Evrensel Bir Kadın Sağlığı Sorunu: Kadına Yönelik Şiddet
Transkript
Evrensel Bir Kadın Sağlığı Sorunu: Kadına Yönelik Şiddet
Evrensel Bir Kadın Sağlığı Sorunu: Kadına Yönelik Şiddet Melike DİŞSİZ* Nevin HOTUN ŞAHİN** ÖZET Kadına yönelik şiddet yaygın bir toplumsal sorunudur. Evrensel olarak bütün dünyada her yerde, her yaş ve cinsiyete karşı uygulanan bir insan hakkı ihlalidir. Aile içinde şiddet daha çok eşe yönelik ve erkeğin kadına uyguladığı şiddet biçiminde olmaktadır. Kadına yönelik şiddetin kaynağında cinsiyet ayırımcılığı yatmaktadır. Ancak sorunun mahrem olarak algılanması nedeniyle konuyla ilgili yapılan çalışmalar hala sınırlı sayıdadır. Kadına yönelik şiddetin toplumun tüm kesimleri tarafından daha iyi irdelenmesi, anlaşılması ve çözüm için yapılması gerekenlerin ortaya konulabilmesi için çalışmaların yapılması önemlidir. Sağlık çalışanlarının, aile şiddet mağdurlarına tıbbi bakım, destek ve danışmanlık sunmada önemli görevleri vardır. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Kadına yönelik şiddet, Kadın Sağlığı ABSTRACT Universal Women Health Problem: Violence against women Violence against women is a common social problem. Violence which is an infringement of the human rights, as universal problem, against every people from all ages and all sexes. Studies made on this subject are limited because it is believed to be a private, hidden, confidential matter. Gender unequality is origine to violence against women. It is important to realize studies to instigate the examination and the understanding of the violence against women by everyone in the society also to present the things to be done for its solution. Health Workers have responsibilities in supplying medical care, support and counseling to the mistreated of the violence. Key Words: Violence, Violence against women, Women health GİRİŞ Günümüzün farklı sosyo-kültürel yapısı içinde, kadına yönelik şiddet 21 yy.’da bile kırılması en güç tabulardan biri olarak görülmektedir. Şiddet 1970’lerden bu yana Amerika ve Kuzey Avrupa ülkelerinden başlayarak dünyanın birçok ülkesinde kadın hareketlerinin başlıca konularından biri olmuştur (İlkkaracan, Gülçür ve Arın 1996; Kılıç 1999). Şiddet; güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümü olarak tanımlanmakla birlikte, kadına yönelik şiddet; Birleşmiş Milletler (BM) Genel Meclisi tarafından 1993 yılında kabul edilen “kadına yönelik şiddetin yok edilmesi bildirgesi”nde; cinsiyete * Hemşire, Bakırköy Prof. Dr.Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. ** Öğretim Üyesi, İstanbul Üniversitesi, Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu. Evrensel Bir Kadın Sağlığı Sorunu... 51 dayalı olarak gerçekleşen, kadınlarda, fiziksel, cinsel, psikolojik, herhangi bir zarar ve üzüntü sonucunu doğuran veya bu sonucu doğurmaya yönelik özel veya kamu yaşamında gerçekleşebilen her türlü davranış, tehdit, baskı veya özgürlüğün keyfi olarak engellenmesidir” şeklinde tanımlanmaktadır (CEDAW 1993). Yine BM tarafından “ 4. Dünya Kadın Konferansı Eylem Platformu ve Pekin Deklarasyonu”nda ise kadına yönelik şiddet, “kadının fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel olan bu tip hareketlerin tehdidini, baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, ister toplum önünde ister özel hayatta meydana gelmiş olsun, cinsiyete dayalı her türlü şiddet” olarak tanımlanmaktadır (ICPD 1994). “4. Dünya Kadın Konferansı Eylem Platformu ve Pekin Deklarasyonu”nda kadına yönelik şiddet, genel bir bakış açısıyla, şöyle sıralanmıştır: • Dayak dâhil aile içinde meydana gelen fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet evdeki kız çocuklarının cinsel istismarı, çeyizle bağlantılı şiddet, evlilikte tecavüz, kadının cinsel organına zarar verme ve diğer geleneksel uygulamalar, nikâh dışı şiddet ve istismarla bağlantılı şiddet; • Tecavüz, cinsel taciz, işyerinde, eğitim kurumlarında ve başka yerlerde sarkıntılık ve cinsel zorlama dâhil toplum içinde meydana gelen fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet, kadınların alınıp satılması ve fahişeliğe zorlanması; • Nerede olursa olsun, devletin yürüttüğü ve göz yumduğu fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet. • Kadınlara yönelik şiddetin diğer türleri arasında, silahlı çatışma durumlarında kadınların insan haklarının ihlal edilmesi, özellikle cinayet, sistematik tecavüz, cinsel kölelik ve gebeliğe zorlama vardır. • Kadınlara yönelik şiddet hareketleri, aynı zamanda zorla kısırlaştırma ve düşüğe zorlama, kontraseptiflerin zorla/baskıyla uygulanması kız bebeklerin öldürülmesi ve doğum öncesi cinsiyet seçimini de kapsamaktadır (ICPD 1994; T.C. Başkanlık 1996). Kadınlara yönelik şiddet hareketlerinin zemininde yatan “ cinsiyet ayrımcılığı” sağlık hizmetlerinden yararlanmayı da etkilediğinden sağlık kavramı içinde incelenmesi gereken bir konudur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) de şiddeti “kadın sağlığı sorunları” arasında saymaktadır (WHO 2002). Uzun yıllar şiddetin sosyal bir konu olduğuna bu nedenle sağlık hizmetleri dışında ele alınması gerektiğine inanılmıştır. Oysa şiddete maruz kalan kadınların en kolay ulaşabilecekleri kurumlar sağlık kurum ve kuruluşları, dertlerini en iyi anlatacakları kişiler sağlık çalışanlarıdır (Shea, Mahoney ve Lacey 1997; ICN 2001). Şiddet mağdurlarına tıbbi bakım, destek ve danışmanlık sunmada sağlık çalışanlarının anahtar konumda olması beklenmektedir. Ebe ve hemşirelerin savunuculuk, danışmanlık, eğitim ve bakım rollerinin gereği, kadının, ailenin ve toplumun sağlığının korunması ve iyileştirilmesi gerektiğinde rehabilitasyonu sağlama işlevleri vardır. Bununla birlikte, sağlık çalışanlarının çoğu, şiddete uğramış kadının tanılanması, gereksinimlerinin belirlenmesi ve görüşmenin sorumluluğunu üstlenmede yeterli eğitime sahip değildir (WHO 2002; ICN 2001).International Council of Nurses (ICN)’e göre hemşire ve ebelerin şiddet sorununa karşı gerek vaziyet alışları ve mesleki 52 Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, Cilt:1,Sayı:1.2008 donanımları gerekse kurumsal politikalardan dolayı sorumluluklarını yerine yeterince getirdikleri söylenemez (ICN 2001). KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN TARİHSEL GELİŞİMİ Şiddet olgusunun ortaya çıkışı, insanlık tarihi ile paraleldir. Yapılan bir araştırmaya göre arkeologlar kadınların fiziksel şiddet yaşamalarının kökenini 3000 yıl öncesine götürmektedir. Buluntular erkek mumyaların kemiklerinde %9-20 kırığa rastlanırken, kadın mumyalarda bu oranın %30-50 olduğunu göstermiştir. Eski Roma yazıtlarında erkekler kendilerinden izinsiz oyunlara katıldıkları, zina yaptıkları için eşlerini cezalandırmak, boşamak ve öldürmek hakkına sahip olduğu yazılmaktadır (Aslan 1998). Orta çağda ise erkeğin kadına karşı zor kullanmasında bir sınır olmadığı belirtilmektedir. Kadına yönelik şiddete ilişkin yasal ve tıbbi çalışmalar ise 1800’lü yıllara dayanmaktadır. Kadına yönelik şiddeti suç sayan ilk yasa Maryland’de 1883’de yapılmıştır. Türkiye’de de yüzyıllar boyunca, erkeğin eşini ya da kızını dövmesi, erkeğin hakkı ve hatta ‘görevi’ olarak kabul edilmiş,”kızını dövmeyen dizini döver” yaklaşımı ile adeta desteklenmiştir (Vatandaş 2003). Kadına yönelik şiddetin geçmişi çok eski iken Türkiye’de konu hakkında yapılan bilimsel çalışmalar son elli yılı kapsamaktadır (Vatandaş 2003). En çok aile içinde kocanın karısına uyguladığı şiddet hakkında araştırmalar yapılmıştır. Dünyada Kadına Yönelik Şiddet: Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde 1884 yılına kadar, erkeğin eşini dövmesi yasal olarak kabul edilmekteydi. 18. ve 19. yüzyılda İngiltere’de erkek, ailesi üzerinde bütün haklara sahipti. Erkeğin eşini kontrol edebilmesi için, baskı ve şiddet dâhil herhangi bir yola başvurması, işaret parmağından kalın olmayan bir sopa ile dövmesi yasal kabul edilmekteydi. Bu, 1920’lerde tüm eyaletlerde, en azından yasalarda ceza kapsamına alınmıştır (Heisse 1993; Hills 2003). Son yüzyıla kadar, birçok ülkede erkeğin karısına fiziksel şiddet uygulaması bir hak olarak tanınmıştır (İlkkaracan ve ark 1996). Kadınlara karşı şiddetle mücadele, başlangıçta birçok ülkede büyük ölçüde feminist örgütler ya da hükümet dışı kuruluşlar tarafından üstlenilmiştir. Kadına karşı şiddeti önlemekte devlet kurumlarının tutumu değişmedikçe yetersiz kalındığından sonraki yıllarda devleti bu konudaki sorumluluğunu yerine getirmesine yönelik çalışmalar yürütülmüştür. ABD, Kanada, Avusturya, Yeni Zelanda, Brezilya, Zimbabwe gibi birçok ülkede, kadına yönelik şiddet konusunda çalışan hükümet dışı kuruluşların öncülüğünde kadınlara karşı şiddeti engellemeye ve önlemeye yönelik programlar geliştirmişlerdir (İlkkaracan ve ark 1996). Kadına yönelik şiddet 1970’lerden önce daha çok yabancıların veya uzak tanıdıkların saldırısı ve tecavüzüyle sınırla olarak görülmüş ve bir sorun olarak ele alınmamıştır. Bu konuya ilk dikkati çekenler feminist kadınlar olmuştur (Martin 1981). Dobash ve Dobash’ın yaptıkları çalışmada şiddetin mağdurunun %90 kadınlar olduğunu belirtmişlerdir (Dobash & Dobash 1979). Levinson’un 90 ayrı toplumda gerçekleştirdiği araştırmaya göre bu toplumların %85’inde kadınlar kocalarının şiddetine maruz kalmaktadırlar (Levinson 1990). Evrensel Bir Kadın Sağlığı Sorunu... 53 ABD’de yapılan bir çalışmada 8-12 milyon kadının fiziksel şiddet açısından risk altında olduğunu (Cramer ve Mc Farlane 1994) belirtilmiştir. Heisse ve ark. yaptıkları çalışmada her üç kadından en az biri veya yaklaşık bir milyar kadın hayatlarının bir noktasında kendi ailelerinden ya da tanıdıkları kişilerden, dayak yediklerini, zorla seks yapmaya zorlandıklarını ya da farklı bir biçimde tacize uğradıklarını belirtmişlerdir (Heisse, Ellsberg ve Gottemoeller 1999). Güney Afrika, Kenya, Zambia, Mısır, Bangladeş, İspanya, Papua- Yeni Gine ve İngiltere’de kadınların şiddet mağduru oldukları basında da sık sık yer almaktadır (Simmons, Dodd 2002). İngiltere suç araştırması sonuçlarına göre de; İngiltere ve Galler’de şiddet içeren suçların yaklaşık ¼’ü aile içinde işlendiği ve eşler arasındaki şiddetin kurbanlarının %81’inin kadınların olduğu ve şiddete uğrayanların %35’inin bu durumu başkalarına söyledikleri saptanmıştır (Simmons, Dodd 2002). WHO’nun 2002 yılı raporuna göre; kadınların yaklaşık %47’si ilk cinsel ilişkilerinin zorla olduğunu, kadın cinayet kurbanlarının yaklaşık %70’i erkek partnerleri tarafından öldürüldüğü belirtilmiştir (WHO 2002). WHO’nun 2005 yılındaki “Çok Ülkeli Kadın Sağlığı ve Aile İçinde Kadına Yönelik Şiddet Raporu”na göre de; kadınlar arasında yaşam boyu fiziksel şiddet görme sıklığı %6-59 arasında saptanmış ve kadınların eşleri tarafından “yumruklanma”, “tekmelenme”, “yerde sürüklenme”, “silahla tehdit edilme” gibi ağır şiddet şekillerinin uygulanma sıklığı %4-49 arasında olduğu bulunmuştur. Aynı çalışmada cinsel şiddet sıklığı ise; %6-59 oranında olduğu belirlenmiştir (WHO 2005). Görüldüğü gibi dünyanın her tarafında şiddet, kadınlar için evrensel bir sorun olarak süregelmektedir. Dünya üzerinde kadına yönelik şiddetin görülmediği ülke yok gibidir. Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet: Dünya’da 1970’lerden itibaren önem kazanan şiddet sorunu ülkemizde 1980’lerin ortalarından itibaren tartışılmaya başlanmıştır. 17 Mayıs 1987’deki “Dayağa Hayır” yürüyüşü kadınların şiddete karşı ilk toplu tepkileri olmuştur. Kadın hareketleri bu yıldan sonra hız kazanmıştır (Yıldırım 1998). Türkiye’de kadına yönelik şiddetin nedenlerinin belirlenmesi ve soruna çözüm getirilmesi için, şiddetin toplum tarafından nasıl sunulduğu, nasıl algılandığı incelenmelidir. Türkiye Nüfus Sağlık Araştırması (TNSA)’a göre; çalışmaya katılan kadınların %39’unun kadının yemeği yakması, kocasına karşılık vermesi, parayı lüzumsuz yere harcaması, çocuklarının bakımın ihmal etmesi, cinsel ilişkiye girmeyi reddetmesi gibi durumlardan en az birinin gerçekleşmesinin, kocanın karısını dövmesi için haklı gerekçe oluşturacağını belirtmişlerdir. Doğu’da bu oran %49, Güneydoğuda da %50’nin üzerinde olduğu saptanmıştır (TNSA 2003). İstanbul’da 116 çift ile görüşülerek yapılan bir çalışmada kadınların %44’ünün en az bir kere eşinin fiziksel şiddetine maruz kaldığı ortaya koymuştur. Eşine şiddet uygulayan erkeklerin büyük çoğunluğu, eşe uyguladıkları şiddetin nedenini “söz dinlememe” olarak ifade etmişlerdir. Görüşülen kadınların %55’i ise kadının dövülmeyi hak edebileceği durumlar olduğunu belirtmişlerdir (Vatandaş 2003). Başka bir çalışmada ise; kadınların genellikle geleneksel görevlerini yerine getirmedikleri ve izinsiz bir yere gittikleri için şiddete maruz kaldıkları saptanmıştır (Kalaycıoğlu ve Tılıç 2001). Ankara, İstanbul ve İzmir’de yaşayan, üç farklı ekonomik tabakadan seçilmiş 1070 evli kadınla görüşülerek yapılan bir araştırmada eşler arasında anlaşmazlığa neden olan konuların başında 54 Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, Cilt:1,Sayı:1.2008 “kadının ev dışında çalışıyor olması” ve “kocanın, eşinin ailesi ile görüşmesini istememesi” olduğu anlaşılmıştır. Görüşülen kadınların %21,2’si eşlerinin kendilerine karşı şiddet kullandığını söylerken, erkeğin şiddet kullanmasındaki en önemli nedenin “maddi sıkıntı” olduğunu ifade etmişlerdir. Şiddete maruz kalan kadınların %78’i bu durum karşısında hiç bir şey yapmayıp, sabrettiklerini belirtmişleridir (İçli 1994). KAMAR tarafından 23 ilde 2007 kişiyle yapılan çalışmada; görüşülenlerin %64’ü erkeklerin eşlerini dövmesini doğru bulmuştur. Kadınların da %35,1’i dayak yemeyi hak eden davranışlarda bulunduklarını ifade etmişlerdir (T.C. Başbakanlık 1995). İçli ve Öğün’ün adam öldürme ve adam öldürmeye teşebbüsten hükümlü 273 kadın üzerinde yaptıkları çalışmada ise; bu kadınların %51,5’lik bir bölümünün kendilerine yönelik kötü davranışı ya da fiziksel şiddeti hak ettiklerine inandığı ve bu konuda kendilerini suçladığı belirlenmiştir (İçli ve Öğün 2000). Kabul gören şiddet meşru sayılabilmekte, sorun olarak görülmemekte ya da çoğu kez sorunu çözmenin bir aracı olarak kabul görebilmektedir (Ergil 2001;Tılıç 1997). Bu geleneksel rol örüntüsü, şiddetin giderek yaygınlaşmasına ve içselleştirilmesine neden olduğu gibi, şiddete maruz kalan bireylerin yardım almalarını da güçleştirmektedir. Türkiye’de aile içinde yaşanan sorunlar mahrem kabul edildiğinden en yakın kişilere bile zor anlatılmaktadır. Şiddete maruz kalan kadın uğradığı şiddeti başkalarına anlatmaktan çekinmekte, durumun başkaları tarafından bilinmesini istememektedir. Şiddetin açığa vurulması halinde de genellikle şiddet mağduruna yardım etmek yerine, “kol kırılır, yen içinde kalır” anlayışıyla aile birliğinin devam etmesi adına sessiz kalması tavsiye edilmektedir ya da kadın suçlanmaktadır (Vatandaş 2003). Bir kamuoyu araştırmasına göre Türkiye’de kadınların %22’sinin eşlerinin fiziksel şiddetine maruz kaldığı, şiddete maruz kalan kadınların %45’i şiddet karşısında hiç bir şey yapmadığı saptanmıştır (PIAR-Gallup 1992). Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu’nun 1994’te beş bölgede 4287 (3112’si kadın) hanede yapmış olduğu çalışmada ise; kadınların %52.47’sinin sözlü şiddete maruz kaldığı, %29.59’unun ise dayak yediği, erkeklerin %34.04’ünün de eşlerini dövdüklerini ifade ettikleri saptanmıştır (T.C. Başbakanlık 1995). Aile Araştırma Kurumunun 18 ilde 6480 kişiyle görüşülerek yaptığı başka bir çalışmada ise; kadınların %71,9’unun “az”, %25,9’unu “fazla” düzeyde şiddetle ilişkileri bulunmuştur (T.C. Başbakanlık 1998). PIAR’ın 11 ilde 1973 kişiyle yaptığı başka bir çalışmada, katılımcı kadınların %61 “ara sıra”, %11 “sık sık” eşiyle tartıştığını, eşiyle tartışan kadınların %18’inin eşleri tarafından dövüldüklerini tespit etmiştir (T.C. Başbakanlık 1995).Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı’na başvuran dört binin üzerindeki kadının %45,8’inin balayı döneminin sonunda, %1,3’ünün ilk çocuklarına hamileyken, %9,9’nun doğumdan sonra şiddeti yaşadıkları saptanmıştır. Kadınların ilk yıllarda eşlerinin değişeceğine inandıkları daha sonra da çevre baskısı, ekonomik nedenler, korku, meslek sahibi olmama gibi gerekçeler yüzünden eşlerini terk edemedikleri ancak şiddet çocuklarını da kapsadığında yardım aramaya karar verdikleri belirlenmiştir (Gümüşoğlu 1998). Aile Araştırma Kurumu ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın araştırmasına göre dayak “terbiye” olarak algılanmaktadır. Kadınların çoğu yaşamları boyunca en az bir kez baba ya da koca şiddetiyle karşı karşıya kaldığı saptanmıştır. Yapılan çalışmalarda şiddetin kuşaklar arası sürmesi, çocuğun sosyal öğrenme yoluyla ailedeki şiddet davranışını rol model alması, çocuk eğitiminde dayağın yaygın olarak kullanılmasının kabul görmesi şiddetin nedenleri arasında olduğu belirtilmiştir (Dıjulıo 1998). Evrensel Bir Kadın Sağlığı Sorunu... 55 Şiddet konusunda yapılan başka bir çalışmada da; kırsal alanda yaşayan kadınların %32’si, kentlerde yaşayanların %36’sı eşlerinin fiziksel şiddetine maruz kaldığı ve kadınların %47’sinin şiddet nedeniyle bedensel zarar gördüğü, zarar görenlerin ¼’ünün bir hastane veya doktora başvurduğu saptanmıştır (Vatandaş 2003). Kadın Danışma Merkezinin 9 merkezde yaptığı çalışmada ise; kadınların %50’sinin sözel, %47,9’unun fiziksel, %18,5’inin cinsel şiddete maruz kaldığı saptanmıştır (Ayaz, Çıra ve Kara 2007). Cinsiyeti nedeniyle toplumun kadına biçtiği rol ve beklentiler, sonuçta kadınların insan hakları kapsamındaki birçok haklarını elde edememesine ve kullanamamasına yol açmaktadır. Bu durum toplumlarda kadın sağlığı açısından adeta bir kısır döngü oluşturmaktadır. Kadına yönelik şiddete ilişkin çalışmalarda şiddet görme sıklığı, şiddet türleri yanı sıra diğer bir konu da çeşitli değişkenlerle şiddet arasındaki ilişkidir. Arat ve Altınay, yaptıkları çalışmada Türkiye’de her üç kadından birinin fiziksel şiddet yaşadığı ve kadının daha çok para kazanmasının dayak riskini iki kat arttırdığı belirlenmiştir. Aynı çalışmada kadınların öğrenim düzeylerinin artmasıyla fiziksel şiddet görme oranının düştüğü, okuma–yazma bilmeyen kadınların en az bir defa dayak yiyenlerin oranı %43, yüksek öğrenim görmüş kadınlarda ise bu oran %12’dir (Arat ve Altınay 2007). Kadına yönelik şiddetle ilgili oranlar yüksek olmasına rağmen konuyla ilgili 1998 yılında yürürlüğe girmiş 4320 sayılı “Ailenin Korunmasına Dair Kanun”dan yararlanma oranı düşüktür. 1999 yılında açılan dava sayısı 1727’dir. 1999–2001 yılları arasında Türkiye genelinde açılan dava sayısının 7613’dür. Davaların çoğunun Ege Bölgesinde açılması ve 28 ilde de hiç dava açılmamış olması kadına yönelik şiddetin ve buna dair yasal farkındalığın farklı bir boyutunu ortaya koymaktadır (Kocacık 2004). İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonunun raporuna göre; 2005 yılında aile içi şiddet nedeniyle İstanbul barosuna 13150 başvuru olduğu saptanmıştır (İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonu 2005). Ebe ve hemşirelerin savunuculuk, danışmanlık rollerinin gereği, şiddet gören kadınların yasal hakları ve çözüm yolları konusunda bilgilendirme ve uygun kanallara yönlendirerek kadının yaşam kalitesine katkı sağlama işlevleri vardır (Tel 2002). Sonuç olarak “şiddet”, insanın birçok nedenle varlığından şikâyetçi olduğu (%18-76), ancak devamına ve yaygınlığına isteyerek veya istemeyerek katkıda bulunduğu bir olgudur. Özel alanda kadına yönelik şiddetin oldukça yaygın ve sistematik olduğu ve şiddetin, sıklığının ve dozunun yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi gibi faktörlerden etkilendiği saptanmıştır. Şiddet karmaşık ve çok boyutlu bir olgu olduğundan önemli bir toplum sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir (Vatandaş 2003). Yetersiz beslenmeye, kronik hastalıkları artmasına, madde bağımlılığına, beden travmalarına, geçici ve kalıcı sakatlık ve hastalıklara, kronik ağrıya, güvenli olmayan cinselliğe, pelvik enflamatuvar hastalıklara, farklı jinekolojik problemlere, düşüklere, düşük ağırlıklı bebek doğumlarına, anne ölümlerine ve intiharlara neden olabilmektedir (Kartal 2008). Türkiye’de kadına yönelik şiddetin, daha çok sosyokültürel etmenler ve konunun geleneksel mahremiyeti nedeniyle aile duvarlarını aşıp ortaya çıkması veya çıkarılması güç olmuştur. Batı toplumlarında bu konuyla ilgili bilimsel çalışmalar yaklaşık son elli yılı kapsıyorken, ülkemizde ancak son 20 yıldır konuyla ilgili çalışmalar bulunmaktadır (Vatandaş 2003). 56 Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, Cilt:1,Sayı:1.2008 Kadına yönelik şiddetle ilgili sivil toplum kuruluşlarını da kapsayan daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Kadına yönelik şiddet olgularının tanımlanmasında, tedavi, destek ve rehabilitasyonu yanı sıra, toplumda şiddetin azaltılmasında, önleme, koruma ve erken müdahaleyi içeren şiddetsiz bir kültür oluşturmada da sağlık çalışanlarına önemli görevler düşmektedir. Toplumun tüm alanlarında hizmet sunan sağlık çalışanları, şiddet ile ilişkili kendi tutumlarını tanımaya ve profesyonel hizmet sunumlarında bu yaklaşımlarının etkilerinden arınmış olmaya çabalamalıdır. Sağlık çalışanları, etik ve mesleki kodlar doğrultusunda aile şiddet mağdurunu tanıma, suçluluk hissetmeden sorununu dile getirmede cesaretlendirme, mahremiyetini ve güvenliğini sağlama, uygun veri toplama, gerekli durumlarda diğer profesyonellere yönlendirme ve destek sistemleri ile ilgili rehberlik etme görevlerini yerine getirmelidir (ICN 2001). KAYNAKLAR AratY, Altınay AG (2007). Türkiyede Kadına Yönelik Şiddet. İstanbul. Arın C (1996). Kadına yönelik şiddet. Cogito, 6(7);305-312. Aslan D (1998). Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet ve İstanbul Kadın Misafirhanesi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul,. Ayaz R, Çıra F, Kara İ (2007). Kadına Yönelik Şiddet Kadın Danışma Merkezleri Ağı Kadın Yönelik Şiddet Veri Tabanı Oluşturma Projesi. Kadın Dayanışma Vakfı, Dunet Baskı. Birleşmiş Milletler Eylem Platformu ve Pekin Deklarasyonu. 4-15 Eylül 4. Dünya Kadın Konferansı Çeviri Metni. T.C. Başkanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü. Ankara, 1996. Browne K (1993). Violence in the Family and Its Links to Child Abuse, England: Bailier’s Clinical Pediactrics. CEDAW (United Nations Convention On The Elimination Of All Forms of Discrimination Against Women) (Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) 85th Plenary Meeting,GENERAL ASSEMBLY A/RES/48/104, 20 December 1993. Collange C (1997). Boşanma Salgını. Doruk Yayıncılık. Cramer F, Mc Farlane J (1994). Pornograph and abuse of women. Public Health Nursing, 11(4);268-272. Dıjulıo KS (1998). Families in Crisis: Family Violence. EM Varcalorıs Ed. Foundation of Psychiatric Mental Health Nursing. St. Louis, WB Saunders Company, 387- 437. Dobash RE, Dobash R (1979). Violence Againts Wives. NewYork:Pree Press. 1993/10 Draft Declaration on the Elimination of Violence Againts Women, 43rd. Plenary Meeting, 27 July 1993. Erişim:10 Ekim 2007 http://www.un.org/esa/gapherdata/esc/res/1993/e1993-10.htm/ Ergil D (2001). Şiddetin kültürel kökenleri. Bilim ve Teknik Dergisi. 399; 40-41 Gümüşoğlu F (1998). Sayılarla Kadına Yönelik Şiddet. Geleceğim Elimde: Kadın İncelemeleri Dizisi. 1. Basım, Mor Çatı Sığınma Vakfı -Mor Çatı Yayınları, İstanbul. Evrensel Bir Kadın Sağlığı Sorunu... 57 Güneri F (1996). Aile İçinde Kadına Yöneltilen Şiddet, Evdeki Terör: Kadına Yönelik Şiddet, İstanbul, Mor Çatı Sığınma Vakfı Yayınları. Heise L, Ellsberg M, Gottemoeller M (1999). ‘Ending Violence Against Women’ (Kadınlara Yönelik Şiddetin Durdurulması). Population Reports, Series L, No. 11. Baltimore, Johns Hopkins University School of Public Health. Heisse L (1993). Violence Against Women; The Hidden Health Burden. World Health Statistic Quarterly, 46(1);78-85. Hills DJ (2003). Patient aggression in general hospital inpatient settigs: A rewiev of the literature. Mid Western Area Health Service, Nursing Monography. Bathurst: Charles Sturt University. Australia 3-11. Erişim:11 Aralık 2007. http://www.mwahs.nsw.gov.au/publications/nurs_monography03/agression.pdf. ICN (International Council of Nurses) (2001) Nurses, always there for you: United against violence. International Nurses’ Day 2001. Anti-Violence Tool Kit. ICPD (International Conference on Population and Development) (Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı). Programme of Action of the International Conference On Population and Development, Cairo, 5-13 September 1994. İçli TG (1994). “Aile içi şiddet” Ankara, İstanbul ve İzmir örneği. Hacattepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi,1-2;7-20. İçli T, Öğün A (2000). Türkiye’nin sosyo-kültürel yapısında aile, evlilik ve kadın suçluluğu: fail mağdur ilişkisi. Uluslararası Dördüncü Türk Kültür Kongresi Bildirileri Kitabı, Ankara Atatürk Kültür Merkezi Yayınları. İlkkaracan P, Gülçür L, Arın C (1996). Sıcak Yuva Masalı: Aile İçi Şiddet ve Cinsel Taciz. İstanbul: Metis Yayınları. İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonu raporu (2005). İstanbul. Erişim:30 Mayıs 2007 www.istanbulbarosu.org.tr/documents/khk20042006fraporu.doc Kalaycıoğlu S, Tılıç HR (2001). Yayınları. Evlerimizdeki Gündelikçi Kadınlar.İstanbul: Su Karaçam Z, Çalışır H, Dündar E, Altuntaş F, Avcı H (2006). Evli kadınların aile içi şiddet görmelerini etkileyen faktörler ve kadınların şiddete ilişkin bazı özellikleri, Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi,22(2):71-88. Kartal G (2008). Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde sağlık teşkilatının rolü, 1. Kadın Sağlığı Kongresi “kadına yönelik Şiddet” Kongre kitabı, Ankara, 91-92 Kılıç B (1999). Aile İçi Kadına Yönelik Şiddetin Belirlenmesi ve Hemşirenin Rolü. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, İstanbul. Kocacık F (2004). Aile İçi İlişkilerde Kadına Yönelik Şiddet: Türkiye’den Örnekler. Sivas:Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları. Levinson D (1990.) Violence in Cross-Cultural Perspective. Newbury Pakk:Sage. Martin D (1981). Battered Wives. San Francisko: Volcano Pres İnc. PIAR-GALLUP (1992). “Türk Kadınının Gündemi”. Araştırma Raporu. T.C. Başbakanlık, Ankara. 58 Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, Cilt:1,Sayı:1.2008 Simmons J, Dodd T Ed.(2003). Crime in England and Wales 2002/2003. Home Office Statistical Bulletin.Erişim:1 Ocak 2008 http://www.homeoffice, gov.uk/rds/pdfs2/ hosb703.pdf. Sümer S (1995). Şiddet her yerde var. Kim Dergisi. TC Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu (1995). Aile içi şiddetin sebep ve sonuçları. 1. baskı, Ankara, Zet Nielson Şirketi, Bizim Büro Basımevi,205. T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu (1998). Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet (AİTAŞ), Ankara. Tel H.(2002).Gizli Sağlık Sorunu:Ev İçi Şiddet ve Hemşirelik Yaklaşımları. Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi, 6(2);1-9. Tılıç R (1997.) Aile İçi Şiddet: Bir Sosyolojik Yaklaşım. Ankara: TODAİE yayınları. TNSA (Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması) 2003.Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü. Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı Aile Planlaması Genel Müdürlüğü, Devlet Planlama Teşkilatı ve Avrupa Birliği. Erişim:12 Mart 2007 http://www.hips.hacettepe.edu.tr./tnsa2003. Vatandaş C (2003). Aile ve Şiddet: Türkiye’de Eşler Arası Şiddet.1.Baskı, Ankara, Uyum Ajans. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) (2002). World Report on Violence and Health, Geneva, Erişim: 28 Aralık 2007 http://www.who.int/violence_injury_prevention/violence/ world_report/wrvh1/en/. WHO (2005). Multi-country Study on Women’s Health and Domestic Violence Against Women Initial Reports on Prevelance, Health Outcomes and Women’s Responses, Geneva. Erişim: 28 Aralık 2007 http://www. comminit.com/en/node/221950/38. Yıldırım A (1998). Sıradan Şiddet. Boyat Kitapları. İstanbul. İletişim adresi: Yard.Doç.Dr. Nevin Hotun Şahin Adres: Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu 80270 Şişli/İSTANBUL Tel: 0212 224 49 87 (27082);Mobil: 0533 7294337 Fax: 0212 224 49 90 E-posta: [email protected]
Benzer belgeler
detay
Kadına yönelik şiddet yaygın bir toplumsal sorunudur. Evrensel olarak bütün dünyada her
yerde, her yaş ve cinsiyete karşı uygulanan bir insan hakkı ihlalidir. Aile içinde şiddet daha çok
eşe yöneli...
`ayrımcılık` yaptığına hükmetti Balat Maviay Derneği
incelenmelidir. Türkiye Nüfus Sağlık Araştırması (TNSA)’a göre; çalışmaya katılan
kadınların %39’unun kadının yemeği yakması, kocasına karşılık vermesi, parayı
lüzumsuz yere harcaması, çocuklarının...