HF169 - Hayatım Futbol
Transkript
HF169 - Hayatım Futbol
2 0MART2 01 5-SAYI 1 69 PORTAKALMEVS i Mi Hi ddi nki l ey eni bi rs a y f aa ç a nHol l a ndageç t i ği z or l us ı na v da ç ek t i ği a c ı l a r ı ş a mpi y onl uk l at a ç l a ndı r a bi l ec ekmi ? Y ous efKar gar Ş anl ı ur f a ’ nı ny ol u Andr easF l eur qui n Yayın Koordinatörü İlker Yılmaz Yazarlar Burak Sağlam Emre Gürkaynak Fırat Topal Sercan Ergün Serkan Akkoyun Uğur Karakullukçu Hollanda Louis van Gaal ile 2014 Dünya Kupası’nın göz alıcı performanslarından birine imza atan Hollanda Milli Takımı, bu başarıyı deneyimli teknik adamın sıra dışı oyun görüşü ve cesur hamleleriyle elde etmişti. Deneyimli teknik adam bu başarısından sonra Manchester United’ın yolunu tutarken Portakallar da bir başka marka isim Guus Hiddink ile anlaştı. Hiddink’in ise emekliliğinin son yıllarını geçiriyor. 68 yaşındaki teknik adam 2 yıl boyunca, yani Euro 2016 sonrası takımı yardımcısı Danny Blind’e teslim edecek. Ondan istenen bu süreçte organizasyonun başı olması, omurgası sağlam ve Dünya Kupası kazanacak kalitede bir takımı Blind’e devretmek. Hollanda bu kritik süreçte geride kalan 4 maçta 2 mağlubiyet aldı. Fakat Hiddink’e güven tam. Milli takımımızın da oldukça kötü başladığı turnuvada en zor viraj Hollanda mücadelesi. Bu kritik mücadele öncesinde -sadık okuyucularımız fark edecektir- kademeli olarak Hollanda’yı işledik. İki hafta önce Memphis Depay, geçtiğimiz hafta Bas Dost ve Luuk de Jong’a yer verdiğimiz sayfalarda bu kez Hiddink ile turuncuların kabuk değişimini ele alıyoruz. Bu sayıda ayrıca; Hollanda Milli Takımı aday kadrosuna tam 7 oyuncu veren PSV’yi, Championship’teki kıyasıya zirve mücadelesini, Fiorentina’da Chelsea’de yerine tercih edilen Cuadrado’nun üzerinde bir performans sergileyen Salah’ı, Afganistan’ın futbol emekçisi Yousef Kargar’ı, yakaladığı çıkışla Süper Lig yolunda umutlanan Şanlıurfaspor’u ve Galatasaray’da az bir süre geçirse de unutulmazlar arasında giren Fleurquin ile yaptığımız röportajı bulabilirsiniz. İyi okumalar, İlker Yılmaz [email protected] [email protected] #169 BU SAYIDA Hollanda Özel Genç Portakallar Rahatsız Artık Hem Yetiştirici Hem Yarışmacı PSV Röportaj 1 sezonda Galatasaray’ın unutulmazları arasına giren Fleurquin anlatıyor Urfa’nın Etrafı Güneşli, Önü Aydınlık Tam Süper Lig hedefinden uzaklaştı denilirken Şanlıurfaspor öyle bir dönüş yaptı ki… Zirvenin Olağan Şüphelileri Championship’te Premier League yarışı bu sezon bir başka Hikâyesini Yeniden Yazıyor Mohamed Salah Yousef Kargar O Afganistan’ın futbol emekçisi. Yalnız ciddi manada yaralı Fırat Topal Analiz HF169 GENÇ PORTAKALLAR RAHATSIZ Ulusal takım 28 Mart’ta Amsterdam’da Hollanda maçına çıkıyor. Klasik bir “tamam mı devam mı maçı” öncesinde rakibi masaya yatırıyoruz Louis van Gaal, 2014 Dünya Kupası’na Eredivisie’de top koşturan 10 oyuncuyla gitti. Hollanda Ligi, bir uluslararası turnuvada mücadele eden ulusal takıma en son bu kadar oyuncu verdiğinde 2006 Dünya Kupası’ydı ve Eredivisie’den 14 oyuncu Almanya’nın yolunu tutmuştu. Turnuvadan sonra bu oyuncuların 6’sı yurt dışına transfer oldular. Temmuz ayında Brezilya’da düzenlenen turnuvadan sonra da durum pek değişmedi aslında. Takımın defansif gücünü oluşturan Stefan De Vrij, Bruno Martins Indi, Daryl Janmaat ve Daley Blind kariyerlerine Hollanda dışında devam etme kararı aldılar. Hatta şöyle söyleyelim, bu 4 oyuncu İspanya karşısına 5-3-2 dizilişi ile çıkan Van Gaal’in gerideki 5’lisinde yer alıyordu ve son oyuncu da 1 sene once Aston Villa’ya transfer olmuş Ron Vlaar’dı. Kısacası Van Gaal uzun yıllar MathijsenHeitinga tandemine bağlı olan Hollanda defansına daha dinamik ve genç oyuncuları monte etmeyi başarmıştı. Beklenilenin aksine bu hat başarılı oldu ve turnuvada oynadığı 7 maçta kalesinde 4 gol gördü. Bu gollerin tümü grup maçlarında gelmişti. Taktik ve formasyon açısından da Van Gaal ne kadar değişken ve şartlara gore kendisini ayarlayabilen bir hoca olduğunu kanıtladı. Tabii grup maçları bittiğinde Van Gaal’in halen diziliş değişiklikleri yapması, onun hala ideal bir 11 ve dizilişe sahip olmadığı yönündeki görüşleri de beraberinde getiriyordu. Hatta turnuvaya yakın bir zaman kala, İspanya maçında 5-3-2’yi deneyeceğini açıklaması üzerine Johan Cruijff ve bazı Hollandalı eski futbolcular, ülkenin Total Futbol’la beraber gelişen oyun karakterine ihanet edildiği yönünde görüş belirttiler. Ama, Van Gaal hep böyle bir adamdı. Geçmişinde başarı kazandığı 4 takım olan Ajax’ta 4-3-3, AZ’de 4-4-2, Barcelona’da 2-3-2-3 ve Bayern Münih’te 4-2-3-1 dizilişleri ile sahaya çıkmıştı. Dünya Kupası’nda da İspanya’yı durdurduktan sonra Avustralya, Şili ve Meksika önüne 3-5-2, Kosta Rika karşısında ise 3-4-3 ile çıktı, Arjantin önünde yine 3-5-2’ye döndü. Tabii bu orta 5’linin en ucunda bulunan Sneijder hep forvete yakın oynuyor ve dizilişi zaman zaman 3-4-1-2’ye döndürüyordu. Guus Hiddink’in kupa sonrası göreve geldiğinde verdiği ilk sinyaller, Hollanda’nın marka dizilişi 4-3-3’e döneceği şeklindeydi. Çek Cumhuriyeti ile oynanacak Euro 2016 grup eleme maçı öncesinde Hiddink rakiplerinin tek forvetle sahaya çıkacağını, bu yüzden defansın göbeğinde 3 oyuncu bulundurmanın hem aşırı tedbir olacağını hem de sahanın diğer bölgelerinde onları eksik bırakacağını söyleyerek, İtalya ile oynanan ve 2-0 kaybedilen hazırlık maçına rağmen 4-3-3 sisteminde ısrar edeceğini belirtti. Ama son anda takım sahaya yine 5-3-2 dizilişi ile çıktı. Bu kafa karışıklığına, bir dönem Konyaspor’da da forma giymiş Sparta Praglı Bořek Dočkal’in uzaktan attığı şut cezayı kesti. Hiddink 38. dakikada bir hata yaptığını düşündü ve defans 5’lisinin göbeğindeki Joël Veltman’ı kenara alıp oyuna Luciano Narsingh’i sürdü ve 4-3-3’e döndü. Beraberliği yakalamalarına rağmen son dakikada bireysel bir hatadan yedikleri golle maçı 2-1 kaybettiler. Kriz Hollanda 1 ay sonra kendi evinde Kazakistan’ı 3-1 mağlup ederken sahaya sıklıkla 4-2-4’e dönen bir 4-4-2 ile çıktı. Olimpiakos’ta istediği formu bulan Ibrahim Afellay 2 yıl sonra ulusal takıma dönmüş, Robben’in sakatlığı geçmiş, Jeremain Lens de kadroya yerleşmişti. Ancak 4 gün sonra Çek Cumhuriyeti mücadelesinin ilk 40 dakikasındaki diziliş Çek Cumhuriyeti mücadelesinin 40. dakikasından sonraki diziliş Reykjavik’te İzlanda Hollanda’yı krizin ortasına bırakıp kaçtı. Swansea City’li Gylfi Sigurðsson’un 2 golü, Kazakistan maçında kazanan kadroyu koruyan Hiddink’i yine çıkmaza sokmuştu. Ama daha önemlisi Çeklerin ve İzlanda’nın 9 puana ulaşması ve Hollanda’nın 3 maçta 2 mağlubiyetle 3 puanda kalması Hiddink’in koltuğunun da tartışılmasını beraberinde getirdi. Zaten 69 yaşındaki teknik adam emekliliği öncesi sadece 2 yıl takımın başında kalacak ve Euro 2016 sonrası görevi, şu andaki yardımcısı Danny Blind’e bırakacaktı. Efsane futbolcular Cruyff ve Willem van Hanegem Hiddink’e destek çıkarak kötü sonuçların Guus Hiddink’e bağlanmaması gerektiğini ve ulusal takımın bir değişim içinde olduğunu ileri sürdüler. Hatta Van Hanegem, Hiddink’in görevde kalması halinde 2 yıl sonra Avrupa Şampiyonluğu’nun kazanılmasının mümkün olduğunu iddia etti. Farklı görüşler de vardı elbet. Örneğin Ajax hocası Frank de Boer, Hiddink’in çok iyi bir oyuncu yöneticisi olduğunu ancak futbolculuğu döneminde taktiksel anlamda Hiddink’e kıyasla, Van Gaal’den çok daha fazla Hiddink’in Letonya maçındaki dizlişi şey öğrendiğini belirtti. De Boer, 1998 Dünya Kupası’nda yarı final oynayan Hollanda’da Hiddink’in en güvendiği isimlerden birisiydi. Hollanda’nın Türkiye maçında sahay çıkması beklenen muhtemel kadrosu ve dizilişi Bu tartışmalar sürerken takım 16 Kasım’da Amsterdam Arena’da Letonya’yı konuk etti. Hiddink 3-3-4 gibi oldukça ofansif bir diziliş sürdü sahaya. Robin van Persie ve Klaas-Jan Huntelaar’ın yanına 2 açık ve 2 de ofansif orta saha oyuncusu eklenmişti. 6-0 kazandılar. Maçtan 1 gün önce Arjen Robben, 4-3-3 sisteminin Hollanda ile özdeşleşmesini anladığını, ancak 5-3-2’nin de Brezilya’daki Dünya Kupası’ndaki başarısı sebebiyle göz ardı edilmemesi gerektiğini ve özellikle üst düzey takımlarla oynanacak maçlarda ciddi bir alternatif olarak düşünülebileceğini ifade etti. 6-0 sonrası kriz bir nevi atlatıldı, Hiddink aralık ayında görevde kalacağını ve aksini hiçbir zaman düşünmediğini açıkladı. 1 ay önce sistem hakkında düşüncelerini sakınmayan Robben da ona destek olmuştu. Türkiye maçına doğru Kasım ayında oynanan son eleme maçlarından bu yana çok şey değişti. Hollanda’nın hem ülke içinde hem de ülke dışında oynayan futbolcularının form durumlarında önemli değişiklikler oldu. Hollanda’nın her zaman maharetli olduğu yetenekli forvetler çıkarma geleneği son birkaç yılda Robin van Persie’nin formu ve onun gerisinde bekleyen Klaas-Jan Huntelaar’ın fırsat aramasına sıkışmıştı. Robin van Persie sakatlığından ötürü Türkiye ile oynanacak maçın aday kadrosuna çağırılmadı. Hoş sakat olmasaydı da alternatiflerin form durumu göz önünde bulundurulduğunda ilk 11 için düşünülmesi hata olabilirdi. Bas Dost, 1 Ocak 2015’ten beri yakaladığı gol performansı ile ocak ve şubat aylarında Lionel Messi ve Cristiano Ronaldo ile yarışıyordu. Wolfsburg’un, Bundesliga’da Bayern’in peşine düşebilen tek takım olmasında Dost’un büyük payı var. 11’i sadece bu yıl olmak üzere toplam 13 gol atan Dost Almanya’da gol krallığı yarışında iddialı. Luuk de Jong da 2 sezonluk bir yurt dışı macerasından sonra ükesine döndü. Bu dönüş onu Twente’deki formuna döndürdü ve hatta gol sayısını artırdı. Bu sezon PSV forması ile 14 golün altına imzasını koyan De Jong, gol krallığı sıralamasında ikinci. Bu 2 oyuncu ile ilgili, Hayatım Futbol’un 168. sayısında Bahadır Bozkurt’un incelemesini bulabilirsiniz. Peki De Jong gol krallığı yarışında ikinciyken birinci sıradaki kim? O da bizzat bendenizin 167. sayıda incelediği Hollanda futbolunun son süperstar adayı: Memphis Depay. Depay bu ikiliden farklı olarak çoktan ulusal takımda kendini hissettirmeye başladı. Dünya Kupası’nda 2 golün altına imzasını koymuştu ve kupa sonrası hızını hiç kesmedi. Tabii bütün bunlara rağmen Hiddink, tecrübeye prim verip Klaas-Jan Huntelaar’ı sahaya sürebilir. Guus Hiddink kendi teknik direktörlüğü yaptığı dönemden Türkiye’yi yakından tanıyan bir isim. Gökhan Gönül, Selçuk İnan, Burak Yılmaz, Arda Turan, Volkan Demirel onunla beraber çalışmış oyunculardı. Dolayısıyla bu oyuncuların karakterlerini de göz önüne alarak bir felsefe ve diziliş benimseyecektir, ama onun iç sahada 2 rahat galibiyet getiren 4’lü savunmadan vazgeçmeyecektir. Soru işareti bu 4’lünün önündeki 6 adamın nasıl şekilleneceği. Hiddink muhtemelen ileri uçta tek bir hedef adam belirleyerek sağına ve soluna Robben ile Depay’ı yerleştirecek. Orta 3’lünün ortasındaki Sneijder’ın sağ ve solunda kimi kullanacağı ise henüz meçhul ancak elinde oyunun 2 yönünü de oynayabilen Narsingh, Wijnaldum, Clasie gibi oyuncular olması önemli bir avantaj.Kısacası ofansif bir 4-3-3 bizi bekliyor olacak 28 Mart akşamı. Türkiye nasıl kazanır? Depay, Robben, Narsingh, Wijnaldum. Bu oyuncular kendi sahanızdan çıkarken topu kaptırdığınızda başınıza çok büyük dertler açabilecek oyuncular. Her biri topla oldukça hızlı hareket edebiliyor, rakip defansa yaptıkları dikine koşular sırasında pas alışverişini sağlayabiliyor ve ayaklarına hakimler. Luuk de Jong’u da işin içine kattığımızda bu sezon 26 maçta 69 gol atmış bir takımın hücum hattındaki 4 oyuncu, aralarındaki iletişimi mutlaka kullanmak isteyecektir. Burada onları durduran şey, Fatih Terim’in defans hattı kadar bizzat “içlerindeki Türk” olabilir. Arjen Robben. Robben topu rakip ceza sahasının sol çizgisi ile ön çizgisi arasında aldığı zaman ne yapacağı rahatlıkla kestirilebilen oyunculardan. Üstelik maç içinde rakibin önlem aldığını görüp fedakarlık yaparak daha serbest kalmış takım arkadaşlarını beslemek yerine, bu önlemle inatlaşabiliyor. Robben’in tarafını hareketli ve oyunun 2 yönünü de oynayabilen 2 kenar oyuncusu ile besleyebilmek önemli ki bunların özellikle arka tarafta olanının içe dönüşlerde de yetenekli olması lazım. Caner Erkin ve Arda Turan şu an eldeki en iyi alternatif olarak duruyor, ancak Arda’nın cezası sebebiyle orada savunma özellikleri de olan bir açık oyuncusuna ihtiyacımız var. Hiddink’in orta sahada Sneijder’ın sağındaki ve solundaki 2 oyuncunun kimler olacağı önemli. Tabii bu 2 oyuncu Sneijder’ın hücum hattına sık çıkışları sonrası hafif zayıflayacak göbekteki kontrolü elden bırakmamak için görevlendirilmiş 2 defansif oyuncu da olabilir. Clasie ve De Jong gibi. Bu, her ne kadar uzak bir ihtimal olsa da sonuç olarak o alanı kontrol altında tutabilmek çok önemli olacak. Hollanda sahanın 2 kenarında bizden üstün ve 28 Mart akşamı da öyle olmaya devam edecek. Biz buna karşı orta sahanın ortasında fizik kapasitesi yüksek oyuncuları kullanarak kendi hakimiyet bölgemizi oluşturabiliriz. Ama şimdiden söyleyelim, meşhur Fatih Terim felsefesi “topun kendisinde kalmasını istemek” Hollanda maçında çok fazla anlam ifade etmiyor. Kurşun etkisine sahip oyuncuları olan Hollanda, topa % 30 oranında sahip olsa dahi son derece tehlikeli. Dolayısıyla topa nerede sahip olduğumuz ve rakibe nerede verdiğimizin büyük önemi var. Millilerimiz Hollanda ile Dünya Kupası elemelerinde de karşılaşmış ve iki maçta da sahadan 2-0 mağlup ayrılmıştı. Fırat Topal Hollanda HF169 ARTIK HEM YETiŞTiRiCi HEM YARIŞMACI Geçtiğimiz sezon şampiyonluk yarışına daha ilk yarıda havlu atan PSV, bu sezon zirvede tek başına ve Guus Hiddink’e de iyi bir oyuncu portföyü oluşturdu. Geçen sezondan bu yana ne değişti? PSV, geçtiğimiz sezonun 7. haftasında Philips Stadion’da konuk ettiği Ajax’ı 4-0 yenerken kariyerinin sonunda Hollanda’ya dönen Park Ji-sung 1 gol atıp 1 asist yapmış, önceki sezon Dick Advocaat’ın yardımcılığını yapan ve yeni sezonla beraber teknik direktörlüğe getirilen Phillip Cocu da sezona 7 maçta 4 galibiyetle namağlup başlamış, takım da liderlik koltuğuna oturtmuştu. Ama 20 Ekim’de Groningen karşısında deplasmanda aldıkları 1-0’lık mağlubiyetle beşlayan 7 maçlık seride 2 galibiyet 5 mağlubiyet aldılar. Bu çizgi onları ligde 10. sıraya kadar indirdi. Devreyi de lider Vitesse’nin 13 puan gerisinde kapattılar. Özellikle takımın defans hattı bir faciaydı. Ligin ikinci yarısında performansı biraz düzeltip ligi dördüncü bitirmeyi başardılar. Sezon sonunda Park futbolu bıraktı, Tim Matavž Augsburg’a transfer oldu. Cocu, Matavz’ın boşluğunu Twente sonrası yurt dışı macerasında başarılı olamayan Luuk de Jong ile doldururken Valencia’dan Meksikalı Andrés Guardado’yu, Monaco’dan Nicolas Isimat-Mirin’ı kiraladı. Bunun dışında kadroyu büyük ölçüde korudular. PSV bu sezona Willem II’yi 3-1, NAC Breda’yı 6-1 mağlup ederek başladı ve liderlik koltuğuna oturdu. O günden beri de liderlik koltuğunu kimseye bırakmadı. Aslında geçtiğimiz sezonlarla karşılaştırırsak Ajax’ın performansında büyük bir değişiklik olmadı. Zira Ajax son 4 sezon şampiyon olurken 20 ile 23 galibiyet arasında değişen bir sayıya ulaşmıştı. Bu sezon da 18 galibiyetleri var ve bitime 7 hafta kaldığı düşünülürse Frank de Boer’un takımının hemen hemen geçtiğimiz sezonlardaki galibiyet sayısına ulaşacağını tahmin edebiliriz. Farkı yaratan ise PSV’nin performansı oldu. PSV şimdiden 23 galibiyete ulaşmış durumda. Sezon sonuna kadar en az 5 galibiyet daha almalarını bekleyebiliriz ve bu da onları ciddi bir puana ulaştıracak. Ajax 11 puan geride, hem de 3 hafta önce PSV’yi Eindhoven’da 3-1 mağlup etmesine rağmen. Georginio Wijnaldum Transfer takımından yetiştiriciliğe Kırmızı-beyazlıların, son yıllardaki takım yapısından bir farkları da var bu sezon. PSV, altyapısına ağırlık veren ve yeni yetenekleri parlatarak göz önüne çıkaran Ajax ve Feyenoord’un tersine hep transfer takımı olmuştu son 10 yılda. Ruud van Nistelrooy, Arjen Robben, Erik Pieters, Dries Mertens, Kevin Strootman gibi yüksek bonservis bedelleriyle yurt dışına pazarladıkları isimler altyapılarından yetişmiş oyuncular değil, Hollanda’daki diğer takımlardan transfer olmuş isimlerdi. Ibrahim Afellay, Zakaria Labyad gibi isimler bunun istisnasını oluşturuyor. Bu sezon ise durum biraz farklı. PSV uzun süredir ilk kez bu kadar fazla sayıda yerli oyuncu ile mücadele ediyor. Takım geçtiğimiz Pazar günü kendi evinde Groningen’i mağlup ederken 18 kişilik maç kadrosundaki 6 oyuncu kendi altyapısından çıkmıştı. Hiddink’e zengin menü Şimdiye dek 71 gol atan PSV, bunu sezon sonunda 90 gol sınırına çekebilir. Geçen sezonun sonunda 60 gole ulaşmışlardı ve 45 gol yemişlerdi. Bu sezon kalelerinde 28 gol gördüler sadece. Tabii bu üretkenlik üst düzey bireysel performansların sonunda geldi. Memphis Depay ve Luuk de Jong toplam 31 gol attılar şimdilik. Sırasıyla 16 ve 15 gol atan ikiliden De Jong bunun yanına 8 asist de ekledi. Asist krallığı listesinde de Jetro Willems 11 asistle zirvede. Georginio Wijnaldum 10 golle Depay ve De Jong’a yardım etti bu sezon. Yani atılan 71 golün 41’i bu 3 oyuncudan geldi. Guus Hiddink de bu yükselen performansa kayıtsız kalamadı ve 3 oyuncuyu da ulusal takıma davet etti. Depay ve Wijnaldum zaten formaya alışmışlardı, ama Twente sonrası kariyerindeki başarısızlık Louis van Gaal’in De Jong’u turunculardan uzak tutmuştu. PSV ile kendini buluşunun Euro 2016 elemelerinde tedirgin durumda bulunan Hiddink’e önemli bir katkısı olacak. Hiddink’in 28 Mart tarihinde oynanacak Türkiye maçı için açıkladığı aday kadroya sadece bu üçlü değil toplamda 7 PSV oyuncusu çağırıldı ki, Eindhoven temsilcisi kadroya en çok oyuncu veren takım oldu. Kaleci Jeroen Zoet, defans oyuncuları Jetro Willems ile Jeffrey Bruma ve açık oyuncusu Luciano Narsingh kadrodaki diğer PSV futbolcuları. Luuk de Jong ??? Uğur Karakullukçu HF169 YARIM KALAN ŞARKI ANDRES FLEURQUIN 2002 takımı Galatasaray’ın yarım kalan hikâyesi, şarkısıdır… O şarkının unutulmaz dizelerinden birisi de Andres Fleurquin’e ait... 13 yıl sonra, Uruguay’da hala top oynayan bir Galatasaraylı, Hayatım Futbol’a konuştu Eğer bugün hala Galatasaray başı sıkıştığında ilk olarak Mircea Lucescu’nun kapısını çalıyorsa bunun sebebi Rumen hocanın teknik adamlığı kadar yarım kalmış, yarım bırakılmış bir hikâyenin Galatasaraylıların aklında hep duruyor olmasıdır. 2002 takımı harika bir hikâyenin yazarlarıydılar. Bugünlerde 4.sü yapılan yıldız savaşının bir önceki versiyonunda zaferi Ali Sami Yen’e getirenleriydiler. Aylarca para alamamasına karşın Şampiyonlar Ligi’nde tarihi bir sezona imza atıp Roma, Liverpool ve Barcelona arasından çeyrek finale bir ofsayt kararı kadar uzakta kalanlarıydılar. Lucescu’nun Galatasaray’daki şarkısı nasıl yarım kaldıysa o takımın simge isimlerinden Andres Fleurquin’inki de yarım bırakılmıştı. Tamam, Fleurquin o şarkının hiçbir zaman nakaratı olmayacaktı ama akılda kalan sözlerinden biri mutlaka oydu, hem de zihinlerde mutluluk izleri bırakan sözlerden biriydi şüphesiz… Yarım kalan şarkıyı tekrardan çalmak mümkün değil belki ama o günleri yadetmek için Andres Fleurquin’le temasa geçtiğimizde sanki aradan 13 yıl geçmemiş, Galatasaray’dan ayrılalı 3-5 ay olmuş kadar sarı kırmızıya bağlı bir kişiyle karşılaştık. Fleurquin, 2002’de şampiyon olduktan sonra takımdan ayrıldığında zaten 27 yaşındaydı, genç sayılmazdı. Buna karşın aradan geçen 13 yıl onu futboldan koparmadı ve o, 40 yaşında bir kurt olarak Uruguay’ın önde kalan ekiplerinden Defensor Sporting’in formasını hala terletiyor. Geçen yıl Libertadores Kupası’nda yarı final oynayan takımın bir parçası olan Fleurquin’le Galatasaray günleri üzerine söyleştik. Eski arkadaşlarından unutulmaz Beşiktaş gollerine, Şampiyonlar Ligi’nden yarım kalan transferine, Abdurrahim Albayrak’a kadar uzanan sohbetimiz karşınızda, keyifli okumalar… “Galatasaray’a ihanet edemezdim” -Galatasaray için sadece bir sezon oynadın ama kulüpte herkes senden olumlu şekilde bahsediyor. Florya’nın duvarlarında hala şampiyon olduğunuz fotoğraf asılı. Diğer oynadığın kulüplerle karşılaştırırsan Galatasaray senin için ne ifade ediyor? Galatasaray benim oynadığım en iyi takım ve en büyük kulüptü. Böylesi büyük bir kulüpte oynadığınızı saha içinde kesin bir şekilde hissediyorsunuz. Taraftarların 95 dakika boyunca durmadan bağırmasıyla birlikte olduğunuzdan bile daha iyi hissedersiniz. -Mircea Lucescu’yla çalıştın. O dünya çapında bir hoca ama perde arkasında nasıl biriydi, ilişkiniz nasıldı? Onunla ilgili hatırladığın bir anı var mı? Çok iyi bir hocaydı ve en önemlisi çok zekiydi. Onunla gayet iyi bir ilişkim vardı. Fransızca ve İtalyanca konuşuyordu ve ben de onunla zaman zaman sohbet ederdim. Bana her zaman nasıl olduğumu, ailemin durumunu sorardı. Beşiktaş’a gittiği zaman beni arayıp orada kendisi için oynamamı istedi. Ona kalbimin Galatasaray’da olduğunu ve Türkiye’de Galatasaray’dan başka takımda oynamamın doğru olmayacağını söyleyip teklifi reddettim. Galatasaray’a ihanet edemezdim. -Bildiğim kadarıyla Emre Aşık’la iyi arkadaştınız. O şimdi genç milli takımlarda antrenörlük yapıyor. Onunla ilgili ne söylersin? Takımda benim en iyi arkadaşlarımdan biriydi. Onu seviyorum, hem çok güçlü bir karakteri vardı hem de saha içinde de gücüyle oynardı. Böyle oyuncuları severim. Bana karşı her zaman kibar olmuştur, ona tekrar teşekkür ederim. “Barcelona maçı unutulmaz” -Galatasaray için birçok önemli maça çıktın, özellikle Avrupa’da. Şampiyonlar Ligi’nde oynamak nasıl bir histi, hangi maç senin için özeldi? Benim oynadığım sezon Şampiyonlar Ligi’nde çok başarılı işler yaptık. Camp Nou’da oynadığımız Barcelona maçı kariyerimin en iyi maçları arasındadır. Ayrıca Türkiye’de Beşiktaş maçlarında epey iyiydim. -Beşiktaş demişken, Türkiye’de hala senin adını anınca Beşiktaş’a attığın goller akla gelir. Beşiktaş maçlarının sırrı neydi? Derbi maçlara her zaman özel olarak konsantre olurum. Emin değilim ama bir gazeteci bana Galatasaray’ın Beşiktaş’a attığı 100. golü benim attığımı söylemişti. Bu anıyı hiçbir zaman unutmadım, adımı Galatasaray tarihine kazımak güzel. -Galatasaray’da başına gelen en ilginç an neydi, seni hala güldüren bir anın var mı? Evet, Türkiye Ligi’nde şampiyon olduğumuzda çok eğlenmiştik. Takım otobüsüne gittiğimizde dayanamadık ve zıplamaya başladık. İnanılmazdı, böyle bir şeyi dünyanın başka bir yerinde yaşayamazsınız. -Abdurrahim Albayrak senin döneminde de görev yapıyordu, şimdi tekrar Galatasaray yönetiminde. Şahsına münasır bir karakter, onun hakkında bizlere ne söylersin? O çok iyi bir insan ve kulüpteki herkesi çok eğlendirirdi. Galatasaray onun kanında var! Bana karşı çok inceydi ve aynı şekilde eşime de çok kibar davranırdı. Ona her şeyin en güzelini diliyorum çünkü bunu hak ediyor. “3 sene daha kalmak istiyordum” -Yönetim değişince o dönem Galatasaray’dan ayrılmak zorunda kaldın. Kalmak istemiş miydin, ayrılığın nasıl gelişti? Galatasaray’dan ayrılırken çok üzüldüm. O dönem büyük ekonomik problemlerimiz vardı. Buna rağmen ben Galatasaray’da 3 sene daha kalmak istiyordum. Kontratımın sonunda kalmam için görüşmeleri yaparken yönetimde değişiklik oldu ve ayrılmak zorunda kaldım. -Uruguay’da Türk kulüpleri nasıl görülüyor? Galatasaray ve Fenerbahçe burada tanınan, bilinen kulüpler ama Galatasaray’ın yeri ayrı tabii! (Gülüyor) -Galatasaray’ın şimdiki kalecisi Fernando Muslera senin vatandaşın… Onunla hiç konuşma şansın oldu mu? Maalesef hayır, onunla hiç tanışmadık ama Galatasaray’ı çok sevdiğini duyuyorum. Çok iyi bir kaleci ve karakteri çok düzgün bir insan... Galatasaray’a yakışıyor. -Örnek bir profesyonel olduğunu biliyoruz ve 40 yaşında olmana rağmen hala futbol oynuyorsun. Takımın Defensor Sporting’le Libertadores Kupası’nda geçen yıl yarı final oynadınız. Şimdi neler yapıyorsun? Dediğin gibi 40 yaşındayım ve sona yaklaşıyoruz. Şu sıralar dizimden bir sakatlığım var, ağrılarım oluyor ama birkaç hafta içinde tekrar oynayabileceğim. Sanırım kariyerimi Haziran’da bitireceğim ama kesin değil, belki de devam ederim! O bir ekonomist -Futbolu bıraktıktan sonra planın ne? Bildiğim kadarıyla ekonomi mezunusun. Futbolda kalacak mısın yoksa futbol dışı bir kariyer mi düşünüyorsun? Evet, ekonomi mezunuyum ve futbol dışında şu anda ilgilendiğim bazı işletmeler var. Yine de bir futbolcunun emekli olduğundan sonra bile futboldan kopması imkânsızdır. Öyle ya da böyle futbolun içinde olacağım. -Seni hala kendilerinden biri olarak gören Galatasaray taraftarlarına ne söylemek istersin? Dünyanın en iyi taraftarları onlar! Sahaya çıktığımızda onlar için nefes alıyordum. Şarkı söyleyip bağırıyorlar, tezahürat yapıyorlar ve bilsinler ki onlar bizler için düşündüklerinden çok daha önemliler. Onları saha içinde hissedebiliyorsunuz. Burak Sağlam Türkiye HF169 URFA’NIN ETRAFI GÜNEŞLi, ÖNÜ AYDINLIK... Geçtiğimiz sezon olduğu gibi bu sezona da Süper Lig umutlarıyla başlayan Şanlıurfaspor, Cihat Aslan dönemindeki düşüşünü Osman Özköylü ile durdurdu. Tekrar ilk 6 potasına giren Güneydoğu ekibi Süper Lig için tekrar umutlandı 3 Ocak 2015. Şanlıurfa GAP Arena’da Boluspor’u ağırlayan Şanlıurfaspor sahadan 2-1’lik galibiyetle ayrıldı ve ligin ilk yarısını 27 puanla kapattı. Üç haftalık arada Cihat Arslan’ın ekibi bazı transferlere imza attı. Gol yollarında sıkıntı yaşayan sarı-yeşililer, Samsunspor’dan Serdar Eylik ve Eldin Adiloviç, Başakşehir’den İbrahim Yılmaz’ı kadrosuna katarak hücum bölgesini güçlendirdi. Yeni transferlerle birlikte takımın formasyonunda bir takım değişiklikler olacaktı. Ligin ikinci yarısına Kayserispor deplasmanıyla başlayan Şanlıurfaspor sahadan 3-0’lık mağlubiyetle ayrılırken, Adiloviç ilk 11’de Zenke ile birlikte yer almıştı. Takım maç boyunca rakip kaleye gitmekte zorlandı. Diğer hafta Adanaspor deplasmanında benzer tipte iki forvet olan Zenke ve Adiloviç’i tekrar ilk 11’de sahaya süren Cihat Arslan, orta saha bölgesinde de kararsızlıklar yaşıyordu. Rodrigo Tello’nun kafa golü bir puanı getirirken, ortaya konan kötü futbol gelecek için karamsar bir tablo ortaya çıkarıyordu. 19. haftada iç sahada alınan Antalyaspor mağlubiyeti sonrası Cihat Arslan istifa etti. Yanlış tercihler sonucu art arda alınan kötü sonuçlar Arslan’ın sonunu hazırladı. Elazığspor maçı öncesi Osman Özköylü göreve getirildi. Özköylü ile çıkılan ilk maçın eski günlerden bir farkı yoktu. Bilica’nın son dakikalarda kişisel ”becerisini” konuşturarak hediye ettiği golle bir puan geldi. Kadro kalitesinin daha iyi şeyler vaat ettiği Şanlıurfaspor, Elazığspor beraberliği sonrası çıktığı dört maçta 10 puan topladı. Alınan puanların yanı sıra oynanan futbol son 10 hafta için Şanlıurfaspor taraftarlarına çokça umut verdi. Bir ay öncesi ilk altı için bile umutsuz olanlar, şimdi “ilk 2 neden olmasın” demeye başladı. Şanlıurfaspor’un bu çıkışında öne çıkan faktörler şöyle: 1-Yeniler 24 hafta geride kalırken, Şanlıurfaspor bu maçların 10 tanesinde kalesini gole kapatmayı başardı. Fakat atılan gol sayılarına baktığımızda, ilk altıdaki takımlar arasında en az gol atan ekip de Urfa ekibi oldu. İlerideki oyuncuların formsuzluğuna, Tello’nun hayalet performansı eklenince; Ceylanlar rakip kalede etkili olamıyordu. Devre arası yapılan transferler hücum bölgesi ağırlıktaydı. En önemli transfer olarak gösterilen Adiloviç yanlış seçim olduğunu hemen ilk maçlarında belli etti. İkinci yarınının ilk üç maçında, 4-2-3-1’de onu Zenke ile birlikte kullanmak isteyen Cihat Arslan, başarısız sonuçlar aldı ve yaptığı bu transferle bir bakıma kendi sonunu hazırladı. Osman Özköylü takımın başında çıktığı ilk maçta ileri üçlüde Zenke – Adilovic – Ekrem Dağ’ı denedi. Urfa’nın 9 kişi kaldığı ve mağlubiyeti hak ettiği karşılaşmada şans golüyle berabere kalarak bir puan aldı. Özköylü ikinci maçında ileri üçlüde Zenke – Abdülkadir ve yeni transferlerden İbrahim Yılmaz’ı denedi. Karşıyaka maçında takım halinde çok iyi performans gösteren Şanlıurfaspor’a galibiyet golünü 90. dakikada sonradan oyuna giren Serdar Eylik kaydetti. Üç puanın yanı sıra Tello’nun geri dönüş sinyalleri vermeye başlaması takım adına sevindiriciydi. Osmanlı maçında alınan bir puan eleştirilemezdi, Orduspor maçında alınan 5-0’lık galibiyet ölçü değildi fakat geçtiğimiz hafta sonu Gaziantep Büyükşehir Belediye maçında oynanan oyun Serdar Eylik övgüye değerdi. Orduspor maçı ile birlikte ilk 11 oynamaya başlayan Serdar Eylik takıma olan uyumunu gösterdi. Son dört haftadaki üçüncü golünü atan Serdar’a asisti yapan Rodrigo Tello’nun her atakta imzası vardı. Zirveye oynamaya alışkın bir teknik direktör olan Osman Özköylü ile çıkılan beşinci maçta Şanlıurfaspor belki de sezonun en iyi maçını ortaya koydu. Şanlıurfaspor son 10 haftasına girilen ligde, Süper Lig yarışı için kendisine artık daha çok güveniyor. 2-Kubilay Sönmez Çanakkale Dardanelspor’un 2013/14 sezonu öncesi yaptığı dört gurbetçi transferinden biri Kubilay Sönmez. Schalke etiketiyle dikkatleri hemen üzerine çeken Kubilay, ligin ilk yarısı bittikten sonra kulübüyle olan sözleşmesini feshetmişti. Yeni sezon öncesi Şanlıurfaspor onu transfer ettiğinde kimse ondan bu performansı beklemiyordu. Şanlıurfa’nın taktiği olan 4-2-3-1’de Kubilay Sönmez orta sahanın ortasındaki ikiliden biri olan Kubilay Sönmez genç yaşına rağmen soğukkanlılığıyla dikkat çekiyor. Schalke’nin alt yaş takımlarında, bir diğer Türk Kadir Gökyar ile yakaladığı uyumun bir benzerini Urfa’da Kenan Karışık ile yakalamış durumda. Dikine oyunuyla, “Almanya altyapı çıkışlıyım” diye bas bas bağıran Kubilay’ın istikrarlı oyunu Urfa’nın çıkışında büyük bir paya sahip. Rodrigo Tello 3-Rodrigo Tello Geçtiğimiz hafta Gaziantep Büyükşehir Belediye karşısındaki Rodrigo Tello, Beşiktaş – Marsilya Şampiyonlar Ligi maçına çıkmış Rodrigo Tello gibiydi. Ligin ilk yarısındaki performansıyla hayal kırıklığı yaratan Şilili, bir türlü istediği katkıyı veremedi ve zaman zaman formasını kaptırdı. Uzun yıllar üst düzey takımlarda oynadıktan sonra yaşı itibariyle düşen performansı nedeniyle git gide daha düşük repütasyonlu takımlara yolu düşen Tello, Urfa’ya bir şeyler katabileceğinin farkına geç de olsa farkına vardı. Adanaspor maçında beraberliği getiren golü atan, daha sonra iç sahada oynanan Karşıyaka ve Osmanlı maçlarıyla vitesi iyice arttıran Tello, Gaziantep BB maçında 1 gol ve 1 asistlik performansıyla bu kadroda sadece ismiyle var olmadığını ispat etti. 2009’da Old Trafford’da attığı golle Manchester United’ın Şampiyonlar Ligi’nde iç sahadaki 23 maçlık namağlupluk serisine son veren Tello’nun kalan haftalardaki performansı, 46 yaşındaki Şanlıurfaspor’un tarihinde ilk kez Süper Lig’e yükselmesinde belirleyici faktör olacak. 4-Zengin yedek kulübesi Şanlıurfaspor’a son yıllarda yapılan yatırım bir hayli fazla. Bu yatırımın yapılış nedeni birçok futbolseverin hoşuna gitmiyor. İşe sadece futbol penceresinden baktığımızda, Şanlıurfaspor’un geniş kadrosu birçok maçta takıma direkt etki ediyor. İdeal kadronun dışında kalan İbrahim Yılmaz, Eldin Adiloviç, Youssef Yeşilmen, Gökhan Alsan gibi önemli oyuncular, Birinci Lig’de zirve mücadelesi yapan bir takımın yedek kulübesinde olması gereken isimler. Son haftalarda Serdar Eylik çıkışıyla ilk 11’e girince, önemli isimlerden olan Volkan Okumak da yedek kulübesine gitmek zorunda kaldı. Sarı-yeşilliler sağ bek pozisyonunda Göksü Alhas ve Ekrem Dağ gibi etkili oyunculara sahip olduğundan iki isimden biri yedek kulübesinde oturmak zorunda kalıyor. Klasik tabirle oluşan bu tatlı telaş Şanlıurfa’nın avantajlarından… Ekrem Dağ Profil HF169 Serkan Akkoyun ‘GÖREVi BIRAKIYORUM ÇÜNKÜ YOĞUN BAKIMDAYIM’ Bu sözleri söylememiş olsa da yaşadıklarını bu sözlerle özetleyebiliriz Yousef Kargar’ın. Futbolun neden sadece futbol olmadığını bu yazıyla bir kez daha anlayacaksınız Afganistan Milli Takımı, şaşaadan uzak bir törenle yeni teknik direktörünü kamuoyuna duyurduğunda bunun sıradan bir değişiklik olduğu düşünülüyordu. Bir dönem Hannover 96 takımını da çalıştıran Sırp teknik adam Slaven Skeledzic’in Afganların yeni hocası olması Avrupa’yı şaşırtmıştı aslında. İyi bir deneyim ve kariyere sahip olmasına karşın Afganistan gibi bir ülkeye giderek teknik direktörlük yapacak olması, kimilerince ‘gereksiz’ bulunmuştu. Ama burada asıl hikâye Skeledzic’in Almanya’daki kariyerini bırakıp Afganistan’a gelmesi değil. Belki onun da güzel bir öyküsü çıkarılır ancak bu yazıda başrol, Skeledzic’ten önce bu görevi yürüten Yousef Kargar ve onun görevi bırakmasına neden olan olay. Ocak ayına gidelim… Tarih 11 Ocak Pazar gününü gösterirken ajanslara bir haber düştü. Haberde Afganistan Milli Takımı teknik direktörü olarak çalışan Yousef Kargar’ın bıçaklı bir saldırı sonucu ağır yaralandığı ve hastaneye kaldırıldığı cümleleri yazıyordu. Evet, Afganistan futbolunun en önemli figürlerinden olan milli takım hocası Kargar, yoğun bakımdaydı. Bu saldırı FIFA nezdinde hemen hemen tüm futbol kamuoyu tarafından ‘şok’ olarak nitelendirildi. Çünkü Kargar önderliğinde Afganistan ve ülkedeki futbol, FIFA’nın önem verdiği ‘futbolla barış mesajı’ yayma açısından önemli bir araçtı. Kargar da Taliban yanlısı rejimin karşısında ‘yenilenme’ taraftarı bir isim olarak biliniyordu. Bu bile başlı başına onu hedef haline getirmişti. Afganistan’ı ayağa kaldırmıştı Kargar, Afganistan’ın zengin ailelerinden birisinin oğlu olarak dünyaya geldi. 16 yaşına kadar kayakla ilgileniyordu. Ailesi de ülkenin en önemli kayak merkezlerinden birisinin sahibiydi. Ancak 1979’daki Sovyet işgali nedeniyle kayak merkezlerinin faaliyetleri durdu. O da bir diğer spor faaliyeti olan futbola ağırlık verdi. Sporcu kişiliğinin etkisi ile Afgan futbolunda öne çıkan bir isim oldu. Milli takımın değişmezleri arasına girerken aynı zamanda Lions adlı takımın da formasını giyiyordu. 70’ler ve 80 başına damgasını vurduktan sonra 1984 yılında futbolu bıraktı. Bu süreçten sonra kendisini Afganistan futbolunun gelişimine adadı. Afganistan genç takımlarından A takımına, futbol federasyonu başkan yardımcılığına kadar kendisine ihtiyaç duyulan her kademede görev aldı. 2001 yılından itibaren kontrolünde olan Afganistan Milli Takımı, 2013 yılında onunla birlikte Güney Asya Futbol Şampiyonası’nda finalde Hindistan’ı yenerek şampiyon bile olmuştu ki bu Afgan futbol tarihinin gelmiş geçmiş en büyük başarısıydı. Tüm bunları yaparken gençleri futbolla ilgilenmeye davet etmesi Taliban yanlılarını rahatsız etmişti. 2001 yılında devrilen ancak daha sonra gerilla tipi yapılanma ile yeniden bir araya gelen Taliban yanlıları Afganistan’da özellikle de başkent Kabil’de işledikleri cinayetlerle adından söz ettiriyorlardı. İşte Kargar’a yapılan saldırının da bu kesimle alakalı olabileceği görüşü ağırlık taşıyordu. Ölümüne saldırı Kargar yine bir idmanı geride bırakmış, özel işlerini halletmiş, katıldığı bir düğünden çıkmış evine dönüyordu. Cumartesi akşamıydı ve evinde sakin bir gece geçirmeyi planlıyordu. Büyük ihtimalle Afgan futbolculara öğreteceği yeni taktikler üzerine çalışacak ya da federasyona, ülke futbolunu kalkındırmak üzere yeni planlar hazırlayacaktı. Ama Taliban rejiminin Kabil’de tüm spor faaliyetlerinin yasakladığı günlerin acısını çıkarırcasına atılım üstüne atılım yapan Kargar ve arkadaşını durdurmayı birileri amaç edinmişti. Eğer bu kişisel bir husumet değilse -ki hiçbir açıklamada buna dair bir mesajı yok- o zaman birileri düpedüz bu reformist adamı ortadan kaldırmak istiyordu. Kargar evine doğru yaklaşırken, onu bekleyen davetsiz misafirleri vardı. Önce birkaç ayak sesi duyuldu. Her gün onlarca bombanın patladığı, silah seslerinin birbiriyle konuşan sıradan iki insanın sesi gibi doğal karşılandığı Kabil’de Kargar kendisine yaklaşan bu ayak seslerini önemsemedi. Ancak yüzleri maskeli üç kişi, arkadan Kargar’a saldırmaya başladı. Savunmasız yakalanan Kargar’ın önce bacaklarını bıçakladılar. Dört, beş bıçak darbesinin ardından bu sefer öldürücü darbeye geçtiler. Yere düşen Kargar’ın kafasına 10 bıçak darbesi indirdiler. Kargar kanlar içinde yerde kalırken saldırganlar hızla bölgeyi terk ettiler. Hoca bilinci kapalı bir şekilde yardımına koşanlar tarafından hastaneye kaldırıldı ve yoğun bakıma alındı. Yousef Kargar’a yapılan saldırı kısa süre içerisinde medyanın ilgisini çekti. Afgan kanalları hastaneden canlı yayınlar yaparken haber ajansları da bu gelişmeyi dünyaya duyurdular. Kardeşi Harun abisinin durumunun ciddi olduğunu ve yoğun bakımda tutulduğunu açıklıyordu. İlk müdahalenin ardından Kargar özel bir uçakla Hindistan’a götürüldü. İki ay boyunca Hindistan’da tedavi edilen Kargar buradaki tedavisi ile hayata döndürüldü. Mart ayı içinde yeniden Kabil’e gelen Yousef Kargar’ın kardeşi Harun, “Hindistan’da doktorlar bu yapılan saldırının tamamen öldürme amacı taşıdığını söyledi” diyerek yaşanan olayın ciddiyetini anlatıyordu. Bill Shankly tanısa kesin severdi Kargar’ın yerine göre getirilen Skeledzic, ülkenin güvenliği konusunda Alman basınına yaptığı açıklamada, “Benden önceki hocayı bıçaklamışlar ama ben bir korku duymadım” şeklinde konuşuyordu. Kargar’ın mirasına sahip çıkacağını söyleyen Skeledzic’e eski hocadan yanıt da gecikmedi. Yeniden hayata tutunan Kargar, Skeledzic’e yakın zamanda ayağa kalkacağı ve federasyondaki görevine devam ederek, Afgan futbolunun gelişimine Skeledzic’in hocalığında destek vereceği mesajını yolluyordu. Ne Taliban’ın yasakları ne 10’dan fazla öldürücü bıçak darbesi 52 yaşındaki bu futbol aşığı adamı yolundan caydırmamıştı. Söylene söylene ne kadar içi boşaltılmış gibi gelse de bazen, böyle durumlarda Bill Shankly’nin pek de haksız olmadığını düşünüyor insan: “Futbol bir ölüm-kalım meselesi değildir. Ondan çok daha önemlidir” Emre Gürkaynak Profil HF169 HiKÂYESiNi YENiDEN YAZIYOR Fiorentina yaklaşık bir buçuk yıl boyunca Juan Cuadrado’yu konuştu transfer dönemlerinde. Onu takımda tutmaya çalıştı. Başarısız olduklarındaysa bu bahis hiç açılmadı. Sebebi kim mi? Mohamed Salah Jose Mourinho, 11 Mart gecesi Chelsea ile Şampiyonlar Ligi kupasını kazanma hayallerine bir kez daha veda etti. Londra ekibi, 1-1’in rövanşında 10 kişi kalan-hem de Zlatan’ın 31. dakikada atılmasıyla- Paris Saint-Germain ile 2-2 berabere kalıyor, umutlarını Thames Nehri kıyılarına gömüyordu. Ertesi gün sosyal medyada Mourinho ile dalga geçme fırtınası henüz dinmiş, Avrupa Ligi ilgisi başlamıştı. Hayat hızlıydı, daha da hızlanıyordu. Ancak Mou’nun bu sefer çabucak unutulmayacağı belliydi. Aynı gecede oynanan Avrupa Ligi 3. Tur maçlarında, Kevin de Bruyne Wolfsburg adına Inter kalesine iki füze gönderiyor, Romelu Lukaku ise attığı penaltı ile Everton’u Kiev karşısında ipten alıyordu. Bir başka Chelsea forması görmüş isim Mohamed Salah ise o gece skora katkı yapma hakkını asistten yana kullanmıştı. Üç resim arasındaki farkı bulunuz. Üç eski Chelsea oyuncusu ya da Mourinho’nun biletini kestiği üç adam. Farklı olan kim mi? İşte orada, kıvırcık saçları ve mor formasıyla sürekli gülen ve muhtemelen gol atan Mohamed Salah. De Bruyne ve Lukaku’yu takıma Mou almadı ama gönderen oydu. Belki de her zaman birlikte anıldığı egosu yüzünden. İki isimle de ilgilenmediğini, takımdan bonservisleriyle birlikte göndererek açıkça ortaya koydu. Keza takıma kendi kattığı Schürrle’yi de. Ancak Salah farklı. Kitapların arka kapaklarında yer alan metinlerin hemen yanı başında kitaba yönelik övgüler bulunur. “Harika, muhteşem, büyüleyici!”. Bunun belki Guardian demiştir, belki başka bir dergi, gazete. Söz konusu Salah olduğunda ise ifadeler bizzat Mourinho’ya ait. 2012/13 sezonu öncesinde ülkesi Mısır’dan henüz 20 yaşında Basel’e geçerek Avrupa macerasına başlayan Salah’ın yolu Chelsea ile ilk kez aynı sezonun Avrupa Ligi yarı finalinde kesişti. İsviçre ekibi onunla birlikte Avrupa’da şaha kalkarken; iki eşleşmede bulduğu bir gol, takımını finale taşımadı. Yine de sergilediği performans bir şeyler ifade etmeliydi, ediyordu da. İsviçre’de Yılın En İyi Oyuncusu seçildi. Basel taraftarlarının süper kahramanın kitap arkası cümlesi ise o zamanlar Real’in başında olan Mou’dan gelen “Mükemmel bir oyuncu” olacaktı. Basel, ‘tek şarkılık şöhret’ olmadığını ertesi sene göstermeye karar vermişti. Devler Ligi’nde, Chelsea, Schalke 04 ve Steaua Bükreş’in olduğu gruptan çıkamadılar ama iki maçta da Chelsea’ye puan göstermemişlerdi. Salah bu maçlarda iki gol kaydetmiş, Mou’nun gözünü geçip, çoktan aklına girmişti. Bir sonraki kitap arkası cümlesi “Neyse ki artık bize gol atamayacak” olmuş, Chelsea devre arasında Salah’ı Liverpool’un elinden kapıp 11 milyon sterlin karşılığında kadroya katmıştı. Mata’yı Manchester United’a gönderen Mourinho, yeni sol ayaklı teknik adamını bulmuş, 15 numaralı formayı ona teslim etmişti. Ancak işler daha Chelsea’de tutunamayıp Fiorentina’ya kiralık gönderilen Salah, tekrar Mourinho’nun radarına girme umudunda Salah, Chelsea’ye attığı gollerle Londra biletini kapmayı başarmıştı. Chelsea ile resmi olarak 19 maça çıkan Salah, sadece 2 gol atmayı başardı. sonra Mou’nun rüyalarındakinden biraz daha farklı seyretti. 19 maçta şans bulan Salah sadece 2 gol atarken, Londra’ya gidiş biletini para değil yaratıcıkla aldığını unuttu. Unuttuğu bir başka şey ise, söz konusu Chelsea olduğunda dönüş biletinin, gidişle birlikte satın alındığı ve çok daha ucuz olduğuydu. Chelsea’ye gelişinin ilk yıldönümünde, yine bir devre arasında, bu sefer Fiorentina’ya transfer oluyordu. Nasıl Mata’nın ayrılması üzerine geldiyse Chelsea’ye, ‘Maviler’in yeni piyango bileti Cuadrado oluyor, Salah da onun Stamford Bridge’e yerleşmesine yardım ediyordu. Piyango gün sonunda, sinirle yırtılan, yere atılan bilete vuracaktı ama, ilk başta kimselerin haberi yoktu. Mohamed Salah, Mısır’daki en büyük futbol trajedisi sırasında hayatını kaybeden 74 kişiye ithafen giydiği 74 numaralı formasıyla Chelsea’de attığı gol sayısını 11 maçta üçe katladı, asistlerle takıma destek oldu, Floransa’nın havasını değiştirirken; La Gazzetta dello Sport’a manşet olmayı da unutmadı. Attığı gollerle iki yıl sonra ezeli rakip Juventus’a evinde ilk yenilgisini tattırırken, eş zamanlı gerçek Fiorentinalı oluyordu. Vincenzo Montella ile hiç konuşmadan, yalnızca oyunuyla, takımın sistemini 3-5-2’den 4-4-2’ye getirdi, Cuadrado’nun Fiorentina’daki ilk 12 maçında gol atamadığı istatistiğini tozlu raflardan çıkardı. Kariyerinin ilk yıllarından beri taşıdığı ‘Mısırlı Messi’ lakabı ona belki ilk defa bu kadar yakıştı. Ama en önemlisi Salah, kariyer hikâyesinin üçüncü baskısında, arkada yer alan cümleyi bir kez daha değiştirdi: “Salah Fiorentina’da çok iyi oynuyor, umarım devam eder. Onu bunun için İtalya’ya gönderdim.” Harika, muhteşem, büyüleyici! Cuadrado’nun yarım sezonda Fiorentina’ya verdiği katkıyı Mısırlı oyuncu şimdiden amorti etmeyi başardı. İngiltere HF169 Ahmet Sercan Ergün ZiRVENiN OLAĞAN ŞÜPHELiLERi Championship, uzun yıllardır hiç olmadığı kadar çekişmeli bir zirve yarışına sahne oluyor. Son düzlüğe girilirken ilk üç sıra aynı puanda, 7 takımın da Premier League şansı var Avrupa’nın büyük liglerine baktığımızda Fransa ile beraber en çekişmeli zirve yarışı Türkiye’de. İngiltere’de ise Premier League’in bir alt kademesi olan Championship’te tabir-i caizse dananın kuyruğunu koparmaya talipli çok takım var. İlk üç sıradaki takımların aynı puanı paylaştığı Championship’teki zirve mücadelesine daha yakından baktık. Amansız yarış Championship en son buna benzer bir zirve yarışına 2006/07 sezonunda tanık olmuştu. O sezon 46 maçlık periyodu Sunderland şampiyon olarak tamamlarken, Birmingham City ikinci sırayı alarak Premier League biletini kapmıştı. Şu an Premier League’de mücadele veren Leicester, QPR, Hull gibi takımlar ise düşme potasının hemen üzerinde sıralanmış ve League One yolcusu olmaktan kıl payı kurtulmuşlardı.. Peki bu sezonu diğerlerinden farklı kılan ne? Derby County’nin tecrübeli hocası Steve McClaren’a göre lig ‘’kalan 10 maçla asıl şimdi başlıyor.’’ Yakın zamanda iflasın eşiğine gelen ve bu sezon düşük bütçeyle uzun süre ligin zirvesinde yer alan Ipswich Town, son 6 maçta yalnızca 1 kez kazanabildi ve 7. sıraya gerileyerek şimdilik play-off potasının dışına çıktı. Takımların değişen ve istikrarsız form durumları, sezon sonunda oluşabilecek muhtemel tabloyu tahmin etmeyi bile imkânsız hale getiriyor. Misal lider Bournemouth son 3 maçını 11 gol atarak kazandı, aynı takım Şubat ayında 6 maçta yalnızca bir kez kazanarak 6 puan toplayabilmişti. Ligin ilk 5 maçında 3 kez kaybederek lige kabus gibi bir başlangıç yapan 2006 UEFA finalisti Middlesbrough, yılbaşından bu yana yükselen bir form grafiğine sahip ve 2015’te yalnızca 3 kez kaybetti; ancak bu mağlubiyetler de son 6 maçta geldi. Ligin uzun soluklu olması ve sıkışık takvim, zaten güç dengeleri birbirine yakın olan ligde bir takımın galibiyet veya yenilmezlik serisi yakalamasına engel oluyor ve ortaya bu tablo çıkıyor. Championship’te Premier League adaylarının kalesini tecrübeli isimler koruyor. Bunlardan biri de PSV ve Tottenham’dan hatırlayacağımız Heurelho Gomes. dananın kuyruğuna dananın kuyruğuna Tecrübenin kazandırdığı lig Lider Bournemouth’un kalesini 34 yaşındaki Polonyalı Artur Boruc, ikinci Watford’un kalesini uzun yıllar Tottenham’da üç direk arasını koruyan Heurelho Gomes ve Real Madrid efsanesi Karanka’nın çalıştırdığı Middlesbrough’nun kalesini ise 36’lık Konstantopoulos koruyor. Takımlar kalelerini tecrübeli isimlere emanet ederken, hücum hattında ise -görece- genç isimlere şans tanıyorlar. Yine de gol krallığında zirvede Ipswich’li Daryl Murphy (23 gol) ve Norwich City’li Cameron Jerome (17 gol) gibi tecrübeli isimler yer alıyor. Mart ayının ortasına gelinen ligde, zirvede yer alan takımların özellikle savunma ve orta saha hattında 35-40 maç bareminde şans verdiği oyuncu sayısı bir hayli fazla. Bu aynı zamanda kadro istikrarının önemine işaret ediyor. Hücum hattında ise durum bundan biraz daha farklı. Dördüncü sırada yer alan ve geçen sezon Premier League’in kapısından dönen Derby County hücum hattında 7 oyuncuya 9 maç ve üzeri süre vermiş durumda, ki Darren Bent gibi bir oyuncunun 30 maçta yalnızca 6 kez ilk 11 çıktığı düşünüldüğünde takımların gol yollarında rotasyona başvurduğunu görüyoruz. Bu aynı zamanda geniş kadronun önemine de Championship’in en golcü ismi olarak Ipswich Town’dan Daryl Murphy göze çarpıyor. işaret ediyor, 30 üzeri oyuncuya sahip takımlar bile oyuncuların birçoğuna yıl içinde önemli süreler veriyor. Olası senaryo Takımların form durumu ve kalan fikstürleri göz önüne alındığında, sezon sonu için bir sıralama yapmak hala pek mümkün görünmüyor. Yine de lider Bournemouth ve 6. sırada yer alan Brentford’un daha avantajlı bir fikstürleri var. Aynı şeyi Middlesbrough için söylemek ise güç, zira Karanka’nın ekibi önümüzdeki 4 maçın üçünü deplasmanda; üstelik de Derby, Bournemouth ve Watford gibi yarışın içinde oldukları takımlara karşı oynayacaklar. Tecrübe faktörü göz önüne alındığında ise muhtemel senaryo baştan aşağı değişiyor. Middlesbrough hocası Karanka, Mourinho tedrisatından geçmiş olsa da yalnızca iki sezonluk Bir dönem İngiltere Milli Takımı’nı da çalıştıran Steve McClaren Derby Country’in başına Premier League’e çıkma mücadelesi veriyor. ‘’birinci adam’’ geçmişi var. Kağıt üzerinde yarışın dışında kalan Ipswich Town’ın başında tecrübeli hoca Mick McCarthy var, ki İrlandalı kariyerinde daha önce Wolverhampton ile 3 sezon Premier League deneyimi yaşamış ve iki kez de çalıştırdığı takımı zirve lige taşımış bir isim. Takımların kalan 9 maçlık periyodu en az hasarla atlatmalarında kadro kalitesi kadar, yoğun stresi kaldırabilecek akla ve yedek kulübesine de ihtiyaç olduğunu görüyoruz. Hollanda Ligi’ni, Twente gibi son şampiyonluğunu 2. Dünya Savaşı’ndan önce elde eden bir takımla kazanan Steve McClaren’ın, bu ligde olduğunu da varsayınca ortaya binlerce muhtemel senaryo çıkıyor. Championship’te sezon sonunda gülen taraf kim olur bilinmez ancak Watford’un Sırp hocası Jokanovic’in dediği gibi: “Championship çılgın bir yer, burada her türlü sonuç ortaya çıkabilir. Ancak şimdi mesele en az hatayı yapmak ve mental olarak güçlü durmak.” Son topa, son dakikaya kadar.
Benzer belgeler
1265.Bülten - Edirne Rotary
Gaal hep böyle bir adamdı. Geçmişinde başarı
kazandığı 4 takım olan Ajax’ta 4-3-3, AZ’de 4-4-2,
Barcelona’da 2-3-2-3 ve Bayern Münih’te 4-2-3-1
dizilişleri ile sahaya çıkmıştı. Dünya Kupası’nda
da ...