PDF Sürümü Sayı 2 - Birlikte Daha Güzel
Transkript
PDF Sürümü Sayı 2 - Birlikte Daha Güzel
Birlikte Daha Güzel Dergisi “Hayatı Birlikte Paylaşıyoruz...” Adı: Birlikte Daha Güzel Dergisi Türü: 4 Aylık Süreli Dergi Bağcılar Belediye Başkanlığı Adına Sahibi Lokman ÇAĞIRICI Belediye Başkanı Genel Yayın Yönetmeni Cengiz PACCI Yayın Kurulu Mehmet ŞİRİN Kenan GÜLTÜRK Ekrem KIZILTAŞ Proje Koordinatörü Hasan Feyzi GİRAY Editör Hadi GÜNEŞ Proje Danışmanı Aliye YÜCEL Kurumsal İlişkiler Hicret ŞİMŞEK Bilişim ve Sosyal Medya İsmail Hakkı TAYFUR Halim SARI Prodüksiyon-Yapım Mehmet Emin GİRAY Son Okuma Nurdan Fatma EFE Hekimlik mesleğimin yanısıra hayat boyu içinde olduğum insani hizmet alanlarında yüreğimi ençok katmak istediğim alan; engelli insanlarımızın elinden tutmaktır. Dr. SARE DAVUTOĞLU Görsel Tasarım Tasarım AJANSI AYIN KONUĞU / DR. SARE DAVUTOĞLU / 2 Kapak ve İç Tasarım Hüseyin ÖZKAN Birlikte Daha KOLAY BAŞARIYORUZ / Lokman Çağırıcı / 4 Baskı Pelikan Matbaacılık ENGELSİZ HABERLER / İLK ÇİZİMİ, BAKAN AVCI ve HASAN KAÇAN YAPTI / 6 2. Basım Eylül 2015 Kültür Bak. Sertifika No 27776 Yönetim Merkezi Tanıtım Sokağı Proje Merkezi www.tanitimsokagi.com Tel 0212 659 44 71 e-mail iletisim@ birliktedahaguzel.org Web www.birliktedahaguzel.org facebook.com/ birlikteguzel twitter.com/birlikteguzel İletişim 0212 410 76-77 Bilmer 444 00 92 Web www.bagcilar.bel.tr twitter.com/bagcilar.bld facebook.com/bagcilar.bld Birlikte Daha Güzel Dergisi Bu derginin hakları anlaşmalı olarak Bağcılar Belediyesine aittir. Anlaşma şartları doğrultusunda Bağcılar Belediyesi kullanılabilir. Yazılı izin olmaksızın hangi dilde ve hangi ortamda olursa olsun materyalin tamamının veya bir kısmının çoğaltılması ve elektronik ortamlarda yayınlanması yasaktır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. ENGELSİZ KİTAPLAR / PAŞALAR DİVANI / 9 HABER AKTÜEL / TÜRKİYE YEMEK YARIŞMASI ve ALTIN TENCERE TÜRKİYE ÖDÜLLERİ / 12 BUNLAR DA YAŞANMIŞ! / 16 ENGELSİZ MEKANLAR / ENGELSİZ KÜTÜPHANE / 18 DOĞAL VE SAĞLIKLI HAYAT / ZEYTİN ÇEKİRDEĞİ / 20 ENGELSİZ TEKNOLOJİLER / ENGELSİZ YAZILIMLAR / 22 OKU-YORUM / AHLAKİ ÇÖKÜŞÜN ROMANI / 24 BİLGİ KUTUSU / ENGELLİLERE BASTON YAPAN PADİŞAH / 26 ENGELSİZ RÖPORTAJ / AĞLAYINCA TAMAM DEDİM! / 28 ENGELSİZ DÜNYA / ENGELSİZ TÜRKİYE ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU! / 30 Ayın Konuğu EVET “BİRLİKTE DAHA GÜZEL” Dr. SARE DAVUTOĞLU Bu sayımızın onur konuğu; Başbakanımız Prof. Dr. Sayın Ahmet DAVUTOĞLU’nun Muhterem eşleri Dr. SARE DAVUTOĞLU. Değerli vakitlerini ayırarak göndermiş oldukları takdim yazısı için, Birlikte Daha Güzel Dergisi ekibi adına teşekkürlerimizi sunuyoruz. Hekimlik mesleğimin yanı sıra hayat boyu içinde olduğum insani hizmet alanlarında yüreğimi en çok katmak istediğim alan engelli insanlarımızın elinden tutmaktır. U mudun, azmin, mücadelenin, sabrın, vakarın ve direncin timsali engelli kardeşlerimiz… Sizlerin, özgüvenle her gün daha fazla toplumsal hayata katılıyor olmanız, ülke ve millet olarak bizler için gurur vesilesidir. Bu alanda gelişmesi gereken duyarlılığı artıran gönüllü kültürel faaliyetlerin çeşitlenmesi ayrıca mutluluk veriyor. Sizin meselelerinizi sahiplenen bütün kurumlarımızı, belediyelerimizi, gönüllü teşekkülleri, gönül sahibi insanlarımızı yürekten kutluyoruz. Zira değerler sistemimizin özü insana hizmettir. Uzun yıllar büyük ihmallere uğrayan engellilerimiz lehine son yıllarda tarihi adımlar atıldı. Hükümetleri2 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 miz bu süreçte “sosyal devlet” anlayışını öne çıkararak, ülkenin artan imkânlarının adaletle paylaşımını sağladı ve bunun neticesinde engelli vatandaşlarımızın önündeki engeller de büyük ölçüde kalkmış oldu. Son yıllarda sosyal yardım ve hizmet alanında kullanılan ülke kaynakları net olarak 15 misli artış gösterdi. Bu büyük bir devrim ve tarihi bir rekordur. 2005 yılında çıkarılan Türkiye’nin ilk Engelliler Kanunu ile yaklaşık bin 500 maddelik Engelliler Hukuku oluşturuldu. Keza, 2010 yılından bu yana engellilerimize hizmeti önceleyen pozitif ayrımcılık, anayasa tarafından güvence altına alındı. Engelli Hakları İzleme ve Değerlendirme Kurulu da yapılan tüm çalışmaların garantörü ve izleyicisi olmak üzere bu dönemde hayata geçirildi. 2828 sayılı Sosyal hizmetler Kanunu’na eklenen bir madde ile bakıma muhtaç tüm engelli vatandaşlarımız evde bakım hizmeti kapsamına alındı. 2007 yılında uygulamaya konan evde bakım hizmetinin bütçesinde, 8 yılda 91 kat artış sağlandı. 2014 yılı içerisinde tam 450 bin engelli vatandaşımıza düzenli maaş ödendi. Bugün itibariyle her 6 engelli vatandaşımız için bir bakım elemanı hizmet veriyor. Bu zaman zarfında engellilerimize yönelik belediyelerimizin yürürlüğe koyduğu takdire şayan hizmetlerden biri ise şehir içi toplu taşıma araçlarından ücretsiz faydalanma imkânı. Engellilerimizin potansiyellerini gerçekleştirme imkânının verilmesinin, çok anlamlı bir insani hizmet olduğunu düşünüyoruz. Bize göre devletin şefkat elini en önce engelliler hissetmelidir. Anayasal statü, hukuki düzenlemeler ve doğrudan ekonomik destekler sayesinde engellilere hizmet bilincinin yükselmesi neticesinde özel eğitim okullarında öğrenim gören engelli öğrenci sayısı dört misline çıktı. Bu öğrencilere evlerinden okullarına ücretsiz taşıma hizmeti veriliyor olması da Türkiye’nin son yıllarda hayata geçirdiği devrim niteliğinde bir sosyal devlet uygulamasıdır. 2002 yılında özel eğitim gerektiren sadece 53 bin çocuğa eğitim hizmeti verilirken, bu oran bugün yaklaşık 250 bine çıkmıştır. Engelliler bahsinde en az eğitim kadar önemli bir konu da istihdam meselesidir. Devlet Memurları Ka’nda yapılan değişiklik sayesinde kamudaki ennunu’nda gelli istihdamı artık ‘istisna’ kapsamına alındı ve bu sayede sadece kamuda çalışan engelli sayısı 40 bini aştı. Gerek sigorta primlerine hazine yardımı, gerekse engelli girişimciliği destekleme programları sayesinde özel sektör istihdamı da iki katına çıkmış bulunuyor. Bütün bu iyileştirmeler çok önemli kazanımlar anlamına geliyor, elbette dezavantajlı grupların sorunlarının henüz tamamen çözüldüğünü söyleyebilecek noktada değiliz. Bununla birlikte yapılanlar, yapılacaklar hakkında son derece umutlu bir tablo sunuyor. Toplum ve devlet olarak yaptıklarımızla asla yetinemeyiz. hekimlik mesleğimin yanı sıra hayat boyu içinde olduğum insani hizmet alanlarında yüreğimi en çok katmak istediğim alan engelli insanlarımızın elinden tutmaktır. Bugüne kadar, engelli kardeşlerimizi topluma, toplumu da engelli kardeşlerimize kazandıran her çalışmanın, her çabanın gönüllüsü oldum, bundan sonra da bu alandaki her fikrin, her çabanın destekçisi olmaktan onur duyacağım. Devletin, hükümetin, resmi kurumların yapacakları, toplumsal taleplerle ve toplumun sahiplenmesiyle şekillenir. Bu yüzden devlet ve toplum olarak, sivil toplum ve siyaset olarak, engelli ve engelsiz olarak evet, Birlikte Daha Güzel… Birbirimizi himaye ederek, hep beraber daha güzel, daha iyi, daha engelsiz, daha müşfik, daha adil bir Türkiye çabasındayız. Bu yolda her türlü engeli, her türlü zorluğu aşabilmemizin sırrı birlikteliğimizdir. Bu uğurda çaba gösteren, engelsizce birlikte yaşama kültürüne katkı veren, toplumun merhamet ve şefkat eli olan her bir kardeşimizin varlığıyla, çabalarıyla gurur duyuyor, insana hizmeti esas alan Bağcılar Belediyemizin aracılığıyla çıkarılan Birlikte Daha Güzel Dergisi’nden her birinize içtenlikle selam ve sevgilerimi sunuyorum… Birlikte Daha Kolay Başarıyoruz E ngelli vatandaşların ‘Saray’da ağırlandığı ve evine kapanan tek bir engellinin kalmadığı Bağcılar’da, engelsiz bir hayat yaşamaları için, çalışmalarımız her yıl artarak devam ediyor. Hep söylüyoruz; bizim engellilere bakış açımız, yardım etmekten çok kendi ayakları üzerinde durmalarına katkı sağlamaktır. Onlar için inşa ettiğimiz Engelliler Sarayı ve diğer tesislerimizde engelli kardeşlerimizi hayata tutundurmaya çalışmakla kalmıyor, onları birer meslek sahibi yaparak sosyal ve ekonomik hayatta yerlerini almalarına da katkı sunuyoruz. Hep söylüyoruz; bizim engellilere bakış açımız, yardım etmekten çok kendi ayakları üzerinde durmalarına katkı sağlamaktır. 4 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 Engelli kardeşlerimiz de içlerindeki bu azim ve çalışma arzularıyla her alanda başarılara imza atarak, fırsat verildiğinde neleri başarabileceklerini ortaya koyuyorlar. Aldıkları eğitim kursları sonucunda her biri vasıflı birer eleman oldu ve birçok sektörde işe girip, kendileri ve ailelerine ekonomik olarak katkı sağlıyorlar. Sporda da önemli başarılara imza atıyorlar. Aralarından Türkiye ve olimpiyat şampiyonları çıktı. Hatta şu an Çek Cumhuriyeti’nde düzenlenen Uluslararası Bedensel Engelli Atletizm Şampiyonası’na katılan Milli Takım’ımızda Bağcılar’dan 3 sporcumuz var. Ülkemize madalyalarla dönerek gururumuz oldular. Engellilerle birlikte yaşama kültürünü yaygınlaştırmak maksadıyla, “Türkiye’nin Yeni Yazarları ve Altın Kalem Ödülleri” projesi kursiyerlerinin hazırladığı “Birlikte Daha Güzel” isimli dergimizin gördüğü ilgi, bizleri ziyadesiyle memnun etti. Görsel, sesli, dijital ve kabartma olarak yayın hayatına sunduğumuz dergimizin ilk sayısında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın duygularını kaleme alması, bizler için ayrı bir mutluluk kaynağı olmuştu. İkinci sayımızda da Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu›nun Muhterem eşi Dr. Sare Davutoğlu Hanımefendi duygu ve görüşlerini bizlerle paylaştı. Haber ve röportajlarla dolu dolu bir dergi olan ikinci sayımızda, engelli ve engelsiz bireylerin birlikte katıldığı “Türkiye’nin Yeni Yazarları ve Altın Kalem Ödülleri” isimli ve ilk dersi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Doç. Dr. Sayın Ayşenur İslam’ın verdiği yazarlık atölyesinden mezun olan, spastik engelli Talha Yıldız kardeşimizin çıkardığı “Paşalar Divanı” isimli ilk kitabının röportaj haberi, sizlerin de ilgisini çekecektir. Diğer sayımızda da Furkan Uğur EŞİTTİ isimli diğer kursiyerimizin “Karmaşa” isimli romanının röportaj haberini okuyacağız. Engelsiz Bağcılar ve engelsiz Türkiye’de hep BİRLİKTE DAHA GÜZEL bir yaşam dileği ile sevgi ve sayılarımı sunuyorum. Lokman ÇAĞIRICI Belediye Başkanı birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 5 Engelsiz Haberler HADİ GÜNEŞ Bağcılar Belediyesi’nin, hayata geçirdiği “Türkiye’nin Yeni Çizerleri ve Engelsiz Çizer Ödülleri” Çizer Atölyesi Projesi’nin ilk çizimi, Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı ve Usta Çizer Hasan Kaçan tarafından yapıldı. Bakan Avcı, ünlü karikatürist Hasan Kaçan ile birlikte yaptığı çizimde uçurtma uçuran çocukları resmetti. 6 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 E ngelli ve engelsiz kursiyerlerin birlikte yer aldığı “Türkiye’nin Yeni Çizerleri ve Engelsiz Çizer Ödülleri” Çizer Atölyesi Projesi, Bağcılar Bele- diyesi Engelliler Sarayı’nda Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı’nın katılımıyla hayata geçirildi. Engelliler Koordinasyon Merkezi Başkanı ve Milletvekili YETİŞ’ten, Önemli Değerlendirmeler AK Parti Sosyal İşler Başkan Yardımcısı ve Engelliler Koordinasyon Merkezi Başkanı Dr. Murta- Programa, AK Parti Adıyaman Milletvekili ve za YETİŞ, AK Parti iktidarı döneminde dezavantajlı Engelli Koordinasyon Merkezi Başkanı Dr. Murtaza gruplara yapılan hizmetlerden, hak ve imkânların Yetiş, AK Parti İstanbul Milletvekili Feyzullah KIYIK- genişletilmesinden bahsettikten sonra, Bağcılar Be- LIK, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Muammer lediyesi Engelliler Sarayı’nda yapılan faaliyetlerden Yıldız, Bağcılar Kaymakamı Erdal Çakır, İlçe Milli Eği- dolayı Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı’ya tim Müdürü Mustafa Yılmaz, AK Parti İlçe Başkanı teşekkürlerini sunarak konuşmasını tamamladı. İsmet Öztürk, Bağcılar İlçe Müftüsü Hasan Hüsnü Sula, Almanya’nın Hamm Büyükşehir Belediyesi’nden Volgang Müller, Yeni Dünya Vakfı Başkanı Mahmut Göksu’nun yanı sıra okul müdürleri, engelliler ve engelli yakınları katıldı. Milletvekili KIYIKLIK’tan, ÇAĞIRICI’ya Teşekkür AK Parti İstanbul Milletvekili Feyzullah Kıyıklık da Türkiye’de çok güzel şeyler olduğunu belirterek, “Bağcılar Belediye Başkanımız Lokman Çağırıcı’ya güzel işler yaptığından dolayı teşekkür ediyorum.” dedi. birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 7 Başkan ÇAĞIRICI’dan, Çizerlere Başarı Dileği Avcı, dezavantajlı gruplar için hükümetin çok daha Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı ise “2013’de 311 engelli öğretmen atadık, bugün de çizim kursuna katılan kursiyerlerin; huzurun ve mut- 1282 arkadaşımız sınıflarda öğrencilerle buluştu. luluğun tablosunu çizeceklerini belirterek, “Türki- Okula gidemeyen engellilere de evlerinde eğitim ye’nin Yeni Yazarları ve Altın Kalem Ödülleri” Ya- vermeye devam ediyoruz” dedi. büyük projeler hazırladığını belirtti. Bakan Avcı, zarlık Atölyesi’ne katılan 18 kursiyerimizin kitapları çıktı. Onlar işlerini başarıyla tamamladılar. Altın Kalem ödülüne layık görüldüler. “Türkiye’nin Yeni Çizerleri ve Altın Çizer Ödülle- Spiker Özge Uzun’un sunduğu programın iler- ri” Çizer Atölyesi’ne katılan kursiyerlerimiz de, inşal- leyen dakikalarında karikatürist Hasan Kaçan ile lah başarıya ulaşarak usta kalemlerin desteğiyle iyi ‘uçurtma uçuran çocuklar’ resmini çizen Bakan birer çizer olacaklar.” diye konuştu. Avcı, engelli kursiyerler Muhammet Uğur Bitgay ve Bakan AVCI’dan Önemli Mesajlar “Birlikte Daha Güzel Kampanyası” kapsamında görme, işitme, zihinsel, bedensel engelli, engelli yakını ve engelli olmayan toplam 26 kursiyerin ka- 8 Bakan AVCI, Karikatürist KAÇAN İle Birlikte Çizim Yaptı Uğur Tapan ile de çizim sanatı üzerine sohbet etti. Bakan Avcı, kum gösterisini ilgiyle izlediği sanatçı ile resim çizerken, “Teşekkürler Bağcılar” diye yazınca alkışlandı. tıldığı “Türkiye’nin Yeni Çizerleri ve Engelsiz Çizer Başkan Çağırıcı, günün anısına engelli kursiyer- Ödülleri” Çizer Atölyesi Projesi’nin açılışı programın- lerin yaptığı bir yağlıboya tablosunu, Bakan Avcı’ya da konuşan Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Sayın Nabi hediye etti. birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 Engelsiz Kitaplar HADİ GÜNEŞ Bağcılar Belediyesi Engelliler Sarayı’nda engelli ve engelsiz kursiyerlerin birlikte katıldığı “Türkiye’nin Yeni Yazarları ve Altın Kalem Ödülleri” Yazar Atölyesi Projesi’nden mezun olan kursiyerlerden Talha Yıldız’ın, “Paşalar Divanı” isimli ilk kitabı okurların beğenisine sunuldu. Kendisi ile yaptığımız keyifli söyleşiyi, buyurun beraber okuyalım. Merhaba Talha bize kendini tanıtır mısın? 1989 yılı, 16 Ocak’ta dünyaya geldim. Doğum sırasında oksijensiz kalmamdan dolayı hayatımı bir engelli olarak devam ettiriyorum. Çeşitli sebeplerden dolayı 10 yaşında okula başladım. İlkokulu Bağcılar’da, liseyi de Kemal Hasoğlu Lisesi’nde bi- tirdim. Şimdi ise İstanbul Üniversitesi’nde açık öğretimden tarih bölümünü okumaktayım. Kitap okumaya olan ilgin nasıl başladı? Kitap okumaya olan ilgimin genetiğe dayandığını düşünüyorum. Çünkü benim babam doğru dürüst tahsil görememesine rağmen kitap okuma- birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 9 şefi olan Naci Bayburt’la tanıştırdı. Ondan gerekli bilgileri aldıktan sonra adli tıp bölümlerini yazmak için Adli Tıp doktoru Sadi Çağdır’la tanıştım. Bu üç kişi romanın temelini oluşturmamda bana desteklerini esirgemediler. İsmail Bey, Naci Bey ve Sadi Çağlarla birlikte özel bir teşekkür de İlmek Kitap Yayınlarına. Kitabımın hazırlık aşamasından baskısına kadar desteklerini esirgemeyen İlmek Kitap Yayınlarının Genel Koordinatörü Hasan Feyzi GİRAY Bey’e teşekkürlerimi bir borç biliyorum. ya ve araştırmaya çok meraklı biri. Ben de onun yolunu takip ediyorum. Daha sonra, Peyami Safa’nın romanlarıyla başlayarak, Ömer Seyfettin ve dünya klasikleri ile kitap sevgimi pekiştirdim. Kitap yazma isteği ne zamandan beri var? İlkokuldayken öğretmenimiz kitaplarımızdan hikâyeler okur, hikâyenin belli bir yerinde durur ve gerisini bizim getirmemizi isterdi. İsteğimin ilk kıvılcımları burada atıldı. İsteğimin temellerini ise ortaokulda attım. Bir gün edebiyat hocam yanıma geldi ve benden bir hikâye yazmamı istedi. Ben de hemen kolları sıvadım. Hocam hikâyeyi beğendiğini söyledi. Bu hikâye yazma isteğimi daha da kamçıladı. Fakat siz de bilirsiniz ki roman yazmak cesaret ister. Ayrıca bir destek olmadan roman yazılamaz. Bu yüzden bu isteğimi belli bir süre rafa kaldırmak zorunda kaldım. Bir süre sonra Bağcılar Belediyesi’nin yazarlık atölyesi açtığını duydum. Hemen oraya katıldım. Kursun sonunda yapılan yarışmada ilk üçe girdim. Ödül olarak şimdi yazdığım romanımı basma sözü aldım. Ailen seni destekledi mi? Ailemde beni yegâne destekleyen annemdi. Bu yazma sürecinde yaptıklarından dolayı annemin hakkını ödeyemem. Eğer annem olmasaydı belki de bu roman ortaya çıkmazdı. İkinci olarak, sevgili kardeşim Merve’yi de unutmamak lazım. Bu iki kişi dışında ailemden pek destek gördüğüm söylenemez. Ben, yazarlar hakkında ufak bir araştırma yaptım ve şöyle bir neticeye vardım: Genel olarak baktığımda yazarlara birkaç kişi dışında destek verilmemiş. Yani, bu başıma gelen yeni bir durum değil. Kitap kahramanlarından en yakın olduğun hangisi? Bu soru neredeyse bütün yazarlara sorulmuştur. Ben lafı dolandırmadan hemen söyleyebilirim. Roman kahramanlarımdan bana en çok benzeyen karakter tabii ki polis muavini Mustafa. Yaşam tarzı, benim yaşam tarzıma paraleldir. Çünkü daha önce söylediğim gibi hep bir polis olmak istemişimdir. Bu yüzden Mustafa da romanda beni temsil ediyor. Neden polisiye? Bu sorunun iki temel cevabı var. İlk olarak; okuduğum polisiye romanlardan etkilenerek hep bir cinayet masasında çalışıp gizemli olayları çözmek istemişimdir. İkincisi ve en önemlisi, bu benim ilk romanım olduğu için diğer yazılmış romanlardan farklı olması gerekiyordu. Bu yüzden böyle bir hikâyeyi kaleme aldım. Kitabının ön hazırlıkları için neler yaptın? Abim kadar sevdiğim, bir işadamı olan İsmail Öksüz’e başvurdum. O da beni Olay Yeri İnceleme 10 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 Yazma süreci içinde karşılaştığın zorluklar nelerdi? Yazma sürecinde kardeşim hem okuluna devam ediyor, hem de hikâyeyi düzenlememe yardımcı oluyordu. Kardeşimin dersleri her zaman öğlen 13 akşam 8 arası olduğu için ya sabah erkenden kalkıp yazıyorduk, ya da akşam geldiği zaman. Bu da hikâyeyi yazmamızı oldukça aksatıyordu. Ayrıca bu bir polisiye olduğu için polislerle görüşmek zorundaydım. Bu romanı yazarken polisliğin diğer mesleklere hiç benzemediğini gördüm. Mesela bir polisle görüşmek istiyorsanız ondan randevu almak zorundasınız. Buluştuğunuzda her an poli- sin bir göreve çıkabileceğini akıldan çıkarılmaması gerektiğini öğrendim. Aynı şekilde Adli Tıp’ta da öyle. Velhasıl bu tip insanlarla görüşmek gerçekten meşakkatli bir iş. Eğer yazmayı sevmiyorsanız bu işe hiç kalkışmayın derim. Columbo, 2010-2013 yılları arasında yayınlanan Kanıt dizisi ve 2014’te yayınlanmaya başlayan Filinta adlı dizidir. Yazarken yaşadığın ilginç bir anın var mı? Evet, var. Her zaman yeni romanlar çıkmış mı diye takip ederim. Bazı roman kahramanlarını da benimsemişimdir. Bunlardan bazıları Micheal Connely, Harry Bosch, Micheal Haller. Tess Gerritsen, Rizzoli & Isles serisi. Dan Brown, Robert Langdon. Agatha Christie, Hercule Poirot. Peyami Safa, Cingöz Recai. Kitabım için bir avukattan zar zor bir randevu kopardım. Hatta bana sonrası için randevu vermeyi teklif etti. Ama ben durumun acil olduğunu söyleyerek o gün randevuyu aldım. Akşam saat dokuz için anlaştık. O gün de kar fırtınası vardı. Bu yüzden bana randevuyu ertelememizi tavsiye etti. Ama ben acil olduğu için o güne ısrar ettim. Gideceğim yer takribi olarak beş yüz metreyi buluyordu. Oraya vardığımda bedenimi tamamen kar kaplamıştı. İnsanlar bana “Bu çocuğun bu havada dışarıda ne işi var” der gibi bakıyordu. Öyle ki, avukattan bilgileri alıp eve gittiğimizde saat gece on ikiyi buluyordu. Engelli olmak yazar olmak için bir dezavantaj mı? Aynı romanı sağlam biri yazsa, benim yaşadıklarımın ne kadarını yaşar? Kendime verdiğim cevap şu oluyor: Bir engellinin, bilhassa polisiye roman yazarken, sağlam bir insana göre dezavantajları çok daha fazladır. Çünkü polisiye roman, başka roman türlerine göre daha çok teknik bilgi barındırır ve teknik bilgiyi her isteyen kolayca elde edemez. Özellikle benim gibi biri. Romanı yazarken sana neler ilham verdi? Elbette ki her yazar gibi karakterlerimi oluştururken bana ilham veren birçok şey oldu. Bunlardan en önemlileri 1970’lerin fenomen dizisi Severek takip ettiğiniz yazar ve kahramanları var mı? Yaşamında iz bırakan bir yazar ve roman var mı? Bu soruya rahatlıkla evet cevabını verebilirim. İşim gereği sevsem de sevmesem de bütün yazarları takip ederim. Lakin iki yazar ve romanı var ki onlar benim için birinci sıradadır. Birincisi Peyami Safa - Canan, ikincisi ise Tolstoy-Diriliş Talha, artık bu keyifli röportajın sonuna geldik. Son olarak okuyucularımıza söylemek istediklerin nelerdir? Öncelikle bize bu imkanı veren Belediye Başkanımız Lokman Çağırıcı’ya çok teşekkür ediyorum. Bu imkânlar sunulmasaydı şimdi bu kitabımız olmazdı. İkinci olarak; bu romanı yazmakla bir nevi engelli arkadaşlarımı edebiyat alanında temsil edeceğimi düşünüyorum. Engelli arkadaşlarım daha önce roman ve hikâye yazmışlar. Lakin polisiye bu alanda ilk olacak. Umarım okuyucularımın beklentilerini karşılamayı başarabilirim. İnşallah zevkle okurlar. Verdiğin bilgiler için teşekkür eder başarılarının devamını dileriz. Haber Aktüel HADİ GÜNEŞ MARMARA BÖLGESİ YARIŞIYOR! “Türkiye Yemek Yarışması ve Altın Tencere Türkiye Ödülleri” Marmara Bölge Finali BURSA’da yapıldı. E ngelli bireylerin yeteneklerine ve üretim potansiyellerine dikkat çekerek, toplumda farkındalığı artırmak maksadıyla ilk olarak 2013 yılında başlatılan “Türkiye Yemek Yarışması ve Altın Tencere Türkiye Ödülleri” projesinin 2.si için start verildi. Görme, işitme, bedensel ve hafif zihinsel engelli yarışmacılardan oluşan yarışma masalarına spor, sanat, siyaset, iş dünyası ve akademik dünyadan tanınmış kişiler eşlik ettiği yarışma formatı ülkemizde ve Avrupa’da bir ilk olma özelliği taşıyor. Yarışma jürisi; TAŞPAKON Başkanı Gökhan TUFAN, Euro-Toques Türkiye Temsilcisi Samet GÜNEY, “Aşçılık Milli Takımından Selahattin CAN, Halil GÜLDEMİR, Murat COŞKUN, Emrah ATAL, Fuat ASLAN, Ömer ÇULFAR, Ömer ESEN”, Radisson Blu Hotels Hakan ALSAÇ, 1892- Hacı Abdullah Et Lokantası’ndan Abdullah KORUN, Köşkeroğlu 12 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 Baklavaları’ndan Elif ÇAKAN ve TV Programcısı-Yazar Meltem AÇIKEL gibi kamuoyunun yakından tanıdığı kişilerden oluşmaktadır. Kurumların engellilerle birlikte yaşama kültürünü artırmak konulu projelerde, ülke genelinde ortak hareket etme kabiliyetini artırmak hedefiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Rize Belediyesi, Bağcılar Belediyesi, Euro-Toques (Avrupa Aşçılar Birliği), TAŞPAKON, Beykent Üniversitesi, Doğal Tarifler Yayınevi, 1892- Hacı Abdullah Et Lokantası ve Köşkeroğlu Baklavaları gibi kurumların işbirliği ile Türkiye genelinde yapılacak proje bölge finali ilk olarak Bursa’da gerçekleştirildi. 2. Türkiye Yemek Yarışması ve Altın Tencere Türkiye Ödülleri, Marmara Bölge Finali Yarışmasında Bursa ekibi 1. oldu. KARADENİZ BÖLGESİ YARIŞIYOR! “Türkiye Yemek Yarışması ve Altın Tencere Türkiye Ödülleri” Karadeniz Bölge Finali RİZE’de yapıldı. unuculuğunu İnci Ertuğrul’un yaptığı, “2. Türkiye Yemek yarışması ve Altın Tencere Türkiye Ödülleri” Karadeniz Bölgesi Finali, engelli ve engelsiz yarışmacıların birlikte katılımıyla Rize İsmail Kahraman Kültür Merkezinde yapıldı. S Jüri eşliğinde yapılan yemek yarışmasında Karadeniz yöresine ait yemeklere de yer verilerek Rize’nin yemek kültüründen örnekler de sergilendi. Engelli bireylerin yetenek ve üretim potansiyellerine dikkat çekerek istihdam imkânlarını arttırmak maksadıyla, ülke genelinde engelli ve engelsiz yarışmacıların birlikte katıldığı yarışmada yarışmacılar yemek pişirerek hünerlerini sergiledi. Kısa bir tanıtım filmi ile başlayan yemek yarışmasında açılış konuşmasını Rize Belediye Başkanı Prof. Dr. Reşat Kasap yaptı. Yarışmaya davetli olarak, AK Parti Rize Milletvekilleri Hasan Karal, Hikmet Ayar, Osman Aşkın Bak, Rize Belediye Başkanı Prof. Dr. Reşat Kasap, AK Parti Kadın Kolları Başkanı Sema Topaloğlu Yağcıtekin, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rektörü Hüseyin Kahraman, Ticaret Odası Genel Sekreteri Gafur KARALİ, İl Müftüsü Yusuf Doğan ve çok sayıda vatandaş katıldı. Karadeniz Bölgesi Finali, Bağcılar Belediyesi Koordinatörlüğünde Rize Belediyesinin ev sahipliğinde; ÇAYKUR, Ticaret Borsası, Ticaret ve Sanayi Odası destekleriyle gerçekleştirildi. 2. Türkiye Yemek Yarışması ve Altın Tencere Türkiye Ödülleri, Karadeniz Bölge Finali Yarışmasında Rize ekibi 1. oldu. Başkan Kasap konuşmasında, engelli bireylerin yetenek ve üretim potansiyeline dikkat çekerek engelli vatandaşların gönüllerindeki yerinin çok ayrı olduğunu belirterek, “Böyle bir organizasyona ev sahipliği yapmanın mutluluğu içerisinde bulunmaktayım. Rize Belediyesi olarak sosyal ve kültürel faaliyetleri önemsiyoruz. ‘Engelsiz Rize’ projemiz çerçevesinde hemşehrilerimizin daha yaşanabilir bir şehirde olmalarını sağlamak açısından şehir içerisinde yaptığımız ve yapmaya devam ettiğimiz düzenlemelerin yanında, bu tür organizasyonlara da destek vermekteyiz. Bu organizasyonun Rize’de yapılmasında büyük emeği olan başta AK Parti Rize Milletvekili’miz Hasan Karal’a ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi. birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 13 Haber Aktüel HADİ GÜNEŞ TÜRKİYE YARIŞIYOR! TÜRKİYE YEMEK YARIŞMASI VE ALTIN TENCERE TÜRKİYE ÖDÜLLERİ, FİNAL PROGRAMI İSTANBUL’DA YAPILDI. Ü lkemizin yedi bölgesinden katılan engelli-engelsiz yarışmacılar, Bağcılar Belediyesi Engelliler Sarayı’nda düzenlenen 2. Geleneksel “Türkiye Yemek Yarışması ve Altın Tencere Türkiye Ödülleri” programında hünerlerini sergiledi. Yarışmada İç Anadolu Bölgesi adına katılan Kayseri ekibi ‘yağlama’ adlı yemek ile 1’inciliğe layık görüldü. Kayseri ekibi ödülünü Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır’ın elinden aldı. Final yarışmasında Akdeniz’i Adana, Doğu Anadolu’yu Malatya, Ege’yi Afyonkarahisar, Güneydoğu Anadolu’yu Şanlıurfa, İç Anadolu’yu Kayseri, Karadeniz’i Rize ve Marmara’yı da Bursa ekibi temsil etti. Yemekler; TV Programcısı-Yazar Meltem Açıkel, TAŞPAKON Başkanı Gökhan Tufan, Avrupa Aşılar Birliği Türkiye Temsilcisi Samet Güney, TAŞPAKON ‘dan Ömer Atan ile Fuat Arslan, RADISSON Blue Otel’den Hakan Alsaç ve Köşkeroğlu Baklava Elif Çakan’dan oluşan jüri tarafından değerlendirdi. ÜNLÜ İSİMLER, AŞÇI KIYAFETLERİ GİYDİ Spiker İnci Ertuğrul’un sunduğu ve çekişmeli geçen yarışma sırasında aşçı kıyafetini giyinen yarışmacılara oyuncu Zeynep Özyağcılar, sanatçı Yağız, spiker Cem 14 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 Ceminay ve Rumeli Ekrem’in de aralarında bulunduğu ünlüler eşlik etti. Yarışmacılar hazırladıkları nefis yemekleri jürinin beğenisine sundu. Değerlendirme sonucu birinciliği Kayseri ekibi hazırladıkları ‘yağlama’ adlı yemek ile elde ederken; ikinciliği Marmara Bölgesi adına katılan Bursa ekibi ‘hünkârbeğendi’ ile ve üçüncülüğü de Akdeniz adına katılan Adana ekibi ‘tepsi kebabı’ ile elde etti. Yarışmada dördüncü ise Karadeniz ekibi oldu. Dereceye giren yarışmacılar, ödüllerini Bakan Bozkır ve Başkan Çağırıcı’nın elinden aldı. EFSANE BAŞKAN LOKMAN ÇAĞIRICI’YI KUTLUYORUM Bakan Bozkır programdaki konuşmasına “Bağcılar’a gelmek insanlara mutluluk veriyor. Bağcılar insanı da ayrı bir güzelliğe sahip. Misafirperver, sevgi dolu olan insanların bulunması herkesi mutlu ediyor.” diyerek başladı. Başkan Çağırıcı’nın efsanevi bir belediye başkanı olduğunu vurgulayan Bozkır, “Bu öyle kolay olmuyor. Engelliler Sarayı’nı düşünmek, hizmete sunmak, engellilerin ücretsiz olarak evlerinden alınıp kurs verilmesi; dua etmemizi sevgi ve saygıyla yad etmemizi gerektiren projelerdir. Bu projeler belediyecilik anlayışı ile vizyonunu da gösteriyor. Bağcılar Belediyesi’nin hizmete sunduğu uluslararası projeler de ülkemizi dünyada en iyi şekilde tanıtıyor. Bu projeler engellilerimizin de kendilerini daha güvende hissetmesini sağlıyor.” diye konuştu. Son 10 yılda engellilere yönelik önemli projelerin hizmete sunulduğunu anlatan Bozkır, 2005’da Engelli Yasası’nın çıktığını, 700 bin engellinin beyaz bastonunun ücretinin sağlandığını, evde bakımlarının yapıldığını kaydetti. 460 bin kişiye evde bakım hizmeti sağlandığını da kaydeden Bozkır, 6 bin engelliye de yatılı rehabilitasyon hizmeti verildiğini, işitme cihazlarının da reçeteyle ödendiğini anlattı. Bağcılar Kaymakamı Erdal Çakır ise Engelliler Sarayı’nda engellilerin başarılarına şahitlik yaptıklarını anlattı. ENGELLİSİ MUTLU OLAN TOPLUMU HEDEFLİYORUZ Başkan Çağırıcı da geçtiğimiz yıl “Birlikte Yemek Yapıyoruz-Birlikte Daha Güzel” programını düzenlediklerini belirterek, ülkemizin 7 bölgesine ait farklı lezzetleri buluşturduklarını anlattı. 14 ülkeden yarışmacının katıldığı Uluslararası Engelliler Yemek Yarışması’nı düzenlediklerini de hatırlatan Çağırıcı şunları söyledi: ” Türkiye’de ve Avrupa’da benzeri olmayan sarayı engelli kardeşlerimiz için inşa ettik. Sarayda 36 branşta 1500 engelli kursiyer hizmet alıyor.” Bağcılar Belediyesi olarak engellilerin her programında yer aldıklarını da kaydeden Çağırıcı, “Fati ile birlikte yürüyoruz, engelli kardeşlerimizle Kastamonu’da su altı dalışı yaptık, balık tutuyoruz, Adalar’da yürüyüş yapıyoruz, sokaklarımızda el ele tutuşuyoruz.” dedi. Yıldırım ise konuşmasında engellilerin artık sahipsiz olmadığını vurgulayarak, 460 bin engelliye evde bakım hizmeti sunduklarını ve maaş verdiklerini kaydetti. Yıldırım, bakıma muhtaç engellilere bakım kurumlarında ömür boyu hizmet verdiklerini, 89 merkezde 6 bin engellinin hizmet aldığını ifade etti. AK Parti İlçe Başkanı İsmet Öztürk de Engelliler Sarayı’nda engellilere ücretsiz hizmet verildiğini belirterek, “Engelli kardeşlerimiz kendilerine verilen fırsatı değerlendirerek, kabiliyetlerini ortaya koyuyorlar” dedi. ENGELLİ SEMAZEN VE KAFKAS EKİBİ ALKIŞ TOPLADI Programda Engelliler Sarayı müzik ekibi birbirinden güzel eserleri seslendirirken, Engelli Semazen grubu, Kafkas ekibi ve ‘Sev Kardeşim’ şarkısını işaret diliyle söyleyen Sibel alkış topladı. Engelli kursiyer Kazım Şahin de yağlıboya çalışmasını Bakan Bozkır’a hediye etti. ‘Bayrak’ şiirini okuyan Minik Melek davetlileri duygulandırırken, maskot Fati’nin davetlilerle sohbeti de ilgiyle dinlendi. Program sonunda Bakan Bozkır, Bağcılar Belediyesi Engelliler Sarayı’ndaki atölyeleri gezerek bilgi aldı. ENGELLİLER ARTIK SAHİPSİZ DEĞİL Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Engelli Yaşlılar Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Hulusi Armağan birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 15 Bunlar da Yaşanmış AYHAN BAHÇELİ Bakmak mı Görmek mi? Yaşam kimse için aynı olmuyor. Kimi kısa, kimi uzun, kimi sarışın, kimi esmer, kimi çalışkan kimi tembel, kimi güzel kimi çirkin… Bir de daha farklı olanlar var. Kimi göremiyor, kimi duyamıyor, kimi yürüyemiyor, kimi sizler gibi düşünemiyor, kimi konuşamıyor. Ama herkesin duyguları var, herkesin özel bir yanı var, yetenekleri var. Kimileri, güzel şarkı söyler kimileri söyleyemez, şarkı söyleyemeyen de çok iyi dans edebilir. İşte, hayatta insanların eksik olan bir yerleri tamamladıkları ve o yeri anlamlandırdıkları ile ilgilenirsek, farklılık yerine farkındalık olur. Bunlar da yaşanmış dediğimiz bu bölümde; engellilere olan bakış açıları ve farkındalığı anlatan gerçek hikâyeler bulacaksınız. Oğlum Sen Sakat Mısın? Bir gün belediye otobüsüne bindim ve karşılıklı koltuklardan birine oturdum. Sırtım gittiğimiz yöne dönük, karşımda da 65-70 yaşlarında bir amca oturuyordu. Yaklaşık 10 km. kadar gittik ama o 10 km. boyunca amca kıvrandı durdu! Bir şeyler soracak ama kendi kafasında toparlamaya çalışıyor fakat bir türlü cesaretini toparlayıp soru sormaya yeltenemedi. Beni incitmeden merakını gidermek istediğinin farkındaydım. Sonunda yanındaki demiri tutarak öne doğru eğildi. Ben de o 10 km’lik muazzam soruyu merak ettim açıkçası! Hatta “Tam soruyu sormaya yeltenmişken insem arkamdan da gelir en iyisi dinleyeyim.“ diye düşündüm. Ve amca kan ter içinde sordu: “Oğlum sen sakat mısın?” Meğerse amcanın bütün derdi buymuş. Ben de: “Çok mu belli oluyor amca?” dedim. Amca da: “Öyle demek istemedim” dedi. Ben de “Doğuştan yok” dedim. 16 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 Amcanın teri bitti. Derinden bir “Ohhh” çekip geriye yaslandı. Yaklaşım ve soru sorma biçimi bazı insanları hep korkutmuştur. Oysaki bu soruyu sormak için 10 km yolda kendine cefa çektirmeye gerek yoktu. Bana, ilk bindiğinde: “Allah yardımcın olsun. Neden kolların yok?” dese ben cevabını verirdim. İnsanların dışarıdan bize olan gözlemleri “Aman üzülmesin. Ben bir şeyi yanlış söyleyip, üzmeyeyim.” oluyor. Oysaki bilmeleri gereken önemli husus biz kendi içimizde, kendi yaşantımızda, kendi kendimize iken engelli değiliz. Bizim engelliliğimiz onlar fark edince belli oluyor. Deplasmana Gidiyoruz En keyif aldığımız şeydi, tekerlekli sandalyede basketbol oynamak. Hele bir de deplasmanlı lig yeni kurulmuştu o yıllarda. İple çekerdik hafta sonlarını. Yine iple çekip de getirdiğimiz günlerden biri daha gelmişti. Yine deplasmana gidiyorduk! En son antrenmanda, koçumuzun verdiği talimat gereği herkes cuma akşamı otobüsün kalkış vaktine bir saat kala otogarda buluşacaktı. Yavaş yavaş toplanmaya başlamıştık. Ancak Adnan ortalıkta yoktu. Otobüsümüzün kalkmasına çok az bir zaman kalmasına rağmen Adnan hâlâ gelmemişti. O zamanlar cep telefonu da yok ki arayıp nerde olduğunu öğrenelim. Kaygımız tavan yapmak üzereyken otobüs muavininin, afallamış olarak bir yöne baktığını gördük. O kadar kaygılı bakıyordu ki biz muavinin o durumuna bakmaktan, onu bu hâle getiren şeyin olduğu yöne bile bakamıyorduk. Nihayetinde kafamızı çevirdiğimizde, iki bacağını diz üzerinden tren kazasında kaybeden ve protezlerle yürüyen, ancak uzun bir şehirlerarası yolculuk yapacağımız için protezlerini, omuzlarına almış ve tekerlekli sandalyesi ile bize doğru gelen Adnan’ı gördük. Garibim muavin, tekerlekli sandalyede oturan bir kişinin omuzlarında da biri oturuyor ama o oturan kişinin belden yukarısı yok, vaziyetinde Adnan’ı görünce şoka girmiş. Tabi bunu gören Adnan rahat durur mu? Yola çıktık. Yaklaşık üç saat sonra hostes düğmesine basarak bizim muavini çağırıyor ve diyor ki; Ayak parmaklarım kaşınıyor, bagajdan ayaklarımı getirir misin? Küçücük Bir Top Hiçbir çocuk yoktur ki görüp de küçük bir topun peşine düşmesin. İşte küçük büyük herkesin neşe kaynağı bir topla başlamıştı bu hikâyede. Bazen en masum şeyler dahi hayatlarımızı karartmaya neden olabiliyordu. Bundan yıllar evveldi. Ben henüz yedi yaşında bir çocuktum. Bütün mahalle bir hüzne bürünmüştü. Çünkü komşumuzun oğlu Fatih ağabey hastaneye kaldırılmıştı. Anladığım kadarı ile mahallede arkadaşları ile top oynarken, komşu evlerden birinin damına top düşmüş ve topa en son vuran 12 yaşındaki Fatih abi olduğu için de topu oradan alma görevi de ona düşmüştü. Sonradan olanlar olmuştu işte. Ucu açık bırakılmış elektrik kablosunun üzerine basmasıyla yoğun bir elektrik akımına kapılmış, vücudu fena halde yanmıştı. Söylenenlere göre yaşama ihtimali çok düşüktü. Zaten yaşasa bile ayaklarını, ellerini kaybetme ihtimali vardı. Komşu teyzeler kendi aralarında konuşurken sürekli vahlanıp “Yaşamasa daha iyi eli ya da ayağı olmadan nasıl yaşayacak, yaşamasının ne anlamı olacak.” diye ahkâmlar kesiyordu. Ben henüz yedi yaşındaydım fakat o yaşta olmama rağmen çok garip gelmişti bana, başkasının evladının yaşamasını dilemek yerine ölmesinin, eksik uzuvlara sahip olmaktan daha şanslı bir durum olacağına karar vermeleri. Benim o küçücük beynim bunu algılamakta zorlanıyordu ama o koskocaman teyzelerin, amcaların belli ki bildiği, benimse bilemediğim başka şeyler vardı. Yoksa o çok sevdikleri komşularının evladının ölmesini niye istesinlerdi ki! Kendi çocuğun ölsün ister misin? Kolu bacağı olmasa da sadece hayatta olsa yetmez mi? anne olana baba olana. Aynen böyle olmuştu işte. Fatih abinin ailesi onu hayatta tutmak için her şeyi yaptılar ve hayatta da kaldı çok şükür. Zorlu bir yaşam bekleyen Fatih abinin karşılaşacağı zorlukları hayal edip ölümünün onun adına daha hayırlı olacağına kendilerince fetva verenlerden artık ses çıkmıyordu. Acımanın dışında kıllarını dahi kıpırdatmamışlardı. Şimdi düşünüyorum da henüz yaşama savaşı veren Fatih abiye ve belki binlercesi ne toplum daha en baştan hayata atılmadan kendi engelini koymuştu. Kolaycılığı seviyorduk ya! İşte böyle bir toplumduk. Biz o zamanlar cahildik. Yıllar geçti. Şimdi Fatih abi büyüdü. Şartlar uymadığı için üniversiteye gidemedi ama liseyi bitirdi. Bilgisayar kursundan sonra kendi işini açtı, küçük bir bilgisayar tamir dükkânı. Artık kendi ayakları üstünde durabiliyordu. Pardon ayakları mı dedim ben? Değnekleri desem daha doğru olacak çünkü o zaten ayaklarını kaybetmişti. Ama biz toplum olarak ayaklarımızın üzerinde ancak iki ayak olursa durabileceğimizi aksi takdirde acınası muhtaç insanlar grubuna dâhil olunacağına kanaat etmemiş miydik? Fatih abi bu ön yargıyı kırmayı başardı büyük mücadelelerle. Evlendi, çocukları oldu. Kendisi yaşamına ayaksız devam etmek zorunda kaldığında da yıllar geçip genç bir adam olduğunda da ona ön ayak olacak destek olacak hiçbir STK yoktu. Yine iş başa düşmüş, işlevini neredeyse yarı yarıya kaybetmiş olan kollarını sıvamış. En azından kendisinden sonrakilere rehberlik edebilmek destek olabilmek için yola koyulmuştu bile. Yıllarca kimse bir dernek kurmaya ihtiyaç duymamıştı çünkü çoğumuz bana neci değil miyiz? Başımıza ya da bir yakınımızın başına gelene dek gözlerimizi kapatır dünyanın bir kısmıyla aramıza duvar örmez miyiz? Sanki o gözler kapanınca saklandığımız gerçekler gerçekten yok olacakmış gibi. Zaten engelli ise engelli derneğini kendisi kurmalıydı değil mi ama. O teyzeler amcalar da öyle yapmıştı işte. Ölmesinin daha hayırlara vesile olacağına karar vermişlerdi bir kere. Herkese inat yaşam mücadelesini kazanmıştı ama yazık ki kimse mahcup olmamış olacak ki o zorlu yolculuğunda hiç kimse elini uzatmamıştı. Gözlerini kapayarak Fatih abiyi yok kabul etmişlerdi. Ama Fatih abi yok olmadı elbette. O kendi inancı ve mücadelesinin ışığını etrafına saçmaya devam ediyor. Gücü yettiğince rehberlik ediyor, derneğinde eğitimler verdiriyor, oluşturduğu kütüphanesindeki kitaplarını paylaşıyor, düşünüyor, yorumluyor, aydınlanıyor ve aydınlatıyor. Ne güzel insansın sen Fatih abim. Bu bölümdeki hikâyeler, İlmek Kitap’tan çıkan” Ayhan BAHÇELİ’nin Topal Öyküler” isimli eserinden alınmıştır. Eseri almak isteyenler www.bencemakul.com sitesinden temin edebilirler. birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 17 Engelsiz Mekânlar MUSTAFA GÜRSES ENGELSİZ KÜTÜPHANE! Kütüphanemizde biz çalışanların yanı sıra uzaklardan yakınlardan gelen gönüllü çalışanlar ve okullardan gelen stajyerlerle beraber gücümüzü birleştirip çalışmalarımızdan daha iyi bir verim alma yolunda ilerliyoruz. H alk dilinde tavukkarası (gece körlüğü) olarak bilinen bir görme engelim var. Bu görme engelim ilk, orta ve lise eğitimim boyunca beni gören arkadaşlarım arasında eğitim öğretimimi tamamlayacak kadar az çok idare etti. O dönemlerde bilgiye erişim ve kitap okuma konusunda çok büyük sıkıntılar yaşadım. Eğitim öğretimimi sürdürmek adına o zamanlar çok az görüşümle kitap okuyup deftere yazarken normalden daha fazla bir aydınlık ortamın oluşması, sınıfta tahtaya en yakın yerde olmam gerektiği gibi, yazıların da belli büyüklükte ve kalın ve karşıt renklerde olması gerekirdi. Bu ortamları çoğu zaman bulamazdım. Okulda tek görme engelli olmanın verdiği ürkeklik ve çekingenliğin de etkisiyle aynı zamanda bilinçli bir aile ve çevreye sahip olmadığımdan öğrenim hayatımda belli bir seviyeyi geçemeden okullardan mezun oldum. Geçmişte yeri geldi ders kitaplarımın haricinde örneğin bir roman okumak istedim veya bir araştırma yapmak adına ansiklopediyi karıştırmak istedim. Gerek roman okuma gerekse ansiklopedi karıştırma esnasında uygun yazı boyutunun olmaması, gerekse yeterli derecede aydınlık ortamın olmaması sebebiyle bunları bırakmak zorunda kaldım. 18 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 Görme kabiliyetimi neredeyse tamamen kaybettiğim dönemde İngilizce-Türkçe sözlüğü çevremdeki yakınlarıma rica minnet okutturup kelimeleri ezberleyip İngilizceyi öğrenmeye çalışırdım. Gerek bana sözlüğü okuyanlara daha fazla rahatsızlık vermemek adına, gerekse sözlüğü okuyanların bazen mırın kırın ettiğini hissedince bu yabancı dil sevdamdan o dönem vazgeçtim. Gözlerimi neredeyse tamamen kaybettikten sonra görme engelliler için bilgisayar eğitimi aldım ve daha sonra çeşitli engelleri atlayarak benim geçmişte yaşadığım sıkıntıları şimdi görme engelli bireylere yaşatmayacak olan, hayatımı güzel manada değiştiren Engelliler Sarayı Kütüphanesi’nde çalışmaya başladım. Ellerini kullanamayan veya kullanmakta güçlük çeken fiziksel engelliler, az gören ve hiç görmeyen engelliler başta olmak üzere tüm engelli arkadaşlarımızın bilgiye erişimde önündeki engelleri kaldırmak amacıyla, Bağcılar Belediyesi tarafından faaliyete geçirilen Engelliler Kütüphanesi neredeyse hiç görmeyen bir görme engelli olarak benim ve tüm engelli arkadaşlarımız için bulunmaz bir nimet. Buradaki imkânlardan faydalanıyor olmamın ve burada çalışıp hem kaderdaşlarıma hem de diğer engelli arkadaş- larımıza hizmet veriyor olmanın onurunu ve mutluluğunu taşıyorum. Engelliler kütüphanemizin çalışanları: Mehmet Acar, Atike Gürbüzer, Halil Atalan ile birlikte belki bir ilki gerçekleştiriyoruz. Ben görme engelliyim. Atike ve Halil arkadaşlarımız ortopedik engelli hatta Mehmet Bey’i de engelli olarak sayabiliriz çünkü kendisinin de tek gözü çok az görüyor, dolayısıyla Türkiye’de mevcut engellilere yönelik kütüphanelerde sadece engelli çalışanların kurumu idare ettiği bir duruma çok az rastlanılır belki de yoktur diye düşünüyorum. Kütüphanemizde biz çalışanların yanı sıra uzaklardan yakınlardan gelen gönüllü çalışanlar ve okullardan gelen stajyerlerle beraber gücümüzü birleştirip çalışmalarımızdan daha iyi bir verim alma yolunda ilerliyoruz. Gönüllü çalışanlar ve stajyerlerimizin çalışma azmi, güler yüzlülüğünü, içten samimiyetle yaptıkları ve yaparken memnun olduklarına şahit olup, aldığımız moralle işimize her zamankinden daha sıkı sarılıyoruz. Gönüllü okuyucularımızın okuduğu kitaplar sayesinde biz görme engelliler görmeden de hayatın tüm renklerini hissediyoruz. Görme engelliler için kitap okumak; cihazlarla ekran okuyucu dediğimiz sesli programlarla, kabartma ekranlarla mümkün olsa da hem bu cihazları her yerde temin edip kullanma fırsatı bulamayacağımızdan hem de ekran okuyucunun duygusuz cansız ruhsuz mekanik okuyuşuyla insanın kitap okuma hevesini kırmasından ötürü bana ve çoğu görme engelli arkadaşlarımıza göre gönüllü okuyucu dediğimiz bireylerin, biz görme engellilere sesiyle kayıt yapıp kitapları canlandırmasının yeri başka. Bu oluşan kayıtları bilgisayardan mp3 çalarlarımızdan telefonlarımızdan her yerde dinleme fırsatı bulmamız da cabası. Hele hele kitabı okuyan kişi seslendirirken o kitabın ruhunu, duygusunu aktarabiliyorsa kısacası, seslendirmesiyle o kitabı bizim hayal dünyamızda canlandırmamızı sağlıyorsa işte o zaman o kitabı dinlemek için “tadından yenmiyor” tabirini kullanmamda bir abartıya kaçmış olmayacağımı düşünüyorum. Gelen gönüllü okuyucular, çalışanlarımız tarafından kitap seslendirilmesi ile alakalı bilgilendirme aldıktan sonra, kütüphanemizdeki kitapların ses kaydının yapıldığı kabinlerimize girerek rahat bir ortamda, mikrofonu takıp kendi okuduğu kitabı sesli olarak bilgisayara kaydediyor. Ben de daha sonra gerek kabin içerisindeki kayıtlardan gerekse kabin dışındaki bilgisayardan gönüllü okuyucuların seslendirdiği kayıtların montajını, düzenlemesini yapıyor ve seslendirilen kaydı dörtdörtlük hale getirmeye çalışıyorum. Bilgiye erişmenin, kitap okumanın zorluklarını geçmişte yaşamış biri olarak şu andaki imkânların tadını çıkarmakla beraber, tatlı sıkıntılar da yaşıyorum. Kütüphanemizin sorumlusu Mehmet Acar ile bazen birbirimize takıldığımız olur. TV Programcısı Defne Sarısoy gönüllü seslendirme yapıyor. O bir gün bana: “Mustafa! Şu evrakın düzenlemesini yap veya şu listedeki bilgiler bilgisayara girilecek” diye bana yapmam gerekeni söyledi. Ben: “Mehmet Acar! Ben görmüyorum ki nasıl yapacağım” dedim. Mehmet Bey de bunun üzerine: “Biliyorsun Mustafa, kitap okuyucu cihazımız sayesinde sayfayı cihazın kamerasına tutup bağlı bulunduğu bilgisayarın yazılımındaki tuşuna bastığında, resmini çekip daha sonra o evraktaki metni seslendiriyor, o da mı olmadı sayfayı tarayıcı makinemizle taratıp uygun yazılımla da senin ekran okuyucu denen programla okuyabilecek hale getirip mekanik sesle sana seslendiriyor. Anlayacağın… Efendim! Ben görmüyorum yapamam efendim! Ben nasıl okuyacağım ki! Diyemezsin. Senin akıl sağlığın yerinde olsun ben sana her türlü şekilde iş verir çalıştırırım.” Ben: “Benim görme engelimin yanı sıra tamamen kulaklarım da duymasa bu cihazları kullanamam o zaman da zor çalıştırırsın” dediğimde: “Onun da kabartma ekran ve klavye cihazı dediğimiz bir sistemle çözümü var. Bilgisayardaki metni kabartma alfabesi olarak kabartma cihazın ekranına yansıtan ve cihazın klavyesiyle bilgisayarı yöneten sistemle yine seni çalıştırırım. Hiç boşuna heveslenme işten kaytaramayacaksın” deyip beni susturmaya çalıştı. Ben: “Peki! Ellerimi kollarımı kullanamayan biriyim bu halde olsam da çalıştırırım seni dersen şuraya düşer bayılırım.” Gözlerin sağlam ve akıl sağlığın da yerinde olacaksa bir gözlük ve ona bağlı olan bir yazılımla bu da mümkün. Gözlüğü takıp göz kırpmalarıyla gözlüğe bağlı olan bilgisayardaki yazılıma verdiğin komutlarla bilgisayara ellerin kolların olmadan da hükmedersin” deyince bende söz bitti. “Tamam. Tamam! Pes ettim ve şuna inandım sen biraz daha zorlasan ölüyü bile çalıştıracak imkânları sunarsın.” dedim. Kahkahalarla güldük… Doğal ve Sağlıklı Hayat SENEM ÜNAL T ürkiye, coğrafi konumu itibari ile her bölgesinde ayrı iklim ve bitki örtüsüne sahip nadir ülkeler arasında yer alıyor. Her bölgede farklı olan bu iklim ve bitki örtüsünden dolayı, çeşit çeşit bitkiler, çiçekler, meyveler ve sebzeler yetiştirmek mümkün oluyor. Dergimizin bu ay ki sayısında, zeytin çekirdeğinin faydalarını ele almak istiyorum. Anlatacağım araştırma, ABD’li bilim adamlarının yaptıkları çalışmalar temel alınarak hazırlanmıştır. Araştırmaların hepsinde, zeytin çekirdeğinin boğaz boşluğundan mideye inene kadar eridiği, gerek deneyler, denekler üzerinde yapılan çalışmalar, gerekse cihazlarla tespit edilmiştir. 1985’li yıllarda başlayan araştırmalar bu güne kadar devam ettirilmektedir. Yaklaşık 25 sene süren neticede karşılaşılan hadiseler hayret vericidir. Bu neticelere, bin kişi değil belki yüz binlerce insan tarafından karşılaşılmıştır demek daha doğrudur. 20 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 Midesinde yanma olan herkes zeytin çekirdeğini yuttuktan sonra rahatladığını ifade etmiştir. Zeytin çekirdeğini yutan kimseler sindirim yolu rahatsızlıklarının bittiğini (kabızlık gibi) ifade etmişlerdir. Zeytin çekirdeği yutan kişilerde basur problemiyle karşılaşılmamış, hatta basuru olupta yutanlar iyileştiklerini ifade etmişlerdir. Zeytin çekirdeğini senelerdir yuttuğunu bildiğimiz insanlarda kanser hadisesine nadiren rastlanılmıştır. Günde yediğiniz 5–6 tane zeytin çekirdeğini yutun ve kararı kendiniz verin. Bizim elde ettiğimiz verilere göre aklımızın almayacağı kadar şifalı bir doğal uygulamadır. Zeytinyağı asırlardır en iyi, en mükemmel yağ olarak bilinen gıda maddesidir. Yemeklik zeytinyağı normal şartlar altında muhafaza edilirse bozulmadan yenilebilecek ev- safta asırlarca kalabilen yegâne yağdır. Nitekim arkeolojik kazılarda 3 bin, 5 bin yıl önce olduğu tahmin edilen mezarların yanında bozulmamış evsafta zeytinyağı da bulunabilmektedir. Herhangi bir zeytin çekirdeğinin her iki ucunu hafifçe törpülerseniz çekirdeğin içinin oyuk olduğunu ve içerisinde pıhtılaşmış veya çok koyu kıvamlı bir yağ olduğunu görürsünüz. Bahse konu olan maddelerin buradaki konsantrasyonu %80’lere varan miktarlardadır. Zeytin çekirdeği muhteviyatında ki bu faydayı elde etmek için ise zeytin çekirdeklerini atmayıp yutmak gerekir. larını düzenlediği, basur ve prostatı engellediği, iç organlarda oluşabilecek kanserojen hücre riskini binde birlere indirgediği şeklindedir. Mide özsuyunun zeytin çekirdeğini çok kısa bir sürede parçalayarak saf zeytinyağına ulaştıdığını, geriye kalan posanın ise bağırsakları onararak rahatlattığı ispatlanmıştır. Kabızlık,hemoroid, damar sertliğinden hazımsızlığa kadar birçok derde devadır. Zeytin yemek istiyorsanız, yeşil ve kahverengi zeytin tercih edin. Zeytin çekirdeğinin boğaz boşluğundan geçip mideye ulaştığı anda eridiği tespit edilmiştir. Hazmı en kolay olan yiyecek maddesi zeytin çekirdeğidir. Bu uygulamanın insan vücuduna faydalarının ise; Ülser, gastrit gibi mide problemlerini bitirdiği, bağırsak ve sindirim yol- birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 21 Engelsiz Teknolojiler ENGELSİZ YAZILIMLAR BAHTİYAR DİLEK T eknoloji dediğimizde birçoğumuzun aklına bilim kurgu filmleri gelir. Günümüz dünyasında, yazılan uçuk kaçık senaryoların birer birer gerçekleştiğini görmekteyiz. Bilgisayarlar, akıllı telefonlar, akıllı saatler, akıllı bileklikler gibi cihazların gelişimi, işlemci mimarisinin hızlanması, işlemci ve çiplerin çok küçük boyutlara uyarlanması bir devrim niteliğindedir. Bu gelişmeler, biz engellilere dost teknolojileri sundu. İnternet denilen kavramın gelişmesiyle engellilere büyük istihdam kapısını aralamış olmasına rağmen, kurum ve kuruluşların teknoloji konumunda açık pozisyonlarda engelli bireylerin yer alması için daha çok şeyler yapması gerektiğini düşünüyorum. Teknoloji benim gibi engelli bireylere sonsuz imkânlar sunmakta, yeter ki teknolojik cihazlara ulaşabilme imkânımız artsın. Artsın diyorum çünkü ülkemizde vergi oranları oldukça yüksek olmasından dolayı, teknolojiye ulaşmada sıkıntılar yaşamaktayız. İş ve günlük hayatta kullandığımız cihazlar, bilgi birikimine katkı sağlarken diğer yandan rahat ve refah içinde yaşamamıza imkânlar sunmaktadır. Dergimizin bu sayısında sizlere yine engelli dostu teknoloji ve yazılımları tanıtmaya çalışacağım. Bluetooth: Kablo bağlantısını ortadan kaldıran kısa mesafe radyo frekansı (RF) teknolojisinin adıdır. Bluetooth, 1994 yılında Ericsson firması tarafından cep telefonları ve diğer mobil cihazları kablosuz olarak birbirine bağlamak ve aralarında iletişim kurmak için geliştirmiştir. Bu teknolojiyi çok yakından biliyoruz ve biz engelliler çok kullanıyoruz. Bluetooth Kulaklık: Arabada, yolda, sokakta herkesin kullandığı bu cihaz, engellilere de büyük kolaylıklar sunuyor. Bu kulaklıkların bazılarının birden çok cihazla eşleşebilme yeteneği var. Özellikle çağrı merkezlerinin engelli bireyleri çok tercih ettiklerini görmekteyiz. Eğer çağrı yanıtlama sistemlerinde bluetooth özel- 22 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 likli sistemleri tercih ederlerse, engelliler için çok kolaylık sağlayacaktır. Bluetooth Mouse: Sizin de benim gibi hareket etme kısıtlılığınız varsa, bu cihazı çok kullanıyorsunuzdur. Tablet, bilgisayar ve telefonumun yönetimini Mouse ile yapıyorum. Bluetooth mouselar birçok platformda çalışmaktadır. (Android 4.4.2 ve üstü, IOS 6(jailbreak), IOS 7 (jailbreak) IOS 8 (jailbreak) hatırlatmada fayda görüyorum ipad ve iphone da jealbreak yaptıktan sonra cydia app marketinden BTStack programını indirip kurmanız gerekir.) Calibro E-kitap Okuyucu: İşim gereği, çok teknik kitap okuma durumundayım. Maalesef bu kitaplar en az 500 sayfadan oluşuyor, ağırlıklarını siz düşünün. Günümüzde yayınevlerinden birçoğu kitaplarını, e-kitap olarak sunmamaktadır. Calibro; elektronik mürekkep teknolojisine dayalı teknolojidir, Bundan dolayı şarjı 30 gün gitmektedir. Küçük cihazda dev kütüphane oluşturabilirsiniz ama tabi yayınevleri en doğal hakkınız olan okuma ve öğrenme hakkımızı bu cihazlarda verirse! EĞİTİM TEKNOLOJİLERİ Şimdi de eğitim alanındaki teknolojilerden bahsedelim. Akıllı Tahta: Akıllı tahtalar, büyük dokunmatik ekranlı, içinde mini bilgisayar ve işletim sistemi ba- rındıran cihazlardır. Kalemiyle kolay çizimler yapabilirken aynı zamanda öğrencinin tabletine kablosuz olarak karşılıklı etkileşim sağlanabilmektedir. Program ayrıca Windows, MacOSX, Linux, Android, IOS ve Window Phone platformları için de destek sağlıyor. Surface pro 3: Şimdilik bu cihaz çok pahalı olsa da gelecekte akıllı tahtalarla kullanımı engelliler için büyük kolaylıklar sağlayacak. Kalemiyle tahtaya çıkmadan, kendi tabletimizden müdahale edebileceğiz. Engelli öğrenciler arasında ödevlerimizi çok rahatlıkla sunabilir hale getirebileceğiz. QuickSupport: Bu programda IOS ve Android Mobil Cihazlarımıza kurulan pc den veya Mac bilgisayarlardan yönetmemizi sağlayan bir program. Mobil cihazımızın ekran görüntüsünü, bilgisayarımıza göndererek işletmemizi sağlar. Jaco robot kol: Şüphesiz ki hepimiz alışveriş yapmayı severiz. Biz engelliler için çok zor olsa da, alışveriş yapmak günlük hayatımızın bir parçasıdır. Gittiğimiz marketin veya mağazanın mimari koşulları uygun olsa da reyonlara uzanma konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. İşte tam bu noktada, Jaco robot Kinova Robotics firmasının geliştirdiği bu kol imdadımıza yetişiyor. Bu robotik kolu her yere monte edebilirsiniz. Karbon fiber gövdesi sayesinde muadillerine oranla daha hafif, ayrıca 6 açılı dönüş kabiliyeti gerçek bir el ve kol kadar manevra yeteneği kazandırıyor. En güzel tarafı ise su geçirmez olması. Rex: Tekerlekli sandalye kullanan ve belden aşağısı felç olan hastalar için tasarlanan Rex, Rex Bionics şirketi tarafından tasarlandı. Üzerinde 29 işlemci ve joystick kumanda ile çalışan robot, kullanıcısının kendi başına oturmasına, ayağa kalkmasına ve yürümesine olanak tanıyor. ENGELSİZ YAZILIMLAR TeamViewer: Ücretsiz olan bu programın kullanıcısı çok. Biz engelliler için paha biçilmez kaftan. Bu programın; uzak masaüstüne bağlanma, toplantı, sunum yapma, dosya paylaşımı yapma gibi özellikleri bulunmakta. Kullanımı oldukça basit olan program, biz uzmanların işini de oldukça kolaylaştırıyor. JAWS: Bu programı görme engelli kardeşlerimin çok kullandığını duymaktayım. JAWS ekran okuma programıdır. 15 sürümü olan bu program, görme engellilerin bilgisayar kullanımını kolaylaştırıyor. Şimdilik windows platformunu desteklemekte. Lync 2013: Kurumsal uzaktan birlikte çalışmayı desteklemek için geliştirilen Lync bir Microsoft ürünüdür. Lync kurumsal mesajlaşma, toplantılar düzenleme, hatta kurum içinde telefon santraliniz varsa PSTN özelliğini kazandırarak bu program üzerinden kolayca telefonlarınıza yanıt verebilir, takım arkadaşınızı rahatlıkla arayabilirsiniz. Lync için kurumunuza Lync Server 2013 kurmanız gereklidir. Tüm mobil işletim sistemi platformunu desteklemektedir. OneNote 2013: Benim gibi eğitimleri ve seminerleri sevenler için not tutmak vazgeçilmezdir. Özellikle kalemle de not almayı destekleyen bu program, not almaya zorlananlara önerebileceğim bir programdır. Bu programı okul hayatında da kullanabilirsiniz. Ses kaydı, video kayıtlarını kolayca iliştirebilir, toplantı tutanaklarını kolayca alabilirsiniz. Bu bölümde yazmamı istediğiniz konular ve yorumlarınızı [email protected] e-posta adresime gönderebilirsiniz. birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 23 Oku-Yorum Ahlaki Çöküşün Romanı TALHA YILDIZ T anzimat Fermanı’ndan sonra hızlı bir batılılaşma serüveni başladı. Siyasi, sosyal, kültürel ve hatta yaşam tarzlarında benimsenmeye başlandı. Bu da bizim birçok değerimizin yavaş yavaş yok olmasına sebep oldu. Bunların en önemlisi ahlaki değerlerimiz oldu. Tanzimat Fermanı’ndan sonra modernizm kılıfı altında ahlaki değerler önemini yitirdi. Her alanda olduğu gibi edebiyatta da böyle olmuştur. O dönemde kitle iletişim araçlarının az olmasından dolayı edebi eserler toplum tarafından takip edilmekteydi. Çünkü edebi eserler aslında yazıldığı dönemi yansıtmakta ve olumlu olumsuz eleştirmekteydi; bu da toplumun dikkatini çekiyor ve hayatına yön veriyordu. O dönem yazılan romanlara baktığımız zaman, batılılaşmanın ne derece etkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Şimdi sizlere o dönemin Batılılaşma serüvenini gözler önüne seren romanlardan bir tanesi olan Eylül’den bahsedeceğim. Konu Bu romanda beş yıldır evli olan Suat Hanım’ın, zevcinin amcasının oğlu Necip’le olan yasak aşkı anlatılır. Dil ve Üslup Yazar, romanlarında olaydan çok karakterlerin psikolojilerini yansıtır. Bu yüzden karakterler azdır. Günümüz 24 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 diline göre oldukça ağır bir dili vardır. Ama yazar karakterlerin ruh tahlillerini o kadar sağlam yapar ki, bu roman Türk edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olarak tarihe geçer. Meraklılarının haricinde, bu romanı okumak biraz zordur. Çünkü tasvirler o kadar fazladır ki bazen insanın içini bayabilir. Ama Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi adlı eserini okuyup beğenenler, bu romanı rahatlıkla okuyabilir. Çünkü iki roman da üslup bakımından birbirine çok benzemektedir. Kurgu Yazar karakterlerin ruh tahlillerini ön planda tuttuğu için karakterler beş parmağın beşini geçmez. Romanda fazla olay ve hareket yoktur. Olaylar İstanbul’da, iki konak arasında ve üç ana karakter içinde dönüp durur. Kurguda Suat ve Necip birbirlerine âşık olmuşlardır. Lakin toplumun ahlaki değerleri yüzünden birbirlerine kavuşamayıp, konakta çıkan bir yangında her ikisi de can verir. Bu romanda aslında yazarın, toplumun ahlaki değerlerini tenkit edip, reddettiğini düşünüyorum. Karakterleri biraz daha dikkatli incelediğimde, özellikle Necip’in yazara çok benzediğini gördüm. Çünkü yazarın kendisi de bohem hayatı yaşamış birisidir. Suat Hanım da, Batılılaşmaya çalışan ama dönemin ahlaki kuralları yüzünden istediğini elde edememiş insanları temsil ediyor. Süreyya Bey ise dönemin şartlarına karşı çıkmaya çalışan ama bunda muvaffak olamayıp, kendi içine çekilen insanları temsil ediyor. Netice Aslında bu roman o dönemin şartlarına bir ışık tutmaktadır. O dönemde kendine aydın diyen insanların, toplumu modernleştireceğiz diye onları yozlaştırdıkları ve ecnebilerin yaşam tarzını kabul ettirmeye çalıştıkları sonucunu çıkardım. Romanı incelediğimde yazarın ahlaki değerleri reddettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü yazarın üslubuna baktığımda, yasak bir aşka masumiyet kılıfı giydirmeye çalıştığını görüyorum. Ayrıca yazar kendi yaşam tarzını yaşatmayan dönemin ahlaki değerlerine de eleştiri getiriyor. Karakterler Roman üç ana karakterden oluşur; Süreyya Bey, zevcesi Suat Hanım ve Süreyya Bey’in kuzeni Necip. Süreyya Bey, biraz çocuk ruhlu bir adam portresi çizer. Öyle ki, Suat Hanım ona bir valide şefkatiyle yaklaşır. Çünkü Suat Hanım Batılı tarzda yaşamayı tercih ediyordur. Bu da Süreyya Bey’le aralarının açılmasına sebep olarak onu, geçmişte bohem hayatı yaşamış Necip Bey’e yaklaştırır. Necip Bey eğlenceye düşkün, evlenmekten korkan bir adamdır. Ama Suat Hanım’ın Süreyya Bey’e davranışları, Necip’in Suat’a karşı bir şeyler hissetmesine sebep olur. birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 25 Bilgi Kutusu ALİYE YÜCEL “Mehmet Usta, araştırdım. Gazilerimizin 150 kadarının bacaklarından yaralı olduğunu öğrendim. Bunlar iyi olsalar da yürümek için bir asaya (baston) muhtaç kalacaklar. hepsine birer baston yapacağım ve hastaneden çıkıp memleketlerine gidecekleri zaman kendilerine hediye edeceğim…” Y ürürken dayanmaya yarayan bir araç olan baston; ağaç, metal gibi çeşitli maddelerden yapılır. Baston, tarih boyunca dini, siyasi ve idari alanlarda güç simgesi olmuştur. Çok çeşitli şekilde kullanılmıştır. Ancak esas görevi ve en önemli işlevi; çeşitli sebeplerden dolayı yürümede zorluk çekenler ve dengesiz yürüyüşler için yürüme desteğidir. Baston, Fransızca “sağlamlaşmış mevki” anlamına gelen “bastion” kelimesinden gelmiştir. Önceden aksesuar olarak çok yaygın olarak kullanılan baston; engelliler, yaşlılar ve kırık, burkulma gibi sebeplerle geçici olarak engelli olanlar için çok gerekli bir araçtır. Aksesuar olarak ise daha çok erkekler tarafından kullanılmıştır. Kadınlar ise ancak gerektiği zamanlarda kullanmışlardır. Asıl anlatmak istediğim konuya gelince... Biliyoruz ki her Osmanlı padişahının farklı farklı hobileri varmış. Padişah Sultan 2. Abdülhamit Han da marangozluğa meraklıymış ve usta bir marangozmuş. Yıldız Sarayı’nda bir marangoz atölyesi varmış. Devlet işlerinden yorulduğunda dinlenmek için bu atölyeye gelir, iş tulumunu giyer ve atölyesinde saatlerce çalışırmış. Çeşitli ahşap eşyalar yaparmış. Bu yaptıklarının her biri de sanat eseri sayılacak nitelikteymiş… 26 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı zaferle sonuçlanmış. Sultan 2. Abdülhamit büyük sevinç içindeymiş. Savaşta yaralanan gazilerin hepsini İstanbul’a getirtmiş. Bu gaziler Gümüşsuyu Hastanesi ve yeni yaptırdığı Şişli Etfal Hastanesi’ne yatırılmış. Padişah, yaralıların durumlarını öğrenmek için her gün bu hastanelere görevliler gönderiyormuş. Görevliler her gazinin durumunu padişaha bildiriyormuş... 2. Abdülhamit, bir gün bir şeylerle uğraşıp, dinlenmek için marangoz atölyesine gitmiş. Kapıda onu marangoz Mehmet Usta karşılamış. Sultan 2. Abdülhamit ustaya: “Hadi bakalım Mehmet Usta! 150 tane baston ağacı kes…” demiş. Mehmet Usta şaşırmış ve bunun üzerine sormuş: “Ferman padişahımızındır. Lakin merakımı mazur görün efendim, bu kadar baston ağacı ne olacak?” Padişah ustanın bu sorusu üzerine: “Mehmet Usta, araştırdım. Gazilerimizin 150 kadarının bacaklarından yaralı olduğunu öğrendim. Bunlar iyi olsalar da yürümek için bir asaya (baston) muhtaç kalacaklar. Hepsine birer baston yapacağım ve hastaneden çıkıp memleketlerine gidecekleri zaman kendilerine hediye edeceğim…” Mehmet Usta, 2. Abdülhamit’in bu ulvi düşüncesine ve insan sevgisine hayran kalarak hemen işe koyulur ve kısa zamanda bastonları yaparlar. Bitirilen bastonlar gazilere ulaştırılır. Bu hikâyeyi okuduğumda Sultan 2. Abdülhamit’in bu duyarlılığından çok etkilenmiştim. O konumda gazileri düşünmesi ve bastonları bizzat kendinin yapması insanı düşündürüyor. Baston, kol değneği gibi nesnelerin engelli biri için önemini anlatmaya gerek var mı bilmiyorum? Yürüme engelli biri için baston çok değerlidir. Buna muhtaç olmayan kişiler tam olarak anlayamasa da, biraz empati yapmak yeterli olur. Bir de gazileri düşünelim; en çok ihtiyaç duydukları bu nesne bir de padişahları tarafından yapılıp, hediye edilirse değerine paha biçilebilir mi? birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 27 Engelsiz Röportajlar Ağlayınca Tamam Dedim!!! FATMA ŞAHİN Bu sayımızda, “Sadece Sen” isimli, engelli farkındalığına önemli katkıda bulunduğuna inandığımız sinema filminin yönetmeni, klip ve reklam çekimlerinden tanıdığımız Yönetmen Hakan YONAT ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Sizi genelde kliplerden ve reklamlardan tanıyoruz biliyoruz, “Sadece Sen” ilk uzun metrajlı filminiz. Bu filmde engelli teması işlemenizin nedeni neydi? - Çok açık söyleyeyim. “Sadece Sen” aslında bir Kore filmi, biz onu Türkiye’ye adapte ettik. Draması güzel olduğu için, bu filmi çekmek istedim. Bizim adapte ettiğimiz film, aslında çok fazla Kore kültürünü yansıtıyordu. Biz bu filmi özellikle, bizim geleneklerimize uygun bir hale getirdik. Filmi seçmemin sebebi, film içerisinde orijinal fikirler vardı, hoşuma gitti ve beni çok etkiledi. Hatta eşimle beraber izledik, o ağlayınca tamam dedim. Ben bu filmi Türkçeye çevireyim daha da ağlatırım, dedim. Hakeza öyle de oldu. Hazırlık aşamasından bahsedebilir misiniz? - 15 gün gibi kısa bir sürede hazırlandım, biraz hızlı çalıştım. Belçim de (Belçim Erdoğan) görme engelliler derneğine bu sürede her gün gitti geldi. Hatta dernekte baya arkadaşları oldu. Böyle şeyler hakkında duyarlı, bizlerde birkaç kez gittik, konuştuk bir sürü şey paylaştık. Gidip gelmeler çok faydalı oldu. Filmi kısa sürede çektiğimiz için, çok hazırlıklı olamadık. Meslek hayatımda 20. senem olduğu için, setin ilk günü yaptığımız toplantıda; eğrisi doğrusu, kavgası ve gürültüsü ile hepimiz birbirimize sahip çıkacağız, bu filmi alnımızın akı ile bitirmeliyiz derken, sürekli çalıştığım iş arkadaşlarımla zaten her hafta yaptığımız bir şeydi mekân seçmek. Yani mekânlarda şu şu mekânlar dedik, filmi çekmeye devam ettik. Peki, gidip gelmelerde rastladığınız ilginç bulduğunuz şeyler nelerdi? Tabi ki çok değerli kişiler vardı. Hepimizden daha fazla enerjik, daha fazla hayata tutunma vardı, sohbetleri çok kültürlü, neşeli çok daha fazla okumuş kişiler. Engellilerin dünyasına ait bakış açınız nasıldı? Bu dünyanın varlığının farkında mıydınız? Bu film engellilere olan bakış açınıza nasıl katkıda bulundu? 28 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 - Engelliye bakış açımı değiştirmedi, çünkü zaten benim önem verdiğim, kendimden bir şeyler katıp, benimde destek olmak istediğim konulardan bir tanesi. “Engelsiz Türkiye Ödülleri” gecesinde de söyledim. Ben her zaman koşa koşa, kayıtsız şartsız, işimi de kenarda bırakıp gelirim. Bu benim önceden de hissettiğim bir hassasiyetti, şimdi de hissediyorum. Bu tip projelere her zaman gelebilirim, diğerlerini seçiyorum çoğu zaman ama bu başka bir şey insanların hayatlarına dokunuyor. Film bende bir şey değiştirmedi ama perspektifimi daha çok genişletti. Çok daha fazla bir şeylerin yapılması gerektiğine inandım. Her ne yapıldıysa daha yeterli değil. Bence yeterli olmayacak da o da ayrı bir konu! Bu konuda insanların daha fazla katkıda bulunması, çok daha fazla ilgi gösterilmesi, daha fazla alt yapı çalışması gerekiyor. Biz popüler anlamda, insanlara daha yakınız, daha fazla bir şeyleri aktarma gücümüz, şansımız var. Bizim gibi insanların bu tip olayların içerisine daha fazla çekilmesi lazım. Bu sebeple ben de bir şeyler yapmak istiyorum, fakat ne yapacağımı bilmiyorum. Böyle bir durum var, tamam işimi iyi yaptığımı düşünüyorum. Reklam çekiyorum, klip çekiyorum ama bu konuyla ilgi- li ne yapacağımı bilmiyorum. Yönlendirmeniz ile Hakan haydi böyle bir şey yapıyoruz demelisiniz ki ben ona tecrübemi, bilgimi, olanaklarımı katabileyim. Kliplerde ve filmlerde engellilerinin hayatları anlatılırken acınılacak bir pozisyona koyuyorlar. Biz engelliler olarak bundan çok rahatsızız ama “Sadece Sen” filminde bu böyle değil. Bize filmdeki Hazal karakterinden bahseder misiniz? - Kızın karakteri cıvıl cıvıl bir kız. Hayattan keyif alan, hatta eskisinden daha fazla keyif alan bunun sebeplerini de anlatan bir kız. Filmde, Hazal’ın görme engelli olmasına fazla vurgu yapılmıyor. Sağlıklı bir insana örnek oluyor ve güç veriyor. Aslında filmin içerisinde her şeyi gören Hazal, kör olan Ali yani orada aslında engelli gibi duran Hazal’ın enerjisi; Aliyi kendine getiriyor, geçmişten çıkartıyor, yeniden neşeleniyor, heyecanlanıyor, yeniden bir şeyler yapmaya başlıyor. Derken âşık oluyor ve adam hayata geri dönüyor. Bunu yapan kız yani. Oyuncu bulmakta sıkıntı çektiniz mi, ? -İbrahim de Belçin de uyumlu oldular. Kısa sürede filme girecektik, birkaç isim için uğraştık. Neden bu kadar acele oldu. ? - Kore’den filmin izni ile ilgili onay çok geç geldi. Büyük bir ön hazırlık aşaması yaşayamadık. Aslında çekime hazırlık, senaryoyu değiştirme aşaması da aynıydı. Yani birçok şeyi değiştire değiştire yazdık ve bir yandan da çekerken değiştirdik. “Sadece Sen” filmine nasıl yorumlar aldınız? - İnsanlar çok beğendi, ben o kadar beğenileceğini zannetmiyordum işin gerçeği. Gençler çok sevdi. Kendi kitlesi oluşuverdi. Ben hakikaten beklemiyordum. Çıkışı şanssız bir döneme denk geldi ama filmi sahiplendiler. Güzel bir kurguydu. Şöyle ki engelleri vardı ama engeline vurgu yapılmadan aşktan ve duygusallıktan bahsediliyordu filmde. Kısaca filmle ilgili çok güzel geri dönüşler aldığım için zaten huzurluyum. Bir engelli olarak bizim yaşadığımız çok ciddi toplumsal problemler var. Engellilerin en büyük sorunu nedir diye biz engellilere sorsanız, en büyüğü “önyargıdır” deriz. Genel bir engel gurubuna hitap etmeden bu konuyu işlemeyi düşünür müsünüz? - Düşünürüm tabi! Bu söylediğiniz şey, 6-7 aylık bir proje. Sığ bakış açımıza bizim ancak görebildiklerimizin dışında aysbergin derin kısmının ne olduğunu anlatan bir proje olursa tabi. Çok güzel hissiyatlar yaratır ve insanlar, ben de dâhil engelli gerçeğinin ne olduğunu anlarız Başka engel gruplarını içeren filmler çekmeyi düşünüyor musunuz? Tekerlekli sandalyede birinin hayatını, böyle bir planınız var mı? Daha sonra düşünüyorum. Yani spesifik olarak engelli diye hiç ayırmadım kafamda ama büyük mücadelelerden bir tanesini tabiî ki çekmeyi düşünürüm. Uygun hikâye olduğu zaman çekeceğim. Önümüzdeki yaz başı çıkarmak istediğim kendi filmimi hazırlıyorum ama dediğim gibi tamamen engellilerle ilgili iyi bir proje gelirse elimdeki projeyi bırakıp hemen onu yaparım. İyi bir proje değilse o zaten yerini bulmayacak demektir, ona girmemek gerekir. Sinema için konuşuyorsak senaryosuna, prodüksiyonuna kadar iyi yapılması gerekiyor. Çünkü yarım yamalak yaparsan biz bunu niye yaptık olur. O duyguyu karşıya geçiremezsen o zaman niye yapacağız. İnsanların neye ne tepki verdiğini biliyorum, benim işim de bilmek zaten. Bizim bu filme sosyal bir film gibi değil, sadece film muamelesi yapmamız gerekir. Film muamelesi görürse sinemada yayınlanır etkisi ondan sonra daha büyük olur. Mesela “Sol Ayağım” filmi. Kitabını da okudum. Eğer sosyal bir film diye yapsalardı, bu kadar etkisi olmayacaktı ama film büyük ses getirdi neden? Çünkü hikâye çok iyi, film iyi çekilmiş, oyuncular çok iyi, müzik iyi, film yerini buldu. Yanlış hatırlamıyorsam çok da büyük etkisi oldu engelliler arasında. Filmde acı bir son bekliyorduk. Çünkü ben olaya engelli açısından bakıyorum, mucizeler yok hayatımızda! Maalesef olmasını istesek bile yok! Filmin orijinali öyleydi. Orası çözülse çok daha etkili bir film olurdu 5-6 tane mantık hatası var onlar düzeltilse çok daha iyi olurdu. Birçok mesaj verdiniz, son olarak konuyu nasıl bağlarsınız anlatmak isteğiniz farklı bir şeye var mı? Farkındalığı arttırmak için şu anda bu konuda bir şeylerin çok daha fazlasını yapabilecek insanların yapabilme gücü ve isteğinin olmasına rağmen dürtülmediği, yapılamayan şeylerle ilgili birilerinin dürtmesi gerekiyor. Burada görev gene size düşüyor. Bu sonuçta el ele olan bir şey el ele yürünecek, engelli engelsiz hiç fark etmez birlikte yürürüz. İnsanları biraz hareketlendirmek gerekiyor Bu anlamda bize görev düşüyor yani? Herkese görev düşüyor sadece size değil çünkü insan farkında olmuyor kapılıp gidiyorsunuz hayata. Hâlbuki o anki avantajlarını çok rahat kullanabilmek varken hayatta istiyorken bunu bir türlü yapamıyorsun. Sizin burada projeler yapıp insanları hakikaten dürtmeniz gerekiyor ama projenin iyi yapılması gerekiyor ki hemen etrafında insanlar toplasın. Hakan Bey, bu keyifli röportaj için çok teşekkür ediyorum. Eminim bu röportaj engellilerle birlikte yaşama kültürünü yaygınlaştırmak adına çok önemli kapılar açacaktır. Sizlere sanat hayatınızda başarılar diliyorum. - Ben de teşekkür ederim. birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 29 Engelsiz Dünya HADİ GÜNEŞ ENGELSİZ TÜRKİYE ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU B ağcılar Belediyesi Koordinatörlüğünde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Türkiye Sakatlar Konfederasyonu işbirliğiyle gerçekleştirilen gecede “Engelsiz Türkiye Ödülleri” sahiplerini buldu. Engellilerle birlikte yaşama kültürünün yaygınlaşmasına katkıda bulunan kurum, kuruluş ve kişiler Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Bağcılar Belediyesi tarafından hayata geçirilen ‘Engelsiz Türkiye Ödülleri’ gecesinde ödüllendirildi. Bağcılar Belediyesi Engelliler Sarayı’nın ev sahipliği yaptığı özel programa, AK Parti İstanbul Milletvekli Feyzullah Kıyıklık, AK Parti Adıyaman Milletvekili Dr. Murtaza Yetiş, AK Parti Halkla İlişkiler Başkan Yardımcısı F. Betül Keskin 30 birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 Bağcılar Kaymakamı Erdal Çakır, Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, Bağcılar İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Yılmaz, Bağcılar Müftüsü Hasan Hüsnü Sula ve çok sayıda engelli vatandaş ile ailesi katıldı. ‘ENGELLİLERLE BİRLİKTE YAŞAMA’ KÜLTÜRÜNE KATKIDA BULUNANLAR ÖDÜLLENDİRİLDİ Engelli vatandaşlara yönelik projeleriyle dikkat çeken Bağcılar Belediyesi, bu kez engelli vatandaşlara karşı oluşturulan duyarlılığı ödüllendirdi. 11 farklı kategoride hazırlanan yarışmada televizyon, sinema, eğitim, spor gibi birçok dalda ödüle layık görülen ünlü konuklar, engelli vatandaşların onur konuğu olduğu özel gecede ödüllerini aldı. ENGELLİLERE HER ANLAMDA FIRSAT EŞİTLİĞİ SAĞLANMALI Engelliler için her anlamda fırsat eşitliğinin sağlanması gerektiğine vurgu yapan Başkan Çağırıcı, ‘Birlikte Daha Güzel’ diyerek birçok projeyi hizmete sunduklarını ifade etti. Kastamonu Üniversitesi ile ortaklaşa engelliler için birçok projeyi hayata geçirdiklerini belirten Çağırıcı, “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tüm engellilerin fırsat eşitliğinden yararlanması ve üretken olabilmesi için gerekli çalışmaları yapıyor. 2011’de Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü de önemli projelere imza attı. Bizde Bağcılar Belediyesi olarak sosyal belediyecilik anlayışıyla birçok projeyi hizmete sunduk” ifadelerini kullandı. ENGELLİLERİMİZ, ÜLKEMİZE BAŞARILAR KAZANDIRDI Engellilerin önündeki engellerin ortadan kaldırılması için çalışmalar yaptıklarını dile getiren Çağırıcı, 3 Aralık Engelliler Günü’nün de sadece kutlamalarda kalmayıp, içeriğinin doldurulması gerektiğini söyledi. Türkiye’de örneği olmayan Engelliler Sarayı’nda sunulan hizmetler hakkında bilgilerde veren Başkan Çağırıcı, “Engelliler Sarayımızda aynı anda bin 500 engelli, 40’a yakın kurstan faydalanıyor. Hepsini evlerinden alıp merkezimize getiriyoruz. Onlardan hiçbir ücret talep etmiyoruz. İçlerinden Türkiye ve Olimpiyat şampiyonu sporcularımız çıktı. Engelli sporcular olarak ülkemize ilk kez altın madalya kazandırdılar. Engelli Basketbol Takımımızda 1.ligde mücadele ediyor.” şeklinde konuştu. ENGELLERE İMECE USULÜ ÇÖZÜM İlçede tüm kurum ve kuruluşlarla birlikte imece usulü çalışıp, engellilerin dört duvar arasından çıkararak sosyal yaşama katılması için önemli projeleri de gerçekleştirdiklerini sözlerine ekleyen Başkan Lokman Çağırıcı, “Yeni bir adım daha atarak Engelsiz Türkiye Ödülleri Projesi’ni hayata geçirdik. Amacımız, engellilerle birlikte yaşama kültürünün yaygınlaşmasına katkıda bulunan kurum, kuruluş ve kişileri tespit ederek ödüllendirmek” diye konuştu. Programda 8 Mayıs’ta vefat eden ünlü sinema ve tiyatro oyuncusu Zeki Alasya da anıldı. Konuşmaların sonunda 11 dalda ödüle layık görülenlere ödülleri protokol tarafından verildi. birlikte daha güzel • sayı:02 - 2015 31
Benzer belgeler
PDF Sürümü - Birlikte Daha Güzel
“Hayatı Birlikte Paylaşıyoruz”
Adı: Birlikte Daha Güzel Dergisi
Türü: 4 Aylık Süreli Dergi
Bağcılar Belediye Başkanlığı Adına Sahibi
Lokman ÇAĞIRICI
Belediye Başkanı
Genel Yayın Yönetmeni
Cengiz PA...