KARACADAĞ
Transkript
KARACADAĞ
T.C. DİCLE ÜNİVERSİTESİ GUNEYDOĞU TOROSLAR KARACADAĞ KARACADAĞ DİYARBAKIR DİYARBAKIR KARACADAĞ Prof. Dr. Yusuf Kenan Haspolat Koordinatör KARACADAĞ Prof. Dr. Yusuf Kenan HASPOLAT (Koordinatör) Katkılarından dolayı Müh. Murat TOMAR’a teşekkür ederiz. 1 Editörler Prof. Dr. Yusuf Kenan Haspolat Prof. Dr. Kemal Güven Yrd. Doç. Dr. Nizamettin Hamidi Doç. Dr. Reyhan Gül Güven İSBN: 000-000-000-000-0 NİSAN 2013 Grafik & Tasarım Eda Esra ÇELİK Seda ÇELİK Baskı UZMAN MATBAACILIK VE CİLTLEME 2 Kadir TÜRKMEN Davutpaşa Cad. Güven Sanaii sitesi B / Blok No: 315 Topkapı - İSTANBUL Tel: (O212) 565 23 00 Gsm: 0555 616 17 21 Yayınların Bilimsel ve Hukuki sorumluluğu Yazarlara aittir. Kaynak gösterilerek kısa alıntı yapılabilir Kısmen ya da tamamen çoğaltılamaz. 2 KARACADAĞ'DA SOSYAL HAYAT, KÜLTÜR VE TARİH Bölüm editörü: Yrd. Doç. Dr. Orhan Ateş 1-Karacadağ'da Yaşam / Pof. Dr. Yusuf Kenan HASPOLAT (Sayfa 5-97) 2-Karacadağ Yöresinde Türkiye Kalkınma Vakfı Projelerinin Kadınlar Üzerindeki Etkileri / Yrd. Doç. Dr. Songül AKIN (Sayfa 102-1113) 3-Karacadağ'da Daha İyi Yaşam İçin Seçenekler / Müh. İrem HASPOLAT (Sayfa 114-137) 4-Karacadağ Ve Kültür / Prof. Dr. Kenan HASPOLAT (Sayfa 138-180) 5-Diyarbakır Musiki Folklorunda Karacadağ Motifli Üç Halk Türküsü / Vedat GÜLDOĞAN (Sayfa 180-185) 6-Karacadağ Sorunlarıyla İlgili Panel, Rapor Ve Kanun Teklifleri / Prof. Dr. Kenan HASPOLAT (Sayfa 186-207) 7-Mitanni Devletinin Günümüze Yansıması ve Karacadağ'da Mitanni'ler (Metinan Aşireti) / Arkeolog Ayşegül Ümran ABAKAY (Sayfa 208-218) 8-XVI Yüzyıl Arşiv Belgeleri'nde Karacadağ Ve Çevresine Dair Bazı Notlar / Yrd. Doç. Dr. M. Salih ERPOLAT (Sayfa 219-223) 9-Karacadağ'da Yayla Kültürü / Eyüp KIRAN (Sayfa 224-230) 10-KARACADAĞDAKİ TAŞLIK ARAZİLERİN DİYARBAKIR VE BÖLGE EKONOMİSİ İÇİN ÖNEMİ Hakan Sidar Nurani ve Selim Erdoğan (Sayfa 231-266) KARACADAĞ'DA GIDA TARIM VE HAYVANCILIK Bölüm editörü: Yrd. Doç. Dr. Mine Baran & Doç. Dr. İsmail Gül 1. Karacağ'da Arıcılık / Fahri SAYLAK(Sayfa 267-272) 2. Karacadağ Üstüne / Mevlüt MERGEN (Sayfa 273-275) 3. Karacadağ'da Tarım / Murat TOMAR (Sayfa 276-289) 4. Karacadağ'da Hayvancılık / Murat TOMAR (Sayfa 290-298) 5. Yarı Açık Sistem Süt Sığırları Barınaklarının Kurulumu ve Makina Ekipmanları / İbrahim Halil ÖRCAN (Sayfa 299-318) 6. Dünden Bugüne Karacadağ Peyniri/Diyarbakır'da Süt Ürünleri / Mehmet Ali ABAKAY (Sayfa 319-324) 7. Dünden Bugüne Diyarbakır Karacadağ Pirinci / Mehmet Ali ABAKAY (Sayfa 325-332) 8.Karacadağ ve Kenger / İrfan Rıza YAZICIOĞLU, Prof. Dr. Kenan HASPOLAT (Sayfa 333-338) 9. Karacadağ'ın Entomolojik Açıdan Önemi / Dr. Celalettin GÖZÜAÇIK (Sayfa 339-348) 10. Karacadağ Meraları / Doç. Dr. İsmail GÜL Zir. Y. Müh. Sait KILIÇ (Sayfa 349-360) 3 KARACADAĞ ve ÇEVRE Bölüm editörü: Yrd. Doç. Dr. Türkan KEJANLI 1- Diyarbakır ve Çevresinde Yer Alan Karacadağ Volkanitinin Genel Özellikleri / Yrd. Doç. Dr. Orhan KAVAK (Sayfa 361-372) 2- Karacadağ'da Pomza Madeni ve Mühendislikte Kullanımı / Müh. İrem HASPOLAT & Öğr. Grv. Ahmet Akaydın (Sayfa 373-378) 3- Karacadağ'da Pomza Ocakları ve Topraksız Tarım / Müh. Murat TOMAR (Sayfa 379-382) 4- Diyarbakır Karacadağ Bazalt Taşı Özellikleri ve Kullanım Alanları / Prof. Dr. Yusuf Kenan HASPOLAT (Sayfa 383-398) 5- Karacadağ (Şanlıurfa) Civarındaki Suların Zooplankton Faunası / Bülent GÖKOT ve Doç. Dr. Aysel BEKLEYEN (Sayfa 399-404) 6- Su Kaynağı Olarak Karacadağ / Prof. Dr. K. HASPOLAT, G. Yalçın BAYAR ve Doç. Dr. Z. Fuat TOPRAK (Sayfa 405-413) 7- Karacadağ Bölgesinde Meşe, Badem ve Fıstık Ekim Çalışmaları / Müh. Murat HASPOLATLI (Sayfa 414-421) 8- Karacadağ Florası / Prof.Dr. A. Selçuk ERTEKİN (Sayfa 422- 456) 9- Topraksız Tarım ve Karacadağ Bazaltı / Müh. Murat TOMAR (Sayfa 457- 466) 10-Yapısal Özellikleriyle Karacadağ Bazalt Taşı ve Diyarbakır Tarihi Yapılarında Kullanımları / Yrd. Doç. Dr. Demet AYKAL, Derya Çakır AYDIN, Y. Berivan Özbudak, Y. Berivan, Arş. Gör., (Sayfa 467- 480) 4 KARACADAĞ'DA YAŞAM Yusuf Kenan Haspolat Volkan dağlarının yükseltisinin az veya çok olmasında lavların akışkanlığı etkilidir. Lavların akıcılığı fazla ise yükseltisi az olan yayvan görünüşlü volkan konisi oluşur. Bunlara tabla veya plato volkanlar denir. Örneğin Karacadağ volkan dağı . Karacadağ Volkanik Kütlesi Arap platformu ile kenar kıvrımları sübsidans havzaları arasındaki büyük tektonik faydan, üst Pliosende bazaltlar çıkarak yayılmıştır. Çok akıcı olan bu lavlar, orta Pliosen düzlüklerini örtmüşlerdir. İkinci püskürme aşamasında kırık çizgileri üzerindeki erüpsiyon merkezlerinden ilkine oranla daha kıvamlı lavlar çıkarak, Karacadağ volkan konisini oluşturmuşlardır. Dicle vadisine kadar ilerleyen lavlar ırmağı doğuya doğru itmişlerdir. Burada kapalı alanda bir göl de oluşmuş olabilir. Böylece drenaj koşulları değişmiş, sonradan kapmalar ile Dicle dış drenaja bağlanmıştır. Diluviumda dış drenaja bağlanan Diyarbakır Havzası yerel bir kaide seviyesine göre oluşmuş ve gelişmiş bir peneplen özelliğindedir. Bu peneplen dış drenaja bağlandıktan sonra Dicle ve kolllarınca yarılarak gençleşmiştir. 10 ve 50 m. yükseklikteki Dicle vadisi sekileri yarılma ve kazılmanın bir hayli şiddetli olduğunu göstermektedir. Karacadağ (Diyarbakır) (Halis Eker'in katkılarıyla) Prof.Dr. Yusuf Kenan Haspolat, [email protected] 5 Diyarbakır Dicle N. Karacadağ Kızıltepe Viranşehir 3 boyutlu uydu görüntülerinde 30 metre çözünürlükte Landsat 7 uydu verileri ve 90 metre çözünürlüğe sahip sayısal yükseklik modeli kullanılmıştır. Uydu fotoğrafları 2000-2002 yılları arasında çekilmiştir. Yükseltilerin kolay fark edilebilmeleri için yükseklik (kot) değerleri 1.5 ile 2.5 kat arasında abartılmıştır. http://www.atlasharita.com/ Karacadağ, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde sönmüş bir yanardağ olup, Diyarbakır ilinin güneybatısında yer alır. Volkanik Karacadağ kütlesi, bazaltik lavlardan meydana gelmiş büyük bir lav kalkanı olarak tanımlanır. Karacadağ, 120 km çapında, daire şekline yakın bir sahaya yayılmıştır. Karacadağ volkan kütlesinin zirveden çevresel kısımlara doğru eğimi çok azdır ve Diyarbakır, Viranşehir, Hilvan olmak üzere üç ayrı doğrultuda uzanır. Yaklaşık 7.200 km2'lik bir alana yayılmış bulunan Karacadağ'ın Diyarbakır yönündeki kesimi bitkisel üretime elverişlidir. Karacadağ'ın en yüksek yeri, Mergimir Tepesidir (1981 m). İklim şartları bir step ikliminin özelliklerini yansıtmakta, yıllık 495.4 - 601.4 mm arasında ortalama bir yağış almaktadır (5). Karacadağ volkanik kütlesi kuzey-güney uzanışlıdır. Yükselti kuzeyde Kollubaba Tepesinde 1957 m.ye ulaşır. Güneyde Mandal Tepe 1895 m. ve Tahtakili Tepe 1722 m,dir. Hawaii tipi bir kalkan volkan olan Karacadağ, çok akışkan lavları nedeniyle yüksek bir koni oluşturamamıştır. Volkan platosu üzerinde doğu-batı doğrultulu iki fay vardır. Kraterler faylar üzerinde yer almaktadır. Karacadağ ışınsal vadilerle yarılmıştır. Bu dağ Siverek ve Diyarbakır'ın doğal su ambarıdır (2). Diyarbakır'daki Karacadağ Volkanı, Pliosen sonu ve Kuaterner'de mevcut fay kırıklarına bağlı olarak ortaya çıkan lavlardan oluşmuş, 6 Hawaii tipi bir lav volkanıdır. Üzerinde birçok koni bulunmaktadır. Lavları geniş bir alana yayılmıştır. Karacadağ; Diyarbakır, Hilvan ve Viranşehir'e doğru uzanış gösteren kalkan şekilli bir volkandır. Karacadağ Volkanı bölgedeki taban seviyesinden çok yüksekte bulunmayan, basık bir dağ özelliği gösterir. 1000 m'den itibaren 957 m yükselir. Buna dayalı olarak 1000 m'lerde uzanan lav platosundan volkanın görünür yükseltisi en fazla 957 m'dir. Lavlar yaklaşık 120 km çapında daire şekline yakın geniş bir sahaya yayılmışlardır (67). 40-50 yıl öncesine kadar az da olsa ormanlık alanlarla kaplı olan Karacadağ (Zohary 1973)'da günümüzde aşırı tahrip nedeniyle bu ormanlık alanların yerinde küçük topluluklar halinde ağaçlara rastlanılmaktadır. Günden güne artan insan faaliyetleri (tarla açma veya tarım alanlarının genişletilmesi, mera ve step gibi doğal alanlarda aşırı ve düzensiz otlatma, çeşitli amaçlarla özellikle yakacak için geven bitkilerin sökümü) yörede bitki çeşitliliği üzerinde tehdit oluşturan en önemli etmendir. Birçok alanda geven toplulukları altında herhangi bir bitki örtüsüne rastlanılmaması gelinen durumun vahametini ortaya koymaktadır (68). 7 8 Yüksekliği 1000-1981 m arasında değişen Karacadağ'ın en yüksek noktası Mergimir Tepesi (1981 m)'dir. Diğer önemli yükseltileri; Mandal Tepesi (1895 m), Besrek Tepesi (1350 m), Keluşak Tepesi (1500 m), Harami Tepesi (1500 m), Aşağı Devekıran Tepesi (1510 m), Mergider Tepesi (1663 m), Bahadır Tepesi (1750 m), Turso Tepesi (1750 m), İnek Tepesi (1779 m), Acem Tepesi (1780 m), Kurt Tepesi (1800 m), Kanisor Tepesi (1810 m), Hazel Tepesi (1839 m), Bakşo Tepesi (1883 m), Kollubaba Tepesi (1957 m)'dir. Bu tepelerin birçoğu yazın kuruyan küçük akarsular tarafından yarılmıştır. Önemli bazı dereleri ise şunlardır; Sultan Deresi, Esirkul Deresi, Çapa Deresi, Mazıpınar Deresi, Gözün Deresi, Şekerpınar Deresi, Kara Dere, Hüre Dere, Gazal Deresi, Ziyaret Deresi, Simo ve Nevalmaz Dereleridir (68). Karacadağ zirveden bir görüntü (67) Kuşçu Krateri (87) 9 Karacadağ'ın Diyarbakır İçin Önemi Diyarbakır Halkevi Başkanlığı tarafından 138 sayı olarak Şubat 1938Haziran 1950 tarihleri arasında çıkan Karacadağ dergisine 'Karacadağ' adı neden kondu? Diyarbakır ile özdeşleşmiş olan iki coğrafi şekil vardır. Bunlar 'Dicle' ve 'Karacadağ'dır. Bu iki isim birçok özel ve kamu kuruluşunun isimlendirilmesinde kullanılmış ve kullanılmaktadır. Diyarbakır neşriyatına bakıldığında birçok gazete, dergi ve kitabın isimlendirilmesinde bu iki isme defalarca başvurulmuştur. Diyarbakır halkevinin yayımladığı dergiye 'Karacadağ' isminin verilmesinin nedenlerini 1. sayıdaki 'Niçin Çıkıyoruz?' başlıklı yazı ile Kazım Baykal; aynı sayıdaki 'Karacadağ' başlıklı yazı ile de Osman Ocak açıklamıştır. Bu yazılara bakılarak 'Karacadağ' isminin kullanılmasındaki amaçlar şu şekilde sıralanabilir. En önemli sebeplerin başında bu yörenin atalarımıza yurtluk yapmış olması gelmektedir. Şehrin hemen batısında yer alan bu dağın çevresinde yetişen tarım ürünleri ile şehre hayat veren suların buradan karşılanması, yaz aylarında çalışmaktan ve sıcaklardan bunalan şehir halkı için bir yayla görevi görmesi, bu şehir sakinlerini birbiriyle kaynaştırması sebebiyle bu isim kullanılmıştır (84). Bitki Örtüsü Diyarbakır Dicle Üniversitesi Fen akültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Ertekin'in Karacadağ'da Bitki Çeşitliliği adlı kitabı, yöre florasına ışık tutuyor. Karacadağ ve eteklerinde, arasında endemiklerin de bulunduğu 250'den fazla bitki türü var. Ayrıca buğdaygil ve baklagillerin yabani akrabaları da bulunuyor. Geven, pişik geveni, safran, düğünçiçeği, kenger, yılanyastığı, papatya, kandamlası ve sütleğen yörenin en fazla göze çarpan bitkileri olarak biliniyor. Geçmişte orman örtüsü meşe, mazı, çitlembik, dardağan, alıç, menengiç, ahlat, yabani armut ve dişbudak ağırlıklıydı (2). Tüm Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, bitki çeşitliliği bakımından zenginlik gösteren ve pek çok bitkinin gen merkezi konumunda Karacadağ. Neredeyse 250'ye yakın endemik bitkinin bulunduğu ve de bioçeşitlilik açısından da epeyce geniş bir alan Karacadağ. Bu bitkilerin 40 ayrı familyayı kapsadığı birçoklarının ifade ettikleri olarak dillendirilirse, zenginliğin boyutu daha da anlaşılır olur. Örnek olsun diye, Terslale'nin anavatanı Karacadağ dersek gerisini siz düşünün. Ve yine bu ülke sınırları içinde yetişen, en az on yabani buğday türünün yarısı Karacadağ kaynaklıdır. Son 35 yıldır Karacadağ eteklerinde yapılan arkeolojik kazılarda; Karacadağ'da 11 bin yıldan bu yana yabani einkorn buğdayının yerelleştirildiği bilimsel veridir (3). Dünyada Buğdayın İlk Üretildiği Bölge Günümüzde, bilim adamları ve kadınları Einkorn buğdayını (Triticum boeoticum), buğday türlerinin “büyükbabası” olarak nitelendirmektedir. Einkorn, 10 bir başka tür yabani çim ile (Triticum speltoides) karışmış ve Yabani Emmer (Triticum dicoccoides) ve Sert Buğday (Triticum durum) oluşmuştur. Yapılan yeni genetik araştırmalar, Türkiye'nin güneydoğusunda ve Bereketli Hilal'in üst kısımlarında bulunan Karacadağ Dağlarının, Einkorn buğdayının ilk kez 11.000 yıl önce ekildiği alanlar olduğuna işaret etmektedir. Ortadoğu ve başka bölgelerde halen yetişen Yabani Einkorn alanlarına yönelik yapılan bir araştırmada, Avrupalı bilim adamları ve kadınları, yetiştirilen Einkorn'a benzerlik sergileyen 11 belirgin genetik tür saptamıştır. Bu yabani türler, günümüzde Karacadağ yakınlarında, Şanlıurfa, Diyarbakır ve Kızıltepe üçgeninde yetiştiğinden ve muhtemelen uzun süredir bu bölgede bulunduğundan, bilim adamları ve kadınları bu bölgenin muhtemelen Einkorn ekiminin yapıldığı alan olduğu sonucuna varmışlardır. Bundan 25 yıl önce, İllinois Üniversitesi'nde agronom olan Dr. Jack Harlan'ın yaptığı bir deney, bölgedeki buzul çağı sonrası avcı-toplayıcı kavimlerin yemeklerinde yabani Einkorn'un muhtemel önemi ve bu türü ekmeye neyin yol açtığı üzerinde durmaktadır. Türkiye'nin güneydoğusunda, elle yabani Einkorn toplayarak Harlan, sadece üç haftalık bir sürede, küçük bir ailenin, onlara bir yıl boyunca yetecek miktarda ürün toplayabileceğini göstermiştir. Bir başka sert buğday türü olan Emmer'in kökeni, Einkorn ile benzer şekilde, Yakın Doğu olarak düşünülmektedir. Dört uçlu buğdaylara yönelik olarak 2002 yılında H. Özkan tarafından yapılan genetik araştırmalar da, Emmer ve Sert Buğdayın kökeninin Türkiye'nin güneydoğusu olduğunu göstermiştir. Emmer'in Einkorn'a kıyasla bir tahıl ürünü olarak ele alınması daha yenidir. Einkorn'a benzer şekilde, ilk medeniyetler Emmer'i, ekmek yapma becerisinin gelişmesinden önce, yulaf ürünü olarak tüketmiştir (4). Diyarbakır ve çevresinde özellikle Karacadağ'da 66 familyadan 269 cinse ait 534 bitki türü, toplam 552 takson olduğu bilinmektedir. Karacadağ'da yetişen 32 endemik tür saptanmıştır. Leguminosae, Compositae familyası bitkileri bölgede yetişen ve en fazla türü olan familyalardır. Yapılan araştırmalar sonucunda kültür formuna en yakın populasyonun Karacadağ/Diyarbakır bölgesinden toplanan ve halk arasında kaplıca buğdayı olarak adlandırılan Triticum boeticum ve Triticum monococcum türlerinin olduğu sonucuna varılmış ve buğday ve arpanın ilk defa Verimli Hilal olarak bilinen alanda kültüre alındığı yaygın şekilde kabul görmüştür (5). 11 Arkeoloji Karacadağın güney tarafı Mahal Mitanan (Mitanlar yurdu) adını taşır. Halk buna Mahal Metinan demektedir (6). Buradan hareketle bu yörenin de Mitanni'lerin bir yerleşim merkezi olduğu söylenebilir (Vikipedi). Ovabağ-Demirci arasında Mitannilere ait büyük bir harabe şehir mevcuttur Asurlular ve Karacadağ II:Asurnasirpal Kalhu yazıtında; 866'da Bit Zamanili adam ilaninin kenti Damdamusaya (Amidin güneyinde Kazıktepe) yaklaştım. Kenti kuşattım. Amedi kentinden ayrılarak Kaşiyari (Karacadağ) dağının geçidine girdim der (7). Bir Karacadağ halkı Nerbiler Nêrıbîler, M.Ö. 1100-650 yılları arasında zaman zaman Amed (Diyarbakır), Farqîn (Silvan), Telia ve Hani taraflarına hükmetmiş bir prenslik-beylik ve halk idi. Tarihteki isimleri Nêrıb, Nirib, Nribu, Nirbo olarak geçen Nêrıbîler'in ilk merkezinin Karacadağ'ın güney etekleri ile Viranşehir (o zamanki ismiyle Telia) olduğu Asur kaynaklarından anlaşılıyor. Üç sıra duvarla çevrili, pek kuvvetli bir şehir olan Telia/ = Til-H/ = Telâ, Nirbolar'ın en büyük şehri ve merkezi idi. 12 Nirbolar'ın akrabaları veya bir kolu olduğu zannedilen Neberdunlar/Nirdonlar ise Karacadağ doğusunda Ortaviran'a doğru yerlerde otururlardı. Bunların merkezleri de dört sıra duvarla çevrilmiş Madra şehri idi. Bu şehir şimdiki Mirhızir/Mirhıdır kalesinin bulunduğu yere düşüyor ve ihtimal ki bu kaledir. Madra semtlerinde M.Ö. 870 yıllarına doğru Ura/Urna adlı büyük bir şehir zikrolunuyorsa da yeri belli değildir. Çınar Mir Hıdır kalesi (Madran şehri) Yakınında da Ura şehri Hz. İbrahim'in Şatülaraptaki Ur şehri değil, Güneydoğuda bulunan Ur şehrinde doğduğu ifade ediliyor. Ugarit metinlerinde Güneydoğuda Ura şehrinden bahsediliyor. Ura neresi? Acaba Karacadağ bölgesi mi? O zamanlar bahsedilen bölge ve çevresinde, Kummuh ve Kirhi prenslikleri de vardı. Büyük devletler olan Asur ve Hititler de bölgeye hakim olmaya çalışıyorlardı. Sonradan bunlara Urartular da eklendi. M.Ö. 1280 yılında Asur Hükümdarı I. Salmanassar öncülüğünde Asurlular'ın bölgeye seferler düzenlemesi üzerine Nirbo, Kummuh ve Kirhi prenslikleri birleşip müttefik bir güç oluşturarak karşı koydular. Asur ordusu Kinabu civarında müttefik kuvvetler tarafından karşılandı. Yapılan büyük bir çarpışma müttefikler aleyhinde neticelendi. Parçalanan müttefiklerin bir kısmı Kinabu kalesine kapandığı esnada Nirbular da güneye doğru çekilmeye mecbur oldular. Asuriler, önce şiddetli bir hücumla Kinabu kalesini düşürdüler. Kalenin üç bin beş yüz savunucusundan altı yüzü öldürüldü. Geri kalanlar da esir edildi; imparatorun emriyle diri diri yakıldılar. Nariru (yeri belli değildir, Kinabu'nun oldukça yakınında, güneydoğuya doğru bulunabileceği sanılıyor) ahalisi bu sırada üç yüz elli silahla Kinabu'nun imdadına koşmuşlardı. Bunlar da Asur kuvvetlerine çatıp bozuldular, dağıldılar. Yalnız ellisi kurtuldu. Ötekiler diri diri yakılmaya mahkûm edildiler. Şehirleri de düşman eline düşmüştü. Güneye doğru çekilen Nirbular'ın yarısı el-Cezîre çöllerine kaçmış, yarısı da Ohira (Karacadağ) eteğine, kendi beylik merkezleri olan ve kuvvetli üç sur ile çevrili bulunan Tella'ya girebilmişti. Bu dönemden sonra Nirbular'ın ve Kirhilerin çeşitli isyanları olduysa da başarılı olamadılar. Zaman zaman Asurluların elinden alınan Karacadağ (Masiyus, 13 Kashiari) bölgesi ve Kuzey el-Cezire'deki Arami şehirleri Kral Salmanasar tarafından M. Ö. 835 yılında tekrar alındı (8). Karacadağ'ın Ergani bölgesinde höyükler Pirinçlikte Gevran ovasında bir höyük Gevran'da başka bir höyük Hanköy'de bir höyük Yüksel köyünde bir höyük M. Ö. 8000 yılları Ergani-Çayönü dünyada tarımın ilk yapıldığı yerdir. Ortaya çıkan buğdayın işlenmesi gereklidir. Bunun için bitişiğindeki Karacadağ'ın bazaltinin yardıma koştuğunu görüyoruz. Çayönü: Bazalttan öğütme ve ezgi taşları (H. Çambel) (46) 14 Tarihi Karacadağ güzergahları . Kanuni'nin Irakayn Seferi ile IV. Murad'ın Bağdad Seferinin Güzergahının Tespiti Türk Tarih Kurumu Başkanı Sn. Halaçoğlu'nun 2002 yılında yazdığı “Osmanlılarda Yollar, Menziller ve Posta Teşkilatı” adlı eserinde Kanuni'nin Irakayn Seferi Ruha-Diyarbekir ile IV. Muradın Bağdat Seferi Ruha-Kara Amid güzergahı şu şekilde belirtilmektedir: Ruha- Cüllab; Abidun-Elmalu; Akpınar/KaracadağKızıltepe; Kangırd Çayı-Kara Amid/Diyarbekir. Yaptığımız yüzey araştırmasında Karacadağ'daki Akpınar mevkii, günümüzde Mir Cemal Pınarı adıyla anılmakta olup, Ovabağın 8 km güneybatısında Karacadağ'ın Zirvesinin yakınındadır. Kızıltepe menzili Ovabağ'ın yaklaşık 2 km kuzeyinde Gıre Sor adıyla bilinmekte olup, Ovabağ'ın Mezarlığı olarak kullanılmaktadır. Yaptığımız alan araştırmasında Kankırd Çayı üzerinde halen Sultan Murat Yolu adıyla bilinen bir geçit ve yol parçası saptadık. Buna göre Kankırd Çayı üzerinde yer alan Topyolu Köyünden Sultan Murat yola geçmekte ve oradan Fabrika Köyü'ne yönelmektedir. Günümüz yer isimlerine bağlı olarak SULTAN MURAT YOLU Diyarbakır sınırları içinde şu güzergahı izlemektedir: Fiskaya/Höyük Fabrika Köyü Fabrika Köyü Topyolu Köyü Topyolu Köyü Kabahıdır Höyüğü Kabahıdır Höyüğü Soğansu Köyü Soğansu Köyü Buyuransu Köyü Buyuransu Köyü Kızıltepe/Ovabağ Köyü Kızıltepe/Ovabağ Köyü Mir Cemal Pınarı Sultan Murat Yolu bu noktadan itibaren Batıya yönelerek Şanlı Urfa il sınırlarına girmektedir (8). “Demirci Yolu” olarak isimlendirilen bir yolun varlığı, Siverek-Urfa arasında bugünkü modern yola alternatif bir yol olarak ortaya atılmıştır. Bu yol Kanuni Sultan Süleyman'ın Irakeyn Seferi'nde günlük tutan Matrakçı tarafından kaydedilmiş ve haritalarla gösterilmiş bir yoldur. Buna göre, Diyarbakır'dan başlayıp Karacadağ, Haçgöz, Elmalı ve Cullap / Edene'den Urfa'ya giden alternatif bir yol görülmektedir. Bu yol, modern Urfa-Siverek yolundan yaklaşık 20-25 km daha kısa bir yol olup üzerinde köprü ve höyüklerin yer almasından dolayı Geç Hitit Çağı'nda bu yolun kullanılmış olma olasılığı üzerinde durulmaktadır. 15 Siverek'e bağlı; Haçgöz, Siverek-Merkez, Taşlı gibi birbirilerine yakın olan bu yerleşim yerleri, muhtemelen İzala ülkesine ait kentler olmalıydı. Assurnasirpal II'nin 2. ve 10. seferleri sırasında vergi alındığı bilinen İzala ülkesi, Liverani'nin de söylediği gibi bugünkü Siverek ile Karacadağ bölgesi arasında olmalıdır. İzala ülkesinde 8 yerleşimin bulunduğunu ve bu yerleşimlerden bazılarının isimlerinin yazılarda geçtiğini bilmekteyiz (93). Karacadağ bölgesi Tarihi Dilaver köprüsü Dilaver köprüsünü Diyarbakır valilerinden Diyarbakır paşa yaptırdı. H. 1262'de ise Hacı Ragip bey kendi parasıyla tamir ettirdi. Diyarbakır İl Yıllığı1967.s.275 Dilaver köprüsü Diyarbakır Çarıklı köyünden Ovabağ istikametine çıkan ve Derik ilçesine giden ipek yolunun tarihi köprüleri Karacadağ Suları Güneydoğu Anadolu, Toros Dağları'nın önünde uzanan vadilerle derin bir şekilde parçalanmış, 500-600 m yükseltideki geniş kalker platolardan oluşmuş zirai bir bölgeyi temsil eder. Volkanik Karacadağ kütlesi, bu bölgeyi biri doğuda Dicle Nehri, diğeri ise batıda Fırat Nehri olmak üzere iki drenaj havzasına ayırır.(68) Diyarbakır jeolojisinde en etkileyici ve yeni olaylardan biri Karacadağ volkanik etkinliğidir. Karacadağ'ın lavlarının akışkan olması nedeniyle Ağrı, Süphan, Erciyes gibi yüksek bir volkan dağı oluşamamıştır. Hawai ya da kalkan türü volkanlar grubu içinde ele alınan ve lavların renginden dolayı Karacadağ adını alan bu koni 120/130 km çapında geniş bir alana yayılmıştır. Dağın oluşumu sona erdikten sonra ışınsal-radyal vadilerle yarılmıştır. Gözenekli bazaltlardan sızan yağmur suları ve eriyen karlardan oluşan sular Karacadğ'dan gelir. Ayrıca lavları üzerinde toprak oluşabilmiştir. Küçük kapalı alanlar da bu sulara bağlıdır. Güney kesimdeki Takırtukur Tepesi adını, lavların parçalanması sonucu oluşan manzaradan ve susuz oluşundan almış olmalıdır. Karacadağ'ın en yüksek doruğu 1957 m yükseklik gösteren Kollubaba tepesidir. Çevresine göre daha çok kar alan bu yüksek alan, bazı akarsuların da kaynak ve beslenme yöresidir. Örneğin Dicle'ye ulaşan Devegeçidi suyu, kaynağını Karacadağ'dan alır (9). 16 2.5 milyon yıl önce yükselmeye başlayan Karacadağ kütlesi üzerinde kar erimeleri ve sellenmelerle oluşmuş çok sayıda geçici akarsu vadisi bulunur. Bu akarsular, daha önce oluşmaya başlamış olan plato yüzeyindeki akarsulara bağlanırlar. Kela Deresi, Hamamgözü Deresi, Terhane Deresi, Garik deresi, Dankıran Deresi, Donguz Deresi, bu kesimde önemli derelerdir. Bu kesimde Alatosun (Daribi) Beldesi civarında çukur alanlara yerleşmiş göller de bulunur. Doğu kesimde plato sahası üzerinde de Düğün Deresi, Tarhane Deresi, Kela Dere, Dünyalıkal Deresi, Kuşdoğan Deresi, Hamamgölü Deresi, Mahsapar Deresi, Şenbeko Deresi, Donguz Deresi nispeten dar ve derin vadilerdir. Alitaş Tepe etrafında fazla derin olmayan vadiler açılmıştır. Küçükbeserek Tepe ile Abbas Tepe arasında bulunan konilerin kuzeyinde birbirlerine paralel güneybatı-kuzeydoğu yönlü Çoka Deresi, Kurt deresi, Kocaharam Deresi gibi vadiler yer almaktadır. Yukarıbitikçi Mahallesi civarında Hendek Dere, Kardela Dere, Kurtdolu Dere, Çat Dere, Sevk Dere gibi dereler yer alır. Bu kesimde vadi yoğunluğu fazladır. Pirinçlik batısında Kulu Deresi, Hazanbaşı Deresi, Birik Dere, Ayşe Deresi "V" şekilli ve nispeten derin vadilerdir. Karacadağ Volkanı sularını Fırat ve Dicle nehirlerine gönderir. Bundan dolayı kuzey, kuzeydoğu , doğu kesimdeki akarsuların çoğu Dicle Nehri'ne doğru yönelmişlerdir. Kuzeybatı, batı ve güneydeki akarsular ise Fırat Nehri'ne doğru yönelmişlerdir. Dolayısı ile kuzey-güney yönde uzanan Karacadağ zirve kesimi Fırat ve Dicle havzalarını birbirinden ayıran bir su bölümü çizgisi şeklindedir. Zirve kesiminde piroklastik unsurların yoğunlukta bulunduğu bölgelerde özellikle Karacadağ kuzeydoğu kesiminde drenaj daha hızlı bir gelişme göstermiştir. Zira bu kesimde bulunan vadilerin derinliği incelendiğinde bu kesimde aşınma katsayısının, özellikle litolojiye bağlı olarak daha fazla olduğunu söylemek gerekir. Ayrıca Karacadağ zirve kesiminde çeşitli göllerde toplanan sular bazı yerlerde yer altına sızar. Kuzey-güney yönlü profillerden çıkarılan bir sonuç Karacadağ kütlesi yamaçları üzerinde çok sayıda mevsimlik akarsuyun bulunduğudur. Bunlar daha çok sellerle ve kar erimeleriyle gelişen derelerdir (67). Karacadağ batısındaki Gedik Mahallesi civarındaki koni, Karabahçe güneybatısındaki Kırmızı Tepe konisi, Ovabağ Köyü kuzey doğusundaki Kırmızı Tepe, Gürece Köyü doğusundaki Beykor Tepe, Leblebitaş Köyü yakınlarındaki koniler gibi piroklastik konilerden cüruf almak amacıyla ocaklar açılmıştır (67). Yeraltı Su Kaynakları Diyarbakır çevresindeki yeraltı su kaynakları iki ayrı akifer şeklindedir. Bunlar üstte bazalt ve derinlerdeki kalker akiferdir(yaklaşık 300 m derinlikte). Üstteki akiferin kalınlığı ortalama 0– 60 m arasında değişir. 17 Diyarbakır'daki yeraltı sularının doğal drenaj sistemleri, bazalt ve kalker akifer için farklıdır. Bazalt akiferin drenaj alanı Karacadağ'ın tepesinden Dicle Vadisi'ne kadar olan sahadır. Kalker akifer drenaj alanı ise Diyarbakır'ın yaklaşık 30–35 km kuzeyinden itibaren yayılım gösteren Silvan-Midyat formasyonu ile Diyarbakır'ın 25–30 km güneyinden itibaren yayılım gösteren Midyat formasyonudur. Diyarbakır Yeraltı suyunu besleyen unsurlar, Kuzeyde Toroslara ve Batı Kısmında Karacadağ'a düşen yağışların ova kısımlara yeraltı akışlarıdır.(65) Karacadağ'ın Siverek bölgesine bakan kısımda çaylar Zengeçür ve Çam çaylarının Karacadağ'dan doğup Fırat'a akar. Zengecür Çayı Karacadağ'dan Fırat nehrine kadar uzayan bir vadiden gelen Zengeçür Çayı büyük kaynağını Fak köyü civarından alır ayrıca çay Kargaşi, Karaka, Darbi, Karabahçe, Sütpınar kaynaklarından da beslenmektedir. Gâvur Tepesinin güneyinde kavisler çizerek batıya doğru yönelir ve burada Gedik Suyu adını alır. Üç Kuyu köyünden itibaren Zengeçür Çayı adını alır. Daha sonra Kamışlık, Güngörmek ve Aksun geçtikten sonra sağdan Külhan adı verilen çayı alır. Kış ve ilkbahar aylarında Karacadağ`dan gelen kar ve yağmur suları ile taşar, yaz mevsiminde ise çay incelir, suyu azalır. Çam Çayı Kaynağını Karacadağ'ın Covtanik ve Derekıran tepelerinden alır. Hellis Köyü civarında Fırat Nehrine dökülür. Beşkardeş, Bahçecik ve Haldun Çaylarıyla beslenir. Bu çay Hilvan ile Siverek arasında doğal bir sınır meydana getirir. Çam çayı aslanlı kaynağını aldıktan sonra Hacı Kamil köprüsünden geçtikten sonra Hacı Hıdır Barajına ulaşır. Viranşehir bölgesi ve Karacadağ suyu Meryemçayır Pınarı--Karacadağ Gökverim Pınarı--Karacadağ Balluca Pınarı--Karacadağ Fatım Pınarı--Karacadağ Sütpar Pınarı--Karacadağ Tennur Pınarı--Karacadağ Pirsaat Pınarı--Karacadağ Nacar Pınarı--Karacadağ Beklik Pınarı--Karacadağ Habur Nehri Karacadağ`ın güney eteklerinden doğar, Fırat nehri`nin bir koludur. 18 Derik ve Karacadağ suyu Karacadağ'ın Derik bölgesine ait kaynaklara örnekler Hz. Seydoş'taki menba Derik ilçesine bağlı 70-80 haneli bir köy. Buğur Sırtını Karacadağ'a veren ve sarımtırak bir kayalığın eteğinde kurulan köy yıllardır sahip olduğu mağara sayesinde yaşıyor. Buralarda yaşamın çok eskilere dayandığı, eriyen kayalardan belli oluyor. İnsanın yürüdüğü, hayvanların geçtiği kayalar kısmen erimiş. Mağara köyün üst kısmında yer alan ve oldukça yüksek, sarp kayalığın altında bulunuyor. Osman Göngören mağaranın özelliklerini anlatıyor. Mağaranın adı Buğur. Köy ve yerleşim yerlerinin adları Türkçeleştirilirken, mağaraya ve köye de Derinsu adı verilmiş. Köylüler bu suya Ava Zinar diyorlar. Yani Kaya Suyu. Mağaranın içi yaklaşık üç metre kare var. Kayaların altında kaynayan su, mağara içinde bir göl oluşturmuş. Su kayaların arasında köyün içine, oradan da çeltik tarlalarına akıyor. Gölün duruluğu ve derinliği dikkat çekici. Bu su yerden bitiyor. Sürekli kaynıyor ve mağarayı dolduruyor. Mağara içinde oluşan gölletin derinliğinin yer yer on metreyi bulduğu ifade ediliyor. Suyu buz gibi. Çocuklar suyu kirletmesine rağmen hala şaşılacak kadar temiz ve duru duruyor. Temizliğini akmasına yoruyor. Daha çok Sine Seydoş ziyaretine gelen kadınlar mağaraya geliyor (64). Çınar ve Karacadağ suyu Çınar'ın 30 yıllık su ihtiyacı karşılandı. Diyarbakır'ın Çınar İlçesi'ne Karacadağ eteğinde bulunan Beneklitaş kaynak suyundan, su şebekesi çekildi. (Kenthaber.17-10-2004) Karacadağ eteklerindeki Hırbestili kaynağından Çınar ilçe merkezine getirilen cazibeli su sayesinde, su sorununu ortadan kaldıran Çınar Belediyesi, 2010 çalışma sezonunda başlattığı çalışmalarla kaçak su kullanımını da kayıt altına alarak önemli bir başarıya imza attı. Diyarbakır'ın Çınar İlçesi'nde su sorunu son buldu. İlçe merkezine yaklaşık 28 kilometre uzaklıkta yer alan Karacadağ eteklerindeki Hırbestili kaynağından yıllar önce ilçe merkezine bağlanan cazibeli su, borular küçük ve eski olduğundan yetersiz kalıyordu. İlk iş olarak 2009 yılı çalışma sezonunda borular tamamen yenilendi. Daha önce 12 bin 19 nüfusun ihtiyacını karşılamayan su, 70 bin nüfusun ihtiyacını karşılayabilecek kapasiteye ulaştırıldı (Diyarbakır , Söz . 03.09.2010 ). Diyarbakır ve Karacadağ suyu Karacadağ soğuk suların olduğu bir yerdir.Serin rüzgarlar nefes almamızı sağlar Kanuni Süleyman Bağdat Seferi'ne giderken Karacadağ'dan getirilen “Hamravat Suyu”nu içip rahatladıktan sonra, “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi” özdeyişini söylemiş Hamravat suyu:1535'te Kanuni kendi kesesinden bu suyu Diyarbakıra getirdi (10). Karacadağ bir şifa mekanıdır: 29.09.1549'da Kanuni İran seferine giderken Diyarbakır'a uğradı. Halep'ten geliyordu. Yolda hastalandı. İstirahat ve tedavi için Karacadağ yaylalarında bir süre kaldı (11). Diyarbakır salnamelerinde 'Bu dağların bazısında el ve ağız dayanmayacak surette soğuk sular tenebbu ve pek latif havalar tenessüm eder' denmektedir (12). Rahmetli Esma OCAK Karacadağ'ı şöyle anlatır: İsterseniz biz sizinle Karacadağ'ın bu günkü hallere düşmeden önceki yıllara doğru şöyle hayali bir yolculuk yapıp, tarih ve edebiyatımıza damgasını vuran bir olayı birlikte yaşayalım. 1554 yılında İran seferinden hasta olarak dönen Muhteşem Süleyman o hükümdarlar hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman, konaklamak üzere, otağını Karacadağ'ın eteğindeki ormanlığa kurdurtarak istirahate çekilmiş, ciğerlerinden rahatsızmış. Yorgunluğuna, stres ve heyecanlarına eklenen terleyip üşümelerden, iştahsızlıkla yoklayan ateşlerden zayıflayıp bitkin düşen bu ülkeler fatihi dev yürekli, narin yapılı hünkarın gönlü, ölüme yenik düşerek bu güzelim dünyayı, bu koca imparatorluğun hükümdarlığını bu yaşta ve böyle feci bir şekilde bırakıp gitmeye razı gelmediğinden, Azraille cebelleşmeye başlamış. Tutuştukları güreşten yenik çıkmak üzere olduğunu algılayınca, zaptettiği kalelerin, kazandığı zaferlerin, sahibi bulunduğu debdebe ve daratın tümü nazarında sıfıra inmiş. Müthiş bir yıkım içine girdiğinden, yüzüne, acılı, hüzünlü, sert çizgiler oturmuş. Baş ucunda bekleyen hekimlerinin önerileriyle yapıp sundukları ilaçları reddeder bir umutsuzluk içinde yıkılıp kaldığı yatağında ateşin etkisiyle sayıklayıp, öteki dünya seferine hazırlanırken, ilerleyen günlerin, ciğerlerini zorlayan nefesine rahatlamaya benzer bir hafiflik getirdiğini sezgileyerek, cılız da olsa yaşama dönebileceği gibi bir umuda kapılmış. Bu Karacadağ'ı kuşatan ağaçların salgıladığı oksijeni soluyup, eşi benzeri görülmemiş kalitedeki HAMRAVAT suyunu içerek, şifalı otlarıyla beslenen koyunların yağından, yoğurdundan, arıların çiçeklerinden derledikleri baldan az az da olsa yiyebilmenin sağladığı iyiye doğru gidiş, Hükümdara önceden verdiği yola devam 20 emrini erteleten kararı aldırmış... Bir rivayete göre kırk gün, diğer bir söylentiye göre de iki ay burada kalarak, iyiden iyiye sağlığına kavuştuktan sonra yol hazırlıklarını başlatmış. Geçirdiği hayal kırıklığıyla dolu ateşli, acı veren evreler, sağlığın, hatta bir tek soluk alıp verişin bile hiç bir görkem, hiç bir şan ve şöhret, hiç bir rütbe ve varlıkla kıyaslanamayacak değerde bir nimet olduğunu ruhuyla benliğine çok etkileyici bir biçimde yerleştirmiş olacak ki; “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi” dizelerini atlattığı bu badireden sonra Karacadağ eteklerinde yazıp söylemiş. Tamamen sağlığına kavuşup İstanbul'a döndükten sonra, kendisine yeni bir hayat bahşeden Karacadağ'la, bağrından fışkırttığı suya karşı duyduğu minneti ödemek kadirbilirliğiyle, baş ustalarından Kasım Çelebi'yi Diyarbakır'a gönderip, ilkel, uyduruk arklar, su yollarıyla kente ulaşan HAMRAVAT suyunu mazbut ve gizli kanallarla bir yere kadar getirttikten sonra, yaptıracağı su kemerlerinin üstünden sur içindeki depoya ulaştırmak suretiyle kent halkını çok temiz ve sağlıklı bir suya kavuşturması göreviyle vazifelendirmiş. Kanuni Sultan Süleyman hazretlerinin emri şahaneleriyle iki buçuk, üç yıl içinde yaptırılan su kemerleriyle kanalların böyle hoş bir anısı vardır (36). Karacadağ suyunu getiren su kantaraları Karacadağ suyunu getiren su kantaraları (Foto: Osman Köker) 21 Kantaralar - Su Kemerleri - Diyarbakır ( N satıcı) Karacadağ suyunun Diyarbakır'a giriş yeri (Gözeli) Karacadağ havzasında kış ve ilkbahar aylarında akan dere ve akarsuların yeterli olduğu gözlenmiştir. Bunların birçoğunun özellikle kurak yıllarda, yaz mevsiminde kuruduğu bilinmektedir. Bu akarsuların çoğundan ne yazık ki yararlanılamadığı gözlenmiştir. Bazı yerleşim yerlerinde, akarsuların önüne basit setler çekilerek göletler oluşturulmuştur. Bu göletlerden köylüler arazi varlığı oranında yararlanmaktadırlar. 1984 yılında sulama göletlerin yapımına başlanmış, buna rağmen günümüze kadar köylü çabaları dışında herhangi bir işlem yapılmamıştır. Sulama göletlerinin kapasitesi o yıl ki yağış miktarına bağlı olarak değişmekle birlikte 700-800 dekar bir alan bu göletler aracılığıyla sulanabilmektedir. 22 Ancak Alatosun köyünde mevcut göletlerin su birikim sorunları vardır. Biriktirilen suyu muhafaza etmek de önemli bir sorundur. Bazı göletlerde (özellikle Karacadağ beldesi) su kaçağı yaşanabilmekte bu da ekilecek çeltik tarım alanını sınırlamaktadır. Bu göletlerin çok küçük yatırım masrafları yapılarak tesis edilmesiyle yöre halkının refahının yükseltilmesine katkı sağlanabilir. Akarsuların olmadığı yerleşim yerlerinde 150-200 m derinlikten sondaj yoluyla yer altı sularının da kullanılabileceği görülmüştür (29). Seggür Çayı: Karacadağ'ın kuzey yamacından ve Çiyaye Res'de akan sulardan oluşur. Bazalt platodan kuzeydoğuya doğru akar. Diyarbakır topraklarında Yekav denilen yerde Boğaz Çayı ile birleşir. Bundan sonra Devegeçidi Suyu adını alır. Devegeçidi Barajı da bu iki çayın önünde kurulmuştur. Bu çayda yasayan balıkların rengi siyahtır. Kışın ve ilkbaharda suyu çoktur. Yaz mevsiminde suyu kurur. Yine de geniş yaylada beslenen hayvanların su ihtiyacını karşılar. Az bir masrafla bu çevrede çok amaçlı göletler yapılabilir. Köylülerin kendi çabalarıyla kazdığı iptidai kuyuların önünde sebze ekimi yapılmaktadır (57). Tarihte Karacadağ ormanları Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde Karacadağ'dan bahsederken, sığ ormanlık alanların varlığına dikkat çeker. Urfa'dan Diyarbakır'a giderken, meşeliklerden güneş yüzü göremediğini, yolculuk boyunca bin bir çeşit bitki ve çiçek gördüğünü defterine kaydeder. Evliya Çelebi'nin tarihe düştüğü not ne kadar doğru bilemiyorum ama Karacadağ'ın geçmişten taşıdığı birçok izi günümüze ulaştırdığı halde, bugün artık özelliklerini bir bir kaybettiği görülüyor... Sığ olmasa da birçok ağaç türü her bahar kökü üzerine yeşeriyor yeşermesine ama üç-beş günde koyun sürülerinin, develerin gazabına uğrayarak, yapraksız ve dalsız kalıyor. Kökü toprakta gökyüzüne uzanmanın umuduyla, bir başka baharı bekliyor. Yani Karacadağ ağaçsız bir dağdır. Evliya Çelebi'nin yazdığı dokuyu kaybedeli yıllar oldu. Karacadağ taş istilasındadır. Ne ağaç, ne bin bir çeşit çiçek var ortada. Her yer simsiyah taşlarla kaplı. Umudunuz derin bir hüzne dönüşebilir. Ama umudunuzu kaybetmenize gerek yok. Kaç talana, kaç yangına uğradı Karacadağ. Yüz sene evveline kadar Diyarbakır bölgesinin büyük bir kısmı ormanlıktı. Karacadağ çevresi, Çermik, Çüngüş, Ergani, Piran, Eğil, Hani, Lice, Kulp ve Hazro dağlık mıntıkaları baştan başa meşe ormanıyla örtülü idi. 1870 yılında Diyarbakır-Siverek yolunu açtıran Vali Kurt İsmail Paşa'nın bugünkü Kırgalı (Pirinçlik) ötesinden (şehrin 25 km kadar batısı) yol güzergahını geçirmek için baltacı kolları gönderdiği ve Karacadağ'ın bu kuzey eteklerinde günlerce orman içinden ağaç kestirerek yolu açtırdığı bir hakikattir (14). Eskiden Karacadağ ağaç ve ormanla kaplıydı. Develerle odun getirilirdi. Ne deve kaldı, ne de odun. Şimdi develer gelince, atlar onları vahşi hayvan sanıp ürküyor. (2) Fuat İplikçi anlatıyor; Vatandaşlar Karacadağ'a kadar kesip getirmişler ormanları. Evliya Çelebi de ağaçlardan gökyüzünün görünmediğini söyler (15). 23 Rahmetli Esma OCAK Karacadağ'ı şöyle anlatır: Eski tarihlerin birinde, Diyarbakır'ın güneybatısını genç mi genç, yeşil mi yeşil bir dağ kaplar, bağrından püsküren lavların karattığı bazalt taşların altından, yanından yöresinden sular fışkırmış. Altına güneş geçirmez sıklıktaki ağaçlarla kaplı bu yeşilli karalı dağın adı KARACADAĞ'mış. Eteklerine konup kalkan aşiretlerin, yaylasında otlayan sürülerin, yamaçlarında yayılan atların, düzlüğüne çöküp kalkan develerin, ağaçları arasında tur atan kuş çeşitlerinin, oğul veren ana kovanlarının haddi var, hesabı yokmuş. Yüzyıllar boyu sürdüre geldiği misafirperverliği gereği, sonu gelmez kervanlara, tilki, geyik, kurt, kuş katarlarıyla, yaban keçisi sürülerine kol, kucak açar, doruklarında uçuşan bulutlara baş değdirebilmek sevdasıyla dinçleştikçe dinçleşirmiş. Amma ve lakin günün birinde görkemine göz diken azılı bir canavar, varlığını yok etmek ihtirasıyla üstüne doğru yürüyüp, dipten doruğa yalayıp yutmak suretiyle, bugünkü duruma düşürmüş zavallıcığı. Asırlardan beri az ötesindeki toprakların altında yatıp uyuyan bu canavarın adı bakır madeni, dürtükleyip uykudan uyandıranı da, devletmiş. Eşe deşe, devire çevire, altını üstüne getire, kazmalaya kazmalaya damarına parmak basınca, öyle bir öfkeyle silkinip, başını topraktan çıkararak kükremiş ki, korkudan ödü kopan Karacadağ, olduğu yere sinivermiş. Nasıl sinmesin ki? Boynuna geçirdikleri kemendi ellerinde tutan devlet adamlarının, bu canavarı hale yola sokmak için yakmayı planlayıp, altına verilecek odunu kendisinden temin etmeye kalkışabilecekleri korkusuna kapılmış. "Aman! Yaman" diyemeden de korktuğuna uğramış. Devrin boş beyinli idarecileri kafa kafaya vererek, bir sürü istişarede, fikir alışverişinde bulunduktan sonra, akıl almaz bir sorumlulukla katline ferman hazırlamışlar, Koca Karacadağ'ın. Bulunan madeni eritip bakıra dönüştürmek için o bölgeye bilmem kaç katır yükü odun getirecek olanların askerlikten affedilecekleri yasasını çıkarmışlar. Yasa ilan edilir edilmez, eli balta tutan herkesle birlikte, çevre kent, ilçe ve köylerden akın akın, ordular halinde gelenlerin tecavüzüne uğramış. O devletten bu zillete, o bekaretten bu saldırıya uğrayışa nasıl dayansın cömertliği, mertliği, güzelliği ile göğsünü bir kalkan gibi sivriltip duran Karacadağ. Kahrından, utancından yerin dibine girmek istercesine suyunu selini karnına çekip, ölüm gibi ağır bir uykuya dalmış.(36) Karacadağ volkan konisi (1938 m) bulunmaktadır. Bu volkan konisi, türü (Hawaii) gereği, yaymış olduğu lav bazaltik olup, siyah ve çok akışkandır. Bundan dolayı Karacadağ Volkanı yükselmemiş ancak geniş alanlara yayılmıştır, genel olarak bazik lav karakterli bazalt (karataş) taşları yayılmış durumdadır. İlçenin en yüksek yeri olan Karacadağ volkan konisinin zirvesi (1938 m) ile bu koniye bağlı oluşmuş olan bazı parazit konilerdir. Bunlardan en önemlileri ise Kurt Tepesi (604) ile Beş Tepe'dir. Karacadağ'ın bulunduğu alanda yer yer Meşe (Quersus) ormanlarına rastlan24 maktadır. 20.yy'ın ortalarına doğru bu alanlar orman açısından zengin bir örtüye sahip iken, bu yıllardan sonra kaçak kesimler ve yakacak temin etmek için büyük oranda tahrip edilerek yok olmayla yüz yüze bırakılmıştır. Ormanın yok edildiği alanlarda dikenimsi Garig toplulukları yer almaktadır (16). Sık, güzel meşe ormanları tükenmiştir. Ormanların kalıntısı olarak çalılıklar, fundalıklar görülür ve geçmişin büyük ormanlarının belgeleri olarak dikkati çeker. Meşeden başka kızılağaç, gülgen, isfendan, yabani gül, yabani fındık ağaçları kuru ormanlar halinde yer yer kalabilmişlerdir. Dağ keçisi ve benekli pars tükenmiştir. Yaban ördeği, çulluk, keklik, bıldırcın hala görülmektedir (1). Karacadağda meşe ağırlıklı ağaçlandırma var Karacadağ'ın doğal vejetasyonunda meşe ormanları, Besrek Tepesi, Bedro Yaylası ve Leblebitaş Köyü etrafında küçük topluluklar halinde mevcutur. Bunun yanında alanda, Leblebitaş dışında alıçlar çok az sayıda bireyden oluşan ve alt örtüsü otlatma nedeniyle yok olmuş topluluklar oluşturmaktadır. Alandaki aşırı tahribat nedeniyle gerek orman gerekse step toplulukları homojen bir yapı arz etmemektedir. Alanda tanımlanan birliklerin tamamı tek ve çift tekerrürlü türlerin bol olarak bulunduğu insan etkisi altındaki tahribatı işaret eden açık birlikler halindedir. Karacadağ'da doğal olarak yetişen bazı bitki türleri sebze olarak kullanılmaktadır. Bunlardan Diyarbakır'da yaygın olarak satılan bitkiler; kenger ve akban bitkileridir. Sebze olarak kullanılanlar; tere, kenger, yarpuz, tuzik, çoban çantası, hardaldır. Meyva olarak ise; alıç türleri, dardagan türleri, ahlat yetişir (82). 25 Karacadağ'da bir dağ meyvesi aluç (Alıç) Kahvesinden faydalandığımız Karacadağ menengiçi Ağaçsız bir dağ Karacadağ, Diyarbakır-Urfa-Mardin Üçgeninde Oldukça Geniş Bir Alana Yayılan, Sönmüş Volkanik Bir Dağ. Karacadağ, Diyarbakır-Urfa-Mardin üçgeninde oldukça geniş bir alana yayılan, sönmüş volkanik bir dağdır. Yöre insanı dışında, çoğu kişi Karacadağ'ın bir dağ olduğunu bile bilmez ya da fark etmez. Çünkü dağlarda olan birçok yeryüzü şekli ve dağ dokusuna Karacadağ'da rastlanmaz. Daha çok yüksek bir yaylayı andırır. Ama yayla değil, basbayağı dağdır. Dağın rakımı Urfa sınırlarında 550 metreyken, daha üst kısımlarına gidilince 1915'e kadar ulaşır. İnsan yükseltinin farkına bile varamaz. Derin vadileri, yüksek uçurumları yoktur. Ancak yükseltisi kışın zemheri bir soğuk, yazın serin bir esinti olur insanın yüzünde... Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde Karacadağ'dan bahsederken, sığ ormanlık alanların varlığına dikkat çeker. Urfa'dan Diyarbakır'a giderken, meşeliklerden güneş yüzü göremediğini, yolculuk boyunca bin bir çeşit bitki ve çiçek gördüğünü defterine kaydeder. Evliya Çelebi'nin tarihe düştüğü not ne kadar doğru bilemiyorum ama Karacadağ'ın geçmişten taşıdığı birçok izi günümüze ulaştırdığı halde, bugün artık özelliklerini bir bir kaybettiği görülüyor. . Sığ olmasa da birçok ağaç türü her bahar kökü üzerine yeşeriyor yeşermesine ama üç-beş gün de koyun sürülerinin, develerin gazabına uğrayarak, yapraksız ve dalsız kalıyor. Kökü toprakta gökyüzüne uzanmanın umuduyla, bir başka baharı bekliyor. Yani Karacadağ ağaçsız bir dağdır. Evliya Çelebi'nin yazdığı dokuyu kaybedeli yıllar oldu. Karacadağ taş istilasındadır. Ne ağaç, ne bin bir çeşit çiçek var ortada. Her yer simsiyah taşlarla kaplı. Umudunuz derin bir hüzne dönüşebilir. Ama umudunuzu kaybetmenize gerek yok. Kaç talana, kaç yangına uğradı Karacadağ? O bilinmeyen, kaçak söylenen bir türküdür köy odalarında. Cevabı dengbejlerin yanık seslerinde saklıdır. Talana, yangına ve sürgüne dair söylencelerin adıdır Karacadağ. Yoksulluğun ve koçerlerin sığınağıdır. Bütün ağaçlarını kaybetmiş, çırılçıplak kalmış ulu orta... 26 Ama bir Bedro Tepesi vardır ki insana umut aşılar, Evliya Çelebi'yi hatırlatır. Çölün ortasında bir vaha misali. Bedro bütün siyahlığa rağmen ağaçlı ve yeşildir. Bir orman değildir, koruluktur. Asırlık meşelikleri insanı soluklandırır. Evliya Çelebi'nin anlattıklarının binde biri kadar olmasa da meşe ağaçları bütün savrulmuşluklara inat, dimdik ayaktadır. Her nasılsa korunmuş, bugünlere ulaşmıştır Bedro Tepesi. Bir de kıl çadırlar vardır yanı başında Bedro'nun. Yoksuluk ve unutulmuşluk kokan, teknolojiden uzak, elektiriksiz kıl çadırlar. İçlerinde sıra sıra ve her yaştan zayıf, çelimsiz çocuklar yaşar. Anneleri, babaları dağda, bayırda koyun sağmada ya da otlatmada. Onlar ise yapayalnız, bir başlarına çadırlarda büyümeyi beklerler. Kapkara gözleri, soğuktan çatlamış elleri Karacadağ dokusunun tamamlayıcısıdır adeta... Ne eski koyun sürüleri ne de geniş otlaklar var artık... "Yoksulluk bizi burada yaşamaya mecbur ediyor. Başka ne yapabiliriz? Koyun nerede doyarsa biz ordayız. Bu yıl kurak geçiyor. Koyunların sütü yok denecek kadar az." diyor Bedro'lu Hasan amca. "Çeltik tarlaları vardı buralarda eskiden. Karacadağ pirinci deyince akıllar dururdu. Şimdi biz burada bulgura hasretiz." diyor Hasan amca, "Çok değil, 70-80 yıl önce buralar hep ağaçlarla kaplıydı. Kesilenler, yakılanlar derken elimizde üç-beş ağaç kaldı. Korumaya çalışıyoruz. Bir gölgelik olsun, üç-beş kuş yuva yapsın diye korumaya çalışıyoruz..." diyor içi burkularak (66). Karacadağ (Fotoğraf: Edip Çelik) 27 Karacadağ eteklerinde kurulmuş Alabalık ve Sera tesisleri Fotoğraf: Edip Çelik (2013) 28 Bazalt kaplı Karacadağ Karacadağ ve Yaz Geçmişteki yazlığımız Karacadağ Bugünlerde yazın Hazar gölüne gidenler geçmişte Karacadağ'a giderdi. Hüseyin Abdioğlu o günleri anlatıyor: Zaten Diyarbekirliler yazlık diye bir yerlere gitmezlerdi. Diyarbekirlilerin bir de Karacağ eteğinde Ova bağ yolu dedikleri manzarası güzel mekanları vardı. Orada çadırlar kurulurdu. Orada herkesin bir çevirmesi vardı. Rahmetli dedem anlatırdı; O kadar kalabalık olurmuş ki, yazın orada bezzaz dükkanı bile açılırmış. O zamanlar Alipınar köyü bile orman içindeymiş. Milli aşiret Hamidiye kumandanı İbrahim paşa o ormanların hepsini yaktırmış.(15) 1937 yılına ait bir kitapta Diyarbekir halkının yaz mevsimini geçirmek için daha yüksek ve serin Ergani ilçesine, Karacadağ dağ köylerine ve şehrin bağlar mevkiindeki köşklerine gittikleri söyleniyor .(17) Mehmet Mercan anlatıyor: Diyarbakır'ın kar depolarının çoğu Karacadağ eteklerinde, Gazi Köşkü sırtlarında ve Kırklardağı üzerindeydi. Kışın yağan kar buralarda depolanırdı. Toprağa derin ve geniş çukurlar açılır, toplanan kar buralara bastıra bastıra doldurulur üstü bolca samanla ve kalın bir toprak örtüsü ile kapatılır, yaza saklanırdı. Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında bu kar depoları usulüne uygun açılır, muhafazalı bir biçimde kente getirilir testereyle kesilerek satılırdı... İlkbahar ve Karacadağ Baharın bir habercisi kenger satılmasıydı. Karacadağ'da orman kalmadı ama bin yılların "kenger"i direndi zamana. Kar erimeye başlayınca, kenger topraktan fışkırır. Hele birazcık güneş görsün, dikenli yapraklarını toprak yüzeyine, gövdesini de toprağın derinliklerine uzatır. Kara, soğuğa dayanıklıdır. Her taşın altında biten kenger, yöre insanın da vazgeçilmez yemeğidir. Beş-on santimetre uzunluğundaki etli ve süt beyaz gövdesi yemek yapılırken kullanılır, dikenleri de kuruyunca çevre köyler için iyi bir yakacak olur. Bahar öncesi yetişmeye başlayan kenger, mayıs ortalarında yeşilliğini kaybeder, kartlaşır ve dikenleşir. Dikenleşen kenger kadınların sırtlarında kıl çadırlara, köylere taşınır. Yani kenger üç ay aş, beş ay yakacaktır. Antik Karacadağ lavlarında yetişen, kıraç ve yanmış toprağı sever kenger(13). 29 Dağlara Bahar Gelende Kenger Nisan sonunda eyvallah der, bahar da öyle, buralarda. Birden sıcak bastırır. Kenger sevdalıları deseler de, Kenger bu günlerde spesiyal bahar lezzeti. Tıpkı Karacadağ'a has mantar türü Kemê gibi. Karacadağ dedik de, bir başka olur Karacadağ'da bahar. 250 rakamıyla ifade edilen ve 40 ayrı familyaya mensubiyeti bilinen bitki türlerinin ve de Ters Lale'nin vatanıdır Karacadağ. Bahar en çok bu bitkilerin doğayla kucaklaşmasına yakışır (18). Karacadağ Yaban Lalesi, Mart aylarında açar, Nisan aylarında solup kaybolur. Karacadağda kış (Foto Çağdaş) İlçe merkezine yaklaşık 45 kilometre mesafede bulunan 1.919 rakımlı kayak merkezinin yer aldığı Karacadağ'ın zirvesinde sabah saatlerinde kar yağışı başladı. Zirveye doğru yoğunlaşan kar nedeniyle toprak beyaza büründü. Meteoroloji Bölge Müdürlüğü yetkilileri, bölgedeki kar yağışının gece geç saatlere kadar sürmesinin beklendiğini bildirdi (55). Karacadağda kayak Fotoğraf: Burhan Çelik Şanlıurfa'nın Siverek İlçesi'nde bulunan Karacadağ Kayak Merkezi yeni sezonu törenle açtı. Karacadağ Kayak Merkezi sezona şölen havasında girdi. Yoğun katılımın yaşandığı açılışta özellikle çevre köylerden gelen vatandaşların kayak gösterileri dikkat çekti. Sıcak iklim bölgesinde bulunan Şanlıurfa'nın en yüksek bölgesi Siverek İlçesi'ne bağlı Karacadağ'da, 1998 yılında hizmete giren Karacadağ Kayak Merkezi'nin yeni sezon açılış törenine, Şanlıurfa Valisi Şükrü Kocatepe, Diyarbakır 30 Vali Vekili Abdulkadir Yazıcı, 20. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Alaaddin Örsal, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Erdal Sarızeybek, Emniyet Müdürü Kutlay Çelik, Siverek Kaymakamı Halil İbrahim Değerli, davetliler ve çevre köylerdeki vatandaşlar katıldı. Kayak merkeziyle ilgili bilgi veren Siverek Kaymakamı Halil İbrahim Ertekin, 1919 metre yüksekliğinde volkanik bir yanardağ olan Karacadağ'da, 1998 yılında kurulan kayak merkezinde pist uzunluğunun 300 metre, genişliğinin ise 500 metre olduğunu söyledi. Ertekin, bölgenin elektrik probleminin çözülmesi için trafo kurulacağını bildirdi. Sıcak iklim kuşağında bulunan Şanlıurfa'da kayak merkezi bulunmasının sevindirici olduğunu belirten Vali Şükrü Kocatepe, bölgenin elektrik ihtiyacının trafoyla giderileceğini, konaklama tesisi ve spor tesisleri için çalışmalar yapacaklarını söyledi. Açılış töreninden sonra, saatinin 5 milyon lira, günlük ücretininse 20 milyon lira olduğu kayak takımlarını kiralayan köylüler, kayak şov yaptı. Kayak yapmayı kendi kendilerine öğrenen ve zirvesinde batonsuz kayan köylülerin zaman zaman yaptıkları akrobasi hareketler, davetlilerin beğenisini kazandı. Şalvarları, puşularıyla kayak yapan köylüler, kayakseverleri Karacadağ Kayak Merkezi'ne davet etti. www.kenthaber.com: 05 Ocak 2004. Karacadağ'da kayak Fotoğraf: Burhan Çelik 31 Diyarbakırlı 400 Genç Karacadağ'da Kayakla Tanıştı Diyarbakır Gençlik Spor ve Müdürlüğü'nün organize ettiği 'Karacadağ Kış Yürüyüşü' programıyla 400 genç kayak yapma imkanı buldu. Diyarbakır Gençlik ve Spor Müdürlüğü'nün organize ettiği 'Karacadağ Kış Yürüyüşü' programıyla 400 genç kayak yapma imkanı buldu. Karacadağ'ın eteklerine ilk kez çıkan gençler kayak yaparak doyasıya eğlendi. .. Karacadağ'da ilk etapta 1,5 kilometrelik yolu aştı. Ardında Karacadağ'ın zirvesine ulaşan gençler, burada kayak yapma imkanı buldu. Diyarbakır Doğa Sporları Gençlik Kulübü, Diyarbakır Ticaret Meslek Lisesi Doğa Sporları Kulübü ve Dağcılık Federasyonu Diyarbakır İl Temsilcisi Abdurrahim Ekin'in de katıldığı kayak programı renkli geçti. . Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Abdullatif Umut, bu programı düzenlemekten dolayı mutluluk yaşadıklarını söyledi. Gençleri kayakla tanıştırmanın mutluluğunu yaşadıklarına dikkat çeken Umut, şimdiye kadar kayakla tanışma imkanı bulamayan gençleri bir araya getirdiklerini söyledi. . Gençlerin mutluluğunu paylaştıklarına dikkat çeken Umut, güzel anların yaşandığına vurgu yaptı. Farklı projelere imza atmaya çalıştıklarını anlatan Umut, "Şimdiye kadar hiç kayakla tanışmayan 400 gencimizi kayakla tanıştırdık. Çok güzel anlar yaşandı. Gençlerimiz çok mutlu oldular. Onların mutluluğu bizim mutluluğumuzdur." dedi. . Çoğunluğu lise öğrencilerinden oluşan öğrencilerin ilk defa kayak yapma imkanı bulduğunu anlatan Umut, öğrencilerin boş zamanını bu şekilde değerlendirdiklerine dikkat çekti. Gençleri kötü alıkoymayı planladıklarını söyleyen Umut, şöyle konuştu: . "Gençlerin devlete millete faydalı gençler olmaları için etkinlikler yapmaya çalışıyoruz. Bunun için farklı projeler üzerinde çalışıyoruz. Bu projeyle de hem 32 gençlerin kayak yapma imkanı bulmasına ön ayak olduk hem de gençlerin bir araya gelmesini sağladık. Bu herkesin toplumsal sorumluluğudur. Herkesin bu konuda duyarlı olması lazım." . Dağcılık Federasyonu Diyarbakır İl Temsilcisi Abdurrahim Ekin ise böyle bir programın yapılmasından dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Gençlere hitap eden önemli bir programın ortaya konduğuna dikkat çeken Ekin, öğrencilerin büyük bir bölümünün ilk defa Karacadağ'a çıkma fırsatını bulduğunu anlattı. Programın yapılış amacının da bu olduğunu dile getiren Ekin, ciddi bir desteğin olmasından dolayı mutluluk duyduklarına dikkat çekti. . Daha önceki gezilerde en fazla 15 kişilik grupları götürebildiklerini ifade eden Ekin, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nün desteğiyle 400'den fazla öğrencinin kayakla tanıştığını dile getirdi. (Cihan Haber Ajansı) 29.02.2012 Kayak yapmak isteyen Karacadağa gidiyor 11 Ocak 2011 günü birlik olarak kayak yapmaya gelen vatandaşlar, Türkçe ve Kürtçe müzik eşliğinde kar üzerinde halay çekip, mangal keyfi yapıyor. Şanlıurfa'nın Siverek İlçesi'nde 1919 rakımlı olan volkanik Karacadağ'daki kayak merkezi yeni sezonu açtı. Şölen havasında açılışı gerçekleştirilen Karacadağ'da oldukça renkli görüntüler yaşanırken, en çok ilgiyi çevre köylerden şalvar ve poşularıyla kayak yapmaya gelen köylülerin gösterileri çekti. Sıcak iklim bölgesinde bulunan Şanlıurfa'nın en yüksek bölgesi Siverek İlçesi'ne bağlı Karacadağ'da, 1998 yılında hizmete giren Karacadağ Kayak Merkezi'nin yeni sezon açılışı yapıldı. Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Malatya gibi çevre illerden çok sayıda vatandaşın geldiği Karacadağ'da, pist uzunluğu 300 metre, genişliği ise 500 metre olan kayak merkezinde kaymanın tadını çıkardı. Türkiye`de en ucuz kayak keyfi'nin yaşandığı Karacadağ'da, kayak ücreti alınmazken, tesiste günlük olarak 20 liraya kayak takımları kiralanarak vatandaşların hizmetine sunuluyor. Bölge insanının vazgeçilmez tutkusu haline gelen Karacadağ'da kayak yapmayı kendi kendilerine öğrenen ve zirvesinde botsuz kayan köylülerin zaman zaman yaptıkları akrobasi hareketler, davetlilerin beğenisini kazanıyor. 33 Şalvarları, poşularıyla kayak yapan köylüler, kayak severleri Karacadağ Kayak Merkezi'ne davet etti. Günü birlik olarak kayak yapmaya gelen vatandaşlar, Türkçe ve Kürtçe müzik eşliğinde kar üzerinde halay çekip, ardından mangal keyfi yaparak günün yorgunluğunu üzerlerinden atmaya çalışıyorlar. Faik Bulut'un Karacadağ izlenimleri üç ünlü vadi ve su kaynağı görüyoruz: Çelkani (Kırk gözeler), Eyyüppınar ve Zirkevi. Her taraf guni (yani geven), taş ve kayayla kaplı. Göçerler üç kısım: İlki konar göçerler; yazı yaylada, kışı Ceylanpınar, Viranşehir ve Çınar tarafında ovada geçiriyorlar. Tek geçim kaynakları hayvancılık. İkincisi, dağ çevresindeki köylerde yerleşik olanlar. Sadece yazın hayvanlarını Karacadağ'a götürüyorlar, sonbahar ve kışın köylerine dönüyorlar. Üçüncüsü eskide kalan bir göçerlik türü. Bölgenin yerlisi olmayıp dışarıdan gelenler. Beritanlılar aşireti gibi. Karacadağ'ın doğu yüzü Diyarbakır'a, Çınar ilçesine bakıyor. Ovabağ, Kalecik, Leblebitaş (Çepeniya) ve Karasungur (Geliyebukan) köylerini geçiyoruz. Burada volkanik patlamalar sanki dün yaşanmış gibi, arazi 50 kilometre boyunca uzanan bir kömür deposunu andırıyor. Bir yandan da bazaltların içinden ağaçlar fışkırıyor. Diğer etekte göremediğimiz pirincin hasını, muhtarın tarlasında bulduk. Yöre pirinci deyince durmak lazım! Taşlık ve soğuk suyla beslenen toprakta yetişiyor. Yedi yılda bir ekilmesi gerek, yoksa toprağın bereketi kalmaz. Arazinin yapısına göre bire 60 ürün verebilir. Bir ölçeğe dört beş ölçek su koymak lazım ki, beyler sofrasının pirinci kıvamını bulsun! Ahmed Arif bam telini yakalamış: 'Karacadağ'da çeltikler/ Bir kız çocuğunun gözyaşı gibi/ Ayak bileğinde bir dizi boncuk/ Sol omzunda nazarlık/ Dağ başında unutulmuş, üşümüş/ Minicik bir aşiret kızının/ Damla damla, berrak olur pirinci/ Kamyonlarla, katır kervanlarıyla/ Beyler sofrasına gider' Gıre Bedro'da (Bedro Tepesi) bulunan obadakiler Şahin aşiretinden. Zazaca ve Kurmanci konuşuyorlar. Anlattıklarına göre 300, 400 yıl önce Bingöl tarafından gelmişler. Bir paşanın hışmına uğrayan kardeşler dört bir yana göçmeden önce kendi aralarında bir parola belirlemiş: Şeva reş, şuva reş; miya qer, berxe ber.' (Kara gece, kara nadas; karakoyun ve önündeki kuzu.) Bu sayede yüzyıl sonra birbirlerini bulmuşlar. Onlar da yaşamlarından şikâyetçi ama başka meslek olmayınca köy ile 34 yayla arasında idare etmeye çalışıyorlar. Yöredeki biricik deve sürüsü bu göçerlerin mülkiyetinde (2). Diyarbakır Karacadağ kilimlerinde malzeme ve teknik Özellikle düz dokuma yaygılarda büyük zenginlik ve çeşitlilik söz konusuyken zamanla yok olma aşamasına gelmiştir Hayvanlardan kırkılan yünler temizlenir,yün tarağında taranarak koyun pisliği ve ot dikenleri temizlenir.taranan yünler teşi denen eğirme aletiyle ip haline getirilir,son zamanlarda fabrikasyon ipler kullanılmaya başlanmıştır. Elle eğrilerek kullanılan ipler kilime güzellik katar.Elle eğrilmiş yünün büklümleri uzunluğuna paralel olarak ayarlanmış liflerle birlikte gevşektir ve kilim yüzeyine pürüzsüzlük vermektedir, bu da kullanılan renkleri güzelleştirerek parlaklık kazandırmaktadır (93). Yörede üretilen kilimlerde çoğu zaman çözgüler boyanmadan kullanılmasına rağmen ,atkı iplikleri galepler (çileler) haline getirilerek boyanmaktadır. Boyamada ise yörede bulunan çeşitli bitkilerin yaprak,meyve,kabuk ve köklerinden doğal renkler elde edilmektedir. Ancak sentetik boyaların kolay olması nedeniyle devreye girdiğini görüyoruz. Karacadağ kilimlerinde kullanılan renkler kırmızı veya tonları, sarı veya tonları,beyaz,siyah,mavi,yeşil veya tonları,mor,gri,kahverengi veya tonlarıdır. Teknik olarak da kilim,cicim veya iki tekniğin de bir arada kullanıldığını görüyoruz Daha önceleri yer tezgahları kullanılırken,ıstar tezgahları ve modern tezgahlar kullanılmaya başlanmıştır. Diyarbakır Karacadağ kilimleri kullanıldıkları yere göre taban kilimi,yolluk kilimi,seccade,divan kilim,duvar kilimi,yastık kilimi,minder kilimi olarak ayrılmaktadır. Karacadağ kilimleri, geometrik,stilize hayvan ve bitki motifleri ile süslenmiştir.Düz dokumalarda genellkikle geometrik şekillerin bir araya getirildiği kompozisyonlar ya da geometrik tarza uydurulmuş stilize edilmiş hayvan ve bitki motiflerinden oluşturulmuş kompozisyonlar dikkati çeker.Düz dokuma tekniğinde desen oluşturma yapılan bir desenin ardından yeni bir desen işleme gibi kolaylıklar sağladığından kompozisyon oluşumları bir anlamda zorunluluk sonucu ortaya çıkmaktadır.Teknik olarak yatay iplik sıralarıyla dokunan yaygıların nakışlarının geometrik veya geometrize edilmiş olması kaçınılmaz bir olaydır. Karacadağ kilimlerinin birçoğunda kenar su çerçevesi kullanılır.Su bordörü olarak en çok zikzaklar,meandırlar içinde geometrik şekilleri olan altıgen,devetabanı,küçük kurbağa gibi motifler kullanılır. Kilimlerde kullanım alanına göre tek parça veya iki parçadan(iki şak) yapılarak birleştitildiği örnekler de bulunmaktadır. Kilimlerin çoğu orta kısmında üç göbekli, beş göbekli kompozisyonlara sahipken sadece uç ve orta kısmında motiflere sahip 35 kilimler de dikkati çeker. Kilim örneklerinde bir diğer özellik ise göbekli işlemelerin dışında bir düzen içerisinde sıralar halinde kuşak kuşak kompozisyonların da oluşturulduğudur (93). Karacadağ'da Hane Yapısı Karacadağ'da ortalama hane büyüklüğü genel olarak on (10) kişidir. Ancak hanenin yapısı, sosyal konumuna ve yaşam devinimindeki yerine göre farklar gösterebilmektedir. Karacadağ'da, erkek soyundan üç kuşağın, yani dede, babaanne, baba, anne ve çocukların bir arada yasadığı hane yapısı egemen olmamakla beraber oldukça yaygındır. Bu tür “geniş aile” yapılarında aynı hanede yasayanların sayısı on (10) veya on kişinin üzerinde olmaktadır. Ancak erkeklerin bir kısmı, maddi durumları uygun olursa ve geçimlerini babalarından ayrı olarak sağlayabiliyorlarsa, evlenip ilk çocukları dünyaya geldikten sonra ayrı bir eve çıkabilmektedir. Bu tür hanelerde yaşayanların sayısı üç kişiden on kişiye kadar değişebilmektedir. Karacadağ'da, haneleri birbirlerine sıkı ilişkilerle bağlı, birer ekonomik ve sosyal birim olarak kabul etmek gerekmektedir. Haneler kendi içlerinde yaş ve cinsiyete dayalı belli hiyerarşik yapıya sahiptir. Ayrıca kendi geçimlerinden birinci derece de kendileri sorumludur. Örneğin ayrı bir eve çıkma kararının neye bağlı olduğu sorusuna, tüm köylerde hanenin kendi geçimini sağlayabilmesi yanıtı verilmiştir. Ayrıca köylerin yarısından fazlasında aile içinde özellikle kadınlar arasındaki güç ilişkilerinin de önemli bir faktör olduğu söylenmiştir. Kimi köylerde (örnegin Çömçeri) evli erkek çocuk aileden ayrılmaya karar verdiğinde kendine miras kalacak olan toprağın zilliyetini ve kendine düşecek hayvanları da almakta ve miras paylaşım zamanında ailenin mal varlığı evde kalan erkek kardeşler arasında bölüşülmektedir. Hanelerinden ayrılan evli erkek çocukların aileleri ile ilişkileri sıkı bir şekilde devam etmektedir. Köyü ilgilendiren konularda karar alınacağı zaman bir çok haneden oluşan bir aileyi bir tek kişi temsil etmektedir. Ayrıca hanenin dışarıdan yardım almasını gerektiren bazı ekonomik ilişkiler (borç alıp verme, hayvan otlatma vs.) geniş aile içinde alınan kararlarla yürütülmektedir. Bu tür ilişkilerin özellikle, göreceli olarak daha güçlü ve zengin ailelerde yoğun olarak sürdüğü gözlemlenmiştir. Yoksul ailelerin ise çeşitli nedenlerle bu tür ilişki ağlarının dışına çıkmış veya çıkartılmış olduğu tahmin edilmektedir. Kadınların karar mekanizmaları dışında bırakılmaları, geleneksel yapıya hakim olan erkek egemen yaklaşımın bir yansıması olarak belirmekte,bu tür ilişkilerde kadınlar dışlanmaktadır. Ancak kadınlar karar mekanizmalarına gizli olarak etki edebilmektedirler.(32) 36 Karacadağ'da Konut Durumu Karabahçe ve Yarımkaş yerleşim birimleri dışındaki köylerde konutlar birbirlerine büyük benzerlik göstermektedirler. Bunlar çoğunlukla eski, tamir görmemiş ve ortalama iki odası olan evlerdir. Yakacak olarak hemen her yerde tezek kullanılmaktadır. Nadiren bazı yoksul hanelerin ve yaylada kalanların yakacak olarak geven (Astragalus) bitkisinden yararlandığı da söylenmiştir. Karabahçe ve Yarımkaş köyleri dışında diğer köylerde yenilenen veya genişletilen eve rastlanmamıştır. Karabahçe köyünde son yıllarda tüm haneler ev dışına tuvalet yapmış ve kimi göreceli olarak zenginleşen haneler ise evlerini genişletmiştir (3 oda). Yarımkaş köyünde ise konutların bazılarının şehirdeki apartmanlara benzer hale dönüştürüldüğü ve içeriye tuvalet yapıldığı gözlenmiştir. Evler genellikle sade olup, duvarlarında ağırlıklı olarak dini öğelerin işlendiği fotoğraflar asılıdır. Altaylı, Karabahçe, Oglaklı, Yarımkaş köylerinde ve Kapıkaya beldesinde tuvaletler konut dışında, genellikle avluda, bağımsız tuvalet mekanları bulunmakta, diğer köylerde ise tasların üst üste konularak yarı yarıya kapatıldığı bölümler veya ahırlar tuvalet işlevini görmektedirler. Ancak su yetersizliği ve şebeke suyun olmaması nedeniyle konutlarda tuvaletin bulunması bir ihtiyaç olarak görülmemektedir. Köylerde yapılan görüşmelerde konut durumunun önemli bir statü ve zenginlik göstergesi olduğu belirlenmiştir. Kadınlarla ve göreceli yoksul olanlarla yapılan görüşmelerde görüşülenlerin çoğunluğu ellerinde para bulunduğu takdirde evlerine yatırım yapacaklarını söylemişlerdir. Ancak bu yatırımın biçimi/konusu hakkında fazla bilgi toplanamamıştır. Gözlemlerimize dayanarak zengin ve fakir evler arasındaki farkın duvarların sağlamlığı dışında, mutfak gereçleri (tencere, tabak, bardak vs.), buzdolabı, halı ve yatak (karyola) sahibi olmak olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca odaların büyüklüğü ve sayısı da başka bir zenginlik göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır (19). 37 Karacadağ Çadırları Çadırın orta direk sayısı çadırın büyüklüğünü belirler. Çadırlar standart direk sayısı olur. En küçüğü 3 direkli olarak başlar ve 5 direkli, 7 direkli, 9 direkli olarak kurulur. Orta direkleri evin en olgun erkekleri yerleştirir, kadınlar genelde çadırı geren etrafındaki kazıkları çakar. Çadırın bir bölümü erkek misafirlere ayrılır. Aileye ayrılan kısımda da mutfak en köşede olur ve mutfakta bütün yemek erzakları olur. Mutfağın ön kısmında yemek ve ekmek pişirilen tezgah olur. Aileye ayrılan kısımda evin en genç gelinine ayrılan bölüm olur,gelinin yeri etrafı güzel nakışlı,desenli kilimlerle örtülü olur. Misafirlere ayrılan kısmın etrafı açık olur. Çadırların büyüklükleri hane nüfusuna ve ev sahibinin aşiretin içindeki pozisyonuna göre değişir. Çok misafiri gelen gideni çok olan ailenin çadırı da büyük olmalıdır (35). Karacadağ çadırları (Foto.Umut Kaçar) Göçerler üç kısım: İlki konar göçerler; yazı yaylada, kışı Ceylanpınar, Viranşehir ve Çınar tarafında ovada geçiriyorlar. Tek geçim kaynakları hayvancılık. İkincisi, dağ çevresindeki köylerde yerleşik olanlar. Sadece yazın hayvanlarını Karacadağ'a götürüyorlar, sonbahar ve kışın köylerine dönüyorlar. Üçüncüsü eskide kalan bir göçerlik türü. Bölgenin yerlisi olmayıp dışarıdan gelenler. Beritanlılar aşireti gibi. Kimi obaların yanında küçük bostanlar var. İğde, incir, asma ve kavak ekili. Yerleşik olmaktan umut kestikleri için buralarda yurt kurmayı tasarlıyorlar. Bu göçerlerin kıl çadırları (Kürtçesi kon, el) geniş bir alana yayılıyor ve etrafı revag isimli çitle çevrili. Açık ve dostlar, lokmalarını herkesle paylaşıyorlar. Genelde 12 direkli olan çadırlar hane halkı ve misafirler için ikiye bölünüyor. 38 Anlatılanlara bakılırsa, kışın uygun kırraç (hayvanların otlayabileceği, kar tutmayan alan) için ovaya giden göçerler, yerleşik köylülere mera kirası ödüyor. Ceylanpınar Üretme Çiftliği yakınlarında da ona buna hava parası vermek zorundalar. Ova köylüleri ise göçer sürülerinin tarlalara zarar vermesinden şikâyetçi. Okul yok, kimse okumuyor. Sağlık hizmeti nadiren veriliyor. Teknoloji namına sadece piknik tüpü ve az sayıda cep telefonu var. Tüm obalardaki talep aynı: 'Devlet bize yerleşim yeri versin!' (2). Ziyaret edilen köylerin büyük bir kısmında, göreceli olarak en zenginlerin evinde bile arzu edildiği söylenen yaşam standartlarına ulaşılamadığı belirtilmektedir. Aşiret ve şeyhlik, Güneydoğu'da sıkça rastlanan geleneksel yönetim ve örgütlenme biçimleridir. Diyarbakır genellikle aşiret etkisinin azaldığı bir yer olarak bilinse de Karacadağ'da halen bu yapıların etkin olarak sürdüğü görülmüştür. Karacadağ'da Yardımlaşma konusunu ele alırken iki çeşit yardımlaşma şeklini ele almak gerekmektedir. Bunlardan birincisi eşitler arasında yardımlaşma iken, bir diğeri güç ve servet olarak eşit durumda olmayanların birbirleri ile yardımlaşmasıdır. Karacadağ'da “eşitler arası yardımlaşma” aile ve akraba ekseninde yürümektedir. Akrabalar genellikle birbirlerine yakın oturdukları zaman günlük işlerini birlikte yapabilmekte ve ihtiyaçlarını birlikte giderebilmektedirler. Bunun en sık rastlanan örneği birlikte sürü oluşturup bunları sıra ile gütmek seklinde olmakta (Alatosun ve Kapıkaya hariç), ancak kadınlar arasında ev işlerinde birbirlerine yardımcı olmak gibi şekilleri de alabilmektedir. Ayrıca Yarımkas köyünde ot biçmenin de yardımlaşarak sürdürülen bir faaliyet olduğu söylenmiştir. Yapılan toplantılarda yardımlaşma konusu gündeme getirildiğinde anlaşılan şey genellikle “muhtaç durumdakilere yapılan yardım”lar olmuştur. Bunun bir sebebi birinci tür yardımlaşmanın çok yaygın ve sık yapılıyor olması ve bu yüzden de görünür olamaması olabilir. İkinci bir sebebi ise eşitler arasında yapılan yardımlaşmaların uzun dönemde karşılıklı olması ve bu yüzden de yardımlaşma değil, değiş tokuş olarak algılanması olabilir. Göreceli zenginlerin fakirlere yardım etmesi Karacadağ'da sık rastlanmayan ve Altaylı köyü sakinlerine göre zamanla azalmakta olan bir pratiktir. Muhtaç olanlara genellikle yiyecek yardımı yapılmaktadır. Örneğin Halıören köyünde, hasattan sonra fakir hanelere birer çuval buğday verilebilmektedir. Karabahçe köyünde ise su tankeri olanlar olmayanlara yardımcı olmaktadır. Ayrıca kimi köylerde fakirlere zekat şeklinde yardım yapılmaktadır. Karacadağ'da Gelir Ve Geçim Kaynakları Karacadağ yöresindeki başlıca geçim kaynakları sırasıyla hayvancılık, mevsimlik işçilik ve bitkisel tarımdır. Yapılan görüşmelerde köylüler, yıllık geçimin sağlanabilmesi için her orta gelirli hanenin mutlaka mevsimlik işçilikle ve hayvansal, bitkisel üretimle uğraşmaları gerektiğini vurgulamıştır. Bunlardan hayvancılık, hayvan ve hayvansal ürünlerin satılması sonucu getirdiği nakdi gelir yanı sıra süt, yoğurt gibi hanenin günlük geçim ihtiyaçlarını sağladığı için özellikle önemlidir. (19) 39 Karacadağ bölgesi toprak yapısı ve potansiyeli bakımından verimli topraklara sahiptir. Organik tarıma elverişlidir. Çeltik üretiminde temel girdi olarak su göletlerinin ve sulama potansiyelinin olması büyük avantajdır. Doğal ve suni göletleri besleyecek yüzey su potansiyelinin bulunması önemlidir. Kış mevsiminde olağan olarak karın yağması ve baharda eriyen bu karlardan su göletlerin beslenmesine elverişli olması bir fırsattır (30). Bitkisel üretimde ağırlıklı olarak arpa ve buğday ekilmektedir. Buğday hanenin un ihtiyacı için, arpa hayvan beslenmesi için kullanılmaktadır. Pirinç önemli bir ürün olmakla beraber 7 yılda bir ekilmektedir. En önemli ekonomik faaliyet hayvancılıktır (31). Karacadağ köyleri ve yaşam Konu başka bir yazarca ele alınmıştır. Biz sadece resimlerle konuya yaklaşacağız. Ehli bir hayvan 40 Karacadağ'da küçük baş hayvancılık Foto:Umut Kaçar Karacadağ yoğurdu 41 Ovabağ 42 Büyük başlar cılız Mera alanı yetersiz Naylonlar altında yem bitkileri 43 Köy yaşamı Hayvan sulaması için iptidai bir gölet 44 Hilar – Siverek arası bölgede tarım hayvancılık 45 Karacadağ'da Cinsiyetlerarası Güç Dağılımı Karacadağ'da kadınlar erkeklere nazaran daha çok çalışmakta, kararlara daha az katılmakta ve kaynaklara daha zor erişmektedir. Ancak bunlar tamamen güçsüz olduğu anlamına gelmemektedir. Sosyal ve ekonomik statü, aile, hane yapısı, kendi aralarında kurdukları ilişki ağları ve yas gibi değişkenlere bağlı olarak, sınırlı dahi olsa kadınların dolaylı yollardan ekonomik ve sosyal güç elde etmeleri mümkün olabilmektedir. Karacadağ'da Cinsiyetlere Göre rol Dagılımı Yeniden üretimle ilgili (yemek yapmak, bulaşık-çamaşır yıkamak, temizlik yapmak ve çocuk bakmak) tüm sorumluluk bütün hanelerde sadece kadınlarındır. Üretim ile ilgili işlerin paylaşımı, harcanması gereken güç ve emek ise cinsiyet kodlarına bağlı olarak belirlenmektedir. Erkekler bitkisel tarım söz konusu olduğunda genellikle ağır iş gücü gerektiren ekim, biçim, gübreleme, traktör ve at kullanma işleri ile uğraşmaktadırlar. Kadınlar ise ekin toplama işinden sorumludurlar. Hayvan bakımı ile ilgili olarak ise ot toplama, yem verme, süt sağma, kuzu otlatma ve ahır temizleme işleri kadınlar tarafından, çobanlık ve yün kırkımı ise erkekler tarafından yürütülen işlerdir. Kadınlar aynı zamanda tezek yapma, erkekler ise inşaat işlerinden sorumludur. Kadınlara göre köyde yapılan en ağır iş, günde bir ile beş saat arası zaman harcamayı gerektiren su taşıma işidir. Eşek olan evlerde su taşıma sorun olarak görülmemektedir, ancak bu hanelerdeki kadınlarda çeşme başında sıra beklemekten şikayetçi olmaktadırlar. Kadınlar hemen hemen bütün köylerde iş yüklerinin ağırlığından şikayetçi olmuşlardır. Sabah gün doğumundan, gece yarısına kadar (17 saat) kadınların boş vakti bulunmamaktadır. Kadınlar maddi zorluklar sebebi ile ya da erkekler istemediği için işlerini kolaylaştırabilecek araç ve gereçlerden yoksundurlar. Ayrıca hem genç kızlar hem de kadınlar mevsimlik işçilikten ve özellikle pamuk tarımı faaliyetlerinin zorluğundan yakınmışlardır. Sadece erkeklerin mevsimlik işe gittiği durumlarda ise kadınlar, köy içindeki işlerin tamamının kendilerine kaldığından şikayetçilerdir. Genç kızlar arasında okula devamlılıkla ilgili istek irdelendiğinde eğitilmiş insan olma fikrinden çok okulun kendilerine sağladığı ev içi ve dış işlerinden uzak kalma olgusunun daha belirleyici olduğu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca genç kızlar eve katkıda bulunmak için mevsimsel olarak yaptıkları kenger toplama işinin de son derece emek istediğini, buna karşılık getirisi kısıtlı bir iş olduğunu belirtmişlerdir. Karacadağ'da Mehr ve Çeyiz Kadınların kendilerine ait mal edinmeleri mehr ve çeyiz yolu ile olmaktadır. Karacadağ'da bu genellikle hayvan olmaktadır. Söz konusu hayvan ya da hayvanlardan elde edilen tüm gelir kadına aittir. Mehr'e Yarımkaş, Halıören köyleri ile Alatosun ve Kapıkaya beldesinde rastlanmıştır. Buralarda mehrin genellikle zengin ailelerde geçerli bir gelenek olduğu söylenmiştir. Ayrıca genç kızlar hem bu köylerde 46 hem de Karabahçe'de babalarının evinde kendilerine ait hayvanları olduğunu belirtmişlerdir. Mehr; evlenen kadına, kocanın ailesi tarafından verilen ve onun rızası olmadan kimsenin dokunamadığı mallardır. Kadınlar için bir diğer mal edinme biçimi evlendiklerinde babalarının evinden koca evine eşya götürme, yani çeyiz yolu ile olmaktadır. Çeyiz evlenen kız ve erkeğin sosyal ve ekonomik statüsüne göre büyük farklılıklar gösterebilmektedir. Karacadağ'da son senelerde genç kızların çeyiz olarak eve ait temel gereksinimleri tercih ettikleri söylenmiştir. Yatak, vitrin, halı, çarsaf takımları, dikiş makinesi, mutfak eşyaları bunların arasındadır. Ancak altın her zaman için çeyizin vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu altınlar daha sonra genellikle ev eşyaları, nakit para ya da borç ödeme amacıyla bozdurulmaktadır. Ancak böyle durumlarda (aile için yapılan altın bozdurmalarda) kadınlar haneden ayrıldıkları zaman altınlarını yeniden talep etme hakkına sahiptirler.(19) Karacadağ eteklerinde yaşam. (60) Karacadağda Evlenme İstekleri Karacadağ'lı bir Nine Diyarbakır Karacadağ yöresinde, evlenmek isteyen erkek, evin dış kapısının girişine babasının ayakkabılarını çiviyle kapıya çakar. Böylece, genç, babasına, kendisinin evlenmek istediğini belirtmiş olur. Diyarbakır'ın Karacadağ yöresinde, evlenmek isteyen genç kızlar, bu isteklerini karşısındaki erkeğe anlatmak için, bir çocuk aracılığı ile, üzerine isimlerinin baş harfleri beyaz ve kırmızı renkle işlenmiş ya da üzerine kalp çizili bir mendil göndermektedir. Erkek de, bunun karşılığında tespih gönderir .(20) Faik Bulut Karacadağ gelenekleriyle ilgili gözlemlerini anlatıyor: Karacadağ yöresi, her bakımdan Siverek'ten ayrı özellikler taşır. Düğünler kaval eşliğinde yapılır; oyunları sert ve hareketlidir. Düğün davetiyesi (Kürtçesi xelat) bir top kumaş olarak gönderilir. Karşılığında yağ, peynir, kurbanlık koyun yollanır ki, düğünün masrafı hafiflesin. Erkek tarafı, düğün evine bir sorık (kırmızı sancak, bez) asar. Önceleri, gelin devenin sırtına kurulu toda (tahtırevan) içinde getirilirdi. Kadınlar, gelin uğurlama şarkıları söylerdi. Kız evindeki bekâr erkek için bir koyun hediye verilirdi ki, hem bekârın kısmeti açılsın hem de gençler onu kesip eğlensin. 47 Buna azap koyunu denirdi. Köyün biraz ötesinde çadırda bir göçer düğünü vardı. Gördüğüm düğünlerden farkı şuydu: Kaval eşliğinde halay çekildi. Yakın dönemde bir akrabaları vefat ettiğinden, çalgı ve oyun işi uzun sürmedi. Erkekler tarafında yanık sesli bir hoca Kürtçe mevlit okudu. Gelin karşılama sırasında bulgur (bereket için), tuz (nazar için) ve şeker (çocuk ve mutluluk için) serpildi. Aslında köy düğünleri eskiden yedişer davul zurna eşliğinde bir hafta sürerdi; şimdi üç güne indi. Düğünler için dışarıdan aşık (şölen hizmetlileri), gevende (davul-zurnacı) ve dela'ile (çalgıcı-çengi) getirilirdi. Kirvelik çok önemlidir. Kirve, sünnet ettirdiği çocuğun masraflarının yanı sıra düğününün masraflarını da karşılar. Taziyeler ise üç gün sürer, genelde iş yapılmaz, gelenler taziye evine katkıda bulunur. Kimi obaların yanında küçük bostanlar var. İğde, incir, asma ve kavak ekili. Yerleşik olmaktan umut kestikleri için buralarda yurt kurmayı tasarlıyorlar. Bu göçerlerin kıl çadırları geniş bir alana yayılıyor ve etrafı revag isimli çitle çevrili. Açık ve dostlar, lokmalarını herkesle paylaşıyorlar. Genelde 12 direkli olan çadırlar hane halkı ve misafirler için ikiye bölünüyor (2). Akrepler, renkler de Karacadağ ve Koçer yaşam biçiminde önemli bir totem göstergesi olarak yerini alır. “Karacadağ'da genelde kadınlar, taç tepelik, levzik (alınlık), Reşme (saçbağı), gümüş takılarla (halhal, kemer) süslenirler. Ağbani (ipekli başörtü) ve hibri (renkli ipek bağ) ile başlarını bağlarlar. Kadınların başörtüsü gibi erkeklerin kullandığı Cefiyeler (puşi) genellikle lila renginde olur. Kimileri bu rengin akrebi uzak tuttuğunu ileri sürer. Nitekim evlerin çoğunun rengi de aynı renk …” (21). Kadın Başlığı: 18.yüzyıldan günümüze kadar kadın başlığı olarak KOFİ kullanılmıştır. Kofi, en altta Tar denilen tas biçiminde Kofinin düz durmasını sağlayan tenekeden ve tahtadan yapılmış parçadan oluşur. Tar'ın üstüne fes geçirilir. Açık başa tülbent sarılır onun üzerine tar geçirilir en üstte ise fes bulunmaktadır. Fesin üzerine tülbent sarılır, tülbenttin üzerine ise Çar sarılır. Çar'a yöremizde 7 renk adı verilir. Çardan sonra genellikle temezi sarılır. Temeziler şifon poşulardan oluşur. Karacadağ tarafında tar kullanılmaz. Tar'ın yerine Kım denilen tiftikten ve yünden yapılan bir tür külah kullanılır (2). Diyarbakır Karacadağ kilimleri kullanıldıkları yere göre taban kilimi, yolluk kilimi, seccade, divan kilim,duvar kilimi, yastık kilimi, minder kilimi olarak ayrılmaktadır Karacadağ kilimleri, geometrik, stilize hayvan ve bitki motifleri ile süslenmiştir. Düz dokumalarda genellkikle geometrik şekillerin bir araya getirildiği kompozisyonlar ya da geometrik tarza uydurulmuş stilize edilmiş hayvan ve bitki motiflerinden oluşturulmuş kompozisyonlar dikkati çeker (93). 48 Karacadağ'da kadınlar 1890 (23). Prof. Felix von Luschan Globus Cilt 57.1890 alınmıştır. Karacadağ kilim ve heybeleri Köylerde el dokumacılığı ve halı, kilim üretimi de yapılmaktadır. Karacadağ eteklerinde dokunan kilim, heybe, çorap ve keçelerde işlenen motifler ve renkler göz alıcıdır. Saçaklıkta Kilim Var türküsüyle Diyarbakır'da kilim sektörünün önemi akla gelmektedir. Kilim ve heybe dokumacılığı ile ilgili başka bir örneğe bakalım: 49 KARACADAĞ'DA ETNİSİTE Karacadağ Kürt, Zaza ve Türkmenler'e mekan olmuş bir dağdır. Kökenin önemi yok. Hepsi kardeş. Sadece orijin hakkında kaba bilgi edinelim. Yoksa kardeş olan bu halklar arasında menşe yarışması da doğru değil. Faik Bulut'un yorumunu alalım: Yöre aşiretlerinin başını Tırkan'lar çeker. Derik'ten Çıkrık köyüne kadar yayılmışlardır. Bunları, beyaz poşilerinden tanımak mümkün. IV. Murat Bağdat Seferi sırasında geçerken Tırkan'ları buraya yerleştirmiş. Kejan aşiretinin 6-7 kolu var. Kırvar'lar Hop köyünden gelmişler. Arap aşiretleri daha aşağıda yerleşiktir. Kırvarlar Zaza, Bucaklar Çermik kökenlidir. Dağın kuzeydoğusu ve güneyi silme Kürttür. Döğmelerin bir kısmı aşiret işareti gibidir.” Ağa Kaynak'ın misafiri avukat Mehmet Vural, 1650-1700 yılları arasında bölgenin büyük bir göç yaşadığını belirtti. Yöreden kalkan bir kısım aşiretlerin Konya-Kırşehir'e gittiklerinden, berri (ovalık kırsal alan) kesimdekilerle Karacadağ'ı yazlık otağı haline getiren ünlü Mılli (Hamidiye Alayları'nın belkemiği ve önderi) aşireti arasında 100 yıl süren çatışmalardan (vurgun-talan-baskın şeklinde) söz etti. Vural'a göre Kejanlar Hazar Gölü, Tırkan'lar ise Van taraflarından gelmişler. İkinci güzergahımız Sivevek'e bağlı yamaç köyleri. Tıftıl, Boglan, Gedik, Xırbeşer, Çıkrık, Sofice, Asice, Ahurtepe vs. diye yaklaşık 15 köyden geçtik. Merkezi konağımız Çıkrık Köyü. Burası tarihi eserlerin barındırmasıyla namlı. Konuk olduğumuz Abdülkerim İrim (73) dokuz çocuk babası. İrim ailesi, kan davası nedeniyle kendisine sığınan Mala Hemide diye bilinen büyük bir aileyi yıllarca korumuş. Aslan başı nakışlı bir taşı, evinin ilk basamağı yapmış. Anlatıyor: “Köy ve dere ağzında sayısı belirsiz tarihi eser bulundu. Çeşitli sikkeler, öküz, çocuk, insan, kadın (bronz), geyik (altın) heykelcikleriyle çanak ve çömleklerdi bunlar.” Karakeçili'deki örneğini Siverek Anadolu Ajansı muhabiri Şükrü'nün bilgisayarında gördük. Çıkrıklılar, Tırkan aşiretine mensuplar. Kökenleri konusunda farklı fikirler var: Bazıları “Ortaasya Türkmenleri oldukları ve sonradan Kürtleştikleri” görüşündeler. Son durağımız Diyarbakır'ın Çınar ilçesine bağlı köyler. Kaymakam İdris Bey'in yardımıyla Ovabağ, Kalecik, Leblebitaş (Çepeniya) ve Karasungur (Geliyebukan) köylerine gittik Ovabağ muhtarı Kemal Yüksel Zıriki aşiretinden. On yıllar önce Ağrı taraflarından gelmişler konuşuyorlar. Gıre Bedro'da (Bedro Tepesi) bulunan obadakiler Şahin aşiretinden. Zazaca ve Kurmanci konuşuyorlar. Anlattıklarına göre 300, 400 yıl önce Bingöl tarafından gelmişler. Bir paşanın hışmına uğrayan kardeşler dört bir yana göçmeden önce kendi aralarında bir parola belirlemiş: eva reş, şuva reş; miya qer, berxe ber.' (Kara gece, kara nadas; karakoyun ve önündeki kuzu.) Bu sayede yüzyıl sonra birbirlerini bulmuşlar. (2) Şimdi Necdet Sevinç'in yorumunu alalım Karacadağ Türkmenleri Karacadağ Türkmenleri'nden ilk kez Türk Yurdu'nun 25 Haziran 1914 tarihli 50 69. sayısında Haşim Ertuğrul bahsetmiştir. Yazar, Karacadağ'a gittiğini, Türkân Aşireti'nden 75-80 yaşlarındaki Güllüceli Sâdun Ağa ile görüştüğünü, Sâdun Ağa'nın kendisine “Biz hâlis Türküz” dediğini, gençlerin çoğunun Türkçe'yi unutup Kürtçe konuşmaya başladığını anlattıktan sonra, Türkân Aşireti'nin meskûn olduğu köylerin adını vermektedir. Bu köylerin tümünün de adı Türkçe'dir: Savcak, Kaynak, Almalı, Böğürtlen, Koncuk, Donuz, Nohut, Güllüce, Sofice, Söylemez, Otlu, Gülpınar, Ortaharap, Karabahçe, Ağutepe, Soğantepe, Uzunziyaret, Üçkuyu, Göktepe, Yoğunca, Büyükşeyhli, Küçükşeyhli. Karacadağ Türkleri'nden, Haşim Ertuğrul'dan sonra büyük sosyoloğumuz Ziya Gökalp bahsetmiştir. Ziya Gökalp, Diyarbakır'dan Ankara'ya giderken Gaziantep'e uğrar. O yıllarda Gazisancak gazetesinin başyazılarını yazmakta olan ve bilahare Türk Dil Kurumu Başkanlığı'na getirilen Ömer Asım Aksoy, Gökalp ile görüşür, ondan Gazi sancak gazetesi için bir yazı rica eder. Gökalp'in Ömer Asım Aksoy'a verdiği yazı “Türkiye Türkleri'nin Etnografik Tasnifi” başlığını taşımaktadır. Bu yazı 2 Nisan 1923'te Gazisancak'ta yayınlanır, yıllar sonra da Gaziantep Kültür Dergisi'nin 10 Mart 1959 tarihli 17. sayısında yeniden neşredilir. Gökalp bu yazısında Karacadağ Türkmenlerini ve bölgedeki Türk boylarını şöyle değerlendirmektedir: “… Döğer boyu Rakka'da yaşar,Urfa'daki Döğerler Türkçe'yi unutmuşlardır. Beğdili boyu Bozok Türkmenlerinin en çok olan kısmıdır. Türkmen Colap'ında, Carabulus'ta bulundukları gibi, Urfa'daki Badıllı'lar da bunların bir şubesidir. Diyarbakır'ın Karacadağı'nda yaşayan Türkân Aşireti'nin Türkçe'yi unutmasına rağmen Beğdili boyundan olduğunu hala unutmamıştır. Diyarbakır civarında bir Türkmen nahiyesi vardır ki, köylerin den on kadarı Türkçe'yi muhafaza etmiştir. Bunlar da Beğdili boyundan olduklarını iddia ediyorlar. Suruç'taki Barazan ve Mardin'deki Dahilcan (Kalaçlar) aşiretlerinde de Badıllı adını taşıyan oymaklar mevcuttur ”(44). Karacadağ Türkmen Derneğinin Yorumu TIRKAN / TÜRKAN / TİRKANLI AŞİRETİ: TÜRKLER anlamına gelir. Osmanlı Tahrîr Defterlerinde "Ekrad ve Yörükan Taifesinden" gösterilmişlerdir. OĞUZLAR´ın 24 boyundan biri olan BEĞDİLİ boyuna mensupturlar. Önceleri KARAKEÇİLİLER'e tâbi iken sonradan Viranşehir'de (Urfa) bir derebeyi olan İbrahim Paşa bunları MİLLÎ aşiretine bağlamıştır. TÜRKAN aşireti mensupları, TÜRK olduklarını bilen, Kurmançca konuşan bir TÜRK aşiretidir. Aşiretin en kalabalık olduğu yer Siverek'tir (Urfa).(45) KARACADAĞ DA ÇOCUK OLMAK Birçok efsane ve şiirlere konu olmuş Karacadağ bölgesi, Diyarbakır'dan başlayıp Siverek'e kadar uzanan, adını sönmüş bir yanardağdan alan bir bölgenin adı... Tüm toprağı,bir zamanlar patlamış olan volkanik dağın püskürtmüş olduğu taşlarla 51 ekili sanki… Sabahın erken saatlerinde, güneş ışığının belirmesi ve horoz seslerinin yankısı arasında bir bir uyanır Karacadağ halkı... Anneler kahvaltıda sıcak bir çorba veya çayı koyar ateşin üstüne. Babalarsa ya koyunu gütmüştür çoktan meraya ya da uğraşacak bir meşgale bulmuştur kendine. Çocuklar da ebeveynleriyle beraber uyanıp, küçükler kendi kurdukları hayal dünyasında oyun oynarlar, daha büyükleri ise ebeveynlerine yardımcı olurlar. Yöredeki ailelerin geneli çok çocukludur; kimi aile planlamasının günah olduğunu öne sürerek, kimi korunma yöntemini bilmediğinden, kimi de erkek çocuk sahibi olma arzusu ile çok çocuklu aile olma özelliğini taşır. Kız çocukları, şanslılarsa ilkokula gönderilir ve bitiminde de artık okula gönderilmezler. Ailelerinin gözünde kızları giderek büyümektedir ve yalnız başına şehre okuması için gönderilmesi sakıncalıdır artık, ev işlerini öğrenmelerini yeğlerler. Ev işlerinin yanı sıra küçük kardeşlerine bakma görevi de onlarındır, bir nevi evlenmeden önceki stajlarını yaparlar. Bileklerinde ve boyunlarında boncuktan yapma kolyeler, burunlarına taktıkları hızmalarla, büyük ablalarını yavaş yavaş taklit ve takip etme yoluna girişirler, ta ki onların kaderlerine de ortak oluncaya dek. Bir akrabası tarafından veya misafirliğe gelenlerden birinin ilgisini çekince ailesinden istenir ve eğer ebeveyn uygun görmüşse kızlarına haber verilir, kız da siz nasıl uygun görürseniz der ve daha çocuk yaşta kendisinden yaşça büyük veya kendisi gibi çocuk yaşta biri ile evlendirilir ve artık gelin gittiği evin işleri ile çocuk yapma gibi görevleri yüklenir daha kendi yükünü bile yüklenemeden. Erkek çocukları da ilk doğduklarında ebeveynlerinin yüzlerindeki tebessümle hayata merhaba derler. Çamurdan oyuncaklarla büyürler, okul yaşına gelince sorumluluk almaya başlarlar artık. Bir öğün okul, bir öğün de hayvanları otlatmayla geçecektir. Büyüdükçe alacakları sorumlulukları da artacaktır. Şanslı olanlar okullarına devam edecekler ama büyük çoğunluğu ya birkaç koyuna çoban ya da büyük şehirlere açıldı ise inşaatlarda işçi ya da benzeri işlerde iş gücü olarak çalışacaktır artık. Eve gelip gidişlerinde ailesinin beğendirdiği biri ile evlendirilir, eşini ailesinin yanına bırakarak yine yaptığı işi yapmaya devam edecektir. Birkaç çocuğu olup ayrı bir eve taşınıncaya kadar... Bu bölgede çocuk olmak zordur ama Karacadağ da çocuk olmak daha zor. Çeşitli olanakları olup kendine farklı bir yaşam çizenlerin dışında, daha doğar doğmaz cinsiyetlerine göre önceden hazırlanmış yaşam kalıpları hazırdır. Bu kalıba uymak zorunda hissederler kendilerini; çünkü anne ve babaları da uymuştur, dede ve nineleri de… Bu bölgede çocuk olmak zordur ama Karacadağ'da çocuk olmak daha zor…(24) Karacadağ'ın Develeri: . Türkiye'nin bir başka yerinde deve var mı bilmem ama, Karacadağ'da sürülerle var. Bütün bu yoksulluk ve yokluk içerisinde develer koca bir ayrıntıdır. Hem de özgür bir şekilde otlanır, oradan oraya gezinip dururlar. İlginçtir kalan tek tük yapraklarını ve kenger dikenini yiyerek beslenirler ve sürüler halinde Karacadağ sırtlarında başı boş dolaşırlar. Sahipleri var, ancak doyurmak sorun olduğu için sürüler 52 halinde doğaya salınmışlar. İhtiyaç duyuldukça doğadan toplanır, yük taşımada kullanılır. Develerin de son demlerini yaşadıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Tıpkı asırlık ağaçlar gibi. Çöl hayvanıdır deve, dayanıklı ve heybetlidir. Özcesi Karacadağ ağaçsız bir dağdır bahar mevsiminde. Ne çeltik tarlaları kalmış ne de geniş otlakları. Evliya Çelebi'nin bahsettiği ağaçlar çoktan toprağa karışmış, küllerinden eser bile yok. Ama Karacadağ ağaçlı bir dağ olmayı özlüyor. Bin yılların gizemli ormanlarını barındırmak, her türlü canlıya ev sahipliği yapmak için birazcık ilgi bekliyor. Öyle sanıldığı kadar büyük paralara ve projelere ihtiyaç da yok. Sadece bahar aylarında yeşeren ağaçları korumak, Karacadağ'ı cıvıl cıvıl ağaçlı bir dağ yapar... Karacadağ çöl olmadan bu haykırışı duymak gerekmez mi? 1990 yılı Karacadağda deve (Foto. Sabri Kürkçoğlu) (49) Karacadağ'da en çok bulunan şey kenger ve develer. Develer kengerleri yiyerek besleniyor. Fotoğraflar: Şeyhmus Çakırtaş (13) Her göçer ailesinin mutlaka birkaç yük taşıyacak yaşta devesi vardı. Çünkü, kara çadır, yataklar ve zahirenin tek taşıma vasıtalarıydı. Her göçer ailesinin yirmi devesi vardı. Yüzü aşkın devesi olan aileler çoktu. Devenin etinden, sütünden ve tüylerinden de yararlanılırdı. (50) Hayvancılık Koyun sürüsü Büyükbaş 53 KARACADAĞ'DA İNANÇ* Karacadağ Delavgur Köyünde Kutlu Doğum Coşkusu Peygamber Sevdalıları Platformu tarafından, Diyarbakır Karacadağ`a bağlı Çatmadal (Delavgur) köyünde düzenlenen kutlu doğum programı coşkuyla gerçekleşti. 07 Nisan 2011 . DİYARBAKIR - Peygamber Sevdalıları Platformu, iki cihan güneşi Hz. Muhammed`in (s.a.v) kutlu doğumu münasebetiyle Karacadağ`a bağlı Delavgur köyünde, kutlu doğum etkinliği düzenledi. Düzenlenen etkinliğe çevre köylerden de katılım olduğu gözlendi. . Köylülerin yoğun ilgi gösterdiği "Kutlu Doğum" programı Kur-an`ı Kerim tilaveti ile başladı. Daha sonra Kürtçe mevlit okundu. Program, Grup Vuslat ve Grup Aksa`nın seslendirdiği ilahilerle coşkulu bir şekilde devam etti. O`nun hayatı en büyük örnektir. Programa konuşmacı olarak katılan, Abdul Bari Çelik hoca, peygamberimizin hayatından örnekler aktardığı konuşmasında, alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed`in (s.a.v.) hayatının Müslümanlar için en büyük örnek olduğunu vurgulayarak, insanlığın ona tabi olması durumunda yaşadığı sıkıntı ve buhranlardan kurtulacağını belirtti. Karacadağ Bir İslam Beldesidir. Karacadağ`ın bir İslam beldesi olduğunu ve İslam uğruna göstermiş olduğu fedakârlıklara değinen Abdul Bari Çelik hoca konuşmasına şöyle devam etti: "Ey Allah`ın Resulü! Bütün dünya senin davanı, sünnetini terk etse Karacadağ halkı her zaman senin kutlu davanı ve sünnetini takip edecektir." dedi. Yapılan konuşmaların ardından okunan dua ile program sona erdi. Diyarbakır yöresindeki Koçerlerin ağırlıklı olarak Bukarki şeyhlerine bağlılıkları bilinmektedir. Uzun zaman şeyh dergahlarında bulunan ve dergevan olarak adlandırılan sofuların Koçer kökenlilerin sayısı azımsanmayacak sayıdadır. Sünni ve şafidirler. Önemli günlerde mevlit okuturlar (25). Karacadağ ve seyyidler: Bölgede seyid aşiretlerden Şıge Zıray aşireti, Diyarbakır Karacadağ'da mukimdir. Ayrıca Alatosun (Karacadağ) beldesi de seyidler mekanıdır. mukimdir. Ayrıca Alatosun (Karacadağ) beldesi de seyidler mekanıdır. Alatosun köyü seyyidleri: Alatosun Çınar ilçesine bağlıdır. Diyarbakır'a 38 *Bu konuda yukarıdaki gazete haberi fikir verecektir 54 km ötededir. Osmanlı yönetiminde şeyhülislamlık kurumunda çalışırken Karacadağ yöresine tayin edilen Seyyid İbrahim ve ailesi köyü kurmuştur (92). Karacadağda Çocuklara Kur`an-ı Kerim Öğretimi (Sabri Acet - İLKHA . 14 Temmuz 2011) Karacadağ köylerinde çocuklara Kur'an öğretiminde titiz davranılmaktadır. Karacadağ yöresinin tanınan alimlerinden Molla Halit Olca, anne ve babaları çocuklarına Kur`an- ı Kerim öğretilmesi hususunda üstlerine düşen görevi yerine getirmeleri, alimlere de çocuklara Kur`anı Kerim öğretilmesi hususunda ellerinden gelen gayreti göstereme, çağrısında bulundu. Pirinçlik köylüsü Muhammed-i sevdaya gark oldu Diyarbakır merkez Kayapınar ilçesine bağlı Pirinçlik (Kırğali) Köyünde düzenlenen "Kutlu Doğum" etkinliği yoğun bir katılımla gerçekleşerek Allah Resulü'ne verilen sözler bir kez daha yenilendi. 01 Nisan 2012 İki cihan güneşimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'nın sevgisi dalga dalga yayılıyor, köylerde bile "Kutlu Doğum" etkinlikleri düzenleniyor. Peygamber Sevdalıları Platformu'nu oluşturan derneklerden Köy, Mezra ve Beldeler ile Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (Köy Der), Diyarbakır-Şanlıurfa karayolunun 20. kilometresinde bulunan Pirinçlik (Kırğali) Köyünde "Kutlu Doğum" etkinliği düzenledi. Köylülerin yoğun ilgi gösterdiği Kutlu Doğum Etkinliği Fırat Yıldız'ın okuduğu Kur'an-ı Kerim tilavetiyle saat 13.00'de başladı. Ardından 3 ayda bir Kürtçe olarak yayımlanan Kelha Amed dergisi yazarı Molla Mahmut Kılıç bir konuşma yaptı. Konuşmanın ardından mevlithan Cahit mevlidi Şerif okurken katılımcılar da salâvatlarla eşlik etti. Bu arada mevlit okunurken bazı katılımcıların gözyaşlarına hâkim olamadıkları görüldü. 1 Veysi Çetik - İLKHA 55 KARACADAĞ ETEKLERİNDE YATAN ULULARIN KABİRLERİ İMAM UKAYL RADYALLAHU ANH EFENDİMİZ HAZRETLERİ Peygamber Efendimiz'in amcasının oğlu Hz. Ali'nin abisi İmam Ukayl'ın kabri Karacadağ eteklerinde Çarıklı beldesine bağlı İmam Akil köyündedir. İmam Ukayl türbesi: Salnameye göre sahabedir. Zira isminin yanında sahabeye ithaf olunan (RA) ibaresi vardır. Salnamede Diyarbakır'da fabrika köyünün üst kısmında İmam Ukayl türbesi bulunmaktadır. Halk bu türbenin Hz. Alinin abisi olduğuna inanır. Salnamede kendisi için (RA) ifadesi kullanılır. Diyarbakır salnamelerinde (IV/208) Fabrika köyünde İmam Akil köyünde İmam Akil (Ukayl) (RA) yattığı ifade edilir. İmam Ukayl, vakıfi Diyarbakır'da çok önemsenmiş, kendine ithafen vakıf ve mescidler yapılmıştır. Diyarbakır'da İmam Ukayl Mescidi vardır. Kasap Hacı Hüseyin Vakfı, İmam Ukayl Mescidinin yemek masrafları için kurulmuş bir vakıftır. Aşağıdaki belgelerde Peygamberimizin amcaoğlu Hz. Ukayl ve Diyarbakır ilişkisi anlatılıyor. Tarihçi Erpolat hocamızın verdiği belgelere göz atalım: Belge 1: Kısa belgenin ilk cümlesi şöyledir: "Marûz-i çâker-i kimesneleridir ki İbn 'Am cenâb-ı Resûl-i Kibriya Hz. Ukayl (RA) taala Efendimizin Diyarbekir Vilayeti dahilinde Amid nahiyesinde vaki Mescid-i Şerifleriyle Türbe-i saadetlerine merbut Tilvelik ? ve Dumlan? karyeleri hasılatının... (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade-Evkaf katalogu, vesika no:6 iki adet belge) Belge-2: Belgede Hz. Ukayl'ın imam olduğu bilgisi de var. "İbn 'Am Cenab-ı resul-i Kibriya İmam Ukayl (RA) hazretlerinin Diyarbekir vilayeti dahilinde..." mescit ve türbesinin vakfının gelirinden bahsederken Hz. Ukayl'in imamlığına da vurgu yapılıyor. Diyarbakır'da İmam Ukayl'a ait (Peygamberimizin amca oğlu) mescid ve türbesiyle ilgili yeni belgeler ortaya çıktı. Bilindiği üzere Diyarbakır Çarıklı beldesi İmam Akil 56 köyünde Hz. Alinin ağabeyi İmam Ukalyl'ın mezarı olduğuna dair daha önce basında haberler yer aldı. Diyarbakır Valiliği ile Dicle Üniversitesinin birlikte hazırladığı Osmanlı Belgelerinde Diyarbakır kitabı Hz. Ali'nin ağabeyi, peygamberimizin amcaoğlu İmam Ukayl'ın türbesinin Diyarbakır'da olduğunu teyid edici belgelere ulaşıldı . Belgeler ektedir Birinci Belge: BOA,İ.EV.446/6 a.22.10.1906 Hz Peygamber (SAV)'in amcasının oğlu Akil (RA)'ın Diyarbekir vilayetinin Amid nahiyesinde bulunan mescidi ile türbesinin bağlı bulunduğu vakfın diğer vakıflar gibi müdahaleden istisna tutulması konusunda Maliye Nezareti tarafından Sadaretten izin talebini içeren belge İkinci belge: BOA,İ.EV.44/6 b.24.06.1907 Hz. Peygamber (SAV)'in amcasının oğlu Ukayl (Akil) (RA)'in Diyarbekir vilayetinin Amid nahiyesinde bulunan mescidi ile türbesinin bağlı bulunduğu vakfın gelirleri arasında Tilvelik ve Dolman köylerinin öşür hasılatından daha önceki senelerden bakiye kalan 1197 kuruşun ödenmesi konusunda Diyarbakır Defterdarlığının gönderdiği yazı üzerine konunun sadrazam tarafından padişaha arz edildiği ve padişahın irade-i seniyyesini belirten başkitabet dairesinin notu yer almaktadır. HAMZA BABA TÜRBESİ Ünlü seyyah Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde evliya türbelerinin ismini sayarken Diyarbakır'daki Hamza Baba Türbesi'nden de bahsediyor. Türbede Horasan'dan gelmiş gazi erenlerinden olduğuna inanılan Hamza Baba metfundur. Hamza Babanın Cüneyd-î Bağdadî'nin muasırı Eba Hamza el-Horasanî olduğu da tahmin edilmektedir. Aslen Nişaburludur. Hicri 309 yılında vefat etmiştir. İnşasında kesme bazalt taş malzeme kullanılan yapı, içten ve dıştan kare planlı olup içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür. İç mekan 3.20x3.20 m. ölçülerinde kare planlı olup tromp geçişli bir kubbe ile örtülüdür. Hamza baba türbesi 57 Hamza baba türbesi Evliya Çelebi seyahatnamesinde Hamza baba'dan şu şekilde bahseder. Andan kal'adan taşra ziyârct-i Hamza Baba kaddesenallahıı bi-sırrıhi'l-azîz der ve detaya girer. HZ. SİN VE HZ. SEYDOŞ TÜRBESİ Hazreti Sin ve Hazreti Seydoş İslamiyeti yaymak amacıyla bölgeye gelen ve bu bölgede yaptıkları savaş sonucun da şehit olduğu sanılan iki kardeştir. Hz. Seydoş'un mezarı Derinsu köyünde bulunmakta ve bu tarihi mezarlık zaman içinde mezar hırsızlarınından dolayı harap olmuş durumdadır. Mezarların mimari yapısı oldukça dikkat çekicidir. Bu çekicilik nedeniyle altın ve değerli eşyaların olduğu sanılarak tarihinin eskilere dayandığı bilinen fakat yeterli bilgiye sahip olmadığımız türbelerden bu güne Derinsu'da Hz.Sin Türbesi 58 kadar bir kaçı dayanabilmiştir. Hz. Sin türbesinin bulunduğu yerdeki membanın akıcılığı ilginçtir. Bazen hiç kurumayacak gibi akan memba, bazı zamanlarda ise sanki hiç su akmamış bir kaynak görünümü vermektedir. Kız kardeşleri olarak bilinen Zîne'nin türbeside Hz. Sin türbesinin yaklaşık 700 metre kuzeydoğusudadır. Çevre il ve ilçelerden oldukça ziyaretçi akınına uğrayan türbeler görülmeye değer bir yerdir. Hz.Sin ve Seydoş türbeleri tavsiye edebileceğimiz görülmeye değer yerlerdendir (www.frm47.com) Derinsu'da Hz.Sin Türbesi Hz.Seydoş Hz.Seydoş Recali Gayb kız kardeşi Hz.zeynep ALATOSUN (KARACADAĞ) KÖYÜ SEYYİDLERİ Çınar ilçesine bağlıdır. Diyarbakır'a 38 km. ötededir. Osmanlı yönetiminde şeyhülislamlık kurumunda çalışırken Karacadağ yöresine tayin edilen Seyyid İbrahim ve ailesi köyü kurmuştur. (Aziz Mahmut Ak: Alatosun köyü. D. Ü. Eğitim Fak Coğrafya bölümü. Diyarbakır.1993.s.11) 59 Kız İlahi Grubunun okuduğu ilahiler Muhammed-i Sevdayı doruğa çıkartırken Grup Aksa da efendimiz üzerine beslenen ilahiler ile katılımcıları coşturdu. Mevlit ve ilahilerin ardından Molla Kerbela Şanlı, bir konuşma yaptı. Kutlu doğum etkinliği Mehmet Şah Duru'nun okuduğu dua ile sona erdi. . Kılıç; Allah Resulü'ne Verdiğimiz Sözü Yenilemek İçin Buradayız Molla Mahmut Kılıç yaptığı konuşmasında, Pirinçlik halkına seslenerek bu etkinliği Allah Resulü'nün Medine'ye yaptığı hicret esnasında Ensar'ın Allah Resulü'nü karşılamak için Medine dışında yaptıkları sevince benzetti ve katılımcılara dönerek "sizler Ensar'sınız, sizler Muhacir'siniz" dedi. Üç cemre düşmeden bahar gelemeyeceğine dikkat çeken Kılıç, bu cemreleri su, hava ve toprak olarak sıraladı. Molla Mahmut Kılıç sözlerini şöyle sürdürdü; "Bizim bölgemizde de üç cemre düştü ve İslam baharı geldi. Birinci Cemre Şehid Said idi, İkinci cemre de Üstad Bediüzzaman idi ve üçüncü cemre de şuan ki İslami camiadır. Tohumlar toprağa atılmadan yeşermez, onlar da İslam'ın tohumunu attılar ve şuanda sizler varsınız. Bizler bugün Peygamberimizi hatırlamak için toplanmamışız, çünkü Muhammed-i Ezan günde beş vakit bize hatırlatıyor, hatırlıyoruz. Bizler ona verdiğimiz sözü yenilemek için buraya toplandık. İsrail oğulları Hz. Musa'ya 'sen ve Rabbin Firavun ile savaşın, bizim takatimiz yoktur' demişlerdir. Bizler onlar gibi söylemiyoruz Ey Allah'ın Resulü Sen bizim yönümüzü nereye çevirirsen bizler o yöne gideriz. Allah Resulü, ısrarla Ashabına dönerek 'Ne diyorsunuz?' dedi. Ensar'dan biri ayağa kalkarak 'Bizler Akabe'de nasıl ki sana biat etmişsek yine öyle biat edeceğiz.' dedi. Ashap, parmağıyla kızıl denizi işaret ederek 'Sen bize buraya atlayın desen biz kendimizi atacağız.' dediler. Bizler de bu meydandan söz veriyoruz, bizler senin sünnetini, yolunu, davanı nefsimizden, kendimizden ve çocuklarımızdan daha çok muhafaza edeceğiz." Şanlı: Vazifemiz Okuyup, Okutmaktır Molla Kerbela Şanlı ise Allah'ın Resulü'ne ilk inen ayetin "oku" olduğuna hatırlatarak okumanın önemine değindi. Molla Kerbela, "Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine'de ilk olarak bir mescit açtı ve sahabelere Kur'an-ı Kerim dersi verdi. Şuan bizler de onların sayesinde Kur'an-ı okuyor ve biliyoruz. Bizim vazifemiz okuyup, okutmaktır. Bugün her evde bir hafize veya hafızın olması farz olmuştur. İslam düşmanları okumamızı istemiyor, cahil kalmamızı istiyor, okuyan insanları kendileri için bir tehlike olarak görüyorlar. (M. Salih Keskin - İLKHA) KARACADAĞ VE AŞİRETLER Aşiret, çeşitli kan bağları ile birbirine bağlı, belli bir alan üzerinde kendilerine has bir yaşama tarzı ile hayvancılık yaparak yaşayan göçebe insan topluluğudur. Ancak daha sonra bazı aşiretlerin kısmen yerleşik hayata geçmesi, yukarıdaki tanımlama içine yarı göçebe ve tarıma bağlı toplulukları da katmamızı gerektiriyor. 60 Kan Bağları Aşireti meydana getiren üyeler arasında çeşitli düzeylerde kan bağları vardır. Kan bağı, ana tarafından ziyade baba tarafının kan bağı dikkate alınarak oluşturulur. Bu nedenle, aileye yeni katılan bir gelin köken olarak içinden geldiği aşiretin mensubu olduğu halde, baba evinden ayrıldıktan sonra, gelin geldiği aşiretin üyesi sayılır artık. Kan bağlarını, aşiretin genişlik ve büyüklüğüne göre çok uzak derecelere, mesela 2030 nesile (babaya) kadar götürmek mümkündür. Belli Bir Alan Göçebe aşiretler her ne kadar geniş alanlarda hızlı hareket edebilme kabiliyetine sahiplerse de, bu hareket alanı doğudaki aşiretlerde aynı kalmakta ve belli zaman dilimlerinde bu dolaşım tekrarlanmaktadır. Hayvancılık ve Göçebelik Aşiretlerdeki mobilite (hareketlilik) yaşanan arazinin konumuna sıkı sıkıya bağlıdır. Doğudaki aşiretlerin yaşadığı bölgeler dağlık, engebeli ve sarp bir coğrafyaya sahiptir. Bu konum hayvancılığı bir geçim kaynağı olarak gündeme getirmektedir. Aşirete göçebe karakterini kazandırıp onu hareketli yaşamaya sevk eden özellik budur. Bu koşullar hayvancılığı doğurur. Böylece hayvanları doyurabilecek otlakların aranması, aşiretleri yazın serin, kışın sıcak bölgeler arasında konup-göçen topluluklar haline getirir. Güneydoğu'da Yaşayan Göçebe, Yarı Göçebe ve Yerleşik Aşiretler II. KISIM: Bölgede yaşayan göçebe ve yarı göçebe aşiretlerdir. III. KISIM: Bölgede yaşayan yerleşik aşiretlerdir. Bu iki kısımda yer alan aşiretlerden bir kısmı göçebe bir kısmı yarı göçebedir ama çoğunluğu yerleşiktir. Bir aşirete mensup bazı kabileler veya kabileye bağlı bazı aileler göçebe yaşadıkları halde bazıları yarı göçebe bazıları da yerleşik olabiliyor. Yani bir aşiret için “tamamıyla göçebe veya tamamıyla yerleşiktir” denemez. Bu aşiretin, kabilenin veya aşirete bağlı kolun yaşadığı yere, seçmiş olduğu ekonomik yaşam tarzına bağlı olarak biçimlenmekte ve değişmektedir. Dolayısıyla bu yaşam tarzlarını kesin çizgilerle birbirinden (göçebe, yarı göçebe ya da toprağa bağımlı, yerleşik olarak) ayıramayız. Bu nedenle de ikinci ve üçüncü kısım aşiretleri bir arada incelemek daha uygun olacaktır. Bununla beraber Karacadağ ve çevresine yerleşmiş olan aşiretlerin bazı bölümleri arazi koşullarından dolayı bu tarzı sürdürmektedir. Bunlar Viranşehir ve Siverek'te yaşayan Karakeçili, İzollu, Bablı, Bucaklı, Kırvarlı ve Milli aşiretine mensup göçerlerle, sürekli göçebe tarzı bir yaşam sürdürdükleri için bölgede “Köçer” (göç eden, göçer) ve “muhacir” diye adlandırılan topluluklardır. Bunlar yazın Karacadağ'ın yükseklerine çıkar, kışın Siverek, Viranşehir, Ş.Urfa ve Diyarbakır ovalarına inerler. Temel geçim kaynakları hayvancılıktır. Mülksüz ve arazisizdirler. 61 Yarı göçebelik ise göçebeliğe nazaran daha yaygındır. Yörede yaşamakta olan bütün aşiretlerde yarı göçebeleri görmek mümkündür. Çünkü bunlar hayvancılık yapmalarına rağmen genellikle dağ yamaçlarının ova ile bitişiği yerlerde kurulmuş yerleşkelerde yaşarlar. Bu yüzden az da olsa ovada birkaç dönüm veya birkaç dekar araziye sahiptirler. Hayvancılıkla beraber çiftçilik de yaparlar. Ancak yaptıkları çiftçilik Pazar ekonomisine yönelik değildir. Kıt kaynaklarla sınırlı düzeyde yapılan, tüketime yönelik bir çiftçiliktir. Bunlar genellikle Harakol, Sason dağları ve yaylalarının, Karacadağ'ın ve Nemrut'un ovaya bakan ve ovayla bitişen yerlerinde ve yamaçlarında yer alan köylerde yaşarlar. Yer yer yazın sıcaktan kurtulmak ve hayvan beslemek için başka yerlere giden/yaylaya çıkan ova köylerinin mevcudiyetinden de söz etmek gerekir. Tamamen yerleşik olan aşiretler ise toprağa bağımlıdırlar. Tarım yaparak yaşamlarını idame ederler. Bu arada arazisi ve merası müsait bu tür köylerde hayvan beslendiği de görülmektedir. Ancak temel ilişkiler toprağa bağlı olarak biçimlenmektedir. Aşiretçilik de giderek mülkiyet ilişkilerinin etkisinde kalır. Aşiretçi yapının dışında kalan, köyleri de dahil ettiğimizde kırsal alan yerleşim yapısı şöyle bir görünüm sergilemektedir.(69) Faik Bulut Karacadağ aşiretlerini şöyle anlatır: Yöre aşiretlerinin başını Tırkan'lar çeker. Derik'ten Çıkrık köyüne kadar yayılmışlardır. Çoğu mürit takımıdır. Bunları, beyaz puşilerinden tanımak mümkün. IV. Murat Bağdat Seferi sırasında geçerken Tırkan'ları buraya yerleştirmiş. Kejan aşiretinin 6-7 kolu var. Kırvar'lar Hop köyünden gelmişler. Arap aşiretleri daha aşağıda yerleşiktir. Kırvarlar Zaza, Bucaklar Çermik kökenlidir. Dağın kuzeydoğusu ve güneyi silme Kürttür. Döğmelerin bir kısmı aşiret işareti gibidir.” Ağa Kaynak'ın misafiri avukat Mehmet Vural, 1650-1700 yılları arasında bölgenin büyük bir göç yaşadığını belirti. Yöreden kalkan bir kısım aşiretlerin Konya-Kırşehir'e gittiklerinden, berri (ovalık kırsal alan) kesimdekilerle Karacadağ'ı yazlık otağı haline getiren ünlü Mılli (Hamidiye Alayları'nın belkemiği ve önderi) aşireti arasında 100 yıl süren çatışmalardan (vurgun-talan-baskın şeklinde) söz etti. Vural'a göre Kejanlar Hazar Gölü, Tırkan'lar ise Van taraflarından gelmişler.(70) Metinan Aşireti Aşiretin merkezi Derik olsa da üyelerinin yoğunlukta olduğu başka alanlar da bulunmaktadır. Bunlardan biri Derik'e yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta olan, Derik ile Çınar arasında kalan Mardin'in Mazıdağı ilçesidir. Daha önce Derik ilçesine bağlı bir bucak olan Mazıdağı, 1937'de ilçe olmuştur. 2007 Yılı Nüfus Sayımı'na göre ilçe 31.135, merkez ise 10.297 kişiden oluşmaktadır. Mazıdağı ilçesi 50 köy ve 14 mezraya sahiptir. Bu köylerden Arısu (Gola Güle), Balpınar (Gıresor), Gümüşyuva (Dera Metina), Karataş (Şemıka) ve Sakızlı (Banxir) olmak üzere toplam beş köyde Metinan Aşireti'nin üyeleri yaşamaktadır. 62 Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde de aşiret üyeleri bulunmaktadır. Çınar; Cumhuriyetin ilk yıllarında Diyarbakır'a bağlı küçük bir köy iken 1935-1950 yılları arasında Bulgaristan ve Kudüs'ten gelen göçmenlerin yerleşmesiyle büyüyüp 1937 yılında ilçe olmuş bir yerleşim yeridir. 2007 Yılı Nüfus Sayımı'na göre ilçe nüfusu 62.871, merkez nüfusu 12.725'tir. Köy sayısı 92 olan bu ilçenin köylerinin bir kısmı (20 köy), 5216 sayılı yasayla merkeze bağlı mahallelere dönüştürülmüştür. Dolayısıyla şu anda Çınar ilçesi 72 köy ve 58 mezradan oluşmaktadır. Bunlardan 11 köy ve 4 mezrada Metinan Aşireti üyeleri yaşamaktadır. Bu köylerin isimleri sırasıyla; Alancık (Guhan), Ballıbaba (Ligus), Tılver (Tılver), Salyazı (Meşitk), Bilmece (Golberan), Höyükdibi (Melkiş), Halkapınar (Bımbareki), Aşağı Mollaali (A.Meleli), Karababa (Gelli), Yukarı Ortaviran (Verteviran) ve Avdalı (Birabazın)'dır. Mezralar ise Abriş, Aşağı Ortaviran, Muratcık (Bırık) ve Qerewere'dır. Derik, Mazıdağı ve Çınar'ın yanı sıra yine aşiret üyelerinin yoğunlukta yaşadığı bir diğer yer Diyarbakır merkeze bağlı olan Çarıklı Beldesi'dir. Metinan Aşireti'ne bağlı olan Şexki kabilesi kendisini oluşturan mallardan öte onu oluşturan köylerle anılmaktadır. Bu durumda köy birimini de siyasal örgütlenmenin içerisine katmak gerekmektedir ki siyasal hayata ilk resmi katılışın muhtarlık olduğu düşünülürse köy birimi daha anlamlı olmaktadır. Metinan Aşireti'nin irili ufaklı birçok kabilesi bulunmaktadır. Bunlardan güç bağlamında önde olan kabileler şunlardır: a. Şehi kabilesi b. Temelli kabilesi c. Feroyi kabilesi (71) İzol Aşireti ve yerleştiği Köyleri İzolluların yerleşim merkezi bu günkü KARACADAĞ ( Kıraçdağ, Kırajdağ) dır. Günümüzde İzollular'ın yerleştiği bazı il seviyesindeki yerler aşağıdadır: Şanlıurfa, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman, Elazığ, Tunceli Mazgirt, Bingöl, Mardin. Diyarbakır merkez ve Oğlaklı, Taban, Sarıyatak, Küçükkada, Güleçoba, Karayakup, 63 Ergani ilçe merkezi ve kavaklı köyü, demirli, alitaş, daldalık, kavak, toytarlası, incehisar.(72) İzollu ve Çevre Köyleri Kalkındırma Derneği Başkanı Nacim Özhan, Diyarbakır'ın 50 köyünde yaşayan aşiret üyeleri olduğunu ifade etmektedir.(73) Karakeçi Aşireti Karakeçili aşireti Malazgirt Savaşı'ndan (1071) önce, Ertuğrul Gazi'nin önderliğinde Orta Asya'nın Merv ve Mahan bölgelerinden Anadolu'ya girmişler, bir süre Iğdır ve çevresinde konakladıktan sonra güneye doğru akarak Ahlat, Şanlı Urfa ve Suriye bölgesine geçmişlerdir. Aşiretin bir bölümü Urfa, Suruç, Siverek bölgesinde, bir kısmı da Ankara, Karacadağ ve Söğüt bölgesinde yerleşmişlerdir.(74) 1891'de "Hamidiye Alayları"nı oluşturan II. Abdülhamit, Urfa Karakeçilileri ve Milli aşireti ile Tay, Miran, Artuşu aşiretlerinden merkezi Mardin'de olan 6. Liva'yı ikame etti. Devlet bu yolla hem otoritesini pekiştirmiş hem de güvenliğini sağlamış oluyordu. Nitekim bu politikanın sonucu olarak, Karakeçililer ve Milli aşireti Balkan savaşlarına 3 gönüllü alay ile katılmışlardır.(75) (76) Milli Mücadelede Karakeçililer Nevval Sevindi Karekçilileri şu şekilde anlatıyor Urfa Karakeçilileri Karakeçililerin Anadolu'daki ikinci durağı olan Urfa yöresindeki Karacadağ bugün de kalabalık bir Karakeçili nüfusunu barındırıyor. Batıya giden kardeşlerinin aksine zor şartlara direnip burada kalan Karakeçililer bugün Siverek ilçesine bağlı yaklaşık elli köyde yaşamlarını sürdürmekte. Urfa'nın en kalabalık ve etkin aşiretlerinden birini oluşturan “Karakeçili Aşireti” çevrenin etkisiyle zamanla Kürtçe konuşur hale gelmiş. Günlük hayatta Kürtçe konuşulmasına rağmen Karakeçili Türkmenlerinden olduklarını biliyorlar ve köylerinin adları diğerlerinin tersine Türkçe. Suruç ilçesinde de iki adet Karakeçili köyü bulunmakta. 64 Urfa Karakeçilileri batıdaki akrabalarıyla iletişimi arttırmış son yıllarda. Söğüt'te her yıl düzenlenen yörük şenliklerine onlar da katılıyorlar. Ayrıca kendi yörelerinde, Siverek ilçesine bağlı Karakeçili Beldesinde her yıl bir şenlik düzenliyorlar. Siverek'e bağlı 50 Karakeçili köyü var (77). Şanlıurfa'nın en köklü aşiretlerinden biri olan Karakeçili aşireti Siverek ve Viranşehir bölgesi arasında yaşıyor. Dışarı yansıtıldığı gibi “Aşiret insanları cahildir, birbirini öldürür.” gibi söylentilerin gerçek dışı olduğunu vurgulayan aşiret üyeleri başlık parasının da bittiğini ifade ediyorlar. Birbirinden renkli yaşamların, farklı kültürlerin olduğu 7 kere yıkılıp kurulan Viranşehir'e giden Güzelsevdi ve ekibi, kendilerine zozan olarak seçtikleri Viranşehir'de yaşayan Karakeçi aşiretine misafir oldu. Onlar da “Başım Gözüm Üstüne” dedi. Karakeçililer içinde 12 tane kabile var. Bu kabilelerin başında birer ağa var. Karakeçi beyi tüm kabilelerin başı olarak kabul ediliyor. Karakeçi aşiretini anlatan Hacı Ferit Karakeçili “Anne babaya hizmet etmek aşiretlerde çok önemli. Benim annem 95 yaşındaydı. Ben nereye gitseydim benimle gelmek isterdi. Aşiretlerde kadın huzurevine ya da başka bir yere gönderilmez. Anne babaya hizmet eden büyük sevap alacağını bildiğinden hizmet eder.” diye konuştu. Başlık parasının ve töre cinayetinin artık kalmadığını dile getiren Karakeçili “Artık aşirette başlık parası kalmadı. Belki çok az kalmış. Kan davalarının çözümünde aşiret liderleri etkili oluyor. Her iki tarafı da dinliyoruz. Ona göre bir karar veriyoruz. Suçlu olanı parasal olarak cezalandırıyoruz. Cezaya uymayan evini o yöreden taşımak zorundadır.” dedi (78). Kejan Aşireti Bingöl, Elazığ, Şanlıurfa, Şırnak/İdil, Siverek/Karacadağ, Viranşehir, Bozova gibi il ve ilçelerde dağınık vaziyette yaşamaktadırlar. Kej beyazla karışık saçlı insanlara verilen addır. Kejan İsfahan şehrine bağlı bir kasabanın ismidir. Ebubekir Bin Muhammed Bin Abdullah El Kejani bu şehirdendir. Kejanlar'ın atalarının bu kaleden Anadolu'ya göç ettikleri söylenmektedir. Viranşehir Kejanları 400 yıl boyunca Mılan'a bağlı olarak kalmışlardır (81). Mezopotamya'nın en eski tanıklarından Karacadağ... O mistik dağ havası, güneşin altında zamanın hışmına uğrayan bazalt taşlar, uyuyakalmış bir volkanın dökülen dişleri… Bir kız çocuğu keskin taşlar kesmesin 65 diye çıplak ayaklarını, seke seke ilerliyor taşların arasından bir kıl çadırdan ötekine… Burası, Karacadağ bir ucu Ruhadır, bir ucu Amed diğer ucuysa Merdin… Yayılabildiği kadar yayılmış volkandan arta kalanlar. Kurak ve yeşilden mahrum… Yer yer çadırlar serpilmiş bölgeye ve göçerler güneşte kavrulmuş tenleri, çatlamış elleri ve başlarında mor poşularıyla kadınlar ve erkekler. Öyle dağına, taşına aşık, iliklerine kadar Kürt… Tarihin bilinmezinden gelen bir gelenekle hayvancılık yaparlar ve otlu peynir yaparlar, kokusu iliklerimize kadar işlenmiş, o şarapsı koku… Kıl çadırlarında mutlu bir yaşam sürerler. Mutluluk neredeyse, yaz ve kış çadırlarını oraya taşırlar. Karacadağ, Mistik Dağ Havası, Göç Ve Göçerler Karacadağ'da Kejan aşireti 150 aile ve tahmini 1000-1500 kişi, oldukça büyük bir sayı. Derler ya, büyük dağın dumanı çok olur… Onların sorunları da büyük. Yayla yolları yok, kuyulardan su çekiyorlar, elektrik yok, çoğu çocuğunu okula göndermek istiyor fakat yazları yayladayken çocuklarını okula gönderemiyorlar, kışın yayladan indiklerinde kalacak yer sorunu yaşıyorlar çünkü yerli halk onlara müsamaha göstermiyor. Bu yüzden sitem ediyorlar çok da yerinde bir sitem… Dileğimizdir; Umarım yaşam şartları iyileştirilir, kültürlerinin özüne dokunulmadan kültürlerini geliştirmelerine olanak sağlanır, yolları yapılır, çocuklarına okul tahsis edilir… Biz otlu peynir yemeye devam ederiz, onlar binlerce yıl yaşadığı mutluluğu sürdürür…(80) GÖÇERLER Hayvancılıkla uğraşan göçerler yaz aylarını, bir volkanik dağ olan Karacadağ'ın eteklerinde geçiriyor. 66 Sonbahara kadar elektriğin olmadığı çadırlarda yaşayan göçerler, buzdolabı ve televizyon gibi teknolojinin birçok imkanlarından faydalanamıyor. İlçenin bazı köylerinde hayvancılıkla uğraşan aileler, mayıs ayının sonlarına doğru, havanın kısmen daha serin ve meranın daha iyi olduğu Karacadağ'ın eteklerine giderek çadır kuruyor. Yaz boyunca burada elektriğin olmadığı çadırlarda kalan aileler, havanın serinlemeye başlamasıyla birlikte Eylül ayının sonlarına doğru köylerine dönüyor. Demirci köyünde oturan Hasan Mel, yaz aylarında koyunlarını daha iyi besleyip, verim almak için ailesiyle Karacadağ'da konakladığını belirtti. Bölgeye kış aylarında daha çok yağış düşmesinden dolayı meraların da iyi olduğunu ifade eden Mel, şöyle konuştu: ''Buranın havası çok güzel, serin ve kirli değil. Suyumuz da doğal ve temiz. Gün içerisinde çocuklar hayvan otlatmaya çıkarken evdeki hanımlar da günlük ev işlerini yapıyor. Akşam üstü de süt sağarak peynir ve yoğurt yapıyoruz. Eylül sonuna kadar buradayız, elektrik yok, dünyayla bağlantımız yok. Ama yol yakın biz de ihtiyaçlarımızı haftada bir ilçeye giderek karşılıyoruz'' (51). Önce tarihi yönü olan göçerlere bakalım: Milîlelerin Yazlık Mülkü ve Mekânı: Karacadağ Verimli Hilal'in orta yerinde Karacadağ bulunur. Karacadağ, 1950 metreye varan yüksekliğiyle volkanik bir dağ kitlesidir. 1- Karacadağ isminin Akkoyunlular tarafından verilmiş olma olasılığı yüksektir. Çünkü Akkoyunlular, Millilerle birlikte göçerlik yapmışlar ve bazı köy, ova, dağ ve mevkileri kendi dillerinde isimlendirmişlerdir. Karacadağ, Berriye en yakın yayladır. Dağın uzun ekseni kuzey-güney istikametindedir. Dağın doruğundaki tepeler, kuzeyden güneye doğru, birbirine bitişik üç tane (Kolubaba Tepeleri), (Acem Tepesi) ve (Mandal Tepesi), (Berazi Tepeleri) tepeleridir. Harita , Karacadağ'ın dorukları ve kısmen çevresini göstermektedir Harita Karacadağ 67 Siverek tarafından Karacadağ'a bakıldığında dağın orta kısımlarında, burnundan aşağıya doğru bir kaya dizisi bulunan tepe vardır. Mandel, hem bu tepelerin adıdır hem de dibinde, geniş bir düzlüğün adıdır. Dağın tepesinden Urfa, Mardin ve Diyarbakır ovaları çok güzel görünür. İlkbaharın güneşli günlerinde ovalar yemyeşil deniz gibi görünür. Ovaların içinde yer yer sarı çiçekli otlar, kırmızı gelincik çiçekleri veya mor ve beyaz nevroz çiçekleri bu yeşil denizin içindeki adacıklar gibidir. Mandel düzlüğünde, suyu çok soğuk birkaç çeşme vardır. Yağışın az olduğu yıllar suları çok azalır. Düzlük, ayrık ve ak üçgül otları ile bezenmiştir. Çeşmelerin etrafı çimenli düzlüklerdir. Çimenliklerin hemen bittiği yerde gevenler başlar, yer yer içinde yürümek mümkün değildir. Doruğa doğru bazı yarlarda makilik ve yabani meyve ağaçları ve meşelikler vardır. Dağ kışın kar ile örtülür. İlkbaharda kar erir, tepelerde mayıs ayında kar tükenir. Karın altından mor bir örtü halinde önce çiğdem çiçekleri çıkar. Tepelerle çimenlikler arasındaki engebeli yamaçlar kekik otları ile kaplıdır. Toprağı görünmeyen kayalıkların arasından ısırgan otu fışkırarak kayalıkların arasını mozaik gibi doldurur. Sabahları, tepelerdeki kayalardan, kekliklerin kakube, kakube diye öten sesleri işitilir. Dağın tepesindeki en büyük düzlük, Mandel düzlüğüdür. Burası Sultan IV. Murat'ın 1638'de Bağdat Seferi esnasında konakladığı meydanın adıdır. Mandel kadar büyük değil ancak onun kadar güzel olan başka düzlükler de vardır. Milan Aşiret Konfederasyonu döneminde her düzlükte on veya yirmi arası çadırdan oluşan ve onların ebr adını verdikleri obalar, zomalar, konaklardı. Bunlar hep Milan Konfederasyonunun üyeleriydi. Merkezi obaya gelecek çadırlar seçmeydi, rastgele gelip konmak olmazdı, yani bir düzen içinde olurdu. Her evin çadır yeri belliydi. Her sene aynı yere kurulurdu. Karacadağ, Berriye hakim ve çevredeki bütün şehirlere en fazla bir günlük at mesafesindedir. Dağın tepesinden bir süvari sabahleyin yola çıktığında, öğlene kadar Derik, Viranşehir ve Siverek'e, ikindi vakti Diyarbakır ve Mardin'e, akşama kadar da r Urfa ya varabilirdi. Kolubaba Tepesi'nden kuzeye bakıldığında Ergani ovası, Elazığ dağları, Hani ve Lice dağları ve Diyarbakır ovası görünür. Mandel Tepesi'nden güneye bakıldığında Berrî, batıya bakıldığında Siverek ovası insanın ayaklarının altındaymış gibi görünür. Mandel'in doğusundaki tepelerden doğuya bakıldığında Derik, Mazıdağı, Metînan ve Meşkînan görünür. Karacadağ, bölgenin yani Verimli Ayça'nın merkezi yaylasıdır. Dağa hakim olan birçok şeye hakim olur. O dönemlerde Karacadağ'da konumlanan bir güç Diyarbakır'ı, Mardin'i ve Urfa'yı etkisi altına alabilirdi. Gerekirse bu üç şehre her şeyi kabul ettirebilirdi. Bu şehirler arasında doğu-batı istikametinde giden tüm ticari kervanları veya Berrî-Serhed arasındaki tüm kervanları kontrol edebilirdi. O dönemlerde Karacadağ ayrıca saldırgan ordulardan korunmak için de mükemmel bir yerdi. Yani göçerler için stratejik konumdaydı. Dağın doruklarından saldırıların hangi taraftan geldiği görülüyordu ve ona göre kaçış ve savunma 68 hazırlanabiliyordu. Oysa düzlük yerlerde bu mümkün değildi. Dağda süvari ordularının manevra kabiliyeti yoktur. Karacadağ, koyun ve deve üreticisi göçerler için de uygun bir yerdir. Onun için göçerler, koyun, keçi ve deve sürüleri beslemişlerdir. Sığır ve at için uygun otlaklar yoktur. Dağın otlakları sürü hayvanları özellikle koyun, keçi ve develer için mükemmel meralardır. Dağ, yazın çok serindir, insanlar sıcağı hissetmez. Pire, kene, sivrisinek ve karasinek gibi haşaratlar yok denecek kadar azdır. Hayvan ve insanları hastalıklarından koruyan uygun bir iklime sahiptir. Dağın yamaçlarında çeltik üretimi yapılır. Yazın çeltik parselleri zümrüdi yeşil şeritler halinde görünür. İri taneli Karacadağ pirinci yörenin en önemli besin kaynağıdır. Karacadağlılar genel olarak koyun yetiştiriciliği yaparlar. Ayrıca keçi, at, sığır, deve, manda ve eşek de yetiştirirler. Koyun sürülerinin içinde mutlaka keçi de vardır. Mutlaka bir semerelik (yüz koyun) sürü içinde on veya yirmi tane de keçi olmalıdır. Nakliyede deve, çiftçilik işlerinde öküz, ulaşımda at ve eşek kullanılmaktadır. Göçerler koyun, keçi, at ve deve; yerleşikler ise koyun, keçi, at, deve, sığır, manda ve eşek yetiştirirler. Koyun yetiştiricisi göçerlere koyun göçerleri (akkaraman), koyunuyla uğraşanlara beyaz koyun göçerleri, morkoyun ile uğraşanlara morkoyun göçerleri denilmektedir. Bir de sığır yetiştiren göçer veya yarı göçerler var. Bunlara kara davarlı göçerler denir. Bunlar sadece sığır yetiştirirler. Yine siyah çadırları vardır, çadırları koyun göçerleri gibi büyük değildir ve nakliyesinde öküzler kullanılır. Göçerler bu coğrafyada yılın mevsimlerine göre göç ediyorlardı. Kışın soğuk, tipi ve yağışlardan kaçıyor, sürekli yeşil örtüyü takip ediyorlardı. Yazın ise sıcaklardan, susuzluktan, bulaşıcı hayvan ve insan hastalıklarından, zararlı haşerelerden kaçıyorlardı. Zozanlardaki barınakları kara çadırlardı. Berri'deki barınakları çadırlarla beraber şikeftlerdi. Milan, göç nakliyelerini develerle yapıyordu. Serhed bölgesinin bazı göçerleri katırları kullanıyordu. Öküzleri nakliyede kullanıyorlardı. Göçerler sonbaharın ortalarından itibaren Berri'ye gelirlerdi, Aralık-Ocak aylarında koyunları doğum yapar, baharda tekrar zozanların yolunu tutarlardı. Zozanda (yaylalar) koyunların, beslenme ve bakımları, talanın olmadığı çok güvenli bir ortamda yapılırdı. Zozanda verim iyi, süt bol, hayvanlar bakımlı olduğu için çabuk kızgınlığa geliyor, yazın ortalarında koçlar bağlanıyor, yazın sonunda koçlar boyanarak sürüye alınıyorlardı. Bunlar hep özenerek yapılan işlerdi. Zozandan, koyunları semirmiş, yükleri yağ, peynir ve yün ile dolu olarak gelinirdi (26). 69 . Tarihte Milli Aşireti Mehmet Sait Keleşabdioğlu Milli aşireti İbrahim paşa ve kurmayları Resim. Mehmet Sait Keleşabdioğlu Resim. Mehmet Sait Keleşabdioğlu Milli aşiret reisi İbrahim Paşa karargahına intikal ederken 70 Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve Diyarbakır (Karacadağ Milan aşireti) Kavalalı Mehmed Ali Paşa . Mısır'da Kavalalılar Hânedânlığının kurucusu. 1769 yılında Makedonya'da Kavala şehrinde doğdu. Babası, Kavala Kalesi bekçibaşısı İbrâhim Ağadır. Kavala'da büyüyerek, ticâretle uğraştı. . Fransızların Mısır'ı istîlâsı üzerine Osmanlı ordusuna asker yazılarak, Rumeli'deki Arnavut askerinin kumandanı Puyanlı Hasan Paşanın maiyetine girdi. 1799'da Mısır'a vardı. Fransızlarla yapılan muhârebelerde ve bilhassa Ebû Kayr Muhârebesinde fevkalâde cesâret gösterip, şöhret kazandı. Üstün zekâsı ile dikkat çeken Kavalalı Mehmed Ali'nin îtibârı devamlı arttı. Napoleon Bonaparte ve Fransız ordusu Mısır'dan kovulunca, orada kalıp, Arnavut askerlerinin kumandanı oldu. Mısır'daki askerleri disiplin altına alarak, kontrol etti. Böylece Mısır'da âsâyişi temin edince, bu muvaffakiyeti İstanbul'a arz edildi. Mısır'da kuvvetli bir idârenin, ancak muktedir bir şahsiyet olan Mehmed Ali tarafından sağlanacağını kestiren Sultan Üçüncü Selim Han (1789-1807), onu vezir pâyesiyle Mısır vâliliğine tâyin etti (8 Temmuz 1805). Mehmed Ali Paşa, Mısır'da âsâyişi ve emniyeti temin edip, âsîleri ortadan kaldırdı. İskenderiye civârına asker çıkaran İngilizleri büyük bir bozguna uğrattı(1808). İbrâhim ve İsmâil paşaların yardımı ile hâkimiyetini, Sai, Nevbe ve Sudan'a doğru genişletti. Mısır'ın kültürünü geliştirmeye ve îmârına çalışarak, Fünûnı Harbiye, Tıbbiye ile diğer lüzumlu okulları açtırdı. Tercüme komisyonları vâsıtasıyla yeni bilgilerin yayılmasına çalıştı. Avrupa'dan getirttiği öğretmenler vâsıtasıyla meslek ve sanat elemanları yetiştirdi. Gayret ve teşvikleriyle kısa zamanda, zirâat ve sanayi geliştirilerek, atölye ve fabrikalar kuruldu. Aşağı Mısır ve Nil Vâdisi elverişli duruma getirilerek; pirinç, pamuk, şekerkamışı gibi çeşitli hubûbatın üretimi arttı.(88) Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve Diyarbakır Büyük Mehmet Ali'nin ölümünün yüzüncü yıl döneminde, Mısır'ın ünlü yazarı Abbas Mahmud Esad, El Müsevver gazetesi adına, Kral Faruk'un yardımcısı Mehmet Ali ile bir röportaj yaptı. Kral yardımcısı, büyük dedesi olan Mehmet Ali adını almıştı. Söyleşide Mısır Kralı Faruk'un yardımcısı şöyle diyordu: '...Mehmet Ali ailesine ilişkin bazı şeyler söyleyeceğim, olasıdır ki, siz de birçokları gibi şaşıracaksınız. Bu ailenin Arnavutlukta Kavala yakınlarından olduğu yaygın görüştür. Oysa Mehmet Ali Paşa döneminde Mısır kadısı olan zatın kitabından O'nun Diyarbekir'den olduğunu öğrendim. Diyarbekir'den Mehmet Ali'nin babası ve iki kardeşi Kavala'ya giderler. Mehmet Ali'nin amcalarından biri oradan İstanbul'a göçer, diğeri de ticarete atılır. Mehmet Ali'nin babası Kavala'da yalnız kalır. Mehmet Ali Paşa'nın torunlarından Halim Paşa, bizim ailenin kökenini Diyarbekir'e bağlıyordu. Bu da Mısır Kadısının kitabındaki bilgileri doğruluyor.' . 71 Söyleyişiyi yapan gazeteci Abbas Mahmud Esad'ın kendisi de Kürt kökenlidir, anlaşılan söylenenler kendisini etkilemiş olmalı, Büyük Mehmet Ali Paşa'nın torununa dönüp: '..Bu şeref ve şan Kürtlere yeterlidir, çünkü İslam alemine iki ölümsüz kahraman vermişler; Selahaddini Eyyubi ve Büyük Mehmet Ali Paşa'der Çok az kimsece bilinen bu bilgiler,1949 yılı,25 Kasım gün ve 1311 No'lu 'El Müsevver' gazetesinin 56. sayfasında yayınlandı. Dr. İbrahim Hilmi, tarihi bir belge olarak kitaplığında saklamıştı (89). Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve Karacadağ Ali Buran anlatıyor: Suriyeli avukat yazar Abdülaziz'den Ekim 2003 yılında dinlemiştim. Abdülaziz Millilerin Toruna aşiretindendir. Yazar Abdülaziz, Suriyeli tarihçi Abbas Mahmut Akat'tan dinlediklerini bana aktardı.: Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Karacadağ yöresinden Milli Aşiretidendir. Babası ve amcası Osmanlılar tarafından önce Almanya'ya,daha sonra yine Osmanlılar tara fından Yunanistan'ın sahil kenti Kavala'ya gönderilir. Kavalalı M. Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşa da, kendisinin Diyarbakı r yöresinden Milli aşiretinden olduğunu söyler (90). Koçer Hakkında: Sabit bir konuta ve toprağa bağlı olmadan, tarımsal faaliyetlerin yalnız küçükbaş hayvancılığı ile uğraşan hayvanlarına daha iyi otlaklar bulabilmek amacıyla mevsim ve bitki örtüsü durumuna göre yaylalardan steplere, steplerden yaylalara göçüp daima çadır hayatı yaşayan, kan akrabalığı bağı ve bizlik duygusu gibi bağlarla birbirlerine bağlı, daima bir şefe bağlanmayı tercih eden az çok kapalı bir ekonomiye sahip, geleneksel fakat laik bir toplumdur. Göçebelik toplumsal gelişimin erken safhalarında görülüp bugün kalıntı halinde devam eden bir yaşama şeklidir. Yaşam alanları, dağlık,sarp ve engebeli. Rakım 500 metrenin üstünde kimi yerde 2000 metrenin üstüne çıkmaktadır. Koçerler, bu koşullara uyum göstermiş sert, kıllı, iriyarı, derisi kalınlaşmış ve esmerdir. Üretim daha çok tüketim için yapılıyor görünüyorsa da ,belirli bir tüketim fazlasını görmek de mümkündür. Fakat bu üretim fazlası ekonomiyi kapalı olmaktan kurtaramamaktadır. Çünkü göçebe bir çok mal ve hizmeti kendi bünyesi içinde yaratır. Koyun, keçi, toklu, kuzu, koç gibi hayvanlar küçükbaş hayvanlar arasında en çok beslenenlerdir. Bunların dişileri süt ve ürünleri ile birlikte bir dahaki dönemde sürüyü oluşturacak kuzuları için saklanır. Kısır (erkek) küçük baş hayvanları ise ticaret için beslenir. Bunlar bir veya iki yaz saklandıktan sonra toklu veya koç olarak pazarlanıp satılır. Göçebe aşiretler kabilelerden meydana gelmiştir. Bir aşiretin büyüklüğü bünyesinde barındırdığı ve o aşireti oluşturan kabile sayısı ile ölçülür. Aşiretin yönetiminde aşiret reisi bulunur. Aşiretin yönetiminden, öteki aşiretlere karşı üstünlüğün korunmasından, soyun devamından sorumludur. 72 Göçebe toplumunda çadır, toplumsal sınıf ve statüleri gösteren en temel unsurdur. İki direk üzerine kurulmuş çadırlar çobanlara ve yoksullara aittir. Normal çadırlar 4-5 direkli olur. 6-7 direkli çadırlar reis çadırları veya ileri gelen kişilere ait çadırlardır. Ailenin bütün yükü hemen hemen kadının omuzları üzerindedir. Kadın gerek toplumsal ilişkilerde, gerek aile içi ilişkilerde erkek kadar söz sahibidir. Aşiretin toprağa yerleşmeye mecbur kalmasıyla birlikte kadında yukarda belirtilmeye çalışılan üstün statüsünü kaybedip, aile içinde yalnız çocukların anası olan, fonksiyonsuz bir kişi haline gelmektedir. Geleneksel durumda eli yüzü tamamen açık olan kadın artık kapanmaya başlamıştır. . Daima tabiatla haşir neşir olan göçebe, ilkel tekniği ile de olsa onu mümkün olduğu kadar kontrol altına almaya ve ondan istifade yollarını aramaya çalışmaktadır. Göçebe her şeyden önce mert, cesur, atik ve savaşçıdır, özgürlük aşığıdır, başkalarının özgürlüğüne müdahalesini hiç kabul etmez fakat başka aşiretleri kendi bünyesi içine alıp onları kendine bağlı bir hale getirebilir. Göçebe insanlar ile şehir ve köy halklarının ilişkileri gayet dar olmuştur. Diğer taraftan bu iki grup arasında zamanla beliren etnik kast bu ilişkileri daha çok sınırlandırmıştır. Din hiçbir zaman insanlar arası ilişkilerde bir baskı aracı değildir. Örneğin toplum göçebeliğin yapısal karakterinden dolayı bir mabet yaratmadığı gibi dini görevleri yerine getirecek bir kişiye de ihtiyaç duymamıştır. Göçebelerin farklı iki türde çadırı vardır. Ağır, sıcak ve konforlu olan kışlık çadır (yıl boyunca kurulu olarak kalır) ve göç için hafif olan çadır. İkisi de Ortadoğu'da her yerde görülebilen kara çadır tipindedir ufak bir farkla.(27) Koçerlerle ilgili bir röportaj; Karacadağ bölgesinde tek tük kalan Koçerlerden biri de yine Kêjan aşiretinden Kadri Yılmaz. - Karacadağ'da yerleşik yaşarken geçiminiz nedir? - Yerleşikken de aynı işi yapıyorduk, hayvancılıkla uğraşıyorduk. Hayvanlarımıza orada bakıyorduk. - Şimdi farkı nedir? - Koçerliğin karı şöyledir: Şuan Karacadağ'da fazla soğuk var, kışın hayvan için olmuyor, yem vermek zorundayız. Ama burada hava iyi olursa bazen az yem veriyoruz burada bir ay erken bahar geliyor. Bir de köyle herkes hayvancılıkla uğraşıyor ve meralarımız az, bu yüzden ister istemez toprak, otlak hayvanlarımıza yetmiyor ve daha az beslemek zorunda kalıyoruz, o da geçimimize yetmiyor. -Kaç yıldır Koçerlik yapıyorsun? - 20 yıldır Koçerlik yapıyorum. Ondan önce de köyde hayvancılık yapıyordum. Ama Koçerlik bizim dedelerimizden bize gelen bir gelenektir. -Dedeleriniz de Koçer idi, eskiden nasıl yapılıyordu Koçerlik? - Eskiden böyle değildi. Eskiden ta Suriye tarafının meralarına gidiyorduk. Bu hudut indirildikten sonra, artık çiftlik meralarına gidiyorduk, köylere gidiyorduk. 73 Her bir ev bir köy merasına gidiyorduk. Mesela Kêjan aşireti tamamen Koçerlik yapıyor. Biz Kêjan aşiretiyiz. -Peki, sınırın olmadığı zamanlarla bu zamanı karşılaştırsanız, nasıl farklar var arada? . - O zaman bu bölgenin çoğu Koçerdi, güz olduğunda Suriye tarafına geçiliyordu, baharla birlikte de Karacadağ tarafına, yaylalara dönülüyordu. O tarafa geçince çadırlarımızı kuruyorduk, kışı çadırlarda geçiriyorduk. Orası güney tarafına düştüğünden fazla soğuk olmuyordu, kıl çadırlarımız bize yeterli geliyordu. -O otlaklarda kimse karışmıyor muydu size? - O zaman da karışan vardı, ama hep Koçerdi, bütün çevre Koçerlik yapıyordu. Kürtçe şênî diyoruz, yani 20 ev bir yere, 20 ev onun diğer tarafına konê reş'ini, çadırını kuruyordu yani. -Şimdi Koçerlik azaldı mı? - Şimdi Koçerlik kalmadı ki, bölgede sadece Kêjan aşireti kalmış, onun dışında Koçerlik yapan kimse yok hemen hemen. Malatya tarafında Bêritanlar vardı, onlar da devlete müracaat ettiler ve devlet onlara Diyarbakır tarafından 2-3 köy verdi. Yerleşik oldular. . -Kêjanlar ne kadar aile kaldı şimdi? - Kêjan'ların komplesi çoktur elbette, ama Koçerlik yapanlar aşağı yukarı 300 aile kaldılar. -Her birinin ne kadar koyunu var? - Birinin 300, birinin 500, birinin 600, yani değişiyor. -Karacadağ'a ne zaman gidiyorsunuz? - Karacadağ'a baharda gidiyoruz. Burada kaldığımız müddette de yine koyunlara yem, ot veriyoruz. Ama bir ay kışın, bir de bahara doğru veriyoruz. Ama orada olsak, kışın veriyoruz, tam bahara kadar, hatta bahar bir ay geçene kadar da yem veriliyor. -Karacadağ'da Kêjanlardan kalanlar var mı? - Evet, var. Orada kalanlar da var. 74 -Peki senin yaşamın hep Koçerlik ile mi geçecek? - Yani ömrümün hep böyle geçeceği yok ama gerçek şu ki hayvan çok ucuzlamış. Diyelim ki şu anda 500 hayvanım yok, bunların hepsini satsam ya bir ev alabilirim ya da alamam. Bu nedenle işte hep böyle koçer olarak kaldık, bilmiyorum sonu nasıl olacak? Devlete de müracaat etmişiz, yerleşik bir yerimiz olması için. Bêritanlara yapıldığı gibi, bizim de kış aylarında hayvanlarımızı otlatabileceğimiz sabit bir yerimiz olsun diye. . -Sen ne kadar okudun? - Ben 4'üncü sınıfa kadar okudum. - Çocukların? - Çocuklar okuyor. - Onlar da Koçer mi olacak? - Vallahi ben devam edersem onlar da Koçer olacaklar, ama devam etmesem belki başka meslekleri olur. -Ama sen de koyunlarını satamayacağını söylüyorsun... - Tamam, satmak istiyorum da, hem bir ederi yok, hem de satsam ne iş yapabilirim? Mesleğimiz yok, bir dükkan kiralasam, içine girsem, onu da anlamam. O da giderse o zaman Koçerlik de yapamasam ne yapacağım? -Kardeşlerin? - Onlar da Koçerlik yapıyorlar. Hepimiz aynı işi yapıyoruz. -Bir hayalin var mı? Koçerlik dışında nasıl bir yaşam hayal ediyorsun? - Ben de isterim ki bir fabrikam olsa, bir işyerim olsa, güzel bir geleceğimiz olsa, ama buna kudretimiz de yok, paramız da yok o kadar. -Çocukların için hayalin nedir? Bol bol sürüler mi, okumaları mı? - İstiyorum ki hepsi okusun, önemli kişiler, meslek sahibi kişiler olsun, sürülerin peşinde ne yapacak, nereye kadar gidecek. -Peki Koçerliğin yüzyıllardır yaşayan bir geleneği var. Bunun ortadan kalkması sana acı vermiyor mu? 75 - Acıtıyor, ama yer kalmamış. Mera yok. Bir karı da kalmamış. Bu nedenle millet hep hayvancılıktan bıkmış, şuanki Koçerlerin hepsi, gidip sorun hayvancılıktan bıkmıştır. . -Sürüleri bir bölgeden başka bir bölgeye götürürken yolculuklarınız nasıl geçiyor? . -Karacadağ'dan ancak 9-10 güne buraya yetişebiliyoruz. Sürü nasıl gidiyorsa, biz de onlarla beraberiz. Keçelerimizi çekip koyunların içinde kalıyoruz. Önce evimizi develere yüklüyorduk, 10-15 kilometre, yani develer yorulana kadar, orada çadırımızı kuruyorduk, koyuna da orada bir yer bulup sabaha kadar orada kalıyorduk, sabah tekrar devam ediyorduk. Sabahları yükleyip başka bir durağa... -Bu sırada sorunlarla karşılaşıyor musunuz? - Çok oluyor. Köylerden geçerken, kimileri “bu bizim meradır, bu bizim tarlamızdır” diye bize itiraz ediyorlar. Eskiden daha kolaydı ama şimdi daha zor, çünkü araziler sulanınca, her taraf ekili arazi, bütün meraları da tarla yapmışlar, geçtiğimiz yerler sulu olunca pamuk, mısır oluyor, eskiden sadece bir ekim buğday oluyordu, şimdi geçecek yer kalmadı, o zaman da gidiş-gelişimiz çok zor hale geldi. Mesela biz Suriye tarafına gittiğimizde, o zaman Suriye diye bir yer var mı bilmiyorduk. O zaman İbrahim paşa zamanı yani, eşirler dönemiydi, yani falan eşir çadırını şuraya kuracak, filan eşir burada kuracak diye belirleniyordu. Köy, ilçe diye bir şey de yoktu. -Burada başka devlet olduğunu ne zaman anladınız? - Sınır konulduktan sonra, teller örüldükten sonra anladık. O zamandan sonra da Koçerlik darbe yedi, hem de milletin çoğu Suriye sınırındaki Türkiye askerleri tarafından yakalandığında dövülüyor, bırakılıyordu. O zaman her ailenin 2 bin-3 bin koyunu vardı. O aşamadan sonra sayı düştü. Koçerlik de gerileri, vazgeçti insanlar, sadece Kêjan aşireti kaldı. -Koyunlarınızı nasıl satıyorsunuz? - Yakın olduğumuz yere satıyoruz. Bahar olduğunda kuzuları satıyoruz, her yıl erkekleri satıyoruz, yaşlı olan koyunları satıyoruz, damızlıklar kalıyor, onlarla da ihtiyaçlarımızı görüyoruz. -Koçerlik ne kadar sürecek sizce? - Böyle giderse Koçerlik kalmaz, ben diyeyim 5-6 seneye kadar ya kalır, ya 76 kalmaz, son nefesimizi veriyoruz yani. Çünkü ne devlet kabul ediyor ne de tarla sahipleri. Çiftlikteyiz mesela çiftlik kabul etseydi o da olabilirdi ama artık gidecek yerimiz kalmadığı için daha fazla yaşayamayız. Artık ölmüşüz son nefesimizi veriyoruz yani (28). Koçerler yine yolcu Elif Sonzamancı Kış aylarını Urfa'nın Ceylanpınar ilçesinde geçiren Koçerler, baharın yüzünü dağlara dönmesiyle birlikte Karacadağ eteklerine yerleşmek için göç hazırlıklarına başladı. Baharın doğaya renk vermesi Koçerlere yine göç yollarını araladı. Doğanın ritmine ayak uyduran onlarca Koçer aile, Kasım ayında sıcak iklim şartları elverişli olduğu için geldikleri Ceylanpınar ovalarından, bu kez Karacadağ'a doğru göçe hazırlanıyor. Dağınık yerleşebiliyorlar Gümüşlü köyünün yakınlarına çadır açan Koçerlerden Ali Akay, her yıl ayrı bir mekânda konakladıklarını belirterek; “Kasım ayından itibaren Ceylanpınar'a geliyoruz. Koyunlarımızı buraya herhangi bir araçla getirmiyoruz, yaya olarak getiriyoruz. Şimdi burada iki aile kalıyoruz. Toplam 100 koyunum bulunuyor. Her gelişimizde ayrı bir köyün yakınlarında konaklıyoruz” şeklinde konuştu. Karacadağ'dan gelen koçerlerin dağınık halde yaşadıklarını ifade eden Akay, şunları kaydetti: “Burada yerleşik aileler fazla. Biz Koçerlerin ise bir arada kalmasına izin verilmiyor. Sanırım buraya temelli yerleşeceğimizden korkuyorlar. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü arazisine girmemiz de yasak.” Yerleştikleri yerlere yakın köylülerle bazı zamanlarda tartışmalar yaşadıklarını dile getiren Akay, “Köylülerle tartışsak da çok fazla sesimizi çıkartamıyoruz. Çünkü kışı orada geçirmek zorundayız. Yerleştiğimiz araziler bizim değil. Daha çok köylülerin arazileri oluyor. Haklı da olsak haksız da olsak susmak zorundayız” diye konuştu. Ay sonunda göç başlıyor Nisan ayının sonlarına doğru Karacadağ'a göç edeceklerini belirten Dılşa Çetin; “Baharın kendini iyice hissettirmesiyle birlikte biz de göç hazırlıklarına başlıyoruz. Çoluk çocuk, genç yaşlı hepimiz eşyalarımızı toplayıp tekrar Karacadağ'a yerleşmeye gidiyoruz” diye konuştu. Devletin kışın gelip yerleşmeleri için kendilerine bir yer vermesi gerektiğini söyleyen Çetin, “Biz kışın Karacadağ'da kalamıyoruz. Orası çok karlı oluyor. Devletin artık bize yalnızca kışın yerleşeceğimiz bir alan vermesi gerekiyor. Birçok yere Hazine arazisi diye yerleşemiyoruz. Hazine arazisi yalnızca bize mi yasak?” dedi Yaşadıkları günlük zorlukları anlatırken içme sularını köylerden eşeklerle getirdikleri 77 sularla karşıladıklarını da kaydeden Çetin, Karacadağ'da su sorunlarının olmadığını orada kaynak sularından faydalandığını belirtti. Çocuklarını okula göndermediğini de ifade eden Çetin, “Bu şartlarda çocukları nasıl okutabilirsin ki? Hep göç halindesin. Açıkçası çocuklarını da başka köylere teslim edemiyorsun. Okuduğun zamanda herhangi bir şey eline geçmiyor. Hem zor şartlarda okuyacaksın, hem de okulu bitirdikten sonra boşta kalacaksın” diye ekledi. KARACADAĞ MANDEL GÖÇERLERİ Göçerlik, sürü hayvancılığı yapan, mevsimlere bağlı olarak yer değiştiren toprağa yerleşmemiş, insan topluluklarının kıl çadırlarda sürdürdüğü yaşam biçimidir. Şanlıurfa Karacadağ'dan başlayıp Mandel'e kadar olan bölgede İlkbahardan Sonbahara kadar yaşayan 78 göçer ailesi (geniş aile) bulunmaktadır. Kejan aşiretine mensup bu göçerler Karacadağ'ın eteklerinde bulunan geven bitki örtüsü ve iklimin daha serin olduğu bu bölgede, zor şartlarda hayvancılık yapan göçerler, devlet hizmetlerinden ( yol, elektrik, eğitim, sağlık v.b.), kamuya ulaşımdan yoksun bir şekilde yaklaşık yedi kuşaktır bu şekilde yaşıyorlar. Ana dilleri Kürtçe dışında resmi dilimizi bilenlerin sayısının az olması nedeniyle iletişim sorunu yaşadım. Resmi dilimizi bilen birkaç tane kadın, okula tesadüfen gitmiş olan çocuklar ve erkekler Türkçe konuşabiliyor. Karacadağ ve Mandel'de yaşayan Kejanlı Müslüman Kürt göçerlerin güvenlik sistemi aslan görünümünde büyük köpekler, yabancılar için çok tehlikeli olabilir. Yedi veya sekiz direkten oluşan göçer çadırları, üç bölümden oluşuyor. Konukların kabul edildiği erkeklerin oturduğu bölüm dikdörtgen şeklinde, daha geniş olan orta bölüm kadın ve çocukların kullandığı kısım, çadırın bir köşesi de mutfak olarak kullanılıyor. Mandel'de gün sabahın erken saatlerinde meşk sesleri (yoğurt ile soğuk su doldurulan, tulumu kadınlar ileri geri hareket ettirerek tereyağı ve ayran elde ediyorlar) ile başlıyor. Çadırların orta bölümüne yan yana serilen yataklar toplanıyor. Ekmek (nane helati) adını verdikleri mayalı ekmek kurumuş geven dallarının ateşiyle pişiriliyor. Daşde (kahvaltı) sonrası koyunların sağımı başlıyor. Yüzlerce koyunun (her aile en az 150- en çok 600 küçük baş hayvana sahip) sağımını genelde erkekler yapıyor. Sütün kaynatılması yoğurt ve peynire dönüştürülmesi kadınların görevi, üretilenler ertesi sabah pazara gönderiliyor. Pazardan sadece birkaç çeşit sebze (patlıcan, biber, domates, salatalık, soğan, patates ve sarımsak, meyve olarak yazın karpuz ve kavun, kışın elma, portakal) satın alınıyor. Kadın ve çocuklar gösterilen paranın kaç TL olduğunu tanımıyorlar. Yemek çeşitleri fazla değil, kendi kültürlerine özgü kavurma bulgur veya pirinç, makarna ve tirşik (patlıcan, domates, biberi doğrayıp ateşte) pişirilir. Sofraya, kadınlar çocuklarla birlikte, erkeklerden ayrı bölümde oturuyorlar. Mandel'de erkekler çobanlık yaparken kadınlar ise keçi yünlerini tarayıp, teşi (yün eğirmek) yapılan ipler, yere kurulan basit tezgahlar yardımıyla yaşadıkları kıl çadırları dokuyorlar. Göçer kadınların hepsi kıl çadır Evrensel.17-4-2003 78 dokumasını biliyor. Keçi yününden yapılan çadırların özelliği yazın serin kışın sıcak olması ve kışın yağmur suyunu geçirmemesi. Her çadırda bir adet zetina dikiş makinesi bulunuyor. Küçük bir ayna büyük tüpe takılan löküs (aydınlatma için ) ve pilli radyolar… Radyoda dinledikleri istasyon, Mezopotamya ve kısmen Polis radyo. Her çadırda bir adet cep telefonu var fakat hiçbiri çekmiyor. Şehre ve kasabaya inince kullanılıyor. Göçerlerde akraba evliliği yaygın, evlenme yaşı kadın ve erkekte yirmi yaşın üstünde gerçekleşiyor. Akraba evliliği dışında ise berdel usulü evlilik yapmayı tercih ediyorlar. Çok eşlilik yaygın değil. Fakat kadın ve erkekler doğum kontrol yöntemleri konusunda hiçbir bilgiye sahip değiller. Kadınlar bir veya iki yıl arayla çocuk sahibi oluyorlar. Bebek ölümleri çok, özellikle ilk bebeklerde bu oran daha fazla… Okula gitmeyen çocukları sayamadım. Fakat, liseyi bitirmiş üç genç delikanlı ve ilköğretime devam eden şanslı birkaç çocuk vardı. Onlar da her yıl başka köy okullarına gitmek zorundalar. Çünkü göçerlerin kışı geçirdikleri meralar konusunda ciddi problemleri var. Kendilerine ait toprakları olmadığından, kışı geçirecekleri meraların yakınındaki köylere kira ödüyorlar. Hazine arazisi meraya gidilmeden, önce görüşmeler yapılıyor. Köy sahibi veya köyün muhtarı ile anlaşılırsa meranın kira bedeli ödeniyor. Ödenen bedel hayvan sayısıyla orantılı. Kışın kaldıkları köyün elektriği varsa televizyon seyredebiliyorlar. Okulu varsa okula gidiyorlar. Göçerler bu yüzden 'Biz hazineye ait meralar için şahıslara kira ödeyeceğimize devlete ödeyelim. Bizim de kendimize ait bir toprağımız olsun.' diyorlar. Karacadağ, Mandel göçerlerinin nüfus kaydı Eğriçek ve İleri köyüne kayıtlı olduğundan askerlik, seçmen kartı, ölüm işlemlerini bu köylerin muhtarları yürütüyor. Cenazelerini de kayıtlı oldukları köyün mezarlığına gömüyorlar. Göçerlerin büyük kısmının yeşil kartı var. Devletle tek organik bağları bundan ibaret, hastane ve askere gitmek. Kamuyla iletişim kopuk göçerlerin bağlı olduğu Siverek ilçesinin belediye başkanını ismen tanıyorlar. Fakat kaymakamı tanımıyorlar. 'Nesillerdir burada yılda altı ay geçiriyorsunuz. Niçin yolunuz, elektriğiniz için kaymakama gitmediniz?' diye soruyorum Eyüp Arıkboğan'a. "Çekiniyorum, gidemiyorum. Konuşma yeteneğim yok, derdimi anlatamam. Kaymakamla görüşmüş olsaydım yol isterdim, kışın kalacak yer isterdim. Nereye gitsek para istiyorlar. Geçen yıl Yolbaşı köyünde kaldık, iki milyar kira ödedim. 200 hayvanla altı ay kaldım. Göçerlikten kurulmak istiyorum. Devlet bize yer tahsis etse tarıma geçeriz. Yedi göbektir göçer yaşıyoruz. Bizim de yerleşik bir hayatımız olsun, çocuklarım okula gitsin. Ben hayvancılıktan başka bir şey bilmiyorum, çocuklarım meslek öğrensin. Çocuklarımı yatılı okula bile gönderemedim. Devlet bize hayvancılık için kredi bile vermiyor çünkü bizim ahırlarımız çadır olduğundan kabul edilmiyor. Son altı yıldır hayvanların fiyatları düştü zor geçiniyoruz." dedi. Göçerler mera sorununu babaları da yaşadı. Neden birlikte hareket edip ortak çözüm bulmadıklarını soruyorum. On bir göçer erkeğin cevabı aynı "Birlik olamıyoruz." 79 Göçer hayatı en çok çocukları etkiliyor. Onlar için oyun, hayvanların arasında büyümek. Bu çocuklardan biri Hülya Akalp, 11 yaşında, okula 4. sınıfa kadar gitmiş, göçer şartları nedeniyle okuldan ayrılmış, dokuz kardeşin en küçüğü ve Urfa'da hastahane'de doğmuş, bu bile Hülya için bir ayrıcalık..." Okumayı seviyorum, öğretmen olup çocukları okutmak isterdim." diyor. Bir keresinde yakınında kaldıkları köyde kek yemiş tekrar kek yemeyi istiyor belki bir gün elektrik ve fırınları olursa… Bölge çok engebeli ve taşlık, göçerler her yıl aynı obalarda çadırlarını kuruyorlar. Her göçer ailenin obası belli… Belki bu yüzden "kendimizi burada evimizde gibi mutlu hissediyoruz" diyorlar. "Buralara kimse gelmiyor mu?" diye soruyorum. "Yabancı kimse gelmez." diyorlar ve ekliyorlar, "Geçenlerde kadınlara aşı yapmak üzere geldiler. Bizim kadınlar aşı yaptırmadı bizi kısırlaştıracaklar diye korktular. Kadınlar aşı hakkında genç kadınlara yapılıyormuş, dediler. Aşının tetenoz olduğunu anladım. Ne diyebilirim ben de olsam yaptırmazdım. Durup dururken birileri benim sağlığımı düşünmeye başlarsa" (83). KARACADAĞ VE DEPREM Tarih-Saat: Koordinat: Büyüklük: Derinlik: Açıklama: 21.03.2011 00:43:11 37.835K 39.745D 3.0 7.9 km KARACADAĞ- KARACADAĞ -SİVEREK (ŞANLIURFA) 21.03.2011 00: 43:11 37:83 5K39.745D Derinlik : 7.9 km Büyüklük: 3.0 son 1 yıllık depremsellik B.Ü.Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Güncelleme 19.04.2011 16 : 36 :19 URL: htt:// www.koeri .boun.edu.tr/sismo/map/tr/201 10321004311.gif Karacadağ-Depremleri Toplam 3 deprem kaydı bulunmaktadır. Tarih Saat Yer Şiddet Derinlik 21.03.2011 02-12 KARACADAĞ 3.1 4.0 km. 21.03.2011 00:43 KARACADAĞ 3.0 7.9 km. 28.08.2010 21:35 KARACADAĞ 2.7 7.6 km. Toplam:3 deprem kaydı bulunmaktadır. (Boğaziçi Üniversitesi) Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü. (Türkiye'deki Son Deprem Etkinlikleri) 80 KARACADAĞLA İLGİLİ ÖNERİLER Ağaçlandırma Artırılmalı Viranşehir Karacadağ'a 2 milyon 100 bin ağaç dikiliyor Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesi sınırlarındaki Karacadağ etekleri yeniden ağaçlandırılıyor. Yıllar önce çam ve meşe ağaçları gibi binlerce ağaca sahip olan Karacadağ, yerleşim yeri ve tarım alanı için kesimler ve yangınlardan ötürü çölü andıran bir görüntüye bürünmüştü. Şanlıurfa Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, ağaçlandırma seferberliği eylem planı dahilinde ağaçlandırma çalışması için harekete geçildi. İlk olarak Viranşehir'e bağlı Karınca Köyü mülki hudutları dahilinde bulunan 591 parsel numaralı hazineye ait taşınmaz, ağaçlandırma yapılmak üzere Çevre ve Orman Bakanlığı adına tahsis edildi. Tahsis edilen alanda çalışma başlatan Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri, bu çalışmalarda hem işçi istihdamının sağlanacağı hem de çevreye faydalı olacak bir projenin hayata geçtiğini söyledi. Bölge Müdürlüğü yetkilileri, konuyla ilgili olarak şunları ifade ettiler: ''Karacadağ Toprak Muhafaza Amaçlı Ağaçlandırma Uygulama Projesi'nin temel amacı, daha önce orman olan ancak uzun yıllardan beri tahrip edilen ve yok edilen orman varlığını yeniden oluşturmak ve yörenin orman varlığını arttırmaktır. Proje sahasında bölgenin asli ağacı olan meşe palamudu ekimi ile köylüye ileri ki yıllarda gelir getirici olacak olan badem tohumu ekimi yapılmaktadır.'' Yörede, 2009 yıllı programı kapsamında şimdiye kadar 6 bin dekar alanda arazi hazırlığının yapılıp, köylerden temin edilen 100 kişi ile tohum ekimi ve tüplü fidan dikimine başlandı. Çalışmalara hız veren Orman Bölge Müdürlüğü ekiplerinin, bu yıl içerisinde 65 bin kg meşe palamudu ve 15 bin kg badem tohumu ekimi ve 80 bin adet sedir ile karaçam fidanı olmak üzere iki milyon yüz bin adet fidan dikilmiş olacak. Dikilen ağaçların korunması için de çalışmalar yapan yetkililer, ağaçlandırma sahasının etrafında 13 km dikenli tel ihatasının da yapımına başladı. Doğa güzelliğinin yanında iş sahası da açacak olan çalışmaları desteklediklerini belirten Viranşehir Kaymakamı Erdoğan Kanyılmaz, şunları söyledi: "İlçemizin kırsalında bulunan bu alan Valilik ve Orman Bölge Müdürlüğü tarafından geliştirilen proje ile güzel bir görünüme sahip olacak. Daha ilk gününde işçi alımı yapan ve ekonomiye de katkı sağlayan bu proje için biz de gereken ilgiyi göstereceğiz.'' Kısa sürede milyonlarca tohum ve yüzlerce fidan dikecek olan köylüler de kendilerine bu imkanı sağlayanlara teşekkür etti. 3 (CİHAN) 9-12-2009 81 Karacadağ Bölgesi meraları ve bu hususta yapılması gerekenler Buralar Bağlar, Kayapınar merkez İlçeleri ile Çınar, Ergani, Çermik ilçelerisınırları dahilinde kalmaktadır (110 000 ha.). Bu mera alanları genel itibarı ile taşlık yapıda %50-80 oranında olup makineli tarıma elverişsiz durumdadır. Yöre halkı tarafından küçükbaş (özellikle koyun) otlatılmak suretiyle değerlendirilmekte ve koyun merası olarak tanımlanmaktadır. Bu bölgede mevcut meralar yüzölçüm olarak çok büyük parseller halinde bulunmaktadır. Mevsimsel yağışların yeterli olduğu yıllarda çok yüksek ot verimine sahiptirler. Özelikle baklagil çayır mera bitkileri Trifolium repens (Ak Üçgül) Medicago sp. (Yonca) açısından oldukça zengin bir bitki örtüsü mevcuttur.(55) Karacadağ meraları için önerebileceğimiz en ekonomik gübre dozu ise dekara 5 kg fosfor'dur (59). Karacadağ Mera Islah Çalışması Artırılmalı Şanlıurfa Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Tahir Polat, mera alanlarının tarla veya yerleşim alanına dönüştürülerek, 1950'li yıllarda Türkiye'nin yüzde 25'ini oluşturan meraların 50 milyon hektardan 12,5 milyon hektara düştüğünü söyledi. Hayvan sayısının artmasına rağmen mera alanlarının dörtte bir azaldığına dikkat çeken Doç. Dr. Tahir Polat, "Hal böyle olunca hayvanları yeterli beslendiremeyiz. Meralar bizim ormanlarımız gibi, madenlerimiz gibi doğal kaynaklarımızdır. Meralar sadece hayvanların ihtiyacı olan beslenmeyi karşılamıyor. Doğaya ve tabiata oksijende veriyor. Türkiye'de meralar yüzyılladır tahrip ediliyor 1998 yılından itibaren Devlet meralara sahip çıktı" dedi. Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tahir Polat, Şanlıurfa Tarım İl Müdürlüğü ile Diyarbakır Tarımsal Araştırma Merkezi'nin desteğiyle danışmanlığını yaptığı Tarım Bakanlığı tarafından Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde yürütülen mera ıslah projesinin Karacadağ'daki mera özlemini gidereceğini söyledi. Tahir Polat, "Meralar sadece ot üretilen yer değil, yem kaynaklarımızdır. Bu mera alanlarında bitki örtüsü muhafaza edilip geliştirilecek olursa hem erozyonu önlemiş olur hem de yer altı su kaynaklarımızın beslenmesi acısından önem arz etmektedir. Şu an Karacadağ'ı gidip inceleyecek olursak yüzyıllardır tahrip edilen Karacadağ'da yaşayan insanlar susuzluk sıkıntısı çekmekte, havyarlarını besleyecek ot bulamamakta. Bu bölgede yaşayan besiciler göç etmeyi bile planlıyor. Eğer bu meraları eski özelliğine kavuşturacak olursak hem bu insanların gelir düzeyi artmış olur hem de düzelir (85). 82 KARACADAĞ VE TURİZM Harran Üniversitesi Şanlıurfa Meslek Yüksekokulu Turizm ve Otel İşletmeciliği Programı Öğretim Görevlisi ve Profesyonel Turist Rehberi Hasan Kırmızı ;Karacadağ; Gap Turları içerisinde yer alan önemli bir destinasyon (gidilecek yer) olabilme potansiyeline sahiptir. Harran Üniversitesi Şanlıurfa Meslek Yüksekokulu Turizm ve Otel İşletmeciliği Programı Öğretim Görevlisi ve Profesyonel Turist Rehberi Hasan KIRMIZI yaptığı yazılı açıklamada ; İşsizliğin diğer bölgelerimize oranla daha yoğun yaşandığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde kırk sektörün ortak lokomotifi görevini üstlenmiş olan turizm sektörü; istihdam arttırıcı bir sektör olarak, ekonomimizin daha iyi durumlara gelmesinde önemli rol oynayabilir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, yüksek turizm potansiyeli taşıyan bir bölgedir. Bölgenin tarihi ve turistik değerlerine yönelik, verimli ve yenilikçi projelere ihtiyaç bulunmaktadır. Turizm konusunda yeni arayışlar, girişimler ve üretkenliğin arttırılmasıyla, bölge turizmi gelişebilir. Bu çalışmalar bölgemizin kalkınmasını hızlandırabilir. Bu nedenle kamuoyumuzun dikkatini, bölgemizde önemli bir turistik değer olduğuna inandığım, turistik ürünlere dönüştürülebilecek birçok imkânı içinde barındıran Karacadağ'a çekmeyi kendime görev biliyorum. Dedi. Kırmızı açıklamasında ; Karacadağ; Gap Turları içerisinde yer alan önemli bir destinasyon (gidilecek yer) olabilme potansiyeline sahiptir. Karacadağ; Peygamberler Şehri Şanlıurfa'mızın Siverek ilçesi sınırları içinde kendine has kültürü ve coğrafi yapısıyla göze çarpan 1938 m yüksekliğe sahip, bölgemizin tek ve en yüksek dağıdır. Geçmişte üflemiş olduğu kara taşlarla şehirlere, surlara can vermiştir. Büyük göçlerin barınağı olmuştur. Bugün için de bölgemiz turizminin yükselen değeri olabilecek potansiyeli sinesinde barındırmaktadır. Ancak şu anda “ Gap Turu” programlarında yer almaması bölge turizminin gelişmesi ve bölge kalkınmasının sağlanabilmesi açısından büyük kayıptır. Volkanik sönmüş bir dağ olan Karacadağ, her biri başlı başına turizm ürünü olabilecek bir çok turistik değere ve çekiciliğe sahiptir. Karacadağ'ın turizm potansiyelinin yüksek olduğunu ve bu potansiyelin harekete geçirilmesi durumunda genelde bölgemiz, özelde ise Şanlıurfa ve Diyarbakır turizmine büyük canlılık kazandıracağı inancındayım. Karacadağ'ın, turizm sektöründe, işlenerek, ürüne dönüştürülebilecek birçok değeri mevcuttur. Bunlardan hem bölgemiz iç turizmi açısından, hem de ekonomik kalkınmamız açısından büyük potansiyel yaratabilecek bazı değerleri ve bu değerlerden nasıl yararlanılabileceğimiz konusundaki düşüncelerimi sizinle paylaşmak isterim. Bin bir çiçekten elde edilen balı: Bölgedeki bal üreticileri dernekleşmeli ve 83 Karacadağ balını markalaştırmalıdır. Kendine has desenleri ile Karacadağ kilimi: Karacadağ kiliminin desen, motif ve tüm ayırt edici özellikleri kaydedilmeli ve koruma altına alınmalı, turistik ürün olarak, çeşitli ebatlarda piyasaya sunulmalıdır . Hayvancılık ürünleri yoğurdu, ayranı, sütü ve peyniri; Tüm hayvancılık ürünleri markalaştırılmalı, yerinde ve orijinal sunumları ile ikram edilmelidir. Kendine has kültürü; Kendine has kültürü turistlerin de katılımı sağlanarak, görsel etkinliklerle sunulmalı ayrıca tanıtım amacıyla reklama ağırlık verilmelidir Göç geleneği(Göçerleri); Göçerlerin kıl çadırı; çadır olarak ticari ve fonksiyonel bir ürün, ayrıca bu çadırdaki yaşam; kültür unsuru olarak sunulmalıdır. Ağa ve Bey sofralarının vazgeçilmez ürünü Karacadağ pirinci; Herkesin yerinde yemesi ve giderken de satın alması sağlanmalıdır. Püskürtmüş olduğu taşlar; Püskürtülen taşların işlevsel turistik ürüne dönüştürülmesi; Örneğin, karpuz formunda veya Urfa kale burcu formunda, evrakların uçmaması için masa üstü aracı olarak işlenebilmesinin sağlanması gibi. Yine yöresel kültürde yer alan biblolar veya başka şekildeki ürünlere dönüştürülebilmesi şu anda atıl durumda olup, tarlalarımıza ve ekonomimize zarar veren taşlarımızı, turizmimize, ekonomimize, bölgesel kalkınmamıza yarar sağlayan bir kaynak haline dönüştürebiliriz.- Bunlara ilave olarak bu püskürtme taşlar toplanarak (Tac Mahal, Mısır Pramitleri, Özgürlük anıtı gibi devasa eserlerin temsili örnekleri şeklinde, kayalık ve çorak topraklar üzerine inşa edilerek yapılaştırılması yoluyla “mini bir dünya” meydana getirilebilir. Bu eserler, Urfa-Diyarbakır yolu boyunca veya Karacadağ yolu boyunca sağlı sollu ihtişamlı yapılara dönüştürülerek “Miniadunya” (Miniatürk'ten esin alarak) oluşturabilir. Karacadağ Su'yu: Kanuni Sultan Süleyman'ın bölgeye yaptığı seferlerden birinde, bölgede hastalandığı ve Karacadağ suyundan içip iyileştiği için bu suyu övdüğü ve Diyarbakır'a getirilmesi için emir verdiği bilinmektedir. Hatta sağlık konusunda dillerden düşmeyen “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/ Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” mısralarını bu suyu içince söylediği bilinmektedir. Kanuni Sultan Süleyman'ın devasa bir heykeli Karacadağ'a dikilmeli, bu mısralar da heykel kaidesi üzerinde yar almalıdır. (Bu Konuda Trabzon da Kurulmuş olan Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman Vakfı”ndan destek alınabilir. (Vakfın yetkililerine konuyu açtığımda olumlu yaklaştıklarını bildirmek isterim.) Yine bu konuda Osmanoğularından Sultan İbrahim Han bu suyun methini duyup “Bana Diyarbekir'den “Hamravat Suyu gelsin” ferman buyurmuş. Ahmed Paşa Diyarbekir Valisi'iken ona altı güğüm çinkodan, altı güğüm kurşundan, altı güğüm de senek adı verilen çam ağacından çömleğe Hamravat Suyu doldurtup mühürletmiş. Suyun İstanbul'a ulaştığı gün İbrahim Han oğlu Sultan Mehmet'in tahta geçme töreni varmış. 8 Ağustos 1648 günü ikindiden sonra Sultan Mehmet önce Hamravat 84 Suyundan içmiş ertesinde de tahta çıkmış. İşte bu su, Diyarbekir'in ve Karacadağ'ın yüzsuyudur. Bu kıssadan hareketle Sultan Süleyman demiş ki; “Tanrının rahmeti ve selameti (bu şehrin) üzerine olsun.” Kamuoyunun ve bölgemizin değerli turizmcileri, Karacadağ'ın daha önce püskürttüklerini ve henüz püskürtmediği bu pırlanta değerlerini, turizm yoluyla tüm insanlığın hizmetine sunmak için, elimden geleni yapacağımı belirterek, herkesi ve her kesimi bu konuda duyarlı davranmaya ve çaba göstermeye davet ediyorum (47). Siverek'e bağlı Karakeçi köyünde yaşayan 55 yaşındaki Mahmut Karakeçili, 40 yıldır Karacadağ eteklerinden topladığı tarihi eşyaları evinin bahçesinde sergileyerek evini açık hava müzesine çevirdi. Geçmişte kullanılan mutfak, tarım elektronik ve tarihi kabartmalardan oluşturduğu 800'e yakın tarihi aleti görmek isteyen vatandaşların Çiftçi Karakeçili'nin bahçesine yoğun ilgi gösterdiği öğrenildi. Rum, Ermeni ve Müslümanlara ait kabartmalar ve birçok eşyayı Karacadağ'ın eteklerinde topladığını söyleyen Karakeçili, “Bahçemde her çeşit Tarihi eser bulunuyor. Eskiden kullanılan tarım aletleri, tarihi eserler, halen okunamayan tarihi yazılar var” dedi. Siverek'e bağlı Karakeçi köyünde çiftçilik yapan Mahmut Karakeçili, Karacadağ eteklerinden topladığı tarihi yapıtları bahçesinde sergileyerek bölge halkının yoğun ilgisini gördü. Siverek'e bağlı Karakeçi köyünde yaşayan 55 yaşındaki Mahmut Karakeçili, 40 yıldır Karacadağ eteklerinden topladığı tarihi eşyaları evinin bahçesinde sergileyerek evini açık hava müzesine çevirdi. Geçmişte kullanılan mutfak, tarım elektronik ve tarihi kabartmalardan oluşturduğu 800'e yakın tarihi aleti görmek isteyen vatandaşların Çiftçi Karakeçili'nin bahçesine yoğun ilgi gösterdiği öğrenildi. Rum, Ermeni ve Müslümanlara ait kabartmalar ve birçok eşyayı Karacadağ'ın eteklerinde topladığını söyleyen Karakeçili, “Bahçemde her çeşit Tarihi eser bulunuyor. Eskiden kullanılan tarım aletleri, tarihi eserler, halen okunamayan tarihi yazılar var” dedi 85 Tarihe çok meraklı olduğunu da sözlerine ekleyen Karakeçili, "Tarihe merakım dolayısıyla geçmiş yıllarda babam, dedem ve atalarımız tarafından kullanılan başta tarım aletleri olmak üzere, mutfak eşyaları, giysiler ve son elli yılda kullanılan elektronik eşyaları toplamaya başladım." diye konuştu. Tarım aletlerinden kağnı tekerleği, saban, döğen, yaba, anadut, tırmık, tırpan, dirgen, sepet, gibi alet çeşitleri bulunduğunu dile getiren Karakeçili, “Mutfak eşyalarından çeşitli ebatlarda kazan, tencere, sahan, ağaç, kaşık, itmeli yayık, tespih çeşitleri, heybe, dülbentler gibi çok sayıda eşya bulunuyor." dedi. Karakeçili eşyaları biriktirmedeki amacının geçmiş yıllarda kullanılan tarihi eserleri gelecek nesillere taşımak olduğunu söyledi. Siverek'te Karacadağ Turizmi Geliştirme Çalışmaları Siverek Kaymakamlığı'nca, turizmi geliştirme çalışmaları kapsamında iki yeni proje hazırlandı. Kaymakam Mahmut Hersanlıoğlu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, ilçede iç turizmi hareketlendirmeyi hedeflediklerini belirtti. Bu kapsamda Karacadağ bölgesinde bulunan Karayolları Bölge Müdürlüğüne ait atıl durumdaki dinlenme tesisini turizme kazandırmayı planlıyoruz. Karacadağ kayak merkezinin eteklerinde bulunan atıl durumdaki tesisi onaracağız. Karacadağ'da kıl çadırlar kurup, yayla turizmini geliştirmek amacıyla Karacadağ Kalkınma Ajansına sunmak amacıyla proje hazırladık. İki farklı projeyi de ajansa sunacağız ''(61). Karacadağ kilimciliği (49) Karacadağ'da çuval dokuması (Foto. Sabri Kürkçüoğlu -1998) 4 (İpekyol gazetesi.2011) 86 Karacadağda dar dokuma kıl çadır dokunması (Foto. Cihat Kürkçüoğlu) (49) . Karacadağ kilimleri Karacadağ kiliminin kirkitle sıkıştırılması (Foto.Sabri Kürkçüoğlu-1998) (49) (Gazi köşkü koleksiyonu) 87 . (Gazi köşkü koleksiyonu) 88 Karacadağ bir anonim kültürdür. Örneğin; Karakeçi kilimlerinin modellerini diğer bölgelerde de görebiliriz. 89 Karacadağ Kilimleri Dokumacılık sanatı olarak "palas" ismi verilen çizgili ve çizgisizlerin arasında "çin" denilen motiflerin bulunduğu kilimler, dikkati çeker. Bu kilimlerde araç olarak yer tezgâhı, kirkit kullanılmış, gereç olarak da atkı ve çözgüde yün elyafından "tevsi" ile eğrilerek hazırlanan iplikler kullanılmıştır. Kilim ve cicim tekniği ile dokunmaktadır. Kilimlerin boyası ağaç kökünden yapılmaktadır. Geometrik bezeme yaygın olarak kullanılmaktadır. Kilimlerde bordür kullanılmakta, bordürlerle zemin aralarında zencir denilen bir desen bulunmaktadır. Atkı ve çözgülerde yün olan ve özellikle yünün doğal renkleri beyaz, siyah, bej ve gri, bazen de kırmızı, yeşil, turuncu renklerde boyanan iplikler kullanılmıştır. Keçecilik İplik haline getirilmemiş ve dokunmamış yün veya keçi kılının ıslatılarak dövülmesi suretiyle yapılan kaba (2-3 cm) kumaş türüdür. Kumaş ve tekstilin ilk denemesi de denilebilir. İlk defa nerede yapıldığı ve nasıl ortaya çıktığı ile ilgili değişik görüşler ileri sürülmüştür. Arkeolojik kazılarda ele geçen bazı keçe parçalarının M.Ö. VIII yüzyıla tarihlenmesi düşünülürse insanların kullandığı ilk kumaş ve sergi türünün keçe olduğu söylenebilir. Özellikle hayvancılıkla uğraşan göçebe toplulukların keçeyi çeşitli şekillerde kullandığı tarihi belgelerde kayıtlıdır. Çadırların yapımında ve içinin döşenmesinde sergi ve yatak olarak kullanılmıştır. Çobanların kepenek adını verdikleri giysi, seccade, yolluk, binek hayvanlarının semerlerinde, külah çizme ve daha değişik amaçlarla kullanılmıştır. Günümüzde hala sergi, yolluk ve değişik amaçlarla evlerde, özellikle odalarda halıların altında sıcak ve soğuktan korunmak amacıyla, sağlığa da elverişli olması nedeniyle kullanılmaktadır. Son zamanlarda hediyelik eşyaların yapımında kullanılmaya başlanmıştır (62). Turizmde bir seçenek malzemesi, Sultan sofralarının vazgeçilmez tadı, BAL Binlerce yıldır sofralarımızı süsleyen ve en değerli besinlerimizden biri olan bal, hem lezzeti hem de şifasıyla Osmanlı'nın seçkin sofralarının vazgeçilmezi olmuştur. Tarih boyunca başta Osmanlı olmak üzere birçok medeniyet bala çok değer vermiş, bazen bal üretmeyi zorunlu hale getirmek için kanunlar çıkmış, bazen de ganimet gibi korunması için cezalar uygulamaya konulmuştur. Osmanlı devleti de, balı devlet kontrolünde olması için vergilendirmiştir. Memlekette üretilen bütün ballar Bal Kapanı adı verilen yerlerde toplanıp vergilendirilmiş ve en kıymetli olanları saraya alınmış, kalanı ise halkın alımı için çarşılara gönderilmiştir. Sarayların en çok tercih ettiği bal ise KONAK BALI diye ün salmış meşhur Karacadağ balıdır. Karacadağ, güneydoğunun en güzel bitki örtüsüne sahip bölgesidir. Karacadağın eteklerinde 10 binlerce bitki çeşidi vardır. Bunların çoğu da endemik denilen yani dünyanın başka hiçbir yerinde olmayan bitkilerdir. Karacadağın eşsiz florasından elde edilen aroması, tadı ve kokusuyla diğer ballardan çok farklı olan bu 90 bal, sarayın ve bey konaklarının sofralarında hep baş tacı edilmiştir. Öyle ki halk arasında kolaylıkla ulaşılamayan bu bala “KONAK BALI” denmiş ve efsaneleşmiştir. Power vital Meşhur KONAK BALINI sofralarınıza taşımak amacıyla BALKONAK markasıyla sizin saraylarınıza da lezzet ve sağlık katıyor. Güneydoğunun zengin ve endemik bitki deryasında, sanayiden uzak yüksek bölgelerde toplanan bu değerli balı, hijyen ve teknolojik seviyesi uluslararası kalite belgeleri ve sertifikalar ile ispatlanmış tesisimizde, uzman ekibimiz ve ilkesel yönetimimizle el değmeden, tabi haline müdahale etmeksizin bakanlık onayıyla üretiliyor. BALKONAK bal üretiminde bir ilki gerçekleştirerek üretilen her partinin analizini yayınlıyor. Balımızın kıymeti sadece lezzetinden değil aynı zamanda şifasından da gelir. İklim ve yükseklik sayesinde sadece Karacadağ'da yetişen bitkilerin özü ile elde edilen KONAK BALI tarih boyunca birçok hastalığın da tedavisinde başvurulan ilk ilaç olmuştur (63). Diyarbakır Karacadağ'da güneşin doğuşu Foto. Bayram Zilan TERS LALE VE KARACADAĞ Şehmuz Diken ters lalenin anavatanın Karacağ olduğunu ifade etmektedir. Terslale'nin anavatanı Karacadağ dersek gerisini siz düşünün (52). D. Ü. Ziraat fakültesi Doç. Dr. Süleyman Kızıl bu alanın uzmanı. Kendisi Karacadağ'da yetiştiricilikte rehber olarak çiftçilere yol gösteriyor. Bu çiçeğin ayrıca Çermik-Çüngüş arasında yetiştiğini, ifade etti. 91 “Ters lale” yahut “Ağlayan gelin” çiçeği olarak adlandırılan bu çiçek, Doğu ve Güney Doğu Anadolu' da baharda açan bir bitkidir. Osmanlı döneminde ölen genç kızların mezarlarına nakşedilirmiş. Hz. İsa çarmıha gerildiğinde Hz. Meryem'in gözyaşlarıyla yetiştiğine inanılan bu çiçek, Asurlularda da her sabah göbeğinden su aktığı için “Ağlayan Lale” diye adlandırılmıştır. (53). Hıristiyan aleminin bu yaklaşımı ciddi bir ihracat kapısını açabilir. Doğanın gücü sahip olduğu canlıların çeşitliliği ve bunların birbiri ile olan ilişkileri üzerine kuruludur. Gizlerinin çoğunu kendinde saklı tutmasına rağmen, keşfedildikçe yaşamı zenginleştiren hayat kaynağıdır doğa. Tarihin farklı dönemlerinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Anadolu toprakları ise doğanın birçok zenginliğinin merkezidir adeta. Bu zenginliğin en güzel örneklerinden biri de karların erimeye başlamasıyla birlikte baharın ilk aylarında dağların eteğinde yetişen Ters Lale'dir. Ağlayan Gelin (Fritillaria imperialis L.) olarak da bilinen al renkli göz kamaştırıcı bu bahar çiçeğinin güzelliği onu dünyanın en nadide çiçeklerinden biri yapmıştır. Yüzü toprağa baktığı için ters lale, bitki özünü toprağa döktüğü için de ağlayan lale olarak isimlendirilir genellikle. Özellikle Ortadoğu toplumlarında baharın gelişi sırasında kutlanan bayramların vazgeçilmezi olan bu süs bitkisi aşkın, sevginin ve barışın sembolü durumundadır. Adı Ferhat ve Şirin'in aşklarına konu olan ters lale, büyük ozan Aşık Veysel'in dizelerinde de yer almaktadır. Ters lalenin, Hıristiyan alemi için de kutsal sayıldığı iddia edilmekte, Meryem Ana'nın Hz. İsa çarmıha gerildiğinde döktüğü gözyaşları ile yetiştiğine inanıldığı için de buna 'Ağlayan Lale' isminin verildiği söylenmektedir. Ters lale; zambak, nergis, sümbül ve çiğdem bitkileri ile birlikte aynı yer bitkileri grubuna girmektedir. Soğan, rizom ve yumru kök yapısına sahip olan bu süs bitkisi, daha çok 1200-2500 metre arasındaki rakımlardaki dağların eteklerinde doğal bir şekilde yetişmektedir. Soğuk iklim bitkisi olan ters lale, karların erimesiyle birlikte baharın ilk aylarında (Nisan ve Mayıs) kırmızı, sarı ve turuncu renklerinde çiçekler açmaya başlar. Nar kırmızısı rengi gösterişli ve estetik görünüşüyle baharın ilk müjdeleyicisidir adeta. Parlak mızrak şeklindeki yeşil yaprakları ve ortalama olarak 92 70-100 cm boyuna kadar büyüyebilen ters lale bitkisinin her dalında 5-8 adet yüzü toprağa dönük lale bulunmaktadır. Son yıllarda, ticari olarak büyük rağbet görmesinden dolayı, kültüre alınarak yetiştiriciliği yapılmaktadır. Sonbahar aylarında dikimi yapılmaktadır. Soğanların büyüklüğüne bağlı olarak farklı derinliklerde dikimi yapılabilen ters laleler yine soğan büyüklüğüne göre dekara ekilecek yaklaşık sayıda belirlenebilmektedir. Suya son derece hassas olan bu soğanların büyüklüğü fiyatının belirleyen en önemli etmenlerden biridir. . Sahip olduğumuz birçok doğal kaynak ve güzellik gibi, ters lalenin de farkına çok geç varılmıştır. Bu süs bitkisi ülkemizde yetiştiği fark edilmesinin ardından lale memleketi olan Hollanda'da büyük ilgi görmüş ve çok büyük miktarlarda bu ülkeye ihracatı yapılmıştır. İhracat yapılırken bu bitki köklerinin ülkemizde doğadan sökülerek toplanması doğal olarak yetişen bu süs bitkilerinin büyük miktarlarda azalmasına neden olmuştur. Dünyanın en önemli lale üreticisi ve ithalatçısı olan Hollanda'da yaklaşık olarak 10 bin hektarlık bir alanda lale soğanı yetiştiriciliği yapılmaktadır. Günümüzde özellikle park ve bahçelerin vazgeçilmez bir süs bitkisi haline gelen ters lale bitkisinin yetiştiriciliği birçok bölgemizde ticari amaçlı yapılmaktadır. . Yeraltı kaynaklarının zenginlik ve yerüstü biyolojik çeşitliliğin de ülkelerin güzelliği olduğu gerçeği geçerliliğini doğa var oldukça koruyacaktır. Toplumlarda bu bilinç düzeyinin oluşması doğayı koruyarak insanlığın devamlılığını sağlayacaktır (54). KARACADAĞ'DA İNŞAAT MALZEMESİ 93 Bazalt Çimento için cüruf malzemesi Diyarbakır, Mazıdağı ve Derik yöresinde Karacadağ volkanizmasının değişik evrelerinde oluşan volkan konilerinde çimento fabrikalarında tras ve yol malzemesi olarak kullanılabilen volkanik cüruflar ve bu koniler etrafında geniş alanlar kaplayan, parke taşı, kaldırım taşı, mıcır gibi değişik alanlarda kullanılan bazaltik lavlar yer almaktadır.(58) GÖLET YAPIMLARI Ücretsiz gölet yapılarak hayvancılığa teşvik ediliyor Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde sık sık yaşanan terör olaylarından dolayı mağdur olan vatandaşlara sahip çıkmak için bölgede ciddi yatırımlar yapan devlet, köylere ücretsiz Hayvan İçme Suyu (HİS) göletleri yaparak, terörün etkisiyle yok olmaya yüz tutan hayvancılığı canlandırmaya çalışıyor. 94 Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) aracılığıyla Diyarbakır-Batman ve Siirt Kalkınma Projesi kapsamında bölgeye 1 milyon 39 bin dolar karşılığında köylülerden geri ödeme talep etmeden 5 ayrı HİS göleti yaparak hayvancılığın canlandırılmasını sağlıyor. Diyarbakır'ın Bağlar ilçesi Ekince köyünde 2 ayda tamamlanan ve 285 bin dolara mal edilen gölet ile bölgedeki köylüler hayvanların içme suyu sıkıntısından kurtuldu. Ekince köyü yüzeyi Karacadağ'ın püskürttüğü kayalarla kaplı olduğu için tarım yapamayan köylüler, bu gölet sayesinde terör olayları nedeniyle uzun yıllardır terk ettikleri hayvancılığa yeniden sarıldı. 162 metrelik alan üzerinde yapılan ve bir anda 400 hayvanın su içebileceği şekilde dizayn edilen gölet sayesinde çevredeki köylülerin rahat bir hayvancılık yapması sağlanıyor. Gölet bölgesinde incelemelerde bulunan Diyarbakır Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Mehmet Ali Koçkaya, köylülerden hiçbir karşılık beklenmeden yapılan bu hizmet sayesinde hem meraların sulama imkanı bulduğunu hem de hayvanların içme suyuna kavuştuğunu söyledi. Koçkaya, "IFAD Diyarbakır, Batman ve Siirt projesi kapsamında 2011 yılı içinde 10 milyon liralık yatırım yapıldı. Bu kapsamda toplam 5 gölet yapılmıştır. Diyarbakır'ın ilçeleri ve köylerinde 4 hayvan içme suyu göleti yapıldı. Karacadağ'ı patlayan lavlarından püsküren bazal taşlardan dolayı bu bölgede tarım yapılamadığı için geçim kaynağı hayvancılıktır. Biz de burada hayvancılığı güçlendirme adına HİS göleti yapmaya karar verdik. Arkadaşlarımız 60 gün gibi kısa bir sürede bu göleti tamamladı. Hem köy için mükemmel bir imkan oluştu, hem meralarımız sulama imkanı buldu. Diyarbakır'ın köylerine hizmet adım adım ilerliyor." dedi. "Projeler Sayesinde Hayvanların Et Ve Süt Verimi Artacaktır" IFAD Diyarbakır, Batman ve Siirt Kalkınma Projesi Koordinatörü Murat Akbaş, hayata geçirilen bu projeler sayesinde hayvanların et ve süt veriminin ciddi oranda artacağını söyledi. Akbaş, "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın uluslararası finansman kaynaklı bir projesi olan bu çalışma ile tarımsal faaliyetlerimiz çok yoğun bir şekilde devam etmektedir. Gerçekten de hükümetimizin ciddi bir atılımı olan bu proje ile hemen hemen bu üç ildeki tüm yatırımlar süreklilik arz ediyor. Halkımız ve çiftçilerimiz de bu projeden ciddi bir şekilde faydalanmaktadır. Ekince köyünde gerçekleştirdiğimiz HİS göleti mevcut. Bu bölgede hayvanların içme suyu ciddi anlamda eksiklik arz ediyordu. Ama bu projeler sayesinde hayvanların bakımları ciddi anlamda artacaktır. Buradaki içme suyu sayesinde hayvanlarımızın et ve süt verimleri artacaktır" şeklinde konuştu. Köylüler Yatırımlardan Memnun Köye yapılan gölet sayesinde büyük rahatlığa kavuştuklarını belirten köylüler, devletin yatırımlarından dolayı çok memnun olduklarını söylediler. 95 Celal Ergin isimli köylü, "Bizim en önemli ihtiyaçlarımızdan biri su idi. Hayvancılık yapıyorduk, ama su olmadığı için büyük sıkıntılar yaşıyorduk. Bu gölet yapıldıktan sonra büyük bir rahatlığa kavuştuk. Devlet yetkililerine teşekkür ediyoruz. Bu güzel hizmetlerin devamını bekliyoruz." diye konuştu. Salih Ergin isimli köylü ise köylülerden hiçbir katkı beklenmeden yapılan göletle büyük bir sıkıntıdan kurtulduklarını söyledi. Ergin, "Bu göleti yaptıkları için devlete minnettarız. Bu göletin ardından hayvancılık yapmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. IFAD Diyarbakır, Batman ve Siirt Kalkınma Projesi kapsamında yapılan Ekince köyü HİS göleti ileride karşılaşılacak tüm sorunlar düşünülerek inşa edildi. Göletin su toplama havzasından hayvanların sıvatlarda su içmesini sağlamak için gerekli çalışmalar yapıldı. Tipik bir baraj yapısıyla inşa edilen gölet ile bir defada en az 400 hayvan su içebiliyor. Göletin aşırı yağışlardan dolayı dolması durumunda taşkınlığı önlemek için suyun tahliyesini sağlayan sistemin de bulunduğu belirtildi. Göletin su depolama hacminin 58 bin metreküp olduğu bildirildi*. Gölet sayısını artırmak gerekiyor “Yeraltı kaynak suları, sondaj aracılığıyla alındığından su seviyesi gittikçe azalıyor ve gittikçe ulaşılamayacak bir duruma geliyor. Aynı zamanda küresel ısınma nedeniyle kuraklık ve sel olayları yaşanıyor. Bu iki durum da olumsuz etki yaratıyor.” Gölet sayısı arttırılmalı Söz konusu durumun önüne geçebilmek için, mevcut dere yataklarının değerlendirilmesi ve yeni sulama göletlerinin oluşturulması gerektiği vurgulanmaktadır, “Bölgedeki doğal kaynaklar kurumak üzere. Şu anda birkaç tane sulama göleti var. Bunlar az da olsa ürün elde edilmesine katkı sağlıyor. Ancak bu göletlerin sayısı en kısa zamanda arttırılmalı. Aksi taktirde Karacadağ pirinci birkaç yıl içerisinde tarihe karışacak.” Diyarbakır Ziraat Odası Başkanı Bahri Erdem ise, gerek sondaj, gerekse küresel ısınma yüzünden bölgedeki yeraltı sularının azaldığını belirterek, “Bunun yanı sıra göletlerin su seviyeleri de azalmış. Meşhur Karacadağ pirinci kaynak sular ve göletler sayesinde yetişiyor. Bu sene çok fazla bir kayıp yaşanmadı ancak önlem alınmazsa her geçen yıl kayıp artar.” diye konuştu. Karacadağ'da eğitime katkıda bulunabilecek bir uygulama Yaylaya Kütüphane Kütüphanelerden yeteri kadar faydalanamadığınızı mı düşünüyorsunuz? Kültür ve Turizm Bakanlığı, yeni yönetmeliğine göre bundan böyle insanların belli dönemlerde yoğun olarak bulunduğu yayla, dinlenme kampı ve kaplıca gibi mekânlara geçici kütüphaneler kuracak. Böylelikle kütüphaneye gidemeyen * www.diyarinsesi.org 96 vatandaşlar, ayaklarına gelen kitap hizmetinden yararlanmış olacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı, halk kütüphanelerini yeniden yapılandırıyor. Kütüphanelerden daha çok insanın faydalanması için yeni adımlar atan Bakanlık, bundan böyle insanların belli dönemlerde yoğun olarak bulunduğu dinlenme kampı, gençlik kampı, yayla, kaplıca ve benzeri mekânlar ile hastane, cezaevi, yurt, huzurevi, askeri kurum gibi toplulukların bulunduğu yerlere valilik onayı ile kütüphane hizmeti götürecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından oluşturulan yeni Halk Kütüphaneleri Yönetmeliği Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Aslıhan Aydın Yaylaya, kaplıcaya kütüphane (12.01.2012.Zaman gazetesi) ÖNERİLER 1-Köylerde kışın boş yere akan, ancak yazın kuruyan çaylar vardır. Bazı köylüler (Örneğin Karacadağ köylerinde) kışın akan bu suyu kendi arazisinde gölet yaparak yazın sulamada kullanabilmekte komşu köylülere su satmaktadır. Maliyetin 5000 TL gibi olduğu ifade edilmektedir. Bu noktada Köy hizmetleri ve karayolları, DSİ inşaat makinesi ve fikir yardımı vererek, Özel idareler ve Sosyal dayanışma vakıfları da devreye girerek çok küçük bir destekle yüzlerce sulama göletinin oluşmasını sağlayabilirler. Bir örnek Siverek'ten verelim. Zengeçür çayı Karacadağ'dan gelen kar ve yağmur suları ile taşar, yaz mevsiminde ise çay incelir. Burada bir gölet bölge açısından yararlı olacaktır. Bu işler için bürokratik işlemler: Müracaat-arazi etüdü-arazi analizi-proje-program-ödenek Bu prosedür de her zaman sonuca ulaşamamaktadır. Sonuca ulaşma şansına ulaşanlar ise 3 yıl gibi bir sürede yakalanmaktadır. Halbuki köylünün istediği 3 günlüğüne 1 dozer,1 yükleyici (loader), 1 keçi ayağı bandajlı silindir ve 3 kamyondur. Başarı şansı sınırlı bürokratik işlemler yerine; Karayolları, DSİ'nin üç günlüğüne belirtilen araçları kiralaması. Tarım md desteği sağlanarak.. Gölet oluşumu ile a) Göçerlerin banyo, tuvalet, su işlemi gerçekleşir, b) Göletler yaz turizmine zemin hazırlar. Bungalow tipi evler kurularak, Diyarbakır için yazlık mekan, kışın da kayak mekanları için alt yapı oluşturur, c) Sulu tarım, organik tarım ve çeltik ekimi kolaylaşır. 2-Bazalt arazi temizlenerek özellikle korunga, yonca, fiğ, silajlık ekilerek Karacadağ hayvancılığının dev hamle yapması sağlanır. Toplanan materyal, inşaat, topraksız tarım, kaldırım ve tarihi ev yapımında kullanılır. 3-Portabl güneş enerji kaynakları ile göçerlerin ve turistik işletmelerin elektrik ihtiyacı sağlanır. 97 4-Modern çadır sistemleri ihdas edilerek göçerlerin yaşam kalitesi artırılır. 5-Göçerlerin kışın ikameti için devlet arazileri, örneğin Ceylanpınar tahsis edilebilir. 6-Karacadağ turizme kazandırılmalı. 7-Mera ıslah çalışmaları yapılmalı. 8-Ağaçlandırma yapılmalı KAYNAKLAR 1. Dr. Emrullah Güney: Diyarbakır ve Yöresinde Doğa-Kültür Turizmi. D.Ü.yay.Diyarbakır.1991.s:1-5,25 2.Faik Bulut Karacadağ Kürtleri, Atlas Sayı 154/ Ocak 2006 3. Şehmuz Diken, Karacadağ'ın Söyleyemedikleridir.Evrensel 4. http://isikbulgur.com/bulgur.html 5. Aydın Alp, Diyarbakır Bitkisel Gen Kaynakları.Diyarbakır'da Tarım Çevre Doğa Sempozyumu.2010.s.170 6. Şevket Beysanoğlu, Diyarbakır Tarihi, 2003, I/60 7. Serdar Özbilen, Prof. Vecihi Özkaya. Tavşantepe I.D.Ü.Arkeoloji bölümü yüksek lisans tezi, Diyarbakır.2005..s.18 8- Diyarbakır Tarihinde Komuk Eli; Halis Ataksoy, Çeltüt Matbaacılık, İstanbul, 1988.s.4,22,33 9. http://www.geocities.com/ 10. Şevket Beysanoğlu, Diyarbakırım.1986.II/151-156 11- Hayri Yoldaş. Celal Güzelses, Diyarbakır.2005,.s.6 12- Diyarbakır Salnameleri, Diyarbakır Büyükşehir Belediye yay.İst.1999, c.4.s.71 13. 09/05/2004 Şeyhmus Çakırtaş . Ağaçsız Bir Dağ Radikal 14. A. Bilal Altunboğa:Diyarbakır Folklorundan kesitler. Büyükşehir belediye yay. İst.1999.s.30,31 15. Şehmus Diken, Diyarbekir diyarım, yitirmişem yanarım. İletişim yay. İst.2003.s. 283,31 16. Hikmet Yüksel, ( Coğrafya Öğretmeni).Viranşehir bld 17. Osman Eti, Diyarbekir. Diyarbekir matb. 1937 18- http://www.bianet.org/biamag/kultur/129131-daglara-bahar-gelende 98 19. Nazan Üstündag, Sosyolog Zekai Bakar, Ziraat Mühendisi Leyla Sen, Kalkınma Uzmanı SÜRKAL Uzmanları 2002, Ankara. Sürdürülebilir Kırsal Ve Kentsel Kalkınma Dernegi_Karacadag Köyler_Sosyal Yapı, Tarım Ve Dogal Kaynaklar Raporu Arastırma Ekibi. s.12,25,30,45,51 http://www.surkal.org.tr/dynamicContent/3_KaracadagSosyoEkonomikYa piRapor.pdf 20. Doç .Dr. Ahmet Cihan. SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 557 – 574 21. Ali Rıza Kılınç Karacadağ ve Kürt Koçerler…. 02/06/2009 Evrensel 22. Ahmet Alınca. Türk Halk Oyunları İçinde Diyarbakır Halk Oyunlarının Yeri Ve Önemi.www. diyarbekir.com 23.Mehmet Bayrak. Gravürlerle Kürtler. Özge yay. ABC matb. Ank. 2002. s.223. 24. Serdar Kaplan [email protected] 25. Ferman Salmış. Yorgun Ezgiler, Koçerler. Malatya. 2009. Bölüm 8.s.3 26. Eyüp Kıran. Kürt Milan Aşiret federasyonu.Elma yay. İst. 2003. s.32, 89,142) 27. Hüsamettin Bahçe. Koçer. Anadolu Kültür 25 Mart - 19 Nisan 200628(08.12.2007) Anf News Agency İlhami Vural -Anf . Qerejdağ Koçerleri Can Çekişiyor . http://www.gomanweb.com/Kutuphane/qerejdag_kocerleri/qerejdag_kocerleri.htm 28. Yrd. Doç. Dr. Aydın Alp Karacadağ kırsal kalkınma alanında sektörel gelişme planı. Mikro Bölge Kalkınma Modeli.2011.s.70.72. 29. Doç. Dr. Abdülbaki Bilgiç.Tarımsal alanda yapısal dönüşüm politikaları -.Mikro Bölge Kalkınma Modeli.2011.s.178 30. Doç. Dr. Ayşe Gündüz Hoşgör, Sosyoekonomik kültürel ve ekonomik yapı. -.Mikro Bölge Kalkınma Modeli.2011.s.165. 31. Bejan Matur, Doğunun Kapısı Diyarbakır. DKSV yay.İst.2009.s.243245 * 32. Servet Yıldız, Nursen Işık , Oğuzhan Keleştemur DiyarbakırKaracadağ Bazalt Taşlarının Mekanik Özelliklerinin İncelenmesi Fırat Üniv. Fen ve Müh. Bil. Dergisi Science and Eng. J of Fırat Univ. 20 (4), 617-626, 2008 20(4), 617-626, 2008 33. Bektaşuz, Vildan Esenli, Orhan Yavuz, Halis Manav, Gürkan Bacak. Sert Mermer Grubuna Bir Örnek; Karacadağ (Diyarbakır) Bazaltlarının "Mermer" Açısından İncelenmesi Türkiye Iıı. Mermer Sempozyumu(Mersem '2001) Bildiriler Kitabi, s. 3-5 Mayıs 2001 /Afyon, s. 43 34. http://www.karacadagturkmendernegi.com/Menu.aspx?xid=22 35. Esma Ocak Surlu Kentin Sırlı Suyu. Öyküler..Akşam Ofset 19941995.s.7 36. Yrd. Doç. Dr. Eyüp Ay 2005 Yılı Çınar İlçesi Arkeolojik ve EtnoArkeolojik Araştırmasının Sunumu.Diyarbakır valiliği 99 37.Hasan Özgen. Hakan Aytekin. Taşlar ve Düşler kenti Diyarbakır. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi yay.Diyarbakır.2004. 38. Doç. Dr. Zülküf Güneli Ayhan Bekleyen Eskî Diyarbakır Konutları Diyarbakırı Tanıtan adam. san matb. Ank. 1998 .s.211-215 39. http://www.diyarbakir-bld.gov.tr. diyarbakır geleneksel evleri 40- İclal Oral: Eski Diyarbakır Evlerinde Malzeme-Strüktür-Süsleme D.Ü. Mimarlık Fakültesi. Diyarbakır.1993.s.42,44,50,53,56,60 41. Prof. Dr. Orhan Cezmi Tuncer. Diyarbakır Yapı Sanatından Kesitler 1 .Bütün Yönleriyle Diyarbakır sempozyumu.27-28 Ekim.2000.s.108 42- Prof. Dr. H. Değertekin. Diyarbakır surlarının bugünkü durumu. YKY yay.İst.1999.s.1 43. Necdet Sevinç. Güneydoğu Türkmenleri. Tarih. Temmuz 2009 44. http://karacadagturkmendernegi.com/Menu.aspx?xid=08 45. 1973 Diyarbakır il yıllığı 46.“Yusuf Güler, 17-04-2011 http://www.sanliurfaguncel.com/Guncelkaracadag-degerlendirilmeli-6973.html 47. http://www. haberciniz.biz/karacadaga-mevsimin-ilk-kari-dustu1194956h.htm 48. Yrd. Doç. Dr. Cihat Kürkçüoğlu. Öğr grv. Sabri Kürkçüoğlu. Şanlıurfa Çarşıları-Hanları ve El Sanatları. Şanlıurfa Belediye yay.2011.s.66,101 49. Eyüp Kıran. Kürt Milan Aşiret federasyonu.Elma yay.İst.2003.s.32,89,142 50. http://www.myurfa.com/2010/08/viransehirli-gocerlerin-vazgecilmezi. html 51. http://www.bianet.org/biamag/kultur/129131-daglara-bahar-gelende 52. http://serefraz.wordpress.com/2007/04/15/ters-lale/ 53. Yrd.Doç.Dr.Muzaffer Denli.Ters lale.Nemrut haber. 25 Mart 2010 54. Vedat Güler Diyarbakır'da Çayır Meraların Mevcut Durumu ve Mera Islahıdiyarbakır'da Tarım Ve Hayvancılık(Ed.Haspolat K) 2011 S.262 55. Zaman .Sektörel Sayı: 57. Bölüm: Şehir 56. Mehmet Ali ABAKAY Borsa 21 Dergisi Sayı : 6 57. Yrd.Doç. Dr. M. Şefik İmamoğlu Arş. Gör. Kamuran Muş Diyarbakır Yöresinde Madencilik ve Çevresel Etkileri Diyarbakır'da Enerji,İklim,Maden Su. 2011s.245. 58. Tahir Polat, Ismet Baysal, Mustafa Okant, Mehmet Turan, İbrahim Çetiner. Şanlıurfa İli Karacadağ Doğal Mer'alarının Farklı Azot Ve Fosfor Gübre Dozlarının Ot Verimine Ve Bitki Kompozisyonuna Etkileri Üzerine Bir Araştirma TÜBİTAK 20 100 59. Anayurt gazetesi 03 Ağustos 2010 Karacadağ eteklerinde yaşam. 60. http://www.sanliurfasafak.com sitesinden 07.12.2011 61http://www.outdoororacle.com/Ilceler.aspx?id=3180&ilid=425&bid=418 &Siverek 62. 28.Eylül.2011,adana ilkhaber 63.Şeyhmus Çakırtaş Toplum Yaşam: Dağın İçindeki Saklı Nehir. http://Www.Rojaciwan.Com/Haber-38205.Html 64.Yrd. Doç. Dr. Mualla Öztürk Recep Çelik Diyarbakır Ovasının Yeraltı Su Seviye Haritalarının Coğrafik Bilgi Sistemi (Cbs) İle Tespiti Tmmob 2. Su Politikaları Kongresi S.131-133 65. Şeyhmus Çakırtaş: Ağaçsız Bir Dağ09/05/2004 Radikal 66. Ergin Canpolat. Danişman: Prof. Dr. Barış Mater. Karacadağ (Diyarbakir) Volkani Jeomorfolojisi Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Anab İlim Dalı İstanbul, 2005 67. Ömer Faruk Kaya. Karacadağ Şanliurfa/Diyarbakir)'In Bitki Ekolojisi Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Biyoloji Anabilim Dali. Doktora Tezi Ankara 2006 68. Dr. Ahmet Özer. Doğu Anadoluda Aşiret Düzeni doktora Tezi. 2000/ Mersin 69. Faik Bulut Karacadağ. Navkurd. http://www.navkurd.net/nivisar/faik_bulut/karacadag.html 70. Safiye Ateş Durç. Türkiye'de Aşiret Ve Siyaset İlişkisi: Metinan Aşireti Örneği Ankara 2009.Yüksek Lisans tezi hacettepe Ün.Sosyal Biilimler enstitüsü 71. alıntı:http://izollular.blogcu.com/izol-asireti-ve-yerlestigikoyleri/8148466 72.11.01.2011.Haberaktüel 73. Yağmur Say. Anadolu'nun Türkleşme Ve İslamlaşması Sürecinde Karakeçili Aşireti http://www.karakecili-asireti.com/articles.php?article_id=6#Scene_1 74. B. Kodaman, Sultan II. Abdulhamit Devri Doğu Anadolu Politikası, Ankara 1987, s.55,87 75. Karakeçililer Hakkında - Eyyüp Azlal http://www.karakeciliasireti.com/articles.php?article_id=10#Scene_1 76. http://www.nevvalsevindi.com/yeni/gap-bolgesinde-asiretler/ 77. 14 Temmuz 2011. http://sanliurfaninsesi.com/rss/karakecili-asiretibelgeseli-6893h.html 78.http://www.guneydogutv.com/haber_detay.php?id=5495 http://www.sanliurfa.com/haber31719-karakecili-senligi-renkli-gecti.htm 101 79. www.hunerhez.com 80. http://www.semskiasireti.com 81. Doç. Dr. Selçuk Ertekin Karacadağ Bitki Çeşitliliği Sürdürülebilir Kırsal Ve Kentsel Kalkınma Derneği. Subat 2002 – Diyarbakır S.91-93 82. Gül San Karacadağ Mandel Göçerleri II. Hayvancılık Paneli Sonuç Raporu. 29.Mart 2008 83. Canser Kardaş, Diyarbakır Halkevi Ve Karacadağ Dergisinin Halkbilimi Açısından Değerlendirmesi (1932-1951) T.C.Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Türk Dili Ve Edebiyatı Anabilim DalıTürk Halk Edebiyatı Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Temmuz 2007 Kayseri. 84. Şanlı Urfa Olay gazetesi. 26 Kasim 2007. 85. http://www.guzelresimler.net/r722.search.htm. 86. Ahmet Yıldırım Sabri Karadoğan. Kuççu Krateri Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, 14 (2010), 119-133 87. http://www.dallog.com/ 88. Naci Kutlay: 21.Yüzyıla Girerken Kürtler.Peri yay.İst.2002.s.26 89. Ali Buran. Kürt Yaşamı.Peri yay.İst.2011.s.336 90.Karacadağ pirincinde susuzluk tehlikesi. guneydoguekspres.com 25Ağustos 2010 91.Aziz Mahmut Ak: Alatosun köyü. D.Ü.Eğitim Fak Coğrafya bölümü. Diyarbakır.1993.s.11 92. Bahattin Çelik Şanlıurfa-Siverek İlçesinde Ele Geçen Geç Hitit Çağına Ait Yeni Bir Stel Kaidesi Anadolu / Anatolia 28, 2005s.15-1 93.Evindar Yeşilbeş: Diyarbakır Karacadağ kilimlerinin desen ve motif özellikleri.Ariş der.Sayı.6.Kasım.2011.s.114 102 KARACADAĞ YÖRESİNDE TÜRKİYE KALKINMA VAKFI 1 PROJELERİNİN KADINLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Songül Akın ÖZET Yüzyıllar boyunca kadınlar üretimin her aşamasında önemli roller üstlendikleri halde, kalkınmanın imkânlarından eşit pay alamamaktadır, bu olumsuzluğun temel nedeni eğitim olanaklarından yeterli ölçüde yararlanamamalarıdır. Eğitim kadının toplumsal konumu ve istihdamı üzerinde etkili olan en önemli faktördür. Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde kırsal alanda yaşayan kadınların büyük bir çoğunluğu bu durumun olumsuzluğunu ağırlaştırılmış bir şekilde yaşamaktadır. Kırsal alanlarda, okullaşma oranını düşüklüğü, ekonomik ve sosyo-kültürel koşulların yetersizliği nedeniyle örgün eğitim imkânlarından faydalanamayan kadınların, çeşitli kurum ve kuruluşlarca sağlanan yaygın eğitim faaliyetlerinden faydalanmaları durumunda kadınların kişisel gelişimlerinde olumlu değişiklikler sağlanabilmektedir. Bu çalışmada, 1989–1998 yılları arasında Karacadağ yöresinde Türkiye Kalkınma Vakfının 13 ayrı köy ve bu köylerde uyguladığı 21 değişik projenin, yöre kadınları üzerinde yaratmış olduğu etkinin, aynı yörede kırsal kalkınma projesi uygulanmayan 13 köydeki kadınlar ile karşılaştırılarak ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın, Eğitim, Karacadağ, Kırsal Kalkınma ABSTRACT IMPACT ON WOMEN'S DEVELOPMENT FOUNDATION OF TURKEY PROJECTS REGION KARACADAĞ For centuries, women assumed important roles in every stage of production, although do not get an equal share of development opportunities, the basic reason for this negativity yararlanamamalarıdır adequate educational opportunities. Impact on the social position of women in education and employment opportunities, the most important factor. Developing and least developed countries, the vast majority of women living in rural areas live in a way, this situation is aggravated negativity. In rural areas, low school enrollment rates, economic and socio-cultural reasons therefore benefit from formal education for women provided by various agencies and organizations contribute to their development can be achieved with non-formal education activities. In this study, the effects of rural development projects on women in Turkey are evaluated. The Turkey Development Foundation implemented 21 different projects in the Karacadag region within 13 different villages between 1989 and 1998. Its aim was to discover the effects of rural development projects by comparing the 13 villages in which development projects were no implemented. Key Words: Women, Education, Karacadağ, Rural Development. 1. Akın, Songül 103 GİRİŞ Şüphesiz, ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyleri ile sahip olduğu yer üstü ve yer altı zenginlikleri arasında doğru bir ilişki söz konusudur. Fakat ekonomik kaynaklar orijinal durumlarını korudukları müddetçe üretim faaliyetlerine katılamamaları nedeniyle “üretim faktörüne“ dönüşemedikleri için veya verimsiz kullanıldıkları için faydaları düşük olmaktadır (Gürler, 2000). Ekonomik kaynakları üretim faktörüne dönüştüren insanların, eğitimi günümüzde en verimli ve en geçerli yatırım olarak kabul edilmektedir. (Cingi, 1991). Eğitim uzun süreçleri ve yüksek mali yatırımları gerektirmekle birlikte üretim ve tüketim yetenekleri üzerinde etkili olduğu kadar yaşam kalitesinin artırılması ekonomik ve sosyo-kültürel kalkınmanın sağlanması açısından da fayda sağlamaktadır (Deacon ve Firebaugh, 1981). Eğitimsizlik günümüzde sosyal dışlanmayı beraberinde getirmektedir. Sosyal dışlanma; toplumda bireyin sosyal entegrasyonunu sağlayan sosyal, ekonomik, politik ve kültürel sistemlerin tümünden, kısmen veya tamamen mahrum olma dinamik sürecini ifade etmektedir (Walker ve Walker, 1997: 8). Sosyal dışlanmaya en çok maruz kalan kesimler gelişmekte ve az gelişmiş ülkelerde özelikle kırsal alanlarda yaşayan kadınlar olmaktadır ve bu nedenle de “dezavantajlı” grubu oluşturmaktadırlar. Kadınlar eğitim ve benzeri aktivitelerle toplumda arzu edilen prestiji elde edemedikleri için çalışma hayatı, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, siyaset ve sivil toplum örgütleri gibi genel olarak toplumsal yaşama katılım sağlayan diğer alanlarda toplumsal cinsiyet veya ayrımcılık temelli çeşitli engellerle karşılaşmaktadırlar (Adaman ve Keyder, 2006). Kadınların, toplumsal yaşamda, eğitim ve çalışma hayatında geri planda olmaları, gelir dağılımında onların en yoksul kesimde yer almalarına neden olmaktadır (Dansuk, 1997). Kırsal alanlarda köylü toplumunun ortak davranış özellikleri dikkate alındığında özellikle gelenekçiliği nedeniyle değişime karşı bir duruşları oldukları için kırsal kalkınmayla öngörülen toplumsal değişme, “toplumsal değiştirme” faaliyeti olarak nitelendirilebilmektedir (Oakley ve Gerforth, 1985). Köylü veya kırsal toplumların gelenekçi yapısı, kadınların toplumdaki yeri ve statüsü üzerinde (genellikle) daha baskın olmuştur. Kırsal alanlarda kadınların statüsünün evrensel olarak düşük olmasının nedenlerinden birisi, genellikle gelenekçi yapı gereği aile kaynaklarının özellikle eğitim söz konusu olduğunda erkeklere tahsis edilmesi nedeniyle kadınların erkekler ile eşit düzeyde eğitim alamamalarından kaynaklanmaktadır. Gelenekçiliğin yanında, coğrafi etkenler, sosyal etkenler, ekonomik faktörlerde diğer kadın statüsündeki düşüklüğün nedenleri arasında yer almaktadır (Doğan, 2000:) Bu nedenledir ki ülkemizde kadın ve erkek okuryazarlık oranı arasındaki fark kadınlar aleyhine oldukça dikkat çekicidir. Eğitim ile toplumsal gelişme arasındaki giderek önem kazanan ilişki ve kadınların toplumsal gelişme içindeki yaşamsal rolleri, onların ivedi eğitim gereksinmelerinin tüm düzeylerde ve ayrım yapılmaksızın belki de olumlu ayrımcılık yöntemlerinden yararlanılarak karşılanması gerektiğini göstermektedir. (Fazlıoğlu, 1997). 104 Başka bir ifade ile toplumun diğer yarısını oluşturan kadınların statülerinin geliştirilmesi başta eğitim, sağlık ve istihdam açısından eşit olanaklara sahip olmasına bağlıdır. Bu durum toplumun sosyal ve ekonomik gelişmesi açısından önemlidir (Bircan, 1992). Bu nedenle kadın olgusu, kalkınma projelerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar ile ulusal kamu kuruluşları ve gönüllü kuruluşlar, kadınların kırsal kalkınma süreci içinde hedef grup olarak dikkate alınmaları gerektiğini vurgulamaktadır (Ertürk, 1991). Kalkınma kavramı çoğu zaman zenginleşme ile eş anlamlı gibi kullanılmakla birlikte, daha fazla ve farklı olanın yer aldığı yapısal değişme sürecini ifade etmektedir (Flammang, 1979). Kalkınma iki aşamalı bir süreci ifade etmektedir. Birinci aşamada üretim faktörlerinin yaratılması için ekonomiyi de içine alan kurumsal/yapısal bir değişimin kesin olarak var olması gerekmektedir. İkinci aşamada ise üretim faktörlerinin en uygun bileşiminin yaratılması gerekmektedir. Dolayısıyla kalkınma kavramı, iktisadi nitelikte olan yapılar yanında sosyal, siyasal nitelikteki yapılarda da gelişme yönünde bir değişme, hatta yeni yapıların oluşturulmasını içeren süreçlere de işaret etmektedir. Yani kalkınma sadece ekonomik boyutlarla sınırlanmayan, toplumu sosyolojik, psikolojik ve politik tüm boyutlarıyla kuşatan karmaşık bir süreçtir. Genellikle Kalkınma sürecinin üç elemanı bulunmaktadır. Bu elemanlar ekonomik kalkınma, sosyal kalkınma ve insan kalkınması olarak sınıflandırılabilmektedir (Akyol, 2006). Kırsal alanlarda yürütülen kadına yönelik çalışmalarda sosyal ve insani kalkınma süreçleri oldukça önem arz etmektedir. Bu çalışma ile Karacadağ yöresinde Kırsal Kalkınma Projeleri yürüten Türkiye Kalkınma Vakfının çalışma yaptığı köylerdeki kadınlar üzerindeki etkinin, yörede kırsal kalkınma projesi uygulanmayan diğer köylerdeki kadınlar ile karşılaştırılması suretiyle otaya çıkarılmasına çalışılmıştır. MATERYAL METOD Araştırmanın ana materyali “Karacadağ” yöresinde 1989–1998 yılları arasında Türkiye Kalkınma Vakfının 13 ayrı köy ve bu köylerde kadın ve erkeklere uyguladığı 21 değişik proje kapsamındaki kadın köylüler (ana grup) ayrıca Türkiye Kalkınma Vakfının Karacadağ yöresinde hiç çalışma yapmadığı 13 köydeki kadınla (kontrol grubu) yapılan anket çalışmasından elde edilen birincil kaynaklı verilerden oluşmaktadır. Nicel araştırma metodunun eksikliklerinin giderilmesi amacı ile nitel araştırma metotlarından olan “nitelikli görüşme metodu”(Özdamar, 1999) kullanılmış ve birincil kaynaklı veriler arttırılmıştır. Çalışmanın ikincil veri kaynaklarını Türkiye Kalkınma Vakfı kayıtları ve istatistik kurumu kaynakları oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü; n= Nt2 p.q / d2(N-1)+t2p.q formülüyle hesaplanmıştır (Montgomery, 1991). Hesaplamaya göre proje uygulanan ana grup ve kontrol grubunda toplamda 200 kadın çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Anket 105 uygulamasında elde edilen veriler SSPS bilgisayar programında, çok değişkenli analiz tekniklerinden faydalanarak yorumlanmıştır. Değerlendirmeler yapılırken, öncelikle iki grubun, şıklar arsındaki dağılımlarının farkları dikkatte alınmıştır. Daha sonara her iki grubun cevapları arasındaki farklılıkların tespiti için Chi-Square Tests uygulanmıştır. B- ARAŞTIRMA BULGULARI Araştırma kapsamına alınan kadınların 15- 61 yaşları arasında tabakalandırılmıştır. Ana gruptaki kadınların %70'i 31-50 yaş aralığında yer almaktadır. Kontrol grubundaki kadınların %60,5'i 31-50 yaş aralığında yer almaktadır (Tablo 1). Özellikle ana gruptaki kadınların ağırlıklı olarak 31-50 yaş aralığında yer almaları çalışmanın güvenirliği açısından olumlu olarak değerlendirilmektedir. Çünkü TKV'nin çalışma yaptığı dönemlerde proje köylerinde yaşayan, aktif şekilde proje hedef kitlesi içerisinde, yapılan çalışmaları net hatırlayabilecek yaşta olmaları bakımından önemlidir. Tablo 1. Araştırma Kapsamına Alınların Yaş Gruplarına Göre Dağılımı Grup Yaşınız Toplam 15-20 21-30 31-40 41-50 51-60 60 üstü 34 27 13 Kontrol Grubu Sayı 2 4 100 20 17 13 6,5 % 2 50 1 10 Esas Grup Sayı 1 40 26 9 5 100 19 20 13 4,5 2,5 10 0,5 9,5 Kırsal alanlarda mevcut olan geleneksel yapı gereği kadınların sosyal ve ekonomik hayatta erkeklerle eşit bir pozisyonda olmadıkları ve bunun bir göstergesi olarak eğitim ve karar alma süreçlerine katılamadıkları bilinen bir gerçektir. TKV'nin yörede uyguladığı bütüncül ve entegre yaklaşıma sahip çalışmalarda kırsal kesim kadınlarının aktifleştirilmesine yönelik çalışmalar yapılarak, kadının sosyal hayatla bütünleşmesi hedeflenmiştir. Esas grupta yer alan köylerde suni tohumlama dışındaki neredeyse tüm eğitimlere kadınlar da dâhil edilmiş ayrıca kadınlara özel birçok eğitim faaliyeti de düzenlenmiştir % Tablo 2. Sağlık, Çocuk Yetiştirme Eğitimlerine Bakış Açıları Sağlık, çocuk yetiştirme gibi konularda köyde verilecek eğitimlere katılırmısınız? Grup Evet Hayır 79 21 100 % 79 21 100 Sayı 90 10 100 90 10 P 0,0500 100 Kontrol Grubu Sayı Esas Grup % x = 3,318 2 106 Toplam Eğitim ve katılımcılık ile ilgili olarak araştırmaya katılanların tamamına yöneltilmiş soruların cevaplarının teyit edilmesine yönelik olarak iki grubun kadınlarına sorulan “sağlık, çocuk yetiştirme gibi konularda köyde verilecek kurslara katılır mısınız” sorusuna verilen cevaplarda, TKV'nin proje uygulamadığı köylerde (kontrol grubu) kadınların cevaplarının dağılımı; %70 evet katılırım, esas grupta evet katılırım diyenlerin oranı %90'dır (Tablo 2). Her iki grup birbiriyle karşılaştırıldığında, kontrol grubu ve ana grubun verdikleri cevaplar arasındaki 2 farklılıkların istatistikî olarak X =3,318, P=0,0500 düzeyinde anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Her iki grubun kadınlarının cevapları arasındaki ilişki incelendiğinde, anlamlı bir ilişki bulunmuştur, yani iki grubun belirleyici seçenekteki dağılımı arasındaki fark, bilimsel bir farklılıktır. Yapılan nitelikli sohbetlerde aradaki bu farkını nedeni sorulduğunda, esas grupta yer alan kadın katılımcılar TKV'nin uzmanları tarafından, verilen eğitimlerinden fayda sağladıkları, bu nedenle de eğitimlerin “ yarar sağlama noktasında görüş birliğinde oldukları tespit edilmiştir. Yapılan çalışmaların esas grup kadınları üzerindeki etkisinin, kontrol grubu kadınları ile kıyaslama yapılarak ortaya çıkarılması amacı ile “sağlık, çocuk yetiştirme gibi konularda köyde verilecek eğitimlere katılır mısınız” sorusu yöneltilmiştir. TKV'nin proje uygulamadığı köylerdeki (kontrol grubu) kadınlar %70 oranında evet katılırım, %30 oranında hayır katılmam cevabını vermiştir. Esas grupta ise, evet katılırım diyenlerin oranı %90, hayır katılmam diyenlerin oranı %10 olarak gerçekleşmiştir. Esas grupta yer alan kadınların eğitime katılım konusunda diğer grubun kadınlarına göre çok daha istekli oldukları görülmüştür. Yapılan sohbetlerde esas grupta yer alan kadınların TKV eğitmenlerinin tek tek adlarını söyleyerek onlardan neler öğrendiklerini anlatma konusunda çok hevesli oldukları gözlenmiş ve “onlar çok hoştular” diyerek hem eğitimden hem de eğitmenlerden etkilendiklerini açıkça ifade ettikleri görülmüştür. Tablo 3. Kadın Örgütlerine İlgi Duyma Düzeyleri Kadınlar örgütlerine ilgi duyuyor musunuz? Grup Evet Toplam Hayır Kısmen 4 85 11 100 4 85 11 100 Sayı 30 59 11 100 % x = 24,577 30 59 P 0,0001 11 100 Kontrol Grubu Sayı % Esas Grup 2 Sivil örgütlenmenin fazla gelişemediği kırsal toplumlarda kadın örgütlenmelerinin var olabilmesinin nedenli güç olduğu bilinmekle birlikte, iki köy grubu kadınları arasında en azından ilgi düzeyinde bir algının var olup olmadığının tespiti için “kadın örgütlerine ilgi duyuyor musunuz” sorusu yöneltilmiştir. 107 TKV'nin proje uygulamadığı köylerdeki (kontrol grubu) kadınların sadece %4'ü evet ilgi duyuyorum, %85 hayır ilgi duymuyorum, %11'i kısmen cevabını vermişlerdir. Esas gruptaki kadınların % 30'u evet ilgi duyuyorum, %59'u hayır duymuyorum, %11'i kısmen ilgi duyuyorum cevabını vermişlerdir (Tablo 3). ). Her iki grup birbiriyle karşılaştırıldığında, kontrol grubu ve ana grubun verdikleri cevaplar 2= arasındaki farklılıkların istatistikî olarak X 24,577, P=0,0001 ileri düzeyde anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Esas grupta yer alan kadınlarda mevcut olan bu ilginin, kadın örgütlenmelerinin ileride sağlanabilmesi açısından, uygun iklimin oluşturulması adına olumlu bir durum olduğu düşünülmekle birlikte, bu konuda TKV çalışmalarının etki yaratmış olabileceğinin düşünülmesine neden olmuştur. Tablo 4. Köy Azası Olma Konusundaki İstek Grup Köy azası olmak ister misiniz ? Evet Hayır 25 75 100 % 25 75 100 Sayı 39 61 100 Kontrol Grubu Sayı Esas Grup % x = 3,883 2 Toplam 39 61 P 0,0488 100 Katılımcılık konusunda kadınların bakış açısını belirlemek üzere sorulan kadın örgütlenmelerine ilgi duyuyor musunuz sorusunu biraz daha somutlaştırmak adına “köy azası olmak ister misiniz” sorusu sorularak iki soru arasında bir ilişkilendirme yapmak düşünülmüştür. TKV'nin proje uygulamadığı köylerdeki (kontrol grubu) kadınlar %25 oranında evet, %75 oranında hayır derken, esas grupta evet istiyorum diyenlerin oranı %39, hayır istemiyorum diyenlerin oranı %61'dir (Tablo 4). Her iki grup birbiriyle karşılaştırıldığında, kontrol grubu ve ana grubun verdikleri cevaplar arasındaki farklılıkların istatistikî olarak X2=3,883, P=0,0488 orta düzeyde anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Esas grup ve kontrol grubu kadınlarının bir önceki soruya verdikleri cevaplar ile bu soruya verdikleri cevaplar arasında paralellik tespit edilmiştir. Başka bir ifade ile esas grupta yer alan kadınlar katılımcılık ve örgütlenme konusunda daha samimi ve istekli bir duruşa sahip görünmektedirler. Her iki grubun kadınlarının cevapları arasındaki ilişki incelendiğinde de, anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Toplumsal yapının göstergesi olan giyim tarzı ve neye göre belirlendiği konusunun ortaya çıkartılarak gelenekselliğin düzeyini ölçmek amacı ile sorulan “ nasıl giyineceğinize kim karar veriyor” sorusuna verilen cevapların dağılımı aşağıdaki gibidir. 108 Tablo 5. Nasıl Giyinileceği Konusundaki Karar Merci Grup Nasıl giyineceginize kim karar veriyor ? Toplam Kocam ve Kendim aile büyükleri Kocam Babam Komşular Sayı Kontrol Grubu Esas Grup % Sayı % x = 12,629 2 46 46 50 50 29 29 22 22 13 13 26 26 P 0,0129 1 1 - 11 11 2 2 100 100 100 100 TKV'nin proje uygulamadığı köylerde (kontrol grubu) %46 oranında kendim, %29 oranında kocam ve aile büyükleri, %11 oranında komşular şeklindedir. Esas grupta ise %50 oranında kendim, %22 oranında kocam ve aile büyükleri, şeklinde cevaplar alınmıştır (Tablo 5). TKV'nin proje uygulamadığı köylerde (kontrol grubu) geleneksel toplumun göstergelerinden biri olan toplum baskısının, giyim kuşam konusunda kendisini daha fazla hissettirdiği görülmektedir. Her iki grup birbiriyle karşılaştırıldığında, kontrol grubu ve ana grubun verdikleri cevaplar 2 arasındaki farklılıkların istatistikî olarak X =12,629, P=0,0129 düzeyinde anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Her iki grup arasında gelenekselliği temsil eden “kocam, aile büyükleri ve komşular” seçeneğindeki dağılım incelendiğinde anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Diğer bir deyişle, cevaplar arasındaki farklılık tesadüfi değildir. Esas gruptaki kadınlar giyim kuşam konusunda diğer gruba göre “komşuları” dikkatte almamaktadırlar, dolayısı ile gelenek baskısı esas grup köylerinde daha az hissedilmektedir denilebilir. Araştırmacıların köy ziyaretlerinde evli kadınların geleneksel tarzda giyinme oranlarının daha yüksek olduğu dikkat çekmiştir. Bunun nedeni sorulduğunda bu tarzın bir statü göstergesi olduğu ve etnik kimlikle de ilişkilendirildiği anlaşılmıştır. Bölgede meydana gelen ekonomik büyüme ve sosyal değişim kadın ve erkeği eşit derecede etkilememekte ve hane içindeki kalkınma etkileri de eşit paylaşılmamaktadır. Cinsiyetler arası eşitsizlikten olumsuz etkilenen kadınlar, GAP Bölgesi'nin kırsal yerleşimlerinde çeşitli sosyal ağlar oluşturarak bir taraftan köy içi bilgi dolaşımını sağlamakta ve gündelik yaşamın sürdürülmesinde etkin rol oynamakta, diğer taraftan daha iyi yaşam sürmesine yol açacak uygun araç ve gereçleri tanımamakta ve/veya kullanamamakta dolayısıyla da değişme sürecinin kenarında kalmaktadır. Öyle ki kadınlar erkeklere göre yönetim ve karar alma süreçlerine daha az katılmakta, temel sağlık ve eğitim hizmetlerinden daha az yararlanmakta, gelir kaynaklarına ulaşmakta güçlük çekmekte ve teknolojiden uzak kalmaktadırlar. Bölgede kırsal alanda yüksek düzeydeki topraksızlığın, az topraklılığın ve küçük aile işletmelerinin yaygın olması ve çok çocuk sahipliği kadının iş yükünü arttırmaktadır. 109 Kadınların aile içindeki pozisyonlarının belirlenmesi amacı ile her iki grubun kadınlarına yöneltilen “ eve alınacak eşyalara kim karar veriyor “ sorusuna TKV'nin proje uygulamadığı köylerde (kontrol grubu) %71 oranında kocam ile birlikte, %19 oranında kocam, %6 oranında kendim karar veriyorum, %3 oranında kayın validem, cevabı alınmıştır. Esas grupta yer alanlar % 45 oranında kocam ile birlikte, %29 oranında kocam, %22 oranında kendim, %4 oranında kayın validem cevabını vermişlerdir (Tablo 6). Her iki grup birbiriyle karşılaştırıldığında, kontrol grubu ve ana grubun verdikleri cevaplar arasındaki farklılıkların istatistikî olarak X2=18,197, P=0,0011 düzeyinde anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Tablo 6: Eve Alınacak Eşyalar Konusundaki Karar Merci Grup Eve alınaca eşyalara kim karar veriyor ? Kendim Sayı Kontrol Grubu Esas Grup % Sayı % x = 18,197 6 6 22 11 Kayın validem 3 3 4 4 2 Kocam 19 19 29 29 P 0,0011 Toplam Kocam ile Başka birlikte 71 71 45 45 1 1 - 100 100 100 100 Her iki grubun cevapları arasındaki ilişki incelendiğinde iki grubun kadınlarının verdikleri cevaplar arasındaki farklılıkların tesadüfi olmayıp bilimsel olduğu tespit edilmiştir. Kadınlar daha çok ev içi rollere ve erkeğe bağımlı dezavantajlı bir grup olarak yaşamını idame ettirmektedir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de toplumların kültürel yapılarına ve gelişmişlik düzeylerine göre değişmekle beraber- kadının aile ve toplumsal yaşamın her alanında erkeklerle eşit hatta çoğu zaman onlardan daha fazla yük ve sorumluluk taşıdığı bilinmektedir. Kırsal alanda kadınların asli görevleri olan ev işleri çocuk bakımının yanında tarımsal üretim faaliyetleri de olmasına rağmen, üretim ile ilgili konularda fikirlerinin alınmadığı sadece fizik güçlerinden faydalanıldığı bilinmektedir (Fazlıoğlu, 2002) Tablo 7. Tarımsal Faaliyet Kararlarına Katılım Düzeyi Tarımsal Faaliyetler Kapsamında Fikriniz Alınıyor mu ? Grup Evet Sayı Kontrol Grubu Esas Grup % Sayı % x2= 18,197 110 18 18 52 52 Hayır 38 38 29 29 P 0,0011 Kısmen Toplam 44 44 19 19 100 100 100 100 Araştırma kapsamına alınan kadınların aile içinde karar alma süreçlerinde katılım düzeylerinin ortaya konularak, pozisyonlarının tahmin edilmesine yönelik olarak sorulan “ tarımsal faaliyetler kapsamında fikriniz alınıyor mu” sorusuna TKV'nin proje uygulamadığı köylerde (kontrol grubu) %38 oranında hayır alınmıyor, %18 oranında evet fikrim alınıyor cevapları alınmıştır. Esas grupta yer alan kadınlar %52 oranında evet fikrim alınıyor, , %19 oranında kısmen cevabını vermişlerdir (Tablo 7). Her iki grubun kadınlarının cevapları arasındaki ilişki incelendiğinde P0,0001 düzeyinde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Yani TKV'nin proje uyguladığı köylerdeki (esas grup) kadın katılımcılar ile TKV'nin proje uygulamadığı köylerdeki (kontrol grubu) kadın katılımcıların tarımsal üretim faaliyetlerinde, fikirlerinin alınması konusunda esas grubun kontrol grubuna göre oldukça avantajlı bir konumda olduğu ve bunun da tesadüfi olmadığı tespit edilmiştir. Tablo 8. Eğitim Alma İsteklerinin Belirlenmesi Grup Daha çok eğitim almak ister miydiniz ? Evet Sayı Kontrol Grubu Esas Grup % Sayı % x = 6,627 2 78 78 92 92 Hayır 22 22 8 8 P 0,0100 Toplam 100 100 100 100 İki grubun kadınlarının eğitime bakış açılarının karşılaştırılmasına yönelik olarak sorulan “ daha çok eğitim almak ister miydiniz” sorusuna TKV'nin proje uygulamadığı köylerde (kontrol grubu) %78 oranında evet almak isterdim, cevabı alınırken, %22 oranında hayır istemezdim cevabı alınmıştır. Esas grupta % 92 oranında evet almak isterdim, %8 oranında hayır istemezdim cevabı alınmıştır. Esas grupta yer alan kadınlarının eğitime karşı duyarlılıkları net bir şekilde TKV'nin proje uygulamadığı köylerdekilerden (kontrol grubu) fazla olduğu görülmektedir ( Tablo 8). Esas grupta eğitim ve ona duyulan ihtiyaç düzeyinin TKV'nin proje uygulamadığı köylerdekine (kontrol grubu) göre farklılığının nedeninin, eğitim faaliyetlerini etkin ve verimli bir şekilde gerçekleştiren TKV olabileceği düşünülmektedir. Nitekim iki grubun cevapları arasındaki farklılık P0,0100 düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Konya, Yaylacık Köyünde yapılan bir araştırmada, 2005-2008 yılları arasında kadınlara yönelik olarak sürdürülen yayım çalışmaları sonucunda kadınların eğitim alma isteklerinin önemli ölçüde arttığı gözlemlenmiştir (Oğuz, 2010) Yaşamınızda neyin değişmesini isterdiniz” sorusuna TKV'nin proje uygulamadığı köylerde (kontrol grubu) evimin değişmesini isterdim diyenlerin oranı %31'dir. Esas grupta ise evimin değişmesini isterdim diyen kadınların oranı %19, eğitimimin değişmesini isterdim diyenlerin oranı ise %22'dir. 111 Kontrol grubunda ekonomik durumumun değişmesini isterdim diyenlerin oranı % 56'dır. Bu oran, daha iyi bir yaşam sürdürebilme yönündeki özlemi dile getirmesi ve değişim isteğini çağrıştırması yönünden oldukça anlamlı bulunmuştur (Tablo 9). Grupların cevapları arasındaki farklılık X2=25,468 P0,001 olup ileri düzeyde anlamlı bulunmuştur. Belirleyici seçenek olan “eğitimimin değişmesini isterdim” seçeneğinde esas grup kadınları TKV'nin proje uygulamadığı köylerdeki (kontrol grubu) kadınlardan %19 daha fazladır, bu durum bir önceki “daha çok eğitim almak ister miydiniz” sorusuna verilen cevabın dağılımını bir kez daha teyit etmektedir. SONUÇ Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kırsal alanlarda kalkınmanın gerçekleştirilememesi nedeniyle bir dizi toplumsal, bölgesel ve ülkesel problemlerin yaşanmasına neden olmuştur. Kadınların sosyal hayatta yer almasına izin vermeyen gelenekçi yapının kentlerde bile ağırlığını hissettirdiği yörede kırsal alanlarda kadınların gelişimlerini tamamlayamadıkları bilinmektedir. Türkiye'nin kırsal kalkınma konusunda faaliyet gösteren ilk sivil toplum kuruluşu olan (NGO) Türkiye Kalkınma Vakfının bölgede yürüttüğü kırsal kalkınma çalışmaları ve yaklaşımların, bölgede çalışan diğer yetkili kuruluşların ve onların uyguladıkları yaklaşımlardan farklı olması nedeniyle kırsal kalkınma konusunda “etkisinin” farklı olabileceği bu çalışmanın ana hipotezini oluşturmuştur. Araştırma bulgularından da anlaşıldığı üzere Türkiye Kalkınma Vakfı, yöre kadınları üzerinde bilinç farklılığı yaratmayı başarmıştır. Bu başarısının çeşitli nedenleri şu şekilde sıralanabilir; Türkiye Kalkınma Vakfının yörede faaliyet gösterdiği sürenin toplumsal değişmeye ve proje ekibine karşı güven duygusunun gelişmesine yetecek kadar uzun olması önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca proje ekibinde yer alan kişilerin kendi dallarında uzman olmaları hedef kitleye güven verme noktasında etkili olmuştur. Proje amaçlarının hedef kitlenin öncelikli ihtiyaçları doğrultusunda seçilmiş olması başarı oranını arttırmakla birlikte projelerin hem kadın ve erkekleri kapsayacak şekilde aşama aşama ve entegre bir şekilde yürütülmensin başarı üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Katılımcılar ile yapılan nitelikli sohbetlerde TKV saha elemanları ile “klasik mesai saatlerinin” dışında her zaman köylünün yanında olarak onların güveni kazandıkları belirtilmiştir. Ayrıca sahada konusunda başarılı uzmanların uzun yıllar çalışmasının da güven oluşturma da etkili olduğu tespit edilmiştir. İleride yapılacak kırsal kalkınma çalışmalarında, Türkiye Kalkınma Vakfı ve onun çalışma esaslarını aynı disiplin ve idealist bir yaklaşımla sürdürebilecek sivil toplum kuruluşlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Kırsal kalkınmaya yönelik uygulamaların, Türkiye Kalkınma Vakfı benzeri çalışma ve örgütlenme sistemine sahip kuruluşlarca ve kamu kaynakları desteğiyle yapılmasının faydalı olacağı düşünülmektedir. 112 KAYNAKLAR Adaman, F. ve Çağlar K. 2006. Türkiye'de Büyük Kentlerin Gecekondu ve Çöküntü Mahallelerinde Yaşanan Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma, Avrupa Komisyonu, Sosyal Dışlanma ile Mücadelede Mahalli Topluluk Eylem Programı 2002-2006 Raporu, Internet Adresi: http://ec.europa.eu/ employment_social/ social_inclusion/docs/2006 /study_turkey_tr.pdf Erisim Tarihi: 26.09.2008. Akyol, A. 2006. “Kalkınma ve Kırsal Kalkınma: Temel Kavramlar ve Tanımlar”, Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, Seri :A, Sayı: 2, Cingi, S. 1991. Eğitim Üzerine Düşünceler. Ekonomide Ankara,26-29. Bircan, İ. 1992. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Kadınların Beceri ve Gelir Düzeylerinin Yükseltilmesi. Unicef, Türkiye. Dansuk, E. 1997. “Türkiye'de Yoksulluğun Ölçülmesi ve Sosyo Ekonomik Yapılarla Ölçülmesi”, DPT Uzmanlık Tezi, http//ekutup..dpt.gov.tr/gelirdag/dansuke/yoksullu.pdf.s:95 Deacon, R.E. and Firebaugh, F.M. 1981. Family Resource Management, Principles and Applications. Allyn and Bacon, Inc., Boston. Doğan İ.2000. Sosyoloji, Kavramlar ve Sorunlar, Sistem Yayıncılık, İstanbul, Ocak. Ertürk, Y. 1991. Türkiye'de Uygulanan Kırsal Kalkınma Projelerinde Kadın Boyutu. Kırsal Kesimde Kadının Statüsü: Sorunlar ve Çözüm Önerileri. ILO-TKV Danışma Toplantısı Raporları, Aralık 1990, Ankara, s:30-38. Fazlıoğlu, A. 1997. GAP Bölgesi'nde Kırsal Alanda Kadının Toplumsal Durumu. Anahtar, 9(97): 21-22. Flammang, R. A. 1979. “Economic Growth and Economic Development; Counterparts or Competitors?”, Economic Development and Cultural Change, Vol: 28, No: 1. Washington. Gürler, Z. 2000. Makroekonomi. Gaziosman Paşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, Tokat,s:43 Oğuz, C., Kan, A. 2010. “Kırsal alanda Kadın Yoksulluğu: Yaylacık Örneği”, 9. Tarım Ekonomisi Kongresi 22-24 Eylül, Şanlıurfa. Qakley, P. Gerforth C. 1985. Guide to Extension Traning, FAO Traning Series, No:11, FAO, Rome, Walker, A. Ve Walker, C. 1997., Britain Divided: The Growth of Social Exclusion in The 1980s and 1990s, Child Poverty Action Group, London. 113 KARACADAĞ'DA DAHA İYİ YAŞAM İÇİN SEÇENEKLER İrem HASPOLAT KARACADAĞ'DA GÜNEŞ KAYNAKLI ALTERNATİF ENERJİ 1 A- Yaylalarımız Yayla, çevreye göre daha yüksek anlamına gelir. Fazla engebeli olmayıp düz ve otlaklarla kaplı, suyu bol olan yaylalar hayvancılıkla geçimlerini sağlayan topluluklarca yılın belirli aylarında hayvanlarına taze ot temini ve aynı zamanda hayvansal üretimlerini (süt, peynir, yağ gibi) yapmak amacıyla kullanılır. Genel olarak yaylalar, aşağı yukarı 1500-2000 metre olan orman sınırının hemen üzerinden başlayıp, bölgeler arası farklılıklarla 3000-3500 metreye kadar yüksekte olabilirler.Yurdumuzda yaylacılık faaliyetlerini günümüzde 3 ayrı kategoride değerlendirebilmek mümkün görünmektedir. a) Göçebe hayvancılıkla geçimlerini sürdüren köy topluluklarının yaylacılık faaliyetleri, b) Kökeninde yine göçebe hayvancılık olan ama üretim tekniklerini değiştirerek yerleşik tarıma geçme gibi bir nedenle yaylacılığı ekonomik bir faaliyet olarak değil, eski günlerin hatırlanması açısından yılın belirli bir zamanında yaylaya çıkma-yayla şenlikleri biçiminde sürdürülen faaliyetler. c) Günümüzde çevre sorunlarıyla boğuşan kentlerden belli bir süre de olsa uzaklaşmak, temiz bir doğayla kucaklaşmak için sportif amaçlar ve buna bağlı olarak gerçekleştirilen yayla turizmi faaliyetleri.Yaylalar kullanım şekillerine göre de üç grupta değerlendirilebilir.Bunlar: 1) Tatil ve Dinlenme Amacıyla Kullanılan Yaylalar 2) Hem Tatil, Hem de Hayvancılık Amacıyla Kullanılan Yaylalar: Ülkemizde yaylacılık faaliyetlerini sürdüren grupların birbirinden ayrı özelliklerdeki coğrafi bölgelere dağılımı ve bu dağılım içinde yaylaların gösterdiği farklı morfolojik özellikler yaylacılığın her bölgede birbirinden farklı şekillerde uygulanması sonucunu doğurmuştur.Yerleşiklerin yaylacılığı, göçebe ve yarı göçebelerin yaylacılık faaliyetlerinden çok daha farklı özellikler taşımaktadır. Göçebelikte, tamamen hayvancılığa dayalı ekonominin gereği oluşan göçler, devamlı olarak yaylak ve kışlak alanlar arasında sürdürülür.Göçebelikle yerleşik hayat arasındaki hayat tarzı olan yarı göçebelikte ise göçler mevsime bağlı ve periyodiktir.Yerleşik yaylacılık, tarımın yanı sıra hayvancılık yapan, yaz aylarında hayvanların daha iyi beslenebilmesi ve daha iyi ürün elde edebilmek için hayvan sürüleriyle birlikte 2-3 ay yaylalara çıkan dağ, orman ve ova köylülerinin ekonomik faaliyetidir. Türkiye'de gerçek göçebe grupların sayısı belirli bölgelere iskan edilmeleri sonucu yok denebile- Haspolat, İrem, Elektrik Elektronik Mühendisi 114 cek ölçüde azalmış ve giderek bu hayat tarzının ortadan kalkmış olmasına rağmen göçer hayvancılık faaliyetini sürdüren yarı göçebe ve yaylacı grupların varlığı devam etmektedir. Yaylacılık, halk takvimi ve meteorolojisinden halk ekonomisine, halk veterinerliğinden halk tıbbına, beslenme ve halk mutfağından halk hukukuna kadar geniş bir geleneksel kültür yapısını bünyesinde barındırır.Yılın 4-5 ayını tüm yaşam faaliyetleriyle birlikte yaylada geçiren topluluğun oluşturduğu kültürel yapının bu zenginlikte olması normaldir. Yaylaya çıkış, Nisan ayı ortaları, Mayıs sonu arasında değişmektedir. Çıkıştan önce göç hazırlıkları yapılır.Yaylada kullanılacak eşya ve araç gereçler elden geçirilerek göç yükü oluşturulur. Bu yükte, başta yaylada barınma ihtiyacı için kullanılacak kara çadır gelir.(özellikle Doğu Karadeniz bölgesinde yayla koşullarına uygun konutlar yapılmış bulunduğundan genellikle çadır kullanılmaz). Sonra, yatak yorgan, kilim, keçe, minder, yastık gibi malzemelerle süt sağılacak kaplar, peynir, yağ yapımında kullanılan kap kacak, kazan, sitil mutfak araç gereçleri, erzak ve onların konulduğu çuvallar, gaz lambası, ekmek sacı gibi malzemeler, ayrıca bunların yanında yaylada tüketilecek un, tuz, şeker, yağ gibi yiyecekler yer alır. Göç hazırlıklarında göçe katılacak küçükbaş hayvan sürülerinin de hazırlanması önemlidir.Hayvanlar birbirlerine karışmaması için damgalanır, işaretlenir, bakımları yapılır.Çobanlar tutulur.Yükü taşıyacak at ve katır gibi hayvanların da bakımları yapıldıktan sonra kararlaştırılan bir günde göçe başlanır. (Günümüzde göç motorlu araçlarla da yapılmaktadır.Aracın gidebildiği yere kadar araçla, yolun izin vermediği yerden itibaren de hayvanlarla veya yürüyerek gidilmektedir.)Genelde göç boyunca hayvanlar yük taşımak için kullanılır, insanlar yürür ancak yürüyemeyecek durumdakiler hayvanları kullanabilir. Göç süresi yöreden yöreye ufak farklılıklar göstermekle birlikte Nisan Mayıs aylarında çıkışlar başlayıp, Ağustos Eylül aylarında köye dönülür. Yaylacılık faaliyeti göçer hayvancılığın en belirgin tipidir.Tarihten gelen uzantıların yanında tamamen hayvancılık ekonomisine dayalı toplulukların yaşam tarzıdır (6) Yaylalarda elektrik sorunun olması,bir çok medeni imkandan insanı mahrum kılmaktadır.Bu yazlıkçılar için bir sorun.Ancak yayla ve mera yerlileri,göçerler daha büyük sıkıntı içinde. Karacadağ 115 Devletin yaylaların tümüne ve her noktasına elektrik götürmesi de mümkün değil. Bu nedenle daha pratik çözümlere gitmek gerekir.Örneğin güneş ve güneş enerjisi her yerde var.Güneş enerjisinden faydalanarak neden elektrik elde edip daha rahat yaşama kavuşmuyoruz B- Güneş enerjisi teknolojileri Yöntem, malzeme ve teknolojik düzey açısından çok çeşitlilik göstermekle birlikte iki ana gruba ayrılabilir: Fotovoltaik Güneş Teknolojisi : Fotovoltaik hücreler denen yarı-iletken malzemeler güneş ışığını doğrudan elektriğe çevirirler. Isıl Güneş Teknolojileri : Bu sistemlerde öncelikle güneş enerjisinden ısı elde edilir. Bu ısı doğrudan kullanılabileceği gibi elektrik üretiminde de kullanılabilir. Güneş pilleri ( fotovoltaik piller ) Güneş hücreleri (fotovoltaik hücreler), yüzeylerine gelen güneş ışığını doğrudan elektrik enerjisine dönüştüren yarıiletken maddelerdir. Yüzeyleri kare, dikdörtgen, daire şeklinde biçimlendirilen güneş hücreleri alanları genellikle 100 cm² civarında, kalınlıkları ise 0,2- 0,4 mm arasındadır. Güneş hücreleri fotovoltaik ilkeye dayalı olarak çalışırlar, yani üzerlerine ışık düştüğü zaman uçlarında elektrik gerilimi oluşur. Hücrenin verdiği elektrik enerjisinin kaynağı, yüzeyine gelen güneş enerjisidir. (Güneş hücrelerinin yapısı ve çalışması) Güneş enerjisi, güneş hücresinin yapısına bağlı olarak % 5 ile % 20 arasında bir verimle elektrik enerjisine çevrilebilir. Güç çıkışını artırmak amacıyla çok sayıda güneş hücresi birbirine paralel ya da seri bağlanarak bir yüzey üzerine monte edilir, bu yapıya güneş hücresi modülü ya da fotovoltaik modül adı verilir. Güç talebine bağlı olarak modüller birbirlerine seri ya da paralel bağlanarak bir kaç Watt'tan megaWatt'lara kadar sistem oluşturulur. d) Isıl güneş teknolojileri e) Düzlemsel Güneş Kollektörleri: Güneş enerjisini toplayan ve bir akışkana ısı olarak aktaran çeşitli tür ve biçimlerdeki aygıtlardır. En çok evlerde sıcak su ısıtma amacıyla kullanılmaktadır. Ulaştıkları sıcaklık 70°C civarındadır. Düzlemsel güneş kollektörleri, üstten alta doğru, camdan yapılan üst örtü, cam ile absorban plaka arasında yeterince boşluk, metal veya plastik absorban plaka, arka ve yan yalıtım ve bu bölümleri içine alan bir kasadan oluşmuştur. Absorban plakanın yüzeyi genellikte koyu renkte olup bazen seçiciliği artıran bir madde ile kaplanır. Kollektörler, yörenin enlemine bağlı olarak güneşi maksimum alacak şekilde, sabit bir açıyla yerleştirilirler. Güneş kollektörlü sistemler tabii dolaşımlı ve pompalı olmak 116 üzere ikiye ayrılır. Bu sistemler evlerin yanında, yüzme havuzları ve sanayi tesisleri için de sıcak su sağlanmasında kullanılır. Bu konudaki Ar-Ge çalışmaları sürmekle birlikte, bu sistemler tamamen ticari ortama girmiş durumdadırlar. Dünya genelinde kurulu bulunan güneş kollektörü alanı 30 milyon m2' nin üzerindedir. En fazla güneş kollektörü bulunan ülkeler arasında ABD, Japonya, Avustralya İsrail ve Yunanistan yer almaktadır. . Türkiye, 12.5 milyon m² kurulu kollektör alanı ile dünyanın önde gelen ülkelerinden biri konumundadır. (1) C) YAYLA EVİNDE AYDINLANMA Yaylalarda göçerle kendi enerji sistemlerini yanlarında taşıyabilirler Taşınabilir Portatif Solar Jenaratörler 2 örnek verelim a) MSE40Wp Solar Enerji Çantası Sistem Özellikleri ; 40 W Solar Panel Sistemi 600 W İnvertör Sistemi 48 Ah Tam Kuru Bakımsız Tip Akü 24 Saat Güneşlenme ile Tam Kapasite Dolma Tam Kapasite dolum ile 576 Wh güç Kullanımı Tamamen Taşınabilir Yapı Tekerlek ve Tasıma Kolu ile Kolay Taşıma Bu Solar Çanta İle ; Yayala evinizde aydınlatma ihtiyacınızı (2 Ampul 3 Saat) Hergün veya 1 Adet 37 Ekran TV 1,5 saat hergün kullanabilirsiniz. Matkap Çalıştırabilirsiniz. b) MSE20Wp Solar Enerji Çantası Sistem Özellikleri ; 20 W Solar Panel Sistemi 150 W İnvertör Sistemi 28 Ah Tam Kuru Bakımsız Tip Akü 24 Saat Güneşlenme ile Tam Kapasite Dolma Tam Kapasite dolum ile 336 Wh güç Kullanımı Tamamen Taşınabilir Yapı Bu Solar Çanta İle ; Yayla evinizde aydınlatma ihtiyacınızı (1 Ampul 3 Saat) Hergün veya 1 Adet 37 Ekran TV 30 Dk hergün kullanabilirsiniz. (2) 117 1) Basından Güncel Hayattaki Örnekler ı) Güneş Enerjisiyle Çalışan Taşınabilir Yaylalarda kullanılabilir Jeneratör: Gaziantep te, Fizikçi- Mekatronikçi Tamer Erçin, AR-GE Uzmanı Ahmet Solmaz ve Elektrik Elektronik Mühendisi Nurettin Erçin, bölgede bir ilki gerçekleştirerek, meralarda kullanılmak üzere Güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir jeneratör yaptı. Cihazın taşınabilir anlamında bölgede bir ilk olduğunu, bir numunesinin daha Türkiye de bulunmadığını belirten Tamer Erçin, cihazın meraya çıkan vatandaşların ihtiyacını karşılamak için tasarlandığını söyledi. Tamer Erçin, yaylara çıkan vatandaşların soğutma, aydınlatma, sulama ihtiyaçlarının olduğunu ve bunları göz önüne alarak böyle bir proje hazırladıklarını kaydetti. Cihazın enerjisini tamamen güneşten aldığına vurgu yapan Tamer Erçin, "Hiçbir şekilde dıştan elektrik almayarak kendi kendine enerji sağlıyor. Sistemin üzerinde 800 vatlık paneller var. Bu da günlük 3-4 kilovatlık enerji demektir. Bu sistemde 750 litrelik bir buzdolabı, aynı anda 15 vatlık 10 adet florasan lamba, aynı zamanda 50 metre kuyu deriliğinden günde 5 tonluk su çekilebiliyor. Cihazımız taşınabilir anlamında bölgede bir ilktir. Bunun bir numunesi daha Türkiye de yoktur. Projenin anahtar teslim fiyatı 25-30 bin TL dir" dedi. AR-GE Uzmanı Ahmet Solmaz ise, Türkiye nin göçer bir toplum olduğunu, yıllardır unutulmuş göçerlerin sorunlarını bir nebze de olsa çözmek istediklerini ifade ederek, "Meralara çıkan vatandaşlarımız enerji nakil hatlarının olmadığı bir nokta da, aydınlatma, televizyon ve buna benzer cihazları kullanabilecekler. Akşam karanlıkta kalmayacaklar. Ürettikleri süt, yoğurt ve peyniri bozulmaktan koruyabilecekler" diye konuştu. Bu şekilde meralara olan ilginin artacağını düşündüklerini dile getiren Solmaz, "Binlerce dönüm meralarımız var. Ancak enerji nakil hatları olmadığı için buralarda sıkıntı yaşanabiliyor. Bu açıdan hem ülkemiz hem de vatandaşlarımız bu proje sayesinde büyük bir kazanç elde edecekler" şeklinde konuştu.2 ıı) Yaylalar Güneş Enerjisiyle Aydınlanıyorlar. Mustafa Çiftçi - Denizli'nin Tavas ilçesinin Nikfer beldesinde 1750 metre yükseklikteki İp burnu Yaylası'nda vatandaşlar, elektrik sorununu kurdukları güneş enerjisi sistemiyle çözdü. Mustafa Çiftçi - Denizli'nin Tavas ilçesinin Nikfer beldesinde 1750 metre yükseklikteki İp burnu Yaylası'nda vatandaşlar, elektrik sorununu kurdukları güneş enerjisi sistemiyle çözdü.Yaylaya elektrik direkleri kurulmasını, elektrik tellerinin girmesini istemediklerini belirten vatandaşlar, halen 26 evden 10'unda güneş enerjisi sisteminin kurulu olduğunu ifade etti. İpburnu Yaylası sakinlerinden Ömer Yürekten, AA muhabirine, aracının bakımı için gittiği sanayi sitesinde güneş ışınlarından yararlanılarak elektrik enerjisi üretilebildiğini öğrenince konuyu araştırdığını ve yayladaki evine bu sistemi kurma kararı aldığını anlattı. Daha sonra güneş panelleri, güneş enerjisini elektriğe dönüştüren bir çevirici ve aküyle yaylada elektrik üretmeye başladığını belirten Yürekten, şöyle devam etti: 2 118 İHA / 01.09.2010 "5-6 yıl önce başladık, şu anda elektrik sıkıntımız yok. Televizyon, elektrikli süpürge, matkap, hepsini rahatlıkla kullanıyoruz. Güneş enerjisinden faydalanmak isteyen malzemelerini alıyor, ben de kurulumuna yardımcı oluyorum. Kısa bir süre içinde yaylada bulunan 26 hanenin tamamı güneş enerjisinden faydalanacak. Yaklaşık 700 liralık masrafla yıllar boyu elektriksiz kalmıyorsunuz. Hazır elektrikten daha ucuz. Devlete bu konuda yük de olmuyoruz. Doğadan enerji üretiminin önümüzdeki süreçte daha da yaygınlaşacağını ümit ediyoruz" diye konuştu. Evinde güneş enerjisi kullananlardan Mehmet Yürekten, yıllar önce güneşten elektrik üretmenin hayal gibi göründüğünü, ancak bugün hayallerin gerçeğe dönüştüğünü kaydetti. Yürekten, "Yaylamız beldeye 12 kilometre uzaklıkta, çok engebeli bir alan. Daha önceki yıllarda el fenerleri kullanılıyordu. Televizyon izleyemiyor, buzdolabı, fırın kullanamıyorduk. Ama artık güneş enerjisinden ürettiğimiz elektrik sayesinde 24 saat kesintisiz elektriğimiz var" dedi. İbrahim Urkay da eskiden yaylada aydınlanma için araçların aküsünden faydalandıklarını anlatarak, "Şimdi güneş enerjisiyle çalışan birçok malzeme var. Evimizin etrafında bulunan ışıklandırmaların tamamı güneşten. Paneller yeter ki birazcık güneş görsün, geceleri evlerimiz ışıl ışıl oluyor. Gündüzleri evin etrafına döşediğimiz fenerleri, süs lambalarını, çamaşır serer gibi güneşe doğru bırakıyoruz. Akşam yerlerine yerleştirdiğimiz zaman her yer aydınlanıyor. Güneş yaylaların karanlık gecelerini de aydınlattı" şeklinde konuştu. Fatma Urkay ise önceden yayla evini temizlerken zorlandıklarını, bulaşıkları ve çamaşırları Elle yıkadıklarını, şimdi güneş enerjisi sistemi sayesinde işlerinin kolaylaştığını dile getirdi.3 Türkiye`nin Elektriksiz Köyleri Gücünü Gsr Enerji`den Alıyor. GSR Enerji, elektriği olmayan Boğapınarı yaylasına güneşi götürdü. Türkiye`nin yerli yenilenebilir enerji firmalarının başında gelen GSR Enerji, Eskişehir`de Seyitgazi ilçesinin Çatören Köyü`nde yer alan ve yıllardır elektrik bulunmayan Boğapınarı Yaylası`ndaki çiftlik evine güneş paneli kurdu. Daha önce günde yaklaşık 20,00 TL`ye mal olan jeneratörü kullanan bin küçükbaş hayvanlı çiftlik evinin sahibi Fethi Ünal, "Jeneratörü sadece günde 1-2 saat, birkaç lamba ve televizyon için çalıştırabiliyorduk. Şimdi 24 saat elektriğimiz var, buzdolabı bile aldık" dedi. Güneş paneli ile üretilen elektriğin depolanabildiğini söyleyen GSR Enerji Genel Müdürü İsmail İnci de Boğapınarı Yaylası`ndaki çiftlik evine kurdukları sistemi Türkiye genelinde yaygınlaştırmak için çalışmalarının devam ettiğini açıkladı. Türkiye`nin 3 (Anadolu Ajansı) 05.10.2011 119 yüzde 100 yerli yenilenebilir enerji firması GSR Enerji, Eskişehir`in Seyitgazi ilçesinin Çatören Köyü`ndeki Boğapınarı Yaylası`nda bin küçükbaş hayvanlı çiftlik evine güneş paneli kurdu. Elektrik bulunmayan yaylada oldukça zahmetli ve maliyetli olan jeneratör yardımıyla elektrik enerjisi kullanabildiklerini söyleyen çiftlik evinin sahibi Fethi Ünal, güneş enerjisi sayesinde çok rahatladıklarını belirtti. GSR Enerji Genel Müdürü İsmail İnci de, şehre 40 kilometre uzaklıkta yer alan ve şebeke elektriği ulaşma ihtimalinin mümkün olmadığı Boğapınarı Yaylası`nda daha önce elektrik enerjisine ulaşmanın tek yolunun jeneratör olduğunu açıkladı. Ancak jeneratör kullanımının hem zahmetli, hem maliyetli, hem de yetersiz bir çözüm olduğunu dile getiren İnci, bu düşünceden yola çıkan Fethi Ünal`ın, GSR Enerji`yle iletişime geçerek önce projelendirme istediğini aktardı. İnci, "Burada 4 kişilik bir aile yaşıyor. Bir çiftlik evi. Bin küçükbaş hayvanları var. Projelendirme için toplamda 750 vatlık 3 panel yerleştirdik. O zamana kadar elektrikle çalışan 5 ampul ve 4 bir adet televizyon kullanıyorlardı, o kadar. Bir de koyun kırpma makinesi var. Buna istinaden gidip projelendirdik. Tamamen şebekesiz ortamda paneli, aküsünü verdik. Fethi Bey baktı, hakikaten oluyor… Satın almaya karar verdi. Biz de tüketecekleri enerjiye göre panel sayısını 6`ya çıkardık. Bu olaydan sonra Fethi Bey`in eşi buzdolabı istemiş ve almışlar. Kendilerine ekstra enerji tasarruflu bir buzdolabı tavsiye ettik. Bu buzdolabının da saatlik tüketimi 30 vat. Yıllık da 272 kilovat. Sistemi kuralı 2 hafta oldu, sorunsuz işliyor. Kurutma makinesi, televizyon, uydu, buzdolabı, koyun kırpma makinesini kullanabiliyorlar, üstelik 24 saat. Bu tarz çalışmalarımız devam ediyor, Türkiye`nin çeşitli illerinde panel kurulumlarımız sürüyor" diye konuştu. Bundan böyle elektrik yok gerekçesiyle yaylaya, vadiye çıkmaktan imtina etmeye gerek olmadığını kaydeden İsmail İnci, güneş panellerinde aynı zamanda elektriğin depolanabildiğini, ancak jeneratörde bunun mümkün olmadığını ifade etti. Çiftlik evinin sahibi Fethi Ünal`ın mazot almak için izin sürekli şehre gitmek zorunda kaldığını anlatan İnci, özellikle hayvan besiciliği yapılan yerlerde mutlaka aşılama yapılması ve bu aşıların soğuk ortamda saklanması gerektiğini, bu nedenle elektriğin önemli olduğunu vurguladı. Jeneratörü 1-2 saat kullanıyorduk, şimdi 24 saat elektriğimiz var. Sistemden çok memnun olduğunu söyleyen çiftlik evinin sahibi Fethi Ünal ise, şunları söyledi: "Jeneratörün çok gürültüsü oluyordu, zaten sadece akşamları çalıştırabiliyorduk. Birkaç lamba ve televizyon için kullanıyorduk. Güneş panelinden sonra gürültüden, mazot parasından kurtulduk ve birtakım elektronik aletler de kullanmaya başladık. Mazotu şehir merkezinden taşıyorduk ve özellikle yazın günde yaklaşık 20,00 TL maliyeti vardı. Jeneratörü kullanırsak elektrik harcıyorduk. Mümkün olduğunca kullanmamaya çalışıyorduk. Kapatınca elektrik bitiyordu. Ama şimdi 24 saat kullanabildiğimiz bir elektriğimiz var. Elektrikli aletimiz yoktu, şimdi buzdolabı aldık, 24 saat çalıştırabiliyoruz. Sistemden çok memnunuz." 4 4 (Haberler.Com)www.sondakika.com 120 Yaylada Güneş Enerjisiyle Aydınlanıyorlar : Denizli'nin İpburnu Yaylası'ndaki vatandaşlar, elektrik sorununu güneş panelleri ve aküyle kurdukları düzenekle çözdü. Elektrik direklerinin olmadığı yaylada doğayla iç içe yaşayan vatandaşlar, güneş enerjisinden üretilen elektrikle buzdolabı, TV, çamaşır makinesi, süpürge kullanabiliyor. Tavas ilçesinin Nikfer beldesinde 1750 metre yükseklikteki İpburnu Yaylası'nda vatandaşlar, elektrik sorununu kurdukları güneş enerjisi sistemiyle çözdü. Yaylaya elektrik direkleri kurulmasını, elektrik tellerinin girmesini istemediklerini belirten vatandaşlar, halen 26 evden 10'unda güneş enerjisi sisteminin kurulu olduğunu ifade etti. İpburnu Yaylası sakinlerinden Ömer Yürekten, aracının bakımı için gittiği sanayi sitesinde güneş ışınlarından yararlanılarak elektrik enerjisi üretilebildiğini öğrenince konuyu araştırdığını ve yayladaki evine bu sistemi kurma kararı aldığını anlattı. Daha sonra güneş panelleri, güneş enerjisini elektriğe dönüştüren bir çevirici ve aküyle yaylada elektrik üretmeye başladığını belirten Yürekten, şöyle devam etti: ''5-6 yıl önce başladık, şu anda elektrik sıkıntımız yok. Televizyon, elektrikli süpürge, matkap, hepsini rahatlıkla kullanıyoruz. Güneş enerjisinden faydalanmak isteyen malzemelerini alıyor, ben de kurulumuna yardımcı oluyorum. Kısa bir süre içinde yaylada bulunan 26 hanenin tamamı güneş enerjisinden faydalanacak. Yaklaşık 700 liralık masrafla yıllar boyu elektriksiz kalmıyorsunuz. Hazır elektrikten daha ucuz. Devlete bu konuda yük de olmuyoruz. Doğadan enerji üretiminin önümüzdeki süreçte daha da yaygınlaşacağını ümit ediyoruz'' diye konuştu. Evinde güneş enerjisi kullananlardan Mehmet Yürekten, yıllar önce güneşten elektrik üretmenin hayal gibi göründüğünü, ancak bugün hayallerin gerçeğe dönüştüğünü kaydetti. Yürekten, ''Yaylamız beldeye 12 kilometre uzaklıkta, çok engebeli bir alan. Daha önceki yıllarda el fenerleri kullanılıyordu. Televizyon izleyemiyor, buzdolabı, fırın kullanamıyorduk. Ama artık güneş enerjisinden ürettiğimiz elektrik sayesinde 24 saat kesintisiz elektriğimiz var'' dedi. İbrahim Urkay da eskiden yaylada aydınlanma için araçların aküsünden faydalandıklarını anlatarak, , ''Şimdi güneş enerjisiyle çalışan bir çok malzeme var. Evimizin etrafında bulunan ışıklandırmaların tamamı güneşten. Paneller yeter ki birazcık güneş görsün, geceleri evlerimiz ışıl ışıl oluyor. Gündüzleri evin etrafına döşediğimiz fenerleri, süs lambalarını, çamaşır serer gibi güneşe doğru bırakıyoruz. Akşam yerlerine yerleştirdiğimiz zaman her yer aydınlanıyor. Güneş yaylaların karanlık gecelerini de aydınlattı'' şeklinde konuştu. Fatma Urkay ise önceden yayla evini temizlerken zorlandıklarını, bulaşıkları ve çamaşırları elle yıkadıklarını, şimdi güneş enerjisi sistemi sayesinde işlerinin kolaylaştığını dile getirdi. 5 5 http://denizliyeniolay.com.tr/tr/yaylada-gunes-enerjisiyle-aydinlaniyorlar.html~incele 121 D) YAYLALAR İÇİN GÜNEŞ ENERJİ PAKETLERİNE ÖRNEKLER a) Yayla Tv Light Solar Paket + ile;- 2 adet tasarruflu lamba (10W) günde 78 saat - 1 Adet 37 Ekran TV yi (65W) günde 4-5 saat çalıştırabilirsiniz. 1 adet Uydu alıcısını (25W) günde 6 saat çalıştırabilirsiniz. 1 Adet Cep telefonunu 1 saat şarj edebilirsiniz. Ortalama günlük üretimi nominal şartlarda 470 Wh/gün değerindedir. Güneşlenme oranları ve kullanım saatleri güney illerimiz baz alınarak hesaplanmıştır ve yıllık ortalama değerlerdir. Kış aylarında bu değerler ortalamanın altına düşmekte ve yaz aylarında ortalamanın üstüne çıkmaktadır. Çalıştırılacak ürünler A veya A+ sınıfı olarak seçilmelidir. Sistem 220/230 VAC enerji çıkışına sahiptir. Sistem İçeriği + 1 adet 130 W 12V Güneş Paneli 1 adet 10 A Solar Şarj Regülatörü 1 adet 150 Ah Jel Akü 1 set (M&F) MC4 Solar Panel Konnektörü 1 adet 300W Modifiye Sinüs İnverter 1 adet Bağlantı Şeması Pahalı elektrik, güneş enerjisini akla getirdi. Konya Büyükşehir Belediyesi, kentteki en Büyük mesire yerine elektrik getirilmesi için 300 bin TL istenince, ihtiyaç duyulan enerjiyi, 80 binTL'ye mal ettiği güneş enerjisinden elektrik üreten sistemle karşılamaya başladı. Konya Büyükşehir Belediyesi, nüfusu hızla artan Konya'da yeşil alan miktarını artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında, Beyşehir yolu üzerindeki çam ağaçlarıyla kaplı eski bir parkı, yeni düzenlemeler yaparak “Kent Ormanı Parkı” adıyla hizmete sundu. Kente yaklaşık 20 kilometre uzaklıktaki parkın aydınlatması başta olmak üzere tüm elektrik ihtiyacını karşılamak için Meram Elektrik Dağıtım A.Ş'ye müracaatta bulunan belediye, şirketin iletim hattı için 300 bin TL maliyet çıkarması üzerine, daha ucuz enerji arayışına girdi. Doğal yöntemlerle enerji üreten sistemler kuran firmalardan, parkın enerji ihtiyacını karşılayacak bir sistem için teklif alan belediye, açılan ihaleyi kazanan bir firmaya, parka, 80 bin TL'ye güneş ışığından, parktaki ihtiyacı karşılayacak miktarda elektrik üreten bir sistem kurdurdu. Türkiye'de, park aydınlatmasında çevreci bir projeyi gerçekleştiren belediye, aynı zamanda 300 bin TL'lik iletim hattı maliyetinden de kurtulmuş oldu. Ziraat Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı ve parka elektrik sistemini kuran şirketin sahibi Hasan Hüseyin Motuk, uzun güneşlenme süresine sahip olan Türkiye'de güneş 122 enerjisinden yeterince yararlanılamadığını söyledi. Konya Kent Ormanı'na kurdukları sistemin son derece çevreci olduğunu ve kurulum maliyeti dışından elektrik enerjisini 25 yıl boyunca bedavaya getirdiğini belirten Motuk, şunları kaydetti: “Belediyeye 80 bin TL'ye mal olan bu sistemle güneş enerjisi panelleriyle elde edilen elektrik, 48 aküde toplanıyor. 2 adet elektrik üreten rüzgar gülüyle desteklenen güneş enerjisi sistemi, parkın yaz-kış kesintisiz elektrik ihtiyacını karşılıyor. Sistem, gündüzleri, televizyon, buzdolabı gibi elektrikli eşyaların ihtiyacını doğrudan karşılıyor. Akülerde toplanan elektrikle ise geceleri parkın sokak lambalarıyla aydınlatması, parkın içindeki sosyal tesis ve bekçi kulübelerindeki elektronik eşyalar çalıştırılıyor.” Motuk, bu sistemin, 3,2 kilovatlık gücüyle Konya'nın en büyük parkının enerji ihtiyacını, başka bir kaynağa ihtiyaç duyulmaksızın karşıladığını belirterek, “Türkiye'nin enerji açığı, güneş ışığıyla elektrik üreten sistemlerin yaygınlaşmasıyla ciddi oranda kapatılabilir. Bu sistemin yaygınlaşması için ise güneş enerjisi sistemlerine teşvik uygulanması zorunludur” diye konuştu. (Konya, aa) b) Yemek Pişirme Sorunu 1) Güneş Ocakları : Çanak şeklinde ya da kutu şeklinde, içi yansıtıcı maddelerle kaplanmış güneş ocaklarında odakta ısı toplanarak yemek pişirmede kullanılır. Bu yöntem, Hindistan, Çin gibi bir kaç ülkede yaygın olarak kullanılmaktadır. b) Güneş enerjisi ile çalışan radyo yapımı (4) Pilli radyonuzu eğer güneş enerjisi ile çalışabilir hale getirmek isterseniz tam size göre bir proje Gotwind.org sitesindeki bu projede küçük el radyosunun nasıl güneş enerjisi ile çalışılabilir hale getirilebileceği anlatılmış, bizde size çevirerek aktarıyoruz. Bilindiği gibi el radyoları 2 yada 3 AA pil ile çalışır, ki bu aslında bizim güneş paneli kullanmamız için bir avantaj, çünkü enerji ihtiyacı nispeten biraz daha düşük. 123 Güneş paneli olarak bahçe aydınlatmasındaki güneş enerjili lambaların güneş paneli çıkartılarak kullanılmış. Aydınlık zamanlarda güneş panelinden gelen enerji, radyodaki pili sürekli şarj eder. Güneş panelinden gelen elektrik akımının değeri düşün olduğu için normalde pillerin hepsini şarj etmesi uzun süre alacaktır. Örneğin eğer 3 adet pil varsa, piller 800 mAh lik ise ve sizin güneş panelinizin maksimum akımını 80 mAh ise; bu 3 adet pilinizin şarj olma süresi 3*800/80 den 30 saat sürer. Gereken malzemeler; ** Portatif radyo, ** 1 tane 4 yada 4.5 voltluk ve 80 mAh lik güneş paneli ** Bat43 Schottky yada N4001 diyot ** Lehim, kablo ** 2 yada 3 adet NiMh şarj edilebilir pil Öncelikle bahçe lambamızın güneş panelini dikkatli bir şekilde çıkartıyoruz. Bu paneller üzerinde işlem yaparken dikkat etmek gerekir, zira içerisinde bazı zararlı kimyasallar Sonra radyomuzun arka kapağını açıp radyo içerisindeki güneş panelini bağlayacağımız pil in uzantısındaki elektrik noktasını buluyoruz. Multimetre ile ölçerek + ve topraklamayı bulup bu noktalara kablolarımızı lehimliyoruz. Daha sonra çıkardığımız güneş panelinin arkasındaki bağlantı noktalarına lehim yapıyoruz. Fakat bunu yapmadan önce Güneş panelinden gelen + ucun akım geçişine müsaade edecek, fakat radyoda gelebilecek olan akımı önlemek için araya Bat43 Schottky yada N4001 diyotumuzu akımın yönüne uygun olarak bağlıyoruz. Bu durumda ışığın az olduğu zamanlarda radyonun pilinden gelebilecek olan akımın güneş paneline ulaşmasını engellemiş oluruz. c) Güneş Radyo Panelli Sonrasında ise Radyonun yanında ufak bir delik delerek kabloların dışarı çıkmasını sağlıyor ve radyonun arka kapağını kapatıyoruz. İşlemler bitmiştir. (5) 124 Radyomuzu güneş altında yada ışık gören bir yerde beklettiğimiz zaman piller şarj olacak ve pil sıkıntısı çekmeyeceksiniz. Sürekli şehir ortamında olanlar yada radyo dinlemeyenler için gereksiz bir proje gibi gözükebilir, fakat kırsalda ve elektrikten yoksun bölgelerdeki radyo dinleyenler için gayet gerekli bir proje. E) KARACADAĞ'DA RÜZGAR ENERJİSİ Diyarbakır merkez rüzgar enerjisi yönünden randımanlı değildir. Ancak Karacadağ bu noktada büyük ümitler vermekte, tesislerin rüzgar enerjisinden yararlanmasına imkan vermektedir. Diyarbakır merkez Ortalama aylık rüzgar hızı saniyede 2.6 m'dir. Rüzgarın en süratli estiği aylar Temmuz ve Ağustos olarak belirlenmiştir. Fakat Şubat ayında esen güney rüzgarlarının sürati saniyede 33.8 m' yi bulmuştur. Diyarbakır'da egemen rüzgar kuzeybatı (karayel ) yönlüdür. Yaz mevsiminde, bölgenin bozkır bitkileri kurulduğundan ve nadasa bırakılmış tarlalarda yüzey kuru olduğundan, esen rüzgarlar bol miktarda toz taşırlar. Rüzgarın tozunu süzecek süzgeç görevi yapacak ormanlar bulunmadığından Diyarbakır ve diğer yerleşim birimlerinin havası saydam ve duru olmaz. (15) Diyarbakır merkezin bu durumu rüzgar enerjisine elverişli değildir. Diyarbakır için rüzgar hız dağılımına bakıldığında ekonomik RES(rüzgar enerjisi) için gereken 7 m/s değerinin çok çok altında olduğu hesaplamalar sonucu ortaya çıkmaktadır (Tablo1). Ekonomik RES için kapasite faktörü %35 ve üzeri olması gerekmektedir . Kapasite faktörü (%) skalasına bakıldığında Diyarbakır için %35' in altında olduğu bu yüzden ekonomik RES kurulmasının uygun olmayacağı görülmektedir. Tablo1. Diyarbakır İlinin Aylara Göre 29 Yıllık Ortalama Rüzgar Hız (m/s) Ve Ortalama Güç Potansiyeli (w/m2) (50m) 50m ortalama rüzgar hızı AYLAR OCAK ŞUBAT MART NISAN MAYIS HAZIRAN TEMMUZ AĞUSTOS EYLÜL EKIM KASIM ARALIK ( m/s) 2,76 3,28 3,46 3,29 3,41 4,54 4,47 3,97 3,45 2,76 2,47 2,45 50m ortalama rüzgar Güç potansiyeli (w/m2) 51,8 66,9 82,6 71,4 68,7 116,7 102,7 79,3 67,0 45,0 37,8 38,8 125 Tablo1' de görüldüğü gibi en yüksek değerinin (4,54m/s) ile haziran, en düşük değerin ise (2,45m/s) ile kasım ayında olduğu hesaplanmıştır. Herhangi bir yerde RES' nin ekonomik olabilmesi için yıllık ortalama rüzgar hızının en az 7 m/s olması gerekir. Diyarbakır da ise ortalama rüzgar hızı 3 m/s olduğundan rüzgar enerjisi üretimi açısından elverişsiz ve umut verici olmadığı görülmektedir (16) Ancak Karacadağ rüzgar yönünden etkin bir bölgedir. Viranşehir meteoroloji istasyonunda tespit edilen rakam ve yapılan gözlemlere göre çizilmiş Rüzgar Gülü diyagramına göre hakim rüzgar yönü 1010 esme sayısı ile Kuzey (N) yönüdür.Esme sayısının en az olduğu yön ise 301 esme sayısı ile Güneybatı (SW)yönüdür.İlçede tespit edilen en hızlı esen rüzgar ise 24 ms ile Kuzeydoğu (NE) yönünden esen Poyraz'dır. Bölgenin bazı yüksek alanları için (örneğin Siverek) rüzgâr enerjisinden yatırımcılara fırsatlar sunmaktadır. (18) Çeşitli yıllarda Siverek'te rüzgar hızı SIVEREK 1980yılı 11.ay 21.gün 28,4 m/s SIVEREK 1988yılı 3.ay 4.gün 28 m/s SİVEREK 1998 yılı .3.1y.16.gün 25.2 m/s (19) Rüzgar da Bir Enerji Kaynağı Dünyanın her yerinde, enerji krizi hızla artmakta ve yeni yeni enerji kaynakları aranmaktadır. Son yıllarda güneş enerjisinden sonra adından en fazla bahsedilen bir enerji de rüzgâr enerjisidir. Rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi gibi bitmek tükenmek bilmeyen enerjilerden biridir. Faydalanma anında bu enerjinin çevreyi kirletmemesi en büyük bir avantajdır. Dünyadaki "toplam enerjinin" miktarını değiştirmemektedir. Rüzgâr santralının ilk kuruluş masraflarından başka ve işçilik hariç işletme masrafları da hemen hemen yok gibidir. Rüzgâr enerjisi en yaygın bir şekilde, derin kuyu pompalarından su çekme ve elektrik üretme sahalarında kullanılır. Şimdi sırayla bu ikisini inceleyelim: SU TEMİN ETME: Derin kuyu pompalarından su çekmek için pervanenin ana miline, krank biyel mekanizması ile bağlı olan bir emme basma tulumba vardır. Ana mil (pervane) takriben 60 s/dak. hızla döner. Bu, ortalama devirdir. Rüzgârın hızlı olduğu anda pervane daha hızlı dönebileceği gibi, yavaşladığında da hiç dönmeyebilir. Sistemin gücü yaklaşık olarak 0,5 beygir kadardır. 126 Ancak sistemin gece ve gündüz devamlı çalışacağı göz önüne alınırsa verimi yüksek sayılır. Bir havuzda toplanan su, sulamacılıkta kullanılabilir. Ayrıca, içme suyu temininde de kullanılabilir. Memleketimizin çeşitli üniversitelerinin ve akademilerinin, makina ve ziraat fakültelerinde bu konuda araştırmalar yapılıp projenin verimli olmasına çalışılmaktadır. Bu sistem halen memleketimizde çeşitli kuruluşlar tarafından yapılıp kullanılmaktadır. ELEKTRİK ELDE ETME Bu konudaki ilk çalışmalar Danimarkalılar tarafından yapılmıştır. Danimarkalılar daha da ileri giderek bir asenkron generatör yardımıyla enterkonnekte sisteme enerji verebilmişlerdir. Hollanda ise zaten yel değirmenleriyle doludur. Almanların "Growian" adını verdikleri dev aerojeneratör 100 m çaplı bir pervaneye sahip ve 100 m yüksekliğindedir. Gücü ise ancak 2-3 megawatt (MW) dır. Son zamanlarda Grovvian'ı geliştirip 5 mw lik bir santralı yapmayı başarmışlardır. Fransa'daki tecrübeler ise Almanya'dan geri kalmayacak durumdadır. Amerika'da ise rüzgârdan azamî istifadeyi sağlamak için, kompütürlerle donatılmış ve otomatik olarak kanatlarını rüzgâr yönüne dik olarak ayarlayabilen rüzgâr generatörleri "Giromill" yapılmıştır. Bunların gücü şimdilik 40 Kw'dır. Rüzgâr generatörleri asenkron generatörle elektrik üretebileceği gibi, doğru akımı üretip bunlan akümülatörlerde depo edebilir ve toplanan bu enerji ısıtma, aydınlatma, soğutma ve buna benzer ihtiyaçlarda kullanılabilir.(20) RÜZGAR ENERJİSİ SU POMPALAMA SİSTEMLERİ PROJESİ EİE' nin iki adet mekanik rüzgar enerjisi su pompalama sistemi bulunmaktadır. Bu proje ile; Mevcut teknoloji ile ilgili bilgi birikiminin sağlanması, Bu sistemlerin bakım-onarım ve işletme konularında deneyim kazanılması, Yurt içinde imalat ve kullanım olanaklarının araştırılması amaçlanmaktadır. 6 m yükseklikte çelik halatlı bir direk üzerinde bulunan bu sistemlerden biri 6 kanatlı olup emme basma tulumba yardımıyla maksimum 7 m derinlikten 5 m yüksekliğe su basabilmektedir. Sistem 3 m/s rüzgar hızında su pompalamaya başlamaktadır. Bu sistem "EİE Yeni Enerji Kaynakları Parkı"na tesis edilmiştir. Ayrıca EİE tarafından rüzgar su pompalama sistemi tasarımlanmış ve imal edilmiştir. Bu sistemin rotor çapı 2 m, kanat sayısı 16, piston çapı 10 cm, stroku 32 mm ve pompalama yüksekliği 4 m'dir. Didim (Aydın) "Güneş ve Rüzgar Enerjisi Araştırma Merkezi"ne tesis edilen bu sistem 3 m/s rüzgar hızında 5.3 m3/gün su pompalayabilmektedir. BU SİSTEME KÜÇÜK TÜRBİN TAKARAK O BÖLGEYE ELEKTRİK VERİLEBİLİR. Eski değirmenlere türbin takılarak elektrik elde edilmesi 1996 yılında piyasaya çıkan WX-400L, akü şarjı için kullanılan rüzgar türbinleri piyasasında bir devrime yol açmıştır. Ev uygulamalarında bir kule dikilecek arazinin bulunamaması durumunda WX-400L çok rahatlıkla evinizin çatısına monte edilebilmektedir. WH serisinin en üst modeli olan WH-175 kasaba-köy elektriği sağlanmasında, 127 çiftlik evleri, yedek enerji üretimi, yazlıklar, dağ evleri gibi yüksek miktarda elektriğe ihtiyacı olan uygulamalar için idealdir. RÜZGAR ENERJİSİ SU POMPALAMA SİSTEMLERİ PROJESİ EİE' nin iki adet mekanik rüzgar enerjisi su pompalama sistemi bulunmaktadır. Bu proje ile; Mevcut teknoloji ile ilgili bilgi birikiminin sağlanması, · Bu sistemlerin bakım-onarım ve işletme konularında deneyim kazanılması, Yurt içinde imalat ve kullanım olanaklarının araştırılması amaçlanmaktadır. 6 m yükseklikte çelik halatlı bir direk üzerinde bulunan bu sistemlerden biri 6 kanatlı olup emme basma tulumba yardımıyla maksimum 7 m derinlikten 5 m yüksekliğe su basabilmektedir. Sistem 3 m/s rüzgar hızında su pompalamaya başlamaktadır. Bu sistem "EİE Yeni Enerji Kaynakları Parkı"na tesis edilmiştir. Ayrıca EİE tarafından rüzgar su pompalama sistemi tasarımlanmış ve imal edilmiştir. Bu sistemin rotor çapı 2 m, kanat sayısı 16, piston çapı 10 cm, stroku 32 mm ve pompalama yüksekliği 4 m'dir. Didim (Aydın) "Güneş ve Rüzgar Enerjisi Araştırma Merkezi"ne tesis edilen bu sistem 3 m/s rüzgar hızında 5.3 m3/gün su pompalayabilmektedir.(1) KARACADAĞ SAKİNLERİ İÇİN DAHA MODERN ÇADIR ÖRNEKLERİ Karacadağ'da yaşam iptidai bir şekilde yürüyor.Yaylada çadır yaşamının gerekli olduğunu biliyoruz.Ancak teknoloji yeni çadır sistemlerini getirmiştir.Ben sadece bir siteden aldığım örnekleri vereceğim.Daha başka seçenekleri bulmak da tabiidir. Şantiye Çadırları 128 Şantiye Çadırları Şantiye Çadırları Şantiye Çadırları 129 İftar Çadırı Kamyon Çadırı,Kurban Çadırı,Beton Yorganları,Hava Akım Borusu , Mumlu Çadır , Polyester Çadır, Balkon Örtüsü , Saman Örtüsü , Fabrika İçi Bölme , Pazar Çadırı , Çadır Lastiği, PVC Mika, 1100 denye Polyester Branda, 450 denye Polyester Branda, Ham Bez, Oto İç-dış Kılıfları ve Araç Perdesi. Güneşe ve Soğuğa dayanıklı su geçirmez çift taraflı naylon kaplamalı dokuma çadır. (Branda) Piknik çadırı tamiri ve fermuar değişimi yapılır Piknik Çadırları 130 Piknik Çadırları 131 KAMP ÇADIRLARI HAKKINDA GENEL BİLGİLER Çadırlarımız pamuklu,hava akımlı Polonya brandasıdır.İçeride yatıldıgında terleme(akma)yapmaz. Çadırlarımızın tümü yekpare,alt tabanlıdır. Kapı fermuarı kapatıldığında karınca böcek vb. giremez. Tüm çift tavanlıdır.İkinci tavan çadırlarımızın daha iyi korunmasını sağlar. Ağaç altına kurulduğunda,çam akması,kuş pislemesi vb. gibi durumlarda çadırınızın kirlenmesini önler. Hava almanızı sağlayan çadırların model ve büyüklüğüne göre sineklikli içeriden perdeli, dışarıdan fermuar kapaklıdır. Çadır için gerekli olan ipleri,kazıkları ve kurma şeması içindedir. Alt taban ve ikinci tavanı PVC Pilsa türü polyester kumaştır. Araç bagajına rahatlıkla sığar.torbalanmış boyu 95 cm. gelir. Giriş kapısı çift elçekli fermuardır.Hem içeriden hem de dışarıdan açılır. İki elçek birleştirildiğinde kilitlenebilir. İç oda bölümlerin girişi fermuarlıdır. Not: Çadırınızın size daha uzun ve temiz hizmet verebilmesi için çadırınızı ıslak ve nemli toplamayınız.üzerindeki toz kuru iken torbalanmadan temizleyip bir dahaki yaza kadar temiz bir şekilde kaldırmanız kendi menfaatinizedir. Kıl Çadırı (7) Şeffaf Stor 132 KATLANABİLİR PREFABRİK EVLER DE ÇOK İYİ BİR SEÇENEKTİR Katlanıp taşınabilen ev Van'a konteynerlerin taşınması ve kullanıldıktan sonra depolanmasında yaşanan sıkıntıyı gören prefabrik yapı üreticisi Vefa grubu, katlanabilen seyyar evler imal etti. Kadının Gazetesi18.04.2012 Karacadağ'da toplu ibadet için de seçenek var. Geçici çadır mescitler: Müftülükler, turizm bölgelerinde ve yayla turizminin yoğun olduğu yerlerde, teravih namazının kılınması, vaaz ve irşat hizmetlerinin sunulması konusunda gerekli tedbirler aldı. Turizm bölgelerinde sahil sitelerinin bulunduğu mahallelerde, yayla geleneğinin devam ettiği ve göçmen tarım işçilerinin bulunduğu yörelerde bu vatandaşların Ramazan ayında ibadetlerini rahat bir şekilde yerine getirebilmeleri için imkânlar ölçüsünde namaz kılınabilecek, çocuklara yönelik yaz Kur'an kursları düzenlenebilecek çadır (mobil) mescitler kurulacak.Mahalli imkânlar dahilinde oluşturulacak çadır mescitler için mülki amirlerden onay alınacak. Su, Tuvalet Ve Banyo Oluşumu İçin Su Temini Karacadağ'ın en yüksek doruğu 1957 m. yükseklik gösteren Kollubaba tepesidir. Çevresine göre dağa çok kar alan bu yüksek alan, bazı akarsuların da kaynak ve beslenme yöresidir. Örneğin Dicle'ye ulaşan Devegeçidi Suyu, kaynağını Karacadağ'dan alır (8) Karacadağ havzasında kış ve ilkbahar aylarında akan dere ve akarsuların yeterli olduğu gözlenmiştir.Bunların birçoğunun özellikle kurak yıllarda,yaz mevsiminde kuruduğu bilinmektedir.Bu akarsuların çoğundan ne yazık ki yararlanılamadığı gözlenmiştir. Bazı yerleşim yerlerinde,akarsuların önüne basit setler çekilerek göletler oluşturulmuştur. 133 Bu göletlerden köylüler arazi varlığı oranında yararlanmaktadırlar.1984 yılında sulama göletlerin yapımına başlanmış ,buna rağmen günümüze kadar köylü çabaları dışında herhangi bir işlem yapılmamıştır. Sulama göletlerinin kapasitesi o yılki yağış miktarına bağlı olarak değişmekle birlikte 700-800 dekar bir alan bu göletler aracılığıyla sulanabilmektedir. Bu göletlerin çok küçük yatırım masrafları yapılarak tesis edilmesiyle yöre halkının refahının yükseltilmesine katkı sağlanabilir. Akarsuların olmadığı yerleşim yerlerinde 150-200 m .derinlikten sondaj yoluyla yer altı sularının da kullanılabileceği görülmüştür. (9) DSİ göletler turizm ve gölet yaparak,sondajla su ihtiyacını karşılayabilir. Göçerlerin bundan istifadesinin yanı sıra turizm ve yazlıkçılar için kullanılabilir hale gelebilir. Ayrıca sondaj ve göletler sulu tarım ve çeltik ekimi için alt yapı oluşturabilir. .Bunun için aşağıdaki haberi örnek verebiliriz Karacadağ'da acilen DSİ tarafından çok sayıda gölet yapılmalıdır Hayvanların su içtiği, pis sulu mini göletler 134 Hayvanların su içtiği, pis sulu mini göletler Hayvanlar bakımsız ve cılız 135 Saklanan yemler vasıfça çok geri Yonca, korunga, fiğ, silajlık mısır ekilmeli. Taşlık araziler temizlenerek yem tarımı yapılmalıdır. Gölet durumuna göre sebze ve çeltik ekimi yapılabilir. Naylonlar altında vasıfsız yemler Hayvanların otladığı alanın vasfı kalitesiz Taşlık bir alan 136 Temizlenmiş bir alan (yem bitkileri ekilmeli) KAYNAKLAR 1. http://www.eie.gov.tr/ 2. http://www.solar-aydinlatma.com/Default.asp?P=0&L=1&K=0&K1=20 3. http://www.solarmarketi.com/Yayla-Tv-Ligt-Solar-Paket-,PR-418.html 4. http://www.eie.gov.tr/turkce/YEK/gunes/gunesisil.html 5. http://www.kendinyapsitesi.com/proje.asp?id=733 6. http://www.kulturturizm.gov.tr/TR/belge/1-3707/turkiyede-yaylacilik.html 7. http://kayserikent.net/site/page.asp?dsy_id=22256 8. http://www.geocities.com/ 9. Alp, Aydın Karacadağ kırsal kalkınma alanında sektörel gelişme planı.Mikro Bölge Kalkınma Modeli.2011.s.70.72. 10. ANKARA (İHA). 21 Mayıs 2004 11.: yenisafak.com.tr. 23.04.2011 12. ”ntvmsnbc-27 Aralık 13..Haber Diyarbakır. 02 Kasım 2009 14. http://www.haberciniz.biz/tusob-dsiye-ait-2-golete-33-bin-sazan-yavrusubirakti-1154551h.htm 15. http://www.diyarbakir-cevreorman.gov.tr/diyar/cografeya.php 16. Altıner, Mustafa Gültekin, Latif , Müslüm, Mahmut, Diyarbakır İçin Rüzgar Enerjisi Potansiyeli Ve Faydalanma Yöntemleri.Diyarbakır'da Doğal Hayat Enerji iklim, Maden. 2011c.3 s. 254. 17. YÜKSEL, Hikmet, ( Coğrafya Öğretmeni)Viranşehir Bld. Çakmak, G., Yıldız, C, Diyarbakır İli Rüzgar Enerjisi Potansiyeli Ve Rüzgar Türbini Tasarımı, III.GAP ve Sanayi Kongresi, Diyarbakır, Ekim, 2003. 18.http://www.investinurfa.org.tr/tr/yatirimolanaklari/Sekt%C3%B6rler/Sayfalar/E nerji-ve-Yenilenebilir-Enerji.aspx 19. http://www.dmi.gov.tr/2006/arastirma/files/maxruz.pdf 20. Meriç, Ahmet, Rüzgar da Bir Enerji Kaynağı Sızıntı dergisi 1983 Sayı: 55 Yıl: 5 137 KARACADAĞ VE KÜLTÜR Prof.Dr.Kenan HASPOLAT A- KARACADAĞ ŞİİRLERİ 1- KARACADAĞ Karacadağın karı Suyunda gördüm yarı Hayır dersen ölürüm Olmuş yüzüm sapsarı Karacadağ taşları Yarin hilal kaşları Bana öyle ters baktı O yarin kardaşları Karacağ pek yüce Size geldim dün gece Seni evde görmedim Koş gel bana gizlice - Karacadağ pek yakın Gözyaşlarıma bakın Yarim gelin gidiyor Kınasını siz yakın Sinan Karakaş 2- KARACADAĞ Ak saçlı, ak sakallı Karacadağ sen mi büyüksün ben mi? Beni ağlatamıyorsan? Yüreğim kan ağlasa da gözlerim kuru Isıtır hasret ateşi Titretse de nefesin Benim olmayan yarimin saçlarının Göğsüme dağılışını hatırlatmazsa bana Ben büyüğüm Karacadağ ben. *** Bu şiir senin içinse, sen Karacadağ sen. Tuncay Demirbilek 3- KARACADAĞ TÜRKMENİ Türkmen''i, Türkmen''i... Karacadağ''ın kimsesiz Türkmen''i. Çoban pınarı gibi tertemizdir, Karataşların hilesiz Türkmen''i... Türkmen''i, Türkmen''i... Karacadağlar''ın sessiz Türkmen''i. Bir dağ ceylanı gibi sahipsizdir, Karataşlıkların öksüz Türkmen''i... Türkmen''i, Türkmen''i... Karacadağlar''ın susuz Türkmen''i. Kuş uçmayan bir dağ gibi ıssızdır, Karataşların uykusuz Türkmen''i... Batur Nafiz TANÇAĞLAR 138 4- KARACADAĞ SUYUN ÇÖZÜLDÜ Boynumu yakan tatlı sıcaklık. Neydi uçup gelen nefesinden. Nefsinden. Neydi. Telkîn alınan Karacadağ. Üç yudum. Dilde ateşi soğutan. Ve özenle içilen O buzlu sudan. Toprak. İkimizi bırakan. Şahit. Saçlar çözüldü. Buzlar eridi. Sonra dünyalar dolu'su arıtan çalkantılı rayiha ve beş taneyi geçmeyen taze fıstık. Şanlı Urfa'dan. Tümlendiler. Arındılar.Sarındılar Gönül, gönlün hizmetkârıdır. Bizim cennetimizden. Nevin Subaşı 5- KARACADAĞ Ya tezek yaparken görüyorum Ya koyun sağarken Yada koyunları dağ eteğinde, Ovalarken otlatırken Benim gözbebeğim, Dağ çiçeğim. Mor açan,sarı,kırmızı. Burnumda tüten, Benim geleceğim. Ne çeltik tarlaları anlatılabilir, Ne kenger dikenidir; Kan kırmızı domatezte, Karacadağın yürekleri. Nerden bileceksin Senin yüreğinde parçalanan Aşkın,çilenin Benim gönlüme düştüğünü. Nerden bileceksin Bunca yükün bunca kültürün Senin kıvrak topuklarında yürüdüğünü. Nerde bileceksin Annenin elinde örülen Saçların örgüsünün Şimdi çözüldüğünü 6- KARACADAĞLIM, Seningönlün,senin sevdan, Senin ızdırabın Karacadağ kadar büyük Omuzlarında taşıdığın bu yük Herkesin olmalı büyük,küçük. Ama bir sen yüklenmişsin, Bir de Toroslar. Bilirmisin ? Toroslar sırt sırta .KARACADAĞ tek İnsanları dağdan yüksek. Karacadağ Türkmen Derneği 139 . 7- KARACADAĞ Karacadağ her kış hurrem, Beyaz kürke bürünürdü.. Yüksekteydı kütüphanem, Penceremden görünürdü.. İlkbaharda kar azalır, Yeşerirdi yamaçları.. Lakin yine beyaz kalır İdi ba'zen kıraçları.. Yaz gelince kalmazdı kar, Fışkırırdı bin pınarı.. Şerin suyu ordan çıkar, Ordan eser garp rüzgarı.. Kışın derdim,kar altında Bir esrarlı cihan yatar.. Bir gizli göl var altında: Her gün güneş ona batar.. Akşam yanar donanmalar: Bu perinin aşıkları.. Sandalına çiçek dolar, Yaldızlanır her kenarı.. Çocuklukta penceremin, Ufukları bu dağlardı.. Aşıkıydım ben hücremin, İçimde bin hiç çağlardı.. Babam bana yaptırmıştı Bu istiğrak yuvasını.. Gönlüm burada kaptırmıştı, Bütün şi're hülyasını.. Babam birgün dedi,Dalgın, Hep okursun,biraz da bak! Karşındaki karlı dağın Şiirleri daha sıcak. Önce her yaz ecdadımız, Güç ederdi bu yaylaya.. Yazılıdır bin adımız Birer yurda,yahut çaya.. Kanglı-suyu Kanglılar'ın, Her yaz sürü otlağıydı; Koyun-gözü bil ki yazın Ak-Koyunlu durağıydı.. Kamer-Seki,Havz,Tayftayıl Birer boy'un yuvasıydı.. Keklik,Mandel,Selvin,Çığrıl, Birer soyun ovasıydı.. Süd-pınar'da her gün erken Beyaz kızlar yıkanırdı.. Minare'de bir su içen Pir, kendini genç sanırdı.. O zamanlar Diyarbekir, Bize yalnız bir kışlaktı.. Boşalırdı yazın şehir, Herkes dağa çıkacaktı.. Saf havalı bu yaylada Hastalıklar yaşanmazdı.. Gelse bile kapısına Eşiğinden aşamazdı.. O zamanlar DİYARBEKİR Gürbüzlerin ülkesiydi.. Bilinmezdi sıtma nedir, Duyulan hep zevk sesiydi.. Karacuk'dan getirmişti OĞUZLAR bu güzel adı.. DİYARBEKİR onsuz şimdi: Bundan kırık sağ kanadı..,, Not: Karacuk,Farab şehrı civarında bir dağdır.Farabi ,bu şehirde bir tahranın torunuydu. Selçuk ve Osmanlı Türklerinin dedelerı olan OĞUZLAR,kışın Farab şehrinde oturuyor,yazın Karacuk-dağı'na çıkarlardı.Diyarbekirdeki Karaca-dağ,adını bu eski yayladan almıştır.Oğuzlar,Musul'da da bir dağa karacuk adını vermiştir(Not:Z.G.) Ziya Gökalp , Nusret Kaya Karacadağ Türkmen Derneği 140 8- ŞAN Kilimler süslenip yangının önüne serilirler Kan ve ateş beraber tadılırlar Buyurulur yayıklar az gelir Sabah ışığında uykulu çağda Bir çocugun aydan anlayışına Hamur ve tandırda çobanın kaval solukları Karacadağ bir deveyle aşılır Karacadağa bir deveyle varılır Ve hemen Karacadağ bir deveyle vurulur Kayalara ezan bağlanır dağlar kutsal kılınır Sular baş baş ağırlanır çünkü baş suya uzanır Kıl çadır ve deve ıhh Cahit Zarifoğlu 9-PİŞMANLIK VE ÇİLELER Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür Bir odun parcası aydınlatır ocağı Annesi ateşin önünde perişan Annesi ateşin içinde hür Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür Annesinin başi elleri arasında Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük Bir fotoğraf asılıdır duvarda Aynaya, geceye, maziye dönük Annesinin başı elleri arasında Bir tüfeğin burnu havadadır Ateş almak üzeredir mermisiz Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım Siz beni ne anlarsınız... siz... Bir tüfek ateş almak üzeredir mermisiz Bir saman çöpüne tutunmuş kızların Eteğini ben çektim Neyleyim göğsümü Karacadağ'ın sert rüzgarı doldurmuş Sezai Karakoç 141 10- PUSUDA YALNIZLIK karacadağ yamaçlarında kardelen çiçekleri her bahar umuda rengini verir ve her bahar dicle'de ak köpüklere üşüşür papatyalar siverek düzü hayata vurgun yürekli yigitleri ve sabahin eteklerinde ter taneleriyle "memleketimdir benim" orada tüfekler yaglanir kerpiç damlarda türkü kaçak tütün kaçak kaçak çay bugulanir şavki vurur maglara ve korku ve umut ve can pusuda pusuda yalnizlik karacadag, önü diyarbekir'dir ben hüznü avuçlarken ora mahpuslarında bulutlarla yalpalayan rüzgarları resmedip bakıp bakıp iç çekerdim doruklarına karacadağ, patikalarında ceylan ölüleri ve bakır renkli göğüslerimizde görkemli güneşiyle sabıra tutunan sevdaların gönüllü erleriydik ve yollarımızda ayaklarımıza batıp çıkan devedikenleri özlemler biraz uzak biraz diri bekleyişlerde alçalıp yükselirken köpük köpük yalnızlık Yılmaz Odabaşı 11 - KARACADAĞ VE İPEK Bir ufak esintiyle dalgalanır adeta üstündeki şalı Bir farklılık oluşturur, görünen İpek şallar alımlı kılar, giyeni Puşusundan vazgeçmez Karacadağlı İpek, servetine eş değer kıymettedir Toplasa ipekli olan ne varsa Çıkarsa parmağındaki yüzüğü Bir araya getirir eminim Evin duvarında her şey sanki tül Karacadağ hayalimdeki mekân bir gül” İpeğe Sesleniş'ten M.Ali Abakay 142 . 12-VURULUR DÜŞLERİM Dicleden bir tas su derman olur Ben Surlara bakarım Surlar Dicleye Benim sevdam çatal yürektedir Sol göğsümün orta yerinde Sen olmayınca incirim derinden Dicleye bakarım Karacadağdan esen rüzgar Alıp götürsün acılarımı özlemlerimi Çünkü bu yürek acıyı kaldıramaz gülüm N olur seher vaktinde Güneş doğmadan gel Kollarını, yüreğini açta öyle gel Bu sevdayı büyütelim seninle İsa Tekin 13-RÜZGAR SAÇLIM'A Günaydın... Güneşim,gün ışığım Karacadağ'ca serin Rüzgar saçlım İsimsiz mewsimlerin İsimsiz çiçeği Günaydın... Edebiyat defteri.com 14-HAFIZASI YİTİRİLMİŞ BİR ÇIBAN BELKİ ÖMRÜMÜZ akşam ağırdan iner ağrı tee..karacadağ yavri ceylan sekişi tarumar beynim kişnenir yağız atlılar ninovadan beri açlık nedir bilmezem..bir tutam yakın özgürlük Hüseyin Bozkurt 143 . 15- PRANGASI DÜŞMÜŞ GECENİN Avuçlarımda salkım salkım yıldızlar yüreğimde tarifsiz sıcaklığın incecik delirten işveli bir rüzgar daracık sokaklarında diyarbekir'in kavaklar salım salım salınarak adını fısıldıyor songsuda'm damdayım başucumda rengarenk sardunyalar uzanmış seni düşünüyorum ilk elini tutuşumu öpüşümü kızarmanı saçlarına dek mergui' de dalışımızı mucize denizlere myanmar' da dağları karacadağ kokulu ..... lotus çiçeğim benim buda'nın eşsiz meleği hasret yakıyor ciğerlerimi sevdam demini tutmuş uyuyamıyorum Mehmet Fikret 16-YOZLAŞAN GECENİN ZOR OLUR SABAHI Yaşamak adına gözlerini korku, telaş Ve bir o kadar da coşkuyla açan Bir tırtıl saflığındayım şimdi. Işık ışık, Desen desen çoğalarak geliyorum. Sana gelen tüm yolları açık bırak. Gelişimi görmezden gelme, Bana sırt çevirme sakın. Düşersem yedi iklim tuzla buz olur, dağılırım. Parçalarımı birleştirenim olmaz. Ey Karacadağ'ın kara sümbülü, Kara gözlü, gamze yanaklı al lalem! Resul Üstün 144 . 20-DİYARBEKİR KALESİ... Açar, Kan kırmızı yediverenler, Ve kar yağar bir yandan, Savrulur, Karacadağ, Savrulur zozan.. (Ahmed Arif -Hasretinden Prangalar eskittim-1968) 21-YALNIZ DEĞİLİZ Bir ufka vardık ki artık Yalnız değiliz sevgilim. Gerçi gece uzun, Gece karanlık, Ama bütün korkulardan uzak. Bir sevdadır böylesine yaşamak, Tek başına Ölüme bir soluk kala, Tek başına Zindanda yatarken bile, Asla yalnız kalmamak. Şafakları ben balığa çıkarım Akan akmayan sularda Benim, bütün tezgahlarda paydosa giden Bir bahar akşamı dünyada. Ben dört duvar arasında değilim Pirinçte, pamukta ve tütündeyim, Karacadağ, Çukurova ve Cibali'de. Zehirli kör yılanları Ve sıtmasıyla Gün yirmi dört saat insan avında Karacadağ'da çeltikler. Bir kız çocuğunun gözyaşı gibi Ayak bileğinde bir dizi boncuk, Sol omzunda nazarlık, Dağ başında unutulmuş, üşümüş, Minicik bir aşiret kızının, Damla-damla, berrak olur pirinci. Kamyonlarla, katır kervanlarıyla Beyler sofrasına gider.. Ahmet Arif 22-BENİM İKİ GÖZÜMSEN Avludaki akasyam, Bahçemde nergizimsen. Gül kokan Diyarbekir, Benim iki gözümsen. Baharda esen rüzgâr, Karakışta, güzümsen. Her mevsim Diyarbekir, Benim iki gözümsen. Karacadağda zirvem, Yokuşlarda, düzümsen. Güzelim Diyarbekir, Benim iki gözümsen. Eylül_2010 Ecz.Abdulkadir Nur GÖRDÜK 145 . 17-TÜRKÜLERİ TANIMIYORSUN Beni dinleseydin; Diyarbakır'dan beriye uzanan Karacadağ'ı da tanırdın… Karacadağ'dan kopan Zengeçur Çayı'nın ne olduğunu, Gâvur Tepeleri'nde nasıl hür çağladığını, Kazo Köyü yakınlarında hayatının son bulduğunu ve adının Fırat'ta silinip yok olduğunu da bilirdin... Mehmet Cemal Saydam 18-GECENİN ISLIĞI kağıda dökülen her sözcük, şiir olsun istiyorum. sahte dostluklar, raflarda bekleyen kirli dosyalar ve işe yaramaz formül ve sayılardan sıkıldım. deniz dalgalarının dövdüğü kayalar üzerinde -gözlerim köpüren dalgalarda dalgaların ve martıların sesini dinleyerek tâ karacadağ'dan rüzgârın getireceği dağınık saçlarının kokusunu bekliyorum. duygusal yorgunluğu derinden yaşayarak, yıldızlı geceleri, kelebek kovaladığımız çiçekli tarlaları ve seni düşünüyorum. Müslüm Üzülmez 19- DİYARBEKİR'İN İÇİNDE Diyarbekirin İçinde Gül Topladim Deste Deste Istedim Seni Baban Vermediki Oldum Heste Degil Digel Canim Olasan, Digel Digel Malim Olasan Kebrağ Baban Ölem Desen, Yetim Kalasan Benim Olasan, Canim Olasan Digel Digel Kaşmer Baban Ölem Desen, Yetim Kalasan Benim Olasanm Canim Olasan Digel Digel Bir Yanimda Karacadag, Bir Yanimda Dicle Aglar Zalim Baban, Seni Vermez Sevan Cigerimi Yakar Mahsun Kırmızıgül 146 . 23-YAMALI DÜŞLER Karşın Edebiyat Dergisi 14. sayı) Çakmak çakmak gözler yanar Karacadağ tepelerinde, Sisler içinde vurgun yüreklerden Kavga da gırla gider buralarda Ardından sarılır yaralar El verir Karacadağ Sıkıca kenetleyerek taşları gibi Kara dut düşmüştür gözlere Gözlere yanıltan bir zemheri inmiştir Yamalı, tatlı düşler çığrılır yaşama Eller bir olur o akşam soğuğunda Eller yakın olur kıvrakça dostça Arsun Gözen 24-KARACADAĞ KARAKOLUNDAKİ MEHMETLER ' E ' Siverek - Diyarbakır, yol üstü Karacadağ, Bir Karakol önünde, iki direk ve bir ağ, Mehmet ' ler boş durmuyor, nöbet dışında bile, Şaşırıyor top bazan, sarsılıyor o file... Nevzat Bilgiç Sıla Benim Gurbet Benim (Memleketime Şiirler) Kitabımdan 25-VAZGEÇMEM SEVDANDAN Kavgaya tutuşmuşsam hayat ile Nedeni sensiz geçen zamandır Dicle şahidim olsun Vazgeçmem sevdandan Ah seni ne kadar sevdiğimi bir bilsen Öyle büyük ki inan gelip anlattığımda Dicle akmaktan vazgeçecek Karacadağ yeniden yeşillenecek Ve Diyarbakır surları önümüzde diz çökecek İsa Tekin 147 26-SEVGİLİ DİYARBEKİR'E Ey Ömer in, Anadolu bağından derdiği gül. Ey Halid'in uğruna oğlunu verdiği gül. Ey ipekyol boynunda inci ve mercan şehir, Seni gören gözlerin, sevinciydin can şehir. Senden ayrılık hazan gibi vururdu cana, Ey vuslatı heyecan, firakı hicran şehir. Gülşeni Tekkesi'ne yas tutar Urfa Kapı'n Gülşen olan yerlerin, kaktüs olmuş çöl olmuş Ağlıyor Karacadağ, hazin dumanlı Kekliklerin yurduna kargalar dolmuş Ağlıyor Dicle'n Göz pınarlarını kuruturcasına Ağlıyor bugün yarını avuturcasına... Yunus Emre Gördük 27-DİYARBAKIR Karacadağ zirvesinden, Sana baktım Diyarbakır, Yaşlar aktı gözlerinden, Kim ağlattı Diyarbakır. Güneş yakmakta taşını, Taşın kara Diyarbakır, Kazıdın taşa yazını, Yazın kara Diyarbakır Yorgun duruyor surların, Kimler yordu Diyarbakır, Ağırlaşmış omuzların, Kimler bastı Diyarbakır. Diyarbekir yolundayım Karacadağ başındayım Çok gelip geçtim burdan Daha elli yaşındayım Dicle bile melül mahsun, Üzüldün mü Diyarbakır, Kipriklerin tutmuş yosun, Bu hal nedir Diyarbakır. Seyrantepeden şehire Girecektim ben nehire Diyarbekir senin için Razı olmuştum zehire Sinan Karakaş 148 . 28-SEVDASINA YANDIĞIM Ey, sevdasına yandığım şehir! Çanların suskun Minarelerinde ezan sesleri Bir çocuğun balonu uçuyor ellerinden Umut yüklü sevinçler taşıyor Gökyüzünün derinliklerine Ey, sevdalı şehir! Bu yürek ki sever Dicle gibi sessiz Karacadağ gibi mazlum Ay gibi ışıklar saçar Sevişmeye mahkum aç bedenlere İçime dolmuş bu sevda Bu aşk Bu yürek Dalmış uykuya sonsuzca 19.11.2007.Mikail Koluman 29-KARACADAĞ Diz çöküp oturmuş bakır ilinde, Karlıdır tepesi, duman belinde, Sılanın kokusun gurbet elinde, Getirir yelleri Karacadağ'ın. Fırat'la Dicle'ye elin uzatmış, Mardin'i, Urha'yı, Muş'u gözetmiş, Çiçekle süslenmiş, kendin bezetmiş, Yemyeşil belleri Karacadağ'ın. Kurulmuş çadırlar birbir ardınca, Dizilmiş gelinler kaynak boyunca, Bitermiş dağında nergiz ve yonca, Hoş kokar gülleri Karacadağ'ın. Dert yüzü görmezmiş bir konup göçen, Bahtulu olurmuş suyundan içen, Bir daha gelirmiş bir gelip geçen, Çekermiş elleri Karacadağ'ın.. USMAN ETİ (Karacadağ dergisinden) 30-YÜREĞİMİN KARA YERİ Şimdi Karacadağ eteklerinde bir dolu insan, Eteklerine kahırları doldurup, Ellerini göklere doğru açmışlar, Ve hayata dualarıyla hükmediyorlar. Karacadağın talihi de kendisi gibi kara, Bir taş yağmurundan sonra arta kalanlar gibi etekleri hep, Ve kenger toplayan her çocuğun gözleri birer Karacadağ. Keşke coşup taşsaydın Karacadağ, eskisi gibi, Lavlarınla kovsaydın eteklerindeki biçareleri, Belki kaderine ortak olmazlardı o zaman senin. Ama umut yerine koca kara taşları bağrına basıyorlar, Şifa diye sularda eritilen topraklarını içiyorlar senin Belki de bundandır ölesiye sevdalılar senin çaresiz topraklarına.. Cemal KURT Çınar 1999 149 31-ÖZLENMİŞ BAHAR SEZGİLERİ... 32-DİYARBAKIR VE YÖRESİNE " uçuşur kırlangıçlar gül endam Nüfusu milyonu aşan bir Şehir , Surları ve Ulucamisi , görkemi ile Usumda şekillenir . . . karacadağ'ın karbeyaz eteklerinde yer-gök düş kurusu kaval seslerinde hüzzam körpe gelincikler, uç vermiş safran kokulu bahar buyurgan ve telaşlı hükmünü icra eyler kendi kavlince … sal beni uçurumların,buzul şafağına Alpaslan Akdağ Urfa , Siverek , Karacadağ , Ağam daha hızlı , biraz daha , Sonuna kadar bas gaza , Varalım Diyarbakır ' a . . . İşte Meydan , işte Surlar , Ortaya dökülsün sevdiğim , Aramıza giren O , El yapımı kusurlar . . . İşte Bayrak , işte Atam ! .. . İşte Millet ! . . .İşte Vatan ! . . . Elini çeksin artık , Yakamızdan ! . . . O ki ; düşman ! . . . O ki ; düşman ! . . . ( Sıla Benim Gurbet Benim " memleketime Şiirler " İsimli kitabımdan) Nevzat Bilgiç 33-EY ŞEHİR Ey, şehir ! Kal ,öyle içinde kalelerin. Kal,evlerinin ışıkları yanıp sönsün,yanıp sönsün. Karpuzlar çatırdasın avlularında, külhanbeyler üşüşsün bulvarlarına!.. Ellere ne şehir benim,düş benim; gündüzlerinin göğünde güvercinlerim, buruk bir sızıdır hala içinde kederlerim... Ey, şehir ! Yaralı yatağım benim, birazdan akşam olacak, Karacadağ'dan kalkan kuşlar saçlarına konacak... Unutma,ben yine yılmaz'ımdır; çok yorulmuş,yanılmış,yılmamışımdır; nafile karıştırma saçlarını bitmiş,kalmamışımdır. Ey, şehir ! Kalmamışımdır... Yılmaz Odabaşı 150 34-KOÇEREM LOOOO.. Koçerem, karacadağdan peynir getirmişem, Araram tararam bulamam bir dost evi Yanmış tutuşmuş diyar-ı bekirimin sokakları Ne o eski dostluklar kalmış. Ne o sevgi ve saygı kalmış. Dedim yaa.kardaş koçerem loooo Ben anlamam cazdan bardan Ben halay teperem Ben keşeo çekerem. Karacadağımın serin tepesinde. Vallah ben koçerem karacadağlıyam vefakaram, Ezrebenem, harbi delikanlıyam. Esmerem, karayam saygılıyam looo Ben seversem tam severem hata ölümüne severem. Dedim yaa kardaş ben koçerem.. Ben karacadağlıyam looooo. Paşa Boçkun 35- BİR KURU AĞAÇ Düşüyorum apayrı yollara Kimse tanımıyor sesimi, sesim üşüyor Ve fakat son savaş nefesini veriyor İçimde bir güneştir batıyor Yolun ortasında Yeni yollar çalarak Karacadağ'dan Uzanıp gidiyorum Bilmediğim sahipsiz ülkelere. Bir kuru ağaç İçinde yeşeriyor kardeşliğin Elleri, gebe zaferlerin sancısı Tüm iliklerimi yakıyor gözyaşı Ve memleket Kapital bir sevgiye asılıyor. Ah neyleyim İçimde sevmek gibi bir duygu Köreltiyor bıçağını acıların Her iklim bir başka aşka kalıyor Bir kuru ağaç gibi Ateşten topraklarda emekliyorum. Yolun ortasında ben Gelen sen giden sen İşte bu vakitlerdir Aklımı lime lime ettiğim. Nedim Kardaş 151 . 36-KARACADAĞ DERLER Kİ DAĞDIR Bu dağ, dağ olalı beri, böylesine bir kin kusmadı. Kini ateş olup, kasıp kavurdu silme ovayı. Ateş söndü, taşlaştı. Ova, silme taşa kesti. Yanı başındaki şehir, şehir olalı beri, Öfke duydu bu dağa. Hükmün kimedir, Ateş olsan püskürdüğün kadar yakarsın, dedi. Dağın kusmuklarından surlar ördü bu şehir, İçine de evler... Kimliğini, dağın kustuğu taşlara işledi. Dağ haddini bilsin diye. Şehmus Diken 37-SURLARLA KONUŞAN DELİ Gurbet akşamlarının karanlığında, Sakladığım sancılarımı bir ben bilirim. Hele bir de; Çocukluğum tutarsa beni, Yokluğun, saplanırsa yüreğime. Kan, revan olursa içim, Asırlar ötesinden destan olur, gelirim. Sen girince rüyalarıma, Kimi zaman, Karacadağ'da patlayan volkan, Kimi zaman, Mezopotamya'da bereket, Kimi zaman, köpüren, taşan Dicle olurum. Bazen, Mevlana Halit dergâhında bir mürid, Bazen, Süleyman ordusunda nefer, Bazen, Selahaddin Eyyubi'ye komşu olurum. A. Kadir Gördük 152 . 38- HASRET ÇEKEREM Anlatayım şehrimi, bilmem nesiyle. Diyarbekir divanı, hoş bestesiyle, Eyvan gecelerinde, cümbüş sesiyle, Söylenen türkülere, hasret çekerem. Taşı karadır, yoktur bahtında beyaz. Aramakla bulunmaz, mevsimi hep yaz. Karacadağ'dan sonra mesafesi az, Varılan memlekete hasret çekerem. Hatunkastalı'ndaki dut bahçesinde, Avludaki çardağın, o gölgesinde. Misafir odamızın, başköşesinde. Serilen döşeğime, hasret çekerem. A.Kadir Gördük 39- EY DİYARBEKİR DİYARBEKİR Sen sıcak surların daha sıcak rüzgarın ise serin eser Sen kıymetini bilmezsen sonra sahabeler sana küser Taşlarına sorarsan surların çeşit- çeşit ,yanık -yanık türküler söyler Ey Diyarbekir Diyarbekir Meşhurdur Karacadağdan gelen buz gibi Hamravat suyun Meşhurdur sultanların birbirlerine gönderdiği karpuzun Meşhurdur yumurtanın akıyla yapılan surların Ey Diyarbekir Diyarbekir Dolaşmak lazım seni sokak -sokak ,cadde -cadde, ağır -ağır Çalış çabala Diyarbekir i kötülüklerden sıyır Otur gölgesinde ağaçlarının yürekten Allahını çağır Ey Diyarbekir Diyarbekir http://www.canim.net/siirler/32401-.html 153 . 40- ZÜLFÜ LİVANELİ ÜRYAN GELDİM TÜRKÜ SÖZÜ Açar. Kan kırmızı yediverenler Ve kar yağar bir yandan Savrulur Karacadağ, Savrulur Zozan... Bak, bıyığım buz tuttu, Üşüyorum da Zemher ide uzadıkça uzadı, Seni, baharmışın gibi düşünüyorum, Seni Diyarbekir gibi, Nelere, nelere baskın gelmez ki Seni düşünmenin tadı... Üryan geldim gene üryan giderim Ölmemeye elde ey dost fermanım mı var Azrail gelmiş de can talep eyler Benim can vermeye ey dost dermanım mı var 41-DİLE GEL DİYARBEKİR Bağıyla bostanıyla,Efsanesi destanıyla,Ne güzelsin DİYARBEKİR… Bir mabette dört din,Herkesi sen kardeş bildin, Diyar-ı Emin DİYARBEKİR… Alipaşa, Melikahmet, Geçmişine okur rahmet,Anılarda DİYARBEKİR… Fiskaya yukarıdan bakar, Celal GÜZELSES yürek yakar, Yanık yüreklilerine n'oldu DİYARBEKİR… Surların taşı kara,Kalbimde açmışlar yara,N'olacak bu yara DİYABEKİR… Kırklar Dağında aşk izi,Ziyaret mi çarptı bizi?Nedir bu hal DİYARBEKİR… Hazreti Süleyman,Yiğit ve kahraman,İmrendim sana DİYARBEKİR… Erir yazın, erir baharın,Karacadağ'da bitmez karın,Nedendir ah DİYARBEKİR! Surlarla çevriliydin, Dicle Irmağıyla evliydin, Kıskandım seni DİYARBEKİR… Hamravat Suyun içilir,Senden asla yardan geçilir,Anlat nedendir DİYARBEKİR… Ahmet Erdem 154 42-KALAYLI BAKIR KUŞKANAM Bizim evde Var bir kuşkana Durur salonda baş köşede Nenem dedeme varınca almışlar Kararmış kalaylamışlar Delinmiş yamatmışlar .......... Kaldı babamdan bana Kalaylı bakır kuşkana Vi başan kurban Unitmiyasan meftuneyi Dedi kaynanam Ma hoş heç unuturam Kengeri Verin bahan lengeriyi Üskürede ki Kerejdağ pirincini .......... Aldı bugünkü yerini Salonda baş köşede İçinde Muhammedi gülleri Biri dedem Biri nenem Biri babam Biri de anam koksun diye Canım Kalbim Tüm yaşantım İşte kalaylı bakır kuşkanam (Diyarbakır şivesi kullandım. kuşkana=tencere, üsküre=bakır tas, lengeri=yayvan bakır tabak) Birsen İNAL 43-DİYARBEKİR Kerejdağın tepesinden, seyreyledim memleketi, Tarihin derin sesinden, iliklemişim ceketi, Gözlerimden akan yaşlar, karıştı Dijle nehrine, O muhteşem toprakların, kayıp olmuş bereketi. Öyle bir sessizlik var ki, hava bile endişeli, Her şey kaskatı kesilmiş, gördüğüm her şey köşeli, Ne olur izin vermeyin, bulunuz o hain eli, Hüzün kalksın memleketten, her insan olsun neşeli. Sinan Karakaş 155 44-BEN DİYARBEKİR'İN HAYRANIYAM, Ben Diyarbekir'in hayranıyam, Burnumda tüti, Tek tek küçeleri, Kara kara daşları, Süvikteki kuşları, Türlü türlü aşları, Bilmeyen bilmesın, Hem ben onlar için sevmiyem Diyarbekiri, Ben o torpahları seviyem, Kerejdağını, Dijleyi, Hezreti Süleymanı, Ulu Camiyi, Hele dört ayahlı mınara gözümün önünden gıtmi, Mardin kapıdan giriyem, Delıller hanına uğriyam, Sur dibinden başlıyam yürümaga, Bir bir daşlarını kohlıyam, Torpağını adımlıyam, Urfe kapıya geleyim, Otırıyam dinleniyem, 156 Canım su içmah isti, Anzeleye ugriyam, Kana kana su içiyem, İçtıhça içmagım geli, Doymıyam, doyamıyam, Torpagına basıyam basıyam da, Gene de basmaga kıyamıyam, Çıft kapı, tek kapı dolaşıyam, Yürürken Dağ kapıya ulaşiyam, İniyem Fis kayasına, Uzahtan uzaga bahiyam, Kafam tarihe doğrı uzani, Vazgeçiyem diyem kı bilen bıli, Bılmeyen mı, baba o da onın sorını diyem, Döniyem İç kaleden içeriye giriyem, Hezreti Süleymana ugramadan, Küpelı hevızına giriyem, Temizleniyem, Makama tertemiz girmah gerek, Hezreti Süleymana uğriyam, Saygı gösteriyem hürmet ıdiyem Hezreti Süleymana ve şehit sahabilere dua ıdiyem, Sinan Karakaş . 45- DİYARBAKIR'A ÖZLEM Ah… Diyarbakır, güzel şehir.. Seni sende yaşamama rağmen Yine de hep özlüyorum Tarihin bile imrendiği güzelim surların Akşamları ay ışığının altındaki ihtişamın Bir başkadır, Diyarbakır Efsaneleşmiş surlarında Ve her karış toprağında O güzelim hevsel bahçelerinde Gezen nehirlerin anası Diclen Beşinci Haremi Şerif Ulu Caminle Bir başkasın Diyarbakır Ey güzel ülkemin gizemli şehri Güneydoğunun parlayan yıldızı Ey tarih kokan kutsal kent Sen ki Peygamberler, şehit sahabeler diyarı Sevdalı yüreklerin hasretli beldesi Bir başkasın Diyarbakır Sen ki sevgiye kucak açıp gönülleri fetheden Aşka susamış toprakların bereketli beldesi Ey… Karacadağ eteklerini aydınlatan güneş Sensin güneydoğunun sönmeyen ateşi Hasretinle yanan yüreklerin şanlı efsanesi Bir sevdasın sen Diyarbakır Eyyüp Aras 46- DİYARBEKİR'E UZAKTAN BAKANLARA Uzaktan sevme beni. Cesaretsiz, ürkekçe olmasın aşkın. Ben, Seni emziren ana kucağın. Ben, Seni büyüten baba ocağın. Ben, Senin memleketin. Ben, Diyarbekir' im. Doğduğun, Doyduğun, Var olduğun toprağın. Havamı solumak, Koynumda sabahlamak, Karacadağ' la yatıp, Fiskaya' yla uyanmak, A.Kadir GördüK 157 B - KARACADAĞ HİKAYELERİ 1. ZAMANA HÜKMEDEN SEVDANIN BEKÇİSİ SURLARDAN SESLENİYORUM SANA GÜZEL ŞEHİR Zamana hükmeden sevdanın bekçisi surlardan sesleniyorum sana güzel şehir; Seni seviyorum…! Sıcak kanlı insanlarınla güneşe duran şehir. Al rüzgarı yanına, seni bekliyorum en yüksek burcunda. Al yanına bütün sevdalarını, unutma en küçüğünü bile. Suzi'yle Adil de gelsin Kırklar Dağına inat.Gelsinler soframız herkese açık. Zamana hükmeden sevdanın bekçisi surlardan sesleniyorum sana güzel şehir; Seni seviyorum…!Dün senden baktım güneşe, unuttum dünyayı. Daldım sevdamın denizine. Seni unuttum sanma Karacadağ. Yüreğimde sana da yer var. Açılın giriversin aramıza. Fırat Erdoğan 2. -DERVİŞ İLE ADULE" ACIKLI BİR HALK HİKAYESİ Osmanlı'nın kargaşalı döneminde yöredeki sorunları çözmek için Milli Aşiret Lideri, İbrahim Ağa'yı başkent İstanbul'a çağıran Padişah, İbrahim Ağa'ya, Paşa ünvanı ile Urfa'daki aşiretleri birleştirme görevini verir. Urfa'ya geri dönen İbrahim Paşa, yöredeki tüm aşiretleri toplayarak Milan Aşiret Konfederasyonunu oluşturur. Bu oluşuma girmeyen Arap Gesi aşireti ile Türkmen Karakeçi aşireti İbrahim Paşaya meydan okuyunca, Paşa bunun üzerine bu iki aşireti bezdirmek için kuyularına el koyuyor, topraklarını kendisi işliyor. Bu iki aşiret İbrahim Paşa'ya başkaldırınca aralarında zaman zaman kavgalar çıkıyor. Kitaba konu olan İbrahim Paşa'ya bağlı Yezidi Şerki aşiretinin genç lideri Avbde, İbrahim Paşa'nın bacısı Rahime'yi seviyor. Paşa bunu duyunca kız kardeşini Avbde istemeden Urfa'da şehir merkezinde biriyle evlendiriyor. Paşa ile Yezidiler arasında gizli bir rahatsızlık başlıyor. Rahime çok geçmeden verem hastalığına yakalanıp ölüyor. Avbde, ise Suruç'tan bir kızla evleniyor. Avbde'nin bu kadından Devriş ve Sadun isimli 2 oğlu oluyor. Romanın asıl hikayesi buradan başlıyor. Yörede dengbejlerin söylediği, ağıtlara konu olan Devriş delikanlı yaşında iyi bir savaşçı. Bu gençte İbrahim Paşa'nın kızı Adule'ye aşık oluyor. Bundan rahatsız olan Paşa, Yezidileri o bölgeyi terk etmesini isteyince, Şerki aşireti üyeleri oradan gitmek zorunda kalıyor. Karakeçililer İbrahim Paşa'ya karşı savaş ilan edince Paşa güç kaybetmek istemediğinden bir taşla 2 kuş vuracak bir plan kuruyor. Yezidilere haber gönderen İbrahim Paşa Karakeçililerle savaşmasınıa karşılık kızı Adule'yi Devriş'e vereceğini 158 vaad ediyor. Devriş'in babası Avbde bunu kabul etmesede oğlu Karakeçililere yenileceğini bile bile bu savaşın komutanı olmayı kabul ediyor. Adule silah ve sayıca az olan Devriş'in savaşa gitmesini istememesine rağmen sevdiği kız uğruna ölüme giden Devriş savaşta ölüyor. Adule orada şimdi halen dengbejlerin dilindeki "Delal" ağıdını yakıyor. Yörede bunun gibi bir çok hikaye dilden dile dolaştığını ifade eden Karasevda "Bu hikayeler yazılı hale getirilmemiş halen dengbejlerin dilinde" dedi. Kaynak: Sanliurfa.com 3. BRUKAN AŞİRETİ'NİN BİR AŞK YÜZÜNDEN NASIL YOLLARA DÜŞTÜĞÜ ANLATILIYOR Brukanlar 1600'lü yıllarda Karacadağ'da yaşıyorlar. Osmanlı zabitinin emrindeki bir grup asker oradan geçerken Şemdin Bey'in obasına konuk olur. Şemdin Bey, izzet-i ikramda bulunur. Ancak, müfrezenin komutanı Şemdin Bey'in dillere destan güzel kızını çadırın önünden geçerken görür ve gönül koyar. Geleneklere uymayan bir biçimde onu ister. Şemdin Bey kızı vermez mi? Şemdin Bey ve ailenin ileri gelenleri geleneklerinde böyle kız istenmeyeceğini zaten dışarıya da kız vermediklerini anlatırlar. Ancak, Osmanlı'nın çöküşte olduğu, herkesin kendisini baş saydığı bir dönemde bu zabit de her istediğini elde edebileceğine güvenerek Şemdin Bey ve aşiret üzerinde baskı kurup kızı zorla almaya çalışır. Şemdin Bey belayı defetmeye çalışır, ama gençlere engel olamaz. Çıkan çatışmada komutan ile beraber birkaç tane asker ölür. . Göç mü ettiler? Çadırlar çözülür, denkler yapılır, kadınlar ve çocuklar önde uzun ve meşakkatli geçecek göç başlar. Bu göç Karacadağ'dan başlar Diyarbakır üzerinden Bitlis Vadisi'nden geçerek Kars Aralık'ın Dil Bölgesi'ne gelir. Göç esnasında büyük kayıplar yaşanır. Çığ düşer, kurtlar saldırır, kışa doğru geçtikleri vadilerde buzlar kırılır, insanlar buralara düşerek boğulur. Ölenler arasında Şemdin Bey'in kızı da vardır Göç Dil Bölgesi'ne vardığında Şemdin Bey ölür, aşiretin bir kısmı doğuya bir kısmı ise kuzeye gitmek ister. Kendi aralarında anlaşamayınca ayrılırlar. Doğu'ya gidenler İran'ın Maku ve Hoy kentlerine, kuzeye gidenler de Erivan ve çevresine Elegez Yaylaları'na yerleşir. Geri dönüş başları. Hâlâ oralarda mı yaşıyorlar? Yaklaşık 300 sene buralarda yaşayan aşiret 1917'de Lenin'in ihtilal yapmasından sonra Ermeniler ile yaşadıkları problemlerden dolayı geri dönmeye karar verir. (Araştırmacı Doç. Ahmet Özer, Hikaye: Kasım Gültekin) 4. ÖRTMELİ KÜÇELERDE KALAN ANILAR Karacadağ`ın rüzgârı karataşların, sıcaktan kavrulmuş kuru otların arasından eser. Bazen sert, bazen sıcak, bazen de ılık. Baharda bin bir çiçek kokusunu, yazın sıcağı, sonbaharda hüznü, kışın kimsesizliği eteğine alıp Diyarbakır`a taşır. Müslüm Üzülmez 159 5. ÖLÜMÜN ADI . Neyin habercisiydi sınıftaki sessizlik, kim anlatır bana bu sessizliğin nedenini? Gözler dolu dolu, neden herkesin bakışları üzerimdeydi. Gözlerinin içinden, yüz ifadelerinden seziyorum bir şeyleri ama, soramıyorum bir türlü. Benimde gecem kâbuslu geçmişti. Asık bir yüzle geldim okula. Hem bedenen hem de zihinsel yorgunluk yaşıyordum. Bu sessizliğin adını sorduğumda anında çözüldü. Boğazlarıda döğümlenen hıçkırıklar… Koptu bir 'vaveyla', 'zeliha' diyen fısıltılar duydum. Sıralara baktığımda, Zeliha'nın yeri boştu. İlk kez Zeliha'sız bir sınıf. Hıçkırıklar daha da yükselmeye başladı. Hüzün ilk kez yaş damlacıklarıyla bir arada, okulun duvarlarında ilintilenerek ulaşıyordu dış kalabalığa. Paylaşılmayan duyguları isyana dönüşüyordu. Zeliha, bu sabah okula gelirken 'Trafik canavarına' yakalanmıştı. Yazgı mıydı, sabahın erken saatlerinde okul servisini beklerken.... adı konulmamış bir ölüm... Coşkuluydu, sevinç ve heyecanı bir arada yaşıyordu. Sarışın ve güleç yüzü, ışıltılı, mavi gözleri karşılıyordu günün ilk ışıklarını. Okulunu, Öğrenci arkadaşlarını düşündü. Bir an önce okuluna varmak, derse hazırlıklı olduğunu anlatmak, belleğine depoladığı bilgileri aktarma arzusu, bir ukte oluşturmuştu içinin derinliklerinde. Düşünceleri 5-E sınıfında; bakışları boşluğa odaklanmıştı. Nasıl olduysa… Bir anda küçücük bedeni yerde, açık kalan gözlerinde bir daha görmeyecekti günün aydınlığını, Emek Caddesinde her şey sustu. Ne ağlayan ne de gülen oldu bir daha. Her şey gömüldü derinliğe. Karacadağ'ın asi rüzgârı bir daha dalgalandırmadı nergiz kokulu saçlarını. Canavarın uğultusu, Zeliha'yı bir başka evrene taşımaya koyuldu. Bu gece melekler bile hüzünle öpecekti yanaklarını. Hiç bir zaman yıldızlarla kavgalı olmadı. O her akşam ay ışığıyla selamlaşırdı. Güneş vedalaşırken onunla, dağ doruklarında gökyüzüyle buluşurdu. Annesi, 'Gitme aşkım, bana sormadan, bensiz gitme. Bütün gece uyanık kaldım gitmeyesin” diye. “Sen gittikten sonra gözlerim ağırlaştı, göremedim. Terk etti yavrum beni...” İlerleyen zaman, anneye inat öpüşüyordu Zeliha'yla. Sirenler çaldığında caddelerde, sanki gecikmiş 'trafik canavarı' bekler gibiydi koca kalabalığı… Temmuz 2006 Abdulhalim İpek 6. ZEL, KEKLİK VE BİR AYRILIŞIN ÖYKÜSÜ Öğretmen Rıfat Mertoğlu'na mektup Kentimin yürekli ve bilge insanı… Acıları bal etmesini bilen, kalem erbabı, dostuna dost, yiğit kardeşim. Kaç zaman oldu, buralardan gideli, kaç mevsim geçti, kaç bahar tükettik? Gidişin, tarihi bir romanın sararmış sayfaları kadar eski geliyor bana. 160 Sanki Roma arenalarında Spartaküs'le, birlikte kılıç bilemişsin zalimlere ve sanki Arabistan çöllerinde Leyla ile Mecnun'a su taşımışsın ardından onurlu bir hasretlik bırakıp bin yıl öncesinden, nasıl buralardan göçüp gidersin be keko? Gittiğin günden beri bir muhasebecinin titizliğiyle kafamda gidişini hesaplıyorum. Yüreğimde kurduğum muhakemede kaç kez seni yargıladım, her seferinde yüreğimin yufka yargıcının kararıyla serbest kaldın. Belki bencilliğimden yargıladım seni… Kekom tüm ağır yükleri, omuzlarımızda bırakıp gittiğin için yargıladım seni. Dün çıktım o çok sevdiğin Karacadağ'a. Hal bildiğin gibi değil, hasretlik sel olmuş, akmış ovalara… Köyler, araziler su altında. O çok sevdiğin çocukların elleri, ayakları çıplak. Buz kesmiş. Onlarca çocuğu okuttuğun sınıflar, sel suları altında. Bölgede kışın soğuk ve yoksul fotoğrafı yavaş yavaş netleşiyor. Yılın ilk karı Karacadağ'ın doruğuna yuva yapmış, güneş bulutların hapsinde. Bir poşet içine bir avuç kar koyup sana göndermek isterken, ak kar hasret olup eriyor avuçlarımda, sele karışıp nazlı bir gelin edasıyla dökülüyor Siverek ovasına… Bir çoban sırtını heybetli dağa verip, acıyı, ayrılığı, yalnızlığı ve yoksulluğu anlatan ezgilerle kaval çalıyor… Karacadağ'ın ustura gibi keskin soğuğuna karşı, insanın içini ısıtan, o çok sevdiğin ezgileri, dağdan, ovaya yankılanıyor. Gözyaşlarım donuyor hoyrat rüzgârlarda Ahmet Arfi'ın dediği gibi, “zemheri de uzadıkça uzuyor'' Karadağ'da… Çobana dostça soruyorum; “Sen Zel'in öyküsünü biliyor musun?” ''Yok'' diyor. “Nasıl bilmezsin! Hani şu Rıfat Öğretmenin Zel'i. Hani saçları tebeşir, silgi kokan Zel. Hani şu üç beş kuruş uğruna, okul önlüğü zorla soydurulup, gelin duvağı takılan, babası yaşındaki adamın şehvet duygularına kurban edilen Zel…” Ses tellerimdeki kızgınlık Karacadağlı çobanın kaşlarına yansıyor. Kaşları bir çift mavzer oluyor. “Tanımıyorum,” diyor yeniden. Ciğerim patlarcasına bağırıyorum “Zel'i tanımalısın. O bizim anamız, o bizim bacımız, O, yarınlarımızın umudu... Hani hoyratça kıydığımız, yaşamını kararttığımız, onunla birlikte kendi geleceğimizi de bitirdiğimiz, hani umutlarımız, umutlarınız... Çoban; 'Suphanallah' çekti, beni deli sanıp, sürüsüyle yanımdan uzaklaştı. Yine kavalından ezgiler yankılandı. Bekli de bilmeden Zel'in türküsünü çalıyordu. Sonra, senin için sönmüş volkanik dağın eteğinde bir tutam yarpuz, bir tutam rüşvet ve birkaç kenger toplamaya çalışıyorum. Arayışlarım boşuna… Zamanı değilmiş, kar zirvedeyken yeşermez buralarda kengerler, yarpuzlar... En çok 161 baharda ağlarmış Karacadağ'da laleler Hazreti İsa için. Zamanı değilmiş! Tıpkı senin zamansız gidişin gibi! Zamanı değilmiş. Baharda açarmış kenger çiçekleri, yarpuzlar, nergisler... Sana, bu kaçak yuvası ve ateşten kor dağdan bir şeyler göndermeliyim. Ege illerinde şimdi özlemler, volkan olmuştur yüreğinde. Hasretlik yaralarına tuz olsun diye sana bir poşet içine doldurduğum rüzgârı göndereceğim. Rüzgârı avuçlayıp poşetliyorum. Kınalı keklik avına çıkmış, kaçak bir avcının barutu patlıyor, elimdeki poşet ve içindeki rüzgâr adeta kaçarcasına ait olduğu dağa doğru yol alıyor. Kekom, zamansızdı gidişin be… Tam da Zellerin yarasına merhem olacakken, cahilliğin kurtlar sofrasında yalnız bırakıp gittin ya, gidişin kafamda ağır bir deprem sarsıntısı oluşturdu. İnan sana içimden kan kusarak kinlenmedi yüreğim. 'Bir bildiği vardır' dedim 'kekomun.' Hayra yormaya çalıştım gidişini. Dün uğradım sanki bin yıl önce dost yüreklerini yetim bırakıp gittiğin odana. Kapıda bir köylü ''Rıfat öğretmen nerde?'' diye soruyordu yarım yamalak Türkçe'siyle. Biri oradan biraz keyifli bir ses tonuyla 'öyle biri yok!” deyince beynime kan sıçradı. “Var, var… Rıfat öğretmen Zellerin gözyaşlarında, köy öğretmenlerinin yufka ekmeklerinde, köy yollarında, biçare, yoksul köylerde dolaşmakta… Kavuşamayan sevdaların türkülerinde… Belki de Behram'la Gülzerin'in gözbebeklerinde umut, alın teriyle pişen keçelerin nakışlarındadır… Ve belki de yoksul köylülerin ağıtları arasında bir candır…” Adam; ayağında çamurlara batmış, rengi solmuş, yamalı bir şalvar; üzerinde ıslak yine yamalı bir ceketle gözlerimin içine bakıyor. Şaşırıyor anlattıklarımdan bir şey anlamadan. “Bana anlat, ben onun arkadaşıyım, de, bana derdini” dedim. Adam ağlamaklı gözlerle anlatmaya başladı, “Sel yollarımızı yıktı, köprümüzü aldı, götürdü. Çocuklar dört gündür okula gidemiyor.” “Rıfat yok. Yerine ne gerekirse ben yapmaya hazırım.” Adam iç çekerek, “Keşke keko Rıfat olsaydı” dedi boynunu bükerek… Evet, Rıfat olsaydı; Yüreğini köprü, bedenini kara tahta yaparak ulaştırırdı çocukları okullarına, öğretirdi onlara A,B.C'yı… “Nereye gitti?” diye sordu köylü. “Balıklara yem vermeye, Ege'ye gitti” dedim. Adam dalga geçtiğimi sandı, hızla yanımdan ayrıldı. Senin balık değil, keklik sevdiğini bildiği için bana inanmadı tabi. Oysa balık kokularının sindiği caddelerde keklikler hep yaralıdır, bilirim. Kafestir kekliklere, büyük şehirlerin baş döndüren ışıltısı. 162 Memleket özlemine dayanmaz kınalı keklikler. Sahi keko. Bir keklik nasıl yaşar ışıltılı kafeslerde? Şükrü DOLAŞ 2006-11-18 7. GEÇ KALMADIM DEĞİL Mİ? Karacadağ sis ve pus içinde… Akşam başlayan kar aralıksız devam ediyor. Beyaz bir örtü, önce dağın zirvesini, sonra bayırdan aşağı, tüm evleri, köyü kapladı. Rüzgar kamçı gibi vınlayarak çarpıyor suratlara… Latif öğretmen, eline aldığı tezeği dizine vurarak ikiye böldü, sobaya attı. Kalktı, gitti, pencereden yağan kara baktı. “Keşke” dedi, “Keşke bugün gelmeseler…” içine, yüreğine bir huzursuzluk, sıkıntı çöktü. Nefes almakta güçlük çekti. Öğrenciler ellerinde tezeklerle bir bir içeri giriyorlardı. Tezekler sınıfın girişinde üst üste atıldı. Tezeğini bırakan öğrenci, dumanla dolan sınıfa girip, sırasına oturdu.lastik ayakkabılı çocuklar dizlerine kadar ıslanmıştı. Çocukları sobanın başına çağırdı öğretmen, “Gelin önce kendinizi bir iyice kurulayın çocuklar, üşüteceksiniz” dedi. Çocuklar birden teneke sobanın başına üşüştüler, sobaya iyice sokuldular. Rıfat Mertoğlu.Milliyet.19-6-2007 8. HİLAL İLE ZÜHAL Eskiden dört yanı sarı güllerle çevrilmiş,dağların kucağından eteklere yayılmış bir şirin kasaba varmış.Çay bardaklarında gül suyu içilen, evlerinde gül şerbeti dolup taşan bu kasabanın en görkemli manzarası Zülküfül Tepesiymiş.Bu tepenin bir yerinde,pembe sabahları selamlayan, eflatun akşamları sırtlayan Hilal ile Zühal isminde iki kardeş yaşarmış.Dağdan ovaya , etekten yaylaya yayılan ve ipek döşeli sedirlerinde Kur!an okunan evlere, bahçelerden gül taşıyan Hilal ile Zühal'miş.Bahar yağmurları başladı mı, çobanların kavalında türküler yükseldi mi , arılar, kelebekler döndü mü, meşeler göğerdi, dutlar yeşerdi, Toprak doğurdu mu; gül açılır, gül kapanır boyuna gönüllerde, bu diyarda..Gül dendi mi Hilal vardır, Zühal vardır.Katmer gül, Kırk yapraklı kırmızı gül, pembe gül, al gül…Şişelerde solmayan, ellerde buruşmayan,kokusunu yitirmeyen güller.. Hilal ile Zühal'in yetiştirdiği güllerden yapılan reçelden yiyen, suyundan yıkanan, kokusunu kokan hastalanmazmış.Gözlere ilaç bu gül suyunda.Koyunun süt verimi,hastaların ruhunu aydınlatan ışık; bu gül suyunda.Ve gül yetiştirir, gül dağıtırdı Hilal ile Zühal… Bu diyarda gül suyunda yıkanmamış saçlara değmiyor tarak, tutulmuyor gül suyu damlatılmamış bardak.Günler gül rengi gibi, Hilal ile Zühal gül kadar güzel, gül kadar ince ve zarif.Nefesleri gül kokusunun kendisi.Sesleri gül hışırtısı,bakışları gonca gonca, gülle muştularlar insanlara bahar Aydınlıklarını. Her gece tepede Hilal ile Zühal'in gül alevli lambaları yanardı.Gül ışığı gibi, dağın sembolü gibi… 163 9-KARACADAĞ'DA MATEM VAR KARACADAĞ YASTA KARACADAĞ'DA MATEM VAR KARACADAĞ YASTA Ekrem'e yine yol görünmüştü. Her geçen gün giderek kötüleşen durumu başta çocukları olmak üzere herkesi fazlasıyla kaygılandırıyordu. Eve çağrılan doktor durumun ciddiyetini hissetmis ve Diyarbakır'a gitmesi için kendisine tavsiyede bulunmuştu. Ekrem, Diyarbakır'a gitmeye fazla istekli görünmüyordu fakat cefakar eşi çantasını hazırlamıştı bile. O, çevresinden saklamak istese de, yolun sonuna yaklaştığını içgüdüleriyle sezinliyordu artık. Aşağıya inmek için ceketini giydiğinde ellerininin hafiften titrediğini görüyor ve çocukları üzülmesin diye bunu onlardan saklamaya çalışıyordu. Ekrem etrafında toplanan çocuklarını sırayla, tek tek kucaklıyorken babaları ile vedalaşan çocuklar bunun son vedalaşma olacağını hiç düşünmüyorlardı. Ama Ekrem herşeyin farkında idi, olacakları seziyordu. Bunun cocuklarıyla son vedalaşma olacağını adeta biliyordu. Yüreğinden geçen son vedalaşma hissini bastırmak için kendine olağanüstü bir baskı uyguluyordu. Çocuklarının gözlerine bakan Ekrem, onlara kafasından geçenleri hissettirmemeye çalışsa da cocuklar bazı şeylerin yollunda olmadığını seziyorlardı. Ekrem aşağıya inip arabaya bindiğinde gözü istemsizce, önünde durdukları evin dördüncü katına kaydı. Evin dört bir yanından Ekrem'in üzerine hüzün ve keder yağıyordu. Arabada dört kişi vardı. Batmak üzere olan güneşi arkalarına almış, Diyarbakir'a doğru yol alıyorlardı. Arabanın sağ ön koltuğunda Mehmede Sexo'nun ilk hanımından olan küçük oğlu Ekrem Karahan oturuyordu. Arabayı, oğlu kadar sevdiği damadı sürüyordu. Eşi ve oğlu Welat arka koltukta oturuyorlardı. Karacadağ'ın zirvesine bir karabulut kümesi oturmuştu. Aşağılara doğru yer yer sis vardı. Yağmur yağıyordu. Yağan yağmur arabada oturanların derin kaygılarına hüzün katıyordu. Ekrem, Fırat'ın ötesinde, Nemrut'un tepesine tutunan ve batmaya yüz tutan akşam güneşinin kızıl ışınlarını arabanın dikiz aynasından izliyordu. Güneşin batışı karşısında oldum olası hep hüzünlenen Ekrem sesizce düşünüyordu. Arabadakiler onu yormaktan çekindikleri için evden çıktıklarından beri yol boyunca hiç konuşmamış ve onu kendi haline bırakmışlardı. Yola çıkalı az bir zaman olmuştu. Ekrem'in kafası karmakarışıktı. İki buçuk yıldan beri kendisini pençesine alan bu musibetin üstesinden bir türlü gelememişti. Geçirdiği kriz sonrasında kalbi önemli oranda zedelenmişti. Yapılan kalp ameliyatı ve uygulanan her türlü tedavi onu bir türlü sağlığına kavusturamamıştı. Eşi, yakınları, dost ve arkadaşları ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı. Ne var ki, kötü yerden vurgun yiyen yorgun kalbi, kendisini bir türlü toparlayamamıştı. Son aylarda birkaç defa ard arda çok ciddi rahatsızlıklar geçirmişti. Bir defasında öldü ölecekken kalbine 164 üzerine gül kokusu yayılan bu kasabayı, düşman bir türlü istila edemiyor. Yaralananlara Hilal ile Zühal'in gül şerbeti şifa oluyor. Gül suyuyla yıkanan Delikanlılar yüzlerce düşmanı önüne takarak tarumar ediyor. Gül suyuyla afsunlanan evlere toplar kar etmiyor. Yılan bile kimseyi sokmuyor, ak çekirgeden farksız. Aylar seneler böyle geçiyor. Hilal ile Zühal hep aynı gençlikte, hep aynı tazelikte. Yediveren güllerinin içinde bambaşka iki gül… Bu güzel kasabanın ünü, Diyarbekir'den İstanbul'a,Kerkük'ten Bağdat'a, Üsküp'ten Tahran'a kadar yayılmış, özlemi büyümüş büyümüş , büyümüş de bütün gönülleri kaplamış. Yürümüştü şehir üstüne bir zamanlar Asur kralı,Yürümüştü üstüne üstüne Roma ve Bizans. Musul Atabeyleri ve Şah İsmail de yürüdü yürüdü üstüne. Aman vermedi Cihangir Bey. Kasabanın soylu beyi. Hilal ile Zühal'in Salavat-ı Şerifelerle derledikleri güller hep diri tuttu kasabayı. Günlerden bir gün … Güneşin başka diyarlara gittiği, bulutların akına başladığı bir gün..Hüznün çöktüğü, sanki dağların göçtüğü bir gün. Ihlamur ağacının bayıldığı, meşenin darıldığı, kuşların küstüğü, bülbüllerin sustuğu, güllerin boyun büktüğü, çakıl taşlarının ağladığı bir gün; inmedi kasabaya Hilal ile Zühal. Gül kokusu doldurmadı kasabayı. Akşam bir hüzünle geldi,Gül alevli ışığı yanmadı o gece Hilal ile Zühal'in. Bitmek bilmeyen o gecenin kasveti karşısındaki d ağa çöktü. Zülküfül Tepesi'nin tam karşısında duran sıra sıra dağlara. Bekledi dağlar. Fakat gül alevli, gül şavklı tepe yanmıyordu artık. Günler geçti, haftalar geçti, bu bekleyiş acı oldu. Dayanamadı yandı tutuştu dağlar. Yeri göğü sardı alevler günlerce…Göklerdeki yıldızlar ağlamaya durdu. Derken koyu bir yağmur boşandı gökten. Bu yağmurla sönen yanardağdan geriye kara kara taşlar, kayalar kaldı. Şimdilerde bu dağa Karacadağ derler Kasaba beyinin biri birinden yiğit, biri birinden yakışıklı, civanmert iki oğlu; “-Olsa olsa Hilal ile Zühâl ya Rumeli tarafına, ya Acem tarafına kaçırıldı.” Diyerekten, biri bir al ata bindi güneşin doğduğu tarafa, diğeri beyaz bir ata bindi, yanlarına da bin atlı alarak güneşin battığı taraf yürüdüler.”-Gençliğimize eyvahlar olsun” dediler.”-Bulamazsam Hilal'i eyvahlar olsun, nasıl bağışlar atalarım” diye haykırdı. Ejder kanatlandı adeta batıya doğru.”-Eğer düşman elinden kurtaramazsam Hilal ile Zühal'i haram olsun anamın ak südü. Erkeğim ben diye nasıl bıyık sallarım.” Diyerek bir fırtına gibi esti bin atlıyla güneşin doğduğu tarafa Ömer… Bulutlarla yarıştı , yıldızlarla eşti adeta Ejder. Haykırıyordu bin Askere. Rüzgarların yarışamadığı, şimşeklerin yoldaşı Ömer tayfun misali esiyordu. Birçok şehit haberi geldiyse de , Ömer ile Ejder'in Zaferden zafere koştukları bütün dünyaya yayılmıştı. Hilal ile Zühal'in şahsında yapılan bu cihadda yeryüzünde onlara 1 rastlanmadı. Fakat, bahçelerde gül tomurcuklarının açtığı, bülbüllerin en güzel öttüğü, güneşin bir başka doğduğu bir günün akşamı cümle insanların bakışları kutlu tepeye döndü. Yeni doğmuş ay, görülmemiş şekliyle, en tatlı biçimiyle kucaklamak üzere Zühal Yıldızını. Şehit kanlarında şavkıyan bir bayrak gibi. Anlaşıldı ki, Hilal ile Zühal yüceliğe 165 takılan pil sayesinde ölümden kıl payı kurtulmuştu. O bir önce gün kendisini nispeten iyi hissettiği halde bugün aniden rahatsızlanmıştı. Eve çağrılan doktor durumunu iyi görmemiş ve ona zaman kaybetmeden hemen Diyarbakır'daki doktoruna görünmesini tavsiye etmişti. Ekrem sıkıntılı idi. İki gün önce gördüğü bir rüya yüreğine çöken bu sıkıntıyı daha da büyütüyordu. Yüreğine oturan bu sıkıntı onu, karşı konulmaz, derin bir karamsarlığın kucağına sürüklüyordu. O, olabilecekleri az çok tahmin edebiliyordu artık. Bu defaki rahatsızlık daha önce geçirdiği birçok rahatsızlıktan çok daha farklı geliyordu ona.Yolun sonuna gelindiğine dair kafasında şüpheler uçuşuyordu. Daha önce, çok daha ciddi ve çok daha şiddetli birkaç rahatsızlık geçirmiş olmasına rağmen, o zamanlarda, yüreği tüy kadar hafif, kafası son derece sakindi. Ne var ki, bu defa herşey çok farklı gelişiyordu. Ölümün soğuk nefesini hiçbir zaman bu kadar derinden hissetmemişti. Ölüm onu adeta iki adım öteden takibe almıştı. Hayatı boyunca binlerce defa gelip gittiği bu yollar, şimdi onunla adeta vedalaşıyordu. Karacadağ'ın tepesinde kaynayan kara bulutlar ona zamansız giden dostlarını, sevenlerini hatırlatıyordu. Karacadağ'ın yağmur altında ıslanan yosunlu taşları ona, Siverek Asri Mezarlığını ve o mezarlıkta yatan anne ve babasının hüzünlü yüzlerini hatırlatıyordu. Karacadağ'a hüzün yağıyordu. Karacadağ sessiz sedasız inliyordu. İşlemeli kaftanlarıyla süt sağmaktan dönen Karacadağlı Berivanlar yoktu ortalıkta. Baharın ilk aylarında Karacadağ eteklerinde kenger toplayan genç kızların şen kahkahaları duyulmuyordu. Ömürleri bu dagda, bu yaylalarda geçen deneyimli çobanların kaval sesleri büsbütün susmustu. Güneşin son ışınları Fırat'ın derin sularına gömüldüğünde, Ekrem gözlerini arabanın dikiz aynasından alarak, önce arka koltukta oturan eşine, sonra da oğlu Welat'a çeviriyor, onlara derin bir özlemle bakıyordu. Tam da o an, Welat'ın ne kadar da büyümüş olduğunu belki de ilk kez farkediyordu. Oysa daha birkaç hafta önce yine böylesi bir yolculukta Welat'a bakmış ve onu baba desteğine muhtaç bir çocuk olarak görmüştü.Welat'ın büyümüş olması Ekrem'in içindeki sıkıntıyı biraz olsun hafifletse de, o, nefesini ensesinde hissettiği ölümü çok erken buluyordu. Onun, çocuları, dostları ve halkı için yapacağı daha çok şey varken böyle aniden gitmesi kabullenilebilecek bir şey değildi. Düşünceleri onu yıllar öncesine götürüyordu. Yıllar önce her birini bir şekilde yitirdiği yoldaşlarını hatırlıyordu. Doktor Şivan çok sevdiği o kutsal topraklara cansız uzandığında oğlu Dara dünyadan habersiz küçücük bir çocuktu daha. Muhterrem Biçimli, elim bir trafik kazasında yaşama veda ettiğinde kızı Laleş ve oğlu Şivan daha ufacık birer çocuktular. Siverek'te evinin önünde menfur bir cinayete kurban giden Ferit Uzun yaşama elveda dediğinde kızı Yekbun henüz dört-beş yaşında idi.Cellatlar Diyarbakır zindanında Necmettin Büyükkaya'nın canına kastettiklerinde kızı Serdil 9, Eliya ise henüz 4 yaşında idiler. Bu çocuklar babalarını görmeden, tanımadan büyümüşlerdi ve kimbilir yaşamlarında ne tür zorluklarla karşılaşmışlardı. Ekrem bütün bunları düşünerek kendi çocukları için duyduğu kaygının gereksizliğine kendini inandırmaya çalışıyordu. Arka koltukta oturan ve yirmialtı yıl aynı yastığa baş koyduğu fedakar eşini düşündü. Cefekar eşi ile görücü usulü evlenmisti. Babası Mehmedê Şêxo'nun hayatı 166 Ekrem görücü usulü evlendiği halde hayatı boyunca bundan bir gün olsun pişmanlık duymamıştı. Eşi Nezihe, Kürt edebiyatının saygın simalarından şair ve tarihçi Osman Sebri'nin yeğeni idi. Köklü bir aile ortamında mazbut bir terbiye ile yetişmişti. Yörenin adetlerini ve kültürünü iyi biliyordu. Ekremin devrimci yaşam biçimine adapte olmakta hiç zorlanmamıştı. Dolayısıyla başta Ekrem'in yakın akrabaları olmak üzere herkese, Ekrem'in dost ve arkadaşlarına karşı son derece kibar ve fedakar davranmıştı. Onun bu davranışları, dost ve arkadaş delisi Ekrem'i fazlasıyla mutlu ediyordu. Kendini halkına adayan insanların ortak özelliği olan eşine ve çocuklarına zaman ayıramama sorunu Nezihe içinde söz konusu idi. Ama o Ekrem'in benimsediği yaşam tarzını ve çizgisini her şeyin üstünde tutarak bir gün olsun bunu sorun yapmamış. Ekrem başını, oturduğu koltuğun arkasına yaslayarak gözlerini Karacadağ'ın zirvesine dikmişti. Eskiden bu zirvede bir Amerikan radar istasyonu vardı. Aklı erenler bunun Rusya'dan gelebilecek, olası bir saldırıya karşı tedbir olarak kurulduğunu söylüyorlardı. İlkokul günlerinde okulda sabahları kendilerine verilen Amerikan sütünü hatırladı. Yağ,süt ve peynir gibi yiyeceklerin bu radarlar karşılığında Amerika tarafından Türkiye'ye yardım olarak verildiğini öğrenmek için aradan uzun yıllar geçmesi gerekmişti. Aklına Şair Ahmet Arif'in Karacadağ üzerine yazdığı bir şiir dizesi gelmişti. Hangi şiirde neler söylediğini hatırlamaya çalıştı. Ne var ki, bütün çabasına rağmen hangi şiir olduğunu hatırlayamıyordu. Bu nedenle büyük bir üzüntüye kapıldı; Oysa dost ve arkadaş sohbetlerinde bu şiiri nasıl da severek okurdu. Sonra, Üniversite yıllarında Ankara'dan sınıf arkadaşı Şivan Perwer'in, Karacadağ'da, kalleş pusularda katledilen, ince boylu,yakışıklı Kürt yiğidi Mehemedo için söylediği o hüzünlü türkü geliyor aklına . İçinden bu türkünün birkaç kelimesini tekrarlamak geçti. Ne var ki, yapamadı. Şivan'ı, Şivan'nın Ankara'da ilk kez sahneye çıktığı o olaylı günü anımsadı. Şivan, 'Xezal Xezal' türküsünü söylediğinde yer yerinden nasıl da oynamıştı. Memleket elden gidiyor diye bütün güvenlik birimleri nasıl da seferber olmuştu. Birkaç yıl önce Şivan ile yaptığı bir telefon konuşmasında o günleri yad eylerken her ikisi de o geceyi ve o gecedeki heyecanı adeta yeniden yaşamışlardı Sonra aklına birkaç yıl önce vefat eden yakın dostu Mehmet Uzun geldi. Uzun yıllar İsveç'te yaşayan ve sonra çok sevdiği memleketine geri dönen Mehmet Uzun, uzunca bir süre uzak kaldığı yurdunu, memleketini ve insanlarını adeta yeniden tanımak istiyordu. Bir roman hazırlığında olan Mehmet Uzun ile birlikte Fırat boylarını bir boydan bir boya, adım adım dolaşmışlardı. Gerger Kalesi'ne yaptıkları o çetin ve riskli gezi hafızasında halen canlılığını korumaktaydı. Mehmet Uzun ile birlikte Fırat çevresindeki o muhteşem coğrafyaya hayran kalmışlardı.Yılmaz Güney'in köyü Desmana, Necmettin Büyükkaya'nın doğduğu Karahan'a ve daha birçok köye uğrayarak dost ve tanıdıklarla bol bol sohbet etmişlerdi. Karahan Köyü'nde Necmettin Büyükkaya'nın doğduğu ev kendilerine gösterildiginde duygulanmış ve Mehmet ile birlikte derin bir üzüntünün içine yuvarlanmışlardı 167 Kararahan coğrafyası'nın Ekrem'in yaşamında özel bir yeri vardı. Dedeleri bu topraklardan Siverek'e göç etmişlerdi. 1950'li yılların sonunda Ekrem daha beş-altı yaşlarında küçük bir çocukken Babasi uzun bir zaman dan beri viran durum da olan ata-ecdat yadigari Yukarı Karahan Köyünü yeniden canlandırmak için Siverek'ten köye yerleşmişti. Yaz aylarında Siverek'te okullar tatile girdiğinde Ekrem, abileriyle birlikte köye giderdi. Onun o dönemden kalma unutamadığı bir sürü anısı vardı. Sırtını kale gibi dik duran kayalıklara dayayan Asağı Karahan Köyü yaşanan kavgalar sonucunda uzunca bir süre kaderine terk edildiği için akrep yılan istilasina uğramıştı. Köyün içinde ve çevresinde her adım başı boyu iki-üç metreyi geçen, zehirli yılanlara rastlanıyordu. Ekrem korkusunu yenmek için kendisinden birkaç yaş büyük ağabeylerinin arkasına sığınıyordu. Ne var ki, Ekrem gibi ağabeyleri de korkuyorlardı akrepten, çiyandan. Babası, çocuklarının yılan, akrep ve köpeklere karşı olan korkularını onların zaafı olarak görüyordu. Ekrem geceleri rüyasında akrep ve yılanlarla boğuşuyordu. Baba Mehmede Sexo bu köyün canlanmasını aşiret adına çok önemli bulduğundan Ekrem dahil bütün çocuklarının kendilerini bu çetin yaşam koşullarına şimdiden hazırlamaları gerektiğine inanıyordu. Köyün arkasındaki yüksek ve dik kayalıklar, köyün karşısında, Fırat'ın öte tarafında yükselen muhteşem dağlar olmasaydı, Ekrem bir gün olsun bu köyde kalmak istemeyecekti. Köyün arkasındaki kayalıklardan Fırat'ın öte tarafında yükselen dağları seyretmek Ekrem'e büyük keyif veriyordu. Ekrem'in anne tarafı, yani dayıları Fırat'a yakın Meqtele köyünde oturuyorlardı. Annesinin çocukluk dönemine ait anıları ve Fırat'a ilişkin anlatığı birbirinden güzel bir sürü hikayeleri vardı. Bu anı ve hikayeler Ekrem'in çocukluk dünyasını süslüyordu. Yılın ilk karı bu karşıdaki dağlara düşerdi. Sonbaharın ilk haftalarında kuzeyden güneye uzanan bu sıradağlar beyaza bürünürlerdi. Nemrut ve Kalkene Zirveleri karlarla bezendiğinde Ekrem kendini bu dağların büyüsüne kaptırırdı. Her şeye rağmen Ekrem'in aklı fikri yine de hep şehirde, Siverek'te olurdu. Çünkü orada çok sevdiği mahalle arkadaşları ve akrabaları vardı. Selahattin Ekmen ve Sabri Karahan Ekrem'in hem akrabası hem de en çok sevdiği mahalle arkadaşları idiler. Evleri birbirine yakındı. Akraba oldukları için her zaman rahatlıkla birbirlerine gidip gelebiliyorlardı. Türközü İlkokulu'na birlikte gidiyorlardı. Kendilerine yapılan her türlü haksızlığın karşısına hep birlikte dikiliyorlardı. Gulabibey Camii'nin bahçesinin bir köşede duran asırlık dut ağacına hep birlikte tırmanırlardı. Ağaçtan düşme korkusunu yüreklerinde taşıyan anneleri onları dut ağacının altında bulunan eski mezarlıkla korkuturdu fakat onlar hiçbir korkuya aldırmadan en güzel oyunlarını evlerinin tam karşısında bulunan bu camiinin avlusunda oynarlardı. Camii imamının her türlü engellemelerine rağmen onlar camii avlusunun ortasında bulunan şadırvanı ve çevresini kendilerine oyun alanı olarak seçmişlerdi. Aşure günü geldiğinde Camii hocası onları sevindirmek için,beklenmedik bir sürpriz yaparak,onları minareye çıkarırdı. Minare'nin ikinci şerefesinden Siverek'i seyretmek onları hayal alemine uçuruyordu. 168 Karacadağ'a karanlık çökmek üzere idi. Diyarbakır'a doğru süren ve Ekrem için sonu belli olan yolculuk devam ediyordu. Ekrem gözleri kapalı düşünmeye devam ediyordu. Bütün yaşamı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden akıp gidiyordu. Arabadakiler onun uyuyor olabileceğini düşünerek içine gömüldükleri sesizliği bozmamaya çalışıyorlardı. Daha önce geçirdiği rahatsızlıklar sırasında Diyarbakır'a bir an önce varmak icin sabırsızlanan Ekrem bu defaki yolculuğun bitmesini hiç mi hiç istemiyordu. Anlaşılan Diyarbakır'ın yapabileceği fazla bir şeyin kalmadığına kendisini tamamen inandırmıştı. Yaşama dair umutları bir bir tükenmişti. Yaşam sahnesinde kendisine verilen kısa rolün sonuna gelinmişti. Saat ve dakikalara ayarlanan kameralar stop için düğmeye basılmayı bekliyorlardı. Ekrem'in aklına kısa bir süre önce vefat eden çok samimi arkadaşı Turan Seyfioğlu gelmişti. Sosyal ve siyasi alanda yakın dostluğu olan ve çok sevdiği bu arkadaşının ölüm haberini ancak birkaç gün önce alabilmisti.. Çevresindekiler Turan'ın ölümünü ondan titizlikle saklamışlardı. Ne var ki, birkaç gün önce kendisini ziyaret etmeye gelen bir-iki eski arkadaşı sohbet sırasında boş bulunarak ona Turan'ın öldüğünü söylemişlerdi.Turan'ın ölüm haberi onun yorgun ve yaralı yüreğine balyoz gibi inmişti. O'nun ölüm haberine üzülen Ekrem gözlerinde biriken gözyaşlarını silerken, kendisine bu haberi veren misafirler kırdıkları bu potun yol açtığı faciayi farketmiş ve Ekrem'e geldiklerine geleceklerine bin pişman olmuşlardı. Ekrem'in,Turan Seyfioğlu ile bir sürü anısı vardı. 12 Eylül fırtınasından kurtulmak için yurtdışına birlikte çıkmışlardı. Suriye sınırını geçmek için fırsat kolladıkları o zor günlerde açlığa, susuzluğa Turan ile birlikte göğüs germişlerdi. Gece karanlığında, yağmur altında gerçeklestirdikleri o zorlu yolculuk geldi aklına. Yüreklerinde halka ve davaya olan bağlılık, geleceğe dair büyük ve sarsılmaz bir inançla çıktıkları bu yolculukta aynı kaderi paylaşan bir sürü insan vardı. Hepsinin kafasında aynı düşünceler ve aynı heyecan vardı. Pust pusulara kurban gitmemek için deneyimli rehberler eşliğinde, kör karanlıklara karşı dikkatlice yürüyorlardı. Ekrem, Turan ile yan yanaydı. Hava yağmurlu idi. Yağmur altında ıslanan taşlar sabun misali kayganlaşmıstı. Bu zorlu yolculuğa baş koyanların çoğu ilk kez böylesi bir yolculuğa çıkmıslardı. Sınır geçişleri, gece yolculuğu birçokları için sadece roman ve hikayelerden ibaretti. Islak taşlara basanlar kayarak yere yuvarlanıyorlardı. Çamura batanlar devrimci mücadelenin zor ve çetin yasalarıyla ilk kez yüzyüze geliyorlardı. Karanlık gece onlara bitmeyecekmiş gibi geliyordu ancak her şey halk için denilerek bütün zorluklara göğüs geriliyordu. Düşüp kalkmaktan canları çıkan gruptakiler biriki dakikalığına mola verdiklerinde, Turan Seyfioğlu yanıbaşında yorgunluktan bitap düşen Ekrem'e dönerek ''Yahu Ekrem Lenin'in, 'devrim yolu zordur, çetindir, engebelidir, belalıdır' dediği yol yoksa bu mudur?'' diyor. Turan'nın bu zorlu yürüyüş sırasında yaptığı bu anlamlı espiri Ekrem'e güç veriyor. Ekrem çok eskilerde kalan bu anıyı hatırlayarak Turan için birkez daha ağlıyordu. Sonra aklına Siverek'te yakalanması ve Mamak'ta geçirdigi cezaevi günleri geliyor. Her tarafın toz duman olduğu o günleri düşünürken yüreği titriyor. O günler 169 yaman günlerdi. Cezaevi döneminde ve sonrasında geçirdiği o zor günlerde kendisinden kaçan ya da onu sahiplenen insanları bir bir aklından geçiriyor. Zor günlerin dostluğunu ve arkadaşlığını en iyi o yıllarda tanımıştı. Yine de, o her şeye rağmen insanları seviyordu. Eli kalem tutan, cebinde parası olan herkesin Siverek'ten vebadan kaçarcasına uzaklaştığı o çetin dönemde, o, insan sevgisi, Siverek aşkı diyerek Siverek'ten bir adım olsun uzaklaşmamış ve Siverek'te yaşamaya devam etmisti. En önemlisi de, o bir gün olsun bu yönde aldığı, bu kararından pişmanlık duymamıştı. Diyarbakır-Siverek arasındaki yol Diyarbakır'a doğru biraz daha kısalıyor. Karacadağ eteklerinde bir korna sesi yankılanıyor. Korna sesi Ekrem'e Ambulans sesini anımsatıyor. Ambulans onu yedi yıl önce bu mevsimde Hollanda'ya yaptığı bir ziyaret sırasında karşılaştığı bir olaya götürüyor. Hollanda'da kendisine misafir gittigi akrabasıyla şehir içinde bir yere gittikleri bir gün yolun trafiğe kapatıldığını görmüşlerdi. Sağlı sollu kapatılan yolun ortasında sirenleri yanıp sönen bir ambulans duruyordu. Anlaşılan ciddi bir kaza meydana gelmişti. Yarım saat sonra yol açılmış ve kuyruğa giren arabalar yoluna devam etmişlerdi. Olayla ilgili bilgi almak icin yol kenarında bekleşen insanlara durum sorulduğunda kendilerine, sahibinden habersiz sokağa çıkan bir kedi yavrusuna araba çarptığını ve komşuların hayvan hastanesine telefon açarak buraya ambulans çağırdıklarını, yapılan ilk müdahaleden sonra kedi yavrusunun hastahaneye kaldırıldığını söylemişlerdi. Hollanda günlerine dalmışken, Almanya, Belçika ve Fransa'da geçirdiği o güzel günlere uzanıyor, Paris'te gün boyu Sen Nehri'nde yaptığı o güzelim bot gezisini anımsıyordu. Gezi sırasında sağda solda mermer sütunlarıyla birçok muhteşem yapı ve saray görmüştü. Ne var ki, gece yatağa girdiğinde rüyasında Siverek'te, Nigar Düzü'nde kirveleri Hemo Tirko'nun gülen yüzünü görmüştü. Gidilecek yere varılmıştı. Araba hastanenin kapısında durduğunda Ekrem bütün gücünü toplayarak ve hiç kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan birkaç basamaktan oluşan merdivene yöneliyor. O, ölümle olan bu son randevuya başı dik yürümek istiyordu. Bu merdivenleri daha iyi durumda olduğu günlerde bile zor bela çıkabilmişken şimdi burdan bir tüy hafifliğiyle çıkıyordu ya da en azından ona öyle geliyordu. Doktorlar gerekli müdehaleyi yapmışlardı ancak yapılabilecek bir şey yoktu. Ölüm de, Ekrem Karahan da bu defaki randevuya sadık kalmışlardı.Günün birinde gerçeklesmesi kesin olan bu randevuyu ertelemenin bir anlamı yoktu. Ölüm ben geldim diyorsa, Ekrem Karahan'a da ''HOŞGELDİN SEFA GETİRDİN'' demek düşerdi. Nitekim, öyle de oldu. Ekrem yaşama gözlerini ebediyen yumduğunda, yakışıklı yüzüne güzel şeyler yapmanın mutluluğu konmuştu. Cenazesi Siverek'e doğru yola çıkarıldığında, ona karşı yerine getirilecek son görev için insanlar dört bir yandan yollara dökülmüşlerdi bile. Ekrem Karahan yaşamı boyunca hep yenilikler peşinde koşmuştu. O geride bıraktığı bir vasiyet ile Siverek tarihinde bir ilkin altına bir kez daha imzasını atıyordu. Vasiyeti gereği mezarı başında okunan Kürtçe telqin sayesinde Siverek halkı kendi dilinden ilk kez telqin dinleme imkanına kavuşuyordu. 170 Dünya işlerinde hep yenilikçi olan Ekrem Karahan diğer dünya için de yenilikçi davranmıştı. Hoşçakal güzel insan, Hoşçakal güzel dost, Hoşçakal güzel baba, Hoşçakal güzel kekom, Hoşçakal be güzel DEZA'm Sen rahat ol, Siverek insanı seni hep özleyecek ama hiçbir zaman unutmayacak… Kadir Büyükkaya Hollanda Kadir BÜYÜKKAYA [email protected] 10. ÖZLENEN DİYARA DAİR Ilık bir bahar sabahında Karacadağ'ı arkama alıp yürürüm taşlı, karlı yollarda. Saat henüz sabahtır, iki göz mesafesinde ulaşılacak sevdam vardır ki alır beni götürür o siyah enginliğe. Enginliğe giden patikada geride bıraktığım her adım tarihe miras kalır, her adım yalnızlıkla yoldaş olur, oturur şiirlerimin başköşesine. Kuşluk vaktine yaklaştıkça güneşle aşk yaşarım, teni tenime değmiş gibi yakar kavurur beni. Karacadağ izler bizi, utanırım; ihanetin acısını yüreğimde taşırım. Bir derviş edasıyla yol yürürüm sonu gelmez, yol yürürüm kimse bilmez, yol yürürüm solgun kardelenler beni gözler. O güzelim akşam saatlerine yakın kuzuların meleşmeleri, ayaklarımın altında can çekişen kengerleri ve en az bir passat kadar kıymetli katırıyla bir uç köyden bir iç köye azık taşıyan elleri nasırlı, yüreği dağlar cesametinde Hale şukri'yi görür ve avazım çıktığı kadar fakirliğe, yoksulluğa sitemler ederim. Aslında ben bu değildim, sitemde hiç mi hiç karım değildi. Ama iç acıyınca, gözler buğulanıp boğaz düğümlenince bir başka oluyor insan… Derken karşılaştığım bir qoninin (hayvan çadırı) altında berivan (süt sağma zamanı) gelmiştir; kuzular annelerinden uzaklaştırılır. Uzak tutulan her kuzu ağıt yakar ayrılığa, acaba bu berivanın başka bir anlamımıydı? Berivan, sende başlattığım sende bitirdiğim derin sevdamın solgun yüzü… Ve akşamı da yolcu etmeye başlarım tozlu tarih raflarına. Geceye ilk adım bir korucu kulübesi olur. Bir dengbeş ruhuyla anlattığı acılarını dinlerim; henüz 16'lık ciğerparesi Baran'dan nasıl koparılışını o mert yiğidin. Kardeşi kardeşe vurduran sebeplerin bilinmezliği belli ki iyice oturmuştur korucu Mehmet Efe'nin yüreğine. Gecesi gizemlidir Karacdağ'ının, tıpkı gizli bir sevda gibi… gecenin bir yarısı Karacadağ'ın zirvesi ile yıldızlar ayın ondördünün şuasıyla adeta raks ederler. Sonra kayan yıldızları görünce şuuraltı müktesebatım maziye kayar da “hey gidi günler”im canlanıverir yine… 171 Hey gidi günlerimin mahzun memleketi, sürgün aşkların metropol şehri Diyarbekir! Nasıl anlatsam seni, Yunus gibi “bana seni, gerek seni”, Ahmet Arif gibi “üşüyorum kapama gözlerini” ve sürgün şair gibi “ seni anadilimde seviyorum Diyarbekır!” Bir derviş ağırlığında akan serin suyun Diclen mi? Başlarında Hz. Süleyman ve 26 sahaben (1) mi? Tarihi, bir bilge aborojin gibi sırtında taşıyan surların(2) mı? Kalelerin mi? İki büyük peygambere (3) ev sahipliği edişin mi? Ben u Sen'in mi? Karpuz güzelin mi? Ve daha başka nelerindi… Evet, belki bunların hepsi beni sana bir nebze bağlamıştı ama o tarifsiz sevgi bir başka şeydi, beni sana çeken şey neydi sevgili? Mustafa URAL 1) Diyarbakır, Dünya'da Mekke ve Medine'den sonra en çok sahabe kabri bulunan 3. Şehirdir. 2) Diyarbakır surları yaklaşık 9000 yıl önce inşa edilmiş Dünyanın en eski ve en yüksek surlarıdır. Surlar üzerinde birçok medeniyete ait işlemeler bulunmaktadır. Yaklaşık 5 km uzunluğundaki surlar Çin Seddinden sonraki en uzun surlar özelliğini taşımaktadır. 3) Diyarbakır'ın Eğil ilçesinde Kuran'da 2 ayette ismi geçen Hz. Zülkifl (a.s) ile Hz. Elyesa (a.s) 'ın kabirleri bulunmaktadır. 11. BİR BAŞKADIR MEZOPOTAMYA'DA BAHAR Mezopotamya'da bir başkadır bahar. Coşkudur, sevgidir, renklerin doğayla egzotik dansıdır. Henüz yirmisine yeni basmış bir köy delikanlısının hoyratça hayata bağlılığının doruk noktasıdır. Hele de ömrünün son demini güneşe armağan eden Mayıs'ın, görevini tamamlayarak kayıtsız şartsız Haziran'a bir teslim oluşu var ki… Karacadağ'ın yaralı bağrını yarıp volkanik kayalar arasından yılan sessizliğiyle inceden inceye tıslayıp cana can katan Hamravat Suyu'nda yıkanan Zozan'ın barışa ve kardeşliğe gülümseyişidir Mezopotamya'da bahar. Kulaklarda yılların kambur yorgunluğunun tiksindiren zonklamasının yüreklerde kuş cıvıltılarına, mis kokulu gül bahçelerine dönüşmesidir Mezopotamya'da bahar. Sabah güneşinin Diyarbakır'ın çıkmaz dar sokak pencerelerinden bazalt örgülü tarihi evlerin eyvanına sevgi ışıkları taşırken, doğanın kaygılı çelişkilerine çıkarsız, aldatmacasız; ama umutla ev sahipliğine soyunmasıdır Mezopotamya'da bahar. Resul Üstün 172 12. KARACADAĞ HİKAYESİ Diyarbakırlının gözünde salt sönmüş bir volkan, taş kesilmiş bir arazi, bir taşlık alan değildir. O bin bir çiçek ve böceğin barınağı, bir uygarlık beşiği, bir kadim tarih, bir şiir, bir hikâyedir. Sözgelimi yöre insanı Ahmed Arif'in dizelerini süslemiştir: 'Açar, kırmızı yediverenler/ Ve kar yağar bir yandan/ Savrulur Karacadağ.› Karacadağ, 1200 yıldan beri İran ve Irak'taki Kürt aşiretlerinin Anadolu'ya yayılmasında dağıtım bölgesi oldu, temel konak işlevi gördü. Ona dair Kürtçe bir özdeyiş var: . Çiya Qerejdağ e, diben çiyaye (Karacadağ, derler ki dağdır). Çünkü koni biçimli olmayan, yavaş yavaş yükselen sönmüş bir yanardağ bu. Hem yakın, hem uzak; hem dağ, hem değil. Diyarbakır tarihini yazan Şevket Beysanoğlu, halk arasında volkan patlamasının nasıl yorumladığına değiniyor: 'Bir ejderha ateş püskürmüş; sonra onu zincirlere vurup susturmuşlar!' Yazar Şeyhmus Diken, bize, Karacadağ'ın şehir için ne ifade ettiğini anlatıyor: 'Taş ile kaya parçaları ta Antep'teki kiliselerin inşasında kullanılsa bile, asıl şekillendirdiği şehr-i kadim Diyarbekir'dir. Ülke sınırları içinde en az on yabani buğday ürününün yarısı Karacadağ kaynaklıdır.' Diken, Diyarbakır ile Karacadağ'ın aşk ve nefrete dönüşen ilişkisini şiirsel biçimde dillendiriyor: 'Bu dağ, dağ olalı beri böylesine kin kusmadı. Kini ateş olup kasıp kavurdu silme ovayı. Ateş söndü, taşlaştı. Ova silme taşa kesti. Yanı başındaki şehir, şehir olalı, öfke duyduğu bu dağa 'hükmün kimedir?' dedi. Dağın kusmuklarından surlar ördü bu şehir. İçine de evler. Kimliğini, dağın kustuğu taşlara işledi. Dağ haddini bilsin diye. Mezopotamya'nın bu kadim dağının, bu içi geçmiş volkanın harabat halindeki etek ve tepeleri kimseyi yanıltmasın. İçini boşaltıp ölmüş, taş doğurup taşlaşmış ama ölü haliyle bile tekmil çevresine Diyarbakır, Mardin, Urfa ve Antep'e can vermiş; yaşam tarzlarını belirlemiş. Üfürdüğü, savurduğu kara taşlardan şehirler, kasabalar ve köyler kurulmuş. Yine de nazlı bir sevgili Karacadağ. Uzak bir hayal, bir baba ocağı, bir şiir, bir hikâye. Kürt aşiretlerinin göç otağı, göç yatağı. Binlerce yıllık tarihin tanığı. Faik Bulut 13. DÖRT KAPIDA DÖRT SEVDA Ben bu şehrin ıslah ve iflah olmaz oksijenini soludum… küçesinde oynadım, bedeninde coştum, kastalından su içtim, yağmur yağanda siviğinden geçtim, soğuk vurdu pininde sabahladım… sıcak havalarda çayöğünde hüllelerde fasıllar geçtim… düşlerimi ısırdım Kerejdağ'da lavdım püskürdüm mağmasında gözyaşı düktüm… ovaya indim göğsüm bereketlendi. Ahmed AYDEMİR 173 14-BARIŞ DİLİ' İHTİYACI Kürtlerle ilgili zihnimdeki en uzak anı köyümüzdeki 70-80 yıllık evin dolap kapağındakı işlemeleri sorduğumda anamın "O işlemeler bu evde daha önce yasayan Erzincan'dan sürülen Kürtlerden kalma" sözüdür. Anam onlardan acılı ama gururlu insanlar olarak söz eder ve eklerdi: "Ali Rıza bey pek konuşmazdı ama karısı sürekli ölen oğlu için ağlardı". Ahmet Arif şiirleriyle kurduğum ilişkiden etkileniyordum. Karacadağ'ı, Hamravat suyunu, Diyarbekir Kalesini, Dağlara gelen baharı, Gözlerinden öperim demenin duruluğunu ve daha bir çok duyguyu ondan öğrendim. Prof. Dr. Şükrü Hatun 15-BENİ BU SESLER OYALAR!.. Eşlik eder yürüyüşlerime kimileri, benim onlara bir rehber gibi eşlik ettiğimi sanarak! Varsın öyle bilsinler. Onlar şehrimi tanırken, ben de tanıyorum ya yeniden bu şehri kadimi, bilmeseler de olur… Bir şafak vakti hayata yeniden döndürülmesini beklediğim bir dostun anılarıyla hemhal, nehrin öte yakasından şehre bakarken, sabah alacasındaki ürperti getirdi kendime beni. Bir nefes aldım, bir nefes, hançereme doyasıya. Ve baktım surlu şehrin üzerindeki sabah alacasının oluşturduğu çiyli, puslu havaya… Uzakta, taa uzaklarda, silueti görülen Fis Kayadan çokça patika, bayır demeden, çocuk bacaklarım çizilerek, ayaklarım kayarak inmişliğim vardır Dicle kıyılarına. Kimi kez arkadaşlarımla “çay içinde dügme taş” deyip Siring, Behran, Şebbot balıklarıyla oyunlar oynamışımdır bilirim… Binler yıldır, ben dahil kimlere yol olduğunu, bir tek kendisi bilen, On gözlü Köprünün orta gözünden, şehrimin Mardinkapısına, sayısız defalar bakmışlığım vardır. Birkaç kez Tanrıya dilekçe yollamışlığım da… Onu da bilirim! Surlu şehrin hangi burcunun bağrındaki dövmesine işlediğim suretimi bir tek ben bilirim… Bütün kapılarından şehrin, sayısız kez, yaka üryan, göğüs büryan geçip, gölgesiz yürüdüğümü de bilirim… Ali Keşkül'de, Pêlvan Baxçasında, Cinêli'de, Savacax'ta, Çüt hevuzlarda, ezcümle bilumum Hevsel'de kimler oturur, hangi meyve hangi zamanda yetişir, ben bilirim ya! Mardinkapı'daki Keçi Burcundan, epeyce uzaklarda ip gibi kıvrılan Dicle Nehrine bakarım. Bakar da melûl, mahzun Dicle'nin dolanışını seyrederim. Üzeri tepsi gibi düz Kırklar Dağına, ayaklarımın altındaki düzlükte tatlı bir eğimle yayılan Hevsel Bahçelerine, değirmenlere bakarım. 174 Bakarken, şairin dizeleri dilime düşer, “çay ögünden katırlarla kum gelir, / kavun gelir bal petegi / karpuz gelir şarti pıçax kırmızi”. Temmuz güneşinin kavurucu sıcaklığı, Kerejdağın içimdeki soğuğunu söndüremese de, ben buradayım ya! O bana yeter… Bir hafta uzak düşsem, uzak düşsem bir süre “Surlarıyla çepeçevre kuşatılmış şehrim ne haldedir!” diye hasret çekenlerdenim… Şeyhmus Diken 16-KARACADAĞDA KADIN OLMAK Sabah saat üç buçukta kalkar ahırdan bozma yatak odasında yeni doğmuş buzağı ve kuzuların karnını kendi çocuklarından önce doyurma telaşına girerdi. Evdeki koyunu doğurduğunda kendisi doğurmuş gibi sevinir öper okşar bakardı. Günlerdir üzerinden çıkarmadığı elbiselerinin terden sertleştiğine aldırmadan buzağını yıkardı. Üçüncü rüyada olan çocukları ve eşi uyanmasın diye ayak parmakları ucunda yürür kuzuları otlağa sürerdi. Kuzuları gecenin alaca karanlığında iliklerine kadar sızmış korkuya aldırmadan kuzuları en güvenli yerde otlağa bıraktıktan sonra geri döner bu sefer koyunlarını sağardı. Hele Rıkko diye koyun var ya! Zalımo Remo bir tarafa, Rıkko bir tarafa. Hıç olmasa Remmoyla arada bir iyi geçinirdi Rıkko ise geçimsiz sanki kendisine düşman. Rıkko büyük koyunun adıydı. Sütü sağarken ikide bir ayağını stıle vurmaya kalkışmaz mı?... Her seferinde ayağını havada yakalıyordu Sıttı . Yakalayamazsa sütü yere döker heriften de bir sürü laf işitirdi. Koyunları sağdıktan sonra daha güneş yeni doğmaya başlarken ateşin önünde sütü kaynatmayla uğraşırdı. Sütü kaynatırken derin hülyalara dalar baba evinde ne kıymetli kızdım diye düşünmeye başladı mı gerisi çok güzel bir sıla özlemi olurdu. Daha sekizindeydi yanakları al al gözleri bal. "Mala bavı qüda kizbum ez çı vezirbum" (babamın evinde kızdım şahdım padişahtım. diye iç geçirirdi. Annesinin kucağında günde beş kez saçı taranırken şimdi aylarca taramaya fırsat bulamıyordu... Amcaları gelirken Sıtı diye çağırır ceplerinden balon yâda benişt çıkarırlardı. Stı sanki dünyayı kazanmış gibi utanır benişti alarak kaçardı. Dünya dedikse de benim benzetmem. Yoksa Sıtı ye göre bir inek hediye edilmişçesine mutluluk verici bir şeydi bu. On birine geldiğinde artık okulun dördüncü sınıfına giden kimilerine göre büyümüş bir kız sayılıyordu. Annesi süt sağmayı koyun gütmeyi. Rêğ (tezek) açmayı öğretirdi. Tezek yapma başlı başına bir ustalık istiyordu. samanla karışık iyi yoğrulması gerekiyordu. Yoğururken toprağın karıştırılmamasına dikkat edilmeliydi. Ayaklarıyla iyice bir yoğurduktan sonra önce tepık yapardı. Tepık ince ve daha ufak olduğu için çok zaman alıyordu. Oysa tepıkın daha büyüğü olan kerme daha çabuk yapılır ve daha kolaydı. Bunları yaparken daha sabahın beş altısı anca olurdu. Çünkü akşamdan beri biriken rêğa çarva koyun gübresi kurumadan hemen sabah serinliğinde yapılmalıydı. 175 Saatler yediyi gösterirken: Akşamdan kalma bulaşıkları evin yakınında bulunan nevala zınnar çayında yıkamaya başlardı. Bulaşık detarjanı yerine toprak ve kül kullanırdı önceleri ama şimdilerde artık mintax işleri dehada kolaylaştırmıştı.. Bulaşıkları yıkarken yeni doğan güneşin sıcaklığı yüzüne vururdu. Ez mala bâvı ğoda kizbum babamın evinde kız idim türküsünü mırıldarken hatım destı wi Remoyda rezil bum (geldim bu remo'nun elinde rezil oldum.) diye türküye doğaçlama yapardı. Remo yirmi yıllık eşiydi. Remoyu evlendiğiniz ilk gece karanlıkta görmüştü. Zaten şehirli kızlar gibi hayalinde ne Alan Delon ne kadir inanır nede Tarkan vardı. En iyi hayali klam kahramanları. Mehmedı zındi,Rıko yı Bro yada Hêsenı Bıçuk olurdı. Bazen abıisi kendisine berdel olması için; "Hêkamın tı mıra berdêli dıbi?" bacım sen bana berdekurmusun Derdi. Sıtı boynunu büker eri keke olur abi derdi. Zaten başkada bir şansı olamazdı. Zaten korktuğu babasının kendisine bêrdel düşünmesiydi. Neyse ki Remo gelmiş bu korkulardan kurtarmıştı onu. Ne bêrdel nede başka sadece başlığın verip getirmişti Remo... Aslında hep derler başlık falan filan. Kızlar başlık adı altında tanımadığı kişilere zorla veriliyor diye. Oysa Sıtı'ninde hayali en fazla paraya 4 gitmekti. Çünkü arkadaşları arasında az paraya giden kızlar aşağılanıyordu. Hem çevreden de ucuza gitmiş muamelesi yapılıyordu. Değeri, güzelliği, hamaratlığı başlık parasıyla belleniyordu. Hem Remoda ucuza getirse hep kıymetsiz değersiz bakardı kendisine. Gider bir tane daha almaya kalkışırdı. Başlığı ne kadar yüksek olursa Remo daha çok kendisinden çekinir kıymet verirdi. Yoksa küsüp gittiğinde Remo'nun elinde bir daha verecek başlık parası olmamalıydı..Babası Sıtı'nın üzerinden kardeşini evlendirme hesaplarını yapıyordu. Şimdi Remo'nun yanında evde kavga çıksa, kızı kaçsa, Erkek çocuğu kız kaçırsa hep suçlanan ve dayak yiyen Sıtı olurdu. Erkekler erkek meclisinde: erkekliklerini yüzündeki şişliklerle kanıtlarlardı. Hatta erkeklik yarışına giren cehennem zebanisi Remo birde hadi kim hanımının kolunu, kim kafasını kırar teklifini getirmez mi ordaki erkeklere. İçinden dua ederdi teklif kabul edilmesin diye. Karacadağda kadın olsaydınız ilk gece heyecanını önce iyi bir kötekten sonra can acısıyla kadınlık acıları içerisinde geçirirdiniz diye söylenir oldu. İşte bunları düşünürken saatin yedi buçuka yaklaştığını fark ettiğinde koşar adımlarla içeri koştu. Kaynayan sütün taştığını herifinde sabrının sütle beraber taşmak üzere olduğunu anladı. Adurgandaki çayın kaynadığını görünce kahvaltı hazırlığına başlardı. Kahvaltıda sıra sıra dizilmiş bir düzine çocukla birlikte herife çay doldurur fırsat bulursa arada bir ağzına bir lokma atar fırçalanmamış çürümüş dişlerle çiğnemeden yemeye çalışırdı. Bu devirde hem fırça da macun da var. Ama bunu yapacak zaman olmadıktan sonra ne yaparsınız macunu fırçayı. Saatler onu gösterirken toplanmış elbiseler leğende ateşte kaynamış suyla birlikte dere kenarında çamaşır yıkar olurdu. Koniyle çamaşırları döverken alnına yakılan karayazıyı kaderini dahası Remo öfkesini boşaltırdı. Hele Remo aklına gelince daha hızlı koniyi sallardı çamaşırlara. Remo karşıda koyunları kırpıyordu. İçinden akşamdan yenilmiş sopaların öfkesiyle çamaşırlara vururdu. Kırpılan yün birazdan önüne yıkanmak için gelecekti. Güneş tepesine dik vurmaya başlamıştı. Öğle namazına giden Remo ya bakarak halen evin içerisine girememenin ezikliğini yaşardı. Yünü suya batırıp 176 konilerken Remonun o kalın sesini işitirdi. "Nanı niwro te çı kır? öğle yemeğine sen ne yaptın " Hemen elindekileri bıraktı ve eve koşuverdi. Tezinden kerejdağ pirincini tencereye koydu. Adurgana (şömine) ateşi alevlendirip dumanlar içerisindeki güzelliğini anca çeşmede su içerken görürdü. Bir yandan yemek hazırlığı derken diğer yanda on iki numara, sırtındaki Pıtoya çatlamış gögüs uçlarıyla sütü vermeye çalışırdı. O bir anneydi. Öğle yemeği arasından sonra, kış için toplanan otu patil yapmaya başlardı. Elleri çatlamış nasırlanmıştı. Saatler dördü gösterirken Hafşoya toplanmış koyunların arasında süt sağmaya başlardı büyük kızı yanında. Kendisi okumamıştı ama inadına kızlarına çalışmayın okuyun derdi. Akşam serinliğin de de bebelerin kirlettiği bezleri yıkarken günlerdir taranmamış saçlarınız bu fırsatta yıkamaya çalışırdı. Akşam yemeği misafir derken gece hayli ilerlemiş olurdu herifin iri ufaklı oynaşmaları karşısında yorgun düşmüş bedeniyle bir an önce kendisini rahat bıraksın da derince bir uykuya dalmayı arzulardı. Tabi ki yeni doğan kuzu ve buzağılar gece ilerleyen saatlerde kendisini rahat bırakırlarsa. Hüseyin Gökmen 17-DAĞLARA BAHAR GELENDE Karacadağ dedik de, bir başka olur Karacadağ'da bahar. 250 rakamıyla ifade edilen ve 40 ayrı familyaya mensubiyeti bilinen bitki türlerinin ve de Ters Lale'nin vatanıdır Karacadağ. Bahar en çok bu bitkilerin doğayla kucaklaşmasına yakışır. Bahar gelende bizim buralara; Dağlara lale düşer, güle velvele... Gülün telaşı lalenin yabani olarak bitmesinden kaynaklı kendi kıymetinin bilinmemesinedir. Yoksa laleye de yer var bu diyarlarda, güle de! Çünkü gül de, lale de bilir ki; Diyarbekir'in dört etrafı menekşe ve nergis'dir Şehmus Diken 18-BAHARIN BİR HABERCİSİ KENGER SATILMASIYDI Karacadağ'da orman kalmadı ama bin yılların "kenger"i direndi zamana. Kar erimeye başlayınca, kenger topraktan fışkırır. Hele birazcık güneş görsün, dikenli yapraklarını toprak yüzeyine, gövdesini de toprağın derinliklerine uzatır. Kara, soğuğa dayanıklıdır. Her taşın altında biten kenger, yöre insanın da vazgeçilmez yemeğidir. Beş-on santimetre uzunluğundaki etli ve süt beyaz gövdesi yemek yapılırken, dikenleri kuruyunca çevre köyler için iyi bir yakacak olur. Bahar öncesi yetişmeye başlayan kenger, mayıs ortalarında yeşilliğini kaybeder, kartlaşır ve dikenleşir. Dikenleşen kenger kadınların sırtlarında kıl çadırlara, köylere taşınır. Yani kenger üç ay aş, beş ay yakacaktır. Antik Karacadağ lavlarında yetişen, kıraç ve yanmış toprağı seven kenger Şeyhmus Çakırtaş 177 C-KARACADAĞ EFSANELERİ / Diyarbakır Karacadağ Efsanesi Diyarbakır beyinin dünya güzeli bir kızı varmış. Beyin yanında marangoz olarak çalışan yoksul bir delikanlı, bu kızı görüp aşık olmuş. Anasına gidip, beyin kızını kendisine istemesini söylemiş. Anası her ne kadar, bu işin olamayacağını anlatmaya çalışmışsa da oğlunun yalvarmalarına dayanamayarak, beye gidip durumu anlatmış ve sözlerini de şu maniyle bitirmiş. Güneşe bakmak olmaz Gönülü kırmak olmaz Büyüklük sizde kalsın Seven ayırmak olmaz Bey kadını dinledikten sonra, "Benim de çok sevdiğim bir oğlum vardı. Bir gün atalarımızdan kalma değerli kılıcımızı alarak, dağda yaşayan ve insanların başına bela olan ejderhayı öldürmey gitti fakat, ejderha onu öldürdü ve kılıç da dağda kaldı. Eğer, oğlun bu ejderhayı öldürür, o kılıcı da geri getirirse kızımı ona veririm" demiş. Anası gelip olanları oğluna anlatınca, delikanlı anasıyla helallaşıp hemen dağa gitmiş. Ejderha oğlanı görünce, ağzından ateşler püskürterek, daha delikanlı davranamadan, onu yakıp öldürmüş. Oğlan can acısıyla öyle derin bir ah çekmiş ki, feryadı gökleri titretmiş. Bu çığlığı işiten anası, oğlunun öldüğünü anlamış ve duyduğu büyük acı ile şunları söylemiş. Sandım olacak düğün Kara gün oldu bugün Oğlumu alan dağlar Sen de karaya bürün Acılı ananın bu ahı üzerine, dağ kararmış ve bundan böyle bu dağın adı da KARACADAĞ olmuş. (Anonim) Karacadağ'la ilgili başka bir efsane Karacadağ ve 5 dağ peygamberimize mekan olmak üzere yarışır.Yarışı Hira dağı kazanır.Üzüntüden Karacadağ patlar. Fahrettin Kırzıoğlu'nun naklettiği Diyarbakır'dan derlenen bir efsanede de ejderhaların ortaya cıkması, ceylanların Ülker yıldızından hamile kalmaları hadisesine bağlanır: “İlkbaharda şehrin (Diyarbakır) batı guneyindeki meşhur Karacadağ (1919 m) üzerinde toplanan bulutlar arasındaki 'ejderha'nın aslı ve gorunuşu şoyledir: Gazal de denilen ceylan/ceyran sonbaharda 'ulker yıldızı'nı gorunce gebe kalır. Baharda doğurduğu sırada bunlardan binde biri bazan torba şeklinde kapalı tulum gibi bir şeydoğurur ve gerisine donup goz ucuyla yavrusuna bakarken bu hali goren ana ceylan birden bire urkerek arka ayaklarıyla bu tuluma bir cifte savurur. 178 Anasından cifte yiyen bu torbadaki yavru birdenbire buyuyerek ejderha kesilir. Sonunda gokten gelen melekler bu hayvanı alıp bulutlar arasına gotururler (Kırzıoğlu, 1953: 697-698).” Yrd. Doç. Dr. Selahaddin Bekki *Bazı Halk Anlatıları Ve Dinı Metinlere Gore Kahramanın Mucizevi (Babasız) Doğumu Türk Kültürü Ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi / 2011 / 58 D-DİYARBAKIR HALKEVİ VE YAYIN ORGANI KARACADAĞ DERGİSİ Cumhuriyet Halk Fırkasının 1931'de düzenlediği III. Büyük Kongresinde aldığı karar gereği 19 Şubat 1932'de açılan 14 Halkevinden biri de Diyarbakır Halkevidir. Diyarbakır'da parti teşkilatı bulunmadığından, açılış hazırlıkları I. Bölge Umumî Müfettişi İbrahim Tali Bey aracılığı ile yapılır. Bölge Umumî Müfettişi İbrahim Talî Bey'in başkanlığında Baş Müşavir Süleyman Mümtaz, Diyarbakır Valisi Faiz Ergün, U. Müfettişlik İstihbarat Müdürü Osman Şahinbaş, Defterdar Nazım, Belediye Reisi Dr. Gafur Nüzhet ve Mektupçu Basri Konyar'ın katılımlarıyla bir komisyon oluşturulur. Bu komisyon 26-27 İkinci Kanun 1932 tarihlerinde toplantı yaparak kuruluş aşamasındaki şubelerde görev alacak üyeleri belirler. Açılışı gerçekleştirmek üzere Vali Faiz Ergün'ün başkanlığında on kişilik bir tören heyeti oluşturulur. 19 şubat 1932'de yoğun bir kalabalık eşliğinde eski Satın Alma Komisyonu binasında Halkevinin açılışı gerçekleştirilir. YAYIN ORGANI KARACADAĞ DERGİSİ Diyarbakır Halkevi Tarafından Ayda Bir Çıkarılır' ibaresi bulunmaktadır. Dış Kapakta ise 1.-18. sayılar arasında "Diyarbakır Halkevi Tarafından Ayda Bir Çıkarılır", 19.-86. sayılar arasında "Diyarbakır Halkevi Dergisi", 87,88.-91. sayılar arasında "Aylık Kültür Dergisi" ve en son olarak da 92,93,94-138. sayılar arasında "Aylık San'at ve Kültür Dergisi" şeklinde alt başlık kullanılır. Sahibi ve Neşriyat Müdürü: 1. sayıdan 87-88. sayıya kadar İmtiyaz Sahibi Diyarbakır Halkevi, Umumi Neşriyatı İdare Eden Avukat Agâh Arman 8990. sayıdan 122. sayıya kadar Yazı İşleri Müdürü Sedat Günay 123. Sayıdan kapanışına kadar Yazı İşleri Müdürü Ahmet Kabaklı'dır. Dili : Türkçe Yayımlandığı Yer : Diyarbakır Yazışma Adresi : Diyarbakır Halkevi Başkanlığı- DİYARBAKIR Yayımlanan Sayılar : 1-138 Yayımlandığı Tarihler : Şubat 1938-Haziran 1950 179 Sayfa ve Cilt Sayısı : 16-24 s., 12 cilt Sütun Sayısı : İki Abone Şartları : (1- 86) 1938'den 1946'ya kadar derginin sayı fiyatı 10 kuruş, yıllık abonelik 100 kuruş, 6 aylık ise 50 kuruştur; (87,88-117) 1946'dan 1948'e kadar sayı fiyatı 20 kuruş, yıllık abonelik 240 kuruş, 6 aylık ise 120 kuruştur; (118-138) 1948'den 1950'ye kadar da, yani kapanışına kadar, sayı fiyatı 25 kuruş, yıllık abonelik 300 kuruş, 6 aylık ise 150 kuruştur. İlkyazı işleri müdürü Avukat Agah Armandır. Bu görevi 1. sayıdan 87-88. sayıya kadar sürdürmüştür. 89-90. sayıdan 122. sayıya kadar Yazı İşleri Müdürlüğünü Sedat Günay, 123. Sayıdan kapanışına kadarki Yazı İşleri Müdürlüğünü ise Ahmet Kabaklı devralmıştır. 1938'de oluşturulan ilk yazı heyeti ise şu kişilerden oluşmaktaydı: Şeref Kişmir Lise Tarih-Coğrafya Öğretmeni Kazım Baykal Lise Filozofi Öğretmeni Ömer Öner Ziya Gökalp İlkokulu Başöğretmeni Faik İnanç Süleyman Nazif İlkokulu Başöğretmeni Sadık Özbek Süleyman Nazif İlkokulunda Öğretmen Şevket Beysanaoğlu Vakıflar direktörlüğünde memur Editörler Şevket Beysanoğlu Reşit İskenderoğlu Süleyman savcı Sedat Günay Ahmet Kabaklı 1924 yılı mayıs ayında Elazığ Harput'un Göllübağı'nda doğdu. Elazığ Numune Mektebi'nde ilk tahsiline başlayan Kabaklı, orta ve lise tahsilini Elazığ'da yaptı.1944 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu parasız yatılı imtihanını kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü'nde yüksek tahsilini tamamladı. Diyarbakır ve Manisa Lisesi'nde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı.1956 sonbaharında bir yıllık eğitim stajı için MEB tarafından Paris'e gönderildi. Dönüşünde İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü edebiyat öğretmenliğine tayin edildi (1958-1969). Bu arada Aydın'da iken başladığı Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirdi (1955-1960). 1969'dan itibaren İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'nda öğretim üyesi olarak çalıştı.1974'de emekliye ayrıldı. Türk Edebiyatı Cemiyeti Başkanı ve Türk Edebiyatı Dergisi'nin yönetmenliğini yaptı. Kaynak:Canser Kardaş. Dr. Bayram Durbilmez. Diyarbakır Halkevi ve Karacadağ Dergisinin Halkbilimi Açısından Değerlendirmesi(1932-1951).Erciyes Ün.Sosyal Bilimler Enstitüsü.Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Türk Halk Edebiyatı Bilim Dalı Yüksek Lisans Temmuz 2007 Kayseri 180 DİYARBAKIR MUSİKİ FOLKLORUNDA KARACADAĞ MOTİFLİ ÜÇ HALK TÜRKÜSÜ VEDAT GÜLDOĞAN Araştırmacı, Yazar, GİRİŞ: Diyarbakır'ın güneydoğu batısında yer alan Karacadağ, sönmüş volkanik bir dağ olup Diyarbakır Havzası ile Şanlı Urfa Plâtosunu birbirinden ayırmaktadır. Çok eski yıllarda çam ve meşe ağaçlarıyla kaplı olan bu dağa Diyarbakır ağzında “Karajdağ” denilmektedir. Birçok efsanelere konu olan Karacadağ, Diyarbakır musiki folklorunda da yerini almıştır. Bazı türkülerimize konu olan Karacadağ ile ilgili Celal Güzelsin derleyip taş plağa okuduğu “Üç Kardeştik Gittik Geyik Avına”, sözü ve müziği bana ait olan “Aslım Karajdağlı'dır” ve yine sözünü müziğini ve otantik hikâyesini Karacadağ da derlediğim “Karajdağ'ın Karı Var” türkülerinin sözleri ile iki tanesinin otantik hikâyeleri şöyledir: A- ASLIM KARAJDAĞLI'DIR TÜRKÜSÜNÜN SÖZLERİ: Karajdağ'ın kışından Duman kalkmaz başından Gözlerim kimse görmez Akan gözüm yaşından Karajdağ'ın pirinci Yârin dişleri inci Herkesin bir yâri var Benim yârim birinci Aslım karajdağlıdır Başım yara bağlıdır Çözme tabip yaramı Yar eliyle bağlıdır Di gel yârim gel bana Puşi sarayım sana Karajdağ suyu gibi İçeyim kana kana Bağlantı * 181 B- ÜÇ KARDEŞTİK GETTİK GEYİK AVINA a- TÜRKÜSÜNÜN OTANTİK HİKÂYESİ Avcılığın yaygın olduğu Diyarbakır'da bilhassa hafta sonları guruplar halinde ava gidilirdi. Bir hafta sonu Halil, Ramazan ve Hikmet adlarındaki üç kardeş yirmi kişiden oluşan bir avcı gurubuyla Karacadağ'a geyik avına giderler. Avcılar beşer kişilik guruplara ayrılarak avlanmaya başlarlar. Bir müddet sonra kayalık bir yerde geyik sürüsü ile karşılaşırlar. Geyik sürüsündeki bir geyiğin yavrusunu vururlar. Geyik sürüsü dağılır, vurulan geyik yavrusunun anası dağılan sürüden ayrılarak bir yerde durur. Duran geyiği gören kardeşlerden en küçüğü olan Halil vurulan geyik yavrusunun yanında kalarak onunla ilgilenir. Diğer iki kardeş ileride bekleyen ana geyiğin peşine düşerler. Ana geyik kaçar onlar kovalar, uzunca ve yorucu bir kovalamacadan sonra geyik iki kardeşin arasında kalır. Çapraz ateş arasında kalan geyik sağa-sola kaçmaya çalışırken kardeşlerden ortancası olan Halil'in geyiğe attığı mermilerden biri abesi olan Ramazana isabet eder. Aldığı mermi yarasının verdiği acıyla bağırarak yere yıkılır. Yanlışlıkla abesini vurduğunu anlayan Halil koşarak Ramazan'ın yanına gelir, Ramazan yerde kıvranmaktadır. Halil abesine sarılarak ağlayıp bağırmaya başlar, bağırtı sesine doğru koşan diğer avcılar olay yerine gelirler fakat kalbinden aldığı mermi yarası ile Ramazan orada ölür, cenazesi Diyarbakır'a getirilir. Diyarbakır'daki evlerinde şivan kopar, herkes perişan bir haldedir. Ramazan'ın cenazesi Şeyh Mahmut düzlüğündeki mezarlığa defnedilir. Aradan beş-altı ay geçtikten sonra ailesi ölen oğullarının dul kalan karısını Halil'in almasını isterler. Halil bunu duyunca çok üzülür ve kabul etmeyeceğini belirtir. Ana ve babası Halil'i ikna etmek için sözü dinlenen bazı şahısları devreye sokarlar. Bu şahıslar Halil'e: “ağabeyin öldü hanımı dul kaldı, bunu senin nikâhına alman gerekir derler. Halil: “siz benden olmayacak bir şey istiyorsunuz, ben canım kadar sevdiğim ağabeyimi yanlışlıkla vurup öldürdüm, benim acım içimden çıkmazken birde bana ablalık eden yengemle evlenmemi istiyorsunuz. Bu nasıl olur, ağabeyimin kemikleri sızlar, benden bunu istemeyin, ben bacım gibi saygı duyduğum yengemle evlenemem, o benim bacımdır, ağabeyimin bize emanetidir, ben emanete hıyanet edecek biri değilim” der ve kabul etmez. Halil bir gün evde yengesinin yalnız olduğu zamanda onunla konuşur ve kendisinden isteneni yengesine anlatır. Yengesi: “Halil sana da bu yakışırdı. Ağabeyin seni çok severdi, bende sana ablalık yaptım, sen benim dünya ahret kardeşimsin” diyerek Halil'e sarılır ve ikisi birden hıçkırarak ağlarlar. Halil yengesinin elini öperek evden ayrılır ve Diyarbakır'ı terk eder. 182 b- ÜÇ KARDEŞTİK GİTTİK GEYİK AVINA TÜRKÜSÜNÜN SÖZLERİ Üç kardeştik gittik geyik avına Geyik çekti bizi kendi dağına Tövbeler tövbesi geyik avına Arkadaşlar ben vuruldum kalbimden Geyik hiç gitmiyor benim aklımdan Tüfeğim kayada asılı kaldı Elbisem bohçada basılı kaldı Sevdiğim sılada küsülü kaldı Arkadaşlar ben vuruldum kalbimden Geyik hiç gitmiyor benim aklımdan a-OTANTİKHİKÂYESİ:Diyarbakır'ınçokeskiyaylalarındanbiriolan, çam ve meşe ağaçları ile kaplı bulunan Karacadağ yaylası gerek aşiretlerin gerekseyerleşikhalkınyazaylarındagidipçadırkurduklarıyerdir.KanuniSultan Süleyman'ınDiyarbakır'agetirttiğihamravatsuyunundagözesiburadır. UzunyıllardanberiKaracadağmıntıkasındayaşayan“Türkan”aşiretinin reisi olan Sadun Ağa'nın çok güzel bir kızı ve yakışıklı, cesur bir oğlu vardır. KaynakveKarabahçesemtlerindeyaşamınısürdürenbuaşiretinreisininoğlu bir gün atalarından kalan kılıcı alıp ava gider. Bir iki gün sonra dönmeyince aramayabaşlarlarvekayalıkbiryerdeölüsüilekarşılaşırlar.Sadunağabupek cesurvebabayiğitoğlununölümüneçoküzülmüş,günlerceyastutmuştur. Ağa çok güzel olan kızını erkek gibi yetiştirip ata binmesini, kılıç kullanmasını öğretmiştir. Görenlerin hayran olduğu bu kızın bir gün taliplisi çıkar ve babasından istetir. Sadun Ağa kızını istemeye gelenlere der ki: “bildiğiniz üzere oğlum Karacadağ'da bir ejderha tarafından öldürüldü. Kılıcı bile orada kaldı, kızımla evlenmek isteyen bu yiğit gitsin oğlumu öldüren ejderhayı öldürsün ve kaybolan kılıcı da bulup getirsin kızımı vereyim” der. Aracılar bunun çok zor bir iş olduğunu belirtmişler ise de Sadun Ağa: “benim başka söyleyeceğim bir şey yoktur” der. Ağanın kızını isteten gence durum anlatılır. O da: “ben gidip ejderhayı öldürüp ağanın kızını alacağım” der ve yola koyulur. Birkaç gün sonra bu gencin de öldüğü haberi gelir. Ağanın kızına bir çok genç talip olur ve ağa kızını vermek için aynı şartları ileri sürünce sevdalılar bu sevdadan vazgeçmek mecburiyetinde kalırlar. Babası öldükten sonra anasıyla yetim büyüyen ve çok çalışkan olan Bekir marangozluk yapmaktadır. Bir gün ağanın evindeki işleri yaparken bu güzel kızı görür ve oda aşık olur. Bir kaç gün sonra bostan koruluklarını tamir ederken ağanın kızı yanına 183 gelir biraz sohbet ederler. Kız da bu fakir ve yoksul gence gönlünü kaptırır. Bir zaman sonra da görüşmelerinde Bekir'e kendisini babasından istetmesini söyler. Bekir sevinerek eve gelir ve anasına durumu anlatarak kızı gidip istemesini söyler. Anası: ”oğlum biz kim ağanın kızı kim, boşuna sevdalanmışsın, bu kızı sana vermezler” deyince Bekir; yalvararak gidip istemesini çünkü kızın da kendisiyle evlenmek istediğini söyler, anası Bekir'in yalvarmalarına dayanamayarak gidip istemeye karar verir. Sadun Ağa, Bekir'in anasını kabul eder ve görüşürler. Ağa kızını Allah'ın emriyle oğluna istemeye geldiğini söyleyen Bekir'in anasına derki: “senin oğlun yetim büyüdü, şimdi kızımı ona istiyorsun, nice babayiğitler istedi bende şartımı söyledim kabul ettiler fakat hiç birisi gittiği yerden geri dönmedi. Oğlun bu sevdadan vazgeçsin, sen dul bir kadınsın bir şey olursa yalnız kalırsın” der. Bekir'in anası ağaya yalvararak, beğim bu şartları kaldır, başka ne istersen onu yapalım, sen haklısın fakat senin kızının da oğlumda gönlü var, bu iki genci biri birinden ayırma seveni sevenden ayırmak doğru değildir dediyse de ağa şartım şarttır karşılığını verir. Ağlaya, ağlaya evine dönen Bekir'in anası durumu oğluna anlatır ve bu sevdadan vazgeçmesi için yalvarır. Bekir kararlıdır gidip ejderhayı öldürüp Sadun Ağa'nın kızını almayı kafasına koymuştur ve anasıyla vedalaşarak atına atlayıp yola çıkar. Anası her gece rüyasında oğlunu, ejderhayı öldürüp geldiğini ve ağanın kızını almayı hak ettiğini görür ve bu rüyaları yorumlayarak oğlunun sağ salim döneceğini düşünürken kara haber gelir. Bekir'de diğerleri gibi aynı akıbete uğramıştır. Anası bu haberi duyunca ellerini havaya kaldırarak Sadun Ağa'ya ve Karacadağ'daki ejderhaya beddualar eder. 184 b- KARAJDAĞ'IN KARI VAR TÜRKÜSÜNÜN SÖZLERİ: Güneşe bakmak olmaz Gönülü kırmak olmaz Büyüklük sende kalsın Seven ayırmak olmaz Bırak gülsün gözleri Bir bütündür sözleri Sadun ağa kızın ver Sevdalıdır özleri Ok gibi kaşlar kara Açmış yüreğe yara Sadun ağa kızın ver Sonra bağlama kara Sandım olacak düğün Kara gün oldu bugün Canlar alan karajdağ Sende karaya bürün Bağlantı Karajdağ'ın karı var Herkesin bir yâri var Seven sevene ver Beğ kızının yâri var 185 KARACADAĞ SORUNLARIYLA İLGİLİ PANEL, RAPOR VE KANUN TEKLİFLERİ 1 Prof. Dr. Kenan Haspolat Tarım ve Hayvancılık Panelleri I. Mağara besicileri ile Karacadağ göçerleri (sabah oturumu): . Gap'ta hayvancılık sorunları ya da besiciler ya da Urfa'da hayvancılık sorunları gibi çeşitli başlıklarla bu konuyu daha önce birkaç kez işledik. Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile birlikte yürüttüğümüz bu çalışmalarla, özellikle mağaralardaki havasız ortamlarda yapılan besiciliğin daha sağlıklı ve açık alanlara taşınması; Karacadağ'da çok sayıdaki göçerlerin uygarlığa daha yakın bir yaşam sürmelerinin gerektiği vurgusunu yapmak istiyoruz. . Yaptığımız panel, toplantı ve inceleme çalışmalarının raporları dosya halinde Tarım Bakanlığı ile TBMM Tarım Komisyonuna sunuldu. Şu ana kadar besicilerin mağaradan açık alanlara taşınma projeleri ile göçerlerin dillendirdikleri iskan edilmek istiyoruz gibi sorunları henüz çözüm aşamasına gelmemiş olsa da, bu konuda önemli bir kamuoyu bilinçlenmesi oluşmuş bulunuyor. Yetkili makamlar konuya daha yakın ve çözümcü düşünceler içerisindeler. . Yaklaşık 250 besici ve göçerin bulunduğu panel salonunda fazlasıyla bir coşku ve ilgiyle karşılaştık. Karacadağ'dan çok sayıda göçer bu panel için gelmişti. Birkaç gün öncesinden Valilikten alınan bir randevu ile sorunlarını panel öncesi Valiliğe aktaran göçerler, panel ortamından da son derece memnun ayrıldılar. Besiciler ise uzun zamandır Şanlıurfa Besi Organize Sanayi Bölgesi için umutlu bekleyiş içerisindeler. Seçim öncesi kendilerine gösterilen yarım ilgi ile bu sorunun çözüldüğü imajı verilmeye çalışılsa da aslında sorunlarının çözümü konusunda hala beklemedeler. Çünkü bu proje için en önemli konu alt yapı finansmanıdır ve öncelikle onun sağlanması gereklidir. Türkiye'nin en büyük besi kapasitesine sahip olan bu proje bir an evvel hayata geçirilmek zorundadır. Çünkü toplum olarak hepimizin daha sağlıklı et üretimi yapılmasına ihtiyacımız vardır. Vali Nuri Okutan, hayvancılığın şu an için en cazip sektör olduğunu, çiftçinin havyacılığa yatırım yapmasının en akılcı davranış olacağını belirterek, destek için yanlarında, sorunlarının çözümü için önlerinde olacağını vurguladı. Tarım ve hayvancılığa verdiği önemi anlatan Vali, salondaki üreticiler için motivasyon kaynağı oldu. . Sivil topluma uzak durduğu eleştirileri yapılan Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba ise paneli sonuna kadar izledi. Çünkü çevre için, şehrin hijyeni için bu konu kendisini de doğrudan ilgilendiriyordu. Mağaralarda yapılan besiciliğin atıkları hemen mağaralı bölgenin altında bulunan şehre doğru akmaktadır. 1 Düzenleyen Prof. Dr. Kenan HASPOLAT 186 Salondaki üretici ile şimdi artık daha yakın duruş içerisinde olduğu görüntüsünü sergileyen Fakıbaba, bu sektör için gerçekten bir şeyler yapabilme, onların sorunlarına eğilme istek ve arzusu içindeydi. H.Ü Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Ruhi Mermut oturumu yönetirken aynı fakülteden Doç. Dr. Seyrani Koncagül, Tarımsal Kalkınma Kooperatif Başkanı Rızvan Rızvanoğlu ile yardımcısı Abdullah Şıldır, göçer Kadri Yılmaz konuşmacı olarak sorunları aktardılar, bilgilendirme yaptılar, hayvancılık ve çevre konusunu işlediler. Doç. Dr. Seyrani Koncagül; ışık almayan, temiz olmayan, rahatsız, rutubetli, yetersiz havalandırmalı ortamlardan çıkılması gerektiğini vurguladı. Yem fabrikaları, kesimhaneler, et parçalama, kombina gibi sanayi tesisleri; mazot, gübre, teşvikler, destekler, geç ödemeler gibi girdiler; insan ve hayvan sağlığı, organize sanayi bölgesi üzerinde durdu. Besicileri temsilen konuşan Abdullah Şıldır; şu an mağaralarda 70 bin hayvan olduğunu söyleyerek Tarım Kredi Kooperatifinden faydalanamadıklarını, 532 üyelerinden hiç birinin takas alamadığını, etin besiciye kiloda en fazla 1.5 lira bunun da yetersiz olduğunu belirtti. 2006'da projemizle örnek ve pilot bölge seçildik ama diğer bölgeleri bizden önce tercih ettiler dedi. Erzurum yayalarından bu toplantı için gelip göçerleri temsilen konuşan Kadri Yılmaz ise artık yerleşik hayata geçmek istiyoruz, insanca yaşamak istiyoruz, televizyon nedir bilmiyoruz, insanlık nedir bilmiyoruz, bize sahip çıkın, göçerlere sahip çıkın rica ediyorum dedi. Oturum Başkanı tarafından verilen kısa bilgiler ise şöyleydi: Göçerlerin üretiminin tüketimi konusunda ciddi sıkıntılar var. Kışın Ceylanpınar civarına giden göçerler oralarda barındırılmayıp kovuluyorlar. Gelen destekler çiftçimize, hayvancımız ulaşmıyor. Ahırcılıktan ziyade yayla hayvancılığı desteklenmelidir. Sonuç olarak Şanlıurfa besicileri ile Karacadağ göçerlerinin sorunlarını Vali ile Belediye Başkanının ortak çabası çözecektir. Kendilerinde bu ortak çabayı gözlemliyor olmaktan dolayı umutluyuz. GÖÇERLERİN OKUL SORUNLARI 20 Eylül 2010 Göçerlerin okulu ne zaman başlayacak? Yaklaşık 16 milyon öğrenci arkadaşlarıyla tatil günlerinde yaşadıklarını paylaşacak, yeni yılın plan ve programını çizecekler. Ancak bu sevinci gecikmeli olarak yaşayacak veya hiç yaşayamayacak çocuklarda mevcut. Onlar ne anadilde eğitim hakkı için okulu boykot ediyor, nede deniz zevkinden biraz daha faydalanmak için gecikiyorlar. Onlar yaşayabilmek için, ekmek paralarını çıkarabilmek için dağda bayırda koyunları otlatmakla zorunda olduklarını dile getiriyorlar. Bugün yaklaşık 16 milyon öğrenci ders başı yaptı. Sabah ders zilinin çalması ile yaklaşık 3 aydır görüşemeyen öğrenciler arkadaşlarıyla hasret giderdi. Öğrencilerin heyecanı gözlerinden Okunuyordu. 187 Yaklaşık 16 milyon öğrenci arkadaşlarıyla tatil günlerinde yaşadıklarını paylaşacak, yeni yılın plan ve programını çizecekler. Ancak bu sevinci gecikmeli olarak yaşayacak veya hiç yaşayamayacak çocuklarda mevcut. Onlar ne anadilde eğitim hakkı için okulu boykot ediyor, nede deniz zevkinden biraz daha faydalanmak için gecikiyorlar. Onlar yaşayabilmek için, ekmek paralarını çıkarabilmek için dağda bayırda koyunları otlatmakla zorunda olduklarını dile getiriyorlar. Onlardan şanslı olanı bir-iki ay sonra okula gidecek mayıs ayında, baharın gelmesi ile okulu yine terk etmek zorunda kalacak, diğerleri de hiç okula gidemeyecek çünkü onların yerleşik bir hayatı yok. Onlar ekmek parası için dağ bayır dolaşmak zorunda kalıyorlar. onlar ne yazı yazmayı öğrendiler, ne resim çizmeyi ne de türkçe konuşmayı. Onlar devletin kendilerini iskân etmesini istiyor, göçerlere göre okul okuyabilmenin tek şansı yerleşik hayata geçiş. Bir kısmının yarı göçebe yaşadığı göçerler her yılın mayıs ve ekim yarları arası dağlarda kalan kısmını evlerinde geçiriyor. Kısa dönem eğitim gören göçerler, eğitim sistemlerini kısa dönem askerlik sistemine benzetiyorlar. Bazı göçerler ise asırlardır yerleşik hayata geçememenin ezikliğini yaşıyor. Karacadağ'da yaklaşık bin 500 göçer okuldan bihaber. Birçoğunun Türkçe konuşmayı bile bilmediği Karacadağ göçerleri, eğitimsiz bir hayat sürdürüyorlar. Onlar artık yerleşik hayata geçerek okula başlamak istiyor. Şanlıurfa'nın Siverek ilçesi sınırlarında yer alan Karacadağ'da yaklaşık bin 500 göçer kalıyor, bölgenin otlak alanını eksik bulan birçok göçer de doğu illerine göç etmiş. Bunlardan bazıları yaklaşık bir ay sonra gelerek çocuklarını okula gönderecek ancak Karacadağ'da yaklaşık 150 ailenin ne evi var nede sürekli çadır kurabileceği bir yer bu durumda en çok sıkıntı çekende öğrenci yaştaki çocuklara oluyor. Çocuklar asırlardır süren yolculuğun biran önce bitmesini istiyor. . Eyüp Ağan, asırlardır ailece dağlarda göçerlik yaptığını belirtti. Okul çağındaki çocuklarının eğitimsiz büyümelerini istemediğini kaydeden Eyüp Ağan, devletin kendilerini iskân etmeleri durumunda çocuklarını okula daha rahat gönderebileceğini söylüyor. Her yıl eğitim hayatına geç başladıkları için derslerinde geri kaldığını dile getiren Zeliha Ağan ise biran önce düzenli bir eğitim hayatına başlamak istediğini söyledi. Her yıl bir veya iki ay geç okula başladığını anlatan Ağan her yıl bir ay da erken okulu terk etmek zorunda kaldığını belirtti. Zeliha artık normal öğrenciler gibi eğitim almak istediğini vurguladı. Zeliha, Karacadağ'da göçerlik yapan diğer kejan aşireti mensubu 150 akraba ailenin çocuklarına göre biraz daha şanslı olduğunu belirtiyor. Çünkü o her yıl kısa bir dönem de olsa okul okuyabilme şansının olduğunu ifade ediyor. O da yaz aylarında Karacadağ'da hayvan otlatıyor, kış aylarında ise bir ağanın köyüne yerleşiyor. Gecikmeli olarak okul hayatına başlayan Zeliha, büyüyünce polis olmak istiyor. Çocuklarının eğitimsiz büyümesini istemediğini belirten Eyüp Ağan, “Asırlardan beri dağlardayız dedemiz de bu dağlarda göçerlik yapmış. 6 ay karacadağ'da kalıyor 6 ay da Urfa'nın köylerine gidiyoruz. Onun için çocuklarımızın 188 düzenli bir eğitim alma şansları yok. Bazen ovaya indiğimiz 6 aylık süre zarfı için yerde bulamıyoruz. Kışın kalacak yerleri bazen kiralıyoruz. Biz devletin iskân etmesini istiyoruz. Çocuklarımız eğitimsiz büyüyor. Biz artık çocuklarımızın cahil büyümesini istemiyoruz.”dedi. Göçerlerin bağlı bulunduğu Eğriçay köyü muhtarı Seydo Alak ise toplum olarak devletin hiçbir sosyal hakkından yararlanamadığını kaydetti. Ulaşım, su, elektrik, barınma gibi temel ihtiyaçların hepsinden yoksun kaldığını aktaran Muhtar Alak, “en önemlisi ise eğitimden yoksun kalıyoruz. Dedeleriz bu dağlarda öldü babalarımız bu dağlarda öldü bizde bu dağlarda öleceğiz bari çocuklarımız bu dağlarda ölmesin yeter artık. Devlet Afgan halkına Devlet üretme çiftliğinde yer verdi neden bize veriyor. Çocuklarımız ne zamana kadar cahil büyüyecekler.” Diye sitemde bulundu.2 GÖÇERLER DE HAYVANCILIK DESTEĞİ İSTİYOR 3 Diyarbakır, Şanlıurfa ve Adıyaman kırsalında yaşayan göçerlerin sorunu kıl çadırda masaya yatırıldı. Dicle, Harran ve Adıyaman Üniversitesi'nden öğretim görevlileri kıl çadırda yapılan Karacadağ Göçerler Paneli'nde, göçerlerin yaşadıklarını sorunları dinledi, onlar için çözüm önerilerini dile getirdi. Panelde sıkıntılarını anlatma fırsatı bulan göçerler, yerleşik yaşamlarının olmadığı için hayvancılık desteklerinden yararlanamadıklarını söyledi. Dicle Üniversitesi (DÜ) Ziraat Fakültesi Dekan yardımcı Doç. Dr. Öner Çetin ve DÜ Öğretim Görevlisi Dr. Songül Akın Kurt panelde göçerlere kır sosyolojisi konusunda bilgi verdi. 2 3 Urfa'da Gündem Gazetesi, Güneydoğu'nun Çoban Çocukları, 20 Eylül 2010 Karacadağ Göçerler Paneli, 08 Ekim 2010 189 Bilim adamları, Karacadağ eteklerindeki bir kıl çadırda yapılan panelde göçerlere örgütlenmelerini, kooperatif kurmalarını önerdi. Akademisyenler göçerlere “Siz istemezseniz sorunlarınızın aşılması mümkün olmaz” dedi. Panelde Karacadağ Türkmen Derneği Başkanı Nusret Kaya, göçer temsilcisi Eyüp Ağan ve göçer köylerinden Eğriçayır Köyü muhtarı Seydo Alak sorunlarını dile getirdi. Eğitim konusunda ciddi sıkıntıları olduğuna dikkat çeken muhtar Seydo Alak, çocukların okula geç başladığını söyledi. Köylere ulaşımın temel sıkıntılar arasında olduğunu kaydeden Alak, yerleşik yaşamları olmadığından hayvan desteklemesinden yaralanamadıklarını ifade etti. Her ailenin yüzlerce hayvanı olduğunu anlatan Alak, Tarım Bakanlığının bu sıkıntıları çözmesi gerektiğini kaydetti. . Alak, “Devlet her yıl binlerce TL destekleme dağıtıyor. Bunun için başvurular oluyor. Yerleşik hayata geçmediğimiz için sıkıntılarımız devam ediyor. Bu panelde en büyük sıkıntımızı dile getiriyorum. Biz de bu ülkenin bir vatandaşı olarak hayvancılığa verilen desteklerden yararlanalım.” şeklinde konuştu. ŞANLIURFA'DA SAĞLIK' KONULU PANEL 4 10 Mart 2011 tarihinde DSİ Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen panelin açılış konuşmalarını Güneydoğum Derneği Başkanı Duygu Sucuka, Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Halil Mutlu, Şanlıurfa Belediye Başkan Yardımcısı M. Fevzi Yücetepe yaptılar. Nusret KAYA'nın konuşmasından başlıklar; KARACADAĞ TÜRKMEN DERNEĞİ BAŞKANI Sayın Nusret KAYA,göçerlerin sağlık sorunlarını anlatığı panelde çok önemli konulara dikat çekti. Göçerlerimizin sağlığı hepimiz için çok önemlidir. Hepimize bütün hayvansal örünleri hazırlayıp sunan onlardır .Göçerlerin aşı kampanyalarından yararlanamadıklarını,oysa göçer hayat yaşadıkları için kendileri ve hayvanları bulaşıcı hastalıklar için her zaman daha çok risk gurubunda olduğunu bunun için aşılamalar da ihmal edilmemelidir. Gebbe takibi yapılmalı. Genelde yaşamları çadırda olduğu için gerekirse gebeliğin son haftası hastahanede geçirmeleri sağlanmalıdır. Göçerlerin yazın hayvanlarıyla ortak kulandıkları su kuyularının çok sağlıklı olmadığı,bu kuyuların suları belli aralıklarla tahlileri yapılmalı ve gereken müdahalenin yapılması gereklidir. Göçerler gezici sağlık tedavisinden faydalanmaları için çalışmalar yapılmalı. Göçerlerin Aile Hekimliğinden haberleri bile yok. Nerde hangi hekime bağlı olduklarını bilmiyorlar. Sağlık denilince sadece beden sağlığını da düşünmemeliyiz. Aynı zamanda insanımızın ruh sağlığını da düşünmeliyiz. Onun için insanımızın yaşam şartlarını iyileştirmeliyiz. Daha bilinçli yaşamalarına teşvik etmeliyiz. Bu da eğitimle olur,bu tür toplantılarla olur. Göçerlerin eğittim den ve sağlıktan sağlıklı bir şekilde faydalanmaları için Bulundukları yaylaklar ve kışlaklar hangi muhtarlığa bağlıysa oranın muhtarlılarına bildirmeleri gerektiğini söyledi. 4 10 Mart 2011 190 (KARACADAĞ GÖÇER FORUM SONUÇ RAPORU) Göçer Sorunları, İnsanca Yaşamak Onların da Hakkı: GÖÇERLER 5 Katılımcılar 6 İzleyen Kurum-Kuruluşlar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, GAP İdaresi, Siverek İlçe Tarım Müdürlüğü, Siverek Sağlık Grup Başkanlığı, Sivil Toplum Örgütleri Toplantıdan notlar Şanlıurfa-Siverek Yöresindeki Karacadağ'ın zirvesinde gerçekleştirmiş olduğumuz 2. Göçer Sorunları Toplantısını anlatmaya çalışacağım. İlk toplantımızı 17 Eylül 2010 tarihinde yine bu zirvede, panel için kurulan bir kıl çadırın altında yapmıştık. Açık, güneşli, güler yüzlü bir havaydı o zamanki. İkinci toplantımız ise 14 Mayıs 2011 günü, bir gülen, bir ağlayan, kararsız bir havanın parçalı bulutlu, yağmurlu-güneşli, soğuk, yazı karşılıyorken kış gibi hissedilen bir atmosferinde gerçekleşti. Hava şartlarının olumsuzluğuna bakınca toplantıyı ertelemek gerektiğini düşünseniz de bunu yapmak mümkün değil maalesef. Aylar öncesinden organize etmeye başlanılmış, geniş bir çerçevede davetli katılımcı beklenilen bir toplantı, son gün son dakikada iptal edilemiyor. Eldeki imkânları değerlendirerek çözüm aramak gerekiyor. Bizim elimizdeki imkânlar da, yaklaşık 1900 metre rakımlı bu zirvedeki 'Kayak Merkezi Kafeteryası' olarak bilinen küçük bir tahta yapı idi. Toplantı günümüzün sabahında çok yağmur yağmıştı Karacadağ'a. Beni sabahtan arayan Karacadağlılar, toplantıyı yapmanın zor olacağını söylediler. Yerler çok çamur olduğu için toplantı çadırını kuramamışlardı. Eldeki diğer seçenek olan, ahşap kulübe, toplantı için düzenlendi, hazır duruma getirildi. Kulübenin tam ortasındaki kuzine soba, kapalı, yağışlı, hava sıcaklığının 5-6 derece olduğu bu zirvede çok işe yaradı. Sobanın etrafına dizilen konuklar, sanki burada bir sorun dinleme 5Duygu Sucuka Güneydoğum Derneği ,Tarih: 14 Mayıs 2011, Yer: Karacadağ Kayak Merkezi Okutan - Şanlıurfa Valisi Mahmut Hersanlıoğlu - Siverek Kaymakamı Nihat Eri - 22. Dönem Mardin Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Gündüz - Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Ali Çullu - HRÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Öner Çetin - Dicle Ün. Ziraat Fakültesi Eyüp Ağan - Karacadağ göçer temsilcisi Musa Yeşiltaş - Diyarbakır Beritanlılar Kooperatifi Başkanı Seydi Alak - Karacadağ Eğriçayır Köyü Muhtarı 6 Nuri 191 toplantısı değil de, hoşça vakit geçirme amacıyla buluşmuş gibiydiler. Kısacası biraz sonra başlayacak olan yorucu bir ortamın, başlangıçtaki hoş görüntüleri idi bunlar. Samimi, ilgili, dost bir ortam. Katılımcı ve izleyiciler bir bir gelmeye başladılar. Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan, Siverek Kaymakamı Mahmut Hersanlıoğlu oradaydı. Bayındırlık Bakanlığı Bakanlık yetkilileri ve Şanlıurfa İl Müdürlüğü düzeyinde, Devlet Bakanı Faruk Çelik Danışmanıyla katılım sağladı. Mardin Milletvekili Nihat Eri, beraberindeki kalabalık bir grupla, Adıyaman Üniversitesi Rektörü Mustafa Gündüz, eşi ve misafirleriyle oradaydı. Harran ve Dicle Üniversiteleri Ziraat Fakülteleri ile GAP İdaresi temsilcileri, Siverek İlçesi Tarım ve Sağlık Birimleri, Akademisyenler, yazarlar, Diyarbakır Beritanlılar Kooperatifi, Mersin'den bu toplantı için gelen İZDER (Seçilmiş ve Atanmışları İzleme Derneği), Türkiye Gençlik Konseyi, Göçerler, Muhtarlar, diğer Sivil Toplum Örgütleri ve kalabalık bir basın grubu, toplantıyı oluşturan kişi ve kesimlerdi. Hava ve iklim şartlarına çok da hazırlıklı gitmediğimiz Karacadağ'da, o gün üşümekten titreyerek gerçekleştirmiş olduğumuz toplantının göçerler adına son derece faydalı olduğunu düşünüyorum. Bu tür çalışmalarda, biz sivil toplum örgütleri, sorunu teşhis ederler, çözümü isterler. Çözümü gerçekleştirecek olan ise devlettir ya da ilgili mercilerdir. Devlet o gün Valisi, Kaymakamı, Bakanlık temsilcileri ile oradaydı. Sorunları dinlemek ve çözüme yönelmek için orada olduklarına inancımız tamdır. Dağ başında yapılmış bu iki toplantımızdan sonra, ileri bir tarihte, il veya ilçede düzenleyebileceğimiz bir salon toplantısında, ne gibi çözümler üretildiği, yine çözüm üreten makamlar tarafından anlatılabilir. Karacadağ'daki ilk toplantımızda hem bilim adamları, hem de göçerler konuşmuştu. Bu ikinci toplantımızda farklı bir yöntem düşündük. Önce göçerlere, sorunun sahiplerine söz verdik, sorunlarını kendi ağızlarından dinledik. Çözüm mercii olarak ise Vali Okutan detaylı bir konuşma yaptı, sorunların çözümü yönünde neler yapılabileceğini, onlara nasıl yardımcı olabileceğini anlattı. Göçer toplantılarımızı sadece Karacadağ'da değil, geçtiğimiz yıl Siirt'te de yapmıştık. Dolayısıyla göçer sorunlarının aşağı-yukarı ortak olduğunu biliyoruz. Bu vesileyle, bu ikinci Karacadağ toplantımıza tüm Bölge göçerlerini çağırmaya çalıştık. Ulaşabildiğimiz kadarıyla Siirt, Batman, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep Göçer kuruluşlarıyla irtibat kurduk. Hepsi de memnuniyetle katılmayı kabul ettiler. Ancak son andaki bazı talihsizlikler nedeniyle bazı katılımcılar maalesef toplantıda olamadılar. İnsanca yaşamak onların da hakkı: Batman'da görev yapıyorken, Mersin'deki ailemin yanına geliş gidişlerimde bu dağdan geçerdik. O zamanlar, bu dağın, böyle bir potansiyeli olduğunun farkında değildim. Güneydoğum Derneğinin çalışmaları kapsamında gördüğüm kadarıyla Bölge ve Türkiye için önemli bir üretim kaynağı, ekonomiye önemli bir destek burası. Karacadağ, Diyarbakır-ŞanlıurfaMardin üçgeninde, oldukça geniş alana yayılmış, çok sarp yamaçları olmayan, yayla vasıflı bir dağdır. Eteklerinde çok fazla köy bulunmaktadır. Yine eteklerindeki geniş topraklar, meşhur Karacadağ taşlarıyla dolu olması sebebiyle işlenemez durumdadır. 192 Bu bakir topraklarda taş temizliği yapılabilse son derece verimli alanlar ortaya çıkabilir. Dağın eteklerinde, yamaçlarında, zirvesinde küçükbaş hayvancılık yapan göçerler, birkaç yıldır ilgi ve çalışma alanımıza girdiler. Çünkü sorunları çok fazla. Çünkü o dağın başında unutulmuş kalmışlar. Siyasi iradeler, onlara hep sorunlarınızı çözeceğiz, çözüyoruz gibi yapmışlar ama görünürde bir şey yapılmamış. Onlar da insanca yaşama hakkına sahipler. Bu dağı boşaltsınlar, medeni yaşama katılsınlar diye bir şeyi savunmuyoruz. Buradaki yaşamları medenileştirilsin, Karacadağ onlar için daha iyi, daha yaşanılır bir mekân olsun diyoruz. Bu insanlar devleti seven, devleti önemseyen insanlar. O halde devlet onların sorunlarını görmezden gelemez, gelmemeli. Çadırlar, yağmur yağmışsa, yerler çamursa iyiden iyiye yaşanmaz haldeler. Büyük bir salon genişliğindeki çadırın içi bez örtülerle bölünmüş, mutfak, yatak alanı şeklinde ayrılmış. Direkten direğe bağlı iplerle kurulmuş salıncağın içinde yatan bebek dikkat çekici. Bir çadırın içinde 10-15 kişi barınıyor. Banyo yok, tuvalet yok, elektrik yok, yol yok, gitmek için okul yok, hastalanınca doktor yok, temin etmek için gıda malzemesi yok. Suyu kuyulardan temin ediyorlar. Ekmeklerini ise kendileri pişiriyorlar. En doğal ürünleri süt, yoğurt, et olmalı. Aslında doğal bir yaşam, doğal bir beslenme, dolayısıyla sağlıklı bir ortam. Ama insanca yaşama kavuşturulması gerekli bir ortam. Eğitilerek bilinçlendirilmesi gerekli bir kesim. Bu çağda orta çağı yaşayan bu insanların yaşam şartlarının iyileştirilmesi en doğal haklarıdır. Bu kültürün ölmemesi, bu üretimin bitmemesi için bunu yapmak zorundayız. Toplantı sonrası bizi bilgilendiren Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi hocalarından Prof. Dr. Öner Çetin, göçerleri şu şekilde anlatıyor: “Göçerler çok ilkel şartlarda yaşıyorlar. Bunların bir adım ilerisi Yörük oluyor. Yörükler yarı yerleşik hayata geçmişlerdir ve yaşam şartları daha iyidir. Göçerler yarı yerleşik hayata geçtiklerinde hayvancılığı bırakmayacaklar, Yörük olarak yaşamlarını sürdüreceklerdir”. Göçerler ne istiyor? Karacadağ göçerleri olsun, diğer yaylalardaki göçerler olsun, gördüğümüz ilk ortak sorunları şuydu: 1- Yaylaklar, kışlaklar, iskan edilme, yer sorunu. 2- Kışın karlı dağın tepesinde kalabilmeleri mümkün değil. Aşağı indikleri zaman konaklayacak yerleri yok. Yazın yaylaya çıktıklarında ise yaylalar kendilerine ait değil, dolayısıyla sorun yaşıyorlar. Değişik göçer konuşmacılar tarafından dile getirilen sorunlar özetle şunlardı: 3- Çocuklar Türkçe bilmiyor, okuma bilmiyor, para nedir bilmiyor. Okul yarım kalıyor. 4- Göçerler artık yer bulamıyor. Devlet ya da başkalarının arazisi tapuludur. 193 5- Bu hayvancılık işini bırakırlarsa hamallık bile yapamazlar. 6- İskan sorunu, yaylaklar sorunu, seyahat sorunları var. 7- Yerleşik hayatları olmadığı için kredi alamıyorlar. 8- Süt fiyatı çok düşük, yem pahalıdır. 9- Televizyon, buzdolabı nedir bilmiyorlar. 10- Kışın Ceylanpınar civarında çadır olabilir mi? Yaz için Karacadağ eteğinde yer verilebilir mi? 11- Yaylakların kirası çok yüksek. 12- Rehberleri, önlerine düşenleri, sorunlarını çözenleri yok. Siyasetçiler her şeye tamam diyorlar ama 50 yıldır hiçbir şey olmuyor. 13- Kışın, kışlaklara indikleri zaman hiç kimse onlara yer vermek istemiyor. 14- Yolları yok, okulları yok, doktorları yok. 15- Süt toplama sorunu var, hayvanlarla taşıyorlar, süt tesisleri yapılmalı. 16- Devlete sorunlarını ilettiler, dosyalar teslim ettiler, bir gelişme olmadı. *** Devlet ne diyor? Bayındırlık ve İskan Bakanlığı temsilcisi bürokratlar, sorunun çözümü yönünde çalışmalar yapacaklarını, buradaki konuşulanların üst makamlara rapor edileceğini söylediler. Siverek Kaymakamı Mahmut Hersanlıoğlu, tüm sorunları not aldığını, çözebilecekleri doğrultusunda gerekli çalışmaları başlatacağını belirtti. Göçerlerin ve onlarla ilgili kişilerin tüm konuşmalarını dikkatle dinleyen ve not alan Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan, göçerlerin sorunlarının çözümü yönünde yapabileceklerini anlattı ve özetle şunları söyledi: Göçerlerin yaylak-kışlak ve medeni gereksinimleri sorunu var. Urfa'da göreve başladığımın ikinci haftası Karacadağ'a gelip onların sorunlarını dinledim. Gazi Üniversitesi ile birlikte yürütülen, göçerlerin yaşam desenleri ile ilgili çalışmamız devam ediyor. Burada sözü edilen birçok sorunu Valilik olarak çözebiliriz. Ama her yere, her çadıra elektrik götürülmesi olabilecek bir şey değildir. Çünkü o zaman önünüze iskân sorunu çıkıyor. Hayvanın sesinden bile anlayan kişilerin hayvancılıkla uğraşmasından yanayız. Zaten et ithal etmek zorunda kalıyoruz. Ceylanpınar'da devam etmekte olan mülkiyetle ilgili hukuki bir sorun var. Dolayısıyla Ceylanpınar dışında bir yerde, olanaklar ölçüsünde, meralardan verilmek üzere iskân konusuna yardımcı olabiliriz. Eğitim ile ilgili sorunları çözmek mümkün. Gerekirse yaz okullarını buraya taşırız. Göçerlerin eğitim sorununu Siirt'te, çadırda eğitimle çözdük. Sağlık için, gezici sağlık ekipleri göndeririz. Gerekirse yaz okulları 194 nı buraya taşırız. Göçerlerin eğitim sorununu Siirt'te, çadırda eğitimle çözdük. Sağlık için, gezici sağlık ekipleri göndeririz. Göçerler bilemediklerinden kaynaklı, hayvancılık destek ve teşviklerinden yaralanamıyorlar. Yerleşmek isteyen tüm göçerlerimizi yerleştirebiliriz. İstedikleri tip ev ve istedikleri krediyi de temin edebiliriz. Hanımların yerleşik yaşama geçişle, üretim elemanı olabilmesi için (halı-kilim üretimi gibi) eğitim ve destek verebiliriz. Karacadağ ve yöresi, hayvancılık alanları ihlâl edilmeden ağaçlandırılabilir. Göçerler sütü satmak yerine kendileri peynir yapmalı. Banyo, tuvalet meselesi çok önemli. Özellikle kız çocukları ve kadınlar için sorun oluyor. Bu konuyu çözebiliriz. Hayvancılık bırakılmamalı çünkü dünyanın çok ciddi gıda sorunları olacak. *** Bu çalışmada bize destek veren kişi ve kurumlara teşekkür eder, tüm göçerlerin sorunlarının çözülmüş, daha uygarca bir yaşama doğru hayatlarının kolaylaştırılmış olmasını dileriz. GÖÇER RAPORU 7 GÖÇERLERİN SORUNLARI VE YARI YERLEŞİK İSKÂNLARI ÇALIŞTAYI SONUÇ RAPORU 8 Katılımcılar 7 9 Güneydoğum Derneği, 7 Ekim 2011 / ANKARA 8 Düzenleyen: Güneydoğum Derneği, Duygu Sucuka, Tarih: 7 Ekim 2011 (Katılımcılar, Bakanlıkları temsilen, Kurumları temsilen ve gönüllü katılanlar olmak üzere gruplandırılmış olup, hiyerarşi gözetilmeden listelenmiştirler) 9 Tarım Bakanlığı - Metin Türker Kalkınma Bakanlığı (Toprak Reformu Gen. Md. Yrd.) - İbrahim Kuzu (Yerel ve Kırsal Kalkın. D. Bşk.) - Özcan Türkoğlu (Planlama Uzmanı) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı - M. Ali Nakiboğlu - Yurdagül Saltık Milli Eğitim Bakanlığı Çalışma Bakanlığı - Sadettin Sabaz -İbrahim Akın Maliye Bakanlığı - Hasan Özaba (Devlet Eliyle İskân Şb. Md.) (Ziraat Mühendisi) (Müsteşar Yardımcısı) (Dezavantajlı Gruplar Dairesi) (Bütçe Gen. Md.lüğü, Daire Bşk) *** Urfa Valiliği - Mehmet Can Hallaç (Urfa Çev. Ve Şehir. Müd.) Siverek Kaymakamlığı - Mahmut Hersanlıoğlu (Kaymakam) Ceylanpınar Kaymakamlığı - İlker Özerk Özcan (Kaymakam) 195 GAP BKİ - A. Mekin Tüzün - Serap Uzer (Başkan Danışmanı) (Koordinatör) TİGEM - İhsan Aslan (Emlak ve İştirakler Dairesi Bşk.) Harran Ziraat Fakültesi - Dr. Kemal Yazgan Dicle Ziraat Fakültesi - Yrd. Doç. Dr. Songül Akın *** Dr. Abdulkerim Gök - Şanlıurfa Milletvekili Nihat Eri - 22. Dönem Mardin Milletvekili (Güneydoğum Der.) Öner Ergenç Nuri Okutan - 22. Dönem Siirt Milletvekili - Merkez Valisi (Eski Urfa Valisi) Değerlendirme Şanlıurfa'da, Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile birlikte, birkaç kez yapmış olduğumuz, GAP'ta hayvancılık sorunları konulu çalışmalarımıza göçerleri de dahil etmiştik. Onlarla tanışıklığımız bu şekilde başladı. Bir süre sonra, bizi, sorunlarının çözüm mercii gibi algılamaya başladılar ve kendi mekânlarına giderek onların yaşantılarını görmemizi istediler. Bu arada gerek Şanlıurfa'da gerekse Siirt'te yaptığımız salon panelleriyle, göçerlerin sorunlarını işledik, çözüm önerileri üzerinde durduk. Şehirden şehre bu çalışmalar için uzanırken kendimizi göç yollarının içinde, göçer kafilelerinin arasında bulduk. Genel anlamda sorunlar ortak olsa da aşiretten aşirete, yöreden yöreye ya da göçerden göçere bazı farklılıklar içermektedir. Örneğin kimisi yarı yerleşik yaşam derken kimisi tam yerleşik hayatı düşünmektedir. İlk olarak 17 Eylül 2010 tarihinde, kıl çadırda panel yapma fikriyle uzandık Şanlıurfa'dan Karacadağ'ın zirvesine. Kitaplardaki kadarıyla dağarcığımızda yer alan ve zamanla puslanan bilgiler, merak, araştırma ve çalışmalarla, kitap yazabilecek kadar genişleyebiliyor. Mardin-Diyarbakır-Şanlıurfa üçgeninde yer alan Karacadağ, her üç ile de ayrı bir yamacıyla dahil olmuş. Bu dağa epeyce aşinaydım ben aslında. Batman'da görev yapıyorken, memleketim Tarsus'a gidiş-dönüşlerimde bu dağdan geçerdi yolum. Ama kocaman kocaman volkanik taşlarla dolu bu dağın bu kadar muhteşem bir üretim potansiyeli olduğunun farkında değildim. Kıl çadır paneli oldukça ilginçti ve çok ses getirmişti. Bu çalışmadan hoşnut kalan göçerler bizi mekânlarına tekrar tekrar davet ettiler. İkinci kez 14 Mayıs 2011 tarihinde, Karacadağ'a gittiğimizde, mevsim artık yaz sayılmasına rağmen soğuk ve yağışlı bir hava vardı. Yerlerin çamur olması ve havanın soğuk, rüzgârın sert esmesi nedeniyle, Karacadağ Kayak Merkezinde bulunan kulübede toplandık. Çok sayıda insanın ayakta ve izdiham halinde toplandığı o kulübede, ortamdaki Devlet yetkilileriyle birlikte göçerleri dinledik, sorunlarını bir kez daha derledik. 196 Şimdi sıra bu sorunları ilgili makamlara taşımak, çözümü yönünde demokratik baskı uygulamaktaydı. Gerçi daha önceki her iki toplantının sonuç raporlarını da ilgili makamlara sunmuştuk ama hemen netice alınacak gibi gözükmüyordu. Dolayısıyla Ankara'da, bir göçer çalıştayı yapmayı planladık. Halil Işık - Merkez Valisi (Eski Adıyaman Valisi) Prof. Dr. Mustafa Gündüz - Çukorova Ün. (Adıyaman Ün. Eski Rek.) Sadberk Daşar - Güneydoğum Der. Veysi Sayın - Güneydoğum Der. Rıdvan Söylemez - Türkiye Gençlik Konseyi Musa Yeşiltaş - Beritan Koop. Bşk Eyüp Ağan - Karacadağ Göçeri 7 Ekim 2011 günü, Ankara'da, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin ev sahipliğinde bir “Göçer Çalıştayı”nı düzenledik. Son derece yoğun bir ilgiyle izlenen ve belirlenen süreye sığdırılamayan bir oturumda gerçekleşen çalıştayın oldukça verimli olduğuna inanıyoruz. İlgili Bakanlıklar, Kamu Kurumları, Sivil Toplum Örgütleri, göçerler ve gönüllü kişilerin katılımcı olduğu çalıştayın, göçerlerle ilgili yaptığımız çalışmaların sonuncusu olması, bundan sonrasında devletin bu sorunun çözümü yolunda mesafe alması dileğiyle, bugüne kadar bu çalışmalarda emeği ve desteği olan herkes ve her kesime teşekkür ediyoruz. Güneydoğum Derneği Başkanı (Beritan Kooperatifi Başkanı Musa Yeşiltaş'ın anlatımı) Bingöl-Elazığ-Diyarbakır arasında yaşayan ve Türkiye'nin en büyük göçer topluluğu olan Beritan Aşiretinin 50 binin üzerinde nüfusu, 5 binin üzerinde ailesi vardır. Göçebe olarak yaşayanlarda okuma yazma oranı %5 ile 10 arasındadır. Devlet tarafından yerleşik hayata geçirilmişlerde ya da kendi imkânlarıyla okuyanlarda bu oran kız ayrımı olmadan %100 dür. Göçer toplulukları iskân edildikleri zaman okuma yazma sorunu kendiliğinden çözülecektir. Yerleşik hayat müracaatı sonucunda, 1975 yılından bu yana, 2009 da Elazığ'da 109, Diyarbakır'da 894 olmak üzere, bize toplam 1003 konut tahsis edilmiştir, o da karşılıksız değil, geri ödemelidir. Aksak bir uygulamaya rağmen Beritan Göçerleri diğerlerine göre daha şanslıdır. Toplu mezarlığı olmayan tek topluluk göçer topluluğudur. Anne-baba ve dedelerimizin mezarlarını bilmiyoruz. 1934 yılında çıkan, 2006 yılında yenilenmesine rağmen 1934 yasasıyla aynı doğrultuda olan yasayla göçerler iskân edilmeye çalışılıyor. Bu doğru değildir. Yeni bir mevzuata, yeni bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. 1934 yılındaki göçer 2010 yılındaki göçerle aynı konumda değildir. Ya bu yasayı kaldırın ya da göçeri kandırmayın. Türkiye'de birçok yasalar değişti, Anayasa değişti ama göçer yasası aynı kaldı. 197 Göçer örgütlenmemiştir, gücü yoktur. Bu yasadan bile haberi yoktur, bu yasayı devlet ona öğretmelidir. İhtiyaç fazlası bütün yaylaklar devlete aittir. Ama bunları şeyhler, ağalar, belediyeler kullanıyorlar, göçerlere satıyorlar. Bingöl'ün Bingöl yaylası para ödemeden kullandığımız tek yayladır. Göçer desteklenmediği için hayvan sayısı gittikçe azalıyor. Göçerlerin en önemli sorunları kışın kışlaklarının, yazın da yaylaklarının olmamasıdır. Kışın kalınabilecek bir ev, ayrıca 40-50 dönüm tarla vererek devlet göçerleri desteklemelidir. Göçerin kendi imkânlarıyla yerleşik hayata geçecek durumu yok. Adamın elinde 60-70-100 tane koyunu var, onunla da ancak çocuklarının geçimini sağlıyor. GÖÇER SORUNLARINA ÇÖZÜMCÜL BAKIŞ Ortada ciddi bir sorun var. En baştaki sorun kayıttaki sıkıntı. Tarımsal üretimde koşulların daha iyi bir hale getirilmesi için kayıt tutulması gerekir. Kaç hayvan olduğu, üretilen et-süt miktarının ciddi anlamda kayıt altına alınması gerekir. Üniversiteler tarafından yapılan, çeşitli koyun ırkının nasıl ıslah edilebileceği, buna nasıl destek verilebileceği içerikli eğitim projelerine göçerlerin de dahil edilmesi gerekir. Bu da üniversitelere düşüyor. Hasat zamanlarında Güneydoğu'dan diğer bölgelere işçi gönderiliyor. Bunlar için seyyar okullar yapılıyor. Bu seyyar okulların, göçerlerin, göç yollarında özellikle kış aylarında kurulması ve eğitimin aksamaması gerekir. Avrupa ve Asya'da 12 bin çeşit bitki yetişir. Bunun 10 bin çeşidi ülkemizde, 8 bin çeşidi de Doğu ve Güneydoğu'dadır. Göçerlerin hayvanlarının otladığı alanlardaki doğal bitki örtüsü (florası) çok zengindir. Burada üretilen sütler de çok değerlidir. Dolayısıyla göçerlerin ürettiği bu sütler, normal bir süt gibi değil de, özel biçimde reklam çabasıyla, özel pazarlama teknikleriyle çok daha iyi bir fiyata pazarlanabilir. *** Göçerler örgütlü değiller, en büyük sorunları kooperatif kuramamak. Demokratik ve bilinçli kooperatifçilik yok, var olan da ağanın elinde. Devlet tarafından verilen desteklemeleri ağa alıyor. Uzun vadeli eğitim programları düzenlenmek suretiyle göçerlerin bilinçlendirilmesi gerekmektedir. *** Ceylanpınar Göçerlerinin Sorunları Ceylanpınar göçerleri 30 yılın üzerinde Ceylanpınar'dadırlar ve buradaki sayıları 5000 civarıdır. Göçerlerin hepsinin kendine özgü, yaşadıkları bölge itibariyle değişik sorunları vardır. Göçerlerin Ceylanpınar'la ilgili özel bir sorunu var, bu sorun hukuksal bir sorundur. Bu hukuksal sorunun nasıl çözüleceği önemlidir. Göçerler “Ceylanpınar'da devlet işgalcidir, buralar bizim atalarımızın, babalarımızındır” diyor. 198 Oysaki Devlet Üretme Çiftliğinin açmış olduğu davalarla vatandaş işgalci konumdadır. Ceylanpınar'da tapu meselesi var, şu anda %95'inin tapusu yok. Ceylanpınar'daki göçer sorunu, onların TİGEM arazisinde yerleşik olmaları ve orada işgalci konumunda olmalarıdır. Geçici ve mevsimsel bir iskân değil, kesin iskân istiyorlar. Bu konuda çıkan kanun uygulamaya değer bir sonuç vermiyor. İlkel koşullarda yaşıyorlar, eğitim ve sağlık açısından önemli gelişmeler var ancak bunlar yeterli değil. Et fiyatları yükseldiği için ekonomik durumları biraz iyi oldu. Bu vesileyle güneş enerjisi kullanan, arabaya binen, buzdolabı, televizyonu olan var, ancak önemli sosyal sorunları devam ediyor. Onların büyük bir kısmı yaşamlarından memnunlar. 2 sene önceki verilere göre nüfusun %90'ı okuma yazma bilmiyor. *** Karacadağ Göçerlerinin Sorunları Karacadağ'ın Urfa Göçerleri, yoğunluklu olarak Urfa'nın Siverek İlçesi sınırları içindedir. Karacadağ göçerleri için yayla yolları çok ciddi problem. GAP İdaresi tarafından yürütülen Entegre Kırsal Kalkınma projesi Urfa ili için Siverek ve Halfeti'de uygulanıyor. Türkiye'nin en büyük ilçelerinden biri ve hayvancılık potansiyeli yüksek olan Siverek'in, birçok alanda olduğu gibi hayvancılık alanında da çok ciddi sorunları, hizmet açığı var. Sömürüyü engellemek adına kâğıtlar üzerinde kurulmuş kooperatiflerin takibi önemlidir. Birtakım kredi olanakları için kurulmuş gözüken bazı kooperatifleri çok üyeli gözükmelerine rağmen gerçekte öyle olmayabiliyor. Hazine arazilerine evler yapılıp göçerlere verilebilir. Ancak göçerlerin böyle bir bakış açısı yok, bunu kabul etmiyorlar. Bunun sebebi, bize kışlak lazım demeleridir. Siverek Kaymakamlığı'nın kışlak olarak gösterdiği, rakımı en az 1400 metre olan yerlerde kışın hayvancılık yapılamayacağını ileri sürmeleridir. Vatandaştan düzgün veriler toplanamıyor. Birtakım bilgiler sanki saklanıyor gibi. Önce bir tespit lazım. Hayvan sayısının bilinmesi lazım. Bu işin neticeye ulaşabilmesi için orada yaşayan göçer vatandaşların da yerlerini, her türlü bilgilerini doğru bildirmeleri gerekir. Bu önemli bir sorun. Gerçek veriler kayıt altına alınamıyor. Ne idare ne de vatandaş birbirinden bilgi saklamasa daha iyi olur. Göçerler devletin temel hizmetlerinden yararlanamıyorlar. Meslekleri yok. Sadece hayvancılık yapmayı biliyorlar. Bazıları, devlet toprak verse, hayvancılığın yanı sıra tarıma da geçecekler. 300-500'e ulaşan hayvanlarını sağmak ve bu sütü peynire yağa döndürme, bu ürünleri pazarlama işi onların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için zorunluluktur. Ürünlerini pazarlama sorunları var. Kredi temin konusunda sorunları var. Çok soğuk hava koşullarında bile çadırlarda yaşadıkları için sorunları var. Kışın meralardan faydalanmak istiyorlar. Ovaya geldiklerinde ovadaki insanlarla sorunları var. Bebek ölümleri fazla, aşı hizmetlerinden yeterince faydalanamıyorlar. *** 199 Göçer sorunu yönünden birkaç kritik ilin içinde Siirt de bulunmaktadır. Urfa'nın yanı sıra Siirt'in de göçer sorunu var. Göçer sorunu sadece Cumhuriyetin değil, Osmanlıdan beri olan bir sorundur. Osmanlı iskân politikasını bir argüman olarak değerlendirmiş. Sevdiklerini en iyi yerlere yerleştirmiş. Karadeniz'de bile kışlak, yaylaklar var ama orada göçer konusu yok, oradaki yayla sorunudur. Göçer konusunda karşımızda homojen bir yapı yok. Toroslardaki göçerlerin tamamı yerleşik hayata geçti. Göçerlerin hayat şartları çok zor. Devlete bağlı olmalarına rağmen, devleti yeterince yanlarında bulamadıklarını düşünüyorlar. Belki sorunlarını çözmek zor gözüküyor ama birkaç basit uygulama yapılsa sorunlarının %80'i çözülmüş olur. Bazı sorunları yerel yönetimler bile çözebilir. Homojen bir yapı olmayınca yerel yönetimler kritik noktada duruyor sorun çözme konusunda. Üretim potansiyeli yüksek olan o dağların, o yayların boş bırakılmaması, değerlendirilmesi gerekir. Her sosyolojik grubun bir yaşam felsefesi vardır. Bu göçer gruplarının yüzyıllardır süren hayat tarzlarının iyileştirilerek devam ettirilmesi gerekmektedir. Türkiye'de son yıllarda birikmiş sorunlar çözülüyor, bu sorun da gereği gibi sunulursa çözülecektir. Samimi göçer gruplarını belirleyip yerleşik hayata geçmek isteyenleri yerleşik hayata geçirmeli. Hem göçer hayatının devam etmesi hem de bunların hayatının kolaylaştırılması lazımdır. Hazine arazileri bu amaç için kullanılabilir. Ancak bazı şeyler o kadar kolay değil. Mesela elde hazır hazine arazisi Urfa'da yok. Ama bu yaratılabilir. Yaylaları değerlendirebilecek bir mekanizma geliştirilmeli. Mera Kanununda, Köy Kanununda, Belediye Kanunlarında birtakım değişiklikler yapılabilir. Göçerlerin faydalanması eklenebilir. Bu anlamda, - Yaylalar göçerlerin mülkiyetine değil ama hizmetine sunulabilir. - Kışlaklar için yer gösterilebilir. - Sağlık, eğitim sorunları çözülebilir. Göçerlerin temel sorunları, yarı yerleşik hale gelebilmeleri ve yaylakların bunlara açılmasıyla önemli ölçüde çözülebilir. Kaybolan hayat tarzı yeni nesillerle birlikte tamamen ortadan kalkmaktadır. Bu hayat tarzının, bu kültürün devam ettirilmesi için bunların hayat şartlarının kolaylaştırılması lazımdır. *** Eğitimle ilgili sorunları çok fazla, bu anlamda mağdurlar. Eğitimde dezavantajlı kesimler. Çadır okullar kuruluyor. Milli Eğitim Bankalığı üzerine düşeni yapmaya çalışıyor ancak göçerlere yerleşik bir yer verilmelidir. Göçerlerin hayat şartlarının zorluğu çocuklarının eğitimini onlar için geri plana itiyor. Göçerliğin mutlak surette Türkiye'de devam etmesi lazım. Bölgede hayvancılığı ayakta tutan göçerlerdir, bu vesileyle onların isteklerine kulak verilmelidir. *** 200 Türkiye'de şu an 5 milyon hektar hazine arazisi var. Bunun 3 milyonu tarım yapılabilir özellikte, bunun da 2.5 milyonu kimin elinde belli değil, işgal altında. Hazine arazilerimiz bile darmadağın, meralarımız da aynı. Öncelikle toplulaştırma yapılmaktadır. Göçerler için neler yapılabileceği noktasında; 1. Kışlak ve yaylakların belirlenip kapasite noktasında, rakamsal verilerin ortaya konması lazım. Kışlak ve yaylak verilmesini, bunların dağıtımını Tarım Bakanlığının yapması gerekir. 2. Örgütlenme, Tarım Bakanlığının kontrolünde olmalı. Bakanlığın verdiği 64 çeşit destek var. Bu desteklemelerden faydalanmaları gerekir. Örgütlü olmadıklarından faydalanamıyorlar. 3. Desteklemeler sadece hayvan desteklemesiyle kalmamalı, destekleme hayvancılık ürünlerine de yapılmalı. 4. Entegre kırsal kalkınma projeleri yapılmalı. Bunun için de devletin elinde her türlü bilginin olması lazım. Gıda Bakanlığı, veri tabanları çalışmalarını başlattı, böylece eldeki bilgiler doğrultusunda destekler takip edilebilecektir. Göçer kültürünün devamı yönünde bir toplantı yapılması lazım. 1934 yılında çıkarılan ilgili yasa, göçebeliği bitirecek olan, göçebeleri tam olarak yerleşik düzene geçirmeyi öngören bir kanun. Bu toplantılardan görüldüğü kadarıyla, göçerlerin tam yerleşik hayata geçmesi söz konusu değil. Mevzuatta yapılabilecek düzenleme göçebeliği bitirecek yönde değil de göçerlik yaşamını kolaylaştıracak yönde olmalıdır. 1980'li yıllarda, Sarıkeçili göçerleri Karaman'da istekleri doğrultusunda şehirsel iskân edildi, amaç hasıl olmamış ki, sonradan konutları bırakıp kendi hayatlarına döndüler. Kanunda çok da doğru olmayan kısıtlamalar var. Sonuç Göçerlerin hayat şartlarının ve sosyal yaşamlarının iyileştirilmesi; kültürlerinin ve yaşam felsefelerinin yok edilmeden korunması; yarı yerleşik hayata geçirilmeleri; yaylak ve kışlaklarının olması; sorunları çözmeye yetmeyen mevcut mevzuatın yeniden düzenlemesi; yaşam alanları, yaşam biçimleri, çalışma koşullarının projelendirilmesi; yönünde gerekli çalışmaların devlet eliyle yapılması beklentisi bu çalışmanın özüdür. 201 AK PARTİ ŞANLIURFA MİLLETVEKİLİ VE TBMM KİT KOMİSYONU ÜYESİ MAHMUT KAPLAN,'IN RAPORU 10 Kaplan Bakanlara hitaben; Sayın Bakanım, Şanlıurfa ili Karacadağ bölgesinde Göçer olarak adlandırılan vatandaşlarımız Devletimizin hiçbir sosyal hizmetinden yararlanamadan yaşama mücadelesi vermektedirler. Sürü hayvancılığı yaparak mevsimlere bağlı olarak yer değiştiren, toprağa yerleşmemiş insan topluluklarının kıl çadırlarda sürdürdüğü yaşam biçimidir. Kesin tespit olmamakla beraber Şanlıurfa Karacadağ' dan başlayıp Mandel'e kadar olan bölgede İlkbahardan sonbahara kadar yaşayan yüz'ü aşkın göçer ailesi bulunmaktadır. Kejan aşiretine mensup bu göçerler Karacadağ'ın eteklerinde bulunan geven bitki örtüsü ve iklimin daha serin olduğu bu bölgede çok zor şartlarda yaşamaktadırlar. Mandel'de göçerler devletimizin hiçbir alt yapı ve sosyal hizmetlerinden, ( yol, elektrik, eğitim, sağlık, v.b. kamuya ulaşımdan ) yoksun bir şekilde yaklaşık yedi kuşaktır bu şekilde yaşamaktadırlar. Göçerlerde akraba evliliği yaygın olmasına karşın evlenme yaşı kadın ve erkekte yirmi yaşın üstünde gerçekleşiyor. Akraba evliliği dışında ise berdel usulü evlilik yapmayı tercih ediyorlar. Çok eşlilik yaygın değil. Fakat kadın ve erkekler doğum kontrol yöntemleri konusunda hiçbir bilgiye sahip değiller. Kadınlar bir veya iki yıl arayla çocuk sahibi oluyorlar. Bebek ölümleri çok, özellikle ilk bebeklerde bu oran daha fazladır. Yüzlerce çocuktan ilköğretime devam eden şanslı birkaç çocuk var, onlarda her yıl başka köy okullarına gitmek zorundalar. Çünkü göçerlerin kışı geçirdikleri meralar konusunda ciddi problemleri var. Kendilerine ait toprakları olmadığından, yerleşim yeri problemleri nedeniyle, kışı geçirecekleri meraların yakınındaki köylere kira ödüyorlar. Hazine arazisi meraya gidilmeden, önce görüşmeler yapılıyor. Köy sahibi veya köyün muhtarı ile anlaşılırsa meranın kira bedeli ödeniyor. Ödenen bedel hayvan sayısıyla orantılı. Kışın kaldıkları köyün elektriği varsa televizyon seyredebiliyorlar. Okulu varsa okula gidiyorlar. Göçerler bu yüzden “biz hazineye ait meralar için şahıslara kira ödeyeceğimize devlete ödeyelim. Bizim de kendimize ait bir toprağımız olsun” diyorlar. Karacadağ göçerlerinin nüfus kaydı Siverek ilçesi Eğriçek ve İleri köyüne kayıtlı olduğundan askerlik, seçmen kartı, ölüm işlemlerini bu köylerin muhtarları yürütüyor. Cenazelerini de kayıtlı oldukları köyün mezarlığına gömüyorlar. Göçerlerin büyük kısmının yeşil kartı var. Devletle tek organik bağları bundan ibaret, hastane ve askere gitmektir. Sonuç olarak; Karacadağ Göçerleri kendilerine ait sürekli kalabilecekleri evleri, hayvancılık yapabilecek meraları olmasını ve çocuklarının eğitim görmelerini istemektedirler. . Durumları arz edilen Göçerlerin, Devletimizin himmet ve himayelerine mutlak ihtiyaçları vardır. Söz konusu göçerler için uygun bir alana meskenler yapılması ve geçimlerini sağlamalarına yardımcı olmak için de yeteri kadar mera alanı tahsisi hususunu, Tensiplerinize saygılarımla arz ederim. 10 19 Mayis 2007, Şanlıurfa'nın Karacadağ bölgesinde yaşamakta olan Göçerlerin iskan edilmesi hk 202 Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Kaplan ve üyesi olduğu KİT Komisyonu 2005 yılı Nisan ayı içerisinde Ceylanpınar ilçesinde bulunan Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğüne bağlı Tarım İşletmeleri'nin denetimini yapmak üzere bu ilçemizde incelemeler yapmışlardı. TİGEM çiftligi'nin kurulduğu 1943 yılından bugüne yaklaşık 70 yıldır görmezden gelinen nüfusu beş bini aşkın Ceylanpınar Göçerlerinin sorunlarını Adalet ve Kalkınma Partisinden Şanlıurfa Milletvekili seçildiği 03 Kasım 2002'den bu yana takibe alan Mahmut Kaplan, Göçerlerin sorunlarına çözüm bulmak için ilk olarak üyesi bulunduğu TBMM KİT Komisyonunun 19-20 Nisan 2005 tarihlerinde Ceylanpınar'a gelmesini sağlamıştı. Göçerler' in durumlarını yerinde görmelerini sağladığı Komisyon üyeleriyle Göçerler'e yeni yerleşim yeri ve hayvancılık yapabilmeleri için de mera alanı tahsis edilebilmesi için hazırlayıp TBMM'ye sundukları 1315 sıra sayılı İskan Kanununa bir ek madde eklenmesine dair Kanun Teklifi” 21 Mart 2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilerek 26.09.2006 tarihli ve 26301 sayılı Resmi Gazetede, 5543 sayılı İskan Kanununa Geçici Madde eklenmesine ilişkin (Geçici Madde-4) 5608 sayılı 28.03.2007 tarihli ve 26476 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, kanunun öngördüğü üzere Şanlıurfa Valiliği Başkanlığı'nda komisyon kurulması çalışmaları başlatılmıştı. Kaplan ayrıca, Göçerlerin sorunlarını ve çözüm önerilerini kitap haline getirerek Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a sunmuştu. GÖÇERLERLE İLGİLİ KANUN TEKLİFİ 203 204 205 . 206 . 207 MİTANNİ DEVLETİNİN GÜNÜMÜZE YANSIMASI VE KARACADAĞ'DA MİTANNİ'LER (METİNAN AŞİRETİ) Ayşegül Ümran ABAKAY* ÖZET Aslında bizim arkeolojik kazılara verdiğimiz değer fazla önemsenmemektedir. Arkeolojik kazılar yapıldıkça milletlerin geçmişindeki sır perdeleri aralanır, tarih yeniden kendisini şekillendirir. Turizmden önce kültüre gerekli önem verildiği takdirde yıllarca arkeoloji alanında çaba harcayanlar, rahat bir nefes alır. Çünkü arkeoloji olmadığı tarihte anlatılanla yetinir, insan. Mitanniler konusunda oldukça zaman harcamamıza rağmen, kaynaklarda verilen bilgiler, birbirinin tekrarı biçimindedir. Bu sebeple dipnotlarda fazla kaynak gösterilmedi. Genel kaynaklar, belirtildi. Diyarbakır'da Mitannilerin günümüzde varisleri olarak kendisini gören ve Metinî olarak kendisini ifade eden aşiret yapısı, varlığını Çınar Karacadağ Bölgesi'nden Derik-Mazıdağ kısmına kadar olan kesimde korumaktadır. GİRİŞ Diyarbakır konulu kaynaklarda yaptığımız araştırmada Diyarbakır'ın ilk kurucuları sayılan Subaru-Hurri-Mitanni Egemenliği hakkında müstakil bir araştırma olmadığını belirtmekle söze başlamak, aceleci bir ifade olarak görülebilir. Diyarbakır'ın kurucu halkı sayılan Subaruları, Hurrileri ve Mitanniler'i konu alan bu sempozyum bildirisinde Subaru ve Hurri Egemenliği hakkında bilgi verirken, daha çok Mitanniler üzerinde duracağız. Günümüzde değişik arkeolojik kazlarda haklarında fazla bilgiye ulaşılmayana Mitanniler'in tarihteki varlığı belli olmasına rağmen, diğer egemenliklerin tarihinde isimleri ve savaşları sık sık geçmesine rağmen, haklarında tatmin edici bilgiye sahip olmayışımız sebebiyle konu kaynaklarında bilgi tekrarlarının yoğunluğu söz konusudur. Yereldeki araştırmalarda Mitanniler'in bölgemizde yoğun biçimde etki bıraktığı illerin Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep'in olduğu, bu alanın Akdeniz'e kadar vardığı, Irak ve Suriye'nin kuzeyini içine aldığı ve çevre illere de uzanan geniş bir topraklara sahip bir egemenlik süren devlet yapısına sahip bulunduğu, Hititlerle, Mısırlılarla değişik tarihlerde savaşlar içinde bulunduğu, Asur Egemenliği ile zaman içinde güç kaybettiği, bilinmektedir.Halen bölgemizde kendilerini bu egemenliğin mirasçısı sayan ve kendisini “Metinî” olarak adlandıran aşiretlerin mevcudiyetinin söz konusu olduğu, bu aşiretlerin bulunduğu alanda arkeolojik kazıların yapılmamış olması, yaşadıkları alanlarda bizim Mitanniler konusunda oldukça pasif konumda olduğumuzu ortaya koymaktadır. *Arkeolog 208 Subarular, tarihte ilk kez Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki bölgeye isimlerini vermiştir. Bu alana “Subaru veya Subartu-iki ırmak arası” denildiğini belirten kaynakların çoğunluğunu Sümer ve Akad belgeleri oluşturmaktadır (1). Subaruların ilk egemen devleti olan Hurriler, Sümerlerce “Khurri- Kurri”, Mısırlılarca “Kharru”, İbranilerce “Hor-Horit” şeklinde isimlendirilmiştir. Babil dilinde “Mağara” anlamına gelen Huri Egemenliği'nin kuruluş merkezinin Şanlıurfa olduğu konusunda değişik görüşler bulunmaktadır (2). Günümüzde Metinî dışında kendilerini “Mattinî”, “Motikanî”, “Motî- Botî” olarak niteleyen aşiretler içinde dünden bugüne yansıyan etkileşimler dilde, gelenekte yer yer kendisini göstermektedir. . Hurri Egemenliği, Zagros dağlarından Anadolu'nun Güneydoğu Kısmı ile Suriye'ye kadar uzanan sahaya yayılırken, merkezleri de Hurri Şehridir. Bu şehrin Asur tabletlerinde MÖ XVII. Yüzyılda Khanigalbet (Eski Subartu ) Krallığının merkezi olarak gösterildiği belirtilir (3). Diyarbakır'da Pir Hüseyin Höyüğü'nde bulunan Akkad Kralı Naram-Sin'e ait stellde yer alan kitabenin bir bölümünün kırık olması sebebiyle de olsa kitabede bir binanın inşâ edildiği bilgisine ulaşmaktayız. Bu yapının muhtemelen bulunduğu Pir Hüseyin'de kazıların yürütülmemiş olması, Naram-Sin'in verdiği bilgilerin ötesine ulaşmamız söz konusu değildir (4). Hurrilerle Hititler arasında yapılan savaşta, Hitit Kralı 1. Hattuşili, Hurrilerin birçok şehrini almış, bu şehirler arasında Halep de dahildir (5). Hititlerin batıya yönelişi ile Huriler, yenilgi sonrasında kaybettikleri toprakları karşılığında saldırıya geçmiş ve Hititlerin başkenti Hattuşa dışındaki tüm topraklarını ele geçirmiştir (6). Hurrilerin Hititler üzerindeki kültürel baskısı oldukça yoğundur. Bu dinî açıdan da belirgindir. Hurri ve Mitanni Konfederasyonu'nun Ortaya Çıkışı Hurri Devleti'nin sınırlarının genişlemesi, zaman içinde azınlıkta olan Mitannilerin güçlenmesini beraberinde getirmiş ve etkin güç olan Huri Egemenliği, zaman içinde zayıflamış, MÖ 1500-1300 Yılları arasında Hurri etkinliği zayıflamaya doğru gitmiştir. Mitanniler Mitannilerin kökeni hususunda görüş ileri süren Bedrich Hrozny, Mitannilerden günümüze belirgin bir belge ulaşmadığı için temkinli fikirler öne sürer: Bu Mitanien-ârien baş sınıf kendine ne ad veriyordu, bilmiyoruz. Asker oldukları, aslî vatanlarının Hazar denizi yukarısı olup, oradan Hindistan'a indikleri, bu göç milâdtan yaklaşık 2. bin yılın ilk yarısında olup, bir kolun da Mezopotamya'ya geldiği anlaşılmaktadır. Eğer Hurri adı bahsinde bulunduğumuz Önasya kısmında o vakit yaşayan halkın Hind-Avrupalı elemanları içinde olamayacağı kabul edilirse, 209 Hind-Arya olan aristokrasinin adı olabilir, ancak bu mümkündür. Bu adın en eski şekli Maitani, Maiteni'dir” (7). Hurrilerin ortadan kalkış tarihi, takriben MÖ XVI. Yüzyıl sonlarıdır. M.Ş.Günaltay, Mitanni sınırlarını şu şekilde belirler:” Mitannilerin ülkesi, bir yandan kuzey Suriye üzerinden Kenan İli'ne, öte yandan Fırat'ın Toros silsilesindeki dar geçitlerine varan dağlık sahaya ve oradan da Malatya bölgesine kadar yayılmış, Kargamış, Harran, Urfa, Halep, Tunip (Kadeş'in kuzeyinde), Kadeş, Antakya gibi şehirler Mitanni boyunduruğu altına girmiştir (8). Hurrilerin saltanatlarını kaybetmeleri ile başlayan çözülme Filistin ve civarında olanları Mısır'a, Suriye ve çevresinde kalanları da Mitannilere bağlamıştır (9). Kınal, Mitannileri, Hind asıllı olarak belirtir: “Görülüyor ki, bir taraftan Hitit kıral sülâlesi arasında meydana gelen taht kavgaları, diğer taraftan Hind asıllı Mitannileri Önasyaya getiren muhaceret dalgasının sebep olduğu karışıklıklar yüzünden Hitit Devleti bu devirde tam bir buhran içinde bulunuyordu” (10). Hattuşaş arşivinde bulunan mektupların IV. Tuthalya'ya ait olanlarından bahseden Kınal, “ Tukulti-Ninurta'ya gönderilen mektup ise Salmanassar'ın ölümü münasebetiyle yazılmış bir taziye mektubudur.” der ”…Bu muahede Alşe'nin TukultiNinurta tarafından işgalinden sonra, iki devlet arasındaki siyasî münasebetlerin bozulduğu zamanda yazılmıştı. Bir müddet sonra Babil'i de zapteden Asur Kıralı Tukuli-Ninurta, Mitanni devletine de nihayet vererek, Asur devletine imparatorluk yolunu açmıştı. Bu suretle Hitit devletinin güney hudutlarını ciddi bir Sâmi tehlikesi tehdid etmekteydi. Bunun tesirleri ancak Geç Hitit şehir devletleri zamanında kendisini hissettirecekti “ (11). Kınal, “Mitanni tanrıları hakkında Hititlerin etkileşimine şu açıklamayı getirir: “Mitanni tanrılarına daha ziyade Yeni Devlet vesikalarında raslanır. Bilhassa Hurri-Mitanni kültürünün tesirinde kalan Kuzey Suriye Bölgesine Hititler hâkim olduktan sonra, bu yeni cereyanın tesirine kapılmışlardır. Hind-Avrupa asıllı Mitanni'lerin tanrıları, İndra, Mitra, Waruna gibi tipik Hind tanırları olup, bilhassa Mattivaza muahedesinde bu tanrılar zikredilmektedir.” şeklinde tespitte bulunur (12). Hititler ile Mitanniler arsındaki güç dengesinin bozulduğu Şuppiluliuma devri için Macqueen, şöyle der:” Arzava'nın zafer sevinci uzun sürmedi.1380 dolaylarında, Şuppiluliuma adlı enerjik bir genç prens Hitit kralı oldu; daha tahta çıkmadan kuzeydoğuda, kuzeyde ve kuzeybatıda kazandığı zaferlerle ülkesinin düşmanlarıyla başa çıkabileceğini kanıtlamıştı. Mitanni'ye yapılan erken bir saldırı başarısızlıkla sonuçlandı ama İşuva'nın geçici olarak geri alınmasını da sağlamış olabilir. Daha sonra İşuva, kalıcı olarak yeniden ele geçirildi; Kizzuvatna ve Mitannilerin kuzey Suriye'de ki güçlü rakibi” Huri ülkesi”, bir antlaşmayla Hatti Ülkesi'ne bağlandı. Böylece, Şuppiluliuma Mitannilere karşı yeniden harekete geçtiğinde artık çok daha 210 güçlü bir konumdaydı ve çok kısa sürede Fırat'ın batısındaki toprakları eline geçirdi. Halep ve diğer Suriye devletleri fethedildi. Böylece Hititler bir kez daha Fırat yolunun başını tutmayı başarmıştı. Şuppiluliuma, Murşili gibi ırmak boyundan Babil'e inme serüvenine girişmek yerine, Babil kralının kızıyla evlenerek amacına incelikle ulaşmayı yeğledi. Daha sonra İşuva'ya düzenlenen bir Mitanni saldırısı, güçlü bir Hitit seferi için bahane oldu.; Mitanni başkenti ele geçirildi ve kalan gücü yok edildi “(13). Yazar, Mitannilerin tampon bir devlet olarak kaldığını belirtir, Mitannilerin sonradan Asurlulardan geri alınması söz konusudur. Hititlerin yıkılışına doğru Mitanni toprakları tekrar Asurî egemenliğine girmiştir (14). Hurri ve özellikle Mitanni Egemenliğinde yer alan kralların hakkında başvuru kaynakları incelendiğinde, kral isimlerinde kimi zaman söylenişte farklılıkların olduğu görülür. Mezopotamya ve Eski Yakındoğu Ansiklopedisi'nde, Mitanni ve Hurri Hanedanlığı hakkında yer alan bilgi: Mitanni ve Hurri Hanedanı Asurlular Mitanni ülkesine Hanigalbat, Hititler ise “Hurri ülkesi” derlerdi. Hurriler, bundan 700 yılı aşkın bir süre önce ortaya çıkmışlar ve ikinci bin yıl başlarına gelindiğinde; Mezopotamya'nın kuzey ve doğusunda birçok prenslik kurmuşlardı. MÖ 1480 dolaylarında bu prenslikler Kral İdrimi'nin efendisi Parrattarna'nın egemenliğinde birleştiler. İdrimi, Alalah'da bulunan heykelinin üstündeki özgeçmişine ilişkin yazıtta; kardeşleriyle birlikte atalarının yurdu olan Halep'ten kaçarak, Emar'da annesinin akrabalarına sığındığını anlatır (15). İdrimi, büyük bir gözü peklikle “atını, savaş arabasını ve seyisini” yanına alarak Kenan İli'ne talihini aramaya çıkar. Yedi yıl Hapiruların arasında kaldıktan sonra, Mukiş Ülkesine yeken çar ve buraya yerleşir. Bir yedi yıl daha geçtikten sonra buradan Hurri Kralı Parrattarna'ya bir elçiyle hediyeler gönderir. İdrimi, sadık bir vasal olacağına ilişkin and içtikten sonra; Alalah' Kralı olup, burada 30 yıl hüküm sürer. Mezopotamya'nın doğusundaki Nuzi'den bir metinde de Parrattarna adlı bir kralın ölümünden söz edilmektedir, ama bu Parrattarna'nın daha sonraki bir yönetici olması da mümkündür. İdrimi'nin Halep'ten kaçma nedeni, çok net olmamakla birlikte, I. Tuthmosis'in işgalinin ardından bir Huri akınının sonucu olabilir. Mısır kralının oğlu II. Tuthmosis (MÖ 1492-1470) Nübye ve Filistin'de seferler düzenlemiş, ama kendi oğlu daha çocukken ölmüştü. Bunun üzerine dul karısı Hatşepsut, Mısır'da yönetimi eline aldı. Ve kendini firavun ilan etti. O'nun ölümünden kısa süre sonra üvey oğlu III. Tuthmosis'in (MÖ 1479-1425) Levan'ta giriştiği bir dizi sefer, Teb'de Büyük Amon Tapınağı'nın duvarlarına ayrıntılı olarak kaydedilmiştir (16). Mitanni Kralları Mitanni Kralları, şu şekilde sıralanmaktadır: Şuttarna (Kirta'nın Oğlu) 211 Parratarna (Kan Bağı Kesin Değildir) Saustatar(Sauşşatar/ Parsatatar'ın Oğlu) 1. Artatama 2. Şuttarna 2. Şuttarna'nın üç oğlu bulunmaktadır. 1. Oğlu Araşumara 2. Oğlu Tuşratta Tuşratta'nın nesli şu şekildedir: Şattıwaza, 1. Şattuara, Wasaşatta, II. Şattuara 3. Oğlu II. Artatama Artatama'nın neslini devam ettiren oğlu olarak III. Şuttarna bilinmektedir. (17) Beysanoğlu, yazdığı “Diyarbakır Tarihi” adlı eserde “Mitanni-Hurri devletinin en eski kralı Barratarna'dır. MÖ 1500-1475 tarihleri arasında hükümdarlık yapmıştır” demektedir (18). Bu isim ile Parratarna arasında harf değişiminden kaynaklanmaktadır. Bedrich Hrozny, “Saussatar'ın ölümünden sonra yerine I. Artatama geçti. Artatama döneminin en önemli olayı, bu Mitanni kralı ile Mısır Firavunu IV. Tutmosis arasında bir dostluk ve barış andlaşmasının imzalanmış olmasıdır. Bu Amarna mektubuna göre, bu barış andlaşması, Artatama'nın kızı Gilu-Hepa'yı firavuna eş olarak vermek suretiyle de perkleştirilmiştir. Hitit devletinin yendien güçlenmesi ve Suriye işlerine karışmaya başlaması, Mısır ve Mitanni devletini böyle bir anlaşmaya yöneltmiş olmalıdır.” der (19). Beysanoğlu'nun eserinde yer alan kralların ismiyle yukarıda verdiğimiz listedeki isimler arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Yine de Diyarbakır'ı konu alan eserinde Mitanniler konusunda değerli bilgilere ulaşmak mümkündür: “I. Artatama Mitanni tahtına çıktığı zaman Hitit tahtında da II. Tuthalya bulunuyordu. Hattuşaş arşivinde bulunan bu kral anellerinden Tuthalya'nın, ataları gibi, ilkin Arzava memleketlerini itaat altına aldığını, Anadolu'da siyasî birliği sağladıktan sonra ecdadının Kuzey Suriye'deki tarihî haklarını Mitanni'lerden istediğini öğreniyoruz. İşte bu tehlike yukarıda sözünü ettiğimiz iki büyük devleti bir dostluk ve barış andlaşmasına götürmüştür. Artatama ölünce yerine oğlu II. Suttarna geçti. Bu kralın ölümünden sonra ise Mitanni tahtının varisleri arasında mücadele başladı. Bu mücadele, Mitanni devletine ait toprakların varisler arasında paylaşılması ile sonuçlandı. II. Artatama memlektin kuzeybatı kısmını alarak burada bağımsız bir Hurri Krallığı kurdu. Artasumara ise güneydoğu bölgesinde Mitanni tahtına oturdu. Uthi isminde biri Artasumara'yı 212 öldürdü ve Mitanni tahtına henüz bir çocuk olan Tuşratta'yı oturtarak, memleketin idaresini kendi eline aldı. Tuşratta büyüdükten sonra bu zorbayı bertaraf ederek babasının tahtı üzerinde bağımsız olarak hüküm sürmeyi başardı. Tuşratta, Mısır Firavunu II.Amenofis'e gönderdiği bir mektupta bütün bu olayları anlattıktan sonra, düşmanlarını yok ettiğini ve Hitit kralına karşı yaptığı savaşı da kazandığını bildirmektedir. Bu sırada Hitit Kralı I. Şuppiluliuma idi. Bu kral, Hitit devletinin en büyük ve en güçlü hükümdarlarından biri idi. Mitanni kralının sözünü ettiği zafer geçici olmuştur. Çünkü mevcut Hitit belgelerinden öğrendiğimize göre, Şuppiluliuma Büyük Suriye seferine çıkmadan önce Huri Kralı Artatama ile bir saldırmazlık paktı yapmış, böylece bu iki kuvvetin birleşmesini önledikten sonra Tuşratta'nın ülkesine saldırmıştır. Şuppiluliuma ilkin İşuva( Malatya ve çevresi)'yı, sonra Alşe ve Şuta memeketlerini aldı. Mitanni devletinin merkezi olan Vaşşugani'ye yürüdü. Tuşruta kaçmak zorunda kaldı ve oğullarından biri tarafından öldürüldü ” (20) . M. Ö. 1400 yılında Mitanni Krallığının sınırlarının en geniş olduğu dönemdeki konumu Kaynak: vikipedi Mittanilerin tampon devlet sınırları Kaynak: vikipedi Mitanniler'e dair öne sürülen başkent'in Siverek civarında olabileceği iddiası söz konusudur: “ Bazı tarihçiler tarafından Resulayn, yani bugünkü Ceylanpınar olduğu iddia edilse de, Ceylanpınar ve çevresinde yapılan kazılarda ve çalışmalarda Mitanniler ile ilgili hiçbir kanıt bulunamamıştır. Bu günkü Harran, Urfa veya Siverek yakınlarında olabileceğine dair iddialar bulunmaktadır. Siverek, Mitanniler döneminde önemli bir kent devleti olduğu ortaya çıkan belgelerden anlaşılmaktadır. Hitit Kralı 2.Amenophis M.Ö.1450-1425 Mitanni'de güçlü bir direnişle karşılaşınca, Kuzey Mezopotamya ve Suriye'den eline çekmek zorunda kaldı. Mısırlılar ve Mitanniler anlaşarak birleşik devletler kurdular. Şuppilulima Hitit Kralı oluncaya kadar Hititlere zorluk çıkardılar. Şuppilulima başa geçtikten sonra Fırat'ı geçti ve Mitannilerin başkentine saldırdı. (M.Ö 1365) Ancak bu dönemde ele geçiremedi. M.Ö.1340 yılında tekrar bölgeye gelen Şuppilulima Mitanni ülkesini kendine bağlamıştır. Şuppilulima ölünce yerine oğlu Arnuvandas geçmiştir. Ancak Kral Arnuvandas 2 yıl yaşamıştır. Kral Arnuvandas döneminde Mitannilerle İsmerika (Siverek) Antlaşması yapılmıştır. Mitanni ülkesinin önemi Asur ve Hitit devletleri arasında tampon bir devlet olmasıydı. Mitanni kralı 2.Suttarna öldükten sonra Mitanni ülkesi tahtın varisleri arasında paylaşıldı (21). Mitanni Toprakları'nın Mısır, Hitit ve Asur Hâkimiyeti arasındaki konumu Kaynak: Bysatrapa1.com 2003 Mitanni Ülkesinin Tuşratta'nın öldürülmesiyle birlikte oğullarından biri olarak gösterilen Mattiwaza(veya Kurtiwaza)'nın önce Babil'e sonra da baba katili Şuppiluliuma'ya sığındığına değinen Beysanoğlu, Şuppiluliuma'nın Mitanni Devleti'nin çökmesi halinde kayınpederi Babil Kralının aleyhine Asur Kralının güçle213 neceğini, bunun da tehlike arz edeceğini hesaba katarak, kızını Mattiwaza'ya vererek, babasının tahtına oturttuğunu belirtir (22). Yapılan anlaşmaya göre Mitanni Krallığı varisleri, Hitit Kralının kızından doğacak çocuklardır ve Mitanni Krallığı Hitit Krallığına bağlı kalacaktır. Siyaseten bu gelişme, Mitannileri bir tampon devlet konumuna getirmiştir. Asurlularla savaşmak zorunda kalan Mitanni Krallığı, Asur Kralı I. AdadNirari (MÖ 1310-1281) tarafından yapılan saldırıda I. Şatturura ile oğlu Vasarta'nın elindeki toprakların çoğunu kaybetmesine yol açmıştır. Asur tabletlerine yansıyan bu svaşla birlikte Asur saldırıları bitmemiş, AdadNirari'nin yerine geçen oğlu I. Salmanassar (MÖ 1280-1256), Mitanni ülkesinin Kargamış'a kadar olan Kuzey Suriye'yi de alarak, Diyarbakır'a yönelmiş, Kurhî, Toşhana, Pir Hüseyin ve Niriplerin meskûn olduğu toprakları da alarak MÖ 1260'ta Diyarbakır'ı ele geçirmiştir. I. Salmanassar'dan sonra yerine geçen oğlu I. Tukuti-Ninurta, (MÖ 12551218) Mitanni Egemenliğine son vermiştir. Mitanni toprakları, böylece çoğu Asur, bir kısmı Hitit Krallığı arasında paylaşılmış oldu (23). Mitannilerin Başkenti Nerededir? Mitannilerin başkentinin yeri olarak kesinlik kazanmasa da Vaşşukani'nin Habur ırmağının üst kısmı olduğu belirtilir. Bu ismin yanında Tel Brak'ın batısındaki Telü'l-Fahariye üzerinde durulmaktaysa da bu zayıf ihtimaldir. Mezopotamya ve Eski Uygarlıklar Ansiklopedisi'nde yer alan bilgi: “Vaşşukani'nin nerede olduğu bilinmemektedir. Kent Orta Asur metinlerinde Uşukani diye adlandırılır ve isim benzerliği dolayısıyla MÖ 9. yüzyıl kenti Sikanu olabileceği düşünülmektedir. Yöneticisinin bir heykeli keşfedildiği için şimdi Sikanu'nun kuzeydoğu Suriye'de Resulayn (Ceylanpınar) yakınlarındaki Tel Fahariye olduğu artık bilinmektedir. Ne var ki, bugüne dek burada Mitanni döneminde yaygın bir yerleşim olduğuna ilişkin kanıt çıkmamıştır. Ayrıca, Tuşratta tabletlerinde kullanılmış ve büyük bir olasılıkla Vaşşukani kökenli olan kilin, Tel Fahariye'deki Orta Asur tabletlerinde kullanılandan farklı olduğu belirlenmiştir. Mitannilere ilişkin bilgiler ya Mısır, Hitit ve Asur gibi yabancı arşivlerden, ya da Mitanni devletinin sınırlarındaki Alalah ve Nuzi'den kaynaklanmaktadır. Tel Brak'taki son kazılarda küçük bir tapınakla Mitanni yöneticisinin huzurunda verilmiş yasal ifadeleri de içeren metinlerin bulunduğu bir sarayın bölümleri ortaya çıkartılmıştır, ama bugüne dek büyük bir yerli arşivin bulunamaması Mitanni krallığı hakkındaki bilgileri ciddi biçimde kısıtlamaktadır” (24). Prof. Dr. Afif Erzen, Doğu Anadolu ve Urartular isimli eserinde “Belgelerden anlaşılacağı üzere, Yakın Doğu'daki Hurri-Mitanni devletinin sınırları doğuda Kerkük'ten Batıda Akdeniz'e kadar uzanmaktaydı. MÖ. 1550-1350 tarihleri arasında Yakın Doğunun en kudretli devletlerinden biri olan Hurri-Mitanni Devletinin merkezi bugünkü Resülayn yöresinde bulunmuş olduğu kabul edilen Vassugani şehriydi.” demektedi (25). 214 Diyarbakır'da Mitanni İzleri Diyarbakır'da Mitannilerin günümüzde varisleri olarak kendisini gören ve Metinî olarak kendisini ifade eden aşiret yapısı, varlığını Çınar Karacadağ Bölgesi'nden Derik-Mazıdağ kısmına kadar olan kesimde korumaktadır. Çınar'da “Hurri” ismini taşıyan iki yer adı bulunmaktadır. Günümüzde Sırımkesen olarak bilinen köyün esas adı, Hurhurik'tir. Hurhurik'in batısında Beneklitaş (Keldiz) köyüne geçit veren alan Besta Huriyan (Huriler Yamacı) olarak isimlendirilmektedir. Çınar'ın tarihî yerleşim alanı olan ve bir zaman devlet konumuna sahip Toşhana (Altunakar Köyü), I. Salmanassar'ın Diyarbakır'a saldırmasıyla Mitanni Egemenliği'nden çıkmıştır. Toşhana, günümüzde isim olarak “Tavşan” olarak adlandırılsa da dünün bu güne yansımasındadır. Karacadağ'dan Şamrah- Çiyaé Mazi ( Mazıdağ) ve Derik'e kadar uzayan alana “Mahala Metinan” denmektedir. Karacadağ kısmında kalanların önemli bir kısmı Zazaca konuşurken Derik ve Mazıdağ ilçelerine yakın kısımlarda Kürdçe konuşulmaktadır. Mahala Metinan, başlı başına esaslı bir aşirettir ve günümüzde bu aşiret kollara ayrılmış durumdadır. Diyarbakır'da Mitanni ismini taşıyan yerler Çınar, Derik ve Mazıdağ ile sınırlı değildir. Dicle (Piran) İlçesinde bulunan Kal'a Mitanan (Mitanni Kalesi), ilçenin Sağlam Köyü'nde bulunmaktadır. Çınar'da bulunan Hurhurik Köy ismi, Hani ilçesinde de bir yerleşim alanına isim olmuştur: Hurri(Gömeç Köyü) Hani İlçesinin Asurluların Hurileri isimlendirirken kullandıkları Hanigalbat ile bir ilişkisi olmalıdır. Çünkü Gömeç Köyü'nün halen “Huri” olarak telaffuz edilmesi, Aka Köyünün “Hurrik“ olarak isimlendirilmesi ve “Hanigalbat” adı ile Hani arasındaki bağlantıyı bizce akla getirmektedir. Mazıdağ'da Derik'te Mitannilerin yerleşim alanı olarak bilinen köylerde arkeolojik kazıların yapılmamış olması, Mitannî Devleti'nin hakkındaki belgelere ulaşmamızı engellemektedir. Tespit ettiğimiz kimi alanlarda Mittanîlere ait olduğu söylenilen harabelerin bir zaman bulunduğu mekânların yer varlığı günümüzde de söz konusudur. Irak Kuzeyi'ne sarkan Metinâ Dağları da Mitannî Devletinin günümüzdeki yansımasıdır, kullanım biçimi açısından. Suriye'de de kendisini Metinî olarak isimlendiren aşiret kolları bulunmaktadır. Mitannîlerin Başkenti ile Viranşehir arasında bir bağlantı da söz konusu edilebilir ki kaynaklarda Viranşehir'e değinmeler oldukça sınırlıdır. İç Kale ve Hurri-Mitanni Devleti arasında oldukça önemli bağlar vardır. Diyarbakır'ın kuruluşu, öncelikle Subarulara bağlanır. Subarular, İç Kale'yi inşâ eden, bölgede medeniyete aşina bir millettir. Dicle ve Fırat Havzasında yaşayan Subarular, isimlerini iki nehir arasından almıştır. Hurri Egemenliği ortadan kalkınca, Mitanni 215 lerin Diyarbakır'daki varlığı pekişmiştir. İç Kale'nin Hurrilerden ve Mitannilerden kaldığına yer veren ve bu konuda kaynakların tümünde yer alan bu bilgi, şehrin Hurri ve Mitanni Egemenliğinin yansıması olduğunu gösterir. İç Kale'de muhtemelen yapılacak olan arkeolojik kazılarda Hurri ve Mitanni eksenli buluntulara daha çok Hemedek-Viran Kal'a-Höyük'te rastlanacağını tahmin ediyoruz. İç Kale, şehir içinde ilk yerleşim alanı olduğu için ve yığma Tepe'nin alt katmanları, bu egemenliklerden kalma buluntulara mukakkak ev sahipliği etmektedir. Höyüğün üzerine inşa edilen ve birçok katmana sahip yapısı, arkeolojik kazılara açıldığı zaman, Hurrilere ve Mitannilere dair tablet azlığı, belge eksikliği büyük ölçüde giderilmiş olacak, iki yüzyılı aşkın bir devlet olan Hurri-Mitannî Egemenliği, kuruluş merkezi olan Diyarbakır ve çevresinde bilinecek, literatörde yerini alacaktır. Varlığı bilinen, hakkında bilgi sahibi olunmayan, diğer devletlerden kalan belgelerden haklarında bilgi alınan Hurri ve Mitannî Egemenliği'nin bilinmesi, öncelikle İç Kale Höyüğü'ne, sonrasında Mazıdağ-Derik civarında tespiti oldukça kolay olan yerleşim birimlerine bağlıdır. Kimi eserleri, kaynaklardan okunması gerekebilir. Bu düşünceyle kimi yabancı kaynak eserleri, bu amaçla, bilgiyi destekleme amacıyla veriyoruz: Yabancı literatürde Mitannî konulu kaynakları, yabancı dillerde konuya dair araştırmalar için veriyoruz. KAYNAKÇA 1. Gaal, E. "The economic role of Hanilgalbat at the beginning of the NeoAssyrian expansion." In: Hans-Jörg Nissen/Johannes Renger (eds.), Mesopotamien und seine Nachbarn. Politische und kulturelle Wechselbeziehungen im Alten Orient vom 4. bis 1. Jahrtausend v. Chr. Berliner Beiträge zum Vorderen Orient 1 (Berlin, Reimer 1982), 349–354. 2. Harrak, Amir "Assyria and Hanilgalbat. A historical reconstruction of the bilateral relations from the middle of the 14th to the end of the 12 centuries BC." Studien zur Orientalistik (Hildesheim, Olms 1987). 3. Kühne, Cord "Politische Szenerie und internationale Beziehungen Vorderasiens um die Mitte des 2. Jahrtausends vor Chr. (zugleich ein Konzept der Kurzchronologie). Mit einer Zeittafel." In: Hans-Jörg Nissen/Johannes Renger (eds.), Mesopotamien und seine Nachbarn. Politische und kulturelle Wechselbeziehungen im Alten Orient vom 4. bis 1. Jahrtausend v. Chr. Berliner Beiträge zum Vorderen Orient 1 (Berlin, Reimer 1982), 203–264. 4.Novák, Mirko: "Mittani Empire and the Question of Absolute Chronology: Some Archaeological Considerations." In: Manfred Bietak/Ernst Czerny (eds.): "The 216 Synchronisation of Civilisations in the Eastern Mediterranean in the Second Millennium BC III"; Österreichische Akademie der Wissenschaften Denkschrift Band XXXVII; Wien, 2007; ISBN 978-3-7001-3527-2; pp. 389–401. 5. Starr, R. F. S. Nuzi (London 1938). 6. Weidner, "Assyrien und Hanilgalbat". Ugaritica 6 (1969) 7. Thieme, P., The 'Aryan Gods' of the Mitanni Treaties, Journal of the American Oriental Society 80, 301–317 (1960) 8. Wilhelm, Gernot: The Hurrians, Aris & Philips Warminster 1989. 9. Von Dassow, Eva Melita. Social Stratification of Alalah Under the Mittani Empire. [S.l: s.n.], 1997. Dipnotlar ……………………………………………………………………………… 1. Beysanoğlu Şevket Anıtları ve Kitabeleri İle Diyarbakır Tarihi Cilt 1 Sayfa 50 Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Yayınları Ankara 1996 2. M. Şemseddin Günaltay, Anadolu, sh 263 vd.; M. Fahrettin Kırzıoğlu, Kars Tarihi, sf. 27 vd.; Mithat Sertoğlu; Dünya Tarihi, sf. 84; Türk Ansiklopedisi, Hurri Maddesi Cilt 9, sf. 388 vd. Bedrich Hrozay, Historire de I'Asie Ant”rieure, sf. 163-164, R”ne Grousest, Historıe de I'armenie des Orıgines a sf 411071 Paris 1947/ Şevket Beysanoğlu'ndan aktarma sf.50 3. M. Şemsettin Günaltay age sf. 266/Beysanoğlu'ndan sf. 50 4. Beysanoğlu age sf. 51-54) 5. Erzen Prof. Dr. Afif Doğu Anadolu ve Urartular Sayfa 22) 6. Türk Ansiklopedisi Hurriler Maddesi c. 19. sayfa 189 7. Historire de I'Asie Anteieure, sayfa 166; M. Ş. Günaltay, aynı eser. S. 268) 8. M. Ş. Günaltay age sayfa 269) 9. Kınal Dr. Füruzan Eski Anadolu Tarihi, sayfa 93;Türk Ansiklopedisi Huriler Maddesi c.19. Sayfa 389 10. Kınal age sayfa 90 11. Kınal age sayfa 120-121 12. Kınal age sayfa 209 13. J.G. Macqueen, “Hititler ve Hitit Çağında Anadolu sayfa 50 Arkadaş Yayınevi Ankara 2001 14. age sayfa 52 15. Mezopotamya ve Eski Yakındoğu İletişim Atlaslı Büyük Uygarlıklar Ansiklopedisi İstanbul 1996 Sayfa 132 16. age sayfa 133 217 17-. age sayfa 133 18. Beysanoğlu age Cild 1 Sayfa 57) 19. Bedrich Hrozny, age. Sayfa 187-188, G. Contenau, La Civilisation des Hitit et des Hurrites du Mitanni, sayfa 68vd., Dr . Füruazn Kınal, age Sayfa 94 vd; Şevket Beysanoğlu age sayfa 57) 20. Beysanoğlu age sayfa 57-58) 21.Tarihi ve Kültürüyle Siverek" Ramazan Özgültekin, Hüseyin Demirbağ, Ekrem Akman, Kadir Sun Siverek Kaymakamlığı Yayınları No:4 Haziran 2003 22. Beysanoğlu age sayfa 58 23. Realex der Vorgeschicte, Mitanni Maddesi c.8 Sayfa 217-227; Pir Hüseyin'de Naram-Sin Stelinin Keşfi, sayfa12, dipnotu:2; M. Ş. Günaltay, age, sayfa 268 vd; Mithat Sertoğlu, Dünya Tarihi, C.1 sayfa 58 vd.; Kırzıoğlu, age, sayfa 30 vd.; Dr. Fürüzan Kınal, age sayfa 92 vd.; Dr. Füruzan Kınal, Hitit Devletleri İçin Kuzey Suriye'nin Önemi Atatürk Konferansları IV. Sayfa3-13; Beysanoğlu age sayfa 58'den naklen 24. age sayfa 1135 25. age sayfa 22 218 XVI. YÜZYIL ARŞİV BELGELERİ'NDE KARACADAĞ VE ÇEVRESİNE DAİR BAZI NOTLAR Mehmet Salih ERPOLAT* Giriş Karacadağ, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en yüksek dağı olup, Diyarbakır ve Şanlıurfa il sınırları içinde yer almaktadır. Türkiye'de lavları en geniş alana yayılmış sönmüş volkanik dağların başında bulunmaktadır. Günümüzde bu sönmüş lavların izleri doğuda Diyarbakır şehir merkezinin yer aldığı, Dicle nehrinin batı yakasında yer alan halk arasında Fis Kaya diye bilinen yerden, batıda Şanlıurfa iline bağlı Siverek ilçesinin 35-40 km. kuzeybatısında bulunan Cuma Kalesi köyü yakınlarına kadar, güneyde Viranşehir ilçesi yakınlarına kadar ve kuzeyde ise Diyarbakır iline bağlı Çermik ve Ergani ilçelerinin bazı kısımlarını içine alan geniş bir alanı kaplamaktadır. Karacadağ, bulunduğu sahanın en önemli yükseltisi, akarsularının kaynağı, otlak alanı, pirinç üretim merkezidir. Göksu, Devegeçidi Suyu, Abdülaziz Çayı, Kızılçubuk Çayı, Akçakale Çayı, Hacı Hıdır Deresi, Esmer Çayı, Zengeçür Çayı, Çam Çayı, Hamdun Çayı, Mirgemir Suyu, Kırkpınar Suyu, Gölcük Deresi, Nasreddin Deresi, Eğribük Deresi, Hoşin Suyu, Çerbuş Suyu, Anbar Suyu, Güngür Suyu1 gibi akarsular, Karacadağ su havzasının akarsularından bazılarıdır. Karacadağ hinterlandı, tarihte hububat üretiminin ve hayvancılığın önemli ve verimli bir merkezi idi. Karacadağ bölgesinin bu özelliği günümüzde de devam etmektedir. Karacadağ yöresinin kendine has bir pirinç çeşidi mevcut olup, yörede yaşayanlar arasında rağbet görmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalarda elde edilen bulgulara göre, Karacadağ yöresinde 236 endemik bitki türüne rastlanılmıştır. Bunlar arasında çeşitli yabani buğday türleri de mevcuttur. İlk yaban üzümünün yetiştiği alan 2 da Karacadağ bölgesidir. Karacadağ'ın, 3Diyarbakır ve Siverek'te yaşayan insanların günlük hayatlarındaki izlerini görmek mümkündür. Bu bazen bir türkü sözünde, bazen bir iş yeri adında görülebilmektedir. Günümüzde Karacadağ bölgesinde yaşayan halk kendine özgü bir takım gelenekleri ve giyim-kuşam özelliklerini, kıl çadırlarını ve geleneksel mahalli oyunla* Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Diyarbakır. 1 Ramazan Özgültekin, Ekrem Akman, Hüseyin Demirdağ, Dünden Bugüne Siverek, Konya 1997, s. 13-14. 2 Kenan Haspolat, “Diyarbakır'da Tarım ve Hayvancılık Tarihi” Diyarbakır Tarım Doğa ve Çevre Sempozyumu Diyarbakır'da Tarım ve Hayvancılık C. I, s. 335. 3 Aynı yazar, aynı bildiride Jared Diamond'da atfen, s. 336. 219 rını yaşatmaktadır. Karacadağ ve çevresine dair bilgiler, XVI. yüzyıl Osmanlı arşiv belgelerinin başında yer alan tahrir defterlerinde bulunmaktadır. Bu defterler, Osmanlıların 1515 yılında bölgeye hâkim olmalarından sonra tutulan vergi sayım kayıtlarından oluşmaktadır. Bu belgelerdeki bilgilerden, Karacadağ yöresini teşkil eden coğrafyadaki köy ve mezraların adlarını ve bu köylerin nüfus yoğunluğunu tahmin etmek, bölgede kaydı bulunan aşiretlerin adlarını tespit etmek, Karacadağ çevresinde çeltik üretimine dair notlara ulaşmak mümkündür. Osmanlı Belgelerinde Karacadağ ve Yöresine Dair Notlar Burada Diyarbekir Vilayetine ait Tahrir Defterlerinde Karacadağ ve çevresine dair tespit ettiğimiz bazı notlar aktarılacak ve değerlendirilecektir. Osmanlı dönemi belgelerinde Karacadağ adına dair elimizdeki ilk kayıt 1526 tarihli 134 numaralı Tahrir Defteridir. Burada dağın adı “Karadağ” olarak kaydedilmiştir. Bu isim vergi adı ve miktarını ifade etmek için “resm-i Yaylak-ı Karadağ fi sene 6000” 4 şeklinde yer almaktadır. Bu belgede Karacadağ için yaylak ifadesi kullanılmışsa da Karacadağ'ın güney ve batı yamaçları ile kuzeyindeki düzlüklerinin kışlak olarak da kullanıldığı bilinmektedir. Hatta yakın zamanlara kadar Bingöl ilinden göçerlerin bu bölgeyi koyun sürüleri için kışlak olarak kullandıkları hafızalardaki canlılığını korumaktadır. 1518 tarihli Diyarbekir Vilayeti Kanunnâmesindeki şu notta bölgede halkı 'Arap olan köylerin varlığı ifade edilmektedir. “ve ba'zı 'Arab kurâsı (köyleri) ki Amid'ün nahiye-i cânib-i garbisinde (nahiyenin batı tarafında)vâki' olubdur anlardan resm-i çift ve bu sâir ehl-i kurâ virdüği resm-i çift ve sâir rüsûm (vergiler) alınmaz imiş. Ammâ resm-i bevvâbî diyü vilâyet-i mezbûrda olan ahâli-i kurâdan her çift başına dörder kile-i Amidî galle alınır imiş anı beraber virürler imiş ve zira'atlarından sâyirleri gibi hums (1/5) üzere alınır imiş ve fiğ ve burçaktan öşür (1/10) üzere…” 5 Garbî-i Amid yani Diyarbakır'ın batı tarafı, Karcadağ hinterlandı içinde yer alan bir coğrafyadır. Belgede yer alan Arap köylerinin bölgeye geliş tarihlerine ilişkin bir bilgi yer almamakla beraber, Hz. Muhammed'in amcasının oğlunun (Ukayl halk arasında Akil) türbesinin Garbî-i Amid 6 nahiyesi içinde yer alan yeni adı Adaklı, eski adı Akil köyünün burada bulunması, bu köylerdeki Arapların Diyarbakır'ın fethini müteakiben bilgeye yerleştikleri düşünülmektedir. 1540 tarihli Diyarbekir Vilayeti 200 numaralı Tahrir Defteri içerisinde yer alan Bozulus taifesi kanunnâmesinde Karacadağ yaylağı adında bir verginin adı geçen cemaatten mahalli beyler tarafından tahsil edildiği anlaşılmaktadır. Karacadağ yaylağı adlı verginin adının geçtiği kanunnâme hükmü şöyledir: “ve Berriyyeden yaylağa gitmelü olduklarında Türkmânın ba'zı Mardin kurbunda (yakınında) Türk4 Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Tahrir Defteri 134, s. 3. 5 BOA, TD 64, s. 1; M. Mehdi İlhan, Amid (Diyarbakır), Ankara 2000, s. 2. 6 BOA, İ. EV. 44/6 a-b. 220 man Deresinden ve Rişmil (Yeşilli) nâm karyeden (köyden) ve sâyir Mardin ülkesinden nereden geçüb giderlerse Mardin subaşıları olanlar selâmlık diyü her haneden bir baş peynir ve her obadan bir kuzu alırmış bu dahi hâdis ve bid'at olmağın ref' olundı minba'd alınmaya ve Mardin ülkesinden uğramayub Berriyyecik ülkesine uğrayan ulus taifesinden ta Murad kenarına varınca Karacadağ yaylağı diyü üç yüz koyuna bir koyun ve her haneden birer pâre alınurmış hâliyâ defter-i cedîd-i hakanîde Karacadağın kadîm sınurı ta'yin olundı minba'ad defter-i cedîd-i hakanîde mukayyed olan sınurından hâric yerden geçub giden ulus taifesine vardıklarında Hini subaşısı olan selamlık diyü her hâneden bir pare alurmış ol dahi hâdis ve bid'at olmağın ref' olundı minba'd selamlık diyü ne kuzu ve ne akçe reayadan nesne alınmaya” 7 1564 tarihli Diyarbekir Vilayeti Tahrir Defterinde ise Karacadağ yaylağı için düşülen notta “Karacadağ etrafında ve Berriyyeden Ulus ve Ekrâd taifesi gelüb mütemekkin olurlar, davarları otundan ve suyundan intifa' idüb üç gün temekkin idenlerden kânûn-i kadîm üzere resm-i yaylak üç yüz koyuna ve her hâneden bir nügi yağ virüb temekkün edeler ve üç yüz koyundan noksân üzere olandan resm-i otlak kırk akçe bahâlu bir koyun üç yüz koyundan alınduğu takdirce ona göre herkesin koyununa göre resm-i otlak alınub ziyâde nesne alınmaya Kânun üzere Kânûna mugâyır tahrîr olub emr ile nesh olundu” 8 kaydı yer almaktadır. Bu kayıttan verginin hangi şartlarda ne kadar ve nasıl alınacağı sarih bir şekilde belirtilmiştir. Aynı defterde, Kızıl Depe,9 Melik Mehmed,10 Palut Pınarı, Zebelbek, Kireçlü Pınar, Kara Dere nâm-ı diğer Kuru Çay ve Arslan Kayası nâm-ı diğer Sırtlan Kayası11mezralarının Karacadağ'a yakın olduklarına dair kayıtlar mevcuttur. Tahrir defterlerindeki notlarda Ergani, Çermik, Siverek ve Amid sancaklarının Karacadağ su havzasında yer alan yerlerinde çeltik tarımının yapıldığı ve bu üretim için bir miktar vergi tahsil edildiği anlaşılmaktadır. Bu kayıtlara göre 1523 yılında Ergani Sancağında çeltik üretiminden 560012 akçe, Çermik Sancağında 500013 akçe, Siverek Sancağında merkezde 329614 akçe, Çıkrık köyünde 300015 akçe, Balluca köyünde 1600 akçe, Kavaklu köyünde 160016akçe, Söylemez17köyünde 56718akçe, Söylemez-i Büzürg (Büyük) kö7 BOA, TD 200, s. 215; Tufan Gündüz, Anadolu'da Türkmen Aşiretleri Bozulus Türkmenleri 1540-1640, İstanbul 2007, s. 67. 8 Kuyûd-ı Kadime Arşivi, TD 155, v. 133b. Ancak belgede bazı kelimelerin üstünün çizilmiş olduğu görülmektedir. 9 KKA, TD 155, v. 118b. “ mezra'-ı Kızıl Depe nezd-i Karacadağ”. 10 KKA, TD 155, v. 117a. “ mezra'-ı Melik Mehmed nezd-i Karacadağ” 11 KKA, TD 155, v. 143b. 12 BOA, TD 998, s. 106. 13 BOA, TD 998, s. 116. 14 BOA, TD 998, s. 131. 15 BOA, TD 998, s. 131 16 BOA, TD 998, s. 134. 17 Bu köyde Söylemez Baba adında bir de zaviye vardı. “karye-i mezkûrede üç nefer derviş muaf-ı zemin-i çeltik ile zaviyedar kayd olunmuşlardır ve 6 kile çeltik dahi zaviye-i mezkûre için ekülürmüş yine ekilüb tasarruf iderler.” 18 BOA, TD 998, s. 140. 19 BOA, TD 998, s. 134. 221 yünde 540019 akçe ve Siverek Sancağına bağlı Çıbıkdan nahiyesinde 64020 akçe vergi tahsil edildiği anlaşılmaktadır. 1564 tarihinde Garbî-i Amid nahiyesinde 85 müd çeltik tohumunun 16 ayrı madrabda ekilmekte olduğu kaydı mevcuttur. Bu madrabların adları ise Mecnun, Düldül, Mu'alakat, Kara Pınar ve Süt Pınarı, Tildar, İrfan, İskenderi, Kazık Depe, Devin, Şuayb, Ayranı Kara, Ayn Germe, Hatun-ı Marta, Hatun-ı Mamaş, Ağca Kal'a ve Zeraver idi. .21 Günümüzde Söylemez köyünde aynı adla bir ziyaretgâh mevcuttur. Karacadağ yöresinde bunun dışında Karababa halk arasında (Karabab), Karahıdır, İncehıdır, Abdülaziz, Mustafacık22gibi başka ziyaretgâhlar da mevcuttur. Adı geçen bu ziyaretgâhlar aynı zamanda XVI. yüzyıldan beri varlıkları bilinen köy adlarıdırlar. Bu isimlere dikkat edildiğinde, kişi adları olduğu ve muhtemelen bölgeye ilk yerleşen Müslüman Türklerin öncülüğünü yapan şahıslar olduğu düşünülmektedir. Tahrir defterlerinde açıkça belirtilmemekle beraber Ergani sancağında kayıtlı bulunan Batlu ve Kiki-i Şamî aşiretleri ile Çermik sancağında kayıtlı olan Batlu, Kiki, Modanlu ve Siverek sancağında kayıtlı Anterlu, Bezekî, Çubî Halidlü, Döğer, Döğernî, Gevherlü, Polasatırlu 23 gibi aşiret ve cemaatlerin de Karacağ çevresinde yaşadıkları düşünülmektedir. Osmanlı dönemi kayıtlarında Karacadağ ve yöresinin tarihi coğrafyasına ışık tutacak, köy ve mezra adlarını belirlemeye yardım edecek çok sayıda veri mevcuttur. Bu verilerin Osmanlı belgelerinde Karacadağ adı ile değil, fakat Siverek Sancağı, Ergani Sancağı, Çermik Sancağı ve Amid Sancağı idari yapısı içinde tespit edilerek değerlendirilmesi mümkündür. Sonuç Osmanlı dönemi kayıtlarında Karacadağ ve çevresine ilişkin notlarda bölgenin önemli bir hayvancılık merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölge özellikle kışlak olarak kullanılmıştır. Karacadağ, bölgenin pirinç ekimine elverişli olduğu ve Karacadağ'da sınırları olan bütün sancaklarda çeltik üretildiği müşahede edilmektedir. Karacadağ eteklerinin çeşitli aşiretlerin kışlağı olduğu anlaşılmaktadır. Karacadağ, bölgenin en önemli su havzası konumundadır. 19 BOA, TD 998, s. 140. 20 BOA, TD 998, s. 141. 21 KKA, TD 155, v. 56b. 22 Mehmet Salih Erpolat, Ergani'deki Ziyaretgâhlar ve Bu Ziyaretgâhların Günümüzdeki Durumu” Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi (SBArD) 2004, S. 3, s. 47-63. 23 BOA, TD 998, s. 104, 115,118, 131. 222 1. KARACADAĞ'IN COĞRAFYASI Karacadağ, çağlar öncesi püskürmüş volkanik bir dağdır. Ana kütleyi oluşturan bazalt taş ve kayalıkları doğuda Diyarbakır, batıda Şanlıurfa, ve kısmen Güneydoğu istikametinde Mardin'e doğru yayılmıştır. Konik biçiminde olan dağ kütlesinin uzun ekseni kuzey–güney doğrultusunda olup Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin illerinin ortak sınırlarını oluşturur. Dağın en yüksek noktası Mergemir tepesi olup yüksekliği 1981 m civarındadır. Karacadağ kütlesi ve uzantılarıyla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde biri doğuda Dicle Nehri ve diğeri batıda Fırat Nehri olmak üzere iki drenaj havzasını ayırır. Dağın eriyen kar suları ve yağışlar dere ve çaylar ile Dicle ve Fırat nehirlerine ulaşır. Aşağıdaki topoğrafik haritada Karacadağ ve çevresi görülmektedir 223 KARACADAĞ'DA YAYLA KÜLTÜRÜ Eyüp KIRAN* GİRİŞ Karacadağ geçmişte, Diyarbakır, Siverek, Şanlıurfa ve ViranşehirCeylanpınar için çok önemli olmuştur. Çünkü Viranşehir, Ceylanpınar ve çevresinde kışı geçiren büyük koyun sürülerinin sahipleri için yayladır. Diyarbakır, Şanlıurfa ve Siverek için canlı koyun eti, sade koyun yağı ve yapağı deryasıdır. Bu şehirlerin tüccarları Karacadağ'ın bu ürünlerini işleyerek ve pazarlayarak iyi kazanç sağlıyorlardı. Yine bu şehirlerin sanatkârları, terzileri, manifaturacıları, atarları, dokumacıları, yün ve ip boyacıları, keçecileri, kalaycıları hatta çerçileri hep Karacadağ'la ilgiliydiler. Karacadağ yazın ve edebiyat alanında da yer almıştır. Adına yayın organları yayınlanmıştır. Bunlardan en önemlisi 1938 Yılında Diyarbakır Halkevi'nin yayın organı olarak çıkan ve 1950 yılına kadar yayınını sürdüren Karacadağ Dergisidir. Ziya Gökalp Karacadağ manzumesinde, babasının kendisine evlerinin üst kısmında bir kütüphane, "bir istiğrak yuvası" yaptırdığını, bunun penceresinden her kış "başı kürke bürünen", "hurrem" Karacadağ'ın göründüğünü ve "içinde bin bir his çağlayan bu hücre" de pek mesut olduğunu anlatır. Diyarbakır'ın büyük şairi Ahmed Arif 'Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe' adlı şiirinde Açar, Kan kırmızı yediverenler Ve kar yağar bir yandan, Savrulur Karacadağ, Savrulur zozan... Bak, bıyığım buz tuttu, Üşüyorum da Zemheri de uzadıkça uzadı, Seni, baharmışın gibi düşünüyorum, Seni, Diyarbekir gibi, Nelere, nelere baskın gelmez ki Seni düşünmenin tadı... Karacadağ daha birçok yazar-çizere ilham olmuştur. . Marka haline dönüşen Karacadağ pirinci ve son zamanlarda geven balı önemli tarımsal ürünlerdir. İlkbaharda çevre şehirlerine taşınan kengeri unutmamak gerekir. Karacadağ yayla olarak turizme henüz açılmamıştır, ama Kollubaba'da yapılan kayak merkeziyle bu işe öncülük edeceğe benziyor. *KIRAN, Ziraat Mühendisi Eyüp 224 Karacadağ coğrafik olarak, bilim çevrelerince Verimli Hilal olarak nitelendirilen bölgenin de merkezinde yer alır. Karacadağın kuzey ve doğusunda Ergani ve Gevran ovası, güneydoğusunda Çınar ovası ve Mazi Dağı yer alır. Dağın hemen güneyinde Osmanlı arşivlerine Berriye diye geçen düzlük başlar. Berri Suriye'nin iç kısımlarına kadar devam eder. Batısında Viranşehir ve Siverek düzlükleri yer alır. Karacadağ'ın yazı serin ve kurudur. Sıcaklık gündüzleri 32 santigrat dereceyi geçmez, geceler oldukça serindir. Sonbaharın ikinci ayında yağışlar başlar. Kışın rüzgârı çok şiddetlidir. Dağın tam orta yerinde kayalıkların üzerinde Kral Kızı'nın Saray'ı olduğuna dair bir söylence var. Güya yazı çok güzel olan Karacadağ'ın kışı nasıl olur? diye Kral kızına bir saray yaptırılmış, erzak ve hizmetçileri temin edilmiş. İlkbaharda bu mekâna gelindiğinde içindeki herkesin öldüğü görülmüş. Kral kızının yazdırdığı belgede açlıktan ve soğuktan değil şiddetli rüzgârdan helak oldukları yazılıymış. Karacadağ kışı kar örtüsü altında geçirir. İlkbaharın ikinci ayında karlar erimeye başlar, doruklarda Haziran ayının ilk haftalarına kadar kar kümeleri kalabilir. Karacadağ'ın 1500 m yükseklikten sonra hâkim bitki örtüsü gevendir. Florada yer yer Kirpi otu, zır otu ve ayıkulağı gibi bazı bitkiler de bulunur. Vadilerde yabani meyve ağaçları, kuşburnu ve bazı makilik bitkiler bulunur. Etekler buğdaygil, baklagil ve yer yer soğanlı bitkilerle süslüdür. Değişik aralıklarla açan çiçekler ilkbaharda renk çümbüşü oluşturur. Karacadağ ve çevresi biyoçeşitlilik ve gen kaynakları yönünden dünyanın en önemli merkezlerinden biridir. 1-TARİHTE KARACADAĞ Tarih öncesinin avcı-toplayıcı insan toplulukları için, Karacadağ ve çevresi iklim, su, biyoçeşitlilik ve diğer bazı koşulları barındırıyordu. Bu topluluklar başlangıçta av hayvanlarından elde ettikleri besinlerinin yanında topladıkları buğdaygil, baklagil, meyve ve yemişlerle beslenme rejimlerini sağlamışlardır. Zamanla buğday, arpa, nohut, mercimek, bezelye gibi bitkileri kültüre almışlar, koyun ve keçi gibi hayvanları evcilleştirmişlerdir. Günümüzden 10.000 yıl önce uygun yerlerde kalıcı barınaklar yaparak yerleşime geçmişlerdir ve bilim çevrelerince 'tarımcı köy toplulukları' olarak isimlendirilmişlerdir. Tarımcı köy topluluklarının en güzel örneğini veren Ergani yakınlarındaki Çayönü* çalışmaları, günümüzden 10.000 yıl önceye tarihlenmesi ile Dünya uygarlık tarihine de ışık tutmaktadır. Chikago Şarkıyat Enstitüsünden Robert J. Braidwood, İstanbul Üniversitesinden Halet Çambel ve Mehmet Özdoğan'ın yaptığı çalışmalar sonucunda MÖ 7.500-5.000 yılları arasında aralıksız olarak daha sonra da aralıklarla iskân edilmiş olan günümüzdeki kent uygarlığının ilk temellerinin atıldığı Çayönü, insanların göçebelikten yerleşik köy yaşantısına, avcılık ve toplayıcılıktan besin üretimine geçtikleri "Neolitik Devrim" olarak da bilinen teknolojik yaşam biçimi, 225 beslenme ekonomisi ve insan doğal çevre ilişkilerinin tümü ile değiştiği kültür tarihi ile ilgili buluşlarda birçok ilki de içeren canlı ve ilginç bir yerleşmedir. Yine Ergani yakınlarındaki Grikihaciyan Tepesi'nde M.Ö. 5.000 yılları başına tarihlenen "Gelişkin Köy Evresi" ya da Kalkolitik Çağ olarak adlandırılan Halaf Kültürünün sonlarına tarihlenen tek bir kültür evresi görülmüştür. Halaf Kültürü, Kuzey Irak, Suriye ve Güneydoğu Anadolu'da görülen yuvarlak planlı kubbeli evleri zengin boya bezeli çanak-çömleği ile ünlüdür. Neolitik Devrim boyunca Karacadağ'ın yayla özelliğinden yararlanılmıştır. Karacadağ ve çevresine M.Ö. 3. Binde Hurri-Mitaniler ve kısmen Hititler'in egemen oldukları biliniyor. M.Ö. 1260'dan sonra Asurlular Karacadağ'ı kontrol etmişlerdir. Dağın doruklarında Mandel düzlüğünde Asur harabeleri mevcuttur. Çayönü* MÖ 612 yılında Asur egemenliğini yıkan Medler bölgeye egemen olmuşlardır. Daha sonra Persler, Medlerden egemenliği devir almışlardır. Perslerin üstünlüğünde İrani güçler Batı Anadolu, Trakya ve Yunan coğrafyasını da kontrol etmeye çalışmışlardır. Büyük İskender'in İrani egemenliğini ortadan kaldırmasıyla ve devamında Roma-Bizanslılar ile İrani halkların devamı olan Partlar ve Sasaniler arasındaki siyasi ve askeri çatışmalardan Karacadağ ve çevre coğrafyası büyük oranda etkilenmiştir. MS 7. Yüzyılda İslam'ın doğuşu ve yayılışı ile bölge fethedilmiş, önce Emeviler sonra Abbasiler bölgeye egemen olmaya çalışmışlardır. MS 11. Yüzyıldan itibaren bölgeye Türkmen göçü başlamıştır. 1071'de Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan'ın Bizans ordusunu bozguna uğratmasıyla Anadolu'nun kapıları bu Türkmen göçüne açılmıştır. Malazgirt'e Kürt güçleri de Selçuklu ordusuna destek vermiştir. Kısa süre içinde Türkmen aşiretleri ve kısmen Kürt aşiretleri Anadolu'ya yayılmıştır. Karacadağ ve çevresi güney güzergâhından gelen Türkmen ve Kürt aşiretlerinin Anadolu'ya yayılmasında bir istasyon, bir dağıtım görevi görmüştür. 11. Yüzyılın sonlarında Avrupa'dan bölgeye gelen Haçlı orduları, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Eyubbiler'in direnciyle yok olmuşlardır. Karacadağ önceleri Eyyübiler daha sonra Memluk kontrolünde kalmıştır. Karacadağ ve çevresi 13. Yüzyılın ilk çeyreğinde, önce Harezmilerin, hemen akabinde Moğolların saldırı ve talan alanı olmuştur. 14. Yüzyılın sonlarında Timur yöreyi talan etmiştir. Arkasından Timur ile işbirliği yapan Akkoyunlular bölgeye hâkim olmuşlar ve Karacadağ'ı merkez yaylaları olarak değerlendirmişlerdir. 1501 yılında Akkoyunluları ortadan kaldıran Şah İsmail, bölgeyi Safevi egemenliğine almıştır. 16. Yüzyılın başında Osmanlı Safevi çekişmesinde Kürtler büyük oranda *Kürtçe adı Qotêberçem 226 Osmanlı ile işbirliği yapmıştır. İdris-i Bitlisi'nin askeri, politik ve diplomatik çalışmaları sonucunda Bölgenin güçlü 25 miri ile Yavuz Sultan Selim arasında işbirliği yapılmış ve 1514 yılında Çaldıran'da yapılan savaş ile Safevi ordusu mağlup olmuştur. Çaldırandan sonra Osmanlı ve Kürt güçleri bölgeyi Safevi egemenliğinden kurtarmıştır. Yavuz Sultan Selim ile ittifak yapan Kürt Mirleri arasında Mil Aşiretler topluluğunun beyi de vardır. Yavuz Sultan Selim, Mercidabik ve Ridaniye'de Memluk ordusunu yendikten sonra bölge tamamen Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Bu tarihten sonra günümüze kadar Karacadağ yayla olarak Milan aşiretleri kontrolüne geçmiş yayla olarak Milan göçerleri tarafından kullanılmıştır. Halen Kejan aşiretinden 150 aileye yakın göçer ailesi yayla koyunculuğu ile geçinmektedir. 20. Yüzyılın başında kışlakta (Berri) Milan Göçerleri 1. KARACADAĞ'DA YAYLA KÜLTÜRÜ Karacadağ yaylalarında, üretilen hayvan cinslerini mera şartları belirlemiştir. Yazları kuru olduğu için sığır, at ve eşek gibi hayvanların tüketebileceği otlar gelişememektedir. Geven bitkisi koyun, keçi ve develer için son derece elverişlidir. Kışı güneyde geçiren ve Osmanlı arşivlerinde konar-göçer cemaatler olarak geçen ve bilim dünyasında da bu isimle benimsenen koyun sürü besleyicileri, Nisan ayının sonlarına doğru Karacadağ'a gelirler. Dağın değişik yerlerinde su kaynakları ve düz alanlar vardır. Bunlara Kürtçe 'guher' denir. Her obanın konaklayacağı mekân bellidir, hatta çadır kuracağı yerler (Kürtçe war) bellidir. Bu açıdan kargaşa yaşanmaz. Obaların içinde ve obalar arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Bayramlarda, düğünlerde şenlikler yapılır büyük çadırlarda yemekler verilir. Ağır işlerde yardımlaşma vardır. Sorunlar hiyerarşik yapıya göre en büyük çadırda çözümlenir. 227 . Hala yaylacığı devam ettiren Kejan göçer kara çadırı ve geven bitkileri 228 Çadırlar keçi kılına az miktarda siyah olan kalitesiz koyunyünü karıştırılarak dokunur. Çadırlar enine üç sıralı sütunlar üzerinde gerilir. Çadırın uzunluğu ise ailenin büyüklüğü, maddi varlığı ve hiyerarşi içindeki yerine göredir. Çadır genel olarak üç bölümdür. Erkek oturma bölümü, kadınların oturma ve yatma bölümü ile mutfaktan oluşur. Resimde bir çadır şekli görülmektedir. Koyun Sürüleri Geçmişte ve şimdilerde yayla olarak Karacadağ deyince akla koyun sürüleri gelir. Koyun yoğurdu, yayıkla elde edilen tereyağı ve peyniri emsalsizdir. Karacadağ yaylası sadece koyun, keçi ve develer için elverişlidir. 1970'lerden sonra yük taşıma ve tarım makineleşince deve hemen hemen tükendi. Yayla, at ve sığırlar için elverişli değildir. Koyun sürüleri iki kısma ayrılır. Biri sağımlık olanlar, diğeri sağım dışı olanlar. Her sürüde bir miktar keçi bulunur. Merada Koyun sürüsü Kuzu sürüsü dinlenme anında Karacadağ'ın doruklarında sivrisinek yoktur, parazit böcekler ve bulaşıcı hastalıklar yoktur veya yok denecek kadar azdır. Bu özellikler yaylanın tercih nedenlerindendir. Yün Kırpma* Koyun ve kuzu yapağısı ile keçi kılı ilkbaharın sonunda, yazın başında makaslarla kırpılır. Kuzuların yapağısı kirliyse önce kuzular bir gölde yıkanır sonra yapağıları kırkılır. Yün ve kıl önce yıkanır, kurutulur, taraktan geçirilir ve teşi ile iğrilir. Yazın obalara yün ve ip boyacıları gelirdi. Kazanlar kurulur, içinde farklı renklerdeki boyalar kaynatılır, yıkanmış beyaz yünler ve ipler boyalara bandırılır, tahta sopalarla karıştırılır, sonra boyadan çıkarılır ve süzülür ve kurutulurdu. Boyacılar ağırlıklı olarak Diyarbakır'dan gelirdi. Yün ve ipler kırmızı, turuncu, yeşil, sarı ve taba renklerine boyanırdı. Boyalar ağırlıklı olarak kök boyalardır. *(Kürtçe koyunlar için pezbir, kuzular için berxbir) 229 SONUÇ Karacadağ, hem yayla hayvancılığı, hem de yayla turizmi yönünden son derece elverişlidir. Toprak erozyonunu önleyen bitki örtüsü olarak geven'in korunmaya alınması gerekir. Geven hem koyun ve keçilerin hem de bal arılarının besin kaynağıdır. Çevreyi tahrip etmeden elektrik ve su sorunu çözümlenmelidir. Göçerlere çevreyi koruma bilinci sağlanmalıdır. Göçerlerin kışlak sorunları çözümlenmelidir. Hala yaylacılığı devam ettiren koyun sürü sahiplerinin kışlak sorunları vardır. Çünkü tarımın makineleşmesi, kışlak alanlarının Ceylanpınar Devlet Üretim Çiftliği olarak organize edilmesi sonucu kışın barınacak yer sıkıntısı vardır. 2010 Yılında Güneydoğum derneği ve Siverek Kaymakamlığı öncülüğünde Dicle Üniversitesi, Harran Üniversitesi ve Adıyaman Üniversitesi Dekan ve akademisyenlerinin katılımıyla karaçadırda panel düzenlenmiştir. Aşağıdaki resimlerde panelden görüntüler görülmektedir. Kayak merkezinde Panel Kara Çadırda Panel 230 KARACADAĞDAKİ TAŞLIK ARAZİLERİN DİYARBAKIR VE BÖLGE EKONOMİSİ İÇİN ÖNEMİ Hakan Sidar Nurani ve Selim Erdoğan ÖZET Çok geniş taşlık arazilerle kaplı Karacadağ'dan daha fazla nasıl faydalanılır, iş, üretim ve de istihdam açısından bölge ekonomisine ne gibi katkılar sağlanabilir konularının ele alındığı bu çalışmada, Karacadağ'ın özellikleri 5 ana bölümde ele alınmıştır. İlk bölümde Karacadağ'ın genel özellikleri, kapsadığı alanın coğrafik yapısı, yüzey şekilleri, bitki örtüsünün geçmişteki hali ile şimdiki hali ve iklim özellikleri gibi konulardan bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise, Karacadağ'ın ekonomik potansiyeli ve buna bağlı olarak tarım ve hayvancılık alt başlıklarında bölgenin sahip olduğu zenginlikler ve bu konularda daha neler yapılabileceği hususlarından bahsedilmiştir. Ayrıca Turizm açısından da Karacadağ'ın kış turizmi ve kış sporları konusunda sahip olduğu avantajlar anlatılmıştır. Üçüncü bölümde, taşlık arazilerle kaplı Karacadağ'da taşların temizlenmesi konusunda geçmişte Olağanüstü Bölge Valiliği zamanında yapılan çalışmalar ile bundan sonra bölgede yapılabilecek tespit çalışmaları ve bu tespitlerin neticesine bağlı olarak finansman yöntemlerinden bahsedilmiştir. Öte yandan, sözkonusu taşların temizlenmesinin tahmini maliyetleri ile temizlenen arazilerin tarıma açılması neticesinde elde edilecek gelir ile yapılacak masrafın ne kadar sürede amorti edeceği konularına değinilmiştir. Dördüncü bölümde ise, bazaltın ve Karacadağ bazaltının özellikleri ve kullanım alanları ile bazalt taşının üstün yönleri, hangi alanlarda kullanıldığı anlatılmıştır. Beşinci bölümde ise, Karacadağ bazaltının mimari yapılarda kullanımı ve bu bazaltla Diyarbakır'da yapılmış önemli yapılardan bahsedilmiştir GİRİŞ Güneydoğu Anadolu Bölgesinin ortasında yer alan ve volkanik bir dağ olan Karacadağ, püskürtmüş olduğu lavların zamanla soğuyup bazalt taşlar haline dönüşmesiyle oldukça geniş bir alanı taşlık arazilere dönüştürmüştür. Ancak, söz konusu arazinin büyük bir kesiminde taşlar verimli toprakların üzerinde serpiştirilmiş halde bulunduğundan, kolaylıkla temizlenerek tarıma açılabilecek vaziyettedir. Özellikle kışları bol yağış alan ve serin iklime sahip olan Karacadağ'daki ormanlık alanlar, geçtiğimiz birkaç yüzyıl içinde şiddetli geçen kışlar nedeniyle yöre insanının kaçak kesimlere yönelmesi ve ayrıca otlatma ve dal faydalanması nedeniyle epeyce azalmış, bunun sonucu ormansızlaşma olmuştur. Bugün için genellikle taşlar231 taşlarla kaplı boş ve verimsiz araziler görünümündedir. Halbuki kolaylıkla temizlenip tarıma açılabilecek olan sözkonusu bölge, bugün bütün dünyanın önemini kavradığı Organik Tarım açısından müthiş bir potansiyel barındırmaktadır. Özellikle pirinç, Karacadağ'da yetiştirilen en önemli üründür. Ayrıca hayvancılıkta Karacadağ'da yaşayan insanların başlıca geçim kaynaklarındandır. Öte yandan, bölgeden temizlenecek taşların mucır olarak yol yapımında ve kesme taş olarak zemin kaplamada kullanılıyor olması da başta bölgenin en büyük sorunu olan istihdamın çözümü ve ekonomik kalkınmanın sağlanması açısından çok büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmayı yaparken, büyük bir kısmı hazine arazisi ve mera niteliğinde olan, fakat temizlenmeyi bekleyen geniş bir arazinin varlığına dikkat çekmek ve sözkonusu arazinin ekonomiye kazandırılmasının teşviki amaçlanmıştır. Taşlık alanların temizlenmesi için harcanacak masraf tutarı, sözkonusu alandan sadece tarım amaçlı elde edilecek gelirle bile çok kısa sürede kendini amorti etmektedir. Bunun için de atılması gerekli adımlar ve yapılması gerekenler konusunda önerilerde bulunulmuştur. Diyarbakır ve Şanlıurfa illerinin arasında yer alan Karacadağ bölgesi, yıllardan beri terör ve işsizlik sorunuyla mücadele eden Türkiye için, işsizliğin azaltılması ve sosyal refah seviyesinin arttırılması açısıdan çok önemli bir fırsattır. Büyük bir kısmı hazine arazisi ve mera niteliğinde olan ve yaklaşık 97.000 ha büyüklüğünde olan taşlık arazilerin devlet eliyle hazırlanacak kapsamlı bir projeyle öncelikle aşama aşama temizlenmesi, temizlenen arazilerin topraksız köylülere paylaştırılması veya kiralanması yıllardan beri atıl bir vaziyette bekleyen arazinin rantabl olarak değerlendirilmesini sağlayacaktır. Sonraki aşamalarda ise, arazi ve iklim yapısına uygun ürün deseni ve hayvancılık modelleri belirlenerek özelikle organik tarıma yönelik uygulamalar teşvik edilmelidir. Modern dünyada gitgide daha fazla önem kazanan Organik Tarım ürünleri, ülkemizde de gün geçtikçe daha fazla rağbet görmekte, buna bağlı olarak ta fiyatları diğer ürünlere göre daha yüksek olmakta, bu nedenle de üreticiler daha fazla kazanç sağlamaktadırlar İşsizliğin önemli bir sorun olduğu bölgede tarımsal istihdam sayesinde diğer bölgelere ve özellikle metropol şehirlere işsiz insan göçleri önlenecek, bu bölgede kazanan insanlar bu bölgede harcayacakları için de bölgenin ekonomik kalkınması sağlanacaktır. Her geçen gün gelişen teknoloji sayesinde taş kırma ve taş toplama makineleri ile taşlık araziler eskiye kıyasla kolaylıkla temizlenebilmektedir. Taşlardan temizlenen araziler fosfor ve mineraller açesından zengin olduğundan uzun yıllar gübre kullanımı gerektirmeden verim alınabilecek niteliktedir. 232 Su kaynakları bakımından da zengin sayılabilen Karacadağ sahip olduğu doğal göletlerin yanı sıra, oluşturulabilecek suni göletlerle de başta pirinç üretimi olmak üzere birçok ürünün kolaylıkla yetiştirilmesine imkan sağlayabilecek özelliktedir. Karacadağ'ın kışın akıp, yazları kuruyan derelerinin önüne bent konarak yapılacak suni göletlerle alabalık üretim tesisleri ve hatta kaynak suyu şişeleme tesisleri kurulabilecektir. Karacadağ sahip olduğu kar potansiyeli ve kolay ulaşılabilirliği nedeniyle de kış turizmi açısından da bölge için cazibe merkezi olmaya adaydır. Öte yandan bölgeden elde edilecek taşlarla da mucır olarak yol yapımı olmak üzere, parke taşı olarak zemin kaplamada da kullanılabileceği için, bu işle uğraşanlara ekonomik açıdan önemli bir kazanç kapısı açacaktır. Yukarıda kısaca değinilen konular nedeniyle Karacadağ bölgesi, bir an önce üzerinde durulması gereken ve uzman ekiplerce detaylı bir proje kapsamında ele alınması gereken önemli bir konudur. KARACADAĞ HAKKINDA GENEL BİLGİLER Karacadağ, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin illerinin ortasında sönmüş bir yanardağ olup, adından da anlaşılacağı üzere püskürtmüş olduğu lavlarla yani kara taşlarla çevresindeki şehirlere, köylere, surlara hayat veren bir dağdır. Karacadağ 37.67°N - 37°40'0"N kuzey enlemleri ile 39.83°E - 39°50'0"E doğu boylamları arasında yer almaktadır. Tarih boyunca çeşitli aşiretler göçlerle gelip Karacadağ'ın eteklerine yerleşip hayatlarını sürdürmüş, sonrasında da Anadolu'ya yayılmışlardır. Diyarbakır merkeze 20 km. mesafede başlayan Karacadağ'ın bir kısmı Diyarbakır'a, bir kısmı ise Siverek'e bağlıdır. Ayrıca, Viranşehir, Çınar ve Derik'e kadar da uzanmaktadır. Yoğun bir şekilde bazalt taşları ile kaplı alanda tarım ve hayvancılık istenilen düzeyde yapılamamaktadır. Bununla birlikte soğuk pınarları ve serin havası nedeniyle bölgenin en güzel pirinçleri bu dağın eteklerinde yetişir. Yine bu dağda otlayan hayvanlardan lezzetli tereyağları elde edilir. 1554 yılında İran seferinden hasta olarak dönen Kanuni Sultan Süleyman Karacadağ'da iki aya yakın bir süre konaklayıp, Karacadağ'ın havası, yiyecekleri ve hamravat suyu ile iyileşip yoluna devam etmiştir. İKLİM Güneydoğu Toros Dağları bir duvar gibi kuzeydoğu rüzgarlarını keserek yukarı Mezopotamya'ya geçmesini önler. Soğuk ve serin hava kütlelerinin Diyarbakır havzasını geçmemesi nedeni ile kış mevsimi Doğu Anadolu yüksek yaylaların olduğu gibi soğuk geçmez. Sıcaklığın -24 C olduğu görülmüştür. Fakat ortalama düşük sıcaklık 8.7 C dir. Kış mevsiminden yaza geçiş birdenbire olur. İlkbahar belirsizdir ve sıcaklar birden artar. Ortalama 4 ay boyunca insanlar sıcaktan bunalır. Özellikle Tem233 muz ve Ağustos ayları çok sıcaktır. Termometrenin 46°C yi gösterdiği olur. Fakat ortalama yüksek sıcaklık 22.5°C dir. Diyarbakır'da en sıcak ay ortalaması ise, 31°C dir. Karacadağ genelinde ise sıcaklık her zaman Diyarbakır il geneline göre birkaç derece daha serin olur. Karacadağ'ı da kapsayan Diyarbakır bölgesinde nispi nem ortalaması %53'tür. Yaz mevsimi çok sıcak olduğu halde nem azlığı havayı bunaltıcı olmaktan çıkartır. Bölgede 45°’ C lik sıcaklığına dayanılır; çünkü aşırı nem yoktur. Hava kurudur. Fakat GAP projesi kapsamında yapılan sulama kanalları ve yapay göletler nemi hissedilir şekilde arttırmış ve sıcaklık bunaltıcı olamaya başlamıştır. Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları nispi nemin en düşük olduğu aylardır. Karacadağ bölgesinde kış aylarında kar yağışı olağandır. Yılda ortalama 7 gün kar yağışlı geçmektedir. Yağmur olarak başlayan yağışın kara dönüşme ihtimali de vardır. Genelde kar kasım ayında yağmaya başlar. Diyarbakır bölgesinde karla örtülü günler ortalama 13'tür. Karacadağ genelinde ise karla kaplı gün sayısı Diyarbakır ortalamasına göre biraz daha fazladır. KARACADAĞ'IN EKONOMİK POTANSİYELİ Karacadağ bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en fazla yağış alan kesimlerinden biri olması nedeniyle, tarım ve hayvancılığın yanı sıra turizm bakımından da önemli bir potansiyele sahiptir. - Özellikle kış ve yayla turizmi bu bölgede ele alınması ve teşvik edilmesi gereken bir konudur. - Karacadağ organik tarım açısından da başta pirinç üretimi olmak üzere birçok ürünün yüksek verimlilikle yetiştirilebileceği iklim ve toprak özelliklerini taşımaktadır. Türkiye genelinde oldukça fazla rağbet gören Karacadağ pirinci Karacadağ civarında her yıl yaklaşık 10.000 dekar alanda üretilmektedir. - Karacadağ'ın eteklerinden çıkan hamravat suyu gibi meşhur ve lezzetli sularını değerlendirmek üzere kurulacak su şişeleme fabrikaları, sadece bölgeye değil tüm Türkiye'ye hatta çevre ülkelere ihracat gerçekleştirebilecektir. - Karacadağ'da hayvancılığın yaygın olması nedeniyle de süt, yoğurt, peynir ve tereyağı fabrikaları açısından da Karacadağ önemli bir potansiyel barındırmaktadır. Resim 1. Karacadağ'da pirinç ekimi yapan köylüler 234 KARACADAĞ'IN TARIM POTANSİYELİ Büyük bir kısmı taşlık arazilerle kaplı Karacadağ'ın özellikle Siverek ve Diyarbakır'a yakın kesimlerinde taşlardan temizlenmiş sınırlı kesimlerinde tarım faaliyetleri yapılmaktadır. Kuru tarım kapsamında aşağı kesimlerde buğday, arpa ve mercimek üretiminin yanı sıra, özellikle yüksek ve oldukça sınırlı olan sulanabilir alanlarda çeltik ekimi yapılmaktadır. Ayrıca Kenger bitkisi de bahar aylarında Karacadağ'da taşların arasında kendiliğinden yetişen, yöre halkına ek gelir imkanı sağlayan ve bölge insanları tarafından vazgeçilmez bir besin kaynağı olarak tüketilen bir bitkidir. Resim 2 . Karacadağ'da yetişen kenger bitkisi Taşlık alanların bir plan ve program dahilinde temizlenerek tarıma açılması halinde ve bunun içinde gerekirse topraksız köylülere 10, 20 veya 49 yıllığına kiralama gibi metodlar izlenip, ucuz banka kredisi veya hibelerle taş temizleme ve organik tarım teşvik edilirse, Karacadağ bölgesi sadece Güneydoğu Bölgesi için değil, Türkiye ve Ortadoğu açısından çok önemli bir tarım üssü olmaya adaydır. KARACADAĞ'IN HAYVANCILIK POTANSİYELİ Karacadağ'ın taşlı yapısı nedeniyle ağırlıklı olarak küçükbaş hayvancılık yapılmaktadır. Bunun yanı sıra eskiye kıyasla tükenme noktasına geldiğini 235 söyleyebileceğimiz deve yetiştiriciliği de halen Karacadağ'daki bazı aşiretlerce yapılmaktadır. Ayrıca genellikle günlük ihtiyaçlar için de hindi ve tavuk gibi kümes hayvanları da beslenmektedir. Karacadağ'daki meraların iklim ve bitki yapısının uygunluğu nedeniyle özellikle göçer ailelerce sürdürülmekte olan küçükbaş hayvan yetiştiriciliği, günümüzde bölgede modern et, süt, yoğurt ve peynir fabrikalarının teşvik edilmesiyle daha da artabilecek bu da başta istihdam olmak üzere bölgenin ekonomik kalkınması ve refah seviyesinin yükselmesinde önemli rol oynayacaktır. KARACADAĞ'IN TURİZM POTANSİYELİ Kış aylarında yoğun kar alması nedeniyle, Karacadağ'ın yapısı özellikle kış sporlarına oldukça uygundur. Halen Siverek'e bağlı 1919 rakımlı Karacadağ köyünde Özel İdare ve Kaymakamlık tarafından yaptırılan bir Kayak Merkezi pistinin bulunduğu Karacadağ'da, özellikle konaklama tesislerinin yapılması halinde yoğun olarak Diyarbakır, Mardin, Batman ve Şanlıurfa illerinden insanların ilgisini çekecektir ve bu bölgede kış sporlarının yanı sıra kış turizminin de gelişmesi sağlanacaktır. Özellikle hafta sonlarında çevre illerde yaşayan insanlar kayak yapmak, dinlenmek ve stres atmak için yakın olması sebebiyle Karacadağ'ı tercih edeceklerinden, bölge çok kısa sürede Palandöken, Uludağ ve Kartalkaya kadar önemli bir turizm merkezi haline gelebilecektir. Karacadağ'da konaklama ve sosyal tesislerin hayata geçirilebilmesi halinde, söz konusu tesisler, kış mevsimi dışında temiz ve serin havası nedeniyle yayla turizmi açısından da hizmet verebilecektir. KARACADAĞ BÖLGESİ'NDE EKOLOJİK TARIM Ekolojik (Organik, Biyolojik) tarım yüksek girdi kullanımına dayalı endüstriyel tarımın insan sağlığı, ekonomi ve çevre açısından ortaya çıkardığı olumsuz sonuçların karşısında alternatif olarak ortaya çıkmış bir tarım sistemidir. Kaynakların en iyi şekilde kullanımına dayanarak yanlış uygulamalar sonucu bozulan doğal dengeyi korumayı amaçlayan ekolojik tarım sisteminde, sentetik kimyasal gübrelerin, ilaçların ve hormonların kullanımı yasaklanmıştır. Toprak verimliliği, hastalık ve zararlılardan korunmada uygun çeşit seçimi, ürün rotasyonu, bitki atıklarının değerlendirilmesi, yeşil gübreleme, organik atıkların kullanılması, hayvan gübresi ve biyolojik kontrol gibi yöntemler esas olarak belirlenmiştir. Ekolojik tarım yüksek kaliteyi hedefleyen bir tarım sistemidir. Başlıca amacı toprak-bitki-hayvan ve insan arasındaki yaşam zincirinde üretim optimizasyonunu sağlıklı bir şekilde sağlayabilmektedir. Ekolojik tarımla ilgili tüm ulusal ve uluslararası standartlar araziden rafa kadar ürünün izlediği tüm aşamaların kontrolünü ve sertifikasyonu zorunlu tutmaktadır. 236 Sertifikasyonla, ekolojik ürün tüketerek hem sağlıklı yaşamayı hem de doğayı korumayı hedefleyen tüketicilere bir güvence verilmektedir. Ayrıca ekolojik üretim yapan üreticinin standartlara uygun üretimini belgelendirerek ispatlamasına ve ürününü hak ettiği değerde pazarlamasına imkan sağlamaktadır. - GAP Bölgesi'nde olması nedeniyle Karacadağ bölgesine ekolojik tarım açısından özel önem verilmeli ve organik tarım çalışmalarının tanıtılması, yerleşmesi ve genişlemesi yönünde faaliyetler yürütülmelidir. Bu amaçla özellikle Karacadağ çevresinde Ekolojik Tarım ve Kırsal Kalkınma Projelerinin en kısa sürede hayata geçirilmesi sağlanmalıdır. Karacadağ çevresinde ağırlıklı yetiştirilen pirinç, buğday gibi ürünler başta olmak üzere hayvancılık konusunda da ekolojik tarıma uygun besicilik yapılması konusunda köylerde eğitici ve teşvik edici toplantılar yapılmalıdır. KARACADAĞ'DAKİ TAŞLIK ARAZİLER Diyarbakır ilindeki taşlık arazilerin büyük bölümü sönmüş bir volkan olan Karacadağ'ın püskürtmüş olduğu lavların zamanla taş formuna dönüşmesi ile oluşmuş olup, bu taşlar verimli toprakların üzerinde olup, büyük bir kısmı bugünkü teknolojik imkanlarla çok kolay temizlenebilecek durumdadır. Karacadağ'daki taşlık araziler Diyarbakır ve Şanlıurfa'ya bağlı birçok köy ve beldeyi kapsamakla birlikte belli başlı köyler aşağıdaki gibidir. Tablo 1. En fazla taşlık araziye sahip köyler Diyarbakır Merkez “ “ “ “ “ “ “ “ “ “ “ “ “ Çınar “ “ “ “ Şanlıurfa Siverek “ “ “ “ “ “ “ Viranşehir “ “ Yolboyu Oğlaklı Yalankoz Kaldırım Kırkkoyun Karahan Güleçoba Sevindik Ovabağ Alatosun Karabahçe Söylemez İleri Kamışlı Karınca Bolluca Yukarıdaki tabloda adı geçen köylerde taşlık araziler, ağırlıklı olarak mera, hazine arazisi ve özel şahıs arazilerinden oluşmaktadır. 237 Resim 3. Karacadağ'da taşlarla kaplı araziler Resim 4 . Karacadağ Kırkkoyun köyünde taş işçiliğiyle uğraşan taş ustası. GEÇMİŞTE YAPILAN ÇALIŞMALAR 2001-2002 yıllarında o günkü adıyla Olağanüstü Hal Bölge Valiliği tarafından başlatılan çalışma ile özellikle Karacadağ civarındaki temizlenebilecek durumda 97.000 Ha alan belirlenmiştir. Söz konusu alanın (bir kısmı da Şanlıurfa ilinin sınırları içinde kalan) yaklaşık 58.200 Ha'lık kısmı mera, hazine veya devletin hüküm ve 7 tasarrufu altındaki yerler kapsamında olup, geri kalanı ise şahıs arazisi şeklindedir. Bölge Valiliği öncülüğünde 2001-2002 yıllarında yapılan taş temizleme faaliyeti neticesinde yaklaşık 7705 Da alan taşlardan temizlenerek tarıma açılmıştır. Sözkonusu dönemde toplanan taşlar yontularak zemin kaplamada kullanılmış, böylelikle işsiz insanlara para kazanabilecekleri bir iş imkanı sağlanarak bölge ekonomisine katkı sağlanmıştır. Sonraki yıllarda bu projenin uygulanmasından vazgeçilerek bugüne gelinmiştir. Halen temizlenebilecek nitelikte yaklaşık 96.000 Ha arazi kaldığı düşünüldüğünde, yapılacak çalışmalar ve hazırlanacak projeler ile bu taşlık araziler tarıma kazandırılabilecek ve böylelikle bölge ekonomisinin gelişmesi, istihdamın artarak bölge insanının refahında artış sağlanabilecektir. YAPILMASI GEREKEN ÇALIŞMALAR Halihazırda tarıma uygun taşlık arazilerin taşlardan temizlenerek ve ıslah edilerek tarımsal üretime açılması ve bu yolla bu bölgede yaşayan insanların gelirlerinin arttırılması ve üretici çiftçiler haline getirilmesi gerekmektedir. Böyle bir çalışma yapılması halinde yarı göçebe bir hayat süren insanların da toprağa bağlanarak daha modern bir hayat sürmeleri sağlanacaktır. 238 Resim 5 . Karacadağ'da temizlenerek tarıma açılan araziler Pasif bir volkanik dağ olan Karacadağ'ın çevresindeki arazilerin, bu dağın püskürtmüş olduğu sönmüş kayalarla dolu olması nedeniyle, bu güne kadar etkin şekilde tarım faaliyeti yapılamamıştır. Diyarbakır ve Şanlıurfa illerinin sınırları içerisinde kalan yaklaşık 582.000 dekar mera, hazine veya devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşlık arazinin yanı sıra, bu miktara yakın da şahıs arazisi taşlık arazi bulunmaktadır. Toplamda ise 960.000 dekar civarında temizlenmesi gereken taşlık alan bulunmaktadır. Mevcut halde taşlık alanlardan yeterli verim alınamadığından, bu alanda yaşayanlar üretken hale gelememekte ve yılın belli dönemlerinde diğer bölgelere çalışmaya gitmektedirler. Zaman zaman bu bölgede yaşayan insanlar kendi imkanları ile özellikle de kol gücü ile arazilerini temizlemeye çalışmalarına rağmen, birçok alandaki taşlar kol gücü ile temizlenemeyecek büyüklükte ve derinlikte olması nedeniyle bu tür çabalar yetersiz gelmektedir. Söz konusu taşlık alanların temizlenmesi bölge için hem ekonomik anlamda hem de sosyal anlamda gelişme sağlayacaktır. İnsanlar göçebe bir hayat sürmekten kurtulacak, sağlık ve eğitim gibi imkanlardan daha fazla yararlanmaya başlayacaklardır. Bu tür çalışmalar yapılırken, projelerin katılımcı tarzda yürütülebilmesi ve halkın talepkâr olabilmesi, onların yapılacak işler ve kazanımları konusunda bilgilendirilebilmeleri ile mümkün olabileceğinden, bu amaçla köylerde de bilgilendirme toplantılarının yapılması faydalı olacaktır. Yapılması gerekli çalışmalar kapsamında, bilgilendirmenin dışında araştırma, talep belirleme ve uygulama grupları oluşturularak ve bu grupların da birbirileri ile irtibatlarını sağlamak projelerin gerçekten amacına yönelik sonuçlar alınabilmesi açısından önem taşımaktadır. 239 TESPİT ÇALIŞMALARI Taşlık arazilerin büyük bir kısmı hazine malı olmakla birlikte, bir kısmı da tapulu özel şahıs arazileridir. Şahıs arazileri konusunda yapılması gereken, hazırlanacak projeler çerçevesinde temizlenecek arazilerin tespitidir. Resim 6. Karacadağ'da temizlenebilecek taşlık araziler Hazırlanacak projelerin katılımcı tarzda ele alınabilmesini teminen köylerde bilgilendirme toplantılarının yapılması gerekir. Halkın bilgilendirilmesi ile katılımlarını sağlamak, projelerin gerekçelerini ve sonrasında da uygulamaları anlatmak ve bütün bu çalışmalar sonrasında da gelen istek ve taleplere göre araştırma ve uygulama gruplarına yön vermek önemli bir çalışma stratejisi olacaktır. Taşlık arazileri olan köylerdeki bilgilendirme faaliyetleri ve buna bağlı olarak gelecek taleplerin alınması sonrasında da gelen taleplerin mülkiyet durumlarının Tapu ve Kadastro Müdürlüğü nezdinde kontrol edildikten sonra, temizlenecek arazilerin büyüklükleri, sınırları ve çalışma sıraları gelecek taleplere göre belirlenebilecektir. - Çalışma sıraları belirlenirken küçük arazi sahiplerine öncelik verilerek daha sonra sırayla büyük arazilerin temizlenmesi uygun olacaktır. - Bu çalışmaların yapılabilmesini teminen, - Tarım İl Müdürlüğü, - GAP İdaresi Bölge Müdürlüğü, - İl Valiliği, - Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğü, gibi kurum ve kuruluşlardan görevlendirilecek elemalardan oluşturulabilecek proje gruplarından faydalanılabilecektir. - Köy ziyaretleri neticesinde, bu köylerdeki sosyo-ekonomik yapı, halkın geçim ve yaşam biçimi, hayvancılık durumu, taşlık arazilerin mevcut kullanım biçimleri vb. gibi konularda bilgi edinilmiş olacaktır. Ayrıca taşlık arazilerde temizle240 me sonrasında yetiştirilebilecek ürün desenleri hakkında toprak analizleri yaparak, elde edilecek sonuçlar ışığında ayrıntılı raporlar hazırlanabilecektir. - Temizlenecek arazilerden alınacak toprak örneklerinin laboratuvarlarda tahlil edilmesi, yetiştirilebilecek ürün desenlerinin belirlenmesi ve izlenecek yöntemlerin tespit edilebilmesi açısından daha hassas sonuçların elde edilmesini sağlayacaktır. Yapılabilecek çalışmalara ilaveten gerekli görülmesi halinde Orman Bölge Müdürlüğü'nden de eleman ve teknik destek temin edilerek ağaçlandırma konusunda da çalışmalar yapılabilecektir. Çalışmalar esnasında, özellikle taşların temizlenmesi safhasında ihtiyaç duyulabilecek makine-ekipman olarak Dozer, Loder, Damperli Kamyon, Traktör, Treyler gibi araçlar kullanılabilecektir. 1 Dozer'in 1 günde (8 saat) temizleyebileceği taşlık alan miktarı ortalama 8 dekar olduğu dikkate alındığında, temin edilecek araç ve ekipmanın fazla olması söz konusu temizleme çalışmalarının da aynı oranda hızlanmasına ve projelerin de başarısına katkı sağlayacaktır. TaŞ TEMİZLEME MAKİNALARI Temizlenecek taşlık alanların belirlenip ilk etapta dozerlerle büyük taş ve kaya parçalarının temizlenmesinden sonra Türkiye'de de üretilen taş toplama makinelerı ile de kalan daha küçük taşlar rahatlıkla temizlenebilecektir. Orta boy kullanılabilen, piyasada yaklaşık 20.000 TL bedelle satılan ve yerin 15 cm derinliğinden 3 ile 30 cm genişliğe kadar taşları kolaylıkla toplayabilen taş toplama makineleri ile saatte 5 -10 dekar aşlık arazi taşlardan arındırılabilecektir. Resim 7. Taş Temizleme makinası Bu amaçla oluşturulacak ekiplerle, öncelikle istekli mülk sahipleri tespit edilerek, kolaylık derecesine göre, yani en kolay temizlenebilecek arazilere öncelik vererek, temizletilmelerini sağlamak gerekmektedir. Hazine malı araziler konusunda ise yapılması gerekenler ise, Valilikçe ilgili Bakanlıkların da katkılarını sağlayarak, belli bir kısmını (örneğin yarısını) özel mülkiyete kiralamak veya satmak suretiyle temizlettirip ekonomiye ve istihdama kazandırmak şeklinde yapılmalıdır. 241 DESTEK VEREBİLECEK KURUMLAR Bu tür geniş kapsamlı projelerin başarıya ulaşabilmesi için öncelikle ilgili köylerde bilgilendirme toplantıları düzenlenerek, köylülerin de bu konuya ilgilerinin çekilmesi ve katılımlarının sağlanması gerekmektedir. Bununla birlikte böyle bir çalışma yapılması halinde, Karacadağ'ın 80 km yarıçapında geniş bir alanı kapsadığını da göz önüne alarak bazı kurumların da desteğinin sağlanmasının zaruri olduğu düşünülmektedir. Bu kurumlar, 1- Tarım Bakanlığı 2- İl Valilikleri 3- Tarım İl Müdürlüğü 4- Gap İdaresi Başkanlığı 5- Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğü 6- Üniversiteler 7- Ziraat Bankası gibi kurumlar olup, ortak detaylı çalışma ile nihai ve kapsamlı bir projeye ulaşılabilecektir. MALİYET HESABI Diyarbakır'da 2001 ve 2002 yıllarında yapılan çalışma sonrası kalan tahmini 96.000 Ha yani 960.000 Da arazi için bir temizleme ve arazi ıslahı projesi düzenlenmesi ve bu projenin maliyetinin ne olacağı ve ne kadar sürede kendini amorti edeceği konusunu irdelediğimizde; 2002 yılı Diyarbakır Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü'nce dekar başına taş temizleme maliyetinin 84 TL/da olduğunun belirlendiği, söz konusu rakamın Geçmişteki 1 Liranın Bugünkü Satın Alma Gücü Endeksi'ne göre (Capital Dergisi Mayıs 2009 sayısı-İnfocard) hesaplandığında (Ocak Endeks 2.4325) bugünkü rakamlarla yaklaşık 204.33 TL/da tekabül ettiği (84 X 2.4325=204.33), Öte yandan, söz konusu alanların tarıma açılması halinde ve yılda bir ürün alınacak şekilde kuru buğday tarımı yapılması halinde 1 dekar'dan elde edilecek geliri hesaplayacak olursak; 1 dekar için yıllık gider (Toprak işleme 28,05 TL+Bakım işleri 7,92 TL+Hasat Harman işleri 11,88 TL+Tohum, gübre ve zirai ilaç 46,08 TL)= 93,93 TL 1 Dekar için yıllık gelir (Ana ürün satışı 162,50 TL+Yan ürün Saman 24 TL) = 186,50 TL 1 Dekar için yıllık net gelir = 92,57 TL* Bu hesaba göre 1 dekar taşlık arazinin temizleme maliyetinin 204,33 TL/da, 1 dekar temizlenmiş ve kuru buğday tarımı yapılmış araziden elde edilecek gelirin ise 242 92,57 TL olduğu görülmektedir. Buna göre 1 dekar arazi kendini 2.2 yılda amorti etmektedir. Yukarıdaki hesaplamada gübre maliyeti de hesaplanmış olup, halbuki sözkonusu arazilerin hiç işlenmemiş topraklar olduğunu ve gübre gerektirmeyeceğini düşündüğümüzde ve söz konusu maliyeti hesaplamadan çıkardığımızda sadece su gerektirmeyen kuru buğday tarımında bile amorti süresi 1 dekar için 1.5 yıla kadar düşebilecektir. Söz konusu hesaplamaya farklı ürünler ve de ikinci ürün hesabı da eklenmesi halinde temizleme maliyetinin çok çok kısa sürelerde amorti edilebileceği görülebilecektir. Ayrıca, söz konusu arazilerden toplanan taşların da işlenerek ekonomik anlamda değerlendirilebileceği hususu da eklendiğinde, söz konusu projenin bölge ekonomisine çok büyük katkı sağlayacağı açıktır. Örneğin bugün için yol yapımında kullanılan bazalt parke taşların 1 m2'sinin işçilik dahil satış fiyatının 25 Euro civarında olduğu ve bu şekilde işlenen taşlarla yapılan yolların diğer asfalt yollara göre daha uzun süre dayandığı düşünüldüğünde, işsizliğe sağladığı çözümün yanı sıra ekonomik anlamda bölgeye çok büyük katkılar sağlayacağı rahatlıkla görülebilecektir. Taşlardan temizlenmesi halinde söz konusu araziler çok kısa sürede kendini amorti edecek ve de özellikle organik tarım yapılması halinde ise, Türkiye ve Avrupa piyasası açısından cazibe merkezi olabilecektir. Projenin finansmanı Tarım Bakanlığı ve Valilik tarafından sağlanacak fonlarla ve/veya Avrupa Birliği'nden sağlanacak hibe veya kaynaklarla sağlanabileceği gibi, T.C. Ziraat Bankası'nın arazi sahiplerine sağlayacağı destekleme karşılığı sıfır faizli veya sübvansiyonlu (yani faizin bir kısmının Hazinece karşılandığı) kredilerle sağlanabilecektir. * Söz konusu hesaplamalarda Ziraat Bankası 2009/1. dönem ürün maliyet cetvelinden faydalanılmıştır. BAZALT'IN KULLANIM ALANLARI Türkiye'nin başta Diyarbakır olmak üzere, İzmir, Uşak, Gediz, Muş, Bitlis, İskenderun, Boyabat, Eskişehir ve Van gibi il ve ilçelerinde yaygın olarak bulunan bazalt ocaktan başlayarak çeşitli kademelerden ve çeşitli işlemlerden geçerek birçok alanda kullanılmaktadır. Diğer sert taşlara göre çok daha kaliteli bir malzeme olduğundan (don tutmaz, kaydırmaz, üst düzey dayanıklılık özellikleri) ötürü çevre, yol v.b. çok maksatlı mekanların, büyük sitelerin kullanım alanlarına hitap etmektedir. Aşınmazlığı sertliği, dekoratif oluşu ise tercih nedeni olmaktadır. Bazalt taşlar, parke taşı olarak kullanımının yanısıra, drenaj oluğu, kırma taş olarak yol maddesi ve çimento harcı için asfalt çalışmalarında kullanılmaktadır. 243 Resim 8 . Bazalt yer döşemesi ve drenaj oluğu Resim 9 . Bazalt taşlarla kaplanan yollar BAZALTIN YOL YAPIMINDA ASFALTA GÖRE ÜSTÜNLÜKLERİ Asfalt sıcaklık değişimlerinden çok fazla etkilenmektedir, zamanla içindeki uçucu bileşenlerin kaybı ve oksidasyon asfaltın bozulmasına yol açar. Doğal parke taşı olan BAZALT taşla oluşturulmuş yollar ise hem asfalta göre ekonomiktir, hem de hemen hemen hiçbir ücret gerektirmeden onarılabilir. Bakımı gayet kolaydır. Asfalt yollar, sık sık bakım ve onarım gerektirdiğinden trafiğin daha sık engellenmesine yol açar. Bakım,onarım çalışmalarının neden olduğu gecikme zararları ve masrafları dolayısı ile asfalt yollarda milli gelir kaybı fazladır. Doğal parke taşları ise toprağın içinde veya az çimento karışımlı toprağın içinde olduğundan yağmur suları kolaylıkla taşların aralarından süzülmekte ve toprağa orantılı olarak dağılmaktadır. Bazı durumlarda bir ya da iki parke taşı toprağa gömülse dahi hiçbiri kırılmamaktadır. Bunun çözümü de çok kolaydır. Batan taşlar çıkarılıp yerleri kumla doldurulduktan sonra bastırılıp sıkıştırıldıktan sonra eski haline dönmektedir. Yapılan masraf asfaltın onarımı için harcanın yanında bir hiç kalmaktadır. Bazalt parke taşlarıyla döşenmiş Roma şehrinin yolları ise, 2200 yıldır bozulmadan kullanılmaktadır ve halen modern motorlu araçları taşımaktadır. Ayrıca, parke taşları döşeme metodu, Avrupa'nın şehir içi yollarında araçların aşırı hız yapmalarını engellemek için de kullanılmaktadır. 20 yıllık süreçte parke döşeli yol onarım gerektirmezken asfalt yolun 3 kere bu tür onarımdan geçeceğini kabul edersek, trafik sıkışıklıklarının yanı sıra, iş ve zaman kaybı, araç yıpranması ve yakıt sarfiyatı gibi olumsuzluklarla karşılaşılması kaçınılmazdır. Avrupa'da parke döşemesi kullanılmasının diğer bir nedeni de su kanallarına gereksinim duymamasıdır. Ülkemizde ise asfalt yollar suyu altına geçirmediğinden dolayı asfaltın yüzeyinde birikip gölcükler oluşturan su tozlar244 la birleşip çamur oluşturmakta, kanalizasyona karışan çamurlar ise zaman zaman kanalizasyon borularında tıkanmalara yol açmaktadır. Bu da önü alınamayan harcamalara yol açmaktadır. Asfaltta bulunan kanserojen maddeler, çevreye ve kullanıcıya zarar vermektedir. Emisyonla ortaya çıkan gazlar insan sağlığını olumsuz etkilemekte ve solunum yolu hastalıklarına neden olmaktadır. Asfalt dökülen yollarda altta kalan toprak hava alamamakta ve toprakta yaşayan oksijenli solunum yapan bakteriler ölmektedir. Bu da toprağın verimini azalttığı gibi ekolojik bir dengenin de bozulmasına neden olmaktadır. Toprağın nemini ve havalanmasını temin eden doğal parke taşları ise, toprakaltı canlıların yaşamını korumakta ve ekolojik uyumun devamını temin etmektedir. Kış aylarında don olaylarına zemin hazırlayan, trafik kazalarına davetiye çıkaran tonlarca tuz harcanmasına neden olan asfalt, tuz nedeniyle de bozulmalara uğradığından kış aylarında geçici asfaltlamaya, yaz aylarında asfaltların yeniden dökülmesine, her yıl milli gelirin bu şekilde heba olmasına yol açmaktadır. Halbuki bazalt parke taşı döşenmesi için hangi mevsimde olunduğunun bir önemi yoktur. Kaplamanın yapımı atmosfer koşularından etkilenmemekte, her türlü hava koşulunda bu kaplamanın yapımı gerçekleşebilmektedir. Malzeme kaybı olmadan kolaylıkla bozulan yüzeyler aynı malzeme ile onarılabilmektedir. Bazalt ile kaplanan yollar, yüzeyine dökülebilecek yağ, mazot, benzin, asit vs. gibi kimyasal maddelerden etkilenmez ve bunlara dayanıklı olup, kaplamanın yapımından hemen sonra trafiğe hemen açılabilmektedir, oysa bu süre beton asfalt kaplamalı yollarda birkaç saat, beton yollarda ise birkaç haftadır. Görüldüğü üzere, bazalt özellikle yol yapım malzemesi olarak çok cazip, kullanışlı ve uzun ömürlü bir malzemedir. KESİLMİŞ VEYA KÜP TAŞ OLARAK KULLANIMI Bazalt değişik kalınlık ve ölçülerde kaldırım, bordür kaplama taşları, yaya yolları, park ve bahçe, çevre düzenlemeleri, Arnavut kaldırımları v.b. mekanlara kalite ve uzun ömürlülük kazandırmaktadır. Resim 10. Küp şeklinde kesilmiş bazalt taşlar. 245 -Merdiven basamakları, -Havuz kenarları(kaydırmaz özelliği), -İstinat duvar kaplaması çeşitli profiller, -Dekorasyon ve duvar taşları, -Palidyen bahçe taşı kaplamasında, -Zemin ve cephe kaplamalarında kullanılmaktadır. Bazaltın dondan, ısı farklarından etkilenmeyen yapısı, cephelerde kaplama taşı olarak bakım gerektirmemesi, solmayan rengi ile ilk günkü güzelliğini yıllarca korumaktadır. Bazalt, kaymaz yüzey özlelliği ile ıslak mekanlarda aranan bir taş olup havuz kenarları ve çevresinde özellikle tercih edilir. BAZALTIN GRANÜL MALZEME OLARAK KULLANILMASI Bazalt, granül malzeme olarak en çok çatı malzemesi olarak kullanılmaktadır. Çatı malzemesi olarak kullanılan granül malzemede; — Bozulmaya karşı dayanımlı olması, — Renklendirme işlemine uyum sağlaması, — Yatak her tarafında aynı özelliği göstermesi, — Yatak yeterli rezerve sahip olması, — Düşük poroziteye sahip olması, — Ultraviole ışınına karşı tamamen opak (geçirgen olmayan) olması, — Dayanıklı olması, — Kırıldıktan sonra eşit boyutlarda tanecik halini alması, gibi özellikler göz önünde bulundurulmaktadır. Bazaltın genel özelliklerine bakıldığında yukarıdaki koşulları geniş ölçüde sağladığı görülür. Bu nedenle bazalt endüstride çatı kaplama malzemesi olarak kullanılmaktadır. Ancak anılan bu tür çatı kaplama malzemesi gelişmiş ülkelerde yaygın olup Türkiye'de henüz yaygınlık göstermemektedir. BAZALTIN DİĞER KULLANIM ALANLARI Bazalt eritilir; kalıplara dökülür ve soğuması sırasında bazı tedbirler alınarak billurlaşması sağlanabilir (Ribbe Metodu). Bu suretle, bütün özellikleri ile ve hatta daha yüksek nitelikte tabii bileşimle eritme bazalt elde edilmiş olur. Eritme bazaltın yapısı daha homojen olduğundan çekme direnci doğal bazalta oranla daha yüksektir. Elektrik direnci de çok yüksek olduğundan yüksek gerilimle maruz yerlerde, örneğin elektrikli tren tesisatında, izolasyon malzemesi olarak kullanılır. Kimyasal etkenlere karşı dayanıklı bulunması dolayısıyla sanayi inşaatta döşeme, kaplama ve tesisat malzemesi olarak kullanılır. 246 Demiryolu balastı, çatı örtme sistemlerinde (Eritme bazaltın yapısı daha homojen olduğundan çekme direnci doğal bazalta oranla daha yüksektir. Bu yüzden balast malzemesi olarak dayanımı fazla olan bazaltlar tercih edilir) kullanılır. Barajlarda rip-rap (kaya dolgu) malzemesi olarak, göletlerin kapak zonunda kaya dolgu olarak kullanılır. . Nükleer reaktörlerin çimento kalkanlarında kullanılan yüksek yoğunluğa sahip harçların yapımında kullanılır. (Eritme bazaltın yapısı daha homojen olduğunda çekme direnci doğal bazalta oranla daha yüksektir. Elektrik direnci çok yüksek olduğundan yüksek gerilimlere maruz yerlerde, örneğin elektrikli tren tesisatında, izolasyon malzemesi olarak kullanılır.) Yapılan çalışmalar sonucu bazalt taşının ısı depolama özelliğinin yüksek değerde olduğu ve çakıl taşı gibi ısı depolama malzemesi olarak da kullanılabileceği görülmüştür. Bazalt taşının 4.2.106 J/m³K değerindeki ısı kapasitesi, diğer malzemelere göre en yüksek değer olarak saptanmıştır. Harry Thomasson yöntemi ile enerji depolamada kayaç parçaları olarak veya hava akışkanlı güneş kolektörlerinde çakıl taşı gibi bazalt taşı kullanılabilir. . Bazalt taşı, duyulur ısı depolama uygulamalarında çakıl taşı gibi kullanılabilmektedir. Özellikle ısıya dayalı terapi (termoterapi) amacıyla volkanik lav yani bazalt taşlarıyla özel masaj teknikleriyle kullanımı yaygınlaşabilir. Konkasörde kırıldıktan sonra bazalt agregası, baraj veya gölet dolgularında filtre olarak kullanılır. . Resim 1. Kırılmış bazalt agregası BAZALT TAŞ OCAKLARI Bazalt taş ocaklarında genellikle sondaj veya patlatma metodu ile taşlar çıkarılmaktadır. Patlatma metodu ile büyük miktarlarda taşlar yerlerinden koparılır. Parçalanan taşlar kırıcılara kamyon ve taşıyıcı bantlar ile götürülür, konkasörlerle kırılır ve elek boylarına göre stoklanır. 247 Bazaltın yataktan çıkarılma şekli kullanım alanlarına göre değişir. Karacadağ bölgesinde bazalt yüzeyde ve küçük bloklar halinde bulunduğundan ve ocak açılması durumunda da ilave masraflar gerektirdiğinden genellikle yüzeydeki kayaların toplanmasıyla üretim yapılmaktadır. Diyarbakır'daki işletmeler, bazaltı endüstride uygulama alanı bulacak şekilde hazırlayıp, piyasaya sürmektedir. Üretim yapan işletmeler genellikle ocak açmayı gerektirecek talep olmaması nedeni ile bazaltı, toplama sahalarından ve açılmış DSİ sulama kanal hafriyatından temin etmektedirler. Malzeme kamyonlarla fabrikalara götürülerek taş kesme makineleriyle istenilen boyutlarda kesilmektedir. Resim 12. Bazalt taş ocağı Resim 13. Bazalt taşı kesme makinesi Karacadağ eteklerinden ve Devegeçidi civarından bazalt taş toplayan firmalar bu yöntemle yamaçtan blok alma yöntemine göre daha az masrafla taş temin edebilmektedirler. Bu şekilde günde 100– 200 ton civarında bazalt kaya toplayabilen firmalar, topladıkları bazalt kayaları ekskavatörlerle alıp fabrikalarda taş kesme makineleriyle istedikleri şekil ve boyutlarda kesebilirler. Yüzeydeki kayalar uzun süre dış etkilere açık şekilde kaldığından içlerinde kılcal çatlaklar olabilmektedir. Bu şekilde toplanan kayalar yamaçlardan koparılanlara oranla daha küçük ve daha şekilsiz olmalarının yanısıra kesimlerdeki fire oranları da yüksek çıkabilmektedir. KARACADAĞ'DAKİ BAZALT TAŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Taşlar özellikle de bazalt taşı dayanıklı yapılarıyla günümüzde bir çok alanda yeniden tercih edilmeye başlamışlardır. Zemin kaplamada ve yol yapımında önemli bir yere sahip olan bazalt taşı istihdam anlamında da birçok insana iş ve gelir imkanı sağlamaktadır. 2001 yılında Valilik desteğiyle Diyarbakır'a bağlı Güvendere, Tokaçlı, Övündüler, Ilıcalar gibi bazı köylerde istihdamı arttırmak ve köy halkına iş becerisi kazandırma amacına yönelik olarak başlatılan Bazalt Taşı İşleme Projesi'nin günümüzde de desteklenerek devam ettirilmesi gerekmektedir. 248 Bu amaçla Karacadağ çevresinde bulunan köylerde yaşayan ve genellikle mevsimlik işçi olarak diğer bölgelere çalışmaya giden 18-45 yaş arası insanlara yönelik eğitimlerin düzenlenmesi gerekir. Söz konusu eğitimler belli periyotlarla ve taş ustaları nezdinde köylerde düzenlenebilir. Eğitimler için gerekli olan Balyoz, Çekiç, Manila, Ucu sivri (Murç, Spatula) gibi araçlar çok düşük bedellerle temin edilebileceği için proje kapsamında oluşturulan bütçe çerçevesinde devlet tarafından karşılanmalıdır. Eğitimler neticesinde köylerde üretilen bazalt taşların pazarlanması konusunda da Valilik, Belediyeler, İl Kültür Müdürlükleri, Karayolları Bölge Müdürlüğü, Başbakanlık Gap İdaresi, İnşaat ve Müteahhit Birlikleri ile işbirliği ve koordinasyon sağlanarak şehir içi yolların kesme taş ile kaplanması başta olmak üzere tarihi yapıların taşlarla döşenmesi veya süslenmesi amacıyla girişimlerde bulunulmalıdır. Diyarbakır'da sur içinde bulunan tüm sokakların eskiden de olduğu gibi kesme bazalt taşlarla yeniden döşenmesi ile tarihi Diyarbakır surlarının ve tarihi Diyarbakır evlerinin yeniden söz konusu bazalt taşlarla restore edilmesi, bu konudaki pazar sıkıntısını çözebilmesinin yanı sıra istihdamı arttıracağı gibi kültür turizminin canlanmasını teminen diğer çevre illere de örnek olacaktır. (19.y.y. endüstri) devrimine kadar bir çok ülkede, yapı dalında genelde yığma adı verilen yöntem kullanıldı. Bu basit bir tabirle taşı taşın üstüne koymak, arada bağlayıcı (harç, çamur vb.) kullanmak demektir. Diyarbakır'daki tarihi yapıların temelleri de yığma yöntemi ile yapılmış, malzeme olarak taş, bağlayıcı olarak da kireç harcı kullanılmıştır. Lavlar yüzeyde veya derinde oluşlarına bağlı olarak çabuk veya geç soğumaları sonucu gözeneksiz veya gözenekli olurlar. Gözeneksizleri daha sert olup işlemesi zorlaşır. Ocaklardan uzun olarak çıkarılmış olan gözeneksiz taşlar söve, lento, sütun, başlık, eşik taşı, havuz, pencere ve kapılarda kullanılmıştır. Gözeneksiz olanların bu tür taşıyıcılarda kullanılmasının sebebi daha yoğun ve sağlam yapıya sahip olmalarıdır. İşlenebilirliğin tüm zorluğuna karşın gözeneksiz taşlar, yazıt ve kemerlerde sütun alt ve üst başlıklarında özellikle tercih edilmiştir. Gözenekli taşlar, suyu daha fazla tutabilmelerinden dolayı döşemelerde (akça geçmez) iki yönde de birbirine iyice yanaştırılarak örülmüştür. Diyarbakır'ın günümüze ulaşan en eski yapısı Viran Tepe'yi çeviren sur ve burçlardır. Bunu tarihi kiliseler, camiler ve medreseler izler. Bu yapılar incelendiğinde uygulanan taş işçiliğinin o dönemlerde çok gelişmiş olduğunu göstermektedir. Bazalt taş yüz ve yanları gönyelerinde yonulmuş, aralarında harç görünmeyecek kadar yanaştırılarak (akça geçmez veya ince yonu) örülmüştür. Taslak taşlar biraz daha prizmatikleştirilerek, yüz açılmasıyla (ön yüzünü düzelterek) yan yana harçla tutturan sıralı moloz taş örgü ikinci planda uygulanmıştır. Daha özensiz, arada kalan (iki yüzü de sıvanan iç duvar) veya ince yonulu dış duvarın iç yüzünde uygulanmıştır. O dönemlerde ocaktan hep ince yonu taş çıkartma çok maliyetli olduğundan bu örgü de bölgedeki tüm yapıların temellerinde kullanılmıştır. Daha küçük (kırma taş) olanlar ise harçlı dolgularda ve blokajda kullanılmıştır. 249 DİYARBAKIR CAMİLERİ Diyarbakır'ın Müslümanların egemenliğine geçmesiyle birlikte mahalleler giderek ayrışmaya başlamış ve Müslümanlar daha çok şehrin kuzey yönünde, gayrimüslimler ise daha çok şehrin güneyinde yoğunlaşmıştır. Bu nedenle camiler daha çok kentin kuzey yarısında yoğunlaşmıştır ve bu camilerin de yapı malzemesi ağırlıklı olarak Karacadağ bazaltından oluşmuştur. Resim 14. Diyarbakır Ulu Camii avlusu (Fotoğraf: Burhan Çelik) DİYARBAKIR ULU CAMİİ Sur içindeki camilerin en eskisi, önceleri adı Mar Toma Katedrali olan ve M.S. 639 yılında camiye dönüştürülen Ulu Camii'dir. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Anadolu'daki en eski camiidir. Müslümanlar tarafından 5. Harem-i Şerif (Mukaddes Mabed) olarak bilinir. 1091 yılında ciddi bir onarım geçirmiştir. Cami, Şam Emeviye cami ile plan şeması ve kuruluşu açısından benzerlikler göstermektedir. Ulu camii Hanefiler ve Şafiiler bölümü olmak üzere iki kısımdır. Enine planlı tek katlı bir yapıdır. Avlu yüzeyinde boşaltma kemerli 6 pencere vardır. Siyah erkek (gözeneksiz) bazalt taşıyla örülüdürler. Kemer araları ve yukarısı beyaz taşla örülmüş araya 2 yatay sıra işlenmiştir. Kemer kilitlerini izleyen tek beyaz sıra yazıtlıdır. Giriş enine planlı ve 3 sahanlıdır. 2 sıralı 5 adet alt başlıksız bazalt kolon doğudan batıya kemerlerle birbirine bağlıdır. Kemerler ve araları bazalt taşından yapılmıştır. Yapının Doğu, Batı ve Kuzey taraflarındaki sütun ve sütun başları hariç hemen hemen tamamında gözenekli ve gözeneksiz bazalt taşı kullanılmıştır. Duvarlar, Kemerler, Kemer ayakları, Döşemeler ve minarenin tamamında el ile kesilmiş ince yonu gözenekli ve gözeneksiz bazalt taş kullanılmıştır. İnce yonu taş duvarların arka kısımları ise yine bazalt taşla örülmüş moloz taş duvarların yüzeyleri ise sıvanmıştır. Diyarbakır yöresinde bazalt taşının kullanıldığı tarihi yapıların ilk yapımında bağla250 yıcı olarak kireç harcı kullanılmıştır. Ulu camii de cephe yağmuru almayan aşınmamış yerlerde taş sıraları arasında kireç harcı kullanıldığı görülmüştür. Orijinal olduğu tahmin edilen cephe duvarlarında büyük ebatlı bazalt taşların kullanıldığı görülmüştür. Bunların yükseklikleri 30 – 50 cm., uzunlukları 40 – 100 cm., derinlikleri ise 20 – 40 cm. olarak belirlenmiştir. “Akça geçmez” adı verilen örgü tekniğiyle örülmüş olan bu kısımlarda taşlar birbirlerine mümkün olduğu kadar yanaştırılmıştır. Diğer bir tabirle “Sıfır derz” uygulamasıyla yapılmış ve derzler bir çizgi halinde görülmektedir.Ayrıca derzlerde yöreye özgü süsleme tekniği olan cas denilen harçla süslemeler yapıldığı görülmüştür. Cephe duvarlarının kimi yerlerinde dış etkilerle cas süslemelerinin döküldüğü tespit edilmiştir. Restore edildiği anlaşılan bölümlerde ise daha düz yüzeyli, küçük ebatlı taşlar kullanılmıştır. Bunların yükseklikleri 20 – 35 cm., uzunlukları 30 – 60 cm., derinlikleri ise 15 – 25 cm. olarak belirlenmiştir. Bu kısımlarda da taşlar mümkün olduğu kadar birbirlerine yanaştırılmış olsa bile orijinal dokunun yakalanmadığı ve derzlerin daha aralıklı olduğu görülmüştür. Bir diğer farklılık ise orijinal kısımların aksine kireç yerine çimento Resim 15. Diyarbakır harcının kullanıldığıdır. Ulu Camii minaresi HAZRETİ SÜLEYMAN CAMİİ Hazreti Süleyman Camii de iç kaledeki en eski camidir. Hz. Süleyman Camii, Nisanoğlu Ebul Kasım tarafından 1155-1169 yılları arasında yaptırılmıştır. Cami bitişiğinde Osmanlılar döneminde yapılan Halid Bin Velid'in oğlu Süleyman ile Diyarbakır'ın Araplar tarafından alınışı sırasında şehit düşen diğer sahabelerin yattığı Meşhed bulunmaktadır. Yapımında yoğun olarak bazalt taşlar kullanılmıştır. Resim 16. Hazreti Süleyman Camii 251 . BEHRAM PAŞA CAMİİ Behram Paşa Camii, Vali Behram Paşa tarafından 1564-1572 tarihinde y a p t ı r ı l m ı ş t ı r. M i m a r Sinan'ın eseri olarak kabul edilmektedir. Tamamen kesme taştan yapılmış olup, tek kubbelidir. Resim 17. Behram Paşa Camii Şekil 18. Şeyh Mutahhar Camii ve Dört Ayaklı Minare ŞEYH MUTAHHAR CAMİİ Şeyh Mutahhar (Dört Ayaklı Minare) Camii, Balıkçılarbaşı semtinde yer alır. Akkoyunlu Sultanı Kasım tarafından 1500 yılında yaptırılmıştır. Camiden ayrı dört sütün üzerinde yükselen kare planlı minaresi Anadolu'da tek örnektir. Camiinin minaresi; siyah, gözeneksiz, 2 adet 48 cm, 2 adet 40 cm çapında 4 sütun üzerine oturmuştur. Bu sütunların üzerinde yine bazalt sütun başları ve onun üzerinde peteğin şeklini oluşturan ve kiriş olarak kullanılan 4 adet tek parça bazalt taş vardır. Bu taşların iç kısmında ise 4 adet tek parça ahşap kiriş, bugüne kadar çok fazla bozulmadan gelmiştir. Bu taşların üzerine oldukça fazla yük geldiği için yükseklikleri 50 cm. kalınlıkları ise 30 cm. ve civarıdır. Bir üst sıranın yüksekliği 38 cm. dir. İlk iki sırada yüksek ebatlı, kalın ve gözeneksiz taşlar kullanılmış daha sonraki sıralarda ise 25–30 cm.lik gözenekli taşlar kullanılmıştır. Günümüze iyi durumda gelebilen camii bir sıra beyaz, bir sıra siyah taşlarla yapılmıştır. Kullanılan taşlar el ile kesilmiş 30–35 cm. yüksekliğinde, 40–70 cm. uzunluğunda, 20–35 cm kalınlığındaki gözeneksiz bazalt ve beyaz kireç taşıdır. Camiinin zemin döşemesi ve sütun alt başlıkları suya maruz kaldıkları için bazalt taş ile yapılmıştır Bu camilerin dışında bazalt taşlarla yapılmış Nebi Camii, Safa Camii vb. gibi birçok tarihi öneme sahip camiler bulunmaktadır. 252 . MELEK AHMET PAŞA CAMİİ Diyarbakırlı Melek Ahmet Paşa tarafından 1587-1591 yıllarında yapılmıştır. Güney ve kuzey cepheleri siyah ve beyaz taştan, doğu ve batı cepheleri ise sadece siyah bazalttan yapılmıştır. Kubbe siyah-beyaz taş sıralarıyla örülmüş oldukça yüksek bir kasnağa oturmaktadır. Minarenin bazalttan kare kaidesi taş dekorasyonu ile dikkati çekmektedir. Resim 19. Melek Ahmet Paşa Camii MERYEM ANA KİLİSESİ Resim 20. Meryem Ana Kilisesi 50 Kilise; Mor Yakup kutsal alanı, 4 avlu, derslik ve lojmandan oluşur. Tamamında siyah gözenekli ve gözeneksiz bazalt taş kullanılmıştır. Sadece ana avludaki ve içerideki sütunlar mermerdir. Bazalt örgülü duvarlar genelde kireç harçlı (cas) yapıştırma süslerle bezelidir. Diğer bazalt yapılara oranla daha küçük ebatlı yapı taşları kullanıldığı gözlenmiştir. Taşlar genelde 20-35 cm yüksekliklerinde 30-70 cm uzunluklarında 18-30 cm kalınlıklarındadır. SAİNT GEORGE KİLİSESİ Resim 21 Saint George Kilisesi Saiııt George Kilisesi, İçkale nin kuzeydoğu ucunda, Dicle vadisine bakan sert uçurumun üstünde sur duvarlarıyla bir bütün olacak şekilde kurulmuştur. Saint George Kilisesi bir giriş, kubbeyle örtülen orta alan ve doğu yönündeki tonozdan oluşur. Tonozlu doğu alan 11,97 x 9,04 m iç ölçülerindedir. Bazalt kemer ayaklarının önü yuvarlak mermer sütunlarla desteklenmiştir. Orta dikdörtgen alanın batısında giriş bulunur. Dört mermer sütun 253 üzerinde kesme bazalt kemerlerle yana ve geriye bağlanır. Bunu kubbeli, önünde kolonları olan ayaklı bölüm izler. Bu bölüm kiliseye Artuklu döneminde eklenmiş ve Selçuklu döneminde hamam olarak da kullanılmıştır. Yapı malzemesi olarak taşıyıcı kâgir duvarlarda gözenekli ve gözeneksiz ayırt edilmeksizin bazalt kaba yonu, ince yonu ve moloz taşlar kullanılmıştır. Kemerler, tonozlar ve kubbeyi taşıyan ayaklarda ise ince yonu gözeneksiz bazalt taşlar kullanılmış ve derzler 2–3 mm açıklıktadır. Yapı yığma yapı tekniği ile kireç bağlayıcı kullanılarak inşa edilmiştir. Duvar kalınlıkları 100–150 cm arasında değişmektedir. Kullanılan ince yonu ve işlemeli taşlar el ile kesilerek yapılmıştır. MAR PETYUN KİLİSESİ Mar Petyun Kilisesi Resim 22. Mar Petyun Kilisesi (Fotoğraf: Burhan Çelik) Diyarbakır Özdemir Mahallesi'nde Yeni Kapı Caddesi'nde bulunan Mar Petyun Kilisesi'nin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber XVII.yüzyıla tarihlendirilen kilise, Katolik Keldaniler tarafından günümüzde de kullanılmaktadır. Diyarbakır'daki pek çok yapıda olduğu gibi bu kilisenin de ana yapı malzemesi siyah bazalt taşıdır. Resim 23 Surp Sarkis Kilisesi SURP SARKİS KİLİSESİ Surp Sarkis Kilisesi, Diyarbakır Mardin Kapısı yakınlarındadır ve Katolik Ermenilere aittir. Kilisenin XVI. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Ana yapı malzemesi siyah bazalt taşıdır. İki katlı kilise sütunları ve dört kemer dizisi ile beş nefli bir kilisedir. 254 PROTESTAN KİLİSESİ Protestan Kilisesi, Diyarbakır Mardin Kapısı yakınlarındaki Cemal Yılmaz Mahallesi'ndedir. Yapılış tarihi bilinmeyen siyah bazalt taştan yapılan kilise dikdörtgen planlıdır. Resim 24 Protestan Kilisesi BAZALT İLE YAPILMIŞ DİYARBAKIR EVLERİ Eski Diyarbakır evleri bölgede bol miktarda bulunması nedeniyle yaygın olarak kara bazalt taşından inşa edilmiştir. Bu taşın işlenmesinin kolay olmasının yanısıra aynı zamanda klima görevi görmesi de yörede kullanılmasının başlıca nedenidir. Şehirde kullanılan iki türlü bazalt vardır. Biri, fazla miktarda delikli olan ve yeni halk tarafından "dişi taş" diye tanınan çeşittir ve bu çeşit çok fazla kullanılmaktadır. Buna sebep hafif olması, çabuk çıkarılması, kolay işlenmesi ve deliklerinin ayrı bir güzellik vermesidir. Diğeri ise, "erkek taş" denilen, nispeten daha az kullanılan ve kesif olan bir bazalttır. Resim 25 Eski Diyarbakır evlerinden Cahit Sıtkı Tarancı evi EYVAN Eski Diyarbakır evlerinde eyvanların çok büyük önemi vardır ve eyvan ile avlusuz ev bulunmaz. Eyvanlar evin kapalı bölümü ile avlu arasındaki yarı açık bölümdür. Eyvanlar genellikle kuzey yönüne açık bir yaz odasıdır. Ev sahibinin maddi gücüne göre tek gözlü, iki gözlü veya üç gözlü olabilmektedir. Yaz aylarında ev halkının en çok kullandığı mekandır. Eyvan döşemeleri dişi (gözenekli) bazalt taşı ile yapılır. Delikli olan bu taş yazın sulanarak bir mikro klima etkisi ile serinlik sağlar. Eyvan duvarları yarıya kadar gözenekli taş ile örülüdür. Üst kısım ise moloz taş ile örülüp sıvandıktan sonra beyaz kireç badana yapılır. 255 Resim 26 Diyarbakır evi eyvanı AVLU Diyarbakır evleri gelebilecek baskınlara karşı korunaklı yapılmıştır ve bu nedenle avlu etrafında gelişmiştir. Avlular sokağa tamamen kapalı olduğu gibi duvarları çok yüksek olduğu için komşu evlerden de görülmezler. Çoğunlukla avlular iklimden dolayı kuzeye yöneliktir ve zemini sulandığında klimatik etki yaratması nedeniyle gözenekli bazalt taş ile döşelidir. HAVUZ Diyarbakır evlerinin vazgeçilmezlerinden biri de havuzlarıdır. Şehrin sıcak havası nedeni ile bazı evlerde eyvanlarda da olmak üzere 2 veya 3 tane olabilir. Su kaçırmaması ve yosunlaşmayı azaltmak için gözeneksiz bazalt taşla yapılırlar. Avludaki havuzlar genelde avlu zeminini bir bordür yüksekliğinde geçer. Derinlikleri fazla olmamakla birlikte yuvarlak, sekizgen, dikdörtgen şekillerindedir. Resim 26 Diyarbakır evi Avlusu BAZALT İLE YAPILMIŞ DİĞER ÖNEMLİ YAPILAR Karacadağ'dan çıkan bazalt taşlar çevre yerleşim birimlerindeki birçok tarihi yapının ana malzemesi olmuştur. Bunlardan belli başlıları Diyarbakır ili sur içindeki Zinciriye Medresesi, Mesudiye Medresesi gibi medreselerin yanı sıra, Hüsrev Paşa ve Hasan Paşa hanı gibi tarihi yapılardır. ZİNCİRİYE MEDRESESİ Bu eserlerden Zinciriye Medresesi 1198 yılında Melik Salih Necmeddin tarafından yaptırıldığı ileri sürülmektedir. 1934 yılında restore edilerek müzeye dönüştürülmüştür. Açık medreseler içinde iki eyvanlı ve tek katlı örneklerdendir. Kesme bazalt taştandır. Yalın bir taç kapısı vardır. 256 MESUDİYE MEDRESESİ Mesudiye Medresesi, 1198 yılında Artuklu Melik Mesut Kutbuddin Ebu Muzaffer Sokman zamanında yapımına başlanmış 1223 tarihinde Melik Mesut zamanında bitirildiği anlaşılmaktadır. Yapımında bazalt taş kullanılan medrese, içindeki motif ve kitabeleriyle çok değerli bir sanat eseridir. Diyarbakır'da günümüze gelebilmiş hanlardan Hüsrev Paşa Hanı, H. 934 yılında Diyarbakır'ın ikinci Osmanlı valisi olan Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmıştır. Deliller Hanı olarak da bilinen yapının bu adı almasının nedeni, hacı adaylarına rehberlik yapan delillerin burada konaklamasıdır. Yapı, siyah bazalt taş ve beyaz kalker taşının beraber kullanılması ile oluşturulmuştur. HASAN PAŞA HANI Diyarbakır'da ayakta kalmış hanlardan ikincisi olan Hasan Paşa Hanı, Osmanlılar zamanında Diyarbakır'da valilik yapmış olan Sokullu'nun oğlu Vezir-zâde Hasan Paşa tarafından 1572-1575 yılları arasında yaptırılmıştır. Bazalt ve kalker taşının beraber kullanılması ve kalker taşının yatay olarak yerleştirilmesi ile inşa edilmiş bir eserdir. Resim 27. Diyarbakır Hasan Paşa Hanı (Fotoğraf: Burhan Çelik) 257 SONUÇ Karacadağ bölgesi bünyesinde çok büyük bir ekonomik potansiyel barındırmaktadır. Bu potansiyelden bugün itibariyle çok az faydalanılmaktadır. Gelişen teknolojik imkanlardan da faydalanarak bu bölgenin en kısa sürede taşlardan temizlenerek organik tarıma açılması, ürün çeşitliliğinin teşvik edilmesi öte yandan da toplanan taşların ekonomik değer olarak kazanılması bu bölgenin ekonomik kalkınmasını sağlayabilmek adına kaçınılmaz bir çözüm olarak önümüzde durmaktadır. Türkiye genelinde yüksek olan işsizlik rakamı, Güneydoğu Anadolu bölgesi genelinde çok daha yüksektir. İşsizliğin bu denli yüksek oluşu beraberinde birtakım sorunlar da getirmektedir. Bölge ekonomisine canlılık ve zenginlik getirecek olan taşlık alanların ekonomiye kazandırılması projesi ile işsiz insanlar iş imkanı yakalayacak, refah artışı ile birlikte yeni iş imkanarı açılacak ve de böylelikle bölge sürekli batıya mevsimlik işçi gönderen bir bölge değil, aksine iş bulmak amacıyla tercih edilen cazibe merkezi haline gelecektir. Bölgede bazalt işleme konusunda yeni işletmeler açılacak, buralarda da işsiz insanlara iş imkanı sağlanacaktır. Böyle bir projenin uygulanması ilk etapta büyük bir maddi kaynak gerektireceğinden, oluşturulacak uygulama grubu tarafından öncelik sırasına göre etaplar şeklinde hayata geçirilmesi, kaynakların kontrollü kulanımını ve sonuçlarını değerlendirme imkanını da sağlayacaktır Söz konusu proje ile bölgenin en büyük sorunu olan işsizlik ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sosyal problemler de tamamıyla ortadan kalkacak ve ülke ekonomisine çok büyük katkı sağlanacaktır. 258 KAYNAKÇA Acar, A., Diyarbakır Karacadağ Bazaltlarının Endüstriyel Amaçlı Kullanım Alanları, D.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Diyarbakır, 2002 http://www.anadolugizemi.com/guney-dogu/diyarbakir/amida.htm Atan, A., Tarihi ve estetik değerleriyle diyarbakır surları. D.Ü. Ziya Gökalp Eğitim Fak. Yayınları, 2000. http://www.atlasharita.com/ Beysanoğlu, Ş., 2001. Anıtları ve Kitabeleri ile Diyarbakır Tarihi Cilt III. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Yayınları, 1221s. Ankara Beysanoğlu, Şevket, Bütün Cepheleriyle Diyarbakır, İstanbul 1963 http://bilinmeyendiyarbekir.com/ Değertekin, H., Diyarbakır surları ve tarihi yapılarındaki kitabeler ve kabartmaların tarihi geçmişi. Diyarbakır Tanıtma, Kültür ve Yardımlaşma Vakfı Yayını, 1995. Değertekin, Prof. Dr. Halil, The Walls Of Diyarbakır, 2001 http://www.diyarbakir.gov.tr/ Diyarbakır Valiliği, 2000'e Beş Kala Diyarbakır, Diyarbakır, 1995 Diyarbakır Tarım İl Müdürlüğü Tarım Master Planı 2006 http://www.diyarbakir-cevreorman.gov.tr/ http://www.diyemediklerim.com/diyarbakirin-cografi-yapisihttp://www.dtso.org.tr/ Dursun, R., Bazalt. Dicle Üni. Müh. Mim. Fak. Maden Bölümü Yıl İçi Projesi, 2002 Ercan, T., Türkiye jeoloji kurultayı bülteni. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yayını No:6,1991 Erkan, Y., Magmatik Petrografi, Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Yayını, Ankara, 1995 Ertekin, Doç. Dr. Selçuk, Karacadağ Bitki Çeşitliliği, Diyarbakır 2002 http://www.eto.org.tr/ekotarim Gabriel, A., Diyarbakır surları. Diyarbakır Tanıtma, Kültür ve Yardımlaşma Vakfı Yayını. Çeviren: Kaya Özsezgin, 1993. http://www.gapdogukalkinma.com/cevre/ http://www.gap.gov.tr/gap http://www.granit.gen.tr/alternatif-bir-hammadde-bazalt Hocaoğlu, Dr. Ömer Lütfü, Diyarbakır, Erzurum ve Rize Bölgelerinde Bazalt Kayalardan Oluşan Topraklardaki Kil Mineralleri Üzerinde Bir Araştırma, 1970 259 http://www.haldundomac.com/ İnce, Faruk, Urfa, Diyarbakır, Erzurum ve Rize Bölgelerinde Kireç Taşı ve Bazalt Ana Kayalardan Oluşan Toprakların Morfolojik , Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri Üzerinde Araştırmalar,1976 Kahveci, Aylin Erçin, Diyarbakır Yöresinde Bazalt Taşının Yapı Malzemesi olarak Kullanımının İncelenmesi Üzerine Bir Araştırma, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2008 Ketin, İ., Genel jeoloji yer bilimine giriş. İTÜ Vakfı, Cilt I,1982 Küey Ahmet, Doğal, Tarımsal, Ekonomik ve Turistik Yönleriyle Diyarbakır 1970, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Yayıni: 6. Lefond, S.J., Industrial Mineral and Rocks, American Institute of Mining , Metallurgical and Petroleum Engineers Inc., New York, 1975 http://www.mmo.org.tr/muhendismakina/arsiv/2004/ http://msngezikolik.gezisitesi.com/tr/Tarih_Kultur/Camiler/Turkiye/DIYAR BAKIR/ Ocak, Esma, Surlu Kentin Sırlı Suyu, Öyküler, 1994-1995 http://www.sanliurfa.gov.tr/icerik. http://www.serki.com/index.php?bolumsec=terimler&id=6a7tra http://www.sinanasaygi.org/ Sözen, M., Diyarbakır'da Türk mimarisi . Tanıtma ve Turizm Derneği Yayını, 1971. Şentürk, A., Gündüz, L., Sarıışık, A., Tosun, Y., Mermer teknolojisi. Süleyman Demirel Üni. Müh. Mim. Fak. Maden Müh. Yayını, 1996 Tuncer, O.C., Diyarbakır Camileri, Mukarnas, Geometri, Orantı, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Yayınları, Diyarbakır, 1996 http://www.tarihbilinci.com/forum/ T.C. Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, Karacadağ Köyleri Taşlı Arazi Islah Projesi, 2000 www.temha.net Tuncer, O.C., Diyarbakır kiliseleri. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Yayınları, 2002. Ünsal, N., İnşaat mühendisleri için jeoloji. Alp Yayınevi, 1993 http://volcanoes.usgs.gov/Products/Pglossary/VolRocks.html http://www.volcano.si.edu/world/volcano.cfm?vnum=0103-011 http://www.yurdumuzutaniyalim.com/ 260 KARACADAĞ'DA PONZA MADENİ VE MÜHENDİSLİKTE KULLANIMI İrem HASPOLAT ve Ahmet AKAYDIN ÖZET Ponza taşı hafif doğal agregaların başında gelmektedir. Günümüz teknolojileriyle bu taşın farklı endüstri alanlarında kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Ponza, genellikle inşaat yapı sektöründe, hafif yapı malzemesi, kimya sektörü, tarım ve diğer alanlarda kullanılan bir malzemedir. Karacadağ ponza yönünden zengin bir volkan olup Karacadağ'ın Diyarbakır ekonomisine yapacağı katkı ele alınmıştır. GİRİŞ İnşaat ve yapı sektöründe hafif malzeme kullanımının önemi, deprem kuşağında bulunan ülkemizin geçirdiği felaketlerden sonra daha da iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Bunun üzerine inşaat sektörü üreticileri hafif doğal malzemelerin kullanımı için farklı ar-ge çalışmaları başlatmışlardır. Hafif malzemeyi kimyevi yollarla da elde etmek mümkün ancak doğal malzemenin insan sağlığı açısından önemi düşünülünce hafif doğal agregaların seçimi ve bu alandaki yapılan ar-ge çalışmalarının ne kadar isabetli çalışmalar olduğunu görmekteyiz. Türkiye'de hafif ve doğal agrega olarak kullanılabilecek malzemeler arasında, farklı yörelerde bulunan ponza oluşumları, volkanik cüruf oluşumları, diatomit ve perlit oluşumlarını sayabilmek mümkündür. Fakat doğal yapıya sahip bu kayaçların, mühendislik açısından, endüstriyel anlamda ve endüstriyel çıktının ekonomiye dönüşü gibi birbirini takip eden hesapların iyi yapılması gerekmektedir. Örneğin bims blok alanında üretim yapacak bir fabrikanın ponza ocaklarına yakınlığı önemlidir. Çünkü hafif ve ucuz olan bu doğal malzemenin maliyetlerinin nakliye sebebiyle artmaması gerekmektedir. Bu çalımsa için, literatür taraması yapılmış olup, ponza, ponza ocakları Karacadağ ve ponza ilişkisi ve de ponzanın kullanım alanları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ana amaçlarından biriside Karacağ'ın sahip olduğu ponza yataklarının doğru yatırımlarla değerlendirilmesi halinde Diyarbakır ve ülke ekonomisine katkısı işaret edilmek istenmektedir. 261 Ponza (Volkan Tüfü) Volkanik bir kayaç türü olup, asidik ve bazik karakterli volkanik faaliyetler sonucu oluşmuştur. Yapı olarak volkanik bir cam yapısındadır. Ponza, volkan bacasındaki gazların basıncı ile patlayan volkanla birlikte fışkıran magmanın köpük halini almasıyla şekillenmiştir. Oluşan köpük, atmosfer basıncıyla ani soğuyup katılaşmasıyla porozite kazanmıştır. Bu sebeple çok değişken boyutlarda gözenekler ya da kabarcıklar meydana gelir. Ponza, steril kimyasal reaksiyon sevmeyen, pastörizasyonla yapısal değişikliğe uğramayan bir substrattır. Doğal bir hidro kültür malzemesi olduğundan maliyeti, perlit ve kile kıyasla daha düşüktür. Pomza taşı ucuz olmakla birlikte, hafif olması, taşınmasındaki kolaylık ve diğer özellikleri açısından da bitkiler için iyi bir malzeme ve gelişme ortamıdır. Pomza taşı suyu tutan ve koruyan, bu özelliği ile de su kullanımında ekonomi sağlayan bir agrega olması kurak ve yarı kurak bölgeler için önemini bir kat daha arttırmaktadır (1)(2). Karacadağ önemli pomza kaynaklarına sahiptir: Ponza ( Ovabağ Pomza Ocakları) Saha kuvaterner yaşlı Karacadağ volkanikleri ile kaplıdır. Bazalt ve piroklastlardan oluşan Volkanizma oldukça geniş alanlara yayılmıştır. Üç evrede akan bazaltların en yaşlı olanları Diyarbakır yakın çevresinde yüzeyleşmiş olup, iyi toprak yapısına sahiptir. İkinci evre Karacadağ'ın ana kütlesi çevresinde olup en genç olanları ise Ovabağ ilçesi civarlarındadır. Ovabağ ilçe sınırları dâhilindeki kırmızı tepe olarak anılan saha Volkanizmanın piroklastları olarak kabul edilen ve çıkış yerlerine tekabül eden bazaltik ponzalar ile temsil edilmektedir. Kırmızımsı ve siyah renkli bu cüruflar bol Alüminyum içermeleri ve yoğunluklarının düşüklüğü sebebiyle Çimento fabrikalarında tras malzemesi olarak kullanılmaktadır. Ponzanın Kullanım Alanları Beton; kum, çakıl (veya kırma taş, hafif agrega vb.), çimento ve suyun karışımından elde edilen bir yapı malzemesidir. Sözü edilen malzemeler belirli oranda karıştırıldığında kalıptan istenilen biçimi alabilecek plastik bir malzeme elde edilir. Beton karışımlarında kullanılan en önemli malzeme çimentodur. Çimentolar, hidrolik bağlayıcı maddeler olup, su ile karıştırılıp hamur haline getirildikten sonra gerek havada gerekse suda sertleşerek dayanım kazanır. Ponza taşı, volkanik faaliyetler esnasında ani soğuma ve gazların bünyeyi aniden terk etmesi sonucu oluşan, oldukça gözenekli bir yapı içeren ve dünya endüstrisinde yeni olmamakla beraber, ülkemiz endüstrisine son yıllarda girmeye başlayan ve değeri yeni anlaşılan volkanik kökenli bir kayaçtır. Asidik ponza, beyaz veya kirli beyaz renkte iken, bazik ponza ise yabancı kaynaklarda Scoria olarak geçen, Türkçede ise bazaltik ponza olarak bilinen kahverengi veya siyahımsı renkteki ponza türüdür. 3 Asidik ponzanın yoğunluğu 0,5-1,0 gr/cm arasında iken, bazaltik ponzanın ki 1,0- 2,0 262 3 gr/cm arasında değişmektedir (4). Ponza, hammadde olarak birçok endüstriyel alanda kullanılmaktadır. Kullanımı, endüstriyel amacına göre ya ana hammadde olarak veya katkı malzemesi biçimindedir. En yaygın kulanım alanı inşaat sektörüdür. Düşük birim hacim ağırlığı, yüksek ses ve ısı izolasyonu, iklimlendirme özelliği, kolay sıva tutması, mükemmel akustik özelliği, deprem yük ve davranışları karsısındaki elastikiyeti ve alternatiflerine göre daha ekonomik oluşu gibi üstün özelliklerinden dolayı inşaat ve yapı sektöründe geniş bir kullanım alanı bulmaktadır İnşaat sektöründe kullanım alanını 5 ayrı kategoride analiz etmek mümkündür. 1. Hafif yapı elemanları üretiminde 2. Prefabrik hafif yapı elemanları üretiminde 3. Çatı ve dekoratif kaplama elemanları üretiminde 4. Hafif hazır sıva ve harç üretiminde hafif beton üretiminde 5. Çatı ve döşeme izolasyonu dolgusu olarak; inşaat sektöründe kullanımı dışında tekstil endüstrisinde; kot kumaşların yumuşatılmasında ve ağartılmasında, tarım endüstrisinde yüksek su tutma kapasitesi, bünyesinde barındırdığı suyu tedricen ortama vererek ortamın nemini dengelemesi, zararlı kimyevi bileşikler içermemesi gibi önemli özelliklerinden dolayı toprak ıslahında, az topraklı veya topraksız ortamlarda bitki yetiştirmek için su beslenimi kısıtlı tarımsal yeşil alanlar için ponza kullanılmaktadır. Kimya endüstrisinde kullanımı yeni olmakla beraber yapılan araştırma geliştirme çalışmalarıyla kullanımı giderek artmaktadır. Özelliklerine bağlı olarak bu alanda kullanımı abrasif olarak, kozmetikte, sabun ve deterjan yapımında, ilaç endüstrisinde ve diğer endüstriyel alanlarda da kullanımı vardır. Endüstriyel olarak bu denli geniş kullanım alanına sahip olan pomza; genellikle açık renkli, hafif oldukça poroz yapıda piroklastik kayaçlar olup dünyada özellikle patlamalı tipte yaslı genç, aktif yada pasif volkanların olduğu alanlarda yaygın olarak gözlenmektedir.(5) Yukarıda da belirttiğimiz gibi ponza yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Daha spesifik olması adına aşağıdaki başlıklar altında toplanılmıştır. 1. İnsaat Sektörü: İnşaat sektöründe konut ihtiyacının karşılanabilmesi için günümüze kadar çok katlı binaların inşasında bazı problemlerle karşılaşılmıştır. Bunların en önemlisi beton kütleden dolayı binanın öz ağırlığının fazla olmasıdır. Bu ağırlığın azaltılması amacıyla betonda kullanılan normal agrega yerine alternatif olarak ponza taşı kullanılmaya başlanmıştır. Ponza taşı hafif agrega olarak kullanıldığında betonun özgül ağırlığını azaltır, ayrıca gözenekli yapısından dolayı da ısı ve ses yalıtımını sağlar. Ponza bunların dışında yapı 263 malzemesi olarak aşağıdaki alanlarda da kullanılabilmektedir. Karayollarında, buzlanmayı kontrol altına almada, Dekoratif ve yalıtımlı, hafif tavan kaplama malzemeleri imalinde, Asfalt kaplamalarda bir tür kusmayı engelleyici katkı olarak kullanılır (4). 1.Yapı Restorasyonlarında Ponza Kullanımı: Bugün birçok gelişmiş ülke tarihi binalarının kirlenmiş cephe temizliğini kumlama yönteminde kum yerine ponza taşı kullanarak yapmaktadır. Ponza taşı yumuşak aşındırıcı özelliğinden dolayı bina yüzeyine hasar vermeden temizliğini yapmaya imkân vermektedir. Ayrıca, kaleterasit, ses izole edici duvar boyası, motifli boya için astar macunu düzeltme alanlarda ponza ürünleri kullanılmaktadır (6). 2.Tekstil Alanında Ülkemiz endüstrisinde en önemli sektörlerin başında tekstil gelmektedir. Tekstil alanında gerek genç kuşağın tercihi gerekse moda akımlarından dolayı kot endüstrisi önemli bir yere sahiptir. Kot imalat aşamalarında kot taşlama olarak bilinen kot kumaşlarının renklerinin açılması (ağartılması) ve kumaşın yumuşatılması işlemin ponza kullanılmaktadır. 3.Kimya Alanında Günümüzde ponza aşağıda sunulan kimya endüstrilerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Tarım ilaçları ve kibrit sanayisinde taşıyıcı olarak, Gübre sanayisinde gübrenin topaklaşmasını engelleyici madde olarak, Diş macunlarında ve dişçilikte parlatma tozu imalatında, Birçok sektörde absorben madde olarak, Temizlik ve detarjan sanayisinde katkı maddesi olarak, Özel tip boyalarda katkı maddesi olarak kullanılır (4) 4.Boya sanayinde: Pürüzlü kaplamada (Kaleterasit), ses izole edici duvar boyası, motifi boya için astar macunu düzeltme gibi boya sanayisinin bütün aşamalarında ponza kullanılabilmektedir. 5.Kimya sanayinde: Kimyasal taşıyıcı ve filtrasyon malzemesi olarak, metal ve plastik sanayisinde; temizleme ve cilalama, titreşim özelliği olan malzemeler yapımında son ameliye için, elektriksel kaplama, taş basmakalıplarını temizlemede etkin olarak kullanılabilmektedir. 264 1. Cam sanayisinde: Televizyonlarda kullanılan eski diyebileceğimiz teknolojilerde televizyon tüpü düzeltme, cam cilalama, kesik cam tamamlama malzemesi olarak kullanım alanları mevcuttur. 2. Mobilya sanayinde: Ponza yapı itibari ile kolay işleme özelliğine sahiptir. Bu kolay işlemesinin yanında çok fonksiyonlu yapısı ile birçok alanda kullanılmaktadır. Bu özelliği mobilya sektöründe de karşımıza çıkmaktadır. Mobilya sektöründe özellikle; cilalama, piyano anahtarı ve resim çerçevelerinde motif vermede kullanılabilmektedir (7). 3. Filtrasyon Amaçlı Ponza Kullanımı: İçme suyunun filtrasyonu için saf ponza taşı kullanılabilmektedir. Ponza insan sağlığını tehdit edecek hiç bir element içermez. Ponza genellikle iki katmanlı filtrelerde hafifliğinden ötürü birincil arıtma amacıyla kullanılırken, alttaki diğer tabaka ponza tarafından yakalanamayan küçük maddeleri süzer (6). 4. Kozmetikte Ponza Kullanımı: Topuk taşı olarak bildiğimiz ürünün hammaddesi yine ponzadır. Ayrıca ponza taşından elde edilen ürünler, başta sabun mamullerinde olmak üzere, diş macunlarında, diş temizleme tozlarında ve kremlerde yaygın olarak kullanılmaktadır (6). Saydığımız alanları göz önüne getirdiğimizde ponzanın hayatımızın her alanında karşımıza çıktığını bir aha gözler önüne sürmektedir. 5. Tarım Alanında: Birçok ülkede ponza kuraklığa çare olarak başvurulan seçeneklerden biridir. Ponza bünyesine aldığı suyu uzun müddet muhafaza ederek sürekli olarak nemli bir ortamın oluşmasını temin ettiğinden kuraklığa çare olarak kısmi bir çözüm getirse de yaygın olarak kullanılmamaktadır. Bugün su kaynakları yeterli olmayan İsrail, Suudi Arabistan, Kuveyt gibi ülkeler iklimin sıcak olması ve sulama suyunun da buharlaşmasından dolayı aşırı bir su kaybı meydana gelmektedir. Bunun için toprak altında belirli bir derinlikte ve kalınlıkta pomza serilerek toprak altından içerisine su verilip bitkilerin ihtiyacı olan suyu direkt olarak köklere ulaşması sağlanmaktadır. Böylece buharlaşmadan kaynaklanan su kaybının önüne geçilebilmektedir. Öte yandan sıvı gübre kullanıldığında pomza hem gübre kaybını önler hem de yer altı sularının kirlenmesini engeller (4). Volkanik topraklar kendi doğal yapısı ile birlikte, çürüyen bitkiler, insan ve hayvan yaşamının sağladığı ek besinlerle, bitki yetiştirmek için çok elverişli bir ortam sağlamaktadır. Ponza taşının %85 oranında gözenekli olması hafif yoğunluk özellikleri göstermesine neden olur. Ponza taşının en küçük birimi dahi irili ufaklı 265 birçok gözeneklerle doludur. Ponza taşı toprağı daha gözenekli bir hale getirerek havalandırır. Ayrıca toprağın özelliklerini ıslah etmek ve suni gübrenin topaklaşmasını engellemek amacı ile kullanılmaktadır. Ponza, toprak olarak seralarda, turunç yetiştirilen bölgelerde, meyveliklerde, çim sahalarda ve tüm tarım bölgelerinde kullanılmakta olup, uygulama sonuçları mükemmeldir. Ponzanın tarımda sağladığı avantajlar arasında toprağın havalandırması, tekrar tekrar kullanılabilmeyi, besin ayarlama kontrolü, mantar, böcek gibi zararlı unsurların da engellenmesini sağlar. Toprağın kolay sulamasını sağlar ve çürüme kötü koku üretme özelliği de yoktur. pH dengesi nötr dür (6-7). SONUÇ Ponza nedir oluşumu nasıldır? Konusu açıklanmıştır. Karacadağ bölgesinde ki önemli ponza kaynaklarından 1 tanesi ele alınmış olup Karacadağ ve çevresinde ponzanın oluşum aşamalarına değinilmiştir. Ponzanın kullanım alanları ele alınmış olup ponza madeninin bu sayede ponza madeninin önemi bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Farklı sektörlerde kullanılan ponzanın hayatın her alanında karşımıza çıktığını, Diyarbakır ve Karacadağ yöresinde yoğun yataklara sahip olması bölgeye yapılacak yatırımların adını koymada belirleyici alanlar arasında yerini koruduğuna, önemi ve kaynağının bölgede olmasından ötürü bu alanda ekonomik yatırımların isabetli olacağı vurgusu yapılmıştır. KAYNAKLAR 1. Coşgun, S., 1998. Adi Porsuk (Taxux baccata L.)'un Çelikle Üretilmesi Üzerine Araştırmalar, T. C. Orman Bakanlığı, Batı Karadeniz Ormancılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Teknik Rapor No. 1, Bolu. 2. Karaman, M. R., Brohi, A., 1995. Bitki Yetiştirme Ortamı Olarak Pomza Taşının Farklı N Dozlarında Mısır Bitkisinin Su Tüketimi ve Gelişimine Etkisi, Turkısh Journal of agriculture and Forestry, Vol. 19, s. 355-360, Ankara. 3. http://www.mta.gov.tr/v1.0/bolgeler/diyarbakir/index.php?id=gdab_ maden_envanteri_maden&m=4 4. Salih Yazıcıoğlu ve Bahar Demirel. Puzolanik Katkı Maddesi Olarak Kullanılan Elazığ Yöresi Pomzasının İlerleyen Kür Yaşlarında Betonun Basınç Dayanımına Etkisi Fırat Üniv. Fen ve Müh. Bil. Dergisi 18 (3), 367-374, 2006 5. Ebru Baspınar Ve Lütfullah Gündüz. İnsaat Endüstrisinde Kullanılan Pomza Agregalarının Mineralojik Ve Petrografik Özellikleri. Iv.Ulusal Kırmatas Sempozyumu 2-4 Aralık 2006/İstanbul 6. http://www.uzayperlit.com/ponza.html 7. http://www.mta.gov.tr/v2.0/default.php?id=maden_kullanim 266 KARACADAĞ'DA ARICILIK Fahri SAYLAK* ÖZET Karacadağ bölgesi, ekonomik gelişmişlik açısından ülkemizin en yoksul yörelerinin başında gelmektedir. Bölgede ekilebilir ve sulanabilir tarım alanlarının sınırlı düzeyde olması yoksulluğun önemli etmenlerindendir. Karacadağ Bölgesi geniş bir hinterlanda sahip olup Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin illeri ile sınırları mevcuttur. Bölge bazı bitkilerin endemik alanı olup bu bitkilerin bir kısmı arıcılık açısından oldukça büyük öneme sahiptir. Bölgede mevcut geven bitkisi çeşidi ile üçgül, çakırdikeni ve haşul bitkisi kaliteli ve yöreye özgü farklı bal elde edilmesi açısından önemlidir. Yörede ekilebilecek tarım alanlarının sınırlı olması ve dolayısıyla kimyasal kirlenmenin göreceli olarak daha sınırlı düzeylerde olması da bu yörede elde edilen balın kalitesini arttırmakta ve tercih edilen bir bal özelliği kazandırmaktadır. Yörede gerek erozyonun önlenmesi, gerekse balın kalitesi açısından geven, ballı bitkiler açısından ön plana çıkmaktadır. Bölgemizde arıcılık küçük adımlar ile gelişmeye başlamış ve emekleme döneminden sonra şimdi giderek gelişme eğilimi göstermektedir. Arıcılığın gelişmesi, beraberinde üretici örgütlenmelerinin oluşmasını zorunlu kılmıştır. Bu ihtiyaçtan yola çıkılarak bölge arıcılığına hizmet etmek amacıyla Diyarbakır Arıcılar Birliği (DAB/2003) kurulmuştur. Birlik, gerçekleştirdiği etkin çalışmalar ile bölge arıcılığının gelişmesine de önemli katkılar sunmuştur. Geçmişte yapılan geven tahribatı DAB'ın girişimi ile gerek yörede gerekse tüm ülkede yasaklanmıştır. Sonuçta; ekilebilir ve sulu tarım olanakları sınırlı olan Karacadağ gibi bir bölgede arıcılık önemli bir sektör olmaya başlamış, birçok aile için birincil geçim kaynakları arasında yer almıştır. Zengin bir flora potansiyeline sahip olan bölgede arıcılığın daha da geliştirilmesi isabetli politikaların gerçekleştirilmesi ile mümkün görünmektedir. Bunun sağlanması sonucunda da yaşam kalitesinin ve sosyal refahın daha geliştiği bir bölgenin, bir toplumun oluşmasına da katkı sunulmuş olacaktır. GİRİŞ Diyarbakır'ın Karacadağ yöresi bitki çeşitliliği bakımından zengin olup daha önce de belirttiğimiz gibi gen merkezi niteliğindedir. Bu dağın eteklerinin dışında kalan alanlarında geven bitkisi mevcuttur, buğday zararlısı sünenin kışlama mekânı olduğundan, 1940'lı yıllarda süne mücadelesi amacıyla büyük bir kısmı yakılmıştır. Yakılmanın dışında kökünden sökülerek kışlık yakacak ve hayvan yemi olarak da tahrip edilmektedir. Bu konuda 1998 yıllında TKV bir çalışma yapmıştır. Şanlıurfa ve *Kurtismail Paşa 2.Sok. Kaçmaz Apt. Altı Kat:1 No:2 Yenişehir/DİYARBAKIR 267 Diyarbakır valiliklerinde konu gündeme getirilmiş, geven sökümü yasaklanmıştır. 2010 yılında Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği konuyu Orman Bakanlığına iletmiş ve tüm Türkiye'de geven sökümü yasaklanmıştır. Geven bitkisine bu yörenin son bitkisi olarak sahip çıkılması gerekmektedir. Bu durum yörenin bitki varlığını da olumsuz etkilemektedir. Yöredeki geven türü, ballı bitki niteliğindedir. Diyarbakır ovasında iklimsel nedenlerden dolayı, ballı bitkilerin çiçeklilik durumu Haziran ayı sonuna kadar sürmektedir. Karacadağ'ın yüksek olması nedeniyle gevenin çiçeklenme dönemi ise, Diyarbakır ovasının ballı bitkilerinin çiçeklilik durumunun bitiminden sonra başlamaktadır. Bu nedenle geven. bölge arıcıları için son derece önemli bitki konumundadır. Denebilir ki, geven bitkisi arıcıların Temmuz-Ağustos ayları için tek kaynağıdır ve bu kaynak yalnızca Karacadağ yöresinde bulunmaktadır. Yörenin 360 hanesi, arılarını geven bitkisinden yararlandırmak amacıyla Karacadağ'da konaklamaktadırlar. Bu aileler yaklaşık 40.000 adet kovana sahiptir. Bölge dışından gelen yaklaşık 120.000 adet arılı kovan, dönemsel olarak yine Karacadağ'da konaklamaktadırlar. Yörede bulunan geven bitkisi, yılda ortalama 400.000 arılı kovanın konaklamasına yetecek düzeydedir. Ayrıca 200 koyun yetiştiricisi hane, yöreyi yayla olarak değerlendirmektedir. Arıcılar Haziran-Ağustos, yaylacılar ise Mayıs-Eylül aylarında yörede bulunmaktadır. . ANZER Mİ, KARACADAĞ MI? Geven bitkisi; ülkemizde rakımı 1500 metre olan birçok yörede yetişmektedir. Anzer balının özelliği ise, Anzer balının diğer doğal ballardan çok büyük bir farkı bulunmamasıdır. Çünkü içeriği ve yararları bakımından şeker katılmadan yani doğal koşullarda üretilen ve florası zengin olan, aynı zamanda kimyasal kirlenmenin sınırlı olduğu herhangi bir yörede üretilen ballardan pek bir farkı yoktur. Anzer balını diğer ballardan farklı kılan yegâne özelliği ise üretildiği yaylalara özgü olan bazı çiçeklerin özelliklerinden kaynaklanmakta ve aromasını bu çiçeklerden almaktadır. Anzer balının bu kadar güncel, pahalı ve meşhur olmasının en önemli nedeni tanıtımının iyi yapılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Diyarbakır'a özgü sonbaharda anızlarda ve merada yetişen sütleğen (haşul) bitkisi farklı aroması olan ve bölgede çok sevilen bir bal çeşididir. DİYARBAKIR' DA ARICILIK Bölge insanının, geleneksel beslenme alışkanlıkları içerisinde yer alan bal, kahvaltıda ve bazı durumlarda ilaç niyetine kullanılmaktadır. İlimizde de özellikle ekilebilen tarım alanlarının az olduğu bölgelerde yetiştiricilerin uğraştığı ve bütün aile bireylerince yapılabilen, kısa zamanda gelir getiren bir tarımsal üretim koludur. Arıcılık, Anadolu insanının bir geleneği olarak çok eski dönemlerden beri yapılmakla birlikte, bilim ve teknolojideki ilerlemelere bağlı olarak gelişme kaydetmiştir. Arıcılık, bitkisel ve hayvansal üretimlerle birlikte yapılmasının yanı sıra özellikle topraksız veya az topraklı yerleşimlerde üreticiler için alternatif bir gelir kaynağı ve aynı zamanda diğer tarımsal üretimlerde (meyvecilik sebzecilik gibi) 268 polinasyonu sağlaması açısından ekolojik ve sosyo-ekonomik öneme sahip bir üretim koludur. Arılar ve arıcılık ekolojik ve ekonomik açıdan fevkalade önemli hizmetler sunmaktadır. Bitkilerdeki tozlaşmanın % 85'i bal arıları tarafından sağlanmakta, bu hizmetinden dolayı dünyanın birçok ülkesinde arıcılıkla uğraşanlar büyük ilgi ve yardım görmektedir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'da arazi sahipleri, arazilerinde konaklayan arıcılara ücret ödemektedirler. Arılar, ülkemizin sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesinde oldukça önemli bir role sahiptir (Kılıç, 2010). İlimizin coğrafik yapısı ve flora zenginliği, arıcılık yapılmasına oldukça elverişlidir. İlimiz de arıcılık yapanların sayısı giderek artmaktadır. Bölge arıcıları, 30–40 yıl öncesine kadar çoğunlukla ilkel kovanlarla üretim yapmaktayken, son 20 yıl içinde modern kovanlarda üretim yapmakta ve bu üretim şekli giderek yaygınlaşmaktadır. Ancak, ilkel kovanlarla üretilen balın ülkemizde belirli bir kesim tarafından tercih edilmesi ve daha çok ekonomik değer taşıması, bu üretimin tüketici isteklerine bağlı olarak sürdürüleceğini göstermektedir. İlimizde 2003 yılında kurulan Diyarbakır Arıcılar Birliği, yörede arıcılık yapan yetiştiricilerin bir araya getirilmesi ve sorunlarının ortak çözümü bağlamında arıcılığın gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır. Birliğe şu ana kadar kayıtlı arıcı sayısı 433 kişi olup toplam kovan sayısı ise 97. 999 adete ulaşmıştır (13.12.2011 tarihi itibariyle/Tablo–1). Bölgemizde arıcılık yapan yetiştiricilerin %90'nı “Gezgin Arıcılık” yapmaktadır (DAB, Aralık 2011). Arıcılık; bal, balmumu, arı sütü, arı zehri, polen ve propolis gibi insan sağlığı ve beslenmesi yönünden son derece değerli ürünler sunması yanında, bitkilerde sağladığı tozlaşma ile de tarımsal üretimlerin veriminde ciddi düzeylerde artışlar sağlamaktadır. Tarımsal üretimde sağlanan verim artışı direkt olarak üretici gelirlerine olumlu olarak yansımaktadır. Tablo 1.Diyarbakır ili arılı kovan sayısı YILLAR Koloni Sayısı (adet) Bal Üretimi (ton) 2009 2010 2011 47 722 66 180 82 644 143 166 198 540 289 540 Balın Değerlendirilmesi ve Pazarlama Bölgede üretilen balın yaklaşık %30-40'ı iç piyasada tüketilmekte, geriye kalan kısım ise il dışına pazarlanmaktadır. İlimizde üretilen balların işleneceği 3 tesis mevcuttur. Kapasiteleri ve pazarlama sıkıntılarından dolayı bal, genellikle bal tüccarlarına satılmakta bu durum yetiştiricilerin ballarını piyasa değerinin çok altına satmalarına neden olmaktadır. Ayrıca, bal yerine mısırdan üretilen glikoz, tüketicilere bal olarak sunulmakta ve oldukça ucuz fiyata satılmaktadır. Bu üretim pazarlarda tüketiciler ve turizm işletmeleri tarafından tercih edilmekte, gerçek olmayan ve bal 269 altında satılan ürünler de arıcılık yapan üreticileri olumsuz olarak etkilemektedir. Bu olumsuz durumlar aynı zamanda tüketicinin bala olan güvenini de sarsmaktadır. Son yıllarda arıcılığa kamu tarafından desteklemeler yapıldıysa da balın gerçek değerinden satılamaması, arıcılıktaki kar marjını ciddi oranda etkilemekte, bu durum arıcılığın gelişmesine olumsuz etki etmektedir. Karacadağ bölgesinde arıcılığın geliştirilmesi açısından önemli fırsatlar mevcuttur. Üçgül bitkisi ve geven arıcılığın gelişmesinde önemli role sahiptir. Geven bitkisi, arıcılığın yanı sıra toprak erozyonunu önleme açısından da oldukça önemli bir bitkidir. Geven bitkisi bu denli büyük bir öneme sahip olmasına rağmen yöre halkı tarafından kesilerek yakacak olarak veya hayvan yemi olarak değerlendirilmekteydi. Son dönemlerde bu bitkinin kesilmesinin yasaklanması (DAB'ın girişimiyle) yöremizde arıcılığın daha da gelişmesine uygun zemin hazırlamıştır. Özetle; Karacadağ bölgesindeki flora potansiyelinin korunması ve geliştirilmesi sonucunda bölge arıcılığının geliştirilmesine önemli katkılar sunulmuş olacaktır. Geven Geven bitkisinin çiçekleri beyaz, sarı ve pembemsi renkte olup, yastık şeklindedir. Bu bitkinin yaprakları yaşlandıkça dökülmekte ve diken halini almakta olup, yere yakın yayılan dikenli bitkilerdendir. Gövdeleri 3–4 cm kalınlıkta olup boru şeklindedir ve gövdesinden 1–2 cm yarık açılması durumunda zamk elde edilebilir. Gummi Tragacanthae adlı kitre zamkı eldesi için gövde üzerinde kambiyuma kadar özel bir bıçakla kesmek gerekmektedir. Tragacantha Türkiye'nin önemli ihraç maddeleri arasında yer alır. Anadolu'nun hemen her yerinde bulunan ve step ikliminin de göstergesi olan geven bitkisi, değişik bölgelerde farklı amaçlarla kullanılmaktadır. Örneğin geven bitkisinden Kayseri-Develi yöresinde Kitre Zamkı üretilmektedir. Erzurum ve Kars yöresinde olgunlaşmış meyveleri yenmekte, Ege ve Akdeniz bölgesinde yem bitkisi olarak değerlendirilmekte, Van'da tezeğin tutuşturucusu olarak kullanılmakta, Diyarbakır-Karacadağ yöresinde ise arıcılık başta olmak üzere tezek tutuşturucusu ve yem olarak kullanılmaktadır. Gevenin arıcılık dışındaki yararlanma sistemi ve biçimi, bu bitkinin sürekli olarak azalması ve giderek ortadan kalkmasına neden olmaktadır. Bunun sonucunda ise toprak savunmasız kaldığından erozyon hızlanmakta ve yalnızca sürdürülebilir yararlanma biçimi olan arıcılık için de gerekli ortam yok olmaktadır. . Geven bitkisinden elde edilen bal; açık renkli, kıvamlı ve su oranı düşüktür. Diğer bir özelliği ise geç kristalize olmasıdır, enzim değeri de yüksektir. Bu özelliklerinden dolayı geven balı tüketiciler tarafından tercih edilmektedir. Arılarını konaklatmak amacıyla Karacadağ'a getiren arıcılar, ortalama 40–45 gün yörede kalmaktadır. Üreticiler bu dönemde her kovandan 15–25 kg süzme geven balı elde etmektedir. Bazı yıllar iki sağımın yapıldığı da arıcılarca belirtilmiştir. 270 Kırmızı Üçgül Baklagiller familyasına ait birçok bitki türü ülkemizde doğal olarak yetişmektedir. Fiğ, yonca, korunga gibi kültür formlarının ekimi ise çok geniş alanlarda yapılmaktadır. Bu familyaya ait ballı bitkilerin sayısı, diğer familyalara göre daha fazladır. Ülkemizde yaygın olarak yetişmekte olan kırmızı üçgülün çiçeklenme dönemi, yetiştiği bölgenin iklim koşullarına göre farklılık gösterir. Çiçeklenme dönemi, ılıman iklimin hüküm sürdüğü bölgelerde Nisan ayında başlar ve Eylül ayına kadar sürmektedir. Kırmızı üçgül balının çok güzel bir tadı ve kokusu mevcut olup çok açık sarı renktedir ve kristalleşmesi çabuk olmaktadır. Bir dönüm kırmızı üçgül ekili tarladan 10 kg bal alınması mümkündür. Beyaz Üçgül Ülkemizde hayvan yemi olarak geniş alanlarda ekimi yapılan beyaz üçgül, aynı zamanda arılar için önemli bir nektar kaynağıdır. Mart ayından Eylül ayına kadar çiçekli kalabilen beyaz üçgülün balı, kovandan yeni alındığı zaman renksiz veya çok açık sarıdır. Kovandan alındıktan çok kısa bir süre sonra şekerlenir. Beyaz üçgül balının güzel bir tadı vardır ve oldukça yumuşaktır. Bir dönüm beyaz üçgül ekili tarladan 10 kg bal alınabilir. Gerek kırmızı gerekse beyaz üçgül yöremizde doğal olarak yetişmektedir. Özellikle ilkbaharın yoğun yağışlı olduğu yıllarda bu bitkilerin miktarında oldukça artış görülmektedir. Çakır Dikeni Mayısın sonuna doğru açar ve ballı bir bitkidir. Karacadağ etekleri ve ovalardaki meralar sapsarı görünür bu mevsimde. Çok iyi bal verir ve arıya temel petek ördürme özelliği vardır. Çakırdikenin tükenmesinden sonra yaylaya gidilmektedir. Bu bitki arıların gelişmesine ve arı populasyonunun artmasına büyük katkı sunmaktadır. Bu bitki aynı zamanda polen bakımından da zengin olup, bu bitkinin balı sarı renkli hafif acımsıdır ve tüketiciler tarafından tercih edilen bir baldır. KAYNAKLAR 1. Diyarbakır İl Tarım master planı 2. Polat, Edip. Anadolu'da ve Kürtlerin Yaşadığı Coğrafyada Endemizm: http//www.tiroj.net/arsiv/01/01_06.html 3. Saylak, Fahri. TKV Teknik Arıcılık Dergisi, sayı: 56, "Karacadağ'da Geven (Astragalus Spp.)'in arıcılık açısından önemi, tahribatı, korunması, geliştirilmesi 4. Kılıç, Hülya (2010).Arıcının Ses Dergisi 271 KARACADAĞ ÜSTÜNE Mevlüt MERGEN* ÖZET Gerek Diyarbakır'ın ve gerekse çevresindeki yakın il ve ilçelerin sosyal ve kültürel yaşamlarında önemli bir yer tutar Karacadağ. Bu dağın sönmüş bir volkan olması, taşlık bir araziye sahip bulunması insanları ürkütmemiş ve hep yaşam alanı olmuştur. Burada geçmiş zamanlarda göçebelerin yaşadıklarını da biliyoruz. Ancak havasının ve özellikle suyunun (Hamravat) çok tatlı ve hafif olması dağın bir nevi cazibe merkezi haline gelmesini sağlamıştır diyebiliriz, nitekim Osmanlı padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman'ın Bağdat ve daha ötelere yaptığı seferler ve en önemlisi manevi hocası, mürşidi “İbrahim Gülşeni” nin bu şehirde yaşamış olması sebebiyle bu cezbedici özelliğine özellik katmıştır denebilir. Kanuni'nin bir seferinde hastalanması ve bu dağda ikamet ederek sağlığına kavuşması üzerinde çok olumlu etki bırakmış, bu etkiyle de şehirden kilometrelerce uzaklıkta bulunan “Hamravat” suyunu o zamanın şartlarında Diyarbakır'a kadar getirterek şehir halkının da bu suyu içmesini sağlamıştır. Kanuni'nin meşhur beyiti olan “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” dizelerinin Karacadağ günlerinde yazıldığı bilinmektedir. Ve yine Kanuni, Karacadağ'daki istirahat günlerinde 10.000 sikke (para) bastırarak üzerine “Amid” diye yazdırmıştır. Bizde bu makalemizde Karacadağ'ı bütün özelliklerini önemseyerek konu ettik. Karacadağ Üstüne Merhum Şark Bülbülümüz “Celal Güzelses” bir türküsünde “Diyarbakır etrafında bağlar var” der, doğrudur, bir zamanlar o bağlar vardı, lakin şimdi yok, ama dense ki “Diyarbakır etrafında dağlar var” bu daha yerinde olur... Her ne kadar çoğul takısı ile “dağlar” dedi isek de dağların çoğu uzaklarda, lakin bir tanesi var ki hemen yanı başında ve adı da “Karacadağ”dır bu dağın... Sönmüş bir yanardağdır Karacadağımız... Öyle tırmanılması zor bir dağ değil, yaygındır, öylesine yaygındır ki bu dağı Diyarbakır ve Siverek paylaşırlar, Karacadağın etekleri ve üstünde bulunan köylerde yaşayanlar, bu dağın hem güzel havasından, suyundan ve hemde elde ettikleri çok nefis ürünlerinden kendileri yararlandığı gibi Diyarbakır'a ve Siverek'e götürüp satarlar, böylece de gelir elde ederler. Karacadağ'ın ünlüleri diyeceğiz demesine de “Kanuni Sultan Süleyman” gibi ünlü bir cihan padişahına kendisini sevdirmiş olmasından da söz etmeyeceğiz ama, bu “sevdirmiş” olmanın gereklerini anlatmaya çalışacağız, yani burada elde edilen *Diyarbakır Yazarlar Birliği Üyesi 272 yıkayacak, taraktan geçirecek ve “teşi” de eğirip ip yaptıktan sonra hane halkının yıllık, kazak ve çorap ihtiyacını örecektir. Karacadağ'ı bu kadarcık bir yazı ile anlatmak elbette ki mümkün değildir, biz sadece deyim yerinde ise satır başlarına dokunup geçtik ve kısa bilgiler sunduk kendi dağarcığımızdan yararlanarak, bir de andığımız ürünlerin tadını, lezzetini ve kalitesini hala aradığımızdan ötürü... Bu şehirde koyun yoğurdu çok sevildiği için şu anda yoğurt üreticileri bunu bilirler, bilirler de sade koyun yoğurdunu artık sunmazlar piyasaya, ya ne yaparlar? İnekten elde edilen sütün içine biraz koyun sütü katarlar ve “karışık” adı altında istedikleri fiyata satarlar, yine de kapışılır bu karışık yoğurt çünkü sadesini bulmak gerçekten zorlaşmıştır, Mardin kapıda birkaç tane dükkan da olmasa koyun yoğurdunun tadını neredeyse tamamen unutacak hale geldik diyebiliriz. Bundan sonrasını biraz da “şiirle” anlatmak istiyorum Karacadağ'ın. KARACADAĞ Tepesi karlıdır kış günlerinde, Türküsü okunur düğünlerinde, “Bindallı” hoş durur gelinlerinde, Kenger zamanıdır güzü dağımın. Karadır taşları, kara toprağı, Kapkara gözlüdür kızı dağımın. Bilirsin burası sultan otağı, Her anı serindir yazı dağımın. Çökünce karanlık eteklerine, Dökülür yıldızlar tepelerine, Sarılır çocuklar annelerine, “Bir tatlı huzurdur” özü dağımın. Lalesi, sümbülü, gülü, reyhanı, Pirinci, yoğurdu, yağı ayranı, Avcının elinden bizar ceylanı, Aşıka yoldaştır sazı dağımın. Siverek yakındır Diyarbekir'e, Uzansan varırsın sanki göklere, Aşiret, göçebe, bütün “kök” lere, Kültürle gülüyor yüzü dağımın. Çadırlar kurulur, töre gereği, Yoksulu gözetir, ağası, beği, Urbadır güzele, yünü, ipeği, Gariplere ağlar gözü dağımın. Bir zaman hem yanar, hem de yakarmış, Lavları semaya doğru çıkarmış, Taşları eritir öyle akarmış, İçten içe yanar közü dağımın. Hamravat bal mıdır, yoksa sumudur, Yürekte sızlayan tutkusumudur, Sessizlik dağımın uykusumudur, Yolcuya yol verir düzü dağımın. Mevlüt MERGEN 273 ürünlerdir bahse konu olan... Karacadağ derken önce akla gelen insanıdır, gayet çalışkan ve üretkendir. Buranın insanı, böyle olduğu içindir ki, sönük bir volkan olmasına, her yanının taşla kaplı görüntüsüne rağmen burada yapılan hayvancılıkta büyük başarı elde edilmiş ve tadına doyum olmayan yoğurdu, peyniri ve yağı hep aranılır olmuştur. Gerek köylüsünün çalışkanlığı ve gerekse burada elde edilen kaliteli ürünler sebebiyle Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığınca burada ve Türkiye'de ilk defa olarak “Hayvancılık Organize Sanayii” kurulmuştur. Çok değil, otuz kırk yıl öncesine kadar Diyarbakır'lı yıllık peynir ihtiyacını ilk baharda bir kere alır ve Saray kapısındaki “Sınai teşebbüslere” ait buzhanede saklardı ki, kış günleri geldiğinde buradan alarak evlerinde kullanmaya başlardı. Sonradan şehrin nüfusu da giderek çoğalmaya başlayınca soğuk hava depoları da çoğalmıştır, ama Karacadağ'ın peyniri ve yoğurdu da giderek azalmaya ve bulunmamaya, aranmaya başlanmıştır, çünkü bu ürünlerin tadı damağında kalanlar başka yerlerin ne peynirini ne de yoğurdunu beğenmez olmuşlardır. Yalnız peynir ve yoğurt deyip de haksızlık etmeyelim, Karacadağ pirincinin tadını ve lezzetini veren başka bir pirinç çeşidinin olabileceğini sanmıyorum, zira bu pirinç, yine Karacadağ'ın “sade yağı” ile pişirildiğinde bambaşka bir lezzete ve bambaşka bir tada bürünür... Hala da Diyarbakır'ı bırakıp uzaklara gidenler, mevsiminde Diyarbakır'a gelerek yıllık pirinç istihkaklarını alarak giderler, gelemeyenler buralardaki eş ve akrabalarından isterler bu pirinci. Yoğurdunu da yine uzaklardaki Diyarbakırlılara, bez torbalara bırakıp süzdükten sonra gönderen eş, dost ve akrabaları vardır. Eti de hakeza... Karacadağ'ın “Hamravat” diye anılan bir kaynak suyu vardır ki, ünü ta İstanbul'lara, padişah saraylarına kadar giderken tulumlara, küplere bırakılıp o zamanın şartları altında yine İstanbul'lara, saraylara, padişahlara gönderilmiştir. Yaz günleri geldiğinde Karacadağ'da “doğal olarak yetişen” olarak yetişen bir ürün daha var ki bunu da yine bu şehrin insanı sevmekte, uzaklarda ise buralardan istetip yemektedir. “Kenger” den söz ettiğimizi belirtelim, varsın kengeri dikenli olsun, onu dikeninden ayırıp tencereye bıraktığınızda yanına Karacadağ'ın yoğurdunu da eklediğinizde müthiş bir çorba elde eder ve sıcak yaz günlerinde bu çorbayı içerek serinlersiniz. Bazıları bu çorbaya “ayran aşı” derken, bazıları da “lebeni” derler. Hayvancılık olur da burada “yün” olmaz mı? Saçak saçaktır buradaki koyunların kırkılan yünleri, böyle olduğu içindir ki Diyarbakır'lı ne pamuk yatağı kullanır, ne sünger yatağı!.. Yastığı, yorganı, döşeği hep yündendir, evlerinde bile yün tarağı bulundururdu bir zamanların Diyarbakır'lı ev hanımları, zira ham yünü alacak, 274 KARACADAĞ Diz çöküp oturmuş bakır ilinde, Kurulmuş çadırlar birbir ardınca, Karlıdır tepesi, duman belinde, Dizilmiş gelinler kaynak boyunca, Sılanın kokusun gurbet elinde, Bitermiş dağında nergiz ve yonca, Getirir yelleri Karacadağ'ın. Hoş kokar gülleri Karacadağ'ın. Fırat'la Dicle'ye elin uzatmış, Dert yüzü görmezmiş bir konup göçen, Mardin'i, Urfa'yı, Muş'u gözetmiş, Bahtulu olurmuş suyundan içen, Çiçekle süslenmiş, kendin bezetmiş, Bir daha gelirmiş bir gelip geçen, Yemyeşil belleri Karacadağ'ın. Çekermiş elleri Karacadağ'ın. USMAN ETİ (Karacadağ dergisinden, 1940) 275 KARACADAĞ' DA TARIM Murat TOMAR* Ziraat Mühendisi ÖZET Karacadağ, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin merkezinde bulunmaktadır. Zohary (1973)'e göre Güneydoğu Anadolu Bölgesi, İran-Turan Floristik Bölgesi'nin Batı İran-Turan Floristik Altbölgesi'nde bulunan Mezopotamya Provensi'nde yer almaktadır. Yarı kurak, serin, yarı kurak kışı soğuk, Yarı kurak, serin, yarı kurak kışı soğuk etkisi altındadır. Araştırma alanında tür ve tür altı seviyede 315 takson tespit edilmiştir.(1) Arazi Kullanımı Bölgedeki tarım arazilerinin çok büyük bir bölümü mera alanları açılarak elde edilmiştir. Toprak kalitesi olarak yörede II. sınıf toprakların yaygın olduğu gözlenmektedir. Az bir miktar da III. sınıf toprak vardır. Topraklarda görülen en büyük olumsuzluk, organik madde eksikliğidir. Tarla arazilerinin %14 gibi bir bölümü sulanabilir niteliktedir. Bu oran Türkiye ve bölge ortalamalarına yakındır. Bunun yanında Alatosun köyünde çeltik ekilen 1.200 da, Altaylı köyünde sebze üretimi yapılan 300 da. ve Yarımkaş köyündeki 600 da. bulunmaktadır. Sulu arazi dışında köylülerce sulu alan olarak belirtilen alanlar tam sulanabilir durumda değildir. Söz konusu sulu araziler ya kaynaklar etrafında, ya da çeşme ve kaynak akarlarının çevrelerinde bulunmaktadır. Kaynak sularının azaldığı yaz aylarında, sulama olanağı çok azaldığından, bu mevsimlerde sulu tarım yapılamamaktadır. Çayırlık alan olarak görülen 8.400 da. arazi tam çayırlık özelliğinde değildir. İlkbaharda bol olan ve kısmen yaz aylarında kurumayan akaçlar boyundaki bir miktar araziler, tas duvar ile çevrilmekte ve sulanmaktadır. Taslardan da arındırılan bu arazilerde özellikle üçgül yoğunluklu otlar biçilmektedir. Bu araziler köylülerce 'çayır' olarak adlandırılmaktadır. Hayvancılığın temel geçim kaynağı olduğu bu bölgede, sulanabilir tarım arazilerinde yonca, korunga, mısır gibi yem bitkisi ekilisinin yapılmaması, üzerinde *Murat TOMAR Ziraat Mühendisi Gap ve Doğu Hayvancılık, Urfa Yolu 1.Km Gündoğan Plaza Kat:3 No:14 Kayapınar / Diyarbakır [email protected] 276 düşünülmesi gereken bir durumdur. Bunun çok farklı nedenlerinin olduğu düşünülmektedir. Belirtilen köylerin, ev bahçeleri ve çeşme akarlarının etrafındaki korunabilen alanlarda yetiştirilen meyveler dışında, meyve alanları yoktur. Bitkisel Tarım Karabahçe'de yapılan görüşmelerde sadece Ayveri ve Yarımkas köyleri bitkisel tarımın onlar için önemli bir geçim kaynağı olduğunu söylemişlerdir. Karacadağ bölgesinde bitkisel tarımı ticaret için yapan köye rastlanmamış ve köylüler çoğunlukla yetiştirdiklerinin kendilerine dahi yetmediğini belirtmişlerdir. Ziyaret edilen köyler arasında en geniş alan Karabahçe'dedir. Ovabağ ve Çömçeri köylerinde tüm arazi taşlık ve eğimli olduğu için hiç bitkisel tarım yapılmamaktadır. Alatosun beldesinde ise sadece pirinç yetiştirilmektedir. Altaylı ve Yarımkas dışında tüm köyler sadece kuru tarım (buğday, arpa, nohut ve mercimek) yapmaktadır. Altaylı'da çok küçük bir arazide domates, hıyar ve patlıcan yetiştirilmektedir. Bunlardan sadece hıyar, ev ihtiyacı karşılandıktan sonra bazen pazarda da satılabilmektedir. Ziyaret edilen köylerde köyün mülkiyet yapısına ilişkin sorular sorulmuştur. Bu gibi sorulara verilen cevapların ne denli doğru olduğu bilinememektedir. Tahmin edilen, arazilerin olduğundan daha küçük gösterildiğidir. Ancak eğer bu tahmin doğruysa tüm köylerde küçültmenin aynı sebeplerle ve aşağı yukarı aynı oranda olacağı sanılmaktadır. Bu sebeple verilen rakamların birbirlerine oranlarının aşağı yukarı gerçeğe uygun, ancak net miktarlarının gerçekten biraz düşük olduğu sanılmaktadır. Yapılan araştırmada köyler arasında en geniş araziye sahip olanın Altaylı olduğu belirlenmiştir (100.000 da.). Ancak köylere ait arazilerin çoğu mera işlevi görmektedir. En geniş ekilebilir alana sahip köy Siverek-Karabahçe'dir (10.000). Toplam arazisine oranla en yüksek ekilebilir araziye sahip köy ise Egriçay'dır (20.000/6.000). Yarımkaş'taki 2500 dekarlık korumaya alınmış orman dışında Karacadağ'da ziyaret edilen köylerde kayda değer bir ormanlık alana rastlanmamıştır. Ancak tüm köylerde ağaçlandırma “arzu edilen” bir faaliyettir. Araştırma kapsamına alınan köylerde hane başına düsen ortalama arazi büyüklüğü şu şekildedir. Buna göre hane başına ortalama en fazla arazinin düştüğü köy Oğlaklı'dır (100 da.). Hane başına ortalama en az arazi ise Ayveri'dedir (15 da.). Ayrıca her hanenin toprakları bir yerde toplanmış değildir ve genellikle 4 ya da 5 ayrı yere dağılmış parçalardan oluşmaktadır. Köylerde yapılan görüşmelerde, toprak dağılımını öğrenmeye yönelik sorular da sorulmuştur. Bunlardan biri söz konusu köyde sahip olunan en fazla arazi miktarıdır. Bu miktar Egriçay ve Oğlaklı köylerinde en fazladır (300 da.) 277 Aynı zamanda Egriçay köyü sahip olunan en fazla arazi miktarının hane başına ortalama arazi miktarına oranının en yüksek olduğu, yani toprak eşitsizliğinin en fazla olduğu köydür. Karabahçe ve Ayveri köyleri ise bu oranın en düşük olduğu yani toprak dağılımının göreceli daha adil olduğu köylerdir (sırasıyla 2/1 ve 2.5/1.5). Ziyaret edilen köylerden sadece Egriçay ve Yarımkaş köylerinde topraksız hane mevcut değildir. Çömçeri ve Ovabağ'da ise bitkisel tarım yapılmadığı için bu konunun önemi yoktur. Kapıkaya ise topraksız hane sayısının en yüksek olduğu köydür (50 hane). Ayveri, Karabahçe ve Yarımkaş köyleri dışında tüm köylerde ortakçılık yapılmaktadır. Bu, hem köyde yaşayan haneler arasında hem de köyden göçmüş haneler ile köyde yaşayan haneler arasında sürdürülen genel bir uygulamadır. Köylerde mera, orman ve su kaynakları ile cami, okul ve çeşmeler köyün ortak mülküdür. Ovabağ ve Çömçeri köylerinde tüm arazi taşlık ve eğimli olduğu için bitkisel tarım yapılmamaktadır. Bağlar ilçesi-Alatosun Beldesi'nde ise sadece pirinç yetiştirilmektedir. Altaylı ve Yarımkaş dışında tüm köylerde sadece kuru tarım (buğday, arpa, nohut ve mercimek) üretimi yapılmaktadır (2). Alatosun beldesinin pirinci en lezzetli olanıdır. Pirincin varlığı göletlerle ilişkilidir.1500 dekarlık alanda ekim yapılır. Gübre az kullanılır. Bir yıl ekimden sonra 4-5 yıl ara verilir (11). Bağlar ilçesi Yiğityolu köyün de ve Birlik mezrasında arpa ve buğday ekilir. Yalankoz köyünde 3000 dekar kuru ekim, 1000 dekar sulu tarım arazisi vardır. Kuru alanda arpa ve buğday ekilir. Aynı zamanda mercimek ve fasulye yetiştirilir. Kuru arazilerde münavebeli ekim yapılmakta, buğday, arpa, mercimek dönüşümlü elde edilmektedir. Köyün 1000 dekar alanı sulayabilen göleti vardır. Bu alanda pirinç ekilir. 1 yıl ekim ve 5-6 yıl boş bırakma söz konusudur. Gübre kaliteyi bozduğundan gübresiz ekim olur . (11) Çınar ilçesine yakın Ortaşar ve Bozçalı köylerinde bilimsel tarım uygulamaları dikkati çekmektedir. Bu köylerde sebze ekim alanları; Soğan 2000 dekar Ispanak 300 dekar Hıyar 100 dekar Turp 50 dekar Kavun 300 dekar Karpuz 350 dekar Karnabahar ve brokoli 20-25 dekardır (3). Bozçalı'da 6 sondaj kuyusu mevcut olup her sondaj kuyusu 300 dönüm araziyi sulamaktadır. Soğan üretimi revaçta olup dekara 6-12 ton arası verim alınmaktadır. 278 Soya fasülyesinde dönüme 200 kg ürün alınmaktadır. İkinci ürün ekimi yaygındır. Kavun birinci ürün, karpuz ikinci üründür. Ortaşar köylülerinin %80'i soğan ekmektedir. Hatay, Adana, Çorum ve Diyarbakır'dan toptan soğan alımı olmaktadır. Ispanak, salatalık, turp Diyarbakır'da satılmaktadır. Kuru arazilerde buğday, arpa ve mercimek ekimi yapılmaktadır. Kılıçkaya köyünde kuru alanlarda arpa ve buğday ekilir. Sulu alanlarda Karacadağ pirinci ekilir. Sulama için iki gölet vardır. Birinci göletten 1000 dekar, ikinci göletten 2200 dekar çeltik ekilir. Yılda 1000 tona kadar ürün alınır (11). Diyarbakır'da marka olan bir ürünü biliyoruz. Karacadağ pirinci…. Karacadağ'ın doğu yüzü Diyarbakır'a, Çınar ilçesine bakıyor. Ovabağ, Kalecik, Leblebitaş (Çepeniya) ve Karasungur (Geliyebukan) köylerini görüyoruz. Burada volkanik patlamalar sanki dün yaşanmış gibi, arazi 50 kilometre boyunca uzanan bir kömür deposunu andırıyor. Bir yandan da bazaltların içinden ağaçlar fışkırıyor. Ovabağ 'da diğer etekte göremediğimiz pirincin hasını görmekteyiz. Yöre pirinci deyince durmak lazım! Taşlık ve soğuk suyla beslenen toprakta yetişiyor. Yedi yılda bir ekilmesi gerek, yoksa toprağın bereketi kalmaz. Arazinin yapısına göre bire 60 ürün verebilir. Bir ölçeğe dört beş ölçek su koymak lazım ki, beyler sofrasının pirinci kıvamını bulsun! Ahmed Arif bam telini yakalamış: 'Karacadağ'da çeltikler/ Bir kız çocuğunun gözyaşı gibi/ Ayak bileğinde bir dizi boncuk/ Sol omzunda nazarlık/ Dağ başında unutulmuş, üşümüş/ Minicik bir aşiret kızının/ Damla damla, berrak olur pirinci/ Kamyonlarla, katır kervanlarıyla/ Beyler sofrasına gider (4). Karacadağ çeltiğinin kök yapısı saçak köklüdür. Kısa ve dik olan yapraklar güneş ışınlarının alt yapraklara ulaşmasına olanak sağlar. Sap; boğum ve boğum aralarından oluşur. Yukarıya doğru boğum arası uzunlukları artar. Karacadağ çeltiğinde bitki boyu genellikler uzun olup yetiştirme koşullarına bağlı olarak 75-120 cm arasında değişir. Ana saptaki boğum ve buna bağlı olarak yaprak sayısı fazladır. Karacadağ çeltiğinde kardeş sayısı 5-12 arasında değişir. Kardeşlerin salkım bağlama oranı ekolojinin uygunluğu nedeniyle çok yüksektir. Bitki biyolojik verimi 150-400 g/bitki civarındadır. Dekara tane verimi ise 220-600 kg arasında değişir. Karacadağ çeltiğinde ortalama bitki başına her salkımda ortalama tane sayısı 34-83 adet arasında değişir. Her salkımdan ortalama 1.18-2.39 gr tane ürün elde edilmektedir (12). Karacadağ'da Ekonomik Önemi Olan Bitkiler Karacadağ'da yetişen bu bitkiler genel olarak buğdaygil, baklagil, süs, sebze ve meyve olarak kullanılan bitkiler şeklinde listelenmiştir. 279 Güneydoğu Anadolu Araştırma Merkezinin Karacadağ İçin Uygun Olarak Belirlediği Karacadağ Ekmeklik Buğdayı ISLAH EDİLDİĞİ KURULUŞ TESCİL YILI Güneydoğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü 1998 90 - 100 cm boyunda, yeşil SAP VE YAPRAK ÖZELLİKLERİ ve orta geniş yapraklıdır. Uca doğru sivri, dik ve normal sıklıkta BAŞAK YAPISI bir başak yapısına sahiptir. Koyu sarı dane renginde, ekmeklik DANE ÖZELLİKLERİ VE KALİTE HL Ağırlığı (kg/hl) Bin Tane (gr) kalitesi iyidir. 83 40 - 45 Sıcak bölgelerde verimi düştüğünden TAVSİYE EDİLEN BÖLGELER dolayı Karacadağ gibi soğuk olan bölgelere tavsiye edilmektedir. Karacadağ ve Tritikale Ekimi Diyarbakır ekolojik koşulları gerek iklim ve gerekse toprak yapısı itibariyle tritikale yetiştiriciliğine uygun görülmektedir. Tritikale, taşlı, derinliği az, meyilli, çorak, asitli veya alkali topraklarda arpa ve buğdaya alternatif tahıl melezidir. Özellikle Karacadağ bazalt taşlarıyla kaplı alanlar tritikale tarımıyla değerlendirilebilir. Tane verimi yüksek genotiplerin yanında hayvan beslemede kullanılabilecek yeşil ot ve saman verimi yüksek yemlik tritikale çeşitlerinin de üzerinde durulması gerekmektedir (17). Baklagil (Leguminosae) Bitkileri Leguminosae (baklagiller) familyasından ekonomik öneme sahip birçok bitki türü yetişmektedir. Bitki çeşitliliğinin önemli bir bölümünü oluşturan ve birçoğu gelecekte doğal meraların iyileştirilmesinde kullanılabilecek önemli bitki türleridir. Aynı zamanda kültürü yapılan baklagil bitkilerinin yabani akrabalarıdırlar. Bu nedenle genetik çeşitlilik açısından korunması gerekli bitki grubudur. Bu çalışmada, Leguminosae familyasından Karacadağ'da yetişen yaklaşık 100 kadar takson tespit edilmiştir. Nohut, 3 tür mercimek, bezelye, bakla, geven, mürdümük, gazal boynuzu, yonca, üçgül yetişmektedir. 280 Buğdaygil (Gramineae) Bitkiler Gramineae (buğdaygiller) familyasından ekonomik öneme sahip ve gelecekte tahıl bitkileri için önemli bir gen kaynağı potansiyeli durumunda olan bitkilerdir. Bunlar kültürü yapılan bazı tahıl bitkilerinin yabani akrabalarıdır. a. Triticum (buğday) türleri: T. dicoccoides, T. baeticum ve T. monococcum. b. Hordeum (arpa) türleri: H. spontaneum ve diğer Hordeum türleri. c. Aegilops türleri: A. speltoides ve diğer Aegilops türleri. d. Oryza sativa (pirinç): Karacadağ'ın sulanabilen kesimlerinde yaygın kültürü yapılır. Karacadağ pirinci olarak adlandırılan ve yörede tercih edilerek kullanılan bir kültür çeşididir.(5) Triticum (Buğday) Türleri: T. dicoccoides, T. boeticum ve T. Monococcum türleri özellikle Karacadağ ve Diyarbakır yöresinde kendiliğinden yabani olarak yetişen ilkel buğday türleridir. Halk arasında kaplıca buğdayı olarak bilinen Triticum monococcum üzerinde son yıllarda yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Özellikle diploid özelliğe sahip olması ve elde edilecek bilgilerin rahatlıkla makarnalık ve ekmeklik buğday ıslahına uygulanabilirliği, araştırıcılar gözünde Kaplıca buğdayını çok cazip hale getirmiştir. Kaplıca buğdayının ilk defa nerede kültüre alındığı sorusuna cevap vermek için Heun ve ark. (1997) tarafından yaklaşık 1400 yabani kaplıca (T. monococcum ssp. boeoticum) buğdayı ile kaplıca (T. monococcum ssp. monococcum) buğdayı arasında karşılaştırmalı DNA analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda kültür formuna en yakın populasyonun Karacadağ/Diyarbakır bölgesinden toplanan populasyon olduğu sonucuna varılmıştır. Buğday ve arpanın ilk kez “Verimli Hilal” (İsrail, Filistin, Suriye'nin batı kısımları, Türkiye'nin güneydoğusu, Kuzey Irak ve İran'ın batı kısmını kapsayan alan) olarak bilinen alanda kültüre alındığı yaygın şekilde kabul görmüştür. (6). Karacadağ, Dünyanın Buğday Gen Merkezi. . Tarım Bakanı Mehdi Eker, bu toprakların yeryüzünde tarımın ilk yapıldığı topraklar olduğunu, Diyarbakır'ın 25 kilometre ilerisindeki Karacadağ'ın çevresi ve eteklerinin dünyanın buğday gen merkezi olduğunu söyledi. Yeryüzünde buğdayın ilk kez burada üretildiğini ve dünyaya yayıldığına dikkati çeken Eker, bugün dünyanın kabaca yarıya yakın kısmının karnını doyurmak için ürettiği buğdayın bu bölgeden dünyaya yayıldığını vurguladı. Eker, Tarımsal Araştırmalar Enstitüsünce gerçekleştirilen çalışmalar için gereken yabani genlerin Karacadağ'dan alındığını ifade ederek, bu yabani gen kaynağı ile Güneydoğu Tarımsal Araştırmalar Enstitüsünce 22 hububat çeşidi yetiştirildiğini belirti. 281 Sebze ve Meyve Olarak Kullanılan Bitkiler Karacadağ'da doğal olarak yetişen bazı bitki türleri sebze olarak kullanılmaktadır. Bunlardan Diyarbakır 'da yaygın olarak satılan bitkiler, 'kenger' ve 'akbandır' bitkileridir. Sebze olarak kullanılanlar; Lepidium sativum (tere), Gundelia tournefortii (kenger), Ornithogalum türleri (akbandır), Mentha longifolia (yarpuz), Nasturtium officinale (tuzik), Capsella bursa-pastoris (çoban çantası), Sinapis arvensis (hardal, herdal), Trapogopon. Meyve olarak kullanılanlar; Cratageus (alıç) türleri, Celtis (dardagan) türleri, Cerasus microcarpa, Pyrus syriaca (ahlat) (5). Karacadağ denilince akla gelen en önemli bitki kengerdir. Karacadağ'da yetişen önemli bir bitki kengerdir. Kenger Kenger Otu (Gundelia tournefortii) Nisan-Mayıs aylarında çiçek açan, 40-50 cm yüksekliğinde, tüylü, sütlü, dikenli ve otsu bir bitki... Gövdeleri basit veya az dallı, kısa ve kalındır. Yapraklar derimsi, damarlı, beyazımsı, tüylü, gövdedekiler sapsızdır. Çiçek durumu küreye bir baş şeklindedir. Çiçekler morumsu-kırmızı renklidir. Baş kısmı olgunlukta sarımsı-yeşil renk alır ve dikenler hariç 1 cm kadar uzunlukta olup serttir. Genç sürgünler ilkbaharda toplanarak sebze olarak yenilir ( 9) (10). Kenger Sofraların Sultanı Geçen yıl küresel ısınmanın olumsuz etkileri nedeniyle mevsimden önce çıkan Kenger (Kereng) bitkisi, bu sene yağışların olması nedeniyle zamanında satışa sunuldu. Bölgeye has bitkilerden Kenger (Kereng) bitkisi, pazarlarda satılmaya başlandı. Kengerin üç ayrı şekilde yenildiğini belirten kadınlar şöyle ifade ettiler; "İlk olarak dikenlerinden ayıklanarak çiğ olarak yenilir. İkincisi dikenlerinden ayıklanıp yıkanır ve suda kaynatılır. Suyu sıkılarak süzülür. Yağ kızdırılıp, kengerler tuz, biber salça ve az sarımsakla karıştırılır. Daha sonra üzerine yumurta kırılarak pişirilir ve servis yapılır. Üçüncüsü ise; kengerler ayıklanıp yıkanır. Yaklaşık bir hafta tuzlu suda bekletildikten sonra sofralardaki yerini turşu olarak alır. Tuzlu sudan çıkarılan kengerler hemen tüketilmezse beyaz olan rengi hemen siyahlaşır." Kenger Geçim Kaynağı Oldu Diyarbakır ve çevresinde İlkbahar aylarında filizlenen "Kenger" yöre halkı tarafından kente getirilip satılıyor. Birçok insanın geçim kaynağı olan Kenger'den Diyarbakır ve yöresinde çeşitli yamaklar yapılmaktadır. Karacadağ'ın eteklerinden köylüler tarafından toplanan Kenger birçok kimsenin geçim kaynağı oldu. 282 Bunlardan birisi olan Ramazan Aslan, "Karacadağ köylerinden temizlenerek gelen kengeri bu aylarda yok satıyoruz. Alıcısı çok. Her kesim gelip bizden alıyor, birçok ailenin sofrasından eksik olmuyor. Kenger bulgur pilavı, yumurta, et ile yapılıyor. Sulu yemekleri ve kızartmaları, bazı aileler salatasını bile yapıyor. Kilosunu 3-4 TL'den verdiğimiz kengeri çiğ yiyenler bile var" dedi. Kenger sakızının sırrı keşfediliyor. Başta diş hastalıkları olmak üzere birçok hastalığa iyi geldiğine inanılan Kenger sakızı için üniversitede araştırma başlatıldı. Hoş kokusu ve kendine özgü tadı ile yöre insanının vazgeçilmezleri arasında yer alan kenger sakızının üretimi: Bol dikenli kenger bitkisinin toprak altında kalan kısmının bıçakla çaprazlamasına kesilerek akan beyaz renkli sütün donması sonucu elde edilen sakız, katkısız ve doğal bir ürün olması nedeniyle büyük ilgi görüyor. Sakız, bitkiden çıkan sıvının güneşte kurutulmasıyla yapılıyor .Kenger sakızının; diş ağrıları, diş eti rahatsızlıkları ve dişlerin beyazlatılmasında büyük etkisi olduğu belirtiliyor. SÜS BİTKİLERİ Anemone coronaria (dağ lalesi)'nin, kırmızı çiçekli çeşidi yetişir. Adonis aleppica (kandamlası), iri ve kırmızı çiçekli bitki, genellikle Karacadağ'ın daha alçak kesimlerinde yetişir, uzun süre çiçekte kalır. Bunlardan başka Linaria confertiflora iri ve güzel kokulu çiçekleriyle dikkat çekici bir bitkidir. Lathyrus chrysanthus ve L. trachycarpus türleri sık, iri, güzel renkli ve kokulu çiçeklerinden dolayı potansiyel süs bitkisi durumunda olan bitkilerdir. Lotus aegaeus ve L. gebelia güzel ve bol çiçekli bitkiler olup yamaçlarda veya bahçe kenarlarında kullanılabilecek süs bitkilerine örnektir. Ağaçsı türlerden Cerasus microcarpa, güzel çiçekli ve rengarenk meyveleriyle çalı formunda bir süs bitkisi olabilir. Çalı formunda olan, Rosa cinsinden güzel kırmızı renkli ve iri meyveli bu bitkinin henüz türü tespit edilememiştir. Süs bitkisi olarak kullanılan veya kullanılabilecek diğer soğanlı ve rizomlu 283 bitki çeşitleri şunlardır; Ixilirion tataricum, Butomus umbellatus, Arum dioscoridis, Crocus cancellatus, C.leichtlinii, Gladiolus illyricus, ris aucheri, I. gatesii, I. masia, I. pseudocarus, Colchicum szovitsii, Fritillaria persica, Merendera trigyna, Puschkinia scilloides, Tulipa alepensis, Allium ve Bellevalia türleri (5). Ters lale'nin anavatanının Karacadağ olduğu söylenir (7). Ters lale'nin bölgeye özgü olduğu söyleniyorsa da, başka yerlerde de bulunmaktadır. Fakat siyah lalenin endemik olma ihtimali vardır (8). ORGANİK TARIM VE KARACADAĞ Karacadağ'ın Organik Tarıma Açılması: 2002 Yılında Yöredeki Arazilerin Taşlardan Arındırılarak Tarıma Açılması İçin Başlatılan Proje Başarıyla Sürüyor -Bir Yılda 3 Bin 689 Dekar Arazi Taşlardan Temizlendi. . Karacadağ yöresinin taşlardan temizlenerek tarıma kazandırılması amacıyla başlatılan projede merkeze bağlı Kolludere, Oğlaklı, İlbaş, Güvercinlik ve Geyiktepe Köyleri`nde toplam 40 kişiden oluşan ekipler arazilerdeki taşları temizledi. "Bir yıl içerisinde Karacadağ yöresinde toplam 3 bin 689 dekar arazi taşlardan temizlenerek tarıma açıldı. Taşlı arazilerin temizlenmesi amacıyla 26 köyden, vatandaşlar da başvuruda bulundu. Araziden toplanan taşlar parke taşı olarak değerlendirildi. Bugüne kadar temizlenen taşlardan toplan 10 bin ton parke taşı üretildi. Parke taşı yapımı sayesinde de 487 kişi istihdam alanı buldu. 487 kişi parke taşı üretiminden toplam 250 milyar lira gelir elde etti. Bugüne kadar tarım üretiminin yapılmadığı bu arazilerden çiftçiler büyük verim aldı. Diyarbakır`da 90 bin hektar alan taşlardan arındırılarak tarıma açılabilir.» Bitkisel Üretim Karabahçe'de yapılan görüşmelerde sadece Ayveri ve Yarımkas köyleri, bitkisel tarımın onlar için önemli bir geçim kaynağı olduğunu söylemişlerdir. Bitkisel tarım kapsamında köylere göre nelerin ne kadar yetiştirildiği ve bunlardan elde edilen verim Tablo 9'da verilmiştir. Karacadağ bölgesinde bitkisel tarımı ticaret için yapan köye rastlanmamış ve köylüler çoğunlukla yetiştirdiklerinin kendilerine dahi yetmediğini belirtmişlerdir. Ziyaret edilen köyler arasında en geniş alan Karabahçe'dedir. Ovabağ ve Çömçeri köylerinde tüm arazi taşlık ve eğimli olduğu için hiç bitkisel tarım yapılmamaktadır. Alatosun beldesinde ise sadece pirinç yetiştirilmektedir. Altaylı ve Yarımkas dışında tüm köyler sadece kuru tarım (buğday, arpa, nohut ve mercimek) yapmaktadır. Altaylı'da çok küçük bir arazide domates, hıyar ve patlıcan yetiştirilmektedir. Bunlardan sadece hıyar, ev ihtiyacı karşılandıktan sonra bazen pazarda da satılabilmektedir. 284 Ziyaret edilen köylerde köyün mülkiyet yapısına ilişkin sorular sorulmuştur. Bu gibi sorulara verilen cevapların ne denli doğru olduğu bilinememektedir. Tahmin edilen, arazilerin olduğundan daha küçük gösterildiğidir. Ancak eğer bu tahmin doğruysa tüm köylerde küçültmenin aynı sebeplerle ve aşağı yukarı aynı oranda olacağı sanılmaktadır. Bu sebeple verilen rakamların birbirlerine oranlarının aşağı yukarı gerçeğe uygun, ancak net miktarlarının gerçekten biraz düşük olduğu sanılmaktadır. Yapılan araştırmada köyler arasında en geniş araziye sahip olanın Altaylı olduğu belirlenmiştir (100.000 da.). Ancak köylere ait arazilerin çoğu mera işlevi görmektedir. En geniş ekilebilir alana sahip köy Karabahçe'dir (10.000). Toplam arazisine oranla en yüksek ekilebilir araziye sahip köy ise Egriçay'dır (20.000/6.000). Yarımkas'taki 2500 dekarlık korumaya alınmış orman dışında Karacadağ'da ziyaret edilen köylerde kayda değer bir ormanlık alana rastlanmamıştır. Ancak tüm köylerde ağaçlandırma “arzu edilen” bir faaliyettir. Buna göre hane başına ortalama en fazla arazinin düştüğü köy Oglaklı'dır (100 da.). Hane basına ortalama en az arazi ise Ayveri'dedir (15 da.). Ayrıca her hanenin toprakları bir yerde toplanmış değildir ve genellikle 4 ya da 5 ayrı yere dağılmış parçalardan oluşmaktadır. Köylerde yapılan görüşmelerde, toprak dağılımını öğrenmeye yönelik sorular da sorulmuştur. Bunlardan biri söz konusu köyde sahip olunan en fazla arazi miktarıdır. Bu miktar Egriçay ve Oglaklı köylerinde en fazladır (300 da.). Aynı zamanda Egriçay köyü sahip olunan en fazla arazi miktarının hane basına ortalama arazi miktarına oranının en yüksek olduğu, yani toprak eşitsizliğinin en fazla olduğu köydür (6/1). Karabahçe ve Ayveri köyleri ise bu oranın en düşük olduğu yani toprak dağılımının göreceli daha adil olduğu köylerdir (sırasıyla2/1 ve 2.5/1.5). Karacadağ Bazalt ve Mineral Yapısı GAP Bölgesi topraklarının %12'si bazaltik oluşumludur. Bazaltik topraklar en fazla Şanlıurfa (423359 ha) ve Diyarbakır'da (295060 ha) bulunmaktadır (Anonim, 2009). Genel olarak bazaltik toprakların %26'sı toprak işlemeli tarıma uygunken, geri kalan % 74'ü uygun değildir ve çoğunlukla mera olarak kullanılmaktadır. Bazaltik toprakların besin maddesi durumunu belirlemek amacıyla ülkemizde birçok çalışma yapılmıştır. Bu araştırmada bazaltik topraklarda yetiştirilen arpanın besin maddesi kapsamı araştırılmıştır. Analiz sonuçlarına göre bitki örneklerinin N, P, K ve Zn kapsamları yeterli, Cu, Fe ve Mn kapsamları ise kısmen yeterli düzeyde bulunmuştur. Cu, Fe ve Mn'nin toprakta yeterli olmasına rağmen bitkide düşük seviyede bulunması, araştırma yapılan toprakların pH'larının ve organik madde içeriklerinin yüksek bulunmasına bağlanmaktadır. Bitkideki azotun ise, topraklara azotlu gübre uygulanması nedeniyle normal sınırlar içinde bulunduğu düşünülmektedir (19). 285 Karacadağ yöresinden alınan toprakların ve üzerinde yetiştirilen arpa bitkisinin bor durumunu araştırmak amacı ile bir araştırma yapılmıştır. Bazalt kayalardan oluşan araştırma sahası toprakları killi, kireçsiz veya az kireçlidir. Elde edilen sonuçlara göre bor miktarı toprak örneklerinde düşük olmasına karşılık, bitki örneklerinde standart değerler aralığında bulunmuştur. Toprakta artan bor miktarına bağlı olarak bitkide B miktarı artmış ve bu ilişki istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Toprakların alınabilir bor içeriklerinin düşük olmasına rağmen, bitkilerin bor kapsamlarının normal düzeyde bulunması bitkinin genetik yapısı yanında toprakların kireçsiz olması gibi diğer çevre faktörlerinin etkisi nedeniyle gerçekleşmiş olabileceğini düşündürmektedir. Sonuçlar, bitkilerce alınması açısından, borun bazaltik topraklarda bir problem oluşturmayabileceğini göstermektedir (20). Karacadağ ve Süne Karacadağ, bölgenin “süne kışlağı”dır. Rakım 1919 metredir. Buğdayın özünü emip, kalitesini düşüren “süne”, kışın Karacadağ'a çekilir (14). Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde buğday üretimini kalite ve kantite yönünden olumsuz yönde etkileyen ve buğdayın ana zararlısı olan Süne (Eurygaster integriceps Put.), her defasında birkaç yılı kapsayan dönemler halinde salgınlar yapmaktadır. Sünenin nimf ve yeni nesil ergin yoğunluğunun fazla olduğu yer ve yıllarda mücadele yapılmadığı takdirde hububatta % 100'e varan oranlarda zararlar oluşturabilmektedir (18). Kışlak çalışmaları Karacadağ'da (Kollubaba-1650m ve Tirbelek-1550m) 2004, 2005 ve 2006 yıllarında Mart sonu, Nisan ayı ilk haftası aralığında yapılmıştır. Kışlak tarlalarından elde edilen parazitoit türler ve populasyon içerisindeki hububat tarlalarında sünenin ergin parazitoitleri olarak,Tachinidae (Diptera) familyasına ait Eliozeta helluo Fabricius, Phasia subcoleopterata (Linnaeus), Ectophasia oblonga (Robineau- Desvoidy) ve Elomya lateralis (Meigen) türleri belirlenmiştir. Karacadağ kışlağında, 2004 yılında toplam 629 adet (242♀-387♂ birey), 2005 yılında toplam 670 adet (423♀-247♂ birey) ve 2006 yılında ise toplam 625 adet (420♀ - 205♂ birey) ergin süne toplanmıştır. Bunlardan sırasıyla 2004'te %5.2 (dişilerde %8.7 - erkeklerde %3.1), 2005'te %3.3 (dişilerde %3.5 - erkeklerde %2.8) ve 2006 yılında ise %4.8 (dişilerde %5.2- erkeklerde %3.9) oranlarında parazitlenmenin olduğu belirlenmiştir (18). Süne zararını önlemek için ülkemizde her yıl kimyasal mücadele yapılmaktadır. Ancak biyolojik mücadele daha doğaldır. (18) Tarım Bakanı Eker, ''Karacadağ'a sığınan süneyle doğal mücadele yöntemi olarak 2 bin keklik aldık, yetiştirdik. Onları Karacadağ'a saldık. Keklikler süneyi yiyecek, böylece doğal seleksiyon olacaktır.'' demektedir (14). 286 Karacadağ Pirincinde Sorunlar Karacadağ Bölgesindeki Çeltik Tarımı Yapılan Toprakların Fiziksel Özellikleri Karacadağ bölgesindeki çeltik tarımı yapılan alanların fiziksel özellikleri ve değişimleri tespit edilmiştir. Toprağın fiziksel ve kimyasal özellikleri bitkisel üretimde önemli rol oynadığı için, sık sık aynı derinlikte işlenen topraklarda ve sulama miktarı çok olan tarım alanlarında sıkışmanın artabileceği düşünülmüştür. Ancak araştırmanın yürütüldüğü alanlarda toprak sıkışmasının çok önemli boyutta olmadığı gözlenmiştir. Bunun nedeni çeltik tarımı yapılan bu alanlarda yoğun toprak işlemenin olmamasıdır. Analizi yapılan topraklarda organik madde içeriğinin düşük olduğu gözlenmiştir. Analiz edilen toprakların teks türü kil ağırlıklı olmasına karşın belirli oranda kum ve silt içerdiği de saptanmıştır. Genellikle analiz edilen toprakta, fiziksel özellikleri bakımından, hasat öncesi ve hasat sonrası önemli farklılıklar görülmemiştir. Araştırma alanı, topraklarında drenaj bozukluğu ya da taban suyu düzeyi (21). Çeltik Zararlıları ve Faydalıları Bu çalışma ile Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Karacadağ çeltiğinin yoğun olarak üretiminin yapıldığı alanlardaki zararlı türler ve doğal düşmanları belirlenmiştir. Çalışma 2009-2010 yıllarında Diyarbakır ve Şanlıurfa ili içerisinde yer alan farklı ekolojik özelliklere sahip olan Ergani, Çınar, Hazro ve Siverek ilçelerindeki Karacadağ çeltik çeşidi ekili olan 4 alanda yürütülmüştür. Çalışma alanında zararlı ve doğal düşman böcek türlerinin belirlenmesi çalışmalarında atrap ve D-vac aleti kullanılmıştır. Çalışma sonucunda zararlı grubundan 15.161 adet, faydalı grubundan ise 2.383 adet böcek toplanmıştır. Bu böcekler içerisinde faydalılardan; Braconidae (Hymenoptera) familyasına ait 10 tür, Ichneumonidae familyasına ait 7 alt familya ve 2 tür, Coccinellidae ve Scymnus'lara ait 6 tür, Halictidae (Hymenoptera: Apoidea) alt familyasından 11 tür, Megachilidae (Hymenoptera: Apoidea) alt familyasından 1 tür, 3 adet Orius (Hemiptera: Anthocoridae) türü, Syriphidae (Diptera) familyasına ait 6 tür ve Asilidae familyasına ait 1 tür tespit edilmiştir. Zararlılardan ise; Tettigonia ve Acrididae familyalarına ait 9 tür, Tephritidae familyasına ait 6 tür, Chrysomelidae (Coleoptera) familyasına ait 7 tür, Tipulidae (Diptera) familyasına ait 1 tür, Thripidae (Thysanoptera) familyasına ait 4 tür, Curculionidae (Coleoptera) familyasına ait 2 tür, Cixidae familyasına ait 1 tür, Delphacidae familyasına ait 1 tür ve Cicadellidae familyasına ait 1 tür saptanmıştır (22). 287 Karacadağ Pirincinde Susuzluk Tehlikesi Adını yetiştiği bölgeden alan çeltik tarlalarının, verimli yeraltı suları tarafından doldurulması sayesinde kendine has bir lezzeti bulunan meşhur Karacadağ pirincinin üretiminde, yeraltı su seviyesinin düşmesi nedeniyle sıkıntı yaşandığı belirtilmektedir. Meşhur Karacadağ pirincinin, yeraltı su seviyesi düştüğü gerekçesiyle üretiminde sıkıntı yaşandığı belirtilmektedir, biran önce önlem alınmaması durumunda, söz konusu bölgede pirinç üretiminin tarihe karışacağı söylenmektedir. Adını yetiştiği bölgeden alan çeltik tarlalarının, verimli yeraltı suları tarafından doldurulması sayesinde kendine has bir lezzeti bulunan meşhur Karacadağ pirincinin üretiminde, yeraltı su seviyesinin düşmesi nedeniyle sıkıntı yaşandığı belirtiliyor(15). KAYNAKLAR 1. Ömer Faruk Kaya Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Osman Ketenoğlu Karacadağ (Şanlıurfa/Diyarbakır)'ın Bitki Ekolojisi Ve Bitki Sosyolojisi Yönünden Araştırılması 2. Nazan Üstündağ, Sosyolog Zekai Bakar, Ziraat Mühendisi Leyla Sen, Kalkınma Uzmanı Sürkal Uzmanları Karacadağ Köyleri Sosyal Yapı, Tarım Ve Doğal Kaynaklar Raporu Sürdürülebilir Kırsal Ve Kentsel Kalkınma Derneği 2002, Ankara.S.64-72 3. Doç. Dr. Vedat Pirinç. Sebzecilik. Mikro Bölge Kalkınma Modeli İçin Bir Araştırma.2011 4. Faik Bulut. Döngüsel hayatlar. Atlas. sayı.154. Ocak. 2006 5. Doç. Dr. Selçuk Ertekin Karacadağ Bitki Çeşitliliği Şubat 2002 – Diyarbakır. Sürdürülebilir Kırsal Ve Kentsel Kalkınma Derneği S.92-94 6. Yrd. Doç. Dr. Aydın Alp. Diyarbakır Bitkisel Gen Kaynakları. Diyarbakır'da Tarım Çevre ve Doğa sempozyumu. Diyarbakır 2010.c.1.s.167 7. http://www.bianet.org/biamag/kultur/129131-daglara-bahar-gelende 8. http://www.navkurd.net/nivisar/faik_bulut/karacadag.html 9. Prof. Dr. Turhan Baytop. Türkiyede Bitkiler ile Tedavi İ.Ü. Eczacılık yay.İst.1984s.290. 288 10. http://www.anadolutayfasi.net/alternatif-saglik/62954-kengerotu.html#ixzz1bWsOKInd 11. M. Tahir Dadak. Karacadağ Mikro Bölgesi Mikro Bölge Kalkınma Modeli İçin Bir Araştırma.2011 s.17 12. Yrd. Doç. Dr. Aydın Alp Çeltik. Mikro Bölge Kalkınma Modeli İçin Bir Araştırma. s.64 13. Sürkal-2002 Nazan Üstündag, Sosyolog Zekai Bakar, Ziraat Mühendisi Leyla Sen, Kalkınma Uzmanı SÜRKAL Uzmanları 14. Ekmeklik un için buğday bulamıyoruz/Vahap Munyar.20 Tem, 2010 . Hürriyet Gazetesi 15. Karacadağ pirincinde susuzluk tehlikesi. guneydoguekspres.com 25 Ağustos 2010, 16. Yrd. Doç. Dr. Aydın Alp. Diyarbakır Kuru Koşullarında Bazı Tescilli Tritikale (XTriticosecale Wittmack) Çeşitlerinin Tarımsal Özelliklerinin Belirlenmesi. YYÜ TAR BİL DERG 2009,19(2):61-70 17. Celalettin Gözüaçık, Kenan Kara, Vedat Karaca, Mehmet Duman, Çetin Mutlu, Kadir Melan. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Süne, Eurygaster İntegriceps Put. (Hemiptera: Scutelleridae)'Nin Ergin Parazitoitleri Ve Etkinlikleri. Hr.Ü.Z.F.Dergisi, 2010,14(1): 1-8 J.Agric.Fac.Hr.U., 2010,14(1): 1-8 Araştırma Makalesi 18. İlhan Kızılgöz, Erdal Sakin, Sadık Yetim. Bazaltik Toprakların Ve Üzerinde Yetiştirilen Arpa (Hordeum Vulgare L.) Bitkisinin Besin Maddesi Kapsamı. Hr.Ü.Z.F.Dergisi, 2009, 13(2): 9-14 J.Agric.Fac.Hr.U., 2009, 13(2): 9-14 19. İlhan Kızılgöz1. Karacadağ Yöresindeki Bazaltik Toprakların Arpa (Hordeum Vulgare L.) Bitkilerinin Bor Kapsamları Üzerine. HR.Ü.Z.F.Dergisi, 2009, 13(2):15-20 J.Agric.Fac.HR.U., 2009, 13(2):15-20 20. Hamid Dinçer Şanlıurfa – Karacadağ Bölgesindeki Çeltik Tarımı Yapılan Toprakların Fiziksel Özellikleri Harran Ü.Ziraat Fak.. Yüksek Lisans tezi 21. Mehmet Duman, Çetin Mutlu. Karacadağ Çeltik Çeşidi Yetiştirilen Alanlardaki Zararlı ve Faydalı Böceklerin Belirlenmesi. Türkiye IV. Bitki Koruma Kongresi Bildirileri 28. 30 Haziran 2011, Kahramanmaraş s.287 289 KARACADAĞ'DA HAYVANCILIK Murat TOMAR* ÖZET Mezopotamya'nın bu kadim dağının, bu içi geçmiş volkanının, harabat halindeki etek ve tepelerinin taşa kesilmesi kimseyi yanıltmasın. İçini boşaltıp ölmüş; taş doğurup taşlaşmış ama ölürken, o ölü haliyle bile tekmil çevresine Diyarbekir, Mardin, Urfa ve Antep'e can vermiş; yaşam tarzlarını belirlemiş. Üfürdüğü, savurduğu kara taşlardan şehirler, kasabalar ve köyler kurulmuş. Taşlarını canlı kılmış; binalara konulan taşları nefes alıp vermiş, havanın zehrini (karbondioksit'ini) kendisi içmiş, insana oksijen bahşetmiş. Petrografik ve jeokimyasal verilere göre; Karacadağ üç ana evrede, pek çok fazda Üst Miyosen'de meydana gelmeye başlamış; yakın zamana kadar oluşumları devam etmiş. Tümü bazaltik (olivin, bazalt, tefrit, bazenit, trakibazalt türleri) bileşimlidir. Orta Miyosen'den itibaren Arap Plakası ve Anadolu Plakası çatışmasındaki sıkışmadan meydana gelen manto yükselimi aracılığıyla gerçekleşen kıtasal plato bazalttır.(1) Karacadağ Meraları : Karacadağ meracılığa çok uygundur. Tarihte Mili aşiretinin merasıydı.(2) Karacadağ bölgesi; Bağlar, Kayapınar merkez ilçeleri ile Çınar, Ergani, Çermik ilçeleri sınırları dahilinde kalmaktadır (110000 ha.). Bu mera alanları genel itibarı ile taşlık yapıda %50-80 oranında olup makineli tarıma elverişsiz durumdadır. Yöre halkı tarafından küçükbaş (özellikle koyun) otlatılmak suretiyle değerlendirilmekte ve koyun merası olarak tanımlanmaktadır. Bu bölgede mevcut meralar yüz ölçüm olarak çok büyük parseller halinde bulunmaktadır. Mevsimsel yağışların yeterli olduğu yıllarda çok yüksek ot verimine sahiptirler. Özellikle baklagil çayır mera bitkileri Trifolium repens (Ak Üçgül), Medicago sp. (Yonca) açısından oldukça zengin bir bitki örtüsü mevcuttur. İlimizde özellikle Karacadağ bölgesi mera alanları, kendine has yapısı, mevcut durumu, yöre halkının sosyo-ekonomik yapısı gibi nedenlerden dolayı çok önem arz etmektedir. Bu bölgede koyunculuk alanında meraya dayalı modern entegre işlemlerin kurulması ve meraların değerlendirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte *Murat TOMAR Ziraat Müh. Gap ve Doğu Hayvancılık, Urfa Yolu 1.Km Gündoğan Plaza Kat:3 No:14 Kayapınar/Diyarbakır [email protected] 290 yöre haklının gelir düzeyini artırmak için mevcut hayvan ırklarının ıslah edilmesi Karacadağ tipi koyun ırkının oluşturularak meralardan azami istifade sağlanması gerekmektedir . (3). Büyükbaş (BB) Hayvancılık: Büyükbaş hayvancılıkla ilgili çizelgenin incelenmesinden anlaşılacağına göre, büyükbaş hayvan popülasyonunu büyük ölçüde yerli ırklar oluşturmaktadır. Saf ve melez hayvan oranı çok düşüktür. Toplam büyükbaş hayvan varlığının %0.8'i saf, %6.5'i melez, %92.7'si ise yerli ırklardan oluşmaktadır. Bu nedenle hayvanların süt verimleri ve karkas ağırlıkları düşüktür. Ortalama karkas ağırlığı 150-200 kg arasında değişmektedir. Süt verimleri ise yerli hayvanlarda 2.5 kg/gün, melezlerde 4-5 kg/gün, saf hayvanlarda ise 7-8 kg/gün arasındadır. Et ve süt verimlerine ilişkin ortalamalar Türkiye ortalamalarının altındadır. Ayrıca popülasyon içindeki saf ve melez ortalamaları da Türkiye ortalamalarının altındadır. Araştırma kapsamındaki köylerin hiç birinde ırk ıslahına yönelik suni tohumlama yapılmamaktadır. Köy içindeki görece iyi yapılı erkek hayvanlar damızlık olarak kullanılmakta ve aşılamalarda doğal tohumlama yöntemi uygulanmaktadır. Bölgede büyükbaş hayvancılık, küçükbaş hayvancılıkta olduğu gibi meralara bağlı, geleneksel olarak yapılmaktadır. Ortak meralara dayalı hayvancılığın tüm olumsuzlukları ve açmazları, genelde olduğu gibi araştırma alanında da gözlenmektedir. Hayvanların döllenme ve doğumunun üreticilerce planlanması ve beslenmesi meraya çıkışa göre hesaplanmaktadır. Büyükbaş hayvanlar Mart ayı başlangıcından Kasım ayı başlarına kadar merada otlatılmaktadır. Kış aylarında hayvanlar 4 ay süreyle ahırda beslenmektedir. Yoğun besiye alınmayan hayvanların, ahırda beslenmeleri çok sınırlı olarak saman ve konsantre yem ile gerçekleştirilmektedir. Amaç meralar açılıncaya kadar hayvanın canlı kalmasını sağlamaktır. Karların kalkması ile birlikte hayvanlar derhal meralara salınmaktadır. Otların henüz gelişmediği ve üreme amacıyla toprağa tohumlarını dökmediği bu dönemde otlatma yaptırılması, yaş olan bu toprak üzerindeki hayvanların ağırlığı ile toprağa gömülmekte, bu yolla meralar tahrip edilmektedir. Sorunun büyük ölçüde farkında olan köylüler, bu sorunun saman ve konsantre yemin pahalı olmasından kaynaklandığını söylemektedirler. Yem ihtiyacı genellikle Diyarbakır ve Siverek'ten temin edilirken, saman ihtiyacı bu şehirlere ilaveten çevre köylerden, Mardin, Urfa gibi diğer büyük şehirlerden de karşılanabilmektedir. Araştırma kapsamındaki tüm köylerde kaliteli kaba yem üretimi hemen hemen hiç yoktur. Korunga, yonca gibi hayvan beslemede çok değerli olan yem bitkileri ile silaj üretiminin olmaması, ucuz ve kaliteli kaba yemin üreticiler tarafından 291 sağlanamaması hayvansal verimi oldukça düşürmektedir. Araştırma alanında sadece iki köyde mera dışı ahır besiciliği yapıldığı görülmüştür. Bunlardan Altaylı'da iki hane 'Oğlaklı' da ise beş hane naylon çadırlardan kurulmuş ahırlarda besicilik yapmaktadır. Ahırda yapılan besicilik sonucu beslenen hayvanlar her dönem satılmakla birlikte daha çok Kurban Bayramında pazara sunulmaktadırlar. Diğer yarı besi halinde olan hayvanlar ise Eylül ve Ekim aylarında satılmaktadır. Hayvanlar ya köylere gelen celeplere ya da Diyarbakır ve Siverek'teki hayvan pazarlarında satılmaktadır. Böyle durumlarda, araştırma kapsamındaki köylerdeki hayvan sahipleri aralarında birleşerek ortak kamyon kiralamakta ve bu yolla hayvanlarını pazara götürmektedirler. BB hayvanlardan sağlanan diğer bir gelir ise süt ve süt ürünleridir. Süt genellikle köylere gelen ve ''mandıracı'' denilen peynir üreticilerine satılmaktadır. Bölgedeki hayvanların laktasyon süreleri 150-210 gün arasında değişmektedir. Ortalama günlük süt miktarı 2.5 kg civarındadır. Hayvanlardan elde edilen sütler 40-60 gün arasında o yıl belirlenen fiyatlar üzerinden satılmaktadır. BB hayvanlar Nisan-Temmuz ayları arasında çiftleşmekte, dolayısıyla doğumlar Aralık-Mart aylarında olmaktadır. Görüldüğü gibi doğumların hesaplanmasında da meralardan azami biçimde yararlanılması öngörülmekte ve hayvan popülasyonunun yeniden üretimi süreçlerinde mera faktörü belirleyici olmaktadır. BB hayvanların otlatma sistemleri değişiklik gösterebilmektedir. Tarla tarımı yapılmayan köylerde başı boş serbest otlatma görülen en yaygın otlatma sistemidir. Tarla tarımı yapılan köylerde komşular ve mahalleler arası “sürü birleştirme” ve “sırayla çobanlık yapma sistemi” görülmektedir. BB hayvan sayısı az olan ve tarla tarımı yapılan köylerde ise tüm hayvan sahipleri tek bir sürü meydana getirmekte ve sırayla çobanlık yapmaktadırlar. Görüldüğü gibi ortak meraların kullanılmasına dayalı yapılan BB hayvancılık; gerek büyükbaş hayvan sayısının fazlalığı, gerekse zamansız otlatma nedeniyle meralar üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Buna, meralar üzerinde hiçbir bakım ve geliştirme uygulaması yapılmaması eklendiğinde olumsuzluklar daha da çoğalmaktadır. Öyle ki yağışların az olduğu, dolayısıyla hayvanların beslenemediği dönemlerde hayvanlar satılarak elden çıkarılmakta; bu durum yöredeki hayvan sayısını azaltmakta, buna karşılık yağışların bol olduğu yıllarda ise hayvan sayılarında artış gözlenmektedir. Meralar üzerinde, bir ölçüde de olsa hayvancılık gelirlerini artırma ve ahır hayvancılığının özendirilmesi yoluyla baskıyı azaltacak, saf ve melez hayvancılığın geliştirilmesi yöntemi ise yörede bazı engellerle karşılaşmaktadır. Bir yandan bu tür bir hayvancılık, bakım-besleme konularında yeterli bilgiyi ve kaynağı gerektirmektedir. Diğer yandan bu bilgiler sağlansa bile özellikle yoksullar, evlenme, sağlık ve benzeri nakit ihtiyacının fazla olduğu durumlarda bu tür hayvanların satım değerinin yüksek olması nedeniyle elde tutamayıp satmak zorunda kalmaktadırlar. Tüm köylerde hayvancılığın son yıllarda nasıl bir gelişme trendi izlediği sorusuna verilen yanıt ''kötüye gidiyor'' seklinde olmuştur. Bunun nedenleri 292 sorulduğunda, girdi fiyatlarının giderek pahalılaşması, hayvan ve hayvan ürünleri fiyatlarının sabit kalması veya gerilemesi yanıtları alınmıştır. Üreticiler, hayvan hastalıklarını yörenin en önemli sorunu olarak ifade etmişlerdir. En sık görülen hastalıklar, sap, brusellave sarılık'tır. Sap hastalığı ile mücadele genellikle köy düzeyinde toplu olarak yapılmaktadır. Diğer hastalıklarla bireysel ilgi ve hane düzeyinde mücadele yapılmaya çalışılmaktadır. Kalkınmaya, doğal kaynakların korunması ve hane gelirlerinin artırılarak doğal kaynaklar üzerindeki sosyal baskıların azaltılması çerçevesinden bakıldığında hayvan-hayvan sahibi insanlar ve mera ilişkileri konusunda köylülerin duyarlı kılınması ve bu olumsuz süreci tersine işletecek bazı uygulamalara gereksinim duyulduğu görülmektedir. Karacadağ'da başlatılan bu küçük ölçekli eylem araştırması ve deneme çalışmalarının mutlaka hayvan-insan ve dogal kaynak üçlüsünü bir sistem bütünlüğü içinde planlayan ve son tahlilde yörenin doğal kaynakları ve bitki çeşitliliği üzerindeki tehditleri ortadan kaldırmayı hedefleyen orta ölçekli ve vadeli kalkınma program ve projelerinin katılımcı bir yaklaşımla geliştirilip uygulanmasına acil gereksinim bulunmaktadır. Bu yapılmadığı takdirde bitki çeşitliliği bakımından dünyada çok ayrı bir yeri olan Karacadağ'ın yoksulluk ve nüfus baskısı sonucu artan tehditlerden kurtarılması mümkün görünmemektedir (4). 2011 yılı Karacadağ köyler BB sayısı: Bağlar ilçesi Birlik mezrası 300 adet Alatosun beldesi 9173 (70.000 dekar yaylak, 16500 dekar mera alanı) Çınar ilçesi Ortaşar köyü 276 Kılıçkaya 700 Kazıktepe 30 (Mera varlığı 80 dekar) Bozçalı 150 (5). Karacadağ Küçükbaş Hayvan İlimizde yetiştiriciliği öne çıkan koyun ırk ve varyeteleri akkaraman, karakaş, karacadağ zom koyunu, ivesi, hamdani ve aliki koyunudur. Karacadağ Zom Koyunu : İlimiz merkez, Çınar ve Ergani'nin alt kesimlerinde yetiştirilmekte olan bu koyun varyetesi yağlı kuyruklu olmakla birlikte kuyruk toplu olup diz eklemi hizasını 293 geçmemektedir. Karacadağ'ın taşlık arazisine iyi adapte olmuştur. Kombine verimli olup kuzu verimi önceliklidir. Karacadağ Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa arasında bulunan, oldukça geniş bir alana yayılmış konik yapılı, sönmüş volkanik bir dağdır. Karacadağ bölgesinde Akkaraman ve Karakaş Koyunundan gerek fiziksel ve gerekse verim özellikleri yönünden oldukça farklılık gösteren “Karacadağ Zom Koyunu” yetiştirilmektedir. 2011 yılı Karacadağ köyler KB sayısı. Bağlar ilçesi Yalankoz köyü 1150 Karacadağ - Alatosun beldesi 24350 Çınar ilçesi Ortaşar köyü 2500 Kılıçkaya 4000 Kazıktepe 200 Bozçalı 650 Bağlar ilçesi Karacadağ beldesi, Yiğityolu ve Yalankoz yerleşimlerine ait toplam mera varlığı 93.000 dekardır. Meraların verimsiz ve kısa süreli kullanımı nedeniyle önerilen yarı entansif küçükbaş hayvan üretim kapasitesinin hane başı 50 baş ve genel toplam kapasitenin 34.000 baş olarak planlanması durumunda hane başı yıllık gelirin 13.500 TL olması mümkündür. Söz konusu alanlarda hane başı 250 baş yarı entansif hindi üretimi öngörüldüğünde toplam kapasite 170.000 başa çıkmakta ve hane başına yıllık gelir 12.500 TL olmaktadır (7). Diğer hayvanlar Karacadağ'da tilki, kurt, domuz, kertenkele, akrep bulunur. Silva denen bir kuş türünden de bahsediliyor. Fakat asıl yöreye nam salanlar yılanlar: Kara, kırmızı, sarımtırak, alaca (kahverengi-beyaz, sırtı maviye çalan karın kısmı beyaz), küt veya kör olan türleri var. Kırmızı yılanlar, kuyrukları üstünde başları dik yürürler. Nadir bulunan beyaz yılan mübarek sayılıyor. Karayılanlar, hem kırmızıları hem kendi cinslerini yiyorlar. Köylüler, çok kez iki karayılanın kuyrukları üzerine birbirine sarılarak dövüşüne veya sevişmesine tanık olmuşlar. Krem rengindeki yılan, uyuz keçilere ilaç olarak kullanılıyor. Gırbelk Köyü yakınlarında 1976-77 yıllarında insanlar açtıkları çukurlarda günde 20-30 teneke yılan çıkarıp atarlarmış. Köylünün biri, sır verdi bize: “Erkek kaplumbağa çiftleşmeden önce bir ot bulup dişinin sırtına koyar. Dişi tılsıma kapılmış gibi hareketsiz bekler. İnsan eğer o otu bulursa, muradına erermiş!” (1). 294 Karacadağ hayvancılığında akşam serinliği ve gündüz sıcaklığı da verim üzerinde etkili olmaktadır Süt Sığırlarında Sıcaklık Stresi, Üreme ve Besleme İlişkisi Sıcaklık stresi özellikle yüksek verim kapasitesine sahip süt sığırlarında süt ve döl verimini olumsuz yönde etkilemektedir. Sıcaklık stresi özellikle yüksek verim kapasitesine sahip süt sığırlarında süt ve döl verimini olumsuz yönde etkilemektedir. Belirli çevre şartlarında yüksek verim özelliğine sahip inekler, sıcak iklim şartlarına maruz bırakıldıklarında, çevre-genotip interaksiyonundan dolayı genetik verim kapasitesine ulaşamazlar. Entansif süt sığırcılığı yapılan işletme koşullarında, gün boyunca yüksek çevre sıcaklığına maruz kalan süt sığırlarının, gece sıcaklıkların düşmesi ile maruz kaldıkları sıcaklık stresi etkisi azalmaktadır. Hayvanlar sıcak çevre şartlarına kademeli olarak adapte olmaktadırlar. Bununla birlikte eğer sıcak koşullar Akdeniz Bölgesi ve Amerika'nın bazı bölgelerinde olduğu gibi, ani ve uzun süreli gerçekleşecek olursa, inekler daha az uyum sağlayabilirler. Bu gibi iklim koşullarında süt verimi ani olarak düşer ve besin madde alımında önemli derecede azalma meydana gelir. Aynı zamanda süt kompozisyonlarında da değişim gözlemlenmekte olup sıcaklığın artması ile birlikte süt, yağ, protein içeriği azalmakta ve sütte bulunan kısa zincirli yağ asitlerinin miktarı da oransal olarak sıcaklıkla birlikte azalmaktadır. Sıcaklık stresinin derecesine bağlı olarak serin aylarda %40-60 oranında seyreden gebelik oranı yaz aylarında %10-20 veya daha da altına düşmektedir. Sıcaklık stresinden kaynaklanan bu gibi olumsuzluklar ekonomik kayıplara neden olmakta ve geniş çaplı bir problem oluşturmaktadır. Çalışmamız, sıcaklık stresine maruz kalan süt sığırlarının performanslarındaki azalma ve sıcaklık stresinden kaynaklanan olumsuz etkiden hayvanların en az zararla kurtulmasının sağlanması için derlenmiştir. Yüksek Çevre Sıcaklığının Etkileri Süt sığırlarında sıcaklık stresinin oluşumunu etkileyen başlıca etmenler şunlardır (West,2001): * Çevre koşulları * Laktasyon dönemleri * Serinletme manejmanı * Egzersiz gereksinimi * Irk *Renk *Verim düzeyi * Yem tüketimi 295 Hayvanların termal stres altındaki ilk belirgin tepkileri, yem tüketimindeki (Özkütük, 1990) ve bunun sonucunda, süt verimindeki düşmedir (Bucklin ve ark,1992). Günde 30 kg'dan fazla süt veren ineklerde 25 o C'nin üzerinde iştah azalırken, 30 oC'nin üzerinde yem tüketiminde belirgin bir düşme gözlenmekte, 40 o ..C'nin üzerinde ise tamamen durmaktadır (Özhan ve ark, 2001). Berman ve ark. (1985) ile Mc Guire ve ark.(1991), süt sığırlarında hava sıcaklığının 26oC'nin üzerine çıkmasıyla KM tüketiminin azaldığını; Mc Guire ve ark.(1991), yem tüketiminin 30 o ..C'de konfor bölgedekilere göre %90'a, 32oC'de %75'e, 40oC'de ise % 67'ye düştüğünü bildirmektedirler. Yüksek verimli hayvanlar daha fazla metabolik aktiviteye sahiptirler ve daha fazla ısı ürettikleri için yüksek sıcaklık stresinden daha fazla etkilenmektedirler (Jones ve Stallings, 1999). Vücut içi sıcaklığının artışıyla deriye daha fazla kan akmakta, solunum ve terleme oranları yükselmekte ve hayvan uzanma yerine ayakta durmayı tercih etmektir. Deriye doğru kan akışı artarken; meme bezlerine kan akışının azalması, vücut içi dokulara kan akışının azalmasına neden olmaktadır. Solunum oranındaki artış ile kan bikarbonat düzeylerindeki azalma, salyanın tamponlayıcı özelliğinin azalması sonunda solunum alkolosisine yol açmaktadır (Goings, 2003). Çevre sıcaklığı vücut sıcaklığının düzeyine geldiğinde, vücuttan ısı atma yollarından akla gelen radyasyon, kondüksiyon ve konveksiyon işlemez hale gelir. Geriye yalnızca buharlaşma yolu ile ısı atma olanağı kalır. Bu durumda kaba yem tüketiminde ve geviş getirmede büyük çapta azalmalar meydana gelir. Kaba yem tüketimindeki azalma ise, uçucu yağ asitlerinin üretiminde azalmaya ve asetatpropiyat oranın değişmesine neden olur. Sıcaklık stresi devam ettiği sürece rumen pH'sı azalır, rumen su içeriği yükselir, buna bağlı olarak Rumen sıvısının osmotik basıncı düşer. Sıcak stresinde olan inekte rumen sıvısında elektrolit konsantrasyonu (özellikle K ve Na) azalır. Na ve K'daki azalma, idrarla Na kaybına ve deri kaybına neden olduğu gibi, plazmada aldesteron miktarının azalmasına ve prolaktin düzeyinin çoğalmasına neden olur (Özhan ve ark. 2001). Metabolizmadaki bu değişimler nedeniyle enerji gereksinimi %7-25, su tüketimi 1/3 arasında artarken, yem tüketimi azalır. Enerji gereksinimi karşılansa bile gastrointestinal aktivitedeki değişimler nedeniyle uçucu yağ asitleri üretimi azalmaktadır (Goings, 2003). Chase ve Sniffen (1988), süt sığırlarında çevre sıcaklığının 24-26 oC'yi geçtiğinde yem tüketiminde azalma ve süt veriminde ani düşüş olduğunu, benzer şekilde Keown ve Grant (1997), çevre sıcaklığı 25-26 oC'yi geçtiğinde yem tüketiminde azalma ve süt veriminde düşme, 32 oC'yi geçtiğinde ise süt veriminde %3-20 oranında azalma olduğunu belirlemişlerdir. Harris (1992) ile Özhan ve ark. (2001), günlük ortalama çevre sıcaklığı 24 o ..C'ye ulaştığında süt sığırlarında sıcaklık stresi nedeniyle süt veriminde düşüş meydana gelmeye başladığını bildirmektedirler. Schneider ve ark. (1988)'nın yaptığı çalışmada sıcaklık stresindeki süt sığırları, uygun çevre sıcaklığındaki süt ineklerine 296 göre daha az yem (13.6 kg/gün -18.4 kg/gün) daha fazla su tüketmiş (86.0 lt/gün - 81.9 lt/gün), buna karşın daha az süt üretmişlerdir (16.5 kg/gün –20.0kg/gün). Yüksek sıcaklık stresi ayrıca sütün bileşimini de etkilemektedir (Summer ve ark, 2003). Sıcaklığın 27 oC'nin üzerine çıkması durumunda Holstein ineklerde yağ verimleri azalmakta; rektal sıcaklığı 10 oC veya daha fazla artıran ısı yükü süt yağı karakteristiklerini değiştirmekte, özellikle düşük-bağlı yağ asitleri içeriğinde düşme meydana getirirken, palmitik ve stearik asitleri artırmaktadır. Bu durum, sütün peynire işlenmesi için kalitesini de olumsuz etkilemektedir (Özkütük, 1990). Karacadağ Böcekleri Karacadağ'ın 1800-1900 m yüksekliğinde karta kaplı alanlarında toplanmış böcek örnekleri ele alınmıştır. İki yıl süren çalışmalar boyunca Coleoptera, Hetercptera, Homoptera ve Hymenoptera takımlarına bağlı 63 böcek türü saptanmıştır. Çalışmalar esnasında ekonomik öneme sahip türler arasında Eurygaster integrtceps Put., Dolycoris bacearum L., Hypera posttea GyIL, H. ntgrirostrts F., Paohytychtus hordel Brulle ve Sitona crinitus Hbst.'a bol olarak rastlanılmıştır. İlkbahar çıkışlarında artan sıcaklığın etkili olduğu da gözlenmiştir (9). Karacadağ ve Kuş Karacadağ'da çok çeşitli kuşlar bulunmaktadır. Ancak bunlardan Bozkır Ötleğeni Türkiye'de sadece Karacadağ'da üremektedir. Diyarbakır da Karacadağ'da arazi keşfinde Geoff ve Hilary Welch, bunların Akgerdanlı Ötleğen olmayıp Bozkır Ötleğeni olduğunu arazide anlamış ve yuvalarının fotoğraflarını çekmişlerdir. Böylece Türkiye listesine yeni bir üreyen tür eklenmiştir. Karacadağ'dan başka bir yerde bulunamamıştır. Karacadağ, türün dünyadaki en doğu üreme noktasıdır. Giderseniz görürsünüz zaten, çok farklı bir tabiata sahip Karacadağ. Gelelim Bozkır Ötleğenin nasıl ayırt edildiğine: Fotoğraftaki erkek birey. Gözpınarı koyu renklidir, kanatları daha kızıldır. Başının tamamı gri, göz halkası beyaz ve ince, boğazı beyaz, alt tarafının kalanı uçuk pembedir. Dişisi ve genci daha açık renklidir, başları açık kahverengidir.Başının tamamı gri, göz halkası beyaz ve ince, boğazı beyaz, alt tarafının kalanı uçuk pembedir. Dişisi ve genci daha açık renklidir, başları açık kahverengidir. . Ötüşü kısa ve basittir, akgerdanlı ötleğene benzer, uçuşta ötebilir. Kurak ve ağaçsız bölgelerdeki alçak çalılarda bulunur. (Karacadağ'da 1800 metrenin üzerindeki Geven çalılıklarında ürüyor, en fazla 200 çift olabileceği düşünülüyor (10). 297 KAYNAKLAR 1. Faik Bulut. Karacadağ. www.navkurd.net/ 2. Kıran E. Kürt Milan Aşiret Federasyonu. Elma yay. İst. 2003. s., 32,89,142 3. Vedat Güler Diyarbakır'da Çayır Meraların Mevcut Durumu ve Mera Islahı Diyarbakır'da Tarım Çevre Ve Doğa Sempozyumu 2010s.46 4. Nazan Üstündağ, Sosyolog Zekai Bakar, Ziraat Mühendisi Leyla Sen, Kalkınma Uzmanı Sürkal Uzmanları Sürdürülebilir Kırsal ve Kentsel Kalkınma Derneği Karacadağ Köyler Sosyal Yapı, Tarım ve Doğal Kaynaklar Raporu Araştırma Ekibi 2002, Ankara. s. 55-57 5. M. Tahir Dadak. Karacadağ Mikrobölgesi Mikrobölge Kalkınma Modeli için Bir Araştırma. Karacadağ Kırsal Alanında Sektörel Gelişim Planı. 2011.s.17 6. Vet. Hek. Sedat Ildız. Diyarbakır'da Koyunculuk, Diyarbakır'da Tarım, Çevre ve Doğa sempozyumu 2010 s 284 7. Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Pulat. Hayvancılık Mikrobölge Kalkınma Modeli için Bir Araştırma. Karacadağ Kırsal Alanında sektörel Gelişim Planı. 2011. S.106 8. Süt Dünyası Dergisi /24 Aralık 2010 9. Niyazi Lodos, Feyzi Önder, Necdet Adıgüzel, Ziya Şilmşek. Diyarbakır (Karacadağ)'da Süne'lerin ovalara göç etmeye başladığı dönemde, kışlak böcek faunasını tespit ile bazı böcek türlerinin kışlak yerlerinden çıkış ve göç davranışları üzerinde araştırmalar. Türk. Bit. Kor. Derg. (1984) 8: 45-58 10. http://www.trakus.org/kods_bird/uye/?fsx=2fsdl15@d&idx=56849 298 YARI AÇIK SİSTEM SÜT SIĞIRLARI BARINAKLARININ KURULUMU VE MAKİNE EKİPMANLARI İbrahim Halil ÖRCAN* ÖZET İlimiz süt sığırı sayısı olarak ülkemizdeki çoğu ilin önünde olmasına rağmen barınakların planlanması ve alet ekipman kullanımı bakımından oldukça az ve yetersiz seviyededir. Çoğunlukla barınaklarda bağlı duraklı halde beslenen süt sığırları ortamında kapalı olmasından dolayı bir çok hastalığa yakalanmakta ve istenilen performansı gösterememektedir. Bu nedenden dolayı yeterli verim alınamayan çiftliklerde makine ve ekipman kullanımı azalmakta ve her iş insan gücü ile yapılmaktadır. Yarı açık serbest duraklı olarak planlanan çiftliklerde yeterli ekipmanla birlikte 2-3 personel yeterliyken, kapalı ve bağlı duraklı barınaklarda 5-6 işçiye gereksinim duyulmaktadır. Ekipman kullanımı ile birlikte daha sağlıklı ürünler elde edilirken, üretilen ürünler de daha yüksek değerden satışa sunulmaktadır. Kapasite Seçim Gerekçeleri Öncelikle süt sığırcılığına, mali varlık da düşünülerek kaç baş ile başlanılacağına karar verilmesi gerekmektedir. Kârlı bir hayvancılığa 50 baş ve üzerinde bir kapasite ile başlanılması gerekmektedir. 3-5 hayvan ile kârlı bir süt sığırcılığı yapılması imkânsızdır. 50 baş olması işletmenin girdi ve çıktı dengesini üreticinin lehine çevirecektir. Girdi ve çıktı piyasasında söz sahibi olmasına katkı sunacaktır. Ruhsat ve Yer Seçimi Kapasite seçildikten sonra barınağın yapılacağı arazinin seçimine geçilerek arazin özellikleri incelenmelidir. Öncelikle parselin kadastro ya da yola cephesi olması ruhsat alınması için gereklidir. Kadastro haritalarında yola cephesi olmayan parsellere ruhsat verilmemektedir. Dolayısıyla hibe, teşvik ve kredi gibi olanaklardan yararlanılmaz. Ardından ana yollara ve Pazar imkânları ile elektrik ve su imkânların bulunup bulunmamasına veya ucuza mâl edilmesine bakılmalıdır. Önceden barınakların güneye meyilli olan arazilere kurulması istenilirdi ancak; güneye meyilli olan arazilerde gece ve gündüz sıcaklık farklarının çok olmasından dolayı vazgeçilmiştir. Bunun yerine arazilerin düz bir alanda olması hem sıcaklık farklarının azalması hem de temel girdilerinin azalmasından dolayı istenilmektedir. Toprak yapısının geçirgen bir yapıya sahip olması ve zeminin sert olması arzu edilmektedir. Parsel şeklinin düzgün olması daha iyi bir işletme planlanması için gereklidir. *Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Hayvan Sağlığı, Yetiştiriciliği ve Su Ürünleri Şube Müdürlüğü Diyarbakır. [email protected] 299 Büyüklük olarak ise kapasite göz önüne alınarak her sağmal hayvan için 100 m²'lik bir parsel büyüklüğü gereklidir. 50 baş olarak yapılacak bir barınak için 5.000 m² yani 5 dekarlık bir arazi yeterlidir. Eğer ileride kapasitenin artırılması düşünülüyorsa parsel seçimi ulaşılmak istenilen kapasiteye göre yapılmalıdır. Belli bir kapasite ve uygun arazinin bulunması ile ruhsat işlemlerine geçilmelidir. Ruhsat işlemleri mücavir alan sınırları içerisinde ise Belediyelerden, dışında ise İl Özel İdaresinden alınmaktadır. Ruhsat İşlemleri 3194 sayılı İmar Kanununa göre yapılmaktadır. İmar Kanununun 27. Maddesi hayvancılık işletmelerinden söz etmektedir. MADDE 27 – Belediye ve mücavir alanlar dışında köylerin köy yerleşik alanlarında, civarında ve mezralarda yapılacak konut, entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirmeyen tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ile köyde oturanların ihtiyaçlarını karşılayacak bakkal, manav, berber, köy fırını, köy kahvesi, köy lokantası, tanıtım ve teşhir büfeleri ve köy halkı tarafından kurulan ve işletilen kooperatiflerin işletme binası gibi yapılar için yapı ruhsatı aranmaz. Ancak etüt ve projelerinin valilikçe incelenmesi, muhtarlıktan yazılı izin alınması ve bu yapıların yöresel doku ve mimari özelliklere, fen, sanat ve sağlık kurallarına uygun olması zorunludur. Etüt ve projelerin sorumluluğu müellifi olan mimar ve mühendislere aittir. Bu yapılar valilikçe ulusal adres bilgi sistemine ve kadastro planlarına işlenir. Köy yerleşik alan sınırları dışında kalan ve entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirmeyen tarım ve hayvancılık amaçlı yapıların yapı ruhsatı alınarak inşa edilmesi zorunludur. Tarım ve hayvancılık amaçlı yapıların denetimine yönelik fenni mesuliyet 28. madde hükümlerine göre mimar ve mühendislerce üstlenilir. Onaylı üst kademe planlarda aksine hüküm bulunmadığı hallerde köy yerleşik alan sınırları içinde, jeolojik açıdan üzerinde yapı yapılmasında sakınca bulunan alanlar ile köyün ana yolları ve genişlikleri, hâlihazır harita veya kadastro paftaları üzerinde İl Özel İdarelerince belirlenir. Belirlenen yollar, ifraz ve tevhit suretiyle uygulama imar planı kararı aranmaksızın kamu yararı kararı alınarak oluşturulur. Köy yerleşik alan sınırı içerisinde, 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri uygulanmaz. Köy yerleşik alan sınırlarının parselleri bölmesi durumunda yerleşik alan sınırı 5403 sayılı Kanun hükümlerine tabi olmaksızın ifraz hattı olarak kabul edilir. İl çevre düzeni planında açıkça belirtilmediği takdirde, ihtiyaç duyulması halinde, köyün gelişme potansiyeli ve gelişme düzeyi de dikkate alınarak köy yerleşik alan sınırları ve özel kanunlara ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla bu alanlarda yapılaşma kararı ve ifraz şartları belediye sınırı il sınırı olan yerlerde büyükşehir belediye meclisi, diğer yerlerde il genel meclisi kararı ile belirlenir. Tespitler kadastro paftasına işlenerek tapu sicilinde belirtilir. İhtiyaç duyulması halinde mevcut köy 300 yerleşik alan sınırları il genel meclislerince yeniden belirlenebilir. İmar planı olmayan köy yerleşik alanı sınırları içerisinde köyün ihtiyacına yönelik olarak ilk ve orta öğretim tesisi, ibadet yeri, sağlık tesisi, güvenlik tesisi gibi yapılar için imar planı şartı aranmaz. Ancak yer seçimi, valilikçe oluşturulan bir komisyonca hâlihazır harita veya kadastro paftaları üzerinde kesin sınırları ile belirlenir. Bu yapı ve tesislere uygulama projelerine göre ilgili yatırımcı kamu kurum ve kuruluşu adına yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni verilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin hususlar Bakanlıkça hazırlanan yönetmelikle belirlenir.” Yukarıdaki madde özetle Köy yerleşik alanı ve civarında yapılacak hayvancılık tesisleri için ruhsat istenilmemesi gerektiğinden söz etmektedir. İl Özel İdarelerinden izin almak için parsele ait 1/5000'lik kroki, tapu fotokopisi, diğer hissedarların (varsa) muvafakatnameleri ve 1/25000'lik harita ile müracaat edilmesi gerekmektedir. Bu madde kapsamında yapılan yapılarda çatı yüksekliği 6,5 metreyi geçmemeli ve toplam arazinin %40'ı kadar inşaat alanı ayrılmalıdır. Ruhsat alınabilmesi için diğer kurumlardan olumlu görüş yazıları gelmesi gerekmektedir. Olumlu görüş yazıları geldikten ve belirtilen parselde inşaat yapılmasına engel bir sebep olmadığı anlaşıldıktan sonra mimari projelerin çizimine geçilmelidir. Mimari Projeleri Mimar veya İnşaat Mühendisi yapmaktadır. Ancak bu teknik personellerin yapının sağlıklı olması ile ilgili görevleri vardır. Hayvan refahı için projelerin çiziminde bir Tarımsal yapılar veya Zooteknik bölümü mezunu Ziraat Mühendisine ihtiyaç vardır. Yapılacak olan işletmede barınak, gübre çukuru, silaj çukuru, yem depoları, idare binası ve sağım ünitesi ile soğutma tankının bulunacağı bir yapı olmalıdır. 1. BARINAK Barınak kapalı, açık ve yarı açık tipte yapılabilmektedir. İlimiz için uygun olan yarı açık tip barınak olmasından dolayı yazımızda sadece bu barınağın özelliklerine değinilecektir. Yarı açık tip barınaklarda genellikle kuzeydeki duvar kapalı diğer duvarlar açık olarak yapılmaktadır. Ya da barınağı çevreleyen duvarın 1,5-2 metre yüksekliğinde örülerek diğer yüksekliğin çatıya kadar pencere alanı olarak bırakılmasından oluşmaktadır. Yarı açık tip barınaklarda çatı yüksekliğinin 3,75 ile 4,00 metre arasında olması gerekmektedir. Yarı açık sistem barınaklarda aşağıdaki bölmeler bulunmalıdır: 301 a- Dinlenme alanı: Her hayvan için 6- 9 m² b- Gezinme alanı: Her hayvan için 10 m² c- Yemlik: Her hayvan için 75 cm d- Yem yolu: 3,5 metre eninde barınak boyunca e- Gübre yolları: 3,6 ve 3,0 metre eninde barınak boyunca Dinlenme alanları içerisinde hayvanların durakları ve gübre yolları bulunmaktadır. Bir barınakta durak bulunması hayati öneme sahiptir. Duraklar galvanizli demirden yapılmaktadır. Boyutları sağmal bir inek için 120*240 cm'dir. Her hayvan için bir adet durak hesabı yapılmalıdır. Duraklar ortasında yem yolu olan ve ikiye bölünmüş bir barınakta her bölmede bir sıra yapılabileceği gibi iki sıra da yapılabilmektedir. İki sıralı yapılan barınaklarda duraklar arasında gübre yolu olması tercih edilmelidir. Baş başa yapılan iki sıralı duraklarda yatakların gübreden kirlenmesi çok görülmektedir. Duraklar gübre yolunda 20 cm yükseklikte ve baş kısmına göre %2 meyille yapılmalıdır. Durakların zeminine kauçuk yatak yerleştirilmelidir. Kauçuk yatak memenin kirlenmesini engelleyerek ineklerimizin mastitis olmasını engelleyecek ve soğuk zamanlarda ineklerimizi koruyacaktır. Süt Sığırları Barınaklarında Durak ve Yataklar Dinlenme alanını bölmelerden oluşturmak gerekmektedir. Bu bölmeler çiftçiliğin yönetimi için gereklidir. Süt verim ortalaması 30 litre/gün'den az olan hayvanlar için ve fazla olan hayvanlar için ayrı bölmeler yapılmalıdır. Böylece yemleme daha kolay pratik olarak yapılacak ve süt verimlerine göre yemleme 302 yapılmış olacaktır. Bu bölmelere her 20 baş için 1 dönerli kaşınma fırçası ve soğuk bölgeler için 1 donmaz suluk yerleştirilmelidir. Don problemi olmayan yerler için ise bireysel suluklar kullanılmalıdır. Bireysel Suluksuluk Bireysel Kaşınma Fırçası Kaşınma fırçası DonmazDonmaz Suluk suluk Gezinme alanları hayvanların temiz hava ve güneşten yararlanmaları ve rahatça gezinebilmeleri için ayrılan bölümdür. Bu alan soğuk rüzgârlardan korunmuş olmalıdır. Tabana beton dökülmesi faydalıdır. Ancak yüksek maliyetinden dolayı yapılması gerekmemektedir. Gezinti alanlarına tümseklerin yapılması ve dışa doğru %1-2 meyil yapılması idrar birikimini ve çamur oluşumunu engelleyecektir. Gezinti alanların etrafı en az 1,20 metre yüksekliğinde korkuluklarla kapatılmalıdır. Serbest duraklı ahırlarda barınak boyunu belirlemede etken yemliktir. Yemlik her hayvan için 65-75 cm olmalıdır. Yemlikler ineklerin yem alımını kolaylaştıracak şekilde yapılır. Yemliklerin enleri 70 cm olmalıdır. Yemliğin hayvanın ayak bastığı noktadan 5-10 cm daha yüksekte olması gerekmektedir. 303 Yemlik tabanı silaj gibi asitlere karşı fayans veya koruyucu bir madde ile kaplanmalıdır. Günümüzde barınaklarda kilit sistemi kullanılmaktadır. Bu sistem ile hayvanların birbirlerine üstünlük sağlamaları engellenerek, bakım işlerini kolaylaştırmaktadır. Kilit yemliğin en büyük avantajı da sağımdan dönen hayvanları 1 saat ayakta bekleterek meme uçlarının mikrop kapmadan kapanmasını sağlamasıdır. Yem Kilit Sistemi Gübre yolu işçilikten tasarruf etmek için gübre sıyırıcı sistem ile birlikte olmalıdır. Gübre yolunun ortasından zincir veya halatın geçebileceği 5 cm'lik bir açıklık bırakılmalı ve bu açıklık u demiri ile sabitlenmelidir. Sıyırıcı tabanı hayvanların kaymaması için baklava dilimi şeklinde şekillendirilmelidir. 304 Gübre yolu yemlik kısmında hayvanların kolay hareket edebilmeleri için 3,60 metre iki durak arasında ise 3,00 metre olarak genişlik ayarlanmalıdır. Gübre sıyırıcı 2 adetten oluşmakta ve takım olarak satışa sunulmaktadır. Barınaklara sıcak bölgelerde serinletme fanı, fazla soğuk bölgelerde ise perde kullanılabilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta serinletme ekipmanlarının yemliklerin üst kısmına kurulması, perdelerin ise aşağıdan yukarıya doğru hareket ettirilmesidir. Barınağın çatı kısmında en az 60 cm'lik bir mahya açıklığı bırakılması havalandırma için gereklidir. Son günlerde çatı malzemesi olarak sandviç panel kullanılmakta ve iyi sonuçlar alındığı bildirilmektedir. 2. GÜBRE ÇUKURU Gübre çukuru barınak içerisinde hayvanlar tarafından oluşturulan dışkının biriktirilmesi için kullanılmaktadır. Gübre sıyırıcılar vasıtasıyla kanallara getirilen gübre ve idrar gübre çukurunda biriktirilerek muhafaza edilmektedir. Gübre çukurunun üst kısmı barınağın tabanı ile aynı mesafede yapılmaktadır. Toprak altına yapılan gübre çukurunun 3 metre eninde ve 3 metre yüksekliğinde yapılması gerekmektedir. Gübre çukuru tamamen betonarme olarak yapılmalıdır. 3 metre eninde yapılan gübre çukurunun orta kısmına beton bölme konması gübre karıştırıcının işini yapmasını kolaylaştıracak ve çukurda gübrenin tabana yapışarak kalıplaşmasını engelleyecektir. Ayrıca çukurun uç kısımlarının aşağıdaki şekildeki gibi oval yapılması da gübre pompasının randımanını arttıracaktır. Gübre çukurunun üst kısmında gübrenin gireceği pencere açıklıkları ile seperatör, gübre pompası ve gübre karıştırıcı için pencere bölmeleri bırakılması gerekmektedir. Gübre çukurunun boyu kapasite ile belirlenmektedir. AB standartlarına göre her büyük baş hayvan için 0,025 m³ gübreyi 6 aylık depolayacak ve sındırmaz özellikte olması gerektiği bildirilmiştir (TKDK, 2011). Dolayısıyla her hayvana 4,5 m³'lük bir depo hacmi hesaplanmalıdır. 305 Gübre çukurunun boyunun barınağın boyunu geçtiği durumlarda 2 adet veya daha fazla yapılabilir. Bu tür durumlarda çukurların birbirinden bağımsız olması sağlanmalıdır. 3. SİLAJ ÇUKURU Silaj çukuru süt sığırcılığının vazgeçilmezi olan silajın muhafazası için gerekli bir yapıdır. Silaj toprak üstüne yığın şekilde depo edilebileceği gibi daha da iyisi; betonarme yapılar içinde 2-3 yıl boyunca tazeliğini kaybetmeden de saklanabilir. Toprak üstüne yapılan yığınlarda ise bu süre 1 yılı geçmemektedir. Silaj çukurları betonarme yapılarda genişliği traktörün çalışabileceği 3,5-4 metre ve yüksekliği de 2 metre olarak yapılmalıdır. Uzunluğun hesaplanmasında barınak kapasitesi göz önüne alınmalıdır. Mısır ve diğer silajlar açıldığı anda 25 cm'lik bir kısmın tüketilmesi gerekmektedir. Uzunluğu hayvan sayısına göre ayrıca hesaplanmalıdır. Çok uzun olan yapılarda araya bölme duvar koymak suretiyle birkaç bölüm yapılabilir. Silaj çukurlarının inşasında en önemli nokta bölmeler arasında ve kenarda olan duvarların kalınlıklarıdır. Duvarlar alt kısımdan üste doğru incelerek yapılmalıdır. Alt kısımda 40 cm olarak yapılan duvarın tepe noktası 20 cm olmalıdır. Bu şekilde inşa edilen silaj çukurunda silajın baskısı esnasında hava kalmamakta ve silaj daha uzun süre muhafaza edilmektedir. Silaj çukuru arkadan öne doğru %1-2 eğimli yapılarak ön taraftaki platforma drenaj kanalı yapılmalıdır. Silaj çukurunun boyunu barınağın kapasitesi belirlediği önceden belirtilmişti. 306 Süt sığırlarının kaba bir tabirlerle günde 20 kg silaj tükettiği ve tüketimin yılın 300 günü boyunca olacağı varsayımıyla; bir süt sığırı yıllık ortalama 6 ton mısır silajı tüketir. İyi sıkıştırılmış bir silajın 1 m³'ü ortalama 750 kg gelmektedir. Dolayısıyla her baş için 8 m³'lük bir silaj alanı bırakılmalıdır. 4. YEM DEPOLARI Süt Sığırcılığı işletmelerinde kesif yem (torba yem, dane yem, yoğun yem, konsantre yem, karma yem gibi isimler de kullanılabilir) ve kaba yem (samanlık v.s.) gibi yem depoları bulunmaktadır. Silaj çukuru da aynı zamanda yem deposu olarak adlandırmaktadır, ancak yapı itibarıyla kesif ve kaba yem depolarından farklı özellikte olmasında dolayı sınıflandırılması farklı yapılmıştır. Kaba ve kesif yem depoları bitişik aynı çatı altında yapılabileceği gibi farklı yapılar olarak da düşünülebilir. Buradaki en önemli konu yem depoları ile barınağın yem dağıtma yolunun koordineli olarak yapılması birbirlerine yakın olmasıdır. Yem depoları açık, kapalı ve yarı açık olarak yapılabilmektedir. İşçiliğin ve maliyetin az olmasından dolayı yarı açık tercih edilmesi daha avantajlıdır. Yükseklik 5,00 metreye kadar yapılabilmektedir. Balyaların ve torba yemlerin istiflenmesinde gruplar arasında boşluk bırakılması; haşere ve küf kontrollerinde avantaj sağlayacağı unutulmamalıdır. Kesif yemlerini kendi işletmesinde yapacak olan işletmelerin, aşağıdaki resimde görülebildiği gibi yem depolarının bitişiğine silo yapmaları gerekmektedir. Kesif yemlerini kendi işletmelerinde karşılayacak olan işletmeler kırıcı karıştırıcı veya yem hazırlama makinesi ile rasyonları oluşturabilmektedirler. 307 Yem depolarının büyüklükleri yine barınak kapasitesi ile doğru orantılıdır. Her sağmal baş hayvan için 3 m² kaba yem deposu, 1 m² de kesif yem deposu yapılmalıdır. Kaba yem deposunun yüksekliği 5,00 metre kesif yem deposunun yüksekliği ise en az 3,00 metre olmalıdır. Kesif yem deposunun yüksekliğini arttırmaya gerek yoktur. Zira yem torbaları yönetmeliklere göre en fazla 10 torba üst üste bırakılabilmektedir. 5. SAĞIMHANE Sağımhane süt üretim çiftliğinin en can alıcı yapısıdır. Hem planlanmasına hem de yapılmasına özen gösterilmelidir. Sağımhane yapımında yapılan hataların sonucu ağır olmakta ve geri dönüşü ya çok maliyetli ya da imkansız olmaktadır. Şöyle ki; sağımhane planlanırken süt sığırların barınaktan çıkıp sağımhaneye geleceği yönlendirme yollarının yanlış yapılması iş gücünü en az 3'e katlamaktadır. Ya da duraklar arasına verilecek mesafelerin doğru yapılmaması durumunda hayvanlar duraklara sığamayacaktır. Mesafelerin fazla bırakılması ise ek maliyetlere yol açacaktır. Bu nedenle sağımhanelere geliş ve gidişler iyi planlanarak barınaktan gelecek ve barınağa gidecek olan yönlendirme yollarının iyi hesaplanması gereklidir. Sağımhaneler 3 kısımdan oluşmaktadır. Bunlardan birincisi sağım odasıdır. Sağım odasında sabit süt sağım sistemi bulunmakta ve hayvanlar ortadaki çukurun iki yanına alınarak sağım gerçekleştirilmektedir. Sağılan sütler 2. kısıma yani süt soğutma tankının bulunduğu odaya gitmektedir. 3. kısım ise makine odasıdır. Bu odada sağım ünitesi ve soğutma tankına ait olan makineler bulunmaktadır. Sürü tanımlama sisteminin kullanılması halinde bilgisayar da bulunmaktadır. Süt Sağım Odasının Planlanması: Sağım odaları, kullanılacak olan sağım sistemine göre planlanmalıdır. Balıkkılçığı ve Paralel sistem olmak üzere 2 çeşidi bulunmaktadır. Paralel sistemin, balıkkılçığı sisteme göre hızlı çıkış üstünlüğü bulunmaktadır ancak maliyeti çok yüksek olduğundan dolayı yazımızda balıkkılçığı sisteme yer verilmiştir. Balıkkılçığı sisteminde sağımcının duracağı 2 metre eninde bir sağım çukuru 308 ve bu çukurunun sağında ve solunda 1,60 metre eninde sağım platformları bulunmaktadır. Sağımhanenin boyunun hesaplanmasında yine kapasite göz önüne alınacaktır. Giriş ve çıkışlar için 3 metre her hayvan için ise 1,10 metre boy hesabı yapılmalıdır. Sağımhanenin zemini ve 1,5-2,0 metre yüksekliğinde duvarları fayans olmalıdır. Sağımcı çukurunda ve sağım platformlarında su tahliye yerleri bırakılmalıdır. Hayvanların çıkış kapılarına 1*1 metre ebatlarında ve 15-20 cm derinliğinde dezenfeksiyon havuzu kurulması gereklidir. Balıkkılçığı süt sağım ekipmanları barınak kapasitesine göre 2*4, 2*5, 2*6, 2*12 gibi sistemlerde yapılmaktadır. Barınak kapasitesine göre kullanılacak sağım ünitesi aşağıda verilmiştir. Barınak Kapasitesi 50-96 Baş 97-120 Baş 121-144 Baş 145-192 Baş 193-240 Baş 241-300 Baş Kullanılacak Ünite 2*4 2*5 2*6 2*8 2*10 2*12 İşletmenin sütünün temiz, sağlıklı ve hijyenik olması arzu ediliyor ise işletmeye süt soğutma tankı alınmalıdır. Süt soğutma tankı da kapasite ile doğru orantılı ve aşağıda şekildedir. 309 Barınak Kapasitesi 50-60 Baş 61-80 Baş 81-120Baş 121-160 Baş 161-200 Baş 201-240 Baş 241-320 Baş Kullanılacak Süt Soğutma Tankı 1500 litre 2000 litre 3000 litre 4000 litre 5000 litre 6000 litre 8000 litre Süt soğutma tankları yatay ve dikey tipte olmaktadırlar. 1,5 ve 2,0 tonluk tanklarda dikey tip, diğerlerinde yatay tiptir. 6. DİĞER YAPILAR Planlı yapılacak işletmelerde yukarıda bahsedilen ana yapılar dışında aşağıda bulunan yardımcı yapıların da bulunması gerekmektedir. a. Karantina, Doğum ve Revir Bölümü Hasta, yaralı ve gebe durumda olan hayvanlar için ayrı bir bölme yapılmalıdır. Bölmeler her hayvana 1 adet olarak planlanmalı ve içerisine suluk ile yemlik bırakılmalıdır. Bölmelerin sayısı toplam kapasitenin %10'u kadar olmalı ve 3,65*3,65 ebatlarında yapılmalıdır. Doğum bölmelerinin zemininin yumuşak dokulu bir malzeme ile kaplı olması gerekmektedir. b. Yükleme Rampası İşletmeye getirilen veya işletmeden gönderilen hayvanların nakillerinin kolay yapılabilmesi için yükleme rampası kullanılması önerilir. Yükleme rampasının portatif ve hareket edebilen bir özellikte olması işleri kolaylaştıracaktır. 310 c-Dezenfeksiyon Çukuru İşletme girişine 20-25 cm derinlikte bir dezenfeksiyon çukuru yapılması, işletmeye hastalık bulaşmasını engellemeye katkıda bulunacaktır. d. Buzağı ve Dana Barınakları Sığır yetiştiriciliğinin ekonomik başarısı, büyük oranda buzağı kayıplarının azlığına bağlıdır. Buzağı yaşamının ilk 4 ayı en kritik dönemdir. Dünyadaki ortalama buzağı ölüm oranı, solunum yolu enfeksiyonu ve ishale bağlı olarak %10-11 arasında değişmektedir. Kayıp oranının azaltılması için, buzağılara uygun çevre koşullarının sağlanması gerekir. Bu amaçla buzağı barınaklarının planlanmasına önem verilmelidir. Buzağılara uygulanan bir takım barındırma tipleri bulunmaktadır. Bunları, geleneksel ve yeni sistemler olarak iki ana gruba ayırabiliriz. Geleneksel barınma, sıcak ahırlar şeklinde düzenlenmekte, ahır içerisinde yeterli havalandırma bulunmadığından koku, mikrop sorunu ve ısı birikimi görülmektedir. Genellikle bağlı duraklı küçük işletmelerin ahır sisteminde buzağılar, sağılır ineklerle birlikte aynı ortamda barındırılmaktadır. Bu durum hastalıklarla mücadelede sorun yaratmaktadır. Bu sistemin özellikle büyük sürülerde farklı biçimde düzenlenmesi gerekir. Buzağılar dış hava koşullarına kolaylıkla uyum sağlayabilir. O nedenle açık havada barınmaları mümkündür. Buzağılar ilk günlerde bireysel barındırılmalıdır. Bireysel bölmelerde buzağıların birbirlerini emmesi engellenmekte, ağız sütünü almaları ve kontrolleri kolay olmaktadır. Yaklaşık 2 hafta bu bölmelerde kalan buzağılar daha sonra grup bölmelerine alınmalıdır. Çünkü buzağıların birlikte yaşamaya ve kesif yeme hızlı alışmaları arzu edilir. Günümüz modern süt sığırı yetiştiriciliğinde, doğal ortamın hakim olduğu yalıtımsız barındırma sistemleri buzağı-dana ahırı olarak önerilmektedir. Yalıtımsız, kapalı ve açık buzağı barınakları iyi bir havalandırmaya sahiptir ve buzağı ve dana için arzu edilen ortamı sağlar. . e. Düve ve Kuru İnek Barınakları Belli büyüklükteki işletmelerde sürü yenileme ya da satış amaçlı düvelerin, 311 kuruya çıkan ineklerin barındırılması amacıyla ayrı ahırların planlanması gerekebilir. Sür sığırı işletmelerinde, toplam sağılır sürünün %15'i ya da 1/6'sı yıl içerisinde düzenli bir işletmecilik yapılabilmesi için kuruya ayrılmalıdır. Düve ve kurudaki ineklerin barınmasında işçilik ve yem ekonomisi sağlamak amacıyla, hayvanların isteklerini karşılayan, yapı ekonomisine uygun barınak tipleri planlanmalıdır. Düve ve kurudaki inekler için serbest açık, serbest duraklı ve eğik tabanlı ahır sistemleri ahır tipi olarak planlanabilmektedir. Küçük işletmelerde ise sağılır inek ahırların bir bölümü bu hayvanlar için düşünülebilir. f-. Yollar İşletmede bulunan binalar arasındaki yoların da önemi bulunmaktadır. Yem Depolarına giden yolların kamyon geçişine uygun olması ve yükleme boşaltma yapabilmesi için en az 10 m mesafede olması gerekmektedir. 7. DİĞER ALET VE KİPMANLAR a. Yem Karma ve Dağıtma Römorku İşletmede bulunan hayvanların yem ihtiyaçlarını karşılamak için yem karma ve dağıtma römorku kullanılabilir. Yem karma ve dağıtma römorkuna rasyonda bulunan kesif ve kaba yemler bırakılarak yem yolundan yemliklere yemler dağıtılmaktadır. b. Buzağı kulübeleri Buzağılar için toplu barınma sistemleri yapılmadığı zamanlarda buzağı ölümlerini minimuma indirmek için işletmede bulunan boğa altı inek sayısının %7'si kadar buzağı kulübesi alınması gerekmektedir. Buzağılar buzağı kulübelerinde 2 ay kalmaktadırlar. Bunların dışında süt sığırı işletmelerinde kullanılabilecek bir çok alet ve ekipman bulunmaktadır. Bunlar arasında katı ve sıvı gübreyi birbirinden ayıran seperatör, idrar dağıtma tankı, katı gübre dağıtma römorku, silaj ve balya makineleri, 312 hayvan serinletme ekipmanları, sürü tanımlama sistemi, rasyon programları, jeneratörler, ilaçlama pülverizatörleri, süt test kapları, burunsallıklar, hayvan travayı, doğum arabası v.s. bulunmaktadır. Süt sığırcılığı yapmaya karar veren girişimcilerin öncelikle fizibilite çalışması yaparak kapasitelerine karar vermeleri gerekmektedir. Aşağıda 50, 100, 150 ve 300 başlık işletmeler için örnek barınak planları bulunmaktadır. Örnek Çizimler ve Barınak Ölçüleri 313 314 315 316 317 KAYNAKLAR 1- ARICI, İsmet. ŞİMŞEK, Ercan. YASLIOĞLU, Erkan ve KILIÇ, İlker (2008). Süt Sığırı Ahırlarının Planlanması Sütaş Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi Yayınları Hayvancılık Serisi:4 Yetiştirici El Kitabı,6-51. 2- Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) (2011), Başvuru Çağrı Rehberi, Barınak kriterleri. 318 DÜNDEN BUGÜNE KARACADAĞ PEYNİRİ/ DİYARBAKIR'DA SÜT ÜRÜNLERİ Mehmet Ali ABAKAY* GİRİŞ Sofraların vazgeçilmezi olan peynir, hayvancılıkla geçimini sağlayan yörelerde temel besin maddelerinden biridir, genelde. Ekmeğin, yoğurtla, sütle ve özellikle peynirle birlikteliği, beslenme kültürümüzde yaygındır. Günümüz yaşantısında peynir, katkısız olması yönüyle sağlıkta oldukça önemlidir. Lakin teknolojiyle üretimde peynir çeşitleri artıkça, yöreden şehirlere doğru tüketim, hijyenik koşullar gözetilerek, klasik tarzda üretilen peynirin piyasada tutunmasını güçleştirmektedir. Gittikçe yaygınlaşan market zincirlerinde satışa sunulan peynir çeşitlerine bakıldığında ithal peynirin tüketimini hedefleyen ve yerli peynir üretimini düşürmeye yönelik ticari anlayışlar, yörelere mahsus peynir üretimine de sekte vurmaktadır. Gittikçe artan tekelcilik anlayışı, ulusal market zincirlerinde yerel peynir türlerini satışa sunmaması ve mevcut anlayışla hareket etmeleri nedeniyle, peynir üreticilerini birlikleşmeye doğru sevk etme yoluna itmektedir. Güneydoğu'da hayvancılıkta son on sene eskiye oranla süt ürünlerinde klasik tarzdan mandıracılığa yöneliş, sütün sağımının yapıldığı yerden sıhhî biçimde alınışı söz konusudur. Özellikle Diyarbakır'da ilkbaharla beraber yaygınlaşan mandıracılık, mevsimin ilk aylarında üretilen peynirin alıcısını hemen bulmasını ve dolayısıyla Diyarbakır Peyniri'nin ülke sathına ulaşımını kolaylaştırmaktadır. Karacadağ, hayvancılığa endeksli geçim kaynakları ile peynir üretiminin merkezinde yer almaktadır. Karacadağ'ın şehrin peynir ve sadeyağ üretiminde geçmişteki önemini korumasına rağmen, Beritan Aşireti'nin iskâna tabiî tutulması ve son otuz yılda hayvancılığa ait getirilen kimi göç kısıtlamaları, meralarla otlak alanlarının azalması, alternatif iş alanlarına yönelme, peynir üretimini azaltmamış ise de eskisi gibi sadeyağa rağbetin olmayışı söz konusudur. Peynirin mandıralarda üretimi, sadeyağda bir artış ortaya çıkarmıştır. Şehir merkezinde sadeyağ kullanımının giderek azalması, nebatî yağ kullanımının daha ekonomik oluşuna bağlanabilir. Sadeyağın daha çok şehir dışına satımı mevcuttur. Sadeyağın üretiminde daha çok istenen küçükbaş hayvan yağı (keçi-koyun yağı) yerini büyükbaş hayvan yağına bırakmıştır. Keçi yağının beyaz oluşu sözkonusu *Araştırmacı-Yazar e-mail: [email protected] 319 iken koyun yağında sarıya kaçan renk mevcuttur. Yerli ırklardaki et ve süt veriminin düşüklüğü, zaman içinde üreticiyi, yabancı ırk çeşitlerine yöneltmiştir. Bu yönelim, büyükbaş hayvanlarda daha yaygındır. Peynirin Kalitesi Diyarbakır'da üretilen peynirde doğallık söz konusudur. Ot çeşitliliği, hayvanların doğada kış mevsimi dışında serbestçe otlatılması, fennî yeme bağlılığın olmayışı, peynirdeki rayiha-koku-tat oranını farklı kılar. Özellikle Diyarbakır Peyniri, bu alanda diğer yörelerin peynirinden farklı aromalara sahiptir. Büyükbaş hayvanlarda Mart ayıyla başlayan otlatma soğukların başladığı kasıma kadar sürmektedir. İçeride beslenme oranı daha çok 100-120 gün ile sınırlıdır. Beslenmede saman ve konsantre yem ön plandadır. Kış döneminde beslenmeye fazla önem verilmediği için hayvan ağırlığındaki düşüş, süte de yansımaktadır. Diyarbakır'da saman ihtiyacı, çevre ilçelerden ve özellikle köylerden karşılanmaktadır. Özellikle Çınar'ın Beşpınar Köyü'nde toplanan samanlar, şehir dışına, Erzurum'a kadar gönderilmektedir. Hayvanların beslenmesinde çok çeşitliliğin görülmemesi, besleyicilerin fazla harcama yapmak istemeyişlerinin bir sebebi de yonca, korunca, mısır silajı gibi ürün alternatiflerini bilmelerine rağmen, üretimin merkezde sınırlı oluşundan kaynaklanmaktadır. Diyarbakır Salnamelerinde Peynir ve Sade Yağ Üretimi Basri KONYAR, Diyarbekir Yıllığı'nda Süte ve Süt Ürünleri hakkında yer alan bilgiler: “Vilayet dahilindeki sığır ve koyun hayvanlarından ehemmiyetli miktarda süt istihsal olunmaktadır. Alınan sütün mühim bir kısmı yoğurtla sadeyağa ve bir kısmı beyaz peynire tahvil olunur. Sütün aynen sarfiyat miktarı tahvil olunan miktara nisbetle pek cüzidir. Yağ imalinde süt evellâ yoğurda tahvil edilir. Ondan sonra yayık vazifesini gören tulumlar içinde bir müddet çalkalanıp ve böylelikle iptidaî bir şekilde yoğurttan yağ istihsal edilir. Tereyağı yoğurttan yapıldığı için o kadar nefis değildir. İçinde ziyade ayran bırakıldığından uzun müddet dayanmaz, çabuk bozulur. Yağ ve yoğurttan sonra ikinci derecede beyaz peynir yapılmakta ve bu hususta kuzu ve oğlak gibi genç hayvanların şirden denilen dördüncü midesinden istihsal olunan âdi maya kullanılmaktadır. Avrupa mayaları teammüm etmemiştir. Vilâyetin en mühim ve nefis yağ mıntıkası Mağal ve Metinan ile Karacadağ havalisidir. İkinci derecede ise Osmaniye'nin Gevran ovası ile Eğil ve Piran mıntıkalarıdır. Buralarda sütten çok istifade imkânı vardır. Vilâyet dahilinde yağ ve peynir imâline mahsus olmak üzere vücuda getirilmiş bir imâlathane yoktur. Fennî sütçülük ve kaşarcılık malûm değildir” (age “Sütçülük” sayfa 155). Yazarın Cumhuriyetin ilk yıllarında bu alandaki üretime dayalı açıklamaları sonunda verdiği tabloda hayvanî ürünlere dair üretim oldukça yüksek görünmektedir: 320 Mevad Kilo Süt 9.954.000 Yoğurt 6.457.000 Beyaz Peynir 410.666 Tereyağı 310.150 İç Yağı 108.550 Sade Yağ 509.560 Kaymak - Adet 13.782.860 Yumurta (age Vilâyetin 1931 Mevadı Hayvaniye Cetveli sayfa 168) 1967 İl Yıllığı'nda Peynir-Süt Üretimi: İl Yıllığı'nda verilen genel bilgiler içinde üç tablo dikkat çekmektedir. Bu tablolarda sağımı yapılan hayvan sayısı ve süt miktarı üç yıl içinde verilmektedir. Karşılaştırma yapmak amacıyla bu tabloları sunuyoruz: Yıllar Sağılan Koyun Süt İstihsali-Ton 1963 253.928 9.650 1964 256.880 9.760 1965 260.190 9.890 1. Tablo Koyun Sayısı ve Sağılan Süt Oranı Yıllar Sağılan Kıl Keçisi Süt İstihsali Ton 1963 260.536 9.650 1964 263.130 9.760 1965 262.120 9.890 2. Tablo Keçi Sayısı ve Sağılan Süt Oranı 321 3. Tablo İnek Sayısı ve Sağılan Süt Oranı Yıllar Sağılan İnek Süt İstihsali - Ton 1963 67.725 33.386 1964 67.460 33.730 1965 68.460 34.240 4. Tablo Manda Sayısı ve Sağılan Süt Oranı Yıllar Sağılan Manda Süt İstihsali - Ton 1963 8.163 4.955 1964 8.700 5.000 1965 9.060 5.210 (Kaynak: Diyarbakır İl Yıllığı 1967 sayfa 361) 1973 Diyarbakır İl Yıllığı'nda “Et ve Süt Hayvanları Durumu Süt ve Üretimi” ara başlıklı bölümde verilen bilgilerden: “İlimizde 70.000 ton inek sütü, 6.000 ton manda sütü, 14.000 ton koyun sütü, 10.000 ton keçi sütü olmak üzere yılda 100.000 ton süt elde edilmektedir. Bu sütler, peynir ve tereyağı yapımında kullanılmaktadır. İlimizde faaliyete geçecek peynir ve tereyağı fabrikası süt mahsullerini daha iyi değerlendirecektir. İlimizde fert başına 165 litre süt düşmektedir. Türkiye ortalamasının üstündedir.” (Kaynak age sayfa 551 vd.) 1995 İl Yıllığı'nda Süt ve Süt ürünleri hakkında bilgi yer almamasına rağmen, ıslah çalışmaları ve projeler hakkında kimi bilgiler sıralanmıştır. Diyarbakır Peynirciler Çarşısı Diyarbakır'da peynircilik alanında yapılan yatırımlar ve Diyarbakır Peynirine olan rağbet, iki peynir çarşısının kurulmasını sağlamıştır. İlk peynir çarşısı, Balıkçılarbaşı'ndan Mardin Kapı'ya giderken Deva Hamamı bitişiğindeki İlçe Minibüs Durağı'nın Peynirciler Çarşısı'na dönüştürülmesiyle oluşturulmuştur. İkinci Peynirciler Çarşısı, Bağlar Cengizler Caddesi üzerinde kurulmuştur. Peynirciler Çarşısı'nda satışı en çok yapılan peynir çeşidi Diyarbakır'a mahsus olan Örüklü Peynirdir. Bu peynir çeşidini dil peyniri, lavaş, geniş lavaş ile kerkor çeşidi izlemektedir. Kerkor-Kırkor, Dicle Üniversitesi Kampus alanının arkasında yetişen bir bitki adıdır. Bu bitkinin peynire kattığı kendisine has aroma, peynirin Kerkor ismiyle anılmasına neden olmuştur. Bu peynir çeşidi Van Otlu Peyniri gibi kendisine has bir piyasa talebine sahiptir. Karacadağ'da ot çeşidinin farklı zenginliğinin 322 peynirini ayrıcalıklı kılması, gerek Türkiye gerek dünyada bu peynirin tutulmasını sağlamıştır. Diyarbakır'da peynirin eritilmesiyle, ısıl işlem gördüğü için, sağlık açısından birçok bakterinin, patojen organizmaların üremesi engellenmekte, işlem sırasında ayrışma sağlandığı için peynirden bulaşan hastalıkların da önüne geçilmiş olunmaktadır. Peynirle Yapılan Kimi Tatlılar ve Yemekler Diyarbakır'ın ismiyle anılan, Diyarbakır'dan dünyaya yayılan Kadayıf'ta genelde Karacadağ Peyniri kullanılmaktadır. Peynir Helvası, Peynirli bazlama, Şambörek, Patilla bilinen yemek yerine geçen hamurlu yiyeceklerdir. Bu tür hamurlu yiyeceklerde sadeyağ oranı gittikçe azalmakta, yerini sütten alınan tereyağı almaktadır. Diyarbakır'da Yoğurt Üretimi-Tüketimi Diyarbakır'da tüketimi en çok olan koyun yoğurdudur. Koyun yoğurdunun yerini diğer yoğurt çeşitleri fazla tutmaz. Koyun yoğurdunun azalmasıyla beraber keçi yoğurdu, sonbahar mevsiminde talep görür. Manda-camış azlığı, tercih edilen yoğurdun piyasada fazla tanınmamasındandır. Oldukça yağlı olan camış yoğurdu, beslenen ilçelerle köylerde tüketilmekte, şehir merkezinde eskisi gibi bulunmamaktadır. Kimi aileler, camış yoğurdunu istek üzerine köylerden getirmektedir. İnek yoğurdunun son dönemlerde üretiminin işletmelerde yapılmasıyla birlikte sıklıkla kullanım mecburiyeti şehirde artmıştır. Diyarbakır'da inek yoğurdunun kullanımının az oluşu, yoğurtla yapılan kimi yemeklerde yoğurdun kesilmesidir, yağ oranının azlığıdır. Mehir-meyir-ayran aşı yapımında koyun yoğurdunun olmadığı zamanlarda inek yoğurdunun kesilmemesi, çökme olmaması için, aşa bir miktar un katılmaktadır. Diyarbakır'da Sade Yağ Üretimi-Tüketimi Günümüzde sadeyağ, eskiye oranla kullanılmamaktadır. Katı yağların yerini sıvı yağların almasıyla birlikte katı yağ, sadece köylerde kullanılmaktadır. Bunun önemli nedeni de sağlıkla ilgili endişelerin herkesçe bilinmesidir. Katı yağın damar hastalıklarına, kollestrolün artmasına sebebiyet vermesi, ağırlıklı olarak ekonomik oluşu sebebiyle ayçiçek yağının kullanımını arttırmıştır. Zeytinyağı, pahalı oluşu sebebiyle sınırlı sayıdaki yemeklerde kullanılmaktadır. Sadeyağ, özellikle yaz mevsiminin sonlarına doğru sonbaharla alıcı bulur. Alınan yağ, eritilir, bahara kadar kullanılmak üzere depolanır. Yağın depolanmasında, acılaşmasının, bozulmasının önüne geçmek için yumurta sarısı kullanılır. Sadeyağın Diyarbakır'da kullanım alanı, sınırlı sayıda tüketici tarafından kullanılmasının yanında en çok baklava ve özellikle kadayıf yapımında revaçtadır. Pilavlarda kullanımı görülen sadeyağın tadına, kokusuna aşina olmaktan uzak yeni kuşağa rağmen, şehrin yerlilerince kullanımı halen söz konusudur. 323 SONUÇ Özetle son zamanlarda gelişen teknik donanımlarla Diyarbakır'da olan küçük çaplı işletmeler birleşerek, peynir alanında yatırımlarda bulunup, şehrin önemli ihracat kalemlerinden olan Peyniri dış dünyaya tanıtmalıdır. Bu sağlandığı zaman, her ilin ismine tescil edilen kendi ürünleri gibi, Diyarbakır Örüklü peyniri, dil peyniri, Kerkorlu Peyniri kendisine has, kendisine özgü bir standarda ulaşacaktır. Elbette bu işlemler yapılırken üretici de bilgilendirilerek, verimli süt veren hayvanları edinme alanında üreticiye kolaylıklar sağlanmalı, hayvanların barınma alanları ıslâh edilmeli, beslenmede sütün artırımını esas alan kalemler tanıtılmalıdır. Diyarbakır'da son yıllarda tarım ve gıda alanında bir marka haline gelen pirinç, kadayıf gibi ürünler yanında peynir de hak ettiği değeri kazanmalıdır. 324 DÜNDEN BUGÜNE DİYARBAKIR KARACADAĞ PİRİNCİ Mehmet Ali ABAKAY* GİRİŞ Gündelik yaşamda yemek, insanoğlu için “Anasır-ı erba'a” denilen canlılarda hayatın olabilmesi için dört ana unsuru tamamlayan beşinci öğedir: Su, hava, toprak ve ateş. İnsanoğlunun yemek kültüründe bakliyat ve hububat, vazgeçilmez besinlerdir. Dünyanın hangi kıtasında bulunursanız bulunun, buğday ve pirinç, sofraların doyuruculuk açısından başta gelen tahıl ürünleridir. Günümüzde buğdayın ihtiyaca cevap veremediği, iklim şartları sebebiyle az yetiştiği ülkelerde beslenme açısından doğan eksikliğin yerini pirinç tamamlamaktadır. Karadeniz Bölgesi'nde mısır, iklim şartları sebebiyle buğdayın yetişmemesinden dolayı ekmeğin yerini aldığı gibi, Çin, Hindistan gibi nüfusça yoğunluğun çok olduğu ülkelerde pirinç, sofraların vazgeçilmezidir. Diyarbakır'da ismi volkanik Karacadağ ile bütünleşmiş olan pirinç, yüzyıllardır “Karacadağ Pirinci” olarak yemek geleneğinde yerini almıştır. Karacadağ Pirinci'nin bu denli ünlenmesinin sebebi, yörenin su kaynaklarının çokluğu, toprağın münbitliğine dayanır. Karacadağ Pirinci'nin lezzeti, diğer pirinç çeşitlerine göre suyu fazla çekmesi, tanelerinin dolgunluğu, pişirim sonrasında lapalaşmaması, tanelerinin birbirine yapışmaması, diri oluşu, sayılabilecek oranda birbirinden ayrılması, sunî gübreye ihtiyaç duymayışı, yöremizde her yerde aranır oluşunun sebebidir. Karacadağ Pirinci'nin tarihî seyir içinde hükümdarların yemek ziyafetlerinde, aşiretlerin düğün, barışma, bayram etkinliklerinde yemeklerde et ile baş sırada yer alması göz önünde bulundurulduğunda diğer pirinç çeşitlerinin fazla tüketilmemesinin adeta bir cevabıdır. Karacadağ Pirinci'nin kaynağından gelen soğuk sularla yetiştirilmiş olması yanında gözden kaçırılmaması gereken en önemli hususlardan biri de şudur: Çeltik ekilmeden çok önce küçük baş hayvan sürülerinin sağım alanı, çeltiğin yapılacağı toprak üzerindedir. Haftalarca süren sağım ve sürülerin dinlenme noktaları, çeltiğin ekileceği alanlar olduğu için, hayvan gübresinin toprağa karışması kolaylaşmaktadır. Bilerek yapılan süt sağımı ve hayvanın dinlenme alanı olarak çeltiğin ekileceği toprak alanları, bu sebeple kendiliğinden gübrelenmiş olur. Hayvancılıkla geçinen Karacadağ Yöresi'nde hayvanın bolluğu, ekim zamanında tohumun toprağa karışmasını kolaylaştırmaktadır. İyice su verilen araziden hayvan sürülerinin *Araştırmacı-Yazar e-mail: [email protected] 325 geçirilmesi, hem suyla gübrenin iyi biçimde kaynaşmasında, hem tohumun ilk aşamada ekiminde önemlidir. Pirincin yetiştirildiği diğer yörelerde bu tarz incelikler uygulanmakta mıdır? Uygulamalar, Karacadağ Yöresi'nde böyle iken, diğer yerlerde ekim aynı olmakla beraber sürülerin çokluğu söz konusu değildir. Kaynağından soğuk suyun çeltiğe verdiği dirilik de göz önünde bulundurulduğu vakit, Karacadağ Pirinci'ni emsalsiz yapan hususlar ortaya çıkar. Günümüzde Karacadağ Suyu'nun içim özelliklerinin diğer içme sularına göre daha hafif oluşu yüzyıllar önce keşfedilmiş olmasına rağmen, hazır su sektörü ile buluşması, beş-on yıllık bir zaman dilimi içindedir. Araştırmalar uzmanlarınca yapıldığında çeltiğin sulandığı suyun değerlerinin verimde ve çeltiğin tadında ne gibi değişiklikler yaptığı ortaya çıkarılabilir. Bizim ilgi alanımız, araştırma olduğu için alanımız dışında olan bu hususun doğruluğu hakkında doğrudan bir hüküm vermemiz söz konusu olamaz. Yine de soğuk su ile yetiştirilen ürünlerin, diğer ürünlere oranla farklı lezzette olduğu yıllarca yetiştiricilik ameliyesi içinde olanların ortak görüşüdür. Lice'de ve Çermik'te soğuk kaynak sularıyla yetiştirilen domatesin tadı, hacmi ve rengi diğer domateslerden farklıdır. Domatesin ekşiliği, büyüklüğü söz konusu iken, bunun toprak ile bir ilgisinin bulunmadığı da bilinenler içindedir. İklime uygunluk gösteren ürünlerin, soğuk su kaynakları ile yetiştirilmesi üzerinde duran yetiştiricilerin, elbette sunî gübre kullanmayışı ve doğal gübre kullanmaları, ürünlerin farklılığını, tadını, şeklini ve ağırlığını etkiler. Bu bildiride Karacadağ Pirinci hakkında yazılı kaynaklarda yer alan bilgilerin geniş bir özetini sunacağız. Kaynaklar, sadece İl Yıllıkları ile sınırlı tutulduğu için birçok kaynağa atıflarda bulunulmamıştır. Diyarbakır Mutfak Kültürü'nü konu alan kimi makaleler ve kitaplar bulunmasına rağmen Karacadağ Pirinci ile yapılan bir yemek tarifi de bir yemek kitabından aktarılacaktır. Diyarbakır'da düğün yemekleri yapıldığı zaman, yemeklerde vazgeçilmez olan pirinç, Karacadağ'dır. Diğer pirinçlerin Karacadağ Pirinci'ne oranla az su çekmesi, artırımının çok olmayışı, ilk bakışta Karacadağ Pirinci'nin fiyatını fazla gösterse de Karacadağ Pirinci, genelde ağırlığının en az üç kadarı su çekmektedir. Artırımı diğer pirinçlerden fazla olduğu için, lezzetçe farklılığı, sadece düğün, nişan değil, bayram, barış, kutlama, şenlik, şölen, sünnet gibi etkinliklerde şaşılmaz olandır. Bir aile ne kadar yoksul olsa da, son baharla birlikte üretimi başlayan Karacadağ Pirinci'nden mutlaka alır. Bu ailelerin ekonomik varlıklarına göre bir çuvaldan başlar, birkaç çuvala kadar çıkar. Halka göre diğer pirinçler, “Naylon” olarak adlandırılır. Baldo türü pirinç her ne kadar bunun dışında ise de genel kanaat bu yöndedir. Mahsuller Ofisi'nin 1980 ve sonrası pirinç ithalinde Güneydoğu'da ve özellikle Diyarbakır ile Şanlıurfa'da pirinç satışlarına halkın yoğun talepte bulunmayışı, ithal pirinci alanların memnuniyetsizliği söz konusu idi. Üzerinden çeyrek yüzyıldan fazla bir zamanın geçtiği o dönemler, 326 istenilen ölçüde halkın beğenisine hitap etmeyen pirincin sofralarda yerini almadığıydı. Karacadağ Pirinci'nin zaman içinde halkın alım gücünün düşmesi ve üretimin ihtiyaca çoğunlukla cevap vermeyişi göz önünde bulundurulursa, misafir ağırlama, bayram ve diğer önemli günler için Karacadağ Pirincinin kullanılmak üzere stok yapıldığı gözlenir. Gündelik yaşamda ucuz olan pirince yöneliş söz konusudur. Toplu alışveriş merkezlerinin Diyarbakır'ın “Büyükşehir” oluşuyla birlikte artması, Batı Bölgesi'nin pirinciyle halkın tanışmasını kolaylaştırmıştır. İthal Pirinç, daha çok dolma ve sarma amaçlı tüketilirken, baldo türü pirinç pilavlık olarak kullanılmaktadır. Çorum, Osmancık olmak üzere tercih edilen pirincin yine de Karacadağ'ın yerini tutmadığını, otuzu aşkın ev hanımı ve on üç lokantacıyla yaptığımız görüşmede tespit ettiğimizi belirtmekte yarar görüyoruz. Son beş yılda şehir merkezli kimi firmaların Karacadağ Pirinci'ni alışveriş merkezleri ve marketlerde satışa özel ambalajlarla sunduğu görülmektedir. Karacadağ Pirinci'nin şehrin Örüklü Peyniri, Dicle Karpuzu gibi, diğer şehirlere hediyelik götürüldüğünü, İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere metropol şehirlere yerleşmiş Diyarbakırlılarca her yıl ihtiyaca göre toplu olarak alındığını, bu alımın üretimin %50 oranını aştığını söylemek mümkündür. Karacadağ'ın birçok otelde ve turistik tesislerde aranan ürün olduğu, bilinmektedir. Karacadağ'ın özellikle sonbaharda temini, şehirdeki çeltik fabrikalarından toplu karşılanabildiği gibi alımı, sadece sınırlı sayıda olan üreticiye üretimden çok önce sipariş vermekle mümkündür. Kimi aileler, üreticilere her yıl sipariş verdiği için Karacadağ Çeltiği'nin fabrikalara verilişi ve çıkışı arasındaki zaman sonrası, kısa olduğu için Karacadağ Pirinci'ni fabrika çıkışında teslim almaktadır. Son yıllarda yetiştirilen kimi pirinç çeşitlerinin “Karacadağ” ismiyle piyasada bulundurulmasının da söz konusu olduğunu da göz önünde bulundurma, ihtiyaç sahipleri için bir zorunluluk olmuştur. Mutfak Kültüründe Karacadağ Pirinci ve Kimi Bilinmeyenler Diyabakır'da pirinç pilavının pişirilme çeşitleri farklılık arz eder. Kimi zaman pirinç yıkanır, suda pişirilir. Suyunu çeken pirinç üzerine yeteri kadar kızdırılmış yağ eklenerek, kapağı kapatılır. Yağ, emildikten sonra pilav servise hazırlanır. Bazen de pirinç, yağda kızartıldıktan sonra kaynar suda pişirilmeye bırakılır. Diyarbakır'da pirinç pilavının sebzelisi, soğanlısı, kavurmalısı, karaciğerlisi, domateslisi, salçalısı (Meyhane Pilavı), etlisi, şehriyelisi, nohutlusu, kıymalısı, kengerlisi, zerdelisi olmak üzere yaklaşık yirmi çeşidi bulunmaktadır. Diyarbakır Mutfağı'nda pilavda kullanılan yağ, sadeyağ olmalıdır. Son otuz yılda sadeyağın yerini önce katı bitkisel yağ almıştı. Şimdi de katı yağ yerine ayçiçeği, çok nadir zeytinyağı kullanılmaktadır. Halen kimi aileler, pirinç pilavını sadeyağ ile 327 yapmaya devam etmektedir. Pirinç Pilavı yanında pirincin kullanıldığı yemekler, Güneydoğu'ya özgü iç sakatattan kibe-mumbar, Davud Paşaî, Sarma, Dolma türü olanlar söz konusudur. Kimi sütlü-yoğurtlu, tatlı ve ayranlı çorbalarda pirinç kırığı tercih edilir. Pirinç Çorbası, Yayla Çorbası buna birer örnektir. Bazen kelle-mumbarda bulgur da kullanılabilir. Bulgur, daha çok yoksul ailelerce kullanılırken pirinç kullanma varlıklı olmanın işareti olarak yorumlanabilir. Dolma çeşitlerinde pirinç kırığı kullanılırken sarmada tercih edilen bulgurdur. Yokluk yıllarında pirincin, bayram günlerinde zengin sofralarında ancak görüldüğünü belirten yaşlılar, köylünün ve ilçelinin daha çok bulgur pilavı ile yetindiğini belirtirken, şehirde kimi ailelerin verdiği düğün ve bayram yemeklerinde etli pirinç pilavının olduğunu büyüklerinden rivayet eder. Günümüzde dünün iptidaî üretim biçimleri, yerini modern üretim şekillerine bırakırken, pirinci hemen her sofrada bulmak mümkündür. Bu sebeple dünün yaşantısında pirinç, az önce de değindiğimiz gibi varlıklı olmanın işaretidir, tüketici açısından. Kimin evinde pirinç pilavı pişirilirse, o eve zengin gözüyle bakılırdı. Bugün üretimde karşılaşılan zorluklar kalmadığı gibi sıtma gibi hastalıklara davetiye çıkartan olumsuzluklar da yoktur. Pirinç, Diyarbakır'da başlı başına pilav olarak yanında kırılan bir baş soğanla yemeğe dönüşebilirken başka mutfaklarda ekmeksiz yenme özelliği ağır basmaktadır. Halen Diyarbakır'da pirinç pilavını çatalla yemek, gelenekte küçümsenmekte ve hoş karşılanmamaktadır. Bir dönem tahta kaşıklarla yenilen Karacadağ Pilavı, bugün sadeyağla tekrar eski günlerin ihtişamına dönüştürülürse, pirinçten yapılan yemek çeşitleri, çevre illerden örnek alınanlarla otuza yaklaşabilir. Sözden dönenin kaşığının pilavda kırılması, tuzsuz pilav, temcid pilavı olmak üzere folklorda yerini alan atasözleri, özdeyişler de pirinçten bahsedilirken unutulmamalıdır. Biz “Yaş otuz beş yolun yarısı eder” mısrası ile Cahit Sıtkı'yı hemen hatırlıyoruz da gerçek soyadının baba mesleğinden gelen “Pirinççizade-Pirinççioğlu” olduğunu unutmuşuz, yıllardır. Pirinçten zarar eden baba, sonradan bu soyadını “Tarancı” olarak değiştirince, bu vak'adan yüz yıl sonra bu soyadını taşıyan akranların kimisi, Karacadağ Pirinci'nden alınan bu soyadını çok zor hatırlar. “Pirinççizade” denildiğinde Diyarbakır Küçeleri'ni bir dolaşın. Ulu Camiî'den Ziya Gökalp İlköğretim Okulu'na sapmadan önce sokağın “Pirinççi Sokak” olduğunu göreceksiniz. Sebebi de Cahit Sıtkı'nın şimdi müze olan baba evidir. Diyarbakır Mutfağı'ndan bir pilav tarifi: Duvaklı Pilav Malzemeler: 2 su bardağı pirinç (Karacadağ Pirinci), 4 bardak su, 2 Yemek Kaşığı 328 sadeyağ, Tuz (yeteri kadar).. Duvağı için malzeme: ½ Kğ yağsız kıyma, 1 Su bardağı badem, 1 Kaşık sadeyağ, Karabiber, yenibahar, tuz. Yapılışı: Pirinç ılık suda biraz tuz ilave edilerek 1 saat kadar bekletilip, bol su ile yıkanır, süzülür. Pilav pişirilecek kaba yağ konur, pirinç kavrulur. Pirinçler birbirine yapışmaya başlayınca kavrulma işlemi tamamlanmış olur. Dört bardak kaynar su ilave edilir. Ağız kapatılıp, kısık ateşte suyunu çekinceye kadar pişirilip, demlenmeye bırakılır. Diğer tarafta kıyma kavrulur, tuzu ve baharatları konur. Ağartılmış bademler 1 kaşık yağda pembeleşinceye kadar kavrulup kıymaya ilave edilir. Pilav servis tabağına yerleştirilir. Üzerine duvak yayılır. Sıcak servis yapılır. (Kaynak Diyarbakır Mutfağı sayfa 53 DİTAV Yayını İstanbul 2003). ****************************************************************** Diyarbakır İl Yıllıkları'nda Çeltik Hakkında Bilgiler ve Çeltik Üretimi Cumhuriyet Dönemi içinde Diyarbakır'da yayınlanan Yıllıklar, dört adetle sınırlıdır: 1. KONYAR Basri, Diyarbekir İl Yıllığı Diyarbekir Vilayet Neşriyatı Ulus Basımevi 1936 2. BEYSANOĞLU Şevket, Diyarbakır İl Yıllığı 1967 İş Matbaacılık ve ticaret Ankara 1967 3. Komisyon, Cumhuriyetin 50. Yılında Diyarbakır 193 İl Yıllığı İş Matbaacılık ve Ticaret Ankara 1973 4. Komisyon 200'e Beş Kala Diyarbakır(1995 Diyarbakır İl Yıllığı) D.Ü. Basımevi İşletme Müdürlüğü Diyarbakır 1995 Bu bildiri beraberinde sunduğumuz “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Diyarbakır'da Tarım Ve Hayvancılık” bildirimizin Tarım kısmında pirinç üretimine dair istatistik veriler sunulduğu için tablolar ve bilgiler yinelenmemiştir. Çeltik Çeşitleri ve Karacadağ Pirinci hakkında yaptığımız özetlemeler ve karşılaştırmalar, kronolojik olarak verilecektir: Diyarbekir İl Yıllığı-1936 Yıllıkta “Çeltik ve Ziraati” başlığı altında sunulan bilgilerden: “Diyarbekir Vilâyetinde Kara Kılçık, Ak Kılçık ve Kırmızı Kılçık namlar ile üç türlü çeltik vardır. Kara Kılçık nev'inin taneleri ufak, yuvarlak ve serttir. Ak Kılçığa nisbetle geç yetişirse de hastalığa daha mukavim ve daha mahsuldardır. Taneleri baş aşağıdan kolaylıkla ayrılmadığı için harmanda güç dövülür. Müsabbak dahi tabir edilen Ak Kılçığın 329 taneleri, Kara Kılçık tanelerinden daha büyük ve daha uzundur. Kara Kılçıktan on beş gün evvel yetişir. Yaprak ve başakları nisbeten yumuşaktır. Taneleri baş aşağıdan kolaylıkla ayrıldığından harman ameliyatında güçlük çekilmez. Lâkin hastalığa mukavemeti azdır. Bununla beraber bu nev'i pirinç diğerlerine tercih edilir. Fiat itibariyle de daha yüksektir. Kırmızı Kılçık; kılçıkların açık kırmızı bir ev'i çeltiktir ki bugün ziraati bırakılmış gibidir. Lezzet ve hasılatı itibarıyla Karacadağ Pirinci çok merguktur. Diyarbekir Vilayetinde pirinç ziraati Madrap tabir edilen gayet geniş, ekseriya düz ve münbit arazide yapılmaktadır. Bir madrabın genişliği 30 ilâ 240 hektar arasındadır. Büyük madraplar birkaç kısma ayrılarak her birine “Mağal” denilir. Koyun yatırıldığı yere mağal denildiğinden ondan kinaye pirinç tohumunun atıldığı yere de bu isim verilmiştir. Madrapları iska eden sular, biri ahaliye ve diğeri hazineye ait olmak üzere iki kısımdır. Hazineye ait madrap sularının senevî icar bedeli mahallî ziraatin terâkki ve inkişâfı için devletçe vaktile Vilâyet idaresi Husussiyesine verilmiş olduğundan mezkûr idarece icara verilmektedir. Senevî icar bedeli vasatî olarak kırk iki bin liradır. Suların bol olduğu müsait senelerde Madrap sularının Vilâyet hususî idaresine temin ettiği senevî varidat miktarı 65.000 lirayı bulur. İkinci kısım sulara gelince; membalarından mansaplarına kadar mal sahipleri tarafından pirinç ekmek üzere idare edilir veyahut icara verilir. Mirî suların irva ve iska ettiği arazi eşhasa ait olup hükûmetin malı değildir. Hükûmet tarafından tasarruf edilen iş bu madrap suları talibine ekseriya üçer sene müddetle icara verilmektedir. Müstecir tarafından efradı ahalinin tapu senedile verilmektedir. Müstecir tarafından afradı ahalinin tapu senedile mütesarrıf oldukları arazide hakkı tasarrufları nazarı dikkate alınmadan o suyun iska edileceği madraplarda çeltik ekmek hakkına mâliktir. Şu şartla ki pirinç ziraati hakkındaki kanun ve örfü âdete tevafuk etsin. Müstecirler pirinç ekecekleri tarlayı bir sene evvel hükûmet marifetile arazi sahibine bildirmeğe mecburdur. Mirî sular için cari olan bu usul, arazi sahiplerine müşkilâtı mucip olmakla beraber pirinç ziraatinin terâkki ve inkişâfına mani teşkil ettiğinden 327 ve 1926 senelerinde madrap suları halka terk edilmiş ise de halk bunu idare edemeyerek diğerine münazaaya kıyam ettiklerinden hükûmet tekrar vaziyet ederek iltizam usulüne avdet etmiştir. “ Yazar, çeltik ekiminin fennî usulde yapılmadığını belirterek, arazinin sürülmeden, yabanî otlardan temizlenmediğini, gübrelenmediğini söyleyerek, çeltiğin ekildiğine işaret eder. Karacadağ'da çeltik ekilen arazinin taşlık ve volkanik alan olduğu için, bir ekimden sonra senelerce boş bırakılmasının söz konusu olduğu vurgulanarak, doğu taraflarında arazinin taşsız ve küçük taşlarla karışık olduğunu, bu sebeple arazinin sürüldüğünü ifade eder. 330 Çeltik ekiminde takip edilen yedi sene şu şekilde izah edilir: “Birinci sene çeltik ekilerek ikinci sene nadas yapılır ve üçüncü sene buğday ekildikten sonra bir sene nadasa terk edilir ve beşinci sene arpa ekilerek iki sene üst üste boş bırakılır. Sekizinci sene tekrar çeltik ziraatine hasredilir.” Çeltiğin genelde Eylül ortasında biçildiğine değinilerek, üç metre yüksekliğinde harman oluşturulduğu, hayvanlarla dövüldüğü, çalışanlarca saplarından silkelendiği, güneşte kurutulduğu, sonrasında dinklere gönderilip kabuktan ayırma işleminin yapıldığı, 100 kilo çeltikten 45-65 kilo arası saf pirincin elde edildiği, kalanın kırıntı, kepek ve diğer artıklardan oluştuğu belirtilir. Pirincin en çok bire elli, genelde yirmi-yirmi beş verdiğini belirten yazar, göl usulü ile ekimin yapıldığı zaman bire yüz verim elde edildiğine Silvan-Hacikân Köyü'nde yapılan bir ekimi gösterir. Pirinçliklerde verimi düşüren otlar olarak kandırga, nefel ve darijanı gösteren yazar, pirince zarar veren hayvanlar arasında serçe, güvercin, yaban domuzu ve çekirgeyi gösterir. Yazar, Yıllığın bu bölümünü çeltik ekiminde ve üretim aşamasında dikkati alınacak tedbirleri sıralayarak bitirir. (Bölümün yer aldığı sayfalar: 128-134) Diyarbakır 1967 İl Yıllığı İl Yıllığı'nda yıllara göre verilen kimi ürünler arasında pirinç üretimi, tablodan alınmıştır: 1963 Yılında ekilen hektar ve alınan ürün: 1.723 hektar -3.000 Ton 1964 Yılında ekilen hektar ve alınan ürün: 1.600 hektar – 3.151 Ton 1965 Yılında ekilen hektar ve alınan ürün: 1.640 hektar--2.980 Ton Ekilen Saha Ekilen Saha İstihsal İstihsal İlçe Merkez Bismil Çermik Çınar Çüngüş Dicle Ergani Hani Hazro Kulp Lice Silvan Toplam 1965 65 60 60 380 50 40 30 250 270 1.210 1966 470 50 350 60 30 40 230 300 80 1.610 1965 960 70 80 800 60 50 40 400 500 2.960 1965 940 70 700 10 60 70 450 600 100 3.000 331 Verilen bu rakamlarla Teknik Tarım Müdürlüğü'nden alınan rakamlar arasında bir uyumsuzluk görülmektedir: 1967 İl Yıllığı'nda Pirinç Ekimi ve Yapıldığı kimi alanlarda yer alan suların sahiplerine yer verilmektedir: Merkez İlçe, Çermik İlçesi, Çınar İlçesi, Hazro İlçesi, Silvan İlçesi. 1967 Yıllığı'nda yer alan önemli bir bilgi notu da şu şekildedir: Diyarbakır'da Akkılçık cinsi, daima sulama sistemi üzerine ekilir. Bilhassa Karacadağ çeltiğinden olan bu pirinç, çok nefis ve makbuldür. (Bölümün yer aldığı sayfalar 347-348) Diyarbakır 1973 İl Yıllığı 1973 İl Yıllığı'nda kimi yıllara göre pirinç ihracatı kilo olarak verilen tabloya şu şekilde yansıtılmıştır: 1933-150.000, 1934-250.00, 1935-600.00, 1936-650.000, 1937-800.000 , 1967-10.000.000, 1969-10.000.000 1972 Yılına ait çeltik ekim alanları, Yıllıkta şu şekilde yer almaktadır: İlçe Merkez Bismil Çermik Çınar Çüngüş Dicle Ergani Hani Hazro Kulp Lice Silvan Toplam Ekiliş Hektar 4.000 171 371.5 54 70 5 1.000 5.671,50 İstih Ton 8.675 690 929 108 210 15 2.500 12.927 (1973 İl Yıllığı Ekonomi Bölümü Sayfalar: 527-vd.) Diyarbakır 1995 İl Yıllığı - 2000'e Beş Kala 1995 İl Yıllığı'nda merkez ve ilçelerde Pirinç üretimi hakkında verilen istatistiki sonuç, Hububat Ekiminin İlçelere Göre Dağılımı tablosundan alınmıştır: İlçe Merkez Bismil Çermik Çınar Çüngüş Dicle Eğil İl çapında üretilen Pirinç toplamı 13.935.000 Kilogramdır. 1995 Ergani İl Yıllığı'nda bu tabloda yer alan üretim bilgisi dışında verilen Hani bilgiler söz konusu değildir. (1995 İl Yıllığı sayfa:266) Hazro Kocaköy Kulp Lice Silvan 332 Üretim 4.880 2.500 4.500 240 115 500 1.200 KARACADAĞ VE KENGER İrfan Rıza YAZICIOĞLU1 ve Kenan HASPOLAT 2 Kengere Genel Bakış (Gundelia tournefortii), papatyagiller (Asteraceae) familyasından 40-50 cm yüksekliğinde, tüylü, yıllık, sütlü, dikenli bir otsu bitki türü. . Gövdeleri basit veya az dallı, kısa ve kalındır. Yapraklar derimsi, damarlı beyazımsı tüylü, gövdedekiler sapsızdır. Çiçek durumu küreye bir baş şeklindedir. Çiçekler morumsu-kırmızı renklidir. Baş kısmı olgunlukta sarımsı-yeşil renk alır ve dikenler hariç 1 cm kadar uzunlukta olup serttir. Kökleri Güneydoğu'da Mart ve Nisan aylarında toplanıp değişik yemek yapımında kullanılır. Yabani bir tür Enginar'dır. En çok tüketildiği il Diyarbakır'dır. Karacadağ bölgesinde çok bol yetişmektedir. Güneydoğu'da Hamsi muamelesi yapılan bir bitkidir. Küçük bıçak yardımı ile topraktan çıkarılıp toplanır. Toplandıktan sonra çamurlu üst yapraklar ve dikenler temizlendikten sonra değişik yemekleri yapılır. Haşlandıktan sonra sarımsaklı yoğurtlu kavurması, sarımsaklı ekşili meftunesi, yumurtaya bulanıp kızartması, lebeniye çorbası içinde ve turşu olarak bolca tüketilir. Karaciğer dostu ve koruyucusu olan kengerin sütünden Amerika'da ünlü bir vitamin firması ''Milk Thistile'' adı altında karaciğer koruyucu üretmiş ve tıbbın kullanımına sunmuştur. . Türkiye'de yetiştiği yerler: Orta, Doğu, Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz Bölgesi, Ege Bölgesi. Halk tarafından kenger genellikle taze dallarının kabukları soyularak tüketilir. . Gövdenin kesilmesi ile çıkan sütten kenger sakızı hazırlanır. Kenger sakızı çiğnenirse iştahı açar, dişleri temizler ve diş etlerini kuvvetlendirir, diş eti çekilmelerine ve skorbite iyi gelmektedir. Akdeniz bölgesinde olgunlaşan başlar kavrulup öğütülerek kenger kahvesi yapılır. 1 [email protected] 2 [email protected] 333 Köklerinden elde edilen kenger sakızı kullanılır. Bunun için yaz sonuna doğru bitkinin toprak üstü kısımları tamamen solduktan sonra kökün etrafı topraktan temizlenerek açığa çıkarılır ve bir bıçakla çizilir. Çizikten akan süt koyulaşarak sakız kıvamına gelir. Toplanan sakızlar suda yıkanıp temizlendikten sonra yine su içinde saklanır. . Kengerotu sakız imali haricinde, ilkbaharda toplanıp sebze olarak tüketilebildiği gibi meyveleri kavrulup toz haline getirilerek kenger kahvesi de yapılmaktadır. Faydaları . * Kenger sakızı çiğnenmesi iştah açar, dişleri temizler ve dişetlerini kuvvetlendirir. http://www.genelsaglikbilgileri.com/kenger-otu/ http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/15581031.asp http://tr.wikipedia.org/wiki/Kenger ilkayinmekani.blogcu.coM Kenger Mutfağı Karacadağ'da orman kalmadı ama bin yılların "kenger"i direndi zamana. Kar erimeye başlayınca, kenger topraktan fışkırır. Hele birazcık güneş görsün, dikenli yapraklarını toprak yüzeyine, gövdesini de toprağın derinliklerine uzatır. Kara, soğuğa dayanıklıdır. Her taşın altında biten kenger, yöre insanın da vazgeçilmez yemeğidir. Beş-on santimetre uzunluğundaki etli ve süt beyaz gövdesi yemek yapılırken kullanılır. Dikenleri kuruyunca çevre köyler için iyi bir yakacak olur. Bahar öncesi yetişmeye başlayan kenger, Mayıs ortalarında yeşilliğini kaybeder, kartlaşır ve dikenleşir. . Dikenleşen kenger kadınların sırtlarında kıl çadırlara, köylere taşınır. Yani kenger üç ay aş, beş ay yakacaktır. Antik Karacadağ lavlarında yetişen, kıraç ve yanmış toprağı seven kenger Diyarbakır, Siverek, Viranşehir ve daha birçok yerde pazarlarda satılır... Özellikle Siverek'ten onlarca kadın sabahın köründe, ellerinde demir kazıklarla kenger toplamak için Karacadağ'a akın eder. Erkeklerin kenger topladığı görülmüş, duyulmuş bir iş değil. Kenger toplamak kolay değildir. Taş taş dolaşmak, toprağı didik didik etmek gerekir. Bir de bulunan kengerin özenle topraktan sökülmesi ve temizlenmesi, dikenlerinden arınması lazımdır. Kenger inatçı ve dikeni yakıcıdır. Ama kenger aştır Siverekliye, Karacadağlıya...(8) Diyarbakır'a ait bir spesialite de Karacadağ kengeridir. Yumurtalısı, yoğurtlusu ve meftünesi yapılmaktadır. Kengerli yemekler: kenger meftunesi, kenger borani, kengerli bulgur pilavı (1). 334 Kenger Meftünesi: Yarım kg. yağlı parça kuzu ya da koyun eti suda hafif pişirilir. Sonra; temizlenmiş ve suda bırakılmış 2 kğ kenger, etin üzerine ilave edilir, ikisi birlikte hafif ateşte pişirilir. Kaşıkla karıştırılmaz. Piştikten sonra kengerin üzerine bir parmak geçecek kadar sumak suyu ve bir kaşık salça katılır. Et piştiği zaman yemek de pişmiş demektir. İstenirse sarımsak ilave edilir (2). Diyarbakır'ın... "Kenger" bu bitkiden ne yemekler yapılmaz ki... Pilava karıştırdığınızda et gibi lezzetlendirir bulguru... "meftunesi"nin tadına doyum olmaz... Önce haşlayıp sonra yumurta ile kızartıp da yiyebilirsiniz... Karadenizlilerin "hamsisi" ne ise bizim de "kengerimiz" o' dur (3). İlkbaharda kenger Kenger Yemekleri Kengerli Ayran Çorbası Kenger Meftunesi 335 Siz Hala Kenger Yemediniz mi? Doğayla sürekli bir ilişki halindeki insanoğlu tüm ihtiyaçlarını fazlasıyla doğadan tedarik eder. Kenger de onlardan biri. Doğada bolca bulunan kenger yoksul insanların aşı olmuştur hep. Kenger bir ilkbahar bitkisidir. Yumuşak topraklı zeminlerde, yamaçlarda, düzlük ve nadasa bırakılan tarlalarda yetişir. Dikenli bir bitki olan kenger kendiliğinden yetişir. Yabandır bu bitki! Bilimsel literatürdeki adı, “Gundelia Taurneforti” olan kenger, Kürtçede Kereng olarak bilinir. İlçemize Karacadağ'dan gelen kenger, çarşıda kurulmuş seyyar tablalarda yerini çoktan aldı. Bahar öncesi yetişmeye başlayan kenger, Şubat'tan itibaren pazara düşüp Mayıs ortalarında yeşilliğini kaybeder, kartlaşır ve dikenleşir. Dikenleşen kenger kadınların sırtlarında kıl çadırlara, köylere taşınır. Yani kengerden üç ay aş, beş ay yakacak olarak da istifade edilir. Kenger bitkisi genelde üç şekilde değerlendirilir 1- Dikenlerinden ayıklanarak çiğ çiğ yenir. 2- Dikenlerden ayıklanıp yıkanır ve doğranarak suda kaynatılır. Suyu sıkılarak iyice süzüldükten ve yağda kızartıldıktan sonra, kengerler tuz-biber-salça ve az sarımsakla karıştırılır. En son işlem olarak üzerine yumurta kırılarak pişirilir. Bu tarz yapılan kengerin tandır ekmeğiyle yenilmesiyle tadına doyum olmaz! 3- Kengerler dikenlerinden ayıklanıp yıkanır. Bir hafta tuzlu suda dinlendirildikten sonra sofralarda turşu olarak yerini alır. Tuzlu sudan çıkarıldıktan hemen sonra tüketilmezse, kengerin beyaz olan rengi hemen siyahlaşır (4). Kenger Borani Malzemeler 1 kg kenger, 250 gr kuşbaşı, 1 kaşık sadeyağ, yoğurt, 1 bardak et suyu, 2 diş sarımsak, tuz. Yapılışı Kenger temizlenip kuşbaşı et büyüklüğünde doğranıp yıkanır. Et haşlanır. Bir bardak et suyu ayrılır. Yağ kızartılıp haşlanan etle kenger içinde ölüştürülür. Ayrılan bir bardak et suyu bu karışıma ilave edilerek kısık ateşte pişirilir. Dövülen sarımsaklar yoğurdun üzerine dökülür. Servis tabağına alınan yemeğin üzerine hazırlanan yoğurtlu sarımsak ilave edilerek servis yapılır. 336 Kengerli bulgur pilavı Malzemeler: ½ kg kenger, 3 su bardağı pilavlık bulgur, 3 yemek kaşığı sadeyağ (tereyağı), 3 su bardağı su, tuz. Yapılışı: Kenger temizlenip doğranır. Az haşlandıktan sonra hafif yağla kavrulur. Bulgur ilave edilerek, su ve tuz katılarak, suyu çekilinceye kadar pişirilir. Kızgın yağ ilave edilip, servis yapılır (1). Kengerli yumurta yemeği Malzemeler: 2 kg kenger, 3 orta boy soğan, 2 yemek kaşığı sadeyağ, 6 yumurta, tuz, karabiber. Yapılışı: Kenger ayıklanır, yıkanır. Sıcak suda haşlanır. Sıkılarak sudan çıkarılır. Soğan soyularak ince doğranır. Yağ, soğan, tuz tencereye konulur. Kapağı kapatılır. Kısık ateşte ara sıra karıştırılarak 7-8 dakika kadar pişirilir. Sonra doğranmış kengerle birlikte yumuşayıncaya kadar, yaklaşık 10 dakika pişirilir. Karabiber ilave edilir. Karıştırılır. Ayrı bir bakır sahana alınır. Kengerlerin üzerinde yumurta sayısı kadar oyuk açılır. Yumurtalar kırılır, üzerine karabiber konur. Beyazları katılaşıncaya kadar ateşin üzerinde pişirilir.(7) Diyarbakır Ulu Cami süslemeleri de kengerden etkilenmiştir Diyarbakır Ulu Camide bitkisel motifler de yoğundur. Akantus yaprakları, kenger yaprakları, lotus çiçeği dikkat çekmektedir (5). Kenger Geçim Kaynağı Oldu Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde karların erimesi sonrası İlkbahar mevsiminin başlarında filizlenen 'Kenger' bitkisi yörede yaşayan vatandaşların geçim kaynağı oldu. 3/26/2008 337 Volkanik dağ olan Karacadağ'ın eteklerindeki köylerde kadın ve çocuklar tarafından toplanan kengerler temizlendikten sonra pazarlarda satışa sunuluyor. Ergani ilçesinde kenger satışı yapan Ersin Aşkın, "Yılın ilk kengeri birkaç gün önce çıktı. Karacadağ köyünden gelen kişilerden alıp pazarlarda vatandaşlara satıyoruz. Özellikle dar gelirli ailelerin sofrasından eksik olmayan kenger, bulgur pilavı, et ve yumurtayla pişirilip, kızartması yapılarak ya da salata olarak tüketiliyor. Kengerin kilosu 2 ile 3 TL arasında değişiyor." dedi (6). Şimdi Karacadağda Kenger Vaktidir Şimdi Karacadağda kenger vaktidir ve kenger gibidir genç kızların elleri şimdi... bembeyaz, kar artığı, çamurlu, ucuzdur kenger gibi; düşleri, umutları, aşiret sorasına uğramaz, soysuzdur, adîdir, en çok onu söken eller kadardır kirlidir felhan kızıllığında hırçındır, asidir, doruklarda ve diplerdedir, yabanî bir kır yalnızlığıdır... Ölüm gibi beyaz yalnızlık gibi soğuktur gözleri... Şimdi kaçamak bir sevda vaktidir, Çünkü; şimdi Karacadağda kenger vaktidir... (Seyfeddin Demir) KAYNAKLAR 1. http://www.genelsaglikbilgileri.com/kenger-otu/ 2. http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/15581031.asp 3. http://tr.wikipedia.org/wiki/Kenger 4.www. ilkayinmekani.blogcu.com 5. Diyarbakır kültür ve tanıtma vakfı komisyonu:Diyarbakır mutfağı. İst. 2003. 51,57 6. Doç.Dr. Mebrure Değer Diyarbakır Halk Kültüründe Yemek Müze şehir Diyarbakır İstanbul.1999.s.417 7. ergun ([email protected]) adına; [email protected] 8. http://kiziltepeajansi.wordpress.com/category/siz-hala-kenger-yemedinizmi/ 9. M. Fatih Azamlı:Diyarbakır Ulu Camiinde Bezeme.D.Ü.Arkeoloji böl.2000. 10. http://www.ozdiyarbakirgazete.com 11.Prof.Dr.Mebrure Değer.Annemin Diyarbakır Yemekleri. Hayy. Kitap. İst. 2009. s.70 12. Şeyhmus Çakırtaş: Ağaçsız Bir Dağ09/05/2004 Radikal 338 KARACADAĞ'IN ENTOMOLOJİK AÇIDAN ÖNEMİ Celalettin Gözüaçık* Karacadağ, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ortasında yer alan, kuzey-güney doğrultusunda uzanan ve en yüksek noktası 1938 m olan yayvan bir dağdır. Mardin (Derik, kısmen Kızıltepe), Şanlıurfa (Siverek, Hilvan, Viranşehir ve kısmen Ceylanpınar) ve Diyarbakır (Merkez, Çınar, Ergani ve kısmen Çermik) illeri tarım alanları ile iç içedir. Yapılan çalışmalarla oldukça zengin böcek faunasına sahip olduğu bilinmektedir. Böcekler vücut sıcaklığı değişken canlılar olup, en uygun (optimal) sıcaklığın 26ºC olduğu kabul edilir. Bu değerden uzaklaştıkça yaşamlarını ve gelişimlerini devam ettirebilmeleri için yazlama (Estivasyon) ve kışlama (Hibernasyon) ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden, yaz sıcağını ve kış soğuğunu atlatabilmeleri için uygun alanlara göçerler. Böceklerin bu olumsuz koşulları geçirebileceği en uygun yükseltinin 8001600 m olduğu kabul edilmektedir. Kışlaklarda böceklerin, başta kirpi otu (Acantholimon acerosum (Willd.) Boiss. var. acerosum, kirpi geven (Astragalus echinops Auch. ex Boiss.), geven (Astragalus sp.), Zır otu (Noea spinosissima Moq.) ve sığır kuyruğu (Verbascum sp.) gibi çok yıllık bitki örtüsü altında olmak üzere; taş ve toprak çatlakları içinde bulundukları bildirilmiştir (Lodos, 1961; Yüksel, 1968). Karacadağ, tüm bu koşullar göz önüne alındığında birçok böcek türü için önemli bir kışlaktır. Hayatının bir bölümünü ya da tamamını kışlakta geçiren böceklerle ilgili birçok çalışmalar yürütülmüştür (Zwölfer, 1942; Lodos, 1961; Yüksel, 1968; Kılıç ve ark., 1974; Lodos ve ark., 1984a,b,c; Satar ve Özbay, 2003; Tezcan ve ark., 2004;. Pehlivan ve ark., 2005; Gözüaçık ve ark., 2010). Çalışmalar değerlendirildiğinde, 1984-2010 yılları arasında 6 takıma ait 29 familya ve bunlara bağlı 152 böcek türü belirlendiği görülmektedir (Çizelge 1). *Diyarbakır Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü [email protected] 339 Bu türlerden bazıları tarımsal bakımdan çok önemli zararlı, bazıları bu zararlıların parazitoit//predatörü ve bazıları ise potansiyel zararlı ya da nötr durumundaki böceklerdir. Lodos ve ark. (1984a), 1981 ve 1982 yıllarında Diyarbakır (Karacadağ)'da Süne (Eurygaster integriceps)'lerin ovalara göç etmeye başladığı dönemde, kışlak böcek faunasını tespit ile bazı böcek türlerinin kışlak yerlerinden çıkış ve göç davranışları üzerinde araştırmalar yapmışlardır. Çalışmalarda, Karacadağ'ın 1800-1900 m yüksekliğinde ilkbaharda kar öbekleri üzerinde bulunan böcekleri toplamışlardır. İki yıl süren çalışmalar boyunca Coleoptera, Heteroptera, Homoptera ve Hymenoptera takımlarına bağlı 63 böcek türü tespit etmişlerdir. Çizelge1. Karacadağ'da 1984-2005 yılları arasında belirlenen böcek türleri Takım Tür Platycleis (Platycleis) intermedia (Serville) Platycleis (P.) escalerai escalerai Bolivar Platycleis (P.) escalerai iranica Ramme Platycleis (Incertana) persica Uvarov Conocephalus fuscus (Fabricius) Tettigonia viridissima Linnaeus Gryllotalpidae Saga ephippigera Fischer-Waldheim Gryllotalpa gryllotalpa (Linnaeus) ORTHOPTERA Caliptamus barbarus cephalotes Fish.-Waldh. Caliptamus barbarus barbarus (Costa) Caliptamus tenuicercis tenuicercis Tarbinski Acrididae Acrida bicolor anatolica (Dirsh) Oedipoda aurea Uvarov Oedipoda schochi schochi Saussure Acrotylus insbricus insbricus (Scopoli) Dociostaurus (Notostaurus) anatolicus (Krauss) Dociostaurus (Kazakia) jogai (Soltani) Alydidae Comptopus lateralis Germ Berytinus clavipes F. Berytinus montivagus M.D. Berytidae Campsocoris sp. nr. punctipes Germ Arenocoris waltli H.S. Ceraleptus obtusus Brulle Coriomeris denticulatus Scop. Coreidae Coriomeris hirticornis F. Coriomeris spinolai Costa Enoplops disciger Klt. 340 Familya Tettigoniidae Konukçuları kültür bitkileri kültür bitkileri predatör kültür bitkileri kültür bitkileri kültür bitkileri kültür bitkileri . Corixidae Cydnidae Lygaeidae Corixa punctata Illiger Corixa vermiculata Put. Crocistethus waltlianus Fieb. Legnotus limbatus L. Cymus claviculus Fail. Emblethis kareli Hob. Lygaeus equestris L. Lygaeus pandurus Schill. Lygaeosoma reticulata H.S. Megalonotus colon Fieb.-Put Megalonotus sabulicola Thoms. Melanocoryphus tristrami D.-Sc. Microplax interrupta Fieb. Nysius cymoides Spin. predatör Oxycarenus pallens H.-S. Peritrechus gracilicornis Put. Rhyparochromus phoeniceus Rossi Rhyparochromus reuteri Horv. Compylomma nicolasi Put.-Reut. predatör Deraeocoris serenus D.-Sc. predatör Miridae Dicyphus albonasutus Wagn. predatör Trigonotylus ruficornis Geoffr. predatör Nabidae Nabis pseudoferus Rem. predatör Aelia acuminata L. buğdaygil Aelia rostrata Boh. buğdaygil Agatharcus herrichi Klt. Carpocoris iranus Tam. Codophila varia F. Pentatomidae Dolycoris baccarum L. kültür bitkileri HETEROPTERA Eysarcoris inconspicuus H.S Piezodorus lituratus F. Sciocoris cursitans F. Scutelleridae Pyrrhocoridae Rhopalidae Eurygaster integriceps Put. Scantius aegyptius L. Brachycarenus tigrinus Schl. Corizus hyoscyami L. Maccevethus caucasicus Klt. Rhopalus parumpunctatus Schl. Stictopleurus crassicornis L. Catoplatus crassipes Fieb. kültür bitkileri buğdaygil 341 . Copium adumbratum Horv Tingidae Tingis auriculata Çosta Tingis grisea Germ. Cicadellidae Exitianus fasciatus Mel. Cixiidae Hyalesthes obsoletus Sign. HOMOPTERA Tettigometridae Tettigometra eremi Lindb. Tettigometra leucophea Preyss. Arnara aenea De G. Carabidae Harpalus sp. nr. aeneus F. buğdaygil Zabrus sp. nr. socialis Sch. Aphthona flaviceps All. keten Aphthona franzi Hkt. Aphthona gracilis Fald. Aphthona semicyanea melanopeza Jacob. Morsüsen Cassida pannonica Suffr. Chaetocnema montenegrina Hkt. Chryscmelina chalcites Germ. buğdaygil Lema melanopa L. Bambulotu Longitarsus albineus Foudr. Longitarsus anchusae Payk. Longitarsus dichrous Khnz. Chrysomelidae Longitarsus fallax Weise Longitarsus ganglbaueri Hkt. nane Longitarsus lycopi (Foudr.) Longitarsus parvulus (Payk.) keten Phyllotreta corrugata Reiche kültür bitkileri Solanacaeae Psylliodes hyoscyami (L.) Psylliodes sophiae Hkt. Coccinellidae Coccinella septempunctata L. Apion aeneum F. Apion arrogans Wnck. mercimek Apion apricans Hbst. Apion assimile Kby. Apion beckeri Dbrs. Apion carduorum Kby. Apion assimile Germ. Ceuthorrhynchus angustus Dieck. et Smre. 342 . Ceuthorrhynchus caucasicus Kitsch. Ceuthorrhynchus deplanatus Schultze Ceuthorrhynchus sulcicollis Payk. Ceuthorrhynchus sp . nr . suturalis F. Ceuthorrhynchus trimeculatus F. Eptacus arachnoides Stierl. Hypera jucundus Cap. Hypera nigrirostris F. Curculionidae Hypera postica Gyll. Larinus latus (Herbst) Lixus ascanii L. COLEOPTERA Lixus junci Boheman Lixus obesus Petri Lixus subtilis Boheman Mecaspis alternans Hbst. Pachytychius hordei Brullė Sibinia femoralis Germ. Sitona bicolor ssp. concavirostris Hoch. Sitona callosus Gyll. Sitona crinitus Hbst. Sitona humeralis Steph. Sitona lividipes Fahr. Sitona puncticollis Steph. Stenocarus cardui Hbst. Helophorus micans Fald. Hydrophilidae Helophorus aquaticus L. Aphodius erraticus L. Aphodius fimetarius L. Aphodius granarius L. kültür bitkileri kültür bitkileri buğdaygil mercimek buğdaygil Aphodius luridus F. Aphodius melanostichus Schmü. Aphodius quadriguttatus Hbst. Aphodius tessulatus Payk. Scarabaeidae Aphodius subterraneus L. Copris hispanus L. Onthophagus fimetarius L. Onthophagus fissinasus Fairm. Onthophagus lucidus Strm. Cicindellidae Cicindella campestris L. Blaps tibialis Reiche 343 Tenebrionidae DİPTERA Tachinidae HYMENOPTERA Vespidae Dendarus (Pandarinus) tenellus Mulsant & Rey Gonocephalum (s. str.) granulatum pusillum (Fabr.) Pedinus (s. str.) strabonis Seidlitz Ectophasia oblonga (Robineau-Desvoidy)* ergin parazitoiti ergin parazitoiti Eliozeta helluo (Fabricius)* ergin parazitoiti Elomya lateralis (Meigen)* Phasia subcoleopterata (Linnaeus)* ergin parazitoiti Polistes gallicus L.* Çalışmalar esnasında ekonomik öneme sahip türler arasında Eurygaster integriceps, Dolycoris baccarum, Hypera postica, H. nigrirostris, Pachytychius hordei ve Sitona crinitus en yoğun ve sıklıkla rastlanılan türler olduğu bildirilmiştir. Böceklerin kışlaktan ilkbahar çıkışlarında artan sıcaklığın etkili olduğunu da gözlemişlerdir. Aynı çalışmanın devamında, 1983 yılında, Homoptera takımından 3 familyaya bağlı 3 cinse ait 3 tür, Heteroptera'dan 11 familyaya bağlı 31 cinse ait 40 tür ve Coleoptera'dan ise 6 familyaya bağlı 15 cinse ait 35 tür olmak üzere toplam 78 tür belirlemişlerdir. Özellikle Eurygaster integriceps, Dolycoris baccarum ve Coccinella septempunctata gibi böcek türlerinin yanı sıra Sitona crinitus, S. bicolor subsp. concavirostris, Hypera jucundus, Berytinus montivagus ve Rhyparochromus reuteri gibi türlerin de kışı dağlarda geçirdikleri ve dolayısıyla göç edici türlerden olduklarını, Piezedorus lituratus, Emblethis kareli, Tingis auriculata, Rhopalus parumpunctatus, Hypera postica, H. nigrirostris, Ph. corrugata ve hatta Apion arrogans gibi türlerin de kışı dağlarda geçirme ihtimalinin fazla olduğunu bildirmişlerdir. 344 Ayrıca, Avrupa'da buğdaygillerde zararlı olarak bilinen Helophorus micans'ın Türkiye'de ilk defa bulunduğunu bu çalışmayla ortaya koymuşlardır (Lodos ve ark., 1984b). Lodos ve ark. (1984)'nın Karacadağ'da yapmış oldukları üçüncü çalışmalarında ise, Chrysomelidae türlerini ele almışlar ve bu familyaya bağlı 14 tür kaydetmişlerdir. Bu türlerden Aphthona flaviceps'in Rusya'da Keten bitkisinde (Linum usitatissimum) ara sıra zarar yaptığı bilinmektedir. A. semicyanea'nın konukçusu Morsüsen (Iris germanica)'dir. Ancak şimdiye kadar yalnızca Kafkasya'da bulunduğu bilinen A. semicyanea melanopeza'nın konukçusu hakkında kesin bilgi bulunamamıştır. Longitarsus albineus 'un önemli konukçusu Bambulotu (Heliotropium europaeum)'dur. Longitarsus dichrous Kafkasya'ya özgü bir tür olup Türkiye için yeni bir tür olduğunu ve ilk defa bu çalışma ile terra typica haricinde bir yerde bulunduğunu bildirmişlerdir. Longitarsus lycopi ise nane (Mentha sp.) zararlısıdır. Longitarsus parvulus'un da Avrupa'da keten bitkisinin önemli bir zararlısı olduğu bilinmektedir. Türkiye'de zararlı olduğuna ait kayıt bulunmamaktadır. Psylliodes hyoscyami'nin konukçuları Solanacaeae familyası türleri ve özellikle Güzel Avratotu (Atropa belladona) ile Ban otu (Hyoscyamus niger)'dur. Satar ve Özbay (2003), Platycleis escaleria escaleria, P. intermedia, Gryllotalpa gryllotalpa ve Calliptamus türlerinin kültür bitkilerinde zararlı olduğu, Saga ephippigera'nın ise predatör olduğunu bildirmiştir. Pehlivan ve ark. (2005), Türkiye'de Lixinae altfamilyasından (Coleoptera: Curculionidae) 60 türün Türkiye'deki yayılışlarına ilişkin yeni bilgiler verilmiştir. Karacadağ'da Larinus latus, Lixus junci, L. obesus ve L. subtilis türlerinin bulunduğunu bildirmiştir. Tezcan ve ark. (2004), Karacadağ'da Tenebrionidae (Coleoptera) familyasından Dendarus (Pandarinus) tenellus, Pedinus (s. str.) strabonis, Gonocephalum (s. str.) granulatum pusillum ve Blaps tibialis türlerini belirlemişlerdir. Sünenin ergin parazitoitleriyle ilgili çalışmalarda; Lodos (1961), 1950 yılında Karacadağ'da bazı yerlerinde %25 oranında parazitli Süne saydığını, 1951 yılında ortalama %10, 1952 yılında %8, 1953 yılında ise %12 oranında parazitlenmenin olduğunu bildirmiştir. Gözüaçık ve ark. (2008), Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde kışlak alanlarında Süne ergin parazitoitleri olarak; Eliozeta helluo (Fabricius), Phasia subcoleopterata (Linnaeus), Ectophasia oblonga (Robineau-Desvoidy) ve Elomya lateralis (Meigen) türlerini belirlemişler, Karacadağ kışlağında parazitlenmenin, 2003, 2004, 2005 ve 2006 yıllarında sırasıyla %3,1, %5,2, %3,3 ve %4.8 olduğunu bildirmişlerdir. Karacadağ'da en dikkat çekici çalışmalar, hububatta önemli bir zararlı olan Süne üzerinde yapılmıştır. Bu kışlağa ulaşımın kolay olması ve 3 ili kapsamasından dolayı, Süne populasyonunun tahmininde uzun yıllar ilkbahar ve sonbahar aylarında Geven altı ve kar üzerinde böcek sayımları yapılmaktadır. Süne, ülkemizde birçok salgın yapmıştır. Eldeki kayıtlara göre; 1927-1929 (3yıl), 1939 - 1941 (3 yıl), 1955 - 1959 (5 yıl), 1967 - 1972 (6 yıl) ve son olarak da 345 1979'dan günümüze kadar halen devam etmektedir. Devlet, bu zararlı ile 1927-1954 tarihleri arasında ilk olarak fiziksel mücadele yürütmüştür. Bu mücadelede 19281939 yılları arasında 1.263,349 ton Süne ergini toplanmış ve imha edilmiştir. Bunu takiben, 1939-1953 yılları arasında toplam 286.143,6 hektar kışlak alanı yakılmıştır. Ancak, doğayı tahrip etmesi ve toprak erozyonuna neden olması dolayısıyla 1953 yılında bu uygulamadan vazgeçilmiştir. 1955 yılından itibaren kimyasal (insektisit) mücadeleye başlanmıştır. Havadan ilaçlama şeklinde yürütülen bu uygulamanın hedef dışı alanlara zarar vermesi ve uygulamadaki aksaklıklarından dolayı 2004 tarihinde yer aletlerine ve sonrasında da yönetimli çiftçi mücadelesine geçilmiştir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, iklim özellikleri, topoğrafik yapısı, bitki örtüsü ve bölgede yapılan tarım kültürü, zararlının salgın oluşturması için uygun koşulları taşımaktadır. Süne kışlaklar ile hububat alanları iç içedir. Bu sebeple, bölge; böceğin beslenme, üreme, yazlama ve kışlama faaliyetleri için en uygun ortamı sağlamakta ve yeterli doğal düşman baskısı da oluşamadığından her yıl buğdayda önemli zararlar meydana gelmektedir. Bu durum doğal dengenin zararlılar lehine bozulması anlamını taşımaktadır. Daha açık bir ifadeyle kışlaklardaki biyoçeşitliliğin azalması, zararlının doğal düşmanlarının ve ikincil konukçularının yaşam alanlarının bozulması doğal döngüyü olumsuz etkilemektedir. Yapılan çalışmalarda, Süne yumurta parazitoiti olan Trissolcus semistriatus ve T. vassilievi'nin bölgede daha etkin olabilmesi için yazlama ve kışlamalarına imkan sağlamak amacıyla 1500 m ile 3000 m aralıklarla ağaçlık grupların oluşturulmasına; Süne'ler kışlaklara gittikten sonra parazitoitlere uygun yaşama koşulları sağlayarak diğer konukçuları olan bitki ve böcek populasyonunun çoğalmasına olanak veren polikültür tarıma geçilmesine, ilkbahar ve yaz ayları boyunca yeşil kalabilen bazı yabancı otların korunmasına; uygulanan mücadele sisteminin mutlaka iyileştirilerek soruna entegre mücadele çerçevesinde çözüm aranmasına ihtiyaç olduğu belirtilmiştir (Şimşek ve Yaşarakıncı, 1986). Ayrıca, Süne yumurta parazitoitleri, Trissolcus spp.'in buğday biçilmesinden sonra çevredeki yıllık (özellikle Capparis spinosa L., Carduus pycnocephalus L., 346 Centaurea solstitialis L., Eryngium creticum Lam., E. campastre) ve çok yıllık bitkiler [andız (Arceuthos drupacea L.), meşe (Quercus sp.), kuşburnu (Rosa canina L.), yabani alıç (Crataegus azarrolus L.) ve dut (Morus sp.)] üzerinde beslenen veya barınan 15 tür pentatomid (özellikle Acrosternum breviceps (Jakovlev), Acrosternum heegeri Fieber, Bagrada abeillei Puton, B. amoenula, Codophila varia (Fabricius), Eurydema ornata (Linnaeus), Graphosoma semipunctatum (Fabr.) ve 3 tür scutellerid (Odontotarsus robustus Jakovlev, O. obsoletus obsoletus, O. rufencens)'in yumurtalarında hayat döngüsünü tamamladığı; bu parazitoit erginlerinin sözkonusu ağaçların gövdelerinde kışı geçirdiği belirtilmektedir (Gözüaçık 2011; Gözüaçık & Yiğit 2011). Bu ağaçlardan meşe, yabani alıç ve yabani armut ile sözü edilen tek yıllık bitkilerin Karacadağ'da varlığına rastlanılmaktadır. Sonuç olarak, doğal dengenin yeniden oluşturulmasının; biyoçeşitliliğin korunması, yaygınlaştırılması, sevdirilmesi ve doğru tarımsal uygulamaların yapılmasıyla mümkün olacağı görülmektedir. KAYNAKLAR 1. Gözüaçık, C., Kara K., Karaca V., Duman M., Mutlu Ç. ve Melan K. (2010). Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Süne, Eurygaster integriceps Put. (Hemiptera: Scutelleridae)'nin Ergin (Diptera: Tachinidae) Parazitoitleri ve Etkinlikleri. Harran Ünv. Ziraat Fak. Derg.,14(1) 1-8. 2. Gözüaçık, C. 2011. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Süne, Eurygaster integriceps Put. (Heteroptera: Scutelleridae)'in Yumurta Parazitoitleri, Trissolcus spp. (Hymenoptera: Scelionidae)'nin Pentatomid ve Scutellerid Konukçuları, Doğada Parazitoit/Konukçu İlişkileri ve Bunun Süne Populasyonları ve Zararı Üzerine Etkileri (Doktora tezi). 3. Kılıç, A. U., A. Çatalpınar, N. Adıgüzel, Y. Dörtbudak, S. Çavdaroğlu. 1974. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Süne (Eurygaster integriceps Put.)'nin Biyoekolojisi ve Epidemiyolojisi ile Daha Uygun Kimyevi Mücadele Metotlarının Araştırılması. Proje No: A/106.602 yayınlanmamış nihai rapor. Diyarbakır Zirai Müc. Araştırma Enstitüsü. 347 4. Lodos, N. 1961. Türkiye, Irak , Iran ve Suriye'de Süne (Eurygaster integriceps Put.) Problemi Üzerinde İncelemeler. E. Ü. Zir. Fak. Yay. , No: 51, 115 s. 5. Lodos, N., F. Önder, N. Adıgüzel ve Z. Şimşek, 1984a. Diyarbakır (Karacadağ)' da Süne'lerin ovalara göç etmeye başladığı dönemde, kışlak böcek faunasını tespiti ile bazı böcek türlerinin kışlak yerlerinden çıkış ve göç davranışları üzerinde araştırmalar. Türk. Bit. Kor. Derg. (1984) 8: 45-58. 6. Lodos, N., F. Önder ve Z. Şimşek, 1984b. Diyarbakır (Karacadağ)' da Süne'lerin ovalara göç etmeye başladığı dönemde, kışlak böcek faunasını tespiti ve Süne ile bazı böcek türlerinin kışlak yerlerinden çıkış ve göç davranışları üzerinde araştırmalar (III), Coleoptera: Chrysomelidae türleri. Türk. Bit. Kor. Bült. Ek baskı, 44: 75-87. 7. Lodos, N., F. Önder ve Z. Şimşek, 1984c. Diyarbakır (Karacadağ)' da Süne'lerin ovalara göç etmeye başladığı dönemde, kışlak böcek faunasını tespiti ile bazı böcek türlerinin kışlak yerlerinden çıkış ve göç davranışları üzerinde araştırmalar (II). Türk. Bit. Kor. Bült. (1984) 24: 113-118. 8. Pehlivan E., Y. Karsavuran ve S. Tezcan, 2005. Contributions to the knowledge of the Lixinae (Coleoptera: Curculionidae) from Turkey. Türk. entomol. derg., 2005, 29 (4): 259-272 9. Satar, A. ve C. Özbay, 2003. On The Orthoptera (Insecta) Fauna Of The Karacadağ Mountains and the Tigris Basin (Diyarbakir, Turkey). Bol. S.E.A., nº 32 (2003): 115- 120. 10. Şimşek, Z., N. Yaşarakıncı, 1986. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Süne yumurta parazitoidlerinin (Trissolcus spp.) Etkinliği Üzerinde Rol Oynayan Faktörler, Türkiye I. Biyolojik Mücadele Kongresi Bildirileri, 12-14 şubat 1986. Adana 330-341. 11. Tezcan, S., Y. Karsavuran, E. Pehlivan, B. Keskin ve J. Ferrer, 2004. Contributions to the knowledge of the Tenebrionidae (Coleoptera) from Turkey Part II. Opatrinae, Tenebrioninae, Adeliinae. Türk. entomol. derg., 2004, 28 (3): 163-180. 12. Yüksel, M., 1968. Güneydoğu Anadolu'da Süne Eurygaster integriceps Put.'un yayılışı, biyolojisi, ekolojisi, ve zararı üzerinde araştırmalar. Zir. Müc ve Zir. Karantina Genel Müdürlüğü yayınları, No:46. Ankara. 13. Zwölfer, W., 1942. Süne Eurygaster integriceps Put.'un Epidemiyolojisi Bakımından Tetkiki. Türkçe'ye çeviren Mithat Ali Tolunay. Ziraat Vekaleti Neşriyatı. İstanbul. 348 KARACADAĞ MERALARI İsmail GÜL¹, Sait KILIDz ÖZET Volkanik dağ olan Karacadağ, Güneydoğu Anadolu Bölgemizde Diyarbakır ve Şanlıurfa il sınırlarımız arasında bulunmaktadır. Karacadağ eteklerinde bulunan Karacadağ meralarına ait coğrafî bilgiler, iklim, toprak ve su yapısı, bitki çeşitliliği, hayvancılık ve gen kaynakları ile ilgili bilgiler bu çalışmada sunulmuştur. Abstract The volcanic mountain Karacadağ, the Southeast Anatolia region is located between the borders of the province of Diyarbakır and Şanlıurfa. Located on the slopes of the Karacadağ, geographic information, climate, soil and water structure, plant diversity, genetic resources, livestock related information presented in this study. Karacadağ Meraları Karacadağ Volkanik dağ eteklerindeki Karacadağ meraları, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde bulunmakta olup, kuzeydoğusunda Diyarbakır, batısında Siverek, güneyinde Viranşehir, doğusunda Mardin eşiği, kuzeyinde Güneydoğu Toros dağları ile çevrilidir. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 2.426.642 ha mera alanı ve 587 ha çayır alanları mevcut olup (Anonim, 1988), bu miktarlar ülkemiz çayır mera alanlarının % 11'ini, bölge yüzölçümünün ise % 33,3'ünü kapsamaktadır (Gül, 2004). Bu meraların önemli bir kısmı Karacadağ'da bulunmaktadır. Volkanik Karacadağ kütlesi, bazaltik lavlardan meydana gelmiş büyük bir lav kalkanı olarak tanımlanabilir. Kuzey-güney doğrultusunda uzanarak Diyarbakır Havzası ile Şanlıurfa Platosunu birbirinden ayırır. Erinç'e göre Karacadağ, 120 km çapında, daire şekline yakın bir sahaya yayılmıştır. Bu lav yığının, çevreye doğru meyili çok az yaklaşık 2 derece kadardır. Ardel'e göre Hawaii tipi bir volkan olan ve kalkan şeklindeki Karacadağ volkanik kütlesi bazalt lav kubbelerinin üst üste yığılmasından meydana gelmiştir. Fazlaca aşınmış bulunan Karacadağ üzerinde volkan strüktürü görülmez (Ertekin, 2002). 1:Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü, 21280, Diyarbakır. 2:Dicle Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarla Bitkileri Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi, 21280, Diyarbakır. 349 Karacadağ'ın en yüksek yeri, Mergimir Tepe'dir (1981 m). Diğer önemli yükseltileri; Kollubaba Tepesi (1957 m), Mandal Tepesi (1895 m), Bakşo Tepesi (1883 m), Hazel Tepesi (1839 m), Kanisor Tepesi (1810 m), Kurt Tepesi (1800 m), Acem Tepesi (1780 m), İnek Tepesi (1779 m), Bahadır Tepesi (1750 m), Turso Tepesi (1750 m), Mergider Tepesi (1663 m), Aşağı Devekıran Tepesi (1510 m), Keluşak Tepesi (1500 m), Harami Tepesi (1500 m), Besrek Tepesi (1350 m). Birçoğu yazın kuruyan küçük akarsular tarafından yarılmış olup önemli bazı dereleri ise şunlardır: Sultan Deresi, Esirkul Deresi, Çapa Deresi, Mazıpınar Deresi, Gözün Deresi, Şekerpınarı Deresi, Kara Dere, Hüre Dere, Gazal Deresi, Ziyaret Deresi, Simo ve Nevalmaz Dereleridir (Ertekin, 2002). Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin genelinde olduğu gibi iklim şartları karasal bir step ikliminin özelliklerini yansıtmaktadır. En düşük sıcaklık derecelerinin ve yağışların kış mevsiminde toplandığı görülür. Yaz mevsiminin çok sıcak ve kurak geçmesi ana çizgileriyle yörede Akdeniz tipi bir yağış rejiminin varlığını ortaya koyar. Yağışlar düzensiz olup, yıllık yağışın büyük kısmı kış mevsimine isabet eder. Kış mevsiminden sonra en fazla yağış ilkbahar aylarında görülür. Yaz mevsimi ise tamamen yağışsız geçer ve sıcaklık yüksek derecelere ulaştığı için şiddetli bir kuraklık söz konusudur. Türkiye'nin en sıcak bölgelerinden biridir. Sonbahar ayları ise az yağışlıdır. Güneydoğu Anadolu'da yıllık yağış miktarı, genellikle, Güneydoğu Toroslardan Suriye platformuna doğru tedrici olarak azalır. Güneydoğu Toroslar yayı üzerinde 800-1250 mm arasında değişen yıllık yağış, güneyindeki yerlerde 450-500 mm arasındadır. Suriye sınırına doğru bu miktar iyice azalır (Tarım İl Müdürlüğü) (DMİ). Ülkemizde meraların büyüklüğü hakkındaki istatistiki bilgiler büyük ölçüde tahminlere dayanmaktadır. 1950'li yıllarda 37.9 milyon hektar olan mera alanları 1980'li yıllarda 20 milyon hektar olarak verilmiştir. 2001 yılı Devlet İstatistik Enstitüsü Tarım Sayımı sonuçlarına göre Türkiye'de toplam 13.1 milyon hektar mera alanı bulunduğu kaydedilmiştir. Bölgeler Alan(mil.ha) Mera % Verim(kg/da) Doğu Anadolu 4662 35 70 Orta Anadolu 4385 33 50 948 7 40 1269 10 100 Ege Bölgesi 750 6 100 Akdeniz Bölgesi 630 5 60 Marmara Bölgesi 518 4 100 Güneydoğu Anadolu Karadeniz Bölgesi TOPLAM 13.162 . 100 Hayvan sayısının artmasına rağmen mera alanları dörtte bir azalmış 350 bulunmaktadır. Bu durumda hayvanları yeterli beslendirememekteyiz. Meralar bizim ormanlarımız gibi, madenlerimiz gibi doğal kaynaklarımızdır. Meralar sadece hayvanların ihtiyacı olan beslenmeyi karşılamıyor, doğaya ve tabiata oksijen de veriyor. Türkiye'de meralar yüzyıllardır tahrip edilmekte olup 1998 yılından itibaren Devlet meralara kanunlarla sahip çıkmış bulunmaktadır. Mera alanlarında tahribat, erozyonun çok ciddi boyutlara ulaşmış olması ve hayvancılığımızda son yıllarda yaşanan büyük sıkıntılar, ülkemizdeki çayır mera alanlarının korunması, geliştirilmesi ve verimliliklerinin artırılması için, bu konuda yürütülen çalışmalara ivme kazandırmış ve yıllardır çıkarılamayan 4342 sayılı Mera Kanunu 25 Şubat 1998 tarihinde kabul edilmiş ve 28 Şubat 1998 tarihinde de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Mera; bir veya birkaç köye veya beldeye hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanılan arazilerdir. Bu meralar orman rejimine giren alanlarda bulunuyorsa “Orman İçi Mera” olarak tanımlanmaktadır. Diyarbakır ve Şanlıurfa illeri mera alanları içinde en önemli öneme sahip olan mera alanları Karacadağ Bölgesi mera alanlarıdır. Diyarbakır ilinde Bağlar, Kayapınar merkez İlçeleri ile Çınar, Ergani, Çermik ilçeleri sınırları dahilinde kalmaktadır (110 000 ha.). Şanlıurfa ilinde Viranşehir ve Siverek ilçeleri sınırları dahilinde kalmaktadır. Bu mera alanları genel itibarı ile taşlık yapıda %50-80 oranında olup makineli tarıma elverişsiz durumdadır. Karacadağ'ın büyük bir kısmı bazaltik topraklardan oluşmuştur. Azonal toprak grubundan olan ve ana kayası bazaltik olup eğimli yerlerde rastlanan litozal topraklar, kahverengi orman toprakları, kullanılmayan arazi olan çıplak kaya, molozlar ve koluviyal daha küçük alanlar kapsar (Ertekin, 2002). Mera parsellerinin toprak korumasının sağlanması, bu parsellerden elde edilen ot miktarının artırılarak meraya zarar vermeden daha fazla hayvanın yararlanması, düzensiz yapılan otlatmanın sisteme kavuşturulması, meraya aşırı baskının kaldırılması için kaba yem üretimini artırmak üzere yem bitkileri ekilişi yapılan alanın ve birim alandan alınan verimin arttırılarak hayvanların kışlık yem ihtiyaçlarının karşılanması ve hayvancılığın daha da gelişmesini sağlayarak hayvansal ürünlerin daha ekonomik koşullarda elde edilmesini sağlayacaktır. Hayvansal üretimde en önemli girdiyi oluşturan kaliteli kaba yemin en ucuz ve en kolay temin edildiği kaynaklar, en önemli doğal kaynaklarımızı oluşturan Çayır ve Mera alanlarımızdır. Türkiye'de 11 milyon büyükbaş hayvan birimine eşdeğer miktarda hayvan varlığı mevcuttur. Buna göre kaliteli kaba yem ihtiyacımız 50 milyon tondur. Bu talebin 11 milyon tonu çayır-mera alanlarından, 6 milyon tonu yem ekilişlerinden, 4 milyon tonu silaj yapımından, 20 milyon tonu da saman, bahçe içi otlak artıkları gibi besleme değeri düşük yemler ve konsantre yemlerle karşılanmaktadır. Böylece her yıl 351 10 milyon ton kaba yem açığı görülmekte ise de gerçekte kaliteli kaba yem açığı 28 milyon ton'dur (Karakuş, 2000). Bir hayvanın günlük mera yem ihtiyacı: Canlı ağırlığının 1/10'u olarak kabul edilir. Örneğin 40 kg civarında bir koyunun günlük yem ihtiyacı 4 kg'dir. 250 kg ağırlığında bir sığırın günlük yem ihtiyacı 25 kg'dır. Karacadağ meraları yöre halkı tarafından küçükbaş (özellikle koyun) otlatılmak suretiyle değerlendirilmekte ve koyun merası olarak tanımlanmaktadır. Mera alanları özel sektöre açılarak yüksek kapasiteli entegre koyunculuk işletmeleri kurulmalıdır. Karacadağ tipi koyun ırkının oluşturularak meralardan azami istifade sağlanması gerekmektedir. Karacadağ Bölgesinde üretilen koyun sütü ve süt ürünlerinin, katma değeri yüksek yöresel ürün olarak, pazarı oluşturulmalıdır. Bu bölgede yetiştirilen ürünlere Coğrafi İşaret Belgesi alınarak Karacadağ meraları bölgemiz ve ülkemizin hizmetine sunulmalıdır. Günümüzde Mera Kanununun hayata geçmesiyle, meralarda ıslah programları gündeme gelmeye başlamıştır. Meralarda ıslah programına başlamadan önce, bu alanlardaki bitki tür ve kompozisyonların belirlenmesi, mevcut bitki desenine göre uygun ıslah programları geliştirilmesi başarı oranını artıracaktır (Gül, 2004). Nitekim; floristik kompozisyon belirlenmeden ve bitki türleri doğru teşhis edilmeden merada iyi bir amenajman veya ıslah işine başlanamayacağı bildirilmektedir (Bakır, 1989). Mera Islahı: Mera vejetasyonunu, kalite ve kantite bakımından yükselten, değerli yem istihsaline, hayvanların optimum istifadesine sunan ve maksimum hayvansal ürünün elde edilmesine ve ayrıca toprak muhafaza ve erozyon kontrolü amacına yardım eden bütün metotların (sulama, gübreleme, aşılama v.s.) bir mera üzerinde tatbik edilmesidir. Mera ıslahı, yem kaynaklarının ıslahı veya otlayan hayvanların, bu yemden yararlanmasını kolaylaştırmak için mera üzerinde uygulanan özel işlem ve kurulan tesisler olarak ta tarif edilebilir. Bu yaklaşımla; mevcut mera alanlarımızdan istenilen verimin alınması için meralarımızın ıslah edilmesi gerekmektedir. Yapılacak ıslah çalışmaları ile temelde elde edilecek yararlar şunlardır: 1- Yem Verimini Arttırmak: İyi bir mera ıslahı ile meranın yem üretimi 2-3 misli arttırmak mümkündür. 2- Yem Kalitesini Yükseltmek: Hayvanların sevdiği ve beslenme değeri daha yüksek mera bitkilerinin artmasını sağlayan mera ıslahı, yem kalitesini de yükseltir. 3- Hayvansal Ürün Miktarını Arttırmak: Islah edilen meralarda otlayan hayvanların et ve süt üretimi de artar. 4- Hayvanların Sevk ve İdaresini Kolaylaştırmak: Meraya kafes çitlerin, hayvan barınaklarının tesisi ve mera yollarının yapılması, hayvanların sevk ve idaresini kolaylaştırır ve az personelle çok iş yapılmasını sağlar. 5- Zehirlenmelerin Kontrol Altına Alınması: Zehirli bitkilerle savaşılarak, hayvan ölümleri azaltılmış olur. 352 6- Erozyon Kontrolü: Mera alanının ot örtüsü ıslah tedbirleri ile iyileştirildiği takdirde erozyon da önlenmiş olur. Tarım Bakanlığı tarafından Şanlıurfa ve Diyarbakır illerinde yürütülen mera ıslah projesi ile birlikte Karacadağ'daki meralarımızın bir kısmı koruma altına alınmış olacaktır. Meralar sadece ot üretilen yer değil, yem kaynaklarımızdır. Bu mera alanlarındaki bitki örtüsünü muhafaza edip geliştirecek olursak hem erozyonu önlemiş oluruz hem de yer altı su kaynaklarımızın beslenmesini sağlamış oluruz. Yüzyıllardır tahrip edilen Karacadağ'da yaşayan insanlar susuzluk sıkıntısı çekmekte, hayvanlarını besleyecek ot bulamamaktadır. Bu bölgede yaşayan besiciler göç etmeyi bile planlamaktadır. Eğer bu meraları eski özelliğine kavuşturacak olursak hem bu insanların gelir düzeyi artmış olur hem de meralar düzelir. Resim 1: Karacadağ Meralarında Otlatma. Kontrol, düzen ve sistem dahilinde meraların kullanılması gerekmektedir aksi durumlarda meraların kullanılamaz hale geleceği kaçınılmaz olacaktır. 4342 sayılı Mera Kanunu ile çayır, mera, yaylak ve kışlaklar koruma altına alınmış olup kamu orta malıdır. Tespit, Tahdit çalışmaları yapılan alanlar ilgili köy ve belediyelere tahsis edilmektedir. Mera yönetim birliği vasıtası ile sevk ve idareleri yapılmaktadır. Ancak, bu durum mera ıslahında çoğu zaman beraberinde sıkıntılar doğurmaktadır. Mera ıslah projelerinin sonuçlanıp Mera Yönetim Birliğine devrinden sonra sürdürülebilirlik çoğu zaman sağlanamamaktadır. Bu nedenle mera alanlarının özel sektöre açılması, ıslah amaçlı kullanımın önündeki yasal engeller kaldırılarak teşvik edici yöntemler denenmelidir. Bitki vejetasyonu, toprak ve diğer 353 doğal kaynakların korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak, meralardaki ot verimi, kalitesi ile tarla arazileri içindeki yem bitkileri alanı ve üretimini artırmak suretiyle meralarımızı yeşillendirmek ve aynı zamanda, devamlılık arz eden maksimum hayvansal ürünler elde etmek, büyükbaş ve küçükbaş hayvanların ihtiyacı olan kaba yemin büyük ölçüde karşılanması için çayır mera ıslah ve amenajman çalışmalarını zorunlu kılmaktadır. Çayır ve mera alanlarında elde edilen otun katma değeri yüksek hayvansal ürünlere dönüştürülmesine ve mera alanlarının mevcut yapısına uygun ırk ıslahına gidilmelidir. Sadece ot verimini artırmak çoğu zaman yeterli olmamaktadır. Meralardan yararlanılmada en azından aşağıdaki dört ilkeye uyma zorunluluğu vardır: a. Zamanında otlatma b. Kapasiteleri kadar hayvanla otlatma c. Üniform otlatma d. Yem türüne uygun hayvanla otlatma Sürdürülebilir bir üretimi sağlamasının yanında, çayır ve mera alanlarımız, toprağı yerinde tutarak, rüzgar ve su erozyonunu önlemek suretiyle, yaşanabilir ve sürdürülebilir bir çevrede yaşayabilmenin de en önemli unsurudur. Bölgede yaşanan kuraklıklardan dolayı su sıkıntısıyla beraber mera sorunu da baş göstermektedir. Özellikle Karacadağ bölgesinde hayvancılıkla uğraşan köylüler, otlatmak için hayvanlarını Lice, Hazro, Silvan, Bingöl, Solhan, Muş, Varto ve Erzurum gibi çevre illerdeki meralara götürmektedir. Hayvanlarını meralara götüren köylülerden fahiş fiyatlar istenmektedir. Gittikleri yerlerde “yüksek ücret” sürpriziyle karşılaşan köylüler çok zor durumda kalmaktadırlar. Karacadağ, hayvancılığa endeksli geçim kaynakları ile peynir üretiminin merkezinde yer almaktadır. Karacadağ'ın şehrin peynir ve sadeyağ üretiminde geçmişteki önemini korumasına rağmen, Beritan Aşireti'nin iskâna tabiî tutulması ve son otuz yılda hayvancılığa ait getirilen kimi göç kısıtlamaları, meralarla otlak alanlarının azalması, alternatif iş alanlarına yönelme, peynir üretimini azaltmamış ise de eskisi gibi sadeyağa rağbetin olmayışı söz konusudur. Peynirin mandıralarda üretimi, sade yağda bir artış ortaya çıkarmıştır. Şehir merkezinde sadeyağ kullanımının giderek azalması, nebatî yağ kullanımının daha ekonomik oluşuna bağlanabilir. Sade yağın daha çok şehir dışına satımı mevcuttur. Yazları yaylak olarak Diyarbakır ve Şanlıurfa Karacadağ eteklerinde konaklayan ve kışın da Şanlıurfa Ceylanpınar'da kışlaklarda konaklayan yaklaşık 120 aile ve 1200 nüfusa sahip Kejan aşiretine bağlı Karacadağ göçerleri ve göçer temsilcilerinin sorunları Siverek ilçesi sınırlarındaki Karacadağ kayak merkezinde dile getirildi. Bu sorunlara yetkililerce çözümler üretilerek yapılabilecek alternatifler sunulmuştur. Göçer temsilcileri ve göçerlerin dile getirdikleri sorunlar şu baslıklar 354 altında toplanabilir; 1. Yaylak ve kışlak olarak kullandıkları alanların yaşanabilir alt yapıya sahip olması (elektrik, su, kanalizasyon, yol, okul, sağlık hizmeti vb.). 2. Yaylak ve kışlaklara eğitim olanaklarının getirilmesi. 3. Hayvancılığın daha kapsamlı ve modern bir şekilde yapılabilmesi için kredi olanaklarının sağlanması. 4. Konakladıkları mera alanlarından para alınmaması. 5. Süt tesisi veya fabrikasının yapılması veya sütlerinin bu tesislerce toplatılması. 6. Gelir durumlarının yükselmesi için sütlerini pazarlayacak kooperatifler oluşturulması. 7Göçerlerin yaylak ve kışlaklar arasındaki nakillerinin sağlanması, şeklindedir. Resim 2: Karacadağ Meralarında Göçerlere Ait Kıl Çadır. Dağ ve eteklerinde 40-50 yıl öncesine kadar çok az orman olmasına rağmen bilinen başlıca ağaçlar meşe, mazı, çitlenbik, dardağan, alıç, menengiç, ahlat, yabani armut ve dişbudak'tır. Endemik-nadir bitkinin yanı sıra buğdaygil-baklagil familyalarına ait bitkilerin yabani akrabaları yaşamaktadır. Bu arada geven, pişik geveni, safran, düğün çiçeği, kenger, yılan yastığı, papatya, kan damlası ve sütleğen yörenin en fazla göze çarpan bitkileri olarak bilinir. Endemik bitkiler arasında: Hesperis Hedgei, Lathyrus trachcarpus, paracaryum. Latyhyrus'un 20-30 kadar örneğine rastlanmıştır. Endemik bir bitki olan Paracaryum Kurdistanicum'un 12001300 m yükseklikte 200-250 kadar örneği mevcuttur. Symphytum aintabicum'un ise Kollubaba Tepesi'nde 30 çeşidi vardır. Urfa Harran Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü'nden Hasan Akan'la görüşmelerde Karacadağ'daki bitkilerin çeşitliliği, ona “botanik turizmi” projesi fikrini vermiştir. Konuya ilişkin kitabında çiçeklerin Latince, Türkçe ve İngilizce isimlerini sıralamıştır. Türkçe ve Kürtçe olanlarından bazıları; Yabani Soğan (Zilkura), Harput soğanı (sirım-girven), yabani soğan (serqiçik), Manisa lalesi-şakayık-dağ lalesi-anemon (çiçek'a manga- kolbız), çiriş otu-yalancı çiriş (giha reş), dağ sümbülü (zul-zule kera), sucuk (gadri-zilka ereba), hanımtuzlugiller (zermasi-botapk), deli salep-it sarımsağı (pivenk), acı 355 çiğdem, hasır otu-bataklık gülü, kar çiğdemi-katır çiğdemi (çiçek'e qabani-cinnetcıhenime), gözenek (pifok), orkide-salep, çiğdem, yılan dili (gari-gardi), dağ pırasasısarı zambak (gullik-gülük), devetabanı-devetopalağı (çakmuz), kılıç otu (glayöl), inci sümbülü, kurt kulağı (kolbiz-guhmeşik), meşe navruzu, tatarcık-köpek otu (xiyarok), hanımtuzlugiller (şekrok), morbaş-gavur soğanı, çayır salebi (hiro), kurtkirişi (hiro), akbaldır-akpandur (serpiçe), kurt soğanı, akyıldız, tükrük otu, puşkinya (serhişing), kırmızı düğünçiçeği-gelincik (kulilka sor), sarı düğün çiçeği (zul), Mezopotamya sümbülü, teke sakalı-dağ çöveni (bırçalık), kıvrım-yemlik (gezel), vargetgülükışnergizi (vehvehe-vehvehok), damkoruğugiller (kasımatu), peygamber çiçeği (payavşani, de'lık). Karacadağ'da Geloşka Dımırci (Demirci Tepesi) denilen gerçekten (ribat/gözetleme-savunma) amaçlı bir ören yeri, virane bir şehir kalıntısı bulunmaktadır. Hiç harç kullanılmadan yapılmış kale ve evler, tarih öncesi sitedevletinin izlerini taşımaktadır. Büyük kayalara kalp veya köşeli 'O' harfi benzeri şekiller kazılmıştır. Karacadağ'ın bitkileri ile ilk çalışmalar 19. yüzyılın ortalarında başlamıştır. İlk kez 1841-1842 yıllarında Kotschy adlı araştırmacı, bu çevreden birçok yeni bitki örneği toplamıştır. Bunlar "Flora Orientalis" adlı eserde yayınlanmıştır. Daha sonra dikkati çeken başka bir kişi de, 1888 yılında aynı yöreden bitki toplayan Sintenis adlı araştırmacıdır. Bunlar dışında Noe 1849 yılında, Haussknecht 1867-1868 yıllarında aynı bölgeden bitki toplayan araştırmacılardır (Ertekin, 2002). 1957 yılında Davis, Hedge adlı araştırmacı ile beraber bölgeden bitki örnekleri toplamış, bunlardan Karacadağ'a özgü endemik bir bitki olan Hesperts hedgei türünü isimlendirmiştir. 1960'lı yıllardan sonra Cullen, Ratter, Mathew, Baytop, Güner adlı araştırmacılar, bu yöreden özellikle geofitleri toplamışlardır (Ertekin, 2002). Malyer, yörenin geofitleri ile en kapsamlı çalışan kişidir. Araştırmacı Karacadağın geofitleri ile ilgili doktora tezini 1979 yılında tamamlamıştır. Çalışmada Liliaceae ve Iridaceae familyalarına ait toplam 26 tür belirlenmiştir. Fakat Türkiye Florası'nın 8. cildinin henüz yayınlanmadığı o yıllarda, bazı türler için sinonimler kullanılmış, ayrıca bir iki türün varlığı, Bellevalia densiflora ve Gladiolus halophilus kesin değildir. Ayrıca yine bu yıllarda aynı çevreden bitki toplayan araştırmacılar şunlardır: Demiriz, Kaynak, Mısırdalı ve Saya. Bu araştırmacıların o yıllardaki bitki toplamaları, özellikle egreltiler, Ranunculaceae gibi bitki grupları üzerinde yoğunlaşmıştır (Ertekin, 2002). Kaynak isimli araştırıcı daha sonraki yıllarda, Karacadağ'ın bitkileri ile ilgili en geniş çalışmayı yapmıştır. Çalışmada, 39 familyadan 154 cinse ait 254 bitki türü, toplam 258 takson belirlenmiştir. Araştırmacının yöre ile ilgili diğer bir yayını bu kadar kapsamlı olmayıp, toplanan bitkiler açısından, bu çalışmanın dışında bir değişiklik içermez. Karacadağ bitkilerini de içeren ve son yıllarda yapılmış birkaç floristik yayın da mevcuttur. Fakat bu çalışmalar genellikle Fabaceae familyası üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu çalışmaların sonucunda, Karacadağ'da yetişen iki 356 Lathyrus taksonu, Türkiye Florası için yeni kayıt olarak saptanmıştır (Kaynak, 1989). Karacadağ'da 66 familyadan 269 cinse ait 534 bitki türü, toplam 552 takson olduğu bilinmektedir. Önce Leguminosae ardından Compositae familyası bitkileri bölgede yetişen ve en fazla türü olan familyalardır. Onları sırasıyla Cruciferae, Umbelliferae ve Gramineae familyası 17 cins, 29 türe sahip olup, en fazla Bromus ve Aegilops cinsleri çeşitlilik gösterir. Bromis cinsi 5 tür ve 5 taksona sahiptir (Alp, 2010). Ayrıca değişik yıllarda, Karacadağ'dan toplanmış bitkileri içeren floristik yayınlar da mevcuttur. Fakat bu tip yayınlar, genellikle geniş alanlardan toplanan ve çeşitli kareler için veya Karacadağ'ın büyük bir kısmını içine alan C7 karesi için yeni olan bazı bitki türlerinin lokalitesini vermektedir (Ertekin, 2002). Karacadağ'ın bitkileri ile ilgili floristik olmayan bazı çalışmalar da yapılmıştır. Özellikle Hordeum spontaneum'un orijini, evrimi, populasyon genetiği ve Türkiye'deki genetik farklılaşması gibi çeşitli araştırmalarda, bu yöreden de bitki örneklerinin toplandığı belirtilmektedir (Ertekin, 2002). Bazalt kayalıklarla kaplı açık alanlarda, özellikle 1300-1400 m'lerden itibaren, birçok bitki yerine, genellikle yastık oluşturan Astragalus gumnifer (geven) ve Acantholimon acerosum var. acerosum (pişik geveni) gibi dikenli bitkilerden oluşmuş birliklere bırakmıştır. Bu alanlarda hakim bitki topluluklarını bu türler oluşturur. Bunlar arasında Crocus (safran), Gagea gibi erken çiçek açan soğanlı bitkilere, Ranunculus kochii (düğün çiçeği), Ceratocephalus falcatus ve Senecio vernalis gibi zehirli bitkilere rastlanır. Geven türlerinin yer yer aşırı tahrip edilmesiyle, Picnomon acarna ve Echinops, Eryngium türleri gibi dikenli bitkiler bulunur. Aşırı otlatmanın etkisiyle daha aşağı kesimlerde de otsu türler yok denecek kadar azalmış ve yerlerini dikenli ve sert yapraklı olan, Gundelia tournefortii'ye (kenger) terketmiştir. Yine aynı şekilde birçok dikenli bitki büyük alanları işgal eder. Notobasis syriaca, Centaurea iberica, C. solsitialis, Echinops, Eryngium türleri yaygın dikenli bitkilerdir. İlkbahar aylarında zehirli ve yumrulu olan Eminium raufwolfii (yılan yastığı) ve zehirli olan Ranunculus arvensis (düğün çiçeği) tarlalar halinde steplere yayılmıştır. Bu bitkilerin yanı sıra Triplospermum parviflorum (papatya), Adonis aleppica (kan damlası), Sinapis arvensis (hardal) çok geniş alanlarda görülür. Euphorbia'nın (sütleğen) birçok türü ise yaz aylarında geniş olarak yayılan zehirli bitkilerdir (Ertekin, 2002). Günden güne artan insan faaliyetleri sonucunda azalan çayır ve mera alanlarında yıllarca süregelen hayvancılık zengin otsu türlerin populasyonlarının zayıflamasına birçok alanda tükenmesine ve doğal yaşam alanının çölleşmesine neden olmuştur. Aşırı otlatmadan dolayı günümüzde Karacadağ'ın doğu eteklerinde doğal yaşam alanları tahrip edilmiş, çayır ve meralar çölleşmiş, yüksek kesimlerde yaylalarda da çölleşme süreci başlamıştır. 357 Karacadağ'da yetişten 32 endemik tür saptanmıştır. Endemik türlerin belirlenmesinde "Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı" kaynak kitap olarak kullanılmış ve buna göre türlerin IUCN kategorileri bir liste halinde verilmiştir. Bu endemik bitkilerden üç tanesi, Hesperis hedgei, Lathyrus trachycarpus ve Paracaryum kurdistanicum Karacadağ'a özgüdür. Symphytum aintabicum, Cicer echinospermum, Scrophularia mesopotamica, Verbascum tenue, Trigonosciadium tuberosum ve Allium variegatum türleri ise sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yetişen endemik bitkilerdir. 23 bitki ise genellikle Türkiye'de yetişen endemik bitkilerdir (Ertekin, 2002). Süne (Eurygaster spp.), yaklaşık 1 cm boyunda, toprak renginde, yassı vücutlu bir böcektir. Karacadağ'ın yüksek yerlerinde yabani otların ya da ağaç yapraklarının altında kışı geçirdikten sonra ovalara doğru göçe başlayarak tahıllar üzerinde konaklayarak zararlı olmaktadır. Tanede verim kayıplarına neden oldukları gibi sokup emmeleri sırasında salgıladıkları salgılar nedeniyle kalite kayıpları meydana getirirler. Buğday tanesinin proteinini parçalayıcı bir enzim salgılarlar. Buğdaydaki glütenin kimyasal yapısını bozarlar. Böylece buğdaylar ekmeklik olarak kullanılamazlar. Yüksek yoğunlukta bulaşık olan buğdaylar yemlik olarak da kullanılamaz. Süne ile mücadelede buğdayın kalitesinin düşmesi ve toprakların kirlenmesi nedeniyle havadan ilaçlama yönteminden vazgeçilerek yerine, yerden ilaçlama ve doğal mücadele yöntemleri uygulanmıştır. 2010 yılında 2000 adet keklik Tarım İl Müdürlüğünce alınmış ve Karacadağ'da doğaya sürülmüştür. Biyolojik mücadele ağaçlandırma çalışmalarında özellikle sünenin doğal düşmanlarının (Trissolcus spp.'nin, parazitoid) varlığının korunması, desteklenmesi ve yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla fidan dikimine Çevre ve Orman Müdürlükleri ile başlanılmış ve bu konuda eğitim çalışmaları yürütülmüştür. Anadolu'nun hemen her yerinde bulunan ve step ikliminin de göstergesi olan geven bitkisi, değişik bölgelerde farklı amaçlarla kullanılmaktadır. Örneğin geven bitkisinden Kayseri-Develi yöresinde Kitre Zamkı üretilmektedir. Erzurum ve Kars yöresinde olgunlaşmış meyveleri yenmekte, Ege ve Akdeniz bölgesinde yem bitkisi olarak değerlendirilmekte, Van'da tezeğin tutuşturucusu olarak kullanılmakta, Diyarbakır-Karacadağ yöresinde ise, arıcılık başta olmak üzere tezek tutuşturucusu ve yem olarak kullanılmaktadır. Gevenin arıcılık dışındaki yararlanma sistemi ve biçimi, bu bitkinin sürekli olarak azalması ve giderek ortadan kalkmasına neden olmaktadır. Bunun sonucunda ise toprak savunmasız kaldığından erozyon hızlanmakta ve yalnızca sürdürülebilir yararlanma biçimi olan arıcılık için de gerekli olan ortam yok olmaktadır. Diyarbakır'ın Karacadağ yöresi bitki çeşitliliği bakımından zengin olup daha önce de belirttiğimiz gibi gen merkezi niteliğindedir. Bu dağın eteklerinde yer alan geven bitkisi, buğday zararlısı sünenin kışlama mekanı olduğundan, 1940'lı yıllarda süne mücadelesi amacıyla büyük bir kısmı yakılmıştır. Bu durum yörenin bitki varlığını da olumsuz etkilemiştir. Yöredeki geven türü, ballı bitki niteliğindedir. Diyarbakır ovasında iklimsel nedenlerden dolayı, ballı bitkilerin 358 çiçeklilik durumu Haziran ayı sonuna kadar sürmektedir. Karacadağ'ın yüksek olması nedeniyle gevenin çiçeklenme dönemi ise, Diyarbakır ovasının ballı bitkilerinin çiçeklilik durumunun bitiminden sonra başlamaktadır. Bu nedenle geven bölge arıcıları için son derece önemli bir bitki konumundadır. Denebilir ki, geven bitkisi arıcıların Temmuz-Ağustos ayları için tek kaynağıdır ve bu kaynak yalnızca Karacadağ yöresinde bulunmaktadır. Yörenin 360 hanesi, arılarını geven bitkisinden yararlandırmak amacıyla Karacadağ'da konaklamaktadırlar. Bu aileler yaklaşık 40.000 adet kovana sahiptir. Bölge dışından gelen yaklaşık 120.000 adet arılı kovan, dönemsel olarak yine Karacadağ'da konaklamaktadırlar. Yörede bulunan geven bitkisi, yılda ortalama 400.000 arılı kovanın konaklamasına yetecek düzeydedir. Ayrıca 200 koyun yetiştiricisi hane, yöreyi yayla olarak değerlendirmektedir. Arıcılar Haziran-Ağustos, yaylacılar ise Mayıs-Eylül aylarında yörede bulunmaktadır. Geven bitkisinden elde edilen bal; açık renkli, kıvamlı ve su oranı düşüktür. Diğer bir özelliği ise geç kristalize olmasıdır. Bu özelliklerinden dolayı geven balı tüketiciler tarafından tercih edilmektedir. Arılarını konaklatmak amacıyla Karacadağ'a getiren arıcılar, ortalama 40-45 gün yörede kalmaktadır. Üreticiler bu dönemde her kovandan 15-25 kg süzme geven balı elde etmektedir. Bazı yıllar iki sağımın yapıldığı da arıcılarca belirtilmiştir. SONUÇ Buğday ve arpanın ilk kez “Verimli Hilal” (İsrail, Filistin, Suriye'nin batı kısımları, Türkiye'nin güneydoğusu, kuzey Irak ve İran'ın batı kısmını kapsayan alan) olarak bilinen alanda kültüre alındığı yaygın şekilde kabul görmüştür. Önceki bilgilerimize ek olarak son yıllarda yayınlanmış olan çok sayıdaki araştırma bulguları, buğday tarımının dünyada ilk kez Verimli Hilal içinde yer alan Karacadağ ve yöresinde başladığını vurgulamaktadır (Heun ve ark., 1977; Diamond, 1997; Nesbit ve Samuel, 1998; Lev-Yadun ve ark., 2000). Karacadağ, endemik ve nadir bitkilerin yanı sıra birçok buğdaygil ve baklagil bitkisinin yabani akrabalarının yetiştiği önemli bitki alanlarından birisidir. Genel olarak yörede yaşayan insanların büyük çoğunluğunun gelir düzeyi çok düşük olup temel geçim kaynakları hayvancılık ve bitkisel tarımdır. Bu faaliyetler günden güne artmakta ve bu da bitki çeşitliliği üzerinde kaldırabileceğinden çok daha fazla baskının oluşmasına neden olmaktadır. Yakacak amacıyla ağaçların kesilmesi sonucu ağaçlarla kaplı alanlar yerlerini geven bitkisine terk etmişlerdir. Günümüzde gevenin hem yakacak hem de hayvan yemi olarak sökülmesi devam etmektedir. Bu sürecin devam etmesinin bir sonucu olarak doğal alanlarda erozyon ve çölleşme başlamıştır. Yörede yaşayan insanların büyük çoğunluğu, eskiden yayla ve vadilerde çeşit çeşit çiçekler açtığını, çevrenin meşe ağaçları ile kaplı olduğunu, bugün ise bitkilerin azaldığını, yeterince yağmur yağmazsa bitki olmayacağını, bu duruma kendilerinin neden olduklarını söylemektedirler. Karacadağ yöresinde bitki çeşitliliği üzerinde 359 aşırı bir baskı olduğunu, birçok endemik ve nadir bitkinin soylarının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu, çoğu bitki popülasyonlarının zayıfladığını ve tüm bu faaliyetlerde başrolü, insanın oynadığını göstermektedir. KAYNAKLAR 1. Akan, H., Eker, İ. Ve Balos, M.M. 2005. Şanlıurfa'nın Nadide Çiçekleri (Geofitler), (Türkçe-İngilizce), Renkli, Demircioğlu matbaacılık, ISBN: 975-270609-96 sayfa.2005 2. Alp, A.2010. Diyarbakır Tarım, Doğa ve Çevre Sempozyumu. Diyarbakır'da Tarım ve Hayvancılık Cilt 1.01-03 Haziran 2010,Diyarbakır,sf.179. 3. Anonim. 1998. Devlet Su işleri Bölge Müdürlüğü Yayınları, Diyarbakır. 4. Anonim, 2011.Tarım İl Müdürlüğü.2011, Diyarbakır 5. Anonim, 2011. http://www.guneydogum.org.tr/Haberler.asp.2011 6. Bakır, Ö. 1989. Vejetasyon etüt ve ölçmeleri ders notları. A.Ü. Ziraat Fakültesi, Ankara. 7. Diamond, J. 1997. Location, Location, Location: The First Farmers. Science, 278: 1243-1244. 8. Ertekin, S. 2002. Karacadağ bitki çeşitliliği. Sürdürülebilir kırsal ve kentsel kalkınma derneği. Şubat 2002, Diyarbakır, sf.4,5,10,12,13,73. 9. Heun, M., R. Schafer-Pregl, D. Klawan, R. Castagna, M. Accerbi, B. Borghi and F. Salamini. 1997. Site of Einkorn Wheat Domestication Identified by DNA Fingerprinting. Science, 278: 1321-1314. 10. Gül, İ. ve Başbağ, M. 2004. Karacadağ'da otlatılan ve korunan meralarda bitkitür ve kompozisyonlarının karşılaştırılması. Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 2005.sf.9. 11. Karakuş, Ü. 2002. Ülkemizde çayır meraların durumu. Türkiye 2000. Hayvancılık Kongresi. Ankara. Ticaret Borsası. Kızılcahamam, Ankara. 12. Kaynak, G. 1989. Contribution to the flora of Karacadağ (Urfa and Diyarbakır provinces), DOĞA TU S. Botany, 13,3,375-397. 13- Lev-Yadun, A., A. Gopher and S. Abbo. 2000. The Cradle of Agriculture. Science. 288; 1602-1603. 14. Nesbit, M. and Samuel, L. 1998. Wheat Domestication, Archeobotanical Evidence. Science. 279: 1433. 15. Şehirali, S. ve ark. Bitki genetik kaynaklarının korunması ve kullanımı. Ankara. 360 DİYARBAKIR VE ÇEVRESİNDE YER ALAN KARACADAĞ VOLKANÎTİNÎN GENEL ÖZELLİKLERİ Yrd. Doç. Dr. Orhan KAVAK* ÖZET Karacadağ volkanizması Üst Miyosen'de başlamış ve olasılıkla tarihsel devirlere kadar sürmüştür. Genelde bazaltlarla temsil edilen kalkan şekilli bir volkandır. Volkanizma K-G yönlü sıkışmanın ürünü olarak yine K-G doğrultulu açılma çatlaklarında yüzeylenmiştir. Karacadağ volkanizmasında üç ana püskürme dönemi ayırt edilmiştir. Volkanizma KB'den GD'ye doğru gençleşme gösterir. İlk iki evre arasında peneplenleşmeye yakın bir aşınım yüzeyi yer alır. Üçüncü evre bazalt lavları ikinci evre volkanitleri üzerinde gelişmiş olan günümüz drenajını doldurmuş ve halen ilksel volkan morfolojisini korumaktadır. Plato bazaltları şeklinde gelişmiş olan Karacadağ volkanitlerinin dışında kalan alanlarda izlenebilen ve petrol açısından önemli olan yapıların veya benzerlerinin söz konusu bazalt örtüsünün altında da bulunması olasıdır. GİRİŞ Bitlis kenet kuşağı güneyinde yer alan Güneydoğu Anadolu otoktonunda genç volkanit yüzeylenmeleri izlenir. Bunlardan Karacadağ volkanitleri yaklaşık 10.000 km'lik bir alanda belirgin bütünsellik oluşturur. Petrol bakımından önemli bir bölgede yayılım gösteren Karacadağ volkanitleri aynı zamanda bazı yapıları da örtmektedir. Karacadağ volkanitlerinin, altında yer alan diğer kayalarla olan ilişkilerinin ortaya çıkarılması ve volkanitlerin stratigrafisinin saptanarak bölgedeki yapısal konumlarının belirlenmesi aracıyla bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma ile volkanitlerin olası kalınlığı, çıkış merkezleri, püskürme dönemleri, yaşı ve kaya türü belirlenmeye çalışılmıştır. Bu verilere dayanarak bölgede petrol açısından önemi olan yapıların volkanitlerin altında devamlılıklarının aranmasında dikkat edilmesi gereken bazı kriterler ortaya konmaya çalışılmıştır (Şekil-1). Volkanitlerin çevresinde yüzeylenen çökel kayaların stratigrafisi TPAO'nun yayınlamamış değişik ölçekteki haritaları ile Perinçek (1980)'den alınmış, üretilen haritada birimler sadeleştirilerek grup düzeyinde haritalanmıştır. Volkanitlerin petrolojisi, jeokronolojik yaşı ve kaya türü adlamasında Haksal (1981)'den yararlanılmıştır. *Yrd. Doç. Dr. Orhan KAVAK (Jeoloji Yüksek Mühendisi) Dicle Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü Genel Jeoloji Anabilim Dalı 21280-Diyarbakır; [email protected] 361 Şekil 1. Karacadağ Mevki Haritası Karacadağ volkanitlerinde ayırtlanan püskürme evrelerine ait kaya topluluklarının sınırlarının çizilmesinde büyük ölçüde hava fotoğraflarından yararlanılmıştır. Volkanitlerin haritalanmasında kaya türüne bağımlı kalınmaksızın püskürme dönemleri ölçüt olarak kullanılmıştır. Yine haritada çıkış merkezleri jeomorfolojilerine göre farklı işaretlenmiştir (Şekil-2). 1:500.000 ölçekli Türkiye Jeoloji haritasında Karacadağ yöresindeki volkanitler bazalt olarak haritalanmıştır. Buna göre volkanitlerin yöredeki tüm kaya topluluklarını örttüğü söylenebilir. Aynı haritada çıkış merkezleri birleştirilerek D-B doğrultulu faylar işaretlenmiştir. TPAO tarafından hazırlanan 1:500.000 ölçekli jeoloji haritasında (yayınlanmamış) yöre volkanitleri Tersiyer ve Tersiyer-Kuvaterner olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Söz konusu bu ayrım ile tarafımızdan üretilen harita arasında uyumsuzluklar ortaya çıkmıştır. Erinç (1971) Karacadağ'ın kalkan tipinde bir volkan olduğunu ve çıkış merkezlerinin dizilimine göre volkanizmanın K-G yönündeki bir kırık boyunca geliştiğini belirtmiştir. Şengör (1980) K-G yönlü bu kırıkların açılma çatlağı niteliğinde olduğunu ve volkanizmanın bu açılma çatlaklarına bağlı olarak yüzeylediğini vurgulayarak Karacadağ volkanitlerini alkali bazalt olarak tanımlamaktadır. Bu çalışma çeşitli kaynaklardan derlenmiş bir çalışmadır. Bu konu da kamu bilinci geliştirilmesi için bilgilendirme amacını kapsamaktadır. Şaroğlu, F; Emre Ö., Karacadağ Volkanitlerinin Genel Özellikleri ve Güneydoğu Anadolu Otoktonundakı Yeri, adlı 1987 yılında Türkiye 7. Petrol Kongresi, Ankara'da sunulmuş bildirisinin düzenlenmiş halidir. 362 Şekil 2. Karacadağın Google Map Uydu Görüntüsü Şekil 3. karacadağ ve Çevresinin Jeoloji Haritası Karacadağ Volkanizması Karacadağ volkanitlerinin jeolojisi anlatılmadan önce bölgenin stratigrafisi Perinçek (1980)'e göre özetlenmeye çalışılacaktır. Çalışma alanında en yaşlı kaya toplulukları GD'de Derik yöresinde yüzeylemektedir. Burada en altta Derik grubuna ait kaya toplulukları yer alır. Kambriyen yaşlı olan birim metamorfize olmamış kumtaşı, kireçtaşı ve volkanitlerden oluşur. Bunun üzerine üst Ordovisiyen-Silüriyen yaşlı ve şeyllerden oluşan Bedinan formasyonu gelir. Bunun üzerine gelen daha genç birim ise Triyas yaşlı Çığlı grubudur. Birim plaketli kireçtaşı, şeyl ve kireçtaşından meydana gelir. Yukarıda tanımlanan her üç birim Derik antiklinalinin çekirdeğinde bir arada izlenmektedir. Bu birimlerin üzerine çalışma alanının GB köşesinde MazıdağıDerik arasında geniş yayılımı olan Mardin grubuna ait kaya toplulukları gelmektedir. Apsiyen-Alt Turoniyen yaşlı olan bu birim yörede genelde karbonatlarla temsil edilir. Bu grup Perinçek (1980) tarafından dört formasyona ayrılmıştır. Yörenin KB köşesinde yüzeyleyen Karadut karmaşığı Albiyen-Turoniyen yaşlıdır. Bu karmaşık tektonik dokanakla alttaki kaya birimlerini örtmektedir. Şeyl, marn, kireçtaşı, çakıltaşı ve çörtlü kireçtaşları içerir (Şekil–3). GB'de Derik ve Mazıdağı yöresinde izlenen daha genç yaşlı birim ise üst Maestrichtlan-Paleosen yaşlı Germav formasyonudur. Birim kumtaşı ve marnlardan oluşur. Bölgede yukarıda belirtilen tüm kaya topluluklarını açısal uyumsuzlukla üzerleyen ve genelde karbonatlarda temsil edilen Midyat grubu Eosen-Alt Miyosen yaş aralığında çökelmiştir. Bu birim çalışma alanının GB'si ve Mazıdağı-Çınar arasında geniş yayılım gösterir. Karasal fasiyeste gelişmiş olan kumtaşı, silttaşı ve çakıltaşından oluşan üst Miyosen yaşlı şelmo formasyonu çalışma alanının en genç yaştaki çökel kaya topluluğudur. Genelde çalışma alanının kuzey bölümünde yüzeyleyen birim Diyarbakır yöresinde geniş yayılım gösterir ve alttaki birimler üzerinde açısal 363 uyumsuzlukla gelir. Karacadağ volkanitleri yukarıda tanımlanan kaya topluluklarını örterek geniş bir alanda yayılım göstermektedir. Karacadağ volkanitleri olarak tanımlanan volkanik alan kuzey bölümde Dicle ve Fırat nehirleri ile yine volkanitlerin dokanağından gelişmiş olan bunların yan dereleri ile sınırlanır. Güneyde belirli bir topoğrafik sınırı çizilemeyen volkanitler Urfa-Mardin karayoluna kadar ulaşmaktadır. Söz konusu volkanitlerde hava fotoğrafları ve arazi gözlemlerine göre üç ana etkinlik dönemi saptanmış ve bu özellik göz önüne alınarak volkanitler üç bölümde incelenmiştir. Bu ayrımda ilksel volkan morfolojisinin korunma şekli, drenajla yarılma oranı, aşınma derecesi, toprak örtüsü ve en önemlisi olarak da stratigrafik ilişkiler ölçüt olarak kullanılmıştır. Ayırtlanan her evre volkanitleri farklı alanlardaki çıkış merkezlerinden yüzeylenmiş olmasına rağmen volkanitlerin tümü yörenin en büyük volkan konisi durumunda olması nedeniyle Karacadağ volkanitleri olarak tanımlanmıştır (Şekil-4). Şekil 4. Karacadağın Jeoloji Haritası Birinci Evre Volkanitleri Çalışma alanında en geniş yayılım gösteren volkanitlerdir. Diyarbakır, DerikViranşehir, Siverek ve Ergani arasında kalan alanda Karacadağ kütlesi dışında kalan düzlüklerde izlenir. Siverek-Karacadağ bucağı çizgisi kuzeyinde kalan kısım dışındaki alanlar da üzerlerine gelişmiş olan ve kalın bir toprak örtüsü ile tanınan aşınım düzlüğü bu dönem volkanitlerini diğer evrelerden ayıran karakteristik özelliktir. Siverek-Karacadağ bucağı çizgisi kuzeyi ise bu döneme ait çıkış merkezlerinin yoğunluk kazandığı bir alandır ve bu alan ilk dönemin topoğrafik 364 olarak en yüksek bölümünü meydana getirir. İlk evreye ait volkanitlerin örttüğü en genç yaştaki çökel kaya topluluğu Üst Miyosen yaşlı Şelmo formasyonudur. Volkanitlerle bu formasyon arasındaki ilişki KB'de Fırat nehri vadisi ve özellikle Diyarbakır yöresinde Dicle nehri ve bunun yan derelerinde açık olarak izlenebilmektedir. Diyarbakır şehri Devegeçidi Barajı arasında Şelmo formasyonu üzerinde izlenen lavlar bu alandaki volkan konilerinden çıkmıştır. Vadilerde Şelmo formasyonu ile olan dokanağında 5-10 metre arasında değişen volkanitlerin kalınlığı çıkış merkezlerine yaklaşıldıkça artmakta ve 100 metreye ulaşmaktadır. Volkanitler yataya yakın konumdadır. Bu alanda volkanitlerin üç fazda çıktıkları izlenmiştir. Diyarbakır güneyinde Haramsu dere vadisinin Dicle nehrine yakın bölümünde lavların şelmo formasyonuyla olan alt dokanağında pilow lav şeklinde geliştikleri izlenmiştir. Akıntınm alt yüzeyindeki lavlar içerisinde Şelmo formasyonunun üst seviyelerinde bulunan çakıltaşı ve kumlar izlenmektedir. Yine burada ve Diyarbakır batısında düzlüklerde yüzeylenen akıntıların üst yüzeyleri yuvarlak bloklar halindedir. Diğer bölümlerde yine bu düzlüklerde yer alan lavların üst yüzeyleri köşeli bloklar içermektedir. Diyarbakır yöresindeki lavların alt ve üst yüzeylerinde izlenen bu veriler lavların su ortamında aktığını göstermektedir. Diyarbakır yöresinde ilk evreye ait plato bazaltları üzerinde kalınlığı yer yer 5 metreye ulaşan bir toprak örtüsü izlenir. Bu bölümde Çınar-Ovabağ arası, toprak örtüsünün en iyi gelişme gösterdiği alandır. Aynı yükseklikte bulunmasına rağmen toprak örtüsünün gelişmediği, volkanitlerin yüzeylediği alanlar olasılıkla lav akıntılarının sırt bölümlerine karşılık gelmektedir. Çınar GB'sinde ilk evre volkanitleri Midyat grubuna ait kireçtaşları ile dokanak halindedir. Bu alanda Dilaver köprüsü mevkiinde lav akıntılarının kireçtaşları üzerinde açılmış olan vadileri doldurmuş olduğu izlenmiştir. İlk evre volkanitleri Derik yöresinde Derik grubu, Midyat grubu ve Mardin grubuna ait kaya topluluklarıyla dokanak halindedir. Etek döküntüleriyle örtülü olması nedeniyle dokanak iyi izlenememektedir. Derik-Viranşehir-Karakeçi arasında ilk döneme ilişkin volkanitler Midyat grubuna ait kireçtaşları üzerinde izlenir, iki birim arasındaki ilişki Viranşehir doğusundaki vadilerde açık olarak izlenir. Bu alanda Büyükdere vadisinin Soğukkuyu köyü bölümünde lavlar 20 metre kalınlığındadır. Bu noktadan vadi boyunca güneye gidildiğinde lavların kalınlığı azalmakta ve kireçtaşlarına geçilmektedir. Vadiler dışında kalan düzlükler kalın bir toprak örtüsüyle kaplıdır. Bu nedenle kireçtaşıyla volkanitlerin dokanağı ancak toprak rengine göre ayrılabilmektedir. Bazaltlar üzerinde koyu siyah renkli olan toprak, kireçtaşlarına geçildiğinde kırmızımsı bir renge dönüşür. Aynı vadiden kuzeye gidildikçe volkanitlerin kalınlığı 100 metreye ulaşır. Derik-Viranşehir-Karakeçi arasında ilk evre volkanitlerinin bulunduğu alanlarda çıkış merkezlerinin sayısı çok azdır. Olanlar da aşınımla morfolojilerini yitirmişlerdir. Bu alanda haritalanan çıkış 365 merkezleri hava fotoğraflarından işaretlenebilmiştir. Lav platoları şeklinde gelişmiş olan ve yöre düzlüklerinin gelişmiş olduğu volkanitler üzerinde morfolojisi iyi korunmuş bazı volkan konileri yer almaktadır. Diyarbakır kuzeyinde Geyik tepe, Derik yöresindeki bazı küçük koniler ile Beykor tepe bunların en belirgin olanlarıdır. Bu konilerin morfolojik görünümlerinin genç olması dikkati çekmektedir. Aslında bunlar ilk dönem volkanizmasıyla gelişmiş fakat piroklastiklerden oluşmaları nedeniyle aşınımdan fazla etkilenmemişlerdir. İlk evre volkanitlerinin maksimum kalınlığa ulaştığı bölüm Siverek KD'sidir. Siverek KB'sindeki vadilerde 250 metre kalınlığa sahip olan volkanitlerin kalınlığı doğuya doğru artar. Siverek KD'sindeki çıkış merkezlerinden geldiği belirgin olan bu volkanitlerin alt dokanağı ile çıkış merkezlerinin yüksekliği arasındaki farktan yararlanılarak Siverek-Karacadağ bucağı çizgisi kuzeyindeki bölümde volkanitlerin kalınlığının 700 metreye ulaştığı söylenebilir. Bu alandaki vadilerde çok sayıda lav akıntısı izlenmiştir. Vadi yamaçlarında izlenen basamakların her biri bir akıntıya karşılık gelmektedir. Lav akıntıları yataya çok yakın konumdadırlar. Sözkonusu akıntıların yüzeylendiği Karacadağ bucağı KB'sinde çok sayıda çıkış merkezi yer alır. Bu çıkış merkezlerinin yüksekliklerinin az olmasına karşılık kaideleri çok geniştir. Buradaki tüm çıkış merkezleri KB-GD genel uzanımlı büyük bir volkan kompleksi üzerinde yer alırlar. Söz konusu bu volkanik sistem bir tabla kalkan tipinde volkan olarak değerlendirilmelidir. İlk evre olarak tanımlanan volkanitler bu tabla kalkan volkanın ürünleridirler ve buradan çıkan lavlar düze yakın bir topografya üzerinde kilometrelerce akmışlardır. Çıkış merkezleri dışında kalan kısımlarda lav platoları şeklinde gelişmiş olan volkanitler üzerinde yeknesak aşınım düzlükleri gelişirken Siverek-Karacadağ bucağı kuzeyinde kalan ve çıkış merkezlerinin oluşturduğu tabla kalkan şekilli volkan konisi vadilerle derin şekilde yarılmıştır. Çıkış merkezlerinin yoğun olarak bulunduğu bu alanda çok sayıda kırık haritalanmıştır. Bu kırıkların doğrultusu K-G ve KB-GD'dir. K-G doğrultulu olan kırıkların açılma çatlağı şeklinde geliştikleri izlenmiştir. Volkan konileri genelde bu açılma çatlakları üzerinde aynı yönde dizilim gösterirler. Alitaşı tepe ile Yumurta tepe arasında haritalanan kraterden geçen kırıklar üzerinde eni 5 metre, uzunluğu 200 metreye ulaşan ve K-G yönünde uzanan daykların izlenmesi bunların tipik açılma çatlağı olduğunu belirler. Burada yer alan taoja kalkan volkan sisteminin oluşturduğu elipsin uzun ekseni KKB-GGD doğrultuludur. Bu kırıklarla volkanik çıkışların dizilimi arasında uyumluluk vardır. Bu ilişkiye dayanarak ilk evre volkanizmasının Siverek-Karacadağ bucağı çizgisi kuzeyinde yer alan açılma çatlağından yüzeylendiği söylenebilir. Bu alan dışında yer alan ve ilk evrede etkinlik gösteren çıkış merkezleri olasılıkla bu evrenin yan konileridir. Üç evrede etkinlik gösteren Karacadağ volkanitleri bütün evrelerde bazalt türü lavlar çıkarmıştır. Ancak, jeokimyasal sınıflamalara göre her evrede farklı 366 nitelikle bazaltların geliştiği görülmektedir (Haksal, 1981). Tarafımızdan ilk evre volkanizmasının ürünü olarak tanımlanan volkanitler Haksal'in söz konusu çalışmasında olivin toleyit, olivin bazalt ve alkali olivin bazalt lavlarına karşılık gelmektedir. Bu dönem ürünlerinin lav platoları ve tabla kalkan volkan konileri geliştirmelerinde çok akıcı bazalt lavlarından meydana gelmiş olmalarının yanında düz veya düze yakın bir paleotopoğrafya üzerinde gelişmiş olmalarının da etkisi olmuştur. Haksal (1981) tarafından yapılan radyometrik yaş tayinlerinde en yaşlı volkanitlerde 10+0,3 milyon yıl yaşı elde edilmiştir. Bu yaş Üst Miyosen'e karşılık gelmektedir. Bu çalışmada yapılan arazi gözlemlerinde de ilk dönem volkanitlerinin örttüğü en genç kaya biriminin üst Miyosen yaşlı Şelmo formasyonu olduğu kesin olarak izlenmiştir. Bu veriler yörede ilk volkanik etkinliğin üst Miyosen'de başladığını göstermektedir. İkinci Evre Volkanitleri Bu dönem volkanitleri Karacadağ'ın esas kütlesini oluşturur. Karacadağ uzun ekseni KKB-GGD uzanımlı olan elips şeklindedir. Erinç (1971) tarafından kalkan tipli volkan olarak nitelenmektedir. Volkan konisinin etek bölümlerinde yamaç eğimi yaklaşık 2 olup zirveye yakın bölümlerde bu eğim 15'i bulmaktadır. Konisinin üst bölümünde 1800 metre yükseklikte geniş bir düzlük bulunur ve bunun üzerinde göreli yüksekliği 200 metreye yaklaşan çok sayıda küçük volkan konileri yer alır. Bu volkan konileri birbiriyle bitişik olarak K-G yönünde diziler oluşturur. Kenar içerisinde konilerin de uzun eksenleri K-G yönündedir. Karacadağ kalkan volkanı üzerinde Siverek KD'sindeki kompleks üzerindekiler kadar gelişik olmayan fakat yine de vadileri belirginleşmiş radyal bir drenaj gelişmiştir. İkinci dönem volkanik etkinliği sonucunda yüzeyleyen Karacadağ yöresinin volkanitleri ilk dönemin bazalt platoları üzerine gelmektedir. îki dönem volkanitleri arasında belirgin bir dokanak çizmek oldukça zordur, üretilen haritadaki ayrım lav akıntılarının geliş yönleri dikkate alınarak ve ikinci evre volkanitlerinin oluşturduğu topoğrafik diskordans ölçüt alınarak yapılmıştır. Ayrıca aşınma derecesi ve toprak örtüsü de bu ayrımda kriter olarak kullanılmıştır. Karacadağ'ın yapısında lavların yanında önemli ölçüde piroklastiklerin de bulunduğu gözlenmiştir. Dağın KB'sinde, zirveye çıkan radar yolunda bu piroklastikler çok belirgindir. Bu yol boyunca piroklastik konilerin dahi zirve bölümünden gelen bazalt lavlarıyla örtüldüğü izlenir. Karacadağ volkanında bazaltların altında izlenen bu piroklastiklerin ilk evrede mi, yoksa ikinci evrenin başlangıcında mı geliştiği tartışılabilir. Siverek yöresinde derin vadilerle yarılmış olan ilk dönem volkanitlerinde piroklastiklerin izlenememesi söz konusu piroklastiklerin ikinci evre başında gelişmiş olabileceğine yorumlanır. Karacadağ üzerinde değişik boyutlarda çok sayıda kırık haritalanmıştır. Zirvebölümünde K-G doğrultulu olan bu kırıklar üzerinde küçük boyutlu volkan konileri dizilmiştir. Hava fotoğraflarından zirve bölümündeki bu kırıklar tipik açılma 367 çatlakları olarak seçilmiştir. Zirve düzlüğünden kuzey ve güneye itildiğinde kırıkların kuzey ile belli açılar yaptıkları izlenir. Karacadağ'da izlenebilen en belirgin fay kuzey bölüme rastlar. Genel doğrultusu KB-GD olan bu fay yaklaşık 35 km uzunluğundadır. Fayın Karacadağ'a yakın olan bölümünde (Gazino deresi) düşey atımı belirgindir ve batı bloku düşmüştür. KB ucunda ise ilk evre volkanitlerinde izlendiği alanda sağ yönlü doğrultu atım bileşeni de vardır. Yine Derik batısında KB-GD doğrultulu olan fayda da sağ yönlü doğrultu atım özelliği saptanmıştır. Karacadağ'ın doruk bölümünde izlenen K-G doğrultulu kırıkların açılma çatlağı karakterinde olması ve volkan konilerinin bunlar üzerinde sıralanmış olması Karacadağ kalkan volkanını meydana getiren ikinci evre volkanitlerinin K-G yönlü bu açılma çatlağından yüzeylendiğini göstermektedir. İkinci evre olarak ayırtlanan volkanitler jeokimyasal parametrelere göre ilk evreden farklılık gösterirler. Bu dönem volkanitleri Haksal'ın (1981) çalışmasında bazanit, hawait ve nefhelin hawait olarak tanımlanmaktadır. İlk evrenin bazalt platoları ile Karacadağ zirve bölümü arasında yaklaşık 1000 metrelik yükselti farkı bulunmaktadır. Buradan hareketle ikinci evreye ait volkanitlerin görünür kalınlığının volkanın zirvesinden eteklere doğru azalacağı bilinen bir gerçektir. Bu evrenin ilk evre volkanitleri dışında dokanak halinde olduğu Derik kuzeyindeki Mardin kireçtaşları üzerinde izlenebilen kalınlığı 20 metre civarındadır. Burada kireçtaşları üzerinde gelişmiş olan vadileri doldurmuştur. Haksal (1981) tarafından yapılan yaş tayinlerinde iki örnek bu dönem volkanitlerine karşılık gelmektedir. Bu örneklerden biri Karacadağ kuzeyinde Karabahçe köyü yöresinden alınmış. Karacadağ doğusundan alınan ikinci renkte ise 2,7+0,1 milyon yıl yaşı bulunmuştur. Tarafımızdan yapılan gözlemlerde de söz konusu ikinci dönem ürünlerinin Üst Miyosen yaşlı olan ilk evre volkanitleri üzerinde gelişmiş bulunan peneplene yakın bir morfoloji üzerine geldikleri izlenmiştir. Ayrıca Karacadağ'ın eteklerinde yer alan ikinci dönem lav akıntılarının uç bölümlerinin az da olsa söz konusu aşınım döneminden etkilenmiş olması ikinci evre volkanitlerinin bu aşınım süresi içerisinde yüzeylendiklerine yorumlanabilir. Bu verilere göre Karacadağ kalkan volkanını meydana getiren ikinci evre volkanizmanın Üst Pliyosen yaşlı olması gerekir. Üçüncü Evre Volkanitleri Karacadağ volkanitleri içerisinde sınırlı dağılım gösterirler. Çalışma alanının GB'sinde küçük bir alan dışında Karacadağ'ın GD'sinde dağınık, birbirleriyle bağlantısız lav akıntıları halinde izlenir. Morfolojilerinin çok iyi korunmuş olması ile dikkati çekerler. Günümüz vadi tabanlarını doldurmuşlar ve drenajda ötelenmelere, sedlenmelere yol açmışlardır. Bu dönem volkanitleri üzerinde ayrışma çok az veya hiçgelişmemiştir. Bu özellikleri nedeniyle Kuvaterner sonlarına yakın bir zamanda çıktıkları söylenebilir. Bu dönem volkanitleri tefra konili çıkış merkezlerinden yüzeylenmiştir. 368 . Karacadağ GB'sinde Ovabağ-Karasungur arasında yedi, Derik kuzeyinde iki ve Derik güneyinde iki olmak üzere toplam on bir adet çıkış merkezi bu dönem etkin olmuştur. Ovabağ güneyindeki Barut tepe konisinden çıkan lavlar Haramsu dere vadisi içerisinde toplam 32 km akmıştır. Vadi içerisinde lavların oluşturduğu sed gölleri bulunmaktadır. Yine Derik kuzeyindeki Kırmızı tepeden çıkan lavlar bir vadi içerisinde 20 km kadar kuzeye doğru ve 8 km doğuya doğru akmıştır. Bu akıntı da vadi içerisinde sed göllerinin gelişmesine neden olmuştur. Gümüşyuva tepe lav akıntısı da talveg eğimi fazla olan bir vadi içerisinde GB'ye doğru yaklaşık 12 km kadar uzanır. Derik güneyindeki konilerden çıkan lavlar ise çıkış merkezleri çevresinde yığılma gösterirler. Kuvaterner yaşlı bu son dönem volkanitleri üzerinde belirgin kırıklar izlenememiştir. Volkan konileri de dağınık haldedir. Yalnız çalışma alanının GB köşesinde bulunan ve üç göze Sumaklı köyleri arasında yüzeyleyen volkanitler K-G dogrultulu bir açılma çatlağı üzerindeki çıkış merkezinden türemişlerdir (Şekil-5). Şekil 5a ve 5b . Karacadağ Genç Volkanitlerin Görüntüsü Volkanizmanın Evrimi Karacadağ volkanizmasında üç ana etkinlik dönemi ayırt edilmiştir. Yörede ilk volkanik etkinlik Üst Miyosen'de sıkışma tektonik rejimi altında gelişmiş olan KG yönlü açılma çatlaklarından yüzeylenmiştir. Bu açılma çatlaklarının yönü KD'ye doğru değiştiğinde sol yönlü, KB'ya doğru yön değiştirdiğinde ise sağ yönlü doğrultu atım bileşeni özellik kazanmaktadır. Birinci evre volkanizması çalışma alanının KB'sinde bulunan çok sayıdaki çıkış merkezlerinden çevreye yayılmış, çıkış merkezleri tabla kalkan tipli bir volkanik sistem oluştururken çevreye yayılan lavlar ise platoları şekillendirmiştir. Bu dönem volkanitleri olasılıkla Şelmo formasyonu ve ona malzeme veren bir aşınım yüzeyi üzerinde gelişmişlerdir. Yine, aynı dönem volkanitleri üzerinde büyük volkanik koniler dışındaki arızaları ortadan kaldırmış olan ve volkanitler dışındaki birimler üzerinde de izlenen, çok geniş bir yayılım alanına sahip aşınım yüzeyi yer alır. Bu yüzey kalın bir toprak örtüsüyle tanınır. İkinci ve üçüncü evre volkanizmanın çıkış merkezleri KB'den GB'ye doğru kayma 369 göstermektedir. İkinci evre volkanizmasına ait lav çıkıntıları ilk dönem volkanitleri üzerinde gelişmiş olan aşınım yüzeyi üzerine gelmektedir. Karacadağ eteklerinde bu lav akıntılarının uç kısımları yukarıda belirtilen aşınım döneminden kısmen etkilenmiştir, ikinci evre volkanitlerine ilişkin jeokronolojik yaş tayinleri (Haksal, 1981) üst Pliyosen yaşını vermektedir, iki volkanik etkinlik arasındaki zamanda oluştuğu belirlenen aşınım yüzeyinin sadece Kuvaterner drenajından etkilenmiş olması da bu yüzeyin üst Pliyosen'de geliştiğini gösterir. Bu veriler ikinci evre volkanizmasının üst Pliyosen'de etkinlik gösterdiğini belirlemektedir (Şekil-6). Şekil 6. Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Yapı Haritası Kuvaterner yaşlı olan üçüncü evre bazaltları sınırlı bir yayılıma sahiptir. Çalışma alanının GD köşesinde yer alırlar. Bölgede yer alan çökel kayalarda kıvrımlar izlenmektedir. Bu kıvrımların genel doğrultuları D-B'dir. Üst Miyosen yaşlı Şelmo formasyonu da bu kıvrımlanmaya katılmıştır. Bu durumda yörede Şelmo formasyonunun oluşumundan sonraya rastlayan ve bu yapıları geliştirebilecek K-G yönlü bir sıkışma söz konusudur. Bu sıkışma tektonik rejiminde K-G yönlü açılma çatlaklarından Karacadağ volkanitleri yüzeylenmiştir. Bu rejim içerisinde deforme olan Şelmo formasyonunda izlenen kıvrımlar Karacadağ volka-nitlerinde izlenememektedir. Çökellerde izlenen yapılar volkanitlere girildiğinde seçilememektedir. Bu uyumsuzluk olasılıkla bazaltların deformasyona karşı değişik davranmasının yanında deformasyona ait izlerin aşınımla silinmiş olması ile de açıklanabilir. Aslında tüm Doğu Anadolu bölgesi düzeyinde neotektonik dönem deformasyonu ele alındığında bu bölgenin kabaca K-G yönlü bir sıkışma tektonik rejimi altında deforme olduğu daha önceki araştırmalarda (Şengör ve Kidd, 1979; Şengör, 1980; Şaroğlu ve Güner, 1981, Şaroğlu, 1983) ortaya konmuştur. Bu rejimde D-B doğrultulu kıvrımlar ve bindirmeler, KD-GB doğrultulu sol yönlü, KB-GD doğrultulu sağ yönlü doğrultu atımlı faylar ile K-G doğrultulu açılma çatlakları gelişmiştir (Şaroğlu, 1985). GD Anadolu'da neotektonik döneme ait yapılar gösterilmiştir. Haritada görüldüğü gibi GD Anadolu'da neotektonik dönem yapılan Doğu Anadolu'daki yapılarla aynı türde bir gelişim göstermiştir. Bu veriler GD Anadolu bölgesinin neotektonik 370 dönemde Doğu Anadolu bölgesi gibi bir sıkışma bölgesi olduğunu ortaya koymaktadır. Ben Menahem ve diğerleri (1976) söz konusu yapısal şekillerin ülke sınırları dışında güneye doğru devam ettiğini belirtmektedirler. Karacadağ volkanitlerinin jeokimyasal evrimine dikkat edilecek olursa başlangıçta alkali olivin bazaltlarla alkalen nitelikte başlayan volkanizma son evrede mujeritlere (Haksal, 1981) dönüşmüştür. Volkanitlerin jeokimyasal bileşimindeki bu değişim sıkışma rejimindeki kabuk kalınlaşması ve buna bağlı olarak magma kirlenmesi ile açıklanabilir. SONUÇ Karacadağ volkanitlerini genel özellikleriyle tanımlamaya çalışılan bu araştırmada elde edilen sonuçlar şunlardır: 1- Volkanitler üst Miyosen-Kuvaterner yaş aralığında yüzeylenmiştir. 2- Volkanizma üç ana püskürme evresine ayrılmıştır. Her evrede farklı çıkış merkezleri kullanılmıştır. 3- Bu evreler içerisinde volkanik etkinlik KB'den GD'ye doğru gençleşerek yer değiştirmiştir. Eskiden yeniye doğru olan püskürme dönemlerinde çıkan ürünlerin yayılım alanlarında daralma olmuştur. 4- Volkanizma K-G yönlü açılma çatlakları boyunca yüzeylenmiştir. 5- En yaşlı volkanitler düze yakın bir paleotopoğrafya üzerinde plato bazaltları halinde gelişmiştir. İlk iki evre arasında da önemli bir aşınım dönemi yaşanmış ve bu dönemde volkanitler dışında da geniş alanlarda izlenebilen bir aşınım yüzeyi gelişmiştir. 6- Neotektonik dönemde bölgede K-G yönlü sıkışma tektonik rejimi altında açılma çatlaklarının yanında kıvrım ve bindirmeler ile sağ ve sol yönlü doğrultu atımlı faylar da gelişmiştir. 7- Volkanitlerin çevresinde bulunan kaya birimlerinde izlenebilen yapıların plato bazaltları altında devam etmesi söz konusudur. Petrol amaçlı çalışmalarda volkan çıkış merkezlerinin odaklandığı Karacadağ volkanı ile Siverek KD'sindeki alanda volkanitlerin maksimum kalınlığa ulaştığı gözönünde bulundurulmalıdır. Buna karşılık Siverek güneyi, Kara keçi-Viranşehir-Derik çizgisi güneyi ve ÇınarOvabağ çizgisinin kuzey ve KB' sinde volkanitlerin kalınlığı az, çıkış merkezleri de seyrektir. 371 KAYNAKLAR 1. Şaroğlu, F; Emre Ö., Karacadağ Volkanitlerinin Genel Özellikleri ve Güneydoğu Anadolu Otoktonundaki Yeri. Türkiye 7. Petrol Kongresi, Ankara S 384–391.(1987). 2. Ben Menahem, A., Nur, A. and Vered, M. Tectonics seismicity and structure of the Afro-Eurasian junction : The breaking of an incoherent plate. Physics of the Earth and Planetory Interiors, 12, 1-50 (197b) 3. Erinç, S. Jeomorfoloji II. (Genişletilmiş 2. baskı) İst. Üni. Coğrafya Enstitüsü yay., no 23, (1971) 4. Haksal, M. A. Petrographie und geochemie des schildvulkans Karacadağ (Südostonato-lien). Diplomarbeit, Hamburg, (1981) 5. Perinçek, D. Arabistan kıtası kuzeyindeki tektonik evrimin, kıta üzerinde çökelen istifteki etkileri. Türkiye Beşinci Petrol Kongresi Bildirileri (Nisan, 1980) 6. Şaroğlu, F. Doğu Anadolu'nun neotektonik dönemde jeolojik ve yapısal evrimi. İst. Üni. Fen Bilimleri Enstitüsü (yayınlanmamış) . Doktora tezi, 240 s. (1985) 7. Şaroğlu, F. ve Guner, Y. Doğu Anadolu'nun jeomorfolojik gelişimine etki eden öğeler; Jeomorfoloji, tektonik, volkanizma ilişkileri. TJK Bülteni 24/2, 39–50, (1981) 8. Şengör, A.M.C. Türkiye'nin neotektoniğinin esasları. TJK yayını, 40 s. (1980) 9. Şengör, A.M.C. and Kidd, W.S.F. Post-collisional tectonics of the Turkishlranian plateau and a comparison with Tibet. Tec-tonophysics. 372 KARACADAĞ'DA PONZA MADENİ VE MÜHENDİSLİKTE KULLANIMI İrem HASPOLAT* Ahmet AKAYDIN** ÖZET Ponza taşı hafif doğal agregaların başında gelmektedir. Günümüz teknolojileriyle bu taşın farklı endüstri alanlarında kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Ponza, genellikle inşaat yapı sektöründe, hafif yapı malzemesi, kimya sektörü, tarım ve diğer alanlarda kullanılan bir malzemedir. Karacadağ ponza yönünden zengin bir volkan olup Karacadağ'ın Diyarbakır ekonomisine yapacağı katkı ele alınmıştır. GİRİŞ İnşaat ve yapı sektöründe hafif malzeme kullanımının önemi, deprem kuşağında bulunan ülkemizin geçirdiği felaketlerden sonra daha da iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Bunun üzerine inşaat sektörü üreticileri hafif doğal malzemelerin kullanımı için farklı ar-ge çalışmaları başlatmışlardır. Hafif malzemeyi kimyevi yollarla da elde etmek mümkün ancak doğal malzemenin insan sağlığı açısından önemi düşünülünce hafif doğal agregaların seçimi ve bu alandaki yapılan ar-ge çalışmalarının ne kadar isabetli çalışmalar olduğunu görmekteyiz. Türkiye'de hafif ve doğal agrega olarak kullanılabilecek malzemeler arasında, farklı yörelerde bulunan ponza oluşumları, volkanik cüruf oluşumları, diatomit ve perlit oluşumlarını sayabilmek mümkündür. Fakat doğal yapıya sahip bu kayaçların, mühendislik açısından, endüstriyel anlamda ve endüstriyel çıktının ekonomiye dönüşü gibi birbirini takip eden hesapların iyi yapılması gerekmektedir. Örneğin bims blok alanında üretim yapacak bir fabrikanın ponza ocaklarına yakınlığı önemlidir. Çünkü hafif ve ucuz olan bu doğal malzemenin maliyetlerinin nakliye sebebiyle artmaması gerekmektedir. Bu çalımsa için, literatür taraması yapılmış olup, ponza, ponza ocakları Karacadağ ve ponza ilişkisi ve de ponzanın kullanım alanları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ana amaçlarından biriside Karacağ'ın sahip olduğu ponza yataklarının doğru yatırımlarla değerlendirilmesi halinde Diyarbakır ve ülke ekonomisine katkısı işaret edilmek istenmektedir. *Elektrik elektronik mühendisi **Öğretim Görevlisi 373 Ponza (Volkan Tüfü) Volkanik bir kayaç türü olup, asidik ve bazik karakterli volkanik faaliyetler sonucu oluşmuştur. Yapı olarak volkanik bir cam yapısındadır. Ponza, volkan bacasındaki gazların basıncı ile patlayan volkanla birlikte fışkıran magmanın köpük halini almasıyla şekillenmiştir. Oluşan köpük, atmosfer basıncıyla ani soğuyup katılaşmasıyla porozite kazanmıştır. Bu sebeple çok değişken boyutlarda gözenekler ya da kabarcıklar meydana gelir. Ponza, steril kimyasal reaksiyon sevmeyen, pastörizasyonla yapısal değişikliğe uğramayan bir substrattır. Doğal bir hidro kültür malzemesi olduğundan maliyeti, perlit ve kile kıyasla daha düşüktür. Pomza taşı ucuz olmakla birlikte, hafif olması, taşınmasındaki kolaylık ve diğer özellikleri açısından da bitkiler için iyi bir malzeme ve gelişme ortamıdır. Pomza taşı suyu tutan ve koruyan, bu özelliği ile de su kullanımında ekonomi sağlayan bir agrega olması kurak ve yarı kurak bölgeler için önemini bir kat daha arttırmaktadır (1) (2). Karacadağ önemli pomza kaynaklarına sahiptir Ponza ( Ovabağ Pomza Ocakları) Saha kuvaterner yaşlı Karacadağ volkanikleri ile kaplıdır. Bazalt ve piroklastlardan oluşan Volkanizma oldukça geniş alanlara yayılmıştır. Üç evrede akan bazaltların en yaşlı olanları Diyarbakır yakın çevresinde yüzeyleşmiş olup, iyi toprak yapısına sahiptir. İkinci evre Karacadağ'ın ana kütlesi çevresinde olup en genç olanları ise Ovabağ ilçesi civarlarındadır. Ovabağ ilçe sınırları dâhilindeki kırmızı tepe olarak anılan saha Volkanizmanın piroklastları olarak kabul edilen ve çıkış yerlerine tekabül eden bazaltik ponzalar ile temsil edilmektedir. Kırmızımsı ve siyah renkli bu cüruflar bol Alüminyum içermeleri ve yoğunluklarının düşüklüğü sebebiyle Çimento fabrikalarında tras malzemesi olarak kullanılmaktadır. Ponzanın Kullanım Alanları: Beton; kum, çakıl (veya kırma taş, hafif agrega vb.), çimento ve suyun karışımından elde edilen bir yapı malzemesidir. Sözü edilen malzemeler belirli oranda karıştırıldığında kalıptan istenilen biçimi alabilecek plastik bir malzeme elde edilir. Beton karışımlarında kullanılan en önemli malzeme çimentodur. Çimentolar, hidrolik bağlayıcı maddeler olup, su ile karıştırılıp hamur haline getirildikten sonra gerek havada gerekse suda sertleşerek dayanım kazanır. Ponza taşı, volkanik faaliyetler esnasında ani soğuma ve gazların bünyeyi aniden terk etmesi sonucu oluşan, oldukça gözenekli bir yapı içeren ve dünya endüstrisinde yeni olmamakla beraber, ülkemiz endüstrisine son yıllarda girmeye başlayan ve değeri yeni anlaşılan volkanik kökenli bir kayaçtır. Asidik ponza, beyaz veya kirli beyaz renkte iken, bazik ponza ise yabancı kaynaklarda Scoria olarak geçen, Türkçede ise bazaltik ponza olarak bilinen kahverengi veya siyahımsı renkteki ponza türüdür. Asidik ponzanın yoğunluğu 0,5374 3 3 1,0 gr/cm arasında iken, bazaltik ponzanın ki 1,0- 2,0 gr/cm arasında değişmektedir (4) Ponza, hammadde olarak birçok endüstriyel alanda kullanılmaktadır. Kullanımı, endüstriyel amacına göre ya ana hammadde olarak veya katkı malzemesi biçimindedir. En yaygın kulanım alanı inşaat sektörüdür. Düşük birim hacim ağırlığı, yüksek ses ve ısı izolasyonu, iklimlendirme özelliği, kolay sıva tutması, mükemmel akustik özelliği, deprem yük ve davranışları karsısındaki elastikiyeti ve alternatiflerine göre daha ekonomik oluşu gibi üstün özelliklerinden dolayı inşaat ve yapı sektöründe geniş bir kullanım alanı bulmaktadır. İnşaat sektöründe kullanım alanını 5 ayrı kategoride analiz etmek mümkündür. 1. Hafif yapı elemanları üretiminde 2. Prefabrik hafif yapı elemanları üretiminde 3. Çatı ve dekoratif kaplama elemanları üretiminde 4. Hafif hazır sıva ve harç üretiminde hafif beton üretiminde 5. Çatı ve döşeme izolasyonu dolgusu olarak; inşaat sektöründe kullanımı dışında tekstil endüstrisinde; kot kumaşların yumuşatılmasında ve ağartılmasında, tarım endüstrisinde yüksek su tutma kapasitesi, bünyesinde barındırdığı suyu tedricen ortama vererek ortamın nemini dengelemesi, zararlı kimyevi bileşikler içermemesi gibi önemli özelliklerinden dolayı toprak ıslahında, az topraklı veya topraksız ortamlarda bitki yetiştirmek için su beslenimi kısıtlı tarımsal yeşil alanlar için ponza kullanılmaktadır. Kimya endüstrisinde kullanımı yeni olmakla beraber yapılan araştırma geliştirme çalışmalarıyla kullanımı giderek artmaktadır. Özelliklerine bağlı olarak bu alanda kullanımı abrasif olarak, kozmetikte, sabun ve deterjan yapımında, ilaç endüstrisinde ve diğer endüstriyel alanlarda da kullanımı vardır. Endüstriyel olarak bu denli geniş kullanım alanına sahip olan pomza; genellikle açık renkli, hafif oldukça poroz yapıda piroklastik kayaçlar olup dünyada özellikle patlamalı tipte yaslı genç, aktif yada pasif volkanların olduğu alanlarda yaygın olarak gözlenmektedir(5). Yukarıda da belirttiğimiz gibi ponza yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Daha spesifik olması adına aşağıdaki başlıklar altında toplanılmıştır. 1.İnsaat Sektörü İnşaat sektöründe konut ihtiyacının karşılanabilmesi için günümüze kadar çok katlı binaların inşasında bazı problemlerle karşılaşılmıştır. Bunların en önemlisi beton kütleden dolayı binanın öz ağırlığının fazla olmasıdır. Bu ağırlığın azaltılması amacıyla betonda kullanılan normal agrega yerine alternatif olarak ponza taşı kullanılmaya başlanmıştır. Ponza taşı hafif agrega olarak kullanıldığında betonun özgül ağırlığını azaltır, ayrıca gözenekli yapısından dolayı da ısı ve ses yalıtımını sağlar. Ponza bunların dışında yapı malzemesi olarak aşağıdaki alanlarda da kullanılabilmektedir. 375 Karayollarında, buzlanmayı kontrol altına almada, · Dekoratif ve yalıtımlı, hafif tavan kaplama malzemeleri imalinde, · Asfalt kaplamalarda bir tür kusmayı engelleyici katkı olarak kullanılır (4). 2. Yapı Restorasyonlarında Ponza Kullanımı: Bugün birçok gelişmiş ülke tarihi binalarının kirlenmiş cephe temizliğini kumlama yönteminde kum yerine ponza taşı kullanarak yapmaktadır. Ponza taşı yumuşak aşındırıcı özelliğinden dolayı bina yüzeyine hasar vermeden temizliğini yapmaya imkân vermektedir. Ayrıca, kaleterasit, ses izole edici duvar boyası, motifli boya için astar macunu düzeltme alanlarda ponza ürünleri kullanılmaktadır. (6) 3.Tekstil Alanında Ülkemiz endüstrisinde en önemli sektörlerin başında tekstil gelmektedir. Tekstil alanında gerek genç kuşağın tercihi gerekse moda akımlarından dolayı kot endüstrisi önemli bir yere sahiptir. Kot imalat aşamalarında kot taşlama olarak bilinen kot kumaşlarının renklerinin açılması (ağartılması) ve kumaşın yumuşatılması işlemin ponza kullanılmaktadır. 4. Kimya Alanında Günümüzde ponza aşağıda sunulan kimya endüstrilerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. · Tarım ilaçları ve kibrit sanayisinde taşıyıcı olarak, · Gübre sanayisinde gübrenin topaklaşmasını engelleyici madde olarak, · Diş macunlarında ve dişçilikte parlatma tozu imalatında, · Birçok sektörde absorben madde olarak, · Temizlik ve detarjan sanayisinde katkı maddesi olarak, · Özel tip boyalarda katkı maddesi olarak kullanılır (4) 5. Boya sanayinde: Pürüzlü kaplamada (Kaleterasit), ses izole edici duvar boyası, motifi boya için astar macunu düzeltme gibi boya sanayisinin bütün aşamalarında ponza kullanılabilmektedir. 6.Kimya sanayinde: Kimyasal taşıyıcı ve filtrasyon malzemesi olarak, metal ve plastik sanayisinde; temizleme ve cilalama, titreşim özelliği olan malzemeler yapımında son ameliye için, elektriksel kaplama, taş basmakalıplarını temizlemede etkin olarak kullanılabilmektedir. 7. Cam sanayisinde: Televizyonlarda kullanılan eski diyebileceğimiz teknolojilerde televizyon tüpü düzeltme, cam cilalama, kesik cam tamamlama malzemesi olarak kullanım alanları mevcuttur. 376 8. Mobilya sanayinde: Ponza yapı itibari ile kolay işleme özelliğine sahiptir. Bu kolay işlemesinin yanında çok fonksiyonlu yapısı ile birçok alanda kullanılmaktadır. Bu özelliği mobilya sektöründe de karşımıza çıkmaktadır. Mobilya sektöründe özellikle; cilalama, piyano anahtarı ve resim çerçevelerinde motif vermede kullanılabilmektedir.(7) 9. Filtrasyon Amaçlı Ponza Kullanımı: İçme suyunun filtrasyonu için saf ponza taşı kullanılabilmektedir. Ponza insan sağlığını tehdit edecek hiç bir element içermez. Ponza genellikle iki katmanlı filtrelerde hafifliğinden ötürü birincil arıtma amacıyla kullanılırken, alttaki diğer tabaka ponza tarafından yakalanamayan küçük maddeleri süzer.(6) 10. Kozmetikte Ponza Kullanımı: Topuk taşı olarak bildiğimiz ürünün hammaddesi yine ponzadır. Ayrıca ponza taşından elde edilen ürünler, başta sabun mamullerinde olmak üzere, diş macunlarında, diş temizleme tozlarında ve kremlerde yaygın olarak kullanılmaktadır.(6) Saydığımız alanları göz önüne getirdiğimizde ponzanın hayatımızın her alanında karşımıza çıktığını bir aha gözler önüne sürmektedir. 11.Tarım Alanında: Birçok ülkede ponza kuraklığa çare olarak başvurulan seçeneklerden biridir. Ponza bünyesine aldığı suyu uzun müddet muhafaza ederek sürekli olarak nemli bir ortamın oluşmasını temin ettiğinden kuraklığa çare olarak kısmi bir çözüm getirse de yaygın olarak kullanılmamaktadır. Bugün su kaynakları yeterli olmayan İsrail, Suudi Arabistan, Kuveyt gibi ülkeler iklimin sıcak olması ve sulama suyunun da buharlaşmasından dolayı aşırı bir su kaybı meydana gelmektedir. Bunun için toprak altında belirli bir derinlikte ve kalınlıkta pomza serilerek toprak altından içerisine su verilip bitkilerin ihtiyacı olan suyu direkt olarak köklere ulaşması sağlanmaktadır. Böylece buharlaşmadan kaynaklanan su kaybının önüne geçilebilmektedir. Öte yandan sıvı gübre kullanıldığında pomza hem gübre kaybını önler hem de yer altı sularının kirlenmesini engeller (4). Volkanik topraklar kendi doğal yapısı ile birlikte, çürüyen bitkiler, insan ve hayvan yaşamının sağladığı ek besinlerle, bitki yetiştirmek için çok elverişli bir ortam sağlamaktadır. Ponza taşının %85 oranında gözenekli olması hafif yoğunluk özellikleri göstermesine neden olur. Ponza taşının en küçük birimi dahi irili ufaklı birçok gözeneklerle doludur. Ponza taşı toprağı daha gözenekli bir hale getirerek havalandırır. Ayrıca toprağın özelliklerini ıslah etmek ve suni gübrenin topaklaşmasını engellemek amacı ile kullanılmaktadır. Ponza, toprak olarak seralarda, turunç yetiştirilen bölgelerde, meyveliklerde, çim sahalarda ve tüm tarım bölgelerinde kullanılmakta olup, uygulama sonuçları mükemmeldir. Ponzanın tarımda sağladığı avantajlar arasında toprağın havalandırması, tekrar tekrar kulla 377 nılabilmeyi, besin ayarlama kontrolü, mantar, böcek gibi zararlı unsurların da engellenmesini sağlar. Toprağın kolay sulamasını sağlar ve çürüme kötü koku üretme özelliği de yoktur. pH dengesi nötr dür(6-7). SONUÇ · Ponza nedir oluşumu nasıldır? Konusu açıklanmıştır. · Karacadağ bölgesinde ki önemli ponza kaynaklarından 1 tanesi ele alınmış olup Karacadağ ve çevresinde ponzanın oluşum aşamalarına değinilmiştir. · Ponzanın kullanım alanları ele alınmış olup ponza madeninin bu sayede ponza madeninin önemi bir kez daha gözler önüne serilmiştir. · Farklı sektörlerde kullanılan ponzanın hayatın her alanında karşımıza çıktığını, Diyarbakır ve Karacadağ yöresinde yoğun yataklara sahip olması bölgeye yapılacak yatırımların adını koymada belirleyici alanlar arasında yerini koruduğuna, önemi ve kaynağının bölgede olmasından ötürü bu alanda ekonomik yatırımların isabetli olacağı vurgusu yapılmıştır. KAYNAKLAR 1. Coşgun, S., 1998. Adi Porsuk (Taxux baccata L.)'un Çelikle Üretilmesi Üzerine Araştırmalar, T. C. Orman Bakanlığı, Batı Karadeniz Ormancılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Teknik Rapor No. 1, Bolu. 2. Karaman, M. R., Brohi, A., 1995. Bitki Yetiştirme Ortamı Olarak Pomza Taşının Farklı N Dozlarında Mısır Bitkisinin Su Tüketimi ve Gelişimine Etkisi, Turkısh Journal of agriculture and Forestry, Vol. 19, s. 355-360, Ankara. 3. http://www.mta.gov.tr/v1.0/bolgeler/diyarbakir/index.php?id=gdab_ maden_envanteri_maden&m=4 4. Salih Yazıcıoğlu ve Bahar Demirel. Puzolanik Katkı Maddesi Olarak Kullanılan Elazığ Yöresi Pomzasının İlerleyen Kür Yaşlarında Betonun Basınç Dayanımına Etkisi Fırat Üniv. Fen ve Müh. Bil. Dergisi 18 (3), 367-374, 2006 5. Ebru Baspınar ve Lütfullah Gündüz. İnsaat Endüstrisinde Kullanılan Pomza Agregalarının Mineralojik Ve Petrografik Özellikleri. Iv.Ulusal Kırmatas Sempozyumu 2-4 Aralık 2006/İstanbul 6. http://www.uzayperlit.com/ponza.html 7. http://www.mta.gov.tr/v2.0/default.php?id=maden_kullanim 378 KARACADAĞ'DA PONZA OCAKLARI VE TOPRAKSIZ TARIM Murat Tomar Tarım Sektöründe Ponza gelişmiş ülkelerin çoğunda tarımda kuraklığa çare olarak başvurulan seçeneklerden bir tanesidir. Bünyesine aldığı suyu uzun müddet muhafaza ederek sürekli olarak nemli bir ortamın oluşmasını temin ettiğinden, kuraklığa çare olarak kısmı bir çözüm getirse de yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bugün su kaynakları yetersiz olan İsrail, Suudi Arabistan, Kuveyt gibi ülkelerde, iklimin sıcak olması ve sulama suyunun da aşırı buharlaşmasından kaynaklanan su kaybının önüne geçilebilmesi için, toprağın altında belirli bir derinlikte ve belirli bir kalınlıkta serilen ponza tabakası içerisine (yastıklama), toprak altından su vererek, bitkilerin ihtiyacı olan suyun direkt olarak köklere ulaşması sağlanmakta ve buharlaşmadan kaynaklanan su kaybının önüne geçilmektedir (Reyhanoğlu, 1988). Toprağın su tutma özelliğinin iyileştirilmesi (hidrokültür) özellikle su problemi olan bölgeler için çok önemlidir. Perlit 760-1200°C arasında, kil 1200°C'de genleştirilerek tarımda kullanılmaya uygun hidrokültür hammaddesi haline dönüştürülmektedir. Pomza ise doğal halde bir hidrokültür hammaddesi olduğundan maliyeti genleştirilmiş perlit ve kile kıyasla çok daha düşüktür. Son yıllarda bu konuda bazı Avrupa ülkeleri (Hollanda, İsveç vb.) ve Japonya bu tip araştırmaları kapsamlı bir şekilde yürüten ülkelerin başında gelip, bu ülkelerde topraksız veya çok az toprakla ve çok az su ile bitki yetiştirilmektedir. Ülkemizde bu alandaki çalışmalar henüz deneme safhasındadır. Ponza, tarımda hem ucuz hem de özellikleri açısından bitkiler için önemli bir hammadde (girdi) durumdadır. Tuttuğu, suyu/nemi içinde bulunduğu ortama göre ayarlayarak gerektikçe bitkiye verebilen ponzanın bu alanda kullanılabilmesi için, bazı özelliklerinin uygun olup olmadığının (su tutma faktörü, besin emme özelliği, gözenek durumu, granüllerin görünür yoğunluğu vb.) analizi gerekmektedir: Bu analizlere geçilmeden önce tane boyutu açısından uygun ve yeterli aynı özelliklerde yeterli rezerve sahip, değişmeyen kalitede ponza kullanım gerekliliği açısından önemlidir. Topraksız Tarım nedir? Topraksız tarım, toprak yerine sıvı mineral besin karışımları ile bitki yetiştirme tekniğidir. . Yani bitkilerin kökleri toprak yerine içerisine bolca bitki besini bulunan çeşitli ortamlara girer ve besinlerini buradan alır. Bu ortamlar; perlit, cam yünü, ponza taşı gibi katı ortamlar olabileceği gibi sadece su veya püskürtülen su gibi ortamlar da olabilir. Sonuçta temelde toprak: 1- Suyu köke iletir. *Ziraat Mühendisi 379 2- Havayı köke iletir. 3- Besini köke iletir. 4- Durak vazifesi görür. 5- Kökü güneş ışığından korur. İşte bu beş maddedeki imkânı toprak olmadan bitkiye sağlayabilirsek, topraksız tarım yapmış oluruz. Peki, Neden Tüm Bu İşlemleri Yapan Ucuz Bir Kaynak Olan Toprak Varken Topraksız Tarım Yapıyoruz? Açıkça'sı tarımsal üretim, büyük belirsizlikler ve dolayısı ile büyük riskler taşıyan bir üretim biçimidir. Tarımsal üretim yaparken belirsizlikleri, bilinmezlikleri ne kadar azaltırsak riskler de o oranda azalır. İşte topraksız tarımda bitkiye verilen su, hava, besin gibi çok önemli temel öğeler kontrol edilebilir ve böylece hem riskler azaltılır; hem de bu girdilere daha hâkim olunabildiği için verim arttırılabilir. Ayrıca toprakta çok fazla sayı ve çeşitte mikrop ve çeşitli canlılar bulunur. Bu mikroplar ve canlılar genellikle bitkiye zarar vermezler. Ancak kimi zaman bazıları bitkiye zarar vererek üretimdeki riskleri arttırır, verimi düşürebilir. Toprakta bu tip zararlılar varsa bu canlılarla savaşmak oldukça zorlu hatta bazen imkansız’dır. Ayrıca toprak, sürekli aynı bitkinin yetiştirilmesi; yanlış sulama-hatalı gübreleme yapılması gibi sebeplerden dolayı bozulabilir ve bitkisel üretime elverişsiz hale gelebilir. Bu duruma gelen toprağı ıslah etmek çok zor ve masraflı olabilir. İşte tüm bu sebeplerden daha pahalı da olsa topraksız tarım, topraklı tarıma tercih edilebilir (1). Topraksız Tarımın Avantajları: Toprak kullanılmadığı için tarım yapılabilir alanlar artıyor. Birim alandan daha yüksek verim alınabiliyor. Örneğin, ülkemizde ortalama olarak tarla koşullarında 5-6 ton/da, geleneksel sera koşularında 15-18 ton/da domates verimi alınırken topraksız yetiştiricilikte 35-36 ton/da verim alınıyor. Bu rakam bu konuda ilerlemiş bazı ülkelerde 55-60 ton/da'ya ulaşıyor. Daha kaliteli ürün alınıyor. Gübre ve tarımsal ilaç kullanımı azalıyor. Sızmanın önlenmesi ve buharlaşma kayıplarının azaltılmasıyla su tasarrufu sağlanıyor. Bitkiler su ve besin maddesi sıkıntısı çekmiyorlar. Dezenfekte etme, yabancı ot kontrolü ve toprak işlemeye gerek kalmadığından enerji ve işgücünden tasarruf sağlanıyor. Birim alandaki bitki yoğunluğu, ışık etmeni ayarlanarak toprağa göre daha fazla olabiliyor. Topraklı tarımda önemli olan ekim nöbeti ya da nadas tanımsız hale geliyor, ekonomik değeri oransal olarak daha fazla olan sebze ya da çiçeklerin üst üste yetiştirilmesi mümkün oluyor. Yetiştirme ortamı koşulları ayarlanarak pazar talebine göre üretim kontrol ediliyor (2). 380 Karacadağ ponza yönünden zengin bir volkandır. Önemli ocaklar a) Ponza ( Ovabağ Ponza Ocakları) b) Ponza ( Karacadağ (Karabahçe) - Kırmızıtepe Ponza Ocağı) (3). Ponza taşı, volkanik faaliyetler sırasında çıkan lavların ani soğuma ve gazların lav bünyesini aniden terk etmesi sonucu oluşur. Oldukça gözenekli bir yapıya sahiptir ve dünya endüstrisinde yeni olmamakla beraber, ülkemiz endüstrisine son yıllarda girmeye başlamıştır. Değeri yeni anlaşılmıştır. Ponzanın gözenekleri birbirleriyle bağlantısızdır, bu özelliğinden dolayı da ses ve ısı yalıtımı ile su tutma kapasitesi oldukça yüksektir. İçerdiği gözenekler gözle görülebilecek boyutlardan, mikroskobik boyutlara kadar sayısız olup, her biri diğerinden camsı bir zarla yalıtılmıştır. Bu yüzden hafif, suda uzun süre yüzebilen bir kayaçtır. Ponza, kendisine özgü bazı özellikleri ile benzer volkanik camsı kayaçlardan, rengi, gözenekliliği ve kristal suyunun olmaması ile pratik olarak ayrılabilmektedir. Kolay sulanır, Mükemmel havalandırma sağlar, Tekrar tekrar kullanılabilir, Besin ayarlaması kontrolü kolaydır, Zamanla çekmez ve topaklanmaz, pH Nötr'dür (6-7). Mantar, böcek gibi zararlı unsurları barındırmaz, Kötü kokular üretmez (4). Ponza Doğanın bir harikası olan bazaltik ponza, volkanik lavların hızla soğuması sonrasında süngerimsi bir yapıda meydana gelen bol gözenekli, demir ve magnezyumca zengin bir materyaldir. Ponza fiziksel ve kimyasal özellikleriyle tarımsal kullanımda eşsiz yararlar sağlamaktadır. Ponza tek başına özellikle killi tarlalarda drenajı düzenlemekte, köklerin gelişimini iyileştirmekte, toprak sıcaklığını siyah renge sahip olması nedeniyle 1-3°C arttırmakta kullanılmaktadır. Bunun dışında ponza kuruluşumuzun T.C. Tarım Bakanlığı tarafından tescil edilmiş katı organomineral toprak düzenleyicilerde önemli bir girdi materyali olarak kullanılmaktadır. Ponza eşsiz fiziksel koşullar oluşturması nedeniyle topraksız tarımda da kullanılmaktadır. 381 Çizelge 1. Ponza'nın kimyasal özellikleri Sağlığı ve kalitesi yiten topraklarınızı yeniden Oksit Miktar kazanmak için, bahçe kurarken 30 yıllık gübre ihtiyacını (%) karşılamak isterseniz kullanmanız gereken eşsiz doğal malzeme. 43.04 SiO2 14.88 Al2O3 Dekara 10 ton kullanırsanız (30TL/ton+KDV); Fe2O3 Ara.94 1. 50 yıl potasyum gübresine gerek yoktur. TiO2 MnO Cr2O3 Şub.89 2. 10 yıl fosfor gübresine gerek yoktur. 0.19 0.03 4. Çinko 40 yıllık ihtiyacınızı karşılar. V2O5 0.03 5. Mangan yüzlerce yıllık ihtiyacınızı karşılar. P 2O5 CaO MgO BaO K2O 0.92 Ağu.95 10.Eki 0.04 Oca.83 Na2O2 pH Mar.30 7.0 3. Demir 500 yıllık ihtiyacınızı karşılar. Sözkonusu bitki-besin elementlerini piyasada şuan satılan kimyasal gübrelerle karşılamak isterseniz 1 ton pomzanın sağlayacağı potasyum, magnezyum, demir, fosfor, çinko ve manganlı besin elementleri için günümüz fiyatlarıyla yaklaşık 275 TL'lik harcama yapmanız gerekecektir. Bu nedenle ülkemizde ve dünyada niçin doğal, uzun ömürlü ve su ekonomisi sağlayan bazaltik pomzaya bilim dünyasının önem verdiği ortaya çıkmaktadır (5). Sonuç olarak Diyarbakır'da topraksız tarımda, özellikle seracılıkta ponza çok değerli bir unsurdur. Karacadağ'ın bu değerli malzemesini topraksız tarımda kullanmalıyız. KAYNAKLAR 1. http://www.tarimsal.com/makaleler/topraksiz_tarim_hidroponik.htm 2. Hasan Öztürk - Sonay Sözüdoğru Ok Topraksız Tarım Bilim ve Teknik Dergisi, Nisan 20073.http://www.mta.gov.tr/v1.0/bolgeler/diyarbakir/index.php?id=gdab_maden _envanteri_maden&m=4 4. http://topraksiz-tarim.blogspot.com/2010/05/ortam-turleri-pomza.html 5. http://www.alternatiftarim.com/pomza.htm 6. Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi/ Edip 382 DİYARBAKIR KARACADAĞ BAZALT TAŞI ÖZELLİKLERİ VE KULLANIM ALANLARI Yusuf Kenan Haspolat* GİRİŞ Diyarbakır-Karacadağ bazalt yatakları Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde geniş alanları kaplamaktadır. Eski volkanik bir dağ olan Karacadağ'ın püskürttüğü lavların soğuması sonucu oluşan bazalt taşı, bünyesinde bulunan Fe, Si, Al, Mg gibi metalik elementlerden dolayı doğada bilinen en sert ve dayanıklı taşlar içerisinde yer almaktadır. Kimyasal bileşimi ve fiziksel özelliklerinden anlaşılacağı gibi Diyarbakır Bazalt taşı iyi bir yalıtım ve dayanıklı yapı malzemesi olmakla beraber işlenebilirliği ile de antik ve çağdaş mekânlarda dekoratif görüntü sağlamaktadır. Isıya ve dona karşı olan dayanıklılığı sebebiyle binalarda dış cephe kaplamasında, (plaka ve yığma) fırınlarda fırın içi döşeme ve hamam cehennemliklerinde sal taşı olarak kullanılmaktadır. Zamana karşı aşınma yüzdesi düşük olduğundan yer döşemelerinde (kaldırım, camii avlu, petrol ofis alanı, park içi döşemeleri vs.) ideal bir malzemedir. Elektrik iletkenliği yok denecek kadar az olduğundan yüksek gerilime maruz mekanlarda kullanılmaktadır. İşlenebilirliği dolayısıyla bahçe ve parklarda dekoratif çiçeklik, fıskiyeli havuz, kemerli giriş kapıları ve mimari açıdan gerçekleşmesi mümkün olan sanat yapılarında kullanılmaktadır. Tarihsel kullanıma bakacak olursak, yapım tarihi bile belli olmayan Diyarbakır surları, avlulu Diyarbakır evleri, camileri ve çeşmelerinin zamana karşı gösterdiği dayanımıyla yöresel bir yapı malzemesi olarak birçok yerde kullanılmıştır. Karacadağ Bazalt Taşı Özellikleri Bazalt, volkanik kaya kütlelerinden olup, siyah renkte ve kesif yığınlar halindedir. Doğada kütle, damar ve akıntı halinde bulunur. Başlıca özelliklerinden birisi, altıgen prizmalar biçiminde, büyük sütunlar meydana getirmesidir. Bu sütunlar magma akıntılarının soğuyup büzülmesinden ileri gelmiştir. Sert ve dayanıklı bir taş olduğundan kaldırım, yapı taş, demiryolu, köprü malzemesi olarak kullanılır. Yeryüzünde çok bol olan bazalt, bazı memleketlerde, binlerce kilometrekarelik yerleri örter. Kuzey İngiltere, İrlanda, Almanya, Amerika ve Büyük Hindistan'da Dekan bölgesindeki bazalt yığınları 300.000 kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kaplar.( Vikipedi, Özgür Ansiklopedi) Diyarbakır-Karacadağ bazalt yatakları Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde geniş alanları kaplamaktadır. Bu bazalt taşlarının oluşumunu sağlayan Karacadağ volkanından inen bazalt akıntısı, özellikle Diyarbakır'ın üç bölgesinde yaygınlık göstermiştir. Batısında Diyarbakır-Şanlıurfa, kuzeyinde Diyarbakır-Elazığ ve doğusunda Diyarbakır - Mardin yolu üzerindeki bölgelerde 120 - 130 km *Prof. Dr. Yusuf Kenan Haspolat 383 çapında geniş bazalt platolarına rastlanmaktadır. Diyarbakır-Karacadağ bazaltının göstermiş olduğu yüksek aşınma dayanımı, düşük ısıl iletkenlik, asitlere ve dona karşı dayanıklılık gibi özellikleri günümüzde kullanım alanlarının çeşitlenmesini sağlamış ve bu malzeme ile ilgili çalışmaların artmasına neden olmuştur. Diyarbakır-Karacadağ bazalt taşının yapısal özelliklerini belirlemek amacıyla yapılan tüm mekanik deney sonuçları birbirini destekler değerler göstermektedir. Yapılan deneysel çalışmalar sonucunda, Diyarbakır-Karacadağ bazaltının bünyesindeki doku, renk ve görüntü zenginliği sayesinde tarihi dokuya uyumu ve yüksek mekanik dayanımı gibi özelliklerinden dolayı günümüz yapılarında yaygın olarak kullanılabilecek alternatif bir yapı malzemesi olarak kullanımının yaygınlaştığını görmekteyiz. Kullanım alanlarının yaygınlaştırılması amacıyla teknolojiye uygun olarak yapılacak çalışmalar Diyarbakır-Karacadağ bazalt taşının gelecekte mimari alanda birçok malzemenin yerini alarak yaygın bir şekilde kullanımını sağlayacaktır. "Sert-Mermer Grubu" içinde yer alan granit, gabro ve ultra bazik-serpantinit grubu kayaçların yeri ve önemi, insan yaşamında çok eski devirlere kadar dayandığı arkeolojik kalıntılardan bilinmektedir. "Sert-Mermer Gurubu"na ait kayaçlar, aşınmaya ve bozuşmaya karşı direnci yanında, renkli mineral içerikleri nedeniyle, zengin bir renk aralığında, kırmızı, pembe, yeşilden gri-siyaha kadar değişen bir albeniye sahiptirler. ''Sert-Mermer Grubu" içinde yer alan "Gabro-Diyabaz-Bazalt"lar esasen bazik kayaçlar grubu içerisindedir. Karbonat grubu mermerlere oranla 2 kat daha sert olan "gabro-diyabaz-bazalt" grubu, aşınmaya karşı yüksek direnci, iyi cila kabul etmesi ve asitlerden etkilenmemesi gibi farklı özellikleri nedeniyle özel kullanım alanlarına sahiptirler. Cephe kaplama, süsleme ve laboratuarlarda aside dayanıklı masalar gibi farklı kullanımlara sahiptirler. "Gabro-diyabaz-bazalt" grubu kayaçlar, ülkemizde geniş alanlara yayılmış olmalarına karşın, mermer amaçlı bilinen ve işletilenler yok denecek kadar azdır. Diğer tür mermerlere oranla daha sert ve kesme, işleme zorlukları nedeniyle bu tür kayaçların sert mermer olarak üretimi değerlendirilmemiştir. Buna karşın, son 10 yıldan bu yana mermer sektöründeki teknolojik gelişmeler, bu tür sert kayaç grubunun üretimini ön plana çıkarmıştır. Günümüzde bölgedeki bazaltlardan blok ve plaka üretimi yapılmakta olup, geleceğe yönelik olarak büyük bir potansiyele sahip olduğu kuşkusuzdur. Karacadağ ve çevresinde yaklaşık 10.000 km2'lik yüzeye yayılan bazaltlara ait 3 farklı bölgede yapılan saha-jeolojik çalışmalarında; bazaltların ayrışım derecesi, boşluk ve blok büyüklükleri açısından çok uygun oldukları belirlenmiş ve laboratuarda mineralojik-petrografik ve kimyasal özellikleri ile teknolojik fizikomekanik parametreler ile blok-plaka kesme verimlilikleri ortaya konmuştur. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çok geniş alanlara yayılmış olan bazaltın Diyarbakır civarında 3 bölgede yapılan "Bazalt-Mermer" amaçlı incelemede mermer üretim yönünden pozitif ve önemli veriler ortaya konmuştur. Özellikle yüksek blok verimine sahip 1780 kg/cm2'lik basınç dayanımı, su emme oranı % 0.05, boşluk oranı 384 % 0.2, yoğunluk 29 gr/cm3, kesme, cila kabul ve plaka veriminin yüksek olması gibi parametrelere uyarak Karacadağ Bazaltlarının "Bazalt-Mermer" açısından büyük bir potansiyele sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu amaçla bölgede ve benzeri bazalt oluşumlarında örneğin Trakya Bölgesi, Ege Bölgesi ve Orta Anadolu'da yapılacak Mermer amaçlı araştırmaların koyu gri-siyah renkli, aşınma, darbe ve aside karşı dayanıklılığı bu "Sert Mermer" üretimini ülkemizde artıracağı kuşkusuzdur. Karacadağ Bazaltının İş Sektöründeki Potansiyeli Bazalt Taşının Sektördeki yeri bölgede gün geçtikçe hızla gelişmektedir. Özellikle Diyarbakır'da tarihi ve kültürel mekanlardaki restorasyon çalışmaları, Dicle Vadisi Projesi kapsamında yapılacak evlerde bazalt taşının kullanılacak olması, bazalta olan ilgiyi arttırmıştır. Diyarbakır'da 1992 yılından sonra kaldırım taşı olarak bazaltın kullanılmaya başlanması Tarihi mekanların restorasyonun çalışmalarında da bazalt taşının kullanılması sektör açısından olumlu sonuçlar doğurmuştur. Dayanıklı, atıksız yalıtımı ile iyi bir yapı malzemesi olan bazalt taşının kullanım yaygınlığının artmasıyla bölgeye önemli bir ekonomik girdi sağlanmıştır. Traverten denince Denizli, mermer denince Afyon akla geliyorsa; bazalt denince de Diyarbakır akla gelmektedir. Özelikle son yıllarda bölgedeki tarihi yapıların restorasyon çalışmalarına hız verilmesi, koruma amaçlı imar planlarının hazırlanması, Diyarbakır Ali Paşa ve Lalebey Mahallesi kentsel dönüşüm çalışmalarının yapılması bazalt taşının kullanım yaygınlığını arttırmıştır. Ayrıca Cumhurbaşkanımızın şehrimize gelerek surları kendi himayesine alması, Diyarbakır'ın tarihi surlarının Unesco'nun Dünya Kültürel Mirası olarak ön listeye alınması ve Dicle Vadisi Projesi'nin hayata geçirilmesiyle bazalt taşı kullanımının sektörde bir patlamaya neden olacağı görülmektedir. Bütün bunlar bölge için ekonomik gelişmişlik ve yeni iş alanı istihdamı demektir kuşkusuz. "Hatay, Osmaniye, Adana, Kayseri, Eskişehir bu taşın çıkarıldığı başlıca şehirlerdendir. İtalya bazalt taşı çıkarma ve işleme noktasında öne çıkan ülkelerdendir. Bölgemizde bazalt taşı, sönmüş bir yanardağ olan Karcadağ'ın püskürttüğü lavların soğumasıyla oluşmuştur. Bazaltın tür olarak üç yapısı vardır. Bunlardan pürüzsüz olanına erkek, pürüzlü ve delikli olanına dişi deniyor. Üçüncüsü, bu ikisinin karışımından ortaya çıkan türdür. Duvarlarda taşıyıcı olarak erkek taş, avlu ve eyvan döşemelerinde dişi taş kullanılmaktadır. Bazaltı büyük kütleler halinde, plakalar şeklinde, mermer döşemeleri şeklinde işleyebiliyorsunuz. Atık kaldığı zaman onu konkasör makinesinde kırdıktan sonra asfalta çevirerek kullanabiliyorsunuz. Bazalt mucur şantiyelerinde asfaltın ana maddesi olarak kullanılmaktadır. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin aldığı kararla kum ocaklarında dere kumu kullanılmayacak. Bazaltın sağlamlığından ve verimliliğinden yararlanmak için konkasör makineleriyle bazaltın kırılarak kum haline getirilmesi ve kullanılması sağlanacak böylelikle. Bazalt kum olarak kullanılacak. Diyarbakır'da bu sektörde çalışanlar bazaltın sürekli sektörü olmadığı için stok yapamadıklarını ve ancak sipariş üzerine çalıştıklarını ve sürekliliğinin sağlanması için bazalt taşının tanıtımının yapılmasını vurgulamaktadırlar. 385 Bazaltın İşlenme Atölyelerinden Bazaltın İşlenme Atölyelerinden Görüntü Görüntü Bazalt Taşın Kullanım Süreci ve Endüstrisi Diyarbakır taş ocakları, Fabrika Semti'ndeydi (eski Mardin yolu). İşçiliğinin zor ve zaman alması nedeniyle, kışın ustalar (boş aylarında) basamak, sahanlık, bingi, sal taşı, pencere, kapı, kemer, söve ve lentolarını belli normlarda (ölçülerde) hazırlar, ne büyüklükte pencere, kapı, saçak, sahanlık veya merdiven isteniyorsa gidip bunlar satın alınırdı. Böylece iş hem hızlanır hem şantiye alanı rahatlardı. Bu yontulardan kalan moloz taşlar, duvarların iç yüzeylerinde kullanılır, kırma taşları da (blokaj) bol harçla aralara doldurulurdu. Bu teknik İlk Çağ'dan beri hep böyle sürdürülmüştür. Taş döşemeler, hemen altındaki basık ve enli taş kemerlere oturtulur. Mutfaklara avludan düzayak girildiğinden altına bodrum yapılamaz. Bunların ve avluların döşeme taşları da önceden hazırlanıp yapı yerine taşınır. Diyarbakır yapılarında ana ve ara duvarlar (düşey elemanlar) daima kâgir olup, han, hamam gibi kalıcı kâgir yapıların örtüleri kubbe ve tonozludur. Bazalt taşının Diyarbakır taşı olarak markalaşması ve kentsel dönüşümde yapılacak yeni konutlar için kullanımının zorunlu hale getirilmesi sektörün gelişmesi anlamında olacaktır. Bazalt hem istihdam alanıdır, hem de kentin kimliğidir aslında. Bazalt Taş İşçiliği ve Yapım Tekniği Bazalt taşın başka bir özelliği de taşın işlenmesidir. Püskürük bazalt en sert taşlardan biridir. Bir ustanın günde ancak orta boy 8-10 taş hazırlayabildiğini biliyoruz. Bunların boyutları, diş veya söve açılması, kemer taşı gibi son derece iyi alıştırılması, sal taşlarının inceliğine karşın uzunlukları ve merdiven basamaklarındaki kusursuz işçilik göz önüne alındığında Karacadağ'da Doğada Serbest Halde Bulunan Bazalt Taşı üretimin ne denli zor ve uğraşılı olduğu görülür. İki katlı bir ticaret hanının en az 80 kemeri, 100-150 m kadar silmesi, yaklaşık 40 eşik, buna bağlı söve ve kemeri olduğu düşünülürse bunların kesinlikle önceden hazırlanması gerekir. Asıl sorun bunlardaki işçiliğin kusursuz olmasıdır. Bir Diyarbakır konutunda sadece 2 katlı bir kanadın avlu 2 yüzü yaklaşık 100m kabul edilse, bir veya iki eyvana bağlı kemer taşları, 1 kolon, en 386 az 10 pencere (eyvanlardakiler de dahil) ara ve üst pencerelerdeki kusur hemen belli olur. Yüzey dalgalanmalarını bilen göz yakalar. Örgünün akça geçmez oluşu bunların kenarlarındaki işçiliği olabildiğince arttırır. İlk dönemi M.Ö.'ye dayanan, tarih boyunca çeşitli ekleme ve onarımlardan geçerek farklı müdahalelere konu olan Diyarbakır Surları'nın boyutları ve kapsadığı alan zamanla değişime uğramıştır. Bu değişim sadece görsel anlamda olmayıp, dönemlerin kendine özgü yapı malzemesi ile birlikte yapım tekniğinde de değişim gözlenmiştir. Fakat kullanılan bazalt taş, tuğla ve harç malzemelerinde hemen her konuda farklı kompozisyonlar görmekle beraber temel bir değişiklik görülmemektedir. Surların dış yüzünde ve özellikle burçlarda kesme taştan, yığılma örgü tekniği, iç yüzde ise daha çok iri parçalardan oluşan yığma taş örgü tekniği kullanılmıştır. Duvarların iç çeperi, yani duvarın ana gövdesi bol harçlı moloz taş ve yığma tekniğinden yapılmıştır. Surlarda kullanılan bazalt taşın iki çeşidi vardır. Bunlar dişi ve erkektir. Dişi olanın üzerinde çalışılması zor olan iri gözenekleri vardır. Bu gözenekler su tutma özelliğine sahip oldukları için genelde yapıyı serin tutarlar, dolayısıyla Diyarbakır'ın ikliminden ve bu taşın bu bölgede bolca bulunmasından dolayı yapılar ve özellikle Diyarbakır eski evleri bu taşlardan yapılmıştır. Dişi bazaltta düzgün bir yüzey elde etmek zordur. Dolayısıyla yüzeyi daha kaba bırakır. Bazaltta Taş İşçiliği Bir taş ustası elleriyle bazalt taşa hayat veriyor Diyarbakır'da emekli öğretmen Nurettin Meddiyelioğlu, tarihi surların simgesi olan sert bazalt taşından eserler yapıyor (30 Nisan 2011 tarihli söyleşi). Meddiyelioğlu, bazalt taşı işlemenin oldukça zor olduğunu, buna rağmen elektrikli herhangi bir alet kullanmadığını, çekiç, keski ve değişik boyutlarda çivi kullanarak Diyarbakır ile figürleri taşa aktardığını ifade ederek, ayrıca ahşap, demir, bakır, pirinç gibi materyalleri de kullandığını söyledi. Diyarbakır'ın tarihi, turistik mekan ve değerlerinin yanında dünyanın tanınmış yapılarını da bazalt taşta kullandığını belirten Meddiyelioğlu, şöyle devam etti: "Taşla yapabileceğim ne varsa yapmaya çalışıyorum. Ama en çok Diyarbakır'ı anlatan figürleri yapıyorum. Çünkü, taş denilince Diyarbakır, Diyarbakır denilince taş akla geliyor. Diyarbakır'da eskiden taş ustaları çoktu. Taş 387 evleri, minareleri ve camileri yapan bir sürü usta vardı. Ama hiçbirinin ismi yok. O eserleri kim yapmış, nasıl yapmış belli değil. Artık taşla uğraşan kimse yok. Ama yapı ve yenileme işlerinde çalışan taş ustaları var. Umarım bu mesleği yaygınlaştırırız. « Taşlar ve Düşler Kenti Diyarbakır Diyarbakır “Taşlar”la “Düşler”in Toplamıdır. “Bir zamanlar Karacadağ'ın Tepesi'nde, dağ büyüklüğünde bir ejderha yaşarmış. Ejderhanın ağzından çıkan alevler kasıp kavururmuş ortalığı. Günün birinde bir zincir şakırtısı duyulmuş. Zincir dağın içine inerek ejderhayı boynundan yakalamış ve göklere çekmiş. Halk böylece kurtulmuş bu ateş saçan ejderhadan... Derler ki; Karacadağ'ın taşları işte o ejderhanın ağzından çıkan alevler nedeniyle yanmış, kararmıştır...” Diyarbakır “taşlar”ın kentidir, Diyarbakır “düşler”in kentidir... Diyarbakır “taşlar”ın “düşler”le buluştuğu yerdir. Yüz binlerce yıl önce Karacadağ gibi volkanik dağların kraterlerinden püsküren lavların, yüz binlerce yıl sonraya armağanıdır Diyarbakır... Diyarbakır “taşlar”ının başında “bazalt” gelir... Yerkürenin derinliklerinden gün yüzüne püsküren lavlar “bazalt”laşırken yüzeyde ya da derinde oluşuna ve çabuk ya da soğumasına bağlı olarak gözenekli veya gözeneksiz olurlar. Diyarbakır'da bazaltın gözeneksiz olanına “erkek taş” gözeneklisine ise “dişi taş” denilir. Gözenekli dişi taşın işlenmesi o denli kolaysa, gözeneksiz erkek taşın işlenmesi de o denli zordur. Gel gör ki, bu iki taş da Diyarbakır mimarisine can verir, ruh katar... “Erkek taş” azdır; yapıların özellikle söve, lento, sütun, başlık, havuz, pencere, kapı gibi yük binen bölümlerinde kullanılır. Kemerler onunla direnir... Yazıtlar onunla dile gelir... Ustaların hüneri taşın sertliğini unutturur. Ne denli zor işlenirse de, estetiğinin kalıcılığı onu Diyarbakır yapılarının bir vazgeçilmezi yapmıştır... “Dişi taş” “erkek taş”ın yandaşıdır. “Erkek taş”ın yanı başındadır her daim. Birbirlerini tamamlarlar; tıpkı yaşamda erkeğin kadını, kadının erkeği tamamlaması gibi... Taşı sıradan olmaktan çıkaran ise, ustanın “düş”ü ve elindeki murcu, madırgası ve tarağıdır. Taşın böğrüne her bir iniş-kalkış ustanın düşüne biraz daha yaklaşmasıdır... Taşların düşlerle buluştuğu yerdir Diyarbakır...Taşlarla düşlerin toplamıdır... Taşların ve düşlerin kenti olan Diyarbakır, gizemli duruşunun arkasında tarihin büyük adımlarını saklar. Bu sadece Anadolu tarihinin değil, insanlık tarihinin büyük adımlarıdır. Kesintisiz, sürekli ve görkemli. 388 Diyarbakır'daki Behram Paşa Camii yapımında bazalt kullanılmıştır. Diyarbakır Evleri ve Karacadağ Bazalt Taşı Eski Diyarbakır evlerinde esas malzeme yörede bol bulunan volkanik bir taş olan bazalttır. Dişi ve erkek olmak üzere iki cinsi vardır. Erkek bazalt taşı sık gözeneklidir. Bu nedenle sütün ve sütun başlıklarında, duvarlarda kullanılır. Dişi bazalt taşı gözeneklidir, avlularda kullanılır. Avlular yıkanırken taşın bünyesine yerleşen su, avluyu serin tutar; yumuşak olması nedeniyle süslemelerde kullanılır. Bazalt taşın siyah rengi ruha kasvet vereceğinden beyaz kalker taşı ile cephede kullanılmıştır. Eski Diyarbakır evlerinde bir sıra siyah, bir sıra beyaz kullanılmıştır. Bazalt taş Diyarbakır yapılarının esas malzemesidir. Bölge halkı bazalt'ın renginden ve çok kullanılmış olmasından dolayı Diyarbakır'a “KARA AMİD” ismini koymuşlardı. Diyarbakır'da ayrıca duvarların çoğunda bir sıra siyah, bir sıra beyaz; kemer taşları ve sütun gövdeleri de siyah, beyaz münavebeli olarak kullanılmıştır. Bazaltın Cephede Kullanımı(Nebi Camii) Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk iklim etkisi altındaki Diyarbakır'da, Suriçi eski konutları avluludur. Avlu, kuru yaz sıcağı ve soğuk kış rüzgarlarına karşı en 389 basit korunma şeklidir. Eski Diyarbakır konutundaki avlu, Orta Anadolu'daki iç bahçe niteliğindeki avludan farklı olup, Mezopotamya avlusu ile aynı özellikleri taşımaktadır. Çünkü Diyarbakır, Mezopotamya'ya yakın sıcak bir iklime sahiptir. Eski Diyarbakır avlusu ile Türk konutundaki sofanın ortak niteliği bağlayıcı olmalarıdır. Ancak aralarındaki fark, değişik iklimlerden kaynaklanmaktadır. Bağlayıcı avlu, sıcak iklim bölgelerinde görülür ve üstü açıktır. Bağlayıcı sofa ise sıcak bölgelerde (Diyarbakır, Urfa v.b.) görülmez. Üstü ve genellikle de yanları kapalıdır. Sıcak ve kurak iklimin eski Diyarbakır konutu biçimine etkisi, avlu çevresindeki kitlelerin dizilişlerinde ve içe doğru yönlendirilmelerinde açıkça görülür. Avlu çevresindeki odaların oluşturduğu kitleler, uygun güneş yönüne göre yerleştirilmişlerdir. Bu yönlenme, yazın kullanılan yazlık ve kışın kullanılan kışlık odaların ayrı yerlerde tasarlanmasına neden olmuştur. Kışlık ve yazlık odaların yanında baharlık birimlere de yer verilmiştir. Bazaltın Tarihi Diyarbakır Evinde Kullanımı Eski Diyarbakır konutlarında bütün kitle ya da kitleler genel olarak avlu içine bakarlar. Genellikle bu kitlenin içinde niş şeklinde, avluya bakan ve çoğunlukla içinde havuzu olan eyvan birimi bulunur. Avlunun asal işlevi birimleri birbirine bağlamak, eyvanın ise oturma, dinlenme ve serinleme gereksinimini karşılamaktır. Bunun yanında ikisi de hem mekanları bağlama hem de oturma, dinlenme ve serinleme gereksinimini karşılamışlardır. Kışlık kitle, avlunun genellikte kuzeyinde bulunur. Kuzey kitlesi bulunmayan eski konutlarda avlunun doğusundaki, kuzey ve doğu kitlesi bulunmayan eski konutlarda ise avlunun batısındaki kitle, kışlık bölümü oluşturur. Baharlık kitle ise «U» tipi dış ve orta avlulu konutlarda görülür. Avlunun doğu ya da batısında bulunur. İklim, sonucu oluşan yönlenmenin kitlesel biçimlenmeye etkisi, mevsimlik kitlelerin (yazlık, kışlık ve baharlık) meydana gelmesinde ve bunların plan tiplerindeki değişik konumlarında görülür. 390 konumlarında görülür. Eski Diyarbakır konutu kitlesel biçimi, içinde bulunduğu parselin boyutlarına göre şekillenmiştir. Sosyal hayatın gereği olarak içte gizliliği sağlayan harem ve selamlık bölümleri, büyük parsel ya da parseller üzerine kurulmuş eski konutlarda görülürler. Bu tür konutlar genellikle ekonomik yönden güçlü ailelere aittir. Cahit Sıtkı Tarancı evi Eski konutlarda görülen ve mevsimsel uyumun gereği olan yazlık, kışlık ve baharlık bölümlerin varlığı da mal sahibinin ekonomik durumunu göstermektedir. Kışlık ve yazlık bölümler bütün konutlarda bulunmaktadır. Ancak baharlık bölüm genellikle zenginlerin konutlarında görülür. Yine zenginlerin konutlarında avlu ve eyvan gibi birimler büyük ve gösterişlidir. Eyvanın, avluya bakan cephesindeki kemer sayısı ve yüksekliği bu birimin büyüklüğünü gösterir. Eski Diyarbakır konutlarının kitlesel biçimine ekonominin olumlu etkisi, harem ve selamlığı ile yazlık, kışlık ve baharlığı olan büyük eyvanlı ve avlulu, çok kitleli ve odalı, büyük parsel ya da parseller üzerine kurulan konutlarda apaçık görülmektedir. Diyarbakır evlerinin yapımında Anadolu'nun köklü geleneğini Doğu'dan ve Mezopotamya'dan gelen etkilerle beslenmiş ve yörede var olan her kültürün katkısıyla yeni sentezlere ulaşılmıştır. Diyarbakır evlerinin biçimlenişinde “Yazları çok sıcak, kışları çok soğuk” geçen yöre ikliminin etkisi de büyüktür. Bu yüzden, eski Diyarbakır evleri; “yazlık”, “kışlık”, ve “mevsimlik” bölümler halinde yapılırdı. Yazlık bölüm, en özenli ve en süslü odaların yer aldığı kısımdır. Daima kuzeye bakan, kuzey rüzgârlarına açık eyvanların altında, “soğukluk” denilen ve bazen içerisinde küçük bir taş havuz da bulunan odalar yer alır. Yazları, dışarıda gölgede 45-50 391 dereceyi bulan sıcaklık, yöreye özgü bir odada 20-25 dereceye düşer. Avlularla çevrelenmiş evlerin sokaklarla buluşma noktası, kuşkusuz kapılardır. Kapılar, hem sokakla buluşma, dışa açılma hem de ev içi hayatı koruma, sakınma işlevini üstlenir. Eyvan ise Diyarbakır evlerinin en göze çarpan mimari unsurudur. Evin bütün zenginliğini kendinde toplar. Genellikle kırık kemerlidirler. Evlerin bol güneş alması için genellikle çok sayıda pencereleri mevcuttur. Diyarbakır evlerinde avlu, eyvanın devamı ve tamamlayıcısı niteliğindedir. Şiddetli soğuk geçen günler dışında hayat eyvan ve avluda geçer. Avlular sokağa tamamen kapalı olduğu gibi komşu evlerden de görünmezler. Eski Diyarbakır evlerinde “Haremlik ve Selamlık” olarak iki bölüm mevcuttur. Bu evlerin en önemli odası ise “Mabeyn” odasıdır. İki bölümü birbirine bağlayan bu odadan, evin erkeği harem kısmına geçer. Mutfaklar da evlerin harem kısmında bulunur. Ve tek kemerli bir eyvan şeklindedir. Avluya açık olan mutfağın zemini taşlarla döşelidir. Diyarbakır eski evlerine en iyi örnek olarak bilinen Cemil Paşa Konağı, İskender Paşa Konağı ve halen Diyarbakır'da Kültür Müzesi haline getirilen ve 1820 yılında yapılan Cahit Sıtkı Tarancı'nın evidir. Ziya Gökalp ve yazar Esma Ocak'ın evleri de en iyi mimariye sahip Diyarbakır eski evleri arasında yer almaktadırlar. Diyarbakır Surları ve Bazalt Karacadağ Taşı Diyarbakır surları 5 km uzunluğunda, 10-12 m yüksekliğinde, 3-5 m. genişliğindedir. Kalkan balığı şeklindedir. Balığın başı iç kale, kuyruğu yedi kardeş ve evli beden burçlarının olduğu yere uyar. İçkale kısmı M.Ö. 3000'de yapılmıştır. Dış surlar MS. 346'da II.Constantinus zamanında yapıldı. Ancak dış kısım Gazi caddesinden geçiyordu. Sasaniler'den kaçan Nusaybinlilerin sur önüne göç etmeleri nedeniyle MS. 375 yılında Urfa kapıdan geçecek şekilde genişletildi. İç kale ise Kanuni zamanında genişletildi. Burada 16 burç vardır, Saray kapı ve küpeli kapıları yapıldı. Tüm surlarda 82 burç vardır. Savaşın en çok olduğu yer olan Dağ kapı-Urfa kapı arası burçlar yuvarlak, daha sık ve daha büyüktür. Burçlar genelde iki katlıdır, 3-4 kat olanları da vardır. Alt katlar depo ve ambar, üst katlar askeri amaçlıdır. Surlardaki Kufi Yazılar ve Bitkisel Süslemeler 392 Diyarbakır Surlarında Bazaltın Kullanımı Surların ana yapım malzemesi yöreye özgü bir malzeme olan bazalt taşıdır. Sur duvarlarında, burçlarda, dış ve iç duvarlarda, döşemede, kemerlerde ve dendanlarda bazalt kullanılmış, dış cephe yüzeyleri kesme taş biçiminde, iç yüzeyler ise genellikle daha az işlenmiş taşlarla örülmüştür. Bazı burçların dış duvarlarında kılıcına (dış yüzeye dik olarak) yerleştirilmiş silindirik taşlar da bulunmaktadır. Burçlardaki kapalı ve yarı kapalı alanların üst örtülerini oluşturan kubbe ile tonozlar ise tuğla örtülüdür. Amid'in Timur tarafından ele geçirilmesinden sonra durum şuydu; Askerler kente girerler ve kenti yağma ederler, baltalar ve başka yıkıcı araçlarla surların üzerine çıkarlar, ancak taşlar o kadar serttir ki, surlardan birkaç küçük taş parçası koparabilirler. Surların tümünü yıkmak için bir yüzyıl gerekebilirdi. Timur'un askerleri de surların üst kısımlarından küçük bir bölümü yıkmakla yetinirler. 1046 yılında Diyarbakır'ı gezmeye gelen İranlı gezgin Nasır-Hüsrev 'Ben dünyanın dört bucağında Arap, Acem, Hind ve Türk memleketlerinde birçok şehirler ve kaleler gördüm, fakat yeryüzünde hiçbir ülkede Amid kalesine benzer bir kale ne gördüm ne de başka yerde bunun gibi gördüm diyeni duydum.' der. Diyarbakır'ı almak isteyen I.Keykubad'a komutanı Kemalettin Kamyar şunu söylemiştir: 'Ferman padişahımındır. Eğer muzaffer ordumuz semaların kalelerini fethetmek isteselerdi burçlarını kolay kolay yerden daha çukur bir hale getirirlerdi. Fakat Diyarbekir öyle bir şehirdir ki hisarı mermerden bir dağdır. Hiçbir padişah orayı cenk ve muhasara ile fethedememiştir. Bu fetih asla kolay olmayacaktır. Diyarbakır kalesinin muhteşemliğini 25 Nisan 1394 tarihinde Nizamüddin Şami anlatmaktadır; 'Kal'a o derecede muhteşem idi ki dünyada misli yoktu, yüksekliği tavsif olunamaz bütün taşları yontma ve bağları kireç ve alçı ile bağlanmıştı. Temelleri pek derin kazılmıştı. Duvarları o kadar muhkem yapılmıştı ki bir duvarın üzerinde iki süvari yan yana at koşturabilirdi, o kadar genişti, burçları göklere kadar yükselmişti. Yapılalı dört bin üç yüz sene olduğu rivayet olunur. Şimdiye kadar hiçbir fert onu kudret ve kuvvetiyle teshire muvaffak olamamıştır.' Surların bu gücü karşısında Alparslan hayranlığını gizleyememiştir. Silvan'dan 393 ayrılan Alparslan, Diyarbakır'a gelmiştir. Surların azameti karşısında hayrete düşen sultan elini taşlara ve daha sonra göğsüne sürerek, onlardan güç almak ister gibi bir hareket yapmıştır. Surlardaki Hayvansal Motifler Diyarbakır Ulu camii Bazalt Taşın Kullanımı Keçi Burcunda Taş İşçiliği Bazaltın Agrega Olarak Kullanılması Bazalt kimyasal etkenlere karşı dayanıklı bulunması dolayısıyla sanayi, inşaatta döşeme, kaplama ve tesisat malzemesi olarak kullanılır. İnşaat sektöründe yapı malzemesi ve kaplama malzemesi olarak da bazalt kullanılmaktadır. Genel olarak beton agregalarının, harçtan en uygun şekilde yararlanılabilecek granülometriye sahip, sert, sağlam harici tesirlere dayanıklı, kimyaca zararlı maddelerle ve kille sarılı bulunmaması gereklidir. Genel olarak beton agregası için şu özellikler aranır. 394 — Betonda kullanılacak agregalar, nem ve sıcaklık tesirinden dolayı hacim değişikliği göstermektedir. Agregaların dona karşı da dayanıklı olması çok önemlidir. Su absorbe etmeyen ve oldukça poröz malzemeler don çözünmeye dayanıklıdırlar. Çapı 0.005 mm'den küçük boşluklar içeren orta geçirgenlikte agregaların don ve çözülme neticesinde parçalandıkları tespit edilmiştir. Donma esnasında boşluklarda kalan su donarak içerden hidrostatik basınç yapar, çekme gerilmeleri meydana getirerek kırılmalara sebep olur. Agregaların su emme özellikleri ne kadar fazla ise dona karşı mukavemetleri de o kadar azdır. — Agregaların aşınma mukavemetleri yeterli olmalıdır. Agregaların aşınma mukavemetleri özgül ağırlık ve sertlik gibi özellikleri ile ilgilidir. Bazalt gibi özgül ağırlıkları ve sertlik gibi özellikleri ile ilgilidir. Bazalt gibi özgül ağırlıkları fazla ve sert olan kayaçlar iyi sonuçlar verir. — Agrega zararlı maddeleri içermemelidir. şilt, mika, kömür ve diğer organik maddeler, kimyasal tuzlar, yumuşak kısımlar zararlı maddelerdir. Bunlar betonun sağlamlığına, mukavemetine etki eder. — Agrega şekillerinin beton mukavemeti ve özellikleri üzerine etkisi büyüktür. Eni, boyunun beşte biri veya daha fazla olan ince, uzun agregalar kolay kırılacaklarından beton mukavemetini düşürürler Bazaltın Karayollarında Kullanılması Diyarbakır Karayolları Genel Müdürlüğü, bazaltı kırma taş olarak yol maddesi ve çimento harcı için, asfalt çalışmalarında kullanmaktadır. Kullanılan bazalt kırılır ve elek boylarına göre sınıflandırılır. Fiziksel ve kimyasal özelliklerinin jeoteknik etüd şartnamesine uygun olması koşuluyla kullanılabilir. Agreganın fiziksel ve kimyasal özellikleri: —Kırma taş, bazalt veya benzeri kayaların kırılmasıyla oluşan agregadır, —Temel yapımında kullanılacak olan malzemenin agregası 2 mm'den büyük olmalı, —Kullanma sırasında agregada donmuş malzeme ve herhangi bir nedenle karışmış yabancı malzeme bulunmamalı, —Hava tesirlerine karşı dayanıklı deneyi ve Na2SO4 ile kayıt maksimum % ≤ 15 olmalı, —Aşınma kaybı maksimum % ≤ 40 olmalı, —Kil topakları bulunmamalı, —Diğer zararlı maddeler maksimum %≤ 1.0 olmalı, —Karayolları Genel Müdürlüğü bazaltı taş toplama sahalarından temin etmektedir. Bunlar: —Pirinçlik Taş Toplama Sahası, 395 —F/S Yolu Taş Toplama Sahası, —Ovadağ Taş Toplama Sahası, —Karakeçi Yolu taş Toplama Sahası, —Feribot Yolu taş Toplama Sahası, —Dsİ Sulama Kanalları. Bazaltın Mermer Sektöründe Kullanılması Sert mermer grubu içerisinde yer alan bazik kayaç grubu (bazalt) diğer karbonat grubu mermerlere oranla iki kat daha sert aşınma ve aside karşı yüksek dayanımlı kesilebilir ve iyi cila kabul edebilen, koyu renkli albenisi gibi özellikleri ile geniş ve aranan kullanım alanları bulur. Sert mermer grubu içinde yer alan granit, gabro ve ultrabazik – serpantinit grubu kayaçların yeri ve önemi, insan yaşamında çok eski devirlere kadar dayandığı arkeolojik kalıntılardan bilinmektedir. Sert mermer grubuna ait kayaçlar, aşınmaya ve bozuşmaya karşı direnci yanında, renkli mineral içerikleri nedeniyle, zengin bir renk aralığında, kırmızı, pembe, yeşilden gri-siyaha kadar değişen bir albeniye sahiptir. Sert mermer grubu içinde yer alan gabro-diyabaz-bazaltlar esasen bazik kayaçlar grubu içerisindedir. Karbonat grubu mermerlere oranla 2 kat daha sert olan gabrodiyabaz-bazalt grubu, aşınmaya karşı yüksek direnci, iyi cila kabul etmesi ve asitlerden etkilenmemesi gibi farklı özellikleri nedeniyle özel kullanım alanlarına sahiptirler. Gabro-diyabaz-bazalt grubu bazalt, ülkemizde geniş alanlara yayılmış olmalarına karşın, mermer amaçlı bilinen ve işletilenler yok denecek kadar azdır. Diğer tür mermerlere oranla daha sert olmaları ve kesme, işleme zorlukları nedeniyle bu tür kayaçların sert mermer olarak üretimi değerlendirilmemiştir. Buna karşın, son 10 yıldan bu yana mermer sektöründeki teknolojik gelişmeler, bu tür sert kayaç grubunun üretimini ön plana çıkartmıştır (Uz, 1990). Bazaltın Granül Malzeme Olarak Kullanılması Bazalt, granül malzeme olarak en çok çatı malzemesi olarak kullanılmaktadır. Çatı malzemesi olarak kullanılan granül malzemede; — Bozulmaya karşı dayanıklı olmalı, — Renklendirme işlemine uyum sağlamalı, — Yatak her tarafında aynı özelliği göstermeli, — Yatak yeterli rezerve sahip olmalı, — Düşük poroziteye sahip olmalı, — Ultraviole ışınına karşı tamamen opak (geçirgen olmayan) olmalı, — Dayanıklı olmalı, — Kırıldıktan sonra eşit boyutlarda tanecik halini almalı, gibi özellikler göz önünde 396 bulundurulmaktadır. Bazaltın genel özelliklerine bakıldığında yukarıdaki koşulları geniş ölçüde sağladığı görülür. Bu nedenle bazalt endüstride çatı kaplama malzemesi olarak kullanılmaktadır. Ancak anılan bu tür çatı kaplama malzemesi gelişmiş ülkelerde yaygın olup Türkiye'de henüz yaygınlık göstermemektedir (Lefond, 1975). Bazaltın Endüstrideki Diğer Kullanım Alanları — Bazalt eritilir; kalıplara dökülür ve soğuması sırasında bazı tedbirler alınarak billurlaşması sağlanabilir (Ribbe Metodu). Bu suretle, bütün özellikleri ile ve hatta daha yüksek nitelikte tabii bileşimle eritme bazalt elde edilmiş olur. Eritme bazaltın yapısı daha homojen olduğundan çekme direnci doğal bazalta oranla daha yüksektir. Elektrik direnci de çok yüksek olduğundan yüksek gerilimli yerlerde, örneğin elektrikli tren tesisatında, izolasyon malzemesi olarak kullanılır. Kimyasal etkenlere karşı dayanıklı bulunması dolayısıyla sanayi inşaatta döşeme, kaplama ve tesisat malzemesi olarak kullanılır. — Kırma taş olarak yol maddesi, (asfalt çalışmaları ve çimento harcı için) — Demiryolu balastı, çatı örtme sistemlerinde (Eritme bazaltın yapısı daha homojen olduğundan çekme direnci doğal bazalta oranla daha yüksektir. Bu yüzden balast malzemesi olarak dayanımı fazla olan bazaltlar tercih edilir), — Barajlarda rip-rap (kaya dolgu) malzemesi olarak, göletlerin kapak zonunda kaya dolgu olarak, — Nükleer reaktörlerin çimento kalkanlarında kullanılan yüksek yoğunluğa sahip harçların yapımında kullanılır. (Eritme bazaltın yapısı daha homojen olduğunda çekme direnci doğal bazalta oranla daha yüksektir. Elektrik direnci çok yüksek olduğundan yüksek gerilimlere maruz yerlerde, örneğin elektrikli tren tesisatında, izolasyon malzemesi olarak kullanılır.) — Konkasörde kırıldıktan sonra bazalt agregası, baraj veya gölet dolgularında filtre olarak kullanılır. 397 KAYNAKLAR 1. Servet Yıldız, Nursen Işık, Oğuzhan Keleştemur Diyarbakır-Karacadağ Bazalt Taşlarının Mekanik Özelliklerinin İncelenmesi Fırat Üni. Fen ve Müh. Bil. Dergisi Science and Eng. J of Fırat Univ. 20 (4), 617-626, 2008 20(4), 617-626, 2008. 2. Bektaşuz, Vildan Esenli, Orhan Yavuz, Halis Manav, Gürkan Bacak, Sert Mermer Grubuna Bir Örnek; Karacadağ (Diyarbakır) Bazaltlarının "Mermer" Açısından İncelenmesi Türkiye III. Mermer Sempozyumu (Mersem 2001) Bildiriler Kitabi 3-5 Mayıs 2001 /Afyon, S43. 3. Doç. Dr. Zülküf Güneli Ayhan Bekleyen Eski Diyarbakır Konutları Diyarbakırı Tanıtan Adam. San Matbaası, Ankara, 1998, SS.211-215. 4. Prof. Dr. Orhan Cezmi Tuncer. Diyarbakır Yapı Sanatından Kesitler 1. Bütün Yönleriyle Diyarbakır Sempozyumu. 27-28 Ekim, 2000, S.108. 5- Doç. Dr. Vecihi Özkaya, Birgül Savaş. Diyarbakır surları. D.Ü. Arkeoloji. Lisans Tezi, 2000, S.7. 6. Hasan Özgen, Hakan Aytekin. Taşlar ve Düşler kenti Diyarbakır. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Diyarbakır, 2004. 7. İclal Oral; Eski Diyarbakır Evlerinde Malzeme-Strüktür-Süsleme İlişkisi, D.Ü. Mimarlık Fakültesi. Diyarbakır, 1993, SS.42.44.50.53.56.60. 8. http://www.diyarbakir-bld.gov.tr. diyarbakır geleneksel evleri 9. Prof. Dr. H. Değertekin. Diyarbakır Surlarının Bugünkü Durumu, YKY Yayınları, İstanbul, 1999, sf.1. 10. Yrd. Doç. Dr. F. Meral Halifeoğlu. Tarihi Diyarbakır Surları Ve Suriçi Bölgesi.1.Nebiler Sahabiler Azizler Krallar Kenti Diyarbakır, 2009.P 11. Albert Gabriel. Diyarbakır Surları. Çev. Kaya. Özsezgin, Ankara, 1993, S.32. 12. Nasır-ı Hüsrev: Sefernema. Çev. Abdülvahap Tarzi, S:13-14. 13. Diyarbakır İl Yıllığı 1967.Diyarbakır Valiliği. S.189. 14. Şevket Beysanoğlu. Kuruluşundan günümüze kadar Diyarbakır Tarihi, Diyarbakır Müze Şehir, YKY Yayınları, İstanbul, 1999, S.66. 15. Abdurrahim Tufantöz: Ortaçağda Diyarbekir, 2005, S:110. 398 KARACADAĞ CİVARINDAKİ SULARIN ZOOPLANKTON FAUNASI Bülent GÖKOT* , Aysel BEKLEYEN* ÖZET Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde sönmüş volkanik bir dağ olan Karacadağ, 1957 m yükseklikte olup kış aylarında yoğun kar yağışı almaktadır. Bahar aylarında eriyen kar suları, hem dağ civarında irili ufaklı geçici göl/gölcüklerin oluşmasını sağlamakta hem de zaten var olan bazı akarsu ve göller için önemli bir beslenme kaynağı oluşturmaktadır. Bu göl ya da gölcükler, hayvancılığın yaygın olduğu bölgede hayvanları sulama amaçlı kullanılmaktadır. Bu çalışmada DiyarbakırSiverek karayolunun 65. 72. ve 75. km. si civarında yer alan 3 küçük gölün zooplankton faunası, Kasım-2002 ile Mayıs-2004 tarihleri arasında taksonomik açıdan incelenmiştir. Sonuç olarak Karacadağ civarındaki sularda; Rotifera'dan 29, Cladocera'dan 10 ve Copepoda'dan biri cins seviyesinde 3 tür olmak üzere toplam 42 zooplankton türü tespit edilmiştir. Bu türlerden; Daphnia similis, Cyclops abyssorum, Mytilina mucronata ve Trichocerca stylata türleri Güneydoğu Anadolu Bölgesi zooplankton faunası için ilk kayıttır. Anahtar Kelimeler: Rotifera, Cladocera, Copepoda, Karacadağ. GİRİŞ Zooplankton, sucul ekosistemlerde daha üst seviyelerdeki canlıların önemli bir besin kaynağıdır. Özellikle bazı zooplankton cins ve türlerinin, içinde bulundukları suların kalitesini, trofik seviyesini, kirlilik ve ötrofikasyon durumunu belirleyici indikatör özelliği göstermeleri önemlerini daha da artırmaktadır. Zooplanktonik türlerin çoğu suyu filtre ederek beslendikleri için böylece su kolonunun temizlenmesine de hizmet ederler (Haberman, 1998). Geçici göl ve gölcükler, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin kurak veya yarı kurak alanlarında büyük öneme sahiptir. Bu tür göl/gölcükler, hayvancılığın yaygın olduğu bölgede önemli miktarda su arzı sağlamaktadırlar. Hatta sıcaklığın 40 oC'yi geçtiği yaz aylarında hayati öneme sahiptirler. Bu tür ekosistemler, kurak ve yağışlı mevsimlerde su seviyesindeki dalgalanmalar nedeniyle ciddi değişimlere maruz kalırlar (Crispim ve ark., 2006). Yağışlı mevsimlerde göl çukuru tamamen dolarken, kurak mevsimlerde buharlaşmadan dolayı su seviyesi ya minimuma düşer ya da tamamen solüsyonunda tespit edilmiştir. Zooplankton türlerinin tanımlanmasında Rylov *Dicle Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Diyarbakır 399 kurur. Bölgemizde geçici dağ göllerinin zooplanktonu üzerine şimdiye kadar herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı, Karacadağ civarındaki bulunan üç geçici küçük dağ göllerinin zooplankton faunasını tespit etmek ve böylece Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin zooplankton faunasına katkı sağlamaktır. Materyal ve Metot Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Karacadağ, sönmüş volkanik bir dağdır. Yüksekliği 1957 m olan dağ, çevresine göre çok fazla miktarda kar yağışı almaktadır. Bu yüzden kış sporları açısından bölgenin önemli turizm alanlarından biridir. Eriyen kar suları, bazı akarsu ve göl/gölcükleri beslerken aynı zamanda irili ufaklı yeni göllerin oluşumu için de kaynak oluşturmaktadır. Göl çukurlarının tabanı katılaşan lav tabakası nedeniyle sert kayaçlardan oluşmaktadır. Oluşan bu küçük sulak alanlar, hayvancılığın yaygın olduğu bölgede hayvanları sulama amaçlı o kullanılmaktadır. Göl/gölcükler, sıcaklığın en yüksek olduğu Ağustos ayında (>45 C) ya tamamen kurumakta ya da su miktarı en az seviyeye düşmektedir, kış aylarında ise tamamen donmaktadır. Araştırma materyali, Diyarbakır-Siverek karayoluna yakın üç küçük gölden toplanmıştır. Bunlardan 1. göl Diyarbakır-Siverek karayolunun 65. km sinde, 2. göl 72. km sinde ve 3. göl 75. km si civarında yer almaktadır (Şekil 1). Şekil 1. Karacadağ civarındaki geçici göllerin lokasyonları Kasım 2002 ile Mayıs 2004 tarihleri arasında üç gölden yedişer defa örnekleme yapılmıştır. Göllerin kuruduğu ya da tamamen donduğu aylarda örnekleme yapılamamıştır. Zooplankton örneklerinin toplanmasında 55 mikron göz açıklığında Hensen tipi plankton kepçesi kullanılmıştır. Toplanan materyal, %4 formaldehit 400 (1963), Scourfield ve Harding (1966), Flössner (1972), Harding ve Smith (1974), Kolisko (1974), Kiefer (1978), Koste (1978), Negrea (1983) ve Segers (1995)'in eserlerinden yararlanılmıştır. Bulgular ve Tartışma Karacadağ civarındaki göllerde, Rotifera'dan 29, Cladocera'dan 10 ve Copepoda'dan biri cins seviyesinde 3 tür olmak üzere toplam 42 zooplankton türü tespit edilmiştir (Tablo 1). Bu türlerden; Daphnia similis, Cyclops abyssorum, Mytilina mucronata ve Trichocerca stylata türleri Güneydoğu Anadolu Bölgesi zooplankton faunası için ilk kayıttır. Örnekleme periyodu süresince en az tür sayısı Nisan (2004) ayında, en yüksek tür sayısı ise Mayıs (2004) ayında kaydedilmiştir. Yedi örnekleme materyalinden altısında rotiferler tür sayısı açısından en baskın grup olmalarına karşın, kladoser ve kopepodlar sadece Ekim (2003) ayının planktonunda yüksek sayılarda temsil edilmişlerdir. Daphnia longispina, Ceriodaphnia dubia, Cyclops abyssorum, Arctodiaptomus sp. ve Keratella quadrata en sık karşılaşılan türler olmalarına karşın; Simocephalus expinosus (Kasım), Conochilus dossuarius (Mayıs), Pompholyx complanata (Mayıs), Testudinella truncata (Mayıs), Trichocerca stylata (Nisan), Brachionus leydigi (Nisan), B. quadridentatus (Nisan), B. urceolaris (Nisan), Keratella cochlearis (Mayıs), Lecane nana (Haziran), L. lunaris (Mayıs), Lepadella acuminata (Mayıs) ve Euchlanis dilatata (Temmuz) türleri sadece bir defa görülüştür. Ağustos (2003) ayında yüksek sıcaklık nedeniyle her üç göl de büyük oranda kurumuştur. Kış aylarında ise yüzey suları tamamen donmuştur. Bu tür çevrelerde yaşayan zooplankton türleri, ciddi habitat değişimlerini diyapoz safhasında kalarak geçirirler (Crispim ve ark., 2006). Bu açıdan Crustacea ve Rotifera türleri olumsuz ortam koşullarını rahatlıkla atlatabilirler (Gilbert, 1995; Crispim ve ark., 2003) Zooplankton topluluklarının tür kompozisyonu ve miktarı, su seviyesindeki ciddi değişimlerden etkilenebilir (Patalas, 1971). Doğal geçici göller küçük, sığ göller olup genellikle geniş bir litoral zona sahiptirler. Buna uygun olarak bu çalışmada tespit edilen türlerin büyük bir kısmı da litoral türlerden oluşmaktadır. Bunlardan Mytilina mucronata, özellikle sığ suların tipik canlısı olarak bilinir ve asla büyük su kütlelerinde bulunmaz, bentikte yaşarlar ve ancak göç zorunluluğunda planktona karışırlar (Kolisko, 1974). 401 Tablo 1. Karacadağ civarındaki sularda tespit edilen zooplankton türlerinin aylık dağılışları . 2002 2004 Haziran Temmuz Ekim Nisan Mayıs ROTİFERA Asplanchna girodi de Guer ne Asplanchna sieboldi (Leydig) Brachionus leydigi (Cohn) Brachionus quadridentatus (Hermann) Brachionus urceolaris (Müller) Cephalodella gibba (Ehrenberg) Conochilus dossiarius Hudson Euchlanis dilatata (Ehrenberg) Filinia longiseta (Ehrenberg) Filinia terminalis (Plate) Hexarthra intermedia (Wszniewski) Keratella cochlearis (Gosse) Keratella quadrata (Müller) Lecane bulla (Gosse) Lecane closterocerca (Schmarda) Lecane luna (Müller) Lecane lunaris (Ehrenberg) Lecane nana (Murray) Lepadella acuminata (Ehrenberg) Lepadella patella (Müller) Lophocharis salpina (Ehrenberg) Mytilina mucronata (Müller) Notholca squamula (Müller) Polyarthra dolichoptera (Idelson) Polyarthra vulgaris (Carlin) Pompholyx complanata (Gosse) Synchaeta pectinata (Ehrenberg) Testudinella truncata (Gosse) Trichocerca stylata (Gosse) CLADOCERA Alona rectangula Sars Bosmina longirostris (O.F.Müller) Ceriodaphnia dubia (Richard) .. Ceriodaphnia reticulata (Jurine) Nisan Türler Kasım 2003 + + + + + + + - + + + + + + + - + + + + + + + + + + - + + + + + + + + + + + + - + + - + + + + + + + + + + + + + + + + + + + + + + - + - + - + + + + + - + + + + - + + + 402 Donald ve ark. (2001), balıklı ve balıksız dağ göllerini kıyasladıkları bir çalışmada, doğal balıksız dağ göllerinde zooplankton türlerinin daha avantajlı olduklarını, büyük vücutlu kopepod ve kladoserlerin daha yaygın bulunduğunu belirtmişlerdir. Buna uygun olarak bizim araştırma alanımızda da balık bulunmamaktadır ve büyük vücutlu zooplankton türleri yaygın olarak bulunmaktadır. KAYNAKLAR Haberman, J. 1998. Zooplankton of lake Vortsjarv. Limnologica, 28 (1): 49–65. Crispim, M.C., Paz, R.J., Watanabe, T. 2003. Comparison of different Moina minuta populations dynamics ecloded from resting eggs in a semi-arid region in Brazil. Brazilian Journal of Ecology, 5 (6): 33-38. Crispim, M.C., Ribeiro, L.L., Gomes, S.E., Freitas, P., Serpe, E. 2006. Comparison of different kind of semi-arid aquatic environments based on zooplankton communities. Revista de Biologia e Ciências da Terra, 6: 98-111. Donald, D.B., Vinebrooke, R.D., Anderson, R.S., Syrgiannis, J., Graham, M.D. 2001. Recovery of zooplankton assamblages in mountain lakes from the effects of introduced sport fish. Can. J. Fish Aquat. Sci. 58: 1822–1830. Flössner, D. 1972. Krebstiere Crustacea kiemen und blattfüsser Branchiopoda Fischlause Branchiura tierwelt Deutschlands. Gustav Fischer Verlag, Jena. Gilbert, J.J. 1995. Structure, development and induction of a new diapause stage in rotifers. Freshwater Biology, 34: 263-270. Harding, J.P., Smith, W.A. 1974. A Key the British freshwater Cyclopoid and Calanoid Copepods. Freshwater Biol. Ass. Sci. Publ. no.18 (2nd ed.),Westmorland. 403 Kiefer, F. 1978. Das Zooplankton der binengewasser 2. teil freilebende Copepoda. Die binengewasser band XXVI, E. Schweizerbant sche Verlasbuchhandlung, Stuttgart. Kolisko, R. 1974. Plankton rotifers biology and taksonomy. Biological Station Lunz of The Austrian Academy of Science, Stuttgart. Koste, W. 1978. Die Radertiere Mitteleuropas, I. Textband, Berlin, Stuttgart. Negrea, T. 1983. Fauna Repubblici Socialiste Romania Crustacea Cladocera. Academia Repubblici Socialiste Romania, Bucureþti. Patalas, K. 1971. Crustacean plankton communities in fortyfive lakes in the experimental lakes area Northwestern Ontario. J. Fish Res. Bd.Can., 28: 231-244. Rylov, M. 1963. Fauna of the U.S.S.R. Crustacea freshwater Cyclopoida, I.P.S.T. no: 3, Jerusalem. Scourfield, J., Harding, P. 1966. A key to the British freshwater Cladocera. Freshwater Biological Association Scientific Publications no: 52, Westmorland. Segers, H. 1995. Rotifera. Vol. 2, The Lecanidae (Monogononta). In: Dumont HJF, Nogrady T (eds), Guides to the Identification of the Microinvertebrates of the Continental Waters of the World 6, SPB Academic Publishing, The Hague, 142-167. 404 SU KAYNAĞI OLARAK KARACADAĞ Kenan HASPOLAT1, Gülay YALÇIN BAYAR2 ve Z. Fuat Toprak3 ÖZET Tatlı su kaynaklarının gittikçe önem kazandığı günümüzde kentimizin tüm su kaynaklarını ele almanın ve kentin bir tatlı su envanterini ortaya çıkarmanın da o denli önemli olduğu açıktır. Özellikle Karacadağ suları hem debisi hem de kalitesi itibari ile Diyarbakır için çok önemli bir tatlı su kaynağıdır. Bu çalışmada Karacadağ'ın jeolojik yapısı, jeolojik yapısının su kaynağı profiline etkisi, beslediği yer altı ve yerüstü su kaynakları (Karacadağ'dan beslenen çaylar, dereler, pınarlar) ve Karacadağ'la ilgili halk hikâyelerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Karacadağ, Yer altı suyu, akifer, çay, dere 1. Karacadağ'ın Jeolojik Yapısının Su Kaynağı Profiline Etkisi Güneydoğu Anadolu, Toros Dağları'nın önünde uzanan vadilerle derin bir şekilde parçalanmış, 500-600 m yükseltideki geniş kalker platolardan oluşmuş zirai bir bölgeyi temsil eder. Volkanik Karacadağ kütlesi, bu bölgeyi biri doğuda Dicle Nehri, diğeri ise batıda Fırat Nehri olmak üzere iki drenaj havzasına ayırmaktadır [1]. En son jeolojik olaylardan biri olan Karacadağ volkanik etkinliğinin, su havzalarının (drenaj havzalarının) ayrılması, yer altı ve yerüstü tatlı su potansiyeli, su kalitesi ve benzeri birçok açıdan Diyarbakır ili açısından çok etkili bir jeolojik faaliyet göstermiştir. Karacadağ'ın lavlarının akışkan olması nedeniyle Ağrı, Süphan, Erciyes gibi yüksek bir volkan dağı oluşamamıştır. Hawai ya da kalkan türü volkanlar grubu içinde ele alınan ve lavların renginden dolayı Karacadağ adını alan bu koni 120/130 km çapında geniş bir alana yayılmıştır. Karacadağ'ın lavları, doğu yönünde Dicle 1 DÜ . , [email protected], 21280 Diyarbakır DÜ Müh. Fak. İnşaat Mühendisliği Bölümü , [email protected], 21280 Diyarbakır 3 DÜ Müh. Fak. İnşaat Mühendisliği Bölümü ve WRC King Abdulaziz University , [email protected]; [email protected] 21280 Diyarbakır 2 405 Vadisi'ne kadar uzanmaktadır. Bu lavlar çok geçirimli bir yapıya sahip olduğundan, Karacadağ kütlesi üstünde akarsu aşınımı hemen hiç rol oynamamakta, dağın içine süzülen sular ancak eteklerde ve uzaklarda kaynaklar halinde yeryüzüne çıkmaktadır. Güney kesimdeki Takırtukur Tepesinin adını, lavların parçalanması sonucu oluşan manzaradan ve susuz oluşundan aldığı bilinmektedir. Dağın oluşumu sona erdikten sonra ışınsal-radyal vadilerle yarılmıştır. Karacadağ'ın en yüksek tepesi 1957 m yüksekliğindeki Kollubaba'dır. Çevresine göre dağa çok kar alan bu tepe, bazı akarsuların da (Devegeçidi Suyu gibi) beslenme kaynağıdır [2]. Gözenekli bazaltlardan sızan yağmur suları ve eriyen karların yanında ayrıca lavların üzerinde meydana gelen toprak tabakasınca tutulan su Diyarbakır ve Siverek kentlerinin uzun yıllar yegâne içme ve kullanma suyu kaynağı olmuştur. Hatta toprak tarafından tutulan su zirai açıdan da (özellikle çeltik yetiştiriciliğinde) önemli bir su kaynağı olmuştur. Diyarbakır çevresindeki yeraltı su kaynakları iki ayrı akifer şeklindedir. Bunlar üstte bazalt ve derinlerdeki kalker akiferdir (yaklaşık 300 m derinlikte). Üstteki akiferin kalınlığı ortalama 0-60 m arasında değişmektedir. Diyarbakır'daki yeraltı sularının doğal drenaj sistemleri, bazalt ve kalker akifer için farklıdır. Bazalt akiferin drenaj alanı Karacadağ'ın tepesinden Dicle Vadisi'ne kadar olan sahadır. Kalker akifer drenaj alanı ise Diyarbakır'ın yaklaşık 30–35 km kuzeyinden itibaren yayılım gösteren Silvan-Midyat formasyonu ile Diyarbakır'ın 25–30 km güneyinden itibaren yayılım gösteren Midyat formasyonudur. Diyarbakır Yeraltı suyunu besleyen unsurlar, 1) kuzeyde Toroslara ve Batı Kısmında Karacadağ'a düşen yağışların ova kısımlara yeraltı akışlarıdır, 2) alüvyonlar, bazaltlar, Şelmo Formasyonu, Silvan Kalkerleri, alt miyosen formasyonları ve eosen kalkerleri, 3) alüvyonlar ve Eosen kalkerleri (Midyat formasyonu), 4) Dicle Nehri ve Batman Çayı yatağındaki alüvyonlar [3]. 2.5 milyon yıl önce yükselmeye başlayan Karacadağ kütlesi üzerinde kar erimeleri ve sellenmelerle oluşmuş çok sayıda geçici akarsu vadisi bulunmaktadır. Bu akarsular, daha önce oluşmaya başlamış olan plato yüzeyindeki akarsulara bağlanmaktadırlar. Kela Deresi, Hamamgözü Deresi, Terhane Deresi, Garik deresi, Dankıran Deresi, Donguz Deresi, bu kesimde önemli derelerdir. Bu kesimde Alatosun (Daribi) Beldesi civarında çukur alanlara yerleşmiş göller de bulunmaktadır. Doğu kesimde plato sahası üzerinde de Düğün Deresi, Tarhane Deresi, Kela Dere, Dünyalıkal Deresi, Kuşdoğan Deresi, Hamamgölü Deresi, Mahsapar Deresi, Şenbeko Deresi, Donguz Deresi nispeten dar ve derin vadilerdir. Alitaş Tepe etrafında fazla derin olmayan vadiler açılmıştır. Küçükbeserek Tepe ile Abbas Tepe arasında bulunan konilerin kuzeyinde birbirlerine paralel güneybatıkuzeydoğu yönlü Çoka Deresi, Kurt deresi, Kocaharam Deresi gibi vadiler yer almaktadır. Yukarıbitikçi Mahallesi civarında Hendek Dere, Kardela Dere, Kurtdolu Dere, Çat Dere, Sevk Dere gibi dereler yer almaktadır. Bu kesimde vadi yoğunluğu fazladır. Pirinçlik'in batısında Kulu Deresi, 406 Hazanbaşı Deresi, Birik Dere, Ayşe Deresi "V" şekilli ve nispeten derin vadilerdir [4]. Karacadağ suları yukarıda anılan dereler aracılığı ile Fırat ve Dicle nehirlerini beslemektedir. Bundan dolayı kuzey, kuzeydoğu, doğu kesimdeki akarsuların çoğu Dicle Nehri'ne doğru yönelmişlerdir. Kuzeybatı, batı ve güneydeki akarsular ise Fırat Nehri'ne doğru yönelmişlerdir. Dolayısı ile kuzey-güney yönde uzanan Karacadağ zirve kesimi Fırat ve Dicle havzalarını birbirinden ayıran bir su ayırma çizgisi şeklindedir [4]. Zirve kesiminde piroklastik unsurların yoğunlukta bulunduğu bölgelerde özellikle Karacadağ kuzeydoğu kesiminde drenaj daha hızlı bir gelişme göstermiştir. Zira bu kesimde bulunan vadilerin derinliği incelendiğinde bu kesimde aşınma katsayısının, özellikle litolojiye bağlı olarak daha fazla olduğu söylenebilir. Ayrıca Karacadağ zirve kesiminde çeşitli göllerde toplanan sular yer altı suyunu beslemektedir. Kuzey-güney yönlü profillerden çıkarılan bir sonuç Karacadağ kütlesi yamaçları üzerinde çok sayıda mevsimlik akarsuyun bulunduğudur. Bunlar daha çok sellenmelerle ve kar erimeleriyle gelişen derelerdir [4]. 2. Karacadağ'ın Yer Altı ve Yerüstü Su Potansiyeli Daha önceki bölümde de değinildiği gibi Diyarbakır ve çevresinde bazalt akiferi ve Midyat akiferi olmak üzere yeraltı suyu yönünden verimli iki akifer bulunmaktadır. Bazaltlar, Diyarbakır ve çevresinde yayılım gösterirken Midyat Formasyonu ise topografik yükseltiye bağlı olarak 240-490 m arasında değişen derinlikte bulunmaktadır. Bu çalışmada daha çok Karacadağ'ın Diyarbakır su profiline etkisi incelendiğinden burada sadece Bazalt akiferine yer verilmiştir. 3932.1.Bazalt Akifer ve Su Potansiyeli Bazaltlar Diyarbakır çevresinde geniş bir alanda yayılım göstermektedir. Oldukça sert bir yapıda olup üst kesimleri daha çatlaklı ve kırıklı, aşağılara inildikçe daha masif bir yapı göstermektedirler. Farklı püskürme fazları nedeniyle faz aralarında 1-5 m kalınlığında kırmızı renkli kil mevcuttur. Özellikle tali volkan bacalarının bulunduğu kesimlerde yer yer tüf ve cüruf yer almaktadır. Bazaltlardan yeraltı suyu alınması çatlak durumuna, çatlakların birbirleriyle irtibatlı olmasına, püskürme fazları arasındaki kil bantlarına, kalınlığına, yayılımına ve beslenimine bağlıdır. Genel olarak, bazaltların her kesiminde gelişmiş ve irtibatlı çatlak yapısının bulunmaması ve farklı püskürme zonlarının bulunması gibi etkenler bazaltlarda yanal ve düşey olarak su hareketini engellemekte, suyun daha derinlere süzülmesini, depolanmasını engellemekte ve yağışlardan kaynaklanan beslenim kaynaklar şeklinde boşalmaktadır. Bu nedenle bazaltların her kesiminde yeraltı suyu elde edilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte, Diyarbakır kenti çevresinde bazaltlarda yeraltı suyu içeren önemli sahalar ve koridorlar bulunmaktadır. Bunların en önemlileri; Gözeli, Yeniköy ve Aşağı Karakuyu köyü çevresi ile Aşağı KarakuyuTMO-Yeniköy içmesuyu sahası-Havaalanı-DSİ Makine İkmal Müdürlüğü koridoru, Kayapınar-Siverek yolu 3. kilometresindeki -Yeniköy İçmesuyu sahasıHavalanı koridoru, Yeniköy - Kuruçeşme - TMO Bölge Müdürlüğü - Kız Meslek 407 Lisesi-Anzele Kaynağı koridoru, Havaalanı-Alipınar Kaynağı koridoru, KoşuyoluRızvanağa Sokak İller Bankası- Merkez Postanesi koridoru ile Diyarbakır MüzesiSSK-İçkale (Hz Süleyman) Kaynağı koridorudur. Genel olarak bazaltlarda suyun hareket yönü Karacadağ'dan Diyarbakır'a doğrudur. Diyarbakır ve çevresinde yeraltı suyu seviyesinin topografya ile kesişmesi sonucunda önemli kaynaklar oluşmuştur. Bunlar, Gözeli Kaynağı, Anzele Kaynağı, Alipınar Kaynağı ile İçkale Kaynağıdır. Kaynakların ortalama debileri şöyledir: Gözeli Kaynağı : 250 l/s Anzele Kaynağı : 90 l/s Alipınar Kaynağı : 45 l/s İçkale Kaynağı : 80 l/s Bu kaynakların hepsi Dicle Barajı İçme suyu kaynağının devreye girmesine kadar Diyarbakır içme suyu kaynakları olarak kullanılmış, Gözeli Kaynağı ve bu sahadaki sondaj kuyu sularının içme suyu olarak kullanımına devam edilmektedir. Bazaltlarda yeraltı suyu seviyesi değişkenlik göstermektedir. Bu değişkenlik çatlak durumuna ve püskürme fazları arasındaki kil batlarına bağlıdır. Su seviyesi 1-50 m arasında değişmektedir. Bazaltların beslenimi yağıştan süzülme ile, boşalımları ise kaynaklardan ve sondaj kuyularından yapılan çekimledir. Yapılan rezerv hesaplamalarına göre genel olarak bazaltların yeraltı suyu rezervi 50*106 m3/yıl olarak bulunmuştur. Diyarbakır 6 3 ve çevresindeki bazaltların yeraltı suyu rezervi ise 27*10 m /yıl'dır [5]. 2.2. Yerüstü Su Kaynakları 2.2.1. Zengeçür Çayı : Karacadağ`dan Fırat nehrine kadar uzayan bir vadiden gelen Zengeçür Çayı büyük kaynağını Fak köyü civarından alır ayrıca çay Kargaşi, Karaka, Darbi, Karabahçe, Sütpınar kaynaklarından da beslenmektedir. Gâvur Tepesinin güneyinde kavisler çizerek batıya doğru yönelerek ve burada Gedik Suyu adını almaktadır. Üç Kuyu köyünden itibaren Zengeçür Çayı adını almaktadır. Daha sonra Kamışlık, Güngörmek ve Aksun geçtikten sonra sağdan Külhan adı verilen çayı adını almaktadır. Kış ve ilkbahar aylarında Karacadağ`dan gelen kar ve yağmur suları ile taşar, yaz mevsiminde ise çay incelirerek, suyu azalmaktadır. 2.2.2. Çam Çayı: Kaynağını Karacadağın Covtanik ve Derekıran tepelerinden aldığı bilinmektedir. Hellis Köyü civarında Fırat Nehrine dökülmektedir. Beşkardeş, Bahçecik ve Haldun Çaylarıyla beslenmektedir. Bu çay Hilvan ile Siverek arasında doğal bir sınır meydana getirmektedir. Çam çayı aslanlı kaynağını aldıktan sonra Hacı Kamil köprüsünden geçtikten sonra Hacı Hıdır Barajına ulaşmaktadır. 2.2.3. Seggür Çayı: Karacadağ'ın kuzey yamacından ve Çiyaye Res'de akan sulardan oluşmaktadır. Bazalt platodan kuzeydoğuya doğru akmaktadır. Diyarbakır topraklarında Yekav denilen yerde Boğaz Çayı ile birleşmektedir. 408 Bundan sonra Devegeçidi Suyu adını almaktadır. Devegeçidi Barajı da bu iki çayın önünde kurulmuştur. Bu çayda yasayan balıkların rengi siyahtır. Kışın ve ilkbaharda su miktarı fazladır. Yaz mevsiminde ise suyu kurumaktadır. Yine de geniş yaylada beslenen hayvanların su ihtiyacını karşılamaktadır. Az bir masrafla bu çevrede çok amaçlı göletler yapılması mümkündür. Köylülerin kendi çabalarıyla kazdığı iptidai kuyuların önünde sebze ekimi yapılmaktadır [6]. 2.2.3. Habur Nehri: Karacadağ `ın güney eteklerinden doğar, Fırat nehri `nin bir koludur. 2.2.4. Curcup Deresi: İlçenin batısından geçen, kuzey-güney doğrultusunda akan, Curcup(Duali) Deresi ve bunun üzerinde inşa edilen baraj göleti mevcuttur. Toprak Su Göleti `nin, akışı yağmur sularına bağlı olarak mevsimlere göre değişmekte olup, yatak genişliği 30-50 m. Yatak derinliği 10-15m.`dir. 2.2.5. Sesik Deresi: Viranşehir `in 12km batısında olup, bu da akışı yağmur sularına bağlı olarak ve mevsimlere göre değişmekte olup, yatak genişliği 40-60 m. derinliği ise yer yer farklı olmakla birlikte 10-20 m. arasında değişmektedir. Bu deremizin 15 km. kuzeyinde inşa edilen Yayık(Persörek) Göleti bulunmaktadır. 2.2.6. Anıt Deresi: Viranşehir`in batısında Altınbaşak (İşğan) köyünden geçen bu derenin akışı yağmur sularına bağlı olarak mevsimlere göre değişmekte olup, yatak genişliği 25-50 m., yatak derinliği 5-10 m`dir. 2.2.7. Şavelet Deresi: Viranşehir ile Mardin il sınırları arasında geçmektedir. Yatak genişliği 60-100 m.derinliği ise yer yer farklı olmakla birlikte 20-30 m. arasında değişmektedir. Bu derenin akışı yağan yağmurlara bağlıdır. Bazı bölümlerinde akan pınarlar sayesinde yazın dahi suyu bulunmaktadır. Bu derelerin yatak boyutları, beslenme havzasına oldukça geniş olduğu ve yağışlar sırasında yüksek feyezan debisi taşıdığını göstermektedir. Curcup, Sesik, Şavelet ve Anıt dereleri kuzeyde ilçeye 40 km. uzaklıktaki 1938 rakımlı Karacadağ eteklerinden kaynağını alır. Bu nedenle dereler mevsimlik yağışlarla ve ilkbaharda karların erimesiyle beslenmektedir. Yaz aylarında derelerin suyu azalır ve bazı yıllarda tamamen kurur. 2.2.8. Pınarlar: Karacadağ'dan beslenen pınarların isimleri aşağıda liste halinde vermekle yetinilmiştir [7, 8 ve 9]. Yıldırım (kanıyabruski) Pınarı—Viranşehir AntinPınarı--Viranşehir MeryemçayırPınarı--Karacadağ GökverimPınarı--Karacadağ BallucaPınarı--Karacadağ FatımPınarı--Karacadağ SütparPınarı—Karacadağ TennurPınarı--Karacadağ PirsaatPınarı--Karacadağ 409 NacarPınarı--Karacadağ Beklik Pınarı-Karacadağ Hz. Seydoş membası-Derik-Karacadağ (Fotoğraf 1) Beneklitaş kaynak suyundan-Çınar-Karacadağ Hırbestili kaynak suyu- Çınar-Karacadağ Karacapınar-pirinçlik-Karacadağ Fotoğraf 1 Hz. Seydoş membası-Derik-Karacadağ. 2.2.Bazalt Akiferin Su Kalitesi Gerek kaynaklardan ve gerekse bazaltta açılmış sondaj kuyularından DSİ tarafından değişik tarihlerde su örnekleri alınmış ve kimyasal analizleri yapılmıştır. Yaklaşık 200 analiz sonucunun yapılan değerlendirmesine göre; Gözeli Kaynağı ve Gözeli içme suyu havzasında açılan sondaj kuyu sularının pH değerleri 7-8, sertlikleri 8-11 Fr0, EC değerleri 200-300 micromho/cm'dir. Sularda hakim katyon Ca+Mg, hakim anyon ise CO3-HCO3'tır. Gözeli Kaynağı ile bu havzadaki sondaj kuyu suları arasında yapılan değerlendirmede ise Gözeli Kaynak suyunun sertlik ve EC değerlerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Bu değişikliğin, sondaj kuyularında bazalt ve altında Şelmo Formasyonunun geçilmiş olması nedeniyle az da olsa Şelmo Formasyonuna ait suyun bazalt suyuna karışmasından kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Anzele ve Alipınar Kaynakları ile bazaltta açılmış sondaj kuyu sularının pH değerleri 7-8, sertlikleri 14-17 Fr0, EC değerleri 300-400 micromho/cm'dir. Sularda hakim katyon Ca+Mg, hakim anyon ise CO3-HCO3'tır. İçkale Kaynak suyunun ise pH değerleri 7-8, sertlikleri 20 Fr0, EC değerleri 450-600 micromho/cm'dir. Sularda hakim katyon Ca+Mg, hakim anyon ise CO3-HCO3'tır. Sonuçlardan, Gözeli İçme suyu Havzasındaki suyun kent merkezindeki kaynak ve kuyu sularından gerek sertlik ve gerekse EC değerleri yönünden daha iyi olduğu görülmektedir. Bazalt, serbest akifer olması nedeniyle yüzeysel kirlenmeye açıktır. Su seviyesinin yüksek olduğu kesimlerde, çevredeki kirlilikten etkilenen yağmur suları yeraltına süzülerek yer altı suyunu kirletmektedir. Bu durum, özellikle Gözeli İçme suyu Havzasında söz konusudur. Havzanın çevresinde koruma bandı oluşturulma410 sına rağmen çevredeki yerleşimin ve fabrikaların bulunması burayı tehdit etmektedir. Bazı dönemlerde bazı fabrikaların kimyasal maddeler içeren atık suyunu arıtmadan Gözeli İçme suyu Havzasına açıktan drene ettikleri ve 500 Evler Mahallesinin kanalizasyon sisteminin olmadığı dönemde kanalizasyonunun bu havzaya akıtıldığı bilinmektedir. Benzer durum, Diyarbakır kent merkezinde bulunan Anzele, Alipınar ve İçkale kaynakları için de geçerlidir [5]. 3. Diyarbakır Karacadağ Suyuna İlişkin Halk Hikâyeleri ve görüşler 3.1. Şevket Beysanoğlu: Karacadağ soğuk suların olduğu bir yerdir. Serin rüzgarlar nefes almamızı sağlar Kanuni Süleyman Bağdat Seferi'ne giderken Karacadağ'dan getirilen “Hamravat Suyu”nu içip rahatladıktan sonra, “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/ Olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi” özdeyişini söylemiş Hamravat suyu:1535'te Kanuni kendi kesesinden bu suyu Diyarbakır'a getirdi [10]. 3.2. Diyarbakır Salnameleri: Karacadağ bir şifa mekânıdır: 29.09.1549'da Kanuni İran seferine giderken Diyarbakır'a uğradı. Halepten geliyordu. Yolda hastalandı. İstirahat ve tedavi için Karacadağ yaylalarında bir süre kaldı. Diyarbakır salnamelerinde “Bu dağların bazısında el ve ağız dayanmayacak surette soğuk sular tenebbu ve pek latif havalar tenessüm eder” denmektedir [11]. 3.3. Esma Ocak: İsterseniz biz sizinle Karacadağ'ın bu günkü hallere düşmeden önceki yıllara doğru şöyle hayali bir yolculuk yapıp, tarih ve edebiyatımıza damgasını vuran bir olayı birlikte yaşayalım. 1554 yılında İran seferinden hasta olarak dönen Muhteşem Süleyman o hükümdarlar hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman, konaklamak üzere, otağını Karacadağ'm eteğindeki ormanlığa kurdurtarak istirahate çekilmiş, ciğerlerinden rahatsızmış. Yorgunluğuna, stres ve heyecanlarına eklenen terleyip üşümelerden, iştahsızlıkla yoklayan ateşlerden zayıflayıp bitkin düşen bu ülkeler fatihi dev yürekli, narin yapılı hünkârın gönlü, ölüme yenik düşerek bu güzelim dünyayı, bu koca imparatorluğun hükümdarlığını bu yaşta ve böyle feci bir şekilde bırakıp gitmeye razı gelmediğinden, Azraille cebelleşmeye başlamış. Tutuştukları güreşten yenik çıkmak üzere olduğunu algılayınca, zaptettiği kalelerin, kazandığı zaferlerin, sahibi bulunduğu debdebe ve daratın tümü nazarında sıfıra inmiş. Müthiş bir yıkım içine girdiğinden, yüzüne, acılı, hüzünlü, sert çizgiler oturmuş. Başucunda bekleyen hekimlerinin önerileriyle yapıp sundukları ilaçları reddeder bir umutsuzluk içinde yıkılıp kaldığı yatağında ateşin etkisiyle sayıklayıp, öteki dünya seferine hazırlanırken, ilerleyen günlerin, ciğerlerini zorlayan nefesine rahatlamaya benzer bir hafiflik getirdiğini sezgileyerek, cılız da olsa yaşama dönebileceği gibi bir umuda kapılmış. Bu Karacadağ'ı kuşatan ağaçların salgıladığı oksijeni soluyup, eşi benzeri görülmemiş kalitedeki HAMRAVAT suyunu içerek, şifalı otlarıyla beslenen koyunların yağından, yoğurdundan, arıların çiçeklerinden derledikleri baldan az az da olsa yiyebilmenin sağladığı iyiye doğru gidiş, Hükümdara önceden verdiği yola devam emrini erteletmiş karan aldırmış. 411 Bir rivayete göre kırk gün, diğer bir söylentiye göre de iki ay burada kalarak, iyiden iyiye sağlığına kavuştuktan sonra yol hazırlıklarını başlatmış. Geçirdiği hayal kırıklığıyla dolu ateşli, acı veren evreler, sağlığın, hatta bir tek soluk alıp verişin bile hiç bir görkem, hiç bir şan ve şöhret, hiç bir rütbe ve varlıkla kıyaslanamayacak değerde bir nimet olduğunu ruhuyla benliğine çok etkileyici bir biçimde yerleştirmiş olacak ki; Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi. Dizelerini atlattığı bu badireden sonra Karacadağ eteklerinde yazıp söylemiş. Tamamen sağlığına kavuşup İstanbul'a döndükten sonra, kendisine yeni bir hayat bahşeden Karacadağ'la, bağrından fışkırttığı suya karşı duyduğu minneti ödemek kadirbilirliğiyle, baş ustalarından Kasım Çelebi'yi Diyarbakır'a gönderip, ilkel, uyduruk arklar, su yollarıyla kente ulaşan HAMRAVAT suyunu mazbut ve gizli kanallarla bir yere kadar getirttikten sonra, yaptıracağı su kemerlerinin üstünden sur içindeki depoya ulaştırmak suretiyle kent halkını çok temiz ve sağlıklı bir suya kavuşturması göreviyle vazifelendirmiş. Kanuni Sultan Süleyman hazretlerinin emri şahaneleriyle iki buçuk üç yıl içinde yaptırılan su kemerleriyle kanalların böyle hoş bir anısı vardır [12]. 3.4. Aydın Alp: Karacadağ havzasında kış ve ilkbahar aylarında akan dere ve akarsuların yeterli olduğu gözlenmiştir. Bunların birçoğunun özellikle kurak yıllarda, yaz mevsiminde kuruduğu bilinmektedir. Bu akarsuların çoğundan ne yazık ki yararlanılamadığı gözlenmiştir. Bazı yerleşim yerlerinde, akarsuların önüne basit setler çekilerek göletler oluşturulmuştur. Bu göletlerden köylüler arazi varlığı oranında yararlanmaktadırlar. 1984 yılında sulama göletlerin yapımına başlanmış buna rağmen günümüze kadar köylü çabaları dışında herhangi bir işlem yapılmamıştır. Sulama göletlerinin kapasitesi o yılki yağış miktarına bağlı olarak değişmekle birlikte 700-800 dekar bir alan bu göletler aracılığıyla sulanabilmektedir. Ancak Alatosun köyünde mevcut göletlerin su birikim sorunları vardır. Biriktirilen suyu muhafaza etmek de önemli bir sorundur. Bazı göletlerde (özellikle Karacadağ beldesi) su kaçağı yaşanabilmekte bu da ekilecek çeltik tarım alanını sınırlamaktadır. Bu göletlerin çok küçük yatırım masrafları yapılarak tesis edilmesiyle yöre halkının refahının yükseltilmesine katkı sağlanabilir. Akarsuların olmadığı yerleşim yerlerinde 150-200 m derinlikten sondaj yoluyla yer altı sularının da kullanılabileceği görülmüştür [13]. 412 . Fotoğraf 2. Karacadağ suyunu getiren su kantaraları Kaynaklar 1.Ömer Faruk Kaya. Karacadağ (Şanliurfa/Diyarbakir)'In Bitki Ekolojisi Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Biyoloji Anabilim Dali. Doktora Tezi Ankara 2006 2.http://www.geocities.com/ 3.Yrd.Doç.Dr Mualla Öztürk Recep Çelik. Diyarbakır Ovasının Yeraltı Su Seviye Haritalarının Coğrafik Bilgi Sistemi (Cbs) İle Tespiti. Tmmob 2. Su Politikaları Kongresi S.125 4.Ergin Canpolat. Danişman: Prof. Dr. Barış Mater. Karacadağ (Diyarbakir) Volkani Jeomorfolojisi Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Anab İlim Dalı İstanbul, 2005 5.Cihat Parlak Dicle Barç Diyarbakır Yer Altı Suyu Potansiyeli Ve Niteliği TMMOB. Diyarbakır Kent Sempozyumu, 24–26 Nisan 2009, Diyarbakır 160 6.mehmet Ali Abakay Borsa 21 Dergisi Sayı: 6 7.http://viransehir.meb.gov.tr/ 8.Şeyhmus Çakırtaş toplum Yaşam: Dağın İçindeki Saklı Nehir. Http: //Www. Rojaciwan. Com/Haber-38205.Html 9.Kenthaber 17-10-2004 10.Şevket Beysanoğlu: Diyarbakırım.1986.II/151-156 11.Diyarbakır Salnameleri. Diyarbakır Büyükşehir Belediye yay.İst.1999.c.4.s.71 12.Esma Ocak Surlu Kentin Sırlı Suyu. Öyküler..Akşam Ofset 1994-1995.s.7 13.Yrd. Doç. Dr. Aydın Alp Karacadağ kırsal kalkınma alanında sektörel gelişme planı. Mikro Bölge Kalkınma Modeli.2011.s.70.72. 413 KARACADAĞ BÖLGESİNDE MEŞE, BADEM VE FISTIK EKİM ÇALIŞMALARI Murat HASPOLATLI* Karacadağ geçmişte ormandı, bugün eskiye özlem var. Geçmişte meşe hâkimiyetinin olduğu ağaçlandırma olayı ekonomik nedenlerle badem ve fıstığa dönmüş durumda. Şanlıurfa Çevre ve Orman müdürlüğü çalışmaları Şanlıurfa Çevre ve Orman müdürlüğü verilerine göre; 2009 yıllında Karacadağ bölgesinde 2202000 adet fidan ve meşe ile badem tohumu ekimi yapılmıştır. 2010 yıllında Karacadağ bölgesinde 4562000 adet fidan ve meşe ile badem tohumu ekimi yapılmıştır. 03.08.2011 tarihinde Karacadağ toprak muhafaza amaçlı ağaçlandırma proje sahasında 630 hektar alanda makineli alt toprak işlemesi ile 70 hektarda yangın emniyet yolu yapılması işi hizmet alımı 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 19 uncu maddesine göre açık ihale usulü ile ihale edilmiştir. Viranşehir Karacadağ'a 2 Milyon 100 Bin Ağaç Dikiliyor. Şanlıurfa'nın Viranşehir İlçesi Sınırlarındaki Karacadağ Etekleri Yeniden Ağaçlandırılıyor. Yıllar önce çam ve meşe ağaçları gibi binlerce ağaca sahip olan Karacadağ, yerleşim yeri ve tarım alanı için kesimler ve yangınlardan ötürü çölü andıran bir görüntüye bürünmüştü. Şanlıurfa Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, ağaçlandırma seferberliği eylem planı dahilinde ağaçlandırma çalışması için harekete geçildi. İlk olarak Viranşehir'e bağlı Karınca Köyü mülki hudutları dahilinde bulunan 591 parsel numaralı hazineye ait taşınmaz, ağaçlandırma yapılmak üzere Çevre ve Orman Bakanlığı adına tahsis *Çevre ve Orman Müdürlüğü 414 edildi. Tahsis edilen alanda çalışma başlatan Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri, bu çalışmalarda hem işçi istihdamının sağlanacağı hem de çevreye faydalı olacak bir projenin hayata geçtiğini söyledi. Bölge Müdürlüğü yetkilileri, konuyla ilgili olarak şunları ifade ettiler: ''Karacadağ Toprak Muhafaza Amaçlı Ağaçlandırma Uygulama Projesi'nin temel amacı, daha önce orman olan ancak uzun yıllardan beri tahrip edilen ve yok edilen orman varlığını yeniden oluşturmak ve yörenin orman varlığını artırmaktır. Proje sahasında bölgenin asli ağacı olan meşe palamudu ekimi ile köylüye ileriki yıllarda gelir getirici olacak olan badem tohumu ekimi yapılmaktadır.'' Yörede, 2009 yıllı programı kapsamında şimdiye kadar 6 bin dekar alanda arazi hazırlığının yapılıp, köylerden temin edilen 100 kişi ile tohum ekimi ve tüplü fidan dikimine başlandı. Çalışmalara hız veren Orman Bölge Müdürlüğü ekiplerinin, bu yıl içerisinde 65 bin kg meşe palamudu ve 15 bin kg badem tohumu ekimi ve 80 bin adet sedir ile Karaçam fidanı olmak üzere 2 milyon 100 bin adet fidan dikilmiş olacak. Dikilen ağaçların korunması için de çalışmalar yapan yetkililer, ağaçlandırma sahasının etrafında 13 km dikenli tel ihatasının da yapımına başladı. Doğa güzelliğinin yanında iş sahası da açacak olan çalışmaları desteklediklerini belirten Viranşehir Kaymakamı Erdoğan Kanyılmaz, şunları söyledi: "İlçemizin kırsalında bulunan bu alan Valilik ve Orman Bölge Müdürlüğü tarafından geliştirilen proje ile güzel bir görünüme sahip olacak. Daha ilk gününde işçi alımı yapan ve ekonomiye de katkı sağlayan bu proje için bizde gereken ilgiyi göstereceğiz.'' Kısa sürede milyonlarca tohum ve yüzlerce fidan dikecek olan köylüler de kendilerine bu imkânı sağlayanlara teşekkür etti. (CİHAN). 09 Aralık 2009 Diyarbakır Çevre ve Orman müdürlüğü çalışmaları Diyarbakır çevre orman müdürlüğü ağaçlandırma çalışmaları 415 Etüt Proje Şube Müdürlüğünün Görevleri a) Gerçek ve tüzel kişilerle, kamu kurum ve kuruluşlarından gelen ağaçlandırma, rehabilitasyon, erozyon kontrolu ve mera ıslahı taleplerinin etüdünü yapmak/yaptırmak, b) Görev alanına giren 7 ildeki (Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa, Adıyaman, Siirt, Şırnak, Mardin) projeler ile bunlara ait proje revizyonlarını hazırlamak/hazırlatmak, hazırlanan projeleri incelemek, onaya hazır hale getirmek ve uygulamaların projeye uygunluğunu kontrol etmek/ettirmek, c) Ağaçlandırma ve erozyon kontrolu amaçlı çalışma yapılacak orman alanları Hazine arazileri ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahaların tahsisi ile ilgili iş ve işlemleri yapmak/yaptırmak, d) Ağaçlandırma, rehabilitasyon ve erozyon kontrolü çalışmalarına konu olabilecek potansiyel alanları tespit etmek, e) İl Müdürlüğünce verilen diğer işleri yapmak. b) Görev alanına giren 7 ildeki (Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa, Adıyaman, Siirt, Şırnak, Mardin) projeler ile bunlara ait proje revizyonlarını hazırlamak/hazırlatmak, hazırlanan projeleri incelemek, onaya hazır hale getirmek ve uygulamaların projeye uygunluğunu kontrol etmek/ettirmek, c) Ağaçlandırma ve erozyon kontrolu amaçlı çalışma yapılacak orman alanları Hazine arazileri ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahaların tahsisi ile ilgili iş ve işlemleri yapmak/yaptırmak, d) Ağaçlandırma, rehabilitasyon ve erozyon kontrolü çalışmalarına konu olabilecek potansiyel alanları tespit etmek, e) İl Müdürlüğünce verilen diğer işleri yapmak. c) Ağaçlandırma ve erozyon kontrolu amaçlı çalışma yapılacak orman alanları Hazine arazileri ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahaların tahsisi ile ilgili iş ve işlemleri yapmak/yaptırmak, d) Ağaçlandırma, rehabilitasyon ve erozyon kontrolü çalışmalarına konu olabilecek potansiyel alanları tespit etmek, e) İl Müdürlüğünce verilen diğer işleri yapmak. Etüt Proje Şubesi Faaliyetleri Diyarbakır İl Çevre ve Orman Müdürlüğüne bağlı Etüt Proje Şube Müdürlüğünün görev alanına 7 il (Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa, Adıyaman, Siirt, Şırnak, Mardin) girmektedir. Bu illerde yukarıda sayılan görevler çerçevesinde sürekli olarak yoğun bir projelendirme faaliyeti sürmektedir. 2008 yılı sonu itibariyle tamamlanmış projelerin dökümü aşağıda verilmiştir. Erozyon Kontrolü Uygulama Projeleri . Diyarbakır - Ergani - Makam Dağı 416 Rehabilitasyon Projeleri . Diyarbakır - Hani - Yayvan Yeşil Kuşak Projeleri · Diyarbakır - Silvan İlçe Merkezi Köy Kent - Ağaçlandırma Projeleri · Diyarbakır – Elazığ, Mardin, Batman, Bitlis Duble Karayolu Kenarı Ağaçlandırma Uygulama Projesi · Diyarbakır - Bismil - Alibey, Çeltikli, Tepekonak Köyleri Köy Kent Rehabilitasyon Projesi Özel Ağaçlandırma Projeleri · Diyarbakır – Merkez - Çarıklı · Diyarbakır - Dicle Üniversitesi Diyarbakır çevre ve orman müdürlüğünün Karacadağ'la ilgili çalışmasının sınırlı olduğu görülüyor. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından başlatılan ağaçlandırma çalışmaları badem, ceviz ve fıstık üretimini patlattı. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından başlatılan ağaçlandırma faaliyeti tarımsal ekonomiye yaradı. Erozyonu önlemenin yanı sıra kar etmek isteyen birçok il badem, ceviz ve çam fıstığı ormanları oluşturdu. Elazığ'da damla sulama sistemiyle 15 hektarlık arazide badem üretimi başlatılırken, Marmara Bölgesinde birçok köy zeytin yerine çam fıstığı ekmeye başladı. Özel ağaçlandırma alanlarına, ceviz, badem ve fıstık çamı ekilmesi başta orman köyleri olmak üzere Türkiye'nin birçok ilinde alternatif geçim kaynağı haline geldi. Kozalaklı olarak tonu 10 bin TL'ye alıcı bulan çam fıstığı üretimi bin 200 tona çıkarken, zeytin üretimiyle bilinen Marmara'nın ilçelerinde pek çok köy fıstık çamı üretmek için harekete geçti. Bursa'nın Karacabey ilçesinde de gelecekte bin 200 hektar fıstık çamı sahasından orman köylüsü önemli bir gelir kaynağına sahip olacak. Balıkesir'in Bandırma İlçesinde de 1565 dekar ceviz ormanı ve 17 bin 600 dekar fıstık ormanı oluşturulması planlanıyor. Böylece bölge insanı için cevizden 1 yılda 750 milyar, fıstıkçamından 4 milyon 200 bin TL yıllık gelir sağlanması amaçlanıyor. Üreticiye aylık bin TL gelir getiren ceviz üretimi de rağbet gören diğer ürünler arasında yer alıyor. Türkiye'nin pek çok ilinde ceviz üretim çalışmalarına hız verildi. Tonu 6 bin Euroya alıcı bulan bademde de her yıl üretim artıyor. Çevre Bakanlığının ağaçlandırma kampanyası kapsamında son 1 yılda 4116 hektar alanda badem ağacı dikildi. Çiftçi badem, ceviz ve çam fıstığından buğday ve pirinç gibi ürünlere göre 5-10 kat daha fazla para kazanıyor. Elazığlılar badem üretimi için damla sulama sistemi kuruyor MÜSİAD Elazığ Bölge Başkanı İbrahim Gök, vasıfsız orman arazilerinin özel sektör eliyle ağaçlandırmaya açılmasıyla Anadolu'daki birçok ile önemli bir geçim 417 kaynağı sağlandığını söyledi. MÜSİAD Elazığ şubesi olarak ağaçlandırma seferberliğine badem ormanları projesiyle katılacaklarını dile getiren Gök, "Biz Elazığ'da 15 hektar alanda badem fidanı dikeceğiz. Böylece bir yandan erozyonla mücadele edilirken diğer yandan üreticiye yeni bir gelir kapısı açmış olacağız. Proje kapsamında damla sulama sistemi kuracağız. Bademlerin yetişmesi için dekar başına 7 bin 500 TL de harcama yapacağız" diye konuştu. Bir yılda 4116 hektar alanda badem ağacı dikildi Yıllık 40 bin ton üretim rakamına sahip badem; çerez, pasta, şekerleme, çikolata ve kozmetik sektörüne kadar birçok alanda kullanılıyor. Bir dekar badem bahçesinden 4 binden 20 bin tona kadar ürün elde edilebiliyor. "Ağaçlandırma ve Erozyon Kontroüu Seferberliği Eylem Planı" kapsamında 2007 yılı sonunda orman fidanlıklarında 1 milyon 131 bin adet badem fidanı üretildi (06 Mart 2008 tarihli Referans Gazetesi). Ekolojik istekleri ve üretim Sıcak, ılık iklim ister, kurağa çok dayanır. Nemli havadan, soğuk rüzgârdan hoşlanmaz. İlkbaharda erken çiçek açtığı için, geç gelen kırağılarda çiçekleri donar, meyve yapamaz. Badem daha çok aşıyla yetiştirilir. Bazı çeşitleri tohumla da ürer. Fidanlar 3-4 yaşında meyveye yatar. 40-50 yıl ömrü vardır. Olgunlaşan meyvelerin dış kabuğu kurur ve açılır. Kendiliğnden yere düşenler toplanır. Badem için, yazları kurak ve sıcak, kışları ılık ve yağışlı Akdeniz iklimi idealdir. Bununla beraber, odun kısmının kış soğuklarına dayanıklı olması nedeniyle, kış soğuklarının fazlaca olduğu yerlerde de yetişebilmektedir. Ağacının odun kısmı 20°C,-30°C'ye kadar soğuğa dayanabilir. Çiçek tomurcuklarının kışa dayanıklılığı şeftali çiçek tomurcuklarından daha azdır. Ülkemizde kış soğuklarının fazla olduğu yerlerde ekonomik olarak badem yetiştirici liği yapılamaz. Kış dinlenme ihtiyacı diğer meyve ağaçlarına göre daha kısadır. +5°C' nin altında 90-400 saatlik bir soğuklama yeterlidir. Badem yetiştiriciliği için, ilkbahar başlangıcındaki durgun olmayan hava şartları büyük önem taşır. İlkbaharda don olayları bakımından en kritik dönem çiçek ve körpe çağla dönemidir. Çiçeklenme zamanında -4°C, -5°C'ye dayanabilen çiçekler, körpe çağla döneminde -1°C, -O,5°C'lerde zarar görürler. Dona dayanım bakımından çeşitler arasında büyük farklar görülmektedir Kullanımı Çağlası, meyve içi çerez olarak yenir; şekerlere, pastalara konur. Ayrıca ikisi arasında taze iç badem olarakta tüketilmektedir. Yağı sanayide kullanılır. Bademin bileşiminde %54 yağ, %16,9 nişasta vardır. Madensel tuz ve vitamince zengindir. Faydası Tatlı badem tohumlarında az miktarda protein, demir ve kalsiyumla birlikte yüksek oranda yağ bulunur. Badem yağı cilde ve saçlara iyi gelir. Antioksidan e vitamini yönünden oldukça zengin olan badem bu özelliği ile yaşlılık etkilerinden ve pek çok hastalıktan koruyucudur. Özellikle de çocuklar için sağlık deposudur. Acı 418 badem ağız yoluyla alındığında göğüs yumuşatıcı, öksürük kesici etkisi olmakla birlikte yüksek dozda alındığında zehirlenme etkisine sebep olacağı için çok dikkatli olunmalıdır. -Vitamin, mineral için iyi bir kaynaktır: Yeterli miktarda karbonhidrat, doymamış yağ, lif, fosfor, kalsiyum, demir, potasyum, magnezyum, çinko, A, B, C ve E vitamini bulunur. Yarım çay bardağı badem günlük manganez ihtiyacının yüzde 45′ini, bakır ihtiyacının yüzde 20′sini karşılar. -Hastalıklardan korur: Yapılan çalışmalar gösteriyor ki badem tüketimi koroner kalp hastalıkları riskini azaltmaktadır. Badem LDL (kötü huylu) kolesterolü düşürücü etkiye sahiptir. Diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar için çifte koruma sağlar. Araştırmalar, düzenli badem tüketenlerin total kolesterolde yüzde 4-12 oranında düşme olduğunu göstermiştir. Yarım çay bardağı badem 18 gram yağ içerir. Bunun 11 gramı kalp için faydalı olan doymamış yağlardan oluşmaktadır. -Bağışıklık sistemini güçlendirir: Badem iyi bir antioksidan olan, immün sistemi destekleyen E vitaminin ve manganezin iyi bir kaynağıdır. Badem ayrıca magnezyum, bakır, riboflavin (B2) ve fosforun da iyi kaynaklarındandır. -Kilo vermeye yardımcıdır: İçeriğinde bulunan yağlar kilo vermeyi kolaylaştırır ve tok tutar, ara öğünlerde 10-15 adet badem tüketilebilir. İspanya'da yapılan, Obesity dergisinde yayımlanan, 28 ay süren ve 8865 yetişkin erkek ve kadın üzerinde uygulanan bir çalışmada, haftada en az iki kez badem tüketen kişiler hiç tüketmeyenlere göre yüzde 31 daha fazla kilo kaybetmiştir. -Safra taşlarının oluşumunu önler: Nurses Health Study'de 20 yıl boyunca yaklaşık 80 bin kadının diyetleriyle ilgili toplanan verilerde, haftada 28 gram badem, fıstık veya fıstık ezmesi tüketmenin, safra taşlarının oluşma riskini yüzde 25 oranında azalttığı saptanmıştır (www. wikipedia.org). Karacadağ ve Bölgeye Fıstık Ekimi Ertekin “ Türkiye'de fıstık üretiminin % 52'si Şanlıurfa'da gerçekleşiyor”. Coğrafi işareti ''Antep fıstığı'' olarak tescillenen ürünün yarıdan fazlasının Şanlıurfa'da üretildiğini belirten Şanlıurfalılar, isim sıkıntısını daha çok üretim ve yeni pazarlarla aşmayı hedefliyor. Şanlıurfa ile Gaziantep arasında fıstığın adına ilişkin tartışmalar sürüyor. Coğrafi işareti ''Antep Fıstığı'' olarak tescillenen ürünün yarıdan fazlasının Şanlıurfa'da üretildiğini belirten Şanlıurfalılar, isim sıkıntısını daha çok üretim ve yeni pazarlarla aşmayı hedefliyor. Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası (ŞUTSO) Başkanı Eyyüp Sabri Ertekin, yaptığı açıklamada, fıstığın bölgedeki tarihi serüvenin uzun yıllara dayandığını, Türkiye'de önceleri ''Şam fıstığı'' olarak adlandırılan ürünü, Suriyelilerin ise ''Halep fıstığı'' olarak tanımladıklarını anlattı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının verilerine göre, Türkiye'de fıstık üretiminin % 52'sinin Şanlıurfa'dan gerçekleştirildiğini bildiren Ertekin, şunları kaydetti: ''Son zamanlarda fıstık ticaretinin Türkiye'de yoğun olarak Gaziantep'te yapılmasından dolayı, onların da gayretleriyle 'Antep fıstığı' olarak coğrafi işaretlenmesi yapıldı. Fıstık üretimi tabi ki Şanlıurfa'da oldukça büyük bir alanda yapılıyor. Örneğin, bizim Tektek dağları 419 bölgesinde kendiliğinden yetişen, doğal orman halinde çok sayıda fıstık var. Tarım Bakanlığının istatistiklerine göre de üretimin % 52'si Şanlıurfa'da. Böyle olunca fıstık kimin oluyor ona siz karar verin. Bizim de yapmamız gereken bu ürünümüzü işleyip onu dünya pazarına sunmak, bunları daha ekonomik değerde olacak şekilde yetiştirmek” ''Biz Gayret Gösterirsek Bu Urfa Fıstığı Olur'' Gazianteplileri fıstık alanında yaptıkları çalışmalardan dolayı tebrik ettiğini ifade eden Ertekin, ancak bölgede çok iyi yetişmesine rağmen dünyadaki fıstık ihracatında Türkiye'nin çok geride kaldığını da dile getirdi. Türkiye'nin yıllık fıstık ihracatının 30 milyon dolar civarında olduğuna değinen Ertekin, şöyle devam etti: ''Dünyadaki fıstık ihracatına baktığımızda, Türkiye'nin fıstık ihracatı yıllık 30 milyon dolar civarında. ABD'nin ihracatı ise 625 milyon dolar. ABD nere, fıstık nere... Fıstık buradan oraya gitmiş ama adamlar orada ekonomik olarak işliyor, dünyaya pazarlıyor. Bunun dünyadaki en büyük alıcısı ise Fransızlar. Biz mesela Fransa'ya daha yakınız, oradaki fiyatlar da bizim şuandaki Türkiye'deki fiyatlardan da çok uygun. İşe bilimsel olarak yaklaşıp daha sonra da dünya ile rekabet etmemiz lazım. Bu gayreti gösterirsek ürün Urfa fıstığı olur, Urfa da bundan ekonomik olarak faydalanır.'' Bu kapsamda kendilerinin de bazı çalışmalar yaptığını anlatan Ertekin, ileri tarım uygulamalarının iyi yapıldığı ABD'nin California eyaletine önümüzdeki ay gitmeyi planladıklarını ve orada görecekleri örnekleri, Şanlıurfa'da da uygulamak istediklerini söyledi. Diyarbakır'da Fıstıkçılık çalışmaları Ergani'de Antepfıstığı Aşılaması Diyarbakır'ın Ergani İlçe Tarım Müdürlüğü'nce, bin 450 adet yabani Antep fıstığı ağacına 5 bin 670 adet göz aşısı yapıldı.Ergani Tarım Müdürlüğü'nce, İl Özel İdare destekli "Yabani Antepfıstığı Aşılması Projesi" kapsamında 6 köy ve ilçe merkezinde bin 450 adet yabani Antep fıstığı ağacına 5 bin 670 adet göz aşısı yapıldığı bildirildi. 1998 yılından bu yana her yıl Haziran ayı başı ile Temmuz ayı içerisinde İlçe Tarım Müdürlüğü tarafından yürütülen uygulama kapsamında şu ana kadar yaklaşık 4 bin yabani ağaca toplam 203 bin 600 göz aşısı yapıldığı kaydedildi (www.diyarinsesi. org). Çermik'te Menengiç Ağaçları Antep Fıstığına Dönüştürülüyor Geçen yıl 18 bin ağaca aşı yapıldı, bu yıl da aynı sayıda ağaç aşılanacak. Çermik İlçemizde yabani menengiç ağaçlarının Antep fıstığına dönüştürülmesi çalışmalarına bu yıl da devam edilecek. Geçen yıl 18 bin ağaca aşı yapıldığı, bu yıl da aynı sayıda ağacın aşılanacağı bildirildi. Kaymakam Murat Erkan, geçen yıl İlçe Tarım Müdürlüğü ekiplerince yürütülen çalışmalarla, özellikle batı bölgesindeki köylerde yaklaşık 18 bin dolayında yabani menengiç (sakız ağacı) ağaçlarına, Antep fıstığı aşısı 420 yapıldığını söyledi. Bu yıl da aşı çalışmalarının sürdürüleceğini, hedefin de geçen yılki kadar yabani menengiç ağacına aşı yapılması olduğunu bildiren Kaymakam Erkan, “Tarım Müdürlüğü ekiplerince 18 bin ağacın daha aşılanması halinde, Antep fıstığı aşısı yapılmayan menengiç ağacı kalmayacak. Böylece ilçemiz Antep fıstığı üretiminde söz sahibi olacak. Yapılacak aşılama ile en az 400 aile fıstık üretimi ile geçimini sağlayabilecek” diye konuştu (http://cermikgazetesi.com/default.asp). Çüngüş'te Antep Fıstığı Yetiştirilecek Diyarbakır İl Çevre ve Orman Müdürlüğü tarafından temin edilen 3 bin 500 adet Antep fıstığı Çüngüş'e bağlı İbikkaya, Polatuşağı ve Ormançayı köylerinde çiftçilere dağıtıldı. Çüngüş İlçe Tarım Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen dağıtımla beraber ilçenin özellikle güney tarafında yer alan ve nispeten daha ılıman bir iklime sahip olan köylerinde Antep fıstığının yaygınlaşması bekleniyor (www.diyarinsesi.org). Günümüzde özellikle menengiç ağaçları aşılanarak fıstık ağacına dönüşmektedir. Karacadağ'da da fıstıkçılık çalışmaları başlıyacaktır. 421 KARACADAĞ FLORASI* A. Selçuk ERTEKİN** Karacadağ'ın Coğrafik Özellikleri Karacadağ, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde sönmüş bir yanardağ olup, Diyarbakır'ın güneybatısında yer alır. Kuzey-güney doğrultusunda uzanarak Dicle ve Fırat Bölümlerini birbirinden ayırır (Sözer 1984). Volkanik bir kütle olan Karacadağ, bazaltik lavlardan meydana gelmiş büyük bir lav kalkanı olarak tanımlanabilir. Erinç'e göre Karacadağ, 120 km çapında, daire şekline yakın bir sahaya yayılmıştır. Ardel'e göre Hawaii tipi bir volkan olan ve kalkan şeklindeki Karacadağ volkanik kütlesi bazalt lav kubbelerinin üst üste yığılmasından meydana gelmiştir. Karacadağ fazla yüksek olmadığı gibi heybetli bir dağ şeklinde de görülmez. Karacadağı da içine alan geniş lav platosu düz denilecek kadar az meyil gösterir (Ercan ve ark, 1991). *Karacadağ Florası 2002 yılında Sürdürülebilir Kırsal Kentsel Kalkınma Vakfı ve UNDP tarafından yayınlanan Karacadağ Bitki Çeşitliliği proje çalışmasının güncelleştirilmiş bir özetidir. İklimi Karacadağ, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin genelinde olduğu gibi iklim şartları bir step ikliminin özelliklerini yansıtmaktadır. En düşük sıcaklık derecelerinin ve yağışların kış mevsiminde toplandığı görülür. Yaz mevsiminin çok sıcak ve kurak geçmesi ana çizgileriyle yörede Akdeniz tipi bir yağış rejiminin varlığını ortaya koyar. Yağışlar düzensiz olup, yıllık yağışın büyük kısmı kış mevsimine isabet eder. Kış mevsiminden sonra en fazla yağışın, ilkbahar aylarında yağdığı görülür. Yaz mevsimi ise tamamen yağışsız geçer ve sıcaklık yüksek derecelere ulaştığı için şiddetli bir kuraklık söz konusudur. Sonbahar ayları ise az yağışlıdır (Sözer 1984). Tablo 1. Aylık Ortalama Yağış (mm) -Devlet Meteroloji İşleri, 1990. İstasyon Adı Oc Şu Ma Ni Ma Haz Te Ag Ey Ek Ka Ar Yıllık Siverek 91.8 80.9 78.0 63.1 42.0 8.2 0.7 0.9 2.6 31.2 60.6 84.8 544.8 Diyarbakır 75.8 67.4 65.1 74.6 42.1 7.0 0.7 0.5 2.7 32.4 54.7 72.4 495.4 *Karacadağ Florası 2002 yılında Sürdürülebilir Kırsal Kentsel Kalkınma Vakfı ve UNDP tarafından yayınlanan Karacadağ Bitki Çeşitliliği proje çalışmasının güncelleştirilmiş bir özetidir. **Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü 21280 Diyarbakır 422 Tablo 2. Yıllık Ortalama Yağışın Mevsimlere Dağılışı (mm) ve Oranı (%) - Devlet Meteroloji İşleri, 1990. İstasyon Adı KIŞ Siverek 257.5 47 183.1 34 9.8 2 94.4 17 Diyarbakır 44 181.8 37 8.2 1 89.8 18 215.6 % İLKBAHAR % YAZ % SONBAHAR % Tablo 3. Aylık Ortalama Sıcaklıklar (°C)- Devlet Meteroloji İşleri, 1990 İstasyon Adı Oc Şu Ma Ni Ma Haz Te Ag Ey Ek Ka Ar Yıllık Siverek 3.1 4.3 8.7 13.8 19.6 25.7 30.1 29.7 25.1 17.4 10.8 5.6 16.2 Diyarbakır 1.7 3.4 8.7 13.8 19.5 26.2 30.7 30.1 24.7 16.9 10.4 4.3 15.9 Floristik Çalışmalar Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Türkiye'nin ülkemizin floristik açıdan en az araştırılan yörelerindendir. Bölge, kuzeyini çeviren dağlık kesimler dışında, benzer bir bitki örtüsüne sahip olmasından dolayı pek ilgi çekmemiştir. Fakat Karacadağ, botanik çalışmaların yoğunlaştığı yerlerden biridir (Saya ve Ertekin, 1998). İlk kez 1841-1842 yıllarında Kotschy Karacadağ çevresinden birçok yeni bitki örneği toplamıştır. Bunları "Flora Orientalis" adlı eserde yayınlanmıştır. Daha sonra 1888 yılında Sintenis aynı yöreden bitki toplamıştır. 1849 yılında Noë, 18671868 yıllarında Haussknecht bu bölgeden bitki toplamış araştırmacılardır. 1957 yılında Davis ve Hedge bölgeden bitki örnekleri toplamış, bunlardan Karacadağ'a özgü endemik bir bitki olan Hesperis hedgei türünü isimlendirmiştir. 1960'lı yıllardan sonra Cullen, Ratter, Mathew, Baytop, Güner adlı araştırmacılar, bu yöreden özellikle geofitleri toplamışlardır. Malyer, Karacadağ yöresinde Liliaceae ve Iridaceae familyalarına ait toplam 26 tür tespit etmiştir. Yine bu çevreden bitki toplayan araştırmacılar; Demiriz, Kaynak, Mısırdalı ve Saya'dır. Kaynak, Karacadağ'ın bitkileri ile ilgili en geniş çalışmayı yapmıştır. Çalışmada yörede 254 bitki türünün yetiştiğini saptamıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda Karacadağ'da yetişen iki Lathyrus taksonu, Türkiye Florası için yeni kayıt olarak saptanmıştır (Ertekin ve Saya 1991, Ertekin 1994). Materyal ve Metod Dicle Üniversitesi Herbaryumun (DUF) da bulunan ve "Karacadağ'ın Bitki Çeşitliliği Projesi" kapsamında 2001 yılında ve sonrasında toplanan bitki örnekleri bu çalışmanın materyalini oluşturmuştur. Bitki örneklerinin teşhisinde Davis (19651988) Flora of Turkey adlı eserden yararlanılmıştır. Teşhislerde, Asuman Baytop (1998) tarafından yayınlanan, İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu adlı eserden yararlanılmıştır. Bitkilerin Türkçe adlarını merak edenler için ise Baytop T, (1997) Türkçe Bitki Adları Sözlüğü kaynakçaya eklenmiştir. 423 Endemik ve nadir bitkilerin IUCN kategorilerinin belirlenmesinde Ekim ve ark., 2000, Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı yararlanılmıştır. Ayrıca 1994 yılında yeni IUCN tehlike kategorileri ve kriterleri, burada kullanılan uluslararası kısaltmalar ve Türkçe karşılıkları sözü edilen kaynaktan alınarak aşağıda verilmiştir. Tablo 4. IUCN Tehlike Kategorileri (Ekim ve ark., 2000'e göre)1. EX- Extinct- Tükenmiş 1. EX- Extinct- Tükenmiş 2. EW- Extinct in the Willd- Doğada Tükenmiş 3. CR- Critically Endangered- Çok Tehlikede 4. EN- Endangered- Tehlikede 5. VU- Vulnerable- Zarar Görebilir 6. LR- Lower Risk- Az Tehdit Altında a. (cd) conservation dependent - koruma önlemi gerektiren b. (nt) near threatened - tehdit altına girebilir c. (lc) least concern - en az endişe verici 7. DD- Data Deficient- Veri Yetersiz 8. NE- Not Evalueted- Değerlendirilemeyen Ekonomik önemi olan veya öncelikli türlerin belirlenmesi ve alanın korunmasına yönelik önerilerin saptanmasında, Kaya, Kün ve Güner, 1998'de yayınlanan Türkiye Bitki Genetik Çeşitliliğinin Yerinde (In situ) Korunması Ulusal Plan adlı kaynaktan yararlanılmıştır. Karacadağ Florası PTERIDOPHYTA (EGRELTİLER) ATHYRIACEAE Cystopteris fragilis (L.) Bernh. SPERMATOPHYTA (TOHUMLU BİTKİLER) ANGIOSPERMAE (ÇİÇEKLİ BİTKİLER) DICOTYLEDONES (ÇİFT ÇENEKLİLER) ACANTHACEAE Acanthus dioscoridis L. var. dioscoridis. Acanthus mollis L. ACERACEAE Acer sp. 424 AMARANTHACEAE Amaranthus retroflexus L. Amaranthus blitoides S. Wats. ANACARDIACEAE Pistacia khinjuk Stocks ARISTOLOCHIACEAE Aristolochia bottae Jaub. & Spach ASCLEPIDACEAE Cionura erecta (L.) Griseb. Vincetoxium canescens (Willd.) Decne. subsp. canescens. BERBERIDACEAE Bongardia chrysogonum(L.) Spach Leontice leontopetalum L. subsp. leontopetalum. BORAGINACEAE Anchusa aucheri DC. Anchusa azurea Miller var. azurea. Buglossoides arvensis (L.) Johnston Buglossoides tenuiflora (L. fil.) Johnston Buglossides incrassata (Guss.) Johnston Echium italicum L. Heliotropium circinatum Griseb. Heliotropium europaeum L. Heliotropium supinum L. Myosotis stricta Link ex Roemer &Shultes Onosma giganteum Lam. Onosma lanceolatum Boiss. & Hausskn. Onosma procerum Boiss. Onosmo rascheyanum Boiss. Paracaryum cristatum (Schreber) Boiss. subsp. cristatum. Paracaryum kurdistanicum (Brand) R. Mill Rindera lanata (Lam.) Bunge var. lanata Rochelia cancellata Boiss. & Bal. Symphytum aintabicum Hub.-Mor. & Wickens CAMPANULACEAE Campanula reuterana Boiss.& Bal. Legousia pentagonia (L.) Thellung 425 Anthemis cotula L. Anthemis tinctoria L. var. tinctoria. Anthemis wiedemanniana Fisch. & Mey Bellis perennis L. Carduus pycnocephalus L. subsp. albidus (Bieb.) Kazmi Carthamus glaucus Bieb. subsp. glaucus. Centaurea depressa Bieb. Centaurea iberica Trev. Ex Sprengel Centaurea kurdica Reichardt Centaurea polypodiifolia Boiss. var. polypodiifolia. Centaurea solsitialis L. subsp. solsitialis. Centaurea virgata Lam. Chondrilla juncea L. var. juncea. Cichorium glandulosum Boiss.& Huet. Cichorium intybus L. Cnicus benedictus L. var. benedictus. Crepis foetida L. subsp. rhoeadifolia (Bieb.) Celak Crepis sancta (L.) Babcock Conyza canadensis (L.) Cronquist Crupina crupinastrum (Moris) Vis. Cynara syriaca Boiss. Echinops heterophyllus P.H. Davis Echinops orientalis Trautv. Echinops pungens Trautv. var. pungens. Filago pyramidata L. Gundelia tournefortii L. var. armata Freyn&Sint. Inula britannica L. Inula oculus-christi L. Lactuca aculeata Boiss. & Kotschy ex Boiss. Lactuca saligna L. Lactuca serriola L. Leontodon asperrimus (Willd.) J. Ball Notobasis syriaca (L.) Cass. Onopardum bracteatum Boiss.& Heldr. Onopardum carduchorum Bornm. & Beauverd Picnomon acarna (L.) Cass. 426 Legousia speculum-veneris (L.) Chaix CARYOPHYLLACEAE Arenaria gypsophiloides L. var. gypsophiloides. Cerastium anomalum Waldst. & Kit. Cerastium dichotomum L. subsp. dichotomum. Cerastium brachypetalum Pers. subsp. roeseri (Boiss. & Heldr.) Nyman Cerastium longifolium Willd. Cerastium perfoliatum L. Dianthus hymenolepis Boiss. Dianthus strictus Banks& Sol. var. gracilior (Boiss.) Reeve Dianthus zonatus Fenzl. var. zonatus. Holostemum umbellatum L. var. umbellatum. Minuartia formosa (Fenzl.) Mattf. Moenchia mantica (L.) Bartl. subsp. caerulea (Boiss.) Clapham Silene conidea L. Silene dichotoma Ehrh. subsp. dichotoma. Silene dichotoma Ehrh. subsp. sibthorpiana Silene longipetala Vent. Silene macrodonta Boiss. Telephium oligospermum Steud. Ex Boiss. Vaccaria pyramidata Medik. var. grandiflora (Fisch. Ex DC.) Cullen Velezia rigida L. CHENOPODIACEAE Chenopodium album L. subsp. album. var. album. Chenopodium botrys L. Chenopodium foliolosum (Moench) Aschers. Chenopodium vulvaria L. Noaea mucronata (Forssk.) Aschers. & Schweinf. subsp. tournefortii (Spach) Aellen Salsola ruthenica Iljin CISTACEAE Helianthemum ledifolium (L.) Miller var. ledifolium. COMPOSITAE (ASTERACEAE) Achillea aleppica DC. subsp. aleppica. Achillea biebersteinii Afan. Achillea teretifolia Willd. Anthemis austriaca Jacq. 427 Alyssum desertorum Stapf. var. desertorum. Alyssum menicoides Boiss. Alyssum minus (L.) Rothm. var. minus. Alyssum murale Waldst. & Kit. var. murale. Alyssum smyrnaeum Meyer Alyssum strigosum Banks & Sol. subsp. strigosum. Arabis aucheri Boiss. Arabis montbretiana Boiss. Barbarea plantaginea DC. Calepina irregularis (Asso) Thellung Camelina rumelica Vel. Capsella bursa-pastoris (L.) Medik. Cardaria draba (L.) Desv. subsp. draba. Chorispora syriaca Boiss. Clypeola jonthlaspi L. Crambe orientalis L. var. orientalis. Drabopsis verna C. Koch Erophila verna (L.) Chevall. subsp. verna. Eruca sativa Miller Erysimum repandum L. Erysimum smyrnaeum Boiss. & Bal. Fibigia macrocarpa (Boiss.) Boiss. Hespersi hedgei Hesperis pendula DC. Hirschfeldia incana (L.) Lag.-Foss. Isatis lusitanica L. Lepidium sativum L. subsp. sativum. Myagrum perfoliatum L. Nasturtium officinale R. Br. Neslia apiculata Fisch. Peltaria angustifolia DC. Sinapis alba L. Sinapis arvensis L. Sisymbrium altissimum L. Sisymbrium orientale L. Texiera glastifolia (DC.) Jaub. & Spach 428 Thlaspi perfoliatum L. CUCURBITACEAE Bryonia multiflora Boiss. & Heldr. CUSCUTACEAE Cuscuta epithymum (L.) L. var. epithymum. DIPSACACEAE Cephalaria syriaca (L.) Schrader Cephalaria setosa Boiss. & Hohen. Scabiosa rotata Bieb. Pterocephalus plumosus (L.) Coulter EUPHORBIACEAE Chrozophora tinctoria (L.) Rafin. Euphorbia chamaesyce L. Euphorbia eriophora Boiss. Euphorbia gaillardotii Boiss. & Blanche Euphorbia phymatosperma Boiss. & Gaill. subsp. phymatosperma. FAGACEAE Quercus brantii Lindley Quercus infectoria Olivier subsp. boissieri (Reuter) O. Schwarz GERANIACEAE Geranium rotundifolium L. Geranium tuberosum L. subsp. tuberosum. Erodium cicutarium (L.) L.'Herit. subsp. cicutarium. GUTTIFERAE (HYPERICACEAE) Hypericum amblysepalum Hochst. Hypericum capitatum Choisy var. luteum Robson Hypericum retusum Aucher ILLEBRACEAE Herniaria glabra L. LABIATAE (LAMIACEAE) Eremostachys laciniata Lallemantia iberica (Bieb.) Fisch. & Mey. Lamium amplexicaule L. Lamium macrodon Boiss. & Huet Lycopus europaeus L. Marribium vulgare 429 Picris kotschyii Boiss. Rhagadiolus angulosus (Jaub.&Spach) Kupicha Rhagadiolus stellatus (L.) Gaertner var. stellatus. Scariola orientalis (Boiss.) Sojak Scorzonera kotschyi Boiss. Scorzonera papposa DC. Scorzonera semicana DC. Senecio vernalis Waldst.& Kit. Sonchus asper (L.) Hill subsp. glaucescens (Jordan) Ball Tanacetum cadmeum (Boiss.) Heywood subsp. orientale Grierson Taraxacum hellenicum Dahlst. Trapogopon dubius Scop. Trapogopon longirostris Bisch. Ex Shultz var. longirostris. Trapogopon pterocarpus DC. Triplospermum microcephalum (Boiss.) Bornm. Triplospermum parviflorum (Willd.)Pobed. Xeranthemum annuum L. Xeranthemum cylindraceum Sm. Xanthium spinosum L. Xanthium strumarium L. subsp. cavanillesi (Schouw) D.Löve & Dansereau Zoegea leptaurea L. CONVOLVULACEAE Convolvulus arvensis L. Convolvulus betonicifolius Miller subsp. betonicifolius. Convolvulus betonicifolius Miller subsp. peduncularis (Boiss.) Parris Convolvulus galaticus Rostan ex Choisy Convolvulus stachydifolius Choisy CRASSULACEAE Sedum caespitosum (Cav.) DC. Sedum nanum Boiss. Sedum pallidum Bieb. var. pallidum. Umbilicus erectus DC. CRUCIFERAE (BRASSICACEAE) Aethionema grandiflorum Boiss. & Hohen. Aethionema syriacum (Boiss.) Bornm. Alyssum alyssoides (L.) L. 430 Mentha longifolia (L.) Hudson subsp. typhoides (Briq.) Harley var. typhoides. Molucella laevis L. Nepeta italica L. Nepeta nuda L. subsp. albiflora (Boiss.) Gams Nepeta trachoniata Post Phlomis kurdica Rech. Phlomis pungens Willd. var. pungens. Phlomis rigida Labill. Salvia bracteata Banks & Sol. Salvia multicaulis Vahl. Salvia palaestina Bentham Salvia poculata Náb. Salvia russellii Bentham Salvia syriaca L. Stachys burgsdorffioides (Bentham) Boiss. subsp. burgsdorffioides. Stachys iberica Bieb. subsp. stenostachya (Boiss.) Rech. Scutelleria orientalis L. subsp. bicolor (Hochst.) Edmondson Scutellaria megalaspis. Teucrium parviflorum Schreber Teucrium polium L. Thymus kotschyanus Boiss. & Hoch. var. glabrescens Boiss. Ziziphora capitata L. Ziziphora tenuior L. LEGUMINOSAE (FABACEAE) Astragalus amblolepis Fischer Astragalus camptoceras Bunge Astragalus cephalotes subsp. mardinensis Astragalus declinatus Willd. Astragalus erythrotaenius Boiss. Astragalus garaensis Sirj. Astragalus gumnifer Lab. Astragalus hamosus L. Astragalus lagurus Willd. Astragalus maximus Astragalus mesites Boiss. & Buhse Astragalus neurocarpus Boiss. 431 Astragalus plumosus Willd. var. akardaghicus(Eig) Chamb.& Matthews Astragalus suberosus Banks & Sol. subsp. suberosus. Astragalus vexillaris Boiss. Cicer echinospermum P.H. Davis Coronilla scorpioides (L.) Koch Galega officinalis L. Glycyrrhiza glabra L. var. glabra. Lathyrus annuus L. Lathyrus aphaca L. var. aphaca. Lathyrus aphaca L.var. biflorus Post Lathyrus boissieri Sirj. Lathyrus cassius Boiss. Lathyrus cicera L. Lathyrus chrysanthus Boiss. Lathyrus gloeospermus Warb. et Eig Lathyrus gorgoni Parl. var. gorgoni. Lathyrus inconspicuus L. var. inconspicuus. Lathyrus inconspicuus L. var. stenophyllus (Boiss.) Rech. Lathyrus pseudo-cicera Pamp. Lathyrus trachycarpus (Boiss.) Boiss. Lathyrus vinealis Boiss. & Noe. Lens culinaris Medik. Lens montbretii (Fisch. & Mey.) Davis & Plitm. Lens orientalis (Boiss.) Hand.-Maz. Lotus aegaeus (Gris.) Boiss. Lotus corniculatus L. var. corniculatus. Lotus gebelia Vent. var. hirsutissimus (Ledeb.) Dinsm. Medicago minima (L.) Bart. var. minima. Medicago polymorpha L. var. vulgaris (Benth.) Shinners Medicago polymorpha L. var. apiculata (Willd.) Rawi Medicago rigidula (L.) All. var. rigidula. Medicago rigidula (L.) All. var. submitis (Boiss.) Heyn Medicago rigidula (L.) All. Var. cinerascens (Jord.) Rouy Medicago sativa L. subsp. sativa. Medicago shepardii Post ex Boiss. Melilotus alba Desr. 432 Onobrychis megataphros Boiss. Ononis spinosa L. subsp. leiosperma (Boiss.) Sirj. Pisum sativum L. subsp. sativum L. var. arvense (L.) Poiret Pisum sativum L. subsp. elatius (Bieb.) Aschers. & Graebn. var. elatius. Pisum sativum L. subsp. elatius (Bieb.) Aschers. & Graebn. var. pumilio Meikle Psorolea jaubertina Fenzl Trifolium aintabense Boiss.& Hausskn. Trifolium ambigium Bieb. Trifolium angustifolium L. var. angustifolium. Trifolium arvense L.var. arvense. Trifolium campestre Schreb. Trifolium cherleri L. Trifolium fragiferum L. var. fragiferum. Trifolium hausknechtii Boiss. var. hausknechtii. Trifolium hausknechtii Boiss. var. candollei (Post) Hossain Trifolium hirtum All. Trifolium leucanthum Bieb. Trifolium hirtum All. Trifolium meironense Zoh. & Lern. Trifolium nigrescens Viv. subsp. petrisavii (Clem.) Holmboe var. petrisavii. Trifolium pauciflorum d'Urv. Trifolium physodes Stev. ex Bieb. var. psilocalyx Boiss. Trifolium pilulare Boiss. Trifolium purpureum Lois. var. purpureum. Trifolium repens L.var. giganteum Lag.-Foss. Trifolium resupinatum L. var. resupinatum. Trifolium retusum L. Trifolium scabrum L. Trifolium slyvaticum Gerard ex Lois. Trifolium speciosum Willd. Trifolium spumosum L. Trifolium tomentosum L. Trigonella aurantiaca Boiss. Trigonella coerulescens (Bieb.) Hal. Trigonella fischeriana Ser. Trigonella monantha C.A.Meyer subsp. monantha. 433 Trigonella monantha C.A. Meyer subsp. noeana (Boiss.) Hub.-Mor. Trigonella monantha C.A. Meyer subsp. incisa Ali Trigonella spicata Sibth. & Sm. Trigonella spruneriana Boiss. var. spruneriana. Vicia articulata Hornem. Vicia assyriaca Boiss. Vicia cracca L. subsp. stenophylla Vel Vicia hybrida L. Vicia lathyroides L. Vicia mollis Boiss. Vicia narbonensis L. var. narbonensis. Vicia noeana Reuter ex Boiss. var. noeana. Vicia palaestina Boiss. Vicia peregrina L. Vicia sativa L. subsp. sativa. Vicia sativa L. subsp. nigra (L.) Ehrh. var. nigra. Vicia sericocarpa Fenzl var. sericocarpa. LYTHRACEAE Lythrum hyssopifolia L. Lythrum junceum Banks & Sol. MALVACEAE Alcea calvertii (Boiss.) Boiss. Alcea setosa (Boiss.) Alef. Alcea striata (DC.) Alef subsp. striata. Malva neglecta Wallr. Malvella sherardiana (L.) Jaub. & Spach MORACEAE Ficus carica L. subsp. rupestris (Hausskn.) Browicz OLEACEAE Fraxinus angustifolia Vahl. subsp. angustifolia. ONAGRACEAE Epilobium montanum L. OROBANCHACEAE Orobanche aegyptiaca Pers. Orobanche mutelii F. Schultz Orobanche ramosa L 434 PAPAVERACEAE Corydalis rutifolia (Sibth. & Sm.) DC. subsp. erdelii (Zucc.) Cullen & Davis Fumaria asepala Boiss. Fumaria cilicica Hausskn. Hypecoum imberbe Sibth. & Sm. Papaver arenarium Bieb. Papaver argemone L. Papaver clavatum Boiss. & Hausskn. ex Boiss. Papaver macrostomum Boiss. & Huet. ex Boiss. Papaver fugax Poiret var. fugax. Papaver rhoeas L. Roemeria hybrida (L.) DC. PLANTAGINACEAE Plantago lanceolata L. PLUMBAGINACEAE Acantholimon acerosum (Willd.) Boiss. var. acerosum. POLYGONACEAE Polygonum arenastrum Bor. Polygonum aviculare L. Polygonum bellardii All. Polygonum salicifolium Brouss. Ex Willd. Polygonum pulchellum Lois. Rumex acetosella L. Rumex conglomeratus Murray Rumex crispus L. Rumex patientia L. PORTULACACEAE Portulaca oleracea L. PRIMULACEAE Anagallis arvensis L. var. caerula (L.) Gouan RANUNCULACEAE Adonis aestivalis L. subsp. aestivalis. Adonis aleppica Boiss. Anemone coronaria L. Ceratocephalus falcatus (L.) Pers. Ceratocephalus testiculatus (Crantz) Roth 435 Consolida axilliflora (DC.) Schröd. Consolida oliveriana (DC.) Schröd. Delphinium kurdicum Boiss. & Hohen. Delphinium macrostachyum Boiss. Ex Huht Nigella oxypetala Boiss. Nigella unguicularis (Lam.) Spenner Ranunculus arvensis L. Ranunculus bingolensis Engin Ranunculus constantinopolitanus (DC.) d' Urv. Ranunculus cornutus DC. Ranunculus cuneatus Boiss. Ranunculus damascenus Boiss. & Gaill. Ranunculus illyricus L. subsp. illyricus. Ranunculus kochii Ledeb. Ranunculus macrorhynchus Boiss. subsp. trigonocarpus (Boiss.) Davis Ranunculus sericeus Banks & Sol. Ranunculus sphaeorospermus Boiss.& Blanche Ranunculus trichophyllus Chaix RHAMNACEAE Paliurus spina-christi Miller ROSACEAE Amygdalus communis L. Cerasus microcarpa (C.A.Meyer) Boiss. subsp. tortuosa (Boiss. & Hausskn.) Browicz Cotonoaster nummularia Fisch. & Mey. Cratageus aronia (L.) Bosc. ex DC. var. aronia. Cratageus monogyna Jacq. subsp. monogyna. Cratageus orientalis Pallas ex Bieb. var. orientalis. Potentilla recta L. Pyrus syriaca Boiss. var. syriaca. Rosa canina L. Rosa heckeliana Rubus sanctus Schreber Sanquisorba minor Scop. subsp. lasiocarpa (Boiss. & Hausskn.) Nordb. Sanquisorba minor Scop. subsp. magnolii (Spach) Briq. RUBIACEAE Asperula orientalis Boiss. & Hohen. 436 Callipeltis cucullaria (L.) Steven Crucianella exasperata Fisch. & Mey. Cruciata taurica (Pallas ex Willd.) Ehrend. Galium consanguineum Boiss. Galium floribundum Sm. Galium haussknechtii Ehrend. Galium tenuissimum Bieb. subsp. tenuissimum. Galium tricornutum Dandy Sherardia arvensis L. RUTACEAE Haplophyllum buxbaumi (Poiret) G. Don subsp. buxbaumi SCROPHULARIACEAE Anarrhinum orientale Bentham Kickxia elatine (L.) Dumort. subsp. crinita (Mabille) Greuter Linaria armeniaca Chav. Linaria chalapensis (L.) Miller var. chalapensis. Linaria genistifolia (L.) Miller subsp. genistifolia. Linaria genistifolia (L.) Miller subsp. praealta (Boiss.) Davis Linaria kurdica Linaria simplex (Willd.) DC. Parentucellia latifolia (L.) Caruel subsp. flaviflora (Boiss.) Hand.-Mazz. Scrophularia mesopotamica Boiss. Scrophularia libanotica Boiss. subsp. armena R. Mill Scrophularia libanotica Boiss. subsp. libanotica. Scrophularia striata Boiss. Scrophularia xanthoglossa Boiss. var. decipiens (Boiss. & Kotschy) Boiss. Verbascum agrimoniifolium (C. Koch) Hub.-Mor. subsp. agrimoniifolium. Verbascum geminiflorum Hochst. Verbascum kotschyi Boiss. &Hohen. Verbascum lasianthum Boiss. ex Bentham Verbascum lysiosepalum Hub.-Mor. Verbascum sinuatum L. var. adenosepalum Murb. Veronica anagallis-aquatica L. Veronica bozakmanii M. A. Fischer Veronica orientalis Miller subsp. orientalis. Veronica polita Fries 437 Veronica reuterana Boiss. SOLANACEAE Datura stramonium L. Physalis alkekengi L. Solanum woronowii Pojark. ULMACEAE Celtis glabrata Steven ex Planchon Celtis tournefortii Lam. UMBELLIFERAE (APIACEAE) Ammi visnaga (L.) Lam. Bunium brachyactis (Post) Wolff Bunium elegans (Fenzl) Freyn var. elegans. Bupleurum croceum Fenzl Bupleurum kurdicum Boiss. Bupleurum odontites L. Bupleurum rotundifolium L. Eryngium campestre L. var. virens Link Eryngium creticum Lam. Eryngium glomeratum Lam. Falcaria vulgaris Bernh. Ferula orientalis L. Grammosciadium daucoides DC. Grammosciadium macrodon Boiss. Heptaptera anisoptera (DC.) Tutin Lagoecia cuminoides L. Lecokia cretica (Lam.) DC. Lisea heterocarpa (DC.) Boiss. Malabaila secacul Banks & Sol. Oenanthe silaifolia Bieb. Pimpinella eriocarpa Banks & Sol. Pimpinella kotschyana Boiss. Prangos peucedanifolia Fenzl Scandix australis L. subsp. grandiflora (L.) Thell. Scandix iberica Bieb. Scandix pecten-veneris L. Scandix stellata Banks & Sol. 438 Smrynium cordifolium Boiss. Tordylium hasselquistiae DC. Torilis lectocarpa (Hochst.) Townsend Torilis leptophylla (L.) Reichb. Trigonosciadium tuberosum Turgenia latifolia (L.) Hoffm. URTICACEAE Parietaria judaica L. Urtica dioica L. VALERIANACEAE Valerianella kotschyi Boiss. Valerianella vesicaria (L.) Moench VERBENACEAE Verbena officinalis L. Vitex agnus-cactus L. VIOLACEAE Viola kitabeliana Roem. & Schult. Viola modesta Fenzl Viola parvula Tineo TAMARICACEAE Tamarix smrynensis Bunge ZYGOPHYLLACEAE Tribulus terrestris L. MONOCOTYLEDONES (TEK ÇENEKLİLER) ALISMATACEAE Alisma lanceolatum With. AMARYLLIDACEAE Ixiolirion tataricum (Pallas) Herbert subsp. montanum (Labill.) Takht. ARACEAE Arum dioscoridis Sm. var. dioscoridis. Biarum karduchorum Eminium rauwolffii (Blume) Schott var. rauwolffii. BUTOMACEAE Butomus umbellatus L. CYPERACEAE Carex otrubae Podp. 439 Cyperus glaber L. Cyperus longus L. Eleocharis palustris (L.) Roemer & Schultes Scirpiodes holoschoenus (L.) Sojak GRAMINEAE (POACEAE) Aegilops columnaris Zhukovsky Aegilops neglecta Req. ex Bertol Aegilops speltoides Tausch var. speltoides. Aegilops triuncialis L. subsp. triuncialis. Alopecurus myosuroides Hudson var. myosuroides. Alopecurus utriculatus Sol. subsp. utriculatus. Avena sterilis L. subsp. sterilis. Bromus danthoniae Trin Bromus squarrosus L. Bromus squarrosus L. Bromus sterilis L. Bromus tectorum L. Cornucopiae cucullatum L. Echinaria capitata (L.) Desf. Echinochloca colonum (L.) Link Echinochloca crista-galli (L.) P. Beauv. Festuca callieri (Hackel ex St.-Yves) F. Markgraf subsp. callieri. Heteranthelium piliferum Hordeum bulbosum L. Hordeum murinum L. subsp. leporinum (Link) Arc. var. leporinum. Hordeum spontaneum C. Koch Melica persica Kunth subsp. inaequiglumis (Boiss.) Bor Phalaris paradoxa L. Phragmites australis (Cav.) Trin. ex Steudel Poa bulbosa L. Taeniatherum caput-medusae (L.) Nevski subsp. crinitum (Schreber) Melderis Triticum baeoticum Boiss. subsp. baeoticum. Triticum dicoccoides (Koern.) Koern. Ventenata subenervis Boiss. & Bal. IRIDACEAE Crocus cancellatus Herbert subsp. damascenus (Herbert) Mathew 440 Crocus leichtlinii (D. Dewar) Bowles Crocus pallasi Goldb. subsp. turcicus Mathew Gladiolus atroviolaceus Boiss. Gladiolus illyricus W. Koch Iris aucheri (Baker) Sealy Iris gatesii Foster Iris masia Stapf ex Foster Iris persica L. Iris pseudocarus L. Iris reticulata Bieb. var. reticulata. JUNCACEAE Juncus inflexus L. LEMNACEAE Lemna minor L. LILIACEAE Allium cardiostemon Fisch.& Mey. Allium kharputense Freyn & Sint. Allium noëanum Reuter ex Regel Allium stamineum Boiss. Allium trachycoleum Wendelbo Allium variegatum Bellevalia longipes Post Bellevalia sarmatica (Pallas ex Georgi) Woronow Colchicum szovitsii Fisch. & Mey. Eremurus spectabilis Bieb. Fritillaria persica L. Gagea bohemica (Zauschn.) Shultes & Shultes fil. Gagea fistulosa Ker-Gawler Merendera trigyna (Steven ex Adam) Stapf Muscari comosum (L.) Miller Ornithogalum narbonense L. Ornithogalum oligophyllum E. D. Clarke Ornithogalum platyphyllum Boiss. Ornithogalum orthophyllum Ten Puschkinia scilloides Adams Tulipa alepensis Boiss. ex Regel 441 ORCHIDACEAE Orchis coriophora L. Orchis laxiflora Lam. POTAMOGETONACEAE Potamogeton nodosus Poiret TYPHACEAE Typha domingensis Pers. Nadir ve Tehdit Altındaki Bitkiler Endemik Bitkiler Karacadağ'da yetişen 32 endemik tür saptanmıştır. Bu endemik bitkilerden üç tanesi, Hesperis hedgei, Lathyrus trachycarpus ve Paracaryum kurdistanicum, Karacadağ'a özgüdür. Symphytum aintabicum, Cicer echinospermum, Scrophularia mesopotamica, Verbascum tenue, Trigonosciadium tuberosum ve Allium variegatum türleri ise sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yetişen endemik bitkilerdir. Diğer bitkiler ise genellikle Türkiye'de yetişen endemik bitkilerdir. Tablo 5. Endemik Bitkiler ve Tehlike Sınıfları (Ekim ve ark., 2000' göre). Endemik Bitkiler Tehlike Kategorileri Endemik Bitkiler Tehlike Kategorileri Achillea teretifolia LR (lc) Paracaryum cristatum subsp. cristatum LR (lc) Anthemis wiedemanniana LR (lc) Paracaryum kurdistanicum VU Alcea calvertii LR (lc) Scorzonera semicana LR (lc) Allium variegatum DD Symphytum aintabicum VU Astragalus cephalotes LR (lc) Tanacetum cadmeum subsp. orientale LR (lc) Bunium brachyactis LR (nt) Scutellaria orientalis subsp. bicolor LR (lc) Centaurea kurdica LR (nt) Trifolium aintabense LR (nt) Cicer echinospermum VU Papaver clavatum LR (lc) Convolvulus galaticus LR (lc) Scrophularia libanotica subsp. armena LR (nt) Crocus leichtlinii LR (cd) Scrophularia mesopotamica LR (lc) Hesperis hedgei CR Verbascum lysiosepalum LR (lc) Verbascum tenue VU Lathyrus trachycarpus EN Linaria genistifolia subsp. praelta LR (lc) Veronica balansae LR (lc) Medicago shepardii VU Trigonosciadium tuberosum DD Ventenata subenervis VU Onosma procerum LR (nt) Nadir Bitkiler Karacadağ'da yetişen, bazı bitkiler nadir ve tehdit altında olan türlerdir. Bu bitkilerin bazıları çok geniş yayılışlı olmalarına karşın, bir kısmı Türkiye'nin sadece Karacadağ ve yakın çevresinden bilinmektedir ve birkaç tanesi dağılımı ve durumu hakkındaki bilgi yetersizliğinden "DD veri yetersiz" kategorisine yerleştirilmiştir. 442 Tablo 6. Nadir Bitkiler ve Tehlike Sınıfları (Ekim ve ark., 2000 göre) Nadir Bitkiler Tehlike Kategorileri Minuartia formosa DD Echinops heterophyllus VU Crambe orientalis var. alutacea VU Astragalus erythrotaenius EN Lathyrus gloeospermus EN Lathyrus inconspicuus var. stenophyllus VU Lathyrus chrysanthus EN Lens montbretii VU Trifolium meironense VU Nadir Bitkiler Tehlike Kategorileri Delphinium macrostachyum VU Solanum woronowii VU Arum dioscoridis var. dioscoridis VU Triticum dicoccoides VU Iris aucheri VU Iris gatesii EN Iris masia VU Fritillaria persica VU Tulipa alepensis VU Ekonomik Önemi Olan Bitkiler Ekonomik önemi olan bitkiler; tarla bitkileri (buğdaygiller ve baklagil bitkileri, endüstri bitkileri ve yem bitkileri), bahçe bitkileri (sebzeler, meyveler ve süs bitkileri), tıbbi ve kokulu bitkiler, orman bitki türleri şeklinde sınıflandırılmaktadır. Tarımsal üretimi yapılan bu bitkilerden birçoğunun yabani ve geçiş formları da gen kaynağı olarak ülkemizde bulunmaktadır. Özellikle gen merkezinin Anadolu ve çevresi olduğu düşünülen bazı bitkiler, Karacadağ'da da yetişmektedir. Karacadağ'da yetişen bu bitkiler genel olarak buğdaygil, baklagil, süs, sebze ve meyve olarak kullanılan bitkiler şeklinde listelenmiştir. Buğdaygiller (Gramineae) Gramineae (buğdaygiller) familyasından ekonomik öneme sahip ve gelecekte tahıl bitkileri için önemli bir gen kaynağı potansiyeli durumunda olan bitkilerdir (Kaya, Kün ve Güner, 1998). Bunlar kültürü yapılan bazı tahıl bitkilerinin yabani akrabalarıdır. a. Triticum (buğday) türleri: T. dicoccoides, T. baeticum ve T. monococcum. b. Hordeum (arpa) türleri: H. spontaneum ve diğer Hordeum türleri. c. Aegilops türleri: A. speltoides ve diğer Aegilops türleri. d. Oryza sativa (pirinç): Karacadağ'ın sulanabilen kesimlerinde yaygın kültürü yapılır. Karacadağ pirinci olarak adlandırılan ve yörede tercih edilerek kullanılan bir kültür çeşididir. 443 Baklagil (Leguminosae) Bitkileri Leguminosae (baklagiller) familyasından ekonomik öneme sahip birçok bitki türü yetişmektedir. Bitki çeşitliliğinin önemli bir bölümünü oluşturan ve birçoğu gelecekte doğal meraların iyileştirilmesinde kullanılabilecek önemli bitki türleridir. Aynı zamanda kültürü yapılan baklagil bitkilerinin yabani akrabalarıdırlar. Bu nedenle genetik çeşitlilik açısından korunması gerekli bitki grubudur. Bu çalışmada, Leguminosae familyasından Karacadağ'da yetişen yaklaşık 100 kadar takson tespit edilmiştir. Kültürü yapılan baklagil bitkilerinin yabani akrabaları; a. Cicer (nohut): C. echinospermum, kültürü yapılan nohut türüne yakın akrabadır. b. Lens (mercimek) 3 türü yetişir. Lens culinaris, L. orientalis ve L. montbretii. c. Pisum (bezelye), P. sativum'un iki alttürüne ait üç varyetesi yetişmektedir. d. Vicia'nın (bakla) 12 türü yetişmektedir. e. Astragalus'un (geven) 13 türü yetişir. f. Lathyrus'un (mürdümük) 12 türü (14 taksonu) yetişir. g. Lotus'un (gazal boynuzu) 3 türü yetişir. h. Medicago'nun (yonca) 5 türü (8 taksonu) yetişir. i. Trifolium'un (üçgül) 25 türü (27 taksonu) yetişir. j. Trigonella'nın 6 türü (7 taksonu) yetişir. Süs Bitkileri Çeşitli familyalara ait bitkiler güzel ve gösterişli çiçekleri ve meyvalarıyla süs bitkisi olma özelliğini taşıyan bitkilerdir. Karacadağ çevresinde yetişen süs bitkilerine örnek olarak Anemone coronaria, Adonis aleppica, Arum dioscoridis, Butomus umbellatus, Cerasus microcarpa, Colchicum szovitsii, Crocus cancellatus, C. leichtlinii, Fritillaria persica, F. Iris aucheri, I. gatesii, I. masia, Ixilirion tataricum, Lathyrus chrysanthus, L. trachycarpus, Lotus aegaeus, L. gebelia, Merendera trigyna, Puschkinia scilloides, Rosa heckeliana, Tulipa alepensis gibi bitkileri sayabiliriz. Sebze ve Meyve Olarak Kullanılan Bitkiler Karacadağ'da doğal olarak yetişen bazı bitki türleri sebze olarak kullanılmaktadır. Bunlardan Diyarbakır ve Siverek'te yaygın olarak satılan bitkiler, kenger ve akbandır bitkileridir. Sebze olarak kullanılanlar; Lepidium sativum (rişvat, dijnık, tere), Gundelia tournefortii (kerenk, kenger), Ornithogalum türleri (akbandır), Mentha longifolia (punk, yarpuz), Nasturtium officinale (tuzik), Capsella bursa-pastoris (nane çuçe, 444 çobançantası), Sinapis arvensis (hardal, herdal), Trapogopon. Cratageus (alıç, aluce) türleri, Celtis (taok, dardağan) türleri, Cerasus microcarpa, Pyrus syriaca (ahlat, şekok) gibi yabani bitkilerin meyveleri yenir. Bitki Çeşitliliğini Tehdit Eden Etmenler Karacadağ'da yetişen endemik ve endemik olmayan nadir bitkiler ile birçok bitki türü, uzun yıllar boyunca çeşitli baskılara maruz kalmaktadır. Gittikçe artan bu baskılar, bitki türlerinin populasyonlarının küçülmesine, zayıflamasına ve dar yayılışlı bazı bitkilerin ortadan kalkmasına neden olmaktadır. Bitkileri tehdit eden birçok faktör olmasına karşın, burada sadece Karacadağ'da yetişen bitkileri tehdit eden etmenler ele alınmıştır. -Tarımsal Etkinlikler ; Tarla Açma veya Tarım Alanlarının Genişletilmesi, Doğal Alanlarda (Mera, Step) Aşırı ve Düzensiz Otlatma, Anız Yakma. -Doğadan Bitki Sökümü ve Toplanması Faaliyetleri; Geven Sökümü, Çeşitli Amaçlarla Bitki Sökülmesi ve Toplanması. -Sanayileşme Ve Şehirleşme Faaliyetleri; Çöp Depolama , Çimento Malzemesi Temini. -Turizm Faaliyetleri. -Ağaçlandırma Çalışmaları. Bitki Çeşitliğinin Önemi ve Korunması “Türkiye'de kırsal kesimde yaşayan nüfusun gelir düzeyi, düşük olup temel geçim kaynağı orman ve meralar gibi doğal alanlardır. Nüfus artışına bağlı olarak doğal kaynakların aşırı ve düzensiz kullanımı artmaktadır. İnsan faaliyetlerinin yoğun olduğu yerlerde, doğal kaynakların büyük tahribata uğradığı ve yok olma sınırına geldiği söylenebilir” (Kaya, Kün ve Güner, 1998). “Günümüz kültür bitkisi çeşitleri, çoğunlukla insanın isteklerine ve yöre ekolojik koşullarına uyum sağlayan genler bakımından zenginleştirilmiştir. Kültür bitkilerinin tür ve varyeteleri; uzun evrim süreci içinde birçok yabani, geçit formu ve yerel çeşitlerden kazanılan genlerle bugünkü istenen özellikleri kazanmıştır. Bununla birlikte, kültür çeşitlerine kazandırılmaya çalışılan daha üstün özellikler için yeni gen kaynakları da aranmaktadır. Bu kaynaklar da daha çok kültür bitkilerinin yabani akrabalarında bulunmaktadır. Öte yandan bitkisel üretimde yüksek verim için yeğlenen modern çeşitlerin üretimi yaygınlaştıkça; bu genotipler dışındaki genlerin dışlanması, hatta doğada yitirilen türlerle birlikte birçok genin yok olması tehlikesi bulunmaktadır. 445 Orman ağaçları için yangın, hatalı kesim ve aşırı üretim; meralarda düzensiz otlatma ve tarla açma gibi uygulamalar da gen kaybına yol açan etmenlerin başında gelmektedir. Çevreyi tehdit eden birçok etmen, bitki türlerinin yok olmasına veya yok olma tehlikesi altında bulunmasına neden olmaktadır. Bitki ıslahında, ortaya çıkan ve çıkacak olan yeni sorunlara çözüm olacak yeni gen kaynakları potansiyeli, bunların yabani çeşitlerinin ve akraba türlerinin genlerinde bulunmaktadır. İnsanlığın geleceği açısından; öncelikle genetik erozyonun önlenmesi ve devamında türleri kendi ekosistemlerinde doğal gelişmeye bırakılarak, yeni gen kombinasyonlarının ve evrimsel oluşumların devamlılığını sağlayabilmeleri için, bu tür ve çeşitlerinin en güvenli ve doğal şekilde korunması gerekir” (Kaya, Kün ve Güner, 1998). Gen Koruma ve Yönetim Alanları (GEKYA) "GEKYA hedef türlerin genetik çeşitliliğinin sürekliliğini sağlamak üzere belirlenen ve bu amaçla korunan ve yönetilen alandır." Bu tanıma göre birkaç tür hedef alınarak belirlenirse de; ayrılan alanlarda ekosistem veya habitat bütünlüğü korunarak hedef olmayan türlerde de biyolojik çeşitliliğin ve evrimin sürmesi sağlanmış olur. GEKYA'larda önerilen; genetik çeşitliliği yerinde (in situ) koruma programlarıyla, öncelikli bitkilerdeki (hedef türlerde) genetik çeşitliliğin korunması için, bu tür değişken populasyonların, doğal ortamlarda korunması amacı güdülmektedir. Genellikle kültür bitkilerinin yabani akrabaları, önemli orman ağaçları ve öteki biyotik etkileşimler sonucu ortaya çıkan evrimsel değişimlerin sürmesi için, yeter genişlikteki habitatların korumaya ayrılması gerekmektedir (Kaya, Kün ve Güner, 1998). . Gen Koruma ve Yönetim Alanları İle İlgili Öneriler “Herhangi bir bölgenin veya yörenin bitki çeşitliliğinin tümüyle korunması olanaklı görülmemektedir. Ancak "Türkiye Bitki Genetik Çeşitliliğinin Yerinde (In situ) Korunması Ulusal Planı"nda belirtildiği gibi hedef türlerin bulundukları alanlarda çevre köy yönetimleri ile işbirliği yaparak ve köy halkının katılımını sağlamak kaydıyla GEKYA programları önerilebilir. Bu alanların oluşturulmasından önce yerel halkın etkin katılımını sağlayacak programların, GEKYA'ların kurulmasından çok önce hazırlanıp başlatılması gerekmektedir.” (Kaya, Kün ve Güner, 1998). Karacadağ, Ulusal Planda belirtilen tarla bitkileri ve süs bitkileri yönünden önemli potansiyele sahip, çok geniş bir alana yayılmış, çeşitli ekolojik koşulların etkisinde kalan, volkanik bir dağdır. Hedef türlerin yetiştiği önemli bölgeler arasında; Ovabağ çevresi, Alatosun ve Koh yaylası, Karabahçe-dağyolu arasındaki bölge, Kollubaba ve Mergimir Tepeleri, Avurtepe-Egriçay arasındaki bölge, Beşrek Tepesi çevresi gibi alanlar önemli yerlerdir. Bu yerlerden bazıları çekirdek olarak korunabilirler. SONUÇLAR Son yıllarda yapılan arazi çalışmaları ve Dicle Üniversitesi Herbaryumuna (DUF) kayıtlı bitki örneklerinin teşhisleri sonucu Karacadağ'da 67 familyadan 272 446 cinse ait yaklaşık 550 bitki türünün yetiştiği belirlenmiştir. İçerdikleri tür ve cins sayısı yönünden önemli familyalar ve en çok taksona sahip cinslerin floristik bir dökümü verilmiştir. Tablo 7. Karacadağ'da Yetişen Önemli Familyalar Familya adı Leguminosae Compositae Cruciferae Umbelliferae Gramineae Labiatae Scrophulariaceae Ranunculaceae Liliaceae Boraginaceae Caryophyllaceae Iridaceae Cins sayısı Tür Sayısı 17 35 28 21 18 15 7 7 11 10 10 3 90 63 39 33 30 30 23 23 21 19 19 11 En büyük cinsi Trifolium Centaurea Alyssum Scandix, Bupleurum Bromus, Aegilops Salvia Verbascum Ranunculus Allium Onosma Cerastium, Silene Iris Tablo 7'ye göre, önce Leguminosae, ardından Compositae familyası bitkileri, Karacadağ'da yetişen ve en fazla türü olan familyalardır. Onları sırasıyla Cruciferae, Umbelliferae ve Gramineae familyaları izler. Leguminosae familyası 88 tür ve 100 civarında taksona sahiptir. Bu durum Türkiye'de yetişen baklagillerin yaklaşık %10'una denk düşer. Alanda en çok cinse sahip familya ise sırasıyla Compositae, Cruciferae, Umbelliferae, Gramineae ve Leguminosae familyalarıdır. En çok tür veya taksona sahip cinslerin dağılımı ise aşağıdaki tabloda verilmiştir. Tablo 8. Karacadağ' da Yetişen Önemli Cinsler Cins Adı Trifolium Lathyrus Astragalus Vicia Ranunculus Centaurea Alyssum Trigonella Iris Salvia Tür Cins Adı Tür 25 12 15 12 11 6 7 6 6 6 Verbascum Papaver Medicago Linaria Allium Cerastium Silene Polygonum Veronica Bromus 6 6 5 5 5 5 5 5 5 5 447 Tablo 8'de görüldüğü gibi Trifolium cinsinin Karacadağ'da 25 türü yetişmektedir. Bu sayı Türkiye'de yetişen 95 türünün yaklaşık %26'sını oluşturur. Ayrıca bazı türleri dar yayılışlı olup Türkiye'nin bu kesimlerinden bilinen türlerdir. Tür sayısı yönünden sırasıyla büyük cinsler yine baklagiller familyası bitkileridir. Türkiye'de en çok türü bulunan Astragalus cinsi ise 15 tür ile temsil edilir. Karacadağ'da 30 tane endemik bitkinin yetiştiği tespit edilmiştir. Bölge genel olarak Türkiye'nin diğer kesimlerine oranla çok düşük bir endemizm oranına sahiptir. Endemik bitkiler araştırma alanında yetişen bitkilerin yaklaşık %6'sını oluşturmaktadır. Bu bitkilerden 3'ü, Hesperis hedgei, Lathyrus trachycarpus, Paracaryum kurdistanicum, Karacadağ'a özgü; 6 tanesi, Symphytum aintabicum, Cicer echinospermum, Scrophularia mesopotamica, Verbascum tenue, Trigonosciadium tuberosum ve Allium variegatum, Güneydoğu Anadolu Bölgesine özgü; diğerleri; Onosma procerum, Paracaryum cristatum subsp. cristatum, Achillea teretifolia, Anthemis wiedemanniana, Centaurea kurdica, C. sclerolepis, Scorzonera semicana, Tanacetum cadmeum subsp. orientale, Convolvulus galaticus, Scutellaria orientalis subsp. bicolor, Astragalus vexillaris, Medicago shepardii, Trifolium aintabense, Alcea calvertii, Papaver clavatum, Scrophularia libanotica subsp. armena, Verbascum lysiosepalum, Veronica balansae, Bunium brachyactis, Ventenata subenervis, Crocus leichtlinii, Türkiye'ye özgü endemik bitkilerdir. Sadece Karacadağ'da yetişen, Hesperis hedgei, Lathyrus trachycarpus türleri bugün "CR Kritik Tehlikede" Paracaryum kurdistanicum ise "VU Zarar Görebilir" kategorilerinde olan bitki türleridir (Anonim 2001). Bazı nadir bitkiler ise günümüzde sadece Karacadağ'da veya Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yetişmektedir. Bu bitkilerden yöre için önemlileri; Iris gatesii, Astragalus erythrotaenius, Lathyrus gloeospermus ve L. chrysanthus, Lathyrus inconspicuus var. stenophyllus, Trifolium meironense, Tulipa alepensis, Delphinium macrostachyum'dur. Tarla açma veya tarım alanlarının genişletilmesi, doğal alanlarda (mera, step) aşırı ve düzensiz otlatma, geven sökümü veya çeşitli amaçlarla bitki sökümü, yörede bitki çeşitliliği üzerinde tehdit oluşturan en önemli etmenlerdir. Yörede bitki çeşitliliğinin en doğal ve sürdürülebilir korunması "Gen Koruma ve Yönetim Alanları (GEKYA)" programı ile olanaklıdır. Genetik çeşitliliğin korunması için, bu tür değişken populasyonların, doğal ortamlarda korunması amacıyla Karacadağ çevresinde böyle alanlar oluşturulabilir. Genellikle kültür bitkilerinin yabani akrabaları, önemli orman ağaçları ve öteki biyotik etkileşimler sonucu ortaya çıkan evrimsel değişimlerin sürmesi için, yeter genişlikteki habitatların korumaya ayrılması gerekmektedir. "Türkiye Bitki Genetik Çeşitliliğinin Yerinde (In situ) Korunması Ulusal Planında" belirtilen öncelikli bitkilerden Karacadağ'da yetişenleri şunlardır: Triticum dicoccoides, T. baeticum, Aegilops speltoides, Lens orientalis, Cicer echinospermum, Vicia ssp., Lathyrus ssp. 1. öncelikli; Medicago ssp., Onobrychis ssp., Hordeum spontaneum 2. öncelikli tarla bitkileridir. Crocus ssp., Fritillaria ssp., Iris ssp., Tulipa ssp., Allium ssp., Gladiolus ssp., Ornithogalum ssp. öncelikli süs bitkileridir. Sonuç olarak tür çeşitliliği yönünden zengin bir bitki örtüsüne sahip olan Karacadağ, yıllarca süregelen tarımsal etkinlikler, aşırı otlatma ve geven sökümü 448 faaliyetlerinden dolayı aşırı tahrip olmuş, yer yer erozyona uğramış ve çölleşmeye başlamıştır. Bu faaliyetler günümüzde de bitki çeşitliliği üzerinde baskı oluşturmaktadır. Karacadağ, kendine ve bölgeye has az sayıda endemik ve bazı nadir bitkileri barındıran bir yöredir. Ayrıca ekonomik öneme sahip birçok buğdaygil ve baklagil bitkisinin yabani türleri alanda yetişmektedir. Bütün bunlar gözönüne alındığında Karacadağ'ın bitki çeşitliliğinin korunması için bazı yörelerinin korumaya alınması gerekmektedir. Vicia cracca (Fabaceae) Rosa canina (Rosaceae) Psorolea jaubertina(Fabaceae) Viola modesta (Violaceae) 449 . Vicia sativa (Fabaceae) . Pisum sativum (Fabaceae) Trifolium haussknechtii (Fabaceae) Trifolium spumosum (Fabaceae) Trifolium stellatum (Fabaceae) 450 Cichorium intybus (Asteraceae) Notobasis syriaca (Asteraceae) Carduus pycnocephalus (Asteraceae) Salvia syriaca (Lamiaceae) Senecio vernalis (Asteraceae) Gundelia tournefortii (Asteraceae) Scutellaria megalaspis (Lamiaceae) 451 Medicago shepardii (Fabaceae) Anthemis wiedemannia (Asteraceae) Achillea biebersteini (Asteraceae) Adonis alepica (Ranunculaceae) Anchusa aucheri (Boraginaceae) 452 Trifolium campestre (Fabaceae) . . . Consolida axilliflora (Ranunculaceae) Bubleurum rotundifolium (Umbelliferae) Ixilirion tataricum (Liliaceae) Convolvulus galaticus (Convolvulaceae) Alkanna tricophylla (Boraginaceae) Muscari comosum (Liliaceae) 453 Allium noeanum (Liliaceae) Sternbergia clusiana (Amaryllidaceae) Iris masia (Iridaceae) Vaccaria pyramidata (Caryophyllaceae) 454 Iris aucheri (Iridaceae) Cerasus microcarpa (Rosaceae) Rosa canina (Rosaceae) Cardaria draba (Brassicaceae) Viola modesta (Violaceae) Hesperis hedgei (Brassicaceae) KAYNAKLAR Baytop, A, (1998), İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu. İ.Ü. Eczacılık Fakültesi, yayın no:70, İstanbul. s.375. Baytop, T, (1997), Türkçe Bitki Adları Sözlüğü, Atatürk Kültür, Dil Tarih Yüksek Kurumu, Türk Dil Kurumu Yayınları: 578, Ankara. s. 512. Davis, P. H., (1965-1988), Flora of Turkey and the East Aegean Islands, s.110, Edinburgh. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, (1990), GAP Proje Sahasının Meteorolojik Etüdü, Ankara. s. 396. 455 Ekim, T., Koyuncu, M., Duman, H., Aytaç, Z., Adıgüzel, N., (2000), Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı (Eğrelti ve Tohumlu Bitkiler). Türkiye Tabiatını Koruma Derneği ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Ankara. s. 246. Ertekin, A. S., (1994), Türkiye Florası İçin Yeni Bir Kayıt. Tr. J. of Botany, s.18, 33-34. Ertekin, A. S., Saya, Ö., (1991), Türkiye Florası İçin Yeni Bir Kayıt. Doğa Tr. J. of Botany, s.15, 1, 75-77. Kaya, Z., Kün, E., Güner, A., (1998), Türkiye Bitki Genetik Çeşitliliğinin Yerinde (In situ) Korunması Ulusal Planı. Çevre Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürlüğü Bitki Koruma ve Erozyonla Mücadele Daire Başkanlığı, Ankara. s.118. Kaynak, G., (1989), Contribution to the Flora of Karacadağ (Urfa and Diyarbakır provinces), DOĞA TU J. Botany, s.13, 3, 375-397. Kaynak, G., Ketenoğlu, O., (1986), New floristic records from the Urfa and Diyarbakır provinces, SE Turkey, Willdenowia, s.16, 79-86. Malyer, H., (1982), Diyarbakır Bölgesinin Iridaceae Familyasına Ait Geofitleri Üzerinde Korolojik Bir Çalışma, Doğa Bilim Dergisi, Temel Bilimler, Seri A, s.6, 1, 17-20. Malyer, H., (1983), Karacadağ'daki (Diyarbakır-Urfa) Liliaceae ve Iridaceae Familyalarına Ait Geofitler Üzerinde Korolojik ve Ekolojik İncelemeler, Doğa Bilim Dergisi, Seri C, s.7, 3, 279-288. Nevo, E., Zohary, D., Beiles, A., Kaplan, D., Storch, N., (1986), Genetic Diversity and Environmental Associations of Wild Barley, Hordeum spontaneum, in Turkey. Genetica 68, 203-213. Saya, Ö., Ertekin, A. S., (1998), GAP'ın Bölge Florasına Etkileri. GAP'ın Ekolojiye ve Tarıma Etkileri, Türkiye Çevre Vakfı, yayın no:125, 39-55, Ankara. s.199. Sözer, A. N., (1984), Güneydoğu Anadolu'nun Doğal Çevre Şartlarına Coğrafi Bir Bakış. Ege Coğrafya Dergisi, 2, s.18-31. Sür, Ö., (1972), Türkiye'nin Özellikle İç Anadolunun Genç Volkanik Alanlarının Jeomorfolojisi. A.Ü. Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Yayınları, no:223, Ankara. s.119. Türkiye Çevre Sorunları Vakfı (1990), Bitkiler. Türkiye'nin Biyolojik Zenginlikleri, Ankara. s.267. Anonim, Türkiye Çevre Vakfı (2001), GAP Yöresindeki Endemik ve Tıbbi Bitkiler, yayın no:143, Ankara. s.207. 456 TOPRAKSIZ TARIM VE KARACADAĞ BAZALTI Murat Tomar* GİRİŞ Diyarbakır-Karacadağ bazalt yatakları Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde geniş alanları kaplamaktadır. Bu bazalt taşlarının oluşumunu sağlayan Karacadağ volkanından inen bazalt akıntısı, özellikle Diyarbakır'ın üç bölgesinde yaygınlık göstermiştir. Batısında Diyarbakır-Şanlıurfa, kuzeyinde Diyarbakır-Elazığ ve doğusunda Diyarbakır-Mardin yolu üzerindeki bölgelerde 120-130 km çapında geniş bazalt platolarına rastlanmaktadır. Diyarbakır-Karacadağ bazaltının göstermiş olduğu yüksek aşınma dayanımı, düşük ısıl iletkenlik, asitlere ve dona karşı dayanıklılık gibi özellikleri günümüzde kullanım alanlarının çeşitlenmesini sağlamış ve bu malzeme ile ilgili çalışmaların artmasına neden olmuştur.(1) Bazaltın savunma sanayisinden tarım alanlarına kadar birçok sektörde kullanılmaya yakın gelecekte başlayacağını öğreniyoruz. Savunma sanayisinde Bazalt elyafı uçaklarda kullanıldığı takdirde en son teknolojik radar sistemlerinin dahi bu uçakları tespit edemediği anlaşılmaktadır. Ayrıca Bazalt yeleğin çelik yelekten çok daha hafif ve dayanıklı olduğu tespit edilmiştir. Gözümüzün önünde olan fakat fark edemediğimiz bazaltın diğer kullanım alanlarını şöyle sıralanmaktadır. Bazalt; Cam-seramikte ve mineral tabanlı yalıtım sistemlerinde kullanılmaktadır, BAZALT taşı ısı depolama yöntemi ile ev ısıtmada pratik ve ekonomik yöntem olarak tercih edilmektedir. Isı depolama veriminin yüksek oluşu bunda ön plandadır, BAZALT'tan elde edilen taş yünü ise her türlü gemi ve denizde inşa edilen diğer yapıların döşeme ve duvar yalıtımında, yüksek sıcaklığa olan mukavemeti nedeniyle yangın kapılarında, kazan ve kazan dairesinde, klima ekipman ve kanallarında, baca ve baca gazı kanallarında tank ve depolarında, duvar modüllerinde ve tavan izolasyonunda kullanılmaktadır, Tarım alanında bazaltın öğütülerek kullanımı çorak toprakların ıslahında fayda sağlamaktadır.(2) Topraksız Tarım Bilindiği gibi, bitkiler yeşil yapraklarıyla havadan karbondioksit, kökleriyle de topraktan su alır ve güneş enerjisini kullanarak organik madde ve oksijen üretirler. *Ziraat mühendisi 457 Bu mucizevi olay, hayatın devamı için son derece önemlidir. Bu sayede her yıl yaklaşık 550 milyar ton organik madde üretilmekte ve 500 milyar ton oksijen serbest hale geçip havaya verilmektedir. Tabi ki bitkiler gelişirlerken, karbondioksit ve suda bulunan karbon, oksijen ve hidrojenden başka; azot, potasyum, fosfor, kükürt, kalsiyum, magnezyum, demir, bor, çinko, bakır, manganez, molibden ve klor elementlerine de ihtiyaç duyar. Bunlardan birinin eksikliği veya yetersizliği durumunda bitki hayatiyetini devam ettirse bile, organları tam gelişmez, çeşitli hastalıklara yakalanır ve ürettiği organik madde miktarı azalır. Bu elementler, tabii olarak toprakta vardır ve bitkiler kökleriyle ihtiyacı kadarını buradan alır. İşte, bitkilerin ihtiyacı olan bu elementler, belli tuzlar halinde ve belirli bir nispette karıştırılarak bir sulu besin çözeltisi (inorganik tuzlar) hazırlanırsa, bu sulu besin ortamında, tamamen normal gelişmiş bitkiler elde etmek mümkün olur.(3) Tarımın Geleceğinde Yeni Fırsatlar Var Bugünden tarıma yatırım yapanları ise gelecekte daha rahat bir yaşam ortamı bekliyor. Türkiye'nin toprak verimliliğinin yapılan araştırmalara göre son 10 yılda yüzde 23 azaldığı belirtiliyor. Tarım alanında yeni gelişmeye başlayan topraksız tarım, bugünün ve geleceğin yatırım alanı olarak yerini şimdiden üst sıralara taşımaya başladı. Topraksız tarım, diğer adıyla “hidroponik yetiştiricilik”, dünyada 40 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştı. Türkiye'de ise 100'e yakın serada bu teknik kullanılmaya başlandı. Topraksız tarımın en yoğun olarak kullanıldığı ülkelerin başında Hollanda ve Belçika geliyor. Bu iki ülkenin seralarının toplam %95'inde topraksız tarım yapılıyor. Türkiye'de ise özellikle son bir yıldır yatırımcılar bu alana akın etmiş durumda. Türkiye'deki son tabloya göre toplam 48 bin hektar seranın yaklaşık 4 bin dönümünde topraksız tarım uygulamasına geçilmiş bulunuyor. Uzmanlar, Türkiye'nin topraksız tarım yapılan sera alanının iki-üç yıl içerisinde 15 bin dönüme çıkacağını söylüyor. Topraksız tarım yönteminde verim normal tarıma göre 5 kat daha fazla. Hareketli su kültürü ile yapılan topraksız tarımda 1 tohumdan 16 bin tane domates üretiliyor. Bu tarımda hormon ve ilaç kullanılmıyor. Dolayısıyla kalıntı içermeyen ve yüksek fiyatlardan alıcı bulan ürünlerin yetiştiği topraksız seralar, geleneksel seracıları da harekete geçiriyor. Ürünün pazarlanmasında fiyatı yüksek olmasına rağmen hiçbir sıkıntı çekilmediğini belirten sektör temsilcileri, hem iç pazarda hem de ihracatta alıcının sürekli olduğunu belirtiyor. Avrupa standartlarında yapılan üretim, Avrupa pazarlarına, Rusya'ya, Arap ülkelerine çok rahat bir şekilde ihraç ediliyor. Hatta zincir marketlerin bu ürünleri almak için hiçbir zorluk çıkarmadığı da belirtilenler arasında. Çünkü tüketicilerin son dönemde sağlıklı beslenme anlayışı giderek gelişiyor. Topraksız Tarım Nasıl Yapılıyor? Uluslararası topraksız tarım derneği ISOSC, topraksız tarımı şöyle tanımlıyor: “Sucul olmayan bitkilerin köklerinin besin solüsyonuyla desteklenmiş tamamen inorganik ortamlarda yetiştirilmesi. ” Topraksız tarımda fidelerin dikimi 458 toprak yerine nötr kabul edilen kaya yünü (rockwoll), hindistancevizi kabuğu (cocopeat), perlit, pomza, hareketli su veya benzeri nötr kabul edilen ortamlar kullanılarak yapılıyor. Hiçbir içeriği olmayan tamamen nötr denilebilecek bu maddelerin tek işlevi bitki kökünün su tutmasını sağlamak. Dolayısıyla çok verimsiz alanlarda bile rahatça tarım yapılabiliyor. Bitkinin topraktan alması gereken doğal besin maddeleri (potasyum, azot, fosfor, magnezyum ve benzeri mineraller) spagetti damla sulama yöntemiyle doğrudan bitkinin köküne, tamamen bilgisayar kontrollü olarak veriliyor. Böylece bitkinin optimum yetişmesi sağlanıyor. Eksik ya da fazla ya da zararlı bir oluşum böylelikle bitkiye yaşatılmıyor. Ayrıca bitkinin döllenmesi Bombus arıları tarafından yapılıyor. Böylelikle sağlığa zararlı hormon kullanımı engellenmiş oluyor.(4) Topraksız Bitki Besleme Teknikleri Su Kültürü Bitkilerin topraksız ortamda besin çözeltisi katılmış su kullanılarak yetiştirilmesine “su kültürü” adı veriliyor. Bu yöntem bitkilerin bileşimi ve bitki gelişimi için gerekli olan maddelerin belirlenmesine yönelik araştırmaların sonucunda geliştirilmiş. Aerofonik Kültür Aerofonik kültürde de bitki fideleri önce bir yüzey üzerinde sabitleştirilir. Kökler sık aralıklarla bitkinin gereksinim duyduğu besin maddeleriyle zenginleştirilmiş suyla sulanır. Sulama da köklere sisleme şeklinde 2-3 dakikada 1-2 saniye süreyle besinli suyun püskürtülmesi yapılır. Diğer sistemlere göre su ve gübre tasarrufunu daha fazla sağlayan bu sistemde besin çözeltisini atmaya yarayan başlıklar ve sistemi basınçlı bir şekilde çalıştıran motor düzeneği vardır. Katı Ortam Kültürü Katı ya da katı ortam kültürü sistemlerindeyse bitkinin kökleri, bir yerleştirme ortamı içinde gelişmektedir. Yetiştirme ortamı olarak kum, peat, perlit, 459 vermikülit, plastik granüller, kaya yünü gibi katı ya da kısmen katı madde kullanılabilir. Bu ortamların hepsi de bitkinin köklerinin gelişip dağılabilmesi için bitkinin besin olarak kullanabileceği maddelerle zenginleştirilmiş, destek sağlayan, verimli, iyi havalanabilir, kolay kullanılabilen ve ucuz ortamlar olarak hazırlanıyor.(5) Toprak Yerine Yapay Karışımlar Sistemin en önemli özelliği ise toprak yoluyla bulaşan bir takım zararlıların bu ortamda görülmeyişi. Özellikle hayat çevrimi için toprağa ihtiyaç duyan parazitler bu sisteme bulaşamıyor ve hastalık yapan unsurlar asgariye iniyor. Bir diğer özellik ise gerekli tüm besin maddelerinin çözelti halinde bitkiye yeteri kadar verilmesi. Bu sistemde toprak yerine geçen ve besin maddeleriyle suyu bünyesinde tutan katı maddelere "substrat" ya da "agrega" deniyor. Bu maddelerin en tanınmışı "perlit" adı verilen gözenekli bir agrega bazı. Perlit, basit tanımıyla volkanik bir kayacın ısıl işlem geçirmiş hali. Perlit yüksek ısıyla muamele edildiğinde tıpkı mısır taneleri gibi patlayarak genleşme özelliği gösteriyor. Bu camsı özellikli yapay madde kendi bünyesinde hem suyu hem de besin maddelerini dengede tutuyor. Hidroponik yetiştiricilikte çok kullanılan perlit kendi hacminin 4 ila 18 katı su tutma kapasitesine sahip. Perlit taneleri genellikle beyaz ve son derece hafif... Tıpkı "pomza taşı" denen kayaca benziyor. Kimyasal ayrışma niteliği göstermediği için ısı iletkenliği çok düşük. Dolayısıyla sıcaklık değişimlerinden bitkiyi koruyor. Perliti toprak yerine en az 5 yıl üst üste kullanmak mümkün. Daha sonra sergi tabakasını yenilemek gerekiyor. Türkiye, dünyanın en büyük perlit rezervine sahip ülkelerinden biri... Hidroponik yetiştiricilik dışında perlit seracılık, süs bitkileri, fidecilik ve sebze yetiştiriciliğinde de kullanılıyor. Bu açıdan perlitin özel ambalajlarda seracılık ve çiçekçilik üretiminde yaygın bir tüketimi var. Perliti bu özellikleriyle hidroponik yetiştiriciliğin yanı sıra ticari bir meta olarak ambalajlayıp pazara sunmak da bir başka iş alanı. Ürün çeşitlemesi için perlitin çeşitli bitki besinleriyle karıştırılması ve standartlara uygun hale getirilmesi gerekiyor. Türkiye'de halen endüstriyel perlit üretimi yapan işletmeler var ve hammadde fiyatları hayli ucuz. Söz konusu işletmelere internet üzerinden ulaşmanız mümkün (6). Topraksız Tarım'da Bazalt Topraksız tarım Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yıldız Daşgan, topraksız tarım ile marka ürünler yetiştirmenin daha kolay olduğunu belirterek, sistemin yatırım maliyeti sorunlarının giderilmesi halinde yeni bacasız fabrikalar kazanılabileceğini ifade etti. Toprak yerine alternatif olan, perlit, 460 pomza, bazaltik tüf, kaya yünü, torf gibi katı ortamlar saksı, torba veya kanalet gibi farklı taşıyıcılara doldurularak yetiştiricilik yapılmaktadır. Bazaltın Seracılıkta Kullanımı Topraksız Tarım (Alternatif Tarım) Neden Çevre Dostu Bir Tarımdır? Topraksız tarım bitkilerin toprak kullanılmadan yetiştirilmesidir ve topraksız tarımda bitkiler için gereken besin maddeleri sıvı yolu ile verilir. Topraksız tarımda ürünler daha çabuk elde edilir, daha fazla ürün alınır. Ürünler daha lezzetli ve dayanıklı olur. İlk Keşifler 1800 Yıllarında; bitki fizyolojisi uzmanları bitkiler için gerekli besin maddelerinin suda çözünmüş haldeki inorganik formlarında alındığını keşfettiler. Bu çalışmaların sonunda da gördüler ki toprak aslında bitkiler için sadece besin maddelerinin rezerv ortamı olarak görev yapmaktadır. Topraksız yetiştiricilik yeni bir yöntem olmasına rağmen British Columbia, Kanada'da mevcut seraların %90'ı, ABD'nin her 10 serasının 9'u, İsveç'te salatalık yetiştiricilerinin %50'si, Hollanda'da sera ve sebze yetiştiricilerinin % 90'ı topraksız tarım yapmaktadır. Ülkemizde ise fakültelerde ve tarım bakanlığının araştırma kurumlarında bu konuda çalışmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar sonucunda (volkanik tüf-bazalt) pomza çeşitleri kullanılmasından başarılı sonuçlar alınmıştır. Bazalt bazik ponza olarak da tanınan koyu kırmızı veya siyah renkte olan volkanik bir taştır. İçinde diğer volkanik minerallere göre demir oranı yüksek, silis oranı düşüktür. Volkan patlaması sırasında içinde kalan karbondioksit ve su buharının çıkmasından dolayı süngerimsi yapıya dönüşmüştür. 1- 0-0,3mm 2- 3-10mm 3- 10-16mm 4- 16-30mm 5- 30 ve üzeri. Yukarıdaki ürünlerimiz fabrikamızdan dökme olarak ve 25 kg – 50 kg çuvallı satışa sunulmaktadır.(7) Muz ve Bazalt İyi bir muz yetiştiriciliği için uygun tüf materyali sağlanarak kök bölgesi hem gevşetilir hem de bitki besin elementlerince zenginleştirilir. Pirit katılarak hem pH düşürülür hem de demir ve S kaynağı sağlanmış olur. Bazalt ve andezit tüfleri karışımı uygun bir ortam olabilir.(8) Ekolojik Tarımda Gübreleme Ekolojik tarımda toprakta kolay çözünen, bitki tarafından doğrudan alınan 461 sentetik ticari gübrelerin kullanımı yasaktır. Topraktan kaldırılan besin maddelerinin ahır gübresi, yeşil gübreleme ve kompost ile yerine iadesi öngörülür. Bunların yanında kireç, dolomit, alg kireci, ham fosfat, kaya unu, bazalt unu, odun külü, kemik, kan ve boynuz unları toprak iyileştiricileri olarak kullanılabilir.(9) “Modern Seracılıkta Bazaltik Tüf “ Avantajlar 462 Toprakla savaş yok. Toprak değişimi yok. Yüksek ve daha kaliteli ürün. Erkencilik. Her türlü arazilerde yetiştiricilik. Toprak kökenli hastalık problemi yok. Daha az pestisid kullanımı. Su ve gübrelerden daha etkin yararlanmaktadır. Gübre ve tarımsal mücadele ilaçları direk toprağa verilmediği için toprak ve yer altı sularının kirlenmesinin önüne geçilmekte. Toprak işleme, yabani ot mücadelesi, sulama, gübreleme ve ilaçlama gibi iş gücünü gerektiren bu işlemler en aza indirgenmektedir. Topraksız tarımda kök ortamının pH, tuzluluk, besin madde dengesi ve havasu oranı daha sağlıklı bir şekilde ayarlanabilir. Isıtmak daha kolay. Daha iyi beslendiği için, ürünler daha kaliteli ve lezzetlidir. Bitkiyi eğitmek daha kolay… Dezavantajlar Büyük teknik donanım gerektirmesi. İlk yatırım genellikle daha pahalı. Üreticisinin mutlaka özel bilgi ve deneyime sahip olması. Neden Bazaltik Tüf Karışımı Ekonomik. Kolay taşınır ve ülkemizde yaygın. Eleme dışında ön işlem istemez. Bitki besin elementlerince varsıl. Yüksek ısı kapasitesi nedeniyle erkencilik sağlar. Diğer ortamlar 1-2 yıl kullanılırken bazaltik tüf 20 yıl kullanılabilir. Dezenfeksiyonu kolay. Diğer bitki besin elementlerine ek olarak Karbondioksit sağlar (tuff mix). Erkencilik Toprakta 90-120 gün Coco-peat 80-90 gün Rock wool 70-80 gün Bazaltik Tüfte 60-70 gün Dezenfeksiyon Toprak Zor Coco-peat Çok Zor 463 Rock wool Kolay Bazaltik mix'te Çok Kolay Kullanım Süreleri Toprak 1-2 yıl Coco-peat 2-3 yıl Rock wool 1-2 yıl Bazaltik mix'te 20 + yıl Sonuç Olarak Gübreden %30-40 tasarruf, İlaçlamada %50-60 tasarruf, 30-40 gün erkencilik, 2 katına varan verim artışı, 2 katına varan satış fiyatı. Çevre ve insan sağlığı da dikkate alınırsa seralarda geleneksel topraklı üretim ''toprağa ihanettir''. Verim ne kadardır 8 adet x 120 gr x 18 salkım x 2500 bitki? Topraksız tarımda 43.2 ton domates (Toprakta 6 -10 ton) 464 Tarımsal üretimde verimlilik, çevre koşullarının kontrol edilebildiği ölçüde yükseltilebilmektedir. Bitkisel üretimde çevre kontrollü üretimin en verimli uygulaması seracılıkla mümkün olabilmektedir. Seralarda sıcaklık, havanın oransal nemi, ışıklanma ve havanın gaz bileşimi gibi atmosferik olaylar bitkilerin isteklerine uygun düzeye getirilmekte, böylece istenilen mevsimde bol miktarda kaliteli ürün elde edilebilmektedir. Topraksız kültür sağladığı çok sayıda teknik üstünlük nedeniyle sera yetiştiriciliği, toprakta yetiştiriciliğin yerini almaya başlamış ve seracılığı gelişmiş ülkelerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Türkiye'de ise henüz küçük üretici bazına indirilememiştir. Bunun en önemli iki nedeninden birisi, üreticilerin bu konuda yeteri kadar bilinçlendirilememesi, diğeri ise ekonomik ve teknik bakımdan uygun yetiştirme ortamlarının yetiştiricilerin hizmetine sunulamamasıdır. Topraksız kültürde ise iklimsel koşulların kontrolüne ek olarak toprak koşulları da kontrol altına alınmaktır. Bazaltik tüf, topraksız kültür sisteminde agregat ortamı olarak başarıyla kullanılabilmektedir. Bu konudaki araştırmalarla ülkemizin tarım dışı alanlarda yaygın olarak bulunan bu doğal kaynaklar ekonomiye kazandırılabilir. Sonuç olarak seracılık ve topraksız kültür çalışmaları, tarımsal üretimde iklimin ve toprağın olumsuzluklarına boyun eğmek yerine, bitki yetiştirme koşullarını ideale yakın düzeylere çıkartmaktır. Bir Toprak Düzenleyicisi Olarak Bazalt Vermikulit, ısı uygulamasıyla elde edilen doğal bir mineraldir. Vermikulit, belli bazaltik minerallere su katılımı (hidrasyon) ile elde edilir. Vermikulit küçülmegenleşme kapasitesiyle bir kil gibi işlev görür. Yüksek bir katyon değişim kapasitesine sahiptir. Bir toprak düzenleyicidir ve kimyasal gübreler için yavaş salınımlı olma özeliği sağlar. Hidrofonik yetiştirme aracı olarak da kullanılmaktadır. Ayrıca yumurta kuluçka dönemi için steril bir ortam sağlar Kaya tozu, bir tür volkanik kayaç olan, mineral ve iz elementleri ile öğütülmüş bazalt içeren organik bir gübredir. Kaya tozu verimliliği yükseltmek, toprağın nem tutma özeliğini, katyon değişim kapasitesini ve toprak yapısını, drenajını arttırmak için toprağa eklenir. Kaya tozu aynı zamanda, kalsiyum, demir, magnezyum, fosfor ve potasyum, ile özellikle iz elementler ve mikro besinleri de içerirler. Geleneksel gübrelerin yıllarca uygulanması sonucu genellikle fosfor toprakta bloke olmuş bir şekilde kalır. Mikro elementlerce zengin gübreyi kullanmak bitkilerin topraktaki bu bloke olmuş fosfora erişmesini de mümkün kılar. Yüksek kalitedeki kalsiyum ve magnezyum, bir çeşit kireç gibi işlev görerek toprağın pH derecesini nötralize etme yeteneğine sahiptir (10). 465 KAYNAKLAR 1. Servet Yıldız, Nursen Işık, Oğuzhan Keleştemur Diyarbakır-Karacadağ Bazalt Taşlarının Mekanik Özelliklerinin İncelenmesi. Fırat Üni. Fen ve Müh. Bil. Dergisi Science and Eng. J of Fırat Univ. 20 (4), 617-626, 2008 20(4), 617-626, 2008 2. http://maden-mermer.blogspot.com/2009/02/bazalt-basalte-nedir.html 3. Prof. Dr. Harun Avcı, Çapaya Tırmığa Son Topraksız Tasarım Sızıntı.Derg. Aralık 1997 Yıl :19 Sayı :227 4. Capital dergisi.1 Haziran 2010. 5. Ntv Bilim Dergisi Temmuz Sayısı | Ntv Bilim Dergisi Özetleri Tem 14th, 2009 6. Nur Demirok. Topraksız tarımla yeni bir sektöre doğru. Para dergisi. Sayı.160 7. http://www.ariozorganik.com/index.php?option=com_content&view =article&id=56&Itemid 8. Prof. Dr. İbrahim Ortaş, Ç. Üni. Zir. Fak. Toprak Bölümü.Muz Bitkisinin Beslenmesi.Cine Tarım Dergisi.Sektörel 9. http://superbilgiler.wordpress.com/category/ekolojik-tarimin-genelprensipleri/ 10. www.bizimbahce.net 11. Doç. Dr. Cumali Karaman Ç. Üni. Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi 466 YAPISAL ÖZELLİKLERİYLE KARACADAĞ BAZALT TAŞI VE DİYARBAKIR TARİHİ YAPILARINDA KULLANIMLARI *Aykal, F. Demet, Çakır Aydın, Derya Özbudak, Y. Berivan, ÖZET İnsanoğlunun var oluşu ile ortaya çıkan barınma ihtiyacını gidermek için yerleştiği mağara evinde karşılaştığı ve şekillendirmeden kullandığı ilk yapı malzemesi doğal taşlardır. Dünyadaki teknolojik ve bilimsel gelişmeler insanlarda, çevre bilinciyle birlikte daha sakin ve doğal ortamlarda yaşama arzusunu ve özlemini doğurmaktadır. Son yıllarda ülkemizde özellikle büyük şehirlerde ve turistik yörelerde, hem yapılarda hem topluma açık ve kapalı alanlarda doğal taşlar kullanılmaya başlanmıştır. Granit, mermer, bazalt, traverten gibi birçok çeşidi olan doğal taşlar, yapıda temel ve duvar örgülerinde, duvar, döşeme, çatı, yol kaplama ve süslemelerinde, ısı, yangın yalıtımlarında ve agrega malzemesi olarak kullanılmaktadır. Bazalt, Magmatik Taşlar grubunda yer alan ve yeryüzünde en çok rastlanan volkanik taştır. Su emmez, paslanmaz, dona, darbelere ve sürtünmelere karşı çok dayanıklıdır. Aşırı derecede camsı niteliği yoktur. Bu nedenle de uzun süre yapılarda leke ve kılcal çatlaklar oluşmaz. Renk değiştirmez ve asitlere karşı dayanıklıdır. Bu özelliklerinden dolayı yapılarda bolca kullanılmıştır. Diyarbakır'daki tarihi yapılar bazalt kullanım alanlarına iyi bir örnek oluşturmaktadır. 1.Giriş Diyarbakır kenti, Karacadağ bazaltları üzerinde kurulmuştur. Kente hangi yönden bakılırsa bakılsın bazalt taşının hakim olduğu bir yapıya sahip olduğu gözlenir. Yöresel bir malzeme olması ve bölgede bol miktarda bulunması nedeniyle binlerce yıldır surlarda, geleneksel evlerde, kiliselerde, camilerde, hanlarda, hamamlarda, medreselerde ve yollarda ana malzeme olarak bazalt taşı, kentin yöresel mimari özelliklerini yansıtan yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Volkanik bir dağ olan Karacadağ'dan türemiş olan, Diyarbakır ili ve çevresinde kullanılan bazalt, genel anlamda ve görünüş olarak üç grupta toplanmaktadır. Bunlar; Masif Vesiküler *Yrd. Doç. Dr Aykal, F. Demet, ., Çakır Aydın, Arş. Gör., Derya Özbudak, Arş. Gör. Y. Berivan, , D.Ü. Mühendislik Mimarlık Fakültesi *Mimarlık Bölümü Bina Bilgisi Anabilim Dalı 21280 DİYARBAKIR 467 Amigdoidal'dır [Uz ve diğerleri, 2001]. 1.1. Masif: Halk arasında erkek bazalt olarak isimlendirilmektedir [Resim 1]. Resim 1. Erkek (masif) Bazalt Ocaklardan uzun olarak çıkarılmış olan gözeneksiz ve dayanımı fazla olan masif bazalt sütunlarda, sütun başlıklarında, duvarlarda, kapılarda, pencerelerde, lentolarda, sövelerde, saçak altlarında, çörtenlerde, ayı başlarında, bingilerde, eşiklerde ve havuz kenarlarındaki profillerde kullanılmıştır. Gözeneksiz olanların bu tür taşıyıcılarda kullanılmasının sebebi daha yoğun ve sağlam yapıya sahip olmalarıdır. İşlenebilirliğin tüm zorluğuna karşın gözeneksiz taşlar, yazıt ve kemerlerde sütun alt ve üst başlıklarında özellikle tercih edilmiştir [Kahveci, 2008] [Resim 2]. Resim . Masif Bazaltın Kullanıldığı Yerler 468 1.2. Vesiküler: Halk arasında dişi bazalt olarak isimlendirilmektedir [Resim 3]. Resim 3. Dişi (vesiküler) Bazalt Az ve çok boşluklu olarak görünürler. İşlenmesi gözeneksize oranla daha kolaydır. Gözenekli taşlar, suyu daha fazla tutabilmelerinden dolayı avlu ve eyvan döşemeleri ile taşıyıcı olmayan ara duvarlarda “akça geçmez” adı verilen örgü tekniğiyle birbirlerine mümkün olduğu kadar yanaştırılmıştır. Diğer bir tabirle “sıfır derz” uygulamasıyla yapılmıştır [Kahveci, 2008] [Resim 4]. Resim 4 . Vesiküler Bazaltın Kullanıldığı Yerler 1.3. Amigdoidal: Halk arasında benekli bazalt olarak isimlendirilmektedir. Gribeyaz benekli şeklinde görünürler [Uz ve diğerleri, 2001] [Resim 5]. Resim 5. Benekli (amigdoidal) Bazalt 469 Diyarbakır'daki tarihi yapılarda merdiven yan duvarlarında, ara duvarlarda sıkça görülmektedir [Resim 6]. 2. Diya Resim 6. Amigdoidal Bazaltın Kullanıldığı Yerler 2. Diyarbakır Kenti Tarihi Yapılarında Bazalt Taşının Kullanım Alanları Diyarbakır kenti Karacadağ bazaltının oluşturduğu plato üzerinde kurulmuştur. Kentteki fonksiyonel olarak farklılık gösteren tüm tarihi yapılarda bazalt taşın kullanımını görmek mümkündür. 2.1. Camiler Diyarbakır kentindeki tarihi camilerin tamamında bazalt taşı kullanılmıştır. Duvarlarda, kemerlerde, döşemelerde, minarelerde vb. gözenekli ve gözeneksiz bazalt taşları kullanılmıştır. 2.1.1. Ulu Camii'nin avlu yüzeyinde boşaltma kemerli 6 pencere vardır. Bu pencereler erkek (gözeneksiz) bazalt taşıyla örülüdürler. Yapının Doğu, Batı ve Kuzey taraflarındaki sütun ve sütun başları hariç neredeyse tamamında gözenekli ve gözeneksiz bazalt taşı görülmektedir. Duvarlar, kemerler, kemer ayakları, döşemeler ve minarenin tamamında el ile kesilmiş ince yonu gözenekli ve gözeneksiz bazalt taş kullanılmıştır [Resim 7]. [Kahveci, 2008]. Resim . Ulu Camii [Anık, 2009] 470 2.1.2. Kasım Padişah Camii (Şeyh Metar, Dört Ayaklı Minare), minaresinin yapım tekniği açısından yörede tek örnektir. Minare siyah gözeneksiz, 2 adet 48 cm, 2 adet 40 cm çapında 4 sütun üzerine oturmuştur. Bu sütunların üzerinde yine bazalt sütun başları ve onun üzerinde peteğin şeklini oluşturan ve kiriş olarak kullanılan 4 adet tek parça bazalt taş vardır. Bu taşların iç kısmında ise 4 adet tek parça ahşap kiriş, bugüne kadar çok fazla bozulmadan gelmiştir. Bu taşların üzerine oldukça fazla yük geldiği için yükseklikleri 50 cm kalınlıkları ise 30 cm ve civarıdır. Bir üst sıranın yüksekliği 38 cm'dir. İlk iki sırada yüksek ebatlı, kalın ve gözeneksiz bazalt taşlar kullanılmış daha sonraki sıralarda ise 25–30 cm'lik gözenekli bazalt taşlar kullanılmıştır [ Kahveci, 2008][ Resim 8]. Resim 8 . Kasım Padişah Camii (Dört Ayaklı Minare) [Anık,2009] 2.2. Kiliseler Diyarbakır kentindeki kiliselerin de yapımlarında diğer tarihi yapılarda olduğu gibi bazalt taşı kullanılmıştır. 2.2.1. Meryem Ana Kilisesi, Diyarbakır ve yakın çevresinin en önemli ibadethanelerinden birisidir. Tamamında siyah gözenekli ve gözeneksiz bazalt taş kullanılmıştır. Sadece ana avludaki ve içerideki sütunlar mermerdir. Büyük yüklerin geldiği söve ve lento taşlarının gözeneksiz bazalt taşla yapıldığı görülmektedir. Açıklıkların lento taşları ve kemerlerle geçildiği yapının büyük kısmında bazalt taşı kullanılmıştır [Resim 9]. Kitlenin güneydoğu köşesinde gözeneksiz bazalt taş ile tabanı kare prizma, sonrası 4 sütunlu, üstü bunları birbirine bağlayan 4 kemerle kapanan kurşun kaplı çan kulesi yer almaktadır [Kahveci, 2008]. 471 Resim 9. Meryem Ana Kilisesi [Anık, 2009] 2.2.2. Surp Giragos Kilisesi'nin hangi tarihte yapıldığı bilinmemekle birlikte Berchem ünlü yapıtı Amida'da 16. yy. tarihini vermektedir [Tuncer, 1999]. Surp Giragos Kilisesi Ortadoğu'nun en büyük Ermeni kilisesi olarak bilinmektedir. Diyarbakır'daki diğer tarihi yapılarda olduğu gibi bu kilisede de yoğunluklu olarak erkek ve dişi bazalt taş kullanılmıştır [Resim, 10-11]. Resim 10. Surp Giragos Kilisesi [Anık, 2009] 472 Resim 11. Surp Giragos Kilisesi [Anık, 2011] 2.3. Diyarbakır Hanları Diyarbakır, İpek yolunun üzerinde bulunduğundan, belirli güzergahlar üzerinde hanlar ve kervansaraylar yapılmıştır. Kentin yöresel mimarisi içinde önemli bir yeri olan bu yapılar, Osmanlı döneminde yapılmış olup, bu devrin mimarisinin en güzel örneklerindendir. 2.3.1. Deliller Hanı (Hüsrev Paşa Hanı), Mardin Kapısı'nın hemen karşısındadır ve 1527 yılında Diyarbakır valilerinden Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu hana halk arasında “Hüsrev Paşa Hanı” veya “Kervansaray” da denilmektedir. Gördüğü bir kısım onarımlarla bugün de ayakta kalmış sayılı hanlardandır. Oldukça geniş bir alanı kaplayan hanın ortasında kareye yakın geniş bir avlusu bulunmaktadır. Avlu döşemesinde basınca dayanımlı, aşınmaya karşı dirençli erkek bazalt ve az boşluklu dişi bazalt kullanılmıştır. Avlunun ortasında yer alan havuzda erkek (masif) ve az boşluklu dişi (vesiküler) bazalt kullanıldığı görülmektedir [Resim 12]. Resim 12. Deliller Hanı Avlusu Avlunun etrafında iki katlı revaklı geçişler ve arkalarında han odaları yer almaktadır. Bu geçişlerdeki kemerlerde ve kemer ayaklarında yükü daha iyi taşıyabilmesi nedeniyle az boşluklu dişi bazalt ve erkek bazalt kullanılmıştır. Sütunlarda ve sütun başlıklarında ise erkek bazalt kullanılmıştır [Resim 13]. 473 Resim 13. Dişi ve Erkek Bazaltın Kullanıldığı Yerler Merdiven basamaklarında erkek bazalt, kenarlarında ise yer yer benekli (amigdoidal) bazalt kullanılmıştır [Resim 14]. Resim 14. Benekli Bazaltın Kullanıldığı Merdiven Yan Duvarı Resim 15./1 Dişi ve Erkek Bazaltın Kullanıldığı Yerler Odaların, revaklı geçişlere açılan kapıları ve yanlarında pencereleri bulunmaktadır. Kapı, pencere lentolarında ve düşey kenarlarda erkek bazalt ve az boşluklu dişi bazalt kullanılmıştır. Merdiven yanında ve kemer ayaklarında yer alan küçük nişler işleme kolaylığı nedeniyle dişi bazaltın bulunduğu yere açılmıştır. Yine işleme kolaylığı nedeniyle kufi yazı dişi bazaltın üzerine işlenmiştir [Resim 15 /1ve 2]. Resim 15/2. Dişi ve Erkek Bazaltın Kullanıldığı Yerler 474 2.3.2. Hasan Paşa Hanı, Diyarbakır Ulu Camii'nin doğu girişinin karşısında, Gazi Caddesi'nin üzerindedir. Hanın giriş kısmındaki kemere bakıldığında masif bazalttan yapıldığı görülmektedir. Üst kata çıkan merdivenlerde ise genellikle masif (erkek) ve az boşluklu vesiküler (dişi) bazaltın kullanıldığı tespit edilmiştir. Az boşluklu dişi bazaltın kullanıldığı basamaklarda aşınmaların olduğu gözlemlenmiştir. Döşemelerde masif ve az boşluklu vesiküler bazalt kullanılmıştır [Resim 16]. Resim 16. Dişi ve Erkek Bazaltın Kullanıldığı Yerler Zemin ve birinci katta yer alan taşıyıcı nitelikli sütunlarda ve avlu ortasında bulunan şadırvan sütunlarında da masif (erkek) bazaltın kullanıldığı görülmektedir. Kemerlerde ise erkek ve az boşluklu dişi bazalt birlikte yer almaktadır [Resim 17]. Resim17 . Dişi ve Erkek Bazaltın Kullanıldığı Yerler 475 Avluya bakan balkonların döşemesinin erkek bazalttan, bingi taşlarının ise erkek ve az boşluklu dişi bazalttan yapıldığı görülmektedir [Resim 18]. Kapı ve pencere lentolarında erkek bazalt kullanılmıştır [Resim 19]. Resim 18. Balkonda Kullanılan Dişi ve Erkek Bazalt Resim 19. Lentolarda Kullanılan Erkek Bazalt 2.4. Diyarbakır Evleri Diyarbakır sur içi geleneksel evlerinin tamamında bazalt taşının kullanıldığı görülmektedir. Ana gereç gözenekli (dişi taş) püskürük bazalt taşıdır. Eyvan ve avlu döşemeleri dişi (gözenekli) bazalt taşı ile yapılır. Delikli olan bu taş, yazın sulanarak bir mikro klima etkisi ile serinlik sağlar. Avlunun yüksek duvarları ve oda duvarları da gözenekli bazalt taş ile örülüdür [Resim 20-21]. Resim 20. Cahit Sıtkı Tarancı Evi 476 Resim 21. Ziya Gökalp Evi Geleneksel Diyarbakır evlerinin vazgeçilmezlerinden havuzlar, su kaçırmaması ve yosunlaşmayı azaltmak için gözeneksiz bazalt taşla yapılırlar [Resim 22-23]. Resim 22. Cahit Sıtkı Tarancı Evi Avlusundaki Havuz [Anık, 2009] Resim 23. Behrampaşa Konağı Avlusundaki Havuz [Anık, 2011] Oda döşemeleri üst katlarda horasan harçlı sıva veya gözeneksiz bazalt taş döşeme, zemin katta ise gözeneksiz bazalt taş döşemedir. Mutfakların zeminleri gözeneksiz bazalt taş ile döşelidir. Bu mekanlarda ısıya karşı çok dayanıklı olan gözenekli bazalt taş ile yapılmış ocaklar mevcuttur [Kahveci, 2008]. 2.5. Surlar Diyarbakır kentinin sahip olduğu en önemli kültür varlıklarından birisi de geleneksel kenti bütünüyle içine alan ve yapımı M.Ö. 3000 yıllarına dayanan surlarıdır. Surlarda ana yapım malzemesi yöreye özgü bir malzeme olan siyah bazalt taşı olup, sur duvarlarında, burçlarda dış ve iç duvarlarda, döşemelerde ve kemerlerde kullanılmıştır. Dış cephe yüzeyleri ince yonu, iç yüzeyleri genellikle daha az işlenmiş kaba yonu taşlarla örülmüştür [Parla, 2005]. Diyarbakır surları değişik form ve büyüklüklerde 82 burçtan oluşmaktadır. Bu burçlar içerisinde en fazla taş işçiliğinin kullanıldığı ve en fazla işlemenin yer aldığı burç Evli Beden (Ulu Beden) Burcu'dur. Tamamında ince yonu bazalt taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiştir. Silindirik bir plana sahip olması nedeni ile beden duvarındaki her taş el ile dairesel form kazandırmak için yontulmuştur. Daha çok dişi bazalt (gözenekli) taşın kullanıldığı gözlenmektedir [Resim 24]. 477 Resim 24. Evli Beden Burcu [Anık, 2009] Surların doğu kısmındaki en önemli eserlerinden biri olan Keçi Burcu'nun yapım tarihi bilinmemekle birlikte surların en eski kısımlarından biri olduğu tahmin edilmektedir. Keçi Burcu'nun beden dış duvarında gözeneksiz (erkek) elle kesilmiş bazalt taşlar kullanılmıştır. Burcun iç duvarları gözenekli ve gözeneksiz sıralı moloz taşlarla örülüdür. Uzun salonun üstünü örten tonozlar 17 adet yüksek bazalt sütun üzerine oturmaktadır. İç zemin döşeme ile üst kat zemin döşemede gözenekli bazalt (dişi) taş kullanılmıştır [Kahveci, 2008] [Resim 25]. Resim 25. Keçi Burcu [Anık, 209] 478 2.6. Sokaklar Geleneksel Diyarbakır evleri, sokakları çevreleyen yüksek duvarlara sahiptir. Bu yüksek duvarlar ve sokaklardaki kabaltıların oluşturduğu geçişler, sokaklarda serin ve gölgeli bir ortam oluşmasını sağlamıştır. Diyarbakır'ın geleneksel sokak dokusunu oluşturan evlerin yüksek duvarlarının, döşemelerinin yapımında erkek (gözeneksiz) ve dişi (gözenekli) bazalt taşı kullanılmıştır. Duvarlar sokak yüzünde sıralı moloz örgülüdür [Resim 26] Resim 26. Diyarbakır Sur İçi Sokakları 2.7. Çeşmeler Yol kenarları, sokak köşeleri gibi insanların en çok uğradıkları yerlere yapılan çeşmeler, Türk Kültürü içinde önemli bir yer tutmaktadır. Diyarbakır Sur içinde de yapılan bazı çeşmeler, mimari ve tarihi yapısıyla hala birer sanat eseri olarak hizmet vermektedir. Diyarbakır'da irili ufaklı çok sayıda çeşme bulunmaktadır. Bu çeşmelerin çoğu tahrip olmuş, özgünlüğünü yitirmiş ve yok olmaya mahkum durumdadır [Yılmaz ve Baran, 2010]. Tespitleri yapılmış çeşmeler incelendiğinde diğer tarihi yapılarda olduğu gibi çeşmelerde de yöresel malzeme olan bazaltın kullanıldığı görülmektedir. Duvarlara bitişik olarak yapılanlarda da tek başına yapılmış çeşmelerde de erkek ve dişi bazalt kullanılmıştır [Resim 27]. Resim 27. İç Kale Aslanlı Çeşme [Yılmaz ve Baran 2010] 479 SONUÇ Bazalt değişik kalınlık ve ölçülerde mimari yapıların her safhasında, alt ve üst yapıda, zemin ve cephe kaplamalarında, şehir içi yollarda, kaldırımlarda, trotuarlarda ve bahçe düzenlemesinde kullanılmaktadır. Yakın gelecekte vazgeçilmez bir malzeme olacağına kesin gözle bakılan bazaltın, kullanım alanı her geçen gün genişlemektedir. KAYNAKLAR 1. Erçin Kahveci, A., 2008. “Diyarbakır Yöresinde Bazalt Taşının Yapı Malzemesi Olarak Kullanımının İncelenmesi Üzerine Bir Araştırma”, Süleyman Demirel Üniversitesi F.B.E. Yüksek Lisans Tezi, Isparta. 2. Uz, B. ve arkadaşları, 2001. “III. Mermer Sempozyumu Bildiriler Kitabı, 3-5 Mayıs, Afyon. 3. Tuncer, O C., 1999. “Diyarbakır Evleri”, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Yayınları, Diyarbakır. 4. Parla, C., 2005, “Diyarbakır Surları ve Kent Tarihi”, ODTÜ MF Dergisi, 22:1, Ankara. 5. Yılmaz, A., Baran, M., 2010. “Diyarbakır'ın Tarihi Suları Ve Çeşmeleri”, Diyarbakır'da Tarım, Doğa Ve Çevre Sempozyumu 1-3 Haziran, Diyarbakır'da Doğal Hayat Su, İklim, Enerji Ve Maden, Diyarbakır İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü Yayınları Cilt III. 480
Benzer belgeler
İndir - Diyarbakır Kitapları
Bölüm editörü: Yrd. Doç. Dr. Türkan KEJANLI
1- Diyarbakır ve Çevresinde Yer Alan Karacadağ Volkanitinin Genel
Özellikleri / Yrd. Doç. Dr. Orhan KAVAK (Sayfa 361-372)
2- Karacadağ'da Pomza Madeni ve...