Türkiye`de İdari Usul Çalışmaları ve Sorunlar
Transkript
Türkiye`de İdari Usul Çalışmaları ve Sorunlar
T.C. BAġBAKANLIK TÜRKĠYE’DE ĠDARĠ USUL ÇALIġMALARI VE SORUNLAR VOLKAN KUYUMCU Ankara – 2010 ISBN 978-605-88149-0-5 Bu çalıĢmanın sorumluluğu yazarına aittir. Ġnternet adresi ve yazar adı belirtilmek kaydıyla yayın ve referans olarak kullanılabilir. ÖZET Anayasanın ikinci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti‟nin demokratik bir hukuk devleti olduğu ifade edilmiĢtir. Hukuk devleti olmanın bir gereği olarak idarenin iĢlem ve eylemlerinin yargı denetimine tabi olduğu yine Anayasa‟da yerini almıĢtır. Ġdarenin her türlü iĢlem ve eyleminin yargı denetimine tabi olması, bireyler için yeteri kadar güvence sağlayamamaktadır. Bu durumda hukuk devletinin demokratik niteliğinin ön plana geçmesi gerekir. Demokratik devlet sadece serbest seçimlerle yasama organının oluĢturulması olarak ifade edilemez. Demokrasi ilkesinin bütün devlet yönetimine egemen kılınması için demokratik katılım araçlarının devlet yetkisi kullanılan her alana yeteri kadar yansıtılması gerekir. Yasama yetkisi kullanan TBMM doğrudan halkın oylarıyla seçildiği gibi, faaliyetleri de sürekli olarak kamuoyunun denetimine tabidir. Ayrıca yasama faaliyetlerinin hangi usuller çerçevesinde yerine getirileceği Anayasa‟da ve TBMM Ġçtüzüğünde belirlenmiĢtir. Yargı yetkisi kullanan bağımsız mahkemeler tamamen bireylerin haklarını güvence altına alacak bir temsil esasına göre ve muhakeme usulü kanunları çerçevesinde yürütülmektedir. Devletin üçüncü organı olan yürütme aynı zamanda siyasal bir yapı olan Bakanlar Kurulu‟ndan ibaret değildir. Her bir bakanlığın altında bütün bir devlet idaresi bulunmaktadır. Devletin icra fonksiyonunu yerine getiren idarenin, görevini hangi usuller çerçevesinde yerine getireceği ile bireylerin temel hakları arasında doğrudan bir iliĢki bulunmaktadır. Tek yanlı karar alma yetkisini elinde bulunduran ve kamu gücünden kaynaklanan üstün yetki ve ayrıcalıklara sahip olan idarenin, faaliyetlerini hukuk devleti ilkesi çerçevesinde yerine getirmesi, bu faaliyetlerin kanun düzeyinde birtakım usullere bağlanması ile mümkün olabilir. Ġdari usulün ortaya çıkmasındaki temel düĢüncelerden biri de idarenin faaliyetlerinin yargısal usullere benzer usul kurallarının, idare için de geçerli kılınması ve bu sayede bireylerin temel hak ve hürriyetlerinin korunmasıdır. Bu kapsamda açıklık, katılım, dinlenilme hakkı ve savunma hakları gibi idari usul ilkeleri ortaya çıkmıĢtır. Ġdari usulün kanunlaĢtırılması Türkiye‟nin çağdaĢ dünyadaki geliĢmelere ayak uydurması ve Avrupa Birliği hedefi ile de uyumludur. Türkiye‟nin 1949 yılından beri üyesi bulunduğu Avrupa Konseyi‟nin de idari usul konusunda çok sayıda tavsiye kararı bulunmaktadır. Ġdari usulün kanunlaĢtırılması Türkiye‟de yaklaĢık yarım yüzyıldır tartıĢılan bir konudur. Bu kadar uzun bir sürede idari usulün kanunlaĢtırılamamıĢ olması birtakım sorunların varlığına iĢaret eder. Bu çalıĢmada idari usulün genel çerçevesinden kanunlaĢtırılmasına doğru bir yol oluĢturulacaktır. Anahtar Kelimeler: Ġdari iĢlem, idari usul, genel idari usul, açıklık, katılım, dinlenilme hakkı, gerekçe, bürokrasi, kırtasiyecilik, idari basitleĢtirme. i ĠÇĠNDEKĠLER ÖZET ................................................................................................................................. i ĠÇĠNDEKĠLER ................................................................................................................. ii KISALTMALAR .............................................................................................................. v GĠRĠġ ................................................................................................................................ 1 BĠRĠNCĠ BÖLÜM ĠDARĠ USUL I. ĠDARĠ USUL KAVRAMI VE TANIMI ................................................................... 5 A. Usul Kavramı ....................................................................................................... 5 B. Ġdari Usul .............................................................................................................. 8 1. Dar anlamda idari usul .................................................................................... 10 2. GeniĢ anlamda idari usul................................................................................. 11 3. Genel idari usul ............................................................................................... 11 4. Özel idari usul ................................................................................................. 12 II. ĠDARĠ USULÜN KAPSAMI ................................................................................ 12 III. ĠDARĠ USULÜN ÖNEMĠ .................................................................................... 16 IV. ĠDARĠ USULÜN AMACI.................................................................................... 19 A. Hukuka Bağlı Ġdare ............................................................................................ 21 B. Demokratik ve Katılımcı Ġdare........................................................................... 23 C. Hukuki Güvence Sağlama .................................................................................. 25 V. ĠDARĠ USULÜN DAYANDIĞI VEYA ĠLGĠLĠ OLDUĞU ĠLKELER ............... 27 A. Hukuk Devleti Ġlkesi .......................................................................................... 28 1. Kuvvetler ayrılığı ilkesi .................................................................................. 30 2. Ġdarenin kanuniliği ilkesi ................................................................................ 32 3. Hukuki güvenlik ilkesi .................................................................................... 34 B. Dinlenilme Hakkı ............................................................................................... 37 C. EĢitlik, Tarafsızlık ve Adalet Ġlkeleri ................................................................. 46 D. Ölçülülük Ġlkesi .................................................................................................. 47 E. Gerekçe Ġlkesi ..................................................................................................... 50 ĠKĠNCĠ BÖLÜM DÜNYA‟DA ĠDARĠ USULE ĠLĠġKĠN UYGULAMA ÖRNEKLERĠ I. ĠDARĠ USUL DÜZENLEMELERĠ KONUSUNDA ÜLKE ÖRNEKLERĠ ........... 56 A. Avusturya ........................................................................................................... 57 1. Genel olarak .................................................................................................... 57 2. Dinlenilme hakkı............................................................................................. 58 3. Ġdari kararlara karĢı baĢvuru yolları ve süreler ............................................... 60 4. Ġdari iĢlemin Ģekli ve gerekçe yükümlülüğü ................................................... 62 B. Almanya ............................................................................................................. 63 1. Genel olarak .................................................................................................... 63 2. Dinlenilme hakkı............................................................................................. 69 3. Ġdari kararlara karĢı baĢvuru yolları ve süreleri .............................................. 72 4. Ġdari iĢlemin Ģekli ve gerekçe yükümlülüğü ................................................... 74 5. Ġdarenin takdir yetkisi ..................................................................................... 78 ii C. Amerika BirleĢik Devletleri ............................................................................... 79 1. Genel olarak .................................................................................................... 79 2. Dinlenilme hakkı............................................................................................. 87 3. Ġdari iĢlemin Ģekli ve gerekçe yükümlülüğü ................................................... 90 D. Ġspanya ............................................................................................................... 92 1. Genel olarak .................................................................................................... 92 2. Dinlenilme hakkı............................................................................................. 96 3. Ġdari kararlara karĢı baĢvuru yolları ve süreleri .............................................. 97 4. Ġdari iĢlemin Ģekli ve gerekçe yükümlülüğü ................................................... 98 E. Fransa ............................................................................................................... 100 1. Genel olarak .................................................................................................. 100 2. Ġdari iĢlemin Ģekli ve gerekçe yükümlülüğü ................................................. 102 II. AVRUPA KONSEYĠ‟NĠN ĠDARĠ USUL HAKKINDAKĠ ĠLKELERĠ ............. 104 A. Genel Olarak .................................................................................................... 104 B. Ġdari ĠĢlemler KarĢısında Bireylerin Korunması Hakkında Karar ................... 106 1. Dinlenilme hakkı........................................................................................... 108 2. Bilgi kaynaklarından yararlanma hakkı ........................................................ 109 3. Hukuki yardım ve temsil............................................................................... 109 4. Ġdari iĢlemlerin gerekçeli olması................................................................... 109 5. Ġdari iĢleme karĢı baĢvuru yollarının gösterilmesi ........................................ 110 C. Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin Tavsiye Kararı ................................ 110 D. Ġyi Ġdare Ġlkeleri ............................................................................................... 113 1. Yasallık ilkesi ............................................................................................... 114 2. EĢitlik ilkesi .................................................................................................. 114 3. Tarafsızlık ilkesi ........................................................................................... 114 4. Orantılılık ilkesi ............................................................................................ 114 5. Hukuki kesinlik ilkesi ................................................................................... 115 6. Makul süre içinde faaliyette bulunma ilkesi ................................................. 115 7. Katılım ilkesi................................................................................................. 115 8. Mahremiyete saygı ilkesi .............................................................................. 115 9. Açıklık ilkesi ................................................................................................. 115 III. Avrupa Birliği Süreci ve Ġdari Usul .................................................................... 116 A. Genel Olarak .................................................................................................... 116 B. Kamu Yönetiminin GeliĢtirilmesi ve Ġdari Usul .............................................. 118 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM TÜRKĠYE‟DE ĠDARĠ USUL I. GEÇMĠġTEN BUGÜNE ĠDARĠ USUL ............................................................... 121 A. Bilimsel ÇalıĢmalar .......................................................................................... 121 1. AZRAK tarafından yapılan çalıĢmalar ......................................................... 122 2. AKILLIOĞLU tarafından yapılan çalıĢmalar ............................................... 124 3. Diğer bilimsel çalıĢmalar .............................................................................. 125 B. Ġdareyi (Kamu Yönetimini) GeliĢtirme ÇalıĢmaları ........................................ 127 1. Merkezi hükümet teĢkilatı araĢtırma projesi (MEHTAP) raporu ................. 128 2. 1982 Anayasası‟na idari usul maddesi eklenmesine iliĢkin öneri ................ 130 3. Ġdari usul ve iĢlemlerle ilgili yetki kanunları ve kanun hükmünde kararnameler ..................................................................................................... 132 iii 4. Kamu yönetimi araĢtırması raporu (KAYA) ................................................ 138 5. Bürokrasi ve kırtasiyecilikle ilgili çalıĢmalar ............................................... 140 6. Kamu hizmetlerinin sunumuna iliĢkin usul ve esaslar.................................. 146 C. Yargı Ġçtihatlarındaki Ġdari Usul Ġlkeleri .......................................................... 152 1. Yetki paralelliği ilkesi ................................................................................... 152 2. ġekil ve usulde paralellik ilkesi .................................................................... 154 3. Savunma hakkı .............................................................................................. 156 4. Yazılılık ve gerekçe ilkesi............................................................................. 161 II. ĠDARĠ USULÜN KANUNLAġTIRILMASI ...................................................... 165 A. Ġdari Usulün Düzenlenmesi Ġhtiyacı ve Sağlayacağı Faydalar ........................ 165 1. Ġdare hukuku teorisi açısından ...................................................................... 167 2. Ġdare hukuku pratiği açısından faydaları ...................................................... 169 B. Ġdari Usulün KanunlaĢtırılması ........................................................................ 172 1. Genel olarak .................................................................................................. 172 2. BaĢbakanlık tarafından yapılan hazırlıklar ................................................... 173 3. Adalet Bakanlığı tarafından yapılan hazırlıklar ............................................ 176 III. ĠDARĠ USUL KONUSUNDAKĠ SORUNLAR ................................................. 177 A. Ġdarenin Niteliğinden Kaynaklanan Sorunlar .................................................. 178 B. Bürokrasinin Niteliğinden Kaynaklanan Sorunlar ........................................... 179 C. Ġdari Usulün KanunlaĢtırılamaması.................................................................. 181 1. Ġçsel Nedenler ............................................................................................... 181 2. Pratik Nedenler ............................................................................................. 182 SONUÇ ......................................................................................................................... 184 KAYNAKÇA ............................................................................................................... 186 EK ................................................................................................................................. 194 iv KISALTMALAR AB : Avrupa Birliği ABD : Ankara Barosu Dergisi AĠD : Amme Ġdaresi Dergisi APA : Administrative Procedure Act (Amerika BirleĢik Devletleri Federal Ġdari Usul Kanunu) AT : Avrupa Toplulukları AÜHFD : Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi AVG : Allgemeines Verwaltungsverfahrensgesetz (Avusturya Genel Ġdari Usul Kanunu) AYM : Anayasa Mahkemesi A.B.D. : Amerika BirleĢik Devletleri a.g.e. : Adı Geçen Eser a.g.m. : Adı Geçen Makale a.g.t. : Adı Geçen Tebliğ Bkz. : Bakınız c : Cilt Çev. : Çeviren D : Dairesi DD : DanıĢtay Dergisi ĠDDK : DanıĢtay Ġdari Dava Daireleri Kurulu ĠHĠD : Ġdare Hukuku Ve Ġlimler Dergisi ĠÜHFM : Ġstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası ĠYUK : Ġdari Yargılama Usulü Kanunu KHK : Kanun Hükmünde Kararname MEHTAP : Merkezi Hükümet TeĢkilatı AraĢtırma Projesi MÜHFD : Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi RG : Resmi Gazete TĠD : Türk Ġdare Dergisi UMK : UyuĢmazlık Mahkemesi Kararları VwVfG : Verwaltungsverfahrensgesetz (Alman Federal Ġdari Usul Kanunu) m : Madde s : Sayfa vb : Ve benzeri vd : Ve devamı yy : Yüzyıl v Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar GĠRĠġ Demokratik rejimlerin temel özelliklerinden biri olan hukuk devletinin herkes tarafından kabul görmüĢ bir tanımı bulunmamakla birlikte, hukuk devleti denilince ilk olarak akla gelen, devlet kudretinin hukukla sınırlandırılması ve bu sayede bireylerin temel hak ve hürriyetlerinin korunmasıdır. Temel norm niteliğindeki Anayasalarda hukuk devleti ilkesi ve bunun unsurlarına yer verilmesi; devlet kudretinin sınırlandırılması ve temel hürriyetlerin korunmasına iliĢkin yöntemler arasındadır. Nitekim Anayasa‟nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin demokratik bir hukuk devleti olduğu ifade edilmiĢtir. Ayrıca hukuk devletinin unsurları arasında yer alan idarenin yargısal denetimi, yine Anayasanın 125. maddesinde öngörülmüĢtür. Ġdarenin denetiminde en etkili ve vatandaĢlar için en güvenceli yöntem, bağımsız ve tarafsız yargı denetimidir. Ancak idarenin sadece yargısal denetiminin bireyler için yeterli hukuki güvenceyi sağlaması mümkün olamamaktadır. Kamusal gücünü tek yanlı iĢlemlerle kullanan kamu makamlarının üstün otoritesini hukukla sınırlamak ve bu sınırlamaya sadece aposteriori (sonradan) iĢleyen bir yargısal denetimle etkinlik kazandırmak, uygulamada her zaman baĢarılı ve özellikle önleyici olmamakta, bazı durumlarda kamu görevlilerini hukuka aykırı tutum ve davranıĢlara özendirici bir rol bile oynamaktadır1. Bu nedenle, idarenin iĢlem ve eylemlerinin yargısal denetiminin yanı sıra, faaliyetlerinin de birtakım genel kurallara göre düzenlenmesi hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Türk Anayasal sistemine göre devletin temel kuruluĢu, Locke‟un öncülüğünü yapıp Montesquieu‟nün geliĢtirdiği ve temelinde bireysel hak ve özgürlükleri güvence altına almak olan kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanmaktadır2. Bu ilkeye göre devletin yasama, yürütme ve yargı biçiminde üç temel organı bulunmaktadır. Her bir organın yerine getirdiği ayrı iĢlev ve faaliyet söz konusudur. Yasama organı en temelde kanun yapmak olan yasama iĢlevini yerine getirmektedir. Yasama organının faaliyetlerini hangi usul çerçevesinde yerine getireceği Anayasa‟da ve Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Sait Güran, “Yönetimde Açıklık”, İHİD, cilt: 3, sayı: 1-3, s.101-112. Abdülbaki Güçlü, Erkan Uzun, Serkan Uzun, Ümit Hüsrev Yolsal, Felsefe Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara: 2002, s.1013; Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara: 2008, s.181-196; Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, Ġstanbul: 2001, s.390-394. 2 1 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Ġçtüzüğü‟nde belirlenmiĢtir. Yargı iĢlevini yerine getiren bağımsız mahkemelerin yargılama faaliyetlerini hangi usul çerçevesinde yerine getireceklerine iliĢkin muhakeme usulü kanunları bulunmaktadır. Yürütmenin ve onun uzantısı sayılan idarenin, faaliyetlerini hangi usul kurallarına göre yerine getireceğine iliĢkin yasama ve yargı organlarında olduğu gibi usul/yöntem kuralları bulunmamaktadır. Ġdare hukuku, merkezinde idare kavramının bulunduğu, idareye özgü bir hukuk dalıdır3. Ġdareyi ve idare alanını belirleyen temel kavram idare iĢlevidir. Ġdare iĢlevi, idarenin tüm faaliyetlerinin, tutum ve davranıĢlarının ortak konusunu ve hâkim niteliğini belirleyen ve varlık nedenini teĢkil eden genel bir kavramdır4. Ġdare iĢlevinin konusu olan toplumsal gereksinimlerin karĢılanması, kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanması, idare iĢlevinin nihai amacı olan kamu yararının gerçekleĢtirilmesine yönelik faaliyetlerdir. Ġdare, nihai amacı olan kamu yararını gerçekleĢtirmeye yönelik faaliyetlerini yerine getirirken birtakım kamusal yetki ve ayrıcalıklar kullanmaktadır. Ġdarenin bu tür ayrıcalıklara sahip olmasının temel nedeni, kamu yararının gerçekleĢtirilmesinin nihai sorumlusu olmasıdır. Bu durumda, birtakım yetki ve ayrıcalıklara sahip olan idarenin, kamu yararının gerçekleĢtirilmesine yönelik faaliyetlerini hangi Ģekil/usul kurallarına göre yerine getireceği büyük önem taĢımaktadır. Ġdare hukukunun özelliklerinden biri kodifiye (tedvin) edilmemiĢ bir hukuk dalı olmasıdır5. Kodifiye edilmemiĢ olma, idare hukuku alanında yazılı hukuk kaynaklarının mevcut olmadığını değil, aĢağıda ayrıntılarıyla ifade edileceği üzere Türkiye‟de idare hukuku alanının tüm konu ve sorunlarını bir bütün olarak ele alan ve açıklayan genel kural ve temel ilkeleri içeren yazılı bir metnin bulunmadığını ifade etmektedir. Ġdare iĢlevinin yerine getirilmesinde uyulması gereken temel ilke ve kuralların kanun 3 Tahsin Bekir Balta, İdare Hukuku (Genel Konular), Ankara:1970/1972, s.1. Lütfi Duran, İdare Hukuku Ders Notları, Ġstanbul: 1982, s.6. 5 Lütfi Duran, a.g.e., s.30, Metin Günday, İdare Hukuku, 5.Bası, Ġmaj Yayınevi, Ankara: 2001, s.27; Ġl Han Özay, Günışığında Yönetim, Ġstanbul: 2004, s.369. 4 2 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar düzeyinde bir metinde öngörülmemiĢ olması idare hukukunun içtihatlarla6 geliĢen bir hukuk dalı olması sonucunu doğurmuĢtur. 19. yüzyıl Alman düĢünürlerinden Rudolf Von JHERING Ģeklin önemini “şekil keyfiliğin can düşmanı, özgürlüğün ikiz kardeşidir” biçiminde ifade etmiĢtir. ġekle/usule verilen önemin günümüzdeki yansıması, Ģeklin/usulün hak ve özgürlüklerle yakından ilgili bir kavram olarak kabul edilmesidir. Hatta idari usul kapsamındaki hakların üçüncü kuĢak7 kamu haklarından olduğu kabul edilmektedir8. Günümüzde idarenin, çok sayıda ve farklı nitelikte kamu hizmetini yerine getirmesi gerekmektedir. Bu hizmetlerin farklılığı hukuki koĢulların da değiĢkenlik göstermesine neden olmaktadır. Ancak idarenin yerine getirdiği faaliyetlerin ortak özellikleri oldukça fazladır. DeğiĢik ülkelerde idari faaliyetlerin ortak özelliklerini ortaya koyan ve bu faaliyetlerde yeknesaklık sağlayan genel nitelikte idari usul hükümleri konulması yoluna gidilmiĢtir. Ġdari usul konusunda temel olarak iki yaklaĢımın bulunduğu kabul edilmektedir9. Bunlardan biri yargı denetimini esas alan yaklaĢımdır. Bu yaklaĢıma göre idari usul, idari iĢlemin unsurlarından bir tanesidir10. Ġdari iĢlemin usul/Ģekil unsurunda bulunan eksiklikler bu iĢlemi hukuka aykırı hale getirecek, gerekirse idari yargı yeri tarafından iĢlemin iptali mümkün olacaktır. Ġkinci yaklaĢım idari usulü bir süreç olarak kabul etmektedir. Buna yaklaĢıma göre idari usul, iĢlemin hazırlanması, tesis edilmesi ve hatta idari iĢlem hakkındaki yargı kararının yerine getirilmesine kadar devam eden süreçte ele alınmaktadır. Bu çalıĢmada idari usul ikinci yaklaĢım esas alınarak incelenecektir. Ġdari usul konusu incelenirken hukuk devleti ilkesi baĢta olmak üzere, demokratik bir devletin sahip olması gereken açıklık, katılım, dinlenilme hakkı, eĢitlik 6 Ġçtihat, yargı yerleri tarafından verilen, yeni ilkeler yaratan ve belirli bir sürekliliğe sahip olan kararları ifade etmektedir. 7 Münci Kapani, Kamu Hürriyetleri, Ankara: 1993, s.6-7. Yazar, temel hakları negatif (koruyucu haklar), pozitif (isteme hakları) ve aktif (katılma hakları) statü hakları biçiminde sınıflandırmaktadır. Buna göre idari usule dâhil edilecek üçüncü kuĢak haklar katılma hakları içinde telakki edilmelidir. 8 Gürsel Özkan, Demokratik Yönetime Geçiş, Tutibay Yayınları, Ankara: 2001, s.148. 9 Tekin Akıllıoğlu, Yönetim Önünde Savunma Hakları, Ankara: 1983, s.III. 10 2577 sayılı Ġdari Yargılama Usulü Hakkında Kanunun 2. maddesine göre idari iĢlemler yetki, Ģekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırı olabilir. 3 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar ve tarafsızlık gibi birtakım ilkelerin incelenmesi gerekir. Ġdari usul aslında bu ilkelerin bütünüdür. Bir baĢka deyiĢle, söz konusu ilkeler, idari usul kurallarının bütüne yansımıĢtır. Ġdari usul konusu üç bölümde ele alınmıĢtır. Birinci bölümde idari usulün kavramsal çerçevesi ortaya konulmuĢtur. Kavramsal çerçevenin belirlenmesinde genel idari usul kavramına ulaĢılmıĢ; genel idari usulün amacı, kapsamı ve önemi ele alınmıĢtır. Ardından idari usule anlamını veren dinlenilme hakkı, hukuk devleti, eĢitlik, ölçülük ve gerekçe ilkeleri açıklanmıĢtır. Ġdari usule iliĢkin ilkelerin açıklanması ile idari usulün teorik çerçevesi tamamlanmıĢtır. Ġkinci bölümde idari usul, dünya uygulamaları ve Türkiye‟nin iliĢki içinde olduğu uluslararası örgütler çerçevesinde ele alınmıĢtır. Buna göre genel idari usul kanununa sahip olan Avusturya, Almanya, A.B.D. ve Ġspanya; genel idari usul kanununa sahip olmayan Fransa ele alınmıĢtır. Bu ülkelerin idari usul bakımından sahip oldukları kurallar belirli usul ilkeleri açısından incelenmiĢtir. Ayrıca ikinci bölümde, Türkiye‟nin taraf olduğu Avrupa Konseyi‟nin idari usul konusundaki ilkeleri ve tavsiye kararları ele alınmıĢtır. Bu bölümde son inceleme konusu Avrupa Birliği sürecinde idari usulün yeri olmuĢtur. Üçüncü bölümde öncelikle Türkiye‟de idari usul konusunda geçmiĢten bugüne yapılan çalıĢmalara yer verilmiĢtir. Bu kapsamda akademik, idari ve yargısal faaliyetler ayrı ayrı ele alınmıĢtır. Üçüncü bölümde incelenen bir diğer konu, idari usulün kanunlaĢtırılmasıdır. Bu konu sorunlar, faydaları ve yürütülen çalıĢmalar çerçevesinde ele alınmıĢtır. Ġdari usul konusundaki sorunlar çalıĢmanın genelinde ele alınmıĢ olup üçüncü bölümde kanunlaĢtırılma ortamı ve kanunlaĢtırılamama olgusu çerçevesinde yeniden değerlendirilmiĢtir. 4 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar BĠRĠNCĠ BÖLÜM ĠDARĠ USUL Bireylerin kamusal iĢlem süreçlerine daha fazla katılımını öngören açıklık, katılım, dinlenilme hakkı, gerekçe ilkesi ve savunma hakları gibi temel hukuk ilkeleri idari usul çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu ilkeler, siyasal anlamda demokrasi niteliğindeki bir yönetimin; idari anlamda da demokrasi niteliğine sahip olmasını sağlayacak idari ve hukuksal araçlardır. Ġdari usulün kavramsal çerçevesi sadece belirli Ģekil ve usul kuralları ile belirlenmemekte, aynı zamanda birtakım hukuk ilkeleri de idari usul kapsamında değerlendirilmektedir. I. ĠDARĠ USUL KAVRAMI VE TANIMI A. Usul Kavramı Kökeni Arapça olan “usul” kelimesi, “asıl”ın çoğuludur. Asıl, bir Ģeyin dayandığı temel olarak ifade edilmektedir1. Hukuk sözlüğüne göre usul, bir iĢlemin yapılmasına iliĢkin izlenecek yol, prosedür (izlek) anlamına gelmektedir2. Türk Dil Kurumuna göre usul, bir yönüyle asıllar, gerçekler; diğer yönüyle bir amaca eriĢmek için izlenen düzenli yol, tutulan yol, yöntem, tarz anlamına gelmektedir3. Yargılama faaliyetinde izlenecek süreç ve yöntemi ifade etmek amacıyla da kullanılan usul, bu noktada muhakeme anlamına gelmektedir4. Yargısal faaliyetlerde genel olarak iki taraf bulunduğu ve muhakemenin tarafların iddia ve savunmalarıyla gerçekleĢtiği kabul edilmektedir. Ancak bir devlet faaliyetinin muhakeme faaliyeti olup olmaması iki tarafın bulunmasına bağlı olmamalıdır. Kaldı ki iki tarafın bulunmadığı yargısal faaliyetler de söz konusu olabilmektedir. Buna göre “iki taraflılık” olgusu ile açıklanma zorunluluğu bulunmayan muhakemenin, yargısal süreçler için geçerli bir 1 Türk Hukuk Lûgatı, BaĢbakanlık Basımevi, 4.Bası, Ankara: 1998, s.348. Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, 9.Bası, Yetkin Yayınları, Ankara:2005, s.1278. 3 <http://www.tdk.gov.tr> (13.07.2009) 4 Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 14.Bası, Yetkin Yayınları, Ankara: 2002, s.55; Nevzat Toroslu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6.Bası, SavaĢ Yayınevi, Ankara: 2006, s.1. Toroslu muhakemeyi, hukuki bir uyuĢmazlığın yargısal çözümüne katılan organlar ve süjeler tarafından yapılan iĢlemlerin bütünü olarak tanımlamaktadır. 2 5 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar kavram olmanın yanı sıra idari faaliyetler için de geçerli bir kavram olduğu anlaĢılmaktadır5. Ġdarenin karar alma süreçlerinin aslında somut olay ve durumlarla soyut kurallar arasındaki iliĢkiyi ele alan bir muhakeme faaliyeti olduğu düĢüncesi idari usul kapsamında değerlendirilmiĢtir. Örneğin, disiplin yaptırımı öngörülen bazı fiiller için disiplin muhakemesi söz konusu olmakta ve ilgili kamu görevlisine idari yaptırım uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmektedir6. Genel olarak, belirli bir amaca yönelik yapılan iĢ ve faaliyetin planlı ve sistematik Ģekilde düzenlenmesini ifade eden usul; hukuki anlamda, hakların, yükümlülüklerin veya hukuki durumların ortaya çıkıĢı ya da yürütülmesinin, az veya çok, Ģekle iliĢkin kurallara bağlanmasıdır7. Usul kavramı ile yakından ilgili olan birtakım kavramların ifade edilmesi gerekmektedir8. Bunların baĢında Ģekil kavramı gelmektedir. ġekil ve usul çoğu zaman birbirinin yerine kullanılan kavramlardır. ONAR‟a göre, Ģekil, “idari tasarrufun oluĢu ve tekemmülü; iradenin hazırlanması, izharı ve tespiti için takip edilecek usul, merasim ve vesikalar” anlamına gelmektedir9. Bu tanımlamada usul ve Ģekil aynı anlamda kullanılmıĢtır10. Usul, idari iĢlemler söz konusu olduğunda, idari iĢlemin bir unsuru olan Ģekil ile aynı anlamda kullanılmaktadır. Genel olarak, bir hukuki iĢlemin veya belirtilen bir 5 Ali Ülkü Azrak, Umumi İdari Usulün Teorik Esasları ve Çeşitli Ülkelerde Gelişimi, Ġstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (YayınlanmamıĢ Doktora Tezi), 1964, s.35. 6 Metin Günday, a.g.e., s.11. Yazar, yargı fonksiyonu ile idari fonksiyon arasında maddi açıdan bir fark bulunmadığını; yargı fonksiyonunda hukuk ihlali, bu ihlalin doğru olup olmadığı hakkında iddia ve bu ihlal karĢısında tesis edilen bir yaptırım bulunduğu düĢüncesindedir. Bu düĢünceden yola çıkan yazar, idari yaptırımlar konusunda aynı faaliyetin idare tarafından da yerine getirildiği düĢüncesindedir. 7 Bahtiyar Akyılmaz, İdari Usul İlkeleri Işığında İdari İşlemin Yapılış Usulü, Yetkin Yayınları, Ankara: 2000, s.64. 8 Tekin Akıllıoğlu, a.g.e., s.1-17. Terminoloji konusunda kapsamlı inceleme için bu esere bakılabilir. 9 Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları, C.I, Ġstanbul: 1966, s.308; “ġekil, bir kararın tabi olduğu usul, merasim ve formaliteler demektir.” Ragıp Sarıca, İdari Kaza, Ġstanbul: 1949, s.86. 10 ġekil kavramı yerine biçim kavramını kullananlar da vardır: “Biçim yöntemin bir parçası olmakla birlikte, iptal nedeni olarak biçim, geniĢ kapsamlı bir deyimdir; iĢlemin yapılması için gereken yol ve yöntemleri de içerir.” Lütfi Duran, a.g.e., s.410; “Biçim terimi yalnızca iĢlem metnine iliĢkin koĢulları değil fakat aynı zamanda iĢlemin öteki görünümlerine iliĢkin bir terimdir. ġekil/biçim terimi tasarrufun yazılı, sözlü veya fiili olmasını ifade eder.” Mukbil Özyörük, İdare Hukuku Ders Notları, Ankara: 1977, s.38. 6 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar iradenin dıĢ görünüĢünü ifade eden Ģekil kavramı11 ile usul birbirinin yerine kullanılabilecek kavramlar değildir12. GÜNDAY bu farklılığı Ģöyle açıklamaktadır: “Ġdari iĢlem ve kararlarda Ģekil iki anlama gelmektedir: Bir defa Ģekil, idari iĢlemin özünü oluĢturan iradenin dıĢ dünyaya yansımasının maddi biçimi anlamına gelmektedir. ġekil, ikinci olarak, idari iĢlemin yapılmasında izlenen usulü ifade etmektedir.”13 Kavramsal sorun ve tartıĢmalarla ilgili olarak, usul kavramının Ģekil/biçim ve yol/yöntem kavramlarını da içine alacak kadar geniĢ kapsamlı olduğunu vurgulamak gerekir. Bu açıdan idari usulün çekirdeğini oluĢturan “usul” kavramının kapsayıcı bir yönü bulunmaktadır. Usul kavramını etraflıca açıklayabilmek için maddi hukuk-Ģekli hukuk ayrımının ifade edilmesi gerekir. Bilindiği üzere hukuk, en yalın tanımıyla, toplumsal yaĢamı düzenleyen kurallar bütünüdür. Bu genel, soyut ve kiĢilik dıĢı kurallardan bir kısmı hak veya yükümlülük getirmekte ya da belirli hukuki statüler kazandırmaktadır. Süreç ya da yöntem öngörmeyen bu tür kurallara maddi hukuk kuralları denilmektedir14. Soyut nitelikteki bu tür kuralları uygulanabilir kılan ve somut hale getiren Ģekli (biçimsel) kurallardır. Bu anlamda usul ile maddi hukuk birbiriyle karĢılıklı iliĢki içinde olup; usul ve esas birbirini tamamlamakta ve maddi hukukun yaĢama geçmesini sağlamaktadır15. Bu konuda son olarak usulün tek baĢına bir amaç olup olmayacağı üzerinde durmak gerekir. Zira usule tek baĢına bir amaç olarak yaklaĢılırsa, usul sadece birtakım Ģekli kurallardan ibaret hale gelecektir. Hâlbuki usul, yalnızca Ģekli kurallardan ibaret 11 Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, s.1152. Usul kavramının yol/yöntem anlamında kullanılması da oldukça yaygındır: “Yöntem, bir amaca eriĢmek için izlenen, tutulan yol, usul, sistem, prosedür, politika anlamına gelir.” Türk Dil Kurumu Sözlüğü, <www.tdk.gov.tr> (12.09.2009); “Biçim yöntemin bir parçası olmakla birlikte, geniĢ kapsamlı bir deyim olup, iĢlemin yapılması için gereken yol ve yöntemleri içerir.” A. ġeref Gözübüyük, Yönetsel Yargı, Ankara: 2003, s.214. 13 Metin Günday, a.g.e., s.132. 14 Adnan Güriz, Hukuk Başlangıcı, 8.Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara: 2001, s.16. 15 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.64. 12 7 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar olmayıp, maddi hukukun uygulanmasının aracı olan “iĢlevsel” kuralları ifade etmektedir16. B. Ġdari Usul Ġdari usul kavramının tanımlanmasında birtakım terminolojik zorluklar bulunmaktadır. Genel ve kapsamlı tanımlar yapmak bu zorluğu bir ölçüde azaltabilir. Bu düĢünceden yola çıkarsak idari usul, idarenin karar alırken izlemesi gereken yöntem ve bu yöntemin yer aldığı süreç olarak tanımlanabilir17. Bu süreç içerisinde kimi Ģekil öğeleri bulunmakla beraber; idari usul, idari iĢlemin Ģekil öğesinden ayrı bir kavramdır18. Bu açıdan idari usul, idari iĢlemin tesis edilmesinden önceki süreçle ilgili olup19; idarenin takdir yetkisini de kapsamına alan ve idareyi hukuk devleti ilke ve kurallarıyla bağlı kılmaya yönelen ilke ve kurallar bütünü olarak ifade edilebilir. Ġdari usul, maddi hukukun somut olay, kiĢi veya durumlara uygulanması esasını, sürecini ve bunun gerçekleĢme biçimini belirleyen kuralları ifade eder. Bu açıdan idari usul birtakım Ģekil/usul kurallarının yanı sıra idarenin yetkilerini ve bu yetkilerin nasıl kullanılacağını içerir. Ġdari usulü, yönetimin, ortak ihtiyaçları tatmin etmek ve bu suretle kamu yararını gerçekleĢtirmek amacıyla yapacağı tasarruflarda uyulması zorunlu Ģekil ve usul kuralları olarak tarif etmek mümkündür20. Ġdari usul, idarenin kamu gücü kullanarak bireylerin hak ve çıkarlarını etkilemeden önce, ilgilileri21 birtakım hak ve yetkilerle donatarak, idare makamı önünde 16 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.65. Lütfi Duran, “Ġdari Usul Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular”, “Ġdari Usul Kanun Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu”, BaĢbakanlık Basımevi Ankara: 1998, s.27; “Ġdari usul, bir idari faaliyetin hangi merci tarafından ne Ģekilde yapılacağını gösteren, kısaca yetki ve Ģekil meselelerini düzenleyen kaidelerdir.” Tahsin Bekir Balta, İdare Hukuku Ders Notları, Ankara: Tarihsiz çoğaltma, s.107. 18 “Ġdari usul kuralları kararın sağlığı ve geçerliliği üzerinde, Ģekil koĢuluna oranla daha etkili ve belirleyicidir. BaĢka bir deyiĢle kararın Ģekil noksanı her zaman sakat sayılmasını gerektirmez ise de; usulüne uyulmadan yapılmıĢ olması iptaline neden teĢkil eder.” Lütfi Duran, “Ġdari Usul Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular”, AİD, cilt: 31, sayı: 2, Haziran 1998, s.3. 19 Nuri Alan, “Ġdari Usul ve Ġdari Yargı Arasındaki ĠliĢkiler”, “Ġdarenin DemokratikleĢtirilmesi Süreci Olarak Saydamlık”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2008/Özel Sayı, s.31. 20 Cihan Kanlıgöz, “Katılımcı Demokrasi Ya Da Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu Üzerine”, AÜHFD, c.45, sayı: 1-4, Ankara: 1996, s.177. 21 Kamu hizmetinden yararlananları ifade etmek üzere “ilgili” kavramını kullanmaktayız. 17 8 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar menfaatlerini korumalarına imkân sağlayan çağdaĢ bir müessesedir22. GeliĢmiĢ devlet düzenlerinin pek çoğunda idari usulün kanun düzeyinde kurallarla belirlendiği görülmektedir23. Ġdari usulün ortaya çıkıĢında pratik ihtiyaçların yanında, idarenin faaliyet sahasının hukuk devleti ilke ve esaslarına göre Ģekillendirilmesi düĢüncesi önemli bir rol oynamıĢtır24. Ġdarenin önceden belirlenmiĢ ilke ve kurallarla bağlı kılınması, faaliyetlerinin öngörülebilir ve istikrarlı olmasını sağlayacak; bunun sonucunda vatandaĢların hukuki güvenlik içinde olması temin edilmiĢ olacaktır. Bu sayede vatandaĢlar arasında herhangi bir fark gözetilmeyecek; kamu hizmetlerinde eĢitlik ve adalet sağlanacaktır. Maddi hukukun somut olay, kiĢi veya durumlara uygulanması açısından idari usul yargısal usullerle benzerlik göstermektedir. Yargının muhakeme faaliyeti usul kanunları çerçevesinde ve maddi hukukun kiĢilere sağladığı hakların korunması amacıyla gerçekleĢtirilmektedir. Ġdari usul kuralları da idari faaliyetin hangi kurallar çerçevesinde yerine getirileceğini ve kiĢilerin hangi haklara sahip olduğunu göstermektedir. Maddi hukukun somut durumlara uygulanması sürecinde yapılan muhakeme ile idari usulün idari faaliyet sürecinde uygulanması bu açıdan benzerlikler göstermektedir. Ġdari usulü yargısal usulden ayıran özellikler ise, esas olarak usul kuralının uygulanması aĢaması ile bu kuralı uygulayanın hukuki konumunda kendisini göstermektedir. Ġdare hukukunun maddi kısmı ile usul kısmı arasındaki iliĢki, idarenin faaliyetine konu teĢkil eden sorunun henüz bir uyuĢmazlık niteliğinde ortaya çıkıp yargı önüne taĢınmadığı aĢamada, yani idari faaliyet aĢamasında mevcuttur. Buna göre 22 Zehra Odyakmaz, “Ġdari Usulden Beklediklerimiz”, “Ġdari Usul Kanun Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu”, BaĢbakanlık Basımevi, Ankara: 1998, s.2; “Ġdari usul; idarenin, kiĢilerin haklarına veya hukuki durumlarına müdahale etmeden önce, hukuken düzenlenmiĢ bir süreçte, yargı organlarının karar vermek üzere yaptıkları araĢtırmalara benzer biçimde inceleme yapmasını ve kiĢilere kendilerini savunma imkânı vererek onları idari iĢlem sürecine dâhil etmesini ifade etmektedir.” Gürsel Özkan, a.g.e., s.248. 23 Amerika BirleĢik Devletleri, Almanya, Avusturya, Ġspanya, Ġsviçre, Ġsveç, Ġtalya ve Yunanistan genel idari usulün kanunla düzenlendiği ülkelere örnek olarak gösterilebilir. 24 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.69. 9 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar yargısal usul bir hukuki uyuĢmazlık ortaya çıktıktan sonra söz konusu olmakta iken; idari usul henüz idari kararın alındığı aĢamada söz konusu olmaktadır25. Ġdari usulün yargısal usulden farklı olan diğer özelliği, yargısal usulde, iĢlemin veya faaliyetin yargı organının önüne gelmeden önce sonuçlanmasıdır. Bu açıdan yargı organı uyuĢmazlık konusu iĢlemin dıĢındadır ve bu iĢlemin taraflarından ayrı bir hukuki varlığa sahiptir. Buna karĢın idari usulde idare, hem usulü uygulayan hem de idari iĢlemin tarafı olmaktadır. Bunun sonucu olarak idari usul, hem idari faaliyetin tarafı olan idareye birtakım kurallara ve ilkelere uygun olarak iĢlem tesis etme zorunluluğu getirmekte hem de kiĢilere hukuki koruma sağlamaktadır26. Doktrinde idari usulün türevi sayılacak birtakım kavramlara yer verilmiĢtir. Ġdari usulün tanımının yapılmasında ve kapsamının belirlenmesinde genel idari usul, özel idari usul, dar anlamda idari usul ve geniĢ anlamda idari usul kavramları kullanılmaktadır27. 1. Dar anlamda idari usul Ġdarenin, idare hukuku alanında yaptığı, hukuki sonuç doğurmaya yönelik ve tek yanlı kamusal irade açıklamalarını kapsamına alan idari usule “dar anlamda idari usul” adı verilmektedir28. Bu tanımlamaya göre dar anlamda idari usul, idarenin kamu gücü ve üstünlüğüne sahip olduğu idari iĢlemler ile idari sözleĢmeleri kapsamaktadır. Dar anlamda idari usulün kapsamında idarenin özel hukuk kiĢisi gibi hareket ederek gerçekleĢtirdiği faaliyetler yer almamaktadır. Örneğin idarenin özel hukuk iĢlemleri, özel hukuk alanında faaliyet gösteren kamu iktisadi teĢebbüslerinin ticari faaliyetleri idari usul kapsamı dıĢında kalmaktadır. Buna ek olarak idarenin bazı tek yanlı olmayan 25 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.15; “Yönetsel yargı bireyin korunmasında olaydan sonra konumdadır. Yönetsel yöntem ise olaydan önce konumdadır, baĢka bir deyiĢle ihlalin vuku bulmasını önler konumdadır.” Tekin Aklılıoğlu, “Ġdari Usul ve KiĢisel Verilerin Korunması”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 10. Yıl Özel Sayısı, Ġstanbul: 2008, s.13. 26 Gürsel Özkan, a.g.e., s.249. 27 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.10-20; Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usul ve YasalaĢtırılması”, I. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, Ankara, DanıĢtay Yayınları, 1990, Ġkinci Kitap, s.821 vd.; Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.65-71; Gürsel Özkan, a.g.e., s.244-249; Bilgin Özbey, İdare Hukuku İlkeleri Işığında İdari Usul, Türkiye Ortadoğu ve Amme Ġdaresi (Yüksek Lisans Tezi), Ankara: 2006. 28 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.11; Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.69. 10 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar irade açıklamalarında idari usul uygulanmayacaktır. Ġdarenin tek yanlı olmayan bu tür iĢlemleri için idarenin özel hukuk sözleĢmeleri örnek gösterilebilir. 2. GeniĢ anlamda idari usul Ġdarenin bütün faaliyetleriyle hukuk devleti ilke ve esasları doğrultusunda uymak zorunda olduğu usul, “geniĢ anlamda idari usul” olarak adlandırılır. Bu tanımlamada, idari iĢlemler ve idari sözleĢmelerin yanı sıra idari eylemler ve idarenin özel hukuk sözleĢmeleri gibi dar anlamda idari usulün kapsamında bulunmayan idarenin diğer faaliyetleri de idari usulün kapsamında kabul edilmektedir29. Ġdari usulün bu derece geniĢ kapsamlı olmasının bireyler açısından güvenceli olacağı öngörülse de; bunun sağlayacağı fayda kolayca açıklanamamaktadır. Ġncelenen değiĢik ülke örneklerinde idari usulün bu ölçüde kapsamlı ele alınmadığı görülmektedir. 3. Genel idari usul Ġdare tarafından bireysel nitelikte idari tasarrufların meydana getirilmesine ve bu tasarrufların hukuka uygun olup olmadıklarının gene idare tarafından resen veya ilgilinin istemi üzerine denetlenmesine iliĢkin iĢlemlerin tabi olduğu, yargısal usule benzeyen bir usuldür. Ġdari faaliyetlerde kamu gücünün tabi olduğu kuralların bütünü genel idari usul kavramını meydana getirmektedir30. Genel idari usul kavramı ile vergi usulü, idarenin para, mal ve hizmet edinme usulü gibi özel kanunlar içinde düzenlenmiĢ “özel idari usuller” arasında farklar vardır31. Bireysel idari iĢlemlerde uygulanacak genel idari usul, idarenin faaliyetini genel olarak kapsamına almaktadır. Aslında idari usul kavramıyla ifade edilen dar anlamda idari usul ile genel idari usul kavramlarıdır32. Bu doğrultuda idari usule genel sıfatının verilmesi esas olarak onu özel birtakım idari usullerden ayırt etmeyi sağlamaktadır. Ġdari usulün kanunlaĢtırılmasında genel idari usul yaklaĢımının esas alındığı ve idari usulün yargısal usullere benzetildiği anlaĢılmaktadır. 29 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.69. Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.11-19. Yazar, genel (umumi) idari usul deyimi ile faal idare makamları önündeki muhakemenin tabi olduğu usulü kastettiğini ifade etmektedir. 31 Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usul ve YasalaĢtırılması”, a.g.m., s.821. 32 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.11. Yazara göre, “Dar anlamda idari usul deyimi ile umumi idari usul deyimi, ilk bakıĢta birbirine zıt gibi görünür. Çünkü umumi sıfatı bir geniĢliği ifade eder. Fakat umumi idari usul, bir yandan sadece bazı faaliyet alanlarını kapsadığından dolayı hususi idari usullere nazaran dar olmakla beraber, uygulandığı faaliyet alanları için bağlayıcı, genel ve objektif usul kurallarını tespit ettiğinden dolayı da umumidir.” 30 11 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar 4. Özel idari usul Ġdari usul konusu esas itibariyle genel idari usul kavramı ile ifade edilmektedir. Özel idari usul, genel idari usulün kanunla istisna tutulmuĢ kısmını ifade etmektedir. Buna göre genel idari usulü düzenleyen kanun idari faaliyet sürecini genel ve bütün olarak ele almakta olduğu için idari faaliyetlerin tümü bu kanun kapsamında olmaktadır. Özel idari usul, kendine özgü özelliklere sahip birtakım idari faaliyetlerin ayrıca düzenlenmesidir. Örneğin kamulaĢtırma konusundaki idari usul süreçleri 2942 sayılı KamulaĢtırma Kanunu‟nda özel olarak düzenlenmiĢtir. Özel idari usul öngören 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, 4734 sayılı Kamu Ġhale Kanunu, 2886 sayılı Devlet Ġhale Kanunu, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu gibi kanunlar da mevcuttur. Genel idari usulün kanunla düzenlendiği ülkelerde özel idari usule iki türlü yollama yapıldığı görülmektedir. Birinci yöntem özel idari usul gerektiren konuların veya bu konuları düzenleyen kanunların tek tek sayılarak istisna tutulmasıdır. Diğer yöntem ise genel bir ifade kullanılarak özel idari usullerin kapsam dıĢında bırakılmasıdır. DeğiĢik ülke örnekleri açıklanırken bu konuya ayrıca değinileceğinden burada detaylı açıklama yapılmamaktadır. II. ĠDARĠ USULÜN KAPSAMI Ġdari usulün kapsamı organik ve maddi olarak iki biçimde belirlenebilir. Buna göre ilk olarak idari usulün hangi idare organlarını kapsamına aldığı çözüme kavuĢturulmalıdır. Bu noktada idari usul kural ve ilkeleri herhangi bir ayrım yapılmadan bütün idare organları için bağlayıcıdır. Ayrıca idare teĢkilatı içinde yer almamakla birlikte kamusal yetki ve ayrıcalıklar kullanmak suretiyle idare iĢlevine dâhil bir faaliyet yürüten özel hukuk kiĢileri de bu faaliyetlerinden dolayı idari usulün kapsamında yer alır. Bu tür idarelerin bireysel nitelikte olup üstün yetki ve ayrıcalıklar kullanılarak tesis ettikleri iĢlemlerde genel idari usul kuralları uygulanır. Ġdare bir teĢkilat olarak kabul edilirse, idari usul sadece bu kamu örgütüne giren birimlerin yaptığı bütün iĢlemlerde uygulanır ve yasama ve yargı organları ile özel hukuk kiĢilerinin hiçbir etkinliğinde uygulanmaz. Ġdare bir faaliyet olarak kabul edilirse, bu takdirde devletin bütün organlarının, kurum ve kuruluĢlarının maddi içerik 12 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar bakımından yürütme ve idare niteliğindeki tüm faaliyetlerinde uygulanır. Hatta özel hukuk kiĢilerinin maddi açıdan idari iĢlem niteliğindeki kararları da bu kapsamdadır. Zira DanıĢtay, bazı kararlarında kamu tüzelkiĢiliği bulunmayan birtakım kurumların aldıkları kararları idari iĢlem niteliğinde görmüĢtür33. Bu açıdan idari usulün kapsamın diğer belirleyicisi idari faaliyettir. Buna göre idarenin çeĢitli faaliyet konularından34 bireysel idari iĢlem niteliğinde olanlar hakkında idari usul hükümleri uygulanır35. Sonuç olarak idare teĢkilatı dıĢında yer alan bir organın ya da özel hukuk kiĢisinin faaliyetlerinin genel idari usul kuralları kapsamında olması mümkün olduğu gibi; idare teĢkilatına dahil olan bir organın genel idari usul kurallarının kapsamında bulunmayan faaliyetleri de söz konusu olabilecektir. Buna göre idari usul, kamu idaresi, kamu kurumları ve kamu kuruluĢları ile bunlar adına kamu hizmeti yürüten özel hukuk kiĢilerinin, idari faaliyetin yapılmasında hukuki sonuç doğurmaya yönelik her türlü iĢlemlerinin tabi olacağı süreci kapsamaktadır36. Ġncelenen idari usul kanunlarında genellikle Ģu faaliyetlerin idari usul kapsamında ele alındığı görülmektedir37: - Bireysel idari iĢlemlerin tesisinden önceki hazırlık iĢlemleri. - Ġdari iĢlemi tesis edecek olan makamın yetkileri. - Ġdari iĢlemin tesis edilmesi sürecinde bu iĢlemle menfaat iliĢkisi bulunanların kullanabilecekleri hak ve yetkiler. - Ġdari iĢleme karĢı baĢvuru yolları. 33 Türkiye Futbol Federasyonu hakkında bkz. DanıĢtay 10. Dairesi, 17.06.1990 tarih, E:1991/1149, K:1991/2286; Türkiye Diyanet Vakfı hakkında bkz. DanıĢtay 5. Dairesi, 1.4.2003 tarih, E:2000/624, K:2003/1085, <http://www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (12.09.2009). UyuĢmazlık Mahkemesinin benzer nitelikte kararları için bkz. UyuĢmazlık Mahkemesi, 21.5.1990, E:1990/12, K:1990/12, R.G. 18.6.1990, sayı: 20552; 13.2.1995, E:1995/2, K:1995/1, R.G. 20.3.1995, sayı: 22233. 34 Metin Günday, a.g.e., s.18-23. Yazar idarenin belli baĢlı faaliyetlerini milli güvenliğin korunması, kolluk faaliyetleri, kamu hizmetleri, teĢvik faaliyetleri, içdüzen faaliyetleri ve planlama faaliyetleri olarak sıralamaktadır. 35 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.11. 36 Zehra Odyakmaz, “Hazırlanmakta Olan Ġdari Usul Kanunu Açısından DemokratikleĢme Sürecinde ġeffaflaĢma ve Bireye Tanınan Haklar”, GÜHFD, Naci Kınacıoğlu‟na Armağan, cilt: 1, sayı: 2, s.1-21. 37 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.14; Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.84-85; Gürsel Özkan, a.g.e., s.258; Bilgin Özbey, a.g.e., s.26. 13 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - Ġdari iĢlemin hükümsüzlük halleri ile geri alma, değiĢtirme ve kaldırma usulü. Ġncelenen idari usul kanunlarında genellikle Ģu faaliyetlerin idari usulün kapsamı dıĢında tutulduğu görülmektedir38: - Kararname, tüzük, yönetmelik gibi genel, soyut ve kiĢilik dıĢı idari iĢlemlerin tesis edilmesine iliĢkin faaliyetler. Bu faaliyetler içerik ve hükümlerinin kapsamı itibariyle objektif nitelik taĢıyan kural iĢlemler kategorisine girdiklerinden, genellikle yasama usulüne benzer yöntemlerle oluĢturulurlar39. - Ġdarenin özel hukuk kiĢisi gibi yürüttüğü teknik, sosyal ve ekonomik faaliyetler. - HiyerarĢi kudretinin kullanılmasına iliĢkin emir ve direktifler verilmesi ile genelgeler gönderilmesi biçimindeki içdüzen40 iĢlemleri. - Ġdarenin maddi tasarruflarının yerine getirilmesine yönelik ve nitelikleri gereği daha önce bir idari karar alınmasını gerektirmeyen yerinde ve acele alınması gereken kolluk tedbirleri gibi idari eylemlerin icrasına yönelik iĢlemler. - Ġdari iĢlemlerin icrasına yönelik iĢlemler. Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyu ile paylaĢılan “Genel Ġdari Usul Kanunu Tasarısı” idari usulün kapsamını Ģöyle ifade etmiĢtir41: “Kapsam MADDE 2- (1) Bu Kanun; a) Kamu kurum ve kuruluĢlarının, 38 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.12; Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.84-85; Gürsel Özkan, a.g.e., s.156; Bilgin Özbey, a.g.e., s.25. 39 Gürsel Özkan, a.g.e., s.257. 40 “Ġdare teĢkilatını yönetmek, personel temin etmek, personeli yetiĢtirmek ve istihdam etmek, gereksinim duyulan taĢınır veya taĢınmaz malları temin etmek gibi doğrudan doğruya kamuya yönelik bulunmayan faaliyetler içdüzen (özyönetim) iĢlemleri olarak ifade edilir.” Metin Günday, a.g.e., s.23. 41 ÇalıĢmanın bundan sonraki kısmında sadece “Tasarı” olarak ifade edilecek olan Genel Ġdari Usul Kanun Tasarısı (Taslağı), 15.09.2008 tarihinde incelenmek üzere BaĢbakanlığa gönderilmiĢtir. Tasarının tam metni ve gerekçesine <http://www.kgm.adalet.gov.tr/basbakanlik/basbakanlik.html> adresinden ulaĢılabilir. 14 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar b) Kamu kurum ve kuruluĢlarının, sermayelerinin en az yarısından çoğuna sahip olduğu her türlü kuruluĢun, c) Kanunla kurulan fonların, ç) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluĢlarının, d) Yasama ve yargı organlarının yasama ve yargılama faaliyetleri dıĢında kalan idare iĢlevinden kaynaklanan idari iĢlemlerini kapsar. (2) Kanunlarda yer alan özel idari usul hükümleri ile salt askerî hizmete yönelik iĢlemlerin tâbi olduğu idari usul hükümleri saklıdır.” Bu hüküm idari usulün kapsamında yer alan idari organ ve kurumlar ile iĢlemleri ifade etmektedir. Buna göre idare teĢkilatı içinde yer alan kurum ve kuruluĢların iĢlemlerinin genel idari usul kuralları kapsamında olduğu dile getirilmiĢtir. Ayrıca idare teĢkilatı içinde yer almamakla birlikte yasama ve yargının idare iĢlevinden kaynaklanan iĢlemlerinin de kanun kapsamında olduğu belirtilmiĢtir. Bunun dıĢında idari usulün hangi tür idari faaliyetleri kapsayacağı sorusuna kapsam maddesinde yanıt verilmemektedir. Tasarının “tanımlar” baĢlıklı 4. maddesinde idari iĢlemin tanımı yapılmıĢtır. Bu tanımda, idari iĢlemin, idari makamların kamu gücü ve usullerini kullanarak, tek yanlı iradeleriyle yapmıĢ oldukları, hukukî etki ve sonuç doğuran iĢlemler olduğu ifade edilmiĢtir. Aynı maddede idari usul, idari iĢlemlerin yapılması sürecinde idari makamların uymaları zorunlu ilke ve kurallar olarak tanımlanmıĢtır. Ġdari usul ve idari iĢlem kavramlarının tanımlarından anlaĢıldığı üzere idari usul idari iĢlemin tesis edilmesi sürecinde uygulama bulacaktır. Buna göre kamu gücü kullanılarak tesis edilen tek yanlı idari iĢlemler idari usulün kapsamında olacak; kamu gücü kullanılarak tesis edilmeyen iĢlemler ile tek yanlı olmayan iĢlemler idari usulün kapsamı dıĢında kalacaktır. Tasarıda, genel idari usulün “genel” nitelikte olması, yani “ikincilliği” göz önünde bulundurulmuĢ, kanunlarda yer alan özel idari usul hükümlerinin saklı olduğu hükmüne yer verilmiĢtir. Bu hükme göre idari iĢlemler genel olarak ele alınarak Genel Ġdari Usul Kanunu uygulanacaktır. Buna karĢın Kanunlarda özel bir idari usul hükmü mevcut ise Genel Ġdari Usul Kanunu uygulanmayacaktır. Tasarının kapsam maddesinde askeri nitelikteki iĢlemlerin tabi olduğu usulün saklı olduğu ifade edilmiĢtir. Ġdari usule iliĢkin özel kanun hükümleri saklı tutulduktan 15 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar sonra ayrıca askeri nitelikteki idari iĢlemlerin saklı tutulmasına gerek bulunmamaktadır. Eğer Kanunlarda özel idari usul öngörülen bir idari iĢlem söz konusu ise bu iĢlem hakkında askeri nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın özel kanun hükmünün uygulanması gerekir. Kaldı ki askeri nitelikteki idari iĢlemlerin tabi olduğu özel kanunlar zaten mevcuttur. Bu açıdan askeri nitelikteki idari iĢlemlerin ayrıca saklı tutulmasına gerek bulunmamaktadır. Ġdari usulün kapsamı konusunda 17-18 Ocak 1998 tarihlerinde yapılan Ġdari Usul Kanun Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu sonrasındaki süreçte hazırlanan Ġdari Usul ve Bilgi Edinme Hakkı Kanun Taslağı42 Ģöyle bir düzenleme getirmiĢti: “Kapsam Madde 2- Bu kanun kamu idare, kurum ve kuruluĢları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluĢlarının idari faaliyetlerinde uygulanır. Ġdare adına hareket eden özel hukuk tüzel kiĢilerinin faaliyetleri de bu kanuna tabidir. Bu kanun, yasama ve yargı mercilerinin idare iĢlevi dıĢında kalan faaliyetlerine uygulanmaz. KamulaĢtırma Kanunu, Devlet Ġhale Kanunu, Vergi Usul Kanunu ve Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu gibi özel kanunlarda yer alan usul hükümleri saklıdır.” Bu hüküm idari usulün kapsamının belirlenmesinde “idare iĢlevi” kavramını esas almıĢtır. Buna göre idare iĢlevine dahil bir faaliyetin hangi organ ya da makam tarafından yapıldığına bakılmayıp, bu tür faaliyetlerde idari usul hükümleri uygulanacaktır. III. ĠDARĠ USULÜN ÖNEMĠ Günümüz demokratik toplumlarının en önemli sorunlarından biri de idare ile bireyler arasındaki iliĢkilerin düzenlenmesidir. Ġdari usul, idare ile bireyler arasındaki iliĢkilerin iyileĢtirilmesi ve daha katılımcı bir kamu yönetimini sağlama aracıdır. Bu 42 ÇalıĢmanın bundan sonraki kısmında “Taslak” olarak ifade edilecek metin için bkz. Ġl Han Özay, a.g.e., s.931-945. Söz konusu tasarı hakkında bkz. Zehra Odyakmaz, “Hazırlanmakta Olan Ġdari Usul Kanunu Açısından DemokratikleĢme Sürecinde ġeffaflaĢma ve Bireye Tanınan Haklar”, a.g.m., s.2; M. Akif Özer, “Ġdari Usulün Getirecekleri Üzerine”, Ankara Barosu Dergisi, sayı: 2001/1, s.191-207. 16 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar konu kiĢi hak ve hürriyetlerinin idare karĢısında nasıl korunacağı ile de yakından ilgilidir. Bu açıdan idarenin faaliyetlerinin önceden konulmuĢ objektif usul kurallarına dayanması, bir yandan idarenin keyfi kararlarının önüne geçmek suretiyle hukuk devleti ilkesine bir yandan da kiĢilere kendileriyle ilgili idari iĢlemlerin yapılıĢ sürecinde birtakım hakların tanınmasıyla kiĢi haklarının korunması amacına hizmet etmektedir43. Ġdari usulün bulunmaması yeterli araĢtırma yapılmadan ve ilgiliye sürece katılma imkânı verilmeden idari kararlar alınmasına yol açabilir. Ġdari kararların alınmasında dinlenilme imkânı bulamayan fakat tesis edilen iĢlemi de menfaatlerine aykırı bulan bireylerin bu iĢlemi dava etmekten baĢka çareleri kalmamaktadır. Bu durum idari kararların her defasında dava edilmesi ve yargının iĢ yükünün büyük oranda artması anlamına gelmektedir. Ġdari usul düzenlemelerinin kanunlaĢması, yurttaĢa yakın ve saydam bir yönetimin oluĢturulması yönünde önemli mesafe alınmasını sağlayacak, karar almadan önce yeterli araĢtırma yapmaya zorlayarak idareyi tarafsız ve doğru karar vermeye yöneltecek, bunun sonucunda yurttaĢların karar alma süreçlerine katılımı sağlanarak demokratik bir idarenin gerçekleĢtirilmesi mümkün olabilecektir44. Ayrıca idari usulün kanunlaĢtırılması idarenin kamu hizmetine iliĢkin süreçlerini basitleĢtireceği gibi, kamu görevlilerinin iĢ tanımı da belirli hale gelecek, böylece alınan idari kararların uyuĢmazlıklara neden olması ve yargı önüne taĢınması önemli ölçüde azalacaktır. Ġdarenin faaliyetlerinde uygulanmak üzere önceden belirlenmiĢ genel idari usul kurallarının bulunması gerek idari iĢlemlerin hukuka uygun ve istikrarlı olması gerek kamu hizmetinden yararlananların hukuki güvencede olmaları bakımından önemlidir. Hakkında hangi usul izlenerek idari iĢlem tesis edileceğini önceden bilen birey, bu iĢlemin tesis edilmesi sürecine daha fazla katılma imkânı bulacaktır. Önceden belirlenmiĢ bir idari usul idareyi daha fazla araĢtırma ve inceleme yapmaya zorlayacak; bu sayede tesis edilen iĢlemlerde istikrar sağlanarak idarenin isabetli karar vermesi mümkün kılınmıĢ olacaktır. Bu durum idarenin hukuka bağlı faaliyet yürütmesini sağlayacaktır. 43 44 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.87. M. Akif Özer, a.g.m., s.193. 17 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Genel idari usul kuralları idare hukukunun Ģekli yönü ile maddi yönü arasında denge kurulmasını sağlayacaktır. Maddi hukuk normları ile Ģekli hukuk normları arasındaki içten ve sıkı iliĢki bunu gerektirmektedir. Maddi hukuk normlarının belirli hukuk süjeleri arasında meydana getirdiği iliĢki, bu süjelere birtakım hakların tanınmasını ve yükümlülük veya ödevler yüklenmesini içerir45. Bu hak ve ödevlerin bir anlam ifade edebilmesi için somut olaylarda gerçekleĢtirilmeleri gerekir. Hak veya yükümlülük öngören maddi hukuk normunun somut durumda uygulanmasının hangi süreçler izlenerek yerine getirileceği Ģekli hukuk normlarının konusunu oluĢturmaktadır. Ġdari usul maddi hukuk normları ile Ģekli hukuk normlarının birbirini tamamlamasının yöntemini düzenlemektedir. Kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun olarak görev ve yetki alanları belirlenen yasama, yürütme ve yargı organları; bu görev ve yetkilerini belirli usul ve ilkeler doğrultusunda yerine getirmektedirler. Yasama ve yargı organlarının görevlerini yerine getirme usulü, yasama organı için Anayasa ve TBMM Ġçtüzüğünde; yargı organı için yargılama usulü kanunlarında düzenlenmiĢtir. Yürütme organının ve onun uzantısı sayılan idarenin, belli alanlardaki düzenlemeler haricinde, kamu hizmetini yürütürken hangi tür kurallara bağlı kalarak görev yapacağı yolunda bir genel düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum kamu hizmetinin etkin, verimli ve düzenli olarak yürütülmesini engellediği gibi özellikle bireylerin idare karĢısında yargı öncesinde genellikle korumasız kalmalarına neden olmaktadır46. Ġdari faaliyetlerin yerine getirilmesinde uyulması gereken genel idari usul kurallarının bulunmaması, izlenecek usulün idare tarafından serbestçe takdir edilmesi anlamına gelir47. Ġdari usulün tamamen idarenin takdirine bırakılması, idari faaliyetlerde gizliliğe, ilgililerin idari faaliyetlere katılımının sınırlanmasına, idarenin bilgi vermekten kaçınmasına, otoriter bir idareye, takdir yetkisinin kötüye kullanılmasına, her iĢlem için ayrı bir usul uygulanmak suretiyle eĢitlik ilkesine aykırı davranılmasına ve idarenin sorumluluk almaktan kaçınmasına yol açabilecektir. Bu nedenle idarenin uymakla 45 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.73. Zehra Odyakmaz, “Ġdari Usulden Beklediklerimiz”, a.g.m., s.2. 47 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.85. 46 18 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar yükümlü olduğu ve önceden belirlenmiĢ idari usul ve ilkelerin bulunması kamu hizmetlerinin düzenli ve verimli olarak sunulması bakımından önemlidir. IV. ĠDARĠ USULÜN AMACI Ġdari usul esas olarak, idarenin kamu menfaatinin süratli ve rasyonel Ģekilde gerekleĢtirebilmesi için gerekli hukuki Ģartların sağlanması ve idari kararların tarafsız ve dikkatli bir araĢtırmaya dayandırılması suretiyle ilgililerin hak ve menfaatlerinin teminat altına alınması amacına yönelmiĢtir48. Bu amaca ulaĢılması, idarenin, kamu hizmetinden yararlananların hizmetin yerine getirilmesine aktif olarak katılmaları, görüĢ beyan etmek ve idareyi bazı konularda aydınlatarak ona yardımcı olmaları ile hak ve menfaatlerini savunmalarına imkân tanımak suretiyle gerçekleĢebilir49. Ġdari usulün kanunlaĢtırılmıĢ (kodifiye edilmiĢ) olduğu ülkelerin düzenlemeleri incelendiğinde, idari usul kanunlarının dört temel hususu içerdiği görülmektedir. Ġdari usulün amacını ifade eden bu hususları halkın sürekli olarak idari süreçlerden ve hukuki yeniliklerden haberdar edilmesi, halkın yönetim süreçlerine katılımının sağlanması, idari hükümler için resmi standartların belirlenmesi, hukukun iĢlerliğinin sağlanarak idari kuruluĢların yargı kararlarına iliĢkin durumlarının belirlenmesi olarak sayılabilir50. Hukuk devleti anlayıĢına göre idarenin tesis ettiği iĢlemler hakkında ilgililere dava hakkı tanınmakta ve bu iĢlemlerin hukuka uygun olup olmadıkları hususunda nihai kararı verme yetkisi yargı organında bulunmaktadır. Ancak ilgililere tanınan dava hakkı öncesinde, devlet egemenliğinin tezahürü Ģeklinde ortaya çıkan, idarenin tek yanlı iĢlemlerinin hukuka uygun olmasını sağlamak da hukuk devletinin ve onun unsuru olan kanuni idare ilkesinin bir sonucudur51. Genel olarak idari usulün amacı, idari faaliyetlerin süresi içinde ve hukuk kurallarına uygun olarak ifa edilmesinin sağlanması ve kamu hizmetinden yararlananların kiĢisel menfaatleriyle ilgili idari iĢlem ve eylemlerin belirli Ģekil ve usul 48 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.10. Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, “Ġdari Usul Kanun Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu” Ankara: BaĢbakanlık Basımevi, 1998, s.35-36. 50 M. Akif Özer, a.g.m., s.196. 51 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.72. 49 19 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar çerçevesinde yerine getirilmesidir52. Bu çerçevede idari usul, idari faaliyetlerin hukuka uygun bir Ģekilde yerine getirilmesini yaptırımlı olarak teminat altına almaktadır. Ġzlenecek usul önceden belirlenmiĢ olduğu için idare buna uygun olarak hareket etmekte ve idarenin faaliyetlerinde belirli bir yeknesaklık sağlanmaktadır. Bu durum idarede istikrarı sağladığı gibi bireyler açısından eĢitlik ve tarafsızlığı garanti altına almaktadır. Önceden belirlenmiĢ usule uygun olarak yürütülmeyen idari faaliyetlerin müeyyidesi yine idari usul kanunlarında belirlenmiĢ durumdadır. Bireyler kanunun kendilerine sağladığı birtakım imkânları kullanarak idari faaliyete katılabilecekleri gibi; faaliyet sonrasında dava yolunu da kullanabileceklerdir. Ġdari usulün amacı idari faaliyetlerden kaynaklı olarak daha az uyuĢmazlık ortaya çıkmasını sağlamaktır. Eğer bir uyuĢmazlık söz konusu olacaksa bunun yargı öncesinde çözüme kavuĢturulması bir diğer amaçtır. Yargı öncesinde çözüm mümkün olmasa dahi idari usul, yargılama aĢamasında kolay denetlenebilir bir iĢlemi mümkün kılar. Bu sayede hem yargının daha isabetle karar vermesi hem de bireyler için daha güvenceli bir yargısal denetim söz konusu olabilir. Adalet Bakanlığının tasarısında kanunun amacı, “idari iĢlemlerin yapılmasında uygulanacak ilke, esas ve usullerin belirlenmesi” olarak ifade edilmiĢtir. Tasarının amaç maddesi idari usulün amacını ifade etmemekte, tasarının hangi amaçla hazırlandığını ifade etmektedir. Tasarıda idari usulün amacını ifade eden hükme ilkeler ve idarenin yükümlülüğü kenar baĢlıklı 3. maddesinde yer verilmiĢtir. Bu hükümde “idareler, bütün iĢlemlerinde; insan haklarına saygılı olmakla; adalet, kanun önünde eĢitlik, tarafsızlık, hukukî güvenlik ve istikrar, kamu yararı, açıklık ve katılım, ölçülülük, doğru bilgilendirme ilkelerine uymakla; idari iĢlemleri en kısa sürede ve düĢük maliyetle yapmakla; yargı kararlarının gereklerini yerine getirmekle ve bu Ģekilde iyi yönetimi gerçekleĢtirmekle yükümlüdürler” denilmiĢtir. Burada sayılan ilke ve yükümlülükler aslında idari usulün amacından baĢka bir Ģey değildir. Ġdari Usul ve Bilgi Edinme Hakkı Kanun Taslağının (Taslak) amaç maddesi Ģöyle düzenlemiĢti: “Bu kanunun amacı, idarenin demokratikleĢtirilmesi, günıĢığında yönetimin gerçekleĢtirilmesi; kamu hizmetinden yararlananların idari iĢlemin yapılması sürecine katılımının sağlanması ve idari iĢlemler karĢısında korunmasını; kamu hizmetinden yararlananlar ve tüm ilgililere idareye baĢvurma, bilgi edinme, katılma ve 52 Hüseyin Bilgin, “Ġdari Usul Yasasının Gerekliliği Üzerine Bir Ġnceleme”, TİD, sayı: 460, s.210. 20 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar dinlenilme haklarının tanınmasına iliĢkin usul ve esasları düzenlemektir.” Buna göre taslağın amaç maddesi sadece kanunun amacını değil idari usulün de amacını ortaya koyan bir niteliğe sahiptir. A. Hukuka Bağlı Ġdare Ġdare hukukunun esası yürütme faaliyetinin hukuk devleti ilkelerine uygun bir Ģekilde yerine getirilmesinin sağlanmasıdır. Yürütmenin ve onun uzantısı sayılan idarenin hukuk devleti ilke ve kurallarına uygun olarak faaliyette bulunmasını sağlamaya yönelik olarak idari yargı denetimi öngörülmüĢ ve ilgililere dava hakkı tanınmıĢtır. Fakat sadece dava hakkı idarenin hukuk devleti ilke ve kurallarına uygun olarak faaliyette bulunması için yeterli değildir. Ġdareyi hukuka bağlamak dava hakkına ek olarak idarenin kanuniliği ve idari iĢlem süreçlerinin yargılama faaliyeti için öngörülene benzer usule tabi kılınmasıyla mümkün olabilir53. Ġdarenin kanuniliği ile idari usul arasındaki iliĢki, idari tasarrufların meydana getiriliĢinde takip edilen yolların kanunla düzenlenmiĢ olması ve idarenin bu konudaki kanun hükümlerine bağlı kalarak hareket etmesi olarak ifade edilir54. Buna göre idare, bireysel idari iĢlemler meydana getirirken hukuk normlarının uygulanacağı somut olayların özelliklerini doğru bir biçimde ortaya koymak durumundadır. Aksi halde bireyler arasında farklı uygulamalar söz konusu olabilir. Anayasal eĢitlik ilkesiyle bağdaĢmayan bu gibi durumlarla karĢılaĢılmaması için idare, yargılama organlarının bağlı olduğu usule benzeyen fakat idarenin bünyesine uydurulmuĢ ilke ve kurallarla bağlı kılınmıĢtır. Bireysel idari iĢlemlerin tesis edilmesi sürecinde somut olayın bütün özelliklerinin ortaya konulmasına yönelik araĢtırma yapılması ve olayın aydınlatılması hukuka bağlı ve demokratik bir idare açısından büyük önem taĢımaktadır55. Hakların ve yükümlülüklerin hukuka uygun biçimde ortaya konulması ancak bu Ģekilde mümkün olabilir. Aksi halde idare kendisini bağlayan kuralların bulunmadığı denetimsiz bir varlık olarak ortaya çıkar. 53 Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, a.g.m., s.35. 54 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.13. 55 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.71. 21 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Ġdare, bireysel idari iĢlemleri ilgililerin rıza ya da onayına ihtiyaç duymadan, tek yanlı iradesi ile tesis etmektedir. Ġdari iĢlem tesis ederken bağlı kalması gereken usul kuralları bulunmayan idare, kamu yararı ile kiĢisel yarar arasında kendi kanaatine göre bir denge kurar. Bireylere hukuki araçlar sağlanmadığı müddetçe idare her zaman kendi kanaatleri ve takdir yetkisiyle hareket eder. Hâlbuki kamu yararı ile kiĢisel yarar arasında gerçekçi bir denge, bireylere katılma ve savunma hakları tanınması ile kurulabilir56. Bireylerin pasif durumdan kurtularak aktif ve katılımcı olabilmeleri ancak bu hakların tanınmasıyla mümkün olabilir. Ġdareyi hukuka bağlı hale getirebilmek için karar alma mekanizmasını tarafların da bulunduğu bir sisteme bağlamak, bu mekanizmayı herkesin katılabileceği bir hale getirmek; idarenin ve faaliyetlerinin takip, gözetim ve denetim yollarının vatandaĢın kendisine de açık tutulması demokrasinin olduğu kadar hukuk devletinin de bir gereğidir57. Ġdari usul kurallarını dikkat ve özenle uygulayan bir yönetim, iĢlerini rasyonel, objektif, tarafsız ve verimli bir Ģekilde yürütme imkânı bulur; kararların alınmasında ve uygulanmasında zaman kazanmıĢ olur58. Zira idari usul idari faaliyetleri zorlaĢtıran ve geciktiren bir Ģekilci formaliteler değil, aksine süreci kolaylaĢtıran ve doğruyu bulmaya yönelten kurallar bütünüdür. Anayasanın 123. maddesinde ifade edilen kanunilik prensibi, idarenin uymakla yükümlü olduğu kuralların kanunla düzenlenmesini gerektirir. Ġdarenin kanuniliği ilkesine göre, idarenin kiĢi hak ve hürriyetlerine müdahalesi ancak kanuni yetkiye dayanarak ve kanuni çerçeve içinde mümkündür. BaĢka bir deyiĢle temel hak ve özgülüklerin kanuni düzenleme olmaksızın hukuki iliĢkilerde haklar gibi öne sürülmelerine olanak yoktur59. Buna göre hem maddi hukuk kuralı hem de idarenin hangi usule göre hareket etmesi gerektiğini gösteren Ģekli kurallar içeren idari usul, Anayasal anlamda idarenin kanuniliğini sağlama aracıdır. KiĢilere sağlanan birtakım hakları da içeren idari usul kuralları açısından, kanunlara uygun davranmakla yükümlü 56 Bilgin Özbey, a.g.e., s.42. Ġl Han Özay, “Demokratik Yönetim ve Yönetimde Demokrasi”, “Ġdari Usul Kanun Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu” Ankara: BaĢbakanlık Basımevi, 1998, s.275-279; Sait Güran, a.g.m., s.103. 58 Lütfi Duran, “Ġdari Usulün Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular”, a.g.m., s.11. 59 Tekin Akıllıoğlu, a.g.e., s.83. 57 22 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar olan idare, bu yükümlülüğünü yerine getirirken aynı zamanda bireylerin kiĢisel yararlarını da güvence altına almıĢ olmaktadır. B. Demokratik ve Katılımcı Ġdare Demokratik yönetim idare hukukçuları, siyaset bilimciler ve anayasa hukukçuları tarafından ele alınan bir kavramdır60. Demokratik yönetim kavramı ile ifade edilen yönetimin oluĢumunun demokratik olması kadar iĢleyiĢinin de demokratik olmasıdır. Demokratik yönetim oluĢum açısından çok büyük bir öneme sahip olsa da bu çalıĢmanın kapsamı dıĢındadır. Burada, zaten demokratik yöntemlerle oluĢmuĢ bir yönetimin iĢleyiĢinin de demokratik olması üzerinde durulacak; yönetimin oluĢumu ve iĢleyiĢi arasındaki sıkı iliĢki yalnızca iĢleyiĢ açısından ele alınacaktır. Demokratik bir idare, kamu hizmetinden yararlananların idari karar süreçlerine katılımıyla mümkün olabilir. Ġdare, kararlarını alırken yine kendi iradesi doğrultusunda hareket edecek olsa da ilgililerin bu sürece katılmalarına ve katkıda bulunmalarına imkân vermelidir61. ÖZAY konu hakkında Ģu örneği vermektedir: “Bir dava sonucunda yargıçların dediği ve iradesi hüküm haline dönüĢmektedir ama yargılama sürecinde taraflar vardır ve onların karĢılıklı iddia ve savunmaları gerçeğin aydınlatılmasına ıĢık tutmaktadır.” Yönetimde demokrasi anlayıĢına geçiĢte, bireylerin tebaa durumundan çıkıp kamu hizmetlerinden yararlanan statüsüne yükselmesi önemli rol oynamıĢtır62. Bir 60 Ergun Özbudun, a.g.e., s.89-108; Bülent Tanör-Necmi YüzbaĢıoğlu, Türk Anayasa Hukuku, Ġstanbul: 2005, s.71-75; Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa: 2000, s.131-137; Ġl Han Özay, a.g.e., s.70. 61 Ġl Han Özay, “Ġdari Usul ve Bilgi Edinme Hakkı Üzerine DüĢünceler”, “Ġdarenin DemokratikleĢtirilmesi Süreci Olarak”, Maltepe Üniversitesi Yayınları, 10.Yıl KuruluĢ Armağanı, Ġstanbul: 2008, s.135; “Katılımcı demokrasi anlayıĢının, egemenlikten kaynaklanan devlet fonksiyonlarından yalnızca birisi olan yasama yetkisinin kullanılmasına katılma Ģeklinde düĢünülmesi yeterli değildir.” Cihan Kanlıgöz, a.g.m., s.173. 62 Ramazan Çağlayan, “GloballeĢme Sürecinde Türk Cumhuriyetlerinde Demokrasinin Geçirdiği AĢamalar ve UlaĢması Gereken Hedef: Yönetimde Demokrasi”, “Kamu Hukuku ArĢivi”, Eylül 2003, s.146-154. Yazar güven konusunu Ģöyle ifade etmektedir: “Bireylerin, idarenin karar alma sürecine önceden katılımları, katılımın bireylere bir hak olarak tanınmadığı zaman da mümkün olabilir. Ancak, yasal düzenlemelerde açıklık ilkesiyle birlikte yer almazsa, bu katılım ya kamu yöneticilerinin istediği tarzda -örneğin valinin haftanın bir gününü dert dinlemeye tahsis etmesi veya belediye baĢkanının beyaz masa kurması- ve kiĢisel nitelikte olur, ya da sadece ekonomik, sosyolojik ve politik açıdan güçlü olan bireylerin gizlilik içinde ve hukuk dıĢı olarak yararlandıkları bir yol olur. RüĢvet, iltimas, tarafgirlik gibi toplumsal hastalıkların ortaya çıkmaması ve idari sistemin yozlaĢmaması için idari karar alma sürecine ilgililer mutlaka yasalar tarafından güvence altına alınan bir hakla katılabilmeli ve idari heyetler de kararlarını tıpkı yargı ve yasama organı gibi açık biçimde almalıdır.” 23 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar baĢka deyiĢle, kamu yönetiminde, “yöneten-yönetilen” ayırımının terk edilip bunun yerine “kamu hizmeti sunan-kamu hizmetinden yararlanan” ayırımının benimsenmesi, yönetimde demokrasi anlayıĢını getirmiĢtir. Bir güven toplumunun koĢullarının gerçekleĢtirilmesi için gerekli olan, idarenin demokratikleĢtirilmesi olup, bu da açıklık ve katılım ilkelerinin hayata geçirilmesi ile mümkün olabilir63. Demokrasinin bir gereği olan katılımcılık sadece siyasal katılma ile gerçekleĢemez. Katılımcılık kamu hizmetinden yararlananların idari karar alma süreçlerinde az veya çok söz hakkına sahip olmalarını da gerektirir. Katılım, idari kararın muhatabı olan kimselerin, bu kararın hazırlanması konusunda bilgi almasını ifade ettiği gibi; konunun ilgilisine savunma hakkı ya da bilgi veya belge sunma imkânı tanınmasını da ifade eder64. Kamu hizmetinden yararlananların taleplerinin doğrudan doğruya karar alma süreçlerine dâhil edilmesi aracılığıyla bu taleplerin, idarenin iĢlem veya eylemlerini etkilemesi katılımın vazgeçilmez Ģartıdır65. Yönetimde demokrasinin sağlanması açıklık ve katılım ilkelerinin hukuk hayatına dâhil edilmesi ile mümkün olacaktır. Bu ilkeler aynı zamanda hukuken düzenlenmiĢ bir idari usulün ilkeleridir66. Yönetimde demokrasi, idari usul yasası, bilgi edinme özgürlüğü ve idarenin karar alma sürecine ilgililerin katılarak açıklığın sağlanması ile mümkün olabilir. Katılımcılık mekanizmalarının baĢında idarenin karar alma sürecinde ilgilinin görüĢüne veya savunmasına baĢvurması gelir. GörüĢüne baĢvurulacak kiĢiler esas olarak karardan etkilenecek özel hukuk gerçek veya tüzel kiĢileridir. Ancak idari karar alma sürecinde bazen konuyla ilgili diğer kamu kurum veya kuruluĢlarının da görüĢlerine baĢvurulmaktadır. Bu Ģekildeki görüĢ taleplerinin bir kısmı bağlayıcı olsa da önemli bir kısmı bağlayıcı değildir. GörüĢ taleplerinde bağlayıcılık ancak mevzuatta öngörülen durumlarda söz konusu olmaktadır. Talep edilen görüĢ eğer idari karar alma sürecinde bağlayıcı nitelikte olacak ise bu durumda alınan görüĢ önem taĢımaktadır. 63 Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usulün Ġdarede DemokratikleĢmeye Katkısı ve Saydamlığa Katkısı”, “Ġdarenin DemokratikleĢtirilmesi Süreci Olarak Saydamlık”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2008/Özel Sayı, s.87. 64 Duran, a.g.t., s.31. 65 Bilgin Özbey, a.g.e., s.47. 66 Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usulün Ġdarede DemokratikleĢmeye Katkısı ve Saydamlığa Katkısı”, a.g.m., s.87. 24 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Bağlayıcı olmayanlar idarenin genellikle sahip olduğu iradeyi güçlendirmek üzere talep ettiği görüĢler olmaktadır. Yönetimde demokrasi anlayıĢına göre, idare tarafından alınan kararlar tek yanlı olmayıp karĢılıklı görüĢ alıĢveriĢi ile ortaya çıkmakta ve bireyler salt siyasal anlamda değil, idari olarak da kendi kendilerini yönetmektedirler. Böyle olunca, yargı denetimi de etkin ve anlamlı olabilmektedir. Bireylerin karar alma sürecine katılmaları ve açıklık ilkesi, hukuk devletinin önemli bir unsurudur. Ancak bu katılım, siyasal bir katılım değil, teknik bir katılımdır67. Bir baĢka deyiĢle, kamu hizmetlerinden yararlananların, isterlerse siyasal nitelik taĢımayan ama kendilerini doğrudan etkileyebilecek idari kararların oluĢumuna henüz bu karar alınmadan katılmalarıdır. Ġdari karar alma süreçlerinde ilgilinin savunmasına baĢvurulmasının Türk idare mevzuatında çok fazla örneği bulunmamaktadır68. Memurlar ve öğrencilerle ilgili olarak disiplin yaptırımı söz konusu olduğunda ilgilinin savunmasının alınması zorunludur. Kamu görevlileri hakkında bu husus Anayasanın 129. maddesinin ikinci fıkrasında Ģöyle ifade edilmiĢtir: “Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluĢları ve bunların üst kuruluĢları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.” Memurlar ve öğrenciler hakkında disiplin yaptırımı uygulanmasının söz konusu olduğu durumlarda savunma hakkı tanınması gerektiği yargı kararlarıyla da ortaya konulmuĢtur69. C. Hukuki Güvence Sağlama Ġdare ile bireyler arasında ortaya çıkan uyuĢmazlıkların çözümünde en güvenceli yöntem bağımsız ve tarafsız yargısal denetimdir. Ancak yargı denetiminin tek baĢına yeterli güvenceyi sağlayamadığı da bir gerçektir. Zira yargı denetimi uzun zaman alan 67 Ramazan Çağlayan, a.g.m., s.150. Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usulün Ġdarede DemokratikleĢmeye Katkısı ve Saydamlığa Katkısı”, a.g.m., s.87. 69 “Yükseköğretim kurumları öğrenci disiplin yönetmeliğinin 16. ve 20. maddelerinde yazılı esaslara uyulmadan, sanık öğrenciye usulüne uygun tebligat yapılmadan ve savunması alınmadan verilen disiplin cezasının iptali gerekir.” Ġ.D.D.K., 27.10.1989 tarih, E.1989/401; K.1989/156; Savunma alınmasının tek baĢına yeterli olmadığına iliĢkin benzer bir kararın ilgili kısmı Ģöyledir: “Üst disiplin amirince, soruĢturma tayin edilmeden ve usulüne uygun bir soruĢturma yapılmadan doğrudan savunma alınarak verilen disiplin cezasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” DanıĢtay 8. Dairesi, 22.05.1997 tarih, E.1997/1793, K.1997/1778, <http://www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (12.09.2009). 68 25 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar ve oldukça masraflı olan bir yöntemdir. Bu gerçek göz önünde bulundurulduğunda açıklık, katılım ve bilgi edinme hakkı gibi idari usul ilkelerinin önemi daha iyi anlaĢılmaktadır. Hukuk devletinde idare, doğru, adil ve hukuka uygun bir karar alabilmek için tesis edeceği idari iĢlemin dayandığı hukuki vakıaları en doğru Ģekilde belirlemek, olayın soruĢturmasını yapmak; gerekli delillerden faydalanmak, olayın muhatabına kendisini anlatma, savunma ve gerekli bilgi ve belgeleri sunma imkânı tanımakla yükümlüdür70. Kodifiye edilmiĢ idari usul idarenin hata yapma ihtimalini büyük ölçüde azaltacağı gibi; kararın olgunlaĢmasını, tatmin edici kararların alınmasını ve maddi hukukun amaca uygun olarak gerçekleĢmesini garanti eder71. Etkili bir hukuki koruma kiĢilere idari iĢlem öncesinde birtakım haklar tanınmasıyla mümkün olabilir. Bunlar idari iĢlem sürecine katılım, delil sunabilme imkânı verilmesi ve dinlenilme hakkı tanınması gibi hukuki imkânlardır. Ayrıca idari iĢlemlerde idarenin gerekçe göstermekle yükümlü kılınması, ilgilinin hukuki anlamda korunabilecek bir yararının bulunup bulunmadığını ortaya koyduğu için, hem kiĢilerin bilgilenmesini sağlayacak hem de idareyi keyfi kararlar almaktan alıkoyacaktır. Bu hakların tanınması ilgililerin kendilerini ifade etmelerine imkân tanıyacağı gibi; idari iĢlem sürecinin belirli kurallara ve ilkelere göre iĢlemesini de sağlayacaktır. ÇeĢitli hukuk sistemlerinde kabul edilen idari usul kanunları ile ilgililere sağlanan asgari hukuki güvenceler, idari karar alma sürecini yargısal bir süreç haline getirmemekte; ilgilinin idari iĢlem sürecine aktif olarak katılımını sağlayarak onu daha güvenceli hale getirmektedir72. Ġdari usul ilkeleri olarak ifade edilen açıklık, katılım, bilgi edinme ve dinlenilme hakları, gerekçe yükümlülüğü, hukuki yardım sağlanması ve baĢvuru yollarının gösterilmesi gibi ilkeler, haklar ve kurallar esas olarak bireylere hukuki güvence sağlamayı amaçlamaktadır. 70 Bahtiyar Akyılmaz, “Bir Ġdari Usul Ġlkesi Daha: Anayasa M.40/2 BaĢvuru Yollarının Gösterilmesi”, Prof. Dr. Yıldızhan YAYLA‟ya Armağan, Galatasaray Üniversitesi, Ġstanbul: 2004, s. 83–90 71 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.76. 72 “Hukuki güvencelere gelince, idari usul kuralları zaten bireyler için güvencedir.” Lütfi Duran, a.g.t., s.32; Bilgin Özbey, a.g.e., s.49. 26 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu V. ĠDARĠ USULÜN DAYANDIĞI VEYA ĠLGĠLĠ OLDUĞU ĠLKELER Bu baĢlık altında idari usul konusuyla ilgisi bulunan birtakım haklara ve ilkelere yer verilecektir. Bu ilkelerin ortak özelliği, idari usulle aralarında hukuki ya da mantıksal ilginin bulunmasıdır. Bunlar, baĢta hukuk devleti ilkesi olmak üzere esas olarak hukukun genel ilkeleridir73. Avrupa Konseyi tarafından iyi idare yasası74 olarak ifade edilen bu ilkeler, idari usulün iĢlevi ile idari iĢlem sürecindeki ilkeler 75, savunma haklarına iliĢkin ilkeler76 veya demokratik yönetim ilkeleri77 olarak ifade edilebilmektedir. Ġdari usul ile ilgili haklardan ve ilkelerden genellikle ortak kabul görenler, hukuk devleti ilkesi, açıklık, katılım, dinlenilme hakkı, eĢitlik ve tarafsızlık, gerekçe yükümlülüğü, hukuki yardım yükümlülüğü ve baĢvuru yollarının gösterilmesidir. Burada ortak olarak benimsenen ilkelere ve haklara yer verilecek, konuyla ilgili olduğunda idari usule iliĢkin diğer ilkelere de atıf yapılacaktır. Ġdari usulün hukuki temeli esas olarak hukuk devleti ilkesidir. Hukuk devleti ilkesi Anayasanın 2. maddesinde cumhuriyetin niteliklerinden birisi olarak sayılmıĢ; Anayasanın 5. maddesinde devletin amaç ve görevlerinden birinin “hukuk devleti ile bağdaĢmayacak ekonomik, sosyal ve siyasal engelleri kaldırmak” olduğu vurgulanmıĢtır. Bu nedenle hukuk devleti ilkesine çeĢitli unsurları ile birlikte değinilmiĢtir. Ayrıca Anayasadaki “demokratik hukuk devleti” kavramına anlamını veren birtakım demokrasi ilkelerine yer verilmiĢtir. 73 Milletlerarası Adalet Divanın Statüsünün 38. maddesinde, “uygar milletlerce tanınmıĢ genel hukuk ilkeleri” milletlerarası hukukun kaynakları arasında sayılmıĢtır. Anayasa Mahkemesi, hukukun genel ilkelerini, “hukukun bilinen ve tüm uygar ülkelerin benimseyip uyduğu ilkeler” olarak tanımlamıĢtır. Bkz. Ergun Özbudun, a.g.e., s.131-134. 74 Çev. Onur Karahanoğulları, “Bakanlar Komitesinin Ġyi Ġdare Konusunda Üye Devletlere Cm/Rec (2007) 7 Sayılı Tavsiye Kararı”, <http://www.danistay.gov.tr/avrupa_konseyi_bakanlar.htm> (28.11.2009). 75 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.71-80 ve s.122-131. 76 Tekin Akıllıoğlu, a.g.e., s.59-129. 77 Gürsel Özkan, a.g.e., s.185-237. 27 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar A. Hukuk Devleti Ġlkesi Hukuk devleti kavramının ilk kez Alman hukukçular tarafından ortaya atılmıĢ olduğu kabul edilmektedir78. Hukuk devleti kavramının karĢılığı olarak Alman hukukunda “rechtsstaat” kelimesi kullanılırken; Ġngiliz-Amerikan hukuk dilinde “hukuk devleti” kavramını karĢılamakta olan “state of law” gibi bir terim bulunmamaktadır. Ġngiliz-Amerikan hukuk dilinde “hukuk devleti” kavramını karĢılamak üzere Türkçede “hukukun üstünlüğü” olarak ifade edilen “rule of law” ya da “supremacy of law” kavramı kullanılmaktadır79. Hukuk devleti kavramının esasını devlet kudretinin hukukla sınırlanması oluĢturur. Kamu gücü kullanan devletin (idarenin), kamu hizmetlerini yürütürken, kiĢilerin hukuken korunmaya değer haklarına müdahale etmesi kaçınılmazdır. Bu sebeple hukuk devleti ilkesi kapsamında, idarenin kamu gücünü nasıl kullanacağı hukuk kuralları ile belirlemiĢ; kamu gücünün hukuka aykırı kullanımı ihtimaline karĢı hukuki koruma yolları ve buna iliĢkin kurumlar öngörülmüĢtür80. Buna göre “kiĢilerin değil kanunların egemenliği” hukuk devletinin önceliğidir. Anayasa Mahkemesi hukuk devletini Ģöyle ifade etmektedir81: “Hukuk devleti, eylem ve iĢlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliĢtirerek sürdüren, Anayasa‟ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasa ve yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir.” 78 Mithat Sancar, Devlet Aklı Kıskacında Hukuk Devleti, ĠletiĢim Yayınları, Ġstanbul: 2004, 33-34; Doğan Özlem, “Hukuk Devletini Sosyal Devlet Ġçinde DüĢünmek,” Doğu Batı DüĢünce Dergisi, Yıl: 4, Sayı: 13, s.12-13. 79 Mithat Sancar, a.g.e., s.34; Doğan Özlem, a.g.m., s.13. 80 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.63. 81 Anayasa Mahkemesi, 04.05.2006 tarih, E.2006/64, K.2006/54, 05.11.2006 tarihli R.G., s.26310. Benzer tanıma yer veren Anayasa Mahkemesi kararları için bkz. 25.5.1976 tarih, E.1976/1, K.1976/28, 16.8.1976 tarihli R.G., s.15679; 27.3.1986 tarih, E.1985/31, K.1986/11, 09.5.1986 tarihli R.G., s.19102; 12.11.1991 tarih, E.1991/7, K.1991/43, 23.7.1992 tarihli R.G., s.21293; 01.7.1998 tarih, E.1996/74, K.1998/45, 11.3.2000 tarihli R.G., s.23990; 16.8.2009 tarih, E.2006/144, K.2009/87, 06.10.2009 tarihli R.G., s.27368. 28 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Devletin geliĢim süreci içinde hukuk devleti niteliğini sağlamaya yönelik olarak birtakım Ģekli (biçimsel) ve maddi (içeriksel) araçlar ortaya çıkmıĢtır. Biçimsel araçlar arasında, devletin üstün hukuk normları (anayasa) ile çerçevelenmesi, devlet kudretinin değiĢik organlar arasında paylaĢtırılması (kuvvetler ayrılığı ilkesi), bütün devlet faaliyetlerinin hukuk kurallarına bağlanması ve hukuk kurallarına bağlılığın bağımsız yargı organlarınca denetlenmesi yer almaktadır. Hukuk devleti ilkesinin maddi yönü ise kuralların içeriğinin kiĢi haklarını güvence altına alacak nitelikte olmasıdır 82. Buna göre hukuk devleti sadece kamu gücünü sınırlandıran Ģekli bir mekanizma olmayıp; kiĢi haklarını da güvence altına alan bir müessesedir. Bu açıdan hukuk devletine hukuk aracılığı ile özgürlükleri koruyan devlet demek de mümkündür. Ġdarenin yargısal denetimi hukuk devleti ilkesinin bir unsurudur. Ġdare ile bireyler arasındaki uyuĢmazlıkların çözümünde ve kamu görevlilerinin bireyler karĢısındaki sorumluluklarının tespitinde temel rolü yargı denetimi oynamaktadır. Ancak yargı denetimi çok yavaĢ iĢlemekte, pahalı ve uzun bir prosedür gerektirmektedir. Bu nedenle idarenin yargı dıĢı denetimi büyük önem taĢımaktadır. Bu anlamda idarenin belirli usul kurallarına bağlanmasının temel amaçlarından biri de, idareyi daha iyi denetlemedir83. Hukuk devletinin doktrinde genel olarak kabul gören unsurları Ģöyle sıralanabilir84: - Devlet anayasa temeli üzerine kuruludur. Anayasa normlar hiyerarĢisinde en yüksek seviyedeki hukuk normudur ve hukukun temel düzenini oluĢturur. - Bireyin özgürlükleri, anayasada temel hak ve özgürlükler olarak güvence altına alınmıĢtır. - Güçler ayrılığı prensibiyle, devlet gücü yasama, yürütme ve yargı arasında paylaĢtırılarak, devlet sınırlanmıĢtır. 82 Mithat Sancar, a.g.e., s.35. Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.76; Gürsel Özkan, “Ġdari Usul”, DD, yıl: 30, sayı: 101, s.29. 84 Hayrettin Ökçesiz, “Ġnsan ve Hukuk Devleti”, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi, Ġstanbul: 1998, s.27. 83 29 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - Devletin bütün eylem ve iĢlemleri hukukla sınırlanır. Yasallık ilkesi de, bütün devlet faaliyetlerinin yasaya dayanmasını gerekli kılar, yasa da anayasaya uygun olmak zorundadır. - Yasa karĢısında herkes eĢittir. - Bağımsız mahkemeler ve yargıçlar aracılığıyla, yasayla düzenlenmiĢ yargılama usulleri çerçevesinde, yürütmeye ve yasamaya karĢı kapsamlı hukuki koruma güvencesi. - Devlet organlarının, hukuka aykırılık durumlarında sorumlu tutulmaları ve bireylerin haklarının ihlal edilmesi durumunda veya zarar görmeleri halinde bireylere tazminat ödenmesi. - Devletin eylem ve iĢlemleri karsısında, hukuk devleti prensibinden türetildiği ifade edilen, devlet müdahalesinin “ölçülü” olması “öngörülebilir” olması ve “belirliliği”. Bu unsurlardan kuvvetler ayrılığı, kanuni idare ve hukuki güvenlik ilkeleri üzerinde durulacaktır. 1. Kuvvetler ayrılığı ilkesi Ġktidarın sınırlanmasına iliĢkin zorunluluk, devlet iktidarının üç organ arasında paylaĢılmasını ve bu sayede kiĢi hak ve hürriyetlerinin korunmasını gerekli kılmıĢtır. Bu bölüĢümü ifade eden kuvvetler ayrılığı deyiminden temel olarak anlaĢılan, devletin üç hukuki iktidarı olan yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin ayrı devlet organlarına verilmiĢ olmasıdır85. Hukuk devleti anlayıĢının layıkıyla gerçekleĢmesi için kuvvetler ayrımı ilkesinin uygulanması, yani bir yandan yasama kudretinin yürütmeden ayrı bir organ uhdesinde bulunması, öte yandan mahkemelerin bağımsız olmaları lazımdır86. 85 86 Ergun Özbudun, a.g.e., s.42. Tahsin Bekir Balta, a.g.e., s.109. 30 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Türk Anayasal sistemine göre devletin temel kuruluĢu, Locke‟un öncülüğünü yapıp Montesquieu‟nün geliĢtirdiği ve bireysel hak ve özgürlükleri güvence altına almayı esas alan kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanmaktadır87. Bu ilkeye göre devletin yasama, yürütme ve yargı biçiminde üç temel organı bulunmaktadır. Her bir organın yerine getirdiği ayrı iĢlev ve faaliyet söz konusudur. Yasama organı temelde kanun yapmak niteliğindeki yasama iĢlevini yerine getirmektedir. Yasama organının faaliyetlerini hangi usul çerçevesinde yerine getireceği Anayasa‟da ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Ġçtüzüğü‟nde belirlenmiĢtir. Yargı iĢlevini yerine getiren bağımsız mahkemelerin yargılama faaliyetlerini hangi usul çerçevesinde yerine getireceklerine iliĢkin muhakeme usulü kanunları bulunmaktadır. Yargısal faaliyetler bağımsız mahkemeler tarafından, muhakeme usulü kanunlarında belirtilen yöntemlerle yerine getirilmektedir. Devletin diğer organı idareyi de kapsamına alan yürütmedir. Yürütme, esas olarak yasama organına bağlı olarak faaliyet yürütür. Ancak yürütmenin ve onun uzantısı sayılan idarenin, faaliyetlerini hangi usul kurallarına göre yerine getireceğine iliĢkin yasama ve yargı organlarında olduğu gibi genel usul/yöntem kuralları bulunmamaktadır. Kuvvetler ayrılığına göre anayasal anlamda devletin güçleri arasında sadece yürütme ve onun bir uzantısı olan idare, hem hukuksal bir araç olan iĢlemler hem de fiziksel bir olgu sayılan eylemler yapabilme yeteneği ile donatılmıĢtır88. Bundan dolayı da bireylerin günlük hayatlarında en fazla karĢılaĢtıkları devlet organı, yürütme organının doğal bir uzantısı olan idaredir. Bundan kaynaklı olarak idarenin faaliyetlerini belirli kural ve ilkelere göre yerine getirmesi ile hukuk devleti ilkesi arasında yakın bir iliĢki vardır. Hukuk devleti öncelikle belirli kurallarla sınırlandırılmıĢ devlet anlamına gelir. Bu sınırlama yasama ve yargı organı için olduğu kadar yürütme organı ve idare için de geçerlidir. Hatta bireylerle en fazla karĢı karĢıya gelen idarenin, kiĢi hak ve hürriyetlerini etkileme ihtimali diğer organlara göre daha fazladır. Bu nedenle idarenin uymakla yükümlü bulunacağı ilke ve kuralların belirlenmesi hukuk devleti ilkesi ve kuvvetler ayrılığı açısından bir zorunluluktur. 87 Abdülbaki Güçlü, Erkan Uzun, Serkan Uzun, Ümit Hüsrev Yolsal, Felsefe Sözlüğü, s.1013; Erdoğan Teziç, a.g.e., s.390-394; Ergun Özbudun, a.g.e., s.181-196. 88 Ġl Han Özay, a.g.e., s.11. 31 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu Anayasa, hukuk devletinin aracı ve unsuru niteliğindeki kuvvetler ayrılığı ilkesi doğrultusunda, devlet organları arasında görev paylaĢımı yapmıĢtır89. Bu görev paylaĢımına göre yürütme ve buna bağlı olarak idarenin esas olarak yasamadan kaynaklandığı ve onun sürekli denetiminde bulunduğu anlaĢılmaktadır. Bu denetimin sadece siyasal denetim mekanizmalarına hasredilmesi nihai gaye olan bireylerin haklarını koruma amacını gerçekleĢtiremeyecektir. Bu nedenle yasama organı tarafından çıkarılacak bir genel idari usul kanunu hem yasamanın idarenin faaliyetlerine bir denetim getirmesini sağlayacak hem de bireylerin idare karĢısında birtakım haklara sahip kılınarak korunması temin edilmiĢ olacaktır. 2. Ġdarenin kanuniliği ilkesi Ġdarenin kanuniliği ilkesi en geniĢ anlamıyla idareye ve faaliyetlerine kanunun egemen olmasıdır90. Ġdarenin kuruluĢunun ve yetkilerinin yasama organı tarafından belirlenmesi idarenin kanuniliği ilkesi ile ifade edilmektedir. Bu doğrultuda Anayasanın 8. maddesinde yürütme yetki ve görevinin Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirileceği ve 123. maddesinde idarenin kuruluĢ ve görevlerinin kanunla düzenleneceğine yer verilmiĢtir. Ġdarenin kanuniliği ilkesi dar anlamda kanuna uygun iĢlem ve eylemde bulunulmasını; geniĢ anlamda idari faaliyetlerin hukuka uygun olarak yürütülmesini ifade eder. Bu ilke gereğince idare, faaliyetlerinde hukuk kurallarını dayanak almalıdır91. Ġdarenin kanuniliği ilkesinin kapsamına idarenin hukuk kurallarını uygulama zorunluluğu ile bir hukuk kuralına dayanmaksızın, kendiliğinden hareket etmemesi halleri de girer92. Ġdare, görev ve yetkilerini kullanırken yürürlükte bulunan kanunlara ve bunlara eĢit hukuk kaynaklarına uygun kararlar almak zorundadır. Kanunilik ilkesi uyarınca, 89 Bu husus 1982 Anayasasının BaĢlangıç bölümünde “…Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir iĢbölümü ve iĢbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu…” biçiminde ifade edilmiĢtir. 90 Ergun Özbudun, a.g.e., s.193; Mukbil Özyörük, a.g.e., s.145-150; Metin Günday, a.g.e., s.41-44; Duran, a.g.e., s.36-37. 91 Zuhal Bereket, Hukukun Genel İlkeleri ve Danıştay, Yetkin Yayınları, Ankara: 1996, s.80. 92 Mehmet Aydın, İdari Yargı Kararlarına Göre Türkiye’de Memur Hukuku Güvenceler, TODAĠE (Yüksek Lisans Tezi), Ankara: 2004, s.54. 32 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar yürütme organının, bireyin özgürlük ve mülkiyet haklarına etki edebilmesi için daima kanuni bir yetkiye ihtiyacı vardır. Ġdare, yaptığı idari iĢlemler ile kanunları değiĢtiremez, kaldıramaz ya da uygulamaktan kaçınamaz. Ġdarenin, önceden belirlenmiĢ, herkes tarafından bilinen belli kurallara bağlı kalarak idari iĢlemleri tesis etmesi ve bu Ģekilde kamu hizmetini yürütmesi kanuni idare ilkesinin gereğidir. Ġdarenin bu yükümlülüğü kanunlara saygı ilkesi olarak ifade edilmektedir93. Kanunilik ilkesi çerçevesinde idarenin düzenleme yetkisinin hangi nitelikte olduğu ortaya konulmalıdır. Düzenleme, kamu hukuku açısından kural koymak anlamına gelir94. Buna göre yasama organının kanun çıkarması veya idarenin genel, soyut ve bir kez kullanılmakla tükenmeyen kurallar koyması düzenlemedir. Ġdarenin bu nitelikte iĢlemler tesis edebilmesine düzenleme yetkisi adı verilmektedir. Doktrinde idarenin asli anlamda düzenleme yetkisi bulunup bulunmadığı tartıĢılmıĢtır95. Düzenleme yetkisinin özerk nitelikte olması, yetkili organ veya makamların, düzenleyici iĢlemleri yapmaya giriĢirken Anayasa‟da veya kanunlarda bir dayanak bulmak zorunda kalmadan, herhangi bir konuyu serbestçe ve diledikleri gibi düzenleyebilmeleridir96. Buna göre yürütme ve idarenin asli nitelikte bir düzenleme yetkisi kural olarak bulunmamaktadır97. Yürütmenin özerk düzenleme yetkisine sahip olmadığına iliĢkin kuralın iki istisnası bulunmaktadır. Bunlardan biri Anayasanın 107. maddesinde ifade edilen CumhurbaĢkanlığı Kararnamesi; diğeri ise Anayasanın 121. maddesine göre çıkarılacak olağanüstü hal ve sıkıyönetim Kanun Hükmünde Kararnameleri‟dir. 93 Metin Günday, a.g.e., s.41. Ġl Han Özay, a.g.e., s.426. 95 Lütfi Duran, “Düzenleme Yetkisi Özerk Sayılabilir Mi?”, İHİD, yıl: 4, sayı: 1-3, s.33-50; Turgut Tan, “1982 Anayasası Yönünden Yürütme Görevi Ve Yetkisinin Niteliği”, Anayasa Yargısı, c.3, Ankara: 1984, s.31-47; Turgut Tan, “Anayasa Mahkemesi Kararları IĢığında Yürütmenin Düzenleme Yetkisi”, Anayasa Yargısı, c.3, Anayasa Mahkemesi Yayınları, Ankara: 1987, s.203-216; Ergun Özbudun, a.g.e., s.242-243. 96 Lütfi Duran, “Düzenleme Yetkisi Özerk Sayılabilir Mi?”, a.g.m., s.35. 97 “TBMM‟nin giriĢimi veya izni olmadan Bakanlar Kurulu, olağan dönemde hiçbir konuyu özerk biçimde düzenleyemez; ancak kanundan kalkarak, onu açıklayıp tamamlayıcı olağan düzenlemeler yapabilir. Düzenleme yetkisini haiz öteki yürütme ve idare makamları ile görevlileri de, hükümet gibi ve daha dar ölçüde, yalnızca kanuna dayanan düzenleme iĢlemleri gerçekleĢtirebilirler.” Lütfi Duran, “Düzenleme Yetkisi Özerk Sayılabilir Mi?”, a.g.m., s.42. Benzer nitelikte görüĢ, Metin Günday, a.g.e., s.42-44. 94 33 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu Ġdarenin kanuniliği ilkesini ve buna bağlı olarak idarenin düzenleme yetkisini Ģekil ve içerik ayrımına tabi tutmak gerekmektedir. Ġdarenin düzenleme yetkisinin içerisinde hangi konuların yer alabileceği hususu maddi anlamda düzenleme yetkisi kapsamında olup, idari usulün dıĢında ele alınmak gerekir. Ġdarenin kanuniliği ilkesinin Ģekli yönü, idari tasarrufların meydana getiriliĢinde takip edilen yolların kanunla düzenlenmiĢ olması ve idarenin bu konudaki kanun hükümlerine bağlı kalarak hareket etmesidir98. Ġdarenin uyması gereken birtakım Ģekil ve usul kurallarının kanunla düzenlenmesi, idarenin faaliyetlerini dikkatli bir araĢtırma ve inceleme sonucunda yerine getirmesini sağlayacaktır. Bu sayede idarenin gerekli özeni göstermesi sağlandığı gibi bireyler arasında farklı bazı uygulamalar önlenerek Anayasal eĢitlik ilkesine aykırı davranılmasının da önüne geçilmiĢ olacaktır. 3. Hukuki güvenlik ilkesi Hukuki güvenlik ilkesi, temel haklarda korunan ortak bir değerdir. Bu ilke, hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koĢuludur ve Anayasa‟nın bütününe egemen olan temel bir ilke görünümündedir. Hukuk devleti ilkesi, bireylerin hukuki güvenlik içinde bulundukları, devletin iĢlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu kurumsal yapıyı ifade eder. Hukuk devleti, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm iĢlem ve eylemler için devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici faaliyetlerden kaçınmasını gerektirir99. Hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuk güvenliği, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde, bütün devlet davranıĢlarının öngörülebilir olması anlamını taĢır100. Buna göre, hukuk devletinde idareden beklenen açık ve güvenilir olma yükümlülüğüne uymasıdır. Hukuka bağlı idare için, idarenin bireylere güven verecek ölçüde hukuk düzenine bağlı olmasının yanında, bu Ģartları sağlamak için devletin uygun ve elveriĢli bir hukuk düzenine sahip olması gerekir. 98 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.13. Mehmet AltundiĢ, “Hukuki Güvenlik Ġlkesi”, YD, sayı: 10, yıl: 2008, s.60-94. 100 Yücel Oğurlu, İdare Hukukunda Kazanılmış Haklara Saygı ve Haklı Beklentiler Sorunu, Seçkin Yayıncılık, Ankara: 2003, s.40. 99 34 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu Anayasa Mahkemesi birçok kararında “hukuki güvenlik ilkesi”ni hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak kabul etmiĢtir. Anayasa Mahkemesi, 30.11.2007 tarih, E.2006/61, K.2007/91 sayılı kararında hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkesini Ģöyle ifade etmiĢtir: “Hukuk devleti ilkesinin temel özelliklerinden biri de belirliliktir. Belirlilik ilkesi, yükümlülüğün hem kiĢiler hem de idare yönünden belli ve kesin olmasını ifade eder. Buna göre, yasal düzenlemelerin herhangi bir duraksamaya ve kuĢkuya yer vermeyecek Ģekilde açık, net, anlaĢılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karĢı koruyucu önlem içermesi de gerekmektedir. Yasa kuralı, ilgili kiĢilerin mevcut Ģartlar altında belirli bir iĢlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak Ģekilde düzenlenmelidir. Öngörülebilirlik Ģartı olarak nitelendirilen bu ilkeye göre yasanın uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi bireyleri keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla yazılmalıdır.”101 Anayasa Mahkemesi, hukuk devletinin en önemli niteliğinden birinin “güvenilir” olması olduğunu ifade etmekte ve hukuki güvenlik ilkesine vurgu yapmaktadır102. Buna göre hukukun üstünlüğü, devletin faaliyetlerinin keyfi değil; belirli bir düzen ve usul çerçevesinde yerine getirilmesini zorunlu kılar. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk kurallarında sık sık değiĢiklikler yapılarak hukuki istikrarı ve belirliliği yok eden kurallar ihdas edilmemesi, geriye yürüyen kuralların kazanılmıĢ haklara dokunmadan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alması gerektiğini ifade eder. Anayasa Mahkemesinin Ģu ifadeleri bu hususu özetleyici niteliktedir: “Anayasa‟nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kiĢiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuĢkuya yer vermeyecek Ģekilde açık, net, anlaĢılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karĢı koruyucu önlem içermesi zorunludur. Belirlilik ilkesi, hukuksal 101 Karar için bkz. <http://www.anayasa.gov.tr/eskisite/KARARLAR/IPTALITIRAZ/K2008/K.200791.htm> (22.11.2009). 102 “Anayasa‟nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve iĢlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup, bunu geliĢtirerek sürdüren, hukuk güvenliğini gerçekleĢtiren, Anayasa‟ya aykırı tutum ve durumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasa‟nın ve yasa koyucunun da uyacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir.” Anayasa Mahkemesi, 17.1.2008, E: 2007/21 K: 2008/40. Karar için bkz. <http://www.anayasa.gov.tr/eskisite> 35 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu güvenlikle bağlantılı olup yasal bir düzenlemede hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bireyin, belirli bir kesinlik içinde bilmesi gerekmektedir. Birey ancak bu durumda kendisine düĢen yükümlülükleri öngörebilir. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve iĢlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar”103. DanıĢtay‟ın hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkesine iliĢkin yaklaĢımı da benzer niteliktedir. Nitekim DanıĢtay, bir kararında hukuk devletini Ģöyle ifade etmiĢtir: “Hukuk devleti yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan bir yapılanma olup, bunu gerçekleĢtirirken de devlet görevlerinin belirli kurallar içinde yürütülmesi amaçlanmıĢtır. Daha açık bir anlatımla hukuk devleti anlayıĢı, bir ülkede yerleĢmiĢ hukuk düzenine yalnız yönetilenlerin değil yönetimin de uymasını gerektirecek kurallar bütünüdür. Bu ilkenin bir anlam kazanabilmesi için, o ülkede egemen olan hukukun yönetilenlere, devlete karĢı da hukuk güvenliği sağlaması boyutunun da gerçekleĢmesi gerektiği tartıĢmasızdır. Böylelikle devlet, toplum yaĢamını düzenlerken ortaya koyduğu kurallarla kiĢilerde tam bir güven duygusu yaratacak, onlara hukuk kurallarının tam anlamıyla geçerli olduğu ve toplumun bütün unsurlarıyla birlikte uyum içinde yürüdüğünü gösteren bir güven ortamını tesis edecektir.”104 Hukuki güvenliği ve belirliliği sağlamaya yönelik olarak, geriye yürümezlik ve kazanılmıĢ haklara saygı ilkeleri bulunmaktadır. Gerek geriye yürümezlik ilkesi gerekse kazanılmıĢ haklara saygı ilkesi, uluslararası hukukun kabul ettiği genel hukuk ilkeleridir. Bu ilkelerle ulaĢtığımız hukuki güvenlik ilkesi ise hukuk devletinin olmazsa olmaz koĢulları arasındadır105. Bu nedenle idare, faaliyetlerini icra ederken, geçmiĢe yönelik sonuçlar doğuran iĢlemler tesis etmemeli, kazanılmıĢ haklara saygı ilkesini 103 Anayasa Mahkemesi, 11.6.2009, E.2007/115, K.2009/80, R.G. 26.11.2009, s.27418. DanıĢtay 11.D, 1.6.1995 tarih, E.1995/1838, K.1995/1861, <www.danistay.gov.tr> (09.12.2009). 105 “Anayasa‟nın 2. maddesi, Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri arasında “Hukuk devleti” ilkesine de yer vermiĢtir. Hukuk devleti, Devletin bütün faaliyetlerinde hukukun egemen olduğu devlettir. Bu tür Devlette de “Hukuk güvenliği”ni sağlayan bir düzenin kurulması asıldır. Devlet, görevlerini yerine getirirken, “Hukuk devleti” niteliğini yitirmemeli, hukukun uygar ülkelerinde kabul edilen temel ilkelerini sürekli göz önünde tutmalıdır. Böyle bir düzende, “Devlete güven” ilkesi vazgeçilmez temel öğelerdendir. Devlete güven, hukuk devletinin sağlamak istediği huzurlu ve istikrarlı bir ortamın sonucu olarak ortaya çıkar. Yasaların Anayasa‟ya uygunluğu karinesi asıldır. Yasalara gösterilen güven ve saygıdan kaynaklanan oluĢumların sonuçlarını korumak gerekir.” Anayasa Mahkemesi, 12.12.1989, E.1989/11 K.1989/48, <http://www.anayasa.gov.tr/eskisite> (10.12.2009). 104 36 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar daima gözetmelidir. Bu güvence, ancak idari faaliyetlerin belirli oranda öngörülebilir olduğu hukuk devletinde söz konusu olabilir. Hukuki öngörülebilirliğin bulunmadığı bir yönetim sisteminde bireylerin kendilerini hukuki güvence altında görmeleri mümkün değildir. B. Dinlenilme Hakkı Bu kapsamda açıklık ve katılım ilkeleri ile savunma hakları yer almaktadır. Dinlenilme hakkı, idari iĢlemin yapılıĢ sürecinde hem idari makamın bir iĢlem tesis etmesinden haberdar olunması suretiyle “açıklık”, hem de ilgilinin idari usulde yer alması suretiyle “katılım” ilkelerine hizmet etmektedir106. Dolayısıyla dinlenilme hakkı açıklık ve katılım ilkelerini kapsayan temel bir kavramdır. Dinlenilme hakkı, esas olarak yargısal denetim (muhakeme) usullerinde karĢılaĢılan bir kavram olmasına rağmen; yargısal usullerle benzerlik gösteren idari usul sürecindeki muhakeme faaliyetinde de iĢlerlik kazanmaktadır. Ancak yargısal süreçlerdeki hukuki dinlenilme hakkından farklı iĢleve ve özelliklere sahip olan dinlenilme hakkı, esas olarak hukuk devleti ilkesine dayanmaktadır. Hukuk devleti ilkesinin sonucu olarak bireylere, idari usul çerçevesinde alınacak kararları ve bunların dayanağı olan maddi olay ile ilgili olarak önemli hukuki noktaları ve kararın alınmasında idarenin takdirini etkileyecek hususları ifade etme ve her durumda kendilerini savunabilme imkânı verilmiĢtir107. Dinlenilme hakkının dıĢa dönük yönü olan açıklık, kelime anlamı olarak açık olma durumu, gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu ya da eski adıyla aleniyet olarak ifade edilmektedir108. Açıklık, yönetim bilimi ve idare hukuku alanında olduğu kadar; siyaset bilimi için de önemli bir kavramdır. Ġdare hukuku bağlamında “yönetimde açıklık”, “idari açıklık”, “günıĢığında yönetim”, “Ģeffaflık” ve “saydamlık” gibi kavramlar açıklığı ifade etmek üzere kullanılmaktadır109. Bu kavramlar yönetimde söz 106 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.140. Gürsel Özkan, a.g.e., s.172. “Bu hak, idari iĢlemden etkilenecek olan bireylere, kendilerine yöneltilen iĢlem konusu hakkında bilgi almasını, bundan hareketle de kendi açıklamalarını ve haklılık savlarını ifade etme imkanı sağlamaktır.” Ġbrahim Ö. Kaboğlu, Özgürlükler Hukuku, Ġstanbul: 1993, s.92. 108 Bkz. <www.tdk.gov.tr> (25.11.2009). 109 Ġl Han Özay, a.g.e., s.1-6; Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usulün Ġdarede DemokratikleĢmeye Katkısı ve Saydamlığa Katkısı”, a.g.e., s.87-91; Sait Güran, a.g.m., s.101-112; Tekin Akıllıoğlu, “Ġdari Usul ve KiĢisel Verilerin Korunması”, s.40-44; Tekin Akıllıoğlu, “Yönetimde Açıklık-Gizlilik ve Bilgi Alma Hakkı”, I. Ulusal Ġdare Hukuku Kongresi, II. Kitap Kamu Yönetimi, 1-4 Mayıs 1990, DanıĢtay Yayınları, s.805-819; Zehra Odyakmaz, “Hazırlanmakta Olan Ġdari Usul Kanunu Açısından DemokratikleĢme 107 37 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar konusu olabilecek gizli ve dıĢa kapalı uygulamalara karĢı alternatif olarak üretilen çağdaĢ bir yönetim düĢüncesini ifade etmektedir. Açık bir yönetim ancak katılımcılık mekanizmalarının hayata geçirilmesi ile mümkün olabilir. Ġlgililerin karar sürecine katılımının kabul edildiği hallerde açıklık ilkesi eylemli ve etkili biçimde gerçekleĢir110. Buna göre yönetime katılım, bireylerin siyasal tercihlerini demokrasi araçlarından yalnızca bir tanesi olan serbest seçimlerle ortaya koymalarından ibaret sayılamaz. Eğer demokrasi sadece serbest seçimlerden ibaret kabul edilirse, seçimle oluĢturulan yönetimin iĢleyiĢi hakkında bilgi sahibi olunamaz. Yönetimin içeriği esas olarak iĢleyiĢte kendini gösterebilir. Yönetimde demokrasi anlayıĢının pratiğe aktarılması bakımından günümüzde temel sorunun, yürütme yetkisinin kullanılması sürecinde halkın katılımının gerçekleĢtirilmesi olduğu söylenebilir111. Ġdarenin oluĢumu ne kadar demokratik olmak zorunda ise; bu idarenin iĢleyiĢinin de demokratik olması zorunludur112. Günümüzde kamu yönetimi ve demokrasi anlayıĢının geldiği noktada, açıklık yalnızca devletin halka sunduğu bir imkân olmanın ötesine geçmiĢtir. Açıklık artık bir sosyal olgu113 niteliğindedir. Bundan kaynaklı olarak konunun hukuksal bir yapıya kavuĢturulması gerekir. Bir yandan kamusal gücün ekonomik, sosyal ve kültürel hayatta artan etkinliği; diğer yandan eskiye göre daha duyarlı vatandaĢ ve kamu hizmetinin tüketicisi olan bireyler, ödedikleri vergi ve diğer bedellerin karĢılığını sıkıntı çekmeden almayı ve yaĢamlarını ilgilendiren düzenlemelerde söz hakkına sahip olmayı isterler114. Bireyin çıkarları ile kamu yararının dengelenebilmesi ancak idari makamın iradesinin yöneldiği kiĢiye kendi görüĢünü açıklayabilme olanağı vermekle mümkündür. Böylece idari iĢlemin yöneldiği kiĢi idarenin hukuki müdahalesine karĢı kendisini hazırlayabilme Sürecinde ġeffaflaĢma ve Bireye Tanınan Haklar”, a.g.m., s.3-6; Musa Eken, “Kamu Yönetiminde Gizlilik Geleneği ve Açıklık Ġhtiyacı”, AİD, cilt: 27, sayı: 2, s.25-54; K. G. Robertson, “Demokrasi ve Gizlilik”, (Çev. Musa Ceylan), TİD, sayı: 403, s.151-159. 110 Lütfi Duran, “Ġdari Usulün Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular”, a.g.m., s.5-6. Yazara göre katılımcılık, ancak savunma hakkı ile görüĢ ve düĢünce açıklayabilme imkânlarının varlığı halinde gerçekleĢebilir. 111 Cihan Kanlıgöz, a.g.m., s.177. Yazara göre, idari usul kanunu ile hedeflenen temel iĢlev; esas olarak, yürütme ve idare fonksiyonlarının gerçekleĢtirilmesine katılım ve yürütme ve idarede açıklığın sağlanması olmalıdır. 112 Ġl Han Özay, a.g.e., s.2; Gürsel Özkan, a.g.e., s.189; Musa Eken, a.g.m., s.39. 113 Émile Durkheim‟e göre sosyal olgu, bir toplum içinde yaĢayan bireylerin iradelerine bağlı olmadan ortaya çıkan, bireyi denetleyen, eylemlerini sınırlayan, bireyler üzerinde yaptırım gücü olan olgudur. Bkz. Abdülbaki Güçlü, Erkan Uzun, Serkan Uzun, Ümit Hüsrev Yolsal, Felsefe Sözlüğü, s.1059. 114 Musa Eken, a.g.e., s.41. 38 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar imkânına sahip kılınacak, tek yanlı iĢlem yapma yetkisiyle donatılmıĢ idare karĢısında en azından dinlenilme hakkı bulacaktır115. Bireylerin söz hakkına sahip kılınması bilgi edinme hakkına sahip olmalarında idari iĢlem sürecine dâhil edilmelerine kadar değiĢik boyutlarda olabilir. Buna göre idari süreçlere ait bilgilerin herkese açık tutulmasının yanı sıra idarenin kamu hizmeti faaliyeti yürütülen ortamlarının bireylerin denetimine imkan verecek nitelikte olması, idari faaliyetin yerine getirilmesinde belirli standartların oluĢturulması ve bireylerin bu konularla ilgili olarak önceden bilgilendirilmesi mümkündür116. Dinlenilme hakkı ile ilgiliye, idari iĢlemin tesisinden önce ve sonra savunma hakkı tanınmaktadır117. Buna göre bireyler kendilerini ilgilendiren idari iĢlemler henüz ortaya çıkmadan sürece katılabilmektedirler. ĠĢlemin sonunda dinlenilme hakkı kapsamında ilgiliye ayrıca birtakım bilgiler verilmekte ve bu sayede iĢlemin ilgilisi, hakkında tesis edilen fakat hukuka aykırı bulduğu iĢlemin yargı sürecinde kendini savunma imkânı sağlanmaktadır118. Nitekim DanıĢtay‟ın da savunma haklarına vurgu yapan kararları bulunmaktadır. DanıĢtay bir kararında savunma hakları konusunda Ģunları ifade etmiĢtir: “…ĠĢlemin tesisinde izlenen yöntem nedeniyle konunun savunma hakkı ile ilgili boyutu üzerinde de durmak gerekir. Olayda davacı hakkındaki iĢleme dayanak yapılan ve uyumsuzluğun kanıtı olarak değerlendirilen raporlardaki suçlamalar idarece, iĢlemin tesisinden önce davacıya bildirilmediği gibi Mahkemenin de söz konusu belgeleri davacıya tebliğ etmeden karar verdiği anlaĢılmaktadır. Oysa savunma hakkı 1982 Anayasasının 36/1.maddesiyle güvenceye bağlanmıĢ olduğu gibi temel hak ve hürriyetlerle ilgili uluslararası sözleĢmelerle de, bu hakkın tanınması ve kullanım yollarının açık tutulması güvenceye alınmıĢtır. Görülmeyene, bilinmeyene karĢı iddia ve savunmada bulunmanın güçsüzlüğü hatta imkânsızlığı açıktır. Hakkında, kimi 115 Tekin Akıllıoğlu, a.g.e., s.94; Gürsel Özkan, “Ġdari Usul Kanununda Düzenlenmesi Gereken Genel Ġdari Usul Ġlkeleri”, “Ġdari Usul Kanun Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu” Ankara: 1998, s.59. 116 “KuĢkusuz yönetimde açıklık bilgi alma hakkından ibaret bir iĢlev değildir. Yönetsel bilgilerin herkese açık tutulmasının yanı sıra yönetsel yerlerin, faaliyetlerin, dosyaların da açık tutulması, isteyenin bunları görmesi/gezmesi, isteyenin herhangi bir faaliyete tanıklık etmesi, onu izlemesi, isteyenin de dosyaya bakması ve ondan örnek çıkarması mümkün olmak gerekir.” Tekin Akıllıoğlu, “Yönetimde AçıklıkGizlilik ve Bilgi Alma Hakkı”, a.g.m., s.807. 117 Zuhal Bereket, a.g.e., s.26. 118 Erhan Tutal, İdari İşlemin Gerekçelendirilmesi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yüksek Lisans Tezi), Ankara: 2006, s.51. 39 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar suçlamalar nedeniyle ve bu suçlamalara dayanılarak özlük haklarını ihlal edecek biçimde iĢlem tesis edilecek ilgiliye, idarenin iĢlemini gerekli kılan suçlama konularını önceden açıkça bildirerek savunmasını almasının idari iĢlemlere güveni ve hukuka uygunluk yönünden isabet oranını artıracağı kuĢkusuzdur. Ġdarenin bu yola gitmeden iĢlem tesis etmesi halinde ise mahkemenin, yasaların özel düzenleme hali hariç, ilgili belgeleri davacıya tebliğ edip savunmasını aldıktan sonra hüküm tesis etmesi “adil” ve “hakça” bir yargılamanın temel koĢuludur. Bu evrede 2577 sayılı Ġdari Yargılama Usulü Kanununun 20.maddesinin 4.fıkrasında yer alan “Getirtilen veya idarece gönderilen gizli belge ve dosyalar taraf veya vekillerine incelettirilmez.” hükmünün anlam ve kapsamına da değinmek gerekir. Fıkrada sözü edilen “gizli” kelimesiyle idarede de gizli olan ve yetkili memurların dıĢında hiç kimseye gösterilmemesi gereken belge ve dosyaların kastedildiğinde kuĢkuya yer yoktur. Dolayısıyla idarenin gönderirken üzerine “gizlidir” kaydını koyması veya ek bir yazıyla gizli olduğunu belirtmesinin kendiliğinden o belge veya dosyaya gizlilik niteliğini kazandırmayacağı açık olduğundan Mahkemenin bu çerçevede gerekli incelemeyi resen yaparak belge ve dosyanın “gizli” olup olmadığını bizzat saptaması ve sonucuna göre usuli iĢlemleri yapması çağdaĢ hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Olayda, davacının bilgisi dıĢında ve savunma imkanı kısıtlanıp idarece tek taraflı olarak saptanan nedenlere dayanılarak hizmet sözleĢmesinin feshinde belirtilen nedenlerle Anayasanın 36. ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 21.maddesine uyarlık bulunmamaktadır. Sonuç olarak; hakkında disipliner veya cezai nitelikte herhangi bir soruĢturma açılmayan… davacının hizmet sözleĢmesinin feshine dayanak tutulan belgelerin yargılama aĢamasında Mahkemece adı geçene tebliğ edilerek bilgilendirilmesi ve savunması alındıktan ve buna göre gerekli değerlendirmeler yapıldıktan sonra uyuĢmazlığın çözümlenmesi gerekir.”119 Savunmanın konusu bireylerin haklarıdır. Hukuki durumunu sınırlayan ya da düzenleyen bir idari iĢlemin yapılıĢından önce ilgiliye, iĢlemin dayandığı vakıalarla ilgili kendi görüĢünü açıklama fırsatı verilmesi sadece kendisi için idari usulde söz 119 DanıĢtay 5. Dairesi, 6.6.1991 tarih, E.1990/4297, K.1991/1099. Benzer nitelikte kararlardan idari iĢlemin tesisinden önceki savunma hakları için bkz. DanıĢtay 10. Dairesi, 18.2.1985 tarih, E.1984/2079, K.1985/23; DanıĢtay 8. Dairesi, 9.12.1997 tarih, 1995/2936, 1997/3826; idari iĢlemin tesisinden sonraki savunma hakları için bkz. DanıĢtay 5. Dairesi, 23.1.1998 tarih, E.1997/2139, K.1998/153; DanıĢtay 5. Dairesi, 27.11.2000 tarih, E.2000/3383, K.2000/3058, <http://www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (05.11.2009). 40 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu konusu olan önemli bir hak değil; aynı zamanda idari makam için olayın araĢtırılması ve soruĢturulmasında, vakıaların açıklığa kavuĢmasını sağlayan önemli bir araçtır120. Bireylerin dinlenilme hak ve özgürlüğünü etkin biçimde kullanabilmesi için, idarenin alacağı karar hakkında önceden bilgi sahibi olmaları gerekir. Bilgi edinme hak ve özgürlüğünün temel amacı, idarenin alacağı kararları hukuka uygun biçimde etkileyebilmek için, kiĢinin bilgilenmesini sağlamaktır. Bireyler idare hakkında ne kadar fazla bilgi sahibi olursa, dinlenilme hakkını o kadar iyi kullanabilir121. Dinlenilme hakkının bu Ģekilde geliĢmesi yönetimde demokrasi anlayıĢının geliĢmesi anlamına gelecektir. Ġdarede açıklık kavramı, herkese açıklık veya ilgililere açıklık olmak üzere iki Ģekilde uygulanabilmektedir. Herkese açıklık, idarenin elindeki bilgi ve belgelerin ilginin niteliğine bakılmaksızın herkes tarafından istenebilmesini; taraflara ya da ilgililere açıklık ise, bir idari iĢlemin taraf veya ilgililerinin sahip oldukları bilgi alma hakkını ifade etmektedir. Gizlilik ve kapalılık idarenin açıklığına aykırı durumlardır. Gizlilik, belli sayıda kiĢilere yönelik açıklık olarak ifade edilmektedir 122. Kapalılık ise idarenin faaliyetlerinin ve belgelerinin idare dıĢında bilinmemesidir. Bu anlamda kapalılık, mutlak gizliliktir. Kapalılık kamu kurum ve kuruluĢlarının dıĢtan gelen her türlü etkiye karĢı duyarsız kalmasını, çoğu iĢlem ve eylemlerinin dıĢtan görülememesini ve alınan kararların gerekçelerinin açılanmamasını ifade eder123. Buna göre, kapalılık, yönetimin hizmet yürüttüğü çevre ya da halka karĢı duyarsızlığını ifade ettiği halde; gizlilik, hem dıĢ çevreye hem de yönetimin kendi içindeki kiĢi ya da birimlere karĢı izlediği bir politikadır. Ġdari usul bakımından idarenin açıklığı, tek yanlı karar alma faaliyetindeki gizliliğin kaldırılmasını ve idari kavuĢturulmasını ifade etmektedir 124 iĢlemlerin tesisine iliĢkin usulün açıklığa . Bu suretle tek yanlı iĢlem gücü, mukabil ağırlıkla dengelenirken; kamu makamları hem sağlıklı karar alma ortamına ve olanağına sahip 120 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.141. Ramazan Çağlayan, a.g.m., s.151. 122 Tekin Akıllıoğlu, “Yönetimde Açıklık-Gizlilik ve Bilgi Alma Hakkı”, a.g.m., s.807. 123 Gizliliğin nedenleri ve sonuçları hakkında kapsamlı bilgi için bkz. Musa Eken, a.g.m., s.25-54. 124 Bilgin Özbey, a.g.e., s.83. 121 41 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar olacak, hem de iĢlemin yapılıĢ sürecini görebilen, izleyebilen, bu sürece katılabilen bireyin, idareye karĢı güveni artacak; kapalı karar alma yöntemlerinin yarattığı olumsuzluklar ortadan kalkacaktır125. Dinlenilme hakkının dıĢa dönük biçimi olan açıklık, uluslararası metinlerde de yerini almıĢtır. Bu husus BirleĢmiĢ Milletler Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde “Her ferdin fikir ve ifade hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzuubahis olmaksızın malûmat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını gerektirir.” biçiminde ifade edilmiĢtir. Avrupa Ġnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ĠliĢkin SözleĢmesinin 10. maddesi “Herkes görüĢlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir.” biçiminde benzer bir hüküm getirmiĢtir. Ġdari Usul ve Bilgi Edinme Hakkı Kanun Taslağı gerek açıklık gerek katılım konusunda hükümler içermektedir. Bireyin idari iĢlem sürecine katılımının sağlanması ve dinlenilme hakkının tanınması Kanunun amaçları arasında sayılmıĢtır. Taslağın 16. maddesi toplantıların açıklığı ve gizlilikle ilgili olarak Ģu ifadeleri içermektedir: “Ġdarenin karar organı olarak öngörülen kurulların toplantıları kamuya açıktır. Ancak bilgi edinme hakkı kapsamı dıĢında kalan konularda toplantıların gizli yapılması mümkündür. Bu gibi hallerde toplantının gizli yapılmasına oyçokluğu ile karar verilir. Gizlilik kararının ne Ģekilde alındığı gerekçeleri ile birlikte en geç ertesi gün ilgililere ve kamuya duyurulur. …Toplantılarda tutulan kayıtlar, notlar ve konuĢmalar bir tutanakla tespit edilir ve gizli olanlar dıĢındakiler kamunun bilgisine sunulur. Gizli toplantılarla ilgili bilgi ve belgelerle tutulan tutanaklar saklanmak zorundadır. Gizlilik gerekçeleri, gizli toplantılarla ilgili bilgi ve belgelerle tutanakların saklanma Ģekli BaĢbakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.” Taslağın 17. maddesinde dinlenilme ve savunma hakkı Ģöyle ifade edilmiĢtir: “Ġlgililere, bir idari kararın alınmasından önce, onu etkileyebilecek tüm olaylar hakkında dinlenilme, savunma, kararla ilgili her türlü bilgi, belge ve delili sunma hakkı tanınır. Dinlenilme hakkı, idarenin belirleyeceği elveriĢli bir yerde, usulüne uygun bir Ģekilde, yazılı olarak on gün önceden bildirilerek 125 Sait Güran, a.g.m., s.102. 42 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar ve ilgilinin istemesi halinde temsilcisi veya vekilinin katılımıyla kullandırılır. Bu amaçla idare, bu hususlar ile kararı alacak makamı, kararın konusunu, maddi ve hukuki dayanaklarını ve davete haklı bir neden olmaksızın uyulmaması halinde doğacak sonuçları yazılı olarak bildirir. Dinlenilme ve savunma hakkının kullanıldığı veya tanık ve bilirkiĢilerin dinlenildiği oturumun tutanakları idarece tutulur ve istek halinde ilgiliye onaylı bir örneği verilir.” Adalet Bakanlığı‟nın Genel Ġdari Usul Kanun Tasarısı dinlenilme hakkı, açıklık ve katılıma geniĢ yer ayırmıĢtır. Tasarıya göre dinlenilme hakkı, ilgililerin, bir idari iĢlemin yapılmasından önce, haklarını, özgürlüklerini ya da hukukî yararlarını savunmak üzere kendi tercihleri doğrultusunda yazılı veya idarece düzenlenecek görüĢme toplantısında sözlü açıklama yapmalarını, tanık dinletebilmelerini, idareye her türlü bilgi ve belge sunmalarını, bilirkiĢi incelemesi yapılması isteğinde bulunmalarını kapsar. Ġdare, idari iĢlemden önce ilgililere dinlenilme hakkı tanıyıp tanımama konusunda takdir yetkisine sahiptir. Kamu düzeni, kamu yararı ve idari iĢlemlerde ivedilik değerlendirmek suretiyle bu Kanundaki zorunluluklar dıĢında hangi tür idari iĢlemlerde ilgililere dinlenilme hakkı tanınabileceği, çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Dinlenilme hakkı tanınan ilgililere, idarece, en az yedi gün önceden yazılı bildirimde bulunulur. Bu bildirimde, yapılmak istenilen iĢlemin konusu, maddî ve hukukî dayanakları, bu hakkı yazılı ya da sözlü olarak kullanabileceği, sözlü olarak kullanmak istiyorsa yapılacak görüĢme toplantısının yeri, tarihi ve saati gösterilir. Tasarının 25. maddesinde dinlenilme hakkının uygulaması niteliğindeki görüĢme toplantısı, 26. maddesinde tanık ve bilirkiĢi imkânı, 27. maddesinde idari iĢlem sürecine katılım, 28. ve 29. maddelerinde idari faaliyetlerde açıklık ilkesi ve 30. maddesinde ise elektronik ortamda duyuru düzenlenmiĢtir. Yönetimde açıklığın mümkün kılınması ve katılımcılık mekanizmalarının geliĢtirilmesi idarenin demokratikleĢtirilmesi açısından zorunludur. Ancak mutlak anlamda bir açıklık idarenin karar alma tekelini dağıtabilir126. Kararın hangi etkilere açık olduğunu belirlemek, idari makamların yansızlığını sağlamak ve gizli kalması 126 Tekin Akıllıoğlu, “Yönetimde Açıklık-Gizlilik ve Bilgi Alma Hakkı”, a.g.m., s.807. 43 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar gereken kiĢisel bilgileri korumak güç hale gelir. Bu nedenle bazı konularda hukuken belirlenen gizlilik mümkün ve gerekli kılınmıĢtır. Bunlar: 1. Devlet gizliliği Gizliliğin ilke olarak kabul edildiği ve tartıĢılmadığı alan, devlet güvenliği ve dıĢ politika ile ilgili bilgilerdir. Bu tür bilgiler, devlet güvenliğinin tehlikeye düĢeceği veya ülkenin uluslararası alandaki diplomatik baĢarısını engelleyeceği gerekçesiyle gizli tutulmaktadır127. Bu kapsamdaki bilgiler “devlet sırrı” kabul edilmiĢ ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 326 ila 339. maddelerine göre açıklanması suç sayılmıĢtır. Devlet gizliliği ya da sırrı tanımlanması güç bir kavram olduğundan idarenin gizli tutmak istediği her konuyu “devlet sırrı” kabul etmesi söz konusu olabilir. Bu açıdan idarenin takdir yetkisiyle bazı bilgileri devlet gizliliği kapsamına alması yeterli değildir128. Kanunlarda yer verilen hükümler sadece “gerçekten” devlet sırrı niteliğindeki konuları kapsadığından, idarenin bunun dıĢındaki hususları devlet gizliliği kapsamına alması mümkün değildir. 2. Görev gizliliği Kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle edindikleri ve gizli kalması gereken bilgileri açıklamaları veya baĢkalarının edinmelerini kolaylaĢtırmaları Türk Ceza Kanununun 258. maddesinde suç olarak düzenlenmiĢtir. Türk Ceza Kanununun 258. maddeye iliĢkin gerekçesi Ģöyledir: “Bu hükümde, kamu görevine iliĢkin sırrın ifĢası cezalandırılmaktadır. Söz konusu suç, gizli kalması gereken hususları açıklamak, yayınlamak veya ne suretle olursa olsun bunlardan baĢkasının bilgi edinmelerini kolaylaĢtırmak suretiyle oluĢacaktır. Suçun faili, bir kamu görevlisi olacaktır. Suçun konusu, ifa edilen kamu göreviyle ilgili olan ve gizli tutulması yani sır olarak saklanması gereken bilgilerdir.” Benzer Ģekilde Türk Ceza Kanununun 336. maddesinde yasaklanan bilgileri açıklamak da suç olarak düzenlenmiĢtir. Bu kapsamda belirtilen suçların korudukları ortak hukuki menfaat gizlilik niteliği bulunan bilgilerin korunmasıdır. 127 128 Musa Eken, a.g.m., s.29. Tekin Akıllıoğlu, “Yönetimde Açıklık-Gizlilik ve Bilgi Alma Hakkı”, a.g.m., s.808. 44 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar 3. Mesleki gizlilik Mesleki gizlilik yükümlülüğü bireylerin kiĢisel çıkarlarının ve özel yaĢamlarının korunması amacıyla getirilmiĢtir. KiĢilerin bu kapsamdaki özgürlüklerini korumak üzere Türk Ceza Kanununun 134 ila 138. maddelerinde çeĢitli hükümler getirilmiĢtir. Bu hükümlerde ifade edilen suçların “belirli meslek veya sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle” iĢlenmesi ağırlaĢtırıcı neden olarak kabul edilmiĢtir. 4. HaberleĢmenin gizliliği HaberleĢmenin gizliliğinin ihlali niteliğindeki fiiller Türk Ceza Kanununun 132. ve 133. maddelerinde suç olarak düzenlenmiĢtir. Bu hükümler kapsamında korunan hukuki menfaat Anayasanın 20. ve 22. maddelerinde ifadesini bulan bireylerin özel yaĢamına iliĢkin gizli alandır. Bu kapsamda telefon, internet, yazılı iletiĢim veya kiĢisel eĢya taĢımacılığı gibi konularda faaliyet yürütenlerin, kiĢilerin özel yaĢamına iliĢkin bilgileri özenle koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. 5. Ticari sır ve benzeri diğer sırlar Genel olarak bu tür sırlar sanayi veya tüccarın iĢletmesinin yararına olarak gizli tutmak istediği buluĢ ve yenilikler, hammadde iĢleme yöntemlerine ve benzer konulara iliĢkin bilgilerdir129. Bu kapsamda “ticarî sır, bankacılık sırrı veya müĢteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması” Türk Ceza Kanununun 239. maddesinde suç olarak düzenlenmiĢtir. Burada ifade edilen çeĢitli gizlilik durumlarının açıklık ilkesinin ortadan kalktığı haller olarak değil; açıklık ilkesi kapsamında ve bu ilkenin gereklerine göre uygulanması gereken özel durumlar olarak kabul edilmesi gerekir130. Bu açıdan ifade edilen gizlilik durumlarının hukuki dayanağının bulunması ve bunun öngörülebilir olması gerekir. Ġdarede açıklığın temel ilke olarak kalması ancak “belirlilik” ve “öngörülebilirlik” sayesinde mümkün olabilir. 129 Tekin Akıllıoğlu, “Yönetimde Açıklık-Gizlilik ve Bilgi Alma Hakkı”, a.g.m., s.810. DanıĢtay bir belgenin gizli olup olmadığı konusunda idarenin belirlemesinin yeterli olmadığını, bu konuda gerekli saptamayı mahkemenin yapması gerektiğini karara bağlamıĢtır. DanıĢtay 5. Dairesi, 6.6.1991 tarih, E.1990/4297, K.1991/1099, < http://www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (08.12.2009). 130 45 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar C. EĢitlik, Tarafsızlık ve Adalet Ġlkeleri Ġdari usulün hukuki olarak düzenlenmesinde eĢitlik ve adalet ilkesinin önemli bir yeri vardır. Yargılama faaliyetinde sıkça baĢvurulan Ġnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ĠliĢkin SözleĢmenin (Avrupa Ġnsan Hakları SözleĢmesiAĠHS) 6. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkına koĢut olarak, idari faaliyet sürecinde adil usul ilkesi söz konusu olmaktadır131. AĠHS‟nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinin özellikle 3. fıkrası idari usul açısından uygulanabilir niteliktedir. Söz konusu hüküm Ģöyledir: “Her sanık en azından aĢağıdaki haklara sahiptir: a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek; b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek; d) Ġddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koĢullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek; e) DuruĢmada kullanılan dili anlama dıĢı veya konuĢma dıĢı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.” Ġdari usul açısından bu hükümde yer alan “sanık” ifadesinin “konuyla ilgili kiĢi” veya “ilgili”; “mahkeme” ifadesinin “idare” olarak anlaĢılması gerekir. Nitekim Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi, 6. maddenin kamu hukuku iĢlemlerinde de uygulanabilir olduğu kanaatindedir132. Mahkemenin 6. maddeyi yorumlama biçimi, idare hukuku alanında ortaya çıkan pek çok uyuĢmazlıkta, bu maddenin getirdiği güvencelerden yararlanılmasını sağlamıĢtır133. Adil bir idari usul için, adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin, daha uyuĢmazlık ortaya çıkmadan, idari iĢlemin tesisi aĢamasında bireylere tanınması gerekir. 131 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.75. “Komisyon ve Mahkeme, “otonom kavramlar” doktrini uyarınca, maddedeki “medeni hak” ve “suçlama” deyimlerini maddi kriteri esas almak suretiyle geniĢ Ģekilde yorumlamıĢ; böylece, örneğin Ģeklen kamu hukuku düzeyinde yer alan pek çok ihtilaf özü bakımından medeni haklara iliĢkin sayılarak madde kapsamına sokulmuĢtur.” ġeref Gözübüyük-Feyyaz Gölcüklü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Turhan Kitabevi, Ankara: 2004, s.267. 133 Sibel Ġnceoğlu, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, 2.Bası, Ġstanbul: 2005, s.56. 132 46 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar EĢitlik ilkesinin sonucu olarak idare, genel idari usul sürecinde bireylere farklı muamelelerde bulunmayacak ve bu süreci adaletli bir Ģekilde iĢletecektir. Bu ilkenin genel idari usul sürecine uygulanması ise, kiĢilerin genel idari usul sürecine katılma hakkını sahip olup olmadığı, bilgi edinme hakkı kapsamında idari iĢlemi tesis edenlerle eĢit imkânları bulunup bulunmadığı, iĢlem tesis eden makama hakkında tesis edilen iĢlem nedeniyle, itiraz hakkı bulunup bulunmadığına ve bu itirazın nasıl değerlendirildiği konusunda ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak, eĢitlik ilkesi, idarenin tarafsız davranmasını sağlamak amacıyla, idari usulün düzenlenmesini zorunlu kılar. D. Ölçülülük Ġlkesi Ölçülülük, kanunların uygulanmasında kiĢilerin hak alanına müdahale niteliğinde iĢlemler yapılması söz konusu olduğunda, bunun öngörülen amaçla orantılı olmasını, yapılacak iĢlemin gerçekten gerekli olmasını ve iĢlemin en elveriĢli biçimde yapılmasını ifade eder134. Ölçülülük, aynı zamanda idarenin, idari usullere uygun davranma yükümlülüğü ile kamu hizmetleri ve kamusal faaliyetlerin gereği gibi yürütülmesi arasındaki dengeyi ifade etmek üzere kullanılmaktadır135. Ölçülülük, idarenin yetkilerini kullanırken yapacağı müdahalenin, sadece varılmak istenen sonuca ulaĢmaya yetecek kadar olmasını öngörmekte, fazlasının geçersiz olması sonucunu doğurmaktadır. Müdahale, amacı elde etmek için elveriĢli ve gerekli olmalıdır. Bireylere aĢırı yük getirmemeli ve sonuç olarak bireyin üzerinde meydana getirdiği etki makul olmalıdır. Bir önlemin ölçülü olması, amaçlanan sonuca ulaĢılmasında elveriĢli ve gerekli olması ve söz konusu önlemin birey üzerinde meydana getirdiği etki ile amacı arasında makul bir oran bulunmasını gerektirmektedir136. Ölçülülük ilkesi yasal düzenlemelerde sınırlama aracının amaca uygun ve elveriĢli olmasını, ulaĢılmak istenilen amacı gerçekleĢtirmek için sınırlamanın zorunlu ya da gerekli olmasını, aracın amaç açısından oranının ölçüsüz olmamasını anlatır. Ölçülülük ilkesi, idari usulde, usulün sonucu olan kararın takdiri ile ilgili bir ilkedir. Ġlkeyle o idari 134 Tekin Akıllıoğlu, a.g.e., s.93. Lütfi Duran, “Ġdari Usulün Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular”, a.g.m., s.10. 136 Arda Atakan, Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlanması ve Sınırlamanın Sınırını Oluşturan Ölçütler, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Doktora Tezi), Ġstanbul: 2006, s.41. Yazar, ölçülülük ilkesinin elveriĢlilik, gereklilik ve orantılılık Ģeklinde üç tene alt ilkesi olduğunu ifade etmektedir. 135 47 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar iĢlemin, yöneldiği amaç bakımından “gerekli”, “elveriĢli” ve “oranlı” olup olmadığı sorgulanır. Ġdari usul kuralları, bireylere ve topluluklarına güvence ve yararlar sağlarken, idareye de ödevler ve yükümlülükler getirmektedir. Bu kuralların, idarenin gerçekleĢtirmekten sorumlu olduğu kamu düzeni ve kamu hizmetleri konularındaki etkinliklerini geciktirmemesi ve güçleĢtirmemesi için, insan hakları ve temel özgürlükler ile kamu yararı ve toplumsal çıkarlar arasında duyarlı ve adil bir dengenin kurulması, gözetilmesi ve sürdürülmesi gerekir137. Ölçülülük ilkesi idare hukukunda önemli bir yere sahiptir. Ölçülülük ilkesi idare hukuku alanında takdir yetkisi ile hukuka uygunluk arasında sıkı bir bağ kurulmasını sağlar. Ölçülülük ilkesi, bu alanda öncelikle yasallık prensibiyle bağlantılı olarak düĢünülebilir. Bir idari iĢlem, normlar hiyerarĢisi uyarınca daha üst seviyedeki bir normla örneğin yasayla çatıĢtığı ölçüde hukuka aykırı olur. Ġdarenin iĢlemlerinde ölçülülük ilkesine uygunluk, bu iĢlemlerin hukuka uygun olabilmeleri için ön koĢuldur. Hukuk devletinde, idarenin takdir yetkisi hukukun getirdiği sınırlamalardan bağımsız değildir. Takdir yetkisi, idare tarafından bu yetkinin verilmesinin sebebi olan amaç doğrultusunda kullanılmalı ve takdir yetkisini veren yasanın belirlediği sınırlar aĢılmamalıdır. Federal Almanya Ġdari Usul Kanununun 40. maddesinde takdir yetkisi Ģöyle düzenlenmiĢtir138: “Bir makam takdir yetkisi içinde hareket etmekle yetkilendirilmiĢ ise takdir yetkisini, yetkilendirmenin amacı ile uyumlu bir biçimde kullanmak ve hukuki sınırlarını gözetmek zorundadır.” Takdir yetkisinin yargısal denetimi Alman Ġdari Yargılama Usulü Kanununun 114. maddesinde “Ġdari otoriteler, takdir yetkisi kullanarak idari iĢlem yapmakla yetkilendirildiği ölçüde, mahkemeler idari iĢlemin yapılması veya yapılmasının reddedilmesi yahut ihmal edilmesi, takdir yetkisinin yasal sınırlarının aĢılması veya yetkilendirmenin amacı içinde kullanılmaması sebepleriyle hukuka aykırı olup olmadığını denetlemelidirler” Ģeklinde düzenlenmiĢtir139. Almanya Ġdari Usul Kanunu 137 Lütfi Duran, “Ġdari Usulün Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular”, a.g.m., s.9. Semih Gemalmaz-Osman Doğru, “Federal Almanya Cumhuriyeti Ġdari Usul Yasası (1976)”, İHİD, sayı: 1-3, yıl: 9, s.127-146. 139 Arda Atakan, a.g.e., s.120. 138 48 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar ile Ġdari Yargılama Usulü Kanunu birlikte değerlendirildiğinde, takdir yetkisinin hukuki bir çerçevesinin açıkça tespit edildiği ve belirli bir amaçla sınırlandırılmıĢ olarak tanındığı görülmektedir. Ġdarenin hukuki sınırı aĢması ya da takdir yetkisini amacı dıĢında kullanması durumunda yargısal denetim yoluyla gerekli hukuki himaye sağlanmaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 11 Mart 1980 tarihinde kabul edilen, Ġdari Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin, R(80)2 sayılı Tavsiye Kararı (Recommendation), takdir yetkisinde ölçülülüğü sağlamak üzere konuyla ilgili iki hususu ifade etmiĢtir140. Avrupa Konseyinin söz konusu kararına göre, takdir yetkisi veriliĢ amacından baĢka amaç güdemez. Ayrıca idari makam takdir yetkisini kullanırken iĢlemin amacıyla, kiĢilerin hakları, özgürlükleri veya menfaatleri üzerindeki olumsuz etkileri arasında bir denge sağlar. Ġdari usul kapsamında ölçülülük, idarenin takdir yetkisinin denetiminde kullanılan önemli ölçütlerden biri olup idari usulün sonucu olarak ortaya çıkan idari iĢlemin, yapılan araĢtırma ve soruĢturma sonucu idari makamca takdir edilmesinde karĢımıza çıkar. Buna göre idari iĢlem sürecinde, idari makam tarafından iĢlem henüz tesis edilmeden ölçülülük konusunda bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu değerlendirme iĢlem tesis edildikten sonra ortaya çıkabilecek olası uyuĢmazlıkta yargı mercileri tarafından dikkate alınacaktır. Ölçülülük ilkesi gereğince idari makam, kararı takdir ederken, kendisini amaca götürecek en uygun ve gerekli yöntemi tercih etmelidir. Örneğin, yükseköğretim kurumundan mezun olmuĢ, ancak henüz çıkıĢ iĢlemlerini tamamlamamıĢ bir öğrencinin lisansüstü programa baĢvurusunu, çıkıĢ ve diploma verilmediği gerekçesiyle reddetmek yerine; geçici kayıt yapmak ya da gerekli belgeler için makul bir süre tanımak tercih edilmelidir141. Ölçülülük ilkesine göre müdahale, idari iĢlemin amacı için elveriĢli ve gerekli olmalıdır. Ölçülülük ilkesi, idari bakımdan takdir yetkisini yönlendiren bir iĢlevi 140 Onur Karahanoğulları, “Ġdari Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin R(80)2 Sayılı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı”, AÜHFD, C.45, 1996, 1-4, s.323-337. 141 Bilgin Özbey, a.g.e., s.90. 49 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar kapsamaktadır. Bu nedenle, idare, ölçülülük ilkesi gereğince, kiĢi hak ve hürriyetleri bakımından özellikle kolluk gücüne iliĢkin yetkilerinin sınırını belirleyerek, bu gücü kullanırken keyfi uygulamalardan kaçınmak durumundadır. Ġdari usul bakımından önem taĢıyan ölçülülük ilkesi, aynı zamanda hukuk devletinin önemli unsurlarından biri niteliğindedir. Bu nedenle idari usul bakımından da uygulanma zorunluluğu bulunmaktadır. Yargı uygulamasında DanıĢtay, ölçülülük ilkesini özellikle “orantılılık” çerçevesinde değerlendirmekte ve idarenin tesis ettiği iĢlemlerde bu ilkeye uygun davranılıp davranılmadığını denetlemektedir142. DanıĢtay 8. Dairesinin 9.11.1995 tarihli kararında, ilgilinin eylemi ile bu eyleme karĢı uygulanacak disiplin yaptırımı arasında “adil bir denge” olması gerektiğini ifade edilmiĢtir143. Disiplin yaptırımı öngörülen iĢlemlerden baĢka idari yaptırım kararlarında ve diğer idari kararlarda da orantılılık ilkesinin dikkate alındığı görülmektedir144. Örneğin görev yeri değiĢikliği ile yetinilmesi gerekirken görev unvanının değiĢtirilmesi hukuka aykırı bulunmuĢtur145. E. Gerekçe Ġlkesi Bütün idari iĢlemler, tesis edilmeden önce var olan ve nesnel hukuk kurallarınca belirlenmiĢ bulunan belirli bir sebebe dayanmak zorundadır146. Sebep idareyi iĢlem yapmaya yönelten etkenler olarak ifade edilebilir. Ġdareyi iĢlem yapmaya yönelten etkenler maddi olaylar olabileceği gibi daha önce tesis edilmiĢ bulunan bir baĢka iĢlem de olabilir. Ġdareyi iĢlem yapmaya yönelten maddi ve hukuki etken olarak ifade edilen sebep konusunda idari makamın karar alma yetkisi, kanun koyucunun bu hususta nasıl bir 142 Mehmet Aydın, a.g.e., s.44-53. Karar için bkz. Mehmet Aydın, a.g.e., s.45. Benzer nitelikte karar için bkz. DanıĢtay 8. Dairesi, 14.12.1994 tarih, E.1993/1617, K.1994/4214, <http://www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (06.12.2009). 144 “Davacı radyo kanalı yayınının bir program nedeniyle 30 gün süre ile durdurulmasına iliĢkin iĢlemde, iĢleme esas alınan yayında yer alan ifadeleri ağırlığı ve davacı yayın kuruluĢunun 3984 sayılı yasa'nın 4/9 maddesinde öngörülen yayın ilkesini birçok kez ihlal etmesi karĢısında ölçülülük ilkesine aykırılık bulunmamaktadır” DanıĢtay 10.D., 5.12.2003 tarih, E.2002/6116, K.2003/4808, <http://www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (06.12.2009). 145 DanıĢtay 5.D, 12.11.1996, E.1994/4001, K.1996/3399, <http://www.danistay.gov.tr> (06.12.2009). 146 Metin Günday, a.g.e., s.138-143; Ġl Han Özay, a.g.e., s.454-474. 143 50 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar düzenleme yaptığına göre değiĢkenlik gösterecektir. Buna göre kanun koyucu bir idari iĢlem hakkında sebep öğesini açıkça düzenlemiĢ ise idare ancak bu sebep söz konusu ise iĢlem tesis edebilecektir. Bu durumda kullanacağı yetki bağlı yetki 147 niteliğindedir. Eğer sebep birtakım genel kavramlar kullanılarak ifade edilmiĢ ise idare takdir yetkisi kapsamında bu kavramların içeriğini kendisi somut duruma göre belirleyecektir. Son olarak eğer Kanunda sebep öğesi hiç belirtilmemiĢ ise bu durumda idarenin, hiçbir sebep göstermeden dilediği gibi iĢlem tesis edebileceği değil; bütün idari faaliyetlerinin nihai amacı olan kamu yararını gerçekleĢtirecek bir sebebi ortaya koyması gerekecektir148. Görüldüğü üzere idari iĢlemin etkeni olan sebep her iĢlemde mevcuttur. Sebep olmadan bir iĢlemin tesis edilmesi düĢünülemez149. Sebep idareyi iĢlem tesis etmeye yönelten etkenler iken; gerekçe, tesis edilen bu iĢlemin maddi veya hukuki sebeplerinin ortaya konulmasıdır150. Sebep ile gerekçe arasında yakın bir iliĢki söz konusu olmakla birlikte, bu iki kavramın aynı anlama geldiği ve aynı iĢleve sahip olduğu söylenemez. Gerekçe ile gerekçeyi açıklama birbirinden farklıdır. Açıklanan gerekçe değil; sebeptir151. Gerekçe iĢlem metninde gösterilmiĢ ya da ayrıca bildirilmiĢ olsun, nedenleri olduğu gibi ve ayrıntılı biçimde göstermek zorunda değildir. Bu durumda ortaya çıkan uyuĢmazlıklarda yargıcın gerekçeyi değil nedeni araĢtırması söz konusudur152. Sebep irade unsurunu oluĢtururken; gerekçe iĢlemin metnine iliĢkin bir öğe niteliği taĢımaktadır153. Ġdari iĢlemin bir unsuru olan sebebin her idari iĢlemde bulunması zorunludur. Gerekçe konusunda ise idarenin yükümlülüğünü düzenleyen 147 “Bir kısım konularda hukuk idareye, belirli Ģart ve durumların gerçekleĢmesi halinde belli bir çözüm Ģeklini uygulama ödevi yükler. Buna bağlı yetki diyebiliriz.” Tahsin Bekir Balta, Ġdare Hukuku (Genel Konular), s.134; Takdir yetkisi ve bağlı yetki konusunda bkz. Sıddık Sami Onar, a.g.e., s.418-477; ġeref Gözübüyük, a.g.e., s.239; Ġl Han Özay, a.g.e., s.455 vd.; Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.163-186. 148 Metin Günday, a.g.e., s.143. 149 Tekin Akıllıoğlu, “Yönetsel ĠĢlemlerde Gerekçe Ġlkesi”, AİD, cilt: 15, sayı: 2, s.7-19; Lütfi Duran, “Ġdari Usulün Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular”, a.g.m., s.8; Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.199-212. 150 Bahtiyar Akyılmaz, “Ġdari ĠĢlemlerde Gerekçe Yükümlülüğü”, Prof. Dr. A. ġeref Gözübüyük‟e Armağan, Ankara: 2005, s.15-33. 151 Metin Kıratlı, “DanıĢtay‟ın Ġdarenin Takdir Yetkisini Denetlemesi ve Bağlaması”, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, sayı: 6, yıl: 1967, s.33. 152 Tekin Akıllıoğlu, a.g.e., s.107. 153 Gürsel Özkan, “Ġdari Usul Kanununda Düzenlenmesi Gereken Genel Ġdari Usul Ġlkeleri”, a.g.m., s.5578. 51 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar kurallar söz konusu değilse gerekçe gösterilmesi zorunlu değildir. Nitekim Türkiye‟de idari iĢlemlerin sebep unsurunun ilgililerine bildirilmesi ya da iĢlem metninde gerekçenin açıklanması konusunda zorunluluk bulunmamaktadır. Ġdari makam, gerekçe ile bu gerekçenin dayandığı sebeplerin en azından bir kısmını; neden, nasıl ve hangi Ģartlarda söz konusu olduğunu tesis ettiği iĢlemde ortaya koyar. Bu Ģekilde idari iĢlemin ilgilisine idari iĢlemin sebebi hakkında bilgi verilmiĢ olur. Buna göre gerekçe, esasında, idari iĢlemin muhatabının söz konusu iĢlem hakkında bilgi sahibi olmasını ve idari iĢlemin hukuka uygun olarak tesis edildiği konusunda ikna edilmesini sağlar. Ġdari iĢlemin ilgilisi idari makamın gösterdiği gerekçeleri haklı bulursa söz konusu iĢlem hakkında yargı yoluna gitmeyecektir. Eğer iĢlem metninde ya da iĢlem metninden ayrı olarak tatmin edici bir gerekçe gösterilmez ise, bu iĢlemin muhatabı, idari iĢlemin hukuka aykırı olarak tesis edildiği iddiasıyla yargı yoluna baĢvuracaktır. Bu noktada gerekçenin idari iĢlemin muhatabı (ilgilisi) açısından önem taĢıdığı görülmektedir. Ġdari iĢlemin yargı önüne taĢınması durumunda mahkeme gerekçeyi de dikkate alarak söz konusu iĢlemin sebebini araĢtıracaktır. Mahkeme iĢlemin sebebini araĢtırırken idari makamın gösterdiği gerekçe ile bağlı değildir. Dolayısıyla iĢlemin hukuka uygun olup olmadığını araĢtıran mahkeme gerekçeden ziyade iĢlemin sebebini araĢtırmaktadır. Görüldüğü üzere sebep unsuru yargıca; gerekçe ilkesi ilgiliye yöneliktir154. Gerekçe yükümlülüğünün hukuki dayanağı olarak hukuk devleti ilkesi gösterilmektedir155. Hukuk devleti ilkesine göre idari iĢlemlerin kanunlara uygun olması gerekmektedir. Buna göre idare tesis ettiği iĢlemin kanuna uygunluğunu gösterdiği gerekçe ile ortaya koymalıdır. Gerekçe gösterme yükümlülüğü idareyi maddi ve hukuki olarak daha detaylı inceleme yaparak iĢlem tesis etmeye yöneltecektir. Yargı organı da iĢlemin sebebini araĢtırırken iĢlemin maddi ve hukuki sebeplerini içeren bir gerekçe bulmak isteyecektir. Gerekçe yükümlülüğünün kanunilik ilkesine bağlı olarak temellendirilmesi durumunda, gerekçenin yargı denetiminin bir parçası olduğu Ģeklinde bir düĢünce ortaya çıkmaktadır. 154 155 Tekin Akıllıoğlu, “Yönetsel ĠĢlemlerde Gerekçe Ġlkesi”, a.g.e., s.7. Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e, s.202-203. 52 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu DanıĢtay 10.Dairesi tarafından verilen, 10.11.1994 tarihli ve E.1993/1403, K.1994/5633 sayılı kararda, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 77/31 sayılı156 “Ġdarenin ĠĢlemleri KarĢısında Bireyin Korunması Hakkında Karar”ına da atıf yapılarak gerekçe ilkesi hakkında Ģu ifadelere yer verilmiĢtir: “Dava dosyasının incelenmesinden davacının Sarı Basın Kartı istemini inceleyen Basın Kartı Komisyonunun 13.8.1992 tarihli toplantısında bu istemi gerekçesiz olarak reddettiği anlaĢılmaktadır. Ġdarenin iĢlemleri karĢısında Bireyin Korunması Hakkındaki Avrupa Bakanlar Komitesinin 77 sayılı kararında, ilgilinin hak ve özgürlüklerine veya çıkarlarına değinen bir idari iĢlem söz konusu olursa, olabilecek itiraza olanak vermek için gerekçeli olması öngörülmüĢtür. Ġdari iĢlemlerin gerekçeli olması ilkesi; iĢlemi yapan idareyi yönetsel iĢlemin dayandığı maddi ve hukuksal nedenleri açıklamaya, uyguladığı yasayı kavramaya, doğru ve anlamlı olgular ortaya koymaya ve denetim yapmaya zorlar. ĠĢlemde, gösterilen gerekçe iĢlemin yasaya uygunluğunu değerlendirme, itiraz edip etmeme ve yargı yoluna gidip gitmeme konusunda iĢlemin ilgilisine yardımcı olur. …Bütün bu düzenlemeler de idari iĢlemin gerekçeli olmasını bir Ģekil Ģartı olarak öngörmektedir. Davacının Sarı Basın Kartı talebinin reddine iliĢkin dava konusu iĢlem idari iĢlemlerin gerekçeli olması ilkesine aykırı bulunmaktadır.”157 Gerekçe yükümlülüğü, sadece yargısal denetim açısından değil; esas olarak idari usul kapsamında ilgililerin bilgi edinme hakkı ve hukuki belirlilik açısından büyük önem taĢımaktadır. Ġdarenin vatandaĢın haklarına veya hürriyetlerine müdahale edebilmesi mutlaka kanuni bir yetkisinin bulunması zorunludur. Ayrıca bu yetkinin kullanılabilmesi için geçerli bir maddi veya hukuki sebebin bulunması gerekir. Dolayısıyla idarenin hukuka uygun bir sebep olmadan iĢlem tesis etmesi düĢünülemez. Ġdarenin tesis ettiği iĢlemde geçerli maddi veya hukuki sebeplerin bulunduğunu ilgilisine bildirmesi gerekçe yükümlülüğü ile mümkün olmaktadır. Bu açıdan gerekçenin ilgilisini ikna edecek nitelikte olması gerekir. Ġkna edici gerekçe ancak hukuka uygun bir iĢlem için mümkündür. Bu açıdan iĢlemin muhatabı eğer idari iĢlem için gösterilen gerekçe karĢısında ikna olmuyorsa, bu kez iĢlemi dava etme imkânına 156 Çev. Ġhsan Kuntbay, “Ġdarenin ĠĢlemleri KarĢısında Bireyin Korunması Hakkında Karar”, AİD, cilt: 11, sayı: 4, yıl: 1978, s.3-11. 157 Bkz. <http://www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (15.11.2009). 53 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar sahiptir. Burada gerekçenin esas iĢlevinin idari iĢlem hakkında ilgiliyi bilgilendirme, onu ikna etme ve bu Ģekilde vatandaĢlara hukuki güvence sağlama olduğu görülmektedir. Ġdari Usul ve Bilgi Edinme Hakkı Kanun Taslağı idari iĢlemin Ģekli baĢlığı altında 18. maddesinde, idari iĢlem metninde gerekçenin yer alacağını düzenledikten sonra, 20. maddesinde idari iĢlemin gerekçesini düzenlemiĢtir. Ġdari iĢlemin gerekçesi baĢlıklı hüküm Ģöyledir: “ĠĢlemin gerekçesinde, idarenin iĢlemi o Ģekilde yapmasını gerektiren maddi ve hukuki sebepler ile araĢtırma sonuçları açık ve net olarak yer alır. Takdir yetkisi kullanılarak yapılan iĢlemlerde idare ayrıca neden o yönde hareket ettiğinin gerekçesini de belirtmek zorundadır. Zımni red, gerekçenin yeterince açık ve anlaĢılır olmaması ve/veya karar ile gerekçe arasında çeliĢkinin bulunması hallerinde, idare ilgilinin baĢvurusu üzerine yedi gün içerisinde yazılı olarak açıklama yapmak zorundadır. Ġlgilinin açıklama isteyen baĢvurusu iĢlemeye baĢlayan itiraz ve dava açma sürelerini durdurur.” Genel Ġdari Usul Kanunu Tasarısının 32. maddesinde gerekçe konusu Ģöyle düzenlenmiĢtir: “Her idari iĢlem gerekçeli olmak zorundadır. Ġlgiliye tebliğ edilen iĢlem metninde, idarenin o iĢlemi yapmasını gerektiren maddî ve hukukî sebepler açık ve anlaĢılabilir Ģekilde yer alır. Ancak, ilgilinin talebine uygun olarak yapılan iĢlemler, ilgililerin haklarını etkilemeyen iĢlemler, düzenleyici iĢlemler, seçim iĢlemleri, not verme iĢlemleri ve ivedi yapılması gereken iĢlemlerde gerekçe gösterilmeyebilir.” 54 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar ĠKĠNCĠ BÖLÜM DÜNYA’DA ĠDARĠ USULE ĠLĠġKĠN UYGULAMA ÖRNEKLERĠ ÇalıĢmanın bundan önceki kısımlarında idari usul hakkında genel bilgilere; idari usulün esası, amacı, kapsamı ve ilkelerine yer verilmiĢtir. Bu bölümde, kavramsal çerçevesini yukarıda ifade edilen genel idari usulün çağdaĢ devlet düzenleri1 olarak ifade edilen birtakım batı ülkelerinin hukuk sistemlerinde nasıl bir yer bulduğu üzerinde durulacaktır. Ġdari usule iliĢkin ilke ve kurallar neredeyse bütün ülkelerin hukuk sistemini etkilemiĢtir. Genel idari usul prensiplerinden herhangi birine veya birkaçına yer vermeyen hukuk sistemi bulunmamaktadır2. Bazı ülkelerde idari usul ilkelerini kapsamına alan genel idari usul kanunları bulunmakta iken; bazı ülkelerde genel idari usul kanunu mevcut değildir. Ancak genel idari usul kanunu bulunmayan ülkelerde, idari usule iliĢkin birtakım ilkeleri düzenleyen özel kanunlar bulunmaktadır. Genel idari usul kanunlarının ortak özelliği “ikincil-tamamlayıcı” nitelikte olmalarıdır3. Buna göre, genel idari usul kanunları, ancak özel idari usul hükümlerin bulunmaması durumunda uygulanma imkânı bulacaktır. Ġkincil olma özelliği, Almanya Federal Ġdari Usul Kanununda “federal bir yasada aksine ya da benzer bir hüküm bulunmadıkça idari faaliyetlerde bu yasa uygulanır” Ģeklinde genel bir hükümle ifade edilmiĢtir4. Avusturya Ġdari Usul Kanunu ise ikincilliği çeĢitli maddelerinde “mevzuatta aksine hüküm yoksa” biçiminde, her bir konu için ayrı ayrı ifade etmeyi tercih etmiĢtir 5. Ġkincillik özelliğinin bir gereği olarak, genel idari usul kanunları ile özel idari usul öngören kanunların uyumlu olmaları gerekir. Bu nedenle genel idari usul kanunlarının mümkün olduğunca kapsayıcı olması gerekir. Ülke uygulamaları dıĢında iç hukukumuzu etkileyen kararlar çıkaran Avrupa Konseyinin idari usule iliĢkin tavsiye kararları da ele alınacaktır. Son olarak idari usul 1 Cem Eroğul, Çağdaş Devlet Düzenleri, Ġmaj Yayıncılık, Ankara: 2008. Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.83. 3 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.98. 4 Semih Gemalmaz-Osman Doğru, a.g.m., s.127. 5 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.98. 2 55 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar konusunun Türkiye‟nin Avrupa Birliği‟ne tam üyeliği açısından önem taĢıması nedeniyle, ilerleme raporları ve hükümet programları kapsamında değerlendirilecektir. I. ĠDARĠ USUL DÜZENLEMELERĠ KONUSUNDA ÜLKE ÖRNEKLERĠ Burada, genel idari usul kanununa sahip ülkelerden Avusturya, Almanya, Amerika BirleĢik Devletleri ve Ġspanya ile ayrı bir genel idari usul kanunu bulunmamakla birlikte idari usule iliĢkin bazı ilkeleri özel kanunlarla düzenlemiĢ bulunan Fransa ele alınacaktır. Ġncelenecek ülkeler arasında idari usulü ilk defa kanunlaĢtıran Ġspanya olmuĢtur6. Ġspanya‟nın ardından idari usulü kanunlaĢtıran ikinci ülke Avusturya‟dır7. Bu ülkelerdeki kanunlaĢtırma hareketleri, esas olarak, içtihatlarla geliĢen birtakım idari usullerin bir araya getirilmesi biçiminde meydana gelmiĢtir. Avusturya‟daki kanunlaĢtırma süreci Doğu Avrupa ülkeleri üzerinde etkili olmuĢtur. Avusturya‟daki kanunlaĢtırma sürecinden etkilenen Polonya, Çekoslovakya ve Yugoslavya‟da idari usul konusunda birtakım düzenlemeler yapılmıĢtır8. Bundan sonraki kanunlaĢtırma hareketleri ikinci dünya savaĢının sona ermesinin ardından gerçekleĢmiĢtir. Ġnceleme konusu yapılacak ülkelerden, Amerika BirleĢik Devletleri‟nin genel idari usulü kanunlaĢtırması 11.6.1946 tarihine denk düĢmektedir. Almanya‟da idari usulün kanunlaĢtırılması 25.5.1976 tarihli Federal Ġdari Usul Kanunu (VwVfG) ile tamamlanmıĢtır. Fransa‟da genel idari usul kanunu bulunmamakla birlikte; idari usule iliĢkin olarak bilgi edinme hakkı, gerekçe ilkesi ve dinlenilme hakkına iliĢkin düzenlemeler bulunmaktadır. Ġdare hukukumuza kaynaklık etmiĢ Fransa, ele alınacak son ülke olacaktır. 6 18 Ekim 1889 tarihli Ġspanya Ġdari Usul Kanunu 1925 tarihli Avusturya Genel Ġdari Usul Kanunu 8 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.101-105. 7 56 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu A. Avusturya 1. Genel olarak Avusturya‟da genel idari usulün asıl geliĢimi, 22.10.1885 tarihli Kanunla Viyana‟da idare mahkemesinin kurulmasıyla baĢlamıĢtır. Ġdare Mahkemesinin kurulduğu tarihten genel idari usulün kanunlaĢtırıldığı tarihe kadar idare mahkemesi çok sayıda kararla bu alanda içtihat üretmiĢtir9. Aynı dönemde idari usul konusunda doktrinde de yoğun çalıĢmalar söz konusu olmuĢtur. Yazarlar, idarenin faaliyet sürecinin aslında yargıdaki muhakeme sürecine çok benzediğini ve idarenin de mahkemeler gibi birtakım usul kuralları ile bağlı olması gerektiğini savunmuĢlardır. Doktrinin ve yargısal içtihatların katkılarıyla uzun hazırlık ve çabalar sonunda ilk defa 1925 yılında genel idari usul kodifiye edilebilmiĢtir10. 1.1.1926 tarihinde yürürlüğe giren Avusturya Genel Ġdari Usul Kanunu (Allgemeines Verwaltungsverfahrensgesetz) idari usul alanında değiĢik ülkeler için öncü olmuĢtur. 1991 yılına kadar varlığını sürdüren 1925 tarihli Kanun, yürürlükte kaldığı süre boyunca pek çok Avrupa ülkesi için örnek teĢkil etmiĢtir11. 1925 tarihli bu Kanun 1991 tarihli Genel Ġdari Usul KanunuAVG ile birlikte yürürlükten kaldırılmıĢtır. 1991 tarihli Avusturya Genel Ġdari Usul Kanunu-AVG, idari faaliyetlerin iĢleyiĢ sürecini kolaylaĢtırmak amacıyla, idare makamları önünde gerçekleĢecek olan muhakemenin çeĢitli aĢama ve iĢlemlerinin en ince ayrıntılarına kadar düzenlenmesinden kaçınarak, sadece genel ilke ve esasların tespiti ile yetinmiĢtir12. 1991 tarihli Kanun genel hükümler, soruĢturma usulleri, kararlar, yasal koruma, masraflar ve nihai hükümler baĢlıklı 6 bölümden oluĢmaktadır. Kanunda 82 madde bulunmaktadır13. Genel hükümler baĢlıklı birinci bölüm 6 kısım ve 36 maddeden oluĢmaktadır. Birinci bölümde idari usulde yetki, taraflar, ilgililer, yetkili organlar ile ilgililer arasındaki iletiĢim, temsil, bildirim ve idari cezalar düzenlenmiĢtir. AVG‟nin birinci 9 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.85. Metin Kıratlı, “Ġsviçre‟de Ġdari Usul Kodifikasyonu”, AİD, Cilt:6, Sayı:2, Haziran 1973, s. 48. 11 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.89-90. 12 Gürsel Özkan, a.g.e., s.275; Bilgin Özbey, a.g.e., s.178. 13 Bkz. <http://www.jusline.at/Allgemeines_Verwaltungsverfahrensgesetz_(AVG).html> (09.12.2009). 10 57 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar maddesinde yetki, konu ve yer olarak iki biçimde ifade edilmiĢ ve bunun idari kural ve düzenlemelere göre belirleneceği ifade edilmiĢtir. Kanun, idari makamların hiyerarĢik olarak kademelenmiĢ olduklarını ve yetki konusunda bir uyuĢmazlık çıkması durumunda üst kademede yetkili olan makamın yetki paylaĢımı yapacağını düzenlemiĢtir. Kanunda tarafların kendi aralarında yapacakları bir anlaĢma ile idari makamın yetkilerini belirleme ya da değiĢtirme imkânları olmadığı ifade edilmiĢtir. Tarafların idari makamların yetkisini belirleme ya da Kanunun öngördüğünün dıĢında bir makamı yetkili kılma konusunda anlaĢma yapma imkânı olmaması, yetki konusunun kamu düzeni ile yakından ilgili olmasından kaynaklanmaktadır. Kanunun 7. maddesine göre, yetkili makamda görev yapan bir kimse, akrabalık ya da baĢka türlü bir yakınlığı olan kiĢilerin iĢlemlerinde veya tarafsızlığını engelleyecek bir durumun varlığı halinde idari makamdaki görevinden çekinmek durumundadır. Çekinmeye iliĢkin söz konusu hüküm, kamu hizmetlerinin eĢit, objektif ve tarafsız olarak yürütülmesini sağlamaya yöneliktir. 2. Dinlenilme hakkı Kanunun ikinci bölümü soruĢturma usullerine ayrılmıĢtır. Kanunun 37. maddesinde soruĢturma usulünün amacı, “idari iĢleme konu olacak hususları tespit etmek ve tarafların haklarını ve hukuki yararlarını talep etmelerini sağlamak” olarak ifade edilmiĢtir. SoruĢturma usulleri kapsamında sözlü muhakeme usulünün uygulanabileceği ve tanık dinlenebileceği düzenlenmiĢtir. Böylece taraf ve ilgililerin iĢlem süreçlerine etkin bir Ģekilde katılmalarına imkân tanınmıĢtır. Ayrıca muhakemeyi etkileme özelliğine sahip her Ģeyin delil olabileceği ve bilirkiĢilik kurumundan yararlanılacağı soruĢturma usullerine iliĢkin hükümler arasındadır. Bu hükümde olayın objektif bir biçimde tespiti ve taraflara görüĢ ileri sürme imkânının verilmesi gereği de belirtilmiĢtir. Kanunun üçüncü bölümü “kararlar” baĢlığı altında düzenlenmiĢtir. Bu bölümdeki hükümler soruĢturmaya iliĢkin hükümlerle sıkı bir iliĢki içinde düzenlenmiĢtir. Buna göre, Kanunun kabul ettiği anlamda idari kararlar, esas olayın tespitine yönelik bir soruĢturmanın yapılmasını gerekli kılmaktadır14. Buna karĢın 14 Bilgin Özbey, a.g.e., s.180. 58 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kanun, bazı idari tasarrufları bireysel idari karar niteliğinin dıĢında tutmuĢtur. Buna göre, - Kolluk gücünün kullanılmasını gerektiren ve sonuçları derhal ortaya çıkan kamu gücüne dayalı tasarruflar, - Karar niteliği taĢımayan ihbar, ihtar ve ikazlar, - Uygunluk belgesi, yetki belgesi ve tescil gibi belgelendirici nitelikteki tasarruflar, - Genel, soyut ve objektif nitelikteki düzenleyici iĢlemler, - Üst idare makamlarının, alt kademedeki idare makamlarına verdiği emir ve talimatlar, idari karar niteliğinde değildir15. Kanun, idari usul süreci uygulanmadan verilecek idari kararları da belirlemiĢtir. Buna göre, - Ġdarenin karara bağlayacağı hukuki durumun, Ģekle bağlı soruĢturma iĢlemlerini gerektirmeyecek kadar açık ve seçik olması, - Ġdarenin yaptığı iĢlemin ilgililere gönderdiği davetiyeden ibaret olması, - Ġdarenin seri muhakeme usulünü takip etmesi için gereken Ģartların mevcut olması, durumlarında Ģekle bağlı bir soruĢturma usulü yapılmadan idari karar alınabilir16. Burada ifade edilen seri muhakeme usulünü AZRAK Ģöyle ifade etmektedir: “Seri muhakeme usulü özellikle gecikmesinde sakınca bulunan idari tedbirlerin alınmasında uygulanır. Bu usul muhakemenin sonunu baĢlangıcına getirip birleĢtirmek, yani muhakemeye konu teĢkil eden vakıaları, araya soruĢturmaya ait 15 16 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.95; Gürsel Özkan, a.g.e., s.277. Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.95; Gürsel Özkan, a.g.e., s.277. 59 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar zaman kaybettirici formalitelerin sokulmaması ve ispat araçlarının ikame edilmesine iliĢkin sürenin kısaltılması gibi birtakım tedbirler sayesinde süratle karara bağlanmasını ifade eder.”17 Kanun dinlenilme hakkı kapsamında “duruĢma” imkânı da tanıyarak, tarafların kendilerini ifade etmelerine olanak sağlamıĢtır. Kanun bu konuda kolaylaĢtırıcı hükümler getirmiĢtir. Bu çerçevede Kanun, ilgili tüm kiĢilerin, tanıkların ve uzmanların sözlü duruĢmaya çağrılacağını, duruĢma yeri seçilirken engelli kiĢilerin kolaylıkla ulaĢabileceği veya üçüncü bir kiĢinin yardımına ihtiyaç duymadan gidebileceği bir yer olmasına dikkat edilmesi gerektiğini, sözlü duruĢma programının yapılması için ilgili kiĢiye Ģahsen haber verileceğini, eğer birden fazla kiĢi duruĢmaya dâhil edilecekse duruĢma konusunun belediye ofisinde asılarak veya kurumun resmi duyuruları için basın servisinde yayımlanarak kamuya duyurulacağını, duruĢma tarihinin, katılımcıların zamanında ve iyice hazırlanarak gelebileceği bir tarihte ve mekânda düzenleneceğini hükme bağlamıĢtır. 3. Ġdari kararlara karĢı baĢvuru yolları ve süreler 1991 tarihli Kanunun dördüncü bölümü “yasal koruma” baĢlığı altında düzenlenmiĢtir. Kanunun 63-73. maddeleri arasında düzenlenen bölümde esas olarak kanun yolları ele alınmıĢtır. Burada kanun yolları olarak ifade edilen konu aslında idari kararlara karĢı yine idari anlamda baĢvuru yollarıdır. Türkiye‟de kanun yolları kavramı yargı kararları için kullanılmakta olup ve bu kararlara karĢı baĢvuru yollarını ifade etmek üzere kullanılmaktadır18. Buna karĢın, 1991 tarihli Avusturya Genel Ġdari Usul Kanununda, yukarıda açıklandığı üzere, idari kararların alınıĢ süreci yargısal süreçlere benzetildiği için, bu kararlara karĢı baĢvuru yolları da kanun yolları olarak ifade edilmektedir. 1991 tarihli Kanun idari kararlara karĢı olağan ve olağanüstü kanun yolları olarak iki türlü baĢvuru yolu belirlemiĢtir. Olağan kanun yolları itiraz ve istinaf; 17 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.96. Bkz. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Madde 426-454; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 260-323; 2577 sayılı Ġdari Yargılama Usulü Kanunu Madde 45-55. Bununla birlikte, bir yargı kararı söz konusu olmadığı halde, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu‟nun idari kararlara itirazı düzenleyen dördüncü bölümünün baĢlığı “Karar Verme Yetkisi ve Kanun Yolları” Ģeklindedir. 18 60 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar olağanüstü kanun yolları ise eski hale getirme ve usulün yenilenmesidir19. Ġtiraz sadece ön araĢtırma usulüne uyularak verilen kararlara karĢı tanınmıĢ bir baĢvuru yoludur. Ġtiraz baĢvurusunun kararın kendilerine bildirildiği tarihten itibaren iki hafta içinde, kararı alan makama yapılması gerekir. Ġstinaf yolu idari usul takip edilerek alınan icrai nitelikteki kararlar için öngörülmüĢ bir yöntemdir. Ġstinaf baĢvurusunun idari kararı alan makamın hiyerarĢik olarak üzerindeki makama yapılması gerekir. Ġtiraza iliĢkin önemli bir güvence hükmüne 61. maddenin ikinci fıkrasında yer verilmiĢtir. Ġlgili hükme göre bir idari karar itiraza iliĢkin hükümler içermelidir. Bir karar itiraz hakkı konusunda bir bilgi içermiyorsa ya da yanlıĢlıkla hiçbir itirazın kabul edilmeyeceğini belirtiyorsa ya da itirazın verilmesi ile ilgili yasa ile belirlenenden daha kısa bir süre öngörüyorsa Kanunda öngörülen süre geçerli olup, itiraz zamanında yapılmıĢ sayılır. Bu hüküm sayesinde kiĢilerin yanlıĢ ya da eksik bilgilendirilme nedeniyle hak kaybına uğramalarının önüne geçilmeye çalıĢılmıĢtır. Bunun yanında kararda yasada öngörülenden daha uzun bir süre belirtilmiĢ ise kararda belirtilen süre zarfında yapılmıĢ bir itiraz zamanında yapılmıĢ kabul edilir. Aynı durum itiraz yeri için de geçerlidir. Buna göre, kararda itirazın yapılacağı yer belirtilmiyorsa ya da yanlıĢ belirtiliyorsa kararı veren yetkiliye yapılan ya da kararda belirtilen yere yapılan itiraz geçerli Ģekilde yapılmıĢ sayılır. Kanunun 57. maddesine göre, muhakemenin tarafını oluĢturan bireyler, kendilerini ilgilendiren kararlara karĢı, usulüne uyarak, bu kararın kendilerine bildirilmesinden itibaren iki hafta içinde, kararı vermiĢ olan idari makam nezdinde itirazda bulunarak soruĢturma yapılmasını isteyebilirler. Bu istem, gecikmesinde sakınca olan hallerde, kararın uygulanmasını önlemez. Bununla birlikte, idare makamı, itirazı takip eden 2 hafta içinde kanuni formalitelere bağlanmıĢ olan bir soruĢturma yapmak zorundadır. Bu yapılmadığı takdirde, itiraz olunan karar, otomatik olarak hükümsüz kalır. 19 Gürsel Özkan, a.g.e., s.279. 61 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar 4. Ġdari iĢlemin Ģekli ve gerekçe yükümlülüğü Avusturya Genel Ġdari Usul Kanunu (AVG) idari iĢlemin Ģekli ve idari kararların gerekçeli olması konusunu ayrı bir bölümde ve “karar” baĢlığı altında düzenlemiĢtir. Kanunun 58. maddesinde bütün idari kararların itiraza iliĢkin bilgileri de içerecek Ģekilde oluĢturulacağı ifade edilmiĢtir. Kanunun 58a, 59, 61, 61a ve 62. maddeleri idari iĢlemin Ģekline iliĢkindir. Bu hükümlere göre idari kurallarda ve düzenlemelerde aksi belirtilmediği takdirde, kararlar yazılı veya sözlü olarak bildirilebilir. Sözlü bir bildirimle yapılmıĢ olan kararın içeriği ve ilanı tutanağın son kısmına kaydedilir, diğer durumlarda ise ayrı bir yazılı tutanağa kaydedilir. Sözlü olarak ilan edilen kararın yazılı kopyası ilan edildiği anda bulunan taraflara ve ilanı izleyen en geç üç gün içinde talep eden taraflara verilir; taraf, sözlü kararın ilanı esnasında bu hak konusunda bilgilendirilir. Ġdari kararların itiraza iliĢkin hükümler içermesi gerekir. Kanunun 61a maddesine göre, idari anlamda kesin nitelikte olan kararlarda Anayasa Mahkemesine ile Ġdari Mahkemeye Ģikâyette bulunma hakkı, Ģikâyetlerde takip edilmesi gereken Ģartlar, Ģikâyetin avukat tarafından imzalanma zorunluluğu, Ģikâyetlerin yapılmasında ödenecek ücretler hakkında bilgilere yer verilmesi gerekir. Dikkatsizlik ya da elektronik veri iĢleme ekipmanı nedeniyle yazım ya da hesaplama hataları içeren kararlar yetkili tarafından istenildiği zaman resen düzeltilebilir. 1991 tarihli Kanun (AVG) idari kararların gerekçeli olmasını bir yükümlülük olarak genel bir kural biçiminde kabul eden ilk ülkedir20. Gerekçeye iliĢkin genel kural 58. maddede, “idari usulü sona erdiren karar gerekçeli olmalıdır” biçiminde ifade edilmiĢtir. Kanunun 59. maddesine göre, kural olarak, kararda ilgili konuya iliĢkin tüm yönler, ana konuyla ilgili tarafların düĢünceleri, eğer varsa masraflar konusundaki karar, uygulanan yasanın tüm hükümlerin kısa ve açık ifadeleri yer alır. Tarafın görüĢünün paylaĢılmadığı veya ilgili kiĢilerin itirazları veya kabulü ile kararlar alındığı durumlarda kararda ilgili nedenler açıklanır. Kararın gerekçesinde, açık ve kısa bir biçimde, soruĢturma usulünün sonuçları, kanıtların değerlendirilmesinde kullanılan argümanlar ve yasal konu hakkındaki görüĢ özetlenir. Karar neticesinde belirli bir Ģartın gerçekleĢtirilmesi ya da yaratılması 20 Bahtiyar Akyılmaz, “Ġdari ĠĢlemlerde Gerekçe Yükümlülüğü”, a.g.m., s.26. 62 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar zorunluluğu ortaya çıkıyorsa söz konusu zorunluluklara uyum için uygun bir zaman dilimi kararla belirlenir. B. Almanya 1. Genel olarak 1976 tarihli Almanya Ġdari Usul Kanunu‟nun hazırlık çalıĢmaları Federal Hükümetin 1957 yılında, idarenin basitleĢtirilmesi konusunda çalıĢmalar yapmak üzere bir uzmanlar komisyonu teĢkil etmesine kadar geriye gitmektedir. Bu komisyon üç yıl boyunca çalıĢmalar yürütmüĢ ve 1960 yılında bu çalıĢmalarını rapor haline getirmiĢtir. Anılan rapor hukuk çevreleri tarafından da tartıĢılmıĢ ve konu Federal düzeyde ele alınmaya baĢlanmıĢtır. Ġlerleyen süreçte ilk defa Federal düzeyde ve idari usulü düzenleyen bir genel idari usul kanunu örnek tasarısı 1963 yılında hazırlanmıĢtır. Çerçeve nitelikteki bu tasarı, konuya iliĢkin ilk metin olduğu için Alman Ġdare Hukuku açısından önem taĢımaktadır21. Tasarının hazırlanmasının ardından devam eden tartıĢmalar genel idari usulün gündemde kalmasını ve bu konuda daha güçlü bir bilinç oluĢmasını sağlamıĢtır. Konu hakkındaki süreci Gemalmaz ve Doğru Ģöyle ifade etmiĢlerdir: “Alman Federal Cumhuriyeti Ġdari Usul Yasası 25 Mayıs 1976‟da kabul edilerek yürürlüğe girinceye kadar bu konudaki bilim çevrelerinde ve idarede geniĢ araĢtırma ve çalıĢmalar yapılmıĢtır. Ġdare Hukuku alanının böyle bir tek mecelle (kod) içerisinde düzenlenmesi, idare hukukçuları arasında uzun tartıĢmalara yol açmıĢ, özellikle böyle bir düzenlemenin Ġdare‟de esneklik ve çabukluğu önleyici ve sakıncalı olduğu ileri sürülmüĢtür. Fakat Avusturya‟da, savaĢ yılları dıĢında, 1925‟ten beri yürürlükte olan Ġdari Usul Yasası‟nın olumlu sonuç vermesi bu iddiaların güç kazanmasına engel olmuĢtur. 1960‟lı yıllarda baĢlayarak Federal ĠçiĢleri Bakanlığında yapılan yasa taslağı hazırlıkları nihayet 1974‟te sonuçlanarak tasarıya son biçimi verilmiĢ ve Federal Parlamento‟ya (Bundestag) sunularak yasalaĢtırılmıĢtır.”22 1976 tarihli Alman Ġdari Usul Kanunu sekiz bölüm ve 103 maddeden oluĢmaktadır. Birinci bölümde Kanunun kapsamı, uygulama alanı, elektronik iletiĢim ve 21 22 Söz konusu tasarı hakkında daha fazla bilgi için bkz. Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.154-156. Semih Gemalmaz-Osman Doğru, a.g.m., s.127. 63 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar kurumlar arası yardımlaĢma konuları düzenlenmiĢtir. Ġkinci bölümün baĢlığı “idari usulleri belirleyen genel düzenlemeler” olarak ifade edilmiĢtir. Ġdari usul ilkeleri bu baĢlık altında yer almaktadır. Kanun idari usul ilkelerini düzenlerken ilk olarak idari usulün tanımını yapmıĢtır. Alman Ġdari Usul Kanununa göre idari usul, idari makamların, koĢulların incelenmesinde, idari iĢlemin hazırlanmasında ve yapılmasında ya da kamu hukuku sözleĢmesinin akdedilmesinde bir hukuki sonuç doğurmaya yönelik herhangi bir faaliyettir; bu, bir idari iĢlemin yapılmasını ya da bir kamu hukuku sözleĢmesinin akdedilmesini de içerir23. Kanunun bu ifadesinden bireysel idari iĢlemlerin yanında idari sözleĢmelerin de idari usul tanımı içinde yer aldığı anlaĢılmaktadır. Kanun idari usulü baĢlatma konusunda idareye takdir yetkisi tanımıĢtır. Buna göre Kanunlarda aksi belirtilmediği sürece idari usulün baĢlatılmasına karar verme yetkisi idari makama aittir. Buna karĢın Kanunda idari usulün baĢvuru üzerine ya da resen baĢlatılacağına iliĢkin bir hüküm söz konusu olursa, idari makamın takdir yetkisi ortadan kalkacaktır. Ġdari usul ilkelerinden dinlenilme hakkı, tarafsızlık, katılım ve idarenin resen araĢtırma yükümlülüğüne yer verilmiĢtir. Kanunun 20. ve 21. maddelerinde idari makamda yer alan kiĢilerin yasaklılık ve çekinme halleri düzenlenerek, idarenin tarafsızlığı sağlanmaya çalıĢılmıĢtır. Buna göre belirli derecede hısımlığın bulunması ya da herhangi bir çıkar iliĢkisinin varlığı halinde idari makamda yer alan kiĢinin o konuya iliĢkin olarak çekinmesi gerekecektir. Eğer idari makamda yer alan kimse kendisi çekilmez ise denetleyen makamın o kiĢiyi söz konusu görevden yasaklayacağı ifade edilmiĢtir. Kanunun 24. maddesinde düzenlenen soruĢturma ilkesine göre, yetkili makam, katılanların lehine olan durumlar da dâhil, bütün koĢulları dikkate almak suretiyle olayları resen araĢtırır. AraĢtırma türünü ve alanını yetkili makam belirler. Ġdare, katılanların iddiaları ve sunduğu kanıtlara bağlı değildir. Ancak yetkili makam, yetki alanına giren açıklamaları ya da baĢvuruları, dayanağı olan bildirimin ya da baĢvurunun kabul edilemez ya da temelsiz olduğu gerekçesiyle reddedemez. 23 Semih Gemalmaz-Osman Doğru, a.g.m., s.128. 64 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu Kanunun 25. maddesinde idareye danıĢmanlık ve ilgiliye hukuki yardımda bulunma yükümlülüğü getirilmiĢtir: “Yetkili makam, eğer açık bir hata ya da ihmalle eksik bırakılmıĢlarsa eksik hususların kendisine bildirilmesini ya da dilekçe verilmesini; yanlıĢ doldurulmuĢ ya da hiç doldurulmamıĢlarsa bildirimde ya da baĢvuruda bulunulmasını ya da bunların düzeltilmesini tavsiye eder. Eğer gerekli ise tarafları idari usul ile ilgili hakları ve görevleri hakkında bilgilendirir.” Bu hükümde idari makama iki yükümlülük getirilmiĢtir. Bunlardan ilki yol gösterme yükümlülüğüdür. Bu yükümlülüğü çerçevesinde idare, hata ya da ihmal nedeniyle eksik bırakılan konularda bilgi vermek, açıklama yapmak ya da bildirimin yenilenmesini veya yazılı bildirimde bulunulmasını talep etmelidir. Ġdarenin bu kapsamdaki ikinci yükümlülüğü bilgilendirme yükümlülüğüdür. Ġdare bu yükümlülüğü çerçevesinde, eğer gerekli ise ilgilileri idari usule iliĢkin hakları ya da yükümlülükleri konusunda bilgilendirmelidir24. Kanunun 26. maddesine göre, yetkili makam, soruĢturma ilkesi çerçevesinde, olayların incelenmesi için gerekli gördüğünde, her çeĢitten haberleri toplamak, katılanları dinlemek, tanıkları ve uzmanları sorgulamak ya da katılanların, uzmanların ve tanıkların yazılı açıklamalarını almak, dokümanları ve dosyaları istemek, inceleme yapmak yetkisini haizdir. Olayın araĢtırılmasında kanunen yetkili kılınmıĢ idari makam, yeminli beyan alınabileceği de kanunda düzenlenmiĢ ise, idari soruĢturmada yeminli beyana baĢvurabilir. Fakat gerçeğin araĢtırılmasında yeminli beyana diğer araçlar kullanıĢlı değilse, bir sonuca ulaĢtırmıyorsa ya da makul olmayan masrafları gerektiriyorsa baĢvurulabilir. 1976 tarihli Kanunun 28. maddesinde dinlenilme hakkı düzenlenmiĢtir. Kanun dinlenilme hakkını, “katılanların haklarını etkileyen bir idari kararın alınmasından önce, katılana, kararı etkileyecek tüm olaylar üzerindeki görüĢlerini ifade etme fırsatı verilir” biçiminde ifade etmiĢtir. Buna göre dinlenilme hakkı tanınması kuraldır ve Kanunda aksi öngörülmediği sürece bir idari kararın alınmasından önce bu karardan menfaatleri etkilenecek kiĢilere bu hakkın tanınması gerekir. Ancak 1976 sayılı Kanun aynı hükmün ikinci fıkrasında dinlenilme hakkına iliĢkin kuralın istisnalarına yer vermiĢtir. 24 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.130. 65 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar 1976 tarihli Kanun idari usul ilkelerinden açıklığın yerine getirilmesini temin etmek üzere, katılanların hukuksal yararlarını ileri sürebilmeleri ya da savunabilmeleri için bilgilenmeleri gerekli ise muamelelerle ilgili dosyaları incelemelerine izin verileceğini ifade etmiĢtir. Katılanların inceleme hakkı idari usulün tamamlanma anına kadar mümkündür. 1976 tarihli Kanunun üçüncü bölümü idari iĢlemlere ayrılmıĢtır. Kanun idari usulün tanımını yaptığı gibi idari iĢlemin de tanımını yapmıĢtır. Kanunun 35. maddesine göre, kamu hukuku alanında belirli bir olayı düzenlemek için doğrudan hukuksal sonuca yöneltilmiĢ olup, yetkili makam tarafından alınan her karar ya da diğer kamusal önlemler, idari iĢlemdir. Genel iĢlem, ortak özelliklerle tanımlanmıĢ ya da tanımlanabilir bir grup insana yöneltilen ya da bir Ģeyin kamusal niteliği ile ya da o Ģeyin kamuca kullanılması ile ilgili bir idari iĢlemdir. Ġdari iĢlemin bu tanımında belirli bir hukuksal sonuca yönelme ve kamusal nitelik taĢıma idari iĢlemin unsurları olarak ifade edilmiĢ; idari iĢlemin belirli özellikler taĢıyan türüne genel iĢlem denilmiĢtir. Genel iĢleme iliĢkin açıklamalar, bu iĢlem türünün düzenleyici idari iĢlemleri ifade ettiği sonucuna götürmektedir25. Ġdari iĢlemler baĢlığı altında takdir yetkisi, gerekçe yükümlülüğü, hukuka aykırılık halleri, hataların düzeltilmesi, hükümsüz sayılma durumları ve sakat bir iĢlemin baĢka bir iĢleme dönüĢmesi (conversion) konuları da düzenlenmiĢtir. 1976 tarihli Kanun bireysel idari iĢlemlerin yanında idari sözleĢmeleri de idari usule tabi tutmaktadır. Bu çerçevede Kanunun dördüncü bölümü kamu hukukuna iliĢkin sözleĢmelere ayrılmıĢtır. Kanun kamu hukuku sözleĢmesi yapılabilmesi konusunda kolaylaĢtırıcı ve özendirici bir hüküm getirmiĢtir. Kanunun 54. maddesinde yer verilen hükme göre, kanuni bir engel olmadıkça, kamu hukukuna giren bir alanda, kamusal nitelikte bir sözleĢme vasıtasıyla bir hukuksal iliĢki kurulabilir, değiĢtirilebilir ya da iptal edilebilir. Yetkili bir makam, idari iĢlem yapmak yerine, idari iĢlem yapmıĢ olsaydı iĢlemin yöneltileceği kiĢilerle, bir kamu hukuku sözleĢmesi yapabilir. Buna göre yetkili makam idari iĢlem tesis etmek yerine hakkında idari iĢlem tesis edebileceği kiĢiyle kamu hukuku sözleĢmesi akdetme konusunda takdir yetkisine sahip kılınmıĢtır. Ancak buradaki sözleĢmenin özel hukuk sözleĢmesi niteliğinde olmayıp; kamu hukukuna 25 Gürsel Özkan, a.g.e., s.290. 66 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar iliĢkin bir sözleĢme olduğuna dikkat edilmesi gerekir. Kanunun 55. maddesinde, idari iĢlem yerine akdedilecek sözleĢmede, hukuki veya fiili anlamda belirsiz nitelikteki noktaların karĢılıklı anlaĢma yoluyla giderilmesinin idarenin takdirinde olduğu ifade edilmiĢtir26. Eğer idari iĢlem yapılsaydı hangi makam veya merciin rızası gerekecekti ise bu iĢlem yerine yapılan idari sözleĢmede de o makam veya merciin rızası aranacaktır. Yine aynı Ģekilde yapılacak sözleĢme üçüncü kiĢilerin haklarını etkiler nitelikte ise bu kiĢilerin sözleĢmeye rıza göstermeleri gerekir. Üçüncü kiĢilerin ya da iĢlemde onayı gereken makamın yazılı olarak rızaları alınmadıkça sözleĢme geçerlilik kazanmamaktadır. Kanun kamu hukuku sözleĢmelerinin hükümsüzlük hallerini ve icra edilmesine iliĢkin hükümler de getirmiĢtir. 1976 tarihli Kanunun beĢinci bölümünde biçimsel idari usul, tek makama bağlı idari usul (tek makam usulü) ve plana dayalı ruhsat usulü Ģeklinde üç tane özel usul türüne yer verilmiĢtir. Kanun bu usul türlerinin her birini ayrı bir kısım olarak düzenlemiĢtir. Biçimsel idari usulün uygulanabilmesi için öncelikle Kanunda bu usulün uygulanacağı belirtilmelidir. Biçimsel idari usul baĢvuruyu gerektirmekte ise, bu baĢvurunun yazılı yapılması ya da ilgili makamın yazılı hale getirmesi gerekir. Biçimsel idari usul katılımcılık mekanizmaları öngörmektedir. Bu çerçevede karardan önce kendi bilgi ve düĢüncelerini açıklamak üzere ilgililere imkân tanınacağı ifade edilmiĢtir. Kanunun 66. maddesinde katılım ve bilgilenme hususunda daha geniĢ bir imkan sağlanarak, tanıkları ve bilirkiĢileri sorgulamak, hukuksal soruĢturmada yer almak ve konuyla ilgili sorular sormak için katılanlara fırsat verileceğine yer verilmiĢtir. Katılanlar buna ek olarak, konuyla ilgili bilgi ve belgeleri ya da beyanları elektronik imkanlar da dahil her türlü kolaylıkla elde etme olanağına sahip kılınmıĢlardır. Biçimsel idari usule göre yetkili makam sözlü usulden sonra kararını verir. Sözlü usulün gerekleri 67. maddede Ģöyle ifade edilmiĢtir: “Yetkili makam Kanunun öngördüğü süre içinde katılımcılara yapılan yazılı davet sonrası yapılacak sözlü usulden sonra kararını verir. Davetiyeler, bir katılımcının katılamadığı durumda da görüĢmelerin süreceğini ve gıyabında karar alınacağına iliĢkin bilgiyi içermelidir. Eğer 50‟den fazla davetiyenin gönderilmesi gerekiyorsa, bunun yerine genel bir duyuru yapılır. Genel duyuru kararın idarenin resmi bülteninde yayımlanmasından en az 2 hafta önce ve ayrıca kararın etkili 26 Semih Gemalmaz-Osman Doğru, a.g.m., s.139. 67 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar olacağı bölgede yayımlanan yerel günlük gazetelerde yer aldığında uygulanır. Süre resmi bültende yayımlanma tarihinden itibaren hesaplanır.” Sözlü usul yapılması ve sonrasında kararın tesis edilmesine iliĢkin kuralın istisnasını teĢkil eden durumların varlığı halinde idarenin sözlü usulü uygulama yükümlülüğü bulunmamaktadır. ġu durumların varlığı halinde idare sözlü usul yapmaksızın karar verebilir27: - Bütün katılanların üzerinde tümüyle uzlaĢtığı bir baĢvuru söz konusuysa. - Katılanlardan hiçbiri öngörülen önlemlere karĢı süresi içinde bir itirazda bulunmamıĢ ise. - Yetkili makam, sözlü usul olmaksızın karar vermeye niyetli olduğundan katılanları haberdar etmiĢ ise ve katılanlardan hiçbiri öngörülen sürede buna itiraz etmemiĢ ise. - Bütün katılanlar sözlü usulden vazgeçmiĢler ise. - Kamu yararı için, gecikmesi risk oluĢturacak kararın derhal alınması gerekiyorsa. Sözlü usulde katılımın ve dinlenilme hakkının ileri bir düzeyde sağlandığı anlaĢılmaktadır. ĠĢlemin ilgilisi sıfatını haiz olan kiĢiler, sözlü usulde katılan olarak ifade edilmektedir. Sözlü usulde yer almak için katılan sıfatını taĢımak gerekir. Hatta idari makamın katılanlar dıĢındaki kiĢileri bu usule davet edebilmesi için katılanların buna karĢı çıkmamaları gerekir. Sözlü usulde konu katılanlar ve idari makam arasında detaylı olarak müzakere edilir. Müzakere sürecine tanıklar ve bilirkiĢiler de dahil olabilmektedir. Sözlü usul bu açıdan yargılamadaki duruĢma aĢaması ile benzerlik göstermektedir. Tek makama bağlı idari usulde, baĢvuru yapılan bir idare ve bu idarenin baĢvuruyu ileteceği yetkili makam bulunmaktadır. Tek makama bağlı usulün nasıl uygulanacağı 71b maddesinde düzenlenmiĢtir. Bu hükme göre ilgililerin bildirimleri, baĢvuruları, beyanları ve belgeleri tek makam tarafından alınacak ve derhal yetkili 27 Semih Gemalmaz-Osman Doğru, a.g.m., s.141. 68 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu makama iletilecektir. BaĢvuruları alan tek makam ilgililere bir alındı makbuzu vermektedir. Tek makam tarafından verilen bu alındı makbuzunun ilgiliye verildiği tarihten itibaren üç gün sonra yetkili makama baĢvuru yapılmıĢ sayılır. Bu usulde idareler arasında mutlak ve sürekli bir iĢbirliği ve iletiĢimin varlığı kabul edilir. Bu usule göre tek makam bir köprü iĢlevi görmekte ve ilgili ile idari makam arasında iletiĢimi sağlamaktadır. Ancak Kanun bu iletiĢimin hızlı bir Ģekilde yapılamasını öngörmüĢtür. Bu usulde elektronik imkânların geniĢ ölçüde kullanılacağı varsayılmaktadır. Bu varsayım doğrultusunda 71e maddesinde ilgilinin talepte bulunması halinde tek makam usulüne iliĢkin iĢleyiĢin elektronik olarak yerine getirileceği öngörülmüĢtür. Kanunun öngördüğü özel usullerden üçüncüsü plana dayalı ruhsat usulüdür. Bu usulün tarafları katılan ve plan dayalı ruhsat kararı verecek olan idari makamdır. Diğer usullerde olduğu gibi bu usulde de sözlü usule, kararın alınmasında katılımcılığa ve karara karĢı baĢvuru yollarına iliĢkin hususlara, Kanunun plana dayalı ruhsat usulünü düzenleyen 72-78. maddelerinde yer verilmiĢtir28. Kanunun altıncı bölümünde idari dava yolu ile bu davaya iliĢkin masrafların durumu; yedinci bölümünde onursal faaliyetler ve kurullar; sekizinci bölümünde Kanunun yürürlüğüne iliĢkin geçiĢ hükümleri ile son hükümler düzenlenmiĢtir. 2. Dinlenilme hakkı Dinlenilme hakkı kapsamında açıklık, katılım ve savunma haklarını ele alınmaktadır. Burada dinlenilme hakkı kapsamında ifade edilen bu ilkelerin 1976 tarihli Kanunda nasıl düzenlendiği ele alınacaktır. Bu kapsamda öncelikle Kanunun 13. maddesinde katılanlar ifade edilmiĢtir. Ġlgili hükümde yetkili makamın resen ya da baĢvuru üzerine, usulün sonucunda hukuksal yararları etkilenenleri, katılanlar olarak toplayacağı ifade edilmiĢtir. Buna göre usulün sonucu üçüncü kiĢiler hakkında hukuksal etkiye sahipse, bu durum yetkili makamca anlaĢıldığı takdirde bu kiĢiler baĢvuru sırasında katılan olarak çağırırlar ya da iĢlemin baĢladığından haberdar edilirler. Kanuna göre katılanlar Ģunlardır: 28 Semih Gemalmaz-Osman Doğru, a.g.m., s.142-146. 69 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - BaĢvuran ve karĢılık veren. - Yetkili makamın idari iĢlemi yöneltmek istediği ya da yönelttiği kiĢiler. - Yetkili makamın bir kamu hukuku sözleĢmesini kendileriyle akdettiği ya da akdetmek istediği kiĢiler. - Yetkili makam tarafından usule iĢtirak ettirilen kiĢiler. Dinlenilme hakkı kapsamında Kanunun 28. maddesinde katılanların haklarını etkileyen bir idari kararın alınmasından önce, katılana kararı etkileyecek tüm olaylar üzerindeki görüĢlerini ifade etme fırsatı verileceği ifade edilmiĢtir29. Aynı hükmün üçüncü fıkrasında kamu yararına açıkça aykırılık oluĢturan durumlarda bu hakkın kullanılmasına imkân verilmeyeceği belirtilmiĢtir. Buna göre Alman Ġdare Hukukunda, idari usul sürecinde dinlenilme hakkı verilmesi kuraldır. Bunun kanuni istisnası kamu yararına aykırılık durumudur. Bunun dıĢında dinlenilme hakkının kullanılmasından idarenin kararı ile vazgeçilebilecek durumlar bulunmaktadır. Bunlar 28. maddenin 2. fıkrasında ifade edilmiĢtir. Bu hükme göre, koĢulların gerektirmesi halinde, - Yakın bir tehlike varsa ya da kamu yararı derhal bir kararın alınmasını gerekli kılıyorsa, - Katılanın dinlenmesi meselenin karara bağlanması için öngörülen zaman sınırını aĢma tehlikesi yaratıyorsa, - Katılanın baĢvurusunda ya da bildiriminde beyan ettiği olaylardan onun aleyhine olarak sapılmaması gerekiyorsa, - Yetkili makam genel düzenleyici iĢlem yapmak ya da geniĢ kapsamlı ya da otomatik bir aracın yardımı ile öncelikle benzer bir idari karar almak istiyorsa, - Önlemler bir idari icra dolayısıyla etkili olabiliyorsa, 29 Kanunun gerekçesinde dinlenilme hakkının hedefi, hukuk devleti ilkesi doğrultusunda idari usule pozitif bir temel oluĢturmak ve bireylerle idare arasındaki güven iliĢkisini geliĢtirmek olarak ifade edilmiĢtir. Aynen alıntı, Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.141, dipnot 212. 70 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar katılanın dinlenmesinden vazgeçilebilir. Dinlenilme hakkına iliĢkin olarak Kanunun 66. maddesinde de bir hüküm bulunmaktadır. Bu hükümde yukarıda ifade edilen biçimsel idari usulde katılanların dinlenmesi düzenlenmiĢtir. Hükme göre biçimsel idari usule katılanlara karardan önce bildiklerini ifade etme fırsatı verilir. Katılanlara, tanıkları ve bilirkiĢileri sorgulama, hukuksal soruĢturmada yer alma, konuyla ilgili sorular sorma fırsatı verilir. Herhangi bir fikrin bir sureti kendilerine yazılı ya da elektronik olarak sağlanır. Dinlenilme hakkı tek makam usulü için de düzenlenmiĢtir. Konuyu düzenleyen 71b maddesinde, idareye bilgi verme yükümlülüğü getirilmiĢtir. Hükme göre idare, talebe bağlı olarak, ilgili düzenlemeler, yetkili makamlar, kamusal kayıtlar ve veritabanlarına eriĢim, mevcut kanuni haklar ve baĢvurana yardım edecek kurumlar hakkında ivedilikle bilgi sağlar. Eğer söz konusu talep belirsiz ise bunu baĢvurana ivedilikle bildirir. Dinlenilme hakkına iliĢkin bir hüküm de plana dayalı ruhsat usulünde mevcuttur. Kanunun 73. maddesinde ilgiliyi dinleme usulü olarak ifade edilmiĢtir. Burada belirli bir plan çerçevesinde idari karar alınırken, bu plana iliĢkin karĢı görüĢü olabilecek kiĢilere belirli bir anda bu görüĢlerini ifade etme imkanı verilmektedir. Dinlenilme hakkının ihlal edilmesi halinde, bu hakkın gereği gibi kullanılmasına imkân tanınmadan alınan idari karar usul açısından sakat olacaktır. Alman hukukunda idari yargı mercileri, idari makamın dinlenilme hakkı tanıma yükümlülüğünün ihlali durumunda bu hakkın sonradan telafi edilmesi imkânını sınırlı durumlarda kabul etmektedir. Buna göre eksikliğin giderilmesi maksadıyla, iĢlemin iptali için dava açılıncaya kadar, idari makam, yeni bir idari usul çerçevesinde katılanı dinleyebilir 30. Bu durumda, Kanunun 45. maddesinde ifade edilen usul sakatlığı iĢlemin hükümsüz sayılmasını gerektirmeyecektir. Kanunun 29. maddesinde açıklık ilkesi düzenlenmiĢtir. Bu hükme göre, yetkili makam, katılanların hukuksal yararlarını ileri sürebilmeleri ya da savunabilmeleri için bilgilenmeleri gerekli ise iĢlem süreci ile ilgili dosyaları incelemelerine izin verir. Bu, idari usulün tamamlanmasına kadar mümkündür; ancak karar taslakları ya da doğrudan bunun hazırlanması ile ilgili çalıĢmalar bu hükmün dıĢındadır. Katılanların iĢlem 30 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.148. 71 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar dosyasını inceleyebilme imkânı, idari usulün Ģeffaf bir biçimde iĢleyebilmesi için büyük önem taĢımaktadır. Katılanların bu imkâna sahip olmaları öncelikle idarenin daha sağlıklı ve dikkatlice hazırlanmıĢ bir dosya hazırlamasını sağlayacaktır. Katılanların iĢlem sürecini sürekli olarak denetlemeleri ve gerektiğinde haklarını korumak için müdahale etmeleri mümkün olacaktır. Açıklık ilkesi esas olarak Kanunun 37. maddesinde düzenlenmiĢtir. Açıklık ilkesi “bir idari iĢlemin içeriği yeterli açıklıkta olmak zorundadır” Ģeklinde ifade etmiĢtir. Buna göre, idare, iĢlemlerini açık ve anlaĢılabilir nitelikte tesis etmek durumundadır. Ġdari kararın açık ve anlaĢılır Ģekilde kaleme alınması gerek idari iĢlemin yürütülmesi gerek kiĢilere tanınmıĢ bulunan baĢvuru ve savunma hakları bakımından son derece önemlidir. Ġdari iĢlemin karar içeriği yeterince açık değilse, anlamsız ifadeler taĢıyorsa ve özellikle de çeliĢkili ifadelere yer verilmiĢse yani iĢlemin muhatabı karar metninden haklarını ve yükümlülüklerini anlayamıyorsa bu durum iĢlemin hukuka aykırılığına yol açar31. 3. Ġdari kararlara karĢı baĢvuru yolları ve süreleri 1976 tarihli Kanunun “idari iĢlemin istikrarı” baĢlıklı 43-52 maddelerinin bulunduğu kısımda, alınan idari kararların, gerek bu iĢlem tesis edilirken mevcut olan gerek sonradan ortaya çıkan hukuka aykırılıklardan dolayı, geçerliliğinin nasıl etkileneceğine iliĢkin hükümler konulmuĢtur. Bu hükümler, Ġdare Hukukumuzda çoğunlukla yargı içtihatları ile oluĢturulmuĢ, idari iĢlemlerde hükümsüzlük hallerine iliĢkindir. Bu kısımdaki düzenlemelerden kararlara karĢı baĢvuru yolları açısından önem taĢıyan hüküm Kanunun 51. maddesidir. Bu hükümde idari usul iĢlemlerinin yeniden ele alınması düzenlenmiĢtir. Buna göre, tamamlanmıĢ bir idari usul hakkında, ilgili kiĢi, yetkili idari makama baĢvuruda bulunarak tesis edilmiĢ olan idari iĢlemin geri alınmasını ya da baĢka bir iĢleme dönüĢtürülmesini talep edebilir. Eğer, - Ġdari iĢlemin hukuki ya da fiili temelleri ilgili kiĢinin yararına sonradan değiĢmiĢ ise, 31 “Ancak kararda sadece ilgiliden talep edilen davranıĢın türü ve tarzı bakımından belirsizlik varsa, bu durum sonradan tamamlanabilecek bir eksikliktir.” Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.194. 72 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - Ġlgili kiĢinin daha çok yararını sağlayabilecek yeni kanıtlar bulunuyorsa, - Medeni Usul yasasının 580. paragrafındaki yargılamanın yenilenmesi koĢulları bulunuyorsa, idari makam, kesinleĢmiĢ idari iĢlemin iptal edilmesi ya da baĢka bir iĢleme dönüĢtürülmesine kararı verir32. Ġlgili kiĢi açık bir kusuru olmaksızın, usul iĢlemlerinin tekrar ele alınması için öngörülmüĢ olan nedenleri önceki usul süreci içinde ve özellikle idari itiraz yoluyla ileri sürme imkanına sahip olmamıĢsa baĢvurusu kabul edilir. Alman Ġdari Usul Kanununun ifade edilen 51. maddesi idari iĢlemin geri alınması ya da değiĢtirilmesine iliĢkin bir talep içermesi bakımından 2577 sayılı Ġdari Yargılama Usulü Kanununun (ĠYUK) 11. maddesi ile benzerlik göstermektedir. Bilindiği üzere ĠYUK‟un 11. maddesinde ilgililerin üst makamdan ya da üst makam yoksa iĢlemi tesis eden makamdan dava açma süresi içinde “idari iĢlemin kaldırılması, geri alınması, değiĢtirilmesi veya yeni bir iĢlem yapılması” talebinde bulunabilecekleri düzenlenmiĢtir. ĠYUK baĢvuru için süre koĢulu (dava açma süresi) öngördüğü halde Alman Ġdari Usul Kanunu belirli bir süre öngörmemiĢtir. Biçimsel idari usulün düzenlendiği hükümler arasında kararlara itiraz hükmü bulunmaktadır. Kanunun 70. maddesinde kararlara itirazla ilgili olarak, biçime iliĢkin muameleler yapılmak suretiyle alınmıĢ bir idari karar hakkında Ġdare Mahkemesinde dava açılmadan önce, idari makamların usul iĢlemlerini bir ön usul süreci içinde incelenmelerine gerek olmadığı ifade edilmiĢtir. 1976 tarihli Almanya Ġdari Usul Kanunu idari kararlar hakkında yapılacak itiraz ve denetim yollarını düzenlemiĢ ve bununla yetinmiĢtir. Bunun dıĢındaki hukuki yollar ve özellikle yargı yolu konusunda diğer kanunlara atıf yapılmıĢtır. Ġdari ĠĢleme KarĢı Hukuki Yollar baĢlıklı 79. maddede, Kanunda baĢka türlü belirtilmemiĢ ise idari iĢlemlere karĢı biçimsel dava yollarına Ġdare Mahkemeleri Kanunu ve onun yürüttüğü ilgili kuralların uygulanacağı ifade edilmiĢtir. Ancak idari anlamda itirazlar için gerekli 32 Semih Gemalmaz-Osman Doğru, a.g.m., s.138. 73 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar olan masrafların hangi Ģekilde karĢılanacağı 80. maddede ifade edilmiĢtir. Konuyu düzenleyen hüküm Ģöyledir33: “Ġtirazın haklı bulunması halinde, itiraz edilen idari iĢlemi yapan makamın bağlı olduğu idari kuruluĢ, itiraz edene iddia ya da savunma için yaptığı gerekli masrafları öder. Bir itiraz haklı görülmez ise, itirazda bulunan kiĢi itiraz edilen iĢlemi yapan makama, bu makamın iddia ve savunma için yaptığı gerekli masrafları öder. Eğer itiraz, mevcut olan ya da eski kamu hukuku sözleĢme koĢullarının kullanılması ya da mevcut olan ya da eski yasal kamu görevi ya da yasal bir kamu görevi durumunda yerine getirilebilen bir faaliyet alanında alınmıĢ bir karara karĢı yapılmıĢ ise bu hüküm uygulanmaz. Geri ödeme için, hak talep eden kiĢi kendi hatalarından doğan masraflara kendisi katlanır; vekilin hataları vekâlet ettiği kiĢiye atfedilir. YetkilendirilmiĢ vekilin yardımı gerekli idiyse savunucunun ya da herhangi bir yetkilendirilmiĢ vekilin ücreti ve masrafları da ödenir. Maliyetler konusunda karar veren idare uygulamaya göre geri ödenecek maliyetleri tespit eder. Eğer bir komite veya danıĢma kurulu maliyetler ile ilgili karar verirse, maliyetlerin tespit edilmesi konusunda komite ya da danıĢma kurulunu oluĢturan idare yetkilidir.” 4. Ġdari iĢlemin Ģekli ve gerekçe yükümlülüğü 1976 tarihli Almanya Ġdari Usul Kanunu bir idari iĢlemde belirli bir iradenin bulunmasını ve bu iradeye iĢlem metninde açık bir biçimde yer verilmesi gerektiğini düzenlemiĢtir. Ġdari makamın aldığı kararın içeriğini açıkça ortaya koyması hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Eğer alınan karardaki irade açık değil ise bu durum idari iĢlemin fiili olarak “uygulanabilir” olmasını da etkileyecektir34. Bu hususu 37. maddenin 1. fıkrasında “Bir idari iĢlemin içeriği yeterli açıklıkta olmak zorundadır.” Ģeklinde ifade etmiĢtir. Bu hüküm idari iĢlemin Ģekli ile açıklık ilkesi arasında yakın bir iliĢki kurmaktadır. Kanun, idari iĢlemin ilgilisi tarafından anlaĢılabilecek kadar açık olması gerektiğini ifade etmektedir. 33 34 Semih Gemalmaz-Osman Doğru, a.g.m., s.146. Akyılmaz, a.g.e., s.194. 74 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar 1976 tarihli Kanun idari iĢlemin yazılı ya da sözlü olması konusunda bir ayrım yapmamıĢtır. Kanunun 37. maddesinin 2. fıkrasında bu husus “Bir idari iĢlem yazılı ya da sözlü ya da herhangi bir biçimde yapılabilir.” Ģeklinde ifade edilmiĢtir. Ancak sözlü iĢlemler ilgilisi için yeteri kadar güvenceli olmayacağından, ilgilinin talebi söz konusu olduğunda bunların yazılı hale getirilebileceği 2. fıkranın 2. cümlesinde “Sözlü bir idari iĢlem, belgelenmesinde hukuksal bir yarar varsa ve ilgili kiĢi isterse derhal yazı ile belgelenir.” biçiminde ifade edilmiĢtir. Bu hükümde yer alan “hukuksal yarar” idarenin takdir edeceği bir koĢul olduğundan sözlü iĢlemlerin yazılı hale getirilmesine yönelik her talebin olumlu yanıtlanmasına engel teĢkil edecektir. Kanun yazılı iĢlemlerde iĢlemi tesis eden idarenin yetkili amirinin adının ve imzasının iĢlem metninde yer alması gerektiğini ifade etmektedir. Kanunun 37. maddesinde bu konu “Yazılı bir idari iĢlem yetkili makam, o makamın baĢkanı, onun temsilcisi ya da vekilinin imzası ya da adını içermelidir.” biçiminde ifade edilmektedir. Federal Almanya Ġdari Usul Kanunun ilgili hükümlerinden çıkan sonuca göre idari iĢlemin Ģekil olarak Ģu hususları içermesi gerekir35: - Açıkça ortaya konulmuĢ bir irade. - Yazılı veya sözlü Ģekil kuralı (Eğer ilgili talep eder ve hukuksal bir yarar söz konusu olursa mutlaka yazılı Ģekil). - ĠĢlemi tesis eden makamın adı. - ĠĢlemi tesis eden yetkilinin adı veya imzası. - Tesis edilen idari iĢlemin gerekçesi. Federal Almanya Ġdari Usul Kanunu gerekçeyi hem idari iĢlemin bir unsuru hem de idari usulün tamamlayıcı öğesi olarak kabul etmektedir. Buna göre bir idari iĢlemin gerekçeli olmasının idari usul açısından önemli olmasının yanı sıra, idari iĢlemin Ģekline iliĢkin de bir koĢuldur. Buna göre kural olarak idari iĢlemlerin gerekçeli olması gerekir. 35 Semih Gemalmaz-Osman Doğru, a.g.m., s.133. 75 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Gerekçenin birtakım unsurları ve iĢlevleri vardır. Gerekçenin unsurlarını maddi ve hukuki gerekçeler ile bunların açıklıkla yazılması oluĢturmaktadır. Gerekçenin iĢlevleri ise ilgiliyi ikna etme, idareyi denetleme, iĢleme açıklık kazandırma ve ilgiliye hukuki yardım olarak ifade edilebilir36. Gerekçenin unsurları maddi ve hukuki sebepler ile bunların açık ve anlaĢılabilir biçimde ifade edilmesidir. Maddi gerekçe, idari makamın iĢlemin oluĢumuna yönelik araĢtırma ve incelemesinin bütün safhaları ve sonuçlarını içermelidir37. Buna göre idari iĢlem süreci gerçekçi olarak anlatılarak iĢlemin maddi yönü ifade edilir. Hukuki gerekçe olarak iĢleme konu faaliyetin hukuki dayanakları ve idareyi belirli yönde iĢlem tesis etmeye yönelten hukuki esaslara yer verilir. Maddi ve hukuki gerekçeler, ilgilinin söz konusu iĢlem hakkında ikna edilmesini sağlayacak nitelikte ve muhatabı tarafından anlaĢılabilecek açıklıkta olması gerekir. Açık ve anlaĢılabilir olmayan gerekçe kendisinden beklenen yararları sağlayamaz. Gerekçenin üç yönlü iĢlevi söz konusudur. Ġlk olarak kararı alan makam bu kararının maddi ve hukuki gerekçelerini açıklıkla ve eksiksiz olarak ilgiliye bildirecektir. Bu ilgilinin iĢlem hakkında ikna olmasını sağlamaya yöneliktir. Ġkinci olarak gerekçe, idari yargı denetimi açısından iĢlemin hukuka uygun olarak ve yeterli araĢtırmanın ve incelemenin sonucunda tesis edilip edilmediğinin anlaĢılması açısından önem taĢımaktadır. Son olarak gerekçe kararı alan makamların iĢlemin gerekçesini yazıya dökerken özdenetim38 yapmalarını sağlayacaktır. Federal Almanya Ġdari Usul Kanununun 39. maddesi gerekçe ilkesini Ģöyle ifade etmiĢtir: “Yazılı olan ya da yazı ile belgelenen bir idari iĢlem yazılı gerekçeleri taĢır.” Bu hüküm idari iĢlemlerin gerekçeli olması gerektiğini kurala bağlamıĢtır. Buna göre aksi Kanunda açıkça ifade edilmediği müddetçe her idari iĢlem yazılı olarak gerekçelendirilmek zorundadır. 36 Tekin Akıllıoğlu, “Yönetsel ĠĢlemlerde Gerekçe Ġlkesi”, a.g.m., s.7-19; Ġbrahim Ö. Kaboğlu, “Avrupa Topluluğu Adalet Divanı Jürisprüdansı ve Ġdari Kararların Gerekçeli Olma Zorunluluğu”, I. Ulusal Ġdare Hukuku Kongresi (1-4 Mayıs 1990), 1. Kitap, s.303-328; Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.199-212. 37 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.209. 38 Ġbrahim Ö. Kaboğlu, a.g.m., s.310. 76 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Gerekçenin iĢlemin dayanağı olan maddi ve hukuki sebepleri içermesi gerektiği Ģöyle ifade edilmiĢtir: “Gerekçelerde yetkili makamın karara varmasında dikkate aldığı önemli fiili ve hukuki temeller anlatılır. Takdir yetkisine giren kararlardaki gerekçelerde de, yetkili makamın üzerinde takdir yetkisini kullandığı bakıĢ açısı gösterilir.” ĠĢlem metninde, idari iĢleme konu olan olay veya durumun geliĢimi ile bunun hukuki açıklaması yapılır. Kanunun ilgili maddesinde, takdir yetkisinin kullanıldığı durumlarda da yazılı gerekçeye yer verilmesi gerektiği ifade edilmiĢtir. Burada ifade edilen takdir yetkisi ve bunun gerekçesi, takdir yetkisine iliĢkin 40. madde hükmü dikkate alınarak hazırlanmalıdır. Bu hükme göre bir makam, takdir yetkisi içinde hareket etmekle yetkilendirilmiĢ ise takdir yetkisini, yetkilendirmenin amacı ile uyumlu bir biçimde kullanmak ve hukuki sınırlarını gözetmek zorundadır. Bu durumda takdir yetkisine dayanılarak tesis edilen idari iĢlemlerde, bu yetkinin hangi gerekçelerle mevcut iĢlemdeki gibi kullanıldığı ve bu yetkinin kullanılmasındaki bakıĢ açısı gerekçede ortaya konulur. Kanun idari iĢlemlerin gerekçeli olması kuralına bazı istisnalar getirmiĢtir. Gerekçe kuralının istisnaları 39. maddede bentler halinde sayılmıĢtır39. Buna göre, - Yetkili makam bir uygulamaya uyuyorsa ya da bir bildirimi izliyorsa ve idari iĢlem bir üçüncü kiĢinin haklarını etkilemiyorsa, - Yetkili makamın fiili ve hukuki durumlar hakkındaki düĢüncesi yazılı gerekçeler olmaksızın idari iĢlemin yöneldiği ya da ondan etkilenen kiĢi tarafından önceden biliniyorsa ya da kolaylıkla fark edilebilecek gibi ise, - Eğer yetkili makam çok miktarda ya da otomatik bir aracın yardımıyla birbirinin benzeri idari iĢlemler yapıyorsa ve olayın koĢulları gerekçe beklemeye yer bırakmıyorsa, - Gerekçeler hukuksal bir kuraldan çıkıyorsa, - Genel bir iĢlem alenen duyurulmuĢ ise, 39 Semih Gemalmaz-Osman Doğru, a.g.m., s.133. 77 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar gerekçe gösterilmesi zorunlu değildir. 5. Ġdarenin takdir yetkisi Takdir yetkisi, bir hukuki durumla ilgili olarak kanunla idareye serbestçe faaliyette bulunabileceği bir hareket alanı tanınması; idarenin bir hukuki durumla ilgili olarak çeĢitli davranıĢ Ģekillerinden birini seçebilme imkânına sahip olmasıdır40. Takdir yetkisi idarenin yine Kanun tarafından yetkilendirilmesi durumudur. Fakat bu yetkinin varlığı halinde idare karar alma imkanı açısından daha geniĢ yetkilere sahip olmaktadır. Takdir yetkisinin idareye sağladığı imkân yerindelik değerlendirmesi yapabilme ve bu değerlendirme doğrultusunda alınabilecek çeĢitli kararlardan birini seçmedir. Ġdare takdir yetkisini hukuk devleti ilkesi çerçevesinde kullanacağı için, takdir yetkisi ile hukuk devleti arasında çeliĢki bulunmamaktadır. Hukuk devleti ilkesi, idarenin takdir yetkisini ortadan kaldırmayı değil, bu yetkinin hukuka uygun olarak kullanılmasını temin etmektedir41. 1976 tarihli Almanya Ġdari Usul Kanununun 40. maddesi takdir yetkisine ayrılmıĢtır. Hüküm Ģöyledir: “Bir makam takdir yetkisi içinde hareket etmekle yetkilendirilmiĢ ise takdir yetkisini, yetkilendirmenin amacı ile uyumlu bir biçimde kullanmak ve hukuki sınırlarını gözetmek zorundadır.” Bu hükme göre idarenin, takdir yetkisini yetkilendirilme amacına uygun olarak kullanma ve bu konuda kanunla getirilen sınırlamalara riayet etme yükümlülüğü bulunmaktadır42. Ġlgili hükmün ıĢığında takdir yetkisinin Ģu özelliklere sahip olması gerekir: - Takdir yetkisi Kanunla verilmiĢ olmalıdır. Kanunilik ilkesinin gereği budur. - Takdir yetkisi Kanuni sınırlar içinde kullanılmalıdır. - Takdir yetkisinin hukuki sınırları ve hukuk alanındaki diğer düzenlemeler gözetilmeli ve bunlarla uyumlu bir biçimde kullanılmalıdır. 40 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.165. Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.168. 42 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.169. 41 78 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu - Takdir yetkisi yetkilendirmenin amacı ile uyumlu biçimde kullanılmalıdır. Takdir yetkisinin en önemli sınırının “yetkilendirme amacı” olduğu söylenebilir. Ancak sınırlar arasında en belirsiz olanı da amaca iliĢkin sınırdır. Çünkü yetkilendirme amacının belirlenmesi baĢlı baĢına önemli bir sorundur. Burada idare, kanun koyucunun amacını belirlemeli; Anayasal ve yasal ilkelere göre bu yetkiyi kullanmalıdır. Sonuç olarak Almanya Ġdari Usul Kanunu idareye takdir yetkisi tanınmasının bir zorunluluk olduğunu kabul etmiĢ ve bunu düzenleme gereği duymuĢtur. Fakat takdir yetkisini düzenlerken idareyi sıkı kayıt ve Ģartlarla bağlamayı da ihmal etmemiĢtir. C. Amerika BirleĢik Devletleri 1. Genel olarak Amerikan hukuk sisteminde, Kıta Avrupa‟sı hukuk sistemlerinden faklı olarak teamül hukuku (Common Law) ve içtihat hukuku (Case Law) yazılı hukuka göre daha fazla ön plandadır. Kamu Hukuku-Özel Hukuk ayrımının belirgin olmadığı A.B.D. hukuk sisteminde, tek hukuk-tek yargı sistemi olarak adlandırılan adli idare sistemi geçerli olmuĢtur43. Özel hukuk görüĢünün hâkim olması ve bu sebeple bireyler ile idare arasındaki uyuĢmazlıkların çözümünde özel hukuk prensip ve usullerinin uygulanması, bu ülkede Ġdare Hukukunun geliĢimini güçleĢtirmiĢ ve geciktirmiĢtir44. Genellikle içtihatların bir araya getirilmesi ile kanunlaĢtırılan idari usul, A.B.D.‟de önemli ölçüde adliye mahkemelerinin içtihatlarından yararlanılarak kodifiye edilmiĢtir. Ancak, A.B.D.‟de her türlü idari uyuĢmazlık adliye mahkemesi niteliğindeki makamlarda görülmemektedir. Devletin sosyal hayattaki etkinliğinin değiĢim göstermesi ile birlikte idare ile bireyler arasındaki iliĢkilerden doğan bazı uyuĢmazlıklar, teamül hukukunu (Common Law) uygulayan genel mahkemeler (adliye mahkemeleri) yerine “agencies”, “boards”, “bureaus”, “commissions”, “corporations”, “divisions”, ve “authorities” adları altında kurulan birtakım idare organlarına devredilmiĢtir. Bu idare organı ya da makamlarından en önemlileri bağımsız kurullar ve meclisler mahiyetindeki bağımsız düzenleyici komisyonlardır (Independent Regulatory Commissions). Türk idare teĢkilatı içinde düzenleme, denetleme, yönlendirme ve 43 44 Metin Günday, a.g.e., s.24. Ġdari usulün A.B.D. Hukuk sistemindeki geliĢimi için bkz. Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.130-151. 79 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu yaptırım uygulama gibi yetkilerle donatılmıĢ; idari organ olduğunda Ģüphe bulunmayıp idari faaliyet yürüten bu kurululara düzenleyici idari kurullar veya bağımsız idari otoriteler gibi isimler verilmektedir45. Bu kurumları diğer idari organlardan ayıran en önemli özellik, faaliyetlerini yerine getirirken klasik idare yetkilerine göre daha geniĢ yetkilere sahip olmalarıdır. A.B.D. uygulamasında, yargının iĢ yükünün azaltılması ve bireylerle idare arasındaki uyuĢmazlıkların hızlı ve usul ekonomisine uygun olarak çözüme kavuĢturulması amacıyla “agencies of adjudication” adını taĢıyan organlar oluĢturulmuĢtur. Bu organların temel özelliği idare ile bireyler arasındaki menfaat uyuĢmazlıklarını yargısal usuller kullanarak uzlaĢtırmaktır46. Burada ABD Anayasasının kabul ettiği “due process of law”47 kuralı, özellikle bir muhakeme kuralı olarak mutlak surette uygulanmaktadır48. Ġdare ile birey arasındaki iliĢkilerin ve bunlardan kaynaklanan uyuĢmazlıkların giderilmesi konusunda uygulamada belirli bir sistem oluĢmuĢtur. Ġdari usulün kanunlaĢtırılması, altyapısı uygulama ile oluĢmuĢ bir sürecin ardından gelmiĢtir. Esas olarak uygulamadaki deneyimlerden yararlanılarak hazırlanan ve 11.6.1946 tarihinde yürürlüğe giren Federal Ġdari Usul Kanununun (Federal Administrative Procedure Act-APA) idari usulleri bir araya getirmekle kalmayıp, etkin ve doğru karar alınmasını sağlayacak adeta Anayasa gibi ilkeler koyduğu ve baĢta takdir yetkisi olmak üzere idareyi yönlendiren rehber ilkeleri içerdiği vurgulanmaktadır49. Ġdare makamları, idari usulün yasalaĢtığı tarihten önce idari usulü tartıĢıp, uygulamaya koymalarından 45 Bağımsız idari kurum veya kurullar hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Lütfi Duran, “Türkiye‟de Bağımsız Ġdari Otoriteler”, AİD, cilt: 30, sayı:1; Metin Günday, “Bağımsız Ġdari Otoriteler”, Rekabet Kurumu Yayınları, Yayın No: 80, s.73-79; Ali Ulusoy, Bağımsız İdari Otoriteler, Turhan Kitabevi, Ankara: 2003; Ali Ülkü Azrak, “Dünyada ve Türkiye‟de Bağımsız Ġdari Otoriteler ve Ġdarenin Yeniden Yapılanması Bağlamında Bunlara ĠliĢkin Bazı Sorunlar”, Rekabet Kurumu Yayınları, s.19-27; Müslüm Akıncı, Bağımsız İdari Otoriteler ve Ombudsman, Ġstanbul: 1999; Mehmet AltundiĢ, “Bağımsız Ġdari Otoritelerin Türk Hukuku‟nda Ortaya Çıkardığı Sorunlar ve Türk Hukuku‟na Etkileri”, Danıştay Dergisi, sayı: 113. 46 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.138. 47 Bu kural, ABD Anayasasında yer alan “hiç kimsenin hukuki usule uygun olmaksızın; yaĢam, hürriyet ve mülkiyetinden mahrum edilemeyeceği” ilkesinin yargılama usulü ve idari muhakeme usulüne yansımasıdır. Ayrıntı bilgi edinmek için bkz. Kerem Altıparmak, “„Due Process Of Law‟ Kavramının Amerikan Hukukundaki Yeri Üzerine Bir Ġnceleme”, AÜHFD, cilt: 45, sayı: 1, s.219-250. 48 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.140. 49 Yücel Oğurlu, “Ġdari Usul Kanunu Neden Acil ve Zorunludur?”, EÜHFD, cilt: IX, sayı: 1-2, yıl: 2005, s.73. 80 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar kaynaklı olarak, APA‟nın kabul edildiği tarihte bu Kanunun koyduğu esasların uygulanabilmesi için zaten zemin hazır durumdaydı50. 1946 tarihli Amerikan Ġdari Usul Kanununa göre, yönetim organlarının kararları açık ve rasyonel olmalı; idarenin hukuk süreci saydam olmalıdır. Amerikan Ġdari Usul Kanununu hazırlayanlar, bu Kanunun amaçlarını Ģöyle ifade etmiĢlerdir: - Ġdareyi örgütlenmesi, usulleri ve kuralları konusunda kamuya bilgi vermekle yükümlendirmek. - ĠĢlem yapma sürecine kamunun katılımını sağlamak. - ĠĢlem yapma ve karar alma konusunda belirli standartlar belirlemek. - Yargı incelemesine iliĢkin kuralları düzenlemek51. Amerikan Ġdari Usul Kanunu (APA) idari usulü, yargılama makamları önünde yapılan muhakeme usulünde olduğu gibi dar ve teferruatlı hükümlerle düzenleme eğiliminde olmamıĢ sadece bireylerin idare makamları önünde savunma hakkı, sözlü ve açık müzakere gibi önemli usul prensiplerini düzenlemekle yetinmiĢtir52. A.B.D. Kanunlarının 5. BaĢlığı içinde çeĢitli bölümlere dağıtılmıĢ parçalardan oluĢan Ġdari Usul Kanunu‟nun 551-559. bölümlerinde genelde idareye iliĢkin usuller; 701-706. bölümlerinde yargısal incelemeye iliĢkin kurallar; 1305., 3105., 3344., 5372. ve 7521. bölümlerinde idare hakimleriyle ilgili birtakım hususlar düzenlenmiĢtir. Bunlardan 552, 552a ve 552b maddeleri Ġdari Usul Kanunu‟nun temelini oluĢturmaktadır53. A.B.D. Kanunlarının 5. BaĢlığı altında 551-559 arasında düzenlenen Ġdari Usul Kanunu Ģu madde baĢlıklarını taĢımaktadır: Tanımlar, idareye iliĢkin bilgi edinilmesi, idari iĢlemler, gerekçeler, kararlar, zabıtlar ve muameleler, kiĢiler hakkında tutulan zabıtlar, açık toplantılar, iĢlem yapma, karar alma, tali meseleler, oturumlar, nezaretçi memurlar, yetkiler ve görevler, ispat yükümlülüğü, delil, hükme esas teĢkil eden zabıtlar, iptidai hükümler, nihailik niteliği, idari denetim, tarafların itaat yükümlülükleri, kararların içerikleri, zabıt, yaptırım ihdas etme, ruhsat baĢvurularının değerlendirilmesi, 50 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.144. ĠĢtar Tarhanlı, “Amerikan Ġdari Usul Kanunu”, İHİD, (Vakur Versan’a Armağan Özel Sayısı), yıl 6 (1985), sayı: 1-3, s.225-264. 52 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.144. 53 ĠĢtar Tarhanlı, a.g.m., s.226. 51 81 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar ruhsatların geçici olarak geri alınması, iptal edilmesi ve sona ermesi, diğer kanunlar üzerindeki etki, sonradan yapılan düzenlemelerin etkisi54. A.B.D. hukuk sisteminde idari usulü tamamlayan ve birlikte Ġdari Usul Kanununu meydana getiren bazı Kanunlar bulunmaktadır. Bu Kanunları Ģöyle sıralamak mümkündür: - 552. maddeyi yeniden düzenleyen 1966 tarihli Bilgi Edinme Özgürlüğü Hakkında Kanun (Freedom of Information Act-FOIA), - Özel Hayatın Gizliliği Hakkında Kanun (Privacy Act), - 552b maddesini oluĢturan 1976 tarihli GünıĢığında Yönetim Kanunu (Government in the Sunshine Act). Amerikan Ġdari Usul Kanunu 551. maddesinde öncelikle idari usule iliĢkin temel kavramların tanımını yapmıĢtır. Kanunda idare, kiĢi, taraf, iĢlem, karar, ruhsat, yaptırım ve idari faaliyet gibi kavramların tanımlarına yer verilmiĢtir. Kanunun 551. maddesinde en baĢta idare kavramının tanımı verilmiĢtir. Ġlgili hükme göre; “Bir diğer idarenin bünyesinde yer alsın veya almasın yahut denetimine tabi olsun veya olmasın, A.B.D. yetkili makamlarının her biridir.” Burada verilen idare tanımı aslında idari usulün kapsamı açısından çok önemlidir. Buna göre idari usul teĢkilat olarak tüm A.B.D. makamlarını kapsar. Ġdare kavramının istisnaları doğal olarak kongre ve mahkemelerdir. Ġdari usulün muhatabı niteliğindekileri ifade eden “kiĢi” kavramına gerçek kiĢiler, ortaklıklar, dernekler, kamusal veya özel örgütler girmektedir. KiĢi kavramına çok yakın olan “taraf” ise idari usul sürecinde idarenin karĢısında yer alan muhatap olarak ifade edilmiĢtir. Kanun iĢlem kavramını, genel veya birel nitelik taĢıyan; geleceğe etkili; kuralları veya bunların siyasalarını belirleyici, açıklayıcı veya emredici Ģekilde tespit eden yahut bir idarenin örgütünü, muamelelerini veya uygulama koĢullarını tanımlayan ve oranların, ücretlerin gelecekteki durumları, bunlardaki değiĢimleri düzenlemek için 54 ĠĢtar Tarhanlı, a.g.m., s.227. 82 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar oluĢturulacak müteahhit veya mali birimleri yahut mevcutlarda gidilecek yeniden örgütlenmeler, bu birimlere iliĢkin fiyatlar, olanaklar, araçlar, hizmetler, indirimler ve bunların tümüne iliĢkin uygulamalar hakkında onay veya kaideler içeren bir idari düzenlemenin bütünü veya bir kısmı olarak ifade etmiĢtir. Kanun iĢlemin tanımını yaparken genel veya bireysel olması arasında bir ayrıma gitmemiĢtir. Bu Ģekilde ifade edilen iĢlemin, formüle edilmesi, değiĢtirilmesi veya kaldırılması Ģeklindeki idari tasarrufa “iĢlem yapma” denilmiĢtir55. Kanun iĢlem kavramı ile karar kavramını farklı biçimde tanımlamıĢtır. Kanuna göre karar, bir idarenin gerek olumlu gerek olumsuz; gerek bağlayıcı gerek tespit edici nitelikte olsun, iĢlem yapma dıĢındaki ancak ruhsatlandırmayı da içeren bir nihai tasarrufunun bütünü veya bir kısmıdır. Bu tanım dikkatlice incelendiğinde iĢlem kavramının konusuyla; karar kavramının ise niteliği ile tanımlandığını görülmektedir. Kararın formüle edilmesi Ģeklindeki idari tasarrufa “karar alma” denilmiĢtir. ĠĢlem yapma, karar alma, ruhsat veya yaptırım Ģeklindeki olumlu veya olumsuz tasarruflara bir bütün olarak “idari faaliyet” denilmiĢtir. Amerikan Ġdari Usul Kanunu bilgi edinme, arĢiv ve kayıtlara eriĢim, idari iĢlemlerin gerekçeli olması ve dinlenilme hakkı gibi temel idari usul ilke ve kurallarını düzenlemiĢtir. Bunun dıĢında toplantıların açıklığı ile kamu yönetiminde gizliliği ortadan kaldırmayı hedeflediği de anlaĢılmaktadır. Ġdari usulün idari iĢlem süreçlerine iliĢkin birtakım Ģekil/usul kuralları ile idarenin iĢleyiĢinde katılımcı mekanizmalara yer veren ve idarenin demokratikleĢtirilmesi amacını taĢıyan ilkeleri ifade ettiğine yukarıda değinilmiĢtir. Amerikan Ġdari Usul Kanunun idari usulün esas olarak demokrasi ilkesini hayata geçirmeye iliĢkin kurallara yer verdiğini söylemek mümkündür. Amerikan Ġdari Usul Kanununun 552. maddesinde bilgi edinme özgürlüğü düzenlenmiĢtir. Kanun bu hakkı A.B.D. vatandaĢlarına ve bu ülkede yasal ikametgâhı bulunan kiĢilere tanınmıĢtır. Bilgi edinme hakkı kapsamındaki bilgi ve belgeler yönetimin iç uygulamaları ile ilgili bilgilerin tanıtılması ve arĢivlerde bulunan dokümanlara serbestçe ulaĢılması olarak ifade edilmiĢtir56. Yönetimin iç uygulamalarına 55 56 ĠĢtar Tarhanlı, a.g.m., s.229. Bilgin Özbey, a.g.e., s.190. 83 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar iliĢkin bilgi ve belgeler için her federal idari organ (agency), teĢkilat yapısına, yönetim alanına ve yetkili otoritelere iliĢkin bilgileri; biçimsel ve Ģekli olmayan prosedürleri ve kanunun belirlediği faaliyet kurallarını ve politikasının temel hatlarını; alanlarına iliĢkin yayımlanmamıĢ sirkülerleri ve personeline yönelik talimatnameleri; eski kuralların kaldırılması, gözden geçirilmesi, iyileĢtirilmesi gibi bütün değiĢiklikleri ve bir dilekçe vermek, bir kararı elde etmek için izlenecek yollar ve bunların yapılacağı yerleri Resmi Gazete'de (Federal Register) periyodik olarak yayınlayarak tanıtmak zorundadır57. YayımlanmamıĢ ve arĢivde sınıflandırılmıĢ idari dokümanlara ulaĢması, bunların incelemesi ve bunlar hakkında bilgilenilmesi serbesttir. Kanunun 552. maddesi bireylerin bilgi edinme hakkını kullanabilmeleri amacıyla idareye birtakım yükümlülükler getirmiĢtir. Buna göre her idare aĢağıda belirtilen hususlara yer verir: - Merkez teĢkilatı ve taĢra teĢkilatının tarifleri ve kamunun bilgi edinmek, istemler sunmak veya hükümleri almak için baĢvuracağı memurların kimler olduğu, bunların iĢyerleri ve baĢvurulara iliĢkin usuller. Benzer nitelikte bir düzenleme 31.7.2009 tarihli ve 27305 sayılı Resmi Gazete‟de yayımlanan Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara ĠliĢkin Yönetmeliğin 6. maddesinde yer almaktadır. - Birime iliĢkin genel bilgiler ve mevcut tüm resmi ve gayrı resmi muamelelere iliĢkin esasları da içerecek Ģekilde birimin iĢlevinin saptanması ve faaliyetlerinin yürütülmesine iliĢkin usuller. - Usule iliĢkin koĢullar, gerekli formlar ve bunların edinilebileceği yerlere iliĢkin tarifler ve tüm evraklara, raporlara ve incelemelere dair açıklamalar. Belge ve formlar konusunda burada ifade edilen hususları ihtiva eden bir hüküm 31.7.2009 tarihli ve 27305 sayılı Resmi Gazete‟de yayımlanan Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara ĠliĢkin Yönetmeliğin 8. maddesinde yer almaktadır. 57 Gürsel Özkan, a.g.e., s.305. 84 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - Ġdarece yürürlüğe sokulan hukuka uygun olarak düzenlenmiĢ, genel uygulanıcılık niteliği taĢıyan asli kurallar ve iĢlem yapma siyasası veya iĢlemlere iliĢkin yorumlar. - Yazılı kurallara uygun olarak, muhalefet Ģerhleri ve kararlar, idare tarafından benimsenmekle beraber Resmi Gazete‟de yayımlanmamıĢ siyasaya ve yorumlara iliĢkin düzenlemeler, kiĢiler üzerinde de hukuki etkiler yaratan idari iç düzen iĢlemleri, herhangi kiĢiye verilen Ģekil ve biçime ne olursa olsun bütün kayıtlar, düzenli olarak yayımlanmamaları ve nüshaları satıĢa sunulmuĢ olmamaları halinde, kamunun incelemesine sunulma ve nüshalarının edinilmesine olanak sağlama58. - Tüm birimleri için geçerli olacak standart ücretleri belirleyen düzenlemelerde bulunur ve kamuoyuna duyurur. Makul miktar dâhilinde olması gereken bu ücretler, belgelerin aranmasına ve nüshalarının temin edilmesine iliĢkin yapılan doğrudan masraflarla sınırlıdır. Bu konuya iliĢkin benzer bir hüküm 31.7.2009 tarihli ve 27305 sayılı Resmi Gazete‟de yayımlanan Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara ĠliĢkin Yönetmeliğin 10. maddesinde yer almaktadır. Genel ilke, kamuoyunu ilgilendiren idari faaliyetlerin sonuçlarının serbestçe öğrenilebilmesidir59. Ġdarenin arĢiv ve belgeleri paylaĢması kural olsa da, gerek kamu yararını gerekse özel çıkarı korumak amacıyla 552. maddenin (b) fıkrasında, ilgililerin doküman talebinin reddedilmesine imkân veren bazı istisnalara yer verilmiĢtir. Bilgi edinme hakkına iliĢkin getirilen istisnalar Ģunlardır: - Ulusal savunma veya dıĢ siyasaya iliĢkin menfaatlerin korunması amacıyla, yürütmenin bir düzenleyici iĢlemiyle belirlenmiĢ ölçütlere uygun olarak gizli tutulması özellikle belirlenmiĢ ve fiilen yürütme iĢlemi kapsamına giren meseleler. - Ġdarenin salt içdüzen iĢlemleri. - Ticari sırlar veya gizli tutulması koĢuluyla bir kimseden öğrenilmiĢ ticari veya mali bilgiler. 58 59 ĠĢtar Tarhanlı, a.g.m., s.230. Gürsel Özkan, a.g.e., s.305. 85 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - Ġdarenin davalı olduğu diğer bir idare harici, kanunen kimsenin bilgisine sunulmayacak, idare içi veya idareler arası muhtıralar veya mektuplar. - Açıklanması halinde, özel hayatın gizliliği alenen ihlal edilmiĢ olacak Ģahsi veya tıbbi bilgiler. - SoruĢturma zabıtlarıyla ilgili olarak icra muamelelerinin engellenmesi, bir duruĢmanın adil, karar almanın tarafsız olması gerekliliği ilkesini ihlal ettiğinden ilgilinin bu haklardan mahrum edilmesi, kiĢinin özel hayatının gizliliğinin ihlal edilmesi, kaynağın gizli kalması gerekirken kimliğinin anlaĢılması ve cezai soruĢturma veya hukuka uygun olarak sürdürülmekte olan, milli istihbarata iliĢkin güvenlik soruĢturması sırasında gizli kaynaklardan edinilen gizli bilgilerin ortaya çıkması, soruĢturma tekniklerinin ve usullerinin öğrenilmesi, hukuku icra etmekte olan personelin yaĢamı veya vücut bütünlüğünün tehlikeye girmesi. - Mali kuruluĢların faaliyetlerinin düzenlenmesi veya denetlenmesiyle görevli bir idare tarafından veya onun adına veya onun kullanımı için hazırlanmıĢ denetleme raporları, iĢletme faaliyet raporları ve sair raporlar. - Haritalar da dâhil olmak üzere, petrol kuyularına iliĢkin jeolojik ve jeofizik bilgileri ve diğer veriler. Kanunun 552a maddesinde kiĢisel verilerin korunması amacını taĢıyan bazı hükümler bulunmaktadır. Kanun kiĢisel veriyi, bir idarece, bir kiĢi hakkında eğitimini, mali faaliyetlerini, tıbbi geçmiĢini ve cezai ya da mesleki geçmiĢini içerecek ve fakat bunlarla sınırlı kalmayacak Ģekilde tutulan ve adı ya da kimlik numarasını, sembolünü veya kimliğini ortaya koyacak parmak izi ses kaydı fotoğraf ve sair bilgileri içeren kayıtlar olarak ifade etmiĢtir. KiĢisel veriyi bu Ģekilde ifade eden Kanun, bu verilerle ilgili olarak, “hiçbir idare, kiĢisel verilerin alakalı olduğu kiĢinin yazılı bir müracaatı olmadıkça veya önceden yazılı muvafakati bulunmadıkça, veritabanı içinde yer alan hiçbir muhaberatı açıklayamaz” Ģeklinde bir koruma getirmiĢtir60. 60 ĠĢtar Tarhanlı, a.g.m., s.237. 86 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar 2. Dinlenilme hakkı Ġdari usulde özel yasal düzenleme ile “sözlülük” esasının uygulandığı, araĢtırma, soruĢturma safhalarında açıklık esasının geçerli olması; ilgililerin, tanık ve bilirkiĢilerin kamuya açık toplantılarda dinlenmesi, idari usulün yöneldiği amacın gereğidir. A.B.D.‟de idarenin açıklığı, bireylerin kamusal faaliyetlere katılımı ve dinlenilme hakkını esas olarak düzenleyen toplantıların açıklığı ilkesinin hayata geçmiĢ olmasıyla ileri bir düzeyde sağlanmıĢtır. Ġdari Usul Kanunun 552b maddesinde toplantıların açıklığı düzenlenmiĢtir. Bu hükme göre, iki veya daha fazla kiĢi ile yönetilen tüm idareler hükmün kapsamındadır. Kanuna göre toplantı, sonucunda resmi idare faaliyetinin müĢtereken yürütülmesi veya tertip edilmesinin kararına varılan, en azından idarenin gerçek kiĢi niteliği taĢıyan üyelerinin katılması öngörülen müzakereleridir. 552b hükmüne göre, kural olarak bütün toplantıların tüm evreleri kamuya açık olarak yapılır. Doktrinde ÖZAY, idarenin karar almak üzere yaptığı toplantılara isteyen herkesin “ilgili/yetkili” olarak katılabilmesini yönetimde demokrasinin bir unsuru olarak görmektedir. Yazar, A.B.D. Ġdari Usul Kanununu üstün kılan hususun yönetimde demokrasiyi gerçekleĢtirmesi olduğunu ifade etmektedir. Yazar, demokratik bir idareyi “günıĢığında yönetim” olarak ifade etmektedir. GünıĢığında yönetim ise, idarenin karar alma sürecinin gözlem ve katılıma açık olduğu, kamu yönetiminin elindeki bütün bilgi ve belgelere ulaĢma olanağının bulunduğu ve en önemlisi ilgililer ya da kendisini ilgili olarak görenlerin karar alma sürecine yetki ile donatılmıĢ bir biçimde katılmaları bir yana, bu mekanizmanın ilk adımından son aĢamasına kadar izleyeceği yol ve yöntemin önceden yasalarla belirlenmiĢ bulunduğu düzeni ifade etmektedir61. Toplantıların açıklığı kural olsa da, bazı durumların varlığı halinde idare, usulüne uygun karar almak suretiyle toplantının tamamının veya bir kısmının kapalı olarak yapılmasına ya da bazı bilgilerin gizli tutulmasına karar verebilir. Bu konularda karar alınabilmesi için üye tamsayısının salt çoğunluğunun kapalı oturumdan yana oy kullanması gerekir. Toplantıların tamamının değil de bir veya birden fazla kısmının 61 Ġl Han Özay, a.g.e., s.5-6. Amerikan Ġdari Usul Kanunun üstünlüğü Ģöyle ifade edilmiĢtir: “sadece önceden belli edilmiĢ usul ile bilgi ve belgelere ulaĢabilme olanağı değil, asıl meclis, encümen, kurul ve benzerleri gibi toplu karar organlarının görüĢmelerini izleyebilme, orada görüĢ açıklayabilme imkanı yönetimi kapalı kapılar ardından günıĢığına çıkarmaktadır.” 87 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar kapalı yapılması isteniyorsa, kapalı yapılması istenen her bir toplantı ya da gizli tutulması istenen her bir bilgi için ayrı oylama yapılması gerekir. Aynı konuya iliĢkin olarak yapılması planlanan ve bir veya birden fazla kısmının kamuya kapalı yapılması önerilen toplantı serileri için, ilkinden itibaren 30 gün içinde tamamlanmak kaydıyla tek bir oylama yapılabilir. Bu tür oylamaya katılan her bir üyenin oyu ayrı ayrı değerlendirilir ve oylamada vekil kullanılamaz. Bir toplantının belirli bir kısmının kamuya kapalı yapılması hainde menfaatleri doğrudan etkilenecek bir ilgilinin baĢvurusu üzerine idare, üyelerden herhangi birinin önerisiyle toplantının kapalı yapılıp yapılamayacağına konusunda oylamaya gider. Toplantıların kapalı yapılması konusunda yapılan oylamaları izleyen gün içinde idare, kamuya her bir üyenin oyunu açıklayıcı yazılı beyanatta bulunur. Toplantının bir kısmının kapalı yapılması kararına varıldığı takdirde idare, oylamayı izleyen gün içinde bu kararın gerekçesini ve toplantıya katılması beklenen kiĢilerin listesini eksiksiz olarak yayımlar. Ġster kamuya açık ister kapalı olsun her toplantının yeri, zamanı ve konusu toplantıdan en az bir hafta önce, idarece toplantı hakkında bilgi alımı için yapılacak baĢvuruları yanıtlamakla görevli kiĢilerin adı ve telefon numarası ile birlikte kamuya duyurulur. Bu Ģekilde kamuya duyurulan toplantının zamanı ve yeri ancak idare tarafından en kısa süre içinde bu hususta bir duyuru yapılabilecekse değiĢtirilebilir. Bazı toplantıların tamamının veya bir kısmının kapalı yapılması konusunda idareye imkân tanıyan Ġdari Usul Kanunu, bu imkanın amacına uygun kullanılması için bazı kayıt ve Ģartlar getirmiĢtir. Buna göre, kapalı sürdürülen her bir toplantı için idarenin üst yöneticisi, toplantının bu Ģekilde yapılmasına iliĢkin görüĢlerini gerekçeli olarak açıklar. Bu açıklamanın bir nüshası, toplantıya nezaret eden görevlinin toplantının zamanım, yerini ve katılan kimseleri belirten bir açıklaması ile birlikte idare tarafından muhafaza edilir. Ġdare kamuya tümüyle veya kısmen kapalı yapılan her toplantıdaki kayıtları, yazı ile ya da elektronik ortamda eksiksiz olarak tutar. Ġdare, vakit geçirmeden kamunun rahatça ulaĢabileceği bir yerde, zabıtları, elektronik kayıtları veya notları ilgiye sunar. Bu zabıt veya notların veya kayıtların çözülmesiyle hazırlanan zabıtların, konuĢmacıların kimliğini ortaya koyan nüshaları, çoğaltma veya yazma masraflarını içeren bir bedel karĢılığında isteyen her kiĢiye temin edilecektir. Ġdare, tamamıyla veya kısmen kamuya kapalı yapılan her bir toplantıya iliĢkin zabıtların ve 88 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar notların eksiksiz birer nüshasını veya eksiksiz bir elektronik kaydını, hangisinin daha sonra olmasına bakarak, ya toplantı tarihinden itibaren iki yıl, ya da toplantıların yapılmasına neden olan idari muamelenin tamamlanmasından itibaren en az bir yıl süreyle muhafaza eder. Kamu yararının farklı bir uygulama gerektirmesi durumları hariç olmak üzere, idare, usulüne uygun olarak, bir toplantının belli bir kısmı veya kısımlarına iliĢkin açıklamanın kapalı ya da gizli olmasına karar verebilir62. Ġdare aĢağıda ifade edilen konularda kapalılık kararı verebilir: - Yürütmenin genel düzenleyici bir iĢlemi ile özel olarak saptanmıĢ ölçütlere uygun olarak ulusal savunma veya dıĢ politikaya iliĢkin menfaatler uyarınca gizli tutulması gerektiği bizzat belirtilen ve fiilen bir yürütme iĢlemi kapsamına giren meseleler. - Ġdarenin salt içdüzen iĢlemlerini ilgilendiren konular. - Açıklanması idarenin takdir yetkisinin kullanılması sonucu bir düzenleyici iĢlemle istisna tutulan konular. - Ticari sırları veya gizli tutulması kaydıyla bir kimseden öğrenilmiĢ ticari veya mali bilgileri açıklayan konular. - Bir kimseyi suç iĢlediği konusunda itham eden veya resmen kınayan hususlar. - KiĢiler hakkında özel hayatın gizliliğini açıkça ihlal edecek bir bilginin açıklanması. - Mali kuruluĢların faaliyetlerinin düzenlenmesi veya denetlenmesi ile görevli bir idare tarafından veya onun adına veya onun kullanımı için hazırlanmıĢ denetleme raporlarının iĢletme faaliyet raporlarının ve sair raporların açıklanması. Ġdarenin kapalılık veya gizlilik konusunda alacağı kararlar A.B.D. Bölge Mahkemelerinin yargısal denetimine tabidir. Mahkeme 552b maddesinin ilgili 62 ĠĢtar Tarhanlı, a.g.m., s.247. 89 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu hükümlerinin yerine getirilmesi konusunda açıklayıcı veya buyruk niteliğinde veya uygun nitelikte her türlü yargı kararı vermeye yetkilidir. Bu tür davalar herhangi bir kiĢi tarafından idare aleyhine, 552b maddesinin ilgili hükmünün ihlal edildiği toplantının yapıldığı tarihten itibaren 60 gün içinde açılır. Kanun hükmünün ihlal edildiği toplantının idare tarafından usulüne uygun olarak duyurulmamıĢ olması halinde dava, ilan tarihinden itibaren 60 gün içinde herhangi bir tarihte açılabilir. Bu tür davalarda hüküm vermek için mahkeme kamuya kapalı yapılmıĢ toplantılara ait zabıtları, elektronik kayıtları veya notları gizli oturum yaparak inceleyebilir ve gerekli görür ise daha fazla delil talebinde bulunabilir63. 1972‟de kabul edilen “Federal Advisory Committee Act” yürütme organı ile sınaî firmalar arasındaki bütün Ģeklî toplantılar hakkında halka bilgi verilmesini düzenlemektedir. Bilindiği gibi, A.B.D.‟de yönetim, ilgili kiĢilerle, özellikle Ģirket temsilcileriyle görüĢmeden, önemli düzenlemeler yapmamaktadır. Bu Kanun çerçevesinde yürütme organının düzenlediği toplantıların içeriği topluma net bir Ģekilde aktarılmakta, toplantıların yeri ve zamanı önceden bildirilmekte ve halka açık olarak yapılmaktadır. Toplantı tutanağı ve kararları yayımlanmakta ve isteyenin bunlara ulaĢması sağlanmaktadır64. 3. Ġdari iĢlemin Ģekli ve gerekçe yükümlülüğü Amerikan Ġdari Usul Kanununun 553. maddesinde idari iĢlemin yapım usulü olarak Ģekle bağlı olmayan idari usul öngörülmüĢtür. Buna göre, eğer özel bir yasal düzenleme ile herhangi bir idari faaliyet için belli bir Ģekil kuralı getirilmemiĢ ise idare, faaliyeti belirli bir Ģekle bağlı kalmadan yürütecektir. Bu usule, idari makamın doğrudan bir kanun hükmünün uygulaması niteliğinde olmayan; idari makamların bağımsız olarak iĢlem yapacakları zaman baĢvurmaları gerekmektedir65. Kanunun 553. maddesine göre idare, genel düzenleme yetkisine sahip ise ve bu düzenleme kiĢilerin hukuki durumunu etkileyecek ise Ģekle bağlı olmayan idari usulü izleyecektir. 63 ĠĢtar Tarhanlı, a.g.m., s.251. Bilgin Özbey, a.g.e., s.192. 65 Gürsel Özkan, a.g.e., s.262. 64 90 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar ġekle bağlı olmayan usul basit ve esnek olup üç aĢamadan oluĢmaktadır66: - Hakkında iĢlem yapılacak kiĢiler belirlenip, planlanan iĢlem yapma faaliyeti Resmi Gazete‟de (Federal Register) ilan edilir. Ġlanda iĢlemle ilgili kavramlar, iĢlemin esası, sorunlar ve iĢlemin amacı bulunur. Böylelikle kamunun katılımı için gerekli referanslar verilmiĢ olur. - ĠĢlem yapımı ile ilgili ilanın yayınlanmasından sonra, idari makam ilgili kiĢilere istatistikler, görüĢler ve tartıĢmaları içeren yazılı yorumlardan oluĢan bir belge ile katılma Ģansı tanımak zorundadır. Bu aĢamada idari makamdan sözlü usul düzenlemesi talep edilmemektedir. Ġlgili kiĢilerin tanıklık etmesine izin vermek veya sözlü tartıĢma ortamı hazırlamak idarenin takdirine kalmıĢtır. - Ġdari makam, son olarak katılım aĢamasından sonra kısa ve özlü genel açıklama Ģeklinde nihai kuralı yayınlamalıdır. Amerikan Ġdari Usul Kanunu‟nda Ģekli idari usulün özelliğini taĢıyan hükümler de bulunmaktadır. ġekli idari usulün özelliği olayın soruĢturulması, ilgililerin dinlenilmesi, bilirkiĢilerin katılımı gibi hususları, idarenin takdir yetkisini ortadan kaldıracak Ģekilde düzenlemiĢ olmasıdır. Kanunun Ģekle bağlı olmayan usulü düzenleyen 553. maddesinde, Ģekle bağlı idari usulü düzenleyen hükme de yer verilmiĢtir. Konuyu düzenleyen hükme göre Ģekle bağlı idari usulün özelliği, katılanlara yargı organı önündeki dinlenilme usulüne benzer dinlenilme hakkı (hearing) imkânı vermesidir. Ġdari usulün yürütülmesinde kanuni çerçeve içinde takdir yetkisine sahip olan idare, Ģekli idari usulde sadece sürecin yürütülmesi açısından takdir yetkisine sahiptir67. A.B.D. hukukunda düzenleyici iĢlemler ve bireysel idari iĢlemlerde gerekçe ilkesi kabul edilmiĢtir. Düzenleyici iĢlemlerde, dayanak ve amaca iliĢkin olarak kısa bir açıklama eklenmesi gerekmektedir. Bireysel idari iĢlemlerde ise, herhangi bir Ģarta bağlı olmaksızın gerekçe gösterilmesi kabul edilmektedir. Mevzuat, yöntem dosyasında bulunan bütün kararların gerekçeli olmasını, yöntemde ilgililer tarafından yapılan 66 67 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.125. Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.126. 91 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar isteklerin kısmen veya tamamen reddedilmesi durumunda, ret kararlarının kısa bir gerekçe taĢımasını ve düzenleyici iĢlemlerde gerekçe bulunmasını öngörmektedir68. A.B.D. hukukunda idari iĢlemin gerekçesinin yazılı olarak bildirilmesi, önemli bir ilke olarak kabul edilmekte ve ancak gerekçe sayesinde, idarenin keyfi hareket etmesinin önlenebileceği görüĢü hâkim bulunmaktadır69. Gerekçe ile ilgili olarak Kanunda kiĢisel hakların korunabilmesi amacıyla idarenin, bir oyu, siyasayı, yorumu, iç düzen iĢlemini veya talimatı kamunun bilgisine sunarken veya yayımlarken, bunlarda geçen ve tanınmaya neden olabilecek Ģahsi verileri silebileceği fakat her bu durumda silmenin gerekçesinin eksiksiz Ģekilde ve yazılı olarak açıklanacağı ifade edilmiĢtir. D. Ġspanya 1. Genel olarak Genel idari usul alanında en eski kanunlaĢtırma hareketine Ġspanya‟da rastlanır70. Ġspanya Ġdari Usul Kanunu 18 Ekim 1889‟da yürürlüğe girmiĢtir. Bu Kanunun amacı, idari usul alanındaki dağınık hükümleri kodifiye ederek bir araya getirmek, bu konuda açıklık ve kesinlik sağlayarak, bireyleri, idare makamlarının hukuka aykırı iĢlem ve eylemlerine karĢı korumaktı71. Her bakana kendi bakanlık teĢkilatı ve bu teĢkilatın faaliyet alanları hakkında uygulanmak üzere idari usule iliĢkin özel yönetmelikler yapma yetkisi veren Kanun, bu amacı gerçekleĢtirememiĢtir72. Ġdari usul düzenlemelerini bir araya getirmek üzere yeni bir kanunlaĢtırma süreci söz konusu olmuĢ ve bu sürecin sonunda 1958 yılında yeni bir Ġdari Usul Kanunu yürürlüğe konulmuĢtur. 1958 yılında yürürlüğe giren Ġspanya Ġdari Usul Kanunu idari usul hükümlerini bir araya getirdiği gibi, Bakanlıklar tarafından yürürlüğe konulmuĢ olan idari usule iliĢkin yönetmelikleri yürürlükten kaldırmıĢ ve Ġdari Usul Kanununun yürürlüğüne iliĢkin hükümlerin daha nitelikli bir düzenleyici iĢlemle konulabileceğini 68 Bilgin Özbey, a.g.e., s.196. Gürsel Özkan, a.g.e., s.228: 70 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.123-130; Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, a.g.m., s.35-54; Gürsel Özkan, a.g.e., s.280-287; Bilgin Özbey, a.g.e., s.182-185. 71 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.123. 72 Gürsel Özkan, a.g.e., s.280. 69 92 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar hükme bağlamıĢtır73. 1958 yılında yürürlüğe giren Ġdari Usul Kanunu özellikle Latin Amerika ülkeleri üzerinde etkili olmuĢ ve bu ülkelerde idari usule iliĢkin düzenlemeler yapılmasına kaynaklık etmiĢtir74. Ġlerleyen süreçte 1958 tarihli Kanun ekonomik, toplumsal ve teknolojik geliĢmelerin gerisinde kalmaya baĢlamıĢtır. Ayrıca 1978 yılında yürürlüğe giren yeni Ġspanyol Anayasası da yeni bir idari usul kanunu hazırlanması konusunda etkili olmuĢtur. Bunların sonucu olarak 26 Kasım 1992 tarihli “Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun-Régimen jurídico de las Administraciones Públicas y del Procedimiento Administrativo Común” en yeni idari usul kanunlarından biri olarak yürürlüğe girmiĢtir75. 1992 tarihli Kanun sadece idari usul hükümleri içermemekte, kamu idarelerinin hukuki rejimine iliĢkin hükümlere de yer vermektedir. 1992 tarihli Kanun, Ġspanyol hukukunun tarihsel birikimini yansıttığı gibi; idari usul kurallarının insan hakları ile ilgili, idarenin sahip olduğu bütün imkânların da “kamu hizmetinden yararlanan” konumundaki vatandaĢlar için olduğu düĢüncesini benimsemiĢtir76. Kanunda üçüncü kuĢak insan hakları olarak ifade edilen bilgi edinme ve katılma hakkı gibi birtakım haklara yer verilmiĢtir. Kanun, gerekçelerin açıklanmasına iliĢkin 15 bentlik giriĢ metni, 10 baĢlık, 146 madde, 17 ek hüküm, 2 geçici hüküm ve bir son hükümden oluĢmaktadır77. Kanunun genel gerekçesinin 5. bendinde “idari iĢlemlerin ĢeffaflaĢması ve kamu hizmetinin kalitesinin yükselmesi için bilimsel alanda görülen yeni akımlara yer verildiği” hususu belirtilmektedir. Kanunun getirdiği yenilikler 9. bentte Ģöyle ifade edilmiĢtir: “Ġdarenin geleneksel belirsizliklerinin yıkılarak, kiĢilere kendileriyle ilgili muameleleri yürüten memur ve yetkililerin kimliklerini öğrenme hakkının verilmesi, mahkemeyle ilgili yazıĢmalar yapılmadan önce usulün herhangi bir safhasında dosyaya belge ya da iddia ekleyebilme hakkı, idarenin elinde olması gereken belgeleri tekrar vermekten kaçınma hakkı ve son olarak bireylerin yapmak istedikleri davranıĢların, 73 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.124. Gürsel Özkan, a.g.e., s.280. 75 Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, s.40. 76 Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, s.40. 77 Kanunun tam metni için bkz. <http://noticias.juridicas.com/base_datos/Admin/l30-1992.html> (08.12.2009) 74 93 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar yürürlükteki hükümlere göre, doğabilecek olası teknik ve hukuki sonuçları öğrenme hakları.”78 1992 tarihli Kanunun 3. maddesinde esas olanın idarenin vatandaĢa hizmet etmesi79 olduğunu içeren genel prensipler Ģöyle ifade edilmiĢtir: “Genel prensipler 1. Kamu idareleri genel menfaatler doğrultusunda, tarafsız olarak hizmet verirler ve hukuka, kanuna ve anayasaya tâbi olarak, yetkinlik, hiyerarĢi, merkezi yetkinin dağıtılması, belli noktalarda yoğunlaĢmanın önlenmesi ve koordinasyon ilkelerine uygun olarak hareket ederler. 2. Kamu idareleri iliĢkilerinde, iĢbirliği ilkesine bağlı olarak, davranıĢlarında ise etkinlikle ve vatandaĢlara hizmet etme ilkeleriyle hareket ederler.” 1992 tarihli Kanun “zımni ret” kurumunu terk ederek, idarenin sessiz kalmasına olumsuz bir sonuç bağlanması anlayıĢını sona erdirmiĢtir. Ġdareyi mutlaka bir iĢlem yapmaya zorlayan Kanun, bazı durumlarda idarenin sessiz kalmasına olumlu sonuçlar bağlamıĢtır80. 1992 tarihli Kanun teknoloji ve biliĢim alanındaki geliĢmeleri dikkate alarak, idarenin faaliyetlerine iliĢkin süreçlerde, elektronik imkânların kullanılmasına iliĢkin hükümlere yer vermiĢtir. Elektronik imkânların kullanımı Kanunun 45. maddesinde Ģöyle düzenlenmiĢtir81: “Teknik imkânların kullanımı 1. Kamu idareleri kendileriyle ilgili olan konularda teknik ve elektronik imkânların kullanılmasını, bilgisayarlardan yararlanılmasını sağlamak ve geliĢtirmekle yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün çerçevesi ve adı geçen araçların kullanılmalarına getirilen kısıtlamalar anayasa ve yasalarla çizilmiĢtir. 2. Teknik imkânlar uygun olduğunda vatandaĢlar kamu idareleriyle olan iliĢkilerinde, her bir usulün gerekleri ve teminatları ile ilgili haklarını korumak için teknik, elektronik ve bilgisayar imkânları aracılığıyla ilgili kurumlarla temas kurabileceklerdir. 3. Bilgisayar ortamında yürütülen ve sona erdirilen usullerin bulunması ve kayıt altında tutulması yükümlülüğü iĢlemi yürüten kurumun sorumluluğundadır. 78 Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, a.g.m., s.41. 79 Gürsel Özkan, a.g.e., s.282. 80 Gürsel Özkan, a.g.e., s.281. Bu husus, Kanunun karara bağlama zorunluluğu kenar baĢlıklı 42. maddesinde, “Ġdare ilgililerin ortaya koydukları tüm dilekçeleri acil olarak sonuçlandırmakla yükümlüdür” biçiminde düzenlenmiĢtir. 81 Benzer nitelikte bir düzenleme Bakanlar Kurulu tarafından kararlaĢtırılan 31.7.2009 tarihli ve 27305 sayılı Resmi Gazete‟de yayımlanan Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara ĠliĢkin Yönetmeliğin 4. maddesinde yer almaktadır. Bu hükümde kurumların kamu hizmetlerinin elektronik olarak sunulabilmesi için gereken tedbirleri alacağı ifade edilmiĢtir. 94 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar 4. Kamu idarelerinin iĢlemlerinde kullanacakları elektronik ya da bilgisayar programları ve sistemleri önceden ilgili kurum tarafından onaylanmıĢ ve özellikleri kamuoyuna ilan edilmiĢ olmak zorundadır. 5. Kamu idareleri tarafından elektronik ya da bilgisayar imkânları aracılığıyla yayımlanan ya da böylesi imkânlar aracılığıyla esasları saklanırken, kopyaları kullanılan belgeler, sağlıklı ve gerçek olarak yayımı garanti altında olduğu sürece ve ilgilinin tebellüğ koĢuluyla geçerlidir. Ayrıca bu kanun ya da baĢka kanunların öngördüğü tüm koĢulların ve garantilerin de yerine getirilmeleri mecburidir.” Ġdari usulün en önemli kavramlarından biri olan “ilgili” kavramına, Kanunda yer verilmiĢtir. Kanun ilgiliyi, “yönetilen” ya da “idare edilen” yerine; yeni kamu yönetimi anlayıĢına uygun olarak, “kamu hizmetinden yararlanan” olarak kabul etmiĢtir. Ġlgili kavramı Kanunun 31. maddesinde Ģöyle ifade edilmiĢtir: “Ġlgili kavramı 1. Ġdari usulde ilgililer Ģunlardır: a) Ortak, kiĢisel ya da kanuni hak ve menfaatlerin sahipleri olarak bu iĢlemi baĢlatanlar. b) Ġdari usulü baĢlatmadıkları halde, alınacak kararın haklarını etkileyebileceği kiĢiler. c) Henüz nihai karar verilmeden, kanuni, kiĢisel ya da ortak haklarının etkilenebileceği endiĢesiyle, idari usule katılanlar.” 82 1992 tarihli Kanunun 35. maddesinde idari usul ilkelerine yer verilmiĢtir. VatandaĢ hakları baĢlığını taĢıyan ve idari usule iliĢkin açıklık, bilgi edinme ve katılım ilkelerini içeren hüküm Ģöyledir: “Kamu idareleriyle aralarındaki iliĢkilerde vatandaĢların hakları Ģunlardır: a) Ġlgili olarak yer aldıkları herhangi bir idari usulün herhangi bir aĢamasında haber aldıklarında, ilgili dosyalardaki belgelerden kopya edinme hakları vardır. b) Usulün yürütülmesi aĢamasında sorumluluğu bulunan kamu idaresi personelinin ve yetkililerinin kimliklerini öğrenmek83. c) Asıllarıyla birlikte verildikleri takdirde, verdikleri belgelerin kopyalarını mühürlü olarak geri almak, ilgili belgelerin asıllarını geri almak hakları vardır 84. Bunun istisnası, asıl belgelerin usul içinde yer almasının zaruri olduğu hallerdir. 82 Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, a.g.m., s.42. 83 Benzer nitelikte bir düzenleme 31.7.2009 tarihli ve 27305 sayılı Resmi Gazete‟de yayımlanan Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara ĠliĢkin Yönetmeliğin 6. maddesinde yer almaktadır. Bu madde hükmüne göre oluĢturulacak hizmet standartlarında hizmeti sunacak olan kamu görevlilerinin belirlenmesi öngörülmüĢtür. 84 Benzer nitelikte bir düzenleme 31.7.2009 tarihli ve 27305 sayılı Resmi Gazete‟de yayımlanan Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara ĠliĢkin Yönetmelin 8. maddesinde yer almaktadır. Bu hükme belgenin aslının getirilmesi hâlinde, belgenin fotokopisi, aslına uygunluğu kontrol edildikten sonra ilgili görevli tarafından isim ve unvan yazılarak tasdik edilir. 95 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar d) Kendi özerk bölgelerinde resmi dillerini kullanmak, bu konu kanunla öngörülmüĢ, diğer hukuki ilkelerle de düzenlenmiĢtir. e) Mahkemeye intikal aĢamasından önce usulün herhangi bir safhasında belge ekleyebilmek ve iddialar öne sürebilmek. Bu unsurlar, çözüm önerisi ilgili kurum tarafından kaleme alınmadan önce değerlendirilmek zorundadır. f) Usule uygulanabilecek kurallar çerçevesinde verilmesi mecburi olmayan belgeleri ya da taraf idarenin uhdesinde olan belgeleri sunmamak. g) Verilmesi düĢünülen dilekçelerin ve yapılması düĢünülen hukuki iĢlemlerin o an yürürlükteki kanunlara göre gerekleriyle ilgili bilgi edinmek. h) Bu kanun, baĢka kanunlar ya da anayasada öngörülen süreler içinde kamu idarelerinin arĢiv ve kayıtlarından yararlanabilme hakkı. i) Yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ya da haklarının kendilerine kullandırılması aĢamalarında memurlar ve yetkililer tarafından saygılı ve nazik davranılması. j) Kanunun gerektirdiği hallerde gerek kamu idaresinin gerekse emrindeki personelinin sorumluluklarını yerine getirmelerini istemek. k) Yasaların ve anayasanın tanıdığı diğer tüm haklar.” Burada ağırlıklı olarak bilgi edinme hakkı ele alınmakta, kiĢilerin idare ile iliĢkilerinde, idarenin elindeki bilgi ve belgelerden yararlanabileceği, bunlardan kopya alabileceği hükme bağlanmaktadır85. 2. Dinlenilme hakkı Dinlenilme hakkına çalıĢmanın önceki kısımlarında ifade edildiği üzere açıklık, katlım ve savunma haklarını kapsayacak ölçüde geniĢ bir anlam yüklenmektedir. 1992 tarihli Kanunda açıklık ilkesi kapsamında “arĢiv ve kayıtlara eriĢim hakkı” söz konusudur. Kanunun 37. maddesinde bu hak “Bir dosyanın parçasını teĢkil etmiĢ olmakla birlikte, bir idarenin arĢivinde yer alan belgelere ve kayıtlara vatandaĢların eriĢim hakkı vardır. Bu belge ve kayıtlar, görüntülü, sesli, yazılı olabilir ya da baĢka destek materyallerin içinde bulunabilirler. Bunların kullanılabilmesi için istendikleri tarihte son bulmuĢ usullere ait olmaları gerekir.” Ģeklinde düzenlenmiĢtir. Yine bu maddede kiĢilerin özel hayatlarıyla ilgili belgelere eriĢim hakkının yalnızca bu kiĢilere ait olduğuna yer verilmiĢtir. Ayrıca cezai iĢlem ve disiplin iĢlemleri içerenler dıĢında Ģahsi bilgilere, ilgililerin dıĢındaki kiĢilerin yasalara dayanmak ve doğrudan bir ilgilerini ispatlamak koĢuluyla eriĢebileceklerine de yer verilmiĢtir. 85 Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, a.g.m., s.42. 96 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar ArĢiv ve kayıtlara eriĢim hakkının istisnalarına da yer verilmiĢtir. Buna göre, idare hukuku ile ilgisi olmayan, bazı suçların soruĢturulması aĢamasında yapılan araĢtırmanın sıhhatine ya da üçüncü kiĢilerin özgürlüklerinin veya haklarının korunmasını tehlikeye sokabilecek Ģekilde hazırlanmıĢ olan, devlet güvenliği ve milli savunma ile ilgili olan, ticari veya sınaî sır niteliğinde olan ve para politikasına yönelik idari iĢlemlerle ilgili olan dosyalar söz konusu olduğunda arĢive kayıtlara eriĢim hakkı kullanılamaz86. Ġdari usul sürecinde alınacak kararla ilgili maddi vakıalar hakkında ilgililerden bilgi alınmasını ifade eden dinlenilme hakkı, Kanunun 84. maddesinde düzenlenmiĢtir. Bu hüküm, vatandaĢlara haklarını etkileyecek bir kararın alınmasından önce kararı etkileyebilecek olaylarla ilgili görüĢlerini açıklama fırsatı verilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Ġddia ve savunma baĢlıklı 79. maddede ilgililerin, idari iĢlem sürecinde iĢlemin oluĢumuna yönelik her türlü iddiada bulunma ve haklarını etkileyecek hususlarda soruĢturmanın her safhasında savunma yapma imkânına sahip bulunduklarını hüküm altına almıĢtır. 3. Ġdari kararlara karĢı baĢvuru yolları ve süreleri Ġdari usul süreci sonunda verilen kararın, kararın muhatabı için uygulanma, bilgilenme ve hukuk yollarına müracaat edebilme hususunda açık ve yol gösterici olmalıdır. Aksi halde, iĢlemin muhatabı iĢlemden tatmin olmayabilecek; kiĢilere tanınan baĢvuru, hatta dava hakkı bir anlam ifade etmeyecek, hak arama hürriyetinin kullanılmasında aksaklıklar söz konusu olabilecektir. Ġdari usul sürecini sonlandıran 86 Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, a.g.m., s.43. 1992 tarihli Kanunun 37. maddesinin 6. fıkrasında bazı kayıtlar hakkında kendi özel düzenlemelerinin uygulanacağı ifade edilmiĢtir. Bu hususlar Ģöyle sıralanmıĢtır: a) SınıflandırılmıĢ konularla ilgili hususlara tâbi arĢivlere eriĢim. b) Hastalarla ilgili Ģahsi sağlık bulguları içeren dosya ve belgelere eriĢim. c) Seçim sistemiyle ilgili yasalar uyarınca tutulan arĢivler. d) Yalnızca istatistik amaçlı olarak devlet istatistik makamları tarafından hazırlanan arĢivler. e) Nüfus kayıtları, suçlulara ve isyancılara dair kayıtlar ve kullanımı kanuna bağlanmıĢ diğer kamu kayıtları. f) Bir otonom bölgenin yasama organı üyeleri, yerel müesseselerin üyeleri, senatörler ve millet meclisi üyelerinin kamu idarelerine ait arĢivlere eriĢimleri. g) Tarihi arĢivlerde bulunan belgesel kaynaklara eriĢim. 97 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu iĢlemin içeriği konusu 1992 tarihli Kanunun 89. maddesinde düzenlenmiĢtir87. Ġdari karara karĢı baĢvuru yollarının gösterilmesi konusunda, idari usule son veren kararın, ilgililerin ortaya koyduğu tüm hususlar hakkında sonuçlar içermesi ve usulden kaynaklanan olası tüm diğer noktaları da açıklığa kavuĢturması gerektiği vurgulanmıĢtır. 1992 tarihli Kanunun ilgili maddesi Ģöyledir: “Ġdari usule son veren karar, ilgililerin ortaya koyduğu tüm hususlar hakkında sonuçlar içermeli ve usulden kaynaklanan olası tüm diğer noktalan da açıklığa kavuĢturmalıdır. Ġlgililer tarafından ortaya konmayan genel konuyla bağıntılı hususlar söz konusu olduğunda müdahil kurum bunlarla ilgili olarak söz hakkı kullanabilir ve ilgililere on beĢ günü geçmeyecek bir süre vererek, ilgililerin delilleri sunmaları ya da uygun bulduktan eklemeleri yapmalarını isteyebilir. Ġlgililerin baĢvurulan sonucunda baĢlatılan usullerde karar, ilgililer tarafından öne sürülen Ġstekleri karĢılar nitelikte olmalıdır. Hiçbir Ģekilde verilen karar, baĢlangıçtaki durumu daha da kötüleĢtiremez. Öte yandan idare gerekli gördüğü takdirde yeni bir usulü baĢlatabilir. Tüm sonuçlandırma belgeleri, kararı (54. maddede açıklanan durumlarda gerekçeli olmalıdır) içermelidir. Öte yandan tüm sonuçlandırma belgelerinde usulün aleyhine baĢlatıldığı unsurlar, temyiz için nezdinde giriĢimde bulunulabilecek idari ya da hukuki kurum, temyiz için verilecek süre ve ayrıca ilgililerin kendilerinin uygun görecekleri tüm diğer olası baĢvurulan da yolunun açık olduğunun belirtilmesi gerekir. Ġdare hiçbir Ģekilde, sessiz kalarak, konuya uygulanabilecek hukuki prensiplerin karanlık ya da yetersizliğini öne sürerek baĢvuruları sonuçlandırmaktan kaçınamaz. Buna karĢın idare, hukuk sistemi içinde yer almayan hakların istemini içeren ya da temelsiz taleplerin dile getirildiği baĢvuruları kabul etmekten kaçınabilir, bu durumda anayasanın 29. maddesinde öngörülen baĢvuru özgürlüğü de ihlal edilmiĢ sayılmaz. Raporların ve mütalaaların karara etki etmesi ve yönlendirmesi ancak bunların da karara eklenmesiyle mümkündür.” Ayrıca bu hükümde idarenin, sessiz kalarak veya konuya uygulanabilecek hukuki prensiplerin karanlık ya da yetersizliğini öne sürerek baĢvuruları sonuçlandırmaktan kaçınamayacağı vurgulanmıĢtır. 4. Ġdari iĢlemin Ģekli ve gerekçe yükümlülüğü 1992 tarihli Kanunun 55. maddesine göre idari iĢlemler kural olarak yazılıdır. Bu husus “idari iĢlemler, özellikleri itibarıyla daha uygun bir ifade ve kayıt Ģekliyle yapılmaları mümkün olmadığı sürece yazılı olarak gerçekleĢtirileceklerdir” biçiminde ifade edilmiĢtir. Kural yazılılık olmakla birlikte idari iĢlemin sözlü olarak tesis edilmesi 87 Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, a.g.m., s.49; Gürsel Özkan, a.g.e, s.234. 98 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar de mümkündür. Ancak sözlü biçimde tesis edilen iĢlemlerin yazılı hale getirilmesi gerekmektedir. Buna göre idari kurumların sözlü olarak gerçekleĢtirdikleri iĢlemlerde, gerçekleĢtirilen iĢlemin yazılı metni, iĢlemi gerçekleĢtirmekle görevli bir alt makam tarafından yazılı hale getirilecektir. ĠĢlemi yazılı hale getiren makam bu durumu iĢlemi tesis eden üst makama iletecektir. Aynı Ģekilde kararları alan makam aynı zamanda uygulayıcı niteliğinde ise, sözlü olarak ifade ettiği kararlarının yazılı bir kopyasını da hazırlamakla yükümlüdür. Bilindiği üzere gerekçe, idari iĢlemin maddi veya hukuki sebeplerinin iĢlem metninde ya da bundan ayrı olarak ilgilisine açıklanmasıdır. Müstakil bir idari usul kanunu bulunan ülkelerde gerekçe ilkesi bu kanunlarda yer almıĢtır88. Müstakil idari usul kanunu bulunmayan ülkeler ise gerekçe konusunda ayrıca düzenleme yapmıĢlardır89. Gerekçe ilkesini düzenleyen kanunlarda bu ilkenin iki türlü geçerli kılındığı görülmektedir. Gerekçe ilkesini kural olarak kabul eden kanunlar bu kuralın bazı istisnalarına yer vermeyi tercih ederken; gerekçe ilkesini kural olarak kabul etmeyen kanunlar hangi iĢlemlerde gerekçe ilkesinin söz konusu olacağını tek tek saymaktadır90. 1992 tarihli Kanun gerekçe ilkesi konusunda sayma yöntemini tercih etmiĢtir91. Hangi konularla ilgili iĢlemlerde gerekçe gösterilmesi gerektiği Kanunun 54. maddesinde ifade edilmiĢtir. Anılan hükme göre gerekçe hukuki bir temeli ihtiva etmeli ve maddi olaylara dayanmalıdır. Kanunun 54. maddesine göre Ģu durumlarda tesis edilen iĢlemler hukuki temellerle ve somut olaylara dayanarak gerekçelendirilecektir: - KiĢi menfaatlerini ya da sübjektif hakları kısıtlayan giriĢimler. 88 Avusturya, Almanya, A.B.D. idari usul kanunları gerekçeye iliĢkin kurallara yer veren ülkelerdir. Fransa‟da genel idari usul kanunu bulunmamaktadır. Buna karĢın idari iĢlemlerin gerekçeli olması hakkında 11 Temmuz 1979 tarihli “Ġdari ĠĢlemlerin Gerekçelerine ve Ġdare Ġle Kamu Arasındaki ĠliĢkilerin Düzeltilmesine Dair Kanun” bulunmaktadır. 90 Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, a.g.m., s.46; Erhan Tutal, a.g.e., s.81. 91 Murat Sezginer, “Usul Kanunlarında Ġdari ĠĢlemin DıĢ GörünüĢü”, “Ġdari Usul Kanun Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu” Ankara: 1998, s.221. 89 99 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - Ġdari iĢlemlerle ilgili görev tanımlarını gözden geçiren, idari kaynakları, hukuki yollara önceden yapılmıĢ itirazları ve arbitraj iĢlemlerini çözüme kavuĢturan giriĢimler. - DanıĢma organlarının mütalaalarından ya da geçmiĢ örneklerde rastlanılan ölçütlerin sürekliliğinden ayrılan durumlar. - Hangi nedenle yapılmıĢ olursa olsun, giriĢimlerin durdurulması. - Acil yazıĢma normlarının uygulanması ya da sürelerin uzatılması için yapılan anlaĢmalar. - Takdir hakkı bulunan yetkilerin kullanımı uyarınca yapılan giriĢimler ve kanun gereği yapılması mecburi olanlar ile açık kural gereği olanlar. Ġspanya Anayasa Mahkemesi, burada sayılan durumlardan baĢka, Anayasa tarafından tanınan kamu haklarının sınırlanması sonucunu doğuran her iĢlemin gerekçeli olması gerektiğini kararlaĢtırmıĢtır. Mahkeme, gerekçenin iĢlevlerinden birinin, yapılan iĢlemin kanuna dayalı olarak gerçekleĢtirildiğinin ifade edilmesi olduğu kanaatindedir. Bu nedenle idare yasaya bağlı olduğunu ortaya koymalıdır92. E. Fransa 1. Genel olarak Fransa‟da idare hukuku kanun koyucunun faaliyetinden ziyade idare mahkemesinin içtihatları ile geliĢmiĢtir. Bireysel idari iĢlemlerin tesis edilmesinde uygulanacak prosedürün genel prensip ve kuralları sistematik surette tespit olunmuĢ değildir93. Yani Avusturya, Almanya, Ġspanya ve A.B.D. gibi ülkelerden farklı olarak Farnsa‟da genel bir idari usul kanunu bulunmamaktadır. Bu durum her Ģeyden önce, Fransız doktrin ve uygulamasının, sadece tamamlanmıĢ, tekemmül etmiĢ bir idari kararın hukuka uygunluğu meselesiyle meĢgul olarak, bu kararın alınmasından önceki 92 93 Ġbrahim Ö. Kaboğlu, a.g.m., s.316-317. Gürsel Özkan, a.g.e., s.317. 100 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar idari iĢlemleri idare tekniğine ait bir konu olarak değerlendirip, hukuki bir incelemeye tabi tutmamasından kaynaklanmaktadır94. AZRAK, Fransa‟da idari usulün kanunlaĢtırılmamıĢ olmasının nedenlerini Ģöyle ifade etmektedir: “Ġdari usul alanında kanunlaĢtırmaya teĢebbüs edilememesinin nedenlerinden biri, idare hukukunun kanunlarla değil, ancak içtihatların meydana getirdiği idari teamüllerle geliĢtirilebileceği yolundaki yaygın telakki; diğeri ise 19. yüzyılda kötü yolda uygulanmıĢ olan idareci yargıç sistemine karĢı duyulan güvensizlik dolayısıyla, idarenin yargılama usullerine benzer usulün içerisinde faaliyet göstermesi imkân ve gereğinin reddedilmesidir95.” Fransa‟da idari usulü düzenleyen genel bir kanun mevcut olmasa da birtakım idari usul ilkelerinin çeĢitli kanunlarla düzenlendiği görülmektedir. Bu yasal düzenlemeler ile idari usulde dünyadaki genel eğilim takip edilmekte, bireylerin birtakım hakları güvence altına alınmaktadır. Fransa‟daki bu kanuni düzenlemeler kronolojik olarak Ģöyle sıralanabilir: - 6 Ocak 1978 tarih ve 78-17 no‟lu “Bilgi ĠĢlem, Belgeleme ve Bunlarla Ġlgili Özgürlükler Hakkında Kanun” (Informatique, Fichiers et Libertes). - 17 Temmuz 1978 tarih ve 78-753 no‟lu “Ġdari Belgeleri Öğrenme Hakkına ĠliĢkin Kanun” - 11 Temmuz 1979 tarih ve 79-587 no‟lu “Ġdari ĠĢlemlerin Gerekçelendirilmesi ve Ġdare Ġle Hizmetten Yararlananlar Arasındaki ĠliĢkiler Hakkında Kanun” - 12 Temmuz 1983 tarihli “Ġdari SoruĢturmaların DemokratikleĢtirilmesi Hakkında Kanun” - 28 Kasım 1983 tarih ve 83-1025 no‟lu “Ġdare Ġle Hizmetten Yararlananlar Arasındaki ĠliĢkiler Hakkında Kanun” 94 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.156. Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.156. Yazar, Fransız doktrininin Conseil d‟État‟ya sonsuz bir güven beslediğini, idarenin ferdi hak ve menfaatleri ihlal etmiĢ olsa dahi bunun Conseil d‟État tarafından korunacağına inandıklarını ifade etmektedir. 95 101 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar 2. Ġdari iĢlemin Ģekli ve gerekçe yükümlülüğü Ġdari iĢlemlerin gerekçelendirilmesine iliĢkin 11 Temmuz 1979 tarihli Kanun, 17 Ocak 1986‟da yapılan değiĢikliklerle tamamlanmıĢtır. Bu Kanuna göre idari iĢlemlerde gerekçe zorunluluğu ilkesi getirilmiĢtir96. Bu Kanunun 1. maddesine göre, gerçek veya tüzelkiĢilerin, aleyhlerine olan bireysel idari kararların gerekçelerinden derhal haberdar edilmelerine iliĢkin hakları vardır. Kanuna göre gerekçelendirilmesi zorunlu olan kararlar Ģunlardır: - Kamusal hürriyetlerin kullanımını kısıtlayıcı ya da genel olarak kolluk tedbiri oluĢturan idari kararlar. - Yaptırım içeren idari kararlar. - Kısıtlayıcı Ģartlarla bir iznin verilmesini Ģart koĢan veya bir bağımlılık ortaya koyan kararlar. - Ġhdas edilmiĢ bir hakkın son bulmasına yol açan, geri alma veya kaldırma niteliğindeki kararlar. - ZamanaĢımı veya hak düĢürücü bir sürenin durması ya da kesilmesi niteliğindeki kararlar. Kanunun 3. maddesi gerekçenin niteliğini ve anlamını ortaya koymaktadır. Bu hükme göre talep olunan gerekçelendirme, yazılı olmalı ve kararın dayanağını teĢkil eden hukuki ve fiili mülahazaların ifasını taĢımalıdır. Gerekçe konusu anlatılırken değinildiği üzere, gerekçe bir idari iĢlemin maddi ve hukuki sebeplerinin iĢlem metninde ya da bundan ayrı olarak ilgilisine açıklanmasıdır. Maddi sebep, iĢlemin gerçekleĢtiği maddi olay ya da vakıaları; hukuki sebep ise iĢlemin dayanağı olan hukuki düzenlemeleri ifade etmektedir. Gerekçe iĢlemin ilgilisinin ikna olmasını, yargıcın hukuki denetim yapmasının kolaylaĢmasını ve idarenin ciddi bir değerlendirme yapmasını sağlar. Bu anlama gerekçenin üç temel iĢlevi bulunmaktadır. 96 Ġbrahim Ö. Kaboğlu, a.g.m., s.313. 102 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu Hükme göre, maddi ve hukuki sebeplerin ilgilisine yazılı olarak bildirilmesi gerekir. Yazılı bildirim idarenin gerekçe ilkesini ciddiyetle yerine getirmesi için gerekli bir unsurdur. ĠĢlevlerini tam olarak yerine getirebilmesi için gerekçenin, ayrıntılı, açık, anlaĢılır ve tam olması gerekir. Kanun tarafından öngörülen koĢulların yerine getirildiği ya da yerine getirilmediğini belirtmekle sınırlı kalan genel formüllerle yapılan özet yeterli değildir97. Gerekçe düzenlenmiĢtir. zorunluluğunun Ġlgili hükümde bulunmadığı aciliyet haller, ve Kanunun gizlilik 4. maddesinde halinde gerekçenin bulunmayabileceği ifade edildikten sonra; gerekçe eksikliğinin iĢlemin hukuka aykırılığının iddia edilmesine engel teĢkil etmediği ifade edilmiĢtir. Hatta aciliyet gerekçesi ile bildirilmeyen gerekçenin ilgilisi tarafından talep edilmesi halinde, kararı alan makamın iĢlemin gerekçelerini ilgilisine bir aylık süre içinde bildireceği hükme bağlanmıĢtır. Gerekçe zorunluluğunun olmadığı bir diğer durum zımni idari kararlardır. Zımni bir idari karar gerekçe içermediği için hukuka aykırı kabul edilemez. Ancak ilgilinin baĢvurusu üzerine bu zımni kararın gerekçesinin ilgilisine bildirilmesi gerekir. Bilgi talebinin reddinin iki sonucu vardır. Birincisi bu ret kararı dava edilebilir bir hukuka aykırılık anlamına gelir. Ġkinci olarak bu ret karara karĢı dava açma süresi ilgilinin bildirildiği ya da bildirmenin reddedildiği tarihten itibaren baĢlar98. Gerekçenin arandığı hallerde buna uyulmamıĢ olması halinde iĢlemin iptali sonucunu doğuracak esasa iliĢkin bir Ģekil aykırılığının varlığı kabul edilmektedir. Gerekçenin aranmadığı hallerde ise gerekçe ilkesinin istisnalarını içeren bir durumun varlığı yine yargı organı tarafından denetlenecektir. Eğer istisna kapsamında olmayan bir durum söz konusu ise gerekçenin ilgilisine açıklanması gerekecektir. Ayrıca yargı makamı, gerekçenin bulunmaması veya yetersiz olması halinde kararı geçmiĢe yönelik biçimde sona erdirecek ve kararın hukuka uygun hale getirilmesini isteyebilecektir99. 97 Ġbrahim Ö. Kaboğlu, a.g.m., s.314. Murat Sezginer, a.g.m., s.223. 99 Erhan Tutal, a.g.e., s.80. 98 103 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar II. AVRUPA KONSEYĠ’NĠN ĠDARĠ USUL HAKKINDAKĠ ĠLKELERĠ A. Genel Olarak Avrupa Konseyi (Council of Europe) 5 Mayıs 1949‟da kurulmuĢ, Türkiye Avrupa Konseyi‟ne, 8 Ağustos 1949‟da katılmıĢtır. Konseyin halen 47 üye ülkesi bulunmaktadır. Konsey, Avrupa Ġnsan Hakları SözleĢmesi ve Avrupa Sosyal ġartı ile insan hakları alanında Avrupa standartlarını oluĢturmuĢtur. Avrupa Konseyi, hukuksal iĢbirliğinde öncülük etmekte, Avrupa hukukunun oluĢumuna katkıda bulunmaktadır. Statüsünde Avrupa Konseyi‟nin baĢlıca hedefinin, Avrupa düzeyinde, temel değerler olan demokrasiye, insan haklarına ve kanun düzenine saygıyı sağlamak yolu ile hakları güvence altına almak olduğu ifade edilmiĢtir100. Ulusal ve uluslararası iliĢkilerde hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmesi; ulusal hukuk kurallarının modernize edilmesi ve uyumlaĢtırılması; daha esnek ve daha basit yöntemler geliĢtirerek hukuk sistemlerinin etkinliğinin sağlanması ile bilimsel geliĢmelerin getirdiği yeni etik ve hukuki sorunlara ortak çözümler aranması Avrupa Konseyi çerçevesindeki iĢbirliğinin temel konularıdır101. Bakanlar Komitesi Avrupa Konseyi‟nin karar organıdır. Üye devletlerin DıĢiĢleri Bakanlarından veya daimi temsilcilerinden oluĢur. Komite, bütçe, yeni üye alımı ve TeĢkilatın politika ve faaliyetlerinin ana hatlarını karara bağlar. Kararları, üye devletlere tavsiyeler ve onaylayan devletler için bağlayıcı nitelik taĢıyan sözleĢmeler veya anlaĢmalar Ģeklinde olur. Avrupa Konseyi‟nin hukuksal etkinliliği, sözleĢmeler ve tavsiye kararları biçiminde ortaya çıkmaktadır. Temel araç sözleĢmelerdir. SözleĢmeler imzalayan tarafları bağlar. SözleĢmelerin hukuki iĢbirliğinin yanı sıra basitleĢtirici etkisi de vardır. Bir Avrupa SözleĢmesi, pek çok ikili sözleĢmenin yerini alabilir. Ayrıca Avrupa sözleĢmelerinin birçoğunun Konseye üye olmayan devletlere de açık olması hukuki iĢbirliğinin coğrafi sınırlarını geniĢletmektedir. 100 Avrupa Konseyi hakkında bilgiler için bkz. <http://www.coe.int/DefaultEN.asp> ve <http://www.avrupakonseyi.org.tr> (19.12.2009). 101 Onur Karahanoğulları, “Ġdari Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin R(80)2 Sayılı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı”, a.g.m., s.323-337. 104 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu Bakanlar Komitesi sözleĢmelerle düzenlenmeyen konularda, ulusal yasama organlarına ve idarelere ölçüt teĢkil etmek üzere, tavsiye kararları (recommendation) çıkarır. Bakanlar Komitesi aldığı kararlar üye devletlere “genellikle” tavsiye biçiminde yöneltilmektedir. Tavsiyelerin bağlayıcı olmadıkları söylenebilirse de bu göreli nitelik taĢır102. Zira Statünün 15/b maddesine göre Bakanlar Komitesi üye devletlerden tavsiyelerin nasıl uygulandığını bildirmelerini isteyebilir. Bakanlar Komitesi tavsiye kararı (recommendation), Bakanlar Komitesinin, Avrupa Konseyi Statüsünün 15/B hükmüne dayanan, ulusal yasa koyuculara ve idarelere ölçütler getiren, üye devletlerin hükümetlerine yönelik uluslararası kararıdır. Bağlayıcı olmamakla birlikte, Komite, hükümetleri tavsiyeler doğrultusunda karar alıp almadıklarını bildirmeye davet eder. Parlamenterler Meclisi tavsiye kararı (recommendation) ise meclisin, Parlamenterler Meclisi Ġçtüzüğü‟nün 27. maddesine dayanan, uygulanması Parlamenterler Meclisi alanının dıĢında olup hükümetlere düĢen Bakanlar Komitesine yönelik tavsiyeleridir. Yani tavsiye kararlarından Bakanlar Komitesine ait olanlar üye devletlerin yasama organlarına ya da idarelerine yönelik iken; Parlamenterler Meclisine ait olanlar Bakanlar Komitesine yöneliktir. Bakanlar Komitesi‟nin hukuk konularındaki çalıĢmalarına yardımcı olmak üzere kurduğu üç yürütücü komite (Comite directeur) bulunmaktadır103: - Hukuki ĠĢbirliği Yürütme Komitesi (CDCJ-Comite Europeen de Cooperation Juridique). - Suç Sorunları Hakkında Avrupa Komitesi (CDPC-Comite Europeen Pour les Problemes Criminel). - Ġnsan Hakları Yürütme Komitesi (CDDH-Comite Directeur Pour les Droits de L'Homme). 102 Onur Karahanoğulları, “Ġdari Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin R(80)2 Sayılı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı”, a.g.m., s.324. 103 Onur Karahanoğulları, “Ġdari Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin R(80)2 Sayılı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı”, a.g.m., s.325. 105 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu Bakanlar Komitesi‟nin idare hukuku alanına iliĢkin çeĢitli kararları bulunmaktadır104: - Ġdari ĠĢlemler KarĢısında Bireylerin Korunması Hakkında (77)31 sayılı Kararı, - Ġdari Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin (80)2 sayılı Tavsiye Kararı, - Tarafından Tutulan Bilgilere EriĢim Hakkına ĠliĢkin (81)19 sayılı Tavsiye Kararı, - Ġdari Sorumluluğa ĠliĢkin (84)15 sayılı Tavsiye Kararı. - Çok Sayıda KiĢiyi Etkileyen Ġdari Usule ĠliĢkin (87)16 sayılı Tavsiye Kararı, - Ġdare Tarafından Tutulan KiĢisel Verilerin Üçüncü KiĢilere Verilmesine ĠliĢkin (91)10 sayılı Tavsiye Kararı, - Resmi Belgelere EriĢim Hakkına ĠliĢkin (2002)6 sayılı Tavsiye Kararı, - Ġdare Hukukunda Mahkeme Karlarının ve Ġdari ĠĢlemlerin Uygulanmasına ĠliĢkin (2003)19 sayılı Tavsiye Kararı, - Ġdari ĠĢlemlerin Yargısal Denetimine ĠliĢkin (2004)20 sayılı Tavsiye Kararı. B. Ġdari ĠĢlemler KarĢısında Bireylerin Korunması Hakkında Karar Bakanlar Komitesinin aldığı kararlar arasında Türkiye‟de en fazla yankı bulan kararın (77)31 sayılı karar olduğu söylenebilir105. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince, 28 Eylül 1977‟de kabul edilen bu Karar, idarenin iĢlemleri karĢısında bireyin korunması konusu ile görevli bir alt komite tarafından hazırlanmıĢ ve Hukuki 104 Onur Karahanoğulları, “Bakanlar Kamitesinin Ġyi Ġdare Konusunda Üye Devletlere Cm/Rec(2007)7 Sayılı Tavsiye Kararı”, <http://www.danistay.gov.tr/avrupa_konseyi_bakanlar.htm> (19.12.2009). 105 Çev. Ġhsan Kuntbay, “Ġdarenin ĠĢlemleri KarĢısında Bireyin Korunması Hakkında Karar”, s.3-11; Tekin Akıllıoğlu, “Bireyin Yönetsel ĠĢlemler KarĢısında Korunması ve Yönetim Hukukumuz”, AİD, cilt: 14, sayı: 3, yıl: 1981, s.37-56; Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s. 97; Gürsel Özkan, a.g.e., s.148. 106 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar ĠĢbirliği Avrupa Komitesi (CDCJ)‟nin himayesinde, Ġdare hukuku uzmanlarından oluĢan bir Uzmanlar Komitesince düzeltilmiĢtir106. (77)31 sayılı Kararda, üye devletlerin, idari ve hukuki sistemleri arasında farklar bulunmasına karĢın idari yöntemlerle ilgili kurallar yoluyla varılmak istenen temel amaçlar ve özellikle idare ile birey arasındaki iliĢkilerde hukuka saygılı olmayı güvence altına alma zorunluluğu konularında, geniĢ bir görüĢ birliği içinde oldukları ifade edilmiĢtir. Bunun yanında idari iĢlemlerin, bu amaçların gerçekleĢtirilmesini sağlayacak koĢullar içinde kararlaĢtırılması gerektiği de yine bu Kararda vurgulanmıĢtır. Kararda idari usule iliĢkin beĢ tane ilke sayılmıĢ ve bu ilkelerin anlamları ile gerekçelerine yer verilmiĢtir. Kararda üye devletlerin uygulamalarında yararlanmaları amacıyla beĢ genel ilkeye yer verilmiĢtir. Kararda yer alan beĢ ilke hakkında üye devletlere serbestlik tanındığından “yararlanma” ifadesi kullanılmıĢtır. Aynı doğrultuda idari usul kapsamındaki tavsiye konuları “kural” yerine “ilke” olarak ifade edilmiĢtir107. Ayrıca üye ülkelerin, hukuk kurallarında ve idari uygulamalarında bu ilkelerden esinlenmeleri ve bu konudaki önemli geliĢmeleri en kısa zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bildirmeleri gerektiği de kararda belirtilen hususlar arasındadır. Bu ilkelerin iĢletilmesinde, iyi ve etkin bir idarenin gerektirdiği hususlar ile üçüncü Ģahısların çıkarları ve temel kamu yararlarının dikkate alınacağı doğaldır. Ġdarenin iyi ve etkin biçimde iĢlemesi açısından, bazı özel durumlarda veya kamu yönetiminin bazı özel kesimlerinde, bu ilkelerden bir veya birkaçını değiĢtirmek veya hiç uygulamamak durumu zorunlu hale gelirse, en azından, bu Kararın temel amaçlarına uygun olarak, azamı ölçüde hukuka saygınlığı sağlama çabası gösterilmelidir108. (77)31 sayılı Kararda dinlenilme hakkı, bilgi kaynaklarından yararlanma hakkı, hukuki yardım ve temsil, idari iĢlemlerin gerekçeli olması ve idari iĢleme karĢı baĢvuru yollarının gösterilmesi düzenlenmiĢtir. 106 Tekin Akıllıoğlu, “Bireyin Yönetsel ĠĢlemler KarĢısında Korunması ve Yönetim Hukukumuz”, a.g.m., s.38. 107 Tekin Akıllıoğlu, “Bireyin Yönetsel ĠĢlemler KarĢısında Korunması ve Yönetim Hukukumuz”, a.g.m., s. 38. 108 Ġhsan Kuntbay, a.g.m., s.4. 107 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar 1. Dinlenilme hakkı Kararda dinlenilme hakkının açıklamaları bulunmaktadır. Bu açıklamalara göre, dinlenilme hakkı (77)31 sayılı Kararın temelinde yatan bireyle idare arasındaki iliĢkilerde hakkaniyetin sağlanması düĢüncesine uygun olarak, ilgiliye idari iĢlem sürecinde dinlenilme hakkı vermektedir. Ġlgili alınacak kararlara karĢı vakıalar ileri sürebilir, kanıtların değerlendirilmesini isteyebilir ve gerektiğinde kendisi kanıtlar sunabilir. Böylece ilgili, idari iĢlemle ilgili sürece katılmak suretiyle haklarını, özgürlüklerini ve yasal çıkarlarını savunma olanağına sahip olmaktadır. Dinlenilme hakkı sözlü olduğu kadar yazılı savunma hakkını da kapsamaktadır. Dinlenilme hakkı, ilgilinin haklarını, özgürlüklerini veya çıkarlarını ihlal eder nitelikteki idari iĢlemlere uygulanır. Bu nedenle, eğer iĢlem ilgilinin bir baĢvurusu üzerine ortaya çıkmıĢ ve isteğini tam olarak tatmin eder nitelikte ise, bu durumda dinlenilme hakkı söz konusu değildir. Kararda ilgilinin kendisine tanınan bir hakkı gereği gibi kullanabilmesi için, böyle bir hakkın varlığından haberdar edilmesi gerektiği ifade edilmiĢtir. Buna göre, idare ilgiliyi haberdar etmekle yükümlü kılınmıĢtır. Ġdare ilgiliyi uygun zamanda, yani böyle bir hakkı kullanması için gereken hazırlıkları yapmasına elverecek bir süre öncesinde; itiraz etme, deliller ileri sürme ve kanıtlayıcı belge kullanma gibi olanaklara sahip olduğu konusunda haberdar etmek zorundadır. Bu duyuru her türlü araçla yapılabilir. (77)31 sayılı Karara göre dinlenilme hakkının kanunlaĢtırılmıĢ hükmü Ģöyledir: “Bireyin hakları, özgürlükleri ve çıkarlarını zedeleyici türdeki bütün idari iĢlemler hakkında ilgili kiĢi, idarenin dikkate almak durumunda olduğu, olay ve delil gösterme ve son aĢamada, kanıtlayıcı belgeler sunma hakkına sahiptir. Durumun elveriĢli olduğu hallerde, ilgili zamanında ve iĢlemin niteliğine en uygun bir biçimde haklarından haberdar edilir.” 108 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu 2. Bilgi kaynaklarından yararlanma hakkı (77)31 sayılı Kararın “Bilgi Kaynaklarından Yararlanma Hakkı”na iliĢkin gerekçelerinde, bu hakkın esas olarak dinlenilme hakkını tamamlamakta olduğu ifade edilmiĢtir. Bu hakkın amacı ilgiliye idari iĢlemin dayandırıldığı bütün unsurlar hakkında bilgi edinme olanağı vererek ilgilinin dinlenilme hakkını gereği gibi kullanmasını sağlamaktır. Bu hakkın kapsamındaki bilgiler, dilekçenin verildiği sırada idarenin elinde bulunan ve dosyada olduğu Ģekliyle ilgiliye verilebilecek olan bilgilerdir. (77)31 sayılı Karara göre bilgi kaynaklarından yararlanma hakkının kanunlaĢtırılmıĢ hükmü Ģöyledir: “Ġlgilinin isteği üzerine, idari iĢlem tamamlanmadan önce, iĢlemin dayanağı olan bütün veriler hakkında en uygun araçlarla bilgi verilir.” 3. Hukuki yardım ve temsil Bu ilkenin amacı, ilgiliye, idari süreç içinde, kendisine yardım veya kendini temsil ettirme olanağını sağlamaktır. Ġlgili isterse Ģikâyetini bizzat kendisi de yapabilir. Bazı iĢlemlerde ilgilinin bizzat bulunması zorunlu olabilir. (77)31 sayılı Karara göre hukuki yardım ve temsil ilkesinin kanunlaĢtırılmıĢ hükmü Ģöyledir: “Ġlgili, idari iĢlemin oluĢumuna katılabilir veya kendini temsil ettirebilir.” 4. Ġdari iĢlemlerin gerekçeli olması Ġlgilinin haklarına, özgürlüklerine veya çıkarlarına zarar veren bir idari iĢlem söz konusu olduğunda, özellikle muhtemel bir itiraza olanak vermek açısından, bu iĢlemin bir gerekçeye dayandırılması gerekir. Aksi halde ilgili söz konusu iĢleme itiraz etmenin uygun olup olmayacağına karar verecek durumda olamaz. Gerekçeleri açıklamanın bir yolu, iĢlemi içeren yazı veya dokümanda göstermektir. Bununla birlikte, ilgilinin yararına sayılan diğer bir yol da onun isteği üzerine gerekçelerin nasıl formüle edildiğini bildiren bir yazı ile ayrıca kendisine gönderilmesidir. Gerekçe idari iĢlem metninden ayrı olarak sonradan ilgilisine yazılı olarak bildirilebilir. Bu bildiri, yazılı olarak ve uygun bir süre içinde yapılmalıdır. Bu süre elbette ki dava açma imkanı göz önünde bulundurularak belirlenir. 109 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar (77)31 sayılı Karara göre gerekçe ilkesinin kanunlaĢtırılmıĢ hükmü Ģöyledir: “Haklarını, özgürlüklerini veya yararlarını zedeler nitelikle bir idari iĢlem söz konusu olduğunda, ilgiliye bu iĢlemin dayanağı olan nedenler hakkında bilgi verilir. Ġlgiliye bilgi verme, idari iĢlemin metninde nedenlerin belirtilmesi Ģeklinde olabileceği gibi, ilgilisinin isteği üzerine makul bir süre içinde yazılı olarak kendisine bildirilmesi Ģeklinde de olabilir.” 5. Ġdari iĢleme karĢı baĢvuru yollarının gösterilmesi Ġdari iĢleme karĢı baĢvuru yollarının gösterilmesi, gerekçe ilkesini tamamlayıcı niteliktedir. Ġlgilinin haklarını gerçekten korumayı sağlamak amacıyla haklara, özgürlüklere veya çıkarlara zarar veren her idari iĢlem, ilgiliye, açık olan bütün itiraz yollarını da birlikte göstermelidir. Ġtiraz yollarını gösteren belgenin, itirazın hazırlanması için zorunlu olan bilgileri, özellikle itiraz edilecek mercii ve itiraz süresini içermesi gerekir. (77)31 sayılı Karara göre idari iĢleme karĢı baĢvuru yollarının gösterilmesi ilkesinin kanunlaĢtırılmıĢ hükmü Ģöyledir “Yazılı olarak bildirilen bir idari iĢlem ilgilinin haklarını, özgürlüklerini veya çıkarlarını ihlal edici nitelikte ise, olağan baĢvuru yollarını ve sürelerini de belirtilir.” C. Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin Tavsiye Kararı109 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince 11 Mart 1980 tarihinde kabul edilen takdir yetkisine iliĢkin R(80)2 sayılı tavsiye kararı, bir ÇalıĢma Grubu tarafından hazırlanmıĢ, Avrupa Hukuksal ĠĢbirliği Komitesinin (CDCJ) yetkisi altında kurulan Ġdare Hukuku Uzmanlar Komitesince son Ģekline getirilmiĢtir. Komiteyi (80)2 sayılı Kararı almaya yönelten etken, bireylerin hakları, özgürlükleri ve menfaatlerini keyfilik veya takdir yetkisinin diğer kötüye kullanımlarına karĢı korumayı, aynı zamanda idarenin kendisine tanınan yetkinin amacını gerçekleĢtirmesine engel olmadan sağlamak amacıyla üye devletlerde ortak ilkeler konulması gereği olarak ifade edilmiĢtir. Ayrıca 77(31) sayılı Kararla konulan bireyin 109 Onur Karahanoğulları, “Ġdari Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin R(80)2 Sayılı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı”, a.g.m., s.326. 110 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar yönetsel iĢlemler karĢısında korunmasına iliĢkin ilkeleri takdir yetkisinin kullanımına uyarlama gereği bir diğer etken olarak vurgulanmıĢtır. Kararda takdir yetkisi, idareye alınacak karar konusunda belli ölçüde serbestlik tanıyan, yasal olarak kabul edilebilir kararlar arasından uygun gördüğünü seçme imkânı veren yetki olarak tanımlanmıĢtır. Takdir yetkisinin kullanılması ile ilgili olarak birtakım ilkeler getirilmiĢtir110. Buna göre takdir yetkisi kullanan idari makam: - Yetkinin veriliĢ amacından baĢka amaç güdemez. - Yalnızca somut olaya iliĢkin öğeleri dikkate alarak nesnelliğe ve tarafsızlığa uyar. - Hakkaniyete uymayan ayrımcılıktan kaçınarak yasa önünde eĢitlik ilkesini gözetir. - ĠĢlemin amacıyla, kiĢilerin hakları, özgürlükleri veya menfaatleri üzerindeki olumsuz etkileri arasında bir denge sağlar. - ĠĢlemi, her somut olaya göre belirlenen makul bir süre içinde yapar. - Genel idari ilkeleri her olayın özelliklerini göz önünde tutarak istikrarlı bir Ģekilde uygular. - Takdir yetkisinin kullanımını düzenleyen tüm genel idari ilkeler alenidir veya ilgilinin istemi üzerine, iĢlemden önce veya sonra ilgiliye uygun bir biçimde ve yeterli içerikte bildirilir. - Bir idari makam takdir yetkisini kullanırken, kiĢilerin haklarına, özgürlüklerine veya menfaatlerine zarar verecek Ģekilde bir genel idari ilkeden ayrılırsa ilgiliye, kararın gerekçesi hakkında bilgi verilir. 110 Onur Karahanoğulları, “Ġdari Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin R(80)2 Sayılı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı”, a.g.m., s.327-328. 111 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - Takdir yetkisinin kullanıldığı iĢlem, bir mahkeme veya bağımsız bir kurulun hukuki denetime tabidir. Bu denetim, idari makamın hukukilik veya yerindelik denetimi yapmasına engel değildir. - Takdir yetkisi kullanılarak iĢlem yapılması için yasada süre öngörülmediği durumlarda idarenin, iĢlemi makul bir süre içinde yapmaması, bu amaçla yetkili olan bir makamın denetimine tabi olabilir. - Takdir yetkisinin kullanımını denetleyen mahkeme veya bağımsız kurulun iĢlevini gerçekleĢtirmek için gerekli bilgileri alma yetkisi vardır. Kararda sayılan ilkeler, idari makamların takdir yetkisini kullanırken uymak zorunda oldukları temel ilkelerdir. Bu ilkelerin amacı, yasama organı tarafından tanınan serbestliğin kötüye kullanılmamasını, keyfilikten kaçınılarak, adil ve doğru biçimde kullanılmasını sağlamaktır. Temel ilkelerin baĢında takdir yetkisinin veriliĢ amacı dıĢında kullanılamaması gelmektedir. (80)2 sayılı Kararın açıklama kısmında, kendisine takdir yetkisi tanınan idarenin yalnızca takdir yetkisinin veriliĢ amacını esas alması gerektiği vurgulanmaktadır. Ġzlenmesi gereken amacın ve esas alınacak ölçütün açık olarak belirtilmesi önemlidir. Kimi durumlarda yasal metinden yasa koyucunun iradesi açık bir Ģekilde anlaĢılır fakat kimi durumlarda da verilen yetkinin amacı açık değildir. Takdir yetkisi verilirken, yetkinin amacının, ilgili hukuk sisteminin uygulamasına göre, yasanın metninden, baĢlığından, giriĢinden ya da açıklayıcı notundan anlaĢılır olması tavsiye edilir. Yasa koyucu açıkça belirtmemiĢse, yetki her halükârda kamu yararına uygun olarak kullanılmalıdır111. (80)2 sayılı Kararda takdir yetkisinin kullanılmasına iliĢkin ilkeler arasında nesnellik ve tarafsızlık, kanun önünde eĢitlik, orantılılık ve makul sürede faaliyette bulunma ilkelerine yer verilmiĢtir112. 111 Onur Karahanoğulları, “Ġdari Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin R(80)2 Sayılı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı”, a.g.m., s.332 112 Kararla ilgili ayrıntılı açıklamalar için bkz. Onur Karahanoğulları, “Ġdari Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin R(80)2 Sayılı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı”, a.g.m., s.323337. 112 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu D. Ġyi Ġdare Ġlkeleri113 Avrupa Konseyi‟nin yukarıda açıklanan tavsiye kararlarının devamı niteliğindeki (2007)7 sayılı Kararı, esasında alındığı tarihe kadar oluĢturduğu birikimin bir kanun metni haline getirilmesidir. 20 Haziran 2007 tarihli “Ġyi Ġdare Konusunda Üye Devletlere Tavsiye Kararı”, Bakanlar Komitesi tarafından, Avrupa Konseyi statüsünün 15/b maddesine dayanılarak alınmıĢtır. Kararda, Ġdare Hukuku alanında bu tarihten önce alınmıĢ tavsiye kararlarının dikkate alınmıĢ olduğu ifade edilmiĢtir. Kararın ekinde yer alan “Ġyi Ġdare Yasası” için gerekçe mahiyetinde açıklamalara da yer verilmiĢtir. Bu açıklamalarda, demokratik toplumlarda idarenin temel bir rol oynadığı, idarenin pek çok alanda etkin olduğu, bu etkinliklerinin özel kiĢilerin hak ve menfaatlerini etkilediği, ulusal yasaların ve özellikle Avrupa Konseyi‟nin olmak üzere çeĢitli uluslararası düzenlemelerin kiĢilere idare karĢısında belirli haklar tanıdığı vurgulanmıĢtır. Kararda yer verilen açıklamalarda, iyi yönetimin, sadece yasal düzenlemelerle ilgili olmadığı, örgütlenme ve yönetme kalitesine bağlı olduğu, etkililik, verimlilik ve toplumun ihtiyaçlarına duyarlılık gereklerini karĢılamak zorunda olduğu, kamu mallarını ve diğer kamu çıkarlarını takip etmeyi, gözetmeyi ve korumayı gerektirdiği, bütçe gereklerine uymak zorunda olduğu ve her türlü yozlaĢmayı dıĢlaması gerektiği ifade edilmiĢtir. Bakanlar Komitesi (2007)7 sayılı Kararda, üye ülkelere, - hukuk devleti ilkeleri ve demokrasi çerçevesinde iyi idareyi geliĢtirmeyi, - etkililiği, verimliliği ve harcanan paranın karĢılığını almayı sağlayan bir idari örgütlenme ve iĢleyiĢle iyi idareyi geliĢtirmeyi, - ekte yer alan model yasadaki ilkeleri uygun biçimde benimseyerek ülkenin idarecileri tarafından etkili biçimde uygulanmasını sağlayarak ve yerel yönetimlerin 113 Kararın resmi metnine ulaĢmak için bkz. <https://wcd.coe.int> (20.12.2009); Onur Karahanoğulları, “Bakanlar Kamitesinin Ġyi Ġdare Konusunda Üye Devletlere Cm/Rec(2007)7 Sayılı Tavsiye Kararı”, <http://www.danistay.gov.tr/avrupa_konseyi_bakanlar.htm> (20.12.2009). 113 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar aynı ilkeleri benimsemesi için devletin anayasal ve yasal yapısı içinde ne yapılabilirse hayata geçirerek herkesin yararına olarak iyi idare hakkını geliĢtirmeyi, tavsiye etmiĢtir. Kararın ekinde yer alan iyi idare yasasında sayılan ilkeler ve bu ilkelerin düzenleniĢ biçimi Ģöyledir114: 1. Yasallık ilkesi Ġdare yasaya uygun faaliyette bulunur. Takdir yetkisini kullandığında da keyfi kararlar alamaz. Ġç hukuk, uluslararası hukuk ile faaliyetlerini, örgütleniĢ ve iĢleyiĢini düzenleyen hukukun genel ilkelerine uyar. Yetkilerini ve iĢleyiĢ yöntemlerini düzenleyen kendi içdüzen kurallarına uygun davranır. Yetkilerini ancak, yasa ve olguların izin verdiği biçimde ve yalnızca yetkinin verildiği amaca uygun olarak kullanır. 2. EĢitlik ilkesi Ġdare eĢitlik ilkesine uyar. Aynı durumda bulunan özel kiĢilere aynı muameleyi yapar. Özel kiĢiler arasında etnik köken, dini inanç veya diğer kanaatlere dayalı ayrım yapamaz. Her türlü farklı muamele nesnel gerekçelere dayanmalıdır. 3. Tarafsızlık ilkesi Ġdare tarafsızlık ilkesine uygun faaliyette bulunur. Yalnızca ilgili verileri dikkate alarak nesnel biçimde davranır. Önyargılı biçimde faaliyette bulunamaz. Ġdare, görevlilerinin faaliyetlerini kiĢisel inanç ve çıkarlardan bağımsız olarak tarafsız biçimde yerine getirmesini sağlar. 4. Orantılılık ilkesi Ġdare orantılılık ilkesine uygun faaliyette bulunur. Ġdare, özel kiĢilerin hak ve çıkarlarını etkileyen önlemlere ancak gerekli olduğunda ve amacın gerektirdiği ölçüde 114 Kararının ekinde yer alan Ġyi Ġdare Yasası metnine dayanan açıklamalar bu kaynaktan alınmıĢtır. Onur Karahanoğulları, “Bakanlar Kamitesinin Ġyi Ġdare Konusunda Üye Devletlere Cm/Rec(2007)7 Sayılı Tavsiye Kararı”, <http://www.danistay.gov.tr/avrupa_konseyi_bakanlar.htm> (19.12.2009). 114 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar baĢvurur. Ġdare takdir yetkisi kullandığında, kararının özel kiĢilerin hak ve çıkarları üzerindeki her türlü olumsuz etkisi ile takip edilen amaç arasında uygun bir denge kurar. Alınan hiç bir önlem aĢırı olmamalıdır. 5. Hukuki kesinlik ilkesi Ġdare hukuki kesinlik ilkesine uygun faaliyette bulunur. Hukuken meĢru olan durumlar dıĢında geçmiĢe etkili kararlar alamaz. Kamu yararı mutlak olarak gerektirmediği sürece, kazanılmıĢ haklara ve kesinleĢmiĢ hukuksal durumlara dokunamaz. Özellikle yeni yükümlülüklerin getirildiği bazı durumlarda, geçiĢ hükümleri koymak veya yeni düzenlemenin yürürlüğü için süre tanımak gerekebilir. 6. Makul süre içinde faaliyette bulunma ilkesi Ġdare yükümlülüklerini makul süre içinde yerine getirir ve makul süre içinde faaliyette bulunur. 7. Katılım ilkesi Acil durumlar dıĢında idare, özel kiĢilere, hak ve çıkarlarını etkileyen idari kararların hazırlığına ve uygulanmasına uygun araçlarla katılma olanağı tanır. 8. Mahremiyete saygı ilkesi Ġdare, özellikle kiĢisel verilerin iĢlenmesinde, mahremiyet ilkesine uyar. KiĢisel veri ve dosyaların, özellikle elektronik ortamda iĢlenmesi yetkisi bulunduğunda idare, mahremiyeti güvence altına alan tüm zorunlu önlemleri alır. KiĢisel verilerin korunmasına iliĢkin kurallar, özellikle kiĢisel verilere eriĢim ve hatalı veriler ile tutulmaması gereken verilerin düzeltilmesi veya silinmesine iliĢkin kurallar idare tarafından iĢlenen verilere de uygulanır. 9. Açıklık ilkesi Ġdare açıklık ilkesine uygun faaliyette bulunur. Ġdare, karar ve iĢlemlerinden özel kiĢileri, resmi belgelerin yayınlanması da dâhil olabilecek Ģekilde uygun araçlarla haberdar eder. KiĢisel verilerin korumasına iliĢkin kurallara uygun olarak resmi belgelere eriĢim hakkını tanır. Açıklık ilkesi, yasayla korunmuĢ gizliliğe zarar veremez. 115 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar III. Avrupa Birliği Süreci ve Ġdari Usul A. Genel Olarak115 Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki iliĢkiler, Avrupa Topluluğu (AT) ile 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara AnlaĢmasının116 temel oluĢturduğu ortaklık rejimi çerçevesinde kurulmuĢtur. Ankara AnlaĢmasında, Türkiye ile AT arasında kurulan iliĢkilerin nihai amacı, Türkiye‟nin Topluluğa tam üyeliği olarak belirlenmiĢtir. Türkiye ile AT arasındaki iliĢkiler, Ankara AnlaĢmasının yanı sıra, 23 Kasım 1970‟de imzalanan ve 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol uyarınca düzenlenmiĢtir. Katma Protokolün belirlediği alanlarda Türkiye ile AT arasında mevzuat ve politikaların yaklaĢtırılması öngörülmüĢtür. 14 Nisan 1987 tarihinde Türkiye, Ankara AnlaĢmasından ayrı olarak, tüm Avrupa ülkelerine tanınmıĢ haktan yararlanarak Avrupa Topluluklarına tam üyelik baĢvurusunda bulunmuĢ, bu baĢvuru 1989 yılında AT Komisyonu tarafından bir GörüĢ Raporu (AVIS) ile değerlendirilmiĢ ve o dönem itibarıyla Türkiye‟nin üyeliğine iliĢkin olarak verilecek kararın ertelenmesinin uygun olacağı sonucuna varılmıĢtır. Bu nedenle, Türkiye‟nin tam üyelik baĢvurusuna somut ve kesin bir cevap verilmemiĢtir. Türkiye, 1996 yılından itibaren AB tarafından baĢlatılmıĢ bulunan yeni geniĢleme sürecinde yer almak isteğini AB‟ye iletmiĢtir. Bu çerçevede, AB DıĢiĢleri Bakanlarının 15-16 Mart 1997 tarihlerinde Hollanda‟nın Apeldoorn kentinde gerçekleĢtirdikleri toplantıda, 1963 Ankara AnlaĢması ve 1989 AT Komisyonu GörüĢünde belirtildiği Ģekilde Türkiye‟nin tam üyeliğe ehil bulunduğu teyit edilmiĢ olup; adaylık konusunda Türkiye‟ye diğer aday ülkelerle aynı ölçütlerin uygulanacağı belirtilmiĢtir. Bu anlayıĢ, 29 Nisan 1997 tarihli Türkiye-AT Ortaklık Konseyi toplantısında da tekrar edilmiĢtir. 15-16 Haziran 1998 tarihlerinde Cardiff Zirvesinde alınan karar uyarınca, Türkiye de diğer adayların dahil olduğu rapor sistemine dahil edilmiĢ ve Türkiye‟nin Kopenhag kriterleri bakımından performansını inceleyen ilk Ġlerleme Raporu117 1998 yılında yayımlanmıĢtır. Türkiye‟ye iliĢkin ikinci Ġlerleme Raporu 13 Ekim 1999 tarihinde yayımlanmıĢ ve anılan Raporda, Türkiye‟nin AB ile gümrük birliğini gerçekleĢtirme konusunda ciddi bir performans 115 Türkiye AB iliĢkilerinin tarihçesi için bkz. <http://www.dpt.gov.tr/DPT.portal> (20.12.2009). Ankara AntlaĢması ve Katma Protokol için bkz. <http://www.dpt.gov.tr/DPT.portal> (20.12.2009). 117 Avrupa Birliği Ġlerleme Raporları ve Ulusal Programlar için bkz. <http://www.abgs.gov.tr> (22.12.2009). 116 116 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar gösterdiğine dikkat çekilerek, aday ülkeler arasına Türkiye‟nin de dâhil edilmesi yönünde görüĢ bildirilmiĢtir. 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki‟de gerçekleĢtirilen AB Devlet ve Hükümet BaĢkanları Zirvesinde Türkiye, diğer aday ülkelerle eĢit Ģartlarda Avrupa Birliğine aday ülke olarak kabul edilmiĢtir. Bu geliĢme, Türkiye-AB iliĢkileri açısından büyük önem taĢımaktadır. Zirve metninde, Türkiye‟nin, diğer aday ülkelere uygulanan kriterler çerçevesinde aday ülke olduğunun ilan edilmesinin yanı sıra, üyelik bakımından gerekli olan reformların gerçekleĢtirilmesine yönelik olarak Türkiye için bir “Katılım Öncesi Strateji” geliĢtirileceği belirtilmiĢtir. Türkiye‟nin AB‟ye katılımında AB müktesebatının üstlenilmesine iliĢkin bir ulusal program hazırlaması öngörülmüĢtür. Bu doğrultuda Zirvede, Avrupa Komisyonundan üstlenilmesi gereken AB mevzuatına iliĢkin bir çalıĢma yapması ve katılım öncesi sağlanacak olan tüm mali yardımların koordinasyonuna iliĢkin bir çerçeve hazırlaması talep edilmiĢtir. Türkiye‟nin, Helsinki Zirvesinde, diğer aday ülkelerle eĢit Ģartlarda aday ülke ilan edilmesinin ardından, Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB Konseyince onaylanan ve Türkiye‟nin, Kopenhag kriterlerine (ekonomik ve siyasi) uyum için yapması gerekenleri, AB müktesebatına uyum yükümlülüklerini, sağlanması gereken mali yardımları ve üyelik için gerekli kısa ve orta vadeli öncelikleri içeren ilk Katılım Ortaklığı Belgesi, 24 Mart 2001 tarihinde Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesinde yayımlanmıĢtır. Katılım Ortaklığı Belgesine paralel olarak, AB müktesebatına uyum sağlanması için mevzuatta yapılacak değiĢikliklerin ve yeni düzenlemelerin, uyum için gerekli beĢeri ve mali kaynakların, Katılım Ortaklığı Belgesinde belirtilen önceliklerin yanı sıra, Türkiye‟nin uyum için gerekli gördüğü kendi önceliklerinin, AB müktesebatının üstlenilmesi için gerekli olan idari kapasitenin geliĢtirilmesinin ve kısa ve orta vadeli öncelikler takviminin yer aldığı AB Müktesebatının Üstlenilmesine ĠliĢkin Türkiye Ulusal Programı 19 Mart 2001 tarihinde Bakanlar Kurulunda kabul edilerek 24 Mart 2001 tarih ve 24352 sayılı mükerrer Resmi Gazete‟de yayımlanmıĢtır. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan yeni Katılım Ortaklığı Belgesi, 14 Nisan 2003 tarihinde AB Konseyi tarafından kabul edilmiĢtir. 117 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki tam üyelik sürecinde, 1998 yılından itibaren her yıl düzenli olarak ilerleme raporları yayımlanmaktadır. Bunun yanında adaylık süreci ile ilgili 2001, 2003, 2006 ve 2008 yıllarında hazırlanmıĢ katılım ortaklığı belgeleri ile 2001, 2003 ve 2008 yıllarında yayımlanan hükümet programları bulunmaktadır. B. Kamu Yönetiminin GeliĢtirilmesi ve Ġdari Usul Avrupa Birliği sürecinde önem taĢıyan belgelerden Katılım Ortaklığı Belgeleri, Ġlerleme Raporları ve Ulusal Programlar kamu yönetiminin geliĢtirilmesi ve idari usul açısından incelenmiĢtir. Katılım Ortaklığı Belgelerinde kamu yönetiminin geliĢtirilmesi ve idari usule Ģu kapsamda yer verilmiĢtir: 8 Mart 2001: Müktesebatın benimsenmesi, uygulanması ve idare edilmesi için kamu yönetiminin kapasitesinin bakanlıklar arasında uygun eĢgüdüm sağlanmak suretiyle, iyileĢtirilmesi, idari kurumların güçlendirilmesi dahil kamu yönetiminin modernizasyonunun hızlandırılması; 23 Ocak 2006: Daha geniĢ hesap verebilirlik, etkililik ve Ģeffaflık sağlanması amacıyla kamu yönetimi politikasında reformun sürdürülmesi. Özellikle yakın zamanda kabul edilen mevzuatın uygulanması yoluyla, etkili, Ģeffaf ve katılımcı yerel yönetimin sağlanması; 18 ġubat 2008: Daha geniĢ etkinlik, mali sorumluluk ve Ģeffaflık sağlanması amacıyla kamu yönetimi politikalarındaki reformların takibi. Ġlerleme Raporlarında kamu yönetiminin geliĢtirilmesi ve idari usule Ģu kapsamda yer verilmiĢtir: 2007 Ġlerleme Raporu: “Genelde, kamu yönetimi ve kamu hizmetine iliĢkin mevzuat reformlarında bir miktar ilerleme olmuĢtur. Uygulama ve kapasitenin geliĢtirilmesi gibi anahtar konularda sınırlı ilerleme kaydedilmiĢtir. Bürokrasinin 118 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu azaltılmasına, saydamlığın arttırılmasına, hesap verilebilirliğinin güçlendirilmesine daha çok önem gösterilmesi gerekmektedir”, 2009 Ġlerleme Raporu: “Kamu yönetimi reformu konusunda, Bakanlar Kurulu Temmuz 2009‟da, idarenin vatandaĢlara daha iyi kamu hizmeti sunmasına yönelik esas ve usulleri belirleyen bir Yönetmelik yayımlamıĢtır. Bu esas ve usuller, e-hizmet ve bilgi sunumunun geliĢtirilmesi, hizmet standartları oluĢturulması ve engellilere yönelik tedbirler alınması konularına odaklanmaktadır. 170 yönetmelik basitleĢtirilmiĢ ve 421 idari düzenleme yürürlükten kaldırılmıĢtır. Bununla birlikte, bürokratik iĢlemlerin azaltılması, düzenleyici etki analizleri yapılması, idari usuller oluĢturulması, Ģeffaflığın artırılması ve politika oluĢturma ve koordinasyon sistemlerinin geliĢtirilmesi gibi bir dizi önemli sorun devam etmektedir.” Burada ifade edilen Yönetmelik, Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen ve 31 Temmuz 2009 tarihli Resmi Gazete‟de yayımlanan Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliktir. Bu yönetmeliğin yayımlandığı Resmi Gazete‟de ayrıca 170 tane Yönetmelikte yapılan değiĢiklikler de yayımlanmıĢtır. Bu konuda BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı gerek resen gerek kurumlarla koordinasyon sağlayarak, gerekli değiĢikliklerin yapılmasını sağlamıĢtır.” Ulusal Programlarda kamu yönetiminin geliĢtirilmesi ve idari usule Ģu kapsamda yer verilmiĢtir: 2003 Yılı Ulusal Programı: “1995 tarihli adlî ve idari kapasitenin güçlendirilmesine dair Madrid Kriteri de dikkate alınarak, bu çerçevede Türkiye tarafından çıkarılması gereken mevzuata iliĢkin olarak Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısı, KiĢisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı, Ġdarî Usul Kanunu Tasarısı konularında faaliyetler yürütülmektedir.” 2008 Yılı Ulusal Programı: “ġeffaf ve etkin bir idari yapılanmanın gerçekleĢtirilmesi için Genel Ġdari Usul Kanununun kabul edilmesi yönünde çalıĢmalara devam edilmektedir. Ġdari iĢlemlere karĢı hangi kuruma hangi sürede baĢvurma veya dava açma hakkının bulunduğunun belirtilmesi zorunluluğunun getirilmesi hedeflenmektedir.” 119 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar AB sürecine iliĢkin belgelerde yer aldığı biçimiyle idari usul hem kamu yönetiminin geliĢtirilmesi hem de etkin bir yargısal denetimin aracı olarak kabul edilmektedir. Önceki yıllarda BaĢbakanlık tarafından hazırlanan Ġdari Usul Kanunu tasarıları kanunlaĢma imkânı bulamamıĢtır. Hükümet programlarından Genel Ġdari Usul Kanunu hazırlanması konusunun Adalet Bakanlığı‟nın sorumluluğuna verilmiĢ bir görev olduğu anlaĢılmaktadır. Bu konulara üçüncü bölümde yer verilecektir. 120 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu ÜÇÜNCÜ BÖLÜM TÜRKĠYE’DE ĠDARĠ USUL ÇalıĢmanın bu bölümünde idari usul konusunda yürütülen akademik, yargısal ve bürokratik faaliyetler ele alınacaktır. Akademik ve bürokratik çalıĢmaların incelenmesinde kronolojik bir sıra izlenip; yargısal içtihatlar ise idari usulün kapsamında yer alan ilkelerle sınırlı olarak incelenecektir. Bunun dıĢında, idari usulün kanunlaĢtırılması amacıyla yürütülen taslak hazırlama faaliyetleri de ayrıca inceleme konusu yapılacak ve idari usul konusuyla ilgili olarak ortaya çıkan sorunlar üzerinde durulacaktır. I. GEÇMĠġTEN BUGÜNE ĠDARĠ USUL Türkiye‟de idari usul konusunda yapılan çalıĢmaları ortaya koymak üzere öncelikle konunun tarihsel geliĢimi üzerinde durmak gerekmektedir. Türkiye‟de doktrinde ve uygulamada idari usulün, bu çalıĢmanın baĢından itibaren ifade edilmeye çalıĢılan “genel idari usul yaklaĢımı” çerçevesinde ele alınması oldukça yeni sayılır. Yukarıda açıklandığı biçimiyle, genel idari usul yaklaĢımı, idari usulü yargısal usullere benzer bir usul olarak algılamakta ve idari faaliyetlere iliĢkin süreçlerde yargısal usullere benzer nitelikteki usulün uygulanması gerektiğini savunmaktadır. Bu yaklaĢımın dünyadaki uygulamalarının 19. yüzyılın sonlarına kadar gidebildiği yine bu çalıĢmanın önceki kısımlarında ortaya konulmuĢtu. Bu bölümde, idari usulün genel idari usul yaklaĢımı çerçevesinde algılanmaya baĢlandığı dönemden günümüze kadar gerek akademik alanda gerek uygulamada idari usul konusunda gerçekleĢtirilen etkinlikler ele alınacaktır. A. Bilimsel ÇalıĢmalar Ġdari usulü ilk defa kanunlaĢtıran Ġspanya‟da ve aynı süreçte Avusturya‟da konuyla ilgili bilimsel çalıĢmaların 1800‟lerin sonlarında baĢladığını görmekteyiz 1. Türk hukukunda doktrinin ve uygulamanın idari usule ilgi duyması, batılı ülkelere göre bir hayli geç olmuĢtur. Ġdari usul yakın zamana kadar ilgi duyulan bir konu olamamıĢtır. 1 Ülkü Azrak, a.g.e., s. 84-124. 121 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Son yıllara kadar doktrinde idari usulü konu edinen çalıĢmaların sayısı son derece sınırlıydı. Ancak günümüzde idari usul konusuna ilginin bir hayli arttığı görülmektedir. Doktrinde idari usulü “genel idari usul” yaklaĢımı çerçevesinde ele alan ilk yazar, Ali Ülkü Azrak olmuĢtur. Kendisi bu konuda 1964 yılında Ġstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde bir doktora tezi hazırlamıĢtır. Ġlerleyen dönemde konuyla Tekin Akıllıoğlu ilgilenmiĢtir. Akıllıoğlu idari usul ilkelerinden savunma hakları konusunda bir doçentlik tezi hazırlamıĢ ve idari usul hakkında çok sayıda makale kaleme almıĢtır. Doktrinde bu yazarların dıĢında Ġl Han Özay, Metin Kıratlı, ĠĢtar Tarhanlı ile yakın dönemde Bahtiyar Akyılmaz ve Gürsel Özkan idari usul konusunda çalıĢmalar yapmıĢlar ve literatüre eserler kazandırmıĢlardır. 1. AZRAK tarafından yapılan çalıĢmalar Türkiye‟de idari usul alanında bilimsel çalıĢma niteliğindeki ilk eser Ali Ülkü AZRAK‟a aittir. AZRAK, “Umumi Ġdari Usulün Teorik Esasları ve ÇeĢitli Ülkelerde GeliĢimi” isimli, 1964 yılında kaleme aldığı doktora tezinde Türkiye‟de idari usul hakkında Ģunları ifade etmiĢtir: “Türkiyemizde, umumi idari usul alanında, Ģimdiye kadar herhangi bir doktrin çalıĢmasına rastlanmadığı gibi, mevzuat ve tatbikatta da ferdi mahiyette idari kararların alınmasında idare kudretinin tabi olması gereken Ģekil ve usuller sistematik surette tespit olunmuĢ değildir. Doktrinde genel olarak kabul edildiği gibi, idari kararlarda Ģekil ve usul, sadece merasim ve formaliteler anlamına gelmekte ve kararın bir unsurunu teĢkil etmektedir.” Yazarın belirttiği anlamda idari usul, bireysel idari iĢlemleri kapsamına alan genel idari usul yaklaĢımını esas almaktadır. Bu yaklaĢıma göre, yazarın eserini kaleme aldığı tarih itibariyle idari usul, ne doktrinde ne de uygulamada bilinmektedir. Ġdari usul olarak sadece idari iĢlemin bir unsuru olan Ģekil kuralı bilinmekte ve idari usulün bundan ibaret olduğu düĢünülmektedir. AZRAK çalıĢmasında idari usul konusunu dört bölümde incelemiĢtir. Ġlk bölümde idari usulün mahiyeti ortaya konulmuĢtur. Bu çerçevede idari usul ve genel idari usulün tanımı yapılmıĢtır. Buna bağlı olarak idari usulün kapsamı ile terminolojik konular çözüme kavuĢturulmuĢtur. Bu açıdan birinci bölüm konuyu tanıtıcı bir giriĢ niteliğindedir. 122 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu ÇalıĢmanın ikinci bölümünde genel idari usulün teorik ve pratik meseleleri üzerinde durulmuĢtur. Bu kapsamda bireysel idari iĢlemlerin tesis edilmesinde idarenin yapacağı değerlendirmenin bir muhakeme faaliyeti olup olmadığı kapsamlı ve karĢılaĢtırmalı olarak ele alınmıĢtır. Muhakemenin sadece yargıya hasredilmesinin mümkün olup olmadığı ile idarenin bizzat yaptığı değerlendirmenin muhakeme faaliyetine dâhil edilip edilemeyeceği çeĢitli hukuk sistemlerine değinilerek incelenmiĢtir. Yazar, yargısal süreçlerdeki muhakeme faaliyeti ile idari usul sürecinde idarenin yapacağı faaliyetin benzerlik gösterdiğini ve aslında idarenin yaptığı faaliyetin de muhakeme olduğunu ortaya koymuĢtur. ÇalıĢmanın üçüncü bölümünde değiĢik ülke uygulamalarında idari usul konusu ele alınmıĢtır. Bu çerçevede Avusturya, Ġspanya, A.B.D., Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya‟nın idare hukuku sistemi idari usul açısından incelenmiĢtir. Yazar bu incelemeyi yaparken ülkeleri idari usul bakımından ileri bir seviyede geliĢim gösterenler ve idari usul bakımından az geliĢme gösterenler biçiminde iki gruba ayırmıĢtır. ÇalıĢmanın yapıldığı tarih itibariyle ileri geliĢim gösterenler esas olarak idari usul kanununa sahip olanlardır. Buna göre Avusturya, Ġspanya, A.B.D., Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya idari usul alanında ileri geliĢim gösteren ülkeler olarak ifade edilmiĢtir. Ġtalya, Fransa, Almanya ve Türkiye‟nin idari usulün az geliĢtiği ülkeler olduğu ifade edilmiĢtir. ÇalıĢmanın yapıldığı 1964 yılının esas alınması durumunda, sayılan dört ülkenin idari usul Kanunları bulunmadığı görülmektedir. Bu ülkeler arasında idari usulün kanunlaĢtırılmadığı ülkeler sadece Fransa ve Türkiye‟dir. ÇalıĢmanın son bölümünde genel idari usulün temel ilkeleri ve kuralları ele alınmıĢtır. Yazar ilke ve kuralları ülke örneklerini karĢılaĢtırarak incelemiĢtir. ÇalıĢmada, yönetime (muhakemeye) katılma ilkesi, idari makamın tarafsızlığı ilkesi, idarenin açıklığı ilkesi, sözlü muhakeme, idari kararlara karĢı baĢvuru yolları, gerekçe ilkesi ve idari kararlarda (hukuki) istikrar ilkesi ele alınmıĢtır. 123 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar AZRAK‟ın idari usul konusunda bu çalıĢma dıĢında çeĢitli makale ve tebliğleri bulunmaktadır. Yazarın bu tür çalıĢmalarında daha çok idari usulün yasalaĢtırılması konusuna odaklandığı görülmektedir2. 2. AKILLIOĞLU tarafından yapılan çalıĢmalar Türk doktrininde idari usul alanında temel eser niteliğindeki ikinci çalıĢma AKILLIOĞLU‟na aittir. Yazarın idari usul ilkelerini kapsamlı olarak ele aldığı “Yönetim Önünde Savunma Hakları” isimli eseri 1983 yılında yayımlanmıĢtır. Doçentlik çalıĢması olarak hazırlanan eserde idari usulle yakından ilgili olan savunma hakları ele alınmıĢtır. ÇalıĢma üç bölümden oluĢmaktadır. Birinci bölümde idari usul ve savunma hakları kavramsal olarak ele alınmıĢ ve bunların arasındaki iliĢkiler ortaya konulmuĢtur. Burada savunma haklarının değiĢik anlamları ile farklı disiplinlerde uygulanma biçimi incelenmiĢtir. Ġdari usul konusunda çeĢitli yaklaĢımlar belirtilmiĢ, bu yaklaĢımların idari usulü nasıl anlamlandırdığı üzerinde durulmuĢ ve nihayetinde idari usul yaklaĢımının özsel bir yaklaĢıma dayandığı vurgulanmıĢtır. Bu noktada yazar, idari usulün esasında AZRAK‟ın da ifade ettiği gibi, Ģekli yaklaĢımların belirttiğinden farklılık gösterdiği, basit Ģekil kurallarından ibaret olmayıp bir muhakeme usulü olduğunu ortaya koymaktadır. Yazar bu yaklaĢımın, yargılama hukukunda belirlenen temel ilkelerin idari usule de uygulanmasını savunmakta olduğunu ifade etmektedir3. ÇalıĢmanın ikinci bölümü savunma hakları ilkesine ayrılmıĢtır. Bu bölümde savunma hakları ilkesinin temelleri ortaya konulmuĢtur. Bu çerçevede savunma haklarının temelinde yatan hukukun genel ilkeleri ifade edilmiĢtir. Burada esas olarak savunma haklarının nasıl açıklanabileceği üzerinde durulmuĢtur. Hukukun genel ilkeleri ile savunma hakları arasındaki iliĢki incelenirken karĢılaĢtırmalı hukuktan da yararlanılmıĢtır. Savunma haklarının temelinde öncelikle temel hak ve özgürlüklerin bulunduğu anlaĢılmaktadır. Bu özgürlükler Anayasalarda güvence altına alınmıĢ 2 Ali Ülkü Azrak‟ın konuyla ilgili diğer çalıĢmaları Ģöyledir: “Ġdari Usul ve Kodifikasyonu Meselesi”, İÜHFM, cilt: XXXIII, sayı: 1-2, yıl: 1967, s.66; “Umumi Ġdari Usulün Doğu Avrupa Ülkelerindeki GeliĢimi”, MHAD, yıl: 3, sayı: 4, s.22; “Ġdari Usul ve YasalaĢtırılması”, I. Ulusal Ġdare Hukuku Kongresi, Ġkinci Kitap, Kamu Yönetimi, Ankara: 1990, s.821. 3 Tekin Akıllıoğlu, a.g.e., s.33. 124 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar olabileceği gibi sadece birtakım evrensel hak ve özgülük metinlerinde de yer alabilir. Yazar savunma hakları ile ilgili olarak eĢitlik, açıklık ve kanunilik ilkelerine değinerek, bu ilkelerle savunma hakları arasındaki iliĢkiyi ortaya koymuĢtur. ÇalıĢmanın son bölümünde savunma haklarının nasıl uygulanacağı üzerinde durulmuĢtur. Uygulanma konusu, hem genel olarak ortaya konulmuĢ, hem de Türkiye‟de yargı kararlarına göre savunma hakları ifade edilmiĢtir. Bu bölümün esas olarak savunma haklarının nasıl hayata geçeceği üzerinde durduğunu söylemek mümkündür. AKILLIOĞLU‟nun idari usul konusunda yaptığı çalıĢmalar savunma haklarıyla sınırlı değildir. Yazarın idari usulle ilgili farklı konularda yayımlanmıĢ çeĢitli makaleleri ve tebliğleri bulunmaktadır. Yazarın idari usulle ilgili çalıĢma konuları arasında Avrupa Konseyi‟nin (77)31 sayılı tavsiye kararı, idarenin kiĢisel verileri koruma yükümlülüğü, açıklık ilkesi ve idari iĢlemlerde gerekçeli ilkesi sayılabilir4. 3. Diğer bilimsel çalıĢmalar Yukarıda ifade edilen iki yazarın dıĢında araĢtırma, makale, çeviri ve karĢılaĢtırma gibi türlerde idari usul hakkında çalıĢmalar yapan yazarlar da bulunmaktadır. Bunların arasında çeviri metinleri ile katkıda bulunanlar öncelikle sayılmak gerekir. Dünya uygulamalarını incelemek bir konuda farkındalık oluĢturmanın etkili yollarından biri olduğundan, çeĢitli ülkelerin idari usul kanunlarının Türkçeye çevrilmesi idari usulün daha fazla gündeme gelmesine katkıda bulunmuĢtur. Ülke incelemesi ve kanun çevirisi niteliğindeki ilk çalıĢmalar arasında Metin KIRATLI‟nın “Ġsviçre‟de Ġdari Usul Kodifikasyonu” sayılabilir5. Yazar bu çalıĢmada, ilk olarak idari usulün dünyadaki geliĢimini kısa bir biçimde ifade etmiĢtir. Bundan sonra, Ġsviçre‟de idari usulün kanunlaĢtırılması sürecine değinmiĢtir. Son olarak Ġsviçre Federal Usul Kanunun idari usulün temel ilke ve kuralları konusunda nasıl 4 Tekin Akıllıoğlu‟nun konuyla ilgili diğer çalıĢmaları Ģöyledir: “Bireyin Yönetsel ĠĢlemler KarĢısında Korunması ve Yönetim Hukukumuz”, AİD, cilt: 14, sayı: 3, yıl: 1981, s.37-56; “Yönetsel ĠĢlemlerde Gerekçe Ġlkesi”, AİD, cilt: 15, sayı: 2, yıl: 1982, s.7-19; “Yönetimde Açıklık-Gizlilik ve Bilgi Alma Hakkı”, I. Ulusal Ġdare Hukuku Kongresi, II. Kitap Kamu Yönetimi, 1-4 Mayıs 1990, DanıĢtay Yayınları, s.805-819. 5 Metin Kıratlı, “Ġsviçre‟de Ġdari Usul Kodifikasyonu”, a.g.m., s. 47-60. 125 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar düzenlemeler getirdiği incelenmiĢtir. KIRATLI‟nın bu çalıĢması karĢılaĢtırmalı hukuk açısından son derece önemlidir. Ġdari usul konusunda akademik çalıĢmalarla birlikte 1997 yılında baĢlayan idari usulün yasalaĢtırılması sürecinde de görev alan Ġl Han Özay, özellikle A.B.D.‟deki idari usul yapısının Türkiye‟de tanıtılmasında katkılarda bulunmuĢtur. A.B.D.‟de idari usulün geliĢim süreci, önce Ġdari Usul Kanunu‟nun kabulü, ardından Bilgi Edinme Hakkı Kanunun yürürlüğe girmesi ve son olarak Toplantıların Açıklığı Ġlkesi‟nin uygulamaya konulması biçiminde olmuĢtur. A.B.D.‟de idari usule iliĢkin bütün sisteme adını veren, bu konudaki düzenlemelerinin son halkası niteliğindeki “GünıĢığında Yönetim”, yani “Government in the Sunshine Act” olarak adlandırılan yasadır6. ÖZAY idare hukuku alanındaki baĢvuru kaynaklarından biri olan eserine de “GünıĢığında Yönetim” adını vermiĢtir7. ÇeĢitli ülkelerin idari usul kanunlarının çevirileri yapılmıĢtır. Bunların arasında Amerika Federal Ġdari Usul Kanunu8 (Federal Administrative Procedure Act), Almanya Federal Ġdari Usul Kanunu9 (Verwaltungsverfahrensgesetz-VwVfG) ve Ġsviçre Federal Ġdari Usul Kanunu10 sayılabilir. Ġdari usul konusunda akademik çalıĢmaların sayısı günümüze doğru yaklaĢtıkça artan bir seyir izlemiĢtir. Bunun nedenlerinin baĢında konu hakkında farkındalığın gün geçtikçe artması gelmektedir. Ġdari usul konusunun gerek akademik alanda gerek uygulama alanında yaygınlık kazanmasını sağlayan temel etkenlerden biri 17-18 Ocak 1998 tarihinde BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı tarafından düzenlenen “Ġdari Usul Kanun Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu”dur11. Söz konusu sempozyum konuyla ilgili neredeyse bütün akademisyenleri ve uygulamacıları bir araya getirmiĢtir. Bu durum sempozyumun etkisini artıran bir faktör olmuĢtur. 6 Ġl Han Özay, a.g.e., s.5. “Bu adı duyanlar günıĢığında yönetim kavramını benim bulduğumu sanırlar. KeĢke. Bu kavram, yasalarına bazen çok romantik isimler de verebilecek kadar hukuku seven ve ona saygı duyan bir toplumun Kongre‟sinin eseridir.” Ġl Han Özay, a.g.e., s.5, dipnot: 8. 8 ĠĢtar Tarhanlı, “Amerikan Ġdari Usul Kanunu”, a.g.m., s.225-264. 9 Semih Gemalmaz-Osman Doğru, a.g.m., s.127-146. 10 Burak Oder, “Ġdari Usul Hakkında Federal Kanun”, İÜSBFD, yıl: 3, sayı: 3-4-5, 1993, s.309-326. 11 Sempozyumdaki sunum, bildiri ve görüĢler, Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı tarafından kitap haline getirilmiĢtir. Ġdari Usul Kanun Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, “Bildiriler”, Ankara: 1998. 7 126 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu Yakın döneme gelindiğinde idari usul konusunda eskiye göre daha fazla çalıĢma yapıldığını görmekteyiz. Bu çalıĢmaların bir listesine burada yer verilmeyecektir 12. Ancak kitap haline getirilen Bahtiyar AKYILMAZ‟ın “Ġdari Usul Ġlkeleri IĢığında Ġdari ĠĢlemlerin YapılıĢ Usulü” ile Gürsel ÖZKAN‟ın “Demokratik Yönetime GeçiĢ” isimli eserlerini ifade etmek gerekmektedir. Bu eserlerde idari usulün temel çerçevesi, hukuki tahlili, çeĢitli ülkelerdeki yeri, ilke ve kuralları ile uygulamada mevcut bulunan idari usul ilkelerine yer verildiği görülmektedir. Ayrıca AKYILMAZ13 ve ÖZKAN14‟ın konuyla ilgili çok sayıda makale ve tebliğ çalıĢması bulunmaktadır. B. Ġdareyi (Kamu Yönetimini) GeliĢtirme ÇalıĢmaları Ġdari usul ile kamu yönetiminin geliĢtirilmesi arasında yakın bir iliĢki vardır. Bu iliĢki esasında araç-amaç iliĢkisi biçiminde kendini göstermektedir. Ġdari usulün bireysel hakları güvence altına alma hedefinin yanı sıra kamu idaresinin düzenli faaliyet yürütmesini sağlama hedefi de bulunmaktadır. Yani idari usulün düzenlenmiĢ olması ile idari usul kural ve ilkelerinin uygulanması, kamu yönetiminin de etkin ve verimli olarak sunulmasını sağlamaktadır. ĠĢte bu noktada idari usul, kamu hizmetinin geliĢtirilmesinde araç niteliğine bürünmektedir. Bu nedenle idari usul konusunun incelenmesi sırasında idareyi geliĢtirme konusunun da incelenmesi zorunlu olmaktadır. Kamu yönetiminin geliĢtirilmesi, Türkiye‟nin tarihsel geliĢiminde her zaman gündemde olan bir konu olmuĢtur. Ġdareyi geliĢtirme ve idari reform konusunda 1930‟lu yıllardan itibaren çok sayıda çalıĢma yapılmıĢ ve çeĢitli raporlar hazırlanmıĢtır. Burada bu rapor ve çalıĢmalardan idari usul konusuyla ilgisi olanlar ele alınacaktır. 12 Bu çalıĢma kapsamında idari usul hakkında doktrindeki kaynakların tamamına yakını incelenmiĢtir. Bu kaynakların tamamı kaynakça bölümünde yer almaktadır. 13 Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, “Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu”, Ankara: 1998, s.35-54; “Ġdari ĠĢlemlerde Gerekçe Yükümlülüğü”, Prof. Dr. A. ġeref GÖZÜBÜYÜK‟e Armağan, AÜSBF, Ankara: 2005, s.15-33; “Bir Ġdari Usul Ġlkesi Daha Anayasa m. 40/2 BaĢvuru Yollarının Gösterilmesi”, Prof. Dr. Yıldızhan YAYLA‟ya Armağan, Galatasaray Üniversitesi, Ġstanbul: 2004, s.8390. 14 Gürsel Özkan, Hukuk Devleti ve Yargı Denetimi, Ankara: 1995; “Ġdari Usul Kanununda Düzenlenmesi Gereken Genel Ġdari Usul Ġlkeleri”, Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu Ankara: 1998, s.55-78; “Ġdari Usul”, DD, yıl: 30, sayı: 101, s.13-40. 127 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar 1. Merkezi hükümet teĢkilatı araĢtırma projesi (MEHTAP) raporu 15 Bakanlar Kurulu, 13.2.1962 gün ve 6/209 sayılı kararı ile “Türkiye Merkezi Hükümet TeĢkilatına dahil bakanlık, daire ve müesseseler arasında merkezi hükümet görevlerinin dağılıĢ tarzını tespit etmek ve bu dağılıĢın amme hizmetlerin, en verimli tarzda ifasına imkân verip vermediğini inceleyerek bu hususta teklif ve tavsiyelerde bulunmak üzere bir araĢtırma kurulu oluĢturulmasını kararlaĢtırmıĢtır. Bakanlar Kurulu kararına göre, araĢtırmanın iki temel amacından biri merkezi hükümet görevlilerinin dağılıĢ biçimini, baĢka bir deyiĢle örgütlenme düzenini saptamak; diğeri ise bu dağılıĢın kamu hizmetlerinin verimli bir biçimde yürütülmesine olanak verip vermediğini incelemektir. AraĢtırma sonunda hazırlanan ve adı MEHTAP olarak yerleĢen rapor, idarenin kuruluĢ ve görevlerini genel bir açıdan ele alması, kurumların içyapılarına ve iĢleyiĢlerine sorunun bütünü içinde bakması açısından önemli bir çalıĢma olmuĢtur. Raporda idari usuller ile idareyi geliĢtirme konuları ayrı baĢlıklar olarak ele alınmıĢtır. Ġdari usul konusunda ilk olarak kanunilik ilkesi üzerinde durulmuĢtur. Kanuniliğe iliĢkin olarak raporda, “Ġdarenin düzenli ve verimli çalıĢması, idari usullerin bu amaçlara uygun olmasıyla yakından ilgilidir. Ġdari usuller, vergi usulü gibi gerek idare, gerekse idare edilen16 cephesinden özel teminat isteyen hallerde kanunla tespit edilmelidir. Bunun dıĢında, idari usulleri idari metinlerle tespit etmek gerekir. Türk idaresinde ancak kanunların emrettiği hallerde bu yola gidilmekte, geriye kalan geniĢ alanda, belirli usuller yerine, geleneklerle hareket edilmektedir. Bunun baĢlıca mahzuru, idari hizmetlerin objektif ve rasyonel Ģekilde iĢlemesine engel teĢkil etmesidir. BaĢka mahzurları da olan bu usule son verilmeli, idari usullerin idari metinlerde açıkça gösterilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca, her idare, kendi idari usullerini, bir “mevzuat ve görev kılavuzu” Ģeklinde derleyip mensuplarına dağıtmalı ve değiĢikliklere göre, bunlarda gerekli ayarlamaları yapmalıdır.” ifadelerine yer verilmiĢtir. Buna göre idarenin iĢleyiĢi ve kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde uygulanacak kurallar 15 16 Rapor metni için bkz. <http://www.todaie.gov.tr/pdf/MEHTAP.PDF> (23.12.2009). Kamu hizmetinden yararlanan olarak anlaĢılmalıdır. 128 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu kanun düzeyinde belirlenmelidir. Aksi takdirde bu kurallar yerleĢmiĢ geleneklere ve idarenin keyfilik boyutuna varabilecek usullerine kalabilecektir. Raporda idari usul konusunda ikinci olarak açıklık ilkesi ve dinlenilme hakkına yer verilmiĢtir: “Devlet kuruluĢlarının her kademesindeki çalıĢmalarda ve kararların alınmasında halkla yakın temas sağlamak zorunludur. Nitekim geliĢmiĢ memleketlerdeki idareler, bu temaslar bakımından çeĢitli mekanizmalar ortaya koymuĢ durumdadırlar. Bunların baĢında, fertleri ve ilgili kuruluĢları karardan önce dinlemek, onların istek ve mütalaalarını almak ve değerlendirmek için bulunan usuller gelmektedir. Türk idaresinde de, çeĢitli kademelerde, her kurumun bünyesine uygun olarak, halkla temas ve dinleme usulleri kurmak gerekmektedir.” Rapordaki bu ifadelere göre, idarenin faaliyetlerini yürütürken bu faaliyetin süjesi niteliğindeki vatandaĢı dinlemesi gerekmektedir. Dinlemenin yanında vatandaĢların istek ve beyanlarının idari faaliyetin bir parçası haline getirilip değerlendirilmesi de öngörülmektedir. Raporda belirtilen “geliĢmiĢ memleketler”, idari usul kapsamında dinlenilme ve katılma hakkını düzenleyen ülkelerdir. Raporun hazırlandığı tarihte idari usulü kanunlaĢtırmıĢ bulunan ülkeler arasında Avusturya, Ġspanya, A.B.D. ve bazı Doğu Avrupa ülkeleri yer almaktadır. Ġdareyi geliĢtirme konusunda, Türkiye‟nin süratle ve sürekli bir Ģekilde kalkınması için, devlet teĢkilatın modern devlet anlayıĢına uygun bir hale getirmeğe ihtiyaç olduğu ifade edilmiĢtir. Bunun dıĢında, “Ġdareyi geliĢtirme, bir çerçeve tespiti mevzuat değiĢikliğinden ibaret değildir. Personel rejiminin düzeltilmesi baĢta olmak üzere, idarenin teĢkilatını iĢlem ve usullerini düzeltmek ve geliĢtirmek gerekir. Bu bakımdan, idarenin geliĢtirilmesi belirli bir sürede yapılıp sona eren münferit bir gayret Ģeklinde anlaĢılmamalı, bunun sabır ve ihtimamla yürütülmesi gereken bir görev olduğu kabul edilmeli, geliĢtirme gayretleri bir programa bağlanmalıdır.” Ģeklinde tespitler yapılmıĢtır. Raporun hazırlandığı tarihte idareyi geliĢtirme konusundan sorumlu bir kurumun bulunmayıĢına ve bu konuda çeĢitli kurumların yetkili kılınmıĢ olmasına dikkat çekilmiĢtir: “Bu alanda görevlendirilmiĢ bulunan daire ve kurumlar arasında açık ve mantıki bir görev ayrımı bulunmadığı gibi, mevcut teĢkilat bu hizmeti gereği gibi 129 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu görecek Ģekilde teĢkilatlandırılmamıĢtır. Bu çok önemli hizmetin layıkıyla görülebilmesi için, sorumluluk ve yetki alanlarının mevcut emek, para ve zamandan daha büyük bir verim elde edilmesini sağlayacak ve görev tedahüllerini önleyecek Ģekilde ve açık olarak tespit edilmesi ve bu hizmetin idarece tam ve süratli olarak yürütülmesini gözetecek bir teĢkilatın kurulması gerekli görülmektedir. Ġdare içinde, idareyi geliĢtirme politikasının ve hedeflerinin tespitine yarayacak, idareyi ve koordinasyonu geliĢtirme faaliyetlerinin genel planlamasını yapacak, uygulamaları izleyerek gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayacak ve nihayet bu konudaki genel sorumluluğu taĢıyacak merkezi bir birime ihtiyaç vardır. Bu merkezi birimin idareyi geliĢtirme konusundaki genel sorumluluğu, genel idareyi olduğu kadar, mahalli idareler ve kamu iktisadi teĢebbüsleri alanlarını da içine almalıdır. Ancak geliĢtirme, düzeltme ve yeniden düzenleme hizmetlerinin aslında her idarenin kendine düĢtüğü gözden uzak bulundurulmamalı; merkezi birim, genel koordinasyondan ve genel sorumluluktan uzaklaĢarak bütün geliĢtirme hizmetlerini kendisi yapar bir duruma gelmemelidir.” Günümüzde kamu yönetiminin geliĢtirilmesi konusunda görevli olan BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı (ĠGB), aynı zamanda kurumlar arasında koordinasyonu da sağlamaktadır. MEHTAP raporunda ifade edilen kurumsal eksikliğin zamanla ĠGB‟nin kurulması ile giderildiği anlaĢılmaktadır. Raporda bu konuda Ģu ifadeler kullanılmıĢtır: “Merkezi birimin geliĢtirme hizmetlerini bütünü ile doğrudan doğruya yapmayıp bu konuda daha çok genel koordinasyon ve planlama ile meĢgul olması, birimin hacmini küçük tutmayı gerektirecek, merkezde, idareyi geliĢtirme için çok büyük bir kuruluĢun meydana gelmesi önlenecektir. Ġdari alanda büyük tecrübe sahibi olmuĢ, idareyi yakından tanıyan ve idare içinde itibar sahibi olan bir yüksek memurun baĢkanlığında ehliyetli uzmanlardan meydana gelecek olan bu küçük merkezi binimin BaĢbakanlığa bağlı bulunması çalıĢmaları kolaylaĢtıracaktır. BaĢbakanın emrinde, idareyi geliĢtirme görevinin genel sorumluluğunu taĢıyan bir yüksek memurun bulunmasıdır.” 2. 1982 Anayasası’na idari usul maddesi eklenmesine iliĢkin öneri 1982 Anayasası‟nın hazırlandığı süreçte, Anayasa Tasarısı ve Komisyon Raporu‟nun DanıĢma Meclisindeki müzakeresinde, idarenin kuruluĢuna iliĢkin 154. 130 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar maddeye geçilmeden önce, üyelerden Cahit Tutum, idari usul konusunda yeni bir madde eklenmesi önerisinde bulunmuĢtur. Önerinin gerekçesi Ģöyle ifade edilmiĢtir: “Önergemde, Türkiye‟de yıllardır eksikliği çekilen bir Genel Ġdari Usul Yasasının çıkarılmasını bir Anayasal direktif haline getirmek ve böylece yıllardır vatandaĢla idare arasındaki iliĢkilerdeki eksiklikleri ve keyfilikleri önlemeye yönelik bir öneridir. Ġdarenin faaliyetlerini objektif esaslara göre, istikrar ve güvenilir bir sistem içinde yürütmesi asıldır. Maalesef uygulamada idare belli ölçülerde sınırlama ve o ölçüler içerisinde istikrarlı birtakım iĢlerde bulunmak külfetinden sürekli bir Ģekilde kendisini azade kılmaya çalıĢır. Bu, dünyanın her yerinde yönetime atfedilebilecek önemli kusurlardan biridir. Son yıllarda özellikle Avrupa‟da, idarenin genel olarak faaliyetlerini yürütürken bağlı olacağı esasları, büyük ölçüde vatandaĢların temel hak ve özgürlüklerini etkilemesi açısından, bir araya getirip, az çok ortak ilkeler üzerinde anlaĢma sağlanması doğrultusunda büyük çabalar olmuĢtur. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin (1977)31 sayılı kararı, belirli idari usul ilkelerine uyulması konusunda üye ülkelere ve dolayısıyla ülkemize tavsiyede bulunmuĢtur. Önergem aslında idarenin bugün az çok Ģu söylediğimiz genel esaslara uyduğu varsayılmakla birlikte, bunları derli toplu, formaliteleri basitleĢtirici, ama vatandaĢa güven verici bir Genel Ġdari Usul Yasası çerçevesinde toplanmasının zorunlu olduğunu düĢündüm ve bu nedenle bu önergeyi verdim. Takdirlerinize saygıyla sunarım”17. Cahit Tutum tarafından getirilen öneri Anayasa Komisyonu BaĢkanvekilinin Ģu ifadeleriyle reddedilmiĢtir: “Tutum arkadaĢımızın söylediği hususları, zaten idarenin bünyesinde ve çalıĢmasında mevcut sayıyoruz. Kendileri de “Ġdare bir ölçüde bu kurallara uyup, bunlara uygun hareket etmektedir” diyor. Ġkinci olarak “Kanun önünde eĢitlik” maddesinde bu telakkinin, fikri nüvesi mevcut. Orada devlet organları ve idarenin vatandaĢlara hiçbir suretle farklı muamele yapamayacağı, kanunlar önünde eĢit tutacağı da söylenmiĢ. Keza bu idare bölümün düzenleyen hükümler arasında, idari kararlara 17 DanıĢma Meclisi Tutanak Dergisi, B.145, 7.9.1982, 0:1; s.671-672; Naklen Sait Güran, a.g.m., s.111. 131 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar karĢı yargı yolu vesaire gibi müesseselerimiz de var. Onun için böyle müstakil bir maddenin Anayasaya konmasına katılmıyoruz”18. Cahit Tutum tarafından yapılan öneri elbette ki tarihe düĢülen bir not olarak Türk hukuk tarihindeki yerini almıĢtır. Fakat önerinin gerekçesinde ifade edilen hususların haklılığı aradan geçen 27 yılda ortaya çıkmıĢ ve “Anayasal direktif” haline getirilememiĢ olan Genel Ġdari Usul Kanunu bugüne kadar kanunlaĢtırılamamıĢtır. 3. Ġdari usul ve iĢlemlerle ilgili yetki kanunları ve kanun hükmünde kararnameler Kamu hizmetlerinin süratli, düzenli, etkin, verimli ve ekonomik bir Ģekilde yürütülebilmesi amacıyla 02.02.1984 tarih ve 2977 sayılı “Ġdari Usul ve ĠĢlemlerin Yeniden Düzenlenmesi Ġle Ġlgili Yetki Kanunu” yürürlüğe konularak, idari usul ve iĢlemler konusunda Bakanlar Kuruluna Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yetkisi verilmiĢtir19. 2977 sayılı Yetki Kanunu 18 ay süreyle geçerli olmak üzere çıkarılmıĢtır. Bu geçerlilik süresi 30.5.1985 gün ve 3207 sayılı Kanunla 1 yıl; 3.6.1986 gün ve 3296 sayılı Kanunla 2 yıl uzatılmıĢtır. Yetki Kanunun genel gerekçesinde, kanunun hedefleri sayılmıĢtır: - Fertlerin devletle olan iliĢkilerinde, hizmetlerde gerekli sürati, düzenliliği ve verimliliği sağlamak, - VatandaĢ beyanını esas alan bir anlayıĢla bireyleri iĢlerini kolaylaĢtırmak, - Mevzuatın sadeleĢtirilmesi, kırtasiyeciliğin azaltılması, idari usul ve iĢlemlerin yeniden düzenlenmesi suretiyle yatırımları hızlandırmak, ülkenin kalkınmasına katkıda bulunmak, - Fertlerin devletle olan iliĢkilerinde, doğumdan baĢlayarak, evlenme, ölüm, trafik, ehliyet, pasaport, plaka, tapu, imar ve vergi konularında karĢılaĢtıkları sorunları gidermek, 18 DanıĢma Meclisi Tutanak Dergisi, B.145, 7.9.1982, 0:1; s.671-672; Naklen Sait Güran, a.g.m., s.111. Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.93; Fikret Ar, “Bürokratik ĠĢlemlerin BasitleĢtirilmesi ve Ġptal Edilen Yetki Kanunu”, AİD, cilt: 26, sayı: 1, Mart 1993, s.185-196. 19 132 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - Teknolojiye ayak uydurmak ve kolaylıkla adapte olmak20. Ġdari Usul ve ĠĢlemlerin Yeniden Düzenlenmesi Ġle Ġlgili Yetki Kanununda, yetki kanunlarının taĢıması gereken özelliklere uygun olarak amaç, kapsam, ilkeler ve kanunun geçerli olacağı süre düzenlenmiĢtir. Kanunun 1. maddesinde amacın kamu hizmetlerinin süratli, düzenli, etkin, verimli ve ekonomik bir Ģekilde yürütülebilmesi olduğu ifade edilmiĢtir. Kanuna dayalı olarak çıkarılacak KHK‟ların kapsamı, “Bu Kanuna göre çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler; kiĢilerin kamu kurum ve kuruluĢlarıyla kamu kurum ve kuruluĢlarının da birbirleriyle olan iliĢkilerini kolaylaĢtırmak maksadıyla bu konulan düzenleyen idari usul ve iĢlemlerin yeniden düzenlenmesi için ihtiyaca cevap vermeyen kanunların veya bazı hükümlerinin kaldırılmasını veya değiĢtirilmesini kapsar.” Ģeklinde düzenlenmiĢtir. 2977 sayılı Yetki Kanuna dayalı olarak çıkarılacak KHK‟ların Ģu ilkeleri göz önünde bulundurması gerekir: - Zaman ve kaynak kaybının önlenmesi. - Beyanın yeterli sayılması; ancak, zorunlu durumlarda belgeleme yoluna gidilmesi. - ĠĢlemlerin tek kuruluĢ içinde tamamlanması, buna imkân olmadığı takdirde görevli kurum ve kuruluĢlar arasında iĢbirliğinin ve koordinasyonun sağlanması. - Görev ve yetki dağıtımının hizmetin en iyi yapılabileceği Ģekilde yeniden düzenlenmesi. 2977 sayılı Yetki Kanununun geçerliliğini koruduğu 8.8.1988 tarihine kadar çok sayıda KHK çıkarılarak çeĢitli Kanunlarda değiĢiklik yapılmıĢtır: - 16.3.1984 tarih ve 18343 sayılı R.G.‟de yayımlanan 192 sayılı KHK ile 2644 sayılı Tapu Kanununda. 20 Naklen Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.95. 133 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - 28.3.1984 tarih ve 18355 sayılı R.G.‟de yayımlanan 196 sayılı KHK ile 6085 sayılı Karayolları Trafik Kanununda21. - 5.7.1984 tarih ve 18449 sayılı R.G.‟de yayımlanan 239 sayılı KHK ile 1578 sayılı Nüfus Kanununda22. - 9.8.1984 tarih ve 18484 sayılı R.G.‟de yayımlanan 240 sayılı KHK ve 28.2.1986 tarih ve 19033 sayılı R.G.‟de yayımlanan 253 sayılı KHK ile 5682 sayılı Pasaport Kanununda. - 13.4.1985 tarih ve 18694 sayılı R.G.‟de yayımlanan 245 sayılı KHK ve 5.8.1988 tarih ve 19890 sayılı R.G.‟de yayımlanan 330 sayılı KHK ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda. - 11.6.1985 tarihli ve 18781 sayılı R.G.‟de yayımlanan 247 sayılı KHK ve 9.9.1985 tarih ve 18781 sayılı R.G.‟de yayımlanan 250 sayılı KHK ile 775 sayılı Gecekondu Kanununda. - 28.6.1985 tarih ve 18795 sayılı R.G.‟de yayımlanan 248 sayılı KHK ile 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanununda. - 21.8.1985 tarih ve 18849 sayılı R.G.‟de yayımlanan 249, 13.11.1985 tarih ve 18927 sayılı R.G.‟de yayımlanan 251, 22.5.1987 tarih ve 19467 sayılı R.G.‟de yayımlanan 277 ve 27.5.1988 tarih ve 19824 sayılı R.G.‟de yayımlanan 323 sayılı KHK‟lar ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda. - 21.11.1985 tarih ve 18935 sayılı R.G.‟de yayımlanan 252 ve 5.8.1987 tarih ve 19454 sayılı R.G.‟de yayımlanan 278 sayılı KHK‟lar ile 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız ÇalıĢanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda. 21 6085 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu tarafından yürürlükten kaldırılmıĢtır. 22 1578 sayılı Nüfus Kanunu, 25.4.2006 tarih ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıĢtır. 134 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - 19.3.1986 tarih ve 19052 sayılı R.G.‟de yayımlanan 254 sayılı KHK ile 222 sayılı Ġlköğretim ve Eğitim Kanunu ile 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununda23. - 15.10.1986 tarih ve 19252 sayılı R.G.‟de yayımlanan 262 sayılı KHK ile 647 sayılı Cezaların Ġnfazı Hakkında Kanunda24. - 24.3.1987 tarih ve 19410 sayılı R.G.‟de yayımlanan 273 sayılı KHK ile 2022 sayılı 65 YaĢını DoldurmuĢ Muhtaç, Güçsüz Ve Kimsesiz Türk VatandaĢlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda. - 10.6.1987 tarih ve 19483 sayılı R.G.‟de yayımlanan 284 sayılı KHK ile 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu DıĢındaki KuruluĢların Elektrik Üretimi, Ġletimi, Dağıtımı Ve Ticareti Ġle Görevlendirilmesi Hakkında Kanunda. - 2.6.1988 tarih ve 19830 sayılı R.G.‟de yayımlanan 326 sayılı KHK ile 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunda25. - 21.7.1988 tarih ve 19879 sayılı R.G.‟de yayımlanan 334 sayılı KHK ile 3167 sayılı Kara Avcılığı Kanunda26. Yukarıda sayılan bütün mevzuat değiĢiklikleri bürokrasi ve kırtasiyecilik ile vatandaĢlardan istenen belgelerin azaltılmasına yöneliktir. Yetki Kanunun adı idari usul ve iĢlemlerin yeniden düzenlenmesi biçiminde olsa da bu kanuna dayanılarak çıkarılan KHK‟ların hiçbiri idari usule iliĢkin içeriğe sahip olmamıĢtır27. Bunun, idari usulün bürokrasi ve kırtasiyeciliğin azaltılmasından ibaret olduğuna iliĢkin yanlıĢ kanaatten kaynaklandığı söylenebilir. 23 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıĢtır. 24 647 sayılı Cezaların Ġnfazı Hakkında Kanun, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin Ġnfazı Hakkında Kanun ile yürürlükten kaldırılmıĢtır. 25 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıĢtır. 26 3167 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıĢtır. 27 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.94. 135 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar 2977 sayılı Yetki Kanunun 8.8.1988 tarihi itibariyle süresinin dolmasının ardından, ismi de dâhil olmak üzere bu Kanunla tıpa tıp aynı 3481 sayılı yeni bir Yetki Kanunu 20.10.1988 tarihinde yürürlüğe konulmuĢtur. Bürokrasi ve kırtasiyecilikle ilgili Bakanlar Kurulu‟na 2 yıl süreyle KHK çıkarma yetkisi veren 3481 sayılı Kanunun gerekçesinde çıkarılma amacı Ģöyle açıklanmıĢtır: “Bürokratik usul ve iĢlemlerin kırtasiyeciliği artırdığı, kamu hizmetlerini aksattığı, iĢlerin zamanında görülmesini engellediği ve vatandaĢlara gereksiz külfetler yüklediği görülerek, bu engellerin tespiti ile çarelerinin bulunmasına gayret sarf edilmiĢtir. Zaman ve kaynak israfının önlenmesi, beyanın yeterli sayılması, iĢlemlerin tek kuruluĢ içinde tamamlanması, hizmetin en iyi Ģekilde yürütülmesinin temini ve görev-yetki dağılımının günün ihtiyaçlarına göre yeniden organize edilmesini sağlamak maksadıyla, idari usul ve iĢlemlerin yeniden düzenlenmesine iliĢkin 2977 sayılı Yetki Kanunu çıkarılmıĢtır. Bu Kanuna istinaden tanzim olunan bir dizi kanun hükmünde kararname ile trafik, nüfus, pasaport, tapu, veraset, özellikle evlenme gibi çeĢitli konularda reform niteliğinde yeni düzenlemelere gidilmek suretiyle, gittikçe girift hale gelmiĢ bulunan vatandaĢ ve Devlet ile kamu kuruluĢları arasındaki iliĢkilere basitlik getirilmeye çalıĢılmıĢ ise de, bürokratik engeller taĢıyan mevzuatın çok ve dağınık olması sebebiyle kırtasiyeciliğin tamamen önünün alınması mümkün olmamıĢtır. Gerek mevzuatın önceden öngörülemeyecek derecede çok oluĢu ve gerekse idari usul ve iĢlemlerle ilgili bürokratik yükün azaltılması için yapılan çalıĢmaların devamlılık arz etmesi sebebiyle, 2977 sayılı Kanun‟un yetki süresinin; 3207 sayılı Kanun‟la 8 Ağustos 1985 tarihinden itibaren bir yı1, 3296 sayılı Kanun‟la da 8 Ağustos 1986 tarihinden geçerli olmak üzere iki yıl daha uzatılması gerekmiĢtir. Takdir olunacağı üzere, halen yürürlükte olan binlerce kanunda yer alan hükümlerin uygulamada husule getirdiği bürokratik engellerin kaldırılarak bunların sadeleĢtirilmesi suretiyle belirli bir sisteme oturulması, uzun bir araĢtırmaya ve büyük ölçüde uygulama sonuçlarının izlenmesine bağlı bulunan bir keyfiyettir. Bu sebeplerle, süresi 8 Ağustos 1988 tarihinde sona eren Yetki Kanunu ile aynı mahiyette olmak üzere bu Kanun Tasarısı hazırlanmıĢtır.” 3481 sayılı Yetki Kanununa dayalı olarak 35328 ve 39429 sayılı KHK‟lar çıkarılmıĢtır. Ancak 3481 sayılı Yetki Kanunu hakkında açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi bu Kanunun iptaline karar vermiĢtir30. Anayasa Mahkemesi, iptal kararında esas olarak kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti ve yasama yetkisinin devri üzerinde durmuĢtur. Mahkemeye göre, yetki Yasası, Anayasa‟nın 87. ve 91. maddeleri gereğince yetkinin konu, amaç, kapsam ve ilkelerini somut olarak belirlemediği; ayrıca yetki, KHK kurumunun Anayasa‟ya getiriliĢ amacına uygun olarak önemli, zorunlu ve ivedi 28 ĠĢyeri Açma ve ÇalıĢma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararname, RG, 28.2.1988, Sayı: 20094. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Hakkında Kanununun Bir Maddesinde DeğiĢiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname, RG, 29.12.1988, Sayı: 20387. 30 Anayasa Mahkemesi, 6.2.1990, E.1988/62, K.1990/3 <www.anayasa.gov.tr> (25.12.2009). 29 136 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar durumlara iliĢkin bulunmadığı ve uzun süreli olduğu takdirde 7. madde ile çeliĢir ve yasama yetkisinin devri sonucunu doğurur: “3481 sayılı Yetki Yasası, Anayasa‟nın 87. ve 91. maddeleri yönünden yapılan inceleme sırasında da değinildiği gibi konu ve kapsam açısından belirsizdir. Bu belirsizlik, sonuçta konu ve kapsam sınırsızlığına kadar varmakta ve böylece yürütme organı sınırsız yetkilerle TBMM‟ye ait olan yasama yetkisini kullanarak bu iĢleri üstlenmektedir. Bu durum açıkça yasama yetkisinin devri niteliğindedir ve Anayasa‟nın 7. maddesine aykırıdır.” Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararında, genel idari usule de atıf yapılmıĢtır: “Kamu kurum ve kuruluĢlarının birbirleriyle olan iliĢkileri, kamu hizmetlerinin daha düzenli ve verimli yürütülebilmesi amacıyla ve kuruluĢ yasalarının verdiği yetki ve görev çerçevesinde oluĢmaktadır. Ġdarenin gereksinme duyduğu usul ve iĢlemlerin kurallarını düzenleyen genel bir “idari usul” yasasının bulunmaması bu konu ile ilgili kuralların dağınıklığına neden olmaktadır. Bir idari iĢlemin yapılması için uyulması gereken biçim ve izlenmesi gereken yöntem kuralları ise genellikle o kamu kurum ve kuruluĢu ile ilgili yasa, tüzük, yönetmelik, genelge gibi çeĢitli metinler içinde yer almaktadır. ĠĢte bu tür iliĢkilerin kapsamı ise tüm kamu kurum ve kuruluĢlarının görev, yetki ve yapılan ile kuruluĢ yasaları ve bunlara dayalı olarak yürürlüğe konulan tüzük, yönetmelik ve genelgelerin birbirleriyle karĢılaĢtırılması ile saptanabilir.” Gerek yetki kanunlarının incelenmesinden gerekse Anayasa Mahkemesinin iptal kararından çıkarılması gereken en önemli sonuç, idari usul kural ve ilkeleri ile bürokrasi ve kırtasiyeciliğin azaltılması faaliyetlerinin birbirinden tamamen farklı konular olduğudur. Bu açıdan, idari faaliyetlerdeki dağınıklığın giderilmesi genel idari usulle; bürokrasi ve kırtasiyecilik ile vatandaĢlardan istenen bilgi ve belgelerin azaltılması ise idari faaliyetin içeriği ile ilgilidir. Bu nedenle idari usul ile idari basitleĢtirme birbirini tamamlayıcı nitelikte olsa da mahiyetleri bakımından birbirinden farklı konulardır. Sonuç olarak genel idari usul kanunlaĢtırılarak idari usul süreci bütün idareler için yeknesak hale getirilmeden; dağınık biçimdeki idari faaliyetler konusunda yürütülen basitleĢtirme çalıĢmaları istenen sonuçları vermeyecektir. 2977 sayılı Kanunun uygulamada kaldığı süre boyunca pek çok Kanunda değiĢiklik getirmesine rağmen yeniden bir Yetki Kanununa ihtiyaç duyulmasının nedeni kanunlaĢtırılmıĢ bir genel idari usulün bulunmamasıdır. 137 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu 4. Kamu yönetimi araĢtırması raporu (KAYA) Kamu Yönetimi AraĢtırması (KAYA) raporunun hazırlanmasına iliĢkin süreç Devlet Planlama TeĢkilatının 1988 yılında TODAĠE‟den; Altıncı BeĢ Yıllık Kalkınma Planı ve yıllık program uygulamalarına ıĢık tutacak biçimde, kamu yönetimini geliĢtirmek ve yeniden düzenlemek üzere bugüne kadar yapılmıĢ olan çalıĢmaların uygulamaya ne ölçüde yansıdığını araĢtırmak; yapılan bu çalıĢmaların ve uygulamaların eksik yönlerini, aksaklıklarını, darboğazlarını ve sorunlarını belirlemek ve bunlarla ilgili alınması gereken önlemleri açıklığa kavuĢturmak; Avrupa Topluluklarına katılma kararı almıĢ olan Türkiye'nin, Topluluklara yönetsel uyum alanında yapması gerekli hazırlıkları saptamak üzere, bir yönetim araĢtırması yapmasını istemesi ile baĢlamıĢtır. Böylece konu, TODAĠE tarafından, bir Kamu Yönetimi AraĢtırma Projesi olarak ele hazırlanmıĢtır31. KAYA‟nın amacı, kamu hizmeti gören merkezi yönetimin merkez ve taĢra örgütü ile yerel yönetimleri etkili, süratli, ekonomik, verimli ve nitelikli hizmet görecek bir düzene kavuĢturmak, kamu yönetiminin geliĢen çağdaĢ koĢullara uyumunu sağlamak, kamu kuruluĢlarının amaçlarında, görev, yetki ve sorumluluklarında ve bu kaynakların kullanılıĢ biçimlerinde, yöntemlerinde, mevzuatında, haberleĢme ve halkla iliĢkiler sisteminde var olan aksaklık, bozukluk ve eksiklikleri saptamak ve bu konularda yapılması gerekenleri incelemek ve önermektir. KAYA araĢtırmasında, “kamu hizmetlerinde bürokratik iĢlemlerin hızlı, etkili ve nitelikli biçimde yapılmasını olumsuz yönde etkileyen engellerin kaldırılmasının amaçlandığı” vurgulanmıĢtır. KAYA‟nın kapsamına, merkezi yönetimi oluĢturan genel ve katma bütçeli kuruluĢlarla, bunların taĢra örgütleri, yerel yönetimler ve öteki kamu kuruluĢları alınmıĢtır. Raporun son bölümü “Bürokratik Yöntem ve ĠĢlemler” baĢlığını taĢımaktadır. Bu baĢlık altında öncelikle sorunlar ardından da çözüm önerleri sıralanmıĢtır. Burada sorun olarak gösterilen hususların baĢında bürokrasi ve kırtasiyecilik gelmektedir. Bu konuda kurumların yıllardan beri yürütmekte oldukları iyileĢtirme çalıĢmalarının beklenen sonuçları vermediği ifade edilmiĢtir. Konunun vatandaĢ hayatının 31 Kamu Yönetimi AraĢtırması Genel Rapor, Devlet Ġstatistik Enstitüsü Matbaası, Ankara: 1991. Ayrıca söz konusu rapor metnine ulaĢmak için bkz. <http://www.todaie.gov.tr/pdf/KAYA.PDF> (23.12.2009). 138 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu kolaylaĢtırılması ile ilgili yönü tespit edilmiĢtir: “ĠĢ sahiplerinin32 (kamu hizmetinden yararlananların), kamu kuruluĢlarındaki iĢlerini yürütürken kendilerine yol gösterecek, gerekli belgelerin neler olduğunu, nereden sağlanacağını ve nasıl doldurulacağını açıklayan bir görevlinin ya da yazılı bir kılavuzun bulunmaması da iĢlerin yürütülmesinde zorluklara ve gecikmelere yol açmaktadır. ĠĢ sahiplerinin (kamu hizmetinden yararlananların) beyanının yeterli olabileceği kimi iĢ ve iĢlemlerde bile, bu yola gidilmemekte ve sonradan istenebilecek ya da hiç istenmeyecek belgeler, iĢin baĢlangıcında istenerek, bürokratik iĢlemler gereksiz yere çoğaltılmaktadır. Nitekim kimi kurumların personel alımında, sınavı kazanıp kazanamayacağı belli olmayan adaylardan, sınava girmeden önce, sağlık raporu, savcılıktan belge, diplomanın noterden tasdikli örneği, askerlik terhis tezkeresi, vb. belgelerin istenmesi bunun tipik bir örneğidir.” Hizmet sunumu için istenen belgeler konusunda yer verilen ifadelerin aradan yaklaĢık 20 yıl geçmesine rağmen bir olumsuzluk olarak hala geçerliliğini korumakta olması ibret vericidir33. Raporda bürokratik iĢlemlerle ilgili olarak vurgulanan konulardan bir diğeri, iĢlem için oluĢturulan formlar olmuĢtur: “Bürokratik iĢ ve iĢlemlerin yürütülmesinde önemli bir yeri alan formlara, çoğu kamu kuruluĢlarında gereken önem verilmemektedir. Nitekim bu formların, form tekniğine uygun olarak düzenlenmediği ve iĢ sahiplerince kolayca doldurulamadığı görülmektedir. Bunda, formların hazırlanıĢını, sayısını, çeĢidini ve basımını denetim altında bulunduracak, kurumsal düzeyde bir birim bulunmamasının etkisi önemli bir rol oynamaktadır.” Raporda sorunlar sıralandıktan sonra çözüm önerileri de sayılmıĢtır. Çözüm önerilerinin baĢında sorunlara bir bütün olarak yaklaĢılması gerektiğine iliĢkin öneri gelmektedir. Sorunlara münferit yaklaĢılmasının kesin sonuçları veremeyeceği ve asıl çözümün sürekli iyileĢtirme ile sağlanabileceği vurgulanmıĢtır. Mevzuat hazırlamada 32 Raporda hizmet alanlar için iĢ sahibi ifadesi kullanılmıĢtır. ĠĢ sahibi her ne kadar hizmet alanı üstün tutan bir anlam içerse de, kamu hukuku alanındaki iliĢkiler için kullanılabilecek bir kavram olmadığı düĢünülmektedir. Bunun yerine bütün çalıĢmada “kamu hizmetinden yararlanan” kavramı tercih edilmiĢtir. 33 Bu konuda BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı tarafından çok sayıda proje ve çalıĢma yürütülmüĢ fakat bunların hepsi sadece belirli konulara iliĢkin çözümler getirdiği için sorunun bütünü varlığını korumaya devam etmiĢtir. Bu konuda son olarak, Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan 31.07.2009 tarihli Resmi Gazete‟de yayımlanan “Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” bulunmaktadır. 139 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu kazuistik yöntemden mümkün olduğunca kaçınılması gerektiği ifade edilmiĢtir. Hizmet sunumunun niteliği ile kamu görevlilerinin donanımı arasında yakın bir iliĢki olduğundan hizmet süreçleri iyileĢtirilirken insan kaynağı konusunda da iyileĢtirme yapılmasının zorunlu olduğuna yer verilmiĢtir. Bunun dıĢında istenen belgelerin gözden geçirilerek gereksiz olanların ayıklanması ve vatandaĢ beyanının esas alınması önerilmiĢtir. Ġdari usul ile sınırlı olarak değerlendirildiğinde raporun, genel idari usul yaklaĢımına hiç atıf yapmadığını görmekteyiz. Buna karĢılık raporda bürokrasi ve kırtasiyecilik ile idarenin basitleĢtirilmesi konularına ağırlık verilmiĢtir. Ġdari usulü dikkate alma ve içeriğinde idari usul konularına yer verme açısından KAYA raporu MEHTAP raporuna göre çok geridedir. Bu durum KAYA raporunun hazırlandığı dönemde idari usulün gündemdeki yerini bürokrasi ve kırtasiyecilik konularına bıraktığı Ģeklinde yorumlanabilir. 5. Bürokrasi ve kırtasiyecilikle ilgili çalıĢmalar Türk idare hukukunda, bürokrasi ve kırtasiyecilik sorunu kamu idarelerini her zaman önlem almaya zorlayan bir konu olmuĢtur. Bürokrasi ve kırtasiyecilik, Ġdare hukukçuları tarafından merkezden yönetim olgusunun bir sakıncası olarak değerlendirmiĢtir. Bu sakıncanın giderilmesi için hizmetlerin mümkün olduğunca hizmet talep edenlere yaklaĢtırılması gerektiği belirtilmiĢ, merkezi idarenin görevinde olan konularda ise yetki geniĢliği ilkesinin bu sakıncaları ortadan kaldıracak bir araç olduğu vurgulanmıĢtır34. Ancak bürokrasi ve kırtasiyecilik sorunu yalnızca hizmetlerin merkezi yönetim tarafından sunulmasıyla sınırlı olarak ifade edilemez. Merkezi olmayan bir idare tarafından sunulan kamu hizmetleri de hizmetten yararlananların yaĢamını zorlaĢtıracak nitelikte, gereksiz bürokratik süreçler içerebilir. Bu nedenle bürokrasi ve kırtasiyecilik esas olarak vatandaĢ hayatının zorlaĢtırılması ile ilgili bir sorun olup; konunun idarenin (kamu yönetiminin) geliĢtirilmesi çerçevesinde ele alınmasını gerekli kılar. 34 Sıdık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları, C.II, Ġstanbul: 1966, s.594-595; Lütfi Duran, a.g.e., s.49; Metin Günday, a.g.e., s.59. 140 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Ġdareyi geliĢtirme konusunun kurumsal olarak düzenlenmesi ilk defa BaĢbakanlık bünyesinde gerçekleĢmiĢtir. BaĢbakanlık merkez teĢkilatında, 1975/3 sayılı iç genelge ile “Organizasyon ve Metot Kurulu” faaliyete geçmiĢtir. Daha sonra bu oluĢumun adı “Merkezi Ġdareyi GeliĢtirme MüĢavirliği” olarak değiĢtirilmiĢtir. Söz konusu MüĢavirlik, 1977/31 sayılı iç genelge ile kaldırılarak görevleri, hizmetlerin daha etkili, verimli ve rasyonel bir Ģekilde yürütülmesini düzenlemek, geliĢtirmek ve modern usulleri araĢtırmak amacıyla, Zat ve Yazı ĠĢleri Umum Müdürlüğü‟ne bağlı olarak kurulan Organizasyon ve Metot Dairesi BaĢkanlığı‟na verilmiĢtir35. Söz konusu Daire BaĢkanlığı, 27 ġubat 1982 tarih ve 8/4334 sayılı “Bakanlık1arın Yeniden Düzenlenmesi ve ÇalıĢma Esasları Hakkında Kararname” ile BaĢbakanlık merkez teĢkilatında bağımsız bir yardımcı hizmet birimi niteliğini kazanmıĢtır36. 8 Haziran 1984 tarihli ve 203 sayılı BaĢbakanlık TeĢkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname‟de, Organizasyon ve Metot Dairesi BaĢkanlığına ait görevlerin, BaĢbakanlık merkez teĢkilatı içerisinde oluĢturulan ve ana hizmet birimleri arasında sayılan Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı‟na verildiği ifade edilmiĢtir. Bu Kararname daha sonra 10/10/1984 tarih ve 3056 sayılı BaĢbakanlık TeĢkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin DeğiĢtirilerek Kabulü Hakkında Kanun olarak kabul edilmiĢtir. Bürokrasi ve kırtasiyecilik konularında kurumsal olarak görevlendirilmiĢ birim BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı‟dır. Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı‟nın görevleri 10.10.1984 tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 16. maddesinde sayılmıĢtır. Buna göre Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığının (ĠGB) görevleri Ģunlardır: - Kamu yönetiminin geliĢtirilmesi ile ilgili hedeflerin, politikaların ve tedbirlerin tespiti için inceleme ve araĢtırmalar yapmak ve yaptırmak, bunları değerlendirmek ve teklifler hazırlamak, 35 Sözü edilen dönemde 9.3.1954 tarihli ve 6330 sayılı “BaĢvekâlet TeĢkilatı Hakkında Kanun” yürürlükte bulunuyordu. Bu Kanuna göre, BaĢbakanlık TeĢkilatı, Üst Yönetim, Hususî Kalem Müdürlüğü, Kanunlar ve Kararlar Tetkik Dairesi BaĢkanlığı, Zat ve Yazı ĠĢleri Umum Müdürlüğü, NeĢriyat ve Müdevvenat Umum Müdürlüğü, ArĢiv Umum Müdürlüğü, Levazım Daire Müdürlüğü ve Evrak Müdürlüğü biçiminde 8 birimden oluĢuyordu. 36 Ġdareyi geliĢtirmenin tarihçesi için bkz. Talat Bayraktar, “GeçmiĢten Günümüze Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı”, <http://www.igb.gov.tr/Forms/pTarihce.aspx> (25.12.2009). 141 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu - Kamu yönetiminin geliĢtirilmesiyle ilgili konularda görevli kuruĢlar1a sürekli temas halinde bulunmak ve bunlar arasında koordinasyonu sağlamak, - Ġdari usul ve iĢlemlerin kolaylaĢtırılması ve sadeleĢtirilmesi için gerekli araĢtırma ve çalıĢmalarda bulunmak, - BaĢbakanlığın koordinatörlüğünde görevleri ile ilgili konularda teĢkil edilen kurullara sekreterya hizmeti yapmak, - Makamca verilen benzeri görevleri yapmak. ĠGB‟ye verilmiĢ görevlerin, 3056 sayılı Kanun ile BaĢbakanlığa verilmiĢ olan, - Bakanlıklar arasında iĢbirliğini sağlamak, - Devlet TeĢkilatının düzenli ve müessir bir Ģekilde iĢlemesini temin edecek prensipleri tespit etmek, - Mevzuat hazırlama usul ve esasları ile ilgili ilkeleri tespit etmek ve geliĢtirmek, - Ġdarede etkinliğin sağlanması, görevlerin tam ve verimli bir Ģekilde zamanında yerine getirilmesi, idari usul ve iĢlemlerin basitleĢtirilmesi, Devlet TeĢkilatının düzenlenmesi için gerekli olan sistem ve prensiplerin geliĢtirilmesini ve uygulanmasını sağlamak, Ģeklindeki görevler birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre gerek BaĢbakanlığın gerek ĠGB‟nin, bürokrasi ve kırtasiyecilik konusunda usul ve esaslar hazırlama, kurumları yönlendirme, kurumlarla iĢbirliği yapma ve uygulamaları takip etme gibi görevleri olduğu anlaĢılmaktadır. Kanun veya KHK düzeyinde iĢlemlerle gerçekleĢtirilen bürokrasi ve kırtasiyecilik konusundaki düzenlemelere yukarıda değinilmiĢtir. Burada bürokrasi ve kırtasiyecilik konusunda idarenin iĢlemleri ile gerçekleĢtirilen faaliyetlerden bahsedilecektir. Bu çerçevede Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen bazı Yönetmelikler ve birtakım BaĢbakanlık genelgeleri ile bazı resmi yazılardan bahsedilecektir. 142 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu Bakanlar Kurulu tarafından 12.1.2002 tarihinde P.2002/3 sayılı bir Prensip Kararı ile kabul edilen, “Türkiye‟de Saydamlığın Artırılması ve Kamuda Etkin Yönetimin GerçekleĢtirilmesi Eylem Planı” bürokrasi ve kırtasiyeciliğin azaltılması ile idarenin geliĢtirilmesine yönelik bir mahiyettedir37. Söz konusu planda, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasında verimlilik, etkinlik ve performansın artırılması, çalıĢanların performansını etkin bir Ģekilde ölçen bir sistemin getirilmesi, yetki devri ve esneklikle beraber hesap verme sorumluluğunun ve yönetsel saydamlığın güçlendirilmesi ve kamu hizmetlerinin sunumunda kalite anlayıĢının ve bu amaca yönelik idari yöntemin yerleĢtirilmesi gerektiği ifade edilmiĢtir. Kamu hizmetlerinin sunumunda vatandaĢın memnuniyeti esas alınmak suretiyle, hizmet kalitesine ve sonuçlara odaklanarak kamu yönetiminin etkinliği ve güvenilirliğinin sağlanmasının amaçlandığı vurgulanmıĢtır. Eylem planında idari basitleĢtirmenin amacını ve yapılması gerekenleri içeren Ģöyle bir tablo oluĢturulmuĢtur: AMAÇ YAPILMASI GEREKENLER 1. Kamu hizmetinin sunumunda performans standartlarının geliĢtirilmesi için üç pilot alanın belirlenmesi (önerilen pilot alanlar: imar iĢlemleri, yatırım teĢvikleri, Ģirket tescili) ve bu alanlar içinde, Kamu hizmet sunumunda a. Hizmet standartları ve hizmetten yararlananların performans standartlarının haklarının belirlenmesi, oluĢturulması b. Müracaatlarda istenecek belgeler konusunda standartların belirlenmesi, c. Hizmet sunumunda kamusal makamların sahip olduğu takdir yetkisinin objektif kriterlere bağlanması, yer almaktadır. Ġdari usule iliĢkin ilke ve kurallara yer verilmese de idarenin faaliyet usulünü düzenlemek üzere kabul edilen bazı Bakanlar Kurulu Yönetmelikleri bulunmaktadır. Bunlar arasında, 2.12.2004 tarihli ve 25658 sayılı R.G.‟de yayımlanan “Resmi YazıĢmalarda Uygulanacak Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik”, 17.2.2006 tarihli ve 26083 sayılı R.G.‟de yayımlanan “Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında 37 Bu karara dayalı olarak “Türkiye‟de Saydamlığın Artırılması ve Kamuda Etkin Yönetimin GeliĢtirilmesi Komisyonu” oluĢturulmuĢ; bu komisyonun adı 2009/19 sayılı Genelge ile “Türkiye‟de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Komisyonu” olarak değiĢtirilmiĢtir. 143 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Yönetmelik” ile 31.7.2009 tarih ve 27305 sayılı R.G.‟de yayımlanan “Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara ĠliĢkin Yönetmelik” sayılabilir. Belirtilen bu Yönetmeliklerin ilk ikisi yalnızca idarenin iç iĢleyiĢi ile ilgilidir. Bunlardan, Resmi YazıĢmalarda Uygulanacak Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik, kurumlar arasındaki yazıĢmaları belirli standartlara kavuĢturmayı ve bu Ģekilde yazıĢmaların hızlı ve güvenli biçimde yapılmasını amaçlamıĢtır. Fakat bu Yönetmeliği idari usul açısından önemli kılan husus, idarenin iç iĢleyiĢi ile ilgili de olsa, idari faaliyetler için birtakım usuller öngörmesidir. Ayrıca bu Yönetmelikte bilgi, belge, elektronik ortam ve elektronik imzanın tanımları yapılmıĢ; yazıĢmalar için belirli süreler konulmuĢtur. Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik bireysel idari iĢlemler açısından usuller öngörmemektedir. Yönetmelikte yalnızca düzenleyici idari iĢlemlerin hazırlık sürecinde uyulması gereken usuller ifade edilmiĢtir. Ġdari usul açısından hükümler ihtiva etmese dahi bu Yönetmeliği de önemli kılan husus, idari faaliyetler için usuller getirmiĢ olmasıdır. Bu çerçevede, idareler arasında görüĢlerin hangi Ģekilde ve sürede iletileceği, düzenleyici idari iĢlemlerin hangi biçimsel özellikleri taĢıyacağı ve yapılan mevzuat hazırlığının hukuk dünyasında hangi etkileri doğuracağının önceden belirlenmesine iliĢkin hükümlere yer verilmiĢtir. Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Yönetmeliklerden bireylerin haklarını, yükümlülüklerini ya da kamu hizmetinden yararlanma koĢullarını etkileyecek nitelikte olan ve idari usul ilke ve kurallarını da içeren Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara ĠliĢkin Yönetmeliktir. Bu Yönetmeliğin özelliklerine aĢağıda ayrı bir baĢlık olarak değinilecektir. Kamu hizmetlerinde etkinlik sağlanması ve idari basitleĢtirme hakkında koordinasyonunu BaĢbakanlığın yaptığı çok sayıda çalıĢma bulunmaktadır. Bunlar arasında 3.2.1993 tarih ve B.02.0.PPG.0.12-383-04239 sayılı Genelgeye dayanan uygulamaları saymak gerekir. Söz konusu metinde kamu hizmetlerinin etkin, verimli ve süratli olarak yürütülmesinin çağdaĢ kamu yönetiminin vazgeçilmez bir gereği olduğu vurgulanmıĢ ve bu konularda BaĢbakanlığın prensipleri tespit etme yetkisi olduğu ifade edilmiĢtir. Bu yetkiye dayanılarak BaĢbakanlık tarafından, Bakanlıklar ve kamu kurum 144 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar ve kuruluĢlarının, idareyi geliĢtirme çalıĢmalarına hız ve ağırlık vererek Ģu tedbirleri almaları uygun görülmüĢtür38: - ÇalıĢmalarda, iĢlemlerin basitleĢtirilmesi ve hızlandırılması, mevzuatın sadeleĢtirilerek bürokrasinin azaltılması hususları önemle ele alınacak, bu çalıĢmanın sonuçları hakkında her üç ayda bir39 BaĢbakanlığa bilgi verilecektir. - Hizmetlerde sürat ve verimlilik esas alınacak, maliyet/yarar analizinden hareketle, maliyetleri azaltıcı ve verimliliği artırıcı tedbir ve metotların geliĢtirilmesine özen gösterilecektir. - Ġdarenin geliĢtirilmesine yönelik düzenlemelerde, BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı ile iĢbirliği ve koordinasyon sağlanarak çalıĢmalarda bütünlük temin edilecektir. Söz konusu Genelgeye dayalı olarak BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı tarafından bütün Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruĢlarına gönderilen 28.2.1995 tarih ve B.02.0.ĠGB/16-710-208 sayılı yazıda, “kamu hizmetlerinin etkin, verimli ve süratli bir Ģekilde icra edilmesi; mevzuat ve yönetsel kararların zaman zaman gözden geçirilerek bürokrasinin azaltılması, iĢ ve iĢlemlerin basitleĢtirilmesi ve mahallinde çözümün sağlanması, maliyetleri azaltıcı, verimliliği sağlayıcı tedbirler alınmasını gerektirdiği gibi Avrupa Toplulukları ile yönetsel uyum konusu açısından da önem taĢımakta olduğu” ifade edilmiĢtir. Söz konusu yazıda vurgulanan hususlar Ģöyle sıralanabilir: - Yasal ve maddi bir zorunluluk olmadığı sürece bir iĢlemin diğerine bağlanmaması, - Bireylerden yapılacak iĢlemlerle ilgili gereksiz belge istenmemesi, - Gereksiz olarak baĢvuru dilekçesi istenmemesi, 38 Kamu Yönetiminde Ġdareyi GeliĢtirme ÇalıĢmaları (1991-1995), BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı, Ankara: 1996, s.107. 39 Üç aylık süre B.02.0.ĠGB/16-717-274 sayılı yazı ile Ocak ve Haziran olmak üzere 6 ay olarak belirlenmiĢtir. 145 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu - BaĢvurunun herkes tarafından yapılabilir nitelikte basitleĢtirilmesi ve posta ile baĢvuru imkanı sağlanması, - KiĢileri “hak sahibi kılan belgenin” elden verilmeyerek posta yoluyla adresine gönderilmesi, - BaĢvurularda kiĢilere sıra numarası verilmesi ve baĢvuruların bu numaralara göre yapılması40. Bunların dıĢında, sınav baĢvurularında askerlik belgesi istenmemesi hakkında 20.2.2006 tarih ve B.02.0.PPG.0.12-010-06-2038 sayılı, Tek Adımda Hizmet uygulaması hakkında 21.11.2006 ve B.02.0.PPG.0.12-010-06-15090 sayılı, adrese dayalı nüfus kayıt sistemi kullanılarak bu sayede ikametgah belgesi istenmemesi hakkında 20.5.2008 tarih ve B.02.0.PPG.0.12-010-06/5844 ve elektronik belge standartları hakkında 15.7.2008 tarih ve B.02.0.PPG.0.12-010-06/8467 sayılı BaĢbakanlık genelgeleri sayılabilir41. 6. Kamu hizmetlerinin sunumuna iliĢkin usul ve esaslar Kamu yönetiminin geliĢtirilmesi, bürokrasinin ve kırtasiyeciliğin azaltılması ve vatandaĢ hayatının kolaylaĢtırılması kapsamındaki Bakanlar Kurulu faaliyetlerinden biri de 31.7.2009 tarihli Resmi Gazete‟de yayımlanan Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara ĠliĢkin Yönetmelik‟tir42. Söz konusu Yönetmelik, kamusal faaliyetleri ayrım yapmadan bir bütün olarak kamu hizmeti; kamu hizmetini de idarenin yerine getirmesi gereken bir yükümlülük olarak kabul etmiĢtir. Yönetmeliğin bu yaklaĢımı vatandaĢı kamu hizmetinden yararlanan olarak kabul eden yeni kamu yönetimi anlayıĢı ile de uyumludur43. Yönetmeliğin amacı; “etkin, verimli, hesap verebilir, vatandaĢ beyanına güvenen ve Ģeffaf bir kamu yönetimi oluĢturmak; kamu hizmetlerinin hızlı, kaliteli, 40 Kamu Yönetiminde Ġdareyi GeliĢtirme ÇalıĢmaları (1991-1995), BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı, a.g.e., s.113; Bahtiyar Akyılmaz, İdari İşlemin Yapılış Usulü, a.g.e, s.97. 41 Genelge metinleri için bkz. <http://www.basbakanlik.gov.tr/genelge> 42 29/6/2009 tarih ve 2009/15169 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulmuĢtur. Yönetmelik metni için bkz. <http://www.resmigazete.gov.tr> 43 Yeni kamu yönetimi anlayıĢı konusunda bkz. Bilal Eryılmaz, Kamu Yönetimi, Ġstanbul: 2004, s.25 vd. 146 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar basitleĢtirilmiĢ ve düĢük maliyetli bir Ģekilde yerine getirilmesini sağlamak üzere, idarelerin uyması gereken usul ve esasları düzenlemek” olarak ifade edilmiĢtir. Yönetmeliğin amacını ortaya koyan bu hüküm, bürokrasi ve kırtasiyecilik konusunda bugüne kadar yapılan çalıĢmalarda ifade edilen amaçların özeti niteliğindedir. 3056 sayılı BaĢbakanlık TeĢkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin DeğiĢtirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 2. ve 33. maddelerinde yer alan BaĢbakanlığın kurumlar arası iĢbirliği ve koordinasyon yetkilerine dayanılarak hazırlanan söz konusu Yönetmeliğe göre, kamu hizmetlerinin, hızlı, kaliteli, basitleĢtirilmiĢ ve düĢük maliyetli olarak sunulması gerekmektedir. Yönetmelikte, kamu hizmetlerinin vatandaĢa en yakın yerde veya elektronik ortamda sunulması, hizmet envanteri ve standartlarının hazırlanması, hizmet talep edenlerden bilgi/belge istenmesine iliĢkin usul ve esaslar, idarenin yaptığı yazıĢmaların belirli standartlara kavuĢturulması ve kamu hizmeti talebine iliĢkin baĢvuruların sonuçlandırılması konuları düzenlenmiĢtir. Yönetmeliğin 3. maddesine göre, kamu hizmetlerinin, baĢvuru yapılan ilk kademede sonuçlandırılması, baĢvuru mercii ile karar/onay mercii arasında birden fazla kademe oluĢturulmaması esastır. Ġdarenin, baĢvuruların, doğrudan kamu hizmetini sunan birime yapılmasını ve ilk kademede sonuçlandırılmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı yine 3. maddede düzenlenmiĢtir. Ġdarenin alması gereken tedbirler vatandaĢların hizmete kolaylıkla eriĢebilmelerini temin etmeye yönelik olmalıdır. Yönetmeliğin 3. maddesinde Ġdarenin, sunduğu hizmetleri yerine getirecek birim ve görevlileri tespit edeceği düzenlenmiĢtir. Bu hüküm 6. maddede ifade edilen hizmet standartları oluĢturma iĢleminin bir parçasıdır. Hizmet standartları ile ifade edilen idarenin yürüttüğü kamu hizmetleri ile ilgili olarak vatandaĢları bilgilendirmesi ve bu hizmetleri belirli bir sürede yerine getirme konusunda taahhütte bulunmasıdır. Hizmet standartlarına göre idare, vatandaĢa sunduğu hizmetin adını, bu hizmetin yerine getirilmesi için mevzuatta öngörülen belgeleri ve bu hizmeti en geç ne kadar sürede yerine getireceğini vatandaĢlara açıklayacaktır. Ayrıca hizmet için öngörülen belgelerden farklı belgeler talep edilir ya da hizmet taahhüt edilen sürede yerine getirilmez ise vatandaĢın baĢvurabileceği merciler de yine hizmet standardında yer 147 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar alacaktır. Hizmet standardının vatandaĢa açıklanmasının nasıl yerine getirileceği Yönetmeliğin 6. maddesinde düzenlenmiĢtir. Bu hükme göre hizmet standartları, hizmeti doğrudan sunan birimlerce vatandaĢların kolayca görebileceği panolarda, kurumsal internet sayfalarında ve e-Devlet Kapısında44 duyurulur. Yönetmelik hizmet standartlarına iliĢkin duyuru için üç tane usulü birlikte öngörmüĢtür. Bunlardan biri hizmetin yerine getirildiği mekânda uygun panolar hazırlanarak bilgilendirmedir. Diğer iki yöntem ise hizmeti yerine getiren kurumun internet sayfası ile e-devlet kapısı olarak ifade edilen kamu hizmetlerinin resmi internet sitesinde ilan edilmesidir. Bu üç ilan Ģeklinin birlikte gerçekleĢtirilmesi gerekir. Yönetmelikte bürokrasi ve kırtasiyecilik yaratan hususların baĢında gelen gereksiz bilgi ve belgeler konusu ayrıca düzenlenmiĢtir. Ġdari basitleĢtirme konusunda yapılan çalıĢmaların verdiği tecrübelerle sabit hale gelen hususlar, Yönetmeliğin 8. maddesinde “BaĢvuru sahibinden bilgi ve belge istenmesine iliĢkin esaslar” baĢlığı altında düzenlenmiĢtir. Yönetmeliğin bu hükmü bilgi ve belge konusunda yapılacak düzenlemeler için esaslar getirmektedir. Hükmün doğrudan idare için değil de idarenin düzenlemeleri için esaslar getirmesinin nedeni, idarenin bilgi veya belge istemesinin mutlaka bir mevzuat dayanağı gerektirmesidir. Yani idare, yerine getirdiği hizmetin dayanağı olan mevzuatta bulunmayan bir belgeyi isteyemez. Bu doğrultuda Yönetmeliğin 8. maddesine göre, belge istemesinin hukuki dayanağı olan düzenlemeler hazırlanırken Ģu ölçütlerin esas alınması gerekir: - Düzenlemeler beyan esas alınacak Ģekilde hazırlanır. - Zorunlu olmadıkça, iĢlemin tekemmülü aĢamasına kadar belge talep edilmez. - ĠĢ sınavlarına müracaat safhasında sadece sınav için gerekli belgeler istenir; göreve baĢlamak için gereken belgeler ise sınavı kazananlardan istenir. - Ġdarenin görevi gereği kendisinde bulunan bilgi ve belgeler ile daha önce baĢvuru sahibinden alınarak kurum kayıtlarına aktarılan ve değiĢmediği baĢvuru sahibi tarafından beyan edilen belgeler yeniden istenmez. 44 E-devlet kapısı <www.turkiye.gov.tr> adresini ifade etmektedir. 148 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - Ġstenen belgenin aslının getirilmesi hâlinde, belgenin fotokopisi, aslına uygunluğu kontrol edildikten sonra ilgili görevli tarafından isim ve unvan yazılarak tasdik edilir. - Diğer idarelerin elektronik ortamda paylaĢıma açtığı bilgi ve belgeler, baĢvuru sahibinden istenmez. Ancak, bu bilgi ve belgelere kolayca eriĢim için gerekli bilgiler istenebilir. - BaĢvuru sahibinden adlî sicil kaydı istenmez, bunun yerine yazılı olarak beyan istenir. BaĢvurunun form kullanılarak yapıldığı hâllerde, formda adlî sicil beyanı bölümü ayrılır. Ġdare, beyanın doğruluğunu adlî sicil bilgilerini verebilecek mercilerden teyit eder. Ġlgili merciler, gerekli bilgileri, teknik altyapısı hazır olan kurumlara elektronik ortamda derhal, diğer hâllerde en geç üç iĢgünü içinde verir. - BaĢvuruda istenen belgeler, idarece sayma suretiyle belirtilir. Ġstenen belgeler arasında, idare tarafından istenecek diğer belgeler veya benzeri belgeler gibi muğlâk ibarelere yer verilmez. - BaĢvuru sırasında istenen formlar idarenin internet sayfasında da yayımlanır. Yönetmeliğin 12. maddesinde idari usule iliĢkin bir düzenleme bulunmaktadır. Söz konusu hükümde bireyler tarafından kamu hizmeti almak üzere idareye yapılan baĢvuruların değerlendirilmesi ve baĢvurular üzerine yapılması gereken iĢlemeler düzenlenmiĢtir. Bilindiği üzere bir idari iĢlemin tesis edilmesi idarenin resen harekete geçmesiyle olabileceği gibi, ilgilinin baĢvurusu üzerine de mümkündür. Yönetmeliğin 12. maddesinin 1. fıkrasında ilgilinin bizzat yaptığı baĢvurularda idarenin uyması gereken yöntem, “Bizzat yapılan baĢvurular sırasında baĢvuru incelenir, anında giderilebilecek eksiklikler yazıĢmaya gerek kalmadan tamamlatılır” Ģeklinde ifade edilmiĢtir. Bu çerçevede idare, yapılan baĢvuruyu anında inceleyecek ve baĢvuruda bulunması gereken unsurlarda eksiklik olup olmadığını değerlendirecektir. BaĢvuruya iliĢkin bir eksiklik varsa idarenin bunu derhal ilgiliye bildirmesi ve söz konusu eksikliğin baĢka bir iĢlem yapılmasına gerek kalmadan tamamlanması gerekmektedir. BaĢvuruda herhangi bir eksiklik bulunması halinde idare bu hususu yazıĢma yaparak çözümleme yoluna gitmemeli, eksikliği öncelikle ilgilisine bildirmelidir. Eğer söz 149 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu konusu eksiklik baĢvuru anında giderilebilecek türden değilse bu durumda ilgilinin bu eksikliği anında gidermesi beklenmez. Bu nedenle, anında giderilemeyecek türden bir eksiklik varsa idare çalıĢma düzenine ve iĢin gereklerine göre gerekirse yazıĢma da yapabilir. Ġdareye yapılan baĢvuruların belgelendirilmesi için Yönetmeliğin 12. maddesinde, baĢvuru yapana, “alındı belgesi” talep etme hakkı tanınmıĢtır. Bu husus “Talebi hâlinde baĢvuru sahibine alındı belgesi verilir” Ģeklinde ifade edilmiĢtir. Yönetmelik alındı belgesinin içeriği konusunda bilgi içermemektedir. Ġçeriği konusunda düzenleme bulunmamasına rağmen, bilgilendirme iĢlevini göz önünde bulundurduğumuzda, alındı belgesinin içeriğinde baĢvuru tarihi, konusu ile yetkili merci adı gibi baĢvurunun özelliklerini ifade eden bilgilere yer verilmesi gerektiği sonucuna varabiliriz. Yönetmelikte alındı belgesinin talep halinde verileceği ifade edilmiĢtir. Bu durumda idarenin, talep etmeyenlere alındı belgesi verme zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak baĢvuranların bu hakka sahip olması idarenin alındı belgesinin içeriği konusunda hazırlık yapmasını gerektirecektir. Buna göre idare her ihtimale karĢı baĢvuranın adını, baĢvuru konusunu ve tarihini kayıt altına alacaktır45. BaĢvuranın haklarının korunması ve taleplerinin bir an önce olumlu ya da olumsuz olarak yanıtlanması bakımından, baĢvuru anında tespit edilmesi mümkün olmayan eksikliklerin sonradan ortaya çıkması halinde bu durumun ilgilisine bildirileceği ifade edilmiĢtir. Ġlgilisine bu bildirimin yapılabilmesi için idarenin, baĢvuru anında, ilgilinin tebligata esas adresini alması yerinde olacaktır. Ġlgilinin kiĢisel bilgilerini almaya yönelik gerekli tedbirlerin alınmaması durumunda idarenin ilgiliye bu bildirimi yapması mümkün olmayacaktır. Ġdarenin, ilgiliye yapacağı bildirimde söz konusu eksikliklerin giderilmemesi halinde ortaya çıkacak sonuçları da ifade etmesi yerinde olacaktır. Ġdarenin tesis ettiği idari iĢlemle ilgili olarak söz konusu iĢlemin ilgilisine gerekçe gösterme zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu nedenle baĢvurusu reddedilen bir kimse idari iĢlem metninden talebinin hangi gerekçe ile reddedildiğini anlama imkânına 45 BaĢvuruların kayıt altına alınması, vatandaĢların hiçbir gerekçe gösterilmeden “bugün git yarın gel” Ģeklinde ifade edilen olumsuz davranıĢlarla karĢılaĢmalarını bir ölçüde engelleyebilir. 150 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar sahip olamamaktadır. Ġdari usulün bir unsuru olan gerekçe ilkesi, neredeyse bütün çağdaĢ devlet düzenlerinde geçerli bir ilkedir46. Türkiye‟de bu konuda en önemli yenilik, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile getirilmiĢtir. Bu Kanunla birlikte baĢvurusu reddedilen bir kimse bilgi edinme hakkı kapsamında yine aynı idareye baĢvuru yaparak talebinin hangi gerekçe ile reddedildiğini öğrenme imkânına sahip olmaktadır. Yönetmeliğin 12. maddesinin üçüncü fıkrasında gerekçe konusunda idarenin iĢleyiĢi bakımından önemli bir yenilik getirilerek, “BaĢvuru sonucunun olumsuz olması durumunda ilgiliye gerekçesi bildirilir” Ģeklinde bir hüküm getirilmiĢtir. Yönetmeliğin bu hükmünde, kiĢilerin bilgi edinme hakkı bir adım ileriye taĢınarak, ilgililerin talebinin reddi niteliğindeki iĢlemlerde bu iĢleme dayanak oluĢturan gerekçenin gösterilmesi öngörülmektedir. Madde metninde gerekçenin hangi Ģekilde bildirileceği belirtilmemiĢtir. Gerekçe bildirmenin bir Ģeklinin öngörülmemiĢ olması Ģu soruyu akla getirmektedir: Gerekçenin ilgilisine sözlü olarak bildirilmesi, Yönetmeliğin 12. maddesi ile idareye getirilmiĢ olan gerekçe bildirme yükümlülüğünün yerine getirilmesini sağlayabilir mi? Bu sorunun yanıtının olumsuz olası gerekir. Yönetmeliğin 12. maddesinin birinci fıkrasında ilgiliye alındı belgesi verilmesi konusunda yazılı bildirimi öngören düzenlemenin, devamındaki fıkrada gerekçenin de yazılı olarak bildirilmesini öngördüğü kabul edilmelidir. Kaldı ki baĢvurunun reddedilmesine iliĢkin iĢlem metninde, ret gerekçesinin de ifade edilmesi gerekçe ile ilgili yazılılık koĢulunu da sağlayacaktır. Yönetmeliğin 12. maddesinde baĢvuru sonucunun olumsuz olması durumunda ilgiliye itiraz mercii ve süresinin gösterilmesi öngörülmüĢtür. Anayasa‟da 2001 yılında yapılan değiĢiklikle 40. maddeye ikinci fıkra eklenmiĢtir. Eklenen fıkra Ģöyledir: “Devlet, iĢlemlerinde, ilgili kiĢilerin hangi kanun yolları ve mercilere baĢvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır”. Yönetmeliğin 12. maddesindeki hüküm, Anayasanın 40. maddesinin 2. fıkrasında yer alan bu hükmün tekrarı niteliğindedir. Buna göre idare, tesis ettiği idari iĢlem hakkında öngörülen itiraz mercilerini ve süreleri ilgiliye bildirmek zorundadır. Madde metninde itiraz merci ve sürelerin hangi Ģekilde gösterileceğine yer verilmemiĢtir. Gerekçenin bildirilmesi konusundaki durum, itiraz yolları ve süreler için 46 Gerekçe konusu, Birinci Bölümde “Gerekçe Ġlkesi” baĢlığı altında ayrıntılı olarak incelenmiĢtir. 151 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar de geçerlidir. Buna göre idarenin bu bildirimi ret niteliğindeki iĢlem metninde göstermesi gerekir. C. Yargı Ġçtihatlarındaki Ġdari Usul Ġlkeleri Türkiye‟de idari usulün kanunlaĢtırılmamıĢ olması, idare hukukunun özelikle yargısal içtihatlarla geliĢen bir hukuk dalı olması sonucunu doğurmuĢtur47. Ġdarenin iĢleyiĢini genel olarak düzenleyen bir usul kanunu bulunmasa da yargı, önüne gelen uyuĢmazlıklar hakkında yerleĢmiĢ birtakım içtihatlar üretmiĢtir. Ġdarenin iĢleyiĢine iliĢkin bu içtihatların aynı zamanda idari usul ilkeleri olması, çalıĢmanın bu bölümünde bunların incelenmesini gerektirmiĢtir. Yargısal içtihatlardan yetki paralelliği, Ģekil ve usulde paralellik, savunma hakları, yazılılık ve gerekçe ilkesine iliĢkin olanlar incelenecektir. 1. Yetki paralelliği ilkesi Ġdare hukuku açısından yetki, idari iĢlemin, idari teĢkilat içindeki herkes tarafından değil, yalnızca kanunla belirlenmiĢ ve sınırlanmıĢ makamlar tarafından yapılabilmesi yeteneğini ifade eder. Ġdare hukukunda idari iĢlemler için kural, iĢlemi yapan makamın bir hukuk kuralına dayanıyor olmasıdır48. Her türlü yetki kuralı baĢta Anayasa olmak üzere kanunlarda belirlenmiĢtir. Ġdarenin karar alma ve iĢlem yapabilme yetkisi, idarenin, Anayasa ve kanunlarla yetkili kılınmasını ifade ettiği gibi, idarenin yetkili olduğu bir alanda hangi makam veya organın bu yetkiyi kullanacağını da ifade eder49. Kanuni idare ilkesi adı verilen bu ilkeye göre, idarenin gereksinim duyduğu yetkinin normda açıkça belirtilmesi Ģart değildir. Üstü kapalı olarak ifade edilmesi de mümkündür. Fakat her durumda yeter derecede belirtilmiĢ bulunması Ģarttır50. Ġdari usulün temel ilkelerinden biri de bir idari iĢlemin yapılıĢına uygulanan yetki kurallarının onun geri alınmasına iliĢkin iĢleme ve ona karĢıt iĢleme de 47 Lütfi Duran, a.g.e., s.30, Metin Günday, a.g.e., s.27; Ġl Han Özay, a.g.e., s.369. Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.102. 49 Lütfi Duran, a.g.e., s.401; Metin Günday, a.g.e., s.124. 50 Tahsin Bekir Balta, a.g.e., s.128. 48 152 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar uygulanmasıdır51. Bir idari kararın değiĢtirilmesi ya da kaldırılması konusunda mevzuatta aksine bir hüküm bulunmadığı hallerde, “yetkilerin koĢutluğu” genel ilkesi gereğince, bu iĢlemleri, kararı almıĢ olan makam veya görevlinin yapmaya yetkili olduğu kabul edilir52. Yargı içtihatları ile geliĢtirilen yetki paralelliği ilkesine göre, bir idari iĢlemi yapmıĢ ya da bir idari kararı almıĢ olan idare makamı veya organı, aksine bir hüküm bulunmadıkça, söz konusu idari iĢlemi ya da kararı değiĢtirmeye, kaldırmaya ve geri almaya yetkilidir53. DanıĢtay kararlarında yetki paralelliği ilkesine sıklıkla değinilmektedir. Bu ilkeye iliĢkin kararlarda kullanılan kavramlar arasında bütünlük bulunmamaktadır. DanıĢtay kararlarında “usulde paralellik”, “usulde ve yetkide paralellik” ve “yetkide paralellik” gibi farklı ifadeler kullanılmaktadır54. Yargının içtihadına göre, kanunda aksine düzenleme olmadığı sürece, idari iĢlem, oluĢumunda uygulanan usul ve esaslara uyularak onu yapan makam tarafından geri alınabilir, kaldırılabilir ya da düzeltilebilir55. Uygulamada bu ilkeye en fazla atama ve göreve son verme iĢlemleri ile ilgili davalarda yer verilmektedir. Bununla birlikte resen emekliye sevk, görevden çekilmiĢ sayılma ve göreve iade gibi iĢlemlerde de bu ilkenin varlığı aranmaktadır 56. DanıĢtay bir kararını yetki paralelliği ilkesine dayandırmıĢtır: “Ġdare hukukunun önemli ilkelerinden olan usulde ve yetkide paralellik ilkeleri uyarınca atamada uygulanan usulün nakil sırasında da uygulanması gerekmektedir. …söz konusu atama iĢleminde usulde ve yetkide paralellik ilkesine uyarlık bulunmadığı açıktır.”57 Ġdari Dava Daireleri 51 “Geri alma ile karĢıt iĢlem arasında bazı farklar olduğu unutulmamalıdır. Örneğin bir devlet memurunun görev yaptığı sırada, memurluğa alınma koĢullarından birini yitirmesi durumunda atamaya yetkili üstü tarafından görevine son verilir. Bu iĢlem atama iĢleminin karĢıtı olan bir iĢlemdir ve ancak ileriye dönük olarak hüküm doğurur. Buna karĢılık memurun ilk atamadan sonra göreve baĢlamaması durumunda atanması iptal edilir. Burada ifade edilen iptal ile kastedilen iĢlemin geri alınmasıdır. Geri alma ise geriye dönük olarak hüküm doğurur.” Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usul ve YasalaĢtırılması”, a.g.m., s.832. 52 Lütfi Duran, a.g.e., s.401. 53 Metin Günday, a.g.e., s.124; Ġl Han Özay, a.g.e., s.649. 54 Mehmet Aydın, a.g.e., s.161. 55 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.104. 56 Mehmet Aydın, a.g.e., s.162. 57 DanıĢtay 5.D, 28.5.1998, E.1995/3768, K.1998/1656; Benzer nitelikte bir kararda Ziraat Odaları Birliği baĢkanının yönetim kurulu tarafından atandığından ilgili Kanunda organ olarak sayılmayan baĢkanın yönetim kurulu tarafından görevden alınması yetki ve usulde paralellik ilkesine uygun bulunmuĢtur. DanıĢtay 8.D, 29.11.2006 tarih ve E.2005/3675, K.2006/4748 <www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (29.12.2009). 153 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kurulunun 9.4.1999 tarih ve E.1997/536, K.1999/457 sayılı kararında, kanun veya diğer hukuki dayanakta aksine hüküm bulunmayan durumlarda, iĢlemin tesisinde yetkili olan makam bu iĢlemin karĢıtı niteliğindeki iĢlemde de yetkili olacaktır. Bu husus kararda Ģöyle ifade edilmiĢtir: “Ana Statüde Genel Müdürün görevden alınmasında atamadaki usulün uygulanacağı yolunda bir hüküm yok ise de idare hukukunun önemli ilkelerinden olan usulde ve yetkide paralellik ilkeleri uyarınca atamada uygulanan usulün görevden alma sırasında da uygulanması gerektiği, davacının görevden alınması sırasında Genel Kurmay BaĢkanlığının ve Milli Savunma Bakanının görüĢlerinin alınmadığı anlaĢıldığından, Ana Statü hükümleri ile usulde ve yetkide paralellik ilkelerine uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu iĢlemin iptaline karar verilmiĢtir.” 2. ġekil ve usulde paralellik ilkesi Yetki paralelliğine eĢ bir ilke olan Ģekil ve usulde paralellik ilkesi, yargı içtihatları ile geliĢtirilmiĢ olup, kanunda aksine bir hüküm yer almadıkça, bir idari iĢlemin tesisi sırasında izlenen Ģekil ve usul kurallarının, idarece o idari iĢlemin kaldırılması, geri alınması, değiĢtirilmesi veya düzeltilmesi esnasında da aynen uygulanmasıdır58. Kanunda bir idari iĢlemin geri alınması, kaldırılması ya da değiĢtirilmesi konusunda iĢlemin tesisindeki usulünden baĢka bir usul öngörülmüĢ ise, Ģekil ve usulde paralellik ilkesine uyulması zorunlu değildir59. DanıĢtay‟a göre, usulde paralellik ilkesi idare hukukunun en temel ilkelerinden biri olup, bu ilkeye göre, bir iĢlemin tesisinde uygulanan usul ve esaslar, aynı iĢlemin geri alınması veya kaldırılmasında da uygulanacaktır. Bu ilkeye uygun olmayan iĢlemler hukuka aykırı nitelikte kabul edilir60. DanıĢtay ilkeyi Ģöyle açıklamıĢtır: 58 Metin Günday, a.g.e., s.134; Hüseyin Bilgin, “Ġdari ĠĢlemin ġekil Unsuru”, AD, sayı: 31, Ankara, Mayıs, 2008, s.224. 59 DanıĢtay 5.D, 7.12.1987 tarih, E.1987/987, K.1987/1694. Ayrıca DanıĢtay, yargı kararlarına uymak üzere usulde paralellik ilkesine uyulmayabileceği görüĢündedir. Bu konudaki kararda, “Ġdare Hukukunun önemli ilkelerinden olan usulde paralellik ilkesi gereğince ilgililerin atandıkları usule uygun olarak görevden alınmaları gerekmekte ise de; yargı kararlarını uygulamak konusunda "bağlı yetki" içerisinde bulunan idarenin, yürütmenin durdurulması kararlarının iptali istenen idari iĢlemin ve onun sonucu olan iĢlemleri durduran ve bu iĢlemin tesisinden önceki hukuki durumun yürürlüğünü sağlayan niteliğini de gözeterek tesis ettiği iĢlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.” DanıĢtay 5.D, 6.11.1996 tarih, E.1996/1997, K.1996/3334 <www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (29.12.2009). 60 DanıĢtay 5.D, 6.4.1987 tarih, E.1986/1688, K.1987/547; 5.D, 9.5.1984 tarih, E.1985/21, K.1985/1229; 12.D, 9.11.1981 tarih, E.1979/3920, K.1981/2327 <www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (29.12.2009). 154 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar “Ġdare Hukukunda yerleĢmiĢ ilkelerden biri de usulde paralellik ilkesidir. Bu ilke ile bir iĢlemin tesisinde uygulanan usul ve esasların aynı iĢlemin geri alınmasında veya kaldırılmasında da uygulanması gerektiği kabul edilmiĢtir. Buna göre olayda, iĢlemin geri alındığından söz edebilmek için iĢlemin tesis edildiği usulle geri alınmak suretiyle hukuk âleminden kaldırılması gerekir.”61 Konu bir kararda Ģöyle ifade edilmiĢtir: “…davacının, 4353 sayılı Yasanın 5797 sayılı Yasa ile değiĢik 6/1. maddesinde öngörülen, BaĢhukuk MüĢaviri ve Muhakemat Genel Müdürünün inhası (önerisi) Ģartına uyulmadan doğrudan Bakan Onayı ile BaĢhukuk MüĢavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü Hukuk MüĢavirliğine atanmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”62 DanıĢtay‟ın göreve son verme konusundaki bir kararında, bakanlıkça yapılan atama iĢleminin valilik tarafından sona erdirilmesinin usulde paralellik ilkesine aykırı olduğu ifade edilmiĢtir: “…Bir memurun tayinindeki usule göre görevine son verileceği hususu idare hukukunun yerleĢmiĢ içtihatlarındandır. Ġdari yetki kamu düzeniyle ilgilidir. Bu nedenle yargılamanın her aĢamasında dikkate alınır. Ġdare hukukunun yerleĢmiĢ içtihatlarından biri de usulde paralellik ilkesidir. Bu ilke ile bir iĢlemin tesisinde uygulanan usul ve esasların, aynı iĢlemin geri alınmasında veya kaldırılmasında da uygulanması gerektiği kabul edilmiĢtir. Buna göre ataması Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yapılan davacının görevine son verilmesi yolundaki iĢlemin aynı makam tarafından tesisi gerekli iken, Valilik tarafından tesis edilmesinde „idari iĢlemlerde usulde paralellik ilkesi‟ uyarınca yetki yönünden mevzuata aykırıdır.”63 DanıĢtay müĢterek kararnameyle gerçekleĢtirilen bir iĢlem olan rektör atamaları konusundaki bir kararı Ģöyledir: “…Rektörlerin gerektiğinde görevden alınabilineceklerine iliĢkin ek 1 inci maddede gereklilik halinin idari ve disiplin cezasına dayalı olduğu hususunda bir ayırım yapılmadığı, gerek idari yönden gerek disiplin hukuku yönünden YÖK Genel Kurulu‟nun bir rektörün görevden alınmasına karar verebileceği, ancak bu kararın rektörlerin T.C. Anayasası‟nın 130 ve 2547 sayılı YÖK Yasası‟nın 13 üncü maddesi uyarınca kademeli seçimlerden sonra CumhurbaĢkanı‟nca seçilerek atandığı göz önüne alındığında, idari hukukunun usulde paralellik ilkesi gereği CumhurbaĢkanı‟na sunulması ve rektörün görevden alınmasının CumhurbaĢkanı‟nca, (kararname 61 DanıĢtay 6.D, 11.4.2006 tarih, E.2004/1462, K.2006/1872 <www.danistay.gov.tr> (29.12.2009). DanıĢtay 5.D, 2.4.1999 tarih, E.1998/4336, K.1999/1130 <www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (29.12.2009). 63 DanıĢtay 5.D, 9.5.1985 tarih, E.1985/21, K.1985/1229, Karar için bkz. Mehmet Aydın, a.g.e., s.165. 62 155 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar düzenleme suretiyle) yapabileceği sonucuna ulaĢıldığında; bu usule uyulmaksızın tesis edilen dava konusu iĢlem bu nedenle de mevzuata aykırıdır”64 DanıĢtay atama, nakil veya görevden alma iĢlemleri dıĢında görevden çekilmiĢ sayılma iĢlemlerinde de usulde paralellik ilkesini uygulamıĢtır. ÇekilmiĢ sayılma durumunda kurumun, öne sürülen mazeretin kabul edilebilirliği konusunda takdir yetkisi bulunduğunu; atamaya yetkili merciin bu takdir yetkisini kullanabilmesi bakımından usulde paralellik ilkesi gereği görevden çekilmiĢ sayılma iĢleminin de atamaya yetkili merci tarafından tesisi gerektiğini belirtmiĢtir65. Bu usulle tesis edilmeyen söz konusu iĢlemin usulde paralellik ilkesine aykırı olduğu ifade edilmiĢtir: “…idarece, davacı hakkında uygulanan iĢlemin görevden alma iĢlemi olmayıp kesintisiz ve kabul edilmiĢ bir mazereti olmadan 10 gün göreve gelmemiĢ olması nedeniyle 657 sayılı Yasanın 94. maddesi uyarınca çekilme isteğinin kabulü olduğu, çekilme ve çekilme isteğinde bulunmuĢ sayılma durumlarının tek taraflı Ģart tasarrufunu oluĢturduğu; dava konusu iĢlemin bir görevden alma iĢlemi olarak algılanamayacağı, dolayısıyla usulde paralellik ilkesinin yalnızca atama ve görevden alma iĢlemleri yönünden geçerli olduğu ve bu nedenle tesis edilen iĢlemin 657 sayılı ve 3056 sayılı Kanun hükümlerine uygun olduğu ileri sürülmüĢ ise de; davacının, BaĢbakanlık MüĢavirliği görevine (657 sayılı Kanunun değiĢik 59.maddesi ile 2451 sayılı Kanunun 2. maddesi gereğince) BaĢbakan ve CumhurbaĢkanı tarafından imzalanan kararname ile atandığı; usulde paralellik ilkesi gereğince görevden çekilmiĢ sayılmasına iliĢkin dava konusu iĢlemin de BaĢbakan ve CumhurbaĢkanı tarafından imzalanan bir kararname ile tesisi gerekeceğinde kuĢkuya yer bulunmamaktadır. Belirtilen duruma göre BaĢbakan adına BaĢbakanlık MüsteĢarı tarafından imzalanarak tesis edilen dava konusu iĢlemde, yetki yönünden hukuk ve mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.”66 3. Savunma hakkı Savunma hakkı, dinlenilme hakkı ile iç içe bulunmakta, onun bir uzantısı olarak görülmekte; hak veya menfaatini ihlal eden bir idari iĢleme karĢı ilgilinin, henüz idari iĢlem oluĢturulmadan idari iĢlemin kurulması aĢamasında idare önünde kanıtlarını sunarak savunmasını yapmasını ve dinlenilmesini ifade eder67. Savunma hakkının iki yönü bulunmaktadır. Savunma hakkı ilk olarak, idari iĢlemin tesisinden önce ve tesisi sırasında söz konusu olabilir. Ġkinci olarak ise idari iĢlemin tesis edilmesinden sonra bu 64 DanıĢtay 8.D, 13.10.1997 tarih, E.1996/5256, K.1997/2729, DD, sayı: 95, s.523. Karar için bkz. Hüseyin Bilgin, “Ġdari ĠĢlemin ġekil Unsuru”, a.g.m., s.214. 65 Mehmet Aydın, a.g.e., s.168. 66 DanıĢtay 5.D, 13.10.1993 tarih, E.1992/5321, K.1993/3753 <www.danistay.gov.tr> (29.12.2009). 67 Nuri Alan, “Ġdari Usul Ġle Ġdari Yargı Arasındaki ĠliĢkiler”, a.g.m., s.36. 156 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar iĢlemin iptali için idari yargı yoluna baĢvurulması halinde savunma hakkı gündeme gelebilir68. Türk hukukunda savunma hakkı genel olarak düzenlenmemiĢ olup, idare tarafından bir idari iĢlem tesis edilirken ilgilisinin dinlenilmesine veya ilgiliye savunma hakkı tanınmasına iliĢkin bir zorunluluk bulunmamaktadır69. Hukukun genel ilkeleri içinde yer alan savunma hakkının kullanılabilmesi için bireylerin haklarında tesis edilecek idari iĢlemle ilgili her türlü bilgi ve belgeye ulaĢabilmesi, lüzumu halinde kendisine belgeleri inceleyebilme olanağının verilmesi gerekir70. Anayasasının 129. maddesinde, memurlara ve diğer kamu görevlilerine savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemeyeceği kurala bağlanmıĢ ve bu husus disiplin kovuĢturmasının bir güvencesi olarak görülmüĢtür71. Türk Ġdare Hukuku pratiğinde savunma hakkı, yaptırım içeren idari iĢlemlerin üretilmesi sürecinde söz konusu olmaktadır72. Ġdare, gerek dinlenilme hakkı gerekse savunma hakkının, mevzuatta öngörülenden az olmamak kaydıyla, hakkın kullanılmasına elveriĢli bir süre içinde kullanmasını sağlamalıdır. Ġlgiliye savunma hakkının kullandırılmaması bir asli Ģekil ve usul bozukluğu olduğu için, bu iĢleme karĢı açılacak olan iptal davasında idare mahkemesince iĢlemin Ģekil yönünden iptaline karar verilmesi gerekmektedir73. Nitekim uygulamada, idare mahkemelerinin ve DanıĢtay‟ın gerek disiplin iĢlemlerinde gerekse idari yaptırım uygulamasına yönelik iĢlemlerde ilgililerin savunmasının alınması gerektiği yönünde kararları bulunmaktadır. DanıĢtay Ġdari Dava Daireleri Kurulu‟nun 12.6.2008 tarih ve E.2005/3292, K.2008/1633 sayılı kararı savunma hakkı ile ilgilidir. Kararın konuyla ilgili bölümünde Ģu ifadelere yer verilmiĢtir: “Davacı, hakkında hazırlanan soruĢturma raporunu gerek iĢlemin tesisi aĢamasında, gerekse yargılama aĢamasında inceleyemediğini; iĢleme dayanak olarak 68 Gürsel Özkan, a.g.e., s.182. Hüseyin Bilgin, “Ġdari ĠĢlemin ġekil Unsuru”, a.g.m., s.209. 70 Nuri Alan, “Ġdari Usul Ġle Ġdari Yargı Arasındaki ĠliĢkiler”, a.g.m., s.36. 71 Nuri Alan, “Ġdari Usul ve Ġdari Yargı”, DD, sayı: 102, s.8. 72 Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usul ve YasalaĢtırılması”, a.g.m., s.828. 73 Hüseyin Bilgin, “Ġdari ĠĢlemin ġekil Unsuru”, a.g.m., s.210. 69 157 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar alındığı belirtilen hususların gerçeği yansıtmadığını; soruĢturmanın objektif olarak yapılmadığını ileri sürerek kararı temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir. Anayasa‟nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meĢru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. AĠHM kararlarında belirtildiği üzere adil yargılamanın en önemli gereklerinden biri olarak, mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından davanın tarafları arasında tam bir eĢitlik gözetilmeli (silahların eĢitliği), buna bağlı olarak da toplanan deliller hakkında taraflara görüĢ bildirme olanağı tanınmalıdır. 2577 sayılı Ġdari Yargılama Usulü Kanunu‟nun 20. maddesinin olayla ilgili kısımlarında, DanıĢtay ile idare ve vergi mahkemelerinin bakmakta oldukları davalara ait her çeĢit incelemeleri kendiliklerinden yapacakları, mahkemelerin belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü belgenin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilecekleri; taraflardan biri ara kararın icaplarını yerine getirmediği takdirde, bu durumun verilecek karar üzerindeki etkisinin mahkemece önceden takdir edileceği ve ara kararında bu hususun ayrıca belirtileceği; ancak, istenen bilgi ve belgeler Devletin güvenliğine veya yüksek menfaatlerine iliĢkin ise, BaĢbakan veya ilgili Bakanın gerekçesini bildirmek suretiyle söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebileceği hükmü yer almaktadır. Anılan maddeye 10.6.1994 günlü, 4001 sayılı Yasayla “Verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemez” hükmü eklenmiĢ ve maddenin 4. fıkrasında yer alan “Getirtilen veya idarece gönderilen gizli belge ve dosyalar taraf ve vekillerine incelettirilemez” tümcesi ise yürürlükten kaldırılmıĢtır. Anılan yasa değiĢikliğinin gerekçesinde, “Madde ile 2577 sayılı Kanunun 20. maddesinin 3. fıkrasının sonuna eklenen cümle ile bu fıkrada sayılan haller nedeniyle mahkemeye verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemeyeceği öngörülerek, adalete gölge düĢürmesinin önüne geçilmesi ve yargılama hukukunun delil sistemi korunmak istenmiĢtir. Yargılama usulü hukukunda amaç, davaya dayanak yapılan tüm belge ve delillerin tarafların bilgisine sunulması suretiyle gerçeğin ortaya çıkması ve bu suretle hukukun üstünlüğünün sağlanmasıdır. Taraf ve vekillerine incelettirilmeyen belge ve dosyaya dayanılarak karar verilmesi, davacılara gerçek anlamda iddiasını kanıtlama hakkı tanınmadığını gösterdiği gibi adalete de gölge düĢürmektedir. Kaldı ki, uygulamada gizlilik taĢımayan belge ve dosyalara gizlilik damgası vurularak bunların ilgililere incelettirilmesi engellenmektedir. Bu nedenle de, Kanunun 20. maddesinin 4. fıkrası da yürürlükten kaldırılmaktadır.” denilmiĢtir. Diğer yandan, kamu kurum ve kuruluĢları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluĢlarının faaliyetlerinde uygulanacak olan 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu, demokratik ve Ģeffaf yönetimin gereği olan eĢitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kiĢilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına iliĢkin esas ve usulleri düzenlemek amacıyla çıkarılmıĢ olup, Yasa‟nın 4. maddesinde, herkesin bilgi edinme hakkına sahip olduğu, 5. maddesinde ise, kurum ve kuruluĢların bu Kanunda yer alan istisnalar dıĢındaki her türlü bilgi veya belgeyi baĢvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme baĢvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere gerekli idari ve teknik tedbirleri almakla yükümlü oldukları hükümlerine yer verilmiĢtir. 4982 sayılı Yasa‟nın anılan hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, idari aĢamada dahi kiĢilerin bilgi ve belgelere eriĢmelerinin bir hak olarak kabul edilmek suretiyle yasal güvenceye kavuĢturulduğu, bu hakkın ancak Yasada belirtilen hallerde sınırlanabileceği anlaĢılmakta; bilgi edinme hakkı demokratik ve Ģeffaf bir yönetimin gereği olarak kabul edilmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar, 158 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar adil yargılanma hakkı, 2577 sayılı Yasa'nın 20. maddesi ve bu maddede yapılan değiĢiklik birlikte değerlendirildiğinde, maddede öngörülen istisnai durum haricinde davacılara iĢlemin dayanağı olan her türlü bilgi ve belgeye ulaĢabilme ve bu belgeleri inceleyebilme olanağının tanınması gerektiği sonucuna varılmıĢtır. Davacılar ancak soruĢturma raporunda yer verilen maddi olayı, tanık ifadelerini, inceleme yapanın görüĢ ve kanaatini, iĢlemin hukuki dayanağını, soruĢturmacının önerilerini açık ve etraflı bir biçimde öğrenme suretiyle adil yargılanma hakkını kullanabilecektir. Ġncelenemeyen bir soruĢturma raporuna karĢı iddia ve savunmada bulunmak zor, hatta imkânsızdır. Dava ve temyiz dosyasının incelenmesinden, davacının görevine son verilmesine iliĢkin iĢlemin dayanağı soruĢturma raporunun davacı vekilinin talep etmesine karĢın Dairesince incelettirilmediği, dava konusu iĢlemin hukuka uygunluğunun denetiminde ise soruĢturma raporunda yer verilen hususlara değinildiği anlaĢıldığından Daire kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Bu durumda, makul bir süre verilmek suretiyle, davacıya hakkında düzenlenen soruĢturma raporunu incelemesi ve istemi halinde raporla ilgili görüĢlerini dosyaya sunması olanağı sağlandıktan sonra iĢin esası hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.” DanıĢtay‟ın yeni tarihli bu kararı savunma hakkı konusunda son derece önemlidir. En baĢta savunma hakkının kapsamını geniĢleten bir değerlendirme yapılmıĢtır. Karara göre, ilgilinin soruĢturmanın safhaları hakkında bilgi sahibi olması ve soruĢturma belgelerine eriĢimi savunma hakkı içinde değerlendirilmiĢtir. Bu açıdan bilgi edinme hakkı ile savunma hakkı arasında bağlantı kurulmuĢtur. Bunun dıĢında savunma hakkının soruĢturma ile ilgili bilgi sahibi olunmasını kapsadığı ve buna aykırı davranılmasının, iĢlemin geçerliliği açısından asli bir önemde kabul edilmiĢtir. Son olarak savunma hakkı, AĠHS‟nin 6. maddesinde düzenlenen “adil yargılanma hakkı”nın bir parçası olarak kabul edilerek, AĠHM‟in içtihatları gerekçe gösterilmiĢtir. DanıĢtay bir baĢka kararında, idarenin gizlilik konusundaki kararının mahkeme tarafından denetlenmesi gerektiği ifade edilerek, gizlilik gerekçesi ile savunma hakkının ihlal edilebileceği üzerinde durulmuĢtur. Söz konusu kararda savunma hakkı ile iĢlemin ve belgelerin gizliliği hakkında Ģu hususlar belirtilmiĢtir: “Olayda davacı hakkındaki iĢleme dayanak yapılan ve uyumsuzluğun kanıtı olarak değerlendirilen raporlardaki suçlamalar idarece, iĢlemin tesisinden önce davacıya bildirilmediği gibi Mahkemenin de söz konusu belgeleri davacıya tebliğ etmeden karar verdiği anlaĢılmaktadır. Oysa savunma hakkı 1982 Anayasasının 36/1. maddesiyle güvenceye bağlanmıĢ olduğu gibi temel hak ve hürriyetlerle ilgili uluslararası sözleĢmelerle de, bu hakkın tanınması ve kullanım yollarının açık tutulması güvenceye alınmıĢtır. Görülmeyene, bilinmeyene karĢı iddia ve savunmada bulunmanın güçsüzlüğü hatta imkânsızlığı açıktır. Hakkında, kimi suçlamalar nedeniyle ve bu suçlamalara dayanılarak özlük haklarını ihlal edecek biçimde iĢlem tesis edilecek ilgiliye, idarenin iĢlemini gerekli kılan suçlama konularını önceden açıkça bildirerek 159 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu savunmasını almasının idari iĢlemlere güveni ve hukuka uygunluk yönünden isabet oranını artıracağı kuĢkusuzdur. Ġdarenin bu yola gitmeden iĢlem tesis etmesi halinde ise mahkemenin, yasaların özel düzenleme hali hariç, ilgili belgeleri davacıya tebliğ edip savunmasını aldıktan sonra hüküm tesis etmesi “adil” ve “hakça” bir yargılamanın temel koĢuludur. Bu evrede 2577 sayılı Ġdari Yargılama Usulü Kanununun 20.maddesinin 4.fıkrasında yer alan “Getirtilen veya idarece gönderilen gizli belge ve dosyalar taraf veya vekillerine incelettirilmez.” hükmünün anlam ve kapsamına da değinmek gerekir. Fıkrada sözü edilen “gizli” kelimesiyle idarede de gizli olan ve yetkili memurların dıĢında hiç kimseye gösterilmemesi gereken belge ve dosyaların kastedildiğinde kuĢkuya yer yoktur. Dolayısıyla idarenin gönderirken üzerine “gizlidir” kaydını koyması veya ek bir yazıyla gizli olduğunu belirtmesinin kendiliğinden o belge veya dosyaya gizlilik niteliğini kazandırmayacağı açık olduğundan Mahkemenin bu çerçevede gerekli incelemeyi resen yaparak belge ve dosyanın “gizli” olup olmadığını bizzat saptaması ve sonucuna göre usuli iĢlemleri yapması çağdaĢ hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Olayda, davacının bilgisi dıĢında ve savunma imkânı kısıtlanıp idarece tek taraflı olarak saptanan nedenlere dayanılarak hizmet sözleĢmesinin feshinde belirtilen nedenlerle Anayasanın 36. ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 21. maddesine uyarlık bulunmamaktadır. Sonuç olarak; hakkında disipliner veya cezai nitelikte herhangi bir soruĢturma açılmayan ve hizmetine ihtiyaç olduğu yapılan ilandan anlaĢılan davacının hizmet sözleĢmesinin feshine dayanak tutulan belgelerin yargılama aĢamasında Mahkemece adı geçene tebliğ edilerek bilgilendirilmesi ve savunması alındıktan ve buna göre gerekli değerlendirmeler yapıldıktan sonra uyuĢmazlığın çözümlenmesi gerekirken bu yola gidilmeden davanın reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiĢtir.”74 DanıĢtay Onikinci Dairesinin bir kararında, “657 sayılı Yasa‟nın 130‟uncu maddesinde, devlet memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası verilmeyeceği, soruĢturmayı yapanın veya yetkili disiplin kurulunun 7 günden az olmamak üzere verdiği süre içinde veya belirtilen tarihte savunmasını yapmayan memurun savunma hakkından vazgeçmiĢ sayılacağı öngörülmüĢtür. Ġdare mahkemesi kararında davacının, suç isnadı açıkça belirtilmeden ve makul süre tanınmadan soruĢturma esnasında ifadesinin alınmasının, savunma sayılmayacağı ve disiplin cezasına usul yönünden sakatlayacağı gerekçesine yer verilmiĢ ise de, disiplin soruĢturmasına konu olayla ilgili olarak soruĢturmacı tayin edilen teftiĢ amirinin 657 sayılı Yasa‟nın sözü edilen maddesinin kendisine tanıdığı yetkiye istinaden davacıya isnat eden fiili açıkça belirterek ve aynı maddenin öngörüldüğü 7 günlük süreyi tanıyarak istediği dosyanın incelenmesinden anlaĢılmıĢtır. Bu durumda davacının disiplin hukuku ilkelerine uygun olarak savunmasının alındığı açık olduğundan aksi 74 DanıĢtay 5.D, 6.6.1991 tarih, E.1990/4297, K.1991/1099 <www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (30.12.2009). 160 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu yöndeki kararda isabet görülmemiĢtir.” demek suretiyle savunma hakkının kullanılmasının önemine değinmiĢtir75. 4. Yazılılık ve gerekçe ilkesi Ġdari iĢlem ve kararlar, kural olarak yazılı Ģekle tabidir. Ġdari iĢlem veya kararın özünü oluĢturan iradenin dıĢ dünyaya yazılı olarak yansıtılması gerekir 76. ġeklin kural olmasının bir nedeni, idari iĢlemin varlığının ispatı için gerekli olması, diğer ve asıl önemli sebebi, o iĢlemin hangi makam veya merci tarafından ve nasıl yapılmıĢ olduğunun ancak Ģekilden anlaĢılabilir olmasıdır77. Bu açıdan Ģekil, idari iĢlemin bir unsurudur. Ġdari iĢlemin Ģekil unsuru, iĢlemin dıĢ dünyaya yansımasından önce iĢlemi yapacak olan makamın iradesinin oluĢması sırasındaki muameleleri ve iĢlemin dıĢ dünyadaki görünümünü kapsar78. Bir idari iĢlemin, hukuki etkilerini yaratabilmesi için tamamlanmıĢ, oluĢumuna dair usulün sona ermiĢ olması gereklidir79. Buna göre idari iĢlem, yetkili bir organ veya makam tarafından dıĢ dünyaya yansımıĢ bir iradedir. Bu Ģekilde tesis edilen idari iĢlemin temel göstergesi yazılılık ilkesidir80. Ġdarenin tesis ettiği iĢlemlerin yazılı olması kuraldır. Bu kuralın temelinde Anayasanın 125. maddesi ile Ġdari Yargılama Usulü Kanunun 7. maddesi bulunmaktadır81. Bu hükümlerde idari iĢleme karĢı dava açma süresinin, söz konusu iĢlemin taraflarına yazılı olarak bildirilmesinden itibaren baĢlayacağı düzenlenmiĢtir. Buna göre yazılı olarak bildirilmemiĢ iĢlemlere karĢı dava açılamayacağı gibi, yazılı olmayan iĢlemlerin dava edilmeleri de mümkün olmayacaktır. 75 DanıĢtay 12.D, 17.10.2002 tarih, E.2000/2152, K.2002/3062. Karar için bkz. Hüseyin Bilgin, “Ġdari ĠĢlemin ġekil Unsuru”, a.g.m., s.212. 76 Metin Günday, a.g.e., s.133. 77 Ġl Han Özay, a.g.e., s.491. 78 Murat Sezginer, a.g.m., s.201. 79 “Bir idari iĢlemin kesin ve yürütülmesi zorunlu sayılabilmesi, hukuk düzeninde varlık kazanabilmesi için gerekli prosedürün son aĢmasını geçirmiĢ bulunmasına, baĢka bir idari makamın onayına ihtiyaç göstermeksizin hukuk düzeninde değiĢikler meydana getirebilmesine, baĢka bir anlatımla idare edenlerin hukukunu Ģu ya da bu yönde etkileyebilmesine bağlıdır.” DanıĢtay 3.D, 17.10.1991 tarih, 1989/4241, K.1991/2649 <www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (30.12.2009). 80 Hasan Dursun, “Ġdari Usul ve ġekil Ġlkeleri Ġle Genel Ġdari Usul Kanunu Öntasarısına EleĢtirel Bir YaklaĢım (II)”, Türk İdare Dergisi, Eylül 2007, sayı: 456, s.219-244. 81 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.189; Hasan Dursun, “Ġdari Usul ve ġekil Ġlkeleri Ġle Genel Ġdari Usul Kanunu Öntasarısına EleĢtirel Bir YaklaĢım (II)”, a.g.m., s.225. 161 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar DanıĢtay Ġdari Dava Daireleri Kurulu‟nun, 7.5.1993 tarih, E.1993/48, K.1993/171 sayılı kararında, dava açma süresine iliĢkin hükümlerin yazılılık koĢulunun sonucu olduğu ifade edilmiĢtir: “Anayasanın 125. maddesinde ve 2577 sayılı yasanın 7. maddesinin 2-a bendinde, idari iĢlemlere karĢı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden baĢlayacağı kuralına yer verilmek suretiyle idari davalarda dava süresinin baĢlamasında yazılı bildirimin esas alınması öngörülmüĢtür. Bu kural yönetilenlere menfaatlerini ihlal eden nitelikteki iĢlemlerin idare tarafından açık ve anlaĢılır biçimde duyurularak bir yandan onlara bu iĢlemlere karĢı idari yollara veya dava yoluna baĢvurmaları konusunda inceleme ve düĢünme olanağı sağlamak, öte yandan gereksiz, müphem ve mükerrer baĢvurulara meydan vermemek amacını taĢımaktadır.” Yazılı olarak tesis edilen idari iĢlemde iĢlemi tesis eden yetkilinin imzası, iĢlemin tesis edildiği tarih ve iĢlemin yöneldiği kiĢinin kimliğine yer verilmesi gerekmektedir. Ġmza edilmemiĢ bir metin idari anlamda bağlayıcı ve hüküm yaratan bir niteliğe sahip olamaz. Kararı alan yetkilinin imzasının ya da adının yer alması “ispat” ve “garanti” iĢlevini yerine getirir82. Ġspat iĢlevi kararın tamamlandığını; garanti ise iĢlemin yetkili bir idareden kaynaklandığını ortaya koyar. Yetkili kiĢi imza yerine Kanunen geçerli olan elektronik imza ya da paraf da kullanılabilir. Tarihin bulunması iĢlemi tesis eden kimsenin yetkili olup olmadığını tespit etmek açısından önem taĢımaktadır. ĠĢlemin yöneldiği kiĢinin de karardan anlaĢılabilmesi gerekir. Zira kararın hakkını veya menfaatini ihlal ettiği kiĢinin bu karardan haberdar edilmesi yani kararın ilgiliye tebliğ edilmesi önemlidir83. Doktrinde gerekçe ilkesi, idari iĢlemlerde Ģekil/usul kuralları kapsamında ele alınmaktadır84. Ancak kural olarak, idari iĢlem ve kararların gerekçeli olarak yazılmaları bir Ģekil Ģartı değildir. Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrasında ifadesini bulan, bütün 82 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.197. Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.199; Murat Sezginer, a.g.m., s.209. 84 Ġl Han Özay, a.g.e., s.491. “Usul bir idari iĢlem sürecinde ilk adımdır. Bundan sonra iĢlemin gerekçesi gelmektedir. Genelde maksat unsurunu, somut durumlarda da sebebi oluĢturan gerekçe, Ģekilden anlaĢılabilir. Bir idari iĢlemin yapılmasında izlenen usul ile yapılmıĢ olduğu Ģekil birbirine bağlı bir bütünün esaslı iki elemanıdır.” 83 162 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olacağına iliĢkin kural, idarenin kararları için geçerli değildir85. Buna karĢın mevzuatta gerekçe gösterilmesinin zorunlu olduğu durumlar da vardır. 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu‟nun 12. maddesi bunlardan biridir86. Söz konusu hüküm Ģöyledir: “Kurum ve kuruluĢlar, bilgi edinme baĢvurularıyla ilgili cevaplarını yazılı olarak veya elektronik ortamda baĢvuru sahibine bildirirler. BaĢvurunun reddedilmesi hâlinde bu kararın gerekçesi ve buna karĢı baĢvuru yolları belirtilir.” Bu hükme göre, bilgi edinme baĢvuruları olumsuz olarak sonuçlandırıldığında, idare bu kararının gerekçesini de ilgiliye bildirmekle yükümlü kılınmıĢtır. Benzer bir hüküm Anayasa‟nın 40. maddesinin 2. fıkrasında bulunmaktadır. Anayasanın söz konusu hükmüne göre: “Devlet, iĢlemlerinde, ilgili kiĢilerin hangi kanun yolları ve mercilere baĢvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” Anayasa‟nın bu hükmünde ifade edilen ve idareyi de kapsamına alan, bildirim yükümlülüğü, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile gerekçe ilkesini de kapsamına alacak Ģekilde geniĢletilmiĢtir. Ġdari kararların gerekçeli olarak kaleme alınmalarının zorunlu olmadığı hallerde de, bu kararların gerekçesiz olarak alınmıĢ olabileceğini düĢünmeye imkan yoktur. Ġdare, idari kararın metnine yazmak ve ilgiliye bildirmek zorunda olmamasına rağmen, aldığı bir kararın gerekçesini yargı mercilerine bildirmek zorundadır87. Ġdarenin mahkemelere iĢlemin gerekçesini bildirme zorunluluğu, esas olarak, Ġdari Yargılama Usulü Kanunun 20. maddesinden kaynaklanmaktadır. Ġdarenin tesis ettiği iĢlemin gerekçesini ya da konuyla ilgili belgeleri mahkemeye vermemesi durumunda aynı maddenin 3. fıkrasında yer alan hüküm uygulanacaktır. Buna göre idarenin, mahkemeye sunmadığı bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürdüğü savunmaya göre karar verilmeyecektir. DanıĢtay konuya iliĢkin yaklaĢımını Ģöyle ifade etmiĢtir: “Ġdarenin iĢlemleri üzerinde yargı denetiminin yapılabilmesi için mahkeme; dava konusu iĢleme 85 Metin Günday, a.g.e., s.133; Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usul ve YasalaĢtırılması”, a.g.m., s.829. Hüseyin Bilgin, “Ġdari ĠĢlemin ġekil Unsuru”, a.g.m., s.205. 87 Metin Günday, a.g.e., s.133. 86 163 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar esas olan nedenin hukuken ve fiilen doğru olup olmadığını araĢtırmak, davanın tarafları da gerekli tüm belgelerini mahkemeye sunmak zorundadır.”88 Gerekçe ilkesinin herhangi bir düzenleme ile hüküm altına alınmasa bile bir genel hukuk ilkesi olarak, Anayasa‟nın 2. maddesinde yer alan “hukuk devleti” ilkesinin genel bir sonucu olduğunu söylenebilir89. Ġdari iĢlemin gerekçeli olması gerektiğini DanıĢtay kararlarında da görmekteyiz: “Hukuk devletinde idarenin ve kiĢilerin hak ve yükümlülükleri, demokratik esaslara uygun olarak, objektif kriterler halinde ayrı ayrı belirlenmiĢ olup idarenin, kiĢilerin hak ve menfaatlerini etkileyen konularda Ģüpheye dayanarak iĢlemler tesis etmesi uygun görülemez.”90 DanıĢtay‟ın sadece gerekçe ilkesine uyulmaması durumunda iĢlemin hukuka aykırı hale geleceğine iliĢkin kararlarından birinde, Bakanlar Komitesi‟nin 77(31) sayılı Kararına da yollama yapılmıĢtır: “Ġdarenin iĢlemleri karĢısında Bireyin Korunması Hakkındaki Avrupa Bakanlar Komitesinin 77 sayılı kararında, ilgilinin hak ve özgürlüklerine veya çıkarlarına değinen bir idari iĢlem söz konusu olursa, olabilecek itiraza olanak vermek için gerekçeli olması öngörülmüĢtür. Ġdari iĢlemlerin gerekçeli olması ilkesi; iĢlemi yapan idareyi yönetsel iĢlemin dayandığı maddi ve hukuksal nedenleri açıklamaya, uyguladığı yasayı kavramaya, doğru ve anlamlı olgular ortaya koymaya ve denetim yapmaya zorlar. ĠĢlemde, gösterilen gerekçe iĢlemin yasaya uygunluğunu değerlendirme, itiraz edip etmeme ve yargı yoluna gidip gitmeme konusunda iĢlemin ilgilisine yardımcı olur.” Ġdari iĢlemlerde gerekçe konusunda DanıĢtay içtihatları Ģu özellikleri gösterir91: - Ġdari iĢlemlerin belirli bir nedene dayalı olması gerekir. Nedensiz bir idari iĢlem söz konusu olamaz. 88 Karar için bkz. Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.201. Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.201. “Ġdare hukuku esaslarına göre idare, iĢlemine dayanak olarak gösterdiği sebebin varlığını inandırıcı bir biçimde ortaya koymak zorundadır. Bu sebebin varlığının ortaya konulmaması halinde iĢlem sebep unsuru bakımından sakat olur.” DanıĢtay 12.D, 6.6.1979 tarih, E.1977/2838, K.1979/2443 <www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp> (30.12.2009). 90 DanıĢtay 5.D, 10.3.1988 tarih, E.1987/406, K.1988/704; Benzer nitelikte bir kararda Ģu ifadelere yer verilmiĢtir: “Takdir yetkisinin mutlak ve keyfi olmayıp kamu yararı amacına ve hizmetin gereklerine uygun olarak kullanılmasının zorunlu bulunduğu, bu hususun sağlanması için idarenin takdir yetkisi içinde aldığı karar ve iĢlemlerde objektif, gerçekçi ve hukuken geçerli sebeplerle ve somut delillere dayanması gerekir.” DanıĢtay 10.D, 7.5.1987 tarih, E.1986/1870, K.1987/967 <www.danistay.gov.tr> (30.12.2009). 91 Mehmet Aydın, a.g.e., s.90. DanıĢtay‟ın gerekçe konusundaki farklı kararları için bu esere bakılabilir. 89 164 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar - Ġdarenin takdir yetkisine sahip olması, idari iĢlemlerin gerekçeli olması gerekliliğini ortadan kaldırmaz. - Gösterilen gerekçe ile ulaĢılan sonuç arasında hukuki bağ bulunmalıdır. - Gerekçe iĢlemin hukuki ve maddi sebeplerini tam olarak içermelidir. - ġekil açısından idari iĢlemlerin gerekçeli olması zorunlu değildir. - Hukuka aykırı bir gerekçeye sahip olan veya gerekçesi bulunmayan idari iĢlemler iptal yaptırımına tabidir. II. ĠDARĠ USULÜN KANUNLAġTIRILMASI Bireylerin idare karĢısında korunması ya da idari iĢlemlere karĢı bireylere bazı hakların tanınması, idare hukukunda devamlı olarak iĢlenmekte olan bir konudur. Türkiye‟de hukuk devleti ilkesinin tam olarak gerçekleĢtirilebilmesi ve kamu yönetiminin demokratik esaslara bağlanması konusundaki sorunlara getirilen çözüm önerilerinin baĢında idari usule iliĢkin prensiplerin kanunlaĢtırılması gelmektedir92. Bu nedenle idari usulün kanunlaĢtırılmasına duyulan ihtiyaç ve bunun sağlayacağı faydalar ile idari usulün kanunlaĢtırılması kapsamında yürütülen çalıĢmalar ve ortaya çıkan sorunlar üzerinde durulması gerekir. A. Ġdari Usulün Düzenlenmesi Ġhtiyacı ve Sağlayacağı Faydalar Ġdare hukuku alanında, yargıcın denetiminden önce gelen ve onu tamamlayan bir denetim sağlanması için kara Avrupasının birçok ülkesinde olduğu gibi genel idari usule iliĢkin hükümlerin genel bir kanun içerisinde ortak esaslara bağlanarak düzenlenmesi, henüz eksikliği telafi edilememiĢ Hukuk Devleti binasının tamamlanması yolunda önemli bir adım olacaktır93. 92 Zehra Odyakmaz, “Hazırlanmakta Olan Ġdari Usul Kanunu Açısından DemokratikleĢme Sürecinde ġeffaflaĢma ve Bireye Tanınan Haklar”, a.g.m., s.1. 93 Ali Ülkü Azrak, “Umumi Ġdari Usul ve Kodifikasyonu Meselesi”, İÜHFM, Ġstanbul: 1967, c.XXXIII, sayı: 4, s.72. 165 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Genel idari usulün kanunla düzenlenmesiyle birlikte, idare hukukunun Ģekli ve maddi yanları arasında bir denge kurulacaktır. Ġdarî yargılama usulü hukukunun da konusunu oluĢturan idari iĢlemler, idari usul kanunuyla birlikte gerçek anlamına kavuĢmuĢ olacaktır94. Ayrıca idari usul kurallarının, idari yargılama usul hukuku kurallarına benzer Ģekilde düzenlenmesiyle birlikte, idareye, yasaların uygulanması sürecinde büyük bir kolaylık, açıklık ve güven ortamı yaratılacağı gibi bireylerin de hukuki güvenliği sağlanmıĢ olacaktır. Ġdarenin kanuniliği ilkesinin Ģekli yönü idari usulün kanunla düzenlenmesini gerektirir. Ġdari tasarrufların meydana getiriliĢinde izlenen yolların kanunla düzenlenmiĢ olması ve idarenin bu konudaki kanun hükümlerine bağlı kalarak hareket etmesi kanunilik ilkesinin Ģekli anlamıdır. Bireysel idari kararlar alınmadan önce bunların dayandığı maddi ve hukuki gerçeklerin tamamıyla ortaya çıkarılması ve meselenin yeterince aydınlatılması amacıyla bir araĢtırma ve soruĢturma yapılması zorunluluğunun kabul edilmesi, hukuk güvenliği ve dolayısıyla hukuka bağlı demokratik bir idare açısından büyük bir önem taĢımaktadır95. Bugün Türkiye‟de idareden kaynaklanan kapalılık ve gizlilik sorunu, katılımcılık mekanizmalarının geliĢmemiĢ olması, idarenin iĢlem ve eylemlerinden kaynaklanan uyuĢmazlıkların yargı önüne taĢınmadan çözümlenme imkânının bulunmaması ve idarenin takdir yetkisinin kullanılması ve denetimi ile ilgili sorunların tamamı idari usul ve idari usulün kanunlaĢtırılması ile yakından ilgilidir. Ġdarenin iĢleyiĢinde ortaya çıkan bu tür sorunlar idari usulün kanunlaĢtırılması ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Ġdari usulün kanunlaĢtırılması idarenin ĢeffaflaĢmasını, kamuoyunun gözetimi ve denetimi altında faaliyette bulunmasını sağlar. Bu ortam idarenin keyfiliğini önleyebilir. Bireylerin yönetim faaliyetlerine katılmaları idarenin demokratikleĢmesine katkıda bulunur. Bireyler hukuki güvence altına alınmıĢ olurlar. Bütün bunların sağlanması idarenin düzenli, etkili ve hukuka bağlı; bireylerin de temel hak ve özgürlüklerinin 94 95 Hüseyin Bilgin, “Ġdari Usul Yasasının Gerekliliği Üzerine Bir Ġnceleme”, a.g.e., s.214. Ali Ülkü Azrak, “Umumi Ġdari Usul ve Kodifikasyonu Meselesi”, a.g.m., s.77. 166 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar korunması anlamına gelecektir. Ġdari usulün sağlayacağı faydalar AZRAK‟ın yaptığı teorik ve pratik faydalar Ģeklindeki ikili ayrım çerçevesinde değerlendirilecektir96. 1. Ġdare hukuku teorisi açısından Ġdari usulün kanunlaĢtırılması, idari faaliyetlerin demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine uygun bir biçimde yürütülmesi açısından zorunludur. Genel idari usul, gerçek bir muhakeme disiplini olarak hukuken düzenlendiği takdirde, idare hukukunun maddi ve Ģekli yönleri arasında bir denge ile mantıki ve kronolojik bağlantı kurulacağı gibi; muhakeme hukukunun asırlar boyunca geliĢtirilmiĢ olan kavramları ve terminolojisi, idare organının faaliyet alanına girmiĢ olacaktır97. Böylece yargısal usulün yargı organlarına sağladığı faydalardan idare organı da kendine uygun olanları elde edecektir. Genel idari usulün idare hukuku teorisi açısından sağlayacağı katkılar idare hukukunun geliĢimi, yargısal denetimin etkinliğine ve yargısal birikimin idare hukukuna aktarılması olarak ifade edilebilir. a. Ġdare hukukunun geliĢimi Yargılama (muhakeme) hukukunun maddi hukuktan ayrı ve kendine özgü bir varlığı bulunmaktadır. Yargısal usullere benzer usuller içeren idari usul de maddi hukuktan bağımsız varlığı sahip olup; usul hukukunda yer alan ilkeleri içeren temel usul normuna sahiptir98. Ġdari usul düzenlemeleri idari faaliyetlerin daha katılımcı biçimde yürütülmesini öngörmektedir. Bu anlayıĢ kamu hizmetinden yararlananların idari faaliyetlere dâhil edilmesini gerektirmektedir. Türkiye‟de geçmiĢten bugüne kamu yönetimi anlayıĢına bakıldığında vatandaĢın kamu yönetimine katılmasına yönelik bir anlayıĢın tam olarak yerleĢmemiĢ olduğu görülmektedir. Bu açıdan idari usulün getireceği dinlenilme hakkı, açıklık ve katılım gibi ilkeler, Türk kamu yönetiminde demokratik bir anlayıĢın yerleĢmesi bakımından büyük önem taĢımaktadır. 96 Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.80-82. Ali Ülkü Azrak, a.g.e., s.81. 98 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.70. 97 167 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Türk idare hukukunda idarenin yaptığı iĢlemler tam olarak bir hukuki çerçeveye kavuĢturulmamıĢ, bir idari iĢlem teorisi ortaya konulmamıĢtır. Bu nedenle idarenin iĢleyiĢine iliĢkin düzenlemeler dağınık bir görünümdedir. Bazı konulara iliĢkin özel kanunlar söz konusu iken, yargının geliĢtirdiği içtihatlar dıĢında idare uygulayacağı usulü kendisi belirlemektedir99. b. Yargısal denetime yapacağı katkılar Ġdari usul sürecinden geçen bir iĢlem hakkında yargı önüne taĢınan bir uyuĢmazlık söz konusu olduğunda, uyuĢmazlığı ortaya çıkaran nedeninin tespiti kolaylıkla yapılabilecektir. Bu durumda idari usul sürecinde birbirine eklenmesi gereken halkalarda bir kopma söz konusu olmuĢ demektir. Yargının bu uyuĢmazlığı denetlerken en baĢta yerine getireceği husus, usul sürecinde herhangi bir aksaklık olup olmadığını tespit etmek olacaktır. Bu sayede idari iĢlemin tesisi ile idari iĢlem hakkındaki uyuĢmazlığın denetimi arasında hukuki ve mantıki bağ kurulmuĢ olacaktır. Kanunla düzenlenmiĢ idari usul kurallarının bulunmaması ve idarenin karar üretirken izleyeceği yolları kendi takdirine göre belirlemesi, yargı denetiminin etkinliğini de büyük ölçüde azaltır. Esasen yargı, uyuĢmazlığa el atmadan önce idaren içinde yürütülmüĢ olan iĢlere nüfuz edemez. Resmi belgelerin düzenleniĢ aĢama ve usulleri belirlenmiĢ değilse, yargının onlara ulaĢması da her zaman mümkün olmayabilir100. Genel Ġdari Usul Kanunu, idarenin doğru karar verme yeteneğini artırır ve idari yargının iĢ yükünü bu yönüyle de azaltır. Zira idari yargı güvencesine benzeyen, ilgili vatandaĢlar için güvenceler içeren bir idari usul süreci içerisinde alınan ve ilgililerini yeterince tatmin eden idari iĢlemlere karĢı idari yargı yerine dava açma gereği duyulmayacaktır. Bu durum kiĢiler açısından da daha demokratik bir ortamda iĢlemin oluĢmasını sağlar. Ġdari Usul Kanunu, idari yargının önüne gelecek olan idari uyuĢmazlıkların sayısını azaltmasının yanı sıra idari usule iliĢkin incelemenin, idari iĢlemin oluĢum aĢamasında, usul yasasında öngörülen kurallara yeterince uyulup 99 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.20. Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usulün Kodifikasyonuna ĠliĢkin Sorunlar”, “Ġdari Usul Kanun Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu”, BaĢbakanlık Basımevi Ankara: 1998, s.89. 100 168 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar uyulmadığının denetimi ile idari yargılama sürecini kolaylaĢtıracağından, idari davalar daha çabuk karara bağlanabilecektir. Aynı Ģekilde, idari iĢlemin oluĢum ve idari iĢleme iliĢkin iĢlem tesisi aĢamasındaki incelemenin yeterince ve usul kuralları çerçevesince yapılmıĢ olmasından dolayı idari iĢlemlerde hukuka aykırılıkların azalması nedeniyle de idari davalarda denetim kolaylaĢacak, davalar daha çabuk karara bağlanacak ve idari davaların sayısı da azalacaktır. c. Yargının birikim ve terminolojisinden yararlanılması Bilindiği üzere yargılama (muhakeme) hukukunun maddi hukuktan ayrı ve kendine özgü bir varlığı bulunmaktadır. Yargısal usullere benzer usuller içeren idari usul de maddi hukuktan bağımsız varlığı sahip olup; usul hukukunda yer alan ilkeleri içeren temel usul normuna sahiptir101. Ġdari usul yargısal usullere göre yeni sayılacak bir içeriğe sahip olsa da asırlardır kullanılagelen yargısal usul kavramları, idari usule ıĢık tutacaktır. 2. Ġdare hukuku pratiği açısından faydaları Ġdari usulün kanunlaĢtırılması, kapsamı son derece geniĢ olan maddi idare hukuku ve uygulaması açısından büyük öneme sahiptir. Ġdari usulün, idarenin hukuka bağlılığı, bireylerin kamu yönetimine katılımı, ĢeffaflaĢma ve idare ile bireyler arasında ortaya çıkabilecek uyuĢmazlıkların yargı dıĢında çözümlenmesi açısından pratik faydaları bulunmaktadır. Ġdari usulün bu kapsamdaki faydalarını baĢlıklar halinde incelemek gerekir. a. Ġdarenin hukuka bağlılığının sağlanması Ġdari usul bulunmuyorsa idare uygulayacağı usulü her bir olay veya hukuki durum için kendisi takdir eder. Bu durum kamu yönetiminde keyfiliğe, gizliliğe ve kamu hizmetinden yararlanan bireyler arasında farlı uygulamalara yol açabilecek niteliktedir. Kendisini zorlayan bir yasal düzenleme bulunmadığı için idare, bireylere, bilgi vermekten kaçınabilir. Ayrıca idari usulün idare tarafından takdir edilmesi benzer 101 Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.70. 169 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar olaylarda farklı uygulamaların ortaya çıkmasına ve Anayasal eĢitlik ilkesine aykırı idari kararlar alınmasına neden olabilir. Bireyler ve toplulukları, idari usul çerçevesinde insan hakları ile temel özgürlüklerini, idare karĢısında daha güçlü ve etkili biçimde savunup koruyabilirler. Örneğin kendileri hakkında yapılması düĢünülen veya öngörülen daha önce haberdar olurlarsa, durumlarını ve istemlerini görevli ve yetkililere gerekli bilgi ve belgeleri ileterek, doğru ve yerinde kararlar alınmasını sağlayabilirler. Böylece idari usul kurallarına uymak suretiyle yapılacak iĢlemler daha isabetli ve ilgilileri tatmin eder nitelikte olacağından; muhtemel uyuĢmazlıklar doğmadan önlenmiĢ ve yersiz davaların açılmasına imkan bırakılmayarak yargı mercileri boĢuna iĢgal edilmemiĢ olur102. b. Yönetime katılma Ġdari usulde yer alan katılma ve hukuki güvenliğe iliĢkin haklar, idare ile kiĢiler arasında güven ortamının doğmasını; sonucundan memnun olmasa bile iĢlemin ilgilisinin, ikna olmasını sağlamaktadır103. Yönetime katılma idare ile bireyler arasındaki iliĢkilerin geliĢmesi açısından önem taĢımaktadır. Ġdarenin tek yanlı ve üstün iradesi varlığını sürdürmekte iken; iĢlem sürecine katılma imkanı bulan bireyler idarenin aldığı kararın oluĢumunda yer aldıkları için, kararı kabullenmek zorunda kalmamakta, idarenin kararı karĢısında ikna olmaktadırlar. Bu sayede ilgililer doğrudan yargıya baĢvurmak yerine ortaya çıkan uyuĢmazlığın giderilmesi için idare ile anlaĢma yoluna gitmektedir. Ġdari usul, bireyler ile idareyi karar alma süreci içinde yüz yüze getireceğinden yakın bir iliĢkiyi; kiĢilerin kendileri hakkında oluĢacak iĢlemleri yakından takip etmelerini sağlayacağından daha hızlı bir idari faaliyeti; çoğu kez karar alma süreci ilgililerin gözleri önünde cereyan edeceği için Ģeffaf ve açık bir yönetimi getirecektir104. Ġdarenin ĢeffaflaĢması suretiyle, kamuoyunun gözetim ve denetimi altında idari faaliyetlerin yürütülmesi sağlanır. Bu tür ortam ve koĢulda otoriter veya keyfi yönetim 102 Lütfi Duran, “Ġdari Usulün Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular”, a.g.m., s.11. Bahtiyar Akyılmaz, a.g.e., s.89. 104 Yücel Oğurlu, a.g.m., s.84. 103 170 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar büyük ölçüde önlenmiĢ olur105. Bireylerin ve topluluklarının yönetim iĢlerine katılmaları yolu ile idarenin demokratikleĢmesi belli ölçüde gerçekleĢtirilebilir. Ġlgililer veya temsilcileri idari iĢlemlerin oluĢturulmasında doğrudan doğruya belirleyici iradeye sahip olmasalar bile, iĢlem sürecinde etkili olabilirler. ĠĢlem sürecine katılma imkanı bulan bireyler, idarenin izleyeceği usulü önceden bilebilirler; iĢleme konu bilgi ve belgelere kolaylıkla ulaĢabilirler. Bireylerin idari iĢlem sürecindeki etkinliği idareyi daha fazla araĢtırma yapmaya zorlayarak, tarafsız ve isabetli karar vermeye yöneltecektir106. Ayrıca idari usulün katılımcı yönü bireylerin hukuki güvence altında olmalarını sağlayacaktır. c. Ġdari süreçleri iyileĢtirme ve ĢeffaflaĢma Ġdari usul kamu yönetiminde açıklığı ve katılımcılığı öngörmektedir. Ġdarenin vatandaĢı “idare edilen” olarak gören anlayıĢını idari usul reddetmektedir. Ġdari usulde vatandaĢlar “kamu hizmetinden yararlanan” olarak kabul edilmektedir. VatandaĢların birer hukuki varlık olarak kabul edilmesiyle kamu hizmeti, idare açısından bir ödev; bu hizmetten yararlananlar açısından bir hak olarak gerçek niteliğini kazanmaktadır. Buna göre idari usulün öngördüğü açıklık, katılım ve hukuki dinlenilme hakları bir taraftan idarenin karar alma süreçlerini düzene koymakta diğer taraftan da kiĢilerin haklarını güvence altına almaktadır. Ġdari usulün birey-devlet iliĢkisini dengeleyici bir özelliği bulunmaktadır. KanunlaĢtırılmıĢ idari usul bu iliĢkide bireye güvence sağlarken; idareye de standartlar getirmektedir. Ġdare içinde kamusal yetki kullanmakta olan görevlilerin belirli standartlarla sınırlandırılmaları, kamu hizmetlerine hız kazandıracağı gibi, Ģeffaflığa da katkı sağlayacaktır. d. UyuĢmazlıkların yargı öncesi veya dıĢı çözümü Ġdarenin her türlü iĢlem ve eylemine karĢı yargı yolunun açık olduğu kuralı anayasal düzeyde güvence altındadır. Bireyler idari yargı mercileri nezdinde iptal veya 105 106 Lütfi Duran, “Ġdari Usulün Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular”, a.g.m., s.11. Bilgin Özbey, a.g.e., s.16. 171 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar tam yargı davası açmak suretiyle bu haklarını kullanabilmektedirler. Ġdarenin iĢlem veya eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu düĢünen bireyler iĢlemin tesis edilmesi sürecine katılamadıkları ve tesis edilen iĢleme karĢı idari anlamda uyuĢmazlık çözen bir mekanizma bulunmadığı için zorunlu olarak yargı mercilerine baĢvurmak durumunda kalmaktadırlar. Türkiye‟de idarenin iĢlem veya eylemlerine karĢı ortaya çıkan uyuĢmazlıklar sıklıkla dava edilmektedir. Her defasında dava yoluna gidilmesi yargının iĢ yükünü çok fazla artırmaktadır. Ġdari usulün uygulandığı idari iĢlem sürecinde kiĢiler zaten kendilerini ifade etme imkânı buldukları için, alınan kararları yargı önüne taĢımaktan kaçınacaklardır. Ġdari iĢlemin tesis edilmesi sürecinde idare ile birey arasında doğacak uyuĢmazlıklarda büyük ölçüde idari yargıya baĢvurmaya gerek kalmadan karĢılıklı anlaĢma yoluyla çözüme varılabilecektir107. Bu tür idari süreçler daha az sayıda uyuĢmazlığın yargıya taĢınmasını sağlayacaktır. Ayrıca idari usul sürecinden geçen bir idari iĢlemin yargısal denetimi kolaylıkla yapılacağı gibi; iĢ yoğunluğu fazla olmayan yargının vereceği kararlardaki isabet oranı da artacaktır. B. Ġdari Usulün KanunlaĢtırılması 1. Genel olarak Ġdare ile bireyler arasındaki iliĢkilerin düzenlenmesi ve idari iĢlem süreçlerinin önceden belirlenmiĢ objektif esaslara bağlanması ile çağdaĢ bir kamu yönetimi arasında yakın bir iliĢki bulunmaktadır. Günümüzde idari faaliyet süreçlerini kanun düzeyinde belirleyen ülkelerin sayısı hayli fazladır. Hatta Türkiye‟de bu konunun henüz çözüme kavuĢturulmamıĢ olması önemli bir eksiklik olarak kabul edilmelidir. Ġdari usulün kanunlaĢtırılmamıĢ olması hakları ya da yükümlülükleri tesis edilen idari iĢlemden etkilenecek olan bireylerin bu iĢlem sürecine katılmalarını engellemektedir. Katılımcılık mekanizmaları yeterince geliĢmemiĢ olan yönetimlerin gizlilik ve keyfilik içine girmeleri mümkündür. Ġdari usul düzenlemelerinin kanunlaĢması, bireylerin idari iĢlemin süjeleri olmalarını mümkün kılacaktır. Saydam ve hesap verebilir bir kamu yönetimi bireylerin 107 Bilgin Özbey, a.g.e., s.15. 172 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar idari faaliyetlere katılımıyla mümkün olabilir. Bu durum idareyi karar almadan önce yeterli araĢtırma yapmaya zorlayarak tarafsız ve doğru karar vermeye yöneltecektir. Ayrıca idari usulün kanunlaĢtırılması idarenin kamu hizmetine iliĢkin süreçlerini basitleĢtireceği gibi, kamu görevlilerinin iĢ tanımı da belirli hale gelecek, böylece alınan idari kararların uyuĢmazlıklara neden olması ve yargı önüne taĢınması önemli ölçüde azalacaktır. ÇalıĢmanın önceki kısımlarında önemi ve gereği vurgulanan genel idari usulün kanunlaĢtırılması konusu, Türkiye‟de belirli dönemlerde gündeme gelmiĢtir. Bu açıdan idari usulün kanunlaĢtırılması aslında uzun yıllardır hakkında tasarılar hazırlanan ya da akademik çalıĢmalar yapılan bir konudur108. Ġdari usulün kanunlaĢtırılması hazırlığı konusunda BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı ile Adalet Bakanlığı‟nın yaptığı çalıĢmalar ele alınacaktır. 2. BaĢbakanlık tarafından yapılan hazırlıklar Genel idari usul kanunu hazırlanması konusu belirli bir bakanlığın ya da kurumun görev alanına girebilecek nitelikte değildir. Konusu idari iĢlem olup, tarafları idare ile bireyler olan idari usulün, kamusal yetki kullanan bütün idareleri ilgilendiren bir yönü olduğu kuĢkusuzdur. Bu açıdan idari usul, bütün bakanlıkların ve kamu kurumlarının eĢgüdümünü gerektiren bir konudur. 3056 sayılı BaĢbakanlık TeĢkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin DeğiĢtirilerek Kabulü Hakkında Kanun‟da BaĢbakanlığın görevleri arasında sayılan “bakanlıklar arasında iĢbirliğini sağlamak” ve “idari usul ve iĢlemlerin basitleĢtirilmesini sağlamak” Ģeklindeki görevler, idari usul konusunun BaĢbakanlık tarafından çalıĢılmasını gerekli kılmıĢtır. Ġdari usul kanunu hazırlanması amacıyla 23.10.1996 gün ve B.02.0.ĠGB/16-710530 sayılı BaĢbakanlık MüsteĢarlığının oluru ile “Ġdari Usul Kanununda Düzenlenecek Hususlar” konulu bir proje baĢlatılmıĢtır. Anılan projenin amaçları ve sağlayacağı katkı Ģöyle ifade edilmiĢtir: “…yapılacak böyle bir çalıĢma ile hukuk güvenliği ile hukuka bağlı demokratik bir idare amaçlanmaktadır. Hukukumuzda idari usulün genel olarak düzenlenmemiĢ bulunması, kamu yönetiminde ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesine 108 Ali Ülkü Azrak, “Umumi Ġdari Usul ve Kodifikasyonu Meselesi”, a.g.m., s.66 vd.; Metin Kıratlı, a.g.m., s.47-60; Melih Özay, “Ġdari Usulün YasalaĢması”, TİD, sayı: 423, s.124 vd. 173 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar imkan vermemekte, yasal yönetim ilkesini gereği olarak idarenin hukuka bağlılığı sağlanamamaktadır. Söz konusu proje ile genel idari usulün belirlenmesi ve yönetimin iĢlem üretirken uyacağı hukuki prosedürün tespiti sağlanacak, böylece bireyler hukuk güvenliğine kavuĢacağı gibi, yönetimin görmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetinin etkili ve verimli bir biçimde sürdürülmesi sonucuna ulaĢılacak, ayrıca idari yargıya yansıyan idari uyuĢmazlıklar kaynağında çözülmek suretiyle azaltılabilecektir.” 109 Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı tarafından baĢlatılan bu proje kapsamında 17-18 Ocak 1998 tarihlerinde “Ġdari Usul Kanun Hazırlığı” konulu uluslararası bir sempozyum düzenlenmiĢtir. Ġdari usul kanununa hazırlık amacıyla gerçekleĢtirilen bu sempozyum idari usul hakkında farkındalık oluĢturulması bakımından son derece yararlı olmuĢtur. Ġdari usul konusunda Türkiye‟de yapılan çalıĢmaların 1960lara kadar geriye gittiğinden bahsedilmiĢti. Söz konusu sempozyum yapıldığı tarihe kadar yapılan çalıĢmaların yapamadığını yapmıĢ ve idari usulü bir daha düĢmemek üzere ülkenin gündemine taĢımıĢtır. Ġdari usul kanunu hazırlanmasına iliĢkin sempozyumun, idari usul konusunda yarattığı etki büyük olmuĢtur. Bunun çeĢitli nedenleri vardır. Bunların baĢında konunun bizzat siyasal irade tarafından ele alınması gelmektedir. Konunun geniĢ bir ilgi uyandırmasının bir diğer nedeni, sempozyumun idari usul bilgi üretecek bütün kesimleri bir araya getirmiĢ olmasıdır. Ġdari usul konusunda bilgi üreten kesimler akademi, yargı ve idarenin kendisidir. Akademi, yargı ve idare içinden katılımcılar sempozyuma bildiri sunarak katılmıĢlardır. Bu sayede hem idari usulün teorisi ortaya konulabilmiĢ hem de uygulamada ortaya çıkan sorunlar ifade edilmiĢtir. Sempozyumun yarattığı etki, yapıldığı tarihten sonra idari usul konusunda yazılan tez veya makale sayısının artmasından ve hazırlanan kanun tasarılarından anlaĢılmaktadır110. Sempozyumda idari usulün teorisini, kapsamını ve uygulamasını ortaya koyan konu baĢlıkları ayrı oturumlar halinde gerçekleĢtirilmiĢtir. Her bir oturumda yerli ve 109 Gürsel Özkan, a.g.e.,s127. Sempozyumun yapıldığı tarihten sonra yapılan çalıĢmalara örnek olarak Ģunlar gösterilebilir: Bahtiyar Akyılmaz, İdari İşlemin Yapılış Usulü, Ankara: 2000; Gürsel Özkan, Demokratik Yönetime Geçiş, Ankara: 2001; Alman Kültür Merkezi, Avusturya Kültür Enstitüsü, Friedrich Ebert Vakfı, Maltepe Üniversitesi ve Ġstanbul Barosu tarafından 5-6 Mayıs 2000 tarihlerinde düzenlenen “Ġdarenin DemokratikleĢmesi Süreci Olarak Saydamlık” konulu sempozyum. 110 174 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu yabancı katılımcılar konu baĢlığı ile ilgili bildirilerini sunmuĢlardır. Bildiri sunulan konu baĢlıkları Ģöyledir: - Ġdari usul kanunu ve ilkeleri111, - Ġdari usulü düzenlemenin zorluğu112, - Ġdari usul, açıklık ve yönetime katılma113, - Ġdari usul, gerekçe ilkesi ve bilgi edinme hakkı114, - Ġdari usul ve idari yargı115, - Demokrasi, hukuk devleti ve idari usul116. Akademisyenler, yargı mensupları ve bürokratların katılımı sonucu gerçekleĢtirilen sempozyumda idari usul bir bütün olarak ele alınmıĢ ve toplantıların sonunda bir idari usul kanun tasarısı/taslağı hazırlanması öngörülmüĢtü. Kanun tasarısı hazırlanmasında idari usul ve bilgi edinme hakkının birlikte düzenlenmesi planlanmıĢtı. Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı tarafından yürütülen proje, sempozyum sonuçlarının da göz önünde bulundurulmasıyla, genel gerekçesi ve madde gerekçeleri 111 Bu oturumda sunum yapan kiĢiler ve konuları Ģöyledir: Lütfi Duran, “Ġdari Usul Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular”; John Hardin Young, “Amerikan Ġdari Usul Kanunu”; Bahtiyar Akyılmaz, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”; Gürsel Özkan, “Genel Ġdari Usul Kanununda Düzenlenmesi Gereken Genel Ġdari Usul Ġlkeleri”. 112 Bu oturumda sunum yapan kiĢiler ve konuları Ģöyledir: Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usulün Kodifikasyonuna ĠliĢkin Sorunlar”; Jean Jacques Bousquet, “Fransız Ġdare Hukukunda Yargı DıĢı Usul”; Gürol Banger, “Türk Kamu Üst Yönetiminin Ġdari Usul Hakkındaki DüĢünceleri AraĢtırma Anketi Sonuçları”; Meltem Kutlu, “Ġdari usul ve Ġdare SözleĢmeleri”. 113 Bu oturumda sunum yapan kiĢiler ve konuları Ģöyledir: ĠĢtar Gözaydın, “Yönetimde ġeffaflık Üzerine Notlar”; Ġlyas Doğan, “Yönetilenlere Katılım Yollarının Kısıtlanması Güçlü Devlet Anlamına Gelir Mi?”; Süheyla Alıca, “Çevre ve Katılım”. 114 Bu oturumda sunum yapan kiĢiler ve konuları Ģöyledir: Patrick Goffaux, “Belçika‟da Ġdari ġeffaflık ve Ġdari Davaların Gerekçeleri”; Murat Sezginer, “usul Kanunlarında Ġdari ĠĢlemin DıĢ GörünüĢü”; Ramazan Yıldırım, “Ġdare Hukuku Açısından Bilgi Edinme Hak ve Özgürlüğü”. 115 Turan Yıldırım, “Ġdari Usul Yasası Kapsamında Ġdareye BaĢvuru”; Orhun Yet, “Yargı Kararlarının Uygulanması” Selçuk Hondu, “Ġdari Yargılama Usulü Kanununda Yer Alan Ġdari Usuller ve Uygulaması”; Atilla Değirmencioğlu, “Ġdari Usul Kanunu‟nun Hazırlanmasında Göz Önünde Bulundurulması Gereken Hususlar”. 116 Ġl Han Özay, “Demokratik Yönetim ve Yönetimde Demokrasi”; Zehrettin Aslan, “Ġdari Usul Yasasına Örnek Olarak Rekabet Kurulunun ÇalıĢma Yöntemleri”; Ġbrahim Bağcı, “Hukuk Devletinde Ġyi Ġdare”. 175 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu ile birlikte hazırlanan ve 31.3.1998 tarihinde BaĢbakanlığa sunulan “Ġdari Usul Kanunu Ön Taslağı” ile tamamlanmıĢtır117. Ġlerleyen süreçte hazırlanan taslağın olgunlaĢtırılıp yasalaĢması konusunda irade ortaya konulmamıĢtır. Ancak bu aĢamaya kadar birlikte değerlendirilen idari usul ve bilgi edinme hakkını birbirinden ayırma yoluna gidilmiĢtir. Bu Ģekilde idari usulden koparılan bilgi edinme hakkına ayrı bir tasarı olarak bu kez Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı dıĢında çalıĢılmıĢ. Sonuç olarak idari usulün kanunlaĢması bu süreçte gerçekleĢmemiĢ fakat bilgi edinme hakkı 9.10.2003 tarih ve 4982 sayılı “Bilgi Edinme Hakkı Kanunu” ile yasalaĢabilmiĢtir. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu‟nun yasalaĢmasından sonra idari usul konusunda kodifikasyon çalıĢmaları genel idari usulün kanunlaĢtırılması çerçevesinde sürdürülmüĢtür. Bu doğrultuda BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı tarafından hazırlanan ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi‟nin yukarıda açıklanan 2007(7) sayılı kararındaki ilkeleri esas alan ayrıca bir taslak çalıĢması bulunmaktadır (Bkz. EK 1). 3. Adalet Bakanlığı tarafından yapılan hazırlıklar Hukuk devleti ilkesi çerçevesinde idarenin demokratikleĢmesi ve Ģeffaflığın geliĢtirilmesi amacıyla 59. ve 60. hükümet planlarında genel bir idari usul kanunu hazırlanması öngörülmüĢtür. Bu amaçla Adalet Bakanlığı‟nda 10 Nisan 2003 tarihinde yüksek mahkeme üyeleri, idari yargı hakimleri, üniversite öğretim üyeleri ve alanında uzman bürokratlardan oluĢan bir komisyon kurulmuĢtur. Bu komisyon tarafından bir taslak metin hazırlanmıĢ ve hazırlanan bu metin konuyla ilgili kesimlerin görüĢüne sunulmuĢtur. Gelen görüĢler çerçevesinde gerekli değerlendirmeler yapılan taslak metin “Genel Ġdari Usul Kanunu Tasarısı” olarak incelenmek üzere 19.11.2003 tarihinde BaĢbakanlığa gönderilmiĢtir118. 117 Gürsel Özkan, a.g.e., s.128; Ġdari Usul ve Bilgi Edinme Hakkı Kanun Tasarısı hazırlanmasına iliĢkin ayrı bir süreci Özay Ģöyle anlatmaktadır: “Taslağın bitti farz edilip Sayın Yılmaz Hükümetinin görevden ayrılması üzerine rafa kaldırıldı ve kamuoyunun tartıĢmasına bile sunulmadan terk edilmesi beni rahatsız etti ve üzdü. Bu nedenle, çalıĢmaların Ġstanbul‟da sürdürülmesi kararını aldım ve Hukuk Fakültesi Ġdare Hukuku ve Ġlimleri AraĢtırma-Uygulama Merkezinde bir çalıĢma grubu oluĢturdum.” Ġl Han Özay, a.g.e., s.914. 118 Mehmet Aydın, a.g.e., s.224; Bilgin Özbey, a.g.e., s.6. 176 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu BaĢbakanlığın görüĢüne gönderilen 2003 tasarısı 9 bölüm, 69 madde ve 2 geçici maddeden oluĢuyordu119. Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyu ile paylaĢılan bu tasarı, düzenlediği ve düzenlemediği konular bakımından çeĢitli eleĢtirilere konu olmuĢtur. Ġdari usulün kapsamına idari eylemleri, idari sözleĢmeleri ve idarenin özel hukuk iĢlemlerini almadığı; bilgi edinme hakkını düzenlemediği ve usul kurallarına aykırılığın sonuçlarına yeterince yer verilmediği gerekçesiyle öntasarı eleĢtirilmiĢtir120. Öntasarıda yer alan fakat eleĢtirilen konular arasında vekalet, çekilme, idari yaptırımlar, alternatif uyuĢmazlık çözümleri ve yargı kararlarının uygulanması yer almaktadır121. Öntasarının 6. bölümünde yer alan “idari yaptırımlar” ile 7. bölümünde düzenlenen “alternatif uyuĢmazlık çözüm usulleri”nin idari usulün kapsamında uygulamalarında da örneğinin bulunmadığı ifade edilmiĢtir 122 olmadığı, dünya . Belirtilen sürecin devamında Adalet Bakanlığı tarafından yeni bir metin hazırlanmıĢtır. Hazırlanan yeni Genel Ġdari Usul Kanun Tasarısı, 15.09.2008 tarihinde incelenmek üzere BaĢbakanlığa gönderilmiĢtir. ÇalıĢmanın önceki bölümlerinde yeri geldikçe atıf yapılan 2008 tasarısı, esas olarak 2003 tasarısının sadeleĢtirilmiĢ halidir. Yeni metin 8 bölüm ve 49 maddeden oluĢmaktadır. Önceki tasarı ile karĢılaĢtırıldığında “idari yaptırımlar” ile “alternatif uyuĢmazlık çözüm usulleri” bölümlerinin metinden çıkarıldığı; “uyuĢmazlıkların yargı öncesi çözüm usulleri” baĢlıklı yeni bir bölüm oluĢturulduğu görülmektedir. III. ĠDARĠ USUL KONUSUNDAKĠ SORUNLAR Ġdari usul ve idari usule iliĢkin ilkelerin kanunlaĢtırılması konusundaki açıklamaların ardından, bu konuda ortaya çıkan ya da mevcut olan sorunları ortaya koyma gereği bulunmaktadır. Ġdari usul konusundaki sorunlar esas olarak bu çalıĢmanın bütününde mevcuttur. Çünkü idari usul konusundaki sorunlar hem idari usulün 119 Söz konusu 2003 tasarısı için bkz. “Ġdarenin DemokratikleĢtirilmesi Süreci Olarak Saydamlık”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2008/Özel Sayı, s.159-185. 120 Hasan Dursun, “Ġdari Usul ve ġekil Ġlkeleri Ġle Genel Ġdari Usul Kanunu Öntasarısına EleĢtirel Bir YaklaĢım (II)”, a.g.m., s.239-245. 121 Hasan Dursun, “Ġdari Usul ve ġekil Ġlkeleri Ġle Genel Ġdari Usul Kanunu Öntasarısına EleĢtirel Bir YaklaĢım (III)”, TİD, Aralık 2007, sayı: 457, s.149. “Vekalet, 657 sayılı Kanunda düzenlenen bir konu olup, Öntasarıda yer almasına gerek bulunmamaktadır. Çekilme ve çekilmeye davet etik bir konu olup ayrı bir düzenleme gerektirir.” 122 Hasan Dursun, “Ġdari Usul ve ġekil Ġlkeleri Ġle Genel Ġdari Usul Kanunu Öntasarısına EleĢtirel Bir YaklaĢım (III)”, a.g.e., s.151-152. 177 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu gerekliliği açısından hem de idari usulün düzenlenmesi açısından ortaya konulmayı gerektirir. Buna göre idari usul, kamu yönetiminde ve hukukun iĢleyiĢinde ortaya çıkan belirli sorunların çözümünde bir gereklilik olarak kendini göstermektedir. Aynı zamanda idari usulün düzenlenmesinde belirli sorunları söz konusu olduğu için kanunlaĢtırılması mümkün olmamaktadır. Yani idari usul hem sorun çözen hem de sorunlarla karĢı karĢıya bulunan bir idare hukuku sorunsalıdır. A. Ġdarenin Niteliğinden Kaynaklanan Sorunlar Ġdarenin faaliyetlerinin belirli usul kurallarına göre yürütülmesinin hukuk devleti ve bireylerin temel hakları ile yakından ilgili olduğuna değinilmiĢti. Bu gerçek, idari usulün kanunlaĢtırılması ve idarenin birtakım Ģekil ve usul kuralları ile sınırlandırılmasını gerektirmiĢtir. Ġdarenin belirli kurallarla sınırlandırılması hukuk devleti ve demokrasi ilkeleri açısından büyük önem taĢımaktadır. Kanunla sınırlandırılacak olan idarenin bürokratik yapısı, idari usulün amacına ulaĢması açısından belirleyici olmaktadır. Bu nedenle kamu yönetiminden kaynaklanan sorunlarla idari usul arasında yakın bir iliĢki bulunmaktadır. Bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ve geliĢtirilmesi esas olarak kamu yönetiminin yapısına ve iĢleyiĢine dayanmaktadır. Kamu yönetimindeki olumsuz yapı ve iĢleyiĢ “kötü yönetim” olarak ifade edilmektedir. Kötü yönetim, yönetimde keyfi tavırların, taraflı tutumların, hizmet üretiminde ve arzında vatandaĢların taleplerini önemsememenin, iĢlem ve eylemde gerekçesiz gecikmenin, hizmetlerde yetersizlik, verimsizlik ve düzensizliğin, gizliliğin, gereksiz formalite ve yasal düzenlemelerin egemen olduğu bir yönetim biçimini anlatmak amacıyla kullanılmaktadır123. Hizmetlerde yetersizlik ve verimsizlik, keyfiliğe varan sorumsuz tutum ve davranıĢlar ve bunların yarattığı yozlaĢma biçiminde kendini gösteren kötü yönetim olgusunun çeĢitli nedenleri bulunmaktadır. Bunların baĢında kuralların bireyler açısından bağlayıcı fakat idare açısından iĢlevsel olmasıdır. Ġdare açısından yürürlükteki kurallar sadece bireyler açısından hüküm ve sonuç doğurur. Devletin düzenliliği ve 123 Musa Eken, “Kamu Yönetiminde Kötü Yönetim Olgusu”, TİD, yıl:70, sayı: 419, s.127-139. 178 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu sürekliliği için kamunun üstün yetki ve ayrıcalıkları ile hareket eden idare, dilerse bireylere üstünlük kurabilmektedir. Ayrıca idareyi sınırlayan kurallar dağınık halde olduğundan belirsizlik yaratmaktadır. Kamudaki verimsizliğin bir diğer nedeni merkeziyetçi yapıdır. Bu yapısal durum, vatandaĢın kamu hizmetinden yararlanabilmesine engel teĢkil etmektedir. Bu durum idare ile bireyler arasında iletiĢim kopukluğuna da neden olmaktadır124. Kötü yönetim olgusunun bir diğer yansıması gizlilik ve kapalılıktır. Birinci bölümde dinlenilme hakkı baĢlığı altında ifade edilen gizlilik ve kapalılık durumu, idare ile bireyler arasındaki iliĢkinin tek yanlılığının bir yansımasıdır. Kapalılık, idarenin bireylere ve topluluklarına karĢı mutlak anlamda kendini kapatması; gizlilik ise belirli bir ölçüde kapalı olmasıdır. Buna göre kapalılık hukukun dahil olamadığı denetimsiz bir alanı ifade ederken; gizlilik belirli bir nedene dayalı olduğunda hukuki bir durumdur. Türk idaresi açısından kapalılık ve gizlilik konusu 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu yürürlüğe girdikten itibaren yeniden tanımlanmayı gerektirmektedir. VatandaĢlara ve Türkiye‟de ikamet eden yabancılara bilgi edinme hakkı tanıyan Kanun, kamu yönetiminde hakim olan gizlilik anlayıĢının ortadan kaldırılmasında bir aĢama niteliğindedir. Bu Kanun kapsamında bireyler idareye baĢvuruda bulunarak, idarenin belirli faaliyetleri konusunda bilgi alma imkanına sahip olmaktadırlar. Bu imkanın yaratacağı en önemli sonuçların baĢında idarenin kendi kendini denetlemesi gelmektedir. Bireylerin bilgi edinme hakkına sahip olduğunun farkında olan idare, faaliyetlerinin hukuki çerçevesini daha fazla önemseyecek ve hukuka uygun faaliyette bulunmak için daha fazla çaba harcayacaktır. B. Bürokrasinin Niteliğinden Kaynaklanan Sorunlar Bürokrasi kavramı belirli özelliklere sahip örgüt biçimi olarak ifade edildiği gibi; örgütün davranıĢsal özellikleri olarak da ifade edilmektedir. Bürokrasinin davranıĢsal özellikleri arasında kötü yönetim ve kırtasiyecilik de bulunmaktadır125. ERYILMAZ, bürokrasinin olumsuzluklarını Ģöyle ifade etmektedir: 124 125 Musa Eken, “Kamu Yönetiminde Kötü Yönetim Olgusu”, a.g.m., s.136. Bilal Eryılmaz, Bürokrasi ve Siyaset, Ġstanbul: 2008, s.7. 179 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu “Bürokratik örgütlerde resmi/Ģekli yapı her Ģeyi ifade etmez. Uygulamada memurların kendi aralarında geliĢtirdikleri, tutum, davranıĢ, anlayıĢ ve geleneklerin oluĢturduğu resmi olmayan yapı, resmi yapının yerini almakta ya da onu alt üst etmektedir. Bürokrasi rasyonel düzenlemelere göre iĢleyen bir mekanizma değildir. Bürokraside keyfi ve taraflı olarak konulmuĢ kurallar bulunmaktadır. Astlara karĢı üstlerin davranıĢları ve iĢlemleri yaslara uygun olmamakta zaman zaman gayri insani ve keyfi nitelik göstermektedir Bürokratik örgüt yapısı otoritenin üstlerde temerküz etmesine imkan sağlamakta ve dolayısıyla orta ve alt kademe yöneticilerinin inisiyatif kullanmalarına olanak tanımamaktadır. Bu durum yazıĢmaların artmasına, kırtasiyeciliğe ve iĢlemlerin gecikmesine neden olmaktadır. Bürokratik örgüt yapısı, zamanla kapalı bir sistem haline dönüĢmekte ve verimsizleĢmektedir. Bürokraside kapalı bir iĢleyiĢ düzeni egemendir.”126 Bürokrasinin olumsuz yönlerinin giderilmesi kapsamında “kurum içi yetki devri yoluyla orta ve alt düzeydeki yöneticilerin sorumluluklarının artırılması ve kırtasiyeciliğin önlenmesi”, “yasal ve kurumsal olarak yönetimde açıklığın benimsenmesi” ve “etkin denetim ve katılımcılık mekanizmalarının oluĢturulması” önerilmiĢtir127. Ġdarenin tek yanlı olarak üstün yetki ve ayrıcalıklara sahip olması, kamu hizmetinin yürütülebilmesi için gereklidir. Fakat idarenin tamamen dıĢa kapalı ve katılıma izin vermeyen bir anlayıĢla yönetilmesi, devletin anayasal olarak tanınan üç erki dıĢında, bürokrasiyi, yeni bir erk konumuna yükseltir128. Bireyler açısından idare cihazını ulaĢılmaz kılmanın sonuçlarından biri, kamu görevlilerinin sahip oldukları kamu gücünü kendi menfaatleri doğrultusunda devĢirebilmeleri; diğeri ise kapalı ve 126 Bilal Eryılmaz, a.g.e., s.209. Bilal Eryılmaz, a.g.e., s.210. 128 Yücel Oğurlu, agm., s.82. 127 180 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar katılımcı olmayan bir kamu yönetimi anlayıĢıdır. Bu anlayıĢ bürokrasi egemenliğini de beraberinde getirmektedir129. C. Ġdari Usulün KanunlaĢtırılamaması Ġdari usulün kanunlaĢtırılması, bireylerin hakları ile idarenin kamusal ayrıcalıkları arasındaki hassas dengenin sağlanması açısından büyük önem taĢımaktadır. Günümüzde bu denge bireylerin aleyhine olacak bir mahiyettedir. Türkiye‟de idari usulün yasalaĢtırılması (kodifiye edilmesi) yıllardır tartıĢılan bir konu olmasına rağmen bir idari usul kanunu hazırlanabilmiĢ değildir. Gerek idari usulün kanunlaĢtırılması gerek idari usulle yakından ilgili konularda yapılan çalıĢmalar anlatılırken, bu gerçeğe değinilmiĢti. KanunlaĢtırılamama gerçeğinin ardında idari iĢlemin ve idarenin niteliğinden kaynaklanan nedenler olduğu kadar; konunun ele alınıĢı ve uygulayıcıların yaklaĢımının da payı vardır. Bu açıdan kanunlaĢtırılamama olgusu AZRAK‟ın yaptığı içsel ve pratik nedenler ayrımı çerçevesinde ikiye ayrılarak incelenmektedir130. 1. Ġçsel Nedenler Bireyler hakkında iĢlem tesis eden idare, bu iĢleme iliĢkin sürece bireyleri dahil etse dahi, iĢlemi tek baĢına tesis etmektedir. Buna göre, idari usul kuralları ile bağlı olan da bu kuralları somut hukuki iliĢkiye uygulayan da idaredir. Ġdare yargı gibi ikili bir hukuki iliĢkinin dıĢında kalan üçüncü bir hukuk süjesi değildir. Ġdarenin yerine getirdiği faaliyet kanunun kendisine yüklediği bir görevdir. Ġdare kendi görevini ve fonksiyonunu yerine getirmek üzere bireylerle hukuki iliĢkiler kurar. Bu nedenle tarafsız bir hukuk süjesi olarak hareket etmeyip, bu hukuki iliĢkinin tarafı olmaktadır. Ġdarenin temel amacı yargı gibi hukuku uygulayarak uyuĢmazlıkları çözmek değildir. Onun misyonu kamu yararının gerçekleĢtirilmesi amacına yönelik faaliyette bulunmaktır. Ġdarenin kamu yararını gerçekleĢtirmek için karar alırken uyguladığı yöntemler ve izlediği usuller kendi içsel alanını oluĢturur. 129 Ġlyas Doğan, “Yönetilenlere Katılım Yollarının Kısıtlanması Güçlü Devlet Anlamına Gelir Mi?”, “Ġdari Usul Kanun Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu”, BaĢbakanlık Basımevi Ankara: 1998, s.130. 130 Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usulün Kodifikasyonuna ĠliĢkin Sorunlar”, a.g.m., s.87-89. 181 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu 2. Pratik Nedenler Ġdari usul kurallarının bir yasa içinde toplanması ve bu konuda ayrıntılı düzenlemeler yapılması, idareyi son derece sınırlar. Bu durum, idarenin, karar alma sürecinde ilgililerle görüĢerek ne yapmak istediği konusunda onlara hesap vermeye mecbur edecektir. Ġdarenin hareket alanını sınırlayacak bu husus, ilgililer açısından iĢlemlerin gecikmesine de neden olabilir131. Ġdari usulün kanunlaĢtırılmasının idarenin sınırlandırılmasına, iĢlerin zorlaĢmasına ve hizmetlerin gecikmesine neden olacağına iliĢkin yaklaĢım artık geçerliliğini yitirmiĢtir. Ġdarenin demokratikleĢtirilmesini ve bireysel hakların geliĢtirilmesi sağlayan idari usulün, bu tür tartıĢmaların gölgesinde kalması düĢünülemez. ÇağdaĢ devlet düzenlerinde idari usulün yasalaĢtırılmasının uzun yıllar öncesine dayanıyor olması, bu ülkelerde bu tür tartıĢmaların çoktan tamamlandığını göstermektedir. Bugüne kadar idari usulü kanunlaĢtırmaktan kaçınan Türkiye‟nin idare hukuku geleneği olarak Fransa‟yı izlediği görülmektedir. Avrupa ülkeleri arasında idari usulü kanunlaĢtırmamıĢ ülkelerden biri Fransa‟dır. Ancak Fransa‟nın idari usul konusunda Türkiye‟ye göre daha iyi durumda olduğu söylenebilir. Bu ülkede genel bir idari usul kanunu bulunmamakla birlikte gerekçe ilkesi, bilgi edinme hakkı ve idarenin demokratikleĢtirilmesi konularında düzenlemeler getirildiği görülmektedir. Ġdari usulün düzenlenmemiĢ olması idare ile bireylerin idari iĢlem sürecinde karĢılıklı olarak birbirlerini etkilemelerine imkan vermemektedir. Ġdare ilgililerle idari iĢlemin tesisi aĢamasında değil, ancak iĢlem tesis edilip bu iĢlem hakkında bir uyuĢmazlık ortaya çıktıktan sonra karĢı karĢıya gelmektedir. Bu durumda katılımcılık söz konusu olmadığı gibi idari sürecin tamamen dıĢında olan yargı, idari iĢlem sürecinin adeta bir parçası haline gelmektedir. Bunun nedeni idarenin karar alma sürecini herhangi bir gerekçeye bağlı kalmadan sürdürmesi ve yargısal denetimi bir onay mercii olarak görmesidir. “Biz idare olarak konuyu böyle çözümledik, siz farklı görüĢte iseniz yargıya gidebilirsiniz” anlayıĢı132, bireyleri dıĢlayıcı, idarenin keyfiliğini gösteren ve 131 132 Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usulün Kodifikasyonuna ĠliĢkin Sorunlar”, a.g.m., s.88. Ali Ülkü Azrak, “Ġdari Usulün Kodifikasyonuna ĠliĢkin Sorunlar”, a.g.m., s.89. 182 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu olgunlaĢmamıĢ bir iĢlem üzerinde yargısal denetim yapmak anlamına gelmektedir. AZRAK, idarenin uyuĢmazlıkları daha idari iĢlem tesis edilmeden çözmesi gerektiğini ifade etmektedir. Bu uyuĢmazlığın ortaya çıkmaması anlamına gelir. Yani idare iĢlemi tesis ederken ilgililerin görüĢüne baĢvurduğunda, uyuĢmazlık olan konular kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Bu aĢamada ilgiliyi maddi ve hukuki olarak ikna eden idare, iĢlemin yargı önüne taĢınmasının da önüne geçmiĢ olacaktır. 183 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar SONUÇ Devlet gücünün hukukla sınırlandırılması ve kiĢilerin değil hukukun egemenliği gibi formüllerle ifade edilen hukuk devleti ilkesi ile idari usul arasındaki yakın iliĢki, bu çalıĢmanın temel çerçevesini meydana getirmiĢtir. Buna göre devlet (kamu) gücü kullanan her organın hukukla sınırlanması gerekir. Bu sınırlandırmanın temelini bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma amacı oluĢturmaktadır. Devletin yasama, yürütme ve yargı organları ile bireyler arasında çeĢitli hukuksal iliĢkiler bulunmaktadır. Bu iliĢkilerde yasama organı ile bireyler karĢı karĢıya gelmemekte; yargı organı ile bireyler ancak bir uyuĢmazlık mahkeme önüne taĢıdığında karĢı kaĢıya gelmektedirler. Ancak yürütme ve onun uzantısı niteliğindeki idare, bireylerle kurulan iliĢki bakımından diğer iki devlet organından farklı özelliktedir. Bu kapsamda idare, bireyler hakkında iĢlemler tesis eden, eylemlerde bulunan ve bireylerin haklarına ve özgürlüklerine en fazla müdahale eden ya da müdahale etme imkânı bulunan kamu erkidir. Bu nedenle idare ile bireyler arasındaki iliĢkilerin, bireyler açısından güvence sağlayacak nitelikte düzenlenmesi büyük önem taĢır. Ġdare ile bireyler arasındaki iliĢkilerin düzenlenmesinde birtakım demokratik ilkelerin dikkate alınması gerekir. Bunlar bireylerin kamusal iĢlem süreçlerine daha fazla katılımını öngören açıklık, katılım, dinlenilme hakkı, gerekçe ilkesi ve savunma hakları gibi temel hukuk ilkeleridir. Bu ilkeler, siyasal anlamda demokrasi niteliğindeki bir yönetimin; idari anlamda da demokrasi niteliğine sahip olmasını sağlayacak idari ve hukuksal araçlardır. Buna göre kuruluĢu ve oluĢumunda demokratik olan bir yönetimin, iĢleyiĢinde de demokratik olması idari usul ilkelerine yer vermeyi gerektirir. Ġdari usulün temelini oluĢturan yargısal usullerin idari faaliyet sürecinde de uygulanması düĢüncesi, idari iĢlem sürecini yargısal faaliyet haline getirmemekte, idari karar ve iĢlemlerde bireylere daha fazla güvence sağlama amacına dayanmaktadır. Bu nedenle, idari iĢlem sürecinde bireylere çeĢitli hukuki imkânların tanınması gerekir. Bu imkânların baĢında katılımcılık mekanizmaları gelmektedir. Tek yanlı iĢlem tesis etme yetkisi bulunan idarenin katılımcılığa yer vermesi beklenemez. Aynı zamanda uzun yılların alıĢkanlığı olan kapalılık ve gizlilik geleneği de hesaba katılırsa, Türk idaresi için katılımcılık, kamu yönetimindeki iyileĢtirmelerle sağlanabilecek bir anlayıĢ 184 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu değildir. Bu gerçekler, katılımcılığın ancak idari usulün kanunlaĢtırılmasıyla mümkün olacağı Ģeklinde bir sonuca götürmektedir. Ġdari usulün dünyadaki yeri incelendiğinde, çağdaĢ medeniyet olarak kabul edilen ABD, Almanya, Avusturya, Ġspanya ve demokrasi ve insan haklarına ileri seviyede yer veren kuzey Avrupa ülkelerinde idari usul ilke ve kuralları kanunlaĢtırılmıĢ durumdadır. Ġdari usulü kanunlaĢtırmıĢ durumda bulunan ülkelerde idari usul ilke ve kuralları, sadece belirli Ģekil ve usulden ibaret sayılmamakta, demokrasi ve hukuk devleti düĢüncesi ile birlikte değerlendirilmektedir. ÇağdaĢ medeniyet seviyesinin üzerine çıkmayı kendisine hedef olarak koyan Türkiye Cumhuriyeti‟nin, idari usul gibi demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti ile yakından ilgili bir konuyu kanunla düzenlememiĢ olması önemli bir eksiklik olarak kabul edilmelidir. Ġdari usul Türkiye‟nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi‟nin yıllardır gündeminde olan bir konudur. Ġdare ile bireyler arasındaki iliĢkilerin hangi çerçevede olması gerektiğine iliĢkin üye devletlere yönelik olarak çok sayıda tavsiye kararı alınmıĢtır. Tavsiye kararlarında Konseyin temel yaklaĢımı idarenin karĢısında bireylerin korunması Ģeklindedir. Bu çerçevede 1977(31) sayılı tavsiye kararında idare karĢısında bireylere tanınması gereken asgari haklar belirlenmiĢtir. Bunlar dinlenilme hakkı, bilgi kaynaklarından yararlanma ve hukuki yardım, katılma ve temsil, gerekçe ilkesi ve kararlara karĢı baĢvuru yollarının gösterilmesidir. Ġdari usulün her üye ülke için asgari Ģartını oluĢturan söz konusu haklardan, Türkiye‟de, sadece “kararlara karĢı baĢvuru yollarının gösterilmesi” bulunmaktadır. Bu imkân 2001 yılında yapılan Anayasa değiĢikliği sonucu 40. maddeye eklenen ikinci fıkra hükmüne dayanmakta olup, kanunda ve ikincil mevzuatta yeterince yer verilmediği için uygulanma imkânı olan bir hüküm değildir. Ġdari usule iliĢkin bu çalıĢmada yer verilen Avrupa Konseyi kararları incelendiğinde, Türkiye‟de henüz bu çerçevede düzenlemeleri bulunmadığı görülmektedir. Konsey kararlarındaki idari usul ilkelerine de yer veren genel bir idari usul kanunu hazırlanmasının vakti çoktan gelmiĢ bulunmaktadır. Ġdari usul aynı zamanda Türkiye‟nin Avrupa Birliği sürecinde kanunlaĢtırmayı taahhüt ettiği konulardan biridir. Sonuç olarak Türkiye‟nin uluslararası iliĢkileri çerçevesinde de idari usulün kanunlaĢtırılması bir gereklilik olarak kendisini göstermektedir. 185 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar KAYNAKÇA Akıllıoğlu, Tekin, “Bireyin Yönetsel ĠĢlemler KarĢısında Korunması ve Yönetim Hukukumuz”, Amme İdaresi Dergisi, Ankara: 1982, c.14, sayı: 3, s.37 vd. Akıllıoğlu, Tekin, “Yönetsel ĠĢlemlerde Gerekçe Ġlkesi”, Amme İdaresi Dergisi, Ankara: 1982 c.15, sayı: 2, s.7-19. Akıllıoğlu, Tekin, Yönetim Önünde Savunma Hakları, Ankara: 1983. Akıllıoğlu, Tekin, “Yönetimde Açıklık-Gizlilik ve Bilgi Alma Hakkı”, I. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, Ġkinci Kitap, Kamu Yönetimi, Ankara: 1990, s.805vd. Akıllıoğlu, Tekin, “KiĢisel Verilerin Korunması ve Ġdare”, “Ġdarenin DemokratikleĢtirilmesi Süreci Olarak Saydamlık”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2008/Özel Sayı, s.13-27. Akıncı, Müslüm, Bağımsız İdari Otoriteler ve Ombudsman, Ġstanbul: 1999. Akyılmaz, Bahtiyar, “Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu Örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun”, “Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu”, Ankara: 1998, s.35-54. Akyılmaz, Bahtiyar, İdari İşlemin Yapılış Usulü, Ankara: 2000. Akyılmaz, Bahtiyar, “Ġdari ĠĢlemlerde Gerekçe Yükümlülüğü”, Prof. Dr. A. ġeref GÖZÜBÜYÜK‟e Armağan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara: 2005. Akyılmaz, Bahtiyar, “Bir Ġdari Usul Ġlkesi Daha Anayasa m. 40/2 BaĢvuru Yollarının Gösterilmesi”, Prof. Dr. Yıldızhan YAYLA‟ya Armağan, Galatasaray Üniversitesi, Ġstanbul: 2004, s. 83-90. Alan, Nuri, “Ġdari Usul ve Ġdari Yargı”, Danıştay Dergisi, sayı: 102, s.3-28. Alan, Nuri, “Ġdari Yargı ve Ġdari Usul Arasındaki ĠliĢkiler”, “Ġdarenin DemokratikleĢtirilmesi Süreci Olarak Saydamlık”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2008/Özel Sayı, 31-43. Alan, Nuri, “Ġdari Yargının Dünü Bugünü Sorunlar ve Çözümü”, Yeni Türkiye Dergisi, yıl: 2, Temmuz/Ağustos 1996. Altıparmak, Kerem, “„Due Process Of Law‟ Kavramının Amerikan Hukukundaki Yeri Üzerine Bir Ġnceleme”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, cilt: 45, sayı: 1, s.219-25. AltundiĢ, Mehmet, “Hukuki Güvenlik Ġlkesi”, Yasama Dergisi, sayı: 10, yıl: 2008. 186 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar AltundiĢ, Mehmet, “Bağımsız Ġdari Otoritelerin Türk Hukuku‟nda Ortaya Çıkardığı Sorunlar ve Türk Hukuku‟na Etkileri”, Danıştay Dergisi, sayı: 113. Ar, Fikret, “Bürokratik ĠĢlemlerin BasitleĢtirilmesi ve Ġptal Edilen Yetki Kanunu”, Amme İdaresi Dergisi, Ankara: Mart 1993, c.26, sayı: 1, s.185 vd. Atakan, Arda, Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlanması ve Sınırlamanın Sınırını Oluşturan Ölçütler, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Doktora Tezi), Ġstanbul: 2006. Aydın, Mehmet, İdari Yargı Kararlarına Göre Türkiye’de Memur Hukuku Güvenceleri, TODAĠE (Yüksek Lisans Tezi), Ankara: 2004. Azrak, Ali Ülkü, Umumi İdari Usulün Teorik Esasları ve Çeşitli Hukuk Sistemlerinde Gelişimi, Doktora Tezi, Ġstanbul: 1964. Azrak, Ali Ülkü, “Umumi Ġdari Usul ve Kodifikasyonu Meselesi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Ġstanbul: 1967, c.XXXIII, sayı: 4, s.66-82. Azrak, Ali Ülkü, “Ġdari Usul ve YasalaĢtırılması”, I. Ulusal Ġdare Hukuku Kongresi, Ġkinci Kitap, Kamu Yönetimi, s. 821-834, Ankara: 1990. Azrak, Ali Ülkü, “Ġdari Usulün Kodifikasyonuna ĠliĢkin Sorunlar”, Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, Ankara 1998, s.86-93. Azrak, Ali Ülkü, “Ġdari Usulün Ġdarede DemokratikleĢmeye Katkısı ve Saydamlığa Katkısı”, “Ġdarenin DemokratikleĢtirilmesi Süreci Olarak Saydamlık”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2008/Özel Sayı, s.87-91. Azrak, Ali Ülkü, “Dünyada ve Türkiye‟de Bağımsız Ġdari Otoriteler ve Ġdarenin Yeniden Yapılanması Bağlamında Bunlara ĠliĢkin Bazı Sorunlar”, Rekabet Kurumu Yayınları, s.19-27. Balta, Tahsin Bekir, İdare Hukuku (Genel Konular), Ankara: 1979/72. BaĢbakanlık, İdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu (Sempozyum), Ankara: 1998. Bayraktar, Talat, “GeçmiĢten Günümüze <http://www.igb.gov.tr/Forms/pTarihce.aspx> Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı”, Bereket, Zuhal, Hukukun Genel İlkeleri ve Danıştay, Yetkin Yayınları, Ankara: 1996. Bilgin, Hüseyin, “Ġdari Usul Yasasının Gerekliliği Üzerine Bir Ġnceleme”, Türk İdare Dergisi, sayı: 460, s.209-224. Bilgin, Hüseyin, “Ġdari ĠĢlemin ġekil Unsuru”, Adalet Dergisi, sayı: 31, Mayıs 2008, s.194-224. 187 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Ceylan, Musa, “Demokrasi ve Gizlilik”, Türk İdareciler Dergisi, sayı: 403, Ankara 1994. Çağlayan, Ramazan, “GloballeĢme Sürecinde Türk Cumhuriyetlerinde Demokrasinin Geçirdiği AĢamalar ve UlaĢması Gereken Hedef: Yönetimde Demokrasi”, “Kamu Hukuku ArĢivi”, Eylül 2003. Duran, Lütfi, İdare Hukuku Ders Notları, Ġstanbul: 1982. Duran, Lütfi, “Düzenleme Yetkisi Özerk Sayılabilir Mi?”, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, yıl: 4, sayı: 1-3. Duran, Lütfi, “Ġdari Usul Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular”, Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, Ankara: 1998, s.26-34. Duran, Lütfi, “Ġdari Usulün Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular”, Amme İdaresi Dergisi, cilt: 31, sayı: 2, Haziran 1998, s.3-13. Duran, Lütfi, “Türkiye‟de Bağımsız Ġdari Otoriteler”, Amme İdaresi Dergisi, cilt: 30, sayı:1. Dursun, Hasan, “Ġdari Usul ve ġekil Ġlkeleri Ġle Genel Ġdari Usul Kanunu Öntasarısına EleĢtirisel Bir YaklaĢım(I)”, Türk İdare Dergisi, Mart 2007, sayı: 454, s.99-128. Dursun, Hasan, “Ġdari Usul ve ġekil Ġlkeleri Ġle Genel Ġdari Usul Kanunu Öntasarısına EleĢtirisel Bir YaklaĢım(II)”, Türk İdare Dergisi, Eylül 2007, sayı: 456, s.219-244. Dursun, Hasan, “Ġdari Usul ve ġekil Ġlkeleri Ġle Genel Ġdari Usul Kanunu Öntasarısına EleĢtirisel Bir YaklaĢım(III)”, Türk İdare Dergisi, Aralık 2007, sayı: 457, s.149-174. Dursun, Hasan, “Ġdari Usul ve ġekil Ġlkeleri Ġle Genel Ġdari Usul Kanunu Öntasarısına EleĢtirisel Bir YaklaĢım(IV)”, Türk İdare Dergisi, Eylül 2008, sayı: 460, s.225-234 Eken, Musa, “Kamu Yönetiminde Gizlilik Geleneği ve Açıklık Ġhtiyacı”, Amme İdaresi Dergisi, Haziran 1994, c.27, sayı: 2, s.25-54. Eken, Musa, “Kamu Yönetiminde Kötü Yönetim Olgusu”, Türk İdare Dergisi, yıl: 70, sayı: 419, s.127-139. Erkut, Celal, İdari İşlemin Kimliği, Ankara: 1990. Eroğul, Cem, Devlet Yönetimine Katılma Hakkı, Ankara: 1991. Eroğul, Cem, Çağdaş Devlet Düzenleri, Ankara: 2008. Eryılmaz, Bilal, Kamu Yönetimi, Ġstanbul: 2004. 188 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Eryılmaz, Bilal, “Kamu Bürokrasisinin Denetlenmesinde Yeni GeliĢmeler”, Amme İdaresi Dergisi, Aralık 1993, c.26, sayı: 4, s. 81 vd. FiĢek Kurthan, Yönetime Katılma, Ankara: 1977. Gemalmaz, Semih ve Doğru, Osman, “Federal Almanya Ġdari Usul Yasası”, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, 1998, sayı: 1-3, yıl: 9 , s.127 vd. Gözler, Kemal, Türk Anayasa Hukuku, Bursa: 2000. Gözler, Kemal, İdare Hukuku, Bursa: 2003. Gözübüyük, A. ġeref, Yönetsel Yargı, Ankara: 2003. Gözübüyük, A. ġeref ve Tan, Turgut, İdare Hukuku (Genel Esaslar), Cilt.1, Ankara: 2008. Gözübüyük, ġeref ve Gölcüklü, Feyyaz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Turhan Kitabevi, Ankara: 2004. Güçlü Abdülbaki-Uzun, Erkan- Uzun, Serkan- Yolsal, Ümit Hüsrev, Felsefe Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara: 2002. Günday, Metin, İdare Hukuku, Ankara: 2004. Günday, Metin, 1982 Anayasasına Göre İdari Yargı Denetiminin Kapsamı ve Sınırları, I.Ulusal Ġdare Hukuku Kongresi, Birinci Kitap, Ġdari Yargı, Ankara: 1991. Günday, Metin, “Bağımsız Ġdari Otoriteler”, Rekabet Kurumu Yayınları, Yayın No: 80, s.73-79. Güran, Sait, “Yönetimde Açıklık”, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, 1982, yıl: 3, sayı: 1-3, s.101 vd. Güriz, Adnan, Hukuk Başlangıcı, 8.Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara: 2001. Hız, Yüksel ve Yılmaz, Zekeriya, Bilgi Edinme ve Dilekçe Hakkı, Ankara: 2004. Hondu, Selçuk, “Ġdari Yargılama Usulü Kanununda Yer Alan Ġdari Usuller ve Uygulaması”, Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, Ankara: 1998, s.260-268. Ġnceoğlu, Sibel, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, 2.Bası, Ġstanbul: 2005. Kaboğlu, Ġbrahim Ö., Özgürlükler Hukuku, Ġstanbul: 1993. 189 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kaboğlu, Ġbrahim Ö., “Avrupa Topluluğu Adalet Divanı Jürisprüdansı ve Ġdari Kararların Gerekçeli Olma Zorunluluğu”, I. Ulusal Ġdare Hukuku Kongresi (1-4 Mayıs 1990), 1. Kitap, s.303-328. Kanlıgöz, Cihan, “Ġdari ĠĢlemlerde Yazılı Bildirim”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara: 1988, c.40, sayı: 1-4, s.173-192. Kanlıgöz, Cihan, “Katılımcı Demokrasi ya da Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Sempozyumu Üzerine”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c.45, sayı: 1-4, Ankara: 1996, s.167-183. Kapani, Münci, Kamu Hürriyetleri, Ankara: 1993. Karahanoğulları, Onur, “Bakanlar Komitesinin Ġyi Ġdare Konusunda Üye Devletlere Cm/Rec (2007) 7 Sayılı Tavsiye Kararı”, <http://www.danistay.gov.tr/avrupa_konseyi_bakanlar.htm> (28.11.2009). Karahanoğulları, Onur, “Ġdari Takdir Yetkisinin Kullanılmasına ĠliĢkin R(80)2 Sayılı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.45, 1996, 1-4, s.323-337. Kaya, Cemil, İdare Hukukunda Bilgi Edinme Hakkı, Ankara: 2005. Kıratlı, Metin, “Ġsviçre‟de Ġdari Usul Kodifikasyonu”, Amme İdaresi Dergisi, Haziran 1973, c. 6, sayı: 2, s.47-60. Kıratlı, Metin, “DanıĢtay‟ın Ġdarenin Takdir Yetkisini Denetlemesi ve Bağlaması”, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, sayı: 6, yıl: 1967, s.33. Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku, 14.Bası, Yetkin Yayınları, Ankara: 2002. Oder, Burak, “Ġdari Usul Hakkında Federal Kanun”, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, yıl: 3, sayı: 3-4-5, 1993, s.309-326 Odyakmaz, Zehra, “Ġdari Usulden Beklediklerimiz”, Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, Ankara: 1998, s.2-7. Odyakmaz, Zehra, “Hazırlanmakta Olan Ġdari Usul Kanunu Açısından DemokratikleĢme Sürecinde ġeffaflaĢma ve Bireye Tanınan Haklar”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Aralık 1997, c.I, sayı: 2, (Prof. Dr. Naci KINACIOĞLU‟na Armağan), s.2vd. Oğurlu, Yücel, İdare Hukukunda Kazanılmış Haklara Saygı ve Haklı Beklentiler Sorunu, Seçkin Yayıncılık, Ankara: 2003. Oğurlu, Yücel, “Ġdari Usul Kanunu Neden Acil ve Zorunludur?”, EÜHFD, cilt: IX, sayı: 1-2, yıl: 2005. 190 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Onar, Sıddık Sami, İdare Hukukunun Umumi Esasları, C. I-II, Ġstanbul: 1966. Ökçesiz, Hayrettin, “Ġnsan ve Hukuk Devleti”, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi, Ġstanbul: 1998. Özay, Ġl Han, Günışığında Yönetim, Ġstanbul: 2004. Özay, Ġl Han, “Demokratik Yönetim ve Yönetimde Demokrasi”, Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, Ankara: 1998, s.275-279. Özay, Ġl Han, “Ġdari Usul ve Bilgi Edinme Hakkı Üzerine DüĢünceler”, “Ġdarenin DemokratikleĢtirilmesi Süreci Olarak Saydamlık”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2008/Özel Sayı, s.135-138. Özay, Melih. “Ġdari Usulün YasalaĢması”, Türk İdare Dergisi, yıl 71, sayı 423, Haziran 1999, s.119-132. Özbey, Bilgin, İdare Hukuku İlkeleri Işığında İdari Usul, Türkiye Ortadoğu ve Amme Ġdaresi (YayınlanmamıĢ Yüksek Lisans Tezi), Ankara: 2006. Özbudun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara: 2008. Özer, M. Akif, “Ġdari Usulün Getirecekleri Üzerine”, Ankara Barosu Dergisi, yıl: 58, sayı: 2001/1, s.191-207. Özkan, Gürsel, “Ġdari Usul Kanununda Düzenlenmesi Gereken Genel Ġdari Usul Ġlkeleri”, Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, Ankara: 1998, s.5578. Özkan, Gürsel, İdari Usulün Düzenlenmesi İhtiyacı ve Genel İdari Usul İlkeleri, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Doktora Tezi), Konya: 1998. Özkan, Gürsel, “Ġdari Usul”, Danıştay Dergisi, yıl: 30, sayı: 101, s.13-40. Özkan, Gürsel, Demokratik Yönetime Geçiş (21. Yüzyıl Türkiyesi İçin Bir Kanun Önerisi), Ankara: 2001. Özlem, Doğan, “Hukuk Devletini Sosyal Devlet Ġçinde DüĢünmek,” Doğu Batı DüĢünce Dergisi, Yıl: 4, Sayı: 13. Özyörük, Mukbil, İdare Hukuku Ders Notları, Ankara: 1977. Robertson, K. G. “Demokrasi ve Gizlilik”, (Çev. Musa Ceylan), Türk İdare Dergisi, sayı: 403, s.151-159. Sancar, Mithat, Devlet Aklı Kıskacında Hukuk Devleti, ĠletiĢim Yayınları, Ġstanbul: 2004. 191 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu Sarıca, Ragıp, İdari Kaza, Ġstanbul: 1949. Sezer, Yasin ve Kargın Naci, “Kamu Yönetiminin ModernleĢmesinde ġeffaflaĢma Sorunu”, Türk İdare Dergisi, Eylül 2002, yıl: 74, sayı: 436, s.209-225. Sezginer, Murat, “Usul Kanunlarında Ġdari ĠĢlemin DıĢ GörünüĢü”, Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, Ankara: 1998, s.201-226. Tan, Turgut, “Ġdarenin Özel Hukuk Alanındaki ĠĢlemleri”, II. Ulusal Ġdare Hukuku Kongresi, Ġdari Yargının Dünyadaki Bugünkü Yeri, Ankara: 1993, s.194 vd. Tan, Turgut, “1982 Anayasası Yönünden Yürütme Görevi ve Yetkisinin Niteliği”, Anayasa Yargısı, c.3, Ankara: 1984, s.31-47; Tan, Turgut, “Anayasa Mahkemesi Kararları IĢığında Yürütmenin Düzenleme Yetkisi”, Anayasa Yargısı, c.3, Anayasa Mahkemesi Yayınları, Ankara: 1987, s.203-216. Tanör, Bülent ve YüzbaĢıoğlu, Necmi, Türk Anayasa Hukuku, Ġstanbul: 2005. Tarhanlı, ĠĢtar, “Amerikan Ġdari Usul Kanunu”, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, Vakur Versan‟ a Armağan Özel Sayısı, Aralık: 1985, yıl: 6, sayı: 1-3, s.225-265. Teziç, Erdoğan, Anayasa Hukuku, Ġstanbul: 2001. Toroslu, Nevzat, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6.Bası, SavaĢ Yayınevi, Ankara: 2006. Tutal, Erhan, İdari İşlemin Gerekçelendirilmesi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yüksek Lisans Tezi), Ankara: 2006. Türk Hukuk Lûgatı, BaĢbakanlık Basımevi, 4.Bası, Ankara: 1998. Ulusoy, Ali, Bağımsız İdari Otoriteler, Turhan Kitabevi, Ankara: 2003. Yet, Orhun, “Yargı Kararlarının Uygulanması”, Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, Ankara: 1998, 254-259. Yıldırım, Ramazan, İdari Başvurular, Konya: 2006. Yıldırım, Turhan, “Ġdari Usul Yasası Kapsamında Ġdareye BaĢvuru”, Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu, Ankara: 1998, s.247-253. Yılmaz, Ejder, Hukuk Sözlüğü, Ankara: 2005. Elektronik Kaynaklar: www.anayasa.gov.tr (Anayasa Mahkemesi) www.danistay.gov.tr (DanıĢtay) 192 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar www.tbmm.gov.tr (Türkiye Büyük Millet Meclisi) www.tdk.gov.tr (Türk Dil Kurumu) http://www.resmigazete.gov.tr (Resmi Gazete) http://www.mevzuat.gov.tr (BaĢbakanlık Mevzuat Veritabanı) http://auhf.ankara.edu.tr/auhfd (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi) 193 EK Hazırlayan : Genel Ġdari Usul Kanun Taslağı : BaĢbakanlık (Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı) GENEL ĠDARĠ USUL KANUNU BĠRĠNCĠ BÖLÜM Genel Hükümler Amaç MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, idari iĢlemlerin yerine getirilmesinde uyulacak usul ve esasların belirlenmesidir. Kapsam MADDE 2- (1) Bu Kanun, kamu kurum ve kuruluĢlarının, kamu kurum ve kuruluĢlarının sermayelerinin en az yarısından çoğuna sahip olduğu her türlü kuruluĢun, kanunla kurulan fonların, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluĢlarının, idare adına hareket eden özel hukuk kiĢilerinin idari iĢlemlerinde uygulanır. (2)Yasama ve yargı organlarının yasama ve yargılama faaliyetleri dıĢında kalan idarî iĢlemlerini kapsar. (3) Özel kanunlarda yer alan usul hükümleri saklıdır. Tanımlar MADDE 3- (1) Bu Kanunda geçen; a) Ġdare: Bu Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluĢlarını, b) Ġdarî iĢlem: Ġdarenin kamu gücü ve usullerini kullanarak, tek yanlı iradesiyle yaptığı hukukî etki ve sonuç doğuran iĢlemleri, c) Ġdari makam: Bu Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluĢlar adına karar alma yetkisine sahip kiĢi ve kurulları, ç) Ġdarî usul: Ġdarî faaliyetlerin yürütülmesi sürecinde idarenin uymak zorunda olduğu ilke ve kuralları, d) Ġlgili: Ġdarî iĢlem ve eylemin yöneltildiği veya bu idarî iĢlem ve eylemden etkilenen gerçek veya tüzel kiĢiyi, e) Taraflar: Ġdari usul sürecine katılanları, ifade eder. Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu ĠKĠNCĠ BÖLÜM Ġdari Usulün Temel Ġlkeleri Ġdarenin Kanuniliği Ġlkesi MADDE 4- (1) Ġdari iĢlemlerin yerine getirilmesinde yasalara uygun olarak hareket edilir. Yasal dayanağı olmayan hiçbir idari iĢlem ve eylem gerçekleĢtirilemez. Ġdare takdir yetkisini kullanırken keyfi davranamaz. Adalet ve EĢitlik Ġlkesi MADDE 5- (1) Ġdari iĢlemlerin yerine getirilmesinde aynı durumda bulunanlara aynı muamele yapılır. Dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düĢünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım yapılamaz. Tarafsızlık Ġlkesi MADDE 6- (1) Ġdari iĢlemlerin yerine getirilmesinde tarafsızlık ilkesine uygun davranılır. Ġdare görevlilerin faaliyetlerini kiĢisel inanç ve çıkarlardan bağımsız olarak tarafsız bir biçimde yerine getirilmesini sağlar. Hukuki Güvenlik ve Ġstikrar Ġlkesi MADDE 7- (1) Ġdari iĢlemlerin yerine getirilmesinde hukuki güvenlik ve istikrar ilkesine uygun davranılır. Ġlgililerin bağlı olacağı hukuk kuralları önceden belirlenir, kamu yararı mutlak olarak gerektirmediği sürece kazanılmıĢ haklara ve kesinleĢmiĢ hukuksal durumlara dokunulmaz. Açıklık Ġlkesi MADDE 8- (1) Ġdari iĢlemlerin yerine getirilmesinde açıklık ilkesine uygun olarak faaliyette bulunulur. Ġlgililer idarenin iĢlem ve eylemlerinden uygun araçlarla haberdar edilir. (2) Ġlgililere resmi belgelere eriĢim hakkı tanınır ancak bu yasayla korunmuĢ gizliliğe zarar veremez. Katılım Ġlkesi MADDE 9- (1) Ġlgililere hak ve çıkarlarını etkileyen idari iĢlemlerin hazırlığına ve uygulanmasına uygun araçlarla katılım olanağı sağlanır. (2) Yöre halkının ortak yararını ilgilendirmek koĢuluyla, bayındırlık hizmetleri, imar uygulamaları, mülkiyet ve çevre hakları ile kültür ve tabiat varlıklarını doğrudan etkileyen idarî iĢlemler yapılmasından önce, kamunun bilgilendirilmesi ve katılımı esastır. (3) Ġkinci fıkradaki iĢlemlerin konusu, otuz gün içinde incelenip görüĢ bildirilmesi amacıyla elveriĢli vasıtalarla kamuya duyurulur. Ġdare, yöre halkının ortak yararına iliĢkin idarî iĢlemlerde; ilgili kamu kurumu ve kuruluĢlarından, üniversitelerden, konuyla ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluĢlarından temsilcilerin çağırılacağı, konuyla ilgili sivil toplum kuruluĢları temsilcilerinin de katılabileceği genel görüĢme toplantısı düzenlenir. (4) Bu madde kapsamına giren ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici iĢlemlerde de ilgili kamu kurumu ve kuruluĢlarından, Yükseköğretim Kurumundan; konuyla ilgili meslek kuruluĢlarının birlik ve federasyonlarından temsilcilerin çağırılacağı, konuyla 195 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar ilgili sivil toplum kuruluĢları temsilcilerinin de katılabileceği genel görüĢme toplantısı düzenlenir. Ölçülülük Ġlkesi MADDE 10- (1) Ġdare kiĢilerin hak ve çıkarlarını etkileyen önlemlere ancak gerekli olduğunda ve amacın gerektirdiği ölçüde baĢvurur. Ġdare takdir yetkisini kullandığında kararın kiĢilerin hak ve çıkarları üzerindeki her türlü olumsuz etkisiyle takip edilen amaç arasında uygun bir denge kurar. Ġdarece alınan hiçbir önlem ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Mahremiyete Saygı Ġlkesi MADDE 11- (1) Ġdare kiĢisel verilerin korunmasına yönelik her türlü önlemi almak zorundadır. Makul Sürede Faaliyette Bulunma Ġlkesi MADDE 12- (1) Ġdare iĢlem ve eylemlerini makul bir süre içinde yerine getirir. Ġstisnai haller dıĢında bu makul sürenin ne kadar olacağı ilgili idari iĢlemin dayanağı olan mevzuatta belirtilir. Dinlenilme Hakkı MADDE 13- (1) Dinlenilme hakkı, ilgililerin, bir idarî iĢlemin yapılmasından önce, haklarını, özgürlüklerini ya da hukukî yararlarını savunmak üzere kendi tercihleri doğrultusunda yazılı veya idarece düzenlenecek görüĢme toplantısında sözlü açıklama yapmalarını, tanık dinletebilmelerini, idareye her türlü bilgi ve belge sunmalarını, bilirkiĢi incelemesi yapılması isteğinde bulunmalarını kapsar. (2) Kamu düzeni, kamu yararı ve idarî iĢlemlerde ivedilik hususları değerlendirilmek suretiyle hangi tür idarî iĢlemlerde ilgililere dinlenilme hakkı tanınabileceği ve dinlenilme hakkının kullanılmasına dair usul çıkarılacak yönetmelikte düzenlenir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Ġdari Usul Süreci BaĢvuru hakkı ve idari usul sürecinin baĢlaması MADDE 14- (1) Ġdarî iĢlem süreci, resen veya ilgilinin baĢvurusu üzerine baĢlatılır. Ġlgililer, idari bir iĢlemin yapılması veya idari bir eylemde bulunulması isteğiyle idareye baĢvurma hakkına sahiptir. (2) Ġdareye baĢvuru, Ģahsen veya vekâleten; elektronik ortamda veya yazılı olarak Türkçe yapılır. BaĢvurular, baĢvurunun konusuna bağlı olarak yetkili idareye verilir. Yurt dıĢından yapılacak baĢvurular, yetkili idareye iletilmek üzere dıĢ temsilciliklere de yapılabilir. DıĢ temsilcilikler baĢvuruları beĢ gün içinde yetkili idareye gönderirler. (3) BaĢvurunun yetkili olmayan idareye yapılması hâlinde, baĢvuru ve ekleri beĢ gün içinde yetkili idareye gönderilerek durum baĢvurana derhal bildirilir. Bu hâlde cevap verme yükümlülüğü, baĢvuru ve eklerinin yetkili idareye ulaĢtığı tarihte baĢlar. (4) Yetkili olmayan idareye baĢvurma, hak kaybına yol açmaz. (5) BaĢvurularda bulunması gereken hususlar, baĢvuruların alınması, baĢvurularda eksiklik durumunda yapılacak iĢlemlerle ilgili hususlar yönetmelikle düzenlenir. 196 Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Kuyumcu BaĢvuruların cevaplandırılması zorunluluğu MADDE 15- (1) Ġdare, usulüne uygun yapılan baĢvurular üzerine, baĢvuru sahibine kayıt tarihini izleyen günden itibaren en geç otuz gün içinde, isteminin kabul veya reddedildiği konusunda ya da yapılan veya yapılması gereken araĢtırma ve incelemeler hakkında cevap vermekle yükümlüdür. Gerekli araĢtırma ve incelemenin, baĢvurunun kaydedildiği tarihten itibaren altmıĢ gün içinde tamamlanması ve bu süre içinde idarî iĢlem tesis edilmesi zorunludur. (2) BaĢvuranın isteminin kısmen veya tamamen reddedilmesi hâlinde, tesis edilen idarî iĢlemde ret gerekçesi açıklanıp, bu iĢleme karĢı baĢvurulabilecek idarî makamlar, yargı yolu ve süreleri gösterilir. (3) Belirtilen süre içinde baĢvurunun cevaplandırılmaması halinde baĢvuru reddedilmiĢ sayılır ancak bu durum idarî makamın cevap verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. BaĢvuruların süresinde cevaplandırılmaması durumunda ilgili kamu görevlileri hakkında genel hükümler çerçevesinde ceza kovuĢturması gerektirmesi hususu saklı kalmak kaydıyla, tâbi oldukları mevzuatta yer alan disiplin hükümleri uygulanır. Hukukî yardım ve yol gösterme MADDE 16- (1) Ġdare; baĢvuru hakkını kullanacak ilgililere kendi görev alanlarıyla ilgili konularda yol göstermekle, baĢvuru haklarını kullanabilmeleri için yardımcı olmakla, baĢvuru ve itiraz makamları ile sürelerine iliĢkin bilgi vermekle; bununla ilgili birimleri ve sorumluları belirlemekle ve gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Ġdari ĠĢlem Ġdarî iĢlemin Ģekli MADDE 17- (1) Ġdarî iĢlemler, kural olarak yazılı Ģekilde yapılır. Yazılı olmayan bireysel iĢlemler, ilgilinin talebi üzerine idarece yazılı hâle getirilir. (2) Her idarî iĢlem gerekçeli olmak zorundadır. Ġlgiliye tebliğ edilen iĢlem metninde, idarenin o iĢlemi yapmasını gerektiren maddî ve hukukî sebepler açık ve anlaĢılabilir Ģekilde yer alır. (3) Ancak, ilgilinin talebine uygun olarak yapılan iĢlemler, ilgililerin haklarını etkilemeyen iĢlemler, düzenleyici iĢlemler, seçim iĢlemleri, not verme iĢlemleri ve ivedi yapılması gereken iĢlemlerde gerekçe gösterilmeyebilir. (4) ĠĢlem metninde tarafların adı, soyadı, unvan ve adreslerine iliĢkin yanlıĢlıklar ile hesaplama hataları ve diğer maddî hatalar, resen ya da ilgilinin baĢvurusu üzerine idare tarafından düzeltilir. Sonucu etkileyen düzeltmeler, iĢlemin tâbi olduğu usule göre tebliğ veya ilân edilir. Ġdari iĢlemde yetki MADDE 18- (1) Ġdari iĢlem yetkili idare tarafından yapılır ve idare yetkili olduğu konularda iĢlem yapmaktan kaçınamaz. (2) Belirli bir idarî usulü baĢlatmaya veya bir idari iĢlem tesis etmeye yetkili olup olmadıkları konusunda idareler arasında ortaya çıkan uyuĢmazlıklar, varsa ortak hiyerarĢik üstleri veya vesayet makamı; yoksa BaĢbakanlık tarafından çözülür. 197 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Yetki devri MADDE 19- (1) Ġdarî makam, kanunla izin verilen hâllerde ve yazılı olmak Ģartıyla iĢlem yapma yetkisini, kısmen ve hiyerarĢik yapıya uygun olarak alt makamlara devredebilir. Devredilen yetkiler, devreden tarafından kullanılamaz. (2) AĢağıda belirtilen yetkiler devredilemez: a) Kullanılması kanunla doğrudan bir kamu görevlisine verilmiĢ olan yetkiler, b) Kamu hizmetinde eĢgüdüm ve plânlama yetkisi, c) Kamu görevlileri arasındaki iĢ bölümünü kapsayan örgütlendirme yetkisi, ç) Üstün, astları üzerindeki denetim yetkisi, d) Disiplin soruĢturması açılması ve disiplin cezası verilmesi yetkileri, e) Astların değerlendirilmesine ve terfiine yönelik yetkiler, f) Yetki devriyle devralınan yetkiler. (3) Yetki devrinde, devredilen yetkilere dayanılarak yapılan iĢlemler nedeniyle doğacak sorumluluk, yetkinin devredildiği makama aittir. Ġmza devri MADDE 20- (1) Ġdarî makam, yapmaya yetkili olduğu iĢlemlerden bir kısmının imzalanması yetkisini, yardımcıları veya astlarına devredebilir. Devredilen imza yetkisinin kullanılmasından dolayı devreden ve devralan birlikte sorumludur. (2) Ġmza yetkisinin devri, bu yetkinin devreden tarafından kullanılmasını engellemez. (3) AĢağıda belirtilen imza yetkileri devredilemez: a) Kanunen idarî makamların bizzat yapması gereken iĢlemlerdeki imza yetkisi, b) Kurul üyelerinin imza yetkileri, c) CumhurbaĢkanının katılımıyla oluĢan idarî iĢlemlerde BaĢbakan ve Bakanlarca kullanılan imza yetkisi, ç) Karar alma süreci içinde farklı idarî makamların belli bir sıra takip ederek iradelerini açıkladıkları iĢlemlerdeki imza yetkileri, d) Devralınan imza yetkisi. Ġdarî iĢlemin değiĢtirilmesi, kaldırılması ve geri alınması MADDE 21- (1) Ġdarî makamlar, yürütülen idarî faaliyeti düzenleyen mevzuatta yapılan değiĢiklikleri, kamu yararını, hizmet gereklerini, kamu düzenini ve kiĢiler lehine oluĢmuĢ hukukî durumları göz önünde bulundurarak, idarî iĢlemleri değiĢtirebilir veya kaldırabilir. (2) Hukuka aykırılıkları saptanan bireysel idarî iĢlemler, iptal davası açma süresi içinde veya açılmıĢ olan iptal davası sonuçlanıncaya kadar geri alınabilir. (3) Bir idarî iĢlem kanunda aksi öngörülmedikçe, ancak onu yapmaya yetkili makam tarafından ve yapılıĢındaki usul ve esaslar dikkate alınarak değiĢtirilebilir, kaldırılabilir veya geri alınabilir. 198 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar Ġtiraz MADDE 22- (1) Ġlgililer, bireysel idarî iĢlemlere karĢı dava açma süresi içinde hiyerarĢik üst makama, üst makam yoksa iĢlemi yapmıĢ olan makama, kurul hâlinde alınan kararlarda ise aynı kurula itiraz edebilirler. (2) Ġtiraz, iĢlemeye baĢlamıĢ olan dava açma süresini durdurur. (3) Ġtiraz üzerine, itirazı incelemeye yetkili makam veya kurulca gerekli görülmesi hâlinde, itiraz sonuçlandırılıncaya kadar iĢlemin uygulanması durdurulabilir. (4) Ġtiraz eden, itiraz süreci tamamlanmadan dava yoluna baĢvuramaz. (5) Ġtiraz altmıĢ gün içinde sonuçlandırılamazsa, dava açma süresi yeniden iĢlemeye baĢlar. (6) Ġtirazın imcelenmesi ve karara bağlanması usulü yönetmelikte düzenlenir. Ġdarî iĢlem veya eylemden doğan zarar nedeniyle uzlaĢma baĢvurusu MADDE 23- (1) Ġdarî iĢlem dolayısıyla hakları ihlâl edilenler; idareye baĢvurarak, uğramıĢ oldukları zararın uzlaĢma suretiyle giderilmesini isteyebilirler. UzlaĢma istemine iliĢkin baĢvuru, hak ihlâline neden olan idarî iĢlemin tebliği tarihinden veya hak ihlâli, bir iĢlemin icrası nedeniyle ortaya çıkmıĢsa icra tarihinden itibaren, dava açma süresi içinde yapılır. (2) Ġdarî eylemler nedeniyle hakları ihlâl edilenlerin, idarî dava açmadan önce zarara neden olan idareye baĢvurarak, uğradıkları zararın uzlaĢma suretiyle giderilmesini istemeleri zorunludur. UzlaĢma istemine iliĢkin baĢvurular, eylemin ve bu eylemin hangi idare tarafından yapıldığının öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılır. (3) UzlaĢma istemine iliĢkin baĢvuru, iĢlemeye baĢlamıĢ olan dava açma süresini durdurur. (4) BaĢvuru sonuçlanmadan dava yoluna baĢvurulamaz. BEġĠNCĠ BÖLÜM ÇeĢitli Hükümler Yargı Kararlarının Uygulanması ve Rücu MADDE 24- (1) Ġdare, yargı kararlarının gereklerini, kararın gerekçesini de dikkate alarak aynen ve gecikmeksizin yerine getirir. (2) Ġdarî yargı mercilerince verilen yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarının gereklerinin yerine getirilmesi bakımından ilgilinin baĢvurusu ve kararın kesinleĢmesi beklenmez. Ancak bu kararların, inceleme, araĢtırma ve değerlendirme yapmayı gerekli kılması hâlinde idare, kararın kendisine tebliğinden itibaren en geç otuz gün içinde, bu incelemeleri yaparak kararın gereklerini yerine getirmekle yükümlüdür. (3) Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken iĢledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarında, idarî yargı mercilerince aleyhine tazminata hükmedilen kamu kurum ve kuruluĢları, olayla ilgili gerekli soruĢturmayı yaparak, kiĢisel kusuru belirlenenlere karĢı, genel hükümlere göre rücu etmekle yükümlüdürler. (4) Yargı mercileri, yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davalarında rücu davası açılmasını gerektiren kesinleĢmiĢ kararları Maliye Bakanlığına 199 Kuyumcu Türkiye‟de Ġdari Usul ÇalıĢmaları ve Sorunlar gönderir. Maliye Bakanlığı yargı kararını uygulamayan kamu görevlisine karĢı, tazminatın ödendiği tarihten itibaren bir yıl içinde, ödenen tazminatın kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiziyle birlikte tahsili istemiyle adliye mahkemelerinde rücu davası açar. Elektronik Ortamın Kullanılması MADDE 25- (1) Ġdare elektronik ortamın kullanılması konusunda gerekli çalıĢmaları yapar. Kamu hizmetlerinin yürütülmesinde diğer kurum ve kuruluĢların elektronik ortamda paylaĢıma açtığı her türlü bilgi ve belgeden yararlanır. Yönetmelikler MADDE 26- Bu Kanunun uygulaması ile ilgili hususlar, Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak yönetmeliklerle düzenlenir. Yürürlük MADDE 27- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme MADDE 28- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. 200
Benzer belgeler
Bildiriler
3. Ġdari iĢlemin Ģekli ve gerekçe yükümlülüğü ................................................... 90
D. Ġspanya ........................................................................................