmýzý,mavi,siyah mürekkepli divitim alev alev. Demir daðýyým Ergenekon'un Kýrk körük kurun eritmeye Kerem'in nefesiyle tutuþturun kömürümü Ferhat taþýsýn zemzem suyumu Bir yüreðim ki ben Kýrk þu kadar parça didik Kýrk þu kadar bayrak Kýrk mýzraðý göðsümde saplý Kýrk örste dövülmüþ saf çeliðim Ben Alperenim,ben Mevlana Ben Taptuk'um, Yunus'um ben Ben Alparslan'ým,Selçukiyem Osmanlý'yým,ay yýldýzlý bayraðým göklerde Dimdik ayakta Ben Anadolu'yum Anadolu'yum ben… Bekir YEÐNÝDEMÝR ÝLETÝÞÝM TEKNOLOJÝLERÝ HABERLEÞME VE DÝNLEME SÝSTEMLERÝ-22 "Gizli dinleme yapacak teknik kapasiteleri olan üye devletlerin bunu hiç duraksamadan yapmalarý bir gelenektir" Butros Gali BM eski Genel Sekreteri Dursun TAÞDELEN* Bir önceki 13. sayýsýmýzda Dünyayý saran bu komplike küresel dinleme ve izleme takip sisteminin varlýðýndan bahsetmiþtim. Bu sayýda da dünyada bulunan bir küresel dinleme sistemi; 1- Elektronik istihbarat (elint) 2- Dinleme Ýstihbaratý (commint, sigint) 3- Echelon sistemi (devkulak) ve buna benzer sistemler hakkýnda yaptýðým araþtýrma bilgilerini sizlerin bilgisine sunacaðým.. Bugün teknolojiye göbek baðý ile baðlanmýþ durumdayýz. Kimler gizli dinleyebiliyor? Ve bunlarý nasýl yapýyor. Hatta girme deyimi (terimi) bile eski moda bir istisnaya dönüþtü artýk. Son yüzyýlda haberleþmelerin dinlenmesi iþinin büyük bölümü hatta girerek veya deðiþik elektronik sinyalleri havadan toplayarak yapýlýyor. * TRT Ýstanbul Radyosu Baþteknisyeni Küresel dinleme ve elektronik sinyal istihbaratý araþtýrmacý/gazetecilerin yaptýðý çalýþmalar sonucunda uzun bir süre varlýðý inkar edilse de sonunda ortaya çýkartýlmýþ, direk olmasa bile yetkili kurumlarýn baþýndakiler varlýðýný ifade eder açýklamalar yapmýþlardýr. AP komisyon üyelerinin ABD Kongresinin ilgili üyeleri ile görüþmesinde Porter Goss'a echelon ile ilgili sorular sorunca " bana Echelon var mý diye soruyorsanýz size cevap vermeyeceðim","ama küresel haberleþmeyi önemli oranda ele geçirme kapasiteniz var mý diye soruyorsanýz yanýtým evet" diyerek küresel haberleþme üzerinde çalýþýldýðýný ifade etmiþtir. Dinleme iþi Ýkinci Dünya Savaþý sýrasýnda yalnýzca Almanlarla Japonlarýn askeri haberleþmelerinin izlenmesini içermez, ülkeye giren ve ülkeden çýkan sivil posta üstünde de yoðunlaþýrdý. Japon enterne kampý gibi olaylar 1940'larýn baþlarýnda Amerika'da yaþanan "içimizdeki hain" paranoyasýnýn düzeyini gösteriyor olsa gerek; bu tür geliþmeleri saptamak amacýyla bir sansür servisi kuruldu ve büyüyerek on dört binden fazla çalýþaný bulunan ve tüm ülkede doksan bin binayý kaplayan bir kuruma dönüþtü. Sansürcüler her gün bir milyon mektubu açýyor ve inanýlmaz sayýda telefon konuþmasýný dinliyordu. Ayrýca filimleri, dergileri, ve radyo senaryolarýný tarýyorlardý. Sansürcüler þifreli yazýlardan korkuyorlardý. Zararsýzda olsa bu tür yazýlarý yasaklamýþlardý. Avrupa'nýn echelon konusundaki kaygýsý 1998 yýlý ilk günlerinde parlementonun Bilimsel ve Teknik Seçenekler Deðerlendirme (STOK) Komitesi için "Siyasi Kontrol Teknolojileri Hakkýnda Bir Deðerlendirmesi" baþlýklý raporu hazýrlanmasý ile gündeme gelmiþtir. Raporun yazarý Omega Vakfý için çalýþan Steve Wring adlý Machester'da yerleþik bir araþtýrmacýdýr. Raporda "Avrupa içinde tüm e-postalar telefon, fax haberleþmeleri ABD Ulusal Güvenlik Örgütü tarafýndan rutin olarak ele geçirilmektedir… Avrupa Ana Karasý'ndan gelen tüm hedef bilgiler Londra'daki stratejik göbek ve sonra da uydu aracýlýðýyla Ýngiltere'nin North Fork kýrlarýnda bulunan Menwith Hill'deki kritik göbek üstünden Marylan, Ford Meade'e arkarýyor. AP Komisyonun nihai raporuna muhalif görüþ belirten Ýtalyan Parlementer Mourizo Turco'ya göre dinleme faaliyetlerinde bulunan ülke sadece ABD ve Ýngiltere deðildi. Aksine Almanya ve Hollanda büyük olasýlýkla Fransa'da bu kapasiteye sahip olduðunu yazmýþtýr. 81 Sigint örgütü olan ülke sayýsý 30 olabileceðini belirtmiþtir. 1974 yýlýnda baþkanlýðýný Idaho eyaleti senatörü Frank Churc'un yaptýðý Churc Komitesi'nin nihai raporuna göre; Çok fazla insan çok fazla devlet örgütü tarafýndan izlenmiþ ve çok fazla bilgi toplanmýþtýr. Devlet sýk sýk vatandaþlarýný siyasi inançlarý nedeniyle, bu inançlarýn yabancý bir güç yararýna þiddet ya da yasadýþý eylem tehdidi doðurmadýðý durumlarda bile gizlice izlemiþtir. Devlet temelde gizli muhbirler aracýlýðýyla, ama ayný zamanda telefon dinleme, mikrofon "böcek"leri, gizlice postalarý açma ve haneye tecavüz gibi özellikli ihlalci teknikleri de kullanarak Amerikan vatandaþlarýnýn kiþisel yaþamlarý, görüþleri ve iliþkileriyle ilgili çok miktarda bilgi toplamýþtýr. Avrupa parlamentosu; 1988'de Echelon kod adýný ortaya çýkarmýþ olan Duncan Campell'a bir rapor ýsmarlar. Campell'in 1999'da yayýnlanan "Dinleme Kapasitesi 2000" baþlýkla raporuna göre "comint örgütleri seksen yýlý aþkýn bir süre boyunca dünyanýn elektronik haberleþmesinin büyük bölümüne ulaþabilmek için yaptýklarý düzenlemeler anlatýlýr" diye baþlamýþ bu raporda. "birkaç istisna dýþýnda günümüzün tüm önemli haberleþme yollarýna eriþmek, onlarý ele geçirmek ve iþlemek için kapsamlý sistemler var" Campell'in raporda söylediðine göre; UKUSA ülkeleri bu amaçla en azýndan 20 uydu temelli toplama sistemi iþletmekteydi. Sinyal istihbaratý ya da siyasetçilerin ve istihbaratçýlarýn kullandýklarý kýsaltmayla SIGINT; kulak misafirlerinin günümüzün telekulaklarýnýn gizlice dinleme eylemi için kullandýðý ama pek bilinmeyen bir ad. Bu eylem uydulardan ve mikrodalga kulelerinden seken konuþmalarý içine çeken dinleme istasyonlarýyla, kilometrelerce yukardan yerüstündeki radyo frekanslarýna giren casus uydularýyla enformasyon anayolunun düðüm ve kavþaklarýna bir parazit gibi asýlýveren sessiz ve görünmez internet böcekleriyle son derece ileri teknolojili bir oyuna dönüþtü. Elektronik dinleme üzerine istihbarat yapan Sýgýnt örgütleri dünyada sivillerin sýrlarýn öðreniyorlar, ama çoðunlukla kendi varlýklarý da dahil olmak üzere kendi sýrlarýný saklamakta kararlýlar. Bu amaçla örgütler çalýþanlarýný mahremiyetlerini ihlal etmekle kalmayýp ortadan kaldýran bir sýnava tabii tutuyorlar. Bunlardan dünyada en büyük ve büyüklüðü oranýnda da varlýðýný saklayabilenlerin82 den olan NSA; çalýþanlarýný yalan makinesi testine tabi tutuyor, psikolojilerin araþtýrýyor ve özel yaþamlarýný soruþturuyor. Kimse birbirinin adýný bile bilmez... Bütün bu yapý, yýlda altý milyar dolar, altmýþ bin çalýþan, hektarlarca bilgiiþlem gücü, bunlarýn hepsi gizlilik perdesi ile örtülmüþtür. Kendini saklama ve gizlemede de deðiþik uygulamalarda bulunabiliyorlar. Yine ; NSA bu anlamda gizlilik güvenliði için bir dinleme yer isitasyonunun yakýnlarýndaki bir yerleþim biriminde 11. kattan bu adeta yasak bir þehir halinde olan istasyonlarý görünüyor diye NSA binaný tamamýný kiralamýþtýr. Oluþumun tek amacý vardý. Ýnatçý Rus þifre sistemini kýrmak ve bu ülkenin en gizli haberleþmelerini dinlemektir Gizli dinleme çoðunlukla uzaktan yapýlan bir eylemdir. Bu nedenden dolayý deyim yerinde ise bir iz býrakmaz, ispatý biraz mümkün deðildir. BM eski Genel Sekreteri Butros Gali BBC'ye "Gizli dinleme yapacak teknik kapasiteleri olan üye devletlerin bunu hiç duraksamadan yapmalarý bir gelenektir" diye açýklama yapmýþtýr. Ayrýca Ýngiliz The Observer gazetesi GCHQ'nun BM'de muhaberatý izleyen özel bir birimi olduðunu yazmýþtýr. Hayatta her þeyin bir artýsý ve eksisi var. Bir yandan hýzlý teknolojik geliþmeler, bilgisayarlar, uydular, cep telefonlarý, internet, e-mail hayatýmýmzý kolaylaþtýrýrken, bir yandan da bu sistemler yüzünden büyük bir gözetim aðýnýn denetimi içine giriyoruz. Kiþiler veya sistem, teknolojiyi kullandýðý sürece kurtulmak mümkün deðil. Üstelik teknoloji sürekli ilerlediði ve yeni nesiller de teknolojiye daha baðýmlý yaþadýklarý için bu büyük gözaltý çok daha artacak. Telgrafýn doðuþundan itibaren, haberleþmelerin ele geçirilmesi uygulamasýnýn kabul edilmiþ gerçeði; haberleþmeyi kolaylaþtýran teknolojilerin haberleþmelerin ele geçirilmesini de kolaylaþtýracaðý gerçeði olmuþtur. Ýnternet haberleþmesinin ne oranda güvenli olduðunu düþündüðümüzde, sitemin taslaðýnýn casuslar tarafýndan tasarlanmýþ oluduðunu hatýrlamak aydýnlatýcý olacaktýr. ... Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Echelon hakkýnda hazýrlanmýþ olan 2000 tarihli bir raporunda þöyle denmektedir. "Ýnternet için genel olarak kullanýlan en yüksek kapasiteli sitemler... 155Mbps'lik (milyon bit/saniye) bir hýzla çalýþmaktadýr. 155 Mbps düzeyinde bir hýz saniyede üç milyon sözcük, yaný dakikada yaklaþýk olarak bin kitap metni yollamak anlamýna gelir. Bu beþ yýl önceydi. Sonuçta bilgi ve haberleþme alanýnda ele geçirilebilecek çok fazla þey var artýk.... sonuçta elektronik haberleþmeyi ele geçirme kapasitesi sýnýrsýz görünüyor. Mutlaka yakalanabiliyor.... Her haberleþmemiz anýnda kayýtlara geçiyor! Kiþisel bilgisayarýnýz internete baðlý olmasa da bilgisayar programlarýnýn içine yerleþtirilen veya býrakýlan arka kapý denilen yazýlýmlar yoluyla bilgisayarýnýz bir kez internete girmesi ile sistem bilgisayarýnýzý tanýmlýyor ve bu arka kapýlar sayesinde yaptýðýnýz bütün iþlemleri, hareketleri ve bilgileri bilgisayarýnýzdan alýyor. Adeta bilgisayarýnýz bu sistem tarafýndan ele geçiriliyor. Bundan korunmanýn tek yolu internete girmeyen özel kullanýmýnýzda olan ikinci bir bilgisayara sahip olmanýzdýr. Ýnternete girdiðiniz anda bilgileriniz sistemin elindedir. Rusya, Çin, Fransa, Almanya Microsoft'u devlet dairelerinde ve orduda yasakladý. Örneðin artýk Almanya'da Windows iþletim sistemleri yerine Linux iþletim sistemleri kullanýlýyor. 1990 lý yýllarda 4 milyon bilgisayar var idi bu gün 1 milyar'ý geçgin bilgisayar kullanýcýsý var. Bunlarýn çoðu internet aðýna baðlý. 14 milyon fax cihazý, Telekominikasyon Birliði (International Telecommunications Union-ITU)'nýn 2008 sonu verilerine göre 4 milyar'ý aþkýn cep telefonu var. NSA'nýn bu sistemi kurduðu tarihte 5 bin baðýmsýz bilgisayar vardý, fax ise henüz yok idi. O tarihlere de teleks ve telgraf var idi. Bu gün ise milyarlarca telefon ve milyarlarca internet kullanýcýsý varlýðý söz konusudur. Bu duruma göre NSA; üç milyarý aþkýn telefon trafiðinin takip edildiði ve kaydedildiði devasa bir bilgi merkezidir! Bu günün en büyük istihbarat kuruluþu olan NSA'dan öncesi öncelikli kriptolojik þifreli haberleri elde edip bu þifreleri kýrmak üzere kurulan bir örgüt vardý. ABD'nin ilk sivil kod kýrma teþkilatý olan "Karanlýk Oda"; New York City'deki bir taþ evde uzun bir süre gizlilik içerisinde çalýþtý. Ýçlerinde çok zor Japon diplomatik þifrelerin de olduðu, onlarca ülkeye ait 10.000'ten fazla mesajýn kodlarý baþarýyla çözmüþtür. Birinci Dünya Savaþý sonrasýndaki silahsýzlanma görüþmeleri sýrasýnda temsilcileri gelen ve temsilcilerden giden mesajlarýn kripto analitik faaliyetler ile þifrelerin çözülmesinde anahtar rol oynamýþtýr karanlýk oda örgütü (teþkilatý). Böylece Amerikan delegasyonuna içeriden yol göstererek ülkelerine diplomatik üstünlük saðlamýþlardýr. ABD Dýþiþleri Bakaný Henry Stimson, düþmanlarla birlikte dostlarýnda dinlendiðini duyunca öfkelenmiþ ve acilen örgütün kapatýlmasý emrini vermiþtir sonuç daha da ileri… 1930 Haziran'ýnýn sonlarýnda, sinyal istihbaratý ortamýna baktýðýmýzda; personeli, donanýmý ve kayýtlarýyla birlikte tüm kriptoloji sýrlarý 2,32metrekarelik kasanýn içine rahatça sýðýyordu. Uydu ve ilere elektronik haberleþme sistemlerinin olmadýðý dönemlerde dinlemeler deðiþik usuller ile yapýlýrdý. Sinyal istihbarat kuruluþu olan NSA kuruluþundan sonra 1960 yýlýnda örgütsel yapýlanmaya gidip örgütsel yapýsýný deðiþtirmiþtir. 12 Kasým 1959'da Baþkan Eisenhower NSA'ya büyük katký sunacak olan Ýstihbarat Gemisini denizlere indirerek 15 Aralýk 1959 da sinyal istihbarat gemisinden Ay yüzeyinden yansýyan bir mesajý kaydetmiþtir. NSA'nýn haberleþme uydularý uzaya gönderilmezden önce kullandýklarý Ay yansýtmalý anten sistemi gündüz Ay'ýn görünmemesi nedeni ile sadece günün gecesinde en fazla 12 saat çalýþýyor. Yazýlý kaynaklara göre 1963'lü yýllarda Washington'daki elciliklere gelen ve giden bir çok mesaj NSA'nýn Western Union gibi ABD'deki baþlýca telekomünikasyon þirketleriyle yaptýðý gizli bir anlaþma sayesinde dinleniyor olaný idi. Bu dinleme sisteminde Shamrock kod adlý bir NSA programýna göre þirketler ABD'ne gelen giden veya ABD üzerinden yapýlan tüm haberleþme kopyalarýnýn yasadýþý yoldan her gün NSA kuryelerin teslim edilmesi konusunda anlaþmýþlardý. Ayný yýllarda bu dev istihbarat kuruluþu günlük 1000 mesajý dinler durumdaydý. NSA'nýn Vint Hill Farms istasyonu haberleþme için kendi yüksek frekanslý cihazlarýný kullanan diplomatik konuþmalarý dinliyordu. Bu yöntemler ABD dinleme istihbarat kuruluþu NSA'nýn deðiþik dinleme usullerinden bir kaçýdýr. NSA, baþlangýcýnda Yabancý diplomatlarý ve askeri ataþeleri dinlemek için kurulmuþtu, lakin; bugün yeryüzünde telefon, faks, bilgisayar, internet dâhil her türlü yazýþmayý ve konuþmayý hem takip ediyor hem de kaydediyor. NSA'da her gün 40 ton evrak atýlýyor. E-maillerin kaydedildiðini ve ABD'de en az bir yýl saklandýðýný önceki sayýda yazmýþtým. Bunun daha da vahim ve düþündürücü olaný Dünya'da internet üzerinden yapýlan tüm yazýþmalar, e-mailler Amerika'da "root server" 83 dan geçmektedir. Bu serverda 13 kök bilgisayar bulunuyor. Tüm internet sistemini ABD'deki bu 13 kök bilgisayar yönetiyor. Hatta ABD daha da ileri gitti ve internetten geçen e-maillerin, istendiði zaman emniyet ve istihbarat örgütlerine verilmesini yasal zorunluluk haline getirdi. Türkiye'de ki duruma gelince; bu düzenleme 5.11.2008 Tarihli ve 5809 Sayýlý ELEKTRONÝK HABERLEÞME KANUNU ile þekillenmiþtir. Ýnsanlara ait bilgiler elektronik ortamda farklý yerlerde olur. Sözgelimi sizin nüfus, vergi ve doðalgaz idarelerinde, iþyerinizde kayýtlarýnýz var. Promis, bu farklý ortamlara ve kiþilere ait bölük pörçük bilgileri bir araya getiriyor, depoluyor ve bunlardan insansý yargýlar çýkarýyor. Mesela hangi evlerde su kullanýmý arttý, hangilerinde azaldý saptýyor ve bundan þu evdeki insan, bu eve geçti gibi sonuçlar çýkarýyor. Ýsrail, Promis'i Filistin'de çok kullandý. Filistinli teröristler eylem için bazý evlerde bir araya geliyorlardý. Ýsrail su kullanýmý artan hanelerde yoðun gözetime gitti. Yani Promis, bir istihbarat servisinin veya devletin sizinle ilgili hangi bilgilere ihtiyacý varsa hepsini saðlýyor. Bilgisayarýnýzda sakladýðýnýz dosyalardan yazýþmalarýnýza, internette gezindiðiniz sitelerden kredi kartýyla alýþveriþlerinize, saðlýk durumunuza, psikolojinize kadar insanýn günlük yaþamýnda akla gelebilecek her þeyi kontrol ediyor. Zaten gözetim toplumu dediðimiz de insanýn gündelik yaþamýndaki rutinlerin bile belli güçlerin eline geçmesidir. En geliþmiþ izleme sistemi olan Echelon'un Türkiye dâhil, dünyada birçok ülkede uydu trafiðini izleyen yer istasyonu antenleri var. Bu programýn sahipleri; Amerika, Ýsrail ve Ýngiltere. Uydu-bilgisayar korelâsyonu sayesinde bu programda var. Uydularla yerini belirlediðiniz kiþinin koordinatlarýyla görüntü alýyorsunuz. Amerikalý kuramcýlar, gece saatinde siyah tenis topunun yerinin bile uydularla saptandýðýný söylüyorlar. Sistem adeta gözetim toplumu haline getirmiþtir. Bu üslerde en ileri teknoloji ve uzmanlarýn çalýþmalarýna raðmen zaman zaman ciddi düzeyde aksaklýk ve arýzalar da meydana gelmektedir. Böyle durumlarda bir baþka ülke/ülkelerdeki ayný amaca uygun istasyonlar bu vazifeyi! yereni getirirler. Bunlardan en önemlisi ve merkezi durumda bulunan Fort Meade'deki merkezi aða 24 Ocak 2000'de akþam saat yedi civarýnda birdenbire, bilinmeyen bir nedenden ötürü kapandý. Sonraki yet84 miþ iki saat boyunca, teknisyenler bu devasa sistemi yeniden çalýþtýrmak içen çabalarken, istihbarat toplama sisteminde tam bir karartma yaþandý. UKUSA iliþkisi nedeniyle, Ýngiltere'nin GCHQ'su ve öbür ortak örgütler tökezleyen sistemin yerin almak üzere hemen harekete geçti. Sonunda NSA operasyonlarýný eski durumuna getirmeyi baþarabildi, ama ancak sorunun çözümüne binlerce çalýþma saati ve 1,5milyon dolar harcandýktan sonra. Günümüzde teknoloji baþ döndürücü bir hýzla geliþmekte ve buna paralel olarak teknik imkânlardan da yaþamýn her alanýnda en üst düzeyde yararlanýlmaktadýr. Teknoloji dünyayý adeta küçültmüþ, denizlerin binlerce metre altýndan geçen kablolarla gökyüzünde çeþitli yörüngelere oturtulmuþ, uydularla elektronik bir kafes içine alýnmýþtýr. Elektroniðin ve teknolojinin yaþamýmýzda her geçen gün daha fazla yer sahibi olduðu gerçeði, tüm ülkelerde istihbarat kuruluþlarýný bu imkânlarý deðerlendirmeye yönelmiþ, geliþen teknolojinin ve elektroniðin ürünleri haber toplama alanýnda kullanýlmaya baþlanýlmýþtýr. Teknolojinin geliþimi ile insan yaþamý daha kolay hale gelmektedir. Bu þüphesiz ki teknolojinin geliþmesi insanýn deðiþimi, geliþimi demektir. Bu deðiþim ve geliþim zaman zaman kendiliðinden, baþta özel hayatýn gizliliði olmak üzere bir takým önüne geçilmez sýkýntýlar da doðurmaktadýr. Bu genelde istihbari amaçla yapýlan izleme ve dinlemelerin ortaya çýkmasý ile olmaktadýr. Adeta insanlýðýn doðuþuna kadar gitmektedir gözetim, takip ve dinlemeler. Teknolojinin veya araçlarýn geliþmesi ve deðiþmesine baðlý olarak her dönemin þartlarýna göre deðiþiklik göstermektedir. Teknolojinin özellikle biliþim sektörünün hýzlý geliþmesi ile de bilginin, baþta gerek sosyal hayatta, gerekse ekonomik hayatta önemlilik kazanmasý ile de teknik takip ve izleme tamamen teknoloji kökenli olmaya doðru yönelmiþtir. Ýnsanlar arasý iliþkinin de iletiþimle olduðunu düþündüðümüzde izleme ve takibin iletiþim kanallarý üzerinde olmasý gereklidir. Bu iletiþim kanallarýmýz aðýrlýklý olarak telefon, faks, internet, radyo-tv yayýnlarý ve telsiz haberleþmeleridir. Artýk yazýlý yaptýðýmýz mektuplar sanal ortamda internet üzerinden (e-mail) elektronik mektup olarak yapýldýðýna göre mektup gibi özel iletiþim araçlarýmýzýn da izleme ve takip altýnda olduðu gerçeði ortaya çýkmaktadýr. Ýzleme ve teknik takip teknolojinin de kullanýmý ile za- man zaman yasal yollarla yapýldýðý gibi yasa dýþý yollardan da yapýldýðýna þahit oluyoruz. Bilgi bir güç olduðuna göre elde edilen bilgide birilerine devamlý olarak güç kazandýrmaktadýr, bu güç genelde egemenlerin, iktidar olanlarýn elde etmeye çalýþtýðý bir güç olmaktadýr. Bu kimi zaman yasadýþý örgütlerin elde ettiði bir güç, kimi zaman ise yasalar çerçevesinde devletlerin ve devlet kuruluþlarýnýn elde ettiði bir güçtür. Teknolojiye sahip olan bu gücü elini geçirmiþ oluyor. Güç artýk bilgi, bilgi artýk teknolojidir. Birbirinden ayrýlmaz ikili oluþtururlar. Ýnternetin de büyük bir bilgi kaynaðý olduðunu düþünecek olursak bu izleme ve takibin teknoloji ile bu alanda da olduðu da hiç þüphe götürmemektedir. Pisgah Gökbilim Araþtýrmalarý Enstütüsü (PARI) Baþkaný Charles Osborne "Echelon ya da bu tür þeyler hakkýnda bilgi edinmek istiyorsan bulunduðun her þey çað dýþý kalmýþ olacak. Ýnternette Google'dan bulabileceðin her þey on yýl geride kalmýþtýr" demiþtir. Kurulan sistem ile ilgili aranan bilgiler daima Echelon sisteminin en az on yýl gerisinde olabileceðini ima etmiþtir. Türkiye'de 1949 yýlýnda baþlatýlan elektronik istihbarat çalýþmalarý günümüzde MÝT'in önemli birimlerinden Operasyon (Teknik Ýstihbarat)'dan sorumlu Müsteþar Yardýmcýsýna baðlý, Elektronik ve Teknik istihbarat Baþkanlýðý'nýn oluþturduðu çaðdaþ ve güçlü bir yapý ile tüm ülke sathýnda sürdürülmektedir. Þifreli haberleþmelerin saðlanmasý þifrelerin çözülmesi gibi çalýþmalarda bu baþkanlýðýn görevleri arasýndadýr Ülkelerin elektronik gözetime ve takibine tepkileri Bilgisayarlar üzerinde yapýlan iþlemlerin baþka kiþilerce toplanmasý ve kaydedilmesine iliþkin iddialardan bir baþkasý da Microsoft ve Intel ürünlerine iliþkindir. Bu iddiaya göre; bilgisayarlarýn beyni olan iþlemcilerde, cep telefonlarýnýn IMEI numaralarý gibi cihazý tanýmlayan rakamsal kodlu bir kimlik numarasý da verilmiþtir. Ýþlemcinin içinde bulunan bir çip, her kullanýcýya baðýmsýz bir kimlik numarasý veriyor ve bu numara sayesinde, kullanýcýnýn internet üzerindeki her adýmý takip edilebildiði belirtilmektedir. Bu takibe ilk tepki Çin Hükümetinden gelmiþtir. Çin bu seri numarasýnýn, ulusal güvenliðini tehdit ettiðini söyleyerek, ülke sýnýrlarý içerisinde Pentium III iþlemcili bilgisa- yarlarýn satýþýný ve devlet kurumlarýnda bu bilgisayarlarla internete baðlanmayý yasaklamýþtýr Bu ve benzeri geliþmelerden sonra Intel tarafýndan Pentium IV'lerde bu kodun kaldýrýlacaðý açýklanmýþtýr. Milliyet Gazetesinin haberinden alýntý yaparak www.ensonhaber.com isimli web haber sitesinin 11 Ocak 2007 tarihli haberine göre Almanya'da yayýmlanan Berliner Morgenpost gazetesinde yer alan haberde, Microsoft'un Almanya basýn sözcüsü Thomas Baumgaertner'in, Vista'nýn geliþtirilmesinde NSA ile birlikte çalýþtýklarýný doðruladýðý belirtildiðini haber yapmýþtýr Almanya gibi bir ülkenin Microsoft ürünlerini devlet kurumlarýnda kullanmaktan kesin olarak vazgeçtiðini bildirmiþtir (www.zaman.com.tr 18.08.2001). Almanya'nýn yanýsýra Fransa, Rusya, Finlandiya gibi ülkeler de, özellikle devlet kurumlarýnda açýk kaynak kodlu Linux iþletim sistemlerine geçmekte ve Linux'un yaygýnlaþmasý için çaba harcamaktadýrlar. "Bir taraftan özgürlük, diðer taraftan da gözetim", iþte internet denilen keþmekeþin kýsa tarifi budur. Ancak kullanýcýlarýn ulaþabildikleri bilgi ile, gözetebilenlerin ulaþabildikleri bilgi oraný eþit olmadýkça, bu sorun daha çok gündeme gelecek ve tartýþýlacaktýr. ÜLKEMÝZDE ALINAN TEDBÝRLER Akþam gazetesinden Hülya KARABAÐLI' nýn Ocak 2003 tarihli haberine göre Hýzla geliþen haberleþme teknolojileri sayesinde haberleþme aðýný geniþleten ve geliþtiren ülkemizde gizli yapýlacak görüþmeler için Guyana'dan fýrlatýlan Türksat2-A uydusunda X bandýndaki kullanýma açýlan frekans banlarýndan yapýlan haberleþmeler þifreli hatlarýn devreye sokulmasý ile konuþma esnasýnda þifreli olmasýndan dolayý dinlenmesi ve kriptolarýn çözülmesi oldukça zor olan, ABD'nin casus uydularýnýn bile dinleyemeyeceði 'Özel þifreli kýrmýzý hat'lý olarak adlandýrýlan telefonlar kullanýlarak bir hattý devreye sokacaðýný belirterek özel þifreli hat sayesinde; ABD ve Avrupa ile gizlilik dereceli konularda, 'dinlenme endiþesi olmadan' görüþ alýþveriþinde bulunulabileceði açýklanmýþtý. devam edecek 85 BABALAR VE ÇOCUKLAR Dilek ELHAN* Toplumumuzda çocuðun geliþiminde her zaman ön planda olan anne gibi görünür.. Oysa babanýn, çocuðun hayatýnýn her noktasýnda, anne kadar etkin ve iletiþim içinde olmasý çocuða verebileceði en önemli katkýdýr. Babalarýn da çocuk için ayrý bir yeri vardýr. Ýyi bir model olan baba ile özdeþim kuran çocuk; özgüveni yüksek, sorumluluk sahibi, baþarýlý, kendisi ve baþkalarý ile barýþýk olma özelliklerini kazanýr. Bizim ülkemizdeki araþtýrmalar sonucunda babalarýn çocuklarý ile çok az iletiþim kurduklarý, daha çok çocukla ileriye yönelik kararlarýn alýnmasýnda sorumluluk taþýdýklarý, en çok önemsedikleri rolün maddi bakýmdan çocuða bakabilmek, en az önemsedikleri rollerin ise çocukla oynamak ve çocuðun günlük ihtiyaçlarýný karþýlamak olduðu saptanmýþtýr. Baba çocuðun hayatýnda sadece korkulan ve akþam gelince gün içinde yaptýklarýndan dolayý azar iþiteceði bir figürdür. Oysa eleþtiren veya cezalandýran, korkulan bir baba figürü, çocuðun, babadan onay ve kabul görmeden büyümesine ve babayý ulaþýlamayacak kadar mükemmel ve uzak olarak görmesine, genel anlamda kendinde yetersizlik ve becerisizlik duygusu geliþtirerek yetiþkin hayatýna da yansýmasýna neden olur. Baba çocuk arasýndaki paylaþýmýn artmasý araþtýrmalara göre çocuðun geliþimini olumlu etkiler. Ayný zamanda babanýn da çocuklarýna karþý daha gerçekçi ve doðal tutumlar benimsemelerini ve daha sevecen olmalarýný saðlar. Bir baba þüphesiz çocuðun çevresindeki en önemli kiþidir. Çocuðu destekleyen, yol gösteren bir baba ayný zamanda zekâ geliþimini de doðrudan olumlu yönde etkilemiþ olur. Babanýn çocuða zaman ayýrmasý, onunla kaliteli * GOP Lisesi Rehber Öðretmeni 86 zaman geçirmesi, onunla konuþmasý, dokunmasý, sarýlmasý ve sevdiðini söylemesi bu olumlu etkiler arasýndadýr. Çocuða dokunulmalý, sýk sýk sevgi içeren sözcükler kullanýlmalýdýr. Sevildiðini anlamasý için hareketlerinizi yorumlamak durumunda kalmamalýdýr. Çocuðun disiplin anlayýþýnýn geliþiminde de babanýn rolü tartýþmasýzdýr. Fakat bu; canýný acýtmak, baðýrmak, cezalandýrmak, tehdit etmek, kendinden korkutmakla saðlanamaz. Doðrusu; açýklýk, esneklik ve en önemlisi de tutarlýlýktýr. Babanýn çocuðun yaþamýný doðrudan paylaþýmý çocuðun düþünce yapýsýný, zekâsýný, sözel becerisini ve akademik baþarýsýný olumlu etkiler. Bunun yanýnda çocuk daha çok içsel odaklý geliþir, daha olgun ve baðýmsýz davranýþlar gösterir. Özellikle erkek çocuklar için cinsel kimlik modeli, yani erkek olurken örnek alacaðý kiþi ile paylaþým içinde olmak çocuðun kendini dýþ dünya ile iliþkilerinde, örneðin; diðer erkek arkadaþlarýnýn yanýnda da daha korunaklý ve güvende hissetmesine yardýmcý olur. Kýz çocuklarýnda ise durum biraz farklý olmakla birlikte, baba modeli karþý cinsi tanýmasý ve karþý cinse tavýrlarý konusunda ipucu verir. Kendine ve karþý cinse olan güveni artar. Buraya kadar yazýlanlardan yola çýkarak saðlýklý bir baba - çocuk iliþkisi kurmak için yapýlmasý gerekenleri þu þekilde sýralayabiliriz: Günün belirli saatlerini çocuðunuza ayýrýn. Gün içinde, çocuðunuzla, mümkün olduðu takdirde kýsa telefon görüþmeleri yapýn. Böylece sizi, sadece akþam ortaya çýkan bir baba olarak deðil, kendisini özleyen bir baba olarak görür. Veli toplantýlarýna gidin. Sýk sýk okuluna gidip çocuðunuz hakkýnda bilgi alýn. Saðlýklý bir iletiþim için mutlaka göz kontaðý kurun. Onunla konuþurken baþka bir iþle Tutarlý olun.(Kural koyduðunuzda dik durun) Dürüst olun. Gurur duyduðunuzu ifade edin. Sakin olun. Büyük öfkelerle, büyük cezalar vermeyin. Son olarak; meþgul olmayýn, sadece onu dinleyin ve dinlediðini, zaman zaman onaylayarak veya kýsa sorular sorarak belli edin. Eðer mümkünse arada bir iþyerinize götürün. Akþam yemeklerini mutlaka tüm aile birlikte yiyin. Yemek aileyi bir araya getiren en önemli zamandýr. Yemek sýrasýnda yapýlan sohbetler paylaþýmý artýrýr. Kalabalýk sofralar neþeyi de artýrýr. Örnek olmak adýna kitap okuyun. Unutmayýn çocuklarýn ilk örnek aldýklarý kiþiler anne ve babalardýr. Babalýk öðrenilebilir bir kavramdýr. Sanýrým iyi baba olmak isteyen tüm babalarýn bilmesi gereken en önemli mesaj da budur. Çünkü hiç kimse iyi baba olarak doðmaz. Sevgi, sabýr, araþtýrma ve öðrenme baba olmanýn temel koþullarýndandýr. Ýyi bir baba; konuþan ve duygularýný ifade eden babadýr. Genellikle erkekler babalýklarýný kendi içlerinde yaþamayý tercih ederler. Artýk "Erkekler aðlamaz", "Çocuk severken içli dýþlý olunmaz" "Çocuk uzaktan sevilir, yoksa þýmarýr" sözlerini bir tarafa býrakmak gerekiyor. Öyle ki "Aðlarsa anam aðlar, gerisi yalan aðlar" sözünü "Babalar da yürekten aðlar" sözüyle bütünleþtirmek için… Böylece hem çocuklar daha saðlýklý büyüyecek, hem de babalar yalnýzlaþmayacaktýr. BÝR SATIR ÞÝÝR KALDI... Güz günaha ortak olup yine elma uzatýr Yapraklar yerde þiire benzerler satýr satýr Gözlerime tek tek yansýr asmandaki yýldýzlar Saçlarýmý yazma gibi örter Gök - Mavi Çadýr Ýþyerinde yaþadýðýnýz sorunlarýn bir kýsmýný ona anlatýn.(Çocuðun geliþimine uygun olarak) Böylelikle empati kurmanýn temellerini atabilirsiniz. Aðacýn çýplak çaresiz dallarýna düþer çiy Çiy gibi senin avuca düþmeyi düþler sadýr Hafta sonlarý birlikte zaman geçirin. Sessizlik… Sana uzatan kalbimi avucuna Gökten uzanýp önüme diz çöken mehtap aldý Ýnatlaþmaktan kaçýnýn. Sabýrlý olun. Her zaman yanýnda olun.(Hem yanlýþ hem doðrularýnda) Ben geldim! Güzün hüznü mü yakýyor yüreðimi Elmanýn mý damaðýmda kaldý günahkâr tadý? Yapraklar uçtu, yýldýzlar kaydý, parçalandý çiy. Mavi Çadýr Gök altýnda bir satýr þiir kaldý… Çulpan ZARÝPOVA ÇETÝN 87 EDÝTÖRDEN 3. sayfadan devam sar Halkýna; "Niksar'dan Kulebi'ye Bakýþ Panelin bizleri yalnýz býrakmayan 'de bizleri yalnýz býrakmayan Saygýdeðer Hocalarým Prof. Dr. Mehdi Ergüzel'e, Prof. Dr. Nurullah Çetin'e, Doç. Dr. Ertuðrul Yaman'a ve Gazeteci Yazar Rýza Zelyut'a; yine Cahit Kulebi Þiiri Gecesini þereflendiren Abdullah Satoðlu, Ýsmet Bora Binatlý, M. Nuri Parmaksýz, Ýlter Yeþilay, Pakize Altan, Fatma Uçarlar, Melahat Ecevit, Galip Sertel, M. Yaþar Genç ve gecenin onur konuðu ise Zürbiye Ývdik'e teþekkürü bir borç bilirim. Yine daha sonra baba topraklarýna özlemini gidermek ve vefanýn asla unutulmayacaðý inceliðinin bir niþanesi olarak Niksar'a gelip dolaþan; babasýnýn yaþadýðý güzelliklerin, ýlgýt ýlgýt esen yelin, Emrah'ýn Türbesindeki derinliðin, Çanakçý Deresinin, Kalenin, Çamiçi'deki gece- nin öte yüzünde Þehsüvar Aðabeyle yaþanýlan; sanatýn, Niksar'ýn ve insanlýðýn uhrevi yüzünün sýcaklýðýný yüreðinde hisseden; her bakýþýnda insani deðerlerin zirvesini yansýtan Cahit Kulebi'nin oðlu Saygýdeðer Ali Kulebi'yi de Niksarlýlar ve Tokat þairler ve Yazarlar derneði adýna þükranlarýmý sunarým. Dergininin ve programlarýn hazýrlanmasýnda büyük bir fedakârca çalýþan derneðimizin bütün üyelerine, yönetim kuruluna, özellikle Niksar programlarýnýn sorumlusu Hasan Akar Hocama ve ona destek veren kültür dostlarýna teþekkür ediyorum Daha nicel programlar ve nice çalýþmalarý Kümbet Ailesiyle yaþamak arzusuyla; sizi derginizle baþ baþa býrakýyor, saðlýk ve mutluluklar diliyorum. GÜNAHSIZ GÖMÜLENLER Benim doðduðum yýllarda Canlýlar taþýrdý yükleri Atlar katýrlar taþýrdý Ýnsanlar taþýrdý yükleri Hastalýk günlük olaydý Doktorlar komþulardý Yurdumun köylüleri Çýban yaralarýna Sülükleri takardý Sen de hatýrlar mýsýn Çocukluk yýllarýný Benim doðduðum yýllarda Ebeler gezmezdi köyleri Benim doðduðum yýllarda Törensiz gömülürdü Doðan çocuk ölüleri Aðlarsa ana aðlardý Baþkalarý duymazdý Yerin altýndaki nüfuz Üstünde yaþayandan Belki çok Bekli de Biraz azdý Senin anan aðlarken Sesini duydular mý 88 Yaklaþýr doðum kervaný Bekler canýndan kopaný Yerin kucaðý açýlmýþ Tek baþýna topraklardý Varlýðýný yavrusunu Canýndan ayrýlan caný Aðlarsa ana aðlardý Baþkalarý duymazdý Yeren akan gözyaþlarý Kalbe akanlardan Azdý Senin ananýn yaþlarý Söyle söyle Nereye akardý Analar yük taþýrdý Omuzlarda sýrtlarda Yük taþýrdý analar Kollarda karýnlarda Analar yüklerine Aþýktý Doðmatýk yazgýlarýda Aðlarsa ana aðlardý Baþkalarý duymazdý Günahsýz gönüllere Dua da Okumazdý Bazen ölü doðardý Bazen bir ismi vardý Kefen bulamayan ana Baþörtüsüne sarar da Topraðý renkli koyardý Aðlarsa ana aðlardý Baþkalarý duymazdý Uyan yavrum derdi amma Ölüler uyanmazdý Söyle Senin anan yavrusu Ne türlü Ne türlü örtü sarardý Ana ka rnýnýn terk edip Yerin karnýna girenler Mahþerde Anneyi kurtarýrmýþ Günahsýz gömülerden Senin annen de Kurtulacak mý .. Ruhi TÜRKYILMAZ Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði FOTOÐRAFLARLA ETKÝNLÝKLER Yeþilýrmak Þiir Þölenine katýlan þairlerin Tokat Valisi Dr. Recai AKYEL'i ziyaretleri Yahya Kemal BEYATLI'nýn 50. Ölüm yýldönümü programýna katýlan þairlerin Artova Kaymakamý Mustafa ÞAHÝN'i ziyaretleri Yahya Kemal BEYATLI'nýn 50. ölüm yýldönümü programýna katýlan þairler Tokat Atatürk Lisesi'nde. Mehmet Akif ERSOY ve Ýstiklal Marþý programý Niksar Daniþment Gazi Lisesi - Yahya AKENGÝN Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði'nin Niksar Belediye Baþkaný Duran YADÝGAR'ý ziyaretleri Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði'nin Kütüphaneler ve Yayýmlar Genel Müdürü Doç. Dr. Aytekin YILMAZ ve Genel Müdür Yardýmcýsý Semra Atýnç'ý Ankara’da ziyaretleri 89 Bir Deðiþimin Öyküsü Kültür ve Turizm Bakanlýðý Yayýnlarý - 2008" adlý sergi ve panelde TBMM Baþkaný Köksal TOPTAN ve Kültür ve Turizm Bakaný Ertuðrul GÜNAY'la Almanya Köln Þehri'nde TÜDAY'da Cahit KÜLEBÝ ve Türk Þiiri konulu etkinlikte Hasan AKAR, Zehra BÝLTEKÝN ve Ruhi TÜRKYILMAZ Niksar Belediye Baþkaný Duran YADÝGAR'ýn þair Mehmet Nuri PARMAKSIZ'a Cahit KÜLEBÝ etkinliklerinde plaket takdimi Almanya Cahit KÜLEBÝ ve Türk Þiiri Etkinlikleri Þairlerin Niksar Daniþment Gazetesini Ziyaretleri 90 Þairlerin Niksar'da Erzurumlu Emrah Türbesini ziyaretleri Niksar'dan Cahit KÜLEBÝ'ye Bakýþ Paneli Niksar'dan Cahit KÜLEBÝ'ye Bakýþ Paneli Tokat Taþhan Kültür ve Sanat Etkinliklerine katýlan þairlerin plaket töreni Taþhan Kültür ve Sanat Etkinlikleri 91 Kümbet Dergisi Vali Recep YAZICIOÐLU Özel sayýsýna Recep YAZICIOÐLU-Adnan KAHVECÝ Platformu tarafýndan gönderilen Onur Belgesi Kümbet Dergisi Vali Recep YAZICIOÐLU Özel Sayýsýna Erciyes Dergisi tarafýndan gönderilen onur belgesi Niksar Cahit KÜLEBÝ'ye Hasret Þiir Þöleni Erzurum 2. Uluslararasý Türk Þöleni'nde Timsal KARABEKÝR'e Kümbet Dergisinin takdimi 92 Yahya Kemal BEYATLI'nýn 50.Ölüm Yýldönümü Etkinliði'nde Þair Abdullah SATOÐLU, Yahya AKENGÝN, Reþadiye Belediye Baþkaný Rafet ERDEM Dernek üyeleri ile birlikte Erzurum 2. Uluslararasý Türk Þöleni'nde Hasan AKAR'ýn konuþmasý Patnos Süphan Daðý Þiir Þölenine katýlým Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði'nin Tokat Basýnýný ziyaretleri Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði'nin Tokat Basýnýný ziyaretleri Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði Gazi Osman Paþa'yý Anma törenlerinde Vali Yardýmcýlarý Þükrü ÇAKIR ve Bayram GALE ile birlikte Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði'nin Sulusaray Belediye Baþkaný Þahin HASGÜL'ü ziyaretleri 93 94 Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði'nin Artova Belediye Baþkaný Abdullah Öztürk'ü ziyaretleri Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði'nin Yeþilyurt Belediyesini ziyaretleri Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði'nin Sulusaray Kaymakamý Ýbrahim Civelek'i ziyaretleri Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði'nin Reþadiye Belediye Baþkaný Rafet ERDEM'i ziyaretleri Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði'nin Erbaa Belediye Baþkaný Ahmet YENÝHAN'ý ziyaretleri Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði'nin Avlunlar Belediye Baþkaný Müslüm Polat'ý ziyaretleri Cahit Külebi'nin oðlu Ali Külebi'nin Niksar Kaymakamý Uður Turan’ý ziyareti Niksar Belediye Baþkaný Duran Yadigar'ýn Ali Külebi'ye plaket takdimi Ali Külebi, Niksar'da babasý Cahit Külebi'nin adýnýn verildiði caddeye ait levhanýn önünde Niksar Kaymakamý Uður Turan'ýn Ali Külebi’ye ziyaret anýsýna plaket takdimi 95 Niksar evinde sohbet Hasan Akar'ýn Tokat Þairler ve Yazarlar Derneði adýna; Türkmen Cephesi Türkiye Temsilciliðine yeni seçilen Sadun Köprülüyü ziyareti 17. Hazar Þiir Akþamlarý" Programýna katýlan Selahattin Cansýz ve Ali Bal, Azerbeycan’dan Prof. Dr. Elçin Ýsgenderzade ile birlikte Selahattin Cansýz ve Ali Bal Hazar Þiir Akþamlarýnda Elazýð'da, Türk Þiir ve Dergiciliði Panelinde Ali Bal konuþmasýný yaparken 96
Benzer belgeler
kümbet16 yedek.qxp
• Ölüme Koþan Ömür/Doç. Dr. Tamilla ABBASHANLI . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .4
• Ýlk Seri Ateþli Türk Sahra Topu ve Mucidi Ahmet Süreyya Emin Bey/Erkan GÖ...