`hayata artı katmaya` devam ediyor Genç eğitmenler yaşıtlarına
Transkript
`hayata artı katmaya` devam ediyor Genç eğitmenler yaşıtlarına
Sayı: 1 Ocak 2006 Başlarken... Türk gençleri 'hayata artı katmaya' devam ediyor Genç eğitmenler yaşıtlarına bilgisayar kullanmayı öğretiyor 'Uluslararası Mikrofinans Konferansı' Yoksullar mikrokredi ile geleceklerine yatırım yapıyor Başlarken... "Yeni Ufuklar" başlıklı haber bültenimizin ilk sayısını sizlerle paylaşmaktan heyecan ve keyif duyuyoruz. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) olarak, 1 Ocak 2006'dan itibaren sizlere her ay "Yeni Ufuklar" aracılığıyla ulaşmaya çalışacağız. Ankara, Ocak 2006 UNDP, Birleşmiş Milletler'in, insanların daha iyi bir yaşam kurmalarına yardımcı olmak amacıyla değişimi savunan, ülkelerin bilgi, deneyim ve kaynaklara ulaşımını öngören küresel kalkınma ağıdır. Ve UNDP, küresel düzlemde özellikle yoksullar için her zaman yeni ufuklar arayışına açık olmasıyla tanınır. İşte tam da bu nedenle haber bültenimizin adını "Yeni Ufuklar" olarak seçtik. 166 ülkede faaliyet gösteriyor ve ortaklarımızla, hem küresel hem de ulusal kalkınma zorluklarının üstesinden gelirken, aynı zamanda kendi çözümlerini üretebilmeleri amacıyla birlikte hareket ediyoruz. Dünya liderleri, 2015 yılına kadar dünyadaki yoksulluğu yarı yarıya azaltmak gibi bir amacın da aralarında bulunduğu Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne ulaşmak için taahhütte bulundular. UNDP'nin kalkınma ağı, bu Hedefler'e ulaşmak için küresel ve ulusal plandaki çabaları birleştiriyor ve eşgüdümünü sağlıyor. Ülkelerin, belirli zorlukların üstesinden gelebilmeleri amacıyla çözüm oluşturabilmeleri konusuna büyük önem veriyoruz. Nedir bu belirli zorluklar? Demokratik Yönetişim Yoksulluğun Azaltılması Krizlerin Önlenmesi ve Kalkınma Enerji ve Çevre HIV/AIDS UNDP kalkınan ülkelerin, yardımları kendine çekmesi ve etkin kullanmasına destek oluyor. Ayrıca tüm etkinliklerimizde, insan haklarının korunmasını ve kadınların etkinliğinin artırılmasını teşvik ediyoruz. Faaliyette olduğumuz her ülkedeki ofisimizin başında bulunan UNDP Temsilcisi, aynı zamanda Birleşmiş Milletler (BM) sisteminin kalkınma etkinliklerinin bir bütün olarak eşgüdümünü sağlayan Koordinatör görevini de üstleniyor. Böylesi bir eşgüdüm aracılığıyla UNDP, uluslararası yardım kaynaklarının ve Birleşmiş Milletler'in en etkin biçimde devreye sokulmasını teminat altına alıyor. BM Kalkınma Programı, Türkiye'de 1950'li yıllardan bu yana iktidara gelen yönetimlerle ve diğer paydaşlarla ortak biçimde çalışıyor. Kalkınma Programı, 1986'dan bu yana, ülke genelinde 80'den fazla projeyi uygulamaya koydu. UNDP, son yıllarda, faaliyetlerini, demokratik yönetişim, yoksulluk, çevre ve kadın-erkek eşitliği olmak üzere 4 temel insani gelişim konusu üzerinde yoğunlaştırdı. Bu alanlarda faaliyet gösterirken, hedeflerimize ulaşabilmek amacıyla hükümet, sivil toplum, özel sektör ve uluslararası ortaklarla işbirliği yapmaya özel bir önem verdik. Bunlara ek olarak UNDP, Türkiye ve çevre ülkelerdeki krizler ile doğal afetlere yanıt vermede önemli bir rol oynadı. Türkiye'de UNDP Temsilcisi ve Koordinatörü olarak Nisan 2003'ten bu yana görev yapıyorum. Modern dünyanın vazgeçilmez bir üyesi olan Türkiye gibi dinamik ve güçlü bir ülkede çalışmaktan ve kalkınmaya katkıda bulunmaktan büyük mutluluk duyuyorum. "Yeni Ufuklar" adlı haber bültenimizde okuyucularımızı, UNDP'nin temel kalkınma alanları ile hem Türkiye'de hem de küresel düzlemde sürmekte olan programlarımız ve projelerimiz hakkında bilgilendireceğiz. Okuyucularımıza, UNDP'nin etkinlikleriyle ilgili düzenli ve tarafsız bilgi sunacağız. Projelerimizi uygulayanlar ve ortaklarımızla yapılan röportajların yanı sıra, yoğunlaştığımız alanlarla ilgili yorumlara da bültenimizde yer vereceğiz. Sizlere UNDP Türkiye'nin haber bülteni "Yeni Ufuklar"ı sunmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyorum. Umarım, bizlerin bülteni hazırlarken aldığımız keyfi, sizler de onu okurken alırsınız. Jakob Simonsen BM Koordinatörü UNDP Türkiye Temsilcisi Türk gençleri 'hayata artı katmaya' devam ediyor Türkiye çapında gençlik kalkınma projelerini desteklemek için Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Coca-Cola Türkiye ve Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği or taklığında hayata geçirilen "Hayata +" Gençlik Fonu ikinci dönem proje başvuru süreci başladı. Ankara, Ocak 2006 Daha çok gencin Hayata +" Gençlik Fonu'ndan yararlanmasını ve bilgi sahibi olmasını sağlamak amacıyla İstanbul'da 12 Aralık'ta Bahçeşehir, 13 Aralık'ta Yıldız Teknik ve 14 Aralık'ta da Mimar Sinan Üniversitelerinde bilgilendirme toplantıları düzenlendi. Toplantılara Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği Başkanı Sezai Hazır, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Proje Yöneticisi Hansın Doğan ile Coca-Cola Türkiye Halkla İlişkiler Müdürü Ebru Bakkaloğlu konuşmacı olarak katıldılar. Bilgilendirme toplantıları kapsamında, fon hakkında yapılan genel bilgilendirmenin ardından, gençlerin fondan nasıl yararlanacağı da anlatıldı. Fonun ikinci dönem proje başvuruları 6 Aralık 2005 ile 24 Mart 2006 tarihleri arasında yapılabilecek. "Hayata +" Gençlik Fonu, uygulamaya değer bulunan spor, çevre, eğitim ve kültür-sanat konu başlıkları altında hazırlanmış her projeye 5 bin ile 15 bin dolar arasında doğrudan katkı sağlayacak. Gençler yerel sorunları çözecek Fondan yararlanacak projelerin, 16-26 yaş arasındaki gençleri hedef kitle olarak belirleyen, topluma duyarlı, uygulandığı yerde toplumsal etki uyandıran, sürdürülebilir, sivil toplum örgütleri ve kamu kuruluşlarıyla işbirliği içinde, katılımcı, yenilikçi, gençlik dinamizmini yansıtan çalışmalar olması bekleniyor. Ayrıca projenin belediye, sivil toplum kuruluşu ve diğer yerel gruplarla ortaklık anlayışı içinde geliştirilmesi de değerlendirmede önemli rol oynayacak. "Hayata +" Gençlik Fonu kapsamında uygulamaya değer görülen projeler, engelli gençlerin sosyal hayata katılmasından, nitelikli işgücü oluşturmaya, cinsel sağlık eğitiminden, futbolda holiganlık ile mücadeleye kadar birbirinden çok farklı konuların çözülmesine katkı sağlayacak. Ceza'dan gençlere çağrı: "Sıra Sende" Türkçe rap müziğin tanınmış ismi Ceza, "Hayata +" Gençlik Fonu için, "Sıra Sende" adını taşıyan özel bir single çıkardı. Ceza, 16-26 yaş grubundaki gençlerin kültür-sanat, çevre, spor ve eğitim alanlarında ürettikleri projeleri destekleyen fon için özel olarak hazırladığı parçasında, gençleri toplumda aktif rol oynamaya ve seslerini duyurmaya davet ediyor. UNDP ve Coca-Cola Türkiye'nin oluşturduğu, uygulama çalışmalarını ise Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği'nin yürüttüğü "Hayata +" Gençlik Fonu, kamu, sivil toplum ve özel sektör işbirliği ile gerçekleştirilen uluslararası düzeydeki en uzun süreli ve en büyük gençlik fonu olma özelliğini taşıyor. Beş yıl içinde yaklaşık 100 projenin destekleneceği toplam 1,5 milyon dolarlık fondan ilk aşamada 113 proje içerisinden seçilen Trabzon, Kocaeli, Van, Mardin, Siirt, İstanbul, Mersin, Bursa, Adana ve Konya illerinden gelen kalkınma projeleri yararlanıyor ve bu projeler halihazırda başarıyla uygulanıyor. Program hakkında bilgi almak için: Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği Burçin Yıldıran Fulya Mah. Mevlüt Pehlivan Sokak, Ali Sami Yen Apt. 8A/2 Mecidiyeköy, İstanbul Tel/Faks: (90-212) 275 5519 - 275 7436 - 275 7498 E-posta: [email protected] - [email protected] Diğer Program Or takları hakkında bilgi için: Coca-Cola: www.coca-cola.com.tr UNDP: www.undp.org.tr Genç eğitmenler yaşıtlarına bilgisayar kullanmayı öğretiyor Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Microsoft Türkiye, Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği ile işbirliği yaparak, 'Türkiye'de e-Yönetişimin Gelişimi için Gençlerin Eğitilmesi' projesi kapsamında bir eğitim programı düzenledi. Ankara, Ocak 2006 'Türkiye'de e-Yönetişimin Gelişimi için Gençlerin Eğitilmesi' projesi ile gençlerin bilgisayar kullanma konusundaki becerileri artırıliyor. Projenin başlangıcından önce eğitimden geçirilen genç eğitmenler, bilgisayar kullanımı hakkında bilgisi olmayan yaşıtları gençleri eğitiyor. Projenin duyurulması amacıyla 15 Aralık 2005'te gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Microsoft Türkiye Genel Müdürü Çağlayan Arkan, gençler arasında bilgisayar kullanımını artıracak projelere büyük önem verdiklerini ifade etti. Toplantıya, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Daimi Temsilcisi Jacob Simonsen ile Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği Başkanı Sezai Hazır da katıldı. Çağlayan Arkan yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Türkiye'nin genç bir nüfusu var ve bu gelecek için ciddi bir potansiyele işaret ediyor. Ancak potansiyeller, değerlendirildikleri ölçüde anlamlıdır. Microsoft olarak, öğrenci ve öğretmenlerimizi bilgisayar kullanımıyla tanıştıran, 'Eğitimde İşbirliği' gibi önemli eğitim projelerine imza atıyoruz. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz projeyle de bilgisayar eğitimi çabalarımıza, yeni bir halka ekliyoruz." Microsoft Türkiye ile UNDP Türkiye tarafından desteklenen, Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği'nin uyguladığı proje, Mart 2005 tarihinde başlatıldı. Proje kapsamında, öncelikle Türkiye'nin çeşitli illerinden bilgisayar kullanmayı bilen 40 genç seçildi ve yaşıtlarına bilgisayar kullanımını öğretmek üzere eğitildi. Türkiye'nin bilgi toplumu olma yolunda atması gereken önemli ve hızlı adımlar olduğunun bilinci ile hareket eden gençler, proje ile sosyal imkânları kısıtlı gençlere ulaşmayı hedefliyor. Genç eğitmenler hali hazırda, İstanbul, Çanakkale, Yalova, Çankırı, Tokat, Trabzon, Antakya, Adana, Isparta, Elazığ, Muş, Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Mardin, Siirt ve Şırnak illerinde olanakları kısıtlı gençlere ulaşmayı başardı. Bu gençlerin, öncelikle kendi bölgelerinde verdikleri temel bilgisayar eğitimleri ile 2006 Ocak'ında tamamlanacak birinci aşamanın sonunda, Türkiye genelinde toplam 2,000 gence ulaşmaları öngörülüyor. Projenin üç yıl boyunca sürdürülerek ulusal bir boyuta taşınması ve 100,000 gence temel bilgisayar eğitimi verilmesi hedefleniyor. "Gönüllü eğitmen" olmak isteyen veya temel bilgisayar eğitiminin kendi kentlerinde de verilmesini isteyen gençler, Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği ile ilişkiye geçebilir. Ayrıntılı bilgi için: Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği Fulya Mahallesi Mevlut Pehlivan Sokak Ali Sami Yen Ap. 8A/2 Mecidiyeköy, İstanbul Tel/Faks: (0212) 275 7498 - (0212) 275 7436 E-posta: [email protected] UNDP Türkiye'deki kalkınmanın sınırlarını genişletmek için uluslararası konferans düzenlendi Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, yoksulların, Türkiye'nin geleceğine yatırım yapmasının yolunu açacak imkânların tar tışılması için 12-13 Aralık 2005 tarihlerinde İstanbul'da bir Uluslararası Mikrofinans Konferansı düzenledi. Ankara, Ocak 2006 Hem Türkiye'den, hem de ülke dışından saygın uzmanların katıldığı "Kalkınmada Yeni Sınırlar" başlıklı konferans, The Marmara Oteli'nde gerçekleşti. Konferansın açılış konuşmalarını, Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye Koordinatörü ve BM Kalkınma Programı Türkiye Temsilcisi Jakob Simonsen ile BM Bölgesel Merkezi Yoksulluk ve Özel Sektör Bölüm Başkanı Jonathan Brooks yaptı. İki günlük konferansta, sivil toplum örgütleri, kooperatifler ve bankacılık sektörünün temsilcileri, dünyadaki Mikrofinans endüstrisini ve Türkiye'ye uygun olabilecek olası modelleri ele aldı. 2005 yılını Uluslararası Mikrokredi Yılı ilan eden Birleşmiş Milletler'in bu alandaki küresel faaliyetlerine Türkiye'nin de katılımını sağlamak amacıyla, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği, bu yıl bir dizi faaliyete önayak oldu. İstanbul'daki Mikrofinans toplantısı da, bu girişimlerden sonuncusuydu. "Kalkınmada Yeni Sınırlar" başlıklı Uluslararası Mikrofinans Konferansı'nda düzenlenen panellerde şu konular ele alındı: "Küresel Mikrofinans sektörü mali piyasaların nasıl önemli bir boyutu haline geldi", "Mikrofinans'ta kilit önem taşıyan model ve deneyimler nelerdir", Türkiye'nin bölgesel ve küresel deneyimlerden alabileceği dersler var mı", Türkiye'de Mikrokredi kuruluşlarının deneyimleri neler", "Türkiye'de ticari bankaların Mikrofinans'a ilgisi ile bu alanda yasal ve düzenleyici bir çerçevenin oluşturulmasının önemi nedir'. "2015'e kadar yoksulluğu yarı yarıya azaltmayı hedefliyoruz" Jakob Simonsen yaptığı konuşmada, Mikrofinans sisteminin dünyadaki uygulamaları sayesinde, milyonlarca yoksul insanın finansal sektörlere erişebildiğini belirtti. Simonsen, BM'nin "Binyıl Kalkınma Hedefleri" kapsamında, 2015 yılına kadar dünyadaki yoksulluğu yüzde 50 oranında azaltmayı amaçladığını, Mikrofinansın da bu hedefe ulaşmakta kullanılabilecek en güçlü araçlardan biri olduğunu kaydetti. Jonathan Brooks ise, Mikrofinansın kapsam ve başarısını oluşturup genişletmek için hükümetler ve denetim organlarıyla birlikte çalışmayı, mikrofinansın altyapısının oluşturulmasına yardımcı olmayı, özel sektör ve ticari bankaların da mikrofinans alanında harekete geçmelerini sağlamayı arzuladıklarını söyledi. "Verdiğimiz kredilerin yüzde 95'i zamanında geri dönüyor" Konferansın konuşmacılarından, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı'nın iktisadi işletmesi olarak 2002'de kurulan Maya Mikrofinans Destek İşletmesi Direktörü Belgin Güzaltan, amaçlarının Türkiye'de küçük çaplı bir iş yapan, bu işini geliştirmek isteyen veya yeni bir iş kurmak isteyen dar gelirli kadınlara sermaye desteği sağlamak olduğunu belirtti. Güzaltan, Maya'nın faaliyetleriyle ilgili olarak şunları söyledi: "Eylül 2005 sonu itibarıyla toplam 2,693 adet kredi verdik. Bunların toplam tutarı 1,5 milyon dolardır. Bugüne kadar Kocaeli, İstanbul, Düzce ve Sakarya'da yaklaşık 1,500 kadına verdiğimiz kredilerin yüzde 95'i hiç gecikme olmaksızın, tam zamanında geri döndü." Türkiye'de mikrofinans sisteminin kurulması için BM Kalkınma Programı'nın yaptığı çalışmalar Türkiye'de mikrofinansman ve mikrofinansmanın günümüz ekonomik koşulları üzerindeki etkisi ve yoksulluğun azaltılmasındaki rolü 2005 yılı içinde hayli tartışıldı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Türkiye'de tüm kesimleri kapsayıcı bir Mikrofinans sisteminin kurulabilmesi amacıyla, hükümetle işbirliği yaparak, kamu ve özel sektör temsilcileri, uluslararası kalkınma kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve akademisyenlerin katıldığı bir Ulusal Komite oluşturdu. Ulusal Mikrofinans Komitesi, mikrofinans konusunda ulusal bir strateji geliştirmeye ve bu alanda gerekli olan yasaların parlamentoda kabul edilmesini sağlamaya çalışıyor. Komite ayrıca, özel sektörle de işbirliği yaparak, mikrofinansın gelişimine katkıda bulunmaya çalışıyor. Ayrıca, projeyi desteklemek, mikrofinans sektörünün gelişen ekonomik koşullar üzerindeki etkisi ve yararları hakkında kamuoyunu bilgilendirmek, bilinç oluşturmak ve bu alandaki gelişmeleri düzenli olarak yaymak amacıyla özel bir internet sitesi kuruldu. Mikrofinans, yoksulluğu azaltmanın bir aracı olarak, Türkiye için özellikle önem taşıyan bir konu. Türkiye'de açlık sınırında yaşayanların oranı düşük olmasına rağmen, Dünya Bankası ve Devlet İstatistik Enstitüsü verileri, Türkiye'de gıda ve gıda-dışı yoksulluk oranının %28 gibi ciddi bir oranda olduğunu gösteriyor. 2003'te BM Kalkınma Programı tarafından yaptırılan bir araştırmaya göre, Türkiye'de yaklaşık 2 milyon kişi, kendilerini yoksulluktan kurtarabilecek temel finansal hizmetlere ulaşamıyor. Yoksullar mikrokredi ile geleceklerine yatırım yapıyor Güler Turan ile Emine Çakım, 1999 yılındaki depremin vurduğu İzmit'in Derince ilçesinde yaşayan ve Türkiye'de halen küçük bir kesimin yararlanabildiği ve sadece iki kuruluşun dağıttığı mikro kredileri kullanan iki kadın. Ankara, Ocak 2006 Güler Turan, 27 yaşında ve tek odalı evinde el dokuması ipek halılar üretiyor. 1000 YTL tutarındaki ilk mikro kredisini 16 Eylül 2005 tarihinde aldı. Turan, borcunu aylık 153 YTL taksitler halinde sekiz ayda geri ödeyecek. On bir yaşında öğrendiği halıcılığı, birkaç yumak iplikle evinde yapmaya başlamış. Ancak bu becerisi mikro krediyle birleşince, ipek halı dokumacılığı yuvasının temel gelir kaynağı haline gelmiş. Turan, mikrokrediden nasıl yararlandığını bize şöyle anlatıyor: "Kendimize ait bir evimiz vardı ama depremde yerle bir oldu. Depremden kısa süre sonra eşim işsiz kaldı. İki çocuğumuz olduğu için, çok büyük mali sıkıntıya düştük. Bir bankaya başvurdum ama gösterecek herhangi bir güvencemiz olmadığından, banka bana kredi vermedi. Zaten faiz oranları da çok yüksekti. Sonra mikro krediyi duydum. Beni kolayca desteklediler. İpek halı dokuyabilecek malzemeleri aldım; şimdi ise ailemin harcamalarının büyük bölümünü karşılayabiliyorum. Dokuduğum halıyı 2000 YTL'ye satacağım. Bu benim için çok büyük bir para. Bununla borçlarımı öderim, hattâ evime eşya alabilirim. Kenara para atıp, ev almayı düşünüyorum. Artık başladım ve pes etmek yok diyorum. Kredi aldıkça param da büyüyecek, işim de. Mikro kredinin bana çok büyük katkısı var ama kelimelerle anlatamıyorum." Emine Çakım (50) ise, arkadaşlarıyla ortaklaşa sahip olduğu bir dükkânda mantı ve gözleme yapıyor. 2004'te iki kez mikrokredi almış; 1000 YTL tutarındaki üçüncü mikro kredisini ise 2005'te almış. Borcunu, 111 YTL tutarındaki aylık taksitlerle on iki ayda ödeyecek. Çakım, bize kendi işini kurma öyküsünü anlattı: "Bir arkadaşımla ne yapalım, nasıl para kazanalım derken, tahsilimiz yok, ancak elimizden mantı yani el işi gelir dedik ve bir dükkân açmaya karar verdik. Başlangıçta başka arkadaşlarla da ortak olduk ve yaptığımız mantıları tanıdıklara satarak işi ilerlettik ve daha büyük bir yer kiraladık. Ama sonra deprem oldu, biz de barakalarda çalışmaya başladık. Kira, kasap, uncu para istemeye başladı. Bankalar kredi vermedi. Tam o sırada mikrokrediyi keşfettim. Aldığım parayla borçları ödedim ve daha fazla un almaya başladım. Artık sıkıntılar geride kaldı. İkinci krediyle dükkânı değiştirdik ve sadece imalat için ikinci bir dükkân kiraladık. İşe bir kilo unla başlamıştım ama şimdi çuvallarla un alabiliyorum. Büyük lokantalara mantı satıyorum. Kızımla beraber ek bir yer de açtık. Gözleme de yapıyoruz. Yanımızda 4-5 arkadaş var. Hep beraber müşterilerimizi ağırlıyoruz." Türkiye'de mikro kredi dağıtımını deneysel anlamda sadece iki kuruluş gerçekleştiriyor: 1997'den bu yana Marmara Bölgesi'nde 100 kadına mikro kredi veren Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı'nın iktisadi işletmesi Maya Mikrofinans Destek İşletmesi ile Güneydoğu Anadolu'da mikro kredi sağlayan Grameen Bankası. Bu iki kuruluş bugüne kadar yaklaşık 2,000 kadına mikro kredi dağıttı. Kredi alan kadınlardan yüzde 98'i kendi işini kurdu ve yine benzer orandaki kadın da borçlarını geri ödedi. UNDP'nin yaptırdığı bir araştırmaya göre, Türkiye'de mikro kredilerden potansiyel olarak yararlanabilecek insanların sayısı, halen yararlananların sayısından çok daha fazla. Sadece krediler göz önüne alındığında, mikrofinans hizmetleri piyasasındaki potansiyel müşterilerin yaklaşık 1 ile 2 milyon kişi olduğu tahmin ediliyor. BM, mikro kredinin yoksulluğun azaltılmasına yaptığı katkılara hak ettiği itibarı göstermek amacıyla 2005 yılını Uluslararası Mikrokredi Yılı ilan etti. Bu nedenle 2005 yılı içinde UNDP Türkiye Temsilciliği, Türkiye'de bir mikrofinans sisteminin var olmaması ve bu alandaki küresel faaliyetlere Türkiye'nin de katılımını sağlamak amacıyla, mikrofinans alanında diyalogu destekleyen ve yoksulluğun azaltılmasında mikrofinansın bir araç olarak nasıl kullanılacağı konusunun tartışıldığı bir dizi faaliyete önayak oldu. UNDP Türkiye Temsilciliği, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın şu sözlerini bir şiar olarak benimsiyor: "Mikrofinans yoksulları sorun gibi değil, çözüm olarak kabul eder. Bu sistem, yoksulların fikirlerini, enerji ve vizyonlarını geliştirmenin bir yoludur." Altın ayaklar yoksulluğa karşı sahaya çıktı Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) İyiniyet Elçileri olan dünyaca ünlü futbol yıldızları Ronaldo ve Zidane, 22 Aralık 2005'te Düsseldor f LTU Stadyumu'nda 'Yoksulluğa Karşı Maç'ta sahaya çıkan 40 uluslararası oyuncunun arasındaydı. Ankara, Ocak 2006 Kamuoyunun yoksulluğa karşı harekete geçmesini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen maçın 40 kişilik kadrosunda kimler yoktu ki: Dünyanın en genç hücum oyuncularından Freddy Adu (D.C. United), Patrick Kluivert (Valencia), Rui Costa (AC Milan), Phillip Cocu (PSV), Júlio Baptista (Real Madrid), Sergio Conceição (Standard Liege), Rivaldo (Olympiakos), sadece bu maç için golf sopalarını konçlu futbol ayakkabılarıyla değiştiren İspanyol golf oyuncusu Sérgio Garcia ve ünlü komedyen Oliver Pocher. UNDP Başkanı Kemal Derviş, 'Yoksulluğa Karşı Maç'a katılan tüm sporcuları överek şunları söyledi: "Bu değerli oyuncular, benim gibi binlerce futbol taraftarına, UNDP'nin yoksulluğa karşı mücadele çalışmalarına katılmaları doğrultusunda ilham verdi. Maç kadrosunda yer aldıkları için çok şanslıyız. Üstelik maçın sonucu ne olursa olsun, kazanan hepimiz olacağız." Maçı Zidane'ın takımı 4-2 kazandı Halen İspanya'nın Real Madrid takımında top koşturan ve dostluk maçını bizzat düzenleyen UNDP İyiniyet Elçileri ve Ronaldo ve Zidane, iki takıma ayrılan uluslararası karmanın kaptanlığını da yaptı. Maçı, Zidane'ın kaptanlığındaki takım 4-2 kazandı. Goller ise Tristan (2), Berbatov ve komedyen Pocher attı. Ronaldo'nun takımının golleri ise Cocu ve Aboutarika'dan geldi. Yoksulluğa karşı bir etkinlik olmanın dışında maç, aynı zamanda dünya kamuoyunun dikkatini 2000 yılında benimsenen Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne (MDG'ler) çekmeyi de amaçlıyordu. Binyıl Kalkınma Hedefleri'nin önemine, Eylül 2005'te New York'ta Birleşmiş Milletler Zirve Toplantısı'nda bir araya gelen 191 ülke lideri bir kez daha dikkatleri çekmişti. MDG'ler, açlık, hastalık, cehalet, çevresel sorunlar ve kadınlara karşı ayrımcılığın üstesinden gelmeyi gündemine alarak, 2015 yılına kadar dünyadaki yoksulluğu yarı yarıya azaltmayı amaçlıyor. Antrenörler ve maçın hakemi bile ünlüydü PSV Eindhoven direktörü Guus Hiddink ile Alman milli takımı eski çalıştırıcısı ve halen Bayer Leverkusen teknik direktörlüğünü yürüten Rudi Völler, 'Yoksulluğa Karşı Maç'ta Ronaldo'nun kaptanlığını yaptığı tarafın antrenörlüğünü yaptı. Ukrayna Shakhtar Donetsk futbol takımı çalıştırıcısı Mircea Lucescu ile Almanların efsane futbolcusu Lothar Matthäus ise Zidane'ın kaptanlığını yürüttüğü karşı takımın antrenörü olarak sahaya çıktılar. Türkiye'de çok sevilen İtalyan Pierluigi Colina ise, artık kendini emekliye ayırmış olsa bile, dostluk maçına hakem olarak katıldı. Uluslararası televizyon kanalları ise maçı canlı olarak yayınladı. Zinédine Zidane Ronaldo Luiz Nazariode Lima 'Yoksulluğa Karşı Maç', 2003 yılından bu yana düzenleniyor. Bundan önceki iki maçın hâsılatı, Brezilya, Komor Adaları, Guinea Bissau, Haiti, Fas, Namibya, Sri Lanka ve Vietnam'daki yoksullukla mücadele projelerine yardımda kullanıldı. 2005 yılındaki maçın bilet satışlarından elde edilen net kârdan ise UNDP'nin, Asya, Afrika ve Latin Amerika'dan seçtiği projeleri desteklemekte yararlanılacak. 'Yoksulluğa Karşı Maç'ın oyuncu kadrosunda dünyaca ünlü şu sporcular yer aldı: Milan Baros (Aston Villa); Rui Costa (AC Milan); Bernd Schneider (Bayer Leverkusen); Dimitar Berbatov (Bayer Leverkusen); Gilberto Herta (Berlin); Tomas Rosicky (Borussia Dortmund); Roman Weidenfeller (Borussia Dortmund); Micoud Werder (Bremen); Freddy Adu (D.C. United); Jorge Andrade (Deportivo); Diego Tristan (Deportivo); Sunday Oliseh (Genk); Daniel van Buyten (Hamburg); Khalid Boulahrouz (Hamburg);Raphael Van der Vaart (Hamburg); Thomas Brdaric (Hannover 96); Rivaldo (Olympiakos); Gomes (PSV); Jefferson Farfan (PSV); Phillip Cocu (PSV); Alex (PSV); Anatoliy Tymoschuk (Shakhtar Donetsk); Kevin Kuranyi (Schalke 04); Niko Kranjcar (Hajduk Split); Ricardo (Sporting); João Moutinho (Sporting); Sergio Conceição (Standard Liege); Fernando Meira (Stuttgart); Andreas Hinkel (Stuttgart); Edgar Davids (Tottenham); Santiago Canizares (Valencia); Miguel (Valencia); Patrick Kluivert (Valencia); Vicente (Valencia); Hugo Viana (Valencia); Júlio Baptista; (Real Madrid), Zetterberg (Anderlecht); Aboutarika (Al-Ahly); Vugdalic (AEL Limassol) Mahamadou Diarra (Lyon) ve Lukas Podolski (Köln). Şu 'Binyıl Kalkınma Hedefleri' dedikleri neyin nesi? 2000 yılının Eylül ayında düzenlenen Binyıl Zir vesi'nde, dünya liderleri iddialı bir gündem oluşturdu. Ankara, Ocak 2006 Özgürlük, demokrasi ve insan haklarını desteklediklerini açıklamanın yanı sıra liderler, 2015 yılına dek kalkınmayı ve yoksulluğun azaltılmasını içeren sekiz hedef belirledi. Bu hedef dizisi, yeni 'Binyılın Kalkınma Hedefleri' (Millennium Development Goals-MDG'ler) olarak tanımlanıyor: Hedef 1: Mutlak yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşayan kişi sayısını yarıya indirmek Hedef 2: Dünyada tüm bireylerin temel eğitim almasını sağlamak Hedef 3: Kadınların durumunu güçlendirmek ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak Hedef 4: Çocuk ölümlerini azaltmak Hedef 5: Gebelik ve doğum esnasında anne ölüm oranlarını azaltmak Hedef 6: HIV/AIDS, sıtma ve diğer salgın hastalıkların yayılmasını durdurmak Hedef 7: Çevresel sürdürülebilirliği teminat altına almak Hedef 8: Kalkınma için küresel ortaklıklar geliştirmek Küresel toplum, geçmiş on yıl içinde yerel düzeyde elde edilen sürdürülebilir kalkınma girişimlerinin başarılarını daha ileriye taşımak amacıyla, Binyıl Kalkınma Hedefleri doğrultusunda sağlanacak ilerlemenin her şeyden öce yerel düzeyde ve yerel oyuncular tarafından gerçekleştirilebileceği saptamasını yaptı. Bu hedeflere ulaşmak için, yerel düzeydeki kişi ve kuruluşların ulusal ve küresel desteğe ve kapasitelerini artırmaya ihtiyaç duyacakları da belirlendi. Türkiye'de durum Son yıllarda Türkiye'de hükümetler giderek artan oranda MDG'lere özel bir önem atfetmeye başladı. Bu açıdan en umut vaat edici ve anlamlı gelişme, Dışişleri Bakanlığı'nın koordinasyonunda özel bir Görev Birliği'nin kurulması oldu. Görev Birliği, "MDG'ler+5" başlığını taşıyan ve Eylül 2005'te New York'ta gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Zirvesi'ne sunulan Türkiye'nin Ulusal Binyıl Kalkınma Hedefleri Raporu'nu hazırladı. Bu girişimle bağlantılı olarak, Türkiye'de MDG'lerle ilgili durumun ve ilerlemenin çerçevesini belirleyen bir başka rapor daha Devlet Planlama Teşkilatı öncülüğünde hazırlandı ve ilgili Devlet Bakanı ve BM Türkiye Koordinatörü'nün de katıldığı bir basın toplantısıyla Haziran 2005'te kamuoyuna açıklandı. Bütün bu gelişmeler, Türkiye'de hükümetin Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne yönelik ilgisini ve bağlılığını açık olarak ortaya koyuyor. BM Kalkınma Programı (UNDP), küresel anlamda MDG'lerin gerçekleştirilmesine yönelik taahhüdünü, Türkiye'de de hükümete giderek artan biçimde ve çok yönlü destek sunarak devam ettiriyor. Ayrıca UNDP, mümkün olan en uygun biçimde hedefleri görünür kılarak da Binyıl Kalkınma Hedefleri'nin yerelleştirilmesinin önemini teslim etmiş oluyor. Türkiye'de MDG'lerin yerelleştirilmesinin önemi, bölgesel farklılıklar ve kadın-erkek eşitsizliği kapsamında hükümetin MDG'lerle ilgili hazırladığı raporda da ele alınıyor. Daha ziyade Yerel Gündem 21 üyelerinin sunacakları katkılarla düzenlenecek kampanyalar ve yerel yönetişim ağları kanalıyla MDG'leri Türkiye'de yerelleştirmeyi amaçlayan yeni bir projenin hazırlık çalışmaları, 2005'in son aylarında başlatıldı ve ilk meyvelerini 2006 yılında vermesi bekleniyor. 'Hanımeli Pazarları' Güneydoğulu kadınların ekonomik kalkınmasına katkı sağlıyor Gaziantep ve Mardin'de kadınlar, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi tarafından geliştirilen proje çerçevesinde kurdukları özel pazarlarda elişi ürünlerini satıyor. Ankara, Ocak 2006 'Güneydoğu Anadolu'da Kadının Sosyo-Ekonomik Açıdan Güçlendirilmesi' başlığını taşıyan proje, Güneydoğu Anadolu bölgesindeki toplumsal ve ekonomik farklılıkları en aza indirmeyi hedefliyor. Türkiye'deki İsviçre Büyükelçiliği de, projeye mali destek veriyor. Bu proje kapsamında Gaziantep'te kadınlar, 'Hanımeli' adını verdikleri ve kendi ürettikleri elişleri ile yöresel yiyecekleri satışa sundukları pazarı 10 Eylül 2005'te faaliyete geçirdi. Gaziantep Hanımeli Pazarı'na 43 yerel kadın girişimci katıldı ve tezgâhlarında mefruşattan, takıya, yiyecekten, giyime kadar el emeği ile yapılmış birçok ürüne yer verildi. Yakın bir tarihe kadar her Cumartesi Gazianteplilere hizmet veren pazar, kış döneminde ise belediyenin tahsis edeceği kapalı bir alanda yeniden faaliyete geçiyor. Hanımeli Pazarı, GAP-UNDP Sosyo-Ekonomik Kalkınma Projesi, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile Avrupa Birliği İş Geliştirme Merkezi tarafından, kadınların iş gücüne katılımını sağlamak ve kolaylaştırmak amacıyla destekleniyor. Proje kapsamında benzer bir pazar da 6 Ağustos 2005'te Mardin'de açıldı. Mardin Belediyesi ve Valiliği'nin ortak çalışmasıyla düzenlenen pazarda, tamamı 30 Mardinli kadının el emeği göz nuru olan yöreye özgü elişi ve kilimler ile aksesuarlar ve hediyelik eşyalar satıldı. Bugüne kadar dört kez kurulan Mardin Hanımeli Pazarı, Nisan 2006'dan itibaren kapılarını halka her hafta açacak. Mardinli kadınlar ayrıca, GAP-UNDP projesi kapsamında kartpostallar da hazırladı. Hepsi el ürünü olan tebrik kartlarının üzerinde 'iğne oyası' olarak adlandırılan özel desenler yer alıyor. İstediğiniz miktarda kartpostalı, GAP-UNDP Pazarlama Uzmanı Gönül Sulargil ile ilişkiye geçerek ısmarlayabilir (Tel: 0532 633 75 20 ve e-posta: [email protected]) ve Güneydoğulu kadınların ekonomik kalkınmasına katkıda bulunabilirsiniz. Türkiye'deki bölgesel farklılıkları en aza indirmek amacıyla kalkınma faaliyetlerini teşvik eden GAP projesinin en önde gelen hedeflerinden biri, Güneydoğu Anadolu kadınının sosyal ve ekonomik açıdan güçlendirilmesi. Türkiye, küresel ısınma girişimine ısınmaya başladı Türkiye, yakıcı bir sorun olan küresel ısınma ile mücadelede uluslararası topluma katıldı. Ankara, Ocak 2006 Türk Hükümeti ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), 405.000 dolarlık bir proje belgesi imzalayarak, Türkiye'nin küresel iklim değişikliği sorunuyla baş edebilmesi için atacağı adımlar konusunda anlaşmaya vardı. Ağustos 2005'te imzalanan anlaşma, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin uygulanması yolunda Türkiye'nin ne gibi adımlar attığını gösterecek olan Birinci Ulusal Bildirim adlı raporun hazırlanması başta olmak üzere, gelecekte bu konuda yapılacakları ortaya koyuyor. Projenin finansmanı, UNDP'nin girişimiyle, kalkınmakta olan ülkelerin yararlandığı Küresel Çevre Fonu'ndan sağlandı. Türkiye, uluslararası topluluğu küresel ısınmayla mücadele konusunda seferber etme amacını taşıyan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ni, 2004 yılında imzaladı. Sözleşme, ozon tabakasını incelten ve atmosfere salınan (emisyon) sera gazlarının aşağı düzeylerde tutulmasını öngörüyor. Üzerinde anlaşmaya varılan proje çerçevesinde, iklim değişikliğinin olası etkileri incelenecek ve sera gazları emisyon envanteri oluşturulacak. Bu çalışma ayrıca, 2020 yılına kadar öngörülen sera gazı emisyon hesaplarını da içerecek. Proje kapsamında, alternatif enerji senaryoları değerlendirilecek, emisyonların azaltılması için olası önlemler üzerinde çalışılacak. Ağırlıklı olarak yerel uzmanların katkısıyla, Birinci Ulusal Bildirim hazırlanacak ve aynı zamanda kamuoyunu bilinçlendirme kampanyaları düzenlenecek. Proje çerçevesinde, Çevre ve Orman Bakanlığı öncülüğünde, bakanlıklar arasında Ulusal İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu kuruldu. Projenin uygulanmasını, bu konuda danışma hizmeti de verecek olan, BM Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği üstlendi. "İklim Değişikliğinin Türkiye'ye ve Sanayiye Etkileri" Paneli Ankara'da yapıldı Açılış konuşmasında Bakan Osman Pepe, iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki çabaların önemine dikkat çekerek, bu alanda Türkiye ile UNDP arasındaki sıkı ilişkilere değindi. UNDP Türkiye Temsilcisi Jakob Simonsen de, konuşmasında, UNDP'nin bu alanda dünyada ve Türkiye'de ne tür faaliyetler yürüttüğünü anlattı ve küresel ısınma ile iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini tersine çevirmek için Bakanlıkla birlikte çalışmaya devam edeceklerini umduğunu söyledi. TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu ise sanayicilere, çevre standartlarına uyum için daha çok çaba göstermeleri çağrısında bulunarak, AB piyasasında rekabet edebilmek için bunun şart olduğunu söyledi. 'BM İklim Değişikliği' Konferansı'ndan önemli adımlar Kanada'nın Montreal kenti, 28 Kasım-9 Aralık 2005 tarihleri arasında 11. Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı'na ev sahipliği yaptı. Konferans, iklim değişikliğiyle mücadelede küresel çabaları güçlendirecek kırktan fazla kararın alınmasıyla sonuçlandı. Ankara, Ocak 2006 Montreal 2005'in başarılarını, Konferans Başkanı ve Kanada Çevre Bakanı Stéphane Dion şöyle aktardı: "Birçok alanda önemli kararlar alındı. Kyoto Protokolü'nün düğmesine basıldı, gelecekte yapılacak eylemlerle ilgili diyalog başlatıldı ve taraflar, Protokolün benimsenmesine yönelik çalışmalarla ilgili ileriye dönük adımlar atarken, Anlaşma'nın ve Protokolün düzenli çalışma programının uygulanması hususunda da ilerleme sağladılar." BM İklim Değişikliği Sekretaryası Başkanlığı'na vekâlet eden Richard Kinley ise konferansı şu sözlerle değerlendirdi: "Montreal, bugüne dek gerçekleştirilen en verimli BM İklim Değişikliği Konferanslarından biri oldu. Kyoto Protokolü'nü uygulamadaki başarılarımız, Anlaşma'nın ve Kyoto Protokolü'nün iyileştirilmesi ve yarınlar için yenilikler oluşturulması, çeşitli sorunlara yönelik bir anlaşmaya varılmasına neden oldu. Oluşturduğumuz plan, iklim değişikliğiyle ilgili gelecekteki eylemlerin de yolunu açtı." Konferansta, önümüzdeki dönemde iklim değişikliğine yönelik olarak gerçekleştirilecek uluslararası faaliyetlerin rotasını çizen anahtar nitelikli kararlar alındı. Kyoto Protokolü kapsamında, 2012 yılından sonra ele alınacak geleceğe yönelik taahhütler bir sürece bağlandı. Yine kalkınmış ülkelerin, 2012'den sonraki dönem için gelecekle ilgili taahhütlerini tartışmak üzere yeni bir çalışma grubu kuruldu. Bu yeni grup çalışmalarına Mayıs 2006'da başlayacak. Konferansın ilk haftasında, 1997 Kyoto Protokolü'nün, 'Marakeş anlaşmaları' da denilen kuralları benimsendi. Richard Kinley'in "tarihi bir adım" olarak nitelendirdiği bu adım, Protokolün uygulanmasına dair çerçeveyi oluşturdu. Bu konuda Kinley şöyle konuştu: "Artık sürdürülebilir ve etkili bir karbon gazı piyasası kesinlik kazandı. Konferansın temel başarılarından biri de temiz kalkınma mekanizmasının güçlendirilmesi oldu. Bu çok özel mekanizma kapsamında kalkınmış ülkeler, kalkınmakta olan ülkelerdeki sürdürülebilir kalkınma projelerine yatırım yapabilir, kalkınmakta olan ülkelerin yurttaşlarının yaşam kalitesini iyileştirmelerine yardımcı olabilir ve aynı zamanda kalkınmış ülkelerin de kotalarını doldurmayan ülkelerden karbondioksit emisyon kredisi satın almalarına olanak sağlar." Namus adına işlenen cinayetleri önlemek toplumun her kesimine düşüyor Tüm dünyada kadınların ekonomik, siyasi ve toplumsal olarak güçlenmeleri için çeşitli programlar yürüten Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından desteklenen, "Türkiye'de Namus Cinayetlerinin Dinamikleri: Müdahale Olasılıkları" başlıklı bir rapor 22 Kasım 2005'te yayımlandı. Ankara, Ocak 2006 "Türkiye'de Namus Cinayetlerinin Dinamikleri: Müdahale Olasılıkları" rapor, kadına yönelik şiddet türlerinden en utanç vericisi olan 'namus cinayetleri' konusunu ele alıyor. Araştırmayı Nüfusbilim Derneği, İstanbul, Adana, Şanlıurfa ve Batman'da, aralarında öğretmen, polis memuru ve avukatlar gibi kamu çalışanları ile medya ve sivil toplum kuruluşları üyelerinin de bulunduğu 194 kişiyle grup görüşmesi yaparak gerçekleştirdi. Rapor, namus cinayetlerini de içeren kadına karşı her türlü şiddeti önleyecek politikaların, ancak bu eylemlerin ardındaki toplumsal yapı, yaşam tarzı ve zihniyetin anlaşılmasıyla geliştirilebileceği düşüncesinden yola çıkılarak hazırlandı. Namus, araştırmanın yapıldığı tüm kentlerde, katılımcılar arasındaki farklı algılamalara karşın, yaygın olarak 'kadın, kadın bedeni ile cinselliği ve kadınların kontrol edilebilmesi' biçiminde algılanıyor. Namus, büyük ölçüde kadınla erkek arasındaki cinsel ilişki, kızların bekâreti ve zina/sadakatsizlik ile ilişkilendiriliyor. Böylesi bir tanımlama genel olarak erkekler, daha geleneksel çevrelerde yaşayan kadınlar ve bazı meslek grubu mensupları tarafından yapılıyor. Bu çerçevede 'namus', bir erkeğin karısı, yani 'helali', annesi, kız kardeşi, ailesindeki ve hattâ yakın çevresindeki kadınları temsil ediyor. Erkek, çevresindeki tüm bu kadınlara 'göz kulak olmakla' sorumlu kılınıyor. Böyle bir anlayış, erkeklerin sorumluluk alanlarını genişletirken, kadınların üzerindeki baskının da artmasına neden oluyor. Raporun bulguları, öncelikle toplumdaki namus algısı, bu algıyı oluşturan etkenler ve "namusa aykırı davranışların" neler olduğunu ortaya koyuyor. Şanlıurfa'dan erkek bir üniversitesi öğrencisi, "Namus, şu anda yaşamamızın sebebidir. Şu anda biz namus için yaşıyoruz yani. Namus olmazsa, bilmiyorum, yaşamanın bir anlamı yok herhalde. Parasız yaşanır ama şerefin mutlaka olmalı" diyor. Raporda yer verilen bu sözler, 'namus'un toplumda temel bir ihtiyaç olarak nasıl algılandığına ışık tutuyor. Araştırma aynı zamanda namus cinayetlerinin ardında yatan nedenlere de yer veriyor: (1) Ekonomik ve sosyal koşullar ile geri kalmışlığın yol açtığı yoksunluklar. (2) Ataerkil toplumsal yapı sonucunda erkeklerin kadınlar üzerinde hâkimiyet kurmaları. (3) Ailenin toplumdaki rolü ve çocukların yetiştirilme biçimi. (4) Üzerilerindeki toplumsal baskı nedeniyle erkeklerin çaresiz kalmaları. (5) Kişisel nedenler. Rapor, Türkiye'de namus cinayetlerinin gelecekte azaltılabilmesi için atılması gereken adımları şekillendirebilecek dört ana mesaja işaret ediyor: 1- Namus toplumda önemli bir kavram olarak tanımlanırken, namusun kendisinin şiddet ve suç içeren eylemlerden ayrı tutulması gerekiyor. 2Genel düşüncenin aksine, namusa aykırı davranışların cezalandırılmasında genç erkekler, orta yaş ve üzeri erkeklere göre daha az hoşgörülü. Bu sonuç, 2003 yılında yapılan Türkiye Nüfus Sağlık araştırmasında 15-19 yaş grubundaki genç kızların %63'ünün evlilik içinde şiddeti kabul edilebilir görmeleri sonucu ile birlikte düşünüldüğünde, genç nüfusun şiddetin önlenmesi konusunda ciddi bir eğitim desteğine ihtiyacı olduğunu ortaya koyuyor. 3- Bazı kamu görevlileri, namus adına işlenen cinayetleri toplumun hoşgörüyle karşılamasına yol açabilecek bir ortam yaratıp, çeşitli davranış biçimleri sergileyerek, kadınların hak ve özgürlüklerini ihlal eden namus cinayetlerine âdeta katkıda bulunuyor. 4- Ancak araştırmaya katılanlar arasında, kadının insan haklarının en uç noktada ihlali olan namus cinayetlerini ortadan kaldırmak için çalışan kamu görevlilerinin de bulunması bu konudaki umutları artırıyor. Namus cinayetleriyle mücadelede medyaya önemli görevler düşüyor Rapora göre, demokratik kurumların hukukun üstünlüğü ilkesini, eşitlik ve özgürlük gibi evrensel değerleri ön plana çıkarmaları, kadın ve kız çocuklarının haklarının korunmasının önşartı. Namus cinayetlerinin gerisindeki zihniyetten kurtulabilmek için devlet, bir 'sıfır hoşgörü' politikası oluşturmalı ve başta öğretmenler, polisler, din görevlileri, yasa koyucular, savcılar ve hâkimler olmak üzere tüm kamu görevlileri ile sivil toplum kuruluşları, kamuoyu önderleri, aileler, tüm eğitim kurumları ve medya devlete destek vermeli. Araştırmaya katılanlar arasında, yurttaşların haklarıyla temel özgürlüklerini etkin biçimde korumaya kendilerini adamış olan kamu görevlilerinin yanı sıra, namus cinayetlerini destekleyen kamu görevlileri de dikkat çekiyor. İstanbul'da görev yapan 25 yaşındaki bir polis memuru, "İnsan ne için çalışır ve yaşar? Önce namus için. İnsan aç kalabilir ama bir tabak yemek yersen karnın doyar. Ancak namusunu kaybedersen dönüşü yoktur. Namus helalindir" diyor. Öte yandan Şanlıurfa'dan bir polis memuru ise, kadınların kötü kaderlerinden kaçmalarına nasıl yardımcı olduklarını aktarıyor: "Bir yurda yerleştirilmesi için yardım ettik. Biz onu burada yurda teslim ettik. Buradaki yurttan Ankara'daki yurda gitti. Böyle yurt yurt gezdirip izini kaybettiriyorlar. İzini kaybettirdikten sonra eğer kız kendisi isterse yurttan çıkabiliyor." Rapor, sıfır hoşgörü politikasının geliştirilmesi için de şu önerileri sunuyor: (1) Tehdit altında olan kadın ve kız çocuklarının korunması için sığınma evleri, istasyonlar açmak, şiddet hattı kurmak. (2) Kamu görevlilerini toplumsal cinsiyet eşitliği ve namus cinayetlerinin topluma etkileri konusunda eğitmek. (3) Milli eğitim sistemini toplumsal cinsiyet eşitliğine daha duyarlı bir şekilde yeniden yapılandırmak. (4) Gençleri, erkekleri, kadınları, sivil toplum çalışanlarını ve namus cinayetleri konusunda çalışan profesyonelleri eğitmek. (5) Aileler için "toplumsal tartışma merkezleri" kurmak. (6) Din görevlileri ve topluluk liderleri ile birlikte çalışmak. (7) Kadınların ve kız çocuklarının güçlenmelerine yardımcı olacak eğitim çalışmaları ve sosyal etkinlikler düzenlemek. (8) Şimdiye kadar gerçekleştirilen yasal değişikliklerin hayata geçirilmesi için bir baskı grubu gibi çalışmak. Rapora göre namus cinayetleriyle mücadelede medyaya da önemli görevler düşüyor. Medya, özellikle de yerel medya, kamu bilincinin yükseltilmesinde bilgilendirici, eleştirel ve dönüştürücü bir rol oynamalı. Ayrıca medya halka, gerek sivil toplum kuruluşları, gerekse diğer kuruluşlar hakkında doğru bilgi vermeli. Toplum önderleri, din görevlileri, toplumun sevilen ve sayılan insanları, bilim, sanat ve spor dünyasından popüler kişileri konuşturarak şiddetin ve namus uğruna cinayet işlemenin bir insan hakları ihlali olduğunu göstermeli ve yayınlarında, eğitim çalışmaları ile sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerini de içeren şiddete karşı mücadelenin iyi örnekleri tanıtmalı.
Benzer belgeler
Bölgesel eşitsizlikleri gidermek için topyekün mücadele çağrısı Türk
yardım kaynaklarının ve Birleşmiş Milletler'in en etkin biçimde devreye
sokulmasını teminat altına alıyor.
BM Kalkınma Programı, Türkiye'de 1950'li yıllardan bu yana iktidara gelen
yönetimlerle ve ...
Önemli başlangıç Genişleyen vizyonlar, çeşitlenen menüler Daha
rolü 2005 yılı içinde hayli tartışıldı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Türkiye'de tüm kesimleri kapsayıcı bir
Mikrofinans sisteminin kurulabilmesi amacıyla, hükümetle işbirliği yaparak, kam...
Mukim Temsilciden: 2015 sonrası kalkınma çerçevesi Cihan
Temsilcisi, aynı zamanda Birleşmiş Milletler (BM) sisteminin kalkınma
etkinliklerinin bir bütün olarak eşgüdümünü sağlayan Koordinatör
görevini de üstleniyor. Böylesi bir eşgüdüm aracılığıyla UNDP,...