Bir yardım görevlisinin çalışmaları `örnek` oluşturuyor Korunmasız
Transkript
Bir yardım görevlisinin çalışmaları `örnek` oluşturuyor Korunmasız
Sayı: 8 Ağustos 2006 Bir yardım görevlisinin çalışmaları 'örnek' oluşturuyor Korunmasız Gruplar Raporu GEF Ulusal Diyalog Toplantısı Ankara'da yapıldı Küre Dağları Ekoturizm Projesi Bölgesel 'Binyıl Kalkınma Hedefleri' Raporu Bir yardım görevlisinin çalışmaları 'örnek' oluşturuyor UNDP, Başbakanlığa bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü'yle birlikte yürüttüğü, 124 bin dolarlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Projesi çerçevesinde, sosyal yardım alanındaki iyi örnekleri or taya çıkarmaya, bunları internet ve yazılı medya aracılığıyla yaymaya, bu iyi örneklerin tar tışılmasına, diğer kurum, kuruluş ve ilgililerce örnek alınmasına çalışıyor. Ankara, Ağustos 2006 Türkiye'de, eskiden ‘Fak Fuk Fon' diye bilinen Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü'ne bağlı 931 Vakıf var. Bunların hepsi eşit statüde. Hepsinin görevleri ve yetkileri aynı. Hepsinin amacı, sosyal güvenlikten yoksun kişilere, devletin sosyal sorumluluklarını yerine getirmekte aracı olmak, devlet yardımlarını ihtiyacı olan kişilere dağıtmak. Ancak bu vakıfların bulunduğu yerlerden sadece birinde, Edirne'de, yoksul mahallelerde doğan çocuklarından bazılarına ‘Hicran' adı veriliyor. Bu kentteki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürü'nün adının da ‘Hicran' olması, hiç tesadüf değil! Hicran Balı tam 16 yıldır Edirne'de Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürlüğünde çalışıyor. Başarısı, yoksulların kendisine gösterdiği sevgi dillere destan olmuş. Yardım ettiği kişilerden bazıları hapse düştüğünde, yaptıkları el işlerini Hicran Hanım'ın adıyla mı süslememiş, okumasına yardımcı olduğu, yol gösterdiği öğrenciler daha sonra, onun AB fonlarından yararlanmak için hazırladığı proje dosyasının İngilizce'ye çevrilmesine mi yardım etmemiş. Edirne'de bu öyküler uzayıp gidiyor. Yoksul semtlerde yaşayan herkesin Hicran hanımla ilgili bir anısı var. Biz de bu başarının sırlarını, Hicran Hanım'ın kendisine sorduk. Ama önce, UNDP'nin, Vakıflarla ne ilgisi olduğuna değinelim. UNDP'nin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları'yla ilgisi: UNDP, Başbakanlığa bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü'yle birlikte yürüttüğü, 124 bin dolarlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Projesi çerçevesinde, sosyal yardım alanındaki iyi örnekleri ortaya çıkarmaya, bunları internet ve yazılı medya aracılığıyla yaymaya, bu iyi örneklerin tartışılmasına, diğer kurum, kuruluş ve ilgililerce örnek alınmasına çalışıyor. Hedef, Türkiye'nin sosyal yardım ağının, sosyal içerme yönünde gelişmesi ve vatandaş odaklı hizmet sağlanabilmesi. Bu amaçla bir internet sitesi kuran UNDP, yoksul yanlısı politikaların geliştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla, çeşitli seminerler ve çalıştaylar da düzenliyor. İşte Edirne'deki Vakfın çalışmaları da, proje boyunca toplanacak olan iyi örneklerden ilki. Her şeyden önce, Edirne'de Vakıf hizmetleri tam anlamıyla kapsayıcı. Yoksul hedef kitlenin çoğunluğunu oluşturan Roman vatandaşlar hizmet yelpazesini belirliyor. Benzer sosyal yapıların olduğu iller için Edirne'de elde edilen kapsayıcılık gerçek bir örnek. Öte yandan, birçok başka kentte olduğu gibi Edirne'de de Vakıf hizmetlerinin kapsayıcılığı Vakıf yöneticilerinin iyi niyet ve kişisel çabalarında yatıyor gibi görünüyor. İşte Edirne'deki Vakıf Müdürü Hicran Balı'nın bu konuda söyledikleri: Hicran Balı (H.B.): Vakıflarda ve yardım kuruluşlarında çalışan arkadaşlar, genelde hep işimizin çok zor olduğundan, çok yoğun ve ağır şartlarda çalıştığımızdan, mesai mefhumlarının olamadığından yakınıyor. Aynı şartlarda çalıştığımız arkadaşlarla biraraya gelme fırsatı buldukça, ben de hep, işimizin ne kadar hayırlı bir iş olduğunu, çaresiz kalan insanlara umut olmanın ne kadar önemli olduğunu, onların sorunlarını çözümlemeye vesile olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzu, insanların çaresizlikten değil de mutluluktan ağlarken gözlerinde parlayan ışıltıyı görmeye tanık olduğumuzda neler hissettiğimi söylüyorum. Yaptığım çalışmalarda bu duyguları her an yaşamak, temsil ettiğim Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı çalışmalarının kamuoyunda da beğeniyle takip edilmesini sağlıyor sanırım. Hepimiz çalışıyoruz, hepimiz yoruluyoruz, hepimiz emek veriyoruz, kendi hayatımızdan yaptığımız bazı fedakarlıklar sonrası belki bazı ailelerin hayatlarını değiştiriyoruz. Çalıştığım süre boyunca hizmet binalarımızda bazı eksiklikler olmuştu, ancak sorunun bir parçası olmak yerine yetinmeyi bildik çözüm bulduk, önümüze çıkan fırsatları değerlendirdik ve şu anda dört dörtlüğe yakın bir hizmet binasında hiçbir eksiğimiz olmadan hizmet veriyoruz. Evim gibi hissettiğim binamız yoksulların da evi gibi, kışın soğuklarda birçok kişi, bizim bekleme odasında oturup zaman geçirir. Yoksul insanların mutluluğunu, huzurunu sağlamak bizlerin elinde, biraz özveri, biraz fedakarlık ve işi sahiplenme. Birçok sorunu devlet vatandaş işbirliği ile çözüme kavuşturuyoruz. Mesela bir kızımız üniversite sınavında Türkiye 57'ncisi olarak, Boğaziçi Üniversitesi'ni kazanmıştı. Ama anne özürlüydü, babasının da zararlı alışkanlıkları vardı, kızının eğitimine destek olmuyordu. Bu kızımız okula gidemeyeceği düşüncesiyle ağlayarak bize geldi. Biz Vakıftan mevzuatlar çerçevesinde az bir destek verdik, daha sonra bu kızımızın hayırsever bir vatandaşımızdan aylık burs almasını sağladık. Bu kızımız şimdi Boğaziçi'ni dereceyle bitirdi ve bir ay sonra da Amerika'da bir üniversitede öğretim görevlisi olarak işe başlayacak. Bundan daha büyük mutluluk olabilir mi? Bunun gibi bir çok örnek var, mesela Nevşehir'de okuyan bir kızımız vardı, kardeşi de aynı üniversitede eğitim alıyordu. Aylık eğitim yardımları yaptık, işsiz babasının istihdamını sağladık, hasta annesinin sosyal güvencesi oldu ve tedavisi yapıldı. Kızımız şu anda Amerika'da İngilizcesini daha iyi seviyeye getirmek için çalışıyor. Tabii biz burada adeta bir çekim merkezi gibiyiz. Ayni veya nakdi her türlü yardım yapmak isteyenler, gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşmak için, Edirne Valiliği aracılığıyla Vakfımıza geliyor. Ama bence bizim esas başarımız, son zamanlarda uyguladığımız projeler. Proje hazırlıyoruz, fon buluyoruz ve uyguluyoruz. Amacımız, insanlara buranın bir sosyal güvenlik kuruluşu, ya da SSK ve Emekli Sandığı gibi her ay düzenli ödeme yapan bir kuruluş olmadığını göstermek ve çalışabilecek güçte olan insanların hayatlarını idame ettirebilmeleri amacıyla kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek hale gelmelerini sağlamak. UNDP Türkiye: Peki bunu nasıl yapıyorsunuz? H.B.: Son beş yıldır, verdiğimiz yardımların yanı sıra insanların iş kurmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu eğilimimizi görenler, bireysel iş kurma çabasına girdi. Bu bireysel başvuruların çoğu Vakıf Mütevelli Heyeti tarafından kabul edilerek Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü'ne iletiliyor ve olumlu sonuçlar alınıyor. Projeler dışında küçük çaplı iş kurma yardımları da yapılıyor. Burada amaç insanların becerileri olan iş sahalarında çalışıp gelir elde etmelerini sağlamak. Tabii, bu konuda belli bir yönetmelik yok, bu yardımların nasıl verileceğine vakıf mütevelli heyeti karar veriyor. 15 günde bir yapılan toplantılarda tüm talepler değerlendiriyor. Yakın zamanda hazırladığımız bir proje oldu: merkez mahallelerimizin birinde suç oranı oldukça yükselmeye başlamıştı, güvenlik ekiplerince operasyon gerçekleştirildi. Operasyon sonrası mahalleye Vali Bey, Emniyet Müdürü ve Belediye Başkanı'yla gidilerek sohbetler yapıldı, mahalle sakinlerine ne istedikleri sorulduğunda genelde ‘iş' dediler. İlk etapta Valilik, Emniyet Müdürlüğü ve Belediye Başkanlığı tarafından eski tutuklu/hükümlülere, mahallede çıkan olaylara karışanların bir kısmına istihdam imkanları sağladı. Kentimizde inşaat, boya, badana gibi işler, genelde doğu bölgesinden göçle gelen kişilerce yapıldığından, bu mahallede yaşayan işsiz kişilere inşaat işleri üzerine eğitimler verilerek istihdamlarının sağlanabileceğini, müzik yeteneği olanların da yeteneklerinin, teknik bilgilerden ziyade kendi içlerinden yetişmiş ve örnek aldıkları kişilerden oluşan eğitmenlerce geliştirilebileceğini düşündük. Bu iki konuda istihdama yönelik eğitim projesi hazırladık. 18 kişiye darbuka, kanun, klarnet, org gibi müzik aletleri ile ritm; 14 kişiye boya, badana, duvar örmesi, fayans döşemesi gibi işlerin teorik ve pratik eğitimlerini verecek ve daha sonra da istihdam edilmelerini sağlamaya çalışacağız. Edirne'de Romanlar'ın oturduğu bir mahallede çıkan huzursuzluğa, Emniyet Müdürü, Vali, Belediye Başkanı ve Vakıf hep birlikte el atmış. Mahalleliyle gidip konuşmuşlar. Şikayetlerini dinlemişler. İş isteyenlere iş bulmuşlar. İşe yerleştirilenlerden Türkün anlatıyor: Türkün Türkün: Sağ olsun Emniyet Müdürümüz, Valimiz, Belediye Başkanımız gariplere iş buluyorlar. Sağ olsunlar, hepimize sahip çıkılmaya çalışılıyor. UNDP Türkiye: Nerede işe girdiniz? Türkün: Geçici işte. Belediyede. UNDP Türkiye: Ama yine de yardım alıyorsunuz. Türkün: Evet. Çocuk yardımı alıyoruz. Okul, erzak, odun kömür. UNDP Türkiye: Çocuğunuz var mı? Türkün: Var. 10 tane. İki tanesi okuyor. Gerisi büyük, evlenmiş, çoluk çocuk sahibi... UNDP Türkiye: Peki yardımlardan önce durumunuz nasıldı, şimdi nasıl? Türkün: Valla önceleri açlıktan hırsızlık yapıyordu çocuklarımız, oraya buraya saldırıyorlardı. Şimdi rahat, mahallemiz rahat. Devletimiz bize bir el atmasa mahallemizin adam olacağı yoktu. 30 kişiyi işe soktu. Daha önce cahil diye dışlanıyorduk, ama elimizden tutuldu, artık bir ayrımcılık hissetmiyoruz. UNDP Türkiye: Dünya Bankası'nın desteğiyle, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü tarafından ülke çapında başlatılan Sosyal Riski Azaltma Projesi (SRAP) ve bu çerçevede verilen Şartlı Nakit Transferleri (ŞNT) çalışmalarınızı ne yönde etkiledi? H.B.: Sosyal Riski Azaltma Projesi (SRAP) ilk başladığında, elimizde yerel düzeyde yapılan çalışmalara pek örnek yoktu, dolayısıyla 2002 yılında proje ilk başladığında çok fazla bir şey yapamadık. Projeyi özümsedikten sonra, çeşitli alt projeler geliştirerek, kişilerin iş kurmalarına, hayata atılmalarına destek olduk. Öncelikle kırsal bölgelerde hayvancılık projelerine ağırlık verdik. Üç kere koyunculukla ilgili proje hazırladık. Bu kapsamda, aile başına 10 koyun ve 1 koç verdik. 79 aile bundan yararlandı. Koyunculukta iyi para var. Baktıktan sonra koyunların sayısını çok fazla arttıranlar oldu. İlki 39 aileye karşılıksız olarak verildi. İkinci hazırladığımız koyun olarak geri ödemeli oldu, yani 20 aileye koyunları verdikten 2 yıl sonra aile başına üreyenlerden 2'şer tane geri aldık. Aldıklarımızı yine aynı şartlarda yaşayan başka ailelere verdik. 20 kişi için uygulanan proje geri dönüşümler sonrası 31 kişi oldu. En son hazırlanan ve geçen sene uyguladığımız projede ise geri dönüşümleri nakdi olarak alacağız. Hemen akabinde büyük baş hayvancılıkla ilgili talepler doğrultusunda nakdi geri dönüşümlü proje hazırladık. Zaten projelerin hepsinde ilk yıl ödemesiz, ikinci yıl ödemeye başlayıp 3 yılda ödemeleri faizsiz olarak tamamlıyorlar. Tüm bu projelerde yüzde 95, hatta inekçilik projesinde yüzde 100 oranında geri dönüşüm sağladık. İş Kurumu ile Özelleştirme Sosyal Destek programı kapsamında Tarım İl Müdürlüğü koordinesi ile “Meyve Yetiştiriciliği ve (Örtü Altı Sebzecilik) Seracılık” ile ilgili 120 saatlik eğitim projesi hazırladık. 20 kişiye meyvecilik/sebzecilik üzerine eğitim verdik. Bunun bütün bütçesi İş-Kur tarafından karşılandı. Kişilere asgari ücretin üçte biri kadar ücret ödendi, yol masrafları ödendi, yemek bedeli olarak bir miktar yardım yapıldı. Kurs bitiminde %20 istihdam taahhüdümüz vardı, biz bu %20 taahhüdümüzü onlara SRAP kapsamında bir meyvecilik projesi hazırlayarak gerçekleştirdik. Bu bağlamda 3 kişiye yarı bodur elma bağı kurduk, bir kişiye nektarin/şeftali bağı kurduk, bir kişiye de şaraplık bağ projesi hazırladık. Belli dönemlerde izleme değerlendirmeleri oluyor, gidiyoruz gayet güzel bakıyorlar, tek tük ürün vermeye başladılar. Meyve bağları kurduklarımız para olarak geri ödeyecekler proje bütçesini oluşturan meblağı. Bunun dışında, yine Sosyal Riski Azaltma projesi çerçevesinde, ekonomik nedenlerle dershaneye gidemeyen gençler için üniversiteye hazırlık kursu düzenledik. Öğretmenlerin ücretlerini vakıf karşıladı, diğer masrafları SRAP bütçesinden ödedik. 27 öğrencimiz üniversite sınavını kazandı. UNDP Türkiye: SRAP kapsamındaki Şartlı Nakit Transferleri Edirne'de de var mı? H.B.: Evet. Bu proje çok hoşumuza gitti. Okula gitmeleri ve düzenli sağlık kontrolünden geçmeleri şartıyla ilk ve ortaöğretim öğrencileri ile 0-6 yaş grubu çocuklara nakdi yardımlar verilmeye başlandı. Zaten yapılan karşılıksız yardımlara çok sıcak bakılmıyordu. Bizim için kurtarıcı oldu bu proje. Şartlı Nakit Transferi'nden (ŞNT) yararlanan aileler, çocuklarını düzenli olarak okula göndermeye, sağlık kontrollerini yaptırmaya başladılar. Takip işlemlerinde okula devamsızlık tespit edilirse paranın ödenmeyeceğini bildikleri için eskisinden çok daha hassas davranarak çocuklarına olan ilgilerinin de arttığını gözlemledik. Bu arada kendileri de, bireysel iş kurmalarına yardım etmemiz için başvuruda bulundular. ŞNT çalışmalarına 2004 yılında başladık. Bu yıla kadar 2155 aileye ŞNT eğitim ve sağlık yardımı yapıldı. Vakfımıza yapılan başvuruları değerlendirmeye devam ediyoruz. UNDP Türkiye: SRAP çerçevesinde geliştirdiğiniz başka projeler var mı? H.B.: Evet, epeyce var. Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından faaliyetleri devam ettirilen “Kirişhane Toplum Merkezi”, “Güzel Okulum” projesi, “Vatandaş Odaklı Yönetişim” projesi birkaç örnek. Şu anda faaliyete geçirmek için yoğun bir şekilde çalıştığımız, dezavantajlı çocukların faydalanabileceği “Çocuk ve Gençlik Merkezi” projemiz var. Tadilat işlemleri devam ediyor, tadilat bütçesinin bir bölümü SRAP bütçesinden, bir bölümü de Valilik bütçesinden karşılanacak. Merkezde bilgisayar, fotoğraf, resim ve tiyatro atölyeleri kuruyoruz. Eğitimden ve sosyal etkinliklerden her çocuğun aynı şartlarda yararlanmasını, eşit haklara sahip olmasını istiyoruz. Bina içinde bir yetişkin, bir çocuk kütüphanesi hizmet vermeye devam edecek. Binanın çok büyük bir bahçesi var. Biz üstünkörü düzenleyeceğiz, ondan sonra gençler orada ne yapmak istiyorlarsa, Merkez görevlilerinin onayını aldıktan sonra gönüllerince çalışacaklar. Sera yapmak istiyorlarsa sera yapacaklar, kafeterya yapmak istiyorlarsa onu yapacaklar, yani hayal güçlerini yeteneklerini Merkez faaliyete geçtikten sonra göreceğiz ve her türlü desteği kendilerine vereceğiz. Merkezi kurduktan sonra, sürdürülebilirlik kapsamında protokolle Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne devrediyoruz, ama tüm kurum/kuruluşların, gençlerin ve STK'ların buluştuğu bir yer olmasını umuyoruz. UNDP Türkiye: Edirne'nin şen olması, burada yaşayan Romanlar'ın yoğunluğundan olsa gerek. Peki Romanlar'ın kendine özgü davranışları vakıf çalışmalarını nasıl etkiliyor. H.B.: Romanlar neşeli insanlardır. Genelde günlük işlerde çalışmayı, o gününün parasını çıkarmayı tercih ediyorlar. Ama bu istikrarlı bir kazanç değil tabii. Biz ise, onların düzenli işleri, evleri olsun, belli yaşam standartları olsun istiyoruz. Şu anda çoğu gerçekten çok yoksul, ama öte yandan imkan verilirse, olumlu yönde değişebilirler. Edirne'deki Vakfın önünde ne zaman yağmur suları ya da kar birikse, Romanlar'dan Nejdet Bey çıkıp geliyor vakfa ve başlıyor temizlik, yol açma çalışmalarına. İşsiz ama çalışmayı seviyor. Bunu gören vakıf müdürü de, ona ufak tefek iş imkanları yaratmaya çalışıyor. Kendisinden dinleyelim: Nejdet: Şimdi biz aylak adamız, iş güç yok. Abla bize yardımcı oluyor. UNDP Türkiye: Nasıl duydunuz vakıf çalışmalarını? UNDP Türkiye: Abla bize zaten geliyor, mahalle aralarında yardımcı oluyor. Çocuklar okuyor. Devletimiz bize yardım etmese bunlar okuyamaz, biz geçinemeyiz. İş yok. UNDP Türkiye: Kaç çocuk var? Nejdet: Bir kız bir oğlan. 2 yaşında birisi. UNDP Türkiye: Türkiye:Ne tür işler yapıyorsunuz? Nejdet: Ablamız ne zaman ihtiyaç duysak yardıma koşuyor. Ben kurbağa satıcılığı, hamallık gibi ne iş bulursam yaparım. Bir kermesten artan bu takıları Vakıf bana verdi, şimdi ben parkta bunları satıyorum. Devletimizden ve ablamızdan Allah razı olsun. UNDP Türkiye: Vakfınızın SRAP dışında yararlandığı fonlar var mı? H.B.: Tabii, mesela Avrupa Birliği fonlarından yararlanmak için bir proje hazırladık. Aktif İşgücü Programı kapsamında hazırlanan projedeki amaç Hazır Giyim Konfeksiyon Üretim Atölyesinde verilen makine ve dikiş eğitimlerinden yararlanan kadınlarımızın istihdamını kolaylaştırarak ekonomik özgürlüklerine kavuşmalarını sağlamaktı. Hedef kitlemiz işsiz kadınlar ve özrü çalışmasına engel olmayan özürlülerdi ki, bu projemizden 3 özürlü kadın yararlandı. Gayet başarılı oldular. Proje 2005 yılının ikinci yarısında uygulandı. Bu kapsamda, 45'erlik gruplar halinde toplam 133 kadına üç grupta 45'er günlük eğitimler verildi. Eğitimlerden yararlanan kadınların geliş-gidişleri sağlandı, öğle yemekleri temin edildi ve her birine günlük 8 avro ücret ödendi. Bu kadınlardan bazıları bizden yardım alanlardandı. Kocası terk eden, yoksulluk çeken kadınlar vardı aralarında. Kursiyerlerin büyük bölümü, eğitimden hemen sonra iş buldu. Mesela özürlü bir kızımız fabrikada çalışmaya başladı ve ilk defa para kazandı. Çok mutlu olmuştu. Bir kısmı da, Edirne'de şu sıralarda açılacak olan tekstil fabrikasının açılışını bekliyor. Halk Eğitim Merkezi ile yaptığımız koordineli çalışmalar sonrası halen atölyelerde eğitim verilmekte. 100 kişilik eğitim programı tamamlandı. Şu anda yeni başlayan programla 45 kişinin eğitimi devam ediyor. UNDP Türkiye: Peki AB'ye proje hazırlamak zor olmadı mı? İngilizce biliyor musunuz? HB: Ne yazık ki İngilizce bilmiyorum. Ama projeyi hazırladıktan sonra, daha önce eğitimine destek verdiğimiz ve üniversiteyi dereceyle bitiren bir kızımız, İngilizce'ye çevirilerde çok yardımcı oldu. Bunun yanında Milli Eğitim Müdürlüğü öğretmenlerimizin de katkıları oldu. Proje hazırlamak zor oldu, çünkü teknik konular çoktu. Raporlama işlemleri epey fazlaydı. Ancak aldığımız desteklerle hepsi sonuçlandı. En güzel olanı ise birçok kadının istihdam edilmesi. Bu sonuç her sıkıntıyı unutturuyor. UNDP Türkiye: yararlanıyor? Edirne'de genel olarak yardımlardan kaç kişi H.B.: Her yıl sonunda yapılan yardım miktarlarını ile kişi bilgilerini gösteren bir tablo hazırlıyoruz. 2005 yılında 26 bin 861 kişiye, toplam 1 milyon 256 bin YTL yardım yapıldı. Şu anda bir yoksulluk envanteri oluşturmaya çalışıyoruz. Bir yıl öncesine kadar kayıtlarımız için bilgisayar programı yoktu. Şimdi biz kendi çabamızla yeni bir sistem kurarak, dosya bilgilerini bilgisayara kaydetmeye başladık. Her bilgiye rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Bir de dosyaları kendi aralarında ailelerin ihtiyaç durumlarına göre A,B,C diye gruplandırdık. A grubu en ihtiyaç sahibi olan dul, yaşlı, özürlü, çok çocuk sahibi olan aileleri kapsıyor. B grubu, şartlı nakit transferinden yararlanıp günlük işlerde çalışanlar, hayatlarını bir şekilde idame ettirebilenler, C grubu da reddedilenler, yani sosyal güvencesi olanlar, ya da önceki yıllarda yardımlardan yararlanmış ancak hayatta olmayanları kapsıyor. 2007 yılında Genel Müdürlüğümüz yeni bir program hazırlıyor sanırım. Otomasyona geçildiğinde kimin ne aldığı açıkça tüm Vakıflardan görülebilecek. Tabii vakıfta çalışan arkadaşlarımızın çok hassas davranmaları gerekiyor. Bilgilerin hemen güncellenmesi ile çalışmalarımızdaki başarının artacağına inanıyorum. UNDP Türkiye: Yerel sivil toplum örgütleriyle ilişkileriniz var mı? H.B.: Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, Ziraat Odası, Trakya Birlik, diğer STK'ların temsilcileri, üyeleri bizim sürekli görüştüğümüz kişiler. Bizim mevzuatımız dışında kalan bir şey olduğunda onlardan destek istiyoruz. Bizi hiç geri çevirmiyorlar. Mesela bu yıl yaşadığımız sel felaketinde, bazı acil ihtiyaçlar ortaya çıktı. Borsa başkanına söylediğimizde hemen çocukların tüm okul ihtiyaçlarını karşıladı. Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanı aynı şekilde. Tabii bu kişiler bizim daha önceki mütevelli heyeti üyelerimizdi. Bizimle daha önce çalıştıkları için yapılan işleri biliyorlar ve genelde bizden gelen talepleri hiç geri çevirmiyorlar. STK'lar yardım konusunda bir şeyler yapacakları zaman bize gelebiliyorlar. Bizden bilgi alabiliyorlar, öngörüşme yapabiliyorlar, bir proje hazırlayacaklarsa bizden destek isteyebiliyorlar. Önerilerde bulunuyoruz. Türkiye genelinde çalışan yardım kuruluşları da, Edirne'ye ilk geldiklerinde öncelikle Vakfa geliyor. Bizden isim listesi istiyorlar, destek istiyorlar, koordineli çalışıyoruz. Korunmasız Gruplar Raporu UNDP tarafından yayımlanan yeni bir raporda, Avrupa Birliği'ne katılmayı amaçlayan Balkan ülkelerinin Roman topluluklarına, mültecilere ve ülke içinde yerinden olmuş kişilere daha fazla yardım etmesi gerektiğine, ancak yardımların bütünleşik bir yaklaşımla yapılması ve tüm toplumu hedef alması gerektiğine, aksi takdirde bu yoksul ve toplum dışına itilmiş grupların daha da dışlanacağına dikkat çekiliyor. Ankara, Ağustos 2006 UNDP Raporu: “Roman topluluklarını ve yerinden olmuş kişileri yoksulluktan kurtarmak için bütünleşik ve toplum-tabanlı yaklaşıma ihtiyaç var.” Balkanlar'daki korunmasız toplulukların mücadelede daha fazla katılım gerekiyor. sosyal dışlanmışlıkları ile “Güneydoğu Avrupa'daki Roman Toplulukları ve Yerinden Olmuş Kişiler Risk Altında” başlıklı raporda, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Makedonya/Eski Yugoslav Cumhuriyeti, Karadağ (Montenegro), Romanya, Sırbistan ve BM yönetimindeki Kosova'da yaşayan Roman toplulukları, mülteciler ve Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişiler'in durumuna ilişkin ilk kez yapılan araştırmanın sonuçları yer alıyor. Rapor, söz konusu bölgelerde yaşayan korunmasız grupların karşılaştığı sorunlar hakkında geniş kapsamlı, istatistiksel veriler sunuyor; ve hükümetlere, uluslararası topluma ve bizzat korunmasız grupların temsilcilerine, bu yoksulluk ve dışlanmışlık kısır döngüsünü kırabilmeleri için gerçekçi, pratik ve somut politika önerilerinde bulunuyor. BM Genel Sekreter Yardımcısı ve UNDP Avrupa/Bağımsız Devletler Topluluğu Bölge Direktörü Kalman Mizsei, raporun önsözünde ‘parçalanmalarla sonuçlanan on yıllık bir çatışmanın ardından, Balkan bölgesi devletlerinin daha müreffeh bir geleceğe doğru bakarken, toplumsal uyum ve birlikteliği de sağlaması ve nihayetinde AB'ye katılma sürecinde, korunmasız ve mağdur toplulukları da unutmaması gerektiğini' vurguluyor. Kalman Mizsei şöyle diyor: “Karadağ'ın kısa bir süre önce bağımsız bir devlet haline geldiği, Kosova'nın gelecekteki statüsünün belirlenmek üzere olduğu, Bulgaristan ve Romanya'nın AB'ye katılım sürecine girdiği şu dönemde, bu raporun yayımlanması bilhassa önem taşıyor. Balkanların geleceğinin kararlaştırıldığı bu günlerde, bu hassas ve savaş yorgunu bölgedeki sosyal uyumu ve bütünleşmeyi tehdit eden derin yoksulluk uçurumlarını ortadan kaldırmak ve en korunmasız toplulukların ihtiyaçlarına yanıt vermek için bize iyi bir fırsat sağlıyor.” “Güneydoğu Avrupa'daki Roman Toplulukları ve Yerinden Olmuş Kişiler Risk Altında” başlıklı rapor, analizlerini risk altındaki gruplarla sınırlı tutmuyor – aynı zamanda, söz konusu gruplara yakın çevrelerde yaşayan çoğunluk gruplarının sosyo-ekonomik durumunu ve statüsünü de inceliyor. “Korunmasız bireylerin toplumun genelinden dışlanması, yerel düzeyde gerçekleşen, diğer gruplarla sürekli ve günlük ilişkiler sırasında yaşanan bir olgu. Korunmasız kişilerin topluma dahil edilmesini sağlamak için, çoğunluk grupları ile korunmasız gruplar arasındaki ilişkileri iyi anlamak zorundayız”, diyor raporun baş yazarı, Andrey Ivanov. “Roman oplulukları ve Yerinden Olmuş Kişilerle aynı çevrede, yan yana yaşayan çoğunluk grubuna ait nüfuslar, birçok durumda aynı riskleri taşıyor. Genel tabloyu inceleyince, üzerinde çalışmamız ve çözmemiz gereken ortak sorunları daha iyi belirleyebiliyoruz.” Dolayısıyla, ‘Risk Altında' raporu, ‘hassas gruplara duyarlı, bölgesel-tabanlı' yaklaşım politikasını savunuyor. Bu politika, korunmasız grupların özel ihtiyaçlarını dikkate alıyor, ama bunlara yerel ve bölgesel çerçeveler içinde çözümler getirmeye çalışıyor. Bu yaklaşım, ayırma değil, birleştirme fırsatları sunuyor. “Risk altındaki grupların belirgin ihtiyaçlarını hedef alan ama bütünleştirici bir yaklaşımı benimseyen bu ‘tüm kesimleri kapsayıcı' politik müdahalelerin önemi özellikle bu bölgede, yani trajik biçimde grup kimliğinin etnik çizgilerle tanımlandığı ve çatışmaları tetiklediği bu bölgede öne çıkıyor,” diye açıklıyor Kalman Mizsei. On yıllık taahhüdün yerine getirilmesi ‘Risk Altında' raporu, UNDP'nin 2002'de yayımladığı ve Orta Avrupa'daki Roman halkları konusunda yeni bir dönemi başlatan Bağımlılık Tuzağından Kaçınmak adlı raporunun temelleri üzerine oturtuldu. Bağımlılık Tuzağından Kaçınmak , insan hakları paradigmasını kalkınma perspektifi ile birleştiren sayısal veriler ve bilgiler sağlayarak, Roman topluluklarına dair daha derin ve içerikli bir bakış açısı sunuyordu. Romanlar, çok çeşitlilik gösteren, geniş bir alana yayılmış topluluklar. Avrupa'da 8 milyonluk bir nüfus oluşturdukları tahmin ediliyor. Ama yaşadıkları tüm ülkelerde, nüfusun en yoksul, en sağlıksız, en eğitimsiz, en zor iş bulan bireyleri Romanlar oluyor. Bu durumu düzeltmek amacıyla, Orta ve Güneydoğu Avrupa hükümetleri, 2005 yılında ‘Romanların Topluma Dahil Edilmesi için 10 Yıl' adlı girişimi başlatarak, ayrımcılığı ortadan kaldırma ve Romanlarla toplumun diğer kesimleri arasındaki affedilmez açıklığı kapatma yolunda bir adım attılar. 'Risk Altında' raporunun benimsediği bölgesel-tabanlı kalkınma hedefi, bu taahhüdü yerine getirmenin yollarını sunuyor. “‘Romanların Topluma Dahil Edilmesi için 10 Yıl' girişimi, politika ve ilkesel savunma düzeyinde birçok önemli başarı elde etti, ancak pratik uygulamada daha yapılması gereken pek çok şey var,” diyen K. Mizsei, “Bu raporda yer alan tavsiyeler, politik taahhütleri ve iyi niyetleri eyleme dönüştürecek çabalara öncülük edebilir,” diye ekliyor. UNDP, bu alanda ortağı olan Friedrich-Ebert-Stiftung ile birlikte, Kasım 2005'te bir konferans gerçekleştirerek, Doğu ve Güneydoğu Avrupa'daki Roman halklarının sorunlarına çözüm bulma yollarını araştırmıştı. Bu konferansın sonuçları Risk Altında raporunda yer alan tavsiyelere temel oluşturdu. ‘Yerinden olmuş kişiler' sorununun çözümüne doğru ‘Risk Altında' başlıklı rapor, Roman halklarının sıkıntılarına çözüm üretmenin yanı sıra, Balkan ülkelerindeki hassas grupların önemli bir bölümünü oluşturan ‘yerinden olmuş bireylerin', yani Mültecilerin ve Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişiler'in sorunlarına da eğiliyor. 1990'lı yıllar, Balkanlar'ın yakın tarihindeki en sancılı dönemlerinden biri olmuştu. Yugoslav Federasyonu'nun çöküşünü izleyen 10 yıl boyunca, bu bölge şiddet ve etnik çatışmalarla çalkalanmış, milyonlarca kişinin yerini yurdunu terk etmesine sahne olmuştu. Romanlar'dan farklı olarak, Yerinden Olmuş Kişiler, yerlerinden olmadan önce, ‘hassas/korunmasız kişiler' konumunda değillerdi. Çoğunluğunun malı-mülkü, evi, işi vardı. Yerinden olma süreci onlara çifte darbe vurdu: mülteci/sığınmacı olmanın yanı sıra, yerinden olan bu bireyler orta sınıf statülerini kaybettiler ve sığındıkları toplumlarda en dışlanmış kişiler haline geldiler. ‘Risk Altında' raporu, Yerinden Olmuş Kişilerin, tıpkı Romanlar gibi, öncelikli ilgiye ihtiyacı olduğunu vurguluyor, onların yoksulluğu ve dışlanmışlığı yenebilmek için kanuni statülerinin tanınması gereğinin altını çiziyor. Yerinden Olmuş Kişiler için insani yardım çalışmalarının sonuçlanma aşamasına geldiği, ancak uygun kalkınma programlarının hala taslak çalışmalarının yapıldığı bu günlerde, UNDP'nin raporu bölgedeki mültecilerin ve yerinden olmuş kişilerin hassas sorunlarına eğilen daha geniş çerçeveli bir uluslararası destek planının yaratılmasına dikkat çekiyor. ‘Yerinden Olmuş Kişiler Sorunu için 10 Yıl' girişimi, bölge hükümetlerinin bu sorunlara yaklaşımında sistematik bir çözüm sunabilir. Kalman Mizsei, ‘Risk Altında' Raporu'ndaki önsözünü şu cümlelerle bitiriyor: “Yerinden Olmuş Kişilerin ihtiyaçlarına cevap vermek için toplu ve ortak bir çaba gerekiyor. Ama, inanıyorum ki, birlikte çalıştığımız sürece, bu amaca ulaşmamız için 10 yıl gerekmeyecek.” GEF Ulusal Diyalog Toplantısı Ankara'da yapıldı Türkiye'nin 1990'ların başından beri, BM çevrelerinde kısaca ‘GEF' olarak adlandırılan Küresel Çevre Fonu'ndan yararlanmasına rağmen, bununla ilgili ilk Ulusal Diyalog Toplantısı 26-27 Haziran, 2006 tarihlerinde Ankara'da yapıldı. Ankara, Ağustos 2006 Toplantının en önemli amaçlarından biri, GEF konusunda ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarını, sivil toplum örgütlerini, belediyeler ve üniversiteleri bilinçlendirmekti. Bir diğer amacı, yeni yürürlüğe giren Kaynak Tahsisi Sistemi (Resource Allocation Framework) çerçevesinde iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik alanında ülke önceliklerinin belirlenmesine yönelik bir çalışma başlatmaktı. Yaklaşık 150 kişinin katıldığı toplantıda, UNDP, BM Çevre Programı (UNEP) ve Dünya Bankası'nın yanısıra, Çevre Bakanlığı, ilgili kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, il çevre ve orman müdürlükleri ve belediyelerin temsilcileri vardı. İkinci günde, çalışma gruplarına ayrılan katılımcılar, Türkiye'nin bu alandaki önceliklerini tespit ettiler. Toplantı sonunda öne çıkan görüşleri, Çevre ve Orman Bakanlığı Dış ilişkileri ve Avrupa Dairesi Başkanlığı'nda Dış Kaynaklı Projeler Şube Müdürlüğü'nde çalışan Salih Ayaz'a sorduk. Toplantıyı başından sonuna izleyen Ayaz'ın şubesi, Türkiye'deki GEF odak noktası olan müsteşar Prof. Dr. Hasan Zulhi Sarıkaya adına, GEF ile ilgili tüm iş ve işlemleri yürütmekle sorumlu: Salih Ayaz (S.A.): Ulusal Diyalog Toplantısı'nda, GEF yetkilileri, katılımcıları Küresel Çevre Fonu, bu fondan yararlanmak için hazırlanacak projelerdeki döngü, Kaynak Tahsis Sistemi ve Kültür Destek Programı (Culture Support Programme) konularında bilgilendirdi. Çevre Bakanlığı da, biyolojik çeşitlilik, iklim değişikliği, toprak bozulması alanlarında ülkemizdeki mevcut durum ve tespit ettiği öncelikleri, bunun yanında ülkemizin GEF fonlarına yaklaşımları ve beklentileri, GEF koordinasyon mekanizması gibi konularda sunumlar yaptı. Dört alanda; biyolojik çeşitlilik, iklim değişikliği, toprak bozulması ve küçük destek programı alanlarında çalışma grupları toplandı. Her bir grupta, en az 10-15 öncelik belirlendi. Tabii ilk öncelik sırasına baktığımızda, enerji verimliliği ve koruma başlıkları öne çıkıyor. UNDP Türkiye: Peki toplantıya katılamayanlar adına soralım, Küresel Çevre Fonu, GEF nedir? S.A.: Küresel Çevre Fonu (yani Global Environment Fund), BM çatısı altında 1991 yılında kurulan ve bağımsız bir finans kuruluşu olan, küresel çevreye fayda sağlama amaçlı projeleri destekleyen bir fondur. GEF'in belli başlı odak alanları var. Bunlar ilk başta biyolojik çeşitlilik, iklim değişikliği, ondan sonra ozon tabakası ve uluslararası sular idi. Fakat 2002 yılında Pekin'de yapılan 2. GEF Asamblesi'nde, toprak bozulması ile kalıcı organik kirleticiler de, GEF'in odak alanı içine girdi. Bunlardan ülkemizle ilgili bir şeye daha değinmek istiyorum: GEF'in bir işlevi de, 3 sözleşmenin finansal mekanizması olmak, bunlar Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, İklim Değişikliği Salih Ayaz Çevre ve Orman Bakanlığı Dış ilişkileri ve Avrupa Dairesi Başkanlığı'nda Dış Kaynaklı Projeler Şube Müdürlüğü Çalışanı Çerçeve Sözleşmesi ve Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi. Biz bu 3 sözleşmeyi imzaladık ülke olarak. Yalnız 2002 yılında GEF'in kapsamına giren kalıcı organik kirleticilerle ilgili Stockholm Sözleşmesi'ni imzalamamıza rağmen, henüz onaylamadık. O yüzden, bu kapsamda ülkemizce yapılan projelere desteği BM'den alamıyoruz. Ama onaylanması yönünde ülke içinde girişimler devam ediyor. UNDP Türkiye: GEF'in bütçesi nedir? Türkiye'ye düşen pay ne kadar? S.A.: GEF'in bütçesi donör ülkeler ve ülke katkılarından oluşuyor. Sözgelimi şu anda GEF'in dört yıllık, dördüncü aşamasının bütçesi, 3.2 milyar dolar civarında. Bu rakam hem bölgesel projelere, hem bireysel ülke projelerine dağıtılıyor. 1 Haziran 2006'da yürürlüğe giren Kaynak Tahsis Sistemi'nde ise, -iki odak alanında olacak: birincisi iklim değişikliği, diğeri biyolojik çeşitlilik- ülkeler, bireysel olarak kaynak alıp proje yapamıyor. Bulunduğumuz coğrafyada biyolojik çeşitlilik alanında ve iklim değişikliği alanında zannedersem, sadece Türkiye ve Rusya bireysel olarak proje yapıp kaynak tahsisi alabiliyor. UNDP Türkiye: Ülkenin boyutlarıyla ilgili bir nedenden dolayı mı? S.A.: Tabii bunun da hesaplanmasına yönelik bazı formüller var. Hem boyutlarıyla ilgili, hem biyolojik çeşitlilik sözleşmesinin kapsadığı türlerle ilgili çeşitli kriterleri var. Sorunuza dönersek, biyolojik çeşitlilik alanında 4 yıl boyunca Türkiye'ye ayrılan kaynak 4.7 milyon dolar. Yani bizim yapacağımız projeler için alacağımız toplam miktar bu. İklim değişikliği alanında ise 13.7 milyon dolar. Dediğim gibi diğer odak alanlar bu yeni sisteme dahil olmadığı için, o konularda herhangi bir sınırlama yok. Ne kadar uygun proje üretebilirsek, o kadar kaynak alabiliyoruz. Diğer alanlar derken mesela ozon tabakasıyla ilgili fonlar genelde Rusya ve civarına veriliyor. Oradan biz fon alamıyoruz. Uluslararası sular ile ilgili sözleşmeyi biz imzalamadığımız için ondan zaten alamıyoruz. Toprak bozulması odak alanı var, ki bakanlığımızda zannedersem bu konuda bir kaç çalışma var. Bir de kalıcı organik kirleticiler var, ki sözleşme imzaladıktan sonra herhalde o konuda da proje yapabiliriz. UNDP Türkiye: Küresel Çevre Fonu'ndan kimler yararlanabilir? Sadece hükümetler mi başvurabiliyor buna? S.A.: GEF'in uyguladığı 3 proje tipi var. Bunlardan birincisi Küçük Destek Programı. UNDP kanalıyla kullandırılan 50 bin dolara kadar projelerin desteklendiği bir fon bu. Genelde sivil toplum kuruluşları, kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ve üniversiteler bu fondan yararlanabiliyor. UNDP Türkiye: Her yıl mı veriliyor? Nasıl veriliyor bunlar? S.A.: Küçük Destek Programı ile ilgili, UNDP bünyesinde bir Ulusal Koordinatör var. Bunun altında proje yönlendirme komitesi var. Bu komitede, bizim bakanlıktan, yani GEF proje yürütücüsünden, Dışişleri Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Devlet Planlama Teşkilatı ve üniversitelerden uzmanlar var. Sivil Toplum Kuruluşları ilk önce Ulusal Koordinatöre kendi proje fikirlerini sunuyor. Bunlar GEF formatına göre Ulusal Koordinatör tarafından yönlendirilerek hazırlanıyor ve proje yönlendirme komitesi önüne geliyor. Proje yönlendirme komitesi bunlardan uygun gördüklerini onaylıyor ya da revize etmesi için geri gönderiyor veya reddediyor. UNDP Türkiye: Proje geldikçe mi toplantı yapılabiliyor? S.A.: Yılda 2 ya da 3 kez yönlendirme komitesi toplanıyor. Her seferinde 3 ila 10 arasında proje olabiliyor. Mesela Nisan ayında yapılan toplantıya 4 proje gelmişti. Bir de proje değerlendirme gelmişti, proje değerlendirmeyi kısaltılması için geri gönderdik. 4 projeden 2'sini onayladık, birini biraz revize ettik, bütçesini kıstık, diğerini reddettik. UNDP Türkiye: Yani, diğer AB fonlarına baktığımızda ya da BM'nin diğer fonlarına baktığımızda, genelde hep ihaleler çerçevesinde geliyor projeler ve hep bir teklif çağrısı olması gerekiyor. Sadece galiba burada bir teklif çağrısı olmadan, sivil toplum kuruluşlarının geliştirdiği çevre koruma konulu projelere fon ayrılabiliyor. Böyle bir imkan var diyebilir miyiz? S.A.: Evet, yalnız bu kaynak da sınırlı. Özellikle GEF'in dördüncü döneminde biraz daha sınırlandı. Ama Türkiye, Küçük Destek Programı'ndan 90'lı yılların ortalarından bu yana yararlanabiliyor. Şu ana kadar, 134 proje desteklendi. 134 projeye, yaklaşık 2 milyon 666 bin dolar gibi bir kaynak GEF fonundan aktarıldı. UNDP Türkiye: Genelde ne tür projeler fonlanıyor bu Küçük Hibe Programı çerçevesinde? S.A.: Küçük Hibeler, GEF'in kapsadığı tüm odak alanlarıyla ilgili projelere verilebilir. Ama çoğunlukla şu ana kadar sunulan projeler, biyolojik çeşitlilik ve iklim değişikliği alanında. Toprak bozulması alanındaki projeler yeni yeni gelmeye başladı. Zaten bu alan, 2002 yılında bütçeye girdi yeni bir odak alanı olarak. UNDP Türkiye: Peki diğer konulara geçersek; bu bir bölümüydü GEF'in, Küçük Ölçekli Projeler Bölümü'ydü. S.A.: İkincisi, Orta Ölçekli Projeler. Orta ölçekli projelerin bütçesi 1 milyon dolara kadar olabiliyor. Buna da tüm kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları kamu kuruluşlarıyla ortaklaşa başvurabiliyor. Yani herkese açık bir fon. 1991 yılından beri veriliyor. Yalnız bunun bir özelliği var, aynısı Büyük Ölçekli Projelerde de var, bunda sadece projesini geliştiriyorsunuz. Proje fikrini geliştirdikten sonra PDF-A fonu, yani projeyi hazırlatmak üzere danışman tutmak için belli oranda fon alma hakkınız var. 50 bin dolara kadar PDF-A alabiliyorsunuz. Böylece projeyi hazırlatmak için uzmanlar tutabiliyorsunuz. Büyük Ölçekli Projeler ise, 1 milyon dolardan fazla olan projeler. Bu fondan da, kamu kurumları yararlanabiliyor. Bunun için de PDF-B ve PDF-C alma imkanınız var. Zannedersem PDF-B çerçevesinde, 500 bin dolara kadar, PDF-C çerçevesinde de, 1 milyon dolara kadar hazırlık yardımı alabiliyorsunuz. Orta ve büyük ölçekli projeler, ilgili kamu kurum ve kuruluşları veya belediyeler, üniversiteler tarafından geliştiriliyor. Söz konusu proje fikrinin GEF'e uygun olup olmadığı bizim birimimizce ilk önce değerlendiriliyor. Sonra, eğer GEF'in odak alanlarına giriyor ise, o konuyla ilgili Dışişleri Bakanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı, Tarım Bakanlığı, Devlet Su İşleri gibi diğer birimlerin görüşleri de soruluyor. Eğer onlar da uygun bulursa, Türkiye'deki idari odak noktasının onayına sunarız. O da başvuruyu hazırlar ve ilgili birime gönderir. Ondan sonra PDF-B, PDF-C aşamasına geçilir ve proje hazırlanır. Daha sonra proje GEF sekreteryasına gönderilir. Orada da uygun görülürse GEF sekreteryası ile Dışişleri Bakanlığı arasında imzalanan bir protokol ile yürürlüğe girer. UNDP Türkiye: Peki bugüne kadar Orta Ölçekli ya da Büyük Ölçekli fonlardan yararlanabildi mi Türkiye? S.A.: Şimdi bu çerçevede kaynaklar Hazine Müsteşarlığına, yani politik odak noktasına gidiyor. Hazine Müsteşarlığından aldığımız bilgiye göre 33 milyon dolarlık bir kaynak taahhüdü alındı ‘91 yılından günümüze kadar. Tabii tüm projeler henüz neticelenmediği için taahhütten bahsedebiliyoruz ancak. Projeler uygulandığı sürece, belli dönemler çerçevesinde taahhütler zaten yerine getiriliyor. Türkiye'nin GEF projeleri UNDP Türkiye: Ne tür projeleri var Türkiye'nin? S.A.: Şu anda 8-10 projemiz var. Bir tane biyolojik çeşitlilik alanında orta ölçekli proje, iki tane iklim değişikliği alanında büyük ölçekli proje gönderdik. Her iki alanda da iki üç tane daha projemiz var. Uygulamada ise, Karadeniz'le ve Akdeniz'le ilgili bölgesel projelerimiz var, Kafkas'larla ilgili bir projemiz var. Balkan ülkeleriyle, toprak bozulmasıyla ilgili, İstanbul Üniversitesi'nin yürüttüğü bir proje var. UNDP Türkiye: Türkiye:Türkiye'de geçen yıl uygulanmaya başlayan, ‘İklim Değişikliği Alanında İlk Ulusal Bildirimin Hazırlanması' projesi de, GEF tarafından destekleniyor değil mi? S.A.: Evet ama ayrı bir bütçe kaleminden. Yani saydığımız küçük, orta ve büyük ölçekli fonlar kapsamında değil o proje. GEF altında, bir de faaliyetleri harekete geçirmek (enabling activities) için ayrılan bir bütçe kalemi var. Bunun yanısıra, Temmuz ayında yürürlüğe giren “development market place” bütçe kalemi var. Bu çerçevede de, 200 bin dolara kadar olan projelere destek veriliyor. Bu fon da, özel kuruluşların, pazar çeşitlerinin çoğaltılmasına yönelik veya ürettiklerinin satılmasına destek veren bir fon. GEF'le, çevre korumayla bu konunun ilgisi yokmuş gibi görünse de, aslında çok ilgili. Örneğin biyolojik, organik ürünler üretiyoruz. Bunların pazarlanmasına, pazar payının geliştirilmesine yönelik bir fon bu. UNDP Türkiye: Peki GEF'in kaynağı nereden geliyor? S.A.: Donör ülkelerden. Yani kaynak sağlayan ülkelerden. En başta ABD. Bir de ülke katkı payları var. Mesela biz de OECD ülkesi olduğumuz için hem alıcı hem de verici ülkeyiz. UNDP Türkiye: Türkiye ne kadar veriyor? S.A.: Yılda yaklaşık 1.5 milyon dolar veriyoruz. Bugüne kadar, toplam 23 milyon küsur dolar vermeyi taahhüt ettik. “ Türkiye'ye ayrılan fon, ülkedeki biyo-çeşitlilikle bağdaşmıyor ” UNDP Türkiye: Peki fonlar, ülkelere hangi kriterlere göre ayrılıyor? S.A.: Yeni yürürlüğe giren Kaynak Tahsis Sistemi'nin her iki odak alanında da kullandığı kriterler var. Biyolojik çeşitlilikten örnek verirsek, 2 kriter kullanıyor. Biri GEF biyolojik çeşitlilik faydalanma endeksi, diğeri de biyolojik çeşitlilik proje performans endeksi. Birinci endekste hem karasal, hem denizle ilgili biyolojik çeşitlilik türleri, örneğin ne kadar endemik tür var, bunlarla ilgili belli kat sayılar var. Bununla ilgili bir rakam çıkartıyorlar. Ondan sonra 2 yılda bir yapılan değerlendirmeler sonucunda GEF performans endeksi, ülkeye ayrılan payı artırıyor ya da azaltıyor. Yani ne kadar iyi proje yapılırsa, ya da ne kadar iyi puan alınırsa ülkenin puanı o kadar artıyor. Dört yıllık dönem için ne kadar kaynak ayrılmışsa, en fazla o kadarlık proje sunabiliyorsunuz. Aslında, Türkiye'ye ayrılan 4.7 milyon, Türkiye'nin gerçekleriyle pek bağdaşmıyor. Çevre koruma alanında çalışan ‘Conservation International' adlı uluslararası kuruluşun, dünyada belirlediği 25 “sıcak nokta” var. Bu, biyolojik çeşitlilikle ilgili. Bunlardan 3 tanesi, yani %10'dan daha büyük bir kesimi Türkiye'de. Akdeniz Havzası (Mediterranean Basin) deniyor. Yani tüm Akdeniz, Tunus, İspanya, Fransa. Ve Türkiye'de tüm Akdeniz sahili, Ege ve Marmara'yı kapsıyor. 11.700 tür var burada. Yine bu kuruluşun sıcak bölge olarak adlandırdığı bölgeler arasında, tüm Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu da var. Bir diğeri de Kafkaslar Bölgesi. Bu da tüm Doğu Karadeniz'i kapsıyor. Yani Türkiye'nin hemen hemen tamamı, biyolojik çeşitlilik alanında korunması gereken alanlar. Bu durumda, Türkiye daha büyük bir payı hak ediyor aslında. UNDP Türkiye: Peki indeksi oluşturan veriler Türkiye'den gitmiyor mu? S.A.: Hayır, hayır. Zaten ona göre baktığınızda Türkiye'de 3.000'in üzerinde endemik tür var ki, Avrupa'dan fazla. Türkiye'de toplam 10.000'e yakın tür var. Tüm kuş yolları Türkiye'nin üzerinde. Yani bu veriler ışığında değerlendirilse muhtemelen farklı olacak. Küre Dağları Ekoturizm Projesi GEF Küçük Destek Programı (SGP) tarafından desteklenen projelerden biri Küre Dağları Ekoturizm Uygulama Projesi. Küre Dağları Ekoturizm Derneği'nin (KED) hayata geçirdiği projenin pilot uygulama alanı, Kastamonu-Bar tın Küre Dağları Milli Parkı sınır alanında yer alan Zümrüt Köyü. Ankara, Ağustos 2006 Proje kapsamında, iki köy evi geleneksel mimariye göre restore edilerek, 25 kişinin konaklayabileceği pansiyonlar olarak köylüler tarafından işletilmeye başlandı. Eski okul ise ekoturizm ziyaretçi ve eğitim merkezi olarak düzenlendi. Proje yöneticisi ve KED Başkan Yardımcısı Dr. İsmail Menteş, ekolojik turizmi “doğa ve yöre halkına duyarlı, bölgenin ekolojik hassasiyetini korurken yöre insanına fayda sağlamayı ilke edinen bir model” olarak tanımlıyor. Küre Dağları Milli Parkı yaşlı ormanlar, kanyonlar, mağaralar, flora ve fauna açısından çok zengin bir alan. Türkiye'de bilinen 132 memeli türünden 40'ı, ve 46'sı tehlike altında olan 147 kuş türü bu bölgede yaşıyor. Milli park, Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD) tarafından 'Önemli Bitki Alanı' olarak tespit edilmiş. Geleneksel geçim kaynağını ormancılığın oluşturduğu Zümrüt Köyü'nde, bu proje ile tedricen hizmet ve turizm ekonomisine geçiliyor. “Yöre halkı çok ağır şartlardaki orman işçiliği ile geçimini sağlarken, nispeten daha rahat olan hizmet sektörü sayesinde ikinci bir geçim kaynağına kavuşacak. Bölgedeki orman üstünde baskı azalacağı için yaşadıkları coğrafya uzun dönemde korunmuş olacak,” diyen Dr. Menteş, proje faaliyetlerinde kadınların rolünün özellikle altını çiziyor: “Zümrüt köyünde kadınlar daha belirleyici konumda. Tüm toplantılara kadınlar ve gençler de katıldı. Zaten kadın hayır derse, o işin olma şansı sıfırdır.” Nitekim, Zümrüt kadınları gerek renkli yöresel giysileri, gerek iletişim becerileri, gerekse hazırladıkları lezzetli reçel, pekmez ve diğer köy ürünleri ve ürettikleri el sanatları ile köyün cazibe merkezini oluşturuyor. Ata ve bisiklete binmeye, ve yürüyüş yapmaya uygun bir altyapının geliştirildiği köyde, gençler de doğa kılavuzluğu yaparak ek gelir sağlıyor. KED, Zümrüt köyünün başarısından sonra Küre Dağları'nda benzer çalışmaları yaygınlaştırmayı hedefliyor. Bölgesel 'Binyıl Kalkınma Hedefleri' Raporu Or ta ve Doğu Avrupa ve BDT ülkeleri, Binyıl Kalkınma Hedefleri (Millennium Development Goals) doğrultusunda düzensiz adımlarla ilerliyor. Ankara, Ağustos 2006 “Ulusal Binyıl Kalkınma Hedefleri: Eylem için bir çerçeve” (National Millennium Development Goals: A framework for action) başlıklı rapor UNDP tarafından Haziran 2006'da yayınlandı. Rapor, Orta ve Doğu Avrupa ve BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu) ülkelerinin ulusal çapta yürüttükleri, Binyıl Kalkınma Hedefleri (MDG) stratejilerinin genel bir değerlendirmesini yapıyor ve her bir ülkenin kendine özgü kalkınma sorunlarının ışığında, bu hedeflere ulaşmada kaydedilen ilerlemeleri irdeliyor. “Eylem için bir çerçeve” adlı rapor, Orta ve Doğu Avrupa ve BDT'de yer alan 32 ülke ve/veya bölgedeki kalkınma çabalarını gözden geçiriyor. Birleşmiş Milletler tarafından 2000 yılında ilan edilen ‘Binyıl Bildirgesi'nin (Millennium Declaration) yoksulluğu ortadan kaldırmak ve sürdürülebilir insani kalkınmayı sağlamak açısından kritik sorunlar olarak belirlediği yetersiz gelir, eğitim ve öğrenime erişim, kadın/erkek eşitliği, sağlık koşulları, çevresel bozulma ve zayıf yönetişim alanlarındaki gelişmelere odaklanıyor. Raporun sonuçlarına göre, Avrupa Birliği üye devletleri Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne ulaşma yolunda hızla ilerliyorlar; ancak BDT'nin bazı ülkeleri Afrika'da yaşanan düzeylerde yoksulluk çekiyor ve bu nedenle uluslararası toplumun Afrika ülkelerine gösterdiği ölçüde ilgiye ihtiyaçları var. BM Genel Sekreter Yardımcısı ve UNDP Avrupa ve BDT Bürosu Bölge Direktörü Kalman Mizsei, raporun önsözünde, “BDT'ye dahil bazı Orta Asya ülkelerinde yaşanan ulusal düzeyde Binyıl Kalkınma Hedeflerine ulaşma zorlukları, Afrika, Güney Asya veya Karayip'lerin düşük gelirli ülkelerinde yaşanan kalkınma zorluklarından çok farklı değil. Uluslararası toplum, Afrika'nın kalkınma sorunlarına gösterdiği duyarlılığı, aynı yoğunlukla bu Orta Asya ülkeleri için de göstermelidir,” diyor. “Ulusal Binyıl Kalkınma Hedefleri: Eylem için bir çerçeve” raporu, ülkelerin ulusal Binyıl Hedefleri doğrultusunda kaydettiği gelişmeleri istatistiksel tablolarla sayısal olarak belgeleyen ilk çalışma. Küresel düzeyde ortaya konan Binyıl Kalkınma Hedefleri, Afrika'da ve Güneydoğu Asya'nın bir bölümünde mevcut olan azgelişmişlik sorunlarına çözüm getirmeyi amaçlıyordu, ancak Doğu Avrupa ve BDT'deki çok farklı özellikli azgelişmişlik koşulları, bu hedeflerin söz konusu ülkelerin ulusal şartlarına göre uyarlanması gereğini zorunlu kıldı. Binyıl Kalkınma Hedefleri'nin (MDG), 2015 yılına kadar aşırı yoksulluğu yarıya indirme, HIV/AIDS hastalığının yayılmasına son verme ve evrensel düzeyde ilköğrenimin yaygınlaştırılmasının da bulunduğu sekiz ana amacı, Eylül 2000'de BM Merkezi'nde gerçekleştirilen Binyıl Zirvesi'de tüm BM üye ülkelerinin oybirliği ile kararlaştırdıkları planın temel hatlarını oluşturuyor. “Binyıl Kalkınma Hedefleri”, dünyanın en yoksul toplumlarının ihtiyaçlarına çözüm bulma yolunda, daha önce örneği görülmemiş ölçüde büyük bir çabayı harekete geçirdi. “Ulusal Binyıl Kalkınma Hedefleri: Eylem için bir çerçeve” raporu, ulusal şartlara uyarlanan MDG hedeflerini, ülke-düzeyinde yoksulluğu yenmek için kullanılan politika çerçevelerine entegre eden bir platform oluşturuyor. “Buradaki temel sorun, Doğu Avrupa ve BDT ülkelerinde sürdürülebilir kalkınmayı ve eşitsizlikleri yok etmeyi sağlamak için, ulusal şartlara uyarlanan MDG hedeflerinin en iyi ne şekilde kullanılabileceğini saptamak,” diyor, raporun baş yazarı Jacek Cukrowski. Uluslararası kalkınma işbirliğinin yeni aktörleri Avrupa Birliği'nin yeni üye devletleri, özellikle Güneydoğu Avrupa ve BDT ülkelerine, sağlıkla piyasa ekonomileri ve demokratik sistemler kurmak için gerekli politikaların ve kurumsal reformların oluşturulmasında sağladıkları deneyim transferi ile kalkınma işbirliğine önemli katkılarda bulunuyorlar. Bu ülkelerin sağladığı katkının küresel resmi kalkınma yardımı (Official Development Assistance) içindeki parasal değeri küçük de olsa, yeni AB üyesi devletlerin, geçiş dönemi müzakereleri ve 1990'ların kalkınma mücadelesi sırasında edindikleri uzmanlık ve çıkardıkları dersler büyük bir potansiyel etki yaratıyor. 1990'larda gerçekleştirdikleri gelişme hamleleriyle dünyanın en büyük kalkınma başarısı örneklerine imza atan bu, bir zamanların bağış alan ülkeleri, şimdi uluslararası kalkınma işbirliğine sağladıkları uzmanlık ve bilgi birikimiyle yardım veren ülkeler konumuna geldiler. Türk Hükümeti ve onun Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği İdaresi'nin sağladığı (daha geleneksel biçimli) teknik yardımları ve Rusya Federasyonu'nun gelişmekte olan Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkelerine sağladığı teknik yardım ve borç silme katkısı, Orta ve Doğu Avrupa ve BDT ülkelerinin, yeni veya gayri-geleneksel bağışçılar olarak, uluslararası kalkınma işbirliğine verdiği desteğin başarılı örneklerini oluşturuyor. Raporda, söz konusu bölgenin kalkınma gündeminde, kamu ve özel sektör kesimleri arasında işbirliği yapılması gerektiğine dikkat çekiliyor. AB'ye yeni katılan üye devletlerin deneyimlerine göre, özel sektör kuruluşları, birçok kalkınma sorununu ortadan kaldırmada önemli bir rol oynuyor. Zira özel sektör şirketleri, gerek tüketiciler ve hükümetlerden gelen baskılar sonucu, gerekse yeni pazarlara girme amacıyla, sosyal sorunların çözümünü iş geliştirme fırsatları olarak değerlendiriyor. Kalman Mizsei'nin dediği gibi, “Giderek daha çok sayıda özel şirket, hayırsever niyetlerle öz çıkarlarını birleştirerek, hükümetler ve sivil toplum kuruluşlarıyla kamu-özel sektör ortaklıkları kuruyor ve böylece yeni pazarlara girme ve sosyal hizmetlerin kalitesini iyileştirme olanağını buluyor.” Örneğin, Kazakistan'da Chevron Texaco, Citibank ve UNDP bir ortaklık oluşturarak, küçük ve orta-ölçekli işletmelerin geliştirilmesi için çalışıyor. Polonya'da ise, PKN petrol rafinerisi Levi Strauss şirketi, yerel hükümet ve UNDP ile ortaklık kurarak, sürdürülebilir kalkınma projeleri için fon sağlıyor. Kaynak: Ulusal Binyıl Kalkınma Hedefleri: Eylem için bir çerçeve raporu Rapor, bölgedeki kalkınma trendleri hakkında karışık bir tablo sergiliyor. Başarı örnekleri arasında, mutlak yoksulluğu ortadan kaldıran Çek Cumhuriyeti ve Slovenya var. Bu ülkelerin ve diğer Orta Avrupa devletlerinin şimdi önlerindeki mücadele, ekonomik eşitsizlikleri yenmek ve Roman toplulukları gibi hassas grupları topluma entegre etmek. Diğer ülkeler ise çok daha zorlu sorunlarla karşı karşıyalar. Tacikistan'ın kişi başına gayri-safi yurtiçi hasılası (GSYİH) satın alma gücü paritesi olarak, Ruanda, Uganda ve Fildişi Sahili'ndeki kişi başına GSYİH'den daha düşük. Özbekistan'ın kişi başına GSYİH'si Sudan ve Kamerun'dakinden daha düşük. Moldova ve Gürcistan'da nüfusun yaklaşık yarısı, mutlak yoksulluk sınırı olan 2.15 Doların (A.B.D. Doları olarak ifade edilen satın alma gücü paritesi) altında bir gelire sahip. 1990'ların sonunda, tahmini 23 milyon insan (Orta Asya nüfusunun %40'ından fazlası) günde 4.30 Dolardan az bir parayla yaşıyordu; 10 milyon kişi ise (günde 2.15 Dolardan az bir gelirle) aşırı yoksulluk içindeydi. Bölgedeki birçok ülke Binyıl Kalkınma Hedeflerini gerçekleştirebilmek için yönetişim sistemlerini iyileştirmek zorunda. Yoksulluğun azaltılması, cinsiyet eşitliği ve daha iyi sağlık ve eğitim koşullarının sağlanması alanlarında en fazla ilerleme kaydeden ve aynı zamanda ekonomik büyümeyi çevresel sürdürülebilirlik ile bağdaştıran ülkeler – yani AB'nin yeni üye devletleri – ekonomik, politik ve sosyal reformları gerçekleştirmede en başarılı ülkeler oldu. Öte yanda, en büyük sosyal ve ekonomik sorunların gözlemlendiği ülkeler, demokrasileri az gelişmiş, yüksek düzeyde yolsuzluk yapılan ve devlet kapasiteleri zayıf ülkeler oldu. Kalman Mizsei bu konuya ilişkin şöyle diyor, “Küreselleşmiş dünyamızda toplumlar, en ilerici ve insancıl bir belge olan Binyıl Bildirgesine imza atan liderlerinin, temiz ve dürüst hükümetlere önderlik etmesini bekliyorlar.” Mizsei, raporun önsözünde şunları da ekliyor, “Bu rapor, gelişme konusunda ülkelerarası bir karşılaştırma yapmayı amaçlamıyor. Onun yerine, eylemi ve iş yapmayı harekete geçirmeyi amaçlıyor, ulusal hedeflere ulaşmak için gereken reformları teşvik ediyor ve ülke çapında en iyi uygulamaların gerçekleştirilmesini destekliyor. ‘Ulusal Binyıl Kalkınma Hedefleri: Eylem için bir çerçeve' raporu ileriyi gösteren bir işaret levhasıdır.” Türkiye'nin Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne ulaşma yolundaki performansını görmek için, lütfen tıklayınız. Kadın Zirvesi 31 Ağustos'ta 31 Ağustos-4 Eylül tarihleri arasında, Ürgüp'te, Yerel Gündem 21 Programı çerçevesinde, UNDP ve Ürgüp Belediye Başkanlığı'nın desteğiyle, 5. Kadın Meclisleri Zir vesi yapılacak. Ankara, Ağustos 2006 Açılış konuşmalarını Türkiye Yerel Gündem 21 Programı Koordinatörü Sadun Emrealp, Ürgüp Yerel Gündem 21 Kadın Meclisi Başkanı Necla Kırcı, Ürgüp Belediye Başkanı ve UNDP temsilcisinin yapacağı zirve toplantılarında, Türkiye'nin önde gelen akademisyenleri, siyasetçileri, kadın belediye başkanları, gazetecileri, yazarları, sanatçıları, iş kadınları, sendika temsilcileri, sivil toplum ve kadın kuruluşları temsilcileri çeşitli panel ve tartışmalara katılacak. “Kadınların Siyasal ve Toplumsal Hayattaki Yeri”, “Karar Alma Süreçlerinde Kadın Bakış Açısı ve Etkileri”, “Temsilde Kadın-Erkek Eşitliğini Sağlamak için Gerekli Yasal Düzenlemeler: Kota” konulu panellere katılacak konuşmacılar arasında, Şirin Tekeli, Fatma Girik, Ersin Kalaycıoğlu, Beyza Bilgin, Nilüfer Göle, Elif Şafak, Suzan Sabancı'nın yanısıra, AKP, CHP, SHP, ANAP ve DYP'nin kadın kolları başkanları da var. Kadın Meclisleri Zirvesi'nde ayrıca, “Türkiye'de Siyasi Partilerde Kadın Kolları: Görev ve İşlevleri nelerdir, Neler Getirdiler, Neler Götürdüler” ve “Türkiye'de Kadın ve Siyasetin Tarihi Gelişimi” başlıklı tartışma oturumları da yapılacak. Çeşitli sergi, tiyatro oyunu, konser, şiir dinletisi, dans ve folklor gösterisi, atölye çalışması ve Ürgüp'te bağbozumu ziyaretinin de yer alacağı zirve etkinlikleri, 4 Eylül'de basın toplantısı ve bir bildirgeyle sona erecek. Yerel Gündem 21 Kadın Meclisleri: 1992 yılında Rio'da düzenlenen Birleşmiş Milletler ‘Yeryüzü Zirvesi'nde, “sürdürülebilir kalkınma” tüm insanlığın 21. yüzyıldaki ortak hedefi olarak benimsendi. Bu doğrultuda, 21. yüzyılda çevre ve kalkınma sorunlarıyla başa çıkılmasına ve sürdürülebilir kalkınma hedefine ulaşılmasına yönelik ilke ve eylem alanlarını ortaya koyan “Gündem 21” başlıklı Eylem Planı tüm BM üye ülkelerince kabul edildi. Yerel düzeyde “sürdürülebilir kalkınma”ya yönelik katılımcı bir eylem programı olan ‘Yerel Gündem 21', 1992 yılından bu yana, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere yaklaşık 140 ülkedeki binlerce kentte uygulanmakta. Türkiye'deki ‘Yerel Gündem 21' programı, 1997 sonunda, UNDP'nin desteği ile başlatıldı. Gündem 21'in kadınlarla ilgili bölümleri ise, 1995'te Pekin'de yapılan BM 4. Dünya Kadın Konferansı'nda benimsenen ‘Pekin Bildirgesi ve Eylem Platformu'nun özünü oluşturdu. Bu bildirge, kadının toplumsal cinsiyet eşitsizliğini dikkate alarak, “sürdürülebilir insani gelişme” sürecinin vazgeçilmez önkoşulu olarak, “kadınların ekonomik ve sosyal gelişme sürecinde yer almalarının, fırsat eşitliğinin ve kadın ve erkeklerin insan merkezli sürdürülebilir gelişmenin hem uygulayıcıları, hem yararlanıcıları olarak, tam ve eşit katılımının” zorunluluğunu vurguluyordu. Halen Türkiye'de 40'ı aşkın kentte kadın çalışmaları tüm gücüyle devam ediyor. ‘Yerel Gündem 21' kadın çalışmaları, kadınların toplumsal yaşamda, üretim, iş, siyaset, kültür ve sanat alanlarında söz sahibi olmasını hedefleyen YG-21 Kadın Meclisleri, Kadın Komisyonları ve Çalışma Grupları tarafından sürdürülüyor. Yeni Ufuklar, Eylül sayısında, özellikle siyaset konusunda etkin olan kadın meclislerinin çalışmalarının aktarılacağı, ‘Kadın Meclisleri ve Siyaset' konulu özel bir dosyaya yer verecek. Türkiye, Gana'ya örnek oluyor Bir grup Latin Amerika ülkesi, uydu iletişim sistemi kurmak için işbirliği anlaşması imzalıyor. Ankara, Ağustos 2006 Asya'da hint kamışı üreten bir çiftçi, kalkınmakta olan 50 ülkeden araştırmacı, mucit, pazarlama ve diğer alanlardaki uzmanların oluşturduğu bir ağın yardımıyla, yıllık gelirini acre başına (1 acre = 0.4 dönüm) 15 bin dolar gibi astronomik bir rakama çıkartıyor. Ve son olarak, Gana Cumhuriyeti'nden yüksek düzeyli bir misyon, hükümet kararlarının başarıyla alınıp uygulanmasında Türkiye'nin tecrübelerinden faydalanmak için Ankara'ya geliyor. Bunlar Güney-Güney İşbirliği'nden (South-South Cooperation) birkaç örnek. Güney-Güney İşbirliği, UNDP'nin Kalkınmakta Olan Ülkeler Arasında Teknik İşbirliği'ni (Technical Cooperation among Developing Countries TCDC) geliştirmek için kurduğu özel bir birim. 1972'de kurulan TCDC'nin, 2003 yılında BM Genel Kurulu kararıyla ismi değiştirildi. Uluslararası iş ilişkilerinde yeni bir gerçekliği yansıtması amacıyla, Güney-Güney İşbirliği Özel Birimi (Special Unit for South-South Cooperation) adını alan kuruluş, 1978'de Buenos Aires'de yapılan TCDC Konferansının hazırlıklarını koordine etmesi için kurulan birimden çok daha kapsamlı faaliyetler gerçekleştiriyor günümüzde. Daha geniş bir kavram olan Güney-Güney İşbirliği, kalkınmakta olan ülkeler arasında politik, ekonomik ve teknik alanlarda çok yaygın ve çeşitli işbirliği çalışmaları yapıyor. alkınmakta olan ülkeler için topluca “Güney” denmesi, 1970'li yıllardan beri uluslararası ilişkilerde ‘kısaltmalar yaparken' yaygın olarak kullanılan bir terim. Avustralya ve Yeni Zelanda dışında, dünyanın tüm endüstriyel olarak gelişmiş ülkelerinin, gelişmekte olan ülkelerin kuzeyinde yer alması gerçeğine dayanıyor. “Güney” terimi, kalkınmakta olan tüm ülkelerin benzer olduğunu veya hepsinin tek bir kategoride toplanabileceğini ima etmiyor. Terimin öne çıkarmak istediği husus, bu ülkelerin ekonomik, sosyal ve politik alanlarda çok farklılıklar göstermekle birlikte, hepsinin bir dizi hassasiyet ve kalkınma mücadelesi içinde olduğu. Türkiye ise, kilit mevkide bulunan 22 ülkeden biri olarak, Kalkınmakta Olan Ülkeler Arasında Teknik İşbirliği'nin uygulanmasında ve geliştirilmesinde, kapasitesini ve deneyimini bölgedeki veya başka bölgelerdeki kalkınmakta olan ülkelerle paylaşarak “öncü” bir rol üstlenmiş durumda. Gana heyetinin Temmuz 2006'da yaptığı ziyaret de bunun bir örneği. Gana Cumhurbaşkanı'nın Baş Danışmanı Mary Chinery-Hesse'nin başkanlığındaki üst düzey Gana misyonu, Türkiye'nin hükümet programlarını nasıl başarıyla izleyerek yürüttüğünü ve değerlendirdiğini görmek için ülkemize geldi. Chinery-Hesse'nin kendi deyişiyle, bir “en iyi uygulama örneği” arıyorlardı. Neden Türkiye'yi seçtiklerini sorduk. Mar y Chiner y-Hesse (M.C.H.): Türkiye'yi seçtik, çünkü burada bir Mar y Chiner y-Hesse Gana Cumhurbaşkanı'nın Baş Danışmanı ekonomik performans mucizesi gerçekleştirildiği bilgisini aldık. Türkiye, hükümet kararlarını takip etme ve uygulama alanlarında iyi bir sistem geliştirmiş, dolayısıyla işler düzenli bir şekilde kotarılıyor. Ayrıca, Türkiye'de sağlam bir geribildirim (feedback) sistemi de yerleşmiş, böylece gerektiğinde politik kararlar düzeltilip ayarlanabiliyor ve sıkıntılar ortadan kaldırılabiliyor. Sonuçta politik kararlar bilfiil uygulamaya dönüştürülüyor. Bunları yerinde görmek için buraya geldik. UNDP Türkiye: Sizin ülkenizde durum nasıl? M.C.H.: Fena değil, ama daha iyi olabilir. Biz, ülke olarak kendimizi hızlı bir kalkınma yoluna koyduk. Bu yüzden işleri her zamankinden farklı yapmamız gerektiğini düşünüyoruz. Tempomuzu hızlandırmak, deyim yerindeyse vites yükseltmek ve her şeyin eskiden olduğundan daha çabuk yapılmasını istiyoruz. Öncelikle, Cumhurbaşkanımızın görev yetkilerini kullanma sistemini gerçekleştirdik. Evet, sonuçta durum fena değil, ama daha iyi olması gerekir. İşte, bu yüzden şimdi buradayız. UNDP Türkiye: Türkiye'de umduğunuzu bulabildiniz mi? Buradaki incelemeleriniz sonunda, ülkenize ne gibi ‘en iyi uygulama örnekleri'ni götüreceksiniz? M.C.H.: Türkiye'de çok iyi bir sistem oturtulmuş. Birçok alanda şunu gördük ki, hükümet kararları gerektiği hızla gerçekleştiriliyor. Hükümet politika ve faaliyetlerinin programlanması, örneğin sonuçları ölçen göstergelerin planlanması, daha tasarım aşamasında belirleniyor. Projelerin uygulanması ve izlenmesi de çok sıkı takip ediliyor. Gerçekten, burada Gana'ya götüreceğimiz pek çok şey öğrendik. UNDP Türkiye: Bu yardımlaşmada UNDP Türkiye ile UNDP Gana'nın katkıları ne oldu? M.C.H.: UNDP Gana bu ziyaret programını finanse etti; finanse etmekle kalmadı, UNDP Türkiye Ofisi ile tüm irtibatı ve gerekli randevuları da ayarladı. Bu bağlantılar bizim şartlarımıza çok uygun olarak düzenlenmişti. Bundan sonra, Gana'da gerçekleştireceğimiz işlerde (bunlar ne olursa olsun), UNDP Gana ve UNDP Türkiye şubelerinin hakkını vermemiz gerekir. UNDP Türkiye: Türkiye'ye bu misyon ziyaretinizden sonra, ülkenizde uygulayacağınız çalışmalar için yeni düzenlemelere ihtiyacınız olacak mı? Yoksa, sadece sistemi kurmaya mı yönelik olacak çalışmalarınız? M.C.H.: Hayır, farklı bir sistem kurmayacağım; daha ziyade Gana'da mevcut olan sistemi uyarlayacağız. Burada çok önemli deneyimler, dersler kazandık; şimdi işleri yürütme konusunda Gana'da gerekli değişiklikleri yapacağız. Burada bir diğer önemli gelişme de, Güney-Güney İşbirliği'nde, ilk elden yöneticilerin taahhütünü sağlamamız oldu. Burada çok üst düzey yetkililerle tanıştık, hatta Başbakan Yardımcısı ile görüştük. Bize, Gana'ya, teknik işbirliği ve teknik yardım sözü verdiler; böylece, zayıf olduğumuz alanlarda daha hızlı bir gelişme sağlamamız mümkün olacak. UNDP Türkiye: Kimlerle görüştünüz burada? M.C.H.: Çok yoğun geçen iki günlük bir görev ziyaretiydi. Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinde görev alan bir grup yetkili ile görüştük. Çok ilginç bir uygulama modelini bizimle paylaştılar. Ülkenin bir bütün olarak, insanlarının büyük çoğunluğu ile desteklediği, inandığı bir amaç etrafında biraraya gelmesi örneğiydi bu. Destek güçlü olunca insanlardan fedakarlık yapmalarını istemek daha kolay oluyor. Benzersiz bir durumdu bu. İçişleri Bakanlığı'nın, bölgesel ve yerel idarelerdeki ademi merkeziyetçilik girişimlerinden sorumlu yetkilileri ile de görüştük. Bu konuda da birçok şey öğrendik. Ayrıca, Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüştük. Çok faydalı oldu. Buraya esas geliş amacımızın dışında, birçok başka alanda işbirliği fırsatları gördük. Planlama Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı ve tabii Başbakanlık yetkilileri ile toplantılarımızdan da büyük yararlar elde ettik. Ziyaretimize yoğun bir ilgi gösterdi herkes. Pek çok yüksek düzey yetkiliyle tanışma fırsatı bulduk. İnsanlar açık, paylaşmaya hazır ve fevkalade konukseverdiler. Bize son derece yardımcı olan UNDP Türkiye Temsilciliği'ne özellikle teşekkür ediyoruz. UNDP Türkiye: Bu, Güney-Güney İşbirliği'nin doğası gereği, öyle değil mi? M.C.H.: Evet, aynen öyle. Paylaşmak çok önemli, zira birimizin durumu, diğerlerinkiyle benzerlikler gösterebiliyor. Türk hükümetini dinleyince, aramızda pek çok ortaklıklar olduğunu gördük ve Türkiye'ye gelmekle doğru bir seçim yaptığımızı daha iyi anladık. Bizimle bu ziyarete katılan UNDP Gana Koordinatörü Daouda Toure'ye özellikle tekrar teşekkür ediyorum. Bu ziyarette gerçekleştirilen faaliyetlerde UNDP'nin de katılımı olsun istiyorduk. D. Toure'nin bizimle gelmesi çok önemliydi. Bu ziyareti kolaylaştırdığı için kendisine müteşekkiriz. Restorasyon Projesi'ne AB Ödülü UNDP'nin yürüttüğü, Kıbrıs'ın Lefkoşe şehrindeki, 16. yüz yıla ait Osmanlı Hamamı'nın restorasyon projesi, Avrupa Birliği'nin en üst düzeydeki ‘kültür mirası ödülü'nü kazandı. Ankara, Ağustos 2006 “Ömeriye Hamamları” projesi, her yıl verilen Avrupa Birliği Kültürel Miras/ Europa Nostra Ödülleri'nde, ‘Mimari Mirasın Korunması' kategorisinde birincilik ödülünü aldı. Ödül töreni, Madrid'teki Palacio Real de El Pardo sarayında, 27 Haziran günü, İspanya Kraliçesi Sofia'nın huzurunda ve Avrupa Birliği Öğrenim, Eğitim, Kültür ve Çok-dillilik Komisyon üyesi Jan Figel'in, UNDP temsilcilerinin ve Lefkoşa Belediye Başkanı Michalakis Zambelas'ın katılımıyla gerçekleştirildi. Bu proje, UNDP'nin girişimi ve AB fonu ile desteklenen ‘Gelecek için Ortaklık' programı'nın Lefkoşe Nazım Planı ile işbirliği sayesinde gerçekleştirildi. 16. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı yöneticisi Lala Mustafa Paşa tarafından, Lefkoşe şehrine bir armağan olarak inşa edilen Ömeriye Hamamları, uzun yıllardır bakımsız kalmıştı. UNDP'nin restorasyon projesi, sadece özgün binanın eski haline getirilmesini amaçlamakla kalmıyor, hamamların tekrar kullanıma açılmasını da hedefliyordu. Restore edilen tesisler, 2005'te kullanıma açıldı.
Benzer belgeler
Sürdürülebilir kalkınma projeleri için hibe `Yerinden olmuşlar` konulu
kadına üç grupta 45'er günlük eğitimler verildi. Eğitimlerden yararlanan
kadınların geliş-gidişleri sağlandı, öğle yemekleri temin edildi ve her birine
günlük 8 avro ücret ödendi. Bu kadınlardan ba...