Bildiriler
Transkript
Bildiriler
T.C. BAġBAKANLIK Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu Bildiriler 17-18 Ocak 1998, Ankara SEMPOZYUM YÜRÜTME KURULU YaĢar YAZICIOĞLU BaĢbakanlık MüsteĢarı M.Selçuk POLAT BaĢbakanlık MüsteĢar Yardımcısı Prof.Dr. Gürol BANGER BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanı Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Gürsel ÖZKAN Ankara Ġdare Mahkemesi Üyesi,-BaĢbakanlık KĠTABI YAYINA HAZIRLAYANLAR Prof.Dr. Gürol BANGER, Dr.Gürsel ÖZKAN T.C. BaĢbakanlık Basımevi - Ankara 1998 17-18 Ocak 1998, Ankara ÖNSÖZ 55. Cumhuriyet Hükümeti olarak göreve gelmeden önce, Devlet hayatımızın en önemi! sorunlarından birinin "idarenin eylem ve iĢlemlerinin denetlenmesi0 olduğunu belirtmiĢ ve bu konuda somut önerilerde bulunmuĢtuk. Bu önerilerin baĢında, idarenin karar alma sürecinin önceden belli bir usule bağlanması suretiyle hem insanımıza beklediği hizmeti etkili, verimli ve sürekli olarak sunmak, hem de idarenin iĢlem ve eylemleri karĢısında korunmasını sağlamak için "Ġdari Usul Kanunu"nu çıkarma zorunluluğu gelmektedir. Ġdarede keyfiliğin önlenmesi ve Hukuk Devletinin gerçekleĢtirilmesi bakımından, kamu yönetimimize egemen olan "gizlilik" geleneğinin değiĢtirilerek yerine "açık yönetimi" gerçekleĢtirmek, bilgi edinme özgürlüğünü insanımıza bir hak olarak tanımak artık kaçınılmaz bir gerçektir. Türkiye Cumhuriyeti bir Hukuk Devletidir. Hukuk Devleti ilkesi ise, Anayasa ve T.B.M.M. Ġçtüzüğü kurallarına göre fonksiyonunu ifa eden Yasama Organı ve her farklı yargı düzenine iliĢkin çeĢitli usul kanunlarında belirlenmiĢ bulunan usule göre, yargılama fonksiyonunu yerine getiren Yargı Organı'nda olduğu gibi, Ġdarenin de, kamu hizmetini yürütürken önceden belirlenmiĢ genel ilke ve kurallara bağlı kalarak faaliyet göstermesini zorunlu kılmaktadır. Hükümete geldiğimizde ilk iĢ olarak "Kamu Yönetiminin Yeniden Yapılandırılması" projesini baĢlattık. Bu proje kapsamında, insanımızın ihtiyaçlarını karĢılayacak ve Hukuk Devletinin iĢletilmesine yardımcı olacak Ġdari Usul Kanunu'nu yapabilmek için "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumunu gerçekleĢtirdik. Sempozyumda dile getirilen görüĢ, tebliğ ve tartıĢmaların kalıcı olmasını sağlamak ve Bilgi Edinme Hakkı'na da geniĢ biçimde yer verecek Ģekilde çıkarılacak olan Ġdari Usul Kanunu için yol gösterici olarak yararlanılmasını mümkün kılmak amacıyla bu Sempozyumu kitap haline getirerek Milletimizin hizmetine sunuyoruz. Saygılarımla, Mesut YILMAZ BaĢbakan TEġEKKÜR "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu, ülkemizin önemli bir ihtiyacından doğmuĢtur. Bu ihtiyaç, kamu hayatımızın tüm alanlarında "Hukukun Üstünlüğü"nü geçerli kılmak ve Anayasamızın 2.maddesinde belirtilen Cumhuriyetin niteliklerinden biri olan "Hukuk Devleti" ilkesinin ĠĢlerliğe kavuĢturulmasını sağlamaktır. Ġdarenin iĢlemlerini, hukuk kurallarına uygun olarak yapması ve kendini önceden belirlenen hukuki usullerle sınırlandırması, Hukuk Devleti olmanın önemli bir gereğidir. Bireye, bilgi edinme, görüĢüne baĢvurma (dinlenilme), temsil edilme ve idareye baĢvurma gibi geliĢmiĢ ülkelerin tümünde kabul edilmiĢ bulunan haklan tanımak, idareye de, bilgi verme ve iĢlemlerini gerekçelendirme gibi yükümlülükler getirmek suretiyle, yargı denetimi öncesinde birey-devlet buluĢmasını sağlamak, çağımızın ortaya koyduğu bir olgudur. Böylece; insanımız, teba olmaktan çıkıp "birey" idare edilen olmaktan kurtulup, "kamu hizmetinden yararlanan, yönetime katılan, hizmet alan" konumuna gelebilecektir. Bu amaçla, kanunlaĢma süreci öncesinde, ilgili kesimlerin görüĢ, öneri ve katkılarının ortaya konulmak suretiyle bu konudaki ihtiyacımızın tesbiti gerekli görülmüĢtür. Sayın BaĢbakanımız Mesut YILMAZ'ın talimatlarıyla yürüttüğümüz "Kamu Yönetiminin Yeniden Yapılandırılması" çalıĢmaları kapsamında gerçekleĢtirilen, "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu'na, yerli yabancı 20'nin üstünde bilim adamı, Yüksek Mahkeme Üyesi, haldm-savcı ve bürokrat tebliğ sunmak ve öneri getirmek suretiyle katkıda bulunmuĢlardır. Sempozyuma tebliğ sunarak, tartıĢma, öneri ve görüĢ açıklamak suretiyle katkıda bulunan bilim adamı, Yüksek Mahkeme Üyesi haldm-savcı ve bürokrata teĢekkür ederim. Kitap haline getirdiğimiz bu sempozyumun ilgilenenlere yararlı olmasını dilerim. Saygılarımla, YaĢar YAZICIOĞLU BaĢbakanlık MüsteĢarı ĠÇĠNDEKĠLER Sayfa ÖNSÖZ TEġEKKÜR Ġ-VĠ SEMPOZYUM PROGRAMI AÇĠLĠġ OTURUMU KONUġMALARI 1 Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ , "Ġdari Usulden Beklediklerimiz" 2 YaĢar YAZICIOĞLU, BaĢbakanlık MüsteĢarı 6 M.Oltan SUNGURLU , Adalet Bakanı 8 Mesut YILMAZ, BaĢbakan 11 DanıĢtay BaĢkanı Fîruzan ĠKĠNCĠOĞULLARl'nın Sempozyuma Gönderdiği KonuĢma Metni 14 BĠLDĠRĠ VE TARTĠġMALAR John Hardîn YOUNG "Administrative Procedure Act of U.S.A." 19 Prof.Dr.Lûtfl DURAN "idari Usul Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular" 26 Yrd.Doç.Dr.Bahtiyar AKYILMAZ "Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun" 35 Gürsel ÖZKAN "Ġdari Usul Kanununda Düzenlenmesi Gereken Genel Ġdari Usul Ġlkeleri" 55 TartıĢma 79 Prof.Dr. A.Ülkü AZRAK "Ġdari Usulün Kodifikasyonuna ĠliĢkin Sorunlar" 86 Assoc. Prof.Dr. )ean-]acques BOUSQUET "La Procedure noncontentieuse en Droit Admînistratif Français" 94 Prof.Dr.Gürol BANGER "Türk Kamu Üst Yönetiminin Ġdari Usul Hakkındaki DüĢünceleri-AraĢtırma Anketi Sonuçlan" 104 Yrd.Doç.Dr. Meltem KUTLU "Ġdari Usul ve Ġdare SözIeĢmelerT 111 5 TartıĢma 116 Doç.Dr. ĠĢtar GÖZAYDIN "Yönetimde ġeffaflık Üzerine Notlar" 124 Yrd.Doç.Dr. Ġlyas DOĞAN "Yönetilenlere Katılım Yollarının Kısıtlanması Güçlü Devlet Anlamına Gelir mi?" 130 Süheyla ALICA "Çevre TartıĢma ve Katılım" 144 149 Prof.Dr.PatrickGOFFAUX "La transparance administrative et motivation formefle des actes administratifs en Belgique." 155 Yrd. Doç.Dr. Murat SEZGĠNER "Usul Kanunlarında Ġdari ĠĢlemin DıĢ GörünüĢü" 201 Yrd.Doç.Dr. Ramazan YILDIRIM "Ġdare Hukuku Açısından Bilgi Edinme Hak ve Özgürlüğü" 22 7 TarüĢma 239 Doç.Dr. Turhan YILDIRIM "Ġdari Usul Yasası Kapsamında Ġdareye BaĢvuru" 247 Orhun YET " Yargı Kararlarının Uygulanması" 254 Selçuk HONDU "Î.Y.U.K'nda Yer Alan Ġdari Usuller ve Uygulaması" 260 Atilla DEĞÎRMENCĠOĞLU "Ġdari Usul Kanununun Hazırlanmasında Gözönünde Bulundurulması Gereken Hususlar" 265 TartıĢma 269 Prof.Dr.ĠI Han ÖZAY "Demokratik Yönetim ve Yönetimde Demokrasi" Doç.Dr.Zehrettin ASLAN 275 "Ġdari Usul Yasasına örnek Olarak Rekabet Kurulunun ÇalıĢma Yöntemleri" 280 Ġbrahim BAĞCI "Hukuk Devletinde Ġyi Ġdare" 286 TarüĢma 289 KAPANIġ OTURUMU / GENEL TARTĠġMA Yöneticiler: Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ - Gürsel ÖZKAN 292 KAPANIġ KONUġMASĠ YaĢar YAZICIOĞLU, BaĢbakanlık MüsteĢarı 305 "ĠDARĠ USUL KANUNU HAZIRLIĞI1' ULUSLARARASI SEMPOZYUMU PROGRAM 17-18 Ocak 1998 SHERATON OTELĠ - ANKARA l.GÜN 17 OCAK 1998 CUMARTESĠ AÇILIġ OTURUMU (09.30-11.30) Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ "Ġdarî Usulden Beklediklerimiz" BaĢbakanlık MüsteĢarı YaĢar YAZICIOĞLU Adalet Bakanı M.OItan SUNGURLU BaĢbakan Mesut YILMAZ Ara I.OTURUM ĠDARÎ USUL KANUNU VE ĠLKELERĠ (11.45-13.05) Oturum BaĢkanı: Prof.Dr.Yıldızhan YAYLA, Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Lütfi DURAN Ġstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Emekli öğretim Üyesi "Ġdari Usul Ġlkeleri ve Kapsadığı Konular" John Hardln YOUNG Vice-Chair of the Administrative Law Section of the American Bar Association "Administrative Procedure Act of U.S.A." Yrd.Doç.Dr.Bahtîyar AKYILMAZ 7 Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi "Yeni Bir Ġdari Usul Kanunu örneği: Ġspanya Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usulü Düzenleyen Kanun" ĠÜ Gürsel ÖZKAN Ankara Ġdare Mahkemesi Üyesi-BaĢbakanlık "Ġdari Usui Kanununda Düzenlenmesi Gereken Genel Ġdari Usul Ġlkeleri" 13.05-13.30 TartıĢma ll.OTURUM ĠDARĠ USULÜ DÜZENLEMENĠN ZORLUĞU (15.00-16.20) . Oturum BaĢkanı: Prof.Dr. Sait GÜRAN, Ġ.Ü.Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. A.ÜIkü AZRAK Ġstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı "Ġdari Usulün Kodifikasyonuna ĠliĢkin Sorunlar" Assoc. Prof.Dr. ]ean-]acques BOUSQUET Dîrecteur de L'Institut d'Etudes Françaises pour Etudiants Etrangers, Maitre de Conferences a l'Universite d'Abc-Marseille III "La Procedure noncontentieuse en Droit Administratif Français" Prof.Dr.Gürol BANGER BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanı "Türk Kamu Üst Yönetiminin Ġdari Usul Hakkındaki DüĢünceleri-AraĢtırma Anketi Sonuçlan" Yrd.Doç.Dr. Meltem KUTLU Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi "Ġdari Usul ve Ġdare SözleĢmeleri" 16.20-16.50 TartıĢma III. OTURUM ĠDARĠ USUL, AÇIKLIK VE YÖNETĠME KATILMA (17.30-18.50) Oturum BaĢkanı: Prof.Dr.Hamza EROĞLU, G.Ü. Ġktisadi ve Ġdari Bilimler Fakültesi Emekli öğretim Üyesi Prof.Dr.Pertev BĠLGEN Ġstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi "Ġdari Usuller, Hem Devleti Memurlanna KarĢı Koruyan Hem de VatandaĢı Devlete KarĢı Koruyan Bir Kurumdur" Doç.Dr. ĠĢtar GÖZAYDIN Mimar Sinan Üniversitesi öğretim Üyesi "Yönetimde ġeffaflık Üzerine Notlar" Yrd.Doç.Dr. Ġlyas DOĞAN Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi "Yönetilenlere Katılım Yollarının Kısıtlanması Güçlü Devlet Anlamına Gelir mi?" Süheyla ALICA Çevre Bakanlığı Hukuk MüĢaviri "Çevre ve Katılım" 18.50- 19.30 TartıĢma 2.GÜN 18 OCAK 1998 PAZAR IV. OTURUM ĠDARĠ USUL, GEREKÇE ĠLKESĠ VE BĠLGĠ EDĠNME HAKKI (10.00-11.00) Oturum BaĢkanı: Prof.Dr. Turgut TAN, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim Üyesi Prof.Dr. Patrick GOFFAUX Üniversite Libre De BruxeIIes, Faculte De Droit "La transparance administrative et motivation formelle des actes administratift Belgique." Yrd. Doç.Dr. Murat SEZGĠNER Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi "ÇeĢitli Usul Kanunlarında Ġdari ĠĢlemlerde ġekil ve Gerekçe Ġlkesi" Yrd.Doç.Dr. Ramazan YILDIRIM Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi "Ġdare Hukuku Açısından Bilgi Edinme özgürlüğü" 11.00-11.30 TartıĢma V. OTURUM ĠDARĠ USUL VE ĠDARĠ YARGI (11.45-13.05) Oturum BaĢkanı: Nuri ALAN, DanıĢtay 5. Daire BaĢkanı Doç.Dr. Turhan YILDIRIM Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi "Ġdari Usulde Ġdareye BaĢvurunun Düzenlenmesi" Orhun YET 9 Ankara Bölge Ġdare Mahkemesi BaĢkanı " Yargı Kararlarının Uygulanması" Selçuk HONDU Ankara 8 No.Iu Ġdare Mahkemesi BaĢkanı "Ġ.Y.U.K'nda Yer Alan Ġdari Usuller ve Uygulanması" Atilla DEĞĠRMENCÎOĞLU BaĢbakanlık Mevzuatı GeliĢtirme ve Yayın Genel Müdürü "Ġdari Usul Kanununun Hazırlanmasında Gözönünde Bulundurulması Gereken Hususlar" 13.05 13.30 TartıĢma VI. OTURUM DEMOKRASĠ, HUKUK DEVLETĠ VE ĠDARĠ USUL (15.00-16.00) Oturum BaĢkanı: Prof.Dr. Tayfun AKGÜNER, Ġ.Ü. Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ġl Han ÖZAY Ġstanbul Üniversitesi Ġdare Hukuku ve Ġlimleri Enstitüsü Müdürü "Demokratik Yönetim ve Yönetimde Demokrasi" Doç.Dr. Zehreddin ARSLAN Ġstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim Üyesi " Ġdari Usul Yasasına Bir örnek Olarak Rekabet Kurukı'nun ÇalıĢma Yöntemleri" Ġbrahim BAĞCĠ Orman Bakanlığı Hukuk MüĢaviri "Hukuk Devletinde iyi Ġdare" 16.00-16.30 TartıĢma KAPANIġ OTURUMU / GENEL TARTIġMA (17.30-19.30) Yöneticiler: Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ, Gürsel ÖZKAN KAPANIġ KONUġMASI YaĢar YAZICIOĞLU BaĢbakanlık MüsteĢarı AçılıĢ Oturumu KonuĢmalan T.C BAġBAKANLIK "ĠDARĠ USUL KANUNU HAZIRLIĞI ULUSLARARASI SEMPOZYUMU AÇILIġ OTURUMU KONUġMALARI Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı YaĢar YAZICIOĞLU BaĢbakanlık MüsteĢarı M.OLTAN SUNGURLU Adalet Bakanı Mesut YILMAZ BaĢbakan AçılıĢ Oturumu KonuĢmalan ı AÇILIġ OTURUMU KONUġMALARI "ĠDARÎ USULDEN BEKLEDĠKLERĠMĠZ" Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Sayın Meclis BaĢkanımız, BaĢbakanımız ve Konuklanma, idari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumuna hoĢ geldiniz. Bu sempozyumun düzenlenmesindeki amaç hukuka bağlı, demokratik ve Ģeffaf idareyi gerçekleĢtirmek için hazırlık aĢamasında bulunan Ġdari Usul Kanunu taslak çalıĢmasına katkıda bulunulmasını sağlamaktır. Kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun olarak Devletin üç temel organı bulunmaktadır. Bunlardan, yasama organı fonksiyonunu yerine getirirken, Anayasa'da ve T.B.M.M. iç tüzüğünde düzenlenmiĢ bulunan kurallara göre çalıĢmaktadır. Yargı organı farklı yargı düzenlerine iliĢkin yargılama usulü kanunları ile fonksiyonunu yerine getirmektedir. Yürütme organının ise belli alanlardaki özel düzenlemeler haricinde kamu hizmetini yürütürken hangi tür kurallara bağlı kalarak görev yapacağı yolunda bir genel düzenleme yoktur. Bu durum yürütme organının uzantısı olarak idarenin, kamu hizmetini etkili ve verimli yürütmesini önlediği gibi özellikle bireylerin idare karĢısında yargı öncesinde genellikle korumasız kalmalarına neden olmaktadır. Bu durum idareyle birey iliĢkilerinde istenilen sonucun elde edilmesini engellemektedir. Ġdari usule olan ihtiyaç bu noktada belirgin hale gelmektedir. Ġdari usul, idarenin kamu gücünü kullanarak bireylerin hak ve çıkarlarını etkilemeden önce, ilgililerin birtakım hak ve yetkilerle donatılarak, idare makamı önünde menfaatlerini korumalarına imkan sağlayan çağdaĢ bir müessesedir. Ġdarenin demokratikleĢmesi ve güncel deyimiyle ĢeffaflaĢması, idarenin bireyle olan iliĢkilerinde gizlilikten açıklığa geçiĢ, Ġdari Usul Kanunu ile mümkün olabilecektir. Diğer yandan bu Kanun ile idari iĢlemin hazırlanması ve kesinleĢmesi aĢamalarında idare ile birey arasında doğacak uyuĢmazlıklarda büyük ölçüde idari yargıya baĢvurmak lüzumu kalmadan karĢılıklı anlaĢma ile çözüme varılabilecektir. 2. Oturum KonuĢmaları Ġdari Usul Kanunu, idarenin, bir bütün olarak her kurum ve kuruluĢunda uygulanacak, böylece usulde parelellik ve eĢitlik sağlanacaktır. 2 Birey, idarenin, iĢlemlerinde izleyeceği usulü önceden bilecek ve kendisi hakkında tesis edilecek iĢleme konu bilgi ve belgelere kolaylıkla ulaĢacaktır. Dolayısıyla kendisini güvencede görecektir. Bu, idarede istikrarın ve hukuka bağlılığın da gerçek teminatı olacaktır. Bu sözlerimle, Ġdari Usul Kanunu'ndan beklediklerimizi özetlemiĢ oluyorum. Bu çerçevede Kanunda ne gibi hükümlerin yer alması gerektiği, idare ve bireyin hak ve yetkileri araĢtırılacaktır. Ayrıca Ġdarenin gerektiğinde sorumluluktan kaçmadan, ya da iĢi idari yargıya havale etmek gibi kolay bir yolu seçmeden, idari iĢlemi durdurması, değiĢtirmesi, geri alması, kaldırması hallerinde, birey-toplum ve idare arasındaki çkarlar dengelenecektir. Burada özellikle, idari yargı ile görevlerdeki karıĢıklığı önlemek için alınacak tedbirler ayrı bir önem taĢımaktadır. Genel olarak Ġdari Usul Kanunu'nun amacı, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması değildir. Kamu yönetiminin tesbit edilecek beli! kurallar içerisinde çalıĢmasını, kamu hizmetinin yürütülmesini düzenlemek ve idarenin insan haklarına saygılı olmasını sağlamaktır. Kaldı ki, Avrupa Ġnsan Haklan SözleĢmesi, devletin üç organına da yükümlülük getirmiĢtir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, 28 Eylül 1977 tarihli karan "Bireyin Ġdari ĠĢlemler KarĢısında Korunması" baĢlığım taĢımaktadır. Bu karar ile: - Dinlenilme hakkı, - Bilgi kaynaklanndan faydalanma hakkı, - Hukuki yardım ve temsil, - Ġdari iĢlemlerin gerekçeli olması, ■ ĠĢleme karĢı baĢvuru yollannm gösterilmesi Ģeklinde beĢ ilke tesbit edilerek, bu ilkelerden üye devletlerin yararlanmalan tavsiyesinde bulunulmuĢtur. 13 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Söz konusu bu beĢ ilkeyi aynntılı bir biçimde açıklığa kavuĢturacak bir düzenlemeye, ihtiyaç bulunduğu ortadadır. Bununla beraber, aslında Ġdari Usul Kanunu'nun hazırlanmasına ihtiyaç duyulması, toplumumuzun bilinçli düzeyinden kaynaklanmaktadır. Artık insanımız, kamu yönetimini sorgulamakta, kamu hayatında etkili olmak, kendisi hakkında alınan kararlara katılmak istemektedir. Ġdari uyuĢmazlıklann büyük bir çoğunluğu, kaynağında çözümlenebilir. Örneğin bazı ihtilaflarda, idare, ferdin haklılığına inanmasına rağmen, Ġdari Usul düzenlemesinin bulunmaması nedeniyle, banĢcı yollarla çözümleyemediği sorunları, ancak vatandaĢın mahkeme karan getirmesi sonucunda halledebilmektedir. Ġdari Usul Kanunu'nda, idarenin yaptığı tasarrufu geri alması, kaldırması gibi yetkileri mali sonuçlar doğuracak Ģekilde düzenlenirse, idari yargının yükü hafifleyecektir. Ġdarenin yargı dıĢı denetim yollarından tam faydalandığını söylemek mümkün değildir. Yargı dıĢı çözüm Ġçin, pozitif hukuk düzenlemelerinin bulunmayıĢı veya yeters'ızttği, idarenin kiĢilerin zararlannı giderecek yetki ve kaynaklara sahip olmaması ve mutlaka bir mahkeme karannm beklenmesi, yargı dıĢı denetimden yararlanamamanın baĢlıca nedenleridir. Bir baĢka deyiĢle idare; yargı denetimi dıĢındaki denetim sistemi ile, uyuĢmazlıklann doğumuna engel olamamakta veya çözümünü sağlayamamaktadır. O halde, her türlü idari denetimi yeterli ve etkili kılacak bir düzenlemeye gidilmeli ve "Ġdari BaĢvuru" müessesesi daha rasyonel bir Ģekilde oluĢturulmalıdır. Ayrıca, idari yargı kararlarının uygulanması prosedürü de, ülkemiz bakımından önemli bir sorun niteliğindedir. Bu hususun da Ġdari Usul Kanunu kapsamında, değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu arada çalıĢmaları devam etmekte olan ve dilimize, Kamu Denetçisi, Kamu Hakemi, Kamu Gözeticisi gibi muhtelif deyimlerle çevirebileceğimiz "Ombudsman" kurumu ve Bilgi Edinme Hakkına ĠliĢkin Kanun ile ilgili düzenlemelerin, Ġdari Usul Kanunu ile uyum içinde olması gerekmektedir. Ġdari Usul Kanunu, idarenin takdir yetkisini, dengeli bir Ģekilde düzenlemelidir. Çünkü takdir yetkisine sahip olmayan bir idare düĢünülemeyeceği gibi, idarenin takdir yetkisini kötüye kullanması da uygun görülemez. 14 2. Oturum KonuĢmaları Bu kanunun amacına ulaĢabilmesi, öncelikle bazı kavramlann daha somut Ģekilde ifade edilmesine bağlıdır. Bunlara örnek olarak; Ġdare ve kapsamına girecek kurumlar, Ġdari Usul, Ġdari Usulün konusunun tesbiti, Ġdari Usulün uygulanma Ģartlan, Ġdari Usulün uygulanacağı alanların tesbiti ve idari iĢlem kavramı gösterilebilir. Ġdari usulün yalnızca-genelde olduğu gibi bireysel iĢlemler için mi uygulanacağı, yoksa istisnai de olsa düzenleyici iĢlemler için de geçerli olup olmayacağı düĢünülmelidir. Ġdari iĢleme katılım açısından "idare edilenler" için kullanılacak olan: VatandaĢ, kiĢi, hizmetten yararlanan, kamu hizmetinden yararlanan, taraf, katılan, ilgili, herkes kavramları açıklığa kavuĢturulmalıdır. Gerek bilgi edinme açısından, gerek iĢlemden önce bireylerin görüĢüne baĢvurmak açısından ve en önemlisi, ilgiliye haber verme yükümlülüğü ile birlikte idari iĢleme katılımın sağlanması yönünden bu kavramların netleĢtirilmesi önem taĢımaktadır. Ġdarenin bir karar almadan önce, tarafları veya çıkarları çatıĢan ilgilileri, birlikte dinlemesi gerektiği hususundan hareketle, idari makamın hangi kararlan almadan önce taraftan dinlemekle yükümlü olacağının veya olmayacağının tesbiti gerekmektedir. Çünkü bu haklardan bazılarının herkes için değil, karardan etkilenmeleri muhtemel kiĢiler, yani menfaat iliĢkisi olanlar için mümkün olması düĢünülmelidir. Aynca, idari iĢlemin gerekçesinin mutlaka iĢlem metninde gösterilmesi önem taĢımaktadır. Bu nedenle, hangi tür iĢlemlerde gerekçe yükümlülüğünün bulunacağı açıkça tesbit edilmelidir. 15 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġdari Usul Kanununun, Ġdari Yargılama Usulü Kanunu ile uyum içinde olmasına özen gösterilmelidir. Ġdari Usul Kanunu, yürürlükteki Anayasamızda herhangi bir değiĢikliği gerektirmeyecek Ģekilde, daha açık bir deyimle Anayasa ile uyum halinde düzenlenmelidir. Sonuç olarak, Ġdari Usul Kanunu sadece mevcut düzen içinde bir usul ve uygulama boĢluğunu dolduracak nitelikte olmalıdır. Sempozyumun baĢanlı, verimli ve ülkemiz için hayırlı olmasını diler, Prof. Dr. Gürol BANGER, Yrd. Doç. Dr. Bahtiyar Akyılmaz, Yrd. Doç. Dr. Murat Sezginer ve idari Hakim Gürsel Özkan adına sempozyuma emeği geçen baĢta BaĢbakanlık MüsteĢan Sn.YaĢar YAZICIÖĞLU ve MüsteĢar Yardımcısı Sn. Selçuk POLAT olmak üzere BaĢbakanlık üst yönetimine teĢekkür eder, gerek tebliğ sunacak değerli meslektaĢlanma, gerek tüm katılımcılara saygılanmı sunanm. Arz ederim. Efendim Ģimdide konuĢmalannı yapmak üzere, BaĢbakanlık MüsteĢan Sn. YaĢar Yazıcıoğlu beyefendiyi buraya davet ediyoruz. ı YAġAR YAZ1CIOĞLU BaĢbakanlık MüsteĢarı Sn. BaĢkanım, Sn. BaĢbakanım, Değerli konuklar ve değerli basın mensupları. Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumuna hoĢgeldiniz. Günümüzde Demokratik toplumların en önemli sorunlarından biri belki de en önemlisi kamu yönetimi ile vatandaĢ arasındaki iliĢkilerin düzenlenmesidir, özellikle bireylerin hak ve menfaatlerinin idareye karĢı korunması büyük önem taĢımaktadır. Anayasamızın ikinci maddesinde belirtildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti bir Hukuk Devletidir. Bağımsız yargı, Devletin temeli olmakla beraber Hukuk Devleti ilkesinin gerçekleĢmesi yanlız idarenin yargısal denetimi ile sağlanamaz. Ġdarenin aynı zamanda iĢlemlerini, hukuk kurallarına uygun bir Ģekilde düzenlemesi ve kendini önceden belirlenen hukuki usullerle sınırlandırması, hukuk devleti olmanın gereğidir. 16 2. Oturum KonuĢmaları Çağımızda ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal ve teknolojik alanlardaki geliĢmelerin sonucunda kamu yönetiminde yeni yönetim kavramları ortaya çıkmıĢtır. Bu geliĢmelerin sonucu olarak bireylerin ön planda olduğu ve vatandaĢın müĢteri olarak görüldüğü bir anlayıĢa gelinmiĢtir. Siyasi demokrasinin, idari demokrasiyle desteklenmesi ve kamu hayatının tüm alanlarında açıklığın egemen kılınması çağdaĢ toplum olmanın bir gereğidir. Yönetime katılma olgusu, idare ile vatandaĢın barıĢması sonucunu doğurmaktadır. Ülkemizde kamusal iĢlerin yürütülmesinde vatandaĢ dıĢarıda bırakılmakta, bireylerin siyasi düzeydeki var olan etkileme güçleri idari düzeyde mümkün olamamaktadır. ĠĢte idarenin karar alırken ilgili ya da taraflarla birlikte hareket etmesi ve karar alma yetkisini paylaĢması gerçek demokrasinin ve insan haklarının gereğidir. Bunun sağlanması da Ġdari Usul ile mümkün olacaktır. Sayın BaĢbakanım, değerli konuklar, hukuka bağlı ve demokratik idarenin gerçekleĢtirilmesi günümüzde önemi daha da artan bir ihtiyaç halini almıĢtır. Türkiye'de idare merkeziyetçi ve kati kurallara bağlı bir görünüm arz etmektedir. Merkeziyetçilik, kamu yönetiminde açıklık yerine kapalığın, esnek bir yönetim anlayıĢı yerine katı bir idari anlayıĢı egemen kılmaya yardım etmektedir. Ülkemizde yönetim birey iliĢkilerinde merkez ağırlıklı bir model geçerli bulunmaktadır. Bu modeli esnek bir yapıya kavuĢturmak için idarenin bireyle yakınlaĢması gerekirken aksine süratli bir uzaklaĢmaya doğru gidilmektedir. Diğer yandan çeĢitli nedenlerle kamu idaresinin toplumun beklentileri doğrultusunda iĢlememesi ve bu soruna yöneticilerin yeterli çözüm bulamaması bireyi doğal olmayan yollarla çözüm aramaya yöneltmektedir. Sayın BaĢbakanım, değerli konuklar, Ġdari Usulün oluĢturulması çerçevesinde 1988 yılında Ġdari Usul ve ĠĢlemlerin Düzenlenmesiyle ilgili olarak bir Yetki kanunu çıkartılmıĢ ancak, aynı yıl Anayasa Mahkemesince iptal edilmiĢtir. Aradan 10 yıl geçtikten sonra 55'inc! hükümet döneminde BaĢbakanımızın talimatları ile BaĢbakanlıkça baĢlatılan Yeniden Yapılanma çalıĢmaları kapsamında Ġdari Usul kanununun hazırlanmasına iliĢkin proje yürütülmektedir. Bu proje kapsamında kamu kurum ve kuruluĢlarının, MüsteĢar, MüsteĢar Yardımcısı, Genel Müdür seviyesindeki üst düzey yöneticilerin ve Rektörler ile Valilerin cevaplandırdığı, 500 17 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu katılımlı araĢtırma anketi yapılmıĢ ayrıca A.B.D. Almanya, Avusturya, Ġtalya, Ġspanya ve Ġsviçre Ġdari Usul Kanunları da incelenerek değerlendirilmesi sağlanmıĢtır. Bu sempozyumu yapmaktaki amacımız akademisyenler, yargı mensupları ve kamu yöneticilerimizin Ġdari Usul Kanunu oluĢturulmasına katılımını sağlamak suretiyle görüĢ ve önerilerini almak ve ilgili kesimlerin duyarlı hale getirilmesini temin etmektir. Bu sempozyumda ortaya çıkacak sonuçlarda dikkate alınarak, hazırlanacak olan kanun taslağı bu konudaki çalıĢmamızın sonucu olacaktır. 55'nci hükümet programında yer verilen ve BaĢbakanımızın talimatları ile yürüttüğümüz Kamu Yönetiminin Yeniden Yapılandırılması 200 projesi kapsamında sonuçlandırmayı hedeflediğimiz Ġdari Usul Kanunu hazırlığı projemize iliĢkin bu uluslararası sempozyumun hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum. Sayın Meclis BaĢkanım, BaĢbakanım, değerli konuklar, Ģimdide konuĢmalarını yapmak üzere, Adalet Bakanımız Sayın Oltan Sungurlu'yu buraya davet ediyoruz. Lütfederlerse teĢekkürler, sağolun. Ġdari Usul Kanununa sayın BaĢbakanın niye bu kadar ehemmiyet verdiğini bende meselenin içine girdikçe daha iyi anlamaktayım. Ve ümit ed'ryorumki Demokratik bir toplum olmak ve hukukun üstünlüğünü kabul eden ülkembde artık bu kabil yasalar zorunluk haline gelmiĢtir ve kısa zamanda toplumumuzun hizmetine sunulacaktır. Bu sempozyumunda bu manada olmak üzere faydalı neticeler vereceğine inanıyorum. Bu çalıĢmaları yapan gerek BaĢbakanlık Birimine, gerek bu sempozyumu hazırlayan arkadaĢlara teĢekkür ediyor, saygılar sunuyorum. Efendim Ģimdide konuĢmalarını yapmak üzere BaĢbakanımız sayın Mesut Yılmaz Beyefendiyi buraya davet ediyoruz. TeĢekkürlerimizle, MESUT YILMAZ BaĢbakan Sayın Meclis BaĢkanım, değerli konuklar, Türkiye bir yılı aĢkın bir süreden beri susurluk kazası ile baĢlayan bir süreci yaĢamaktadır. Ġçinde bulunduğumuz bu süreç göstermiĢtir ki, bugün Türkiye'de devlet hayatımızın en önemli problemlerinden birisi idarenin iĢlem ve eylemlerinin denetlenmesidir. 18 2. Oturum KonuĢmaları Aslında biz bu probleme, henüz daha muhalefette olduğumuz dönemde iĢaret etmiĢ ve muhalefette iken bu sorunun çözümü için bazı önerileri dile getirmiĢtik. Nitekim 18 Aralık 1997 mali yılı bütçe konuĢmasında Ģu hususlara dikkati çekmiĢtik. Susurluk kazası sonrasında, idarenin denetimi ortaya çıkmıĢtır. Bu olay çerçevesinde suçluları ortaya çıkarmak ve cezalandırmak Türkiye'nin Hukuk Devleti olmasını göstermek bakımından büyük önem taĢımaktadır. Ancak bu yeterli değildir. Bir daha bu tür suçların iĢlenmemesi, iĢlenirse de bu suçların etkili bir Ģekilde kovuĢturulması için köklü tedbirler almak zorundayız. Ancak bununla da yetinilmemeli idarede keyfiliğin önlenmesi, kanuniliğin sağlanması ve idarenin sağlıklı bir Ģekilde halk tarafından denetlenebilmesi için idare sistemimizde köklü değiĢiklikler yapmak zorundayız. Artık devleti bütünüyle vatandaĢa açmak zorundayız. Uzun asırlara dayanan devlet tecrübemiz boyuna milletimiz idarede yeterince söz sahibi olamamıĢtır. Milletimiz, Ġdare eden olmamıĢtır. Ġdare edenler arasında da olmamıĢtır. Uzun yıllar boyunca ülkemizde hep devlet ve millet arasındaki uçurumlardan söz edilmiĢtir. Yönetenler ile yönetilenler arasındaki kopukluk halen devam edegelen Ģikayet konusudur. Devleti vatandaĢımıza açacak bu değiĢikliklerden bazdan bize göre Ģunlardır: Ġdarenin karar alma mekanizmasının önceden belli bir usule bağlanması, zorunludur. Ġdarenin bütün iĢlemlerini yaparken uyması gereken usul kurallarını tek ve genel bir Ġdari Usui Yasasında toplamalıyız, idarenin karar alma sürecinde keyfiliğe kaçmasını önlemek için genel Ġdari Usul Yasası çıkarmalıyız. Ġkinci olarak bilgi edinme özgürlüğünü vatandaĢımıza bir hak olarak getirerek idarenin kapalılığını kırmak zorundayız. Ġlgili tüm vatandaĢlara, gizli nitelikte olmayan resmi belgelerin incelenmesi, bunların suretlerinin alınabilmesi imkanını eĢit bir Ģekilde bir hak olarak tanımalıyız. Bunu Demokratik Batı ülkelerinde olduğu gibi, Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası çıkararak sağlamalıyız. Ve nihayet üçüncü olarak, idarenin karar almak üzere yaptığı toplantılara vatandaĢlanmızm yetkili biçimde katılabilmelerini sağlamalıya. Değerli konuklar ĠĢte muhalefette Ġken yapağımız bu önerileri gerçekleĢtirebilmek için, hükümete geldikten sonra gerekli çalıĢmaları baĢlattık. O konuĢmamda belirttiğim üç düzenlemeden ilki, hazırlıklarını son safhaya getirdiğimiz ve burada bu sempozyumda tartıĢılacak olan Ġdari Usul Yasası çalıĢmasıdır. 19 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Bu toplantıda getirilen önerilerin ıĢığı alanda, bu çalıĢmaya nihai Ģekil verilecek ve bu çalıĢma bir yasa tasarısı olarak en kısa zamanda yüce meclisimizin önüne getirilecektir. Tine o konuĢmamda belirttiğim çalıĢmalardan ikincisi, bilgi edinme hak ve özgürlüğü konusundaki yasal düzenlemedir. Bu konudaki çalıĢmada, basın kuruluĢlarımızın ve Üniversite hocalarımızın değerli katkılarıyla son Ģeklini almıĢtır. Ġdarenin karar almak üzere yaptığı toplantılara, vatandaĢlarımızın yetkili olarak katılabilmesini sağlayacak yasa çalıĢmasıda devam etmektedir. ġu anda muhalefette iken vatandaĢlarımıza verdiğimiz sözü yerine getirmenin ve ülkemizi tam anlamıyla bir hukuk devleti yapma yolunda önemli bir adımı atmanın mutluluğunu yaĢıyoruz. 18 Aralık 1997'daki konuĢmamda da vurguladığım gibi bu düzenlemeleri yapıp laikıyla hayata geçirdiğimizde Türkiye, tanzimat döneminden bu yana yaĢadığı katı bürokratik devlet yapısı yerine özgürlükçü, sivil, demokrat, saydam, çağdaĢ hukuk devletine kavuĢacaktır. Bu sayede devlet gerçek anlamıyla halkına açılmıĢ onunla bütünleĢmiĢ olacaktır. Bazdan bu değiĢikliklerin yapılması için zamanın erken olduğunu, hantal devlet yapımızın bu değiĢikliği kaldıramayacağını, halkın bu sisteme ayak uyduramayacağını savunabilirler. Ancak böyle düĢünenlere söylenecek bir tek söz vardır. Milletimiz önüne imkanlar açıldığında bunu en iyi Ģekilde değerlendirebilen büyük bir millettir. Millete güvenmek ve devleti bütünüyle onun emrine vermek gerekir. Bu yapılanmayla, devletimiz zayıflamayacak, daha da güçlenecektir. Bu toplantının baĢarılı geçmesini diliyor, hepinize sevgi ve saygılanmı sunuyorum. Sayın BaĢbakanım, Değerli Konuklar, Ģimdi plaket törenimize geçmek istiyorum ve ben plaketleri vermek üzere Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sayın Zehra Odyakmaz hanımefendiyi ve BaĢbakanlık MüsteĢarımız Sayın YaĢar Yazıcıoğlu beyefendiyi buraya davet ediyorum, Lütfederlerse efendim. 20 2. Oturum KonuĢmaları Evet Ģimdide plaketlerini almak üzere Adalet Bakanımız Sn. Oltan Sungurlu beyefendiyi buraya davet ediyoruz. Sn. BaĢbakanımızı, rahatsız edeceğiz bir kez daha lütfen efendim. Efendim Ģimdi de CumhurbaĢkanımız Sn. Süleyman Demirel adına Meclis BaĢkanımız Sn. Hikmet Çetin beyefendi plaketlerini almak üzere lütfederlerse, efendim. Sayın Meclis BaĢkanım, Sayın BaĢbakanım, değerli konuklar. Sempozyumumuz saat 11.45 diye belirtilmiĢ idi programda, kısa bir 15 dakika kadar aradan sonra, sanıyorum 12'yi 5 geçe ilk oturum Ġdari Usul Kanunu ve ilkeleri oturumuyla baĢlayacak. Katılımınız için teĢekkürler efendim. DanıĢtay BaĢkanı Sayın Firuzan ĠKĠNCĠOĞULIARl'nın Sempozyuma Gönderdikleri AçılıĢ KonuĢmaları 17-18 Ocak 1998 günlerinde yapılacak olan Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı konulu uluslararası sempozyuma, önemli mazeretim nedeni ile Ankara dıĢında olacağımdan katılamıyorum. Anayasamızın 2.maddesinde belirtildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti bir Hukuk Devletidir. Bağımsız yargı hukuk devletinin temeli olmakla beraber Hukuk Devleti ilkesinin gerçekleĢmesi yanltz idarenin yargısal denetimi ile sağlanamaz. Ġdarenin aynı zamanda iĢlemlerini hukuk kurallarına uygun Ģekilde düzenlemesi ve kendini önceden belirlenen hukuki usullerle sınırlandırması hukuk devleti olmanın bir gereğidir. DanıĢtay ve idari mahkemelerin, iĢ yükü nedeni ile yargısal denetimin kabul edilebilir bir sürede yerine getirilemediği bir gerçektir. Bu konuda DanıĢtay Kanununda yapılan bir değiĢiklikle daire sayısı arttırılmıĢ ise de açılan dava sayısı karĢısında, istenilen sonuca ulaĢılamamıĢtır. Bu nedenle mevcut yasalarda değiĢiklik yapılması yeterli olmayıp, yargıdaki iĢ yükü azaltılması, uyuĢmazlıkların önlenmesi ya da asgariye indirilmesi sağlanacaktır. Esasen DanıĢtay ve idari yargı günü olan 10 Mayıs 1994 günü yaptığım konuĢmamda, bu konuya önemle yer verilmiĢ, yine 10 Mayıs 1997 gününde yaptığım konuĢmamda da aynen, bu bağlamda idari faaliyetlerin demokratik ve hukuka bağlılık ilkelerine uygun bir biçimde yürütülmesini sağlamak, idareyi hukuka uygun iĢlemler yapmaya zorlamak ve uyuĢmazlıkları, yargıya baĢvurulmadan çözüme kavuĢturmak amacıyla idarenin yasalarla 21 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu kendine verilen görev ve yetkileri kullanmadaki sorumlulukları düzenleyecek, bir Ġdari Usul Yasası öncelikle çıkarılmasında yarar görüyor, ve bu konuda yapılacak çalıĢmalara, DanıĢtay içtihatlannın ıĢık tutacağı inancını taĢıyorum, demek suretiyle kanunun gerekliliği açıkça dile getirilmiĢtir. BaĢbakanlığın üstlenmesi ve Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesinin katkılarıyla düzenlenen sempozyumun baĢanlı geçmesini diler, katkıda bulunanlara teĢekkür ederim. Evet değerli konuklanınız, sempozyumun birinci oturumunun konusu elinizdeki program metinlerinden de bildiğiniz üzere Ġdari Usul Kanunu ve Ġlkeleri, oturumda yer alacak konuklarımızı ben tek tek buraya davet etmek isliyorum. Prof. Dr. Sayın Lütfi Duran beyefendiyi yerlerine alacağız. Ve daha sonra Ghair of the Administrative Law Section of the American Bar Assocation, Mr. John Hardin Young. Daha sonra Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden, Yardımcı Doç. Dr. Sn. Bahtiyar Akyılmaz ve Ankara Ġdare Mahkemesi Üyesi Sn. Gürsel özkan'ıda yerlerine alacağız, son olarakta, Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın Yıldızhan Yayia'yı oturum baĢkanı olarak yerlerine davet ediyoruz efendim. Kolaylıklar diliyoruz, iyi çalıĢmalar diliyoruz, sempozyumun güzel geçmesi dileği ile sağolun. I.OTURUM OTURUMUN KONUSU: /DAR/ USUL KANUNU VE ĠLKELERĠ OTURUM BAġKANI Prof.Dr.YiIdizhan YAYLA, Galatasaray Üniversitesi Rektörü KONUġMACILAR ADMINISRATTVE PROCEDURE ACT OF USA John Hardîn YOUNG, Vice-Chaîr OfThe Administrative Law Section Of The American Bar Association ĠDARÎ USUL ĠLKELERĠ VE KAPSADIĞI KONULAR Prof.Dr.LütfĠ DURAN , istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi 22 2. Oturum KonuĢmaları YENĠ BĠR ĠDARĠ USUL KANUNU ÖRNEĞĠ: ĠSPANYA KAMU ĠDARELERĠNĠN HUKUKĠ REJĠMĠ VE GENEL ĠDARĠ USULÜ DÜZENLEYEN KANUN Yrd.Doç.Dr.BahtIyar AKYILMAZ, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi ĠDARĠ USUL KANUNUNDA DÜZENLEENMESĠ GEREKEN GENEL ĠDARĠ USUL ĠLKELERĠ Gürsel ÖZKAN Ankara Ġdare Mahkemesi Üyesi, BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı I.OTURUM ĠDARĠ USUL KANUNU VE ĠLKELERĠ OTURUM BAġKANI: Prof.Dr.Yıldızhan YAYLA Galatasaray Üniversitesi Rektörü Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin değerli mensupları, temsilcileri, değerli konuklar, değerli meslektaĢlarım. Ġdari Usul Kanunu hazırlığı çerçevesinde düzenlenen bu sempozyumun birinci oturumunu açıyorum. Ben bu toplantının birinci oturumunu Ġdari Usul Kanunu ve Ġlkeleri baĢlığını taĢıyan birinci oturumunu açarken, bir iki noktaya temas etmek istiyorum. Ġdari Usul Kanunu sabahleyinde belirtildiği gibi, çok önemli konulan içeren, tartıĢmalara gebe bir konu. Bir kere Hukuk Devleti Ġlkesini doğrudan ilgilendiriyor, bu arada yürütme, siyasi iktidar, özerk idare, kamu görevlileri ve idare edilenler, dizisini ilgilendiriyor. Bu yüzdende bir hükümetin böyle bir konuyu ele alması bence gerçekten takdire değer, çünkü siyasi iktidarı ciddi ölçüde sınırlayabilecek, bedeli bu Ģekilde kendileri içinde önemli olan bir konu. Bunun yanında saydam idare anlayıĢımda gerektiren bir konu olduğu için, idare 23 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu edenlerin diyelim yönetime idareci olarak katılanların takdir yetkilerini sınırlayabilecek olan yaptıkları iĢleri günıĢığında, herkesin önünde yapmalarını sağlayacak olan bir sistem olduğu için, aynca bedeli daha Ģimdiden düĢünülmesi gereken bir konu. Tabî buna bağlı olarakta kiĢi hak ve hürriyetlerini çok yakından ilgilendiren bir konu, ama kiĢi hak ve hürriyetlerini ilgilendirirken, kiĢi hak ve hürriyetlerinin karĢısında sadece idare edenlerin yetkileri olsa, gene iĢ biraz daha kolay, kiĢi hak ve hürriyetlerinin baĢka kiĢi hak ve hûrriyetleriylede çatıĢabileceği bir konu. Dolayısıyla bir kaç yönden, hem çok ciddi, hem çok zor düzenlemelere konu olabilecek olan bir konu; Kendi Ġçinde, baĢka bir özelliği daha var. Ġçinde Türkiyenin de bulunduğu Fransanın baĢı çektiği, geliĢmiĢ idari yargı sistemine ve onun uzun süredir yerleĢmiĢ içtihatlarına ve bir Ġdari Usul kodifikasyonu yoluyla kuralların ne derece dondurulablleceği, geliĢmelerin dondurulması sebebiyle, ilerlemenin bundan zarar görüp göremeyeceği gibi bir takım tartıĢmaları da içermekte. Bütün bunlar çok önemli olduğu için sempozyum programına baktığımda, gerçekten hepsini kapsayacak baĢlıklar aradım ve buldum. Bu baĢlıklar sebebiyle ve tabi bunun içeriğini oluĢturacak olan katılımcıların katkıları sebebiyle baĢta BaĢbakanlığımızın bu konudaki çabaları dolayısı ile kendilerine teĢekkür ederken, özellikle de Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesine, Dekanına ve yakın çalıĢma arkadaĢlarına teĢekkür etmek istiyorum, çünkü isabetli bir program ve baĢlıklar seçimi yapılmıĢ. ġimdi ben, konuĢmada birinci sırayı değerli hocam aldığı için, bir kere daha bakıyorum, Sn. Prof. LOtfl Duran Hocamızı teĢriflerinde alırız. O zaman sıramızda Amerikan Barolar Birliği Ġdare Hukuku BaĢkan Yardımcısı Sayın John Hardin Young, yanımda ve kendileri konuĢmalarını böylece birinci sırada yapacaklar ben kendilerine sözü veriyorum. ADMINISRATIVE PROCEDURE ACT OF U.S.A John Hardîn YOUNG Vlce-Chair Of The Admlnistratîve Law Section Of The American Bar Association Thank you very much distinguished offidals, distinguished panelists, distinguished participants. The Administrative Procedure Act of the US was enacted 50 years ago in 1946. It has added space to guiding principles. First of ali, the decisions of administrative agencies must be open and rational. Second, the process of 24 2. Oturum KonuĢmaları administrative Iaw must be transparent. We find in the administrative procedures act (ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT) the decisions by the congress of the USA to ensure that the administrative procedures follovv paıticipatory intentions behind a democratic government. There are four principle concepts that underlie the A.P.A. The first Ġs to require the agencies to keep the public currently informed about the administrative procedures and laws. Second and equally important, the ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT provides for public paıtîcipation in the rule making process. Third, ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT sets forth formal Standard for the conduct of rule making and administrative adjudication. Last and the principle intention of the ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT is to restate and affirm the law, judiciary view of administrative agencies. It is important to know that the word agency in the ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT covers every instrumentality of the government. There are very few exceptions. Those relate basicaily to the national security. Let me turn to the structure of the ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT for a moment? The Act is focusing on two different but coequaI functions of tiıe government The first is rule making and the second is adjudication. You also find in administrative act other provisions relating to the resoiutions and disputes to negotiated rule-rnaking and a subject Pil touch on in a moment and that is the freedom of information. It may be said that rule making is agency action regulating the future conduct to the formulatiön and issuance of agency statements designed to implement or interpret the law or policy. By contrast, adjudication deals with the establishment of past or present rights arising out of a dispute betvveen parties including as one of the parties being an agency of the US Government. The ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT dMdes adjudication and rule making into tvro different form. The first is formal rule-making adjudication and the other înformal. The distinction betvveen what is formal and informal depends on the vvill of the congress of the US. Since ali the administrative authority derives from an act of Iegislation it is then to the Iegislator to determine as the voice of the people the process for the administrative agency. The congress of the US wiil determine if somethîng should be subject to formal rule making or adjudication by requiring that the proceeding is to be on a record after an opportunity for an agency. It is important to know this distinction. It is that there has to be record made after an opportunity for an agency. That vvill apply both to rule making and to adjudication. Section 5.5.3 of the ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT sets forth the basic requirements for rule making. Those are, first, that there'H be notice of the intended rule making. That is to publish a proposed notice of rule making. 25 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu That notice will be published in an official publication of the US government called the federal register is available to ali government officiais and to ali citizens. It is even available on the internet. That notice vvill provide the intention of the administrative agency in proposing certain rules. WĠthout notice, rules may not be valid. Finally in the notice of proposed rule making there is an opportunity for some Ievel of participation. At a minimum that Ievel of participation must include the publicibiiity to comment on a rule. Their comment may be eîther orally or it may be in the submission of vvritten data, opinions or information. A final rule issued by the administrative agency must incorporate prior to setting forth of rule, a statement of its basis and purposes. And in that statement in basis it must set forth a summary of the vlews of public and ît must set forth the reasons why the agency made certain determinations. It is an effort to ensure that the agency rule has considered the public interest, that ît is rational and that the process is transparent That is what you see is what you get. Rule making proceeding can also be every complex and can involve the taking of evidence cross examination and the formulation of policy. That type of rule making is setting particularly useful in determining certain fees, rates and tariffs as they are related to Utilities. Let's turn for a moment to formal adjudication. Adjudication may be said to be famîliar to most of us as it is like a trial. It is a trial in vvhich both sîdes presents evidence. There is a right to cross examination and again right to participate. 5.5.4. of the ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT rules bids the presiding officer from engaging in any expart take communîcation. That means any Communications with the parties or any Communications with government officiais outside of the proceeding. This section also provides for the guarantee of the separation of functions. By separation of function the act means that the decision maker must be independent from the parties but also must be independent from any interference from any other interests, including the interest vvithin the government The attempt is to get an impartial decision. That is not to say, reflecting on the vvords of the prime minister that the administrative agency actions are not revievvable they certainly are, because these - are stili actions of an administrative body. But at the heart of an ADMINISTRATIVE PROCEDURE ACT is an attempt to ensure that in both rule making and adjudication we have on the record for ali to examine the process and the decision. . Any one reading either a rule or an order from adjudication should be able to understand fully what has been considered and vvhat the decision is and from those facts one can determine vvhether it is ratlonal and whether it is correct And it is important to reallze that the ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT vvas a response in the US to concerns expressed from the 20s and 30s as the administrative agencies began to grow in US to ensure that the bureaucracy vvas 26 2. Oturum KonuĢmaları given the tools to make decisions but at the same time the decisions were not arbitrary copritlous that is they must be ratlonal. To ensure that rules and adjudications are fair the ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT in section 701 and 706 provide prejudicial revievv. Sîgniflcantly in section 702, the right to do judicial revievv is guaranteed. Other sections of ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT provide for the form for that revievv and for process pending revievv. Most decisions if not ali decisions of administrative agency of the US government are revievvable in the US dlstrict courts, our federal courts. Reallze that in the US we are stili a federal union. Each of the 50 states maintains some sovereignty. Each of the states have parallels vvith the ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT and parallels vvith the judiciary revviev of decisions vvithin the state system. i A revievv in court of a decision either in rule making or an adjudication may do the follovving. First, It may compel agency action, vvhich is unlavvfully vvithheld. Second, it may hold unlavvful and set aside agency action. Findings and conclusions of that agency îf they are arbitrary, copritlous and abuse of discretion and othervvise not in accordance vvith Iaw. An agency rule or adjudication may be set aside Ġf it is contrary to a constitutional right, privilege or immunity. Third, an order of rule may be set aside if it is in excess of the agencies jurisdiction next, it may set aside if it has been issued vvithout follovving the procedures set forth in the ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT or by law. Adjudications may be set aside by a court if they did not follovv the substantive evidence in a case that vvhere the decision vvas îrrational vvhen vlevylng the evidence. And last it may be set aside if the facts that are subject to an independent trial by the court. That is the law has been left to the courts for a certain determination. Let me turn very briefly in the remaining time to adjunct provisions of the ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT. First, we have the Freedom of Information Act, found in section 552A. What this act says is that ali governmental information subject to a series of exceptions vvhich deal vvkh the liberty process or deal vvith certain military applications but ali government information is presumed to be disclosable, that is citizens have the right to have ali the information possessed by the government In the process for seeking information is a letter to the agency requesting the information. Agency is required by law to respond vvithin 10 days. Second, as for individuals we have something called the privacy act The privacy act in turn provides that information about individuals. That is those things that the government coilects about each of us vvhether we have social security benefits or own dealings vvith law enforcement agencies or personnel records shouid you join the federal government are not to be disclosed. So vve have in the information area, two overriding policies. First, ali government 27 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu information that is vvhat the government does must be disclosed except the information it has about the individuals. And that is so because only in a participatory democracy, can you have free exchange of ideas and yet protect the individuals because at the base of the ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT is an attempt to ensure full and fair participation. That means that the groups may assemble to provide notice and comment and they may participate in adjudication and they may seek judicial revievv for those of you that are attorney. You'II be interested to see that other acts that are related to ADMĠNĠSTRATĠVE PROCEDURE ACT can apply in Grand Attorneys Fees. On that note let me thank you and refer to my distinguished panelist vvho I am sure vvill be far more lucid as that I could be, Thank you. BĠLDĠRĠNĠN TÜRKÇESĠ: Saygıdeğer devlet yetkilileri, saygıdeğer panalistler, saygıdeğer katılımcılar. ABD'nin Ġdari Usul Yasası 50 yıl önce, 1946'da yürürlüğe girmiĢtir. Temelinde bir takım aydınlatıcı prensipler bulunmaktadır. Birincisi, yönetim organlarının kararlan açık ve rasyonel olmalıdır. Ġkincisi, idari hukuk süreci saydam olmalıdır. Ġdari Usul Yasası ile ABD Kongresi, idari prosedürlerin, demokratik bir hükümetin arkasında katılımcılık amacına ulaĢmasını sağlamaya çalıĢmaktadır. Ġdari Usul Yasası temel olarak dört ana kavramı içerir. Birincisi, kuruluĢların, halkı, sürekli olarak idari prosedürler ve hukuk hakkında bilgilendirmesini sağlamaktır. Ġkinci ve eĢit derecede önemli olarak ise, Ġdari Usul Yasası yönetim sürecine kamunun katılımını sağlar. Üçüncü olarak Ġdari Usul Yasası hdkuğun iĢlerliğinin sağlanması ve idari hüküm için resmi standartları belirler. Ġdari Usul Yasasının son ve temel amacı ise, idari kuruluĢların yargıya iliĢkin görüĢlerini belirtmektir. Ġdari Usul Yasasındaki kuruluĢ kelimesinin hükümetin her tür aracını içerdiğini belirtmek gerekir. Milli güvenlikle ilgili olarak çok az istisna mevcuttur. Ġdari Usul Yasasının yapısından bahsetmek istiyorum. Yasa, hükümetin iki farklı ancak eĢdeğer iĢlevine yoğunlaĢmaktadır. Birincisi yönetim, ikincisi hüküm vermedir. Ayrıca idari yasada, kararnamelere ve uzlaĢmalı yönetime dair ihtilaflara ve birazdan değineceğim bir konuya yani bilgi edinme özgürlüğüne iliĢkin diğer hükümleri de bulabilirsiniz. Kanun koymanın, hukuğu ya da politikayı uygulayabilmek ya da yorumlayabilmek için tasarlanmıĢ olan kuruluĢ bildirimlerinin formülasyonu ve basılmasını düzenleyen bir kuruluĢ eylemidir. Bunun aksine, hüküm verme,bir tanesi ABD hükümetinin bir kuruluĢu olan iki taraf arasında ortaya çıkan bir ihtilaftan kaynaklanan geçmiĢteki ya da mevcut hakların oluĢturulması ile ilgilenmektedir. 28 2. Oturum KonuĢmaları Ġdari Usul Yasası kanun koyma ve hüküm vermeyi iki farklı kıĢıma ayırır. Birincisi resmi kanun koyma ve hüküm verme ile resmi olmayan kanun koyma ve hüküm vermedir. Resmi ve resmi olmayan arasındaki fark ABD kongresinin iradesine bağlıdır. Bütün idari otorite bir yasama kanunundan kaynaklandığı için, yasamayı yapan kiĢi ya da kuruluĢ karan verir. Çünkü, kamunun sesi idari kuruluĢ için süreci oluĢturan unsurdur. ABD kongresi, bir kuruluĢ için söz konusu olan fırsattan sonra, bir bildirimin kaydedilmesini gerektirerek, neyin resmi kanun koyma ya da hüküm vermeye tabi olması gerektiğine karar verir. Bu farkı anlamak önemlidir. Bir kuruluĢ için söz konusu olan fırsattan sonra bir kayıt mevcut olmalıdır. Bu hem kanun koyma hem de hüküm verme kavranılan için ayndır. Ġdari Usul Yasasının 5.5.3 bölümü kanun koymak Ġçin gerekli olan koĢullan açıklar. Bunlan Ģöyle sıralayabiliriz. Birinci olarak, amaçlanan kanun koyma iĢleminin duyurusu yapılmalıdır. Yani önerilen kanun koyma iĢlemi duyurusu yayınlanmıĢ olmalıdır. Bu duyuru, federal sicil adı verilen ve bütün hükümet çalıĢanlarının ve tüm vatandaĢlann ulaĢabildiği bir resmi yayında çıkmalıdır. Bu sicil Ġnternette de mevcuttur. Bu duyuru belirli kurallann önerilmesinde, idari kuruluĢun amacını belirtir. Duyuru olmadan, kurallar geçerli olmaz. Son olarak, bu önerilen kanun koyma duyurusunda belirli bir düzeyde katılım için fırsat sunulmalıdır. Bu katılım düzeyi minimum olarak, kamunun bir kanun hakkında yorum yapmasını öngörmelidir. Bu yorum sözlü olabilir ya da yazılı bilginin verilerin ya da düĢüncelerin sunulması Ģeklinde gerçekleĢebilir. Ġdari kuruluĢ tarafından bir kanun çıkarılmadan önce bu kanunun temelleri ve amaçlan belirtilmelidir. Bu bildirimde, kamunun fikirlerinin bir özetine ve kuruluĢun neden bu karara vardığına dair sebepler yer almalıdır. Bu, kuruluĢun kamunun çıkarını gözettiğini, akılcı bir yaklaĢıma ve saydam bir yapıya sahip olduğunu göstermek için harcanan bir çabadır. Yani, gördüğünüz ve aldığınız aynı Ģeydir. Kanun koymakla ilgili bildirimler son derece karmaĢık olabilir ve kanıt, karĢı inceleme ve politika formülasyonu gerektirebilir. Kanun koyma biçimi, belirli ücretlerin oranlann ve tariflerin belirlenmesinde yararlıdır. Çünkü, bunlar kamu hizmetleriyle iliĢkili kavramlardır. Resmi hüküm verme konusuna geri dönmek istiyorum. Hüküm verme çoğumuza tanıdık gelen bir olaydır. Çünkü, bize mahkemeyi hatırlatır. Her iki tarafın da kanıtiannı sunduğu bir mahkemedir. Ġkinci bir inceleme hakkı ve yine katılım hakkı vardır. Ġdari Usul Yasasının 5.5.4. bölümü konuyla ilgili devlet çalıĢanının, 29 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu herhangi bir taraf dıĢı iliĢkiye girmesini yasaklar. Yani taraflarla ya da hükümet görevlileri ile bildirimler haricinde temas kurulması yasaktır. Bu bölüm, aynı zamanda ĠĢlevlerin ayrılığı ile ilgili olarak güvence sağlar. ĠĢlevlerin ayrılığı ile kast edilen Ģudur: Karan veren kiĢi taraflardan ve hükümet içindeki çıkarlarda dahil olmak üzere diğer tüm çıkarlardan gelecek müdahaleden bağımsız olmalıdır. Amaç, tarafsız bir karara varmaktır. Sayın BaĢbakınm sözlerini hatırlayacak olursak, bu idari kuruluĢ eylemlerinin incelenebilir olmadığı anlamına gelmemektedir. Tabiki bu eylemler incelenebilir. Çünkü, bu eylemler bir idari organa ait eylemler. Ancak bir Ġdari Usul Yasasının özünde, hem kanun koyma hem de hüküm vermede, herkes Ġçin karan ve süreci inceleme olanağının kayıt tutma yolu ile sağlanması amacı yer almaktadır. Bir yasayı ya da bir hüküm emrini okuyan herkes karann ne olduğunu ve neyin amaçlandığını anlayabilmelidir. Bu gerçekler sayesinde kiĢi bunun makul olup olmadığına ve doğru mu yanlıĢ mı olduğuna karar verir. Aynca, Ġdari Usul Yasasının, ABD'de 20'ler ve 37lerden sonra bir tepki olarak ortaya çıktığını da unutmamak gereklidir. ABD'de, bürokrasinin karar vermek için gerekli araçlara sahip olduğunu ve aynı zamanda bu kararlann keyfi olarak alınmadığını, yani rasyonel olduğunu ispatlamak için ortaya çıkmıĢtır. Kanunlann ve hükümlerin adil olduğunu göstermek amacıyla Ġdari Usul Yasasının 701 ve 706 bölümleri yargı öncesi inceleme için olanak sağlar. Aynca bölüm 702'de, yargısal inceleme hakkı garanti altına alınmıĢtır. Ġdari Usul Yasasının diğer bölümleri bu incelemenin Ģekli ile ilgili unsurlar içerir. Hangi tür eylemlerin incelenebilir olduğundan ve sürecin askıya alınmasına iliĢkin incelemeden bahseder. ABD hükümetinin idari kuruluĢlannın kararlannm tamamı olmasa da çoğu, federal mahkemelerde yani ABD bölge mahkemelerinde incelenebilir. ABD'de biz hala federal bir yapıya sahibiz. 50 eyaletin her biri egemendir. Eyaletlerin hepsi Ġdari Usul Yasası ile paralel özelliklere sahiptir ve eyalet sistemindeki kararlann yargısal olarak incelenmesi Ġle paralel özellikleri de vardır. Kanun koymada ya da hüküm vermede bir karar mahkemesinde yapılan inceleme hakkında Ģunu söyleyebiliriz. Birincisi, yasal olmayarak tutulan kuruluĢ eylemini geri çeker. Ġkinci olarak, yasal olmayan ve bir kenara bırakılmıĢ olan kuruluĢ eylemini tutabilir. Bu kuruluĢun bulguları ve kararlan eğer keyfi olarak belirienmiĢse, isteğin suistimali sözkonusuysa ve yasaya uygunluk yoksa aynı Ģekilde hareket edebilir. Bir idari kanun koyma ya da hüküm verme iĢlemi, eğer kuruluĢun yargı alanının dıĢında ise kenarda bırakılabilir. Aynca, Ġdari Usul Yasasında ya da hukukta belirtilen prosedürleri takip etmeden çıkanlmıĢsa, yine bir kenara bırakılabilir. Hüküm verme, eğer bir davadaki kanıtlarla uygunluk içermiyorsa da mahkeme tarafından geçersiz sayılabilir. Yani kanıt Ġncelenirken karann makul olmadığı ortaya çıkabilir. Ve son olarak, eğer gerçekler mahkeme 30 2. Oturum KonuĢmaları tarafından yapılacak bir bağımsız davaya tabi ise geçersiz sayılabilir. Yani, belirli bir karan, mahkemelere yasalara bırakılmıĢtır. Kalan zamanımda, kısaca Ġdari Usul Yasasının ek hükümlerine değinmek istiyorum. Ġlk önce, bölüm 552/a'da yer alan Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası vardır. Bu yasaya göre, özgürlük süreci ile ya da belirii askeri uygulamalarla ilgilenen bir dizi istisnaya tabi olan hükümete ait bilgiler dıĢındaki, hükümetin sahip olduğu bilginin tamamı açıklanabilir. Bilgi arama sürecinde, bilgiyi talep eden kuruluĢa yazılmıĢ olan bir mektup da yer alır. KuruluĢun 10 gün içinde bu mektuba cevap vermesi gereklidir. Ġkinci olarak, bireyler için söz konusu olan gizlilik kanunu vardır. Bu kanuna göre, bireylere iliĢkin bilgiler yani hükümetin topladığı bazı veriler örneğin sosyal güvenlik faydalan ya da hukuki kuruluĢlarla olan iliĢkiler ya da personel kayıtlan gibi bilgiler federal hükümette çalıĢan birisi tarafından açıklanamaz. Bu nedenle, bilgi alanında baĢlıca iki politika yer almaktadır. Birincisi, bireylerle ilgili bilgiler dıĢında hükümetin sahip olduğu tüm bilgiler açıklanmalıdır, çünkü ancak katılımcı bir demokraside serbest fikir alıĢ veriĢi ve aynı zamanda bireylerin korunabilmesi mümkündür. Ġdari Usul Yasasının temelinde tam ve adil katılımın sağlanması amacı yer almaktadır. Yani, duyuru da bulunmak, yorum yapmak Ġçin gruplar toplanabilir, bu gruplar hüküm verme sürecine katılabilir, yargısal inceleme talep edebilir. Aranızdaki dava vekilleri için Ġdari Usul Yasası ile ilgili olan diğer kanunlann da büyük dava vekillerinin uygulandığını öğrenmek ilginç olacaktır. Sizlere çok teĢekkür ediyor ve mikrofonu benden daha açıklayıcı bilgiler sunacağına inandığım sayın panaiiste vermek istiyorum. TeĢekkür ederim. BaĢkan: Bay Young'a teĢekkür ediyoruz. Kendilerinin açıklamaları zannediyorum baĢta iĢaret ettiğimiz zorlukların ne kadar önemli olduğunu gösteriyor, özellikle kiĢi haklan konusunda, kiĢiler hakkında bilgi edinme haklan konusunda ne kadar titiz davranılması gerektiğini ortaya koyuyor. ġimdi ben programa göre, birinci konuĢmacı olan, değerli hocam, asistanlığını yapmıĢ olmaktan çok gurur duyduğum Sayın Prof. Dr. Lütfi Duran'a sözü veriyorum. Kendileri Ġdari Usul Kanunu ve Ġlkeleri konusunda, bu usul ilkelerinin kapsadığı konulan bize anlatacaklar teĢekkür ediyorum sayın hocam buyrun. ĠDARÎ USUL ĠLKELERĠ VE KAPSADIĞI KONULAR Prof.Dr.Lütfi DURAN 31 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Emekli öğretim Üyesi TeĢekkür ederim Sn. BaĢkan, Sn. dinleyenler. Ben bu toplantıya gelirken, konusu ve mahiyeti hakkında pek bilgi sahibi değildim. Ġstanbul'dayım ancak bugünkü tartıĢmanın, Ġdari Usule iliĢkin olduğunu öğrendim ve ona göre birĢeyler hazırlamaya çalıĢtım. Fakat zamanın darlığı dolayısıyla burada»hepsini anlatmak mümkün olmayacak ve gerekli de değil. Zaten, mükerrerlikler de olabilir. O itibarla fazla uzatmadan, iĢi kısa kesmek istiyorum. Ama daha önce bir iki metodolojik ve terminolojik izahlar yahutta mülahazalarda bulunmak isterim. Birincisi, bu konu da Türkiye'de genel bir Ġdari Usul Kanunu hazırlanması gerektiği sırada yapıldığına göre, esas itibarıyla bir mecelle, kod hazırlanması söz konusu diye düĢündüm ve onun için konuyu bütünüyle ele almak daha doğru olur diye düĢündüm. Tabii bu arada örnekler de vermek gereklidir. Soyut kalmaması için açıklamaların, yani bir takım Ġdari Usul kurallarından da söz etmek gerekecektir. Bu, büyük çapta bütün usul kurallarını içerecek bir kod hazırlığı uzun zaman isteyen, derin ve geniĢ araĢtırmaları gerektiren bir iĢ olmak gerekir. Bu itibarla, böyle hızlı bir çalıĢmayla da olsa, bunu gerektiği gibi baĢarmak, sonuçlandırmak pek mümkün olmadığını sanıyorum. Ama tabii bu iĢin giriĢimcileri ne düĢünüyorlar, ne yapmak istiyorlar bilemem, tam olarak. Bu itibarla, bu bir belkide baĢlangıç olmalıydı, bir sonuç değil, bu toplantı. Gerçekten elimizde herhangi bir taslak veya tasan hiç yok. Belki öyle olsaydı, onun üzerinde yoğunlaĢarak daha yararlı bir Ģey yapılabilirdi. Terminolojik mülahazalara gelince, Türk Hukukunda terminoloji öztürkçeleĢtirme dolayısıyla biraz karıĢıklık vücuda getirmiĢtir, meydana getirmiĢtir. Eski tabirlerle yeni terimler karĢılıklı gelecek Ģekilde, yani çakıĢacak Ģekilde olmamıĢtır, örneğin bu konuda, idari karar alınması sürecinde ne gibi Ģekil veya usul Ģartianna uyulması gerektiği söz konusu olmaktadır. Ama biz daha çok iĢlem tabirini kullanıyoruz. Çünkü yeni kanunlarda hep iĢlemden söz ediliyor. 32 2. Oturum KonuĢmaları Oysa iĢlem aslında muamele karĢılığı olmak lazım gelir idi. Ama bugünkü Ġdari Yargılama Usulü Kanununda idari iĢlemlere karĢı iptal davasından söz ediliyor. E bu ĠĢlem nedir? Bankada yapılan muameleye de iĢlem deniliyor. ĠĢlem, her türlü düzenleyici iĢleme deniyor; yahutta herhangi bir münferit karar da iĢlem oluyor. Bu itibarla karıĢıklığa meydan verebilecek bir terim bu. Eski tabir olarak tasarruf denirdi ki en doğrusu odur sanıyorum. Ġdare hukuku bakımından tasarruf, özel hukuk bakımından da tasarruf daha doğru, daha uygun bir terim ama ĠĢte eski Arapça olduğu için pek kullanılmıyor, kullanılmak istenmiyor yahut ben Ģimdi konuĢurken, iĢlem de demiĢ olabilirim, karar da demiĢ olabilirim muamelede demiĢ olabilirim ama kasıt idarenin daha ziyade tek yanlı tasarrufları, iki taraflı; tasarruftan da vardır. Tabii idarenin sözleĢmeleri veya ona yakın olan tasarrufları, onlarda da usul! kurallara, usul kurallanna uymak gerekir, fakat bütün hepsini içine alacak bir Ġdari Usul Kanunu çok mufassal çok aynntılı olabilir ve en sonunda söyleyeceğim gibi Türkiye'de bugün için tek bir idare usulü mecellesi yapmak hem zaman Ġtibariyle mümkün değil, hem de pratik balamdan doğru değildir. Bunları en sonunda ortaya koymaya çalıĢacağım. Tabii bu terminoloji meselesinde, yalnız iĢlem söz konusu değil daha baĢka sözcükler, mesela düzenleme. Bir de kamu kurum ve kuruluĢlan terimi var. Bu nedir? Kamu kurumu nedir? Kamu kuruluĢu nedir? Bunu bilmek kestirmek mümkün değil, acaba kamu kurumu, bizim bildiğimiz eski amme müessesi mi yani tüzel kiĢiliği olan devletin dıĢında ayn bir quantite, bir varlık mıdır; yoksa herhangi bir kurum tüzel kiĢiliği olmasa da bir kurum kuruluĢ devletin muhtelif merkez kuruluĢu yani teĢkilatı, bir de taĢra teĢkilatı o mu kastediliyor? O da belli değil yani terimlerde bir belirsizlik kesin olmayan bir Ģey var ve o yüzden anlatılanlar söylenenler bilmeyenler bakımından pek kolay benimsenmiyor yahutta kabullenilmiyor. O itibarla müĢkilat var bu gibi konularda konuĢmakta müĢkilat var. Her neyse Ģimdi geliyorum esasa, yani konunun esasına. Ġdari usul idarenin kararlannı oluĢturmasında izlenmesi gereken yol ve yordamlann yer aldığı bir süreç, bir vetire bir prosesüs olarak tanımlanabilir kabaca. Bu prosesüs, bu vetire içinde tabii bir takım Ģekil koĢullan da vardır. Ama Ģekil ile usul birbirinden farklı kavramlardır; Ģekli daha belirli ve sabit bîr veridir, bir unsurdur, usul ise dinamik ve karmaĢık bir Ģeydir bir veridir, usul bir tek noktadan ibaret değildir, Ģekil ise bir tek unsurdan ibaret olabilir. Bazen girift olan Ģekliler de olabilir ama tek bir veridir tek bir unsurdur. Bu aynmı yapmakta yarar var, çünkü bizim kanunianmızda veya mevzuatımızda genel olarak Ģekilden bahsedilir, Ġdari Usulden söz edilmez. Ama Ġdari Usul diye bir kavram ya da bir terim yoksa da o müessese vardır. Mesela kamulaĢtırma usûlü mesela imar plan ve haritalannın tanzimi usûlü vardır. Ama Ġdari Usul diye genel bîr kavram genel bir müessese henüz yoktur ama buna rağmen Ġdari Yargılama Usûlü Kanununda, idari iĢlemlerin öğeleri sayılırken Ģekil diye bir unsur vardır. O Ģeklin içinde adeta gömülü olarak usûl de kabul edilmektedir. Usulde vardır. Bu Ģekil veya usûl birbiriyle 33 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu karıĢabileceği veyahutta içice olabileceği gibi ayn ayn da olabilir. Basit bir Ģekil Ģartı bir usûl oluĢturmaz bir usûldür denemez. O itibarla idari usûl düzenlenirken yahut tanzim edilirken kanuna bağlanırken Ģekilleri teker teker aynca göstermek gerekmediği kanısındayım. Onlar özel kanunlarda veya mevzuatın baĢka Ģekillerinde, tüzükte, yönetmelikte gösterilebilir ama bütün kararlann, bütün iĢlemlerin uyması gereken kurallar bu genel Ġdari Usûl Kanununda yer alabilir, almalıdır denebilir. Bu genel olan açıklamalardan sonra idari usûlün, idare usûlünün prensip yahut ilkelerini açıklamak istiyorum. Bu ilkeleri açıklarken Ģunu kastediyorum yani, Ġdari usûl kurallarına egemen olan hakim olan hepsini yönlendiren ne gibi esaslar vardır, ne gibi ilkeler vardır. Bunlar, herkesin kabul ettiği ittifak ettiği ilkeler olmayabilir. Esasen bu konuĢmada yaptığım Ģey Türk hukuku doktrin ve içtahatlan ile Fransız hukuku içtahat ve doktrininde idari usûl olarak ortaya konulmuĢ olan Ģeyleri derleyip toparlamaktan ibarettir. Ben burada çok orijinal yönünü teĢkil edecek bir Ģey söyleyecek değilim. Ama mevcut (ki Fransa'da da öyledir) dağınık Ģekilde olan idari usûllerini, Türkiyedeki idari usûlleri tam olmamakla beraber, tamam olmamakla beraber, içerdiği kuralların hakim ilkeleri nedir, onlan belirtmeye çalıĢacağım. Bu ilkeleri anlatırken tabi onlann, onlardan o ilkelerden kaynaklanan kurallara da bir takım örnekler vermeye çalıĢacağım. Bu ilkeleri baĢlıca olarak Ģöylece düĢündüm Açıklık Ġlkesi, bu açıklık Türkçe olarak pek herĢeyi ifade etmiyor, aleniyet daha iyi ifade ediyor hatta Frenkçe tabir tübisite daha uygun, yani umumlaĢtıran, kamuya açılan manasına-yayınlama manasında değil-katılım ilkesi, inceleme ve araĢtırma ilkesi, dürüstlük ve içtenlik samimiyet ilkesi, hukuki güvence ilkesi ve en sonunda hepsinde belki etkileyen denge ilkesi sözkonusudur Yani bu usuli kuralların en sonunda idare ile bireyler ve topluluklan-topluluklar derken tüzel kiĢi olsun veyahutta olmasın fertlerin biraraya gelip oluĢturduğu varlıklar-bunlann hak ve özgürlükleri ile idarenin sorumluluktan, yönetim sorumluluklan arasında bu kurallan düzenlerken gözetilmesi gereken denge yani her iki tarafın da. Çünkü idare kamu düzenini, kamu yarannı kamunun ihtiyaçlarını temsil ettiği için, kamu hizmeti gördüğü için, bu kurallardan onun da öyle köstekleyici, engelleyici bir etki altında kalmaması gerekir. Ferdin, bireyin hak ve özgürlüklerini korurken, ötekini ihmal etmemek veya feda etmemek gerekir. Bütün bu kurallarda bunun gözetilmesi Ģarttır. Aksi halde bir anarĢi ile karĢılaĢılabilir yani sırf hak ve özgürlükleri koruyorum, savunuyorum diye idareyi de bağlamamak, ĠĢ yapamaz hale getirmemek gerekir diye düĢünürüm. Evet Ģimdi alıyorum kısaca açıklık-aleniyet ilkesini, bu aleniyet yeni bir Ģey Ġdarede eskiden esas kapalılık, gizlilik, hele karar aĢaması, karar sürecinde tamamen kapalı kapılar ardında, yetkili ve görevlilerin bireyler hakkında veya 34 2. Oturum KonuĢmaları bütün vatandaĢlar hakkında aldıktan kararlar gizli olarak yapılırdı, onlann haberi dıĢında cereyan ederdi. Tabii bu otoriter ve keyfi bir idare görünümü sergiler ve demokrasiyle pek bağdaĢır bir Ģey değildir. Ama ikinci dünya savaĢından sonra hemen hemen bütün dünyada demokratikleĢme akımı, cereyanı olduğu için, yalnız parlementolann, yalnız mahkemelerin aleni çalıĢması değil; idarenin de aleniyete eriĢmesi gerektiği kabul edilmeye baĢlanmıĢtır, yani kapalı olmaktan çıkanlıp açık Ģekilde faaliyet, etkinlik göstermesi istenmiĢtir. Bu nasıl sağlanır?. Ġdarenin yaptığı iĢlemleri herkesin ve baĢta tabi ilgililerin, bireylerin görmesi, bilmesi, öğrenmesi lazım. O itibarla, bütün Ġdarenin elindeki bilgi ve belgeleri bu kimselere ulaĢtırmak veya onlann bunlan edinmek hakkını tanımak lazım. Bilgi edinme hakkı Ġdare elindeki bilgileri belgeleri edinme hakkı, yanılmıyorsam bir iki gün önce bu konuyu düzenleyen bir taslak hazırlandığı gazetelerde yazıldı yahut hiç değilse bir gazetede vardı. O taslakta artık bundan sonra gizli kalması veya kapalı tutulması istenilen bazı istisnalar, bazı dediğim 13 tane istisnası varmıĢ taslağa göre, onun dıĢındaki bütün belgeler kiĢiyi ilgilendirsin veya ilgilendirmesin, dolaylı dolaysız her türlü bilgi ve belgeyi idareden isteme, elde etme, alma hakkına sahip olacak ĠmiĢ bu taslağa göre. ġimdi bu taslak, hazırlanmıĢ olan taslağa göre, demek yetkililer bir bütün halinde Ġdari Usulü düzenlemeyi Ģimdilik hiç değilse, pek düĢünmüyor demek oluyor. Çünkü yalnız bir konuyu ele alıyor bilgi edinme belge edinme iĢini, onun dıĢında daha bir çok tabii haklar kurallar söz konusu olabilir. Bu bilgi edinme iĢi tabi nazik bir iĢ bilgi edinme iĢi kolay kolay düzenlenebilecek bir konu değil. Çünkü idarenin ve genel olarak devletin yönetimin yürütme dahil gizli tutulması gereken bazı bilgi ve belgeleri vardır. Mesela milli savunma ile Ġlgili diplomasi iliĢkileri yahutta bazı olağanüstü hallerde gizli tutulması gereken bazı Ģeyler vardır. Aynca gizli tutulması gereken yalnız devletin kendisine ait evrak ve bilgi, belgelerde değil kiĢileri ilgilendiren elindeki belgeler de olabilir. KiĢilerin özel hayatına ait bilgiler, sağlık hayatına ait bilgiler, ticari itibarına, sanayii sırlanna alt bilgiler de olabilir ihtira beratları vs. dolayısıyla. Bunlann da açıklanması sakıncalı ve doğru olmayabilir, iĢte bunlan nasıl ayıklamak lazım veya mümkün. Eğer bu gizliliği idarenin kendisine yetkili veya görevli kiĢiye bırakırsanız o herĢeyi bu kategoriye, devlet sim kategorisine sokmaya eğilimli olur diyelim en azından. Sonra neyin gizli tutulması gerekip neyin gizli tutulmaması gerektiğini değerlendirmek de takdir etmek de kolay bir iĢ değildir. Aynca yalnız kiĢilere bunlann gösterilmesi değil, acaba uyuĢmazlık konusu veya uyuĢmazlıkla iliĢkili olduğu hallerde mahkemelere, yargı yerlerin de idarenin bunlan verip vermemesi nasıl olacaktır. Bugünkü düzenlemeye göre, bildiğiniz gibi idari yargılama usulünde kural Ģudur; idare savunmasında böyle gizli saklı olan belgelere bilgilere dayanarak bir savunma yapıyorsa, bu belgeleri de aslını veyahutta gerçek olan Ģeklini ibraz etmiyorsa 35 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu mahkemeye, idarenin bu savunması hüküm verilirken nazan itibara alınmayacak, itibar edilmeyecek yani yok farzedilecek, ama idare savunmasını ona göre yapmıĢ olacak, eski düzenlemede DanıĢtay Kanununa göre, idare davalı olarak bu bilgi ve belgeleri DanıĢtaya (o zaman yoktu idare mahkemesi) gönderirse, mahkeme dosyasında görülecek bunlar, fakat karĢı taraf yani davacı veya vekili buna muttali olamayacak ona gösterilmeyecek. Sonuçta bir daire veya kurul buna dayanarak hüküm verebilecek, bu çok yanlıĢ bir iĢtir. Bereket bu, bu son defa hafifletilmiĢ olarak değiĢtirildi ve Fransız içtahatlanna uygundur; Fransa devlet Ģurasının içtahatma göre, orda da gizli bilgi ve belgelere dayanılarak yapılan savunma yok sayılır, nazan itibara alınmaz. Bu da pek tatmin edici bir Ģey değil, çünkü blrkere savunma yapılırken o bilgi ve belgelerden bahsedilince heyet üyeleri tabii bundan etkilenmemek bakımından korunamaz, kolay kolay etkilenmekten kurtulamazlar, ister istemez etkilenebilirler. Savunma hakkını da bertaraf edemezsiniz yahut kısıtlayamazsınız; o itibarla bu Ģekil de pek tatminkar bir Ģey değil diye düĢünürüm. Nitekim Fransada bu gibi veya diğer hallerde yeni bir düzenleme teĢebbüsü vardır. Çok yeni bu geçen Kasım ayında hazırlanmıĢ bir taslak veya tasan. Buna göre bir belgenin veya bilginin gizli tutulması gerekip gerekmediğine idarenin kendisi yani yürütme veya bir görevli karar veremiyecek, bunu, değerlendirmesi bağımsız idari bir otoriteye bırakılacaktır. Bu idari otorite de oranın temyiz mahkemesi, devlet Ģurası üyelerinden belit bir süre için, 6 yıl için, seçilen bir heyet tarafından yapılacaktır. Ve tabî o düzenlemenin içinde, nelerin gizli tutulması, saklı tutulması gerekir, bunlar hakkında da bilgi olacak ama idarenin takdirine bırakılmayacaktır. Onun vereceği karar bir nevi danıĢma karan ama açıklanacak, yan! yayınlanacak ve sonunda baĢbakan ve ilgili bakan buna karar verecektir. Bu henüz kanunlaĢmıĢ değil, bugün için fakat kanunlaĢmadan baĢbakanın daha önceki CumhurbaĢkanı Mitterrand'ın zamanında Ellser Sarayı'nda kurup kendisinin iĢlettirdiği bîr telefon dinleme hücresinin baĢında bulunan kiĢi hakkında açılan bir davayı yürütebilmesi için gizliliğin kaldınlması gerekiyor; soruĢturmayı yürütemiyor sorgu hakimi, ona Ģimdiden yasalaĢmadan, daha önce mevcut olan, buna benzer bir makam ki o da danıĢma sırf danıĢma yani bağımsız bir otorite değil, danıĢma kiĢisinin yahut görevlisinin mütalasını alarak BaĢbakan bunu bu gizliliği kaldırma niyetinde olduğu ve belki de bugüne kadar kaldırmıĢ olduğu söylenebilir. Gerçekten Fransada yeni sosyalist idare sosyalist iktidar, bu konularda da çok önemli adımlar atmaktadır, mesela bununla birlikte güvenlik kuvvetlerinin deontolojisini düzenleyen bir tasan hazırlanmaktadır. Polis ve jandarmanın hareketlerini, tutumunu, davranıĢlannı düzenleyecek bir deontoloji düzenlemesi yapılmak üzeredir bugünlerde. Ama diyeceksiniz ki batı ülkelerinde de polis sert, orada da haĢin davranabiliyor ve bu davranıĢlan mümkün olduğu kadar aza indirmek ve sonuçlannı telafi etmek için, böyle bir düzenlemeye Ġhtiyaç vardır. E bizde de olsa fena değil ama uygulamaya gelince bunu gerçekleĢtirmek hiç de 36 2. Oturum KonuĢmaları kolay olmuyor maalesef, yaĢanan örnekler bunlan gösteriyor. Her neyse bu gizlilik meselesi gerçekten önemli ve herhalde bir çözüme bağlanması gerekli olan bir konudur. özel olarak iĢlemlerin, kararlann ilgililere ulaĢtırılması veya herkese iletilmesi, duyurulması için bir takım usûller var bildiğimiz gibi, bunlan söylemeye lüzum yok, yayın yoluyla veya yazılı bildirimle, tebliğ yoluyla bunlann tam olarak yapılması lazım. Yani metin tam olarak, özet olarak değil sözlü olarak yapılmaması lazım, Ģu olması lazım bu olması lazım zaten bunu düzenleyen mevzuatımızda kurallar var Ģimdiden uygulanmaktadır, iĢte iyi kötü. Katılım ilkesi, katılım burada daha ziyade ilgililerin yani karann, iĢlemin hitab ettiği kimsenin, bu karann, iĢlemin hazırlanmasında katkıda bulunması, yalnız bilgilenmesi değil, aynca kendini peĢin olarak savunma hakkı buna idare önünde savunma deniyor, fdare önünde savunma, karar henüz ortada yok, oluĢturulmakta Ġken haklanm, menfaatlerini savunabilmesine imkan veriliyor. Kendisi dinleniyor, sözlü olarak yazılı olarak diyeceklerini idareye iletiyor, sunuyor. Tabii bunlan gözönüne alması onunla bağlı olmamakla beraber idarenin bir borcu bir mükellefiyeti. Bir de tek kiĢiyi veya belli kiĢileri değil de, bütün bir topluluğu Ġlgilendiren ameliyeler, operasyonlar yapılırken, büyük çapta iĢler, bayındırlık iĢleri, bunlar köprüler, karayollan, hava meydanlan, limanlar, efendim, oto yollar vs. bu gibi iĢlerde, o civarda oturan veya çalıĢanlann görüĢ ve düĢüncelerinin alınması, bu bir nevi soruĢturma yani ceza tabiri bu soruĢturma doğru değil, anket dedikleri yoklama, tahkik, yani gerçeği arama gerekli olan Ģeyi bulmak için yapılan araĢtırma, bu gibi Ģeylerde de önceden ilan yoluyla ilgililer çağnlır görüĢleri, düĢünceleri, dilekleri, istekleri nelerdir onlan idarenin toplaması ve ona göre iĢlemi yürütmesi o ameliyeyi yürütmesi tabi bu arada yapılacak kamulaĢtırmalar da vardır. Bunlar için de önceden ilgilileri çağırıp dinlemek, bu usûl Anglo Sakson ülkelerde ve kuzey Avrupa ülkelerinde çok önceden uygulanagelen bir usuldür ki gerçekten katılımı sağlar, demokratik bir idareyi gerçekleĢtirmeye yarar. Bizde buna ait örnekler yok değil, var; istimlakte bedel taktiri aĢamasında ilgili mal sahipleri de, bilir kiĢilerin yaptığı incelemeler de hazır olabilirler, ama tatbikatta, yani uygulamada sanmıyorum Ġd onlara söz hakkı tanınsın, verilsin yahutta birĢey sunmasına imkan bırakılsın, sadece orada bir seyirci gibi onlan seyredip geçer gider. Daha bunun gibi bazı Ģeyler vardır ama yeterli değildir, hem de bunlan çoğaltmak ve arttırmak lazım. Burada savunma hakkı olduğu için bir nevi yargılama sözkonusudur yani karĢılıklı tartıĢma, bir nevi çekiĢme hali de vardır. Katılımda, bunun en eski örneği memurlann disiplin ĠĢleridir, bildiğiniz gibi. memurlann incelemesi lazım ama belli zaten sonuç, çözüm belli ise bile aynca incelemesi lazım o kiĢinin durumu ve ondan sonra ancak karar vermesi lazım buna pek riayet edildiğini söyleyemeyiz. 37 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Biz de aynca daha birçok noktalar var. Ġdare kararlanm gerekçelendirmen midir, yani sebep öğesini göstermeli midir. Kanunlar bazen sebep gösterilmesini emreder fakat, emretmediği hallerde de sebep göstermesi gerektiği kabul ediliyor, gerekçelendirilme deniyor buna. Bunlar gizlenmeyecek Ģeyler ise mutlaka açıklanmalıdır. Dürüstlük ve içtenlik Ġlkesi, Ġdare tarafsız ve objektif davranmak ve herkese eĢit muamele yapmak zorundadır. Bu bakımdan dürüst olması lazım iyi niyetle hareket etmesi lazım, karĢılığında bireyler de, ilgililer de dürüst ve samimi olmalıdır, yani karĢılıklı birbirlerine verdikleri bilgiler belgeler doğru olmalıdır, gerçek olmalıdır, uydurma olmamalıdır, hileli olmamalıdır, eğer böyle bir Ģey olursa hem bir taraftan idare sorumlu olabilir, hem de birey bu bilgilere ve belgelere dayanarak bir hak elde etmiĢse ondan mahrum bırakılır. Buna ait Devlet Memurları Kanununda bazı düzenlemeler vardır. Yani bir kimse haiz olmadığı' uydurma bir diplomaya dayanarak memuriyete alınmıĢsa, mesela bunun farkına varılınca derhal o statüden çıkarılır ve eğer sahte bir belge düzenlemiĢse ceza takibatına da uğrayabilir. Hukuki güvencelere gelince, hukuki güvenceler zaten hepsi bunlann hukuki güvencedir, yalnız ama güvenceden ibaret değil bireylerin güvenceleri haklanm menfaatlerini, imkanlannı korumak için değil, idarenin de karĢılıklı Ģeyleri vardır, ama daha çok bireylere bir güvence bu Ġdari Usul kurallan, onlann durumunu düzeltme, iyileĢtirme için eski idareye nazaran daha güvenceli olması için sözkonusudur, tabi bunun bir çok örneği var. En son denge ilkesini zaten daha önce bahsetmiĢtim. Bütün bu kurallar düzenlenirken dengeyi korumak lazım idare ile bireyler arasında özel kiĢiler arasındaki menfaat hak dengesini korumak lazım. Bunlardan sonra geliyoruz Ġdari Usulün alanı veya konulan, alanla konular farklı Ģeyler idari usûl hangi alanda uygulanabilir; veya uygulanmalıdır bir de uygulanırken bu alanın hangi konularına taalük eder, iliĢkin olabilir. Ġdari usûl adı üstünde idareye uygulanacak bir usûldür. Nasıl parlementonun bir yasama denetleme usulü varsa ki Anayasa ve iç tüzükte düzenlenmiĢ nasıl ki mahkemelerin usûl kurallan vardır, muhakeme usûlü veyahut Ģimdi yargılama usulü deniyor, tabii yargının çeĢidine göre değiĢik ceza, hukuk, idare değiĢik usûller varsa idarenin de böyle bir usulü olması lazım. Ama idarenin yaptığı iĢ yasama ve yargı gibi tek çeĢit veya belli bir çeĢitten ibaret değildir. Mahkeme yalnız uyuĢmazlık çözer esas itibariyle çeĢitli uyuĢmazlıklar ama uyuĢmazlık çözmektir. Yasamanın yaptığı iĢler, kanunları çıkarmak veya hükümeti denetlemek, yürütmeyi denetlemek, onlann da 38 2. Oturum KonuĢmaları belli usûlleri vardır. Ġdare ise çok çeĢitli iĢler yapar; hem yasama iĢi yapar, yani düzenleyici iĢlemler yapar hem bazen yargılama iĢide yapar. Yani, kazai tasarruflan vardır. Yargılamaya benzer iĢlerde yargı yetkisine haiz değildir idare ama, yaptığı iĢ yargılama gibidir. Bir de düzenleyici iĢlemleri vardır, münferit iĢlemleri vardır, çeĢitli iĢlemleri vardır. Bir de bu iĢlemlerin konu edindiği faaliyet çeĢitleri kamu hizmetleri kamu düzeni ve planlama, prospektif öngörüler, bütün bunlar çok değiĢik konulardır. Bunlarda yürütmeyi de gözönüne almak lazım, idare tek baĢına değil yürütme siyasi organ olarak hükümet, bunlara acaba bu alanlardan hangisine uygulanacak. Eğer idare terimini idare kavramını organik anlamda kabul edersek yani bir teĢkilat olarak, bir organizasyon, olarak ele alırsak, yalnız idare teĢkilatında yer alan makamların, görevlilerin yaptığı iĢlemler yahut alacağı kararlarda bunu uygulamak lazım, yahut uygulanabilir diye kabul edilmek gerekir. Yok eğer bu maddi manada idare kavramı, fonksiyonel anlamda ise, o zaman yasama organının da yargı organının da mahkemelerinin yahutta mahkemelerle ilgili makamların bütün idari nitelikteki iĢlemlerinde bunun uygulanması lazım diye düĢünülür. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi bakımından uygulamada öyle olmuĢtur. Arttırma, eksilme, ihale kanununa göre hareket etmek durumunda ama bu idari bir usuldür, acaba yasama organı buna itiraz edebilir miydi, etmeli miydi o ayn tartıĢma konusu ama yargıda da komisyonlar vardır. Bildiğimiz gibi, Adalet Komisyonlan, idarisi ayn, adlisi ayn, orada memurlar tayin ediliyor, mübaĢirler tayin ediliyor yani idari iĢler yapılıyor, diğer baĢka iĢler yapılıyor, onlarda buna uymak zorunda mıdır? Fransa'da olsaydı öyle değil denirdi, çünkü organik kıstas, ölçüt hakim orada. Yasama organı ile yargı organı bu idari usûllere uymak zorunda değildir. Fakat bizde iĢlemler yahut kararlar organik, teĢkilat olarak değil de, maddesi itibariyle, muhtevası itibariyle Ġdari olanlar fonksiyonel yönden idari olanlar, idari tasarruf sayılır. O yüzden mesela Meclisin idari kararlan DanıĢtayda pek ala kontrol edilebiliyor, denetlenebiliyor. Yargı makamlarının bazı idari kararlan DanıĢtay'da değerlendlrilebiliyor, o itibarla bu Ġdari Usul kurallannın da veya Kanun yapılacaksa Kanunun bunlanda kapsaması, bunlan da içine alması doğru olur diye düĢünüyorum Türk hukuk sistemi bakımından. ġimdi bunu belirledikten sonra konulann ne olması lazım, her konuya bütün idari usûllerin uygulanması ne mümkün ne gereklidir. Bazı idari kararlar vardır kl sükutla ortaya çıkar yani hiçbir Ģey yok ortada zaten, yahut sözlü idari karar olur ve bunda Ġdari Usul uygulama pek mümkün değildir. Yani madde den mümkün değildir, daha baĢka hareketlerle, iĢaretlerle idari kararlar olur, bunlara uygulamak mümkün değildir. Bir de idarenin kendi içiĢlerini düzenlemesi sözkonusudur. Yani Ġç mutfak iĢlerinde bu idari usûllerin uygulanması gerekmez. Çünkü kiĢileri ilgilendiren bir Ģey 39 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu değildir diye düĢünülür, ama kiĢileri etkileyecek idare dıĢındaki hatta idarenin içinde personelini ilgilendirecek birĢey olursa dolaylı olarak iç düzenleme, iç kararlar da pek ala bu Ġdari Usule uydurulmak gerekir. Daha bunun gibi yürütmenin siyasi diplomatik demin iĢaret ettiğim gibi gizli kalması lazım gelen Ģeyler veya açık yapılması lazım gelen iĢlere de uygulanmayabilir. Milletlerarası iliĢkilerde, devletler olsun milletlerarası teĢkilat olsun, Ġdari Usul, idari nitelikte olsa bile bu yürütmeye uygulanmaz, idarenin ve yürütmenin, hükümetin meclisle olan iliĢkilerinde mesela bir kanun tasarısını gönderirken Ġdari Usule uygun hareket etmesi gerekir diye veya daha önceden bunu herkese ilan etmesi vehayutta herkesin bilgisine sunması sözkonusu olmaz. Ama idarenin kendisi bir iĢ yapıyorsa, yaptığı iĢlerin kural olarak Ġdari Usule uygun olarak hareket etmesi lazım gelir. Ama bu her zaman nasıl sağlanır nasıl sağlanabilir ayn bir iĢ tabii. Sağlansa bile bunun denetimi asıl çok önemlidir, nasıl denetlenecektir, yani idari usulün konusundan baĢka idari usûlün kendisine uyulup uyulmadığı, sorunu da ortaya çıkacaktır. Bunu idareye ibraz etmek empoze etmek kolay bir iĢ değildir. Yargı yoluyla denetim mümkündür, nitekim Fransa'da yapılmaktadır, belgeyi vermez ise verdirmek için dava açılıyor, açılıyor ama uygulatmak mesele. Türkiyede maalesef yargı kararlarına idare ve yürütme pek uyma eğiliminde görünmüyor, aksine bir tutum ve davranıĢ içinde. Binaenaleyh herĢeyden önce Türkiye'de idari usûlü koyarken, idari yargının vereceği kararlara idarenin uymasını da temin edecek tedbîrleri almak lazım gelir. Bu idari usûlün dıĢında değil belki ama içinde de değildir. Bunlan almadan yapılacak bir idari Usûl Yasası pek faydalı veya etkili olacak gibi görünmüyor. Kanımca evvela bunu halletmek lazım gelir. Söylenecek çok Ģey var bu konuda soru bahsinde hepsini cevaplandırmaya hazınm. TeĢekkür ederim, kusura bakmayın biraz uzadı ama. BaĢkan: Sayın hocamın yeterince hazırlanmadan yaptığı konuĢmayı dinlediniz, düĢününüz birde hazırlıklı olduğu zamanı, hocam her zaman hazırdır. ġimdi ben süreyi de bundan sonra biraz daha kayıt koyarak tartıĢmaya veya en azından bazı sorulara da fırsat bırakacak Ģekilde bir söz vermeye geçeceğim, artık diğer konuĢmacılarımız bizlerden çok genç onlar bizim kusurumuza bakmazlar. ġimdi Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Yrd. Doç. Dr. Bahtiyar Akyılmaz'a sözü veriyorum. 40 2. Oturum KonuĢmaları YENĠ BĠR ĠDARĠ USUL KANUNU ÖRNEĞĠ: ĠSPANYA KAMU ĠDARELERĠNĠN HUKUKĠ REJĠMĠ VE GENEL ĠDARĠ USÛL HAKKINDA KANUN Yrd.Doç.Dr.Bahtfyar AKYILMAZ Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi, öğretim Üyesi GĠRĠġ "Usul" genel olarak, belli bir amaca yönelik olarak yapılan iĢ ile ilgili faaliyetin plânlı ve sistematik Ģekilde düzenlenmesidir. Hukuki anlamda ise hakların, yükümlülüklerin veya hukuki durumların ortaya çıkıĢı veya icrasının, az ya da çok Ģekle iliĢkin bir hükme bağlanmasıdır1. Ġdare hukukunun esası, yürütme faaliyetinin, hukuk devleti ilkelerine uygun bir Ģekilde yürütülmesinin sağlanmasıdır. Bu da idarenin kanuniliği ve idari iĢlemin yargısal usullere benzeyen usullere tâbi kılınmasıyla mümkün olmaktadır. Ancak yargısal usullere benzeme, Ġdari Usul kurallarının, yargılama hukuku kurallan ile aynı mahiyette olduğu anlamına gelmez. Zira Ġdari Usul kurallan, somut olayda "maddi hukukun" uygulama esası ve Ģartlannı belirleyen kurallardır2. Ġdari Usul genel olarak, idarenin kamu yarannı hızlı ve etkili bir biçimde gerçekleĢtirebilmesi için gerekli hukuki Ģartiann sağlanması ve idari kararlann tarafsız ve dikkatli bir araĢtırmaya dayandınlması suretiyle kamu hizmetinden ' BADURA Peter, Das Verwaltungsverfahren, In: Allgemelnes Venvaltungsrecht (hrg. ERICHSEN Hans-Uvre- MARTENS Wolfgang), 9.AufI., Berlin 1991, ğ 37, rdn. 2. 2 BADURA, ğ 36, rdn. 6; STELKENS Paul, "Allgemeine Vorschriften über das Vervvaltungs- verfahren", in: (STELKENS Paul-BONK Heinz Joachim-SACHS Michael-LEONHARDT Klaus), Verwa(tungsverfahrensgesetz, Kommentar, 3. Aufl., München 1990, ğ 9, rdn. 51. "Maddi-Ģekli hukuk" ayırımı yargısal korunma sistemi Içjn önem arzeder. Zira böylelikle bağımsız yargıcın, haklıyı haksızı belirlemesi, bir sonuca ulaĢması ve tarafsız bir biçimde karar vermesi mümkün olur. Oysa Ġdari Usul yürütme gücünün icrasına yönelik olup bir korunma sistemi değildir, idari usul kurallan, yürütmenin kendine has görev ve yetki kuralları içinde "maddi hukuk kuralı" olarak karĢımıza çıkar. BADURA, ğ 37, rdn. 3,4. Ġdari iĢlemin Ģekil unsuru bakımından denetiminin esasa iliĢkin denetim olmasının anlamı da budur. 41 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu yararlananlara3hak ve menfaatlerinin teminat altına alınması amacına yönelmiĢtir. Bu amaca ulaĢılması ise ancak, idarenin, kamu hizmetinden yararlananların, bu faaliyete aktif olarak katılmaları, görüĢ beyan etmek ve yönetimi bazı hususlarda aydınlatmak suretiyle ona yardımcı olmaları, hak ve menfaatlerini savunmaları ve nihayet idarenin kendi içerisinde kurulmuĢ olan denetim sistemleriyle kademe kademe kontrol edilmesi ve hareketlerinin hesabını vermeye mecbur tutulması sayesinde gerçekleĢmiĢ olacaktır. Ġdari Usul, idarenin faaliyetlerini hukuk çerçevesi içinde yürütmesini sağlarken aynı zamanda da demokratikleĢmesine de imkân vermektedir4. Bu ise, idarede açıklık ve bilgi edinme hakkının tanınması amacını taĢımaktadır, iĢlem yapma sürecinde iĢlemin muhatabına alınacak karara katılma hakkı tanınmak suretiyle idareyi de muhatabı da tatmin eden bir iĢlem yapmak imkânına sahip olunmaktadır. Ġdari iĢlemin yapılıĢ sürecinde, idarenin izleyeceği usulü, serbest bir Ģekilde kendi takdirine bırakmak, idari iĢlemin yapılıĢında gizlilik, muhatabın iĢlemden haberdar edilmemesi ve kendisinin de bilgi edinme imkânına sahip olmaması; idarenin otoriter tavn, bilgi vermekten kaçınması, yetkisini kullanmayarak sorumluluktan kaçması ve takdir yetkisini hukuka uygun kullanmaması; iĢlemin yapılıĢında farklı Ġdari Usullerin uygulanması sonucu eĢitlik ilkesinin zedelenmesi gibi pek çok sakıncayı da beraberinde getirmektedir. Bunlara, kamu yönetiminde karĢılaĢılan yolsuzluklar ve kayırmalar da eklenince, idarenin faaliyetlerini yargısal usullere benzeyen "usul" kurallan ile düzenlemek ve idareyi klasik mekanizmalar dıĢında daha etkin bir Ģekilde denetlemek ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Yüzyılın baĢlannda, Ġdari Usul kodifikasyonu daha çok dağınık durumdaki usul kurallannı tek bir çatı altında toplamak düĢüncesine dayanmaktayken5, yüzyılın 3 Yöneten-yönetilen ayrımının soğuk ifadesinden ayrılmak ve idarenin kamu gücünü, kamu yararına kullanmasını vurgulamak amacıyla son yıllarda yaygın bir Ģekilde kullanılmaya baĢlayan bu kavramda kamu hizmeti, geniĢ anlamda Ġdari faaliyetin konusu olarak kamu hizmetidir. YönettmvatandaĢ iliĢkilerinde bilinçli bir değiĢimin ürünü olan bu anlayıĢ, Avusturya'da da yönetimin vatandaĢı "kamu yönetiminden yararlanan partner" olarak algılamasına yolaçmıĢür. GÜRAN Sait, "Hak Arama özgürlüğünün ilki Boyutu", Anayasa Yargısı 9, Ankara 1993, s. 33. 4 ÖZAY II Han, GünıĢığında Yönetim, istanbul 1996, s. 14-15; STELKENS-BONK-SACHS-LEONHARDT, ğl rdn. 19; OBERMAYER Klaus, Kommentar zum Verwaltungsverfahrensgesetz, 2. Aufl., (hrsg. EHLERS Dirk-LINK Chrlstoph), Neuwied 1990, Einl. rdn. 105. 5 Yüzyılın ilk yansında yapılan kodiflkasyonlar konusunda geniĢ bilgi için bkz. AZRAK Ali Ülkü, Umumi Ġdari Ususlün Teorik Esasları ve ÇeĢitli Hukuk Sistemlerinde GeliĢimi, YayımlanmamıĢ Doktora Tezi, Ġstanbul 1964; ULE Cari Hermann-BECKER Franz, Venvaltungsverfahren im Rechtsstaat, Köln 1964, s. 9-21. 42 2. Oturum KonuĢmaları ikinci yansından itibaren, hukuk devletini gerçekleĢtirmeye yönelik6 ilkeler; idarede açıklık,iĢlemin gerekçeli olması, bilgi edinme, iĢlemin yapılıĢına katılabilme, bu amaçla savunma, dinlenilme ve idari baĢvuru haklan Ġdari Usul kanunlannda yer almaya baĢlamıĢtır7. Kodifikasyon hareketleri incelendiğinde idari iĢlemlerin yapılıĢına iliĢkin Ģekil ve usul kurallarını ifade eden Ġdari Usuller, ya Avusturya, Ġspanya Amerika BirleĢik Devletleri, Almanya gibi ülkelerde olduğu gibi tek bir genel Ġdari Usul kanunu çatısı altında, ya Fransa gibi yine genel Ġdari Usulleri düzenleyen, ancak konularına göre birden fazla kanun veya kararname ile ya da isviçre ve Kolombiya'daki gibi idari yargılama usulleri ile beraber düzenlenmektedir8. 6 Günümüzde Ġdari Usul kodifikasyonunun asıl önemi ve etkisi hukuk devleti bağlamında karĢımıza çıkmaktadır.STELKENS-BONK-SACHSLEONHARDT, ğl rdn.3. Kuvvetler ayrılığı, idarenin kanuniliği, hukuki koruma, hukuki açıklık, ölçülülük, maddi ve usull haklılık gibi hukuk devleti ilkeleri çeĢitli Ģekillerde Ġdari Usul kanunlannda yeraimıĢlardır. OBERMAYER, Einl. rdn. 103; SCHWEICKHARDT Rudollf, "Das allgemeine Veroraltungsverfahren", in: Allgemeines Venvaltungsrecht (hrsg. SCHWEICKHARDT Rudollf), 6.Aufl., Stuttgart 1991, rdn. 765. özay da Ġdari Usul kodifikasyonunu, hukuk devletinden baĢka birĢey olmadığını söylediği "günıĢığında yönetim"ln bir unsuru olarak görmektedir. ÖZAY ii Han, GünıĢığında Yönetim, istanbul 1996, s. 2, 9. 7 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de 28 Eylül 1977 tarih ve 77/31 no'Iu karan ile dinlenilme hakkı, belgelere eriĢim hakkı, Ġdari Usulde temsil ve danıĢmanlık hakkı, idari iĢlemde gerekçe yükümlülüğü ve hukuki baĢvuru yollan hakkında bilgi verme yükümlülüğü Ģeklindeki beĢ ilkenin üye devletlerin milli idari Usul hukukları açısından dikkate alınmasını talep etmiĢtir. STELKENS-BONK-LEONHARDT, Einl., rdn. 61; GeniĢ bilgi için bkz. AKILLIOĞLU Tekin, Yönetim önünde Savunma Haklan, Ankara 1983, s. 191-199; AKILLIOĞLU Tekin, "'Bireyin Yönetsel ĠĢlemler KarĢısında Korunması' ve Yönetim Hukukumuz", AıD, c. 14, sy. 3 1981, s. 37-56. 8 Ülkemizde ise Ġdari Usullere ĠliĢkin "genel Ġlkeler" tek bir kanun çatısı altında toplanmamıĢ, yargı içtihatları ile geliĢmiĢtir. Ġdari iĢlemlerin yapılmasında uygulanacak usuller, genellikle maddi idare hukuku alanındaki hükümler Ġçinde ve dağınık olarak tesbit edilmiĢtir, özellikle kamu hizmetinden yararlananların hukuki güvenliği açısından son derece önemli olan bazı idari faaliyetler kendi kanunlannda özel idari Usule tabi tutulmuĢtur. KamulaĢtırma Kanunu, imar Kanunu, DevletleĢtirme Kanunu, Sıkıyönetim Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Devlet ihale Kanunu, Amme Alacaklannm Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu gibi kanunlar böyle özel Ġdari Usuller getiren düzenlemelere örnektir. Bunun dıĢında idarenin çalıĢma usulleri yargı 43 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu NEDEN ĠSPANYA ? HerĢeyden önce çalıĢmanın baĢlığında yeralan "yeni bir Ġdari Usul kanunu" ifadesi bizi yanıltmamalıdır. Aslında Ġspanya, genel Ġdari Usul alanında kanunlaĢtırma hareketinin ilk olarak yapıldığı ülkedir9. Ancak, 18 Ekim 1889'da yürürlüğe giren Kanun, kiĢileri idareye karĢı korumak, Ġdari Usule yeknesaklık kazandırmak düĢüncesinden hareket etmekle beraber, henüz "Hukuk Devleti" kurum ve kurallarının geliĢmemiĢ olması sebebiyle bu amaca hizmet edememiĢ ve Ġdari Usulle ilgili düzenlemelerin bileĢkesi olmaktan öteye gidememiĢtir. Ġspanya, yönetim yapısı bakımından Fransa gibi Türkiye'ye çok benzeyen geleneksel merkeziyetçi yapıya sahip bir Akdeniz ülkesidir. Buna karĢılık Türk Ġdare hukuku açısından neredeyse tamamen gözardı edilmiĢ, hukuk sistemi üzerinde çok az çalıĢma yapılmıĢtır10. 1889 tarihli Kanun'dan sonra yargı içtihatları ve doktrinin çalıĢmalarından yararlanılarak11 1958 de ikinci Ġdari Usul Kanunu'nu yürürlüğe koyan Ġspanya, yüzyılın baĢından günümüze kadar Ġdari Usul ile ilgili geliĢmeleri de yansıtması açısından incelenmeye değer bir örnek olarak karĢımıza çıkmaktadır. 13 Peru'da Ġdari Usulün Genel Kurallan Hakkında Kanun 11 Kasım 1967 de kabul edilmiĢ, ancak beklenen etkiyi yaratmamıĢtır. CARIAS Allan Brevver, Les Prlnclpes içtihatları sonucu belirlenen ilkeler doğrultusunda bizzat idare tarafından belirlenmektedir. 9 Gerçi Avusturya'da iç kamu kudretinin kullanımına yönelik faaliyetlerin tâbi olduğu usul kurallan ispanyol Ġdari Usul Kanunu'ndan önce 1855 de bir "emirname" ile düzenlenmiĢtir. AZRAK, s. 85. Ancak, Kanun olarak Genel Ġdari Usul düzenlemesi Avusturya'da ilk olarak 1925 idari Reformu çerçevesinde karĢımıza çıkar, imparatorluk ve Weimar Cumhuriyeti Döneminde Almanya'da da kısmi uygulanma imkânı bulan, idari Usule ĠliĢkin hükümler ihtiva eden 30 Temmuz 1883 tarihli Prusya, 31 Ağustos 1884 tarihli Baden ve 10 Haziran 1926 tarihli Thüringen Ġdari Usul düzenlemeleri bulunmaktadır. OBERMAYER, Einl., rdn. 10-12; STELKENS-BONK-LEONHARDT, Bnl., rdn. 4-6. 10 Azrak 1964 de yaptığı ve Türkiye'de hala en önemli Ġdari Usul çalıĢmalarından biri olan doktora tezinin 123-130. sayfalarını ispanyol Hukukuna ayırmıĢtır. Son yıllarda ĠSPANYA Ġle ilgili tek ciddi çalıĢma ise KeleĢ tarafından yapılmıĢtır. KELEġ RuĢen, Fransa ve ISPANYA'da Yerinden Yönetim, Ankara 1994. " AZRAK, s. 123-124. 44 2. Oturum KonuĢmaları de la Procedure Köklü bir idare hukuku geleneğine de sahip olan Ġspanya, bu anlamda baĢka ülkelerin Ġdari Usul düzenlemelerinden "etkilenen" değil, baĢka ülkelerin Ġdari Usul düzenlemelerini "etkileyen" ülke olmuĢtur12. 1958 tarihli Ġspanyol Ġdari Usul Kanunu, özellikle Latin Amerika ülkelerini etkilemiĢ ve sırayla Peru13, Arjantin, Uruguay, Kosta Rika Venezüella ve Kolombiya'mda Ġdari Usule ĠliĢkin düzenlemelerin ortaya çıkıĢında önemli bir rol oynamıĢtır14. KANUN'UN YÜRÜRLÜĞE GĠRĠġĠ VE GENEL ÖZELLĠKLERĠ ispanyol kamu hukukuna çok önemli katkıları bulunan iki kanun15, 26 Temmuz 1957tarihli Devlet Ġdarelerinin Hukuki Düzeni Hakkında Kanun16 ve 17 Temmuz 1958tarihli Ġdari Usul Kanunundur. Ġdari Usule iliĢkin kuralların yeraldığı 1958 tarihli Kanun'un çizdiği çerçevenin en önemli amacı, önceden yargı kararlarıyla geliĢen usul kuralların birleĢtirilmesi olmuĢtur17. Bunun dıĢında Kanun'da, Ġspanyol idaresinin arkaik usullerinin modernizasyonu, idarede otomasyona geçiĢin yaygınlaĢtırılması hedefleniyordu. 12 Köklü bir idare hukuku geleneği bulunmayan ülkelerin idari Usul kanunlarının genellikle köklü genel Ġdari Usul kanunlarından etkilendiği bir vakıadır. Bu anlamda, mesela Avusturya Genel Ġdari Usul Kanunu, Çekoslovakya(1928), Polonya (1928) ve Yugoslavya (1930) idari Usul düzenlemelerini ciddi Ģekilde etkilemiĢtir. ULE Cari Hermann-BECKER Franz, Venvaltungsverfahren im Rechtsstaat, Köln 1964, s. 14.Buna karĢılık aynı Kanun, aynı soydan olan ve aynı dili konuĢan Almanya'yı ise köklü hukuk geleneği sebebiyle etkileyememiĢür. OBERMAYER, Einl., rdn.7; ULE Cari Hermann- LAUBINGER Hans Werner, Verwaitungsverfahrensrecht, 3. neub. Aufl., 1986, s. 21.Benzer durum Fransa Ġçin de söz konusudur. Administrative non Contentieuse, Paris 1992, s. 11. 14 Arjantin idari Usul Kanunu 3 Nisan 1972; Uruguay Ġdari Usul Kanunu 8 Ağustos 1973; Kosta Rika Genel Kamu idaresi Hakkında Kanun 2 Mayıs 1978; Venezüella Ġdari Usul Kanunu 1 Temmuz 1982 tarihlidir. CARĠ AS, s. 12-13. ,6 CARIAS,s. 11. 16 Boletln Oficial del Estado (BOE), nüm. 195, 31 Temmuz 1957. 17 AZRAK, s. 124. Bu durum Ġdari Usul Kanun'unda "...tüm bakanlıkların tüm bölümlerine uygulanabilecek bir tek metinde birleĢtirmek..." Ģeklinde ifade edilmiĢtir. 45 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ancak otomasyondaki aksaklıklar sebebiyle idari Usulde köklü bir geliĢim kaydedilemedl. ÇalıĢma araçlarının teknolojisindeki baĢ döndürücü geliĢmenin vatandaĢlarla olan iliĢkilerde kullanılamaması, sözde "sağlama" metodlar olarak bilinen Ģekilci bürokratik usullerin sürelerini doldurmuĢ olması, yeni bir kanuna duyulan ihtiyacı hızlandırdı18. 14 Aynı zamanda Ġdari re|lme de sahip olan Kolombiya'da diğerlerinden farklı olarak Ġdari Usule iliĢkin düzenlemeler 1984 de idari Yargılama Usulü Hakkında Kanun'ayapılan eklemelerle yürürlüğe konulmuĢtur. CAR1AS, s. 13-14. Bu ağdan Kolombiya'daki durum isviçre'ye benzemektedir. ,a BOE, nüm. 171, 18 Temmuz 1958. Halkın isteği olan demokratik dıĢa vurumun etkisi altındaki 1978 Ġspanyol Anayasası da Ġdarenin "araç" vasfını ortaya koymuĢ, idareyi halkın çıkarlarının hizmetine sunarak yürütmeden sorumlu olan hükümete bu hususta siyasi bir sorumluluk yüklemiĢtir. Bütün bunlann sonucu olarak 1992 de Ġspanya'da "Kamu idarelerinin Hukuki Repmi ve Genel Ġdari Usul Hakkında 26 Kasım 1992 tarihli Kanun" (Ley 30/1992, De Novıembre, De Rggimen ]urfdico de Ias Administraciones Publicas y del Procedimiento Administrativo Comün)19, Ģu an Ġdari Usul Kanununa sahip ülkeler içinde en yeni genel Ġdari Usul Kanunlarından biri olarak yürürlüğe girmiĢtir. Adından da anlaĢılacağı üzere 1992 tarihli Kanun, bir idari reform hareketi çerçevesinde 1958 tarihli Ġdari Usul Kanunu'ndan (Ley de Procedimiento Administrativo) farklı alarak aynca Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ile ilgili hükümlere de yer vermektedir20. 1958 tarihli Kanun gibi, esas olarak idare mahkemesinin içtihatlarından ve doktrinin çalıĢmalanndan yararlanılarak yürürlüğe konulan 1992 tarihli Kanun, 1889'dan 1958'e, 1958'den de günümüze kadar Ġdari Usul ile ilgili değiĢim ve geliĢimi göstermesi açısından çok önemli bir Kanun'dur. Zira bu süreç içinde, Ġlk 18 1992 tarihli Kanun Genel Gerekçe, no. 5. "Regtmen ]urfdico de las Administradones Pübllcas y del Procedimiento Administraövo Comün", Collecciön Tertos Legales (CTL), Madrid 1996, s. 23-24. 19 BOE, nüm. 285, 27 Kasım 1992. 20 Bu amaçla birinci baĢlıkta önce idareler arası iliĢkiler ele alınmakta,iĢbirliğini artırmaya, bilgi değiĢimini sağlamaya yönelik hükümlere yer verilmektedir. Ayna bölgelerin sorunlarıyla ilgili ortak bir bakıĢ açısı oluĢturmak maksadıyla "sektörel konferanslar" ve "iĢbirliği andlaĢmalan" hususlan Kanun'Ia belirlenmiĢtir. Ġkinci baĢlıkta ise idari rejimle ilgili olarak hiyerarĢi, koordinasyon, rekabet gibi konular hüküm altına alınmıĢtır. 46 2. Oturum KonuĢmaları baĢta dağınık Ġdari Usulleri biraraya toplayarak idari faaliyeti belli bir düzene sokmak düĢüncesinden; Ġdari Usul kurallarının doğrudan insan haklan ile ilgili olduğu, Ġdarenin rahat çalıĢabilmesi için kullanılması gereken teknik imkânların, ancak vatandaĢa hizmet edebildiği ölçüde anlam taĢıdığı ve nihayet vatandaĢın idareden "hizmet talep eden" ya da "kamu hizmetinden yararlanan" olduğu düĢüncesine geçiĢ açık bir Ģekilde görülmektedir. Yeni Kanun'un bir diğer özelliği de evrensel nitelikte olduğu kabul edilen "yeni kuĢak" ya da "üçüncü kuĢak" olarak adlandınlan insan haklarının21 gereği bazı usuli hakların Kanun'da düzenlenmesidir. Bilgi edinme, katılma, baĢvurma hakkı gibi usule iliĢkin bu haklar, yeni Kanun'un özel önem verdiği haklar olarak görülmektedir. BaĢlangıç bölümü ve on baĢlıkta toplam 146 maddeden oluĢan Kanun, onbeĢ bentten oluĢan bir genel gerekçe ile baĢlamakta, birinci ve ikinci baĢlıklarda idari teĢkilata iliĢkin genel prensipleri belirttikten sonra Ġdari Usule iliĢkin hükümlere geçmektedir. Kanun'un genel gerekçesinde, "idari iĢlemlerin ĢeffaflaĢması, kamu hizmetinin kalitesinin yükselmesi için bilimsel alanda görülen yeni akımlara da yer verildiği" açıkça belirtilmektedir22. "Kamu idarelerinin Faaliyetlerinde Dair" baĢlıklı dördüncü bölümünde ise Kanun'Ia ilgili yeniliklerden bazıları Ģu Ģekilde sıralanmıĢtır23: "idarenin geleneksel belirsizliklerinin yıkılarak, kiĢilere kendileriyle ilgili muameleleri yürüten memur ve yetkililerin kimliklerini öğrenme hakkının verilmesi, mahkemeyle ilgili yazıĢmalar yapılmadan önce usulün herhangi bir safhasında dosyaya belge ya da iddia ekleyebilme hakkı, idarenin elinde olması gereken belgeleri tekrar vermekten kaçınma hakkı ve son olarak bireylerin yapmak istedikleri davranıĢların, yürürlükteki hükümlere göre, doğabilecek olası teknik ve hukuki sonuçlannı öğrenme hakkı". 1992 tarihli Kanunu'nda yeralan yenilikler bununla kalmamaktadır, ispanyol Anayasası'nın m.I05/(b) hükmüne uygun olarak düzenlenen idari kayıt ve arĢivlere eriĢim hakkı çerçevesinde genel kayıtların, elektronik yöntemler kullanılarak saklanması ve diğer idari kayıtların yine elektronik sistemlere geçirilmesi konularında tam anlamıyla 1958 tarihli Kanun'a karĢı bir tutum sergilenmektedir24. 21 insan haklannın "üç kuĢağı" ile ilgili bkz. KABOĞLU Ġbrahim,"lnsan Haklarının GeliĢmed Özelliği ve Anayasa Yargısı", Anayasa Yargısı 9, Ankara 1993, s. 121-136. 22 Genel Gerekçe, no. 5, CTL, s. 23. 23 Genel Gerekçe, no. 9, CTL, s. 26. 24 Genel Gerekçe, no. 9, CTL, s. 26. Bu konu Kanun'un 45. maddesinde 5 bent halinde düzenlenmiĢtir. 47 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Kanunla, geleneksel "zımni red" müessesesinde de önemli değiĢiklikler yapılarak, idarenin sessiz kalmasına negatif bir anlam yüklenmesi yerine, idareyi iĢlem yapmaya zorlamak hedeflenmiĢtir. Bu amaçla da bazı alanlarda idarenin sessizliğine pozitif sonuçlar bağlanmıĢtır. Elektronik ve bilgisayar tekniklerinin vatandaĢ-idare iliĢkilerinde yaygınlaĢtırılmasına Kanun'da özel bir önem verilmektedir, ilgililerin baĢvurularını yeni elektronik, hatta görsel-iĢitsel sistemler kullanarak yapabilmesinin yolunun açılması bunun en güzel göstergesidir25. Ġdari Usulün önemli ilkelerinden biri olan "oranlılık" (proporcionalidad) ilkesine26, cebri icra ve kamu alacaklarının tahsili konusunda yer verilmiĢ; uygulamaların anayasal çerçevede yapılacağı vurgulandıktan sonra, bu konuda alınacak tedbirlerin oranlılık prensibi çerçevesinde kiĢi hürriyetlerinin asgari sınırlanmasryla yapılması öngörülmüĢtür. 25 Herhangi bir idareye bir yazı, herhangi bir haber ya da dilekçe Ġleten ilgililer, buradan, kabul tarihini içeren bir alındı belgesi isteyebilirler, m. 70/3. 26 Oranlılık (Verhaeltnismaessigkeit im engeren Sinne) ilkesi, Alman Anayasa Mahkemesi tarafından "elveriĢlilik" (Geelgnetheit) ve "zorunluluk" (Erforderlichkeit) Ġlkeleri Ġle birlikte "ölçülülük" (Verhaeltnismaessigkeit) ilkesi içinde değerlendirilmektedir, ölçülülük Ġlkesinden ayırdedilebilmesi Ġçinse "Proportionalitaet" kavramı teklif edilmektedir. GRABITZ Eberhard, "Der Grundsatz Verhaeltnlsmaessigkeit Ġn der Rechtsprechung des Bundesverfassungsgerlchts", AÖR 98, 1973, s. 571. GeniĢ anlamda tasaca, kullanılan aracın, istenilen hedefe ulaĢmak için uygun, gerekli ve ölçülü olmasını ifade eden ilke Alman Ġdare hukukunun önemli hukuka uygunluk kriterlerinden birisidir. MAUER Hartmut, Allgemeines Vervraltungsrecht, 7. Aufl., München 1990, ğ 10, rdn. 17; GIEMULLA EImar-JAWORSKY Nîkolaus-MÜLLER-URI Rolf, Vervraltungsrecht, 5. Aufl., 1994, rdn.155-156, 550. Ġlke, Ġsviçre Federal idari Usul Kanunu'nda, 42. maddede Ġdari Usul ilkesi olarak düzenlenmiĢtir. Diğer taraftan Ġsviçre Hukukunda "Proportionalitaet" , "Verhaeltnlsmaessigkeit taı engeren Slnne" kavramı ile eĢ anlamlı olarak "oranlılık ilkesi" nl ifade eder Ģekilde kullanılmıĢtır. MALACRIDA Ralph, Der Grundrechtsverzicht, (Dîss.), Zürich 1992, s. 159; GYGI Fntz, Verwaltungsrechtspflege und Vervraltungsverfahren im Bund, Bern 1969, s. 133. Bu ilke zaman içinde Avrupa Hukukunu da etkileyerek diğer ülkelerde de uygulanma imkânı bulmuĢtur. ÖRÜCÜ Esin "Avrupa Hukukunda idare Hukukunun Genel Ġlkeleri", ĠHĠD, sy. 1-3, y. 9, 1988, s. 248. 48 2. Oturum KonuĢmaları Kanunda aynca kanunilik prensibi, kanunilik-karinesi, idarenin sorumluluğu, geçmiĢe yürümezlik gibi temel idare hukuku ilkeleri de ayrıntılı olarak düzenlenmektedir. ÖNEMLĠ HÜKÜMLER VE ĠDARĠ USUL ĠLKELERĠNĠN KANUN'DA DÜZENLENĠġĠ Ġdari Usul sürecinde Ġdarenin partneri için "ilgili" kavramı kullanılmıĢtır. 31. maddede ilgili kavramı, 1958 tarihli Kanun'a benzer bir Ģekilde düzenlenmiĢ27, sadece Ġdari Usul sürecini baĢlatan kiĢilerin değil, alınacak karardan haklan etkilenebilecek herkesin ilgili sıfatıyla iĢlemin yapılmasına katılabilmesine imkân tanınmıĢtır. Kanun'un 35. maddesinde Ġdari Usul ilkeleri ile ilgili çok önemli bir konu düzenlenmektedir: "VatandaĢların Haklan" 28. Bu çerçevede maddede, ağırlıklı 27 Madde 31: ilgili kavramı 1. Ġdari usulde ilgililer Ģunlardır: a) Ortak, kiĢisel ya da kanuni hak ve menfaatlerin sahipleri olarak bu iĢlemi baĢlatanlar, b) Ġdari Usulü baĢlatmadıkları halde, alınacak karann haklanm etkileyebileceği kiĢiler, c) Henüz nihai karar verilmeden, kanuni, kiĢisel ya da ortak haklarının etkilenebileceği endiĢesiyle, Ġdari Usule katılanlar. 28 Madde 35: VatandaĢların haklan Kamu idareleriyle aralarındaki iliĢkilerde vatandaĢların haklan Ģunlardır: a) Ġlgili olarak yer aldıktan herhangi bir Ġdari Usulün herhangi bir aĢamasında haber aldıklarında, ilgili dosyalardaki belgelerden kopya edinme haklan vardır, b) Usulün yürütülmesi aĢamasında sorumluluğu bulunan kamu idaresi personelinin ve yetkililerinin kimliklerini öğrenmek, c) Asıllanyla birlikte verildikleri taktirde, verdikleri belgelerin kopyalarını mühürlü olarak geri almak, ilgili belgelerin asıllarını geri almak haklan vardır. Bunun istisnası, asıl belgelerin usul içinde yeralmasınm zaruri olduğu hallerdir, d) Kendi özerk bölgelerinde resmi dillerini kullanmak, bu konu kanunla öngörülmüĢ, diğer hukuki ilkelerle de düzenlenmiĢtir, e) Mahkemeye Ġntikal aĢamasından önce usulün herhangi bir safhasında belge ekleyebilmek ve iddialar öne sürebilmek. Bu unsurlar, çözüm önerisi ilgili kurum tarafından kaleme alınmadan önce değerlendirilmek zorundadır, f) Usule uygulanabilecek kurallar çerçevesinde verilmesi mecburi olmayan belgeleri ya da taraf idarenin uhtesinde olan belgeleri sunmamak, g) Verilmesi düĢünülen dilekçelerin ve yapılması düĢünülen hukuki ĠĢlemlerin o an yürürlükteki kanunlara 49 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu olarakbilgi edinme hakkı29 ele alınmakta, kiĢilerin idareyle iliĢkilerinde, idarenin elindeki bilgi ve belgelerden yararlanabileceği, bunlardan kopya alabileceği hükflme bağlanmaktadır. Maddede Ġdari Usul sürecinde ilgililerin, usulün herhengi bir safhasında idareye bilgi ve belge sunma haklan yanında Ġdarenin elinde bulunup da kendilerinden istenen ya da verilmesi zorunlu olmayan belgeleri sunmama haklarından da bahsedilmektedir. Ġdari Usulle ilgili iĢlerde sorumluluğu bulunan göre gerekleriyle ilgili bilgi edinmek, h) Bu kanun, baĢka kanunlar ya da anayasada öngörülen süreler içinde kamu idarelerinin arĢiv ve kayıtlarından yararlanabilme hakkı, i) Yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ya da haklarının kendilerine kullandırılması aĢamalarında memurlar ve yetkililer tarafından saygılı ve nazik davranılması. )) Kanunun gerektirdiği hallerde gerek kamu idaresinin gerekse emrindeki personelinin sorumluluklarını yerine getirmelerini istemek, k) Yasaların ve anayasanın tanıdığı diğer tüm haklar. 29 Bilgi edinme hakkı Genel Ġdari Usul için çok önemli bir ilkedir. Ġnsan haklan kavramının geliĢmesinde de etkili olan Ġlke temelde idarenin keyfi davranıĢlarını önlemek, kamu hizmetinden yararlananların demokratik yollarla yönetimden hesap sorabilmesine imkân tanımaktadır. EKEN Musa, "Bilgi Edinme Hakta", Ġnsan Haklan Yıllığı, Muzaffer Sencer'e Armağan 1995-1996, c.17-18, s. 63. Aslında bu hak, sadece Ġdari Usul süreci ile ilgili olmayıp Modern Hukuk Devleti anlayıĢında hak arama hürriyetinin "olmazsa olmaz" koĢulunu oluĢturur. GÜRAN Salt, "Hak Arama özgürlüğünün iki Boyutu", Anayasa Yargısı 9, Ankara 1993, s. 29. Bilgi edinme hakkının, düĢünce özgürlüğü ve onun türevi olan diğer özgürlüklerle iliĢkisi de inkâr edilemez. Genel idari Usul ilkelerinden de biri kabul edilen bu hak, hemen bütün Ġdari Usul kanunlarında düzenlenmektedir, italya'da 7 Ağustos 1990 tarihli idari Usul Kanunu'nun tam adı "idari Usuller ve Belgelere UlaĢma Hakkı Kanunu" olup, bilgi edinme hakkı 5. Bölümde 22-28. maddeler arasında ayrıntılı Ģekilde düzenlenmektedir. Amerika BirleĢik Devletlerinde de 6 Eylül 1966 da çıkan Bilgi Edinme Hürriyeti Kanunu, 1946 tarihli Federal Ġdari Usul Kanunu bünyesinde 552. maddede Ġdari Usule iliĢkin hükümler arasına alınmıĢtır. Konuyla Ġlgili bkz. GÜRAN Salt, "Yönetimde Açıklık", ĠHĠD, Sanca'ya Armağan, y. 3, sy. 1-3, 1982, s. 101-112. Ayn bir Genel Ġdari Usul Kanunu Bulunmayan Fransa'da konu 6 Ocak 1978 talh ve 78-17 sayılı 48 maddelik bir Kanun'la düzenlenmiĢtir. Avusturalya'da da 1982 tarihli "Bilgi Edinme Hürriyetine ĠliĢkin Kanun" salt bu hakkı düzenleyen ayrıntılı bir Kanun olarak karĢımıza çıkmaktadır. 1925 den beri idari Usul Kanunu'na sahip bulunan Avusturya'da konu, önemi sebebiyle ayn bir kanunla, 15.Mayıs 1987 tarihli "Bilgi Verme Yükümlülüğü Kanunu" (Auskunftpflichtgesetz) Ġle düzenlenmiĢtir. Benzer durum Ġspanya'da da yaĢanmıĢ ve 9 ġubat 1996 tarihli Kanun'la idarenin bilgi verme yükümlülüğü kamu hizmeti Ģeklinde düzenlenmiĢtir. 50 2. Oturum KonuĢmaları memurların ve yetkililerin kimliklerini öğrenme hakkının30 düzenlenmesiyle de, meydana gelebilecek olası hukuka aykırılık hallerinde sorumlu olan kamu görevlisinin tesbiti kolaylaĢtırılmıĢ olmaktadır. Açıklık Ġlkesinin önemli unsurlarından olan ve bilgi edinme hürriyetini de tamamlayan "arĢiv ve kayıtlara eriĢim hakkı" 31, 37. maddede "bir dosyanın parçasını teĢkil etmiĢ olmakla birlikte, bir idarenin arĢivinde yer alan belgelere ve kayıtlara vatandaĢların eriĢim hakkı vardır. Bu belge ve kayıtlar, görüntülü, sesli, yazılı olabilir ya da baĢka destek materyallerin içinde bulunabilirler. Bunlann kullanılabilmesi için talep edildikleri tarihte son bulmuĢ usullere ait olmalan gerekir" Ģeklinde düzenlenmektedir. Maddede özel hayata iliĢkin belgelere eriĢim hakkının sadece o kiĢilere tanınabileceği, bu kiĢilerin, belgelerdeki bilgilerin eksik veya yanlıĢ olması halinde tamamlama veya düzeltme talebinde bulunabilecekleri ifade edilmiĢtir. Aynca, "haklann kullanımı" açısından yararlı olacaksa üçüncü Ģahıslara da bu durumu isbat etmeleri halinde Ģahsi kayıtlara eriĢim hakkı 30 Amerika BirleĢik Devletleri Federal idari Usul Kanunu'nda benzer hükümler bulunmaktadır, ğ 552/ (a) (1) (A) hükmüne göre her idare, kamuya yol göstermek amacıyla bilgi edinilecek, talepte bulunulacak resmi karar alınılacak kamu görevlisinin kimliğini önceden duyulmalıdır. Aynı maddenin (d) (3) hükmüne göre bilgi edinme hakkının kullanımına iliĢkin baĢvurunun reddi halinde her yıl Kongreye sunulan raporda sorumlu görevlilerin açık kimliğinin de gösterilmesi gerekir. KiĢiler hakkında tutulan zabıtlarla Ġlgili ğ 552 a hükmünde ise (e) (4) (F) bendinde kiĢiler hakkında tutulan zabıtlarla ilgili katılıma yönelik duyurunun yapılmasında, bu belgelerden sorumlu görevlinin kimliğinin de ilanda yeralması gerektiği belirtilmiĢtir. 31 Bilgi edinme hürriyeti gibi, arĢiv ve idari belgelere eriĢim hakkı da genel Ġdari Usul kanunlannda düzenlenmiĢtir. Alman Ġdari Usul Kanunu'nun 29. maddesi ilk fıkrasında katılanların hukuki menfaatlerini ileri sürebilmeleri ve savunmalarını yapabilmeleri için usulün sona ermesine kadar idarenin elindeki iĢlem dosyalnnı inceleyebileceklerini hüküm altına almıĢtır. Aynı madde hakkın istisnalannı da düzenlemektedir. Benzer Hüküm Avusturya Genel Ġdari Usul Kanunu'nun 17. maddesinde bulunmaktadır. 1968 tarihli Ġsviçre Federal Ġdari Usul Kanunu'nun 26. maddesi belgelerin incelenmesi hakkını taraf veya vekillerine tanımıĢ, 27. maddede de Ġstisnaları sıralamıĢtır. Fransa'da ise konu, yine müstakil 13 maddelik bir Kanun olan 17 Temmuz 1978 tarih ve 78-753 sayılı idari Belgeleri öğrenme Hakkına ĠliĢkin Kanun'la düzenlenmiĢtir. 7 Ağustos 1990 tarihli "Ġdari Usulde Yeni Kurallar ve idari Belgelere GiriĢ Hakkı"' isimli Ġtalyan Kanunu'nun 22 ve devamı maddelerinde bu hak aynntılı bir Ģekilde düzenlenmektedir. MASUCCI Alfonso, "Das Venvaltungsverfahren in Italien", AÖR 121, 1996, s. 261 vd.; Aynca bkz. ULE-LAUBINGER, s. 183; GYGĠ, s.46; ACHTERBERG Norbert, Allgemeines Venvaltungsrecht, 2. Aufl., Heidelberg 1986, ğ 22, rdn.78. 51 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu tanınacağı hüküm altına alınmıĢtır. ArĢiv ve kayıtlara eriĢim haklanın Istisnalan diğer ülkelerin düzenlemelerine benzer bir Ģekilde32 37. maddede sıralanmıĢtır. Buna göre, Hükümetin ya da otonom bölgelerin anayasal görevleriyle ilgili konulardaki davranıĢlanna iliĢkin bilgiler Ġçeren ve Ġdare hukukuyla ilgisi olmayan, Devlet güvenliği ve milli savunma Ġle ilgili olan, bazı suçlann soruĢturulmalan aĢamasında, yapılan araĢtırmanın sıhhatine ya da üçüncü kiĢilerin özgürlüklerinin veya haklarının korunmasını tehlikeye sokabilecek Ģekilde hazırlanmıĢ olan, sanayii ya da ticari sırlar ya da koruma altındaki maddelerle ilgiliolan, para politikasına yönelik idari iĢlemlerle ilgili olan dosyalar sözkonusu olduğunda, eriĢim hakkı kullanılamaz. Bazı arĢivlere eriĢimin özel düzenlemelere tabi olabileceği düĢünülerek bunlar da 37. maddede tek tek belirtilmiĢtir33. Madde ayrıca bu hakkın kullanımı usulünü de ayrıntılı bir Ģekilde düzenlemiĢtir. Yine m.38/3 deki "gerek genel kayıtlar gerekse kamu Ġdarelerinin kiĢilerden ya da idari kurumlardan alacakları yazı ve yapacakları haberleĢmeler için oluĢturacakları tüm kayıtlar, bilgisayar ortamında destekli olarak oluĢturulmak zorundadırlar" hükmüyle vatandaĢların eriĢim haklarını daha halı ve etkili kullanmalarına zemin hazırlanmıĢtır. 32 14 Haziran 1960 tarihli Polanya Ġdari Usul Kanunu'nun 74. maddesi de "devlet sırlan" ve "önemli devlet menfaati" söz konusu olduğunda bu hakkın sınırlanabileceğini belirtmektedir. WASILEWSKI, Andrze), "Das polnische Verwaltungsverfahrensgesetzbuch", VwA, 1992/83, s. 426. Fransadaki 1978 tarihli idari Belgeleri öğrenme Hakkına iliĢkin Kanun'un 6. maddesine göre yürütme gücünü kullanan sorumlu otoritelerin ve hükümetin görüĢmelerine ilĢfdn sırlara, dıĢ politika ve milli savunmaya iliĢkin sırlara, para-kredi iĢlerine, kamu ve devlet güvenliğine, görülmekte olan bir davaya konu olan ön iĢlemlere, özel hayata iliĢkin, tıbbi ve Ģahsi dosyalardaki, endüstriyel, mali ve ticari sırlara iliĢkin ya da kanunla korunan sırlara iliĢkin belgeleri öğrenme hususunda Ġdare, ilgiliye izin vermeyebilir. 33 Madde 37/6. AĢağıda sayılanlarla Ġlgili iĢlemler sadece onlara özgü nizamnameler uyarınca gerçekleĢtirilecektir, a) SınıflandırılmıĢ konularla Ġlgili hususlara tâbi arĢivlere eriĢim, b) Hastalarla ilgili Ģahsi sağlık bulguları içeren dosya ve belgelere eriĢim, c) Seçim sistemiyle ilgili yasalar uyarınca tutulan arĢivler, d) Yalnızca istatistik amaçlı olarak devlet istatistik makamları tarafından hazırlanan arĢivler, e) Nüfus kayıtlan, suçlulara ve Ġsyancılara dair kayıtlar ve kullanımı kanuna bağlanmıĢ diğer kamu kayıtlan, f) Bir otonom bölgenin yasama organı üyeleri, yerel müesseselerin üyeleri, senatörler ve millet meclisi üyelerinin kamu idarelerine ait arĢivlere eriĢimleri, g) Tarihi arĢivlerde bulunan belgesel kaynaklara eriĢim. 52 2. Oturum KonuĢmaları "Karara Bağlama Zorunluluğu" baĢlığını taĢıyan 42. maddede bu zorunluluk "idare ilgililerin ortaya koydukları tüm dilekçeleri acil olarak sonuçlandırmakla yükümlüdür" Ģeklinde ifade edilmiĢtir. Karar süresi olarak da aksine hüküm bulunmayan hallerde azami 3 aylık bir süre öngörülmüĢtür34. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen kamu görevlilerinin bu konuda doğrudan kiĢisel sorumlulukları bulunduğu da maddede belirtilmiĢtir. 43. madde ise geniĢ bir "zımni kabul" alanı ortaya koyarak bu konuda önemli bir adım atmıĢtır35. Maddenin 2. fıkrasında idarenin karar almaması halinde zımnen kabul edildiği varsayılan talepler Ģu Ģekilde belirtilmiĢtir: a) ĠĢyeri ya da Ģirket büyütme, yer değiĢtirme ya da yerleĢme Ġzinleri ve lisans baĢvurulan. b) Kendisinde önceden varolan bazı haklann kullanım müsadesinîn yenilenmesi ile 34 Fransa'da 28 Nisan 1988 tarih ve 88-465 no'lu Ġdari Belgelere GiriĢ Usulüyle Ġlgili Kararnamenin 2. maddesi, idarenin bir aydan daha fazla sessiz kalması halini zımni red olarak kabul etmiĢtir, italya Ġdari Usuller ve Belgelere UlaĢma Hakkı Kanunu'nun 2. maddesinde ise mevzuatta bir hüküm yoksa usul sürecinin idare tarafından belirleneceği, belirlenmemiĢse bu sürenin 30 gün olduğu belirtilmektedir. MASUCCI, s. 272. Avusturya Genel idari Usul Kanunu ise daha uzun bir süre öngörmektedir. Kanun'un 73. maddesine göre bu süre altı aydır. 35 Bilindiği gibi, idarenin susmasına bağlanan hukuki sonuç, yaygın olarak "talebi red" ya da diğer bir deyiĢle "zımni red"dlr. Zımni red müessesesinin kabulünde iki temel sebep rol oynamaktadır: Birincisi Ġdarenin susmasının, fertlerin haklarının dava yoluyla aramalarını engelleyecek Ģekilde iĢlemesini önlemek ve idarenin susmasına belli bir süre sonunda hukuki sonuç bağlayarak, kiĢilere dava konusu edebilecekleri bir iĢlem sunmak; ikincisi ise iĢlem yapmayı belli bir zaman dilimiyle sınırlamak suretiyle, idareyi olumlu ya da olumsuz bir karar almaya zorlamaktır. Ancak ne yazıktır ki zımni red ile murad edilen bu ikinci sonuç hiç gerçekleĢmemiĢ, idare, beklenilenin aksine iĢlem yapma hususunda kanunda öngörülen süreyi kendisi için bir hak olarak görmüĢ ve açık bir Ģeklîde "red" cevabı verme Ġmkânı varken dahi zımni red müessesesini ĠĢletmeyi tercih etmiĢtir. Bu durumun sakmcalan açıktır. Çağımız hukuk devletinde arak idarenin, yaptığı iĢlemin -özellikle de olumsuz (red) ĠĢlemlerin- gerekçesin] ilgiliye bildirmesi kiĢiler Ġçin "hak", Ġdare Ġçinse "yükümlülük" olarak kabul edilmektedir. Oysa idarenin çoğu kez kolaya bir tavırla sebep olduğu zımni red kararının doğal olarak gerekçesi de bulunmamakta, yani kiĢiler idarenin talebi neden reddettiğini daha doğrusu neden cevap vermekten kaçındığını bilememektedirler. Bu durum ise idareye yapılan baĢvuruların büyük bir kısmının sonuç olarak yargı önüne gelmesine yol açmaktadır. 53 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġlgili baĢvurular. (BaĢvuru sahibine ya da üçüncü kiĢilere kamu hizmetiyle ya da kamu idaresiyle ilgili yetkiler getirilen hallerde yetkiler iptal edilmiĢ sayılacaktır.) c) Kendi iç düzenlemelerinde çözümlenememeleri halinde geçersiz olacaklan belirtilmemiĢ tüm baĢvurular. 43. maddedeki düzenlemenin hedefi genel gerekçede 36: "Bu kanunla, Ġdarî sessizlik adı verilen doktrin aĢılarak, idarenin vatandaĢlarla olan iliĢkileri yeni bir çerçeveye oturtulmuĢtur. Bu anlamda Kanunun, bizim geleneksel normlarımızı değiĢtirerek, pozitif bir idari sessizlik ortaya koyduğu söylenebilir fakat bu ifade tam anlamıyla durumu açıklamaz. Zira Kanunun amacı, bireyler idareye yöneldiklerinde, idarenin sessiz ve etkisiz kalmasına pozitif bir anlam yüklemek değildir. Kanunun gerçek amacı, vatandaĢların idareden çabuk cevap alabilmeleri, özellikle de söz konusu cevapların ilgililerin ellerine öngörülen süreler içinde geçmesidir. Bu bağlamda, idarenin sessizliği ister pozitif ister negatif anlaĢılsın, normal bir hukuki müessese haline gelmemelidir."Ģeklinde gösterilmektedir. "Gerekçe Ġlkesi"37, genel Ġdari Usulün en önemli ilkelerindendir38. Bu bakımdan sadece Ġdari Usul kanunlannda yeralmakla kalmamıĢ, genel Ġdari Usul kanununa sahip olmayan ülkelerde de özel düzenlemelere konu olmuĢtur. Gerek Ġdari Usul kanunlarına gerekse özel kanunlara bakıldığında, ilke ile ilgili düzenlemelerin iki Ģekilde yapıldığı görülmektedir. Buna göre kanunlar, genel olarak gerekçe ilkesiniaçıkladıktan sonra, ya gerekçelendirilmesi gereken kararlan sayma yoluna gitmekte39, ya da ilkenin istisnalannı, yani gerekçelendirme zorunluluğu 36 Genel Gerekçe, 9. bent Gerekçe Ġlkesi iĢlemin sebebinin iĢlem metninde gösterilmesidir. Gerekçeyle Ġdare, iĢlemin maddi ve hukuki Ģartlarını özenil bir Ģekilde değerlendirir; iĢlemin içeriğini hedefini ve etkisin) gösterir; dayanaklarını açıklayıp, iĢlemin sebebinin gücünü ortaya koyar. AKILLOĞLU Tekin, "Yönetsel ĠĢlemlerde Gerekçe ilkesi", AıD, c. 15, sy. 2, 1982, s. 7; BADURA, ğ 41, rdn.16.; MASUCCI, s. 264. Bu anlamda özellikle idarenin takdir yetkisine dayanarak aldığı kararların gerekçelendirilmesl çok önemlidir. SCHOLZ Georg Allgemeines Venvaltungsrecht II, 5. Aufl. München 1985, s.53. 38 Bkz. dn. 7. 39 Fransa'da 11 Temmuz 1979 tarih ve79-587 no'Iu idari ĠĢlemlerin Gerekçelerine ve Ġdare Ġle Kamu Arasındaki ĠliĢkilerin Düzeltilmesine Dair Kanun'un 1. maddesi gerekçelendirilmesi gereken kararlan, Kamu hürriyetlerinin kullanımını sınırlayan, bir polis tedbiri ortaya koyan, inĢa eden, bir ceza (müeyyide) uygulayan, bir yükümlülük yükleyen ya da sınırlandırıcı Ģartlarla bir izin veren, haklan veren bir karan geri alan ya da yürürlükten kaldıran bir zamanaĢımı, dava hakkının düĢmesi, ya da çıkarma, ıskat ortaya koyan, bir avantajı elde etmek için kanuni Ģartlan 37 54 2. Oturum KonuĢmaları bulunmayan iĢlemleri belirtmektedirler40. Ġspanya Kamu idarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun bu hususta Ġlk yolu tercih etmiĢ ve 54. maddesinde gerekçeiendirilecek kararlan tek tek saymıĢtır41. • Re'sen araĢtırma ilkesi42, vatandaĢlann iĢbirliğini düzenleyen 39. madde, isbat-ı yerine getirmiĢ bulunan kiĢiler için bir hak teĢkil eden bu avantajı reddeden kararlar olarak saymıĢtır. Benzer durum Kosta Rika Genel Kamu idaresi Hakkında Kanun m. 136 ve Venezüella Ġdari Usul Kanunu m. 9 da da bulunmaktadır 40 Amerika BirleĢik Devletleri Federal idari Usul Kanunu'nun Ġdareye ĠliĢkin Bilgi Edinilmesi, Ġdari ĠĢlemler, Gerekçeler, Kararlar, Zabıtlar ve Muameleler baĢlıklı 552. maddede gerekçe ilkesinin istisnalan belirtilmektedir. Alman idari Usul Kanunu'nun 39. maddesi de gerekçe göstermeye gerek olmayan halleri 5 bent halinde saymıĢtır. Avusturya Ġdari Usul Kanunu m. 58, italya idari Usuller ve Belgelere UlaĢma Hakkı Kanunu m. 3, isviçre Federal idari Usul Kanunu m. 35 de ise daha genel düzenlemelere yer verilmiĢtir. 41 Madde 54- Gerekçeler 1. AĢağıda sayılan durumlar, hukuki temellerle ve somut olaylara dayanarak gerekçelendirilecektir. a) KiĢi menfaaatlerini ya da sübjektif haklan kısıtlayan giriĢimler, b) idari iĢlemlerle Ġlgili görev tanımlarını gözden geçiren, Ġdari kaynaklan, hukuki yollara önceden yapılmıĢ itirazları ve arbitraj iĢlemlerini çözüme kavuĢturan GĠRĠġimler. c) DanıĢma organlarının mütalaalanndan ya da geçmiĢ örneklerde rastlanılan kriterlerin sürekliliğinden aynlan durumlar, d) Her ne nedenle yapılmıĢ olursa olsun, giriĢimlerin durdurulması, e) Adi yazıĢma normlarının uygulanması ya da sürelerin uzatılması Ġçin yapılan anlaĢmalar. 0 Takdir hakkı bulunan yetkilerin kullanımı uyannca yapılan giriĢimler ve kanun gereği yapılması mecburi olanlar ile açık kural gereği olanlar. 42 idari Usul sürecinde, maddi gerçeğin araĢtınlması ve tesbitti hususunda lnsiyatif ilgililere verilecek olursa, araĢtırmanın tek taraflı ve eksik olması, sonuç olarak da hatalı bir karar alınması kaçınılmazdır. Maddi gerçeğin tesbltindekl kamu yararının ilgilinin Ģahsi yaranmn önünde olması ve eksiksiz, doğru ve isabetli karar alınmasının hukuk devletinin gereği olduğu düĢüncesinden hareketle Ġdari Usulde re'sen araĢtırma ilkesi kabul edilmiĢtir, tikeye göre idare kamu yaran düĢüncesiyle ilgililerin anlaĢmaları, Ġddialan, sundukları bilgi ve belgelerle bağlı olmaksızın maddi gerçeği kendiliğinden araĢtıracaktır. ULELAUBINGER, s. 164-165; BADURA, ğ 40, rdn. 6; SCHVVEICKHARDT, rdn. 860; ACHTERBERG ğ 22, rdn.29. Re'sen araĢtırma ilkesi hemen her Ġdari Usul kanununda yeralmakla beraber, genellikle sadece doğrudan ya da dolaylı olarak ifade edilmekle yetinilmekte, aynntılı düzenlemelere gidilmemektedir. Avusturya Ġdari Usul Kanunu m. 39, Ġtalya Ġdari Usuller ve Belgelere UlaĢma Hakkı 55 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu vücudu düzenleyen 40. madde, muamele yükümlülüğünü düzenleyen 41. madde,karara bağlama zorunluluğu ile ilgili 42. madde, usulün düzenlenmesiyle ilgili 74-76. maddelerde ve ilgililerin katılımı ile ilgili 84-86. maddelerde dolaylı olarak ele alınmaktadır43. Usulün baĢlamasıyla ilgili 69. maddeye göre: "Usulle ilgili iĢlemler kamu tarafından ilgili kurumun giriĢimiyle baĢlatılacaktır. Bu giriĢim kurumun kendisi tarafından ya da kamu görevlisinin üstlerinden aldığı bir emir uyarınca baĢlatılabilir. Aynı Ģekilde bir Ģikâyetle ya da baĢka kurumların gerekçeli istemleri sonucunda da usulle ilgili iĢlemler baĢlatılabilir." Kanun, usulün baĢlayıp baĢlamaması hususunda dahi bir araĢtırma öngörmektedir. 69. maddenin 2. fıkrasına göre: "Usulü baĢlatmadan önce ilgili kurum bir ön bilgilenme süreci baĢlatabilir ve bu süre içinde, o özel durumda usul baĢlatmanın olumlu olup olmayacağını tahlil edebilir." Ġdari Usulün önemli iki ilkesi savunma hakkı ve dinlenme hakkı ilkelerine de Kanun'da yer verilmiĢtir. Ġddia ve Savunma baĢlıklı 79. madde ilgililere idari iĢlem sürecinde iĢlemin oluĢumuna yönelik her türlü iddiada bulunma ve haklarını etkileyecek hususlarda soruĢturmanın her safhasında savunma yapma imkânına sahip bulunduklarını hüküm altına almıĢtır. Tarafların dinlenilmesi ise ispanyol Anayasası'nm 105. maddesinin (c) bendinde öngörülen ve Ġdari Usulün temel unsurlarından kabul edilen, "ilgililerin dinlenme (ifade verme) hakkı" ile ilgili düzenlemeye uygun olarak Kanun'un 98. maddesinde düzenlenmiĢtir. Buna göre vatandaĢlara haklarını etkileyebilecek bir kararın alınmasından önce karan etkileyebilecek olaylarla ilgili görüĢlerini açıklama fırsatı verilmelidir44. Kanunu m. 6, Ġsviçre Federal Ġdari Usul Kanunu m. 12 gibi. Alman idari Usul Kanunu'nun 24. maddesi ise AraĢtırma Ġlkesi baĢlığı altında daha derli toplu bir düzenleme getirmiĢtir. Maddeye göre: 1 .Yetkili makam olayları re'sen araĢtınr. AraĢtırma türünü ve alanını kendisi belirler; katılanların iddialan ve sunduğu kanıtlara bağlı değildir. 2.YetidII makam, katılanların lehine olan koĢullar da dahil, olayla ilgili bütün koĢullan dikkate alır. 3.Yetkili makam, yetki alanına giren açıklamalan ya da baĢvurulan, dayanağı olan bildirimin ya da baĢvurunun kabul edilemez ya da temelsiz olduğu gerekçesiyle reddedemez 43 Re'sen araĢtırma Ġlkesinin iki boyutu bulunmaktadır: Usulün re'sen baĢlatılması ve usulün idare tarafından yönetilmesi AZRAK, s. 173. Belirtilen maddelerde her iki unsura da yer verilmektedir. 44 idare, idari Usulde kendine verilen yetki ve görevleri ifa eder ve aldığı kararlarla kiĢilerin hukuken korunan menfaatlerini etkiler. Hukuk devleti 56 2. Oturum KonuĢmaları Ġdari Usulde çok önemli hususlardan birisi de usul süreci sonunda ortaya çıkan karann, karann muhatabı için gerek uygulama gerek bilgilenme ve gerekse hukuk yollanna müracaat edebilme hususunda yeterince "açık", "yol gösterici" olma zorunluluğudur. Bu açıdan iĢlemin, birtakım Ģekil Ģartlannı taĢıması yanında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 28 Eylül 1977 tarih ve 77/31 no'Iu karannda da belirtildiği üzere45 gerekçeli olması ve iĢleme karĢı idari baĢvuru yollan ile ilgili açık bilgi Ġhtiva etmesi gerekir. Aksi halde, iĢlemin muhatabı iĢlemden tatmin olmayabilecek; kiĢilere tanınan baĢvuru, hatta dava hakkı bir anlam ifade etmeyecek, hak arama hürriyetinin kullanılmasında aksaklıklar söz konusu olabilecektir. Ġspanyol Kanunu'nda genel Ġdari Usulün sonuçlanmasıyla ortaya çıkan iĢlemin Ġçeriği 89. maddede aynntılı bir Ģekilde düzenlenmiĢ46 ve maddenin ilkesinin geliĢimiyle birlikte kiĢilere, Ġdari Usulde belirlenen çerçevede ve mümkün olduğu ölçüde, alınacak kararla ve dayanağı olan maddi vakıa Ġle Ġlgili olarak çok önemli hukuki noktalan ve kararın alınmasında idarenin takdirini etkileyecek sebepleri ifade hakkı verilmiĢtir. BADURA, ğ 40, rdn. 12; SCHVVEICKHARDT, rdn. 822; CYGI, s.44; SCHOLZ, s. 53-54. Bu hak kural olarak karar için oldukça önemli olan vakıalarla ilgili tanınmıĢtır. Ancak her somut durumda neyin "çok önemli" olduğunu tesblt etmek kolay olmaz. SCHWEICKHARDT, rdn. 825; ACHTERBERG, ğ 22, rdn. 64. Bu bakımdan idari Usul kanunlarında bu hakkın kullanımı ile Ġlgili bir takım sınırların getirildiği görülmektedir. Alman idari Usul Kanunu m. 28/2 de bu sınır Ģöyle belirtilmektedir: "1. Gecikme tehlikesi ya da kamu yaran derhal bir kararın alınmasını gerekil kılıyorsa, 2. Dinlenilme sebebiyle karar için öngörülen zaman sınırının aĢılması söz konusuysa, 3. katılanın baĢvurusunda ya da açıklamasında beyan ettiği maddi olaylar onun aleyhine değilse, 4. yetkili makam genel düzenleyici iĢlem yapmak ya da çok sayıda ya da otomatik bir aracın yakın yardımı ile öncelikle benzer bir idari karar almak istiyorsa, 5. önlemler bir idari icra dolayısıyla etkili olabiltyorsa, katılanın dinlenmesinden vazgeçilebilir." 45 Bkz. dn. 7 deki kaynaklar. 46 Madde 89- Ġçerik 1. Ġdari usule son veren karar, ilgililerin ortaya koyduğu tüm hususlar hakkında sonuçlar içermeli ve usulden kaynaklanan olası tüm diğer noktalan da açıklığa kavuĢturmalıdır. Ġlgililer tarafından ortaya konmayan genel konuyla bağıntılı hususlar söz konusu olduğunda mûdahll kurum bunlarla ilgili olarak söz hakkı kullanabilir ve Ġlgililere on beĢ günü geçmeyecek bir süre vererek, ilgililerin delilleri sunmalan ya da uygun bulduktan eklemeleri yapmalanm isteyebilir. 2. Ġlgililerin baĢvurulan sonucunda baĢlatılan usullerde karar, ilgililer tarafından öne sürülen Ġstekleri karĢılar nitelikte olmalıdır. Hiç bir Ģekilde verilen karar, baĢlangıçtaki durumu daha da kötûleĢtiremez. öte yandan idare gerekli gördüğü takdirde yeni bir usulü baĢlatabilir. 3. Tüm sonuçlandırma belgeleri, karan (54. maddede açıklanan durumlarda gerekçeli olmalıdır) Ġçermelidir, öte yandan tüm 57 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu 3. bendinde bu usul ilkelerinden, "baĢvuru yollarının gösterilmesi" ilkesine yer verilmiĢtir. Hükme göre: "...tüm sonuçlandırma belgelerinde usulün aleyhine baĢlatıldığı unsurlar, temyiz Ġçin nezdinde giriĢimde bulunulabilecek idari ya da hukuki kurum, temyiz için verilecek süre ve aynca ilgililerin kendilerinin uygun görecekleri tüm diğer olası baĢvurulann da yolunun açık olduğunun belirtilmesi gerekir."47 sonuçlandırma belgelerinde usulün aleyhine baĢlatıldığı unsurlar, temyiz Ġçin nezdinde giriĢimde bulunulabilecek idari ya da hukuki kurum, temyiz için verilecek süre ve aynca ilgililerin kendilerinin uygun görecekleri tüm diğer olası baĢvurulann da yolunun açık olduğunun belirtilmesi gerekir. 4. idare hiç bir Ģekilde, sessiz kalarak, konuya uygulanabilecek hukuki prensiplerin karanlık ya da yetersizliğini öne sürerek baĢvurulan sonuçlandırmaktan kaçmamaz. Buna karĢın idare, hukuk sistemi içinde yer almayan haklann istemini içeren ya da temelsiz taleplerin dile getirildiği baĢvurulan kabul etmekten kaçınabilir, bu durumda anayasanın 29. maddesinde öngörülen baĢvuru özgürlüğü de ihlal edilmiĢ sayılmaz. 5. Raporlann ve mütalaalann karara etki etmesi ve yönlendirmesi ancak bunlann da karara eklenmesiyle mümkündür. 47 "Ġdari baĢvuru yollannın belirtilmesi Ġlkesi", Ġtalya Ġdari Usuller ve Belgelere UlaĢma Hakkı Kanunu'nun "gerekçe" Ġle ilgili m. 3/4 de yeralmıĢtır. Hükme göre, muhatabına tebliğ edilen kararda, karara karĢı nereye baĢvuruda bulunulacağının ve yetkili merciin (üst makam) neresi olduğunun bellrülmesi gerekir. Konu, isviçre Ġdari Usul Kanunu'nun "Gerekçeler ve Ġtiraz Yollarının Belirtilmesi'' baĢlıklı m. 35/2 de "hukuk yollan belirtilirken Ġlgiliye açık olağan hukuk yolu, baĢvuracağı merci ve süresi bildirilmelidir" Ģeklinde düzenlenmiĢtir. Genel bir Ġdari Usul kanununa sahip olmayan Fransa'da ise benzer düzenlemeler çeĢitli Kanun ve Kararnamelerle yapılmaktadır. Azrak'ın "doktrinin ve Ġçtihatların oybirliğiyle kabul ettiği ilkeleri açık ve kesin ifadelere" bağladığınım belirttiği (AZRAK Ali Ülkü, "Ġdari Usul ve YasalaĢtınlması", I Ulusal Ġdare Hukuku Kongresi, Ankara 1990, s. 824) 28 Kasım 1983 tarih ve 83-1025 sayılı Yararlanlarla Ġdare Arasındaki ĠliĢkilere Değin Karamame'de, gerekirse zımni red kararına karĢı dahi baĢvuru yolu ve süresinin, ilgiliye yapılan bildirimde bulunması gerektiği hükme bağlanmıĢtır, (m. 5) Alman idari Usul kanunu'nda ise sadece "ruhsat usulü" ile ilgili olarak m. 73/ (5) de özel bir düzenleme getirilmiĢtir: "Duyuruda Ģunlar bildirilir; 1. Planın teĢhir edileceği yer ve süre, 2. Herhangi bir itirazın yetkili makamın belirttiği süre içinde yapılması, 3. TartıĢma Ġçin belirlenen günde katılanların bulunmaması halinde yokluklannda tartıĢmanın yapılacağı ve gecikmemiĢ itirazların tartıĢma ve karar safhasında dikkate alınmayacağı...". OBERMAYER, ğ 73, rdn. 141-154. Buna karĢılık "Ġdari ĠĢleme KarĢı Hukuki Yollar" baĢlıklı 79. maddede idari yargılama usulüne atıf yapılarak, "yasada baĢka türlü belirtilmemiĢ ise idari iĢlemlere karĢı biçimsel dava yollarına Ġdari Yargılama Usulü Kanunu (Venvaltungsgertchtsordnung) ve onun 58 2. Oturum KonuĢmaları SONUÇ Anayasamızın 2. maddesinde "Hukuk Devleti" niteliği kesin bir Ģekilde vurgulanan Devletin, temel amaç ve görevlerinden birisinin de "hukuk devleti anlayıĢıyla bağdaĢmaya(n)... engelleri kaldırma(k)" olduğu 5. maddede belirtmektedir. Azrak'ın çok güzel bir Ģekilde ifade ettiği gibi, "Türkiye'de bugüne kadar ki uygulamada, idare, ilgililer ve karara bağlanacak olay hakkındaki bilgileri dosyasında yeterince bulundurmadığı gibi, ilgililere de haklan konusunda bilgi vermeğe, onlan yayımlanmamıĢ genelge ve emirler hususunda aydınlatmaya da gerek duymamaktadır. Ġdare, ilgilileri baĢvuru mercii ve süresi hakkında da bilgi sahibi kılmadığı gibi, ödeme ve öteki edimler hakkında da bilgi vermemektedir. Ġlk durumda ilgili hakkını yitirmekte, ikinci durumda da ancak uğradığı haksızlık için tazminat isteyebilmektedir" 48. Azrak çareyi de belirtmektedir49 : "Bütün bu sakıncalar, ilgililerin idare önünde savunma haklannı içeren bir çekiĢmeli usulü öngören 'genel Ġdari Usul yasasının' kabul edilmesiyle giderilebilir." Ġdarenin karar alma sürecinin, yargı organı önündeki yargılama süreci gibi, "önceden belli bir usule bağlanması", öza/a göre "yönetimde demokrasinin50" unsurlarından bir tanesidir51. yürütümü ile ilgili kurallar uygulanır" denilmiĢtir. OBERMAYER, ğ 79, rdn. 1-60. Ġdari Usul Kanununun atıfta bulunduğu Ġdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 59. maddesi, iptal davasına konu olabilecek iĢlemde, iĢlem aleyhine dava açılabileceğinin, açılacak davanın yeri ve süresinin belirtilmesi gerektiğini hükme bağlamaktadır. EYERMANN EnchFRÖHLER Ludvng-KORMANN Joachim, Venvaltungsgertchtsordnung, Kommentar, 9. Aufl., München 1988, ğ 59, rdn. 1-13; BADURA, ğ41, rdn. 20. Diğer taraftan bu Ġlke bazı eyaletlerin doğrudan Ġdari Usul Kanunlarında düzenlenmektedir. STELKENS Paul, "Venvaltungsakt", Ġn: (STELKENS-BONK-SACHS-LEONHARDT), ğ 37, rdn.4. 48 AZRAK, idari Usul ve YasalaĢtınlması, s. 833. 49 AZRAK, idari Usul ve YasalaĢtınlması, s. 833 50 özay, "yönetimde demokrasinin"', aslında fiziki bir olayı ifade eden "saydamlık" un baĢka bir Ģey olduğunu, "saydam yönetim", "Ģeffaf yönetim" yerine hukuk devletinin çok güzel bir ifadesi olan "günıĢığında yönetim" kavramını yeğlediğini belirtmektedir. ÖZAY, s. 2, 9,15.GünıĢığmda yönetim kavramı, asıl kaynağı Amerika BirleĢik Devletleri Ġdari Usul Yasası Ġçinde yeralan bir dizi yasanın adı olmakla beraber, özay"m, herkesin zevkle okuduğu eserine "ad" olarak vermesiyle ülkemizde de yaygın bir Ģekilde kullanılmaya baĢlamıĢtır. 51 ÖZAY, s. 2. Yazara göre diğer iki unsur; çoğunlukla idari Usul içinde ya da birlikte düzenlenen bilgi edinme hürriyeti ve idarenin kurul halinde yaptığı toplantıların "aleni" olması ve ilgililerin "yetkili olarak katılma hakkı" na sahip bulunmalarıdır. 59 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Gerçekten de idarenin faaliyetlerinin, önceden konulmuĢ objektif Ģekil ve usul kurallarına dayanması, bir taraftan idarenin keyfi kararlarının önüne geçmek suretiyle hukuk devleti ilkesine, diğer taraftan da kiĢilere usul sürecinde bir takım hakların tanınmasıyla kiĢi haklarının korunması amacına hizmet edecektir52 Ġspanya, Kamu idarelerinin Hukuki Rejimi Ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun, Ġdari Usul ile ilgili ilk kanuni düzenlemenin yapıldığı 1889'dan 1958'e, 1958'den de günümüze kadar genel Ġdari Usulün geliĢimini, aynı zamanda hukuk devleti ilkesinin geliĢimine bağlı olarak ortaya koyması açısından önemli bir Kanun'dur. Belli bir birikimin ifadesi olan ayrıntılı hükümleri, "yönetimde açıklık ilkesi" île ilgili düzenlemeleri, "bilgi edinme", "dinlenilme", "savunma", "belgelere eriĢim" hakkı gibi çok önemli hukuk devleti ilkelerinin kurallaĢtınlmıĢ olması; aslında ülkemizde, üzerinde çok az çalıĢma yapılan bir ülke olmakla beraber, ispanya'nın tipik bir Akdeniz ülkesi oluĢu, merkeziyetçi yapısı ve benzer problemleri de düĢünüldüğünde Kanun'un, Ġdari Usul çalıĢmalarındaki önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Ġdari Usulün kanunlaĢtırılmasında dikkat edilmesi gereken önemli hususlardan birisi Ġdari Usul kurallarının, idari teĢkilat ve personel hukuku kurallan ile çoğu zaman içice oluĢudur. Zira, örneğin idari kurulların çalıĢma Ģekli yeniden düzenlenmeden, iĢlemin muhatabına ĠĢleme "katılma" hakkının veya "gizlilik" ilkesi esas oldukça, bilgiye eriĢim hakkının tanınması, üstelik bu haklarla ilgili alt yapı hazırlanmamıĢ, bu haklann kullanımıyla ilgili müesseseler oluĢturulmamıĢsa, çok fazla anlam ifade etmeyecektir. Bu bakımdan kanunlaĢtırmanın ülke Ģartlan dikkate alınarak, bir idarireform paketi içinde yeralması uygun olacaktır53. 52 AZRAK Ali Ülkü, "Umumi Ġdari Usul Ve Kodiftkasyonu Meselesi", iÜHFM, XXXIII, sy. 1-2, 1967, 5 .67-68,72. 53 Dikkat edilirse, 17 Temmuz 1958 tarihli Ġspanyol Ġdari Usul Kanunu, 26 Temmuz 1957 tarihli Devlet idarelerinin Hukuki Düzeni Hakkında Kanun'un adeta tamamlayıcısı olarak yürürlüğe konulmuĢtur. Benzer durum Avusturya'da da söz konusudur. AZRAK, s.89. 1925 tarihli Avusturya Genel Ġdari Usul Kanunu, 21 Temmuz 1925 de Ulusal Konsey tarafından kabul edilen "Ġdarenin BasitleĢtirilmesi Hakkında Kanunlar" (Gezetze zur Vereinfachung der Venvaltung) içinde yeralan beĢ Kanun'dan [Diğer dört Kanun Ģunlardır: Ġdari Ceza Kanunu (Verwaltungsstrafgesetz), Ġdari icra Kanunu (Venvaltungsvollstreckungsgesetz), Ġdari Muamelede Ġlgili Düzenleme (Vervvaltungsformular-verordnung) ve idari Usul Kanunlarının Uygulanmasına iliĢkin Kanun (Einfuhrungsgesetz zu den Venvaltungsverfahrensgesetzen)- birisidir. 1946 tarihli Amerika BirleĢik Devletleri Ġdari Usul Kanunu (Administrative Procedure Act) da 1974 e 60 2. Oturum KonuĢmaları KanunlaĢtırmada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus da aslında hemen bütün Ġdari Usul kanunlarının o ülkedeki dağınık usul kurallarının birleĢtirilmesiyle ve yargı içtihadıyla geliĢtirilen usul ilkelerinin kuralîaĢtınlmasıyla oluĢtuğudur54. Genel Ġdari Usul kanunlarının ortak özelliklerinden bir diğeri de "ikinciltamamlayıcı" (Subsidiâr) nitelikte olmalarıdır. Yani Ġdari Usul kanunları, idari iĢlemin yapılmasında, ancak özel-usuli hükümler bulunmaması halinde uygulanacaklardır. KamulaĢtırma, imar, vergi iĢlemleri gibi idari iĢlemler, kendi özel kanunlarındaki usul hükümlerine tabi olacaklar, bu iĢlemlerin yapılıĢında Ġdari Usul kanunu kuralları, özel kanunda hüküm bulunmayan hallerde tamamlayıcı olarak uygulanacaktır. Aslında idari iĢlemlerin farklı Ģekillerde ortaya çıkması ve hukuki etkilerinin farklı olmasının55 yarattığı zaruretin sonucu olan bu ilke, Ġdari Usul kodifikasyonunun ana hedefi olan idarenin "basitleĢtirilmesi'' amacından, sapmaya sebep olduğu için eleĢtirilmektedir56. Bu açıdan özellikle son dönemde yürürlüğe giren Ġdari Usul Kanunlarında kanunun daha kapsayıcı olması dikkat çekmektedir. Ġspanya, Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında 26 Kasım 1992 tarihli Kanun da, 1958 tarihli Ġdari Usul Kanunu'ndan farklı olarak bu ilkeyi belli bir maddede düzenlememiĢ57; Kanununamacını 1. madedede "bu kanun tümünde geçerli olmak üzere kamu idarelerinin sorumluluklarını, genel Ġdari Usulü ve ilgili hukuki sistemin temellerini ortaya koyar ve düzenler" dedikten sonra, özellikle sadece usule iliĢkin temel haklarla ilgili maddelerde "baĢka kanunlar" daki hükümlerin de uygulanabileceğini kabul etmiĢtir58. kadar bir dizi değiĢiklikten geçmiĢ bugün, adına GünıĢığında Yönetim Kanunları denilen bir usul kanunları bileĢkesi olmuĢtur. 54 Türk DanıĢtayı'nın idari Usul ilkeleri ile ilgili içtihadı için bkz. AZRAK, Ġdari Usul ve YasalaĢtınlması, s. 826-833. 55 Ġdari ĠĢlemin amacı her zaman "kamu yaran" dır. Ancak örneğin kamulaĢtırma, kiĢinin mülkiyet hakkına el atma niteliğinde olduğundan, KamulaĢtırma Kanunu'nda iĢlemin amacının, yani kamu yarannın "yazılı karar" haline getirilmesi Ģeklinde ayn bir usul benimsenmiĢtir. 56 ULE-LAUBINGER, s. 37 Avnca özel düzenlemelerle, Ġdari Usul kanununun aynı anda uygulanıyor olması somut olayda çifte denetime yolaçmakta ve genellikle açık ve tatmin edici olmayan sonuçlann doğmasına sebep olmaktadır. Bu durum da Ġdari Usul kanunundan beklenen uyumu ve birleĢtirici olma özelliğini azaltmakta, adeta ortadan kaldırmaktadır. MAUER, ğ 5, rdn. 4. 57 1958 tarihli Ġdari Usul Kanunu'nun 1. maddesinin 2. bendinde özel idari faaliyet alanlan hakkında konacak idari Usul hükümler) karĢısında Ġdari Usul Kanunu'nun ancak ikinci derecede yürürlüğü haiz olduğu ifade edilmektedir. AZRAK, s. 125. 60 Eskisinden farklı bir düzenleme getirmeyen 1991 tarihli Avusturya Genel idari Usul Kanunun'nun, yine çeĢitli maddelerinde "mevzuatta aksine hüküm yoksa" Ģeklinde ifadelerle, subsldiarltât (tamamlayıalık61 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Gerek Ġspanya gerekse Ġspanya gibi ayn bir kanuna sahip olan diğer ülkelerin Ġdari Usul kanunlan incelendiğinde aslında hepsinde temel Ġdari Usul ilkelerinin ve haklannın benzer Ģekilde düzenlendiği açıkça görülmektedir. Bu benzeĢme sadece etkileĢimden kaynaklanmamakta, Ġdari Usul kurallannın hukuk devleti ve insan haklan ile yakın ilgisinin sonucu olmaktadır. O halde Ġdari Usul kodifikasyonunda mevcut kamu yönetimi teĢkilat ve sisteminin ve idari rejimin sonucu, özel düzenlemeler olacaksa da hemen bütün Ġdari Usul kanunlannda karĢımıza çıkan, hukuk devleti ve kiĢi haklan ile özdeĢleĢmiĢ Ġlkelerin, diğer Ġdari Usul kanunlanna benzer Ģekillerde düzenlenmesi de kaçınılmaz olacaktır. Kaldı ki bu ilke ve haklar yabancısı olmadığımız, çoğu zaten DanıĢtayımızın içtihatlannda yer alan ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından üye devletlere tavsiye edilen ilke ve haklardır. Ġdari Usul kanunlanndaki bazı özel düzenlemeler de üzerinde durulması gereken hususlardır. Bu anlamda Ġspanya, Kamu idarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel Ġdari Usul Hakkında Kanun'un 43. maddesinde idareyi karar vermeye zorlamak Ġçin, belli Ģartlarda da olsa, idarenin "sukutu" na verilen olumlu anlam, güzel bir örnektir. Bizzat Anayasa'nm dava açma süresinin baĢlaması için yazılı bildirimi arayan 125. madde hükmü karĢısında, idarenin susmasının, kiĢinin dava hakkını engelleyecek Ģekilde kullanılmasını önlemek ve idareye yapılan baĢvuru ile ilgili olarak, kiĢilere mutlaka dava konusu olacak bir iĢlem sunabilmek maksadıyla getirilen "zımni red" düzenlemesinin, tam anlamıyla kiĢi yaranna iĢlediğini söylemek mümkün değildir. Zira idare, gerekçe yükümlülüğü de olmadığı için bu düzenlemeyi kendisi için duyarsızlık vasıtası olarak kullanmakta, yapılan baĢvurulara cevap verme ihtiyacı hissetmemektedir. Bu bakımdan bazı ĠĢlem kategorileri için, yapılan baĢvuru karĢısında idarenin susmasına kiĢi için olumlu sonuç bağlanması, idareyi iĢlem yapmaya yönelteceği gibi, gereksiz yere yargının yükünün artmasını da önleyecektir. lkincillik) ilkesine yer verilmiĢtir. 1990 tarihli "idari Usulde Yeni Kurallar ve Ġdari Belgelere GiriĢ Hakkı" isimli italyan Kanunu'nun genel ilkeleri belirleyen 1. maddesinde "münferit kararların alınıĢ usulünü belirleyen diğer düzenlemeler" den söz edilmek suretiyle idari ĠĢlemlerin tamamına Usul Kanunu'nun uygulanmayacağı kabul edilmektedir. 1976 tarihli Alman idari Usul Kanunu'nun Uygulama Alanı baĢlıklı 1. maddesinin Ġlk cümlesi de "Federal bir yasada aksine ya da benzer bir hüküm bulunmadıkça" Ġdari Usul kanununun uygulanacağını belirterek subsldiarltât ilkesini açık bir Ģekilde kabul etmiĢtir. STELKENS-BONKSACHS-LEONHARDT, ğ 1, rdn. 114,115. 62 2. Oturum KonuĢmaları Yine Ġspanyol Kanunu'nun 38. maddesinin 4. fıkrasındaki "belirlenmiĢ Ģekilde olmak kaydıyla herhangi bir postaneye" yapılan müracaatın Ġdareye ulaĢmıĢ kabul edileceğine dair kural dikkat çekicidir. Ülkemizde idare tarafından verilen çoğu ilanda karĢılaĢtığımız, "postadaki gecikmelerden sorumlu olunmaz" Ģeklindeki, bir baĢka Ġdarenin kusurundan, kiĢilerin sorumlu olacağını ifade eden ilkel düĢünce, Ġdarenin bütünlüğü Ġlkesini de vurgulayan bu basit hükümle ortadan kalkmaktadır. Görüldüğü gibi Ġdari Usul kuralları sadece idarenin keyfi karar almasını önlemek, idareyi kanunlara uygun davranmaya zorlayarak idarenin kanuniliği ilkesine hizmet etmekle kalmamakta; yönetimde açıklığı sağlamakta ve kiĢilere tanınan bir takım haklarla, hizmetten yararlananla idare arasında saygın ve yakın bir iliĢkinin doğmasına vesile olmaktadır. Bu sebeple, idarenin karar alma sürecinin yargısal usullere benzeyen kurallarla düzenlenmesini, hukuk devleti açısından önemli bir ilke olarak gören görüĢe katılmamak mümkün değildir. BaĢkan: TeĢekkürler. Sayın Bahtiyar Akyılmaz, Ģimdi Ankara Ġdare Mahkemesi Üyesi Sayın Gürsel Özkan'a sözü veriyorum. Buyurun Sayın Özkan. ĠDARÎ USUL KANUNUNDA DÜZENLENMESĠ GEREKEN GENEL ĠDARĠ USUL ĠLKELERĠ Gürsel ÖZKAN Ankara Ġdare Mahkemesi Üyesi-BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı GĠRĠġ Ġdari Usule iliĢkin ilkelerin belirlenmesi, düzenlenecek kanun bakımından hayati öneme sahip bulunmaktadır.59 Bu ilkeler, Ġdari Usulü yasal olarak düzenlemiĢ bulunan ülkelerin, ilgili kanunlarında yer verilen, genel usul ilkeleridir. 59 Avrupa Topluluğu Adalet Divanı, her hukuk sisteminde geçerli hukukun genel ilkelerinden yararlanmakta, bu ilkelere idare önünde savunma haklarına saygı, iyi niyet kuralı, kazanılmıĢ haklara saygı ve idari iĢlemlerin geriye yürümemesi ilkeleri örnek gösterilmektedir. TAN Turgut, Topluluk Hukukunun Kaynaklan, Avrupa Topluluğu Hukuku Sempozyumu, DanıĢtay 1989, s.82-83 63 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ülkemizde, bu ilkelerin bir kısmı DanıĢtay içtihatlarıyla geliĢtirilerek, kamu yönetimine kazandırılmıĢtır. Ġdari Usul Kanununda düzenlenmesi gereken "Genel Ġdari Usul Ġlkelerini" dörtlü bir ayrıma tabi tutarak incelemek yararlı olacaktır. Bu ilkeleri; - Ġdare Makamına Yönelik Usul Ġlkeleri, - Bireyin Güvenliğine Yönelik Usul Ġlkeleri, - Ġdari ĠĢleme Yönelik Usul Ġlkeleri ve Yargı Kararlarının Uygulanmasına Yönelik Usul Ġlkeleri Ģeklinde bir tasnife tabi tutabiliriz. Bu Ģekildeki bir tasnif; Ġdare, Birey, ĠĢlem Üretme Süreci-diğer bir ifadeyle "Ġdari Usul" sonucunda oluĢan idari iĢlem ve bu iĢlemin yargıya Ġntikali neticesinde verilen kararın, uygulanması bakımından da fonksiyonel anlamda gerekli görülmüĢtür. I. ĠDARE MAKAMINA YÖNELĠK USUL ĠLKELERĠ Bu ilkeler idare makamının fonksiyonu ile ilgili bulunmaktadır. ĠĢlem üretme sürecinin tarafını oluĢturan idarenin belli kural ve ilkeler uyarınca davranması, hem görmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetini aksatmadan görevini sürdürmesi hem de bireylerin hak ve menfaatlerinin güvenceye bağlanması bakımından önem taĢımaktadır. Bu ilkeleri Ģu Ģekilde sıralayabiliriz. 1. ĠDARENĠN KENDĠLĠĞĠNDEN VE YETERLĠ ARAġTIRMA YAPMASI Ġdare Ġster ilgilinin baĢvurusu üzerine, ister böyle bîr baĢvuru olmadan, kendiliğinden harekete geçmiĢ olsun, ele aldığı olayla ilgili tüm verileri doğru olarak saptamak ve bunlan, hukuka uygun olarak değerlendirebilmek için kendiliğinden, yani ilgili ya da ilgililerin istem ve iddialanna bağlı kalmaksızın, 64 2. Oturum KonuĢmaları yeterli bir araĢtırma ve soruĢturma yapmakla yükümlüdür.60 2. YETKĠ KURALLARININ DEĞĠġMEZLĠĞĠ ĠLKESĠ Kamu hukukunda ve onun bir dalı olan idari usul hukukunda "yetki" kavramı, sınırlan kanunla belirlenmiĢ bulunan bir iktidan ifade etmektedir. Bir idare makamının belli bîr faaliyeti yürütebilmesi için, her Ģeyden önce bu hususta kanunen yetkili olması gerekmektedir. Bu nedenle, iĢlem üretme süreci, ister re'sen, ister ilgilinin talebi üzerine açılmıĢ olsun, idare makamının ilk yapacağı iĢ, yetkili olup olmadığını araĢtırmak olacaktır. öncelikle "fonksiyon itibariyle yetki" sözkonusu olmaktadır. Ġdare makamlannın yetki sının, devlet fonksiyonlan bakımından çizilmiĢ olanıdır. Bu durumda, idare makamının bir sorunda yetkili olup olmadığının tesbiti için herĢeyden önce, o sorunun çözüme kavuĢturulmasının idare fonksiyonunun görev alanına girip girmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. Sonra, o makamın yürüteceği idari görevin çeĢitine ve hukuki niteliğine göre yetkili olup, olmadığının tesbîd önem taĢımaktadır. ĠĢlem tesisine katılan ilgili bireyler, aralarında ve Ġdare makamı ile anlaĢarak, hukukça kabul edilmiĢ olan yetki düzeninde herhangi bir değiĢiklik yapamazlar.61 Bu durum, idarede yetki kurallarının değiĢmezliğini göstermektedir. 60 AZRAK A.Ülkû, Ġdari Usul ve YasalaĢtırılması, I.UIusal idare Hukuku Kongresi, Ankara 1990, s.826; Alman Federal idari Usul Kanunu md.24,Ġsvlçre Federal Ġdari Usul Kanunu md.12 61 Nitekim DanıĢtay, "Belediye personeli hakkında devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesine, ĠçiĢleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu yetkili olduğundan, belediye disiplin kurulunca verilen çıkarma cezasında yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığına" karar vermiĢ, aynı kararında "davanın açılmasından sonra aynı konuda soruĢturma açılıp encümen karan ile, davacının devlet memurluğundan çıkarılması için olayın yüksek disiplin kuruluna intikali yolunda karar alınmıĢ ise de, davacının anılan ceza ile cezalandırılmasından çok sonra alman bu kararın yetkisiz iĢleme sağlık ve hukukilik kazandırmayacağı açıktır" demek suretiyle yetki düzeninde herhangi bir değiĢiklik yapılamayacağını belirtmiĢtir. D8D, E. 1995/4567, K. 1996/3513, K.T.29.11.1996, DD, Yıl:27, Sayi:93,s.419 65 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu 3. ĠDARENĠN TARAFSIZLIĞI ÎLKESĠ ĠĢlem üretme sürecinin tarafsız olarak yürütülmesi, insan haklarının olduğu kadar idarenin hukuka bağlılığının da bir güvencesini oluĢturmaktadır. Gerçekten usule katılan ilgili ya da ilgililerin idare makamı karĢısında tarafsızca iĢlem görmeleri, gerek tesis edilecek olan iĢlemin geçerliliği, gerekse bireylerin bu karara karĢı güven duymaları, bakımından son derece önem taĢımaktadır. Ġdarenin tarafsızlığı ilkesi62 gereğince, iĢlem üretme sürecinin tarafsızca yürütülmesinin sağlanması amacıyla, yapılacak iĢlemle bir menfaat iliĢkisi veya usule katılan ilgililerle belirli bir dereceye kadar hısımlık bağı bulunan veya baĢka nedenlerle (sempati, antipati, Ġdin garez gibi) tarafsızlığından Ģüphe edilen kamu görevlilerinin usulde görev almaktan çekinmeleri zorunluluğu kabul edilmiĢtir. Bu nedenle tarafsızlığından Ģüphe edilen idare ajanının, iĢlem üretme sürecine katılan ilgililer tarafından reddinin de istenebileceği öngörülmüĢtür.63 4. DOLAYSIZLIK ĠLKESĠ Ġdari iĢlemi tesis edecek olan makamın, soruĢturmayı bizzat yönetmiĢ ve delillerin içeriğini doğrudan doğruya öğrenmiĢ ve incelemiĢ olan makam olması verilecek karann hakkaniyeti bakımından önem taĢımaktadır. 62 DanıĢtay Ġdarenin tarafsızlığı Ġlkesini, hukukun genel ilkesi olarak değerlendirmektedir. Bir kararında, "hakkında cezai soruĢturma yapılacak kamu görevlisinin kendisi hakkında soruĢturma emri vermesinin tarafsızlık ilkesi ile bağdaĢmayacağını" belirtmiĢ, aynı kararında "bu makamlarda bulunanlara suç isnat edilmesi durumunda bunlann kendileri hakkında bizzat soruĢturma yapmalan veya kendileri hakkında soruĢturmayı yapacak görevliyi seçmeleri yasanın yukanda belirtilen kuralına uygun düĢmeyeceği gibi hukukun genel ilkeleri ile de bağdaĢmayacağı" açıklanmıĢtır. D2D, E. 1994/914, K-.1994/1888, K.T.11.11.1994, DD, Yıl:26, Sayı:90,s.204 63 Ġsviçre Usul Kanunu, 10/2 maddesinde, iĢlem üretme sürecini yönetecek olan idare makamında bulunan görevlinin, usulde tarafsızlığı sağlaması amacıyla hangi durumlarda çekileceği ya da, Ġlgilinin reddetme Ġsteminde bulunabileceği (md.lO/l)açıklanmıĢur. ispanyol Usul Kanunu md.28 ve 29.;Alman Usul Kanunu md.20; Avrupa Topluluğu Adalet Dtvanı,idarenin tarafsızlığı Ukesinl,dürüstlük ilkesi Ģeklinde idarenin karariannda çeliĢkili davranmaması olarak uygulamaktadır. AZRAK A.ÜIkü, Avrupa Topluluğu Adalet Divanı Kararlarında Beliren Hukukun Genel ilkeleri, Avrupa Topluluğu Hukuku Sempozyumu, DanıĢtay 1989, s. 110 66 2. Oturum KonuĢmaları Dolayısızlık ilkesi, açıklık ve sözlülük Ġlkesi ile yakından ilgili bulunmaktadır. Bu ilke, idari usulü'nü kanuniaĢtırmıĢ bulunan ülkelerde, usul ilkesi olarak değerlendirilmemekte, hiyerarĢi düzeninin üst kademelerindeki makamlann, kural olarak alt makamlar tarafından yapılan soruĢturma sonucunda elde edilen bilgi ve belgelere göre karar vermeleri öngörülmektedir.64 Ancak, sözlülük ilkesi gereğince yapılan duruĢmada, ilgililerin ve tanıklann sözlü beyanlan, ancak iĢi karar bağlayacak merciin önünde yapılmıĢ olduğu takdirde, olumlu kanaat uyandırabilecek ve maddi gerçeğin aydınlanmasına yardım edebilecektir. Aksi durumda, soruĢturmanın sözlü yapılmıĢ olmasının değeri kalmayacaktır. II. BĠREYĠN GÜVENLĠĞĠNE YÖNELĠK USUL ĠLKELERĠ Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 28 Eylül 1997 tarihli ve (77) 31 sayılı karan "Bireyin Ġdari ĠĢlemler KarĢısında Korunması" baĢlığını taĢımakta ve bu konuda 1. Dinlenilme hakkı, 2. Bilgi kaynaklanna giriĢ, 3. Hukuki yardım ve temsil, 4. Ġdari iĢlemlerin gerekçeli olması, 5. ĠĢleme karĢı baĢvurma yollannın belirtilmesi Ģeklinde kurallaĢtınimıĢ olup, aynı zamanda bireyin Ġdari iĢlemler karĢısında korunması amacını taĢıyan ve güvenliğini sağlayan "idari usul" Ġlkeleridir. 1. DĠNLENĠLME HAKKI (YÖNETĠME KATILMA) ĠLKESĠ Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararına göre, "haklarını, hürriyetlerini ya da menfaatlerini zedeler nitelikte her idari iĢleme karĢı ilgilinin olay ve delilleri öne sürme ve gerektiğinde kanıt araçları sunma hakkı vardır. Bunlar idarece gözönünde tutulur. Uygun durumlarda, ilgiliye, elveriĢli süre içinde ve olaya uygun Ģekilde 64 AZRAK A.ÜIkü, Umumi Ġdari Usulün Teorik Esasları ve ÇeĢitli Hukuk Sistemlerinde GeliĢimi, YayınlanmamıĢ Doktora Tezi, istanbul 1964, s.204 67 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu yukarıdaki haklan bildirilir"65 Karann temelinde bulunan, bireyle idare arasındaki iliĢkilerde hakkaniyetin sağlanması amacına uygun olarak, bu ilke, ilgiliye idari iĢlemin hazırlanması aĢamasında dinlenilme hakkı vermektedir. Dinlenilme hakkı, sadece haklan, hürriyetleri ya da menfaatleri zedeleyen idari iĢlemler hakkında uygulanmaktadır. Ġdari iĢlem ilgilinin dilekçesi üzerine ve talebi tümüyle karĢılanma amacıyla hazırlanıyorsa ilgiliye dinlenilme hakkı tanınmasına gerek bulunmamaktadır. Dinlenilme hakkının idari usulde uygulanabilirliği "duruĢma yapılması" yoluyla mümkün olabilmektedir. Bu Ġlke, ilgili ya da ilgililerle idare makamı arasında karĢılıklı konuĢmalar sayesinde yanlıĢ aniamalann ortadan kaldmlmasını sağlayacağı gibi tarafiann idari usuldeki hukuki durumlarının güçlenmesine de yardımcı olmaktadır. Ġlgilinin dinlenilme hakkını kullanabilmesi için öncelikle bu hakkın varlığından bilgisi olması gerekmektedir. Ġlkenin ikinci fıkrası bu nedenle idareyi ilgiliye bildirimle yükümlü tutmakta ve bunun savunmaya elveriĢli bir sürede yapılmasını öngörmektedir.66 Bu ilkenin asıl amacı, idarede açıklığın sağlanması hedefini gerçekleĢtirmektir. Açıklık ise, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için dinlenilme hakkının, duruĢma yapılması suretiyle uygulanmasını gerektirmektedir. Ġdari usulünü kanunlaĢtırmıĢ bulunan ülkelerde, idare makamları, herhangi bir konuda idari iĢlem tesis etmeden önce, bu ĠĢlem ile ilgili olan bireylerin görüĢ ve 65 Bu Ġlke, idari iĢlemin oluĢumunda, ilgiliye, kendisini dinlettirme (söz hakkı) imkanı tanımaktadır. KUNTBAY Ġhsan, Ġdarenin ĠĢlemleri KarĢısında Bireyin Korunması Hakkında Karar, AĠD, Ciltti 1, Sayı: 1-4, s.8; Gerçekten de ilgili, olaylara itiraz edebilir, delillerini değerlendirtmek Ġsteyebilir ve son karar aĢamasında kamtiayıcı belgeler teklif edebilir. Dinlenilme hakkı kavramı, ilgilinin duruma göre, delillerini yazılı yada sözlü sunabilmesi anlamında kullanılmaktadır. KUNTBAY, s.9 68 2. Oturum KonuĢmaları düĢüncelerine baĢvurmakla yükümlü tutulmuĢlardır.67 Bu yükümlülük, sadece yapılması, ilgililerin talebine bağlı idari iĢlemler hakkında değil aynı zamanda idarenin re'sen harekete geçerek hiçbir istemle bağlı olmadan tesis edeceği idari iĢlemler hakkında da geçerli bulunmaktadır. Ġdari usulde belirlenmesi önem taĢıyan konuların baĢında iĢlem üretme sürecine kimlerin katılacağı sorunudur. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve menfaat olmak üzere üç yönü bulunan68 bu husus, idari usulünü kanunlaĢtırmıĢ bulunan ülkelerin tümünde açıklığa kavuĢturulmuĢtur.69 2. BĠLGĠ EDĠNME HAKKI ĠLKESĠ Bilgi edinme hakkı, dinlenilme hakkını tamamlayıcı niteliktedir. Ġlgilinin dinlenilme hakkını kullanabilmesi için kendisine idari ĠĢlemin dayandığı bütün unsurları görme imkanı tanımak gerekmektedir, "öğeler" terimi, idari iĢlemin hukuki temelinin gösterilmesinde dayandığı olguların açıklanmasını kapsamaktadır. Ancak, bunlann idarede bulunması, diğer bir ifadeyle verilmesinin imkan dahilinde olması gerekmektedir. Ġdari dosyalarda açıklık, idari belgelere giriĢ hakkı, sadece yazılı belgeleri değil, idarenin elinde tuttuğu her türlü bilgiyi kapsamaktadır.70 Bilgi alma ise, idare önünde karara temel alınan nedenlerin belirlenmesinde ve değerlendirilmesinde, ilgiliye karĢı görüĢ bildirme imkanını sağlamaktadır. 67 Ġspanyol Usul Kanunu md.81; Ġsviçre Usul Kanunu md.29, Buna göre, taraflar dinlenilme hakkına sahiptir, italyan Usul Kanunu, md.l 1 Alman Usul Kanunu md.28 68 AZRAK, Umumi, s. 186 "Avusturya Ġdari Usul Kanununun 8.maddeslnde, taraf ve muhakemeye katılan kavramı ayn ayn tanımlanmıĢtır. Buna göre, muhakemeye katılanlar, idarenin belli bir faaliyette bulunmasını talep eden veya idari faaliyetin yöneldiği kiĢilerdir. Taraflar ise, kanuni bir hakkı dolayısıyla bir idari faaliyette ilgisi bulunan kiĢilerdir, biçiminde açıklanmıĢtır, isviçre idari Usul Kanunun ise ö.maddesinde taraflar düzenlenmiĢ, alınacak kararla, hak ve çıkartan etkilenecek kiĢiler, bu karardan etkilenecek diğer, kiĢiler ve tüzel kiĢiler taraf olarak belirlenmiĢtir. Alman Usul Kanun, md.21 70 AKILLIOĞLU Tekin, Yönetimde Açıklık, Gizlilik ve Bilgi Alma Hakkı (Bildiri), I.UIusal Ġdare Hukuku Kongresi, Kamu Yönetimi, ikinci Kitap, 1-4 Mayıs 1990, s.807 69 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Açıklık ilkesinden farkı, bilgi ve belgelere ulaĢma ilgili için bir hak iken, yönetimin açıklığı, idare için bir ödev niteliği taĢımasıdır. Ġdari belgelerde açıklık, bilgi alma hakkının kaynağını oluĢturmaktadır.71 Bireyin Ġdari ĠĢlemler KarĢısında Korunmasına ĠliĢkin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin anılan kararından baĢka bu ilke, BirleĢmiĢ Milletler Evrensel Bildirgesinin iletiĢim hürriyetini düzenleyen 19. Maddesinde yer almıĢtır. Buna göre, ülke sınırlan sözkonusu olmaksızın bilgi ve düĢünceleri her yolla aktarmak, elde etmek ve yaymak bir hak olarak tanınmıĢtır. Bunun dıĢında, Avrupa Ġnsan Haklan SözleĢmesinde de bu hak geniĢ bir Ģekilde düzenlenmiĢtir.72 "idari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu i 71 Ülkemizde, kamu yönetimine açıklığın değil "gizliliğin'' egemen olması ve bilgi edinme hakkının bu anlamda düzenlenmemiĢ bulunmasına karĢılık, 2577 sayılı Kanunun 20/3 maddesinde düzenlenen, idari mahkemelere bilgi ve belgelerin gizlilik gerekçesinin bildirilmesi halinde gönderilemeyeceğine iliĢkin kuralı DanıĢtay, "davanın gönderilmeyen bilgi ve belgelere dayalı savunma dıĢındaki diğer bilgi ve belgelerin esas alınarak karara bağlanması" Ģeklinde değerlendirerek, bireyin haklarını koruma eğiliminde bulunmaktadır. D5D, E. 1996/1345, K. 1996/2819, K.T.25.9.1996, DD, Yıl:27, Sayı:93, 1997, s.307. Yine DanıĢtay, 2577 sayılı Kanunun 20/4.maddesinde düzenlenen, getirdllen veya Ġdarece gönderilen gteii belge ve dosyalar taraf veya vekillerine incelettirilmez hükmünü verdiği bir kararda, "fıkrada sözü edilen gizli" kelimesiyle idarede de gizli olan ve yetkili makamların dıĢında hiç kimseye gösterilmemesi gereken belge ve dosyaların kastedildiğinde kuĢkuya yer yoktur. Dolayısıyla Ġdarenin gönderirken üzerine gizlidir kaydını koyması veya ek bir yazıyla gizli olduğunun belirtmesinin kendiliğinden o dosya veya belgeye gizlilik niteliğini kazandırmayacağı" Ģeklinde açıklamaktadır. D5D, E.1990/4297, K.1991/1099, K.T.6.6.1991, DBM.DanıĢtay konuyla ilgili baĢka bir kararında da, "dava konusu iĢleme sebep olarak gösterilen ve ara kararlan ile istenilmesine rağmen gönderilmeyen soruĢturma raporuna dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre" karar verilemeyeceğini belirtmiĢtir. D5D, E.1993/3084, K.1995/3898, K.T.5.12.1995, DD, Yıl:26, Sayı:91, 1996s.534 72 SözleĢmenin 10.maddesi,herkesin anlatım özgürlüğüne hakkı olduğu, bu hakkın kamu makamlarının karıĢması ve sının olmaksızın bilgi ve düĢünceleri alma ve iletmeyi de kapsadığını belirtmektedir. 70 2. Oturum KonuĢmaları Ġdari usulünü kanunlaĢtırmıĢ bulunan ülkelerde de, bilgi edinme bir hak olarak kabul edilmiĢ ve düzenlenmiĢtir.73 3. HUKUKĠ YARDIM VE TEMSĠL ĠLKESĠ Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin anılan kararında, hukuki yardım ve temsil, bireyin idari iĢlemler karĢısında korunması amacına yönelik temel bir îlke olarak düzenlenmiĢtir. Buna göre, "Ġlgili idari usulde kendisine yardımcı tutabilir veya temsilci kullanabilir" Bu ilkenin amacı, ilgilinin idari usulde yardımcı kullanmasını veya kendisini temsil ettirmesini sağlamaya yöneliktir. Bu ilke öncelikle, bireyin kendi baĢına da iĢini takip etmesinde serbest olduğunu öngörmekte, bazı iĢlemlerin ilgili tarafından bizzat yapılma zorunluluğu yada usulün belli aĢamalarına bizzat katılma zorunluluğu olmaksızın kendisine temsilci veya yardımcı tutabilmesini düzenlemektedir. 14 özellikle Ġsviçre'de adli yardım konusu düzenlenmiĢ olup, belli Ģartlara bağlanmıĢtır. Ġsviçre Usul Kanununun 11. Maddesi temsil ve yardım baĢlığını taĢımakta 16 Aralık 1994'te yapılan değiĢiklik ile de bu maddeye eklenen 11 a maddesi ile mecburi temsil düzenlenmiĢ bulunmaktadır. Buna göre, iĢlemin her aĢamasında, ilgilinin Ģahsen hareket etmesi gerekmedikçe, kendine temsilci veya resmi soruĢturma önceliği bakımından sakınca bulunmadıkça, kendisine yardıma tayin etmesi mümkündür. Ancak, temsilci veya yardımcının medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olması gerekmektedir. Getirilen ek madde ile de, aynı menfaatleri savunmak için 20'den fazla kiĢi ortak veya ayn ayn baĢvuruda bulunursa, idari makamın, onlardan bir veya daha fazla temsilci seçmelerini Ġsteyebileceği öngörülmüĢtür. Aynı Kanunun 65. Maddesinde ise, itiraz halinde, Ġtiraz makamı, itirazın yapılmasından sonra, iddialan kendisini haksız düĢürecek gibi görünmeyen yoksul tarafın Ġsteği üzerine, usul masraflarının alınmamasını sağlayabileceği gibi (md.65/1), 73 Alman Usul Kanunu,md.29; isviçre Usul Kanun,md.26; Ġtalyan Usul Kanunu Ġse V.Bölümû Ġdari belgelere giriĢe ayırmıĢ 22. Ve 28.maddeler arasında bilgi edinme hakkını düzenlemiĢtir. 71 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu savunmasını yapamayacak durumda ise aynca avukat da tutabilecektir (md.65/2). Ġdari usulü kanunla düzenlemiĢ ülkelerde de bu husus ele alınarak, hak ve menfaatini savunmakta yetersiz kalan bireylere gerekli hukuk! yardımın yapılmasına veya temsilci aracılığıyla hak ve menfaatlerini korumasına imkan sağlanmıĢtır.''EĢitlik ilkesi gereğince, böyle bir imkanın sağlanması, idari usulün amacına 4. ĠDARĠ ĠġLEMLERĠN GEREKÇELĠ OLMASI ĠLKESĠ Sebepleri açıklama ya iĢlem metninde gösterme yada istek üzerine aynca bildirme Ģeklinde olmaktadır. Bu bildirimin yazılı ve makul bir süre içinde olması gerekmektedir. Makul sürenin belirlenmesinde ise, dava açma süresinin ölçü alınması uygun olacaktır. Sebep idareyi iĢlem yapmaya yönelten etkenler, gerekçe ise, sebeplerin iĢlem metninde gösterilmesi anlamına gelmektedir. Ancak, iĢlemin sebebi ile gerekçe arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Sebep irade unsurunu oluĢtururken gerekçe iĢlemin metnine iliĢkin bir öğe niteliği taĢımaktadır. Gerekçesiz iĢlem olabileceği halde, sebepsiz iĢlem olamaz. Gerekçeyi açıklama durumunda ise, açıklanan gerekçe değil, sebeptir.74 Ġdari ĠĢlemler KarĢısında Bireyin Korunması Hakkında Karara göre, ilgilinin haklanna, hürriyetlerine veya çıkarlarına etkide bulunan bir idari iĢlem sözkonusu olursa, olabilecek itiraza imkan vermek için gerekçe bulunması gerekmektedir. Aksi durumun, itiraz hakkını sınırlandıracağı ileri sürülmektedir75 Ġdari iĢlemlerin gerekçeli olması ilkesi, DanıĢtay kararlannda da yerini almıĢ olup, iĢlemi yapan idareyi, uyguladığı kanunu anlamaya, doğru ve anlamlı sonuçlar ortaya koymaya ve denetim yapmaya zorlaması bakımlarından da önem taĢımaktadır76 74 AKILLIOĞLU Tekin, Yönetsel ĠĢlemlerde Gerekçe Ġlkesi, A.I.D., Cilt : 15, Sayı : 2, Haziran 1982, s.7 75 AKILLIOĞLU, Gerekçe, s. 10-11 76 DanıĢtay, "Ġdarenin iĢlemleri KarĢısında Bireyin Korunması Hakkındaki Avrupa Bakanlar Komitesinin 77 Sayılı Kararında, ilgilinin hak ve özgürlüklerine veya çıkarlarına değinen bir idari iĢlem sözkonusu 72 2. Oturum KonuĢmaları Bütün bu nedenlerle, idari usulünü kanunlasürmıĢ bulunan ülkelerde, "gerekçe ilkesi" kurallaĢünimif bulunmaktadır.77 olursa, olabilecek itiraza olanak vermek için gerekçeli olması öngörülmüĢtür. Ġdari ĠĢlemlerin gerekçeli olması ilkesi; iĢlemi yapan idareyi yönetsel iĢlemin dayandığı maddi ve hukuksal nedenleri açıklamaya, uyguladığı yasayı kavramaya, doğru ve anlamlı olgular ortaya koymaya ve denetim yapmaya zorlar, iĢlemde gösterilen gerekçe iĢlemin yasaya uygunluğunu değerlendirme, itiraz edip etmeme ve yargı yoluna gidip gitmeme konusunda iĢlemin ilgilisine yardıma olur" Ģeklinde bir açıklama yaparak, davaanın san basın kartı verilmesi isteminin gerekçe gösterilmeden reddi yolundaki iĢlemin, idari ĠĢlemlerin gerekçeli olması Ġlkesine ayktn bulmuĢtur. Di OD, E. 1993/1403, Kb1994/5633, K.T.10.11.1994, DD, Yıl:26, Sayı:90, 1996, s. 1043; Bunun dıĢında DanıĢtay pek çok karannda, gerekçenin somut bilgi ve belgeye dayandınlması gerektiğini belirtmiĢtir. D5D, E: 1993/5749, K. 1996/3528, K.T.19.11.1996 DD, Yıl:27, Sayı:93, 1997, s.271, D8D, E. 1994/5583, K.1996/101, K.T.18.1.1996, DD, Yıl:27, Sayi:92, 1997, s.639, D5D, E.1993/1174, K. 1994/1065, K.T.21.2.1994, DBM. Bunlar ve benzeri DanıĢtayca verilen pek çok karann incelenmesinden, bireylerin hak ve hukukunu etkileyen idari iĢlemlerin gerekçeli olma zorunluluğunun kabul edildiği, takdir yetkisi çerçevesinde dahi idarenin gerekçesiz iĢlem yapamayacağının açıklandığı anlaĢılmaktadır. 77 Avusturya idari Usul Kanununda (md.58) öngörüldüğü üzere Ġdare, Ġlgililerin talep ve görüĢlerine uymayan veya ilgililere bir yükümlülük getiren yahut usulde iki taraf varsa bunlar arasındaki bir uyuĢmazlığı çözen kararlarında zorunlu olarak gerekçe göstermekle yükümlü tutulmuĢtur. Gerekçesiz kararlar Ġse, sakat sayılmaktadır. Ġtalyan idari Usul Kanununda (md.36) Ġdare, Ġlgililerin hürriyet veya sübjektif haklarına müdahale oluĢturan, bunları sınırlayıcı nitelikte olan önlem ve kararlarını açık bir gerekçeye dayandırmakla zorunlu tutulmuĢtur. Almanya idari Usul Kanununda da (md.39), Ġlke olarak gerekçe göstermek yükümlülüğü belirtildikten sonra, hangi durumlarda böyle bir yükümlülüğün bulunmadığı gösterilmiĢtir. A.B.D. hukukunda da, idari iĢlemin gerekçesinin yazılı olarak bildirilmesi, genellikle önemli bir ilke olarak kabul edilmekte ve ancak bu yoldan, idarenin keyfi hareket etmesinin önlenebileceği görüĢü hakim bulunmaktadır. AET AndlaĢmasmın 190. Maddesinde bireysel kararların gerekçeli olma zorunluluğu açıkça öngörülmüĢtür. Avrupa Topluluğu Adalet Divanı kararlarında da bu konuya açıklık getirilmektedir. Buna göre, gerekçenin Divanın, iĢlemin yasalhğı üzerinde denetim yapmasına, fiili ve hukuki nedenleri değerlendirebilmesine Ġmkan taraması gerekmektedir. Aynca gerekçe, iĢlemin muhatabı olan veya ĠĢlemle ilgili kiĢilere, iĢlemin geçerli bir dayanağının bulunup bulunmadığını veya kendilerine, geçerliliğine karĢı itiraz yolunu açacak bir sakatlıkla malûl olup 73 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu 5. ĠġLEME KARġI BAġVURMA YOLLARININ GEREKLĠLĠĞĠ ĠLKESĠ Ġdari faaliyetler karĢısında insan haklarının gereği gibi korunabilmesi için, sadece Ġlk derece idare makamları önünde ĠĢleyen karar üretme süreci yeterli olmayıp, bunun dıĢında "ĠĢleme karĢı idari baĢvuru yollarının kabulü ve düzenlenmesi de gerekmektedir. olmadığını değerlendirmeleri için yeterli bilgi içermelidir. Gerekçe, dava hakkının bir ön Ģartı olarak kabul edilerek bu hakkın zorunlu bir öğesi Ģeklinde ele alınmalı ve Ġlgilinin yargı yoluna baĢvurmanın kendisi Ġçin yararlı olup olmayacağına karar vermesine Ġmkan vermelidir. Aynca, gerekçe karan veren makamın çıkarlarına da hizmet etmelidir. Gerekçe Ġlgili makama kararda gözönüne alınabilecek tüm fiili ve hukuki öğeleri özenli bir incelemeden geçirme olanağını verirken, iĢlem sahibine de, idarenin aldığı karan bilinçli olarak verdiği yolunda güven duymasını sağlayacaktır. Gerekçe, ĠĢlemin hangi fiili ve hukuki durum ve Ģartların biraraya gelmesiyle oluĢturulduğunu gösterir bilgileri içermeli, karann maddi dayanağını oluĢturmada gözönüne alman olguları ortaya koymalıdır. Yine gerekçe, bu olguların hukuki nitelendirmesine götüren ve karann içeriğini oluĢturan düĢünce düzenini açıklığa kavuĢturmalıdır. Gerekçenin uzunluğu, iĢlemin niteliği ve kabul edildiği durum ve Ģartlara göre değiĢir. Yaptırım içeren bir iĢden yaptırımı haklı kılan tüm olgu ve iddialan bütün açıklığıyla belirtmelidir. Genel olarak takdir yetkisinin kullanılması sonucu alman bireysel karann gerekçesi aynntılı olmalıdır. KABOĞLU ibrahim ö., Avrupa Topluluğu ve idari Yargı, Avrupa Topluluğu Adalet Divanı Jurisprüdansı ve Ġdari Karariann Gerekçeli Olma Zorunluluğu, I.Ulusal idare Hukuku Kongresi, Birinci Kitap, Ġdari Yargı, 1-4 Mayıs 1990, s.310 (SCHOCKWElLER F, La Motivation Des Decisions lndMduelIes en Droit Communatutaire et en Droit National, Cahıers de Droit Europeen, No: 1-2, 1989, s.33-34'den naklen) Gerekçe kararla birlikte belirtilmelidir, iĢlem sahibi makam, kararlarda yer almayan gerekçeleri mahkemede öne süremez, ancak yargılama sırasında iĢlemde yer alan gerekçeleri geliĢtirebilir. KABOĞLU, Avrupa, s.311; Amerikan Usul Kanunu, açıkça düzenleyici iĢlem metninde gerekçe bulunmasını kurala bağlamıĢtır, (md.4-6). Ġspanyol Usul Kanununda da düzenleyici iĢlemlerin gerekçeli olması gerektiği belirtilmektedir (md.54/2). Bu Kanun, takdir yetkisinin kullanılması suretiyle yapılacak idari ĠĢlemleri zorunlu olarak gerekçe gösterilmesi Ģartına tabi tutmuĢtur (md.54/1). Ġtalyan Usul Kanunu Ġse, düzenleyici iĢlemler için gerekçeyi öngörmemekte, bireysel iĢlemler için zorunlu tutulmaktadır. Aynca, gerekçenin iĢlemin yapılanda esas alınan sebebi ve ön araĢtırmanın sonuçlarıyla ilgili olarak Ġdarenin kararını etkileyen hukuki nedenleri kapsaması açıklanmıĢtır. 74 2. Oturum KonuĢmaları Ġdari kanun yollan, hukuk düzeninin, ilgililere haklannda tesis edilen iĢleme karĢı, değiĢtirilmesi veya iptal edilmesi talebiyle üst idare makamlanna baĢvurabilmek amacıyla sağlanan bireysel hukuki güvenlik ve idari denetim yoludur. Bu ilke, gerekçe ilkesini tamamlar niteliktedir. Ġlgilinin haklannın korunmasını güvenceye almak amacıyla baĢvuru yollannın belirtilmesi önem taĢımaktadır. Düzenlenecek idari usul kanunu Ġle yargısal denetimin bazı bakımlardan sınırlı ve yetersiz olması nedeniyle, idari kanun yollannın Ģekil Ģartına bağlanarak bireyler için daha güvenceli bir duruma getirilmesi mümkün bulunmakta, dolayısıyla idari yargının yükünü hafifletmek amacı da bu yolla sağlanabilmektedir. Ġdari usulde, Ġdari kanun yollan Ģekle bağlanarak olağan kanun yollan ve olağanüstü kanun yollan biçiminde düzenlenmektedir.78 6. SAVUNMA HAKKI ĠLKESĠ Savunma hakkı, bir idari iĢlemin ilgilisine kendisine yöneltilen ĠĢlem konusunda önbilgi almasını, bundan hareketle kendi açıklamalannı ve haklılık iddialanm belirtme imkanını sağlamaktadır. Ġdare önünde savunma haklan, bireylerin kendilerini ilgilendiren idari iĢlemin üretilmesi süreci içerisinde, yetkili idare makamları önünde savunma hakkına sahipolması demektir.79 Genel usul ilkesi niteliğinde olan savunma hakkı Avrupa 78 Olağan kanun yollan Avusturya hukukunda Ġki çeĢit olup, bunlar itiraz ve istinaf olarak düzenlenmiĢtir, itiraz, sadece ĠĢlem üretme sürecinde duruĢma yapılmaması ve soruĢturma iĢlemlerinin basitleĢtirilmesinden ibaret olan müzekkere usulü yolundan verilmiĢ bulunan kararlara karĢı, karan vermiĢ olan makama baĢvuruyu ifade etmektedir. Ġstinaf ise, Ģekli bağlı hiyerarĢlk baĢvuruyu kapsamaktadır. AZRAK, Umumi, s.212; Avusturya hukukunda eski hale getirme ve usulün yenilenmesinden ibaret Ġki çeĢit olağanüstü kanun yolunun bulunmasına karĢılık, ispanya hukukunda olağanüstü kanun yolu adı altında sadece ilgili bakan nezdinde yapılabilecek olan uzun süreye bağlanmıĢ bir temyiz baĢvurusu kabul edilmiĢtir. AnlaĢılacağı gibi, olağanüstü kanun yollanna, ancak olağan kanun yollan tüketildikten sonra baĢvurulabilmektedir. 79 AZRAK, Avrupa, s. 100 75 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Topluluğu Adalet Divanına göre, Topluluk Hukukunun temel bir ilkesini oluĢturmaktadır.80 Ġdari usul ilkelerinin ve kurallarının varlık nedeninin, savunma haklan olduğu söylenebilir. Diğer bir ifadeyle, idari usulde, hukukun genel ilkesi niteliği taĢıyan tek ilke savunma haklan ilkesidir.81 ĠĢlem üretme sürecinde ilgililere tanınan "savunma hakkı ilkesi", idari iĢleme iliĢkin belgeleri içeren dosyayı inceleme yetkisi ile yakından ilgili bulunmaktadır. Çünkü Ġlgililerin, savunma hakkına sahip buiunmalan, dosya içeriğini öğrenmek imkanına sahip olmadıkça, hiçbir pratik değer taĢımayacaktır. Bu nedenle, Ġlgililere ĠĢlem dosyasını inceleme yetkisinin verilmesi, hukuka bağlı idare için kaçınılmaz bir zorunluluk oluĢturmaktadır.82 III. ĠDARĠ ĠġLEME YÖNELĠK USUL ĠLKELERĠ Ġdare, kamu hizmetini yürütürken sayısız iĢlem tesis etmektedir. Tesis ettiği iĢlemlerin dıĢında idare nitelik itibariyle birbirinden çok farklı sözleĢmeler de yapmaktadır. Ġdarenin, düzenlenmesi önerilen "idari usul"e bağlı kalarak kamu hizmetini yürütmesinde, bu usulü hangi tür faaliyetlerine uygulayacağı açıklığa kavuĢturulması gereken Önemli bir husustur. Ġdari iĢlem hakkında genel kabul gören bir tanım vermek gerekirse, idarî iĢlemi, idari makamların, kamu gücü ve kudreti ile hareket ederek idare iĢlevine iliĢkin olarak yaptıktan ve çeĢitli hak ve/veya yükümlülükler doğuran tek yanlı kamu faaliyeti veya irade açıklamaları olduğu Ģeklinde ifade edebiliriz. Bu tür iĢlemler, kamu gücü ve kudretinin, üçüncü kiĢiler üzerinde, aynca bir baĢka iĢleme gerek olmaksızın, doğrudan doğruya çeĢitli hukuki sonuçlar doğurmak suretiyle etkisini göstermektedir. Bunun yanında, çok yanlı ĠĢlemler de denen idari sözleĢmelerinde bu kurallara uyularak yapılması çeĢitli hukuk sistemlerinde kabul 80 KABOĞLU, Avrupa, s.304 AKILLIOĞLU Tekin, Yönetim önünde Savunma Haklan, T.O.D.A.Ġ.E. Yayını, Ankara 1983, s.63 82 AZRAK, Umumi, s. 195 81 76 2. Oturum KonuĢmaları edilmiĢtir.83 Ġdari usulde, Ġdari iĢlem, iĢlem üretme sürecinin konusu olan sorunu esastan çözüme kavuĢturan ve yürütülmesi gereken, idare kararlandın Bu da göstermektedir ki, idari usulde iĢlem kavramı, yargılama usulünde "hüküm" veya "son karar" terimleriyle ifade edilen mahkeme kararlanna karĢılık gelmektedir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin (77) 31 sayılı Karan, idari usulde idari iĢlemin yapılıĢına iliĢkin kurallan düzenlemektedir. Kararda, iĢlem kavramının belirlenmesindeki güçlükler gözönüne alınarak, bu konuda bir açıklama getirilmiĢtir. Karar kapsamındaki idari iĢlemlerin "kamu gücünün kullanılmasıyla" tesis edilmiĢ olmalan gerekmektedir. Buna karĢılık, idari makamların dıĢındaki kamu gücü ayncalıklanyla donatılmıĢ baĢka kiĢilerin iĢlemleri kapsam içinde düĢünülmüĢtür. Aynca, idari iĢlem terimini idari usul olarak anlamak gerekmektedir. Diğer yandan, idari iĢlemler "bireysel nitelikte karar ve önlemler" anlamında kullanılmaktadır. Buna göre, idari iĢlem belli sayıda kiĢilere uygulanan kararlan içermekte, fakat genel düzenleyici iĢlemler kapsam dıĢında tutulmaktadır. ġimdi, idari iĢleme yönelik usul ilkelerinin incelenmesi uygun olacaktır. 1. BAġVURULARIN CEVAPLANDIRILMASI GEREKLĠLĠĞĠ ĠLKESĠ Hukuka bağlı idarenin gereklerinden biri de, bireyler tarafından yapılan baĢvuruların cevapsız bırakılmamasıdır. Gerçekten, hukuk devletinde, idarenin kendisine baĢvurarak hak arayan bireylerin bu yoldaki baĢvurulan hakkında bir karar vermesi ve bunu baĢvuru sahiplerine bildirmesi gerekmektedir. Ġdarenin, baĢvurular karĢısında hareketsiz kalmasının önlenmesi ve baĢvuru sahibine mutlaka cevap verilmesinin sağlanması, ancak bir yaptıranla mümkün olabilmektedir. Bu konuda, idarenin sükutu karĢısında baĢvuru sahibi bireylere en etkiligüvenceyi, "idarenin karar verme yükümlülügü"nü öngörmüĢ olan Avusturya 83 örneğin, Almanya Federal Usul Kanunu IV. Bölümünü idari sözleĢmelere ayırmıĢ olup, 54-62 maddeler arasında düzenlemiĢtir. 77 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġdari Usul Kanunu düzenlemiĢtir.84 Buna karĢılık ülkemizde, idarenin, bireylerin baĢvurulan karĢısında belli bir süre hareketsiz kalması zımni bir red karan sayılmıĢ ve bu sürenin bitiminden itibaren altmıĢ gün içinde ilgiliye idari yargıda Ġptal davası açma imkanı tanınmıĢtır.85 Ancak, bu durum idarenin takdir yetkisine giren konularda, ilgili bireylerin menfaatlerinin korunması bakımından hiçbir güvence sağlamamaktadır. Çünkü, bu gibi baĢvurular karĢısında idarenin hareketsiz kalmasına karĢı idari yargıda dava açmanın pratik bir önemi bulunmamaktadır.86 84 Avusturya idari Usul Kanunu,md.73; Buna göre, bireylerin baĢvurulan karĢısında hareketsiz kalan idare makamının baĢvuru konusu hakkında karar verme yetkisinin, beli! bir süre (6 ay) sonunda baĢvuru sahibinin yazılı talebi Özerine htyerarĢik bakımdan bir üst derecedeki makama geçeceğinin kabul edllmemiyle yetinllmemiĢ, aynı zamanda baĢvuru konusunun haklı olup olmadığına bakılmaksızın, idarenin hareketsiz kalmakla baĢvuru sahibinin uğradığı zararlann tazmini de öngörülmüĢtür. Ġspanya idari Usul Kanunun 99.maddesi, Ġdarenin sükutunu bazı durumlarda zımmi bir kabul saymıĢtır, özellikle, bireylerin kanunen izne bağlı tutulan konularda idareye yaptıklan baĢvurulann cevaplandırmaması, izin verildiği anlamında kabul edilmektedir. 85 2577 sayılı kanunun lO.maddesinde Ġdari makamlann sükutu düzenlenmiĢtir. Bu madde, idarenin cevap vermemek suretiyle istemi reddetmiĢ sayılacağı Ġlkesini bünyesinde banndıran zımni ret müessesesine ĠliĢkin genel düzenleme niteliği taĢımaktadır. Hukuk aleminde varlık kazanmıĢ bir iĢlemin hukuka aylan olduğunu Ġddia eden Ġlgililerin iĢlemin kaldırılması, geri alınması, değiĢtirilmesi veya yeni bir iĢlem yapılması için idari dava açma süresi Ġçinde Ġdareye baĢvurmalan, 2577 sayılı Kanunun 11.maddesinde düzenlenmiĢtir. Bu maddede öngörülen baĢvuru bir Ġtiraz baĢvurusu olup, yapılacak baĢvuru iĢlemin icralllk vasfını değiĢtirmemektedir. Bu nedenle baĢvurunun ilke olarak bir üst idari makama ve dava açma süresi içinde yapılması öngörülmüĢ ve altmıĢ gün içinde itiraz baĢvurusunun cevaplandırmaması halinde istemin reddedilmiĢ sayılacağı tekrar belirtilmiĢtir. 86 Anayasanın Dilekçe Hakkı baĢlıklı 74.maddesinde yeralan, "vatandaĢlar, kendileriyle veya kamu Ġle ilgili dilek ve Ģikayetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile baĢvurma hakkına sahiptir. Kendileri ile ilgili baĢvurmalann sonucu, dilekçe sahibine yazılı olarak bildirilir." ġeklindeki düzenlemeden, idari baĢvurulann incelenerek yazılı biçimde cevaplandırılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Anayasanın bu maddesinde, Ġdareye cevap vermeme serbesti ve yetkisi tanınmamıĢtır. Aynca, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunun 7.maddest ile de, kamu Ġle ilgili dilek ve Ģikayetler bu kapsamda değerlendirilerek, inceleme ve cevap vermek için Ġdareye en çok altmıĢ gün süre tanınmak suretiyle disipline edilmiĢtir. 78 2. Oturum KonuĢmaları Gerçekten, idari yargı, konu idarenin takdir yetkisine girdiğinden, sonuç olarak davayı reddedecektir. Oysa Avusturya uygulamasında, Ġdarenin hareketsizliği karĢısında, yargısal mercie baĢvurularak bir gecikme Ģikayetinde bulunulması durumunda yargı organı, idare ile idari yargının birbirinden bağımsızlığı ilkelerinin biristisnası olarak ilk baĢvurunun konusunu oluĢturan olay hakkında-idarenin takdir yetkisi kapsamında bir istem olsa bile-bizzat karar verebilmektedir. Bu Ģekilde bir düzenleme, bireysel çıkarların güvence altına alınmasını sağlamakta, dolayısıyla bu ilke idari usulün önemli ilkelerinden birini oluĢturmaktadır. 2. ĠDARĠ ĠġLEMĠN ĠLGĠLĠLERE BĠLDĠRĠLMESĠNĠN GEREKLĠLĠĞĠ ĠLKESĠ Ġdari iĢlemlerin ilgililere karĢı bir hüküm ifade edebilmeleri için, kendilerine bildirilmeleri gerekmektedir. Bildirimin ne Ģekilde olması gerektiği konusu, farklı hukuk sistemlerinde çeĢitli biçimlerde çözüme kavuĢturulmuĢtur.87 87 Avusturya Ġdari Usul Kanunu'na göre (md.62/(l), idari ĠĢlemin sözlü olarak bildirilmesi, ancak olayla ilgili kanun hükümlerinin yazılı bildirimi Ģart (almamıĢ olduğu durumlarda mümkün olmaktadır. Bu durumda, Ġdare, kararını sözlü veya yazılı olarak bildirmek konusunda serbest bulunmaktadır. Ancak, aynı maddenin 3. Bendine göre, gerek duruĢmada bulunmayan, Ġlgililere, gerekse duruĢmada bulunupta, sözlü bildirim tarihinden Ġtibaren en geç üç gün içinde yazılı bildirim yapılmasını isteyen ilgililere, idari iĢlem yazılı olarak bildirilir. Kanunun 63.maddesinde, karara karĢı kanun yoluna baĢvurma süresinin ancak sonradan yazılı bildirim yapılmadığı durumlarda, sözlü bildirim tarihinden baĢlayacağı belirtilmiĢtir. Böylece, bir yandan ilgililerin menfaatleri korunurken, diğer yandan da yazılı bildirim talebinin üç gün içinde yapılmasının öngörülmesi yolu ile, kanun yoluna baĢvurulması süresinin sınırsız olarak uzatılmasının önüne geçilmiĢtir. Ülkemizde idari iĢlemlerin ilgilisine bildiriminin mutlaka yazılı olması Ģartı aranmamaktadır. DanıĢtay verdiği pek çok kararında, ilgilinin öğrenmiĢ olmasını yeterli saymaktadır, örneğin, DanıĢtay "usulüne uygun yazılı bildirim bulunmamasına rağmen ĠĢlemin varlığının haricen öğrenilmesi üzerine ağlan davanın incelenmesine engel bulunmadığına" karar vermlĢtir.D4D,E.l 990/1088,K.1990/3054,K.T.7.11.1990,DBM;BaĢka bir kararında da,"Idarece dava konusu iĢlemin tebliği usulüne aykın biçimde yapılsa bile iĢlemin öğrenildiği tarihden Ġtibaren dava açma süresinin 79 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġdari iĢlemin ilgililere bildirilmesi birçok bakımdan önem taĢımaktadır, öncelikle, iĢlemin ilgililere bildirilmedikçe hukuki bir sonuç taĢımayacağı açıktır. Ġdari iĢlemin bildirimi yapılmaksızın yürütülmesinin mümkün olmadığı anlamını taĢıyan bu durum, bireylerin hak ve menfaatleri için önemli bir güvence niteliği taĢımaktadır. Bunun dıĢında, kanun yoluna baĢvurma süresi, idari iĢlemin ilgiliye açıkça bildirildiğinin tesbitinden itibaren iĢlemeye baĢlamaktadır. Ġdari iĢlemin sadece gerekçe ve hüküm fıkrasının bildirilmesi, bireysel hak ve menfaatler Ġçin yeteri kadar güvence taĢımamaktadır. Bununla birlikte, bu karara karĢı baĢvurulabilecek kanun yollarının da gösterilmiĢ olması gerekmektedir.88 3. ĠDARÎ ĠġLEMĠN RE'SEN YÜRÜTÜLMESĠ ĠLKESĠ Ġdari iĢlemin yûrûtüimesi-icra edilmesi, adli rejim Ġle idari rejimde iki farklı uygulamaya yol açmaktadır. Anglo-Amerikan idare hukuku sistemine egemen olan adli rejim, daha doğru bir deyimle, adli idare rejiminde idare makamları, bireyler gibi, hakimin otoritesine tabi bulunduklarından, idari kararlann idare makamlarınca re'sen yürütülmesi sözkonusu olmamaktadır. Bir idari iĢlemi yürütebilmek için, hakimin araya girmesi ve yürütmeyi bizzat mahkemenin zor kullanarak doğrudan iĢlemeye baĢlayacağına hükmetmiĢtir. D10D, E.1994/3312, K.1996/1733, K.T.2.4.1996, DD, Yıl:27, sayı:92, 1997, s.776 88 Avusturya Ġdari Usul Kanunu'nun 58 ve 61. Maddelerine göre, idare makamından son derecede çıkmamıĢ olan Ġdari kararlarda, bunlara karĢı hangi kanun yollarına, hangi makam nezdinde ve ne süre içinde baĢvurulabileceği gösterilmelidir. Kanun yolunun bildirilmemiĢ veya yanlıĢ bildirilmiĢ olmasının bir takım hukuki sonuçlan bulunmaktadır, örneğin, Avusturya Kanunun'da (md.61), kararda kanuni süreden daha uzun bir süre gösterilmiĢ bulunuyorsa, bu süre içinde yapılan kanun yolu baĢvururu geçerli sayılmaktadır. BaĢvurulacak makamda yanlıĢlık yapılmıĢsa, kanun yolu baĢvurusunun karan vermiĢ olan makam veya gösterilen makam nezdinde yapılmıĢ olması, bu baĢvurunun kabulünü gerektirmektedir. Kararda kanun yolu süresi, yanlıĢlıkla gerçekte olduğundan daha kısa olarak gösterilmiĢ ve ilgililer bu yüzden süreyi kaçırmıĢlara, Avusturya Kanunu'nun 71.,Ġtalyan kanunu'nun 54. Ve Alman Kanunu'nun 24.maddesine göre, eski hale getirme isteminde bulunulabilmektedlr. Kararda kanun yollanna iliĢkin hiç bir kayıt yer almıyorsa, Ġtalyan Kanunu'na göre, kanun yolu süresi hiç iĢlememektedir. 80 2. Oturum KonuĢmaları doğruya veya bir cezai yaptıran uygulamak suretiyle dolaylı olarak sağlaması gerekmektedir. Buna karĢılık, idari rejim veya icrai idare rejiminin egemen olduğu hukuk sistemlerinde (Fransız, Avusturya, Türk) idare organı, tesis ettiği idari iĢlemleri re'sen yürütebilmektedir.89 Ġdari usulünü kanunlaĢtırmıĢ bulunan ülkeler, re'sen yürütme yetkisini bir imtiyaz olarak kabul etmektedirler.90 4. ĠDARĠ ĠġLEMLERDE ĠSTĠKRAR ĠLKESĠ 89 DanıĢtay Ġdari iĢlemin re'sen yürütülmesi ile ilgili olarak, "Ġdare hukukunda genel prensip, idari dava açılmasının, Ġdari iĢlemin yürütülmesine mani olmayacağı esastır. Zira idari iĢlemler doğuĢlannda yürütülebilme kuvvetini taĢunaktadırlar"Ģeklinde bir açıklamada buIunmuĢtur.D3D,E. 1980/189,K. 1980/193,K.T. 16.10.1980, DBM 90 Avusturya uygulamasında olduğu gibi, karar aleyhine kanun yollanna baĢvurulmuĢ olması, yahut karann yoklukla malul bulunması, veya ağır bir sakatlık taĢıması durumlannda re'sen yürütme yoluna gidilemeyecektir. Avrupa Topluluğuna üye devletlerde, idari iĢlemlere karĢı yapılan idari ya da yargısal baĢvurular sonucunda, iĢlemin icrasının kendiliğinden duracağı hakkındaki Ġlke, sadece Almanya'da kabul edilmiĢtir. Ġdare Mahkemeleri Hakkındaki Kanunun 80. Maddesine göre "idari baĢvuru ve iptal davası, idari iĢlemlerin yürütülmesini durdurucu bir etkiye sahiptir. Bu kural, hak doğurucu idari iĢlemler bakımından dahi geçerlidir". Alman sisteminde, idari baĢvuru yargı yoluna gitmeden önce baĢvurulması zorunlu bir aĢamayı oluĢturmaktadır. Böyle olunca da, baĢvurunun konusunu oluĢturan Ġdari iĢlemin yürütülmesi kendiliğinden durmaktadır. FROMONT Michel, Avrupa Topluluğuna Üye Devletlerde, idari Kararlar KarĢısında Bireylerin Geçici Olarak Korunması Sorunu, (Çev.Celal ERKUT), ĠHĠD, Yıl:7, sayı: 1-3, 1986, s.39; Alman sisteminde böyle bir müessesenin öngörülmesindeki amaç, bireylerin idari kararlar öncesinde mevcut hukuki durumlarının iyileĢtirilmesi olmayıp, aynen korunmasını sağlamaktır. FROMONT, s.40; idare Mahkemeleri Hakkındaki kanunun 80. Maddesine göre vergi, resim, harç gibi mali yükümlere iliĢkin iĢlemler, güvenlik ve düzenin sağlanması bakımından kolluk görevlilerinin almıĢ oldukları adi önlemler ve feodal kanunlarda "haklarında yapılan baĢvurunun kendiliğinden durdurucu etki yaratmayacağı" açıkça belirlenen iĢlemler bakımından sözkonusu ilke uygulanmaz. FROMONT, s.43; Almanya örneğinden farklı olarak Hollanda ve Ġngiltere'de bir idari ĠĢlemin yürütülmesinin durdurulmasına hükmedecek idari makamların nitelikleri çeĢitli yasal metinlerle öngörülmüĢ ve her iki devlet de böyle bir yetkiyi yargısal görevleri de bulunan kamu makamlarına bırakmıĢlardır. FROMONT, s.46 81 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġdari usulde, idari iĢlemin, bütün kanun yollan tüketildikten veya bu yollara baĢvurma süresi geçtikten sonra, bir devamlılık ve istikrara kavuĢması gerekmektedir. Ġdarenin istikran için, idari kararlann da, yargısal kararlar gibi kural olarak değiĢtirilmesi ve ortadan kaldınlmasının kabul edilmesi gerekmektedir. Bu kuralın istisnalan ise, açıkça kanunda gösterilmeli, dolayısıyla idareye bu konuda geniĢ bir takdir yetkisi tanınmamalıdır. Ġdari iĢlemlerin devamlılığı, idari otoritenin sarsılmaması bakımından önem taĢımaktadır.91 Ġdare makamlan, idari iĢlemleri politik amaçlarla geri alabilmekte, değiĢtirebilmektedir. Ġdarenin bir süre ile bağlı olmaksızın, istediği zaman iĢlemlerini geri alması bireylerin idarenin faaliyetlerine karĢı olan güvenini ortadan kaldırmakta olduğundan, idari Dava süresi (altmıĢ gün) geçtikten sonra idari iĢlemin geri alınmasının idari istikrar ilkesine aykırılık oluĢturacağının kabul edilmesi gerekmektedir.92 Bunun K.T.26.4.1995, DD, Yıl:26 Sayı:90, 1996, s.1217; "Ġdarelerin hukuka ve yasalara aylan iĢlemlerinden heran geri dönebilecekleri ve iĢlemlerini geri 91 Anılan madde de, önce hukuka uygun iĢlemler ile sakat iĢlemler arasında bir aynm yapılmıĢ, daha sonra bunların re'sen iptal veya değiĢtirilme Ģartlan tesblt edilmiĢtir. Buna göre, hukuka uygun iĢlemler, ancak, ilgililer lehine sübjektif hak doğurmuyorsa veya sübjektif hak iĢlemlerde devamlılık ve Ġstikrar kural, değiĢtirebilme, geri alma ise istisnayı oluĢturmaktadır. Ġdari ĠĢlemlerin genel bir süre içinde geri alınmasının sakıncalannı önlemek amacıyla, geri almanın "idarede istikrar ilkesi" ile sınırlandırılması yoluna gidilmiĢtir. Böylece, Ġdarenin iĢlemlerini geri alırken sahip olduğu hareket serbestliği bu ilke sayesinde kısıtlanmaktadır."doğurmakla birlikte, iĢlemin yürürlükte kalması, kamu hayatı, sağlığı ve güvenliği yahut ekonomi için önemli sakınca ve tehlikeler oluĢturuyorsa, iĢlemi tesis etmiĢ bulunan idare makamı veya onun hiyerarĢik üstü tarafından re'sen iptali veya değiĢtirmesi kabul edilmektedir. 55 Nitekim DanıĢtay da verdiği kararlarında bu hususu açıklığa kavuĢturmuĢtur. "Devlet memurluğuna giriĢ sınavının düzenlenmesinde ilgilinin hilesi ve yalan beyanı dıĢında Ġdarece yapılan hata ve usulsüzlüklerin düzeltilmesinin iĢlemin tesis edildiği tarihden itibaren dava açması süresi içinde geri alınması suretiyle mümkün olduğu, bu süre geçtikten sonra geri alınmasının idari istikrar ve güven ilkeleriyle idare hukuka Içtihatianna aykınlık teĢkil edeceği" D12D, E.1995/2951, K.1995/1071, 82 2. Oturum KonuĢmaları alabileceklerinin tartıĢmasız bulunduğu, ancak geri almanın makul süreler içerisinde gerçekleĢtirilmesi idari iĢlemlerde bulunması zorunlu istikrar ilkesinin bir gereği olduğu" D5D, L1990/2869, K.1994/1559, K.T.23.3.1994, DBM 34 Avusturya Ġdari Usul Kanunun'da (md.68), idari kararlann devamlılığının benimsenmesi yoluna gidilmiĢ olmakla birlikte, bu kuralın istisnalara» da yer verilmiĢtir. Aynca, kazanılmıĢ haklara saygı gösterilmesi açısından iptal veya değiĢtirmenin geriye yürütülmemesi de düzenlenmiĢtir. Eğer, bir eylemin geriye yürütülmesi zorunluluğu bulunuyorsa, o durumda bundan zarar görenin haklarının telafisi yoluna gidilmesi gerekmektedir. Hukuka aylan iĢlemler ise, kanunun belirtilen maddesi gereğince, ancak bu iĢlemleri yapmıĢ olan idare makamının htyerarĢik üstü tarafından re'sen kaldırabilmektedir. Kanun, hukuka aylan iĢlemlerin, hangi durumlarda ve ne süre içerisinde iptal edilebileceklerini de düzenlemiĢ bulunmaktadır. Buna göre, idari iĢlem, bunu yapmıĢ olan makamın yetkisizliği, ceza kanunlanna aylan bir durumun ortaya çıkmasına meydan vermesi nedeniyle sakat ise veya uygulanması fiilen mümkün bulunmuyorsa yahut yoklukla malul ise, ilgililere bildirilmesinden itibaren 3 yıl içerisinde re'sen iptal edilebilecektir. Bu durumlarda iptal yetkisi, iĢlemin bozulmasından ve yeni bir iĢlem tesis edilmesi gerekiyor ise meselenin alt mercie iadesinden ibaret olup, hukuka uygun kararlann iptalinden farklı olarak sadece htyerarĢik üste ait bulunmaktadır. Belirtilen durumlara usulün re'sen yenilenmesini de eklemek gerekmektedir. Bu durumlarda, idari kanun yollarından farklı olarak ilgililer iptal veya değiĢtirme talebinde bulunmaktadırlar, ispanyol Ġdari Usul Kanunu, sübjektif hak doğuran ve sübjektif hak doğurmayan iĢlemler ayıranından hareket ederek, sübjektif hak doğurmayan iĢlemlerin her zaman iptali ve değiĢtirilebilmelerini kabul ederken, sübjektif hak doğruran ĠĢlemlerin ancak kanuna aykınlık oluĢturmaları durumunda bu yola gidilebileceğini kabul etmiĢtir (md.l 14-116). yanında, makul sürenin, dava süresi olarak ele alınması uygun olacaktır. Aynca, sübjektif haklar doğuran Ġdari iĢlemlerin geri alınmasının "idari istikrar ilkesine" aykınlık oluĢturacağı ortadadır.93 Sübjektif hak doğuran idari iĢlemlerin sakat olması durumunda, ancak dört yıl içerisinde ve Yüksek Ġdare Mahkemesinin istiĢari görüĢü alındıktan sonra iptal edilebilir. Ağır butlan halinde ise, dört yıllık süre kaydı aranmamaktadır (md.l 13). Ġtalyan Ġdari Usul Kanunu'na göre, idari iĢlemler iki yoldan kaldırabilmektedir. Fesih ve re'sen iptal (md.53). Fesih, karan vermiĢ olan makam, re'sen iptal ise, onun htyerarĢik üstü tarafından yapılabilmektedir. Fesihin yapılabilmesi için, iĢlemin kanuna aylan olması, iĢlemin dayandığı fiili olayların değiĢmiĢ bulunması ve iĢlemin yürürlükte kalmasının, kamu menfaatini tehlikeye sokması gerekmektedir. Bu durumlardan biri mevcutsa, iĢlem bir yıl içinde feshedilebilmektedir. Re'sen iptal içinde aynı Ģartlar sözkonusudur. Ancak, idari iĢlem ortadan kaldıramayacak haklar doğurmuĢsa, artık 83 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu 5. ĠDARÎ ĠġLEMLERĠN GERĠ ALINMASI DEĞĠġTĠRĠLMESĠ, KALDIRILMASI Bilindiği gibi idari bir karann hatalı olduğu anlaĢıldığı takdirde, o karan veren makam veya kurul tarafından geri alınarak yeni bir karar verilmesi kamu hizmeti görmekle yükümlü olan idarenin yetkisi gereğidir.94 Hukuka uygun bir iĢlemin geri alınması veya kapsam ve sonuçlarının değiĢtirilmesi veya kaldınlması gerçekte yeni bir iĢlem yapılması anlamına gelmektedir.95 Ġlke olarak idari iĢlemlerin geri alınabilmeleri, kaidınlmalan ve değiĢtirilebilmeleri mümkün bulunmakta ancak, bireylerin hak ve yararlannın korunması bakımından gerek DanıĢtay kararlan gerek kanunlarla bazı sınırlamalar getirilmiĢtir.96 fesih ve iptali sözkonusu olamamaktadır (md.47). Ġptal sebebinin, iĢlemin yapıldığı ve Ġlgiliye bildirildiği tarihten sonra ortaya çıkmıĢ olması halinde, iptal geriye yürümektedir. Alman Ġdari Usul Kanunu'nın 37 ve 38. Maddelerinde, sakat iĢlemlerin iptali ile hukuka uygun iĢlemlerin geri alınması bir takım kayıt ve Ģartlara bağlanmıĢtır. Buna göre, sakat bir iĢlemin iptali kural olarak süre Ģartına bağlı bulunmaksızın her zaman mümkün olmakla birlikte, sakatlık ilgili bireyin kendi kusuruna (hile, tehdit, rüĢvet v.b.) dayandınlamıyorsa ve sübjektif bir hak doğurmuĢsa iptali mümkün olamamaktadır. Hukuka uygun ĠĢlemler ise, sübjektif hak doğurmamıĢlarsa, her zaman hiçbir Ģarta bağlı olmaksızın, sübjektif hak doğurmuĢlarsa ancak kamu yaran bunlann ortadan kaldınlmasmı önemli ölçüde gerekli kılması durumunda geri almabilmektedir(md.38). 94 ODYAKMAZ Zehra, Türk idari Yargılama Usulünde Kararlara KarĢı BaĢvuru Yollan, (idari Yargıda Ġtiraz, Temyiz, Yargılamanın Yenilenmesi, Karann Düzeltilmesi vd. Ġlgili DanıĢtay Kararlarıyla Açıklamalı Olarak), istanbul 1993, s.5 95 DanıĢtay idari iĢlemin geri alınması, kaldırılması veya değiĢtirilmesinde, yetki ve usulde paralellik ilkesini esas alarak birlikte değerlendirmektedir. "Yasada aksine bir düzenleme bulunmadıkça idare hukukunun önemli ilkelerinden birisi olan yetki ve usulde paralellik ilkesi uyarınca bir iĢlemin tesisinde uygulanan yetki ve usul koĢuilanmn aynı ĠĢlemin geri alınması, kaldırılması iĢlemlerinde ve tersi ĠĢlemin yapılmasında da aynen uygulanması zorunludur". D5D, E.1992/5775, K.1993/3756, K.T.13.10.1993,DBM 96 TAN Turgut, Ġdarenin "Kesim ĠĢlemleri" ve 5917 sayılı Kanun Uygulaması, AĠD, Cllt:2, Sayı:4, Aralık 1969, s.102-103 84 2. Oturum KonuĢmaları Gerek idarenin iĢlemleri karĢısında bireyin korunması bakımından gerek Ġdari ĠĢlemlerin istikran ve hizmetin devamlılığı bakımından geri alma, değiĢtirme ve kaldırmanın idari usulde kural ve Ģekli belirlenmelidir. 6. ĠDARĠ ĠġLEMĠN GERĠYE YÜRÜMEZLĠĞĠ ĠLKESĠ Ġdari iĢlemlerin geriye yürümezliği ilkesi, idari iĢlemin yürürlüğe girdiği tarihten önceki zaman içinde hukuk! sonuçlar doğurmasını önlemeye yöneliktir. Ancak uygulamada, idari iĢlemin geriye yürütülmesi ile derhal uygulanmasının niteliği kazanılmıĢ hakkı ihlal eden bir durumun bulunup bulunmamasına göre tesbit edilmekte, kazanılmıĢ hakkı ihlal eden bir durum sözkonusu Ġse, idari iĢlemin geriye yürütüldüğü kabul edilmektedir.97 7. USULDE PARALELLĠK ĠLKESĠ Usulde paralellik, bir hukuki durumu kuran hukuki iĢlemin bağlı olduğu usulün onu değiĢtiren veya kaldıran hukuki iĢleme de kural olarak uygulanmasını gerektirmekte,98 bir iĢlemin yapılmasında izlenen Ģekil ve usule, iĢlem ortadan kaldırılırken de uyulmasını ifade etmektedir. Ġdari ĠĢlemin uygulanabilir nitelikte olması için, hangi Ģekil ve usulden geçmekte ise, değiĢtirilmesi ya da kaldırılmasının da "yetki-Ģekil paralelliği ilkesi" gereğince aynı Ģekli ve usule göre yapılması gerekmektedir.99 97 BIYIKLI Hasan ismet, Fransız ve Türk Hukuk Sistemlerinde Ġdari ĠĢlemlerin Geriye Yürümezliği Ġlkesi, D.D., Yıl: 3, Sayı: 11, 1973, s.92 98 BALTA Tahsin Bekir, Ġdare Hukukuna GiriĢ, Ankara 1968/70, s. 198 99 DanıĢtay nakil iĢleminde olduğu gibi çekilmiĢ sayılma gibi iĢlemlerde usulde paralellik ilkesini uygulamaktadır. Nitekim, "657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 94.maddesine göre, çekilme isteğinde bulunulmuĢ sayılmada kurumun öne sürülen mazeretin kabul edilebilirliği konusunda takdir yetkisi olduğundan, kurumun (atamaya yetkili merciin) bu takdir hakkını kullanabilmesi bakımından usulde paralellik ilkesi gereği, "görevden çekilmiĢ sayılma" ĠĢleminin de atamaya yetkili mercii taraflından tesisi gerektiği"ni belirtmiĢtir. D5D, L1992/5321, K.1993/3753, K.T.13.10.1993, DBM 85 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Bu konuda ikili bir ayrıma gidilmekte, idari iĢlemin yapıldığı Ģekilde geri alınması "Ģekil paralelliği ilkesi" olarak, idari iĢlemin yetkili mercilerce geri alınması ise "yetki paralelliği" ilkesi Ģeklinde ifade edilmektedir.100 IV. ĠDARĠ YARGI KARARLARININ UYGULANMASINA YÖNELĠK USUL ĠLKELERĠ ĠĢlem üretme süreci sonucunda oluĢan idari iĢlemin, dava konusu edilmesi halinde idari yargının vereceği iptal kararının uygulanması usulü, idari usulünü yasalaĢtırmıĢ bulunan hiç bir ülkenin idari usul kanununda yer almamıĢtır.101 Ancak, ülkemizin durumu gözönüne alındığında,102 böyle bir usulün kurallaĢtınlması önemli bir ihtiyacı karĢılayacaktır. 100 BEREKET Zuhal, Hukukun Genel Ġlkeleri ve DanıĢtay, Ankara 1996, s. 129; DanıĢtay pek çok kararında usulde paralellik ilkesine yer vermiĢtir, örneğin, "idare hukukunun önemli ilkelerinden olan usulde ve yetkide paralellik Ġlkeleri uyarınca atamada uygulanan usulün nakil sırasında da uygulanması gerekmektedir." D5D, 1993/1331, K.1995/3693, K.T.22.11.1995, DBM; "Eğitim Merkezi BaĢkanlığına atama yapmak konusunda Adalet Bakanına tanınan yetkinin, usulde ve yetkide paralellik ilkesi gereğince görevden almada da tanındığı açıktır." D5D, E. 1996/7995, K. 1996/3565, K.T.21.11.1996, DD, Yıl:26, Sayı:93, 1997, s.265 101 incelediğimiz Ġdari usul kanunlarının hiçbirinde yargı kararlarının uygulanmasına iliĢkin kurallar getirilmemiĢtir. Almanya idari usul kanununun dıĢında, 27 Nisan 1953 tarih ve 157 sayılı Kanunda 12 Nisan 1961 gün ve 429 sayılı Kanun ile değiĢik idari iĢlem ve Eylemleri Yerine Getirme Kanunu (Ġdari infaz Kanunu) ile yargı kararlarının uygulanması usulünü belirleyerek, kurallaĢtırmıĢtır. (Çev.ERDOĞDU Ahmet, DD, Yıl:2, Sayi:6-7, 1972, s.93-98) Bilindiği gibi Fransa'da idari usul kanunu adı altında bir kanun bulunmamakta, idarelerin usulünü düzenleyen kurallar genel olarak farklı kanunlarla tesbit edilmiĢtir. Ancak, idari yargı kararlarının uygulanmasına ĠliĢkin 16 Temmuz 1980 tarih ve 80-539 sayılı Ġdari Konuda Hükmedilen Ġtaatsizlik Cezalan ve Yargı Kararianmn Kamu Hukuku Tüzel KiĢilerince Uygulanması Hakkındaki Kanun (Çev.öZEREN Ahmet ġükrü, DD, Yıl:11, Sayı:40-41, 1981, s.3-6) ve bu Kanunun uygulanmasına dair 14 Mayıs 1981 tarih ve 81-501 sayılı Kararname (Çev.öZEREN Ahmet ġükrü, DD;YıI:12, Sayı:46-47, 1982, s.3-5) ile idari yargı kararianmn uygulanmasına iliĢkin kurallar belirlenmiĢtir. 102 ÇalıĢmamızın, gerek Ġdari usulü gerektiren geliĢmelere gerek idari usulün önemi ve kanun olarak düzenlenmesi ihtiyacına iliĢkin geleneksel yapı ve anlayıĢlardan uzaklaĢmak kısmında belirtilen nedenlerle, yargı kararianmn uygulanması usulününde aynca idari usul kapsamında değerlendirilerek, düzenlenmesi önem taĢımaktadır. 86 2. Oturum KonuĢmaları Yargı kararlarının uygulanmasında, idarenin hukuk dıĢı ve keyfi tutumu nedeniyle, bireysel hak ve menfaatlerin korunması bakımından pek çok sorun bulunmaktadır. Bu sorunların çözümünde kamu gücü kullanan idare makamında bulunan, görevlilerin sorumluluğunun da açık biçimde tesbiti önem taĢımaktadır. Yargı kararlarının uygulanması bakımından, mevcut DanıĢtay Savcılığı kurumunun aktif hale getirilmek suretiyle bu husustaki sorunun çözümü sağlanabilir. Bunun için, düzenlenecek bir sistemin fonksiyonlarının aynca belirlenmesi, aktif hale getirilen bu kuruma ilave görevlerin verilmesi de mümkün bulunmaktadır.103 1. ĠDARÎ YARGIDA SAVCILIK KURUMUNUN AKTĠF HALE GETĠRĠLMESĠ VE SAVCILARA YARGI KARARLARININ YERĠNE GETĠRĠLMESĠ YETKĠSĠ VERĠLMESĠ GEREKLĠLĠĞĠ Yargı kararlarının yerine getirilmesi konusunda açıkça Anayasa ve kanun ile düzenleme yapılmıĢ ve yine Yargıtay Ġçtihatları BirleĢtirme Kurulu tarafından konu hükme bağlanmıĢ, aynca DanıĢtay'ca da bir çok kararda hüküm tesis edilmiĢ olmasın karĢılık,104 bu hususta Ġdarenin Yargı kararlannı gereği gibi yerine 103 örneğin, DanıĢtay Savcılığı kurumunun, yapısı ve fonksiyonları değiĢtirilerek bir çeĢit Ombudsman olarak görevlendirilmesi gibi. 104 "Ġdari yargı yerince verilen Ġptal kararının eksik ve geç uygulanmasının ağır hizmet kusuru olduğu; Ġdare Mahkemesince, iptal kararının eksik ve geç uygulanması nedeniyle uğranıldığı Ġleri sürülen gerçek zararın araĢtırılıp saptanarak tazmin isteminin karara bağlanması gerektiği"' DĠ OD, E.I993/5339, K.1994/5161, K.T.25.10.1994, DD, Yıl:26, Sayi:90, 1996, s.1101; Antalya idare Mahkemesince verilen karan 2577 sayılı idari Yargılama Usulü kanununun 28.maddesine aykın olarak uygulamak eylemi TCK'da belirtilen görevi savsaklama suçunu oluĢturacağı'' D2D, E.1995/669, K.1996/2222, K.T.5.12.1996, DD, Yıl:27, Sayı:93, 1997, s.58, "Yürütmenin durdurulması karan Anayasanın 138. Maddesi ile, 2577 sayılı Yasanın 28.maddesîne göre bir yargı karan olduğuna göre, bu yolda karar verilmiĢ davada idarenin, esas karann verilmesini bu karar temiz edilmiĢ veya karann düzeltilmesi yoluna baĢvurulmuĢ Ġse verilecek beklemesi, bu yolla verilen yürütmenin durdurulması karanın sürümcemede bırakması, savsaklaması ve etkisiz kılması gibi seçeneğinin bulunmadığı" D6D, E. 1995/7076, K.1996/4029, K.T.9.10.1996, DD, Yıl:27, Sayı:93, 1997, s.347; Ġptal edilen iĢlemin yol açtığı hak ihlallerinin giderilmemesinln karann uygulanmaması niteliğinde olduğu" D10D, E.1995/7765, K.1996/8291, K.T.16.12.1996, DBM; "Mahkeme karannı uygulamamak TCK'na göre görevi kötüye kullanma suçunu oluĢturacağı" D"D, E. 1993/2281, K.1995/13, K.T.10.1.1995, DD, yıl:26, Sayı:90, 1996, s.92; "Mahkeme karannın uygulanmasını geciktiren görevlinin TCK'da yer alan görevi 87 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu getirmemesi nedeniyle bireysel haklann önemli ölçüde zedelendiği görülmektedir. Bu sorunun giderilmesi için 2577 sayılı Kanunun 28. Maddesinde düzenleme getirilmesi yoluna gidilmiĢ ve karan yerine getirmeyenler hakkında adli yargıda dava da açılabileceği öngörülmüĢ olduğu halde, bunların çözüm olmadığı ortaya çıkan sorunların varlığından anlaĢılmaktadır. Sorunun çözümü, yargı kararlarının yerine getirilip getirilmediğini takip ederek denetleyecek ve gerekirse uyanp, ikaz ederek yaptınm mekanizmasını iĢletebilecek bir kurumun oluĢturulmasına bağlı bulunmaktadır. DanıĢtay'daki savcılık kurumunun belli yetkilerle donatılması ve her bölge idare mahkemesinde yeterli sayıda görevlendirilecek idari savcılann, bu yetkilerle donatıldığı ve yetkilerini uygulamaya geçirdikleri takdirde, idari yargı yerleri, idarenin yargısal denetimini gerçek anlamıyla yerine getiriyor olacak ve hukuk devleti ilkesi de anlamını bulacaktır. Bu kurum, yapılacak düzenleme ile oluĢturulacak daha ayn fonksiyonlan da bulunan bir "ombudsman" Ģeklinde olabileceği gibi, DanıĢtay Savcıianna da böyle bir görev vermek suretiyle aktif hale getirilmeleri yoluyla da mümkün olabilecektir. 2. YARGI KARARLARININ ĠġLEM ÜRETME SÜRECĠNE KATILAN MEMURLARIN SĠCĠLĠNDE ESAS ALINMASI GEREKLĠLĠĞĠ Mesleki ehliyet, memurun, sorumluluk duygusu, görevine bağlılığı, mesleki bilgisi, yazılı ve sözlü ifade kabiliyeti, kendini geliĢtirme ve yenileme gayreti, intizam ve dikkati, görevini yerine getirmede çalıĢkanlığı gibi unsurlan kapsamaktadır. Memurun yöneticilik ehliyeti ise, zamanında doğru ve kesin karar verme kabiliyeti, planlama organizasyon ve koordinasyon, mevzuat ve teknolojik geliĢmelere intibak kabiliyetleri gibi unsurlan kapsadığı, anılan Devlet Memurlan Sicil Yönetmeliğinde yer verilen sicil raporunda belirtilmiĢ bulunmaktadır. savsaklama suçunu ĠĢlemiĢ olacağı" D2D, E. 1993/2257, K.1994/2151, K.T.13.12.1994, DD, Yıl:26, Sayı:90, 1996, s.94; "idare Mahkemesi karannı uygulamamak eyleminin Anayasanın 13., 2577 sayılı Kanunun 28.maddelerlne aykırılık oluĢturacağı ve TCK'nın 248.maddestne iliĢkin görevi kötüye kullanma suçunu oluĢturacağı" D2D, E.1994/1646, K.1995/2403, K.T.17.11.1995, DD, Yıi:26, Sayı:91, 1996, s.62-63 88 2. Oturum KonuĢmaları Bu nedenle, iĢlem üretme sürecine katılan tüm memurlara, yapılan iĢlemlerin hukuka uygun olup olmadığını kesin ve son olarak belirlemeye yetkili bulunan yargı kararlan sonucuna göre, sicil verilmesi gerekli olmaktadır. Böylece iĢlemlerin yargı tarafından kesinleĢmiĢ nihai karar ile iptal veya onama oranı (yüzdesi) memurun mesleki ve yöneticilik ehliyetinin belirlenmesine ıĢık tutacaktır. Bu durumda, memur, hukuka uygun olmadan tesis olunacak iĢlemlerin yargı tarafından bozulacağı ve bunun da sicilini olumsuz yönde etkileyeceğini bileceğinden, iĢlem tesis ederken hukuka uygunluğu bulma yolunda daha bir özen ve gayret gösterecek, araĢtırmacı ve Ġnceleyici bir kimliğe bürünecektir. Bu da hukuka uygunluğun idarenin içinde yerleĢmesini sağlayacak ve yargı yerlerinin iĢ yükü hafifleyeceği gibi, hukuk devleti ilkesinin uygulamaya geçmesi gerçekleĢmiĢ olacaktır. Bu aynı zamanda, "idari usul" ün amacını gerçekleĢtirmesi bakımından, iĢlem üretme sürecinin önemini artıracak ve etkili olmasını sağlayacaktır. 3. YARGI KARARLARININ ĠDARĠ ĠġLEMĠN TESĠSĠNDE EMSAL ALINMASININ GEREKLĠLĠĞĠ Ġdarenin, eğer acil bir niteliği bulunmuyorsa birden fazla iĢlem tesis etme durumlannda, iĢlemlerden birini tesis etmesi ve bunun yargıya intikali sonucu kesinleĢmiĢ, karar doğrultusunda diğerlerini tesis etmesi gerekmektedir. Yine emsal konularda yargı kararlan ile belirmiĢ görüĢ uyannca iĢlem tesis edilmesi uygun olacaktır. Düzenlenecek idari usulde bu hususun aynca değerlendirilmesi gerekmektedir. 4. YARGI KARARINI UYGULAYACAK KAMU GÖREVLĠSĠNĠN SORUMLULUĞUNUN BELĠRLENMESĠ Ġdare ajanlannın suç niteliğindeki eylemleri arasında, mahkeme kararlanna uyulmaması özel bir yer tutmaktadır. Korumasız durumda bulunan hizmetin sunulduğu kiĢinin sorumluluğu ve bu sorumluluğun yaptırımı kiĢisel iken, kamu gücü imtiyazı bulunan memurlann da, sorumluluğunun açık bir Ģekilde belirlenmesi gerekmektedir, örneğin, Ġspanyol Ġdari Usul Kanunu, 135. ve 137. maddeleri arasında, idari usulü yöneten idari makamdaki görevlinin sorumluluğunu düzenlemiĢtir. Aynca, Ġtalyan Usul Kanunu da, Usulün Sorumlusu baĢlığı altında 4. ve 6. maddeleri arasında, her kamu idaresince organize birimlerin kurularak görevlendirilecekler tarafından iĢlem üretme sürecinin iĢletilmesini hükme 89 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu bağlamıĢtır. Ġdari usulün yasal olarak düzenlenmesi çerçevesinde, iĢlem oluĢturma sürecinin yönetimini yapacak görevlilerin her kamu idaresi tarafından tesbit edilerek, bu görevlilerin kamu gücünün kullanılmasında yetkili kılınmalan sağlanmalıdır. Böylece, hem iĢlem üretme süreci teknik bilgi ve deneyim sahibi kiĢilerce iĢletileceğinden, kamu hizmetinin aksatılmadan yürütülmesi sağlanacak, hem de birey haklannın korunması bakımından tarafsızlık sağlanabilecektir. Aynca bu görevlilerin, sorumluluğunun da tesbit edilerek, hem idari usulün iĢlemesi hem de idari yargı kararlannın uygulanmasında görevi ihmal edenlerin yaptırana tabi tutulmalan kolaylaĢacaktır. Ġdari Usulün yasal olarak düzenlenmesi çerçevesinde, iĢlem oluĢturma sürecinin yönetimini yapacak görevlilerin her kamu idaresi tarafından tesbit edilerek, bu görevlilerin kamu gücünün kullanılmasında yetkili kılınmalan sağlanmalıdır. Böylece, hem iĢlem üretme süreci teknik bilgi ve deneyim sahibi kiĢilerce iĢletileceğinden, kamu hizmetinin aksatılmadan yürütülmesi sağlanacak, hem de birey haklannın korunması bakımından tarafsızlık sağlanabilecektir. Aynca bu görevlilerin, sorumluluğunun da tesbit edilerek, hem Ġdari Usulün iĢlemesi hem de idari yargı kararlannın uygulanmasında görevi ihmal edenlerin yaptırıma tabi tutulmalan kolaylaĢacaktır. TeĢekkür ederim. TARTIġMA BaĢkan: Sayın konuklar 10 dakikalık bir kaymamız oidu. KarĢılıklı fedakarlık ilkesi ile uygun görürseniz bir beĢ dakika ilave ederek tam 13.35'te bitireceğim oturumu. Sorularınız varsa tabii bu toplantıda sorulamayan, tartıĢılamayan konular olursa bitiĢte, yann akĢam 2 saatlik bir genel tartıĢma süresi ayrılmıĢ. Orada pek ala tartıĢılabilir o bakımdan Ģimdi hemen söz isteyen varsa tabii çeviri yapıldığı için kürsüye herhalde davet etmemiz gerekecek, ya da mikrofon var ise dolaĢan onu rica edeceğim. Söz istendikçe, buyrun. Prof.Dr.Yıldınm ULER 90 2. Oturum KonuĢmaları ġimdi aslında tabii burada yargı kararianmn uygulanması ayn bir konu haline gelecek de, Ģimdi, Lütfi" hocamın açıklamalarında idarenin bir de araĢtırma yapması, inceleme yapması hangi amaçla, oradaki yaĢayanların eğilimlerini saptamak üzere araĢtırma yapması ilkesi getirildi. Benim aklıma hemen Bergama örneği geldi. Bergama'da orada yaĢayanlann altın aranmasını, iĢletilmesini istemedikler! çok açık. Eğer öyle ise idarenin derhal karannı geri alması lazım. Onu yapacağına, yargı kararına rağmen direnme Ģeyi vardır, eğilimi var, hatta benim ağrıma giden bir hükümet davranıĢı ya da bir bakan davaranıĢı oldu. Çevre bakanı ilgili Ģirketten rica etti, yani lütfen Ģu iĢi durdurun, erteleyin gibi bir ricada bulundu ve sonradan tekrar bakanın beyanı Ģöyle na yapayım beni dinlemediler. ġirket de yabancı bir Ģirket, ricada bulunan kiĢi T.C'nin bakanı. Yani bu nasıl iĢtir? Ki, ondan sonra, üstüne üstlük bir de burada yargı karan var, Ģimdi o yargı karan yani üzerinde tartıĢılabilecek olan ama, açıkça bu iĢin kamu sağlığına aykın olduğunu söyleyen bir yargı karan Ġd, bu DanıĢtay karan. Buna rağmen Ģirket devam ediyor, yani bunu nasıl yorumlarsınız. Ġkinci değinmek istediğim husus, vaz geçebilirim genel tartıĢma için o ikincisini. TeĢekkür ederim. Prof.Dr.Lütfl DURAN Sayın Uler'in sorduğu soru benim en son sözlerimle ilgili oluyor. Ġdarenin yargı kararlanna uymaması, uymak istememesi yanı, karĢısında ne yapılabilir, ne yapılamaz, yargının elinde bir zabıta olmadığı için kaldı ki, kamuya karĢı zabıta gücü kullanılamayacağı için ve burada ancak siyasi sorumluluk söz konusu olabilir. BaĢta bakan ise, bu yargı karannın birine onun siyasi sorumluluğu ve mali sorumluluğu bir de cezai sorumluluğu söz konusu olabilir. Görevi ihmal veya suistimal hangisine girerse, onun için de dokunulmazlığının kaldınlması gerekir. Bir herhangi bir kamu görevlisi ise o da Memurin Muhakematı Kanununa daha doğrusu Kanunun Murakkatine tabii ise, dahil ise, onun hakkında da idarenin, ilgili idarenin izni gerekir. Cezai takibat için hukuki takibat yani, mali mesuliyetin gerçekleĢtirilmesi ise Anayasaya göre ancak idareden talep edilebilir bir zarar varsa bu iĢten dolayı yani, ilamı temyiz etmemekten dolayı sonra güya idare ona rücu edecek. Binanaleyh o daha da zırhla iki katlı zırhla korunmakta. Bakana karĢı doğrudan doğruya tazminat davası açılabilir. Mali mesuliyet bakımından bir dokunulmazlık yok. Ama, bunları hükme bağlayacak mahkemenin karalarını da uygulamazsa o zaman ne olur? Böyle bir çıkmazın içinde dönüp dolaĢır. O tibarla iyi niyetinden baĢka güvenilecek bir Ģeyi yoktur idarenin. TeĢekkür ederim. Nuri ALAN, DanıĢtay 5.Daire BaĢkanı 91 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Sayın BaĢkan ben yann genel tartıĢma bölümünde konuya iliĢkin görüĢlerimi açıklayacağım. Bu görüĢlere esas olmak üzere bir sorumla eğer vakit bakımından sakınca yoksa küçük bir açıklama yapmak istiyorum ama onu yann da yapabilirim. Bugünkü oturumun konusu Ġdari Usul Yasasında yer alacak ya da Ġdari Usul Yasası düzenlenirken uyulması gereken ilkeler ve konular idi. Fakat ben Ģu sorunun cevabını tam olarak alamadım. Gerçi sayın hocamız yasanın uygulama alanını belirtti veyahut da teorik bazda neler olabilir onu belirttiler. Konular kısmında ise sadece idari iĢlemlerin sözlü, yazılı ya da eylemsel olarak yapılması ile ilgili olarak bilgi verdiler. Belki de zaman yetersizliğinden bu konuya değinilmedi. Ben somut olarak Ģunu öğrenmek istiyorum. Ġdari ve bu sorum tabiki bu projede yer aldığını bildiğim sayın Gürsel Özkan'a yönelik. Bu yasada somut olarak hangi kurallar düzenlenecek. ġimdi verilen bilgilerden anlaĢılıyorki, bir çerçeve kanun belli ilkeleri belirleyen bir çerçeve kanun yapılacak intibaına kapıldım. Hem bugüne, Ģimdiye kadar dinlediğim bildirilerden hem de bu iki günlük oturumda incelenen konulardan bu sonuca vardım, örneğin, Ģöyle konulara yer verilecek mi? Yani somutlaĢtırmak için diyorum bir sınırlama veyahut da kesin bir belirleme değil. Ġdari iĢlemlerin türüne göre bir aynm yapılacak mı? Nedir bu, kiĢisel sonuç doğuran iĢlemler düzenleyici iĢlemlerdir. Ya da Ġdarenin bağlı yetki içinde aldığı iĢlemler takdir yetkisi içinde almıĢ olduğu iĢlemler. Kurumsal istisnalara yer verilecek mi? Hocamız uygulama alanı ile ilgili olarak belli Ģeyleri söyledi ama, örneğin ülkemizde bazı düzenlemeler yapılırken belli kurumlar bu düzenlemelerin dıĢında tutulur. Ġdare içinde itiraz yollan düzenlenecek mi? Bu çok önemli bir konu. Bu itiraz sadece idareye iĢlemi geri alma, kaldırma, değiĢtirme Ģeklinde bir baĢvuru imkanı olarak düĢünülmemeli, idare içinde itiraz kurullan olacak mı? Ve bu itiraz kurulları önünde nasıl hareket edilecek. Bu itiraz kurullannın düzgün karar verebilmesi için belli teminatlar verilecek mi, teçhiz edilecek mi? Bir baĢka konu, bildirilerden anlıyoruz ki, ilkelerin bir kısmı halen düzenlenmiĢ olan Ġdari Usul Yasasında düzenlenmiĢ olan konularla iç içe bulunuyor. Ġdari Yargılama Usulü Yasasında düzenlenmiĢ olan konulardaki tedahül için ne düĢünülüyor. Yeni ilkeler mi getirilecek, bunlar Ģu bakımdan önem kazanryor. Yann söyleyeceğim küçücük bir sitem, bu bir mesleki taasup olarak anlaĢılmasın sayın MüsteĢarın konuĢmasından ve Ģu programda yer alan bir konudan bir anket yapıldığı anlaĢılıyor. Ama bu anket yapılırken konunun ta içinde bulunan ve bugün Ġdari Usul Yasasında düzenlenmesi öngörülen ilkeleri seneler önce vurgulamıĢ olan idari yargı bundan dıĢlandı. Ne bir anket kağıdı geldi, ne bir soru kağıdı geldi ve biz bunlan bugün burada veyahut da Ģu program elimize geçtiğinde öğrendik. Eğer izin veriyorsanız ve vaktimiz varsa ben bu bağlamda olmak üzere ve sayın değerli hocamın değindiği gizli belgeler konusunda çok küçük bir açıklama yapmak 92 2. Oturum KonuĢmaları istiyorum ama istiyorsanız yarına bırakabilirim. Gürsel ÖZKAN: Sayın BaĢkanım, öncelikle en son söylediğiniz anket hususunu açıklığa kavuĢturalım. Anketler geçtiğimiz sene bütün kurumlara gönderildi ve DanıĢtayımıza da gönderildi. Sayın Genel sekreterimiz Turan Faicıoğlu beyin imzasıyla tek olarak doldurulmak suretiyle geldi, biz onu o Ģekilde ele aldık. Onu arzetmiĢ olayım. Ġkincisi Ġtalya Usul Kanunu'nda usulün sorumlusu diye bir yer aynlmıĢ ve Türkiye uygulamasında bunun düzenlenmesinde iĢlem üretme süreci denilebilecek, idarenin kamu gücünü kullanmak suretiyle bireylerin hak ve çıkarlanna etkide bulunduğu iĢlemlerinin, bu sürece bağlı olarak üretilmesini Ģart koymak mümkün olabilir görüĢündeyim. Bunun yanı sıra Ġdari Yargılama Usulü Kanunu 10 ve 11.inci maddelerinin Ġdari Usul Kanunundaki idari baĢvuruya Ġd ben az önce açıkladığım bireyin güvenliğine yönelik usul ilkeleri arasında, idari baĢvuru yollannın gerekliliği Ģeklinde bir ilkeden söz etmiĢtim. Onun bu kanunda mutlaka yer alması ve idarenin içinde uzlaĢmayı sağlamak suretiyle kiĢinin çıkarlarını kendisi tarafından savunması idarenin de hizmeti aksatmadan yürütmesi bakımından bir barıĢık ortam oluĢturulması sonuçta da yargıya, idari yargıya ihtilaflann en az ölçüde yansımasının sağlanması bu yöntemle mümkün olabilir düĢüncesindeyim. TeĢekkür ederim. Haiit Erol ÇANGA, DanıĢtay Savcısı Çevre Kanunu yönetmeliği haklar kanunu iktibas edilerek alınan bir metindir ve daha sonra geliĢtirilerek ÇED yönetmeliği değiĢikliğe uğramıĢ, uğratılmıĢtır. Ancak, yönetmeliği tümüyle Ġncelediğimiz zaman özellikle madenlerle ilgili, taĢ ocaklarıyla ilgili kurallannın, mülkiyet hakkının, kamu mülkiyetini sınırladığı ve mülke sahip olanın onun altındaki madenlerin de maliki olduğu yani madenlerin mülkiyetinin mütemmimi olduğu ülkelerdeki çevre mevzuatından iktibas edilerek alındığını görmekteyiz. Bu ülkelerde madencilik faaliyeti için tapu sahibi olmak bir istifade hakkı belgesi olmakta ve ÇED yönetmeliğine göre baĢvurup Ġzin aldıktan sonra bir ocak açma Ġzni ile bu yerlerde madencilik faaliyeti yürütülmektedir. Ancak, Türkiye'deki 93 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu kamu toprak hukukuna baktığımız zaman kamu hukuku kamu mülkiyeti özel mülkiyetin sinindir. Bunun örneği de dibi derya tapuların kıyı kısımları mahkeme kararlarıyla tapulardan çıkarıldı ve kamu malı haline getirildi. ġimdi böyle olunca bir de Anayasamızın 168 inci maddesi mevcut buna göre madenlerin özel kiĢilerle iĢletilebilmesi ancak, kanunla mümkündür. Bu konudaki kanun da maden kanunudur. Maden Kanunu, Çevre Kanunundan sonraki bir kanundur. 7 inci maddesinde çevre ile ilgili izin yer almamaktadır. 26 ıncı maddesinde de iĢletme ruhsatı ile iĢletme izninin birlikte verileceğine dair açık hüküm vardır. Bu durumda Maden Kanununa göre bir madencinin maden iĢletme istifade hakkı ancak iĢletme ve izni ve ruhsatını birlikte aldığı için artık madenciye verilecek herhangi bir izin olmadığından ÇED yönetmeliği hükümleri madenci yönünden bir angarya teĢkil etmektedir. Çünkü, ÇED yönetmeliğine göre Enerji Bakanlığı aynca bir iĢlem yapmadığı için ÇED izni kaldınlınca, Enerji Bakanlığı izni ortadan kalkmıyor. Çevrenin verdiği ÇED yönetmeliğinin Maden Kanununa aykın olması ÇED yönetmeliği hükümlerinin maden ruhsat alanlannda uygulanamaz durumda olmasını doğurmaktadır. Hasan BasrĠ GÜLTEKĠN, DanıĢtay Emekli Daire BaĢkanı TeĢekkür ederim sayın baĢkan. Ben çok kısa sayın hocama bir açıklamayla karıĢık bir soru soracağım. Birisi gizli belgelere ulaĢma bakımından DanıĢtayın eski bir uygulaması vardır. Kurye ile dosyayı getirtiyor mesela pasaport vermiyorlar yurtdıĢına çıkması sakıncalı görülerek. Bu kuryeyle getirilip DanıĢtay 12 inci dairesinde inceliyor, aynı gün kuryeyle geri göndermekteydi. Ama, karartanınızda buna yer vermiyorduk. Çünkü, davacıya onu inceleme yetkisi vermediğimiz için kendimiz kanaat edinmek için onu alıyorduk. Ġkincisi de bir Ģey var efendim. Ġlgililerin isteklerini, dileklerini tespit bakımından. Bunun Türkiye'de bir uygulaması var. Çok da az baĢarılı olmuĢtur ama, arazi toplulaĢtınlması konusu var. Miras yoluyla çok küçük parçalara bölünmüĢ olan araziler, tanma elveriĢli olmaktan çıkıyor, bunu köy iĢleri bakanlığı eskiden Ģimdi de taran bakanlığına bağlı köy hizmetleri genel müdürlüğü toplulaĢtırmak için oradaki arazi sahiplerini bir araya getiriyor bunlara sana surdan Ģu kadar, sana burdan bu kadar vermek suretiyle tanma elveriĢli araziler halinde bölüĢtürülüyor. Su kanallarının ve yolların getirilmesini de sağlıyor. Bu çok az uygulamalı fakat baĢanlı olduğuda var. Bunu arz etmek isterim efendim. Prof.Dr. Lütfi DURAN: • Sayın Hasan Basri beyin söylediği benim beyanlaranı teyit eder mahiyette sanının. O balamdan teĢekkür ederim. Diğer uygulama, araziyi birleĢtirmesi, toplulaĢtırması bakımından da çok kiĢiyi ilgilendiren konularda ilgililerin önereceği 94 2. Oturum KonuĢmaları düĢünce ve görüĢlerin alınması her halde yararlıdır diye düĢünüyorm. Yalnız bir dakika müsaade ederseniz sayın Nuri Alan'ın baĢkanın bir doğrudan doğruya bana değil ama benimle ilgili olduğunu sandığım sorusu vardı. O da acaba bu Ġdari Usulün alanında ne gibi teĢkilatlar yer alır veya hangi konulan kapsar, yanılmıyorsam eğer yanlıĢ anlamadıysam böyle bir zımmi soru vardı. Bunu zaman yokluğu yahut azlığı dolayısryle açıklayamamıĢtım. Bu gerçekten doğru, örneğin, Türkiye'de Türk hukuk sisteminde yahut genel olarak askeri idare diye bir Ģey bizim idare anlayıĢımıza girmez. O apayn bir alem. O apayn bir hukuk düzenine sahip. Binanaleyh onun iĢlerinde bu Ġdari Usulün uygulanıp uygulanmaması söz konusu edilemez. O bakımdan onu hariç tutmak lazım, zaten böyle söylemedim. Ben hükümetten bahsettim bir de idareden o da sivil idareden, askeri idare değil. Acaba bu alanı tespit ederken ölçütümüz ne olacak ondan iĢte asıl bahsetmedim onun için eksik kaldı sanıyorum. ölçüt Ģöyle olmak gerekir sanıyorum. Ġdari yargıya konu olabilecek bir uyuĢmazlığa yol açabilen konularda Ġdari Usul kanunu uygulanmalıdır. Katii bir Ģeye uyuĢmazlığa yol açacak Ģeyler de Ġdari Usul uygulanmamaktadır. Hükümetin dıĢ ve içte pariementoyla iliĢkilerinde hiç uygulanmamalıdır. Sanıyorum böylece daha açık hale gelir. Ben ölçüt idari yargıda uyuĢmazlık konusu olacak iĢler, konular bir de Ģunu söyleyebiliriz, kusura bakmayın devam ediyorum. Bu Ġdari Usul esasa iliĢkin, iĢlemin karann esasına iliĢkin noktalara, unsurlara dokunmamalıdır. Sadece Ģekli tarafını düzenlenmelidir. Fakat, bu arkadaĢımızın Halit??? arkadaĢımızın anlattıklanyle orda Ġspanya da belki onlar için olabilir esasa iliĢkin bir takım düzenlemeleri de içeriyor. Bu ise çok geniĢ bir alan olup diyelim ki, Amerikadaki gibi yüzlerce madde içerir, içermek gerekir. Tabii ki, bu kadar geniĢ bir Ģeye yer yok. Ġdari usul denildiği zaman Ģekli olan taraflar yalnız ele alınmalı. Onlarla iktiba etmeli esasa pek dokunmamalı derim. Ġkinci bir sınırlama ölçüt de bu olabilir. TeĢekkür ederim. BaĢkan: Bende çok teĢekkür ediyorum. Sabnnız için, özür diliyorum tabii, hocamın sözünü kesemem. Oturumu kapatıyorum. TeĢekkür ederim. H.OTURUM OTURUMUN KONUSU: ĠDARĠ USULÜ DÜZENUMENĠN ZORLUĞU 95 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu OTURUM BAġKANI Prof.Dr.Sait GÜRAN , Ġstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi KONUġMACILAR ĠDARÎ USULÜN KODĠFĠKASYONUNA ĠLĠġKĠN SORUNLAR Prof.DrA.ÜIkü AZRAK, Ġstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı LA PROCEDURE NONCONTENTIEUSE EN DROĠT ADMINISRATIF FRANÇAIS Assoc.Prof.Dr.]ean-]acques BOUSQUET, Directeur de I'Institut d'Etudes Françaises pour Etudiants Etrangers, Maitre de Conferencese I'Universite d'AbcMarseiiie III TÜRK KAMU ÜST YÖNETĠMĠNĠN ĠDARĠ USUL DÜġÜNCELERĠ ARAġTIRMA ANKETĠ SONUÇLARI HAKKINDAKĠ Prof.Dr.Gürol BANGER, BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanı ĠDARĠ USUL VE ĠDARE SÖZLEġMELERĠ Y.Doç.Dr.Meltem KUTLU Dokuz Eylül Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi II.OTURUM ĠDARĠ USULÜ DÜZENLEMENĠN ZORLUĞU OTURUM BAġKANhProf.Dr.Sait GÜRAN Ġstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi Değerli katılımcılar, birinci günün ikinci oturumunu açıyorum. Oturumun konusu "Ġdari Usulü Düzenlemenin Zorluğu". Sabahki konuĢmalarda konu Ġdari Usulün önemli sorunlarından biri olarak gündeme getirildi. Eminim sayın panelistler bu zorluğu ve aĢılması konusunda bize aydınlatıcı bilgi ve teklif sunacaklar. KonuĢmanın tümü için ayrılan süre 1 saat 20 dakika. Bu itibarla her konuĢmacı 96 2. Oturum KonuĢmaları baĢına 20 Ģer dakika düĢüyor. Kendilerinden lütfen bu 20 Ģer dakika içinde takdimlerini sınırlamalarını rica ediyorum. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, sayın panelistler buraya gayet zengin bildirilerle geldiler. Fakat ayrılan süre bunları burda sunmalarına imkan tanımadığı için 20 dakika içinde bir taktim yapmalarını kendilerinden özellikle rica ediyorum. Ġkinci ricam da katılımcılardan müsaade ederlerse katılımcılara da Ģöyle bir yönlendirme yapmak istiyorum. Sunulan bildiriler hakkında açık kalan noktalar varsa, ek bilgi almak istiyorlarsa, lütfen bu konuda soru yöneltsinler, bu suretle konular açıklık kazansın. Daha ziyade mütaala ve yorum Ģeklindeki görüĢlerini yarınki genel görüĢme kısmına mümkünse saklamalarını rica ediyorum. Çünkü sanıyorum birinci öncelik burda yapılan sunuların tarafımızdan açıkça anlaĢılması. Sıraya göre Ġlk sözü sayın Ali Ülkü Azrak'a vermeden evvel bir ikinci rica da panalistlerden bulunuyorum baĢlık Ġdari Usulün düzenlenmesinin zorluğu. Eğer imkan varsa bunun uygulamasının da bir zorluğu var. OluĢacak Ġdari Usulün uygulamasının da bir takım zorluklan var. Eğer fırsat bulur burada değinirlerse mesele daha bir netleĢecek düĢüncesini taĢıyorum ve bu suretle sayın Ülkü Azrak'a sözü veriyorum. Buyurunuz sayın Azrak. ĠDARĠ USULÜN KODĠFĠKASYONUNA ĠLĠġKĠN SORUNLAR Prof.Dr.A.ÜIkû AZRAK Ġstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Sayın baĢkan, sayın yargıçlar, sevgili mesiekdaĢlanm, Bana Ġdari Usul konusunda burada bir konuĢma yapma önerildiği zaman, itiraf edeyim ki, biraz duraksadım. Ortada hazırlanmıĢ bir çalıĢma varken bu çalıĢmanın ayrıntıları hakkında bilgi sahibi olmadan konuĢmak, iĢi karıĢtırma sonucu yaratabileceği kaygısına kapıldım. Ama sonunda, belki bu konuda bazı mütevazı katkılarda bulunabilirim diye düĢündüm ve öneriyi kabul ettim. Bundan 39 yıl önce, akademik mesleğe adımını yeni atmıĢ biri olarak, doktora 97 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu tezimin konusunun seçimi aĢamasında hocam merhum OrdProf. Sıddık Sami ONAR'm yardımını rica etmiĢtim. Bana tavsiyesi Ģu oldu : "dünyada Ģu sıralarda yaygılaĢan bir akım var: Ġdarenin usule iliĢkin muamelelerinin yazılı hukuk kurallarına bağlanması. Bu konuda çalıĢırsan türk hukukuna da katkıda bulunabilirsin ! " Hemen kabul ettim ve bu çalıĢmayı yapmak için yurt dıĢına gittim. Orada ilk yaptığım Ģey, çalıĢmaları merhum hocamın da esin kaynağı olan Prof. Georges LANGHOO ile görüĢmek oldu. GörüĢmemizin sonunda bir Türk olarak benim bu alanda çalıĢma yapmamı büyük bir sevinçle karĢıladığını belirtti ve belleğimde yerleĢen Ģu sözü söyledi : "Bu bir hukuk savaĢımıdır. Bu savaĢımı yaygınlaĢtırmak zorundayız. Marksistlerin iĢçi sınıfı için kullandığı sloganı değiĢtirip adaletli bir yönetim için kullanalım : dünyanın tüm Ġdari Usulcüleri birlesiniz!" 1964 yılında "Genel Ġdari Usulün Teorik Esasları ve ÇeĢitli Hukuk Sistemlerinde GeliĢimi " baĢlığı altında sunduğum yaklaĢık 300 sayfalık doktora tezinin temelinde sadece bilim aĢkı değil, hatta ondan daha fazla, Türkiye'de birgün bu konuda ciddi bir geliĢme ortaya çıkacağı umudu ve böyle bir geliĢime ufak bir katkıda bulunma düĢüncesi yatmaktaydı. Bu düĢüncenin, 34 yıl sonra, bugün gerçeklik kazanmasından kıvanç duyuyorum. Burada bir parantez açmak isterim : 1984 yılında, 18 ay süreyle geçerli olmak üzere çıkarılan bir yetki kanunu bu alanın bir KHK ile düzenlenmesini amaçlamaktaydı. Böyle önemli bir konunun bir KHK ile düzenlenmesinin ne kadar uygun olduğu sorunu bir yana, sözünü ettiğim yetki kanununa dayanılarak çıkarılan KHK, bu alanla hiç ilgisi olmayan bir konuya iliĢkindi. 1988'de aynı konuda bir yetki kanunu daha çıkarıldı. Fakat bu defa bu yetki kanununa dayanılarak hiç bir KHK yapılmadı. Zaten bu kanun da daha sonra Anayasa Mahkemesince iptale edildi. Bir de 10 Eylü! 1988 tarihli RG.'de Valilik ve Kaymakamlık Büroları kuruluĢ, Görev ve ÇalıĢma Yönetmeliği" baĢlığı altında yayımlanan bir yönetmelikte yetki ve yazıĢma kuralları, dilekçelerin verileceği yerler, kurulların çalıĢma usulleri gibi konular düzenlendi. Bugüne kadar bunun dıĢında Ġdari Usule iliĢkin bir düzenleme çabasına rastlanmıyor. ġimdi bu önemli konunun tekrar güncellik kazandığını görüyoruz. Bu nedenle, bu ĠĢi Ģimdi çok ciddiye almak lâzım. Yani öyle halı bir yasalaĢtırma sürecinden geçirirsek hüsrana uğrarız. Bakınız, Avusturya'da ilk Ġdari Usul Kanunu taslağı 1919'da oluĢturulan bir komisyonca hazırlandı ve ancak 1925'te yasa çıkarılabildi. Almanya'da bu alanın yasalaĢtırılması konusundaki tartıĢmalar 1950'Iî yıllarının sonlarında hararetlendi ve 1960'ta Federal ĠçiĢleri Bakanlığınca oluĢturulan bir komisyon üç yıl çalıĢarak bir taslak hazırladı. Bu taslak üzerinde tam 11 yıl tartıĢıldı ve nihayet 1974'te Ġdari Usul Kanunu çıkarılabildi. Türkiye'de bu konu yıllarca ihmal edildikten sonra, Ģimdi çok hızlı bir yasalaĢtırma giriĢimi ortaya çıkmıĢ bulunuyor. Böyle bir davranıĢtan yarar yerine sakınca doğmasından kaygı duyduğumu açıkça belirtmek zorundayım. 98 2. Oturum KonuĢmaları Bu giriĢten sonra asıl konuya geçiyorum. Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de maddi idare hukuku alanı, Ģekli idare hukuku alanıyla kıyaslanamayacak boyutlarda geliĢmiĢtir. Ama Türkiye dıĢındaki Avrupa ülkelerinin bir çoğunda ve ABD'de, biraz önca de iĢaret ettiğim gibi, Ģekli idare hukuku yasalaĢtırma yoluyla uzun süreden beri önemli ölçüde geliĢtirilmiĢ bulunmaktadır. Karar alma ve alınan kararlan yürütme usulüne iliĢkin olmak üzere idarenin Ġzleyeceği yazılı kurallann Türkiye'de bugün ne denli az ve dağınık olduğu ortadadır. Oysa, Devletin öteki iki temel organı olan Yargı ve Yasamanın faaliyet alanında, hocam sayın Profesör DURAN'm sabahki oturumda çok açık ve isabetli bir Ģekilde belirttiği gibi, usul sektörü aynnülı bir biçimde düzenlenmiĢtir. Gerçekten yasama faaliyeti Anayasa ve TBMM içtüzüğündeki usul kurallanna tabidir. Yargısal faaliyetin kurallan ise Muhakeme Usulü Kanunlannda aynntılı bir biçimde yer almaktadır. Demek ki sadece idare bu tür bir düzenlemenin dıĢında kalmaktadır. Bu ise Hukuk Devleti ilkesi açısından kabul edilebilir bir Ģey değildir. Genellikle Ġdarenin faaliyetinin Ģekli kurallara tabi kılınmasına karĢı bir direnme gözlemlenmiĢtir. Bu direnmenin nedenleri üzerinde bir parça durmak istiyonrm. Bu direniĢin nedenleri iki ana kategori içinde ele alınabilir. Bunlardan biri dogmatik, öteki de pratik ve politik nedenlerdir. Dogmatik nedenler Ģunlardır: 1- Ġdare, yargı gibi ikili bir hukuki iliĢkinin (dava iliĢkisi) dıĢında kalan üçüncü bir hukuk süjesi durumunda değildir. Yaptığı iĢ, kendi iĢidir. Ġdare kendi misyonunu yerine getirmek üzere özel kiĢilerle hukuki iliĢkiler kurar. Bu nedenle yargı gibi bir tarafsız hukuk süjesi olarak hareket etmez. 2 - öte yandan Ġdarenin temel amacı, yargı gibi hukuku uygulayarak uyuĢmazlıkları çözmek değildir. Onun misyonu, kamu yararının gerçekleĢtirilmesi amacına yönelik faaliyetlerde bulunmaktır. Bunlar çoğunlukla yaratıcı faaliyetlerdir. 3 - Ġdarenin kamu yararını gerçeklaĢtirmek Ġçin karar alırken uyguladığı yöntemler, izlediği usuller, kendi içsel alanını (res Interna) oluĢturur. DıĢan yansımaz ve idare dıĢında kimseyi de ilgilendirmez. Pratik ve politik nedenlere gelince; birincisi Ģu : Ġdari Usul kurallarının bir yasa içersinde toplanması ve bu konuda ayrıntılı düzenlemeler yapılması, idareyi bir çelik korsa içersine sokma sonucunu yaratır. Çünkü idareyi karar alma sürecinde 99 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu ilgililerle görüĢmede, ne yapmak istediği konusunda onlara hesap varmeğe mecbur etmek, iĢleri çıkmaza sokabilir ve idarenin hareket alanının daraltacağı gibi sorunların çözümünü de geciktirir. Demokratik hukuk devleti yaklaĢımının günümüzde eriĢtiği düzey gözönüne alınırsa bu görüĢ ve kaygıların nesnel bir temele dayandığını söylemek mümkün değildir. Bir kere idarenin kiĢilerin hak ve menfaatlerini ilgilendiren konularda izleyeceği karar alma yöntemlerinin onun içsel sorunu olduğu iddiası, kabul edilebilir bir iddia değildir. Bu iddia, politik nedenlere dayalı direnmeyle birlikte alındığı takdirde, bunun eski dönemlerin kalıntısı olan yöneten-yönetilen ayırımına dayalı otoriter yaklaĢımı yansıttığı açıkça görülebilir. Oysa böyle bir ayırımın demokratik bir yönetimde yeri olamayacağı, Fransız kamu hukuku bilgini Geoıges BURDEAU'mm daha 1950'Ierde kaleme aldığı çok enteresan bir makalede pek güzel anlatılmıĢtır ( "Une survfvance : la notion de Constitution", in ' L Evolution du droit public, etudes offerte â Achille Mestte ', Sirey, 1956, sh. 61 : "Or la dâmocratie contem oraîne celle ue 'e ualifie de democratie vernante t d â râaliser I'identifiçation des gouvernBs aux qouvernants..."). Günümüzde yöneten-yönetilen ayırımı diye katı bir ayırım söz konusu olmamalıdır. Ne var ki böyle bir katı ayırım, Türkiye'de hâlâ derin izlerine rastlanan bir politik üslûbun eseri olarak yaĢamaktadır. Zannediyorum ki, ülkemizde Ġdari Usulün yasalaĢtırılmasını engelleyen, dogmatik nedenlerden ziyade pratik ve politik nedenler olmuĢtur. Bîr de tabii Ģu var : Türkiye, idare hukuku ve sistemini büyük ölçüde iktibas ettiği Fransa'yı hâlâ sadıkane Ġzliyor. Bilindiği gibi, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan gibi eski sosyalist blok ülkeleri de dahil olmak üzere hemen tüm Avrupa ülkeleri Ġdari Usulü yasalaĢtırmıĢ bulunduğu halde Fransa, 80'li yıllarda kısmen kanun, kısmen de kanun-kararname (decnht loi) yoluyla yaptığı bazı dağınık ve iĢin özüne inmeyen düzenlemeler dıĢında, bu alanda en geri kalmıĢ bir hukuk sistemine sahiptir. Böylece Türkiye'de Ġdare Hukuku kuradan, sanki sırf idare alanındaki bir hukuki patolojiyi gidermeye yönelik kurailarmıĢ gibi algılanmaktadır. Bundan kastım Ģu : Ġdare ilgililerle ne zaman yüzyüze gelir ? Ancak idari karar alındıktan va bundan dolayı ilgililerle idare arasında bir yargısal uyuĢmazlık ortaya çıktıktan sonra!, Yani hukuki patolojinin giderilmesi sürecinde, yargının önünde. Bunun anlamı, idare hukukunun ilgililere açık bir biçimde uygulanması sürecinin yargıda baĢlayıp yargıda bitmesidir. Çok yanlıĢ bir yaklaĢım ! Ama bizde ne yazık ki hâlâ bu yaklaĢım egemen. Türk Ġdaresinin kiĢilere yönelen tavn Ģöyle : " Biz idare olarak sorunu böyle çözümledik, siz farklı görüĢteyseniz yargıya 100 2. Oturum KonuĢmaları gidebilirsiniz". Hayırl Her vesileyle yargıya gitmeye gerek yok. Sorunu Ģimdi, burada çözümleyiniz! Eğer idare ile Ġlgili kiĢinin ya da kiĢilerin iĢbirlirliğiyle idari sorunların çözümü ve idari kararla™ böyle bir usulle alınması sağlansa idare alanında hukuki patoloji enaza indirgenebilir soruna böyle yaklaĢılmaması idari yargı mercilerinin de baĢına çok büyük dertler açmaktadır, idarenin yanlıĢ yapması olasılığını azaltacak ve aynca ona yanlıĢlarını düzeltme Ģansını tanıyacak bir sistemin kabul edilmiĢ olmaması, idarenin yanlıĢlannı düzeltme iĢini yargıya bırakması, idari yargı organlannı olağanüstü bir yük altına sokmaktadır. Bir zamanlar klasik anlamda idari yargı organı olarak sadece DanıĢtay vardı. Ġlk ve son derece yargı organı olarak olağanüstü bîr iĢ yükü altındaydı. Çare olarak alt idari yargı mercileri, yani Ġdare mahkemeleri yaratıldı ve DanıĢtay bir genel görevle yargı mercii olmaktan çıkanlarak ancak organik kanunda belirlenmiĢ olan sınırlı sayıda uyuĢmazlıklar için ilk derece yargı mercii olarak görevlendirildi. Sonuç hiç te beklendiği gibi olmadı. DanıĢtay mensuplan, yüksak yargıçlar Ģimdi burada bulunuyor. Bu sözlerimi doğrulayacaklanndan eminim. Onlarla zaman zaman yaptığım görüĢmelerden anlıyorum ki, DanıĢtay bu kez temyiz mercii olarak eskisine yakın bir iĢ yükünün altında bulunuyor. ġu halde yapılacak Ģey, Ġdarenin sürekli olarak uyuĢmazlığa yolaçacak bir davranıĢ içinde olmasını önleyici yasal tedbirleri almak. KuĢkusuz ki sadace idarenin karar alırken önleyici yollan, yurttaĢlarla ĠĢbirliği yapması yöntemlerini yasayla düzenlemek yeterli değil. BaĢka unsurian da devreye sokmak gerekli. Ezcümle pedagojik bir yaklaĢım, yani idare görevlilerinin yeni düzene uyum sağlaması için onlann hem meslek, hem de yönetim psikolojisi açısından eğitilmesi de zorunlu. ġu da var ki, yasayla düzenlenmiĢ Ġdari Usul kurallarının bulunmaması ve idarenin karar üretirken izleyeceği yollan kendi takdirine göre belirlemesi, yargı denetiminin etkinliğini de büyük ölçüde azaltır. Esasen yargı, uyuĢmazlığa el atmasından önce idarenin Ġçinde yürütülmüĢ olan iĢlere nüfuz edemez. Resmi belgelerin düzenleniĢ aĢama ve usulleri belirlenmiĢ değilse, yargının onlara ulaĢması da her zaman mümkün olmayabilir. Dava konusu olaya iliĢkin tüm belgeler prensip itibariyle idarenin elinde olduğundan idare davaların çoğunda bu avantajı davacının aleyhine kullanabilmektedir. Konuyla tam olarak ilgili olmamakla beraber tipik olduğu için burada değinmek istediğim bir olay var : Sınav sonucuna karĢı açılan bir davada ilgili idare sınav kâjıdının kaybolduğunu bildirdiği için sözümü güç bir sorunla karĢı karĢıya kalınmıĢ ve DanıĢtay ne yazık ki bu davada, iptal talebini delil yokluğu nedeniyle reddetmiĢtir, idarenin sınav belgesini yargı merciğine sunmamanın nedeni olarak gösterdiği gerekçenin samimi olup olmadığını belirlemek, doğaldır ,ki bu koĢullar altında mümkün değildir. Ama, ne olursa olsun, bence DanıĢtay m bu yaklaĢımı kötü niyetli ya da ihmalkâr bir idarenin bu davranıĢına bir bakıma prim vermek anlamını taĢımaktadır. 101 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġdarenin hukuka aylan davranıĢı karĢısında yargının etkinliğini azaltan baĢka bir etken de yargısal baĢvuruların günümüzde pahalı bir iĢ haline gelmiĢ olmasıdır. Gerçekten yargı mekanizması bugün sadece yavaĢ iĢleyen değil, aynı zamanda pahalı olan bir mekanizmadır. Hele aydınlatılması uzman görüĢlerine baĢvurulmasını gerektiren davalarda, bilirkiĢiye ödenecek paralar orta halli yurttaĢın ödeme gücünün hayli üstündedir. Son sıralarda Ģehircilik hukuku alanında idarenin yapığı iĢlemlera karĢı açılacak davalarda bilirkiĢiye baĢvurulması zorunluğu nedeniyle, ilgili meslek kuruluĢları bile yargılama giderlerini ödeyemeyecek duruma düĢmüĢlerdir. Bu yargısal denetim mekanizmasını harekete geçirme hususunda caydıncı bir etken olarak karĢımıza çıkmaktadır. Yargısal denetimin etkinliğini azaltan bir baĢka önemli neden de 3. Cumhuriyet Anayasasının Türk hukuk sistemine getirdiği olumsuz bir unsurdur : idari yargı kısıtlamalan. çeĢitli biçimlerde ortaya çıkan bu kısıtlamalar, yürütmeyi durdurma mekanizmasının iĢletilmesinin ağır koĢullara bağlanmıĢ olmasından tutunuz da, Anayasada ve bazı kanunlarda öngörülmüĢ olan yargı yolunu kapatan hükümlere kadar. ġu da bir gerçektir ki, idari yargının etkinliğinin az olduğu yerlerde idarenin karar alma va bu kararlara karĢı itiraz yollarını düzenleyen hükümler ağırlık kazanır. Bunun en tipik örneji ABD'dir. Bilindiği gibi, orada idari rejime sahip ülkelerde gördüğümüz biçim ve anlamda bir idari yargı geliĢmiĢ değildir. Bu nedenle Ġdari Usuller ağırlık kazanmıĢ ve 1945 tarihinde bir Federal Ġdari Usul yasası yapılmıĢtır. Ġdari rejime sahip ülkelerde ise Ġdari Usulün yasalaĢtıniması baĢka bir anlam taĢımaktadır. Garçekten bu ülkelerde yasalaĢtınlmıĢ olan bir Ġdari Usul, idari yargıyı tamamlayan, onun etkinliğini arttıran bir etkendir. ġimdi Ġdari Usulün yasalaĢtırılmasının amaçlan ve ne gibi yararlar yaratacağı sorununa geliyorum: Bir kere bu alanın yasalaĢtırmasının temel amacı, yurttaĢa yakın ve saydam bir idare yaratmak olmalıdır. KuĢkusuz ki bu konudaki düzenleme sözünü ettiğim amaca uygun bir içeriğe sahip sahip olduğu ölçüde yarar sağlayabilir. Ġkincisi, düzenli bir Ġdari Usul, idareyi karar almadan önce yeterli araĢtırma yapmaya zorlayarak, tarafsız ve isabetli karar vermeye yöneltir. Üçüncüsü, idari karar alma sürecine yurttaĢların katılımını sağlamak suretiyle otoriter idare üslûbundan, demokratik idare üslûbuna geçiĢi sağlar. 102 2. Oturum KonuĢmaları Dördüncüsü, idarenin çalıĢması basitleĢir ve idare ajanlarının görevlerini daha güvenli ve kuĢkulardan arındırılmıĢ bir temele dayalı olarak yürütmeleri sağlanmıĢ olur. BeĢincisi, idarenin aldığı karar bir hukuki uyuĢmazlığa yolacağı takdirde yargının önüne idare tarafından yeterince araĢtırma yapılarak olgunlaĢtınlmıĢ bir dosya getirilebilir ve bu sayede hem yargının iĢi kolaylaĢtırılmıĢ olur, hem de yargı kararlarında isabetlilik oranı artar. Sonuncusu, ilgili idarenin karar alma sürecine katılarak yapılan iĢleri izleyebileceği çoğunlukla tatmin olur ve dava yoluna baĢvurmaktan kaçınır. Bu ise yargının yükünü önemli ölçüde azaltabilecek bir olgudur. II Yapılacak bir Ġdari Usul yasasının kapsam ve içeriğinin ne olması gerektiği sorununa gelince ; burada önem taĢıyan husus, genel kuralların konmasıyla yetinilmesidir. Bunun anlamı Ģudur : yürürlükteki Ġdari Usule iligkin özel hükümler (örnejin vergi usulüne, kamulaĢtırmaya, kamu alacaklarının tahsili usulüne, çevre korunmasına, polis vazife ve yetkilerine v.b. konulara iliĢkin düzenlemeler) saklı tutulmalı, bunlardan ancak genel düzenlemenin ilkeleri açısından değiĢtirilmesi gerekenlerin dejiĢtirilmssi yoluna gidilmelidir. Çünkü bir genel Ġdari Usul düzenlemesi mahiyeti icabı subsidiaire, yani ikincildir. Bunun yarattığı bir baĢka zorunluk ta, yeni düzenlenecek özel Ġdari Usul hükümlerinin genel Ġdari Usul yasası hükümleriyle uyum içinde olmasına dikkat edilmesidir. Ġdari Usul Yasasının içeriğinin ne olacağı sorununu daha somut bir biçimde ele almak gerekirse denebilir ki, burada ön planda birey ve genel idari iĢlemlerin yapılıĢ usullerinin düzenlenmesi zorunludur. Bunun için de bazı ayırımlara dikkat adilmesi garekir. Her Ģeyden önce sabahki oturumda hocam sayın Profesör DURAN'ın iĢaret ettiği gibi, idari kararın ne olduğu açıkça belirlenmelidir. Terminoloji sorunu belirttiği gibi, idari kararın ne olduğu açıkça belirlenmelidir. Tarminoloji sorunu bu bağlamda büyük bir önem taĢımaktadır. Yetki sorunu ilk bakıĢta tipik bir Ġdari Usul sorunu olarak görülmeyebilirse de bu konu, geniĢ anlamda Ġdari Usul alanına girdiğinden idari makamların yetkilerine iliĢkin kuralların da yasada yer alması zorunludur, özellikle, yer ve madde itibariyle yetki, yetki ve imza devri, vekâlet gibi konulara iliĢkin kuralların titizlikle ele 103 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu alınması gerekir. Kitlesel etki yaratan planlama ve benzeri idari iĢlemlerin yapılması usulü de düzenlemenin kapsamına alınmalıdır. Burada önemli bir sorunla karĢılaĢılmaktadır ki, o da büyük yatırım projelerinin hazırlanması ve uygulanmasına iliĢkin kararlardan çevreye etkili olabilecek olanların tabi olacağı usul kurallarıdır. Bu konuda yöre halkının karar alma sürecine katılımının sağlanması büyük önem taĢımaktadır. Bu bağlamda bir örneğe değinmek Ġstiyorum : Türkiye'nin de imzaladığı Avrupa Çevre Sağlık Blldirileri'nde öngörülen esaslara göre, termik ve nükleer santral gibi enerji üretim tesislerinin kurulması sürecinde yöre halkının görüĢlerine baĢvurulması zorunludur. Oysa Türk idaresi, ne Ege kıyılarını kirleten termik santrallann kurulması kararını, ne de Mersin / Akkuyu'da büyük bir radyasyon tehlikesi yaratacak olan nükleer santralın kurulması kararını alırken yöre halkının görüĢüne baĢvurma gereğini duymuĢtur. Sonuçta idari yargı devreye girmiĢtir.ġunu söylemek istiyorum. Bu gibi kritik konularda alınacak kararların tabi olacağı usullerin de yasada düzenlenmesinde yarar vardır. Günümüzda güncellik kazanan bir konu da idari sözleĢmeler konusudur. Bilindiği gibi yasal düzenlemelerle yeni sözleĢme tiplerinin yaratılması, Anayasa Mahkemesi ve DanıĢtayın olumsuz kararlar vermesine yolaçmıĢ olmakla birlikte, bu konuda hâlâ bazı tereddüdler vardır. Bu tereddüdleri giderecek bir düzenlemenin Ġdari Usul Kanununda yer almasında büyük yarar görüyorum. önem taĢıyan konulardan biri de kurulların izleyecekleri usullerdir. Türkiye de önemli idari sorunların çözümü genellikle kurullara bırakılır. Bunun nedeni, bu idare organlarının ilke olarak emir ve direktif altında çalıĢmamalarıdır. Bu itibarla kurulların oluĢumu, tarafsızlık, toplanma ve karar verme yetar sayısı, çoğunluk kuralları gibi konuların Ġdari Usul yasasında ayrıntılı biçimde düzenlenmesinde yarar vardır. Ġdari baĢvuruların tabi olacağı usul kurallarının da yasada yer alması gerekir. Bu bağlamda baĢvuru süresi, baĢvuru mercii, baĢvuru üzerine yapılacak iĢlemler, baĢvuru merciinin karar yetkisinin sının gibi sorunlar çözüm bekleyen sorunlardandır. Son olarak Ġdari Usulün yasalaĢtırılmasının içerdiği önemli bir probleme daha değinmek istiyorum : Ġdari Usulün yasal düzenlemesi yapılırkan karĢımıza çıkan maddi norm-Ģekli norm ayınmının yapılması zannedildiği kadar kolay bir iĢ değildir, özellikle idare hukukunda bu ayırımın temiz bir biçimde yapılması 104 2. Oturum KonuĢmaları çabasının ciddi güçlüklerle karĢılaĢması kaçınılmazdır. Bu nedenle Ġdari Usul Yasasının içinde bazan maddi idare hukuku normları Ģekli idara hukuku normlanyla bağlantılı olarak yer alacaktır. Bir kaç örnek vereyim : idari iĢlem, idari karar, idari sözleĢma gibi kavramlann tanımı ve bunların yapılmasının koĢullan Ġdari Usul yasasında yer alacaksa (ki bence yer alması gerekir) bu bağlamda maddi idare hukuku sorunlarıyla Ģekli idare hukuku sorunları birbiriyle bağlantılı olarak düzenlemenin kapsamı içine girecektir. Keza idari iĢlemlerin gerekçelerinin bildirilmesi kuralı bağlamında gerekçenin içeriğini oluĢturan fiili ve hukuki olgulann beyanı, takdir yatkisinin kullanımının bağlı olduğu koĢullar gibi daha ziyade maddi idara hukuku alanına giren konular da düzenlemede yer alacaktır. Nihayet idari iĢlemlerin istikran kuralına yerverilirken bununla bağlantılı olarak maddi idare hukuku sorunları da kaçınılmaz biçimde gündeme gelecektir. YasalaĢtırma yöntemine iliĢkin bazı mülazalaria konuĢmama son vermek istiyorum. Yasa taslağının nazırlanmasında yabancı Ġdari Usul yasa örneklerinin esas alınması gibi kolaycı yöntemlerden kesinlikle kaçınılması gerekir. Böyle bir çalıĢmada Türk idare hukukunun geliĢmesinin ciddi bir biçimde incelenmesi gerekir. Neler yerleĢmiĢtir, neler yararlı olmuĢtur, neler yararlı olmamıĢtır, bu husus gözden geçirilmelidir. Yararlı olanlar alınmalı, ama idareyi yönlendirmenin gerekli olduğu konularda da yeni kurallar getirilmelidir, özellikle DanıĢtay'ın bugüne kadar içtihatlarıyla geliĢtirip yerleĢtirdiği usul kurallan gözönünde bulundurulmalıdır. Bunlann bir özeti I. Ulusal idare hukuku kongresi'nde sunduğum bildiride yer almıĢtır (bkz. Ġdari Usu/ ve YasalaĢtırılması, in 7 Ulusal Ġdare Hukuku Kongresi, ikinci Kirap", sh. 190, Ankaıa. Son olarak Ģunun altının çizilmesi gerekir : bu kadar önemli bir yasa taslağı hazırlanırken kurumlann üst düzey yöneticilerine "görüĢünüzü bildirin" diye bir sayfalık bir anket formu gönderilmesi yeterli değildir. Bana sorarsanız, Ġdari Usul sorunlarıyla yıllarca uğraĢmıĢ ve kafa yormuĢ olan yargı mercilerimizin değerli mensupları ve özellikle söz konusu sorunlann sıkça önüne getirildiği DanıĢtay dairelerinin temsilcilerini taslağı hazırlayan komisyona alınması ve çalıĢmalann onlarla birlikte yürütülmesi zorunluğu vardır. Bu gibi konularda deneyim çok önemlidir ve sırf kuramsal verilere dayanarak kağıt üzerinde yapılacak çalıĢmalar iyi sonuç vermem. Bu konuda yapılacak yanlıĢ düzenlemeler Ġdarenin olduğu kadar, idari yargı mercilerinin de baĢına büyük dertler açabilir. Uyarmak isterim : tehlike büyüktür. Beni sabırla dinlediğiniz için teĢekkür ederim. BaĢkan : Sayın Azrak'a teĢekkür ederiz. Sürelerini 10 dakika aĢarak kullandılar. Fakat her oturumun birinci konuĢmasını konuyu ısıtıp herkesi havaya sokabilmesi için aynca 105 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu çaba sarfettiği için 10 dakikayı yararlı bir kullanıĢ olarak addediyoruz. Yalnız bundan sonraki konuĢmacılann da aynı ihtiyaca cevap verme gayretine girmemesini de özellikle rica ediyorum. Ġkinci konuĢmacımız sayın konuk Profesör Bousquet kendisi Fransa hakkında aydınlatacaklar. Söz kendisinindir, buyurunuz sayın Bousquet. LA PROCEDURE NON-CONTENTIEUSE EN DROIT ADMINISRATIF FRANÇAIS Assoc.Prof.DrJean-JacquesBOUSQUET Directeur de l'Institut d'Etudes Françaises pour Etudiants Etrangers, Makre de Conference I'Universite d'Aix-Marseille III Monsieur le President, mes chers collegues, mesdames, mesdemoiselies et messieurs, Permettez moi tout d'abord de vous remercier de m'avoir im/îte" pour vous exposer ce probleme en Turquie comme la Turquie que j'apprecie particulierement et pour Iaquelle j'ai une grande admiration. je vous parierai effectivement du probleme de la procâdure administrative non-contentieuse en France et J'esayerai de vous montrer dans la meme occasion comment le juge administratif, comment le legislatif petit â petit ont essaye" de rapprocher le contribuable, ont essaye de rapprocher le citoyen de I'administration et de rendre plus daire la situation de l'administration. Vous savez que c'est Napoleon qui au \9ime siecle a posi Ies bases de I'administration en France. SĠ on prend le cas du Conseil d'Etat, il est possible de dire qu'il disposait au depart d'une justice qui &ait retenue; c'est-â-dlre que c'Stait le Chef de I'Etat qui devait rendre la deofcîon et, par suîte, c'est devenue une justice dllâguee. C'&aft seulement â paıtir de 1872 que le Conseil d'Etat a pu rendre ses propres decisions. Vous savez que la France est un des premiers pays ayant reconnu la responsabilite de I'Etat. ]usqu'â 1873, I'Etat et I'administration Ğtaient irresponsables. En 1873, ils devinrent responsables pour Ies dommages qu'ils causaient â des tiers. Par la süite meme, l'idee d'une administration infaliible commança â s'evanouir et elle se vit etre ammenee â indemniser Ies personnes auxquelles elle commettait un pr^judice involontaire sans toutefois etre tomb^e dans la position de la culpabilitâ. Or, Ies travaux de I'administration et du juge en faveur de I'administre" n'etaient 106 2. Oturum KonuĢmaları jamais v^ritablement pas d^mentis et le Conseil d'Etat a toujours eu une attitude qui âtait relativement independante par rapport au pouvoir central, â l'exception peutâtre de la pâriode pendant Iaquelle le General de Gaulle a gouvem^ la France. Mais le Conseil d'Etat a Ğtabli un certain nombre de princlpes et le Iegislateur est venu en süite en âtre M vis-â-vis du Conseil d'Etat En effet, pendant Iongtemps on avait pense qu'il suffisait de fair un recours contentieınc contre Ies decisions que I'administration afin de donner satisfaction â I'interessâ. Cependant, petit â petit on a pris conscience qu'il £tait peut-âtre tres interessant de râgler le probleme en amendes; c'est-â-dire, d'essayer de mettre en place quelques proc^dures afin d'eviter Ies problemes ulteYieurs. On a done posa, par Ies textes ou par la jurisprudence, des formalite^ qui s'imposeraient aux differentes autorit& administratives. Ces formalite^ varient selon le cas parce qu'il peut s'agir d'une consultation obligatoire avec divers organismes, avec quelques ministeres ou avec le gouvernement Iui-mâme avant de prendre des decisions sur certaines catâgories de projets concernant Ies indMdus. II s'agit,d'une maniere geııerale, des avis qui ne sont pas executoires, mais qui sont simplement des avis consultatifs ou des conseils. C'est notamment l'opinion donnle par le Comite National de la Negotiation Collective, ressortissant du Conseil SupeYieur de la Fonction Publique, qui donne des avis pour essayer d'eviter les problemes entre I'administration et ses usagers. Les conseils donn& par ces orpnes sont purement consultatifs comme je le disais; il peut s'agir d'une concertation entre ies administrations qui sont touch^es par le probleme et parfois des enquâtes faites aupres des interess&. Ces procedures ont pour but d'assurer la quaIitĞ de la decision prise par I'administration et donner des garanties aux particuliers. II s'agit d'une proc6dure administrative non-contentieuse. La doctrine s'est rendue compte du fait que Ies textes et la jurisprudence Ğtaient bien dMs& dans ce domaine et qu'il âtait n£cessaire de Ies syst£matiser pour attânuer le caraetere autoritaire de l'acte administratif qui etait forcement unilateral. Cela a permis de degager un certain nombre d'exemples surtout sur le plan individuel. Lorsque la decision est prise par l'initiat'rve d'un administrg, sa validitâ est subordonn^e â l'envoi au demandeur d'un accose de reception qui indique le service ou I'agent charge" de la demande. Le silence de I'administration vis-â-vis de la demande saurait impiiquer un refus ou un acquiescement En cas de refus, il est nĞcessaire d'indiquer Ies pieces qui manquent eventuellement au dossier. Si l'administrâ s'est trompa d'administration en ce moment-lâ, I'administration doit le prevenir et lui indiquer quel est exactement le bureau charg6 de le reconnaitre. 107 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Mais ia distinetion (a plus importante concerne les decisions favorables donnees par I'administration. La ioi de 11 juillet 1979 oblige l'auteur de la decision â la motiver expressement et le deaet du 28 novembre 1983, avant de prendre une telle disposition, une double tâche: II doit d'abord provoquer les observations ecrites de la personne frapp^e par la dâcision de refus sauf si l'interesse a pu valoir les arguments de sa demande et, en deındeme Iieu, entendre toutes les personnes affectees par la dâcision, et non pas seulement celles qui sont concernâes d'une maniere Indîrecte. Ainsi s'ajoutent aux prindpes gSneraux le droit de la dâfense reconnu â tous ceux menacâs d'une sanction. Ce prlncipe Slargit celui du contradîctoire qui exige l'ouverture d'un dialogue entre I'administration et I'administre" avant qu'une decision plus favorable soit prise. Un dialogue peut etre egalement etabli pour essayer de regler les problemes â la base. Les dîfferents renseignements s'accompagnent aussi de la supression du secret administratif. A l'origine, I'âlaboration d'une dâcision, â quelques exceptions pres, exigeait que la publication devait etre dâfendue â cause de la râgle du secret administratif. L'individu ne connaissait pas Ies differents phases qui avaient conduit I'administration â prendre une decision en sa faveur. Une premiere exception est apportâe dans le cas des dâcisions dans lesquelles I'administration sanctionnait un comportement fautif. Les droits de la dâfense sont devenus, comme je vous le disais tout â I'heure, un principe gânâral du droit. La personne qui est visse" par une sanction a la possîbîlîtâ de savoir ce dont elle est reprochâe. Elle doit avoir communication de son dossier avant mâme de paraitre devant le juge. C'est dans le principe des droits de la dâfense et reconnu des 1944 avec la nouvelle Conseil d'Etat. La regle du secret a connu en France un premier refus avec la crâation par le dâcret du 11 Janvier 1977 d'une commission chargâe de favoriser la commission publique des documents administratifs. La vraie râforme sera cependant celle qui va etre realiste par la loi du 17 Juillet 1978, qui fait de la communication la regle et du secret I'exception. Les motife justifiants une exception sont Iimitativement ânumerâs par I'article 6 de la loi. II s'agit des problemes concernant la d6fense nationale, la securite publique et la protection de la vie privee. La commission d'acces aux documents administratifs, sur IaqueIIe nous revîendront tout â I'heure, est chargâe de publier Ies justiflcations de ses decisions et cecî d'une façon qui est particulierement strictei Cette râforme s'inscrit dans la mâme tendance de l'ancienne loi du 6 Janvier 1978, qui reussit â I'informatique et qui permet â toute personne de connaitre et le cas ^cheant de contester Ies informations nominatives qui la conceme et qui se trouvent dans un flchier automatisg sous le contröle de la commission nationale 108 2. Oturum KonuĢmaları informatique des libertes. Vous âtes bien sur I'infonnatique, dâcidĞe d'une commission, qui va vöifier par example, en France â I'heure actuelle, si vous demandez le releve" des numeros de tâlephones que vous avez appelâs, vous n'aurez jamais le numâro en entier. Uya tout-â-fait de mâme, si vous âtes sur la route, vous âtes photographie" par la poliçe parce que vous avez roulâ trop vite et cette photo est envoyge chez vous. Ça peut bien cr£er des complications parce que vous pouviez etre en charmante companie n'^tant pas n£cessairement votre femme, malheureusement La loi du 11 Juillet 1978 sur l'öbligation de motiver Ies deosion va constituer un pas important vers la transparence administrative. C'est-â-dire I'adaptation de I'administration â cette nouvelle situation va crĞer une soctete" de conflance. Tandis que Ies decisions juridiques comportent obligatoirement Ies motife du fond, I'administration n'&ait pas tenue de motiver ses decisions sauf dans Ies cas exiges par Ies textes. Le Conseil d'Etat 6tait toujours partisant des longues motivations. II exigeait que tous Ies decisions de I'administration devraient âtre mothrâes. Certes, il arrive la possibilite" de demander au juge administratif d'interroger l'auteur attaqu£ d'un mal pour en relever Ies motife. Mais cette obligation n'existait que dans le cas d'un recours et au profit du juge. Ce n'Stait pas une motivation obligatoire destinee â l'&Iaircissement de I'administrâ sur Ies raisons de la decision du Conseil. La loi du 11 Juillet 1979 a mis fin â cette revocative, l'öbligation de mentionner par la decision Ies consid£rations du droit et de faits qui en constituent le fondement, s'appliquent maintenant â toutes Ies decisions individuelles et favorables telles que Ies mesures de poliçe et Ies mesures respectives de Iiberte\ Les sanctions ou Ies abrogations d'une deosion prise de droit, la liste de ces mesures est ffx& par I'article 1 de la loi du 11 juillet 1977 et a comptetee par des circulaires de 1979 et 1981. 109 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu La loi du 17 Janvier 1986 a ajoutee le reftıs d'autorisation et celle du 27 Juillet 1993 offre une motivation au reftıs de la naturalisation. C'est-â-dire que si I'on reftrse la naturalisation â un âtranger, il faut que le reftıs soit motive\ L'administration ne peut pas s'acquitter d'une manque de la motivation. La loi du 17 Juillet 1979 s'applique aussi aux decisions individuelles contenant d^rogations d'ordre g£ne>ale. Dans tous Ies cas, la Iongue motivation entraine l'illegalite de la decision prise. II en va autrement si I'administration garde le silence malgre" au fait qu'il s'agit de I'extreme urgence ou d'une considöration du secret de la deTense. II se peut egalement qu'il y a des discussions concernant le comportement d'un enfant ou une matiere de la deTense nationaie. Dans ces deux cas, c'est-â-dire, ceux de I'extrâme urgence et la dâfense, I'auteur de la decision ne doit sur demande de I'înterressâ lui faire parvenir les motifs de son refus dans le mois qui suit. Bien qu'un dllai d'un mois ait et6 impos6, le refus donne" mâme apres cette pâriode doit dâfiniement en donner le motif. En effet, des pareils detours sont rencontrâs un peu partout Le Conseil d'Etat a censure ces decisions et a obligâ I'administration â indiquer les elâments de faits qui sont â la base de la decision. Ceci a Ğtâ rencontrâ au sujet d'un arrâtâ d'expulslon en 1984 et le Conseil d'Etat a assurĞ â la dâfense sa pleine efficacitâ. II est â admettre qu'il existe des bonnes raisons pour approcher I'administration des administres afin d'amâliorer la performance des autoritâs administratives independantes. II y a des divers organes administratives qui on ete" crees au cours de ces dernieres annees et qui s'etartent des conseils consultatifs ordinaires, tant par le statut que par les attributions. Des status sont nominâs par la volonte" d'affirmer I'ind6pendance par rapport au Gouvernement et â I'hiârarchie administrative dont les attributions en gânâral depassent le simple avis. Dans la plupart des cas, elles incluent le pouvoir de 110 2. Oturum KonuĢmaları deasion. Souvent I'organisme peut etre saisi aussi bien par I'autoritâ publique que les particuliers. Alors, nous avons comme je vous cherchais â vous dire tout â I'heure, la commission nationale informatique de Iibert6, la commission des operations en cours et la commission d'acces sont tres importantes en France pour les autorttĞs administratives. La derniere a pour but d'assurer la communication des documents aux administrâs, comme le prevoit la loi du 17 Juillet 1978. Elle peut âtre saisie par n'importe quelle administration au sujet des problemes que leur posent l'application de la loi ainsi que par les particuliers qui se heurtent â un refus de communication. Dans ce cas le recours devra etre fait obligatoirement devant le juge administratif contre la decision de refus. Et lâ, pour terminer, je vous citerais un example qui s'est appliqu6 â l'Universite" d'Abc. En 1981, il y a un nouveau recteur avait âtâ nommâ â PAcademie par le Gouvernement. Des la prise de ses fonctions, il a demandâ a Paris d'envoyer une mission de I'inspection gânerale pour la prâparation d'un rapport sur cette Universitâ. Les inspecteurs generaux font un rapport qul est positif. Et que se passe-t-il â partir de ce moment Iâ. Nous avons constate" que I'UniversĠte" avait appris que le rapport ötaît positif. On a demande" au recteur la communication. Le recteur a reftıs^ de communiquer le dossier et I'Üniversite a saisi le juge administratif de l'affaire. Le r&ultat etoit un arre^e" de la condamnation du recteur. Sur base de ces faits, le Conseil d'Etat a adresse un avis â I'administration concemee relatif aux biens fond&. Si I'avis est en faveur de la communication, le juge administratif sera appele" â communiquer son point de vue et â imposer â I'administration le transfert des documents qu'elle a reftıse" de Iui donner. Je vous remercie. 111 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu BĠLDĠRĠNĠN TÛRKÇESĠ: Sayın BaĢkan, sayın meslektaĢlarım, bayanlar ve baylar. Öncelikle Türkiye gibi çok takdir ettiğim bir ülkede böyle bir sorunu ele almak için beni davet ettiğiniz için teĢekkür ederim. Ben sizlere Fransa'da Yasama gücünün ve idari hakimin yurttaĢı nasıl idareye yakınlaĢtırmaya çalıĢtığım ve idari durumu daha açık hale getirmeye gayret gösterdiklerini anlatacağım. Bildiğiniz gibi, Fransa'da idarenin ilk temellerini 19. yüzyılda Napoleon atmıĢtır. DanıĢtay'ın durumunu ele aldığımız zaman Ġlk baĢtaki DanıĢtay hukuku engellenmiĢ bir hukuktu, yani karan devletin baĢkanı veriyordu ve daha sonra 1872 yılından itibaren beklenen karan DanıĢtay verebilmeye ve almaya baĢlayabildi. Bildiğiniz gibi Fransa, Devlet sorumluluğunu tanıyan ülkelerden biridir. 1873 yılma kadar devlet sorumsuzdu ve idare aynı Ģekilde sorumsuzdu. 1873 yılından itibaren devlet halka verdiği zarann sorumluluğunu almaya baĢlıyor. Daha sonra ise idarenin kusursuz olması konusunda da sorumluluk gelecek. Ġdare hata yapmaz hale gelir ve aynı Ģekilde idare istem dıĢı gerçekleĢtirilen hatayı telafi etmeye yönelecek ve temelde hata yapmamaya gayret edecektir. DanıĢtay her zaman için merkezi idareye karĢı bir tutum içindeydi, tabii buna istisna olarak General Charles de Caulle'un Fransayı yönettiği dönem örnektir. Ancak DanıĢtay yine de birkaç kural koyma durumundaydı ve yasama gücü DanıĢtayın bir uzantısı durumuna geldi. Gerçekten de çok uzun zamanlar boyunca idarenin vereceği karara karĢı dava açmak ilgiliyi tatmin edecek ve bu da yönetilene tatmin sunacaktı. Ancak yavaĢ yavaĢ anlaĢıldı kî sorunu çözümlemek için para cezasına baĢvurmanın gerekliliği anlaĢılmaya baĢlandı, yani bazı prosedürleri ortaya koyarak daha sonra ortaya çıkacak sorunlar önlenmiĢ olurdu. Bunun içinde bazı kurallar idari mahkemelere uygulanmak üzere çıkartıldı ve bu formalitelerde duruma göre değiĢecektir. Çünkü bazı durumlarda bu kurumun devletten veya gerekli bakanlardan geçirilmesi gereken karar öncesi bir fikir alıĢ veriĢi gerektiren zorunlu baĢvuru olabilir ve bazı kategorilerde ise desteklenen projeler olabilir. Genel bir Ģekilde kiĢi her zaman için icra hükmü olmayan ihbarlara karĢı karĢıya kalıyor, ancak bunlarda belirleyici ihbarlar oluyor. 112 2. Oturum KonuĢmaları Komitelerin görevi ulusal ortak müzakere komitesinin, kamu düzeni yüksek mahkemesi için idare ve bunu kullananlar arasındaki sorunları engelleyebilmek için verdiği ihbarlar gibi komite çalıĢmalarıdır. Bu kurumlara verilen öneriler sadece istiĢari niteliğindedir; bu sorunla ilgili idareler arasında istiĢari söz konusu olabilir, bazı durumlarda da ilgili kiĢi nezdinde soruĢturma niteliği taĢıyabilir. Ġlgili kiĢi dikkate alınacaktır; idareyi yaklaĢılması mümkün olmayan canavar gibi görülmemelidir. Bu prosedürlerin amacı idare tarafından alman kararın kalitesini sağlamak ve özel kiĢilere garanti sunmaktır. Bu da uyuĢmazlığı ortadan kaldıran idari prosedür. Bilimsel uyanlar sonucunda bu kurallann ve mahkeme içtihatlarının ne kadar dağınık olduğunun farkına vararak bunlann konularına göre ayrıldığının idari hareket tek yanlı hale dönüĢtürerek sistematik hale getirme karan aldı. Bireysel olarak bakıldığında bu da birçok örneğin ortaya çıkmasını sağladı: Bîr karar idarenin giriĢimi sonucunda değilde yönetilen kiĢinin talebi üzerine alındığında talepte bulunan kiĢiye bağımlı kılan ve içerisinde talebe bakan vekilinin adını veya yetkili makamın ismini, idarenin ne kadar suskun kaldıktan sonra ya baĢvurunun kabul edildiğini veya kabul edilmediği takdirde gerekçelerini belirten bir alındı makbuzu gönderilmelidir. Red halinde dosyada noksan bulunan belgelerin belirtilmesi gereklidir. Eğer baaĢvuru sahibi müracaat mercii konusunda yanılmıĢsa idarenin onu baĢvuruyu aslında müracaat etmesi kebeden doğru mercie yönlendirmesi Ģarttır. Bununla beraber en önemli fark doğru olan ve idare tarafından verilen kararlarda yatmaktadır. 11 Temmuz î 979 tarihli Kanun gerekçelerin açıkça belirtilmesini istemekte ve 28 Kasım 1983 tarihli Kararname de idareyi böyle bir karar almadan evvel Mi bir komplikasyon karĢısında bırakmaktadır. BaĢvuruyu reddetme istikametinde bir karar alan idarenin önce karardan etkilenen müracaat sahibine karann niçin red Ģeklinde alındığını mevzuata atıfta bulunarak açıklaması, sonra da sadece dolaysız olarak değil, fakat dolaylı olarak etkilenen bütün Ģahısların da görüĢlerini alması pıttır. Bir baĢka deyiĢle genel prensiplere burada müeyyideye maruz kalmaları söz konusu olabilecek bütün sahaların savunma haklan meselesi de dahil olmaktadır. Bu prensip lehte bir karar alınmasından önce idare ile müracaat sahibi arasında temel hususların çözülmesine yönelik bir diyalog tesisini gerektirmektedir. Burada idarenin gizlilik anlayıĢının ortadan kaldırılmasını amaçlayan çeĢitli düĢünceler bulunmaktadır. 113 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Sonuçta, birkaç istisna haricinde, bir karar ittihazı idarede açıklık kuralı gerekçesine dayanılarak müsbet olarak neticelendlrilememekteydi. Fert idarenin lehine bir karar almasına iliĢkin çeĢitli safhalardan haberdar olmamaktaydı. Buraya bir istisna idarenin hatalı bir davranıĢ için getirdiği müeyyidelerden doğmaktaydı. Savunma hakkı, daha evvel de arzettiğim gibi, genel bir hukuk ilkesidir. Bir müeyyideye maruz bulunan Ģahıs ne ile suçlandığını bilmek zorundadır. Bu amaçla hakkındaki dosyayı daha hâkim önüne çıkmadan önce görebilmelidir. DanıĢtay daha 1944'te savunma hakkının bu yönünü ortaya koymuĢtu. 11 Ocak 1977 tarihli kararname ile idari belgelerin kamuya açılması ile ilgili husustan düzenleyecek bir komisyon kurulmuĢtur. Ancak gerçek reformun açıklığı kural ve gizliliği istisna haline getiren 17 Temmuz 1977 tarihli Kanunla getirildiği söylenebilir. Ġstisnayı gerekli kılan sebepler Kanunun 6. maddesinde tahdidi olarak zikredilmiĢtir: Milli savunma ile ilgili konular, kamu güvenliği ve özel hayatın gizliliğine riayet gibi. Aynntılanna biraz sonra temas edeceğim idari belgelere eriĢim komisyonu kararlannm gerekçelerini son derece aç/k bir Ģekilde belirtmek zorundadır. Bu reform 6 Ocak 1978 tarihli eskli Kanunla aynı yöneliĢ çerçevesinde ele alınabilir. Bilindiği gibi söz konusu Kanun biliĢim uygulamalarını getirmiĢ ve bütün Ģahısların kendilerini ilgilendiren alanlarda özgürlüklerin kontrolü biliĢim veri tabanının kontroluna dair bir merkezi iĢlemcide yer alan bilgileri görme ve gereğinde bunlara itiraz etme hakkını tanımıĢtır. Örneğin, komisyonun aldığı karara göre halihazırda Fransa'da aradığınız telefon numaralannın bir listesini talep ettiğiniz takdirde numaranın asla tamamı size verilmeyecektir. Bunun gibi, otomobilinizle yolda giderken fotoğrafınız polis tarafından fazla hızlı gittiğiniz için çekümiĢse fotoğrafın bir sureti celpname ile birlikte evinize postalanmıyacaktır. Zira yanınızdaki bayanın zaman zaman eĢiniz olmayabilmesi de mümkündür. Kararlann gerekçelerinin bildirilmesine dair 11 Temmuz 1978 tarihli Kanun idarede Ģeffaflık yönünde önemli bir adımdır. Yani idarenin bu yeni duruma uyum sağlaması bir güven toplumu yaratacaktır. Ġdari kararlarda gerekçelerin yer alması Ģartı yer alırken idare sadece açıkça belirtilen haller dıĢında kendisini bu 114 2. Oturum KonuĢmaları hükümle bağlı görmemekteydi. DanıĢtay daima uzun gerekçelere taraftar olmuĢ, bütün kararlarda mutlaka gerekçe verilmesini savunmuĢtur. Tabiatiyle idarî yargıcın kendisine ithamda bulunulan Ģahsı dinlemesi talep edilebilir. Ancak bu hak sadece hakimin vakıaları daha iyi görmesi amacına yönelik bir tedbir olup vatandaĢa DanıĢtay kararlarının nedenlerini anlatmaya matuf değildi. 11 Haziran 1979 tarihli Kanun, kararlarda hukukî gerekçelerin belirtilmesi mükellefiyetini bütün kararlara teĢmil etmiĢ olup bu yaklaĢım halen bütün polis tedbirleri ve özgürlüklerle ilgili uygulamalar için de geçerlidir. Alman bir idari kararla ilgili müeyyidelere ve iptallere iliĢkin liste 11 Temmuz 1977 tarihli Kanunun 1.maddesi ile belirlenmiĢ ve 1978 ve 1981 tarihli genelgelerle de teyit edilmiĢtir. 17 Ocak 1986 tarihli kanun müsaade verilmesinin reddini ilave etmiĢ ve 27 Temmuz 1993 tarihli kanun da tabiiyete alınmanın reddi için gerekçe belirtilmesi Ģartını koĢmuĢtur. Yani bir yabancının tabiiyete alınması reddedildiği takdirde red keyfiyeti gerekçeleriyle birlikte tebliğ edilmek zorundadır. Ġdare artık gerekçe göstermekten istinkaf etme yetkisine sahip değildir. 11 Temmuz 1979 tarihli Kanun aynı zamanda genel nitelikte isnatlar getiren birel kararlara da Ģamildir. Ele alınan bütün olaylarda kararın hukuk dıĢı olduğunun belirlenmesi uzun gerekçelerin metninden anlaĢılmaktadır. Buna karĢılık idarenin çok âcil bir vak'anm söz konusu olduğunu bilmesine rağmen veya kamu düzeni gerekçeleriyle sükut etmesi farklı bir durumdur. öte yandan bir çocuğun fiil veya davranıĢlarını veya savunma sırlarını ilgilendiren vak'alar da söz konusu olabilir. Bu iki halde, yani kesin aciliyet ve milli savunma sim düĢüncelerinin ortaya atıldığı durumlarda karan alan makam red gerekçesini bir ay içinde belirtmekle yükümlüdür. Bir aylık bir sürenin verilmiĢ olmasına rağmen bu sürenin bitiminden sonra verilecek karaorlarda dahi red gerekçesinin açıklanması Ģarttır. Bu gibi 115 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu hallerle sık sık karĢılaĢıldığı da bilinmektedir. DanıĢtay bu kararlan iptal etmekte ve idareye karannm gerisinde yatan sebepleri açıkça bildirme zorunluğunu getirmektedir. Böyle bir olay ile 1984 yılında bir vatandaĢlığa kabul edilme müracaatının reddinde karĢılaĢılmıĢ ve DanıĢtay savunmaya en geniĢ Ģekilde belgelere eriĢme imkanı tanımıĢtır. Ġdare ile vatandaĢtan yakınlaĢtırarak bağımsız idarelerin performanslannı arttırmak için pek çok sebep mevcuttur. ġu son yıllarda gerek statüleri ve gerekse çalıĢma alanlan bakımından mutat danıĢma kurullarından farklı türden olmak üzere pek çok idarî makam oluĢturulmuĢtur. Ġdareye karĢı bireyler tarafından olduğu kadar kamu kuruluĢları tarafından da baĢvurular yapılagelmektedir. Sizlere biraz evvel ifade etmeye çalıĢtığım gibi özgürlüklere dair ulusal biliĢim komisyonu, devam etmekte olan iĢlemler komisyonu ve eriĢim komisyonu Fransız idari makamları açsından büyük bir önem taĢırlar. Bu kuruluĢlardan sonuncusu, 17 Temmuz 1978 tarihli Kanunda belirtildiği üzere, görülmek istenen belgelerin vatandaĢlara açıklanması hususunu düzenlemektedir. Komisyona bütün Devlet kuruluĢtan yanında kendilerine istedikleri bilgiler verilmeyen fertler de müracaat edebilmektedirler. Bu durumda müracaat zorunlu olarak Ġdari yargıca bir karar iptali talebi ile yapılmak durumundadır. Simdi bu konuyu bitirmek üzere Aix Ünb/ersitesi'nln bir Akademisi hakkındaki bir olayı sizlere arzedeceğim. 1981 yılında Hükümet üniversiteye bir rektör tayin etmiĢti. Rektör göreve baĢlar baĢlamaz Paris'ten bu akademi ile ilgili bir rapor hazırlamasını teminen müfettiĢler gönderilmesi talebinde bulunmuĢtu. MüfettiĢler incelemeleri sonunda olumlu bir rapor tanzim etmiĢlerdi. Bu noktadan sonra cereyan eden hadiseler ne miydi? Biz akademinin raporun olumlu çıktığını öğrendiğini tesbit ettik. Akademi bunun üzerine rektörden bu raporun açıklanmasını istemiĢtir. Rektör raporu açıklamayı reddetmiĢ ve akademi de onun aleyhine idare mahkemesine müracaat etmiĢti. Sonuç rektör aleyhine bir mahkumiyet karan idi. 116 2. Oturum KonuĢmaları Bu olaylara dayanılarak DanıĢtay ilgili bütün idarelerden kararlannm gerekçelerini açıkça belirtmelerini istemektedir. Eğer düĢünce açıklama yönünde olursa idarî yargıç görüĢünü belirterek idareden vermeyi reddettiği dosyayı ibraz etmesi yönünde karar almaktadır. TeĢekkür ederim. BaĢkan : ġimdi söz sırası Sn.Prof.Dr.Gürol BANGER'in, buyrun sayın Banger. TÜRK KAMU ÜST YÖNETĠMĠNĠN ĠDARĠ USUL HAKKINDAKĠ DÜġÜNCELERĠ ARAġTIRMA ANKETĠ SONUÇLARI Prof.Dr.Gürol BANGER BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanı Sayın Konuklar, BaĢbakanlık idareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı olarak, BaĢbakanlık Oluru ile uygun bulunan "Ġdari Usul Kanununda Düzenlenecek Hususlar" konulu proje kapsamında, "Proje Ekibi" taralından hazırlanan ve 30 sorudan oluĢan 10 sayfalık bir "AraĢtırma Anketi" çalıĢması yürütülmüĢtür. Bu Anket, 1997 yılında, müstakil Daire BaĢkanları, Genel Müdürler, Kurum ve Kurul BaĢkanları, MüsteĢar Yardımcıları, MüsteĢarlar, Rektörler ve Valilerin bizzat doldurmaları talebiyle yaklaĢık 750 kiĢiye gönderilmiĢtir. Anket ile, "Ġdari Usul" hakkında kamu gücü kullanan idare makamlarında görev yapan Üst Düzey Kamu Görevlilerinin ne düĢündüğü, düzenlenecek Ġdari Usul Kanunun'da dikkate alınmak üzere hangi tür ihtiyaçların bulunduğu ve hukuka bağlı idarenin gerçekleĢtirilmesi bakımından, Kamu Yönetimimizin ne derece duyarlı olduğunun araĢtırılması amaçlanmıĢtır. Bu nedenle, anketin baĢlığında, "Anketin amacının, yüzde hesaplan ile birlikte bir durum tesbiti yapmak olmayıp, daha ziyade idare ajanlarının, "Ġdari Usul" ile ilgili ihtiyaçlarının ve önerilerinin belirlenmesidir" Ģeklinde bir bilgiye yer verilerek, ilgililere gönderilmiĢtir. 117 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Bu Ģekilde gönderilen anket sorularına 505 kiĢinin cevap vermesi sağlanmıĢtır. Takdir edersiniz W, ankette yer alan 30 sorunun tümünün, bana ayrılan sürede açıklanması ve verilen cevapların değerlendirilmesi mümkün olmayacaktır. Bu nedenle, önemli olduğunu düĢündüğümüz 5 sorunun niteliğini ve verilen cevapların oranını açıklayarak, sonuçta değerlendirmeyi dikkatlerinize sunmak istiyorum. SORU: Kamu hizmetinden yararlananların, hukuki güvenliği hangi kuralların varlığı ile sağlanabilir? (% 60) a- Ġdarenin iĢlemini ne Ģekilde yapacağını açıkça belirleyen kurallar (% 12) b- Ġlgilinin kendisi hakkında tesis edilecek iĢlemden önceden haberdar olmasını sağlayan kurallar. (%21) c- Ġlgiliye, bir idari iĢleme karĢı idari baĢvuru hakkını tanıyan kurallar. (% 2) d- Ġlgiliye sadece dava hakkı tanıyan kurallar. (% 5) e- Diğer Görüldüğü gibi, bu soruya verilen cevap, bireylerin hukuki güvenliği bakımından Ġdari Usule de uygun bir biçimde, idarenin iĢlemini ne Ģekilde yapacağının açıkça düzenlen-mesinin gerekliliğini doğrulamaktadır. SORU : KamulaĢtırmada olduğu gibi, bütün idari iĢlem ve eylemlerin ne Ģekilde yapılması gerektiğinin bir kanunla düzenlenmesi halinde ne düĢünürsünüz? (% 24) a- Takdir yetkimin tamamen kalktığı ve adeta makineleĢtiğimi 118 2. Oturum KonuĢmaları (% 2 ) kurtulacağımı b- Kanunda belirtilen Ģekilde davranarak sorumluluktan (% 64) c- Kanunda belirtilen Ģekilde davranılarak hukuka aylan eylem ve iĢlemlerin tamamen önüne geçilebileceği, böylece yargının yükünün azalacağını. (% 10) d- Kanundaki aynntılı düzenleme sebebiyle kamu hizmetinden yararlananların dava açabileceğini iĢlem sayısının daha da artacağını. 119 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu %2 Bu soruda, Ġdari Usulün Kanun olarak düzenlenmesinin kamu hayatı bakımından bir ihtiyaç olup olmadığı araĢtırılmıĢ ve görüldüğü gibi % 64 olarak kanunlaĢması gereği ortaya çıkmıĢ ve böylece idari Yargının yükünün azalacağı da anlaĢılmıĢtır. SORU: Kanunla size tanınan yetkileri kullanırken: A-Müdahate edilmekte midir? a) Hayır (%61) b) Evet (%39) B.- Cevabınız evetse, (dm tarafından aMilletvekilleri (%35) bBakanlar (%21) cAmir (%12) dMedya (%8) eSMI Toplum KuruluĢları (%4) f- VatandaĢ (%6) g- Siyasi Partiler (%14) 120 2. Oturum KonuĢmaları Görüldüğü gibi, kamu görevlileri, kamu hizmetini yürütürken müdahale edilmediğini, ağırlıklı olarak iĢaretlemekle birlikte, % 39 gibi bir oranla da müdahalede bulunulduğunu itiraf etmiĢlerdir. Müdahalenin be, tahmin edebileceği gibi, kimler tarafından yapıldığı ortadadır. Bunun normal karĢılanması gerekmektedir. Çünkü, demokrasilerde siyasi parti Ģeklinde örgütlenen ve halkın desteği ile iktidar olan toplumsal görüĢler, programlarına uygun olarak kamu yönetimini %21 -- \ kararla ilgili görüĢlerini b çalıĢtırmak istemektedirler. Her ne kadar bu durum teknokrasi olgusu karĢısında idarenin siyasallaĢmasına neden olmakta ise de ülkemiz bakımından geçerli olmaktadır. \%34 A-B- SORU: Sizce idari karar alınmadan önce, ilgililerin bilgi sahibi olmaları gereklimidir? Evet (% 92) Hayır (% 8) A- Cevabınız hayır ise nedenini açıklayınız? (% 8) B- Cevabınız evet Ġse bu hangi metodla olabilir? (% 92) 121 b- Ġlgililere, kararın önce bildirilmesi (% 44) c- Ġdare, ger zamanlarda görüĢünü alm (% 5) "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu (%34) a- Ġlgili hakkında verilecek %21 -- \ kararla ilgili olarak görüĢlerini bildirmelidir. (% 16) d- Sadece toplumu ilgilendiren kararlarda karardan önce bir duyurunun yapılması, böylece daha sonradan oluĢabilecek tepkilerin önlenmesi sağlanmalıdır. b- Ġlgililere, alınacak Ġdari Usulde, bireyin hakkında \%34 tesis edilecek hak(% ve5) menfaatlerini etkileyen kararın önceden iĢlemleri ile ilgili olarak, bilgi edinme özgürlüğüne iliĢkin ihtiyacı ve düĢünce bildirilmesi yeterlidir. biçimini tespit amacıyla sorulan bu soru, ağırlıklı olarak cevaplandırılmıĢtır. Bu ise, (% 44) cĠdare, gerek duyduğu Kamu Yönetimimizin gizlilik geleneğinin kurulmak istenmediğini göstermekle zamanlarda yüz ilgililerin birlikte, çağdaĢ geliĢmeler doğrultusunda, bu anlayıĢın terkedilmeye tuttuğunu görüĢünü almalıdır. da açıklamaktadır. SORU: Ġlgilinin bir eylem ya da iĢlem yapılması ya da değiĢtirmesi talebini reddeden iĢlem yaptığınız zaman; (% 84) a- ĠĢlemin gerekçesini ayrıntılı olarak yazarak ilgiliyi ikna etmeye çalıĢırım. (% 16) b- Ġkna iĢi ile uğraĢmaz sadece mevzuata göre talebin reddedildiğini 122 4. Oturum Konuşmaları bildiririm. (%0) c- Zaman kaybına yol açmamak için cevap vermemek suretiyle talebin reddedildiğinin ilgili tarafından anlaĢılmasını tercih ederim. Bu soru, bireyin güvenliğine yönelik bir ilke olan "idari iĢlemlerin gerekçelendirilmesi" ilkesinin, kamu hayatında ne derece etkili olacağının belirlenmesi amacını taĢımaktadır. 30 soru olarak hazırlanan bu Anketin, seçtiğim bu 5 soruya verilen cevaplardan da anlaĢılacağı gibi, "Ġdari Usul Kanununda Düzenlenecek Hususlar" konulu proje kapsamında yapmakta olduğumuz "Sempozyum" Ġdari Usul Kanununun yasalaĢması ve sonrasında uygulanması bakımından tartıĢılmaz yarar sağlayacaktır. Bu sempozyum ile, Türk Kamuoyunun "Ġdari Usul"e duyarlılığı sağlanacaktır. Kamu Yönetimimizin Ġlgisinin arttığıda katılımcı sayısından anlaĢılmaktadır. Aynca değerli Akademisyenler, Hakimler ve Yöneticiler tarafından sunulan Tebliğler ile de düzenlenecek Ġdari Usul Kanununun eksiksiz hazırlanması mümkün olabilecektir. TeĢekkür eder, hepinize saygılar sunarken, Anket sorusuna verilen cevaplardan Ġlginç olduğunu düĢündüğüm bazılarının oranlarını açıklayarak takdirlerinize sunmak istiyorum. SORU: Kamu Yöneticisi olarak bilgi ve deneyimlerinizi tam olarak kullanabiliyormusunuz? (% 33) a-Evet (% 67) b-Hayır 123 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu SORU:- Siyasi gereklimidir? (% 36) a-Evet (% 64) b-Hayır iktidar değiĢikliklerinde üst yöneticilerin değiĢtirilmesi Cevabınız evet ise, hangi kademeye kadar (%21) a-Vali (% 36) b-MüsteĢar (% 14) c-MüsteĢar Yardımcısı (%19) d-Genel Müdür (% 4) e-Genel Müdür Yardımcısı (% 3) f-Daire BaĢkanı (% 3) g- Diğer (Açıklayınız) SORU: Üst düzey kamu yöneticileri bu görevlere nasıl gelmektedirler? (% 70) A- Genel olarak kiĢisel veya siyasi nedenlerle (% 30) B- Ehliyet ve liyakati nedeniyle Cevabınız (A) ise, bu kiĢilerin görevden alınmalarında hukuk güvenliği (idari yargıya dava açma hakkı) bulunmalı mıdır? (% 46) a- Evet (% 54) b- Hayır Ġlginize teĢekkür ederim. BaĢkan: Değerli katılımcılar, sanıyorum Gürol Banger bu açıklamalarıyla Türk kamu yönetimi üst düzeyinin düĢünce tarzı ve kültürü hakkında bizi hayli aydınlatan ve üzerinde de hayli düĢünmemizi gerektiren bilgiler sundular. Kendilerine çok teĢekkür ediyoruz. Panelimizin son konuĢmacısı Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Dr. Meltem KUTLU söz sizindir buyrun. ĠDARÎ USUL VE ĠDARE SÖZLEġMELERĠ Yrd.Doç.Dr.MeItem KUTLU D.E.Ü.Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi 124 4. Oturum Konuşmaları Ġdare hukukunda idarenin taraf olduğu sözleĢmelerin oluĢumu aĢamasında özellikle akidin seçimi bakımından uygulanacak kuradan ve bu aĢamada egemen olan ilkeleri belirlemek için hazırladığımız Ġdari Usul Kanunu Taslağı bağlamında Ġdare SözleĢmeleri konusu idare sözleĢmelerini oluĢum süreci bakımından irdelemeyi amaçlamaktadır, öncelikle idare hukuku rejimini benimseyen hukuk sistemimizde idarenin taraf olduğu sözleĢmeler, genel olarak idarenin sözleĢmeleri veya diğer bir deyiĢle idare sözleĢmeleri kavramı içinde yer almaktadır. Bu sözleĢmelere uygulanacak hukuki rejim sözleĢmenin konusuna ve içeriğine göre farklılık arzeder. özellikle yargı organlarının içtihatlarına dayalı olarak idari sözleĢme kavramı geliĢim göstermektedir. Hatta bugün idare sözleĢmeleri deyiminin de ötesinde kamu sözleĢmeleri veya kamu hizmeti sözleĢmeleri deyimleri kullanılmaktadır. SözleĢme kavramı kurucu unsurları yönünden özel hukuk ve kamu hukuku bakımından herhangi bir farklılık arzetmemektedir. Çok yanlı iĢlemlere örnek oluĢturan sözleĢme hukuki sonuç doğurmaya yönelik olarak karĢılıklı ve birbirine uygun iki iradenin açıklanmasıyla meydana gelmektedir. ĠĢte sözleĢmenin kurucu unsurları yönünden idare sözleĢmeleri özel hukuktaki sözleĢme kavramından farklı olmasa da, bunlar sözleĢmenin konusu içeriği ve hukuk aleminde doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından idare hukuku ilke ve kuralları çerçevesinde sınıflandırmaktadır, idare sözleĢme tekniğine baĢvurduğunda kamu yaran, kamu hizmeti kavramlanm da birarada değerlendirmek gerekir. Çünkü idarenin taraf olduğu bir sözleĢmenin konusu kamu hizmetine iliĢkin ise ve sözleĢmenin yapılmasında kamu yaran gözetilmekte ise veya sözleĢmede idare lehine özel hukuku aĢan kurallar yer almakta Ġse artık bu sözleĢmenin özel hukuk sözleĢmesi olarak nitelenmesi idare hukuku rejimini benimseyen hukuk sistemimizin ilke ve kurallarıyla bağdaĢmayacaktır. Anayasa Mahkemesinin gerek 3996 sayılı Yap-ıĢlet-Devret sözleĢmeleri ile ilgili Yasa'nın 5'inci maddesinde yer alan kuralın iptaline iliĢkin verdiği karan, gerekse enerji üretim, iletim ve dağıtım tesisleri kurma ve iĢletmelerini ve mevcutlann iĢletme haklannı devralmaya iliĢkin üçüncü kiĢilerle yapılacak sözleĢmelerin özel hukuk sözleĢmesi olmayıp birer imtiyaz sözleĢmesi olduğunu belirten karan idare hukuku rejimimizin temel ilkelerini bir kez daha tekrarlayan kararlar olmaktadır. Görüldüğü gibi bu ayrımın önemi sözleĢmelerin uygulanması aĢamasındaki hukuki uyuĢmazlıklara uygulanacak hukuk kurallannın belirlenmesi ve bu uyuĢmazlıklarda görevli yargı kolunun saptanması konusundadır. O halde 125 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu sözleĢmenin imzalanmasına kadar olan aĢama bakımından idare sözleĢmeleri arasında bir aynm var mıdır? Borçlar hukukunda sözleĢme serbestisi ilkesi akidin seçimi, sözleĢmenin Ģekli ve içeriğini belirleme konusunda tam bir serbestiyi ifade eder. Ġdare hukukunda ise idarenin özel hukuk sözleĢmeleri bakımından dahi sözleĢme serbestisi ilkesi sınırlandırılmıĢtır. Ġdare sözleĢme tekniğine baĢvurmak Ġstediğinde, irade açıklamasının hukuki sonuç meydana getirebilmesi için idarenin yasailığı ilkesi gereği belli usul kurallarına uymak zorundadır. Ġdare hukukunun özelliği gereği idarenin tam bir sözleĢme serbestisine sahip olduğundan bahsetmek çok güçtür. Çünkü Ġdare herhangi bir konuda istediği kimse ile istediği Ģekil kurallarına uymak suretiyle sözleĢme yapamaz. SözleĢmenin oluĢumu için idarenin uymak zorunda olduğu kurallar, idare hukuku daha genel anlamda kamu hukuku rejimine tabi ilke ve kurallardır. Ġdarenin sözleĢme imzalamadan önceki irade açıklamaları birer tek yanlı iĢlem özelliği arzetmekte olup, ayrılabilir iĢlem kuramı uyarınca bu iĢlemlerin idari yargı organlarında denetimi olasıdır, idare bir özel hukuk sözleĢmesine taraf olabilirse de, sözleĢme öncesinde alınacak kararlar ve uygulanacak kurallar Ġdare hukuku ilkeleri ile bağdaĢan bir tür Ġdari Usul kurallarıdır. Çünkü idare adına irade açıklamaya yetkili olan kimseler idarede görevli olan kimselerdir. Bu kimselerin kiĢisel eğilim ve isteklerini aĢarak idarenin çıkarının korunması, objektifliğin sağlanması, idareye güvenin sağlanması ve bu güvenin sarsılmaması, kamusal kaynakların kullanımına özen gösterilmesi, kamusal hizmetlerin aksamaması, idarenin iĢleyiĢindeki gecikmenin önlenmesi, kamu yaran gibi nedenlerle, yasa koyucunun sözleĢmenin imzalanmasından önceki süreçte uyulması gereken objektif kurallan belirlemesi gerekmektedir. Bir tür yöntem yasası niteliğindeki bu düzenlemenin özellikle idarenin beklentilerine ve gereksinimlerine uygun olarak akidini seçmesinde önemli bir fonksiyonu bulunmaktadır. Ġdarenin akidini belirleme yöntemi olarak ihale kavramının ve hukuki niteliğinin açıklanması gerekir. Hatta AB hukukunda kamu ihalesi kavramı ve ilgili yönergeler de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Ġhale kavramı, Türk Ġdare Hukuku'nda, idarenin görev alanına giren hizmetlerin yürütülmesi amacıyla, karĢılığı idare tarafından ödenmek üzere gerekli mal ve hizmetlerin veya iĢin yasada öngörülen usul kurallarına uymak suretiyle oluĢturulan rekabet ortamı içerisinde katılan adaylardan maliyet ve kalite bakımından en uygun teklifi sunan özel bir kiĢiye yaptınlmasına yönelik olarak imzalanacak sözleĢmelerin oluĢum sürecindeki bir dizi iĢlemleri ifade eder. KarĢılaĢtırmalı hukuka ise kamu ihalesi kavramı bir sözleĢme olarak karĢımıza çıkmaktadır. AB Yönergelerinde de karĢılıklı olarak iki tarafa borç yükleyen sözleĢmeler olarak tanımlanmakta ve bayındırlık iĢi, malzeme alımı, hizmet alımı, 126 4. Oturum Konuşmaları enerji, su, ulaĢım ve telekomünikasyon alanına iliĢkin olarak ihale konusuna göre dört ayn yönerge bu sözleĢmelerin oluĢum aĢamasında uygulanacak kurallan düzenlemektedir. Yönergeler açıklık, rekabet, üye devletler arasında aynm gözetmeme ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıĢtır. Yönergelerin kapsamına giren kuruluĢlar için kamusal iĢletmeler deyimi kullanılmak suretiyle ihale makamları çok geniĢ olarak ifade edilmektedir. Buna göre devlet, yerinden yönetim birimleri ve ticari ve sınai faaliyette bulunmayan ve fakat kamu yararına yönelik faaliyette bulunan ve sermayesinin yansından fazlası kamuya ait olan iĢletmelerin ihaleleri de Yönergelerin kapsamındadır. Bu Yönergelerdeki kurallar uyarınca üye devletler Yönergelerde belirtilen değeri aĢan ihaleler bakımından iç hukuk kurallarını Yönerge kuradan ile uyumlulaĢtırmak yükümlülüğündedir, özel hukuk kamu hukuku ayrımını benimseyen hukuk sistemlerinde elbette bu sözleĢmelerin hukuki niteliği konusuna ve içeriğine göre belirlenecektir. AB üyesi Fransa'da imtiyaz sözleĢmelerinin Yönergelerin kapsamına girip girmediği yoğun tartıĢmalara konu olmakta ve Yönergelerdeki açıklık ve rekabete iliĢkin kuralların imtiyaz sözleĢmelerine de uygulanması gerekmektedir. Bu nedenle Fransız yazarlar imtiyaz sözleĢmelerinden Ġhale sözleĢmelerine doğru bir geliĢimin olduğunu ileri sürmektedirler. AB'nin ihalelere iliĢkin Yönergeleri Türkiye tam üye olmadığı için ihale mevzuatımızı etkilememektedir. Ancak açıklık, rekabet, tarafsızlık gibi Ġlkeleri ihale hukukumuzun da temel Ġlkeleri arasında yer almaktadır. Ġhale kavramı idare sözleĢmelerinin oluĢum sürecini ifade ettiğine göre sözleĢmenin meydana geldiği ana kadar ihale karannın alınması, Ġhale koĢullannın belirlenmesi, Ģartnamelerin hazırlanması, tahmini bedel tayini, ihale komisyonunun oluĢumu, ihalenin ilanı, tekliflerin değerlendirilmesi, ihale karan, ihale karannın onayı gibi bir dizi idarenin tek yanlı iĢlemleri sözkonusu olmaktadır. Bu iĢlemler sözleĢmeden ayrılabilir iĢlemlerdir, yani her biri tek baĢına dava konusu edilebilir iĢlem niteliğindedir. SözleĢmenin meydana geldiği an konusu 2886 sayılı Devlet Ġhale Kanunundaki düzenleme uyarınca kamu ihalelerinde BK.'nun 225. Maddesinden farklılık arzetmektedir. Çünkü idare hukukunda ihale yönteminde icap ve kabul beyanlannın açıklanmasıyla sözleĢme hüküm ve sonuçlanm meydana getirmemekte ve fakat ihale karannın verilmesi üzerine idare ile müteahhit arasında oluĢan bir tür sözleĢmesel iliĢki gereğince ihaleyi kazanan müteahhit yasada öngörülen süre içinde noterlikçe tescil edilen sözleĢmeyi idareye vermek, idare de gereken yükümlülükleri yerine getirerek sözleĢmeyi imzalamak borcu altına girmektedir. SözleĢmenin imzalanmasıyla birlikte sözleĢme hüküm ve sonuçlanm meydana getirecektir, ihale karannın verilmesi Ġle aslında sözleĢmenin taraflan, konusu, bedeli, tarafların hak ve yükümlülükleri belirlenmiĢ olmaktadır. Ancak DĠK'ndaki düzenlemeden dolayı sözleĢme hüküm ve sonuçlanm gereken Ģekil kuradan uyannca sözleĢmenin imzalanmasından sonra meydana getirecektir. Bu nedenle ihale karannın açıklanması, sadece idarenin seçimini yaptığım belirten idarenin tek 127 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu yanlı iĢlemidir. Tamamen kamu hukuku rejimi kurallanna göre hazırlanan bu sözleĢmeler, aslında içerikleri bir tür satım, yapım, kira gibi özel hukuk sözleĢmeleri ile aynı olsa da, sözleĢmenin oluĢum aĢamasında ortak Ģekil kurallanna tabi olarak yapılmalanndan dolayı idarenin yaptığı bu sözleĢmeleri kamu ihalesi sözleĢmesi olarak adlandırmanın çok yanlıĢ olmadığını düĢünmekteyiz. SözleĢmenin içeriğine göre, her kamu ihalesi süreci sonucunda Ġmzalanan sözleĢmenin ayn ayn hangi hukuki rejime tabi olduğu konusunda bir hukuki nitelemeye tabi tutulmasının gerekli olduğunu düĢünmekteyiz. Günümüzde idarenin faaliyetlerinin önemli bir bölümünün özel sektöre yaptırılması eğilimi artmaktadır. Bu durum idare hukuku ilke ve kurallarının da çağdaĢ yönetim anlayıĢı çerçevesinde uygulanmasını gerektirmektedir. Ġdarenin sözleĢme yapmaya yönelik olarak akidini belirleyeceği süreç yani Ġhale sürecinde açıklık ve saydamlık ilkesi özenle uygulanmalı, aynca tam ve sağlıklı bir rekabet ortamı yaratılmalı rekabeti bozan engeller kaldırılmalıdır. Bu amaçla ihale ilanlarına ve ihale hukukuna iliĢkin duyurulan içeren kamu ihaleleri bülteni Ģeklinde bir yayın dahi hazırlanabilir. Ġhalelerde rekabetin ve açıklığın sağlanması için özellikle pazarlık usulü istisnai bir yöntem olarak uygulanmalıdır. Öte yandan belli istekliler arasında kapalı teklif usulü de zorunluluk olmadıkça uygulanmamalıdır, ihale sürecinde uygulanacak kurallar çeĢitli hukuki metinlerde yer almaktadır. Bunların baĢında ise Devlet Ġhale Kanunu gelmektedir. Bu yasa genel bir yasa niteliğinde olmakla birlikte, uygulanması yürürlüğe giren diğer yasal düzenlemelerle bertaraf edilmektedir. Bunun nedeni DĠK'nun günümüz ihtiyaçlannı tam olarak karĢılayamaması olduğu gibi, asıl önemli neden ihale uygulamalarında objektiflikten uzaklaĢma ve siyasi tercihlerin ön plana geçirilmesidir, örneğin özelleĢtirme Kanunu'nda ihale usullerine iliĢkin kural Anayasa Mahkemesi karan ile iptal edilmiĢtir. Çünkü yasada ihale yöntemlerinin sayılması yeterli olmayıp, durum ve konuma göre hangilerinin uygulanacağının açıkça saptanması gerekir. Aksi bir düzenleme yasama yetkisinin idareye devri sonucunu meydana getirir. Ġhale mevzuatımızdaki bu gibi karmaĢa sonucunda köklü bir ihale sistemi ve ilkeleri oluĢturulamamaktadır. Oysa ihale sürecine uygulanacak ortak ilke ve kurallar benimsenmeli ve idarenin ticari ve sınai faaliyetleri dıĢında kalan kamu hizmeti ve malzeme alımlanna iliĢkin sözleĢmelerin oluĢum aĢamasında uygulanacak ortak kurallar tek bir yasada düzenlenmelidir. Ġhale sürecine iliĢkin yeknesaklığın sağlanmasında önemli bir adım olacak bu düzenlemede ortak kurallar belirlendikten sonra, ihale konusunun özelliklerine göre örneğin bilgisayar alımı, enerji, ulaĢım alanındaki ihaleler için yine aynı yasa içerisinde özel düzenlemeler getirilebilir. Ġhaleler kamu hukukunun ekonomik boyutunu ilgilendiren bir bölümde yer almaktadır. Bir yandan idarenin mali çıkan korunurken diğer yandan ihale konusu iĢin gerektirdiği niteliklere sahip olan en uygun teklifi sunan adayın seçiminin 128 4. Oturum Konuşmaları yapılması gerekmektedir, öte yandan bu süreç içerisinde eĢitlik, tarafsızlık, açıklık, rekabet gibi ihale hukukunun temel ilkelerinin uygulanması ve denetimi konusunda etkili ve süratli bir denetim mekanizması kurulmalıdır. Aksi takdirde ihale sürecinde meydana gelen herhangi bir hukuka aykınlık iddiası ile süreç içinde gereksiz zaman kaybı olmakta ve ihale masraflan artmaktadır. SözleĢme imzalandıktan sonra kural olarak üçüncü kiĢilerin, sözleĢmenin iptali davası açmaları mümkün değildir. Üstelik rekabet veya açıklık ilkesinin ihlal edildiğini ileri süren ve ihaleye katılmakta yaran bulunan üçüncü kiĢilerin yargı organına baĢvurusu üzerine ihale iptal edilecek olursa yargı organı kural olarak doğrudan doğruya sözleĢmenin iptaline karar verememektedir. Bu nedenle ihale sürecine iliĢkin uyuĢmazlıklann süratli ve etkili bir Ģekilde çözümlenmesi Ġçin ĠYUK'nda ihale sürecindeki uyuĢmazlıklara iliĢkin olarak düzenlemeler yapılmasının gerekli olduğu kanaatindeyiz, özellikle rekabet kurallarına aykınlık halinde RKHK'nda öngörülen denetim ihalelerde de uygulanmalıdır. Yasada ihaleler alanında rekabeti bozan hareketlerin bu yasa kapsamında olduğu açıkça belirtilmese de bu yasada öngörülen yaptınmlann ihale sektöründe de uygulanması gerektiği kabul edilmelidir, öte yandan rekabeti bozan hareketler suç teĢkil etmekteyse Türk Ceza Kanunu uyarınca da cezalandırılacaktır. TeĢekkür ederim. TARTIġMA BaĢkan: Efendim panelimizin konuĢmacıları sunularını takdim ettiler. Ve kendilerine süreyi kullanmaktaki dikkatleri ve özenleri için çok teĢekkür ediyorum. ġu anda saat 16.30'a yaklaĢıyor. 16.50'ye kadar sorular ve açıklamalar için vaktimiz var söz isteyenlere. Buyrun sırayla baĢlayalım. Salim ÖZKAN, DanıĢtay BaĢkan Vekili Sayın Azrak eski tabirle taanda bulundu DanıĢtayaç Ben bilmiyorum eğer benim anımsadığım davaysa, bu konuda bir cümlecik açıklamada bulunacağım. Efendim sınav kağıdının DanıĢtaya gönderilmediğinin bahsinde, DanıĢtay prim verdi davayı reddetti buyurdular. Eğer anımsadığım dava ise Ģöyle; davacı 8. Dairemize, ben diyor sıvan kağıdında 35 tane matematik sorusunu cevaplandırdım. Binaenaleyh filan fakülteye yerleĢtirilmem gerekirdi, yerleĢtirilmedim dolayısıyla bu iĢlemin iptalini isterim. DanıĢtay 8. Dairemize, bu Ģekilde dava açıldı. DanıĢtay 8. Dairemiz 129 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu davayı reddeti buyurduğunuz gibi, eğer bu ise baĢkanlığını yaptığım Ġdari Dava Daireleri Genel Kuruluna olay geldi, gerçekten bizi çok düĢündürdü. DanıĢtay, idarelere hiç bir zaman prim vermiyorda, iĢte hukuki çerçeve dahilinde çözüyor ama burada konunun bir özelliği var. ġimdi ne yapabilirdi DanıĢtay Genel Kurulu ne yapabilirdi, karĢımızda saygınlığı olan bir müessese Ģimdiye kadar gerçekten ÖSYM objektif kurallar dahilinde gayet iyi yürüttüğü bir kurum vardı, iĢte iĢlemlerini gayet iyi yürüttüğü bir kurum bir merkez bunu biz çok tartıĢtık genel kurulda redden baĢka çare bulamadık ve aksi halde kabul etseydik daha da baĢka kötü sonuçlara varabilirdi suistimallere neden olabilirdi. Çünkü bir kaç hadisede öğrencinin ebeveynlerine karĢı sınav kağıdını vermeyip cebine koyduğunu da biz baĢka türlü öğrendik onun için zorunlu olarak sizin tabirinizle bizzarure bu davayı reddedmek zorunda kaldık. Bu açıklamayı yapmak lüzumu hissettim. TeĢekkür ederim. Dr.Serdar ÖZGÜLDÜR, A.Y.Ġ.M. Üyesi Bende Salim Beyin açıklamasına bir açıklama getirip Gürol beye bir sorum olacak. Bu sene aĢağı yukarı bir kaç ay önce bizim dairede görülen bir davada da bir yasağın uygulanmasıyla ilgili bir ihtilaf çıktı. O da Ģöyle oldu malum, Kıdemli Albaylık üç yılını dolduran albaylar için öngörülen bir terfi kademesi iken yapılan yasal değiĢiklikle bu iki yıla indirildi ve tamamına da bir iki yıl eklenerek daha önce iki yılını dolduranların da baĢvurma koĢulu veya mirasçılarının baĢvurması Ģartıyla kıdemli albaylığa yükseltilebilecekleri ve bunun karĢılığında kıdem tazminatı alabilecekleri öngörülmüĢtür. 1940 yıllarda vefaat etmiĢ bir albayın fazlan dava açülar. Babamızda bu koĢullan taĢıyor onunda kıdemli albaylığa yükseltilmesi lazımken emekli sandığı bu iĢlemi kabul etmedi diye biz önceki dosyasını getittirdik kara kuvvetlerinden ve yapılan incelemede o yıllara ait sicillerin mevcut olmadığı bildirildi bize. Dolayısıyla aynı sınav kağıdındaki problemle karĢıkarĢıya kaldık mahkeme olarak, bizde uzun uzun üzerinde düĢündük taĢındık çünkü tercih liyakatla belirlenecek, yani sicille, sicili olmayan insanı biz albaylıkta iki yılını doldurmuĢ ve olumlu sicil almıĢ kıdemli albay olabilir diye kabul etmemiz bir hayli zor olduğu için de bunu yapamadık, yalnız red karanınıza bir paragraf ilave ettik, dedik ki bu idarenin tazmin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz, davacı arzu ettiği tardirde bu konuda tazminat davası açma hakkı saklıdır diye belirttik. Ve hemen süresinde tam yargı davası açtılar yanlıĢ hatırlamıyorsam 600-700 milyon lira civannda da bir tazminata idareyi mahkum etmiĢtik. Gürol Bey'e bir sorum olacak. Yüksek yöneticilerle ilgili anketi ben dinledim. Aklıma da Ģu geldi, Ģimdi bu çalıĢma çerçevesinde Ġdari Usulü yasalaĢtırma çerçevesinde acaba Türkiye'de yıllardır konuĢulan bir sorun var. Yüksek yöneticilerin atanması problemi var. Malum her siyasi ikdidar geldiği 130 4. Oturum Konuşmaları zaman bunlarla ilgili bir tasarruf yapıyor. MüsteĢar, MüsteĢar Yrd.,Genel Müdür, Genel Müdür Yrd.'na kadar iniyor. Acaba ABD örneğinde olduğu gibi yüksek yöneticilerin de bu Ģekilde atanması ile ilgili bir çalıĢma sürdürülüyor mu? TeĢekkür ederim. Prof.Dr.Lütfi DURAN: Benim Prof. Ülkü Azrak'a iki soru bir de Meltem Kutiu'ya bir sorum var soru, mütaala değil. Bir karar bir müpem yani belirsiz ifade veya terimle ifade ediliyor ihtiva ediyor veya da çeliĢkili cümleler içeriyorsa bunun açıklanması veya kesin Ģekle sokulması için idareye baĢvurulması mümkün müdür? Yani dava süresi içerisinde tabi ve bu esasa iliĢkin bir sorunmu olur, Ģekle iliĢkin bir sorunmu olur. Gene bunun gibi bir imza asalaten atılmıĢ veya vekaleten atılmıĢ olabilir. Yahutta yerine, namına yani bir takım Ģekiller var bunun gerçek bir yetki devrine veya imza yetkisi verilmesine yahutta kanunen otomatik bir vekalete tekabül ettiği belirsiz ise bu bir Ģekil eksikliği mi olur, yoksa esasa iliĢkin yetki meselesi mi olur. Meltem Kutlu arkadaĢımıza sorum en sonuna doğru dediler ki bir idari sözleĢmenin iptali ancak taraflarca idari yargıdan istenebilir üçüncü kiĢiler isteyemez. Doğru, bu öteden beri bilinen ve uygulanan bir kural fakat acaba DanıĢtay karar yerine iĢlem kullanılmaya baĢladığından bu yana idari sözleĢmeyi de bir iĢlem sayarak iptal davasına konu yapan kiĢilerin bu taleplerini bu davaiannı kabul ettiğine dair bilgisi var mı yok mu? TeĢekkür ederim. ġevket APALAK, Ankara 7.Ġdare Mahkemesi BaĢkanı Ġdari Usûl Yasasının düzenlemesinin zorluluğu kapsamında sayın Ülkü Azrak'a bir soru sormak istiyorum. Seri iĢlemler, zincir iĢlemler bakımından özel kurallar getirilmeli midir. ġöyle bir durumda ön iĢlemlerdeki bir aksaklık ya da halka iĢlemde bir aksaklık ya da diğer iĢlemdeki bir aksaklık ile iĢlem oluĢtuktan sonra giderildiği takdirde yeniden son iĢlem mi alınmalıdır. Birde son iĢlem idare mahkemesinin DanıĢtayın önüne geldikten sonra halka iĢlem düzeltilirse bunun yargılama yetkisi ne olacaktır. Çok teĢekkür ederiz. Ġsmail KOKSAL, BaĢbakanlık Uzmanı: 131 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Meltem Hanım'a sormak istiyorum. Ġdarenin özel hukuk sözleĢmelerini, sözleĢme ister istisna sözleĢmesi olsun, ister mtiyaz sözleĢmesi olsun idari sözleĢme imzalanıncaya kadar olan süreçteki idari usûl hükümleri ihale kanunundaki konulan Meltem Hanım çok karmaĢık bir Ģekilde anlattı, hangisi hangisine aittir ben tam çıkaramadım. Bu çerçevede özellikle bu özelleĢtirmeden doğan problemlerle ilgili Ġmtiyaz sözleĢmesinin önem kazanmasıyla ilgili imtiyazın ĠĢte 1910 tarihli kanunu muvafakat var, Ģimdi imtiyazla ilgili yeni bir idari usûl hükümleri nasıl getirilebilir. TeĢekkür ederim. Ali Rıza AYDIN, Anayasa Mahkemesi Raportörü : Sorum Ülkü Azrak Hocam'a olacak. Ġdarenin içinde bulunduğu mali ve hukuki kargaĢa biliniyor, özellikle son 15-16 yıldır yaĢanıyor, örnek vermek gerekir ise kamu tüzel kiĢiliğinin parçalanması, 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasından ayrılma 2886 sayılı Devlet Ġhale Yasasına tabi olmama SayıĢtay denetiminden kaçma gibi bu artırılabilir. Acaba idarenin içinde bulunduğu bu idari, mali ve hukuki kargaĢa giderilmeden çıkarılacak bir idari usûl yasası doğru zemin üzerine oturmuĢ olacak mı? Yoksa önce Ġdareyi ve idareyi düzenlemeleri usûle getirip sonra mı idari usûl yasası çıkarmak daha doğru olur teĢekkür ederim. BaĢkan: Sorulan aldık, kalan süre içinde yanıtlar için konuĢmacılara söz vereceğim sayın Banger sizle baĢlayalım, lütfen efendim. Prof.Dr.GüroI BANGER: Sorunuz, yöneticilerin siyasal iktidarlann değiĢmesi noktasında etkilenmelerinin nasıl olacağı veya etkilenmemelerinin nasıl sağlanacağı anlamında. Bilindiği gibi, BaĢbakanlıkça kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması projesi Ġsmi altında çok geniĢ kapsamlı proje yürütülmeye baĢlanmıĢtır. Bu projenin alt çalıĢma gruplannın birisi de sayın arkadaĢımızın sorduğu konuyla ilgili bir özel çalıĢma sürdürülmektedir. Bu çalıĢmanın içinde, siyasi memur ve idari memur anlamında çalıĢması devam eden bir yapısal değiĢiklik planlanmaktadır. Bu çalıĢmalar 132 4. Oturum Konuşmaları sonucunda belki de mobil kadro ismini verdiğimiz siyasal iktidarlarla birlikte yönetime gelen ve iktidar değiĢtiğinde birlikte görevden ayrılacak olan özel bir kadro oluĢturulması düĢünülmektedir. ÇalıĢtıkları bu süre içinde, özlük haklarında herhangi bir kayıp sözkonusu olmayacaktır. BaĢkan: TeĢekkür ederim sayın Banger ikinci yanıt sayın Kutludan. Yrd.Doç.Dr.Meltem KUTLU: Ben öncelikle Duran Hocamız'ın sorusunu kısaca yanıtlamak istiyorum. Böyle bir karardan evet bilgim var ama yanılmıyorsam karar Ģu Ģekilde idi, sözleĢme sürecinde açılan iptal davası, sözleĢme sürecindeki bir iĢlem nedeniyle açılan bir iptal davası sonucunda dava devam etmekte iken sözleĢme imzalandığında dava karara bağlanacağı esnada iĢlemin iptali ile beraber o iĢlemin Ġptal edilmesinden dolayı yanılmıyorsam sözleĢmenin de iptaline DanıĢtay karar vermiĢti. Böyle bir karardan haberdarım, ama benim burada belirtmek istediğim biraz önce sözleĢme imzalandıktan sonra kural olarak daha sonradan üçüncü kiĢilerin açacağı davalara iliĢkin kuralları belirtmek istemiĢtim. Diğer soru yanılmıyorsam süreçle ilgiliydi evet biraz karmaĢık, bu konu aynı zamanda benim tez konumdu, karmaĢık olduğunun bende farkındayım. Fakat özellikle bunu tartıĢmaya açmak için bu açıklamaları yaptık, Ģöyle idarenin taraf olduğu sözleĢme, idare sözleĢmeleri baĢlığını bunun için kullandık. Bu sözleĢme bir idari sözleĢme de olabilir, bir özel hukuk sözleĢmesi de olabilir, ama sözleĢmenin oluĢum sürecinde izlenecek ilkeler, özellikle rekabet, açıklık tarafsızlık ilkeleri ister idari sözleĢme olsun ister bir özel hukuk sözleĢmesi olsun uyulması gereken ortak ilke ve kurallar her iki sözleĢme Ġçin de geçerlidir ve uyulması gerekir. Ve bu çerçevede özellikle bir takım kamu tüzel kiĢileri ihale kanunu kapsamında değildir ayrı düzenlemeler vardır. Ama bunlarda ortak ilke ve kuralların tek bir yasada düzenlenmesi istisnai kurallar, istisnai durumlar var ise bunların da eğer mümkün ise yine aynı yasa içerisinde düzenlenmesi ve böylece ihale hukukunda köklü bir adım atılması gerektiği bir öneri olarak sunulmakta. Ġnci ÜZMEN, DıĢiĢleri Bakanlığı Hukuk MüĢaviri: Kolluk gücünün faaliyeti bu genel kodifikasyon çerçevesinde idari usul kanunu çerçevesinde herhangi bir Ģekilde değerlendirilecek mi? ya da kolluğun faaliyetleri için özel usuller öngörülüyor mu?. Yani genel kanun çerçevesinde mi bulunması doğrudur yoksa bugünkü mevcut kanunların içerisindeki eksikliklerin, bozuklukların giderilmesi mi daha iyi olur. TeĢekkür ederim. 133 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu BaĢkan: Kalan bütün sorulan yanıtlamak üzere sözü sayın Azrak'a bırakıyoruz, buyrun Sayın Azrak. Prof.Dr.A.ÜIkü AZRAK: önce Sayın Hocam Prof. Lütfü Duran'm sorulanndan baĢlayacağım. Galiba bu sorulan niye yönelttiğini biraz anlıyorum. Biraz önce ben kanunun çerçevesi içerisinde maddi hukuk, Ģekli hukuk konusunda hakkikaten tereddüt etmek için yeteri kadar neden var zatennediyorum hangi konularda hangi Ģartlar altında ne gibi hususlar acaba tavzihi gerektirir, bunlann tafsili eğer sözkonusu ise kanunda böyle birĢey yapılması sözkonusu ise zannediyorum ki eğer yanılmıyorsam bir ay evvelki maddi hukuka basan bir problem ya da Ģekli hukuka basan bir problem olabilir ama çok kısa tutulursa sadece müpemiyet nedeniyle tavzih talebi iĢte Ģu kadar süre içinde yapılabilir dendiği taktirde tabi o bir baĢvurunun Ģekli koĢulunu oluĢturacağı için tamamen bir Ģekil meselesi olarak kalır. Ġkinci husus vekalet imza devri bu nitelendirmeyi yapmak ve kanunda bu konuda bir düzenleme yapılması sözkonusu olduğu zaman bu meselenin sadece bir usuli mesele olduğunu zannediyorum eğer hata yapmıyorsam. Orada maddi hukuk pek gündeme gelmez yani vekaletin veriliĢ biçimi onun bir imza yetkisi mi imza devri mi yoksa bir vekalet verilmesi mi olduğunu sırf Ģekil açısından belirlemek mümkün olur mu diye düĢünüyorum. Ama tabî konularla da ilgili düzenlemeler ortaya çıkacaksa o zaman tabi maddi hukukla da ilintisi ortaya çıkar. Demek istediğim Ģu, Ģu Ģu konularda vekalet verilebilir Ģu konularda vekalet verilemez Ģeklinde eğer düzenleme yapılacaksa tabi orda da maddi hukuka iliĢkin bir yanı gündeme gelebilir. Askeri Yüksek Ġdare Mahkemesinde gündeme gelen Ģeyi de sayın Serdar Bey burada anlattılar. Doğrusu orada da çok kritik bir mesele ortaya çıkmıĢ. Yani Ģimdi bende yöneticiyim bir birimde böyle ihmaller sicil vermemek gibi bunu ihmal etmek dosyaya koymamak gibi Ģeylerle bir insanın kariyerini engellemek onun geliĢmesine engel olmak gibi durumlarla karĢılaĢılıyor. Yani sırf tazminatla da bunlann kolay kolay giderilebileceğine inanmıyorum. Ama çok kritik bir mesele olduğunda itiraf ediyorum zor karara bağlanması zor bir sorun. Sayın Apalak; Bu zincirleme iĢlemler konusunda acaba idari usûl düzenlemeleri gerekir mi gerekirse nasıl yapılabilir Ģeklinde soru ortaya attı. ġimdi zincir iĢlem konusunda Ġdari Usul Kanununda hiç değilse kavramı açıklayıcı, kavramı belirleyici bir kısa düzenlemesi 134 4. Oturum Konuşmaları yapılması yararlı olur diye düĢünüyorum. Ama bu ĠĢlemlerin herhangi bir aĢamasında bir zincir iĢlemi oluĢturan iĢlemlerden bir tanesinde sakatlık ortaya çıkarsa bunun nerelere sirayet edeceği ne Ģekilde hukuki sonuçlara götüreceği bana kalırsa daha ziyade yargının iĢidir. Artık bu kadar aynntıya girmesi bir usul düzenlemesinin yarar yerine zarar getirebilir diye düĢünüyorum, çok aynntıya girilmemelidir. Anayasa mahkemesi sayın raportörünün idari teĢkilatta ciddi bir düzenleme yapılmadan idari usûlün düzenlenmesi acaba yarar getirir mi biçimindeki bir soru bence çok haklı bir soru. Çünkü, idari usûl kanunları içerisinde kaçınılmaz biçimde teĢkilata iliĢkin sorunlar da gündeme gelecektir. Yetkinin kullanımlarında, idari kararların alınması aĢamalarında nerelerden geçeceği nasıl yapılacağı bir, ikincisi hiyerarĢi denetimi ve idari vesaret denetimi idare içi denetim sistemlerinin kurulmasında kuĢkusuz ki Ġdari teĢkilatın yapısı ile çok yakından iliĢkili sorunlar ortaya çıkacaktır. Onun için zannediyorum idari teĢkilat üzerinde yapılacak yeni düzenlemelerin de birlikte ele alınması lazım. Ve tabi reform, reform herzaman gündemde olan bir Ģeydir, yani idarenin kendi kendisini yenilemesi lazım. En azından yasanın da ona yardımcı olması lazım. Ġdari usul yapıldığı taktirde bunun kapsamına acaba kolluk güçlerinin faaliyeti, yetkileri bu yetkilerin kullanım biçimleri de alınmalı mıdır tarzındaki soruya da daha önceki bir soruya da benzer biçimde cevap vermek mecburiyetindeyim. Kolluk her idari faaliyeti tek tek ele alarak bir idari usûl kanunu içerisinde düzenlemek sözkonusu olmaz. Eğer genel prensipleri orada koyacaksak o genel prensiplerin hangi hususlara taalük edeceği hangi konulara taalük edeceği açık olarak önce ortaya konur. Ama böyle idarenin hizmet ve faaliyet alanları gözönünde tutulmak suretiyle aynk hükümler ayrıntılı hükümler kanun içine konursa bu alandaki düzenlemenin amacından sapılmıĢ olur. Onun için Ģimdi Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu tabiki onun içinde usul hükümleri var. Kimlik sormanın usulü efendim zor kullanmanın tabi olacağı usuller Ģunlar, bunlar, hep usûl kurallarıdır bunlar. Bunları Ģimdi o kanunun içerisinde mevcut iken ordan çıkarıp idari usûl kanunu içerisine koymaya kalkarsak karmakarıĢık olur iĢ. Bu sefer baĢka idari faaliyet alanlarının da kendine özgü bir takım Ģeyleriyle sorunlarıyla karĢı karĢıya geleceğiz onlan da usûl kanunu içerisinde düzenlemeye kalkacağız böyle bir Ģeyin içinden çıkılamaz onun için kesinlikle böyle birĢeyden tevakki edilmesinin doğru olacağı kanaatinde olduğumu belirttim. TeĢekkür ederim. 135 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu BaĢkan : TeĢekkür ederim sayın Azrak, değerli izleyenler panelisler adına ilginiz ve sorularınız için çok teĢekkür ediyorum. Saat 17.30'da tekrar buluĢmak üzere ikinci oturumu kapatıyorum saygılar sunuyorum. IH.OTURUM OTURUMUN KONUSU : ĠDARĠ USUL, AÇIKLIK VE YÖNETĠME KATILMA OTURUM BAġKANI Prof.Dr.Hamza EROĞLU Gazi Üniversitesi iktisadi ve Ġdari Bilimler Fakültesi Emekli öğretim Üyesi KONUġMACILAR YÖNETĠMDE ġEFFAFLIK ÜZERĠNE NOTLAR Doç.Dr.ĠĢtar GÖZAYDIN Mimar Sinan Üniversitesi öğretim Üyesi YÖNETĠLENLERE KATILIM YOLLARININ KISITLANMASI GÜÇLÜ DEVLET ANLAMINA GELĠR MĠ? Yrd.Doç.Dr. ĠHyas DOĞAN Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi ÇEVRE VE KATILIM Sûheyla ALICA Çevre Bakanlığı Hukuk MüĢaviri III.OTURUM 136 4. Oturum Konuşmaları ĠDARĠ USUL, AÇIKLIK VE YÖNETĠME KATILMA OTURUM BAġKANĠ : Prof.Dr.Hamza EROĞLU Gazi Üniversitesi Ġktisadi ve Ġdari Bilimler Fakültesi Emekli öğretim Üyesi Efendim çok baĢarılı bir Ģekilde geçen sempozyumun üçüncü oturumununun baĢkanı olarak Ģeref duyuyorum ve oturumu açıyorum. Ben çok anlayıĢlı bir baĢkanım sempozyuma katılan arkadaĢlarımız büyük bir anlayıĢla görüĢlerini ekspoze edebilirler. 20 dakikalık bir sınırlamanın ötesine de rahat rahat geçebilirler. Evet ondan sonra sorularınızı kabul edeceğiz ve sorularınızı cevaplandıracağız, Konumuz, Ġdari Usûl, Açıklık ve Yönetime Katılma her Ģeyden önce Ģunu da ifade etmek istiyorum. Bugün burada beni mutlu eden bir iki olayla da karĢılaĢtım yetkili açıklayıcılar burada uzun süreden beri hep savunduğum bir konuyu dile getirip onun da yakında gerçekleĢeceğini söylediler. BaĢbakanlığa, BaĢbakanlık MüsteĢarlığına bununla direk meĢgul olan Sayın MüsteĢara burada teĢekkür ederim, konu ombudsman, hoca olarak belki 15 belki 20 yıldan beri hep müesseseyi büyük bir zevkle savunurdum, BaĢbakanlık bugünkü açıklamalarıyla bunun da ele alınıp yakında gerçekleĢeceğini ifade ettiler. Bu yönüyle de bir Ģahsi arzumu da yakın bir gelecekte gerçekleĢmiĢ görmekten mutlu oluyorum. Tekrar hepinizi saygılarla selamlıyorum. Ġlk söz sayın Peıte Bilgen'in iken Sayın Prof. Pertev Bilgen rahatsız olduğundan bugün buraya gelemeyecekler. ġimdi sıra Doç. Dr. ĠĢtar Gözaydın'da. YÖNETĠMDE ġEFFAFLIK ÜZERĠNE NOTLAR Doç.Dr.ĠĢtar GÖZAYDIN Mimar Sinan Üniversitesi öğretim Üyesi 137 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Çok çok teĢekkürler hocam. Tebliğimin baĢlığı "Yönetimde ġeffaflık Üzerine Notlar". Yepyeni birĢeyler değil üzerinde duracaklarım; ancak bu konuda önemli gördüğüm meseleleri iĢaret etmeye çalıĢacağım. Türkiye'de, özellikle son yıllarda kamusal alana iliĢkin olarak ortaya birtakım olaylar döküldü. Bu "skandallar, yolsuzluklar" aslında kamusal alandaki birtakım ciddi sorunların göstergesi. Gerçi bu olayların kamuoyuna yansıtılmasında tabii ki medyanın süzgeci büyük ölçüde yönlendirici, ama bu vakıanın yanısıra, ortaya çıkan ya da konulan bu olaylar bireyle devlet arasındaki iliĢkilerde doğru gitmeyen birĢeylerin olduğunu açıkça gösteriyor. Sanırım burada anahtar kavram demokratikleĢme, daha doğrusu bir türlü gerçek anlamda demokratikleĢememe. Bu demokratikleĢme sözcüğünü kullanırken de bir rahatsızlık hissediyorum, son derece içi boĢ kalan bir kavram haline geldi. Hep birĢeyler söyleniyor, birĢeyler yapılması gayretinde bulunuluyor, ama sonuç hep hüsran oluyor. Bu kavramın içinin dolu olabilmesi için neler gerek? - HerĢeyden önce, temsil mekanizmasının sağlıklı olması. - Karar alma süreçlerinde katılım. - Haklara saygı. Denetim mekanizmalarının etkin bir Ģekilde iĢletilmesinin sağlanması. Bugünkü hukuki ve fiili duruma bakacak olursak, seçim sisteminin tercihleri ne kadar yansıttığı soru iĢareti, özellikle, uygulanan baraj gibi yöntemler, oldukça büyük ölçekteki birtakım tercihlerin yasama organında temsil edilmesinde engel oluĢturmakta. Karar alma süreçlerine baktığımızda da, benzer bir olumsuz tabloyla karĢılaĢmaktayız. Benim Üniversite'de vermekte olduğum derslerden biri "Planlamaya Katılım". Her sene baĢlangıcında bir panik yaĢıyorum, katılıma iliĢkin ne anlatacağım, bu dersin içeriğini neyle dolduracağım diye; çünkü katılım Türk hukuk mevzuatındaki düzenlemelerde çok az yer verilen bir mekanizma. Sabahki oturumda Hocam, asistanı olmaktan büyük gurur duyduğum Sayın Profesör Dr. Lutfi Duran, istimlak esnasındaki bedel takdirinden bahsettiler. Benim buna ilave edeceğim bir de ilgililerin imar planlarının hazırlanma sürecindeki katılımı. Ne yazık ki, mevzuatta yeralan ancak hiçbir zaman doğru dürüst oynanılamayan bir rol. Neden? Bir kere, imar planının hazırlanmasına iliĢkin karar alma süreci hep kapalı kapılar ardında yaĢanmakta. 138 4. Oturum Konuşmaları Genellikle bir mekana iliĢkin imar kararlan o yerle hiçbir ilgisi olmayan Ģahıslarca masa baĢında verilmekte. En son aĢamada, imar planı üretildikten sonra ilgili belediyede ilan edilmekte. Kaldı ki, kaç tanemiz bu süreçlerden haberdar, ya da ilgilenip o imar planını incelemeye gidiyor meselesi de bir soru iĢareti halinde. Bir olay hatırlıyorum yalnız, istanbul'da Adalar imar planı yapılmaktayken ilgililerin sürece ilgileri büyüktü. Oldukça büyük bir katılımla imar planına itirazlar yapıldı; ancak bu itirazlar da kaale alınmadı. Bir de, çevreye iliĢkin mevzuatta bir tür katılıma yer verildiği söylenebilir. Ancak bunun da ne ölçüde bir uygulanma olanağı bulduğu Ģüpheli. Olması gerekenleri sayarken haklara saygıdan bahsetmiĢtim. Uluslararası yargı organları tarafından Türkiye devleti aleyhine verilmekte olan ve sayılan azalmak bir yana artmakta olduğu görülen kararlar haklara saygının da ne ölçüde gerçekleĢtiğinin yargısal göstergeleridir. Denetim mekanizmalarına gelince, varolan anayasal araçlardan hiçbirinin uygulamaya geçildiğinde sonuca yönelik etkililiğe sahip olamadığını görmekteyiz, örneğin, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bilgi edinme ve denetim yollanndan biri olarak, Anayasa'nm 98 inci maddesinde düzenlenmiĢ olan soru kurumu iĢleyemediğinden, dünyanın hiçbir parlamentosunda rastlanmayan bir uygulama yaratılmıĢtır. Bu uygulamaya göre, her birleĢimin baĢında üç milletvekiline gündem dıĢı beĢer dakika söz verilmesi adet halini almıĢtır. Hükümet adına verilen cevaplarla Meclis toplantısını en az 45 dakika iĢgal ederek, önceden tespit edilmiĢ gündemin görüĢülmesini aksatan bu uygulamaya geçilmiĢ olmasının nedeni "soru" kurumunun iĢleyemeyiĢidir. Milletvekilleri kendi sözlü sorularına sahip çıkmamakta ve oturumda hazır bulunmamaları yüzünden sorulan düĢmekte; Bakanlar da uzun süre bu sorulara cevap vermedikten sonra, soru sahibinin oturumda olmadığı günleri kollayarak sözlü sorulann düĢmesine yardımcı olmaktadırlar (Bkz. A. CoĢkun Kırca, Devlet'de tozlaĢmayı Yenmek : Türk Siyasi Sisteminin Bozuklukları ve Çareleri Hakkında Bir Deneme, cilt I, Milliyet Yayınlan, istanbul 1994, 21). Soru mekanizması bu Ģekilde iĢleyemediğinden ötürü de bahsettiğim fiili uygulamalar yaratılmakta, ancak bu arada Yasama Meclisi'nin çalıĢmalan ciddi biçimde aksamaktadır. Demokratik bir yapı için gerekli olan bu saydığım unsurlara kısa bir bakıĢ dahi, bir yeniden yapılanmanın Ģart olduğunu ortaya koyuyor. Seçimden, merkezî idare ile yerel yönetimler arasındaki iliĢkilere kadar pek çok kurumun yeniden gözden geçirilmesi gerek. Burada sözünü ettiğim, zaten fazlasıyla kalabalık olan mevzuat mezarlığına bir ilavede bulunmak değil, örneğin geçtiğimiz günlerde, kentsel haklara iliĢkin bir kanun üretilmesi yolunda bir çalıĢma gündeme getirildi. 139 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Kanımca, pek çok hükmün yeraldığı bir mevzuata sahip olmakla birlikte bu hükümleri iĢletemeyen bir sistem içinde bulunduğumuzdan yeni bir Kanun daha üretmenin varılmak istenen amaçlar bakımından hiçbir yaran olmaz. Ancak, idari Usuller bakımından düĢünecek olursak durum biraz farklı. Bu alanda, mevzuatımızda hiç düzenlenmemiĢ "yönetimde Ģeffaflık", "bilgilenme hakkı" gibi konular mevcut Ġdari usulleri bir bütün halinde düzenleyen tek bir kanun hazırlayabilmenin çok zor olacağı kanaatindeyim. A.B.D. mevzuatındaki Administritive Procedure Art (Ġdari Usul Kanunu) de aslında pek çok kanunun birleĢtirilmesinden oluĢmuĢtur (Bu Kanun'un çevirisi için bkz. ıĢtar B. Tarhaniı, "Amerikan Ġdari Usul Kanunu", Ġdare Hukuku ve Ġlimleri Dergisi - Vakur Versan'a Armağan Özel Sayısı, yıl 6, sayı 1-3, Aralık 1985, 225-264). Bu gibi yabancı mevzuat, yapılacak düzenlemeye yol gösterebilir; fakat tabii ki, her toplumun farklı yapısı olduğundan ancak kendi özellikleri gözönünde tutularak kurulacak hukuki metin uygulanabilir niteliğe sahip olur. Peki, gelelim yukanda çizilen çerçeve içinde ne yapılması gerektiğine. 1982 Anayasası hazırlanırken bu konuda tartıĢmalar yapılmıĢ. Anayasa Tasarısı ve Komisyon Raporu'nun, DanıĢma Meclisi'ndeki müzakeresinde, idare'nin kuruluĢuna iliĢkin 154 üncü maddeye geçilmeden önce, üyelerden Cahit Tutum, yeni bir madde eklenmesi önerisinde bulunmuĢ. Genel Kurul, Tutum'un teklifinin reddi cihedine gitmiĢ; ancak burada gözden kaçınlmaması gereken reddin nedeni konusunda Komisyon BaĢkanveldli Gölcüklü tarafından yapılan açıklama. Tutum'un ayn maddesiyle eklenmek Ġstenen esaslann, müstakil madde olarak Anayasa'ya konmasına gerek bulunmadığı; aslında, bunlann, diğer maddelerin metninde ve ruhunda "mevcut ve mündemiç" olduğu belirtilmiĢ. Eskiden mensubu olduğum Hukuk Fakültesi Ġdare Hukuku kürsüsündeki hocam Sait Güran konuyla ilgili bir makalesinde (Sait Güran, "Yönetimde Açıklık", rdare Hukuku ve ilimleri Dergisi - Ragıp Sanca'ya Armağan Özel Sayısı, yıl 3, sayı 1-3, 1982, 111-112) DanıĢma Meclisi tutanaklanna, DanıĢma Meclisi Tutanak Dergisi'nden alıntı yaparak yer vermiĢ, ilgili satırlan aktarıyorum: Cahit Tutum: "... önergemde, Türkiye'de yıllardır eksikliği çekilen bir Genel Ġdari Usul Yasasının çıkanlmasım bir Anayasal direktif haline getirmek ve böylece yıllardır vatandaĢla idare arasındaki iliĢkilerdeki eksiklikleri ve keyfilikleri önlemeye yönelik bir öneridir. ... Ġdarenin faaliyetlerini, objektif esaslara göre yürütmesi ve istikrar içinde, güvenilir bir sistem içerisinde faaliyetlerin yürütülmesi asıldır. ... Maalesef, uygulamada, idare, belli ölçülerde sınırlama ve o ölçüler içerisinde istikrarlı birtakım iĢlemlerde bulunmak külfetinden sürekli bir Ģekilde kendini azade kılmaya çalıĢır. Bu, dünyanın her yerinde yönetime atfedilebilecek önemli kusurlardan biridir. Son yıllarda, özellikle Avrupa'da, idarenin genel olarak faaliyetlerini yürütürken bağlı olacaklan esaslan, büyük ölçüde vatandaĢların temel hak ve özgürlüklerini etkilemesi açısından, bir araya getirip, az çok ortak ilkeler üzerinde anlaĢma sağlanması doğrultusunda büyük çabalar olmuĢtur. (Avrupa 140 4. Oturum Konuşmaları Konseyi Bakanlar Komitesinin 28.9.1977 tarihli ve 31 sayılı karannı ve ilkelerini açıkladıktan sonra) ... önergem, aslında, idarenin bugün az çok Ģu söylediğimiz genel esaslara uyduğu varsayılmakla birlikte, bunları derii toplu, formaliteleri basitieĢtirici, ama vatandaĢa güven verici bir Genel Ġdari Usul Yasası çerçevesinde toplanmasının zorunlu olduğunu düĢündüm ve bu nedenle bu önergeyi verdim. Takdirlerinize saygıyla sunarım." Feyyaz Gölcüklü (Anayasa Komisyon BaĢkanvekili): "... Tutum arkadaĢımızın söylediği hususları, zaten idarenin bünyesinde ve çalıĢmasında mevcut sayıyoruz. Kendileri de "idare bir ölçüde bu kurallara uyup, bunlara uygun hareket etmektedir" diyor, ikinci olarat tasarının 6 ncı maddesi, "Kanun önünde eĢitlik" maddesinde, bu telakkinin, fikrin nüvesi mevcut Orada Devlet organları ve idarenin vatandaĢlara hiç bir suretle farklı muamele yapamayacağı, kanunlar önünde eĢit tutacağı da söylenmiĢ. Keza, bu idare bölümünü düzenleyen hükümler arasında, idari kararlara karĢı yargı yolu vesaire gibi müesseselerimiz de var. Onun için böyle müstakil bîr maddenin Anayasaya konmasına katılmıyoruz." Böyle bir gerekliliğin olup olmadığını takdirlerinize bırakıyorum. Benim kanıma göre, kapsayıcı bir kanun değilse de, daha önce de bahsettiğim üzere, mevzuatta düzenlenmemiĢ hususlarda birer yasama iĢlemi yapılması gerekmektedir. Bu sempozyumdaki bildirimin ana konusu Ģeffaf ya da saydam bîr yönetim Ġçin gerekli hususlar. Bu nedenle konuĢmamın geri kalan kısmında bu kavramlar üzerinde odaklaĢmak istiyorum. Saydam ya da Ģeffaf idare (yönetim), yönetime katılım, bilgilenme hakkı, özel yaĢamın korunması birbirleriyle bağıntılı kavramlar. Bir kelime oyunu yaparak, saydam ya da Ģeffaf idare kavramının tam zıttını düĢünelim: karanlık ya da mat idare. Böyle bir idare, yönetim mekanizmasının ayrı bir organizma haline gelmesi demek. Bu organizma dıĢında kalanların "öteki" olarak kabul göreceği, hatta bir "sürü" olarak algılanacağı bir sistem demek. Yani, yöneten - yönetilen ikiliğinin Ģiddetle vurgulandığı bir yapı demek. Sinemada ve edebiyattaki kurgubilim eserlerde genellikle gelecek karanlık bir tablo içinde çiziliyor : bireylerin "devlet" için varolduğu, kaos ve sefaletin hüküm sürdüğü, baĢta can güvenliği olmak üzere insan haklarının hiçe sayıldığı bîr dünya. Umutlanmızdaki böyle bir dünya olmadığına göre kavramların içini doldurabilmek için yeni mekanizmalar kurmak gerek. Toplumsal iliĢkilerin günümüzde, eskiye nazaran, çok daha karmaĢık bir yapıya sahip olduğu bir gerçek. Temsil, yönetime katılım gibi kavramların da bu bağlamda yeniden üretilmesi gerek. 1996 Haziran'ında istanbul'da toplanan HABITAT Konferansı'da en fazla tartıĢılan konulardan biri, bu konulardaki yeni kavramlardı. "Ortaklık" kavramı sıkça dile getirildi; yani, çeĢitli toplumsal projelerin kamu 141 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu alanındakilerle özel kiĢilerin elele sürdüreceği çalıĢmalarla gerçekleĢtirilebilmesi. Yeni bir yapılanmaya duyulan gereksinim içinde gözetilmesi gereken önemli hususlardan biri de bilgilenme hakkının tanınması ve fiilen kullanılabilmesi için gereken hukuki araçların yaratılması. Bilgilenme hakkı denince, devlet sim, gizlilik kavramı ortaya çıkıyor. Bu toplantı sırasında aldığımız bilgilere göre, bilgi edinme hakkı konusunda bir ön taslak hazırlanmıĢ. Bu metinde amaç, "... yönetimde açıklığın sağlanmasına, vatandaĢın idarenin denetimine ve karar oluĢturma sürecine katılımı yoluyla yönetimde verimliliğin arttırılmasına katkıda bulunmayı teminen, kamu kurum ve kuruluĢlarının sahip oldukları bilgi ve dokümanların vatandaĢa açılmasına, ... vatandaĢın bilgi edinme hakkının kullanımına iliĢkin usul ve esasları düzenlemek" Ģeklinde ifade edilmiĢ. Bu arada, aynı maddede "açıklanmaması gereken bilgi ve doküman" kavramı mevcut. Bu göndermeyle, "bilgi edinme hakkının sınırlanması" baĢlıklı bölümde, "devlet sim", "devletin ekonomik menfaatleri", "kiĢinin özel hayatı ile aile hayatının gizliliği", "haberleĢmenin gizliliği", "ticari sır", "fikir ve sanat eserleri", "istihbarata iliĢkin bilgi ve dokümanlar", "idari soruĢturmaya iliĢkin bilgi ve dokümanlar", "yargılama görevinin yerine getirilmesi ve suçların önlenmesi" ve "kurum içi düzenlemeler" tek tek korunması gereken bilgi ve dokümanlar olarak nitelendirilip, düzenlenmiĢ. Halihazır mevzuatda da, açıklanmasında çeĢitli nedenlerle sakınca bulunan bilgi ve belgelere iliĢkin hükümler mevcut Bu bağlamda devlet sim kavramı, devlet gizliliği kavramını içinde barındıran bir Ģemsiye kavram. Yönetim dıĢına ya da gizli bilgi tutma yetkisi bulunanlar dıĢına bilgi aktarılması, Türk Ceza Kanunu'nun 132 nci maddesi ile 138 inci maddesi arasında düzenlenmiĢ. Bu düzenlemede temel kavram devlet gizliliği ve anlaĢılıyor ki, devlet sim bu gizliliğin, devletin ulusal güvenlik ve savunma siyasasını, uluslararası çıkarlarını ve iliĢkilerini korumak için bir araç olarak kullanılmakta, ön tasarının ilgili maddesinde de, devlet sim, "açıklanması halinde devletin emniyetine, dıĢ iliĢkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine açıkça zarar verecek, niteliği itibariyle devlet sim olan ve yetkili makamlar tarafından usulüne uygun Ģekilde gizlilik dereceleri ile korunan bilgi ve dokümanlar" Ģeklinde tanımlanmakta. Bilgi edinme hakkı bakımından asıl sorun, bir bilgi ya da belgenin, kolayca devlet sim olarak nitelendirilebilmesinde. "Devletin emniyeti" ya da "milli güvenlik", idarenin takdir yetkisinin keyfi kullanılabilmesine imkan tanıyacak ölçüde belirsiz kavramlar. Oysa amaç, hakkın fiilen kullanılabilmesini engelleyecek keyfi davranıĢların mümkün olduğu kadar önüne geçebilmek. A.B.D.'de "bilgi edinme özgürlüğü kanunu", saydam idareye doğru büyük bir adım olarak, 1966'da yürürlüğe girmiĢ ve idare'ye, birkaç istisnai durum dıĢında tüm kayıt, arĢiv ve sair belgeleri ilgililerin bilgisine sunma yükümlülüğünü getirmiĢti. Ancak, uygulamadaki aksaklıklar sonucu, ki bunlar arasında idare'nin istisnai durumları 142 4. Oturum Konuşmaları bahane ederek ve çeĢitli güçlükler çıkartarak yükümlülüklerinden kaçması baĢta gelmekteydi, 1974'de madde yeniden düzenlendi ve istisnalar azaltıldı. 1976'da yeniden yapılan bir düzenlemeyle de istisnai durumlar daha da daraltıldı, ancak bu kadarla da kalınmayıp 1981'den bu yana bilgi edinme hakkının fiilen kullanılmasını idare'nin engelieyebilmesinin önüne geçici araçlar oluĢturulmaya çalıĢılmakta. Yürürlükte olan mevzuatta gizlilikle ilgili bir diğer düzenleme de "görev gizliliği" konusunda. Bu da memurların görev sırasında ve görevleri nedeniyle öğrendikleri gizli bilgileri açıklamalarının yasaklanmasına iliĢkin. Memurluk sırrını ifĢa suçu, Türk Ceza Kanunu'nun 229 uncu maddesinde düzenlenmiĢ. Aynı Kanun'un, daha önce zikrettiğim 137 nci maddesiyle 229 uncu maddesi benzerlik taĢıyor; ama 137 nci madde, yayılması ve yayınlanması yasaklanan bilgilerin devlet güvenliğiyle ilgili olmasını öngörüyor, oysa 229 uncu maddedeki suçun oluĢması için gizli bilginin sadece memuriyete ait olması kafi. önemli bir sorunla karĢılaĢılıyor yine; hangi bilgiler açıklandığı taktirde suç oluĢacak. Bunların da yeniden tanımlanması, sınırlarının belirtilmesi gerek. Son olarak belirtmek istediğim bir nokta daha var. KeĢke bu tür taslaklar hazırlanırken ilgili yüksek öğretim kurumlarındaki uzmanların da görüĢlerine baĢvurulsa. Böylelikle yürütme ile üniversite arasındaki boĢluk da kapatılmıĢ olur; kuramla uygulamanın armonisi yakalanabilir sanırım. Bu iki yapının ortak çabasıyla, hem esası çok daha kuvvetli hem de uygulamaya yönelik düzenleyici iĢlemler yapılabilir kanımca. TeĢekkür ederim. BaĢkan: Efendim Sayın Doç. Dr. ĠĢtar'a teĢekkür ediyorum. Sorulan konuĢmalar bittikten sonra alacağa. Evet efendim. Yrd. Doç. Dr.llyas Doğan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi. YÖNETĠLENLERE KATILIM YOLLARININ KISITLANMASI GÜÇLÜ DEVLET ANLAMINA GELĠR MĠ? Yrd.Doç.Dr.Ġlyas DOĞAN 143 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi Devlet düzeninin görüldüğü tarihten beri yönetenler ve yönetilenler var ola gelmiĢlerdir. Aynı Ģekilde devlet olmaktan kaynaklanan yetkileri kullananlar ile yönetilenler yani yararlanan konumundaki yurttaĢlar arasında bir gerilim de var olagelmiĢtir. Bu gerilimin temel nedenlerinden biri yöneticilerin tesis ettikleri kararların yönetilenlerin yaĢamlarını ve hukuksal konumlarını etkilemesidir. Modern devletin kurumsallaĢması süreci bir anlamda yöneten-yönetilen gerilimi hakkında da fikir vermektedir. Ġktidarı kullananların yönetilenler karĢısındaki konumu feodalitenin tasfiye olması, merkezi devlet mekanizmasının felsefi ve kurumsal oluĢumu, sanayi devriminin sağladığı kolaylıkların da desteğiyle güçlenmiĢtir. Yöneticiler ellerinden geldiğince toplum üzerinde güçlü bir otorite tesis etmeğe çalıĢmıĢlardır, iktidar sahipleri her zaman için daha etkin ve kapsamlı bir buyurma güçleri olsun istemiĢlerdir. Buna karĢılık yönetilen konumundakiler devletin, kendilerini korumasını eğer daha güçlü hissediyorlarsa saygılı davranmasını talep etmiĢlerdir. Bu talep her toplumda örgütlü sivil bir yapılanma gerçekleĢtiği oranda baĢarıya ulaĢabilmiĢtir. ÇağdaĢ devlet ve toplum anlayıĢında sadece devletin yurttaĢa iyi davranması ya da saygılı davranması yeterli değildir. YurttaĢların devlet ve toplumla ilgili kararlara siyasal katılım yollarım kullanarak yönetimi etkilemelerine de açık olmalıdır. Siyasal katılım yollan çeĢitli Ģekillerde olmaktadır. Liberal hükümet sistemlerinin uygulandığı siyasal yönetimlerde bu katılım yöntemleri halen uygulanmaktadır. Ancak burada ele alınmak istenen siyasal katılımdan bir adım daha ileri aĢama olarak nitelenmesi gereken bir katılım biçimidir. Bu da yararlananların isterlerse siyasal nitelik taĢımayan ama kendisini doğrudan etkileyebilecek konularda idari kararların oluĢumuna daha baĢlangıçta katılmalan olarak ifade edilebilir. Böyle bir durum en azındann önceden dinlenme hakkı verilmesi ve gerçek anlamda bilgilendirilmeleri ve idarenin kararlannda gerekçe açıklaması bulunması zorunluluğu getirilmesi ile gerçekleĢtirilebilir. Ancak bu tür bir katılımın ülkemizde ne kadar mümkün olabileceğini tartıĢmak gerekir. Hukuk sistemimizde idare kendini, yönetilenlerle ilgili aldığı birel nitelikli iĢlemler hakkında bile -öğreti ve yargı kararlannda belirtilenin aksine- genellikle bu karan almasında etkili olan gerekçeyi açıklama zorunluluğu ile karĢı karĢıya hissetmemektedir. Ġdare ile yönetilenler eĢit konumda kabul edilmediği için idarenin aldığı kararlar karine olarak hukuka uygun kabul edilmekte ve derhal sonuç doğurmaktadır. Bir idari iĢlemin hukuka aylan olduğunun ortaya konması, 144 4. Oturum Konuşmaları uzun bir yargılama sürecini gerekli kılmaktadır. Böyle bir durumu bilen idareciler çoğu zaman bilerek hukuka aylan kararlar tesis etmekte ve bu vesileyle kendilerinin ne kadar güçlü olduklannı yönetilene hissetttirme yolunu tercih etmektedirler. Esasen idarenin yönetilen hakkında almayı düĢündüğü ya da aldığı karar hakkında ilgiliyi bilgilendirmesi yasal düzeyde açıklığa kavuĢturulmamıĢlar. Bu nedenle yönetilen konumundaki yurttaĢın idarenin kendisi hakkında ne düĢündükleri konusunda bilgi edinmek için arkadaĢlık, dostluk gibi sosyal ĠliĢkilerden yararlanmak ya da hukuk dıĢı araçlar kullanmak dıĢında yapabileceği çok Ģey yoktur. Yargının hukuka aylan olduğu son derece açık bir idari iĢlem hakkında bile müdahalede bulunması bazen yeterli olmamakta ve idareciler bunu savsama yoluna gidebilmektedirler. Yargı kararlannın etkisizleĢtirilmesi bu savsama biçimlerinden biridir. Ülkemizde daha da dikkat çekici olanı idareci, tesis ettiği iĢlem hakkında dava açan ilgiliye bir Ģekilde haddini bildirme fırsatına genellikle sahiptir. Bu cümle idarenin sadece ülkemizde bu Ģekilde davrandığı manasına alınmamalıdır, fdare cihazının iĢleyiĢinde her ülkede bu tür sorunlar görülmektedir. Belki de insanın ve yönetimin bir arada olduğu her ortamda bu tür yakınmalara rastlamak evrensel bir olgudur. Demokratik devlet bile birey açısından bir buyurma otoritesi anlamına gelir. Bu nedenle her ne kadar demokrasi teorisine göre devleti yönetenler buyurma gücünü halktan alsalar da yöneticiler halka ait olduğu söylenen bu emretme yetkisini kendi tekellerinde tutma ve yurttaĢa olabildiğince az oranda insiyatif tanıma eğilimini çoğu zaman açığa vurmuĢlardır. Üstelik bu tür durumlarda bürokratik kesimin kendi içerisinde dayanıĢma gösterdiği de bilinmeyen bir davranıĢ biçimi değildir. Ġdarenin tek taraflı ayncalıklı yetkilere sahip olmasının çoğu zaman devlet otoritesinin ĠĢlemesi için zorunlu olduğu gerekçesiyle ussallaĢtınlmaya çalıĢılır. Bunun hem tarihsel geçmiĢimizle hem de bir parçası olduğumuz Kara Avrupası kamu hukuku anlayıĢının 19. ve 20. yüzyılın ilk yansının hukukumuza yansımalanyla doğrudan ilgisi bulunmaktadır. Yönetilenlere idare cihazını bu derece ulaĢılmaz bir zirve olarak sunmanın ülkemiz açısından iki sonucu olduğu düĢünülebilir: Bunlardan biri hemen her gün manĢetlerden inmeyen kamu gücünü kullananlann çeĢitli yolsuzluklardan bir türlü kendilerini anndıramamalan. Ġkinci sonucu da aslında birinci sonucu doğuran nedendir. O da hukuk anlamında devleti kapalı, katılımcı olmayan bir idari anlayıĢla yönetmektir. Bu durum gerçekte ortaya güçlü bir bürokrasi çıkarmaktadır. Bir baĢka deyiĢle kapalı yönetim anlayıĢı sonuçta bir bürokrat egemenliğini beraberinde getirmektedir. Tabii ki bu güçlü bürokrasi, zaman zaman hukukun kendisi lehine ördüğü kapalılık zırhından yararlanarak kiĢisel çıkar ve egosunu tatmin etme yoluna gidebilmektedir. Hatta katılıma kapalı tutularak güçlendirilmeye çalıĢıldığı düĢünülen idare ve devlet cihazı demokratik açıdan gerçek gücü elinde bulundurduğu söylenen yönetilenler yani yararlananlar nezdinde desteğini yitirmektedir. 145 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Yeniden vurgulanmalıdır ki, kapalı idare anlayıĢı olsa olsa bürokrasiyi gereksiz yere güçlendirmektir. Bürokrasinin bu gücünün nereden kaynaklandığı noktasının aydınlatılması gerekmektedir. Bunu yaparken amaç, çıkarılması düĢünülen Ġdari Usul yasası ile ilgili olarak toplumsal arka planın da göz önünde tutulması gereğine iĢaret etmektir. Böyle bir yaklaĢım hukukçu yaklaĢımının yanında bir yönetim sosyolojisi yaklaĢımı olarak da nitelenebilir. Bu açıdan çıkarılacak yasanın uygulanmasında ortaya çıkabilecek zorluklara dikkat çekmek gerekmektedir. Bu baĢlık altında sunulan bildiride ana fikir olarak idarede açıklığın demokrasinin bir gereği olduğu ve eğer gerçekten demokrasi halkın kendini yönetmesi ise halka bu yolların açık tutulmasının zorunlu olduğu görüĢü savunulmaktadır. Burada bir aynm yapmak gerekiyor, insanlık tarihi kiĢinin sahip olduğu siyasal hakların yöneticilere karĢı öne sürülmesinin odak noktasını oluĢturduğu önemli olaylar ve toplumsal dalgalanmalarla doludur. Bu toplumsal dalgalanmalar Avrupa tarihinde Orta Çağda Rönesans ve Reform hareketiyle birlikte doğmuĢ daha sonra burjuva sınıfının sahneye çıkmasıyla bu siyasal hak talebine dönüĢmüĢtür. Siyasal hakların hayata geçmesi, örgütlü ve sosyolojik açıdan güçlü sosyal grup ya da sınıflarca ortaya konduğu için uzun bir mücadele sonucu mümkün olmuĢtur. ĠĢçi sınıfının yeni haklar kazanması, kadınların yasal ve siyasal açıdan eĢit statüye gelmeleri, zencilerin eĢit statü elde etmeleri hep bu sayede mümkün olabilmiĢtir. Ancak bu bildiride amaç, siyasal nitelikli olmayan, örgütlü Ģekilde davranmayan sıradan insanların, yönetilenlerin haklarının idare karĢısında korunmasının önemini vurgulamaktır. Demokratik düĢünce biçimi toplumda egemenliğin her bireyce paylaĢıldığını söylüyor. O halde her yurttaĢın kendisi açısından önemli gördüğü konularda haklarını savunabilmek ve önceden dinlenilme hakkından yararlanabilmesi de demokratik bir düĢünüĢ biçimidir. Bu da katılımcı öğeler içeren bir yönetim anlayıĢı ile mümkün olabilir. KAMUSAL KARARLARA KATILIMA YAPISAL ENGELrBÜROKRASĠ ANLAYIġIMIZ Ġdari bir usul yasası çıkarma ihtiyacı idaredeki kapalılığı azaltmak, yurttaĢların haklarındaki kamusal iĢlemler hakkında gerektiğinde veya talep halinde önceden bilgilendirilmeleri amacını gütmelidir. Bu noktada Türk bürokrasisinin tarihsel arka planını ve gerçekleĢen yapısal değiĢimleri mercek altına almak hayati öneme sahip bulunmaktadır. Çünkü son derece iyimser beklentilerle giriĢilen yasal düzenlemeler 146 4. Oturum Konuşmaları ya da reform çabalan, alt yapının sosyolojik ve psikolojik durumunun yeterince değerlendirilmemesi nedeniyle sonuçsuz kalmakta, kamu otoritelerinin göstermiĢ olduğu çabalar birer iyi niyet giriĢimiyle sınırlı kalabilmektedir. Bu nedenle bürokrasimizin iç yapısının sosyolojik açıdan irdelenmesi çıkarılacak olan usul yasasının hazırlanmasına bir ölçüde katkıda bulunabilir. Bunu yaparken bürokrasi anlayıĢımızın temellerini oluĢturan Osmanlı toplumsal sistemine değinmek kaçınılmazlaĢmaktadır. OSMANLI BÜROKRASĠ ANLAYIġI :KURULUġ VE YÜKSELĠġ DÖNEMĠ Osmanlı devletinin idari yapısının en belirgin özelliği "merkez ile çevre"(taĢra) arasındaki uzaklıkta yatmaktadır. Tabii ki bu uzaklık mekan uzaklığı değildir. Burada kastedilen merkezi yönetim örgütünün taĢra karĢısında üstünlüğü ve halktan kopukluğudur. Merkezi otoritenin çevreden bağımsızlığı ve bu anlamda sahip olduğu otonomi, devletin kendine özgü örgütlenme ve yapılanma biçimini ortaya çıkarmıĢtır. Osmanlı devlet yapısının temelinde merkezi otoritenin koyduğu kurallara göre yetiĢtirilen sadık kapu kullarının oluĢturduğu merkezi bir bürokrasi vardı. Merkezi otorite bu bürokratlar aracılığıyla hayata geçirilmekteydi. Söz konusu bürokrasinin uyması gerekli normları vardı. Devletin tespit ettiği bu normlar genellikle kendine has normlardı. Konulan normlar her ne kadar halkın paylaĢtığı ortak kültürel değerleri dikkate almıĢ olsa da bu normların bu Ģekilde uygulanır olmasının temelinde devletin toplumsal ve siyasal sorunlarda belirleyici güç olma amacı yatmaktaydı1. Kilit konularda merkezi bürokrasi yetkiliydi. Osmanlılar böyle bir yol izlemekle Avrupa'da olduğundan daha erken bir dönemde merkezi mutlak otorite kurmayı baĢarmıĢlardır. Osmanlı Devletinin bürokratik yapısına (asaca göz atıldığında sistemin temelini oluĢturan kapı kulu sisteminin devletin üst bürokrasi kadrolarını sağlamada baĢvurulan bir yöntem olduğu görülmektedir. Türk ve müslüman olmayan ailelerden devĢirilen kimselerden profesyonel ordu ve üst bürokrasi oluĢturulmaktaydı. Böyle bir yolun tercih edilmesi Osmanlı devlet yönetimi anlayıĢına iki balamdan uygundu. Bu durum öncelikle Anadolu'daki Türk aristokrasisine karĢı bir fren niteliğindeydi. Diğer yandan bürokrasinin müslüman halktan kopukluğu muhakkaktı. DevĢirmeler küçük yaĢlarda ailelerinden kopmanın da etkisiyle içinden geldikleri sosyal kesimler karĢısında statü farklılığı yaĢamak durumundaydılar. Burada hem kendi mensup olduğu sosyal kesitten elde ettiği konum itibariyle farklılaĢma hem de gayrimüslim kökenli ailelerden gelmenin müslüman halk ile araya koyduğu bir üstü kapalı mesafe sözkonusuydu. Böyle bir 147 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu durum Osmanlı üst-bürokratlannın kendine en yakın olarak devleti görmesi, kendini devlete sadık ve devletten vazgeçemez bir konumda hissetmesi, ona hizmeti halka hizmete yeğlemesi sonucunu doğuracaktı2. Her ne kadar teoride devĢirmelerin devlete daha sadık olacağı düĢüncesi uzun süre doğruluğunu korumuĢ gözükse de bu durum hep böyle gitmemiĢtir. Sultanın mutiakiyete kayan eğilimleri aynı zamanda ulemanın da içerisinde bulunduğu bir ' Ömer Çana, "Osmanlı'da SMI Toplum", AÜ. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 49 (1994), Sayı 3-4, s.83 2 Emre Kongar, Türkiye'nin Toplumsal Yapısı Cilt l, 5. Basım, Khabevi, istanbul 1985, s.56-57 Remzi sistem Ġçerisinde yeniçeri ve bürokrasi unsurlannca frenlenmekteydi105. Ancak bu frenleme sözü edilen siyasal ve sosyal güçler arasındaki iktidar çekiĢmesinden kaynaklanmaktaydı. Kapı kulu bürokrasi anlayıĢı halka kapalı bir sosyal sınıfın oluĢmasına neden oldu. Bu aynı zamanda kendini halkın üstünde ve uzağında gören bir ortak görüĢün de paylaĢılması, bürokrasinin bu yönde bir davranıĢ içerisine girmesi anlamına da gelmekteydi. Bu nedenle devlet iĢlerinin yürütülmesinde halkın rolü ancak itaat etmeyle sınırlı ve edilgendi. Böyle bir anlayıĢ halkın devlet yönetiminden uzak tutulmasında somutlaĢmaktaydı. Osmanlı tarihsel birikimi106 bürokrasinin bir sınıf dayanıĢmasına benzer Ģekilde davrandığını ve halktan uzak durmaya özen gösterdiğini yeterince ifade etmektedir. Bürokrasinin bu tutumu Tanzimattan itibaren daha da belirginleĢecektir. Hatta Tanzimattan itibaren bürokratlar toplumun diğer kesimleri karĢısında elde ettikleri bağımsızlığı PadiĢah'a da kabul ettirme çabası içerisine girecek kadar güçlenmiĢlerdir. Tanzimata kadar egemen olan halktan kopuk yönetim anlayıĢı farklı nedenlerin bir sonucu olarak bundan sonra da sürecektir. 105 106 ġerif Mardin, Türk Modernleşmesi, 4. Baskı, ĠletiĢim yay. Ġstanbul 1995, s. 179 Sait Güran, "Yönetimde Açıklık," ĠH/D, Yıl 3, Sayy 1-3, (1982) s. 106 148 4. Oturum Konuşmaları TANZĠMATTAN ĠTĠBAREN BÜROKRATLARIN YÜKSELĠġĠ Osmanlı devlet idaresinde profesyonel yöneticilerden yararlanmak baĢtan beri Sarayın bilinçli tercihiydi. Bu sayede Türk tarihinde o güne kadar görülmemiĢ derecede iĢler halde bir devlet mekanizması oluĢturulmuĢtur. Ancak bu iĢleyiĢte zaman zaman Sultan, ordu, ulema ve bürokrasi arasında etkinlik çekiĢmesi, Sultan açısından güç kaybı yaĢanmıĢtır. Daha 16. yüzyılda bile bürokrasi Sultan karĢısında konumunu güçlendirmeye baĢlamıĢtır. Tanzimat île beraber ilk hamlede bürokrasiye bazı güvenceler sağlanmıĢtır. 1839 Fermanı ile "yüksek rütbeli hükümet memurlarının servetlerinin müsaderesi ve ölümleri halinde paralarının hazineye intikali uygulamasına son verilmiĢtir107. Bürokrasinin Osmanlı yönetiminde güçlenmesi gerçekten de Tanzimatla beraber yeni bir ivme kazanmıĢtır. 19. yüzyıla gelindiğinde nazırların ve yardımcılarının etkinliklerive kalemlerin sayısı epeyce artmıĢtı. Nazırlar, yardımcıları, özellikle dahiliye ve hariciye nazırlıktan ve devlet MüsteĢarlıklan ve tabii ki oluĢturulan kalemler Sadrazam gözetiminde idari bîr bütün oluĢturmaktaydı. Böylece "Bab-ı Ali" olarak adlandınlan idari yapı oluĢmuĢtu. Buna paralel olarak toplumsal yaĢamda bürokratla™ etkinlik ve prestijleri de artmıĢtı108. Kalemiyye 18. ve 19. yüzyıllarda artan bir Ģekilde önem kazandı. Devlet katındaki ağırlığı arttı. 19. yüzyıl baĢında Sultanı yeniçeri ocağını kaldırmaya zorlayan ve daha sonra Sultanın kendisiyle giriĢtiği mücadeleden baĢarıyla çıkan gene bürokrasidir, yani kalemiyyedir. Osmanlı bürokrasisi 19. yüzyılda o denli güçlendi ki Sultana karĢı denge oluĢturmak için ulemanın desteğine bile Ġhtiyaç duymadı. Fakat bürokrasinin güç kazanması toplumsal kesimde yeniçerilere karĢı olduğu gibi bir meĢruluk tartıĢması ya da toplumsal bir tepkiye neden olmamıĢtır109. Bunun nedeninin toplumsal kültürümüzde bürokrasinin devletle özdeĢleĢtirilmesi ve devlet için beslenen "baba" imajı olduğu söylenebilir. 1876'da Kanun-i Esasi'nin ilan edilmesi yüksek bürokratiann özgürleĢmesinin ve iktidara yükselmesinin bir göstergesiydi. Bir baĢka ifadeyle bu dönemde imparatorlukta meydana gelen en güçlü değiĢim süreci bürokratiann 107 ġerif Mardin, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu, 1.Baskı Ġstanbul 1996, iletiĢim yay. s. 139 108 Mardin, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu, s. 158-159 109 Mardin, Türk Modernleşmesi, s.180 ve 149 149 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu yükselmesiydi110. Osmanlı devlet yönetiminde bürokratlar devlet ekonomisine hakim olduklan gibi toplumun bütün önemli "titreĢim noktalama mutlak bir egemenlik"e sahiptiler. Ġmparatorluğun son yüzyıllanna gelindiğinde bürokratik kesimin tümüyle toplumsal tabandan uzaklaĢtığını ve kendine özgü değerler benimsediğini görmekteyiz. Avrupa'da görülen sanayi devrimiyle ortaya çıkan sanayi burjuvazisi gibi sosyal sınıflann yokluğu Osmanlı'da bürokratik geleneğin mutlak egemen siyasal iktidar haline getirdi. Bürokratlar batılılaĢmanın kaçınılmazlığı ile karĢı karĢıya kaldıklarının bilinciyle kendilerini topluma önderlik etmek zorunda hissetmiĢlerdir. Bu nedenle gerileme döneminde bürokrasi batı kurumlan yönünde bir toplumsal değiĢim projesi baĢlatmıĢ ve bunun öncülüğünü yapmıĢtır. Osmanlı siyasal sisteminde daha önce egemen olan padiĢah otoritesi yerini bürokrasi-egemen bîr sisteme bırakmıĢtır111. Bu aynı zamanda çökmekte olan devletin kurtanlmasına soyunmaktı112. Üst bürokrasinin Tanzimatttan itibaren yakaladığı yükselme eğilimi yönetici bürokratlarının seçkinci ve kendileriyle aynı paralelde düĢünmeyenlere karĢı bir saldırganlık anlayıĢını benimsemelerine neden olmuĢtur. Bu saldırganlık ve kendini beğenmiĢlik bürokrasinin kaybolmuĢ bulunan Osmanlı ihtiĢamını yeniden tesis edecek yegane güç olarak görmelerinin bir sonucuydu. Bu dönemde Osmanlı üst bürokratı kendisinin vazgeçilmez olduğu fikrini paylaĢmaktaydı1'. Osmanlı merkezi bürokrasisi toplumda kendiliğinden oluĢan baĢka sınıfların desteğinden yoksundu. Bu nedenle bütün yenilikleri devletin gücüne dayanarak gerçekleĢtirme yolunu seçti. Böyle olunca devletin toplumsal, ekonomik ve sosyal yaĢama müdahalesi kaçınıImazlaĢtı.Toplumu yönlendirmeyi kendine vazife gören seçkinci bürokratlar "kendi içinde ve kendisi için bir sınıf olma niteliği" elde etmiĢtir. Halk bu güçlü sınıf karĢısında boyun eğmek dıĢında bir Ģey yapmadı. Bu seçkinci sınıf halkı güdülecek bir sürü gibi görmekteydi113. öğretide Türk aydınlarının Tanzimattan beri devlet gücünü de yanlarına alarak toplumu "top-yekün" dönüĢtürme çabasına iĢaret edilmektedir. Bu dönüĢümle varılmak istenen nokta ideal olarak tasarlanan batı sistemine uygun bir toplumdur. Gerçekten de Tanzimattan beri bürokrasi ve devlet de aydınların toplumu 110 Mardin, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu, s. 125 Çana, "Osmanlı'da SMI Toplum", s.85 112 Kongar, I, s.66, 143; Halil Ülker, "Siyasi iktldar-Bürokrasl iliĢkisi" Kamu Yönetimi Disiplini Sempozyumu Bildirileri, TODAİE yay. Cilt//, Ankara, Aralık 1995, $.190 ,2Kongar, I,s.143 111 150 4. Oturum Konuşmaları dönüĢtürmelerine tam destek vermiĢlerdir114. Bu noktada da bürokrasinin Türk toplumsal yapısı içerisinde yönlendirici rolünü görmekteyiz. Aslında çoğu zaman hatta genellikle aydınlar devlet katında bir ücret karĢılığı çalıĢmak ihtiyacı hissetttiklerinden toplumumuzda bir aydın-bürokrat iç içeiiği söz konusudur. CUMHURĠYET DÖNEMĠNDE BÜROKRASĠ ANLAYIġINDA YAġANAN DÖNÜġÜM 11 Mardin, Yeni Osmanlı DüĢüncesinin DoğuĢu, s. 127 Türk devlet yapısında bürokrasinin gücünü sürdürmesinin tarihsel nedenleri vardır. En azından son 1000 yıldan beri kesintiye uğramayan bir devlet geleneğine iĢaret etmek büyük öneme sahiptir. DevletleĢme aynı zamanda devleti kurumsallaĢtırmayla ve tabii ki bir idari sistem ve anlayıĢ geliĢtirmekle mümkün olabilir. Daha önce sık sık el değiĢtiren ya da uzun süreli bir devlet egemenliğinedönüĢmede baĢarısız olan Türk devlet hayatı Osmanlı yönetimi ile beraber süreklilik kazanmıĢtır. Ancak konumuz açısından en önemli olanı Tanzimat dönemecinden beri içerisinde bulunulan durumdur.Tanzimatla beraber bürokrasinin güçlenmesinde batılılaĢma hareketinin bürokratlarca yürütülmesi en önemli nedenlerdendi. Aynı zamanda tarihsel olarak baktığımızda bu dönemde Osmanlı Devletinin bir dağılma korkusu göze çarpar. Bütün devlet adamları bu tehlikeyi önlemeye çalıĢmıĢlardır. Dağılma korkusu devleti güçlendirmeyi zorunlu kılmıĢtır. Devletin güçlenmesi kurumsallaĢma yoluyla gerçekleĢtirildiğinden bürokrasinin güçlenmesi doğal bir sonuç olarak ortaya çıkar. Cumhuriyetin kurulması Osmanlı döneminde büyüyüp geliĢen kadrolarca gerçekleĢtirilmiĢtir. Bu nedenle ordu ve bürokrasinin üstün bir konum elde etmesi kaçınılmazdı. Bir devrim sonucu, tamamen yeni bir siyasal ideolojiye dayanarak kurulan Cumhuriyetin kök salması da bu kadrolar sayesinde mümkün olmuĢtur, giriĢilen devrimlerin hayata geçirilmesi bürokratlar sayesinde baĢarıya ulaĢmıĢtır. Tanzimat döneminde olduğu gibi toplumdan bu yönde ciddi bir talebin yükselmemesi bürokrasiyi insiyatif almaya zorlamıĢtır. Ancak Cumhuriyet döneminde Osmanlı Devleti Döneminin aksine kamu yönetimi toplumdan soyutlanmıĢ bir kesimin eline verilmemiĢtir. Bu nedenle daha baĢlangıçtan beri Ömer Çaha, "Türk Aydınlarında DemokraskFarklı Kesimlerden Aydınların Demokrasi AnlayıĢları," AÜ. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Prof.Dr. Turan GüneĢ'e Armağan, CHt 50, Sayı3-4 (1995), s. 109 114 151 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu halka daha yakın bir yönetim anlayıĢı söz konusudur. Bununla beraber öğretide bu düĢüncenin bazı noktalarda aksini savunan yazarlara rastlamak mümkündür. Her yönüyle imara muhtaç bir koĢullar demeti ile karĢı karĢıya olmak Cumhuriyetin baĢlangıcında Türk bürokratlarını devralınan merkezi yönetim ve bürokrasi anlayıĢını sürdürmek zorunda bırakmıĢtır. Bu durum öğretide sanki Türk üst bürokratlarının kendilerini ayn bir sınıf gibi algılaması olarak değerlendirilebilmiĢtir. "Tarihsel bürokratik yönetim geleneği" Osmanlı döneminde güçlenmiĢ, tek parti döneminde de yukarıda açıklanan nedenlerle sürmüĢtür. Kendi tarihsel birikimimiz yanında Fransız115 ve Alman bürokratik geleneklerinin de katkısı ile Cumhuriyet döneminde de bürokrasinin gücünü koruduğunu görmekteyiz, özellikle tek parti dönemi Türk bürokrasisinin gücü açısından anılmaya değerdir. Çünkü bu dönemde kamu bürokrasisi önemli ölçüde devlet yapısı içerisinde özerkieĢmiĢtir. Bu özerkleĢme daha sonraki yıllarda meydana gelen devlet yapısıyla ilgili değiĢimler karĢısında büyük bir direnç gösterecektir116. Bazı yazarlar Cumhuriyetin baĢlangıcında Osmanlı döneminde olduğuna benzer Ģekilde bürokratiann etkinliklerini sürdürmelerine olumsuz bir anlam yüklemiĢlerdir. Bundan hareketle bir bürokrat-halk aynlığının varlığı savunulmuĢtur. Bürokrasi-halk ikiliğine en bariz örnek olarak çoğu yazar tek parti dönemini gösterir. Buna göre tek parti yönetiminin ülkemizde egemen olduğu 27 yıllık dönem boyunca köylüler devleti vergi toplayan ve kendisine askerlik ödevi gibi bazı yükümlülükler sunan bir kurum olarak görmekteydiler. Buna göre tek parti döneminde köylü kesime salt vergi gibi kamu yükümlülüklerini yerine getirmeleri için çeĢitli baskılar uygulandı. Bu baskılann vatandaĢlara akılcı bir açıklamasını yapma gereği bile hissedilmedi. Bunun baĢlıca nedeni ülkeyi yöneten bürokrat elitlerin "halka rağmen halk için" yönetim anlayıĢıydı. Cumhuriyet bürokrasisi de tarihsel geleneğimizdeki halk için neyin iyi neyin kötü olacağını halkın bilemeyeceği düĢüncesini paylaĢmaktaydılar. Bürokratlar ülkeyi sevdiklerini bu nedenle köylü ya da halk Ġçin neyin iyi olduğunu saptama yetkisinin kendilerinde olduğunu düĢünmekteydiler117. Bu tür yaklaĢımlann beraberinde kamu Ayrıntı için bkz. Yıldızhan Yayla, Anayasalarımızda Yönetim İlkeleriTevsl-t Mezuniyet ve Tefrik-i Vezayif, Siyasal Bilimler Fakültesi yay. istanbul 1982, s. 53 115 116 Metin Heper, Chong Um ve Seong-Tong Pal, "Siyasal Rejimler ve Kamu Bürokrasisi Türk ve Güney Kore Yüksek Kademe Yöneticileri Ġle Ġlgili KarĢılaĢtırmalı Bir Ġnceleme," Prof.Dr. A Şükrü Esmer'e Armğan, (1981) Ankara Univ. Siyasal Bilgiler Fak. yay., s. 137-138 117 AyĢe GüneĢ Ayata, "Türkiye'de DemokratikleĢme Sürecinde Ortanın Solu Hareketi," AÜ. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Prof.Dr. Turan GüneĢ'e Armağan, Cilt 50, Sayı 3-4(1995), s.81 152 4. Oturum Konuşmaları hizmetinden yararlananlara kapalı bir yönetim anlayıĢına neden olacağı söylenebilir. Bürokrasi gücünü pekiĢtirmek için her zaman için siyasal iktidarla baĢanlı ittifaklar kurmasını bilmiĢtir. Türk bürokratı Osmanlı geleneğinin de bir devamı olarak devleti ancak kendisinin denetleyebileceğini118 ve devleti ancak kendisinin koruyup geliĢtirebileceği görüĢüne hep sadık kalmıĢtır. Burada örtük olarak kendini özerk görme eğiliminin ipuçlannın bulunduğu öne sürülebilir. Türk bürokrasisi hakkında daha somut görüĢler ortaya koymakta zaman zaman yapılan anketlerden yararlanılabilir. Bu anketlerin yöneticilerin yönetilenlere bakıĢ açısını ortaya koymaya yönelik olması yararlı olacaktır. Bazı anketlerden hareketle Türk bürokrasisinin kamu hizmetinden yararlananlara bakıĢ açısı hakkında bir takım sonuçlara varmak mümkündür. Bazı anketlerin ortaya koyduğu görünüm memnun edici değildir, örneğin 1978'de yapılan bir araĢtırma Türk bürokrasisinin yararlananlara bakıĢ açısını çarpıcı bir Ģekilde ortaya koymaktadır. "VatandaĢlara en Ġyi hizmet nasıl sunulur?" sorusuna Türk bürokratiannın %38'i her zamanki davranıĢtan çerçevesinde halka en iyi hizmetin verileceğini ifade etmiĢlerdir. Yani geleneksel davranıĢlannın halka hizmet vermek için yeterli olduğunu düĢünmektedirler. Bürokratianmızın sadece %40'ı halkın dileklerinin saptanarak idari kararlara yansıtılmasının halka en iyi hizmeti sağlamada bir yöntemolacağına inanmaktadır. Buradan hareketle bürokratlarımız açısından yurttaĢlara hizmetin birinci önceliği taĢımadığı anlaĢılmaktadır. Bu araĢtırmada Türk bürokrasisinin halkın yönetsel kararlara katılımına bir ölçüde soğuk baktıklarını ortaya koymaktadır. Türk bürokrasisinde karar verirken halkın dileklerini göz önünde tutmak yerine özerk davranma eğilimi daha ağır basmaktadır. Osmanlı'dan beri süregelen "halkın gereksinmelerinin ne olduğunu biz biliriz"119 yaklaĢımı bu araĢtırmadan da kolayca anlaĢılabilmektedir. Ankette elde edilen bulgular bürokrasinin kamu hizmetini yürütürken yararlananların gereksinmelerinden çok hiyerarĢiyi önemseyen, hiyerarĢi iliĢkilerini tercih eden bir tutum içerisinde olduğu söylenebilir. Yine yukarıda anılan araĢtırmada "bir kamu görevlisinin birincil görevi nedir?" sorusuna verilen cevaplar daha da çarpıcıdır. %11 Türk milletine hizmet, %5 kamu Emre Kongar, Türkiye'nin Toplumsal Yapısı Olt II, Remzi Kltabevl, s.482 Heper,s.l34 118 ,8 153 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu yararını gözeterek hizmet denilirken, %77 gibi çarpıcı bir oran "Bürokrasi, kabine ve hükümete hizmet sunmakla kamu görevlisinin görevini en iyi bir biçimde yerine getireceği ifade edilmiĢtir120. Bu da bize yüksek derece bürokratiann ulusa hizmeti hiç de beklendiği ya da söylendiği kadar önemsemedikleri ve onlar için asıl olanın amirleriyle iyi iliĢkiler içerisinde bulunmak olduğunu göstermesi dikkate alındığında bürokratik yapımızın hiyerarĢiyi önceleyen yaklaĢımının ip uçlannı görmek olasıdır. Yukanda çizilen bürokratiann kamu hizmetinden yararlananlara yaklaĢımında zamanla önemli değiĢimler yaĢandığı vurgulanmalıdır. Buna örnek olarak "BaĢbakanlık Ġdareyi GeliĢtirme BaĢkanlığı" tarafından 1997 yılında üst bürokratlar arasında gerçekleĢtirilen anketten hareketle bazı sonuçlara vanlabilîr121. Burada yönetimde açıklığa iliĢkin bazı sorulara verilen cevaplar önem taĢımaktadır. Sorulardan biri üst bürokratiann "..bütün idari iĢlem ve eylemlerin ne Ģekilde yapılması gerektiğinin bir kanunla düzenlenmesi.."ni nasıl karĢılayacaklanna iliĢkindir. Böyle bir düzenlemeyi ankete katılanlardan %24'ü takdir yetkisinin tamamen ortadan kalkması olarak görmektedir. Aynı doğrultuda olmak üzere %10 böyle bir düzenlemenin yönetsel iĢlemlerin ve dolayısıyla açılabilecek dava sayısını arttıracağına inanmaktadır. Bu soruya verilen cevaplardan %2'si de böyle bir düzenlemenin gerektirdiği Ģekilde davranmanın sorunu çözeceği anlamına gelen ama çok açık bir olumlu tutum anlamına gelmeyecek cevaplar vermiĢtir. Buradan hareketle ankete katılanlann %36'sının idari iĢlem ve eylemlerin oluĢumunda usulün ifade edildiği Ģekilde yasayla belirlenmesine olumlu bakmadığı ortaya çıkmaktadır. özellikle %10 olarak gözüken Ġdari Usulün yasayla düzenlenmesinin idari iĢlem sayısını ve dava sayısını arttıracağı görüĢü önemli bir gerçeğin atam çizmektedir. Bu da çıkarılacak olan Ġdari Usul yasasının ağır bîr iĢ yükü ve kırtasiyeyi beraberinde getireceğidir. Ġdarenin düzenli iĢleyiĢini sağlama açısından üzerinde düĢünülmesi ve dikkat edilmesi gerekli bir bulgu olarak ortaya çıkmaktadır. Samimî olduğu kabul edildiği takdirde aynı soruya verilen cevaplardan Ġdari Usulün yasayla düzenlenmesinin "hukuka aykırı eylem ve iĢlemlerin tamamen önüne geçilebileceğine inananların oranının %64 olarak gözükmektedir. Söz konusu bulgu bürokratiann Cumhuriyet döneminde dünyadaki diğer önemli ülkelerde yaĢanan kamu hizmetlerinden yararlananlara dönük olumlu yönetim Heper,s.l34-135 Söz konusu anketle Ġlgili (asa bir değerlendirme için bkz. Gürol Banger, "Türk Kamu Üst Yönetiminin Ġdari Usul Hakkındaki DüĢünceleri AraĢtırma Anketi Sonuçlan", 17-18 Ocak 1998 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı Uluslararası Sempozyumu'nda sunulan Bildiri. 120 121 154 4. Oturum Konuşmaları anlayıĢı ve bakıĢ açısından etkilendiklerini göstermesi bakımından önemli bir sonuçtur. Bu bir anlamda halktan kopuk yönetim anlayıĢının artık gerilerde kalmakta olduğu kanısı uyandırmaktadır. Anılan ankette sorulardan biri de "Kamu hizmetinden yarariananlann, hukuki güvenliği hangi kurallann varlığı ile sağlanabilir?"122 Ģeklindedir. Ankete katılanlann %60'ı idari iĢlemlerin yapılıĢ biçiminin açıkça saptanmasını çözüm olarak görmektedir. Diğer yandan sadece %12 gibi bir oranda "ilgilinin kendisi hakkında tesis edilecek iĢlemden önceden haberdar" edilmesi Ģıkkı iĢaretlenmiĢtir. Bu açıdan yönetimde açıklığın en önemli göstergelerinden biri olan "dinlenilme" hakkına yaklaĢımın açıkça ortaya konmasında bir isteksizlik de sezilebilir. Diğer yandan %21 ilgiliye sadece idari baĢvuru hakkı tanınmasını yeterli görmesi bakımından halen hukuk sistemimizde var olan durumun korunması yönünde bir eğilim sergilemektedir. Ancak bu sorunun ortaya çıkardığı tablo üst yöneticilerin geçirdikleri sosyolojik ve yönetim anlayıĢındaki değiĢim yeterince ortaya koymaktadır. Çünkü ankete katılanlann %72'si halen hukukumuzda egemen olan kapalı yönetim anlayıĢından daha ileri bir hukuksal düzenlemeden yana görüĢ belirtmiĢlerdir. Yukarıdaki kamu hizmetinden yararlananın hukuksal güvencesiyle ilgili soruda yer alan ilgilinin önceden bilgilendirilmesi Ģeklinde formüle edilen Ģıkka verilen cevaplar göreceli olarak düĢük (%12) gözükmekle beraber, konu daha genel bir soru Ģeklinde ortaya konduğunda oranların değiĢtiği gözlenmektedir. Soru "..idari karar alınmadan önce, ilgililerin bilgi sahibi" olmasının gerekli olup olmadığına iliĢkindir. Bu soruya %92 evet cevabı verilmiĢtir. Ancak sorunun alt aynntılannda bazı farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda %34 kamu hizmetinden yarariananlann kendileriyle ilgili yönetsel kararlar hakkında önceden görüĢlerine baĢvurulması üst bürokratlarca olumlu karĢılanmaktadır. Bu bir bakıma yarariananalann dinlenilme haklarına evet cevabı anlamına gelmektedir. Gerçi belirtildiği gibi ankete katılanlann %92'si yarariananlann haklarındaki yönetsel iĢlemelerin önceden haber verilmesini olumlu karĢılamaktadırlar fakat evet cevabının içerisinde %60 gibi bir oranda dolaylı hayır eğilimi belirmektedir. Çünkü %44'ü idarenin kendisi gerek görürse ilgiliye önceden haber vermelidir denmekte, %16 oranında da "sadece toplumu ilgilendiren kararlarda karardan önce bir duyurunun yapılması, böylece sonradan oluĢabilecek tepkilerin önlenmesi sağlanmalıdır" denmektedir. Yani önceden bilgilendirme bilgi verme kaygısını ön planda tutmamaktadır. Bunun yanında ankete katılanlann %8'i ilgilinin önceden bilgilendirilmesine açıkça karĢı çıkmaktadır. 122 Banger, aynı bildiri 155 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu 1997 yılında düzenlenen anket Türk üst bürokratlannm geçirdiği yapısal dönüĢüm hakkında önemli veriler içermektedir. Bu yöndeki geliĢmeler, çağdaĢ ülkelerde gerçekleĢtirilmiĢ bulunan bilgi edinme hakkı ve idari iĢlemlerin, kamusal faaliyetlerin oluĢum sürecinde yararlananlara görüĢlerini açıklama imkanı tanınması eğilimiyle paralellik göstermektedir. Bir baĢka deyiĢle yönetimde açıklığın yasayla düzenlenmesi ve hayata geçirilmesi için gerekli ortamın oluĢtuğu söylenebilir. SONUÇ Güçlü devlet kavramını bildiri baĢlığına koymaktaki amaç aslında halkın yönetime etki ve katkıda bulunma kanallarının açılmasının devlet gücünü zaafa uğratacağı kuĢkusuna dikkat çekmek içindi. Böyle bir evham çağdaĢ ülkelerin bu konudaki uygulamalanna paralel gözükmemektedir. ÇağdaĢ anlamda bir güçlü devletten söz edilmek istenirse günümüzde bunun, halk katılımının yönetimle diyalog yollannın en iyi iĢlediği yöntemlerle mümkün olacağı vurgulanmalıdır. Demokratik yönetimlerde ancak yönetilenlerin desteğine sahip bir siyasal yapı güçlü devlet olarak nitelenebilir. Halk ile bütünleĢen, yönetilenlerin en mütevazi taleplerine bile makul süre içerisinde cevap verebilen bir devlet halk nezdinde güçlüdür. Hukuka en özenli Ģekilde uyan devlet güçlü devlettir. Ancak yönetilenlerin tam desteğini sağlayan bir yönetim karĢılaĢtığı toplumsal sorunlan kolayca çözebilir. Devlet otoritesinin zaafa düĢebileceği gibi bir düĢünceyle yönetilenlerin kamusal katılım dıĢında tutulması olsa olsa bürokrasinin güçlü olduğu ama bu gücün her zaman kamu yaran için kullanılmadığı bir görünüm ortaya çıkarabilir. Deneyimler aslında idarenin ilgililere bilgi vermesi, onlann yönetime katkıda bulunmasını sağlamak için açık bir yasal düzenlemenin bulunmasının zorunlu olmadığını göstermektedir. Yani idare isterse katılımı gelenekler oluĢturarak geliĢtirebilir. Oysa kamu görevlileri bazen yasal dayanak olsa bile dar yorumlayabilmektedirler. Dünyanın her yerinde olabileceği gibi Türkiye'de de idareciler zaman zaman yasal bir engel bulunmasa dahi yerine getirebilecekleri bilgilendirme ve katılım araçlanndan yurttaĢlan yararlandırmamayı kendileri açısından bir güç göstergesi olarak kullanmaktadırlar. Yarariananlann idarenin iĢleyiĢi hakkında bilgi edinmesi ve kendisiyle ilgili sonuçlar hakkında kanaat edinebilmesine halkla iliĢkiler örnek gösterilebilmektedir. Fakat halkla iliĢkilerin yönetime katılmadan çok idarenin kendi faaliyetlerini 156 4. Oturum Konuşmaları tanıtmaamacı güttüğü genellikle kabul gören bir anlayıĢtır123. Ancak halkla iliĢkilerde yarariananlann bilgilendirilmesi idarenin kendi takdiri sınırlan içerisinde uygulanmaktadır. Yararlananlar idareyi bu yönde zorlayabilme araçlanna sahip değildirler. Halkın bu Ģekilde bilgilendirilmesinde genellikle propaganda amaçlan ağır basmaktadır. Bu nedenle bu araçlar yarariananlann gerçek anlamda etkin ve sürekli Ģekilde yönetimi etkilemesi ve katılımı sağlamaktan son derece uzaktır. Halkın yönetime katılması denince günlük kullanımda hep yurttaĢlann siyasal haklannı kullanması, gerektiğinde yönetime karĢı öne sürülmesi ve yönetimi bu konularda etkilemesi anlaĢılmaktadır. Halbuki yönetilenlerin yönetime katılmaları her zaman siyasal temsil mekanizmalarıyla olmaz. Hatta bazen siyasal temsil mekanizmalannın yetersiz kalması "siyaset dıĢı katılım mekanizmalarının üretilmesini gerektirmiĢ"tir124. Yönetime katılma "ne sadece seçimlere katılmak ne de oy vermektir, önemli olan karar verme sürecine doğrudan ve sürekli etkide bulunmaktır"125 Bir hukuk devletinde bazen tek bir yurttaĢın hakkının ihlali bile hukuk devleti açısından onulmaz yaralar açabilir. Bu nedenle kiĢilerin "mütevazi", sıradan gibi gözüken sorunlannda da yönetim cihazı ile günlük karĢılaĢmalarında insiyatif sahibi olması gerekir. Gerçi çağdaĢ demokrasilerde yurttaĢın idareyi etkileme kanallannın özellikle siyasal partilerin örgütleri aracılığıyla ilgili idari makamlar önüne getirilmesi ya da yasamaya iletilmesi mekanizmasının iĢlediği muhakkaktır. Fakat demokratik bir sistemde kimse kendisi istemediği takdirde siyasal partileri ya da örgütünü veya medyayı aracı olarak kullanmak zorunda kalmamalıdır. Demokrasinin siyasal partilerden daha eski bir yönetim sistemi ve yöntemi olduğu öteden beri bilinen bir gerçek olduğundan böyle bir yaklaĢım haksız olmasa gerektir. Güçsüz, belirli bir sosyal veya siyasal örgütlenme içerisinde yer almayan bir yurttaĢ da kamu makamlan karĢısında haklannı aracısız koruma araçlarından yararlanabilmen ve belirli hukuksal güvencelerden yararlanacağından emin olmalıdır. örneğin bkz. Birkan-Uysal Sezer, "Halkla ĠliĢkiler: Katılımdan Tanıtıma/' Kamu Yönetimi Disiplini Sempozyumu Bildirileri, TODAİE yay. Cilt I, Ankara, Kasım 1995, s. 149 v.d. ; Kamil Ufuk Bilgin, "Kamu Hizmetinde Kaliteli Hizmet AnlayıĢı," Kamu Yönetimi Disiplini Sempozyumu Bildirileri, TODAİE yay. Cilt 1, Ankara, Kasım 1995, s. 188 124 Sezer, s. 152 125 Bilgin, s. 189 123 157 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ülkemiz açısından çizilen bürokrasi profili bir Ġdari Usul Yasası çıkarılırken göz önüne alınmalıdır. BaĢvuru biçimleri ve bu baĢvurulara nasıl karĢılık verileceği, savsama halinde yurttaĢın yönetime karĢı sahip olacağı zorlama araçları açıkça Ġfade edilmelidir. Ġdrenin takdirinin sınırlan dikkatlice çizilmelidir. Bu takdirde bürokrasiden kaynaklanabilecek aksamalar en aza indirilebilir. Bunu yaparken idarenin gereksiz kırtasiye yükü altında ezilmesine karĢı da önlemler ve çözümler geliĢtirilmelidir. Çıkarılacak olan usul yasasında, Alman Ġdari Usul Yasasının 28. maddesi 1.bentten yararlanılması faydalı olacaktır. Söz konusu hükme göre bir idari karar alınması öncesinde idari iĢlemin taraflarını etkileyebilecek konular hakkında hem idarenin hem de yurttaĢın görüĢlerinden yararlanılması öngörülmektedir. Böyle bir düzenleme hukuk sistemimizin katılımcı hale gelmesine katkıda bulunacaktır. Ġdari bir usul yasası belki kamu makamlannın daha fazla yorulmasına neden olacaktır. Ama elde edilecek Ģeffaf devlet yönetimi uzun dönemde hem demokratik siyasal sisteme olan halk desteğini arttıracak hem de halk refahına kalıcı katkılar sağlayacaktır. Çünkü demokratik devlet sadece siyasal partilerle yönetime katılma anlamına gelmez. Baskı gruplannın yanında örgütsüz tek tek bireyleri yakınma ve taleplerini görmezlikten gelmeyen devlet gerçek anlamda demokratik, halk egemenliğine dayalı devlet olacaktır. Ne de olsa demokraside egemenliğin toplumu oluĢturan bireylere ait olduğu siyasal partilerin demokratik düzenin vazgeçilmez unsurlan olduğu gerçeğinin kavranmasından daha eskilere uzanmaktadır. TeĢekkür ederim. BaĢkan: Efendim sayın Yardımcı Doçent Doktor Ġlyas Doğan'a güzel açıklaması için teĢekkür ediyoruz. ġimdi sıra bir baĢka genç arkadaĢımızda, sayın Süheyla Alıca, Çevre Bakanlığı Hukuk MüĢaviri, Çevre ve katılım konusunu ele alıp dile getirecek, lütfen. ÇEVRE VE KATILIM 158 4. Oturum Konuşmaları Süheyla ALICA Çevre Bakanlığı Hukuk MüĢaviri TeĢekkür ederim hocam, bugünün son tebliği olması nedeni ile sabrınızı fazla zorlamadan tebliğimi öz ve kısa sunmaya çalıĢacağım. Aslında katılımla ilgili bildirilerden sonra çevre öncelikli bir bildirimin bulunması önem arzetmektedir. Çünkü dünyadaki geliĢmeler çevre konusunda katılım olgusunun en geniĢ ve kapsamlı olması yönünde devam etmekte. Bu konuda özellikle bir uluslararası sözleĢme taslağından BirleĢmiĢ Milletleri Avrupa Ekonomik komisyonu bünyesinde hazırlık çalıĢmaları sürdürülen ve Türkiye'nin de bakanlığımızın da katıldığı bir uluslararası sözleĢme taslağından bahsedeceğim. Bu sözleĢme imzalanırsa Ġdari Usul yasasında da bazı değiĢikliklerin yapılması gerekebilir. Ancak önce kısa bir giriĢ yapmak istiyorum. Bildiğiniz gibi 20. Yüzyılda teknolojinin hızla geliĢmesi bütün dünyada üzerinde durulan ve çözüm arayıĢlarına giren çok boyutlu ve karmaĢık çevre sorunlarına neden olmuĢtur. Bu durumları çözmek Ġçin bir çok bilim dalı seferber olmuĢ ve hepsinin bilgi alanının birleĢmesinden çevre bilimi ortaya çıkmıĢtır. Bu çerçevede, çevre sorunlarının çözümünde mevcut hukuk kuralı içerisinde dağınık Ģekilde bulunan hükümlerin iĢletilme yöntemi yetersiz kalmıĢ ve çevre biliminin, çevre sorunlarıyla ortaya koyduğu çözüm önerilerinin hayata geçirilmesi ve süreklilik kazanması çevre ile insan arasındaki iliĢkinin belirli ve zorlayıcı davranıĢ kuralları temeline oturtulmasını gerektirmiĢtir. Çevreyi korumak ve geliĢtirmek, kirliliği önlemek, verilecek zaran gidermek ve iĢletmelerin gerektirdiği mali kaynaklan belirlemek, yaptınmlan tespit etmek gibi ĠĢlevleri olan çevre hukuku yeni bîr hukuk dalı olarak önem arz etmektedir. Çevre sorunlan ve yönetimle Ġlgili kısa bir giriĢ yapmak istiyorum. Bildiğiniz gibi idare hukuku, idari organların toplumsal iliĢkilerde kullandıktan özel bir dildir. Yönetim faaliyetlerini bu dil aracılığı Ġle yürütürler. Çevre konulannda yönetim hem hizmet ve yatınm süreci olarak iĢlev görmekte, hemde bu tür faaliyetlerde bulunan özel hukuk özlemlerine izin verirken bu yetkiyi kullanmaktadır. Dolayısıyla çevre sorunlarında konunun niteliği gereği verimlilik ve etkinliğin sağlanıp sağlanmadığının denetlenmesi özel önem göstermektedir. Ġdare yalnız düzenleyici, yönlendici ve denetleyici olarak değil giriĢimci olarak da çevre konuiannın içinde yer almaktadır. Ve bu giriĢimler sonucunda çevre etkilenmektedir, örneğin, termik santrallerin, fabrikalann, organize sanayi bölgelerinin kurulması ve iĢletilmesi turizm alanlarında ve diğer alanlarda kurulacak tesisler için imar izinlerinin ruhsatlarının verilmesi sonucunda veya kamu kurum ve kuruluĢlannm tüketici faaliyetlerde bulunması gibi durumlarda çevrenin bozulmasına ya da kirlenmesine neden olan hallerde idare taraf olmakta, idari 159 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu yargının alanına giren bir uyuĢmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Pratik yaklaĢımda yönetimin ilgililere danıĢmadan veya onların bilgisine baĢvurma gereği duymadan karar alması normalde günümüzde de bu olanak var olmakla birlikte yönetimler genellikle halkın karan tanıması amacıyla birikimi artına veya görüĢlerini alıcı yöntemler uygulamaktadır. Bu konuya çevre sorunlarının herkesi etkilemesi, zararlann telafisinin çok zor veya mümkün olmaması ve çevrenin herkesin ortak varlığı olması nedeni ile daha fazla önem verilmesi gerekiyor. Halkın katılımı ile çevre arasındaki iliĢki tepki gösterme, birlikte hazırlık çalıĢması, sürekli komisyonlara katılma, çevre yönetimine katılma gibi kendini göstermektedir. Çevre sorunlan herkesi etkilediğinden, herkesi ilgilendirdiğinden bireylerin çevrelerine duyarlı hale gelmeleri sağlanmaktadır. YaĢadığı çevre, yaĢadığı dünya için birĢeyler yapmak isteyen insan veya böyle insanlardan oluĢan topluluklar demokrasiyi kullanmak veya onu yeniden tasarlamak, kendi tasarlayarak kendi ortamına göre somutlaĢtırmak zorundadır. Bunu baĢarmadan çevreye sahip olmayı onu korumayı ve iyileĢtirmeyi baĢaramayız. Sadece iyi yöneticiler yönetince iyi, iyi olmayan yöneticiler yönetince de halbuki güçsüz durumda oluyoruz ve hiç bir biçimde o etkileyemediği öfkelenmekle yetiniyoruz. ÇeĢitli ülkelerin çevre mevzuatında, çevre hareketinin ve özellikle gönüllü kuruluĢiannda etkisiyle halkın çevrenin korunmasında söz sahibi olmalannı artına değiĢik katılım yollan öngörülmüĢ ve bunlann uygulanmasını sağlayıcı düzenlemeler yapılmıĢtır. Çevre kanunu acaba katılım konusunda neler getirmektedir. 2872 sayılı çevre kanunu katılma konusunda birinci maddesinde çevrenin bütün vatandaĢlann, altını özellikle çizerek söylüyorum, vatandaĢlann ortak varlığı olduğunu, üçüncü maddenin a bendinde de çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesinin gerçek ve tüzel kiĢilerle vatandaĢlann görevi olduğunu belirtmiĢtir. Bu açıdan bir baĢka hüküm 30.uncu maddede yer almakta. Ġdari makamlara baĢvuru baĢlığı altında yer almakta. Çevreyi kirleten ve bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan gerçek ve tüzel kiĢiler idari makamlara baĢvurarak, bu faaliyetin durdurulmasını isteyebilirler. Madde metninden anlaĢılacağı üzere çevrenin kirlenmesiyle herhangi bir iliĢkisi olmayan veya sadece haberdar olanlar, olanlara idari makamlara baĢvuru hakkı tanımıĢtır. Zarar gören ve haberdar olan aynmı yapılmıĢtır. Bu hüküm baĢvuruda menfaat ölçüsünün aranmadığını göstermektedir. Aynı Ģekilde bu hak idari yargıya baĢvurmada da tanınabilir mi? Ġdari yargıya baĢvuru konusunda bildiğimiz gibi menfaat ihlali, menfaat iliĢkisi önem arz etmekte. Çevre konulannda özellikle idari yargı makamları menfaat iliĢkisini çok geniĢ tutmakta, 160 4. Oturum Konuşmaları ancak DanıĢtay bir zamanlar menfaat ve iliĢkisini aramakta idi. Buna iliĢkin örnek kararlar sunmak istiyorum. Ġptal davası açma hakkının menfaat koĢulu ile sınırlandırıldığı taktirde bu durumdan idarenin hukuka aykın uygulamalannın yararlanır durumda bulunacağı açıktır. Çevre hukukunda idarenin önemi nedeni ile mahkemelerin çevre konusundaki karar alma sürecine hangi koĢullarda müdahale edeceğimizi bilmesi ve anlaĢılması önemlidir. Herkese iptal davası açma hakkının tanınmasının yaratacağı tüm sakıncalar idarenin hukuka aykın iĢlemlerinin denetlenmesi sakıncasından daha önemli değildir. Dolayısıyla burada bir ilke sorunu vardır. Bu da hukuk devleti ve onun koĢullarından biri olan en geniĢ kapsamda denetlenebilmesi gereğidir. DanıĢtayın çevre sorunlarına ĠliĢkin bazı kararlarında menfaat iliĢkisini geniĢ tutmasına karĢın geçici kararlar olmasına rağmen önem arz etmekte. Bazı kararlar aksi yöndedir. DanıĢtay idari Dava Daireleri Kurulunun Ali Ağa Termik Santrali kurulmasını öngören Bakanlar Kurulu Kararının iptali bu konuya örnek olabilecek niteliktedir. Bu davada bir millet vekili Ali Ağa'da kurulması kararlaĢtırılan termik santralin insan sağlı açısından sakınca yaratacağı çevre ve doğa kirliliğine sebep olacağı ve bu nedenle de Anayasanın 56 ıncı maddesine ve çevre kanununa aykın olduğu, çevre kanunu 10 uncu maddesi gereğince hazırlanması zorunlu olan çevresel etki değerlendirmesi raporunun hazırlanmadığı, turistik bölgelerde termik santral yapımının kamu yaranna olmadığı gerekçeleriyle dava açmıĢtır. Kararda 2872 sayılı çevre kanununun l.inci maddesinin çevrenin bütün vatandaĢlann ortak varlığı olarak nitelendirildiği hükmüne ve kanunun 2.inci maddesinin a bendine, 3 üncü maddeninin de a bendinde yer alan çevre korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesinin gerçek ve tüzel kiĢilerle vatandaĢlann görevi olduğu hükmüne ve 30 uncu maddesine dayanılarak idari makamlara baĢvurarak bir millet vekili sıfatıyla bu faaliyetin durdurulmasını isteyebileceği karanna vanlmıĢtır. Ancak bir karĢı oy yazısı var bu karara karĢı. Diğer bir karar ise yine bir millet vekilinin Süleymaniye Camii haziresine defnine izin verilmesine iliĢkin bakanlar kurulu karanna karĢı dava açmasıdır. Davacı iddiasında yargısal denetimde önemli olan hususun hukuka uygunluğunun araĢtınlması olduğunu, bu nedenle de dava açma menfaatlerinin davacının kimliği ile berabar iptali istenilen iĢlemin tüm milleti ilgilendirmesi olduğu ve millet vekili olarak hukukun üstünlüğünü sağlayacağını, and içtiğini, yasal düzenlemeler ve anayasaya aykınlığı öne sürülen Bakanlar Kurulu Karannın iptalini istemekte aktüel ve meĢru menfaatinin bulunduğunu, aksi halde bakanlar kurulu karannın iptalini istemekte, karann iptalini hiçbir bireyin veya kuruluĢun isteyemeyeceği görüĢünü belirtmiĢtir. Yüksek mahkeme karannda sadece millet vekili sıfatının ve bu sıfatla and içilmesinin menfaat iliĢkisinin kurulmasına yeterli olmayacağını aksi halde millet vekili andında yer alan hususlara bağlılık ve anayasaya sadakatin her Türk vatandaĢının görevi olmakla, Türk vatandaĢlannın, vatandaĢ sıfatıyla söz konusu 161 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu görevleri dava açmakta menfaatin olduğunun kabulü zorunluluğunu beraberinde getireceği gerekçesiyle davacının dava ehliyeti kabul edilmemiĢtir. Bir diğer dava konumuz açısından arzedeyim. Zafer parkı davası olarak geçen DanıĢtayın önündeki parkın oto parka çevrilmesine iliĢkin DanıĢtay çalıĢaniannın açtığı davadır. Burada DanıĢtay davacıiann menfaat iliĢkisini kabul ederek, davayı kabul etmiĢtir. Menfaat ihlali konusunda söyleyeceklerim bu kadar. Tebliğimin esas konusu uluslararası sözleĢme. Bu sözleĢme herkesin sağlıklı ve refah içinde bir çevre ortamında yaĢama hakkını korumak amacıyla çevresel konularda halkın bilgilendirilmesi karar mekanizmalarına katılımı ve yargıya baĢvuru, baĢvurabilmesini sağlamak üzere gerekli düzenlemeyi içermesini amaçlamaktadır. SözleĢme müzakereleri Avrupa BirleĢmiĢ Milletler, Avrupa Ekonomik Komisyonu üyesi 33 ülke ve gönüllü kuruluĢ temsilcilerinin katılımlanyla sürmekte. Gönüllü kuruluĢ temsilcileri ilk defa bir uluslararası sözleĢmede bu kadar etkin olmaktadır ve hükümetler gibi dinlenilebilmektedir. SözleĢme ile biraz önce bahsettiğim amacı gerçekleĢtirmek üzere kamu otoritesi çok geniĢ bir Ģekilde ele alınmakta. Ulusal, bölgesel ve diğer seviyelerdeki hükümleri anlatacağı belirtilmekte. Ulusal Hukuk çerçevesinde çevreye iliĢkin özel görevlerde faaliyet gösteren veya hizmet veren kamu yönetimi fonksiyonunu ihlalen gerçek ve tüzel kiĢilerin yöneteceği ve bu paragraflarda yer alan kiĢi ve kurumların kontrolü altında çevreye iliĢkin kamu hizmeti veren kamusal sorumluluğu veya fonksiyonu olan diğer gerçek ve tüzel kiĢileri ve bu sözleĢmenin atıfda bulunan bir maddesi gereğince bazı bölgesel ekonomik entegrasyon olduğu redaksiyonları da içereceğini belirtilmekte. SözleĢmeye göre çevresel bilgi yazılı, görsel, iĢitsel, elektronik veya herhangi bir diğer formda belirtilen bilgileri ifade etmekte. SözleĢme neler getirmekte, tarafların yetkili kamu otoritelerinin günümüz ihtiyaçlarının çevresel bilgilere sahip olmasını, çevreye önemli ölçüde etkileyebilecek mevcut ya da planlanan faaliyetler hakkında bilginin akıĢını sağlayacak zorunluluk sistemlerinin kurulması gerektiğini, taraf ülkelerin bazı çevresel bilgilerin elektronik data ve x'lerde var olmasını ve halkın kolaylıkla internet yada eĢdeğer bir sistemle ulaĢılabildiğin! garantilemek zorunda olduğu, böylelikle bütün bilgiler internet'e açılacak bu sözleĢme globalleĢmenin, küreselleĢmenin en üst düzeyde ele alındığı bir sözleĢme. Her bir tarafın düzenli aralıklarla taraf ülkelerin sınırlan içinde mevcut çevrenin durumunu gösteren ulusal bir rapor yayınlayacaklannı, tarafiann kendi ulusal mevzuatı çerçevesinde çevre ile Ġlgili stratejiler, politikalar, programlar ve eylem planlan ile çevre konusundaki uluslararası araçlann geliĢme raporlannın yaygınlaĢtırması için önlem alacağı tarafiann kamuoyuna uluslararası kuruluĢlara bilgi sunmak için kullanılan mevcut mekanizmalar hakkında halkı bilgilendirici ve 162 4. Oturum Konuşmaları çevre üzerinde olumsuz etki yapabilecek üçüncü tarafiann faaliyetlerinin çevresel etkilerini düzenli olarak kamu oyuna rapor edebileceklerini hüküm altına almıĢtır. Çevresel Bilgiye UlaĢma baĢlıklı bir maddede, her bir tarafın çevresel bilginin kamu otoritelerince milliyet, vatandaĢlık ve ikametgah Ģartı aranmaksızın kamuya açılmasını garanti altına alacağını belirtmekte. Hangi bilgiler red edilebilir? SözleĢme bu konuda da hükümler getirmekte. Bilgi talep edilen makam bu konuda bilgi sahibi değil ise talep baĢvurulan makam tarafından ilgili tarafa iletilebilmekte ve red edilebilmektedir. Talep geçerli bir talep değil ise, bilgiyi kamuya açmak, açmamaktan daha zararlı ise ulusal mevzuat çerçevesinde, uluslararası iliĢkiler çerçevesinde, kamuoyu otoritelerinin güvenilirliği açısından, bilginin gizli tutulması gerekiyorsa, uluslararası iliĢkiler, ulusal savunma ve kamu güvenliği konulannda red edilebilir. Bir de ticari ve endüstriyel konulan ile ihtiyatlar konulannda bilgi red edilebilecektir. Bilgi talebinin yazılı baĢvuru ile yapılması veya talep edenin yazılı cevap istemesi durumunda cevap red ise gerekçeleri ile birlikte mümkün olan en (asa süre içinde bilgiyi talep edene verilecektir. Her bir taraf kamu otoritelerine bilgi temininin ücretlendirilmesi konusunda izin verebilir. Ancak bu ücretlendirme haklı mantık ölçülerinde, kalmalıdır. SözleĢmenin en önemli maddesi yargıya baĢvuru ile ilgili maddesidir. Yargıya baĢvuru konusunda sözleĢme ikametgah, milliyet ve vatandaĢlık bağı aramaksızın herkesin yargıya baĢvurabilmesini amaçlamaktadır. Tabi, yargı yoluna baĢvuru baĢlıklı maddede her akit tarafın bilgiye ulaĢma talebi olan kiĢilerin talepleri yanıtsız bırakılır, haksız yere kısmen ya da tamamen red edilir, yetersiz yanıtlanır. Bu sözleĢmede öngörüldüğü biçimde bir iĢleme tabii tutulmazsa bu kiĢilerin mahkeme önünde veya diğer bağımsız ve tarafsız bir organ önünde yeniden incelenmesini isteme haklarının sağlayacağını ifade etmektedir. Bu maddede parantez içinde bir hüküm bulunmakta idi. Ġç hukuka da atıfta bulunmaktadır. Bu parantez açıldıktan sonra Türkiye tarafından yargıya baĢvuru konusunda vatandaĢlık, ikametgah ve milliyet Ģartının iç hukuka göre anlaĢılacağı konusunda yorum getirilmiĢ ve sözleĢmenin uygulanmasında çekince konulacağı belirtilmiĢtir. Bu madde ile ilgili yargı mercileri dıĢında tarafsız ve bağımsız bir organ önünde baĢvuru hakkından bahsedilmekte. Bu organ bildiğimiz gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde uygulanmakta olan Ombusman kurumu. Henüz ülkemizde böyle bir kurum yok fakat, çevre bakanlığı tarafından devlet denetleme kurulunca istenilen bir görüĢte çevre denetimiyle ilgili olarak Ombusman kurumuna olumlu bakıldığı görüĢü verilmiĢtir. Ombusman kurumunun en belirgin özelliği geniĢ yetkilerinin olması, etkin bir denetim görevi görmesi ve Ġnsan haklarını korumayı amaçlamasıdır ve bir üst teĢkilat olarak kurulmaktadır, bildiğiniz gibi. Bu noktada 163 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu konumuz açısından çevre hakkının korunması ve çevre denetiminde etkinliğin sağlanması gündeme gelmektedir. Zira çevre hakkı günümüzde anayasalara girmiĢ. Bir insan haklan, ülkemizde de 82 Anayasasının da 56 inci maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaĢama hakkına sahip olduğu bu haklan korunmasının devletin ve vatandaĢlannın üstesinde olduğu belirtilmektedir. Kısaca sözleĢmenin hükümleri böyle, henüz taslak bir sözleĢme ancak, Türkiye tarafından da imzalanabilir. Bazı çekinceler konularak bu açıdan idari yargılama usul kanunu veya çevre kanununda bazı değiĢikliklerin yapılması da gerekebilir. Kısaca anlatmak istediklerim bunlar. TeĢekkür ediyorum. BaĢkan: Sayın Süheyla Alıca'ya çevre ve katılım konusunu dile getirip açıkladığı için teĢekkür ediyorum. ġimdi efendim sıra sorulara geldi. TARTIġMA Prof.Dr.Mehmet KOCAOĞLU , Kınkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı: Ġdari Usul Kanunu hazırlığı sempozyumu çok güzel, Ġdarenin eylem ve ĠĢlemlerini yargısal denetime tabi tutacağız. Düzenleme, her düzenleme bir sınırlamayı getirir. Bir de Anayasama var. Egemenlik kayıtsız Ģartsız milletindir demiĢ. Ama bu orada bir ütopya olarak kalmıĢ devam ediyor. Egemenlik kayıtsız Ģartsız milletin ama, millet egemenliğini yetkili organlar vasıtasıyla kullanır. Yetkili organlarında hak ve yetkileri Anayasada belirtilmiĢ. Anayasanın 11 inci maddesi herkesi bağlar. Bağlar ama bağlarken diyor ki, CumhurbaĢkanın tek baĢına yaptığı iĢlemler, YAġ kararlan, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlan, Yüksek Seçim Kurulunun Kararlan kanunlarda verilenler hariç saymıyorum, bunlar yargı denetimine tabi değildir. Arkasından bakıyoruz iĢte imparatorluğu yıkmıĢız ama hala 1913 yılında çıkmıĢ 164 4. Oturum Konuşmaları olan bir kanunla memurun muhakematı kanunuyla memurlanmızın idarenin eylem ve iĢlemlerini yargı denetimi karĢısında sorguluyoruz. Bunun dıĢında öğretim üyelerinden tutalım hakim ve savcılara kadar bütün devlet yetkisini kullananlann bir özel korunması var. ġimdi acaba bu ülkenin gerçekleri karĢısında bu Ģeffaflık sağlanabilir mi? Katılım sağlanabilir mi? Efendim siyasi partilere adayiann seçilmesi belli olduğu zaman katılım derken sadece oy kullanmak değildir, devlet yönetime gelecek siyasi iktidara gelecek, milletvekili seçilebilecek kanallar bugün açık mıdır? Bütün bunlan dikkate alırsak acaba dünyanın en iyi Ġdari Usul Kanununu da koysak vatandaĢlann hakkını idareye karĢı koruyabilirmiyiz, koruyamazmıyız, Ģeffaflık olur mu, olmaz mı? Katılım olur mu olmaz mı? TeĢekkür ederim baĢtan baĢlamak üzere kendi alanlarıyla ilgili üç hocamızada sorumu yöneltiyorum. TeĢekkür ediyorum. BaĢkan: Bir dakika efendim. Ben emekli hoca olduğum için unuturum, sırayla cevaplandıracağım. Evet Evvela sorunuza ben cevap vereyim. Dereyi görmeden paçayı sıvamayalım. ġu kanunu çıkaralım, onun neticelerini alalım, ondan sonra size güzel cevaplar veririm. Evet, sıra sizde arkadaĢımın sorusuna cevap verin. Doç.Dr.ĠĢtar GÖZAYD1N: Ġtiraf edeyim bende aynı cevabı vereceğim, zaten söylemeye çalıĢtığımız o bir anlamda yeniden bir yapılanma, evet seçim kanununda da problemler var. Gerçek anlamda, temsili yansıtamıyor. ÇeĢitli yerlerde aksamalar var ama bütün bunlan söyleyebilmek için ortada somut bîr veri olması lazım W, onun çerçevesinde konuĢulablisin, onun dıĢında herĢey yalnızca spekülasyon olarak kalacaktır. Kaldık ki, herĢeyin de hukukla düzenleneceği diye tabiki bir Ģey yok. Belki yurttaĢlık bilinci diyebiliriz, belki kiĢilerin haklarına daha fazla sahip çıkmaları diyebiliriz. O anlayıĢın yerleĢmesiyle ancak sağlanacağı kiĢilerin veya ilgililerin kendi haklannı talep etmeleriyle belki de bir takım Ģeylere ulaĢılabileceğini düĢünüyorum. Yalnızca bir takım haklann ihsan edilmesiyle hiç birĢeyin çözülmediği de kanaatindeyim. TeĢekkür ederim. Süheyla ALICA: 165 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ben sayın hocamın sorusuna tebliğ konumda değindiğim bir noktayla cevap vermek istiyorum. Artık açıklığa gidiĢi sağlama konusunda bir takım mazeretler öne sürmenin gereği yok. Yani eskiden bir takım mazeretler vardı. Osmanlı döneminde devlet bölünüyor, devlet dağılıyor, tek parti döneminde daha devlet kurumiaĢamadı toplumsal projeler gerçekleĢemedi, çok partili dönemle beraber tabiki bürokrasinin gücünde bîr yıpranma baĢlamıĢ hatta bu çeĢitli siyasi polemiklerede sebep olmuĢtu. Fakat artık bence Türkiye'de bu kadar çok üniversite olan bir ülkede bilginin bu derece yayıldığı bir ülkede birazda yönetilenlere yani halka güvenmek gerekir ve demokrasinin elindeki o yüzyıllardan gelen gelenek yani Osmanlıdan beri günümüze kadar ulaĢan güçlü idare devletin bekası için devletin yıpratılmaması için devletin ajanlannında bir yargı üstü konumu ya da yönetilene tepeden bakması anlayıĢının terk edilmesindeki korkular artık azalmıĢtır. Kanımca açıklığa gidiĢ bir süreç iĢi, iĢte sizin sorunuzu tam olarak cevaplamak herhalde bu iki gün boyunca tartıĢılan konular, iki gün boyunca o sorunun cevabı zaten aranmaktadır onun için sayın hocamın sorusunu bir ölçüde bir çırpıda cevaplamak mümkün değil fakat, iĢte bir Ġdari Usul yasası hazırlanması bile bu yönde bir sürecin hızlandığını göstermektedir. Bu açıdan katılım yollannm eğer yargı desteği ile arünlması yoluna gidilecek olursa mesela bir yöneticiye bir yurttaĢ veya bir memur hiyerarĢîk amirine kendisini yakından ilgilendiren bir konuda bilgi istediğinde talep ettiğinde, kötü adam durumuna düĢtüğünde yargı onun içîn gerekil makul desteği sağlayabilecek düzeye gelirse bu açıklık daha kolay sağlanacaktır. Bir de bilerek açıkça hukuka aykın iĢlem tesis eden kamu görevlilerinin daha kolay bir Ģekilde yargı denetimine etkilenmeleri hem disiplin açısından hem de tazminat ödeme gibi daha açık hükümlerle bir anlamda kıskaca almak diyeceğim bunu, böyle bir yöntem açıklığı sağlamada etkili olabilir ama kimse sahip olduğu iktidarı kendi kendine kendisi isteğiyle bırakmıĢ değil, bu insanın belki doğasına aykın bir düĢünüĢ, kimse kendi elindeki yetkiyi kolay kolay bırakmaz. Halit Erol ÇANGA, DanıĢtay Savcısı: Efendim benim sualim, Süheyla hanıma olacak, Ģimdi Çevre Kanununun 3 üncü maddesine göre, çevre ekonomik kalkınmayı önlemeyecek ölçüler içinde korunmaladır kuralına rastlıyorum. ÇED yönetmeliğine baktığımız zaman ise ekonomik katkı etkenliği ve maalesef çevre ikinci durumda. Birinin yeri ise hemen hemen ÇED yönetmeliğinde hiç yer almamaktadır. ÇED yönetmeliğinde birinci planda olan demokratik oluĢum ve bu oluĢumu sağlayıcı platformlann hazırlanmasıdır. ÇED yönetmeliği bu yönü ile pratik yapıda çevresel değerlerin tartıĢma ve dayanıĢma 166 4. Oturum Konuşmaları ~~150 alanım sağlamaya yöneliktir de diyebiliriz. Bu görünüm nedeni ile demokratiktir ama bilimsellikten uzak olması lazım. Çevreyi değil de katılımı ve demokratikleĢmeyi yerleĢtirmeye çalıĢması amaçlandığından sonuçta çevre ve sektörler yönünden bu yönetmelik hemen hemen tamamen rastlantısal sonuçlar veren görünümdedir. ġimdi katılım olayını ele alınca katılımımızda halkın korkusu, halkın ürkütülmesi önem taĢımaktadır. Bunun için de halkın korkutulması vasıtaları öne getirilmektedir. Halka korku aĢılayan bilgiler doğru veya yanlıĢ aktarılmaktadır. Bunun yanı sıra çevre oluĢumu Ġle birlikte çevrede getirilen engeller ve bu çevre engellerinin çevrecilere getirdiği üst görünüm pozisyonu sağlıkçıları harekete geçirmiĢ ve sağlıkçılarda gayri sıhhi müesseseler yönetmeliğin değiĢiklik yaparak bu yönetmelikte de çevrede olduğu gibi ağır ve değiĢik Ġçerikte çevresel ve halk sağlığına yönelik bir takım kurallar ve yasaklar getirilmiĢtir. Tabii bunun yanı sıra tanm bakanlığı da aynı uygulamayı benimsemiĢ, ÇED yönetmeliğinde ele alınan toprak ölçülerine daha farklı yasaklamalar getirilmiĢtir. ġimdi bu durumda, madenciler, örgütlenmeye baĢlamıĢlar ve çeĢitli birlikler ve dernekler adı altında toplanmaya baĢlamıĢlardır ve giderek böyle bir toplantıya en az 4-5 bin kiĢilik bir katılımla madenci katılımını sağlayacak örgütsel çalıĢmaya baĢlamıĢlardır. Buna pek yalanda sanayicilerde eklenince böyle toplantıların aslında sadece çevrecilerin değil aynı zamanda ekipmanlarla gelmiĢ orada her an kavgaya hazır çevreci ve sanayici gruplarının olduğunuda çevre bakanlığı bundan sonra unutmamalıdır. Dolayısıyla huzur bekleyen ülkemizde bu katılım gerçekçi olmadığı için hatalıdır. Çevre yönetmeliği yürürlüğe girdiği tarihleri takiben yapılan ikinci madenciler Ģura toplantısında çevre yönetmeliğinin maden kanununun 7 ve 26 mcı maddesine açıkça aykın olduğunu ve Anayasanın 168 inci maddesindeki kuralı da gözönünde tuttuğumuz zaman çevre kanununun madencilikle ilgili hükümlerinin aslında uygulanması mümkün olmayan sırf madencilere külfet getiren bir kural olduğunu angarya teĢkil ettiğini kürsüden bildirmiĢ ve bir an önce enerji bakanlığıyla çevre bakanlığının birlikte çevre yönetmeliğinin düzenlemeleri ve her iki mevzuatta çevrenin mevzuata uygun hale getirilmesini önermiĢtir. Sonunda mutabakat metni hazırlandı ve çevre bakanlığının yetkilileri çevreciler, madenciler ve enerji bakanlığı yetkilileri de bu mutabakat metnini imzaladılar. Ancak, hemen belirtelim bu metin sadece çevre yönetmeliğini değiĢtirdiği için benim anlattığım ölçüde yeterli değildi. 167 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Süheyla ALICA: Efendim ÇED yönetmeliği ile bir tek Enerji Bakanlığının verdiği izin değil, bir yatırana baĢlamadan önce tüm kurumlardan alınacak izinler ilgilidir, tüm kurumlardan alınacak izin ve ruhsatlardan önce ÇED yönetmeliğine dayanılarak olumlu ÇED belgesinin alınma zorunluluğu getirilmek isteniyor. Bu hüküm ÇED yönetmeliğinde yer almasına rağmen bu bir yönetmelik hükmüdür. Bu hükmü, çevre kanunu tasarısına koyduk. Yatının faaliyetine geçmeden önce, GĠRĠġimcilerin zor durumda olduğunu pek çok kurum ve kuruluĢtan izin ve ruhsat alınması gerektiğini ve bunun hem zaman hem para kaybına neden olduğunu biliyoruz. Bunu önlemek için ilgili kurum ve kuruluĢların yetkilerinin bir kurumda toplanması mümkün. Ancak hiç bir kurum ve kuruluĢ elinde bulunan yetki ve görevi vermek istemiyor. ÇED bir izin veya ruhsat değildir. Daha doğrusu bu bir tartıĢma konusudur. ÇED izin veya ruhsat verecek kurum veya kuruluĢlara verilen bir görüĢtür. Bu -görüĢ doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluĢlar izin ve ruhsat verebilecektir. ÇED olumlu belgesi almadan faliyete baĢlayan kiĢiler için yönetmelikte durdurma ve kapatma karan verilebileceği hükmü yer almaktadır. Ancak bu hükümde bir kanun hükmü olması gerekirken yönetmelikte yer aldığı için kanun tasarısına yeniden konulmuĢtur. TeĢekkür ederim. Prof.Dr.Gürol BANGER: BaĢbakanlık olarak oluĢturduğumuz Web sayfamızda prensip olarak bu tür çalıĢmalann tamamını açık tartıĢmaya açmayı ve ilgililerin gönderdiği mail'leri de dikkate alarak, özellikle yabancı dilde de sözkonusu Web sayfasında vererek bu bilgileri açık bir tartıĢmaya açıyoruz. Onlardan da yararlanma yolunu izliyoruz. Ġdari usul kanunu çahĢmalannı bu toplantı sonucunda aktaracağız. Web sayfamıza ilgili arkadaĢlarımız izledilerse, 23 ġubat'da baĢlayacak olan bir Kamu-net 98 isimli kamu bilgisayar ağlan ile ilgili bir sempozyumumuz daha olacak. O Ģimdiden açılmıĢ durumdadır. Onunla ilgili tenkitleri de dikkate alarak kendi izleyeceğimiz yolu tayin etmiĢ oluyoruz. Bu konuda sorunuz varsa daha geniĢ cevap verebilirim. TeĢekkür ederim. BaĢkan : Değerli konuklar, böylece oturumu kapatıyorum. 168 4. Oturum Konuşmaları IV.OTURUM OTURUMUN KONUSU : ĠDARÎ USUL, GEREKÇE ĠLKESĠ VE BĠLGĠ EDĠNME HAKKI OTURUM BAġKANI Prof.Dr.Turgut TAN Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim Üyesi KONUġMACILAR LA TRANSPARANCE ADMINISTRATIVE ET MOTIVATION FORMELLE DES ACTES ADMINISTRATIF EN BELGIQUE Prof.Dr.Patrick GOFFAUX Üniversite Libre De Bruxelles Faculte De Droit USUL KANUNLARINDA ĠDARÎ ĠġLEMĠN DIġ GÖRÜNÜġÜ Yrd.Doç.Dr.Murat SEZGINER Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi ĠDARE HUKUKU AÇISINDAN BĠLGĠ EDĠNME HAK VE ÖZGÜRLÜĞÜ Yrd. Doç. Dr. Ramazan YILDIRIM Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi IV.OTURUM ĠDARĠ USUL, GEREKÇE ĠLKESĠ VE BĠLGĠ EDĠNME HAKKI 169 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu OTURUM BAġKANI: Prof.Dr.TurgutTAN Ankara Üniversitesi Siyasal BilgilerFaküitesi öğretim Üyesi Değerli konuklar Ġdari Usul Kanunu hazırlığı konulu Uluslararası Sempozyumun ikinci ve son gününün ilk oturumunu açıyorum. Dünkü görüĢmelerde bir Ġdari Usul kanunu hazırlığının ne ölçüde gerekli olduğu böyle bir çabaya GĠRĠġildiğĠ taktirde ne tür sorunlarla karĢılaĢılabileceği böyle bir usul kanununun hangi alanları kapsayacağı, hangi konulan ele alacağı ve nihayet böyle bir usul kanununda düzenlemeler yapılırken uygulamaya geçirilecek ilkeler neler olmalıdır konulan üzerinde duruldu. Bugün sunulacak bildirilerde konunun biraz daha somutlaĢtıracağını ummaktayız. Çünkü konuların baĢlıklannda böyle bir somutlaĢtırmayı göstermektedir. Nitekim bugünkü ilk oturumumuzun konusu gerekçe ilkesi ve bilgi edinme hakkı üzerinde yoğunlaĢmaktadır. TartıĢmalar dıĢında üç konuĢmacıya aynlan süre bir saattir dolayısıyla konuĢmacılanmızdan sunuĢlanm yirmiĢer dakika içerisinde tamamlamaya özen göstermelerini rica edeceğim, ilk konuĢmacımız Profosör Goffaux Belçika'da idari iĢlemlerin gerekçelendirilmesi ve idari Ģeffaflık konusunda konuĢacaktır. ġimdi sözü kendisine veriyorum. LA TRANSPARANCE ADMINISTRATIVE ET MOTIVATION FORMELLE DES ACTES ADMINISTRATIFS EN BELGIQUE Prof.Dr.Patrick GOFFAUX Üniversite Libre De Bruxeiles Faculte De Droit Merci monsîeur ie pr&ident, honorabies mesdames et messieurs Ies repr&entants de la R£publique de Turquie, mesdames et messieurs Ies juges et professeurs, mesdames et messieurs. Ces dernieres annâes, en droit belge, diverses initiatives ont &e prises afin de rapprocher I'administration du citoyen. 170 4. Oturum Konuşmaları On songe principalement la Loi du 29 JuiIIet 1991Relative â la Motivation Formelle des Actes Administratifs et celle du 11 AvrlI 1994 Relative â la Transparence Administrative. Dans Ies minutes qui viennent, je me propose de vous commenter quelque peu sur ces deux innovations. ]e ne pourrai naturellement citer que Ies grandes iignes de base dans le temps qui m'est accordS et Je vous prierai d'examiner pour Ies renseîgnements supplementaires le texte intggrale que j'ai pr&ente" ce matin â Madame le Doyen Zehra Odyakmaz. Prenons d'abord la transparence administrative qui est un nouveau concept du point de vue du droit belge oü elle s'est inser^e comme l'article 32 dans la constitution belge lors des dernieres modifications de 1993. Le texte de cet article est comme suit: Chacun a le droit de consulter ou de se faire remettre Ies copies de chaque document administratif, sauf dans Ies cas et Ies conditions fbcis par la loi. Cette disposition consacre a tout citoyen, belge ou 6tranger, le droit de consulter tout document administratif ainsi que celui de s'en faire remettre une copie. L'article 191 de la Constitution pr&îse en effet que tout 6tranger qui se trouve sur le territoire de la Belgique Jouit de la protection accordSe aux personnes et aux biens, sauf Ies exceptions ötablies par la loi. En consequence, il parait que la Constitution exige la reconnaissance d'une nouveile iiberte", du droit d'avoir acces aux documents administratifs et de s'en faire 155 remettre Ies copies et demande le tegislateur de prâciser la maniere dont ce droit sera utilise" et d'en 6tablir Ies limites. La loi du 11 avıil 1994 introduit deux principes de transparence: ceiles active et passive. La transparence active preVoit que Ies autorit& administratives renseîgnent tous Ies citoyens sans recevoir des demandes tandis que celle passive exige qu'une demande sok reçue. 171 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Pour ce qui est de la transparence active, il est â pr&iser que ce concept ne se trouve pas dans la Constitution et que le Ġ6gislateur I 'a introduit ex ofücio malgre" au fait qu'ii ne se trouvait pas dans les modifications proposĞes. Cette innovation se conforme toutefois parfaitement â l'esprit des modifications constitutionnelles et implique quatre nouvelles obligations aux autorites administratives: La premiere obligation concerne I'gtablissement d'un service federal de I'information dont la tâche sera d'informer les citoyens sur les poırvlors et Ies fonctions de I'administration, c'est-â-dire de vulgariser la nouvelle lâgislation belge. La deuxieme est de publier des guîdes sur I'administration. Dans ce cadre, Ies brochures â publier indiqueront Ies procâdures de travail, Ies personnes â contacter et la m^thode a sutvre pour s'y adresser, Ies numeros töephoniques, l'adresse de I'administration, la nâcessite" eventuelle d'une p&ition eaite et Ies formalite^ â remplir pour se faire 6couter. La troisieme implique I'obligation de fournir le nom, le titre et le nume"ro telephonique de la personne qui fournirait des renseignements aux pStitionnaires sur la Iegislation dont il s'agit, en l'orientant ainsi a la personne â qui s'adressera sur le probleme. La quatrieme est celle de renseigner le citoyen sur le service dont s'est eman& la decision conteste"e, Ies motivations de la d6cision et les d£lais dans Iequel se doit faire I'appel et la proc£dure â y suivre. Prenons maintenant la transparence passsive et prtcisons que le citoyen a quatre droits concernant sa demande: Le droit d'examiner tous les documents administratifs, Le droit de demander des renseignements et des expücations sur Ies documents 172 4. Oturum Konuşmaları administratifs, Le droit de se faire remettre les copies des documents administratifs, Le droit de demander des rectifications des erreurs sur Ies informations personnelles constaties dans Ies documents administratifs examines. A la lumiere de ces donnSes, on constate dans le texte de la Constitution que deux droits additionnels y ont Ğtâ inse>&: celles de demander des explications et des rectifications. Pour ce qui est de rutilisation de ces droits, il est â constater qu'il y a des difförences concernant Ies trois premiers et le dernier. Vous vous rappelerez que le dernier âtait celui de demander des rectifications. Les trois premiers droits exique une demande &xite de la part du citoyen qui y precisera tegiblement et clairement ce qu'il veut et la pr&entera â l'autorrtfs qu'il croit d'etre de ressort. Comme on le voit, il n'est pas n&essaire que le citoyen formulant la demande ak un inteYet particulier dans l'affaire et que sa seule qualite de la citoyennetâ y suffit Uya toutefois ne exception: si le document demande" est dote" d'un caractere personnel, c'est-â-dire s'il contient un jugement de la valeur d'une certaine personne, le citoyenne devra prouver d'abord son intâret Dans ce cas, I'administration examinera la matiere et &ablira son attitude au bout d'unme trentaine de jours. Si la d&ision tranchee est negative, I'administration est tenue de la faire savoir, accompagnSe de ses motivations, au demandeur. Dans le cas oü ce dâlai ne s'avere pas suffisant, I'administration peut le proroger de quinze jours. C'est-â-dire, il s'agit d'un d&ai total de quarante-cinq jours. L'absence d'une râponse au bout de ce d&ai veut dire le refus de la demande. Comme j'avais dk auparavant, le refus dok se baser sur une motivation valable et il y a toujours un droi de recours contre la dexision. Et maintenant queiques precisions sur l'utilisation du quatrieme droit. Bien qu'il existe une procedure similaire â celles des trois premieres, Ies delais sont doubles et ötev& a quatre-vingt-dix jours. L'administration est tenue de finaliser ces demandes au bout de quatre-vingt-dix jours au plus tard. Les autoritfe administratives sont sous I'obligation absolue de fournir Ies motivations si la decision est en faveur du refus de la demande. A ce propos, il se 173 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu peut qu'il existe des sîtuations oû l'administration dok se prononcer en faveur de refus ou une action administrative s'exige apres I'examen de la matiere. Je ne traiterai pas ici tous Ies d&ails, pour Iesquels vous pouvez consulter le texte Scrit. ]e mentionnerai seulement Ies exceptions apport&s par le Iögislateur. La premiere exception trake, comme vous voyerez bien, de la vie privge. Si la revelation des documents porterait atteinte â la vle priv^e d'une personne, l'administration a le drok de refuser la demande. La deuxieme exception s'e^mane de I'obligation de la confidentialite\ Dans ce cadre, nous pouvons eker comme exemple Ies secrets professionnels. Par exemple, le 157 rapport rtdig6 par sulte d'une visite faite chez une famille par un specialiste sociale ne peut pas âtre revdte. Pour cette raison, l'adminîstratîon n'acceptera tout naturellement pas la demande de I'examen d'un tel rapport. De la mime maniere, les aspects portant sur la securite" dans la correspondance entre les gouvernements, les documents concernant la securite de I'Etat tombent dans la mâme categorie. Une demande pour l'examen de la centrale nucleaire de Tihenge sera refiıse" â cause de la probabilite d'un sabotage. Slmilairement, les matieres concernant les droits IndMduels et les relations internationales de la Belgique ainsi que les documents contenant des informations dont la revelation 6branlerait l'ordre public, menerait â des importantes manifestations, resulterait â des proces p6naux, ferait tomber la valeur de la monnale belge et risquerait la prestige des finances publiques sont fermes aux cltoyens. Par example, si l'on demire voir les documents portant sur une devaluation proposee ou les opeYations e ex6cuter sur la monnale nationale lors de la transition â une monnale europeeenne au sein de I'Union EuropĞenne, le Gouvernement refusera tout naturellement de fournir ces documents. De I'autre cöte, une demande pour les documents traîtant des travaıa quî continuent ou pas encore commencfe, dont la publication s'aboutirait â des problemes s6rieux ou une demande lnsultante, nâbuleuse ou imprecise sera rejete" a priori par l'adminlstration. Avant d'examiner le droit de recours, je voudrais preciser quelps sont les documents administratifs dont nous parlons. Les documents administratifs sont decrits d'une maniere daire tant dans la Constitution que les autres lois. Selon la d^finitîon , les documents administratifs comportent les decisions prises ainsi que les matieres justlflcatives en servant de base y compris tous les reüerences ecrites, orales, visuels et informatiques. C'est-â-dire, I'&endue est bien vaste. 174 4. Oturum Konuşmaları Voyons maintenant la procödure de recours et la maniere dont elle contribue â la transparence des documents administratifs. Que peut faire un citoyen dont la demande d'acces aux documents officiels est refusSe? Au premier lieu, il peut s'adresser â la mâme autoritâ pour la revision de la decision et en saisir la Commission d'Acces aux Documents Administratifs qui se compose de deux bureucrates de haut rang et deux juristes eminents choisis parmi les enseignants universitaires sous la pr&idence d'un sous-secrâtafre de I'Etat La Commission examine le dossier, adopte une decision pro ou contre la demande et l'exp£die â l'adminlstration qui avait refuse" de fournir les documents exiges. L'adminlstration ettıdie alors la matiere de nouveau. II est â savolr toutefois que les decisions en faveur du demandeur n'oblige pas l'adminlstration qul peut insister sur sa deasion initiale. Elle est cependant tenue, en cas de refus, de prdciser ses motifs contre les arguments d£clar& par la Commission en addition des faits menant â sa decision originale. Si la demande du citoyen est refus6 malgre" â tous ces demarches, il y a toujours la possibilitĞ d'intenter un proces de l'annulation pour extra vires aupres du Conseil d'Etat J'ai essaye" de pr&lser ici les grandes lignes de la tegislation sur la transparence administrative et je chercherai maintenant â traiter quelques issus sur son application. Une autre loi, promulgu^e le 29 juillet 1991, concerne Ies bases formelles des actions administrateives. Cette loi, constltuant une revolution dans le droit public belge du moment que I'administration n'Ğtait pas auparavant tenue de fournir des motivations pour ses actions administratives, oblige I'administration de montrer ses justifrcations legales et materielles pour tous ses döcisions. Etant donne" qu'une telle obligation n'etait pas alors prevue, il ne restait au demandeur comme le seul recours contre pareilles actions d'Ġntenter un proces aupres du Conseil d'Etat C'est seulement si une d&ision en faveur du demandeur 6tait prononc£e que l'administration pouvait âtre coerc^e de fournir Ies documents demand&. Selon le nouveau systeme, le citoyen est capable â s'informer sur Ies motivations de I'administration grâce â l'examen du dossier. Bien qu'!I n'existe pas une obligation de nature g£n£rale sur les motivations formelles du refus, il nous faut de pr£ciser 175 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu quelques exceptions. Dans quelques cas, par exampie en matiere des travaux de la reconstruction, quelques condftions formelles sont cherchöes pour octroyer Ies licences requises. De I'autre cötâ, le Conseil d'Etat exige que tous Ies d&isions semi-judiciaires soient dot£es des motifs comme dans les grosses judiciaires. Cependant, ces sont des exceptions bien IimftSes et la loi n'introduit qu'une regle g£ne>ale pour se conformer aux condltions formelles. II m'est necessaire de pr&iser ici que le concept de l'action administrative est plus limite" que celui des documents administratives. L'action administrative est un procĞde" finalisant la procedure, s'aboutissant â la mise en ceuvre de la d&ision prise et constituant la base de I'application legale. Tous les actions administratives doivent avoir leurs propres motifs. En autres mots, l'administration est sous I'obligation d'indiquer Ies lois, les rĞglements et Ies ordonnances selon IesqueIIes elle agit, les faits qui la menent â la d&ision dont il s'agit et les principes de base de son action. II est daire que la condition formelle bien facilite la tâche du juge Ğtant donne" qu'elle montre quelfes sont Ies motivations de la deasion prise par l'administration. Or, le juge pourra se contenter d'examiner les bases fournies dans les motifs en examinant la tegalirti de l'action administrative. De son cöt£, l'administration ne saura pas fournir des justificatifs a posteriori et le juge proc&tera â l'annulation de la d&ision â cause de la faute des conditions formelles. Uya quelques exceptions de I'obligation de condition formelle qui peuvent surgir de la nature propre de la matiere. La loi en çite quatre: La possibilit^ de risquer la securit^ de I'Etat ou l'ordre public, la violation de la discnkion de la vie priv^e ou des secrets professionnels. Comme on le constate, l'urgence de la matiere ne donne pas â l'administration la discr&ion d'£viter I'obligation de se conformer aux conditions formelles. Lorsque nous faisons une evaluation ge'ne'raie des Iois dont i'ai parle'es, nous constatons qu'elles sont tres recentes. II est trop töt alors pour se prononcer sur I'application de celies-ci. Cependent, c'est vrai que I'obligatlon de la conformite aux conditions formelles introduite par la Ioi de 1991 a bien restreînt le champ de I'administraü'on pour adopter des decisions arbitraîres et qu'elle se verra obligee de penser deux fois avant de mettre sur papier les motifs des pareilles decisions. D'une maniere semblabie, la Ioi de 1994 sur la transparence administrative peut âtre considâree comme une înnovation revolutionnaire, particulierement ses provisions obiigeant l'adminlstration d'informer le demandeur quels sont les autorit& de 176 4. Oturum Konuşmaları recours contre la decision prise et les deMais prevus pour ceci. Un Etat respectant le droit qui montre la proceure de recours au citoyen qui se sent perdu dans le Iabyrinthe des Iois est vraiement ce que nous cherchons dans nos jours. De I'autre cötg, nous ne sommes pas â mesure de determiner, en ce qui concerne la transparence passive, jusqu'â quel point cette Ioi a 6te" utHe pour faciliter l'acces aux documents administratifs. Je peux cependant dire que les autorites administratives et les fonctionnaires pubiics se trouvent dans le processus d'un changement de la mentalite" et que le principe de la confidentialite, traite comme un taboo dans le passa" meme pour les documents les plus inoffensifs, est en train d'etre abandonne. Aujourd'hui se forme une administration, grâce â cette Ioi et â la provision apportee par la Constitution, qui est plus transparente et qui charche â convaincre le citoyen au Iieu de Iui imposer sa volonte" en discutant les raisons de ses actions avec ceux qui en sont touches et menant au respect aux regles. Une administration qui fonctionne par conviction au Iieu de coercion. II est toutefois â preciser que la procedure de recours exigeant une demande de revision dans le cas de refus et de saisie de la Commission d'Acces aux Documents Administratifs et, au dernier ressort, du Conseil d'Etat implique une tâche un peu diffkile et hagarde. Je suis tres heureux d'apprendre Iors de mon sejour dans votre pays qu'il y a des initiatives sĞrieuses pour promulguer une Ioi de la procĞdure administrative et assurer la transparence. Je ne peux que vous encourager dans ce sentier. ]e sais que vous croyez bien comme nĞcessaire est une telle Ioi pour arriver â un Etat de droit efficace. II faut toutefois eviter un optimisme excessif. Bien qu'apparaissent aussi chez nous un nombre de personnes qui cherchent â placer I'Etat devant le citoyen, c'est evidant que ceci n'est pas possible et permettable. L'Etat est sous I'obligation de protgger les intârâts de la societe" entiere. II est possible que les inteYâts des individus peuvent parfois de contrarier avec ceux de I'Etat. Pour cette raison, il est n^cessaire d'introduire des regles qui renforceraient la position de I'Etat je vous remercie pour la bienveillânce de m'gcouter et presente mes gratitudes pour I'accueil et l'hospitalite r&erv& â mon 6gard Iors de mon s£jour dans votre pays. KONUġMANIN TÛRKÇESĠ: 177 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu TeĢekkür ederim. Sayın BaĢkan, Türkiye Cumhuriyeti'nin saygıdeğer temsilcileri bayanlar ve baylar, hakim bayanlar ve baylar, profesörler, hanımefendiler ve beyefendiler, son yıllarda Belçika hukukunda idareyi vatandaĢa yaklaĢtırmak için birçok giriĢimlerde bulunulmaktadır. Bu giriĢimler arasında iki ilginç kanun özellikle zikredilmelidir. Ġdari Tasarrufların Gerekçeleri Hakkında 29 Temmuz 1991 ve Ġdarede ġeffaflık Sağlama Hakkında 11 Nisan 1994 tarihli Kanun. Önümüzdeki birkaç dakika içerisinde sizlere Belçika'nın bu iki kanunu hakkında bilgi vermeye çalıĢacağım. Tabiatıyla bizlere tahsis edilen zaman içerisinde ancak ana hatları sunabileceğim. Daha fazla tafsilat için sabahleyin sayın Dekan Zehra Odyakmaz'a takdim ettiğim yazılı metne bakmanızı rica ederim. Önce Ġdarenin ġeffaflığından baĢlayalım. Ġdarede Ģeffaflık Belçika hukuku açısından yeni bir kavram olup Anayasaya 1993 yılında yapılan en son değiĢiklikler sırasında 32'nci madde olarak girmiĢtir. Bu maddenin metni Ģöyledir: "Kanunda belirtilen haller ve Ģartlar dahilinde herkes her türlü idari belgeye ait suretlerin kendisine verilmesini isteyebilir." Dolayısiyle Anayasanın yeni bir temel özgürlük, idari belgelere ulaĢabilme ve kopyalarını alma hakkının tanınmasını ve kanun yapıcıdan bu hakkın kullanılıĢ Ģeklini ve sınırlarını belirlemesini istediği görülmektedir. 11 Nisan 1994 tarihli Kanun bu sebeple idarede saydamlık, aktif ve pasif olmak üzere iki açıklık ilkesi getirmiĢtir. Aktif açıklık idari makamların vatandaĢlardan herhangi bir Ģikayet olmaksızın kendiliğinden bilgi vermesini öngörürken pasif açıklık vatandaĢtan bir talebin gelmesini gerektirir. Aktif açklık konusunda önce bu kavramın Anayasada belirtilmediğini, kanun vazıtnın tadil taslağı metilinde olmayan bu ek Ģeffaflık garantisini re'sen getirdiğini belirtmeliyim. Ancak bu değiĢiklik Anayasa'da yapılan değiĢikliklerin ruhuna tamamen ve mükemmelen uymakta ve idari makamlara dört ayrı mükellefiyet yüklemektedir: Birinci mükellefiyet, bir federal enformasyon servisi teĢkilini gerektirmektedir. 178 4. Oturum Konuşmaları Servisin vazifelen vatandaĢları federal idarenin yetkileri ve fonksiyon ve diğer mevzuat hakkında bilgilendirmek, yani meydana gelmekte olan yeni Belçika mevzuatını halkın anlayacağı bir dil ile anlatmak olacaktır. Ġkinci mükellefiyet, idare ile ilgili kılavuzlar yayınlamaktır. Bu çerçeve içinde broĢür, çalıĢma Ģekillerini, iĢ sahiplerinin kimlere hangi usul dahilinde baĢ vuracaklarını, idarenin hangi adreste bulunduğunu, telefon numarasını, yazılı bir talepte bulunmak gerekip gerekmediğini ve hangi formalitelerin yerine getirilmesinin istendiğini ortaya koyacaklardır. Ġkinci mükellefiyet budur. Üçüncü mükellefiyet, idare makamlarının vatandaĢa yazdğı yanda ele alınan kanunlar, ek bilgiler verebilecek olan görevlinin adını, sıfatını ve telefon numarasını belirtme mecburiyetini kapsar. Yani müracaat sahibi kendisine müracaat edecek bir muhataba yönlendirilmektedir. Dördüncü mükellefiyet ise, idarenin hakkında idari bir karar aldığı vatandaĢa kararın hangi birimden, kimden ve hangi gerekçelerle çıktığı, karara karĢı itirazların hangi süre içerisinde ve ne Ģekilde yapılabileceği hakkında bilgi vermesi ile ilgilidir. ġimdi pasif açıklık konusuna bakalım ve bir vatandaĢın yaptığı müracaat için dört hakkı ve yetkisi olduğunu belirtelim: Bütün idari belgeleri inceleyebilme hakkı. Bütün idari belgeler hakkında bilgi ve açıklama Isteyebilme hakkı. Bütün idari belgelerin suretlerinin kendisine verilmesini isteme hakkı. VatandaĢın kendi hakkındaki idari belgelerde herhangi bir hata gördüğü takdirde bu hatanın düzeltilmesini talebetme hakkı. Bu verilerin ıĢığında, Anayasanın metnine bakıldığı zaman iki ilave hak mevcut olduğu müĢahede edilmektedir. Açıklama isteme ve düzeltine yapılmasını talebetme haklan. ġimdi bu dört hakkın nasıl kullanılabileceklerine bir göz atalım. 179 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġlk üç hakkın veya dördüncüsünün kullanılmak istenmesine göre usulde bazı farklılıklar vardır. Dördüncü hakkın düzeltme isteme hakkı olduğunu hatırlayacaksınız. Ġlk üç hak vatandaĢın yazılı bir müracaatta bulunmasını gerektirmektedir. Yazılı müracaatında vatandaĢ ne istediğini açıkça ve okunabilir Ģekilde ifade edecek, müracaatını belgelerin nezdinde olduğuna inandığı yere yapacaktır. Görüleceği gibi burada müracaat sahibinin böyle bir talepte bulunması için konu üzerinde herhangi bir ilgisi olması gerekmemekte, vatandaĢlık niteliği buna yetmektedir. Bu durumun bir istisnası vardır. Eğer istenen belge kiĢisel ise, yani belli bir kiĢinin davranıĢı hakkında bir değer yargısı ihtiva etmekte ise müracaat sahibinin konu ile ilgisini kanıtlaması gereklidir. Ġdare, kendisine bir talep vukuunda ne yapacağını ve nasıl hareket edeceğini otuz gün içinde belirler ve bu süre içinde eğer red karan vermiĢse bu karannı gerekçeleri ile birlikte mûrcaat sahibine bildirir. Bir neticeye vamıak için sürenin kafi gelmediği hallerde idare bu süreyi on beĢ gün uzatabilmektedir. Yani toplam olarak! kırk beĢ günlük bir süre söz konusudur. Bu süre zarfında bir cevap verilmemesi talebin reddi manasına gelir. Biraz önce de belirttiğim gibi reddin kabule Ģayan sebepleri olması gerektiği gibi karara karĢı daima itiraz hakkı mevcuttur. ġimdi de dördüncü hakkın kullanılmasına ĠliĢkin ban farklı özelliklerden bahsedelim. Belgelerde bir düzeltme yapılmasını isteme hakkında da aĢağı yukarı öncekilere benzer bir süreç söz konusu olmakla beraber süreler iki katına, yani altmıĢ ve otuz günün toplamı olarak doksan güne çıkarılmıĢtır. Yani idare bu konudaki talepleri doksan gün içinde neticelendirecektir. Ġdari makamlar yukarıda zikredilen dört hak ile ilgili olarak ittihaz edecekleri kararların red Ģeklinde tecelli etmesi halinde mutlaka sebep göstermek mecburiyeti altındadırlar. Bu konuda idarenin doğrudan doğruya reddetmesini gerektiren haller olduğu gibi meselenin incelenmesinden sonra bir idari tasarrufa gidilmesi de icabedebilir. Bütün bu detaylara burada girmek istemiyorum. Ayrıntılar için isterseniz yazılı meme bakabilirsiniz. Ben sadece kanun vazınm getirdiği istisnalara temas edeceğim. Birinci istisna, tahmin edilebileceği gibi, özel hayatla ilgilidir. Yani belgelerin açklanması bir Ģahsın özel hayatini ilgilendiriyorsa idare bu talebi reddetme durumundadır. Ġkinci istisna gizlilik mükellefiyetinden kaynaklanır. Meslekî sırlan bu cümleden 180 4. Oturum Konuşmaları zikredebiliriz. Örneğin bir sosyal görevlinin bir aileye yaptığı ziyaretle ilgili rapor, kanun mucibince açıklanamaz. Bu nedenle idare, bir vatandaĢın kendisine raporun bir suretinin verilmesine dair müracaatını da kanunun amir hükmü nedeniyle reddetme durumundadır. Aynı Ģekilde hükümetler arasında vaki yazıĢmaların güvenlikle Ġlgili yönleri ve Devlet güvenliği ile ilgili meseleler de bu meydandadır, örneğin, Tihenge nükleer santralının planlannı isteyen müracaatın, muhtemel sabotaj olasılıktan yüzünden reddi gerekmektedir. Bunun gibi, kiĢi haklan ile ilgili konular, Belçika'nın uluslararası iliĢkileri, açıklanmaları halinde kamu düzenini sarsacak ve büyük çapta gösterilere yol açacak bilgiler ihtiva eden, yayınlanmalan ceza davalarına müncer olacak, Belçika parasının kıymetini ve kamu maliyesinin itibannı sarsacak, milli borçlann Ġdaresi ile ilgili belgeler de vatandaĢlara kapalıdır. Örneğin bir devalüasyon yapılması söz konusu Ġse veya Avrupa Birliği dahilinde tek paraya geçiĢ sırasında milli para üzerinde yapılacak iĢlemleri ortaya koyan belgeler istenmiĢse hükümet doğal olarak bu belgeleri vermeyi reddedecektir. Bunlara ilaveten, agklanacak belgelerin henüz baĢlamamıĢ ya da tamamlanmamıĢ iĢlerle ilgili olmaları sebebiyle sorunlar yaratmalan söz konusu olacaksa ya da yapılan baĢvuru hakaretamiz görülürse, net değilse ve istenen Ģey sarih olarak belirtilmemiĢse idare bu talebi reddeder. Ġtiraz hakkını ele almadan evvel devamlı olarak bahsettiğim idari belgelerin ne olduğunu açıklamak istiyorum. Ġdari belge, gerek Anayasada ve gerekse ilgili yasalarda geniĢ bir Ģekilde tarif edilmiĢin Ġdari belgeler sadece alınan kararlan belirten değil bu karann alınmasına esas teĢkil eden evveliyat yazılanm ve karann alınmasında baĢvurulan, karara yardıma olan sair her türlü yazılı, sözlü, görsel ve biliĢimsel materyali de kapsamına almaktadır. Yani kapsamı bir hayli geniĢtir. ġimdi itiraz usullerine bir göz atalım ve belgelerin açıklığını sağlamaya nasıl bir katkıda bulunduklarını inceleyelim. Bir vatandaĢ, resmi belgelere eriĢme müracaatının reddedilmesi üzerine acaba ne yapabilir. Bu konuda vatandaĢın önce aynı makama baĢvurarak kararın tekrar gözden geçirilmesini istemesi mümkündür. Buna paralel olarak ta beĢ kiĢiden oluĢan Ġdari Belgelere EriĢme Komisyonu'na müracaat edebilir. Bu komisyon bir devlet müĢavirinin baĢkanlığında iki yüksek rütbeli kamu görevlisi ile genellikle üniversite profesörleri arasından seçilen iki tanınmıĢ hukukçudan meydana gelir. Komisyon dosyayı inceleyerek müracaatın lehinde veya aleyhinde bir karar ittihaz ederek belgeleri vermeyi reddeden idareye gönderir. Ġdare bu karar mucibince meseleyi tekrar tetkik eder. ġu kadar ki komisyonun müracaat sahibi lehindeki 181 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu kararlan Ġdareyi bağlamaz ve idare eski karannda Ġsrar edebilir. Ancak bu durumda red karan almasına neden olan vakıalara ilave olarak komisyon tarafından getirilen gerekçelere karĢı görüĢlerini de ortaya koymak mecburiyetindedir. Bütün bu iĢlemler sonunda vatandaĢın müracaatı yine reddedilmiĢse maddi hukukun klasik müracaat Ģekli olan DanıĢtay nezdlnde selahiyet tecavüzü sebebiyle iptal davası ikame etme hakkı dalma açıktır. Ġdarede Ģeffaflık hakkındaki kanunun ana çizgilerini yukanda özet olarfak ve ana hatlarıyla belirtmeye çalıĢtım, Ģimdi de kanunun tatbikatı ile ilgili olarak bazı husustan ortaya koyacağım. 29 Temmuz 1991 tarihinde kabul edilen bir baĢka kanun idari tasarruflann Ģekil esastan ile ilgilidir. Bu kanun daha önce sözü edilen idari tasarruflar için idarenin herhangi bir sebep gösterme mecburiyeti altında olmaması nedeniyle Belçika idare hukuku açsından bir devrim niteliğindedir. Kanunda idarenin alacağı bütün kararlar için hukuki ve maddi sebepler ortaya koymak zorunda olduğu belirtilmektedir. Bu kanunun kabul edilmesinden önce böyle bir mükellefiyet bulunmadığı cihetle idarenin tasarrufuna karĢı tek müracaat yolu DanıĢtay nezdlnde dava açmaktan geçiyordu. Ġdare ancak bu takdirde elindeki dosyayı ibraz etmekle mükellef tutuluyordu. VatandaĢ böylece idarenin dosyasını incelemek suretiyle tasarrufun gerekçeleri konusunda bir fikir elde edecektir. Reddin Ģekli sebepleri konusunda genel bir mükellefiyet bulunmamakla beraber bazı istisnalann zikredilmesi gerekmektedir. Bazı hallerde, örneğin imar iĢlerinde kanun gerekli ruhsatı vennek için bazı Ģekli Ģartlara riayet edilmesini ister. Bunun gibi DanıĢtay da yan hukuki nitelikteki bütün kararlann ilamlarda olduğu gibi gerekçeli olması Ģartını aramaktadır. Ancak bunlar sınırlı istisnalardır ve kanun Ģekli Ģartlara riayet hususunda ancak genel bir kural getirmektedir. Öte yandan, idari tasarruf kavramının biraz önce ele aldığım idari belge kavramından daha sınırlı olduğunu belirtmem gerekir. Ġdari tasarruf prosedürü neticelendiren, karann tatbikine müncer olan ve hukuk tatbikatına esas teĢkil eden tasanvftur ve bütün idari tasanvflann kendilerine has gerekçeleri bulunmalıdır. Yani idari makam hangi Anayasa, kanun, tüzük veya karar mucibince hareket ettiğini, bu mevzuata göre hareket etmesine neden olan olaylan ve aldığı karara mesnet olan esaslan belirtme yükümü altındadır. 182 4. Oturum Konuşmaları ġekli Ģart ile ilgili hükmün, alman karara nelerin mesnet olarak kullanıldığını belirtmesi bakımından yargıcın iĢini büyük ölçüde kolaylaĢtırdığı açıktır. Bu surede yargıç idari tasarrufun meĢruiyet derecesini incelerken sadece tasarrufun gerekçesinde belirtilen esasları tetkik etmekle iktifa edebilecektir, "dare ise a posteriori olarak yeni gerekçeler getiremiyecek, buna teĢebbüs edilmesi hafinde yargıç Ģekli Ģarta riayet edilmemiĢ olduğu gerekçesiyle tasarrufun iptali cihetine gidecektir. ġekfı Ģart mükellefiyetinin meselenin niteliğine bağlı olarak ortaya çıkabilen bazı istisnaları vardır. Kanunda bunlardan gerekçenin Devletin dıĢ güvenliğine veya kamu düzenine zarar verebilmesi, özel hayatın mahremiyetine veya mesleki sırlara riayet mükellefiyetinin ihlalini teĢkil etmesi olarak dört adedi zikredilmiĢtir. Görüleceği gibi meselenin acüiyeti idareye Ģekli Ģartlara riayetten sarfınazar etme konusunda bir öncelik tanımamaktadır. Yukarıda bahsettiğim kanunların genel bir değerlendirmesini yaptığıma takdirde önce bunların çok yeni olduklarını görüyoruz. Dolayısiyle tatbikatları hakkında bir değerlendirme yapmak için vakit henüz erkendir. Ancak 1991 tarihli kanunun getirdiği Ģekli Ģartlara riayet mükellefiyetinin idari makamların keyfi kararlar alabilmek için sahip oldukları hareket sahasını iyice sınırlandırdığı ve aldıkları kararların nedenlerin! kağıda dökmek zorunluluğu yüzünden iki defa düĢünecekleri aĢikardır. Bunun gibi, idari Ģeffaflık konusunda kabul edilen 1994 tarihli kanun devrim yaratıcı bir uygulamayı getirir nitelikte sayılabilir. Bu kanunda yer alan ve idareyi alman karara karĢı itiraz mercinin neresi ve itirazlar için sürenin ne kadar olduğunu müracaatçıya bildirmekle mükellef kılan hüküm gerçek anlamda bir hukuki yeniliktir. Hukuka bağlı ve saygılı olduğunu iddia eden Devletin kanunlar labirenti içinde genellikle kendini aciz hissedebilecek olan vatandaĢa yol göstermesi, itirazını nereye, ne kadar süre içinde ve hangi Ģekli Ģartlara riayet ederek yapacağı hakkında yol göstermesi son derece faydalıdır. Öte yandan, pasif açıklık konusunda, idari belgelere ulaĢma ile ilgili olarak kanunun ne derece etkili olduğunu söyleyebilmek için vakit henüz erkendir. ġu anda bir uygulayıcı olarak idari makamların ve kamu görevlilerinin bir zihniyet değiĢtirme süreci içinde olduklarını ve sakıncalı hiç bir bilgi ihtiva etmeyen ve açıklanmalarından kesinlikle bir zarar gelmeyecek belgeler için dahi geçmiĢte adeta bir tabu gibi sarılman gizlilik ilkesinin yavaĢ yavaĢ terkedildiğini söyleyebilirim. 183 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu ġimdi bu kanun ve Anayasa ile getirilen hüküm sayesinde daha Ģeffaf, isteklerini körü körüne ve kumanda ile yerine getirten bir sistem yerine vatandaĢı ikna etmeyi, tasarruflarının sebeplerini onunla tanıĢmayı böylece kurallara bireylerin re'sen uymalarına ve saygı duymalarına yol açacak, yani icbar yerine ikna esasına göre çalıĢacak bir idare teessüs etmektedir. Bununla beraber idarenin talebi reddetmesi halinde tekrar tetkik talebi, Ġdari Belgelere EriĢim Komisyonu'na ve son aĢama olarak DanıĢtay'a müracaat Ģeklindeki itiraz usulünün oldukça zor ve ağır iĢleyen bir yaklaĢım gerektirdiği belirtilmelidir. Burada bulunduğum sürede ülkenizde de bir Ġdari Usul Kanunu getirilmesi ve Ģeffaflığın sağlanması konusunda ciddi teĢebbüslere giriĢilmiĢ olduğunu öğrenmekten mutluluk duydum. Bu konuda sizi ancak teĢvik edebilirim. Etkin bir Hukuk Devletine ulaĢmak için bunun ne derecede önemli olduğuna hepinizin inandığını biliyorum. Ancak aĢın hayale de kapılmamak gerekir. Zaman zaman bizim ülkelerimizde de Devlet ile vatandaĢı aynı kefeye koymak isteyen kiĢiler çıkmakta ise de bunun mümkün ve cevaz verilebilir olmadığı ortadadır. Devlet tüm toplumun çıkarlarını korumakla mükelleftir. Fertlerin çıkarları ise zaman zaman Devletin çkarlan ile çeliĢebilir. Bu yüzden Devletin konumunu sağlam kılacak kurallar ihdası zarureti hasıl olmaktadır. Sizlere beni dinleme nezaketini gösterdiğiniz için teĢekkürlerimi ve ülkenizde bulunduğum sürece bana gösterilen hüsnü kabulden dolayı Ģükranlarımı arzediyorum. TRANSPARENCE ADMĠNĠSTRATĠVE ET MOTIVATION FORMELJ.E DES ACTES ADMĠNĠSTRATĠFS EN BELGIQUE Patrick GOFFAUX Ces dernieres ann,es, en droit belge, diverses initiat'rves ont ,t, prises afin de rapprocher l'adminlstration du citoyen. On songe principalement € la Ioi du 29 juillet 1991 relative e la motivation formelle des actes administratifs et 6 la cons,cration, en 1993, d'un nouveau droit constitutionnel, i savoir, ce qu'il est convenu d'appeler: le droit e la transparence administrative. 184 4. Oturum Konuşmaları Dans les minutes qui viennent, je me propose de vous commenter quelque peu ces deux innovations. Et, â la demande des organisateurs du pr,sent colloque, ]e m'attarderai plus particullerement e la transparence administrative. CHAPITRE IER: LE DROĠT A LA TRANSPARENCE MINISTRATIVE I. La consecration constitutionneile Lors de la revision constitutionneile de juillet 1993, fut inseYe dans la Constitution un nouvel article 24ter, numeYote" 32 depuis la coordination du 17 fevrierl994. Cet article 32 est riidigg en ces termes. " Chacun a le droi t de consul ter ou de se faire remettre cop/e de chaque document administratif, sauf dans îescasetîes condi tions fbcies par ta Ioi, le dâcret ou larielevisiea I'article 134". Cette disposition eonsacre ainsi au profit de tout citoyen, belge ou etranger126, le droit de consulter tout document administratif ainsi que celui de s'en faire remettre une copie. Au cours des travaux preparatoires, il fut en outre precise que ce droit Ğtait reconnu â tous, Independamment de toute condition d'inteYet, qu'EI pourrait s'exercer â l'^gard de toute autorkâ administrative (au sens de l'article 14 des Iois coordonnees du 12 janvier 1973 sur le Conseil d' Etat ) et â propos de tout document administratif, sous quelque forme gue ce sok (ecrits, enregistrements visuels, sonores, supports informatiques...), et qu'il s'agisse d'une d&ision administrative proprement dite ou de tout document pr£parant ou precâdant celle-ci.127 ' ' L'article 191 de la Constitution dlspose en effet que "tout ,tranger qul se trouve sur le territoire de la Belglaue iouit de la protection accord,e aux personnes et aux blens, sauf Ies exceptlons etabliespar la loi". 127 Proposltton du Gouvernement visant â Inserer un artlcle 24 ter dans la Constitution relatif â la publiclte" de l'administration, Doc. parl., Chambre, s.o. 1992-1993, n° 839/1, p. 5. 185 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu On remarquera que l'article 32 ne subordonne pas la reconnaissance de ce nouveau drok â 1' intervention du IĞgislateur. Le droit est d'ores et dejâ reconnu. Les tegislateurs, f£dgral (loi), communautaires (d&ret) et r6gionaux (dâcret et pour, BruxeIIes, ordonnance)128, ne pourront qu' en pr^ciser Ies moda!k& d' exercice et enderinir les limites. Leur carence aura done pour consequence de rendre absolu le droit d'acces aux documents administratifs relevant de leur domaine de competences. Aussi, afin de permettre aux diffeYents legislateurs concern& de l^giförer en la matiere, le constituant a fort logiquement retardâ I' entreY en vigueur de Tarikle 32 au 1er janvier 1995. • Furent ainsi successivement adoptes la Ioi du 11 avril 1994 relative â la publicite" de I'administratJon, le deYret du Conseil de la Communaute françalse du 22 deYembre 1994, le deYret walIon du 30 mars 1995, I'ordonnance du Conseil de la Region de Bruxelles-Capitale du 30 mars 1995, ie deYret du Conseil de la Communaute germanophone du 16 octobre 1995, et le decret de I' assembleY de la Commission communautaire française de la Region de Bruxelles-Capitale du 11 juillet 1996. Quant au Conseil flamand, il avait, en quelque sorte, devance" le constituant en adoptant des le 23 octobre 1991 un deYret relatif â la publictoS des documents administratifs dans les services et etabiissements de l'ExeYutif flamand. Je ne vous exposerai toutefois aujourd' hui que la Ioi federale du 11 avril 1994, par manque de temps, bien sûr, mais aussi, pour la clartS de l'expos6. Relevons cependant que les textes adoptes par les Communautes et Regions sont, La Belgjque est en effet devenue un Etat ftderal, composâ d'entites fidMes, les Regions et Ies Communaut^s. On distingue ainsi, d'une part, la Mglon wallonne, la Râgion flamande et la Region de Bruxelles-Capitale, et, d'autre part, la Communaute française, la Communaute flamande et la Communaute germanophone. Les Iois federales sont adoptees par le pouvoir IĞgislatif federal qui se compose de la Chambre des representants, du Sanat et du Rol. Les entites federâes disposent egalement d'un pouvoir lögislatif qui s'exerce sous la forme de decrets, communautaires ou rögionaux. On notera que les normes legislaüves prises par la RĞgion de BruxeIIesCapitale sont d^nommees ordonnances et non pas decrets. Compte tenu de son röle de capltale natlonale et intematlonale et de la presence d'une mlnorlte flamande, cette region s'est en effet vue reserver un statut constitutlonnel speclfique. 128 186 4. Oturum Konuşmaları dans leur ensemble, fort semblabies â la Ioi fâdeYale.129 II. La Ioi du 11 avril 1994 relative â la publicite' de l'adminlstration130 A. Remarques liminaires Cette Ioi s' applique bien entendu aux autorit,s administratives federales. Elles concernent en outre les autorit,s administratives autres que f,d,raies, mais dans une mesure Iimit,e toutefois, & savoîr, uniquement pour pr,ciser les limites au droit ğ latransparence administrative qui sont d,duites de motifs relevant des comp,tences f,deralesp comme par exemple, la s—ret, ou la d,fense nationale.131 On y reviendra. Par ailleurs, le legislateur a, & la sütte du constituant, defini (a notion d'autorit, administrative, federale ou non, par r,f,rence i l'article 14 des Iois coordonn,es sur le Conseil d'Etat132 En d'autres termes, est une autorit, administrative, au sens de la loi du 11 avril 1994, toute autorit, dont les actes sont susceptiblps d'*tre attaqu,s par un recours en annulation devant la section d'administration du Conseil d'Etat (recours pour exces de pouvoir). L'Ġnterprete dispose des lors ici de la riche jurisprudence du Conseil d'Etat Enfln, il nous faut preciser que cette loi envisage deux types de publicite, la publicit, active et la publicit, passive. La premiere recouvre Ies informations que l'autorrri doit fournir de sa propre initiative aux administrĞs. Quant â la publicrri passive, elle ne se manifeste qu'â la demande du citoyen et emporte, pour celuici, le droit de consulter un document administratif, d'en recevoir copie, d'obtenir des explicatĠons â son sujet et demander sa correction lorsqu'il contient des inexactitudes ou est incomplet Pour un commentaire d&aille" de ces differents textes, voy. notamment F. JONGEN, "La publicite de l'adminlstration", Jouftıal des Tribımaıa, 1995, p. 777 et P. LEWALLE, Contentieux administratif, Liege, 1997, sp6c. pp.45-107. 130 A ce sujet, voy. outre les eöıdes d6\h citfes de F. ]ongen et P. Lewalle, Ch. BAMPS, "Openbaarheid van bestuur. De federale wet van 11 april 1994 toegelleht", Recente Adresten varı de Raad van State, 1996, pp. 21-45. 1 Art. 1er, al. 1er. 132 Art 1er, al. 2, 1°. 129 187 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Nous envisagerons ici successivement ces deux formes de publicite administrative. B. - La puMd te" active Cette forme de publicite n'&aît pas formellement prevue par l'article 32 de la Constitution. II s'agit done d'un ajout iğgislatif, d'une garantie supplementaire offerte aux administrös, mais qui s'inserit parfaitement dans le mouvement de transparence administrative et de rapprochement de l'administration et du citoyen initte par le constituant La Ioi impose ainsi aux autorrtis administratives fâderales de fournir au public "une information daire et objective" sur ieurs actions respectives.133 Quatre modes de diffusion de cette information ont Ğtâ prevus par le legisiateur. 1. - Creation d' un service fecieral d' information La Ioi a tout d'abord chargâ le Rol de creer, par un arrâtS royal d6IiWr£ en Conseil des Ministres, un service fâderal d'information.134 Un arreri royal du 30 mal 1994 a ainsi înstitug le S.F.I., service federal d'information.135 2.- Publication de guldes des administrations 11 Art.2,20 Chaque autoritö administrative fâderale doit par ailleurs publier un guide deolvant ses competences et son mode de fonctionnement" Ce guide doft permettre â tout 133 134 135 Art. 2. Art. 2,1°. Monltevr belge, 29 Juin 1994, p. 17.424. 188 4. Oturum Konuşmaları administrâ qui souhaite recourir â un service administratif de determiner rapidement et facilement â quel fonctionnaire il doit s'adresser et selon quelles modalrris (Iieu, heuresd'ouverture...). L'autoritĞ doit mettre ce guide â la disposition de tout qui le souhaite. Elle peut a cette fin exiger une r&ribution, qui ne peut toutefois exc6der le prbc coûtant 12 3.- Identification du correspondant La Ioi du 11 avril 1994, en son article 2, 4 , impose ,gaiement que toute correspondance ,manant d'une autorit, f,d,rale indique le nom, la qualit„ l'adresse et le num,ro de t,I,phone du fonctionnaire qui est en mesure de fournir de plus amples renseignements sur Iedit courrier. 4. - Indication des voies de recours Enfin, il est d,sormaĠs requis que tout document, par lequel une decision â portee individuelle est notifiee â un administre, indique les voies de recours qui peuvent etre exercees contre celle-cî, les autorites competentes pour en connaıtre ainsi que les formes et delais â respecter. A defaut pour l'autorit, d'executer cette obligation, le delai prevu pour I'introduction du recours en question ne prend pas cours. C. - La publidti passtve 1- Definition et champ d'application Celle-ci, comme je l'ai de]i indique, consiste â reconnartre et organiser au profit de l'administre quatre prerogatives en matiere d'acces aux documents administratifs, â 189 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu savoir 1° le droit de consuiter, sur place, tout document administratif d'une autorit, administrative federale, 2° le droit d'obtenir des 12 Art-3. expIications i son sujet, 3a le droit d'en recevoir copie, et, 4° le droit d'exiger la rectification de donnees inexactes ou incompletes contenues dans ce document et concernant Iedit adminlstr,.136 Les deiDdeme et quatrieme pr,rogatrves, il faut le souligner, n'etaient pas expressement prevues par le prescrit constitutionnel, et sont done des garanties complementaires que le legfclateur federal a offertes au citoyen. A la süite du constituant, le legislateur a par ailleurs defini tres iargement Ies documents â I'egard desquelsle citoyen peut faire valoir ces prerogatives. L' article 1 er, al. 2, 2° , de la loi du 11 avril 1994 precise en effet que par document administratif, il faut entendre toute Information, sous quelque forme gue ce soit, dont une autorit, administrative dispose. On peut de meme lire dans l'expos, des motifs precedant le projet qui allait devenir I'actuelie loi137 " (Le terme de document administratif) doit etre pris au sens large. II conceme toutes les informations disponibles, quel que soi t le support'5: docunents ,cri ts, enregistrements sonores et visuels y comprîs les donn,es reprises dans le traltement automatis, de i 'Information. Les rapports, les ,tudes, meme de commissions cortsultatives non ofücielles, certalns comptes rendus et proc&-verbaux, les statistiques, les direetives administratives, les clrculaires, les contrats et licences, les registres d'enqu ite publique, les cahiers d'examen, les fllms, les photos, et cetera dont dispose une autorit, sont en regfe gknirale publics, sauf lorsqu'un des motifs d'exception mentiknn,s k 1 'article 5 doit Ğtre appliqu," 2°- Modalites d'exerclce Ar^ 4 et 7. Prolet de lo1 relatif â la publicite de l'administration, expose des motifs, Doc. parl., Chambre, s.o. 1992-1993, n° 1112/1, pp. 11-12. 136 137 190 4. Oturum Konuşmaları Les regles de procedure different ici I,gerement selon gue l'on envisage Ies trois premieres prerogatives (consultation, expIication et copie) ou la quatıieme (rectiflcation). 15 L, emplol du terme support semble exclure de la publlcltg Ies renseignements dont l'autorite' auralt eu connaissance par vole orale et qui ne figureraient ou ne seralent relates sur aucun support materiel (en ce sens, voy. aussi F. JONGEN, op. dt, p. 781 ). La preuve de I' existence de tels renseignements Ģerait au demeurant fort dlfndle â apporter. a) La demande de consultation d'un document administratif, d'expiication de son contenu, ou d'obtention de sa copie, doit etre formulee par ecrit aupres de I' autorit, concernee. Elle doit lndiquer clairement la matiere concernee et, dans la mesure du possible, le ou les documents en question. Le demandeur ne doit pas justifler d'un interet. Sa seule qualite de citoyen sufflt Toutefois, pour les documents â caractere personnel16, il devra etablir l'existence d'un interet legitime dans son chef. L' autorit, saisie doit consigner, â sa date de reception, la demande dans un registre ad ftoc, A dater de cette meme reception, elle dispose d'un deiai de 30 jours pour repondre â la demande. Durant ce delaie. elle peut ou bien faire droit a la requete et communiquer le document, ou bien rejeter la demande, ou bien encore, faire part de sa decision de prolonger son deai de reponse de 15 jours au plus. En cas d' ajournement ou de refus, elle doit communiquer e I'adminlstr, les motifs de sa decision. Une absence de reponse dans le deiai legal de 30 jours, eventuellement prolonge, equivaut, quant â elle, a un rejet de la demande. Par ailleurs, si I'autorite saisie de la requete n'est pas en possession du document sollicfte, elle doit en avettir sans deiai le demandeur et lui communiquer les 191 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu coordonn,es de I'administration qui, â sa meîlleure connaissancee detîendrait Iedit document. b) C est selon une procedure anaiogue que le droit de rectification s'exerce, si ce n'est que les delais de reponse impartis â I'autorit, administrative sont doubler: demande ecrite demontrant l'existence deune inexactitude ou Iacune concernant le requerant, reponse positive ou negative dans les 60 jours avec possibilit, de prolongation de 30 jours, indication eventuelle de I'autorit, competente pour effectuer la correction si I'autorit, requise ne I'est pas et rejet tacite en cas d" absence de reponse dans le deiai requis. 3° ■ Motifs de refus Conformement â I' article 32 de la Constitution ele legislateur a prevu, â I'article 6 de la Ioi du 11 avril 1994, les exceptions dans Iesquelles I'autorit, administrative peut, voire doit, refuser une demande de publicit,. Les decisions de refus de publicit, devront done etre obligatoirement motivees en la forme au regard de l'une ou plusieurs de ces exceptions 16 L article 1er, al. 2, 3, de la Ioi dâflnlt ces documents commeeünt "tout document adriiinlstratif comportant une appredation ou un (ugement de valeur relatif â une personne physique nommement d&ignee ou aisöment Identiflatile, ou la deseriptlon d'un coiliportement dont la Ces exceptions, il faut d'emblâe le noter, ne concernent que I'exercice des trois premieres pr,rogatives, â I'excIusion, done, du droit de reetiflcation. II a par ailleurs et, precise au cours des travaux parlementaires que les motifs d'exception sont Iimitativement enonces par la Ioi et doivent etre interpretes dmâgaûon peut inanifestement causer un prĞjudke a cette persorme." de maniere restrictive.17 192 4. Oturum Konuşmaları Dans le mâme ordre d'ideYs, le guatrieme paragraphe dudit article 6 prevoit que si I'exception ne concerne qu'une partie d'un document administratif, I'autre partie doit pouvoir etre consuitee, explique'e ou communiquee sous forme de copie. Les motifs de refus peuvent etre regroupes en trois categories: les exceptions obiigatoires absoiues, les exceptions obligatoires relatives et les exceptions facultatives. Les deux premieres categories concernent les autorites administratives federales et non federales. Quant â la troisieme categorie, elle n'est applicabie qu'aux seules autorites administratives federales. a) Les exceptions obligatoires absoiues Des Iors que I'autorite administrative, federale ou non, constate qu' elle est en presence d' une telle exception, elle ne dispose d'aucun pouvoir d'appreciation, elle doit rejeter la demande de publicite. Ces exceptions sont au nombre de trois et enumerees par I'article 6, 2. - L'autorit, doit ainsi tout d'abord rejeter la demande si eiie constate que ia publicite porterafc atteînte â la vie privee, a moins, toutefois, que la personne dont la vie privee est affectee ait prealablement donne son accord par ecrit - La publicite doit egalement "ere refuse si elle porte atteinte â une obligation de secret instituee par une Ioi. - Elle dok de meme etre ecartee si elle porte atteinte au secret des deliberations du Gouvernement federal ou des autorites responsables relevant du pouvoir executif federal ou auxquelles une autorite federale est associee. 193 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu 17 Exposö des motifs, op. du, p. 16 b) Les exceptions obligatoires relatives Elles concernent egalement tant les autorites administratives federales que les autorites administratives autres gue federales. Elles sont dites relatives, en ce sens gue I' autorite administrative doit proceder â une mise en balance entre I'interet de la publicite et I'un des hult int,rets enume,e â I' article 6, 1 er et, si la balance penche en faveur de la protection de I'un des ces huit InteYâts, elle doit refuser de faire droit â la demande de publicite". Ces interets sonLria steurite" de la population, Ies libertes et les droits fondamentaux des administres, les relations internationales fâderales de la Belgique, l'ordre public, la sûret6 ou la defense nationales, la recherche ou la poursuite de faks punissables un intfrât economique ou financier figderal, la monnaie ou le crâdit public, le caractere par nature confldentiel des informations d'entreprise ou de fabrication communĠque"es â I'autorfö, le secret de l'identite de lapersonne qui a communique le document ou I'information â I'autorite" administrative â threconfidentiel pour d&ıoncer un fait punissable ou suppose" tel. La motivation en la forme de la. d&ision de refus devra done £tablir qu'il a e^e" proc^de" â une telle mise en balance et que I' interet de la publicite" a e"te" en I' espece consid^re comme moins digne de protection. c) Les exceptions facultatives Ces exceptions ne concernent, quant â elles, que les seules autoritfa administratives 194 4. Oturum Konuşmaları fĞdârales. Elles sont 6nonce"es au troisieme paragraphe de rartîcle 6 qui dispose que "Vautoritâ administrative federale peut re/eter une demande de consultation, d'expttcation ou de communication sous forme de cop/e d'un document administratif dans la mesure oü la demande: 1° concerne un document administratif dont 1a divulgation peut etre source de meprise, le document etant inachev£ ou incomplet; 2° concerne un avis ou une opinion corluriuniqu& Iibrement et â titre confidentiel â 1 'autorite' 3 0 es t manlfestement abusi ve 4° est formülce de façon manifestement trop vague". Ces exceptions sont dites facuitatives en ce sens que meme si I' autorit^ estime que I" une des circonstances deoites par ce paragraphe trois est pr&ente, elle peut malgrĞ tout autoriser la publicite du document; il ne pese pas sur elle une obligation de rejeter la demande.18 4°- Voies de recours Lorsque sa demande de consultation, d'expücation, de communication sous forme de copie ou de rectification est rejetde, de maniere expresse ou tacite, l'administr£ peut saisir I'autorit^ administrative recalcîtrante d'une demande de reconside"ration. II s' adresse done â la meme autorite" et iui demande de revoir sa posftion. On notera qu'aucun deiai n'est prevu pour I'introduction de cette demande. Simultanement â I'introduction de sa requâte en reconsideration, I'admĠnistre" doit solliciter de la Commission d'acces aux documents administratifs™ la delfvrance d'un avis sur la pertinence du refus oppose" par I'autorit^ administrative. 195 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu 18 Exposi des motifs, op cit., p. 17. " Cette commission est composee de dnq membres, â savoir un pröident choisi parmi les membres du Conseil d'Etat, deux membres nommds parmi les foncüonnaires de rang 15 ou plus elevâ et de deux membres retenus pour leur connalssance approfondie du domaine de la publicite de l'adminlstration. Son siege est e"tabli au mlnistere de I'InteYieur et de la Fonction publiaue. Ses avis sont motMs et pubilcs (cf. l'arrâte" royal du 27 Juin 1994, Monlteur belge, 30 juin 1994, p. 17.666). La Ioi du 11 avril 1994 a egalement confört â cette commission une compâtence consultatJve generale en matiere de publidti passhre de l'adminlstration. Elle peut ainsi âtre consultee en cette matiere par toute autorltâ administrative federale, emettre de sa propre InMatJve des avis sur Capplication generale de la Ioi du 11 avril 1994 et soumettre au pouvoir lâgislatif federal des proposhtons relatives â son appIIcatJon ainsi qu'â son eventuelle revision (art. 8, _ 3 et 4). 11 Cet avis doit âtre communique" â I'autorite" et au citoyen dans Ies 30 jours de la râception de la demande. Passe ce dâlai, I'autorite administrative peut le nâgliger. Dans les 15 jours de la r&eption de I' avis de la Commission ou de I'expiration du delai dans Iequel II devait lui âtre communiquâ, l'autoritö administrative doit alors communiquer au demandeur sa dâcision d'approbation ou de rejet de la demande de recönside>ation. ici aussi, l'absence de communication de dâcision dans ce dâlai âquivaudra â un rejet L'avis de la Commission d'acces aux documents administratifs ne Iie bien entendu pas I'autorite administrative. La motivation de la dâcision statuant sur la demande de reconsidâration doit toutefois prendre en compte les arguments dâveloppâs par la Commission, fût-ce pour les infirmer. Enfin, le demandeur peut introduire aupres du Conseil d'Etat un recours en annulation contre cette dâdsion. L'artJcie 8, 2, al. 4, de la loi prevott, il faut le noter, que I' avis de la Commission, s' il a âte" rendu, doit âtre joint â la requâte en annulation. 196 4. Oturum Konuşmaları Conformement au droit commun, ce recours devra bien entendu âtre introduit dans Ies 60 jours de la notiflcation de la d&ision statuant sur la demande de reconsidâration ou, en cas d'absence de reponse, dans les 60 jours de l'expiration du dâlai de 15 jours imparti â I'autorite" administrative pour se prononcer sur la demande de reconsidâration. 5 °. - Dispositions dherses a) Publicite" administrative et droit d'auteur L' article 9 de la loi du 11 avril 1994 envisage le cas oû le document administratif contient, ou est en iuimâme, une oeuvre protggâe par la Iâgislation relative au droit d'auteur. La solution retenue par le lâgislateur distingue selon qu' il s' agit d' une demande de consultation sur place ou d'expIication ou selon qu'il s'agit d'une demande de copie du document Dans ie premier cas, l'autorisation prealable de l'auteur ou de son ayant droit n'est pas requise. Dans le second, en revanche, toute cominunication du document sous forme de copie est subordonnâe â cette autorisation prâaiable. b) Utilisation commerciale des documents administratifs 178 L'article 10 interdit, quant â lui, toute utilisation ou diffuslon â des flns commerciales des documents obtenus grâce aux regles de publicite" pos&s par la loi du 11 avril 1994. c) PublicitĞ et archtvage des documents 197 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu L'article 11 traite des documents depos& dans un despot d'archh/es. Le principe est que I'archivage ne doit pas faire obstacle â la publicite" organisee par la loi du 11 avril 1994. Les travaux preparatoires de la loi pr&isent que c'est I'autorite" qui a depose" le document dans un depöt d' archives qui demeure comp^tente pour statuer sur la demande de publicite".138 Bien entendu, comme le pr&ise l'alinea 2 dudit article 11, l'administrateur du dâpöt d'archh/es devra collaborer â la mise en oeuvre de cette publlcrti. Ainsi, par exemple, il transmettra â I'autorite" compötente Ies demandes de publicite" qui auraient ete" întroduites aupres de lui. L'autorite" saisie d'une demande de publicite" pourra egalement -voire, dans certains cas, devra- se prevaioir des motifs de refus dâfinis par I'ardcle 6. L'article 11, alin£a 3, prevoit toutefoîs que ces motifs ne sont plus d' application apres 1' expiration du d£lai flbcĞ pour le secret des archives. Si l'on peut comprendre cette mesure pour la plupart des motifs retenus par 1 'article 6, en revanche, comme 1 'a fait remarquer un commentateur, on peut se demander s'II y avait bien Iieu de prevoir une telle automaticlte" pour ie motif dĞduit des n£cessit& de protection de la vie privte.139 1991, ont iti adoptâes par les Rigions afin de garantir un acces â I Information en matiere d'environnement et, ce faisant, transposer en droit belge une directive europâenne du 7 Juinl 3 Enfin, I'alinea 4 de l'article 11 prâcise que les documents qui sont d£pos£s aux Archives g^ne"rales du Royaume ainsi qu'aux Archives de I" Etat dans Ies provinces ne sont pas soumis â la loi du 11 avril 1994.140 Leur publicite" reste des Iors entierement dâterminâe par la loi du 24 juin 1955 relative aux archives. Expose des motifs, op. clt, p.22 p.. )ONGEN,op.cft.,p. 783. 1401| s'agit des documents datant de plus de cent ans. 179 138 139 198 4. Oturum Konuşmaları d) Frais de copie Quant â I'article 12, il habilite le Rol â subordonner la reception d'une copie d'un document administratif au paiement d'une reüibution. Le Roi a ainsi pris, le 30 août 1996, un arretg fbcant le montant de la retribution due pour la reception d'une copie d'un document administratif.23 D. Disposrtions finales En exeortion de 1 'article 14, un arret4 royal du 23 juin 1994 a fix£ 1 'entrâe en vigueur de la Ioi au 1 er juillet 1994. Enfin, on notera que I' article 13 de la Ioi prevoit qu'elle ne porte pas pre*judice â l'application de dispositions legislatives instaurant une publicite plus etendue de l'administration. Anterieurement â l'adoption du nouvel article 32 de la Constitution, en effet, ceıtaines Iois ont, dans des domaînes paıticulîers24, ddjâ instaurâ des proc£dures de consultation de documents administratifs, qui, par certains de leurs aspects, peuvent offrir une plus grande transparence administrative. La IoĠ du 11 avril 1994, comme precisĞ aux cours des d^bats parlementaires, contient done des regles minimales de publicite.25 CHAPITREII. LA MOTIVATION EN ADMĠNĠSTRATĠFS LA FORME DES ACTES I. introduetion )usqu' â I' entree en vigueur de la Ioi du 29 juillet 1991 relative â la motivation formelle des aetes administratifs, il n'existait pas en droit belge une obligation generale de motivation en la forme des aetes administratifs. 199 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu II etait bien entendu admis gue tout aete administratif doit reposer sur des motifs de droit et sur des motifs de fait exacts, pertinents et legalement admissibles; mais ii n'etait en principe pas requis d'indiquer ces motifs dans Tecrit materialisant la decision (l'instrumentum). II suffisait qu'ils puissent etre deduits du dossier administratif.' 23 Montteur belge, 20 septembre 1996. 24 On songe en parüculier aux difförentes tegisiations, qui, comme le dâcret walIon du 13 Juin 25 RaPP°rt de la falt au nom de ,a commission de I" Intirleur, des Affalres g^nârales et Foncüon publlque, Doc. parl, Chambre, s.o. 1993-1994, n° 1112/13, p. 69. Bien entendu, ce principe connaîssaît quelques exceptions. Ainsi, des dispositions I,eislatives particulieres ont rendu obligatoire la motivation formelle de ceıtains aetes administratifs, comme par exempie un refus de permis de bâtir24 En outre, meme en I'absence de prevision Iegisiative, il etait admis que devaient etre motivees en la forme les decisions quasi juridietionnelles, comme une sanetion disciplinaîre, ainsi que les decisions prises â la süite d'un revirement d'attitude de I'administration. revanehe, depuis le 1er janvier 1992 -date d'entree en vigueur de la Ioi du 29 juillet 1991-, tout aete juridigue â portee individuelle emanant d'une autorite administrative et qui a pour but de produire des effets juridiques â l'egard d'un ou plusieurs admînistr& ou d'une autoritâ administrative doit indiquer les cireonstances de fait et de droit qui le justifient II. La Ioi du 29 juillet 1991 relative â la motivation formelle des aetes administratifs141 A: Objectifs de la Ioi Sur cette fol, voy. notamment J. SALMON, Le Conself d'Etar, T. Ier, Bruxelles, Bruylant, 1994, pp. 451-466; P. LEWALLE, op. cft., pp. 1 1 0 - 1 2 0 ; R. ANDERSEN et P. LEWALLE, "La motivation formelle des aetes administratifs", Administration publique (trimestriel), 1993, pp. 62-86 ainsi que les aetes de la joumee d'etudes de Namur du 8 mal 1992, La motivation formeffe des aetes administratifs, Bruges, La Chaıte, 1992. 141 200 4. Oturum Konuşmaları Les objectifs poursuivis par le Iâgislateur sont de plusieurs ordres. Tout d'abord, rtduire I'arbitraire administratif. Uya tout Iieu de eroire en effet qu' en etant obligee d'indiquer dans son aete les motifs de fait et de droit le justifiant, l'autoritâ sera plus encline â respeeter les textes legislatifs et reglementaires qui I'habilitent â agir et â verifier si les cireonstances de fait peuvent raisonnablement fonder sa decision. Ensuite, inciter le citoyen â se conformer â l'acte. On peut penser en effet que, dans certains cas du moins, la prise de connaissance des motifs de la decision permettra â l'administre" de se convainere de la legalite" ou du bien-fonde de celle-ci. Auparavant, faut-il le rappeler, I'administr6 n'avait connaissance des motifs de l'acte (sauf applîcation de I'une des exceptions 6nonc£es ci-avant ou communication spontanSe par I'autorit^) qu'en introduisant un recours pour exces de pouvoir au Conseil d'Etat, ce qui, on le salt, entraîne pour I' autorite" I' obligation de produire le dossier administratif. Enfin, favoriser le contröle de la I^galitâ de l'acte par le juge. II est d&ormais admis en effet que ce demier ne doit avoir egard qu'aux motifs exprim& dans I' aete. 26 Art. 41, 4, du Code walbn de I'amĞnagement du terrltolre, de 1'urbanlsme et du patrimolne, codifie" par Parrâte" royal du 14 mal 1984. L' autoritâ ne peut done tenter d' Ğtablir a posteriori la Iegalitâ de son aete en produisant un dossier administratif attestant de I' existence de justes motifs fondant I' aete, mais non exprimâs dans la motivation de l'acte. B. Champ d'appiication2IJ Sont concernâs tous Ies aetes juridiques unilatâraux â portie indivlduelle. II faut en outre que ces aetes aient pour but de modifier ou, du moins d'affecter, l'ordonnancement ]uridique. Ces effets peuvent concerner un ou plusieurs administres (personnes physiques ou morales) ou encore une autre autoritâ administrative. Sont done notamment exclus Ies aetes mateYiels, mâme s'ils produisent un effet juridique, ainsi que les aetes prâparatofres. 201 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu L' aete doit par ailleurs emaner d' une autoritâ administrative au sens de l'article 14 des Iois coordonndes sur le Conseil d'Etat, c'est-â-dire une autoritâ dont les aetes sont susceptibles d'âtre entrepris par le biais d'un recours en annulation au Conseil d'Etat.142 C.Pprtiede I'obligation143 L'autoritâ doit indîquer dans Hnstrumentum matârialisant son aete d'une part Ies consideYations de droit, c'est-â-dire les dispositions normatives en vertu desqueiles elle agit, et d'autre part les cireonstances de fait permettant de fonder sa decision. En principe, ces motifs doh/ent âtre exprimâs dans l'instrumentum. Le Conseil d'Etat admet cependant la motivation par râfârence â des documents prâparatoires, tels des avis ou rapports d'experts, â condition cependant que le destinataire ait eu connaissance du contenu de ceux-ci au plus tard concomitamment avec celle de la dâcision elle-mâme.3' 31 y. e.a. C.E., 13 octobre 1992, n° 40.733, S.A. BouwbedrlJfReyndersl6 28 Art. 1 er et 2 de la loi du 29 juiliet 1991. Cette motivation doit enfin etre adequate, c'est-â-dire qu'elie doit etre de nature â raisonnablement justifier la d&ision prise. En regle, des Iors, la motivation devra §tre d' autant plus etoffee que le pouvoir d' appreciation de I'auteur de l'acte est etendu.144 * D. Exceptions 142 ıı n'est toutefois pas en outre requls que l'acte en tant que tel pulsse faire I'objet d'un recours au Conseil d'Etat II suffit que I' auteur de I' aete soit une autoritâ au sens de I' article 1 4 des Iois coordonnees sur le Conseil d'Etat Ainsi, une decision prise par une telle autorite, bien que statuant sur un droit subjectif cMI et done eehappant â la compStence du Conseil d'Etat, tombera sous le coup de ia lol du 29 juiliet 1 9 9 1 . MArt3. A ce sujet, voy. notamment, P. LEV/ALLE, op. dt, p. 119.17 202 4. Oturum Konuşmaları L'article 4 de la Ioi du 29 juillet 1991 dispense I'autorit^ de motiver en la forme son aete, lorsgue I'indication des motifs pourrait 1) compromettre la s&urfte" exteYieure de I'Etat; 2) porter atteinte â I'ordre public; 3 ) violer le droit au respect de la vie priveĞ; 4) constituer une violation des dispositions en matiere de secret professionnel. L' article 5 precise, quant â lui, que I' urgence ne peut en revanehe dispenser I'administration de I'obligation de motivation. Enfin, I'ardcle 6 precise gue la Ioi du 29 juillet 1991 ne s'applique pas aux aetes pour Iesquels un regime specifique de motivation est etabli, sauf si ces râgimes prevoient des obligations moins contraignantes. CONCLUSION Les Iois des 29 juillet 1991 et 11 avril 1994 constltuent assurement des progr& marquants de I'Etat de droit. EHes contribuent â le rendre plus effectîf. II est moins aise, en effet, pour I'autorit, de prendre une decision arbitraire, Iorsqu'eIle doit indiquer, noir sur blanc, dans le corps de l'acte, les motifs qui la fondent On se doit de meme de souligner I'incidence pratique considerable de I'arrjcle 2, 4°, de la Ioi du 11 avril 1994, qui impose â I'autorit, d'indiquer dans son aete les recours qui peuvent Ğtre exerc& contre ce dernier. N'&ait-II pas d&olant en effet, dans un Etat de droit, de voir un citoyen, vietime d'une illegalim, laisser s'ecouler les dâlais de recours juridietionnels ou saisir une autorit, incomp^tente, simplement, parce que, perdu dans les m&ndres d'un droit qui se compüque sans cesse, il ignore l'etendue exacte de ses droits ? L'organisation d'une procâdure d'accâs aux documents administratifs est aussi une avancâe importante de la democratie. Elle traduit le passage progressîf d'une 203 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu autorit, administrative secrâte et commandante vers une administration plus proche des citoyens et obtenant le respect de ses dâcisions et prescriptions davantage par l'exposâ de Ieur bien-fondâ et par la force de conviction que par la puissance de commandement On peut cependant regretter la lourdeur de la procâdure de recours prevue par la loi du 11 avril 1994 en cas de refus d'acces â un document administratif. Souvent en effet, si un citoyen sollicite l'acces â un document administratif, c'est parce qu'il craint la prise prochaine d'une dâcision â son encontre. Par exempie, averti de l'ouverture d'une enquâte fiscale â son egard, il reguiert la production d'un rapport d'enquâte dressâ par I'administration fiscale. Mais, compte tenu de la longueur de la proc&lure instiürâe par la loi du 11 avril 1994, il arrive frequemment que la dâcision redoutâe intervienne avant mâme que ne soit vida le Iitige reiatif â la production du document, de sorte qu" il devient alors plus expâdient pour I'administrâ d'entreprendre la lâgalite de cette dâcision, la majoration fiscale par exemple, et d'exiger, dans le cadre de ce Iitige, la production du document initialement soilicitâ. Dans un tel cas, la loi a done manque son but II faut cependant se garder d'un exces de pessimisme. En pratique, en effet, on observe que cette nouvelle iâgisiation transforme peu â peu la mentalitâ administrative. De plus en plus frequemment, l'administration fait droit, sans trop de difficultes, aux demandes de publicitâ. Progressivement, elle dâlaisse ainsi le traditionnel principe du secret de l'action administrative. BĠLDĠRĠNĠN TÛRKÇESĠ: BELÇĠKA'DA ĠDARĠ ġEFFAFLIK VE ĠDARĠ DAVALARIN AÇIK GEREKÇELERĠ Son yıllarda, Belçika hukukunda, halk ve idareyi birbiriyle yakınlaĢtırmak amacıyla çeĢitli giriĢimler baĢlatılmıĢtır. Özellikle ilk akla gelen 29 Temmuz 1991 tarihli Ġdari Tasarrufların Gerekçelerine 204 4. Oturum Konuşmaları ĠliĢkin Kanun. Bu kanun (1993) daha sonradan "Ġdari ġeffaflık Hakkı" olarak adlandırılması uygun görülmüĢ yeni anayasal haktır. Ġlerleyen dakikalarda bir iki yeniliğe bir parça değinmek istiyorum. Ve bu sempozyumu tertipleyenlerin talebi üzerine, özellikle daha fazlaca idari Ģeffaflık konusu üzerinde duracağım. BÖLÜM U ĠDARĠ ġEFFAFLIK HAKKĠ l. Anayasal Kabulü Temmuz 1993 tarihindeki Anayasal düzenlemeler sırasında, Anayasa'ya, 17 ġubat \ 994 tarihinden bu yana 32 olarak anılan, 24. madde ilave edilmiĢtir. 32. Madde Ģu Ģekilde laleme alınmıĢtır. "Herkesin, madde I34'ün kapsadığı kanun, kararname ve usullerce belirtilen Ģartların dıĢındaki durumlarda idareyle ilgili her belgeyi inceleme ve belgelerin bir kopyasını alma hakkı vardır". Bu düzenleme, her tür idari belgeyi inceleme ve bu belgelerin bir kopyasını alma hakkı, yabancı uyruklu' veya Belçikalı her vatandaĢ için geçerlidir. Hazırlık çalıĢmaları sırasında, bu kanunun herkes için geçerliliği (herkes tarafından tanınması), herhangi bir çıkardan bağımsız olarak; bütün idari mercilere karĢı (Devlet Konseyi hakkında, 12 Ocak 1973 tarihli, 14. madde doğrultusunda) ve her ne Ģekilde olursa 205 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu olsun her tür belge için (yazılar, sesli görüntülü kayıtlar, bilgisayar kayıtları) kullanılabileceği belirtilmiĢtir145. 32'nci maddenin bu yeni hükmü, yasamanın müdahelesine tevdi etmediği görülecektir.146 Federal meclisler kanunlarla, mahalli meclisler tüzüklerle ve yerel makamlar da tüzük ve karar tatbikatları yardımıyla bu hükmün sadece tatbik Ģeklini belirleme ve sınırlarını 1 Anayasanın 191'inci maddesinde Ģu hüküm yer almaktadır: "Belçika topraklarında bulunan bütün yabancılar, kanunda öngörülen haller haricinde, mal ve saptama durumundadırlar. Dolayısıyla bu uygulamaların yapılması kendi yetki alanlarına can güvenliğine sahiptirler." giren konularda idari belgelere ulaĢma hakkını mutlak duruma getirecektir. Yasa koymakla ilgili çeĢitli yasama üyelerine müsamaha göstermek için meclis üyeleri 32. maddenin yürürlüğe giriĢini, son derece mantıksal olarak l Ocak 1995 tarihine kadar geciktirdiler. Yönetimin aleniyeti ile ilgili 11 Nisan 1997 tarihli yasa, Fransız Birliği Konseyinin 22 Aralık 1994 tarihli kararnamesi, 30 Mart 1995 tarihli Vfallon Kararnamesi, Bımeiles-Capitale Bölge Konseyi'nin 30 Mart 1995 tarihli düzenlemesi, Alman Birliği Konseyinin 16 Ekim 1995 tarihli kararnamesi, Bımelles-Capital Bölgesi Fransız Birliği Meclis Komisyonunun 11 Haziran 1996 tarihli kararnamesi bir biri ardına onaylandı. Flaman Konseyine gelince, Flamand Yürütme Gücünün kurum ve hizmetlerindeki belgelerin açıklanmasına (yayınlanmasına) iliĢkin 23 Ekim 1991 tarihli kararnameyi onaylayarak, meclis üyelerini geride bıraktı. Zaman kaybına meydan vermemek için, size 11 Nisan 1994 tarihli federal yasadan bahsetmek istemiyorum ama bu sunumumun netliği açısından önemlidir. Hükümetin Anayasanın 124'üncü maddesine bir üçüncü flkra eklenmesi hakkındaki teklifi, Doc ParL, Chambre, s.o. 1992-1993, n° 839/1, s. 5. 146 Filhakika Belçika federe birimlerden, bölgelerden ve topluluklardan oluşan bir federal Devlet olmuştur. Bunlar valon ve flaman bölgeleri ile Brüksel Başkent bölgesi, fransız toplumu, flaman toplumu ve almana konuşan topluluktur. Federal Kanunlar Temsilciler Meclisi, Senato ve Kraldan teşekkül eden federal teşrii meclis tarafından onaylanırlar. Federe birimlerin de topluluk ve bölge kararnameleri neşreden teşrii mercileri vardır. Brüksel Başkent bölgesi tarafından ittihaz edilen teşri kararlan İçin kararname yerine talimat İbaresi kullanılmaktadır. Ulusal ve flaman topluluğu açsından da uluslararası başkent olarak ifa ettiği hizmetler dikkate alıdığında bu bölgenin kendine özgü bir anayasal konuma sahip olması doğal karşılanmalıdır. 1 206 4. Oturum Konuşmaları Tine de belirtelim ki, Birlikler ve Bölgeler tarafından onaylanan metinler, oluĢturdukları bütünlük içinde, federal yasaya147 oldukça benzemektedirler. / / . Ġdarenin Açıklığına iliĢkin 1 1 Nisan 1994 tarihli Yasa148. A ön Açıklama Bu yasa elbettekî federal yetkililere uygulanmaktadır. Ayrıca federal olanların dıĢında, diğer idari yetkililer için bir sınır sözkonusudur. Ġdari Ģeffaflığın sınırlan federal yetkilerin gerekçeleriyle belirlenir. Örneğin, güvenlik veya milli savunma149 gibi, Diğer taraftan, meclis üyelerinden sonra, yasama da, federal veya federal olmayan idari merci kavramını devlet konseyince150 düzenlenen yasanın 14. maddesini referans göstererek tanımlamıĢtır. Diğer bir deyiĢle. Sonuç olarak, bu yasanın iki tür açıklamayı öngördüğünü belirtmemiz gerekir, aktif açıklama ve pasif açıklama, birincisi, yöneticinin kendi insiyatifini kullanarak yurttaĢlara sağlayacağı bilgileri kapsar. Pasif açıklamaysa, vatandaĢın talebi üzerine yerine getirilir ve talepte bulunan kiĢiye, yönetimle ilgili belgenin kopyasını alma, kendisiyle ilgili açıklamalar alma ve eğer yanlıĢlıklar ve eksiklikler varsa bunların düzeltilmesi için talep hakkı verir. ġimdi ardarda iki yönetim açıklaması Ģekline bir göz atacağız. B. Aktif açıklama Bu tür açıklama Anayasanın 32. maddesinde açıkça öngörülmemekteydi. O halde yasamanın ilavesi söz konusudur. YurratĢlara ek bir garanti sağlayan bu ilave yönetimde Ģeffaflık hareketinde ve meclis üyeleri tarafından baĢlatılan yönetimi halka yakınlaĢtırma hareketi içinde yerini ciddi bir biçimde almıĢtır. Yasa, federal yönetim yetkililerini halka kendi, icraatları hakkında151, net ve objektif bilgi vermeye zorlar. Yasama bu bilgilerin 4 Ģekilde dağıtılmasını öngörmüĢtür. U Ulusal Bilgi Servisinin Kurulması Bu muhtelif metinlerin detaylı bir karşılanması İçin özellikle bakınız: F. JONGEN, "La pubilcfti de I'admlnİstration", Journal des Tribunaux, 1995, s. 777; ve P. LEWALLE, Contentfeıcc admlnlstratif, Liege, 1997, özellikle ss. 45-107. 148 Bu konuda F. Jongen ile P. Levvalle'in yukarıda zikredilen etödlerine ilaveten Ch. Bamps'ın "Openbaarheid van bestuur. De federale wet van 11 April 1994 toegelicht"lne bakınız. Recente Arresten van de Raad van State, 1996, ss.21 -45. 149 Birinci maddenin birinci flkrası. 150 Birinci maddenin ikinci fıkrasının birinci bendi. 151 İkinci madde. 147 207 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Yasa, ilkönce, Kralı, Bakanlar Kurulundan Bağımsız olarak bir Ulusal Bilgi Servisi kurmakla görevlendirir.152 30 Mayıs 1994 tarihli Kraliyet kararıyla SF.l, federal bilgi servisi kuruldu'0. Yönetim Kitapçıklarının Basılması 2. Her federal idari merci görevlerini ve yetkilerini içeren bir kılavuz kitapçık yayımlamalıdır." Bu kılavuz kitapçk, idari bir iĢi olan her yurttaĢa, hangi idari birimle görüĢmesi gerektiği, hangi memura ne Ģekilde (yer, saat, açlıĢ) baĢvurması gerektiği konulannda kısaca bilgi vermelidir. Yetkili, bu kılavuz kitapçığı isteyen herkesin hizmetine sunmalıdır. Kılavuz kitapçığın, maliyetini karĢılayan küçük bir ücret talep edilebilir.'2 YazıĢma Memurunun Kimliği 3. 11 Nisan 1994 tarihli Yasanın 2. maddesinin 4. bendi, federal idari merciden gelen her tür yazıĢmanın üzerinde, daha geniĢ bilgi alınabilmesi amacıyla, yazıĢma memurunun adının, unvanının, adresinin ve telefon numarasının yazılmasını zorunlu kılar. Ġtiraz Usulünün Belirlenmesi 4. Sonuncu olarak, yetkili makamlann gerekli süre ve usûlleri tanıyabilmesi için, yurttaĢa kendisiyle ilgili gönderilen kararla beraber itiraz usülleride belirtilir. Yetkililerden kaynaklanan bir eksiklik varsa itiraz için tanınan sûre geçerliliğini kaybeder. 10 Monfteur 1994, n° 17424. 11 İkinci maddenin birinci fıkrası. belge, 29 Haziran 152 ikinci maddenin ikinci 208 fıkrası. 12 Üçüncü madde. 4. Oturum Konuşmaları C. Pasiv Açıklık 1- Tanımı ve Kapsama Alanı Daha öncede belirttiğim üzere bu yurttaĢın idari belgelere ulaĢması konusunda, 4 imtiyazı içerir. Bunlar, 1. Federal yönetim makamının tüm belgelerini yerinde inceleme hakkı, 2. Kendi hakkında bilgi alma hakkı, 3. Bunlardan bir kopya alma hakkı, 4. Bu belgelerde adı geçen yurttaĢa ait yanlıĢ ya da eksik bilgi varsa bunların düzeltilmesini talep etme hakkıdır.'3 Ġkinci ve dördüncü imtiyazların altını çizmeliyiz, çünkü bunlar Anayasada yazılı olarak öngörülmüĢ değillerdi, ancak bunlar federal yasama tarafından, vatandaĢa sağlanan tamamlayıcı taahhütlerdir. Meclis üyelerinden sonra yasama gücü de yurttaĢın hangi belgeler için bu imtiyazları değerlendirebileceğini geniĢ bir biçimde belirledi. 11 Nisan 1994 tarihli Yasanın 1. maddesinin 2/2 bendi, idari belgelerden aslında ne Ģekilde olursa olsun bir idari mercinin sunduğu tüm bilgileri anlamak gerektiğini belirtir. Bu, muhtemel bir yasa gözüyle bakılmıĢ olan bir önceki projenin gerekçelerinde okunabilir.153 "(Ġdari belgenin teması) geniĢ anlamda kabul edilmelidir. Dayanağı ne olursa olsun uygun bütün belgeleri içerir.'5 Yazılı belge, bilgisayarların otomatik kayıtlarından alınmıĢ olanlar 153 İdarede açıklığa dair kanun tasarısının gerekçesi, Doc. Parl., Chambre, s.o. 1992-1993, n° 1112/1, ss. 11-12. " Dördüncü ve yedinci maddeler. 209 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu dahil olmak üzere tüm görsel kayıtlar ve ses kayıtlan. Raporlar, incelemeler, (resmi olmayan danıĢma komlsyonlanmn rapor ve incelemeleri dahil), bazı mahkeme tutanaklan, sirkülerler, kontrat ve lisanslar, kamu oyu anket kayıtlan, sınav defterleri, filmler, fotoğraflar. Ġstisnai bir gerekçe dıĢında 6. madde uygulanmalıdır".) 2- Uygulama ġekilleri Usul kuralları, ilk üç imtiyaza göre, (inceleme, açıklama, kopya) veya dördüncüsüne göre (düzeltme), bu aĢamada basit bir farklılık gösterir. a) Ġdari belgeyi incelenmek, içeriği hakkında bilgi almak veya bir kopyasını almak için ilgili makama yazılı bir talepte bulunmak gerekir. Açık ve net olarak hangi konuyla ilgili olduğu ve mümkün mertebe istenen belge veya belgelerin talep edildiği belirtilmelidir. Talep eden kiĢi herhangi bir unvan bildirmeyecektir. VatandaĢ olması yeterlidir. Bununla birlikte kiĢisel belgeler için'6, hukuksal bir çıkannm varlığı sağlanmalıdır. Ele alan makam, imzalayarak, talebin kabul tarihini kayıt etmelidir. Kabul tarihinden sonra 30 günlük bir cevap süresi vardır. Bu süre içerisinde, dilekçeye cevap verebilir ve belgeyi ulaĢtım, talebi geri çevirebilir veya cevap verme süresine 15 gün uzatma karan alır. Erteleme ya da reddetme halinde, yurttaĢa bu kararının gerekçesini bildirmek zorundadır. 30 günlük kanuni süre ve olağan uzatmalardan sonrada, hala herhangi bir cevap verilmemiĢse, bu durumda reddedilmiĢ olarak kabul edilir. 210 4. Oturum Konuşmaları Diğer taraftan, yetkili makam elinde bulunmayan bir belge için dilekçe almıĢsa, bu durumu hiç zaman kaybetmeden dilekçe baĢvurusunda bulunan kiĢiye durumu ve ilgili belgeyi sağlayabilecek kurumu bildirmelidir. b) Düzeltme hakkı benzer bir prosedürle yerine getirilir. Sadece Ġdari makama cevap için verilen süre iki katıdır; bir eksiklik ya da yanlıĢlık olduğunu belirten yazılı talebi müteakiben 15 Terimin kullanılması Ġdarenin Ģifahen elde ettiği ve herhangi bir yazılı metin ile desteklenmeyen bilgilerin açıklık kuralından yararlanmasının söz konusu olmayacağına iĢaret etmektedir (Bu anlamda ayrıca bakınız: F. JONGEN, a.g.e., s. 781). Bu tur bilgilerin mevcudiyetini isbat önemli derecede zordur. olumluetmek ya da olumsuz cevap süresi 60 gün olup, bu süre bitiminde de 30 günlük bir uzatma 16 süresi vardır? Kanunun birinci maddesinin Ġkinci fıkrasının üçüncü bendi bu Ģekildedir: "Ġrmen belirtilen veya kolayca teĢhis edilebilen bir hakiki Ģahısla ilgili olarak bir değer yargısı veya değerlendirme 3- Reddetme Gerekçeleri ihtiva eden veya açıklanması o Ģahıs hakkında bir itibar kaybına sebebiyet verebilecek her türlü belgeler." Anayasanın 32. maddesine uygun olarak, yasama \ 1 Nisan 1994 tarihli Yasanın 6. maddesinde öngördüğü istisnai durumlarda, idari makam açıklama talebini reddedebilir. önemle belirtilmelidir ki, bu istisna durumlar sadece ilk üç imtiyazı kapsar, düzeltme hakkı bunun dıĢındadır. Diğer taraftan, parlamento çalıĢmaları sırasında istisna gerekçeleri yasa tarafından sınırlı olarak dile getirilmiĢtir ve bu gerekçeler kısıtlı bir biçimde yorumlanmalıdır'7. Eğer belgenin bir kısmı istisnai gerekçeler kapsammdaysa, 6. maddenin dördüncü paragrafı, diğer kısmın incelenmesini, açıklanmasını ve bir nüshasının belge olarak ulaĢtırılmasını öngörür. Red gerekçeleri 3 kategoride toparlanabilir, kayıtsız-Ģartsız istisnalar, bağımlı istisnalar, zorunlu istisnalar. 211 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġlk iki kategori federal ve federal olmayan idari makamları kapsar. Oysa 3. kategori sadece federal makamlar tarafından uygulanabilir. a) Kayıtsız Samız Ġstisnalar Federal veya federal olmayan idari makam herhangi bir istisna olduğunun farkına varır varmaz, açıklama talebini hemen geri çevirmelidir. Bu istisnalar üç tanedir ve 6. maddede sıralanmıĢtırlar. KiĢi tarafından yazılı olarak rızası olmadığı takdirde açıklama herhangi bir kimsenin özel hayatını etkiliyorsa, yetkili makam bu durumu farkeder farketmez talebe olumsuz yanıt vermelidir. Bir yasa tarafından korunan bir gizliliğe dokunuyorsa, talep yine geri çevrilmelidir. 17 Gerekçeler, a.g.e. s. 16. Talep ayrıca merkezi idarenin veya merkezi icra makamlarının veya merkezi idareye bağlı herhangi bir teĢekkülün yaptığı gizli görüĢmelerle ilgili olduğu takdirde de reddedilmek durumundadır. b) Zorunlu Ġzafi Ġstisnalar Bu istisnalar merkezi idare için olduğu kadar mahalli idareler için de geçerlidir. Söz konusu istisnalara izafi adının verilmesinin sebepleri idari makamların altıncı maddenin birinci fıkrasında sıralanan sekiz husus ile açıklıktan beklenen yarar arasında bir değerlendirme yapmasını ve değerlendirme neticesinde bu sekiz husustan birinin ön plana geçtiğinin ortaya çıkması halinde talebin reddedilmesi zaruretinin doğmasıdır. 212 4. Oturum Konuşmaları Söz konusu çıkarlar Ģöylece sıralanabilirler: Halkın güvenliği VatandaĢların temel hak ve özgürlükleri, Belçika'nın uluslararası iliĢkileri, Kamu düzeni ve ulusal güvenlik ve savunma, Suç niteliğindeki olayların araĢtırılması, Devletin ekonomik ve mali menfaatleri, milli para ve kamunun itibarı, Ġdareye bildirilmiĢ olup mahiyetleri itibariyle ticari ve sınai iĢletmeler konusunda sır niteliğini taĢıyan bilgiler, Suç niteliğinde olan veya olduğu sanılan bir vak'ayı idareye gizlilik kaydı ile bildiren kiĢilerin kimlikleri. Red kararının gerekçelerinde bu değerlendirmenin yapılmıĢ olduğunun ve yukarıda belirtilen nedenlerin bilgiyi açıklamaya karĢı daha hakim görüldüğünün nedenleri ile birlikte bildirilmesi Ģarttır. c) Ġhtiyari Ġstisnalar Bu istisnalar, nitelikleri bakımından sadece merkezi idare makamları ile ilgilidirler. Söz konusu istisnalar altıncı maddede Ģu Ģekilde ifade edilmiĢlerdir: 192 Menken idare makamları aĢağıdaki hallerde idari belgeleri inceleme, izahat alma ve suret temin etme taleplerini reddedeceklerdir: Ġ- Belgede sözü edilen iĢlemin atamam olması sebebiyle açıklanmasının ilgili Ģahıslar hakkında haksız ithamlara yol açabilmesi ihtimali, 2-Ġdareye Ģahıslann hür iradeleriyle ve mahrem kaydıyla yaptıktan beyanlar, 3- Alenen hakaretamiz olabilecek beyanlar, 4-Mahiyetleri bakımından müphem olan belgeler. 213 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Bu istisnalara idarenin üçüncü maddede belirtilen hallerden herhangi birinin mevcudiyetini tesbit etmiĢ olması halinde dahi açıklamaya müsaade edebilmesi sebebiyle ihtiyari adı verilmektedir18 4-Ġtiraz Usulü Belgeleri görme, açıklama isteme, suret alma veya düzeltme isteme taleplerinin açıkça veya zımnen reddedilmesi halinde müracaat sahibi reddeden idareye meseleyi tekrar tetkik etmesi talebini tevcih edebilir. Bu talep ilk müracaatın yapıldığı makama tevcih edilecektir. Ġkinci müracaatın incelenip neticelendlrilmesi için herhangi bir süre tesbit edilmemiĢtir. Müracaat sahibi talebinin tekrar tetkiki isteği ile birlikte. Ġdari Belgelere EriĢim Komisyonu'ndan'9 idarenin vaki isteğini reddettiğini beyan eden bir belge talebetme hakkına da sahiptir. Bu belge talebin vürudu tarihinden itibaeren 30 gün zarfında ilgili idari makama ve ,s Gerekçeler, a.g.e. s. 17. 19 Bu komisyon beĢ üyeden oluĢur. DanıĢtay üyeleri tarafından seçilen bir baĢkan, on beĢinci veya daha yüksek derecelerde Ġki ve idarede açıklık konusunda uzman iki eleman komisyonu teĢkil eder. Komisyon toplantıları içiĢleri Bakanlığında yapılır; kararlan gerekçeli olarak yayınlanır (Bkz.: Moniteur Belge, 30 Haziran 1994, n° 17666). 11 Nisan 1994 tarihli kanun bu komisyona ayrıca Ġdarede pasif açıklık müracaat sahibine gönderilir. Bu süre geçtiğidetakdirde idare talebi dosyaya konusunda genel bir danıĢmanlık yetkisi vermektedir. Komisyon 11 kaldırma Nisan hakkına kavuĢur. 1994 tarihli kanunun genel uygulaması çerçevesinde yasama meclisine uygulama ile Ġlgili giriĢimlerini ve aldığı nihai kararını da beyan edebilir (Madde 8, fıkra 3 ve 4). Komisyonun yazısını alıĢından veya alması için derpiĢ edilen mehlin dolmasından itibaren on beĢ gün içerisinde idare, talep sahibine tekrar inceleme isteğini kabul veya reddettiğini bildirmekle mükelleftir. Burada da, kararın bildirilmemesi red anlamını taĢır. 214 4. Oturum Konuşmaları Komisyonun idari belgelere eriĢim konusundaki karan idare makamını bağlamamaktadır. Tekrar inceleme talebi üzerine ittihaz edilen karann, Komisyonca ileri sürülen görüĢleri istenilen amaçlarla kullanılmak üzere, metne dahil etmesi gerekmektedir. Son olarak talep sahibi DanıĢtay nezdinde bu karann iptali için dava ikame edebilir. Kanunun sekizinci maddesinin ikinci fıkrasının dördüncü bendinde iptal davası açlırken Komisyonun da görüĢünün alınabileceğini bildimıektedir. Genel hukuk kurallarına göre davanın tekrar inceleme talebi ile ilgili nihai karar tarihinden itibaren 60 ve herhangi bir karar tebliğ edilmediği takdirde de idari makama taleple ilgili olarak idareye verilen on beĢ günlük sürenin bitiminden itibaren 60 gün içerisinde açılması Ģarttır. 5-Muhtelif Hükümler Ġdari Açıklık ve Telif Hakkı a) 11 Nisan 1994 tarihli Kanunun dokuzuncu maddesi idari belgenin bir telif hakkı ile korunması veya bizzat kendisinin bir telif hakkı içermesi hallerini düzenlemektedir. Yasa koyucu tarafından getirilen seçenek belge mahallinde yapılacak inceleme ile suret alınması arasında bir fark gözetmektedir. Birinci halde müellifin veya vekilinin müsaadesi söz konusu değilken her türlü suret alma talepleri için bu müsaadenin alınması açıkça öngörülmüĢtür. b) Ġdari Belgelerin Ticari Amaçlarla Kullanılması Kanunun onuncu maddesi 1 \ Nisan 1994 tarihli Kanunla getirilen açıklık kuralı sayesinde elde edilen belgelerin ticari amaçlarla kullanılmalannı veya yayımlanmalannı yasaklamaktadır. 215 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Belgelerin Açıklanması ve ArĢivlenmesi c) On birinci madde arĢh/lenmiĢ belgeler konusunda yapılacak iĢlemlerle ilgilidir. 194 Burada getirilen ilkeye göre arĢivlenmiĢ olma durumu i I Nisan i 994 tarihli kanunla düzenlenen açıklığa mani teĢkil etmemektedir. Kanunun hazırlık çalıĢmaları belgeleri bir arĢive gönderen idarenin açıklıkla ilgili belgeler üzerinde karar almaya yetkili olduğunu belgelendirmesi gerekmektedir.154. Tabiatıyla, on birinci maddenin ikinci fıkrasında da belirtildiği üzere arĢivin idaresinden sorumlu Ģahıs bu açklığın uygulanması konusunda iĢbirliğinde bulunacak, örneğin kendisine vaki talepleri ilgili makama intikal ettirecektir. Kendisine belge inceleme talebi iletilen makam ayrıca altıncı maddede belirtilen red gerekçelerini de dikkate alabilecektir. Bununla beraber burada on birinci maddenin üçüncü fıkrasının arĢivlerde gizlilik süresinin bitiminden sonra uygulamada dikkate alınamıyacaklannı belirttiği de göz önünde tutulmalıdır. Ancak bu tedbir altıncı maddede sıralanan gerekçelerin büyük bir çoğunluğu için geçerli olmakla beraber, bir yorumcunun da ifade ettiği gibi, özel hayatın gizliliğine riayet zorunluluğundan kaynaklanan hallerde böyle bir otomatikliğin doğru sayılıp sayılmaması gerektiği tartıĢılabilir155'. Bunlara ilaveten, on birinci maddenin dördüncü fıkrası Krallığın genel arĢivlerine gönderilen merkezi idare ve mahalli idare belgelerinin 11 Nisan 1994 tarihli kanun hükümlerine tabi olmadıklarını belirtmiĢtir156 d) Kopya Çıkarma Ücretleri Gerekçe, a.g.e., s. 22. F.JONGEN,a.g.e.,s. 783. 156 Yüz yılı aşkın bir süre öncesine alt belgeler söz konusudur. 154 155 216 4. Oturum Konuşmaları On ikinci madde, Krala bir idari belgenin suretini elde etme hakkının belli bir ücret karĢılığında kullandırılması yetkisini tanımaktadır. Bu hüküm gereğince Kral idari belgelerden suret çıkarılması için tahsil edilecek harçlan30 Ağustos 1996 tarihinde yayınladığı bir kararname ile belirtmiĢtir157. D Son Hükümler 14'üncü madde hükümleri gereğince 23 Haziran 1994 tarihli Kraliyet Kararnamesi Kanunun 1 Temmuz 1994 tarihinden itibaren yürürlüğe gireceğini beyan etmektedir. Son olarak Kanunun 13'üncü maddesinin idareye açıklık ilkesini gereğinde daha geniĢ bir kapsamda tatbik etme yetkisini de tanıdığı belirtilmelidir. Anayasanın yeni 32'nci maddesinin kabulünden önce muhtelif kanunlar özel bazı alanlarda158 idari belgeler hakkında inceleme prosedürleri getirmiĢler, daha geniĢ bir idari açklığa imkantanımıĢlardır. Bu nedenle l \ Nisan i 994 tarihli karar, Parlamento müzakerelerinde de ifade edildiği üzere, açıklık konusunda asgari sayılacak hükümler getirmektedir159. BÖLÜMÜ ĠDARĠ MUAMELELERĠN ġEKLĠ GEREKÇELERĠ i . GiriĢ 29 Temmuz 1991 tarihli Kanunun yürürlüğe girmesine kadar Belçika mevzuatında idarî muamelelerin Ģekli gerekçeleri konusunda genel nitelikte bir mükellefiyete iĢaret eden herhangi bir hüküm bulunmamaktaydı. 157 Moniteur Belge, 20 Eylül 1996. Burada bilhassa 13 Haziran 1991 tarihli Vaion Kararnamesi'nde olduğu gibi bölgesel olarak çevre ile ilgili çeşitli kararnameler yayınlandığı zikredilmelidir. Ayrıca 7 Haziran 1990 tarihli bir Avrupa Birliği direktifi de Belçika milli mevzuatına dahil olmuştur. 159 14 Mayıs 1984 tarihli Kraliyet Kararnamesi ile yürürlüğe konulan Vaion Toprak Koruma, Şehircilik ve Mamelek Kodu'nun 41'lncl maddesinin 4'üncü fikrası. 158 217 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Bütün idarî muamelelerde hukukî nedenler ve vakıalara dayanan, hadiseye yönelik ve kabul edilebilir sebepler mevcut olması gerektiği açık olmakla beraber bu sebeplerin karar metilinde yer alması lüzumu açıkça belirtilmemekte ve bunların mevcut bazı istisnalar haricinde dosyadan alınabileceği varsayımından hareket edilmekteydi. Yeni mevzuat ise örneğin bir inĢaat müsaadesinin verilmesinin redderdilmesi gibi bazı idarî muamelelerde sebebin belirtilmesi mükellefiyeti açıkça vazedilmiĢtir160. Bundan baĢka, herhangi bir idarî hükmün bulunmadığı hallerde dahi, örneğin bir disiplin müeyyidesinde veya idarenin daha önceki tavnnın değiĢtirilmesinde olduğu gibi yan kazaî kararlarda dahi sebebin açıkça gösterilmesi gereğine lüzumuna iĢaret edilmektedir. Buna karĢılık, 29 Ocak 1991 tarihli Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1992 tarihinden beri Ģahsî bir içeriği bulunan ve bir veya birden çok Ģahıs için hukukî sonuç doğurması söz konusu olan bütün hukukî belgelerin vakıaları ve hukukî sebepleri de ihtiva etmesi gerekmektedir. Ġdari Muamelelerde Hukukî Gerekçelerin Gösterilmesi Mükellefiyeti Hakkında 29 Temmuz 1991 Tarihli Kanun161 A Kanunun Amaçlan Kanun vazı tarafından öngörülen amaçlar çeĢitli Ģekillerde tezahür etmektedir. Ġdarede keyfîliği ortadan kaldırma zarureti bu bağlamda ilk planda yer alır. Böylece, aldığı bütün kararlarda vakıaları ve hukukî gerekçeleri de belirtmek zorunda olan idare, kanunlara ve nizamlara riayet konusunda daha titiz hareket edecek ve aldığı karann mevzuata uygun olduğunu daha dikkatle inceleme durumunda kalacaktır. İçişleri Komisyonu adına hazırlanan rapor, Documents Parlementaires, Yıl 1993-1994, n° 1112/13, s. 69. 161 Bu kanunla ilgili olarak bakınız: J. SALMON, Le Conseil d'Etat, Bruxelles, Bruylant, 1994, ss. 451466; P. LEVVALLE, "La Moüvation formelle des actes adminlstratifs", Admlnlstration publlque (trimestrlel), 1993, pp. 62-86 ve 8 Mayıs 1992 Namur etüd günleri belgeleri, La moüvation formelle des actes adminlstratifs, Bruges, La Charte, 1992. 160 218 4. Oturum Konuşmaları Bunun yanında vatandaĢta karara uymaya daha fazla özen gösterecektir. Birçok hallerde, karann gerekçeleri konusunda bilgi sahibi olmanın vatandaĢa daha büyük bir itimat verdiği bilinmektedir. Bundan evvel, hatırlanacağı üzere, vatandaĢ yukanda belirtilen istisnalar veya idarenin re'sen bu yola baĢvurması haricinde karann gerekçeleri konusunda herhangi bir bilgi sahibi olamamakta, bu sebeple uyuĢmazlığını DanıĢtaya kadar götürerek tam bir idari davanın açılmasına sebep olabilmekteydi. Son olarak ta, hakim davada önüne gelen karann hangi kanunî mevzuata istinat ettğinl kolayca görebilmektedir. Bundan sonra ise hakim olayı sadece metinde yer alan mevzuatın ıĢığında değerlendirebilecek, idare de kendi tarafından karannın gerekçelerini a posteriori olarak tesis etmek zorunda kalmayacaktır. B. Uygulama Alanı162 Uygulama alanı kiĢisel nitelikteki bütün hukukî fiillere geçerli bulunmaktadır. Bundan baĢka, söz konusu fiiller hukukî düzenlemeyi de değiĢtirme ve hatta onları etkileme durumundadır. Bu fiiller özel veya tüzel kiĢi olarak bir veya birden fazla Ģahsı veya bir idare makamını etkileyebilir. Ancak hukukî sonuç doğursalar dahi maddi fiiller ve hazırlık çalıĢmaları bundan istisna edilmektedir. Fiilin ayrıca DanıĢtay Kununu'nun Î4'ûncü maddesinde belirtilen idarî makamlardan birinden, yani iĢlemleri DanıĢtay tarafından iptal konusu edilebilecek bir kurumdan kaynaklanmıĢ olması gerekmektedir163. Mükellefiyetin ġümulü164 C. 29 Temmuz 1991 tarihi Kanunun birinci ve İkinci maddeleri. 197 163 Bununla beraber fiilin behemehal Damştaya müracaat mevzuu teşkil edecek olanlar meydanında yer alması gerekmemekte, failin Danıştay Kanununun 14'üncü maddesinde zikredilen idare makamlarından biri olması kafi gelmektedir. Öte yandan, bu gibi makamlarca İttihaz edilen kararların da, sübjektif şahsî hukuk sahasına girse dahi 29 Temmuz 1991 tarihli Kanun çerçevesinde yer alması zaruridir. 164 Madde 3. 162 219 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġlke olarak, idare makamının aldığı kararda her türlü hukukî gerekçelerin belirtilmesi bu karara neden olan olayları da değerlendirmesi gerekmektedir. Bu gerekçelerin instrumentum içinde yer alması Ģarttır. Bununla beraber DanıĢtay uzman ve bilirkiĢi raporları gibi hazırlık belgelerini, muhatabın içeriklerinden en geç karann ittihazıverilmesi tarihine kadar haberdar olması Ģartı ile kabul etmektedir165. Bu motivasyonun ayrıca yeterli olması, yani alınan karara makul bir temel teĢkil etmesi gerekmektedir. Bir genel kural olarak gerekçe lüzumu failin takdir hakkının geniĢliği ile paralel derecede geniĢ tutulması bir zorunluluğu olarak görülmektedir166. Ġstisnalar D. 29 Temmuz 199 \ tarihli Kanunun 4. maddesi aĢağıdaki hallerde idareyi karannm gerekçelerini gösterme mükellefiyetinden muaf etmektedir: î) Devletin dıĢ güvenliğinin tehlikeye düĢmesi ihtimali varsa; Kamu düzenine zarar verebilecekse; 2) 3) gösteriyorsa; Özel hayatın mahremiyeti ilkesini ihlal edebilecek bir mahiyet Meslekî sırlarla ilgili hükümlerin ihlali söz konusu olabilecekse. 4) 5.madde ise acilryetin idareyi gerekçe gösterme mükellefiyetinden kurtarmayacağı hükmünü getirmiĢ bulunmaktadır. Bakma: Avrupa Toplulukları, 13 Ekbn 1992, n° 40733, Soctete" Anonyme BouwbedriJf Reynders. 166 Bu konuda özellikle bakınız: P. LEVVALLE, a.g.e., s. 119. 198 165 220 4. Oturum Konuşmaları Bütün bunlara ilaveten 6.madde 29 Temmuz 1991 tarihli Kanunun haklarında spesifik bir gerekçe rejimi getirildiği hallerde, rejimin daha az kısıtlayıcı mükellefiyetler ihdas etmesi dıĢında tatbikine ihtiyaç olmadığını belirtmektedir. Sonuç 29 Temmuz 1991 ve 11 Nisan 1994 tarihli Kanunlar bir Hukuk Devletine doğru gidiĢin kesin iĢaretleridir. Ġdarenin keyfî kararlar alması, tasarruflarında kanunî gerekçelerini açıkça göstermek mecburiyetinde olması takdirinde çok daha zorlaĢacaktır. Ġdareye 11 Nisan 1994 tarihli Kanunun 2.maddesinln 4.fıkrası gereğince tasarruflarına karĢı müracaat usullerini de göstermesi halinde keyfî karar olasılıklarının daha da azalacağı aĢikârdır. Bir Hukuk Devletinde hukuk dıĢı bir iĢleme maruz kalan bir vatandaĢın giderek karmaĢıklaĢan bir hukuk labirenti içinde haklarının tam kapsamını bilmediği için itiraz sürelerini geçirmesi veya yetkili olmayan bir mercie müracaat etmesini görmek ne derece Ģayanı kabuldür? Ġdari belgelere eriĢim prosedürünün düzenlenmesi demokratik sistemin belirgin bir ilerlemesldir. Bu geliĢme gizlilikçl ve emredici bir idareden vatandaĢa daha yakın, kararlan saygı uyandıran ve emir yerine ikna yoluna gitmeyi tercih eden bir sisteme tedricî bir geçiĢi de ifade eder. Bununla beraber, idarî belgelere eriĢim hakkının reddedilmesi halinde mevcut itiraz usulünün yavaĢlığına üzülmek gerektiğine inanmaktayız. Pek çok hallerde bir vatandaĢ kendisine karĢı yakın bir gelecekte bir karar alınabileceği kanati ile idari belgelere eriĢim hakkından yararlanmak isteyebilir. Örneğin, hakkında bir vergi kovuĢturması yapılacağı konusunda bilgi edinen bir vatandaĢ, vergi idaresi tarafından tanzim edilen araĢtırma raporunu görmek istemiĢ olsun. 11 Nisan 1994 tarihli Kanunda 221 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu belirtilen usulün uzunluğu sebebiyle bu Ģahıs aleyhinde vergilerinarttırılması hakkında bir karar onun söz konusu belgeye eriĢebilmesinden daha önce alınabilmektedir. Bu gibi durumlarda kanunun amacını igerçekleĢtiremeyeceği ortadadır. Öte yandan aĢın bir karamsarlığa da düĢmemek gerekir. Pratikte bu yeni mevzuatın idarî zihniyeti tedricî bir Ģekilde değiĢtirmesi beklenmelidir. Ġdare bu bağlamda yavaĢ yavaĢ fertlerin açıklık taleplerine zorlanmadan riayet etme yönünde geliĢecek ve geleneksel idarenin gizliliği anlayıĢından kurtulma yoluna girecektir. BaĢkan: Profesör Goffaux'ya bu değerli açıklamaları için teĢekkür ederiz. Ben Ģimdi hemen zaman kaybetmemek için ikinci konuĢmacıya geçmek istiyorum, yalnız ikinci konuĢmacı olan Sayın Yrd.Doç.Dr. Murat Sezginer bildirisinin baĢlığında bir değiĢiklik olduğunu bildirdi. BaĢlık Ġdari Usul Kanunlarında Ġdari ĠĢlemin DıĢ GörünüĢü, Ģimdi sözü sayın Sezginer'e veriyorum, buyrun. 222 4. Oturum Konuşmaları USUL KANUNLARINDA ĠDARĠ ĠġLEMĠN DIġ GÖRÜNÜġÜ Yrd.Doç.Dr.Murat SEZGĠNER Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi I. Tanım ve Kapsam Ġdari iĢlemin dıĢ görünüĢü167 denildiğinde, elbetteki iĢlemin Ģekil unsuru içerisindeki bir konudan bahsedilmektedir. Ġdari iĢlemin Ģekil unsuru, iĢlemin dıĢ dünyaya yansımasından önce iĢlemi yapacak olan makamın iradesinin oluĢması sırasındaki muameleleri ve iĢlemin dıĢ dünyadaki görünümünü kapsar Ģekilde kullanılmıĢtır. Yani hem iĢlemin hukuk düzenine intikaiindekl kılığı, görüntüsü hem de onun yapılıĢı sırasında izlenen usul168. Onar'a göre169 Ģekilden, "tasarrufun oluĢu ve tekemmülü, iradenin hazırlanması, izharı ve tesbiti için takip edilecek usul, merasim ve vesikalar anlaĢılır". Bir baĢka tanımlamada ise170 Ģeklin tasarrufun yazılı, sözlü veya fiili yerine göre de susma tarzında olmasını ifade ettiği belirtilmiĢtir. Aslında usul (procedure) ve Ģekil (forme) tabirleri farklı anlamlara sahip olmakla beraber171 , Ģekil bir üst kavram olarak algılanmalıdır. Zaten idari iĢlemin hazırlanması sırasında iradedeki bozulma yargı organları tarafından bir Ģekil bozukluğu olarak algılanmıĢ ve ' İdari işlemin görünüşünden bahsetme alışkanlığı yoktur. Genelde İşlemin şeklinden bahsedilir. Delvolve^ P: L'Acte Administratif, Sirey, Paris 1983, s. 178. 168 Özyörük, M: İdare Hukuku Ders Notlan (Teksir), Ankara 1982, s. 81. 3 Onar, S. S: idare Hukukunun Esasları, 1, istanbul 1966, ' İdari işlemin görünüşünden bahsetme alışkanlığıUmumi yoktur. Genelde İşleminc. şeklinden bahsedilir. Delvolve^ P: L'Acte Administratif, Sirey, Paris 1983, s. 178. s. 308. 170 özyörük, s. 81. 171 Sözkonusu terimlerle ilgili tanımlar ve açıklamalar İçin bkz. Akıllıoğlu, T: Yönetim Önünde Savunma Haklan, TODAİE, Ankara 1983, s. 1-7; Fransİz İdare hukuku eserlerinde de, idari işlemin oiuşmasl İçin izlenen yol, yapılan muameleler ile işlemin dış görünüşü değişik başlıklarda İşlenmiştir. Mesela Delvolve, işlemin hazırlanma usulü (la Procâdure d'elaboration de L'acte) ve işlemin görünümü (Pr&entation de L'acte) şeklinde incelemiştir. (Delvolve", s. 152, ve s. 178); Bir başka eser şekil (form) ve usul (procâdure)'e ilişkin hukuka uygunluk şartı ana başlığında her iki konuyu incelemiştir. (Moreau, ]: Droit Administratif, Paris 1989, s. 181 vd.); Bazı eserler idari İşlemin hazırlanması (L'âaboration de L'acte Administratif) başlığı altında usul ve şekil konularını incelemiştir. (Laubâdere, A. De-Venezia, J-C-Gaudemet, Y: Traltâ de Droit Administratif, c. I, LGDJ, Paris 1988, s. 39 vd; Vedel, G- Delvolvi, P: Droit Administratif c. 1, Paris 1990, s. 276 vd; İdari Usul üzerine mukayeseli bir çalışma yapan Güney Amerikalı bir yazar ise idari işlemin şekil unsurları (Les Olements de Forme des Actes Administratif) ana başlığı altında, idari İşlemlerin formaliteleri (Les Formalitfe des Actes Administratif) ve idari işlemlerin şekli (La Forme des Actes Administratif) başlıklarını kullanmıştır. 201 (Carias, B.R.A.: Les Princlpes de la Proc&Iure Admînistrative non Contentleuse, Economica, Paris 1992,s.79-81. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu denetlenmiĢtir172, tik olarak yargı içtihatlarıyla tesbit edilen, sonrada yazılı kural Ģeklinde kendini gösteren "idari iĢlemin unsurları "/'usul" kavramını içermemiĢtir. Sözkonusu kavram daima Ģekil unsuru içinde yeralmıĢtır. Aslında bu konudaki en iyi çözüm, öza/ın da belirttiği gibi idari Yargılama Usulü Kanunumuzda sadece "Ģekil" olarak ifade edilen unsurun, "usulĢekil" biçiminde ele alınması ve usulün Ģekilden önceye konulmasıdır173. Ġnceleme konumuz iĢlemin yürürlüğe giriĢi ve günıĢığına çıkması için gerekli olan çeĢitli muameleler, usuller174 değil bu muameleler sonucunda ĠĢlemin dıĢ dünyaya yansımıĢ olan görünümüdür. ġekil Ġdari iĢlemin unsurları içinde üzerinde en az çalıĢma yapılmıĢ olan unsurdur. Yapılan çalıĢmalarda da daha çok idari iĢlemin hazırlanması safhası ve bu safhada yapılan sakatlıklar ele alınmıĢtır. ĠĢlemin dıĢ görünüĢü ayrıntılı bir Ģekilde ele alınmamıĢtır. Oysa seldi "iĢlemin konu ve ona bağlı olarak maksat unsurunu sakatlamaya kadar varabilecek komplikasyonlan davet etme gücünde olan bir öğedir"175. Birçok hukuka aykırılık, Ģekil bozuklukları sayesinde kolaylıkla tespit edilebilir176. Ġncelememizde çeĢitli usul kanunlarında konunun düzenleniĢi de görülecektir. Mesela Ġspanya ve onun etkisi altında geliĢen çeĢitli Latin Amerika ülkeleri177, Almanya, Ġsviçre, Avusturya, Ġtalya ve bağımsız bir Usul Kanunu bulunmamakla birlikte, konuyu düzenleyen çeĢitli kanunlara sahip olan ve idari rejimin geliĢmesinde büyük katkısı olan Fransa, inceleme konumuz içinde ele alınacaktır. Ġdari iĢlemin açık , anlaĢılır bir biçimde ve yazılı olması gerekir. Ancak yazılılık ileride de açıklanacağı üzere mutlak bir ilke değildir. Ġdari usul kanunları ve yargı organları yazılı iĢlemler dıĢında da idari iĢlemlerin varolabileceğeni kabul etmektedirler. Aslında, idari iĢlemlerde yazılı Ģekil,en olağan ve en normal olanıdır'2. DanıĢtay da bir kararında178 "idari iĢlemler yönünden bilinen ve aranan tek Ģekil ĢaıU(nın) yazılılık" olduğunu belirtmiĢtir. Ġdari iĢlemin yazılı olması, iĢlemde bulunması gereken gerekçe, dava açma süreleri, ispat hukuku gibi konularda yararlı sonuçlar doğurur179. Landon, P: Histoire Abrtgee" du Recours Pour Exc& de Pouvoir des Origines a 1954, LGDJ, Paris 1962, s. 75; Gözübüyük, Ş: Yönetsel Yargı, Ankara 1997, s. 241 vd. 173 özay, İl Han: Günışığında Yönetim, Alfa Yayınevi, İstanbul 1996, s. 394. 174 Isaac, G: La Procâdure Admînistrative Non Contentieuse, LGD], Paris 1968, s. 154. 175 özay, s. 394. 176 Mesela, gerekli imzaların tamamlanmamış olması bir yetkisizlik teşkil eder. " Carias, s. 11 vd. 178 D12D., 20.12.1971, E. 68/2629, K. 71/2987, Yenice K - Esin Y: idari Yargılama Usulü, Ankara 1983, s. 186. 179 Erkut, C: iptal Davasının Konusunu Oluşturma Bakımından idari işlemin Kimliği, Danıştay, Ankara 1990, s. 29. 172 224 w DelvoIvcġ, s. 179; Vedel-Delvolvö, s. 288; Gözübüyük, s. 235. 4. Oturum Konuşmaları Bir iĢlemin yapılıĢında yazılılığın bir zorunluluk olması, ancak onun bir kanun ya da düzenleyici iĢlem ile öngörülmüĢ olması durumunda mümkündür180. Böyle bir düzenleme yoksa, iĢlem baĢka Ģekillerde de yapılabilecektir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, yazılı Ģekil, idarenin yaptığı iĢlemlerde normal, olağan olarak baĢvurduğu yoldur181. Anayasamızın 125/3. maddesi ve idari Yargılama Usulü Kanunumuzun 7/2- a maddesi de idari iĢlemlere karĢı dava açma süresinin "yazılı bildirim" ile baĢlayacağını bildirerek, idari iĢlemlerde olağan yolun yazılılık olduğunu göstermektedir182. Hatta bu hükümleri idari iĢlemin yazılı olmasını zorunlu kılan bîr düzenleme olarak da anlamak mümkündür. Zira Anayasa'ya göre idari iĢlemin dava konusu edilebilmesi, daha doğrusu dava açmak için öngörülmüĢ sürenin baĢlaması iĢlemin yazılı bildirimine bağlıdır183. Demekki idari iĢlemin dıĢ dünyaya yansımasının (en azından bildirim noktasında) yazılı olması gerekmektedir. Ancak iĢlemin ilgiliye yazılı olarak bildirilmesi, yazılılık Ģanının tam olarak gerçekleĢtiği anlamına da gelmeyebilir184, ileride izah edileceği üzere yazılı olarak yapılmıĢ bir idari iĢlemde, iĢlem metni, iĢlemi yapanın imzasını, iĢlemi yapan organın adını, ĠĢlem tarihini, iĢlemin gerekçesini vs. içermelidir. Oysa bildirim, hakkında iĢlem yapılan kiĢiye, sadece iĢlemin sonuç kısmının bildirilmesi Ģeklinde olabilir. Laubadâre-Venezia-Gaudamet, s. 549. Anayasamızın 137. maddesinde düzenlenmiş olan, "kanunsuz emir 0 hükmünden hareketle, idarenin kendi iç düzeni İçinde, hiyerarşi düzeninde olağan işlemlerin sözlü işlemlerden oluştuğu belirtilmiştir (Erkut, s. 29). Ancak yazarın kendisinin de belirtmiş olduğu gibi bu durum, sadece idarenin İç düzeni bakımından, hiyerarşi çerçevesinde düşünülebilir. Yoksa idarenin üçüncü kişilere yönelerek yaptığı işlemlerde yazılı olmama hali istisnaidir. 182 Gözübüyük, s. 235. Aynı hüküm 1961 Anayasasının 114. maddesinde de ifade edilmiştir. 183 Danıştaymuz, yazılı olarak bildirilmemiş, herhangi bir şekilde öğrenilmiş işlemlere karşı açılan davalara da bakmıştır. Danıştay yazdı bildirimden amacın, işlemden haberdar olunması olduğunu bildirerek, çeşitli şekillerde İşlemin öngörülmesiyle dava açma süresinin başlayacağına karar vermiştir. Bkz. DİDDGK, 7.5.1993, E. 93/48, K. 93/171, DBM; D4D., 7.11.1990, E. 90/1088, K. 90/3054, DD, sy. 82-83, s. 353; D12D., 10.4.1975, E. 75/557, K. 75/710, Yenice - Esin, s. 181-182; Danıştay dava dosyasında yazılı bildirime ilişkin bir belge bulunmaması durumunda dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerin değerlendirilerek bunların yazdı bildirime karine olarak alınabileceğini öngörmüştür. Bkz. D5D., 3.10.1995, E. 92/2998, K. 95/2869, DBM; D5D., 6.12.1993, E. 93/4705, K. 93/5281, DBM; D5D., 24.10.1995, E. 92/3537, K. 95/3260, DBM; D5D., 18.9.1991, E. 90/2812, K. 91/1539, DD, sy. 84-85, s. 378; Daraşteymuzın davacıyı 203 180 181 korumak bakımından yazdı bildirim dışında işlemin öğrenilmesi halinde dava açma süresinin başlamayacağına İlişkin karan da mevcuttur. D6D., 19.12.1995, E. 95/1021, K. 95/5234, DBM; Bir diğer kararda da sözlü bildirimin yazılı bildirim sayılarak, dava açma süresinin başlatdamayacağı belirtilmiştir. DİDDGK., 20.3.1992, E. 91/10, K. 92/68, DD, sy. 86, s. 116-118. 184 Aksi görüş İçin bkz. Gözübüyük, s. 235. "Yazılı bildirim yapılabilmesi için, işlemin yazılı olması gerekir". "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Yazılı Ģekil, kendi içinde de çeĢitlenebilir. Normalde yazılı bir idari iĢlem idarenin almıĢ bulunduğu kararı, hükmü içerir. Ancak bir hüküm içermeden mevcut bir iĢlemi onaylayan, ona katılan iĢlemlere de rastlanılır185. Yazılı idari iĢlemin fax, telex186, mektup187 Ģeklinde görülmesi de mümkündür. Ġdari iĢlem sözlü bir Ģekilde veya idarenin sükutu (susması) ile de oluĢabilir. Sözlü idari iĢlemler yazılı olanlara göre nadir olmakla beraber, gene de kendilerine rastlanılmaktadır188. Yargı kararlarında da sözlü idari iĢlemlerin iptal davasına konu olabileceği belirtilmiĢtir189. Kanunlar da sözlü iĢlemleri öngörmüĢolabilirler. Mesela Fransa'da Karayolu Kanunu'na (Ie code de la route) göre, trafikte görevli olan memurun bildirdiği talimatlar gerçek birer idari iĢlem kabul edilir190. Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu'na göre polisin yasadıĢı gösterileri dağıtması, trafik polisinin trafiğin akıĢı ile ilgili söz ve hareketleri birer idari iĢlem niteliğindedir191. Kanunların yazılı bir Ģekil öngörmesi hatinde sözlü bir iĢlemin yapılamayacağı da açıktır192. Ġdarenin, kendisine bir iĢlem elde etmek için yapılmıĢ bir talebe belli bir süre cevap vermemesi, sessiz kalması da bir idari iĢlemin varlığına iĢaret edebilir. Ancak bunun için, kanunun bu hususta bir düzenleme yapması gerekir. Aksi takdirde susma, baĢlıbaĢına bir iĢlem niteliği kazanamaz193. Aslında, idarenin cevap vermemesi, sessiz kalması normal bir DelvolvĞ, s. 179. Conseil d'Etat telexi dava konusu olabilecek bir işlem şeklinde görmüştür. Bkz. C.E. 30 Juin 1978, Syndicat National de L'enseignement Supe^rieur, Rec. S. 675, Auby, J. M: note, RDP, 1979, s. 557. 187 Bir bakanlık kararının acele gönderilecek mektup şeklinde kaleme alınması hukuka aykın bulunmamıştır. Bkz. C.E. JuiIIet 1957, Soc. CoopeYative de Reconstruction de Roven et de sa R£gion "Reconstruire", Rec. s. 126. 188 Delvolve, s. 179; Dupuis, G: "La prerentation de L'acte Administratif", Sur la Forme et la ProcĞdure de L'acte Administratif, Paris 1979, s. 14; Vedel-DelvolvS, s. 288; Laubadâre-VeneziaGaudemet, s. 549; Moreau, s. 190; Lederca, C-Chaminade, A: Droit Administratif, Paris 1992, s. 406; Erkut, s. 29; Gözübüyük, s. 235; Özyörük, s. 81; Duran, L: Kronik, İÜHFM, c. XXXIII, sy. 3-4, s. 403-404. Bu konudaki kararlar için bkz. CE. 12 Dâcembre 1915, Abbe" Artigue, Rec. S. 309; C.E. 2 Juin 1938, Castelloni, Rec. S. 505; CE. 3 Novembre 1961, Canet, AJDA, 1962, s. 315; CE. 11 Mal 1987, Divier, Rec. S. 168; Schrameck, D; conci. RFDA, 1988, s. 782; Boisdeffre, M-Chron, AJDA, 1987, s. 446; Auby, J. M., note, RDP, 1988, s. 246. 189 C.E., 9 Janvler 1931, Cadel, Rec. s. 41. 204 Delvolve, s. 179. 191 Gözübüyük, s. 235. 192 CE. 25 Fevrier 1948, Block, Rec. s. 92. 193 idarenin bir talep karşısında sükut etmesine İlişkin olarak bkz. Duran L: idari Müracaatlar ve Bunlar Karşısında İdarenin Sükutu Meselesi, İÜHFM, c. XII, sy. 1, s. 132 vd.; Sezginer, M: idari 185 186 226 4. Oturum Konuşmaları yol değildir. Normal olan, talebe olumlu veya olumsuz bir cevabın verilmesidir. Hatta, ilgililerin baĢvurularına cevap verilmesi, hukuka bağlı idarenin gereklerinden biri olarak görülmüĢtür194. Anayasamızın 74/2. maddesi, "Kendileriyle ilgili baĢvurmaların sonucu, dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir" demektedir. Aynı Ģekilde 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunun 7. maddesi de, "Türk vatandaĢlarının kendileri ve kamu ile ilgili dilek ve Ģikayetleri konusunda yetkili makamlara yaptıkları baĢvuruların sonucu veya yapılmakta olan iĢlemin safahatı hakkında dilekçe sahiplerine en geç iki ây içinde cevap verilir" hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere yazılı hukuk kuralları da, idarenin kendisine yapılan talepleri cevaplandırması gerektiğini belirtmektedir. Bütün bunlara rağmen, idarenin talebi cevapsız bırakmasına, sessiz kalmasına da, talep sahibinin haklarını korumak bakımından bir anlam yüklemek gerekecektir. Bu koruma, idarenin belirli bir süre sessiz kalmasının, iptal davasına konu teĢkil edecek, yani yargı organının önünde inceleme konusu olacak bir iĢlem gibi kabuledilmesiyle mümkündür195. Bu durum, idarenin talepleri cevapsız bırakmasını normal, olağan bir yol haline getirmez. Ġspanya Kamu idarelerinin Hukuki Rejimini ve Genel Ġdari Usulü Düzenleyen Kanun'un gerekçesinde bu konuda Ģu ifadeler yer almaktadır; "Kanunun amacı, bireyler idareye yöneldiklerinde, idarenin sessiz ve etkisiz kalmasına pozitif bir anlam yüklemek değildir, idarenin hareketsiz ya da sessiz kalmasından pozitif sonuçlar çıkarılmaya gidilmesi, kanunun gerçek amacının yerine gelememesi durumlarına karĢı ortaya konulmuĢ bir güvence niteliğindedir. Kanunun gerçek amacı, vatandaĢların idareden çabuk cevap alabilmeleri, özellikle de sözkonusu cevapların ilgililerin ellerine öngörülen süreler içinde geçmesidir. Bu bağlamda, idarenin sessizliği ister pozitif ister negatif anlaĢılsın, normal bir hukuki kurum haline gelmemelidir. Bu kurallar yalnızca, idarenin kendi yükümlülüğü altında bulunan görevleri çabuk ve etidn bir Ģekilde yerine getirmediği hallerde, bireylerin haklarının boĢa çıkmasının engellenmesi için konulmuĢ garantiler niteliğindedir". Ġdarenin talep karĢısında sessiz kalması bu talebi reddettiği anlamına gelecektir. Normalde bunun aksini düĢünmek mümkün değildir196. Buradan hareketle kanun koyucu da idarenin sükutunun red anlamına geleceğine iliĢkin genel bir düzenleme yapmıĢtır. Ġdari Yargılama Usulü Kanunumuzun 10. Maddesi idari makamlara yapılan baĢvurulara karĢı "altmıĢ gün Makamların Sükutu Üzerine Açılan Davalarda Süre, SÛHFD, ŞaJdr Berki Armağanı, c. 5, sy. 1-2, 1996, s. 417 vd.; Brisson, J. FÎ Les Recours Administratif en Droit Public Françals, LGDJ, Paris 1996, s. 396 vd.; Benezra, G: Le Silence de L'admlnistration, RA, 1967, s. 540. 194 Azrak, A.Ü: Umumi İdari Usulün Teorik Esasları ve Çeşitli Hukuk Sistemlerinde Gelişimi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, istanbul 1964, s. 215. 195 Sezginer, s. 418; Aslında talep sahibinin yararına, ona garantiler sağlayan en iyi sistem Avusturya sistemidir. Avusturya İdari Usul Kanununa göre (madde 60), başvuru konusunun haklı olup olmadığına bakılmaksızın, İdarenin hareketsiz kalmakla başvuru sahibine İka ettiği zaran tazmin etmesi öngörülmüştür. Azrak, s. 215-216. 196 Duran, İdarenin Sükutu, s. 183. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiĢ sayılır" demektedir197. Fransa'da bu hususta öngörülmüĢ süre, idari dava açma sürelerini belirleyen 1965 tarihli düzenlemeye göre, "dört aydır" madde 1/2198. Kanunda açıkça öngörülmüĢ olması durumunda Ġdarenin susması, "kabul" anlamına da gelebilir199. Fransa'da bunların baĢlıcalan idarenin iznine bağlı olan iĢlemlerle ilgilidir. Mesela inĢaat veya yıkım ruhsatı, iĢletmenin birleĢtirilmesi izni, toprak açma (tarla haline getirme) izni gibi200. Bu Ġzinleri almak için idareye müracaat edildiğinde, idarenin belirli bir süre susması, izin anlamına gelmektedir201. Bu Ģekilde oluĢmuĢ bulunan iĢlemler, aynen zımni red iĢlemlerinde olduğu gibi, gerçek birer idari iĢlemdir ve iptal davasına konu olabilir202. 3194 sayılı imar Kanunumuzun yapı kullanma iznini düzenleyen 30. maddesinde de yapı tamamen bittiği takdirde tamamının, kısmen kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu kısımlarının tamamlanabilmesi için inĢaat ruhsatını veren belediye veya valilikten izin alınması mecburidir. Maddenin ikinci fıkrasına göre; "Belediyeler, valilikler mal sahiplerinin müracaatlarını en geç otuz gün içinde neticelendirmek mecburiyetindedir. Aksi halde bu müddetin sonunda yapının tamamının veya biten kısmının kullanılmasına izin verilmiĢ sayılır". Zımni kabul ĠĢlemlerinin ikinci kısmını vesayet iĢlemlerinde görmek mümkündür. Açık bir kanuni düzenleme olması durumunda, vesayet makamının belirli bir süre iĢlem yapmayarak hareketsiz kalması, zımni kabul oluĢturur203, ti özel Ġdaresi Kanunu'nun 86. maddesine göre, il özel idaresinin bütçesi, "içiĢleri Bakanlığınca 30 gün içinde onaylanır. Bu süre içinde onaylanmayan bütçe kendiliğinden onaylanmıĢ sayılır". idarenin susmasının "red" anlamına geleceği hususu mevzuatımızda ilk olarak 1938 tarih ve 3546 sayılı Devlet Şurası Kanununun 33. maddesinde yer almıştır (Düstur 3. Tertip, c. 20, s. 92). Burada öngörülen süre Fransa'dakine paralel olarak "dört ay" şeklinde tespit edilmiştir. Bu süre daha sonra 1964 tarih ve 521 sayılı Danıştay Kanununun 69. maddesi ile üç aya indirilmiş, daha sonra da 1982 tarih ve 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 10. maddesi ile altmış gün olarak tespit edilmiştir. 198 Decret no. 65-29 du 11 Janvler 1965, Relatif aux Döals de Recours Contentieux en Matiâre Admînistrative. Fransa'da idari makamların susmasının red şeklinde değerlendirilmesi İlk olarak 17 Juillet 1900 tarihli bir kanunla kabul edilmiş, bu tarihten günümüze kadar da dört aylık bir süreyle susmanın red anlamına geleceği kabul edilmiştir (Laubadere-VeneziaGaudemet, s. 549). 206 199 Pauti, M: Les Declslons ımplidtes d'acceptation et la jurisprudence Admînistrative, RDP, 1975, s. 1525; Boufford, P. - Thery,). F.: Etüde sur les Autorisations Tadtes, EDCE, 1979-1980, s. 289. 200 DelvoM, s. 180; Vedel-DelvoIv<§, s. 290; Lalveille, J. M.: Le Permls de Construlre Tadte Automotique, RDP, 1974, s. 999. 201 Boufford-Thery, s. 289 vd. 202 Erkut, s. 33-34. Bu konudaki karar ve eleştirisi İçin bkz. CE. 22 Decembre 1982, Comitıl Central d'entreprlse de la Soctetö Française d'6qu!pment Pour la Navigation AeYienne, Rec, s. 436; Laserre-Delarve, Chron AJDA, 1983, s. 172; CE. 27 Fevrier 1970, Commune de Bozas, Rec. s. 139. 203 Vedel-Delvolveys. 289. 197 228 4. Oturum Konuşmaları Zımni kabul iĢlemleri konusunda Fransız Anayasa Konseyi, bunun ancak kanun tarafından öngörülmesi durumunda mümkün olacağı, kararname ile bunun mümkün olamayacağı düĢüncesindedir204. Conseil d'Etat ise tersine inĢaat ruhsatının zımni olarakverilmesinin kararnameyle düzenlenmiĢ olmasının hukuka uygun olduğunu bildirmiĢtir205. Açıklamalar doğrultusunda sonuç olarak belirtmek gerekirse, asıl olan idari iĢlemlerde yazılı Ģekildir. Ġdari iĢlemin diğer Ģekillerde olması ise istisnaidir. Ġdari iĢlemin yazılı olması yanında diğer bir özelliği ise, açık, anlaĢılır olmasıdır. Genel kural, idari kararların yazılı olması ve içerdiği iradeyi açıkça ve tam ifade etmesidir206. Gerçekten de idari iĢlemin anlamının açık, kuĢkulara yer vermeyecek ve duraksamalara yol açmayacak bir nitelikte olması gerekir207. Ġdari karann açık, anlaĢılır bir Ģekilde kaleme alınması208, gerek idari iĢlemin yürütülmesinde209, gerekse kiĢilere tanınmıĢ bulunan savunma haklarında210 son derece önemli yere sahip olduğu görülmektedir. Ġdari Usul Kanunlarında genel olarak kabul gören düzenleme biçimi, idari iĢlemlerin yazıldığına iliĢkin genel kuralın konulması, Ģartlar gereği diğer Ģekillerden de yararlanılabileceğinin belirtilmesidir. Yani idari iĢlemlerde yazılılık esastır. Ġspanya, 26 Kasım 1992 tarihli, "Kamu Ġdarelerinin Hukuki Rejimini ve Genel Ġdari Usulü Düzenleyen Kanun" un, Ģekil baĢlığını taĢıyan 56. maddesi Ģu biçimdedir: "1. Ġdari iĢlemler, özellikleri Ġtibarıyla daha uygun bir ifade ve kayıt Ģekliyle yapılmaları mümkün olmadığı sürece, yazılı olarak gerçekleĢtirilecektir. 2. Ġdari kurumlar, yetki kullanımlarını sözlü olarak gerçekleĢtirdikleri hallerde, gerçekleĢtirilen iĢlemin yazılı metni, iradeyi tebellüğ eden bir alt Dedsion du 26 Juin 1969, AJDA, 1969, s. 563. 207 205 CE. 27 Fevrier 1970, Commune de Bozas, Rec. s. 139, Denobc-Labetuelle, chron, AJDA, 1970, s. 225. 206 Duran, L: İdare Hukuku Ders Notlan, istanbul 1982, s. 408. 207 Akıllıoğlu, Savunma Haklan, s. 102. 208 idari işlemin "açık ve anlaşılır" olması ilkesinin yanlı işlemlerde olduğu kadar, yazılı olmayan işlemlerde de sözkonusu olduğu belirtilmiştir. Bkz. Akıllıoğlu, s. 101. 209 idari karar metninde işlemin uygulanacağı kişinin yer almaması ve daha sonra da bu karann o kişiye uygulanması fiili yol olarak değerlendirilmiştir. D12D., E. 71/380, K. 71/2129, 5.10.1971, AıD, c. 5, sy. 1, Mart 1972, s. 158. 210 "Açıklık İlkesi" ve "Savunma hakkı" arasındaki ilişki için bkz. Akıllıoğlu, Savunma Haklan, s. 100 vd. 204 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu makam tarafından yazılı hale getirilecek, imzalanacak ve gereği yapılacaktır. Daha sonra durumdan emir veren makama da bilgi verilecektir". Kosta-Rîka, Kamu Ġdarelerine ĠliĢkin Genel Kanunun 134. maddesine göre, "Mahiyeti gereği ya da durumlar farklı bir Ģekilde gerektirmediği durumlarda, idari ĠĢlem yazılı Ģekilde olacaktır". 1991 tarihli Avusturya Genel Ġdari Usul Kanununun 18/4. maddesinde idari iĢlemlerde yazılılık genel bir esas olarak tespit edilmiĢ ayrıca idari iĢlemin anlaĢılır bir Ģekilde olması gerektiği belirtilmiĢtir. 20 Aralık 1968 tarihli isviçre Federal Ġdari Usul Kanununun211 Bildirim baĢlığını taĢıyan 34. maddesinde de, iĢlemin yazılı bildirimden bahsedilmektedir212. Buna göre, "1. Merci, kararlarını taraflara yazılı olarak bildirir. 2. Merci, ara kararlarını mevcut taraflara sözlü olarak bildirebilir, fakat bir taraf derhal isterse, merci bunu yazıyla teyit etmelidir". 25 Mayıs 1976 tarihli, Federal Almanya Cumhuriyeti Ġdari Usul Kanununun213, "Açıklık ve idari iĢlemin ġekli" baĢlığını taĢıyan 37. maddesinde de konu Ģu Ģekilde düzenlenmiĢtir: "1. Bir idari iĢlemin içeriği yeterli açıklıkta olmak zorundadır. 2. Bir idari iĢlem yazılı ya da sözlü, ya da herhangi bir biçimde yapılabilir. Sözlü bir idari iĢlem, belgelenmesinde hukuksal bir yarar varsa ve ilgili kiĢi isterse derhal yazı ile belgelenir". II. Ġdari ĠĢlemin Metninde Yeralması Gereken Hususlar A. ĠĢlemi Yapan Makamın Adı ve Ġmza Ġdari iĢlemin hangi makam tarafından yapıldığının, iĢleme muhatap olan kiĢi tarafından bilinmesi gereklidir. Bu durum idari iĢlemin unsurları arasında en baĢta isviçre Federal İdari Usul Kanunu (Loi Fe'de'rale sur la procâdure admînistrative), isviçre idare hukukunun ve İdari yapısının özellikleri dolayısıyla hem idari Usulü, hem de idari yargı usulünü birlikte düzenlemiştir, isviçre hukukundaki Idared-hakim (Adminlstrateur-luge) sistemi gereğince, kişilerin idare ile olan uyuşmazlıkları büyük ölçüde bizzat idare tarafından çözümlenmektedir. Başında Bakanlar Kuruluna karşılık gelen federal konsey olmak üzere, çeşidi kademelerdeki idari makamlar ve bu arada hakem ve itiraz komisyonları hem idari hem de yargısal yetkilere sahiptir. Bunlar hem idari başvurulan, hem de idari davaları karara bağlamaktadır. Bu sebeple de isviçre İdari Usul Kanunu, idarenin idare edilenlere ilişkin hem İdari hem de yargısal işlemlerini kapsamına almış bulunmaktadır (Kıratlı, M: isviçre'de idari Usul Kodiflkasyonu, AıD., c. 6, sy. 2, s. 47-48). 212 Türk Hukukunda da İdari işlemlerin yazılı bildiriminden bahsedilmektedir. Anayasa madde 125/3, İYUK. madde 7/2-a. 213 Kanunun Türkçe tercümesi için bkz. Gematmaz, M. S.- Doğru, O.: Federal Almanya Cumhuriyeti İdari Usul Kanunu (1976), 1H1D, Lütfl Duran'a Armağan özel Sayısı, sy. 1-3, yıl 9, 1988, s. 127-146. 211 230 4. Oturum Konuşmaları gelen "yetki" konusunda bîr açıklık sağlayacaktır. Nitekim Ġdari iĢlemin içermesi gereken hususları düzenleyen Ġdari Usul kanunları, iĢlemi yapan makamın adının iĢlem metninde bulunmasını öngörmüĢlerdir. Hemen bu konunun devamı olarak da, iĢlemi yapan kiĢinin imzasına yer verilmiĢtir. Ġmza, son derece önemlidir; sıklıkla iĢlemin varlığının bir Ģartıdır ve adeta iĢlemi yapanın iradesinin gösterilmesi vasıtasıdır214. ĠmzalanmamıĢ bir metin, ancak bir proje oluĢturur ve henüz hukuki bir varlığa sahip değildir215. ĠĢlemi imzalaması gereken makam, imzalamak yönündeki niyetini açıklamıĢ olsa bile, imzalanmamıĢ metine hukuki bir varlık kazandınlamaz216. ġu halde Ġmza, öncelikli olarak Ģekil problemiyle değil, yetki unsuru ile ilgili bir konudur. ĠĢlemi yapması gereken makam dıĢında, bir baĢka kiĢinin imzasıyla oluĢturulan iĢlem Ģekil bozulduğuyla değil, yetkisizlikle malul bîr iĢlemdir217. Aynı Ģekilde usulüne uygun bir Ģekilde yapılmamıĢ218 imza devrine dayanarak, ast tarafından yapılmıĢ iĢlemlerde yetki yönünden hukuka aykın olurlar219. Burada yetkili makam olarak iĢlem! imzalamıĢ bulunan CumhurbaĢkanı veya BaĢbakanın yanında "ikinci imza" ya da "yan imza" (Contreseings) olarak adlandırılabilecek bakan imzalarına değinmek gerekir. Zira bu imzalardaki eksiklikler, yetki değil, Ģekil bozukluğu olarak nitelendiriImektedir220.Anayasamızın 105. maddesinde "CumhurbaĢkanının Anayasa ve diğer kanunlarda BaĢbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek baĢına yapabileceği belirtilen iĢlemleridıĢındaki bütün kararlan, baĢbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır" denilmektedir. Fransız Anayasası'nın 19. maddesinde de CumhurbaĢkanı'nın, Anayasada belirtilen bazı iĢlemleri dıĢındaki tüm iĢlemlerinin baĢbakan ve gerekirse sorumlu bakan tarafından imzalanacağı belirtilmiĢtir. 22. maddesinde ise BaĢbakanın iĢlemlerinin, gerekirse, iĢlemi yürütmekle görevli bakan tarafından imzalanması düzenlenmiĢtir221. «Morea^s. 191. 215 Burada elbettekl mahiyeti gereği imzalanması mümkün olmayan sözlü ve zımni işlemlerden sözedilmemektedir. 216 Delvolve, s. 187. 53 217 Delvolve, s. 187-188. imza devri yazılı bir Ģekilde yapılmalıdır (Landon, s. 72). 192; Delvolvö, s. 189. 219 Gözübüyük, s. 233. 220 CE. 14 Mai 1948, Union de la Proprlıke' Bade de France, Rec. s. 218; CE. 12 Julllet M CE. bu hükmü çok katı bir şekilde yorumlamıştır. Başbakanın kararnameleri, kararnamenin yürütülmesi için gerekli şahsi ya da düzenleyici işlemleri imzalamak ya da ikinci imzalarını atmak yetkisine sahip tüm bakanlar tarafından İmzalanmalıdır. CE. 27 Août 1962, Sicord, Rec. s. 279; Galabert-Gentot, Chron. A]DA, 1962, s. 284; Moreau, s. 191-192; Laubadere-Venezia1957, Chambre Commerce d'orleans, Rec. s. 474; CE. 21 Fevrier 1958, Gaudamet,de s. 550. F£deratlon National des Travallleurs du Sous-sol, s. 122; CE 25 Janvier 1963, Lemaresquier, Rec. s. 48; C. E. 31 D&embre 1976, Comite" de De'fense des Rhrerains de I'Aeroport de Paris-Nord, Rec. s. 580; Fabius, L-Naowelaers, M: Chron. AJDA, 1977, s. 136; Uubadâre-Venezia-Gaudemet, s. 550; Moreau, s. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Karan veren asıl makama ait olmamakla beraber, ikinci, ya da yan imzalar iĢlemde mutlaka bulunmalıdır. Bunların yokluğu bir Ģekil bozukluğudur ve bu bozukluk iĢlemin iptalini gerektirir222, iĢlem üzerinde yer almayan imza, ne imzayı atacak olan bakanın bir toplantıda iĢlemi kabul ettiğini açıklamasıyla223, ne de iĢlemi kabul ettiğini bir mektupla bildirmesiyle224 telafi edilemeyecek bir eksikliktir. Uygulamada, ikinci imzaların iĢlemi asıl yapacak olan makamdan önce atıldığı, bazen de aynı anda atılabildikleri ifade edilmektedir225. Kurul Kararlarında olduğu gibi, iĢlemin iki ya da daha fazla kiĢi tarafından yapılması gereken durumlarda Ġse, tüm imzalar tamamlanmadıkça, iĢlem yapılmıĢ gibi düĢünülemez. Tüm imzalar tamamlanmadan önce, iĢlemin uygulanması durumunda, iĢlem yetki bakımından hukuka aykın olur226. Bir yetkilendirme sözkonusu ise tek bir kiĢinin imzası, iki imza yerini de alabilir. Yani diğer kiĢinin yetki vermesi durumunda, yetkiyi alan, tek Ġmza ile de yetinebilir227. Diğer bir husus da, iĢlemin, yetkili makamdan önce yetkisiz kiĢiler tarafından imzalanmasıdır. Bu gereksiz imzalar iĢlemi hukuka aykırı kılmazlar. Yetki kurallarının karĢılanabilmesi için, iĢlemin sonradan yetkili makam tarafından imzalanması yeterlidir228. ĠĢlemi yapacak makam ve imzası, usul kanunlarında açıkça düzenlenmiĢtir. Aynca bir usul kanunu olmayan ülkelerde de gerek Anayasalarda, gerekse dağınık bir Ģekilde kanunlarda ve diğer düzenleyici iĢlemlerde konunun düzenlendiğini görüyoruz. Federal Almanya Cumhuriyeti Ġdari Usul Kanununun açıklık ve idari iĢlemin Ģekli baĢlığını taĢıyan 37. maddesinin 3 ve 4. fıkraları Ģu Ģekildedir: 3. fıkra, "yazılı bir idari iĢlem, yetkili makamı, o makamın baĢkanı, onun temsilcisi ya da vekilinin imzası ya da adını içermelidir". "Moreau, s. 192. 223 CE. 31. Decembre. 1976, Comite" de Dtfense des Rlverains de I'Aeroport de Paris-Nord, Rec. s. 580. 224 CE. 10 Julllet 1954, Fe^ration des Conseils de Parents d'e"löves des Ecoles Publiques, Rec. s. 449; Moreau, s. 192. 225 Delvolve", s. 190. " Delvolve^, s. 188. 227 CE. 1 ]ullliet 1955, Soc. Costil et lils, Rec. s. 373; Delvolve^, s. 188. Deivoivâ, s. 188. 232 4. Oturum Konuşmaları 4. fıkra, "otomatik bir araç ile yapılan bir idari iĢlemde, üçüncü fıkra hükmüne bakılmaksızın imza ve isim yer almayabilir. Ġdari iĢlemin yöneltildiği ya da ondan etkilenecek olan kiĢi, yapılan açıklamalardan idari iĢlemin içeriğini açıkça anlayabiliyorsa, içeriğinin bildirimi için özel iĢaretler kullanılabilir". Arjantin Ġdari Usul Kanunu, 8. maddesinde iĢlemin, iĢlemi yapanın imzasını, Kosta-Rika Kamu idaresine iliĢkin Genel Kanunun 134. maddesi, iĢlemin, iĢlemi yapan kiĢinin imzasıyla birlikte görevini de ihtiva etmesi gerektiğini belirtmiĢtir. Ġspanyol Ġdari Usul Kanunu ise 55. maddesinde, idari makamların yetkilerini sözlü emir Ģeklinde kullanmaları durumunda, sözlü emri alan alt makamın, bu emri yazılı hale getirmesi ve imzalaması gerektiğini belirtmektedir. Bu konudaki en ayrıntılı düzenleme ise Venezüella Ġdari Usul Kanununda yer almaktadır. Ġdari iĢlemde bulunması gereken hususları düzenleyen 18. Maddede konuyla ilgili olarak Ģunlar yer almaktadır: "idari iĢlem, iĢlemi yapan organın bağlı bulunduğu kuruluĢ ya da bakanlığın adını, iĢlemi yapan organın adını, iĢlemi imzalayan görevli ya da görevlilerin unvanlanyla birlikte adlarını ve yetki devriyle yapılmıĢ bir iĢlem olduğunda, yetkiyi veren yetki devri iĢleminin tarih ve sayısının açık bir Ģekilde belirtilmesini ve iĢlemi yapan büronun kaĢesini ihtiva etmelidir". Ġmza konusunda oldukça ayrıntılı bir düzenleme öngören madde, her iĢlemin asıl nüshasında imzalayan görevli ya da görevlilerin kendi el yazılan ile attıkları orjinal imzaların bulunmasını, ayn bir düzenlemeyle kabul edilmesi halinde ise yetkililerin imzasının güvenlik garantisi olan mekanik araçlarla da basılabileceğini hüküm altına almıĢtır. 1991 tarihli Avusturya Genel Ġdari Usul kanunu da madde 18/4'te, iĢlemi yapan kiĢinin adının ve imzasının okunaklı, anlaĢılır bir Ģekilde iĢlem metninde yer alması gerektiğini belirtmiĢtir. Kanun, aynca, Venezüella Kanununda olduğu gibi, orjinal imza dıĢında, teknik birtakım vasıtalarla da imzanın basılmasına imkan vermiĢtir. B. Tarih ve Yer ĠĢlem tarihi ve iĢlemin yapıldığı yer de, iĢlem metninde gösterilebilir. Ancak her ikisi de iĢlemin hukukiliğinin bir Ģartını oluĢturmaz. Yani bunların bulunmayıĢı iĢlemi hukuka aykırı kılmaz229. Gene de özellikle iĢlem tarihinin gösterilmesi son derece yararlıdır. Her Ģeyden önce, iĢlemin hukukiliği, yapıldığı günde yürürlükte olan kurallara göre tespit edilir230. ĠĢlem tarihinin bir diğer yaran da, yetki bakımından yapılacak yargısal denetimde kendini gösterir, iĢlemi yapan kiĢinin, iĢlem tarihinde görevde olması gerekir. Henüz atama iĢlemi Delvolvâ, s. 186-187. C.L 30 Jufn 1952, Ste Balendaga, Rec. s. 340. CE. 22 Jullllet 1949, Soc. Des Automoblles Berlîet, Rec. s. 368; CE. 2 Octobre 1968, Hucleux, Rec. s. 468; CE. 14 Novembre 1969, Houdebert, Rec. s. 502. 229 45 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu yapılmamıĢ, Ġzinli, görevden alınmıĢ veya belli bir süre için yetkilendirilmiĢ ancak yetki süresi bitmiĢ, istifası kabul edilmiĢ görevlilerin yapmıĢ bulunduklan iĢlemler zaman yönünden yetkisizlik oluĢturur231. Bütün bu durumlar iĢlem tarihinin belirtilmesi sayesinde kolaylıkla tespit edilebilir. ĠĢlem tarihi, iĢlemin onaylandığı, imzalandığı gündür, iĢlemin imzalanmasından önceki hazırlık devresi, hatta iĢlemin imzalanmasından sonraki yan imzalann atılmasını dikkate almamak gerekir232. ĠĢlem üzerinde, herhangi bir tarih yer almıyorsa, tarihîn, îĢlem dıĢındaki durumlardan anlaĢılması mümkündür. Mesela, iĢlem en geç, yayınlandığı ya da tebliğ edildiği gün, ya da iĢlemi yapanın görevde olduğu son gün yapılmıĢ sayılmalıdır. Zımni bir iĢlem sözkonusu olduğunda ise, zımni iĢlemin oluĢması için tespit edilen sürecin son günü, iĢlem tarihidir233. ĠĢlemin nerede yapıldığının belirtilmesi de, yukarıda ifade edildiği üzere iĢlemin hukukiliğinin bir Ģartı değildir. Hatta bu durum tarihten daha az önemli bir husustur. Zira istisnalar234 bir tarafa bırakılacak olursa, iĢlemin imzalandığı yerin hiçbir önemi yoktur235. Ayrıntılı bir Ģekilde iĢlemde yer alması gereken hususları düzenleyen bazı usul kanunlarında iĢlem tarihi ve iĢlemin yapıldığı yerin gösterilmesi gerektiği belirtilmiĢtir. Mesela, KostaRika Kamu idaresine iliĢkin genel Kanun (madde 134), Avusturya Genel Ġdari Usul Kanunu (madde 18/4), Arjantin Ġdari Usul Kanunu (madde 8) ve Venezüella Ġdari Usul Kanunu (madde 18), bu hususlara yer vermiĢlerdir. Gözübüyük, s. 225-226; Delvolvâ, s. 141. Görev süresi bitmiş bir görevli kamu hizmetinin devamlılığını sağlamak bakımından günlük İşleri yapabilecektir. Kanunlarda bu konuda bir düzenleme olmaması durumunda genel ilkelerden hareketle bu sonuca ulaşılmaktadır. Görevi sona eren kamu görevlisi, yerine yenisi gelene kadar görevine devam edebilecektir. Görev süresi sona eren hükümetin, yenisi göreve başlayıncaya kadar günlük İdari İşleri yapabilmesi gibi. Bu konudaki kararlar İçin bkz. CE. 4 Avrîl 1952, Syndlcat regional des Quot!diens d'Algerie et Autros, Rec. s. 210; Vedel, G: note, JCP, 1952, s. 7138; Waline, M: note, RDP, 1952, s. 1029; CE. 19 Octobre 1962, Brocas, Rec. s. 553; Bernard, M, cond. RDP 1962, s. 1181; LaubadĞre, A. De: note, AJDA, 1962, s. 612; CE. 22 Avril 1966, F&Ieration Naüonale des Syndlcat de Poliçe, Rec. s. 274, Galmot, cond. AJDA, 1966, s. 355. 47 Delvolve^, s. 186-187. 233 Delvolve, s. 187. 234 İl genel meclisi ve belediye meclislerinin kanunen belirli olan yerden başka bir yerde toplanarak aldığı kararlar hukuka aylandır. Hatta bu durum söz konusu meclislerin fesih sebebi olarak düzenlenmiştir, (il özel idaresi Kanunu madde 125/2 ve Belediye Kanunu madde 53/2). 235 İdari otoritelerin yetkileri belirli bir bölgeyle sınırlandırılmış olmakla beraber, bu sınırlar dışında kararlar alabilmek de mümkündür. Bu konuda verilen ömek, Comedie Françalse'i düzenleyen Moskova karamamesidlr. Aynı şekilde General de GauIIe tarafından yurtdışı ziyaretinde, Fransa dışında imzalanan kararnameler de mevcut olmuştur. (Delvolve^ s. 139140). 231 234 4. Oturum Konuşmaları C. ĠĢlemin Yöneldiği KiĢinin Adı Ġdari iĢlemin yöneldiği kiĢinin, yani hakkında iĢlem yapılanın her Ģeyden önce bundan haberdar olması gerekir. Bu durum Ġdari iĢlemin açık ve anlaĢılır olması prensibinin de tabii bir sonucudur236. Bilindiği üzere iĢlemin etkilerini doğurmasının, yani ilgiliye uygulanmasının bir Ģartı olarak ilgiliye tebliğinden, yani bildiriminden sözedilir237. Bu bildirim tam olmalı, iĢlemin açıklanması suretiyle yapılmalıdır238. Yani ilgili, iĢlemi kolaylıkla anlayabilmelidir. Hatta DanıĢtay daha da ileri giderek, idari karar metninin ilgili kiĢinin adını ihtiva etmediğinde, bu kiĢiye iĢlemin uygulanmayacağını belirtmiĢtir. Verilen bir meni müdahale kararında, uyuĢmazlığın taraftan arasında gösterilen, fakat karar metninde kendisinden sözedilmeyen kiĢiye, bu karannuygulanması için yapılan eylemin, idari iĢlemin uygulanması değil, fiili yol olduğu ve uyuĢmazlığın adli yargının görev alanına girdiği belirtilmiĢtir239. Bir idari iĢlemin kiĢi üzerinde etki dogurabilmesi, hatta bir görüĢe göre iĢlemin yürürlüğe giriĢi, iĢlemin yöneldiği kiĢiye bildirimiyle mümkün olacaktır.240 Mesela Federal Almanya Cumhuriyeti Ġdari Usul Kanununun 43/1. maddede "Bir idari iĢlem, yöneldiği ya da ondan etkilenen kiĢiye tebliğ edildiği andan itibaren geçerli olur. Ġdari iĢlem, tebliğ edildiği andaki içeriği ile geçerlidir" hükmünü getirmiĢtir. Ġdari iĢlemden etkilenecek olan kiĢinin, bu iĢlemden haberdar olabilmesi, üzerinde son derece önemle durulan bir konu olmuĢtur. Zira kiĢinin bu iĢleme karĢı tedbir alabilmesi, kanuni itiraz hakkını, savunma hakkını kullanabilmesi ancak o iĢlemden haberdar olması ile Akıllıoğlu, Savunma Haklan, s. 102. Bu konudaki açıklamalar için bkz. Vedel-Delvolvö, s. 297 vd.; idari işlemin ne zaman yürürlüğe gireceği konusundaki tartışmalar İçin bkz. Akıllıoğlu, T: Yönetsel İşlemlerde Yürürlüğe Giriş Sorunu, AıD., c. 12, sy. 2, s. 33-44. 238 DDDK. 8.10.1971, E. 71/254, K. 71/825, AıD., c. 5, sy. 1, s. 164. 214 239 D12D., 5.10.1971, E. 71/380, K. 71/2129, AıD., c. 5, sy. 1, Mart 1972, s. 158-159. Kararda şu ifadeler yer almaktadır: "Olayda 5917 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ittihaz olunmuş, davacı şirketi İlzam eden hukuken geçerli bir idari karann mevcut olmadığına, fiili bir durum yaratılarak davacıya alt tesislerin davalı idarece, ihtilaflı gayrimenkulden çıkarılmasına tevessül olunduğuna göre, bu konudaki davanın haksız fiil hükümlerine istinaden adli mahkemelerde açılacağı tabiidir." 240 Konuyla ilgili açıklama ve tartışmalar için bkz. Akıllıoğlu, T: Yönetsel işlemlerde Yürürlüğe Giriş Sorunu, AıD., c. 12, sy. 2, s. 35 vd. 236 237 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu mümkündür. Bu sebeple de genel düzenleyici iĢlemler bakımından yayın, bireysel iĢlemler bakımından da bildirim kiĢilere güvence sağlayan bir yoldur241. Hatta bu konuda bazı usul kanunları, sağlanan güvenceyi bir adım daha öteye götürerek, iĢlemin bildirimi yanında, bildirim konusu olan idari iĢlemde yönelmen kiĢinin adının yer almasını da öngörmüĢtür. Bu durum, idari iĢlemin yöneldiği kiĢi konusunda hiçbir tereddüte yer bırakmayacaktır. Mesela, Venezüella Ġdari Usul Kanunu madde 18/4'te, "idari iĢlemin yöneldiği organ ya da kiĢinin adı" nın iĢlem metninde yer alması gerektiğini belirtmiĢtir. D. ĠĢlemin Dayandığı Hukuki Temel Fransız Hukukunda "Visa" olarak adlandırılan sistemde iĢlemin yapılmasına izin veren düzenleyici iĢlemlerin, hukuk normlarının242 hatta karara dayanak olan görüĢlerin, tekliflerin243 de belirtilmesi öngörülmüĢtür. "Visa" iĢlemin kabulünden önceki formaliteler ve iĢlemin temeli konusunda bilgi vermektedir244. Ancak bunların bulunmayıĢı245 veya hatalı Ģekilde ifade edilmeleri246 iĢlemin hukukiliği üzerinde bir etki yapmaz. Venezüella Ġdari Usul Kanununun 18-5. maddesinde iĢlemin "uygun yasal temelinin" gösterilmesi öngörülmüĢtür. Gene özellikle iĢlemin oluĢumunda alınmıĢ tekliflerin, görüĢlerin iĢlemde gösterilmesine iliĢkin düzenlemeler mevcuttur. Mesela, Ġspanya Kamu idarelerinin Hukuki Rejimini ve Genel Ġdari Usulü Düzenleyen Kanunun 89/5. maddesi "Raporların ve mütalaaların karara etki etmesi ve yönlendirmesi ancak bunların da karara eklenmesi ile mümkündür" hükmünü getirmiĢtir. Fransa'da da 83-1025 sayılı Ġdare Ġle Yararlananlar Arasındaki ĠliĢkilerle ilgili Kararnamenin 14. maddesi ile benzer bir düzenleme yapılmıĢtır. Devlet nezdinde oluĢturulan danıĢma kurullarının iĢleyiĢi ile ilgili hükümler de getiren kararname, danıĢma kurulu tarafından oluĢturulan tutanağın karar almak için yetkili olan otoriteye gönderileceğini, yetkili otoritenin de gerekçe mecburiyeti getiren işlemden etkilenecek olan kişiler bakımından asıl güvence, idari işlemle İlgili sürecin, usulün önceden bildirilmesidir. Bu şekilde idari işlemin yapılışına müdahale edebilmek mümkün olacaktır. Bu konu incelememiz dışında kaldığı için değinmiyoruz. Usulün bildirimine ilişkin örnek düzenlemeler için bkz. Federal Almanya Cumhuriyeti idari Usul Kanunu madde 25; italya idari Usul ve idari Belgelere GİRİŞ Hakkında Kanun madde 7; İspanya Kamu idarelerinin Hukuki Rejimini ve Genel idari Usulü Düzenleyen Kanun madde 34; isviçre Federal idari Usul Kanunu madde 30. 242 Dupuis, s. 15; Hostiou, R: Proce"dure et Formes de L'acte Administratif Untlateral en Droit Françals, Parts 1975, s. 159; Laubadâre-Venezia-Gaudemet, s. 552. 243 Moreau, s. 190. 244 Delvolvd, s. 181. 245 CE. 5 Novembre 1984, Tollart, Laubadöre-Venezla-Gaudemet, s. 552; CE. 5 Novembre 1948, Dame Naudov, Rec. s. 524. 246 CE. 25 Avril 1947, Ampovlange, Rec. s. 164; 20 ]uilliet1949, Dame Vevre Roblnee de Plas, Rec. s. 416. 241 236 4. Oturum Konuşmaları kanun uyarınca gerekçelendirilmesi gereken bir karar sözkonusu ise aldığı kararla ilgili olan tutanağı tebligatta zikretmesini öngörmüĢtür. ĠĢleme dayanak olan bu hususların iĢlemin gerekçesinde de açıklanması gerekecektir. E. ĠĢlemin Gerekçesi 1 . Mahiyeti Akil dengesi yerinde makul bir insanın davranıĢları nasıl bir sebebe dayanıyorsa, hukuka bağlı idarenin her türlü iĢlemi de bir sebebe dayanmalıdır247. Gerekçe, idari iĢlemin yapılmasında etken olan maddi ve hukuki sebeplerin açıklanmasıdır248. Yani idari iĢlemin sebebi, iĢlemin gerekçesini oluĢturur249 ve bir bakıma iĢlemin sebebi ve gerekçesi arasında bir aynılıktan bahsedilebilir250. Ancak hemen belirtelim ki, sebep unsuru idari iĢlemin asli unsuru olarak mutlaka bulunmalıdır; gerekçe ise her iĢlem için bulunması zorunlu bir husus değildir. Yani iĢlem mutlaka bir sebebe dayanmalıdır, ama bu sebep her zaman iĢlemde gösterilmeyebiiîr. Sebep, iĢlemin temeli ile, iç hukuka uygunluk (tegalite interne) ile, gerekçe ise, iĢlemin sunuluĢu ile, dıĢ hukuka uygunluk (L^galite externe) île ilgilidir251. Gerekçe, ileride görüleceği gibi, idari iĢlemin yöneldiği kiĢiyi aydınlatma, bilgi verme iĢlevine sahiptir. Oysa iĢlemin sebep unsuru, yargısal denetimle ilgili olarak, yargıca yönelik bir iĢlev görmektedir252. Ülkemizde genel eğilim, gerekçeyi ilgili kiĢinin bilgilendirilmesine yönelik değil, yargısal denetimi sağlamaya yönelik bir kavram olarak anlamak Ģeklinde olmuĢtur253. DanıĢtay kararlarında da aynı durumu gözlemlemek mümkündür. DanıĢtay, Duran, s. 409; Akıllıoğlu, T: Yönetsel İşlemlerde Gerekçe ilkesi, AıD., c. 15, sy. 2, s. 7; Azrak, s. 217. 248 Carias, s. 83; Delvolve^ s. 182. 249 Gözübüyük, s. 243. 250 Akıllıoğlu, Gerekçe, s. 7. 84 Delvolve^ s. 182. 252 Akıllıoğlu, Gerekçe, s. 7. 253 Akıllıoğlu bu konuda şöyle demektedir (Gerekçe, s. 19): "Gerçekten, gerekçe ilkesinin asıl işlevinin İlgiliyi korumak olduğu kabul edilirse, bizde uygulanan anlayışın bunu yargı denetimi ile sağlamak olduğu söylenebilir. Dolayısıyla bizdeki ilke, gerekçe İlkesi değil, yargıcın kendiliğinden araştırması (re'sen tahkik) İlkesidir. Yargıç buna dayanarak yönetimden nedenleri göstermesini istemektedir". 247 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu "gerekçeyi" iĢlemin sebep unsurunun denetimi bakımından ele almakta254, gerekçenin olmayıĢını baĢlıbaĢma bir Ģekil bozukluğu olarak görmemektedir255. Ancak DanıĢtay'ın daha yeni tarihli bir kararında, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin gerekçe konusundaki kararına yollama yapılarak "gerekçenin olmayıĢı" baĢlıbaĢına bir hukuka aykırılık olarak kabul edilmiĢtir256. 2. ĠĢlevi Ġdari iĢlemlerce "gerekçe" nin bulunuĢunun birtakım yararlı sonuçlan vardır. Bunlan üç kümede toplamak mümkündür257: ĠĢlemin muhatabı bakımından, idare bakımından ve yargısal denetim bakımından yararlan258. a. ĠĢlemin Yöneldiği KiĢiler Bakımından Yararlan Gerekçe, yukanda da ifade edildiği üzere, iĢlemin konusu olan kiĢiye yönelik bir ilkedir. Gerekçe ile ilgiliye iĢlemin dayandığı sebepler hakkında bilgi verilmektedir. Bu Ģekilde ilgililerin, idari iĢlemin dayandığı esaslan ve bunlann sonuçlarını önceden görerek, iĢleme Dİ OD., 7.5.1987, E. 86/1870, K. 87/697, DD, sy. 68-69, s. 672-673; D12D., 30.6.1970, E. 69/3963, K. 70/1457, DD, sy. 2, s. 311; D12D., 6.6.1979, E. 77/2838, K. 79/2443, DD, sy. 36-37, s. 591. 255 D5D., 2.7.1992, E. 92/2004, K. 92/2168, DBM. 256 Basın Kartı Komisyonu, bir gazetecinin san basın karo talebini Basın Kartı Yönetmeliğinin 46. maddesi uyarınca gerekçesiz olarak reddetmiştir. Kararda şu ifadeler yer almıştır: "idarenin işlemleri Karşısında Bireyin Korunması Hakkındaki Avrupa Bakanlar Komitesinin 77 sayılı kararında, İlgilinin hak ve özgürlüklerine veya çıkarlarına değinen bir idari işlem sözkonusu olursa, olabilecek İtiraza olanak vermek için gerekçeli olması öngörülmüştür. İdari işlemlerin gerekçeli olması ilkesi; işlemi yapan idareyi yönetsel İşlemin dayandığı maddi ve hukuksal nedenleri açıklamaya, uyguladığı yasayı kavramaya, doğru ve anlamlı olgular ortaya koymaya ve denetim yapmaya zorlar, işlemde, gösterilen gerekçe işlemin yasaya uygunluğunu değerlendirme, itiraz edip etmeme ve yargı yoluna gidip gitmeme konusunda işlemin ilgilisine yardıma olur". Dİ OD., 10.11.1994, E. 931403, K. 94/5633, DD., sy. 90, s. 1047. 257 Azrak, s. 217-218; Kaboğiu, ı.ö: Avrupa Topluluğu Adalet Divanı Jürisprüdansı ve İdari Kararların Gerekçeli Olma Zorunluğu, I. Ulusal idare Hukuku Kongresi, Birinci Kitap, idari Yargı, 1-4 Mayıs 1990 Ankara, s. 314. 258 AET Andlaşmasmın 190. maddesi konsey veya komisyon tarafından yapılan işlemlerin gerekçeli olma zorunluluğu getirmiş, 173. maddesinde bu hükme uyulmamasını esasa İlişkin şekil ihlali olarak değerlendirmiştir. Avrupa Topluluktan Adalet Divanı, gerekçe mecburiyeti öngören bir kural olmasa da, ulusal makamlar içinde "gerekçe"yi öngördü. Gerekçenin amacı olarak ATAD'da üçlü bir işlevden bahsetmektedir. Buna göre gerekçe ilk olarak, Divanın işlemin yasallığı üzerinde denetim yapılmasını sağlar. İkinci olarak işlemin yöneldiği kişiye bilgi verir. Dava hakkının bir ön koşuludur. Çünkü gerekçe, İlgilinin yargı yoluna başvurmasının kendisi bakımından yararlı olup olmadığına karar vermesini sağlar. Son olarak de gerekçe işlemi yapan makama özenli bir inceleme olanağı vererek, işlem sahibine, işlemini bilinçli olarak yaptığı yolunda güven verir. Kaboğiu, s. 309-310. 254 238 4. Oturum Konuşmaları karĢı hukuki yollara baĢvurma konusunda bir karara varmalannı, baĢvurma yönünde bir karara vardıklarında da, iĢleme karĢı savunma geliĢtirmelerinisağlayan bir husustur. Yani gerekçe uygulaması, "ilgilinin iĢlemden bilgi alma hakkının asgari düzeyi" ve "savunma haklarına saygı ilkesinin" bir parçasıdır259 Gerekçe sayesinde yargı önüne götürülen uyuĢmazlık sayısında da bir azalma olabilir. Gerçekten de iĢlemin sebepleri hakkında önceden bilgi alan ilgili, karar aleyhine kanun yollarına baĢvurmanın bir fayda sağlayıp sağlamayacağını önceden kestirerek, yersiz ve gereksiz baĢvurulardan kaçınır260. b. Ġdare Bakımından Yararlan Gerekçe, karan alacak olan Ġdari makamı, karara dayanak olacak maddi ve hukuki olaylan Ġyice araĢtırmaya, aydınlatmaya zorlayarak, idarenin yanılmasını önleyecektir. Karann dayandığı sebepleri açıklamak mecburiyetinde olmayan bir idarenin rahatlığı, çoğu kez hukuka aykınlıkların da kaynağı olmaktadır. Gerekçe bu kaynağı kurutan en önemli araçtır. c. Yargısal Denetim Bakımından Yararlan Ġdari iĢlemin gerekçesinin gösterilmesi, iĢlemi denetleyecek yargı organı bakımından da yararlı sonuçlar doğuracaktır. Gerekçe sayesinde, özellikle sebep unsuru bakımından yapılacak olan denetim kolaylıkla gerçekleĢtirilecektir. Ancak gerekçenin, yargının denetimini kolaylaĢtırma ĠĢlevi ikinci derece bir iĢlevdir. Zira hakimin, idari iĢlemde gösterilmeyen nedenlerin gösterilmesini261 veya gerekçenin yeterli görülmediği hallerde bunun açıklanmasını262 isteme yetkisi vardır. Hakimler için re'sen araĢtırma ilkesini öngören idari Yargılama Usulü Kanunumuz, mahkemenin lüzum gördüğü her türlü bilgi ve belgenin taraflardan ve ilgili diğer yerlerden istenebileceğini belirtmiĢtir (ĠYUK. madde 20/1). 259 Akıllıoğlu, Gerekçe, s. 9. 260Azrak,s.217-218. 262 261 Kaboğiu, s. 314. Akıllıoğlu, Gerekçe, s. 7. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu 3. Usul Kanunlarında DüzenleniĢi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 28 Eylül 1977 tarihli "Bireyin Ġdari ĠĢlemler KarĢısında Korunması" baĢlığını taĢıyan karan, üye devletlere yararlanmalantavsiyeleriyle beĢ ilke tespit etmiĢtir. Bu ilkelerden biri de gerekçe ilkesidir, tike Ģu Ģekilde ifade edilmiĢtir263: "Haklarını, özgürlüklerini ya da yararlarını zedeler nitelikte bir yönetsel iĢlem söz konusu olduğunda, ilgiliye iĢlemin dayandığı nedenler üzerine bilgi verilir. Bu bilgi verme, iĢlemde nedenlerin açıklanması biçiminde olabileceği gibi, ilgilinin isteği üzerine makul bir süre içinde yazılı biçimde de olabilir". Bireyin idari iĢlemler karĢısında korunması için gerekli beĢ ilkeden biri olarak Ġfade edilen "gerekçe ilkesi" usul kanunlarının tümünde ifade edilmiĢtir. Ayn bir usul kanunu olmayan ülkelerde de çeĢitli düzenlemeler veya yargı kararlarıyla gerekçe ilkesinin uygulanıĢı söz konusudur. Konunun kanunlarda düzenleniĢi baĢlıca iki tarzda olmaktadır: Ya genel bir gerekçe mecburiyeti getirilmesi ya da gerekçelendirilecek iĢlemlerin sayılarak tespit edilmesi. a. Genel Gerekçe Esasının öngörülmesi Bazı usul kanunlarında tüm idari iĢlemler için gerekçe mecburiyeti getirilmekte, gerekçelendirilmesi gerekmeyen iĢlemler ise saymak suretiyle belirtilmektedir. Mesela Federal Almanya Ġdari Usul Kanunu madde 39 Ģu Ģekildedir:"Yazılı olan ya da yazı ile belgelenen bir idari iĢlem yazılı gerekçeleri taĢır. Gerekçelerde yetkili makamın karara varmasında dikkate aldığı önemli fiili ve hukuki temeller anlatılır. Takdir yetkisine giren kararlardaki gerekçelerde de, yetkili makamın üzerinde takdir yetkisini kullandığı bakıĢ açısı gösterilir". AĢağıdaki hallerde bu gerekçe gösterilmesine gerek yoktur: -Yetkili makam bir uygulamaya uyuyorsa ya da bir bildirimi izliyorsa ve idari iĢlem bir üçüncü kiĢinin haklarını etkilemiyorsa, Akıllıoğlu, Savunma Haklan, s. 197. 240 4. Oturum Konuşmaları - Yetkili makamın fiili ve hukuki durumlar hakkındaki düĢüncesi yazılı gerekçeler olmaksızın idari iĢlemin yöneldiği ya da ondan etkilenen kiĢi tarafından önceden biliniyorsa ya da kolaylıkla farkedilebilecek ise, - Eğer yetkili makam çok miktarda ya da otomatik olarak bildirinin benzeri idari iĢlemler yapıyorsa ve olayın koĢullan gerekçe beklemeye yer bırakmıyorsa, duyurulmuĢ ise, Gerekçe hukuksal bir kuraldan çıkıyorsa. -Genel bir iĢlem alenen Ġsviçre Kanunu madde 35/3'e göre, tarafların istekleri tamamen karĢılanmıĢsa, tarafların gerekçe istememesi hallerinde gerekçe gösterilmeyebilir. Ġtalyan Kanununda da usul sürecini belirleyen kararlar dıĢında, "her idari iĢlem, idari teĢkilatı, kamu hizmetinin yürütülmesini ve personeli ilgilendirenler de dahil olmak üzere gerekçelendîrilmelidir". Latin Amerika ülkelerinden Arjantin ve Venezüella'da da yargı organlarının, tedrici olarak müeyyide iĢlemlerine, birey haklarını sınırlayan ve bir takdir yetkisinin kullanımı sonucu olan iĢlemlere, gerekçe mecburiyeti getiren istikrarlı uygulamasından sonra, yasama organı tüm idari ,îĢlemlere genel bir gerekçe mecburiyeti getirmiĢtir264. Arjantin Ġdari Usul Kanununun 7/e maddesine göre , ' idari iĢlemler Ģu Ģekilde gerekçelendirilmiĢ olacaktır; iĢlemin yapılıĢ sebeplerinin somut bir biçimde ifade edilmesi, aynca yürürlükteki hukuki temeller nasıl belirtiliyorsa, iĢleme neden olan olaylan ve öncelikleri ifade etmek" benzer bir ifade Venezüella Ġdari Usul Kanununun 9. maddesinde belirtilmektedir. Maddeye göre, "basit idari bir iĢ olarak istisna edilenler ve kanunun açık hükmü hariç, Ģahsi karakterdeki idari iĢlemler gerekçelendirilecektir. Bu amaçla iĢlemin hukuki dayanaktan ve olaylar referans yapılmalıdır". Ancak hemen belirtelim ki, gerekçe gösterilmesi gerekmeyen durumlar, bir gerekçe yasağı değildir ve gerekçe gösterip göstermemek konusunda idarenin takdir yetkisi vardır265. b. Gerekçelendirilmesi Gereken ĠĢlemlerin Gösterilmesi 265 264 Carias, s. 84 Akıllıoğlu, Gerekçe, s. 13. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Bazı kanunlarda da gerekçelendirilmesi gereken iĢlemler, sayılmak suretiyle belirtilmiĢtir. Bu uygulamada gereklendirileceği belirtilen iĢlemler dıĢındaki iĢlemler için gerekçe mecburiyeti yoktur. Ancak yukanda da belirtildiği üzere bu iĢlemler için de gerekçe gösterebilir. Ġspanyol Kanunu gerekçeyi düzenleyen 54. maddesinde gerekçelendirilecek iĢlemleri saymıĢtır. Madde Ģu Ģekildedir;" 1. AĢağıda sayılan durumlar, hukukî temellerle ve somut olaylara dayanarak gerekçelendirilecektir. a) KiĢi menfaatlerini ya da bireysel haklan kısıtlayan giriĢimler b) idari iĢlemlerle ilgili görev tanımlanm gözden geçiren, idari kaynaklan, hukuki yollarla yapılmıĢ itirazlan çözüme kavuĢturan giriĢimler c) DanıĢma organlannın mütalaaianndan ya da geçmiĢteki örneklerderastlanılan kriterlerin sürekliliğinden ayrılan durumlar d) Her ne sebeple yapılmıĢ olursa olsun, faaliyetlerin durdurulması e) Takdir hakkı bulunulan yetkilerin kullanımı uyarınca yapılan giriĢimler ve kanun gereği yapılması zorunlu olanlar ile açık kural gereği olanlar. Fransa'da da, Ġspanya'da olduğu üzere, gerekçelendirilmesi gerekli ĠĢlemler sayılmak suretiyle belirtilmiĢtir. Gerekçelendirilmesi gereken iĢlemler, 11 Temmuz 1979 tarihli, idari iĢlemlerin Gerekçesine Dair Kanun Tarafından belirtilmiĢtir. Söz konusu Kanunun kabulüne kadar genel olarak idari ĠĢlemlerin gerekçelendirilmesi mecburiyeti yoktu266. Bununla birlikte bazı düzenlemelerde gerekçe mecburiyeti öngörülmüĢtür. Mesela bîr kanuna göre (Code de Communes m. 121/4), Belediye meclisi bakanlar kurulu tarafından gerekçeli bir kararla feshedilebilir. Aynı kanunun Ģu anda yürürlükte olmayan madde 121/33'te belediyenin karar alma hakkının yokluğunu bildiren valilik kararlarının gerekçeli olmasını öngörmüĢtür. Yargı da açık bir kanuni düzenleme bulunmayan bazı durumlarda gerekçenin belirtilmesini öngörmüĢtür, iĢlemi yapan kuruluĢun oluĢumu, mesleki özelliği, çalıĢma Ģekillerinden harekede gerekçe mecburiyetini getirmiĢtir267. Ġdari iĢlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilebileceği tek araç olduğu takdirde ve özellikle memurlara disiplin yönetmeliğinin uygulanmasında gerekçe mecburiyeti koyarak gerekçe ilkesinin geliĢmesinde Delvolv*, s. 182. CE. 7 Jullllet 1916, Levi, Rec. s. 279; CE. 5 lullllet 1919, Flghlera, Rec. s. 605; CE. 16 D&embre 1955, Dame Bourokba, Rec. s. 590; CE. 23 Mal 1969, Jammes et Föderation des assurances Vitlcoles de France, Rec. s. 266; CE. 7 Jullllet 1978, ComltĞ D'^tude et de Vlgilance des Artlsans, Petlt ındustriels et Commerçants, Rec. s. 718. 267 CE. 27 Janvler 1950, BiIIard, Rec. s. 58; CE. 4 Juln 1951, Consorts Robols, Rec. s. 314; CE. 1 Avril 1955, Tremeau, Rec. s. 192; CE. 20 Mal 1957, Dame de Gontaud-BIron, Rec. s. 329; CE. 27 Novembre 1970, Agence Maritlme Marseille-Fret et Autres, Rec. s. 704. Gentot, Concl. RDP, 1971, s. 987. 266 242 4. Oturum Konuşmaları önemli rol oynadı268. 11 Temmuz 1979 ise gerekçelendirilmesi gereken iĢlemlerin belirtilmesiyle, gerekçe ilkesi geniĢletildi ve yargının çeĢitli iĢlemler bakımından sözkonusu olan çekingenliği aĢılmıĢ oldu269. Kanun 1. maddesinde gerekçelendirilmesi gereken kararlan Ģu Ģeklide belirtmiĢtir; "Kamu hürriyetlerinin kullanımını sınırlayan, kolluk önlemi oluĢturan kararlar; yaptınm içeren kararlar; hak yaratan bir karan geri alan veya kaldıran kararlar; Bir zamanaĢımını, dava hakkının düĢmesini ortaya koyan kararlar; Bir izni,yaran elde etmek için kanuni Ģartlan yerine getirmiĢ bulunan kiĢiler hak oluĢturan,iznin reddedilmesi karan". Kanunun 2. maddesinde de kanun ya da düzenleyici iĢlemlere aylan olan, istisna getiren kararlann da gerekçelendirilmesi öngörülmüĢtür. Ancak, 17 Ocak 1986 tarihli 86-76 sayılı Kanun, idare ile kamu arasındaki iliĢkileri düzenleyen 17 Temmuz 1978 tarihli Kanunun 6. maddesinde belirtilerek koruma altına alınan sırlardan birine zarar verme durumunda, gerekçe uygulamasının söz konusu olmadığını belirtmiĢtir. Zaten kanunun 4/2. maddesi bu kanun hükümlerinin sır niteliği taĢıyan gizli olaylann yayımlanmasını ifĢa edilmesini yasaklayan kanun hükümlerine aykın olmadığını belirtmiĢtir. Gerekçe mecburiyetinin olmadığı durumlar Ġse, acil bir durumun karann gerekçelendirilmesini engellemesi hali ve gerekçelendirilmesi gereken karann zımni karar Ģeklinde oluĢması halidir. Kanunun 4. maddesine göre, "acil bir durum karann gerekçelendirilmesini engellediği zaman, gerekçenin olmayıĢı iĢlemi hukuka aykın kılmaz. Ancak yine de ilgili, iĢlemin gerekçesini öğrenmek isterse, idare bir aylık sürede ona iĢlemin sebeplerini bildirmek zorundadır". Bu süre içinde herhangi bir cevap verilmezse bu bir red karan gibi kabul edilmelidir. Zorunlu kalındığı için gerekçelendiıilmeyen bir iĢlemin sebepleri konusunda bilgi isteğinin reddi bir hukuka aykırılık teĢkil eder. Ancak, bu iĢlemin değil, sadece red karannın hukuka aykınlığı Ģeklinde kabul edilmiĢtir270. Zımni bir karar sözkonusu ise, bu da gerekçeyi ihtiva etmediği için hukuka aykın olarak kabul edilmez. Ancak ilgili dava açma süresi içinde karann sebeplerini isteyebilir. Bir aylık Auby, J.M-Drago, R: Trait6 de Contentieıa Administratif, c. II, Paris 1984, s. 305-306; Hostiou, s. 180; Isaac, s. 561; Carias, s. 83. 269 Carias, s. 83; Ancak gene de kanun genel bir gerekçe mecburiyeti öngörmeylp, sadece gerekçelendirilmesi gereken kararlan arttınyor. DeivoIvĞ, s. 184. 222 270 DelvoIv<§, s. 184. 268 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu sürede bu kiĢiler bilgilendirilmelidir. Bilgi talebinin reddinin iki sonucu vardır. Bu red, dava konusu edilebilecek bir hukuka aykırılık oluĢturur. Aynca, zımni red karanna karĢı dava açma süresi de ilgilinin bilgilendirildiği, ya da bilgilendirmenin red edildiği günden itibaren baĢlar271. Kanunun 3. maddesine göre, gerekçe yazılı olmalı ve karann temelini oluĢturan maddi ve hukuki mülahazalann bildirimini içermelidir. Gerekçenin, iĢlemin dayanağını oluĢturan kanundaki ifadeleri tekrar etmesi272 veya bir görüĢe yollama yapması273durumunda yeterli olmayacağı CE tarafından belirtilmiĢtir. Gerekçe iĢlemle birlikte ilgiliye bildirilmelidir. Ancak kararın alınmasından hemen sonra kararın sebeplerinin bildirilmesi durumunda da, kanunun gereklerini yerine getirdiği kabul edilmiĢtir274. F. ĠĢleme KarĢı BaĢvuru Yollarının Gösterilmesi Ġdari iĢlemlerin sadece hüküm kısmının ve gerekçesinin ilgiliye bildirilmesi, kiĢilerin hak ve menfaatlerini korumak bakımından yeterli değildir. Aynca bu karara karĢı gidilebilecek idari ve yargısal yolların da gösterilmesi gerekir"0. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin "Bireyin idari iĢlemler KarĢısında Korunması" baĢlığı altında tespit ettiği beĢinci ilke, iĢleme karĢı baĢvuru yollarının belirtilmesidir. Ġlkeye göre275; "Yazılı olarak bildirilen yönetsel iĢlem ilgilinin haklarını, özgürlüklerini ya da yararianm zedeler nitelikte ise, olağan baĢvuru yollarını ve baĢvuru sürelerini de gösterir", ilkenin yorumunda da ilgilinin haklarının korunmasını gerçekleĢtirme amacıyla baĢvuru yollarının belirtilmesinin öngörüldüğü, bu ilkenin gerekçe ilkesini tamamladığı belirtilmiĢtir. Aynca baĢvuru yollarının gösterilmesini, baĢvuru için gerekli bilgileri özellikle baĢvuruyu kabule yetkili organı ve baĢvuru süresini kapsamalıdır. îĢlem metninde baĢvuru yollarının gösterilmesi, kiĢilerin kendilerine tanınmıĢ bulunan kanuni haklan kolaylıkla kullanmalarını sağlayacaktır, iĢlemlere karĢı nereye ve daha da önemlisi hangi sürede baĢvurulacağının bilinmemesi birçok kez kiĢi bakımından DeIvoIv<§,s. 185. CE. 19 Novembre 1948, Nectoıa, Rec. s. 593; CE. 1 Jufflet 1974, Commune de Plscop, Rec. s. 385. ,08 CE. 6 Mal 1949, Tromp, Rec. s. 202. 223 271 272 ,09 CE. 11 ]uln 1982, Le Duff, Rec. s. 220; Pacteau, B; Note, RA, 1982, s. 390. 1,1 Akıllıoğlu, Savunma Haklan, s. 198. 244 ,,0 Azrak,s.224. 4. Oturum Konuşmaları mağduriyetlere yol açmaktadır, özellikle baĢvuruların son derece ayrıntılı düzenlemelerde yer alabilmesi, baĢvuru süresinin kısalığı veya olağan baĢvurulara istisna getirebilmesi ilgili kiĢiler bakımından sıkıntılar yaratmaktadır. Mesela, 15.5.1930 tarih ve 1608 sayılı, "Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun" un 5. maddesine göre, belediye encümeninin verdiği ceza kararlama karĢı, tebliğ tarihinden itibaren beĢ gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine" müracaat edileceği belirtilmiĢtir. Belediye encümeninin karanna karĢı, Ġlk anda idari yargıya, genel dava açma süresi içinde baĢvurulacağı düĢünülür. Oysa bir hukukçunun bile adını çok az duyduğu bir kanun, hem baĢvurulacak yargı düzenini değiĢtirmiĢ, hem de baĢvuru süresini beĢ gün gibi çok kısa bir süreye indirmiĢtir. Benzer bir düzenleme 3194 sayılı imar Kanununda vardır. Kanunun 42/5. maddesine göre, ruhsat almadan veya ruhsat veya eklerine, veya imarmevzuatına aykın olarak yapılan yapının, yapı sahibine ve müteahhidine verilecek para cezalarına karĢı "cezanın tebliğinden itibaren yedi gün içinde sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir". Kararlara karĢı idari baĢvurularda aynı Ģekilde çeĢitli kanunlarda düzenlenmiĢtir. Mesela, 4109 sayılı Asker Ailelerinden Muhtaç Olanlara Yardım Hakkında Kanun, Belediye Encümenleri ve Köy Ġhtiyar Heyetlerinin bu kanuna göre verecekleri kararlara karĢı, tebliğden itibaren on beĢ gün zarfında ilçe veya il idare kurullarına itirazı düzenlemiĢtir (madde 7/8). DanıĢtay, idari baĢvuru yolu tüketilmeden açılan davaları ĠYUK hükümleri uyarınca görevli idari merciye göndermektedir. Ancak, asıl üzerinde durulması gereken husus, idareye baĢvuru sürelerinin DanıĢtay tarafından hak düĢürücü süre olarak kabul edilmesidir. Buna göre, DanıĢtay, idareye itiraz edilmeden itiraz süresini geçirerek açılan davalan276 ve itiraz süresi geçirildikten sonra idareye yapılan baĢvurulann idarece reddi üzerine açılan davalan277 reddetmektedir. Böylece, kiĢilerin dava açma hakkını sınırlandırdığı için eleĢtirilere yol açan278 "dava açma süresi" çok daha kısalmaktadır. Ġdarenin denetimini ve kiĢilerin kanuni haklannı kullanmalannı güçleĢtiren bu hükümler, idari iĢlemde baĢvuru yollannın gösterilmesi ile aĢılabilir, idarenin denetimi, hukuk devletinin vazgeçilmez bir unsurudur. Dolayısıyla idarenin iĢlemlerine karĢı baĢvuru yollannın kolaylaĢtınlması, hızlandırılması, hukuk devletinin gerçekleĢtirilmesinde büyük rol DİBK, 21.11.1970, E. 69/11, K. 70/30, DD, sy. 3, s. 138-139. D8D., 22.3.1988, E. 86/732, K. 88/213, DD, sy. 72-73, s. 447. 1,4 Uler, Y: Yönetsel Yargıda Dava Süresi, I. Ulusal idare Hukuku Kongresi, Birinci Kitap, idari Yargı, Ankara 1-4 Mayıs 1990, s. 210-211. 1,2 m "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu oynayacaktır. BaĢvuru yollannın iĢlemde gösterilmesinin, hukuka bağlı idare için kaçınılmaz bir gereklilik teĢkil ettiği fikri gittikçe kuvvet kazanmaktadır279. Karara karĢı baĢvuru yollan çeĢitli usul kanunlannda düzenleme altına alınmıĢtır. Ġtalyan Kanunu madde 3/4' e göre, "ilgilisine bildirilen her idari karara karĢı baĢvurunun nereye yapılacağı ve yetkili üst merciin kim olduğu belirtilmelidir". Avusturya Kanununda da "bütün kararlar kesin olarak belirtilmeli ve kanun yoilanna baĢvuruyu içermelidir" (madde 58/1) denilmektedir, isviçre'de de mercinin kararlarını mektupla bildirmesi halinde bile, yazılı kararlan olduğu gibi, gerekçeleriyle ve hukuk yollanın belirterek bildireceği öngörülmüĢtür (madde 35/1). ispanyol Kanunu ise, Ġdari Usule son veren kararlann gerekçeli olmasından ve baĢvuru yollanndan bahsetmektedir. Kanunun 89/3. maddesine göre: "...tüm sonuçlandırma belgelerinde usulün aleyhine baĢlatıldığı unsurlar, temyiz için nezdinde giriĢimde bulunulabilecek idari ya da hukuki kurum, temyiz için verilecek süre ve aynca ilgililerin kendilerinin uygun görecekleri tüm diğer olası baĢvurulann da yolunun açık olduğunun belirtilmesi gerekir". SONUÇ Ġdari iĢlemler için konulmuĢ bulunan Ģekil Ģartlannın tümü idarenin hukuka aykın iĢlem yapmasını önlemeyi ve dolayısıyla kamu hizmetinden yararlananları koruma amacı gütmektedir. ġekil kuralları, çoğu kez bıktıncı formaliteler olarak görülebilmekle beraber, çok yararlı sonuçlan vardır. Her Ģeyde önce ilgilinin, idarenin iĢlemi nasıl yaptığını, iĢlemin neden ve kimler tarafından yapıldığını, bu iĢleme karĢı haklannın neler olduğunu bilmesi Ģekil kurallan ile mümkündür ve ilgili için büyük bir güvence teĢkil eder. Aynca Ģekil, Ġdarenin keyfi uygulamalannın önündeki en önemli engeldir. Elbetteki böylesine önemli olan hususlann tüm idari iĢlemler için geçerli olacak tarzda, genel bir Ġdari Usul kanununda düzenlenmesi en uygun yoldur. Bu Ģekilde bazı iĢlemler bakımından geçerli olan dağınık durumdaki Ģekil kurallannm genel esaslar Ģeklinde düzenlemesi mümkün olacaktır. BaĢkan: "s Azrak,s. 224-225. 246 4. Oturum Konuşmaları Sayın Sezgîner'e teĢekkür ederiz açıklamalan için. Ben hemen Ģimdi zaman kaybetmemek için sözü sayın Yardımcı Doçent Doktor Ramazan Yıldınm'a bırakıyorum. Sayın Yıldıranın bildirisinin baĢlığında da küçük bir değiĢiklik söz konusu. Ġdare Hukuku açısından bilgi edinme hak ve özgürlüğü Ģeklinde baĢlığın değiĢtirilmesi gerekiyor. Buyurun sayın Yıldınm ve lütfen yirmi dakika içerisinde toparlayın. ĠDARE HUKUKU AÇISINDAN BĠLGĠ EDĠNME HAK VE ÖZGÜRLÜĞÜ Yrd.Doç.Dr.Ramazan YILDIRIM Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi GĠRĠġ Ġdari Usul hukuku ya da mevzuatının bir parçası olan bilgi edinme hak ve özgürlüğü, Amerikalıların deyimi ile günıĢığında yönetim ya da yönetimde açıklık ilkesinin benimsenmesine paralel olarak yirminci yüzyılın ikinci yansından itibaren geliĢmeye baĢlamıĢtır. Bunda; yöneticiler-yönetilenler ayıranına dayanan anlayıĢın terk edilerek, kamu hizmeti sunanlar ve bunlardan yararlananlar ayıranına dayanan anlayıĢa geçilmesinin büyük etkisi olmuĢtur. Batı demokrasilerinde altmıĢlı yıllara kadar geçmiĢi olan bilgi edinme hak ve özürlüğü, Türkiye'de ancak seksenli yıllarda doktrin taraflından ele alınıp iĢlenmiĢ ve çeĢitli resmi raporlarda eksikliğinin doğurduğu sonuçlar vurgulanmıĢtır. Fakat Ģu ana kadar yasal düzenlemeye konu olmamıĢtır. Ancak bizi mutlu eden geliĢme, Ġdari Usul yasa tasarısının hazırlık çalıĢmalannın baĢlaması, bu konuda bu sempozyumun düzenlenmesidir. I - Tanımı ve Amacı A - Tanım "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Bilgi edinme; idarenin kararlan, eylem ve iĢlemleri ile ilgili belge ve bilgilerin elde edilebilmesi olgusudur'. Bu olgu, idarenin elindeki bilgi ve belgelere ulaĢmada zamanla kamusal bir hakka dönüĢmüĢtür. Söz konusu hak ve özgürlük, esas itibariyle, idarenin iĢlemleri, tutum ve davranıĢları hakkında kiĢilerin bilgilenme ihtiyacından doğmuĢtur. En yalın tanımıyla bilgi edinme hak ve özgürlüğü, idarenin tek yanlı iradesiyle hukuk düzeninde yapacağı değiĢiklikler hakkında ilgili bireylerin, iĢlemin niteliği ve sonuçlan hakkında bilgi alabilmesini sağlayan hak ve özgürlüktür. Bilgi edinme hak veözgürlüğü, yönetimde açıklığı sağlayan, bireyleri tebaa durumundan çıkarıp sunulan kamu 1 Eken, Musa, "Bilgi Edinme Hakkı", insan Haklan Yıllığı, Dr. Muzaffer Sencer'e Armağan, C. 17-18, 1995-1996, hizmetlerinden yararlanan statüsüne yükselten,s.63. gün ıĢığında yönetim ya da yönetimde demokrasinin en önemli unsurlarından birisidir280, idarenin elindeki bilgilere ulaĢma imkanının olmadığı bir ortamda, genel Ġdari Usul yasalarının varlığı pek fazla bir anlam ifade etmez. Köklü bir demokratik geleneği bulunan Amerika BirleĢik Devletleri, keyfi yönetime karĢı bîr önlemler paketi olarak çıkardığı Ġdari Usul Yasası'nın281 tek baĢına yönetimde demokrasiyi sağlamadığını görmüĢ, ve bunun bir parçası olarak Bilgi Edinme Hak ve özgürlüğü Yasası'nı (Freedom of Information Act) çıkarmıĢtır. Bu yasa, federal hükümet kurumlarından bilgi elde etmek isteyen bireylere genel bir kamusal hak tanımaktadır282. B - Amacı Bilgi edinme hak ve özgürlüğünün temel amacı, idarenin alacağı kararlan hukuka uygun biçimde etkileyebilmek için, kiĢinin bilgilenmesini sağlamaktır. Yönetimde demokrasinin üçüncü unsuru, idarenin karar alırken yapacağı toplantılara, kiĢinin yetkili olarak katılması ve dinlenilme hakkını283 kullanmasıdır. Ancak, kiĢinin dinlenilme hak ve özgürlüğünü etkin özay, İl Han, Günışığmda Yönetim, Alfa Yayınlan, istanbul, 1996, s. 1 -6. Amerikan Yüksek Mahkemesi, United States v.Morton Salt Co. davasında (338.4.5 638, 444 (1950)), "... İdari Usul Yasası, Yasama Organı idari birimleri oluştururken düşünmediği aşırılıkları, muhtemelen sürdürmek isteyen İdareciler önünde bir engel olarak, İdari Usulün hızlı büyüyen görünmeyen kısmına karşı şekillendi, özel haklar üzerindeki keyfi İdari tecavüzlere karşı koruyucu mekanizma oluşturdu ..." demektedir. (Scwartz, Bernard, An lntroductton to American Administrattve Law, Second Edition, london 1962, s. 134.) 282 Freedom of Information Act, Http/www.ac(u.org/Iibrary/fofa.html 283 "idarenin İşlemleri Karşısında Bireyin Korunması Hakkında Karar;"Avrupa Konseyi Bakanlar Komltesi'nce 28 Eylül 1977 de kabul edilen karar (77) 31; idarenin işlemleri karşısında bireyin korunması konusu ile ilgili görevli bir alt komite tararından hazırlanmış ve 280 281 248 4. Oturum Konuşmaları biçimde kullanabilmesi için, idarenin alacağı karar hakkında önceden bilgi sahibi olması gerekir. KiĢi idare hakkında ne kadar fazla bilgi sahibi olursa, o kadar iyi dinlenilme hakkını kullanabilir. Böylece yönetimde demokrasinin daha iyi gerçekleĢmesine yardımcı olur. Bilgi edinme özgürlüğünün amacı, sadece yapılmakta olan idari iĢlem hakkında değil, yapılmıĢ ve bitmiĢ idari iĢlemler hakkında da bireyin bilgi sahibi olmasınıamaçlamaktadır. Bu durum, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nce 28 Eylül 1977 de kabul edilen "idarenin iĢlemleri KarĢısında Bireyin Korunması Hakkında Karar"m gerekçe bölümünde ayrıntılı bir biçimde açıklanmıĢtır284. 11 - Anayasal Temel 1982 Anayasası'nın en önemli özelliklerinden birisi, yürütmeyi güçlendirerek, idare alanında yetkileri artırması, yargı denetimine yeni sınırlar koymasıdır. Bundan dolayı yargının caydırıcı ve hukuka aykırılığı ortadan kaldırıcı etkisinde göreceli bir azalma, idarenin tek yanlı iĢlem yapma, hukuki durumlarda değiĢiklikler yapma yetki ve gücünde önemli artıĢlar olmuĢtur. Böyle bir durumda, idareye tanınan bu yetki ve güç ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında denge kuracak mekanizmaların yasama yoluyla kurulup iĢletilmesi gerekmektedir285. Bu da ancak yönetimde demokrasi286 ve günıĢığında287 yönetim deyimleriyle ifade edilen yönetimde açıklığın bütün unsurlarıyla birlikte; bilgi edinme hak ve özgürlüğünü de içeren yeni bir Ġdari Usul yasasıyla yapılabilir. Herhangi bir hak ve özürlük, anayasada açıkça düzenlenmiĢle, o hak ve özgürlük, anayasal güvence altında demektir. Yasa koyucu, bunu, yok sayacak, yasaklayacak veya anlamsız hale getirecek biçimde yasa yapamaz. Bir baĢka deyiĢle yasa koyucunun, anayasal güvenceye kavuĢmuĢ bir hak ve özgürlüğü tanıyıp tanımama konusunda yasa yaparken takdir yetkisi yoktur. Tam tersine bu konuda bağlı yetkiye sahiptir. Hukuki İşbirliği Avrupa Komitesl'nin himayesinde, idare hukuku uzmanlarından oluşan bir Uzmanlar Komitesince hazırlanmıştır. Bu karar ve gerekçesinin Türkçe çevirisini ihsan Kuntbay yapmıştır. Amme İdaresi Dergisi, C.l 1, S.l-4, s.9. 284ibld.,s.l0. 285 Güran, Salt, "Yönetimde Açıklık", idare Hukuku ve ilimleri Dergisi, Y.3, S. 1-3, 1982, s.110. 286 özay, a.g.e., s. 1. 287 Sunshine Act, http://c-cnet.net/gdsbm/sunshine./htm "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Fakat bazı hak ve özgürlükler, Anayasa'da düzenlenmemiĢtir, örneğin bilgi edinme hak ve özgürlüğü de böyledir. Bundan dolayı da bilgi edinme hak ve özgürlüğü anayasal güvenceye sahip değildir. Anayasa bilgi edine hak ve özgürlüğünü güvence altına almadığı gibi yasaklamamıĢtır da. Onun için anayasal bir boĢluk doğmuĢtur. Yasa koyucu bu boĢluğu bireylere bilgi edinme hak ve özgürlüğünü tanıyan ya da yasaklayan bir yasa çıkarması konusunda, takdir yetkisine sahip gibi görünebilir288. Ancak hukuk devleti ilkesinin en önemli gerçekleĢtirme araçlarından bir olan bilgi edinme hak ve özgürlüğünü yasaklayan bir kanun yapması hem hukuk devleti ilkesine aylan olur, hem de Avrupa insan Haklan SözleĢmesi ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin (77)31 Sayılı Karan'ndan kaynaklanan devletimizin uluslararası yükümlülüklerine ters düĢer289. III - Bilgi Edinme Hak ve Özgürlüğü Açısından Hukuk Sistemleri Bilgi edinme özgürlüğü, esas itibariyle idarenin elindeki bilgilerin idare tarafından kiĢilere verilmesini hedefler. Bu hedef açısından hukuk sistemleri ikiye aynlır: Bilgi edinmeyi idarenin takdirine bırakan sistem ve bilgi edinmeyi bir hak ve özgürlük olarak düzenleyen sistem A- Bilgi Edinmeyi Ġdarenin Takdirine Bırakan Sistem Bu sistemde, yönetimde açıklık ve halkın idarenin iĢlem ve eylemleri hakkında bilgi sahibi olması ve bu yolla idareyi denetlemesi; idarenin takdir yetkisine bırakılmıĢtır. Bu sistemi benimseyen ülkelerden bir tanesi de Türkiye'dir. Bu sistemde, idare hangi tür bilgi ve belgeleri kiĢilere vereceğini kendisi belirler. Yönetilenlerin idarenin tutum ve davranıĢtan konusunda idareden bilgi isteme hak ve Gülmez, Mesut, Belgelerle Yönetim, Yargı ve Memur Sendikaları, TODAİE Yayınlan, Ankara, 1993, s.2. " Bilgi edinme özgürlüğü, Avrupa insan Haklan Sözleşmesl'nin 10. Maddesinde, "Herkesin anlatım özgürlüğü vardır. Bu hak kanat özgürlüğünü ve kamu makamlanmn karışması ve sınırlar söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşüncelerin alınması ve iletilmesini içerir." biçiminde, iletişim özgürlüğüyle birlikte düzenlenmiştir (Akıliıoğlu, a.g.m. s.806). Aynca, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nce 28. Eylül 1977 de kabul edilen (77)31 sayılı karann (II) nolu ilkesi bilgi kaynaklanndan yararlanma hakkı başlığını taşımakta ve "ilgilinin İsteği üzerine, İdari işlem tamamlanmadan önce İşlemin dayanaklan olacak bütün veriler hakkında, en uygun gereçlerle bilgi verir." Hükmünü içermektedir. (Amme idaresi Dergisl,C.ll,S.l-4,s.4) 288 250 4. Oturum Konuşmaları özgürlükleri yoktur, idarenin verdiği bilgi ve belgelerle yetinmek zorundadırlar. Bilgi edinmenin idarenin takdirine bırakılmasının temel amacı, yönetimde açıklığı sınırlamaya yöneliktir290. Yasalar açıkça, özel olarak ve belirli konularda idareyi bilgi verme yükümlülüğü altına sokmuĢsa, ancak o zaman yönetilenler idareden bilgi isteyebilirler. Bir baĢka deyiĢle bilgi edinmeyi idarenin takdirine bırakan hukuksistemlerinde bilgi edinme hak ve özgürlüğü istisna olarak kullanılabilir. Yönetilenler, kural olarak idarenin tutum ve davranıĢlarından, ancak ilgili idarenin basın ve halkla iliĢkiler biriminin, kitle iletiĢim araçlarına verdikleri demeçlerden bilgi alabilirler. B - Bilgi Edinmeyi Bir Hak ve Özgürlük Olarak Düzenleyen Sistem Yönetimin tutum ve davranıĢlarından kiĢilerin bilgi edinmesini bir hak olarak düzenleyen hukuk sistemlerinde idarenin bilgi ve belge verme konusundaki yetkisi bağlı yetkidir. Bu sistemde bireylerin bilgi ve belgelere ulaĢması ve açıklık, kuraldır. Gizlilik ise istisnadır. Yasaların açıkça gizli olmasını istediği bilgi ve belgelere, kiĢiler ulaĢamaz. Bu sistemi benimseyen ülkelere örnek olarak, Amerika BirleĢik Devletleri'ni, Kanada'yı ve Federal Almanya'yı gösterebiliriz. Amerika BirleĢik Devletleri 1966 yılında, Kanada ise 1982 Yılında kabul etmiĢtir.291 Federal Almanya da, bilgi edinme hak ve özgürlüğünü, Ġdari Usul Yasası Ġçerisinde 29. Paragrafta düzenlemiĢtir'292. Bu sistemde, kiĢilerin bilgi edinme hak ve özgürlükleri karĢısında idarenin bilgi verme yükümlülüğü vardır. Yönetimde açıklık veya yönetimde demokrasi ilkesi gereği olarak idarenin bilgi verme ödevi, her Ģeyden önce, kamu görevlilerinin dıĢarıya bilgi vermesini yasaklayan kuralların kaldırılmasını gerektirir293. Bu sistemin sayısız faydalan, vardır. Bunlann en önemlileri aĢağıdaki alt baĢlık altında irdelenecektir. IV- Gerekliliği ve Faydalan Akıliıoğlu, Tekin, "Yönetimde Açıklık-Gtzlilik ve Bilgi Alma Hakkı", I. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, C.1I, Danıştay Yayınlan, Ankara, 1990, s.816. 291 Fenwick, Helen, Constltutional & Admînistrative Law, Durham, England, 1992 .S. 225. Kanada, Bilgi dinme özgürlüğü Kanunu'nu, 1982 Yılında kabul etmiştir 292 "Federal Almanya Cumhuriyeti idari Usul Yasası", Çev: Gemalmaz, Mehmet Semih / Doğru Osman, İdare Hukuku ve ilimleri Dergisi, Y.9, S. 1 -3, 1988, s. 131. 293 Eken, a.g.m., s.63 290 u Özay, a.g.e, s.5. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġdarenin karar alma süreci ve yapacaklannın, önceden yasalarla belirlenmesi ile elinde bulundurduğu ve gizliliği olmayan bilgi ve belgelere ulaĢmayı mümkün kılan bir düzenin sayısız faydalan vardır. Her Ģeyden önce hukuk devletinin temeli olan yasallık ilkesi gerçekleĢmekte, böylece bireysel çıkarlar korunarak kamu yaranna daha kolay ulaĢılabilmektedir. Bilgi edinme hak ve özgürlüğünün kullanımını sağlayan yasal düzenlemeler sayesinde, örgütlenmemiĢ bireyler de kamusal yaĢama katılabilmekte ve gerçek sivil toplum düzenine ulaĢılabilmektedir'6. Varlık nedeni topluma kesintisiz, düzgün, zamana ve zemine uyarlanabilen kamu hizmeti sunmak olan idare; kendisini toplumdan soyutlayarak kararlar alıp uygulaması çağımızın toplumsal değerleriyle bağdaĢmaz. Çünkü toplumu oluĢturan bireyler artık tebaa değil, hizmetten yararlananlar statüsündedir. Bundan dolayı idarenin hizmet sunarken harcadığı paralan vergi ve benzeri mali yükümlülükleriyle karĢılayan bireyler, isterlerse doğrudan idareye baĢvurup bilgi alabilmelidirler. Aynca idare de halkla iliĢkiler birimleri aracılığıyla, kitle iletiĢim araçlanndan faydalanarak kendiliğinden halka bilgi vermesi gerekir'7. Bilgi edinme hak ve özgürlüğü, sadece bireylerin çıkannı korumak için istenmez. Aynı zamanda idareyi geliĢtirmenin bir aracı olarak da değerlendirilebilir. Bu durum Kamu Yönetimi AraĢtırması Genel Raporu'nda açıkça dile getirilmiĢtir294. Res'en icra yetkisiyle donatılmıĢ olan idare cihazı üzerinde çeĢitli denetim mekanizmalan vardır. Bu denetim mekanizmaları (siyasal denetim, idari denetim, yargısal denetim ve kamuoyu denetimi) göz önünde bulundurulduğunda, kamu hizmetleriyle ilgili olarak gerek halkla iliĢkiler bazında idarenin kendiliğinden bilgi vermesi, gerekse kiĢilerin bilgi edinme hak ve özgürlüğünden yararlanarak bilgi alması; söz konusu denetim mekanizmalarının daha etkin biçimde iĢlemesini sağlar295. V - OlmayıĢının Doğurduğu Sakıncalar Bilindiği gibi, idare cihazı kamu gücüne ve res'en icra yetkilerine dayanarak kiĢilerin hukuksal durumlannda tek yanlı irade açıklamalarıyla değiĢiklikler meydana getirebilmektedir. Bu irade açıklamalara», idareyi oluĢturan kamu tüzel kiĢileri adına, gerçek kiĢiler yapmaktadır. Söz konusu irade açıklamalan, bir taraftan kamu gücü içermesinden Kamu Yönetimi Araştırması Genel Raporu, TODAİE yayını, Ankara, 1991, s. 48. Saran, Mehmet Ulvi, "Belediye Hizmetlerinde Halkı Bilgilendirme" Çağdaş Yerel Yönetimler, C.5, S.4, s.26. 294 295 252 17 Yalçındağ, Selçuk, Belediyelerimiz ve Halkla ĠIlĢHIeriJODAĠE Yayınlan, Ankara, 1996, 4. Oturum Konuşmaları dolayı bireylerinkine göre daha üstün konumdadır. Diğer taraftan da idarenin kanuniliği ilkesi gereğince aksi mahkeme önünde ispat edilinceye kadar hukuka uygun kabul edilmektedir. Böyle bir ortamda, idarenin iĢlem ve eylemleri üzerindeki yargısal denetim de her zaman için caydıncı olamamaktadır. Hatta bazı durumlarda kamu görevlilerini hukuka aykırı davranıĢlar için özendirici bile olmaktadır. Bundan dolayı, tek yanlı iĢlemlerle kamu gücünün kullanımının hukuka bağlılığını gerçekleĢtirmek Ġçin yargısal denetimin yanında, idari iĢlemin oluĢumuaĢamasında bazı mekanizmaların gerçekleĢtirilmesi zorunludur296. Bu mekanizmaların baĢında, kiĢilere bilgi edinme hak ve özgürlüğünün tanınması gelmektedir. Ġdare, iĢlemleri ve kamu hizmetlerine yönelik faaliyetleri konusunda gizliliği korumaya büyük bir önem gösteriyor297, idarenin iĢlemleri, kapalı kapılar ardında, halkın bilgisi ve denetimi dıĢında planlanan ve uygulamaya konan, halk tarafından nasıl karĢılanacağı fazla umursanmayan uygulamalar olarak gerçekleĢmektedir. Hizmetten yararlananlar, kurulan kamu otoritesi-vatandaĢ iliĢkisi nedeniyle, idare karĢısında edilgen bir konumdadır298. Böyle bir durum ise demokratik ve hukuk devleti Ġlkeleriyle bağdaĢmamaktadır. ÇağdaĢ, demokratik ve hukuka bağlı devlet anlayıĢında; kamu hizmetlerinde halka yakınlığı, Ģeffaflığı, dürüstlüğü ve halkın denetimine açıklığı sağlayabilme, temel ilkedir. Bu temel ilkenin en önemli araçlarından birisi de bilgi edinme hak ve özgürlüpdür. VI - Kapsamı Bilgi edinme hak ve özgürlüğü kullanılarak acaba hangi kayıt ve dokümanlara ulaĢılabilir? Bilgi edinme hak ve özgürlüğünün temeli, idarenin elindeki bilgi ve belgelere ulaĢma serbestliğidir. Genel olarak bilgi istemenin yasak olmadığı kayıt ve dokümanlar, Ģu biçimde sınıflanabilir: Ġdarenin elindeki yazılı belgeler, ses ve görüntü kayıtlan ile a) bilgisayar kayıtlan, Güran, a.g.m., s, 102. Azrak, Ali Ülkü, "İdari Usul ve Yasalaştırılması", I. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, C.ll, Danıştay Yayınlan, Ankara, 1990, s.822. 298 Saran, a.g.m., s, 23. 296 297 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu b) Kamu politikası kararlan, kanun, tüzük, yönetmelik gibi Anayasa'da adı geçen düzenleyici iĢlemler ile sirkülerler, direktifler, kanun ve kararlann uygulanmasına yönelik açıklayıcı notlar, toplantı tutanaktan, mali bilançolar, araĢtırma ve inceleme raporlan, c) Uzman kuruluĢlara yaptınlan ekonomik, sosyal ve kültürel bilgileri Ġçeren Ġnceleme ve araĢtırmalar, d) Denetim raporlan, e) Ġdare ile bazı uzman kuruluĢlar arasında yapılan danıĢma niteliğindeki toplantılarda belirlenen görüĢ ve düĢünceler, f) Ġdare tarafından tutulan, kiĢinin kendisiyle Ġlgili fiĢler ve dosyalar. Bu tür bilgi ve belgeler sadece ilgili kiĢiye açıktır. KiĢi kendisine ait olmayan diğer kiĢilere ait bilgi ve belgelere ulaĢma hak ve özgürlüğüne sahip değildir. Çükü özel hayatın gizliliği esastır. Bu altı Ģık altında sayılan bilgi ve belge kategorileri, sadece bir örneklemedir. Yasa koyucu bilgi edinme hak ve özgürlüğünü düzenlerken, bazı temel istisnai durumlar dıĢında her türlü bilgi, belge ve benzeri araç ve gereçleri bilgi edinme hak ve özgürlüğünün kapsamına alabilir299. VII - Sınırlan (Gizlilik) A - Sınırlama (Gizlilik) Nedenleri Bilindiği gibi, bir kiĢinin hak ve özgürlüğünün baĢladığı yerde, diğer kiĢinin hak ve özgürlüğü biter. Aynca hiçbir hak ve özgürlük, kötüye kullanılamaz. Gerçi, Anayasa'mızın 14. maddesinde "Anayasa'da yer alan hiçbir hakkın ... kötüye kullanılamayacağı'' hüküm altına alınmıĢtır. Ancak, Anayasa'nın 14. maddesindeki hüküm, sadece anayasal güvence altına alınan hak ve özgürlükler için değil, bütün hak ve özgürlükler için geçerlidir. Çünkü, 14. Maddedeki sınırlama, hak ve özgürlüklerin evrensel ve doğal sinindir. Bir baĢka deyiĢle, Anayasa'da 14. Madde olmasaydı dahi, hak ve özgürlükler açısından bu sınırlar geçerli olacaktı. Eken, a.g.m., s.65. 254 4. Oturum Konuşmaları Ancak, bazı durumlarda, kanun koyucu hak ve özgürlüklerin daha etkin kullanılmasını sağlamak için, özüne dokunmamak sarayla, temel hak ve özgürlüklerle kamusal çıkarlar arasında denge kurabilmek için bazı sınırlamalar getirebilir. Bu tür sınırlamalar, bilgi edinme hak ve özgürlüğü için de geçerlidir. Bazı durumlarda, idarenin elindeki bilgilerin hiçbir kimse tarafından elde edilmesi ve açıklanması istenmez. Burada vurgulanmak istenen, Ġdari bilgileri elde etmede bireysel çıkarla, idarenin bilgi ve belgeleri saklamasındaki kamusal çıkar arasında bir hassas dengenin bulunmasıdır300. Yönetimde açıklık adına idarenin elindeki her bilginin açıklanması; kamu oyuna ister halkla iliĢkiler çerçevesinde olsun, isterse bilgi edinme hak ve özgürlüğü çerçevesinde olsun, sakıncalı olabilir. Bu nedenle,özelliği ve gizliliği olan bilgilerin açıklanmaması gerekir, örneğin kolluk hizmetlerinin niteliği gereği gizlilik gerektiren bilgiler, devlet güvenliğini ilgilendiren ve açılanmasında sakınca bulunan konular; yönetimde açıklık ilkesinin ve bilgi edinme hak ve özgürlüğünün istisnalarıdır301. Bir baĢka deyiĢle doğası gereği gizli kalması gereken bilgi ve belgeler, bilgi edinme hak ve özgürlüğünün kapsamı dıĢında kalır. Hangi tür bilgi ve belgenin gizlilik esasına tabi olacağı, bilgi edinme hak ve özgürlüğünü düzenleyen Ġdari Usul yasasında açıkça hüküm altına alınmalıdır. En mükemmel Ġdari Usul yasalarından biri olan Federal Almanya Cumhuriyeti Ġdari Usul Yasası'nın 30. Paragrafı bu konuyu düzenlemiĢtir302. Bilgi Edinme hak ve özgürlüğünün sınırlandırılması gereken konular Ģunlardır: 1 - Özel Hayatın Gizliliği Bilgi alma hak ve özgürlüğünün sınırlanması gereken ilk konu, özel hayatın gizliliğidir. Bir baĢka deyiĢle, kiĢisel bilgiler, bilgi edinme hak ve özgürlüğünün kapsamı dıĢındadır. Çünkü çağdaĢ toplum, özel hayatın gizliliklerinin korunmasını gerektirmektedir. Bilgi edinme hak ve özgürlüğüyle özel hayatın gizliliği ilkesinin çeliĢki yaratmaması için, kiĢilere ait özel bilgi ve belgelere eriĢimi sınırlamak bir ihtiyaçtır, özel hayatın korunmasına yönelik gizliliklere örnek olarak; mali gizlilik, tıbbi gizlilik, ırk orijini, siyasal ve felsefi inançlara iliĢkin bilgiler içeren fiĢlerin gizliliği, cezai soruĢturma ve kovuĢturma gizliliği, haberleĢme gizliliği ve sınav Fenwick, a.g.e., s. 219. 301 24 Fındıklı, Remzi, "Şeffaf Polis", Türk İdare Dergbi, Y.65, Aralık 1993, S.401, s. 455. Federal Almanya Cumhuriyeti İdari Usul Yasası, s.l 32. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu gizliliği verilebilir303. Yalnız bu sınırlamalara da bazı istisnalar getirilebilir: örneğin sınavın objektifliğini sağlamak ve kayırmanın önlenmesi amacıyla sınav sonuçlarının gizli tutulması değil açıklanması gerekmektedir. Bilgi verme ödevi ve bilgi alma hakkının en önemli olduğu alan, kiĢiler hakkında isme bağlı olarak tutulan bilgilerdir. Çünkü günümüzde, bu tür bilgiler, artık bilgisayarlarla tutulmakta ve iĢlenmektedir. Bilgisayar yardımıyla, mevcut bilgi ve belgelerden yenilerini oluĢturmak son derece kolaydır. KiĢilerin haberi olmaksızın gerçekleĢen bu tür iĢlemler sonucunda, bilgi gücünü elinde bulunduran makamlara karĢı bağımlı hale gelmesi kaçınılmazdır. Bunun temel hak ve özgürlükler açısından büyük bir tehdit olduğu açıktır304. Bundan dolayı da, bu tür kayıtlan tutan makamlar, bilgi edinme hak ve özgürlüğü çerçevesinde kendilerine baĢvurulduğunda, bilgi vermekle değil, vermemekle yükümlü olmalıdırlar. - Ticari Hayata Yönelik Gizlilik 2 Ticari iĢletmelerin haklarını korumak, haksız rekabeti önlemek ve serbest piyasa ekonomisinin tam iĢlemesini sağlamak için, bilgi edinme hak ve özgürlüğüne bazı sınırlamalar konabilir. Ticari hayata yönelik gizlilik iki biçimde görülebilir: Üretim gizliliği ve ticari ve sınaî bilgilerin gizliliği. Ticari iĢletmelerin ekonomik ve mali durumlarını ve pazar stratejilerini kapsayan bilgileri üçüncü kiĢilerin bilmesi, bu iĢletmelere zarar verebilir. Ancak, üretim gizliliği mutlak bir gizlilik değildir: Çevrenin ve tüketicinin korunması, üretim teknolojisini bilmeyi ve diğer tamamlayıcı bilgileri elde etmeyi gerektirmektedir. Bu bilgiler, bir fabrikanın atıklarıyla oluĢan kirliliğin derecesini ve bir ürünün zararlılık derecesini ölçmeye imkan vermektedir. Aynca, bir iĢletmenin kullandığı teknolojiyi bilmek; çalıĢanlar açısından da önemlidir. Eğer üretimde sağlığa zararlı maddeler kullanılıyorsa, o iĢletmede çalıĢacaklara daha iĢe baĢlamadan bilgi verilmesi zorunludur305. - Devlet Sırlan 3 304 305 303 Eken, a.g.m. s.67. Akıliıoğlu, a.g.m., s.818. Eken, a.g.m. s.68 256 4. Oturum Konuşmaları Devlet sırlan, tanımlanması güç bir kavramdır. Bu konuda öğretiye yardımcı olacak çok az sayıda yargısal içtihat vardır. Ancak bazı bilgi ve belgelerin devlet sim kapsamına alınmasının amacı, devletin ulusal güvenlik ve savunma politikalannı, uluslararası çıkarianm korumaktır306. Devlet sırlannı açıklamayı ceza yaptıranına bağlayan hükümler Türk Ceza Kanunu'nun 132 ila 138. maddeleri arasında düzenlenmiĢtir. Devlet sırlannı açıklamayı suç sayan kanun; ya devlet sim kavramını eskilerin deyimi ile "efradını cami ağyannı mani" olacak biçimde tanımlamalı, ya da hangi somut bilgilerin açıklanması devlet sim kapsamına gireceğini sayma yoluyla belirtmelidir, örneğin, baĢka devlet lehine ve ulusal güvenlik aleyhine bilgi elde edilmesi veya açıklanması casusluk suçlan kapsamına alınıp, bilgi edinme hak ve özgürlüğünün istisnası haline getirilebilir307. Eğer devler sim kavramının yasal bir tanımı yapılmazsa veya hangi bilgilerin devlet sırn kavramına gireceği yasalarda sayma yoluyla belirtilmezse, bu kavramıniçerisinin doldurulması, idarenin takdirine bırakılmıĢ olur. Bu durumda, idare istediği bilgi ve belgeleri, devlet sim kapsamına alarak bilgi edinme hak ve özgürlüğünü engelleyebilir. Nitekim uygulamada gizlilik taĢımayan belge ve dosyalara gizlilik damgası vurularak ilgililere incelettirilmesi engelleniyor308. 4 - Ġdarenin Hazırlık ve Ġç Düzen Belgelerinin Gizliliği Hazırlık ve iç düzen belgelerinin bilgi edinme hak ve özgürlüğünün kapsamı dıĢında tutulmasının temel amacı, Ġdarenin ciddiyet ve sessizlik içinde çalıĢmasını sağlamak, plan ve projelerini değiĢtirip yenilerini düĢünmesine imkan tanımaktır. Çünkü bazı durumlara her Ģeyin açıkta cereyan etmesi, olumsuzluklara neden olabilir309, örneğin, gecekonduiann ıslahına yönelik bir planın önceden herkes tarafından bilinmesi, arsa spekülatörlerini harekete geçirecek ve onlara haksız kazanç sağlayacaktır. B - Sınırlamanın (Gizliliğin) Sının Akıllıoğlu, a.g.m., s.808. Thomas, Hugh - Thomas, Balogh - Dudley, Seers - Opie, Roger, Crlsis in the CMl Service, London, 1968, s . l l l 308 Fındıklı, a.g.m., s.456. 35 Eken, a.g.m., s.67. 306 307 "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Tıpkı bilgi edinme hak ve özgürlüğü mutlak olmadığı gibi, bunun istisnası ya da sınırlanması olan gizlilik de mutlak değildir. Eğer bilgi edinme hak ve özgürlüğünün kapsamı dıĢında kalan bilgi ve belgeler, kamu yararını ve kamu sağlığını tehdit ediyorsa, gizlilik kapsamından çıkanlmalıdır. örneğin tıbbi bilgiler, üretim ve ticaret bilgileri; ilke olarak bilgi edinme hak ve özgürlüğünün kapsamı dıĢındadır. Ancak tehlikeli ve bulaĢıcı hastalıklar ile bu hastalıktan taĢıyan kiĢileri, uyuĢturucu kullananlan ve buna benzer durumda olanlan kamu oyunun bilmesinde fayda vardır. YasadıĢı iĢ ve ticaret yapanlann, çevreyi kirletenlerin, çalıĢanlar açısından tehlikeli iĢyerlerinin, tüketici sağlığıyla bağdaĢmayan üretim tekniği kullananlann; gizlilik kapsamının dıĢında tutulması gerekmektedir310. Mali gizlilik ilkesi, vergi borçlannı ödemeyenlerin açıklanmasına engel olmamalıdır. SONUÇ ġu ana kadar, ülkemizde ne genel Ġdari Usul yasası ne de belgelere ulaĢabilme . imkanı sağlayan bilgi edinme hak ve özgürlüğü yasası vardır. Anayasa'mızın 6. maddesinin I. Fıkrasında somutlaĢan "hakimiyet kayıtsız Ģartsız milletindir" ilkesinin günlük hayata yansımasını istiyorsak, demokratik yönetim kadar yönetimde demokrasiyi de gerçekleĢtirmek zorundayız. Bunun için yönetimde açıklığın diğer araçlanyla birlikte bilgi edinme hak ve özgürlüğünü de içine alan bir Ġdari Usul yasasına Ģiddetle ihtiyacımız var. Çünkü, yönetimde gizlilik ilkesi, bir çok sosyal hastalığın yayılmasına zemin hazırlamaktadır. "GüneĢ girmeyen eve doktor girer" atasözümüzden ve Amertka'daki Sunshine Act'tan etkilenerek, yönetimde açıklığa "günıĢığında yönetim" diyen ve öğrencisi olmakla onur duyduğum sayın özay'a katılmamak mümkün değildir. Ancak, günıĢığında yönetimin sınırların! da iyi çizmek gerekiyor. Çünkü güneĢ altında fazla kalırsak bu kez de güneĢ yanığı olma riskimiz vardır. TARTIġMA 310 Eken, a.g.m., s.68. 258 4. Oturum Konuşmaları BaĢkan: Sayın Yıldınm'a teĢekkür ederiz. BaĢta dedim ki, Ġdari Usul konusunda spesifik konulara bugün değineceğiz. Mesela iĢte bugünkü oturumun baĢlığı gerekçe ilkesi ve bilgi edinme hakkı Ģeklînde ifade edilmiĢti. Profesör Patrick GOFFAUX Beiçika'daki düzenlemeleri anlatırken gerekçe ilkesine değindi ama Türkiye ile ilgili olarak konuĢmacılar herhalde fırsat bulamadılar. Bu açıdan bir iki noktaya değinmek isterim. Bizde henüz Ġdari Usul yasası yok, ama iki kanaldan ortaya çıkan bir geliĢme gözlenmekte, bunlardan bir tanesi yargı kararlarıyla ortaya çıkan geliĢme, diğeri de parça parça değiĢik alanlara iliĢkin mevzuattaki geliĢmenin ortaya çıkardığı sonuçlar. Evvela ikincisinden baĢlamak gerekirse, bu konuda da özellikle gümrük birliğine yönelik olarak Türkiye'nin giriĢtiği mevzuat uyumu çerçevesinde bazı yasal değiĢiklikler ister istemez yabancı mevzuatlardan alıntı bazları alıntı Ģeklinde olduğu için ordaki düzenlemelerden bir kısmının bizim hukukumuza geçirilmesini sağlamaktadır. Mesela bir örnek vereyim, tesadüfen elimde olduğu için, 1615 sayılı Gümrük Kanununda 564 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan değiĢiklikler sırasında bir ek madde eklendi. Muhatabı kiĢinin aleyhine olarak verilen yazılı kararların itiraz yolu açık olmak üzere gerekçeli olarak alınıp, bu hususların kararda belirtilmesi gerekir Ģeklinde. Hem verilecek kararın gerekçeli olmasını ve dikkat edilirse negatif kararlar ilgilinin aleyhine olan kararlar gerekçeli verilmesi ve bunun kararda da belirtilmesi gereğini vurguluyor. Bunun baĢka örneklerini de bulmak mümkün. Demek ki bir kanaldan peyder pey mevzuatımıza bu gerekçelendirme ilkesi giriyor. Yalnız bu olumlu geliĢmenin yanında olumsuz olanlar da var. örnek vereyim ben dünkü idari sözleĢmelerle ilgili bildirinin sunuĢu sırasında burada bulunamadım bilmiyorum değinildi ml? ġimdi çok kısa bir süre önce gazetede gördüğünüz bir ilan, büyük bir ilan önemli alt yapı yatırımlarına iliĢkin bir ilan, bir kamu kuruluĢumuzun ilanın altında Ģu not var: KuruluĢumuz 2886 sayılı Devlet Ġhale Kanununa tabii olmayıp dilediğine vermekte, verip vermemekte serbesttir ve gerekçe göstermek zorunda değildir. Yani bırakınız gerekçe zorunluluğunu idare kendisi duyurusunda gerekçe göstermek zorunda olmadığımda ilgililere hatırlatıyor. Kaldı ki, bizim gümrük birliği kararında, özellikle bir hüküm var kamu alımları konusunda kademeli olarak mevzuat uyumu sağlanması yönünde. Avrupa Birliğine baktığımız zaman Avrupa Birliği kamu alımlarına iliĢkin olarak çıkardığı direktifler var. ÇeĢitli alt yapı, su, elektrik, kamu hizmetleri alanında, orda ihaleye katılanların baĢvurusu, önerisi, red edilenlere, red gerekçesinin, bildirme zorunluluğu milli mevzuatlara konulacağını söylüyor. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Dolayısıyla bir yandan böyle bir olumlu geliĢme var mevzuata giren ama bir yandanda böyle olumsuz örneklerin halen devam ettiğini hatırlatmakta fayda var. Bir geliĢme bu Ģekilde mevzuatın giriĢi yönünde, ikincisi yargı kararlarıyla söz konusu DanıĢtay onuncu dairesinin 1994 yılında vermiĢ olduğu sanıyorum basın kartları komisyonunun basın kartı istemini red eden kararına karĢı açılmıĢ olan bir davada verdiği karar sözkonusudur. Orada açıkça Avrupa Konseyinin dünkü toplantılarda sözü edilen bireyin idare karĢısında korunması ve diğer tavsiye kararlarında yer alan özellikle gerekçelendirme ilkesinin olumsuz kararlarda muhakkak uygulanması gerektiğini söylüyor, ve Ġptalle sonuçlanan bir karar olduğunu hatırlıyorum. Değinmek istediğim ikinci ve son nokta Profesör Patrick GOFFAUX' nun verdiği örnekte de idareden bilgi istediğiniz zaman idarenin vermemesi durumunda bunu gidip nerde Ģikayet edeceksiniz? Fransa'da idari belgeleri GĠRĠġ komisyonu adını taĢıyan bir komisyon var. Belçika'da da böyle bir komisyonun kurulmuĢ olduğunu bugün bu konuĢma sırasında öğrendim. Belçika'daki de bağımsız idari otorite olarak nitelendirilen bir kurum. Evvela Ģunu belirtmek isterim. Bu bağımsız idari otorite kavramı maalesef bizim hukukumuzda pek iĢlenmemiĢ bir konu, aslında bizim sistemimizde bunun örnekleri var. Sermaye piyasası kurulu, radyo televizyon üst kurulu ve de rekabet kurulunun bu anlamda bağımsız Ġdari otoritenin bütün özelliklerin! taĢır nitelikte olduklarını söylemek sanıyorum bugün için mümkün değil. Dolayısıyla bir kere herĢeyden evvel bizim bu tür kurumlan oluĢtururken bunlann gerçek kimliklerine uygun olarak yapılandırmamız gerekiyor. Eğer bunlardan yapmalanm istediğimiz görevleri hakkıyla yerine getirmelerini istiyorsak onun için sadece kurumu almak değil kurumu gerçek kimliğine uygun olarak alıp yerleĢtirmek durumundayız. Bağımsız idari otoritelerin tartıĢtığımız konu çerçevesinde iki açıdan önemi var. Birincisi, bu tür iĢte bilgi verdin vermedin veyahutta kiĢisel bilgi açığa vuruldu vesayire bunlann denetimini yapacak yargı dıĢında bir mekanizma olarak ortaya çıkmıĢlardır. Ġkincisi, bunlar bizatihi bu kurumlar kendileri çok önemli yaptırımlar uygulamak durumunda bulunduktan için bunlann kendilerinin bu tür kararlan alırken uymaları gerekli usulleri özellikle çekiĢmeli yöntem dediğimiz ilgilinin dinlenmesi, savunma hakkı tanınması gibi usulleri belki klasik idari kuruluĢlardan evvel bu tür kuruluĢlann uygulaması gerekmektedir. Rekabet kurulunun kanununda bu usuller diğerlerine göre iyi sayılabilecek biçimde düzenlenmiĢ ama, bunlann gerek niteliklerinin, kimliklerinin kuruluĢiannı gerekse usullerinin düzenlenmesi gerekir. Prof.Dr.YıIdızhan YAYLA: 260 4. Oturum Konuşmaları Benîm Profesör Patrick GOFFAUX' ya bir sorum var. Bu Belçika CADA'sı idarenin red karan üzerine aksi yönde görüĢ bildirirse fakat idare bu karan üzerinde ısrar ederse iptal davası açma hakkı var ilgilinin. Bu iptal davasında Belçika Konsey detası, yürütmeyi durdurma karan, sürsiya eksekisyon kolayca veriyor mu? Mösyö Patrick GOFFAUX' ya soracağım soru bu, bir de genç arkadaĢımıza bir hatırlatma yapmak istiyorum, idarenin sukutunun evet sayıldığı baĢka hallerde var bizim mevzuatımızda benim Ģu anda hatıriaya bildiğim kadarıyla yapı kullanma izninin belli bir süre içinde verilmemesi halinde verilmiĢ sayılması. Ama tabi bunun yine müeyidesi var. Ruhsata aykın ise yine de müeyide uygulanabiliyor sonradan. Belli bir dereceden yukarıda gayn sıhhi müessese olmamak kaydryla bazı iĢyerlerinin açılıĢı için yapılan baĢvurularda da zannediyorum bir olumlu karar sayılması örneği var sukutun. Patrick GOFFAIDC: TeĢekkür ederim sayın BaĢkan. Zannediyorum ki CADA sorusuna iliĢkin soruya ve onun yetkilerine cevap verebilmek için öncelikle CADA' nm müdahalesine iliĢkin bir özetleme yapmak gerekir. ġimdi burada idare tarafından üstü kapalı ve gerçekçi verilmeyen alınmıĢ karar var. Ġdari makam idari evraklara ulaĢılmasını istemiyorsa ve vatandaĢta mutlaka bu evraklara ulaĢmak Ġstiyorsa "yeniden gözden geçirme" kelimesinde yansıttığı gibi, aynı makama yeniden talepte bulunuyor. Aynı anda da idari evraklara ulaĢma komitesine baĢvuruyor. Böylelikle bu idari evraklara ulaĢma komitesinin bir ihbarname göndermesi iĢin otuz (30) gün'lük bir süresi oluĢmuĢ oluyor. Bunun amacı da vatandaĢa red cevabı gönderme sebeplerinin yerindeiiğini araĢtırmak üzere verilmiĢtir. Eğer bu otuz günlük süre içerisinde bir haber çıkmaz ise ihbarın savsaklandığı düĢünülse bile idari makama bir ihbar vermeli ve burada da idari makamın da dosyayı gözden geçirmesi için bir süresi vardır. Bu makamda yeni bilgiler doğrul tuĢunda inceliyor. Ġdari komisyon tarafından idari makama gönderdiği ihbarnamede üzerinde durulan noktalar ise "özel hayatın veya ulusal güvenliğin korunmasına dikkat edildi mî? Verilen kararın temel gerekĢeleri geĢerli mi?" Ve bu Ģekilde dosya yeniden gözden geçiriliyor, eğer idari makamın karan komisyonun önerisine uyuyor ise sorun yok, ancak öneriye katılmıyor ise, ki katılmak mecburiyeti yoktur, çünkü komisyon sadece Ġhbar ile öneride bulunuyor, yeni kesin nedenlilîk prensibine göre katılmama nedenlerini bildirmelidir. Bundan sonra ise idari evraklara ulaĢma komisyonu müdahele etmiyor artık. Eğer vatandaĢ verilen red cevabından hala memnun değil ise, diğer idari iĢlemlerle aynı prodesürle karĢı "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu karĢıyadır. Böyle bir durumda idari karara karĢı Belçika yasalanna göre ne gibi haklara sahip. Ortak haklar bünyesinde "fesih" hakkına sahip, bu da Fransızlardan aynen alınmıĢ bir talep hakkıdır. Ġdari birime ulaĢmak DanıĢtay talebinde bulunmak demektir. Bu fesih talebi Ģu anda yapılabilir. Çünkü 1991 yılından bu yana Belçika' da uygulanmaktadır. Eğer Ģartlar yerine getirilirse bir yandan ciddiyet diğer bir yandan alınan karann uygulanması daha sonra telafisi mümkün olmayan hasara yol açabilir. Ben zannediyorum ki, özel durumlar hariç tüm bu Ģartlan bir arada toplamak zordur. Ve böylelikle DanıĢtay bu karan diğer davalar statüsüne sokarak, o davalar gibi inceleyecektir. Bu da red karannı veren idari mahkemenin bu karan verirken yasanın öngördüğü Ģartlan yerine getirdi mi? örneğin red karannda verilen gerekçeler gerçekten yasanın öngördüğü Ģekilde mi uygulandı. Eğer örneğin Fransız hukukuna baĢvurursak karĢılaĢtırma yaparsak Fransız hukukunda vatanın yüksek menfaatleri veya Devletin güvenliğini koruma prensibi Belçika yasalannda yer almıyor. Buna istinaden verilen red karannda eğer Fransız hukukundaki gerekçeleri kullanmıĢ ise karann askıya alınması iĢin baĢvuru yapıldığı 241 takdirde bu karar askıya alınabilir. Ancak burada bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Biraz önce bu iĢlemlerin çok uzun olduğunu belirtmiĢtim. Gerçektende çok uzun ve vatandaĢ kendi kendine diyor W; "BeĢ altı ay içinde tam anlamıyla icra karan gelecek ancak bundan önce ben silahlanmı kuĢanmıĢ olacağım, bilgileri almıĢ olacağım ve bu Ģekilde bekleyeceğim. Bunu yapmak için bu hazırlık evrağını, soruĢturma raporumu alınm, nasıl olsada kesin karar değildir" diyor ve evrakian istiyor. Bundan sonra ne oluyor? Belçika' da bir örnekte görüldüğü gibi idari makam "hayır size evrakian vermiyoruz" diyebilir, ve ardından yavaĢ hareket edip raporu vermiyorlar. Bu durumda vatandaĢ ne yapmalı? VatandaĢ prosedürlere baĢlıyor; yeniden inceleme istiyor, idari evraklara ulaĢma komisyonu baĢvuruyor ve her seferinde yine zaman, ve yine süreç vs... ve en sonunda da DanıĢtaya baĢvurmak kalıyor. Tüm bunlar niçin? Sadece ve sadece hazırlık evrağına ulaĢabilmek için, ancak Belçika' daki hukuk kararlannın çokluğu düĢünülürse bu uzatma süreleri iĢinde ve DanıĢtayın hazırlık evrağının çıkmasına iliĢkin karann uygulanmaya konmasına kadar icra takibi karan çoktan çıkmıĢ olup iĢleme konulabilir. Böyle olunca da bekleyip sonuç evrağı iĢin .baĢvurmak ve bu karar için yapılacak mahkemede idari ve hazırlık evraklanna ulaĢacak söz konusu rapor alınabilir, iĢte burada da hukuk vadandaĢlann yanındadır. Bu kanunda öyle bîr madde var ki, eminim ben gibi sizlerde biliyorsunuzdur, Ġdari gizlilik maddesidir. Bu da gün gibi ortada olan bir madde ve evrakların çoğalması, geliĢen zihniyede birlikte Belçika yasasıda geniĢleyerek idari evraklara ulaĢma hakkını tanıyor, bunun yanı sıra bir takım istisnalar değiĢik gerekçeler, çok geniĢ ve esnek kavramlarla yeni yasalar 262 4. Oturum Konuşmaları çıkartılıyor. Bunun yanı sırada cesaret kinci ve zorlayıcı bir çok prosedür de öngörülmüyor değildir. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Güven DĠNÇER, Anayasa Mahkemesi BaĢkan Vekili: Ben Doktor YILDIRIM'ın tebliğinde yer alan bir konunun asllnda yurttaĢın bilgi edinme özgürlüğüne değilde idarenin bilgi toplama yetkisiyle ilgili olduğunu sanıyorum. Çünkü Türk idaresinde fiili ve hukuki yetkiler dizini halinde pek çok konuda Ġdarenin yurttaĢlar hakkında bilgi topladığını görüyoruz. En baĢta emniyet ve milli güvenlik. Vergi sicilleri sebebiyle mükelleflerin durumu hakkında bilgi toplanıyor. Müteahhit sicilleri sebebiyle müteahhitlerin çalıĢmaları hakkında bilgiler toplanıyor, sağlıkla ilgili konularda iĢte klasik verem, zührevi hastalıklar, son olarak AĠDS ile ilgili bilgiler toplanıyor. Ancak bunlann kimin tarafından toplanacağı bu bilgilerin açıklanma sının, usulü ve hukuki değeri hakkında bizim çeĢitli idari kanunlanmızda bir takım belli belirsiz yetkiler olmasına rağmen sağlam esaslar getirilmediği kanısındayım. özellikle fiili siyasi geliĢmeler sonucunda bu bilgi toplama yetkisi son derece geniĢleyebiliyor. Bu bakımdan Türk yurttaĢının devlete karĢı korunmasında bilgi toplama yetkisinin özel olarak düzenlenmesi gerektiği kanısındayım. Bunlar belki bir Ġdari Usul yasasında bir bütün olarak ele alınamaz ama bunlar özel yasalarda ayrı ayn toplanmalı ve değerlendirilmelidir. Benim yorumum budur, isterlerse sayın Ramazan'da bu konuda bir açıklama yapabilirler. TeĢekkür ederim. Yrd.Doç.Dr.Ramazan YILDIRIM: Sayın Dinçer'e katılmamak mümkün değil, elbette katılıyoruz. Zaman darlığından dolayı bildirim! biraz özetlemek zorunda kaldım. Eğer zaman darlığı olmasaydı bu konularada değindiğime Ģahit olacaktınız. KiĢisel bilgiler, kiĢiye özgü idarenin topladığı bilgiler evet Ģu anda bizim idaremiz kiĢilere ait bir sürü bilgi topluyor. KiĢiler fiĢleniyor. KiĢilere ait çeĢitli gerek tamamen özel hayata münhasır olan bilgiler olsun, gerekse ticari hayatıyla ilgili bilgiler olsun, gerekse ticari meslek erbabının kiĢiler hakkında öğrendiği sırlar olsun, bunlar idareye kayıt ediliyor ve bunlardan dolayıda bir çok Ģeylerin kamu yaran gereğince ilgili makamlara bildirilmesi gerekiyor. Sizinde belirttiğiniz gibi örneğin bir AĠDS olayında, iĢte bu tür bilgilerin sınınn da sının var dedik. Sınınn sının Ģudur. Eğer idarenin elindeki bilgilere ulaĢmak, kamu yarannı gerektiriyorsa bu bilgi edinme özgürlüğüne getirilen sınırlar gizlilik sınınnl aĢılabilir bunu demek istemiĢtim. TeĢekkür ederim. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Uğur KILINÇ , BaĢbakanlık Uzmanı : Benim sorumda Sayın Ramazan Yıldınm'a yönelik olacak, Ģimdi Sayın Yıldınm dediler W, 1982 anayasasında bilgi edinme hakkı bir güvenceye kavuĢturulmamıĢnr, düzenlenmemiĢtir yanlıĢ hatırlamıyor isem, bu durumda benim sorum 26.ncı maddesiyle ilgili olacak anayasanın düĢünce ve kaanatleri açıklama ve yayma hürriyetinin yer aldığı birinci madde, cümlede biliyorsunuz ifade ediyor ama akabinde ikinci bir cümle ve ilke daha var. Orda Ģöyle diyor: Bu hürriyet, yani düĢünceyi ve kanaatleri açıklama ve yayma hürriyeti resmi makamlann müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak veya vermek serbestliğini de kapsar. ġimdi bu cümle çok enteresan bir cümle anayasanın gerekçesinde de maddenin gerekçesinde de hiç bir açıklamaya tabii tutulmamıĢ bir cümle, fakat bir hak iddiası anlamı taĢıyor ve cümle nerden girmiĢ anayasamıza diye baktığımızda da insan haklan evrensel beyannamesinin yanlıĢ hatırlamıyorsam H.üncü maddesi Avrupa Ġnsan Haklan sözleĢmesininde lO.uncu maddesinde yer alan ve doğrudan bilgi edinme hakkını, özgürlüğünü düzenleyen ifadedir. Resmi makamlann müdahalesi olmaksızın bilgi edinme özgürlüğünü de kapsar veya o özgürlüğü sağlar, hakkı sağlar diye ulusal sözleĢmelerde Türkiye'nin de taraf olduğu burada düzenlenmektedir. Dolayısıyla bunlan Türkiye'deki hukuk sistemimizde, anayasamızda da düzenlenmediği Ģeklinde hala düĢünüyor musunuz? TeĢekkür ediyorum. Yrd.Doç.Dr.Ramazan YILDIRIM: Ben hala eski düĢüncelerimde ısrar ediyorum. Çünkü bu okumuĢ olduğunuz madde anayasa maddesi haberleĢme hürriyetini düzenliyor, haberleĢme hürriyeti Ģu andaki tartıĢma konumuzun dıĢında. Sayın Güran'ın yönetimde açıklık diye bir makalesi var. O makalede Anayasanın yapılıĢına iliĢkin bazı tutanak dergilerinden 243 aktardığı bilgiler var. O bilgiler eğer okursanız orada bilgi edinme hak ve özgürlüğünün haberleĢme hak ve özgürlüğüne tamamen farklı bir Ģey olduğunu görürsünüz. Bilgi edinme hak ve özgürlüğü de haberleĢme özgürlüğüne somut bir olaya veya cisme benzetecek olursak bilgi edinme özgürlüğü idare kuyusunun dibindeki bilgilerin kiĢi tarafından elde edilmesidir. 264 4. Oturum Konuşmaları Ama haberleĢme hürriyetinde, haberleĢme özgürlüğü akıp giden bir ırmağa veya akarsuya benzer. Buradan herkes istediği Ģekilde faydalanabilir ve buradaki haberleĢme özgürlüğünü kapsamındaki bilgiler sadece idare elindeki bilgiler değil, bireylerin elindeki bilgilerde, özel hukuk tüzel kiĢilerin elindeki bilgilerede yansımaktadır ve daha ziyade de kitle iletiĢim araçları vasıtasıyla kiĢilerin fikir ve düĢüncelerini açıklamasını güvence altına alıyor, 14.üncü madde. Fakat, idarenin elindeki bilgileri ve belgelere ulaĢmayı düzenleyen gerçekten anayasada bir hüküm eksikliği var. Eğer bu hüküm eksikliği olmasaydı Ģu ana kadar 657 sayılı Devlet Memurları Kanunundaki memurların basına demeç verme yasağıda kalkmıĢ olması gerekiyordu. Bu olmadığından dolayı 657 sayılı Devlet Memurları Kanundaki basına demeç verme yasağı hala devam etmekte ve buna biz görev gizliliği diyoruz. Aslında görev gizliliği tamamen bilgi edinme hak ve özgürlüğünün önündeki en büyük engel bana göre. TeĢekkürler. Uğur KILINÇ, BaĢbakanlık Uzmanı: HaberleĢme hürriyetinin Anayasanın 22. maddesinde düzenlendiğini sanıyordum. Orada haberleĢmenin esasının hangi hak içerdiğini, nasıl sınırlanamryacağının belirtildiğini sanıyordum. TeĢekkür ederim. BaĢkan: Efendim bu Ģekilde dördüncü oturumunda sonuna gelmiĢ bulunuyoruz, oturumu kapatmadan önce bütün konuĢmacı arkadaĢlarım adına bizi dinlediğiniz Ġçin teĢekkür ederim. V.OTURUM OTURUMUN KONUSU: /DAR/ USUL VE ĠDARĠ YARGI "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu OTURUM BAġKANI Nuri ALAN , DanıĢtay 5.Daire BaĢkanı KONUġMACILAR ĠDARĠ USUL YASASI KAPSAMINDA ĠDAREYE BAġVURU Doç.Dr.Turan YILDIRIM , Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi YARGI KARARLARININ UYGULANMASI Orhun YET, Ankara Bölge Ġdare Mahkemesi BaĢkanı ĠDARĠ YARGILAMA USULÜ KANUNUNDA YERALAN ĠDARĠ USULLER VE UYGULAMASI Selçuk HONDU , Ankara 8. Ġdare Mahkemesi BaĢkanı ĠDARĠ USUL KANUNUNUN HAZIRLANMASINDA GÖZÖNÜNDE BULUNDURULMASI GEREKEN HUSUSLAR Atilla DEĞĠRMENCĠOĞLU , BaĢbakanlık Mevzuatı GeliĢtirme ve Yayın Genel Müdürü V.OTURUM ĠDARĠ USUL VE ĠDARÎ YARGI OTURUM BAġKANI: Nuri ALAN , DanıĢtay S.Daîre BaĢkanı Değerli Konuklar Ġdari Usul ve Ġdari Yargı konulu beĢinci oturumu açıyorum. Zamanımız aĢağı yukan 45 dakika kadar ilerledi bilmiyorum ne düĢünüyoruz, bize öngörülen süre kadar mı devam edeceğiz yoksa bitirilmesi öngörülen eğer oturumun bitirilmesi öngörülüyor ise 266 4. Oturum Konuşmaları aĢağı yukan konuĢmacılarada birĢey kalmadı onun için ben konuĢmacılardan zamana azami derecede riayet ederek konuĢmaianm tamamlamalarını rica edeceğim. Efendim ben kısaca Ġdari Usul ve Ġdari Yargı iliĢkisine değinmek istiyorum. Amaçlan bakımından aĢağı yukan aynı olan bu iki unsur nitelikleri itibariyle farklıdır. Ġdari usul, idari iĢlemin kurulmasından önceki süreçle ilgilidir. Amacı, özellikle idarenin takdir yetkisinden yararlanarak yapmıĢ olduğu iĢlemlerden, bunu vurgulamak istiyorum. Takdir yetkisinden yararlanarak yapmıĢ olduğu, yapacağı iĢlemlerde idari makamı belli kurallara bağlayarak onun kendi kararlarını ve onun hukuka uygun bir karar almasını sağlamak amacı güdüyor, gerçi eğer bir Ġdari Usul, idari iĢlemin kurulmasından sonra itiraz yollarını da öngörüyorsa bu iĢlemden sonrasını, iĢlemden sonraki sırayla hareket etmekle beraber yine bir iĢlem öncesi nitelik taĢıyor. Çünkü o iĢlemin değiĢtirilmesi, kaldırılması gibi yeni bir iĢlemin öncesinde alınmıĢ oluyor. Ġdari yargı ise, idari iĢlem kurulduktan sonra ve idari iĢlem olumsuz etkilerini gösterdikten sonra bir talep üzerine idari yargıda yapılan yine amacı idarenin hukuka uygunluğunu sağlamak olan bir baĢka yol. Fakat idari yargı geleneksel niteliği itibariyle ağır, pahalı ve vermiĢ olduğu kararlarla bunun hakkı ya da menfaati ihlal edilmiĢ olan kiĢilere tam tatmin veremiyor. Siz istediğiniz kadar, iptal karan geriye yürür deyiniz, iĢlemin yürürlüğe konulduğu tarihten itibaren ihlal karannın verildiği tarihe kadar kiĢinin mağdur olan, kiĢinin çektiği üzüntüyü, acıyı gidermeye muktedir değilsiniz. ĠĢte Ġdari Usulün önemi bu noktadadır. Ġdari usul bu ihlallere yer vermeme amacını ve idarenin kanuni iĢlemlerle kiĢileri büyük ölçüde rahatsız etme ihtimalinden kurtulma, kurtarmak iĢleminin bu iliĢki içerisinde bir ayn baĢlık halinde v.oturum düzenlenmiĢ, yalnız daha önceki oturumlara da dikkat edilirse idari yargı, Ġdari Usul dedikleri hiçbir gündemden çıkmadı. Fakat bu oturumun özel baĢlığı nedeniyle karĢınıza bunun daha geniĢ bir eki çıkıyor. Ben arkadaĢlanmın tartıĢmaya da imkan vermek üzere sürelerine riayet ederek baĢlamalannı diliyorum. Söz önce Sayın Doç.Dr.Turhan YILDIRIMIN'ın. Buyurun efendim. ĠDARÎ USUL YASASI KAPSAMINDA ĠDAREYE BAġVURU Doç.Dr.Turhan YILDIRIM Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġdare Hukuku Doktrininde, Prof.Dr.ÜIkü AZRAK tarafından, seneler önce incelenmiĢ olmasına rağmen,311 Ġdari iĢlemlerin yapılıĢ esaslarını düzenleyen genel bir idari Usul (yönetsel yöntem) yasası çıkarılamamıĢtır, öğrenciliğimizde eleĢtirilen, Ģimdilerde bizlerin eleĢtirdiği bu eksikliğin giderilmesi, hukuk devlet! ilkesinin yaĢama geçirilmesinde önemli bir adım olacaktır. Bu çalıĢmada, idareye yapılan baĢvurular, yönetsel yöntem yasası kapsamında kalınarak incelenecek; yürürlükteki idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10., 11., ve 13. Maddelerinde düzenlenmiĢ olan idari baĢvuruların, yönetsel yöntem yeri hakkında görüĢ bildirilecektir. Ġdareden iĢlem veya eylem yapmasının talep edilmesine ya da idari iĢlemin kaldırılması, geri alınması, değiĢtirilmesi veya yeni bir iĢlem yapılmasının istenmesine iliĢkin genel düzenlemelerin, yönetsel yöntem yasasında yer alması gerekmektedir. Ġdari baĢvuru, dava süresinin belirlenmesi yönüyle, yargılama usulüyle ilgili olmakla beraber, yönetimin karar alma sürecine bireylerin katılımını sağlaması yönüyle, yönetsel yöntem yasasının konusunu teĢkil etmektedir. Nitekim ĠYUK'nun lO.maddesinde öngörülen baĢvuruya paralel bir düzenleme, 1984 tarihli, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunda mevcuttur. Aynca bir çok yasada, idari baĢvuruyu düzenleyen kurallar bulunmaktadır, (örneğin DMK'nunda sicile itiraz hakkı, disiplin cezalanna itiraz, idari vesayet makamlanna itiraz gibi). ĠġLEM VEYA EYLEM YAPILMASINI ĠSTEME ĠYUK'nun lO.maddesi, Ġdareye eylem veya iĢlem yapılması istemiyle baĢvurmayı, dava açma süresinin baĢlaması bakımından düzenlemiĢtir. Ġdareye ne Ģekilde baĢvurulacağı, baĢvuru üzerine idarenin nasıl davranacağına iliĢkin kurallar içermemekte; sadece idarenin cevap vermemesi veya cevabın kesin olmaması halinde, dava süresini belirlemektedir. 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun'un idari baĢvuruya iliĢkin düzenlemesi ise Ģu Ģekildedir: Azrak, Û., Umumi Usulün Teorik Esasları ve Çeşitli Hukuk Sistemlerinde Gelişimi, İstanbul, 1964 (Yayınlanmamış Doktora Tezi). 311 268 4. Oturum Konuşmaları "Türk vatandaĢları kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve Ģikayetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara yazı ile baĢvurma hakkına sahiptirler." (m.3) "Türk vatandaĢlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verdikleri veya gönderdikleri dilekçede, dilekçe sahibinin adı, soyadı ve imzası ile iĢ veya ikametgah adresinin bulunması gerekir.! (m.4) "Dilekçe, konusuyla ilgili olmayan bir idari makama verilmesi durumunda, bu makam taralından yetkili idari makama gönderilir ve aynca dilekçe sahibine de bilgi verilir." (m.5) "Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerden; a) Belli bir konuyu ihtiva etmeyenler, b) Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olanlar, c) 4 üncü maddede gösterilen Ģartlardan herhangi birini taĢımayanlar, incelenemezler." (m.6) "Türk vatandaĢlannın kendileri ve kamu ile ilgili dilek ve Ģikayetleri konusunda yetkili makamlara yaptıklan baĢvurulann sonucu veya yapılmakta olan iĢlemin safahatı hakkında dilekçe sahiplerine en geç Ġki ay içinde cevap verilir, iĢlem safahatının duyurulması halinde alınan sonuç aynca bildirilir."(m.7) 3071 Sayılı Yasa, idareye baĢvuruyla ilgili önemli kurallar Ġçermekle birlikte eksiklikleri vardır. Aynca, sadece vatandaĢlardan söz etmekte yabancılann baĢvurulannı kapsamamaktadır. Hazırlanacak olan Ġdari Usul yasasında, ĠYUK ve 3071 sayılı Yasanın eksiklikleri doldurulmalıdır. Uygulamada görülen temel sorunlardan biri, idari baĢvuru Ģeklinin düzenlenmemiĢ olmasından kaynaklanmaktadır. 3071 sayılı Yasa, dilekçeden ve dilekçede bulunacak hususlardan söz etmektedir, ancak, Ġdarenin dilekçeler üzerine ne gibi iĢlemler yapacağı belirtilmemiĢtir. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Kamu yönetimi bilgisi olanlar, idarenin baĢvurulan geliĢ sırasına göre kaydettiklerini, baĢvuru sahibinin kayıt numarasını ve tarihini alması gerektiğini 248 söyleyeceklerdir. Uygulamada, verilen dilekçeler, görevliler tarafından alınmakta ve sonradan kayda geçirilmektedir. Ġlgili, Devlet dairesine yazılı baĢvuru yapmanın güven ve rahatlığıyla ya da kamu görevlisinden baĢvurusunu belgeleyecek bir belge isteme cesaretini (haklı olarak) kendisinde bulamadığı veya bilgisi olmadığı için, baĢvurusunu yapıp ayrılmaktadır. Böylelikle, idari baĢvurunun akibeti ve isbatı, idarenin tutumuna bırakılmıĢ olmaktadır. Ġdare Hukuku alanında çalıĢtığım süre içinde edindiğim tecrübe, idarenin bu durumu çoğu kez ilgili aleyhine kullandığı Ģeklindedir. önemli bir diğer sorun, idarenin baĢvuruyu almak istememesi halidir. Ġdarenin, sunulan dilekçeleri anlaĢılmaz bir tutumla kabul etmemeleri, idare pratiğimize yabancı değildir. Ġlginç örneklerden biri, öğretmenlerin sendika kuruluĢ belgelerini, Ankara Valiliğinin almamasıdır. Noterler, Adalet Bakanlığı'nın kamu kurumlarına noter kanalıyla ihtar çekilemeyeceğini öngören genelgesini gerekçe göstererek, baĢvuruyu Valiliğe iletmekten kaçınmıĢlardır. Belgeler, "iadeli taahhütlü posta" yoluyla idareye sunulabilmiĢtir.312 Memur sendikalarının sahip olduğu hukuki destekten yoksun bireyler, bu tür davranıĢlar karĢısında korumasız ve çaresiz kalmaktadırlar. Yönetsel yöntem yasası, yargılama usulü yasalarında olduğu gibi, baĢvuruların kayda geçirilmesini idareye zorunlu kılmalıdır. ĠĢ yoğunluğu bakımından sakınca görülüyorsa, standart alındı belgeleri düzenlenmesi düĢünülebilir. BaĢvuru sahibi tarafından doldurulan alındı belgeleri, idarenin mühürüyle, ilgiliye verilebilir. Anayasanın 2. ve 5. Maddelerinin, insan haklarına saygılı, insanın maddi, manevi varlığının geliĢmesi için çalıĢan bir idare öngördüğünü gözönünde bulundurduğumuzda, iĢyükünün baĢvuruları kayda geçirmeye mazeret olarak Ġleri sürülemeyeceği sonucuna varmaktayız. Hatta, yönetim sözlü baĢvurulan dahi, ilgili adına belgelemekle yükümlü olsa gerektir. BaĢvurulann kabul edilmemesi halinde noterler kanalıyla bildirime de Ġmkan tanınmalıdır. 312 GÜLMEZ,M., Belgelerle Yönetim, Yargı ve Memur Sendikaları, TODAİE Yay., Ankara, 1993,44. 270 4. Oturum Konuşmaları Yönetime baĢvuru konusunda hatırlanması gereken bir diğer nokta Ġse, "zımni ret" düzenlemesidir. Ġdari Yargılama Usulü Kanunu, KiĢilerin gerek eylem veya iĢlem yapılması için gerekse yapılan bir iĢleme karĢı idareye baĢvurrrtalan halinde idareye, cevap vermek zorunluluğu getirmemektedir. Yasa 60 günlük sürede cevap verilmemesi durumunda isteğin reddedilmiĢ sayılacağını hükme bağlamıĢtır (m. 10., 11.). AltmıĢ günlük zımni red süresi, idare tarafından cevap vermeme hakkı olarak algılanmakta, ivedi durumlarda bireylerin ağır sonuçlarla karĢılaĢması mümkün olmaktadır. Aynca, idarenin cevap vereceği beklentisi içinde olan kiĢiler, dava süresini kaçırabîlmektedirler. Bu sebeple, idare yapılan baĢvurulan belirli bir sürede yanıtlamakla yükümlü tutulmalıdır. Bu zorunluluk Anayasa'dan kaynaklanmaktadır. Anayasa'nın 74. Maddesinin ilk fıkrasında; "VatandaĢlar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve Ģikayetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yazı ile baĢvurma hakkına sahiptir." Denildikten sonra ikinci fıkrada, "Kendileriyle ilgili baĢvurmalann sonucu dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir." Kuralına yer verilerek, idarenin baĢvurulara cevap verme zorunluluğuna açıkça iĢaret edilmiĢtir. Nitekim, 3071 sayılı Yasanın 7. Maddesi, baĢvurulann engeç iki ay içinde cevaplandırılmasını hükme bağlamıĢtır. Ġdari Usul Yasası, bu süreyi daha da kısa tutmalı, en fazla 30 günle sınırlamalıdır. Aynca ilgilinin talebini daha kısa sürede yanıtlamayı gerektirecek haklı bir sebebin bulunması ihtimalinde, yasa bu sürenin kısaltılmasına da imkan tanımalıdır. Ġdarenin cevap vermemesi istemin kabulü olarak düzenlemek, düĢünülmesi gereken bir diğer çözümdür. Nitekim, Ġmar Kanununun 30. Maddesine göre, yapı kullanma izni için yapılan müracaatlar, engeç otuz gün içinde neticelendirilmek zorundadır. Aksi halde bu sürenin sonunda yapının tamamının veya biten kısmının kullanılmasına izin verilmiĢ sayılır. Ancak Ģu hususun da belirtilmesi gerekiyor. Ġdarenin cevap vermemesinin Ġstemin kabulü olarak nitelendirmek, sadece izin ruhsat gibi iĢlemler için sözkonusu olabilir. Ġdarenin iĢlem veya eylem yapmasının gerekli olduğu durumlarda, zımni kabul yeterli olamayacaktır. Bu gibi hallerde idarenin istemi yanıtlaması zorunlu tutulmalıdır. Ġdari yargı içtihatlan, birbirinden bağımsız nitelik taĢıyan baĢvurulann tekrarlanması ihtimalinde, her baĢvuruyla dava açma süresinin yeniden iĢlemeye baĢlayacağını kabul etmektedir. DanıĢtay 5. Dairesinin bu konuyla ilgili bir karannda Ģöyle denilmektedir: "Ġdarenin belirli bir konuda iĢlem tesis edilmesi için yapılan baĢvurulan, o andaki öznel ve nesnel koĢullara göre (ilgilinin niteliği, kadro ve ihtiyaç durumu, bütçe imkanları, izlenen sosyal, ekonomik ve kültürel politikalar vb.) değerlendirip sonucuna göre karar alacağı, diğer bir ifadeyle idarenin takdir yetkisini baĢvuru tarihindeki koĢullar çerçevesinde, çeĢitli "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu seçeneklerden birisini yeğleyerek kullanabileceği ve zaman içinde değiĢen koĢullann idarenin öncekinden farklı karar almasını gerektireceği durumlarda aynı konuda değiĢik tarihlerde yapılan baĢvurulardan herbirinin, aynı hukuki sonucu elde etmeye yönelik olsalar bile, öncekinden ayn ve bağımsız birer baĢvuru olduklan ve bu baĢvurular üzerine tesis edilen olumsuz iĢlemlerin dava açma süresi yönünden de bir öncekinden bağımsız olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerektiği önemle vurgulanması gereken bir durumdur. BaĢvuru zamanındaki öznel ve nesnel durum ve koĢullara bağlı olarak ele alınıp değerlendirilmesi gereken konularda belirli bir süre sonra yeniden yapılacak baĢvuruyu idare, o andaki maddi ve hukuki koĢullara göre yeniden Ġnceleyip değerlendireceğine ve bağlı yetki içinde bulunmadığı hallerde takdir yetkisini, önceki baĢvuruya verdiği cevapla bağlı olmaksızın yeni baĢvuru tarihindeki koĢul ve verileri gözönünde bulundurarak kullanacağına göre tesis edilen yeni iĢlemi daha önceki baĢvurular 250 Özerine tesis edilen iĢlemden ayn nitelikte kabul etmek ve son iĢleme karĢı açılacak davayı süre ve esas yönlerinden bu çerçevede ele alıp değerlendirmek zorunlu olmaktadır."313 Ġdari Usul yasasıyla, idari yargının geliĢtirdiği bu formül yasal desteğe kavuĢtu rulabilir. Ġdari Yargılama Usulü Kanunun 13. Maddesinde, idarenin eylemlerinden doğan zararların tazmini için dava açılmazdan önce, Ġdareye baĢvuru zorunluluğu getirilmiĢtir. Diğerlerinde olduğu gibi Ġdarenin 60 gün içinde cevap vermemesi istemin reddi olarak düzenlenmiĢtir. 13.maddenin iĢleyebilmesi için her yıl bütçe yasalarıyla belirlenen miktarları, yargı karan olmaksızın, ödeyebilmek için idareye yetki vermek gerekmektedir. Aynca yukarıda belirtilen gerekçelerle idarenin bu talepleri de açıkça cevaplandırması zorunluluğu getirilmelidir. ĠDARĠ ĠġLEMLERE KARġI ĠTĠRAZ Ġdari yargılama usulü Kanunu'nun 11. Maddesi, ilgililere dava açmazdan önce, idari iĢlemin geri alınması, değiĢtirilmesi veya yeni bir iĢlem yapılması için üst makama; üst makam yoksa iĢlemi yapmıĢ olan makama baĢvurmayı düzenlemektedir. Bu baĢvuru, dava açma süresini 313 5.D.,E. 1992/1602, Danıştay Dergisi, Sayı:91., s.497. 272 4. Oturum Konuşmaları durdurmaktadır. Yukanda da belirtildiği gibi, idare 60 gün içinde cevap vermezse istem reddedilmiĢ sayılmaktadır. Aynca çeĢitli yasalarda ve idari düzenleyici iĢlemlerde idari iĢlemleri karĢı idari baĢvuru yollan yer almaktadır. ĠYUK'nun 11. Maddesinin, ilgililere üst makamlara (yoksa iĢlemi yapan makama) baĢvuru konusunda takdir hakkı tanımasına rağmen, uygulamada idari yargı mercileri, herhangi bir düzenlemede yer alan idari baĢvuru koĢulunu yerine getirmeksizin açılan davalarda, idari merci tecavüzü gerekçesiyle, dava dilekçesini görevli idari mercie göndermektedirler. Hatta, DanıĢtay 6-Dairesinin bir bozma karanndan anlaĢıldığına göre, Belediye Kanununun 73. Maddesinde bulunan, belediye meclislerinin kesin kararlanna karĢı idari vesayet makamlanna yapılabilecek itirazlann dahi zorunlu itiraz olarak düĢünülebilmektedir. 6.Daire, ilk derece mahkemesinin bu karannda, "Ġlgililer, bu kesin karara karĢı doğrudan yargı yoluna baĢvurabilecekleri gibi dilerlerse itiraz yolunu kullanabilecekleri açıktır" gerekçesiyle hukukî isabet görmemiĢtir.314 Bu çalıĢmada yargı kararlarının incelenmesine girilmeyeceği için sadece Ģu hususu vurgulamakla yetiniiecektlr. Herhangi bir yasada, idari iĢlemlere karĢı zorunlu bir idari baĢvuru sözkonusu değilse, ilgililere seçme hakkı tanınmalıdır. Ġdari baĢvurunun zorunlu olup olmadığı, düzenlemenin yazılıĢına bakılarak anlaĢılacaktır. Örneğin, "baĢvurulabilir", "itiraz edilebilir", "müracaat edilebilir" gibi ifadelerle düzenlenen baĢvurulann zorunlu olduğu söylenmemelidir. Aynca uygulamada, yasalarda öngörülen yönetsel baĢvuru süreleri dava süresi bakımından da hak düĢürücü süre olarak kabul edilmekte ve yönetsel baĢvuru süresi geçtikten sonra açılan davalar, dava açma süresi içinde açılmıĢ olmalanna rağmen, süre bakımından reddedilmektedirler.315 Bu nedenle idari Usul yasasında idari iĢlemlere karĢı baĢvuru usulünün de düzenlenmesi isabetli olacaktır. Ġdari iĢlemlere karĢı yargı yoluna gitmezden önce yönetsel baĢvurunun zorunlu tutulup tutulmayacağı, üzerinde durulması gereken ilk husustur. Ġdari iĢlemlere karĢı, üst makamlara, üst makam yoksa iĢlemi yapmıĢ olan makama baĢvuru, teorik olarak, idarenin iĢlemi yeniden gözden geçirmesi ve hukuka aykırılığı dava yoluna gidilmeden düzeltmesi imkanı tanıdığı için gereklidir. Ne var ki pratikte, hukuka aykırılığı 315 314 E. 1994/2182, Danıştay Dergisi, Sayı:90., s.702. Gözübûyük, A.Ş.,yönetsel Yargı, Ankara, 1997, s. 178. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu DanıĢtay kararlarıyla ortaya konan iĢlemlere karĢı yapılan itirazlann dahi sonuçsuz kaldığı görülmektedir. Ġdari yargı kararlannı dahi uygulamama eğiliminin ağır bastığı bir idare pratiğinde, yönetsel baĢvurunun zaman kaybı olacağı kolaylıkla söylenebilir. Bu sebeple, yönetsel baĢvurunun zorunlu tutulmaması gerekmektedir. Ancak, idari yargının yükünü azaltacak, idareyi hukuka uygun iĢlem yapmaya zorlayan bir alt yapı hazırlanarak, ilgililer yönetsel baĢvuruya özendirilebilir. Ġlk akla gelen, idare bünyesinde Ġtiraz kurullan oluĢturmaktır, örneğin, eskiden yönetsel yargı mercii olarak iĢlev gören il, ilçe idare kurullan, itiraz kurulu olarak, idari iĢlemlere karĢı yapılan idari itirazlan, yasada belirlenen usul çerçevesinde sonuçlandırabilir. Ġllerdeki hukuk iĢleri müdürlüğü böyle bir iĢlev üstlenebilir. Merkezde de hukuk, personel ve teftiĢ birimlerinden katılımlarla itiraz kurullan oluĢturmak mümkündür. Yerinden yönetim idareleri de hukuk, personel ve teftiĢ birimlerinden elemanlarla itiraz kurullan oluĢturabilir. Ġtiraz kurullarının kararianna bağlayıcılık tanınmayacaksa, bu kurullann kararlanna uymayan, açılan dava sonunda ise iĢlemi iptal edilen görevlilerin hukuki ve cezai sorumluluğu düzenlenebilir. Yönetsel itiraz için 30 günlük süre, sonuçlandırılması için ise 60 günlük süre düĢünülebilir. BaĢvuruların çokluğu, mazeret olarak kabul edilmemelidir. Çünkü bilindiği gibi, bu baĢvuruların asıl sorumlusu, hukuka uygun davranmamayı ilke edinen idaredir. Ġdarenin bu tutumunun sonuçlarına bireylerin katlanması hakkaniyete aylandır. Yukanda önerilen yönetsel itiraz sisteminin yasalaĢması uygun görülmese dahi, yasada yer alması gereken bir husus daha mevcuttur. Dava süresi ile idari baĢvuru süresinin birbirinden ayn olduğu ve idari baĢvuru süresinin geçirilmesinin dava sûresinin geçirilmesi sonucunu doğurmayacağıdır. Ġdari baĢvurular, iĢlemin kesinlik kazanması ile ilgili düzenlemelerdir.316 Süresi içinde itiraz edilmeyen iĢlemin, kesinleĢtiği, dava konusu edilebilir iĢlem olduğu kabul edilmelidir. ĠYUK'nun 7. Maddesinde, diğer kanunlarda ayn süre gösterilebileceği kuralı vardır. Ancak, bu sûrelerin, örneği KamulaĢtırma Kanununda olduğu gibi dava açma sûresi olarak açıkça düzenlenmelidir. YARGI KARARLARININ UYGULANMASI Orhun YET Ankara Bölge tdare Mahkemesi BaĢkanı "Yasalarda, idari kararların ne zaman kesinlik kazanacağının belirtilmesinden yargı yolunun kapatıldığı şeklinde bir anlam çıkanlamaz." AYM,e. 1985/11 ,rg. 18.4.1987 316 274 4. Oturum Konuşmaları KonuĢmama baĢlarken sunacağım konu ile doğrudan ilgisi nedeniyle sempozyumun dünkü oturumunda sunulan tebliğlerde belirtilen iki kanaat üzerinde durmak istiyorum. Sayın Lütfü Duran yargı kararlarının uygulanmasına iliĢkin düĢüncelerini açıklarken bu konuda idarenin iyi niyetinden baĢka çözüm olmadığını sonuç olarak belirttiler. Sayın Gürsel Özkan ise diğer ülkelerin mevcut Ġdari Usul yasalarının hiçbirisinde yargı kararlarının uygulanmasına yer verilmediğini, bu konunun ayn bir yasa konusu yapılabileceğini ifade ettiler. Yargı kararlarının uygulanması konusu, bir yargı faaliyeti sonucunda ortaya çıkan durum olduğundan, yalın olarak bakıldığında bunun, iradenin, usullerinin kurala bağlanmasıyla doğrudan bir iliĢkisi yok gibi gözükebilir. Ancak, Ġdari Usul yasasının amacının idarenin istikrarını, güvenilirliğini, hukukiliğini sağlamak olduğu göz önüne aldığında meselenin önemi kendiliğinden ortaya çıkar. Ne kadar güzel ve elveriĢli usul kuralları getirirseniz getirin önemli olan, bu kuralların nasıl uygulanacağıdır. Bunların uygulanmadığı ya da yanlıĢ uygulandığı, hallerde bireylerin nihai olarak baĢvuracağı yer yine idari yargıdır. Nitekim devlet ihaleleri, kamulaĢtırma, Ġmar, vergi usul, muhasebeyi umumiye kanunu, amme alacaklarının tahsili usulü hakkında kanunlar gibi, özel Ġdari Usullerin yer aldığı kanunların uygulanmasından doğan uyuĢmazlıklar idari davalar içerisinde azımsanmayacak bir yekünü teĢkil etmektedir. Peki, bu davalar sonucunda verilen yargı kararlan uygulanmadığı takdirde getirmiĢ olduğumuz usul düzenlemeleri ne olacaktır. Ġçi boĢ bir dükkanın güzel bir vitrini olmaktan öteye geçmeyecektir. O nedenle bu konu sayın hocamızın Ġfade buyurduğu üzere idarenin iyi niyetine bırakabilecek bir lükse sahip olmadığı gibi, ülkemizde ortaya çıkan sorunlar gözönüne alındığında, sadece baĢka ülkelerinin kendi ihtiyaç ve Ģartlanna göre yarattıkları usul kanunlannda yokluğu örnek alınarak ele alınması baĢka bir kanun düzenlenmesine ertelenebilecek bir konuda değildir. Hukuk devletinin varlık Ģartlarından en önemlisi idarenin yargısal denetimidir. Ġdarenin yargısal denetimi, kiĢinin idare karĢısındaki güçsüz durumu itibariyle idareye karĢı korunması fikrinin geliĢiminin doğal bir sonucudur. Ġdarenin denetlenme metodlan arasında en güvenilir ve en tarafsız olanı da budur. Zaman içerisinde, sürekli değiĢen ve geliĢen sosyal ihtiyaçlara çözüm getirme görevinden dolayı idarenin aktivitesi, buna bağlı teĢkilatlanması ve yetkileri hızla artıĢ göstermektedir. 1930 yılında 33 olan genel ve katma bütçeli dairelerin sayısı 1965 yılında 45'e 1995 yılı sonu itibanyla ise 106'ya ulaĢmıĢ buralarda görev yapan personel sayısı 1930 yılında 102314 iken 1965 yılında 365631'e 1995 yılı sonu itibariyle de 1.690.000'e ulaĢmıĢtır. Bunlar sadece ve genel ve katma bütçeli kurumlara iliĢkin olup, bunlann haricinde yerel yönetimler, kamu kudreti kullanan iktisadi devlet teĢekkülleri bu "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu sayının haricindedir. Ġdarenin bu büyümesine bağlı olarak, düzenlediği hizmet alanlanna iliĢkin, kullandığı kamu gücü de niteliği itibariyle de aynı oranda artmaktadır. Ġdarenin çok değiĢik alanlarda kullandığı kamu gücü ile bireylerin haklarının korunması arasında uyum sağlanması iĢi idari yargıya düĢmektedir. Bu yönden de idari yargının iĢi zordur. Ceza mahkemelerinin görevi toplum düzenini, bozanlara karĢı savunmak, hukuk mahkemelerinin görevi eĢit düzeydeki kiĢiler arasındaki anlaĢmazlıklan gidermek olduğu halde; idari yargıya düĢen görev bireyleri kamu otoritelerine karĢı savunma görevidir. Ġdari yargının bu temel zorluğu yanında en büyük zorluklarından biri, verilen kararların yerine getirilmesi aĢamasında belirmektedir. Burada da diğer yargı alanlarında olmayan bir durum ortaya çıkmakta, kararların yerine getirilmesi, kural olarak davalı durumda olan Ġdareye düĢmektedir. Ġdari davalarda uyuĢmazlıkların idarenin iĢleyiĢinden kaynaklanması nedeniyle mahkeme kararlannın gereklerinin idare tarafından yerine getirilmesi iĢin doğasına uygundur. Ancak, idare haklı olduğuna inandığı ve bunu savunduğu bir dava sonunda aksi yönde verilen bir karara, en baĢta taraf psikolojisi içinde buruk yaklaĢmakta, idari otoritenin sarsılacağı endiĢesi de karann uygulanması konusunda halı davranmamak için her türlü mazereti geçerli kılmaktadır. Ceza mahkemeleri kararlannın infazı ile hukuk mahkemeleri kararlannın icrası özel yasalarla detaylı olarak düzenlenmesine karĢın Ġdari yargı kararlannın yerine getirilmesine iliĢkin olarak, Anayasanın 138. Maddesinde yer alan: "Yasama ve yürütme organlan ile idare mahkeme kararianna uymak zorundadır; bu organlar ve idare mahkeme kararlannı hiç bir suretle değiĢtiremez ve bunlann yerine getirilmesini geciktiremez." Genel Hükmü dıĢında, yalnızca 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 28. ve 52. Maddelerinde esas ve yürütmenin durdurulması kararlannın yerine getirilmesine iliĢkin yasal düzenlemeler mevcuttur. Kararlann uygulanmasında, idarenin ne Ģekilde davranacağı konusunda 2577 Sayılı Yasanın 28. Maddesinde, idarenin, yargı kararlannın icaplanna göre gecikmeksizin iĢlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir Ģekilde karann tebliğinden itibaren 30 günü aĢamayacağı, istisnaen de haciz veya ihtiyatı haciz uygulamalarıyla ilgili davalarda verilen kararlann kesinleĢtikten sonra uygulanacağı, 52. Maddede de, karara karĢı itiraz ve temyiz yoluna baĢvurulmasının, karann yerine getirilmesini durdurmayacağı esaslan getirilmiĢtir. 2577 Sayılı Yasayla getirilen bu düzenlemelerin yargı kararlannın yerine getirilmesinde idareler yönünden yeterli olmadığı, yargı kararlannın uygulanmasına iliĢkin tekrar yargıya intikal eden uyuĢmazlıklann nicelik ve niteliğinden belli olmaktadır. Ankara Bölge Ġdare Mahkemesine 1997 yılında Ankara Ġdare Mahkemelerinden Ġntikal eden 2618 adet yürütmenin durdurulmasına itiraz edilmesine iliĢkin uyuĢmazlığın 823'ü kamu görevlilerinin naklen atanmasına iliĢkin olup bunlann 106'sında da dava konusunu yargı kararlannın uygulanmasından kaynaklanan iĢlemler teĢkil etmiĢtir. Yargı kararlannın, ilgili idarelerce gereğince yerine getirilmemesinin veya duraksamaların nedenlerini dört baĢlıkta toparlamak mümkündür. 1) Dava Konusu ĠĢlemden Kaynaklanan Nedenler: 276 4. Oturum Konuşmaları Ġptal karan iĢlemi hukuk aleminden kaldırmakla beraber, ĠĢlemden önceki hukuki durumun kendiliğinden yürürlüğünü sağlamaz. Ġptal kararlan, ortadan kaldınlmıĢ iĢlem yerine geçmeyeceğinden, idareye düĢen Ġptal edilen iĢlemin tesisinden önce hukuken mevcut olan veya olması gereken hukuki durumu sağlamaktır. Bu konuda en fazla sorun, iptale konu iĢlemden sonra tesis edilen ve dava konusu edilmeyen iĢlemlerden doğmaktadır. DanıĢtay Dava Dairelerinin konuya ĠliĢkin içtihalan, olayın özelliği göz önüne alınmakla birlikte, iptal kararlannın geriye yürümesi sonucu iptal edilen karara dayanan veya onunla doğrudan doğruya iliĢkisi bulunan diğer tasarruflann da iptal karanndan etkilenmesinin kaçınılmaz olduğu yolundadır. YerleĢik DanıĢtay içtihatianna göre ancak, hukuki veya maddi imkansızlık hallerinin mevcutiyetinde, iptal kararlannın uygulanamayacağı kabul edilmektedir. Maddi ve hukuki imkansızlık hallerinin neler olacağı uyuĢmazlığın niteliğine göre değerlendirilebilecektir. 2 ) Ġdareden Kaynaklanan Nedenler: Ġdarenin bir karan bilerek uygulamasından çok idari servislerin hareketsizliğiyle, bazen bilgisizliğinden kaynaklanan durumlan bu baĢlık altında toparlayabiliriz. Bazı idari teĢkilatlanma bozukluklanna bağlı olarak Ġdari birimler arasında gerekli koordinasyonun olmaması veya mahkeme karannı irdeleyebilecek yeterli idare hukuku bilgisine vakıf personele sahip olunmaması nedeniyle kararlann uygulanmasında gecikmeler veya yanlıĢ uygulamalar olduğu varittir. Bilhassa yerel yönetimler ile yeni kurulan idarelerde bu sorunlara genellikle rastlanmaktadır. 3) Kamu Görevlilerinden Kaynaklanan Nedenler: Bunlar idarenin iradesini belirleyen yetkililerin kiĢisel tercihlerinden doğan durumlardır. Genellikle dava konusu edilen iĢlemin tesisinde rol oynayan, duygusal, siyasal, sosyal nitelikli olabilen bu tercihler karann uygulanmamasında da etkili olmaktadır. Bunun yanında, özellikle personel hukukuna iliĢkin davalar ile küçük yerel yönetimlerin iĢlemlerinden doğan davalarda yöneticinin yanlıĢının ortaya çıktığı değerlendirilmesinin yapılacağı endiĢesi ile idarenin otoritesinin sarsılacağı duygusu duraksama nedenleri içerisinde en baĢta gelmektedir. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu 4) Yargıdan Kaynaklanan Nedenler: Yargının iĢlemesinden ve kararlann niteliğinden kaynaklanan, idarenin duraksamasını açıklamaya ya da haklı göstermeye elveriĢli uygulama güçlüklerinin varlığı da gerçektir. Bazı kararlann gerekçesinin yeterli olmayıĢı, veya hüküm kısmının içeriği veya birbirleriyle bağlantılı davalarda verilen kararlann farklılığı, idareyi karardan çıkanlması gereken sonuçlann kapsamı hakkında haklı olarak duraksatabilir. Bir idari iĢlemin iptali, idareyi zamanın dondurduğu ya da geliĢtirdiği durumlara tekrar 256 dönmeye zorladığından, yargılamanın sonuçlanması süresinin uzamasında, bu konuda pratik güçlükler yarattığı da aĢikardır. Yürürlükteki mevzuat ve yargısal içtihatlar uyarınca kararlann yerine getirilmesinden doğan sorumluluğu ise idarenin ve kamu görevlilerinin sorumluluğu olarak ele alabiliriz: 2577 sayılı yasanın 28. Maddesinin 3. Fıkrası gereğince, yargı kararianna yasal sûre içinde uyulmaması halinde izlenebilecek yol, ilgilinin idare aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açabilmesidir. idarelerce, bu hükmün, ilgiliye idare bütçesinden tazminat ödemek suretiyle karan uygulamak konusunda tercih tanındığı konusunda sıkça yorum getirildiği vakidir. Ancak, anılan hükmün idareye dilerse yargı karannı uygulamak, dilerse tazminat ödemek tarzlanndan birini seçmek gibi bir hak tanımadığı süregelen DanıĢtay kararlarıyla istikrar bulmuĢtur. BaĢka bir deyiĢle,, tazminat ödemek suretiyle yargı kararlannın bertaraf edilmesi mümkün değildir. Kamu Görevlilerinin Sorumluğuna gelince bunları, hukuki, cezai ve idari olarak üç grup altında toparlayabiliriz. 1) Hukuki Sorumluluk: Yargıtay Içtihadi BirleĢtirme Büyük Genel kurulunun 22.10.1979 günlü kararıyla DanıĢtayca verilen yürütmeyi durdurma veya iptal kararlannın yalnızca uygulanmaması bu kararlan uygulamayan kamu görevlilerinin tazminatla sorumlu tutulması için yeterli olduğu; Sorumluluk için aynca kin, garez, husumet ve benzeri duyguların etkisi altında hareket etmelerinin araĢtırılmasının gerekmediği; yürütmeyi durdurma karannı yerine getirmeyen kamu görevlisinin sorumluluğu yönüne gidilebilmesi için de ilgilinin açmıĢ olduğu iptal davasının sonucunun beklenmesine de gerek olmadığı hükme bağlanmıĢtır. 2577 sayılı yasanın 28. Maddesiyle, karann süresi içinde kasten yerine getirilmemesi halinde, karan yerine getirmeyen kamu görevlileri aleyhine tazminat davası açabileceği düzenlenmiĢtir. Bu kastın mevcudiyeti için karann yerine getirilmediğini bilerek istemek yeterlidir. 278 4. Oturum Konuşmaları 2) Cezai sorumluluk: DanıĢtay 2. Dairesince, memurların yargılanmasına iliĢkin olarak verilen kararlarda, yargı kararlannı uygulama yetkisine sahip kamu personelinin bu görevi yerine getirmemelerinin anayasanın 138, 2577 sayılı yasanın 28. Maddelerine aykınlık ve dolayısıyla Türk Ceza Kanununun 240. Maddesi uyannca görevi kötüye kullanma suçunu oluĢturduğu kabul edilmesine karĢın, Yargıtay 4.Ceza Dairesinin, 1990 yılından bu yana, memurun mahkeme kararianna uyma görevini yerine getirmemesi ve kiĢilere zarar vermesi halinde bu eylemin TCK'nun 228/1 maddesindeki suçu oluĢturduğu yolunda ki içtihattan istikrar bulmuĢtur. 3) Ġdari Sorumluluk: Yargı kararlannı yerine getirmeyen kamu görevlilerinin idari sorumluluğunu düzenleyen özel bir düzenleme bulunmamakla beraber, bu hususun görevin gereğince ve layıkıyla yerine getirilip getirilmediği yönünden değerlendirilmeye esas olacağı tabiidir. DanıĢtay Dava Daireleri Kurulu, Bir bölge müdürünün naklinin iptaline iliĢkin karann tebliğinden 9 ay sonra atamasının yapılması, diğer bir bölge müdürünün aldığı karann hiç uygulanmaması nedeniyle Anayasanın ve DanıĢtay Kanununun açık ve emredici hükümlerine karĢın DanıĢtay kararlannı geciktirmeden ve gereği gibi yerine getirmeyen davacının bu tutumunu hiç bîr gerekçenin haklı göstermeyeceği, bu halin tek baĢına Genel Müdür olan davacının görevden alınmasını gerektiren yeterli bir neden teĢkil ettiğine karar vermiĢtir. Bunlardan sonra, kararlann yerine getirilmesinde üstünde durulması gereken bir konu baĢlığı da yargı kararlannın yerine getirilmesinde üstünde durulması gereken etkinliği sağlayacak tedbirler neler olabileceğidir; yargı kararlannın uygulanmasına iliĢkin olarak yukanda bahsedilen, idarelerin teĢkilatlanma problemleriyle, yargının iĢlemesinden kaynaklanan sorunlara idari teĢkilatlanma ve yargılama usulü, yasalarıyla çözüm getirilme olanağının bulunmasına karĢın, kamu görevlilerinden kaynaklanan sorunlara, Ġdari Usul hükümlerinin düzenlemesi dahilinde çözüm getirilebilme imkanı mevcuttur. Ġdare, hukuk aleminde bir tüzel kiĢilik olarak yerini aldığından iradesini gerçek kiĢiler aracılığıyla açıklar. Gerçek kiĢilerin ise, insan tabiatı icabı keyfi davranma eğilimi içine girebilme ihtimali, idari yetkinin kullanılmasında hukuka bağlılık yönünden en büyük sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Ġdarenin sübjektif iĢlemesi, idare adına irade açıklayan kamu ajanlanndan kaynaklandığından, idarelerin hükmü Ģahsiyetinden ziyade kamu görevlilerine yönelik yaptınmlann etkinliğinin arttınlmasıyla yargı kararlannın uyulmasında ortaya çıkan sonuçlann azalması mümkündür. Bu konuda önerilebilecek düzenlemeler Ģunlardır: "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu 1) Para Cezası: Fransa'da 1963 yılından beri yargı kararlannın uygulanmasını sağlamak üzere yapılan çeĢitli düzenlemelerden sonra 1980 tarihinde yürürlüğe giren 80-539 sayılı kanunla tutum ve davranıĢlarıyla bir yargı karannm hiç uygulanmamasına, kısmen ya da geç uygulanmasına sebebiyet verdikleri için bir kamu tüzel kiĢinin itaatsizlik cezasına mahkum olmasına yol açanlann aĢağı haddi 500 Franktan az olmamak üzere yukan haddi ise yargı karannm uygulanması gereken tarihte almıĢ olduktan maaĢ ya da ücretin yıllık brüt tutanna varabilecek bir para cezasına çarpünlabllecekleri hükmü getirilmiĢtir. Bu örnekten hareketle, bir idari yargı yeri karannm uygulanmamasına neden olan, idarenin iĢlem tesisine yetkili makamiannda bulunan kamu görevlilerinin Ģahsına, idare bünyesinde yer almayan bir merci tarafından para cezası verilmesini sağlayan bir düzenleme getirilmesi uygun olacaktır. 2) Disiplin Cezası: DanıĢtay ve Yargıtay içtihatlarıyla, kamu görevlilerince yargı kararlannın uygulanmamasının, yasal bir görevin yerine getirilmemesi olarak nitelendirildiği göz önüne alındığında, bunu tüm kamu görevlileri yönünden, 657 sayılı Devlet Memurlan Kanunun 125. Maddesinin (D-n) bendinde düzenlenen verilen görevleri kasten yapmamak eylemine paralel Ģekilde tecziye edilmesine iliĢkin bir düzenleme getirilerek, ceza zaman aĢımı süresinin de 657 sayılı yasada getirilen iki yıldan daha uzun süreli olması yaptırımın etkinliğini arttıracaktır. 3) Ceza KovuĢturmasındaki Yönetsel Güvencenin Kaldırılması: Yargı karannı uygulamayan memurlar hakkında açılacak kamu davalannın genel hükümlere tabi olduğu Memurun Muhakematı Hakkında kanun hükümlerinin uygulanmayacağı yolunda getirilecek düzenleme ihlal edilen görevin önemini vurgulayan bir düzenleme olacaktır. Sonuç olarak, Kuvvetler aynmında, devlet organlan arasında bir üstünlük sıralaması bulunmamaktadır. Ancak bireylerin her zaman somut olarak karĢılannda gördükleri ve etkisini hissettikleri idareyle devleti algıladıkları göz önüne alındığında yürütme organının fiilen diğerlerinin önüne çıktığı bir vakıadır. Devlet kavramının çağlar boyu geçirdiği aĢamalardan sonra ulaĢtığı çağdaĢ, en ileri düzey, Hukuk Devleti'dir. Hukuk Devleti ilkesinin en önemli ve vazgeçilmez unsurlanndan biri kamu gücünü elinde bulunduran idarenin yargısal denetimidir. Çünkü idarenin, bireyler üzerinde keyfi bir 280 4. Oturum Konuşmaları tahakküm mekanizmasına dönmemesi için kontrolünü sağlayan yöntemler içerisinde en objektif ve tarafsız iĢleyeni yargısal denetimdir. Ancak, yargısal denetimin biçimsel olarak bulunması yeterli olmayıp denetimin sonuçlannın etkili bir Ģekilde kendini göstermesi önemlidir. Bu da yargı tarafından verilen kararlann yerine getirilmesi ile mümkündür. Hukuk Devletinin en önemli güvencesi bireylerin kime karĢı olursa olsun adaleti aradıklannda mutlak olarak buiacaklan inancıdır. Bu nedenle yerine getirilmeyen yargı karannın yaratacağı en büyük tahribat bu inanç üzerinde ve dolaylı olarak hukuk devletinin bireyler nezdindeki itibannda kendini gösterecektir. Yargıtay'ın 15.1.1947 tarihli içtihadı birleĢtirme karannda yargı kararlannın idare tarafından yerine getirilmesinin "Devlet kamu kiĢiliğinin itibar ve haysiyeti icabı olduğu" belirtilmiĢtir. Hatalı bir yargı karannın varlığı bu karann idarece yok sayılmasından daha az sakıncalıdır. Yargısal denetim, hukuk devletinin olmazsa olmaz koĢuludur. Hem hukuk devletinden bahsetmek hem de idari yargı tarafından verilmiĢ olan kararlann yerine getirilmemesini telif etmek mümkün olmadığından, yargı kararlannın uygulanmasında, idarenin tercih ve takdir hakkı olduğu kanısını ortadan kaldıncı, daha net daha kesin olan idarece izlenecek esaslann ve uygulanacak yaptınmlann Ġdari Usul kurallan içerisinde düzenlenmesi güncel bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Amaç hukuk devleti ise bunu sağlayacak hukuksal her araç mubahtır. Bu aĢamada önümüze çıkan fırsat ise Ġdari Usul kurallarının düzenlenmesidir. Aman bu fırsatı iyi değerlendirelim. TeĢekkür ederim. BaĢkan: TeĢekkür ederim Sayın Orhun Yet Selçuk bey buyrun. ĠDARĠ YARGILAMA USULÜ KANUNUNDA YERALAN ĠDARĠ USULLER VE UYGULAMASI Selçuk HONDU Ankara 8. Ġdare Mahkemesi BaĢkanı 1 . GENEL AÇIKLAMA Türk idare hukuku alanında yapılan incelemede bugüne kadar, idarenin idari iĢlemi tesis edip kesinleĢtireceği ana kadar uyacağı usulleri gösteren ayrı ve müstakil bir Ġdari Usul Kanununun bulunmadığını görmekteyiz. Nasıl davaya dönüĢen uyuĢmazlıkların çözümünde, ceza hukuku, idare hukuku ve özel hukuk alanlarında yargılama usulü kanunları çıkarılarak bu davaların çözümünde hem mahkemelerin hemde ilgililerin uyması gereken kurallar belirlenmiĢ ise bir idari iĢleme baĢlanılmasından bu iĢlemin kesinleĢip ilgililere tebliğ edilmesine hatta idari davaya konu "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu edilmesine kadar geçen aĢamada iĢlemin taraflarının uyması gereken usullerin belirlenmesinde de zaruret vardır. Bu zaruret bugüne kadar zaman zaman gözönüne alınmakla birlikte ayn bir kanun haline dönüĢtürüiememiĢtir. Bu nedenle idari iĢlemlerin tesisi sırasında uyulacak usul kuradan geniĢ ve dağınık bir Ģekilde kanun, tüzük ve yönetmeliklerde yer almıĢtır. Daha doğrusu idari faaliyetle ilgili hangi alan düzenleniyorsa o yasal (Kanun K.H.K. gibi) veya idari düzenlemenin (Tüzük Yönetmelik gibi) içine o idari faaliyetle ilgili Ġdari Usuller konulmuĢtur. örnek vermek gerekirse 657 sayılı Devlet Personel Kanunu çıkanlırken disiplin cezası verilmeden önce ilgilinin savunmasının alınması bununla ilgili süreler, disiplin cezalanna karĢı yapılacak itirazlar ve itiraz mercileri düzenlenmiĢtir. Usulde paralellik ilkesi dediğimiz ve idari yargı kararlannda da sık sık değinilen ilkenin bir çok kanun veya yönetmelikte ve değiĢik Ģekilde yer aldığını görüyoruz. Mesela Ticaret borsasına bir malın alınmasında ve borsadan çıkanimasında Yönetim Kurulu'nca teklif Borsa Meclisi'nce karar alınması ve bunun Sanayi Bakanlığı'nca onaylanması gibi. Ġdari Usullerin farklı kanun, tüzük ve yönetmelikte farklı Ģekillerde düzenlenmesinin yeknesaklığı ortadan kaldırdığı açık olduğu gibi bu iĢlemlerin yargısal denetiminde güçleĢtirmektedir. Aynca bu Ģekildeki farklı düzenlemelerle Ġdari Usulden beklenen idarenin hata yapmasının önlenmesi ve vatandaĢ yönünden teminat olma gibi amacın gerçekleĢmeside mümkün olmamaktadır. Biz burada iĢte böyle dağınık Ġdari Usul düzenlemesinin bir sonucu olarak idari Yargılama Usulü Kanunu'nda yeralan Ġdari Usullerle ilgili bazı düzenlemelere ve bunun uygulamasına değineceğiz. 2. ĠDARĠ YARGILAMA USULÜ KANUNUMUN 10-11 VE 13/1. MADDELERĠ VE UYGULANMASI: Ġdari Usullerle Ġlgili Ġdari Yargılama Usulü Kanunu'nda birçok hükümler vardır. Yukarıda da değindiğimiz gibi müstakil bir Ġdari Usul Kanununun bulunmaması nedeniyle idari uyuĢmazlıklarla ilgili Usul Kanununda zorunlu olarak bazı Ġdari Usul düzenlemeleri 282 4. Oturum Konuşmaları yapılmıĢtır. Ġdari Yargılama Usulü Kanunu'ndaki Ġdari Usulle ilgili hükümler Ġnceleyeceğimin sadece 10-11-13/1. Maddelerinden ibaret değildir. Mesela aynı Kanunun 16/4-5 maddesinde idari davalarda idarenin verecekleri savunma ve gönderecekleri iĢlem dosyalan Ġle hüküm, 20/2-3 maddesinde idareden bilgi ve belge istenmesi halinde hangi koĢullarda bu bilgi ve belgelerin verilmeyeblleceğine iliĢkin hüküm gibi. Biz bunlardan 10, 11. Ve 13/1. Maddeleri ve uygulamasını inceleyeceğiz. a) Ġdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. Maddesi: Ġdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. Maddesinde, ilgililerin idareyi, idari iĢlem tesisine veya eylemde bulunmaya tahrik etmesi imkanı sağlanmıĢtır. Gerçektende idari iĢlemler ya doğrudan idare tarafından resen tesis edilir ya da anılan maddenin tanıdığı bu imkanla ilgililerin müracaatı üzerine tesis edilir. Böylece idarenin görmekle yükümlü olduğu hizmete kayıtsız kalması önlenmek istenmiĢ ve vatandaĢlann Anayasa'da yeralan baĢvuru ve dilekçe hakkının kullanılması sağlanmıĢ olmaktadır. Mesala arsasına inĢaat yapmak için ruhsat almak üzere mal sahibinin belediyeye baĢvurması veya sıhhi nedenlerle bir kamu görevlisinin baĢka bir göreve atanmasını istemesi üzerine çalıĢtığı idareye baĢvurması gibi. Kanun koyucu ilgilinin bu baĢvurusunun açıkta kalmaması için idarenin altmıĢ gün içinde susmasına bile değer atfederek bu susmayı ĠĢlemin reddi Ģeklinde değerlendirmiĢ ve buna karĢı dava açma imkanını vermiĢtir. Bu maddede ilgililere tanınan dava hakkı ile 11. Maddede tanınan haklar ve uygulaması bazı benzerlikler arzettiğinden bu konuya 11. Maddede geniĢçe değineceğiz. b) Ġdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 11. Maddesi; idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 11. Maddesinde de, idari iĢlem tesis edilip, tebliğ edildikten sonra yani kiĢinin hukukunu etkiler hale geldikten sonra iĢlemin muhatabına, iĢlemdeki hata ve yanlıĢlıklann düzeltilmesi imkanı veriyor. Bu madde ile idari dava açılmadan önce idarenin hatalı iĢlemini geri alması, kaldırması veya yeni iĢlem yapmasına imkan veriliyor. Bunun için iĢlemi tesis eden makamın üstü makama, böyle bir üst makam yoksa iĢlemi tesis eden makama idari dava açma süresi içinde baĢvurulması gerekiyor. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Biz burada bu maddenin uygulama Ģartlarını değil, 11. Maddelerin konuluĢ amacından hareketle idare tarafından uygulanmasından bahsedeceğiz. Ġdarenin de (ĠĢlem tesisine yetkili kamu görevlisininde) iĢlemi tesis ederken hata yapması mümkündür. Mesela bir vergi salımrken aslında iĢini terkedip mükellefiyet kaydını sildirmiĢ kiĢiye bundan sonraki dönem için vergi salınması gibi bir kamu personeline özlük haklarının, tazminatlarının eksik ödenmesi gibi, savunması alınmadan bir kamu görevlisi hakkında maaĢ kesimi cezası verilmemesi gibi. ĠĢte bütün bu durumlarda iĢlemin idari davaya dönüĢmesinden önce bu hatalı durum belirtilerek iĢlemin geri alınması (geriye yönelik olarak) veya değiĢtirilmesi ileriye yönelik olarak sağlanmıĢ olacaktır. Kanun koyucunun bu maddeyi düzenleylĢ amacından hareket ettiğimizde, hem idari iĢleme muhatap kiĢinin hatalı iĢlem dolayısıyla mağduriyetinin, hemde iĢlemin idari davaya dönüĢmesinin önlemek istediğini görüyoruz aynca bu durumda idare hatalı iĢleminden dönerek hukuk devletini sağlamıĢ olacaktır. Eğer bu maddeye uygun davranılırsa hukuk devletini gerçekleĢtirme yolunda çok önemli mesafeler alınacağı gibi bugün idari mahkemelerin çalıĢma gücünü çok aĢmıĢ olan idari davalann en az %25-50 civannda azalacağıda muhakkaktır. Bu maddenin uygulamasına baktığımızda; aa) Ġdare peĢin olarak kendisinin hata yapmayacağı noktasından hareket ettiği için uygulamada bu tür baĢvurulan aynca inceleme ve araĢtırmaya gerek duymadan reddetmektedir. Hata yapılmayacağı noktasından hareket edildiğinde maddenin amacı kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. 284 4. Oturum Konuşmaları bb) Ġdare baĢvurulara verdiği cevapta genelde "isteğiniz yerinde görülmemiĢtir." Veya "baĢvurunun üzerine yapılacak iĢlem yoktur." Veya "hatalı iĢlem yoktur." ġeklinde cevap vermekte fakat gerekçe göstermemektedir. Yukanda açıkladığımız gibi idare kendisinin hatalı hareket edebileceğini kabul etmediği için konuyu araĢtınp incelememekte dolayısıyla ret iĢlemine gerekçede koyamamaktadır. Oysa araĢtırmaya dayalı olarak gerekçe konulursa belki iĢlemin muhatabı bunu yeterli görerek veya ikna olarak dava yoluna baĢvurmayabilecektir. Red iĢlemine gerekçe konulmaması davayı artıran bir unsurdur. cc) Ġdare bu tûr baĢvurular üzerine kendisinin hatasını tesbit etse bile insiyatif kullanarak iĢlemi düzeltme yoluna gitmemektedir. Müracaatçıya çoğu zaman hernekadar hata yapmıĢ isekte, "sen bir mahkeme karan getir" Mahkeme nasıl olsa bu hatayı düzeltir." ġeklinde sözlü beyanda bulunmaktadır. Bilhassa vergiye iliĢkin konularda dava açan mükelleflerin idareden aldıkları bu tür cevaplarla çok sıkça karĢılaĢılmaktadır. ġüphesiz bu tür beyanlarda iĢlemi tesis eden idarenin denetim birimlerinin tutumu çok etkili olmaktadır. Gördüğü yanlıĢlığı düzelten bir amire o idarenin teftiĢ elemanlannca neden niçin yaptığı konusunda soru sorulduğunda yetkili amir düzeltmeden vazgeçmektedir. dd) Kanun koyucu yapılan baĢvuruya idari dava açma süresi içinde cevap verilmemesini de değerlendirmiĢ ve susmayı istemin reddi Ģeklinde değerlendirecek dava açma imkanı vermiĢtir. Kanunun idari davaya dönüĢmesi genelde idarenin susması Ģeklinde olmaktadır. Hata yapmadığı noktasından hareket eden idare genelde cevap vermemeyi tercih etmektedir; nasıl olsa ilgili dava açacağına göre baĢvuruyu cevaplamayı tercih etmemektedir. Ġdarenin susmasına değer atfedilmesi ve bunun istemin reddi olarak değerlendirilmesi idareyi değil, müracaat edeni korumaya matuftur. Müracaattan sonra idarenin konuyu askıya alarak ilgiliyi oyalamasını önlemektir. Fakat Ġdare bunu kendi lehine yorumlayarak cevap vermekten kaçınmaktadır. c) Ġdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13/1. Maddesi; Ġdari eylemlerden dolayı haklan ihlal edilen kiĢiler idari eylemleri öğrendikten sonra 1 ve 5 yıllık süre içinde idareye baĢvurarak haklannın yerine getirilmesini istemeleri zorunludur. Ancak bu baĢvuru reddedilirse veya baĢvuruya 60 gün içinde cevap verilmez ise tazminat "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu davası açılabilir. Ġdari eylemden doğan zararlarda dava açılmadan önce idareye baĢvuru zorunludur. Eğer baĢvuru yapılmadan dava açılırsa Mahkeme dilekçe ve eklerinin idari merci tecavüzü nedeniyle bu merciye tevdiine karar verir. Uygulamada bu hükümlede idarenin hizmet kusuru teĢkil eden eylemlerinden doğan zararları idari davaya konu olmadan ödemesi amaçlanmıĢtır. Zarar gören kiĢi Adli Yargıda zarara sebeb olan fiili ve zarar miktannı tespit ettirip dilekçesine ekleyerek idareye baĢvurduğu hallerde dahi red cevabı almakta veya idarenin susması ile karĢılaĢmaktadır. aa) Görevli kiĢilerin insiyatif kullanmamalan ve gene ödemeyi idare mahkemesine dayandırmak istemeleri, burada da "hele mahkemeden bir karar getirde ödeyelim" zihniyeti hakim olmaktadır. bb) Türkiye'deki enflasyon nedeniyle Ġdare tazminat olarak ödeyeceği parayı kullanmak, daha geç ödeyerek enflasyondan istifade etmek yolunu seçtiği için tazminat taleplerini reddetmektedir. Ġdari Mahkemeler dava sonunda olay tarihi itibariyle meydana gelen zararın ödenmesine karar vermektedirler. Eğer davacı istemiĢ Ġse çok çok kanun! faize hükmetmektedirler. Fakat bunların hiçbiri enflasyon oranında olmadığı gibi davacının reel zarannada denk düĢmemektedir. ĠĢte bu nedenle idareler tacir gibi düĢünerek meydana gelen zararın tazminini mahkeme kararına bırakmaktadırlar. Yalnız DanıĢtay'ın bazı dairelerinde davacının dava açarken istediği tazminatın hüküm tarihindeki reel değerine hükmedilmesl yolunda görüĢler ortaya çıkmıĢtır. Bu görüĢ benimsenirse geç ödemenin idare yönünden yaran ortadan kalkacağı için amir müracaat üzerine zaran ödeme yoluna gidebilecektir. Bu durumda tam yargı davalan azalacağı gibi hukuk devleti ve Ģahsın idareye güvenide artacaktır. Bu hükmün gereği gibi uygulanması halinde idarenin yargılama giderlerine mahkum oimasıda sözkonusu olmayacaktır. 3. SONUÇ: 286 4. Oturum Konuşmaları Ġdari Usulleri genel esaslarıyla ayn bir kanunda düzenlemenin yaran açıktır. Bunda zaruret bulunduğunda da kuĢku yoktur. Fakat böyle bir yasal düzenlemeden beklenen amacın gerçekleĢmesi ancak Ġdari Usulün düzenlenmesine ve bunun faydasına inanmıĢ bir idarenin mevcudiyeti ile mümkündür. Ġdare; Ġdari Usullere uymanın fuzuli olduğunu düĢünmemelidir. Aynca düzenlenmiĢ Ġdari Usule uymadan iĢlem yapan amirin kiĢisel sorumluluğu bulunmalıdır. Ġdari usule uymamanın müeyyideleri yasal düzenlemede açıkça belirlenmeli ve ortaya konulmalıdır. BaĢkan: TeĢekkür ederim sayın Hondu. Buyrun Sayın Değirmencioğlu. ĠDARĠ USUL KANUNUNUN HAZIRLANMASINDA GÖZÖNÜNDE BULUNDURULMASI GEREKEN HUSUSLAR Atilla DEĞĠRMENCĠOĞLU BaĢbakanlık Mevzuatı GeliĢtirme ve Yayın Genel Müdürü Çok kaygan bir zeminde kaygan olduğu kadar da önemli bir konuda hazırlanacak olan Ġdari Usul kanunu'nun hazırlanmasının önemli olması yanında uygulamada doğacak aksaklıkların asgari düzeye indirilmesinin daha da çok önem arz ettiği kanaatiyle Ġdari Usul Kanun Taslağınında göz önünde bulundurulması gereken hususlar hakkında bilgiler arz etmeye çalıĢacağım. Ġnsanların toplu halde yaĢamalarının kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan devlet yönetimi, devlet yönetimi için de yurttaĢlar ile direkt iletiĢim kuran ise idaredir. Asli görevi yönetme olan Ġdare bir çok maddi donanıma sahip olmasına rağmen görev ve yükümlülüklerini yerine getirirken birinci derecede insan unsurundan yararlanmaktadır. Ġnsanın bulunduğu her yerde özellikle insanların güçlü kılındıkları ve gücü kendi yararına, çıkarına, siyasi ve maddi beklentilerine kullanma alıĢkanlığı olduğu da tarihi bir gerçektir. "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Ġnsanlık tarihinin ulaĢtığı en onurlu yönetim olan demokratik hukuk devletinin gereği olan iĢlemesinin ön koĢulu yönetenlerin adil ve tarafsız olmasına, yönetilenlerin ise yönetenleri kendilerinin seçmesi ile gerçekleĢmektedir. Böylece oluĢan yasama organı anayasa, yasalar ve tüzükler, tüzük, iç tüzük hükümleri doğrultusunda hukuk kurallarını yürürlüğe koyma, değiĢtirme ya da yürürlükten kaldırma yetkisine sahip bulunmaktadır. Yasama organınca konulan hukuk kurallarının uygulanılarak bir anlam kazanabilmesi çok genel anlamda yürütme olarak adlandırılan organın varlığına bağlıdır. Yürütme organı, siyasal anlamda hükümet! ifade ettiği gibi hizmetin halka yansıması yönünden Ġdareyi de ifade etmektedir. Ülkemizde idare eden ile idare edilen ayrımının çok açık bir Ģekilde kendini hissettirdiği de ayn bir gerçektir. Bu gerçek yanında halkın sadece genel ve yerel seçimlerde (oy verme) Ģeklinde yönetime katılma haklan dıĢında idarede etkileri yok denilecek kadar azdır. öte yandan ayni ve benzeri görevin birden çok kurum ve kuruluĢ taralından yerine getirilmesi zaman ve kaynak israfına neden olmaktadır. Asıl önemlisi hukuk kurallanmız içinde (mevzuatımızda) karıĢık, girift, anlaĢılması ve uygulanması zor güncelliğini ve uygulanabilirliğini yitiren çok sayıda hüküm bulunmaktadır. Bu koĢullar karĢısında Türk idare sistemimizin tezelden bir "Ġdari Usul Kanununa" kavuĢturulması hukuk devleti olmamızun bir gereğidir. 288 4. Oturum Konuşmaları Ġdare birden çok kurum ve kuruluĢtan oluĢan bir bütün olduğundan bütünün görevinin ortaya çıkması bütünü oluĢturan birimlerin görev ve alanlannın açık, net ve anlaĢılır Ģekilde tanımlanmasıyla mümkündür. Bu durumda; Ġdarenin temel taĢı olan memurlann özlük haklannı belirleyen 657 sayılı devlet memurlan kanununun ilgili bölümleri bir ceza ve disiplin kanununu olma özelliğinden çıkanlmak ödüle, özendirme hükümlerine ağırlık verilmelidir. Ġdarenin uygulamaya koyacağı kararlar üst yönetim tarafından uygulamaya konulmadan tüm iĢ görenlerin görüĢ ve düĢüncelerinin alınması alıĢkanlığı yaygınlaĢtınlmalıdır. Alt görevlerde çalıĢanla™ bilgi ve deneyimlerini ve yeteneklerini artıracak önlemlerin alınması böylece belli bir iĢi ilk elden yapan bireylerin kendi güvenilirliğinin artınlması gerekir. (Hizmet içi eğitimden bahsetmek istiyorum.) Kariyer ve liyakat yasasının gerçek anlamda yönetime yansıtılarak kurum içi ve dıĢı sürtüĢme, kodro kapma, karĢılıklı suçlama gibi hizmetin aksamasına neden olan sakıncalar giderilmelidir. Denetim mekanizmasının çok daha iyi iĢleyebilmesi için (bu sempozyumda da çok konuĢulan) Ġskandinav ülkelerinde baĢlayarak, giderek bir çok ülkede uygulamaya konulan (onbusdman) yönteminin ulusal bünyemize uyarlanarak (kamu denetçisi) veya (onursal denetçi) adı altında uygulamaya konulmalıdır. Kamu iĢ görenlerinin tarafsız olabilmelerine kolaylık sağlayabilmek için demokratik kitle örgütlerinin görüĢ ve önerilerini alma Ģeklinde yararlanma yollan aranmalıdır. (Bu daha çok uygulamalada sendikalar, muhtarlar konfedarasyonu, esnaf ve sanatkarlar konfedarasyonu gibi) Ġdarenin birinci derecede temsilcisi olan memurun güvenliği hususu sadece memur mesleği yönünden değil, idari hizmetlerin yani devlet hizmetinin güvenceye alınması yönünden ele alınarak yasal güvenceye bağlanılmalı böylece memurun tanık olduğu yanlıĢ uygulaması, "İdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu iĢimden olurum ya da baĢka yere tayin olurum kuĢkusuyla önlenme tedirginliğinden kurtarılması gerekrriektedir. HerĢeyden önemlisi idari görev ve yükümlülükleri düzenleyen hukuk kurallarının; Günün ve hizmetin koĢullarına, Uygulanabilirlik ilkelerine, Kırtasiyeciliği ve zaman kaybını önlemeye yönelik olmasına, Yönetilenlerin anlayacağı dil düzeyine, Açık, net ve en az masraflı Ģekilde gözden geçirilerek güncelleĢtirilmeleri ve bu iĢin sürekliliği sağlanmalıdır. öte yandan yasama organı tarafından yürürlüğe konulan yasaların çoğunun taslağının idari kademelerdeki görevliler tarafından Ģekillendiriidiği göz önüne alınarak hukuk kuradan hazırlamada uyulacak ilkeler bir yasaya bağlanmalıdır. Böylece Ģekil ve hüküm birliği yönünden çok daha düzenli hukuk kuradan yürürlüğe konularak yasama organının iĢi kolaylaĢtınlmıĢ olacaktır. Ġdari kademelerde görev alan memur ve yöneticilerin çok çeĢitli okul ve eğitim düzeyine sahip olduktan dikkate alınarak ulusal beklentilerimize yönelik anayasamız ve yasalanmızın öngördüğü hükümler doğrultusunda periyodik olarak genel eğitim programlama tabii tutulmalan gerçekleĢtirilmelidir. Yapılan her türlü memur imtihanlannda Ģikayet konusu olan ve zihinlerde soru iĢaretlerini çoğaltan bugünkü değerlendirme sisteminin bir standarda bağlanması ve böylece sübjektif değerlendirmenin önlenmesi sağlanmalıdır. Alınan bu görüĢler BaĢbakanlığın koordinasyonunda kurulacak çok geniĢ bir komisyon marifetiyle, (Akademisyenler üst düzey bürokratlar, demokratik kitle örgütler! temsilcileri) gibi incelendikten sonra; kanun bakanlar kurulunun görüĢüne sunulmalıdır. Aynca Ġdari Usul kanunu taslağı hazırlanırken 657 sayılı devlet memurları kanunu ile 1475 sayılı iĢ kanununa uyumuna özen gösterilmelidir. Gerekli ön hazırlık çalıĢmalan yapılmadan, 1965 yılında çıkanlan 1973 yılında ancak uygulamaya geçilen 657 sayılı devlet memuru kanunu üzerinde bugüne kadar 39 adet kanun 290 4. Oturum Konuşmaları ve 60 adet kanun hükmünde kararname ile çeĢitli düzenlemeler madde ilave ve çıkarılması yapılması bunun en bariz örneğini teĢkil etmektedir. Yine o günün Ģartlarında acil olarak çıkarılan 233 sayılı kamu idari teĢebbüsleri hakkında kanun hükmünde kararname ve buna paralel olarak çıkarılan 308 kanun hükmünde kararnamenin pek çok maddesinin anayasa mahkemesince Ġptal edildiğinin gözardı edilmemesi gerekir. Bu güne kadar çıkarılmamıĢ veya çıkarılamamıĢ ancak çıkarılmasında zorunluluk olan (Ġdari Usul kanununun) taslağının hazırlanması çalıĢmaların uygulanmadan doğacak aksaklık ve noksanlıkların en aza indirgenmesi Ġçin en ufak aynntıyada özen gösterilmelidir. Sayın Profosör Doktor Ülkü Azrak hocanın özellikle altını çizerek vurguladığı öz kaynaklarımıza müracaat etmeli ve taklitten sakınmalıyız. Beni dinleme lütfunda bulunduğunuz için hepinize teĢekkür ediyorum. "(dar! Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu TARTIġMA Doç.Dr.Zeyrett!n ASLAN: Benim birinci söyleyeceğim bir tespit olacak, gerekçe konusunda çok Ģey söylendi ve idarenin gerekçe göstermediğini ifade etti bütün konuĢmacılar, yüzde yüz kaülryorum yanlız, yargı yerleri açısından da böyle bir ihmali görüyorum maalesef, özellikle yürütmenin durdurulması kararlarında red'de iliĢkin kararlarda maalesef hiç bir gerekçe gösterilmiyor ki yasal bir zorunluluk olmasına rağmen. Sadece iki Ģartın gerçekleĢmediği söylenerek yürütmenin durdurulması talebi red edilebiliyor. Demek ki, biz birazda millet olarak gerekçe göstermeyi sevmiyoruz, idare ve yargı gibi. Evet bu tespitlerden sonra Selçuk beye bir sorum olacak. Ġdari Yargılama Usul Kanununun lO.uncu maddesi bir iĢlem tesis edilmesi amacıyla yapılan idari baĢvuruyu düzenliyor. Yani ortada herhangi bir iĢlem yok. BaĢvuruyorsunuz talebiniz red ediliyor. 60 gün içinde talebiniz red ediliyor. Bu talebin reddi üzerine tekrar 1 Linçi madde çerçevesi Ġçerisinde bir idari baĢvurumu yapılması gerekiyor, böyle bir açıklık var mı, böyle bir müsaade var mı? yoksa doğrudan doğruya yargı merciilerine mi baĢvurmak gerekiyor. Bunu bir idari mercii tecavüzü olarak görebiliyormusunuz. TeĢekkür ediyorum. Selçuk HONDU : Uygulamada lO.uncu maddeye istinaden yani, bir ĠĢlem tesisi amacıyla idareye yapılan baĢvuru üzerine red kararı verilirse veya susma Ģeklinde tecelli ederse doğrudan doğruya dava açma hakkı kabul ediliyor ve aynca bir de 11.inci maddeye göre müracaat zaten niyetini belli etmiĢ olan bir idare için çok gereksiz ve uygunsuz görünüyor bence. Prof.Dr.YıIdınm ULER: Birincisi, itiraz kurullan oluĢturulması, itiraz kurullan sanınm artık Türkiye'ye geliyor, gelmek üzere Onbusman kurumu ile birlikte düĢünmek gerekiyor. Çünkü Onbusmanın temeli hukuka bağlı bir idarenin geri alma, düzeltme, kaldırma yetkilerine dayanır. Yani idare yaptığı yanlıĢı kendiliğinden düzeltmek zorundadır. Onbusman bu ilkeye dayanarak çalıĢan bir kurum olduğundan itiraz kurumlanm düzenlerken sanıyorum gelmek üzere olan onbusmanı da gözönünde tutmak uygundur. Ġkinci nokta, Lütfü hocam, yargı kararlannın uygulanmasını esas itibariyle Ġdarenin Ġyi niyetine bağlı olduğu nihai olarak buna bağlı olduğunu söyledi. Gerçekten Ġdari Usul kanunlannm hiç birinde böyle blrĢey düĢünülmemiĢ, yani yok böyle birĢey. Bazı ülkelerde aslında idari yargı yahut yargı kararlannın uygulanmaması diye bir sorun yok. örneğin, Anglo-sakson dediğimiz Ġngiliz sisteminde böyle bir soruna ben ratlamadım, çünkü, onlann mahkemeye hakaret diye bir kavranılan var. Yargı kararlanm uygulamayan adamı (dm olursa olsun Ġngiliz hakimi auverir içeri. Dolayısıyla orda yargı kararlannın uygulanmaması sorunu ortaya çıkmıyor. Bizde çıkıyor çünkü, Fransa'dan naklen aldığıma bir hukuk uyguluyoruz. Ama sanıyorum biz bu konularda hukuk mühendisliğimizi geliĢtirmek zorundayız. Ġdare diye bir kavram geliĢtirmiĢiz halbuki idare adına birileri iĢlem yapar, eylem yapar. Birileri iĢlem ve eylem yapacak idare adına ama, bu iĢlem yapan kiĢiler bir de idarenin arkasına saklanırlarsa o zaman onu çıkarmak 292 5. Oturum Konuşmaları galiba bizim ödevimiz. Hö.ıncı madde yani anayasayı ihlal suçu, Türkiye'de son derece özensizce uygulanan bir maddedir. Anayasayla Ġdari Yargılama Usulü Yasasında yer alan hükümlerin çeliĢkisini vurgulamak bakımından, yani, hukuk mühendisliği yoluyla bu aĢılabilir mi? Anayasanın 129 uncu maddesinde memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken iĢledikleri kusurlardan doğan tazminat davalan kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği Ģekil ve Ģartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir diyor ve aĢağı yukan bütün hukukçular, idari yargı kararlannın uygulanmamasının bir kiĢisel kusur olduğunda ittifak ediyor. Ġdari Yargılama Usulü Yasasının 28.inci maddesindeki ilgili hükmü okuyorum ve 129.uncu maddedeki ancak tabirini de dikkatlerinize sunmak istiyorum. 28 inci maddenin 4 iĢaretli fıkrası mahkeme kararlannın 30 gün içerisinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili idare aleyhine dava açılabileceği gibi karan yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açabilir. ġimdi kamu görevlisine karĢı açılacak tazminat davası inceleme yeri de kuĢkusuz adliye mahkemesi, böylesine çeliĢkili bir hüküm var, buna rağmen hukukçular aĢmaya gayret ediyorlar, ama değiĢtirilmesi lazım. Prof.Dr.Ġl Han ÖZAY: Hard VVord okulu Hukukçuian o okula mensup hukukçular bu APA (eypiey) de denilen usul yasasının yargıya daha etkin daha süratli ve daha etkili kararlar vermek bakımından yardımcı olduğu kanısındalar. Temeli olarak farz ediyorlar ve en önemli örnek olarak da Översen Art diye bir karan da zikrediyorlar. Bendenizde naçizane usulün incelendiği Gün [sığındaki Yönetim kitabımın ikinci cildine yargısal korunma adını verdim. Ombudsman meselesine gelince tek baĢına anayasaya rağmen idari yargı kararlannın bile uygulanmasının bir sorun olduğunu bir düzende ombudsmanın hiç bir anlam ifade etmeyeceğin! düĢünüyorum. Buna karĢılık bu idari yargı kararlannın yerine getirilmesi konusunda biz bu konuda hiç bir sorunu olmayan ülkeleri değil o konuda sorunlarla karĢılaĢmıĢ olan ülkeleri ve uyguladıkları sistemi kabul etmemiz gerekir. Daha doğrusu onlara bakmamız gerekir, nitekim Ġtalyan hukuk düzeninde bir müessese vardır. Uygulatmaya yönelik dava, karann yerine getirilmesine yönelik bir dava. ĠĢte bir iptal davasında verilen karann yerine getirilmemesi söz konusu olduğunda bu davaya, bu dava yoluna baĢvurmak suretiyle yargı yerinin idare içinde tek yetkili bir komiser tayin etmesi suretiyle bütün muamelelerin o komiser tarafından yapılması ve dolayısıyla yargı yerinin karannın tam anlamıyla yerine getirilmesi gibi bir çözüm bulmuĢtur. Ahmet ġükrü ÖZEREN , DanıĢtay 12.Daire BaĢkanı: Ġdari yargı kararlannın uygulanmasının zorunluluğu kesin yani bunu artık konuĢmayada gerek yok çünkü, artık anayasada yer almıĢ. Bunun uygulanmaması bence herĢeyden Önce bir anayasayı ihlal suçu oluĢturuyor. Aynca 28.inci maddemizin müeyideleri vardır. ġimdi bu kararların uygulanması konusunda benim hem idari yargı merciileri yönünden, hem de idare 293 "(dar! Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu yönünden gözönüne alınması gereken bazı noktalar vardır, önce idari yargı merciileri yönünden, idare mahkemeleri ve DanıĢtay yönünden gözönüne alınması gereken konulan çok kısa olarak Ģöyle söylemem mümkün olabilecek. Kararlann gerekçeli olması ve idarenin bu karann nasıl uygulayacağının okuduğu zaman anlaĢılabilmesi gerekir, idarenin bunu anlayabilmesi gerekir. ġimdi idareye diyoruz ki, 28 inci maddemizde yasa koyucu talimat veriyor, sen bunu icaplanna göre ve geciktirmeksizin ama idari mekanizmanın çarkının dönmeside söz konusu olduğu için en geç 30 gün içerisinde mutlaka onu uygulaması emrediliyor. Yargı kararlan açık ve idarenin anlayabileceği Ģekilde olmalıdır. Bu Türkiye'de böyle olduğu gibi Fransa'da da tenkit edilmektedir yargı kararlannın böyle olması gerekeceği konusunda öğretide ve uygulamada bu Ģekilde tavsiyeler ve açıklamalarda bulunulmaktadır, idare yönünden benim temas etmek istediğim bazı konular var. Ġdare bazı kararlannda bazı davranıĢlanm görüyoruz uygulama konusunda. Yargı merciinden çıkmıĢ bir karan çeĢitli sebeplerle etkisiz hale getirmeye veyahut da uygulamamaya yönelik bir tutum ve davranıĢ içerisine giriyor. Bu acaba neden oluyor. Bunun Ģimdi açıklayacağım Ģıklarda konuĢmacılar tarafından veyahut yüksek idarecilerimiz mevcut aramızda. Onlar tarafından cevaplandırmasını rica ediyorum. Mesela bir yargı karannı diyelim ki bir nakil konusundaki yargı karannı almıĢ olan idare sureta bunun kağıt üzerinde uyguluyor. Yargı karannı uyguladığında altına Ģuraya bir imza at seni Ģuraya gönderdim diyor. ġimdi bu bir uygulamamıdır. Kesinlikle bu bir uygulama değildir. Nitekim yargı mercüleride kararlannda bunu vurguluyor. Ġkinci kez dava açıldığında ikinci iĢlem hakkında dava açıldığında bu konuyu göz önüne alıyor yargı karannı etkisiz hale getirmek için bu yola baĢvurulmuĢtur. Bu ikinci iĢlem bu nedenle tesis edilmiĢtir deniyor. Ġdare niye böyle bir yola gitmeyi arzuluyor tabii bizim sevdiğimiz siyasi bir takım nedenler veya kiĢisel nedenler olduğu yolunda. Ama, birincil kararla ikinci karar tamamen aynı statüde olan baĢka bir vatandaĢ aynı idarede de çalıĢıyor, idare o yargı karannı o kiĢi hakkında uygulamıyor, diyor ki, sen haklısın ama git mahkeme karan getir diyor, Ģimdi bu idare neden buna zorunlu tutuyor tabii bunu idareciler daha iyi bilirler, yani bunu yaptıklan taklit bir yargı karan olmaksızın haklar tesis edeceklerinden mi korkuyorlar. Kamu yerlerinde kesin hukuka tamamen uygun açık, itilafcız bir durum var. Ben bunu Fransız DanıĢtayında yaptığımız staj sırasında oradaki konseydetanın sistemlerinde de hissettim bana açıkça ifade ettiler. Çünkü o tarihte yani 71 yılı içerisinde bizim danıĢtayımızm 5.inci dairesinde sadece 5.inci dairemizde 19-20 bin civarında dosya vardı. Fransız DanıĢtayınm tümünde ise toplam 4500-5000 dosya vardı bunu bir kokteyilde tartıĢırken o danıĢtay üyesi dediki, Türkiye'de çok dava var. 20 bin dava olur mu ben bunun sebebini bîr tanesini Ģöyle gördüm. Türkiye'yi bir ara ziyarette bulunmuĢtum sizin idarenizin tutum ve davranıĢından ileri geliyor. Yani aynı konuda herkesi dava açmaya zorluyor idare, bu da dava açma sayısını artırıyor bizde böyle değil demiĢti, bunu buradaki idarecilerimize 294 5. Oturum Konuşmaları burda arzediyorum, bunun açıklaması nasıl olacak acaba niye uygulamıyorlar yani bir hukuki sorumluluktan mı korkuyorlar, bunun açıklanmasını ben rica ediyorum. Bazanda idare gerek yurdumuzda gerekse Fransa'da incelemelerimiz sırasında gördük, bidayet mahkemesinin yani idare mahkemesinin verdiği kararlann kanun yoilanna baĢvurmak suretiyle incelemede olduğunu temyize baĢvurulduğunu veya karann düzeltilmesine baĢvurulduğunu ileri sürerek karan Ģimdilik uygulamıyorum sonucunu bekliyorum Ģeklinde bir tutum ve davranıĢ içeresinde. Bu Fransa'da da tenkit ediliyor. Mahkeme kararlan verilmekle kesindir mutlak suretle uygulanması gerekir, uygulanmasa ne olur Sayın Orhun Yet arkadaĢımız bunun Ģeylerini gösterdi yollannıda gösterdi. ġimdi bu bizde çok az rastlanıyor benim gördüğüm kadarıyla idare genellikle bu baĢvuru uygulamıyorum yoluna gitmiyor ama azda olsa bunlan teĢhis edebiliyoruz. Bunuda buradaki yüksek idarecilerimizin nazarlanna arz ederim. ġimdi birde maalesef bu idari yargı kararlannın uygulanması çok yoğun olmakla beraber bazı hallerde tatbik edilmediğini de görüyoruz. Bunlann hukuki kıstası hukuki fiili imkansızlık tabii bazan da geliĢim Ġçerisinde bazı nazariyeler, kuramlar, teoriler oluĢturuluyor. Tunus, Tunus'un Fransız egemenliğinde bulunduğu yıllarda Tunus'da bir özel kiĢiye ait arazi üzerine yerleĢen bir kabilenin o arazinin sahibi tarafından çıkanlmak istenmesi üzerine valilikten bunu istemesi üzerine ve çıkarmaması üzerine açtığı davanın DanıĢtayca iptal edilmesinden sonra bu karann uygulanıp uygulanamayacağı gündeme geliyor. Acaba uygulansa ne olur, uygulanmasa ne olur Ģimdi oraya zannediyorum binlerce kiĢi, yani beĢbinin üzerinde kiĢi yerleĢmiĢ, bütün bunlann oradan çıkanlması orada o toplulukla bir risk, bir kargaĢa yaratacak o halde bu karan uygulamayadır! diye o zaman ki bizim Ģimdi DanıĢtayın savcısı diye nitelendirdiğimiz komiser bir nazariye geliĢtiriyor ilk defa Fransız hukukunda sosyal risk nazariyesi eğer bu karar uygulanırsa orada sosyal bir risk meydana gelecek bir karıĢıklık meydana gelecek. Bu nedenle uygulanmayabilir Ģeklinde ama buda yine sonuçta maddi sorumluluğu ortadan kaldırmıyor uygulanmıyor karar ama Ģimdi karann uygulanması bu karan çok önemli iken bazı hallerde idarenin çeĢitli nedenlerle uygulanmaması veya uygulamama, uygular gibi görünmesindeki nedenlerin açıklanmasını konuĢmacılardan ve yüksek merciilerden rica ediyorum. Bilhassa arzu ettiği o iki konudan. ġimdi aynı gün, aynı kiĢi hakkında, yani aynı konudaki kiĢiler hakkında niye karar uygulayamryorlar neden bir hukuki sakınca mı var bilemiyorum, çok merak ediyorum. Yusuf KARAGÖL , Ankara Vergi Mahkemesi BaĢkanı: Ben Selçuk beye Ģöyle bir soru sormak istiyorum, aynı idarenin birden fazla kiĢiler aleyhine tesis ettiği bir iĢlemde taraflardan birinin aldığı bir karar yargıdan geçerek kesinleĢmiĢ olmasına rağmen diğerlerine uygulanmaması hususu Ġdari Usul kanununda düzenlenebilir mi? veya idari yargılama usulü kanununda bu çeĢit emsali geçmiĢ davalann daha değiĢik bir biçimde daha kısa bir yolda diğer dava prosedürüne uyulmaksızın veya bazı usuller göz ardı edilmek suretiyle yeniden düzenlenebilir mi? 295 "(dar! Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu BaĢkan: BeĢinci oturum burada sona ermiĢtir. Altıncı oturum saat 15.00'de baĢlayacaktır. Vl.OTURUM OTURUMUN KONUSU : DEMOKRASĠ, HUKUK DEVLETĠ VE ĠDARĠ USUL OTURUM BAġKANI Prof.Dr.Tayftin AKGÜNER, Ġ.Ü. Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi KONUġMACILAR DEMOKRATĠK YÖNETĠM VE YÖNETĠMDE DEMOKRASĠ Prof.Dr.ĠI Han ÖZAY, Ġ.Ü. Ġdare Hukuku Ġlimleri Enstitüsü Müdürü ĠDARĠ USUL YASASINA ÖRNEK OLARAK REKABET KURULUNUN ÇALIġMA YÖNTEMLERĠ Doç.Dr.Zehrettin ASLAN , Ġ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim Üyesi HUKUK DEVLETĠNDE ĠYĠ ĠDARE 296 5. Oturum Konuşmaları Ġbrahim BAĞCI , Orman Bakanlığı Hukuk MüĢaviri VI.OTURUM DEMOKRASĠ, HUKUK DEVLETĠ VE ĠDARĠ USUL OTURUM BAġKANI :Prof.Dr.Tayfun AKGÜNER, 1.0. Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi Değerli konuklar, demokrasi hukuk devleti ve Ġdari Usul konulu 6. ye sempozyumumuzun son oturumunu açıyorum. Bize ayrılan süre, 1 saattir. Üç konuĢmacımız var, bu durumda her konuĢmacıya 20 dakikalık konuĢma süresi düĢüyor. KonuĢmacılardan ricam bu süreyi titizlikle kullanmalarıdır. KonuĢmaların bitiminde de yanm saatlik tartıĢma bölümümüz var. Bu bölümde konuyla ilgili söz almak isteyen değerli konuklara söz vereceğiz. Programa göre ilk konuĢmacımız sayın Profosör Doktor Ġlhan özay, istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Tebliğinin konusu Demokratik Yönetim ve Yönetimde Demokrasi. Buyurun Sayın özay: DEMOKRATĠK YÖNETĠM VE YÖNETĠMDE DEMOKRASĠ Prof.Dr.Ġl Han ÖZAY Ġstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim Üyesi TeĢekkür ederim Sayın BaĢkan, önce büyüklerimi saygıyla, küçüklerimi de sevgiyle selamlıyorum. KonuĢmama baĢlamadan önce, hemen baĢlığa iliĢkin bir açıklamayla giriĢmek Ġstiyorum bu iĢin içine. Demokratik yönetim dediğim zaman bundan yönetimin oluĢması, kuruluĢu ve oluĢmasını kastediyorum. Buna karĢılık oluĢması ve kurulması demokratik olan bir yönetimin sırf o oluĢma nedeniyle iĢleyiĢinin de demokratik olmadığını düĢünüyorum ve bu yüzden de iĢleyiĢin de demokratik olabilmesi için neler yapılması gerekir, bu hususlar üzerinde duracağım. Yönetimin demokratik olabilmesi için, yani kuruluĢunun demokratik olabilmesi Ġçin öngörülen yöntemlerin baĢında, kamu görevlilerinin seçimle iĢ baĢına gelmesi gösterilir. Ne kadar çok sayıda kamu görevlisi seçimle iĢbaĢına gelirse o kadar, kuruluĢ bakımından, demokratik bir yönetim olduğu söylenir, kabul edilir. Buna karĢılık, bu, iĢleyiĢin de demokratik olduğu anlamına gelmez. Eğer öyle olsaydı zaten birkaç istisnası dıĢında hemen hemen bütün kamu görevlilerinin seçimle iĢbaĢına gelmiĢ bulunduğu Amerika BirleĢik Devletlerinde baĢka arayıĢlar içine girilmezdi. Demek ki, seçim tek baĢına yeterli değil, O halde iĢleyiĢin demokratikliğini nasıl sağlamak gerekir? Bu noktada, doğrusunu söylemek lazım gelirse, benim bildirim birinci gün için planlanmıĢ bir bildiriydi. Birinci gün için planlanmıĢ olan bu bildirinin içeriğinde de size dünden beri anlatılan, söylenen, herkesin değindiği konular vardı. Buna karĢılık, Roma'da yapılan, Senato ve bizim büyük elçiliğimizde yapılan bir toplantıya katılmak mecburiyetinde olduğum için bu toplantıya dün katılamadım ve dolayısıyla bildirim de bugün en sona kaldı. Çok hayırlı olmuĢ, çok hayırlı bir sonuç olmuĢ bu, Ģimdi hiç olmazsa ben dün söylenenlere belki özet olarak değinecek fakat asıl bazı konularda Ġtalya örneğini size getirmek olanağı bulacağım. 297 "(dar! Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu ġimdi hukuk devleti diyoruz, hukuk devleti dedikten sonra çoğulcu demokratik hukuk devleti diye ilave ediyoruz. Sıfatlar ekliyoruz. Katılımcı hukuk devleti diyoruz. Saydam yönetim ve hukuk devleti diyoruz. Bütün bunları, bütün bu sıfatlan bir tek baĢlık altında toplamamız gerekirse iĢte böyle bir yönetime, hem demokratik, hem çoğulcu, hem katılımcı demokratik böyle bir yönetime "GünıĢığında yönetim" katılımcı, çoğulcu, demokratik hukuk devletinin bugün taĢıyabileceği tek isim bana göre. Eğer bu ismi ben bulmuĢ olsaydım dünyanın en mutlu insanı hissederdim kendimi. Ama bu ismin babası ben değilim, bu ismin Babası Amerika BirleĢik Devletleri Kongresi. Nitekim 1946'da baĢlayıp da 1970'Ii senelerde tamamlanan sürecin en son halkası "GünıĢığı Yasası" "Sunshine Act" adını taĢıyor ve öğretide de bütün o sistem, yani dün görmüĢ, size açıklanmıĢ olan "Bilgi Edinme özgürlüğü Yasasından oluĢan o sisteme de bütünü itibariyle "Government in the Sunshine" yani "GünıĢığında yönetim" deniliyor. Amerika'da üç aĢamalı olarak yapılmıĢ bu, biz de öyle üç aĢamalı mı yapalım? Hayır. O zaman süreci içinde ortaya çıkan ihtiyaçlar nedeniyle böyle olmuĢ. Bizim de böyle yapmamız için hiçbir zorunluluk yok, biz istersek eğer, hepsini bir çırpıda, bunların hepsini tek bir yasa metninde toplamak suretiyle çıkarabiliriz. ĠĢte zannediyorum ki, bu "Usul Yasası"nın ve ona bağlı olarak çıkarılması planlanan "Bilgi Edinme özgürlüğü Yasası"nın amacı da zaten bu. Amerika'da idare Hukuku var mı? 19'uncu yüzyılın sonunda demir atmıĢ bazı yazarlar id bunlann içinde benim sevgili hocam GĠannini de var, Ġtalyan. Amerika'da Ġdare Hukuku olmadığını söylüyorlar. Halbuki Amerika'nın önde gelen bilim adamlanndan biri, Shapiro isimli bir zat da 1946 yılında "Yönetsel Yöntem Yasası"nın çıkanlmasryla Amerika'da tam anlamıyla bir Ġdare Hukukunun yerleĢmiĢ olduğunu söylüyor. Çok değerli bir makalesi var. Ġngilizcesi "On predicting the Future of Admînistrative Law", yani "Ġdare Hukukunun Geleceğini Adeta Bir Kahin Gibi Okumak Ġstersek" adını taĢıyan bir makalede, orda aynen bu terimleri kullanıyor : "Yönetsel Yöntem Yasasıyla iĢte Ģimdi biz de Avrupa tipi bîr Ġdare Hukukuna kavuĢtukm." Yönetsel yöntem yasasının özelliği nedir, yönetsel yöntem yasasının özelliği sadece bir usulü tespit etmek değil, aynı zamanda katılımı sağlayabilmektir. Katılımcı demokrasi, katılımcı yönetim. "Usul", hukukta "esasın" güvencesidir. Usul olmadan esasın hukuk olabilmesi mümkün değildir. Doğru ve güzel olabilmesi mümkün değildir. Bunun için, oldum olası hukukun ne olduğunu, hukukun esasının ne olduğunu söylemek yetkisiyle donatılmıĢ bulunan "Yargı Orpnı" ya da yargıçlar, taa Roma hukukundan beri usul kurallarıyla 298 5. Oturum Konuşmaları bağlıdırlar. Yargı organı usul kurallannı uygular. Usul kurallan adım adım neyi öngörmüĢse bunu uygular. Dolayısıyla hukuksal gerçeğe o yolla ulaĢır. Sonra Yasama Organını ele alalım. Milli iradenin tek temsilcisi, Ġngiliz Parlementosu içîn eskiler Ģöyle derlermiĢ: "Kadını erkek, erkeği kadın yapmaktan gayri herĢeyi yapabilmeye muktedir Ġngiliz Parlementosu" ki, kadını erkek, erkeği kadın da yaptı, eĢcinsilleıin kendi aralannda evlenmelerine olanak sağlayan kanunu çıkmakla. Demek ki onu bile yapabildi. Bu kadar yetkili bîr organ. Yasama da geleneksel olarak ya da kıta Avrupası ülkelerinde olduğu gibi Meclis iç tüzükleriyle belirlenen, Anayasa düzeyinde olan iç tüzüklerle belirlenen usul kurallannı uygular. Peki idare ? Ġdare ki, gerek yasamadan, gerek yargıdan çok önemli bir farkı daha vardır; Yasama ve Yargı sadece iĢlemler yapabilirler. Ġdare ise aynı zamanda eylemler de yapabilir. Onlann kararlannın eylem haline dönüĢtürülmesi de Ġdarenin üstlenmiĢ olduğu bir görevdir. Onun için neden herhangi bir usul kuralına bağlı olmadan dilediğince davranabilsin ? Bunun herhangi mantıksal bir gerekçesi olabilir mi ? Geceleyin istihareye yatacak, sabah gördüğü rüyaya göre karar verecek. Hayır. Artık çağdaĢ toplumda böyle bir yönetim, böyle bir Ġdare kabul edilmiyor. Çünkü, çağdaĢ toplum artık bizi alıĢılmıĢ bir sözcük olduğu için be de kullanıyorum ama, kullanmamaya gayret, çaba sarfediyorum,. çağdaĢ yönetim karĢısında biz "idare edilenler7' değiliz, biz "kamu hizmetlerinden yararlananlar"ız. Çünkü Ġdare, bize o hizmetleri lütfen sunmuyor. O hizmetleri bize sunmak mecburiyetinde. Hatta vatandaĢ olalım, yabancı olalım hiçbir fark yok bu bakımdan. Dolayısıyla, biz o hizmetlerden yararlanabiliriz. O hizmetlerden yararlananlar olarak bizim en önemli hakkımız da, en baĢta gelen hakkımız da zaten yaptıklarını nasıl yapması gerektiğinin bizim tarafımızdan da bilinmesi, bizim tarafımızdan, herkes tarafından bilinmesi. Çünkü herkes tarafından bilindiği takdirde keyfilik ortadan kalkar. Amerika BirleĢik Devletleri Anayasasında Hukuk Devleti diye bir kavram yok. Yazmıyor, hukuk devletidir Amerika BirleĢik Devleti diye. Ama "Due Process" diye bir kavram var. Olması gereken, "gerekli usul kuralı" ve Yargının, Yasamanın, Yürütmenin bir insanı mülkiyetinden, hele hele özgürlüklerinden yoksun bırakabilecek, daha doğrusu bizim terimlerimize çevirecek olursak, üzerinde tek yanlı olarak sonuç doğurabilecek, etid yapabilecek olan bir karar alırken, iĢte, yasaların öngörmüĢ olduğu usul kurallarına uygun davranması zorunluluğunu ortaya çıkarıyor, getiriyor ve ben, bir iddia olarak, aksi de belki söylenebilir, ama o "Due Process" kuralının Hukuk Devleti kavramının Amerikanca karĢılığı olduğu tezini savunuyorum ve onun sadece Yargıyı değil Ġdareyi de bağlayıcı bir kural olduğunu savunuyorum. Bu bakımdan da iĢte o Yönetsel Yöntem Yasasının Amerika BirleĢik Devletleri Anayasal düzeninin ayrılmaz bir parçası olduğunu. ġu halde Amerika 299 "(dar! Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu BirleĢik Devletleri anayasasının da bazılarınca sanıldığı gibi öyle pek kısa bir anayasa olmadığı tezini de savunuyorum. Peki bu usul yasası ne olmalı nasıl olmalı ? Çok büyük bir mutlulukla öğrendim kl Ülkü Azrak ve diğerleri aslında temel usul yasasının bir Anayasa gibi genel prensipleri içermesi ve daha sonra ayrıntıların baĢka yasal düzenlemelere bırakılmasının daha doğru ve yerinde olduğu görüĢünde bulunmuĢlar dün. Ben de aynı kanıdayım ve o bakımdan da bildirimin bundan sonraki kısmını bir tarafa bırakarak Ġtalyan örneğini huzurlarınıza getirmek istiyorum. Ġtalyan örneğinde genel prensipleri, genel ilkeleri içeren bir genel yasal düzenleme yapıldı 1990 senesinde. 1990 senesinde, bu yasayı çıkarttıktan sonra onun arkasından 97 Nisan ayında verilmiĢ bulunan bir yetki kanununa dayanarak yine aynı 97 yılının Temmuz ayında da bazı konularda aynntılan da düzenleyen baĢka bir yasal düzenleme daha yapıldı. 97'deki yetki kanunu sadece usulün belirlenmesini öngörmüyor. O yetki kanunu aynı zamanda mahalli idareler konusunda bir reform yapılmasını öngörüyor. Çünkü mahalli idareler konusunda Avrupa Birliğinin yaklaĢımı mahalli idarelerin olabildiğince fazla yetkilerle donatılması ve ancak, sadece, onların baĢaramayacakları bazı konuların merkezden yönetime bırakılması. ĠĢte mahalli idarelere iliĢkin bu yetkilerin özerkliğin geliĢtirilmesine, geniĢletilmesine iliĢkini kanun, yetki kanununa dayanılarak çıkarılan kanun, kanun hükmünde kararname ki bizdeki gibi sonradan yasa haline dönüĢüyor, iĢte o sadece kuruluĢ bakımından değil iĢleyiĢ bakımından, mahallî idarelere iliĢkin de oisa bir takım düzenlemeler getirmiĢ bir halde. Merkezden yönetim için de zaten geçerli olan ilkeler, 1990 yasal düzenlemesinde öngörülmüĢ bulunan hususlar Ġtalya'da. Buna karĢılık pek tabii olarak kamulaĢtırmaydı, vergi usulüydü vesaire gibi çok teknik konularda bunlann özel yasalan da var ve öteden beri var olan özel yasalar geçerliliklerini koruyorlar. Ama o özel yasalara bulunmadığı zamanlarda, bulunmadığı yerlerde 1990 yılında çıkarılmıĢ bulunan yasa etkili. Bu yasa katılımcı bir usulü, usule aynı zamanda bir katılımı da öngörüyor. Belgelerin alabildiğince azaltılması, Ġdarenin sizden talep ettiği belgelerin olabildiğince azaltılması basit hale getirilmesi, herkesin onlan sağlayabilecek bir halde olmasını öngörüyor. Bu suretle de iĢte usulü belli; katılımcı, demokratik bir yönetimin prensiplerini koyuyor. Geri kalanı zaten diğer yasal düzenlemelere ve yargı yerlerinin kararianna bırakmıĢ oluyor bu usul yasası Ġtalya'da çıkan, 1990 yılında çıkanlmıĢ bulunan yasa Çünkü, gerçekten de kamu yönetimi, Ġdare, o kadar geniĢ bir alanda yetki sahibi ki, bunlann hepsinin tek bir yasada aynntılanyla düzenlenmesi belki de bizim ulaĢmak istediğimiz amaca ulaĢmamızı geciktirecek, ona engel olacak bir faktör olabilir. Bu bakımdan da genel prensipler, genel ilkelerin bir yasal düzenlemeye konulması, aynntılann 300 5. Oturum Konuşmaları diğer yasal düzenlemelere bırakılması ya da bazı özel konularda özel yasal düzenlemelerin yapılması çok daha doğru ve yerinde olur gibi düĢünüyorum ben de. Sabahleyin kendi öz kaynaklanmıza dönelim, yabancı ülkelerden alman örnekler üzerinde durmayalım denildi. Ülkü Azrak da söylemiĢ. Yabancı örnekler vermek sanki biraz olmayacak Ģeyler üzerinde durmak gibi gelebiliyor, ama bu yabancı örnekler arasında zannediyorum ki Ġtalya'ya ĠliĢkin olarak verilenler bizim ülkemiz bakımından da en geçerli örnekler olabilecektir. Bilmem Ġsveç'in "Ombusdman"ıyia bizim gerçeklerimizin hiçbir alakası bulunmamakla beraber, benim kendisine karĢı özel bir sevgi duyduğum, bizim en büyük Avrupa Birliği konusundaki müttefikimiz Ġtalya herĢeyiyle aynen bize benzeyen bir ülke, meziyetieriyle, bilmem sıcak iklimi nedeniyle, mafyasıyla belki. Biz o konuda önceliği ele aldık gerçi, Akdeniz yine bizim olduğu Barbaros'un zamanındaki gibi, fakat her yönüyle olumsuz yönleriyle de bize çok benzeyen bir ülke olduğu için bazı konularda Ġtalya'nın bulduğu çözümler üzerinde durmak belki çok daha doğru ve yerinde olabiliyor. Benim Amerikan "GünıĢığında Yönetim Yasasını" ya da sistemini anlattığım bir toplantıda, değerli mesiektaĢlanmdan biri "o bir HoIIyvvood dekorudur, onun arkasında hiçbirĢey yoktur" terimini kullanmıĢtı. Ben HoIIyvvood dekoru olduğu kanısında değilim, doğrusunu söylemek lazım gelirse Yüksek Mahkemenin kararianna bakarsanız o dekor olmaktan çok daha ileri bir Ģey ama, bunu bir tarafa bırakalım, demek ki bu usulün belirlenmesi bakımından Ġtalya gerçekten de bizim için bir örnek olarak alınabilir. Bu konuda bir konferans verilmiĢti Ġstanbul Üniversitesinde. Çok değerli bir meslektaĢım, Roma'dan gelip konferans vermiĢti ve hatırlıyorum Ülkü Azrak ona Ģöyle bir soru sordu "Niçin Ġtalya bu kadar gecikti?" Kim istemedi bu yönetsel yöntem yasasının çıkmasını ya da usulün belirlenmesini? MeslektaĢımızın cevabı gayet kısa ve kesin oldu. "Ġdarenin kendisi. Ġdarenin kendisi". Ġdare Fransa'da da didiĢmekten hoĢlanan size hayır dediği zaman sanki görkeminin en yüksek noktasına ulaĢmıĢ zannedilen, kendi kendine öyle zanneden, bugün git yann gel dediği zaman daha bir nerdeyse "cinsel tatmin"e ulaĢan bir varlık, soyut bir varlık. Benim terimlerimle FrankeĢtayn gibi olmuĢ. O kadar güçlendirilmiĢ o kadar güçlendirilmiĢ ki artık onu güçlendirenlerin baĢına bir bela olmaya baĢlamıĢ, örnek bizim değil, Ġdarenin bu niteliği Fransız düĢünürlerinin de ortak fikri. Bu bakımdan da iĢte o Ġdareyi hukuk kurallarıyla olabildiğince bağlamak mecburiyeti ortaya çıkıyor. Thomas Jefferson'un, Amerikan siyaset adamları için söylediği bir söz var. Ben Askeri Yüksek Ġdare Mahkemesinin yirminci kuruluĢ yıldönümünde bunu yazmıĢtım, bildirimin baĢlığına. "Siyasetçileri zaptedebilmenin tek yolu onlan Anayasaya bağlamaktır" demiĢ. Thomas Jefferson Amerika BirleĢik Devletleri baĢkanlarından çok ünlü biri, belki de en ünlüsü. O bakımdan da artık bizim hizmetimizde bir varlık olduğu bilincine kendiliğinden 301 "(dar! Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu varmayan ve bizi her zaman aĢağıda, ayaklarının dibinde, idare edilen, bir ölçüde güdülen bir takım kimseler olarak görmek hazzına o kadar alıĢmıĢ ve bunu bir türlü terk etmeyen, terk etmek istemeyen, dolayısıyla bu yasal düzenlemeler karĢısında direnen Ġdareyi, gerçekten de hukukla bağlı Ġdare haline getirebilmek için karar alma mekanizmasını tıpkı Yargıdaki gibi tarafların da bulunduğu, çünkü yargıda iki taraf vardır, bir sisteme bağlamak, bizim katılımımızın etkili olabilmesi için Ġdarenin elindeki bütün bilgi ve belgelere bizim de sahip olabilmemiz, istisnalanyla pek tabii olarak, sabah da söylendi, dün de söylenmiĢtir muhtemelen, ve Ġdarenin karar alma mekanizmasının herkesin katılabileceği, ilgili herkesin katılabileceği bir hale getirilmesi lazım. Bizim sistemimizde Ġdarenin bütün davranıĢı kapalı kapılar arkasındadır. Biz karar karĢımıza icrai olarak çıktığı anda onu öğreniriz, anlarız. O zaman da tek yol Yargıya baĢvurmaktır. Ama yargıya baĢvurmak bir hastalık halidir, marazi haldir. Bunu olabildiğince bertaraf etmek için Yargı öncesini güçlendirmekten baĢka bir çare yoktur. Ben size teĢekkür ederek bitirmek mecburiyetinde kalıyorum. Çünkü solumda oturan Sayın BaĢkan nerdeyse bir makasla sözümü kesecek. Ġdare, o da Ġdare Hukukçusu ve Ġdare olduğu için de onun karĢısında direnme gücüm yok. Çok teĢekkür ediyorum efendim. ĠDARĠ USUL YASASINA ÖRNEK OLARAK REKABET KURULUNUN ÇALIġMA YÖNTEMLERĠ Doç.Dr.Zehrettin ASLAN Ġstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim Üyesi I. GENEL OLARAK 1982 Anayasası'nın piyasaların denetimi ve dıĢ ticaretin düzenlenmesi baĢlığını taĢıyan 167. Maddesinin 1. Fıkrası "Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli iĢlemelerini sağlayıcı ve geliĢtirici tedbirleri alır; piyasalarda fiili veya anlaĢma sonucu doğacak tekelleĢme ve kartelleĢmeyi önler" demektedir. Bu madde ıĢığında, sağlıklı piyasaların, giriĢimcilerin özelleĢtirilmesi, sınırlı ülke kaynaklarının etidn dağılım ve bunlann en verimli bir Ģekilde kullanımının temini için 7.2.1994 tarihinde 4054 sayılı "Rekabetin Korunması Hakkında Kanun" yürürlüğe konmuĢtur. Kânunun amacı da 1. Madde'de "mal ve hizmet piyasaianndaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaĢma ve uygulamalan ve piyasaya hakim olan teĢebbüslerin bu 302 5. Oturum Konuşmaları hakimiyetlerini kötüye kullanmalannı önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak" Ģeklinde ifade edilmiĢtir. Kanun'un 1. Maddesinde belirtilen bu amacın gerçekleĢmesi için de, serbest ticaret ve giriĢim özgürlüğünün teminatı olarak, kamu tüzel kiĢiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip "Rekabet Kurulu" kurulmuĢtur. Rekabet Kurulu'nun; 1) Yasaklanan faaliyetler hakkında inceleme ve araĢtırma yaparak gereken tedbirleri almak. 2) Ġlgililerin muafiyet ve menfi tesbit taleplerini değerlendirerek, uygun olan anlaĢmalara muafiyet ve menfi tesbit belgesi vermek. 3) BirleĢme ve devralmalara izin vermek. 4) Bilgi isteme ve yerinde inceleme gibi yetkilere sahiptir. Rekabet Kurulu'nun bu yetkileri kullanarak alacağı bütün tedbirler ve kararlar ile vereceği para cezalan Ġdari nitelikte kabul edildiği Ġçin ilgili yasada bu iĢlemlerin yapılmasına iliĢkin özel usuller getirilmiĢ ve kendine özgü Ġdari Usul kurallan oluĢturulmaya çalıĢılmıĢtır. II. REKABET KURULUNUN ÇALIġMA USULLERĠ Rekabet Kurulu'nun yukanda sayılan yetkileri üç Ģekilde ortaya çıkmaktadır. Kurul ya Ģikayet üzerine, ya Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın baĢvurusu üzerine ya da re'sen soruĢturmaya baĢlayabilmektedir. SoruĢturma 4 aĢamadan oluĢmaktadır. 1. ÖnaraĢtırma, 2. SoruĢturma, 3. Sözlü savunma toplantısı, 4. Nihai karar 303 "(dar! Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu 1. önaraĢtırma Kurul, re'sen veya kendisine intila eden baĢvurular üzerine ya doğrudan soruĢturma açılmasına ya da soruĢturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için önaraĢtırma yapılmasına karar verecektir (Mad. 40/1). önaraĢtırma yapılmasına karar verildiği takdirde Kurul BaĢkanı, meslek personeli uzmanlanndan bir ya da birkaçını araĢtırma yapmak üzere raportör olarak görevlendirecektir (Mad. 40/11). önaraĢtırma yapmakla görevlendirilen raportör 30 gün içinde elde ettiği bilgileri, her türlü delilleri ve konu hakkındaki görüĢlerini Kurula yazılı olarak rapor edecektir (Mad.40/1H). Bu raporun Kurula teslimini takip eden 10 gün içinde de Kurul elde edilmiĢ olan bilgileri değerlendirerek; soruĢturma açılıp açılmamasına karar verecektir (Mad. 41). Görüldüğü gibi yapılan baĢvurulann ön araĢtırmaya tabi tutulması ve bunun sonucunda (ya soruĢturmanın derinleĢtirilerek devamına ya da baĢvurulann ciddi bulunmayarak son verilmesine) karar verilmesi sistemi benimsenmiĢtir. Kurulun, ihbar veya Ģikayet baĢvurularında ileri sürülen iddiaları ciddi ve yeterli bulması durumunda, ihbar veya Ģikayet edenlere ileri sürülen iddiaların bulunduğu ve araĢtırmaya baĢlandığı yazılı olarak bildirilecektir (Mad.42/1). Kurulun, gerek baĢvurulan açıkça reddetmesi, gerekse süresi içinde bildirimde bulunmayarak reddetmiĢ sayılması durumlarında, doğrudan ya da dolaylı menfaati olduğunu belgeleyen herkes Kurulun red karanna karĢı yargı yoluna baĢvurabilecektir (Mad. 42/H). Kurulun, gerek baĢvurulan açıkça reddetmesi, gerekse süresi içinde bildirimde bulunmayarak reddetmiĢ sayılması durumlannda, doğrudan ya da dolaylı menfaati olduğunu belgeleyen herkes Kurulun red karanna karĢı yargı yoluna baĢvurabilecektir (Mad. 42/11). 2. SoruĢturma 304 5. Oturum Konuşmaları SoruĢturma yapılmasına karar verildiği takdirde, Kurul, görevli raportör veya raportörler ile birlikte soruĢturmayı yürütecek Kurul üyesi veya üyelerini de belirler. SoruĢturmanın en geç 6 ay içinde tamamlanması gerekir. Ancak bu sürenin yeterli olmadığı hallerde bir defaya mahsus olmak üzere Kurul tarafından 6 aya kadar ek süre verilebilecektir (Mad. 43/11). Kurul baĢlattığı soruĢturmalan, soruĢturmaya baĢlanması karannın verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde ilgili taraflara bildirecek ve tarafların ilk yazılı savunmalarını 30 gün içinde göndermelerin! isteyecektir. Taraflara tanınan ilk yazılı cevap süresinin baĢlayabilmesi için Kurulun bir bildirim yazısı ile birlikte, iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilgiyi ilgili taraflara göndermesi gerekir (Mad. 43/II). Kurul adına hareket eden ve Kurul tarafından belirlenip, görevlendirilen Kurul üyesi ve raportörlerden oluĢan bir heyet, soruĢturma safhasında bu Kanunun 14'üncü maddesinde düzenlenen bilgi isteme ve 15 inci maddesinde düzenlenen yerinde inceleme yetkilerini kullanabilirler. Belirlenen bu süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilginin verilmesini taraftardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilir. Kurulun soruĢturma safhasında, bu Kanunu ihlal ettiği iddia edilen kiĢi veya kiĢiler, karan etkileyebilecek her türlü bilgi ve delili her zaman Kurula sunabilirler (Mad. 44/1). Haklarında soruĢturmaya baĢlandığı bildirilen taraflar sözlü savunma hakkını kullanma taleplerine kadar Kurul bünyesinde kendileri ile ilgili düzenlenmiĢ her türlü evrakın ve mümkünse elde edilmiĢ olan her türlü delilin bir nüshasını kendilerine verilmesini isteyebilir (Mad. 44/11). Kurul, taraflan bilgilendirmediği ve savunma hakkı vermediği konulan kararianna dayanak yapamayacağı gibi; haklannda soruĢturmaya baĢlanan taraflara bildirmediği ve dolayısıyla savunma hakkı vermediği konulara dayanarak nihai karar da veremeyecektir (Mad. 44/111). SoruĢturma safhası sonunda hazırlanan rapor, tüm Kurul üyeleri ile ilgili taraflara tebliğ edilirken; (Mad. 45/1) bu Kanunu ihlal ettiği belirlenenlere yazılı savunmalarını 30 gün içinde Kurula göndermeleri gerektiği belirtilecektir. 305 "(dar! Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Bundan sonraki aĢamada da, tarafların gönderecekleri savunmalara karĢı soruĢturmayı yürütmekle görevlendirilenler 15 gün içinde ek yazılı görüĢ bildirecek ve bu da tüm Kurul üyeleri ile ilgili taraflara tebliğ edilecektir. Taraflar 30 gün içinde bu görüĢe tekrar cevap verebilirler. Tarafların haklı gerekçeler göstermesi halinde bu süreler bir kereye mahsus olmak üzere ve en çok bîr katına kadar uzatılabilecektir (Mad. 45/11). Bunun yanında, tarafların süresi içinde verilmeyen savunmaları dikkate alınmayacaktır (Mad. 45/111). 3. Sözlü Savunma Toplantısı Rekabet Kurulu'nun karar sistemi içinde tarafların sözlü savunmalarına ağırlık verecek bir sistem benimsenmiĢ ve iki taraflı bir yargılama olması nedeni ile özel hukuk usul kaidelerine atıf ile Hukuk Usulü Mahkemeleri Kanununda düzenlenmiĢ olan ispat vasıtalarından tarafların yararlanması sağlanarak daha açık ve kiĢi haklarını daha sağlam güvenceler altına alan yeni bir sistem oluĢturulmaya çalıĢılmıĢtır. Sözlü savunma toplantısı, tarafların cevap dilekçesi ya da savunma dilekçelerinde sözlü savunma hakkını kullanmak istediklerini bildirmeleri üzerine yapılabileceği gibi; Kurul, kendiliğinden sözlü savunma toplantısı yapılmasına karar verebilecektir (Mad. 4671). SoruĢturma safhasının bitiminden en az 30 gün en çok 60 gün içinde yapılması gereken sözlü savunma toplantısının davetiyeleri toplantı gününden en az 30 gün önce taraflara gönderilmiĢ olmalıdır (Mad.46/II). Kanunda sözlü savunma toplantılarının açık olarak yapılması temel ilke olarak kabul edilmiĢ ise de; genel ahlakın ve ticari sınırların korunması gerekçesi ile kurula, toplantıları gizli olarak yapabilme yetkisi de verilmiĢtir (Mad.47/I). Kurul BaĢkanı veya Kurul BaĢkanının toplantıya katılmadığı durumlarda Kurul Ġkinci BaĢkanı tarafından yönetilen ve Kurul BaĢkanı veya Ġkinci BaĢkan ile en az 7 Kurul üyesiniin katılımı ile yapılan (Mad. 47/II) toplantılar en çok birbirini izleyen beĢ oturumda tamamlanmak zorundadır (Mad. 47/111). Oturumlarla ilgili Kanunu ihlal ettiği iddia edilen taraflar veya bunların temsilcileri ile doğrudan ya da menfaati olduğunu oturumdan önce Kurula ispatlayanlar ya da onların temsilcileri katılabileceklerdir (Mad. 47/V). 306 5. Oturum Konuşmaları Taraflar sözlü savunma toplantısından en geç 7 gün önce sözlü savunmada yararlanacakları ispat vasıtalarından yararlanamayacaklardır (Mad.47/IV). 4. Nihai Karar Sözlü savunma toplantısı yapıldıktan sonra aynı gün, bu mümkün olmaz ise gerekçesiyle birlikte 15 gün Ġçinde karar verilmelidir (Mad.48/I). Böylece adli ve idari yargıda karĢılaĢılan geç gelen adalet olgusunun önüne geçilmeye çalıĢılmıĢ ve karar aĢamasına gelmiĢ olan çekiĢmelerin sürümcemede kalması önlenmiĢtir. Sözlü savunma toplantısı yapılmasının taraflarca talep edilmediği ve Kurulun da kendiliğinden sözlü savunma yapılmasına karar vermediği hallerde, nihai karar dosya üzerinde yapılacak incelemeye göre, soruĢturma safhasının bitiminden sonra 30 gün içinde verilecektir (Mad. 48/11). Sözlü savunma yapılmasına karar verilmesine rağmen ilgili tarafların sözlü savunmaya gelmemesi halinde karar, belirlenmiĢ toplantı tarihinden sonraki bir hafta içinde dosya üzerinde yapılacak incelemeye göre verilecektir (Mad. 48/111). Kurul kararlan gizli görüĢme sonucu alınır ve alenen tefhim edilir. Hiçbir Kurul üyesinin oyu çekimser olamaz. GörüĢmelere mazeretli olanlar dıĢında sözlü savunma toplantısında hazır bulunmuĢ olan üyelerin katılmalan zorunludur (Mad. 49). GörüĢmeyi Kurul BaĢkanı veya Kurul BaĢkanının görüĢmeye katılmadığı durumlarda ikinci BaĢkan yönetir ve karara bağlanacak konulan belirler. Bu konular serbestçe tartıĢıldıktan sonra BaĢkan oylan toplar ve en son kendi oyunu kullanacaktır (Mad. 50). Kurul, nihai kararlannda BaĢkan ya da Ġkinci BaĢkan dahil en az toplam 8 üyenin katılımı ile toplanacak ve en az 6 üyenin aynı yönde oy kullanması ile karar verecektir (Mad. 51/1). 307 "(dar! Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Bu nihai kararlar - yukanda ifade edildiği gibi idari iĢlem olarak nitelendirildiğinden DanıĢtay'ın yargısal denetimine tabi olacaktır. III. SONUÇ Görüldüğü gibi, Rekabet Kurulu bir nevi mahkeme biçiminde çalıĢmaktadır. Az önce açıklanan usullerden biriyle baĢlatılmıĢ olan bir soruĢturma sözkonusu olduğunda savunmanın muhatabı her zaman kurul önünde kendini savunma hakkına sahip olacak; Kurul, kendisinin yazılı ve sözlü görüĢ ve savunmasını almadan hiçbir karar veremeyecektir. Bu düzenleme ile, idari kararlar artık kapalı kapılar arkasından tek yanlı alınamayacak, tarafların her aĢamada bulunacağı ve katılacakları tartıĢma ortamından gerekçeli olarak ortaya çıkacaktır. Aynca taraflar, her aĢamadan haberdar edilecektir. Bu bakımdan, karar alma sürecinde bireylerini aktif biçimde katılabilmelerine imkan tanıyan bu yapılanmayı idare hukuku bakımından önemli bir aĢama olarak görmek gerekir. Çünkü yargı karannda olduğu gibi her aĢamanın aynntılı bir Ģekilde ve belirli bir usule bağlı olarak düzenlenmesi ile bir Ġdari Usul yöntemi oluĢturulmaya çalıĢılmıĢtır. Sayın Aslan'a teĢekkür ediyoruz. Kendisine aynlan süre içerisinde Ana Hatlarıyla çok önemli bir müesseseyi ve çalıĢma yöntemlerini bize anlattı. ġimdi sözü Orman Bakanlığı MüĢaviri Sayın Ġbrahim Bağcı beye veriyorum. Kendisi Hukuk Devletinde Ġyi Ġdare BaĢlıklı tebliğini size sunacak. Buyurun sayın Bağcı. HUKUK DEVLETĠNDE ĠYĠ ĠDARE Ġbrahim BAĞCI Orman Bakanlığı Hukuk MüĢaviri TeĢekkür ederim sayın baĢkanım. Değerli konuklar, iki günden beri yapılan konuĢmalarda değerli konuĢmacılar tarafından benim bahsetmek istediğim konuların hemen hepsi anlatıldı. Banada pek fazla birĢey kalmadı. 308 5. Oturum Konuşmaları Hukuk Devleti, insan haklarına dayanan bu haklan koruyucu adil bir hukuk düzenini kuran ve bunu devam ettirmekle kendini yükümlü sayan, bütün eylem ve iĢlemleri yargı denetimine tabi olan, toplumda yaĢayan bireyleri hukuksal güvence altına alan devlettir. Demokratik rejimlerin temel özelliklerinden biri olan hukuk devleti Ġlkesi Anayasanın 2 inci maddesinde belirtilen Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılmıĢtır. Hukuk Devleti, denilince ilk olarak Devlet iĢlemlerinin hukuk kuralianna bağlanması ve bu iĢlemlerin yargı denetimine tabii tutulması akla gelmektedir. Devletin hukuka bağlılığı, devlet organlannın ve bu arada kamu hizmetinin etkili ve verimli bir biçimde görülmesini sağlamakla görevli olan idarenin, eylem ve iĢlemlerinde, hukuk kuralianna uygun davranmasıyla sağlanabilir. Hukuk devletinde idare yönetilenlerle hizmetten yararlananlarla olan iliĢkilerinde hukuk kuralianna uygun davranmak zorundadır. Ġdarenin hukuka aylan eylem ve iĢlem yapmasını önlemek amacıyla, kamuoyu denetimi, siyasal denetim, idari denetim ve yargı denetimi gibi bir takım denetim mekanizmalan geliĢtirilmiĢtir. Avrupa'da ve özelliklede Ġskandinav ülkelerinde yaygın ve baĢanlı bir Ģekilde uygulanan Onbusdman müessesesi henüz hukuk sistemimize alınmamıĢtır. Bu denetim yöntemlerinden en etkili olanı Ģüphesiz ki yargı denetimidir. Ancak, iyi idare ilkesi gereğince, hizmetten yararlananları haklarını alabilmek ve koruyabilmek için mutlaka yargı organına baĢvurmak zorunda bırakılmamalıdır. Anayasa idarenin her türlü eylem ve iĢlemlerine karĢı yargı yolunun açık olduğunu hükme bağlamıĢtır. Ġdarenin tüm eylem ve iĢlemlerinin yargı denetimine tabi olması hizmetten yararlananlar için çok önemli bir güvence olmakla birlikte yeterli değildir. Ġdari iĢlemlerin hukuk kuralianna uygun olarak yapılması, Ģekil ve usul kuralianna riayet edilmesi, idari iĢlemlerin ilgililere gerekçeli olarak bildirilmesi, ilgilileri gereksiz yere dava açmak zorunda bırakmamak suretiyle idare aleyhine açılan davaların mümkün olan en az sayıya indirilmesi, hizmetten yararlananla™ haklanm alabilmek ve koruyabilmek için mutlaka dava açmak zorunda bırakmaması. Ġdari yoldan çözülmesi mümkün olan uyuĢmazlıkların, yargı karanna gerek kalmaksızın idare içinde çözülmesi iyi idare ilkesinin gereklerindendir. Ġdari iĢlemlerin gerekçeli olması iĢlemi tesis ederken idarenin daha dikkatli, daha hassas davranması hem de ilgililerin haklarının korunması bakımından büyük önem taĢımaktadır. Hukukumuzda yargı kararlan için öngörülen gerekçeli olma ilkesi idari kararlar için kabul edilmemiĢtir. Bütün mahkemelerin her türlü kararlannın gerekçeli olarak yazılacağı Anayasada açıkça emredilmiĢtir. Yargı kararlan gerekçe ve hüküm olmak üzere iki kısımdan oluĢur. Teorik bakımdan idari iĢlemlerde de gerekçe ve hüküm olmak üzere iki kısım vardır. Ancak, mevzuatımızda idari ĠĢlemlerin gerekçeli olmasını emreden genel bir kural bulunmamaktadır. Yasal bir mecburiyet olmayınca da bu uygulamada gerekçeye yeteri kadar 309 "(dar! Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu önem verilmediği görülmektedir. Ġdari iĢlemlerde, genellikle filan kanunun filan maddesine göre böyle yapılmıĢtır gibi ifadeler gerekçe değildir. Ġdari iĢlemde, iĢlem yapma yetkisinin dayanağı olan hukuk normunu gösteren beyanlar gerekçe anlamına gelmez. Gerekçe bir idari iĢlemde bir idari iĢlemin hangi nedenler yapılmıĢ olduğunu, hukuka uygunluğunu ve yerindeliğini açık seçik ortaya koymak demektir. Ġdari iĢlemlerin ilgililere gerekçeli olarak bildirilmesi iyi ve düzenli idare ilkesinin bir gereğidir. Ġdarenin özellikle takdir yetkisine yani belli durum ve koĢuilann gerçekleĢmesi halinde belli bir karar alıp almamak veya yasada öngörülen değiĢik çözümler arasında bir tercih yapmak konusundaki hareket serbestisine dayanarak tesis etmiĢ olduğu iĢlemlerde keyfi hareket etmediğini göstermek için iĢlemin gerekçesini de açıklaması gerekir, özel bir yetki türü olmayıp devlet yetkisinin kullanılıĢ biçimi olan takdir yetkisi, idareye tanınan mutlak ve sınırsız bir yetki olmayıp kamu yaran ve kamu hizmetleriyle sınırlı olan bir yetkidir. Ġdarenin takdir yetkisine dayanarak tesis ettiği iĢlemlerde keyfi hareket etmediğini, kamu yaran ve kamu hizmetinin gereklerini dikkate aldığını, açık seçik ortaya koyması yani, gerekçesini belirtmesi gerekir. Ġdareyi iĢlemin gerekçesini ilgililere bildirmeye zorlayacak genel bir kural bulunmamakla birlikte, idare, dava konusu olan iĢlemlerin gerekçesini yargı yerlerine bildirmek zorundadır. Dava konusu olan iĢlemlerde idarenin gerekçe göstermemesi, yasalardaki belirsiz kavranılan gerekçe olarak göstermesi, somut olmayan savlar ileri sürmesi, takdir yetkisini keyfi olarak kullandığına ve tesis edilen iĢlemin yetki saptırmasıyla sakat olduğuna karine ve delil teĢkil eder. Bu gibi iĢlemler yargı yerlerince sebep ve amaç yönlerinden hukuka aykın görülerek iptal edilmektedir. Ġdari iĢlemlerin ilgililere gerekçeli olarak bildirilmesi, özellikle takdir yetkisine dayanarak tesis edilen iĢlemlerde hukuk güvenliğinin sağlanması ve hak aramanın kolaylaĢtınlması bakımından önem taĢımaktadır. Gerekçesini bildirmek zorunda olan idare takdir yetkisini kullanırken daha dikkatli, daha hassas davranabilir. Gerekçesinden iĢlemin hukuka uygun olduğunu anlayan kiĢiler de dava açma yoluna gitmeyebilir. Böylece hem idare dava tehdidi altında kalmaktan kurtulmuĢ, hem de iĢ yükü hafifleyen yargı merciileri daha hızlı çalıĢma imkanına kavuĢmuĢ olacaktır. Ġdari iĢlemlerin, ilgililere gerekçeli olarak bildirilmesi, ilgililerde idarenin keyfi hareket etmediği izlenimini yaratacağından toplumda devlete olan güven duygusunu da artırmıĢ olacaktır. Ġdari iĢlemlerin ilgililere gerekçesiz olarak bildirilmesi iĢlemlerdeki belirsizlik sebebiyle ilgili kiĢilerin sıkıntıya sokulmasına, idarenin dava tehdidi altında kalması sebebiyle iyi hizmet göremez duruma düĢmesine, idare aleyhine çok sayıda dava açılması sebebiyle yükü artan yargının daha ağır iĢlemesine ve davaların uzun sürmesine sebep olacaktır. Ġdari yoldan çözümü mümkün olan uyuĢmazlıklar Ġçin yargı kararına gerek kalmaksızın idari yoldan çözüm yollan sağlanmalıdır. Bu bakımdan belki idari yargılama usulü kanununun 1 1 Ġnci maddesi iĢe yarayabilir. 310 5. Oturum Konuşmaları Fakat daha öncede ifade edildiği gibi, benimde görebildiğim kadarıyla bu uygulamada pek de iyi netice alınamamaktadır, ĠĢlememektedir. Bu husus biraz idari iĢlemin sürecindeki trafiğin akıĢ yönüyle de ilgilidir. Eğer idari iĢlemde trafik aĢağıdan yukarıya doğru değilde, yukandan aĢağıya doğru iĢliyorsa, yukandan gelen talimatlarla yapılmıĢ olan iĢlemlere karĢı üst makamlara baĢvurmaktan pekde olumlu bir netice alınamayacağı gayet doğaldır. Belki bu açıdan daha önceki konuĢmalarda da ifade edildiği üzere yapılacak bu ikinci incelemenin kurullar tarafından yapılması, bu kurullannda talimat almayacak, baskı altında kalmayacak, objektif bir Ģekilde inceleme yapabilecek ve karar alabilecek kurullar olabilmesi gerekmektedir. Netice olarak hazırlanacak olan Ġdari Usul Kanunu düzenlemesinde özellikle takdir yetkisine dayanarak tesis edilen idari iĢlemlerde gerekçenin mecbur tutulması ve idari iĢlemlere karĢı idari baĢvuru, itiraz baĢvuru yollannın oluĢturulması yararlı olacaktır. TeĢekkür ederim. TARTIġMA Cihan KANLIGÖZ, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi: Ġdare Hukuku AraĢtırma Görevlisi: Benim sorum sayın özay'a yönelik olacak, iki sorum var, (buyrun) birincisi kavramsal bîr soru aslında Sayın özay idare karĢısında kiĢilerin hukuki durumlarını, konumlarını belirlerken idare edilenler yerine kamu hizmetinden yararlananlar deyiminin yanılmıyorsam kullanılmasını tercih ettiğini söyledi, aslında ben idare edilenler kavramının küçültücü olduğu kanısını paylaĢıyorum. Dolayısrylada baĢka bir kavram bulmak gerektiği düĢüncesindeyim. Yalnız bununla birlikte günümüzde idarenin tek faaliyet alanı kamu hizmetler! olmadığına göre bunun dıĢında anayasa tarafından da idareye yüklenen bir takım baĢka görevlerde olduğuna göre sadece kamu hizmetlerinden yararlananlar deyimi acaba vatandaĢın ilgilinin hukukî konumunu saptamak açısından yeterli mi? acaba daha geniĢ bir kavram bulmak gerekir mi? diye soracağım. Bu kavramsal bîr soru yaklaĢım en azından, ikinci sorum yine sayın özay'a yönelik ve acaba Ģimdi bütün bu Ġdari Usul kanunu hazırlığı ve daha sonrada bir takım Ġdari Usul kuralları öngörüldükten sonra demokratikleĢme açısından faydalı olacağını düĢünüyorum, idarenin gün ıĢığına çıkartılması açısından, Ģimdi idare bu usul kurallarına uymadı diyelim. Bizde bu konuda zanlı bile sayılabilir idare, acaba bu usul kurallarına uymamanın müeyidesi sadece idari iĢlemin Ģekil açısından hukuka aykırılığı ve dolayısıyla 60 günlük bir dava açma süresine tabi! olmak mı olmalı yoksa bu usul kuralları ilgililer bakımından usulü mütteset bir hak gibi düĢünülüp anayasanın hak arama özgürlüğü çerçevesinde ayn bir dava açma süresine mi tabii kılınmalı mı diye düĢünüyorum sayın özay'a soruyorum. Prof.Dr. Ġl Han ÖZAY: 311 "(dar! Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu ġimdi bu yararlananlar terimi kolluk etkinlikleri alanında doğru değil gibi gözüküyor. Fakat orda da ben biraz belki gerilerde kalmıĢ ve yeni yazarlann benimsemediği kamu hizmeti okuluna bağlı bir insanım hocamız Sıddık Sami Onar gibi dolayısıyla çok özel usullerle görükse bile kolluk etkinliklerinin de bir kamu hizmeti olduğu kanısındayım. O bakımdan da bence o alanda da yararlanan terimini kullanabilmeliyiz. Uyulmama halinde, uyulmama halinde bunun hukuk çaresin! pek bulabilmiĢ değil. Tazminat vesaire olarak bu öngörülüyor. Ama onun dıĢında özellikle bizim hukuk düzenimiz bakımından usule uymadığı zaman, ne yapılabilir? ĠĢte Amerika BirleĢik Devletlerindeki düzende usule uymamıĢ olmasını bir eksiklik olarak görüyor. Bunun en Ģey örneği, ilgililerin katılımını sağlamak mecburiyetinde idare, diye bir karan var, BirleĢik Devletler Yüksek Mahkemesinin. Orada da Hutsen Nehri üzerinde bir hidro elektrik santralinin inĢaatı için ruhsat vermiĢ. Ruhsatı verirken Hutsen nehrinin manzarasını korumacılar grubu diye dernek bile değil öyle bir grubun görüĢünü almamıĢ orada yüksek mahkemenin çok güzel bir gerekçesi var. Diyor ki; kamu yaran idarenin tek elinde değildir, o bakımdan da her kim ki kendisini kamu yararıyla ilgili görür ben onun menfaatini korurum demek suretiyle bizim terimlerimize çevirecek olursak o karan geçersiz kılan, iptal eden nitelikte bir karar vermiĢ oluyor. O bakımdan da bu çerçeve içinde tabii uyulmaması halinde ne olur yep yeni bir sistemin öngörülmesi çok zor. Efendim benimki sorudan ziyade sayın Aslan ya da özay'dan bir konuda düĢüncelerini rica edeceğim. DanıĢtay Kanunumuzun 24.üncü maddesi DanıĢtayın bakacağı iĢleri eski tabirle taadat etmiĢtir. Fakat, Rekabet Kurulu Kanunu hazırlanırken, meclisde görüĢülürken, rekabet kurulunun iĢlemlerine karĢı yargı mercii DanıĢtay olarak gösterilmiĢtir. Biz zaten birinci derecede bakacak iĢlerimizden kurtulmaya çalıĢırken bir de rekabet kurulunun iĢleri çıkmıĢtır. Bunu hocaları nasıl karĢılıyorlar bu konuda düĢüncelerini öğrenmek istiyorum. Prof.Dr. Ġl Han ÖZAY: önce bendeniz cevap vereyim. Sayın Özkan biliyoriarki, bendeniz DanıĢdayın hemen hemen hiçbir konuda ilk derece mahkemesi olarak görevli olmaması tezini savunuyorum, kalyada ki gibi zaten, o bakımdan da 24. maddeyi bile eleĢtiriyorum. BirĢey eklemek istiyorum. Belki DanıĢtayın yükü açısından dediğiniz doğru. Ancak, ben bir ölçüde rekabet kurulu kararlannın idari yargı denetimi çerçevesi içinde, cereyan etmesini düĢünüyorum. Çünkü, DanıĢtayın ve danıĢtay üyelerinin teminatını idare mahkemelirinde ve yargıçlannda bulamayabiliriz. Kural olarak ve geleneksel olarak bazı idari kararlann danıĢtayda birinci derecede görülmesine hala taraftanm. Fakat, DanıĢtay iĢ yükü yönünden hakikaten boğulmuĢ durumda ve görüyoruz ki aslında birinci derecede görülecek iĢler, iĢin önemine göre DanıĢtaya gelmesi gerekir. Ancak, öyle iĢler geliyor ki, artık idare mahkemelerimizin de yerleĢtiğini ve daha isabetli kararlar vermeye baĢladıklarını kabul etmek durumundayız. Sonuç olarak kökende görüĢlerim sürmekle birlikte umuyorum ki, bundan sonra yapılacak DanıĢtay Yasası değiĢikliğinde bu konu sayın özay'ın öngördüğü biçimde çözümlenmeye doğru gidecek gibi görünüyor. Efendim Ġkinci konu bu yönetilenler ve kamu hizmetinden yararlananlar kavramı ile ilgili. Bir kavrama küçültücü ya da yüceltici olması ona verdiğiniz anlama göre değiĢir. Yönetilenler kavramı bir yandan Ġdarenin tek yanlı tasarrufta bulunabilme, bir yandan idari kararlannın hukukilik karinesi ve icrailik kuralından hareketle ortaya çıkmıĢ bir kavramdır. 312 5. Oturum Konuşmaları Sayın özay'ın ekolüne mensup olduğu sayın Sıddık Sami Onar da idare hukukunu bir statüler hukuku diyor. ġimdi bu çerçeve içerisinde, yönetilenler kavramı bence hukuki bir kavramdır, hiç de küçültücü değildir. Mesut Hakkı CAġIN : Genel Kurmay Uluslararası AnlaĢmalar Teknik Subayı: Benim sorum sayın Profesör Doktor Prof.Dr.Ġl Han ÖZAY'a. Kendileri konuĢmalannın baĢiannda idariyi Frankhestaine olarak tanımladı. Halkımızı bıktırmıĢ bir idare ile halkımızı hizmetten yararlanmalannı belkide devrimci bir anlayıĢla karĢılaĢılan bir atılımın içerisine girmiĢ bulunuyoruz. Bunun için seçkin insanlar bir takım Ģeyleri tartıĢmaya geldiler bu bir yerde devletin kendi kendisini sınırlaması anlamında bir değiĢim, Türk Hukukunda belkide bir takım değiĢimleride beraberinde getirebilecek bir motor gücü oluĢturacak. Yani bir baĢka ifade ile idare artık modern ve güçlü toplumun diyalektiğindeki karĢılıklı güvenin kontrata bağlanması gibi bir seçim noktasına gelmiĢtir. Ancak, metedoloji olarak baktığımız zaman sayın hocamızında ifade ettikleri gibi en sağlıklı metodun devreye konması için nasıl bir adım atılmalı uygulamalı olarak diğer hukuk sistemlerini nasıl biz kendimize daha iyi mal edebiliriz birinci sorum bu ikinci husus her zaman olduğu gibi hukukda da sistemi çalıĢtırmamak isteyen kötü niyetli üçüncü kiĢiler olacaktır. Bu sistem içerisinde nasıl bir regülasyon olmalı ki, ön eleme olmalı ki, idarenin faaliyetlerini bu kötü niyetli insanlar sıkıĢtırıp çalıĢmasını önlemesini bir de belki kamu hukuku ile ilgili halkın bilgilendirilmesi ve eğitim programı nasıl olacak ki halkımız bu Frankhestaine'den korkmadan elini öpebilsin. TeĢekkür ederim. Prof.Dr. li Han ÖZAY: ġimdi bu Frankhestaine benzetmesi olmamakla beraber benim ilk kitaplarımdan birinde kapağınada koyduğum, orada aynen söylediğim terimleri, hayır dedikçe mutlu olur, eziyet etmekten mutluluk duyar vb.gibi, o zaten sırf bizim idaremize değil bütün idarelere özgü. Tek yanlı olmaktan çıkarmak lazım idari kararlan. Tek yanlı olmaktan çıkartmakta nasıl ki yargıda yargıç son sözü söyler fakat ona siz katılırsınız sanık olarak katılırsınız, davacı olarak katılırsınız, davalı olarak katılırsınız yani tek bir kiĢinin önünde cereyan eden bir Ģey değildir. Ġdareyi böyle müĢkül bir durumda bırakmak için hereket edenler kötü niyeti! olanlar olursa ne olabilir? Bu Ģekilde bir değerlendirme hiç yapılmamıĢtı fakat ben bu katılımdan söz ettiğim zaman bir anayasa kurultayında bir yorumcu dediki herkesin iĢi gücü mü yok, gidecekte toplantıya katılacak görüĢ açıklayacak vesayire. ġevket APALAK, Ankara 7. Ġdare Mahkemesi BaĢkanı: DanıĢtay Kanunun 24 üncü maddesindeki ilk derece görevleriyle ilgili DanıĢtayın göreceği iĢlerin arttınlmaması, çoğaltılmaması kanısındayım. Ġlk derece mahkemelerinde 1982 yılından beri görev yapıyorum, özelleĢtirme yüksek kumlunun aldığı kararlan, BaĢbakan ve 5 Bakandan oluĢan kararlan danıĢtaya gönderdik. DanıĢtay ilk derece mahkemesi olarak bize döndürdü. Güvenlik içinde güvence içinde idare mahkemelerinin görev yaptığını belirtmek isterim. Bîrde, 1930'Iarda olduğu söylenen Umuru Ahkamı yasasından, 80 sayılı Kıyı 313 "(dar! Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Kanununda, Çevre Kanunda en son 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki yasada hep idari para cezalan getirildi ve idari para cezalannın kimisi idare mahkemeleri kararıyla kesinleĢti 4077 sayılı yasayı Anayasa Mahkemesine götürdük karan bekliyoruz. Doç.Dr. Zeyrettin ASLAN: Rekabetin korunması hakkında kanunda getirilen yeniliğin süreli para cezası olduğunu söyledim. Süreli para cezası ilk kez Türk idari mevzuaatına para cezası olarak ilk bu kanunla giriyor. BaĢkan: Efendim bizi dinlediğiniz için hepinize teĢekkür ederiz. Oturumu Kapatıyorum. GENEL TARTIġMA Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ, Gazi .Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Gürsel ÖZKAN , Ankara Ġdare Mahkemesi Üyesi, BaĢbakanlık l.G. BaĢkanlığı Ġdari Usul Kanunu hazırlığı uluslararası sempozyumunun genel taĢtıĢmasını yönetmek üzere, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zehra Odyakmaz ve yardımıcı olmak üzere projede görevli Ankara Ġdare Mahkemesi üyesi sayın Gürsel Özkan'ı davet ediyorum. Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ: Bu sempozyum öncesi ekibimle birlikte nasıl bir çalıĢma yürüttüğümüzü çok kısaca size anlatmak istiyorum. Bu ekip herĢeyden önce Ġdari Usul Kanununun Türkiye için ne kadar gerekli olduğunu ve bu konuda herkesin katkısının ne kadar önemli olduğunu bilerek bu sempozyumu düzenlemiĢtir. Bundan bir, bir buçuk yıl evvel ekip olarak çalıĢmaya baĢladığımızda bizim ülkemiz için bir Ġdari Usul kanunu hazırlanırken, hangi ülkelerde bu kanun var evvela onu tespit ettik. Tespit ettiğimiz ülkelerden hangi ülkelerin sistemleri bize uyuyor veya tamamen zıt onlan tespit ettik ve ondan sonra hukuk sistemi bize uyan ülkelerin bir kısmında ve hiç uymayan ülkelerin bir kısmında Ġdari Usul Kanunlarının çevirisini yaptırdık. Ekibimizin esas görevi hazırlanacak olan bir genel Ġdari Usul Kanununda 314 5. Oturum Konuşmaları bulunması gerekli hususları ve ilkeleri böylece tespit etmekten ibarettir. Biz, bir, bir buçuk yılda bu tespitleri yaptıktan sonra sizlerin katkıda bulunmasını istedik. Burada bütün kesimlerden hukukçu kesimlerden, herkes mevcuttur ve herkes istediği katkıyı yapmıĢtır ve yapacaktır. Amacımız bunların kapalı kapılar ardında bir kaç kiĢilik ekibin hazırlamasından ibaret olmadığını bilakis herkesin katkıda bulunmasını sağlamak için bir ön hazırlıktan ibaret olduğunu tekrar söylemek ihtiyacı duyuyorum. Ġki gün boyunca sizleri dinledik. Bir az sonrada dinleyeceğiz. Katkılarınızı alıyoruz ondan sonra tekrar bir araya geleceğiz. Bu arada tabii yaptığımız anketi de hatırlatmak istiyorum. Anket neticelerini almamız, anket neticelerine göre çalıĢmalarımızı yönlendirmemiz gerekiyordu. Bunu da size hazırlık olsun diye yaptık. Bu çalıĢma sürecinin bir halkası, daha doğrusu umuma açık birinci halkası bu sempozyumdur. Sizlerden aldıklarımızla, bize verdiğiniz veya yaptığınız katkılarla çalıĢmalarımıza tekrar yön vereceğiz. Bir taslak oluĢacak ve ondan sonra bu taslağı tekrar sizlere açacağa. Belki göndereceğiz, belki tekrar hepinizi çağıracağa ve bu çalıĢma sürecinin herkese açık ikinci haikasınıda bundan sonraki hepinize açık toplantı oluĢturacaktır. ġimdi genel katkılara geçebiliriz. Dr.Serdar ÖZGÜLDÜR, Asker! Yüksek Ġdare Mahkemesi Üyesi: Efendim bence Ġdari Usul Kanunu çalıĢması Kamu idarelerinin ve organizasyonu kamu görevlerinin liyakat ve kariyer sistemlerinin iyileĢtirilmesi ve mali bakımdan ıslah edilmesi sorunlarından ayn ele alınmamalıdır. Aynca gün ıĢığında yönetim yasalannı uygulayacak olan kamu görevlilerinin kalitesinin yükseltilmesi ve ahlak! önlemlerinin alınması da mutlaka düĢünülmelidir. Bir örnek için söylüyorum Amerika'daki kamu görevlilerinin hediye yasağı gibi. Bir baĢka hususta idari iĢlemin geri alınması, kaldınlması, yokluk ve butlan hallerinden idarece yapılması gereken iĢlemler ve aksi halde bunlann müeyidesi mutlaka usul kanununda yer almalıdır. Ġdarenin bütünlüğü ve hukuk devleti ilkesinin gerçek yaĢama geçirilmesi açısından salt bir kiĢiyi ilgilendiren kanunlar hariç aynı durumdaki pek çok kiĢiyi ilgilendiren konularda verilen iptal kararlannın idarece resen aynı konumdaki kiĢilere yansıtılması meselesi, Türkiye'de yıllarca tartıĢılıyor. Bu tip davalarörnek olarak, devlet memurlannın son 6 yıllık sicillerine göre bir kademe verilmesi davalan görüĢüldü, aĢağı yukan iki üç bin civannda dava açıldı. Ġdarenin bütünlüğü ve hukuk devleti ilkesi gereği bu tür davalarda iptal karan eğer bir kiĢi değilde gerçektende aynı konuda herkesi Ġlgilendiriyorsa, Usul Kanununda bence özel bir hüküm konmalı, idarenin kendiliğinden bu iptal karan doğrultusunda diğerlerine yansıtması sağlanmalıdır. Aynca, yüksek yöneticilerin atanması sorunu usul 315 "idari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu kanununda özel olarak düzenlenmelidir. ArkadaĢımız Gürsel bey cevap verdi, o konuda bence unutulmamalıdır. Bilgi edenme hakkı ve iĢleme katılım hakkı Türk Silahlı kuvvetleri mensuplan yönünden özellikle özlük haklan konusunda usul kanununda kapsam dıĢı bırakılmamalıdır. Bunun üzerine vurarak söylüyorum. Ama eğer özlük haklan dıĢında kapsama alınmazsa zaten 2577 sayılı yasada yapılan değiĢiklikler 1602 sayılı Kanuna yansıtılmadı. Bugün Ģu anda bir düplikasyon var bir çok konuda örneğin yürütmenin durdurulması ve iptal kararlannın yerine getirilmesi aĢamasında 30 günlük süre varken idari yargıda, bizde 60 gündür. Yürütmenin durdurulması karan davanın sonuna kadar devam ederken idari yargılamada, bizde 90 gün süre ile hala sınırlıdır. Tüm kamu idarelerinin bilgisayara geçme ve bilgileri yükleme yükümlülüğünün mali finansmanı için bence özel bir yasal düzenlemeye gidilmeli ve makul bir süre içerisinde de bu tamamlanmalıdır, bu çok önemli. Bir baĢka konu bu çalıĢma ile birlikte baĢta Anayasa olmak üzere muhtelif yasalarda yer alan yasama kısıntılan sorunu artık gündeme getirilmelidir ve artık buna belki hükümetlerinde tek baĢına gücü yetmeyebilir özellikle anayasa konusunda ama en azından tartıĢmaya açılmalı, meclis bazında, kamuoyu bazında bu konuda bu yöntem yasasından ayn düĢünülmemeli. Yine efendim bilgi edinme hakkının kullanılmasında doğabilecek aksaklıkla™ giderilebilmesi Ġçin bence idari yargı aĢamasından önce Belçika'da örneğini gösterdiler bunun gibi bir özerk idari kurul teĢkil edilmesi faydalı olacak diye düĢündüm. Silahlı Kuvvetlerde kuvvetler bazında personel iĢlevini inceleme komisyonları vardı. Bu komisyonlar kiĢiler hakkında tesis edilen iĢlemlerden sonra kiĢi eğer bu iĢlemlere karĢı itirazda buiunacaksa toplanırdı. Sayısı 10-12 kiĢi civarında idi ve dolayısıyla kiĢiye komisyonun 10-12 imzalı karan giderdi, büyük ölçüde de kiĢi tatmin olurdu ve dava yoluna gitmezdi yakın zamanda kaldırıldı. Fakat Kara Kuvvetlerinde yeniden teĢekkül ettiğini zannediyorum, diğer kuvvetlerede yasıülacak, bakanlık bünyesinde de bence böyle bir komisyon teĢkil ettirilebilir. Bir de efendim bu idari yargılama usulü kanunu ve bizim ayim kanununda eylemden doğan davalar için öngörülen mecburi idareye müracaatta idarenin uzlaĢmaya ehil kılınması gerekir. ġu anda malum bütçe kanunlannda kamu alacaklannın dıĢında idareye hiç bir yetki verilmediği içinde idare pratikte zaten böyle bir imkana sahip değil, yani eğlemden doğan bir tazminat istemini kabul edecek durumda değil, öyle olmadığına göre usul kanununa bunun için özel hükümler konmalı. Sorumlulukta rücu sorunu ve salt kiĢisel kusurlu ajanın (biraz yavaĢ söyler misiniz, rica ediyorum tekrar baĢtan alırsanız, tercümanlar için) Sorumlulukta rücu sorunu ve salt kiĢisel kusurlu ajanın yargılanmasına iliĢkin konularda bence idari yargılama değil, Ġdari Usul yasasına özel olarak konmalı, burda daha yararlı olacağını değerlendiriyorum. Arz ederim. Nuri ALAN , DanıĢtay 5.Daire BaĢkanı: Genel Taraşına Efendim ben yöntem konusuyla ilgili olarak bir kaç Ģey önermek istiyorum, Bu yasa çok önemli Ģu bakımdan önemli. Eğer Türkiye'nin koĢullanna uygun olarak yürürlüğe konulabilir ise çok büyük bir iĢlevi yerine getirmiĢ olacaktır. Bir yandan idarenin hukuka uygunluğunu sağlar iken bunun tabii sonucu olarak da ihtilaflar azalacak ve idari yargının yükü hafifleyecektir. Yöntem önerimizi Ģu bulunduğumuz andan sonrası için yapmamız gerekiyor. Benim somut olarak düĢündüğüm Ģu, önce bu bildiriler çözülmeli ve yayınlanmalıdır. Bundan sonra eğer hazırlayan arkadaĢlar bu bildiriden yararlanacaklar Ġse ve bir taslak mevcut Ġse hükümleri buna göre düzeltmeli değiĢtirmeli. Bilahare taslak ve basılı bildiriler bu iĢle ilgili görülen kurumlara ve kiĢilere gönderilmeli ve kendilerine belli bir süre tanınmalı ondan sonra bu Ģekilde Ġkinci bir oturumda artık somut kurallar üzerinde tartıĢma açılmalı. Ġkinci önerim, yasanın iĢlerlik kazanabilmesi için benim kanımca zorunlu. Taktir yetkisindeki iĢlemlerde ve bunun içinde yer alan yüksek memurlar konusunda idare çok duyarlı değil. Genelde hata yapıyor ve bu konulara iliĢkin idari yargı kararlannı incelerseniz diğer ülkelerdekine nazaran çok fazla sayıda yürütmenin durdurulması ile iptal karan veriliyor. Bu idari yargının davranıĢından ve anlayıĢından ziyade, idari iĢlemlerin hukuka aylan olmalanndan kaynaklanan bir husus. Ġkinci husus, beĢinci oturumun konusu Ġdari Usul ve idari yargı kararlannın uygulanması ile ilgili. Benim kanımca, idari yargı karannm uygulanması konusu bir yandan idari yargılama usulünü bir yandan da belli noktaya kadar Ġdari Usul yasasını ilgilendiriyor. Eğer, yargı kararlannın uygulanmaması hususu Ġdari Usul yasasında belli noktaya kadar düzenlenecek ise, bu iki tür iĢlem için bence özel kurallar düzenlenmelidir. Çünkü, idari yargı kararlan uygulanmıyor diyoruz. Aslında bu Ģu anlamda, belki oransal olarak %90'dan fazla %95'e yaklaĢan bir oranda idari yargı kararlan uygulanıyor. Uygulanmayan kararlar daha ziyade bu yüksek memurlar ve politik niteliği olan kararlar. Bunlar, sayısal olarak 294 az ama, nitelik itibariyle sürekli olarak kamuoyunun gündemine geliyor. ġu halde Ġdari Usul yasasında bu iki konu için ayn bir özen gösterilmeli ve bunlar için diğer iĢlemler için öngörülmeyecek bazı tedbirler alınmalı diyorum. Ġkinci konu kapsam maddesiyle Ġlgili, bunu da çok önemsiyorum. Ġki görüĢ belirdi anladığım kadıyla bir tanesi ilkeleri açıklayan genel çerçeve bir kanun yapılsın, ikincisi aynntılı olsun. Çerçeve kanununun ben Türkiye'de uygulanma Ģansını pek göremiyorum. Bunun misalleri var, Devlet Memurlan Kanununda genel ilkeler arasında liyakat ve kariyer ilkesi zikredilmiĢ hiçbir müeyyidesi yok. Tamamen takdire bağlı bir durum ve Ģimdiye kadar idare tarafından ihmal edilmiĢ, hemen hemen hiç uygulanmamıĢ bir ilke. Anayasada açık emir var. Ġdari Yargılama Usulü yasası bunu tekrar etmiĢ, idari yargı kararlannın belli noktalarda ısrarla ihmal ediliyor. ġimdi hiçbir müeyyideye bağlanmamıĢ bîr ilke belirleyen yasa, bizim koĢullanmızda uygulanma olanağına haiz değildir. Ne yapılmalı bence ilkeler çok açık net konulmalı, bunun müeyyidesi gösterilmeli. 317 "idari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Eğer tamamen ilke bazında kalırsa bu sefer korkuyorum idari yargının yükü fazla artacak. Ġdari Usul Yasası olmadığı için genelde belli istisnalar hariç idari iĢlemler belli bir usule de bağlanmadığı için idari yargıda hiç olmazsa iĢlemin biçim unsuru yönünden fazla bir zorluk çıkmıyor. Bu kez ne olacak emredici nitelikte bir takım ilkeler var fakat, bu Ġlkelere uyulmamıĢ idari yargı artık sadece iĢlemin bu noktalarıyla ilgilenmek zorunda kalacak ve iĢin esasına girme ve yaralan, acılan çekilen ızdıraplan giderme imkanını bulamayacak usulden iptal edecek. Ali Rıza AYDIN, Anayasa Mahkemesi Raportörü : Nuri beyin bıraktığı yerden devam etmek istiyorum. Birinci husus, Türkiye çerçeve yasa uygulaması yok. Yani öyle bir hiyerarĢi yok bunu hepimiz biliyoruz. Anayasa üstte ve diğer yasalar. Nitekim bununla ilgili çalıĢmalar yapılmıĢ idi. Size örnek olsun diye birini söyleyeyim. Bakanlann hatta yansının imzaladığı ama yasalaĢmayan Yerel Yönetimler, Çerçeve Yasası bunun bir örneğidir. Adalet Bakanlığı ve DanıĢtay her nekadar Türkiye'de çerçeve yasa çıkabileceğini Anayasaya aykın olmayacağını söylemiĢlersede hep Ģu çekinceyi koymuĢlardır. Yasama organı böyle bir yasayı çıkardıktan sonra bu yasaya bağlı kalmayabilir, kendi çerçeve yasasını yine değiĢtirebilir. Ġkinci konu, yöntem konusu, hazırlığın kaynağı olarak yabancı kaynaklar gösterildi. Ama dün burada özkaynaklanmıza dönmemiz konusuda hatırlatıldı. Gerçekten Türkiye'nin koĢullan tartıĢılmadan hazırlanacak bir çalıĢma su üstünde kalacaktır. Bu çalıĢmanın yapılmasından sonra Ģöyle bir durum ile karĢılaĢacaksınız. Diğer yasalann bu yasaya uygun olmayan hükümleri yürürlükten kaldınlmıĢtir diye böyle bir hüküm koymak zorunda kalacaksınız. Bu ikinci uyanm. Üçüncü konuda kapsam konusuyla ilgili tasan taslağını bilmiyoruz ama iki gün boyunca konuya değinilmedi. Yine Türkiye'ye özgün bir konu diğer ülkelerde olmayabilir. Olağanüstü dönemler konusu. Biliyorsunuz bazı bölgelerimiz yıllardır olağanüstü dönemlerde yaĢıyor. Yani bildiğimiz Anayasadaki olağanüstü hal ilanı konusu, sıkı yönetim konusu kuĢkusuz Ġdari Usul yasasının bu dönemleri dıĢarıda ya da içeride bırakma konusununda da kapsam tartıĢmasını yapması gerekir diye düĢünüyorum. TeĢekkür ediyorum. Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ: Efendim birinci söylediğiniz konuya bir cevap vermek istiyorum. Ekibimiz bu tercüme iĢinde hangi ülkelerin tercümelerini, kanunlarının tercümesi gerektiğini tespit ettikten sonra ve bu tercümeler geldikten sonra çalıĢmalara baĢladı. Biraz evvel söyledim. Ancak bu Genel Taraşına sempozyum hazırlığı Ġle ilgili olarak sayın Ali Ülkü Azrak bey hocamızla defalarca telefon konuĢması yaptım. Kendileride lütfettiler buraya geldiler, katkıda bulundular. Kendileriyle yaptığım ilk konuĢmalarda bu çalıĢmaları aktarırken bana Polonya ve Macaristan'ında kanunlarının çevirtilip çevirtilmediğini sordular, ben de onlan seçmedik ve çevirtmedik dedim. Ali Ülkü Azrak bey hocamızda Macaristan'ı ve Polonya'yı da çevirtseydiniz çok iyi olurdu çevirtseniz iyi olur dediler ve bu kendilerinin söylemesi üzerine Macaristan ve Polonya çevirisi için ön hazırlıklara Ģu karıĢıklığa rağmen, daha doğrusu Ģu sempozyum telaĢesine rağmen baĢladık. Sayın hocamızın görüĢleri bu yöndedir. Biz aynen almak için çevirtmiyoruz, incelemek, esinlenmek için çevirtiyoruz. Prof.Dr.YıIdınm ULER: Bir iki noktaya değinmek istiyorum. Ama önce usul meselesine takıldım. ġöyle ki, ileride yapılması muhtemel olan bir Ġdari Usul Yasasına neler konmalı üzerine öneri geliĢtirecek değilim. Yani simidi değinmek istediğim konular sadece buralarda değinilmiĢ konular üzerine. Lütfü Duran hocamın saydığı Ġdari Usul ilkeleri arasında, katılım ve inceleme konusunda, Bergama direniĢinden söz ettim daha önce ama, bir daha altını çizmek isterim, böyle bir direniĢe bile yargı karan olduğu halde idare aldırmadı. Sadece değiniyorum. Ülkü hocamın değindiği bir ilke, dürstlük, içtenlik ilkesi, yani o da yer almalıdır, Yönetsel Yöntem Yasasında. Bununla ilgili bir uygulamaya dikkat çekmek istiyorum. Boğaziçi topraklannın, yamaçiannın yağmalanması sırasında Anayasa mahkemesi Ġptal karan veriyordu. Ġptal karannm verildiği duyuluyordu. Ondan sonra idare ruhsat vermeye devam ediyor hatta hızlandırıyor. Bu ruhsatı alanlarda bunun üstüne yatmaya çalıĢıyordu. Yani olmaz bu, yasaya bunu engelleyecek Ģeyler koymak gerekir. TeĢekkür ederim. Prof.Dr.SaftGÜRAN: Ben açıklamalanmı daha ziyade konu ile sınırlayarak yapacağım. O itibarla bir kaç noktaya deyineceğim. Bir tanesi dün tebliğ sunan arkadaĢlar dahil, bugün de bazı konuĢmacılar Türk idaresini vatandaĢına karĢı adeta cephe alıp zorla ona karĢı belli bir kompleksin tezahürü içinde sundular. Bunun bir kere ne bilimselliği var ne de gerçekliği var. O itibarla bu gibi gözlemleri buralarda dile getirirken biraz daha dikkatli olmak, çalıĢmalan biraz daha geniĢ tutmak gerekir, özellikle Türk kamu yönetimi irdelenmeden bunlar söylenirse daha ileri bir aĢamada yanlıĢ açıklamalar olur ve bu çalıĢmaları yanlıĢ yönlendirir. Türk idaresi vatandaĢından ziyade kendisinden olmayan memuruna karĢıdır. VatandaĢa karĢı değildir, olamazda. Zaten bütün siyasi mekanizme ilçe örgütleri il örgütleri ve belediye örgütleri, parlemento asil iĢini yapmaz vatandaĢın talepleri için çalıĢır. Valiler, kaymakamlar, belediye baĢkanı, köy iĢleri bütün bürokraside bu kanunla vatandaĢ taleplerini,.hukuku bir yana bırakıp gerçekleĢtirmek için legal, illegal faaliyet gösterir. Onun için vatandaĢın idare ile temas kuramaması diye birĢey yoktur. Bunu bir kere düzelttim. Ġki, belediye baĢkanının 319 "idari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu kapısı açıktır. Hele o vatandaĢ dediğimiz kiĢi sizden daha kolay içeri girer. Ġki, valinin kapısı açıktır, esas vatandaĢında devletle temas ettiği yerler buralardır. Orman köylüsü orman idaresi ile gayet güzel geçinir. Geçinemezse partiliyi gönderir. Partili oradaki meseleyide halleder. ġimdi bunları bilmeden burda devlet ceberuttur derseniz ben de bunları söylerim. Onun için bunları doğru bilelim, çünkü bu yasaya yansımasıda doğru olsun, ikinci nokta bu kanun büyük bir rüzgar almıĢ arkasına yelkenler dolmuĢ önümüze bakmadan fora gidiyoruz. Bu yasayı bu Türk yönetimiyle uygulayacağız, bu personelle, bu kültürle uygulayacağız. Bu kültüre uyan ve bu kültürün direniĢ göstermeyeceği bir yasa üreteceğiz. Bu yasayı üretmezsek bu bürokrasi, bu kamu yönetimi ve bu siyasi yönetim buna yine direnir. Bizim vatandaĢımızı da doğru tanıyalım. Bizim vatandaĢımız bir verirsiniz beĢ bulmuĢ gibi üstüne sıçrar. VatandaĢımız da, idare beni ezdi düĢüncesi içinde o idareyi ezmeye doğru yönelir. Bunuda tespit edelim. Biz bize konuĢuyoruz. Dengeyi doğru kuralım. Bende bu dengenin unsurlarını arzediyorum. Bir baĢka nokta bu kanunu hep metettik. Ġdari Usul Kanununu, bende metedenier arasmdayım. Fakat bu kanunu överken bunun sakıncalarını hiç düĢünmedik. BaĢta Amerika BirleĢik Devletleri gelmek üzere bu sistemin sakıncaları üzerinde ciltler yazılmıĢtır. Hatta Amerikan Ġdare Hukukunda bir kitap vardır. Yerlong'un kitabı. Ġdari usul uygulanarak alınan idari kararlarda üreyen dosyaların resmi çizmiĢtir. Bir adamın elini uzattığı zaman tepesine ancak ulaĢmıĢtır. Bunun Ġçin, bu sistem büyük zaman yer. Bu sistem büyük kırtasiyecilik getirir. Bu sistem büyük ölçüde idareyi iĢgal eder. Onun için bu sakıncaları nasıl halledeceğimiz meselesini de düĢünelim. O itibarla sistemleri bir de kağıtta gözüktüğü gibi iĢlemediğini bilelim, kağıtta çok güzel olabilirler, uygulandığı zaman sakıncaları sanırım bizim için daha önemli bu da (asaca ifade etmek Ġsterim. Bunu dıĢında, Ombudsman kim Ombudsman, oturup Devlet Denetleme Kurulu kuruluĢunu incelersek bunun çıkıĢ noktası Ombusman'dır. Ben Ģimdi soruyorum Türkiye'de Parlemento bu durumda iken, Devlet Denetleme Kurulu bu durumda iken, koca bağımsız yargının kararlan dinlenmiyor, diye sabahtan beri feryad edilirken, Ombudsman'ı kim dinleyecek. Bu itibarla lütfen çıkaracağımız kanunu Türk Bürokrasisinin iĢletebileceği ve vatandaĢı da disipline edecebileceği bir asgari çerçeve içinde çıkaralım, uygulayalım, görelim sınama yanılma yapalım, ondan sonra tekrar değerlendirelim. Birden böyle, 297 Genel Taraşına bu büyük rüzgarla, böyle büyük bir yasa çıkarıp, aman demokratikleĢtik kompleksinin altında birĢey yaparsak, sanınmki bunu uygulamamız ve somut olumlu sonuçlar almamız daha güç olur. TeĢekkür eder saygılar sunarım. Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ: TeĢekkür ederim, bir dakika söz vermeden önce burda sayın Mr. John Hardin Young bulunmakta, Amerika BirleĢik Devletlerinden getirttiğimiz, davet ettiğimiz konuğumuz kendilerine bu konuda soralım diyorum. John Hardin YOUNG: Thank you very much. Dear Madam sr. Chairman There are it seems to six common themes that ali administrative regimes, procedures have in common. Whether they come from United States, whether they come from France or Belgium those sbc characteristics -I thlnk- make the administrative procedure and make any law relating to the administrative procedure applicable. First of that is that a Iaw must clearly set forth a transparent process. A process must be understandable to ali. Second, rationality that Ġs the reason of decision making must underly the decisions of the administrative agencies. That is not to say that ali administrative agency decisions must be perfect They must be rational, reasonable, that is they must be explainable. Third, a Iaw must provide for public participation. The public, in one sense, is the customer of ali government. Public is also the basis for the administrative Iaw. Therefore, the public must have some meaningful degree of participation. That does not mean that in every instance the public gets a full trial if an agency is for example engaged in informal rule-making. But it does mean that in every instance the public is ought to have some input in the decision. Concurrent with that -I say right- to information. Information -particularly in the new computer ageinformation is important and it is on that we make the decision. There are two caveats to the freedom of information. One is that the privacy interest of individuals must be protected and second that exceptions of the freedom of information act must benarrovvly construed. There are legjtimate functions of government which government needs to pursue on its own. For example, foreign affairs of any country that may be important enough not to be disclosed. 321 "idari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu There are certaîn operations of the military, there are certain personnel files, there are certain trade secrets that may be vrorth protecting. For example in competition proceedings, companies may give an administrative agency confldential data which the agency needs to make a decision yet should not be disclosed. Again hovvever exceptions should be narrovvly construed they are the exceptîons for the general law. Fifth, there must be uniform standards for the conduct of proceedings, 298 that is there should be a norm, a vvay of looking at proceedings Ġn a general nature. And that is not to say that agencies cannot find thelr own particular proceedings but they must start from a base of fundamental fairness and of uniform standards. Last, there must be a meaningful, independent revievv of administrative agencies. That revievv must be substantial and must allovv affected party at the secret vievv of the administrative agencies. From those six principles I think you can condude three things that are common to ali administrative processes and that takes into consideration national goals and needs at fîrsL Any process of every nevv development must be clear, must be impartial and must be non-biased. Second, the goal of any lavv is process we need to as four has the povver. That is it, by providing general guldelines, vvill provide a process vvithin vvhich a general framevvork develops. Agaîn we are not looking for every perfect ansvver. We are looking for a process that vvorks vvithin a particîpatory system. Last -and I think this will be the most difficult for any one to transiate but Ġn Engiish makes sense and I hope I vvill take questions on this- but this is essence of the process and that is the administrative lavv and jurisprudence must continue to change but it must be constant. it is to have vvldespread support. Thank you very much. KONUġMANIN TURKÇESĠ TeĢekkür ederim, Sayın Bayan ve Sayın BaĢkan Kanımca tüm idari düzen ve usullerin ortak noktası olan altı temel konu bulunmaktadır. Ġster BirleĢik Devletler'den ister Fransa ya da Belçika'dan gelsin bu altı özellik sanırım, Ġdari Usulü ve Ġdari Usullerle ilgili herhangi bir kanunu geçerli hale getirir. Ġlk olarak, kanun net bir Ģekilde saydam bir süreci yani herkesçe anlaĢılabilir bir süreci ortaya koymalıdır. Ġkinci sırada rasyonellik yani idari kurumların kararlarında karar verme mantığının bulunması gelir. Bu tabii ki tüm idari kurum kararlarının mükemmel olması gerektiği anlamına gelmez. Genel Taraşına Ancak rasyonel ve mantıklı, bir baĢka deyiĢle açıklanabilir olamalıdırlar. üçüncü olarak, bir kanun kamu katılımı olanaklarını sağlayabilmelidir. Kamu, bir açıdan, tüm hükümetin müĢterisidir. Kamu aynı zamanda idari kanunun temelini oluĢturur. Bu nedenle, kamunun anlamlı düzeyde bir katılımı bulunmalıdır. Ancak bu ,her durumda, örneğin kurum kanuna uygun olmayan kararlar verirse, kamunun tam bir mahkeme oluĢturulmasını sağlayacağı ve yine her durumda kamunun karara katkıda bulunacağı anlamına gelmemektedir. Sonuç olarak bu kamu katılım hakkı ile birlikte bir baĢka hak yani bilgilenme hakkı ortaya çıkmaktadır. Bilgiözellikle de yeni bilgisayar çağında önemlidir ve bunun üzerinden kararlar alınır. Bilgi özgürlüğünün iki koĢulu bulunmaktadır. Bunlardan biri bireylerin özel yaĢamlarının korunması; ikincisi ise bilgi özgürlüğü kanununun istisnalarının dar bir çerçeve de ortaya konulmasıdır. Hükümetin kendi baĢına gerçekleĢtirmesi gereken kanuni iĢlevleri bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, herhangi bir ülkenin açklanamayacak derecede önemli dıĢ iliĢkilerinden bahsedilebilir. Korumaya değer bazı askeri operasyonlar, bazı personel dosyalan ve ticari sırlar olabilir. Örneğin rekabetle ilgili durumlarda, Ģirketler bir idari kuruma bir karara varmak için gereksinim duyduğu ancak yine de açıklanmaması gereken gizli bilgileri verebilir. Ne var ki istisnaların sınırları dar kapsamda belirtilmelidir. Genel hukuk ile ilgili istisnalar bulunmaktadır. BeĢinci olarak, iĢlemlerin yürütülmesinde değiĢmez standartlar yani bir norm, iĢlemlere genel anlamda bakma yöntemi bulunmalıdır. Bu kurumların kendi özel iĢlemlerini bulamayacağı anlamına gelmez. Ancak esası adalet ve değiĢmez standartlardan oluĢan bir temelden baĢlamalıdırlar. Son olarak Ġdari kurumların anlamlı ve bağımsız bir bakıĢ açısı olmaalıdır. Bu gözden geçirme gerçeklere dayalı olmalı ve etkilenen tarafa idari kurunmlann gizli yönlerini açıklayabilmelidir. Bu alo ilkeden sanırım tüm Ġdari Usuller açısından ortak olan ve ulusal hedef ve gereksinimleri gözönüne alan üç Ģey çıkarabilirsiniz. Ġki her yeni geliĢme sürecinin açık ve tarafsız olmasıdır. Ġkincisi, hedefi adil olduğunu görmemiz gereken bir usul olan herhangi bir kanunun yürürlükte olmasıdır. Bir baĢka deyiĢle bu genel kurallar belirleyerek içinde genel çerçevenin geliĢeceği bir süreç sağlayacaktır. Tabii yine mükemmel bir yanıt beklemiyoruz. Katılıma bir sistem dahilinde çalıġan bir süreci arıyoruz. Son oiaraksa, sanırım bunun çevirilmesi çok güç olacaktır ancak ingilizce de oldukça anlamlı bir ifade bu ve umarım bunun hakkında bana sorular yöneltilir; bu sürecin esasıdır yani Ġdari Usulve yargılama değiĢmeye devam etmeli ancak sabit olmalıdır. Bu yaygın destek almalıdır. TeĢekkürler. Dr. Mesut Hakkı CAġĠN : Efendim öncelikle burada Türkiye Cumhuıiyeti'nin yetiĢtirdiği pek kıymetli idare hukuku uzmanları iki gün içerisinde çok değerli katkılarda bulunmuĢtur. Ġkinci husus olarak, her ne 323 "idari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu kadar bu kanun taslağı tam manasıyla ortaya çıkmasa da en azından bir Brain Surving dediğimiz, memleketin elit tabakası, akademisyenler, uygulayıcılar gelip hepsi burada en azından enformasyon sürecini baĢlatmıĢlardır. Bu güzel bir baĢlangıç, memleket için, üstelik de benim belirtmek istediğim her ne kadar bölücülük olacaksa da istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezunuz ama Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi gibi, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu bir kurumda bütün büyük kurumlar gelip burada tartıĢıyorlarsa, bu da olayın daha güzel bir yönü Kanunumuzun nihayi amacı açısından taslağa bakıldığında, Anayasanın esas aldığı hukuk devleti ilkesinin, maddi anlamdaki dar anayasa yorumunun çıkarılması suretiyle, katılımcı, sorgulayıcı ve vatandaĢın devlete karĢı yükümlülüklerinin ifasına mukabil bir otokontrol sisteminin ortaya konulmasında demokratikleĢme yolunda daha adil daha süratli daha akıcı ve süratli organik manada bir kontrolün hayata geçirilmesi isteminin amaç olarak belirlendiğini görüyoruz. Metodoloji konusunda pek çok hocamız katkıda bulunmuĢlardır. Halkın bilgilendirilmesi yani biz bu kanunu düzenlemeyi bu milleti, bu halkın yararlanması Ġçin yapıyorsak, onun bilgilendirilmesi, onun desteğinin alınması Ģart. Amerika BirleĢik Devletlerin de, Amerikan Anayasası ve devlet sistemi, üniversitenin her branĢında mecburi ders olarak okutulur. Bir mühendis dahi olsa, idare hukukunun temel yapısı nedir, Amerikan devlet sistemi nedir, anayasal sistemi nedir, idare yapısı nedir ve vatandaĢ haklan nasıl dağılır. Hem üniversite bazında, hem lise bazında vatandaĢ bilgilendirilir ve devlet ve vatandaĢın birbirini kucakladığı sisteme doğru yaklaĢılmak istenmektedir. O halde eğitim ve bu eğitimin halka kazandınlması, ikinci basamağın asli unsurianndan bir tanesi olarak görüyoruz. Bir hukuki düzenlemenin halka mal edilmesi için onu bizatihi halklar tarafından desteklenmesi gerekir. Memleketimiz bir yeniden yapılanma içerisinde, imar safhası içerisinde bu kapsamda yeni bir sorun çıkıyor karĢımıza. Bu sorunlann baĢında gelen de modern toplumun karĢılaĢtığı sorunun en baĢında gelen çevre güvenliği sorunu. Çevre güvenliği Ġle ilgili konularda, halkın bilgilendirilmesi ve planlama safhasında, gerekse ihtiyaçiann tespitinden sonra idari iĢlem safahatının tamamlanmasından önce, doğrudan menfaati ilgilendiren vatandaĢlann veyahutta taraflann bilgilendirilmesi mutlaka hükme bağlanmalıdır Devlet geleneğinde esas olan, devlete karĢı mutlak itaat ilkesine mukabil olarak, pratik manada memurun keyfiliğinin önüne geçilmesi asli unsur olarak belirtilmelidir. Bu kritik denge içerisinde, idarenin bizaatihi, hukuka ve adalete uygun hareket etmesi, uyuĢmazlığın doğmadan çözüme ve uzlaĢtınlmaya kavuĢturulması esas alınmalıdır. TeĢekkür ederim. Yrd.Doç.Dr.llyas DOĞAN : Sayın hocam Prof.Dr.Said Güran çok güzel bir noktaya temas ettiler, dediler ki Ġdari Usul yasası çıkanrken idareyi iĢlemez hale getirmek gibi bir, noktaya gelmeyelim ve idare Genel Taraşına karĢısında bu kompleksi üzerimizden atalım. Kendileri benim belki tebliğde iĢlediğim ana temayı kast ettiler. Birazda iki günden beri genelde oluĢan havaya dikkat çektiler, uyardılar. Tabii ki idarenin belirli usul ve çerçevede davranmasını düzenlerken, idare cihazının düzgün iĢleyiĢine azami dikkati göstermek gerekir. Sayın hocam siyasi partiler kanalı ile yönetimi etkileme yollanna da iĢaret ettiler. Son derece doğru. Ancak, siyasal partiler kanalıyla etkileme olanağı bulmayan yurttaĢtan da düĢünmek gerekir. Aynca, idarenin de bu yasal çerçeve içerisinde ortaya çıkacağı muhtemel yasada artık sadece iyi niyetini beklemek yerine, Ġdarenin idari yargı karannın veya verilmiĢ olan bir yargı karannın bilerek etkisizleĢtirmesi varsa bununla ilgili daha açık bir düzenlemede bulunulması gerekir. Bu açıdan yasa taslağında eğer idare iptal karannı veya yargı karannı savsama yoluna girerse bilhassa bu karan uygulama makamında olan yani kamu görevlisinin hukuksal sorumluluğunun daha açık bir Ģekilde sınıriannın çizilmesine dikkat edilmesi gerektiğini düĢünmekteyim. TeĢekkür ederim. Prof.Dr.ĠI Han ÖZAY: Efendim, ben dünkü oturuma katılamadım büyük bir mutsuzluk benim için. Bir eksiklik daha doğrusu. Fakat tahmin ettiğim kadarıyla yöntem konusunda bir takım eleĢtiriler yöneltilmiĢ dün de, bugün de böyle oldu. Bendeniz ise Ģartiann belkide zorlamasıyla kendiliğinden oluĢan yöntem çok hayırlı olmuĢ diye düĢünüyorum. Çünkü, bir taslak, tasan vesayire belki tam anlamıyla yok. Fakat, biz hiç olmazsa ona egemen olması gereken ilkeleri tartıĢmak üzere burada bulunuyoruz ve ben bunu bir ön çalıĢma olarak müteala ediyorum, inĢallah öyledir ve bu ön çalıĢma devam edecektir. Hem ilgilenenler için, hem de bu konunun teknik uzmanlan bakımından dolayısıyla ortaya olabildiğince mükemmel bir yasa tasarısı çıkarabilecektir zannediyorum. Zaten hiç bir yasa ilk çıktığı anda mükemmel olmaz. Bunun örneği iĢte Amerika BirleĢik Devletleri. Yönetsel Yöntem Yasası 46'da çıkanldı. 46'dan 70'li yıllara varan süreç içinde ortaya çıkan ihtiyaçlarla yeni yeni yasalarla tamamlandı, tek bir metin haline geldi ve sadece öylede olmadı. O GünıĢığında Yönetim Sistemini asıl Amerikan Yargı Organı kararlarıyla tamamladı ve halende tamamlamakta. Bu bakımdan Amerikalı meslektaĢımızın görüĢüne katılmamak mümkün değil. Ġdare hukuku değiĢken bir hukuktur, değiĢken bir hukuk olmalıdır. Buna karĢılık müstakar bir hukuk olmalıdır. Yani hukuk ilkelerinde herhangi bir sapma ortaya çıkmamalıdır. Ġdare Hukukukun zaten diğer hukuk dallanna oranla özelliği de budur. Dolayısıyla Amerikada 20 yıl içinde ancak belli bir noktaya kadar getirilip 1946 yılında çıkanlmıĢ olan yasalan, Ġtalya'da da 1990'a gelinceye kadar böyle bir yasa çıkanlmamıĢ olmasının çok önemli bir nedeni vardır. Çünkü alel acele çıkarılması halinde eksiklikleri çok olan bir mevzuat yasal düzenleme olabilir. O bakımdan da bu yola girilmiĢ olmasını çok büyük bir memnuniyetle karĢılıyorum. Fakat yapabileceğimiz en büyük hata bunun çok çabuk bir biçimde çıkarılmak istenmesiyle eksik bir düzenlemeye 325 "idari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu gidilebilmesidir. Ben bu konuda benimle daha önceden temasa geçen ve bugün de burada görüĢlerimi almak isteyen arkadaĢlanmın coĢkusu karĢısında duygulandım, hepsi böyle adeta öğrenci gibi, bir doktora tezi hazırlayan öğrenci gibi belli konularda bizlerin görüĢünü almak ve ona göre bir tez hazırlığı içinde bulunmak çabası içindeler bunun karĢısında tabii hem bir mutluluk duyuyorum hem de yapılacak olanın çok yoğun bir çalıĢmanın sonucu ve ürünü olacağına inanıyorum. ġimdi bu noktada genel hükümler mi içermelidir, özel hükümler mi içermelidir vesayire ona gelmeden önce değerli meslektaĢım ve kürsüdaĢım Said Güran'ın söylediğine ben de bir noktasından girmek istiyorum. Gerçi Ġlyas onu söyledi ama benim belediye baĢkanını harekete geçirmek için siyasi partinin ilçe teĢkilatını devreye sokabilmek olanağım yok. Valinin kapısı açık. Dert dinleme günü var. Ama valinin kapısı sadece dert dinlemek için gidenlere açık. Ġstanbul Belediye BaĢkanının da bir beyaz masası var. Ġstanbul Belediye BaĢkanı Ġstediği için beyaz masa yaptı. Ġstanbul Valisi'de istediği için dert dinleme günü tespit etti. Yasal düzenleme öngörmeli onu. Neden? Hak iddia ederek oraya katılmalıydı, benim istediğim bu. Yoksa Ģeyde bizde yönetimin, bizde ve italya'da yönetimin karar alma sürecine önceden katılmak mümkün, önceden katılmak mümkün ama, önceden katılım, gayn meĢru yollarla yapılan bir katılım. Çünkü bir siyasi partinin teĢkilatını harekete geçirmekte meĢru bir katılım değildir. Gayn meĢru bir yoldur. ġimdi genel ilkeler mi öngörmelidir, yoksa ayrıntılara da girmelimidir, bu konuda genel ilkeler öngörmelidir dediğim zaman ben tabii o genel ilkelerin içine yaptırımları da koyuyorum. Sözünü ettiğim Ġtalyan yasası 30 maddelik hem ilkeleri öngörüyor, ekonomik olacak, açık olacak, saydam yönetim hem de etkili bir yönetim olabilecek. Buna karĢılık usulü öngördüğü gibi yaptınmlan da öngörüyor pekela. Ana metin içinde, ayrıntıları koymanın çok büyük bir sakıncası var. ġöyle bir sakıncası var, iki örnek vermek istiyorum, biri Türkiye'den biri Ġtalya'dan. Ġtalya'dan baĢlayım. Ġtalya'da vergi mevzuatına göre kuru incir vergiden muafmıĢ. Kuru incir ithalatı. Kuru üzüm ithalatı da vergiden muafmıĢ. Bir Ġtalyan Ģirketi Türkiye'den içine kuru üzüm konulmuĢ kuru incir ithal etmiĢ ve senelerce bununla uğraĢtı. Acaba içine kuru üzüm konulmuĢ kuru incir nedir. Ġçine kuru üzüm konulmuĢ, kuru incir, içinde kuru üzüm bulunan kuru incirdir. Bizdeki örnek, kiliseler, camiiier, camiler ve kiliseler emlak vergisinden muaftırlar diye bir yasal düzenleme yapılmıĢ. Sinagog örneği çıkmıĢ ortaya, sinagog acaba muaf mı? Değil mi? Yakın zamanlarda olsaydı birde cem evi muaf mı? Değil mi? Sen kanuna mabetler emlak vergisinden muaftır dersen, ondan sonra konuyu zaten idari yargı halledecek, O bakımdan ana ilkelerini belirledikten sonra iĢte o değiĢken olan, değiĢken fakat, müstakar olan yargı organının içtihadıyla ortaya çıkacak. Yargı organının içtihadı zaten o GünıĢığında Yönetim neyse onu meydana çıkaracak. Bu idareyle, bu Ģeynen, bu kamu personeliyle bununla olur mu? Olmaz mı? Vallahi bazıları da 1961 anayasasının bize bol geldiğini iddia ettiler. Bol geliyor ama 1961 anayasası o bolluğu içinde bir takım kavramları bizim toplulumuza Genel Taraşına yerleĢtirdi. Hukuk Devleti, idarenin bütün iĢlem ve eylemlerinin yargısal denetimi, tabii hakim, geriye adım atıldığı zaman kötü örnek olduğu biliniyor. Biz artık hepimiz bilincine vardık onların erdemlerinin. O bakımdan da hiç bir yasa bana sorarsanız kötü bir yasa olamaz konulduğu anda. Dardır, boldur vesayire diye bunları Ģey yapabilmek doğru değildir. Bizler iyi Ģeylere layıkız, bunu bazılarının anlaması lazım, çok teĢekkür ederim. Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ: TeĢekkür ederim sayın hocam. Ali KURT, Hukuk MüĢaviri: Bu idari yapıyı tanımak durumundayız. Kanun hazırlığını ortaya çıkarmadan önce yapıyı tanımak durumundayız. ĠĢte sizin yaptığınız bir anket çalıĢması da o yapıyı tanımanın bir aracı, ancak o anket sadece üst düzey kamu görevlilerine gönderildi. Bu anket sMl toplum örgütlerine yani, kamu görevlilerinin örgütlerine ve halkın oluĢturduğu sivil toplum örgütlerine de belki tam olarak gönderilmedi. Bu nedenlerle yapının iyi tanımlanabilmesi için anket çalıĢmasının geniĢletilmesi mümkün olur mu bu mümkün müdür? TeĢekkür ediyorum. Gürsel ÖZKAN : Sözünü ettiğiniz anket, kamu idaresinin tanınması amacı için hazırlanmadı. Anket, kamu gücü kullanarak bireylerin hak ve menfaat alanlarına müdahalede bulunma yetkisi taĢıyan makamlarda görev yapan Üst Yöneticiler; yani, MüsteĢar, MüsteĢar Yardımcısı, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Bağımsız Kurum ve Kurul BaĢkanı, Rektörler ve Valilerimize gönderildi. GönderiliĢ amacına da ulaĢtı. Hem kamuoyu oluĢması bakımından, hem de bizim çalıĢmamıza yön göstermesi bakımından. TeĢekkür ederim. Prof.Dr.Zehra ODYAKMAZ: Efendim iki gün boyunca dolu dolu bir sempozyum yaĢadık. Proje ekibimizin yürüttüğü çalıĢmanın neticesinde düzenlediğimiz bu sempozyuma bütün kesimlerden katılım olması bizi çok mutlu etti. Hemen hemen arzu ettiğimiz herkes hem dinleyici olarak katıldılar, hem de konuĢmacı olarak katıldılar. Bu sempozyuma gerek konuĢmacı olarak katılan, gerek oturum baĢkanlığı olarak katılan ve gerek tebliğ sunmasa bile katkıda bulunarak faydalı olan herkese teĢekkür ediyorum. TartıĢma bitmiĢtir. KAPANIġ KONUġMASI YaĢar YAZICIOĞLU BaĢbakanlık MüsteĢarı 327 "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu Değerli konuklar, değerli hocalarım, önce bu sempozyumu kapatmadan önce bir hususu sizlere arz etmenin yarar sağlayacağını düĢünüyorum. Çok kısa bir Ģekilde Ġzah edeceğim ve biz neden böyle bir Ġdari Usul yasasının çıkarılmasının gerektiğini belki biraz daha iyi anlatmıĢ olacağız. Çok süratli bir Ģekilde teknolojik geliĢim kendini her boyutta göstermektedir. Bu hızlı teknoloji bütün dünyayı kendi etkisi içerisine almaya baĢlamıĢ ve bütün hızıyla devam etmektedir. Bu hızlı teknolojik geliĢimin toplumları, eğer ülke bazında alırsak, ülkeleri yeniden yapılanmaya, yeni bir sistem kurmaya itmektedir. Sanayii toplumu kendini göstermiĢ, sanayii toplumu ötesinde bilgi çağının hakimiyet bulması ile bilgi toplumları oluĢmaya baĢlamıĢ ve birçok ülke bilgi toplumu haline gelmiĢtir. Ama geliĢmekte olan ülkeler bizim ülkemiz gibi sanayii toplumu ötesine geçme baĢarısını henüz göstermiĢ değillerdir. Hızlı teknolojinin getirdiği enformasyon çağı dünyada olup bitenleri bütün ülkelere belli bir ölçüler içerisinde götürmekte ve bir takım kabul edilen normların o ülkelerde de uygulanmasını baskı altına almaktadır. Türkiye konumu icabı bu halı geliĢimin etkisi içerisinde olmaktadır. Bu halı geliĢim Türkiye'de de yeniden yapılanmanın bir zorunluluk olduğunu ortaya çıkarmıĢtır. Ülkemizde yeniden yapılanma olgusu yeni değildir. 60'Iarda baĢlayan bir takım geliĢmeler siyasi iradenin zayıflığı nedeni ile önemli aĢama gösterememiĢ ve belirli düzeylerde kalma zorunluluğu ile karĢı karĢıya gelmiĢtir. ġimdi iki gündür devam eden bu görüĢmelerde biz BaĢbakanlık olarak son derece memnun olduğumuzu size ifade etmekten onur duyuyoruz. Türkiye'de merkezi bir otorite ve merkezi otoritenin dıĢında kalan alt kesim mevcut Siyasi yapı ne zaman merkezden uzaklaĢmıĢsa yani halkla bütünleĢmiĢse o siyasi yapı geçersiz kılınmıĢtır. Ama ne zaman merkezle bütünleĢtiyse çok iyi biliyorsunuz ki, Ġktidarı kaybetmek zorunda kalmıĢtır. Merkezi otorite dediğimiz elit bürokratik yapı, aristokrat yapı kendine özgü kurumu, kendine özgü yapısı ile kuralları ile bir Ġdari yapı anlayıĢı, halktan uzakta kendi anlayıĢı içerisinde bir idari düzen sergilemiĢtir. Bu elit, bürokratik, aristokrat yapı siyasi yapıyı etkisi altına aldığı zaman o siyasi otorite halktan kopmak zorunda kalmaktadır. ġimdi Türkiye'de katı bir bürokratik yapının olduğunu 27 yıllık meslek hayatımda bunun baĢından sonuna kadar gören ve yaĢayan bir arkadaĢına olarak itiraf etmek zorundayım. Ama, bir bürokratik yaprya da hak vermek bazan yanlıĢ olmaz gibi düĢünüyorum. Çünkü, halk kendi idaresini kendi anlayıĢını sadece 5 veya 4 yılda yapılan seçimlerle gösterebilmektedir. Onun ötesinde idareye yönelik kendisinin katkısını sağlayacak bir hareketi veyahutta bir uygulamayı göstermesi mümkün olmamaktadır. Böyle durumlarda siyasetin, siyasi otoritenin hakim olamadığı siyasi otoritenin kendi etkinliklerini gösteremediği bir ortamda devleti bürokrasi idare ediyor. Devleti, bilim adamlarımız, üniversitelerde ortaya koydukları görüĢleriyle beraber idare ediyorlar. Bizim amacımız, halkın bizzat katılımını sağlayabileceği bir sistemi oluĢturmaktır. Bunun için de Türkiye'nin yeniden yapılanması gerektiği çok iyi bir Ģekilde ortaya çıkmıĢtır. Biz BaĢbakanlıkta kamu yönetiminin yeniden yapılanması ile ilgili çalıĢmaları baĢlattık ve süratli bir Ģekilde bunların netice almasını sağlamaya yönelik bir dizi uğraĢlarımızı ortaya koyduk. 7 aydır BaĢbakanlık MüsteĢarı olarak görev yapıyorum ve burada gördüm ki, Türkiye, BaĢbakanlık binasında toplanmıĢtır. En küçük ünitede çözülmesi gereken Hakkari'de Edirne'de ve oradaki yöneticilerin çözmesi gereken ve kanunda yetki ve selahiyet verilmesine rağmen orada çözülmesi gereken olaylar dahil, BaĢbakanlığa gelmekte ve orada çözüm aranmaktadır, örneğin, TRT'den bir memur yurt dıĢına çıkacaksa onun "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu pasaportunu BaĢbakanlık MüsteĢarı imzalar. Eğer bir kiĢi iki yıl, üç yıl ücretsiz izin alacaksa bunun ücretsiz iznini BaĢbakanlık imzalar. Eğer belediye 10 itiĢi istihdam edecekse bunun karannı, BaĢbakanlık MüsteĢan imzalıyor. Bu örnekleri çok artırmak ve sayfalar dolusu bir kitaplar dizisi ortaya koymak mümkündür. Biz diyoruz ki, Türkiye yeniden yapılanmaya muhtaçtır. Bu muhtaciyetin giderilmesinde en büyük görev bilim adamlanmıza düĢmektedir. Üniversitelerimize düĢmektedir. Oniann kendi alanlan içerisinde, kendi üniversite camiasının içerisinde yapmıĢ olduklan bir çok çalıĢmalan inanıyoruz ki var, oniann gün ıĢığına çıkması gerekir. Bunlann toplumla bütünleĢmesi gerekir. Bu fikirlerin toplumda tartıĢılması gerekir ve toplumda yer bulması gerekir. Kamu yöneticileri olarak kamunun sıkıntılarını enine boyuna biliyor arkadaĢlar. Ama bunun bir bilim dünyası ile bütünleĢmesi lazım. Bilimin etkisi altında çağdaĢ bir anlayıĢla halkımıza indirgenmesi gerektiğine inanıyorum. ĠĢte bu düĢüncemizle birlikte BaĢbakanlıkta baĢlatmıĢ olduğumuz yeniden yapılanmada ilk hedef olarak aldığımız BaĢbakanlığın kendisinin elektronik bir yapıya kavuĢturulması ve orada toplanan yetkilerin ilgili birimlere aktanlması. Burada ĠçiĢleri Bakanlığımızla yaptığımız çalıĢmalarda, mahalli idarelerin yeniden yapılanması sağlanacak, Ġl özel idareleri, belediyeler ve köyler yeniden bir yapılanmaya kavuĢturulacak. ÇalıĢmanın temel noktası o yöredeki halkın yönetime iĢtiraki, sorumluluk taĢıması ve alınacak olan kararlann denetiminin kendileri tarafından yapılması. Temel hareket noktamız, tarzımız bu olmalıdır. Bunlar sanıyorum bir aylık bir süre içerisinde arka arkaya gündeme gelecek ve Bakanlar Kurulunun gündem maddesini oluĢturacaklardır. Değerli konuklar, değerli bilim adamları, Ġdari Usul Yasası hazırlığının burada tartıĢılması bize büyük bir onur vermiĢtir. Çünkü gördük ki bilim adamlarımız enine boyuna Türkiye ve dünya uygulamasında sorunları ve çarelerini biliyorlar. Biz sadece sekreterya düzeyinde bir çalıĢma yaptık. Bunun kanun Ģeklini alabilmesi için bilim adamlarımıza ihtiyacımız olduğunu burada açıklamayı bir zorunluluk olarak görüyoruz. Ġkinci çalıĢma Ģeklimiz Bilim Adamlarımızdan oluĢturabileceğimiz bir kurulla çok süratli bir Ģekilde bu yasa çalıĢmalarının, taslak çalıĢmalarının bir noktaya getirilmesi ve Bakanlar Kuruluna sevk edilmesi olacaktır. Değeri! konuklar Ġki gün zarfındaki bu çalıĢmalarınıza BaĢbakanım adına, BaĢbakanlık adına teĢekkür ediyorum, özellikle yurt dıĢından gelip bize kendi çalıĢmalarını pratikteki uygulamalarını aktaran değerli konuklarımıza da BaĢbakanım adına sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. Hepinize saygılar ve sevgiler. Plaketini almak üzere Prof.Dr.Sayın Zehra Odyakmaz'ı davet ediyoruz. Prof.Dr.John Hardin Young, Prof.Dr.Jean-]acques Bousquet, Prof.Dr.Patrick Goffaıa, Prof.Dr.Tayfun Akgüner, Sayın Ġbrahim Bağcı, Doçent Doktor Zehrettin Asian, Prof.Dr.ĠI Han özay, Sayın Nuri Alan, Doçent Doktor Turhan Yıldırım, Sayın Orhun Yet, Sayın Selçuk Hondu, Sayın Atilla Değirmencioğlu, Prof.Dr.Turgut Tan, Yardımcı Doçent Doktor Murat Sezginer, Yardımcı Doçent Doktor Ramazan Yıldırım, Doçent Doktor ĠĢtar Gözaydm, Yardımcı Doçent Doktor Ġiyas Doğan, Sayın Süheyla Alıca, Prof.Dr.Saft Güran, Prof.Dr.Ülkü Azrak, Prof.Dr.Gürol Banger, Yardımcı Doçent Doktor Meltem Kutiu, Prof.DnYıIdızhan Yayla, Yardımcı Doçent Doktor Bahtiyar Akyılmaz, Sayın Gürsel Özkan. Ġdari Usul Kanunu hazırlığı uluslararası sempozyumu sona ermiĢtir. Gösterdiğiniz ilgiye teĢekkür ederiz. "Ġdari Usul Kanunu Hazırlığı" Uluslararası Sempozyumu
Benzer belgeler
Türkiye`de İdari Usul Çalışmaları ve Sorunlar
3. Ġdari iĢlemin Ģekli ve gerekçe yükümlülüğü ................................................... 90
D. Ġspanya ........................................................................................
İdari Yargıda Arabuluculuk - Arabuluculuk Daire Başkanlığı
yasama organı fonksiyonunu yerine getirirken, Anayasa'da ve T.B.M.M. iç tüzüğünde
düzenlenmiĢ bulunan kurallara göre çalıĢmaktadır. Yargı organı farklı yargı düzenlerine
iliĢkin yargılama usulü kan...
2007 - Danıştay
sağlamanın olanaksızlaşacağı çok açıktır. Yargı bağımsızlığı, yargı erki olarak yasama ve
yürütme organına karşı bağımsızlığı; hakim ve savcı bağımsızlığı ise, maddi ve manevi
baskı ve etki altında...