HF158 - Hayatım Futbol
Transkript
HF158 - Hayatım Futbol
2 9ARALI K2 01 4-SAYI 1 5 8 Y I L I NE Nİ Y İ F U T B O L C U S U Y I L I NE Nİ Y İ T E K N İ KD İ R E K T Ö R Ü Y I L I NE Nİ Y İ T A K I MI Y I L I NE Nİ Y İ G E N C İ Y I L I NE Nİ Y İ H A K E Mİ Y I L I NE Nİ Y İ MA Ç I Y I L I NS Ü R P R İ Z İ Y I L I NE Nİ Y İ Ç I K I ŞY A P A N I Y I L I NT E N E K E S İ Y I L I NK A Y B E D E N İ Y I L I NH A Y A L K I R I K L I Ğ I Y I L I NO L A Y I Yayın Koordinatörü Yılın Enleri İlker Yılmaz 2014 geride kalırken insanlar koca bir senede neler yaptıklarını hatırlamadan edemiyor. Herkes gibi Hayatım Futbol’u üreten bizlerin de TRT repliğiyle kah üzüldüğümüz kah sevindiğimiz günler oldu. Şüphesiz ki bunlar dergiye de yansıdı. Hatalarımız varsa af ola. 2014’ün son sayısında sizlere daha önce olduğu gibi yine dünyadan ve Türkiye’den ‘Yılın Enleri’ni sunuyoruz. Yanına da 2014’te futbolu bırakanları, Noel’de düşman askerlerin bir günlüğüne de olsa futbolla bir araya gelmesini koyuyoruz. Ayrıca yaşları kemale ermesine rağmen hala üst düzey futbol oynayanları ve Türk futbolundaki sendikalaşma hareketine bir göz atıyoruz. Yazarlar Bahadır Bozkurt Emre Çelik Emre Gürkaynak Fırat Topal Mehmet Ali Çetinkaya Mert Sarıbaş Sercan Ergün Hepinize sağlık ve huzur dolu bir yıl diliyoruz, Serkan Akkoyun Uğur Karakullukçu Keyifli okumalar, İlker Yılmaz [email protected] [email protected] #158 BU SAYIDA Yılın Enleri Türkiye’de ve dünyada yılın öne çıkanları Christmas Truce Dünyanın ortak dili futbol bir gün düşman askerleri bile bir araya getirdi Joyeux Noel Ypes cephesinde futbolun bir araya getirdiği düşmanlara bir de beyaz perdeden bakalım 2014’te Veda Edenler Futbolculuk da bir yere kadar. Artık bu efsaneleri yeşil sahalarda göremeyeceğiz Yıllanmış Şaraplar Yıllara rağmen onlar hala üst düzey oynuyor, futbolseverleri mest ediyorlar Futbolda Sendikalaşma Metin Kurt’un açtığı yolda son durum Türkiye HF158 YILIN FUTBOLCUSU CANER ERKiN Fenerbahçe transfer olduğunda Galatasaray’daki performansıyla taraftarlar arasında kafalarda soru işareti barındıran Caner Erkin, geride kalan 2 sezonda beklentilerin çok üstüne çıktı. SarıKırmızılı kulüpte sol bekte gösterdiği vasat performansı bırakın bir kenara Atletico Madrid maçında gördüğü kırmızı kart ve kaptan Arda ile antrenmanda yaptığı kavgayla aforoz edildi desek yeridir. Fenerbahçe’de geçirdiği ilk iki sezonda kah parlayan kah sönen performanslara imza atarken Galatasaray’da olduğu gibi zaman zaman değerlendirildiği sol bekte de bekleneni veremedi. Bu durum sarı-lacivertli kulübe 2 transfere mal olsa da Aykut Kocaman’ın ısrarıyla Caner yavaş yavaş sol beke alıştı ve formayı da kaptı. Yıllar önceki bir röportajında Ersun Yanal’ı en beğendiği teknik direktör olarak belirten Caner’in Yanal’la yolu 6 yıl sonra Fenerbahçe’de kesişti. Caner’in Manisaspor’daki gelişimine katkıda bulunan Yanal, yetenekli oyuncunun bu kez de sarı-lacivertli kulüpte kariyerinin en üst düzey performansını sergilemesini sağladı. 1988 doğumlu Caner sürati, topa hakimiyeti ve kavisli ortalarıyla Fenerbahçe’nin Nisan ayında şampiyon olmasına direk katkı veren isimlerden biriydi. Bu performansı ona milli takım kapılarını da açtı. Özel hayatında geçirdiği çalkantılı dönemlerde bile performansında en ufak bir düşme olmayan yetenekli solak zaman zaman saha içerisinde kendine hakim olmakta zorlansa da istikrarlı performansıyla Türkiye’de 2014’ün en iyi oyuncusu olmayı sonuna kadar hak ediyor. İLKER YILMAZ Türkiye HF158 YILIN TEKNiK DiREKTÖRÜ ERSUN YANAL Geçen sezonun başında Aykut Kocaman beklenmedik şekilde istifa eder etmez Ersun Yanal ismi Fenerbahçe’yle anılır hale geldi. Uzun bir süre Fenerbahçe tarafından bekletilen Ersun hoca, 1 yıllık bir sözleşme verilerek kendisine iletilen “Kredin belli” mesajına rağmen ortaya koyduğu performansla hemen herkesi başarısına ikna etti. İki yıl şampiyon olmuş ve iskeletini korumuş olan Galatasaray’ın önüne geçip Nisan ayında şampiyonluk ilan edebilmek hiç de kolay bir iş değildi. Ersun hoca sadece bir şampiyonluktan fazlasını ortaya koyup takımın oyununa da kendi imzasını koymayı başardı. 1 sezon gibi kısa bir sürede DNA’larını Aykut Kocaman’ın kodladığı bir iskeleti pas odaklı, temposu düşük bir oyundan daha direkt ve rakip kaleye oynayan bir sisteme geçirmeyi bilen Yanal, ironik bir şekilde işine son verilme sebebi olarak gösterilecek olan fizik kondisyon olarak da takımı ileriye taşıdı. Skor kapasitesini bir oyuncuya yığılmadan, takım halinde sırtlamayı bilen bir Fenerbahçe, Sow’uyla, Emenike’siyle, Kuyt’ıyla, Webo’suyla en kritik maçların son anlarında defalarca maç çevirdi. Bu performans da yıllardır özlenen şampiyonluğu Fenerbahçe’ye getirip Galatasaray’ın hegemonya kurmaya doğru ilerlediği yürüyüşüne bir set çekmeyi başardı. Fenerbahçe’den ayrılık sürecinde Yanal’a saha içi sebepler yüklemek işin makyajından fazlası değil. Trabzonspor’da göreve geldikten sonra takımı kısa sürede elinden geldiğince toparlayıp devre arasına Avrupa iddiasını kaybetmeden taşıdı. Ersun Yanal’ın bu yılın en başarılı Türk teknik adamı olduğu tartışmaya açık değil. UĞUR KARAKULLUKÇU Türkiye HF158 YILIN TAKIMI BEŞiKTAŞ “Türkiye’de 2014’te yılın takımı hangisi?” sorusu en çok düşündüğümüz soru oldu. Nisan’da şampiyonluğunu ilan eden Fenerbahçe adaylarımızdan biriydi. Ama bu sezonki performansı büyük hayal kırıklığı. Sonra Akhisar Belediye’yi düşündük. Her ne kadar orta sıraları aşamasa da Türkiye’nin mütevazi kadrosuyla en istikrarlı takımı olan Akhisar, geçtiğimiz sezon milli takıma hem oyuncu verdi hem de hoca. Ayrıca bu hoca daha sonra Galatasaray’a kurtarıcı olarak bile gitti. Lakin Akhisar’ın da son 2 aydaki performansı ve neticesinde Mustafa Reşit Akçay’yla da yolların ayrılması bizi elemeye itti. Geriye bir tek Beşiktaş’ın kalması ve bizim de siyah-beyazlıları yılın takımı seçmemiz onları değerini gözünüzde düşürmesin sakın. Çünkü onlar esasında bu sezon yaptıklarıyla hak ettiler bu ünvanı. 2014’ün tamamını deyimi yerindeyse deplasmanda oynayan Beşiktaş, geçtiğimiz sezon daha çok tecrübesizliği nedeniyle ikinciliği kaçırdı. Kara Kartal’ın rakiplerinden en önemli farkı belki de büyük borç yüküne karşın yaptığı akılcı transfer hamleleri. Kadrosunu yabancı kuralına göre en iyi şekilde dizayn eden Beşiktaş’ın 30 yaş üstü futbolcu sayısı da yalnızca 4 (Bu rakam Fenerbahçe’de 11, Galatasaray’da 8). Bunun yanında hem futbolcusuyla hem de teknik ekibiyle ligin sempatik takımı olması onların hanesine yazılan bir diğer artı. Slaven Biliç’in öğrencileri 2014/15 sezonunda an itibariyle bulunduğu liderliğin keyfini çıkarırken sezon başından beri oynadığı futbolla da alkış alıyor. Bir alkış da bizden. İLKER YILMAZ Türkiye HF158 YILIN SÜRPRiZi VOLKAN BABACAN Fenerbahçe kalesini korumak, yıllardır bir kaleci için oldukça meşakkatli bir iş olmuştur. Hele bir de sizden önce o kaleyi Engin İpekoğlu, Rüştü Reçber ve Volkan Demirel gibi A Milli kaleciler de korumuşsa… Bu sezon adından sıkça söz ettiren Volkan Babacan’ın Fenerbahçe kariyeri, adaşı ve abisi Volkan Demirel kadar iyi gitmemişti. Fenerbahçe altyapısından A takıma yükselen genç kaleci, oynadığı dönemde eleştiri oklarının hedefi olmuştu. Alt yaş gruplarında defalarca milli takım forması terleten oyuncu, 2011/12 sezonu sonunda ligden düşen Manisaspor’un yolunu tutar ve 2 sezon takımın as kalecisi olarak oynar. Buraya kadar her şey normal, kariyeri -düşüşte gibi görünse de- nizami bir şekilde seyreden bir kaleci… 2013 yılında Süper Lig vizesi için play-off oynayan Manisaspor’dan, Brezilya ve Letonya karşısında A Milli Takım kalesini koruyan oyuncuya evrilmesi arasında ise 15 aydan biraz fazla bir zaman var. Volkan Babacan, belki de aşması beklenen eşiği aşmış durumda. An itibariyle Bayern Münih ile beraber Avrupa’nın -ligde- en az gol yiyen takımı İstanbul Başakşehir. Eski adıyla İBB, ligde oynanan 14 maçın 9’und kalesini gole kapatmış durumda. Onlara birden fazla gol atabilen tek takım lider Beşiktaş. Son 5 maçta 4 galibiyet alan ve gol yemeyen savunmada aslan payı ise Volkan Babacan’a ait. 26 yaşındaki kaleci artık daha tecrübeli ve kariyerinin zirvesinde. Onu 2014 yılının çıkış yapanı belirlememizde bu yüzden boşuna değil. AHMET SERCAN ERGÜN Türkiye HF158 YILIN ÇIKIŞ YAPANI BiLAL KISA Türkiye’de futbolcular adına görünmez kariyer çizgileri var. Bazı isimler, 2. Lig’de oynuyor, takımlarını Süper Lig’e taşıyor ancak dağı aştıktan sonra yeniden aşağı gönderiliyor. Bazıları büyük takım topçusu oluyor, bazıları o seviyeye çıkamıyor. Bazıları ise gençken gittiği büyük takımlarda tutunamayıp, Süper Lig’in diğer takımlarını dolaşıyor. Bir dönem Fenerbahçe oyuncuları için bu son çizgiydi yaygın olan. Bilal Kısa, sarı-lacivertli kulübün tarihinin en kötü sezonlarından birini geçirdiği 2002/03’te arkadaşları Can Arat, Semih Şentürk, Fahri Tatan, Volkan Demirel gibi isimlerle birlikte Tamer Güney tarafından A takıma alındı. Oldukça kötü geçen sezon kaybedilmişti zaten ama birkaç genç kazandırılabilirdi. Volkan, Semih ve Can takımda kalırken Bilal ile Fahri Anadolu kulüplerine gönderildi. Fahri birkaç yıl sonra milli takıma yükselirken Bilal’in Anadolu gezisi devam ediyordu. Fenerbahçe altyapısı ve genç milli takımlarda şans bulan Bilal için A takım seviyesine çıkmayan yol, bir süre sonra çatallandı. İzmirspor, Malatyaspor, Ankaraspor, Ankaragücü, Karşıyaka, Karabük derken 2013’te durak Akhisar Belediyespor oldu. Bilal Kısa çok gezmişti, çok da biliyordu. Oyunun nasıl oynanacağıydı bildiği. O zaman izleyiciler bu durumdan haberdar değildi sadece. Ancak Akhisar’ı izledikçe algı değişecekti. 31 yaşındaki Bilal, mütevazı Akhisar kadrosunda orta sahaya hem çapa olup hem de hücuma katkı vererek algıyı öyle bir değiştirdi ki, yaptığı çıkışla aldığı ödül, 7,5 yıllık aranın ardından milli takım daveti oldu. EMRE GÜRKAYNAK Türkiye HF158 YILIN GENÇ FUTBOLCUSU HAKAN ÇALHANOĞLU Geçen yıl Türkiye’ye U-20 Dünya Kupası’nda forma giymek için geldiğinde Almanya 3. Ligi’nde Karlsruhe’deki kiralık dönemini tamamlamış, Bundesliga’da yeni sahne almaya hazırlanan 19 yaşında bir gençti. Aradan geçen 1,5 yılda Hakan’ın kaybettiği aşama Avrupa’daki tüm oyuncuları kıskandıracak düzeyde. Fransa Üçüncü Ligi’nde oynarken önce Metz, sonra Galatasaray, daha sonra da Marsilya ve Bayern’le birkaç yıl içinde basamakları üçer beşer çıkan Ribery’yi andıran bir çizgi yakalayan Hakan, önce Hamburg’la kendini ispatladı, sonra 14 milyon 500 bin euro gibi ağır yükü olan astronomik bir bonservisle Leverkusen’e geçti. Yılın ikinci yarısı ise “Acaba bu paranın altında ezilir mi” diyenlere cevabı oldu. Leverkusen’in 10 numaralı formasında ezilmek şöyle dursun, oyununu bir üst seviyeye çıkarmayı başaran 20’lik Hakan daha şimdiden Avrupa’nın en iyi frikikçilerinden biri olarak kendini kabul ettirmiş durumda. Bu silahının yanı sıra ince bilekleriyle dar alanda Leverkusen adına önemli işler çıkaran bu çocuk bırakın yılın en iyi genç oyuncusu ödülünü, yılın en iyi Türk oyuncusu olur mu diye sordurmayı hak ettirecek biri… Son aylarda tekrar hortlayan ‘silah’ krizindeki duruşu, bu krizi oyununa yansıtmamayı iyi bilmesi Hakan’ın hanesine yine artı olarak yazıldı. Şu anda Arda Turan’la birlikte Avrupa’da forma giyen en iyi iki Türk oyuncudan biri olan Hakan’ın gelecek yıldan itibaren genç oyuncu etiketini bir kenara bırakıp A milli takımda da gereken şansı bulması dileğiyle… UĞUR KARAKULLUKÇU Türkiye HF158 YILIN HAKEMi CÜNEYT ÇAKIR 2014 Cüneyt Çakır’ın yükselişine şahit olduğumuz bir yıl oldu. 2011/12 sezonundan bu yana Şampiyonlar Ligi’nde görev alan Çakır, 2014 Şampiyonlar Ligi finalinde Real Madrid- Atletico Madrid maçının dördüncü hakemi olarak görev aldı. Yine aynı sene içerisinde Brezilya’da, Dünya Kupası’nda görev alan hakemimiz, yardımcıları Bahattin Duran ve Tarık Ongun’la beraber Türk futbolunu temsil etme başarısını gösterdi. Her ne kadar yurtiçi performansı tartışmalı olsa da, Dünya Kupası grup aşamasında Brezilya-Meksika ve Cezayir-Rusya karşılaşmasında gösterdiği performans ve 120 dakika eşitliği bozulmayan Arjantin-Hollanda arasındaki yarı final görevlerini başarıyla yerine getirdi. Özellikle turnuvayı yöneten diğer hakemlerin yaptıkları büyük hatalar nedeniyle, turnuva hakemler açısından skandal boyutta kötü giderken, baskı altında kalmayan Cüneyt Hoca yönettiği maçlarda tüm otoritelerden geçer not almayı başardı. 1974 Dünya Kupası’ndan tam 40 sene sonra Doğan Babacan’dan bayrağı devralan Cüneyt Çakır, Dünya Kupası’nda maç yöneten ikinci Türk hakem olması nedeniyle yılın hakemi ödülünün sahibi oluyor. Uluslararası düzeyde Türk futbolunu temsil eden Çakır’ın yurt içerisindeki performansının da aynı düzeyde artmasını ve tüm kulüpler tarafından “istenen” hakem olmasını temenni ediyoruz. BAHADIR BOZKURT YILIN MAÇI TRABZONSPOR-FENERBAHÇE Çeyrek asırdan fazladır yaşıyorum. Nereden bakarsak canlı, cansız, tekrar, youtube, özet, öykü derken bir 15 senedir de maç izliyorum. Yarıda kalan, ertelenen, iptal edilen; saha olaylı ve doğa olaylı birçok maç gördüm. Ama 2013/14 sezonunun 24. haftasında Avni Aker Stadı’nda oynanan Trabzonspor-Fenerbahçe maçındaki gibi bir maç iptal edilme şekli görmemiştim. Sanki Trabzonspor ve Fenerbahçe kan davalı iki aşiretti ve kan akıtma sırası Trabzonspor’a gelmişti. Şike süreci, 96’ten kalan intikam hissi ve son yıllarda kimlik haline gelen fanatizm taraftarlığı; adına her ne dersek diyelim tribünlere vandalizmi taşıdı. Bunun bir örneği de işte bu maçta yaşandı. Önce sahaya yabancı maddeler atıldı. Yabancı maddeler bittikten sonra sıra ‘yabancı’ olmayan maddelere geldi; Trabzonspor kale arkasında bir direk söküldü ve sahaya atılmak istendi! Yaklaşık 10 metre boyundaki direğin görüntüsü uzun süre akıllardan silinmeyecek gibiydi. Fenerbahçe kalecisi Volkan’a avucundan büyük bir taş parçasının atılması ise hakem Bülent Yıldırım için son nokta oldu. Herhalde bunlardan sonra da maçı devam ettirseydi sahaya ne atılırdı hayal gücünüzü varın siz kullanın. Trabzonsporlu taraftarları anlamak lazım. İnsan, hakkının yendiğini/çalındığını düşünüp inandığı zaman yeniden elde etmek üzere nefsine söz geçirmekte zorlanan bir canlı ancak dünya düzeni de öyle bir şekilde inşa edilmiş ki haklıyken haksız hale gelme süresi ışık hızını bile geçti artık… SERKAN AKKOYUN Türkiye HF158 YILIN OLAYI GÖKHAN TÖRE’NIN SALDIRISI Kendi içinde irili ufaklı skandallar bulunduran ve birleştiğinde bir utanca dönüşen bir hikaye Gökhan Töre’nin ülke futboluna yaşattığı. Almanya’da doğmuş, Almanya’da büyümüş, gurbetçi ailelerin kültürüyle yetişmiş, namus ve şeref kavramını hayatın merkezine oturtmuş bir çevrede karakteri şekillenmiş 3 genç, bir milli maç sonrası, milli takımın kaldığı otelde birbirlerine girdiler. Almanya’nın kalbur üstü takımlarından Bayer Leverkusen’de oynayan, 25 yaşını geçmemiş iki futbolcu, takım arkadaşları ve ne idüğü belirsiz bir başka şahıs tarafından silahla tehdit edildiler. Olayın nedeninin ya da Gökhan Töre’yi sinirlendiren şeyin ne olduğu üzerine bu kadar konuşulması, yine o müthiş mazeret “tahrik” savunmasını gündeme getiriyor. Dikkat çekilmesi gereken ise koskoca bir ülke federasyonu ve milli takım hocasının bu 3 genç oyuncunun sebep olduğu olayı yüzüne gözüne bulaştırmasıydı. Oyuncuların hiçbirisi resmi olarak cezai bir yaptırımla karşılaşmadılar. Fatih Terim, Gökhan Töre’yi bir süre milli takıma almamasının sebebinin bu olay olduğunu ima etti, ama nedense bu olay kamuoyunun gündemine düşene kadar bundan hiç bahsetmemişti. Takımına Bundesliga’da müthiş bir katkı yapan Hakan’ın, milli takıma neden çağırılmadığını kimse bilmiyor. Babasının basına yaptığı açıklamalar sebebiyle üzerinin çizildiği dedikoduları var, ama dedik ya dedikodu. Zira bu hadise ile ilgili karar alma yetkisine ve sorumluluğuna sahip hiç kimse, dedioduları önlemek için bir şey yapmıyor. Hadise unutulmaya yüz tuttuğunda Euro 2016 biletini de kaçırdığımızı anlayacağız, sonrası seyredin cümbüşü. FIRAT TOPAL Türkiye HF158 YILIN HAYAL KIRIKLIĞI CESARE PRANDELLI Ne umutlar bağlanmış ne yorumlar yapılmıştı Cesare Prandelli için. İstifa ettiği İtalya’da Romalılar onu pek iyi hatırlamıyordu, zira milli takım oyuncu seçimlerinde hak edene formayı vermediğini düşünüyorlardı. Tesadüf müdür bilinmez, Galatasaray’da da bu yönü çok eleştirildi. Kaybettiği eşi Manuela Caffi’nin göğüs kanseriyle mücadelesi sırasında fedakarlıklarından, Galatasaraylı futbolcularla beraber oruç tutmasına kadar sıralanan özellikleriyle de karakteri övülüyordu. Bütün bunlara rağmen Türkiye’de hiç iyi anılarla hatırlanmayacak. Oynattığı futbol çok kötüydü, benimsediği felsefe ve kadro dizilişleri çok kötüydü, oyuncu seçimleri çok kötüydü, maç içi değişiklik tercihleri çok kötüydü, kamuoyuna verdiği demeçler çok kötüydü. Facia bir performansın sonunda, çok değil 6 ay önce dünya kupasının zirvesi üzerine hayal kuran bir adam, çalıştığı kulübün ikinci başkanının canlı yayında “ben ona nasıl sahip çıkayım” diye dert yanmasını tecrübe etti (tabii bu sırf onun zaafı değil). Yeri geldi, eski başkanın kendisine verdiği sözlerle kandırıldığını anlatmak için, kulüp resmi televizyonuna çıkıp önceden hazırlanmış bir metni servis etti. Özetle dünyanın en naif hocalarından birisi, dünyanın en saykodelik şehirlerinden birisine hiç mi hiç uymadı ve ülkemizde gayet revaçta olduğu üzere, teknik direktörlük diplomasını nereden aldığı tartışmalarıyla beraber ülkesine döndü. FIRAT TOPAL Türkiye HF158 YILIN KAYBEDENi TÜRKiYE Her takım kötü futbol oynayabilir ya da her maçı kazanamayabilirsiniz… Fakat Türkiye Milli Takımı öyle bir yıl geçirdi ki insanlara gerçekten ‘olmadı, ne yapalım’ dedirtmeyi bile başaramadı. Arda Turan gibi uluslararası düzeyde başarıdan başarıya koşan, formunun ve kariyerinin zirvesindeki bir oyuncunun etrafında birleşmeyi başaramayan milli takım 2014’ün ilk yarısını rakipleri gıptayla izleyerek, Dünya Kupası’na hayıflanarak geçirdi. İkinci yarısı ise adeta bitmek bilmeyen, karabasanlarla geçen bir kabus gibiydi. Dünya Kupası 2014 elemelerinden ders almamış gibi görünen Türkiye, 3-0’lık İzlanda yenilgisiyle başladığı Euro 2016 elemelerinde gitgide daha da kötüleşti. Çek Cumhuriyeti karşısında iç sahada iyi başlanan ancak yenilgiyle sonuçlanan maç kırılma noktası oldu. Çok kredisi kalmış gibi gidip Letonya gibi Avrupa’nın en zayıf milli takımlarından birine de 1-1’le puan veren milliler Kazakistan’ı yenmesinin anlamını azalttı. İlk 3 sırada yer alan takımların Avrupa Şampiyonası şansı olduğu bir grupta 4 maç sonunda neredeyse havlu atma noktasına gelinmiş olması tam bir skandal… Hadi diyelim bu kötü performansa rağmen oyuncular kazanıldı. Tabii ki hayır... Elimizdeki çöplüğün arasında pırıl pırıl parlayan Hakan Çalhanoğlu gibi bir yıldız adayını berbat yönetilmiş, kamuoyu vicdanını yaralamış bir şekilde kaybetme noktasına geldi milli takım… Bu kriz soğuyunca bir şeyler düzelir mi, elbette mümkün ancak Türkiye’den bırakın yıldızı, ortalama oyuncu yetiştirmekte dahi zorlanan bir yapının Hakan’ı kaybetme lüksünü göze alması akıl tutulmasından başka bir şey değil… Türkiye Milli Takımı tartışmasız yılın kaybedeni. UĞUR KARAKULLUKÇU Türkiye HF158 YILIN TENEKESi MANUEL FERNANDES Feda sezonu bitmiş, Samet Hoca ile yollar ayrılmış, Slaven Bilic takımın başına geliyor. Taraftar için tahtaya ilk yazılacak isim Fernandes. Tüm futbolseverlerin bir olup söylediği şey: bu takım Fernandes’in etrafında kurulmalı. Transfer teklifi almasına rağmen yönetim tereddüt etmeden “hayır” cevabını veriyor. Sezon başında tüm gözler Fernandes ve takım arkadaşlarında. Sezon sonunda sözleşmesi bitecek olan Portekizli’nin yeni sözleşmesi arapsaçına dönmüş durumda. Slaven Bilic’in de tüm kamuoyu gibi oyuncuya güveni tam. Sezonun ilk maçlarını kaçırıyor, yavaş yavaş kadroya giriyor. Fakat geçen sezonlardan eser yok. Menajerler sürekli haber uçuruyor basına; Fernandes gidiyor, şu takımla anlaştı diye. Takımın ihtiyacı olduğu maçlarda yalnız bırakıyor. Taraftarın artık sorguladığı bir isim haline getiriyor kendini. Olcaylar - Veliler - Oğuzhanlar çabaladıkça Fernandes vites düşürmeye devam ediyor. Meşhur Kasımpaşa maçında bir adam sahaya atlayıp Fernandes’i maçın ortasında yumrukluyor. Bu Fernandes’e dair akıllarda kalan neredeyse son resim. Zorla oynadığı birkaç maç dışında yaptığı herhangi bir şey yok. Beşiktaş Jermaine Jones’u transfer ederek oyuncu ihtiyacını giderme yoluna giderken, Fernandes de sessiz sedasız takımla ipleri koparıp, sezon sonunu bekliyor. Ardından Lokomotif Moskova’ya imzasını atıyor. Fernandes’in arkadaşları dar kadro ile lig üçüncüsü olarak Şampiyonlar Ligi eleme biletini cebine koyuyor. Bu kadar büyük bir sıfır etkisi yaratmasa, biraz takıma katkı yapsaydı belki bu yıl Beşiktaş Şampiyonlar Ligi’nde boy gösterebilirdi. Yılın tenekesi olarak tekrar kutluyor, sayesinde Jose Sosa ile tanıştığımız için teşekkürü bir borç biliyoruz. BAHADIR BOZKURT Türkiye HF158 YILIN FUTBOLCUSU MANUEL NEUER Onun için Almanya’nın yer altındaki laboratuarlarında özel olarak geliştirildi deniyor. Kimisi Avrupa Uzay Ajansı ESA’da en büyük hissesi bulunan Almanya’nın, Mars’a yıllar önce çoktan gidip onu özel görevle getirdiğinden bahsediyor. Manuel Neuer, yıllardır gezegenin en iyi saha içi futbolcularının arkasında kalmış, sıfatı ancak “en iyi kaleci” olabilen mevkiyi, “durun bakalım kardeş, siz 10’unuz ben tekim” diyerek başka bir boyuta taşıdı. İlginçtir, bunu yaparken geri kalan 10 oyuncuya manen meydan okumadı, adeta sahada, fiziksel olarak da onların arasına karışmaktan hiç çekinmedi. Neuer, dünyanın en iyi kalecisi falan değil, dünyanın en iyi futbolcusu bize göre. Bu yolda en büyük rakipleri Ronaldo ve Messi. Ebedi, ezeli rakipler. Ama Neuer’in onlardan bir farkı var. Ronaldo ve Messi, mükemmel hücumculardan ne bekleniyorsa onu yapıyorlar. Televizyonlarının başında veya stadyumda onları izleyenler, topu ayağına aldıklarında onlardan müthiş bir depar, harika çalımlar ve güzel gol vuruşları bekliyor. Onlar da bekleneni veriyorlar. Neuer ise beklenmeyeni veriyor, orta sahaya yakın yerlerde rakip futbolcuyla omuz omuza mücadeleye girip takımına faul aldırıyor, kendi yarı sahasının ortasından, rakip ceza sahasına adrese teslim gollük paslar atıyor. Kolombiyalı Rene Higuita, onun yaptıklarını 20 sene önce denemiş ve kısmen başarılı olmuştu ama oynadığı takımlara çok da gol yedirmişliği vardı. Neuer bu denemeleri mükemmele taşıdı. FIRAT TOPAL Türkiye HF158 YILIN TEKNiK DiREKTÖRÜ DIEGO SIMEONE Atletico Madrid, son iki sezondur sahaya mükemmel bir eser koyuyor, bir yandan çapını aşan işler yaparken; bir yandan da Diego Simeone’nin elindeki pergelle o çapı yeniden çiziyor. Bu çizim sürecinde, UEFA Süper Kupa’yı kazanarak başladığı 2012/13 sezonunda ligde üçüncü sırayı alan ve Kral Kupası’nı kaldırarak pastanın üzerine çileği koyan Atletico için o dönemin zirve olduğu düşünülüyordu. Ancak Arjantinli Simeone, bu görüşe katılanlardan değildi. Futbolculuğunda asla uslu durmayan bu adam, yedek kulübesinde yanından ayırmadığı German Burgos’la birlikte, La Liga’yı kendi mahallesi gören delikanlılar gibiydi. Artık ne Simeone ile Burgos delikanlıydı ne de dünya futbolunda spotların çokçasını üzerine çeken La Liga bir mahalleydi. Ancak mantık buydu ve basitti. Ligin abileri vardı ve Simeone onlara karşı diklenmekten hiçbir zaman çekinmeyecekti. Bu tutkusuyla oyuncularına cesaret verirken; takımını da savaşçı bir kimlik üzerine yaratıyordu. Şampiyonluğun imkânsız olduğunu söylediğinde de, annelerine ilginç bir şekilde teşekkür ettiğinde de futbolcularını ilk sıraya koydu. Peki onlar tüm bunları Simeone’ye nasıl ödedi? La Liga’da zafer, Şampiyonlar Ligi’nde ise finalle. ‘El Cholo’, başka bir takıma giderse bu kadar başarılı olur mu bilinmez ama kendi karakterini direkt takıma yansıtarak, Atletico destanını yazdığı kesin. Önümüzdeki günlerin göstereceği ise, dünyanın dikkatini üzerine çeken bu destanın, Simeone’yi, ‘Yılın En İyi Menajeri’ yapıp yapmayacağı. Sonuç ne olur bilinmez ama eski hocası Cesare Menotti’nin de dediği gibi, “Simeone yenilgiyi kabul etmez.” Etmeyecek de. EMRE GÜRKAYNAK Türkiye HF158 YILIN TAKIMI ATLETICO MADRID Yılların Atletico Madrid’ini ‘Ardalı Atletico Madrid’ yaptıktan yaklaşık 2 sezon sonra takım, İspanya La Liga’nın en büyüğü olmayı başardı. 1998 yılındaki Dünya Kupası sırasında hırsı ve İngiltere maçındaki zekâ kokan ‘çakallığı’ nedeniyle henüz 11 yaşında olan beni kendisine hayran bırakan Diego Simeone, 2014 yılını Atletico Madrid için unutulmaz kıldı. Kadro dengesi ve takım içi doğru görev dağılımı neticesinin ne denli büyük olduğunu Madrid’in çubukluları herkese gösterdi. Bilemeyiz bunda Barcelona’nın Guardiola’sız bir sezona başlamış olmasının ya da Real Madrid’in ‘mantıklı Galacticos’ temellerini atarken çektiği doğum sancısının etkisi ne kadardır? İlla ki vardır ama La Liga’da şampiyon olmak için sadece bunların yeterli olmayacağı da aşikâr. Atletico Madrid’in İspanya’da şampiyon, Şampiyonlar Ligi’nde finalist, İspanya Kral Kupasında yarı finalist, İspanya Süper Kupası’nda şampiyon ve UEFA Süper Kupası’nda şampiyon olmasını sağlayan dinamiklerin başında kadrodaki dengeli dağılım vardı. Falcao’yu kaybetmesine karşın yerine geçen Diego Costa hemen hemen aynı işi yaptı. David Villa, Arda Turan, Raul Garcia, Gabi, Koke ve Adrian gibi isimler sadece görevlerini yaptılar. Mevkileri de değişse, sorumlulukları da farklılaşsa sırıtmadı hiçbiri. Az şans bulmasına karşın Diego’nun Barcelona maçında attığı gol aslında sezonun Atletico açısından özetiydi. Ezcümle; Diego Simeone, Arjantin’de bir rock grubu olan ve albümler yapan yardımcısı German Burgos’la beraber yaptığı besteyle 2014’e damgasını vurdu: Atletico Madrid. SERKAN AKKOYUN Türkiye HF158 YILIN SÜRPRiZi KOSTA RiKA Turnuvadan önce Hayatım Futbol’a Kosta Rika değerlendirmesini yaparken takımın defansif özelliklerine dikkat çekmiştim. Turnuva boyunca bu durum hiç göze batmadı. Zaten işlerini iyi yapmalarının sebebi de bunu göze batırmamalarıydı. Çeyrek finale kadar gelen Kosta Rika 5 maçta sadece 2 gol yedi. İspanya’ya 5 atan Hollanda’dan, İngiltere’den ve İtalya’dan gol yemediler! İşte böyle bir takımdı Kosta Rika. İtalya, İngiltere ve Uruguay ile aynı grupta yer alıp yenilgisiz lider olarak bir üst tura çıkmak kolay iş değil. Hele kadronuzda bel bağladığınız oyunculardan birisi Premier League’de küme düşmüş Bryan Ruiz diğeri ise henüz 21 yaşındaki Joel Campbell ise… Ama tüm bunlar, futbolun neden kâğıt üzerinde değer kazanmadığını ispatlıyor. Pinto ve ekibi maçtan önce maç analizlerini yaparken büyük ihtimalle 90 dakikaya yaydıkları bir planı ortaya koydular. İngiltere ile maçı 0-0’a bağlamaları, İtalya’yı 44’te geriye düşürüp ikinci yarıda kilitlemeleri ve Uruguay karşısındaki derslik kontraları ayrı birer yazı konusu olabilir (Bir o kadar da sıkıcı yazılar olacaktır, o da ayrı). Kosta Rikalı futbolcular 2014 Dünya Kupası’nın unutulmazları arasına girerken yılın da sürpriz takımı olarak tarafımızdan seçilme şerefine eriştiler. Çünkü dünyada ordusu olmayan sayılı ülkelerden birisi olan Kosta Rika, futbol ordusu ile Brezilya’ya çıkarma yapmıştı. SERKAN AKKOYUN Türkiye HF158 YILIN ÇIKIŞ YAPAN JAMES RODRIGUEZ Ha Hames, ha Ceyms… Dünya Kupası’nın üzerinden neredeyse 6 ay geçti ve kupadan en akılda kalan bir oyuncunun isminin telaffuzu oldu. Porto’dan Monaco aktarmalı olarak bu yaz Real Madrid’in yolunu tutan James Rodriguez, kupanın kader adamlarından olurken adını hafızamıza kazıdı bile. James, diğer Güney Amerikalı oyuncular gibi sokaklardan gelmedi. Orta sınıf bir aileden geliyordu, iyi bir eğitim hayatı ve özel futbol antrenörleri tarafından yetiştirildi. Banfield’dan İspanya’nın başkenti Madrid’e uzanan yolda Toulon Turnuvası dahil birçok şampiyonluk yaşadı. Fakat tüm bunlar yine de, onun bu seviyeye kolay ulaştığı anlamına gelmiyor. Bir Kolombiyalı olarak Arjantin’de, yabancı topraklarda gol atan en genç yabancı oyuncu olmuştu. Çok yavaş olduğu için eleştiriliyor, yetenekleri ona tekme-tokat olarak geri dönüyordu. Ama yılmadı, daha çok çalıştı. Önce fiziğini geliştirdi, yediği tekmelere rağmen sahada ayakta kalmayı öğrendi. Ardından savunma yapmayı öğrendi. Banfield tarihinin ilk şampiyonluğunu elde ederken, o da 8 golle katkı yapmıştı. Önce Porto, sonra Monaco derken değerini 16 kat artıran bir yıldıza dönüştü. Kolombiya’nın yolu çeyrek finalde ev sahibi Brezilya ile kesişmeseydi belki şu an çok farklı bir hikayeden bahsediyor olacaktık. Falcao’suz Seleçao’nun topraklarına seyahat eden Kolombiya, turnuvanın en akılda kalan takımı olduysa bunda Pekerman’ın taktiksel dehası kadar Altın Top ödüllü Hames’in de rolü büyük. Şimdi o spotların altında, hepimizin ise gözü onda. AHMET SERCAN ERGÜN Türkiye HF158 YILIN GENÇ FUTBOLCUSU PAUL POGBA Henüz 19’unda Juventus’a transfer olduktan hemen sonra İtalyan ekibinin temel taşlarından birine dönüşen ve 2013’te ülkemizde düzenlenen U-20 Dünya Kupası’nda Fransa’yı şampiyonluğa taşıyarak Turnuvanın En İyi Oyuncusu seçilen Pogba ara vermeksizin yükselişini sürdürüyor. 2,5 sene gibi kısa sürede, Juventus’un vazgeçilmezlerinden olduğu için Conte’yi sistemi değiştirmek zorunda bırakan Pogba, geride bıraktığımız yılda da inanılmaz performansını sürdürüp takımının başarısında büyük rol oynadı. Dahası Fransa Milli Takımı’nda da saha içi liderliği ve komutanlığını üstlenmesi, henüz 21 yaşında olmasına rağmen çıktığı 22 maçla, 25’inde 60 maç barajına ulaşarak bunu başaran en genç oyuncu olan Torres’in rekoru için büyük bir tehdit oluşturması da cabası. Pogba yaklaşık 3 senedir Avrupa’nın en iyi genç ismi. Öyle ki artık oynadığı futbol ve kazandığı ödüllerden dolayı genç olduğu da unutuluyor. Fakat hocası Allegri’ye göre daha ciddi anlamda kendini geliştirip inanılmaz bir oyuncuya dönüşebilecek potansiyele sahip. Şurası kesin ki Ribery’lerin, Nasri’lerin, Patrice Evra’ların artık milli takım kariyerlerinin son dönemecine girdiği de düşünülünce Fransa Milli Takımı’nda Griezmann, Varane, Digne, Sakho gibi yeni isimlerin liderliğini yapacak isim Pogba’dan başkası değil. İtalyanlar elde tutmayı başarırsa belki de Juventus’u Avrupa’daki şaşalı günlerine döndürecek oyuncu da… EMRE ÇELİK Türkiye HF158 YILIN HAKEMi NICOLA RIZZOLI Dünya Kupası finali öncesi yapılan tahminlerde ağırlık Euro 2012 finalini de yöneten ve artık 44’üne gelen Pedro Proença’nın bu onura da sahip olarak zirveyi göreceğini tahmin ediyordu ama Proença’nın şöhretinin önüne geçen isim performansı sayesinde Nicola Rizzoli oldu. 2007’de FIFA Kokartı’nı takan; 2010’da Avrupa Ligi, 2013’te ise Şampiyonlar Ligi Finali’ni yöneten Rizzoli basamakları teker teker tırmanmaya devam etti ve 2014 Dünya Kupası Finali’yle zirveye çıktı. Dünyanın en büyük organizasyonunda Belçika-Arjantin maçında elenen taraftan eleştiri alsa da final maçı için görevlendirildi. Maçın ardından Rizzoli’nin sanki maçı yönetmemiş gibi hiç konuşulmaması ise 42 yaşındaki İtalyan’ın başarısını açıkça ortaya koymaya yetiyor. Rizzoli’ye dair maçın ardından tek konuşulan şey, neredeyse stadyumdaki dev ekranda kendisine bakıp saçlarını düzeltmesi oldu! Maçın ardından İtalyan Futbol Federasyonu’nun sitesinden bir açıklama da yapan Rizzoli, Higuain ile Neuer’in ikinci yarıda ceza sahasındaki temasının ardından kendisine itirazlar edilmesine rağmen Arjantinli oyuncuların yenilgiye karşın maçın ardından “başarılı yönetimi”nden dolayı kendisini tebrik ettiğini de açıkladı. Ayrıca öne çıkan isim kendisi olmasına rağmen yardımcılarının başarıdaki en büyük paya sahip olduklarını belirten Rizzoli, bu performansını devam ettirir ve Massimo Busacca ile Pierluigi Collina’nın takdirlerini toplamaya aynı şekilde devam ederse 2015 için de UEFA’nın en büyük organizasyonu Şampiyonlar Ligi Finali için en büyük aday olacaktır. EMRE ÇELİK Türkiye HF158 YILIN MAÇI BREZiLYA-ALMANYA Değil yılın, Dünya Kupaları tarihinin en unutulmaz maçlarından birisi… Yazı diline hiç uygun değil ama bu maç için kuralları delmek istiyorum; Ya birader siz nasıl 7 tane gol yersiniz? Brezilya’sınız siz ya!.. Ekran karşısında maçı izlerken de bu sözlerin daha da ağırlarını sarf ettim. Brezilya sempatizanıydım ve maç sabahı TRT Spor’da canlı yayında Brezilya’nın tarihinin en iyi savunma hattına sahip olduğunu söylemiştim! Almanya, Brezilya’yı 7-1 yenerek sadece finale çıkmadı aynı zamanda büyük de bir ders verdi. Brezilya’nın hala kopamadığı ve Türkiye ile oynanan hazırlık maçında da sürdürdüğünü gözlemlediğimiz ‘kendine has’ futbolu Avrupalının makine sistemine karşı duvara çarpmış gibi oldu. Artık topu ayakta tutma süresinin 2 saniyeye indiği futbol tarzı içerisinde 8 numaradan 7-11 numaralara topu aktarma süresini beş saniyenin altına indiremeyen, bu yüzden de savunmasından dahi top çıkarırken süre kaybeden Brezilya, Almanya’nın süratine ve doğal olarak Avrupa futbolunun realitesine karşı nakavt oldu. Maçın efsane olması sadece skoru yüzünden de değildi. Maç, Dünya Kupası tarihinin en farklı galibiyeti, ikinci golü atan Klose de Dünya Kupası tarihinin en golcü ismi olurken; bu goller sayesinde turnuva Dünya Kupaları’nın en gollü turnuvası olmayı başardı. Ayrıca Brezilya da sahasında 1975 yılından sonra ilk defa mağlup edildi. Evinde düzenlenen Dünya Kupası’nda 7 gol yiyerek turnuvaya veda etmek hele ki Brezilya isen diş fırçaladıktan sonra mandalina yemek gibi bir şey olmalı. SERKAN AKKOYUN Türkiye HF158 YILIN MAÇI BREZiLYA-ALMANYA 2014 yılının şüphesiz en büyük maçı, yılın futbol olayı olarak da ayrıca ödülümüzü hak ediyor. 7 gollük zaferle adını finale yazdıran Almanlar dahi bu skoru “açıklanamaz” olarak değerlendirmişti. Brezilya için “tarihi utanç gecesini” hatırlarsak Sambacılar, Thiago Silva ve Neymar’dan yoksun olarak maça çıkmış, taraftarı ile bütünleşerek büyük bir sinerji ortaya çıkarmaya çalışmıştı. Brezilyalılar Alpay Özalan coşkusuyla bir yandan marşı okurken, bir yandan Neymar’ın formasını sallamakla meşguldü. Fazla gaza gelen takımların başına gelen, Brezilya’nın da başına gelmişti. Dakikalar 29’u gösterdiğinde tabela 0-5’i gösterdi ve Bela Horizonte’de bulunan tüm Brezilyalılar gözyaşlarına boğulmuştu. Tarihin utancı olarak nitelendirdikleri maçta Almanya gol olup yağdı. Dünya Kupalarının en karizmatik futbol ülkesi Brezilya’nın imajı ikinci yarıda kendi evinde yerle bir oldu. Yıllardır sıkıcı futbol oynamasından dem vurulan Almanya ise “Joga Bonito” ülkesinde tüm dünyaya futbol resitali izletti. Hatta bu maçta Almanya’nın gösterdiği etkileyici sıradışı performans yarı finalin diğer iki ekibi Hollanda ve Arjantin’i o kadar etkiledi ki, yarı finalin diğer ayağında futbolseverlere 120 dakika boyunca pozisyon olmadan sıkıcı bir maç izlettiler. Yüzyılın en önemli galibiyetlerinden bir tanesini alan Almanya’da Brezilya karşısında gol atan Miroslav Klose, Dünya Kupası tarihinin gelmiş geçmiş en golcü futbolcusu oldu. Bu maçın ardından turnuva boyunca eleştirilere kulak asmayan, hatalarında inat eden Luis Felipe Scolari koltuğundan olurken, diğer yanda Joachim Löw adını altın harflerle Alman futbol tarihine yazdırdı. BAHADIR BOZKURT Türkiye HF158 YILIN HAYAL KIRIKLIĞI MESUT ÖZiL Schalke’de parlayıp Werder Bremen’de adını Avrupa’ya duyuran Mesut Özil, Real Madrid formasıyla bir dünya yıldızına dönüşmüştü. Mesut, Real Madrid’de alelade bir futbolcu değildi. Oyunu yönlendiren, takımın önemli taşlarından biri olmuştu. Leblebi gibi gol atan Ronaldo’nun en büyük destekçisiydi, asist krallığında zirveye tırmanıyordu. Yenilenen Almanya Milli Takımı’nın önemli bir ismi olmasının yanı sıra başbakan Angela Merker tarafından da ülkedeki gurbetçilerin entegrasyonu konusunda örnek kişi gösteriliyordu. Mesut, dünya çapında bir fenomen olma yolunda hızla ilerliyordu. Ne var ki zaman 8 numara için istediği gibi gitmedi. Real Madrid her sezon olduğu dünyanın en parlayan yıldızını kadrosuna katmalıydı! Gareth Bale’in rekor transfer ücretiyle kadroda zayıf halka Mesut Özil olmuştu. Türk kökenli Alman oyuncunun yolu da Londra’ya, Arsenal’e düştü. Mesut Arsenal’de de fenomen olarak karşılandı. Sezona da harika başlamıştı. Taraftarlar onu çok sevmişti, Mesut özil formaları satış rekorları kırıyordu. O, Topçular’ın ‘Ö’ fenomeniydi artık. Ocal ayı geldiğinde Ancelotti Özil’i göndermenin hata olduğunu bile söylemişti. 2014’le birlikte performansı düşüşe geçti, Wenger’le arası bozuldu, bir de üstüne sakatlandı. İşler iyi gitmemeye başlamıştı. Dünya Kupası’nda Almanya şampiyon olurken Mesut maçların tamamına ilk 11’de başladı ama asla bir fenomen gibi değildi. O şimdi Arsenal’de mutsuz ve sakat. İLKER YILMAZ Türkiye HF158 YILIN KAYBEDENi BORUSSIA DORTMUND 2011/12 sezonunda şampiyon olup, yaşadığı zor günleri tamamen arkasında bıraktıktan sonra Borussia Dortmund, saha içinde ve dışında Bayern Münih’in yoğun darbelerine maruz kalsa da zirveye tutunmayı başarıyor. Ya da bu sezona kadar başarıyordu. 2012/13 sezonu başlarken, takımın şampiyon olmasında büyük pay sahibi olan Shinji Kagawa United’a satıldı ancak sahada güzel oyun vardı ve sonuç ligde üçüncü sıra ile Şampiyonlar Ligi finali oldu. Her iki kupa da Bayern’e kaptırılmıştı. Yaz transfer döneminde Mario Götze’nin akıbeti de sarısiyahlılar adına kupalarınkiyle aynı olacaktı. Ancak masada alınan darbeler, sahaya yansımıyor; 2013/14 sezonunda Dortmund yine ikinci sırayı elde ediyordu. Kaderleriymişçesine gerisinde kaldıkları takım yine Bayern’di. Ligde şampiyonluğun kaçışından önce takımın en büyük yıldızı konumundaki Robert Lewandowski’nin kaçışı belli olmuştu. Polonyalı gitti, yerine Serie A’nın gol kralı Ciro Immobile ile Adrian Ramos geldi ama Dortmund için bu sene pek de iyi gitmedi. Takım şimdilik kazanma alışkanlığını kaybetmiş durumda. Şampiyonlar Ligi’ndeki iyi gidiş can simidi ama ligde yer aldığı 17. sırayla, Lewandowski gibi bir yıldızı para kazanamadan göndermesiyle Dortmund yılın kaybedenine en üst sırada yazılıyor. Konuşuluyor, belki hocalarını da başkasına kaptıracak, kaybedecekler. Ancak desteğini bir nebze azaltmayan taraftarları oldukça yeniden kazanan olmaları fazla zaman almayacaktır. EMRE GÜRKAYNAK Türkiye HF158 YILIN TENEKESİ MARIO BALOTELLI İğneyi kendisine batırmadan hakkını verelim, Luis Suarez gibi insanüstü bir sezon geçirmiş, gezegendeki en hareketli ve yetenekli forvetlerden birinin yerini doldurabilmek her oyuncunun kaldırabileceği bir yük değil… Hele ki son 20 yılın en başarılı performansını ortaya koymuş bir kulüpte bunu yapmaya çalışıyorsanız işiniz iki kat daha zor ancak Milan’dan Liverpool’a Premier League’de ikinci şansını değerlendirme arzusuyla giden Mario Balotelli’nin bu anlayışa dahi sığmayacak kadar kötü bir oyunu var. Suarez kadar yaratıcı, arkadaşlarını besleyebilen bir oyuncu olmak zorunda değildi ancak gelen pozisyonları Akıllı TV kliplerine konu olacak şekilde kaçırmak yerine daha yüzdeli değerlendirmesi şarttı. Son vuruşlardaki beceriksizliğini de Suarez’e ihale edecek bir hali yok. Aslına bakılırsa Balotelli, Liverpool’a gelirken de öyle ahım şahım bir sezon geçirmemişti. Milan’da da önemli bir düşüş yaşayan İtalyan taraftarın eleştirilerine maruz kalıyordu. Transfer döneminde uzun süre Milan onun için talipli aramıştı, imdatlarına ise Liverpool yetişti. Brendan Rodgers ligin başlamasından sadece iki ay sonra, “Ona gerekli şansı vereceğiz ancak Ocak ayı geldiğinde bir durum değerlendirmesi yapıp gerekli yerlere takviyeler yapmayı da düşünüyoruz” diyerek aslında hayal kırıklığını gizlememişti. Lig standartlarında büyük bir bonservis ödenmeden dahi ‘Yılın Tenekesi’ olmayı başarabilmiş Balotelli ancak tebrik edilebilir! UĞUR KARAKULLUKÇU Emre Gürkaynak Dünya HF158 2014’TE VEDA EDENLER 2014 bizlere futbol adına güzel anlar getirse de sahalardan ayırdıkları da az değil. Biz de yeni yıla girerken, futbolu taze bırakmış bu isimlere selam durduk Dünyanın güneş etrafındaki hareketine bakarak hesap ettiğimiz güneş takviminde 365 gün olan yıl uzunluğu, etrafında dönülen ay olunca 354 güne düşer. Güneş ve ayı bir kenara koyup, bir diğer yuvarlak, futbol topunu baz alınca ise yıl daha da kısadır. Liglerin Haziran’da bitip, Eylül’de başladığını göz önüne alır, bir de işe transfer heyecanını katarsak; 300 güne yakındır futbol yılı. Bu 300 günlük futbol yılının ortalarına denk geldiğinden, meşin yuvarlak, yılbaşı kutlamalarını pek sevmez, onla ilgili şeylerden ‘takvim yılı’ diye bahseder. Klasiktir, takvim yılları iyisi-kötüsü; acısı- tatlısıyla geride bırakılır. Futbol da sevmemesine rağmen klasiği bozmaz. Bu sene de bozmamıştır. Ve 2014 geçilirken, futbolun bayramı Dünya Kupası, Atletico’nun La Liga’daki başkaldırışı, kendini dünyaya tanıtan genç yeteneklerin yanı sıra Hindistan Ligi vesilesiyle efsane isimlerin veda ettikleri futbola dönüş yapması iyi, tatlı tarafta yer alırken; bir de işin kötüleri, acıları var tabii. Biz de 2015’e ‘merhaba’ derken, biraz kötü tarafa baktık ve 2014’te futbolu bırakan isimlere, onların arasından bir 11 çıkararak saygı duruşunda bulunduk. Manuel Almunia Akıllarda ne kadar yer edinmiştir bilinmez ama Manuel Almunia, sekiz sene boyunca Arsenal forması giymeyi başarmıştı. Yani takımımızın kalesinde olmaması için bir neden yok. Son iki sezondur Watford formasını terleten 37 yaşındaki isim, yaz aylarında, macerasını Cagliari’de sürdürmek üzere İtalya yoluna çıkmıştı ancak ‘Çizme’ seyahati, kariyerini noktalamasıyla sonuçlandı. Cagliari tarafından tabi tutulduğu sağlık kontrollerinde kalbinden problem yaşadığı açığa çıkan Almunia’nın, futbol oynamasını Profesyonel Futbolcular Birliği de sakıncalı gördü ve İspanyol file bekçisi bir Federasyon Kupası zaferini arkasında bırakarak futbola veda etti. Eric Abidal Pep Guardiola’nın tarihin en iyileri arasında gösterilen Barcelona’sını özel yapan taktiksel detaylardan biri de beklerin hücumdaki kilit rolüydü. Eric Abidal de Dani Alves’le birlikte söz edilen beklerden olarak her zaman üzerine düşeni layıkıyla yaptı. Barcelona da ona iki Şampiyonlar Ligi zaferiyle birlikte adının ölümsüzlüğünü verdi. Özellikle karaciğerinden yaşadığı sorun nedeniyle pek fazla forma şansı bulamadığı 2010/11 sezonunda Şampiyonlar Ligi kupasını arkadaşlarının jestiyle kaldırması, unutulmazdı. Carles Puyol Kısa süre önce emekli olduğunu açıklayan Abidal, 2014’te futbolu bırakanlardan oluşan kadroda pek yabancılık çekmeyecek çünkü hemen yanı başında kaptanı Puyol var. Katalunya’nın bayrak adamlarından Puyol, yalnızca Abidal’in değil yolu Barça’dan geçen birçok yıldız ismin de kaptanı aynı zamanda. 1999-2014 arası bordo-mavili formayı giyen kaptan, haliyle kulübün çoğu başarısına imza koydu. İspanya Milli Takımı tarihinin en başarılı döneminde de yer alan Puyol, futbolu bıraktığında Barça savunması, onu ve adına hayran sayfaları açılan saçlarını kesinlikle aradı. Gabriel Heinze Savunmanın ortasına Puyol’u koymuşken, defans hattıyla korku salma işini garantiye alalım ve İspanyol stoperin yanını Gabriel Heinze’yi yerleştirelim. Heinze, gerek saçları gerekse oynadığı oyunla Puyol’un bir adım arkasında kalsa da her anında mücadele ettiği kariyerinde her zaman iyi takımlarda oynadı. PSG, Olimpik Marsilya, Manchester United ve Real Madrid formaları giyen Heinze, birçok da kupa kaldırmayı başardı. Javier Zanetti 1995 yılında geldiği Inter’i sevmiş olacak ki Arjantinli savunmacı Zanetti, kariyeri boyunca mavi-siyahlılardan ayrılmayı düşünmedi. İtalya’da geçirdiği yıllar yüzüne birkaç kırışık, bacaklarına daha fazla yük ekledi ancak o, çıktığı 600 küsur maçta bir standart tutturmayı başardı ve her zaman ‘Traktör’ lakabına layık oldu. Ryan Giggs Manchester United’ın meşhur 92 Sınıfı’nın üyelerinden Ryan Giggs, 41 yaşına kadar, dünyanın en büyük takımlarından birinde forma giymeyi başardı. Tabii, bunu yaparken, kariyerinin sonunda da başındaki gibi hızlı bir kanat oyuncusu değildi ama yaşına göre rolünü çok iyi oturttu, saha içindeki yerini olumlu şekilde değiştirdi. David Moyes’in takımın başından ayrılmasıyla kısa süreliğine ‘Kırmızı Şeytanlar’ın menajerliğini devralırken; belki de gelecek senelerde hangi rolü oynayacağının provasını yapıyordu. Juninho Pernambucano Her oyuncuyu bir kelime ile anlatmak gibi bir gelenek olsaydı. Juninho, ‘serbest vuruş’u kimselere bırakmazdı. 2014’te bırakanlardan oluşan kadro gol atmakta pek güçlük çekmeyecektir ama böyle bir durumda da endişelenmeye gerek yok çünkü takımda Brezilyalı bir duran top ustası var. Lyon’la yaşadığı yedi kupalı hanedanlıktan sonra kariyeri düşüşe geçse de Juninho, her zaman futbolseverlerin hafızalarında yer alacaktır. Alex de Souza Sadece Türkiye’ye vedasıyla değil, futbola vedasıyla da ağlatan Alex de Souza, 2014’ü bitirirken, futbola başladığı kulüp olan Coritiba ile son kez yeşil sahaya adımını attı. Fenerbahçe tarihinde benzersiz bir yere sahip olan Alex adına merak konusu olan artık, futbolun içinde hangi rolle yer alacağı ve Türkiye’ye yolunun ne zaman düşeceği olmuş durumda. Harry Kewell Türk futbolu adına Alex kadar önem taşımasa da her zaman taraftarın sevgilisi olmayı başaran Harry Kewell da 2014’teki futbol yaprak dökümünün parçalarından. Adı zikredilince akla ‘Daddy Cool’ şarkısını getiren Kewell, daha sonra nasıl bir efsane olduğunu düşündürüyor. Leeds United ve Liverpool formaları giyerek ülkesi adına önemli bir yol açan Avustralyalı, arkasında bıraktığı kariyerinde, Avustralya tarihinin en iyi oyuncusu seçilme onurunu da elinde bulunduruyor. Clarence Seedorf Seedorf’un futbolu bırakmasının üzerinden çok uzun süre geçmiş gibi gözüküyor. Sonuçta Milan’ın eski teknik direktöründen bahsediyoruz. Ancak durum biraz farklı. 2014’ün 14. gününde Botafogo forması giyerken emeklilik kararını duyuran Hollandalı, sadece iki gün sonra Milan’ın başına geçti. Seedorf’un teknik direktörlük performansı şimdilik pek başarılı gözükmese de arkasında bıraktığı kariyer her zaman hatırlanmaya değer olacak. Üç farklı takımla Şampiyonlar Ligi kazanan tek oyuncu olduğunu söylemiş miydik? Bu kadroda yer 10 oyuncunun yanı sıra, Craig Bellamy, Landon Donovan, Rivaldo, Park JiSung, William Gallas, Juan Sebastian Veron gibi isimler 2014’te futbolu bırakanlar. Ancak herkesin vedasından daha çok üzdü futbolseverleri, Henry’ninki. Peki bu başarılardan hangisi en çok onu anlatır? Belki Premier League’de yaşadığı gol krallıkları ancak o bile tam değil. Kariyerinin sonunda çıktığı Red Bull macerasından kiralık olarak yuvası Arsenal’e döndüğü zaman, bir maçta yaşadığı bir andır Henry’nin sevenlerine ne ifade ettiğini en iyi anlatan. 9 Ocak’ta FA Cup 3. Tur maçında Leeds United karşısında yıllar sonra Arsenal formasıyla sahaya çıkacaktır. 68’de oyuna girer, 79’da takımını 1-0 öne geçiren golü atar. Kariyerinde özellikle Arsenal formasıyla bu gollerden yüzlerce atmıştı ancak bu seferki bir başkaydı. Sadece FA Cup’ta sıradan bir maçtı görünürde ama gerçek farklıydı. Simon Kuper’in de kitabında bahsettiği, aşırı zinde hissetme hali ‘öfori’ Emirates’i kaplamıştı o golden sonra. Henry’nin kariyerini kupalar değil o an özetlemişti. 2014’ün son günlerinde futbola veda ettiğini açıkladığında bir daha çok sevdiği Arsenal formasını giyemeyeceğini de biliyordu. O 9 Ocak’tan tam 11 ay sonra önüne heykelinin dikildiği Emirates’te şu sıralar öfori değil hüzün var. Thierry Henry’nin kariyerinde birçok önemli an, dönem ve takım oldu. Monaco ile Fransa Ligi, Fransa Milli Takımı ile Dünya Kupası kazandı. Juventus ile kariyerine sekte vursa da Arsenal’le seviyeleri yeniden belirledi ve Barça ile Şampiyonlar Ligi’ni kazanarak, kariyerinde majör bir eksik parça bırakmadı. Henry, bir röportajında, “İnsanlara tekrar tekrar hatırlatmak zorunda kalıyorum; ben kahraman değilim, kimsenin hayatını kurtarmadım. Sadece çok sevdiğim bu oyunu oynamak için sahaya çıkıyorum” demişti ama bazı zamanlama hataları vardı bunu söylerken. Çoktan kitlelerin önünde kahraman olmuştu. Artık emekli bir kahraman. Thierry Henry Sinema HF158 Mehmet Ali Çetinkaya JOYEUX NOEL 2. İskoç Muhafız Alayı’ndan Teğmen Sir Edward Hulse’un “Eğer bu yaşadıklarımızı bir filmde izlemiş olsaydım, ‘kesin uydurma’ der geçerdim” sözleriyle, tarif ettiği 1914 Noel gecesi, 2005 yılında Fransız yönetmen Christian Carion’un senaryosunu yazıp yönettiği Ateşkes (Joyeux Noël / Merry Christmas) adlı filme ilham kaynağı oldu. Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde “Büyük Üçlü”ye (Oscar, Altın Küre, BAFTA) aday olan Ateşkes, siper savaşlarının tüm şiddetiyle devam ettiği Belçika’daki Ypes Cephesi’nde, 1914 Noel gecesi yaşanan inanılması güç olayları konu ediniyor. Aralarında sadece birkaç metre mesafe bulunan siperlerden birbirlerini öldürmeye çalışan Alman ve İngiliz-İskoç-Fransız birlikleri, Noel gecesi gayri resmi bir ateşkese imzalarını atarlar. Noel gecesi komutanlara verdiği konserden sonra gizlice cepheye dönüp, siperdeki askerlere moral vermek için şarkılar söyleyen ünlü Alman tenor Nikolaus Sprink’a (Benno Fürmann), kısa bir süre sonra karşı siperdeki İskoç askerleri gaydalarıyla eşlik ederler. Müzik tınılarının dostluğu, birkaç saat önce birbirlerini öldürmeye çalışan askerlerin tarafsız bölgede çikolatalarını, taze etlerini ve anılarını paylaşmalarına olanak sağlar. Alman bir asker, Fransız düşman askerine, eşiyle balayında gittikleri Paris’i çok sevdiğini ve şimdi nasıl olduğunu sorar. Bir diğer asker birkaç gün önce ele geçirdikleri siperde bulduğu cüzdanın sahibine ulaşır. Diğer iki asker birbirlerine sevgililerinin fotoğraflarını gösterir. Bir başka Alman asker ise cephede başıboş dolaşan kediyi taktığı isimle çağırırken, bunu duyan düşman askeri yanına gelip, şaşkınlıkla, kediye taktığı ismi söyler… Olanları işiten yüksek rütbeli askerler tarafından, “Askerlerimiz düşmanlarını kardeş zanneder, savaşamazlar” diyerek örtbas ettikleri gerçeklerle ilgili olarak görgü tanığı Onbaşı John Ferguson yaşanan her şeyi özetliyor; “Vay anasını! Küçük bir grup Alman ve İngiliz askeri tarafsız bölgede toplandı. Karanlıkları aşarak, kibrit ışıkları eşliğinde kahkahalar duyduk. Dilimizi konuşmadılar ama işaretlerle anlaştık. Herkes mutluluk sarhoşuydu. Cephede kahkaha atıp konuşuyorduk ama biliyorduk ki, birkaç saat sonra birbirimizi öldürmeye çalışacaktık!” Mert Sarıbaş Futbol Kültürü HF158 CHRISTMAS TRUCE Bundan tam 100 yıl önce, Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında İngiliz ve Alman askerleri silahlarını bırakarak tarihin en anlamlı maçlarından birine imza attı. Maçı kimin kazandığı hakkında çeşitli rivayetler mevcut ancak o gün belki de skorun gerçekten mühim olmadığı tek futbol maçı oynanmıştı Birinci Dünya Savaşı tüm acımasızlığı ile devam ederken Ypres Bölgesi’nde iki cephe birbirine oldukça yakın konumlarda mevzilenmiş şekilde çatışmalarını sürdürüyordu. Tarihler 24 Aralık 1914’ü gösterdiğinde Alman cephesinde moralleri yükseltmesi için gönderilen çam ağaçları dizilmiş ve askerler dönemin en ünlü tenorlarından birinin söylediği şarkıya eşlik ederek Noel’i kutlamaya başlamışlardı. Ardından sesler karşı cepheden duyulacak kadar yükseldi. İngiliz cephesinden cevap gecikmedi, onlar da kendi şarkılarını söylemeye başladılar. Ateşkesin tohumları müzik ile atılmaya başlamışken Alman cephesinden bir asker siperinden çıkarak beyaz bayrak salladı. Karşı cepheden de buna karşılık geldi ve tarafsız bölgede barış elçileri buluştu. İki tarafın da içinden gelen Noel gecesini huzur içinde geçirmekti ve gayri resmi bir ateşkes kararı alındı. Cephelerden yükselen top seslerinin yerini alan şarkı sesleri en azından bir süre daha devam edecekti. Tarihin belki de en anlamlı anlaşmalarından biri olan bu ateşkesin ardından taraflar siperlerinden çıkarak ailelerinden uzakta geçirdikleri bu Noel’i kutlamaya başladılar. İki cephenin de askerleri birbirlerine ikramlarda bulundu, yanlarında taşıdıkları fotoğrafları gösterdi. Kimi zaman bildikleri 1-2 kelime ile kimi zaman işaretlerle anlaştılar. Aslında çok da mühim değildi aylar sonra ilk defa yüzleri gülüyordu. İki cephenin berberleri taraf gözetmeksizin tıraşlar yaptı, askerler çam ağaçlarını süsledi, kaybettikleri arkadaşlarını birlikte gömdüler... Müziğin evrenselliği ile başlayan ateşkes bir diğer evrensel heyecan ile devam etti; futbol. İngiliz Çavuş Clement Barker’in evine yolladığı mektuplardan öğrenilen bilgilere göre ateşkes esnasında samandan yapılmış bir top ortaya çıktı ve belli bir zaman sonra savaşmaya devam edecekleri meydanda iki cephe askerleri savaşın gaddarlığını gerilerinde bırakarak samandan yapılmış o futbol topunun peşinden koşturmaya başladı. Çocukluğumuzda sokakta oynadığımız futbol maçları gibi ele geçen ilk eşyalardan direkler yapıldı, kaleler kuruldu ve maç başladı. Kimi kaynaklara göre Almanlar 3-2 kazandı kimi kaynaklara göre İngilizler kazandı. Kesin olan şey ise futbolun o gün savaş karşısında galip çıktığıydı... 1899 yılında Berlin’de oynanan ve İngilizlerin 132’lik galibiyeti ile başlayan iki ülke arasındaki futbol rekabeti 24 Aralık 1914 günü en anlamlı günlerinden birini yaşamasının ardından savaşa yenik düştü ve 1930 yılına kadar iki ülke maç yapmayı reddetti. 1930 yılında Berlin’de oynanan ve 3-3 sona eren mücadelenin ardından en dikkat çeken ve günümüzde zaman zaman hala gündeme gelen maç ise 1938 yılında oynandı. Konuşulan şey ise skor veya bireysel bir performans değildi. 110 bin Alman taraftarın önünde sahaya çıkan 11 İngiliz oyuncu, Başbakan Neville Chamberlain’in talimatı ile seramonide “Nazi Selamı” vererek İngiltere’nin utanç içinde hatırlayacağı bir eyleme imza atmışlardı. Günümüze kadar uzanan mücadelelerde 1966 ve 2010 yıllarında oynanan 2 maçta yaşanan hakem hataları ise iki ülke arasındaki rekabette adaleti sağlayan yanlış kararlar olarak tarihe geçti. UEFA 100. yılında anma düzenledi Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yılında, ailelerinden uzakta, cephelerinde geçirdikleri Noel gününde ateşkes ilan ederek dostluk maçına imza atan askerleri UEFA unutmadı. Geçtiğimiz günlerde, futbol tarihinin en anlamlı maçlarından birine imza atan bu askerler adına yapılan anıtın açılışına katılan Platini’nin “Bugün futbol evrensel bir dil, sınırlar gözetmeksizin kalpleri birleştirebiliyor. 100 yıl önce, bir anda ortaya çıkan bir insani tavır için köprü futboldu. O gece bir karar verdiler, pozitif bir şey yapacaklardı, sevdikleri oyunu oynadılar. Dostluk ve kardeşliğin, insan olmanın en önemli unsuru olduğu kanaatindeyim. 100 yıl önce, bu paylaşım için ortak bir dil buldular: Futbol! Saygıyla anıyoruz” sözlerinden de günümüzde klişe hale gelen “futbol asla sadece futbol değildir” sözünün en güzel örneklerinden birinin 100 yıl önce savaşın ortasında oynanan İngiltere-Almanya maçı olduğunu görebiliyoruz. ??? Bahadır Bozkurt HF158 YILLANMIŞ ŞARAPLAR Futbolun popüler kültürü her zaman kendine yeni isimler arasa da, yılların olgunlaştırdığı isimlerden aldığımız haz bambaşka Xabi Alonso Doğum tarihi: 1981 Oynadığı takımlar: Real Sociedad, Eibar, Liverpool, Real Madrid, Bayern Münih Milli olma sayısı: 114 (16 gol) 2014 senesinde Real Madrid’de Modric ile yakaladığı uyumla Florentino Perez’in Şampiyonlar Ligi hayallerine katkı veren İspanyol yıldız, yaşı kemale erdiği için kadroda düşünülmeyen isimler arasında gösterilir. Bir Perez klasiği (Dünya Kupasını kazanan takımdan oyuncu alması) yazın sonunda devreye girer. Toni Kroos’u kadrosuna katan Real Madrid’de Xabi için yolun sonu gözükür. Brezilya’da felaket bir Dünya Kupası tecrübesi tadan İspanyol yıldıza Pep Guardiola kucak açar. Thiago, Javi Martinez, Schweinsteiger’in sakatlıklarından dolayı merkez orta sahada problem yaşayan Bavyera ekibinin yarasına derman olur. Xabi kusursuz sadeliği ile Bundesliga’nın bu sene en iyi oyuncusu olarak gösteriliyor. Geldiği günden bu yana Guardiola’nın Bayern Münih’ini bir adım öteye taşıyan tecrübeli oyuncu, Alman otoriteleri de kendine hayran bırakıyor. Xabi kendini sürekli yenileyen, üst düzey futbolun gereklerini yerine getiren modern bir orta saha oyuncusu. Sadece Köln maçında rakip takımın tüm oyuncularından daha fazla pas yaptığını hatırlarsak, Guardiola‘nın futbol anlayışı için biçilmiş kaftan olduğu söylenebilir. Futbolunun en olgun çağında, bu sezonun en gözde takımının en kıymetli oyuncusu olabilmek ve bunu sadece 4 ay içerisinde başarmak ne kadar büyük bir oyuncu olduğunun kanıtı. 33 yaşında transfer olduğu takıma uyum sağlamak için 4 ayda öğrendiği Almanca ile televizyonlara röportaj verecek kadar çalışkan ve sadeliğinden ödün vermeyen bu mütevazı adamın yaptıklarını hala hayranlıkla izliyoruz. Andrea Pirlo İtalya’nın yeşil sahalardaki başbakanı, Cahit Sıtkı Tarancı’nın mısralarındaki yolun yarısına gelmiş durumda. İtalya’da Milano’nun mavi siyah yakasında aradığını bulamayan Pirlo, AC Milan’a transfer olduğunda İtalya futbol tarihine damga vuracak bir kariyerin adımlarını atmış olur. Ancoletti ile forvet arkasından merkez orta sahaya çekilen futbolcu İtalyanların harika çocuğuna evrilir. Milan’la gelen başarıların ardından Ancelotti yerini Massimo Allegri’ye bırakır. Allegri için Pirlo yaşlanmış, paslanmaya yüz tutmuş bir oyuncu olduğu yanılgısına kapılır. Gençleştirme operasyonu içerisinde düşünmediği Pirlo, Torino’nun yolunu tutar. Şike sonrası şaha kalmak isteyen Juventus’un teknik direktörü Antonio Conte, üçlü defansın önünde Pirlo’ya görev verir. Zebralar ligi domine ederken, sahanın bütün kontrolünü Pirlo’ya emanet eder. Pirlo tamamen bir fenomen haline gelir. Juventuslular Pirlo’dan o kadar etkilenmiştir ki asistlerine ithafen ülkede eğlenceli videolar bile hazırlanır. Hazırlanan bir videoda, Pirlo’nun öldürücü paslarının günlük hayata uygulanması yansıtılır ve Pirlo takım arkadaşı Lichtstenier’e antermanda suyu verip, yemekte peyniri uzatarak gündelik hayatı kolaylaştıran asistler yapar. İtalya sınırlarında tartışmasız en iyi oyun kurucu olan Pirlo, mükemmel tekniğini, panenka penaltılarını, fantastik frikiklerini olgunluk döneminde futbolseverlerle paylaşarak mest etmeye devam ediyor. Yeşil sahaların dışında bir şarap üreticisi olan Pirlo, geçen yılların kıymetini bilenlerden. Tim Howard Amerika’nın futbolla tanışması ve kaynaşması uzun seneler aldı. Berabere bitebilecek, sayı olmama ihtimali bulunan bir oyun Birleşik Devletlilere pek matah gelmedi. Oyunla barışmak için Amerikan kültürüne uygun olacak bir süper kahramana ihtiyaçları vardı. O kahraman, Brad Friedel’in izinden ilerleyip Premier League’e tepeden bir iniş yapan Tim Howard’dı. Her ne kadar Freidel’ın izinden gitse de Howard ilerleyen yıllarda yazdığı biyografisinde United’a transferini engellemeye çalıştığı iddiası ile Friedel’a kırgın olduğunu belirtir, Freidel ise bu suçlamayı hala kabul etmemektedir. United kariyeri istediği kadar parlak geçmese de Amerikalı eldiven, Everton’da gösterdiği performansla kendini ispat etti. Milli takımın Doğum tarihi: 1979 Oynadığı takımlar: North Jersey Imperials, Metro Stars, MLS Pro-40, Manchester United, Everton Milli olma sayısı: 104 kalesine de adını yazdıran Howard, bu yaz Brezilya’da Amerikalıların beklediği “kahraman” olarak adını finaller tarihine yazdırdı. 35 yaşındaki ihtiyar delikanlı ikinci turda Belçikalı oyunculara 90 dakika boyunca geçit vermezken, yaptığı 16 kurtarışla finaller tarihinin bir maçta en fazla kurtarış yapan kaleci rekorunu kırdı. Bu turnuvada gösterdiği performans ABD Başkanı Obama’yı dahi etkilemiş, Howard’a maç sonunda telefon açmıştı. Halkının bir kahramandan tüm beklentilerini karşılayan Howard, ülkesinin futbol aşkına giden yolun kaleden geçtiğini gösterdi. Dünya Kupası sonrasında Everton’a, evine dönen Howard, teknik direktör Martinez’in de hala vazgeçemediği isimlerin başında geliyor. İlerleyen yaşına ve iri fiziğine rağmen oldukça atletik, refleksleri hala sapasağlam duran Howard geç gelen şöhretinin tadını birkaç sezon daha çıkaracağa benziyor. Francesco Totti Hızlı bir Roma tarihi şöyle anlatılabilir; en sevilen kral Jül Sezar öldü, yerine daha çok sevdikleri Francesco Totti geldi. Francesco Totti yeşil sahalarda kramponlarını bağladığında sene 1992 idi. 22 senedir Roma İmparatorluğu onun gölgesi altında. Totti, Roma ile ilk profesyonel sözleşme imzaladığı yılda Götze ve Neymar, ilk Roma maçına çıktığı senede ise Oxlade-Chamberlain hayata gözlerini yeni açmıştı. Milenyumda Roma fırtınası Serie A’da eserken, 2006’da İtalya Dünya Kupasını kazandığında Totti’nin şöhreti tüm dünyaya çoktan yayılmıştı. Şanını kazandığı Roma’dan hiç ayrılmadan, günümüzde nesli tükenen bayrak adam olma yolunda taşları tek tek kendi elleriyle ördü. Totti’nin hikâyesi de birçok yıldız oyuncu gibi top ayağındayken kusursuz ancak diğer zamanlarda ise tartışmaları beraberinde getiren bir oyuncu olmuştur. Totti özellikle sert ve asi tavırları nedeniyle eleştiri oklarını üzerine çekmiş, İtalya’da yeşil sahada onu deviremeyenler “Totti fıkraları” yazarak öçlerini almışlardır. (Totti’nin başı beladadır. Mahkemeye çıkar, hakim “Savunmanı yap” der, Totti saymaya başlar; “Pellizzoli, Panucci, Chivu, Candela, Mancini”) Roma şampiyonluk yarışında uzun zamandır çok geride kalsa da Totti her dönem oynadığı futbolla kendisine hayran bırakmaya devam ediyor. İmparator son olarak 38 yaşında Manchester City’e attığı golle Şampiyonlar Ligi’nde gol atan en yaşlı oyuncu apoletini omuzlarına taktı. Bu sezon şu ana kadar 4 gol 6 asist yapan usta oyuncunun isimini taraftarlar hala 11’de görmek istiyor ve gelen her hocaya aynı şeyi tembihliyorlar; “No Totti, No Parti” Antonio Di Natale Hakan Şükür İtalya’ya gittiğinde pek sevilmemişti. Hatta Güntekin Onay İtalyan bir gazeteci ile sohbet ederken Hakan’ın çok iyi pres yaptığını dile getirdiğinde İtalyan gazeteci gülümser. “İnter için sokakta koşacak binlerce insan var, biz gol atmasını istiyoruz” diye cevaplar. İtalyan stili forvetlerin en büyük özelliği vuruş becerisi olarak ön plana çıkar. Totti’den bir yaş küçük olan Di Natale de bu özelliği ilk sıraya koyan özel bir golcü. Sicilyalı forvet, kariyerinde büyük takımlarda yer bulamasa da 2004 senesinden bu yana Udinese’nin vazgeçilmez forveti oldu. İtalya’da gol krallığına 2010 senesinde 29 golle, 2011 senesinde 28 golle ulaşmayı başardı. Yaşlı kurt bu senede çıktığı 14 maçta ağları 8 kere sarsmayı başardı. Udinese yaptığı transfer hamleleriyle Avrupa’da rol model takım olurken, ilerleyen yaşına bakmazsızın kaptana kadro içerisinde her zaman yer ayırdı. Usta oyuncu kulübün bu güvenini boşa çıkarmayarak gösterdiği performansla adını takımın efsanelerinin en başına yazdırmayı başardı. Di Natale partnerlerini parlatıp bir bir Avrupa’nın büyük takımlarına yollarken, gelecek nesil için örnek bir profesyonel olmaya devam ediyor. Doğum tarihi: 1977 Oynadığı takımlar: Empoli, Iperzola, Varese, Viareggio, Udinese Milli olma sayısı: 42 (11 gol) Doğum tarihi: 1980 Oynadığı takımlar: Larissa, Kallithea, Panathinaikos, Bochum, Leverkusen, Portsmouth, Hertha Berlin, Frankfurt, Samsunspor, Levante, Konyaspor, Akhisar Belediye Milli olma sayısı: 78 (24 gol) Theofanis Gekas Bundesliga’da kariyeri parlayan Gekas, futbolun Evliya Çelebilerinden. Yunanistan’da başlayan bu mitolojik hikâye sırasıyla Almanya, İngiltere, İspanya ve son durak Türkiye’ye kadar uzanıyor. Gekas’ın en başarılı olduğu takımların ortak özelliği, düşme potasından uzak kalmak istemeleriydi. Almanya’da özellikle Bochum, Bayer Leverkusen ve Eintracht Franfurkt formalarıyla Bundesliga’da saygın forvetler arasında kendine yer buldu. Kontra ataklardaki etkisi ve son vuruşlarda müthiş bitiriciliği sayesinde bir kurtarıcı forvet rolüne büründü. 2012 senesinin Ocak ayı ara transfer döneminde yolu Samsun’a düştü. Kısa süre içerisinde gösterdiği performans ve attığı gollerle takımın kümede kalma savaşında büyük bir katkı sunmasına rağmen, ligde kalmayı başaramadılar. Gekas da tası tarağı toplayıp, İspanya’da 30 yaştan küçük futbolcuların kapısından giremeyeceği Levante’nin huzurevinde forma savaşı verdi. İstediğini bulamayan Gekas’a Ocak ayı ara transfer döneminde yine Türkiye’den ligde kalma mücadelesi veren Akhisarspor transfer teklifinde bulundu. Gekas-Bilal ikilisinin Türk futboluna damga vurma hikâyesi de böylece başlamış oldu. Ligin dibindeki Akhisar, Bilal’in asistleri, Gekas’ın voleleriyle kümede kalmayı başarıp müthiş bir başarıya imza attı. Sözleşmesi biten Gekas bir sezon da Konyasporluların gönlüne taht kurduktan sonra tekrar Akhisar Belediyespor’a dönerek yeşil-siyahlı hikâyesine kaldığı yerden devam ediyor. Şu anda 34 yaşında ve attığı 11 gole Süper Lig’in gol krallığında zirveye kurulmuş durumda. Frank Lampard Futbolunun sonbaharına giren Frank Lampard 13 sezondur giydiği lacivert formayı çıkarıp, tonu biraz daha açık olan mavi formayı sırtına geçirdi. Üstelik bunu, Süt Kardeşler filmiyle çok eskiden hafızalarmıza kazınan hülle yoluyla gerçekleştirdi. Lampard’ın Chelsea’den New York City’ye, burada forma giymeden Manchester City’e geliş hikâyesi böylesine çetin ve alengirliydi. Sezon başında Arsene Wenger, Lampard’ın transferini iğneleyerek Londra’dan Manchester’a gitmek bu kadar uzun değil diye basın mensuplarını gülümsetti. Manchester City’ e transfer olduğunda İngilizler, biraz anteramana çıkıp sonra New York’a gider gözüyle baksa da, daha farklı sonuçlar ortaya çıktı. Lampard Chelsea’de Mourinho’nun kendisini fazla düşünmediği için soluğu Pellegrini’nin yanında almıştı. Antrenman eksiklerini giderdikten sonra yavaş yavaş takıma monte edilen 36 yaşındaki İngiliz oyuncu, Manchester City orta sahasına katkı sunuyor. Pas trafiğinin önemli bir parçası olmasının yanı sıra takımının gizli gol silahı olan Lampard, City formasıyla ilk Premier League golünü de Mourinho’nun Chelsea’sine attı. Şu anda 90 dakika görev almasa da görev aldığı dakikaları iyi değerlendiren tecrübeli oyuncu yeni takımı için 6 gol 4 asistlik katkıda bulundu. Doğum tarihi: 1978 Oynadığı takımlar: West Ham, Swansea City, Chelsea, Manchester City Milli olma sayısı: 106 (29 gol) Steven Gerrard Liverpool için ‘sen yoksan her şey eksik, sen varsan her şey tamam’ dizeleri Gerrard’ı tarif etmeye yetiyor. Mazisindeki parlak günleri bir türlü bulamayan İngiliz devi, bir yandan şampiyonluk planlamaları yaparken, bir yandan da yavaş yavaş Gerrard’ın vedasına hazırlanıyor. 1998 senesinden bu yana ismi Kırmızılılarla özdeşleşen Gerrard, Şampiyonlar Ligi, UEFA Kupası, FA Cup, Lig Kupası, Süper Kupayı müzeye getiren isim olsa da, çok istediği Premier League şampiyonluğunu geçen sene Demba Ba’ya teslim ettiği topla hayalleri bitiren isim oldu. Liverpool’da bu hatayı yapıp hala futbol hayatına devam edebilecek kişi sayısı tüm dünyada bir tanedir. Bu sezona Liverpool istediği gibi başlayamasa da taraftarın en büyük sorunu sezon sonunda Gerrard’ın henüz yenilenmemiş olan sözleşmesi. Geçen sene Luis Suarez-Sterling-Strudigge ile hayallerine yaklaştığı sırada yaptığı hata nedeniyle Liverpool yönetimi kendisine görülmemiş bir ceza kesti. İngiliz yıldız şu anda Balotelli ile aynı soyunma odasını paylaşıyor. 34 yaşında geçen sezon ortaya koyduğu 13 gol-15 asistlik performansı yetmiyorsa sözlenecek tek bir şey var; kader utansın! Doğum tarihi: 1980 Oynadığı takım: Liverpool Milli olma sayısı: 114 (21 gol) John Terry Chelsea’nin yıldızı John Terry’nin, Mourinho’nun gelişiyle tekrar yıldızı parladı. Özellikle takım savunmasına önem veren Mourinho’nun, kurduğu defans hattı bu sene ligin en iyi savunması olarak göze çarpıyor. Terry- Cahill ikilisinin göbekte bulduğu uyum Chelsea’nin şu andaki başarısının en büyük etkeni. Yıllar ilerledikçe Terry’nin yükselen performansı rakamlara da yansıdı. Faul yapma sayısını ciddi oranda düşürüp, ikili mücadeleleri kazanma oranını 10 sezon öncesine göre ciddi anlamda yükseltmiş durumda. Chelsea’nin uzun süredir iki bayrak isminden biri olan Terry, Lampard’ın takımdan ayrılmasıyla Chelsea taraftarlarının gönlündeki yerini sağlamlaştırmış durumda. Mourinho’nun park ettiği otobüsün ön koltuğunda oturan Terry bu sene şampiyonluğa giden yolda en kilit rollerden bir tanesini oynayacak. 34 yaşındaki tecrübeli stoperin bu sene bitecek olan sözleşmesi şu anda kimsenin dert etmediği bir konu. Gerçek kaptan asla takımını terk etmez. Doğum tarihi: 1980 Oynadığı takımlar: Chelsea, Nottingham Forest Milli olma sayısı: 78 (6 gol) Zlatan Ibrahimovic Zlatan, Malmö gettolarında büyüdü, yeri geldi bisiklet çaldı. Fakirlikten kurtulmak için futbol oynamayı seçti, genç yaşında Malmö’de forma giydi. Bu yetenekli genç adamın peşine Ajax düştü ve Zlatan’ı transfer etmeyi başardı. Zlatan gollerine devam etti, Ajax’a şampiyonluk getirdi. Zlatan’ın kariyeri ve egosu aynı oranla yükselmeye başladı. Zlatan’ın sonraki durağı Juventus oldu. Zlatan’ın golleriyle şampiyon olan takımın başına şike skandalı patladı. Zlatan gibi büyük golcü ikinci ligde forma giyemezdi. Milano’ya taşınan Mourinho’nun yanına gitti. Zlatan ve Mourinho İtalya ligini domine etti. İyi bir teknik adamın olağanüstü bir golcüye ihtiyacı vardı. Zlatan’a sadece İtalya’da kazanılan zaferler yetemezdi. Zlatan Mourinho’ya Barcelona’ya gideceğini açıkladı. Zlatan yeni hocasına Şampiyonlar Ligi’ni kazanmak için tikitaka yetmeyeceğini, ibra kadabra demesi gerektiğini belirtti. Guardiola Zlatan’ı anlamadı. Zlatan da zaten bu adamı pek sevmedi. Zlatan tekrar Milano’ya taşındı. Fakat Zlatan bu sefer AC Milan’a gitti. Fantastik goller attı. Olağanüstü asistler yaptı. Zlatan o kadar büyüleciydi ki İsveç Dil Kurumu bir şeyi en iyi yapmak anlamına gelen Zlatanera kelimesini sözlüklere koydu. Zlatan bu kadar başarılıyken İngilizler Premier League için yetersiz diyordu. Bu nasıl cüret? Zlatan İngiltere ile oynanan hazırlık maçında 4 gol attı. 4. gol o meşhur ibra kadabralı röveşata. Zlatan Milan’dan sonra Paris’e geldi. Şehirde artık Mona Lisa’dan daha güzel bir şey vardı. Zlatan Fransa’da gol atmaya devam ediyor, Zlatan şampiyon oluyor. 33 yaşındaki Zlatan’dan daha güzel bir şey varsa eğer, o da Zlatan’dır! Doğum tarihi: 1981 Oynadığı takımlar: malmö, Ajax, Juventus, Inter, Barcelona, Milan, PSG Milli olma sayısı: 101 (51 gol) Futbol Yönetimi Ahmet Sercan Ergün HF158 FUTBOLDA SENDiKALAŞMA Son günlerde Şenol Güneş tarafından tekrar dile getirilen, futbolcuların bir sendika kurması gerektiği konusu herkesin malumu. Futbolcuların sadece renklere aşık olduğu, düşünmeden boş mukaveleye imza attığı günler artık geride kaldı. Özellikle amatör branşlarda hızlı bir örgütlenmenin yaşanması, sporun bir meslek dalı olarak tanınması gerekliliğine bir işaret Türkiye’de sendika hareketlerinin tarihine baktığımızda, aslında sendika olgusunun herkes için çok yeni olduğunu söylemek gerekiyor. Türkİş ile başlayan sendikalaşma süreci 1967 yılında DİSK, 1977 yılında da Hak-İş’in kurulması ile devam etti. Spor alanında, spesifik olarak konuşmak gerekirse futbol alanında bir örgütlenme/sendika hareketinden bahsetmemiz çok zor. Brian Birch yönetiminde üst üste 3 şampiyonluk yaşayan Galatasaray kadrosunun ‘’Çizgi Metin’’i Metin Kurt, Spor-Sen’i kurduğunda takvimler 2009 yılını gösteriyordu. Yaşadığı fikir ayrılıkları sonrası 2010 yılında Spor Emek-Sen’i kuran Metin Kurt’un bu harekete önderlik ettiğini söyleyebiliriz. Bu iki sendikaya ek olarak Beşiktaş’ın eski oyuncularından Rahim Zafer’in kurduğu ve isminden de anlaşılabileceği gibi kendini futbolla sınırlayan Futbol-Sen son kurulan sendika olarak kayıtlara geçti. Metin Kurt Foto: Mürsel Çoban Rahim Zafer İlk girişimler Türk futbol tarihinde kimilerince az bilinen ve ‘’Galatasaray’daki Spartaküs İsyanı’’ olarak anılan olay başka bir yazının konusu. Özetlemek gerekirse, 1970’li yıllarda daha adil şartlara sahip sözleşme talebinde bulunan Metin Kurt; dönemin menajeri Turgan Ece tarafından komünist olmakla suçlanır ve Galatasaray’dan tabir-i caizse aforoz edilir. Bu olayın ardından futbolu bırakmaya karar veren, ancak daha sonra kısa bir süre de olsa Kayserispor forması giyen Metin Kurt, futbol hayatını noktaladıktan sonra amatör Beyoğlu Yeniçarşı kulübünün başkanlığını yapar ve Sportmence dergisini çıkarır. Birkaç sayı sonra ekonomik nedenlerle yayın hayatına son veren dergi, spor sendikası fikrinin tohumlarını atar. ‘’Aslında spor kurumlarında çalışan herkesin sosyal güvencesi olması gerekiyor. Sıfatları ne olursa olsun, branş ayrımı gözetmeksizin, hatta kadınlara pozitif ayrımcılık uygulanarak, tüm sporcuların bir Spor İş Yasası’nda yer almaları gerekiyor. Bizim sendikada yapmak istediğimiz budur.’’ Böyle özetliyordu Metin Kurt kuruluş amaçlarını. Eski futbolcu, solcu kimliği nedeniyle Türk futbolunun gözardı veya aforoz ettiği teknik direktör, sendikacı, milletvekili adayı. Kuruluş amacını ‘’12 Eylül darbesi ile kesintiye uğrayan spordaki örgütlenmenin canlandırılmasını, sporun, ülkemizde yaşanan emeğe ve emekçiye yönelik saldırı sürecinin destekçisi rolünden çıkarılmasını ve sporcuların da alınıp-satılan kiralanan bir mal olmaktan çıkartılarak özgür bir sporcu olmalarını sağlamak’’ olarak açıklayan sendika, ne yazık ki henüz yolun çok başında. Neyi amaçlıyorlar? Spor Emek-Sen’in iletişim sorumlusu Alev Doğan, bir gazeteye verdiği demeçte “Amatör futbol kulüpleri, hentbol, ragbi, sualtı hokeyi, dağcılık gibi branşlarda sporcularla temas halindeyiz. Engellilere dair çalışmamız da var. Spor alanında akademik üretim çok zayıf. Bu kronikleşen sorunu çözebilmek için hem bir platform kurmak hem de bir süreli yayın çıkartmayı hedefliyoruz. Spor emekçilerinin örgütlenmesinin önündeki en büyük engel Spor-İş Yasası’nın olmaması. Spor EmekSen olarak bir yasa taslağı üzerinde çalışıyoruz.’’ şeklinde konuşmuştu. Aslında sendikal faaliyetin ilk amacının, sporun bir iş dalı olarak tanımlanmasını sağlamak. Şu an için başka bir sendikal örgütlenmenin parçası olan Spor EmekSen, sporun da bir meslek olduğunu ve her meslek dalı gibi güvencelere sahip olması gerektiğini savunuyor. Spor-Sen Genel Sekreteri İbrahim Akseloğlu, öncelikle sporun bir işkolu olarak tanımlanması gerektiğini yineliyor. Buna ek olarak Türkiye’de spor alanında örgütlenmenin zorluğundan bahsediyor ve zaten az sayıda olan üyelerinin daha çok amatör branşlardan olduğundan söz ediyor. Rahim Zafer’in önceliği ise farklı. Beşiktaş’ın eski oyuncusu, amaçlarının siyasal olmaktan öte 3. ligdeki yaş sınırı, bayramlarda maç oynanmaması ve yayın gelirlerinden fon almak olduğunu belirtiyor. Uzun zamandır Türk futbol kamuoyunu ilgilendiren yabancı oyuncu konusunda ise ‘’yabancı sayısının azaltılması gerektiği’’ne değiniyorlar ki, bu noktada yabancı meselesinin Türk futbolunun temel sorunu olarak algılanması yanlışına düşüyorlar. Sporda örgütlenmeyi amaçlayan bir oluşum için oldukça ilginç bir yaklaşım. Şenol Güneş’e çağrı Son yılların popüler kavramı endüstriyel futbol konusunda “Endüstri kelimesi, bir defa, bir ilericilik çağrıştırır; yaratıcılık çağrıştırır. Aslında bugün devasa bir sektör vardır. Endüstri değildir bu. Yaratılan bu devasa sektörde, kimse spor olsun diye bulunmuyor; herkes bu pastadan ne kadar pay alacağının peşinde. Endüstriyel futbolla, spordaki bu kirliliği aklamaya çalışıyorlar. Daha önce de bu hataları biz yapardık. ‘Eğitim için spor, üretim için spor, kitle için spor, seyir için spor’ diyerek… Hangisi değişik bir şey? Spor işte hepsi. Bir şey anlatmıyor ki.” diyen Metin Kurt ile 2011 yılında TSYD tarafından düzenlenen toplantıda “Eskiden futbolu aç ve fakirler oynar, tok zenginler seyrederdi. Şimdi ise tok oyuncular oynuyor, fakirler seyrediyor” diyen Şenol Güneş’in fikirleri işte burada benzeşiyor. Yaptıkları açıklamayla Şenol Güneş’i sendika üyesi olmaya ve bu süreçte faal olarak görev yapmaya çağıran sendikanın nasıl bir cevap alacağı bilinmez ancak, taleplerinin haklılığı ortada. Türk futbolunun kurtuluş reçetesini (!) yazmak amacında olanlar, bu konuyu da gözardı etmemeliler. Şenol Güneş
Benzer belgeler
Gareth Bale - Hayatım Futbol
bile performansında en ufak bir düşme olmayan
yetenekli solak zaman zaman saha içerisinde
kendine hakim olmakta zorlansa da istikrarlı
performansıyla Türkiye’de 2014’ün en iyi oyuncusu
olmayı sonun...
Bade Birahanesi - Hayatım Futbol
eldiven 1994’te Amerika’da bulunduğu milli takım
kafilesinde 20 yıl sonra 2014’te de Brezilya’da
bir tunuvaya daha tanıklık ediyor. Henüz forma
giymiş değil ama oynadığı takdirde Dünya Kupaları
tar...