burneys yaratık köşe
Transkript
burneys yaratık köşe
Abdülkadir SARI Van Valisi Değerli Dünyada Van Okurları, Van'ımız hareketli, heyecanlı ve coşkulu günlere sahne olmaktadır. Kal kınmaya, geleceğe yönelik yatırımların planlandığı, konuşulduğu, tartışıldığı ilimizde, uzun yıllardan sonra ilk defa turizm alanında hareketlilik başlamış, otellerimizin doluluk oranı yüzde yüzlere ulaşmıştır. Çok sayıda özel, resmi; bilimsel, kültürel ve ticari kongrelerin, toplantıların, seminerlerin yeni merke zi Van, Kongre Turizminde de söz sahibi olduğunu göstermeye başlamıştır. Ekonomik kalkınma ve gelişmeyi kültürel, sanatsal ve sportif etkinliklerle, çalışmalarla eşdeğer görüyoruz. Onun için de Van'ı aynı zamanda bir kültür merkezi yapma amacındayız, kararlılığındayız. Doğunun gururu Vanspor ba şarılı bir çıkış yaparak ligde, kalıcı olduğunu ortaya koymuştur. Vanspor'da köklü değişimler yapmaktayız; Şirketleşen, alt yapısını günün ihtiyaçlarına göre düzenleyen, renklerini Van'ın doğasını, zenginliklerini temsil eden Mavi-Beyaz'a dönüştüren, taraftarlarına kaliteli futbol ziyafetini modem tesisler de veren Vanspor'un 1997-1998 futbol sezonunda hedefi Avrupa'dır. Van ev lerinin yok olup gitmesini önlemek amacıyla Van Evi projemiz devam etmek tedir. Van'ın etnografik değerleri, müziği, şiiri, yemekleri burada sergilene cektir. Evrensel değerimiz Van Kedisini ölümsüzleştirmek, sembolleştirmek amacıyla Van'ın önemli kavşaklarına Van Kedisi büstü yaptırıyoruz. Kıymetli okurlar, Özellikle kültür alanında dergimizin yayını ile birlikte bizimle iletişim ku ran değerli hemşehrilerimizin, yazarlarımızın, okurlarımızın basılmaya hazır eserlerini yayın kurulumuz inceledikten sonra Valilik Yayınları arasında ya yımlama çalışmalarımız da devam etmektedir. Dergimizin geçen sayısından sonra sizlerden çok sayıda mektup, telefon aldım. Göstermiş olduğunuz ilgiye, desteğe teşekkür ediyorum. Desteğiniz, il giniz bize güç vermekte, yön vermektedir. Dünyada Van dergisi Vanlıların, Van'ı sevenlerin kültür köprüsü, buluşma adresidir. Geçen sayımızda "Şipanaya Takılanlar" köşesi ile albümlerde, ar şivlerde kalan, nostalji kokan Van fotoğrafları hepimizde farklı duygular ya şattı. Katkılarınızla geçmişteki Van'ı sayfalarımızda bulacaksınız. Bu sayımız da tarihe ışık tutan, Van'ın yurt dışına kaçırılan paha biçilemez tarih hazine lerinin hikayesini, il olmaya namzet ilçemiz Erciş'i okurken, Van Gölü Cana varı ile ilgili sorulara cevap bulacaksınız. Van'a ilgi duyan herkese ulaşmak istiyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle bize yazın. Hoşça kalın, sağlıklı kalın... İçindekiler Gölün Mavisiyle Yıkanan Şehir 2-5 Kaya Çelebi Camii 6-7 Van'dan Kaçırılan Tarih Hazineleri g_n Yüreğini Taşa İşleyen Usta 12-13 Şipanaya Takılanlar 14-15 Erciş 16-21 Van Kalesinde Bir Gezinti 22-24 Van Gölü Canavarı 25-28 Kapak VAN GÖLÜ CANAVARI Fotoğraf: ikram KALİ Çizgi: Muğdat ORGUN Hıdrellez 29-31 Pişik 32 Zeynel A. ELÇİOĞLU Anadolu'da doğuya doğru yöneldiğinizde, bir yerden baktığınızda çevrede yeşil olan tek yeşili az, çıplak dağların değişmeyen görüntüsü noktanın burası olduğunu görürsünüz. Doğudaki bu bölgenin temel özelliğini hemen eleverir. karı pek eksilmeyen Erek dağıyla gölün arasınAncak, zor geçit veren bu engebeli bölgeye ha- daki boşluğa yerleşmiş olan Van kenti, neredeykim olan toprağın rengi, bir noktada ansızın de- se gölün maviliğiyle içiçedir ve yüzyıllarca bu ğişiverir. İster karadan, ister hava yoluyla bu mavilikle yıkanmış gibidir. noktaya ulaştığınızda, sizi maviliğiyle hemen Doğup büyüdüğüm, çocukluğumun ve ilk büyüleyiveren büyük bir su çıkar karşınıza... gençliğimin geçtiği bu kentte, mavinin her mevYeşilin yer yer küçük nüanslarla bozduğu, top- sim bir başka maviye dönüştüğü bu hakim renk rağın tekdüze rengi, mavinin binbir çeşit etkile- beni hep büyülemiştir. Gölün mavisiyle buluştuyici tonuna bırakır kendini... Engebeli arazi bir ğum o rüya gibi uzak günlerde hep coşku ve anda mavi bir düzlük olmuştur artık... Van Gö- heyecan duymuşumdur. Belki de bu yüzden lü'dür burası... mavi renge tutkunumdur. Doğu Anadolu'nun yaşamı zorlaştıran coğ rafi özelliği içindeki bu mavi derinlik, çağlar Günümüzden yaklaşık 5000 yıl önce, Asboyu göçeden insanları kendine çekmiş, onları ya'dan yola çıkıp, Trans-Kafkasya üzerinden geçevresindc yerleşmeye zorlamıştır. Bu büyük su- çerek Anadolu'ya göçcdenlerin bir kısmı, gölün yun doğusunda yer alan ve yüzyıllardır ona bu kıyısına yerleşmişler. Gelenler Huniler ve adını veren kent; Van, bu maviliğin çevresinde- Urartuların atalarıdır. Onlar da mavinin büki en önemli yerleşim yeridir, kente yukarıdan yüsüne kapılmış olmalılar. ı Bu büyük suyun çevresinde yerleşenler, ge çen zamanla birlikte, M.Ö. 7. yüzyılda Doğu Anadolu'ya egemen olan büyük bir devlet ku rarlar. "Yüksek Ülke" anlamına gelen Ururtu'dur bu devletin adı... Başkent ise tanrıların Tu-uş-pa-se'nın adını verdikleri Tuşba yani Van kentidir. Van'ın adı da Urartuların Biaini (Wiaina) adından gelir. Günümüzde Van Kalesi olarak bilinen, hemen her noktadan baktığınızda gözü nüze çarpan, sarp, volkanik bir yükseltinin üze rine kurulur Tuşba... Urartu devletinin bu görkemli başkenti, yüzyıllarca birçok kez el değiştirmiştir, farklı kavim ya da devletlerin egemenliğine geçmiştir. Tarih içinde sırasıyla; Asuılular, araplar (Sasaniler), Bizanslılar, Selçuklular, İlhanlılar, Celayirli, Karakoyunlu, akkoyunlu beylikleri, Osmanlılar bu etkileyici kente uzun ya da kısa sürelerle hakim oluşlar. Bu kale-kenti ele geçiren, ona hakim olan kavim ya da devletler, kendi kültür lerini yansıtan ilavelerle bu eski başkenti daha farklı ve zengin kılmışlar. Çağlarboyu kuşatmalar, savaşlarla gelen yıkımların yanında, geçen zamanın da yıpratıcı etkisine uğrayan bu kale-kent yine de görkemin den fazla bir şey yitirmeden günümüze ulaşma yı başarmıştır. Ancak bu tarihi, kültürel zenginli ği zamanın doğal yıpratıcılığından daha fazla tahrip eden bir unsur da yakınında yaşayan in sanlardır. Bugün bu görkemli kale-kent tarihte yaşadığı kuşatmalardan daha tehlikeli ve kalıcı bir kuşatmayla karşı karşıyadır. Bu kuşatma, Van'ın gelişip büyümesiyle hızlanan kentleşme ve batıya, göle doğru genişlemesiyle, 5-10 yıl içinde çevresini saracak 5-6 katlı apartmanların oluşturacağı kuşatmadır. Eğer acil olarak bugün den, kentin yapılaşma planında önlem alınmaz sa, tarihte yaşayacağı kuşatmalar gibi geçici ve ortadan kaldırılması da mümkün olmayacaktır. 1960'lı yıllardan bu yana Van kalesi ve Çavuştepe'de arkeolojik kazı çalışmaları sürdü ren, bu alanda Van'a yıllarını vermiş, İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Taner Tarhan,Prof. Dr. Veli Sevin, olası vahim kuşat mayı çok önceden görerek 1980'li yıllarda bir proje hazırladılar. Van Kalesi ve çevresini koru ma altına alacak olan bu "Tarihi-Milli Park" projesi, T.C. Kültür Bakanlığı'na bağlı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğüne sunulmasına karşın ne yazık ki hayata geçirilemedi ve za- man içinde de unutuldu. Bu tür projelerin ger çekleştirilebilmesi için hiç kuşkusuz kent halkı nın, özellikle de mülki ve yerel idarelerin des tek vermeleri, takipçisi olmaları gerekir. Bu ndenle sanıyorum değerli bilim adamı Prof. Dr. Taner Tarhan, Van'a kırılmıştır. Son yıllarda, sürdürülen kazılara belki biraz da bu yüzden katılmamaktadır. Van Kalesi ve çevresinin gele ceğini ilgilendiren bu önemli projenin yeniden hayata geçirilmesi için mülki idare ya da yerel yönetimler, Van halkının TBMM'ndeki temsilci leri, ilgili makamlara yeniden başvururlarsa, hem kaleyi yeni bir kuşatmadan kurtarmış ola caklar hem de bu alanda Van'a yıllarını vermiş bu değerli bilim adamının gönlünü almış ola caklar. Yıllar önce, çocukluk ve ilk gençlik yılla rımda, özellikle ilkbaharın ve yazın belirli gün lerinde, kent halkı Van kalesi'nde "Analıkız" ve "Madır" adı verilen yerlerde piknik yapardı. Bu 3 geziler sırasında kaleye yaklaştığım her adımda, yar gibi olurdum. Hep o dönemin insanlarını o görkemiyle beni büyülerdi... Her defasında düşünür, nasıl giyindiklerini, ne konuştuklarını tarihin içine doğru ilerliyormuşum duygusuna riıerak ederdim. Birkaç yıl önce, "Uygarlıklar kapılır, kuşatma ve savaş anlarındaki sesleri du Ülkesi Anadolu" adlı belgeselin çekimleri için Van kalesi'ne gittiğimde, günümüzde "Analıkız" olarak bilinen Urartu Kralı II. Sarduri'nin yap tırdığı açıkhava tapınağında piknik yapan insan ları görünce, bir an çocukluk yıllarına geri döndüm. O yıllardaki aynı heyecanı duyarak, Urartu döneminde adak kanının akıtıldığı kanal dan kayan insanları seyrederek yukarı tırmanıp tapınağın düzlüğüne ulaştım. Daha birkaç adım atmadan, gözlerim bir noktaya takıldı kaldı... Şok içindeydim... Bu açıkhava tapınağında yer alan iki nişten birinin içinde bulunan, çocukken üzerindeki çivi yazılarında defalarca parmakları mı gezdirerek o dönemi düşlediğim, arkasına gizlenerek saklambaç oynadığım, birkaç tonluk koca bazalt taşı paramparçaydı... Çocukluk ha yallerim paramparça olmuştu sanki... Ama bu nun hiç önemi yoktu, bir kültür, tarih varlığı parçalanmıştı, yok edilmişti. Her geçen gün sa yıları fareler gibi hızla artan define arayıcıları, yalnızca burada değil kalenin birçok yerinde benzer yıkımı gerçekleştirmişlerdi. Yine son yıllarda Van sanayi çarşısının karşısındaki arazide ortaya çıkan Urartu nekropolü (mezarlığı) bu mezar soyguncuları (fareler) tarafından yağmalanmaktadır. Hatta çeşitli du yumlara göre, elde edilen bu parçalar video ka- setlere kaydedilip, İstanbul Kapalıçarşf da gösterilerek pazarlanmaktaymış. Alıcısı bu lunduktan sonra da parçanın kendisi İstanbul'a götürülerek satış işlemi gerçekleştirilmekteymiş. Bu yağma yalnızca Van ve çevresine özgü bir durum değildir. Anadolu'nun dörtbir yanı aynı şekilde yağmalan maktadır. Tarihi eser kaçakçı lığı ne yazık ki bu ülkenin önüne geçilemeyen bir yazgısı gibidir. Aslında bu, tarihi ve kültürel zenginliğe sahip bir çok ülkede varolan bir olgu dur. Ancak alınan yeni ön lemler ve ağırlaştırılan cezalarla azaltılmaya çalışılmakta dır. Sonuçta bu ülke çapında bilinç ve eğitim sorunudur. Yurt dışına kaçırılan ve her hangi bir ülkede tesadüfen ya da başka bir nedenle ortaya çıkan bir eserin geri alınabil mesi için Kültür Bakanlığınca yıllarca uğraşılmakta ve mil yarlarca lira ödenmektedir. "Karun Hazineleri"ne ait bir kaç parça eserin geri alınışı bu olguya yeni bir örnektir. Son yıllarda turizm ala nında oldukça popüler-geçerli bir tanımlamanın sıkça sözü edilir. "Bacasız Sanayi"; Bu sözle turizm gelirleri kastedi lir. Doğru bir tanımlamadır. Dünyadaki birçok ülkede, tu rizmden elde edilen gelir, ar tık o ülkelerin ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır. Bilindiği gibi turizmi iki te mel unsur oluşturmaktadır; doğal güzellikler ve tarihi, kültürel zenginlikler. Dünyada hiçbir kara parçası, üzerinde yaşadığımız bu topraklar, Anadolu kadar tarihi ve kültürel zenginliğe, doğal güzelliğe sahip değildir. Yine dünyada hiçbir kara par çası Anadolu kadar bir tarih yağmasıyla karşı karşıya de ğildir. Bu iki gerçekçi tanım lamayla, bu topraklar üzerinde nasıl yaşadığımız, ne yazıkki çarpıcı bir şekilde ortaya çık maktadır. 5 Eski Van'ın günümüzde kullanılabilen tek mimari eseri KAYA ÇELEBİ CAMİİ'dir. Ne gariptir ki, bu yapının da tarihçesi hakkındaki bilgiler çelişkilidir. Van kadısının 1662 tarihinde yazdığı şer'iye sicili ile vakfiyelerde camiin, Çelebizade Koçi Bey tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Koçi Bey, 1469 yılında Konya'dan gelerek Van'a yerle şen Kaya Çelebi ailesinden Ali Bey'in oğlu dur. Van Kalesi'nde kale muhafızlığı yapmış tır. İlim irfan sahibi, ileri görüşlü bir zat ol duğundan, mal varlığını vakfederek bir cami ile bir medrese inşa ettirmiştir. Ancak bu zat, Köprülü Mehmed Paşa zamanında Van'a vali tayin edilen Kara (Firarı) Mustafa Paşa tara fından Kale'de idam ettirilmiştir. Camiin yapım tarihini gösteren kitabesi bu lunmamaktadır. Ancak kapısı üzerinde kitabesi olduğu, Rus işgali sırasında söküldüğü rivayet edilir. Yakın tarihli kaynaklarda caminin 1592 yılından kaldığı öne sürülmektedir. Oysa aynı kaynakların çoğunda bu tarihin nereden geldiği belirtilmezken 1655'te Van'ı ziyaret eden Ev liya Çelebi'nin Hüsrev Paşa Camii'nden bah settiği halde Kaya Çelebi Camii'nden söz et memesinin o tarihte bu camiin mevcut olama yacağı görüşü de yer almaktadır. Rahmetli Fa iz Demiroğlu ise Van Tarihrnden alıntı yapa rak camiin medreseyle birlikte 1660 yılında Kaya Çelebizade Koçi Bey tarafından yapıl maya başlanmış, öldürülmesi üzerine daha sonraki yıllarda Cem Dedemoğlu Mehmet Bey tarafından tamamlanmıştır. Dış kale surlarının Tebriz Kapısı'na yakın bir alanında bulunan Kaya Çelebi Camii, 16,20 x 16,20 m ölçülerinde kare planlı bir harim, girişte 5 gözlü bir cemaat yeri ve bir minareden oluşmaktadır. Etrafında 110 cm yüksekliğinde duvarlarla çevrilmiş bugünkü ze mine göre daha aşağıda kalan küçük bir avlu su bulunmaktadır. Harim mekânı 1.80 m kalınlığındaki duvarlar üzerine oturan tek kubbeyle örtülüdür. Köşe lerden düz tromplarla geçilen kubbenin ağırlığı 8 sivri kemerle beden duvarlarına aktarılmış, yapının tamamında kesme taş malzeme kulla nılmıştır. Giriş avlu zemininde olan ve yanlarda 2 se ki üzerine yerleştirilen 6 sütunlu son cemaat yeri harim mimarisi ile tam bir uyum içinde dir. Pandantiflerle geçilen oval kubbeler sekiz gen kasnaklarıyla dıştan basık görülmektedir, içlerindeki kalemisi süslemeler dökülmüştür. Harime, son cemaat yerinin bitiştiği kuzey cephesi ekseninde bulunan tek kapıyla giril mektedir. Kapı açıklığı mukarnas dizeleriyle bezeli sivri bir kemerle kuşatılmıştır. Sövelerinde dörtlü geçme motifi ve rozetlerden olu şan geometrik süslemeler yer almaktadır. Bur sa kemerine benzetilen atkı taşı üzerindeki kitabelikte yazı bulunmamaktadır. Harim mekânı son tamirde sade kireçle sı vanmış, önceden var olduğu söylenen kalemisi ve çinilerden hiç bir iz kalmamıştır. İç me kân, beden duvarlarından açılan ikişer alt pen- • • cereylc üstte üçüz ve vitraylı kubbe pencereleriyle aydınlatılmıştır. Kıble duvarının tam orta sında yer alan mihrab nişi 5 kenarlıdır. Mukarnaslı kavsara, burmalı sütuncelere yaslanan 3 dilimli kemerle kuşatılmıştır. Etrafındaki 1.50 m genişliğinde ve 4 m yüksekliğinde ge ometrik süslemeleriyle abidevi bir görünüşe sahiptir. Ahşaptan yapılmış basit minberi 1992 tamiri sırasında konulmuştur. Camiin mahfili bulun mamaktadır. Dış cepheler sarı ve koyu kahverengi renkli taşlardan oluşan yatay kuşaklarla hareketlendirilmiştir. Üç dilimli kemerlerle çevrilen alt pencereler dış cephelere ayrı bir zenginlik ka zandırmaktadır. Mukarnas başlıklı yuvarlar sütunceleri ve Bursa kemerli atkı taşlarıyla aynı forma sahip olan pencerelerin geometrik süsle me örnekleri her birinde değişiktir. Kubbe dış tan 16 payanda kemeri ile desteklenmiştir. Camiin kuzeybatısında yer alan ve üç yönde taşıntı yapan minare kare kaideli, silindirik gövdelidir. Sekizgen pabuç kısmı ile külah si yah, diğer kısımlar iki renkli kesme taş ile örülmüştür. Mukarnas altlıklı şerefenin kor kuluk levhaları düz, peteği ise gövdeye göre daha dar tutulmuştur. Minareye son cemaat yerinden basit bir kapıyla çıkılmaktadır. Kaideden pabuca geçilen üçgenlerin tepelerine koç başı biçiminde birer kabartma motif işlen miştir. Kaya Çelebi Camii, plan ve mimari bakımından yakınındaki Hüsrev Paşa Camii'ne, mihrab kurgusu ile de Kızıltepe Ulu Camii'ne benzer. İki renkli taş işçiliği, kalın gövdeye karşılık ince ve güdük petekli mimarisi ile Güney ve Doğu Anadolu İslam mimarisinin tek kubbeli tipik cami örneklerinden bindir. Son yıllarda harabeye yüz tutmuşken. Yüzün cü Yıl Üniversitesi Van Gölü Çevresi Tarihi Eserleri ve Kültür Değerlerini Araştırma Mer kezi Müdürlüğü'nün gayreti ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün onarımıyla 1993 yılında ibadete açılmıştır. Darısı diğer mabetlerin başına... Yrd. Toprakkale'den Briiish Museum'a kaçırılan boğa başlı Urartu alacı (E. Akurgal'dan) Toprakkale'den British Museum'a kaçırılan sfenks şeklinde bronz mobilya parçası. (E. Akurgal'dan) Toprakkale'den British Museum'a kaçırılan arslanlı kalkan parçası. Doç. Dr. Osman AYTEKİN Hiç kuşkusuz üzerinde barına geldiğimiz Anadolu; bulunduğu coğrafi konumu itibariyle insanlık tarihi ka dar eski, değişik topluluk veya devletlerin niteliğini kazanmış ve halen bu özelliğini devam ettirme yo lunda kimliğini koruyan dünyanın ender ülkelerin den biridir. Anadolu'nun ucunda yer alan Van, çevresi ile birlikte yeraltı konumu itibariyle bir çok kültü rün doğma, yayılma ve geçiş alanını oluşturur. Ge niş bir alana yayılmış olan Van Gölü Havzası'nın bilinen tarihi geçmişi, tarih öncesi çağlara kadar inmektedir. Tarihte, kültür varlığı olarak adlandırdığımız "Eski Eser" soygunculuğu ve tahribi eski Mısır Medeniyeti'ne kadar uzanır. Geçmişte yurdumuzda yaşayan Hitit ve Perslerin de yendikleri ülkeleri tahrip ettikleri ayrıca "Zafer Göstergesi" olarak, sa nat değeri olan çeşitli eşyaları ganimet bilip, ülke lerine taşıdıkları bilinmektedir. Fakat Anadolu'da en köklü soygun İ.Ö. I. yüzyılda putperest Roma dik tatörü Sulla ve diğer Roma kayserleri tarafından yapılmıştır. Bu dönemde, Anadolu'nun çeşitli yer lerindeki değerli yapıtlar yerlerinden sökülerek, yö netim merkezleri olan Roma'ya taşınmıştır. Haçlı Seferleri'nin başlaması ile birlikte yeniden günde me gelen eski eser kaçakçılığı ve tahribi, 1204 ta rihinde gerçekleşen IV. Haçlı Seferi ile (Latin İsti lası) özellikle İstanbul'un adeta yağmalandığı bili nen bir gerçektir. Batıda XVIII. yüzyıl sonlarında sanayi ve teknoloji yönünden gelişmesi ve arkeolojinin bilimselleşmesiyle birlikte, eski eser toplama merakı art mış, tarihi eser bakımından zengin olan Akdeniz ülkeleri özellikle ülkemiz dikkatlerini çekerek, anti ka meraklıları başta olmak üzere zenginlerin, dip lomatların ve seyyahların akınına maruz kalmıştır. Yukarıda hüviyetleri belirtilen kişiler o dönemde Anadolu'yu bölge bölge dolaşmışlar, izinli veya izinsiz birçok kazı ve araştırmalar yapmışlar, elde ettikleri kültür değerlerimizi memleketlerine götür meyi başarmışlardır. Nitekim bugün ve koleksiyonerlerinde Anadolu kökenli binlerce kültür varlığı mızın bulunması yukarıda öne sürdüğümüz tesbiti ispatlamaktadır. Batı ülkelerinde XVIII. yüzyılda bugünkü anlamda korumacılığı ve müze faaliyetleri, Osmanlı ülkesine bir asır gecikmeyle Tanzimat Dönemi ile gelişen. Batıcılık anlayışı doğrultusunda gelebilmiş tir. Ancak, Osmanlı Devletinde eski eserin bir hu kuksal düzenlemeye alınması ilk kez 1858 tarihli ceza kanunnamesinin 133. maddesi ile olmuştur. Bunu 1863'te hazırlanan ve 6 maddeden oluşan Âsâr-ı Atika Nizamnamesi izlemiştir. Oldukça ye- tersiz olan bu düzenlemelerden sonra 8 Nisan 1874 (24 Mart 1290) tarihinde Alman Dr. M. Dethier tarafından Osmanlı Devleti için hazırlanan ve 36 maddeden oluşan ilk kapsamlı; bugünkü anlamıyla Eski Eser Kanunu yü rürlüğe girmiştir. Ardından, Osman Hamdi Bey tarafın dan hazırlanan 21 Şubat 1884 (9 Şubat 1299) ve 11 Ni san 1906 (10 Nisan 1322) tarihli Eski Eser Kanunları hazırlanmıştır. Cumhuriyet döneminde ilk olarak 1973 tarihinde 1710 sayılı Eski Eser Kanunu hazırlanmıştır. Bunu 1983'te 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koru ma Kanunu takip etmiştir. Halen yürürlükte olan bu ka nun 1987 tarihli 3386 sayılı yasa değişikliği ile son şek lini almıştır. Bildirimin giriş kısmında belirtildiği gibi batılı bi lim adamlarının Anadolu'daki arkeolojik gezi, kazı ve incelemeleri XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde başlamıştır. Ba şından beri Van ve çevresinin de fazlasıyla önemsendiği verdiğimiz örneklerle anlaşılmış olacaktır. Ayrıca, yabancı araştırmacıların faaliyetleri sırasında henüz bölgede bir müze bulunmamaktadır. Çok sonraları Van'da 1932 yılın da depo şeklinde bugünkü Van Müzesinin çekirdeği oluşturulmuştur. Bu ilk adımdan sonra 1945 yılında Mü ze Memurluğu, 1972 yılında da bugünkü Van Müzesi Müdürlüğü yeni binasında açılmıştır. Araştırma faaliyetle rine geçmeden bu tesbiti vermemizdeki amaç, başta Av rupalılar olmak üzere, diğer tüm birimlerin teknik ve ka nuni sorumlulukları bu alanda belirlenmiş bakir bir alanı ellerine geçirmiş olduklarını hatırlatmak içindir. Van ve çevresinde ilk yabancılara ait arkeolojik araştırmalar gezi şeklinde olmuştur. Bu amaçla Fransız arkeolog E. Schulz 1827 yılında bölgeye gelmiş, iki yıl sonra Hakkari'de öldürülmüştür. Bu haber biraz ürkütse de Fransızlar bu arzularından vazgeçmemişler, 1839 yı lında C. Texier Van'a gelerek Eski Van şehrinin planını çizmiştir. Fransızların bu alandaki çalışmalarından haber dar olan İngilizler de bu alandaki paylarını almada ge cikmezler. Arkeolog A.H. Layard ve yardımcısı yılında H. Rassam 1894 yılında Van Kalesi'nde ve Toprakkale'de incelemeler yapar. Artık gezi faslı sona ermiştir. İş toprakta korunan kültür varlığını ortaya çıkarmaya gelmiştir. Bu amaçla yöreyi daha önce inceleyen H. Rassam 1870-1879 yılla rında Toprakkale'ye kazmasını vurmayı başarır. Osmanlı Devleti nasılsa kendi derdi ile meşgul. O zaman buradan çıkardığı Urartu eserlerini İngilizlerin meşhur British Museum'una götürmede beis olmasa gerek. İngilizlerin bu serbestisi Almanların da iştahını kabartır ve C. F. Lehmann Haupt ile W. Belek adındaki bilim adamları adeta İngilizlerden arta kalan paylarını al mak için 1878-1899 yıllarında Toprakkale ve Tilkitepe Höyüğü'nde kazılar gerçekleştirir. Yine çeşitli Urartu eserleri bulunmuştur ve bu kez adres Berlin Müzesi. Arkeolojik bulguların ardından, Van'daki Sanat Tarihi'ne ait eserler de ihmal edilmemeliydi ve Alman Sanat Tarihçisi W. Bochmann, Mezopotamya ve Doğu Anadolu'daki araştırmaları sırasında 1911 'de Van'a gele rek bölgedeki cami ve kiliseleri incelemiş, planlarını çı karmayı başarmıştır. Osmanlı siyasi bunalım içindedir. 1877-78 tarihli Osmanh-Rus savaşından sonra, Rusların Doğu Anadolu bölgesindeki nüfuzları artmıştır. Kars, Ardahan ve Art vin'de istedikleri gibi hareket edebilmektedirler. Bu orta mın gücü ile N. Marr ve I.A. Orbeli, 1911 yılında Van'a gelerek ön incelemeler yaparlar. 1915 yılında Van'ın Ruslar tarafından işgal edilmesiyle birlikte N.Marr Toprakkale'de, 1. O. Orbeli ise Van Kalesi'nde kazı yapma imkanını elde ederler. Fakat bunlarca ülkele rindeki müzelere bildiklerimizden başka neler gördükleri ni kesin olarak belirlenememiştir. I. Dünya Savaşı olmuş, yeni dengeler oluşmuştur. Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş, Anadolu'daki kültür var lığı talanı bir ölçüde yavaşlamıştır. Fakat, ülkemizden bu Toprakkale'den Doğu Berlin Müzesi'ne kaçırılan altın madalyon. (E. Akurgal'dan) 9 Yabancıların şanslarını bu kez de II. Dünya Sava şı bozar. Çok geçmeden aradaki kırgınlıklar unutulur ve bu kez eskisinden daha ciddi araştırmalarda bulunmak üzere İngiliz bilim adamı C.A. Burney; 1956-57 yılların da heyeti ile birlikte bölgeye gelerek Zivistan, Anzaf, Korzut, Adilcevaz vb. Urartu kalelerini belirleyerek bilim dünyasına tanıtmışlardır. Cumhuriyet döneminde eski eserlerle ilgili yürüt me, 1884 yılında Osman Haindi Bey tarafından hazırla nan ve 1906 yılında yine aynı şahsiyet tarafından son şekli verilen Eski Eserler Kanunu çerçevesinde yapılmış tır. Bu kanunun ilgili maddesi gereğince, yabancıların kazı istekleri ve uyacakları esaslar dahilinde her nedense İngiliz S. Tloyd başkanlığındaki kazı ekibine, Van bölge sinde gerçekleştirmek istediği kazı için izin verilmiştir. Tanı bu tarihlerde yerli bilim adamları çevrede arkeolo jik çalışmaları başlamıştır. Van'da yerli bilim adamlarınca ilk kazı 1959 yı lında. Toprakkale'de olmak üzere İstanbul üniversitesi'nden Prof. Dr. A. Erzen ile Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. E. Bilgiç başkanlığındaki kazı ekibince gerçek leştirilmiştir. Böylece Van ve çevresi için yeni bir dö nem açılmış, yerlilerin gelmesiyle yabancıların gidişi sağ lanmıştır. Başlangıcında değindiğimiz gibi Van'da arkeolojik kazı, 1879'da Toprakkale'de İngilizlerce gerçekleştirilmiş tir. (H. Rassam tarafından) Toprakkale, Tuşpa adıyla meşhur Van Kalesi'nden sonra Urartuların ikinci başkent liğini yapmış önemli bir yerleşim alanı. Burası çoğumu zun bildiği gibi Van ovasının kuzeydoğusunda, zımzım kayalıklarının güney uzantısı üzerinde kurulmuştur. Urar tu Kralı II. Rusa (İ.Ö. 685-645) tarafından kurulduğun dan, kaleye Rusa'nın kurduğu anlamına gelen "Rusahinili" adı verilmiştir. Bugün askeri mıntıka içinde yer alan bu kale, VI. yüzyılın ilk çeyreğinde İskitler tarafından tahrip edilmesi ve hemen peşine de Medler tarafından Urartuların yıkılması ile burası o günden sonra yerleşim alanı olarak kullanılmamıştır. Bu yüzden Urartu döne minden ve diğer medeniyetlerden günümüze önemli mi mari kalıntılar ulaşamamıştır. Fakat Van yöresinden çeşit li yabancı ülkelere buradan bir hayli Urartu eseri götü rülmüştür. Daha önce belirttiğimiz gibi Toprakkaie'den ilk kez eski eser götürmeyi başaran İngilizler olmuştur. Şimdi, İngilizlerin meşhur müzeleri olan Londra'daki British Museum'da yer alan Toprakkaie'den götürülme Urartu örneklerini görelim: İlk örneğimiz bronz dan, boğa başlı Urartu kazanı atacını (tutamağını) görmekte siniz (Resim: 1). Urartu sana tında kazanların etrafında çe şitli şekillerden oluşan kazan tutamaçlarının sevilerek uygu landığı bilinmektedir. İkinci örneğimiz ise, yine bronzdan yapılmış ve mobilya ayaklan veya parçaları olarak kullanıl dıkları belirlenen, karışık ya ratık yada fantastik yaratıklar şeklinde de tanımlanan İ.Ö. VII. yy.'a ait Urartu eserleri (Resim: 2). British Museum'daki üçüncü örneğimiz ise, bronz dan kalkan parçasından oluş maktadır. O dönemde kalkan Doğu Berlin Müzesine kaçırılan insan şeklindeki Urartu kazanı atacı. (E. Akurgaldan) ların çeşitli figürlerle işlendiği- alanda pay alamamış bir dostumuz var Amerika... 1973 yılında E. B. Reilly adındaki Amerikalı bilim adamı Van'a gelir ve Tilkitepe Höyüğü'nde kısa da olsa kazı yapmayı başarır. Bu yeni dostlar yöredeki verilerden memnun olmalılar ki Kirsopp ve Silva Lake başkanlığın daki kazı heyeti 1938-39 yıllarında Van kalesi, Analıkız, Madır Burcu'nda sondaj; Van Kalesi Höyüğü, Toprakkale, Kalecik ve Tilkitepe Höyüğü'nde kazı yapma şansla rına erişirler. 10 ni ve kazıma tekniği ile kontıırlarmın belirlendiğini bu radaki arslan figürü bize göstermektedir (Resim:3). Van'da yapılan arkeolojik kazılar kısmında belirt tiğimiz gibi İngilizlerden sonra Toprakkale'de Alman ar keologlar çalışmışlardır. Biz de bu sırayı gözeterek şimdi eski Doğu Berlin Müzesi'nde bulunan ve Toprakkale'den götürüldükleri tesbit edilen örneklerimizi görelim: Eski Doğu Berlin Staatliche Müzesi'nde yer alan altından bir Urartu madalyonu (Resim: 4). Burada dinsel bir sahnenin işlendiğini görmekteyiz. Berlin'deki ikinci örneğimizde ise, daha önce British Museum'da bulunan Toprakkale'den gitme kalkan parçasında da gördüğümüz gibi, buradaki iki bronz levha parçasında üstte arslanlardan oluşan figürler, alttakinde ise boğalardan oluşan fi gürler dikkat çekmektedir (Resim: 5). Bunlar bize çeşitli Urartu eserlerinde arslan figürünün yanısıra, boğa figürü nün de sevilerek işlendiğini göstermektedir. Üçüncü örneğimiz Toprakkale'den British Museum'a götürüldüğünü belirttiğimiz boğa başlı kazan tuta macının bir benzeri olarak yapılan, bronzdan insan başlı kazan tutamacının monte edildiği yönünden görünüşü (Resim: 6). Almanlardan sonra ise Rusların Toprakkale'de ka zılar yapmış olduklarını söylemiştik. N. Marr tarafından, Van'ın Ruslar tarafından işgal edilmesinin ardından yapı lan kaçak kazılar sonucu Leningrad, Hermitage Müzesi'ne götürülen iki örneğimizi görelim. Birinci örneğimiz daha önce British Museum'da tanıttığımız, sfenks şeklinde yapılmış bronzdan, ahşap eşya ayağı (Resim: 7). Aynı müzedeki ikinci örneğimiz ise, yine sfenks şeklinde yapılmış bronzdan, ahşap eşya ayağı (Resim: 8). Hiç kuşkusuz Van ve yöresinden Urartu dönemi ne ait çeşitli eserler yurtdışına çeşitli yollarla götürül- müşlerdir. Bizim vermiş olduğumuz örnekler, Osmanlı döneminde Van'da, yabancıların gerçekleştirdikleri eski eser soygunculuğuna dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Yi ne Van'la ilgili literatürlere baktığımızda, Van ilimiz Gürpınar ilçesine bağlı Giyimli (Hırkanis) köyünün yakı nındaki "Serbantepe" mevkiinde köylülerce inşaat için taş temini sırasında. Urartu dönemine ait çeşitli bronz levhalar bulunmuş, bunların ekseriyeti yurtdışına kaçırıl mışlardır. Daha önce değindiğimiz gibi 1972 yılında bu rada Prof. Dr. Afif Erzen başkanlığında bir kurtarma ka zısı yapılarak, geri kalan eserler müzeye kazandırılmıştır. Van ve yöresinde ilk kez 1879 yılında, yabancı larca başlatılan eski eser kaçakçılğı. Cumhuriyet döne minde de devam ettiği anlaşılmaktadır. Yakın tarihlerde kendi vatandaşlarımızca oluşturulan kültür varlığı soygu nuna yönelik şebekelerin, yabancı şebekelerden esinlen dikleri düşünülebilir. Bu tür şebekelerin yurtdışı bağlantı lı çalıştıkları herkesin malumudur. SONUÇ: Bildirimizin seyri içerisinde gördük ki, Van ve çevresi çeşitli medeniyetlere ait kültür varlıklarına sahip, önemli bir yurt köşemizdir. Ne yazık ki, buradaki eski eser potansiyelini bizden önce yabancılar değerlendirmiş, örneklerimizde gördüğüğmüz gibi XIX. yüzyıldan başla yarak, İngiltere, Almanya ve Rusya başta olmak üzere çeşitli yabancı ülkelere tarihi eserlerimiz kaçırılmıştır. Bu durumda ne yapılmalıdır? Van ve çevresinden götürüldükleri tesbit edilen eski eserlerin tekrar Van Müzesi'ne kazandırılması yönünde ilgili mercilerce, muhataplara karşı, uluslararası kanunlar çerçevesinde girişimlerde bulunulabilir. Yüreğini Taşa İşleyen Usta Mehmet Emin TOKER Bahçıvan Mahallesi, Meçhul Asker Sokağı'na va rıp, sola döndükten sonra yaklaşık 30 metrelik bir yü rümeyle su kanalının yanındaki, toprak bir evin önünde ve söğüt ağaçları arasında birkaç mezar ve mezar taşı görürsünüz. Bu tablo önce vazgeçilmez son olan ölümü getirir aklınıza. Daha sonra Mecit Usta'nın taşa çivi ile yazı kazımasının ahenkli sesiyle irkilir ve buranın bir mezarlık değil, bir mezar taşı atölyesi olduğunu anlarsı nız. Van, geçen yıllar içerisinde paha biçilmez sanat eserlerini ve bu hatıraları, izleri taşıyan, yaşatan insan larını maalesef belgelemeden birer birer kaybediyor. Çok şeyin kaybolduğunu, zaman, kısa sürede hissettiri yor ama ele geçen bir şey de kalmıyor. Ahenkli yumuşak çekiç vuruşlarıyla selamımızı alan Mecit Usta, başını usulca kaldırıyor önce gözlükle rinin üstünden, sonra gözlüklerini çıkararak yüzümüze bakıyor. Elindeki çekiç ve yazı çivisini bırakarak acı sıyla tatlısıyla 80'e varan yaşına sığdırılmış yaşamın tebessümüyle gülümsüyor ve sohbete koyuluyoruz... 12 Çevresi, sevdikleri ve tanıyanları farklı farklı ses lenir Mecit Balak Ustaya. Kimileri Hoca, Dede, Emmi derken kimileri ise Dayı der. Onun için seslenişin adı farketmez, yeter ki seslenen olsun. Günümüzde daha ha yatının ikinci yarısında kendisini emekli edenler, iş yok diyenlere Mecit Usta hayli ağırca olan mezar taşını yerden kaldırarak adeta göndermeler yapıyor. Mecit Usta'nın Van'ı dolu dolu yaşamış. Ailesi, amcalarıyla birlikte 1915'li yıllarda Van'ın Ruslar tara fından işgali ve ardından gelen, hâlâ yürekleri bir köz gibi yakan Ermeni zulmü ve isyanları sonrası Irak Ker kük'e muhacir olurlar, yani göç etmek zorunda kalırlar. Türkiye hasreti, memleket özlemi Kerkük'te yürek ya kar yıllar boyu. Kerkük'e giden aile burada sayıca ço ğalmaya başlar. Mecit Usta burada dünyaya gelir. Geçen yıllar sonucu ata, baba mesleği olan ustalık öğrenilir ve bir süre Kerkük'te sürdürülür. Ancak vatan hasreti bit mek tükenmek bilmez ve Kerkük'ten 1935'lerde "Va tanım Canım Memleketim" denilerek Van'a yolculuk başlar. Gencecik bir usta olan Mecit Balak, Kerkük'ten ayrıldıktan sonra ustalığa amcası, babasıyla konakladık ları yollarda da devam eder. Cizre'de konakladıklarında Kaymakamlık tarafından, yapılacak bir su seti için usta aranır ve Mecit Usta istenilen su seti yapar. Yine yola koyulurlar ve Diyarbakır'da Cemilpaşa Konağı'nda bir süre kalırlar. Kerkük'te başlayan ve daha sonra yollarda geçen çileli zor ve hatıra dolu gurbet yılları Van'a var dıklarında noktalanır. Van'a vardıklarında virane olan yapılar çoğunluk ta. Eski Van şehrinde taş taş üstünde değil. Van'ın ye niden imar edilmesinde Mecit Usta gibi genç ve bece rikli vatansever insanlara büyük ihtiyaç var. Mecit Usta bu yıllarda işe koyulur ve birçok bina için ter döker, emek verir. "Van'a gelişimizde daha gençtim, evlenme miştim bile" diyen Mecit Usta, o günkü eserlerinden birçoğunun tahrip edilip korunmamasından duyduğu üzüntüyü gizli gizli dile getiriyor ve diyor ki; "Binbir zahmetle işlediğimiz binalar, havuzlar, su şebekeleri şimdi yok olmuş. Eser bir sanatkarın evladı gibidir. Şimdi evlatlarım birer birer kaybo luyor" diyor. Van'da yıllarca çok sayıda yapılara imzasını atan, sevgi ve saygı prensibiyle yüreğini taşa toprağa işlediği güzel hizmet lerden ve eserlerden bazılarını ise şöyle sa yıyor Mecit Usta: 1940'lı yıllarda Devlet Hastanesi kar şısındaki Saydan hamamının yapımı. (Ha mamın kubbesi, Bardakçı köyünde özel yaptırılan toprak bardaklarla yapılmış.) 1942 yılında (Şerefiye Mahallesi'ndeki şimdiki Öğretmen Evi'nin yerinde bulu nan) eski cezaevinin yapımı. 1943 yılında dönemin valisi Hamit Onat ve Başsavcısı Kemal Yörük'ün izniyle cezaevinde bulunan mahkumlar gündüz ça lıştırılarak. Erek Dağı'ndan Zernebat Suyu'nun özel yapılmış borularla şehir içine kadar döşenmesi. 1943 yılında Cumhuriyet caddesinde ki havuzların yapımı. 1947 yılında Vali Konağı'nın giriş kapısının Ahlat taşıyla kaplama yapılması. 1950 yılında Başkale Öğretmen Mi safirhanesi yapımı. 1947 yılında Hakkari İlkokulu'nun yapımı. 1960 yılında Bahçesaray İlkokulu ya pımı. Hacı Osman. Hacı Naif, Hacı Davut, Norşun, Yeni Şehir, Çimento Fabrikası, Ga zali Baba camilerinin mihraplarının yapımı. Başkale, Başak, Hacı Şakir (Yükseko va) hamamlarının, Sebze Hali ve Akköprü Mezarlığı çeşmeleri, Hakkari (Askeri). Mu radiye, Özalp, Gevaş ve Van'da çok sayıda kara fırın ve binlerce mezar yapımı. Mecit Usta'nın evinin önündeki kanal dan akan pırıl pırıl su, Usta'nın yorgunlu ğuna eşlik eder. Kendisi kadar hayatın zorlu çizgilerini yüzünde yansıtan eşi Şadiye Ha mın, avluyu sulayarak süpürmesiyle etrafa toprak kokusu yayılır. "Bahçeli evlerin hali başka, hayata güç katıyor" diyen Mecit Us ta, yaşının ilerlemesine karşın zindeliğini "Helal kazanç, kanaatkarlık, çok çalışmak, erken yatıp erken kalkmaya bağlarken sade yağ ve yoğurdu da ihmal etmiyor. Giyimiyle, sofra düzeniyle, misafir ağniamasıyla, yemekleriyle Van'ın mahalli yaşamını, prensiplerini ve sergisini bütünüy le koruyup yaşatan Mecit Usta'nın en büyük tutkusu Van Kedisi beslemek. Yaşına karşın hâla bisiklete binmek, tarihi kitaplar oku mak ve sayı hesabı yapmadan. "Çay ne, say n e " diyerek özellikle semaver çayı iç mek. Van'ın kaybolan yeşilliğine, temizliği ne, çarpık, çirkin kentleşmesine, zevksizliğe, kuruyan kehrizlerine ve çevre kirliliğine çok üzüldü ğünü belirten Mecit usta, işine ancak hastalanırsa ve ya önemli bir işi çıkarsa ara veriyor. Bu arada Usta, birçok camide yıllarca yanık sesiyle ezan okumuş, hocalık ve müezzinlik yapmış, tek harfi ile kurtuluş müjdelenen Kuran-ı Kerim'i yüzlerce çocuğa öğretmiş. Çoğu zaman da eski yazılan tercüme etmiş. "Her şey birşeydir, tezek dahi birşeydir, ama cahil hiçbirşeydir." diyen Usta, cahilliği insanların asıl felaketleri olduğu görüşünde. Paklanmak için hamamlarda, su içip kanmak için çeş melerde, ibadet için cami ve mesciüerde ve fatihalar okunup ölümü hatırlamak için mezarlarda adı yaşayan ustaya hayırlı 13 Yalçın Kitapçı'nın Albümünden... ŞIPANAYA TAKILANLAR VAN GOLÜ Gök mavi Göl masmavi Karşıki dağlar beyaz kardan Gelin gibi süslü Hafif dalga, beyaz köpük Denizi aratmıyor Van Gölü 1962-Gölden Sesler Cumhuriyet Caddesinde bulunan 19401ı yıllardaki Halkevi'nin dinlenme parkı (Merkez Bankası'nın yeri) **9 14 Beşyol Feri iskele Caddesinin ilk yılları elen Meydanı (Deftardarlık binasının yeri) Sıhke Caddesinde bir sokak ve Van Evi 15 Sefahattin KOŞAR \ eşitliği, bol suyu, doğal güzelliği ve tükenmeyen bereketiyle bir güzel JL belde : YEŞİL ERCİŞ Bir taraftan kıyılara vuran mavi göl, bir taraftan çeşitli meyveleri yetiştiren bahçeler ve yazın içerilerde diz boyu yükselen ekin tarlaları... Kısaca güzellik, yeşil lik, bereket ve insan sevgisi... Erciş, doğuda Van ilinin Muradiye ilçesi, batıda Bitlis ilinin Adilcevaz ve Ağrı ilinin Patnos ilçeleri, kuzeyde yine Ağrı ilinin Taşlıçay ve Diyadin ilçeleri, gü neyde ise Van Gölü ile çevrilidir. Van-Ağrı, Van-Bitlis karayolu üzerinde bulunur. COĞRAFİ DURUMU Erciş. Van ilinin en verimli ovası olan Erciş ovasında kurulmuştur. Erciş ovası Aladağ ve Siiphan dağı ile Van Gölü arasında yayılmış verimli ve sulu bir alandır. Van Gölü kıyısından 5 km içeride ve 25 m yükseklikte kurulan Erciş ilçesi nin denizden yüksekliği 1750 metredir. Erciş ovası ve çevresindeki dağlar ise 22003000 metredir. Bazı yerde bu yükseklikler farklılıklar gösterir. Dağlık yerlerin üst kı sımları hemen bütünüyle volkaniktir. Kuzeyden gelen (Van Gölü kıyısına uzanan) bo yu 18 km, eni 5-7 km olan Erciş ovası yeni Kuaterner tortularıyla örtülü, verimli, sulak toprakları olan geniş bir düzlüktür. Bu ovanın doğu ve batı kenarlarında Neojen tabakaları ve Alt Miyosen oluşukları uzanır. Erciş ovası. Van Gölü kıyılarının en geniş ovalarından biridir (girintileri ile birlikte yüzölçümü 150 km2'dir). Ova geniş vadiler boyunca içerilere sokulmuştur. Zilan Deresi'nin geçtiği yerlere ve batısına Hatun Çukurovası. üzerinde Erciş ilçesi nin bulunduğu düzlük bölümüne Suluova adı verilir. Ovanın çok yeri kara ve boz renkli verimli topraklarla örtülüdür. İKLİMİ Bölge karasal iklim bölgesine tabi olmasına rağmen, Erciş'te iklim ılımandır. Güneyde Van Gölü'nün. kuzeyde ise soğuk rüzgarlara karşı yüksek dağ ve tepelerle korunmuş olması iklimi etkilemektedir. Genelde sonbahar ve ilkbahar ılık ve yağışlı, yazın sıcak ve kurak, kışın ise soğuk ve kar yağışlıdır. DAĞLAR - TEPELER Kuzeyinde Aladağlar'ın yer aldığı Erciş, doğuda Aksurik (2814) dağlarına kadar uzanır. Aladağlar'dan ilçeye doğru yaklaştıkça Meydandağı (2772). Gürgüıbaba Tepesi, kuzeydoğuda Avgarse Dağı (2900) ve hemen kuzeyinde 2000 m yükseklikte ki Zurnaki Tepesi yer alır. Yine Zurnaki Tepesi"nin devamında Kızılkaya ve hemen arkasında Grekor Tepesi ilçeye hakim tepeler olarak dikkat çeker. YAYLALAR - OVALAR Erciş'te bol sulu ve otlu birçok yayla ve ova vardır. Bazıları şunlardır: Veli Bey Yaylası,sütlü Çeşme Yaylası, Meydanok Yaylası. Tuci Yaylası. Doğancı Yaylası. Ziyaret Yaylası. Pay Ovası. Meydan ovası. AKARSULAR İlçenin belli başlı büyük akarsuları ovayı kuzeyden güneye geçen ve Van Gölüne dökülen Zilan Deresi, Küçük Çay.Yekmal Çayı ve Deliçay'dır. ARAZİ DURUMU Bölgede çok iyi bir tarım potansiyeline sahip olan ilçemizde çeşitli tahıllar. meyveler, sebzeler, sanayi bitkileri ve yem bitkileri üretilmektedir. 19% yılı itibariyle 1.300.730 dekar mera arazisi, 200.430 dekar kuru tarım arazi si. 168.970 dekar sulu tarım arazisi ve 5.300 dekar fundalık arazi kayıtlara göre faal haldedir. 79.430 dekar arazi nadasa bırakılmıştır. Su satıhları35.580 dekardır.Ekilen ürünlerin mik tarlarına göre sıralaması şöyledir: Buğday, fasulye, pancar, pa tates, domates, lahana, kavun-karpuz (bostan), patlıcan, biber, mercimek ve nohut. Bunların yanında 565 dekar meyve ağacı, 9300 dekar meyvesiz ağaç alanı olduğu görülmektedir. sanayi tesisleri mevcuttur. İlçenin kuzey tarafından (Zilan deresinde) bulunan lin yit kömür ocaklarından 1983'e kadar D.L.İ. Kömür İşletmeleri tarafından pazarlaması yapılmaktaydı. TARİHTE ERCİŞ Erciş, Doğu Anadolu Bölgesi'nin en eski yerleşim yer lerinden biridir, tarih öncesi ve sonrası birçok kavime yurt ol muştur. Erciş ve çevresine ilk yerleşenlerin kimler olduğu bi linmemesine rağmen M.Ö. 2500-2000 yıllarına ait bulunan HAYVAN VARLIĞI Resmi kayıtlara göre ilçemizde 17.920 adet sığır. 210 malzemeler Erciş'in ilk yerleşenlerini bu tarihe kadar götür adet manda, 236.000 adet koyun ve 11.650 adet kıl keçisi mektedir. Elde edilen bulgular aynı zamanda Erciş'in bir kül vardır. Ayrıca son yıllarda yaygınlaşan arıcılık ve akarsuların tür merkezi olduğunu da ortaya koymaktadır. Sırasıyla Mi tan n ilerin, Asurlann, Urartıılarm, KimmerleVan Gölü ile birleştiği yerlerde (özellikle Haydarbey Balık Beııdi'nde ve Çelebibağı kasabasında) elde edilen balıklar yö rin. Perslerin, Makedonyalıların, Romalıların ve Sasanilerin reye gelir getiren ve çevre il ve ilçelerde pazar bulan önemli uzun ve kısa süreli hakimiyetlerinde kalan Erciş'in bu dönem lerine ait ilçenin kuzeyinde bulunan "Bağlar Mevkii"nde ve alanlardır. doğusunda bulunan "Karataşlar Mevkii"nde yazılı taşlar bulun maktadır. Yine ilçenin merkezine 5 kın uzaklıkta hakini bir İDARİ DURUMU VE NÜFUSU Erciş 1910 yılında ilçe olmuştur. 1 1 mahallesi, 2 kasa tepe üzerinde kurulan ve tesbit edilmiş "kale" adı altında bası ve 94 köyü vardır. İle uzaklrğı 100 km, komşu ilçe Pat müstahkem mevkilerden biri olan Zurnakitepe ilçenin tarih ön nos'a 48 km. Adilcevaz'a 67 km, Muradiye ilçesine de 45 cesi dönemlerine önemli bir örnektir. Hazreti Ömer'in ve Hazreti Osman'ın halifeliği zama km uzaklıktadır. Bütün yolları asfalttır. 1990 yılında yapılan sayıma göre ilçemiz merkez nü nında İslam orduları tarafından ele geçirilen Erciş, daha sonra fusu 40.484 köy ve merkez toplam nüfusu ise 99.754'tür. Bizanslıların eline geçmiştir. Bi müddet Enıevilerin ve Abasilerin de hakimiyetinde kalan Erciş, tekrar Bözanslıların elinde Nüfusun % 59'u köylerde, % 41'i de şehirde yaşamaktadır. iken bölgeye Çağrı Bey'in başında bulunduğu Oğuz Türkleri nin akını başlar (1018). MİLLİ EĞİTİM İlçede son bir yılda okul sayısında büyük artış olması 1054 yılında bizzat Tuğrul Bey'in başında bulunduğu na rağmen halen okula ihtiyaç olduğu gözlenmektedir. İlçe Selçuklu ordusu tarafından ele geçirilen Erciş. 1071 Malazgirt merkezinde 1996-1997 öğretim yılında 10 ilkokul. 6 ilköğre Meydan Muharebesiyle de tamamıyla Selçukluların hakimiyeti tim okulu, 2 Y.İ.B.O., 1 bağımsız ortaokul. lise bünyesinde 2 ne girmiştir. ortaokul, I genel lise, 1 süper lise, 1 endüstri meslek lisesi, Erciş. Selçuklular döneminde merkez Ahlat olmak üze 1 ticaret meslek lisesi, 1 kız meslek lisesi, 1 anadolu lisesi, re Sökmen, el-Kutbi tarafından kurulan (I 100) Sökmenliler 2 çıraklık eğitim merkezi ve I meslek yüksek okulu eğitim (Ahlat-Şahlar) Beyliğine bağlı bir şehir oldu. Bu dönemde Er ve öğretim yapmaktadır. Ayrıca ilçede 1 halk eğitim merkezi, ciş komşu beyliklerle çıkan savaşlarda sürekli akınlara uğra I öğretmenevi ve 1 kütüphane mevcuttur. Köylerde ise 96 il mış, bir defasında da 1208 yılında Gürcülerin büyük bir ordu kokul. 3 ilköğretim okulu. 2 bağımsız ortaokulda eğitim ya ile ilerlemesiyle işgal edilip bütün servetleri yağma edilmiş ve pılmaktadır. Erciş genelinde 16.074 öğrenci bu yıl okula de halkın bir kısmı esir ve katledildikten sonra şehir yakılmıştır. vam etmektedir. İlçede öğrenci potansiyelinin 20 bin civarında İlhanlıların ve Celayiıierin de hakimiyetine giren Erciş, özel olduğu tahmin edilmektedir. likle İlhanlılar döneminde büyük önem kazanmış ve ilçenin kuzeyinde bulunan Aladağ hükümdarlarına yaylağı (yazlığı) SANAYİ olmuştur. Ayrıca Tebriz'den Erzurum'a giden ünlü ticaret yo İlçede şeker fabrikası, plastik fabrikası, özel küp şeker lunun buradan geçmesi Erciş'i bölgenin en işlek ve önemli fabrikası, un fabrikaları, ekmek fabrikaları ve birçok küçük bir şehri haline getirmişti. Erciş daha sonra Karakoyunluların hakimiyetine girdi. Karakoyunlıılar Cengiz Han'ın hücumu üzerine 30 bin çadır dan ibaret güçleriyle Türkistan'dan. İran'a, oradan da Erciş'e göç etmişlerdir. Karakoyunlular Beyliğinin temeli Bayram Ho ca tarafından Erciş'te atıldı. Bayram Hoca "takriben 15 yıl Er ciş'te hüküm sürdü". Yaylakları ilçenin kuzeyinde bulunan Aladağ ve çevresi idi. Daha sonra Erciş başta olmak üzere Erzurum ve Musul'a kadar uzayan bir devlet kurdular. Bayram Hoca'dan sonra Kara Mehmed. kara Yusuf. İskeder, Cihan Şah ve Sultan Hasan Ali hükümdar oldular. 104 yıl kaldıkları (1365-1469) tarih sahnesinde Erciş'i "Ata Yurdu" kabul eden Karakoyunlıılar buraya büyük önem vermişlerdir. Türk tarihinin dikkate değer simalarından biri olan Kara Yusuf, Şah Ruh'la savaşa hazırlanırken 13 Kasım 1420'de Tebriz'in güneydoğusundaki Sa-id-abad köyünde vefat etmiş, cenazesi Seyyid Muhamnıed-i Keçeci ve yanındakiler tarafından önce Tebriz'e, oradan da ahtacı ve seğbanları ile Erciş'e getirilerek ata ve dedelerinin mezarlarının yanına gö mülmüştür. Erciş'te bir zaviye de yaptıran Karakoyunluların bu en güçlü ve yürekli beyi Kara Yusuf için son derece mü kemmel bir de türbe yaptırılmıştır. Bu arada 1401 yılında Timur ta rafından da işgal edilen Erciş ve çevre si. Cihan Şah'ın başında bulunduğu Ka rakoyunluların 1467 yılında Akkoyunlulara yenilmesiyle el değiştirmiş Akkoy unlu] arın hakimiyetine girmiştir. I503'te da Şah İsmail, Akkoyunlular devletini yıkınca bu defa Erciş, Safevilerin eline geçti. 1514 Çaldıran Zaferi'yle Osman lıların eline geçen Erciş, Osmanlıların geri çekilmesiyle tekrar Safevilerin ha kimiyetine girdi. Kanuni Sultan Süley man döneminde İran Seferi'ne çıkan Makbul İbrahim Paşa'ya Tebriz'e doğru hareketi esnasında Siverek'te (23 Hazi ran 1534) Van-ERCİŞ. Adilcevaz ve Ahlat kalelerinin anahtarı verildi. 16 Eylül 1534'te da Kanuni Sultan Süley man Erciş'e geldi. Fakat Osmanlı ordu sunun çekilmesiyle birlikte Safeviler tekrar Erciş'i ele geçirdiler. 25 Ağustos I548"de yapılan ikinci İran Seferi ile Van kesin olarak Osmanlıların hakimiyetine girdi. Ancak Safe vilerin baldırdan durmadı. 1551 yılında Şah Tahmasb'a dire nen Erciş Kale Beyi Bohtanlı İbrahim Bey ihanet yoluyla öl dürüldükten sonra Erciş yeniden Safevilerin eline geçti. 29 Mayıs 1555 Amasya Antlaşmasıyla Safeviler bu bölgeden çe kilmiş, Erciş yeniden kurulan Van Beylerbeyliğine bağlı san cak olarak Osmanlı İmparatorluğu'na katıldı. Erciş Kalesi'nin Osmanlı-İran savaşlarında çok önemli bir yeri vardı. Bazı kaynaklara göre Moğol veziri Taceddin Ali Şah tarafından. Evliya Çelebi'ye göre de 521 yılında Kı lıç Aslan tarafından yapılan kale. zaman zaman onarılarak düşmanlara karşı sağlamlaştırılmıştır. Bir defasında da Kanuni Sultan Süleyman tarafından onarılan kale. Kanuni tarafından Rumeli'den göçürülen Boşnak ve Arnavutlardan meydana ge len bir kafileyle de güçlendirilmiştir. 1655 Mayıs ayında Van Valiliğine atanan Melek Ahmet Paşa ile birlikte Erciş'e gelen Evliya Çelebi bu kaleden uzun uzun bahseder. Erciş halkının asıl yerleşim yeri ve tarihte geçen Er ciş'in bulunduğu yer Çelebibağı kasabasının güneyindeki kale ve civarı idi. Van Gölü sularının alçalıp yükselmesi sonucu çevrenin bütün alçak yerlerini kapadığından Erciş halkı 1841 yılında Kasımbağı, Yukarı Çınarlı. Göl ağzı, Alkanat ve Çelebibaöı gibi köylere taşınmıştır. Erciş'in "idare merkezi de Zilan Deresi'nin sol yakasında, gölün kıyısından 5 km içeride ve 25 m yükseklikte bulunan 15-20 hanelik bir yer olan Eganis (Akans) diye adlandırılan şimdiki Erciş'in bulunduğu yere taşınmıştır. 1914 Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla 12 Mayıs 1915 tarihinde Ermenilerin teşvik ve yardımlarıyla Erciş Rus lar tarafından iştial edildi. Bunun üzerine halkın büyük bir kısmı Adilcevaz-Bitlis karayoluyla içerilere çekilmeye başladı. Diyarbakır ve daha ötelere 'gitmeye çalışan insanların bir çoğu 70 km'lik Bitlis Deresi'nde" hastalık ve kıtlık nedeniyle şehit oldu. 1917 Bolşevik ihtilaliyle Ruslar buraları Ermenilere terkederek ayrıldı. Ermeniler ise yıllarca beraber yaşadıkları, iyi lik ve dostluk gördükleri insanları işkence ve katliamlarla yok etmeye başladı." 1918 yılı Nisan ayında Erciş silahlı kuvvetlerimiz ve milislerimiz tarafından kurtarıldığı zaman nüfusu yok denecek kadar azalmış, her tarafı yakılmış, yıkılmış harabe bir şehir haline gelmişti. Gidenlerin bir kısmı geri dönerek harabe hali ne gelen Erciş'i yeniden onarmaya başladı. Her yıl 1 Nisanlarda Erciş'in bu kötü günleri ve Ercişlinin çektiği ıstıraplar bir defa daha dile getirilir ve bu kurtuluş günü coşku ve mutlulukla kutlanır. ERCİŞ ADI ÜZERİNE Erciş adının nereden çeldiği kesin olarak bilinmemesi ne rağmen Erciş adıyla ilgili çeşitli rivayetler vardır. Bunlar dan birine göre. Erciş adı Urartu kralı II. Argişti tarafından Erciş'te kurulan Argişti Khinili adlı şehirden gelmiştir. İkinci rivayete göre Asur" kaynaklarında aeçen Ururtu kralı Arema veya I. Sardıır tarafından kurulan Uruftuların ilk başkenti olan Arzaşkun adından gelmiştir. Bu şehirin hangi il ve ilçe sınır ları içinde kurulduğu kesin olarak bilinmemesine rağmen Er ciş'in kuzeyinde ve ilçeye hakim bir tepe üzerinde kurulan Zurnaki. Tepe'nin Arzaşkun olma ihtimali üzerinde durulmak tadır. Üçüncü rivayet ise Roma ve Bizans kaynaklarında ge çen ve Urartu Kralı III. Argistis tarafından kurulan "Kadım Ça«ın Arsissa"sı ile ilgilidir. Belirtildiğine göre Erciş adı bu kralın isminden gelmektedir. Bütün bunlar dikkate alındığında Erciş adının II.. Argişti'den geldiği ve zamanla değişikliğe uğrayarak ARCİŞ ve sonra da ERCİŞ adını aldığıdır."Biz ele bunun doğru olacağı na inanıyoruz. TARİHİ YEREER Erciş Kalesi, Vanyolu Kümbeti. Zeyzeg Kümbeti, Zortul Kümbeti, Çelebibağı tarihi mezarlığı, Gürgüs (Tekler) Kö yü mezarlığı. Zurnaki Kalesi. Ziyaret" Köyü "Şehitliği. Madavank Mağaraları Âliyar Şah (Yar Ali Kümbeti). Arap Evliya. Havar Baba. Çelebi Ocakları. Hakkı Baba. Gürcü Baba. M amfi Kerhi. Pay Baba. Şeyh Mehmet Hafit (türbe). Şeyh Hamze. Kara Yusuf (Erciş Kalesi'nde gömülüdür. Zaviyesi de mevcuttur. Bayram Hoca (Erciş'e yerleşen Karakoyunlulardan Kara Yu suf'un dedesi olup Erciş Kalesi'nde medfundur. Sevyid Muhammed Berzenç. Sevyid Abdülvehap Altınkaynak (İl. dönem Van milletvekilidir.) Koçi Bey (Erciş merkezde) H.1000. M. 1592 yılına ait vakıf defterine kaydı vardır. Zaviyesi de mev cuttur.' Giilendan (türbe). Gülhanden (türbe). Şeyh Hacı Mah mut (türbe). Şeyh Ahmet (türbe) MESİRE YERLERİ Erciş'in bağlar mevkii, Haydarbey Ziyaret mevkii, Er ciş kaplıcaları ve çevresi, Van Gölü'nün sahilleri. Işıklı Kırk Bulaklar, Hayrabey Balık Bendi, Altındere Harası ve civan, Sulu mevkii, Van Gölü sahilindeki bahçeler. FOLKLOR Atakan Çelik, Hüsamettin Subaşı. Celal Yarıcı, Yaşar Turan gibi sanatçıları halk müziğinde yetiştiren Erciş folkloru çok zengindir. Yaşayan gelenekleri, oyunları, türküleri, manile ri, bilmeceleri, atasözleri, duaları, bedduaları ve kendine özgü "ağzı" ile Erciş folkloru çevresini de etkileyen bir zenginliğe sahiptir. Bunlardan bazılar: Halk Oyunları: Ağırbaşlılık, ciddiyet ve esnek figürlerin yer aldığı ağır oyunlarla, sert, hızlı ve ani hareketlerin ağır baslığı hare ketli oyunlarımızdan bazıları şunlardır: Erciş l3okuzlu.su. Erciş Koçerisi. Laçin. Hım hım, Serçi. Papori. Bal yeme ve Temirağa. Atasözleri: Çölmek diyer dibim altım, çömçe diyer men hardayam. Men umaram bacımdan, bacım öli acından. Helal olsun tek öküznen kotan edene. İtin ahmağı odur kayganaktan pay umar. Kotan ne bili zol ne çeki. Dualar: Hızır imdada yetişe. Allah işin rast getire. Rahmet ola ölmişen. Evin barkın şen ola. Başın darda kalmiya. Yedi oğulnan bir sofraya oturasan. Peygambere komşu olasan. Beddualar (Kargısı): Gözlerin avuca gele. Kırtı kırtı olasan, Ataş yağa ba san. Gözen dizen dura. Kıran düşe içinize. Er yüzi görmiyesen. Kınan göğe savrula. Evinde ölmiyesen. Türküleri: Köyden köye, mahalleden mahalleye zevkle, gururla ve sevinçle gidilen düğünlerde birçok türkü ortaya çıkmış ve nesilden nesile aktarılarak gelmiştir. Mahalli oyunlarımızın en büyük özelliğinin "Deme-Çevirme" olduğunu söylersek bu düğünler esnasında ortaya çıkan türkülerin bolluğunu daha iyi anlamış oluruz. Ayrıca çekilen sıkıntılar, ayrılıklar ve. aşklar türkülerle seslendirilmiş ve bugüne kadar gelmiştir. İlçemiz bünyesinde şu anda 100'den fazla türkü söylenmektedir. Erciş Ağzı: Buçki: Testere. Çömçe: Kepçe, Cırdan: İri-yarı. Şor: Tuzlu. Befangaz: Zavallı. Cırığh: Yırtık. Hevlet: Tenha. Işgırık: Düdük. Zibil: Çöpler artıklar. Yüngül: Hafif, Şegirt: Çı rak işçi. Duj: Sivri. Göbelek: Mantar. Camış: Manda. Kelem: Lahana. Gertol: Patates, Şilan: Kuşburnu Yemekler: Kayganak, kelledoş, murtuğa. kurut aşı. belini aşı, kurutlıı köfte, sille, helise, borani, çorti aşı. sengeser, kavut, yaprak dolması, gelişir, tandırda balık, içli köfte "v.b. Ercisi i Ozanlar Ünlü Ercişli Emrah. Aşık Hayreti. Aşık Davut (Telli). Aşık Cihani (Emin Telli) ve Aşık Ahmet Poyrazoğlu. ERCISLI EMRAH Ercişli Emrah, 17. yüzyılda yaşamış, şiirleri ve hayat hikayesi (Emrah ile Selbihan) ile Doğu Anadolu'da ve bütün yurtta tanınan şiirleri radyo ve televizyonlarda okunan Türk Halk Edebiyatının ünlü saz şairlerinden biri dir. Halk tarafından çok sevilerek anlatı lan Emrah ile Selbihan hikayesinin de kahra manı olan Ercişli Emrah, Türk saz şiirinin temsilcilerinden biri olduğu gibi dilinde de za manımıza çok yaklaşmış bir olgunluk olduğu görülür. Şiirleri Erciş şivesine dayalı bir duru luğa sahiptir. Hakkında birçok kitap yazılan, şiirleri antolojilerde, edebiyat dergilerinde ve deği şik kitaplarda yayınlanan Ercişli Emrah'ın Er zurumlu Emrah'la bir ilgisi olmamasına rağ men çoğu zaman şiirleri Erzurumlu Emrah'a, Karacaoğlan'a, Aşık Ömer'e, Katibi'ye ve Cevheri'ye mal edilmiş, hayat hikayesi Erzu rumlu Emrah'ın hayat hikayesi olarak sunul muştur. Son zamanlarda değerli edebiyatçı larımız tarafından yapılan araştırmalar sonu cunda Ercişli Emrah'la, Erzurumlu Emrah arasındaki ayrılıklar kesin olarak ortaya ko nulmuştur. Özellikle Ali Saraçoğlu, Nejat Birdoğan, Fahrettin Kırzıoğlu, Hikmet Dizdaroğlu ve Muhan Bali'nin Emrahlar konusuna açıklık getiren çalışmaları takdire şayandır. Prof. Saim Sakaoğlu'nun 1987 yılın da Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ya yınlanan "Ercişli Emrah" adındaki kitabı ilk kez Ercişli Emrah'ın adına olan şiirleri bir araya getiren bir çalışma olmuştur. Mahalli de olsa 1 Nisan 1982 tarihinden itibaren Er ciş'te yayınlanan ve bugün de yayınını de vam ettiren Birnisan Gazetesi'nin Ercişli Em rah'la ilgili yayınlarını da gözardı etmemek gerekir. 19 Temmuz 1979 tarihinden itibaren adına festivaller düzenlenen ve bu festivaller esnasında Çelebibağı tarihi mezarlığında ol duğu söylenen Emrah'ın mezarı ziyaret edi lerek Erciş halkı tarafından da Emrah'ın me zarının burada olduğu kabul edilmiştir. Bura da bulunan ve Ercişli Emrah'ın mezartaşı ol duğu belirtilen mezartaşı Kültür Bakanlığınca görevlendirilen Prof. Fahrettin Kırzıoğlu tara fından 29 Mart 1985 tarihinde incelenmiş ve mezartaşının Emrah'ın olduğuna dair raporu Bakanlığa sunulmuştur. Böylece yıllardan beri nesilden nesile aktarılan "Emrah'ın me zarı Çelebibağı mezarlığındadır" rivayeti ni hayet'bu raporla da tescil edilmiş oldu. Man Emrah diyeller Karakoyunnu Namertler içinde yiğit oyunnu Kaz kimi pısmanıh erkek boyunnu Biz Türk'ük Türklükten dermanımız var Emrah'ım der kurdurayım sazları Fikrime düşmüştür Selbi sözleri Karadır kaşları alâ gözleri Var muradan yetir sen seher yeli Uzm. Arkeolog Yıldız ATAR Doğu Anadolu'nun demirçağlarına ait en eski ve gelişmiş eserleri başkent Tuşpa'da, günü müzdeki adıyla Van Kalesinde yer almaktadır. Van ve çevresindeki ana kaya cinsi genelde kalker olup oluşum evrelerine göre volkanik katmanlarca sahiptir. Bu katmanlar özellikle yer al tında oyulan nekropoller (mezarlık) için çok elve rişli olmuşlardır. Kaya işçilği ve mezarlar Urartu mimarisinin en önemli özelliğini oluştururlar. Urartu'da 60'ı aşkın kaya gömütü bulun maktadır. Urartu gömütlerin en bilinmez yanı ya pım tarihleri. Bunlardan yalnızca ikisinin kesin tarihli oluşu, geriye kalan tamamının ise tarihlenmelerine ilişkin buluntu vermeyişi bu bilinmezli ğin ana nedenidir. Urartu uygarlığına 100 yıl başkentlik yap mış olan Van Kalesi'nde kısa bir gezinti yaparak. Kral ve ailesi için yapılmış anıtsal kaya mezarlı ğını tanıtmaya çalışalım. Gezimize kalenin kuzeyinden başlayıp, gü neybatı ucunda bulunan Kral Argişti I' e ait anıt sal mezar odasına doğru yol alıyoruz. Argişti ya- da Horhor Anıtsal mezarı gerek plan, gerekse tarihlenebilir olmasıyla Urartu mezarları arasında özgün bir yer tutar. Mezar odasına, ana kayaya oyularak açılan, 24 basamaklı merdivenle iniyo ruz. Giriş kapısının sağ-sol ve üst duvarında bu lunan yazıtlarda Kral, siyasi programını açıkla makta bu kitabe Horhor yazıtları olarak da anılır. Asıl ilginç tarafı, gömüt duvarına yazılmış olma sına rağmen içeriğinde ölüme ilişkin değinmenin olmayışıdır. Diğer mezar odalarının da yazıtsız oluşuyla birlikte bu olgu Urartu'da ölüm ve ta pınma konusunda ödünsüz bir suskunluğu düşün dürmekte. Girişte gördüğümüz zıvana ve sövelerden burada bir kapı olduğunu varsayarak kendi mizi mezar odasının gizemine kaptırıyor, gözleri mizi kapayıp o çift kanatlı kapıdan içeri giriyo ruz. Hatta hayal sınırlarımızı biraz daha zorlaya rak yanan meşalelerin ışığında Kral Argişti'yi gö rür gibi oluyoruz. Girişteki dikdörtgen salonda taban ve tavan düzeltilmiş, girişin batı duvarında levha yuvası yer almakta. Dikdörtgen tören salonuna birer kapı ile açılan dört mezar odasına geçiyoruz. Salonda ki duvarlarda ikişer düzen halinde toplam on urne nişi, nişlerin herbirinin iki yanında meşale de liklerine işaret eden yuvalar görmekteyiz. Urneler, Urartu'da ölülerin yakıldıktan sonra gömü yapıl dığı, kısa boyunlu, şişkin gövdeli omuzda ruhun çıkması için delikler bulunan ölü gömme töresi ile ilgili pişmiş toprak kaplardır. Argişti mezar odasında niş denilen, silmeli girinti şeklindeki ka re bölümlerde urnelerin bulunmuş olması mezar odasının geç dönemde kullanılmış olduğuna işaret etmektedir. Ana girişin karşı duvarında arka oda sının hemen yanından başlayıp, tavana doğru gi den basamaklar işlenmiştir. Bunları, Tann'ya ula şılan merdivenler olarak yorumlamaktayız. Ana mekana açılan arka odalar birbirine benzer olup, urne nişlerini aynı düzen içinde görmekteyiz. Kral Argişti'yi ve hayallerimizi mezar oda sında bırakıp, kalenin orta kısmındaki güney ya maca bakan Menııa mezar odasına doğru yol alı yoruz. Ana kaya içine oyularak yapılan düzgün planlı anıtsal mezar odalarından Kral Menua me zar odasındayız. Urartulardan günümüze gelmiş tek yapı türü, çok değer ve emek verildiği belli olan anıtsal kaya mezarlarıdır. Urartu uygarlığının kendine özgü ölüm felsefesi oluşturduğunu göz lemliyoruz. Ölüm sonrasını önemseyişin kaynağın da; Krallarının öldükten sonra tanrısallaşacakları bu dünyadaki ayrıcalıklarının öte dünyada da sü receği inancı yatmaktadır. Menua mezar odası ya da Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde söz ettiği gibi Neft kuyu, kale nin güney yamacında, orta kısımdaki geniş alanın kuzey duvarında oldukça yüksek kayalığı kapsa yan çerçevenin içinde yer alır. Tahrip görmüş dar kapı girişinin üst kısmında pencere açıklığı yer almakta. Kapının her iki yanında taban ve tavan da kapı kanatlarına, sağda ve solda sürgü kulla nıldığına işaret eden yuvaları izlemekteyiz. Yine Urartu gömütlerinde olduğu gibi, girişteki dikdört gen alana bakan karşı duvarda iki. batı ve doğu duvarında birer tane olmak üzere dört odanın açıldığını görüyoruz. Tören alanı olarak düzenle nen ana girişe açılan bölmeler. Kralın ailesi ve yakınlarının gömüldüğü odalar olmalıdır. Girişin karşı duvarında yer alan odalardan doğudaki oda nın batı duvarı ölü yatağı ile döşenmiştir. Ana salona açılan doğu duvardaki oda ise bitmemiş görüntüsü vermekte. Menua mezar anıtı, insan tarafından uğratı lan hasara rağmen erken dönem Urartu kaya işçi liği konusunda bize oldukça bilgi vermektedir. Menua anıtsal mezar odasını, arada bir kuş sesleriyle bozulan esrarengiz sessizliğiyle başbaşa bırakıp, Kurucular yada diğer adıyla İçkale mezar odasına yöneliyoruz. Menua mezar odasının bulunduğu geniş ala nın batı duvarında yerini almış olup, yakınındaki mezar odası gibi girişi, kuzeydeki sarp kayalıkla rın oluşturduğu çerçevenin içine açılmıştır. Tuşpa'nın kurucusu Lutupri oğlu büyük kral Sarduri'ye ait olduğu düşünülen mezar anıtına giriş, bir kenarı yaklaşık 3 m olan kare kapıdan sağlan- makta. Hasara uğratılmış ka re kapıdan içendeki ana sa lona geçiyoruz. Ana salonun iki yan bir arka olmak üzere üç odaya açıldığını görmek teyiz. Arka oda yine üç me zar odasına açılmakta. Tören salonuna açılan batı yan oda ve yine salonun karşısındaki ikinci büyük mekanın doğu ve batısındaki odalar ölü yataklarıyla döşenmiş. Kurucular ve Menua nekropolü, urnelerin konuldu ğu silmeli nişlere sahip de ğildir. Bu bakımdan Argişti mezar odasına göre daha er ken döneme tarihlenirken, iki ayrı gömü geleneğini bir arada taşıyan Argişti mezar odasını daha geç evreye tarihliyorıız. Sarp kaya mezarlarının açılmasına tepeden sarkıtılan bir tür salıncak iskeleyle başlanmış ve yapımında çe kici, balyozu, keskisiyle bin lerce savaş esiri çalışmış ol malıydı. Kalede toplam yedi anıtsal kaya mezarı, işlevi tam olarak anlaşılmayan, ka lenin kuzeyindeki "Menua Şirşinisi" denilen yapı ve çok sayıda " T " şeklindeki anıtsal kaya nişi bulunmakta. Başkent Tuşpa'da kısa bir gezintiyle, Urartu'daki anıtsal kaya mezarlarını tanı maya, gördüklerimizi tanım lamaya çalıştık dilimiz dön dükçe. Akıllara durgunluk ve ren, Urartu dehasının yarattı ğı bu eşsiz mimari yapılar insanın ve doğanın tüm olumsuz etkilerine rağmen bundan sonraki nesillere ula şabilmenin bekleyişini yaşı yor gururla. Kalede, Prof. Dr. Ta ner Tarhan, Prof. Dr. Veli Sevin ekibince yürütülen kazı çalışmaları başkent Tuşpa'nın pekçok bilinmezini gözler önüne sermekte. Bundan sonra yapılacak olan kazı ve onarım çalışma ları ile ilgili projelerin uygu lanmasıyla çözümlenmemiş konular açığa çıkarılacak ve inanıyorum ki, yöre halkı bu eserlerin korunması için çok daha duvarlı davranacaktır. İkram Kali Van Gölü Canavarı var mı? Van Gölü Canavarı kaç tanedir? Van Gölü Canavarı insanlara ve çevresine zarar veriyor mu? Bu sorular Türkiye'de ve dünyada Van Gölü Cana varını duyan insanların ortak merakları. Van Gölü Cana varı tartışmaları Türkiye'de ve dünyada devam ediyor, uzun sürede devam edeceğe, sırlarını gizleyeceğe benziyor. Van'da yerel basın mensuplarının ve konuya ilgi duyanların yaptığı yerel boyuttaki gözlem ve tesbitlerin sonuçları her açıklanışında, medyanın ve günlük yaşamı mızın gündemi alt üst oluyor. Herkes bu yaratığı merak ediyor. Hakkında sağlıklı, ciddi bilgiler edinmek istiyor. Ülkemiz insanlarının ve dünya kamuoyunun artarak devam eden ilgisi Van Gölü Canavarına reyting rekorları kırdırıyor. Medya bile bu ko nuda şaşırmış durumda. Canavarın varlığını kabul edenler. Canavarın varlığını geç öğrenip haber atlayarak yok sayanlar ve Canavarı ne var ne de yok sayanlar. Van Gölü Canavarı ise bu ilgiden son derece memnun olacak ki bir görünüyor bir kayboluyor. Galiba o da bu ilginin devam etmesini istiyor. Aslında bir şeyin varlığını duyu organlarımızla doğrudan veya etkileri aracılığı ile idrak yoluyla kabul ederiz. Duyu organlarımız arasında gözlerimi/, başta gelir. Var olmak ayrı şey, var oluşu sorgulamak, nedenlerini araştırmak ayrı şeydir. Van Gölü Canavarını gördüğünü söyleyen insanların sayıları meslekleri, kariyerleri, yaşları, gördükleri, tanımlamaları değerlendirildiğinde Van Gölü'nde bir canlı yaratığın yaşadığı görüşü kuvvet kazan maktadır. Canavar Türkçe'de acımasız, vahşi, gaddar, gürültü çıkaran, güçlü, dayanıklı, mücadeleci, çok kuvvetli, büyük ve görünmeyen hayvan anlamlarında kullanılmaktadır. Van Gölü üzerinde bu güne kadar yırtıcı, öldürücü hayvan varlığı ne görülmüş ne de duyulmuştur. Ancak "Deniz Atı", "Deniz Kızı" ve "Su Samuru" rivayetleri yıllardır kulaktan kulağa anlatılır ve aktarılır. Van Gölü Canavarı denilen bu yaratık, kendisinde büyük sırlar gizlemektedir. Aslında bu yaratığın yaşadığı Van Gölü, sırlarla doludur. Van Gölü'nün bilinmeyen yön leri öncelikle gün ışığına bilimsel olarak çıkarılmalıdır. Bu bilgiler ışığında Van Gölü Canavarı hakkında daha bi limsel ye daha sağlıklı bilgiler ortaya çıkacaktır. Öncelikle Türkiye'nin nazar boncuğu, Doğu Anado lu'nun denizi Van Gölü'nü tanıyalım; Van Gölü, Türkiye'nin en büyük, dünyanın ise su yu sodalı en büyük gölüdür. Deniz seviyesinden yüksekli ği 1650 m., Göl etrafını çevreleyen dağların yüksekliği 2 ise 3000-4000 m. bulmaktadır. 3760 km alana, 457 m. derinliğe sahip olan Van Gölü volkanik bir göl olup, su yu tuzlu ve sodalıdır. Göl çevresi karadan 450 km. dir. 1800'lerden günümüze kadar önemli derecede yükselme ve alçalmalar gösteren göl, kıyısında bulunan birçok yer leşim yerini ve arazileri suları altına almıştır, almaya da devam etmektedir. Göl içerisinde İnci Kefali (Van Balığı veya Vansi) denilen tek tür balık yaşamaktadır. Van Tat van arasında vagon, yük, araç ve kısmen de yolcu taşıyan feribotlar karşılıklı sefer yapmaktadırlar. Feribot'un iki is kele arasındaki yolculuğu dört saat sürmektedir. Gölde ta rihi ve doğal güzelliği olan 4 ada bulunmaktadır; Akdamar, Çarpanak, Kuş ve Adır. Adalara kıyı iskelelerden motorlarla yolcu taşınmaktadır. 1800'lerde, Van Gölü kıyı larında ulaşım göl üzerinden yapılırken, Göl kıyılarında tersane ve donanma bulunmaktaydı. Van Gölü çevresinde önemli uygarlıklar kurulmuştur. Bu uygarlıklarla birlikte Van Gölü değişik isimler almıştır. Bunlar, Nayiri Denizi. Bitani Zamura Denizi, Van Deryası, Hilat Gölü, Ahlat Deryası, Erciş Gölü. Göle çevreden çeşitli tatlı sular ak makta, göl üzerinde çeşitli su sporları yapılmaktadır. Van Gölü etrafında ayrıca irili ufaklı çok sayıda göl vardır. Erçek, Arın, Süphan, Aygır, Sultan, Nemrut bunlardan birkaçıdır. Van halkı tarafından Van denizi olarak adlandı rılan Van Gölü, Lav set gölleri grubuna girer. Van gölü Hidrolojik (su bilimi) ve Oşonografi (deniz bilimi) açısın dan da önemlidir. Bu denli özellikleri bünyesinde topla yan, Uranyum varlığına sahip olduğu iddia edilen Van Gölü'nün çeşitli yabancı bilim adamlarınca Okyanus oldu ğu da ileri sürülmektedir. Van Göiü Canavarı iddialarına gelince "Bu yaratığı gördüm" diyenlerin ifadeleri çok eskilere dayanmaktadır. Göl etrafında yaşayan insanlar bundan 30-40 yıl önce bu yaratığı görmelerine karşın, gördüklerini yalnızca yakınları na anlatabilmekteydiler. İletişimin, ulaşımın kısıtlı olduğu gazetelerin bile günler sonrası geldiği bir yaşam ortamında görünen yaratığın belgesi de, etkisi de olamazdı. Buna rağmen o dönemlerde dahi görgü tanıklarından bir kaçının o günün gazeteleri tarafından haber yapıldığını görmekte yiz. Van Gölü Canavarı ilk kez 1965 yılında Milliyet Gazetesi'nde haber olarak belgeleniyor (1 Eylül 1965 Mil- 25 liyet Yalçın Kitapçı). Haber başlığında; Van Gölü'nde iki metre boyunda canavar görüldü denilirken, haberin içeriğinde görgü tanığı, Bursa Tekniker Okulu öğrencile rinden Naif De m i re I şunları söylüyor; "İskeleden 100 metre kadar açıldıktan sonra kahverengi bir hayvan üzerime geldi. Büyüklerimizin bir nevi su samuru ola rak tahmin ettikleri bir hayvandan bahsettiklerini du vardım.Gördüğüm havvan söylentilerine çok uyuyor du." 32 yıl önce medyada haber olan Van Canavarı o gün bugündür, görünüp kaybolmakta ve hakkında tartış malar sürüp gitmektedir. Hakkında en büyük ilerleme ise, fotoğraflanma ve görüntülenmenin kısmen de olsa gerçek leştirilmesidir. Van Gölü üzerinde yaratık görenlerin göz lemlerini "hep gizlediklerine tanık oluyoruz. Göl üzerinde "Yaratığı gördüm" diyenlerin geçmişte ve günümüzde or tak çekinceleri; "bunlar delirmiş, yalan söylüyorlar" gibi yaklaşımlardır. 1965 yılında Van Gölü Canavarını gördüğünü 1990 yılında ancak açıklayabilen Bitlis'te doktorluk yapan Ne cati Tamer, gördüklerini 25 yıl sonra şöyle aktarı y o r . ^ .07.1990 Macit Gürbüz- Ferhan Çelebi Hürriyet); "25 yıl önce görev yaptığım sırada Reşadiye ka sabasında öğretmen eşim Alev Tamer'le Van Gölü Ca navarını gördük. Kimsenin bize inanmayacağı düşünce siyle kamuoyuna duyurmadık. Canavar başını su yüze yine çıkarıyor, dönüyordu.Bir balina büyüklüğündeydi. Sırtı tırtıllı, dinazor veya o familyadan birini andırı yordu. Çok korkmuştuk, akıllarını oynatmışlar diye cekler di ve çevremize bir şev söylemedik.'' (17.07.1990 S.16 Hürriyet) Van Gölü üzerinde se fer yapan feribot personelinden canavarı gören 40 yaşın daki Rüstem Gölle gördüklerini şöyle anlatıyor. "Van se feri dönüşü sabah saat 11.00 sularında güverteden Van Gölü'nü seyrediyorduk. Reşadiye Kasabası sahille rinde birden canavar gördük, donup kalmıştık. Kafası at kafasına, balina kafasına benziyordu, sırtında tırtık 26 lar vardı." Gemi kaptanı Vural Alptekin de "Kafasını sudan çıkardıktan sonra dolaşmaya başladı." 1995 yılında Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen, Ed remit Belediye Başkanı, merhum llhami İlhan ve çok sa yıda yöre halkının "Canavarı gördük. Siyah renkli, su da hızla yüzüyor, çıkıp batıyor, yalnızca kafası görü nüyor." ifadelerinin ardından, ilk görüntü Edremit Kay makamlığında görevli İbrahim İlhan tarafından amatör bir kamerayla tesbit ediliyordu. Bu görüntünün televizyonlarda yayınlanmasıyla canavara olan merak ve ilgi artarken, Van medyanın akınına uğruyordu.1995 yılının Ekim ayın da dönemin Van Vali yardımcısı B. Bestami Alkan'ın "Gevaş ilçesi yakınlarında piknik yaparken canavarı gördüm. Canavar siyah renkli ve belinde tırtıkları vardı.Paniğe yol açmamak için bugüne kadar açıkla madım." sözleri Türkiye gündemine o günlerde bomba gibi düşerken ilk defa Van Gölü Canavarı resmi ağızdan doğrulanıyordu.Van'da bir çok protokol toplantılarında, özel sohbetlerde ise "bizde gördük ancak açıklamamız yanlış anlaşılır diye susmak zorunda kaldık.*' sözleri de duyuluyordu. Van Gölü Canavarı bu kez Bardakçı köyü sahillerinde Adnan Meltem, Kadris Eryıllar'm amatör objektifleriyle görüntüleniyordu. Açıklamalar, görüntüler, gazete haberleri, yorumlar, tartışmalar, günlerce sürerken, yurt dışından gazeteciler çoktan Van'a yol almıştı. Türkiye Su Altı ve Paletli Yüz me Federasyonu da konuya büyük ilgi duyarak kalabalık bir ekiple Federasyon Başkanı Harun Scvinç'in önderli ğinde Van Gölü'nün sularında canavar aramalarını başlatı yordu. Birkaç bulgu ile göl altında büyük mağaraların tesbiti sonrası, kesin bir sonuca Yarılamadan araştırmalar sona erdiriliyordu. Tartışmaları, ön yargılı masa başı yorumlarını, Van Gölü'nde manda yüzdürme çabalarını uzaktan yalnızca iz leyen Van halkının beklentisi; bilim adamlarının konuyu ciddi olarak araştırarak, sonuçlarını ortaya koymalarıdır. Aslında Van Gölü Canavan yalnız değildir. Van Gölü Canavarı gibi tesbiti yapılamamış onlarca canavar hakkında dünya bası nında şimdiye kadar a/.ımsanmayacak kadar haber, araştırma yorum ve kitap yaymlanmıştır.Bu konuda Kriptozooloji (Yunanca gizli hayvanlar) dalının en büyük ilgi alanı İskoçya'daki Loch Ness Gölü Canavarı olmuştur.Nessie 1933 yılında dünya basınını ilgisini çekiyor.Drummandrochit'te yaşayan bir çift köylü tarafından görülen canavarın sayısız resmi çekiliyor. 1960 yılında ise Nessie ilk kez görüntüleniyor, fil mi çekiliyor. Nessie, gölde boylu bo yunca yüzüyor, dalıyor, sonra tekrar çıkıyor, başını gösteriyor. 1970 yılında "Loch Ness Araştırma Bürosu" kurulu yor .Araştırmalar yapılıyor, göl tabanı taranıyor, denizaltı ile aramalar yapılı yor, gözetleme kuleleri kuruluyor. Loch Ness Canavarının yaşayıp yaşa sam adı ğı tesbit edilemiyor.Günümüze kadar da bu araştırma devam ediyor. Ancak Ness sayesinde büyük turizm patlaması yaşanıyor, canavar turizmi oluşuyor, hediyelik eşyalar üretiliyor, ekonomi oluşuyor. Van Gölü Canavarı görgü ta nıklarının ifadeleri ve canavar tarifleri ile Loch Ness Canavarı hakkında gör gü tanıklarının ifadeleri tesbitleri ara sında çok büyük benzerlikler görül mektedir.Bununla birlikte dünyanın çe şitli ülkelerinde Van Gölü Canavarı gibi çeşitli canavarlar bulunmaktadır. İşte Van Gölü Canavarı'nın akrabaları: Loch Ness Gölü Canavarı (Iskoçya) Loch Morar Canavarı (İrlanda) AÜıkrne Gölü Canavarı (İrlanda) Muck Gölü Canavarı (K. İrlanda) Mokale Mbcmbe Canavarı (Amerika) Okanagan Gölü Canavarı (Amerika) VVatson Gölü Canavarı (Kongo) Clıampalain Gölü Canavarı (Amerika) Sdjord Gölü Canavarı (Norveç) 1965 yılından günümüze kadar Van gölü Canavarı gördüğünü söyle yen tanıkların ortak ifadeleri, tanımla maları, çeşitli çevrelerin yorumlamala rı; - Canavar siyah, başını su üstünde tu tuyor, sırtı tırtıklı, etrafına zarar ver miyor, hızlı yüzüyor, batıp çıkıyor. - Gölün kayalık bölgelerinde kendisine niş bulmuş, hayatını sürdürebilen za man zaman göl üzerinde seyretmekte olan yaratık olabilir. - Van Gölü nde mutlaka bir büyük yaratık vardır ama nedir bilinmiyor. - Bu kadar insan gördüğünü ifade edi yor, hepsi yalan mı söylüyor? - Yok dçmckle birşeyin varlığı yok edilemez - Aramıza hoş geldin Van Gölü Cana varı, yanaklarından öpüyoruz. - Van Gölü Canavarı hiç olmazsa in sana, etrafına zarar vermiyor. - Allanın denizde karada yeri çok, is terse sodalı suda bile canavar yaşatır. - Van Gölü Canavarı İçin TBMM Ca- 21 navar Araştırma Komisyonu kuruldu. - Piri Reis de Van Gölü Canavarı'ndan söz ediyor. - Van Gölü Canavarı tabir edilen yaratığın tatlı suda bü yüdüğü, kaçtığı kanaatindeyim. - Van Gölü Canavarı zararsızdır, can almıyor, yıkmıyor, dökmüyor ona "BARIŞ" adını verelim. - Van Gölü Canavarı sahada önce hamsiyi yuttu.. Van Gölü Canavarına verilen isimlerden bazıları; CANAVAN, BARIŞ, CANO, VAN GÜLÜ, SULARIN KRA^ LI . Bu arada Canavar o denli büyük bir etki gösterdi ki sonunda ekonomi, siyaset, mizah, spor, magazin, kültür, müzik, sinema ile tiyatro alanında kolayca yer edinirken, onu diline, kalemine, köşesine, ekranına, çizgisine ve hatta türküsüne konu etmeyen kimse de kalmadı. "Van'ın Van Gölü Canavarı sayesin de tanınmasına ihtiyacı yoktur. Bizim zaten Van Kedi'miz, Van Gölü'müz, zengin tarihi değerlerimiz, eşsiz doğal güzellikle rimiz ve Vanspor'umuz vardır" diyen Vanlılar canavar sektörünü çoktan oluşturmuş; gümüş-altın kolyeler, yüzük ler, küpeler ve çeşitli takılar elde özenle hazırlanırken, ti şörtler, şapkalar, gömlekler ve çeşitli hediyelik eşyalar ile birlikte, Van Et tesisleri ise şarküteri çeşitlerine "Canavar Salam"ı ekledi. Bu yıl renklerini MAVİ-BEYAZ'a dönüştüren Vanspor'un lakabı ise "CANAVARLAR" olmuş. Son olarak 1997 yılında çekilen Van Gölü Canava rı görüntüleri, görgü tanıklarının, "canavarı gördük" di yenlerin, görüşlerini kuvvetlendirmiştir. Şimdi sıra yeni görüntülerde, bulgularda. Sonuç ne olursa olsun, mutlaka bilimsel araştırma yapılmalıdır. Dünya'nın çeşitli ülkelerinde bu canavarlarla ilgili ne tür araştırmalar ve incelemeler yapılabiliniyorsa o da yapılmalıdır. Van Gölü Canavarı Van'ın kültüründe, manisinde, türküsünde, mizahında, sporunda yer edinmiştir. İnsan larımız inanıyor ve seviyor. Tartışmalar da devam edeceğe benziyor. 28 Abbas Güven ıdrellez; Rumi senede Nisan ayının 23'ü, milâdi senede mayıs ayının 6. günü. Hıdrellez, Hızır Aleyhisselam ile İlyas Aleyhisselam'ın isimlerinin birleştirilerek söylenmesinden doğan isimdir. ILYAS: Kur'an-ı Kerim'de ismi zikredilen za manın hükümdarıyla çok mücadele etmiş, çok zaman mucizeler göstermiş peygamberdir. HIZIR: Bir peygamber veya velidir. Allahüteâlâ'nın sevgili kullarındandır. Müslümanların imdadına yetişmek, yardım etmek, konuşmak özellikleri verilmiştir. Allah'ın izni ile keramet sahibi olup, vefat ettikten sonra ruhu insan şeklinde sözüküp gariplere yardım etmektedir. Bir yıl "HIZIR" ve "KASIM" olarak ikiye ayrılır. Mayıs ayının 6'sında Hızır ile yaz baş lar ve 186 gün sürer. Kasım ayının 8"ine kadar devam eder. Bundan sonra kış başlar, 179 gün (Şubatın 29 çektiği artık yıllarda 180 gün) sü rer. Yazın ilk günü sayılan 6 mayıs gününe Hıdrellez denilmesinin sebebi ise; Hızır Aley hisselam'ın kurak bir yere oturması ile o yerin yeşerip dalgalanmaya başlamasıdır. Bu sebeple, yaz başlangıcında ortalığın yeşermeye başladığı güne yeşil manasına gelen Hızır günü, yine bu güne Hızır ile İlyas'ın buluştukları rivayeti se bebiyle de Hıdrellez denmiştir. Bugünün İslamiyette dini bir hüviyeti, boyutu yoktur. Soğuk ve yağışlı geçen kış günlerinden sonra havaların "ısınması ve toprağın yeşille bürünmesi, insanların açık hava ya, kırlara çıkma arzuları Hızır ve İlyas Aleyhisselam'a müslümanlar arasında duyulan sevgi ve saygı ile birleşerek halk âdeti olarak yıllardır kutlan maktadır. Van'da Hıdrellez dualar, ni yetler, dilekler, eğlenceler, soh betler dolu şenliklerle kutlanır. Altı Mayıs'ta yapılan Hıdrellez gününün sosyolojik, toplumsal yönleri de bulunmaktadır. Van lılar bu günde bir araya gelip karşılıklı muhabbet ve sohbet ederler. Kırlarda mesire yerle rinde birbirlerine ikramda bulu- H Hıdrellez gününe özgü olarak evlerde KAVUT (kavrulmuş özel buğday, kavrulmuş nohut, tuz ve zencefil karışımı öğütülmüş un) yapılır. En az yedi eve dağıtılır. Kavut yapılır ken dualar edilir, niyetler tutulur. Sabah ezanı okunmadan, güneş doğmadan kalkılır, abdest alınır. Konuşmadan Değirmenbaşı denilen Akköprü mezarlığı yanında bulu nan (eskiden meyve ağaçlarıyla milli park gö Hıdrellez şenliklerinin geçmişi yüzyıllar rünümünde olan) yere gidilip orada iki rekat öncesine dayanır. Yıllar önce Hıdrellez için namaz kılınır. Burada Akköprü deresi akmakta dır. Akköprü deresinin etrafında toplanan bayram gibi hazırlık yapılırdı. insanlar taşlardan, evlenmek isteyen kızlar 5 Mayıs akşamı dilekler, dualar edilerek, gelin, çocuk isteyenler beşik, ev isteyenler ev, adaklar adanır. Akşam yapılan dileklerle birlik te gül ağacının veya başka ağaçların dallarına araba isteyenler araba şekilleri yaparlar, bir renkli kurdelalar bağlanır. Diplerine paralar gö kısmı da dileklerini kağıtlara yazarak dere su yuna atarlar. Bu dilek dileme güneş doğana mülür. Bu sırada şu mani söylenir: kadar sürer. Gün ışıklarıyla birlikte sabah na Bunu bağladım güle mazında başlayan konuşma yasağı dere kena Dalına bülbül gele rında dilek sonrası kalkar. Yeri göğü yaratan Değirmenbaşı'ndan gruplar halinde evlere dö Belki muradım vere. nüldüğünde dama bir küçük ceviz atılır. Karga cevizi hangi yöne götürürse evin bekar kızı o yöne gelin gideceği, bekar oğluna o yönden gelin gelece ğine inanılır. Cevizler dama atı lırken : narak dostluk, kardeşlik ve sevgi bağlarını güç lendirirler. Hıdrellez kutlamalarında, Van'ın halk kültürü canlı olarak kuşaktan kuşağa akta rılır. Bu günde, maniler, türküler, bilmeceler söylenir, oyunlar oynanır, geleneksel Van mut fağının seçkin yemekleri yenilir. Yaşama mutlu yönleriyle bakılır. Memleket sevgisi güç kazanır. Karga götür cevizi. Güldür be yüzümüzü İyi bir yere götür Mesut et kızımızı manisi söylenirdi. Van'da Hıdrellez kutlama ları iki bölümden oluşur; duadilek ve dayanışma-eğlence. Birinci bölüm akşam başlar, gün ışığı ile biter. İkinci bö lüm 6 mayıs günü öğlenden önce başlar akşama doğru sona erer. Dayanışma, eğlence ve kır gezilerinde önceden yapılan hazırlıklar, kıra gidecek gruplar evlerde son eksikliklerini ta mamlayarak, Çakkaloğlu Değirmeni ile tarihi Van Kalesi'ne giderler. Ailelerin yanla rında mutlaka bir semaverleri de bulunur. Hıdrellez gününe özgü İÇLİ ÇÖREK. *" MURTUGA, AYRAN AŞI. VAN BALIĞI. ÇILBIR, YAHNİ, KALEDOŞ, SENGESER, BOSTANİYEPASTALAR yapılır. Çakkaloğ lu değirmeni ve Van Kalesi o gün çok kalabalık olur. Yıllar öncesinde şimdiki Devlet Hastanesi önünde halk ve resmi görevlilerin birlikte hazırladığı, kutladığı şenlikler yapılırdı. Bu alanda Karamemet ve Çavuşbaşı kehrizleri akardı. Yağlı direk dikilir, direğe tırmanma yarışı yapılırdı. Van Kalesi, Değirmenbaşı, Hıdrellez kutlama alanlarıdır. Değirmenbaşı'nda, neşe içinde bir gün geçirilirken, Van Kalesi'nin güneyinde bulunan Horhor bahçeleri de cıvıl cıvıl olur, yumurta çıtlatma yarışı yapılır, maniler söylenir ve çeşitli Van çocuk oyunları oynanır ve türküler söylenir. Ayrıca Şeyh Abdurrahman Gazi türbesinde dualar okunur, dilekler dilenir ken. Urartulardan kalma "ANALI KIZ" denilen oyuktan genç kızlar "O yanım keçe, bu yanım keçe, keçe elime helal süt emmiş geçe" söyleyerek kayarlar, takılmadan kayıldığında tutulan dileğin kabul olacağına inanılır. Hıdrellez'ın Van'da yıllardır aynı coşkuyla HIDRELLEZ Sevinçle beklerdik, biz Hıdrellezi, Çünkü o müjdelerdi baharı yazı, Kırlara çıkardı binlerce kişi, Bir ağızdan söylerdik, gel Hıdrellez, Baharı müjdeleyen, Gül Hıdrellez. EVELİKLE KUŞ PEPESİ Şilesi, Ovayı süslerdi dağın lalesi, Nezirler dilerdi kızın anası, Topluca diyerdik, oh Hıdrellez, Kışda bitti, çiçeklendi geldi yaz. Fındığı alırdık ceviz satardık, Gece murat diler, erken yatardık, Kaleye giderdik, göle giderdik, Diyerdik murat ver, ver Hıdrellez, Binmeye kır at ver, ver Hıdrellez. İp bağlardık, çiçeklerin dalına, Falcılar bakardı, gençler falına, Çıkardık erkenden Erek dağına, Pekmez ile kar helvası yiyerdik, Yiyerdikte ama nede gülerdik. Demli çayı semaverde demlerdik, Kufaya doldurup çokça içerdik, KÜFLENKÜF sallanır, mani söylerdik, Diyerdik hoppala can Hıdrellez, Bizlere neşe ve ver Hıdrellez. ABBAS GÜVEN derki hey zaman bak, Kavurga gelirdi hem tabak tabak, Çiçekler açardı, açardı yaprak, Diyerdik gene gel, gel Hıdrellez. Gelince bizlere gül, Hıdrellez. Evelik: Bitki Kuş pepesi: Madımak Kufa: Saplı metal bardak Küflenküf: Salıncak kutlanır. Bu yılda çok büyük katılımla Vanlılar dilek dileyip dualar ederken Değirmenbaşı ve Van Kalesi'nde, halk kültürümüz de dolu dolu yaşandı. Gelecek yıllarda Hıdrellez'in daha çağdaş ve doğal güzellikleri bozulmamış, özenle hazırlan mış mekanlarda kutlanması Vanlıların en büyük dileğidir.
Benzer belgeler
14 - Hoşap Kalesi
atmadan, gözlerim bir noktaya takıldı kaldı...
Şok içindeydim... Bu açıkhava tapınağında yer
alan iki nişten birinin içinde bulunan, çocukken
üzerindeki çivi yazılarında defalarca parmakları
mı ge...