pdf - Wings
Transkript
pdf - Wings
New York Evin içinde “Start spreading the news, I’m leaving today” melodisi eşliğinde ufak dans adımlarıyla dolaşmak veya ayna karşısında diş fırçasını mikrofon gibi tutup “I’m in a New York state of mind” diye mırıldanmak New York’a bilet almış ve almak isteyen insanlarda sık rastlanan semptomlardır. Doktorlar bu belirtileri gösterenlerin en yakın zamanda New York’a gitmeleri gerektiğini söylüyor. Işıltısıyla Paris’ten, zevkli ve stil sahibi duruşuyla Londra’dan, yaratıcılığıyla Tokyo’dan, romantikliğiyle Roma’dan ve daha da pek çok şehirden rol çalarak über şehir haline gelen New York’un kendine has süper kahraman gücü ise dileklerin ve hayallerin gerçekleşme ihtimalinin en yüksek olduğu şehir olmasından geliyor. En azından uzaktan böyle görünüyor. Yakından hiçbir şeyin o kadar da kolay olmadığı, New York’un yorucu ve talepkâr bir şehir olduğu fark edilse de New York ilginç bir şekilde mücadele etmeyi bile masalsı ve efsanevi bir hale getiriyor. New York’un dünyanın en güzel şehri olup olmadığı tartışılabilir ama dünyanın en fotojenik şehri olduğu su götürmez bir gerçek. Siz de bu fotojenik şehirle fotoğraf çektirmek için, mırıldanmaya başlayın: “Start spreading the news…” >>NEREDE KALMALI? New York’un binaları ve otelleri neredeyse şehrin kendisi kadar ünlü. The Plaza Hotel, The Pierre, The Peninsula, Four Seasons, Mandarin Oriental şehrin vazgeçilmez adresleri elbette. Biz gene de gözden kaçmaması gerektiğini düşündüklerimizi birkaç ismi not etmek istedik. 1 New York En İyiler The Standard, High Line: Meatpacking’de bulunan otel, New York’un en çapkın ve eğlenceli otellerinden biri. Odalar tavandan yere, soldan sağa camla çevrili. Banyolar da dâhil. Otelin sunduğu bu voyöristik bakış, şehirle daha kişisel ve yakın bir bağ kurmanızı sağlıyor. Giriş katında, kendi girişine sahip olan The Standard Grill, Fransız bistrosu ve Amerikan diner konseptlerinin uyumlu bir şekilde bir araya getirilebileceğini gösteriyor. Michelin yıldızlı şefi Dan Silverman’ın bu lezzetli steakhouse’unu es geçememek gerek. Şef Kurt Gutenbrunner imzalı Biergarten ise nefis biralar, sosis çeşitleri ve pretzellerle rahat, samimi ve lezzetli bir yemek deneyimi vaat ediyor. Otelin hediyelik eşya dükkânının da ilginç tasarım objeleriyle dolu olduğunu hatırlatır, bir göz atmanızı tavsiye ederiz. The Bowery: Bowery, Meatpacking ve Nolita’dan sonra çok yakın zamanda dönüşmeye başlamış bir bölge. Bu dönüşümün hızlandırıcı katalizörü de The Bowery Hotel. Bowery mimari özellikleriyle, tasarımı ve dekoruyla tepeden tırnağa vintage’lık abidesi olarak çıkıyor karşımıza. Film kütüphanesi, lostra, cep telefonu ve bisiklet kiralama hizmetleri, spor salonu ve spa’sı da eksik olmayan otel, lüks otelleri aratmayan butik otellerden. İtalyan mutfağı ağırlıklı restoranı Gemma, günün her öğünü ve kokteyller için ayrı menüler sunuyor. Mercer Hotel: Soho’da bulunan Mercer, bölgenin ruhunu en iyi yansıtan otel. Bu bölge daha çok loft tarzı binalarıyla ve yaşam alanlarıyla biliniyor. Mercer, loft konseptinin tam hakkını vererek, 2 New York artık kullanılmayan, kırmızı taş eski depolardan birinin mimari özelliklerini koruyarak dönüştürmüş. İç mekânlarda da tasarım halılara ve mobilyalara yer vermiş. The Mercer Kitchen (kısaca Kitchen) adlı restoranı ise şehrin en çok konuşulan restoranlarından biri. Şef Jean-Georges Vongerichten imzalı müthiş Fransız yemeklerini tatmaya gelen ünlü isimler burayı adeta podyuma çeviriyorlar. Soho House NY: Soho House, Meatpacking Bölgesi’nin hip adreslerinden biri. Sade girişi nedeniyle çok dikkat çekmese de Soho House’un ünü Londra’yı çoktan aşmış olduğu için New York’ta da aranan bir adres. Ve de Meatpacking’deki belki de tüm Soho House’lar içinde en güzeli. 26 odasının çoğu vintage ve rustik bir çekiciliğe sahip. Aralarında çağdaş minimalizmi yansıtanlar da var. Check-in sırasında tanışacağınız konsierj görevlisi 7/24 arayabileceğiniz bir cep telefonu numarası veriyor. Çatıdaki havuzu, sinema salonu, spası, restoranı ve barıyla da butik otellerin imkânlarının çok ötesinde bir hizmet sunuyor. Burada kalmayacak olsanız bile otelin restoranı Cookhouse’a uğramanızı tavsiye ederiz. Dekoru, manzarası ve yemekleriyle New York’un en keyifli ve popüler mekânlarından biri. Bunlara Da Bakmaya Değer Crosby Street Hotel: Yer yer kitsch’e kaçan, yer yer de klasik İngiliz stilini baskın bir şekilde ortaya koyan Crosby, biri diğerine 3 New York benzemeyen 86 odasında ağırlıyor konuklarını. Kiminde desenler ve renkler cıvıldarken, kiminde de siyah beyaz bir minimallik söz konusu. Hepsinin ortak noktası neşeli ve aydınlık olması. New York’un ilk tescilli ekolojik otellerinden biri olması da dikkat çekici özelliklerinden biri. Otelin 12. katındaki çatısı bahçe haline getirilmiş. Şef Anthony Paris’in bizzat ilgilendiği bahçe, mutfak malzemelerinin önemli bir kısmının yetiştiği alan aynı zamanda. Crosby Bar’da akşamüstleri yapılan çay servisi İngiliz geleneklerine bağlı kalınarak gerçekleştiriliyor. Otelin spor salonu ve sinema salonu da iyi vakit geçirmenizi garantileyecek şekilde düşünülmüş. Hotel on Rivington: Lower East Side’da bulunan otel, 21 katlı binasıyla bölgenin panoramasında ve en yüksek gurme binası. New York’un adreslerinde yıldız gibi şehir parlayan, kemikleşmiş otel adreslerini çöpe attırabilecek bir otel. Sade ve keskin düz hatlarıyla American Psycho ile James Bond arasında gidip gelen bir tarza sahip. Buna bir de üst katlardan görülebilen müthiş şehir manzarası eklenince bambaşka bir hava kazanıyor. Daha önce Le Bernardin ve Nobu gibi ünlü restoranlarda adını duyurmuş Şef John Keller da oteli çekici kılan özelliklerden bir diğeri. Söz konusu New York olunca, konsierj servisi oldukça önem kazanıyor. Her yer dolu, her taksi meşgul, tüm arabalar çoktan kiralanmış olabilir ama Rivington mucizevi bir şekilde, neye ihtiyacınız varsa bulup buluşturuyor. New York’ta sizi kollayan bir meleğe ihtiyaç duyacağınızı düşünüyorsanız burayı düşünün. Ace Hotel: Ace bir otelden çok New York’taki retro loft dairenize benziyor. Artistik, ‘cool’ ve şık tasarımıyla ilk görüşte kendine hayran 4 New York bırakıyor. Broadway 29. Cadde’de bulunan otel, filmlerden fırlamış gibi duran hoş bir stile sahip. 6 tipte toplam 160 odası bulunuyor. Otelin şık tasarımı kadar gastronomik seçenekleri de etkileyici. Michelin yıldızlı restoran Breslin, yeni şubesini Ace Hotel’de açmayı tercih etmiş. Stumptown’un nefis kahveleri ve The John Dory’nin deniz ürünleri ve kokteylleri de Breslin’e nefis alternatifler oluşturuyor. >>NEREDE YEMELİ? Brunch/Kahvaltı İçin En İyi Adresler Sarabeth: New York’un en hip ve popüler kahvaltı mekânı Sarabeth’de başlayan bir günün kötü gitmesi mümkün değil. Hepsi nefis geliyor kulağa evet ama, siz gene de pancake’leri, kahvaltılık gevrekleri hızla geçip bir an önce yumurtalara gelin ve sabah erken kalkmak için en güzel bahanelerle tanışın. Pastis NY: Pastis, Meatpacking bölgesinde bir Fransız bistrosu. Kahvaltı menüsündeki eggs benedict, eggs norwegian, akçaağaç şuruplu yumurtalı ekmek ve kruvasan çeşitleriyle tam bir Fransız kahvaltısı sunuyor. ISA: Williamsburg, Brooklyn’de bulunan Isa, rustik dekoru ve tahta masa sandalyeleri ile içeri taşınmış bir piknik mekânı gibi görünebilir ancak şehrin en sıra dışı restoranlarından biri. Bu sıra dışılıkların keşfini size bırakıyor ve yemeklerin de sunumlarının da ayrı ayrı 5 New York zevkli olduğunun altını çiziyoruz. Günün hangi saati olursa olsun acıktığınızda soluğu burada alabilirsiniz. Öğle Yemeği İçin En İyi Adresler Bottega del Vino NYC: Manhattan’ın en şık İtalyan restoranlarından biri olan Bottega del Vino, aynı zamanda şehrin en kapsamlı şarap mahzenlerinden birinin de sahibi. Verona’da dolaşırken tesadüfen bulduğunuz mütevazı bir İtalyan ailesi işletmesi gibi görünen restoran Michelin’in de tavsiye ettiği adreslerden biri. Gündüz Bar Quadronno’daki atıştırmalıklarını deneyebilirsiniz. Yemek salonu ise akşamları çok daha keyifli oluyor. Al di la Trattoria: Anna Klinger ve Emiliano Coppa İtalya’da tanışmış bir çift. Brooklyn’de kapanan bir Çin restoranının yerine kendi restoranlarını açmışlar. Restorasyon sırasında yeni bir şeyler yapmak yerine, Çin restoranının kapladığı tavan ve zemin katmanlarını sökmüşler ve binanın hâlâ sağlam olan orijinal malzemelerini Kendileri keşfetmişler. yalnızca Coppa’nın büyükannesinin şamdanını ve masaları eklemişler. Çok rahat, sakin ve cool bir restoran. Yemekler çok lezzetli ancak hiçbir komplike füzyon tarafı yok. Yalnızca çok iyi malzemelerle ve doğru teknikle pişiriliyor. Bir de tabii Klinger ve Coppa arasındaki büyük aşkla hazırlanıyor. Eataly: Eataly, şehrin gurme şarküteri marketlerinden biri. Makarna ve et çeşitleri, lezzetli soslar ve bölgelerine göre ayrılmış çeşit çeşit zeytinyağları bulabiliyorsunuz. Restoranda da markette sattıkları 6 New York kalitede, tazelikte ve doğallıktaki ürünleri kullanıyorlar. Lezzetlerinin en büyük sırrı da burada saklı. Restoran alanı, deniz ürünleri, etler, paniniler, şaraplar olmak üzere farklı konseptlerde bölümlere ayrılıyor. Balthazar: Balthazar, açılmasından çok önce, toptan deri satışı yapan depolardan birini etkileyici bir tasarımla tam bir Fransız bistro’suna dönüştürerek New Yorkluların dikkatini çekmişti. Kahvaltı, öğle, akşamüstü, akşam, tatlı ve şarap için birbirinden lezzetli menüler, pastane kısmı ve çiğ deniz ürünleri tercih edebileceğiniz barı da nefis tatlar sunuyor. Mission Chinese Food: Adından da anlaşılacağı gibi en batıya gidip en doğudan yemeklerin yendiği bir yer burası. Girişindeki sıradanlığa aldanmayın; Mission Chinese Food'un, San Francisco'da açtığı ilk şubesi açıldığı ilk günden bu yana hiç boş bir akşam geçirmemiş. Yüksek tempolu ve sesli müziği ve loş ortamı ile yarattıkları parti havasını birebir NY şubesine taşıyan MCF'cular, burada da aynı başarıyı yakalamışlar bile! Akşam Yemeği Manhattan Masa: Balıkçı bir ailenin çocuğu olan Masa, bulaşıkçı olarak girdiği mutfaktan yaratıcı bir şef olarak çıkan yetenekli isimlerden biri. Sadelik anlamına gelen shibui ve öz anlamına gelen umami Masa’nın mutfak felsefesini oluşturuyor. Tüm gurmelerden tam not alan 3 7 New York Michelin yıldızlı restoranda kişi başı yemek fiyatları 300-500$ civarında. Megu: Megu, şehrin öne çıkan bir diğer Japon restoranı. Menü sushi ve bir ızgara tekniği olan sumibi aburiyaki ağırlıklı. Geniş şarap menüsü de bu tatlara eşlik edecek şekilde hazırlanmış. Le Bernardin: Bernardin’in hikâyesi Paris’te başlıyor. Maguy ve Gilbert Le Coze kardeşler bir balıkçı kasabasında ufak bir restoran ve otel işleten bir ailenin çocukları. İkilinin açtığı restoranda, Giblert Le Coze’nin denizden çıkan malzemelerle yaptığı sihirbazlık numaralarını tadabilirsiniz! Atera: Atera, mutfak eğitimlerinin ardından dünyanın en ünlü restoranlarında staj yapma fırsatı yakalamış iki yetenekli şefin açtığı bir restoran. Şehrin en sofistike mekânlarından biri haline gelen restoranda atıştırmalık başlangıçlar pek başarılı değil. Ancak ana yemeklerde sihirli bir şeyler olduğu kesin. Sirio: Las Vegas’ın vazgeçilmez adreslerinden biri Sirio, yakın zamanda New York’ta da bir şube açtı. Kısa zamanda şehrin en çok konuşulan restoranlarından biri haline geldi. The Pierre’de açılan restoranın dekoru Fellini’nin La Dolce Vita adlı filminden ilham alınarak dekore edilmiş. Makarna sosları ve et yemekleri İtalyan mutfağının gurme lezzetleri arasından seçilmiş. Kahvaltı, öğle yemeği, tatlı ve kokteyl menüleri de mevcut. Gotham Bar and Grill: Gotham’ı anlatmaya başlamadan önce New York Times’da beş kere üst üste tam not alan tek restoran olduğunu 8 New York belirtmekte fayda var. Bir Michelin yıldızlı restoran, Amerikan diner konspetini elit ve gurme bir hale getirmiş. Brooklyn Blanca: Bu 100 m2’lik restoranın yarısından çoğu mutfaktan oluşuyor. Yalnızca açık mutfak tezgahının önüne sıralanmış 12 koltuğa servis veriyor. Çarşamba, Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri akşam saatlerinde servis veren Blanca için 2 ay önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Eğer yer bulabilmiş şanslılardansanız, birbirinden nefis tabaklar önünüzden geçmeye başlıyor; KDV ve bahşiş hariç 180$ ödemek şartıyla! Gwynnett St.: Mutfakta çok genç iki şef var. İkisi de modern tekniklerle hem farklılık yaratmaya hem de kendilerini kanıtlamaya çalışıyorlar. Ortaya çıkan sanat eseri görünümlü lezzet harikalarıyla birkaç seneye çok ünlenecekleri kesin. Eleştirmenler çoktan Gwtnnett’ı 2012’nin en iyi restoranı seçmiş olsalar da onlar restoranın sevimli atmosferini ve mütevazı fiyatlarını değiştirmeyi düşünmüyorlar. Atıştırmalıklar Bouchon Bakery: New York, Paris nostaljisini abartarak Paris kafelerinden ve pastanelerinden daha Parizyen pastanelerle dolu. Görünüşleri her ne kadar göz alıcı ve iddialı olsa da, genelde lezzet 9 New York konusunda sınıfta kalıyorlar. Ve tabii bu durumun bir de istisnası var ki, orası da Bouchon. Bouchon’un makaronları, kurabiyeleri ve çörekleri gerçekten baştan çıkarıcı. Öğleni ufak atıştırmalıklarla geçirmek isteyenler için salata, sandviç ve kiş çeşitleri de mevcut. One Girl Cookies: Büyük aile fotoğrafları ve elle çizilmiş aile ağacının dekore ettiği bu sevimli kafe, mavi vintage tabakları ve şeflerin anneannelerinden kalan kurabiye tarifleriyle New York’un sempati abidesi. Cupcake’lerinden de denemek şart. Croque Mr. Fransız kahvaltılarının vazgeçilmez süper starı croque monsieur sevenlerin vazgeçemeyeceği bir adres. Rustik sevimliliğiyle de dikkat çeken Croque Mr.’da 12 ayrı çeşit croque monsieur’den biriyle güne harika bir başlangıç yapabilirsiniz. Van Leeuwen Artisan Ice Cream: Van Leeuwen’in organik sütten ürettiği dondurmalar, dondurmaya bakış açınızı değiştirecek kadar lezzetli. Vanilyalı, çikolatalı, çilekli gibi klasik seçeneklerin yanı sıra, naneli, tarçınlı, zencefilli ve earl grey’li tatlar da mevcut. Tatlı bir şey yemek istemeyenler, dondurma yiyen tanıdıklarına kahveyle eşlik edebilir. Zira kahveleri de oldukça özel. Chelsea Market: Chelsea’de pek çok restoran, kafe ve pazarı bir arada bulabileceğiniz bir alan. Bazı restoranlar salaş ve samimi, bazıları ise New York’un en şık restoranları arasında yer alıyor. Amy’s Bread, Lobster Place ve Budakkan öne çıkan alternatifler. >>GECE KUŞLARINA 10 New York Provocateur: W Otelleri’nin de tasarımlarını yapan Lionel Ohayon tarafından tasarlanan Provocateur, iki ayrı mekânda hizmet veriyor. Bunlardan Provocateur Café Hotel Gansevoort’ta bulunuyor. Gece kulübü ise Meatpacking’de bulunuyor. Her ikisi de şık ve görkemli dekorları ve Dj performanslarıyla ön plana çıkıyor. Boom Boom Boom: Standard Hotel’de bulunan kulüp, şehrin en gözde mekânlarından biri. Kapısında gazetecilerin Jude Law, Madonna, Mary Kate Olsen veya Chloé Sevigny gibi müdavimlerin fotoğrafını çekebilmek için beklediği Boom Boom Boom’a girmek ne yazık ki pek kolay değil. Lavo: Lavo’nun üst katı 19.yüzyıldan kalma İtalyan bistrolarını andıran dekoru ve İtalyan menüsüyle akşamüstünden itibaren kalabalıklaşmaya başlıyor. İş sonrası buluşmaları ve akşam yemeğinin ardından alt kattaki Lavo hareketlenmeye başlıyor. Las Vegas’ta da bir şubesi bulunan Lavo, gece hayatının en eğlenceli mekânlarından biri. 1 Oak NYC: Oak da Las Vegas’ta şubesi olan gece kulüplerinden biri. Tavanındaki sık aralıklarla yerleştirilmiş loş ışıklı ampuller, desenli duvarları, deri koltukları ve uzun barı modern ve retro’nun başarılı kombinasyonunu yansıtıyor. Hem dans edebileceğiniz, hem de arkadaşlarınızla sohbet edebileceğiniz cool bir akşam için tercih edebilirsiniz. Dos Caminos: Guacomole’siyle çıldırtan nefis Meksika restoranı Dos Caminos, gece ilerledikçe margarita trafiğinin sıklaştığı bir yer haline 11 New York geliyor. Meksikalı atıştırmalıklar ve tekila eşliğinde muhabbet ederek eğlenceli vakit geçirebileceğiniz bir yer. Caz Kulüpleri Blue Note: Cazın en önemli adreslerinden biri olan Blue Note, New York’un da en çekici adreslerinden biri. Uzun yıllardır hizmet veren kulüp, bugüne kadar pek çok efsane ismi ağırladı. Hâlâ da en saygın caz müzisyenlerini ağırlamaya devam ediyor. Nublu: 2002 yılında İlhan Erşahin’in açtığı kulüp, kısa zamanda New York’un en iyi caz kulüplerinden biri haline geldi. Samimi bir atmosfere sahip olan Nublu, caz müzisyenlerinin de müzik dinlemek için geldiği bir adres. Geç saatlerde doğaçlama gerçekleşen jam session’ların keyfi bambaşka oluyor. Café Carlyle: Carlyle Hotel’de bulunan kulüp, 1930’ların caz kulüplerinin ruhunu yaşatıyor. Woody Allen, Ute Lemper ve Eddy Davis gibi ünlü cazcıları burada dinlemek mümkün. Broadway Cat on a Hot Tin Roof, Evita, Chicago ve Mamma Mia gibi klasiklerin yepyeni yorumlamalar getirilerek bambaşka şekillerde tekrar sahneye konduğu Broadway’de eskiler zamana meydana okuyor. Tam bir New York deneyimi yaşamak için seyahat tarihleri belli olur olmaz bilet araştırmaya başlamakta fayda var. Oldu ki New York’a gidene kadar araştıracak vakit 12 New York bulamadınız o zaman ilk iş kendinizi Time Square’e atın ve meydanda gördüğünüz uzun kuyruğa takılın. Burada o günün gösterimlerine indirimli bilet bulabilirsiniz. >>YA BAŞKA? Alışveriş New York’un ünlü alışveriş caddelerini turlayıp, ünlü modaevlerinin mağazalarında dolaşıp hâlâ yorulmamış olanlara ve daha nadir parçalar yakalamak isteyenler için yerel birkaç adres derledik. Scoop: Scoop, Amerika’da birkaç şehirde şubesi olan ve ünlü tasarımcıların kıyafetlerini bulabileceğiniz bir butik. Meatpacking, Soho, Upper East Side, New York’taki belli başlı şubelerinden birkaçı. Scoop’un kendi tasarımlarının yanı sıra Marc by Marc Jacobs ve Michael Kors gibi tasarımcıların ve Nike, Lacoste ve Barbour gibi yaygın markaların erkek, kadın ve aksesuar koleksiyonlarından ürünler bulabilirsiniz. Owen: Meatpacking’de bulunan Owen, yeni ünlenmekte olan tasarımcıların kadın ve erkek koleksiyonlarından tasarımları bir araya getiren bir butik. Genç tasarımcıların yanı sıra Marc Jacobs ve Alexander McQueen gibi tanınmış modacıların koleksiyonlarından parçalar bulmak da mümkün. What Goes Around NYC: 2006 yılında Soho’da açılan butik vintage country stili hem mekân tasarımına, hem de bir araya getirdiği 13 New York parçalara yansımış. Ürünlerin arasında yeni olanlar da var ancak vintage parçalar çok daha dikkat çekici. If Soho: New York’un sevilen butiklerinden biri olan If Soho’da, Martin Margiela, Comme des Garçons, Ann Demeulemeester ve Rick Owens gibi modacıların koleksiyonlarından parçalar bulabilirsiniz. Darling: Darling oldukça küçük ve rustik bir butik. Türkiye’de çok tanınmayan ancak Amerika’da oldukça ünlü modacıların koleksiyonlarından elbiseler bulunuyor. Yalnızca elbise satan bu sevimli butikte günlük ve abiye elbiseler bir arada. Elbiselerle uyumlu iç giyim ve takı seçenekleri de bulunabiliyor. Aesop: Aesop cilt ve saç bakım ürünleriyle ünlü bir kozmetik firması. Ürünlerin içeriğinde kimyasal maddeler yerine bitki özleri bulunuyor. Mağazanın ortasındaki uzun vintage seramik lavabo ve ahşap raflara dizilmiş modern şişelerle oldukça çekici bir görünüme sahip. Müzeler Belli başlı saygın müzelerin ve galerilerin önemli bir bölümü New York’ta bulunuyor. Bunlardan Metropolitan Museum of Art, MoMA, Ellisa Island Immigration Museum ve Guggenheim en çok bilinen ve ziyaret edilenler. Bunlara ek olarak: New Museum: Modern sanat dünyasının en prestijli müzelerinden biri olan New Museum, sanat severlerin ajandasında mutlaka yer alması gereken bir adres. Koleksiyonunda 1000 civarında eser bulunan müze, 14 New York tüm dünyadan tanınmış çağdaş sanatçıların sergilerine ev sahipliği yapıyor. Whitney Museum of American Arts: Kısaca The Whitney olarak bilinen müze, ismini heykeltıraş ve sanat koleksiyoneri Gertrude Vanderbilt Whitney’den alıyor. Koleksiyonunda 20. ve 21. yüzyıldan 2.900’den fazla sanatçının 19.000’den fazla eseri bulunuyor. Museum of the Moving Image: Museum of the Moving Image, sinema, televizyon, dijital medya ve video oyunlar müzesi. Robert de Niro Kostümleri ve Karakterleri, Tim Burton Çizimleri, New York Sessiz Film Stüdyoları geçmiş sergilerden ilgi çekici örnekler. Müzenin koleksiyonunda eski projeksiyon makineleri, kostümler, sinema salonlarından mobilyalar ve film negatifleri yer alıyor. Sony Wonder Technology Lab: Görsel medya ile ilgili bir müze daha görmek isteyenlerin tercih edebileceği bir adres. Medya teknolojilerinin tarihsel gelişimine tanıklık etmenizi sağlayacak bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Museum of American Finance: Manhattan’da bulunan müze, girişimciliği ve serbest piyasayı yücelten bir müze. Pedagojik amaçlarla açılan müze, finans eğitimine destek vermeyi sürdürüyor. Müzenin sergileri, paranın tarihine ve Amerika’nın ekonomi politikalarının tarihsel gelişimine geniş yer veriyor. New York City Fire Museum: Müze, yangınla mücadelede kullanılan tekniklerin zaman içindeki evrimini görselleştiriyor. Yakın zamanda, 11 Eylül saldırıları sonrasında hayatını kaybeden 343 itfaiyeci için özel bir bölüm eklenmiş. 15 New York Gitmeden Göz Atılacaklar Woody Allen: Woody Allen büyük Avrupa turnesine çıkıp, pek çok farklı şehirde film çekmeye başlamadan önce yıllar boyu New York’tan çıkmamıştı. Filmlerinin çoğunda New York’u ve New York’ta yaşanan ilişkileri esprili bir dille anlatıyor. Bunlardan ‘Manhattan’, ‘Annie Hall’ ve ‘Everyone Says I Love You’ unutulmayanlar arasında yer alıyor. Diziler: New York’ta geçen çok fazla sayıda dizi var elbette. Ancak ‘Gossip Girl’ ve ‘Sex and the City’ gibi tamamen New York’a adanmış olanların sayısı pek az. Bu iki dizide şehir dekor olmaktan çıkıp başrolü üstleniyor. Hâlâ devam eden dizilerden ‘Girls’ de New York’ta yaşayan dört kadının yaşantılarını anlatarak, New York hikâyelerini devam ettiriyor. New York’tan Amerikan Tarihi: New York’ta yaşanan olaylardan ilham alınarak yapılmış pek çok film hem şehir hakkında, hem de ülke tarihi hakkında bir his kazandırıyor izleyiciye. Bunların arasında yer alan ‘Taxi Driver’, ‘Once Upon a Time in America’, ‘Gangs of New York’ ve ‘Dog Day Afternoon’ en ünlü örnekler. ‘When Harry Met Sally’: Billy Crystal ve Meg Ryan’ın oynadığı film, New York’ta yaşanan ilişkileri anlatan eğlenceli bir romantik komedi. New York’un büyülü noellerine de yer veren bu sempatik film sizi romantik bir New York havasına sokmaya yetecektir. ‘Shame’: Steve McQueen’in 2011 yapımı filmi Shame, 2011 ve 2012 boyunca en çok konuşulan filmlerden biri olmuştu. Michael 16 New York Fassbender’in bir seks bağımlısını oynadığı film, New York’un karakteriyle ilgili de önemli tespitlerde bulunuyor. Aman Aman! Her şeyin bulunduğu ama ulaşmanın zor olduğu şehirde, restoranlar, taksiler, gece kulüpleri, kafeler, operalar her zaman dolu. Seyahatinizi mümkün olduğunca önceden planlamış olmanızda fayda var. Planınız bozulacak olursa otelinizin konsierj servisine danışabilirsiniz. Hemen hepsi mucizeler yaratmakla ünlüler. Hesap geldiğinde, fişin alt kısmında bir bahşiş bölümü oluyor. Buraya ne kadar bahşiş bırakmak istediğinizi yazmanız gerekiyor. Yoksa görevliler kendileri dolduruyorlar ve bu meblağ kartınızdan çekiliyor veya hesabınızın üstü tamamen bahşiş olarak alınabiliyor. Bahşiş olarak hesabın 10%’unu ile verginin iki katı arasında bir miktar belirleyebilirsiniz. Bir bardaysanız, hesap üzerine her içki için bir dolar eklemenizde fayda var. Eğer servisi beğenmediyseniz bahşiş bırakmayabilirsiniz. Ancak bunun sebebini açıklamanız beklenecektir. Kimliğinizi yanınızda taşımanızda fayda var. Sık sık soruluyor. Sıkıcı Bilgiler 17 New York JFK Havaalanı’ndan şehir içinde bir yere taksiyle gitmek en az bir saat sürüyor ve ücret 45$’den başlıyor. Metro kullanmak ve yürümek trafiğe takılmamak için değerlendirilmesi gereken alternatifler. New York City Pass 76$ ve 9 gün boyunca geçerli. Kartınız sayesinde müze kuyruğunda beklemek zorunda kalmıyorsunuz ve çeşitli indirimlerden yararlanabiliyorsunuz. New York Pass ise 1-7 ve 85-230$ arasında değişen seçenekler sunuyor. Kartınızla 70’ten fazla müze ve turistik yere ücretsiz girebiliyorsunuz. Acil durumlarda 911’i arayabileceğinizi duymuş muydunuz? 18
Benzer belgeler
Nerede Kalmalı?
Soho, Upper East Side, New York’taki belli başlı şubelerinden
birkaçı. Scoop’un kendi tasarımlarının yanı sıra Marc by Marc Jacobs
ve Michael Kors gibi tasarımcıların ve Nike, Lacoste ve Barbour gi...
Bugüne - Köşebaşı
ürettiği dondurmalar, dondurmaya bakış açınızı değiştirecek kadar
lezzetli. Vanilyalı, çikolatalı, çilekli gibi klasik seçeneklerin yanı sıra,
naneli, tarçınlı, zencefilli ve earl grey’li tatlar da...