İstanbul`un Yaşam Pınarı
Transkript
İstanbul`un Yaşam Pınarı
İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ISBN-8888-8888-88-88-8 Çekmeköy Belediyesi adına sahibi Ahmet POYRAZ Çekmeköy Belediye Başkanı Yayın Kurulu Eyüp YILDIRIM, Şenol ÇETİN, Hasan ÖZTÜRK, Latif COŞAR, Ahmet EPLİ Proje Sorumlusu Mehmet EKŞİ Danışmanlar Prof. Dr. Vahdettin ENGİN Doç. Dr. Erhan AFYONCU Yazan Yard. Doç. Dr. Arif KOLAY Katkıda Bulunanlar Prof. Dr. Muzaffer DOĞAN, Yard. Doç. Dr. Hanefi BOSTAN Dr. Uğur DEMİR, Dr. Kürşat KARACAGİL, Şefik MEMİŞ Tasarım Murat ARSLAN Fotoğraf Osman KUVVET, Çekmeköy Belediyesi Arşivi, Aytaç IŞIKLI Sultançiftliği Köyü Çevre ve Yardımlaşma Derneği / Süreyya GÜNDÜZ İ. Ü. Nadir Eserler Kütüphanesi Kapak fotoğrafı: Osman KUVVET, Kapak vinyetleri: Alemdağ İspinozu (Fringilla Coelebs): Teylers Museum, İstanbul Çiğdemi (Crocus olivieri subsp. istanbulensis): Royal Botanic Garden Teşekkür Muhammed ÇİFTÇİ, Süreyya GÜNDÜZ, İsmail ŞEN Tashih Oktay DEMİRCİ Yapım MONAD Enveriye Sok. No:26/2 Üsküdar - İstanbul Tel: (0216) 557 82 87 - Faks: (0216) 557 82 85 Baskı-Cilt Yıkılmazlar Matbaacılık ÇEKMEKÖY BELEDİYE BAŞKANLIĞI Merkez Mah. Köroğlu Cad. No: 13 Çekmeköy /İstanbul Tel: (0216) 641 20 02 Fax: (0216) 641 20 01 www.cekmekoy.bel.tr İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY “Şehir tarihçiliğimizin mükemmel bir örneği...” T ürkiye’de son yıllarda şehir tarihçiliği konusunda önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Şehir tarihleri, bir milletin veya ülkenin genel siyasi, sosyal ve ekonomik tarihine ışık tutan alt kategorideki araştırmalar arasında en önde gelen çalışmalardır. Bilindiği üzere Türkiye’de tarih yazımı özellikle siyasi tarih üzerinde yoğunlaşmıştır. Hâlbuki tarihin gerçek boyutlarıyla algılanabilmesi ve meselelere bir bütün halinde bakılabilmesi için, siyasi gelişmeler yanında, iktisadi ve sosyal hadiselere de eğilmek ve bu konularda da araştırma yapmak gerekmektedir. İşte şehir tarihleri bu amaca hizmet etmeye yönelik çalışmalardır. Bu çalışmaların çoğalması ile tarihimiz sosyal yönleriyle de daha iyi aydınlatılabilecektir. Yrd. Doç. Dr. Arif Kolay’ın Çekmeköy’ü konu alan bu araştırması, şehir tarihçiliğinin mükemmel örneklerinden biridir. Yrd. Doç. Dr. Arif Kolay çalışmasını hazırlarken, mevcut ikinci derece kaynaklardan faydalanarak bir derleme meydana getirmek gibi kolaycı bir yaklaşım içine girmemiş, zor ve zahmetli bir iş olan arşiv kaynaklarına başvurmak suretiyle önemli ve ciddi bir eser ortaya koymuştur. Roma döneminden başlayarak, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerini de kapsayacak bir şekilde, Çekmeköy’de tarım ve hayvancılıktan Çekmeköy’ün doğal güzelliklerine, nüfusuna, Çekmeköy’de haberleşme ve ulaşımdan, doğal afetler ve yangınlara, Çekmeköy ve civarındaki dini yapılar ve ibadethanelere kadar birçok konu kitapta yer alıyor. İstanbul’a bağlı yerleşim birimleri içinde nev-i şahsına münhasır bir özelliği olan ve tarihi derinlikleri bulunan Çekmeköy’ün arşiv belgelerinden, dönemin gazeteleri ve yazılı kaynaklardan istifade edilerek araştırılması, incelenmesi ve bunların yayımlanmasında büyük fayda görüyorum. Zahmetli bir uğraşın sonucu olarak hazırlandığı her yönüyle belirgin olan bu kitabından dolayı Yrd. Doç. Dr. Arif Kolay’ı ve başta Çekmeköy Belediye Başkanı Ahmet Poyraz olmak üzere eserin yayımlanmasında emeği geçenleri kutluyorum. Prof. Dr. Vahdettin ENGİN Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi “Arşivlerden adeta iğneyle kuyu kazılarak oluşturulan, zevkle okunacak bir eser...” Ç ekmeköy, günümüzde hızla rağbet gören ve büyüyüp serpilen İstanbul’un ilçelerinden biridir. Çekmeköy’le ilgili takdire şayan bir diğer hususiyet idarecilerinin tarihe gösterdikleri yakın ilgidir. Bu ilgi sayesindedir ki bugün elinizdeki değerli çalışma gün yüzüne çıkabilmiştir. Böylece hem Çekmeköy kadim geçmişinden aldığı birikimle istikbâle daha emin adımlarla ilerleme imkânı elde etmiş, hem de ilçe idarecileri tarih karşısındaki sorumluluklarını bir nebze de olsa yerine getirmişlerdir. Burada büyük bir emek mahsulü olan ve arşivlerde adeta iğneyle kuyu kazarak bir köyün tarihini zevkle okunur hâle getirip, kitaplaştıran Yrd. Doç. Dr. Arif Kolay’ı tebrik etmek ilmî bir vecibedir. Sayın Kolay, mahalli tarih yazımı alanındaki rüştünü zaten Sancaktepe adlı eseriyle ispat etmiş genç neslin artık nadir görülen çalışkan araştırmacılarından biridir. Elinizdeki çalışma Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde İstanbul’un genel tarihinden kısaca bahsedildikten sonra, Çekmeköy bölgesinin Türk hâkimiyetine girişiyle devam etmektedir. Çalışmanın ana malzemesini tahrir defterleri, şer’iye sicilleri, ahkâm defterleri gibi dönemin tarih kaynakları oluşturmuştur. Bu kaynaklardaki veriler bir bütünlük içinde ve okuyucuyu sıkmayacak şekilde Çekmeköy’deki tarım, hayvancılık ve sosyal hayatı aydınlatmak üzere işlenmiştir. Nüfus defterleri ve temettuat defterlerinden faydalanılarak kaleme alınan Çekmeköy’ün XIX. yüzyıldaki sosyal ve iktisadi durumu da her yönüyle orijinaldir. Okuyucu bu bölümde Çekmeköy’deki meslek bilgileri, ziraat ve hayvancılık, arazilerin dağılımı ve kullanım şekilleri, yetiştirilen ürünler ve hayvanlara dair ayrıntılı bilgiler bulacaktır. Sayın Kolay, çalışmasında Çekmeköy’e Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında artan göçleri, bunun bölgeye etkilerini de yazmayı ihmal etmemiştir. Böylece çalışma Çekmeköy’ün kadim dönemlerinden günümüze kadar gelen mazisinin tamamına bir ışık tutmuştur. Çalışmanın değerli ve adeta Çekmeköy ansiklopedisi cesametinde olan dördüncü bölümünde de ilçedeki ormanlar, çiftlikler, akarsular, kaynak suları, ulaşım ve haberleşme konusundaki gelişmeler, meşhur ziyaretçileri, köylerdeki cami, kilise gibi ibadethaneler, salgın hastalıklar, doğal afetler, edebiyat ve güzel sanatlarda Çekmeköy gibi konular ele alınmıştır. Anadolu’da birçok şehrin ve ilçenin tarihi yazılırken İstanbul aynı şansı maalesef bulamamıştır. İstanbul’un en kadim ilçelerinin tarihi yazılmazken Çekmeköy’ün tarihini yazanları ve yazdıranları tebrik ediyoruz. Darısı diğer ilçelerimizin başına. Doç. Dr. Erhan AFYONCU Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi Yeni bir ilçe olan Çekmeköy, aslında kadîm ve görkemli bir yerleşim merkezidir D eğerli Hemşehrilerim, Arşivlerde yer alan belgelerin gün yüzüne çıkarıldığı bu kitapla, 2009 yılında ilçe statüsüne kavuşan Çekmeköy’ün, köklü tarihi gözler önüne seriliyor. Bu kitap sayesinde görüyoruz ki Çekmeköy ilçesi, Alemdağ, Taşdelen, Sırapınar, Reşadiye, Koçullu, Hüseyinli ve Ömerli gibi mahalleleriyle, tarih boyunca İstanbul’un en eski yerleşim yerlerinden biri olmuş, ormanı, doğal suları ve çiftlikleriyle her dönem İstanbul halkı için bir cazibe merkezi olarak öne çıkmıştır. Tarihçi Reşad Ekrem Koçu’nun naklettiğine göre başta yazar, şair ve ressamlar olmak üzere tüm İstanbullular, şehrin yaşam pınarından paylarına düşeni almak için Çekmeköy’e akın ederlerdi. Sadece “Alemdağı’nda geceleyin bülbül dinlemek için büyükşehrin bir bucağından tâ öbür bucağına” gelirlerdi. O zamanın ulaşım imkanları düşünüldüğünde, en az 5 - 6 saat süren bu yolculuk sonrasında Çekmeköy’ün dingin ve huzur verici topraklarına ulaşmak, onlara tüm yorgunluklarını unuttururdu. Çekmeköy’ün bu nitelikleri hem Bizans döneminde, hem Osmanlı İmparatorluğu devrinde, hem de Cumhuriyet döneminde devam etti. Bizans imparatorları yazlık saraylarını burada bina ederken, Osmanlı sultanları da inşa ettirdikleri köşklerle Çekmeköy’ü bir mesire ve av merkezi haline getirdiler. İlçemiz, bir şifa yurdu olma özelliğini ise Osmanlı ve Cumhuriyet devirlerinde aldı. Öyle ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölmeden önce en büyük arzusu, Alemdağ ormanlarında dingin bir hayat sürmekti. İşte böylesine görkemli niteliklere sahip bir ilçenin belediye başkanı olarak ben ve arkadaşlarım, bu beldeye hizmet etmek için büyük bir görev aşkı ve sorumluluk anlayışıyla birlikte hareket ettik. Belediye hizmet binamızdan kültür merkezlerine, bilgi evlerinden sağlık ocaklarına, tematik ve modern parklardan çağdaş çevre düzenlemelerine, kültürel etkinliklerden sosyal faaliyetlere kadar birçok hizmeti Çekmeköylülerin hak ettiği nitelikte sunmaya özen gösterdik. Yeni bir ilçe olan Çekmeköy’ün aslında kadim ve görkemli bir yerleşim yeri olduğu gerçeğini unutmadık. Bin yıllık birikimle, ilk günkü coşkuyla çalıştık. Çekmeköy’ün geçmişini bilmenin, Çekmeköy’ün geleceğini biçimlendirmek için elzem olduğuna inandık. Biliyorduk ki, “Tarihini bilmeyen milletler geleceklerinden de emin olamazlardı.” Bu düşünceden hareketle de kapsamlı bir Çekmeköy kitabı hazırlattık. Gördük ki, Çekmeköy’ün tarihi sadece Osmanlı’ya değil, Bizans dönemine kadar uzanıyordu. Bu geçmiş, bize ilçemizin doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihsel zenginliklere sahip olduğunu gösterdi. Oldukça titiz bir çalışma sonucu ortaya çıkan kitabın danışmanlığını, Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof Dr. Vahdettin Engin ile Doç. Dr. Erhan Afyoncu üstlendi. Onların engin birikimleri ve yönlendirmeleri ışığında Yrd. Doç. Dr. Arif Kolay, bu kapsamlı çalışmayı hayata geçirdi. Kitap için Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde detaylı bir belge taraması yapıldı. Ayrıca onlarca dönem gazetesi ve dergisi tarandı. Böylece pek çok yeni bilginin ortaya çıkması sağlandı. Sözgelimi bugünkü Çekmeköy ilçesi sınırları içinde bulunan köy ve mahallelerle ilgili tahrir kayıtları, temettuat kayıtları ve nüfus defterleri incelendi. Bu kayıtlardan hareketle, Çekmeköy’ün demografik, tarımsal ve ticarî çerçevesi çizildi. Sonuç olarak bu çalışmayla Çekmeköy’ün orman ve su kaynakları, doğal güzellikleri, haberleşme ve ulaşım altyapısı, sahip olduğu ibadethaneler, halkın dini ve ırksal çeşitliliği, tarım ve hayvancılık merkezli üretimi, çiftlikleri, köşkleri gün yüzüne çıkarıldı. Kuşkusuz tüm çalışmalar gibi bu çalışmanın da bazı eksiklikleri olabilir. Ama eksik olmayan bir husus var ki, Çekmeköy’ün tarihini anlatan bu eser, hem kapsamı hem de ele aldığı konularıyla ilk ve öncü olma özelliği taşıyor. İnanıyorum ki, bu kitap hem Çekmeköylü hemşehrilerim için, hem de tarih meraklıları için çok önemli bir başvuru kaynağı olacak ve heyecanla okunacaktır. Ben bu vesile ile kitabın hazırlanmasında emeği geçen tüm akademisyenlere, yayıncı arkadaşlara ve konuyla ilgilenen belediyemiz personeline teşekkür ediyorum. Saygılarımla Ahmet POYRAZ Çekmeköy Belediye Başkanı Önsöz T ürk ve dünya tarihi açısından önemli bir yere sahip olan İstanbul’daki yerleşim ve yaşam noktalarının çok yönlü olarak ele alınması, sosyal ve iktisadi yapısının incelenmesi ve kültürel dokusunun ortaya çıkarılması son derece önemlidir. İstanbul ilçeleri içinde nev-i şahsına münhasır bir yeri olan Çekmeköy’ün araştırılıp, ele alınması da bu noktadan hareketle olmuştur. Çalışmamız giriş ve dört bölümden oluşmuştur. Giriş kısmı, Çekmeköy sınırları içinde yer alan köylerin ne zaman kuruldukları ve isimlerinin nereden geldiği hakkındadır. Birinci bölümde, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde İstanbul’un genel tarihinden kısaca bahsedilerek, Çekmeköy bölgesinin Türk hâkimiyetine girişi anlatıldı. Yine bu bölümde tahrir defterleri, şeriye sicilleri ve ahkâm defterlerinden de istifade edilerek XVI. yüzyıl ve sonrası Çekmeköy’deki tarım, hayvancılık ve sosyal hayat hakkında bilgi verildi. İkinci bölüm, nüfus defterleri ve temettuat defterlerinden faydalanılarak XIX. yüzyıl Çekmeköy’ünün sosyal ve iktisadi durumu ele alındı. Çekmeköy’deki meslek bilgileri, ziraat ve hayvancılık, arazilerin dağılımı ve kullanım şekilleri, yetiştirilen ürünler ve hayvanlar bu bölümün konularını teşkil etti. Üçüncü bölümde, Osmanlı’nın son dönemlerinde Çekmeköy’ün durumu ele alındı. Bu meyanda Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında göçler sonucu bölgede yaşanan iskan faaliyetleri, yeni kurulan köyler, çeteler ve eşkıyalık faaliyetleri ve İstanbul’un işgali sırasında Çekmeköy halkının durumu bu bölümün konularını oluşturdu. Dördüncü bölümde ise, Çekmeköy’deki ormanlar, çiftlikler, akarsular, kaynak suları, ulaşım ve haberleşme konusundaki gelişmeler, Çekmeköy’ün meşhur ziyaretçileri, köylerdeki cami, kilise gibi ibadethaneler, salgın hastalıklar, doğal afetler, edebiyat ve güzel sanatlarda Çekmeköy gibi konular ele alındı. Son olarak da Cumhuriyet sonrası Çekmeköy ve bölgesinde yaşanan gelişmelere kısaca değinildi. Sıra işin en keyifli kısmına geldi. Çalışma sırasında pek çok kişinin katkısı oldu. Hepsine teşekkür etmek istiyorum. Başta hocam Prof. Dr. Vahdettin Engin’e desteği ve önemli katkılarından dolayı teşekkür ederim. Şefik Memiş Bey olmasaydı böyle bir çalışma ortaya çıkmazdı. En başından itibaren çalış- manın her aşamasında yardımı, eleştirileri ve katkıları oldu. Kendisine medyûn-ı şükran olduğumu ayrıca belirtmek isterim. Özellikle tahrir defterlerinin okunması sırasında Prof. Dr. Muzaffer Doğan, Doç. Dr. Erhan Afyoncu ve Yrd. Doç. Dr. Hanefi Bostan yol gösterdi. Kendilerine ayrıca teşekkür ederim. Prof. Dr. Ufuk Gülsoy, Dr. Uğur Demir, Dr. Hacı Murat Arabacı, Dr. Şakir Turan, Dr. Nurgül Bozkurt, Dr. Kürşad Karacagil, İbrahim Yarış, Murat Arslan’ın da bu çalışmaya destekleri oldu. Onlara da ayrı ayrı teşekkür ederim. Bu çalışmanın ortaya çıkmasında ve basılmasında en büyük katkı şüphesiz Çekmeköy Belediyesi yetkililerine aittir. Burada özellikle Belediye Başkanı Sayın Ahmet Poyraz’a, Başkan Yardımcıları Eyüp Yıldırım, Şenol Çetin, Hasan Öztürk, Latif Coşar ve Ahmet Epli’ye, ayrıca Kültür İşleri Müdürü Mehmet Ekşi’ye de hususen teşekkür ederim. Son olarak bu çalışmada en büyük fedakârlığı doğal olarak ailem üstlendi. Bundan dolayı her daim destek olan aileme ve kendilerine yeterli zaman ayıramadığım kızım Nevanur, oğlum Burhan ve eşim Nurten’e de çalışma süresince bana katlandıkları için teşekkür etmek ayrı bir zevk olacaktır. Yrd. Doç. Dr. Arif KOLAY Kütahya 2012 İÇİNDEKİLER GİRİŞ .................................................................................................................................................. 17 KÖYLER NE ZAMAN KURULDU? ............................................................................................... 19 KÖYLERİN İSİMLERİNİN KAYNAĞI NEDİR?........................................................................... 21 I. BÖLÜM 19. YÜZYILA KADAR OSMANLI’DA ÇEKMEKÖY ROMA VE BİZANS DÖNEMLERİNDE ÇEKMEKÖY .............................................................. Çekmeköy, Orhan Gazi İle Osmanlı Egemenliğine Girdi ......................................................... TAHRİR DEFTERLERİNDE ÇEKMEKÖY.................................................................................... Çekmeköy Yoros Kalesi’nin Tımarıydı ......................................................................................... Çekmeköy’e Çiftçilik İçin Gelenler Vardı .................................................................................... Hüseyinli, Rumeli Hisarı’nın Tımar Arazisi İdi .......................................................................... Sırapınar (Eyne/Ayna Hoca) Çeribaşı Mustafa’nın Tımarıydı ................................................ Koçullu Köyü De Boğazı Koruyanları Besliyordu ....................................................................... XVII. YÜZYILIN İLK ÇEYREĞİNDE ÇEKMKÖY ....................................................................... ŞER’İYE SİCİLİ VE AHKÂM DEFTERLERİNDE ÇEKMEKÖY................................................ II. BÖLÜM XIX. YÜZYILDA ÇEKMEKÖY’ÜN SOSYO-İKTİSADİ DURUMU NÜFUS DEFTERLERİNDE ÇEKMEKÖY .................................................................................... Çekmeköy’de 1832’de 65 Müslüman Erkek Vardı ..................................................................... Hüseyinli’de Ortalama Yaş: 22.5 .................................................................................................... En Genç Köy: Sırapınar.................................................................................................................... En Genç İmam Koçullu’da .............................................................................................................. En Kalabalık Köy: Ömerli ............................................................................................................... Alemdağı ve Sultançiftliği’nde Geçerli Meslek Arabacılıktı ................................................... TEMETTUAT DEFTERLERİNDE ÇEKMEKÖY ........................................................................ İlk Sırada Daima Ziraat Yapanlar Yer Alırdı ............................................................................... ÇEKMEKÖY’ÜN SOSYAL YAPISI ............................................................................................... 1840’da Çekmeköy İlçesinin Nüfusu 754 Kişiydi ...................................................................... 1844’te Çekme Köyü’nün Nüfusu 100 Civarındaydı ................................................................ Hüseyinli’de Kadınların Üzerine Kayıtlı Emlak Vardı .............................................................. Koçullu, Ömerli ve Sırapınar’da Müslüman Kıptiler De Vardı ............................................... 1840 TEMETTUAT DEFTERLERİNDE MESLEK BİLGİLERİ ............................................... Çekme Köyü’ndekile Çiftçi ve Kömürcüydü ............................................................................... Hüseyinli’de Çiftçilik Revaçtaydı .................................................................................................. Sultançiftliği’nde Arabacı ve Tüccar Ağırlığı Vardı .................................................................. Ermeni Köyü Arabacılık ve Ticaretle Uğraşıyordu .................................................................... Sırapınar Kömürcülükle Geçiniyordu ......................................................................................... Ömerli’de Kömürcü De Var Gemici De ...................................................................................... 1844 TEMETTUAT DEFTERLERİNDE MESLEK BİLGİLERİ ................................................. Çekme Köyü’ndeki Çiftçiler Süpürge Yapıyor ............................................................................ Hüseyinli’de 16 Hane Kömürcü .................................................................................................... Sırapınar Yine Kömürcü ................................................................................................................ Koçullu’da Kömürcülerin Yanında Demirciler De Vardı .......................................................... 26 28 32 33 34 35 36 37 38 40 52 53 54 55 56 56 59 61 66 67 68 69 69 71 72 72 73 73 73 73 74 76 76 76 76 77 Ömerli Tarımdan Vazgeçmiyor ................................................................................................... ÇEKMEKÖY’DE ZİRAAT VE HAYVANCILIK ............................................................................ 1840’TA ÇEKMEKÖY’ÜN 6 KÖYÜNDE 22.790 DÖNÜM ARAZİ VARDI ......................... Alemdağ Ermeni Köyü ................................................................................................................... Çekme Köyü’ndeki Arazilerin Çoğu Ahmed Gümüş Efendi ile Baltacı Çiftliği’nindi ........ Hüseyinli’de 1840’ta 672 Dönüm Arazi Nadasa Bırakılmıştı .................................................. En Fazla Hane ve Nüfus Yine Ömerli’de... ............................................................................... Sırapınar’da Hane Başına 58 Dönüm Arazi Düşüyordu ......................................................... Sultançiftliği’nde Kimsenin Arazisi Yoktu ............................................................................... 1844’TE ÇEKMEKÖY ARAZİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ........................................... Çekme Köyü’nün Arazi Zengini Piretoğlu Ahmed İdi .............................................................. Koçullu’da Hane Başına 52 Dönüm Arazi Düşüyordu ............................................................. Sırapınar’da Ekilebilir Arazi 353 Dönüm İdi .............................................................................. Hüseyinli’de 789 Dönüm Fundalık ve Koruluk Vardı .............................................................. Ömerli Arazi Zenginiydi: 3.157 Dönüm ..................................................................................... ÇEKMEKÖY’DE YETİŞTİRİLEN TAHIL ÜRÜNLERİ................................................................ Ürünlerin Miktarı ............................................................................................................................. TÜM KÖYLERDE EN ÇOK BUĞDAY ÜRETİLİYORDU ......................................................... Hüseyinli Köyü ................................................................................................................................ Çekme Köyü ....................................................................................................................................... Koçullu Köyü .................................................................................................................................... Sırapınar Köyü .................................................................................................................................. Ömerli Köyü ...................................................................................................................................... ÇEKMEKÖY BÖLGESİNDE HAYVANCILIK ........................................................................... 1840’ta Alemdağ Bitişiğindeki Ermeni Köyü’nde Hayvancılık ............................................ 1840 Yılında Sultançiftliği’nde 51 Arı Kovanı Vardı ................................................................. 1840 ve 1844 Yıllarında Çekme Köyü’nde Hayvancılık ............................................................ 1840 ve 1844 Yıllarında Sırapınar’da Hayvancılık .................................................................... 1840 ve 1844 Yıllarında Hüseyinli’de Hayvancılık ................................................................... 1840 ve 1844 Yıllarında Ömerli’de Hayvancılık ....................................................................... 1844 Yılında Koçullu’da Hayvancılık .......................................................................................... Genel Değerlendirme ..................................................................................................................... 1840’ta Arıcılık Revaçtaydı ........................................................................................................... III. BÖLÜM OSMANLI’NIN SON DÖNEMİNDE ÇEKMEKÖY 77 78 81 81 81 82 82 83 83 86 86 86 89 89 90 92 93 94 94 94 95 95 95 96 96 97 97 99 100 100 102 103 105 BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DURUM ............................................................................. 110 Lehli Muhacirler Çekmeköy’e Yerleştirilmişti ............................................................................ 111 93 Muhacirleri Çekmeköy’e İskan Ediliyor ................................................................................ 112 Alemdağ’a Jandarma Karakolu İnşası ......................................................................................... 116 Alemdağ’a Polis Karakolu İçin Bina Kiralanması ...................................................................... 117 YENİ BİR KÖY KURULUYOR: REŞADİYE ................................................................................. 118 ÇEKMEKÖY VE CİVARINDA ÇETE FAALİYETLERİ ............................................................ 120 Azınlıkların Yaptığı Eşkıyalık ve Çete Faaliyetleri ................................................................... 120 ÇETELERİN ÇEKMEKÖY’DE YAPTIĞI GASP VE HIRSIZLIKLAR ....................................... 122 ANADOLU’YA GİDEN SİLAHLAR ÇEKMEKÖY’DEN GEÇİYORDU.................................... 124 İşgal Yıllarında Çekmeköy Halkının Durumu ............................................................................. 125 IV. BÖLÜM ÇEKMEKÖY’ÜN DOĞAL GÜZELLİKLER ÇEKMEKÖY’DE ORMANLAR, ÇİFTLİKLER, AKARSULAR .................................................. Alemdağ Ormanı .............................................................................................................................. Sultançiftliği Taşlıtepe Ormanı ..................................................................................................... Taşdelen Ormanı ............................................................................................................................. Alemdağ Orman Fidanlığı ............................................................................................................. ÇEKMEKÖY İSTANBUL’UN ODUN VE KÖMÜR DEPOSUYDU .......................................... İSTANBUL’U CUMHURİYET DÖNEMİNDE DE ÇEKMEKÖY ISITIYORDU ..................... ÇİFTLİKLER VE KÖŞKLER .......................................................................................................... Baltacı Çiftliği ................................................................................................................................... Serez Muhassılı Ahmed Gümüş Efendi Çiftliği ......................................................................... Fransız Bazergan Tobini Çiftliği ................................................................................................... Alemdağ Bitişiğindeki Ermeni Köyü’ndeki Çiftlik .................................................................... Dârüssaâde Ağası Leylek Uzun Abdullah Ağa Çiftliği ............................................................. Sultançiftliği’ndeki Çiftlikler .......................................................................................................... Ömerli Köyü Çiftlikleri ................................................................................................................... ÇEKMEKÖY’DEKİ ÇİFTLİKLERDEKİ DEMİRBAŞLAR ........................................................... Çiftliklerdeki Tamir ve Düzenlemeler Bölge Halkı için Ekmek Kapısıydı ........................... ÇEKMEKÖY’E İLK YOL 1870’TE YAPILDI ................................................................................ ÇEKMEKÖY BÖLGESİNİN SULARI VE DOĞAL GÜZELLİKLERİ ..................................... Taşdelen Suları.................................................................................................................................. Saray Suları ........................................................................................................................................ Taflanlı Suları .................................................................................................................................... Mütevelli Suyu .................................................................................................................................. Ayazma Suyu .................................................................................................................................... Küçükelmalı Suyu ............................................................................................................................ Büyükelmalı Suyu ............................................................................................................................ ÇEKMEKÖY SULARINI İSTANBUL HALKINA ULAŞTIRMA GAYRETLERİ .................... CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÇEKMEKÖY SULARI............................................................... BÖLGENİN ÖNEMLİ DERELERİ ................................................................................................ Riva (Çayağzı) Deresi .................................................................................................................... Göksu Deresi ................................................................................................................................... Çavuşbaşı Deresi .............................................................................................................................. BÖLGEDE ÖNE ÇIKAN DİĞER GÜZELLİKLER ...................................................................... İstanbul Çiğdemi ............................................................................................................................. Kadıköy Çiğdemi ............................................................................................................................. Marmara Peygamber Çiçeği ........................................................................................................... Çokbaşlı Köygöçüren ...................................................................................................................... Mavi Yıldız / Doğu Razyası ............................................................................................................ İstanbul Nazendesi .......................................................................................................................... Narin Acıçiğdem ............................................................................................................................... İnce Yapraklı Eğrelti ......................................................................................................................... Laurentia Gasparrinii ...................................................................................................................... Ümraniye Çiğdemi............................................................................................................................. Euphobia Amygdaloides Var Robbiae ......................................................................................... Karayosunları ................................................................................................................................... Boğaziçi Keteni ................................................................................................................................. 134 134 135 135 135 138 140 141 141 141 142 142 144 144 144 145 149 150 152 153 153 153 154 154 154 154 156 158 164 164 165 165 166 168 168 169 169 169 169 169 170 170 170 170 170 170 HER DERDE DEVADIR; ALEMDAĞ’DA İSPİNOZ VE BÜLBÜL DİNLEMEK .................... Alemdağı İspinozu .......................................................................................................................... Çekmeköy’de Bülbül Sefası ............................................................................................................ Alemdağ Kasrı ve Alemdağ Av Köşkü .......................................................................................... Abbas Halim Paşa Av Köşkü ........................................................................................................... ÇEKMEKÖY’DE HABERLEŞME VE ULAŞIM .......................................................................... Alemdağ ile Üsküdar Arasında Telgraf Hattı Çekilmesi ........................................................... TARİK-İ KEBİR TİCARETİN CAN DAMARIYDI ...................................................................... Omnibüs Güzergahının Son Durağı Alemdağ Olacaktı ........................................................... Gerçekleşmeyen Bir Rüya: Üsküdar - Alemdağ Tramvayı ....................................................... Çekmeköy - Kadıköy Arasında Otobüs İşletmesi ve Tramvay ile Rekabet ............................ 142 Yıllık Rüya Gerçekleşiyor......................................................................................................... ÇEKMEKÖY’E İLK TELEFON SANTRALİ ................................................................................ MESİRE ALANI OLARAK ÇEKMEKÖY ...................................................................................... ÇEKMEKÖY TALEBELER İÇİN STAJ VE KAMP YERİYDİ ..................................................... PADİŞAHLAR ÇEKMEKÖY’DE ................................................................................................... II. ABDÜLHAMİD ADINA ÇEKMEKÖY’E KUR’AN GÖNDERİLDİ ...................................... ÇEKMEKÖY BİR ŞİFA YURDUYDU ............................................................................................ ATARÜK’ÜN ÇEKMEKÖY ÖZLEMİ ............................................................................................ Galip Hoca Çekmeköy’de ................................................................................................................ MİLLİ ŞAİR MEHMET AKİF, SON GÜNLERİNİ ÇEKMEKÖY’DE GEÇİRDİ ..................... İngiliz Sefiri Çekmeköy’de Ava Çıktı ............................................................................................ DÜNYANIN EN YAŞLI ADAMI ZARO AĞA ÇEKMEKÖY’DE YAŞADI .............................. ÇEKMEKÖY VE CİVARINDA DİNİ YAPILAR ........................................................................... Köylerdeki İbadethaneler ............................................................................................................... Çekmeköy İbrahim Nesim Efendi Camii ..................................................................................... Çekme Köyü Camii ........................................................................................................................... Sırapınar Mustafa Ağa Camii ....................................................................................................... Ömerli Hasan Efendi Camii .......................................................................................................... Sultançiftliği Köyü Camii ............................................................................................................... Alemdağ Surp Nişan Kilisesi .......................................................................................................... ÇEKMEKÖY’DE SALGIN HASTALIKLAR VE SAĞLIK .......................................................... Vebadan Kurtulmak İçin Alemdağı’na Duaya Gidildi .............................................................. GÖKAY’DAN ÇEKMEKÖY’E SAĞLIK OCAĞI .......................................................................... ÇEKMEKÖY’DE DOĞAL AFETLER VE YANGINLAR ............................................................ Cumhuriyet Dönemi Yangınları .................................................................................................. EDEBİYAT VE GÜZEL SANATLARDA ÇEKMEKÖY ............................................................. Beşiktaşlıyan, Alemdağ Şiiri Yazdı ................................................................................................ Ahmet Rasim Alemdağı’nda Bülbül Dinlerdi .............................................................................. Halil Paşa, Alemdağ Ressamıydı .................................................................................................. ALEMDAĞ’DA BİR CEVELAN ...................................................................................................... İYİ SULAR ......................................................................................................................................... Alemdağ’da Var Bir Yılan ................................................................................................................ Hasrete Kavuşmanın Sevinci ......................................................................................................... CUMHURİYET SONRASI ÇEKMEKÖY’DEKİ GELİŞMELER ................................................ Köylerde İmar Faaliyetleri .............................................................................................................. KAYNAKÇA ..................................................................................................................................... 172 172 173 174 174 176 176 177 178 180 184 185 187 188 192 195 200 202 203 204 206 207 208 212 212 212 213 214 214 215 216 218 219 220 222 223 225 226 226 227 228 234 236 238 240 241 261 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY REŞADİYE KÖYÜ SULTANÇİFTLİĞİ ÇEKMEKÖY 16 GİRİŞ GİRİŞ GİRİŞ 17 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İ stanbul Asya ile Avrupa’nın buluştuğu, denizlerin kavuştuğu, farklı kültür ve medeniyetlerin buluştuğu, Doğu Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yapmış büyük bir şehirdir. İlk medeniyetlerin ortaya çıkmasından itibaren ticaretin de, siyasetin de, kültürün de, tarihin de merkezi olmuş, 8 bin 500 yıllık geçmişine yaslanan büyüleyici doğal güzelliğiyle sadece şair ve yazarları değil, fatihleri de kendisine cezbetmiştir. İşte Çekmeköy, böylesine bir şehrin 39 ilçesinden biridir.1 Aynı zamanda bu şehrin Anadolu yakasında yer alan ilçelerinden biri olarak yeşil ormanı, nefis menba suları ve son dönemde öne çıkan modern yerleşim alanlarıyla ona hayat verir. Bir anlamda mesire alanları, huzur veren atmosferi, doğal zenginliği ve bitki örtüsüyle asûde bir yaşam merkezi olarak öne çıkar. Çekmeköy, 1994’ten beri Ümraniye’ye bağlı belde belediyelerinden biriydi. Ancak 22 Mart 2008 tarih ve 26824 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 5747 Sayılı Kanun ile ilçe vasfı kazandı. 29 Mart 2009 seçimleriyle de İstanbul’un yeni ilçeleri arasına girdi. Çekmeköy ilçe olunca daha önce ilk kademe belediyesi olarak hizmet veren Alemdağ, Taşdelen ve Ömerli’nin bu tüzel kişilikleri de sona erdirilip yeni Çekmeköy, İstanbul’un Anadolu yakasında Beykoz, Şile, Ümraniye ve Sancaktepe ile çevrili bulunan yeni ilçelerinden biridir. 18 ilçeye dahil edildi. Böylece Çekmeköy, 17 mahalle ve 4 köyden meydana gelen büyük bir ilçe oldu. Alemdağ, Aydınlar, Çamlık, Çatalmeşe, Cumhuriyet, Ekşioğlu, Güngören, Hamidiye, Kirazlıdere, Mehmet Akif, Merkez, Mimar Sinan, Nişantepe, Ömerli, Soğukpınar, Sultançiftliği ve Taşdelen mahallelerinden oluşan Çekmeköy’ün artık Reşadiye, Hüseyinli, Sırapınar ve Koçullu diye 4 köyü de bulunuyor. Coğrafi olarak Çekmeköy, İstanbul’un Anadolu yakasındaki Alemdağ ormanlarının güney batı kesiminde bulunan Keçiağılı Tepesi yamaçlarında kuruludur. Denizden yüksekliği 100 metre olan ilçe, 48,08 (14.800 hektar) kilometrekarelik bir alana sahiptir. Nüfusu ise 2011 genel nüfus sayımına göre 183 bin 13 kişidir. Çekmeköy’ün kuzeybatısında Beykoz, kuzeydoğusunda Şile, güneybatısında Ümraniye, güneydoğusunda ise Sancaktepe ilçeleri yer alır.2 Çekmeköy ve civarı Akdeniz ve Karadeniz iklimlerinin geçiş bölgesinde bulunduğu için ılıman bir iklime sahiptir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlı geçer. Ancak yüksek nem yüzünden sıcaklar daha sıcak, soğuklar daha soğuk hissedilir. Haziran en sıcak, Ocak en soğuk aylardır. İlçede yaşanan en uzun mevsim ise sonbahardır. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İ KÖYLER NE ZAMAN KURULDU? nsanlar genellikle nereden geldiklerini, atalarının kimler olduğunu, üzerinde yaşadıkları yerleşim yerinin ismininin nereden geldiğini, kısacası geçmişini merak ederler. Eğer yazılı kaynaklar varsa merak edilen bu tür konulardan bazılarının cevapları rahatlıkla bulunabilir. Yerleşim yerleri, önemli görevlerde bulunmuş devlet adamları ve memurlar hakkında bilgilere ulaşmak sıradan insanlara göre daha kolaydır. Yazılı kaynaklardan elde edilen bilgiler haricinde kulaktan kulağa aktarılan şifahi bilgiler de vardır. Ancak bunlar yazılı kaynaklardan elde edilen bilgiler kadar muteber değildir. Özellikle yerleşim yerlerinin isimleri ile ilgili bu tür şifahi malumat oldukça çoktur. Ne var ki bu bilgilerin çoğunun aslı yoktur. Bizim incelediğimiz köylerin kuruluş tarihleri ve isim kaynakları ile ilgili durum da böyledir. Sadece Reşadiye Köyü bu değerlendirmenin dışındadır. Reşadiye diğerlerine göre oldukça yakın sayılabilecek bir dönemde kurulduğu için gerek ismi, gerekse kuruluşu ile ilgili sarih bilgiler mevcuttur. lerinin isimleri geçer. Bu verilerden hareketle 1520’li yıllarda Çekmeköy, Hüseyinli, Sırapınar, Alemdağı, Ömerli ve Koçullu köylerinin varlığından kesin olarak söz edilebilir. Ne var ki kuruluşları ile ilgili olarak yukarıda belirtildiği gibi kesin bir tarih vermek mümkün değildir. Türkler’in bölgeyi fethetmesi ve buralarda kalıcı hale gelmesiyle birlikte ve 1520 tarihinden önceki zaman dilimi yani 1400’lü yılların başı ile 1500’lü yılların başı arasında kurulmuş olduklarını kesin olarak ifade edebiliriz. Tahrir kayıtlarının olduğu tarihlerde köyler idari bakımdan Yoros (Beykoz) kazasına bağlıydı. Yoros Kazası da Kocaeli Sancağı’na tâbi idi.9 Buna karşın köyler adli bakımdan ise Üsküdar’dan yönetiliyordu. Buna göre yargı merkezi olarak Üsküdar Kadılığı ile yönetim merkezi olarak Yoros Kazası ve dolayısıyla Kocaeli Sancağı aynı yerleşim alanına hitap ediyordu.10 Tahrir kayıtlarına göre bu tarihlerde Çekmeköy toprakları, Beykoz yani o dönemdeki adıyla Yoros Kalesi’nin tımar arazisiydi. Bir başka deyişle, Çekmeköy arazisi Yoros Kalesi’ni korumakla görevli kişilerin tasarrufu altındaydı. Köylüler ekip Diğer köylere gelince: Çekmeköy, Sırapınar, Hüseyinli, Ömerli, Koçullu, Alemdağ ve Sultançiftliği köylerinin kuruluş tarihleri ve isimlerinin menşei hakkında farklı ve kesin olmayan bilgiler mevcuttur. Aynı şekilde köylerin kuruluşu ile ilgili tahmini bir tarih dilimi verebilmek mümkündür. Bu köylerle ilgili bilgi elde edebileceğimiz kaynakların başında Osmanlı arşivleri ve Üsküdar’ın Osmanlı dönemine ait mahkeme kayıtları olan şeriye sicilleri gelir. Köy isimlerine en erken ulaşabildiğimiz dönem Kanuni Sultan Süleyman dönemidir. Bu dönemde tutulan tapu tahrir kayıtlarını ihtiva eden defterlerde Çekmeköy,3 Hüseyinli,4 Sırapınar5 ve Koçullu;6 yine aynı döneme ait şeriye sicillerinde de bu köylerle birlikte Alemdağı7 ve Ömerli8 köy- Yazılı kaynaklarda Çekmeköy, Hüseyinli, Sırapınar, Alemdağı, Ömerli ve Koçullu köylerinin isimlerine 1520’li yıllardan itibaren rastlanıyor. Dolayısıyla bu köylerin 1400 ila 1500’lü yıllar arasında kurulduğu söylenebilir. Kanuni Sultan Süleyman devrindeki tapu tahrir defterine göre Çekmeköy’e ait bilgiler. Kaynak: BOA, TT.d. nr.436, 19 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY biçtikleri araziden elde ettikleri ürünlerin vergisini köyün tımar sahibi olan Yoros Kalesi mustahfızlarına (muhafızlarına) tımar olarak veriyorlardı. 1519-1520 tarihlerinde Çekmeköy’ün tımarı Durmuş oğlu Hüseyin ile Mehmed oğlu Hamza isimli şahıslara aitti.11 Çekme Köy’ün vergisi Yoros Kalesi muhafızlarına; Hüseyinli ve Sırapınar köylerinin vergileri ise Rumeli Hisarı muhafızlarına tahsis edilmişti. Yoros kazasına bağlı Hüseyinli Köyü’nün toprakları, Rumeli Hisarı yani o dönemdeki adıyla Boğazkesen Kalesi’nin tımar arazisi idi. Hüseyinli Köyü arazisi Boğazkesen Kalesi’ni korumakla görevli kişiler tarafından tasarruf ediliyordu. Köylüler ekip biçtikleri araziden elde ettikleri ürünlerin vergisini köyün tımar sahibi olan Boğazkesen Kalesi muhafızlarına tımar olarak veriyorlardı. 1519-1520 tarihlerinde Hüseyinli Köyü’nün tımarı Boğazkesen Kalesi muhafızlarından Abdullah oğlu Katib Hasan isimli kişiye aitti.12 Yine 1523 tarihli Kocaeli Sancağı’na ait başka bir tapu tahrir defterinde Hüseyinli Köyü topraklarının Boğazkesen Kalesi dizdarı Rüstem oğlu Katib Mehmed ve Yusuf oğlu Mustafa’ya tımar olarak verilmişti.13 Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait tapu tahrir kayıtlarını ihtiva eden defterlerde Sırapınar Köyü ile ilgili farklı bilgiler de bulunuyor. Mesela, Sırapınar Köyü’nün diğer bir adının da Ayna Hoca (Eyne Hoca/ İne Hoca da olabilir) olduğu anlaşılıyordu. Sırapınar ya da diğer adıyla Ayna Hoca Köyü bu tarihte Çeribaşı Hürmüz oğlu Mustafa isimli kişiye tımar olarak verilmişti. Hem nüfusu hem de verdikleri vergiler dikkate alındığında Sırapınar Köyü’nün 1520’li yıllarda iktisadi ve sosyal bakımdan oldukça gelişmiş olduğu görülmekteydi.14 Yoros Kazası’na bağlı bir köy olan Koçullu Köyü’nün gelirleri de Hüseyinli Köyü’nde olduğu gibi Mustafa oğlu Ahmed isimli başka bir Boğazkesen Kalesi muhafızına tımar olarak verilmişti.15 Şeriye sicillerindeki bilgilere göre de Alemdağı ve Ömerli Yoros kazasına bağlı birer köy idi. Çekmeköy ve çevresinin gelişmesinde Atik Valide Sultan olarak da bilinen Nurbanu Sultan’ın çok önemli hizmetleri oldu. Asıl adı Cecilia olan Nurbanu Sultan, 1525-1530 yıllarında Paros Adası’nda doğdu. Adanın Venedikli idarecisi Nikolo Venier’le Baffo ailesinden Violante’nin kızı iken 1537’de Barbaros Hayreddin Paşa’nın Adalar seferi sırasında esir alındı ve cariye olarak saraya getirildi. Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan’dan eğitimi ve yetişmesi hususlarında büyük destek gördü. Daha sonraki yıllarda Hürrem Sultan tarafından “namuslu, iffetli” anlamına gelen “Afîfe” adı verilerek II. Selim ile evlendirildi. Nurbanu Sultan hayırsever biriydi. İstanbul’da Mercan’da Ağa Mescidi’ni cami yapması, Alemdağ’da mescit (sonradan cami oldu), Divanyolu’nda çifte hamam ve Langa’da yaptırdığı saray, mescit, imaret ve çifte hamam gibi eserlerin yanında özellikle Üsküdar’da inşa ettirdiği Atik Valide Sultan Camii ve külliyesi ile tanınır. Onun bu külliye içindeki kütüphanesi Osmanlılar’da ilk defa bir kadın tarafından kurulan kütüphane olma özelliği taşır.16 Afife Nurbanu Valide Sultan’ın 1583 yılındaki cenaze törenini tasvir eden bir minyatür. Kaynak: Afife Nurbanu Valide Sultan’ın oğlu 3. Murad dönemi minyatür sanatçısı Seyyid Lokman’ın Şehinşahname isimli 20 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY K KÖY İSİMLERİNİN KAYNAĞI NEDİR? öylerin isimlerinin menşeine gelince: Bu konuda kesin bilgi olmamakla birlikte araştırmacılar tarafından bazı görüşler ileri sürülmüştür. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi’nde belirtildiğine göre Çekmeköy, Fatih döneminde yedi kardeş tarafından kurulmuştu. Bu yedi kardeşten altısı eşkıyalar tarafından öldürülürken, yedincisi “çekme tetiği” diyerek kurtulmuş ve köyün adı Çekmeköy olmuştu.17 Başka bir kaynakta da köy halkının evlâd-ı fâtihândan olup çok eski bir köy olduğu belirtilir.18 Çekmeköy ile ilgili bu iki rivayetin dışında 19. yüzyıl öncesine giden bir bilgi bulunmamaktadır. SIRAPINAR KÖYÜ Kaynaklarda isminin nereden geldiği konusunda kesin bir bilgi yer almıyor. Ancak köyün diğer bir adının da tahrir defter- lerinde Ayna Hoca olarak geçmesi Ayna Hoca isimli kişinin köyün kuruluşu ile bir ilgisinin olduğunu gösteriyor. Başlangıçta Ayna Hoca isimli kişiye köy mülk olarak verilmiş ve bu kişiye atfen de kişinin ismi Ayna olarak anılmış olabilir. Daha sonraları da köyde çok sayıda su kaynağının olması nedeniyle, adı Sırapınar olarak değiştirildiği söylenir. Osmanlı Devleti, fetihlerde yararlılık gösteren devlet adamı, komutan ve askerlere fethedilen bölge topraklarından araziler tahsis ederdi. Temlik olunan araziler karşılıksız verildiği gibi belirli bir bedel mukabilinde de verilebilirdi.19 Hüseyinli ve Ömerli köylerini de bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Muhtemelen Hüseyinli Köyü Hüseyin isimli bir kişiye, Ömerli Köyü de Ömer adında bir şahsa temlik olarak verilmiş ve temlik sahiplerinden dolayı da bu isimleri almışlardı. Çekme Köyü, Fatih döneminde 7 kardeş tarafından kurulmuştu. Sırapınar ise Ayna Hoca adlı kişiye mülk olarak verilmişti. Hüseyinli ve Ömerli de isimlerini kurucularından alıyordu. Sırapınar Köyü’nde bulunan eski evlerden biri. 21 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY KOÇULLU KÖYÜ Koçullu ismi ile ilgili sarih bir bilgi mevcut değildir. Ancak isimden hareketle bir tahmin yürütmek mümkündür. Bilindiği gibi koçu eskiden kullanılan araba çeşitlerinden birine verilen addır. Bu köy halkı da arabacılık yaptığından dolayı köyün bu ismi aldığı belirtiliyor. MENKIBEDEN DOĞAN KÖY: ALEMDAĞ Tur Hasan Bey’in mezar taşındaki yazı ve çevirisi: Yazıya göre, 6 Eylül 1910 tarihinde Hacı Hatice isimli bir hanım kabri yeniden inşa ettirmiş. Alemdağ ile ilgili biraz daha farklı bilgiler bulunuyor. Alemdağ, bölgenin en yüksek dağlarından birisi olmasının yanı sıra, bu bölgenin Türkler tarafından fethedilmesine öncülük eden ve Alemdar olarak bilinen ünlü Türk kumandanı Tur Hasan Bey’den ismini almıştır.20 Tur Hasan Bey’in lakabı olan “alemdar” kelimesi; bayrağı ya da sancağı taşıyan ve bir işe öncülük eden kişi anlamına gelir. Alemdağ’da medfun olan diğer adıyla Alemdar Baba bu bölgenin fethine öncülük eden, burada yaptırmış Alemdağ’ın ismi Alemdar’dan gelir. Alemdar, Tur Hasan Bey’in lakabıdır. Alemdağ’da askerî bölge içinde bulunan Tur Hasan Bey’in mezarı bugüne kadar ulaşmıştır. 22 olduğu kalede Bizanslılarla savaşarak şehit olduğu rivayet edilen şahsiyettir. Bu konu menkıbelerde teferruatlı olarak işlenmiştir. Alemdar Baba Menkıbesine göre Sultan Turasan (Tur Hasan), Danişmend Gazi’yle birlikte Halife tarafından İslam askerlerine komutan tayin edilerek gaza için görevlendirilir. Sultan Turasan gaza arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’u fethetmek üzere bir akıncı birliği ile yola çıkar. Kocaeli civarındaki pek çok yeri fethettikten sonra Alemdağ’a kadar gelir. Burada bir kale yaptırır ve Selçuklular ile Danişmendliler’in ortak bayrağı olan meşhur siyah “alem”lerini kalenin burçlarına diktirir. Bu alemlerin diktirilmesinden sonra halk arasında buradaki dağ “Alemdağ”, Tur Hasan Bey de “Alemdar Baba” adıyla anılmaya başlar. Bu menkıbede de görüldüğü gibi, Alemdar Baba (Tur Hasan Bey) Çekmeköy bölgesinin fethedilmesinde kahramanlığı ile destanlaşmış bir kumandan idi. Halkın zihinlerinde de bir eren, şeyh, veli ve bir şehit olarak derin izler bırakmıştı. Bundan dolayı Türk halkı, bu değerli şahsın ismini köylerine vermişti.21 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Reşadiye Köyü adını dönemin Osmanlı Sultanı Mehmed Reşad’dan alıyor. Osmanlı belgelerinde ise burası Alemdağı olarak geçiyor. Fakat Cumhuriyet döneminde bir süre Alemdar olarak kullanılır. Daha sonra hem buradaki sakinlerden hem de kamuoyu ve basından22 gelen eleştiriler üzerine Alemdar ismi, 23 Aralık 2005 tarihli ve 26032 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren kararla tekrar Alemdağ’a dönüştürülür.23 LAZ KÖYÜ’NDEN REŞADİYE’YE Reşadiye Köyü’nün hem kuruluşu, hem de isminin menşei çok açık belgelere dayanır. Çünkü Reşadiye’nin kuruluşu diğer köylere göre oldukça geç bir dönemde oldu. Köy adını, dönemin Osmanlı Sultanı Mehmet Reşad’dan alıyordu. Tarihimizde 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Hopa ve civarı Ruslar tarafından işgale uğramıştı. İşgalle birlikte Müslüman köylerinde Ruslar’ın zulüm, tehdit ve baskıları da arttı. Bunlara dayanamayacak duruma ge- len pek çok insan evini, mallarını, köylerini terk edip İstanbul’a hicret etti. Kısa bir süre İstanbul’un çeşitli yerlerinde ikamet ettirildiler. Daha sonra Alemdağ bölgesinde bulunan Hazine-i Hassa çiftliklerinde iki ayrı mahalleye geçici olarak yerleştirildiler.24 Bunlara Hopa muhacirleri, Gürcü muhacirler, Laz muhacirler ve Batum muhacirleri denildi. Köyün resmi olmayan ilk ismi Laz Köyü idi. Bunların geldiği dönemde Sultan II. Abdülhamid tahtta olduğu için köye önce Hamidiye ismi verilmek istenmiş25 ve yapılan girişimler sonucu Şura-yı Devlet kararıyla 26 Şubat 1889 tarihinde Hamidiye Köyü olarak karar çıkmıştı. Ancak bunun için padişah iradesi alınamadığından resmiyet kazanamadı.26 II. Abdülhamid’den sonra Osmanlı tahtına geçen Sultan Mehmed Reşad döneminde buradaki muhacirlerin girişimleri sonucu, 30 Aralık 1911 tarihli padişah iradesiyle köyün adı Reşadiye oldu.27 23 Reşadiye Köyü’nün ilk ismi Laz Köyü’dür. Hopa muhacirlerinden oluşmuştur. II. Abdülhamid tahtta olduğu için köye Hamidiye ismi verilmiş ancak bu resmiyet kazanamadan II. Abdülhamid tahttan inmiştir. Sultan Mehmed Reşad döneminde 30 Aralık 1911 tarihli padişah iradesiyle köyün adı Reşadiye olarak değişmiştir. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 24 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY I. BÖLÜM I. BÖLÜM ROMA’DAN OSMANLI’YA ÇEKMEKÖY 25 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ROMA VE BİZANS DÖNEMLERİNDE ÇEKMEKÖY İ İstanbul coğrafi konumu itibariyle her zaman ilgi odağı oldu. Tarihin en büyük devletlerine başkentlik yaptı, farklı inanç ve kültürlerin merkezi haline geldi. Çekmeköy bölgesi de hem İstanbul’a yakınlığı hem de bir geçiş bölgesi olması dolayısıyla bu ilgiden en çok etkilenen yerlerden biri oldu. Bu açıdan bölgenin durumunu İstanbul’dan bağımsız ele almak eksiklik olacaktır. stanbul bulunduğu coğrafi konum itibariyle her zaman ilgi odağı oldu. Tarihin en büyük devletlerine başkentlik yaptı, farklı inanç ve kültürlerin merkezi haline geldi. İstanbul’a olan yoğun ilgi çevresini de etkiledi. Çekmeköy bölgesi de hem İstanbul’a yakınlığı hem de bir geçiş bölgesi olması dolayısıyla bu ilgiden en çok etkilenen yerlerden biri oldu. Bu açıdan bölgenin durumunu İstanbul’dan bağımsız ele almak eksiklik olacaktır. Bugünkü İstanbul’un temelleri M.Ö. 7. yüzyılın sonlarında atıldı. M.S. 4. yüzyılda İmparator Constantin tarafından yeniden inşa edilip başkent yapıldı; ondan sonra da Doğu Roma, Bizans ve Osmanlı devletlerine başkentlik yapmaya devam etti.28 476 yılında Batı Roma’nın yıkılmasından sonra Doğu Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu’na dönüşmüş ve İstanbul da, bu yeni imparatorluğun başkenti haline gelmişti. Bu dönem Bizans için bir toparlanma ve yükselme dönemi oldu. Ancak 7. yüzyıldan itibaren İstanbul için kuşatma yılları başladı. İmparator Jüstinyen’den (527-565) sonra iktidara gelen Herakleios döneminde, Balkanları ele geçiren Avar ve Slav orduları İstanbul’u da tehdit etmeye başladılar. Avarlar İstanbul’u ciddi manada muhasara eden ilk Türk kavmi oldu.29 Bu dönemde İran orduları ile ittifak kuran Avarlar ile Bizans arasında yapılan savaşlar Bizans’ın lehine sonuçlandı.30 Ancak bu başarı uzun sürmeyecekti. Zira bir süre sonra İstanbul’u hedef alan Müslüman Araplar’ın karadan ve denizden düzenledikleri seferler, Bizans’ı yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacaktı. Bilindiği üzere Araplar tarafından dördü Emeviler, biri de Abbasiler zamanında olmak üzere Bizans üzerine beş askeri sefer düzenlendi.31 Bu arada çeşitli vesilelerle doğu dünyası ile münasebetlerde bulunan Bizans hükümdarları doğululardan etkilendiler.32 26 Mesela İmparator Theophilos (829-842) zamanında Araplarla yapılan devamlı savaşlar sırasında 832 yılında Bağdat’a Abbasi Halifesi Memun nezdine elçi olarak hocası Synkellos İoannes Grammatikos’u göndermişti. Dönüşünde İstanbul Patriği olan ve bu makamı 842’ye kadar muhafaza eden bu elçi, Bizans’a döndüğünde Bağdat sarayını o kadar methetmiştir ki, hayran kalan imparator, Abbasi saraylarının resimlerini getirterek hemen Patrikos adındaki bu şahsa, Samandıra yakınlarında olduğu düşünülen Bryas Sarayı’nı inşa ettirdi. İmparator sarayın içine bir kilise ve etrafına da bahçeler yaptırdı. Civardan su yolları ve kanallar ile bu saraya sular getirtti.33 1071 yılının hem Bizans hem de Türk tarihi açısından önemli sonuçları oldu. Çünkü bu tarihte Selçuklu Sultanı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romanos Diogenes arasında yapılan Malazgirt Meydan Muharebesi’ni Türkler’in kazanmasıyla Anadolu kapıları Türkler’e açılırken, Bizans imparatoru hem tacını, hem tahtını hem de hayatını kaybetti. Bundan sonraki dönemde de İstanbul önlerinde Selçuklu Türkleri görülmeye başladı. Nitekim Bizans İmparatoru VII. Mikhail Dukas’ın (1071-1078) iktidarı sırasında Bizans’ın Anadolu orduları komutanı Nikephoros Botannies ile Rumeli orduları komutanı Nikephoros Bryennios imparatora karşı isyan etmişlerdi. Bunlardan Nikephoros Botannies Anadolu fatihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah’tan yardım istedi. Süleyman Şah’ın yardımı sonucunda da 1078’de imparator oldu. Bu ilişkiler sayesinde Kutalmışoğlu Süleyman Şah Üsküdar’a kadar geldi ve burada Botannies tarafından saygı ve sevgi ile karşılanıp ağırlandı.34 Bundan sonra 1090-1091 kışında bu kez de İzmir Beyi Çaka ile anlaşan Peçenekler İstanbul’u kuşattı. Ancak Peçeneklere karşı Kumanlar’la işbirliği yapan imparator Aleksios bu mücadeleden galip çıktı. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Haçlı orduları Filistin’i Müslümanların elinden almak için 1096 yılında İstanbul’a geldiler. Bu Haçlıların İstanbul’la ilk tanışmasıydı. Haçlılara yardımcı olan imparator Aleksios, bu yardımın karşılığını Selçuklular’ın başkenti İznik’in 1097’de Haçlılar tarafından alınıp Bizans’a iade edilmesiyle görmüştür. Bu tarihten yaklaşık 65 sene sonra İmparator Manuel ile barış antlaşması imzalayan II. Kılıçarslan İstanbul’a gelerek burada üç ay misafir olarak kaldı. Bu sırada Haçlı seferleri de devam etti. Dördüncü Haçlı seferi, İstanbul’un işgali ve paylaşılması ile sonuçlandı. Bu sırada Bizans taht kavgalarıyla uğraşıyordu. Bunu fırsat bilen Haçlılar Haliç’e girerek 9 Nisan’da saldırıya başladılar. 13 Nisan 1204’de şehir ele geçirildi ve acımasızca yağmalandı. Çok sayıda insan kaybı oldu. Ayasofya’da dâhil olmak üzere birçok tarihi eser ve kitaplar tahrip edildi, yakıldı, yıkıldı ve çalındı. Bu yağmalar sonunda Bizans, Haçlılarla Venedikliler arasında paylaşılarak bir Latin İmparatorluğu kuruldu ve devletin başına da Flandre getirildi. Bu sırada şehrin beyin takımı ya da âkil adamları denilen kesimi ve zenginler İznik’e göç etti. Latin İmparatorluğu sadece İstanbul ve yöresine hükmedebildi. Diğer bölgelerde varlık gösteremedi.35 27 1890’lı yıllara ait Abdullah Biraderler tarafından çekilen fotoğrafta İstanbul’un Anadolu yakası görülüyor. Kaynak: Amerikan Kongre Kütüphanesi, (Library of Congress Prints and Photographs Division Washington, D.C. 20540 USA) İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 1359 yılı Bizans tarihi açısından oldukça önemlidir. Tabiri caizse fethin ayak seslerinin işitilmeye başladığı tarihtir. Çünkü 1359 yılında ilk defa olarak İstanbul önünde Osmanlı orduları görünmüştü. Bundan sonra da Türkler’in İstanbul kuşatmaları devam edecekti. Nitekim İstanbul 1391 ve 1400 yıllarında Yıldırım Bayezid ve 1422 yılında II. Murad tarafından yapılan kuşatmalardan kurtulmuştu. Nihayet Bizans’a son darbeyi vuran Sultan II. Mehmed olmuştu. Fatih 1453’te İstanbul’u fethederek ulu rüyanın gerçekleşmesini sağlamıştı. ÇEKMEKÖY, ORHAN GAZİ İLE OSMANLI EGEMENLİĞİNE GİRDİ Nihayet Bizans’a son darbeyi vuran Fatih Sultan Mehmed 1453’te İstanbul’u fethetti. 1261 yılında İstanbul’u Latinler’den geri alarak yeniden kuran, İznik Grek Devleti’nin hükümdarı VIII. Mihael Palaeologos oldu. Palaeologos 15 Ağustos 1261’de Ayasofya’da taç giyerek imparator ilan edildi.36 İmparator Mikhael Bizans’ı yeniden eski güzel günlerine döndürmek için çabalasa da ölümünden sonra yerine geçen hükümdarlar döneminde İstanbul kendini iç karışıklıklar ve isyanlar içerisinde buldu. Bu dönemde artık İstanbul Türkler’in de tehdidi altına girdi. Gücünü iyice yitirerek Sırp ve Osmanlı devletleri arasında sıkışıp kalan Bizans, varlığını devam ettirebilmek için bu devletlerin desteğine muhtaç hale geldi. Türkler’in Balkanlar’a geçişi ve Sırplar’a karşı kazandıkları zaferler Bizans’ı iyice zor durumda bıraktı. Arazisi gittikçe küçülen ve Türkler karşısında iktisadi ve askeri hiçbir gücü kalmayan Bizans, sonunda surların çevrelediği küçük bir şehir devleti haline geldi.37 28 Osmanlılar’ın tarih sahnesine ilk çıkışları, XIII. yüzyıl Anadolusu’ndaki çok önemli sosyal değişime dayanır. Bu değişimin temeline 1071’den itibaren Anadolu yarımadasına kesin olarak yerleşen ve siyasi birlikler kuran Selçuklular’ı oturtmak gerekir. Selçuklu idaresindeki Anadolu, Osmanlılar için her şeyin başlangıcını oluşturacak olan XIII. asır sonlarına doğru hemen hemen Türkleşme sürecini tamamlamış bir görünüş arzeder. Bu görünüş ve “Türkleşme” sadece geniş ölçüde yerli unsurların İslamlaşması ile olmadı. Burada Anadolu’ya göç eden Türkmen boylarının da büyük etkisi vardı. Anadolu’nun sosyal, iktisadî, dinî hatta idarî yapısında mühim değişikliklere yol açacak olan Oğuz kabilelerinin göçleri yerleşik Selçuklu idaresini ve devlet sistemini etkiledi. Selçuklular yarı göçebe hayat tarzı içindeki bu Türkmen gruplarını iç düzenlerinde karışıklığa, çekişmeye yol açma ihtimali karşısında sınır boylarına yerleştirdiler. Bu sınır boylarında yeni gelen grupların ve bu bölgelerde yaşayan Bizanslılar’ın karşı karşıya gelmeleriyle sadece bir çatışma ortamı değil, karşılıklı bir sosyal etkileşim de oldu.38 Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulmakta olduğu zamanda Anadolu’daki uç beylikleri, medeni bir hayatın kaynağı olan Türk ve İslam dünyasının her tarafından gelmiş her sınıftan ve meslekten adamlarla İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY doluydu. Bunlar, İran, Mısır ve Kırım medreselerinden çıkan hocalar, orta ve Doğu Anadolu’dan gelmiş Selçuklu ve İlhanlı bürokrasisine mensup şahsiyetler, muhtelif tarikatlerin temsilcileri İslâm’ı yaymak için uğraşan dervişlerdi. Bunlar arasında bilhassa, Gaziyân-ı Rum, Alpler veya Alp Erenler namı altında zikredilen ve daha İslâmiyetten evvel bütün Türk dünyasında mevcut olan eski ve geniş bir teşkilata mensup Türk şövalyeleri mevcuttu. Bu Gaziler, Alpler veya Alperenler de İslam için gaza yapıyorlardı ve bu gazalar sonucu elde ettikleri ganimetlerle de hayatlarını devam ettiriyorlardı.39 XIII. yüzyıl sonlarında Anadolu Selçuklu Devleti İlhanlı baskısı sonucu dağılmaya başlarken uç bölgelerde yavaş yavaş bağımsız veya yarı bağımsız Türkmen beylikleri ortaya çıkmaya başladı.40 Bunlardan birisi de Osmanlı Beyliği idi. Osman Bey liderliğindeki beylik, Bizans’a yaptığı gazalarla kısa sürede şöhret buldu. Eskişehir’den Bursa ve İznik sınırına kadar uzanan bölgeye hâkim olan Osman Bey, önceleri civardaki Bizans tekfurlarına karşı çetin bir mücadeleye girmekten ziyade onlarla iyi geçinip durumunu güçlendirmeye çalıştı. Onun beylik içinde gazayı bir ideoloji haline getirip güçlenmesi, bir kısım Türkmen beylikleri halkı yanında bazı Bizans tekfurlarının da ona katılmasına sebep oldu. 1302 tarihinde bir Bizans kuvvetini yenmesi, onun kudretinin ilk emarelerini oluşturdu. Bundan sonra şöhreti yayılarak diğer Türkmen beylikleri arasında sivrilmeye başladı. Özellikle Bizanslılar’ın yardım için getirdiği ücretli askerler olan Katalanlar’ın çekilmesinden sonra İznik ve Bursa üzerindeki baskıyı artırdı.41 Abdurrahman Gazi, Akça Koca,42 Konuralp,43 Kara Mürsel, Samsa Çavuş ve Mihal Gazi (Köse Mihal) gibi komutanlarıyla birçok fetih yapıldı. Hoca Saadettin Efendi’nin eserinde Samandıra’nın fethinin ilk olarak Osman Gazi döneminde düşünüldüğü belirtilir. Şöyle ki, Osman Gazi’nin son dönemlerinde Bolu, Konrapa, Akyazı ve Mudurnu Konuralp tarafından, Kandıra, Ermenipazarı (Akmeşe) ve Ayan Gölü, Akça Koca tarafından ele geçirilmişti. Ondan sonra bu iki komutan, Kocaeli denilen ülkenin tam orta yerinde bulunan Samandıra Kalesi’ni ve çevre illerini almak için gerekli hazırlıklara başlamışlardı. Fakat Osman Gazi’nin ömrü vefa etmedi.44 Ancak bu emelden vazgeçilmeyip Samandıra ve civarının fethedilmesi düşüncesi Orhan Bey’in başa geçmesiyle de devam etti.45 Osmanlılar ile Bizans arasındaki ilk büyük savaş 1329 yılında Pelekanon Savaşı’nda yaşandı. Bu savaşta ordusu büyük bir yenilgiye uğrayan ve bacağından yaralanan Bizans imparatorunun hayatı, bir halıya sarılıp kaçırılmak suretiyle kurtuldu. Pelekanon Savaşı46 olarak adlandırılan bu savaş sonrası yapılan anlaşmaya göre Türkler bu bölgeye kalıcı olarak yerleşmeye başladı ve İstanbul’un Anadolu yakasındaki toprakları yavaş yavaş ele geçirilerek Üsküdar’a kadar gelindi. İlk Osmanlı askerlerinin İstanbul’a girmesi yine Orhan Bey döneminde gerçekleşti. Pelekanon Savaşı’ndan sonra Orhan Bey Bizans’la sıkı münasebetler kurdu. 1347’de 6 bin kişilk Türk kuvvetini VI. İonnis Kontakuzinos’un emrine verdi. Kontakuzinos da Türk kuvvetleri yardımıyla Paleologos’u yenerek,47 Türk askerlerinin İstanbul’a girmesini sağladı. Bundan sonra her geçen dönem Marmara Denizi etrafındaki toprakları alarak biraz daha yayılan Türkler, 1352 yılında Çimpe Kalesi’ni de fethederek Bizans’ı iyice kuşattı.48 29 Çekmeköy’ün de içinde bulunduğu bölgenin fethi ilk olarak Osman Gazi döneminde düşünüldü. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Diğer taraftan Orhan Bey’in kumandanlarından Abdurrahman Gazi ve arkadaşları Hicri 728 yılında (Miladi olarak 1327/1328 yıllarına tekabül ediyor) Samandıra’yı Bizanslılar’ın elinden aldı. Osmanlı kaynaklarında Samandıra ve civarının fethiyle ilgili oldukça detaylı bilgiler verilir: Çekmeköy ve civarını fethetmek Osman Gazi’nin ardından tahta çıkan Orhan Gazi’ye nasip oldu. 30 koyanların üzerine göndermişlerdi. “Orhan Bey’in başa geçtiği günlerde, Samandıra tekürü,49 ölen oğlunun cenaze töreni için askerleriyle birlikte kaleden çıkmış, defin işleriyle uğraşırken Konuralp ve Akça Koca Samandıra kalesi çevresinde keşif yapıyorlardı. Bunlar cenaze alayına rastladıklarında gizlice kale ile düşman askerlerinin arasına girmişler, bunların dönüş yollarını keserek umutlarını kırmışlardır. Bu durum karşısında şaşkına dönen düşmanlar, bir yandan güçsüzlük, bir yandan da yılgınlık içinde dağılıp kaçmışlardır. Böylece iki taraf tekrar karşılaşmış, savaş sonunda bütün varlığını koyan İslam askeri, başarıyı elde etmiş ve karşı çıkanlar yine kaçmak zorunda kalmışlar, dünya ve ahiret ziyana uğrayıp, “böylece kayba uğrarsınız” hükmünün gerçekliliğini ortaya koymuşlardı. Samandıra Tekfuru’nu en sonunda, İzmit Tekfuru büyük para karşılığında satın almak zorunda kaldı. Bu büyük para da, yine satılan kişinin ülkesini açmak yolunda gerekli olan silahlara harcandı. Bu bölge İstanbul çevresindedir. Büyük şehre pek yakın olduğundan, bundan sonraki akınların çoğu, İstanbul’a doğru yönelmiş oldu. Bunun için de Samandıra ve çevresine, şanı yüce Orhan Gazi’nin uyulması gereken fermanı üzerine Akça Koca gönderilmişti.”50 İslam askeri, sonları kötü olan bu dağınık birlikler üzerine hemen saldırıya geçti. Başbuğlarını yakalayınca, artık kalenin fethi beklemeye gerek kalmadan mümkün oldu. Tutsak alınan tekfuru, çevredeki kâfirlerden bazıları parayla kurtarma isteğinde bulundular. Bu iki komutan konuyu cihanı tutan padişahın katından sordular. Padişah, her gün daha kalabalık ordular düzenlemek için özgürlük karşılığı para (fidye) alınması uygundur ama bu toprağa batasıca alçağın serbest kalışından doğacak zarar da düşünülmelidir diye ferman edince, gaziler başbuğu, bu uğursuz tutsağın isteği gereğince, Aydos ile İstanbul tekürlerine haberciler yollamıştı. Her iki tekür de teklife yanaşmamışlar, ellerinden çıkan kaleyi geri almak için asker toplamaya kalkışmışlar ve bunları din uğrunda baş Tarihçi Nicolae Jorga Samandıra ve Aydos Kalesi’nin fethiyle ilgili Konuralp ve Akça Koca’nın yanında Abdurrahman Gazi’yi de zikredip, onu dönemin en iyi komutanı olduğunu söyler.51 Aydos Kalesi’nin fethi Osmanlı kaynaklarında bir efsane olarak anlatılır. Tacü’t-Tevarih’te anlatılan menkıbeye göre, Bizanslılar’ın elinde bulunan Aydos Kalesi Tekfuru’nun güzel kızı bir rüya görür. Rüyasında bir kuyuya düşer ve ne kadar uğraştıysa bir çıkış yolu bulamaz. Kurtulmaktan ümidini kestiği sırada bir yiğit kuyunun yanında belirip kızı kurtarır. Kız rüyadan uyandıktan sonra bundan çok etkilenir ve daha sonraları kalenin surları üzerinde dolaşırken askerleriyle birlikte kaleyi gözetleyen Abdurrahman Gazi’yi görür. Hemen bir mektup yazarak Müslüman olmak istediğini ve kaleyi almak konusunda onlara yardım edeceğini belirtip bir tarih vererek o tarihte kaleye gelmelerini söyler. Mektup gaziler arasında tartışıldıktan sonra planlar yapılır. Buna göre önce kalenin etrafı yakılıp yıkılacak, daha sonra Samandıra Kalesi de ateşe verilerek Türkler’in bölgeden çekildikleri kanısı uyandırılacak ve böylelikle düşman İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Çekmeköy’ün de içinde bulunduğu bölgenin fethinde önemli rol alan Abdurrahman Gazi’nin türbesi Samandıra’da bulunuyor. askeri ve halk bunu yılgınlık ve korkaklık olarak düşünüp rehavete kapılacaktı. Öyle de oldu. Abdurrahman Gazi mektupta belirtilen gece kaleye geldi ve onları bekleyen tekfurun kızının yardımıyla kale fethedildi. Orhan Gazi bu güzel kızı Abdurrahman Gazi ile evlendirdi ve onlara çeşitli hediyeler verdi.52 Orhan Bey’in tahta geçmesinden iki yıl sonra İzmit ve Hereke kaleleri ele geçirilip büyük şehzade Süleyman Paşa’ya verilmiş ve 1331 yılında, uzun süredir kuşatılmış olan İznik şehri alınıp bir süre için başkent yapılmıştır.53 Türkler, 1330’lu yıllardan sonra yapılan fetihlerle Samandıra ve çevresine yerleşmeye başladılar. Orhan Gazi’nin Bizanslılarla yaptığı anlaşmaya göre, İmparator III. Andronikos’un Merdivenköy’deki av köşkünde bir Ahi zaviyesi kuruldu. Bu zaviye sonraları İstanbul’un en önemli Bektaşi merkezlerinden biri olan Şahkulu Sultan Tekkesi’ne dönüştü.54 Beykoz taraflarının Osmanlılar tarafından ele geçirilişi ise Yıldırım Bayezid’in hükümdarlık döneminde olmuştu. Yıldırım Bayezid, Bizans’ı ele geçirmeye karar verince komutanlarından Yahşi Bey’i Şile bölgesine göndermişti. Uzun süren mücadelelerden sonra Şile Osmanlı topraklarına katılmıştı. Yahşi Bey daha sonra Bizans’a doğru ilerleyerek Boğaz kıyılarına gelmiş ve Anadolu Hisarı’nın yapımına katkıda bulunmuştu. Fakat Timur’un Anadolu’yu işgal etmesi üzerine Yıldırım Bayezid bu bölgedeki Osmanlı ordularını toplayarak Timur’un üzerine yürümüştü. Bu boşluktan istifade eden Bizans İmparatoru Manuel bölgede yeniden Bizans hâkimiyetini kurmuştu.55 Fetret döneminde Bizans’ın kontrolünde olan bölge, Yıldırım Bayezid’in oğullarından Çelebi Mehmed’in diğer kardeşlerini yenerek tahta geçmesinden sonra, bizzat ordularının başına geçmesi suretiyle Hereke, Gebze, Darıca, Kartal ve Pendik tarafları fethedilmişti. Komutanlarından olan Timurtaşoğlu Umur Bey de elindeki kuvvetlerle Şile ve Çekmeköy civarını yeniden ele geçirmişti. Bu tarihlerden sonra bölge Türkler için kalıcı bir mekân haline gelmiş ve İstanbul’un fethi için adeta bir ön çalışma olmuştu.56 31 Fetret Dönemi Osmanlı Sultanı Çelebi Mehmed’in komutanı Timurtaş oğlu Umur Bey, Şile ve Çekmeköy civarını yeniden fethedip Türkler’in kalıcı toprakları haline getirdi. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Çekmeköy ile ilgili ilk tapu tahrir kayıtları 15191520 yıllarına uzanıyor. Bu da gösteriyor ki, Çekmeköy, Sırapınar ve Koçullu köyleri, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde de mevcuttu. B TAHRİR DEFTERLERİNDE ÇEKMEKÖY ugünkü Çekmeköy ilçesini oluşturan köylerden bazılarının tarihi ile ilgili Osmanlı dönemine ait ilk yazılı bilgiler, tapu tahrir kayıtlarını içeren defterlerde bulunur. Tapu tahrir defterleri, 16. yüzyıl beşeri ve ekonomik coğrafyası hakkında istatistikî bilgiler veren en önemli kaynaklardır. Osmanlı Devleti’nde tahrirler, fethedilen yerlere soylu ailelerden seçilen bir eminin kadı, katip ve rüştüne ermiş reayayı yanında toplamasıyla yapılmaktaydı. Bu sayımlar sonunda biri ‘mufassal’ ve diğeri de ‘icmal’ olmak üzere iki temel defter hazırlanırdı. Tahrirlerde ilyazıcıları ve tahrir eminleri devlete ait toprakları belirleyip bunları tımar, zeamet ve has olarak tahsis ederlerdi. Tahrir işlemini yapan ilyazıcıları ve eminler vezir veya sancakbeyi rütbesinde kişilerdi. Osmanlı Devleti’nde bir yerin tam olarak fethi o yerin tahriri yapıldıktan sonra gerçekleşmiş olurdu. Tahriri yapılan yer köy köy, mezra mezra kaydedilirdi. Nüfus ise baba adlarıyla birlikte ve vergiden muaf olanlar da muafiyet sebepleri isimlerinin yanına belirtilerek kaydedilirdi. Tahrirlerde önce padişah ve beylerbeyi hasları sonra da zeamet ve tımarlar kaydedilirdi.57 Osmanlı devlet teşkilatında bir kısım harcama ve ödemelerin hatta maaşların merkezden nakden yapılması zor olduğu için gelirlerin ait oldukları yerlerde bir kısım ödemelere harcanması gerekmekteydi. İşte bu gelir ve giderler tımar sistemi içinde tanzim edilmiş ve bunun kontrolü de tahrir defterleri sayesinde yapılmıştı. Tahrir defterleri sayesinde, belirli bir tarihte İmparatorluk içinde herhangi bir bölgede yaşamakta olan yetişkin erkek nüÇekmeköy, İstanbul’un yeşiller arasındaki modern yüzü olarak öne çıkıyor. 32 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY fusun kendi isimleriyle baba isimleri, ellerindeki toprak miktarı, tâbi tutuldukları vergi yükümlülükleri öğrenilebilmekteydi. Ayrıca, sayım bölgelerinde yapılmakta olan ekimlerin çeşit ve miktarlarıyla, her yerin tarımsal örf ve adetleri ile ilgili bilgiler de bu defterlerden çıkarılabilirdi. Yine her türlü vergilerin toplandığı geçit, pazar, panayır ve gümrük mahalleri, maden ocakları, tuzlalar ve dalyanlar; senelik tahmini gelirleri ve işleyiş düzenleriyle birlikte tahrir defterlerine kaydedilmişti. Bunlar sayesinde köylerdeki tımar, mülk ve vakıf arazileriyle, bunların gelir kaynakları, hukuki statüleri ve idare düzenlerini de öğrenmek mümkündü.58 Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan 436 numaralı Tapu Tahrir Defteri’nde Hüseyinli, Çekmeköy, Sırapınar ve Koçullu köylerine ait veriler mevcuttur. Bu defter Hicri 926 tarihli olup, Miladi 1519-1520 yıllarına yani Yavuz Sultan Selim’in son devri ile oğlu Sultan Süleyman’ın ilk dönemlerine ait bilgileri içerir. Adı geçen köyler bu tarihte Yoros (Beykoz) Kazası’na bağlıydı. Yoros Kazası da Kocaeli Livası’na tâbi idi. 1519 Yılında Çekmeköy’de Yaşayanlar 1-Kostu Sefer, ekinlü. 2-Biraderi Murad, ekinlü. 3-Mehmed b. Pir Ali, ekinlü. 4-Biraderi Mehmed, ekinlü. 5-Biraderi Mustafa, ekinlü. 6-Biraderi Abdürrezzak, ekinlü. 7-Biraderi Ali, ekinlü. 8-Ali b. Hasan, 34. 9-Mustafa b. Ömer, 14. 10-Alnabağcı?, 12. 11-Biraderi Mustafa, ekinlü. 12-Mehmed b. Yunus, 13. 13-İbrahim b. Mustafa 13. 14-Veledi Halil, mücerred. 15-Ali b. İbrahim, 32. 16-Hasan b. Ali, muaf. 17-Veledi Halil, mücerred. 18-Ali b. İsmail, 34. 19-Veledi İbrahim, bennak. 20-Biraderi Safer, mücerred. 21-Biraderi Musa, mücerred. 22- İbrahim, mücerred. 1519-1520 tarihli tapu tahrir defterlerine göre Çekmeköy nüfüsuna kayıtlı 22 kişi bulunuyor. Kaynak: BOA, TT.d. nr. 436, s.419 ÇEKMEKÖY, YOROS KALESİ’NİN TIMARIYDI Tahrir kayıtlarına göre bu tarihlerde Çekmeköy toprakları Beykoz yani o dönemdeki adıyla Yoros Kalesi’nin tımar arazisi59 idi. Çekmeköy arazisi Yoros Kalesi’ni korumakla görevli kişiler tarafından tasarruf ediliyordu. Köylüler ekip biçtikleri araziden elde ettikleri ürünlerin vergisini köyün tımar sahibi olan Yoros Kalesi muhafızlarına veriyorlardı. 1519-1520 tarihlerinde Çekmeköy’ün vergisi (tımarı) Durmuş oğlu Hüseyin ile Mehmed oğlu Hamza isimli şahıslara aitti.60 1519-1520 tarihlerini kapsayan tapu tahrir defterine göre Çekmeköy nüfusuna kayıtlı 22 kişi vardı. Bunların yedisi çeşitli miktarlarda çift tasarruf eden, sekizi “ekinlü”, beşi mücerred (yetişkin bekâr erkek), bir muaf ve biri de bennak olarak kaydedilmişti:61 33 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY yıllardaki Çekmeköy nüfusu hakkında tahmini bilgi elde edebiliriz. Her hanede ortalama 5 kişi olduğu düşünülürse bu tarihte Çekmeköy’ün 80-90 arasında bir nüfusa sahip olduğu söylenebilir. Elbette bu hesaba dışarıdan ekenler dâhil edilmedi. Tahrir defterindeki kayıtlar, köyde yetiştirilen ürünler hakkında da bilgi vermekteydi. Buna göre köyde buğday, arpa, yulaf, kapluca, keten ve çeşitli meyve üretimi yapıldığı görülmekteydi. Buradan da köy halkının yetiştirdiği ürünlerin kendilerine yettiğini, arta kalan ürünlerini satarak kazanç sağladıklarını söyleyebiliriz. Hüseyinli Köyü Bennak, Osmanlı Devleti idaresinde olanların tımar sahibine verdikleri vergilerden birinin adıydı. Bu kazanç vergisi kabilinden bir vergi idi. “Ekinlü bennak” ve “caba bennak” olarak iki kısma ayrılırdı. “Ekinlü bennak”, elinde olan yeri nim çiftlikten az olan kimsenin verdiği vergi olup miktarı 18 akçe idi. “Caba bennak” ise uhdesinde arazi olmamakla beraber evli olan ve çalışıp kazananların ödediği vergi idi. Bunun miktarı da 12 akçe idi. Buna “caba akçesi” de denirdi ve vergi Mart ayında toplanırdı.62 ÇEKME KÖYÜ’NE ÇİFTÇİLİK İÇİN GELENLER VARDI Çekme Köyü’ne hariçten çiftçilik etmek için gelenler de vardı. 16. yüzyıl tahrir defterlerine göre bu kişilerin sayısı 9’u bulmuştu. Ayrıca, köyde 33 kişi de vergi mükellefiydi. Çekmeköy’e başka yerleşim yerlerinden çiftçilik yapmaya gelenler de bulunmaktaydı. Bunlar tapu tahrir defterlerinde köy halkının kaydedildiği yerin hemen devamında “hariçten ekenler” ya da “hariçten ziraat edenler” olarak belirtilmişti.63 Adı geçen tarihlerde Çekmeköy’e çiftçilik yapmak üzere hariçten gelenlerin sayısı dokuz idi. Müslüman ahaliye mensup bu kişilerden dördü kardeşleriyle birlikte gelmişti.64 Bu bilgilere göre Çekmeköy’de vergi mükellefi olan toplam kişi sayısı 33’tü. Buna karşılık köyde 17 hane olduğu kayıtlarda mevcuttu. Buradan da 1520’li 34 Öşr-i kettan, öşr-i meyve, çayır vergisi, resm-i ganem,65 resm-i çift,66 resm-i ekinlü, resm-i mücerred,67 bad-ı heva,68 resm-i küvâre69 ve deşt-i bânî köy halkının verdiği vergi türleriydi. Bu vergilerden de köydeki en önemli geçim kaynağının zirai faaliyetler ve hayvancılık olduğu anlaşılmaktaydı. Çünkü bunlar tarım ve hayvancılıktan alınan vegilerdi. Buna göre köyde yetiştirilen ürünler ile halktan alınan vergi miktarları şöyleydi:70 Hınta (buğday), 2 müd,71 17 kile, kıymeti: 920 akçe. Şair (arpa), 3 kile, kıymeti: 9 akçe. Alef (yulaf) , 3 müd, 5 kile, kıymeti: 123 akçe. Kapluca, 3 kile, kıymeti: 9 akçe. Öşr-i kettan, 115 akçe. Öşr-i meyve, 30 akçe. Çayır vergisi, 31 akçe. Resm-i ganem, 70 akçe. Resm-i çift, 338 akçe. Resm-i ekinlü, 92 akçe. Resm-i mücerred, 34 akçe. Bad-ı heva, 45 akçe. Deşt-i bânî, 8 akçe. Toplam: 1800 akçe. Bu verilere göre Çekmeköy’de geçim kaynağı olarak tarım öne çıkarken, hayvancılık ise daha geri plandaydı. Bu ise bize, Çekmeköy’de bulunan halkın yerleşik hayata alışkın, geçimlerini ziraatla sağlayan insanlar olduklarını gösteriyordu. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY HÜSEYİNLİ, RUMELİ HİSARI’NIN TIMAR ARAZİSİ İDİ Kocaeli Livası’nın nüfus, hâsılat ve tımarlarını gösteren 1519-1520 tarihli mufassal tahrir defterinde Hüseyinli Köyü ile ilgili bilgiler de mevcuttu. Buna göre Hüseyinli Yoros Kazası’na bağlı bir köydü. Yoros Kazası da Kocaeli Livası’na bağlıydı. Tahrir kayıtlarına göre bu tarihlerde Hüseyinli Köyü’nün toprakları Rumeli Hisarı yani o dönemdeki adıyla Boğazkesen Kalesi’nin tımar arazisi idi. Hüseyinli Köyü arazisi Boğazkesen Kalesi’ni korumakla görevli kişiler tarafından tasarruf ediliyordu. Köylüler ekip biçtikleri araziden elde ettikleri ürünlerin vergisini köyün tımar sahibi olan Boğazkesen Kalesi muhafızlarına tımar olarak veriyorlardı. 1519-1520 tarihlerinde Hüseyinli Köyü’nün tımarı Boğazkesen Kalesi muhafızlarından Abdullah oğlu Katib Hasan isimli kişiye aitti.72 Sazlık, 10 akçe. Resm-i çift, 58 akçe. Resm-i ekinlü, 73 akçe. Resm-i bennak, 9 akçe. Resm-i mücerred, 2 akçe. Bad-ı hevâ, 10 akçe. Deşt-i bâni, 5 akçe. Yekün, 270 akçe. 1530 tarihine ait Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri’nde de Hüseyinli Köyü ile ilgili bilgiler vardı. Bu tarihte de Hüseyinli Köyü Boğazkesen Kalesi muhafızlarının tımarı durumundaydı. Zikredilen tarihte Hüseyinli’de 6 hane, 4 mücerred (yetişkin bekâr erkek), 2 meremetçi (vergiden muaf), 3 sipahizade kaydı vardı. Köyün ödediği vergi toplamı da 650 akçe idi.75 1520’li yıllarda Hüseyinli Köyü nüfusuna yerli 8 kişi ve hariçten 7 kişi olmak üzere 15 kişi kayıtlıydı. Kaynak: BOA, TT.D.NR.436, s.415 Yine Hicri 929/Miladi 1523 tarihli Kocaeli Sancağı’na ait başka bir tapu tahrir defterine göre Hüseyinli Köyü toprakları Boğazkesen Kalesi dizdarı Rüstem oğlu Katib Mehmed ve Yusuf oğlu Mustafa’ya tımar olarak verilmişti.73 1519-1520 tarihlerini kapsayan tapu tahrir defterine göre Hüseyinli Köyü nüfusuna kayıtlı 8 kişi vardı. Bunların altısı “ekinlü”, biri mücerred (yetişkin bekâr erkek) ve biri de yeniçeri olarak kaydedilmişti. Bunların haricinde Hüseyinli Köyü’ne başka yerlerden gelerek tarlaları ekip biçenler de vardı. Bunlar tahrir defterine “hariçten ekenler” olarak eklenmişti. Aynı defterde Hüseyinli Köyü’nde yetiştirilen ürünler ve bunlardan alınan vergiler de ayrıca kaydedilmişti. Buğday, yulaf ve keten köyde yetiştirilen başlıca ürünlerdi. Buna göre köylülerin hem yetiştirilen ürünlerden hem de diğer alanlardan verdiği vergiler “hâsıl” başlığı altında belirtilmişti:74 Hınta (buğday), 3 müd, 1 kile, 437 akçe. Alef (yulaf), 10 müd, 50 akçe. Öşr-i kettân, 18 akçe. Çayır, 8 akçe. 1519 Yılında Hüseyinli Nüfusu 1-Ali Abdi, ekinlü. Hariçten Ekenler 2-Ali Abdi’nin biraderi Abdi, ekinlü. 1-Yeniçeri Ali, 10 akçe. 3-Emir Timur, ekinlü. 2-Mustafa Bayezid, 10 akçe. 4- Emir Timur’un biraderi Mustafa, ekinlü. 3-İbrahim Sefer, 30 akçe. 5- Emir Timur’un diğer biraderi Ali, ekinlü. 4-Hasan Halil, 8 akçe. 6-Cafer Hoca, ekinlü. 5-Abdullah Himmet, 2 akçe. 7-Cafer Hoca’nın oğlu Elvan, mücerred. 6-Yeniçeri Ahmed, 10 akçe. 8-Yeniçeri Ahmed Mustafa. 7-Basri?, 8 akçe. 35 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Sırapınar Köyü’nde arıcılık günümüzde de devam ediyor. Sırapınar Köyü’nde 1520’lerde tarım faaliyetlerinin yanı sıra sebze ve meyvecilik, arıcılık ile hayvancılık da yapılıyordu. SIRAPINAR (EYNE/AYNA HOCA) ÇERİBAŞI MUSTAFA’NIN TIMARIYDI 1519-1520 tarihlerine denk gelen tapu tahrir kayıtlarını ihtiva eden defterlerde Sırapınar Köyü ile ilgili bilgiler yer alıyor. Örneğin Sırapınar Köyü’nün diğer bir adının da Ayna Hoca (Eyne Hoca/İne Hoca da olabilir) olduğu, köyde kaç vergi mükellefi olduğu, kaç kişinin dışarıdan gelerek ziraat yaptığı, ne kadar vergi verdikleri gibi konuları bu kayıtlardan öğrenebilmekteyiz. 1520’li tarihli kayıtlara göre Sırapınar’da 33 hanede, 1 hatip, 1 pirifâni, 3 muhassıl ve 38 vergi mükellefi bulunurken, başka köylerden zirai faaliyet için gelen 7 kişi vardı. Sırapınar ya da diğer adıyla Ayna Hoca Köyü bu tarihte Çeribaşı Hürmüz oğlu Mustafa isimli kişiye tımar olarak verilmişti.76 Kayıtlara göre Sırapınar Köyü’nde 33 hane bulunuyordu ve bu hanelerde de vergiden muaf 1 hatip, 1 pirifâni, 3 muhassıl ile 38 vergi mükellefi vardı. Bunların 10’u ekinlü, 9’u bennak, 4’ü mücerred, biri çift ve diğerleri de çeşitli miktarlarda çift tasarruf eden olarak kaydedilmişti. Bu tarihlerde Sırapınar Köyü’ne başka yerlerden zirai faaliyetlerde bulunmak için gelenler de vardı. Bunların sayısı yedi idi. Buğday, arpa, yulaf, darı, keten bu dönemde Sırapınar’da yetiştirilen ürünlerdi. Bunların yanında çeşitli sebze ve meyvelerin yetiştirildiği, arıcılık ve hayvancılıkla uğraşıldığı da kayıtlardan anlaşılıyordu. Köyden ödenen vergi miktarı toplamı 7 bin akçeydi. Sırapınar Köyü halkının yetiştirdiği ürünler ile kıymetleri ve ödedikleri vergi çeşitleri “hâsıl” başlığı altında kaydedilmişti.77 Kaynak: BOA, TT.D.NR.436, s.425-426. 1519’da hariçten Sırapınar’a gelenler 1-Yusuf Turâbi 2-Yusuf Musa 3-Hamza 4-Mustafa Bayezid 5-Hüdaverdi 6-Orak Ahmed 7-Mehmed Seydi Hem nüfusu hem de verdikleri vergiler dikkate alındığında Sırapınar Köyü’nün 1520’li yıllarda iktisadi ve sosyal bakımdan oldukça gelişmiş olduğu görülmekteydi. 36 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY KOÇULLU KÖYÜ DE BOĞAZI KORUYANLARI BESLİYORDU Yoros Kazası’na bağlı bir köy olan Koçullu Köyü’nün gelirleri, Hüseyinli Köyü’nde olduğu gibi Mustafa oğlu Ahmed isimli başka bir Boğazkesen Kalesi muhafızına tımar olarak verilmişti. 1519-1520 tarihlerini kapsayan tapu tahrir defterinde Koçullu nüfusuna kayıtlı 14 hanede 31 erkek bulunmaktaydı. Kadınlar defterlere kaydedilmemişti. Kayıtlı erkeklerden köyde ika- Ürün/Vergi Miktarı Kıymeti Hınta (buğday) 10 müd 140 akçe Alef (yulaf) 10 müd 500 akçe Öşr-i küvvare - 190 akçe Öşr-i kovan - 13 akçe Öşr-i kettan - 144 akçe Çayır - 35 akçe Resm-i çift - 388 akçe Resm-i ekinlü - 32 akçe Resm-i bennak - 18 akçe Resm-i mücerred - 18 akçe Orman - 10 akçe Bad-ı heva - 35 akçe Deşt-i bâni - 5 akçe Yekün - 3.500 akçe met edenlerin sayısı 20 idi. 20 kişiden 9’u çeşitli miktarlarda çift tasarruf eden, 3’ü “ekinlü”, 3’ü mücerred (yetişkin bekâr erkek), bir muhassıl ve 2’si de bennak olarak kaydedilmişti.78 Diğer geri kalan 11 kişi ise hariçten ekenler idi. Bu tarihte Koçullu Köyü ahalisinin yetiştirdiği ürünler buğday, yulaf ve ketendir. Zirai faaliyetlerin yanında arıcılık da yapıldığı kayıtlardan anlaşılıyor. Ağnam resminin olmaması köyde hayvancılıkla uğraşılmadığını gösteriyor. Koçullu Köyü halkının yetiştirdikleri ürünler ile ödedikleri bir yıllık vergi miktarları ise yandaki tablodaki gibidir:79 Yeşiller arasında Koçullu Köyü 1500’lü yılların başında Koçullu Köyü’nde 20’si ikamet eden, 11’i de hariçten gelen olmak üzere 31 erkek bulunuyordu. Halk, tarım ve arıcılıkla geçiniyordu. 1520’li tarihli kayıtlara göre Koçullu’nun ödediği vergi miktarları. Kaynak: BOA, TT.D.NR.436, s.431-432. 37 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY XVII. YÜZYILIN İLK ÇEYREĞİNDE ÇEKMEKÖY 1 7. yüzyılın ilk yılları, Yıldırım Bayezid’le başlayıp, Fatih Sultan Mehmed ile kanunlaşan kardeş katli uygulamasını kaldırarak, ekber ve erşet sistemini getiren Sultan I. Ahmed dönemidir. I. Ahmed, babası III. Mehmed’in vefatı üzerine 13 yaşında tahta çıktı. Tahta geçtiğinde Osmanlı-Avusturya Savaşı devam ediyordu. Bu savaş sonrasında Zitvatoruk Antlaşması imzalandı. Anadolu beyliklerinin en uzun ömürlülerinden birisi olan ve Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlılara tabi olan Ramazanoğulları Beyliği’ne resmen son verildi. Bu dönemde tekrar ortaya çıkan Tavil Ahmed, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu ve Deli Hasan ayaklanmaları gibi Celali İsyanları ısrarlı ve sert politikalar sonucu bastırıldı. Bir taraftan bu tür siyasi olaylarla uğraşılırken, diğer taraftan da ülkenin çeşitli yerlerinde hak sahiplerinin hakiki gelirlerini birbirine uygun tutmaya ve tespit etmeye gerek duyuluyordu. Nüfus ve servetin mütemadiyen artmakta olduğu bu dönemlerde nüfus ve arazi tahrirleri de sık sık yapılırdı. İmparatorluk teşkilatı ile devlet otoritesinin kendisine mahsus kudreti haiz olduğu sıralarda yapılabilen bu işler bir müddet sonra imkansız hale gelecekti.80 HÜSEYİNLİ KÖYÜ ZİRAATLE UĞRAŞIYORDU Sultan I. Ahmed dönemine (1603-1617) ait, Kocaeli Livası’na bağlı kaza ve köylerin nüfus, hâsılat ve evkafını içeren mufassal (ayrıntılı) tahrir defteri kayıtlarında Hüseyinli’de zirai faaliyetlerle uğraşan bir ailenin kaydı bulunmaktaydı.81 Buğday, yulaf ve keten Hüseyinli Köyü ahalisinin yetiştirdiği ürünler idi. Ağnam vergisi bulunmuyordu. Bundan da o tarihlerde Hüseyinli’de hayvancılıkla uğraşan kimsenin olmadığı sonucuna varılır. Hüseyinli halkı tarafından yetiştirilen zirai ürünler ve ödedikleri vergi çeşitleri aşağıdaki tabloda yer almaktadır.82 SIRAPINAR’A ZİRAAT İÇİN DIŞARIDAN GELİYORLARDI Yine aynı dönem mufassal tahrir defterlerinde Sırapınar, diğer adıyla Ayna Hoca/ Eyne Hoca Köyü hakkında da ayrıntılı bilgiler mevcuttu. 36’sı köyde mevcut, 7’si hariçten ekenler olmak üzere 43 kişiye ait kayıt bulunmaktaydı. Köyde sakin olanlar içinde bir hatip, 8 mücerred, 3 bennak, 9 ekinlü vardı. Diğerleri de çeşitli miktarlarda çift tasarruf eden kişiler olarak kaydedilmişti.83 Ürün/Vergi Hınta (buğday) 1603-1617 tarihleri arasında Hüseyinli Köyü’nde tahrir defterine kayıtlı olan kişiler ve ödedikleri vergi miktarları. Miktarı Kıymeti 3 müd 4000 akçe Alef (yulaf) 1 müd, 3 kile 154 akçe Öşr-i kettan - 50 akçe Çayır vergisi - 10 akçe Sazlık vergisi - 30 akçe Resm-i çift - 118 akçe Resm-i ekinlü - - Resm-i bennak - - Resm-i mücerred - 18 akçe ve deştibani - 30 akçe Yekün - 2.800 akçe Bad-ı heva Kaynak: BOA, TT.D.NR.733, s.223. 38 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Sırapınar ve diğer köylerde arıcılık yapmaya müsait bir iklim vardı. Günümüzde sayıları azalsa da Çekmeköy’de arıcılıkla hâlâ uğraşanlar var. İşte onlardan biri. 17. yüzyılın başlarında Sırapınar’da buğday, arpa, yulaf ve darı da yetiştiriliyordu. Ayrıca bu ürünleri öğütmek için bir de değirmen bulunuyordu. Köyde 1603-1617 yılları arasında ekilip biçilen ürünler buğday, arpa, yulaf, darı, bakla ve ketendi. Kovan vergisi, hayvan vergisi kaydı olduğundan köyde arıcılık ve hayvancılıkla uğraşıldığı anlaşılıyordu. Vergi kayıtlarından köyde bir değirmenin de bulunduğu ortaya çıkmaktaydı. Sırapınar Köyü’nde bu tarihlerde toplam gelir 7.935 akçeydi.84 Ürün/Vergi Miktarı Kıymeti Hınta (buğday) 5 müd, 10 kile 1100 akçe Şair (arpa) 1 müd, 10 kile 340 akçe Alef (yulaf) 4 müd, 10 kile 630 akçe Öşr-i kettan - 200 akçe Öşr-i kovan - 15 akçe Öşr-i bostan - 50 akçe Resm-i çayır - 38 akçe Resm-i çift - 375 akçe Resm-i ekinlü - 48 akçe Resm-i bennak - 9 akçe Resm-i mücerred - 48 akçe Deştibani - 17 akçe Resm-i ganem - 10 akçe Bad-ı heva - 30 akçe Hâsıl Toplamı - 2800 akçe KOÇULLU’DA BUĞDAY EKİLİP ARICILIK YAPILIYORDU 1603-1617 yıllarına ait tahrir defterinde Koçullu Köyü’nde “10 kişi çeşitli miktarlarda çift tasarruf eden, 4 kişi ekinlü, 6 kişi mücerred, 1 kişi de bennak olarak toplam 22 kişi” kaydedilmişti. Başka yerleşim yerlerinden ziraat yapmak üzere gelen kişilerin sayısı da toplam 22’ydi.85 Köyde yetiştirilen ürünler buğday, arpa, yulaf ve ketendi. Bağ ve bahçe işleriyle uğraşıldığı bostan vergisinden, arıcılık yapıldığı kovan vergisinden, hayvancılıkla meşgul olunduğu da hayvan vergisi kayıtlarından anlaşılıyordu. Tüm bu faaliyetlerden elde edilen gelir toplamı ise 2.800 akçe idi.86 1603-1617 tarihleri arasında Koçullu Köyü’nde üretilen zirai ürünler ile köylülerin ödedikleri vergi miktarları. Kaynak: BOA, TT.D.NR.733, s.233. 39 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ŞER’İYYE SİCİLİ VE AHKÂM DEFTERLERİNDE ÇEKMEKÖY Ç ekmeköy ve civarındaki köylerle ilgili bilgilerin bulunduğu diğer bir kaynak da şer’iyye sicilleri ve ahkâm defterleridir. Şer’iyye sicillerinde, Osmanlı’nın adalet temsilcisi olan kadılar, vazifeleri gereği bulundukları kazâlardaki, şer’iyye mahkemelerinde gördükleri her türlü davayı günlük olarak kaydederlerdi. Bu sebeple şer’iyye sicilleri Osmanlı toplum hayatını içtimaî, iktisadî, siyasî ve askerî hayatı tüm yönleri ile ortaya koyarlar. Bugünkü Çekmeköy sınırları içindeki köyler, Osmanlı döneminde idarî olarak Kocaeli Sancağı’na, adlî olarak da Üsküdar Kadılığı’na bağlıydı. İstanbul’un Anadolu yakasının tamamı (Gebze, Yoros, Adalar, Kartal, Soğanlık, Kadıköy) Üsküdar Kadılığı dâhilindeydi. İstanbul mahkemeleri içerisinde en eski tarihli olan siciller, Üsküdar mahkemesine aitti. Bu yönüyle de dikkati çeken Üsküdar sicilleri, Hicri 919-1342 (Miladi 1513-1924) tarihleri arasını kapsamaktaydı. Bilâd-ı Selâse’den87 birisi olan Üsküdar Kadılığı’na ait toplam 1.057 adet şer‘iyye sicili bulunuyor. Bu sicillerden 246’sı 1995 tarihinde Mihrimah Sultan Camii’nde bulunmuş ve diğer 811 adet sicille birlikte tasnifi yapılmıştı.88 Sözlükte, “okumak, kaydetmek not etmek, hükmetmek, karar vermek, sicile ve zabta geçirmek” anlamlarına gelen sicil kelimesi, terim olarak; “insanlarla ilgili bütün hukuki olayları, kadıların verdikleri karar suretlerini, hüccetleri ve yargıyı ilgilendiren çeşitli yazılı kayıtları ihtiva eden defterler için” kullanılır. Bu defterlere kadı sicilleri dendiği gibi şer’iyye sicilleri, mahkeme defterleri, zabt-ı vakâyi sicilleri, sicillât defterleri, sicill-i mahfuz veya sadece sicil adı da verilir.89 Bizim çalışma alanımızla ilgili olarak özellikle Üsküdar kadı sicilleri düzenli bir şekilde tutularak günümüze kadar muhafaza edilebilmiştir. Bu sicil kayıtlarına dayanılarak pek çok çalışma yapılmıştır. Üsküdar şer’iyye sicillerindeki kayıtlardan, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Üsküdar kadılığının yetki alanının, sı40 nırları zaman zaman değişmekle beraber, Gebze’ye kadar uzanan geniş bir sahayı içine aldığı anlaşılıyor. Yerleşim yeri bugünkü Üsküdar Meydanı ve civarıdır. Bunun dışında sahil boyunca Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy gibi köyler yer alırken Marmara Denizi sahili istikametinde Kadıköy, Merdivenköy, Maltepe, Kartal, Pendik, Tuzla gibi yerleşim yerlerinden köy olarak bahsedilmektedir. Bunların dışında Kısıklı, Bulgurlu üzerinden Çekmeköy, Sırapınar, Ömerli, Koçullu’ya uzanan hat üzerinde de köy şeklinde yerleşim yerleri bulunduğunu görmek mümkündür.90 ÇEKMEKÖY ÜSKÜDAR KADILIĞI’NA BAĞLIYDI Klasik dönemde idari açıdan sancak, kaza ve tımar örgütlenmesine göre bir kaza merkezi olarak Yoros (Beykoz) Kocaeli Sancağı’na bağlı iken, adli bakımdan Üsküdar Kadılığı’na bağlıydı. Bu durum iç içe geçişliliği de sağlamakta idi. Yani Çekmeköy bölgesi sınırları içerisinde kalan yerlerin kolluk görevi İzmit Sancakbeyi tarafından yürütülürken, adli işler Üsküdar Kadılığı’nda görülüyordu. Üsküdar Kadılığı İstanbul’daki dört kadılıktan birisi olarak Üsküdar’dan İzmit ve Kandıra’ya kadarki Marmara bölgesini içine almaktaydı. 500 akçelik olan kadılıkta, kadı 100 kadar görevlisi ile vazifesini kendi evinde ifa ederdi.91 ASES MUSTAFA’YA TESLİM EDİLEN TATAR KÖLE Üsküdar’a ait şer’iyye sicillerinin tamamı incelenip değerlendirilebilse bizim çalışmamıza konu olan Çekmeköy ve civarındaki köylerin Osmanlı dönemine ait özellikle sosyal ve iktisadi durumu hakkında çok önemli bilgiler ortaya çıkacaktır. Ancak bu başlı başına uzun zaman ve emek gerektiren bir çalışma olacaktır. Zaten bahsedilen köylerle ilgili bütün mahkeme kayıtlarını bu çalışmada değerlendirmek teknik olarak İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY da mümkün değildir. Bu yüzden şer’iyye sicillerinin ilk dönemlerinden başlamak üzere birkaç misal vermekle yetineceğiz. Temmuz 1546 tarihli bu kayıt, kaçak bir Arap kölenin sahibine teslimi ve nafaka tayin edilmesi ile ilgilidir. Bunlardan ilki Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait olup, 27 Kasım 1524 tarihlidir. Yoros Kazası’na bağlı, Koçullu Köyü ahalisinden olan Yeniçeri Ahmed b. Abdullah’a ait Tatar asıllı kaçak kölenin sahibine teslim edilmesi ile ilgilidir.92 27 Kasım 1524 tarihli sicil kaydından anlaşıldığına göre, fiziksel özellikleri ve üzerinde bulunan eşyaları açıkça belirtilen (açık kaşlı, kara gözlü, buğday tenli, başında ak külâh, üzerinde yeşil aba, altında kır aba çakşır bulunan ve Gökbuze pabucu giyen) Tatar asıllı bir kaçak köle yakalanarak mahkemeye çıkarılmıştır. Mahkeme köleyi Üsküdar Emini yardımcısına teslim etmiş, yiyecek, giyecek ihtiyaçları ile korunması için de günlüğü 2 akçe olmak üzere nafaka tayin etmiştir. Daha sonra yapılan tahkikattan kölenin Yoros Kazası’na bağlı Koçullu Köyü’nden Yeniçeri Ahmed b. Abdullah’a ait olduğu anlaşılarak sahibine teslim edilmiş ve bu durum şahitler huzurunda kayda geçilmiştir. ALEMDAĞ ARAZİSİ ÜÇ YIL İÇİN 17 BİN AKÇEYE KİRAYA VERİLDİ Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait diğer bir belge ise, 24 Nisan 1524 tarihlidir. Kocaeli Livası’na tâbi Gökbuze, İznikmid, Kandıra, Ada, Şile ve Yoros kazalarının Kaynak: İstanbul Kadı Sicilleri, Üsküdar Mahkemesi 14 numaralı sicil, H953-955 (Haz. Nuray Güler), İSAM Yayınları, İstanbul 2010, s.248. (Orijinal sayfa72a5). aralarında Alemdağı ve Aydos’un da bulunduğu bazı köylerindeki arazilerden bir kısmının mukataası ile yava zımmilerinin haracı ve hayvan vergileri Hacı Yahşi b. Ahmed’in üzerinedir. Ancak Hacı Yahşi b. Ahmed bu mukatayı başka birine 3 yıl süreyle 17 bin akçeye kiraya verecektir. Mahkeme kaydı Alemdağı ve civarını da içeren bu kiralamayla ilgilidir.93 SIRAPINAR’LI MEMİ’NİN ARAP KÖLESİ Temmuz 1546 tarihli başka bir belgede, kaçak bir Arap kölenin sahibine teslimi ve nafaka tayin edilmesi konu edilmiştir.94 Sicil kaydından anlaşıldığına göre, aslen Arap asıllı olan ve kaçak durumda bir köle Dolayab Köyü’nden Abdullah isimli bir kişi tarafından yakalanarak mahkemeye teslim edilmiştir. Kölenin fiziksel özellikleri ve üzerinde bulunan kıyafetleri kayıtta açıkça belirtilmiş olan başına yeşil takke ve eğnine gök bir kapama kaftan giyen köle için nafaka tayin edilip Maltepe’deki resmi görevliye teslim edilmiştir. Daha sonra kölenin Sırapınar Köyü’nden Ömer oğlu Memi isimli şahsa ait olduğu anlaşılmış ve şahitler huzurunda sahibine teslim edilmiştir. 41 Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait, 24 Nisan 1524 tarihli kadı siciline göre: Alemdağ arazisi üç yıl için 17 bin akçeye kiraya verildi. Kaynak: İstanbul Kadı Sicilleri, Üsküdar Mahkemesi 6 numaralı sicil, s.284. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Adnan Menderes’in yaptırdığı, Yukarı Dudullu’dan Çekmeköy’e giden yol. Fotoğraf tahminen 1960’ların Çekmeköyü’nü gösteriyor. Kaynak: Süreyya Gündüz, Sultançiftliği Köyü Çevre ve Yardımlaşma Derneği KÖYLÜLER PARA VAKIFLARINDAN BORÇ ALABİLİYORDU 4 Ekim 1548 tarihli olan diğer mahkeme kaydı da Sırapınar Köyü ahalisinden Mehmed b. Seydi’nin Mehmed b. Yahya Vakfı’ndan ödünç para alması ile ilgilidir. Yoros kazâsı Sırapınar Karyesinden Mehmed b. Seydî, merhûm Mehmed b. Yahya vakfı malından vakıf mütevellîsi Yahya b. İlyas ile yaptığı mu‘âmeleden dolayı üzerinde ve zimmetinde râyic fi’l-vakt bin yüz yirmi beş akçe borcu olduğunu ikrâr etti. Bunun bin akçesi karzdan, kalanı ise satılıp teslîm alınmış kabâ bahâsındandır. Karz dışındaki mikdâr 955 senesi gurre-i Muharremi’nden bir sene tamâmına mü’ecceldir. Mütevellî-i mezbûr bi’l-muvâcehe tasdîk etti. Sonra 42 meblağ-ı mezburun tamamına Malkoç b. Hamza icâb ve kabulü hâvî kefaletle kefil oldu. Şuhudü’l-hâl: Ahmed Çelebi b. Hasan, Hacı Reis B. Çalapverdi, Turâbi B. Hamza, İlyas Bali B. Hacı Hüseyin, Şahkulu b. Hacı İvaz.95 Sicil kaydından anlaşıldığına göre Sırapınar Köyü’nden Seydi oğlu Mehmed isimli şahıs Yahya b. Mehmed Vakfı malından olmak üzere vakıf mütevellisi İlyas oğlu Yahya’dan borç almış ve aralarında yaptıkları sözleşme ile çeşitli açılardan 1.125 akçe borcu olduğunu kabul etmiştir. Seydi oğlu Mehmed’in borçlarına Hamza oğlu Malkoç isimli şahıs kefil olmuş ve bu durum şahitler huzurunda tasdik edilmiştir. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY SULTANÇİFTLİĞİ’NDE SULHUN BEDELİ 40 KURUŞ Sulh uygulaması Osmanlı hukuk sisteminde çözüm yollarından biriydi. Bilhassa ticari davalarda rastlanan ve kaybedildiği için aynen iadesi mümkün olmayan malların, yaklaşık değerde başka mallarla tazmini yoluyla ödenmesi mümkün olabiliyordu. Aynı uygulamaya cinayet gibi hadiseler sonrasında da rastlanabiliyordu. Mahkeme kadısının kendisine intikal etmiş bulunan bu tür davalarda taraflara yapmış olduğu sulh teklifinin onlar tarafından kabul edilmesinden sonraki aşamada, davacı ile davalı, her ikisinin de razı olacakları ortak bir noktada buluşturulurdu. Bunun için de devreye “uzlaştırıcılar” girerdi. En az üç erkekten oluşan bu heyet, tarafların bir araya geldiği bir sulh meclisi düzenlerdi. Her iki taraf da fedakarlıkta bulunur ve oturum sonunda uzlaştırma heyetinin aracılığıyla ortak bir noktada sulh anlaşması yapılırdı. Anlaşmaya varılan bu karar yine aynı mecliste hemen uygulanır ve üzerinde uzlaşılan para veya mal, davalının borçlu olarak ayrılmaması için sulh bedelinin mecliste kabzı şart olduğundan dolayı yine bu mecliste borçlu tarafından alacaklıya ödenirdi. Bundan sonra davacı sulh bedelini aldığını ikrar ve davalının borcunu da ibra ve ıskât ederdi.96 Fakat aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen kasap Musa Beşe koyunların parasını ödememiştir. Mağdur davacı olmuş ve alacağı olduğunu ispat için şahitler göstermiştir. Mahkeme de şahitlerin olayın doğruluğuna şehadeti üzerine kasap Musa Beşe’nin borcunu ödemesi için ilam çıkarmıştır.98 Buradan değerlendirme yapılacak olursa önemli tespitlerin ortaya çıktığı görülür. Müslüman ve gayrimüslimlerin birbirleriyle olan ilişkileri, birbirlerinden mal alıp satarak ticaret yaptıkları teyit edilir. Bunun yanında ikili ilişkilerde herhangi bir sorun olduğu ve olayın mahkemeye intikali durumunda, bu olay, şer’i olan Osmanlı mahkemelerinin verdiği kararlarla, inanç ayrımı gözetmediğini, haklıdan yana karar verdiğini gösterir. Gayrimüslim olan davacının şahitleri de Müslümandır. Onlar da Müslüman olan kasaptan yana değil doğrudan ve adaletten yana olmuşlardır. 3 Kasım 1721 tarihli bir sicil kaydı bu konuyla ilgilidir. Yoros Kazası’na tâbi Sultançiftliği Köyü’nde Şehin ve Serkiz isimli zimmîlerin tarlalarına zarar veren ve darb eden kıbtilerle 40 kuruşa sulh yapıldığına dair mahkeme kaydı bulunmaktadır.97 12 Kasım 1764 tarihli olan ve Sultançiftliği Köyü sakinlerinden Sirdako veled-i Berçin isimli zımminin alacağı ile ilgili dava da benzer şekilde sonuçlanmıştır. Kayıttan anlaşıldığına göre Sultançiftliği Köyü sakinlerinden Berçin oğlu Sirdako, Üsküdar’da kasaplık yapan Hasan oğlu Musa Beşe’ye, 8 yıl önce, her biri 100 paradan 20 adet koyunu 2 bin liraya satmıştır. 3 Kasım 1721 tarihli bir sicil kaydında Yoros Kazası’na tâbi Sultançiftliği Köyü’nde Şehin ve Serkiz isimli zimmîlerin tarlalarına zarar veren ve darb eden kıbtilerle 40 kuruşa sulh yapıldığına dair mahkeme kaydı bulunmaktadır. Kaynak: 367 Nolu Üsküdar Şer’iyye Sicili Defteri, Varak nr.60-b 43 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY GASPÇIYA KOÇULLU’DAN KEFİL OLUNDU Başka bir kayıt da Boğdan b. Nakku isimli zımmiyi gasp ederek, bir miktar parasıyla bazı eşyalarını alan kişiye, Koçullu Köyü’nden Orhan b. Mürsel’in kefil olması ile ilgilidir. 1 Ağustos 1530 tarihli sicil kaydına göre Ali isimli kişi Boğdan b. Nakku’nun yolunu keser ve 3 adet bıçağı ile 1.100 akçesini gasp eder. Ali isimli su neferi ise sözkonusu kişiyi kaçgın zannederek ellerini bağladığını, bıçaklarını teslim ettiğini söylerek kendini savunur. Bunun üzerine kendisinden kefil talep edilir, Koçullu’dan Orhan b. Mürsel’de ona kefil olur.99 1530 tarihli mahkeme kayıtlarında Ömerli ve Koçullu köylerinde yaşayanların mahkemelere düşmeleri halinde birbirlerine kefil olduklarını gösteren belgeler yer alıyor. BİRBİRİNE KEFİL OLAN KÖYLÜLER Osmanlı Devleti, halkı yönetmek, asayişi temin etmek ve vatandaşları arasındaki münasebetlerin sağlıklı bir şekilde yürümesini sağlamak maksadıyla bazı idarî ve hukukî düzenlemeler yapmıştı. Bunlara göre, aynı mahalle veya köyde oturan komşular, orada meydana gelen ve herkesin emniyetini ilgilendiren bazı kamu olaylarından hep birlikte sorumluydular. Mesela, mahalle veya köyde meydana gelen öldürme, hırsızlık gibi hadiselerin eğer suçlusu bilinmiyorsa veya bulunamıyorsa ceza bütün komşulara paylaştırılırdı.100 Bu kanunlar ile Osmanlı, asayiş ve huzurun korunması sorumluluğuna toplumu da ortak ederek bir otokontrol sistemi kurmanın yanında, halkın suçluyu saklamasının da önüne geçerek güvenlik güçlerine yardımcı olmalarını sağlamıştı. Buna göre, mahalle veya köydeki bütün komşular, toplumu ilgilendiren asayiş konularında birbirlerine “kefil” yapılmışlardı. Böylece kötülükleri önleme ve caydırıcı olmak amaçlanmıştı. Hukuki soruşturmalarda ve mahkemelerdeki sorgulamalarda da kefillik çok önemliydi. Hakkında şikayet bulunup da aleyhinde kesin delil veya şahit bulunmayan zanlıların durumu mahkemece veya ilgililerce komşularına sorulur; eğer onlar “biz yapmadığına kefiliz” derler44 se bu suçsuzluğun ispatlanması için hemen hemen yeterliydi. Tersi olursa hukuk da suçlu görmekte veya en azından görevlilerce sıkı takibe alınmaktaydı. Osmanlı’daki bu durum sadece asayiş konularında değil, yardımlaşma, birbirini gözetme gibi hayır konularında da uygulanmaktaydı.101 İşte sicil kayıtlarından bir diğeri de bu konuyla alakalıdır. Kayıt Ağustos 1530 tarihli olup, Ömerli ve Koçullu köylerinden bazı kişilerin birbirine kefil olması hakkındadır. Toplam 6 kefil kaydının transkriptleri şöyledir: Kaziyye budur ki, - Kaza-i Yoros’dan karye-i Ömerli’den Mehmed b. Ahmed nefsine kefil taleb olundukda İlyas b. Beşir kefil bi’n-nefs olup gıbbe’t-taleb tescil olundu tahriren fi’ttarihi’l-mezbur. - Karye-i Koçullu’dan Süleyman b. (okunamadı) nefsine kefil talep olundukda İlyas b. Beşir kefil bi’n-nefs olup gıbbe’t-taleb tescil olundu. Fi evâil-i Zilhicce sene 936.102 - Halil b. Musa’nın nefsine kefil talep olundukda Karye-i Koçullu’dan Hamza b. Musa kefil bi’n-nefs olup gıbbe’t-taleb tescil olundu. Fi evâil-i Zilhicce sene 936.103 - Karye-i Ömerli’den Mustafa b. Ahmed nefsine kefil talep olundukda Ahmed b. ElHâcc Ali kefil bi’n-nefs olup gıbbe’t-taleb tescil olundu. Fi evâil-i Zilhicce sene 936.104 - Karye-i Koçullu’dan İbrahim b. Emir nefsine kefil talep olundukda Ahmed b. ElHâcc Ali ve Mehmed b. Kasım kefil bi’n-nefs olup gıbbe’t-taleb tescil olundu. Fi evâil-i Zilhicce sene 936. - Karye-i Koçullu’dan İsa b. Emir nefsine kefil talep olundukda Emir b. Mustafa kefil bi’n-nefs olup gıbbe’t-taleb tescil olundu. Fi evâhir-i Zilhicce sene 936.105 600 AKÇEYE BİR ÖKÜZ… Yine bir başka kayıt Viran Köyü’nden Abdi b. Vakkas adlı şahsın Koçullu Köyü’nden Durali isimli kişiye olan borcu İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY hakkındadır. 18 Şubat 1539 tarihli ve Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait mahkeme kaydına göre Viran Köyü’nden Vakkas oğlu Abdi isimli şahıs, Koçullu Köyü’nden Durali isimli kişiye öküz alım-satımından dolayı 600 akçe borcu olduğunu mahkemede şahitler huzurunda kabul etmiştir.106 Bu olay günümüzdeki noterlerde yapılan alım-satım işlemlerine benzetilebilir. ÖMERLİLİ MUSTAFA, HATİCE HANIM’DAN BORÇ PARA ALIYOR Diğer bir dava da Ömerli Köyü sakinlerinden birisinin alacak-verecek meselesi ile ilgilidir. 11 Aralık 1750 tarihli sicil kaydından anlaşıldığına göre, Yoros Kazası’na bağlı Ömerli Köyü’nden Salih oğlu Mustafa’ya Abdullah kızı Hatice tarafından 15 kuruş borç verilmiş ve bu borç karşılığında da Mustafa 10 kuruş değerinde bir çift gümüş bilezik ve 10 kuruş değerinde bir gümüş kuşağı rehin vermiştir. Şahıs borcunu ödeyip rehin verdiği eşyaları geri almak istediğinde ise bir anlaşmazlık olmuş ve kadın eşyaları vermek istememiştir. Bunun üzerine olay mahkemeye intikal etmiş. Ancak daha sonra gö- rülen davada şahıslar, musallihûn / aracılar vasıtasıyla anlaşmış ve şahitler huzurunda davacı olan şahıs davadan vazgeçmiştir.107 LAZ ÖMER’İN KAHVEHANESİNDE İŞLENEN CİNAYET 13 Nisan 1765 tarihli sicil kaydı da sulh konusuyla alakalıdır. Belge, Ömerli’de eşkıya tarafından bir kahvede işlenen cinayet üzerine ölenlerin yakınlarının şikâyetçi olması ve olayın mahkemeye intikalini anlatır.108 Kayıttan anlaşıldığına göre, Üsküdar’ın Yoros Nahiyesi’ne bağlı Ömerli Köyü’nde Laz Ömer’in kahvesinde Kürt Feyzullah ve Mehmed isimli iki kardeş eşkıya tarafından bir cinayet işlenmiştir. Öldürülen kişi Beşiktaş’a bağlı Serencebey Mahallesi sakinlerinden Seyyid Ali’dir. Olayın mahkemeye intikalinden sonra katiller suçlarını reddetmişler, fakat olayı görenler şahitlik edince kabul etmek zorunda kalmışlardır. Daha sonra da cinayeti işleyen şahıslar maktülün babası ile anlaşma yoluna gitmişler ve 140 kuruş bedel ödeyerek davadan vazgeçmesini sağlamışlardır. Durum mahkemede şahitler huzurunda kabul edilmiştir. Öküz arabasıyla odun taşıyan Çekmeköylü. Kaynak: Süreyya Gündüz, Sultançiftliği Köyü Çevre ve Yardımlaşma 45 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İstanbul ahkâm defterlerinde110 de Çekmeköy ve diğer köylerin sosyal hayatına dair kayıtlar bulmak mümkündür. Mesela; 18 Mart 1860 tarihinde, Üsküdar’a tabi Çekme Köyü yakınındaki Baltacı Çiftliği’ni mesken tutarak ahaliye zulüm ve teaddide bulunan ve firarda olan 25 cemaati yeniçerilerinden olan eşkıyanın mübaşir tarafından yakalanarak Asitane’ye getirtilmelerine dair hüküm yazılmıştır.111 Bu mahkeme kaydına göre, Sırapınar Köyü’nden Burhan b. Hızır isimli şahsın Hüseyin b. Abdullah isimli şahsı yaralaması ve davanın sonuçlanması ile ilgilidir. Hadise 1583 yılın Kasım ayında cereyan etmiş olup, tarafların anlaşarak davanın sonuçlanmdığı bildiriliyor. 27 Mart 1761 tarihinde Beykoz’a bağlı köylerdeki rençberlerin dağdan odun kesme, iskelelere nakletme ve gemi reislerine satma nizamına ve bu nizama muhalefet olunmamasına dair ilâm üzere Yoros Kazâsı nâibi Mevlânâ Feyzûllah zîde İlmuhûya hükûm gönderilmiştir. Burada Kılıçlı, İshaklı, Hüseyinli, Ayvalı, Sırapınar, Ömerli, Muradlı ve Koçullu köyleri ile ilgili bilgiler de yer alır.112 Kaynak: İstanbul Kadı Sicilleri, Üsküdar Mahkemesi 56 numaralı sicil, H990991 (Haz. Hilal Kazan, Kenan Yıldız), İSAM Yayınları, İstanbul 2010, s.208. (Orijinal sayfa70a). SIRAPINARLILAR CEZALARINI İKİ ARABA ODUNLA ÖDEDİLER Bundan sonraki üç mahkeme kaydı da Burhan b. Hızır isimli şahsın Hüseyin b. Abdullah isimli şahsı yaralaması ve davanın sonuçlanması ile ilgilidir. Hadise 1583 yılın Kasım ayında cereyan etmiş olup, tarafların anlaşmasıyla da dava sonuçlanmıştı. 18 Mart 1860 tarihinde, Üsküdar’a tabi Çekme Köyü yakınındaki Baltacı Çiftliği’ni mesken tutarak ahaliye zulüm ve teaddide bulunan ve firarda olan 25 cemaati yeniçerilerinden olan eşkıyanın mübaşir tarafından yakalanarak Asitane’ye getirtilmelerine dair belge. Kaynak: İstanbul Kadı Sicilleri, Üsküdar Mahkemesi. Kayıttan anlaşıldığına göre, Sırapınar Köyü’nden Hızır oğlu Burhan ve Ahmed oğlu İbrahim isimli iki şahıs Piyale Paşa Çayırı’nda ve sarhoş bir vaziyette Üsküdar’da ikamet eden Abdullah oğlu Hüseyin’e balta ile saldırararak sağ kolundan yaralanmasına sebep olmuşlardır. Bunun üzerine yaralı dava açmış, ancak sulh için aracılık yapanların gayretiyle mahkemeden nafaka ve zarurî ihtiyaçlarının karşılığı olarak 720 akçe ve iki araba odun talep etmişti. Bu şartlar altında mahkeme önünde iki tarafın anlaştığı ve mağdurun davasından vazgeçtiği şahitler huzurunda belirtiliyor. 109 46 Yukarıda örnekleri verilen şer’iyye sicilleri kayıtları ve ahkâm defterleri kayıtları, Çekmeköy ve diğer köylerde insan ilişkileri, hırsızlık, kölelik gibi sosyal problemler, köylerde yaşayan Müslüman ve gayrimüslim nüfus, resmi görevliler ve durumları, yerleşim birimlerinin idari olarak bağlı oldukları yerler vesaire gibi bölgenin sosyal, iktisadi ve idari hayatı hakkında ipuçları vermektedir. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 DİPNOTLAR İlçelerin 25’i Avrupa Yakası’nda; 14’ü ise Anadolu Yakası’nda olup Çekmeköy haricindeki diğer ilçeler de şunlardır: Adalar, Arnavutköy, Ataşehir, Avcılar, Bağcılar, Bahçeliever, Bakırköy, Başakşehir, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beylikdüzü, Beyoğlu, Büyükçekmece, Çatalca, Esenler, Esenyurt, Eyüp, Fatih, Gaziosmpaşa, Güngören, Kadıköy, Kâğıthane, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sarıyer, Sancaktepe, Silivri, Sultanbeyli, Sultangazi, Şile, Şişli, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu. http://www.cekmekoy.bel.tr BOA, TT.d. nr. 436, s. 419-420. BOA, TT.d. nr. 436, s. 415; BOA, TT.d. nr. 116, s. 51. BOA, TT.d. nr. 436, s. 425. BOA, TT.d. nr. 436, s. 431-432; 1524 tarihli şeriye sicil kaydında da Koçullu’nun ismi geçmektedir. Bkz. İstanbul Kadı Sicilleri Üsküdar Mahkemesi 5 Numaralı Sicil (Haz. Yasemin Dağdaş-Zeynep Berktaş), İSAM Yayınları, İstanbul 2010, s. 434. 1524 tarihli şeriye sicilinde Alemdağı’nın adı geçmektedir. Bkz. İstanbul Kadı Sicilleri Üsküdar Mahkemesi 5 Numaralı Sicil, s. 284, (Orijinal sayfası [42a5]’dir.); Bu kayıt için ayrıca bkz, Yasemin Dağdaş, Üsküdar Mahkemesi 5 Numaralı Şeriye Sicil Defteri, Marmara Üniversitesi, Arşivcilik Bölümü Lisans Tezi, İstanbul 2002, s. 163. Ömerli Köyü ile ilgili bilgi veren şeriye sicili kaydı da 1530 tarihlidir. Bu kayıt içerisinde Koçullu ile de malumat bulunmaktadır. Bkz. Hamide Göktaş, Şeriye Sicilleri Üsküdar Kadılığı 7. Defter, Marmara Üniversitesi, Arşivcilik Bölümü Bitirme Tezi, İstanbul 2002, s. 118. Bkz. BOA, TT.d. nr. 436 ve yukarıda bahsi geçen şeriye sicilleri. Gülfettin Çelik, 16-19. Yüzyıl Gebze, Kocaeli 2003, s. 12. BOA, TT.d. nr. 436, s. 419-420. BOA, TT.d. nr. 436, s. 415. BOA, TT.d. nr. 116, s. 51; İshaklı ile birlikte Hüseyinli’nin bu tarihte 350 akçe hâsılatının (gelir) olduğu anlaşılmaktadır. BOA, TT.d. nr. 436, s. 425. BOA, TT.d. nr. 436, s. 431-432. Yılmaz Öztuna, Devletler ve Hanedanlar II, Ankara 1996, s. 172. “Yer Adları”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, VII, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994. Hakkı Raif Ayyıldız, “Çekmeköy”, İstanbul Ansiklopedisi, cilt VII, (Haz. R.Ekrem Koçu), s. 3807-3808. M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü III, İstanbul 1983, s. 455. Rabia Kocaslan Uçkun, “Danişmendname’ye Göre Üsküdar Fatihi Alemdar Baba”, II. Üsküdar Sempozyumu, cilt II, İstanbul 12-14 Mart 2004, (Edt. Zekeriya Kurşun vd.), İstanbul 2005, s. 561. Salih Şahin, Bir Tatlı Huzur Beldesi Alemdağ, İstanbul 2007, s. 18-21. Radikal Gazetesi, 17.03.2001; Cumhuriyet Gazetesi, 28.12.2005. Deniz Kavukçuoğlu, “Kokuşmuşluk Üzerine”, Cumhuriyet Gazetesi, 04.01.2006, s. 17. BOA, DH.MKT. 1619/47. BOA, DH.MKT. 1620/136. Ancak resmi yazışmalarda Hamidiye Köyü olarak kullanılması devam etmiştir. Örnek için bkz. BOA, DH.MKT. 191/44. Reşadiye Köyü’ne iskan edilen ilk muhacirlerin kimler olduğu hakkında detaylı bilgi için ayrıca bkz. Salih Şahin, a.g.e., s. 282287. Belgeler Işığında Çavuşbaşı Tarihi, (Haz: Raşit Gündoğdu vd.), İstanbul 2008, s. 15. Yusuf Behçet, “İstanbul’u İlk Muhasara Eden Türkler”, Edebiyat Fakültesi Mecmuası, Sayı: 2-3, İstanbul 1923, s. 149. Birsel Sipahioğlu, “Bizans Döneminde Üsküdar”, Üsküdar Sempozyumu V/II (1-5 Kasım 2007), Bildiriler, (Edt. Coşkun Yılmaz), İstanbul 2008, s. 507. Bu seferlerden sadece ikisi İstanbul üzerinedir. Hasan İbik, İstanbul’un Fethi Hadisi, Ankara 2004, 47-48. 32 Charles Texier, Küçük Asya, Çev. Ali Suat, s. 131. 33 Semavi Eyice, “İstanbul’da Abbasi Saraylarının Benzeri Olarak Yapılan Bir Bizans Sarayı (Bryas Sarayı)”, Belleten, Cilt: XXIII, Sayı: 89-92, Ankara 1959, s. 92. 34 Sipahioğlu, a.g.m., s. 510. 35 Belgeler Işığında Çavuşbaşı Tarihi, s. 19. 36 Melek Delilbaşı, “Osmanlı-Bizans İlişkileri”, Türkler IX, Ankara 2002, s.122. 37 Belgeler Işığında Çavuşbaşı Tarihi, s. 19. 38 Feridun Emecen, “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşundan Fetret Dönemine”, Türkler IX, Ankara 2002, s.15-16. 39 Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Kolonizatör Türk Dervişleri”, Türkler IX, Ankara 2002, s.133-153. 40 Feridun Emecen, “Kuruluştan Küçük Kaynarca’ya”, Osmanlı Tarihi I, editör: Ekmeleddin İhsanoğlu, İstanbul 1999, s. 6. 41 Emecen, “Kuruluştan Küçük Kaynarca’ya”, s. 9. 42 Akça Koca, Osman Gazi’nin silâh arkadaşlarındandır. Babasının adı Abdülmelik b. Abdülfettâh’tır. Ailesi muhtemelen Anadolu Selçukluları dö¬neminde uç bölgelere yerleştirilmiş bir Türkmen boyuna mensuptur. Akça Koca’nın da aşiret beyi olduğu ve Ertuğrul Gazi’ye bağlı bulunduğu sanılmaktadır. Osman Gazi tarafından Orhan Gazinin emrinde Konuralp. Gazi Rahman ve Kö¬se Mihal gibi meşhur beylerle Sakarya ve İzmit yöresine akınlar yapmakla gö¬revlendirildi. Bu bölgedeki bazı kaleleri ele geçirdi ve Sapanca gölünün batı ta¬rafındaki bir hisarı kendisine karargâh yaparak İzmit bölgesine akınlarda bu¬lundu. 1326’ya doğru Kandıra’yı ve ci¬varını zaptetti; ayrıca Konuralp ve Gazi Abdurrahman ile birlikte Kartal civarın¬daki Aydos’u, ardından da kuzeyindeki Şamandıra hisarını aldı. Bunun üzerine Samandıra bölgesi kendisine mülk ola¬rak verildi. Buradan, birkaç yıl daha İz¬mit-Üsküdar arasındaki yerlere akın¬larda bulunan Akça Koca, İzmit’in fet¬hinden az önce, 1328’de Kandıra yakınlarındaki bir tepede öldü ve buraya gö¬müldü. Ölümünden sonra adamları Ka¬ramürsel’in yanında toplandı. Uç beyliği yaptığı bölge ise önemi dolayısıyla Şeh¬zade Murad’a verildi. Fetihlerde bulun¬duğu İzmit ve çevresine sonradan onun adına nisbetle Kocaili denildi. Ayrıca bu¬gün Bolu iline bağlı Akçakoca ilçesi de onun adını taşır. Bkz, Feridun Emecen, “Akça Koca”, DİA, Cilt 2, İstanbul 1989, s. 224. 43 Konur Alp, Ertuğrul Gazi’nin sialh arkadaşlarındandır. Osman ve Orhan Gazi dönemlerinde de hizmetlerde bulunmuştur. Osman Gazi, Akça Koca ve Abdurrahman Gazi’yi Orhan Gazi’nin yanına vererek onları Kara Çepiş ve Kara Tegin hisarlarını almak için görevlendirdi. Kara Çepiş hisarı alınarak Konur Alp’in kumandasına bırakıldı. Konur Alp burayı üst edindi. Buradan zaman zaman Akyazı’ya hücumlar yapardı. Konur Alp daha sonra Akyazı, Bolu ve Mudurnu bölgelerini yurt edindi. Kabrinin yeri belli değildir. Düzce civarında olduğu sanılmaktadır. Söğüt’te Ertuğrul azi haziresinde bir kabir makamı bulunmaktadır. Bkz, Safa Öcal, “Ertuğrul Gazi Haziresinde Yatanlar”, I. Milletlerarası Osmanlı Sempozyumu (Söğüt 1986), İstanbul 1988, s. 135-137. 44 Hoca Sadeddin Efendi, Tâc’üt-Tevârih, c. I, Sadeleştiren: İsmet Parmaksızoğlu, MEB Basımevi, İstanbul 1974, s. 52-53. 45 Adnan Eskikurt-Ramazan Özey, “Anadolu ve Balkanlardaki Osmanlı Fetihlerinde (1299-1451) Coğrafyanın Önemi”, Türklük Araştırmaları Dergisi 19, (Prof. Dr. Mücteba İlgürel’e Armağan Özel Sayısı), İstanbul 2008, s. 96. 46 Robert Mantran, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi I, Say Yayınları, İstanbul 1999, s.24; Abdurrahim Tufantoz, “Üsküdar’da Bir Selçuklu Bakiyyesi: Gözcü Baba Karaca Ahmed Sultan” Üsküdar Sempozyumu II-II, (Edt. Zekeriya Kurşun vd.), İstanbul 2005, 47 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY s. 571; Pelekanon savaşı hakkında ayrıca bkz, Feridun Dirimtekin, İstanbul’un Fethi, İstanbul 1976, s. 11-12. 47 1341’de İmparator III. Andronikos’un ölümüyle Bizans’ta bu döneme damgasını vuracak olan ve Kantakuzenos ile Paleologos’u karşı karşıya getiren büyük bir iç savaş başlamıştı. Mustafa Daş, “Üsküdar’da Türk ve Bizans Hükümdarlarının Yaptıkları Görüşmeler”, Üsküdar Sempozyumu V (1-5 Kasım 2007), Bildiriler, (Edt. Coşkun Yılmaz), İstanbul 2008, s. 519. 48 Belgeler Işığında Çavuşbaşı Tarihi, s. 21. 49 Bizans döneminde bugünkü İzmit sınırından Bozüyük’e kadar uzanan yerleşim yerlerini korumak ve vukubulacak akınları karşılamak için yerleşim yerlerinin yüksek ve hâkim noktalarında inşa edilmiş birtakım müstahkem hisar ve kaleleri korumak için görevlendirilen komutanlara tekür ya da tekfur denilmiştir. Tekfurluk, valilik pâyesinde askeri bir rütbe idi. Bunların emrinde yeterli sayıda asker ile diğer ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan birtakım askeri tesisleri ve bunlara bakan elemanları da vardı. Bu konu ile ilgili bkz. M. Şakir Ülkütaşır, “Osmanlılar’ın Yerleştiği İlk Topraklar”, Hayat Tarih Mecmuası, Sayı 10, Kasım 1968, s. 56-57. 50 Hoca Sadeddin Efendi, a.g.e., s. 54-55. 51 Nicolae Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, c. I, Çev.: Nilüfer Epçeli, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2005, s. 174; Ayrıca bkz, Mehmet Nermi Haskan, Yüzyıllar Boyu Üsküdar, II, , İstanbul 2001, s. 525. 52 Hoca Sadeddin Efendi, a.g.e., s. 57-58; Bu konu ile ilgili ayrıca bkz, Aşıkpaşaoğlu Tarihi (Haz. Nihal Atsız), Ankara 1985, s. 38-41; Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı I, İstanbul 1985, s. 224-226; Büyük Türk Klasikleri II, İstanbul 1985, s. 313-314. 53 Mustafa Nuri Paşa, Netayic ül-Vukuat, C. I-II, Sadeleştiren: Neşet Çağatay, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1979, s. 5. 54 İdris Tuna, Temettuat Defterlerine Göre Kartal’ın Sosyo-Ekonomik Yapısı, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, M.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2004, s. 2. 55 Ali Bilir, Çeşmibülbüle Gizlenmiş Abıhayat Beykoz, İstanbul 2008, s. 22. 56 Belgeler Işığında Çavuşbaşı, s. 22. 57 Lütfi Arslan, H.963/ M.1556 Tarihli Mufassal Tahrir Defterine Göre Bozok Sancağı’nın Ekonomik ve Demografik Yapısı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2005, s. 1. 58 Ömer Lütfi Barkan, Hüdavendigar Livası Tahrir Defterleri, Ankara 1998, s. 4 vd. 59 Tımar Arazisi: Osmanlı Devleti, fetihlerde yararlılık gösteren devlet adamı, komutan ve askerlere fethedilen bölge topraklarından araziler tahsis ederdi. Bu araziler büyüklüklerine göre has, zeâmet veya tımar ismini alırdı. Meselâ 300 köylü bir sancağın 200 köyü ikişer veya üçer köy olarak 80-90 tımara ayrılır, hak kazanan muhariplere dağıtılırdı. Kalanı has itibar edilerek bundan Vezirlere, Beylerbeyilere, Sancak beylerine ve sair ümeraya hisse verildikten sonra artanı “Hass-ı hümayun” namıyla devlete kalırdı. Tımar arazilerinden geliri üç bin akçeden yirmi bin akçeye kadar olanına tımar, yirmi binden yüz bin akçeye kadar olanına zeâmet, yüz binden yukarısı da has olarak isimlendirilirdi. Osmanlılar, hassı hükümdar, Şehzâde, Vezir, Beylerbeyi, Sancakbeyi, Defterdar, Nişancı gibi yüksek devlet adamlarına, Zeâmeti Alaybeyi, Tımar Defterdarı, Tımar Kethüdâsı, Divan kâtip ve çavuşlarıyla ve saire orta derecedeki devlet memurlarına, tımarı da sipâhilere tahsis eylemişlerdi. Tımar sahiplerinden bir kısmı topraklarını kendileri işlerken, bir kısmı da sahip olduğu toprakları işleyebilecek halka (reâyâya) dağıtarak bunlardan çeşitli isimler altında vergiler alırlardı. Has ve zeâmet sahipleri genelde sahip oldukları toprakları işleyen halktan vergi toplayan kişilerdi. Tımar sahipleri gelirlerinin her bin akçesi karşılığında “cebelü” denen teçhizatlı bir asker besleyip, savaş zamanlarında askerleriyle beraber sancak beyi veya beylerbeyinin komutasında savaşa katılmak zorundaydı. Osmanlı Devleti bu şekilde 70-80 bin kişilik atlı bir tımarlı sipâhi ordusu temin etmekte idi. Geniş bilgi için bkz. Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, III, İstanbul 1993, s. 497 vd. 60 BOA, TT.d. nr. 436, s. 419-420. 61 BOA, TT.d. nr. 436, s. 419. 62 Mehmet Zeki Pakalın, “Bennak”, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, I, İstanbul 1993, s. 204. 63 “Hariçten ekenler” ya da “hariçten ziraat edenler” şeklinde kaydedilenler raiyyet değildir, onlar başka köylerin reayasıdır. Fakat isimlerinin yazıldığı köylerde ziraat ederler. M. Hanefi Bostan, XV. XVVII. Yüzyıllarda Üsküdar Nahiyesi Köylerinde Sosyal ve İktisadi Hayat, Üsküdar Sempozyumu VI, (6-9 Kasım 2008), cilt II, (Edt. Coşkun Yılmaz), İstanbul 2009, s. 380. 64 Çekmeköy’de hariçten çiftçilik yapmak üzere gelenlerin isimleri şöyledir: 1-Şaban Ali (karındaşıyla); 2-Mehmed; 3-Mehmed b. Hasan; 4-Üveys bali; 5-Ali b. Musa; 6-İsa b. Sami (karındaşıyla); 7-Mustafa Durmuş; 8-Halil İbrahim (karındaşıyla); 9-İsmail b. Salih (karındaşıyla); BOA, TT.d. nr. 436, s. 419-420. 65 Koyun vergisi yerinde kullanılan bir tabirdir. Bunun yerine “âdet-i ağnam” da denilirdi. 16. Yüzyılda iki koyun ya da keçiden bir akça alınırdı. Sonraları değişmiştir ve Tanzimat’tan sonra “ağnam resmi” adını almıştır. Pakalın, III, s. 30. 66 Resm-i çift, Osmanlılar’da çiftçinin elindeki toprak için ödemekle yükümlü olduğu bir vergi türüdür. Çift terimi, iki öküz tarafından sürülebilen ziraat sahalarının ölçüsünü belirtmek üzere kullanılmış olup çiftlilerle aynı mânayı taşır. Osmanlı kanunnâmelerinde çiftlik sahibi köylüyü içine alan bir anlam da kazanmıştır. Bir çiftçi ailesine yetecek genişlikte olan çift veya çiftlik, toprağın verim kabiliyetine göre 60 ilâ 150 dönüm arasında değişen bir arazi parçasını ifade eder. Böyle bir toprağı elinde bulunduran çiftçi işlediği bu toprağa karşılık kanunnâmelerde “çift resmi, çift hakkı, kulluk akçesi” adlarıyla anılan belirli nisbette bir vergiyi ödemekle yükümlüdür. Osmanlılarda çiftçi-köylünün temel vergisi özelliğini taşıyan ve bünyesinde çeşitli mükellefiyetleri de toplayan çift resmi ortaya çıkışı, daha sonraki uygulamaları ve miktarı bakımından zaman içerisinde değişiklikler göstermiştir. Çift resmi, “bir çiftlik” toprak sahibi köylü ailelerin (hâne) esas vergi birimini teşkil ediyordu. “Bütün çift” adıyla da belirtilen bir çiftlik miktarı toprağı bulunan çiftçi, bunun karşılığında bölgelere göre değişiklik gösteren bir vergiyi sipahiye ödemekle yükümlüydü. Eğer elindeki toprak miktarı bunun yarısı ise o vakit deftere yarım çift (nim çift) sahibi olarak kaydedilir ve çift resmi için takdir edilen verginin yarısını öderdi. Hiç toprağı olmayan veya nîm çiftten daha az toprağı bulunan hâne sahibi evli raiyyet ise “bennâk” şeklinde kaydedilirdi. Sonradan çiftlik sahibi olan bir bennâk, bennâk resmi yerine çift resmi vermeye başlardı. Yalnız bir önceki tahrir sırasında bennâk kayıtlı olup da bir süre sonra çift tutan bir köylü, yapılacak yeni tahrirde çiftlik sahibi olduğu tescil edilene kadar eski vergisini verir, çift kaydedildikten sonra çift resmi vermekle yükümlü tutulurdu. Feridun M. Emecen, “Çift Resmi”, DİA, VIII, İstanbul 1993, s. 309-310. 67 Timar usulünün geçerli olduğu zamanlarda uhdesinde arazi bulunmayan fakat ticaretle meşgul olan bekâr fakat başkasına muhtaç olmadan kendi geçimini sağlayabilen, üretim faaliyetinde bulunabilecek yaşa gelmiş müslüman erkeklerden alınan vergilerden birinin adıdır. Senede 65 akça alınırdı. Tanzimat’tan sonra kaldırılmıştır. Pakalın, III, s. 30. 68 Uhdesinde arazi bulunmayan ve ticaretle meşgul olan reayadan alınan vergilerden birinin adıdır. Buna “caba akçası” da denirdi. Evlilerden senede 12, bekârlardan 6 akça alınırdı. Tanzimat’tan sonra kaldırılmıştır. Pakalın, III, s. 29. 69 Buna Resm-i asel, Resm-i kovan, öş-rü asel de denirdi. Reayanın elinde bulunan arı kovanı mahsulünden bazı yerlerde bal olarak, bazı yerlerde akçe olarak alınan vergidir. Ayşe Tosunoğlu, Tapu-Tahrir Defterlerine Göre XVI. Yüzyılda Kastamonu Sancağı, İstanbul Üniversitesi, SBE, Doktora Tezi, İstanbul 1993, s. 458. 70 BOA, TT.d. nr. 436, s. 419-420. 71 Müd arapça bir kelime olup, iki avuç dolusu zahire 1 müd olarak kabul edilmiştir. Ayşe Tosunoğlu, a.g.t, s. 466n. 72 BOA, TT.d. nr. 436, s. 415. 73 BOA, TT.d. nr. 116, s. 51; İshaklı ile birlikte Hüseyinli’nin bu tarihte 350 akçe hâsılatının olduğu anlaşılmaktadır. 74 BOA, TT.d. nr. 436, s. 416. 75 438 Numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri (973/1530) II, BOA yay. Ankara 1994, s. 796. 76 BOA, TT.d. nr. 436, s. 425. 77 BOA, TT.d. nr. 436, s. 425. 48 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 78 BOA, TT.d. nr. 436, s. 431-432. 79 BOA, TT.d. nr. 436, s. 431-432. 80 Ayşe Tosunoğlu, Tapu-Tahrir Defterlerine Göre XVI. Yüzyılda Kastamonu Sancağı, İstanbul Üniversitesi, SBE, Doktora Tezi, İstanbul 1993, s. 32 81 BOA, TT.d. nr. 733, s. 223; 733 numaralı tapu tahrir defteri tımar-vakıf mufassalıdır. IV. Murad zamanında tedvin edilmiş olan ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyud-ı Kadime Arşivinde bulunan KK. 49 numaralı defterin aslıdır. Ahmet Güneş, Tahrir Defterlerine Göre XVI. Yüzyıl Başlarından XVII. Yüzyıl Başlarına Kadar Kocaeli Sancağı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara 1994, s. 5-6. 82 BOA, TT.d. nr. 733, s. 223. 83 BOA, TT.d. nr. 733, s. 229; Aynı bilgiler başka bir tahrir defterinde de mevcuttur. Bkz. BOA, TT.d. nr. 630, s. 131. 84 BOA, TT.d. nr. 733, s. 229; BOA, TT.d. nr. 630, s. 131. 85 BOA, TT.d. nr. 733, s. 233. 86 BOA, TT.d. nr. 733, s. 233. 87 Tanzimat’a kadar İstanbul adliye ve belediye işleri bakİmİndan dört bölgeye ayrılmış olup, bu dört bölge de kırk şubeye ayrılmıştı. Bunların içindeki Dersaadet yani İstanbul’un asıl merkezi diğerlerinden üstündü. Sadaret makamıyla doğrudan temas kurma ayrıcalığına sahipti. Bilâd-ı Selâse denilen üç belde, Üsküdar, Galata ve Eyüp kadıları da, bulundukları beldelerin daire başkanları durumundaydılar. Hüseyin Özgür, “Yerel Siyaset Perspektifinden Bakışla Büyükşehir Belediyelerinde Kentsel Alan Yönetimi Uygulamaları”, Yerel Siyaset Dergisi, İstanbul 2008, s. 136. 88 Kenan Yıldız, Üsküdar’ın Sosyal ve İktisadi Hayatı ile İlgili Üsküdar Kadı Sicillerindeki Kayıtların Tesbit ve Analizi (954980/1547-1573), Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2005, s. 7. 89 Arif Kolay, Kütahya Şeriye Sicilleri 72 Numaralı Defterinin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Dumlupınar Üniversitesi SBE, Kütahya 2001, s. 8; Said Öztürk, Askeri Kassama Ait XVII. Asır İstanbul Tereke Defterleri, İstanbul 1995, s. 19. 90 Tahsin Özcan, Osmanlı Para Vakıfları (Kanuni Dönemi Üsküdar Örneği), Ankara 2003, s. 17. 91 Gülfettin Çelik, a.g.e., s. 19. 92 İstanbul Kadı Sicilleri Üsküdar Mahkemesi 5 Numaralı Sicil, s. 434. 93 İstanbul Kadı Sicilleri Üsküdar Mahkemesi 5 Numaralı Sicil, s. 284, (Orijinal sayfası [42a5]’dir.); Bu kayıt için ayrıca bkz, Yasemin Dağdaş, Üsküdar Mahkemesi 5 Numaralı Şeriye Sicil Defteri, Marmara Üniversitesi, Arşivcilik Bölümü Lisans Tezi, İstanbul 2002, s. 163. 94 İstanbul Kadı Sicilleri Üsküdar Mahkemesi 14 Numaralı Sicil H. 953-955 / M. 1546-1549 (Haz. Nuray Güler), İSAM Yayınları, İstanbul 2010, s. 248 (Orijinal sayfa numarası 72a-5’dir). 95 İstanbul Kadı Sicilleri Üsküdar Mahkemesi 14 Numaralı Sicil, s. 228, (Orijinal sayfa numarası 65b-4’tür). 96 Abdülmecit Mutaf, “Osmanlı Hukuk Sisteminde Dostane Çözüm: Sulh Uygulaması”, Yeni Ümit, Sayı 70, Ekim-Aralık 2005. 97 367 Nolu Üsküdar Şeriye Sicili Defteri, Varak nr. 60-b; Bu sicil kaydından haberdar olmamı Üsküdar Şeriye sicilleri üzerine doktora yapmakta olan Nevzat Erkan sağlamıştır. Kendisine teşekkür ederim. 98 Ahmet Fevzi Zengin, 6/466 Numaralı Şeriye Siciline Göre Üsküdar’da Ekonomik ve Sosyal Hayat, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1998, s. 164; Aynı çalışma için ayrıca bkz. Sadık Fethi Çetin, 466 Numaralı Üsküdar Şeriye Sicili, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1997, s. 50. 99 Hamide Göktaş, Şeriye Sicilleri Üsküdar Kadılığı 7. Defter, Marmara Üniversitesi, Arşivcilik Bölümü Bitirme Tezi, İstanbul 2002, s. 118. 100Mümtaz Aydın “Osmanlı’da Komşuluk”, Yeni Ümit, Sayı 65, Temmuz - Ağustos - Eylül 2004. 101Mümtaz Aydın, aynı makale. 102(27 Temmuz 1530). 103(27 Temmuz 1530). 104(27 Temmuz 1530). 105(25 Ağustos 1530); Hamide Göktaş, a.g.t., s. 118. 106Müslüm İstekli, Üsküdar’ın 11 Numaralı Şeriye Sicilinin Transkripsiyonu, Marmara Üniversitesi, Arşivcilik Bölümü Lisans Tezi, İstanbul 2002, s. 12, 107Ülkü Geçgil, Uskudar At The Begınıng Of The 18th Century (A Case Study On The Text And Analysıs Of The Court Regıster Of Uskudar Nr. 402), Fatih Universitesi Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009, s.78 108Ahmet Fevzi Zengin, a.g.t., s. 231-232; Sadık Fethi Çetin, a.g.t., 151-154. 109İstanbul Kadı Sicilleri Üsküdar Mahkemesi 56 Numaralı Sicil H. 990-991 / M. 1582-1583 (Haz. Hilal Kazan, Kenan Yıldız), İSAM Yayınları, İstanbul 2010, s. 208; Konuyla ilgili önceki kayıtlar aynı eserde sayfa 202 ve 205’tedir. 110Ahkâm defteri, divan-ı hümâyundan çıkan hukumlerin kaydına mahsus olan defterlere genel olarak verilen addır. Bu hükümler, padişah adına hazırlanmasından dolayı ferman adını da alırlardı. Hükümler konularına göre değişik defterlere yazılırlardı. Başlıcaları ahkâm-ı muhimme, ahkâm-ı şikâyet, ahkâm-ı ruus ve tahvil olup, divan sicillerinin bir kısmını teşkil ederdi. Muhteva itibariyle şikâyet defterleri’nin devamı olan bu defterler eyaletlere göre tutulmuşlardır. Tarih olarak şikâyet defterleri’nden 104 sene sonra, hepsi (Mora defteri hariç) 1742 tarihinde başlayıp, II. Meşrutiyet dönemine kadar devam etmektedir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Rehberi, İstanbul 2000, s. 24-25. 111İstanbul Ahkâm Defterleri, İstanbul’da Sosyal Hayat 2 (1755-1765), İstanbul 1998, s. 195; Hüküm şöyledir: Hâssa Bostâncıbaşı (boş) dâme mecduhûya ve ocakdan bu husûsa mübâşir ta’yin olunan (boş) zîde mecduhû[ya] hüküm ki, Zümre-i yeniçeriyândan yiğirmi beş camâ’atün neferâtından çiftlik kethudâsı Hasan ve Topal Hüseyin ve Uzun Abdî ve Kürd Ömer ve Kara Osmân ve Gürci Alî ve Kürd Yûnus ve Cellâd İbrâhîm ve Pehlüvân ve Emîr Süleymân Karakullukcı Osmân ve Arnavud Osmân ve Küçük İbrâhîm dimeğle ma’rûf on üç nfer eşkıyâ Üsküdar havâlîsinden çekme nâm karye kurbında vâkı’ Baltacı çiftliği dimeğle marûf çiftlikde tahassun üzre olup envâ-ı fısk u füc’urı irtikâb ve ebnâ-i sebîle îsâl-i mazarratlarından mâ’adâ civârda vâkı’ kurâ ahâlilerine şerr ü mazarrat ve îsâl-i hasâreleri hadden efzûn ve ahâlî-i fukurâ cevr ü te’addîlerine bir vechile tahammül idemedüklerinden bundan akdemce arz-ı hâl birle iştikâ ve eşkıyâ-yı merküm alâ eyyi hâlin ahz ve der-aliyyeme ihzâr olınmaları bâbında sen ki bostâncıbaşı-i mûmâ ileyhsin sana hitâben şeref-bahş-ı sudûr iden emr-i âlîşânuma imtisâlen tarafundan haseki ve ma’an Üsküdar ustası ta’yîn ve mahalline varduklarında mezkûrûn kemâl-i şekâvetlerinden nâşî muhârebeye tesaddî iderek firâr ve bir takrîb ile üç nefer refikleri ahz ve mârrü’z-zikr on üç neferi firâr üzre olmalarıyla on üç nefer mezkûrûn yeniçeri zümresinden olup kendü hâllerinde olmalarıyla ahâlî-i kurâ[dan] mürûr u ubûr idenlere îsâl-i hasâret ve şekâvet ve te’addîye ictirâ eyledüklerine binâen ahz ü ihzârlarıyla havâlî-i merkümeyi şerr ü mazarratlarından te’mîn ve tanzîf mühimme olmakdan nâşî sen ki bostâncıbaşı-i mûmâ ileyhsin ma’rifetün ve sen ki mübâşir-i mûmâ ileyhsin sen ocağun yarar ve kâr-güzâr ve müerrebü’l-etvârından olup mahsûsan bu husûsa mübâşir ta’yîn olındığuna binâen mübâşeretünle eşkıyâ-yı mezkûre bulındukları mahallede bi eyyi hâl ahz ve bir ferdi firâr itdürilmeksizin mahbûsen ihzârlarına bezl-i tâb ve tâkat eyleyüp iğmâz ve müsâmaha ve himâyeden be gâyet ihtirâz ve ictinâb eylemenüz bâbında fermân-ı âlîşanum sâdır olmışdur. Fî evâhir-i Receb sene 1173. 112İstanbul Ahkâm Defterleri, İstanbul Ticaret Tarihi 1, İstanbul 1998, s.174. 49 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 50 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY BÖLÜM II. II.BÖLÜM XIX. YÜZYILDA ÇEKMEKÖY’ÜN SOSYO-İKTİSADİ DURUMU 51 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY NÜFUS DEFTERLERİNDE ÇEKMEKÖY O smanlı İmparatorluğu’nda başlangıçtan itibaren, vergi ve asker toplamak gibi pratik gayeler güden tımar sisteminin bir gereği olarak, XVII. yüzyıla değin belirli periyotlarla tahrir denilen bir sayım sistemi uygulanırdı.113 Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nde nüfus sayımı uzun süre, toprak yazımı için yapılmıştı. XVII. yüzyılda ise nüfus sayımı yapıldığına dair kayıtlara rastlanılmadığı araştırmacılar tarafından söylenmektedir.114 XIX. yüzyılda birçok defa nüfus sayımına teşebbüs edilerek bazen kısmi bazen de genel sayımlar yapıldı. Bu dönemde yapılan sayımların en karakteristik özelliği, öncekiler gibi toprak veya mülk yazımı amacıyla değil, doğrudan nüfusu tespit için yapılmış olmasıydı.115 II. Mahmud döneminde ilk nüfus sayımı teşebbüsü Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ile Rusya’ya karşı harbe girişilen yıllar arasında (1826-1828) oldu. Genel bir nüfus sayımı için bir nev’i tecrübe olan bu sayım savaş dolayısıyla neticelendirilemedi.116 Çünkü Osmanlı-Rus savaşı bunun tüm ülkede yapılmasına engel oldu ve sayım sadece İstanbul’da gerçekleştirilebildi. Bu sonuçsuz kalan girişimden sonraki ilk nüfus sayımı yine II. Mahmud döne52 minde yapıldı. 1831 yılındaki bu sayımda sadece erkek nüfusun miktarı tespit edilebilmişti. Edirne Antlaşması’nın imzalanmasından sonra mesele yeniden ele alındı ve yapılan geniş hazırlıklardan sonra padişah tarafından konuyla ilgili bir irade çıkarıldı. Bu iradeyle, Osmanlı ülkesinde bulunan eyalet, vilayet, kaza, kasaba ve köylerde oturan küçük büyük, İslâm ve reaya erkek nüfusunun yazılması istendi. Böylece 1831 yılında başta Rumeli olmak üzere pek çok eyalette sayım yapıldı.117 1831 sayımından sonra, Serasker Rıza Paşa tarafından orduyu yeniden tanzim etmek ve asker alma usulünü değiştirmek amacıyla, 1844 yılında modern esaslara göre tüm imparatorluk dâhilinde nüfus sayımına girişildi. Fakat hükümetin bu ciddi adımı halk tarafından tereddütle karşılandı. Çünkü halk arasında hükümet tarafından nüfus adedine göre her vilayet, liva ve kazalara vergiler konulacağı şâyiası yayılmış, bundan dolayı da çoğu yerde nüfus, olduğundan daha az gösterilmek istenmişti. Sayım esnasında düştüğü hatayı anlayan hükümet, sonuçları başlangıçta yayımlamak istemedi. Ancak meseleyle ilgilenen bazı yabancı görevliler, hükümetten aldıkları bu bilgileri yarı resmi mahiyette olmak üzere eserlerinde neşretti.118 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 1854’de temettü vergisinin konulması nedeniyle, emlak ile beraber nüfusun da sayılması nizamnameye konuldu, fakat bu da bitirilemedi. 1856 yılında ise yalnız Anadolu ve Suriye’yi kapsayan bir sayım yapıldı, 1870’de genel nüfus sayımı için irade çıkarıldı, fakat İmparatorluğun içinde bulunduğu sıkıntılı durum nedeniyle uygulamaya geçilemedi. 1874 yılında Tuna vilayetini kapsayan bir sayımın yapılmasının ardından, 1878’de çok uzun süren yeni bir genel sayım daha yapıldı. Hatta sadece İstanbul sayımları 6 ay kadar sürdü.119 İmparatorlukta modern anlamda yapılan bu ilk nüfus sayımında tutulan defterlerdeki verilerden hareketle, incelediğimiz köylerin hane nüfuslarının sayısal olarak büyüklüğü, hanedeki fertlerin kuşak ve akrabalık açısından birbirleriyle olan ilişkisi, hane fertlerinin doğum ve ölüm kayıtları ve yaşlarına dair mevcut verilerden nüfusun yaş ortalaması, doğurganlık ve ölüm oranlarına ilişkin veriler gibi pek çok alandan bilgilere sahip olunabilir. Defterlerde başta hane reisi olmak üzere her hanede çalışan veya çalışabilir durumdaki şahısların mesleği, işi, yıllık kazançları ve bu kazançlardan alınan vergi oranları kaydedilmişti. Dolayısıyla bu verilere dayalı sağlıklı bir değerlendirme de yapılabilir. Yine bir nüfus sayımındaki verilerden hareket edilerek 1830’lu yıllarda Çekmeköy köylerindeki yaşamın genel görüntüsü ortaya çıkarılabilir. hısların yaşı değil doğum tarihi yazılmıştı. Yine ilk defterlerde bazı kişilerin (ak sakallı, kır saçlı, bıyıklı vs.) fiziksel özelliklerinden bahsediliyordu. Diğer defterde hiçbir şekilde bu özellikler belirtilmemişti. Bunların yanında Alemdağı ve Sultançiftliği nüfus defterinde kişilerin meslekleri ve işleri (arabacı, berber, çiftçi, papaz vb) özellikle vurgulanmıştı. Diğer defterlerde ise bazı kişilere ait meslek bilgileri yazılmıştı. 1832 tarihli nüfus defterine göre Çekmeköy’de 65 Müslüman erkek kayıtlıydı. Kaynak: BOA, NFS.d.nr.578, s.192-193 ÇEKMEKÖY’DE 1832’DE 65 MÜSLÜMAN ERKEK VARDI Defterden Çekmeköy’ün 1832 yılında Yoros’a bağlı bir köy olduğu anlaşılmaktadır. Daha ayrıntılı değerlendirme yapabilmek için köylere ait nüfus defterlerini ayrı ayrı incelemek gerekir. Çekmeköy’e ait defterde 65 Müslüman erkek nüfus bulunuyordu.120 Nüfus bilgileri incelendiğinde Çekmeköy’de bir imam, bir muhtarla birlikte 65 erkek nüfus olduğu görülür. Erkek ve kadın sayısı eşit olarak kabul edilirse bu tarihte köyün nüfusunun 130 civarında olduğu ifade edilebilir. Elimizde Çekmeköy, Hüseyinli, Sırapınar, Koçullu, Ömerli, Alemdağı ve Sultançiftliği’ne ait nüfus defterleri bulunmaktadır. Sadece Müslüman ahalinin kaydedildiği Çekmeköy, Hüseyinli, Sırapınar, Koçullu ve Ömerli köylerinin nüfus defterleri II. Mahmud dönemine (1248/1832) ait iken; Alemdağı ve Sultançiftliği nüfus defterleri 1858 tarihli olup sadece Ermeni reaya kaydedilmişti. Bunların yanında her iki defter şekil ve bilgi bakımından da birbirinden farklıydı. Mesela, II. Mahmud dönemine ait defterlerde kişilerin isimleri belirtildikten sonra altta kaç yaşında olduğu yazılırdı. 1858 yılına ait defterde ise şa53 NoKişi Adı Yaşı 1- İmam Mehmed Eminzade 60 2- İhtiyar-ı karye Mustafa b. Mehmed 65 3- Oğlu Mehmed 15 4- Diğer oğlu Ömer 10 5- Karye-i hatib Eydemiroğlu 40 6- Oğlu Mehmed 8 7- Diğer oğlu Salih 4 8- Kara Emmi veled-i Hasan 65 9- Oğlu Mehmed 22 10-Diğer oğlu Salih 19 11-Diğer oğlu Ömer 15 12-Diğer oğlu, Hüseyin 9 13-Emin Mustafa 36 14-Oğlu Mustafa 5 15-Diğer oğlu Salih 2 16-Mehmed Emin 35 17-Kara Hasan b. Mustafa 57 18-Uncuoğlu Osman 23 19-Mustafa b. Süleyman 36 20-Oğlu Hasan 10 21-Hasan b. Ahmed 37 22-Oğlu Ahmed 14 23-Topuzlu Emin 25 24-Edinbu oğlu Kadri 30 25-Oğlu Mestan 2 26-Hasab b. Umran 27 27-Oğlu Arif 10 28-Diğer oğlu Mehmed 2 29-Yusuf b. Mehmed 80 30-İbrahim b. Emin 27 31-Kardeşi Mehmed 25 32-Ali Çelebi b. Emin 28 33-Kardeşi İsa (sakat) 28 34-Diğer kardeşi Hasan 22 35-Kahveci İhsan 30 36-Oğlu Hasan 2 37-Diğeri Hüseyin 1 aylık 38-Hasan Hüseyin? 64 39-Oğlu Kadri 24 40-Diğer oğlu Hüseyin 18 41-Diğer oğlu Sami 19 42-Yusuf b. Hasan 38 43-Oğlu Mehmed 6 44-Diğer oğlu Ahmed 5 45-Kardeşi Ahmed 42 46-Oğlu Hüseyin 6 47-Diğer oğlu Hasan 4 48-Ali b. Abdullah? 35 32 49-Ahmed b. Mustafa 6 50-Oğlu Hüseyin 51-Diğer oğlu Salih 4 52-Kardeşi Ali 19 53-Kardeşinin oğlu Arif 6 54- Mestan b. Ali 80 55-Çolak İbrahim 115 56-Oğlu kır sakallı Hasan 55 57-Torunu Said b. Hasan 25 58-Hasan b. Hüseyin 15 59-Mehmed b. Ömer 22 60-Hasan Kethüdaoğlu b. Ak Hüseyin 25 61-Oğlu Mustafa 62-Emin Ahmed 35 63-Oğlu Sadullah 11 64-Ünüoğlu Abdullah 9 65-Mehmed b. Ahmed 31 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Hüseyinli Köyü’nde bir sokaktan görünüm. 1832 tarihli nüfus defterine göre Hüseyinli’nin yaş ortalaması 22.5 idi. Kaynak: BOA, NFS.d.nr.578, s.205-206 NoKişi Adı Yaşı 1- Köy imamı Ali Efendi 46 2- Oğlu Salih 4 3- Muhtarı Ali b. Mehmed 42 4- Oğlu Celaleddin 6 5- Diğer oğlu Emin 5 6- Sakallı Osman 35 7- Manav oğlu İbrahim 40 8- Oğlu Mustafa 16 9- Diğer oğlu Abdullah 13 10-Diğer oğlu Mehmed 7 11-Meremmetçi Mustafa b. Bıyıklı Ahmed 33 12-Ünüoğlu Halid b. Salih 17 13-Diğer Ünüoğlu Hasan 15 14-Sarı İbrahimoğlu Sakallı Süleyman b. Salih 45 15-Oğlu İbrahim 23 16-Diğer oğlu Emir 13 17-Kocaadamoğlu Mehmed b. Mustafa 22 18- Kocaadamoğlu Ömer 40 19-Oğlu Salih 7 20-Dilsiz Oğlu Yetim Emin 6 21-Ünübaba Musa b. Ali 30 22- Ayvalılı Osman b. Ahmed 45 23-Oğlu Ahmed 13 24-Diğer oğlu Salih 7 25-Diğer oğlu Mehmed Ali 5 26-Topçuoğlu Sakallı Ali b. Halil 26 27-Oğlu Hakkı 26 28-Dudu Hasan b. Halil 5 aylık 29-Topaloğlu Kara Ahmed b. Mustafa 35 30-Oğlu Baha 16 31-Diğer oğlu Salih 13 32-Diğer oğlu Mustafa 7 33-Diğer oğlu Bayram 5 34-Kardeşinin oğlu Arif b. Emin 16 35-Diğeri Mustafa 15 36-Naz Hüseyin b. İbrahim 38 37-Naz ümmet b. İbrahim 37 38-Memiş Oğlu Halil 45 39-Oğlu Ali 2 40- Kardeşi arabacı Mehmed 36 41-Oğlu Ahmed 12 42-Diğer oğlu Şakir 7 43-Kahveci Abdurrahman b. Ali (ak sakallı) 70 44-Oğlu Mehmed 15 45- Uzun Ali b. Emin (sakallı) 35 46-Memiş Oğlu sakallı Hüseyin b. Mehmed Ali 37 47-Oğlu Mehmed Ali 5 48-………. Mustafa 14 49-Kardeşi Mehmed 11 50-(boş) 51-………. Mustafa?? 14 52-Kardeşi Mehmed?? 11 53- İshaklılı Süleyman b. Ali 35 54-Amman b. Ebubekir 40 55-Emin b. Hasan 35 56-Kardeşi İbrahim 30 Defterlere yeni doğan çocuklar da dâhil olmak üzere bütün erkek nüfus kaydedilmişti. Önce aile reisleri ya da ailenin yaşça en büyük olanı yazılmıştı. Sonra da yine yaşça büyükten küçüğe doğru sıra devam etmişti. Bir aile fertlerinin kaydı bittikten sonra başka bir aileninkine geçilmişti. Kayıtlarda herkesin yaşı, aile reisine olan yakınlığı (oğlu, kardeşi vs.) belirtilmişti. Bazılarının lakapları ya da fiziksel özellikleri121 ve mesleğinin122 de yazıldığı görülmekteydi. Yaş gruplarına gelince, köyde 0-9 yaş arası 18 kişi, 10-19 yaş arası 12 kişi, 20-29 yaş arası 13 kişi, 30-39 yaş arası 11 kişi, 50-59 yaş arası 6 kişi, 80-89 yaş arası 2 kişi ve 100 yaş üzeri de 1 kişi bulunmaktaydı. 40-49, 70-79 ve 90-99 yaş arasında kimse yoktu. Genel olarak bakıldığında en fazla nüfus 0-9 yaş arasındaydı. Köydeki yaş ortalaması 25,8’di. Bu rakam diğer köylerle birlikte değerlendirildiğinde, köyler içerisinde en yüksek rakam olarak karşımıza çıkıyordu. Bunda en önemli etken ise köyde 115 yaşında birisinin olmasıydı. Bu kişi hariç genel olarak bakıldığında Çekmeköy’de yaşam süresinin oldukça düşük olduğu söylenebilir. HÜSEYİNLİ’DE ORTALAMA YAŞ: 22.6 Hüseyinli Köyü’nün erkek nüfusu 56 idi. Buna göre köyün nüfusu 110 civarındaydı. Köyde imam ve muhtar bulunuyordu. Yaş gruplarına gelince; köyde 0-9 yaş arası 15 kişi, 10-19 yaş arası 16 kişi, 20-29 yaş arası 4 kişi, 30-39 yaş arası 12 kişi, 4049 yaş arası 8 kişi, 70-79 yaş arası 1 kişi kaydedilmişti. Burada da en fazla nüfus 0-10 yaş arasındaydı. Dikkati çeken başka bir husus da Hüseyinli’de bir kişi hariç 50 yaşın üzerinde insan olmamasıydı. Hüseyinli Köyü’ndeki yaş ortalaması 22.6 idi.123 54 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Sırapınar Köyü’nün uzaktan görünümü. 1832 tarihli nüfus defterine göre Sırapınar Köyü’nün erkek nüfusu 62 kişiydi. Kaynak: BOA, NFS.d.nr.578, s.207-208. NoKişi Adı Yaşı 1- İmam Mehmed Emin b. İbrahim 40 2- Oğlu Mehmed Ali 6 3- Diğer oğlu İbrahim 20 4- Damadı Hasan 22 5- Köy muhtarı Şükrü 35 6- Oğlu Ahmed 2 7- Duhanioğlu Ali b. Hasan 40 8- Oğlu Mehmed Ali 19 9- Diğeri Kadri 7 10-Kardeşinin oğlu Hüseyin b. Osman 16 11- Sakallı Feyzullah b. Hüseyin40 12-Oğlu Selim 14 13-Diğeri Halil 1 14-Kardeşinin oğlu Ahmed 7 15-Sakallı Ömer b. Mustafa 38 16-Oğlu Mustafa 17 17-Diğeri Salih 9 18-Emir Hasan oğlu Salih b. Mehmed 70 19- Oğlu Mustafa 19 20-Torunu Hasan b. Mustafa 1 21- Bekir b. Halil 26 22-Oğlu Ali 2 23-Kardeşi Hüseyin b. Halil 13 24-Balcıoğlu Arif b. Ali 21 25-Bayramoğlu Kosta Abdi 56 26-Oğlu Ali 4 aylık 27- Ünüoğlu Mehmed b. Şükrü 13 28- İbrahim oğlu İbrahim Halil 40 29-Oğlu Salih 6 30-Diğer oğlu N. 4 31-Diğer oğlu Halil 3 32- Diğer oğlu Ahmed 2 33-Topal İsmet b. Süleyman 25 34- Balcıoğlu İsmet (kızıl sakallı) 27 35-Kardeşi Ali 13 36-Diğer kardeşi Ahmed 12 37-Diğeri Emir 8 38-İmamoğlu Ali b. Ahmed 25 39-Oğlu Ahmed 2 40-Kardeşi Latif b. Ahmed 11 41- Ak sakallı İsmet b. Mustafa 72 42-Oğlu Osman 17 43-Diğeri Mustafa 16 44-Emir Hasan oğlu kır sakallı Ömer b. Hasan 50 45-Oğlu Hüseyin 16 46-Temürcüoğlu S. Merdan b. Hüseyin 30 47-Oğlu Seyid Ahmed 8 48-Diğeri Şakir 1 49-Kardeşinin oğlu Ali 6 50-Murad oğlu Yahya b. Lütfullah 25 51-Ali’nin yetimleri Mustafa 14 52-Kardeşi K. B. Ali 11 53-Sığırtmaç Süleyman b. Mehmed (sakallı) 40 54- Osman b. Süleyman (sakallı) 35 55-Kardeşi Lütfi 25 56-Diğer kardeşi Hasan Şab 20 57-İsmail 70 58-Abdullah b. Ali 38 59-Oğlu Salih 4 60-Diğer oğlu Sadak 1 61-Kara sakallı Kara Akbacak 41 6 2 Hasan EN GENÇ KÖY: SIRAPINAR Erkek nüfusu 62 olan Sırapınar Köyü’nde bir imam ve muhtar vardı. İmam listenin en başına kaydedilmişti. İmamla ilgili bilgilerin olduğu yerde erkek çocuklarının yanında damadı da kaydedilmişti. Damadın köy imamının yanında iç güveyi olarak bulunduğu anlaşılmaktaydı. Yine kayıtlardan hane sahiplerinin bazılarının kendi çocukları haricinde kardeşi, kardeşinin çocukları ya da diğer akraba çocuklarına da baktığı görülüyordu. Köyün tahmini nüfusu 120 civarındaydı. Yaş gruplarına gelince; Sırapınar’da 0-9 yaş arası 20 kişi, 10-19 yaş arası 15 kişi, 2029 yaş arası 11 kişi, 30-39 yaş arası 5 kişi, 40-49 yaş arası 6 kişi, 50-59 arası 2 kişi ve 70-79 arası 1 kişi bulunmaktaydı. Sırapınar’da da nüfusun yoğunluğu 0-10 yaş grubu içerisinde olup 20 kişiydi. Bu da toplam nüfusun üçte birine eşitti. Burada da 50 yaş üzeri sadece 4 kişi vardı. Köydeki yaş ortalaması 21 olup, bu oran diğer köyler içerisinde en düşük rakamdı.124 55 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY EN GENÇ İMAM KOÇULLU’DA Koçullu’daki seralar 1832 tarihli nüfus defterine göre Koçullu Köyü’nde yaş ortalaması 25.7’dir. Kaynak: BOA, NFS.d.nr.578, s.208-209. NoKişi Adı Yaşı 1- Köy imamı İbrahim Edhem 25 2- Muhtar (kır sakallı) Nusret50 3- Oğlu bekçi Sun’ullah 27 4- Diğer oğlu Hüseyin 14 5- Üvey oğlu Osman 25 6- Kardeşi ak sakallı Mehmed 65 7- Oğlu sakallı Hasan 30 8- Diğer oğlu Abdi 20 9- Oğlu Ömer b. Hasan 5 10-Diğer oğlu Mehmed 2 11-Kumral sakallı Ali b. Ahmed 40 12-Oğlu Ahmed 13 13-Diğer oğlu Hasan 5 14-Kardeşi kır sakallı Hüseyin b. Ahmed 48 15-Oğlu Hüseyin 2 16-Sakallı Ahmed b. Emrullah 38 17-Oğlu Seyyid? 6 18-Kal’a oğlu Mehmed Ali b. Abdullah 38 19-Oğlu Arif 1 aylık 20-Çoban Ahmed oğlu Mustafa 28 21-Kardeşi Ömer Süleyman 22-Balcıoğlu Ahmed b. Mehmed 22 23-Balcıoğlu İsmail? 24 24-Süleyman b. Ali 28 25-Oğlu Mehmed Ali 3 26-Diğer oğlu Ömer 1 aylık 27-Kardeşi oğlu Salih b. Hasan 12 28-Koca Osman oğlu Ahmed 48 29-Oğlu Mehmed 5 30-Üvey oğlu Süleyman b. Ali14 31-Topal Ömer oğlu Hüseyin b. Ahmed 40 32-Çoban Halil oğlu Halil b. Hasan 22 33-Soğuk oğlu Sarı sakallı Mehmed b. Osman 44 34- Meremmetçi oğlu Mustafa b. Ahmed (sakallı)35 35- Oğlu Ahmed 5 36-Berber oğlu Abdullah b. Süleyman (bıyıklı) 35 37-Kardeşi oğlu Salih b. Hasan 7 38-Ali Osman b. Mustafa 40 39-Bayram oğlu K. İbn. ... (sakallı) 48 40-Oğlu İbrahim 20 41-Meremetçi oğlu Eyyüb b. Abdi 70 42-Emin b. Süleyman 35 43-Kardeşi K. 30 44-Karye-i imam Hacı Ali b. Sadi,60 (Sene 1254/1838) Koçullu Köyü’nde bulunan erkek nüfus sayısı 44’tü. Buna göre köyde 90 civarında toplam nüfus olduğu anlaşılmaktaydı. Köyde iki imam ve bir muhtar vardı. İmamlardan yaşça daha genç olanı (25 yaşında) listenin en başında, diğeri de (60 yaşında) en sonunda kaydedilmişti. Yaş gruplarına bakıldığında Koçullu’da 0-9 yaş arası 12 kişi, 10-19 yaş arası 4 kişi, 20-29 yaş arası 10 kişi, 30-39 yaş arası 7 kişi, 40-49 yaş arası 7 kişi, 50-59 arası 1 kişi ve 60-69 arası 1 kişi vardı. Burada da en fazla nüfus 12 kişi ile 0-10 yaş aralığındaydı. Köyde 50 yaş üzeri 3 kişi bulunmakta olup, köyün yaş ortalaması 25.7 idi.125 EN KALABALIK KÖY: ÖMERLİ Ömerli Köyü’nde toplam 142 erkek nüfus vardı. Bu da köydeki toplam nüfusun 280’in üzerinde olduğunu gösteriyordu. Köy imamı 41 yaşında olan Ömer oğlu Esseyyid Hüseyin, köy muhtarı da 43 yaşındaki Salih oğlu Hüseyin isimli kişilerdi. Sayım sırasında askerlik gibi görevleri dolayısıyla köy dışında olanların da kaydedildiği anlaşılıyordu. Yaş grupları ile ilgili bilgilere bakıldığında köyler içerisinde nüfusu en kalabalık köy olan Ömerli’de 0-9 yaş arası 33 kişi, 1019 yaş arası 35 kişi, 20-29 yaş arası 18 kişi, 30-39 yaş arası 28 kişi, 40-49 yaş arası 14 kişi, 50-59 arası 6 kişi ve 60-69 arası 5 kişi ve 70 ve üzeri 3 kişi bulunmaktaydı. Nüfusun en fazla olduğu yaş grubu diğer köylerden farklı olarak 35 kişiyle 10-19 yaş aralığındaydı. Bunu 33 kişiyle 0-10 arası yaş grubu takip etmekteydi. Köyde yaş ortalaması 24.2 olarak belirlenmişti. Tıpkı diğer köylerde olduğu gibi Ömerli’de de 50 yaş üzerinde fazla kişi olmayıp, yaşam süresinin 50 yaş civarında olduğu görülmekteydi.126 Sonuç olarak Çekmeköy, Hüseyinli, Sırapınar, Koçullu ve Ömerli köylerine ait nüfus defterleri incelendiğinde her köyde bir imam ve bir muhtar olduğu anlaşılıyordu. Defterlerin en başında imam kaydedilmişti. Muhtar bazen hemen imamdan sonra bazen de ortalarda yazılmıştı. Diğer bir husus da gayrimüslimlerin dâhil edilmeyip sadece Müslüman nüfusun yazılmış olmasıydı. 56 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Nüfus defterlerinde sadece erkekler kaydedilmiş olup kadınlarla ilgili herhangi bir bilgi yoktu. Köyde bir aylık bile olsa en küçük erkek çocuktan en yaşlı erkeğe kadar herkes kaydedilmişti. Buradan köylerle ilgili erkek nüfus sayısı, yaş grupları hakkında kesin bilgilere ulaşıyoruz. Ancak kadınlarla ilgili kesin bilgilere ulaşmak mümkün değil. Sadece tahmin yapabiliyoruz. Bunu da erkek ve kadın sayısının dengeli ya da birbirine yaklaşık olarak eşit olduğunu varsayarak, toplam nüfusu erkeklerin iki katı olarak hesaplıyor ve değerlendiriyoruz. Hane sayıları da belirtilmediğinden yine her hanede ortalama 5 kişinin yaşa- NoKişi Adı Yaşı 1- Köy imamı Esseyyid Hüseyin b. Ömer 41 2- Muhtar Mavanoğlu kırca kumral 43 sakallı Hüseyin b. Salih 3- Oğlu Yasin 19 4- Diğer oğlu Mehmed 16 5- Diğer oğlu Salih 4 6- Mollaoğlu Kara İsmail 60 7- Oğlu Osman 28 8- Diğer oğlu Mehmed 26 9- Diğer oğlu Mustafa 22 10-Torunu Edib b. Osman 1 11-Bıyıklıoğlu Halil b. emin 40 12-Kardeşi Mehmed 30 13-Oğlu Mehmed Ali 10 14-Mandacıoğlu Abdi b.Mehmed 38 15-Oğlu Hayrullah 9 16-Diğer oğlu Emrullah 7 17-Diğer oğlu Sun’ullah 3 18-Kamil usta b. Osman 33 19-Oğlu Osman 1 20-Koca Yanık oğlu Basri b. Mehmed 38 21-Oğlu Mehmed 17 22-Hacı Osman oğlu Ali b. Mehmed Ali 40 23-Oğlu Memed 19 24-Diğer oğlu Hasan 2 25-Kardeşinin oğlu Salih 22 26-Soğanlı oğlu Ahmed b. Süleyman (kırca sakallı) 40 27-Oğlu Süleyman 16 28-Kardeşi emin b. Süleyman 45 29-Oğlu Salih 8 30-Kocabaşoğlu Süleyman b. Salih (kara sakallı) 42 31-Kardeşinin oğlu Salih 21 32-Kardeşinin diğer oğlu Osman b. Ahmed 14 33-Kardeşinin diğer oğlu Sun’ullah b. Ahmed 14 34-Diğeri Ömer b. Ahmed 11 35- Diğeri Süleyman 3 36- Moraoğlu bıyıklı Ali 30 37-Oğlu Hüseyin 2 38-Sun’ullahoğlu sakallı Kara Emin 37 39-Kardeşi (asker) 40-Şaban oğlu Ak sakallı Hasab b. Süleyman 70 41-Oğlu kumral bıyıklı Ahmed 28 42-Torunu Salih b. Ahmed 3 43-Diğer torunu Mehmed b. Ahmed 1 44-Ali Beşeoğlu Ahmed b. Mehmed 35 45-Oğlu Bekir 8 46-Diğer oğlu Salih 5 47-Diğer oğlu Mustafa 4 48-Diğer oğlu Hasan 1 49-Kardeşi Memiş b. Mehmed 60 50-Oğlu Mehmed 19 51-Cebecioğlu KaraMehmed b. Emrullah 40 52-Oğlu emrullah 8 53-Diğer oğlu Süleyman 2 54-Manav Ahmed b. Hasan, sakallı40 55-Oğlu Mustafa 18 56-Koca Yanık oğlu Abdullah b. Ömer (ak sakallı) 80 57-Oğlu Koca Bekir Salih 36 58-Diğer oğlu Hasan 25 59-Diğer oğlu Osman 17 60-Cebecioğlu Kara Ali b. Ali Bekir 34 61-Oğlu Mehmed 4 62-Diğer oğlu Ahmed 1 63-Kardeşinin oğlu Mustafa b. Hüseyin 14 64-Nalbantoğlu Şakir b. Mehmed25 65-Oğlu Kamil 2 66- Hacı Osman oğlu Ali 17 67-Veysel b. ahmed 14 68-Balcıoğlu Ahmed b. Salih, sakallı40 69-Üvey oğlu Hasan b. Halil 10 70-Kotaran oğlu Hasan (kumral sakallı) 36 71-Oğlu Salih, 12 72-Diğer oğlu Ahmed 2 73-Kardeşi Hüseyin 42 74-Oğlu Seyyid 13 75-Diğer oğlu Murad 2 76-Bayram oğlu Mehmed (kır sakallı) 60 77-Oğlu Seyyid 21 78-Bayram oğlu Ali b. Hüseyin (kır sakallı) 50 79-Osman oğlu Mehmed 38 80-Oğlu Salih 5 81-Kardeşi Süleyman 30 82-Kocayanık oğlu Ömer b. Osman (sakallı) 38 83-Oğlu Seyyid? 2 84-Mazlum Mehmed b. Hasan 60 85-Oğlu Hasan 15 86-İbrahin Edhem b. Osman (sakallı) 38 87-Oğlu Mustafa 12 88-Kara Mustafa oğlu Ahmed 37 89-Kardeşinin oğlu Ömer 17 90-Bekir oğlu bıyıklı Halil 32 91-Kara Hüseyin oğlu Halil b. Mustafa 40 92-Kardeşi İbrahim 30 93-Tütüncüoğlu Ali 28 94-Oğlu Salih 1 95-Hacı oğlu Hüseyin b. Ali 26 96-İmamoğlu Kara bıyıklı Süleyman 32 b. İbrahim kara bıyıklı 97-Hüsnü Beşe oğlu Salih b. Edib 22 98-Ödemişoğlu Salih 24 99-Oğlu Mehmed 2 100-Topaçoğlu Halil 38 101-Oğlu Arif 18 102-Oğlu Osman 9 103-Diğer oğlu Ahmed 2 aylık 104-Şabanoğlu Şaban 52 105-Oğlu Selim 25 106-Diğer oğlu Osman 10 107-Mandacıoğlu Hüseyin b. Mustafa 45 108-Ömer oğlu Hasan 32 109-Sun’ullah oğlu Küçük Ahmed 60 110-Oğlu Seyid Ali 18 111-Diğer oğlu Mehmed 16 112-Diğer oğlu Ahmed 8 113-Üvey oğlu Ali 16 57 Koçullu’dan Ömerli’nin görünümü. 1832 tarihli nüfus defterine göre bölgenin en kalabalık köyü Ömerli Köyü’dür. Köyde 142 erkek nüfus vardır. Kaynak: BOA, NFS.d.nr.578, s.210-212. 114-Koca Kadri oğlu Emin b. Hasan 30 115-Manav Halil b. Hasan 35 116-Üvey oğlu Hasan b. Süleyman 13 117-Bağculu Salih b. Halil 45 118-Oğlu Beşir 7 119-Ali Beşe oğlu Seyyid Ali b. Mustafa (sakallı) 35 120-Oğlu Mustafa 1 121-Karabacak oğlu Süleyman18 122-Kardeşi Ali 12 123-Diğer Kardeşi Abdullah 6 124-Topal Osman b. Ali 50 125-Oğlu Ali 14 126-Osmancıklı Seyyid b. Ahmed 22 127-Şileli Hüseyin b. Süleyman 18 128-Ali Beşe oğlu Çalık Emin b. Osman 38 129-Peynirci Hasan Usta 50 130-Oğlu Ali Osman 16 131-Diğer oğlu Salih 12 132-Koçullu’dan Kıpti? 35 133-Tavaslıoğlu aksakallı Hatab (Mestan?) 71 134-Hasan b. Abdullah 50 135-Arabacı Ömer b. Abdullah 22 136-Mehmed b. Ahmed 30 137-Süleyman b. Abdullah 18 138-Öküzoğlu Salih b. Ali 12 139-Ahmed b. Abdullah 50 140-Ömer b. Ahmed (sarı bıyıklı) 30 141-Ali b. Ahmed 25 142-Rivalı Ömer b. Ahmed - İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY dığını farzedip ortalama hane sayısını çıkarabiliyoruz. Buna göre Çekmeköy’ün bu tarihteki tahmini toplam nüfusu 130 kişi ve hane sayısı 26; Hüseyinli’nin nüfusu 112 ve hane sayısı 23; Sırapınar’ın nüfusu 124 ve hane sayısı 25; Koçullu’nun toplam nüfusu 88 ve hane sayısı 18 iken; Ömerli’nin tahmini hane sayısı 57 ve tahmnini nüfusu da 284 olarak hesaplanmıştı. Beş köy birlikte ele alınacak olursa; 1832 yılında köylerin toplam nüfusu yarısı erkek yarısı kadın olmak üzere 738; hane sayısı toplamı da 149 olarak tahmin ediliyordu. Tablo: Köylerdeki Yaş Grupları KÖYLER Yaş Grupları 1832’de Çekmeköy İlçesi’ne adını veren Çekme Köyü’nde 100 yaşın üzerinde bir kişi yaşıyordu. Aynı tarihte 5 köyün toplam nüfusu ise tahminen 738 kişiydi. Nüfusun yaş ortalaması 23.8 idi. Çekmeköy Hüseyinli Sırapınar Koçullu Ömerli Toplam 0-4 9 4 12 6 22 53 5-9 9 11 8 6 11 45 10-14 5 9 8 4 16 42 15-19 7 7 7 - 19 40 20-24 5 2 4 5 9 25 25-29 8 2 7 5 9 31 30-34 4 3 1 2 13 23 35-39 7 9 4 5 15 40 40-44 2 4 6 4 11 27 45-49 - 4 - 3 3 10 50-54 - - 1 1 6 8 55-59 2 - 1 - - 3 60-69 4 - - 1 5 10 70-79 - 1 3 1 2 7 80-89 2 - - - 1 3 90-99 - - - - - - 100+ 1 - - - - 1 Toplam 65 56 62 44 142 367 Yaş ortalaması 25,8 22,6 21 25,7 24,2 23,8 Tablo: Köylerdeki Hane ve Nüfus Sayıları 58 Köyler Erkek Nüfus Sayısı Tahmini Toplam Nüfus Tahmini Hane Sayısı Çekmeköy 65 130 26 Hüseyinli 56 112 23 Sırapınar 62 124 25 Koçullu 44 88 18 Ömerli 142 284 57 Toplam 369 738 149 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ALEMDAĞI VE SULTANÇİFTLİĞİ’NDE GEÇERLİ MESLEK ARABACILIKTI Alemdağı ve Sultançiftliği’ne ait nüfus defteri incelediğimiz diğer köylerdeki nüfus defterinden hem şekil, hem muhteva hem de tarih bakımından farklıydı. 1858 yılına ait bu defterde sadece Alemdağı ve Sultançiftliği’nde bulunun erkek Ermeni reaya nüfus kayıtlarına geçirilmişti. Müslüman nüfus kaydedilmemişti. Önceki defterlerde şahısların isimlerinden sonra kaç yaşında oldukları bilgisi yazılırken; bu defterde yaşlar değil sadece doğum tarihleri belirtilmişti. Yine önceki defterlerde genel olarak bildirilmeyen meslek bilgileri bu defterlerde kaydedilmiş olup yalnız 15 yaşından sonrakilerin meslekleri yazılmıştı.127 Alemdağı ve Sultançiftliği’nde 90 erkek nüfusun yanında 90 kadın olduğu varsayılırsa toplam Ermeni nüfusun 180 civarında olduğu söylenebilir. NoKişi Adı Doğumu 1- Rençber Manil veled-i Mikayil 1213 2- Oğlu Markar 1260 3- Diğer oğlu David 1251 4- Diğer oğlu Savah 1253 5- Diğer oğlu Kirkor 1267 6- Rençber Baron veled-i David 1208 7- Oğlu rençber Agob 1236 8- Diğer oğlu Artin 1238 9- Diğer oğlu rençber Avit 1243 10-Diğer oğlu Markon 1265 11-Rençber Mikayil veled-i Baron 1183 12-Oğulluğu Karabet veled-i Hamya 1228 13-Rençber Hamperson veled-i Gabriel 1248 14-Oğlu Gabriel 1267 15-Rençber Eci Andon veled-i Mikayil 1203 16-Oğlu rençber Kanon 1238 17-Diğer oğlu Etmekçi Markon 1243 18-Diğer oğlu rençber Raki 1248 19-Diğer oğlu Zahparson 1256 20-Rençber Aci Manuk veled-i Bogos 1228 21-Oğlu İstefan 1267 22-Rençner Manuk veled-i Kirkor 1237 23-Oğlu Sehak 1265 24-Diğer oğlu Kegork 1269 25-Kardeşi rençber Papel veled-i Kirkor 1248 26-Rençber Bedros veled-i Gabriel 1238 27-Kardeşi rençber Bogos 1243 28-Diğer kardeşi Nakkur 1248 29-Diğeri Karnun 1263 30-Kardeşinin oğlu Nişan 1272 31-Rençber Agob veled-i Avak 1238 32-Oğlu Sezak 1272 33-Rençber Nişan veled-i Artin 1223 34-Oğlu Ağba 1248 35-Diğer oğlu Sehak 1257 36-Rençber Nişan veled-i Mağir 1233 37-Kahveci Agob veled-i Parsemistan 1228 38-Oğlu Feledkin 1272 39-Papaz Kirkor veled-i Karabet 1222 40-Oğlu arabacı Karabet 1248 41-Diğer oğlu hizmetkâr Ohannes 1251 42-Çiftçi Ohannes veled-i Artin 1253 43-Oğlu Artin 1272 44-Arabacı Artin veled-i David 1213 45-Oğlu arabacı Bedros 1238 46-Damadı arabacı Evir veled-i Kirkor 1238 47-Torunu arabacı Namhus veled-i Kirkor 1258 48-Diğer torunu Haçik 1261 49-Arabacı Serki veled-i Karabet 1228 50-Oğlu arabacı Hampar 1250 51-Diğer oğlu Peydi 1267 52-Arabacı Nişan veled-i Ohan 1233 53-Oğlu Serki 1261 54-Arabacı Artin veled-i Mardros 1233 55-Oğlu Ağya 1271 56-Berber Agob veled-i Ohannes 1222 57-Oğlu Puzaz 1258 58-Arabacı Kirkor veled-i Ohannes 1237 59-Arabacı Tefhos veled-i Mikayil 1225 60-Oğlu arabacı Arakel 1248 61-Diğer oğlu Serki 1259 62-Diğer oğlu Mıgırdiç 1260 63-Diğer oğlu Atanik 1267 64-Arabacı Bedros veled-i Mikayil 1243 65-Arabacı Apik veled-i Zarrar 1208 66-Oğlu arabacı Sahak 1243 67-Diğer oğlu arabacı Mosık 1248 68- Diğer oğlu arabacı Serki 1253 69- Diğer oğlu Samyar 1257 70-Arabacı Manuk veled-i Simon 1223 71-Oğlu arabacı Markar 1243 72-Diğer oğlu arabacı Karabet 1259 73-Diğer oğlu Atrin 1264 74-Arabacı Zefar veled-i Markuz 1238 75-Arabacı Mennak veled-i Hacato 1248 76-Kardeşi Norik 1265 77-Arabacı Bedros veled-i simon 1198 78-Oğlu arabacı Avakim 1238 79-Diğer oğlu Edak 1243 80-Torunu Karnik veled-i Edak 1273 81-Arabacı Haçik veled-i Bedros 1248 82-Arabacı Nişan veled-i Hamyar 1231 83-Oğlu Hamyar 1267 84-Diğer oğlu Artin 1269 85-Arabacı Gabriel veled-i Nasar 1243 86-Arabacı Muhsez veled-i Andon 1238 87-Oğlu Sih 1270 88-Arabacı Karbet veled-i Derahim 1233 89-Oğlu arabacı Markel 1260 90-Diğer oğlu Anderyas 1270 91-Arabacı Mardros veled-i Manacğan 1208 1248 92-Oğlu arabacı Bogos 93-Diğer oğlu Ravin 1258 94-Diğer oğlu arabacı Kirkor 1260 95-Diğer oğlu Hamyar 1261 96-Diğer oğlu Kalos 1270 97-Kahveci Bogos veled-i Artin 1233 98-Oğlu Aldanet 1259 99-Kaynı Mektep Hocası Artin veled-i Mıgir 1238 59 Cumhuriyet’in ilk yıllarında Sultançiftliği Köyü’nde öküz arabasıyla odun taşıyan köylüler. Kaynak: Süreyya Gündüz, Sultançiftliği Köyü Çevre ve Yardımlaşma Derneği 1858 tarihli nüfus defterine göre Alemdağı ve Sultançiftliği’nde bulunan Ermeniler’den erkeklere ait bilgiler. Kaynak: BOA, NFS.d.nr.537, İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Tablo: 1858’de Alemdağı ve Sultançiftliği’nde yaşayan Ermenilere Ait Yaş Grupları Bilgileri Reşadiye Köyü’nde bulunan eski ahşap evlerden biri hâlâ ayakta kalmayı başarmış. Erkek Ermeni nüfusun yaş grupları ise şöyleydi: 0-9 yaş arası 20 kişi, 10-19 yaş arası 18 kişi, 20-29 yaş arası 17 kişi, 30-39 yaş arası 21 kişi, 40-49 yaş arası 13 kişi, 50-59 arası 4 kişi ve 60-69 arası 4 kişi ve 70 ve üzeri 2 kişi. Bunlardan biri 72, diğeri de 90 yaşındaydı. Nüfusun en fazla olduğu yaş grubu 21 kişiyle 30-39 yaş aralığıydı. Bunu 20 kişiyle 0-10 arası yaş grubu takip etmekteydi. Köyde yaş ortalaması 30.1 olarak belirlenmişti. Bu rakam Müslüman köylerdeki yaş ortalamasından daha fazlaydı. 50 yaşın üzerinde 10 kişi vardı. Dolayısıyla yaşam süresinin 50 yaşın üzerine çıktığı ifade edilebilir. Bu da toplam nüfusun % 10’una denk geliyordu.128 Ermeni nüfusun yaşadığı köylerde geçim temini için uğraşılan işler ya da meslek gruplarına gelince: 1858 yılında Alemdağı ve Sultançiftliği’nde 33 arabacı, 16 rençber, 2 kahveci, 1 mektep hocası, 1 ekmekçi, 1 papaz, 1 berber, bir hizmetkâr ve 1 çiftçi bulunmaktadır. Geri kalan 15 yaş altı 33 kişi ile ilgili meslek bilgisi belirtilmemişti. Bu bilgilerden en önemli geçim kaynağının arabacılık olduğu anlaşılmaktaydı.129 60 Yaş Grupları Sayısı Doğum Tarihleri (Hicri) 0-4 5-9 10-14 15-19 20-24 25-29 30-34 35-39 40-44 45-49 50-54 55-59 60-69 70-79 80-89 90-99 100+ Toplam Yaş ortalaması Tahmini hane sayısı 6 14 9 9 6 11 8 13 10 3 2 2 4 1 1 90 30,1 1273-1271 arası 1270-1265 arası 1264-1260 arası 1259-1256 arası 1253-1250 arası Hepsi 1248 doğumlu Hepsi 1243 doğumlu 1238-1236 arası 1233-1228 arası 1225-1223 arası 1222 doğumlu 1213 doğumlu 1208-1203 arası 1198 doğumlu 1183 doğumlu - 18 - Tablo: 1858 Yılında Alemdağı ve Sultançiftliği’ndeki Meslek Grupları Meslek Grupları Sayısı Rençber 16 Arabacı 33 Kahveci 2 Mektep Hocası 1 Ekmekçi 1 Papaz 1 Berber 1 Çiftçi 1 Hizmetkâr 1 Diğer* 33 Toplam 90 * Bunlar daha çok, meslek sahiplerinin oğlu, torunu, kardeşi ya da oğulluğu gibi yaşı küçük olanlardır. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY TEMETTÜAT DEFTERLERİNDE ÇEKMEKÖY Çekmeköy’ün havadan görünümü. Ç ekmeköy’ün bu dönemdeki sosyo-iktisadi durumu ile ilgili başvuracağımız temel kaynak, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden temin ettiğimiz Alemdağ bitişiğindeki Ermeni Köyü, Çekmeköy, Hüseyinli, Ömerli, Sırapınar, Koçullu ve Sultançiftliği köylerine ait temettüat defterleri ile bazı arşiv belgeleridir. Temettü, Arapça bir kelime olup “mal, eşya, kazanç, kâr etme” anlamlarına gelir.130 1839’da Tanzimat’ın ilanıyla birlikte tebaanın sosyal, hukuki ve mali bakımdan eşitliği kabul edildiğinden tek bir vergi alınması prensibi getirildi. Bunun için ise tebaanın gelirinin bilinmesi gerekiyordu. Bu amaçla vergi toplayan görevlilerin nezaretinde olmak üzere bütün mal, mülk ve hayvanları içine alan temettü (gelir) sayımı yapılmaya başlandı. 1840 yılından itibaren yürürlüğe konan vergi tespit edilip köy veya mahallelerin ödeyecekleri miktarlar belirlenmişti. Köy muhtar ve imamları ile papazlar eliyle toplanacak verginin dağılımı herkesin ekonomik durumuna göre ayarlandı.131 İnsanların iktisadi durumları ile ilgili bilgiler “temettüat defterleri” denen defterlere kaydedildi. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde “ML.VRD.TMT.d” olarak kodlanan temettüat defterlerine şehir, kaza, kasaba, nahiye, köy, mezra ve çiftlik gibi tüm yerleşim birimlerinde yaşayan Müslüman ve gayrimüslim ahalinin emlâk, arazi ve gayrimenkulleri ile bütün cins ve evsaftaki hayvanlar ve yetiştirmiş oldukları ürünler ayrıntılı olarak kaydedildi.132 Temettüat defterleriyle ilgili iki farklı uygulama vardı. 1840 (hicri 1256) ve 1844 (hicri 1260) yıllarında tutulan defterler birbirinden bazı açılardan farklılık gösteriyordu. 1840 yılı temettüat defterleri Koru-yı Hümayun’a dâhil olan bölgeleri kapsamaktaydı.133 Yazımı biten defterler muhtarlar ve imam (Müslüman olmayan topluluklarda ise cemaat önderi) tarafından tasdik edilmek zorunda idi. Defterlerin yazım işi tamamlanınca, tabi oldukları kazaya gönderilip burada kontrol edildikten sonra bir üst idari birime gönderiliyordu. Sancak merkezine gelen defterler burada tekrar kontrol edilip temize çekilerek ciltleniyordu.134 61 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Cumhuriyet’in ilk yıllarına ait bu Çekmeköy fotoğrafında; harmanda atla düven süren çiftçinin arkasında köylü olmadıkları kıyafetlerinden de belli olan bir aile yer alıyor. Kaynak: Süreyya Gündüz, Sultançiftliği Köyü Çevre ve Yardımlaşma Derneği Sultançiftliği ve Alemdağı’na ait temettüat kayıtları (sağda). Kaynak: BOA, ML.VRD. TMT.d.nr.3080, lef-3-9. Bizim incelediğimiz dönemde 1840 yılına ait Alemdağ bitişiğindeki Ermeni Köyü, Çekmeköy, Hüseyinli, Ömerli, Sultançiftliği ve Sırapınar köylerine ait altı defter bulunuyordu. 1844 yılında tutulan defterlerde Alemdağ bitişiğindeki Ermeni Köyü’ne dair kayıt yoktu. 1840 defterlerinin eni ortalama 23 ile 27 cm arasında ve boyları da 72 cm. idi. 1844 yılına ait defterlerin genel olarak enleri 17 cm boyları da 50 cm. idi. Defterlerin bazı yaprakları boştu. Defterlerde kullanılan yazı çeşidi rik’a idi. Bunların yanında defterlerin bazısında sadece bir yerleşim yeri bulunurken bazı defterlerde birden fazla yerleşim yeri vardı. Temettüat defterlerinin kapaklarında hangi köye ait olduğu belirtilmişti. Bunun yanında kayıtların yazılmaya başlandığı ilk sayfanın üstünde köylerin adı ve hangi kazaya, kazanın da hangi sancağa bağlı olduğu başlık şeklinde kaydedilmişti.135 Ayrıca adı geçen yerleşim biriminin Müslüman köyü mü yoksa gayrimüslim köyü mü olduğu da zikrediliyordu. 1840 yılında tutulan defterlerde bu bilgilere ilave olarak “Tanzimat-ı Hayriye usul-i müstahsenesi üzre” ibaresi yer alıyordu. Bununla da daha yeni ilan edilmiş olan “Gülhane Hatt-ı 62 Hümayunu”nda belirtilen halkın gelirlerine orantılı vergi konulmasının hayata geçirildiği anlatılmak istenmişti. Yine bu kısımda defterlerin yeniden yazıldığını belirten “müceddeden tahrir” ifadesi bulunmaktaydı. Bu ifade ile 1840 yılında yapılan sayımlardan önce Sultan II. Mahmud döneminde 1830’da yapılan ilk nüfus sayımına atıf yapılmış oluyordu.136 Defterlerin başlığında kaydedilen menkul ve gayrimenkuller ile bunların ne amaçla kaydedildiği belirtilmişti. 1840 defterleri ile 1844 defterleri başlıkları arasında bazı farklılıklar göze çarpmaktaydı. Mesela, 1840 yılı defterlerinde köylerle ilgili, “….. karyesinde mevcut yerli ahâli-i İslâmın emlak, arazi ve hayvanât vesairenin kıymet-i lâyikası” veya “…..karyesinde mevcut yerli reayanın emlak, arazi ve hayvanât vesairenin kıymet-i lâyikası”137 denirken; 1844 yılı defterlerinde, “….. karyesinde sakin ahali-i İslâmın emlak, arazi ve hayvanlarının temettuatları defteri” İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 63 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ibaresi kullanılmıştı.138 Bu ifadelerden de 1840 kayıtlarında mülklerin kıymetlerinin dikkate alındığı, 1844 kayıtlarında ise sahip olunan malların hane sahiplerine getirdiği yıllık gelirlerin önemsendiği anlaşılıyordu. 1840 yılı defterlerinde giriş mahiyetindeki başlıktan sonra hane sahipleriyle ilgili bilgilere geçilmeden önce sayımı yapılan köyün adı tekrar zikredilirken, 1844 yılı defterlerinde ise başlıktan sonra hemen hane reisiyle ilgili bilgilere geçilmişti. Temettüat defterlerinde yukarıda bahsedilen başlık kısmından sonra hane reisleriyle ilgili bilgiler kaydedilmişti. Hane reisinin özelliklerinden bahsedilmeden önce “hane” ve “numro” ibareleriyle hane reisinin ikamet ettiği ev tarif edilmişti. Bu 1844 yılı kayıtları için geçerlidir. Yani 1844 kayıtlarında hane ve numro ibarelerindeki rakamlar birbiriyle aynıdır. 1840 yılı kayıtlarında ise hane ve numro ibarelerine karşılık gelen rakamlarda farklılıklar olmaktadır. Buradaki numro ibareleri hane numarasından ziyade hanede mevcut olan erkek sayısını belirtmekteydi. 1840 temettüatlarında hane ibaresinden sonra hane reisinin fiziksel özelliklerinden boyu, saç veya sakal biçimi ve rengi, mesleği belirtildikten sonra babasının adı ve kendi adı aynı cümle içinde yazılmıştı. 1844 kayıtlarında ise sadece hane reisinin ismi aynı cümlede zikredilmişti. Kişinin mesleği ile ilgili bilgi hane sahibinin tanımlandığı cümlenin üst sağ tarafında ve cümleye soldan sağa doğru eğik olarak yazılmıştı. Yine 1840 kayıtlarında hane sahibi ile ilgili cümlenin sol üst tarafında “1255 senesi hafî ve celî tevzîât mucebince verdiği tekâlif” yani Miladi 1839 yılındaki kararlaştırılan miktarlarda ne kadar vergi verdiğini belirten ibare vardır. 1840 kayıtlarında hane sahibini tarif eden metnin üst tarafında sadece “numro” ve Hicri 1255 yılında verdiği vergi bilgisi bulunmaktaydı. 1844 temettüatlarında ise hane sahibinin belirtildiği metnin üstünde sırasıyla soldan sağa olarak, hane sahibinin mesleği ya da 64 yaptığı iş, “hane ve numro” bilgileri, bir sene önce vermiş olduğu vergiyi belirten “sene-i sâbıkda vergi-i mahsusadan bir senede vermiş olduğu vergi” ibaresi yani bir önceki yıl ödediği vergi, sonra aşar vergisi olarak bir yıl önce vermiş olduğu vergiyi buğday, arpa, yulaf vs. cinsinden kile ve kuruş olarak belirten “aşar olarak sene-i sâbıkda bir senede vermiş olduğu” ibaresi ve son olarak da varsa verdiği ağnam vergisini kuruş olarak belirten “itâ eylediği âded-i ağnam rüsumu” ibareleri yer alıyordu. Temettüat defterlerinde köy imamı ve muhtar; gayrimüslimlerin bulunduğu yerleşim birimlerinde de oranın dini temsilcisi hane kayıtlarında genellikle ilk sırada yazılırdı. Hane sahiplerinin uğraştıkları asıl işler “erbab-ı ticaretten”, erbab-ı ziraatten”, “kömürcülükle meşgul”, “hizmetkârlık ile meşgul”, “demircilikle meşgul” gibi ifadelerle belirtilmişti. Yine ek işlerle uğraşanlar da kayıtlarda ayrıca yazılmıştı. Eğer hane reisi olarak gözüken kişinin yaşı küçük ise kimin vasiliği altında olduğu, yine bu meslek ibaresinin bulunduğu kısımda kaydedilmişti. Hane sahiplerinin uğraştıkları işler ve meslekleri ile ilgili bilgilerin kaydediliş biçiminde köylere göre farklılık olabiliyordu. Genel olarak mesleklerle ilgili bilgiler yazılırken bazı köylerde hane sahiplerinin mesleği ya da uğraştığı işlerle ilgili kısım boş geçilmişti. Mesela Ömerli Köyü’ne ait 63 hanenin bulunduğu temettüat defterinde büyük çoğunluğunun mesleği belirtilmemişti. Mesleklerle ilgili bilgilerin açık olarak yazılmadığı hanelerde hane sahibi ile ilgili künyede şahsın isminden hemen önce belirtilen sıfattan ne işle meşgul olunduğu çıkarılabiliyordu. Mesleği askerlik olan ya da askerlikle bir şekilde ilişkisi olanlar da “Asâkir-i redif”, “asâkir-i hâssa’dan mahreç”, “askerden mahreç”, “…da asker” “asâkir-i redif mızıkası neferatından” veya askerde yakınları olanlar da “karındaşı asakir-i hassada”, “oğlu asakir-i redif” gibi ifadelerle kayıt altına alınmıştı. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 31 Ekim 1883 tarihli Kartal’dan Alemdağı’na kadar alanı gösterir harita. Alemdağı Ermeni Köyü Kaynak: HRT_h 2496 Sultan Çiftliği Değirmen Çiftlik Sarıgazi Dudullu Samandıra 1840 yılında düzenlenen temettüatlarda hane sahibinin fiziksel özelliklerinin belirtildiğini ifade etmiştik. Tanımlanan ilk nitelik kişinin boyu ile ilgilidir. Uzun, kısa ya da orta boylu olarak tanımlamanın ardından saç, bıyık ya da sakal üzerinden “kır bıyıklı, ter bıyıklı, kara sakallı, ak saçlı, veya sağir (küçük) gibi tasvirler yapılıyordu. Buradan da bahsedilen kişilerin yaş grubu hakkında da ortalama bir tahmin yapılması mümkün olabilmekteydi. 1844 yılı temettüatlarında bu tür fiziksel özellikler yer almıyordu. Defterlerde vergi mükellefi hane reisinin yanında bazen hanede gelir sahibi olan başka kişiler de kaydedilmişti. Hane reislerinin isimleri ve özelliklerinin belirtilmesinden sonra alt kısımda kişilerin sahip olduğu menkul ve gayrimenkuller sıralanmıştı. Hem 1840 hem de 1844 kayıtlarında ilk sırada mezru (ziraat yapılan) ve gayri mezru (nadasta) tarlaların bilgisi bulunmaktaydı. Tarla bilgilerinden sonra da belirli bir sıra ile şahısların sahip olduğu hayvanlar ince ayrıntılarla birlikte belirtilmişti. Ancak 1840 ve 1844 defterleri arasında burada da farklılıklar vardı. 1840 senesinde yapılan sayımların amacı hane sahiplerinin mülklerinin kıymeti üzerinden bir vergi düzenlemesi yapmak olduğundan kişilerin sahip olduğu menkul ve gayrimenkullerin değerleri kuruş üzerinden hesaplanarak kaydedilmişti. Fakat bu uygulamada sıkıntılar yaşandığından, yani ülkenin iktisadi bakımdan refaha kavuşması ve bu bağlamda adil bir dağılım yapılarak vergi toplanması amacının gerçekleşememesinin anlaşılması yüzünden bu uygulamadan vazgeçilmişti. Bundan sonra halkın mülkü üzerinden değil de yıllık geliri baz alınarak herkesin imkanları ölçüsünde vergi taksimi yapılarak toplanması yoluna gidilmişti. Bundan dolayı 1844 yılında düzenlenen defterlerde hane reislerinin sahip olduğu menkul ve gayrimenkullerin o yılki kıymetinden ziyade bir yıl içerisinde elde ettiği hâsılatı kayda geçirilmişti. 65 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İLK SIRADA DAİMA ZİRAAT YAPANLAR YER ALIRDI İstanbul’da harman vakti. Kaynak: Servet-i Fünun, Sayı 226, 11 Temmuz 1895 İlk sırada ziraat yapılan tarlaların kaydedilmesi dikkat çekicidir. Çünkü arazi devlet için oldukça önemliydi. Gelirlerin önemli bir bölümü ziraattan elde edilen vergiler sayesinde sağlanmaktaydı. Bunun hemen devamında nadasa bırakılan yani, “gayri mezru” tarlalar hakkındaki bilgiler vardı. Yine defterlerde ziraat yapılan ve nadasa bırakılan tarla bilgilerinin haricinde bahçe, koru, bağ, bostan ve çiftlik gibi gayrimenkuller ile samanlık, menzil, değirmen, dükkânlar, harman yeri ile ilgili bilgiler de bulunuyordu. Kayıtlarda gayrimenkullerden sonraki sırayı hayvanlarla ilgili bilgiler alıyordu. Hayvanlar da cinslerine ve kendilerinden faydalanış amacına göre belirli bir sıra takip edilerek kaydedilmişti. Burada dikkati çeken bir husus vardı. O da aynı cinsten 66 olsalar bile değer olarak birbirinden farklı olan hayvanlar ayrı ayrı kayda geçirilmişti. Defterlerde görülen başka bir husus da başka bir yerde ikamet edenlerin o köyde sahip oldukları menkul ve gayrimenkullerinin de kayda alınmış olmasıydı. Bu bilgiler genellikle defterlerin sonuna doğru ayrı bir başlık altında ele alınmıştı. Yine köylerde yaşayan Kıpti ve yabancı reayanın sahip olduğu mallar da defterlerin son bölümlerinde kaydedilen bilgiler arasındaydı. 1840 yılında düzenlenen defterlerin sonunda toplam emlak kıymeti, toplam hayvan kıymeti, toplam temettüat ve son olarak da emlak ve hayvan yekünü toplamı kuruş olarak belirtilmişti. 1844 temettüat defterlerinin sonunda ise toplam vergi ve toplam temettüat kuruş olarak kaydedilmişti. 1840 kayıtlarından farklı olarak köy imamı, muhtarı ve ziraat müdürlüğünden görevli bir memurun imza ve mühürlerinin bulunması dikkati çeken bir husustu. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY’ÜN SOSYAL YAPISI Ömerli’de meydan çeşmeleri günümüzde de akmaya devam ediyor. O smanlı Devleti’nde nüfusu büyük olan yerleşim birimlerinde genel olarak heterojen bir yapı görülür. Şehir ve kazalarda farklı mahallelerde kümelenmiş olsa da değişik inanç ve milletlerden insanlar birlikte yaşamaktaydılar. Bu durum yerleşim birimleri küçüldükçe değişmekte ve daha homojen bir yapıya dönüşmekteydi. Özellikle köylerde böyle bir durum vardı. Bazı istisnalar olsa da köyler ya tamamen Müslümanlar’dan ya da gayrimüslimlerden oluşuyordu. Müslüman köylerinde az da olsa gayrimüslim aileler yaşamaktaydı. ettiği yerden farklı bir yerde iş, menkul ve gayrimenkul sahibi olabiliyordu. Köyler genellikle bir ibadethanenin çevresinde oluşuyordu. İbadet merkezleri toplumsal ilişkilerin belirlenmesi ve düzenlenmesinde önemli bir etkiye sahipti. Köylerde insanlar daha çok kendi inançlarına uygun cemaatlerle birlikte yaşamaktaydı. Ancak bu inançları farklı olanların tamamen içine kapandığı, başka inançlara mensup kişilerle görüşmediği anlamına gelmiyordu. 1840 sayımlarında Alemdağ bitişiğindeki Ermeni Köyü, Çekme Köyü, Hüseyinli, Ömerli, Sırapınar ve Sultançiftliği’nin kayıtları vardı. Koçullu’ya ait defter kaydı 1840 tarihli defterlerde yer alıyordu. Yine 1844 yılına ait defterlerde Alemdağ bitişiğindeki Ermeni Köyü yer almazken bu defa Koçullu kayıtlara girmişti. Osmanlı’da toplumsal hareketlilik serbestti. İnsanlar bir yerden başka bir yere serbestçe göç edebiliyordu. Ya da ikamet Çalışmamıza konu olan bugünkü Çekmeköy İlçesi sınırları içinde Osmanlı döneminde 7 köy bulunmaktaydı. Bunlar Alemdağ bitişiğindeki Ermeni Köyü ile Çekme, Hüseyinli, Ömerli, Sırapınar, Sultançiftliği ve Koçullu köyleriydi. Bu köylere ait daha önce de bahsedildiği gibi 1840 ve 1844 tarihlerinde olmak üzere iki farklı temettüat defteri düzenlenmişti. Bu defterler arasında çeşitli yönlerden farklılıklar olması nedeniyle değerlendirmeler de ayrı ayrı yapıldı. Köylerle ilgili nüfus sayıları hane sayılarından hareketle tahmini olarak yapıldı. Her hanede ortalama dört kişinin olduğu varsayılarak değerlendirildi. 67 Çekmeköy İlçesi sınırları içinde Osmanlı döneminde 7 köy bulunuyordu. 1840-1844 temettüat defterlerine göre bu köyler, Alemdağ bitişiğindeki Ermeni Köyü ile Çekme, Hüseyinli, Ömerli, Sırapınar, Sultaçiftliği ve Koçullu köyleriydi. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 1840’DA ÇEKMEKÖY İLÇESİ’NİN NÜFUSU 754 KİŞİYDİ 1840 yılı temettüat defterlerine göre Ermeni Köyü Üsküdar Toptaşı’ndaki Valide Sultan Camii imaretinin vakfı idi. Köyde 21 Ermeni aile ve bir çiftlik bulunmaktaydı. Çiftlikte ortalama 10 kişinin yaşadığı varsayılırsa 1840 yılındaki Ermeni Köyü nüfusunu 94 olarak belirtebiliriz.139 Çekme Köyü’nde ise hane sayısı 22 idi. Köyde ayrıca Aziz Mahmud Efendi Zaviyesi’nin vakfına ait Ahmed Gümüş Efendi Çiftliği, Yeni Camii vakfı olan ve Dergâh-ı Âli kapucubaşılarından Hasan Ağa’nın Baltacı Çiftliği olmak üzere iki çiftlik de vardı. 22 hane haricinde Ahmed Gümüş Efendi Çiftliği’nde çalışan dört yabancı yanaşmanın emlakı da defterde ayrıca belirtilmişti. Buradan hareketle çiftliklerde çalışanları da hesaba katarsak köydeki Müslüman nüfus tahminen 100 civarında idi. Çiftlikteki dört yabancı yanaşmayı da aynı hesapla 14 kişi farzedersek Çekme Köyü’nde yaşayan tahmini toplam nüfusu 114 olarak belirtebiliriz.140 Hüseyinli Köyü’nde ise 24 hane bulunmakta olup tahmini nüfusu 96 idi. Ömerli’de ise 63 hane vardı ve bunlardan bir hane reisi Kıpti-i Müslim, bir hane reisi de gayrimüslimdi. Zaten bu durum da ayrı bir başlık altında kayda geçirilmişti. Bunların haricinde başka köy ve kazalarda ikamet edip de Ömerli’de emlakı olan şahıslar defterde ayrıca belirtilmişti. Bunların sayısı 6 idi. Bu şahıslar hesaba katılmazsa Ömerli’nin bu tarihteki tahmini nüfusu 252’di.141 Sırapınar Köyü’nün hane sayısı 23 olup, bir hane resinin Kıpti-i Müslim olduğu görülmekteydi. Buna göre Sırapınar’ın tahmini nüfusunu 92 olarak ifade edebiliriz.142 Sultançiftliği Köyü bu tarihte Üsküdar’daki Atik Valide Sultan Vakfı’na ait bir yerleşim yeri olarak kaydedilmişti. Köyde 9’u Müslüman ve 15’i Ermeni reayaya ait toplam 24 hane bulunmaktaydı. Ayrıca Üsküdar Ayazma Mahallesi’nde ikamet eden Emin Efendi’ye ait iki çiftlik ve Üsküdar Toptaşı’nda ikamet eden mütevelli Hacı Hüseyin Ağa’nın karısına ait emlak bilgileri de deftere kaydedilmişti. Bunlara göre köyün nüfusu 36 Müslüman, 60 Ermeni, 10 kişi de çiftlikte çalışan olmak üzere 106 olarak tahmin edilebilir.143 Tablo: Köylerin Nüfusu (1840 kayıtlarına göre) Köy Adı Toplam Hane Sayısı Ermeni Köyü 21+ 1 çiftlik --- --- 21 94 94 Çekme Köyü 22+ 2 çiftlik 22 98 (4 çiftlik yanaşması) 16 114 Hüseyinli 24 24 96 --- --- 96 Ömerli 63 62 248 1 4 252 Sırapınar 23 23 92 --- --- 92 Sultançiftliği 24+ 2 çiftlik 9 36 15 60 106 Genel Toplam 177+ 5 çiftlik 140 570 37 174 754 (Alemdağ Bitişiğinde) Müslüman Tahmini Tahmini Toplam Gayrimüslim Hane Müslüman Gayrimüslim Tahmini Hane Sayısı Sayısı Nüfus Nüfus Nüfus* * Toplam nüfusa çiftlikte çalıştığı varsayılanlar da ilave edilmiştir. 68 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Buna göre Ömerli 63 hane ve 252 nüfusuyla köyler içinde en kalabalık köy iken, 92 nüfuslu Sırapınar ise en az nüfusa sahip yerleşim birimiydi. Ömerli’yi sırasıyla Çekme Köyü (114 nüfus), Sultançiftliği (106 nüfus), Alemdağ bitişiğindeki Ermeni Köyü (94 nüfus), Hüseyinli (96 nüfus) ve Sırapınar (92 nüfus) takip ediyordu. Başka bir deyişle bugünkü Çekmeköy İlçesi’ni oluşturan köylerin 1840 yılındaki tahmini toplam nüfusu (570’i Müslüman ve 174’ü gayrimüslim olmak üzere) 754’tü. edersek Çekme Köyü’nde 20 müslüman ailenin yanında iki gayrimüslim hanenin varlığından söz edebiliriz. Her bir çiftlikte ortalama on kişinin çalıştığını varsayarsak bu tarihteki tahmini toplam köy nüfusunu 80 Müslüman ve 20 gayrimüslim (çiftlik çalışanları varsayılan) olmak üzere 100 civarında olduğu söylenebilir.144 6 köyün toplam nüfusu içerisinde Müslüman nüfus % 77’lik bir orana sahip iken, gayrimüslim nüfusun toplam nüfus içindeki payı % 23 oluyordu. Hüseyinli Köyü’nde 23 hane bulunmaktadır. Ayrıca aslen Şile Kazası’nda ikamet eden fakat Hüseyinli’de emlak ve arazisi olan Karakiraz Köyü imamı Osman Efendi’nin karısı Zeynep Hatun ile kızı Emine’nin emlak ve arazi bilgileri de deftere kaydedilmiştir. Hüseyinli Köyü’nde tamamen Müslümanlar ikamet ediyordu. Herhangi bir gayrimüslim ailenin kaydı bulunmuyordu. Hariçten emlak ve arazi sahibi olanlar hesaba katılmadan bu tarihteki tahmini toplam Hüseyinli nüfusunu 92 olarak ifade edebiliriz.145 1844’TE ÇEKME KÖYÜ’NÜN NÜFUSU 100 CİVARINDAYDI 1844 kayıtlarına göre Çekmeköy’de 20 hane mevcuttu. Ayrıca başka yerleşim yerlerinden 6 kişiye ait emlak ve arazi de burada kaydedilmişti. Bunlardan Üsküdar’da Atik Valide Sultan Vakfı’ndan olan Baltacı Çiftliği mutasarrıfı ve aynı zamanda kuyumculuk yapan Kirkor Çorbacıyan’ın sahip olduğu emlak ve arazi ile köy yakınındaki bir çiftliğe mutasarrıf olan sarraf Fransız Tobini Bazergan’ın karısı Angeliko’nun sahip olduğu emlak ve arazi miktarı dikkat çekiciydi. Bu iki çiftliği de hane olarak kabul Ömerli HÜSEYİNLİ’DE KADINLARIN ÜZERİNE KAYITLI EMLAK VARDI Koçullu Köyü’nde ise 22 hane vardı. Bunlardan 2’si Kıpti-i Müslim olarak kaydedilmişti. Bunların haricinde 4 kişiye ait emlak ve arazi kaydı da bulunuyordu. Bunların da ikisi askerde, birisinin yaşının küçük ve diğerinin de bir kadına ait olduğu anlaşılıyordu. Sonradan bahsedi69 1844 kayıtlarında Sultançiftliği ve Ermeni Köyü kayıtları yer almıyordu. Bu halde Çekmeköy İlçesi’nin toplam nüfusu 620 idi. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Ömerli’den bir görünüm. 1844 kayıtlarında Sultançiftliği ve Ermeni Köyü kayıtları yer almıyordu. Bu halde Çekmeköy İlçesi’nin toplam nüfusu 620 idi. len dört kayıt da (ortalama 8 nüfus olarak) nüfus sayısına eklenirse köyün bu tarihteki toplam nüfusu ortalama (88+8) 96 olarak belirtilebilir.146 Ömerli Köyü’nün hane sayısı 63’tü. Bunlardan iki hane Kıpti-i Müslim olarak kaydedilmişti. Bunların dışında herhangi bir gayrimüslime ait emlak ve arazi kaydı bulunmamaktaydı. Köyün toplam tahmini nüfusu ise 252 olarak görülüyordu.147 Sırapınar’a ait defterde 20 hane kaydı yer alır. Bunların içinde de bir hane Kıpti-i Müslim olarak kaydedilmişti. Gayrimüslimlere ait emlak ve arazi kaydı bilgisi ise yoktu. Bu verilerden köyün toplam nüfusu 80 kişi tahmin edilebilir.148 Tablo: Köylerin Nüfusu (1844 kayıtlarına göre) Köy Adı Hane Sayısı Toplam Nüfus Toplam Nüfusa Oranı % Çekme Köyü 20 + 2 çiftlik 100 16 Hüseyinli 23 92 15 Ömerli 63 252 41 Sırapınar 20 80 13 Koçullu 22 96 15 Toplam 138 620 100 70 1840 ve 1844 temettüat defterleri karşılaştırıldığında dikkati çeken bazı hususlar ortaya çıkar. 1840 yılı kayıtlarında hem Müslüman ahali hem de gayrimüslim ahali defterlere kaydedilmişti. Fakat 1844 kayıtlarında sadece Müslüman ahalinin kayıtları bulunmaktaydı. Alemdağ bitişiğindeki Ermeni Köyü ve Sultançiftliği 1844 kayıtlarında hiç yer almamıştır. Aynı şekilde Ömerli ve Çekmeköy’de bulunan gayrimüslimler de 1844 kayıtlarında yer almamıştı. Bunların yanında 1840 temettüatlarında kaydı bulunmayan Koçullu 1844 kayıtlarında yer alıyordu. Aşağıdaki tabloda gösterildiği gibi 1840 ve 1844 kayıtlarında köylerdeki Müslüman ahalinin nüfuslarında çok önemli değişiklik olmamıştı. Tablo: 1840 ve 1844 Temettüatlarına Göre Köylerdeki Müslüman Nüfusun Karşılaştırılması Köyler Ermeni Köyü (Alemdağ Bitişiğinde) Çekme Köyü Hüseyinli Ömerli Sırapınar Sultançiftliği Koçullu Toplam 1840 Yılı 1844 Yılı Müslüman Müslüman Nüfusu Nüfusu - - 98 96 248 92 36 570 100 92 252 80 96 620 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Koçullu Köyü KOÇULLU, ÖMERLİ VE SIRAPINAR’DA MÜSLÜMAN KIPTİLER DE VARDI lerdi. Fetihten sonra da gittikçe nüfusları azalmıştı.149 İncelenen defterlerdeki kayıtlarda Kıpti olarak nitelendirilen hane reisleri üzerinde durulması gereken bir husustur. Zira Koçullu’da iki, Ömerli’de iki ve Sırapınar’da bir hane reisi Kıpti olarak kayıtlarda özellikle belirtilir. Bunlar gayrimüslim değil Müslüman’dılar. Müslüman olan Kıptileri de devlet muhtemelen köylere birer ikişer hane olarak yerleştirmişti. Osmanlı Devleti’nde bulunan Kıptiler’in bir kısmı Müslümanlığı kabul etmişti. Bunların birer ikişer aile olarak köylere dağıtıldığı temettüat defterlerindeki kayıtlarından anlaşılıyor. Osmanlı döneminde Müslüman olmalarına rağmen Kıptiler’e karşı bazı rahatsız edici uygulamaları da oluyordu. Nitekim Sultan II. Abdülhamid döneminde Sadi Bey isimli muallimin konuyla ilgili bir araştırması olmuş ve düzeltilmesi gereken hususlar rapor halinde hükümete sunulmuştu. Bu raporlar, gerekli tedbirlerin alınması bakımından etkili oldu. 1903 yılına ait bir belgede Osmanlı topraklarında yaşayan Müslüman Kıptiler’in künye ve tezkerelerine Kıpti yazılmaması istenmişti. Aynı tarihte Kavala Kasabası’nda bulunan Kıpti-i Müslim Mahallesi’nin Dere Mahallesi olarak değiştirilmişti. Bu tarihten sonra da Kıptiler’le ilgili anlayışı değiştirmeye yönelik çalışmalara devam edilmişti.150 Kıpti Mısır’ın yerli ve Hıristiyan halkı için kullanılan isimdi. VII. yüzyılda Müslümanlar Mısır’ı fethettiklerinde burayı Dârülkıbt olarak tanımlamışlardı. Mısır’ın Müslümanlar tarafından fethi 639-642 yılları arasında tamamlanıncaya kadar ülke Bizans İmparatorluğu’nun valileri tarafından müstemleke statüsünde yönetiliyordu. Gördükleri baskı, ödemek zorunda bırakıldıkları ağır vergiler sebebiyle Kıptîler Müslümanları kurtarıcı gibi benimsemiş- 71 Koçullu, Sırapınar ve Ömerli gibi köylerde Kıpti hanelere de rastlanıyordu. Bu hanelerde yaşayanlar, gayrimüslim değil, sonradan Müslümanlığı kabul etmiş Kıptiler’di. Devlet bunları köylere birer ikişer hane olarak yerleştirmişti. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 1840 TEMETTÜAT DEFTERLERİNDE MESLEK BİLGİLERİ İstanbul’da henüz makineleşmeye geçmeden önce harman vakti. Kaynak: Servet-i Fünun, Sayı 226, 11 Temmuz 1895 1840 kayıtlarına göre Çekmeköylüler çiftçilik, kömürcülük, çiftçi kethüdalığı, rençberlik ve çobanlık yapıyordu. Aralarında çiftlik sahibi olanlar da vardı. ÇEKME KÖYÜ’NDEKİLER ÇİFTÇİ VE KÖMÜRCÜYDÜ İnsanların seçtikleri meslekler büyük oranda yaşadığı coğrafi şartlarla ve coğrafyanın sahip olduğu doğal kaynaklarla yakından ilgilidir. Seçilen meslekler insanların yaşadığı ortamdaki statüsünü de belirler. Bizim incelediğimiz dönemde bugünkü Çekmeköy İlçesi’ni oluşturan köylerde ikamet eden hane reislerinin mesleklerinde çeşitlilikler olduğu görülür. Mesela bazı köylerde öne çıkan uğraşı alanı süpürgecilik iken, bazı köylerde de kömürcülük, hatabcılık (odunculuk) ya da arabacılık ön planda olur. Meslek grupları ya da insanların geçimini temin için uğraştığı işle, hem 1840 hem de 1844 defterlerine ayrı ayrı değerlendirilecektir. 1840 yılı temettüat defterlerinde hane reislerinin meslekleri ya da uğraştıkları işler, kişilerin vasıfları tanıtılırken, bu nitelikler boy ve fiziki özelliklerinin belirtilmesinden sonra ama isminden önce ifade edilmişti.151 1840 kayıtlarında Çekme Köyü’nde 13 hane reisinin çiftçilik, 7 hane 72 reisinin kömürcülük, 1 hane reisinin çiftçi kethüdalığı, 1 hane reisinin rençberlik, birisi çiftlikte olmak üzere 2 hane reisinin çobanlık yaptığı; 2 çiftlik sahibinin olduğu ve çiftliklerde 3 çiftlik yanaşmasının bulunduğu görülüyor. Çiftçilikle uğraşanlardan birisi aynı zamanda muhtarlık yapmaktaydı. Bu verilere göre köyde insanların geçim kaynağının büyük bölümünü tarım ve zirai faaliyetler oluşturuyordu. Kömürcülükle uğraşanların sayısı da az değildi. 6 hane reisinin bu işle iştigal etmesi köyün yaklaşık % 25’inin geçim kaynağının kömürcülük olduğunu gösteriyor. Köy çobanının bulunması da hane sahiplerinin kendilerine yetecek kadar hayvan beslediklerine işaret ediyordu. Bunlardan başka aynı aile içinde farklı işlerle uğraşanlar olduğu da görülüyordu. Mesela 22 numaralı hanede ikamet eden Mustafa isimli şahsın çiftçi olduğu ifade edilirken oğlunun da kömür ticaretiyle uğraştığı belirtilmişti. Köyde asker ya da imam gibi resmi görevli kaydına rastlanmıyordu.152 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY HÜSEYİNLİ’DE ÇİFTÇİLİK REVAÇTAYDI 1840 yılı temettüat defterine göre Hüseyinli’de beş meslek grubuna mensup kişiler bulunuyordu. Köyde çiftçilik 13 kişiyle en fazla geçim kaynağı olan meslekti. Köy muhtarı da çiftçilik yapıyordu. Bunu 6 kişiyle kömürcük takip ediyordu. Köyde ayrıca 4 sığırtmaç, 3 rençber, 1 gemi işçisi vardı. Sığırtmaçlardan birisi askerden mahreç (ayrılmış) olarak yazılmıştı. Menkul ve gayrimenkulleri olan fakat askerde olanlar da ayrıca deftere kaydedilmişti. Askerde olanların sayısı da 2 idi. Askerde olanların biri kömürcü diğeri de çiftçi olarak görünüyordu. Köyde imam kaydı yoktu. Ayrıca mesleği belirtilmeyen bir hane sahibi bulunmaktaydı. Tamamı Müslümanlar’dan oluşan köydeki meslek sahibi olan hane sahiplerinin 16’sı orta, 4 tanesi uzun ve biri de kısa boylu olarak kaydedilmişti.153 SULTANÇİFTLİĞİ’NDE ARABACI VE TÜCCAR AĞIRLIĞI VARDI ERMENİ KÖYÜ ARABACILIK VE TİCARETLE UĞRAŞIYORDU Yine 1840 yılında Alemdağ bitişiğindeki Ermeni Köyü’nde 21 hane ve bir çiftlik kaydı bulunuyordu. Köyün tamamı Ermeni reayadan oluşuyordu. Hane dâhilinde farklı mesleklere sahip kişiler olabiliyordu. Mesela hane reisi arabacılık yaparken oğlu veya başka bir yakını ticaretle uğraşabiliyordu. Meslekler belirtilirken sadece haneler değil, hane içindeki diğer meslek sahipleri de dikkate alınmıştı. Buna göre Ermeni Köyü’nde 1 papaz, 17 odun arabacısı, 1 köy çorbacısı (aynı zamanda arabacılık yapıyordu), 2 rençber, 1 kahveci ve 1 berber ustası bulunuyordu. Köyde bir çiftlik sahibi ve bir de vakfa ait emlak mevcuttu.156 SIRAPINAR KÖMÜRCÜLÜKLE GEÇİNİYORDU Sırapınar Köyü’nde 1840 kayıtlarına göre 23 hane vardı. Diğer köylerde olduğu gibi burada da aynı hane içinde hane reisinden başka oğlu veya yakınlarıyla il- 1840 tarihli temettüat defterinde Sultançiftliği’nde yaşayan Müslümanlar’ın sahip olduğu hane sayısı 9 iken, Ermeni reaya adına kayıtlı 15 hane bulunmaktaydı. Bunlardan başka Üsküdar Ayazma Mahallesi’nde ikamet eden Emin Efendi’ye ait iki çiftlik ve bir kadına ait emlak bilgisi de kayda geçirilmişti. Sultançiftliği’nde Müslümanlar arasında 7 hatab (odun) arabacısı, 1 korucu, 1 rençber ve bir çiftlik sahibi vardı. Köy muhtarı Müslüman olup, aynı zamanda arabacılık yapmaktaydı. Ermeni reaya arasında 14 odun arabacısı bir ırgat başı bulunuyordu. Hatab (odun) arabacılarından birisi aynı zamanda köy çorbacısı154 olarak kaydedilmişti. Müslüman hane sahiplerinden 3 hane reisinin, Ermeniler’den 5 kişinin oğlu ya da yakını ile ticaret yaptığı da kayıtlarda yer alıyordu. Ancak köyde nüfus olarak Ermeniler daha fazlaydı.155 73 Sırapınar’da geleneksel köy hayatını yansıtan köy fırını günümüzde de kullanılıyor. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY gili meslekler de kaydedilmişti. Buna göre 1840 yılında Sırapınar Köyü’nde 1 muhtar (aynı zamanda kömürcülükle meşguldü), 16 kömürcü, 4 çiftçi, 5 rençber, 1 demirci, 1 sığırtmaç, 1 nalbant vardı. Kayıtlarda 5 kişi de asker olarak yer alıyordu. Askerde olanların 4 tanesinin mesleğinin kömürcü olduğu kaydedilmişken birinin mesleği hakkında bilgi yoktu. Köyün tamamı Müslümanlar’dan meydana geliyordu. Ayrıca mesleği demircilik olan bir kişi Kıpti-i Müslim olarak kaydedilmişti.157 1840’da gemi işçisi, berber, demirci, nalbant ve bezirci gibi sıradışı meslek sahipleri de bulunuyordu. Kayıtlarda meslek sahibi olmayanlar da özellikle “bila-sın’a” diye belirtiliyor, geçimlerini kimin sağladığı da kayıtlara not düşülüyordu. 1840 tarihli belgeye göre Ömerli’de 5 kişinin emlak ve arazisi bulunmaktadır. Kaynak: BOA, ML.VRD. TMT.d.nr.3078, lef-5. ÖMERLİ’DE KÖMÜRCÜ DE VAR GEMİCİ DE Ömerli 63 hane ve 252 nüfusuyla yukarıdaki köyler içinde en kalabalık nüfusa sahip yerleşim yeriydi. Bundan dolayı meslek gruplarındaki çeşitlilik de diğer köylere göre daha fazlaydı. Köyde muhtarlık, imamlık, kömürcülük, çiftçilik, rençberlik, kahvecilik, nalbantlık, koruculuk, gemicilik, çobanlık, bezircilik, askerlik ve demircilik başlıca mesleklerdi. Muhtar aynı zamanda çiftçilik de yapıyordu. Köyde dört kişinin mesleği belirtilmemişti. Bir kişinin mesleği için bila-sın’a (yani mesleği yok) ifadesi kullanılmıştı. Mesleği askerlik olup da köyde emlak ve arazisi olanlar olduğu gibi, askerlik görevini ifa edenlerin de bir kısmının mesleği kaydedilmemişti. Mesela askerlik görevini ifa edenlerden mesleği kömürcü olan iki kişi varken, ikisinin de mesleği hakkında bilgi yoktu. Bunlardan başka ihtiyar ya da iş göremez durumda engelli olanlar da ayrıca belirtilmişti. Bunların geçimlerinin kim tarafından sağlandığı da yazılmıştı. Mesela, 22 numaralı hanede ikamet eden Ahmed oğlu Kara Veli ihtiyar olup oğulları tarafından bakılırken, 18 numaralı hanede kayıtlı rençber Ahmed oğlu İsmail’in iaşesi bacanağı tarafından sağlanıyordu. Bunlardan başka kendileri başka kaza veya köylerde ikamet edip de Ömerli’de emlak ve arazisi olanların sayısı 5’ti.158 74 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Meslekler Çekmeköy Hüseyinli Sultançiftliği Alemdağ Ermeni Köyü Sırapınar Ömerli Toplam Tablo: 1840 Verilerine Göre Tüm Köylerdeki Meslek Grupları Askerde olanlar -- 2 1 -- 5 4 12 Berber ustası -- -- -- 1 -- -- 1 Bezirci -- -- -- -- -- 2 2 Çiftçi kethüdalığı 1 -- -- -- -- -- 1 Çiftçilik 13 13 -- -- 4 7 37 Çiftlik sahibi 2 -- 1 -- -- -- 3 Çiftlik yanaşması 3 -- -- -- -- -- 3 Çobanlık 2 -- -- -- -- 1 3 Demircilik -- -- -- -- 1 1 2 Gemicilik -- 1 -- -- -- 1 2 Hatab arabacısı -- -- 21 17 -- -- 38 Irgat başı -- -- 1 -- -- -- 1 İmamlık -- -- -- -- 1 2 3 Kahvecilik -- -- -- 1 -- 1 2 Koruculuk -- -- 1 -- -- 1 2 Kömürcülük 7 6 -- -- 16 38 67 Köy çorbacısı -- -- 1 1 -- -- 2 Mesleği askerlik olan -- -- -- -- -- 2 2 Mesleği belirtilmeyen -- 1 1 -- -- 4 6 Muhtarlık 1 1 -- -- 1 1 4 Nalbantlık -- -- -- -- 1 1 2 Papaz -- -- -- 1 -- -- 1 Rençberlik 1 3 1 2 1 13 21 Sığırtmaç -- 4 -- -- 1 -- 5 Ticaretle uğraşan -- -- 8 10 -- -- 18 Genel Toplam 30 31 36 33 31 79 240 75 1840’lı yıllarda Çekmökey’de yoğun olarak icra edilen meslekler kömürcülük ve odun arabacılığıydı. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 1844 TEMETTÜAT DEFTERLERİNDE MESLEK BİLGİLERİ ÇEKME KÖYÜ’NDEKİ ÇİFTÇİLER SÜPÜRGE YAPIYOR dilmişti. Bunlar da Üsküdar Kapuağası Mahallesi Muhtarı Hafız Mehmed, Dudullu Köyü’nde ikamet eden küçük bir yetim çocuk olan Şerife Hatice, Üsküdar Kasımağa Mahallesi’nde bekçi Mehmed ve Üsküdar Köprübaşı’nda berberlik yapan Hasan isimli şahıslardı.159 Bu kişilerin Çekme Köyü’yle ilgilerinden dolayı meslek bilgileri tablolarda belirtilmiştir. HÜSEYİNLİ’DE 16 HANE KÖMÜRCÜ Çekme Köyü’nde 1844 yılında en fazla çalışanı bulunan meslek grubu süpürgecilerdi. 1844 temettüat defterlerinde meslek bilgileri hane sahipleriyle ilgili tanıtım cümlesinin başlangıcının hemen üstünde ve sağdan sola hafif eğik olarak yazılmıştı. İlk bilgiler genellikle muhtarlara ayrılmıştır. 18 hane sahibinin mesleğinin süpürgecilik olarak kaydedilmesi Çekme Köyü’ndeki en önemli geçim kaynağının süpürgecilik olduğunu gösteriyordu. Mesleği süpürgeci olarak belirtilenlerin bir kısmı aynı zamanda çiftçilikle meşguldü. Kömürcülük yapan tek kişi ise köyün muhtarıydı. Muhtarın aynı zamanda çiftçi olduğu da belirtilmiş ve hanımına ait emlak ve arazi bilgisi de kaydedilmişti. Yine köyde bulunan iki çiftlikten birinin mutasarrıfı olan Angeliko isimli kadının mesleğinin çiftçilik olduğu yazılmıştı. Bu kadın Fransız Tobini isimli sarrafın karısıydı. Diğer çiftlik mutasarrıfı da Kirkor Çorbacıyan isimli bir Ermeni olup, mesleği kısmında İstanbul’da kuyumculuk yaptığı belirtilmişti. Bunlardan başka köyde bir de çoban vardı. Mesleği belirtilmeyen ise 3 kişi idi. Bunlardan birisi yaşlı, birisi askerde ve diğeri de yetimdi. Köy imamı ile ilgili temettüat kaydı yoktu, ancak defterin sonundaki mühürlerden köyde bir imam olduğu anlaşılıyordu. Defterin son kısmına başka yerlerde ikamet edip de Çekme Köyü’nde emlak ve arazisi olanlar kayde76 Hüseyinli temettüat defterine ilk kaydı yapılan hane sahibi köy muhtarı olup mesleği ziraat erbabı olarak kaydedilmişti. Köyde 16 hane sahibi kömürcülükle uğraşırken, 6 hane reisinin mesleği hizmetkârlık olarak ifade edilmişti. Hizmetkâr, ücretle iş gören genellikle erkek işçilere denirdi. Askerde olan bir kişi ile yaşlı ya da iş göremeyecek derecede sakat olan bir hane sahibinin meslekleri kısmı boş bırakılmıştı. Aslen Şile Kazası’nda ikamet eden fakat Hüseyinli’de emlak ve arazisi olan bir aile de defterin sonuna kaydedilmişti. Buradaki emlak ve arazi Karakiraz İmamı Osman Efendi’nin karısı ve kızına aitti. Defterin son kısmında bulunan mühürlerden köyde bir imam olduğu anlaşılıyordu.160 SIRAPINAR YİNE KÖMÜRCÜ Sırapınar Köyü’nde 1844 yılında 20 hane vardı. Köyde en önemli geçim kaynağı kömürcülüktü. Bunun yanında ziraat ve hayvancılık köylülerin diğer geçim kaynağıydı. Hem imam hem de muhtar aynı zamanda kömürcülükle uğraşıyordu. Köyde 15 hane reisinin meşgul olduğu iş kısmına kömürcülük yazılmıştı. 3 hane reisi hizmetkârlık, 1 hane reisi de demircilik yapıyordu. Demircilikle uğraşan kişi Kıpti-i Müslim olarak belirtilmişti. Bunların yanında mesleği belirtilmeyen ancak emlak ve arazi bilgileri kaydedilenler de vardı. Bunlar içerisinde de 6 numaralı ve 9 numa- İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ralı hane sahiplerinin idaresinde görülen iki üvey evlat, 7 numaralı hanede kayıtları bulunan 4 yetim kardeş (bunlar akrabaları tarafından idare ediliyordu), 13 numaralı hanede kayıtlı hane reisinin kardeşi ve 18 numaralı hane reisinin askerde olan kardeşi bulunuyordu.161 1844 yılında Koçullu Köyü’ne ait temettüat bilgileri. Kaynak: BOA, ML.VRD.TMT.d.nr.3071, lef-1. KOÇULLU’DA KÖMÜRCÜLERİN YANINDA DEMİRCİLER DE VARDI 1840 temettüatlarında kaydı olmayan Koçullu Köyü’nde, 1844 defterine göre 22 hane mevcuttu. Hane reislerinin büyük çoğunluğu, kömürcülük yapıyordu. Bunun yanında ziraat ve hayvancılıkla da uğraşılıyordu. Köyde mesleği kömürcülük olarak kaydedilenlerin sayısı 16 idi. 1 hane reisi ziraat erbabı, 2 hane reisi hizmetkâr, 3 hane reisi de demirci olarak yazılmıştı. Demircilerin üçünün de Kıpti-i Müslim olduğu anlaşılıyordu. Bunların dışında ikisi askerde, ikisi küçük yaşta ve birisi de kadın olan arazi ve emlak sahibi 5 kişinin mesleği ise belirtilmemişti.162 Emlak, arazi ve temettüat kayıtlarında köyde muhtar ve imamın olduğuna dair bir kayıt yoktu. ÖMERLİ TARIMDAN VAZGEÇMİYOR 63 haneli Ömerli Köyü’nün 1844 temettüat defterlerinde birkaç kişi hariç hane reislerinin büyük çoğunluğunun mesleği belirtilmemişti. Köy muhtarı ve bir hane reisinin meşgul olduğu iş kısmında “ziraat erbabı bazen de kömürcülükle meşgul” ifadesi yazılıydı. Mesleği yalnız kömürcülük olarak belirtilenlerin sayısı 3’tü. Defterin son kısmında iki hane reisi Kıpti-i Müslim olarak kaydedilmiş olup bunlar da demircilik yapıyordu. Bunların haricinde gözleri görmeyen bir hane reisi için alil (özürlü), iki küçük kardeş için de yetim kaydı düşülmüştü. Geriye kalan 54 hane reisinin uğraştığı işle ilgili herhangi bir kayıt yoktu.163 Böyle olunca da 1844 kayıtlarından Ömerli’deki meslek gruplarıyla ilgili ayrıntılı ve sağlıklı bir değerlendirme yapılamıyor.164 77 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY’DE ZİRAAT VE HAYVANCILIK İstanbul’un köylerinde günümüzde hayvancılıkla uğraşılıyor. İşte onlardan biri. Hüseyinli Köyü’nde koyun otlatan bir çoban... O smanlı’da nüfusun büyük bölümü kırsal kesimde yani köylerde yaşıyordu. Osmanlı ekonomisinin temeli de tarıma dayanıyordu. Osmanlı’da tarımla uğraşan kesimler, tımar beyleri, tapu sistemine göre tam, yarım veya daha az yer tasarruf eden çiftçi aileleri, mukataa ya da kesim denilen işletme biçimiyle yer işleyenler, mülk sahipleri, müsellemler (vergiden affedilmiş acemi askerler) ve muaflar165 olarak gruplandırılabilir.166 Osmanlı hukuku, temelde İslam’a dayandığı için taşınır ve taşınmaz mallar üzerinde herkesin özel mülk sahibi olmasını kabul ediyordu. Bununla beraber taşınır bütün mallar ile ev, dükkân, bağ ve bahçeler, Osmanlı öncesinde Anadolu’da mevcut Türk beylerinden ve diğer eski Müslüman devletlerden devralınmış mülk topraklar dışındaki bütün taşınmazların, özellikle de tarım arazilerinin çıplak mülkiyeti devlete ait sayılmış ve çiftlik denen birimlere ayrı78 larak köylü ailelere dağıtılmıştı. Köylülerin asıl önemli kesimini “çifthane sistemi” olarak adlandırılan bir üretim biçimiyle, devletin kendilerine tahsis ettiği raiyyet çiftliklerini işleten köylü aileleri oluşturuyordu. Belli bir tapu rejimine göre, köylü aile birliklerine tahsis edilen bu çiftlikler, satılamaz, hibe edilemez ve vakfedilemezdi. Fakat babadan oğula bir işletme olarak geçerdi. Köylü öküz, saban ve tohum gibi kendi imkânlarıyla toprağı işlerdi. Kanunların belirlediği yükümlülükler dışında kimse köylülere istenmeyen bir işi yaptıramazdı. Bu açıdan köylü bağımsız ve hürdü. Arazinin parçalanmaması için ölen kişinin oğulları babalarının tasarrufundaki toprağı ortaklaşa işleyip vergilerini de ortak veriyorlardı. Erkek çocuk kalmamışsa, kızı, kardeşi ya da diğer yakınları toprağı işlemede öncelik hakkına sahipti. Sıra sonra ortak tasarrufta bulunan diğer şahıslara, en son da köydeki topraksız köylülere gelirdi. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Osmanlı köylerinde, tapulu arazi dışında ayrıca mukataa veya kesim denilen bir usulle devletten yer kiralayan ve işleten bir grup daha vardı. Bunlar, bir sözleşme ile belirli bir araziyi ya da bir maden ocağının işletmesini önceden belirlenen yıllık bir ücret karşılığında kiralamakta ve istediği şekilde ekip biçmekteydi. Kiralanan bir vakıf arazisi ise kiracılar bu arazi üzerinde kendi özel mülkü olmak kaydıyla binalar inşa edebilmekteydi. Fakat bu tür mukataalı yerler zamanla köylünün tam olarak yerleştiği tapulu arazi haline gelmişti. Köyde yaşayan ve esas işi çiftçilik olan bu halk, ulaşım imkânlarının yetersiz olduğu ve belli merkezler dışında şehirleşmenin pek görülmediği XV-XVII. yüzyıllarda hayatlarını sürdürebilmeleri için çiftçilik dışında birtakım ek işlerle de meşgul oluyorlardı.167 Devletin kurduğu bu sistem, diğer kurumlarda da olduğu gibi, XVI. yüzyılın sonlarından itibaren bozulmaya başlamıştır. Özellikle nüfus artışı, Celali isyanları, köylülerin köylerini terk etmeleri ve tımar sisteminin bozulması gibi nedenlerden dolayı zirai faaliyetler sekteye uğradı.168 Bunların neticesinde de hazine gelirlerinde azalma olmuştu. Hem devlet hem de halkın bu durumdan zarar görmesi üzerine yozlaşan sistem üzerinde bazı değişiklikler yapılmış, mukataalar yöre eşrafından ziyade yörenin vali veya sancakbeyine iltizama verilmeye başlamıştı. Böylece mukataalar hazinenin kontrolüne geçirilerek denetim altına alınmak istenmişti. Merkezi devlet XIX. yüzyılın ilk yarısında iltizamın tek dağıtıcısı durumuna gelmiş, taşra ayanı rantı kontrol altında tutmaya başlamıştı. Aşırı ve dengesiz vergi yükü sebebiyle muhassıllık sistemi kaldırılarak vergilerin doğrudan hazineye aktarılması yolunda adımlar atıldı. Bu maksatla yapılan sayımlarda bir tarım ülkesi olan Osmanlı Devleti’nde Tanzimat’ın uygulanacağı bölgelerde yapılan sayımlarda, defterlere ilk kaydı yapılanlar gayrimenkul topraklar olmuştu.169 Bizim incelediğimiz bugünkü Çekmeköy ilçesini oluşturan Osmanlı köylerinde- ki arazi bilgileri dönüm olarak yazılmıştı. Köylerde hane reislerinin sahip olduğu topraklar incelendiğinde çiftlikler haricinde de geniş arazilere sahip olunduğu görülür. Bu, Osmanlı Devleti’nin iktisadi prensiplerinden biri olan gelenekçilik anlayışına bağlanabilir. Gelenekçilik, “sosyal ve iktisadi ilişkilerde yavaş yavaş oluşan dengeleri, eğilimleri mümkün olduğu ölçüde muhafaza etme, değişme eğilimlerini engelleme ve herhangi bir değişim meydana geldiği takdirde, tekrar eski dengeye dönmek üzere değişmeyi ortadan kaldırma iradesinin hakim olması” olarak tanımlanabilir. Burada amaç üretim ve tüketim hususunda dengenin oluşturulmasıydı. Dengenin bozulması durumunda bunalıma düşme tehlikesi her zaman mevcuttu. Bunun yanında esas korkulan durum ise kıtlığın olmasıydı. Onun içindir ki, tüketimi artıracak nitelikteki değişme eğilimleri sürekli olarak kontrol altında tutulmuştu. Böylelikle kıtlık gibi olumsuz durumların yaşanması önlenmek istenmişti.170 Bu prensipten hareketle, üretim yapanlar öncelikle kendi ailesinin ihtiyaçlarını karşılar, daha sonra üretim fazlasını satarak elde ettikleri gelir ile diğer ihtiyaçlarını temin ederlerdi. Hane reisleri daha fazla kâr etmeye çalışmazlardı. Çünkü malın talep edilenden fazla olması ürün fiyatının düşmesine neden olabilirdi. Bazı hane sahiplerinin mutasarrıf oldukları araziler ise küçüktü. Toprakların miras yoluyla bölüşülmesi bunun en önemli sebepleri arasında gösterilir. Böyle durumlarda hane reisleri geçim sıkıntısına düşer ve ek iş yapmak zorunda kalırlardı. Bu da bölgede farklı iş sahalarının ortaya çıkmasını sağlar ve ekonomik alanda da bir canlılık kazandırırdı.171 İncelediğimiz dönemde hane reisleri ziraat dışında farklı işlerle uğraşsalar da büyük çoğunluğunun az da olsa tarla veya başka arazileri vardı. Buradan da hane reislerinin ticari olmasa da kendi haneleri için temel besinleri bu tarlalardan sağladığı anlaşılır. 79 19. yüzyılın ilk yarısında Çekmeköy İlçesi’ni oluşturan köylerde yaşayanlar, farklı mesleklere sahip olsalar da, ziraatle de uğraşıyorlardı. Tarla ve arazileri vardı. Ticari amaçla olmasa da ailelerinin ihtiyaçlarını buradan karşılıyorlardı. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY TAŞDELEN MESİRESİ Herkesçe maruf Taşdelen suyunun membaındaki kır kahvesi bazı yeni tadilatla bu sene gene açılmıştır. Türkiye’nin en iyi suyunu, en güzel ormanlık ve havadar bir mevkide içmek ve zevkli bir gün geçirmek arzusunda olan muhterem halkımızın böyle bir fırsatı kaçırmayacaklarını ümit ederiz. Geçen senelere kıyas kabul etmez derecede yeni müstecir (kiracı) tarafından fiyatlarda tenzilat yapılmıştır. Cumhuriyet Gazetesi, 09.05.1933, s7. SATILIK DEĞİRMEN VE KORU TAŞDELEN’E YAPILACAK İNŞAAT İLANI Alemdağı’nda Taşdelen mevkiinde yeniden inşa olunacak ve keşifleri yekunu “12.704” lira “44” kuruş olan müdür, makinist, revir ve müstahdemîn binaları inşaatı maa-müştemilat toptan götürü olarak kapalı zarf usuliyle 17/06/939 tarihinden 03/07/939 tarihine kadar eksiltmeye konmuştur. Bu inşaata ait projeler, fenni ve hususi şartname ile eksiltme şartnamesi ve mukavele projesi parasız olarak İstanbul Vakıflar Başmimarlığı’ndan alınabilir (...) Cumhuriyet Gazetesi, 02.07.1939, s10. 80 Alemdağ Ömerli nahiyesi Muradlı civarındadır. Fazla malumat için Erenköy İstasyon büfecisi Ali’ye müracaat. Cumhuriyet Gazetesi, 23.12.1938, s11. ALEMDAĞI ÂLEMLERİ Alemdağı’nda iki gündür devam eden panayır münasebeti ile eğlenceler yapılmaktadır. Dün tatilden bilistifade birçok halk Alemdağı’na gitmiştir. Cumhuriyet Gazetesi, 16.08.1930, s2. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 1840’TA ÇEKMEKÖY’ÜN 6 KÖYÜNDE 22.790 DÖNÜM ARAZİ VARDI Hüseyinli Köyü’ndeki geniş araziler artık hayvanların otlaması için kullanılıyor. 1840 yılı temettüat defterlerine göre Alemdağ Ermeni Köyü, Çekmeköy, Hüseyinli, Ömerli, Sırapınar ve Sultançiftliği köylerinde toplam 22.790 dönüm arazi vardı. Bu arazilerin 2.085 dönümü ziraat yapılan arazi, 6.171 dönümü tarla, 13.028 dönümü koru, 1.098 dönümü fundalık/çalılık, 118 dönümü çayır, 27 dönümü bağ/ bahçe, 197 dönümü mera, 8 dönümü ise boş ve 52 dönümü de harman yeri olarak kullanılıyordu. Köyleri arazi kullanım şekli bakımından şu şekilde inceleyebiliriz: dönümün 10.300 dönümü köyde bulunan iki çiftliğe, 400 dönümü de Üsküdar’da bulunan bir vakfa aitti. Fakat vakfa ait olan arazinin köy ahalisi idaresindeydi. İki çiftliğe ait arazi miktarı çıkarıldıktan sonra, vakfa ait olup köylü idaresinde olan 400 dönümlük arazi ile birlikte Alemdağ Ermeni Köyü’nde köy ahalisine ait toplam 587 dönüm arazi vardı. Bunun da 44 dönümü mezru, 400 dönümü tarla, 1 dönümü çayır ve 2 dönümü de bahçe idi. Buna göre ortalama hane başına düşen arazi miktarı da yaklaşık 29 dönümdü.172 ALEMDAĞ ERMENİ KÖYÜ Alemdağ Ermeni Köyü’nde 444 dönüm mezru (ekili), 400 dönüm tarla, 1 dönüm çayır ve 2 dönüm bağ/bahçe vardı. Bu köyde fundalık/çalılık, mera, harman yeri ve boş arazi kaydı bulunmuyordu. Köyün sahip olduğu toplam arazi ise 10.847 dönümdü. Bu rakam neredeyse diğer beş köyün sahip olduğu toplam arazi miktarına eşitti. Ancak arazilerin büyük çoğunluğu köyde ikamet eden hane sahiplerine ait değildi. 10.847 ÇEKME KÖYÜ’NDEKİ ARAZİLERİN ÇOĞU AHMED GÜMÜŞ EFENDİ İLE BALTACI ÇİFTLİĞİ’NİNDİ Çekmeköy’deki toplam arazi miktarı 3.892 dönümdü. Bunun 462 dönümü mezru (ekili), 2.205 dönümü tarla, 723 dönümü koru, 298 dönümü fundalık/çalılık, 5 dönümü bağ/bahçe, 2 dönümü çayır ve 197 dönümü de harman yeri olarak kaydedilmişti. Çekmeköy’de de arazinin büyük bö81 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY lümü köyde bulunan iki çiftliğe aitti. 462 dönümlük mezru (ekili) tarlanın 170 dönümü Ahmed Gümüş Efendi Çiftliği’ne, 2.205 dönümlük tarlanın 850 dönümü Ahmed Gümüş Efendi Çiftliği’ne, 600 dönümü de Baltacı Çiftliği’ne, 723 dönümlük korunun 500 dönümü Baltacı Çiftliği’ne aitti. Bu nedenle köy halkının toprak miktarı ile ilgili değerlendirme yaparken çiftliklerin sahip oldukları arazi dikkate alınmayacaktır. Buna göre; 292 dönüm mezru (ekili), 755 dönüm nadasa bırakılan tarla, 223 dönüm koru, 298 dönüm fundalık/çalılık, 2 dönüm çayır, 5 dönüm bağ/bahçe ve 197 dönüm mera olmak üzere toplam 1.772 dönüm arazi köy ahalisinin tasarrufunda bulunmaktaydı. Hane başına düşen toplam arazi miktarı da yaklaşık 80 dönüm civarında idi. Yine hane başına 13 dönüm mezru (ekili), 34 dönüm nadasa bırakılmış tarla, 10 dönüm koru, 14 dönüm fundalık/ çalılık ve 9 dönüm de mera düşüyordu. Çayır ve bağ/bahçe sahibi olanların sayısı da oldukça azdı.173 Sırapınar ve Hüseyinli köyleri arasındaki mısır ekili arazi. 82 HÜSEYİNLİ’DE 1840’DA 672 DÖNÜM ARAZİ NADASA BIRAKILMIŞTI Hüseyinli Köyü ahalisinin sahip olduğu toplam arazi miktarı 1.830 dönümdü. Bunun 314 dönümü mezru (ekili), 672 dönümü nadasta olan tarla, 824 dönümü koru, 3 dönümü bağ/bahçe, 15 dönümü harman yeri ve 2 dönümü de hâli yani boş olarak kaydedilmişti. Buna göre hane başına düşen toplam arazi miktarı 73 dönümdü. Yine hane başına 14 dönüm mezru (ekili), 28 dönüm nadasa bırakılmış tarla, 34 dönüm koru ve 0.6 dönüm de harman yeri düşmekteydi. Köyde fundalık/çalılık, çayır ve mera kaydı bulunmazken bağ/bahçe sahibi hane reisinin sayısı da oldukça azdı.174 EN FAZLA HANE VE NÜFUS YİNE ÖMERLİ’DE... Köyler içerisinde en fazla hane sayısı ve nüfusa sahip Ömerli Köyü ahalisinin tasarrufunda olan toplam arazi miktarı 4.587 dönümdü. Bunun 567 dönümünü mezru İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY (ekili), 2.032 dönümünü nadasta olan tarla, 1.135 dönümünü koru, 800 dönümünü fundalık/çalılık, 15 dönümünü bağ/bahçe, 35 dönümünü harman yeri oluşturmaktaydı. 3 dönüm de hâli (boş) gözükürken, köyde çayır ve mera kaydı yoktu. Buna göre hane başına düşen arazi miktarı yaklaşık 73 dönümdü. Aynı şekilde hane başına 9 dönüm mezru (ekili), 32 dönüm nadasta olan tarla, 18 dönüm koru, 12.7 dönüm fundalık/çalılık, 0.2 dönüm bağ/bahçe ve yarım dönüm de harman yeri düşmekteydi.175 SIRAPINAR’DA HANE BAŞINA 58 DÖNÜM ARAZİ DÜŞÜYORDU 23 haneli Sırapınar Köyü’nün arazi miktarı 1.340 dönümdü. Bunun 298 dönümü ekili, 692 dönümü nadasa bırakılan tarla, 346 dönümü koru, 2 dönümü bağ/bahçe ve 2 dönümü de harman yeri idi. Hane başına düşen toplam arazi miktarı ise yaklaşık 58 dönümdü. Yine hane başına 13 dönüm mezru (ekili), 31 dönüm nadasa bırakılmış tarla ve 15,4 dönüm koru düşmekteydi. Köyde bağ/bahçe ve harman yeri toplam 4 dönüm iken fundalık/çalılık, çayır, mera ve hâli (boş) arazi kaydı bulunmuyordu.176 SULTANÇİFTLİĞİ’NDE KİMSENİN ARAZİSİ YOKTU Sultançiftliği Köyü ise diğer köylerden farklıydı. Köy Üsküdar’daki Atik Valide Sultan Vakfı’ndan olup, deftere kaydedilen toplam arazi miktarı 288 dönümdü. Bunun 170 dönümü nadasa bırakılan tarla, 121 dönümü çayır ve 3 dönümü de hâli olarak kaydedilmişti. 170 dönümlük tarla Üsküdar Ayazma Mahallesi’nde ikamet eden Emin Efendi’nin köy bitişiğinde bulunan iki çiftliğine, 121 dönümlük çayırın da 100 dönümü Atik Valide Sultan’ın Üsküdar’daki Camii Şerifi Vakfı’na, 6 dönümü de Üsküdar Toptaşı’nda mütevelli Hacı Hüseyin Ağa’nın karısına aitti. Dolayısıyla köydeki hane sahiplerinin hiçbirinin tasarrufunda arazi bulunmuyordu. Köy halkının büyük çoğunluğunun geçim kaynağı da hatab (odun) arabacılığı idi.177 Sultançiftliği Köyü ahalisi haricinde diğer köylerde de hiç arazisi olmayan hane reisleri vardı.178 Tablo-: 1840 Yılında Toprağın Dağılımı ve Kullanım Şekli (Dönüm) KÖYLER Arazi Türleri Alemdağı SultanÇekmeköy Hüseyinli Ömerli Sırapınar Ermeni Köyü çiftliği Genel Toplam Mezru (ekili) 444179 462180 314 567 298 - 2.085 Tarla (nadasa bırakılan) 400181 2.205182 672 2.032 692 170183 6.171 Koru 10.000184 723185 824 1.135 346 - 13.028 Fundalık/Çalılık - 298 - 800 - - 1.098 Çayır 1 2 - - - 121186 124 Bağ/Bahçe 2 5 3 15 2 - 27 Mera - 197 - - - - 197 Hâlî (Boş) - - 2 3 - 3 8 Harman Yeri - - 15 35 2 - 52 Toplam (dönüm) 10.847 3.892 1.830 4.587 1.340 288 22.790 Toplam Emlak Kıymeti (krş) 258.000 125.446 92.160 129.224 39.848 24.550 411.486 83 84 22 22 24 63 23 24 178 Köyler Alemdağ Ermeni Köyü Çekmeköy Hüseyinli Ömerli Sırapınar Sultançiftliği Toplam 53 24 3 10 1 7 8 36 - 5 13 3 2 13 474 - 72 201 35 42 124 73 - 14,4 15,4 12 21 9,5 207 96 26 - 272 43 1.711 - 6 28 1.110 5 2 1 200 - 45,3 39,6 41,4 48 26 - 471 995 488 406 - 30 2.360 - 6 13 6 5 - 317 - 78,5 76,5 81,3 81,2 - 1.146 1.177 - - 603 32 4.647 - 4 12 1.721 8 8 - 584 - 151 143 143 147 - 6 1 - 5 - - - 57 6 - 51 - - - 5 2 - - - 2 1 100 - - - - 3.610 10.500 185 - - - 2.123 1.302 10.400 t.m. Hanesi Çiftliklere Vakıflara olmayıp ait ait toprağı topraklar topraklar olanlar 100+ dönüm Toprağı 1-25 dönüm arası 26-61 dönüm arası 61-100 dönüm arası Olmayan hane h.s. t.m. h.b.d.t.m. h.s. t.m. h.b.d.t.m. h.s. t.m. h.b.d.t.m. h.s. t.m. h.b.d.t.m. h.s. t.m. ç.s. t.m. Kısaltmalar h.s.: Hane sayısı t.m.: Toprak miktarı h.b.d.tm.: Hane başına düşen toprak miktarı ç.s.: Çiftlik sayısı Toplam hane Tablo: Köylerdeki Arazi Dağılımları ve Hane Başına Düşen Arazi Miktarları İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY KAYIP ARANIYOR Çekme Köyü’nde Topuz Mustafa oğlu Ömer’in kerimesi Fatma bundan yirmi sene evvel Abdullah oğlu Mehmed’in zevcesi olarak Alemdağı’ndan ayrılmıştır. Bundan bu kadar sene geçtiği halde hiçbir cevap alamadık. Eğer bilen varsa insaniyet namına aşağıdaki adresime bildirmelerini rica ederim. Kuzguncuk’ta Tomruk Sokak No: 21’de annesi Saliha. Cumhuriyet Gazetesi, 20.07.1942, s4. TAŞDELEN KAHVEHANESİ KİRAYA VERİLECEK YALNIZ TAŞDELEN SUYU İÇİNİZ Alemdağı’nda Taşdelen Suyu membaındaki kahvehane üç sene müddetle kiraya verilmek üzere açık artırmaya çıkarılmıştır. İhalesi 24/04/940 Çarşamba günü saat 15’tedir. İsteklilerin şeraiti anlamak için her gün ve ihale günü de Kadıköy Vakıflar Müdürlüğü’ne müracaat etmeleri. Cumhuriyet Gazetesi, 14.04.1940, s7. En son sistem sıhhi tesisat Alemdağı’nda “Taşdelen” suyundadır. Eldeki mütehassıs raporları bunu göstermektedir. Emniyetle içiniz. Etiketine dikkat ediniz. “Taşdelen” suyu içmekle kendi sıhhatinizi korumuş ve Vakıflarca Türk abidelerinin korunmasına, gariplerin hastanede yatırılmasına, fakirlerin imaretlerde bakılmasına yardım etmiş olursunuz. Cumhuriyet Gazetesi, 25.04.1939, s11. SULTANÇİFTLİĞİ ÇAYIRI OTU (...) 4- Alemdağı’nda Sultançiftliği Köyü önündeki çayırın sene-i haliye (mevcut senedeki) otu (...) açık artırmaya çıkarılmıştır. İhalesi “12/5/934” cumartesi günü saat “15”tedir. (...) Cumhuriyet Gazetesi, 19.04.1934, s7. 85 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 1844’TE ÇEKMEKÖY ARAZİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Sırapınar’da bir köy evi ve bahçesi. ÇEKME KÖYÜ’NÜN ARAZİ ZENGİNİ PİRETOĞLU AHMED İDİ 1844 yılında Çekme Köyü’nde iki çiftlik arazisi ile birlikte toplam 6.337 dönüm arazi bulunuyordu. Çiftlik arazileri çıkarıldığında bu rakam 2.187 dönüme düşüyordu. Burada iki çiftliğe ait arazi, köy halkının tasarrufunda bulunan toplam araziden daha fazlaydı. Bu yüzden değerlendirme yapılırken çiftlik arazileri hariç tutulacaktır. Hane reisleri içinde en fazla toprağa sahip olan kişi 5 numaralı hanede ikamet eden olan Piretoğlu Mustafa oğlu Ahmed olup 250 dönüm arazisi vardı. Bu şahıs aynı zamanda süpürgecilik işi ile de uğraşıyordu. En az araziye sahip olan ise 3 numaralı hanede ikamet eden İnce Mehmedoğlu Mehmed b. Mustafa idi. İnce Mehmedoğlu 1 dönüm araziye sahipti ve Asakir-i Hassa’dan ayrılmış olarak kaydedilmişti. Süpürgecilikle uğraşıyordu. Köyde 1-25 dönüm arasında toprağa sahip 4; 26-50 dönüm arasında toprağa sahip 4; 51-100 dönüm arasında toprağa sahip 10 ve 10 dönüm üzerinde toprağa sahip 8 hane reisi mevcuttu. 86 Hane başına düşen toprak miktarı da ortalama 91 dönümdü. Bunun 36.5 dönümünü çalılık, fundalık ve korular, 18 dönümünü mezru tarlalar, 31 dönümünü gayrimezru tarlalar, geri kalanını da kirada olan tarlalar ile mera, çayır ve ziraata elverişli olmayan araziler oluşturuyordu. Başka bir ifade ile her bir hane yılda ortalama 20 dönüm kadar araziyi ziraat için kullanıyordu.187 KOÇULLU’DA HANE BAŞINA 52 DÖNÜM ARAZİ DÜŞÜYORDU 1844 yılı verilerine göre 27 haneli188 Koçullu Köyü’nde toplam 1.406 dönüm arazi vardı. Bunun 253 dönümünü ekili tarlalar, 390 dönümünü ekili olmayan tarlalar, 687 dönümünü fundalık, çalılık ve koru tabir edilen alanlar, 20 dönümünü kiraya verilen tarlalar ve 56 dönümünü de hâli yani boş tarlalar oluşturuyordu. Ortalama hane başına 52 dönüm arazi düşüyordu. Köyde üç hane reisinin tasarrufunda herhangi bir arazi kaydı mevcut değildi. Arazisi olmayanların ikisi Kıpti-i Müslim olup demircilik yapıyorlardı. Diğeri de 16 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Tablo-: Köylerdeki Toplam Arazi Türleri, Miktarları ve Hane Başına Düşen Toprak Hane No GayKiraZiraata ve Çalılık, Mezru rimezru da Bağ- hayvan otlatfundalık Tarla Mera Çayır Toplam (ekili) (nadasa olan bahçe maya müsait ve koru bırakılan) tarla olmayan 1 4 39 60 - - - - - 30 133 Karısı - 21 30 - - - - - - 51 2 27 13 80 - - - - - - 120 3 1 - - - - - - - - 1 4 23 17 - - - 60 - - - 100 5 43 207 - - - - - - - 250 6 - 5 50 - - - 1 - - 56 Karısı 8 - - 7 - - - - - 15 7 8 - - - - - - - - 8 8 33 36 100 - - - - - - 169 9 26 4 20 - - - - - - 50 10 36 - 66 - - - - - - 102 Kardeşi (yetim) 4 28 34 - - - - - - 66 11 42 58 100 - - - - - - 202 12 - 3 - - - - - - - 3 13 25 1 - - - - - - - 26 14 31 29 11 - - - - - - 71 15 4 22 - - - - - - - 26 16 - 10 50 10 - - - - - 70 17 2 18 40 - - - - - - 60 18 - - - - - - - - - 19 23 7 50 - - - - - - 80 20 47 33 150 - - - - - - 230 Çiftlik 110 1.170 - - - - - - - 1280 Çiftlik 170 700 2.000 - - - - - - 2870 Başka yerde mukim - 150 - - - - - - - 150 ,, - 18 35 - - - - - - 53 ,, 40 25 - - - - - - 65 ,, - - - - 30 - - - - 30 Toplam (çiftlikler hariç) 427 744 876 17 30 60 3 - 30 2.187 Toplam 707 2.614 2.876 17 30 60 3 - 30 6.337 h.b.d.t. 18 31 36,5 0,6 1,25 2,5 0,1 1,25 87 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY numaralı hanede ikamet eden ve mesleği hizmetkârlık olarak belirtilen Süleyman’dı. Bununla beraber en az araziye 20 numaralı hanede ikamet eden ve demircilikle uğraşan Kıpti-i Müslim Emin b. Süleyman sahipken, en çok arazi de mesleği ziraat erbabı olarak kaydedilen, 1 numaralı hane reisi Avcıbaşı oğlu Süleyman b. Ali’nin tasarrufundaydı. 1844 tarihli belgeye göre Çekmeköy’deki arazi türleri. Kaynak: BOA, ML.VRD. TMT.d.nr.3070, lef-2. Mezru (ekili) tarla bilgisine bakıldığında biraz daha farklı bir durum ortaya çıkmaktadır. Çünkü köy nüfusunun yarıdan fazlasının yani 16 hane reisinin hiç ekili tarlası yoktu. Geri kalanlardan dört hane reisinin de yok denecek kadar az yani 2, 5, 8 ve 9 dönüm ekili tarlası vardı. Diğer 7 hane reisinin de sahip oldukları mezru tarlalar 1859 dönüm arasında değişiyordu. Gayrimezru yani nadasa bırakılan tarla kayıtlarında da benzer bir durum vardı. Köy halkının üçte birine ait hiç gayrimezru tarla kaydı yoktu. Geri kalan hane sahipleri de 7-72 dönüm arasında değişen toprak miktarına sahiptiler. En fazla gayrimezru tarlaya sahip olan hane reisi yine 1 numaralı hanede mukim Avcıbaşı oğlu Süleyman b. Ali’ydi. En az gayrimezru tarlaya sahip kişi ise 7 numaralı hanede oturan Mehmed Nuri’ydi. Çalılık, fundalık ve koru olarak tabir edilen arazi türünde ise mezru ve gayrimezru kayıtlarının tersine bir durum vardı. Köyde üç hane haricindeki diğer hane reislerinin hepsinin 6-52 dönüm arasında mutasarrıf olduğu çalılık, fundalık ve koru arazisi bulunmaktaydı. Bunların dışında ikisi askerde olan, biri başka bir yerde ikamet eden ve biri de kadına ait olmak üzere 4 kişi adına kayıtlı toplam 56 dönüm hâli yani boş tarla kaydı bulunmaktadı. Askerde olanlar Seyyid b. Yakub ile Balcıoğlu Mehmed b. Mehmed isimli kişilerdir. Başka bir yerde mukim olarak gözüken de 13 yaşında olan ve Mısır Çarşısı’nda olduğu belirtilen Hüseyin b. Hüseyin ve kadın da Topal Ömer oğlu merhum Hüseyin’in karısı Hanife Hanım’dı.189 88 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY SIRAPINAR’DA EKİLEBİLİR ARAZİ 353 DÖNÜM İDİ 1844 yılında Sırapınar Köyü’nde 353 dönümü ekili, 210 dönümü ekili olmayan, 515 dönümü fundalık, çalılık ve koru, 14 dönümü kiraya verilen tarlalar ve 49 dönümü de boş tarla olmak üzere toplam 1.141 dönüm arazi mevcuttu. Köyde hiç arazisi olmayan hane sayısı iki olup, bunlardan biri 17 numaralı hanede ikamet eden Mehmed b. Ali, diğeri de 20 numaralı hane reisi Kara Hüseyin b. Ahmed’di. Mehmed b. Ali’nin mesleği hizmetkârlık iken Kara Hüseyin b. Ahmed de Kıpti olarak kaydedilmişti ve demircilikle geçimini temin ediyordu. Köyde 5-50 dönüm arasında araziye sahip olan hane reisi sayısı 8’di. 12 ailenin 50-100 dönüm arasında arazisi varken bir hane sahibinin de 115 dönüm arazisi mevcuttu. En fazla araziye sahip olan bu hane reisi de 2 numaralı hanede ikamet eden ve aynı zamanda köy muhtarı olan Mustafa b. Ömer’di. 23 haneli köyde hâlihazırda ziraat yapılan yani mezru tarlaya sahip 14 aile bulunuyordu. 6 dönümle en az ekili tarla 14 numaralı hane sahibinindi. En fazla ekili tarlaya sahip hane sahibi de 47 dönümle köy muhtarıydı. Bunlara karşın 9 hane reisinin hiç ekili tarla kaydı yoktu. 7 hane reisinin hiç gayrimezru tarlası bulunmazken, bir kişinin 2, iki kişinin 5, bir kişinin 6, bir kişinin 8 ve 2 kişinin de 9 dönüm gayrimezru tarlası vardı. Diğerleri de 10 ile 37 dönüm arasında değişen gayrimezru tarlaya sahiptiler. Köyde en fazla arazi çeşidi çalılık, fundalık ve koruluk tabir edilen yerlerdi. İkisi hariç diğer bütün hane reislerinin 5 ile 63 dönüm arasında değişen bu tür araziye sahip oldukları görülüyor. Sırapınar’da tarlasını kiraya veren iki hane sahibi vardı. Bunlardan ilki 7 numaralı hanede ikamet eden ve babaları vefat eden yetim Veliddin, Mehmed, Halil ve Ali isimli dört kardeş olup, akrabalarının idaresinde oldukları anlaşılıyordu. Diğeri de 10 numaralı hanede mukim ve meslekleri hizmetkârlık olarak kaydedilmiş Ali ile Ahmed isimli iki kardeşe aitti. Her ikisinin de kiraya verdikleri tarla 7’şer dönümdü. Köyde 4 hanenin tarlası boştu ve toplam 49 dönümdü. Bunlardan ilki 13 dönümle 3 numaralı hanede mukim Deli İbrahimoğlu Ebubekir b. Halil’in askerde olan kardeşi Hüseyin’e aitti. Diğeri 22 dönümle 6 numaralı hanede mukim İmam oğlu Ali b. Ahmed’in üvey oğlu Hayreddin’indi. Üçüncüsü de 9 numaralı hane reisi Feyzi b. Hüseyin’in üvey oğluna ait olup 8 dönümdü. Sonuncusu da 6 dönümle 13 numaralı hanede ikamet eden Demircioğulları Seyid Ahmed b. Emrah ile kardeşleri Mehmed ve Mehmed Tahir’e aitti.190 HÜSEYİNLİ’DE 789 DÖNÜM FUNDALIK VE KORULUK VARDI 1844 yılı temettüat defterinde Hüseyinli Köyü ahalisinin tasarrufunda bulunan toplam arazi miktarı 1.774 dönümdü. Bunun içerisinde en fazla pay 789 dönümle fundalık, koruluk ve çalılık alanlarındı. Bunları da 704 dönümle ekili, 268 dönümle gayrimezru (nadasa bırakılan) araziler takip ediyordu. Köyde bir hane reisinin 10 dönüm tarlasını kiraya verdiği,191 bir kişinin de 3 dönüm boş tarlası olduğu görülüyordu.192 Köyde bağbahçe, mera ve çayır kaydı yoktu. Köyde en az araziye sahip hane reisi, 21 numaralı hanede ikamet eden ve hizmetkârlık yaparak geçimini sağlayan Ebubekir oğlu Manav Osman’ın üvey oğlu İmamoğlu Ali’ idi. Ali’nin 3 mezru, 3 koru olmak üzere toplam 6 dönüm arazisi vardı. En fazla araziye sahip olan da 1 numaralı hanede kayıtlı köy muhtarı Mahmud oğlu Ali Ağa’ idi. Köyde meslek ya da meşgul olunan işler kısmına ziraat erbabı olarak kaydedilen tek hane reisi muhtardı. Muhtarın 59’u mezru, 45’i gayrimezru ve 64’ü de koru çalılığı olmak üzere toplam 168 dönüm arazisi bulunuyordu. 89 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Ömerli Baraj Gölü havzasının havadan görünüşü. 24 haneli Hüseyinli Köyü’nde arazisi olmayan hiçbir hane reisi yoktu. Köyde hane başına ortalama 29 dönüm mezru, 11 dönüm gayrimezru, 33 dönüm koru çalılığı ve 1 dönüm de diğerleri olmak üzere 74 dönüm arazi düşuyordu. Hane reislerinden beşinin hiç ekili tarlası, ikisinin nadasa bırakılmış, ekili olmayan tarlası bulunmamaktaydı. Buna karşın bütün hane sahiplerinin 3 ile 64 dönüm arasında değişen koru çalılığına mutasarrıf oldukları görülüyordu. Başka yerde ikamet edip de Hüseyinli’de emlak ve arazi sahibi olan iki kişi vardı. Bunlar da Şile Kazası’nda ikamet etmekte olan Karakiraz imamı Osman Efendi’nin karısı Zeynep Hanım ile kızı Emine’ydi.193 90 ÖMERLİ ARAZİ ZENGİNİYDİ: 3.157 DÖNÜM 1844 temettüat defterlerine göre bugünkü Çekmeköy İlçesi’ni oluşturan yerleşim birimleri içerisinde en fazla nüfusa sahip köy Ömerli’ydi. Köy halkının tasarrufunda bulunan araziler de nüfusla doğru orantılıydı. 1844 temettüatlarında mezru (ekili), gayrimezru (nadasa bırakılmış), koruluk çalılığı, kiraya verilen tarla ve çayır olmak üzere beş çeşit arazi kaydedilmişti. Arazilerin toplamı 3.157 dönümdü. Bunların 1.094 dönümünü mezru, 685 dönümünü gayrimezru yani nadasa bırakılan, 1.288 dönümünü koru ve çalılık arazileri, 45 dönümünü kiraya verilen tarlalar ve 45 dönümünü de çayırlar oluşturmaktaydı. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Köyde iki hane hariç diğer hane reislerinin 1 ile 111 dönüm arasında değişen arazi türlerine sahip oldukları görülüyordu. Köyde hane başına ortalama 50 dönüm arazi düşüyordu. 48 numaralı hanede ikamet eden Topçuoğlu Osman 1 dönüm, 50 numaralı hane reisi Manav oğlu Halil 3 dönüm, 25 numaralı hanede mukim Mandacıoğlu Ahmed 4 dönüm ve 42 numaralı hane sahibi Kara Hüseyin oğlu İbrahim 7 dönümle köyde en az araziye sahip hane reisleriydi. Buna karşılık 19 numaralı hane reisi Kocabaşoğlu Süleyman ile 27 numaralı hane reisi Mollaoğlu Ali ve kardeşi Hüseyin 102; 9 numaralı194 hanede mukim Kocabaşoğlu Seyyid Salih ile 61 numarada mukim Mavna oğlu Seyyid Mehmed 105; 2 numaralı hane reisi Süleyman Ağa 108 ve 1 numaralı hane reisi ve aynı zamanda köy muhtarı olan Mehmed Ağa 111 dönüm arazi ile en fazla toprağa sahip olanlardı. 1844 tarihli belgeye göre Ömerli’de 16 hane reisinin arazi kaydı bulunmamaktaydı. Kaynak: BOA, ML.VRD. TMT.d.nr.3067, lef-2. Köyde 16 hane reisinin hiç mezru tarla kaydı yoktu. 22 hane reisinin gayrimezru ve 3 hane reisinin de çalılık ya da koruluk arazisi yoktu. Köyde hane başına ortalama 17.3 dönüm mezru, 10.8 dönüm gayrimezru, 20.4 dönüm çalılık ve koruluk, 1.5 dönüm de çayır kiraya verilen tarla olarak düşüyordu.195 Tablo-: 1840 ve 1844 Arazi Verilerinin Karşılaştırılması (Çiftlik ve vakıf arazileri dâhil değildir) Köyler Çekmeköy Sırapınar Hüseyinli Ömerli Alemdağ Ermeni Köyü Sultançiftliği Koçullu Yıllar Hane Sayısı Toplam Arazi h.b.d.t.m. (dönüm) 1840 1844 1840 1844 1840 1844 1840 1844 1840 1844 1840 1844 1840 1844 22 20 23 20 24 23 63 63 21 -24 --22 1.772 2.047 1.340 1.141 1.830 1.774 4.587 3.157 587 ----1.406 80 102 58 57 73 77 73 50 29 ----64 91 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY’DE YETİŞTİRİLEN TAHIL ÜRÜNLERİ Çekmeköy bitki örtüsü bakımından oldukça zengin bir yapıya sahiptir. Çekmeköy’ü oluşturan köyler, İstanbul’a yakın olsa da kent niteliği taşımıyordu. Osmanlı köylerinin genelinde olduğu gibi bu köylerde yaşayanlar da kendi geçimlerini sağlayacak oranda tarımsal üretim yapıyorlardı. S anayi öncesi dönemlerde devletlerin gelirlerinin büyük bir kısmı tarıma dayanıyordu. Osmanlı Devleti’nin ekonomisinin temeli de tarıma dayalıydı ve nüfusun büyük bir bölümü köylerde yaşıyordu. Büyük kentlerin özellikle de başkent İstanbul’un iaşesi taşradan (tarımsal faaliyetlerin daha yoğun olduğu köylerden) sağlanıyordu. Köylüler bir taraftan başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerin iaşesini sağlarken diğer taraftan da ekonomik açıdan kendi kendine yetmeye çalışıyorlardı.196 Osmanlı tarımında çok çeşitli ürünler yetiştiriliyordu. Tahrir defterleri üzerinde yapılan araştırmalara göre toplam üretimin %90’ını aşan bir oranda tahıl ürünleri oluşturuyordu. Ayrıca sebze tarımı, koyunculuk ve başta bağcılık olmak üzere meyve yetiştiriciliği de önde gelen tarımsal faaliyetler arasında yer alıyordu.197 Bugünkü Çekmeköy İlçesi’nin temelini oluşturan köyler her ne kadar başkent İstanbul’a yakın ve bağlı birer yerleşim birimi olsa da kent niteliği taşımıyorlardı. Do92 layısıyla ülkenin diğer taşra bölgelerindeki köy yapılarından çok da farkları yoktu. Osmanlı köylerinin genelinde olduğu gibi buradaki köyler de kendi geçimlerini sağlayacak derecede zirai üretim yapmaktaydı. Çekmeköy’ün köylerinde yetiştirilen tarım ürünleri ile ilgili bilgiler 1844 yılı temettüat defterlerinde bulunuyor. 1840 kayıtlarında ürün cinsleri ile ilgili bilgi bulunmuyordu. Dolayısıyla değerlendirmeler 1844 yılı temettuat defterleri üzerinden yapıldı. Köylerde yetiştirilen tarım ürünleri içinde başı tahıllar çekmekteydi. Buğday, yulaf, keten tohumu ve arpa buralarda yetiştirilen ürünleri oluşturuyordu. Nohut, mercimek, fasulye gibi baklagil türü kayıtlarına rastlanılmamıştı. Bağ ve bahçelerde yetiştirilen meyve ve sebzelerin isimleri ve ne kadar yetiştirildiği hakkında ayrıntılı bilgi verilmemişti. Defter kayıtlarında ara sıra bağ ve bahçelerde yetiştirilen ürünlerin sadece sebze ya da meyve olduğu belirtilmişti.198 Tahıl ürünlerinin miktarı belirtilirken ölçü birimi olarak “kile”199 kullanılmıştı. Kile Osmanlı coğrafyasında her yerde aynı İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ağırlığı temsil etmezdi. Bölgeden bölgeye hatta birbirine yakın şehirlerde bile değişiklik gösteren bu ağırlık ölçüsü İstanbul’da 25.6 kiloya tekabül ediyordu.200 Çekmeköy İlçesi’ni oluşturan köylerde yetiştirilen hububat çeşitleri buğday, arpa, yulaf ve keten tohumuydu. Köy sakinleri tarlalarına genellikle buğday, keten tohumu ve yulaf ekiyordu. Hüseyinli, Koçullu ve Ömerli’de bunlara ilave olarak az da olsa arpa ekildiği görülüyordu.201 Bunların içerisinde temel besin maddesi olan buğdayın diğer ürünlere nazaran oldukça fazla yetiştirilmesi dikkat çekiciydi. Kullanım alanı geniş olan buğday, ekmek yapımında kullanıldığı gibi tanesinden de bulgur elde edilirdi. Bir müddet suda bekletilen buğdayın çıkan nişastasından da faydalanılır, ayrıca kepeği ve taneleri alınmış başaklar hayvanlara yem olarak verilirdi.202 Diğer bir hububat çeşidi olan yulaf ise her türlü arazide ekilebilirdi. Üzerinde bulunan taneleri aynı zamanda gelişemediğinden yulafların alt taraflarının da sararması beklenirdi. Genellikle hayvan yemi olarak kullanılırdı. Bugünkü Çekmeköy İlçesi’ni oluşturulan köyler 1844 yılında Beykoz’a bağlı idi. Şükriye Pınar Yavuztürk’ün yaptığı çalışmaya göre zirai faaliyetler hususunda bu köylerin Beykoz’a bağlı yerleşim birimleri içerisinde önemli bir yeri vardı. Beykoz’a bağlı Tepeviran ve Kurtdoğmuş köylerinden sonra Ömerli, Hüseyinli ve Çekmeköy bölgede en fazla hububatın yetiştirildiği yerlerdi. Aynı şekilde kaza genelinde yetiştirilen yulafın da önemli bir bölümü Tepeviran’dan sonra Ömerli ve Hüseyinli’den elde ediliyordu.203 ÜRÜNLERİN MİKTARI Temettüat defterlerinde ürünlerin isimleri olmakla birlikte yıllık ne kadar ürün elde edildiği ile ilgili kayıt yer almıyor. Sadece bir yılda ne kadar ürünün aşar (öşr) olarak verildiği belirtilmişti. Buradan hareketle yetiştirilen ürün miktarını bulabiliriz. Arapça onda bir demek olan öşr, terim olarak hububattan alınan vergi yerinde kullanılmıştı. Tanzimattan sonra maarif ve menafi‘ hisseleri artırılmak suretiyle hububattan alınan vergi sekizde bir olmuştu.204 Köylerde yetiştirilen ürünlerin miktarı hesaplanırken, o yıl aşar olarak verilen miktarın 8 katı bir yılda yetiştirilmiş kabul edilmeli. Çekmeköy İlçesi’ni oluşturan köylerde yetiştirilen hububat çeşitleri buğday, arpa, yulaf ve keten tohumuydu. Hüseyinli, Koçullu ve Ömerli’de bunlara ilave olarak az da olsa arpa ekildiği görülüyordu. Osmanlı döneminde öküzlerle çift süren bir köylü. Kaynak: Servet-i Fünun, Sayı 849, 93 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY TÜM KÖYLERDE EN ÇOK BUĞDAY ÜRETİLİYORDU Sırapınar Köyü’nde mısır ekili tarla Sırapınar’da Osmanlı döneminde ağırlıklı olarak buğday, yulaf ve keten tohumu ekiliyordu. Günümüzde ise mısır eken köylüler bulunuyor. HÜSEYİNLİ KÖYÜ 1844 yılında Hüseyinli’de toplam 2.222 kile ürün yetiştirilmişti. Bunun 964 kilesi buğday, 828 kilesi yulaf, 422 kilesi keten tohumu ve 8 kilesi de arpaydı. Hane başına da 42 kile buğday, 36 kile yulaf, 18.3 kile keten tohumu ve 0.4 kile arpa düşüyordu. Arpa yetiştiren sadece bir hane reisi vardı. O da 22 numaralı hanede ikamet eden Topaloğlu Ahmed b. Mustafa’ydı. Bunun yanında 3 numaralı hanede mukim Mantaroğlu Hasan b. Salih, 16 numaralı hane reisi Ali Beşe b. Mehmed Emin, 17 numaralı hanede ikamet eden Topçuoğlu Halil b. Ali ve 23 numaralı hane reisi Mehmed Arif b. Mehmed Emin’in yıl içinde ya tarlalarını nadasa bıraktıkları, ya kiraya verdikleri ya da zirai faaliyette bulunmadıkları anlaşılıyor.205 94 ÇEKME KÖYÜ Bu dönem içerisinde Çekmeköy’de yetiştirilen toplam ürün miktarı 1.732 kileydi. Bunun 606 kilesini buğday, 492 kilesini yulaf ve 584 kilesini keten tohumu oluşturuyordu. Köyde hiç arpa ekimi olmamıştı. Bunların yanında ihtiyar olup zirai faaliyette uğraşmayan ve oğullarının yardımıyla geçinen 6 numaralı hane reisi süpürgeci Piretoğlu Mustafa b. Ahmed, 16 numaralı hanede mukim süpürgeci Aynioğlu Ahmed b. Mehmed ve 18 numaralı hane reisi süpürgeci Karabacakoğlu Ali b. Emrullah’a ait herhangi bir ürün kaydı yoktu.206 Hane başına ortalama olarak 27.5 kile buğday, 22.3 kile yulaf ve 26.5 kile keten tohumu düşüyordu. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY KOÇULLU KÖYÜ Koçullu’da yetiştirilen toplam ürün miktarı ise 952 kileydi. Bunun 562 kilesi buğday, 284 kilesi yulaf, 102 kilesi keten tohumu ve 4 kilesi de arpaydı. Hüseyinli Köyü’nde de olduğu gibi arpa sadece bir hane reisi tarafından yetiştiriliyordu. Dikkati çeken bir husus da 22 haneli köyün yarısına ait herhangi bir ürün kaydı bulunmamasıydı. Bunların büyük çoğunluğunun tarlası vardı, ancak o yıl nadasa bıraktıkları görülüyor. Az bir kısmı da ya askerde ya da küçük yaşta olduğundan tarlalar boş kalmıştı.207 Köyde en fazla ürüne sahip 88 kile buğday, 40 kile yulaf ve 20 kile keten tohumuyla 1 numaralı hane reisi Avcıbaşıoğlu Süleyman b. Ali’ydi. Buna karşın 20 numaralı hanede ikamet eden ve demircilik yapan Kıpti Ali b. Süleyman’ın sadece 4 kile arpa kaydı vardı. SIRAPINAR KÖYÜ Sırapınar Köyü ahalisi adına kayıtlı 512 kile buğday, 422 kile yulaf ve 152 kile keten tohumu olmak üzere toplam 1.086 kile ürün bulunuyordu. 20 haneli köyün beş hanesinde herhangi bir ürün kaydı yoktu. Bunlardan 5 numaralı hanede oturan Kabak Hasan b. İsmail,208 17 numaralı hane reisi Mehmed b. Ali209 ve 20 numaralı hanede ikamet eden Kara Hüseyin b. Ahmed’in210 tasarruflarında hiç tarla ya da herhangi bir arazi çeşidi mevcut değildi. Diğerleri de nadasa bırakmıştı. Hane başına ortalama 25.6 kile buğday, 21 kile yulaf ve 7.6 kile keten tohumu düşmekte olup köyde arpa eken kimse yer almıyordu.211 ÖMERLİ KÖYÜ En kalabalık köy olan Ömerli’de toplam 3.558 kile ürün yetiştiriliyordu. Bunun 1.944 kilesini buğday, 1.090 kilesini yulaf, 412 kilesini keten tohumu ve 112 kilesini de arpa oluşturuyordu. Köyde 18 hane reisinin yıl içerisinde herhangi bir zirai faaliyette bulunmadığı anlaşılıyordu. Çünkü bu hane reisleri adına herhangi bir ürün kaydedilmemişti. Bunların içerisinde 25 numaralı hane sahibi Mandacıoğlu Ahmed, 50 numaralı hane reisi Manav oğlu Halil, 62 numaralı hane sahibi Kıpti Osman b. Hüseyin ve 63 numaralı hane reisi Kıpti Demirci Salih’in zirai faaliyette bulunacak herhangi bir arazileri de yoktu. Diğerleri ise tarlalarını ya nadasa bırakmışlar ya da kiraya vermişlerdi. Köyde en fazla ürüne sahip olan 19 numaralı hanede ikamet eden Kocabaşoğlu Süleyman’dı. Kocabaşoğlu’nun 64 kile buğday, 80 kile yulaf, 30 kile keten tohumu ve 80 kile arpası vardı.212 En az ürüne sahip olanlar da dörder kile buğdayla 15 numaralı hanede mukim çiftçi Şükrü ile 55 numaralı hane reisi Bayram oğlu Mazlum’du. Hane başına ortalama olarak 31 kile buğday, 17.3 kile yulaf, 6.5 kile keten tohumu ve 1.7 kile arpa düşüyordu.213 Tablo: Köylerde Yetiştirilen Ürünler (kile) Köyler Buğday Yulaf Keten Tohumu Arpa Toplam Hüseyinli 964 828 422 8 2.222 Çekmeköy 656 492 584 - 1.732 Koçullu 562 284 102 4 952 Sırapınar 512 422 152 - 1.086 Ömerli 1.944 1.090 412 112 3.558 Toplam 4.638 3.116 1.672 124 9.550 95 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY O ÇEKMEKÖY BÖLGESİNDE HAYVANCILIK smanlı coğrafyasının genelinde olduğu gibi Çekmeköy bölgesinde de ziraî faaliyetlerin yanında hayvancılık da yapılıyordu. Verilere göre hayvan yetiştiriciliği bir ticari faaliyet olarak değil, daha çok gündelik ihtiyaçları karşılamak için yapılıyordu. Hayvanlardan bir kısmı yağ, süt, peynir gibi ihtiyaçlar için yetiştirilirken, bir kısmı da yük taşımacılığında kullanılıyordu. 1840’TA ALEMDAĞI BİTİŞİĞİNDEKİ ERMENİ KÖYÜ’NDE HAYVANCILIK Alemdağ bitişiğindeki Ermeni Köyü ile Sultançiftliği Köyü’ne ait sadece 1840 yılına ait temettüat defterinde bilgi bulunuyor. Dolayısıyla hayvancılıkla ilgili bilgiler 1840 yılı kayıtları üzerinden verilecektir. 1840 yılında Alemdağ Ermeni Köyü’nde 5 boz inek, 9 sağmal inek, 1 düve, 3 dana, 9 buzağı, 12 camuz, 3 manda, 1 malak, 14 öküz ve 5 tosun olmak üzere toplam 62 büyükbaş hayvan bulunuyordu. Bunlardan 9’u bir çiftliğe aitti. Köyde üç hane hariç hemen herkes bü- Osmanlı döneminde İstanbul’daki çiftliklerdeki hayvanlardan bir görüntü. Kaynak: Servet-i Fünun, 24 Mart 1898 96 yükbaş hayvana sahipti. En fazla büyükbaş hayvana sahip olan hane reisi ise toplam 10 hayvan ile Hacedor isimli şahıs olup 14 numaralı hanede ikamet ediyordu. Hacedor aynı zamanda köy çorbacısı olup arabacılık da yapıyordu. Hiç büyükbaş hayvanı olmayanlar da 15 numaralı hanede oturan hatab (odun) arabacısı Steplan, 16 numaralı hane sahibi rençber Salamon oğlu Tatos ve 19 numaralı hane reisi kahveci Kirkor’du. Köyde küçükbaş hayvan sayısı 150 koyun ve 150 keçi olmak üzere 300’dü. Bunlar da Dersaadat-i Şerif Ağası’nın çiftliğine ait hayvanlardı. Köyde başka küçükbaş hayvan yetiştiren kimse bulunmamaktaydı. Köyde ayrıca 1, 3, 5, 9, 14 numaralı haneler ile çiftliğe ait 7 adet beygir kaydı vardı. Öküz ve beygirlerin binek olarak ya da koşum işlerinde kullanıldığı anlaşılmaktaydı. Bunlardan başka 8 hane reisinin de 1 ile 5 arasında değişen miktarlarda 21 arı kovanı vardı.214 Sonuç olarak köyde yetiştirilen hayvanların günlük ihtiyaçları karşılamaya yönelik olduğu söylenebilir. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 1840 YILINDA SULTANÇİFTLİĞİ’NDE 51 ARI KOVANI VARDI 1840 yılında Sultançiftliği nüfusunun üçte biri Müslümanlar’dan müteşekkil iken üçte ikisini Ermeniler oluşturuyordu. Köyde 164 adet büyükbaş hayvan kaydı bulunuyordu. Bunun 43’ü Üsküdar Ayazma Mahallesi’nde ikamet eden ve köyde iki çiftliğe sahip olan Emin Efendi’ye aitti. Köyde ikamet eden bütün hane sahipleri az ya da çok büyükbaş hayvana sahiptiler. Boz inek, sağmal inek, düve, dana, buzağı, camuz, manda, malak, öküz ve tosun köyde bulunan hayvan çeşitleri olup, toplam 8 olan Müslüman hane reisinin büyükbaş hayvan yekünü 62’ydi. Buna karşın 14 Ermeni hane sahibine ait 58 büyükbaş hayvan kaydı vardı. Nüfusa oranla Müslüman hane sahiplerinin Ermeniler’den çok daha fazla büyükbaş hayvana sahip olduğu görülüyordu. Bundan köyde yaşayan Müslümanlar’ın büyükbaş hayvanları günlük ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ticaret için de yetiştirdikleri sonucu çıkarılabilir. Ancak Ermeniler’in sadece günlük ihtiyaçlarını temin için hayvan yetiştirdiklerini söyleyebiliriz. Diğer taraftan köyde sadece bir hane reisi az sayıda küçükbaş hayvan yetiştiriyordu. O da 1 numaralı hanede ikamet eden ve aynı zamanda köy korucusu olan Hacı Mahmud Ağa idi ve 20 küçükbaş hayvanı vardı. 20 küçükbaş hayvan koyun ve keçi olarak birlikte kaydedilmiş olup kaçının koyun, kaçının keçi olduğu belirtilmemişti. Buradan da köyde küçükbaş hayvancılığa rağbet olmadığını söylemek mümkündür. Bunlardan başka 5’i beygir ve bir de merkep olmak üzere 6 binek hayvanı kaydı vardı. Bunların da üçü Müslümanlar’da, üçü de Ermeniler’deydi. Tek olan merkep de 1 numaralı hanede mukim Hacı Mahmud Ağa’ya aitti. Küçükbaş hayvan yetiştirdiği için merkepten faydalandığı anlaşılıyordu. Binek hayvanlarından başka köyde arıcılık da yapılıyordu. Köyde bulunan toplam arı kovanı sayısı 51’di. Müslüman hane sahipleri 41 kovana sahipken, Ermeni hane sahiplerinin 11 arı kovanı vardı. Kovanların 30’u yine 1 numaralı hanede ikamet eden Hacı Mahmud Ağa’ya aitti. Buradan ve yukarıdaki bilgilerden hareketle çiftlik sayılmazsa köyün en varlıklı hane sahibinin Hacı Mahmud Ağa olduğu anlaşılıyordu. Aynı zamanda köyde yaşayan Müslümanlar’ın hayvan sayısı bakımından Ermeniler’e göre daha iyi durumda oldukları görülüyordu.215 1840 ve 1844 YILLARINDA ÇEKME KÖYÜ’NDE HAYVANCILIK Çekme Köyü’ne ait hem 1840 hem de 1844 yılına ait iki ayrı temettüat kaydı vardır. Köydeki hayvan sayıları ve türleri ile ilgili bilgiler ayrı ayrı değerlendirilip karşılaştırılacaktır. 1840 yılı kayıtlarına göre Çekmeköy’de 40 boz inek, 21 sağmal inek, 5 dana, 27 buzağı, 11 camuz, 20 manda, 5 malak, 17 öküz ve 6 tosun olmak üzere toplam 152 büyükbaş hayvan kaydı bulunuyordu. 7 hane sahibinin hiç büyükbaş hayvana sahip olmadığı görülürken iki hane reisinin de 10’dan fazla büyükbaş hayvanı mevcuttu. Büyükbaş hayvanlardaki en büyük pay çiftliklere aitti. Birisinde 38, diğerinde de 43 olmak üzere iki çiftliğin sahip olduğu büyükbaş hayvan sayısı 81’di. Köyde en fazla yetiştirilen büyükbaş hayvan türü boz inek olup sayısı 40 iken, en az olanlar da beşer adetle dana ve malaktı. Çiftliklerin bir ticari faaliyet olarak büyükbaş hayvan yetiştirdikleri sonucuna varırken, köylülerin de günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak büyükbaş hayvanları yetiştirdiklerini söyleyebiliriz. Köyde küçükbaş hayvancılıkla da uğraşılıyordu. Toplam 651 küçükbaş hayvan kaydı vardı. Bunların 365’i koyun, 194’ü keçi, 81’i kuzu ve 11’i de oğlaktı. Hayvanların büyük çoğunluğu çiftliklere ve çiftliklerde çalışan yanaşmalara aitti. Köyde hane reislerinden birisinin 4 keçisi ve birisinin de 90 keçi ile 8 oğlağı olmak üzere iki kişi97 Sultançiftliği’nde sadece bir hane reisi az sayıda küçükbaş hayvan yetiştiriyordu. O da 1 numaralı hanede ikamet eden ve aynı zamanda köy korucusu olan Hacı Mahmud Ağa idi ve 20 küçükbaş hayvanı vardı. Çekme Köyü’nde de toplam 651 küçükbaş hayvan kaydı vardı. Bunların 365’i koyun, 194’ü keçi, 81’i kuzu ve 11’i de oğlaktı. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Osmanlı döneminde özellikle çiftlik-i hümayunlarda hayvan yetiştirmeye büyük önem verilirdi. Kaynak: İ.Ü. Nadir Eserler Kütüphanesi Çekme Köyü’nde 9 hane reisi aynı zamanda arıcılık yapıyordu. Toplam arı kovanı sayısı 103’tü. İki hane sahibinin arı kovanı oldukça fazlaydı. Bunlardan 13 numaralı hanede mukim Halil b. Emin ile kardeşi İbrahim’in 40 adet, 9 numaralı hane reisi Veli b. Hüseyin oğlu Hüseyin’in 18 adet arı kovanı vardı. nin küçükbaş hayvanı bulunuyordu. Geriye kalan küçükbaş hayvanlardan 103’ü (75 keçi 3 oğlak ve 25 keçi) iki çiftliğe aitti. Çiftlik yanaşmalarından Kehmiyas Kosti el-Davistiyani’nin 78 (75 koyun 3 kuzu), çoban Yanko veledi Takole’nin 200 (160 koyun, 40 kuzu), çoban Ostiyani veledi Yuvan’ın 120 (90 koyun, 30 kuzu) ve Todor veledi Vano’nun 48 (40 koyun, 8 kuzu) küçükbaş hayvana sahip oldukları görülüyordu. Köyde bulunan beygir sayısı ise 25’ti. 2 tane de tay bulunmaktaydı. Üç hane hariç herks bir beygire sahipti. En fazla beygire sahip olanlar 9 numaralı hane reisi Veli b. Hüseyin oğlu Hüseyin (üç beygiri vardı) ile Baltacı Çiftliği mutasarrıfı Hasan Ağa olup beş beygiri mevcuttu. Köyde 9 hane reisi aynı zamanda arıcılık yapıyordu. Toplam arı kovanı sayısı 103’tü. İki hane sahibinin arı kovanı oldukça fazlaydı. Bunlardan 13 numaralı hanede mukim Halil b. Emin ile kardeşi İbrahim’in 40 adet, 9 numaralı hane reisi Veli b. Hüseyin oğlu Hüseyin’in 18 adet arı kovanı vardı. Diğer hane sahiplerinin sahip olduğu kovan sayıları da 3 ile 10 arasında değişiyordu. Buradan da iki hane sahibinin arıcılığı bir ticari faaliyet olarak yaptığı sonucu çıkarılabilir. 98 1844 kayıtlarına göre ise Çekmeköy’de 187 adet büyükbaş hayvan bulunuyordu. Bunların 21’i boz inek, 22’si sağmal inek, biri manda, üçü malak 97’si tosun ve 43’ü de karasığır öküzü ve manda öküzü olarak kaydedilmişti. Düve, dana, camuz ve buzağı kaydına rastlanılmamıştı. Köyde altı hane sahibine ait hiç büyükbaş hayvan kaydı yoktu. Buna karşın hayvanların büyük çoğunluğu köydeki iki çiftliğe aitti. Sarraf Fransız Tobini Bazergan’ın karısı Angeliko’nun sahip olduğu çiftlikte 85 dana, 4 öküz ve 3 sağmal inek olmak üzere 92; kuyumcu Kirkor Çorbacıyan’ın mutasarrıf olduğu Baltacı Çiftliği’nde ise 8 öküz, 6 sağmal ve 1 boz inek olmak üzere 15 büyükbaş hayvan bulunuyordu. Bunların yanında 14 numaralı hanede mukim Nureddin b. Hasan’ın 3 boz inek, 1 manda, 3 malak, 2 tosun, 2 karasığır öküzü ve 3 manda öküzü olmak üzere 14; 5 numaralı hanede mukim Piretoğlu Ahmed b. Mustafa’nın 3 boz inek, 3 sağmal inek, 2 karasığır öküzü, 2 manda öküzü ve 1 tosun olmak üzere 11; 11 numaralı hanede ikamet eden İbrahim b. İsmail ile kardeşi Mehmed’in 1 manda öküzü, 3 karasığır öküzü, 3 boz inek ve 3 tosun olmak üzere 10 büyükbaş hayvanı vardı. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Köyde 4 hane sahibi de küçükbaş hayvancılıkla uğraşıyordu. Bunlardan 11 numaralı hane sahibi İbrahim b. İsmail ile kardeşi Mehmed’in 15’i sağmal ve 15’i kısır olmak üzere 30 koyun, 25’i sağmal, 12’si teke ve 33’ü kısır olmak üzere 70 keçi, 10 kuzu ve 15 oğlağı olmak üzere 125 küçükbaş hayvanı bulunuyordu. Yine 15 numaralı hanede ikamet eden Mehmed b. Nureddin’in 51 koyun, 94 keçi, 10 kuzu 30 oğlak olmak üzere toplam 185 küçükbaş hayvanı; 20 numaralı hanede mukim Mustafa oğlu emin Ağa’nın 20 koyunu vardı. Sarraf Fransız Tobini Bazergan’ın karısı Angeliko’nun mutasarrıf olduğu çiftlikte ise 35 koyun, 140 keçi, 50 kuzu ve 60 oğlak olmak üzere 285 küçükbaş hayvan vardı. Diğer çiftlikte küçükbaş hayvan kaydı yoktu. Çiftliktekiler ve köydeki diğer küçükbaş kişilerin sahip olduğu toplam küçükbaş hayvan sayısı 131 koyun, 313 keçi, 70 kuzu ve 113 oğlak olmak üzere 627’ydi. Bunların yanında köydeki beygir sayısı 25’ti. Üç hane hariç köydeki hemen bütün hane sahiplerinin beygire sahip oldukları görülüyordu. Ayrıca bir hanede de merkep vardı. Arıcılık 1844 kayıtlarında da dikkati çekiyordu. 9 hanede toplam 58 arı kovanı vardı. Bunlardan en fazla arı kovanına sahip olanlardan 14 numaralı hanede mukim Nureddin b. Hasan’ın 20, 8 numaralı hane reisi Hasan Kethüda b. İbrahim’in 10 arı kovanı bulunuyordu. 1840 ve 1844 YILLARINDA SIRAPINAR’DA HAYVANCILIK 1840 kayıtlarına göre Sırapınar’da mevcut büyükbaş hayvan sayısı 103’tü. Bunların 6’sı boz inek, 19’u sağmal inek, 10’u düve, 20’si buzağı, 13’ü camuz, 6’sı manda, 5’i malak, 20’si öküz ve 4’ü de tosun olarak kaydedilmişti. 21 hanelik köyün 6 hanesinde büyükbaş hayvan bulunmamaktaydı. En fazla büyükbaş hayvana sahip olanlardan 13 numaralı hanede mukim nalbant Ömer b. Mustafa ve oğulları Mustafa ve Salih’in 13, 1 numaralı hane sahibi ve köy muhtarı Feyzi b. Hüseyin’in 11, 11 numaralı hane reisi Ali b. Hüseyin’in 10 hayvanı vardır. Köyde birisinin 3, diğerinin de 1 olmak üzere iki hane reisinin toplam 4 beygiri bulunmaktaydı. Bunların haricinde köyde herhangi bir küçükbaş hayvan kaydı yoktu. Yine 1 numaralı hane sahibi ve köy muhtarı Feyzi b. Hüseyin’in 8, 3 numaralı hane sahibi Emin b. İbrahim’in 3 ve 6 numaralı hane reisi Ömer b. Hasan’ın da 3 olmak üzere toplam 14 adet arı kovanı vardı. 1844 kayıtlarındaki hayvan bilgileri ile 1840 yılı hayvan bilgileri birbirine oldukça yakındı. Her iki defterde de kaydı bulunan bir hane reisinin 1840 ve 1844 yıllarındaki hayvan bilgilerini karşılaştırabiliriz. Mesela, 1840 temettüat defterinde 1 numaralı hanede kayıtlı Feyzi b. Hüseyin bu tarihte aynı zamanda köy muhtarıydı. Eski dönemde özellikle ormanlardan ağaç taşımak için erkek mandalar kullanılıyordu. Fotoğraf: İ.Ü. Nadir Eserler 99 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 1840 yılında 1 boz inek, 3 sağmal inek, 1 dana, 3 buzağı, 1 camuz ve 2 öküz olmak üzere toplam 11 büyükbaş hayvana sahipken; 1844 yılında hayvan sayısı 2 boz inek, 2 sağmal inek, 3 düve, 2 manda, 2 malak, 2 manda öküzü ve 2 karasığır öküzü olmak üzere toplam 17 olmuştu. 1840 yılında kaydedilen 8 arı kovanı 1844’te bulunmamaktaydı. Aynı zamanda 1844 yılında muhtarın da değiştiği görülür.216 1840 ve 1844 YILLARINDA HÜSEYİNLİ’DE HAYVANCILIK 1840 yılı temettüat defterlerine göre 24 haneli ve Müslümanlar’dan müteşekkil Hüseyinli’de 17 boz inek, 26 sağmal inek, 23 dana, 28 buzağı, 18 camuz, 8 manda, 14 malak, 25 öküz ve 15 tosun olmak üzere toplam 174 büyükbaş hayvan besleniyordu. İki hane hariç köyde hemen herkes büyükbaş hayvana sahipti. Sırapınar Köyü ile kıyaslandığında Hüseyinli’de hayvancılığın gelişmiş olduğu görülür. Köyde en fazla büyükbaş hayvana sahip hane reisi 1 numaralı hanede ikamet eden köy muhtarı Ali b. Mehmed idi. 3 boz inek, 1 sağmal inek, 6 dana, 1 buzağı, 2 camuz, 3 manda, 4 malak ve 2 öküz olmak üzere toplam 22 büyükbaş hayvanı vardı. Bundan başka 8 hane reisinin 1 ile 7 arasında, 11 hane reisinin de 9 ile 12 arasında büyükbaş hayvanı mevcuttu ve köyde hane başına ortalama 7 büyükbaş hayvan düşüyordu. den biri 2 numaralı hanede mukim Halil b. Memiş’ti, 28 arı kovanı yapmıştı. Diğeri de 4 numaralı hane reisi Ahmed b. Ahmed ile kardeşleri Şab Şakir ve Ömer’e ait olup kovan sayısı 27 idi. 1844 yılı kayıtlarına bakıldığında Hüseyinli’de büyükbaş hayvan sayısı 1840’a göre oldukça azalmıştı. Bu tarihte 20 boz inek, 12 sağmal inek, 5 manda, 4 malak, 80 karasığır öküzü/manda öküzü ve 12 tosun olmak üzere toplam 143 büyükbaş hayvan vardı. 3 numaralı hanede mukim Mantaroğlu Hasan b. Salih ile 20 numaralı hanede mukim Mustafa b. Mehmed Emin’in hiç büyükbaş hayvanları yoktu. Bunların haricinde diğer hane sahiplerinin sayıları 1 ile 15 arasında değişen büyükbaş hayvana sahip oldukları görülmekteydi. Bunlara göre köyde hane başına ortalama 6 hayvan düşüyordu. Küçükbaş hayvan kaydı sadece 1 numaralı hane sahibi ve köy muhtarı olan Ali b. Mehmed üzerinde vardı. 25 sağmal ve 50 kısır olmak üzere 75 koyun, 25 sağmal ve 50 kısır olmak üzere 75 keçi, 10 oğlak ve10 kuzu ile birlikte 170 küçükbaş hayvanı bulunuyordu. Aynı zamanda köyde en fazla büyükbaş hayvana sahip olan Ali b. Mehmed hem 1840 hem de 1844 temettüatlarında 1 numaralı hanede kaydedilmiş olup her iki tarihte de köy muhtarıydı. 1840 yılına göre büyükbaş hayvanlarında azalma görülürken, küçükbaş hayvan sayısındaki artış dikkat çekiciydi.217 Köyde küçükbaş hayvancılığı da yapılıyordu. En fazla küçükbaş hayvana sahip kişi diğer hayvan türlerinde olduğu gibi 1 numaralı hanede ikamet eden köy muhtarı Ali b. Mehmed idi. 101 koyunu ve 11 kuzusu vardı. Köydeki diğerleri ile birlikte toplam küçükbaş hayvan sayısı 122 idi. Köyde binek ve yük taşımak için kullanılan 5 adet de beygir bulunmaktaydı. 1840 yılı kayıtlarına göre Ömerli’de 17 boz inek, 36 sağmal inek, 2 düve, 30 dana, 34 buzağı, 49 camuz, 4 manda, 3 malak, 25 tosun ve 52 öküz olmak üzere toplam 252 büyükbaş hayvan bulunuyordu. Hüseyinli’de 6 hane reisinin sahip olduğu 70 de arı kovanı vardı. Bunlar içinde en fazla arı kovanına sahip hane sahiplerin- 63 haneli köyün altı hanesinde hiç büyükbaş hayvan yoktu. 8 hanede 1, 7 hanede 2, 15 hanede 3, 5 hanede 4, 2 hanede 5, 5 100 1840 ve 1844 YILLARINDA ÖMERLİ’DE HAYVANCILIK İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Kısıklı’dan Alemdağı’na gitmek isteyenler, Köy’e 10 dakika mesafede bulunan bu ahşap köprüden geçmek zorundaydılar Fotoğraf: Servet-i Fünun, Sayı 222, 13 Haziran 1895. 101 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY hanede 6, 5 hanede 7, 3 hanede 8, 2 hanede 9, 1 hanede 10, 1 hanede 11, 1 hanede 12 ve 1 hanede de 15 büyükbaş hayvan vardı. En fazla büyükbaş hayvana sahip olan hane reisi 17 numaralı hanede ikamet eden ve aynı zamanda köy muhtarı olan Süleyman Ağa idi. Köyde hane başına düşen ortalama büyükbaş hayvan sayısı 4’tü. 63 haneli Ömerli Köyü’nde küçükbaş hayvancılık da gelişmiş değildi. Köyde 8 hane sahibinin sayıları az da olsa küçükbaş hayvana sahip olduklarını görüyoruz. 42’si koyun, 29’u keçi, 3’ü kuzu ve 18’i oğlak olmak üzere toplam 92 küçükbaş hayvan vardı. En fazla küçükbaş hayvana sahip olanlardan birisi yine büyükbaş hayvanlarda olduğu gibi köy muhtarıydı. Bu verilerden hem büyükbaş hem de küçükbaş hayvanların ticari bir faaliyet olarak değil daha çok köylülerin günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak yetiştirildiği anlaşılıyordu. Köyde binek ve taşıma aracı olarak kullanılan hayvanların sayısı da yok denecek kadar azdır. 63 haneli köyde sadece 6 beygir vardı. Bunlardan başka değişik miktarlarda olmak üzere 13 hanede arı kovanı bulunuyordu. En fazla arı kovanına sahip hane reisi de 22 numaralı hanede ikamet eden Kara Veli b. Mehmed idi. Oldukça yaşlı olan bu hane reisinin başka herhangi bir hayvan türüne sahip olmadığı sadece arıcılıkla meşgul olduğu anlaşılıyordu. 1844 defterlerinde de Ömerli’de 1840 kayıtlarına yakın bir durum sözkonusuydu. Ancak önceki kayıtlara göre hayvan sayısındaki azalma dikkat çekiciydi. 1844 kayıtlarına göre Ömerli’de 6 boz inek, 46 sağmal inek, 9 manda ve 171 karasığır öküzü/manda öküzü olmak üzere toplam 232 büyükbaş hayvan vardı. 1840 kayıtlarına göre büyükbaş hayvan sayısında 20 hayvanın azaldığı görülüyordu. Yine köyde 64’ü koyun ve 10’u da keçi cinsinden olmak üzere toplam 74 küçükbaş hayvan kaydı vardı. Toplam 8 hane 3 102 ile 20 arasında küçükbaş hayvana sahipti. 1840 kayıtlarında olduğu gibi köyde bu tarihte de sadece 6 beygir ve 54 adet arı kovanı bulunuyordu. Her iki tarihteki veriler kıyaslandığında rakamların birbirine oldukça yakın olduğu görülür.218 1844 YILINDA KOÇULLU’DA HAYVANCILIK Koçullu Köyü’nün 1840 yılına ait temettüat defteri olmadığından sadece 1844 kayıtları üzerinden değerlendirme yapılacaktır. Buna göre 24 haneli Koçullu Köyü’nde 1844 defterlerine göre 21 boz inek, 8 sağmal inek, 2 manda, 14 tosun ve 92 karasığır öküzü/manda öküzü olmak üzere toplam 92 büyükbaş hayvan mevcuttu. Köyde 8 hane sahibine ait herhangi bir büyükbaş hayvan kaydı yoktu. Geriye kalan 15 hane de 2 ile 11 arasında değişen büyükbaş hayvana sahipti. En fazla büyükbaş hayvana sahip olan kişi 13 numaralı hanede ikamet eden Çoban oğlu Mustafa b. Mehmed idi. Köyde küçükbaş hayvancılıkla uğraşan bir hane reisi bulunuyordu. Bu da 1 numaralı hanede ikamet eden Avcıbaşıoğlu Süleyman b. Ali idi. 30 koyun ve 67 keçi türünden olmak üzere toplam 97 küçükbaş hayvanı vardı. Binek ve yük hayvanları kategorisinde köyde 1 katır, 4 kısrak, 1 tay, 3 beygir ve 5 tane de merkep vardı. Merkep sayısı daha önceki köylerle kıyaslandığında oldukça fazlaydı. Bunların yanında sadece 2 numaralı hanede mukim Balcıoğlu İsmail b. İsmail adlı bir hane reisine 15 adet arı kovanı kaydedilmişti. Köyde başka kimsenin arı kovanı yoktu. Tıpkı diğer köylerde olduğu gibi Koçullu’da da köylülerin sadece hane halkının günlük ihtiyaçlarını karşılaya yönelik hayvan yetiştirdikleri görülüyordu.219 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY GENEL DEĞERLENDİRME Köylerde bulunan büyükbaş hayvanlar genel olarak, cinsleri, renkleri, kısır ya da sağmal veya erkek-dişi oluşları ayrı ayrı belirtilmiş, bazı hayvanların ise nitelikleri belirtilmemeden sadece isimlerinin yazılması yeterli görülmüştür. Buna göre köylerdeki hayvanlarla ilgili bilgiler şu şekilde ifade edilebilir: Alemdağ Ermeni Köyü, Sultançiftliği, Çekmeköy, Hüseyinli, Sırapınar ve Ömerli köylerinin bulunduğu 1840 yılı temettüat defterlerindeki verilere göre bugünkü Çekmeköy İlçesi’ni oluşturan köylerin tamamında toplam 899 büyükbaş hayvan bulunuyordu. Bu sayıya çiftliklerde bulunan hayvanlar da dâhildi. Yine aynı tarihte yukarıda zikredilen köylerin tamamında 669’u sağmal koyun, 400’ü sağmal keçi, 94’ü kuzu ve 11’i oğlak olmak üzere toplam 1.174 küçükbaş hayvan besleniyordu. Bu tarihte Sırapınar’da hiç küçükbaş hayvan yoktu. Binek ve taşıma hayvanı kategorisinde de toplam 59 hayvan kaydı vardı. Bunların 53’ü beygir, ikisi kısrak, üçü tay ve biri de merkepti. 6 köydeki toplam arı kovanı sayısı da 332 idi. Bunların 21’i Alemdağ Ermeni Köyü, 51’i Sultançiftliği, 103’ü Çekmeköy, 70’i Hüseyinli, 14’ü Sırapınar ve 73’ü de Ömerli Köyü’ndeydi.220 1844 yılına ait defterlerde Çekmeköy, Hüseyinli, Sırapınar, Ömerli ve Koçullu köyleri ile ilgili bilgiler vardı. Buna göre 1844 yılında 5 köyde bulunan toplam büyükbaş hayvan sayısı toplam 754’tü. Toplam 968 küçükbaş hayvan bulunuyordu. Bunların 627’si Çekmeköy’de, 170’i Hüseyinli’de, 74’ü Ömerli ve 97’si de Koçullu’daydı. 1840 yılında olduğu gibi bu tarihte de Sırapınar’da küçükbaş hayvan yoktu. Binek ve taşıma kategorisine giren hayvanların sayısı da 26’sı Çekmeköy, 3’ü Sırapınar, 6’sı Ömerli ve 14’ü Koçullu’da olmak üzere toplam 49’du. Hüseyinli Köyü’nde bu kategoriye giren hayvan kaydı bulunmuyordu. 63’ü Çekmeköy, 6’sı Hüseyinli, 54’ü Ömerli ve 15’i Koçullu’da olmak üzere toplam 138 arı kovanı vardı. Köylerden sadece Sırapınar’da arıcılıkla ilgili bilgi yoktu.221 Hem 1840 hem de 1844 yılları temettüat kayıtları bulunan Çekmeköy, Sırapınar, Hüseyinli ve Ömerli köyleri üzerinden değerlendirme ve kıyaslama yapılırsa; 1840 yılında bu dört köyde bulunan toplam büyükbaş hayvan sayısı 681’di. Hayvanların 152’si Çekmeköy, 174’ü Hüseyinli, 103’ü Sırapınar, 252’si Ömerli’deydi. 1844 yılında ise Çekmeköy’de 187, Hüseyinli’de 143, Sırapınar’da 100 ve Ömerli’de 232 olmak üzere toplam 662 Alemdağ Ermeni Köyü, Sultançiftliği, Çekmeköy, Hüseyinli, Sırapınar ve Ömerli köylerinin bulunduğu 1840 yılı temettüat defterlerindeki verilere göre 6 köydeki toplam arı kovanı sayısı 332 idi. Bunların 21’i Alemdağ Ermeni Köyü, 51’i Sultançiftliği, 103’ü Çekmeköy, 70’i Hüseyinli, 14’ü Sırapınar ve 73’ü de Ömerli Köyü’ndeydi. Çiftlik-i hümayunlarda yetiştirilen büyükbaş hayvanlar. Fotoğraf: İ.Ü. Nadir Eserler Kütüphanesi 103 Yıllar 1840 1844 23 24 40 Çekmeköy 20 12 6 21 80 Hüseyinli Sırapınar Ömerli Koçullu Toplam 109 134 Toplam 21 17 Ömerli Çekmeköy 6 Sırapınar 97 8 46 9 12 22 36 19 17 Hüseyinli 26 21 9 Boz inek 5 Sağmal inek Alemdağ Ermeni Köyü Sultançiftliği Köyler Düve 16 - - 6 10 - 5 2 - - - 2 1 Dana Buzağı 34 20 28 27 21 9 Camuz 49 13 18 11 30 12 4 6 8 20 2 3 Manda 1 - - 1 - - - - - - - - - - - - - - 23 2 9 6 5 1 86 139 133 43 30 10 23 5 15 3 Malak 52 20 25 17 20 14 Öküz 9 - - 2 4 3 Manda Öküzü 87 30 54 17 3 - - - - 3 - Tosun B.Baş Hayv. Topl. 10 - - Kuzu 103 - 3 - 10 74 - 129 651 20 300 - 5 232 64 100 12 143 75 10 - 75 - - 10 8 4 4 25 5 7 - - 10 74 - 170 1 - 25 11 1.174 53 - - - 11 - - Oğlak 97 187 133 311 70 113 627 57 899 669 400 94 38 - 8 152 365 194 81 156 10 25 252 33 4 Sağmal Keçi 62 150 150 Sağmal Koyun 15 174 111 6 2 5 K.Baş Hayv. Topl. 2 - - 2 2 - - - - - 6 katır 22 25 14 92 25 65 5 2 97 7 1 187 213 128 754 297 461 85 125 968 27 15 84 29 26 26 42 148 3 5 14 5 14 1 Beygir Binek Hayvanları Kısrak Küçükbaş Hayvanlar 1 1 - - - - 3 1 - - 2 - - Tay Büyükbaş Hayvanlar 6 5 - - - 1 1 - - - - 1 - Eşek 104 Toplam 51 21 (Kovan Adedi) Arıcılık 73 14 70 15 54 - 6 63 49 138 14 6 3 - 26 59 332 11 4 4 27 103 6 7 Gen. Topl. Arı Bilgileri hariç Tablo: 1840-44 Verilerine Göre Köylerdeki Hayvan Bilgileri İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Taşımacılıkta kullanılan büyükbaş hayvanlar. Fotoğraf: İ.Ü. Nadir Eserler Kütüphanesi büyükbaş hayvan vardı. Dört yıl öncesine göre 19 büyükbaş hayvan azalmıştı. 1840 yılında bu dört köyde toplam 854 küçükbaş hayvan varken, 1844 defterlerinde bu sayı 871’e çıkmıştı. Her iki tarihte de Sırapınar Köyü’nde küçükbaş hayvan kaydı yoktu. Taşıma ve binek hayvanları ile ilgili bilgilere gelince; 1840 kayıtlarında dört köyde bu kategoriye giren 59 hayvan var iken, 1844’te bu sayı 49’a inmişti. Aynı şekilde dört köyde 1840 yılında 260 arı kovanı bulunurken, 1844 yılında bu sayı 35’e düşmüştü. Sonuç olarak yukarıdaki hem köy bazında ayrı ayrı hem de toplu olarak tablo ve metinlerde belirtilen verilere göre, köylerde büyükbaş hayvancılık, küçükbaş hayvancılığa göre hem yaygın hem de daha yoğun olarak yapılıyordu. Küçükbaş hayvanlar daha çok eti, sütü, yünü gibi özellikleri açısından yetiştirilirken büyükbaş hayvanlar ise ziraî faaliyetlerdeki katkıları dolayısıyla yetiştiriliyordu. Ayrıca büyükbaş hayvanların yoğun olduğu bölgelerde ziraî faaliyetin daha etkin yapıldığı söylenebilir. Köylerde hane sahiplerinin çoğunluğunun öküz sahibi olması, bu hayvanlarla çift sürme işinde gerekli olan ihtiyacın karşılandığını gösteriyordu. Hemen hemen her hanede, hane sakinlerinin süt ihtiyacını karşılayacak ve büyükbaş hayvan neslinin devamını sağlayacak bir ineğe de rastlanıyordu. Köylülerin çoğu öncelikle kendi günlük tüketimlerini karşılamak ve bir kısmı da pazar için et, yağ, süt, deri ve yapağı üretmek maksadıyla küçükbaş hayvan da yetiştiriyordu. 1840’TA ARICILIK REVAÇTAYDI 1840 yılı verilerine göre 332 arı kovanı vardı. En fazla kovan Çekme Köyü’nde olup sayısı 103’tü. Aynı şekilde 1844 kayıtlarında toplam 138 arı kovanı kaydı bulunuyordu. Yine 63 kovanla Çekme Köyü, en fazla arı kovanına sahip yerleşim birimiydi. Her iki tarihteki bilgiler karşılaştırıldığında 1844 yılında arı kovanı sayısında gözle görülür bir azalmanın olduğu görülecekti.222 Tablo-: Köylerde Arı Kovanı Sayısı Köyler Alemdağ Ermeni Köyü Sultançiftliği Çekmeköy Hüseyinli Sırapınar Ömerli Koçullu Toplam 1840 21 51 103 70 14 73 332 1844 63 6 54 15 138 105 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY DİPNOTLAR 113Hasan Yüksel, “Osmanlı’da Modern Anlamda Yapılan İlk Nüfus Sayımına Göre Divriği’nin Demografik Yapısı” Nüfusbilim Dergisi, Sayı: 28-29, Yıl: 2006-2007, s. 73. 114Enver Ziya Karal, Osmanlı İmparatorluğunda İlk Nüfus Sayımı 1831, Ankara 1943, s.6-7. 115Yunus Özger, “Tanzimat Öncesi Erzurum Şehrinin Demografik Yapısı”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Prof. Dr. Zeki Başar Özel Sayısı, Sayı 29, Erzurum 2006, s. 239. 116Karal, a.g.e., s. 8. 117Rumeli ve Anadolu’da nerelerde seçim yapıldığının ayrıntısı için bkz. Karal, a.g.e., s. 13-17; Özger, a.g.m., s. 240. 118Özger, a.g.m., s. 240. 119Özger, a.g.m., s. 241. 120BOA, NFS.d. nr. 578, s. 192-193. 121Mesela, “mecruh ve ihtiyar Mestan b. Ali”, “Ali Çelebi b. Emin, sakat”, “kır sakallı Hasan” vb. 122Örneğin “Kahveci İhsan” vb. 123BOA, NFS.d. nr. 578, s. 205-206 124BOA, NFS.d. nr. 578, s. 207-208. 125BOA, NFS.d. nr. 578, S. 208-209. 126BOA, NFS.d. nr. 578, S. 210-212. 127BOA, NFS.d. nr. 537, s. 51-56. 128BOA, NFS.d. nr. 537, s. 51-56. 129BOA, NFS.d. nr. 537, s. 51-56. 130M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, III, İstanbul 1993, s. 453. 131Mübahat S. Kütükoğlu, “Osmanlı İktisadi Yapısı”, Osmanlı Devleti Tarihi c. II, Ed. Ekmeleddin İhsanoğlu, İstanbul 1999, s. 541542; Vedat Eldem, Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik, Ankara 1994, s. 178-179. 132Başbakanlık Osmanlı Arşivi Rehberi, İkinci Baskı, İstanbul 2000, s. 254. 133Şükriye Pınar Yavuztürk, Temettuat Defterlerine Göre Beykoz Kazasının Sosyo-Ekonomik Durumu, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2006, s. 13. 134İdris Tuna, a.g.t.,, s.290. 1351844 yılına ait defterlerde Çekmeköy ve diğer köylerin Bolu Eyaleti, Kocaeli Sancağı Kaymakamlığı dâhilindeki Beykoz Kazasına bağlı oldukları anlaşılmaktadır. 136Yavuztürk, a.g.t., s. 13-14. 137Örnek için bkz. BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 12-15; ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-3-9. 138Örnek için bkz. BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3067, lef- 1-9; ML.VRD.TMT.d. nr. 3070, lef-2-6; ML.VRD.TMT.d. nr. 3071, lef- 1-4; ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef-2-8. 139BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-7-9. 140BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-3-6. 141BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 15-17. 142BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 12-15. 143BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-10-13. 144BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3070, lef-2-6. 145BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef-2-4. 146BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3071, lef- 1-4. 147BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3067, lef- 1-9. 148BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef- 6-8. 149“Kıptiler”, DİA, XXV, Ankara 2002, s. 424. 150http://www.bakisarisakal.com/OSMANLI’DA%20KIPT%C4%B0%20A%C3%87ILIMI.pdf 151Mesela, Çekmeköy’de 2 numaralı hane sahibi için, “Orta boylu, kumral sakallı, çiftçi Ahmed b. Mehmed..”, Ömerli Köyü 5 numaralı hane reisi için, “Orta boylu, kumral bıyıklı, kömürcü Ali b. Mehmed ..”; Hüseyinli Köyü 18 numaralı hanede “Orta boylu, tüysüz, rençber Arif b. Emin …”; Alemdağ Bitişiğindeki Ermeni Köyü 1 numaralı hanede “orta boylu siyah sakallı, Papaz Kirkor veledi Karabet…”, Sultançiftliği Köyü’nde 3 numaralı hanede “uzun boylu, kumral bıyıklı, köy muhtarı arabacı Hasan Ağa..”; Sırapınar’da 17 numaralı hanede “uzun boylu, kara sakallı, sığırtmaç İbrahim b. Halil ..” buna örnek olarak gösterilebilir. 152BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-3-6. 153BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 15-17. 154Taşrada Hristiyan ileri gelenlerine verilen unvan. TDK Türkçe Sözlük I, Ankara 1998, s. 500; Osmanlı’nın son dönemlerinde gayrimüslim zengin tüccarlar ile köy muhtarları da bu isimle anılmıştır. Abdülkadir Özcan, “Çorbacı”, DİA, V, İstanbul 1992, s. 370. 155BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-10-13. 156BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-7-9. 157BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 12-15. 158BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 1-10. 159BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3070, lef-2-6. 160BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef-2-4. 161BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef- 6-8. 162BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3071, lef- 1-4. 1631840 tarihli temettuat defterinde Ömerli’deki hane sahiplerinin mesleği ile ilgili daha ayrıntılı bilgi mevcuttur. 164BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3067, lef- 1-9. 165Affolunmuş demektir. Herhangi bir sebepten dolayı muhtelif vergilerden müstesna tutulanlar hakkında müsellem kelimesiyle birlikte muaf ve müsellem şeklinde kullanılırdı. Umumiyetle, bütün askerî sınıflar, ulemâ, ehli hiref denilen sanat sahipleri, sakat ve ihtiyarlar, geçit ve derbentleri bekleyenler, köprüleri ve yolları tamir edenler, saray için yuvalardan şahin yavrusunu çıkarıp besleyen ve terbiye edenler, devlete pek büyük bir hizmette bulunanlar muaf ve müsellem olurlardı. Bunun haricinde padişah herhangi bir kimseye mülk olarak arazi bahşettiği zaman isterse sahibini muaf ve müsellem kılabilirdi. Muafiyet, bazen yalnız âvârız-ı divaniyeden, bazen tekâlif-i örfiyeden, bazen rusum-ı şer’iyeden bazen de bunların hepsinden birden veya bir ikisinden olurdu. “Muaf”, Mithat Sertoğlu, Osmanlı Tarih Lugatı, İstanbul 1986. 166Bahaeddin Yediyıldız, “Osmanlı Toplumu”, Osmanlı Devleti Tarihi II (Edt. Ekmeleddin İhsanoğlu), İstanbul 1999, s. 477. 167Yediyıldız, a.g.m., s. 479. 168Deligöz, a.g.t., s. 4. 169Yavuztürk, a.g.t., s. 106-107. 106 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 170Mehmet Genç, a.g.e., s. 62. 171Yavuztürk, a.g.t., s. 108. 172BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-7-9. 173BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-3-6. 174BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 15-17. 175BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 1-10. 176BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 12-15. 177BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-10-13. 178Bunlar tablolarda ayrıca gösterilmiştir. Ayrıca bkz. BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 1-17; ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-313. 179Bunun 300 dönümü çiftliğe aittir. 180Mezru tarlaların 170 dönümü Ahmed Gümüş Efendi Çiftliği’ne aittir. 181400 dönümlük tarla da Üsküdar’daki Valide Sultan Vakfı’na ait olup köy ahalisi idaresindedir. 182Tarlaların 850 dönümü Ahmed Gümüş Efendi Çiftliği’ne, 600 dönümü de Baltacı Çiftliği’ne aittir. 183Buradaki 100 dönümlük tarla, Üsküdar Ayazma Mahallesi’nde ikamet eden Emin Efendi’nin köy bitişiğinde bulunan iki çiftlikten birine yani kıymeti 12.500 kuruş olana aittir. Diğer çiftliği ile ilgili sahip olunan arazi hakkında dönüm olarak bilgi verilmeyip sadece kıymeti 7.500 kuruş olarak belirtilmiştir. Dolayısıyla burada belirtilen 70 dönümlük tarla bilgisi tahmini olarak tarafımızca verilmiştir. 184Bunun 2.000 dönümü köy bitişiğindeki çiftliğe aittir. 8.000 dönüm ise net olarak belirtilmemiştir. Sadece kıymeti 200.000 kuruş olarak verilmiştir. Diğer temettuat defterlerindeki kıymet miktarları (bir dönümü ortalaması 25 kuruş) kıyaslanarak bu rakam bulunmuştur. 185Bunun 500 dönümü Baltacı çiftliğine aittir. 186Bunun 100 dönümü Atik Valide Sultan’ın Üsküdar’daki Camii Şerifi Vakfına aittir. 187BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3070, lef-2-6. 188Defterde numarası verilen hane sayısı 22’dir. Numaralardan biri yani 98 numaralı hane kaydı mükerrer yazılmıştır. Ayrıca askerde olan iki kişi ile başka bir yerde ikamet edip de Koçullu’da toprağı olan bir kişi ve arazisi olan bir kadın da hane olarak kabul edilmiştir. 189BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3071, lef- 1-4. 190BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef- 6-8. 191On dönümlük tarlasını kiraya veren şahıs 16 numaralı hanede ikamet etmekte olan Ali Beşe b. Mehmed Emin olup, kömürcülük yapmaktadır. 192Üç dönüm boş tarla sahipleri de aslen Şile kazasında ikamet etmekte olan Karakiraz imamı Osman Efendi’nin karısı Zeynep Hanım ile kızı Emine’dir. 193BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef-2-4. 194İki tane 9 numaralı hane kaydı vardır. 105 dönüm arazisi olan mükerrer yazılan yani ikinci 9 numaralı hane reisine aittir. 195BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3067, lef- 1-9. 196Bahaeddin Yediyıldız, a.g.m., s. 496. 197Fahri Yavuz (Editör), Türkiye’de Tarım, Ankara 2005, s. 4-5. 198Bkz. BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3067, lef- 1-9; ML.VRD.TMT.d. nr. 3070, lef-2-6; ML.VRD.TMT.d. nr. 3071, lef- 1-4; ML.VRD. TMT.d. nr. 3079, lef-2-8. 199Özellikle kuru meyve ve hububat ölçümünde kullanılan eski bir ölçek. Arapça’da keyl masdar olarak “ölçmek”, isim olarak “ölçek” anlamına gelir. Aynı kökten türeyen kîle de yine “ölçek” demektir. Ârâmîce’deki karşılığı keylâ olan kelime Farsça’ya kîle, keyle, keyli, Türkçe’ye kile şeklinde girmiştir. Farsça’da kîle kelimesinin sonuna küçültme eki getirilerek elde edilen keyleçe (kîleçe) (küçük kile) Araplar arasında da kullanılır. Bu ölçü birimi Türkçe’ye de geçmiştir. Bkz. “Kile”, DİA, XXV, Ankara 2002, s. 568-571. 200Yavuztürk, a.g.t., s. 118. 201Hüseyinli’de 22 no’lu hane, Koçullu’da 20 no’lu hane ve Ömerli’de 1, 7 ve 19 no’lu hanelerde arpa ekildiği kayıtlardan anlaşılmaktadır. 202Yavuztürk, a.g.t., s. 119. 203Beykoz’a bağlı diğer yerleşim yerleri şunlardı: Anadolu Feneri, Poyrazlimanı, Alibahadır, Akbaba, Dereeski, Çekme, Kurna, Göllü, Öğümçe, Bozhane, Kılıçlı, İshaklı, Hüseyinli, Sırapınar, Ayvalı, Ömerli, Koçullu, Esenceli, Muratlı, Kurtdoğmuş, Tepeviran ve Revancık. Bkz. Yavuztürk, a.g.t., s. 119-122. 204Pakalın, a.g.s, s. 746; ayrıca Osmanlı Devletinde vergiler hakkında geniş bilgi için bkz., Musa Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapısı, TTK yay., Ankara 1997, s. 105-11 ve 340-348. 205BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef-2-4. 206BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3070, lef-2-6. 207BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3071, lef- 1-4. 208Mesleği kömürcülüktür. 209Hizmetkârlık yapmaktadır. 210Kıpti olup demircilikle uğraşmaktadır. 211BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef- 6-8. 212Kocabaşoğlu Süleyman’ın zirai faaliyetlerin yanında hayvancılık ve ticaretle de uğraştığı anlaşılıyor. Büyük ve küçükbaş hayvanların yanında bir bakkal dükkânı, bir kahve dükkânı ve yarım hisse nalbant dükkânı bulunmaktadır. 213BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3067, lef- 1-9. 214BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-7-9. 215BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-10-13. 216BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 12-15; ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef- 6-8. 217BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 15-17; ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef-2-4. 218BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 1-10; ML.VRD.TMT.d. nr. 3067, lef- 1-9. 219BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3071, lef- 1-4. 220BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 1-17; ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-3-13. 221BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3067, lef- 1-9; ML.VRD.TMT.d. nr. 3070, lef-2-6; ML.VRD.TMT.d. nr. 3071, lef- 1-4; ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef-2-8. 222BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078, lef- 1-17; ML.VRD.TMT.d. nr. 3080, lef-3-13; ML.VRD.TMT.d. nr. 3067, lef- 1-9; ML.VRD. TMT.d. nr. 3070, lef-2-6; ML.VRD.TMT.d. nr. 3071, lef- 1-4; ML.VRD.TMT.d. nr. 3079, lef-2-8. 107 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 108 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY BÖLÜM III.III.BÖLÜM OSMANLI’NIN SON DÖNEMİNDE ÇEKMEKÖY 109 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY B BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DURUM ugünkü Çekmeköy sınırları içerisindeki yerleşim yerlerinin sosyo-kültürel yapısında, bölgenin 14. yüzyılda Osmanlı idaresine geçişinden itibaren 19. yüzyıl ortalarına kadar önemli bir değişim olmadı. 1853 yılında Osmanlı Devleti ile Rusya arasında meydana gelen Kırım Savaşı sonrasında ise durum değişmeye başladı. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde nüfuz alanı kurma siyasetini terkederek, yıkma politikası izlemeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hıristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Ortodoks ve Katolik cemaatlerine çeşitli imtiyazlar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde imtiyazlar hususunda Rusya ile Katolikliğin dünya genelinde hamiliğini yapan Fransa çatışmaya başladı. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı Osmanlı topraklarına sahip olmak olan Rusya, İngiltere ile Osmanlı mirasının paylaşılması hususunda anlaşmak istedi. Ancak, çıkarları Osmanlı - Rus Savaşı nedeniyle Şumla’ya gelen Tırnovalı Türk Muhacirler. Kaynak: The Illustrated London News Sept. 1, 1877 Page 213 110 gereği Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünün muhafazasını isteyen İngiltere bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti’ne bir ittifak teklifinde bulundu ve Osmanlı sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya’ya bırakılmasını istedi. Fakat bu istek Osmanlı Devleti tarafından reddedildi. Bu bağlamda gelişen Osmanlı - Rusya gerginliği, başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. İngiltere 1853’te yaşanan gerilim sırasında Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti’ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa’daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Neticede Rusya’nın çeşitli bahanelerle savaşı başlatması gecikmedi. Ruslar savaş dahi ilan etmeden Eflak ve Boğdan’ı işgal ettiler (22 Haziran 1853) ve Osmanlı Devleti ile Rusya arasında savaş başladı.223 Daha sonra Osmanlı donanması Sinop’ta Ruslar tarafından yakıldı. 1854’te ingiltere ve Fransa Osmanlı Devleti’nin yanında yer İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY aldı.224 Sivastopol Kalesi kuşatılarak alındı. Yenilen Rusya ile 1856’da Paris Antlaşması imzalandı. Her ne kadar savaşı kaybeden Rusya olmuşsa da Osmanlı Devleti de bu savaştan çok zararlı çıktı. Maliyeti yüksek olan bu savaşı yürütebilmek için, ilk kez dışarıdan ödeme gücünün çok üstünde borç aldı. Bunlardan başka Kırım buhranı neticesinde muhacirlerle uğraşmak zorunda kaldı. 1851-1855 yılları arasında pek çok Kırım Türkü vatanlarını terk ederek göç etti.225 Yine 1859’da Şeyh Şamil’in Kafkasya’daki hürriyet mücadelesini kaybetmesinden sonra, 1855-1864 yılları arasında Rus baskısı sonucu Kafkasya’dan pek çok insan Osmanlı topraklarına göç etti.226 Daha sonra ise tarihimizde 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı meydana geldi. 1877 Nisan’ında başlayan savaş 31 Ocak 1878 tarihinde imzalanan Edirne Mütarekesi ile son buldu. 9 ay 7 gün süren 93 Harbi neticesinde Rus orduları İstanbul’a dayandılar. Bu savaş da Osmanlı Devleti’ni hem iktisadi hem de sosyal yönden zor duruma düşürdü. Daha savaş devam ederken yüzbinlerce insan Batum ve civarı ile Rumeli’den Osmanlı topraklarına göç etmek için yollara düştü.227 Muhacirlerin gelişleri Abdülhamid’in saltanatı süresince dalga dalga devam etti.228 Son ve büyük göç hadisesi Balkan Savaşları’ndan sonra yaşandı.229 Bölgedeki baskı ve zulümler sonucu Sırbistan, Bulgaristan, Karadağ, Arnavutluk, Yunanistan, Girit ve diğer yerlerden göç eden Müslüman ahalinin önemli bir kısmı Osmanlı Devleti’nin göçmenleri iskân politikası çerçevesinde Kartal, Samandıra, Şile, Alemdağ, İzmit ve civarına yerleştirmesi bölgenin sosyokültürel yapısını önemli ölçüde etkiledi. Bölgede pek çok yeni yerleşim merkezi oluşturuldu.230 Şile’ye bağlı Üvezli Köyü ve Alemdağ civarındaki Reşadiye Köyü231 buna örnek olarak gösterilebilir. Yeni yerleşim birimleri kurulmasının yanında mevcut olan yerlere de muhacir nüfus iskân edildi. LEHLİ MUHACİRLER ÇEKMEKÖY’E YERLEŞTİRİLMİŞTİ Aslında göç hadiseleri yukarıda bahsedilen tarihlerle sınırlı değildi. Bundan daha önceleri de Osmanlı Devleti çeşitli defalar muhacir kabul etmişti. Üstelik Müslüman olup olmadıklarına da bakılmaksızın zulme uğramış insanları bağrına basmış ve kapılarını ardına kadar açmıştı. Bununla ilgili çok sayıda örnekler verilebilir. Fakat burada bizi ilgilendiren husus 1841 yılında kendi idarecilerinin zulmüne uğramış ve vatanlarından ayrılmak zorunda kalmış olan Lehli muhacirlerle ilgilidir. Bu insanlar Osmanlıya sığındıktan sonra Çekmeköy’e yerleştirilmişlerdi. Alemdağı civarında bir bölgeye yerleştirilen Lehliler 1867 yılına gelindiğinde yaklaşık 60 haneye ulaşmıştı. Üstelik yerleştikleri yere de Adem Köyü deniliyordu. Bu isim geçici olarak verilmişti. Nüfus çoğalınca geçinme sıkıntıları da ortaya çıkmıştı. Köyde yaşayan halk durumlarını bildirmek için saraya dilekçe verdi ve yardım talep etti. 10 Mayıs 1867 tarihli dilekçede, köy civarındaki bazı arazilerin kendilerine tahsis edilmesini ve bazı vergi muafiyetleri istiyorlardı.232 Konu Meclis-i Vâlâ’ya havale edildi. Daha sonra da Beykoz Kazası’ndan durumla ilgili rapor istendi. Neticede köylülerin talep etmiş oldukları arsa ve arazilerin Saltanat-ı Seniyye Başağası Cevher Ağa’nın uhdesinde olan Çavuşlu ve Fransa Devleti tebasından Lazarş papazlarına ait çiftlikler ile diğer bazı özel şahısların tasarrufunda olduğu anlaşılmıştı. Bunun üzerine köylülerin talepleri karşılanamamıştı.233 111 Lehli muhacirlerin Çekmeköy’e yerleşterilmesiyle ilgili belge. Kaynak: BOA.MVL.1043/34lef-1. Alemdağ’a ilk muhacir kafilesi, 1841 yılında Polonya’daki zulümden kaçan Lehliler’in yerleştirilmesi kararı üzerine geldi. 60 haneli bu köye Adem Köyü denilmişti. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 93 MUHACİRLERİ ÇEKMEKÖY’E İSKÂN EDİLİYOR 93 Harbi sırasında ve sonrasında Rus işgaline uğrayan pek çok Osmanlı toprağındaki Müslüman ahali baskı, zulüm ve işkence gördü. Toprakları yağmalandı. Bunun üzerine ahalinin büyük bir bölümü göç etmek mecburiyetinde kaldı. Ruslar’ın zalimce davranışları karşısında, mallarını, mülklerini, asırlardır yaşadıkları yerleri ve tüm varlıklarını bırakarak yollara dökülen insanların en önemli sığınak yerlerinin başında Osmanlı Devleti geliyordu. Ruslar ve Bulgarlar’ın zulmünden kurtulmak için Anadolu ve İstanbul’a demiryolu, denizyolu ve karayoluyla göç edenler için en önemli toplanma merkezi İstanbul oldu. Önce Plevne’nin 11 Aralık 1877’de düşmesi, ardından da Edirne’nin 20 Ocak 1878’de Ruslar tarafından işgali İstanbul’u muhacir akınına maruz bıraktı. Muhacirler ilk defa 1877 Temmuz ayında şehre gelmeye başladı. Gelenler için Osmanlı Hükümeti tarafından haneler tedarik edilip buralara yerleştirildiler. Muhacirlere kişi başına yevmiye de (yolluk) verildi.234 Muhacirlerin hepsi Müslüman değildi. Bunlar arasında Rumlar ve Yahudiler de bulunuyordu. Çoğunluğu Müslüman olan ve aralarında Rum ve Yahudi de bulunan bu ilk muhacir grubu Tatarpazarcık, Filibe ve Yanbolu’dan çıkarak Edirne demiryolu hattı ile İstanbul’a gelmişti. Bu ilk gelenleri Zabtiye ve Şehremaneti memurları karşılayıp, eşyalarını öküz arabalarına, kadınları da at arabalarına bindirip iskân edilecekleri yerlere götürülmüşlerdi. Göç edenlerin sayısı devam eden günlerde de artarak sürdü. Hatta 14-24 Ocak 1878 arasında göçmenlerin sayısı 80 bini bulmuş ve muhacirler adeta İstanbul’u mahşer yerine çevirmişlerdi.235 On binlerce muhacirin İstanbul’a gelmesi bunların yeme-içme ve kalacakları yer sorununu da gündeme getirdi. Devlet bu zor durumun üstesinden gelebilmek için bütün imkânlarını kullandı. Muhacir112 lerin sorunlarının çözümü için Muhacirîn İskân Komisyonu, Muhacirîn İane Komisyonu, Muhacirîn Sıhhiye Komisyonu, Muhacirîne Muavenet Cemiyeti, İane Muhacirîn Encümeni, Sermaye-i Şefkat-i Osmaniye ve Umum Muhacirin Komisyonu gibi komisyon ve cemiyetler kuruldu. Bu komisyonların gayretli çalışmalarıyla muhacirler çeşitli devlet dairelerine, camilere, tekke ve zaviyelere, saraylara, boş olan özel konutlara yerleştirildi. Bu çerçevede Üsküdar, Anadolu Hisarı, Beykoz, Çekmeköy ve Alemdağ civarında bulunan boş araziler ve özellikle saray ve padişaha ait araziler iskân merkezleri olarak kullanıldı.236 Bütün bu çabalar ve iskân faaliyetleri yeterli olmayınca idareciler yeni çözüm yolları aradılar. Açıkta kalan ve umumi yerlerde perişan olan muhacirlerin yerleştirilmeleri için Alemdağı’nda Çiftlik-i Hümâyûndaki ormandan faydalanılarak “çerge” tipinde barakalar inşa edilmesi için Padişah Abdülhamid tarafından irade yayınlandı.237 Alemdağı şehirden uzak ve ormanlık bir bölge olarak ağaçtan barakalar yapılmasına elverişli olması nedeniyle özellikle seçilmiş bir bölgeydi. Umûm Muhacirîn Komisyonu, Alemdağ bölgesinin seçilmesinden sonra barakalar yapımı için çalışmalara hemen başlandı. Komisyonun aldığı bu kararla hemen çalışmaya başlaması, perişan bir durumda olan ve salgın hastalıklara maruz kalan muhacirler ve şehirdeki diğer insanlar arasında olumlu karşılandı. Barakalar tamamlanıncaya kadar muhacirlerin buralarda kurulacak çadırlarda barındırılmaları, tamamlanınca da bu barakalara geçirilmeleri planlandı. Hatta barakaların yapılacağı bölgede yeni bir yerleşim biriminin ortaya çıkacağı da düşünülmüştü. Çalışmaların uzun sürecek olmasından dolayı muhacirlerin açıkta kalmaması için geçici olarak Alemdağ’daki Padişah Köşkü’ne ait çiftlik binalarında barındırılmaları gündeme geldi. Ancak bu binalarda zaten 3 bin civarında göçmenin bulunduğu ve barındığı ortaya çıkınca bu fikirden vazgeçildi. Umûm Muhacirîn Komisyonu hemen çalışmalara başladı. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Reşadiye Köyü’nün kurucularından Mustafa Çavuş’un mezarı. Çadırlar ve barakaların yapımında çalıştırılmak üzere ordudan asker talep edildi. Baraka yapım çalışmalarına nezaret etmek üzere Mahmud Paşa görevlendirildi. Yine barakaların yapımı için Maliye Nezareti tarafından 300 bin kuruşluk bir tahsisat komisyona verildi. İlk etapta 40 kadar baraka yapıldı. Fakat gelişleri devam eden muhacir sayısının çokluğundan dolayı bunlar yeterli olamadı. Aralıksız devam eden muhacir akınları neticesinde adeta İstanbul’un atmosferi değişmişti. İnsanları yerleştirecek yer kalmamıştı. Bu gelişmelerden sonra yetkililerin değerlendirmesi üzerine muıhacirlerin Anadolu’daki bazı şehirlere gönderilmesine karar verildi. Bu karar doğrultusunda Anadolu’da iskân edilecek yerlerin tespiti için Bursa, Aydın, Ankara, Sivas, Konya ve Diyarbakır gibi vilayetlere uzman kişler gönderildi. Buralardan gelen raporlar doğrultusunda muhacirlerin bir kısmı demiryolu, bir kısmı denizyolu ve bir kısmı da karayoluyla Anadolu’daki vilayetlere gönderildi. Muhacirlerin büyük çoğunluğunun Anadolu’ya gönderilmesinden sonra az sayıda Hopa civarından gelen muhacir grubu kalmıştı. Hopa muhacirleri ya da Laz muhacirleri diye isimlendirilen bu grubun nereye yerleştirileceği hususunda henüz bir karar verilmemişti. Laz muhacirler, Batum Vilayeti’ne bağlı Hopa Kazası’nın Çigala (Başköy) ve Beglevan köylerinden deniz yoluyla İstanbul’a gelmişlerdi. Kısa bir süre Beyoğlu civarında kaldıktan sonra bunlar da diğer muhacirler gibi Alemdağı civarındaki Hazine-i Hassa’ya ait çiftliklere geçici olarak iskân edilmişlerdi.238 Muhacirlerin büyük çoğunluğunun Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağıtılıp iskân edilmesine karşın, Batum’dan hicret edip Alemdağ’a kadar gelen ve burada geçici olarak iskân edilmiş olanların Anadolu’ya gönderilmemesinin birçok nedeni bulunmaktaydı. Bunların en önemlisi, o tarihlerde Alemdağ ve civarındaki köylerde bulunan Ermeni ve Rum azınlıkların ayaklanma içerisine girerek, bu bölgenin asayiş ve güvenliğini tehdit eder hale gelmeleriydi. Bunlara karşı bir güvenlik bölgesi oluşturmayı düşünen yetkililer, Batum veya diğer bir isimlendirmeyle Laz muhacirlerin bu bölgede iskân edilmesini sağladılar. Bununla birlikte, Padişahın maiyet çavuşlarından Mustafa Çavuş’un da muhacirlerin burada kalmaları için devletin ileri gelenlerini ikna ettiği rivayet edilir.239 Ancak bölgede Hopa muhacirlerinden kaynaklanan bazı sıkıntıların yaşandığı da arşiv belgelerinden anlaşılıyordu. Bu sıkıntıların başında muhacirlerin orman113 Hopa muhacirleri ya da Laz muhacirleri diye isimlendirilen Hopa civarından gelen muhacir grubu, Alemdağı civarındaki Hazine-i Hassa’ya ait çiftliklere geçici olarak iskân edilmişlerdi. Bu iskânın nedenlerinden biri de, bölgedeki Ermeni ve Rum azınlıklara karşı bir güvenlik bölgesi oluşturmak düşüncesiydi. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY lara verdiği zarar gelmekteydi. Arazinin elverişsiz olmasından dolayı ziraat yapılamaması sonucu geçim derdine düşen muhacirler odun keserek para kazanmaya çalışıyordu. Bu durum da civar köylerdeki ahalinin ve idarecilerin tepkisini çekiyordu. Bu yüzden civar köylerden birçok şikayet geliyordu.240 Hüseyin Nazım Paşa Bu tür şikâyetler bir süre daha devam etti. Şikâyetler üzerine yapılan değerlendirmeler sonucunda hem ormanların zarar görmesi hem de arazinin ziraate elverişsiz olmasından dolayı Hopa muhacirlerinden oluşan yaklaşık 35 kadar hanenin başka yerlere nakledilmeleri düşünüldü.241 Fakat muhacirlerin rızasının alınmadan başka yerlere nakilleri hususu maslahata uygun olmadığından, bu konuda verilecek en doğru kararın şimdiye kadar ormandan ağaç kesmek suretiyle açmış oldukları yerlerin kendilerine tahsis edilerek sınırlarının belirlenmesi ve bundan sonra da sınırları dışına çıkmalarının önlenmesi gerektiği sonucuna varıldı. Eğer aksi yönde hareket eden olur ise gerekli kanuni hükümlerin uygulanması da düşünülen şıklardan birisiydi.242 Neticede Padişah II. Abdülhamid’in iradesi üzerine muhacirlerin Hüdavendigar Vilayeti (Bursa) dâhilinde uygun bir yere gönderilmeleri kararlaştırıldı.243 Bunun üzerine yetkililerle muhacirler arasında yapılan görüşmeler sonucunda muhacirler, Bursa veya akrabalarının bulunduğu İzmit’e gönderilmelerine razı oldular. Bundan sonra Hopa muhacirlerinin Çekmeköy civarına yerleştirilmelerinden sonra çevredeki ormanlara verdikleri zararlardan dolayı bazı şikayetler olmaya başladı . Yandaki belge benzer bir şikayetle ilgilidir. Kaynak: BOA, DH.MKT.1624/28 114 da muhacirlerin yerleştirilecekleri yerler konusunda araştırma yapmak için çalışmalara başlanıldı. İzmit’teki yetkililerle yapılan görüşmelerden sonra, sözü edilen yerlerdeki arazinin sadece mevcut muhacirler için yeterli olduğu belirtilmiş ve uygun bir yer bulunamadığı anlaşılmıştı. Diğer taraftan muhacirlerin Bursa’ya gönderilmeleri hususu da uzun süre gündemde kaldı. Kısa süre içinde Anadolu’daki çeşitli yerlerine çok sayıda muhacir gönderilmesine karşın, Alemdağ’da bulunan 35 hane kadar muhacirle ilgili bir sonuca varılamadı. Aslında muhacirlerin başka bir bölgeye nakledilmesini Zabtiye Nezareti gerçekleştirecekti. Fakat Zabtiye Nazırı Hüseyin Nazım Paşa bu işe sıcak bakmıyordu. Çünkü hem yetkili birimler kararsızdı hem de bunun için ayrılmış para yoktu. Ayrıca bölgedeki Müslümanlar aleyhine değişen nüfus dengesi de bir başka husustu. Bu açılardan bakıldığında muhacirlerin Alemdağı bölgesinde kalmalarının daha iyi olacağı düşünülüyordu. Bunun yanında muhacirler başka yerlere nakledilmeleri hususunda çıkan padişah iradesine boyun eğeceklerini belirtmişlerdi. Fakat kendileri açısından haklı oldukları bazı sebeplerle de gitmek istemiyorlardı. Konuyla ilgili kararı tebliğ eden memurlara da, yaklaşık 10 yıldır burada kaldıklarını, arazileri ziraate elverişli hale getirdiklerini, bulundukları ortama alıştıkları ve tekrar Batum’dan hicret ettikleri dönemdeki sıkıntıları tekrar yaşamak istemediklerini, aksi halde çok mağdur olacaklarını açık olarak söylemişlerdi. Hem muhacirlerin bu haklı talepleri ve hem de bölgede bulunan köylerin etnik yapısından kaynaklanan güvenlik sorunları ve bu sorunlardan dolayı güvenlik kuvvetlerine duyulan ihtiyaçtan dolayı bunların başka yerlere gönderilmesi konusunda radikal kararlar alınmadı. Çünkü çetelere karşı yapılacak mücadelede muhacirlerden faydalanılabileceği düşünülmüştü. Neticede bu gibi sebeplerden dolayı Hopa muhacirlerinin gönderilmesi hususunda sürekli ertelemeler olmuştu.244 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Alemdağı Köyü’ne ait bu fotoğraf 27 Haziran 1895 tarihinde Ahmet İhsan’ın çıkardığı Servet-i Fünun dergisinde yayınlandı ve Murat Arslan tarafından renklendirildi. Kaynak: Servet-i Fünun, Sayı 224, 27 Haziran 1895. 115 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ALEMDAĞ’A JANDARMA KARAKOLU İNŞASI Batum’dan hicret ederek İstanbul’a gelen ve Alemdağı’nda Atik Valide Sultan Vakfına ait koru üzerindeki dört bin dönümlük arazi üzerine yerleştirilen muhacirler kendilerine arazi açmak için buralardaki ormanları keserek tahrip ediyorlardı. Bu husustaki şikâyetlerin artması üzerine bazı tedbirler alınması yoluna gidildi. Bu tedbirlerden birisi de bölgeye bir karakol yapılması ve bu karakolda bulunan güvenlik güçleri vasıtasıyla ormanlardaki ağaçların kesilmesini önlemekti. Yapılması düşünülen karakol Alemdağı civarında bulunan Ermeni Köyü’nün 150 metre kuzeyinde ve Emlak-ı Seniyye dâhilinde ve bir zabıta kumandasında olarak 24 süvari askerini barındırabilecek şekilde inşa edilecekti. Bunun için Erkan-ı Harbiye-i Umûmiye Dairesi’nden keşif yapılarak, ayrıntılı bir rapor hazırlaması istendi. Konu ile ilgili çalışma yapılarak, inşaatta kullanılacak malzemelerden diğer inşa edilecek kısımlara kadar olmak üzere ayrıntılı bir rapor hazırlanarak Meclis-i Mahsus-ı Vükela’ya (Bakanlar Kurulu) sunuldu. Bunun yanında ayrıca binanın planı da çizilmişti. İnşası düşünülen karakolun gerekli inceleme ve keşifler yapıldıktan sonra 94.142 kuruşa malolacağı anlaşıldı. Gerekli olan bu para, jandarma bütçesine dâhil olan umum inşaat masrafları karşılığı meyanında ödenecekti. Karakolda ikame edilmek üzere zabıtalarla birlikte 24 silahlı ve atlı askerin kayıtlarının yapılması ve burada görevlendirilmesi ve maaşlarının da ona göre yapılması gerekiyordu. Bunun için gerekli yazışmalar yapıldı. Meclis-i Mahsus-ı Vükela’da yapılan görüşmelerde farklı bir sonuç ortaya çıktı. Burada bir miktar jandarma bulundurulmasının amacının muhacirlerin ormanları tahrip etmesini engellemek olduğu, bunun da 5-6 jandarma ile gerçekleştirilebileceği 116 Alemdağı’na yerleşen Batum muhacirlerinin kendilerine arazi açmak için ormanı keserek tahrip ettikleri görüldü. Bunun üzerine tedbir olarak bölgeye bir jandarma karakolu yapılması istendi. Konuya ilişkin 18 Mart 1894 tarihinde sunulan raporda karakol binasının çizimi de yer alıyordu. Kaynak: BOA, DH.MKT.1624/28 ifade edildi. Bundan dolayı da bu kadar donanımlı ve büyük bir karakolun yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varıldı. Yeni bir bina yapmak yerine orada bulundurulacak 5-6 jandarma için kiralamak suretiyle bir ev tedariki ya da 5-10 bin kuruş harcanarak küçük bir bina inşasının uygun olacağı kanaatine varıldı ve bunun da Seraskerlik makamına bildirilmesi kararlaştırıldı.245 Bunun üzerine konu tekrar görüş alınmak üzere Harbiye Nezareti’ne havale edildi. Harbiye Nezareti Emlak-ı Hümâyun İdaresi’nden de 20 Ocak 1895 tarihli bir yazıyla verilen cevapta, Alemdağı’nda Atik Valide Sultan Evkafı’ndan bulunan koru dâhilinde iskân edilen Batum muhacirlerinin koruyu tahrip etmemeleri için orada 5-6 süvariyi barındıracak bir karakol inşası ile ilgili yeni bir düzenleme yapıldı. 5-6 kişik yeni bir karakol planı çizildi ve inşaata başlanması için izin istendi.246 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ğer taraftan bölgede bulunan gayrimüslim unsurların rahat durmaması bazı tedbirlerin alınmasını gerekli kıldı. Muhacirlerin çıkardıkları huzursuzluklarla ilgili daha önce Alemdağ’a bir jandarma karakolu yapılmıştı. 20 Ocak 1895 tarihinde çizilen 5-6 kişilik karakolun planı. Kaynak: BOA, BEO.538/40339. ALEMDAĞ’A POLİS KARAKOLU İÇİN BİNA KİRALANMASI İkinci Abdülhamid iktidarının son dönemlerinde ülkenin birçok yerinde asayişin temini ile ilgili sıkıntılar ortaya çıkmıştı. Çekmeköy bölgesi de bu sıkıntılarla karşı karşıya gelen yerlerin başında geliyordu. Bir taraftan muhacirlerin yerleştirilmesi ve bunların asayişi bozan hareketleri, di- Asayişin temini için bu defa da bir polis karakolu yapılması düşünüldü ve bu maksatla yeni bir bina yapılmayarak, bölge ahalisinden otelci Avakim’in evi kiralandı. Bu bina Alemdağı’nda bulundurulan polis memurlarının ikametine tahsis edildi. 14 Nisan 1907 tarihinden itibaren kullanılmaya başlanan binanın aylık kirası 3 Mecidiye idi. Binanın kira bedeli Alemdağı’nın bağlı olduğu Kartal Kaymakamlığı’ndan karşılanacaktı. Ancak o dönem Kudüs-i Şerif Sancağı’nda bulunan polis karakolu için ayrılmış olan 3.350 kuruşluk kira bedelinin burada harcanmadığı anlaşılmıştı. Bu paradan Alemdağı polis karakolunun bir yıllık kira bedeli için gerekli olan 720 kuruşun alınarak ödenmesi Şura-yı Devlet (Danıştay) Maliye Dairesi üyelerince kararlaştırıldı.247 Osmanlı döneminde yapımı gerçkleştirilen karakol, halen Alemdağ Polis Merkezi olarak hizmet veriyor. 117 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY YENİ BİR KÖY KURULUYOR: REŞADİYE 1880’li yılların sonuna gelindiğinde muhacirler geleli neredeyse 10 yıl olmuştu. Bu süre içinde Alemdağı bölgesinde geçici olarak iskân edilen muhacirler olarak anılmışlardı. Bazen Laz Köyü olarak da anıldıkları da olmuştu. Bu yüzden köyün resmi olmayan ilk adına Laz Köyü denilebilir. Ancak 1889 yılına gelindiğinde muhacirlerin araziyi ziraate elverişli hale getirdikleri ve bölgeyi benimsedikleri görülür. Zaten aradan geçen 10 yıl içinde yerleşme konusunda belirli bir düzen de sağlanmıştı. Bu yüzden muhacirlerin bulunduğu yerin bir köy olarak kabul edilmesi ve isimlendirilmesi hususlarında girişimler oldu. Tahtta Sultan II. Abdülhamid olduğundan onun isminin verilmesi gündeme geldi ve köyün adı Şurayı Devlet (Danıştay)’ın 26 Şubat 1889 tarihinde almış olduğu bir kararla Hamidiye Köyü olarak konuldu. Köy bu tarihte Kartal Kazası’na bağlıydı.248 Ancak bu yeni köy için padişah iradesi çıkmadığından, isim resmiyet kazanamadı. Ne var ki bu isimle anılmaya da devam edildi.249 Şura-yı Devlet kararından sonra köyün muhtar ve imam mühürlerinin yaptırılması hususunda da şehremanetine yazılar yazıldı. Bununla ilgili Hazine-i Hassa Nezareti’ne gönderilen belgelerden biri şöyledir: Hazine-i Hassa-i Şâhâne Nezaret-i Celilesine Mukaddema iş’ar-ı âli-i nezâretpenâhîleri malum-ı âcizî oldu. Alemdağı’nda 97 senesinde iskân edilen Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında savaşlar nedeniyle İstanbul’a yoğun muhacir girişi oluyordu. Fotoğraftaki grup öküz arabalarıyla birlikte İstanbul’a doğru ilerliyor. Kaynak: Servet-i Fünun, 21 Kasım 1912. 118 Uzun çalışmalar neticesinde köyün adı 30 Aralık 1911’de tahtta bulunan padişahın ismine atfen Reşadiye oldu. Kaynak: BOA, İDH.MKT.1490/1329-Z-16 35 hane Hopa muhâcirlerinin müddet-i muâfiyetleri hitam bulmak cihetiyle tekâlif-i emiriye ile mükellef tutulmaları zımnında muhâcirin-i merkûmenin teşkil eyledikleri karyenin isminin hazreti hilâfetpenâhiye izafetle tesmiyesi ve iktiza eden imam ve muhtar mühürlerinin îtâ ettirilmesi şehremânet-i celilesinden vukubulan iş’ar üzerine bi’l-istizân makrûn-ı müsâade-i seniyye-i cenâb-ı padişâhî buyrulduğu vechile icrâ-yı icâbı için irade buyrulmuş ve keyfiyet lazım gelenlere tebliğ olunup nezaret-i acizice bu babda cereyan eden muamele bundan ibaret bulunmuş olmağın.250 1909 yılınada Sultan II. Abdülhamid tahttan indirilip yerine Mehmed Reşad geçti. Bu dönemde de muhacirlerin meskûn oldukları yerin resmen köy statüsüne kavuşması için çalışmalara devam edildi. Aşağı ve yukarı olarak iki ayrı mahalle halinde bulunan köyün iki farklı köy olarak kabul edilmesi ve buna göre yeni isimler verilmesi de talepler arasındaydı. Ancak iki ayrı köy olarak ayrılması talebi uygun görülmedi.251 Neticede uzun süren çalışmalar sonuç verdi ve köyün adı 30 Aralık 1911 tarihinde yeni padişahın ismine izafeten Reşadiye oldu.252 Bölge halkı savaşlar ve bunun sonucunda ortaya çıkan göç hadiselerinin getirdiği sıkıntıların yanında doğal afetlerle de uğ- İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY raşmak zorunda kaldı. 1894 yılında İstanbul ve çevresinde büyük bir deprem olmuş, ilk şok çok geniş bir sahada hissedilmiş, İstanbul ve Adalar ile birlikte İzmit, Sapanca ve Yalova’ya kadar olan bölgede büyük tahribat meydana gelmişti. Depremde çok sayıda bina yıkılmış ve sarsıntılardan etkilenmeyen hemen hiçbir bina kalmamıştı.253 Devletin peş peşe savaşlara girdiği ve toprak kaybettiği bu yıllarda, Osmanlı vatandaşı olan gayrimüslim unsurlardan özellikle Ermeniler254 ve Rumlar da ayaklanmalara başlayarak bölgenin asayiş ve güvenliğini tehdit eder hale gelmişlerdi. Bu tarihlerde Ermeni ve Rum azınlıkların bu ihanetlerine karşılık bir güvenlik bölgesi oluşturulması düşüncesiyle MüslümanTürk muhacirlerden olan Hopa muhacirleri bu bölgeye yerleştirilmişti.255 Zaten arşiv belgelerinden de azınlıkların bu faaliyetlerine karşı Osmanlı Devleti idarecileri ve güvenlik güçleri tarafından çeşitli tedbirlerin alınmaya başladığı anlaşılmaktaydı. Mesela 25 Ekim 1895 tarihli bir belgede, Çekmeköy ve Alemdağı civarındaki Ermeni eşkıyasının faaliyetleri hakkında yapılacak tahkikatla ilgili geniş bir rapor tanzim edilmişti. Buna göre Kâimmakâm Şükrü Bey’in refakatinde bir yaver, bir taktikçi ve hayvansız olarak 10 süvari askerden oluşan bir ekip teşkil edilmişti. Yapılan plana göre, ekip önce küçük bir vapurla Üsküdar’a geçip, Üsküdar Kumandanlığı’ndan da gerekli hayvanları aldıktan sonra Alemdağı bölgesine gidecekti. Burada yapılan gözlemlerde, Ermeni eşkıya çetelerinin Alemdağı ve civarı taraflarında dolaşmakta oldukları, ancak şimdilik bir kötülük etmiyorlarsa da bazı olumsuzlukların sezildiği Şile Tabur Binbaşılığı’ndan İzmid Kumandanlığı’na bildirilmişti. Bunlarla ilgili gözlemler için doğruca Alemdağı civarında Sultançiftliği’ne gidilecek, gerek orada ve gerek Sarıgazi Türbesi yamacında bulunan Ermeni köyünde, Göceoğlu Agop Efendi ve İbrahim Paşa çiftliklerinde tahkikat yapılacaktı. Tahkikatten elde edilecek bilgilere göre bir rapor düzenlenecek ve ertesi gün Üsküdar’a dönülerek kumandanlıktan alınan hayvanlar yerine iade ve teslim edilecekti. Tahkikat sırasında müdahil olunması gereken acil bir durum olduğunda şifre ile haber verilip, hemen destek kuvvet gelmesi sağlanacaktı.256 Bu gibi belgelerde Osmanlı Devleti yöneticilerinin azınlıklar tarafından çıkarılan huzursuzlukların farkında olduğu ve bunları önlemeye yönelik tedbirler almaya başladığı görülüyordu. 28 Aralık 1911 tarihli bu haritaya göre Hopa muhacirleri Alemdağı civarında iki ayrı yerde iskan edildi. Buralara Aşağı Reşadiye ve Yukarı Reşadiye isimleri verildi. Kaynak:BOA.DH.İD120-4 119 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY VE CİVARINDA ÇETE FAALİYETLERİ AZINLIKLARIN YAPTIĞI EŞKIYALIK VE ÇETE FAALİYETLERİ Mütareke döneminde Üsküdar Mutasarrıflığı, merkez hariç dört kazadan müteşekkil ve İstanbul Vilayeti’ne bağlı bir idari birimdi, kazaları ise Ömerli, Kartal, Şile ve Gebze idi. Yine kazalara bağlı nahiye müdürlükleri mevcuttu. Bunlar Kartal’a bağlı Yakacık nahiyesi, Ömerli’ye bağlı Arnavutköy nahiyesi, Şile’ye bağlı Ağva, Değirmençayırı ve Alacalı nahiyeleri ile Gebze’ye bağlı Taşköprü ve Mollafenari nahiyeleri idi. Liva merkezine en yakın kaza olan Ömerli doğuda Şile, güneyinde Kartal, kuzeyde Karadeniz, batı ve güneybatıda da İstanbul boğazı ve liva merkezi ile çevrilmişti. Kartal’ın batısında ise yine liva merkezi, güneyinde Marmara Denizi, kuzeyinde Ömerli ve doğusunda Gebze bulunmaktaydı. Şile ise batıda Ömerli, güneyde Gebze kuzeyde Karadeniz ve doğuda İzmit’e bağlı Kandıra kazası ile çevrilmişti. Gebze’nin doğusunda İzmit, kuzeyinde Şile, batısında Kartal ve güneyinde Marmara Denizi uzanmaktaydı. Bu anlatımdan da anlaşılacağı gibi bölge çete faaliyetleri için son derece elverişli bir coğrafyaya sahipti. Pek çok tepenin oluşturduğu engebeli arazinin özellikle Karadeniz’e yakın bölgeleri sık ormanlarla kaplıydı. Yeniköy Rumları özellikle kendi köylerini çevreleyen ormanlardan fazlasıyla faydalanıyorlardı. Yine Beykoz civarındaki geniş ve ormanlarla kaplı çiftlik arazileri ile Alemdağ ormanları, izlerini kaybettirmek isteyenler için çok uygun mekânlardı.257 Savaşın ve işgalin sonucunda tüm yurtta olduğu gibi Çekmeköy çevresinde de asayişsizlikler baş göstermeye başladı. İşgal altında bulunan İstanbul ve çevresinde yönetim ve otorite boşluğundan da istifade ile çok sayıda eşkıya ve çete türedi. Bu eşkıya ve çetelerin faaliyetleri sonucu İstanbul ve çevresinde başta hırsızlık, cinayet, adam kaçırma olmak üzere siyasi ve iktisadi içerikli suçlar işlendi. Çetelerin çoğunluğunu Ermeni ve Rumlar oluşturuyordu. Rum ve Yunan kaynaklı çetelerin en büyük destekçileri Mavri Mira Cemiyeti, Rum Patrikhanesi, Venizelos taraftarı Yunan subayları, yerli Rum halkı ve İngilizler’di. Özellikle Mavri Mira Cemiyeti bu işin en önünde idi. Bunun yanında Etnik-i Eterya Cemiyeti ve bunun şubesi olan Kordus Komitesi (Rum Muhacirleri Merkez Komisyonu) de bu faaliyetlere destek veriyordu. Rum çetelerinin faaliyetlerini basından da takip etmek mümkündü. Mesela Açıksöz Gazetesi’nde, Paşabahçe civarında teşkil olunan Rum çetelerinin Rum eşrafı ve Yunan subayları tarafından idare edildiği; İskele görevlisi Hıristo Yanko, kilise mütevellisi Hıristo, Fırıncı Yorgi, Giritli Zaharaki oğlu Topal Vasil, Gazinocu Miço, Mumcu Vasil ve damadı Eftim, kunduracı Andonaki ile köy papazlarından yardım aldıkları belirtiliyordu.258 Rumlar büyük hayalleri olan “megalo idea”yı259 gerçekleştirmek için planlı hareket ediyorlardı. Özellikle şiddete dayanan yöntemler kullanıyorlardı. Bunların hedeflerinden bazıları şunlardı: - Osmanlı Devleti içerisinde birtakım gizli örgütler kurup, isyan hareketleri başlatmak, isyan için planlar hazırlamak, diğer yabancı örgütlerle işbirliği yapmak, toplumu sarsacak sabotaj faaliyetleri yapmak. - Osmanlı vatandaşı olan Rumları eğiterek, hareketleri içine dâhil etmek, katılmayan olursa zor kullanmak. Yakalanan Ermeni çetelerinden ele geçen silahlar. 120 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY - Rum okullarında izci teşkilatı kurmak ve 20 yaşını geçmemiş gençleri bu teşkilata dâhil ederek yetiştirmek.260 - Dış kaynaklı inceleme ve araştırma heyetlerine, Rum nüfusun Türkler’den daha fazla olduğunu göstermek için çalışmalar yapmak. - Bu tür yöntemlerle Türk nüfusu göçe zorlayıp, azalmasını sağlamak ve Rum nüfusu artırmak için faaliyetlerde bulunmak. Türk nüfusu azaltma işini ciddiye alıyorlardı. Bu amaçla İstanbul’daki Fransız temsilcisine başvurarak yardım istediler. Fransız temsilcisi de Osmanlı Hükümeti’nden İstanbul, Edirne ve Çatalca Sancağı’nda bulunan Türkler’in elindeki silahların toplatılmasını istedi. Hükümet bu isteği kabul etmek zorunda kalınca Hadımköy’e kadar olan tren güzergâhını işgal etmiş olan Yunan askerleri ve yerli Rumlar’dan çeteler oluşturulmaya başlandı.261 İngiliz ve İtalyanlar da Rum çetelerini destekliyorlardı. İngiltere, İstanbul ve Boğazlar’da egemenliğini sürdürebilmek için askeri gücünü Boğazlar’da ve İzmit’e yakın bölgelerde konuşlandırmıştı. Türk askerleri ile karşı karşıya gelmemek için hem Rum hem de diğer azınlık çetelerini Kuva-yı Milliye ve Türk askeri güçlerine karşı kullanıyordu. Bunu yaparken de İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve mühimmat kaçışını engellemek istiyordu. Ayrıca, Türkler’e karşı daha sert müdahalelere zemin hazırlamak için hem işgalci güçlerin subayları hem de azınlık çete mensupları planlı faaliyetler yapıyorlardı. Özellikle insanların hassas oldukları dini konular seçiliyordu. Bu maksatla Ümraniye ve Tuzla’da müezzinler öldürülmüştü.262 İşgal güçlerinin subayları da bu çeteler içinde yer alıp onları kışkırtıyorlardı. Bölgede faaliyet gösteren çetelerden bazıları şunlardı: Todori Çetesi, Anesti Kaplan, Çakır Yorgi ve Karabacak Çeteleri, Milti Kaptan Çetesi veya Milto Çetesi, İstelyanus Çetesi, Paşaköylü Karaoğlan ve Panayot Çetesi, Kommit Çetesi, Yirmiler Çetesi. İşgal yıllarında ortaya çıkan çete faaliyetleri Osmanlı emniyet birimlerince takip edilmiş ve kayıtlara geçirilmişti. Osmanlı arşiv belgelerinde bu hadiseler kronolojik olarak görülebilir. Bu dönemde Çekmeköy çevresindeki çete faaliyetlerinin bazılarını kronolojik olarak şöyle sıralayabiliriz: Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında savaşlar nedeniyle İstanbul’a yoğun muhacir girişi oluyordu. Fotoğraftaki grup arabalarıyla birlikte geçici olarak Edirnekapı’da bekletilmişti. Kaynak: Servet-i Fünun, Sayı 121 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇETELERİN ÇEKMEKÖY’DE YAPTIĞI GASP VE HIRSIZLIKLAR - 30 Aralık 1916 tarihinde Kartal kazasına tabi Çekmeköy’deki Cevad Kiryanik isimli şahsın koyunları gasbedilmiştir. Koyunları gaspeden şahısları takibeden jandarmalarla, 40-50 kişilik bir çete arasında, Baltacı Çiftliği Ormanları civarında bir çatışma meydana gelmiştir. Çatışmada jandarmalardan biri şehit olmuştur. Bunun üzerine takviye kuvvetler gönderilerek eşkıya takibine devam edilmiştir.263 - 20 Şubat 1917 gecesi saat 11 buçuk raddelerinde Alemdar ile Sultançiftliği köyleri arasındaki vakıf ormanından geçen askeriyeye ait telefon kabloları kesilmiştir. Kesilmiş olan bu telefon hattı hemen tamir edilmiş ve bunu yapanların yakalanmaları için tahkikata başlanmıştır.264 - 1917 Mart’ında Kartal ve Ömerli kazalarında Jandarma kumandanının nezaretinde yapılan takibat sonucu beşi silahlı olmak üzere toplam 450 asker firarisi yakalanmıştır. Yine jandarmanın yaptığı takip sonucu Matlı çetesinden Osman isimli bir eşkiya teslim olmak zorunda kalmıştır. Bunlardan başka Kılınçlı’daki kolordu ve sahra jandarmalarından kendilerine eşkıya süsü veren bazı şahıslar da yakalanmıştır.265 - 1917 Eylül ayı başlarında Çekmeköy bölgesinde faaliyet gösteren eşkıyadan Paşaköylü Mileti, Üstüçoğlu Ostoban ve bunlarla birlikte hareket eden Paşaköylü 18 yaşlarındaki Dimitri ile beraber bir kişi daha Sultançiftliği Köyü’nün alt tarafındaki vakıf ormanının bekçi kulübesi yakınlarından geçen şose yol üzerinden geçerken güvenlik güçlerince pusuya düşürülüp öldürülmüşlerdir.266 - Mart 1918 başlarında Kısıklı mıntıkasının Hamalıdere mevkiinde Çekmeköy’e gitmekte olan beş kadın ve iki erkeğin asker kıyafeti giyen şahıslarca önleri kesilerek paraları ve eşyaları gasbedilmiştir. Eşkıyalar daha sonra Ümraniye tarafına kaçmışlardır.267 - 1918 Mart ayı ortalarında Reşadiye Köyü’nde kömür tüccarlığı yapan İsmail Bey ile korucu Mehmed Çavuş isimli şahıslar kimliği belirsiz kişilerce saldırıya uğramışlardır.268 122 - Temmuz 1918 ortalarında Üsküdar’dan Ömerli’ye gitmekte olan Ömerlili Aziz Ağa isimli şahsın asker elbiseli kişilerce yolu kesilmiştir. Yapılan tahkikat neticesinde yol kesenlerin Yetmişbeşinci Alayın eski askerleri olduğu anlaşılmıştır.269 - 1918 Eylül’ü başlarında Üsküdar’a bağlı Çekmeköy’de Doktor Arif Paşa’nın koyunları hırsızlar tarafından çalınmıştır. Yapılan tahkikat sonrası koyunları çalan hırsızlar yakalanıp Adliye’ye sevkedilmiştir.270 - 1919 Nisan’ı başlarında Alemdar ile Ömerli arasında Armudağacı isimli mahalde Üsküdar’dan Ömerli’ye kömür almak üzere arabasıyla gitmekte olan Arabacı Avakim isimli şahıs kimlikleri meçhul iki şahıs tarafından soyulmuştur.271 - 2 Mayıs 1919’da Ömerli kazasının Urumca köyünden Ahmet Kahya’nın çobanlarından Paşaköylü Yorgi ve Şile Yeniköylü Dimitri, Ahmet Kahya’nın dört keçisini çalarak kaçmışlardır.272 - 6 Mayıs 1919 akşamı Sultançiftliği’ne gelen silahlı ve kimliği meçhul şahıslarla korucular arasında çıkan çatışma çıkmış ve koruculara 30 el kadar ateş açılmıştır. Korucuların karşılık vermesi üzerine çeteler kaçmıştır.273 - 7 Mayıs 1919: İstanbul Kartal’a bağlı Reşadiye ile Paşaköy arasında iki kadının yolu kesilip eşyaları gasp edilmiştir.274 - 10 Mayıs 1919 günü saat dokuz buçuk raddelerinde Ömerli’den kömür almak üzere arabalarıyla gitmekte olan Bulgurlu Köyü’nden Mehmed oğlu Ahmed ve muhacir Arnavut Halid’in Çatalmeşe yakınlarında önlerine biri mavzer ve diğeri kırma çifte tüfekleriyle jandarma elbiseli diğer üçü de pusuda olmak üzere beş şahıs çıkarak 30 lira kadar paralarını gasbetmişlerdir. Arkadan gelen başka arabalara da silahla ateş etmişlerdir. Olayın mağdurlarının ifadesine göre bunların Paşaköylü Rumlar olduğu anlaşılmış ancak kimlikleri tam olarak teşhis edilememiştir.275 - 20 Mayıs 1919 tarihinde Ömerli kazası dâhilindeki bir çiftlik yakınlarında ve Beykoz’a giden yol üzerinde kimliği meçhul İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY birkaç kişi Arnavut Köyü ahalisinden birkaç kişinin kolları bağlanıp üzerlerindeki paraları da gasp edilmiştir.276 - 4 Haziran günü saat döt buçuk raddelerinde Ömerli kazasına bir saat mesafedeki Sırapınar Köyü’nden silah sesleri işitilmesi üzerine Merkez Karakol Kumandanlığı’ndan sekiz asker köye gönderilmiştir. Yapılan tahkikatta kimlikleri belirlenemeyen bir çete grubunun Sırapınar Köyü’nün Kızlarbayırı isimli mevkiinde köy ahalisine baskı yapmak istedikleri anlaşılmıştır. Askerlerin takip etmesi sonucu çete mensupları kaçmışlardır.277 - 21 Haziran 1919 günü saat sekiz raddelerinde Ömerli kazasından kömürcülük yapan Hasan Çavuş, üzerlerinde asker elbisesi bulunan ve Alman mavzeriyle silahlı 16 kişilik bir çete tarafından dövülerek parası alınmıştır. Çetenin yakalanması için bir müfreze bölgeye gönderilmiştir.278 - 26 Temmuz 1919’da Çekmeköylü Receb oğlu Mehmed ile Ümraniyeli Mehmed isimli şahıslar odun almak üzere Alemdağ’a giderken silahlı iki kişi tarafından önleri kesilerek paraları ve birer hayvanları gasbedilmiştir.279 - 1919 yılı Ağustos ayı başında 100 kişilik bir İngiliz müfrezesi, ahalide silah olup olmadığı ve civarda eşkiya bulunup bulunmadığını tahkik etmek üzere, Alemdar ve Ömerli’ye uğrayıp Övezli köyüne gelerek karargâh kurmuşlardır.280 - 7 Eylül 1919’da Alemdar civarındaki değirmenin yakınında cesedi hayvanlar tarafından parçalanmış olarak bulunan kişinin Paşaköylü Değirmenci Dimitri olduğu anlaşılmıştır.281 Paşaköylü Dimitri’nin, son zamanlarda ötede beride eşkıyalık eden Laz Çetesi tarafından öldürüldüğü anlaşılmıştır.282 - 25 Eylül 1919 tarihinde Arnavut çetesi Paşaköylü İstalyanos’u dağa kaçırmıştır.283 3 Ekim 1919’da da saat on raddelerinde Sırapınar’dan Değirmenci Agop ile Ohannes eşkıyalar tarafından dağa kaldırılmıştır.284 Yapılan tahkikat sonucu eşkıyanın şahısları fidye için kaçırdığı anlaşılmıştır.285 - 5 Ekim 1919’da Ömerli kazasının Hüseyinli köyünden üç kişi eşkıya tarafından kaçırılarak dağa kaldırılmıştır. Mülazım-ı evvel Abdurrahman Efendi’nin başında olduğu müfrezenin ciddi takibi sonucu kaçırılan üç kişiden ikisi olan Hristo ve Koço’yu eşkıyalar bırakmak zorunda kalmıştır. Yapılan tahkikatta 35 kadar olan çete üyelerinin Arnavud, Laz ve Çerkeslerden mürekkeb olduğu anlaşılmıştır.286 - 12 Ocak 1920 tarihinde saat beş raddelerinde kömür almak üzere Üsküdar’dan Ömerli’ye giden Muhacir Köyü’nden Ahmed oğlu Tahir, Ömerli Evkaf korucusu Hasan ve kömür tüccarlarından Mineoğlu Mişo’nun önlerine Alemdar ile Ömerli arasında kimlikleri belirsiz üç eşkıya çıkarak Tahir’den 8, Mişo’dan da 10 lira gasbederek Laz Köyü istikametine kaçmışlardır.287 - 18 Kasım 1920’de Yeniköy ve Paşaköy Rum eşkiyaları Kartal kazasına tabi Çekmeköy’de taarruzda bulunarak, Üsküdar Pazarı’ndan dönmekte olan köy ahalisinin yolunu kesip mallarını gasp etmişlerdir.288 - 14 Mayıs 1921’de İstanbul’dan Çekmeköy’e gelen Garan ve Ropel isimlerindeki iki tercüman, köy imamıyla müfreze kumandanı İsmail çavuşu alarak İngiliz karargâhına götürmüşlerdir.289 4 Haziran 1919 günü Sırapınar Köyü’nde bir çetenin köy ahalisine baskı yapmak istediklerini, askerlerin takip etmesi sonucu kaçtıklarını gösteren belge. Kaynak: BOA, DH.EUM.AYŞ.11/65 123 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ANADOLU’YA GİDEN SİLAHLAR ÇEKMEKÖY’DEN GEÇİYORDU Üsküdar’dan İzmit’e kadar olan bölge Kuvâ-yı Milliye için önemli idi. Çünkü cephane ve silah bu gölgede bulunuyordu. İstanbul’un işgali sonrasında birçok subay ve aydın milli mücadele için Anadolu’ya geçmeye başlarken, Türk insanı da işgal güçleri ve onlara yardım eden azınlıklara karşı bilinçlenmeye başlamıştı. Denizyolları ile Boğazlar’ın işgal devletlerinin kontrolünde olması milli mücadele yanlısı subay ve aydınların karayoluyla Anadolu’ya geçişlerini zorunlu kılmıştı. Aynı şekilde silah ve cephane gibi mühimmatlar da karayoluyla geçiriliyordu. Anadoluya geçişlerde Üsküdar’da bulunan Özbekler Tekkesi’nin çok önemli bir fonksiyonu vardı. Silahlar gizlice Özbekler Tekkesi’ne getiriliyor, buradan da Kısıklı, Çamlıca, Ümraniye, Dudullu, Alemdağ ve Samandıra üzerinden İzmit’e ulaştırılıyordu. Oradan da Anadolu’ya gönderiliyordu.290 Teşkilatlanan Kuva-yı Milliye mensupları işgal altında bulunan Çekmeköy bölgesinde de faaliyetlerde bulunuyorlardı. Mesela 17 Kasım 1919 tarihinde Kuva-yı Milliye teşkilatı elemanlarından Yüzbaşı Hulusi Efendi bölgeye gelerek, Ömerli ve Şile taraflarında faaliyet gösteren eşkıyalara karşı mücadele etmişti.291 18 Haziran 1920 gecesi Kuva-yı Milliye birliklerinden bir grup işgal altındaki Ömerli Köyü’ne girmişler ve köyde bulunan hayvanları toplamışlardı. Yine Maltepe’de bulunan dört adet tayyare barakasıyla bir bomba deposu da imha edilmişti.292 Ömerli Köyü’ne giren Kuva-yı Milliye birlikleri- Silahların gizlice getirildiği Özbekler Tekkesi. Foto: H. Necdet İşli, Bir Ulu Rüyayı Görenler Şehri Üsküdar’dan. 124 nin 100 kadar süvari ve 50 kadar piyadeden ibaret olduğu ve başlarında da Küçük Arslan’ın bulunduğu daha sonraki yazışma belgelerinden anlaşılmaktaydı.293 Rum ve Ermeni çetelerinin vahşi eylemleri karşısında Türk halkı da boş durmamış, bunların eylemlerini engellemek için karşı önlemler almaya çalışmıştı. Mustafa Kemal’in de aralarında bulunduğu birçok vatansever, milli mücadelenin başlarında Üsküdar’dan Gebze’ye kadar uzanan sahada faaliyet gösteren azınlık çetelerini ve eşkıyayı etkisiz hale getirmek ve İstanbul’dan Anadolu’ya geçmek isteyen Milli Mücadele taraftarı insanları Anadolu’ya geçirmek, İstanbul’dan kaçırılan silah ve cephanelerin Anadolu’ya gönderilmesini sağlamak amacıyla çete teşkilatı ve müfrezeler kurulmasını kararlaştırmışlardı.294 Bu maksatla 22 seyyar müfreze oluşturulmuş ve başlarına ehil komutanlar getirilmişti. Karakol Cemiyeti’nin (1918) Anadolu yakası teşkilatını yöneten Maltepe Atış Okulu Komutanı Yenibahçeli Şükrü Bey’in sorumluluk alanı, Maltepe Atış Okulu merkez olmak üzere Kocaeli Genel Kumandanlığı idi. Ona bağlı olarak Veysel Orhan Kadıköy ve civarından, Dayı Mesut Gebze, Yusuf Ziya Şile, İhsan Bey Kartal, Murat Bey Beykoz, İpsiz Recep Kefken, Yahya Kaptan İzmit ve civarına komutan olarak atanmıştı.295 Bunlara, Bayram Kaptan, Derviş Kaptan, Bulgar Sadık, Çamur İzzet, Alemdar müfrezesi, Tahir çetesi gibi çeteler de ilave edilebilir.296 Türk çete ve müfrezeleri de azınlık çetelerinin yoğun olarak faaliyet gösterdiği Üsküdar, Beykoz, Çekmeköy, Pendik, Kartal, Samandıra, Paşaköy, Çatalca civarında görev yapmışlardı. Bunların içerisinde kuruluş amacının dışına çıkıp aykırı faaliyetlerde bulunanlar da olmuştu. Bölgede faaliyet gösteren bu Türk müfrezelerinden bazıları ise şunlardı: Milli Alemdar Müfrezesi, Konyalı Hüseyin Çetesi, İpsiz Recep Çetesi, Arnavut Küçük Aslan Çetesi, İsmail Kaptan Çetesi, Laz Osman Çetesi, Yahya Kaptan Müfrezesi. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İŞGAL YILLARINDA ÇEKMEKÖY HALKININ DURUMU İstanbul’un işgaliyle birlikte bölge halkı çok zor günler geçirmeye başlamıştı. Savaş süresince zor ve sınırlı imkânlar içinde görev yapmış Türk ordusunun, zor şartlardan dolayı maneviyatı bozulmuştu. İyi teçhiz edilmiş ve gıda bakımından sıkıntısı olmayan düşmanla savaşmak zorunda kalan asker, izinlerin kaldırılması, haberleşme imkânlarının da kesilmesi nedeniyle yıllarca memleketlerinden haber alamamış, bazı rivayetlerden cephe gerisinde durumun çok kötü olduğunu öğrenmişti. Bunun sonucunda orduda firar hadiseleri başlamış, savaş sebebiyle bu oran endişe verici boyutlara ulaşmıştı. Birçok asker kaçağı, cezalandırılmak korkusuyla hem de teçhizatlarıyla dağlara kaçmış, çeteler halinde örgütlenerek köy ve kasabalara baskınlar düzenlemeye ve yağma hareketlerine başlamıştı. Bunların, zaman zaman Türk askerleriyle de çatıştıkları oluyordu. 19 Kasım 1916’da Sultançiftliği jandarmaları ile asker kaçakları çatışmaya girmiş, bunlardan biri ölü ele geçirilirken diğeri sağ olarak yakalanmıştı.297 Ordunun terhis edilmesinden sonra ordu mensuplarının birçoğu İstanbul’a dönmüştü. Zaten mevcut olan kıtlık bu askerlerin de gelmesiyle daha da artmıştı. Memurlar maaşlarını alamaz olmuşlar ve yardıma muhtaç duruma düşmüşlerdi. İşgalci güçleri askerlerinin maddi olarak varlıklı oluşu, pahalılığı daha da artırmış ve hayatı devam ettirmek zorlaşmıştı. Halk işgalcilerin tutum ve davranışları ile bu gibi sosyal sıkıntılardan dolayı çok zorlanmıştı. Subayların birçoğu şahsi eşyalarını satarak, bir kısmı şoförlük, komisyonculuk, arabacılık yaparak geçinmeye çalışmıştı. Rusya’dan kaçarak İstanbul’a sığınan binlerce Beyaz Rus’un lokanta, pastane, bar gibi küçük hizmet sektörünü ele geçirmeleri ile pek çok İstanbullu işsiz kalmıştı. Savaşın başlamasından sonra İstanbul’da yolsuzluk olaylarında da artış gözlenmişti. Karaborsacılık, istifçilik, devlete ait fonlardan zimmete geçirmeler başlamış ve savaş fırsatçısı zenginler ortaya çıkmıştı. Savaşın çok ağır mali yükü olmuştu. Ülke ekonomisinin sınırları üzerinde paralar harcanmış, zengin eyaletler kaybedilmiş ve ülke ekonomisi darmadağın olmuştu. Savaş sonunda giysi ve yiyecek stokları bitmiş, mahsul üretimi durma noktasına gelmişti. Enflasyon korkunç boyutlara ulaşmış, 1914-1920 yılları arasında İstanbul’da temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları yüzde1.350 artmıştı.298 İstanbul’da ortaya çıkan diğer bir sıkıntı da kömür yokluğu idi. İstanbul’da elektrik, su, tramvay ve vapur hizmetleri için kömür olması gerekiyordu. Mondros Mütarekesi’nden önce kömür konusunda Almanya’nın büyük desteği vardı. Ancak mütarekeden sonra Almanya’dan gelen kömürler de kesilmiş, stoklar da tükenmişti. Alman subayları ayrılmadan önce Zonguldak’taki kömür madeni makinelerini bozmuşlardı. Dolayısıyla üretim yapılamıyor ve İstanbul’a kömür gönderilemiyordu. Vapur ve tramvay seferleri yapılamaz duruma gelmişti. Günlerce su ve elektrik kesintileri yapılıyordu. Elektrik kesintisinden dolayı sokaklar aydınlatılamıyordu. Bunun sonucunda da serseriler türemiş ve olaylar artmaya başlamıştı. Adeta sıkıntılar birbirini doğuruyordu. Sokaklarda çöpler kaldırılamıyor ve belediye hizmetleri yerine getirilemiyordu.299 İşgalle birlikte itilaf devletlerinin baskı ve keyfi uygulamaları da artarak devam ediyordu. Ayrıca otorite boşluğundan da istifade ederek Rum ve Ermeni azınlıkların yaptıkları çete ve eşkıyalık hareketleri halkı canından bezdirmişti. Bunlar yetmiyormuş gibi savaş yıllarındaki belirsizlik ve otorite eksikliğinden faydalanarak bir kısım esnaf ve tüccar da vurgunculuk yapmaya başlamıştı. Bölgede özellikle zahire, ekmek ve un temininde sıkıntılar çekiliyordu. Birçok bölgede yangınlar300 çıkmış, binlerce insan evsiz barksız kalmıştı. Bunun yanında bulaşıcı hastalıklarda da artış ol125 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY PRENS HALİM’İN ALEMDAĞI’NDAKİ KÖŞKÜ YANDI Alemdağı’nda Baltacı Ormanı’ndaki Prens Halim’in çiftlik köşkü dün gece tamamen yanmıştır. Bu bina geçenlerde merhum Mehmed Akif’in bir müddet istirahat ettiği yerdir. Cumhuriyet Gazetesi, 01.01.1937, s2. MUVAKKİTHANELERDE TAŞDELEN VE DEFNELİ SUYU SATILACAK Evkaf Müdürlüğü bazı camilerdeki muvakkithaneleri dükkan haline ifrağ etmek (çevirmek) suretiyle bunlardan istifade etmeye karar vermiştir. İlk iş olmak üzere buralarda halka ucuz fiyatla Defneli ve Taşdelen suyu satılacaktır. Cumhuriyet Gazetesi, 21.08.1936, s2. ZAVALLI TAŞDELEN YOLU Taşdelen mesiresine gidilemez olmuştur. Yol çok bakımlı iken bugün bütün imtidadınca taşları sökülmüş, perişan bir haldedir. Buraya her araba sahibi bir daha gelmemeye yemin ediyor. Lastiklerden hayır kalmıyor. Fenerbahça, Dalyan Yeniyol No.4 Bayan Bedia Cumhuriyet Gazetesi, 28.08.1954, s4. DÜNYADA EŞİ OLMAYAN HAKİKİ TAŞDELEN SUYU PİYASAYA SUNULDU • Vakıfların yaptırdığı muazzam tesislerde, • Fırınlanmış şişelere el değmeden doldurulan meşhur Taşdelen Suyu, • Yepyeni ambalajla BAYİLİKLER VERİLECEKTİR Cumhuriyet Gazetesi, 11.07.1970, s7. 126 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY muştu. Özellikle veba, verem, frengi ve tifo gibi hastalıklar halkın sağlığını tehdit eder duruma gelmişti. Kuvâ-yı Milliye teşkilatlarının kurulması, Türk müfrezelerinin çabaları ve halkın büyük desteği ile Milli Mücadele başarıyla kazanılmıştı.301 Bölgede faaliyet gösteren azınlık çeteleri birer birer etkisiz hale getirilmişti.302 Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra, işgal kuvvetleri 25 Ağustos 1922’den sonra işgal ettikleri yerleri boşaltmaya başlamışlardı. El koydukları devlete ve özel şahıslara ait mülkleri geri vermişlerdi. 6 Ekim 1922 tarihinde de Türk askeri İstanbul’a girmişti.303 İstanbul, savaş ve onu takip eden işgalin getirdiği tüm zorlu şartlara karşı var gücüyle direnmeye çalışmıştı. İnsanlar bütün zorluklara katlanmak zorunda kalmışlardı. Bugünkü Çekmeköy bölgesi, özellikle Birinci Dünya Savaşı’nda İstanbul’un işgali ihtimaline karşı bir sığınma ve dayanak noktasıydı. Çünkü devletin bütün kıymetli varlıklarının Anadolu’ya geçişi Çekmeköy üzerinden yapılıyordu. Aynı zamanda Çekmeköy, İstanbul’un Anadolu’daki parçası olması bakımından işgalden kurtuluş faaliyetlerinin de ortaya çıktığı bir yerdi. Bölge bu haliyle Milli Mücadele’nin başarılmasında büyük paya sahipti. Milli Mücadele’de oynadığı bu rolle Çekmeköy hem adeta Anadolu’daki bağımsızlık fikirlerinin İstanbul’daki temsilcisi hem de İstanbul’un işgal ve işgalcilerden kurtuluşunun ümidi olmuştu.304 baba ve Anadolufeneri köylerinden Hilal-i Ahmer Cemiyeti namına para toplanmıştır. Toplanan yardım miktarı 152.235 kuruş olup, Beykoz Hilal-i Ahmer mutemedine teslim edilmişti.305 Aynı şekilde Ömerli Kazası dâhilinde 179.275 kuruş yardım parası toplanmıştı.306 Milli Mücadele’den sonra yapılan Lozan Barış Konferansı’nda 30 Ocak 1923’te imzalanan 19 maddelik Mübadele Sözleşmesi’ne göre, Yunanistan’daki Müslüman azınlık ile Türkiye’deki Rum azınlığın mübadele edilmesi kararlaştırılmıştı. Ancak, İstanbul’da oturan Rumlar ile Batı Trakya’da oturan Müslümanlar değişim dışı tutulacaktı. Sözleşme gereği kurulan Karma Komisyon, Ekim 1923’te çalışmalarına başlamış ve bunu takip eden bir yıl içerisinde önemli bir engelle karşılaşmadan bir kısım Türk ve Rum’un mübadelesi gerçekleştirilmişti. Ancak, sözleşmenin 2. maddesinde geçen “etablis” kelimesinin taraflarca farklı şekillerde yorumlanması nüfus mübadelesinin kesin çözümünü 1930 yılına kadar geciktirmişti. Bu süre zarfında 384 bin kişi Türkiye’ye; 1920’den itibaren başlayan göç dalgalarıyla birlikte 1.250.000 kişi de Yunanistan’a göç etmişti.307 Bölge halkı çok sıkıntılı bir dönem geçirmesine rağmen bir taraftan kendi bölgelerinde işgalci güçler ve çetelerle mücadele ederken, diğer taraftan Anadolu’da devam eden Milli Mücadele’ye de tam destek vermişti. Anadolu’da devam eden mücadeleye destek için düzenlenen çeşitli nakdi yardım faaliyetlerini gönülden desteklemişti. Mesela 1922 yılı Ekim ayı başlarında Anadolu’da mücadele eden gaziler için Beykoz’da Ömerli Kazası köyleri olan Kılınçlı, Dereseki, Arnavudköy, Poyraz, Ak127 11 Ekim 1922 tarihli belgeye göre Milli Mücadele için Ömerli kazası dahilinde 179.275 kuruş yardım parası toplanmıştır. Kaynak: BOA, DH.İUM.65/11 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÖMERLİ’DEN MİLLİ MÜCADELE GAZİLERİ İÇİN YARDIM... “İstanbul Vilayeti Mektubculuğu Dâhiliye Nezareti Celilesi Cânib-i Âlisine Beykoz ve Ömerli Kazası kurrasında Hilal-i Ahmer namına 152.235 kuruş cem (toplandığına) olunduğuna dair Mâruz-ı çâkerîleridir 8 Ekim 1922 tarihli belgeye göre Ömerli kazası köylerinden Beykoz Hilal-i Ahmer mutemedine 152.235 kuruş teslim edilmişti. Kaynak: BOA, DH.İUM.65/10 Anadolu gâzileri nâmına husûle gelen tezâhürât (yardımlar) cümlesinden olarak Hilal-i Ahmer namına Kılınçlı, Dereseki, Arnavutköyü, Poyraz, Akbaba ve Anadolufeneri karyelerinden cem’an yüz elli iki bin iki yüz otuz beş kuruş toplanarak Beykoz Hilal-i Ahmer mutemedine teslim edildiği mahallî iş’âriye atfen Üsküdar Mutasarrıflığından bildirilmiş ve mutasarrıflıktan gönderilen müfredat pusulasının bir sureti leffen takdim kılınmış olmağla ol babda emr ü ferman hazreti veliyyü’l-emrindir. 16 Safer 1341/8 Teşrinievvel 1338 İstanbul Valisi” 128 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 32. PİYADE ALAYI’NIN 45. YILDÖNÜMÜ ALEMDAĞI’NDA KUTLANDI 32. Piyade Alayı’nın 45. Yıldönümü Alemdağı’nda kutlanmıştır. Bu münasebetle, milli kıyafetlerle oyunlar oynanmış, muhtelif gösteriler yapılmış, davetlilere kuzu ziyafeti verilmiştir. Cumhuriyet Gazetesi, 02.07.1955, s3. SAİD PAŞA YALISI ALEMDAĞ’A UZANAN ARSASIYLA BERABER SATILIK Boğaziçi’nde Kanlıca’da Çubuklu Caddesi’nde denize birkaç yüz metre yüzü olan merhum Sadrazam Said Paşa’ya ait meşhur yalı arsası ile Alemdağı’na kadar imtidad eden (uzanan) içinde akar tatlı suyu olan takriben 400 dönüm arazinin 15.000 (on beş bin) liraya muhammen kırkta üç hissesi 21 Ağustos Perşembe günü saat 2de müzayede suretiyle Üsküdar İcrasınca satılacaktır. Cumhuriyet Gazetesi, 17.08.1947, s6. KOLERA GEÇTİ FAKAT GENE GELEBİLİR • Her türlü tehlikeye karşı • İçilecek en emin ve en sıhhi su: Hakiki Vakıf Taşdelen Suyudur • Membaında otomatik makinelerle el değmeden 90 derece kaynar su ile yıkanan fırınlanmış şişelere doldurulan • Dünyada lezzetçe bir eşi daha olmayan • insanın ömrüne ömür katan galon ve küçük şişelerde piyasaya arz edilen Vakıf hakiki TAŞDELEN MEMBA SU’yunu tekmil bayilerimizden arayınız. Başbayi Cemil Filmer. Cumhuriyet Gazetesi, 20.11.1970, s7. 129 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY DİPNOTLAR 223Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi I, Ankara 1988, s. 232. 224Karal, a.g.e., s. 235-236. 225Adnan Sofuoğlu, Milli Mücadele Döneminde Kocaeli, Ankara 2006, s. 12. 226Yusuf Çam, Milli Mücadelede İzmit Sancağı, İzmit 1993, s. 22. 227Tarık Özçelik, Basiret Gazetesine Göre Doksanüç Harbi’nde İstanbul’da Rumeli Göçmenleri (1877-1878), Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1993, s. 2. 228Yahya S. Tezel, Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi, (5. Baskı), İstanbul 2002, s. 78 229Çam, a.g.e., s. 22 230Sofuoğlu, a.g.e., s. 13. 231Suat Erginer, Asya’nın Kapısı Üsküdar, İstanbul 1966, s. 84-87; Fethi Gedikli, a.g.m, s. 96. 232BOA, MVL.1043/34, lef-1. 233BOA, MVL.1043/34, lef-2 234Tarık Özçelik, a.g.t., s. 9. 235Tarık Özçelik, a.g.t., s. 10. 236Salih Şahin, a.g.e., s. 164; Tarık Özçelik, a.g.t., s. 12-17. 237Barakaların inşası için Sultan Abdülhamid, Hazine-i Celile’den 3 yük kuruşun verilmesini emretmişi ve bu konuyla ilgili olarak da Erkan-ı Harbiye Reisi Mahmud Paşa’yı barakaların yapımı hususunda görevlendirmiştir. Tarık Özçelik, a.g.t., s. 18. 238Salih Şahin, a.g.e., s. 165-168. 239http://www.turkmedya.com/V1/Pg/detail/NewID/227406/CatID/2/CityCode/327/CityName/Istanbul-Asy/TownID/401/ VillageID/13493 240BOA, DH.MKT. 1624/28; Konuyla ilgili başka örnek belgeler için bkz. BOA, DH.MKT. 1626/111; BOA, DH.MKT. 1627/126. 241BOA, DH.MKT. 1639/10; DH.MKT. 1676/126. 242Salih şahin, a.g.e. s. 170. 243BOA, DH.MKT. 1851/136. 244Salih Şahin, a.g.e., s. 173-175. 245BOA, BEO. 538/40339. 246BOA, BEO.555/41568. 247BOA, BEO. 3162/237095. 248BOA, İ.ŞD. 95/5678. 249Bkz. BOA, DH.MKT. 191/44; DH.MKT. 235/30. 250BOA, DH.MKT. 1620/136. 251BOA, DH.İD. 149-1/13. 252BOA, İ.DH. 1490/1329-Z-16; BEO. 3980/298433. 253Söz konusu deprem ve etkileri ile ilgili geniş bilgi için bkz, Fatma Ürekli, İstanbul’da 1894 Depremi, İletişim Yayınları, İstanbul 2000 (2. Baskı), s.114. 254Ermeni ayaklanmaları ile ilgili bkz, Vahdettin Engin, II. Abdülhamid ve Dış Politika, İstanbul 2005, s. 44; Kurtlar Sofrasındaki Osmanlı, İstanbul 2007, s. 205-216. 255Gedikli, a.g.m., s. 96. 256BOA, Y.PRK.BŞK. 43/66. 257Murat Aydoğdu, Mütareke Döneminde (1918- 1922) İstanbul’un Anadolu Yakasında Asayiş Problemleri, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009, s. 86-87. 258Açıksöz Gazetesi, nr. 349, 1 Kânunuevvel 1337, s. 1. 259Megalo İdea Yunanca “Büyük Fikir” anlamına gelmektedir. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alarak, Bizans İmparatorluğu’na son verdiği günden beri yürürlükte olan bir Yunan ülküsüdür. Bizans İmparatorluğu’nu bir Helen İmparatorluğu olarak kabul eden Yunan milliyetçileri, Megalo İdea adını verdikleri büyük ülküleri ile eskiden Bizansa ait olan tüm toprakları yeniden elde ederek, Konstantinopolis (İstanbul) başkent olmak üzere, büyük Helen İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı hayal etmektedirler. 1919-1922 yıllarındaki Türk Kurtuluş Savaşı’nı Yunanların kaybetmesi bu fikre büyük darbe vurmuştur. 260Rahmi Çiçek, “Milli Mücadelede Ermeni-Rum-Yunan İttifakının Anadolu Basınındaki Yankıları”, Ankara Üniversitesi, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Atatürk Yolu Dergisi, cilt II, sayı 6, Ankara 1990, s. 300. 261Ömer Akdağ, “İstiklâl Savaşı’nın İlk Safhasında Mitingler (Kasım 1918-Haziran 1919)”, Türkler XV, s.745-755; Temel, a.g.e., s. 187. 262Can Erdem, a.g.m., s. 687 ve 690. 263BOA, DH.EUM.3.Şb. 17-60. 264BOA, DH.EUM. 6. Şb. 13/54 265BOA, DH.EUM. 6. Şb. 16/26. 266BOA, DH.EUM.AYŞ. 18/67. 267BOA, DH.EUM. 6. Şb. 29/48. 268BOA, DH.EUM. 6.Şb. 33/61. 269BOA, DH.EUM. 6.Şb. 42/23. 270BOA, DH.EUM. 6. Şb. 53/36. 271BOA, DH.EUM. AYŞ. 4/106. 272BOA, DH.EUM.AYŞ. 7/1. 273BOA, DH.EUM.AYŞ. 7/96. 274BOA, DH.EUM.AYŞ. 65/52. 275BOA, DH.EUM.AYŞ. 65/56. 276BOA, DH.EUM.AYŞ. 73/64. 277BOA, DH.EUM.AYŞ. 11/65; DH.EUM.AYŞ. 11/105. 278BOA, DH.EUM. AYŞ. 13/41. 279BOA, DH.EUM.AYŞ. 16/117. 280BOA, DH.EUM.AYŞ. 17/45. 281BOA, DH.EUM.AYŞ. 23/99. 130 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 282BOA, DH.EUM.AYŞ. 24/60. 283BOA, DH.EUM.AYŞ. 22/85 284BOA, DH.EUM.AYŞ. 23-89. 285BOA, DH.EUM.AYŞ. 24-43. 286BOA, DH.EUM. AYŞ. 24-29. 287BOA, DH.EUM. AYŞ. 31/12, lef-5. 288BOA, DH.EUM.AYŞ. 48/10 289BOA, DH.İUM. 20-27/14-79. 290Süleyman Beyoğlu, “Milli Mücadele ve Özbekler Tekkesi”,Üsküdar Sempozyumu I, 23-25 Mayıs 2003, (Edt. Zekeriya Kurşun vd.), Üsküdar Belediyesi, İstanbul 2004, s. 201-210. 291BOA, DH.KMS. 53-4/12. 292BOA, DH.EUM.AYŞ. 42/11. 293BOA, DH.EUM.AYŞ. 42/18; Kuva-yı Milliye birliklerinin bölgedeki diğer faaliyetleriyle ilgili ayrıca bkz. DH.EUM.AYŞ. 42/28; DH.EUM.AYŞ. 42/40; DH.EUM. AYŞ. 43/21. 294Âlim Kahraman, Edebiyatın Belleğinde Yaşayan Beykoz, İstanbul 2005, s.294-296. 295Süleyman Beyoğlu, “I. Dünya Savaşı’nda ve Milli Mücadele Yıllarında Üsküdar 1915-1922”, s. 289. 296Bkz, Çam, a.g.e., s. 37-39; Temel, a.g.e., s. 204-205. 297BOA, DH.EUM.6.Şb. 11/18. 298Temel, a.g.e., s. 27-28. 299Temel, a.g.e., s. 29. 300Semavi Eyice, Tarih Boyunca İstanbul, İstanbul 2006, s. 72. 301Sofuoğlu, a.g.e., s. 34. 302Çam, a.g.e., s. 36-37. 303Temel, a.g.e., s. 278. 304Beyoğlu, a.g.m., s. 303. 305BOA, DH.İUM. E-65/10. 306BOA, DH.İ.UM. E-65/11. 307Hikmet Öksüz, “Türk-Rum Nüfus Mübadelesinin Sebep ve Bazı İstisnaları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 48, Cilt: XVI, Kasım 2000. 131 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 132 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY BÖLÜM IV.IV.BÖLÜM ÇEKMEKÖY’ÜN DOĞAL GÜZELLİKLERİ 133 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY’DE ORMANLAR, ÇİFTLİKLER, AKARSULAR İstanbul sınırları içerisinde Çekmeköy coğrafyasının önemli bir yeri vardır. Burası ormanlarıyla adeta şehrin oksijen deposudur. Bünyesinde barındırdığı bitkiler, kuşlar, böcekler ve diğer canlılarla birlikte ormanların insan hayatı üzerinde önemli etkileri olmuştu.308 İstanbul’da ormanı görmek için bir zamanlar ya Bentlere ya da Alemdağı’na gidilirdi. Çünkü buraların çamları ormandan ziyade adeta saksıda yetişmiş çiçek ağaçlarına benzerdi.309 Bizans İmparatoru Kontakuzinos, kızı Teodora’yı Osmanlı Sultanı Orhan Bey’e vermiş, fakat bu yol ile amacına ulaşamayınca tacını ve tahtını bırakarak Alemdağı’ndaki Mangallar Manastırı’nda keşişlik yapmaya başlamıştı. Çekmeköy geçmişte de bir orman ve çiftlik bölgesi idi. Bizans döneminde Beykoz’dan Alemdağ’a kadar olan bütün alan ormanlarla kaplıydı. Meludion denilen yerde Bizans İmparatoru’na ait bir av köşkü bulunmaktaydı. Bizans İmparatoru Kontakuzinos, kızı Teodora’yı Osmanlı Sultanı Orhan Bey’e vermiş, fakat bu yol ile amacına ulaşamayınca tacını ve tahtını bırakarak Alemdağı’ndaki Mangallar Manastırı’nda keşişlik yapmaya başlamıştı.310 Çekmeköy ve çevresi tarih boyunca doğal güzellikleriyle, özellikle de ormanları ve doyumsuz kaynak sularıyla meşhur olmuştur. 134 Osmanlı döneminde İstanbul’un odun ve kömür ihtiyacının önemli bir kısmı aynı zamanda gezi, avlanma, eğlence ve mesire alanı olan Çekmeköy bölgesindeki ormanlardan karşılanmaktaydı. Sırapınar, Ömerli, Hüseyinli ve Koçullu gibi köylerde ahalinin çoğu geçimini odunculuk ve kömürcülükten sağlıyordu. Genellikle dağlardan ve korulardan temin edilen odunlar, önce araba ve hayvan sırtlarında en yakın iskelelere getirilir, buralardan da deniz yoluyla İstanbul’a nakledilirdi.311 Hem odun ve kömür ihtiyacının kaynağı hem de önemli dinlenme, eğlenme ve mesire alanı olan Çekmeköy bölgesinin önemli ormanları şunlardı: ALEMDAĞ ORMANI İstanbul’un Anadolu Yakası’nda, Üsküdar-Şile arasına çekilecek hayali bir hattın üzerinde ve Çekmeköy İlçesi sınırları içinde bulunur. Anadolu Yakası’nda Marmara Denizi’ne paralel yayılan yerle- İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY şimin en kuzeyinde geniş bir orman alanının parçasıdır. Kocaeli Yarımadası’nın en yüksek yerlerinden birisidir.312 Doğusunda Ömerli Barajı havzası, batısında Sultançiftliği Taşlıtepe Ormanı vardır. Deniz seviyesinden yüksekliği 442 metredir. Alemdağı ve çevresi Birinci Zaman’ın (Paleozoik) Silürien ve Devonien devirlerine ait kayaçlardan meydana gelmiştir. Alemdağı’nı oluşturan kayaçların tabakaları, Kocaeli Yarımadası’ndaki diğer yüksek tepeler gibi doğu-batı doğrultusunda kıvrılmıştır. Bu kıvrılma hareketi muhtemelen Kaledonien Orojenezi’nde (435-395 milyon yıl önce) meydana gelmiştir. Alemdağı, üzerini kaplayan orman örtüsüyle ilginç bir günübirlik dinlenme alanıdır. Kocaeli Yarımadası’nda görülen iki farklı karakterdeki bitki örtüsünün sınırı bu dağdan geçer. Dağın kuzeye bakan yamaçları nemli ormanlar sahasına dâhil iken, güneye bakan yamaçlarında kuru ormanlar görülür. Dağın zirve kesiminden kuzeye, Polonezköy’e kadar olan bölgede, 250 metreye kadar, kayın ağaçları hâkimdir. Kayının içine özellikle batı kesimde birlikler halinde kestane de dâhil olur. Doğuda ise gürgen ve ıhlamur nemli ormanın diğer türlerini oluşturur. Özellikle kayının tahrip edildiği yerlerde, hâkim türlerini kızılcık, muşmula, üvez, geyik dikeni, fındık ve sırımbağının oluşturduğu maki benzeri bir bitki örtüsü yer alır. Kuzeye bakan yamaçlarda 250 metrenin altındaki yükseltilerde saçlı meşe toplulukları yayılır. Alemdağı’nın güneye bakan yamaçlarında, kuru ormanı mazı meşesi ve yer yer maki temsil eder. Maki topluluğu içindeki hâkim türler akçakesme, kermez meşesi, kocayemiş, funda ve katran ardıcıdır. Alemdağı’nın kuzey yamaçlarında, gelişmiş ağaçlarıyla tam bir orman görünümü varken, güneye bakan yamaçlar çalı görünümlü ağaçlardan oluşmuştur. Ormanın özellikle alt seviyeleri sürekli tahriple karşı karşıyadır. Hayvan otlatma, kaçak ağaç kesimi ve tarla açmak için yapılan tahribat yüzyıllardır devam etmektedir.313 Alemdağı Orman Fidanlığı SULTANÇİFTLİĞİ TAŞLITEPE ORMANI Anadolu Yakası’nda Çekmeköy İlçesi sınırlarında bulunur. Orman askeriyenin yönetimi altındadır ve askerî bölge olarak korunmaktadır. Bölgedeki ormanlık alanlar buradan başlayarak Karadeniz kıyılarına dek kesintisiz ulaşır. TAŞDELEN ORMANI Çekmeköy İlçesi sınırlarında bulunan Taşdelen Ormanı, Alemdağ ve Taşlıtepe ormanları arasında yer alır. Çam, meşe, kayın ve köknar ağaçlarıyla kaplı nezih bir mesire yeridir. 800 dönüme yayılan bu güzelliği öne çıkaran asıl zenginlik ise, orman içindeki çeşmelerden gürül gürül akan ünlü Taşdelen Suyu’dur.314 ALEMDAĞ ORMAN FİDANLIĞI Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak 1965’te Sultan Çiftliği Köyü sınırları içinde Üsküdar-Şile yolu yakınında 116 dekar bir alan üzerinde kurulmuştur. Sahil çamı başta olmak üzere iğne yapraklı türlerin fidanlarını yetiştirmektedir. Yıllık üretimi çıplak köklü, tüplü ve repikaj görmüş çeşitli iğne yapraklı fidanlar olarak, ortalama 4 bin ile 5 bin civarındadır.315 Osmanlı döneminde Çekmeköy bölgesindeki Alemdağ Ormanı ve Korusu 1883 yılına kadar Atik Valide Sultan Vakfı’na bağlı idi.316 Bu tarihten sonra ormanların idaresi, Sultan II. Abdülhamid’in 3 Şubat 1883 tarihli iradesi ile Hazine-i Hassa İdaresi’ne geçmiş ve ormanların gelirleri 135 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY bu idare tarafından tasarruf edilmeye başlanmıştır. Alemdağ bölgesinde Hazine-i Hassa İdaresi’ne bağlı olan Alemdağ, Tokat Çiftliği, Çavuşbaşı ve Hekimbaşı çiftliklerinin yanı sıra, Baltacı Çiftliği317 (Prens Halim Paşa), Darüssaade Ağası ve Sultan Abdülmecid’in sermusahiplerinden Cevher Ağa (Çavuşlu Çiftliği), ve Hademe-i Hassa-i Şahane Mirlivalarından Hüsnü Bey (Riva Deresi Çiftliği) gibi çok sayıda devlet adamının orman ve çiftlik arazileri bulunmaktadır. Sultan II. Abdülhamid’in en çok sevdiği yerlerden birisi, Alemdağı civarında bulunan, kız kardeşi Cemile Sultan’a ait çiftliklerdi. Buralarda her türlü gürültüden uzak günlerce kaldığı olurdu. Tokat Çiftliği Ormanları birkaç kısımdan oluşmakta olup, çalılıklar hariç 26 bin dönümdür. Çoğunluğu meşe olmak üzere, kestane, gürgen ve ıhlamur ormanda bulunan ağaç çeşitleridir. Tokat Çiftliği dâhilinde Hayratdere, Küçük Kum Köyü, Büyük Kum Köyü, Zeyoğlu Çiftliği ve Paşamandıra Ormanları bulunur. Tokat Çiftliği Ormanları Emlak-ı Şâhâne yani padişaha ait arazi içerisine alındıktan sonra, ağaç kesiminin yasaklanması sonucu, daha da sıklaşmıştır.318 Üsküdar’dan Taşdelen’e gidenler, öküz arabalarıyla Karacaahmet’ten geçiyorlardı. Kaynak: Bir Ulu Rüyayı Görenler Şehri Üsküdar. 136 Emlak-ı Hümayun’a bağlı olan Çavuşbaşı ve Hekimbaşı Çiftlik Ormanları birbirine bitişik olup, kapladıkları alan 12 bin dönüm civarındadır. Kestane, meşe, gürgen en çok bulunan ağaç çeşitleridir. Alemdağı Çiftliği Ormanları ise Hazine-i Hassa İdaresi’ne bağlanmış olan Vakıf Korusu ve Baltalığı, Esençile Çiftliği civarı ve Ahmatlı Ormanı’ndan ibarettir. Taşdelen Suyu’nun da kaynağı olan Alemdağ Korusu İstanbul’un önemli mesire yerlerindendir.319 Sultançiftliği Köyü ve Alemdağı Köyü Alemdağı Çiftliği Ormanları dâhilinde bulunmaktadır. Bu iki köy halkı Osmanlı döneminde geçimlerini odun ve kömür ticareti yapmak suretiyle bu ormanlardan sağlamaktaydılar. Sultan II. Abdülhamid’in en çok sevdiği yerlerden birisi, Alemdağı civarında bulunan, kardeşi Cemile Sultan’a ait çiftliklerdi. Buralarda her türlü gürültüden uzak günlerce kaldığı olurdu.320 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Bölgedeki ormanlardan köy ahalilerince bazen kaçak kesim yapıldığı oluyordu. Böyle durumlarda da devletin bazı tedbirler aldığı Salih Şahin’in Osmanlı Arşivleri’nden yaptığı çalışmalardan anlaşılmaktadır. Özellikle Sultan Abdülhamid döneminde Alemdağı Korusu’na yerleştirilen Batum muhacirlerinin buralardaki ormanları tahrip etmesi çok ciddi boyutlara ulaşmıştı ki, bölgedeki diğer köy halkı ve idarecilerinin dikkatini ve tepkisini çekmişti. Bölgedeki ormanların korunması amacıyla Alemdağı Köyü Muhtarı, Sultançiftliği Köyü Muhtarı İsmail Ali, Sultançiftliği Köyü İmamı Hacı İsmail, Samandıra Köyü Muhtarı Bakkal Muhammed ve köy imamı, Çekmeköy Birinci Muhtarı Topal Mustafa, İkinci Muhtar İsmail Ağa ve köy imamı Sait Sadi, Dudullu Köyü Muhtarı Yahya ve köy imamı ile Paşaköy Aşağı Mahalle Köyü Muhtarı Kunduracı Şeref ve Yukarı Mahalle Muhtarı Kostanti ortak bir şikâyet dilekçesi vermişler ve bu konuda tedbirler alınmasını istirham etmişlerdir. Daha sonraki dönemlerde de yapılan şikâyetlerden orman tahriplerinin devam ettiği anlaşılmaktadır.321 Cumhuriyet dönemine bakıldığında ormanları koruma konusunda çok dikkatli davranıldığı söylenemez. Çeşitli vesilelerle gazete ve dergilerde çıkan haberler ve yazılar bunu teyit eder. Ne yazık ki, çok sayıda ormanlık alan çeşitli sebeplerle tahrip olur. İstanbul’da herkes –günlük koşuşturmadan olsa gerek- o güzelim Belgrat ve Alemdağ’ı ormanlarına gitmez ya da gidemez. Bundan dolayı da İstanbul’da orman fikri yok gibidir. Hakikaten tabiatın orman şeklindeki güzelliği, diğer şehirlerimizde de olduğu gibi, İstanbullular’ın heyecanlarında büyük bir mevki işgal etmez. Ağaç muhabbeti medeniyetle ilgili bir keyfiyettir. Dolayısıyla bu konudaki eksikliğimizi önemsiz bir kusur sayıp geçmemiz doğru değildir.322 Ormanların tahribi ya da ormanlara olan ilgisizlik 1930’lu yıllarda bile ente- Bir kır yemeği lektüel çevrenin dikkatini çekmiş ve bu konuda uyarılar yapılmıştır. Mesela 4 Temmuz 1934 yılında çıkan bir gazete haberinde İstanbul’un imarı ile ilgili hususlara değinilmiş ve Türkiye’nin en önemli meselesi olarak değerlendirilmiştir. Yazıda İstanbullular’ın çoğunun orman konusunda duyarsız olduğu ifade edilmiştir. Yazara göre, gün gelecek, İstanbullular Alemdağ ormanlarındaki ilahi güzelliğin ve büyük ağaç denizinin esrarı ile adeta sarhoş olacaklar ve bu ağaç dalgalarının şehre doğru yürümesini isteyeceklerdir.323 O yıllarda yapılan değerlendirmenin ne kadar haklı olduğu ortadadır. Umarız bundan sonra daha dikkatli olunur. 137 Servet-i Fünun’un yazar kadrosu Ahmet İhsan yönetiminde Alemdağı’na bir gezi düzenler. Gezi, gazetenin özel ressamı Dikran Efendi tarafından resimlenir. Kaynak: Servet-i Fünun, 24 Haziran 1315 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY İSTANBUL’UN ODUN VE KÖMÜR DEPOSUYDU O smanlılar döneminde odun, insanların günlük ihtiyaçlarının en başında geliyordu. Isınma ihtiyacının yanı sıra ekmek fırınları, hamamlar, sabunhaneler, boyahaneler ve tuğla imalathaneleri gibi iş kollarında üretim yapılabilmesi için bu iş kollarının olduğu yerlere düzenli bir odun akışının sağlanması gerekiyordu. Devlet de bu mesele üzerinde hassasiyetle duruyordu. Çekmeköy ve çevresi de İstanbul ve çeşitli iş kollarının bulunduğu yerlerin odun ve kömür ihtiyacını karşılayan önemli yerlerden biriydi. Buralardaki köylerde yaşayan insanların çoğu odun ve kömür ticareti yaparak geçimlerini sağlıyordu. İstanbul’un ihtiyacı olan odun ve kömür daha çok İstanbul’a yakın yerlerden temin edilmekle beraber, gerektiğinde uzak bölgelerden de talep edilebilmekteydi. İstanbul’a yakın bölgelerden biri olan Çekmeköy ve çevresi de İstanbul ve çeşitli iş kollarının bulunduğu yerlerin odun ve kömür ihtiyacını karşılayan önemli yerlerden biriydi. Buralardaki köylerde yaşayan insanların çoğu odun ve kömür ticareti yaparak geçimlerini sağlıyordu. Odun ve kömür nakliyatı için hususi olarak yapılmış iskeleler mevcuttu ve bu iskelelerden sadece odun ve kömür nakliyatı yapılıyordu. Bu iskelelerin etrafındaki köylerden çok sayıda insan civardaki dağ, koru ve yurtlardan odun kesip, sözü edilen iskelelere getirerek gemi reislerine satıyorlardı. Devlet bu odun ve kömür ticaretini denetim altına almaya çalışıyordu. Odun ve kömür işi yapanların daha düzenli çalışmalarını sağlamak için gerekli tedbirler de alınıyordu. Bu tedbirlere rağmen İstanbul’da odun sıkıntısı çekilirse, dağlara ve korulara daha fazla baltacı gönderiliyordu. Burada sevkiyata konu olan kömürlerin tamamı odun kömürüydü. Odunlar daha çok dağlardan İstanbul’un köylerinde halen odun ve kömür ticareti yapılmaya devam ediyor. ve korulardan kesildikten sonra bir kısmı oralarda kurulan ocaklarda hark edilerek yani yakılarak odun kömürü haline getiriliyordu. Odun ve kömür ayrı ayrı meta olarak kabul ediliyordu. Bu bakımdan odunculuk yapanlar ile kömürcülük işiyle uğraşanlar farklı meslek grupları olarak değerlendirilirdi. Odun için farklı kömür için farklı taşıma arabaları vardı. Zaruri bir durum olmadıkça kömür taşıyan araba odun, odun taşıyan araba kömür taşıyamazdı. Dağlardan ve korulardan iskeleye nakledilecek odun ve kömürler ya arabalarla veya hayvan sırtlarında taşınırdı. Bu arabaların ve hayvanların bir kısmı, geçimini taşımacılıkla sağlayan köylülere, bir kısmı da gemi reislerine ve İstanbul’da bizzat kömür ve odun ticareti yapanlara aitti. Yukarıda da belirtildiği gibi Çekmeköy ve çevresindeki köylerde ikamet eden halkın çoğu odunculuk ve kömürcülükle uğraşıyordu. Bu açıdan birçok köyün geliri, imal ettikleri kömürü ve kestikleri odunları İstanbul’a satmaktan kaynaklanıyordu. Nitekim Şile’ye bağlı İsa, Gökmaslı, Kosto, Yeniköy ve Çıtaklı; Beykoz kazasına bağlı Kılıçlı, İshaklı, Ayvalı, Sırapınar, Ömerli, Çekmeköy, Muradlı ve Koçullu köyleri halkının çoğunluğu odunculuk ve kömürcülükle uğraşıyorlardı. Kesilen odunlar ve yapılan kömürler her köye yakın bulunan iskelelere getiriliyordu. Sahili olan her kazanın kömür ve odun nakliyatı için tahsis edilmiş belirli sayıda iskelesi vardı. Mesela Yoros (Beykoz) kazasına bağlı Alibahadır, Göklü, Öğümce, Morkaya, Tarlabaşı ve İkiyakalı; Şile’ye bağlı Şile, Kabakoz, Akçakilise, İsa, Yorgunca, İmranlı, Mahmud Deresi iskeleleri İstanbul’a odun ve kömür nakletme ruhsatına sahip iskelelerden bazılarıydı. İstanbul’a odun ve kömür sevkiyatı birkaç şekilde yapılmaktaydı. Birincisi, İstanbul’daki oduncu ve kömürcü esnafı Fotoğraf: Egemen Akdemir 138 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY tarafından doğrudan üretim bölgelerine gidilerek, köylülerden odun ve kömür satın alınması veya az da olsa kendilerinin odun kesip kömür yapması, daha sonra da bunların iskelelerde bekleyen gemilere yüklenip İstanbul’a nakledilmesiydi. İkincisi, odun ve kömür işiyle iştigal eden köylülerin kendi imkânlarıyla odun ve kömürleri iskelelere getirip buradaki gemi reislerine satması, gemi reislerinin de İstanbul’a ulaştırması şeklindeydi. Üçüncüsü de özellikle İstanbul’a çok yakın olan bölgelerde, köylünün odun ve kömürünü bizzat kendisinin İstanbul’a getirip satması biçimindeydi. Ancak bazen oduncu ve kömürcü esnafının odun ve kömürü gemilerle getirip mahzenlerde depolaması, Üsküdar gibi yakın civardan arabalarla gelen odun ve kömür için depolarda yer kalmaması sorununu gündeme getiriyordu. Zaman zaman sevkiyat konularında sıkıntılar yaşansa da, genel olarak İstanbul’a üç cins odun sevkediliyordu. Bunlardan birincisi genel olarak ısınma ihtiyacını karşılamaya yönelik odunlardı. İkincisi ise, gürgen ağacından kesilen ve genellikle İstanbul fırıncılarının kullandıkları elleme tabir edilen odunlardı. Üçüncüsü de özellikle hamamlarda kullanılmak üzere gelen kütüklerdi. Kömür ve odun ticaretinde karaborsacılık faaliyetleri de oluyordu. Nitekim bazı karaborsacılar odun ve kömür üretilen bölgelere gelerek, odun ve kömürleri bir yıl öncesinden parasını ödeyerek satın alıyorlar ve yüksek fiyatla İstanbul’da satıyorlardı. Yakalanırlarsa cezalandırılıyorlardı; kömür ve odunlarına el konularak piyasaya sürülüyordu. Netice olarak, Osmanlı döneminde İstanbul’un odun ve kömür ihtiyacı belirli bir organizasyon çerçevesinde belirli bölgelerden sağlanıyordu. Çekmeköy de bu bölgelerin en önemlilerindendi.324 139 İstanbul’un köylerinde odun kömürü imalatı, yorucu bir çalışma sonucu gerçekleştiriliyor. Fotoğraf: Sümeyra Yarış İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İSTANBUL’U CUMHURİYET DÖNEMİNDE DE ÇEKMEKÖY ISITIYORDU İstanbul’un ihtiyacı olan odun ve kömürler, Çekmeköy bölgesindeki ormanlardan karşılanmaya devam etti. Tabii olarak bu iş büyük bir organizasyonu gerektiriyordu. Nakliyat işi, hava şartları, stok durumları, kaçak kesimler bunun parçalarıydı. Zaman zaman gerek hava şartları dolayısyla gerek başka sebeplerden sıkıntıların ortaya çıktığı da oluyordu. Böyle durumlarda valilik ve belediye meseleye dâhil oluyor ve çözüm yolları aranıyordu. Nitekim 1941 yılı kış mevsiminin çetin geçmesinden dolayı yakacak temininde sıkıntılar çıkmıştı. Alemdağı’nda bulunan ve şiddetli kar ve nakil güçlüğü dolayısıyla şehre getirilme imkânı olmayan 80.000 çeki odun vardı. Belediye bunları getirtmek için teşebbüse girişmiş; hatta bu nakil işine tahsis edilen kamyonlara benzini de temin etmişti.325 Bu tedbirlerden birkaç gün sonra Alemdağı’nda bekleyen odunlar için 700 araba tahsis edildi ve 80.000 çeki odunun nakline başlandı. Her araba 4 çeki odun taşıyabilme kapasitesine sahipti. Bu suretle şehre günlük 2.800 çeki odun getirilmişti.326 Bu sırada başka problemler de ortaya çıktı. Odun ve kömürcüler, nakliyat masraflarının fazlalığı dolayısıyla odun ve kömür fiyatlarına zam yapılması talebinde 327 Vali ve Belediye Başkanı Lütfi bulunmuşlardı. Kırdar, 1942’de yakacak zorluğu Aynı sıkıntıların bir daha çekilmeyeceğini açıklıyordu. yaşanmaması için dönemin İsCumhuriyet, 29 Mayıs 1942 tanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar, İstanbul’un odun ve kömür ihtiyacı ve bunun temini için bazı tedbirler alma gereği duydu. Öncelikle İstanbul’da halkın odun, kömür ve akaryakıt ihtiyacını karşılamak, satış ve dağıtımını yapmak için, 25.4.1942 140 tarih ve 332 sayılı Koordinasyon Heyeti Kararı; 16.5.1942 tarih ve 2/17909 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile bir “Mahrukat Ofisi” kuruldu.328 Mahrukat Ofisi 28 Mayıs 1942’de fiilen işe başladı. Bir yıl önceki kış mevsiminde çekilen sıkıntılardan alınan dersler, bu mühim ihtiyaç maddesinin vaktinde teminin gerekli olduğunu göstermişti. İşte Mahrukat Ofisi bu sıkıntıların yaşanmasından sonra doğdu. Ancak şehrin odun ve kömür ihtiyacının temini hususu başlı başına bir nakliyat işi idi. Şehrin normal kış yıllarında 400 bin çeki oduna ve 40 bin ton mangal kömürüne ihtiyacı vardı. Öncelikle asgarî bu kadarlık bir mahrukat stoku vücuda getirilmek zorundaydı. İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar’ın ifadesine göre, bu Ofis, hiçbir zaman tüccara karşı rakip bir vaziyet almayacak, hatta bunun tam tersine olarak şehre odun getirenlere elinden gelen kolaylığı gösterecekti. Ancak, idarenin bütün iyi niyetlere rağmen, odun ticaretini kendilerine kazanç vasıtası yapan bazı kimselerin Ofis daha faaliyetine başlamadan onun aleyhinde cephe aldıkları görüldü. Ötede beride, kendi işlerinin Ofis yüzünden sekteye uğradığını iddia eden, şuraya buraya müracaat edenler olmuştu. Fakat Mahrukat Ofisi’nin derdi odun ticareti yapanların işine mâni olmak değildi. Sadece İstanbul’daki idareciler değil Ankara da bu işle yakından alakadar oldu. Başbakan da İstanbul’un mahrukat işlerine yakın ilgi gösterdi, bu konudaki gelişmeleri yakından takip etti. Öncelikle Belgrad Ormanı’nda düşmüş ve devrilmiş olan 50 bin çeki kadar odunun nakli Ofis tarafından temin edildi. Bundan başka Çatalca ve Istranca ormanlarında, Alemdağı’nda tutarı 200 bin çekiye yaklaşan odun stokları vardı. Bunların da peyderpey şehre nakilleri yapıldı.329 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Ç ÇİFTLİKLER VE KÖŞKLER ekmeköy ve çevresi hem tarım hem de hayvancılığa elverişli bir alan olduğundan başta Çekmeköy, Alemdağ, Sultançiftliği, Ömerli, Hüseyinli ve Taşdelen olmak üzere bölgede çok sayıda çiftlik bulunmaktaydı. Başta temettüat defterleri olmak üzere arşiv belgelerinden bu çiftliklerin durumu hakkında önemli bilgilere sahip olmaktayız. BALTACI ÇİFTLİĞİ Çekmeköy’deki en meşhur çiftliklerden biridir. Çiftlik 1810 yılına kadar Sadaret Kethüdası İbrahim Nesimi Efendi’nin tasarrufunda görünüyordu. İbrahim Nesimi Efendi’nin vefatından sonra çiftlik Ayşe isminde bir hanıma temlik edilmişti.330 Temettüat defterlerinde de Baltacı Çiftliği ile ilgili ayrıntılı bilgi bulunmaktadır. 1840 tarihli defterde Yeni Camii Şerif Vakfı’na ait olup, Dergâh-ı âli kapucubaşılarından el-hac Hasan Ağa tarafından tasarruf ediliyordu. Vakfa ait olduğu için vergi vermediği anlaşılmaktadır. 600 dönüm tarlası, 500 dönüm korusu ve binaları ile çok sayıda büyükbaş ve küçükbaş hayvanı bulunuyordu. Bu tarihte çiftlikte bulunan emlakın kıymeti 47 bin kuruş, hayvanların kıymeti 14.846 kuruştu.331 1844 yılında ise Üsküdar’daki Atik Vali- de Sultan Vakfı’na ait olduğu belirtilmişti. Bu tarihte 870 dönüm tarlası, 2 bin dönüm korusu bulunan çiftliğin mutasarrıfı Asitaneli kuyumcu esnafından Kirkor Çorbacıyan isimli kişidir. Çiftlikte buğday, yulaf ve keten tohumu yetiştirildiği, 4 baş manda öküzü, 4 baş karasığır öküzü, 6 baş sağmal karasığır ineği, 15 baş boz inek ve 2 beygir bulunduğu ve bütün bunlardan elde edilen tahmini gelirin 10 bin kuruş olduğu kayıtlardan ayrıca anlaşılmaktadır.332 SEREZ MUHASSILI AHMED GÜMÜŞ EFENDİ ÇİFTLİĞİ Temettüat defterlerinde kayıtlı Çekmeköy’de bulunan diğer bir çiftlik de Serez Muhassılı Ahmed Gümüş Efendi Çiftliği’dir. 1840 yılında çiftliğin 1.020 dönüm arazisi, korusu, 3 dönüm bağı, bir ağıl ve diğer binalarla birlikte bir de değirmeni bulunmaktadır. Çiftlikte çok sayıda küçükbaş ve büyükbaş hayvan yetiştirildiği görülmektedir. Çiftliğin emlak ve hayvan kıymeti toplamı 59.446 kuruş; gelirleri toplamı 1.000 kuruş ve gelire göre vergisi de 25 kuruş olarak hesaplanmıştır. Çiftlikte dört gayrimüslim çalışmaktadır. Bunlar da Kehmiyas Kosti el-Davistiyani (çoban), Yanko veledi Takole (çoban), Ostiyani veledi Yuvan (çoban) ve Todor veledi Vano (yanaşma) olarak belirtilmiştir.333 Çiftliklerde hasat zamanı. Fotoğraf: Servet-i Fünun, 25 141 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY FRANSIZ BAZERGAN TOBİNİ ÇİFTLİĞİ 1844 temettüat defterlerinde kayıtlı olan bu çiftlik muhtemelen Muhassıl Ahmed Gümüş Efendi Çiftliği’dir. Çiftliğin Fransız Bazergan Tobini’nin tasarrufunda olduğu, idaresinin de karısı Angeliko tarafından yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Çiftliğin 1.170’i gayrimezru (nadasa bırakılan ya da ekili olmayan), 110’u da mezru (ekili) olmak üzere 1.280 dönüm arazisi vardır. Bir ağıl, bir değirmen ve çok sayıda büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştirildiği kayıtlardan anlaşılmaktadır. Buğday, yulaf ve keten tohumu yetiştirilen çiftlikte, arazi, emlak ve hayvanlardan elde edilen tahmini gelir 9.650 kuruş olarak hesaplanmıştır.334 ALEMDAĞ BİTİŞİĞİNDEKİ ERMENİ KÖYÜ’NDEKİ ÇİFTLİK 1840 yılı temettüat kayıtlarında Dersaadet-i şerif Ağası bu çiftliğin mutasarrıfı olarak kaydedilmiştir. Çiftliğin bu tarihte 300 dönüm tarlası, 2 bin dönüm ko- Alemdağ Çiftliği’ne ait bir muhasebe kaydı ve günümüze çevrilmiş tablosu. Kaynak: BOA.HH.d.13635 142 rusu, bir su değirmeni, 2 dönüm bağı, çayırı, bir koyun ağılı, 2 köşkü ile haricinde bir kahve dükkânı ve bir ekmekçi dükkânı bulunmaktadır. Çiftliğin hayvanlar sayılmadan kıymeti 50 bin kuruş olarak tespit edilmiştir. Emlak ve hayvan kıymeti toplamı 60.960 kuruş olarak hesaplanmıştır.335 Daha sonraki tarihlerde bu çiftliğin el değiştirerek farklı isimlerle anıldığı görülmektedir. Mesela, 1889 tarihine ait bir belgede çiftlik, İtalyan vatandaşı Fransuva Faberil’in Alemdağ’daki çiftliği olarak belirtilirken,336 1900 tarihli başka bir belgede Alemdağ’daki Halimpaşa Çiftliği şeklinde ifade edilmiştir.337 ALEMDAĞ ÇİFTLİĞİNE AİT BİR HUHASEBE KAYDI DEFTERİ Çiftliklerin muhasebe kayıtları da ciddi olarak tutuluyordu. Alemdağı’ndaki çiftliğe ait olan ve 13 Ekim-12 Aralık 1881 tarihleri arasını ihtiva eden muhasebe kayıtlarından bir örnek aşağıda tablo haline getirilmiştir.338 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Makbuz yekünü (Krş) 300 Bakaya Tahsilât (Krş) (Krş) Bedelât (Krş) 150 100 250 500 -- 500 -- 200 200 650 300 72 950 Teşrinievvel sene 97 Eylül sonuna kadar rü’yet olunan muhasebede görülen bakiye Değirmenönü’nde tarla müsteciri Kara Hüseyin’de Tarla icarı olup Sultançiftliği imamı Efendi 97 TE başından TS sonuna kadar verilen mera bedeli Satılan yulaf yağı 12/6 Yanaşma ….ya verilen buğday esmanı 35/2 Rençber Mehmed’e verilen 35/1 Köyde Avcı Kirkor’a verilen --/1 70 212 Medfuat icmali (Krş) 68,20 273 -- Yekün (Krş) 28 19,20 3 6 5 7 68,20 16 3 6 6 2 2 Vezn Fiyat (Krş) 1,30 6,20 0,20 1 2,20 3,20 30 5 6 48 30 20 45 35 35 30 273 8 4 5 5 6 5 9 6 250 150 80 80 40 36 636 977,20 35 35 212 512 Mikdar Cinsi Açıklama Müsteciri vermiştir Maaşına mahsup etmiştir Ücretine mukabil Rençber esmanından Nev’i Açıklama Teşrinievvel sene 97 Mübayaat (satın alınalar) Fasulye yağı bahası Zeytinyağı bahası Soğan bahası Tuz bahası Sarımsak bahası Gaz bahası Masraflar Tarlada hendek çukuru için verilen rençber ücreti Çift sürmek için çiftçiye verilen Pulluk demiri tamiri Yanaşmalara çarık Saman küfesi Diğer rençber yeymiyesine verilen Yevm. mahsub Rençber bahası olup verilen (Kirkor’dan) Diğer çiftçi yevmiyesine verilen Maaşlar Kethüda maaşı Korucu Süleyman Ağa maaşı Yanaşma Hüseyin maaşı Yanaşma Züniri maaşı Yanaşma Uzguru maaşı Çiftçi Panayot’tan 8 günlük kesilen (şehri 140) 636 143 Çekmeköy’deki çiftliklerden biri de Alemdağ Çiftliği idi. Osmanlı Arşivleri’nde ayrıntılı muhasebe kayıtları da yer alan çiftliğin 13 Ekim - 12 Aralık 1881 tarihli muhasebe defteri, yandaki tabloda veriliyor. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Tablo: Uzun Abdullah Ağa Çiftliği’ne ait ayrıntılı muhasebe kayıtları (yanda). Kaynak: BOA. TS.MA.d.nr.7416. DÂRÜSSÂDE AĞASI LEYLEK UZUN ABDULLAH AĞA ÇİFTLİĞİ 1838 tarihli bir arşiv belgesinden çiftliğin Alemdağı civarında olduğu anlaşılmaktadır. Belgede Darüssaade Ağası Leylek Uzun Abdullah Ağa Çiftliği’nde zikredilen tarihte mevcut manda, inek, öküz ve keçi gibi hayvanların adedi, kasaba satılanlar ve çiftlikdeki buğday, yulaf, ekilen keten tohumu, yapağı ve demirbaş eşyalar kaydedilmiştir. Buna göre çiftliğin durumu ile ilgili bilgiler tablolarda gösterilmiştir.339 SULTANÇİFTLİĞİ’NDEKİ ÇİFTLİKLER 1840 yılında Sultançiftliği Köyü sınırları dâhilinde iki çiftlik olduğu görülmektedir. Bu çiftliklerin ikisi de Üsküdar Ayazma Mahallesi’nde ikamet eden Emin Efendi isimli şahsın tasarrufundadır. Çiftliklerin birinde 100 dönüm tarla, biri yanaşmaların kalması için olmak üzere 5 oda, 4 ahır, bir ambar ve bir samanlık bulunmaktadır. Bunlarla çiftliğin kıymeti 12.500 kuruştur. Koru, mera, tarla ve binalarla diğer çiftliğin kıymeti ise 7.500 kuruş olarak belirtilmiştir. Çiftliklerde çok sayıda büyükbaş hayvan yetiştirildiği de görülmektedir.340 ÖMERLİ KÖYÜ ÇİFTLİKLERİ Ayrıntılı bilgiler olmamakla beraber, arşiv belgelerinden Ömerli Köyü yakınlarında çiftlikler olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan birisi Şerifler Çiftliği,341 diğeri de Çamcı Çiftliği342 olarak ifade edilmiştir. Bunların haricinde Taşdelen’de343 ve Hüseyinli Köyü’nde344 de çiftliklerin bulunduğu yine arşiv kayıtlarından anlaşılmaktadır. Çiftlikteki Mevcut Hayvanlar Koşum mandası Koşum öküzü Manda ineği (kısır) Manda malağı (erkek ve 3 yaşında) Manda malağı (dişi ve 1,5 yaşında) Manda malağı (erkek ve 1,5 yaşında) Manda boğası (4 yaşında) İnek (kısır) Toplam 144 Adet 3 3 2 2 3 2 1 1 17 Ölen Hayvanların Durumu Derileri debbağhaneye teslim Kurt yemiş olan Kaybolarak Mehmed’den parası alınan Derisini çark etmiş oldukları Derisi yüzülemeyen körpe malak Toplam Satılanların parası (kuruş) Ağa Efendi’ye teslim edilen Kalan Kasaba satılan hayvanlar Buzağı İnek Öküz Manda Toplam eder (kuruş) Adet 22 3 2 1 3 31 700 700 -(adet) 5 3 1 8 1900 Kasaba satılan keçi Ederi Ağa Efendi’ye teslim edilen Kalan 12 (32) 300 krş 300 krş -- Satılan saman (30 kantar) Ederi 270 krş. Mehmed’in 2,5 aylık hakkı Masrafı Toplam Kaybolan tencere ve deri bahaları Kalan 147 krş 26 krş 173 krş 55 118 krş Ekilen Kettan tohumu Ulaf (yulaf) Hınta (buğday) Çiftlikte ekili olan buğday Mandırada hayvanlara verilen buğday 10 kile 55 kile 55 kile 25 kile 65 kile Demirbaş eşyalar Panakon Kazan Kantar Hamur kazıyacağı Hamur tahtası Saç kandil Ekmek küreği Bıçak Köhne çuval Hambar Terazi ve dirhem Çekmece Toplam Adet 27 1 1 1 2 1 1 1 4 3 2 1 45 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY’DEKİ ÇİFTLİKLERDEKİ DEMİRBAŞLAR O HEKİMBAŞI ÇİFTLİĞİ smanlı zamanında devlete ait olan işyeri, köşk, çiftlik gibi yerlerde sıkı bir denetim olmaktaydı. Böylelikle olması muhtemel bazı uygunsuz hadiseler de engellenmiş oluyordu. Bu tür yerlerde sık sık demirbaş sayımları yapılır, buraların envanteri çıkarılarak, mevcut malvarlıkları güncellenirdi. Ambarda bulunan hububat: Buğday 570 kile (495 kile güzlük, 75 kile yazlık), yulaf 464 kile, fiğ 5 kile, arpa 5 kile, mısır 12.5 kile, keten tohumu 45.5 kile, Toplam hububat: 1.102 kile Döneminde tutulmuş olan bu kayıtlar bize o dönemle ilgili üretilen hububat çeşitleri, beslenen büyükbaş, küçükbaş ve kümes hayvanları, temizlik amacıyla kullanılan araç-gereçler, çiftçilik yapılırken kullanılan araç-gereç türleri, odaların mefruşatı ve mutfakta kullanılan eşya vs. pek çok konuda bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Kömürcü ocağında bulunan edevat: 9 çalı süpürgesi, 1 külünk (kazma), 2 burgu, 2 mil, 1 taba, 1 dar büz, 1 kağnı olmak üzere toplam 17 adet edevat vardır. Örnek verilecek olursa Sultan Abdülmecid döneminde Çekmeköy bölgesindeki çiftlikler denetime tabi tutulmuştu. 1858 yılında Saray’a ait emlaktan olan ve Boğaziçi Anadolu sahillerinde bulunan Hekimbaşı, Çavuşbaşı, Yazıcı ve Alemdağı çiftliklerinde 1850 yılında demirbaş sayımı yapıldı. Bu sayıma göre çiftliklerde mevcut olan hububat, hayvanlar ve diğer eşyaların miktarı şöyleydi: Çiftlikteki hayvanlar: 8 öküz, 4 beygir, 45 kaz, 2 ördek, 1 hindi, 12 tavuk olmak üzere toplam 12 beygir ve öküz; 60 kümes hayvanı vardır. Çiftlik mağazasında (deposunda) bulunan çift araç-gereçleri: 21 saban demiri, 5 pulluk demiri, 5 çersene?, 2 zincir, 3 tek kulak kurna, 7 balta, 5 kazma, 1 külünk kazması, 11 yaba, 8 çatal bel, 1 demir keski, 2 keser, 12 burgu, 3 torlu, 2 eğe demiri, 1 bıçkı?, 1 rende, 1 kerpeten, 2 testere, 2 değirmen çekici, 1 demir tokmak, 2 tarak, 1 tırmık, 1 saban, 1 taban, 3 demir diğren, 1 kantar, 1 kösele taşı, 18 urgan, 1 katran keçesi, 1 takım semer, 1 tel dolabı, 1 saman küfesi, 4 demir kürek, 7 araba, 3 gözer, 23 kara saban, 8 boyunduruk, 14 takımıyla birlikte düğen halkası, 3 demirli Saray’a ait çiftliklerdeki damızlık büyükbaş hayvanlardan bazıları. Kaynak: İ. Ü. Nadir Eserler 145 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 146 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY kile, 5 çiğil demiri, 2 demir kazık, 10 kerte kıl çuval, 12 kerte harar, 1 kıl heybe, 5 düğen, 8 saban için kayış, 3 sökü ipi, 8 yaba ile beraber kürek, 5 keten çuval olmak üzere toplam 249 adet çift araç-gereci vardır. KASR-I HÜMÂYÛ’NDA BULUNAN EŞYA VE MEFRUŞAT Sultana ait odada bulunanlar: 2 kanepe, 4 koltuk, 12 sandalye, maun ağacından yapılmış üzeri siyah mermer kaplı 2 kondol?, 2 altın yaldızlı mirat (ayna), 2 yünden yapılmış minder, 1 penyeden yapılmış basma, 1 fabrika-i hümayun imalatından etrafı işlemeli basma mak’ad (minder), 13 penyeden yapılmış basma yastık, 36 etrafı saçaklı perde, 24 püsküllü perde bağı, 26 mezkur kasrın üst safhasında pencere ve oda kapısının perdeleri, 9 merdiven başı patiska pencere perdesi, 5 koza berzan, 4 sarı şamdan, 1 sarı ibrik, 1 çuka kaplı nalin (terlik) olmak üzere toplam 145 parça eşya. Diğer oda ve sofalarda bulunan eşyalar: 23 pencere perdesi (beşi basma, on sekizi patiska), odada 2 yünden minder, 5 fistodan yastık, 1 penyeden şilte, 7 fistodan yastık, 1 basma ma’kad (minder), üzerinde hasır ruganlı 12 sandalye, 12 etrafı saçaklı patiska perde, yer odasında 2 yün minder, 1 basma ma’kad (minder), 9 fistodan yastık, 4 Amerikan bezi perde, 12 hasır iskemle olmak üzere toplam 91 parça eşya. Başka bir dairede olan eşyalar: 7 yünden minder, 22 fistodan yastık, 5 yünden yapılmış koltuk, 7 pencere perdesi (bunlardan biri kapı perdesidir), 9 kahve takımı, 9 saç mangal, 1 tuz kabı?, 5 yağ destisi, 1 teneke kaplı mangal tahtası, 2 büyük sofra, 1 cam fener olmak üzere toplam 69 parça eşya. Mutfakta olan yemek takımları (kapkacak): 3 kazan (ikisi büyük, biri küçük), 5 büyük tencere, 3 yağ takımı, 2 karavana, 1 saplı tas, 1 süt güğümü, 1 sini, 1 yumurta tabağı, 1 leğen maa ibrik, 1 musluklu güğüm, kapaklı 6 sahan, 2 tas (kapaklı), 2 bakraç, 1 kadayıf tepsisi olma üzere toplam 87 parça mutfak eşyası bulunuyordu. YAZICI ÇİFTLİK-İ HÜMÂYÛN DEMİRBAŞLARI 1 küçük tencere ve 1 küçük karavana. Çekmeköy’deki çiftliklerde hangi çiftliğin hangi demirbaşa sahip olduğunu gösterir belge. (yan sayfada) Kaynak: BOA.HH.d.14799. ÇAVUŞBAŞI ÇİFTLİK-İ HÜMÂYÛN DEMİRBAŞLARI Ambarda bulunan hububat: 107,5 kile buğday (hınta), 48,5 kile arpa (şair), 537,5 kile yulaf (alef), 13,5 kile çavdar, 33 kile keten, 100 kile mısır olmak üzere toplam 860 kile hububat vardı. Hayvanlar Karasığır hayvanları: 11 koşu öküzü, 5 boğa, 6 tosun, 43 inek, 2 düğe, 44 buzağı olmak üzere toplam 111 baş karasığır hayvanı vardı. Camus hayvanları: 10 koşu mandası, 17 manda ineği, beş yaşında 1 manda buzağısı, dört yaşında 1 erkek malak, iki yaşında 5 malak, dört yaşında 6 manda düğesi, 18 körpe malak (yedi erkek, onbir dişi), bir yaşında 13 malak (on biri erkek, ikisi dişi) olmak üzere toplam 71 baş camus hayvanı vardı. Hergele hayvanları: 1 sığır, 8 kısrak, 3 iğdiş (?), 10 tay, 2 beygir olmak üzere toplam 24 hergele hayvanı vardı. Kaz ve tavuk: 30 tavuk ve 53 kaz olmak üzere toplam 83 adetti. Camus ve karasığır mandıralarında mevcut bulunanlar: 4 bakır bakraç, 3 ağaç süt güğümü, 1 ağaç malak küreği, diğer 6, toplam 14 parça eşya. Çiftçi deposunda bulunan çift alet edevatı: 12 saban demiri, 2 pulluk demiri, 2 çerşen?, 2 zincir, 6 saban çerşenesi, 4 kazma, 15 çapa, 7 balta, 1 pamuk çapası, 1 demir külünk, 1 keser, 12 burgu, 2 torlu, 2 eğe demiri, 1 kantar, 5 araba, 15 kara saban, 10 boyunduruk, 8 kamış, 7 düğen, 1 demir saplı kile, 2 semer, 2 demir çengel, 25 kıl çuval, 2 kıl heybe, 2 gözer (kalbur), 1 bıçkı demiri, 2 büyük pulluk, 16 öküz eğesi, 7 hamut takımı, 2 fener, 3 demir kandil, 1 kıl kolan, 3 çatal bel, 9 sürgü ve araba urganı, 7 yaba, 147 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 1 su külüngü, 1 (okunamadı) olmak üzere toplam 205 parça çift alet ve edevatı vardı. Mutfakta Bulunan eşyalar: 1 adet büyük ve müstamel kazan, 3 kapaklı tencere, 2 yağ tası, 3 kapaklı sahan, 1 kapaklı çorba tası, 1 sini, 2 büyük bakraç, 1 büyük karavana, 3 leğen ve kahve takımıyla birlikte 1 değirmen ve bunlardan başka sair 24 eşya ile birlikte toplam 42 eşya. Koyun ve Keçiler: 30 büyük teke, 18 oğlak, 157 teke altında keçi, 85 koç, 26 kuzu, 56 erkek şişek, 622 koyun olmak üzere toplam 994 baş küçükbaş hayvan mevcuttu. Ağnam mandırasında bulunan eşyalar: 1 büyük kazan, 4 bakraç, 3 karavana, 1 kantar, 1 kazma, 1 balta, 2 köhne tüfek, 4 fıçı 2 burgu, 4 cetvel, 6 ağaç süt güğümü, 1 baş beygir, 1 takım semer, 1 dakik ambarı, 1 ağaç dolap, 17 küçükbaş hayvan (13 koyun-4 keçi). ALEMDAĞI ÇİFTLİK-İ HÜMAYUNU DEMİRBAŞLARI Ambarda bulunan zahire ve hububat: 42 kile buğday, 146,5 kile yulaf olmak üzere 188,5 kile hububat vardı. Dairede bulunan eşya ve mefruşat Yeşil odada bulunanlar: İçi ot dolu 2 minder, 1 yünden minder, 1 basma kaplı ma’kad (minder), 6 basma ot dolu ma’kad (minder), 2 yünden koltuk yastığı, 6 pencere perdesi olmak üzere 18 parça. Demirbaşlar arasında çift sürmek için kullanılan sabanlar da bulunuyordu. Diğer odada bulunanlar: 1 yünden minder, 1 ot dolu minder, 6 ot dolu yastık, 1 köhne şilte, 1 köhne çuha ma’kad (minder), 4 ot dolu yastık olmak üzere 14 parça. Sarı odada bulunanlar: 2 ot dolu minder, 1 yünden minder, 1 basma sarı ma’kad, 6 ot dolu yastık, 2 yünden koltuk yastığı, 1 köhne muşamba, 6 patiska pencere perdesi olmak üzere 19 parça. İlaveten 3 adet kahve değirmeni, 3 demir kandil, 1 kahve takımı. Toplam 58 parça Mevcut hayvanlar: 14 koşu mandası, 23 kaz. Bakır eşyalar: 1 büyük kazan, kapaklı 4 küçük tencere, 2 karavana, 2 taba, kapaklı 5 sahan, 1 kapaklı büyük lenger, 1 sini, 1 bakraç, 3 adet üç gözlü sefer tası, 1 yumurta tası, 1 leğen ve 1 mangal olmak üzere toplam 34 parça. Çiftçi deposunda bulunan çift alet ve edevatı: 9 saban demiri, 2 pulluk demiri, 1 çerşene, 1 zincir, 1 balta, 12 kabak çakısı, 2 demir dirgen, 3 çengel, 1 köhne orak, 4 köhne araba tekerleği, 1 pulluk sabanı, 1 demirli kile, 1 kantar, 2 saç ayağı, iki demirden varil, 1 kösele taşı, 4 köhne kıl çuval, 1 köhne gürz, 5 çatal bel, 1 ağaç kova, 7 köhne kazma, 1 köhne elek, 3 (okunamadı), 1 mala, 1 köhne kalbur olmak üzere toplam 79 parça eşya. Mandırada mevcut bulunan: 2 büyük kazan, 6 bakraç, 1 karavana, 1 yağ tabağı, 1 maşraba, 2 güğüm, 5 balta, 1 kantar, 2 heybe, 2 koçu, 2 semer, 1 beygir, 2 burgu, 1 çapa, 8 çoban köpeği, 1 kazma, 4 köhne cevan?, 37 koyun ve keçi eşyası olmak üzere toplam 70 adet eşya ve hayvan vardı. Kahve ve ekmekçi dükkanlarında olan demirbaş eşya: 2 kahve güğümü, 1 köhne berber leğeni, 1 çekmece, 1 masa, 1 köhne şeker tablası, 3 köhne ser, 1 köhne cezve, 2 kahve kutusu, 12 köhne ……, 4 kalın ….., 1 lamba, 2 nargile külahı, dirhemlerle birlikte 1 terazi olmak üzere toplam 32 parça eşya bulunuyordu. Sonuç olarak, yukarıda zikredilen çiftliklerde 2.150,5 kile hububat türü, 1.112 kantar saman, 59 araba, 1.235 baş hayvan, 199 kıyye evâni-i nühas (bakır kap-kacak), 166 adet kaz ve tavuk, 1.041 adet çeşitli eşya bulunduğu tespit edilmişti.345 148 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇİFTLİKLERDEKİ TAMİR VE DÜZENLEMELER BÖLGE HALKI İÇİN EKMEK KAPISIYDI için Üsküdar mavnacıları ile bazı giderler için ödenen nakliye ve diğer masrafların bedeli 6.595 kuruş olarak belirtilmişti.347 Saraya ait olan çiftliklerde bulunan binalarda ve bazı eşyalarda zamanla bozulmalar oluyordu. Bunların tamir ettirilip yeniden eski haline getirilmesi gerekiyordu. Bu tadilat ve tamiratlar çiftlik çalışanlarının kendilerinin uğraşıp yapabilecekleri bir durum değildi. Çünkü tamir masrafları oldukça ağırdı ve önemli bir bütçe ayrılması gerekirdi. Binalarda ve diğer yerlerde tamire muhtaç olan hususlar saraya bildirilir, sonra buraların keşfi yapılır ve gerekli malzemelerin listesi çıkarılır, ondan sonra da tamire başlanırdı. Çekmeköy’deki saray çiftliklerinin tamir ve düzenlemeleri bölge halkı tarafından yapılırdı. Özellikle sıvacı, camcı, nakkaş gibi meslek sahipleriyle arabacı ve mavnacılardan bu işler için yararlanılıyordu. Bu sürede tamir için alınan malzemeler, çalışan işçiler ve ücretleri, nakliye masrafları gibi gelir gider defterleri tutulur ve saraya bildirilirdi. Bunlar da daha sonra saray tarafından ya da diğer ilgili kurumlar tarafından ödenirdi. Çalışanlar daha çok iş yapılan bölge çevresinden temin edilirdi. Esnafın yanında, sıvacı, camcı, bileyci, nakkaş vs. meslek sahipleriyle nakliyecilik yapan arabacı ve mavnacılar da bu işlerden istifade ediyordu. Bu konularla ilgili çok sayıda örneğe rastlamak mümkündür. Bunlardan biri de 1871 yılında Alemdağı Kasrı gazinosu, kuşluk ve çiftliğin tamiriyle ilgilidir. 18 Mayıs 1871 tarihli Hazine-i Hassa Defteri’ndeki kayıtlara göre tamir için çimento, kazma, hasır süpürgesi, maymuncuk, dolap, cam, cam macunu, çeşitli kilitler, anahtarlık, neft yağı, fırça, alçı, zımpara kâğıdı, demir halka gibi eşya, araç ve gereç satın alınmıştı. Bu ihtiyaçlar için ise toplam 18.725 kuruş bedel ödenmişti. Bunun yanında neccar, bileyci, sıvacı, camcı, nakkaş, tenekeci, hammal, memur ve işçi istihdamı da yapılmış ve bunlara toplam 15.204 kuruş harcanmıştı.346 Yine Üsküdar arabacıları ve Alemdağı arabacıları, eşyaların deniz yoluyla nakli Çiftliklerdeki tamirat ve düzenlemeler bölge halkı için ekmek kapısı oluyordu. Kaynak: BOA.HH.d.1882. 149 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY’E İLK YOL 1870’TE YAPILDI Çekmeköy bölgesinde saraya ait çok sayıda çiftlik kasır vb. yerler olduğu için buralara ayrı bir önem veriliyordu. Bölgeye kolay ulaşılabilmesi için gerekli her türlü tedbir alınıyordu. Devletin ekonomik olarak zor durumlarda olduğu dönemlerde bile buraların bayındırlık ve imar faaliyetleri için kaynak ayrılıyordu. Buna da 1870 yılında Kısıklı-Alemdağ arasında yapılan şose yol örnek gösterilebilir. Şose yolun yapımı müteahhit Abdurrahman Ağa’ya ihale edildi ve 10 Şubat 1870 yılında bitirilerek hizmete açıldı. Kısıklı’dan Alemdağı Kasrı’na kadar müteahhiti Abdurrahman Ağa marifetiyle kontrat yapılarak inşa edilen şose yolu ve diğer teferruatlarıyla ilgili bilgiler şöyleydi:348 Cumhuriyetin ilk yıllarında Kısıklı’dan Alemdağı’na gidişi gösteren tabela. Kaynak: Bir Ulu Rüyayı Görenler Şehri Üsküdar Yolun genişliği: 149.006 metre (149.006x8= 1.196.048) Kazılan hendeklerin genişliği: 39.124 metre (39.124x3= 117.372) Birinci nev’i su mecraları uzunluğu: 13,17 metre (13,17x84,5= 1.162) Kemerli su mecralarının genişliği: 968,15 metre (968x50= 48.433) Gözlük kapakla su mecraları: 926 metre (926x27= 25.002) Gerekli görülen mahallere inşa edilen set duvarları genişliği: 3.841,4 (3.841,4x25= 96.026) Yolun üzerine toprak ferşi (yayılması): 100.000 (Masrafı: 70.000 kuruş) Yolun üzerine ikinci kez dökülen ufak moloz: 157.400 (157.400x2= 314.800) Memurlarının maaşlarıyla muhtelif masrafları: 45.000 kuruş Toplam: 1.909.843 kuruş Şose yoluna dikilen ağaçlar: (Hacı Artin’in: 2x3.056=6.112), (Halil Ağa’nın: 3x4.194=12.584) Toplam: 18.696 Yukarıda bahsedilen ağaçların rabtı için zikredilen kazıklar: 7.830 (4.793) Kavakbayırı’nda inşa edilen set duvarı için: 2.524 kuruş Ağaçların daha sonra sökülmesi için Papazoğlu Ohannes’e maktuan verilen: 1.000 kuruş Kavakbayırı başındaki kayalık mahallin Harvan Cero marifetiyle parçalama masrafı: 3.700 kuruş Toplam: 31.814 kuruş Yolun üzerinde bulunan Çakmak, Kemerdere ve Emzedere köprülerinin inşaat masrafı Amele ücretleri pusulası Neccar (doğramacı, dülger): 13 kişi çalışmış, toplam 4.022 kuruş 150 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Kısıklı’dan Alemdağı’na yapılan şose yolun masraflarını gösterir belge. Kaynak: BOA.HH.d.23074. Bileyici: 1 kişi, 30 kuruş Hamamcı: 1 kişi, 60 kuruş Hammal: 1 kişi 150 kuruş Toplam: 4.262 kuruş Mübayaât (Satın alınanlar) Dokuzluk meşe taban: 180X20= 3.600 kuruş On ikilik meşe taban: 12X47,5= 570 kuruş Büyük balta: 12X15= 180 kuruş Diğer eksiklikler: 459 kuruş Toplam: 4.809 kuruş Nakliye ücretleri Haydarpaşa iskelesinden getirilen meşe tabanları nakliyesi (204 adet): 2.040 kuruş Büyük ağaçların nakliyesi (40 adet): 2.800 kuruş Çakmak ve Emzedere köprüsüne büyük ağaç nakliyesi (14 adet): 420 kuruş Toplam: 5.260 kuruş Genel Toplam: 1.955.988 kuruş Şehremanetinden keşif için gönderilen memur masrafları (Belediye veznesinden verilen): 1.348 kuruş Yol üzerine toprak ferşinde ameleye verilen bahşiş: 4.480 kuruş Yolların temizlenmesi için istihdam edilen amele ücretleri (Süleyman ve Tahir Ağalar): 12.990 kuruş Toplam: 18.818 kuruş Çeşitli tarihlerde verilen: 1.974.806 - 1.442.442= 562.364 kuruş Müteahhit Abdullah Ağa’nın matlubu (alacağı): 1.867.367,5-1.359.719= 507.648,5 kuruş Kontrat harici masraflardan başka ek olarak verilen: 107.438,5-82.723= 24.715,5 kuruş Kasır bakayası (kasırdan geriye kalanlar): 24.715 kuruş.349 151 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY BÖLGESİNİN SULARI VE DOĞAL GÜZELLİKLERİ S u hayatı devam ettirebilmek için gerekli kabul edilen anasır-ı erbaa (dört unsur)’dan biri kabul edilir. Onun için su, hayatın kendisidir. Suyla sadece insan nesilleri değil, medeniyetler de gelişmiştir. Tarih boyunca ilk medeniyet su kenarında kurulmuştur. Bunun yanında suyun taşınması, korunması, kullanılması ve su kaynaklı afetlerden korunmak için de birçok teknolojik yöntemler geliştirilmiştir. Suyla buluşan topraklar, insanoğluna cömertliğini sunmuş, çeşit çeşit meyve, sebze ve diğer ürünlerin yetiştirilebilmesini sağlamıştır. Su, kültürümüzün her alanında etkisi olmuş bir olgudur. Edebiyatta, resimde, türkülerde, su mimarisi yapılarındaki sistemlerde ve daha nice alanlarda suyun etkisini, yüksek su kültürünü görmek mümkündür. Bu bakımdan suyun toplumumuzda ve kültürümüzde çok büyük bir değeri vardır. Bu Taşdelen Suyu kaynaklarından biri Kaynak: Servet-i Fünun, Sayı 225, 22 Haziran 1311 152 durumu kendilerine su ikram edilen büyüklerimiz “Su gibi aziz ol” sözleriyle en güzel şekilde ifade eder. Tarihte, İstanbul kadar kaderi suyla bağlanmış, suyla bütünleşmiş çok az şehir vardır. Şairin mısralarındaki gibi gözlerinizi kapatıp, İstanbul’u dinlerseniz duyacağınız ilk ses, “su” olur. Suya dair anlatacak çok hikâyesi olan İstanbul, gerçek bir su medeniyetidir. Buradan geçen her medeniyet, su ile yoğrulan bu şehre çok sayıda eser bırakmıştır.350 İstanbul’un suları ana hatlarıyla iki kısma ayrılır. Birincisi Anadolu yakası suları, diğeri de Avrupa yakası sularıdır. Anadolu yakası suları, birçok açıdan Avrupa yakası sularından üstün olarak kabul edilir. Anadolu yakasındaki sular doğal lezzeti, saflık, yumuşaklık ve diğer kimyasal özellikleri bakımından eşine az rastlanır sular olarak kabul edilir. Başka bir lütuf eseri olarak bu su kaynakları da Çekmeköy sınırları içindedir. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İstanbul’un Anadolu tarafındaki kaynak suları, bölgelere göre Çamlıca kaynakları, Kayışdağı kaynakları ve Alemdağı kaynakları diye anılır. Bu üç bölgenin dışında Boğaz’ın doğusunda da birçok tanınmış kaynak suyu vardır. Alemdağı Suları Alemdağı Köyü etrafındaki geniş arazinin çeşitli yerlerinden çıkar. Buradaki tepelerin rakımları 300-450 metre arasında değişir. Arazinin eskiden çok sık orman ile kaplı olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. İstanbul’un en ünlü kaynak sularının büyük bölümü Alemdağı civarından çıkar. Bunları şöyle sıralayabiliriz: TAŞDELEN SULARI Taşdelen denilen kaynaklar birkaç tane olup, Alemdağı Çiftlik-i Hümayunu’na bağlı korular içindedir.351 Halk tarafından en fazla tanınan kaynak sularındandır. Eskiden taş bir oluktan akan suya, taşı delerek meydana çıktığı için “Taşdelen” adı verildiği rivayet edilir.352 SARAY SULARI Bu sular dört membadan çıkarak Alemdağı Köyü’ne doğru akar. Taşdelen kaynağıyla bu su arasında yaklaşım 300 metre mesafe vardır. Taşdelen suyunun günümüzde orman içindeki tesisi. Kaynak: Tarihin Tanıklığında Vakıf Taşdelen Kaynak Suyu, Hayrettin Mustafa Dayıoğlu. TAFLANLI SULARI Taflanlı suyuna İncirliyatak suyu da denir. Alemdağı Ormanı içindedir. İncilitepe’nin kuzeyindeki dört kaynaktan çıkar. Atatürk, 1932’de Şile’ye giderken Alemdağı’na uğrayıp Taşdelen Suyu’nun kaynağını ziyaret eder. Buradaki bakımsızlıktan ziyadesiyle üzülür ve bu suyun şehre indirilmesi talimatını verir. Geçmişte önemli ziyaretçileri olmuştur. Mesela Osmanlı padişahlarından Sultan II. Mahmud’un Taşdelen suyuna tutkun olduğu ve sık sık buraya geldiği kaynaklarda ifade edilmektedir.353 Taşdelen suyunu özel olarak ziyaret edenlerden biri de Atatürk’tür. Atatürk, 10 Ekim 1932’de Dolmabahçe Sarayı’ndan önce motorla Üsküdar’a geçmiş, oradan otomobille Şile’ye gitmiş ve Şile’den Söğüdlü yatı ile dönmüştür. Üsküdar’da ve Şile’de halk tarafından coşkun tezahürat ile karşılanmıştır. Üsküdar’dan Şile’ye giderlerken Alemdağı’na çıkarak Taşdelen suyunun kaynağına kadar gitmiş, bu güzel suyun kaynağında gördüğü mühmel (ihmal edilmişlik, bakımsızlık) durumdan etkilenmiş ve kendilerine Şile’de katılan Vali ve Belediye Reisi Muhiddin Bey’e bundan bahsetmiş ve suyun Üsküdar’a indirilmesi arzusunu ifade etmiştir.354 Taşdelen denilen kaynakların birkaç tane olduğunu ve Alemdağ Çiftlik-i Hümayun’una bağlı korular içinde yer aldığını gösteren belge. Kaynak: BOA.Y.MTV.153/7. 153 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Küçük Elmalı suyunun günümüzdeki hali. (yanda) MÜTEVELLİ SUYU Alemdağı Ormanı içindedir.355 Bu su Alemdağ’a 2.5 kilometre mesafeden getirilmiştir. Suyun aktığı çeşme Alemdağ’da kiliseden çevirme caminin hemen önünde bulunmaktadır. Çeşme 1963 yılında restore edilmiştir.356 AYAZMA SUYU Mütevelli Suyu da Taşdelen ve Elmalı suları gibi Alemdağı Çiftlik-i Hümayunu Korusu arazisinde yer alıyordu. Alemdağı’nda Hristiyanların önem verdiği iki tane de ayazma suyu vardı. Ayazma gayrimüslimlerin dini bakımdan değer verdikleri kutsal su kaynağı ya da pınara verilen addır. Alemdağ’da iki ayazma suyu bulunmaktadır. İlki Alemdağ’ın eski muhtarlarından Yunus Erenoğlu’na ait bahçede bulunuyordu. Fakat şu anda bu ayazmaya ait tesisler yıkılmış durumda. Diğeri de ayazma mevkii denilen yerdeydi. Ancak bu da zaman içinde yok olmuş.357 KÜÇÜK ELMALI SUYU Alemdağı Ormanı içinde ve Elmalı Köyü’nün bir kilometre kadar kuzeyinde bulunan bu su zamanla kaybolmuştur.358 Mütevelli Suyu’nun Alemdağı Ormanı içinde yer aldığını belirten belge. (solda) Kaynak: BOA.Y.MTV.150/24. Defneli Suyu ilanı. (sağda) Kaynak: Cumhuriyet, 3 Haziran 1936. 154 BÜYÜK ELMALI SUYU Taflanlı kaynaklarından yarım kilometre kadar kuzeydedir. İstanbul’un en namlı sularından Taşdelen’in civarında bulunan menbâ sularından biri. Suyun kaynakları, Alemdağı’n Sultan III. Murad’ın validesi Nur Bânû Sultan’a ait vakıf arazisi içinde bulunan Taşdelen’in menbâlarından bir çeyrek mesafededir. Menbâ civar arazisi deniz seviyesinden 284 metrelik bir yüksekliktedir. Menbâlar ufak bir dereciğin açtığı çöküntünün kenarında bulunmaktadır. Su evsâfı itibariyle Taşdelen suyundan az farklıdır. Hattâ bu su yumuşaklığı ile Taşdelen’den de üstün diyenler de vardır.359 Bunlardan başka Alemdağ - Reşadiye yolu üzerinde olup halen kullanılmakta olan Kozpınar suyu, Çekmeköy’e üç kilometre kadar mesafede olan Safdere suyu, Atatürk’ün Alemdağ’a geldiğinde ziyaret edip çok beğendiği Alemdağ tepesinin altından çıkan Defneli (Gazi) suyu ve Alemdağ’da büyük kayalar içinden çıkan ve çok soğuk olan Malkuyusu suyunu da zikretmek gerekir.360 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Havası ve suyuyla ayrı bir şifa kaynağı olan Alemdağ Ormanı. 155 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY SULARINI İSTANBUL HALKINA ULAŞTIRMA GAYRETLERİ İstanbul’da ilk önemli su tesisleri Roma imparatorları zamanında yapılmıştır. İmparator Hadriyen tarafından sur dışındaki bir kaynaktan Haliç’in kenar mahallelerine kadar su yolu yaptırılmıştır. Valens de Halkalı civarından Beyazıt’a kadar su getirtmiş ve bu su yolu için Mazul Kemer ve Bozdoğan Kemeri’ni inşa ettirmiştir. Yine Valens zamanında Kâğıthane Deresi’nin suları ızgara ve havuzlarda toplanarak şehre getirilmiştir. Osmanlı padişahları da bu işe büyük önem vermişlerdir. İnşa edilen su eserleri, çizilen haritalar, planlar, padişah fermanlarının yanı sıra dilden dile dua mahiyetinde aktarılan atasözleri, deyimler, türküler atalarımızın suya verdiği ehemmiyetin delilidir. Diğer alanlarda olduğu gibi su konusunda da vakıflar hep ön planda olmuştur. Osmanlı vakıf medeniyeti en önemli ürünlerini su yapıları konusunda vermiş- Sultan II. Abdulhamid Çekmeköy’deki su yollarını kendi hazinesinden tamir ettirmiş, bu durum bölge halkını sevindirmiş ve sultana bir teşekkür yazısı göndermişlerdir. Belgenin altındaki mühürlerde Osmanlıca olmayanlar da dikkat çekiyor. Kaynak: BOA.Y.MTV.33/62. 156 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY tir. Osmanlı İmparatorluğu, başşehri İstanbul için izleri şehrin her tarafına yayılmış, kendine has bir su medeniyeti geliştirmiştir. Fatih döneminde kurulan Su Nezareti suya ne kadar önem verildiğini bize açıkça gösterir. İstanbul için su temini hususu tarih boyunca önemli problemlerden biri olmuştur. Şehrin gelişmesi, büyümesi ve nüfus artışıyla birlikte su problemi devamlı gündemde olmuştur. Osmanlılar, değişik dönemlerde var olan suyollarına ilaveler yaparak bu sorunu çözmeye çalışmıştır. Eskiden evlere su verilmezdi. İnsanlar su ihtiyaçlarını mahalle çeşmelerinden temin ederlerdi. Çeşmeler aynı zamanda birer sosyal iletişim mekânları idi. Zamanla nüfusun iyice artması üzerine ana kaynaklardan evlere su getirilmeye başlandı. Osmanlı döneminde şehir hizmetleri kısmen devlet teşkilatı kısmen de vakıflar eliyle görülmüştür. Önemli belediye hizmetleri ise vakıflar eliyle yürütülmüştür. Belediye teşkilatları kurulduktan sonra da vakıflar etkinliklerini sürdürmüş, şehir ve kasabalar ile köylere vakıflar vasıtasıyla su sağlanmıştır.361 İstanbul’da çeşmelere ya da su bentlerine gelen suların yetersiz olması zaman zaman su kıtlığına sebep olmuştur. Bu durum da memba sularına olan talebi artırmıştır. Memba sularına gösterilen bu ilgi ve talep “saka”lık denen bir mesleğin doğmasına sebep olmuştur. Fakat testi, fıçı gibi kaplara doldurularak, hayvanların sırtında taşınıp kontrolsüz olarak satılan bu sular bazen de çeşitli salgın hastalıkların çıkmasına neden olmuştur. İstanbul halkının su ve sudan doğan problemlerle karşı karşıya kalması adeta insanları canından bezdirmiştir. Dönemin basını da bu sıkıntıları sık sık haber yaparak dikkat çekmiştir. Bu yayınlar kısa sürede etkisini göstermiş ve İstanbul’un su işinin özel şirketlere verilmesi kararlaştırılmış ve 1874 yılında Sultan Abdülaziz İstanbul’da bir su şirketi kurulması için izin vermiştir. İkinci Abdülhamid döneminde Terkos Gölü suyunun getirilmesi için 1883 yılında bir anonim şirket kurulmuş ve 1885’ten itibaren de Terkos suyu halka verilmeye başlamıştır. İstanbul’un Anadolu tarafındaki isale hattının yapılması amacıyla yine İkinci Abdülhamid döneminde 1890 yılında Üsküdar-Kadıköy Su Şirketi kurulmuştur. Elmalı sularını Üsküdar ve Kadıköy’e getirmek amacıyla kurulan şirket, Kandilli ile Erenköy arasında su dağıtım işini üstlenmişti. Şirketlerin su dağıtımına başladığı günlerde halkın su ihtiyacı vakıf, kaynak ve su kuyularından karşılanıyordu. Ancak bu sular uzun süre bakım ve onarım görmedikleri için kullanım özelliklerinin çoğunu kaybetmişti. Ayrıca su konusunu istismar eden bazı kimselerin de ortaya çıkması şikâyetlerin artmasına neden olmuştu. Bunun üzerine, İstanbul’un diğer semtlerinde olduğu gibi vakıf kaynak sularının da özelleştirilmesine karar verildi.362 Yine Çekmeköy dâhilinde bulunan çok sayıdaki membaın su yolları sık sık bozuluyordu. Bunların tamir ettirilmesi halkın üzerine kalsa ekstra masraf demekti. Bu konuda da padişahların duruma el attığını görüyoruz. Mesela Sultan İkinci Abdülhamid 1888 yılında bölgedeki su yollarının tamiri ile bizzat ilgilenmiş ve hatta masrafları şahsi hazinesinden karşılamıştı. Bu durum bölge halkını çok sevindirmiş ve Sultan Abdülhamid’e şükranlarını ifade eden bir teşekkür yazısı yazmışlardı.363 Yine Birinci Dünya Savaşı sırasında -savaş süresince buralara gerekli zaman ayrılamamış olmalı ki- Alemdağı’nda bulunan Kasr-ı Hümayun’a ait su yollarıyla civarındaki köylerin su yolları oldukça bozuk durumdaydı. Evkaf-ı Hümayun Nezareti’ne yazılan bir yazı ile durum bildirilip, idari gereklilikten dolayı bahsedilen su yollarının acilen düzeltilmesi gerektiği ifade edilmekteydi.364 157 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÇEKMEKÖY SULARI Cumhuriyet döneminde de su konusu İstanbul’un en önemli meselelerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. 1930 yılında Belediye’nin yaptığı kontroller sırasında su ticaretiyle uğraşan şirket ya da şahısların işlerini hakkıyla yapmadıkları tespit edilmişti. Bunun üzerine şişe boyutlarından tutun da etiketlerine varıncaya kadar kontrol edilmesi kararlaştırıldı.365 Bu kontroller daha sonraki yıllarda da devam etti. Bu arada 1931 yılında Çekmeköy bölgesinin önemli memba sularından biri olan Taşdelen suyunun Kadıköy’e isale edilmesi meselesi gündeme geldi. Bu amaçla Taşdelen suyunun ıslah ve tezyidi için Belediye ile Evkaf müştereken suyun kaynağında incelemelerde bulundular. Normalde Taşdelen membaından günlük 40 ton su alınmakta iken bu tarihlerde miktar 65 damacanaya yani yaklaşık 4 tona düşmüştü. Bu suretle suyun ancak onda biri alınabilmekteydi. Evkaf’ın aldığı tedbirler sayesinde bu miktar, 20 tona çıkarıldı. Membaa yakın olan sular toplanarak emaye borularla isale edildi. O zamana kadar su membadan maşrapalarla alınmakta ve sucular ellerini suya sokmakta idiler. Bundan sonra, damacanalara doğrudan doğruya borulardan su konulması kararlaştırıldı. Evkaf da damacana başından 5 kuruş bedel alıyordu ki bu da Evkaf’a senede 1.200 lira gelir demekti. Yapılan incelemeler sonucunda suyun Kadıköy’e Kayışdağı yoluyla 200-250 bin liraya isale olunabileceği anlaşıldı. Daha önceden Evkaf Nazırı Hayri Bey zamanında bu konu ile ilgili yapılan çalışmalardan da istifade edildi.366 Bundan sonra da konuyla ilgili çalışmalara devam edildi. 9 Mayıs 1932’de yapılan İstanbul şehir meclisi toplantısında birçok konu görüşüldü. Bunlardan biri de Taşdelen suyunun sahile ulaştırılmasıyla ilgiliydi. Taşdelen suyunun sahile isalesi için 400 bin lira tahsisat talebi hakkındaki makam teklifi Bütçe Encümeni’ne gönderildi.367 158 Belediyenin bu tarihlerde su meselesine büyük önem verdiği anlaşılıyor. Çekmeköy bölgesi kaynak sularının bu defa da Kadıköy’den sonra Üsküdar’a isale edilmesi konusu gündeme geliyor. Su mütehassısı M. Felner, 29 Mayıs 1933’te İstanbul’daki su kaynaklarını inceledi. Nitekim Belediye, İstanbul suları ile ilgili araştırma ve incelemeler yaptırmak üzere bir su uzmanı olan M. Felner 1933 yılında Viyana’dan İstanbul’a getirildi. Felner, 29 Mayıs 1933’te bentleri ve adaları gezerek buralardaki su kaynaklarıyla ilgili incelemelerde bulundu. Ardından Alemdağ’ına giderek Taşdelen suyu membalarına giderek araştırmalar yaptı.368 Bu inceleme ve araştırmalar sonrasında Felner, Alemdağ ve Taşdelen Suları ile ilgili görüşlerini şöyle ifade etmişti: Taşdelen membalarına bugün gittim. Alemdağ’ında bulunan bu su dünyanın emsalsiz sularından biridir. Suyun kimyevî surette tahlilini istedim. Henüz raporu almadım. Tahlil neticesinde suda radyo aktivite bulunup bulunmadığı anlaşılacaktır. Bu suretle suyun Üsküdar’a getirilip getirilmeyeceğini öğrenmek kabil olacaktır. Çünkü suda radyo aktivite varsa borularla nakledildiği takdirde evsafını kaybeder. Eğer radyo aktivite yoksa borularla Üsküdar’a indirmek kabil olur. Bunun için de membada bazı tesisat yapmak lâzım gelir. Alemdağı suyunun yüzde ellisi kaybolmaktadır.369 1934 yılına gelindiğinde Çekmeköy sularının Üsküdar’a getirilmesi konusunda bir mesafe alınamadığı ve inceleme çalışmalarının devam ettiği görülüyor. Çünkü İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY SU SATIŞLARIYLA İLGİLİ SIKINTILAR 23 Aralık 1934 tarihli Cumhuriyet gazetesi Taşdelen’in Üsküdar’a indirilmesiyle ilgili rapordan bahsediyor. 25 Eylül 1934 tarihinde Evkaf Umum Müdürü Rüştü Bey ve İstanbul Evkaf Müdürü Niyazi Bey bu amaçla Taşdelen’e gitmiştir. Yine aynı yılın aralık ayında bir süredir hem Alemdağı’nda hem de Üsküdar’da incelemeler yapan heyetin çalışmalarını tamamladığı da gazete haberlerinden anlaşılmaktadır.370 1930’lu yıllarda bölge kaynak suları sadece Üsküdar ve Kadıköy’e taşınması ile gündeme gelmemişti. 1933 yılında Taşdelen sularının Irak’a gönderilmesi hususu dile getirilmiş ve kamuoyunun da dikkatini çekmişti. Bu maksatla Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Tahir Lütfi Bey Belediye’ye müracaat ederek Taşdelen suyunun Irak’a sevkinin mümkün olup olmadığını sormuş ve bu hususta incelemeler yapılmasını talep etmişti. İmkân görüldüğü takdirde Bağdat’a Taşdelen suyu gönderilecek ve bu suretle Bağdat sarayı ve Irak zenginleri sudan istifade edebilecektir.371 4 Ocak 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesi Taşdelen Suyu’nun Bağdat Sarayı’nda ve Irak zenginlerince içilebileceğini haber yapmıştı. Daha önce de kısaca bahsedildiği gibi su satışı sırasında zaman zaman sıkıntılar da ortaya çıktı. Özellikle kısa yoldan fazla para kazanmak isteyen bazı şahıslar normal terkos sularını kaynak suyu diye satarak halkı kandırıyorlardı. Mesela bunlardan birisi 19 Eylül 1936 tarihinde yakalanan ve bu yolla ciddi bir servet elde etmiş olduğu görülen Apostol isminde bir Rum’du. Aslında bu durum komşularının şikâyetiyle ortaya çıkmıştı. Apostol, Beyoğlu’nda büyük bir apartmanda oturuyor ve lüks bir hayat yaşıyordu. Şikâyet üzerine yapılan incelemede bu adamın Gümüşsuyu’nda Gazhane karşısında bir ahır kiralayarak burada mükemmel bir surette terkos tesisatı vücuda getirdiği; aynı zamanda birçok memba suları etiketlerini de taklit ederek terkostan doldurduğu damacanalara bu etiketleri yapıştırdığı ve bunları piyasaya halis memba suyu diye sevk etmekte bulunduğu anlaşılmıştı. Durum ortaya çıkınca zabıta memurları Apostol’u kontrol altına alarak adliyeye sevketti.372 Terkos sularının memba suyu adı altında satılarak halkın aldatılmakta olduğunu göz önüne alan Evkaf idaresi ciddî tedbirler almağa başladı ve kendine ait bulunan Taşdelen ve Defneli memba sularının halis bir surette satılması için şubeler açtı. Öncelikli olarak şehrin üç muhtelif noktasında açılan bu şubelerden biri İş Bankası İstanbul Merkezi’nin yanında, eski Hamidiye Türbesi’nin olduğu yerde; ikincisi Beyazıd’da ve diğeri de Teşvikiye’de idi. Memba suları bu üç şubede Evkaf memurlarının nezaret ve murakabesi altında satılıyordu. Yalnız; Hamidiye Türbesi’nin olduğu yerde bu sular damacana ve şişelerle satıldığı gibi bardakla da verilmekte; öteki şubelerde sade kapalı olarak satılmaktaydı. Daha sonra bu şubelerin artırılması da düşünüldü. Evkaf idaresinin açtığı şubelerdeki sular membalarda damacana ve şişelere Belediye ve Evkaf memurlarının nezareti altında dolduruluyordu. Yine üzerlerine de hem 159 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY bilinmektedir. Felç, yürüme güçlüğü veya denge problemi olan hastalarda; kas hastalıklarında, su kürü terapisi tavsiye edilen bir uygulamadır. Romatizma, ağrılı eklemler, sırt ağrısı, dolaşım bozuklukları, halsizlik gibi durumlar için de bu önerilen bir terapidir. 1936’da Vakıflar tarafından Taşdelen Suyu’nun satışı için İstanbul içinde Beyazıt, Teşvikiye ve Hamidiye Türbesi’nde olmak üzere 3 satış yeri açıldı. Belediye, hem Evkaf namına olmak üzere çifte kurşun vurulmakta ve bu suretle şehre emin bir surette indirilmekte ve gene resmî memurların nezareti altında emin bir surette satılmakta idi.373 Bundan başka Evkaf Müdürlüğü bazı camilerdeki muvakkithaneleri dükkân haline getirmek suretiyle bunlardan faydalanmayı da düşündü. İlk iş olarak buralarda halka ucuz fiyatla Defneli ve Taşdelen suları satılması kararlaştırıldı.374 ÇEKMEKÖY BİR SU KÜR YERİYDİ 1930’lu yıllarda Çekmeköy ve civarı İstanbul’un en ilgi çeken yerlerinden birisiydi. Özellikle bölgenin sahip olduğu muhteşem ormanlar ve bu ormanlarda kaynağı bulunan nefis memba suları bu ilginin en önemli sebeplerindendi. Bölgenin gerek su çeşitliliği gerek ormanlar bakımından zengin oluşu sağlık sektörünü de harekete geçirmiş olacak ki, bu tarihlerde su ve ormanları tedavi amaçlı kullanma fikirleri ortaya atıldı. Bunlardan biri sudan faydalanma yolu idi ve Alemdağı’nı bir su kür yeri yapma düşüncesi gündeme gelmişti. Su kürü, suyun eklemler ve kaslar üzerine binen yükü azaltması ve ağrı kontrolüne yardımcı olması sebebiyle fiziksel bozuklukların tedavisinde kullanılmasıdır. Su kürü terapisinin, yer egzersizlerine kıyasla daha güvenli bir ortam sunduğu ve daha etkili sonuçlar alınmasını sağladığı 160 Alemdağı bölgesini bir su kür yeri yapmak üzere çeşitli çalışmalarla ilgili Cumhuriyet Gazetesi’nde güzel bir yazı çıkmıştı. Alemdağ ormanlarının, sularının ve diğer güzelliklerinin tanıtıldığı bu yazı şöyleydi: “Alemdağ İstanbul’un en güzel yerlerinden biridir. O güzelim ağaçların uğradığı katliamlara rağmen ormanı hâlâ güzeldir. Taşdelen ve Defneli kaynaklarının suları nefistir. Bu sularla o ormandan İstanbul halkının tamamen istifade edememesi günahtı. Alemdağ ormanında bir su kür yeri yapmak lazım geldiği şimdiye kadar düşünülmemişti bile... Evkaf Umumî Müdürlüğü ile İstanbul Evkaf Müdürlüğü bunu düşünmüşler ve Alemdağ ormanını bir su tedavi yeri yapmak için işe başlamışlardır. İlk önce Taşdelen membaının etrafına dışarısı mermerden ve içerisi billurdan mükemmel bir hazne yapılmıştır. Geçenlerde açılma resmi yapılan tesisat suyun temizliği itibariyle şimdiye kadar suyun membaından elle doldurulan Taşdelen suyu artık bu hazneye akmakta, oradan musluklar vasıtasıyla el sürülmeden damacanalara doldurulmaktadır. Taşdelen su haznesinin önüne bir de hangar yapılmaktadır. Boş damacanalar bu hangara bırakılacak ve doluları şehre indirilecektir. Evkaf 800 damacana ısmarlamıştır. Evkaf, Taşdelen ve Defneli membalarından Üsküdar Şile şosesine kadar mükemmel bir şose yaptırmaya başlamıştır. Bu yol, yapıldıktan sonra otomobil ve kamyonlarla doğrudan doğruya membalara giderek hem bu lezzetli suları yerinde içmek, hem de güzel bir gezinti yapmak mümkün olacaktır. Taşdelen suyunun satışı serbesttir. Evkaf İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY damacana başından yalnız beş kuruş alır. Bazı kimseler damacanalarla getirdikleri suları küçük şişelerle satıyorlar. Fakat bu şişelerdeki suların hakikaten ve tamamen Taşdelen olup olmadığı meçhuldür. Bunu nazarı dikkate alan Evkaf Umumî Müdürlüğü Taşdelen suyunu kaynakta küçük şişelere doldurmak üzere tertibat almayı düşünmektedir. Suları kaynaklarında tetkik ve tahlil eden Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü toprak laboratuvarı şefi, Büyük Elmalı, Defneli, sağ ve sol Taşdelen sularının çok yumuşak ve tatlı sular olduğuna dair rapor vermiştir. Bu rapora nazaran bu sular tazeliklerini 15 gün muhafaza edebilmektedirler. Evkaf suyu bizzat şişelere doldurabilirse kür yapmak isteyenler için suyun kaç günlük olduğunu göstermek üzere, şişelerin etiketlerine tarih konacaktır. Bu suretle satılacak Taşdelen suyu halis ve her türlü şüpheden ari olacaktır. Evkaf Umumî Müdürü Rüştü, İstanbul Evkaf Müdürü Niyazi’ye bu münasebetle şu telgrafı göndermiştir: Bir işin doğruluğuna, iyiliğine iman candan olunca ve ona vazife duygusu da eklenince ne kadar büyük ve zor olursa olsun yenilmeyecek hiçbir engel yoktur. Taşdelen ve Defneli sularının son kurulmaları bunun en canlı bir örneğidir. En yetkili fen adamlarına yaptırılan tahlillere göre bu sular bulunmaz birer sağlık kaynağıdır. Böyle olunca halkın bunlardan tam istifade edebilmeleri için birinci olarak kaynaklara kadar yol yapılmak suları fennin istediği yolda kendi ellerimizle doldurmak ve tedavi için geleceklerin barınmalarına mahsus olmak üzere bir otel yapmak lâzımdır. Peyderpey bunları yapacağız. Evkaf Umumî Müdürü’nün telgrafından anlaşıldığı üzere Alemdağ’da bir otel yapılacaktır. İleride tramvay hattının da ormana ve membaa kadar uzatılması düşünülmektedir. İstanbul’un kömür ihtiyacı da kısmen ormandan kolaylıkla temin edilmiş olacaktır. Defneli suyunun radyo aktivitesinin Ankara’da yapılan tahlillere göre, ümit edilmeyecek derecede yüksek olduğu söylenmektedir. Evkaf bu kaynakta da mükemmel bir hazine yaptırmaktadır.”375 Taşdelen’in 21 Aralık 1934 tarihindeki hali. Cumhuriyet gazetesi, 21 Aralık 1934. 161 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY TALİHLİ BEYGİR Dün İstanbul sıcak bir gün daha geçirmiştir. Halk palajlara akın ederken, sucu ve şerbetçi dükkanları da dolup taşmıştır. Yukarıdaki resimde, dünkü sıcak havada atını serinletecek çeşme bulamayan bir arabacının kapalı şişe bir Taşdelen suyunu hayvanına içirişi görülmektedir. Cumhuriyet Gazetesi, 13.08.1955, s1. 162 TAŞDELEN ÜSKÜDARA İNECEK Akşam Gazetesi,17.10.1932, s5 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ANKARA’DA TAŞDELEN İÇİNİZ Sular Alemdağı’ndan kendi vesaitimizle nakledilmekte olduğundan saf ve hilesizdir (...) Akşam Gazetesi, 16.10.1931, s7. ALEMDAĞI DEFNELİ SUYU Alemdağ Defneli Suyu 10 Haziran 936 günüden itibaren ağzı bir tarafı “Evkaf” diğer tarafı “Defneli” ibaresini havi zımbalı hususi kurşun mühürle mühürlü otuz litrelik küçük boy damacanalarla iki buçuk litrelik galon şişeler derununda suculara verilmeye başlanacaktır. Cumhuriyet Gazetesi, 09.06.1936, s9. TAŞDELEN SAHİLE İNECEK Cumhuriyet Gazetesi, 31.12.1956, s1. Akşam Gazetesi,22.03.1932, s3 163 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY BÖLGENİN ÖNEMLİ DERELERİ RİVA (ÇAYAĞZI) DERESİ Ömerli Barajı’nın üzerine kurulu bulunduğu Riva Deresi, İstanbul’un en büyük akarsuyudur. Kollarından bir kısmı İstanbul ili sınırları dışından gelir. Bunlardan birisi Kocaeli il sınırları içinde kalır ve Mollafenari yöresinin sularını toplar. Uzundere adını alan bir diğer kolu da yine Kocaeli il sınırları içinden doğar, kaynaklarını değişik yerlerden alan birkaç küçük akarsu ile beraber Ömerli Baraj Gölü’ne dökülür. Baraj çıkışında Riva Deresi adı altında kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda Sırapınar Köyü’ne ulaşır. Alemdağ’ın kuzey eteklerinden doğan Alibahadır Deresi’ni de kendine katarak, Çayağzı’ndan Karadeniz’e dökülür. Riva Deresi’nin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 50 metredir.376 Osmanlı döneminde özellikle çok yağmur yağdığı zamanlarda Riva Deresi’nin taştığı ve çevresindeki arazilere zarar verdiği olmuştur. Bu tip hadiseler zaman zaman belgelerde de yansımıştır. Mesela 1910 yılının Şubat ayı sonlarında Riva Deresi’nin taşması sonucu oluşan bir sel baskınından Hüseyinli Köyü arazisi büyük zarar görmüştür. Ancak herhangi bir can kaybı olmamıştır.377 1910 yılının Şubat ayında Riva Deresi’nin taşması sonucu Hüseyinli Köyü arazisinin büyük zarar gördüğünü ancak nüfusça bir zayiat olmadığını belirten belge. Kaynak: BOA.DH.İUM.E57/75. Islah edilen Riva Deresi 164 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Ağva’ya dökülen Göksu Deresi GÖKSU DERESİ İstanbul ili sınırları içinde yer alan ve Göksu adını taşıyan iki akarsu vardır. Bunlardan birincisi Bakırdağı’nın (201 m) kuzey eteklerinden doğan ve Anadoluhisarı’nın kuzeyinden Boğaz’a ulaşan Göksu’dur. Diğeri ise Ağva’da denize dökülen Göksu’dur. Bu ikinci Göksu Deresi, sularını Kocaeli il sınırları içinde kalan birkaç derecikten alarak Karadeniz’e akar. Yaklaşık 395 kilometrekarelik bir su toplama havzasına sahiptir.378 Alemdağ Köyü’nün arazisi Riva Deresi’nin kolları tarafından sulanır. Yerleşmenin su ihtiyacının bir kısmı kaynak sularından (Defneli, Ayazma, Mütevelli, Elmalı ve Kozpınar gibi), bir kısmı da kuyulardan sağlanır.379 ÇAVUŞBAŞI DERESİ Saadi Nazım Nirven’in verdiği bilgilere göre 1860’lı yıllarda Çavuşbaşı Deresi ile ilgili bilgiler şöyledir: İstanbul’un Anadolu yakasının şehir suyunu temin eden Elmalı bendlerini besleyen derelerden biridir. Kanlıca’nın kuzey doğusunda vaktiyle Emlâk-ı Hümâyun’dan Çavuşbaşı Çiftliği’ne civar tepelerin eteklerinden doğar. Çavuşbaşı Deresi eskiden basit bir dere halinde akarak, Anadoluhisarı sırtlarında daha batıdan gelen Budak Deresi’nin suyunu da alarak sebze bostanları arasından Dörtkardeşler’e iner, burada Baruthane Çayırı kıyılarında Göksu Deresi’ne karışıp Anadoluhisarı önünden Boğaz denizine dökülürdü. Sultan II. Abdülhamid zamanında Çavuşbaşı ve kısmen Budakdere suları üzerinde Birinci Elmalı bendini toprak duvarı ve kısa bir müddet sonra taş duvarı kurulmuş ve dere de bendi besleyen en mühim menba haline gelmiştir. 1950’de Çavuşbaşı Deresi’yle Budak Dere üzerinde ikinci Elmalı bendinin göğüsleme duvarının yükseltilmesinden sonra dere yataklarının bir kısmı bend havzasına girmekle beraber, yine Elmalı suyunun ana kaynağı halinde kalmıştır.380 165 İstanbul’da Göksu adını taşıyan iki dere vardır. Fotoğrafta Kocaeli sınırları içinde doğup da Ağva’dan denize dökülen Göksu Deresi görülüyor. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY BÖLGEDE ÖNE ÇIKAN DİĞER GÜZELLİKLER Y üzölçümü itibariyle, dünyanın 32. büyük ülkesi olan Türkiye, 780.576 kilometrekarelik yüzölçüme ve farklı karakterde toprak çeşitlerine sahiptir. Aynı zamanda farklı iklim tipleri göstermesinin doğal bir sonucu olarak, oldukça zengin bir florası da mevcuttur. Son yapılan araştırmalara göre, ülkemizde 10.500’e yakın çiçekli bitki taksonu olduğu tespit edilmiştir.381 İstanbul 2 bin 500 türden oluşan florasıyla müthiş bir doğa zenginliğine sahiptir. Bunların çoğunluğu da Çekmeköy’ün bulunduğu bölgededir. İstanbul sosyal, kültürel, siyasi ve diğer alanlarda merkez bir şehir olarak ülkemizde en fazla göç alan ve en hızlı büyüyen şehirlerimizin başında gelir. Yapılaşmanın en fazla yaşandığı, yeşil alanlarını en hızlı tüketen bu şehir, bütün bunlara rağmen, hâlâ yedi önemli bitki alanı ve 2 bin 500 166 türden oluşan florasıyla müthiş bir doğa zenginliğine ve yüzlerce hayvan türüne de ev sahipliği yapar. Bu açıdan bakıldığında İstanbul’un, 5.100 kilometrekarelik yüzölçümü ile tek başına, İngiltere, Hollanda gibi bazı ülkelerinkinden çok daha zengin bir biyolojik çeşitliliği vardır. Bunda İstanbul’un toprak çeşitliliğinin, iki deniz ve iki kıta arasındaki konumunun, Karadeniz kıyılarından nemli ve soğuk, Marmara Denizi’nin sıcak ikliminin önemli etkisi olmuştur.382 İstanbul il sınırları içinde ormanlar, fundalıklar, meralar, kıyı kumulları ve sulak alanlar olmak üzere beş önemli habitat tipi bulunmaktadır. Ormanlar İstanbul’un en yaygın ve en değerli habitatları başında İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY gelir. Aynı zamanda yaban domuzu ve çakal gibi nadir hayvan türlerine de ev sahipliği yapar. Meşe ağırlıklı baltalık ormanları özellikle önemlidir. Asırlardır geleneksel olarak kullanılan meşe ormanlarında özellikle odun kömürü imali ve bölge halkının odun ihtiyacını karşılamak üzere 20 yıllık döngüler halinde baltalık kesim yapılmasının etkisiyle olağanüstü bir çeşitlilik gelişmiştir. Dünyadaki önemli kuş göç yollarından birisi üzerinde bulunan İstanbul’da, Çekmeköy bölgesi önemli kuş alanı olarak bilinir. Yılda iki kez, sayıları yüz binlerle ifade edilen kuşlar, İstanbul üzerinden geçerek göç ederler.383 Fundalıklar, her zaman yeşil çalı ve ağaç formunda süpürgeotugiller familyasına ait bitkilerin ağırlıkta olduğu habitatlardır. Çok sayıda nadir kuş türü ve bitki türünün yanında, zengin böcek (kelebekler, zarkanatlılar, kınkanatlılar vb.) sürüngen ve hem karada hem de suda yaşayan amfibyum türleriyle son derece zengin bir biyolojik çeşitlilik içerir. Meralar ise ağaç ya da çalılardan ziyade otsu bitkilerin yoğun olarak bulunduğu habitatlardır. Çeşitli bitkiler, böcekler, büyük memeli hayvanlar, göç eden kuşlar ve çiftlik hayvanlarının da yaşam alanlarıdır. Kıyı kumulları, deniz kumunun rüzgar ve dalgaların etkisiyle kıyıda birikmesi sonucu oluşur. Buralar bitki ve hayvan türleri için yaşanması zor alanlardır. Bataklık, turbalık ve suyla kaplı diğer alanlar da sulak alanlar olarak ayrılmıştır. Buralar da şehrin gelişmesi ve çarpık yapılaşmalar sonucu tehdit altındadır.384 Çekmeköy İlçesi’nin sahip olduğu havza İstanbul’un ve Türkiye’nin en önemli doğal ve göç geçiş alanlarından biridir. Çok zengin bir habitat ve tür çeşitliliği içeren havzada meşe ormanı, fundalık, mera, turbalık ve sulak alanlar gibi doğal yaşam alanlarının çok güzel bir mozayiği yer alır. Burasının en önemli özelliklerinden biri de Doğu Akdeniz ve Doğu Avrupa ülkelerinin en büyük fundalıklarına ev sahipliği yapmasıdır. Bu fundalıklar dünyanın en nadir habitatlarından biri olarak kabul edilir. Bünyesinde çok sayıda bitki, kuş, böcek, sürüngen ve amfibyum türleri barındırır. Özellikle İstanbul’da tanımlanan yedi önemli bitki alanından biri olan Ömerli Havzası’nda toplam bitki ve hayvan türü sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte, havzada en az 37 nadir bitkinin yetiştiği Doğal Hayatı Koruma Derneği tarafından tespit edilmiştir. Bunlardan en az 10 tanesi sadece Türkiye’ye özgü bitki olup, dünyanın başka hiçbir yerinde doğal olarak yetişmez.385 Çekmeköy sınırları içinde ve çevresinde sınırlı olarak yetişen bitkilerden bazıları şunlardır: 167 Çekmeköy İlçesi’nin sahip olduğu havza İstanbul’un ve Türkiye’nin en önemli doğal alanlarından biridir. Özellikle Ömerli Havzası’nda 37 nadir bitki yetiştiği uzmanlarca tespit edilmiştir. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Yalnız Alemdağ ormanlarında yetişen İstanbul Çiğdemi. İSTANBUL ÇİĞDEMİ Bilimsel adı “Crocus olivieri subsp Istanbulensis” olan 1-4 yapraklı, sarı çiçekli, çok yıllık ve yumrulu bir bitkidir. Yumrunun üzeri lifli bir kabukla kaplıdır. İlkbahar mevsiminde (mart) çiçek açar. Türkiye’de yalnız Alemdağ ormanlarında yetişmekte olup çok nadir bir bitkidir.386 KADIKÖY ÇİĞDEMİ (Colchicum Chalcedonicum) Kadıköy Çiğdemi de Ömerli havzasında ve Alemdağı’nda yetişen nadir bitkilerdendir. Kadıköy’ün tarihi ismi, Chalcedon’dan almış adını. Çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere, dünyada yalnızca birkaç yerde yetiştiği bilinen çok nadir bir bitkidir. Ömerli Havzası’nda, Ömerli Barajı Havzası’nı da içine alarak Kocaeli Yarımadası’nın orta ve güney bölümlerinde yer alan tepelerde yetişir. Aydos Dağı, Kayış Dağı, Yelken Tepesi, Alemdağ, Paşaköy bu alanın içindedir.387 168 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY MARMARA PEYGAMBER ÇİÇEĞİ Papatyagiller familyasından olup bilimsel adı “Centauria hermannii” olan bu bitki İstanbul’un Avrupa Yakası’nın kuzey kesimlerinde, Asya Yakası’nda ise Aydos Dağı civarındaki nemli fundalıklar, makilikler ve ormanlarda yetişir. Bu bitki Bern Sözleşmesi Ek Liste I’de yer alır.388 ÇOKBAŞLI KÖYGÖÇÜREN (Cirsium Polycephalum) İstanbul’un baltalık ormanlarına ve fundalıklarına endemik, iki yıllık bir bitkidir. Papatyagiller familyasından olan ve uzun boylu, beyaz çiçekli çokbaşlı köygöçüren, Türkiye’nin küresel ölçekte tehlike altında bulunan, korumakla yükümlü bitkilerinden biridir.389 MAVİ YILDIZ/DOĞU RAZYASI (Amsonia orientalis Decne) “Mavi yıldız” ve “doğu razyası” gibi isimlerle anılan Amsonia orientalis Decne. (sinonim adı Rhazya orientalis), dünyada sadece Yunanistan’ın kuzeydoğusunda ve Türkiye’nin kuzeybatısında son derece dar yayılış gösteren, nadir ve tükenme tehdidi altında olan bir bitki türüdür. Ülkemizde Bursa, Balıkesir ve İstanbul olmak üzere üç ayrı yerden rapor edilmiştir. Yapılan çalışmalarda, Amsonia orientalis’in Bursa ve Halkalı (İstanbul) popülasyonlarının tamamen yok olduğu, ancak bitkinin Ömerli Havzası’ndaki çok dar bir alanda bulunduğu tespit edilmiştir. Mavi yıldız bitkisinin tükenmesinin en önemli nedeni, doğal yayılış alanlarının yerleşim alanı sınırlarında kalmasıdır. Zakkumgiller familyasının bir üyesi olan Amsonia orientalis, bünyesinde bulundurduğu çok sayıda glikozitler ve glikoalkaloitler sayesinde kardiyoaktif ve antikanser özelliklere sahiptir. Ayrıca Amsonia orientalis, yıldız şeklinde gösterişli mavimor çiçeklere sahip olduğu için dış mekân süs bitkisi olarak kullanılabilmektedir.390 Bu bitki Bern Sözleşmesi Ek Liste-I’de yer alır.391 İSTANBUL NAZENDESİ (Lathyrus Undulatus) Türkiye’nin kuzeybatısına endemik, çok çekici bir bitkidir. İstanbul’un Asya Yakası’ndaki fundalıklarda zengin popülasyonları bulunur. Avrupa çapında nadir bir bitki olan İstanbul nazendesinin koruma altına alınması gereklidir.392 NARİN ACIÇİĞDEM (Colchicum Micranthum) İstanbul Nazendesi İstanbul’a endemik küçük çiçekli bir acıçiğdem türüdür. Nemli fundalıklar ve meralarda yetişen bitki, sonbaharda çiçeklenir. Kemerburgaz’da bulunan birkaç küçük kolonisi dışında, büyük çoğunlukla İstanbul’un Asya Yakası’nda yayılış gösterir. Ancak kontrolsüz şehirleşme ve yanlış ağaçlandırma gibi nedenlerle nesli tehlike altında bulunmaktadır.393 Narin acıçiğdem, Bern Sözleşmesi394 gereği Türkiye’nin korumakla yükümlü olduğu bitki türlerimizden biridir. 169 Günümüzde sadece Ömerli Havzası’nda kalan Doğu Razyası adlı bitki, zakkumgiller familyasındandır ve kardiyo aktif ile anti-kanser özelliklere sahiptir. Çekmeköy bölgesinde yetişen İstanbul Nazendesi de Avrupa çapında nadir olan bir bitkidir ve koruma altına alınması gerekir. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İNCEYAPRAKLI EĞRELTİ (Isoetes Duriei) Ömerli Havzası’nda mevsimsel su basan kumlu ve taşlık yerlerde yetişen bir eğrelti türüdür. Ülke çapında çok az yerde kayıtlı, nadir bir bitkidir. Bu inceyapraklı eğrelti türü, yetiştiği çok hassas ekosistemlerin tahrip edilmesi nedeniyle azalmaktadır. EUPHORBIA AMYGDALOIDES VAR ROBBIAE Türkiye’nin kuzeybatısına endemik bir sütleğen türüdür. Bahar ve yaz aylarında çiçeklenen bitki Ömerli Havzası’nda akarsu kenarları, ağaçlık ve çalılık ortamlarda yetişir.395 KARAYOSUNLARI (Musci) Çekmeköy bölgesi özellikle Ömerli Barajı ve çevresi karayosunu bakımından da zengin bir havzadır. Çok sayıda familya ve cinse ait karayosunu çeşidi bulunur. Karayosunları karasal bitkiler olarak bilinmelerine rağmen, bazen tamamen suya gömülü olarak, ıslak zeminlerde, nemli ortamlarda, toprak ve kayalar üzerinde, ayrıca ağaç gövdelerinde de bulunurlar. Bununla beraber yapraklı karayosunlarının çoğu soğuk ve sıcağa da dayanıklıdırlar. Bazı yapraklı karayosunları, kuru hava şartlarında önemli miktarda su kaybeder ve su bulduğu zaman da tekrardan canlanırlar. Bazıları da, alpin ve arktik bölgelerde toprak ve kayalar üzerinde gelişirler. Orman yangınlarından sonra serinleyen kayalar ve toprak üzerinde ayrıca yanardağlardan sonra soğumuş lav yataklarında erken işgalciler olup, ortamda koloniler oluşturarak toprağın kalitesini ve nemini yükselterek, diğer tohumların ortamda çimlenmesi için uygun zeminin oluşmasını sağlarlar.396 LAURENTİA GASPARRİNİİ Ömerli Havzası’nın nemli bölümlerinde yetişen küçük, narin bir bitkidir. 10-20 cm.lik gövde üzerinde Mayıs-Haziran aylarında beliren çiçekleri beyazımsı-mavidir. Diğer sulak alan bitkileri gibi doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi nedeniyle sayıları hızla azalmaktadır. Bu nedenle, mutlaka koruma altına alınması gereken, ülke çapında nadir bitki türlerimizden biridir. ÜMRANİYE ÇİĞDEMİ (Crocus Pestalozzae) Türkiye’ye endemik küçük çiçekli bir çiğdem türüdür. Erken ilkbaharda İstanbul’un nemli fundalıkları içinde meralar ve kayalıklarda bembeyaz çiçek açar. Ümraniye Çiğdemi’nin en büyük ve önemli popülasyonları İstanbul’da Maltepe-Ömerli-Pendik üçgeni içinde yetişir. Bu endemik çiğdem doğal yaşam alanlarının şehirleşme nedeniyle tahrip edilmesi sonucu yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. BOĞAZİÇİ KETENİ (Linum tauricum ssp. bosphori) Adını İstanbul Boğazı’ndan alan, şehrin en nadir bitkilerinden biridir. Doğal yaşam alanı kumullar, meralar şehirleşmeyle kayboluyor. Avrupa Yakası’nda Rumeli Kavağı’ndan Kilyos’a uzanan alanlarda ve Belgrad Ormanı’nda; Asya Yakası’nda ise, Kayışdağı ve Alemdağı çevresindeki alanda yaşıyor.397 Ümraniye Çiğdemi Fotoğraf: www.agaclar.net 170 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Fotoğraf: Vikipedia.org, Michael Maggs 171 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY HER DERDE DEVADIR; ALEMDAĞ’DA İSPİNOZ VE BÜLBÜL DİNLEMEK Çekmeköy sınırları özellikle de Ömerli Baraj Gölü ve çevresi göçmen kuşlar, özellikle yırtıcı kuşlar ve leylekler için Avrupa’daki en önemli göç yollarından biri olması nedeniyle ‘önemli kuş alanı’ olarak belirlenmiştir. Alanda bulunan Bern Sözleşmesi kuş türlerinden bazıları şunlardır: Kır İncirkuşu (Anthus Campestris), Kara Leylek (Ciconia Nigra), Çobanaldatan (Caprimulgus), Bahçe Kirazkuşu (Emberiza Cirlus), Kirazkuşu (Emberiza Hortulana), Kerkenez (Falco Tinninculus), Kır Kırlangıcı (Hirunda Rustica), Ak Mukallit (Hippolais Pallida), Kızılsırtlı Örümcekkuşu (Lanius Collurio), Bülbül (Luscinia Megarhynchos), Kuyrukkakan (Oenanthe), Taşkuşu (Saxicola Torquata), Maskeli Ötleğen (Sylvia Melanocephala).398 Bu kuşlar içinde Alemdağ ispinozu ve bülbülün Çekmeköy için ayrı bir yeri vardır. Bu yüzden biraz daha ayrıntılı olarak ele almak gerekir. ALEMDAĞI İSPİNOZU Alemdağı İspinozu bir kuş türüdür. İstanbul’un Anadolu yakasında, Çekmeköy’den kuzeyde Riva’ya kadar uzayan Alemdağı orman serisi ve avlağında, öteki göçmen kuşlarla birlikte görülür. Açık mavi, kırmızı, yeşilimsi, beyaz-siyah tüyleri ve diğer özellikleri ile öteki ispinoz türlerinden önemli bir farkı yoktur. Ancak ötüşü daha güzel ve şakraktır. Tanınması ise 19. yüzyıldada Alemdağı korularının ve su kaynaklarının mesire yeri olmasından sonraya rastlar. Alemdağı mesirelerine tutkun olan ve sık sık bu çevreye binişler düzenleyen II. Mahmud döneminde (1808-1839) İstanbullular da günübirlik veya çadır kurup geceleyerek Alemdağı’na mesireye gitmeye başladılar. 19. yüzyıl boyunca süren bu geleneğin bir amacı da ispinoz ve bülbül dinlemekti. İlkbahar sonu, yaz ayları boyunca tertiplenen geziler için özellikle mehtaplı geceler seçilirdi. Alemdağı İspinozu 172 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Taşdelen ve Malkuyusu sularını içmek, eğlenceler düzenlemek, mehtapta ve koru serinliğinde dinlenmek, özellikle Üsküdar ve Kadıköy halkı için vazgeçilmez bir tutku oldu. “Alemdağı’na ispinoz dinlemeye, Taşdelen suyu içmeye gidiyoruz!” diyenler, Üsküdar, Dudullu, Kısıklı, Sultançiftliği semtlerinden at ve öküz arabaları ile sazlı sözlü yola çıkarlardı. İstanbul kibar çevrelerinin, doğal seslere ve çevre güzelliklerine düşkün aydınları ve sanatçıları da Emirgân’da bülbül, Göksu’da mehtapta kurbağa, Boğaziçi’nde açık yalı penceresinden deniz şıpırtısı dinlemek kadar, Alemdağı ispinozlarının ötüşlerini dinlemeye de meraklıydılar. Bunlar aralarına, dönemin ünlü bestekârlarını da (Kemani Tatyos, Kemençeci Vasil, Kanuni Şemsi, Tanburi Yuvakim, Şevki Bey ve diğerleri) alırlar; kuşların ötüşüne eşlik eden fasıllar tertiplerlerdi. Kimi zaman da ispinozları çalgı sesleri ile farklı ötüşlere alıştırma yarışmaları düzenlenirdi.399 Bülbül ÇEKMEKÖY’DE BÜLBÜL SEFASI Güzel sesli, lâtif nağmeli, zengin ötüşlü meşhur kuştur bülbül. Eski İstanbul sayfiyelerinin çoğu, çağlayan hâlinde şakıyan bülbülleri ile meşhurdu. Alemdağ’da biri normal bülbül diğeri de büyük bülbül olmak üzere iki bülbül çeşidi yaşamaktadır.400 Reşat Ekrem Koçu tarafından hazırlanan İstanbul Ansiklopedisi’nin 7. cildinde bülbüller ve Alemdağ ile ilgili şunlar söylenmiştir: “Sevgilisi gülü âşık kalbinin kanı ile boyadığı söylenen hürriyetinin esîri bu harikulade kuşcağız, bağlarında, bağçelerinde, korularında, ormanlarında asırlar boyunca, zevk ve duygu sahibi İstanbulluları ayağına koşturmuşdur. Kanlıca Körfezi’nde veya Alemdağı’nda gece bülbül dinlemek için, Büyükşehrin bir bucağından kalkılmış, atlara, arabalara, kayıklara, sonra vapurlara binilerek, tâ öbür bucağına gidilmiştir.” Ahmet Rasim, Külliyatı Sâyü Tahrir’inde aynı konu ile ilgili şu ifadelerde bulunmaktadır: “Bir gece Alemdağı Korusu’nda tulûi kamer ile başlayan bir bülbül, bütün sükkâm meşcereyi uyutmadı. Her feryadı medîdine etrafdan akisler, cevablar geliyordu. Her avazı muhriki semâya irtikaa ederek parça parça, nağme nağme dökülüyor zan edilecek kadar parlak, mühtez idi. Ömrümde unutamadığım bir şebi mukammer de budur. Sükûn arasında bir ahengi tabiî ile huruç eden bu sadâyi ulvî kâh en lâtif, en tatlı bir pesliğe, kâh en şedid, âdeta kulakda cm çın ötecek derecede kuvvetli bir tizliğe munkalib olduğu halde bile mevzûniyeti ruh nüvâzma asla halel gelmiyordu”.401 173 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ALEMDAĞ KASRI VE ALEMDAĞ AV KÖŞKÜ Tanzimat’la birlikte Balyan Ailesi İstanbul’daki pek çok yapıda özellikle de Dolmabahçe, Beylerbeyi ve Çırağan saraylarında mimar olarak görev aldılar. Yangınlardan doğan sonuçları önlemek üzere sokakların düzenlenmesi, kat mülkiyeti ve imar kurallarının yeniden ele alınması, yine 19. yüzyılda yapıların ahşap yerine kâgirden yapılmaları da mimaride bir yenilikti. Genel olarak, 19. yüzyıl sarayları önemli yatırımlardı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun hiçbir döneminde bu yüzyılda olduğu kadar çok saray, kasır ve köşk yapılmamıştı. Çoğunluğu, Boğaziçi kıyılarında ve ormanlık alanlarda inşa edilen bu köşklerden biri Alemdağı Kasrı, diğeri de Alemdağı Av Köşkü idi.402 Alemdağı Kasrı, Alemdağı mesire yerinde, Şehzade Abdülaziz için ağabeyi Sultan Abdülmecid tarafından 1853 yılında yapılmış bir biniş kasrıydı. Abdülaziz (1861-1876) için Sarkis Balyan tarafından tasarlanmış neoklasik üslupta, yüksek bir bodrum kat üzerinde iki katlı kâgir bir yapıydı. 1940’lı yıllarda bekçisinin çıkardığı bir yangında harap olan403 bina, daha önceleri 1895 yılında Ermeniler’in de saldırısına uğramıştı.404 Abdülaziz, şehzadeliğinde de ava merak- lıydı. Sık sık Alemdağ’da ava çıkardı. Bu ava çıkış esnasında dinlenmesi için kendisine yeni bir mekân arayışı ihtiyacıyla, 1853 yılında yapılan kasrın yanında, üç sene sonra, 1856 yılında bir de av köşkü yaptırıldı. Av köşkü Abdülaziz’in şehzadeliği sırasında kendisi için inşa edildiğinden adıyla anılmaya başlandı.405 Sultan Abdülaziz Avrupa’ya gidip geldikten sonra oradaki mimari yapılardan etkilendi. Avrupa’da gördüğü servet ve refahın nasıl elde edildiğine bakmaksızın sadece dış görünüşünün cazibesine kapılan Abdülaziz, onları taklide özendi. Avrupa’daki emsallerini aratmayacak Çırağan ve Beylerbeyi sarayları gibi saraylar ve köşkler yaptırdı. Bunlardan başka Kâğıthane Kasrı tamir edildiği gibi, Rumeli ve Anadolu yakasındaki diğer av köşkleri de yine bu dönemde inşa ettirilmişti.406 Çeşitli yerlere yapılan bu köşkler, hem bayındırlık hizmetlerinin bölgeye hızlıca gitmesine yardımcı oluyor hem de bazı yerleşim birimlerinin de gelişmesine neden oluyordu. Mesela, Sultan Abdülaziz döneminde Alemdağ’da yapılan köşk nedeniyle Yukarı Dudullu yol güzergâhı üzerinde kalmış ve Aşağı Dudullu’ya nazaran daha çok gelişmiştir.407 Alemdağ Kasrı ve Alemdağ Av Köşkü ile Abbas Halim Paşa Av Köşkü dışında, Çekmeköy’de bulunan üçüncü önemli köşk de Said Halim Paşa Av Köşkü’dür. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy da son günlerini bu köşkte geçirmiştir. 174 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Koçullu Köyü’nde bulunan Abbas Halim Paşa Av Köşkü ABBAS HALİM PAŞA AV KÖŞKÜ Derin Türkömer, Prenses Zeynep Halim ile yaptığı sohbetlerini kaleme aldığı kitapta bu av köşkü ile ilgili prensesin ağzından şu bilgileri vermektedir: “İlk defa elime tüfek aldığım tarihi tam bilemiyorum, sanırım on sekiz yaşındaydım. Arada bir 22 çapla nişana attığımı hatırlarım. Eniştem Abbas Beyin avcılığa ve silahlara olan merakını biliyordum. Kendisinin Ömerli yakınında Koçullu’da bir av köşkü vardı. Semih Bey adında bir mimar arkadaşı yapmıştı burasını. Mimarlık tahsil ettiği Macaristan’ın köy evlerinden ilham almıştı bu köşk için. Oraya ailece gider ve kalırdık. Bir sonbahar günü Abbas Bey bana, evde oturacağınıza alın tüfeklerden birini, birkaç da fişek, civar ağaçlıklarda şöyle bir dolaşıp üveyik vurun dedi. Ben de onun oğullarından yaşça en uygun olanını yanı- ma katıp çıktım. Üveyik nasıl kuştur, nasıl uçar, nasıl avlanır en ufak fikrim yok. Neyse bir tane uçurduk ve attım. Düşmedi ama bir saçma almış olmalı ki yakındaki ağaca kondu. Kuşu tekrar kaldırdım ve nasılsa vurdum. İlk düşürdüğüm av bu oldu. Prenses Zeyneb Halim, Mısır’ı uzun süre yöneten Osmanlı kökenli hanedanın kurucusu Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın (1769-1849) ikinci göbek torunuydu. 1915 yılında altı kız kardeşin en küçüğü olarak Bursa’da dünyaya gelmişti. Babası Prens Abbas Halim Paşa, annesi de Hidiv Mehmet Tevfik Paşa’nın kızı Prenses Hatice Tevfik Hanım’dı. Prens Abbas Halim Paşa kısa bir süre Bursa valisi olmuş, ardından İttihat ve Terakki dönemindeki Osmanlı hükümetinde Nafıa Nazırlığı yapmıştı. Aynı dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun sadrazamı olan Prens Sait Halim Paşa, Zeynep Hanım’ın amcasıydı.”408 175 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY’DE HABERLEŞME VE ULAŞIM ALEMDAĞ İLE ÜSKÜDAR ARASINDA TELGRAF HATTI ÇEKİLMESİ Alemdağ’a ilk telgraf hattı 1869’da çekildi. Ayrıca Alemdağ 1916’da askerî telgraf merkezi haline geldi. Mayıs 1916 tarihinden itibaren Alemdağı Askeri Telgraf Merkezi’nin faaliyete geçtiğini gösteren belge. Kaynak: BOA.DH.EUM. KLU.17/33. Osmanlı Devleti, hükmettiği geniş coğrafyada haberleşmenin emin ve hızlı bir şekilde yapılabilmesine büyük önem veriyordu. Bu amaçla daha kuruluştan itibaren oluşturulan ulak sistemi sayesinde resmi haberleşme sağlanmaya başlamıştı. Atlı posta tatarları kullanılarak yapılan bu tip haberleşme XVI. yüzyıla kadar devam etti. Haberleşmede gerçek anlamda teşkilatlanma Kanuni Sultan Süleyman zamanında oluşturuldu. Menzil teşkilatı olarak adlandırılan bu sistem sayesinde resmi haberleşme eskisine nazaran daha düzenli bir hale getirildi. II. Mahmud dönemine kadar haberleşmede köklü değişiklik yapılmadı. Merkeziyetçi bir siyaset takip etmeye başlayan II. Mahmud, iletişim imkânlarından daha fazla yararlanmak maksadıyla çalışmalar yaparak Posta Nezareti’ni kurdu. Bu sayede hem resmi haberleşme daha düzenli hale getirilirdi, hem de halkın haberleşme ve haber alma ihtiyacı karşılanmaya başladı.409 Tanzimat Fermanı’ndan sonra Osmanlı Devleti, önce İngiltere’de ve ardından da Fransa’da çok hızlı bir haberleşme aracı olan elektrikli telgrafı kullanmaya karar verdi. Elektrikli telgrafın Osmanlı İmparatorluğu’na ilk girişi ile ilgili 1839’dan itibaren çeşitli denemeler yapıldıysa da gelişi 1850’lerde oldu. Etkisi Osmanlılar’ın hayatında pek çok şekilde hissedildi. Özellikle sultanlar, telgrafı olumlu karşıladılar ve uzak vilayetler üzerinde ek bir denetim aracı olan bu sistemin geliştirilmesine önayak oldular.410 Aslında Kırım Savaşı, telgrafın Osmanlı topraklarına girişi sürecini hızlandırdı. İstanbul-Edirne telgraf hattı inşaat çalışmalarına Mart 1855’de başlandı. 270 kilometrelik tel kullanımı ile inşa edilen İstanbulEdirne hattı, 19 Ağustos 1855 günü Edirne telgrafhanesinin de faaliyete geçmesiyle haberleşmeye açıldı ve ilk telgraf çekildi.411 Bundan sonra da ülkenin çeşitli bölgelerine telgraf hatları döşenmeye devam etti. Sultan Abdülaziz sık sık geldiği ve kaldığı Alemdağı ile saray arasında irtibat sağlamak amacıyla 1869 yılında Üsküdar’dan Alemdağı Kasrı’na kadar bir telgraf hattı çektirdi. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden temin ettiğimiz bir belgede bu telgraf hattı yapımı sonrası ortaya çıkan masraflar ayrıntılı olarak belirtilir: Belgede masrafların ödenmesi için padişahın izni talep edilir.412 Daha sonra 2 Kasım 1869 tarihinde çıkan padişah iradesiyle de masrafların hazineden ödenmesi ferman buyurulur.413 Birinci Dünya Savaşı sırasında haberleşme vasıtalarından, özellikle de telgraftan oldukça çok faydalanıldı. Savaş sırasında Doğu’da askeri bir mevki olan Kısırlık Köyü’nde ve Garzan ile Sason arasında bulunan Hato Nahiyesi’nde birer telgraf merkezi oluşturularak elsine-i şarkiyede yani doğu dillerinde de muhaberata başlanmıştı. Doğu dilleriyle yapılan haberleşme adreslerinden biri de İstanbul Başmüdüriyeti dâhilinde bulunan Alemdağı Askeri Telgraf Merkezi oldu. Mayıs 1916 tarihinden itibaren Alemdağ’dan bu muhabere işlemi gerçekleşmeye başladı.414 176 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY TARİK-İ KEBİR TİCARETİN CAN DAMARIYDI Şile, Kartal ve Beykoz kazalarının yegâne ticaret yolu Alemdağı’ndan geçiyordu. Bu yol, Alemdağı civarındaki diğer köyler için de çok mühimdi. Bunun için döneminde bayındırlık ve imar faaliyetlerine büyük önem veren Sultan İkinci Abdülhamid, 1870 yılında Sultan Abdulaziz’in yaptırdığı şose yolu 1880 yılında elden geçirtti. Bu yola “tarik-i kebir” deniyordu. Bu yol uzun yıllar bölge halkına hizmet etti. Ancak bir müddet sonra bakımsız kaldı. 1899 yılında Alemdağ ve civarı halkı yolun öneminden bahisle, mevcut durumunu ve bozuk olduğunu söyleyerek, tamir ve düzeltilmesini talep etmişlerdi. Dönemin padişahı Sultan İkinci Abdulhamid konuyu Ticaret ve Nafia Nezareti’ne havale edip gerekenin yapılmasını emretmişti.415 Çamlıca-Alemdağı karayolunun bozuk olduğunu öğrenen Sultan II. Abdulhamid, Ticaret ve Nafia Nezareti’ne gerekenin yapılması için yukarıdaki yazıyı göndermiştir. Kaynak: BOA.BEO.1279/95852. 177 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY OMNİBÜS GÜZERGAHININ SON DURAĞI ALEMDAĞ OLACAKTI416 Kentsel toplu taşımanın dünyadaki gelişimine bakıldığında, organize olmuş ilk kentsel toplu taşıma uygulaması XIX. yüzyılın ilk çeğreğinde Fransa’nın Nantes şehrinde kullanıldı. Bu taşımayı sağlayan araç ise, “Omnibus” adında bir at arabasıydı. Omnibus Lâtincede “halk için” anlamına gelmekteydi.417 Omnibüsler yaklaşık 15 kişi taşıyor ve üç at tarafından çekiliyordu. Paris’te ise “voiture omnibus” adıyla 1819 yılında yolcu taşınmaya başladı. Fransa’da büyük ilgi gören bu sistem hızla Avrupa ve ABD’deki kentlerde de uygulandı.418 Başlangıçta kısa mesafelerde işleyen atlı tramvaylar zamanla şehir içlerinde yaygınlaşmış ve diğer Avrupa şehirlerinde de kullanılmaya başlanmıştır ki, bu şehirlerden biri de İstanbul idi. Altıncı Daire-i Belediye önünde atlı tramvay. Fotoğraf: Servet-i Fünun, Sayı 1042, 25 Mayıs 1911. İlk olarak 1872 Ağustos’unda Perşembe Pazarı ile Pangaltı arasında omnibüsler çalışmaya başladı. Galata’dan yokuşu tırmanmaya başlayan omnibüsler Tepebaşı’ndaki ilk durakta duruyor, buradan Galatasaray, Harbiye yoluyla Pangaltı’ya ulaşılıyordu. Bu hat üzerinde 7 omnibüs çalışıyordu. Belediye araba başına ayda 2 lira vergi alıyordu.419 1872 Aralık ayından itibaren de Eminönü - Eyüp ve Beyazıt - Edirnekapı arasında omnibüsler yolcu taşımaya başladı. İstanbul şehiriçi ulaşımında ilk omnibüslerin işlemeye başlamasından sonra 1871’den itibaren Üsküdar taraflarında da omnibüs işletmesi için girişimlerde bulunuldu. Üsküdar halkının talebi de bunda etkili olmuştu. Bu amaçla yapılan başvurular çeşitli gerekçelerle hükümet tarafından geri çevrildi.420 Osmanlı Hükümeti gerek Üsküdar’da gerekse şehrin diğer mahallerinde omnibüs işletme taleplerini reddederken esas itibariyle bu işten yeteri kadar gelir temin etme amacını güdüyordu. Bu arada Üsküdar halkı da kendi arasında örgütlenerek, bir şirket kurmuş ve Üsküdar’da omnibüs işletmek için kendilerine imtiyaz verilmesi amacıyla Şehremaneti’ne başvurmuşlardı. Başvuruda şirketin teşekkülü yanında bir mukavele metni de mevcuttu. 14 Eylül 1873 tarihini taşıyan bu mukaveleye göre, Üsküdar ve havalisinde omnibüs işletmek üzere 12 kişiden oluşan bir yönetim meydana getirildi. Şirketin adı “Üsküdar Omnibüs Şirketi” ve idare merkezi Üsküdar’da idi. Şirket lüzum göreceği yerlere duraklar yapacak, ahırlar ile arpa ve saman ambarları inşa edecekti. Durak yapılacak yerlerin arsası şirket tarafından satın alınacaktı. Omnibüs arabaları Üsküdar ve havalisinde geçişe uygun sokaklarda işleyecekti. İşletilmesi düşünülen hatlar şunlardı: Birinci hat: Büyük İskele-Eski Hamam Caddesi-Doğancılar-İhsaniye-ÇamlıcaKaracaahmet. İkinci hat: Büyük İskele-Çarşı yoluAhmediye-Karacaahmet. Üçüncü hat: Büyük İskele-Bülbülderesiİcadiye-Bağlarbaşı-Tophanelioğlu- Kısıklı. Dördüncü hat: Büyük İskele-BeylerbeyiTophanelioğlu. Beşinci hat: Büyük iskeleden direkt Selamsız. Bu hatlardan ayrı olarak Kadıköy ve Haydarpaşa taraflarına çalışacak omnibüslerin güzergâhları da şöyleydi: 178 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Ülkemizde kullanılan omnibüslerden biri. Kaynak: Servet-i Fünun, Sayı 878, 20 Şubat 1908. Birinci ve ikinci hatlar merkez alınmak suretiyle Karacaahmet’ten Haydarpaşa ve Kadıköy’e ve yine Karacaahmet’ten Nuhkapısı yoluyla Bağlarbaşı ve Koşuyolu’ndan kezalik Haydarpaşa’ya ve üçüncü yol üzerinde bulunan İcadiye’den sağ tarafa saparak Selamsız ve Yenimahalle ve Çinili yoluyla Eskivalide’den ve Bağlarbaşı ve Koşuyulu’ndan kezalik Haydarpaşa ve Karacaahmet’e ve bu yollardan çarşı boyundaki çeşme ve Atpazarı’ndan Çavuşderesi nihayetine gidecek ve Çinili yokuşu düzeltildiği takdirde Çavuşderesi’nden Yenimahalle’ye kadar uzanacaktı. Bunlardan başka Kısıklı yolu da Alemdağı’na kadar gideceği gibi Erenköy demiryolu istasyonundan Kozyatağı yoluyla Kayışdağı’na kadar omnibüsler işleyecekti. Görüldüğü gibi omnibüsler için Anadolu yakasında hemen her yerleşim birimine ulaşacak tarzda bir güzergâh belirlenmişti. Mukaveleye göre şirket belediyeye vergi ödemeyecek, buna karşılık arabaların geçeceği yolları düzelteceği gibi bu yolları iyi halde tutmaya da mecbur olacaktı. Arabaların işleyeceği yolların her bir hattı kıtalara taksim olunup her bir kıta sözü edilen dört yol ağızlarına ulaşacaktı. Yolculardan kıta itibariyle ücret alınacaktı. Yolda binip inen yolcular da kıta ücreti ödeyeceklerdi. Adam başına alınacak ücret beher bin metre mesafe için kırk parayı geçemeyecek, tarifeler bu esas üzerine hazırlanacaktı. Askerler Üsküdar, Beylerbeyi, Çamlıca ve Haydarpaşa dâhilinde olan hatlar için yirmişer para, bunun haricindeki hatlar için yarı ücret ödeyeceklerdi. 25 Eylül 1873 tarihli irade ile gerekli iznin alınmasıyla Üsküdar tarafında omnibüsler çalışmaya başladı.421 Şehrin Anadolu yakasında tramvay da olmadığından omnibüslerin toplu taşımacılığa önemli katkısı oldu. Ama Avrupa yakasında işleyen omnibüslerde rastlanan şikâyetlerin benzeri kısa süre içinde burada da ortaya çıktı. Özellikle yaz aylarında omnibüslerin meydana getirdiği tozlar ve sıçrattığı çamurlar evleri batırdı, insanları rahatsız etti. İnsanların şikâyetleri gazetelerde bile dile getirilir oldu.422 Üsküdar omnibüsleri her şeye rağmen 1870’lerin sonuna kadar çalışmaya devam etti. Fakat başlarda düşünülmesine rağmen Alemdağı ve Kayışdağı civarında yaşayanlar bu omnibüslerden faydalanamadı. 179 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Üsküdar-Kısıklı tramvayı Kaynak: Bir Ulu Rüyayı Görenler Şehri Üsküdar. Atlı tramvayların ilk olarak şehrin Avrupa yakasında faaliyete geçmesi büyük ilgi gördü. Bu ilgi kısa bir süre sonra Üsküdarlıları da harekete geçirdi. kavele gereği, imtiyaz tarihinden itibaren beş yıl içinde İstanbul’un Anadolu yakasına da tramvay yapmak için şirkete rüçhan hakkı verilmişti. Bu hakkın dolması için daha iki yıl vardı ve yetkililer Üsküdarlılara bu sürenin tamamlanması gerektiği cevabını verdiler. Bu sürede tramvay şirketi dilediği takdirde Üsküdar’da tramvay inşa edebilirdi. Fakat geçen zaman içinde şirketin Üsküdar’a tramvay getirme konusunda bir faaliyet ve çabası olmadı. Çünkü Avrupa yakasında yapılması gereken başka hatlar bulunuyordu. 1872 yılında, Üsküdarlılar kendi aralarında örgütlenerek hükümet yetkililerine dilekçe ile başvurdular ve atlı tramvayın kendi semtlerine de getirilmesini istediler. Üsküdarlıların bu talebi değerlendirmeye alındı. Zaten tramvay şirketi ile yapılan mu- Bu tarihten sonra, tramvayın Üsküdar’a getirilmesi için başarısızlıkla sonuçlanan birçok girişim yapıldı. Mesela 1899 yılında Belçikalı Henry Bormans, Üsküdar ve havalisinde buharla işleyen tramvaylar inşa etmek istedi fakat bundan bir sonuç alınamadı. GERÇEKLEŞMEYEN BİR RÜYA: ÜSKÜDAR - ALEMDAĞ TRAMVAYI İstanbul’da ilk atlı tramvay hattı 31 Temmuz 1871’de Karaköy-Beşiktaş arasında açıldı ve işlemeye başladı. Tramvayın karşı tarafa yani Üsküdar’a ulaşması ise tam 57 yıl sonra gerçekleşti ve Üsküdar-Kısıklı tramvayı, ancak 1928 yılında hizmete girebildi. 1907 yılının son aylarında, Üsküdar’dan başlayarak Çamlıca ve Alemdağı’na, Kadıköy’den Moda ve Fenerbahçe’ye, Üsküdar’dan Kuzguncuk’a kadar elektrikli bir tramvay hattı inşası imtiyazı için İngiliz sermayedarlarından oluşan bir şirket adına Moris Dikson isimli bir kişi Osmanlı Hükümeti’ne başvurdu. Yine, 1907 yılının son aylarında, Üsküdar’dan başlayarak Çamlıca ve Alemdağı’na, Kadıköy’den Moda ve Fenerbahçe’ye, Üsküdar’dan Kuzguncuk’a kadar elektrikli bir tramvay hattı inşası imtiyazı için İngiliz sermayedarlarından oluşan bir şirket adına Moris Dikson isimli bir kişi Osmanlı Hükümeti’ne başvurdu. Hatta bunun için gerekli olan mukavele ve şartname müsveddeleri de başvuru sırasında takdim edilerek Hükümet’ten izin talep edildi.423 Fakat bundan bir netice çıkmadı. Kaynak: BOA.Y.MTV.304/133. 180 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Aynı tarihlerde dönemin Adliye Nazırı Abdurrahman Paşa da, Üsküdar ve havalisine tramvay yapmak ve çevreye elektrik getirmek için imtiyaz talep etti. Abdurrahman Paşa, aynı zamanda Osmanlı Hükümeti’nin bir üyesi olduğundan hükümetin diğer üyeleri imtiyaz konusunun görüşüldüğü toplantıda kendisini şiddetle eleştirdiler. Toplantıya katılan nazırlar ve şeyhülislam da Abdurrahman Paşa’yı ayıplar bir tarzda, bu imtiyaz talebinin usul ve kanuna aykırı olduğunu belirtince Paşa toplantıyı terk etti. Sonuçta Üsküdar’a tramvay yapımı yine gerçekleşmedi. İstanbul’da ilk tramvayın işlemeye başlamasının üzerinden neredeyse 40 yıl geçmesine rağmen Anadolu tarafında bir türlü yapılamamasının en önemli sebeplerinden birini, Anadolu demiryolları idaresinin bu bölgede yapılacak tramvay hatlarına karşı çıkacağının düşünülmesi oluşturuyordu. Üsküdar’da tramvay yapımının ciddi şekilde ele alınması, ancak 1912 yılında gerçekleşti. Esas itibariyle bu yıllarda, Avrupa yakasında elektrikli tramvayların inşa edilmesi de söz konusu idi. Buna paralel olarak, Üsküdar, Kadıköy ve havalisinde elektrikli tramvay işletmek üzere Mart 1912’de bir ihale açıldı. İhalede en iyi teklif Fransız Omnium D’Entreprise firması ve temsilcisi Oktave Besançon tarafından verildi. Bunun üzerine Besançon’a geçici imtiyaz verilerak mukavele yapıldı.424 daha kolaylaşacaktı. Evkaf Nezareti bu düşünceyi 26 Nisan 1912 tarihinde Osmanlı Hükümeti’ne iletti. Omnium D’Entreprise şirketi ise, bu gelişmeler karşısında, Fransız sefareti aracılığı ile hükümete bir protesto notası göndererek, kendilerine ait olan imtiyazın bir başkasına verilemeyeceğini iddia etti. Fakat hem Fransa ile ilişkilerin iyi olmaması hem de imtiyazın geçici olarak verilmesi sebebiyle Oktave Besançon ve şirketi imtiyazlarını muhafaza edemedi. Daha sonraki yıllarda şirket bunun peşini bırakmayıp devletten tazminat talepleri oldu ise de kabul edilmedi.426 Üsküdar ve Kadıköy civarında elektrikli tramvay işletmek üzere Mart 1912’de açılan ihale sonucu Franız firması Omnium D’Entreprie yetkilisi olan Oktave Basançon’la mukavele yapıldı. Mukavelenin Osmanlıca ve Fransızca metinleri. Kaynak: BOA.HR.HMŞ. İŞO.133/2 Mukaveleye göre firma ÜsküdarHaydarpaşa - Kadıköy, Kadıköy - Moda ve Kadıköy - Fenerbahçe hatları yanında Üsküdar - Kısıklı - Alemdağ arasında da tramvay hattı yapacaktı.425 Şirkete geçici imtiyaz verilmesinden sonra Evkaf Nezareti konu ile ilgilenmeye başladı. Hatlardan birinin son durağında yer alan Alemdağ ormanları ve kaynağı burada bulunan Taşdelen suyu Vakıflar’a aitti. Bakanlık bir proje geliştirerek, ÜsküdarKısıklı-Alemdağ hattının yabancı bir şirket yerine, bizzat Vakıflar tarafından yapılmasını önerdi. Bu suretle Alemdağ ormanlarından ve Taşdelen suyundan faydalanmak Üsküdar Alemdağ Halk Tramvayları Anonim Şirketi’nde çalışan Mustafa Razaman Efendi’nin hüviyet varakası. Kaynak: İstanbul’un Atlı ve Elektrikli Tramvayları, Prof. Dr. Vahdettin Engin 181 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Evkaf Nezareti bu amaçla, Berlin’deki Bergman Şirketi ile temasa geçerek, elektrik fabrikasının kurulması için gerekli siparişleri verdi. Fabrika aksamının bir kısmı İstanbul’a getirildi. Bu aksamın bedelleri ödendiği gibi daha sonra gelecek malzemelerin ödemesi de Alman şirketine yapıldı. Bunun yanında, tramvay güzergâhındaki yolların düzenlenmesi faaliyetlerine de başlandı. Fakat kısa bir süre sonra, Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’na dâhil oldu ve tramvay konusundaki tüm çalışmalar bir kenara bırakıldı. Aradan geçen yıllar içinde Üsküdar tramvayı ile ilgili herhangi bir faaliyette bulunulmadı. Mütareke döneminde hattın yapılması yeniden gündeme geldi. Alman Bergman Şirketi, daha önce ödemesi yapılmış olup savaş nedeni ile İstanbul’a gönderilemeyen tramvay hattı malzemelerinin ve vagonların teslim alınması gerektiğini bildirdi. Bunun üzerine, geriye kalan birçok malzeme 1922 yılında İstanbul’a geldi. Fakat o yılların ortamında hattın bitirilmesi yine mümkün olmadı. ÜSKÜDAR - KISIKLI - ALEMDAĞ HATTI İMTİYAZI EVKAF VEKÂLETİNE VERİLDİ Fransız şirketiyle yapılan mukavele iptal edildikten sonra, 8 Mart 1913 tarihli irade ile ÜsküdarKısıklı-Alemdağ elektrikli tramvay hattının imtiyazı Evkaf Nezareti’ne verildi. Nezaret, Üsküdar iskelesinin uygun bir noktasından başlayarak, Bağlarbaşı ve Kısıklı istikametinden Alemdağı’na kadar gidecek hattı yapacak ve sonra da işletecekti. Kaynak: BOA.İ.MMS.167/1331C-52. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI TRAMVAY HATTININ YAPILIŞINA ENGEL OLDU Fransız şirketi tramvay yapım hakkını kaybettikten sonra, 8 Mart 1913 tarihli irade ile Üsküdar-Kısıklı-Alemdağ elektrikli tramvay hattının imtiyazı Evkaf Nezareti’ne verildi. Nezaret, Üsküdar iskelesinin uygun bir noktasından başlayarak, Bağlarbaşı ve Kısıklı istikametinden Alemdağı’na kadar gidecek hattı yapacak ve sonra da işletecekti.427 Evkaf Nezareti, 1914 yılı Nisan’ından itibaren çalışmalara başladı. Tramvayın işlemesi için gerekli olan elektriğin de nezaret tarafından temin edilmesi gerektiğinden Bağlarbaşı’nda bir elektrik fabrikası kurulmasına karar verildi. 182 Cumhuriyet’in ilanından sonra, yarım kalan Üsküdar-Kısıklı hattının yapılması yeniden gündeme geldi. Süreyya Paşa’nın öncülüğünde harekete geçen bir müteşebbisler grubu, yılan hikâyesine dönen tramvay hattını hayata geçirmenin yollarını aramaya başladı. Bunun için İstanbul Belediyesi ile temasa geçildi ve Üsküdar-Kısıklı hattının yapılması için faaliyete başlandı. Bu amaçla bir şirket oluşturma çabalarına girişildi. Şirketin adı, “Üsküdar-KısıklıAlemdağı Halk Tramvayları Türk Anonim Şirketi” olacaktı. Fakat ortada, daha önce Osmanlı döneminde Evkaf Nezareti’ne verilmiş bir imtiyaz, kurulmasına başlanmış fabrika, yapımına başlanmış hatlar ve harcanmış paralar mevcuttu. Öncelikle bu soruna bir İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY çare bulmak gerekiyordu. Bu amaçla Türkiye Cumhuriyeti adına hareket eden Nafıa Vekili Süleyman Sırrı Bey ile Şeriye ve Evkaf Vekâleti adına hareket eden Mustafa Fevzi Bey arasında 4 Şubat 1924 tarihinde bir mukavele yapıldı. Bu mukavele ile Cumhuriyet Hükümeti, Üsküdar-KısıklıAlemdağ hattının imtiyazını 75 sene süre ile yine Evkaf Vekâleti’ne verdi. Daha sonra, İstanbul Belediyesi ile Evkaf Nezareti yerine geçmiş olan Vakıflar İdaresi arasında 9 Mart 1925 tarihinde bir sözleşme yapıldı. Bu sözleşme ile İstanbul Belediyesi Üsküdar-Kısıklı-Alemdağ hattının imtiyazını Vakıflar İdaresi’nden satın aldı. Belediye idareye 492.000 lira ödeyecek, imtiyazın yanında, o ana kadar yapılmış çalışmalar çerçevesinde, Bağlarbaşı’nda kurulu elektrik fabrikası, garaj, büyüklü küçüklü tesisat, yol, binalar, diğer araç ve gereçler de Belediye’ye ait olacaktı. Bundan sonra ortaya çıkan bazı problemlerin halledilmesinden sonra Belediye, 20 Eylül 1927 tarihinde Üsküdar-Kısıklı hattını ve müştemilatını mevcut haliyle teslim aldı. Bu tarihten itibaren de hattın yeniden elden geçirilmesi ve bitirilmesi çalışmalarına başlandı. Bundan sonra güzergâh üzerinde hummalı bir faaliyet başladı. Çalışmaları Türk mühendis ve işçilerinden oluşan ekipler yürütüyordu. Bunun için gerekli çalışmalar yapıldı ve 19 Şubat 1928 tarihinde “Üsküdar-KısıklıAlemdağı Halk Tramvayları Türk Anonim Şirketi” kuruldu. Şirketin kurucular kurulu Emin Ali, Haşim, Necmettin Sahir, Rıfat Müeyyet, Celal ve Avni Beyler ile Süreyya Paşa’dan oluştu. Şirketin 8 Haziran 1928 tarihinden itibaren faaliyete başlaması ile İstanbul Belediyesi ile bir mukavele yapılarak, imtiyaz hakkı yeni şirkete devredildi. Şirketin kuruluş faaliyetleri devam ederken hattın inşaatının da sonuna gelinmişti. İlk planda Üsküdar-Kısıklı arası tamamlandı ve işletilmeye hazır hale geldi. Nitekim 7 Haziran 1928 tarihinde gerçekleşen görkemli bir törenle bu hattın açılışı yapıldı. Uzunluğu 4.600 metre olan ÜsküdarKısıklı tramvay hattında 8 Haziran 1928 tarihinden itibaren yolcu taşınmaya başlandı. Her altı dakikada bir sefer yapılıyordu. Şirketin günlük geliri ortalama 500 lira civarındaydı.428 Bu miktar yaz aylarında çoğalıyor, kışın ise azalıyordu. Esas itibariyle Üsküdar-Kısıklı tramvayı kârlı bir müessese olmadı. Hatta işletme ilk aylarda zarar etti. Cumhuriyet, 31 Mart 1930 Elektrik fabrikasının işler hale getirilmesi yanında, tramvay hattı boyunca direkler dikilmeye ve teller gerilmeye başlandı. Bir taraftan da tramvayın işleyeceği yollar düzeltiliyor ve üzerlerine raylar döşeniyordu. İnşaat çalışmaları İstanbul Belediyesi tarafından gerçekleştiriliyordu. Fakat Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki iktisadi anlayış gereği, Türk müteşebbislere destek olunması suretiyle özel sektörün de önünün açılması isteniyordu. Bu anlayışın bir yansıması olarak, hattın işletilmesinin “Üsküdar - Kısıklı - Alemdağı Halk Tramvayları Türk Anonim Şirketi”nce yürütülmesi kararlaştırıldı. Bunun için şirketin resmen teşekkülü gerekiyordu. Cumhuriyet, 4 183 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY - KADIKÖY ARASINDA OTOBÜS İŞLETMESİ VE TRAMVAY İLE REKABET 1930’lu yılların başında ulaşımla ilgili önemli gelişmelerden birisi de otobüs taşımacılığının yaygınlaştırılmaya çalışılmasıydı. Çekmeköy de bu imkânlardan istifade eden yerler arasındaydı. Otobüs güzergâh Kadıköy-Taşdelen arasında olacaktı. Kadıköy-Taşdelen arasında otobüs işletilmesi hakkında yapılan teklif, Belediye tarafından tetkik edilerek kabul edildi ve seferlere başladı.432 Bir zamanlar Kısıklı Kaynak: Bir Ulu Rüyayı Görenler Şehri Üsküdar Tramvayın Kısıklı’ya kadar gitmesi, buradaki sosyal hayatı da etkiledi. Nitekim daha önce 4-5 lira civarında olan ev kiraları bir anda 35-40 liraya fırladı.429 Üsküdar - Kısıklı - Alemdağ Halk Tramvayları Türk Anonim Şirketi başka tramvay hatları ile de ilgilendi. Bu süreçte Haydarpaşa ve Karacaahmet hatları inşa edilerek, tramvay işletildi. Kış aylarındaki kötü hava şartlarına rağmen tramvayların aksamadan çalışmasına gayret edildi. Arabalar için çok sayıda malzemeler alındı. Şirketin kâr etmesi için çeşitli yollara başvuruldu. Mesela asgari kadro yani az sayıda personel çalıştırmak suretiyle 1929 yılında 10 bin lira tasarruf edildi.430 Cumhuriyet, 13 Mayıs 1931 Otobüslerin gelirleri oldukça iyiydi. Kadıköy’de Suadiye ve Moda gibi yerlere işlemekte olan otobüslerin kârlı olduğunu gören bazı kimseler Üsküdar ile Kadıköy arasında bir otobüs hattı tesis ederek tramvay şirketi ile rekabet etmeye başladılar. 1931 yılı ortalarında otobüs sayısı 15 olmuştu. 1930 yılı ortalarında Üsküdar-KısıklıAlemdağı elektrikli tramvay imtiyazı ile Üsküdar-Kadıköy dâhil ve harici, Beykoz ve Anadolufeneri’ne kadar elektrikli tramvay hattı yapılmasına ve işletilmesine dair olan imtiyazların Şehremanetinden Üsküdar Halk Tramvayları Şirketi’ne devredilmesi ile ilgili çalışmalar yapıldı.431 1932 yılı yaz mevsiminde AlemdağıKısıklı ve Tumruk suyu gibi mesireler için yeni otobüs hatları tesis edileceği ve ucuz fiyatlarla nakliyat yapılacağı söylentilerinin çıkması üzerine, Üsküdar Tramvay Şirketi de kendine çeki düzen vermeye başladı. Öncelikle bazı tedbirler alarak, tramvay hattı üzerinde yolcu nakliyatının daha süratli yapılabilmesi için sinyal tertibatı yaptırdı. Bu tertibat tramvay seferlerine belirli bir düzen getirdi ve önceleri dakikalarca duraklarda bekleyen arabalar, bekleme olmaksızın seferlerine devam etmeye başladı. Yine şirket ekstra olarak Çamlıca hattı için çok müsait bir seyrüsefer programı hazırladı. İhtiyaca göre gidip gelme seferleri tertip edildi.433 Üsküdar-Kısıklı, Anadolu yakasının ilk tramvay hattı oldu. Daha sonraki gelişmeler çerçevesinde şirketin adı “ÜsküdarKadıköy ve Havalisi Halk Tramvayları Türk Anonim Şirketi” olarak değiştirildi ve yeni hatların yapımı bu şirket tarafından gerçekleştirildi. Ne var ki en baştan planlaması yapılmasına rağmen tramvay hatları Alemdağ’a kadar götürülemedi. Alemdağ’a kadar uzatılması tasarlanmış olan bu proje aslında Anadolu yakasının kalkınması için düşünülmüş ve Birinci Dünya Savaşı öncesinde hazırlanmıştı. Savaş vesaire derken Üsküdar-Kısıklı başta olmak üzere bazı kısımları açıldı. Üsküdar’da bir hareket oldu. Fakat ilerleyen yıllarda kendisinden bekleneni veremedi. Yani kâr getiren bir sistem olamadı. Kâr edemeyince 184 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 142 YILLIK RÜYA GERÇEKLEŞİYOR: ÇEKMEKÖY METROSU kendisini de yenileyemedi. Yeni arabalar getirilemedi. Birkaç otobüsle takviye edilmek istendi fakat onlar da bu işe çare olamadı. Sonra bu hat bir milyona yakın borç para ile Kadıköy’e kadar uzatıldı. Bundan da bekleneni elde edemedi. 1950’li yılların ortalarına gelindiğinde hiçbir servisi layıkıyla hizmet edemez durumdaydı. Raylar perişan bir halde bakımsızdı. Elektrik idaresine de birçok borcu vardı.434 macılık, planlanmasına rağmen, çeşitli sebeplerle Alemdağ’a kadar uzatılamamıştı. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar daha modern koşullarda Çekmeköy halkının raylı sistemden faydalanmasını sağlayacak. ÜSKÜDAR ÇEKMEKÖY METROSU Son yıllarda İstanbul’da demiryolu vasıtasıyla toplu ulaşımın dikkate değer biçimde arttığı bilinen bir gerçektir, Bu bağlamda Anadolu yakasının ikinci metro ağı olan Üsküdar - Çekmeköy hattının temeli Haziran 2012’de atıldı. Çekmeköy halkının büyük bir özlemle beklediği raylı ulaşım 140 yılı aşkın bir süre sonra nihayet gerçekleşme aşamasına geldi. Yukarıda da bahsedildiği gibi Anadolu yakasında raylı ulaşım talepleri 1870’li yıllarda başlamıştı. Önce Üsküdar’a yakın mesafelerde başlayan tramvayla toplu taşı- Anadolu yakasının trafik sorununa önemli ölçüde çözüm getirecek olan Üsküdar - Çekmeköy Metro Projesi’nin inşaatının 38 ayda tamamlanması hedefleniyor. Bu hat, Çekmeköy - Taşdelen - Yenidoğan ve Sultanbeyli ile birleşecek ve Sabiha Gökçen Havalimanı ile Pendik’e ulaşacak. 185 Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Kadir Topbaş ve Çekmeköy Belediye Başkanı Ahmet Poyraz, Üsküdar-Çekmeköy metro hattının Haziran 2012 tarihindeki temel atma töreninde görülüyor. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Temel atma töreninde Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Çekmeköy Belediye Başkanı Ahmet Poyraz birer konuşma yaptılar. Toplam 17 kilometrelik bir uzunluğa sahip olacak Üsküdar - Çekmeköy Metrosu, Üsküdar vapur iskelesi önünden başlayacak. Capitol Alışveriş Merkezi, Altunizade, Çamlıca, Kısıklı, Ümraniye, Alemdağ, Dudullu Şile Yolu Kavşağı ve Çekmeköy güzergâhında çalışacak. Delme tünel teknolojisi ile yapılacak olan metroda 2 kilometre depo alanı ve 16 adet istasyon bulunacak. Çalışmalar tamamen yerin altında sürdürüleceği için trafik sıkışıklığı ve çevreye hiçbir rahatsızlık verilmeyecek. Saatte tek yönde 45 bin yolcu taşıyacak olan metroda 6 dizili vagonlar kullanılacak. Metro tamamlandıktan sonra Üsküdar Çekmeköy arası 24 dakikaya inecek. Hat, Marmaray Üsküdar istasyonu ile entegre olarak başlayacak ve Alemdağ Caddesi ile Şile Yolu Kavşağı yakınlarında son bulacak. Söz konusu metro hattında Üsküdar, Fıstıkağacı, Bağlarbaşı, Altunizade, Kısıklı, Libadiye, Çarşı, Ümraniye, İnkılap Mahallesi, Çakmak, Ihlamurkuyu, Altınşehir, Lise, Dudullu, Toplu Konutlar, Çekmeköy ve Sancaktepe istasyonları yer alacak. Çekmeköy’den yolculuk süreleri, Üsküdar 24, Kartal 59, Yenikapı 36, Taksim 44, Hacıosman 68, havalimanı 68, Olimpiyat Stadı 78 dakika olacak.435 186 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY’ÜN İLK TELEFON SANTRALİ İstanbul’un Anadolu yakasında açılan ilk telefon santrali olan Kadıköy Santrali’nde çalışan Müslüman kadın memureler Fotoğraf: Servet-i Fünun, Sayı 1197, 14 Mayıs 1914. Osmanlı Devleti’nde ilk telefon 1908 yılında uygulanmaya başlandı. Kadıköy ve Beyoğlu santralları 1911 yılında hizmete açıldı. İlk otomatik telefon santralı Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün emriyle 1926 yılında Ankara’da kuruldu. Ardından diğer il merkezlerinde de telefon santralları kurulmaya başlandı. Bundan kısa bir süre sonra kurulan santrallar aracılığıyla da bütün iller arası telefonla haberleşme başlamış oldu. PTT’nin 1970’lerden sonra yaptığı çalışmalarla telefon, Türkiye’de geç olmakla beraber, süratle yayılmaya başladı. Özellikle Turgut Özal’ın iktidarda olduğu 80’li yıllarda bu hizmetler daha da yagınlaştı. Çekmeköy bölgesi bu hizmetten 1985 yılında faydalanabildi. Mesela, Sultançiftliği, Üsküdar Köyleri Su ve Telefon Birliği’nin çalışması sonucu 500 abonelik bir telefon santraline bu tarihte kavuştu. 60 milyon liraya malolan ve 9 Eylül 1985 tarihinden itibaren 1838 kod numarasıyla otomatik görüşmeye açılan santralden Sultançiftliği, Sarıgazi, Alemdağ ve Yenidoğan köyleri de yararlandı. Reşadiye ve Paşaköy ise 1986 yılında telefona kavuşacaktı. Vatandaşların katkısıyla yaptırılan santral için, açılışı yapan dönemin İstanbul Valisi Nevzat Ayaz, “Böyle bir tesis ilk kez yapılıyor” demişti.436 187 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY M MESİRE ALANI OLARAK ÇEKMEKÖY esire, gezinti ve gezilecek yer anlamına gelir. Eğlenme ve dinlenme insanların doğal ihtiyaçlarındandır. İnsanoğlu tarih boyunca her zaman yeni ve farklı arayışlar içinde olmuştur. Bu arayış serüveni içerisinde eğlenme ve dinlenme anlayışı da içinde bulunulan coğrafyaya ve zamana göre değişerek devam etmiştir. Geçmiş dönemlerde yaşanan eğlence türleri günümüzdeki eğlence türleriyle kıyaslanamaz. Çünkü günümüzdekilere göre oldukça değişik ortam, zaman ve imkânlarda yapılmıştır. Günümüzdeki imkân ve şartlarla geçmişteki şartlar ve imkânlar arasında çok önemli farklılıklar vardır.437 Mesirelerin kimisine suları için, kimisine de manzarası için gidilirdi. Bazı kişiler, mesirelerin zevkine varabilmek için bir günde üç, hattâ dört mesireyi dolaşırlardı. Bu mesirelerin birinde öğle yemeği yenir, diğerinde ikindi gezintisi yapılırdı. Üçüncüsünde de akşam yemeği yenildikten sonra sandalla mehtap gezintisine çıkılırdı. Gezinti yerlerinde erkekler ağaç altlarında, su başlarında otururlar, kadınlar ise daha çok arabayla etrafı gezerlerdi. Eskiden halkın rağbet ettiği eğlence yerlerinin en önemlilerinden biri mesirelerdi. Baharın gelmesiyle birlikte tabiattaki canlanma, halkı da harekete geçirir ve mesireler âdeta insanların akınına uğrardı. Mesirelere rağbet Lale Devri’nde (1718-1730) başlamış olmakla beraber II. Mahmud (1808-1839) ve Abdülmecid dönemlerinde (1839-1861) genişlemiş, II. Abdülhamid İstanbul halkının en çok rağbet ettiği mesirelerin başında Kâğıthane Mesiresi gelmekteydi. III. Ahmed döneminde (1703-1730) ve özellikle Lale Devri’nde Kâğıthane Mesiresi, istanbul’daki eğlencelerin merkezi haline gelmişti. Patrona Halil Ayaklanması ile buradaki eğlence dönemi kapanmış, III. Selim ve II. Mahmud dönemlerinde tekrar şenlenmeye başlamıştı. İstanbul’da mesire alanı denince akla ilk gelen yer Kağıthane Mesiresi’ydi. Fotoğraf: Aytaç Işıklı Özel Arşivi 188 döneminde (1876-1909) ise yaygınlık kazanmıştı. Şirket-i Hayriye’nin faaliyete geçmesiyle beraber Boğaziçi mesireleri, diğer mesirelere göre daha fazla tercih edilirdi. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Göksu Deresi’ne gezintiye çıkan kadınlı erkekli gruplar. Fotoğraf: Aytaç Işıklı Özel Arşivi Göksu Mesiresi, II. Abdülhamid dönemine kadar yüksek rütbe sahiplerinin, şehzadelerin ve aristokrat kesimin eğlence yeri olmuş, II. Abdülhamid döneminde ise halk da devam etmeye başlamıştı. Evliya Çelebi, Göksu’dan bahsederken buranın “âb-ı hayat” misali bir nehir olduğunu ve yüksek ağaçlarla süslü bulunduğunu söyler. Göksu’nun mevsimi, Kâğıthane’nin aksine yazın sıcak aylarında başlayıp sonbahara kadar devam ederdi. Göksu Mesiresi’nin en meşhur dört unsuru mısırı, patlıcanı, testisi ve panayırı idi. Çayıra sıra sıra kurulan kazanlarda mısırlar kaynatılır, uzun maşalarla çekilip tuzlanarak bilhassa çocuklara satılırdı. Çayırın gerisindeki salaş tiyatrolarda cuma ve pazar günleri tuluat kumpanyaları oyunlar oynar, bazen de meydanda sergilenen ortaoyunu izleyicilere hoşça vakit geçirtirdi. Göksu Mesiresi, II. Abdülhamid döneminin sonundan itibaren bozulmaya başlamış ve II. Meşrutiyet’in ilanıyla beraber eski canlılığını kaybetmişti. Beykoz Mesiresi’nin kuruluşu Fatih Sultan Mehmed dönemine (1451-1481) kadar uzanır. IV. Murad (1623-1640) burada cirit oynamayı ve avlanmayı çok severdi. Çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa yükselmeyi sembolize eden “peştemal kuşanma” törenleri de uzun yıllar bu mesirede yapılmıştı. Temmuz ve ağustos aylarında, mesirenin önemli bir bölümü olan Yuşa Tepesi’ne ziyaret ve gezme maksadıyla çıkılırdı. Büyükdere Mesiresi, Evliya Çelebi’nin belirttiğine göre daha II. Selim döneminde (1566-1574) vardı. Bu mesire, daha çok yabancıların dikkatini çekmiştir. İstanbul’a gelen bütün gezginler, bu mesireyi muhakkak ziyaret etmişlerdir. II. Mahmud, 1829 Kurban Bayramı muayedesini bu mesirede gerçekleştirmiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısında Şirket-i Hayriye vapurları cuma ve pazar günleri bu mesireye akın akın insan getirirdi. Küçüksu Mesiresi, Göksu’nun bir devamı olarak kabul edilirdi. Akşam yaklaşınca, Göksu’daki kalabalık olduğu gibi Küçüksu’ya geçerdi. Buralardaki âlemlere halkın yanısıra edebiyatçılar ve sanatçılar da katılırdı. Büyükçamlıca Mesiresi, pazar günleri gidilen bir mesireydi. Ziyaretçiler önce Çamlıca’ya gelirler, buradan Bağlarbaşı bölgesine arabalarla inerlerdi. 1867’de Bağlarbaşı’nda açılan Belediye Bahçesi, halkın en çok uğradığı yerler arasındaydı.438 189 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Çekmeköy bölgesinde bulunan Kayışdağı, Alemdağ, Taşdelen mesire alanları saray efradının ve yüksek mevkideki idarecilerin yanı sıra, İstanbul halkının da en çok sevdiği yerlerdendi.439 Samiha Ayverdi’nin tespitlerine göre Çekmeköy bölgesindeki mesire eğlenceleri şöyle olurdu: Çekmeköy’ün ünlü mesire alanları olan Alemdağ ve Taşdelen’e saray mensupları ve üst düzey yöneticilerin yanı sıra İstanbul halkı da büyük ilgi gösterdi. “Tiyatro kumpanyaları, at cambazları, seyyar kukla, pandomim sahnelerinden başka, incesaz takımları ve yetmiş seksen arabanın katılımıyla yapılan Alemdağı eğlenceleri bambaşkaydı. Yalnız Çamlıca değil, Erenköyü, Göztepe gibi civar sayfiyeler bir Alemdağı safâsına karar verdiler mi, on gün önceden tellallar bağırtılarak etraf haberdar edilir, eğlencelere katılmak isteyenler de ilk iş olarak, arabalarını tutar, yemek sepetleri, dondurma kutuları ve diğer ihtiyaçlar için gerekli araç gereçler yerleştirilir, güneş doğmadan iki saat önce de Muhacir Köyü’nde toplanma başlardı. Arasına hânende ve sâzende arabaları da katılan kafile tamam olunca yola çıkılırdı. Dudullu’ya varıldığı zaman henüz güneş doğmamış olurdu. Sabâhî’den söylene gazeller, ovaları Çekmeköy günümüzde de ormanlarındaki mesire alanlarıyla ilgi merkezi. 190 yaşmaklıyan sislerin içinde erir; serin, nemli, çekingen tabîatte, bir genç kız ürpertisi göze çarpardı. Bu tâze, şeffaf ve yarı uyanık tabîat, ateşli ve engin arzûlara henüz yol vermemiş, her gönülde bir cesâretsiz iştiyak, her yürekte bir mâsum çarpıntı vardır. Henüz bakışlar, tavâf edeceği çehreleri seçmemiş, henüz âvâre bir yalnızlık içinde kaynaşmamış rûhlar, karârını bulamamıştır. Tabîat gibi insanlar da dinler, düşünür, bekler, umar, hazırlanır. Amma gün, dağların ardından ezelî yangınını yakmaya başlarken, artık geceden kalma bu melâl, rûhları eteğinden tutan bu bâkir vahşet de yavaş yavaş erir ve yolu bir baştan bir başa kesen ağır tempolu arabaların içinde ilk coşkunluk heveslerinin kıpırtıları başlardı. O zaman, sazın ve şarkıların da âhenkliği değişir, az evvelki mahzun yalvarışlardan, şiddetli arzûların şaşırtıcı havasına geçilir, böylece de bir zevk tütsüsünün ilk buharı başlara vurmaya başlardı. Bu, seviye ve görgüde kemalli sınıfın eğlencelerinde asla kavga gürültü olmaz, arada ayarı bozuk kimseler bulunsa da, çoğunluğun baskısı altın- İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Sırapınar ve Hüseyinli köyleri arasındaki mesire alanında gönüllerince eğlenen İstanbullular görülüyor. da şahsî meyillerini ortaya koyamaz, umûmî âhenge ayak uydururlardı. Öğle zamânında Alemdağı’na varılır; kısa ve zevkli bir kargaşalıktan sonra her âile, oturacağı ağaç altını seçer, halılar seçilir, sepetler, küfeler indirilir, boş hasırlar Taşdelen’den doldurulur, yemekler yenir, gene arada sazlar, sözler, oyunlar, eğlenceler, gözden göze uçan sevdâ nâmeleri gider gelir; gün ilerleyip akşamcılık başlasa, arzular çakmak taşı gibi bir birine çarpsa da, bir küçük müdâhele bir yan bakış kâfilenin bozulmak üzere olan âhengini derhal iâde eder; sular kararmadan dağlarda bekçiler gezerek hareket zamânını haber verir, kafilenin tamam olduğu anlaşılınca da arabalara binilir ve bu defâ da, gecenin kollarına düşen bu insanlar, köşekapmaca oynayan çocuklar gibi, zevkten zevke koşmaktan külçeleşmiş olarak, ancak gece yarısından sonra evlerinin, köşklerinin kapısından içeri girerlerdi”.440 Tıpkı geçmişte olduğu gibi günümüzde de Çekmeköy bölgesindeki Alemdağ, Koçullu, Ömerli, Sırapınar ve Hüseyinli’de mesire ve eğlence yerleri bulunmakta ve ilgi çekmeye devam etmektedir. Buralar temiz hava, doğal güzellikler ve dinlenme açısından piknikçilere güzel fırsatlar sunmaktadır. Piknik ve mesire alanlarında her türlü böcek ve kene tehdidine karşı Çekmeköy Belediyesi tarafından tüm önlem alınmaktadır. Mesela, 52 dönüm arazi üzerine kurulmuş olan Alemdağı mesire alanı ve Ömerli’deki Beykent Koşullu mesire alanlarında piknikçiler kendi getirdikleri malzemeler ile aileleriyle birlikte hoş vakit geçiriyorlar. Karadeniz ve Marmara hava ikliminin kesiştiği noktada bulunan Alemdağ mesire alanı temiz havası ile gözde yerlerden olup iki etaptan oluşuyor. Bireysel piknikler için ücretsiz olan alan dernek organizasyonları için cüzi bir miktar karşılığında kiralanıyor. Güvenlik görevlisinden temizlik görevlisine kadar birçok kişinin görev yaptığı Alemdağ mesire alanı piknikçilerin su ihtiyacını doğal kaynak suyuyla karşılıyor. Stres atmak, ailesiyle güzel bir gün geçirmek isteyenleri en iyi şekilde ağırlamaya çalışan mesire alanı, gelen misafirlerine park sorunu da yaşatmıyor.441 191 Çekmeköy’de de tıpkı eski dönemlerde olduğu gibi Alemdağı, Koçullu, Ömerli, Sırapınar ve Hüseyinli’de mesire ve eğlence yerleri bulunuyor. İstanbul’un her köşesinden gelen piknikçiler, Çekmeköy Belediyesi’nin aldığı önlemler sayesinde güvenli bir şekilde bu mesire alanlarında eğleniyorlar. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY TALEBELER İÇİN STAJ VE KAMP YERİYDİ Orman fenni talim etmekte olan talebelerin Alemdağı’na gidiş-gelişleriyle ilgili masrafların ödenmesiyle ilgili 12 Kasım 1858 tarihinde Sultan Abdülmecid’in iradesi. Kaynak: BOA, İ.DH. 417-27611, lef-2 O smanlı döneminde eğitim öğretim gören özellikle de ihtisas yapan talebelerin öğrendikleri bilgileri tatbik etmeleri önemliydi. Bu tatbik sahalarından biri de Çekmeköy ve çevresi idi. Orman fenni talim etmekte olan talebelerin masraflarına ilişkin hükümetten talep edilen para ile ilgili belge. (altta) Kaynak: BOA, İ.DH. 417-27611, lef-1 Mesela, 1858’de orman fenni talim etmekte olan talebelerin botanik ve bazı hava durumlarını mümkün mertebe yerinde görerek daha sağlıklı bilgi sahibi olmaları ve bu bilgileri hakkıyla kullanmaları için bir nevi staj yapmak üzere öğretmenleriyle birlikte Alemdağı’na götürülmeleri kararlaştırılmıştı. Alemdağı’na gidiş, orada kalış ve dönüş için 3.000 kuruş masraf olacağı hesaplanmış ve bunun için de Ticaret Nezareti vasıtasıyla hükümetten bu para talep edilmişti.442 12 Kasım 1858 tarihinde Sultan Abdülmecid’in iradesi ile Ticaret Nezareti’nin dilekçesine istinaden talep edilen meblağın Maliye Nezareti’nden ödenmesine izin verilmişti.443 Orman fünunu talim etmekde olan talebe botanik ve bazı hava durumlarını mümkün mertebe kesb-i malumât ederek icrâ-yı fiiliyât etmek üzre muallimi ile beraber Üsküdar cânibinde bulunan Alemdağı’na azimet edecek olduklarına binaen azimet ve avdetleri içün masârif-i râhiye olarak üç bin kuruşun itâsı zımnında keyfiyetin Mâliye Nezâret-i Celilesine havâle ve iş’âr buyurulması hususuna müsâade-i aliyye-i cenâb- sadâret-penâhîleri sezâ-vâr buyrulması bâbında emr ü fermân hazreti men lehü’l-emrindir. 29 Ra (12)75 Mühür: Devlet-i Aliyye Ticaret Nazırı Tezkire ve İradesi: Atufetlü Efendim hazretleri Ticaret Nezaret-i Celîlesinin manzûr-ı şevket-mevfûr hazreti padişâhî buyurulmak üzre arz ve takdim kılınan bir kıt’a takririnden müstebân olduğu veçhile Orman fünunu talim etmekde olan talebe icrâ-yı fiiliyât zımnında muallimi ile beraber Alemdağı’na azi- 192 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY met edeceklerinden masâriflerini tesviye içün üç bin kuruş itâsı hususunun Maliye Nezâreti Celîlesine havâlesi hakkında her ne veçhile emr ü fermân cenâb-ı mülûkâne müteallik ve şeref-sudûr buyrulur ise ona göre hareket olunacağı beyanıyla tezkire-i senâverî terkim kılındı efendim. 5 Ra 1275 Ma’rûz-ı çâker-i kemîneleridir ki (….) tekrîm olan işbu tezkire-i sâmiye-i asafâneleriyle zikrolunan takrir-i manzûr-ı şevket-mevfûr hazreti mülûkâne buyrulmuş ve istizân buyrulduğu veçhile mumaileyhe üç bin kuruş itâsı hususunun nezâret-i müşârünileyhâya havâlesi müteallik ve şeref-sudur buyrulan emr ü irâde-i seniyye-i cenâb-ı tâcdârî muktezâ-yı münîfinden olarak mârü’l-beyân takririn savb-ı sâmi-i sadâretpenâhîlerine iâde ve tesyîr kılınmış olmağla ol bâbda emr ü fermân hazreti veliyyü’lemrindir. 6 Ra (12)75 Cumhuriyet döneminde de benzer uygulamalara rastlıyoruz. Mesela 1937 yılında Vali ve Belediye Reisi başkanlığında yoksul talebelerin ihtiyaçlarının giderilmesi hakkında bir toplantı yapılmıştı. Toplantıda Halkevleri başkanları, Halk Partisi ilçe başkanları, hayır cemiyetleri temsilcileri, İstanbul Maarif Müdürü ve şehir meclisi azalarından bir kısmı da hazır bulunmuştu. Toplantıda mekteplerdeki fakir talebelere muhtelif ellerden yapılmakta olan yardımların bir elden idaresi ve yardımların daha düzenli hale getirilmesi kararlaştılmış, ayrıca liselerdeki talebelere de yardım imkânlarının bulunması görüşülmüştü. Neticede bu konuyla ilgilenecek bir komisyon oluşturuldu. Bu projeye köyler de dâhil edildi. İlkmekteplerde hava değişimine ihtiyacı olan talebelerin doktor kontrolünden geçtikten sonra Alemdağı’nda kurulacak bir kampa alınmaları ve deniz havasına ihtiyacı olanlar için de Florya’da bir kamp kurulması kararlaştırıldı.444 oymak beyi Abdi Atamer’in idaresinde, Alemdağı’ında Taşdelen Köyü civarında bir kamp kurmuşlardı.445 Bu tür faaliyetler daha sonraları da devam etti. Fakat 1950’li yıllardan sonra ormanlardan önemli oranda ağaçların kesilmesi endişelere ve hayıflanmalara neden oluyordu. Nitekim 1954 yılında gazetede çıkan ve ormanların kesilmesini tenkit eden yazı bunu doğruluyordu. Şöyle ki: Emekli bir ziraat mütehassısı kışlık odun almak üzere Alemdağı’na gitmiş. Kendisini tanıyan ihtiyar bir köylü yanına gelmiş. Kayalık dümdüz sırtları işaret ederek: -Ah efendi, bütün kabahat sizde! Vaktiyle bizleri dövseydiniz, hapsetseydiniz, hatta öldürseydiniz de bu canım ormana böylesine kıymasaydık, demiş. Bunları bize anlatan mütehassıs ilave etti: - O Alemdağı ki bundan on beş, yirmi sene evvel Halkalı Ziraat Mektebi talebelerini tetkikler yapmağa götürdüğümüz zaman çocukların ormanda kaybolacaklarından korkar dururdum. Önümüzdeki on, on beş yıl içinde bu Alemdağlı köylünün feryadını başka ağızlardan yer yer ve zaman zaman hepimiz duyarak ürpereceğiz. Ama çok çok on beş yıl… Ondan sonra yurdu kaplayacak uçsuz bucaksız kayalık silsileleri ve bozkırlar içinde şikayet Çekmeköy bölgesi aynı zamanda öğrenciler için bir staj ve kamp alanı olarak kullanılıyordu. Yine 13 Temmuz 1943 tarihinde Maarif Vekâleti, mektep talebelerinin tatil aylarında izciliğe alıştırılmaları hususunda emir vermişti. Bunun üzerine, ilk olarak Haydarpaşa Lisesi izcilerinden 48 kişilik bir takım Kaynak: Cumhuriyet, 14 193 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY sesleri yavaş yavaş sönecek…. Kimbilir belki de yollarda, çöllerden kaçan muhacir kafilelerine rastlayacağız. Eyyy ne yapalım. Kendi düşen ağlamaz. Böyle istedik, böyle oldu. Ama şunu bilelim ki yazık ettik memlekete.446 Gerçekten bu değerlendirmeyi yapan mütehassıs endişelerinde son derece haklıydı. Çünkü aynen dediği gibi sonraki dönemlerde, belki yakacak için değil ama bu defa kaçak yapılaşma ile ormanlar yok edilmeye devam etti. Konuyla ilgili haberler sık sık basına yansıdı. Köşe yazarları bu konularda ciddi eleştiri makaleleri yazdılar. Mesela, Burhan Arpad’ın kaleme aldığı makale buna örnek gösterilebilir. Yazarın makalesinde Çekmeköy’deki ormanların yok edilişi ile ilgili kısımlar şöyledir: İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü Alemdağ İşletme Müdürü Ahmet Başer’in beyanatına göre 1989 yılında 1.684 metrekarelik alan işgal edilmiş. Kaynak: Cumhuriyet, 16 Ocak 1990 Uzağa gitmek gerekmez. Pek pek bir otuz yıl öncelerin İstanbul Alemdağı ormanları, edebiyat ürünlerinde uzun uzun anlatılmış o güzelim yerler, şimdi kel topraklardır. Bir başka gerçek de var. Bozkırdan kopup gelenler, varlıklısıyla, yoksuluyla, İstanbul’un ağaç yapısını değiştirmişlerdir. Yeni semtler ve mahallelerde tek tük rastlanılan ağaçlar ya kavak, ya da akasyadır. İkisi de kurak ve çorak toprakların ağacı. Oysa, İstanbul iklim koşullarının benimsediği ağaçlar, çınar, servi, çitlenbik, sonraları at kestaneleri, manolya, fıstık çamı, sedir çamı, gülibrişim ve erguvandır. Meşrutiyet dönemiyle başlayan planlı ve örgütlü belediyecilik anlayışı, İstanbul’un ana caddelerini iki yanlı çınarlar ve biraz da kestaneyle süslemişti. İstanbul ana caddelerine kestane ağaçlarını, Paris’i Paris yapan ünlü şehirci Hausmann’ın getirdiği söylenir. Osmanlı dönemi İstanbul’un kadının kafes arkasında yaşaması zorunluğu, arka bahçeleri getirince, genel parklar düşünülmemiştir. Sadece şehrin dış semtlerinde, Boğaz köylerinde, Anadolu yakasında yüce çınarlar, küçük mescitlerin avlusunda servi ve çitlenbik ağaçları boy atmıştır. Semt insanlarının sağlık kaynağı o yüce ağaçların çoğu günümüzde de vardır. Sayıları gittikçe azalsa da. 1910-1930 arasının iki yanı ağaçlıklı geniş yolları, 1950-1960 yıllarında şehircilik adına yokedilmiştir. Bayazıt-Aksaray, Saraçhanebaşı Edirnekapı arasında görüldüğü gibi, Taksim-Şişli arası çınarlarından ve ön bahçelerinden sadece beş on ağaç kalmıştır. Ekzoz gazları ve bakımsızlıktan ölüme bırakılmış olarak beş milyonluk İstanbul’da ağaçlı birkaç anayol kalmıştır. Son 20-30 yılda yaptırılmış olan Atatürk Bulvarı, Barbaros Bulvarı, Vatan ve Millet caddeleri, BeyazıtTopkapı, Beyazıt-Edirnekapı geniş ana yollarını ağaçlamak, her gün on binlerce aracın ve yayanın geçtiği o anayolları yeşil gölgeli yüce ağaçlarla bezemek, hiçbir şehircinin aklına gelmemiştir. Bilmem neden?447 Yine, 1990 yılında çıkan bir habere göre, Sultanbeyli’de 583 hektarlık ormanın, arsa açmak isteyenlerce yağmalandığı belirtilerek, ormanı çeviren tel örgüyü yıkan 17 kişi hakkında dava açıldığı ifade edilmişti. Yine aynı haberde Alemdağı Orman İşletme Müdürü, Ahmet Başer, 1989 yılında kaçak yapılaşmalarla toplam 1.684 metrekarelik alanın işgal edildiğini söylemişti.448 194 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY A PADİŞAHLAR ÇEKMEKÖY’DE Alemdağ ile ilgili yazılan her yazıda ve anlatılan her hatırada onun güzellikleri, hoş ve serin havası, cana can katan, derde deva olan soğuk ve tatlı suları anlatmakla bitirilemez. Alemdağ’ın bu güzellikleri yerleşim tarihinin ilk yıllarından itibaren insanların dikkatini çekmişti. Çünkü Bizans döneminde de Alemdağ önemli bir bölgeydi. Beykoz’dan Alemdağ’a kadar bütün bölge ormanlarla kaplıydı. Meludion denilen yerde bir av köşkü bulunuyordu. Bizans İmparatoru Kontakuzinos, kızı Teodora’yı Osmanlı Sultanı Orhan Bey’e vermiş, fakat bu yol ile amacına ulaşamayınca en sonunda tacını ve tahtını bırakıp Alemdağ’daki Mangallar Manastırı’nda keşişlik yapmaya başlamıştı. Yine tarihi kaynaklarda belirtildiğine göre, Asya yakasının içlerindeki ormanlık alanlarda da Roma soylularının sayfiye yerleri bulunuyordu. Damatris olarak anılan yerde yani, bugünkü Samandıra’da büyük bir av köşkü biçiminde bir imparatorluk ikâmetgahı daha bulunmaktaydı. 13. yüzyıla kadar imparatorlar kaynak sularıyla da ünlü olan buraya avlanmaya ve dinlenmeye gelirlerdi.449 Mesela, II. Andronikos Paleologos, 1296’daki büyük depremden sonra sarayını Damatris’e taşımış ve bir müddet burada kalmıştı. Osmanlı sultanlarından Avcı Mehmed (1648-1687) ve IV. Murad da (1623-1640) sık sık Alemdağı ve bölgesine gelerek av faaliyetleri yapmışlardı.450 Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Alemdağı bölgesi için “teferrücgâh-ı451 avgâh-ı452 Alemdağı, acayip av âlemi olur” ifadesini kullanmıştı.453 Kaynaklarda verilen bilgilere göre, Osmanlı döneminin sosyal hayatında saray eğlenceleri arasında bu av ve avcılık neredeyse savaş kadar özel ve önemli bir yere sahipti. Özellikle ilk dönemlerde zafer peşinde koşan padişahlar, şehzadeler ve devlet ileri gelenlerinin çoğu boş zamanlarını maiyetleri ile birlikte av partilerinde geçir- mişlerdi. Sultan IV. Mehmed’in avcı lakabı bu av merakı ve faaliyetlerinden dolayı kalmıştı.454 Av bir iktidar göstergesidir. Av, gücü sembolize eder, muktedir ve iktidarda olmayı temsil eder. Avlanan hayvan ne kadar güçlü ve ihtişamlı olursa hükümdarın gücü de o oranda büyür. Avın bir mekânı ve merasimi vardır.455 Osmanlı döneminde padişahla birlikte av faaliyetlerine katılan ya da sarayda av kuşlarına bakan, saray için av kuşları yetiştirenlerin hepsine birden avcılar denilmiş195 Sultan II. Mahmud 1834’te Alemdağı’na gelmiş ve Tophane Nazırı Sâib Paşa’nın çiftliğinde konaklamıştı. Alemdağ’ın halk nezdinde mesire yeri olarak yaygınlaşmasında II. Mahmud’un büyük payı vardı. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Tophane Nazırı Ali Sâib Paşa tir. Avcılar kendi içlerinde ulufeli, tımarlı ve muaf olmak üzere gruplara ayrılmıştır. Avcıların bir kısmı padişahla birlikte ava giderken bir kısmı da saray için av kuşları yetiştirmekle görevlendirilmiştir. Yetiştirilen av kuşları daha sonra saraya getirilmiştir. Avcıların ve avcılığın belirli kurallar çerçevesinde örgütlenmesinden anlaşılacağı gibi Osmanlı padişahları ilk dönemlerden itibaren hem eğlence hem de savaş eğitiminin bir parçası olarak av partileri düzenlemişler ve avcılığı teşkilatlı, sistemli bir hale getirmişlerdir. Devlet protokolünde “çakırbaşı, şahinbaşı, atmacacıbaşı ve doğancıbaşı” gibi ünvanları olan şikâr ağalarına önemli bir yer vermişlerdir. Toplum hayatında önemli bir yere sahip olan av ve avcılıkla ilgili unsurlar edebi çalışmalara da sık sık konu olmuştur.456 Bölgede meşhur olan diğer bir av çeşidi de çulluk avıdır. Selim Somçağ’ın ifadeleriyle bölgedeki çulluk avı şöyle olmaktaydı: Sultan II. Mahmud, Alemdağ mesirelerine ve Taşdelen suyuna tutkundu. Bu yüzden sık sık bölgeye ziyaretler düzenlerdi. 1834 yılında şehzadeleriyle birlikte Alemdağı’na gelmiş ve burada iki gün konaklamıştı. “Doğu Avrupa ve Rusya’nın ormanlarında üreyen çulluklar kasım ayından itibaren kışı geçirmek üzere Türkiye’ye gelmeye başlarlar. Özellikle şiddetli tipilerin ardından çulluk curnatası yapıldığından çulluk avına çıkmak için böyle havalar beklenirdi. Nemli ormanlarda yaşayan çulluğun tüylerinin rengi orman zeminindeki kuru yapraklarla kusursuz bir uyum gösterdiği ve ürkünce sindiği için, bu kuşun avı fermacı köpeklerle yapılırdı. Yüzyıl başında Boğaz’ın her iki yakasındaki köylerin arkalarındaki ağaçlıklarda bile çulluk boldu. Boğaz’daki yalı ve köşk sahipleri çulluk avını kendi korularında yaparlardı. Şehrin büyümesiyle birlikte, çulluk avı için Rumeli yakasında Belgrad Ormanı, Anadolu yakasında Ömerli, Elmalı çevresi gibi daha geniş ormanlık alanlar tercih edilmeye başlandı. Curnatalarda İstanbullu bir avcının 50, hattâ 100 çulluk vurması olağandı. Fransız etkisiyle çulluk İstanbul’da seçkin zümrenin ve 196 lüks lokantaların mönüsüne dâhil olduğu için büyük sayılarda ağlarla yakalanır ve Balıkpazarı’nda tavukçu dükkânlarında satılırdı. 20. yüzyıl başında Belgrad Ormanı’nda ve Beykoz’dan Şile’ye ve Ömerli’ye uzanan ormanlık alanda karaca ve yaban domuzu avlanıyordu. Bu avlar genellikle zağarlarla ve sürek avı şeklinde yapılırdı. Domuz avına özellikle Hıristiyan avcılar rağbet ederdi. Dönemin en tanınmış domuz avcıları Börekçi İbrahim Bey, Akbabalı Karadayı, Polonezköylü Yaşo, Emil ve Yanoş’tu. Müslüman avcıların çoğu vurdukları domuzları Hıristiyanlara satardı. Domuzun sert kılları da fırça yapımında kullanılırdı. Beykoz’un doğusundaki ormanlık bölgede, günümüzde de yaban domuzu avlanmaktadır. Bununla birlikte şehrin hızla genişlemesiyle eski avlakların hemen hepsi tarihe karıştığından bugün İstanbul ve yakın çevresinde avcılık yapılmamaktadır”.457 Alemdağ, Osmanlı sultanlarına ve padişahlarına da ev sahipliği yapmış bir bölgedir. Hiç şüphesiz Alemdağ mesiresinin en revaçta olduğu dönem, II. Mahmud zamanı idi. Alemdağ mesirelerine ve Taşdelen suyuna tutkun olan ve buradan çok hoşlanan II. Mahmud (1808-1839) sık sık bu çevreye kalabalık maiyetiyle birlikte binişler düzenler, Taşdelen suyu kaynağını teşrif ederdi.458 Sultan II. Mahmud, 1834 tarihinde Alemdağı ve Sarıgazi bölgesini ziyaret etmiş ve burada bir gece konaklamıştı. Dârüssaade ağalarından Kızlarağası Abdullah Ağa Sultan II. Mahmud için bir ziyafet tertip etmişti. Sultan Mahmut da şehzadeleri, mabeyn kâtiplerini ve yakınında bulunan diğer görevlileri yanına alarak bu davete icabet etmişti. Burada iki gece kalınmıştı. Daha sonra Taşdelen suyunun çıktığı kaynağa ve Sultançiftliği köylerine gidilerek bölge gezisi yapılmıştı. Bundan sonra Sarıgazi köyüne geçilmiş ve köydeki Sarıgazi türbe- İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY si ziyaret edilmişti. Sultan Mahmud ve yanındakiler bir gece de buradaki Tophane Nazırı Sâib Paşa Çiftliği’nde kalmışlardı. Bu hadiseyi Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey hatıralarında şöyle ifade etmekteydi: “ … vaktiyle Alemdağı Haremeyn nezareti dâhilinde ve Haremeyn nezareti de dârü’s-saâde ağalığı zîr-i idâresinde bulunduğu cihetle 1250 (1834/35) tarihinde Kızlarağası bulunan Abdullah Ağa, Sultan Mahmud’a bir ziyafet keşide etmişti. Hâkân-ı müşârünileyh şehzadeleri, mabeyin kâtiplerini, kurenâ beyleri beraber alıp tehyie olunan hanelerde bir gece beytûtet ve ferdası günü ormanlar seyr ü temâşâ olunarak Taşdelen suyunun menbaı olan cây-ı dil-küşâya azimet buyurmuşlar ve harem-i hümayun takımı da Sultan Çiftliği nam karyede tertip olunan hanelerde iki gece ârâm-sâz olmuşlardı. Zât-ı şâhâne evliyâ-ı kirâmdan Sarı Gazi türbesine ziyaret ve Tophane Nazırı Hacı Sâib Efendinin o civarda kâin çiftliğinde ârâm ve istirahat ve badehu Yakacık Karyesine azimetle bir gece de orada beytutet buyurmuşlardır. ”459 II. Mahmud’un buraya sık sık gelmesi halkta da Alemdağ’a karşı bir ilgi ve alaka uyandırmıştı. Bu tarihlerden itibaren İstanbullular da günübirlik ve çadır kurup geceleyerek Alemdağ’a mesireye gitmeye başladılar. Alemdağ’a önem verenlerden birisi de II. Mahmud’un oğlu olup babasının ânî ölümü üzerine genç yaşta Osmanlı tahtına oturan Sultan Abdülmecid (1838-1861)’dir. Sultan Abdülmecid, babası II. Mahmud’un uygulamaya koyduğu reform çabaları ortamında batılı bir eğitim alarak yetişmişti. Kuvvetli bir din eğitimi de alan Abdülmecid, diğer yandan da Avrupalı prensler gibi yetiştirilmiş, özel hocalardan Fransızca ve Batı müziği dersleri almıştı. Almış olduğu bu eğitimin etkisiyle olsa gerek Sultan Abdülmecid, batı tarzı yaşamaya ve yapılaşmaya öncülük etti. Bu dönemde kentleşmede Sultan Abdülmecid de Alemdağı bölgesini gezen padişahlardandır. yeni ve ileri atılımlar yapılarak, eski yasaların kaldırması sonucu şehir, Bakırköy’den Teşvikiye’ye, Kadıköy’den Bostancı’ya, Boğaziçi’nin iki yakasında da Sarıyer’den Beykoz’a kadar çok geniş bir yayılma alanı buldu. Asıl yenileşme ve gelişme ise İstanbul halkında göze çarpıyordu. Dolmabahçe Sarayı ile büyüklü küçüklü birçok köşk ve sarayın yapılması, yüksek rütbeli sivil ve askeri erkân ile zenginleri etkilemiş, yeni bina ve köşklerin yapılması yarışına girmelerine neden olmuştu. Buna bağlı olarak evlerde mobilyadan müziğe, resimden dekorasyona kadar her alanda Batı’ya özenti başlamıştı. Bu değişim ve etkileşim kervanına kadınlar da katılarak, giyimden kuşama eski alışkanlıklarını bırakarak Avrupa’dan gelen giyim tarzını benimsemeye başlamışlardı. Tüm bu sosyal değişim ortamında Kâğıthane Lale Devri’nden sonra yeniden ilgi görüyor, İstanbul halkı çarşı pazarı ve Göksu, Kuşdili ve Alemdağ gibi sayfiye yerlerini kadınlar ve erkekler hınca hınç dolduruyordu.460 Sultan Abdülmecid Çekmeköy bölgesini ziyaret eden Osmanlı padişahlarından197 II. Mahmud’un oğlu Sultan Abdülmecid de babası gibi Alemdağı’na düşkündü. Hem dinlenmek hem de halkın sorunlarını dinlemek için bölgeye gelirdi. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Sultan Abdülaziz, 1869 yılında Alemdağı’nda misafir ettiği Fransa İmparatoriçesi Eugenie ile 1867 Paris Sergisi’nde temasta. Sultan ve İmparatoriçe’yi yan yana gösteren resim yanda. Kaynak: Aytaç Işıklı Özel Arşivi Sultan Abdülaziz, 1867 Paris Dünya Sergisi’nin açılışında tanıştığı Fransa İmparatoriçesi Eugenie’yi de Alemdağı’na getirmiş ve onuruna bir av partisi de düzenlemişti. Bu vesileyle Sultan Alemdağ’a bir de av köşkü yaptırmıştı. dı. Abdülmecid hem dinlenmek hem de halkın sorunlarından haberdar olmak için sık sık halkın içine çıkardı. Özellikle Cuma selamlığı ve bayram namazları halkın sorunlarını iletmede vesile olurdu. Bazen de insanların yoğun olarak bulunduğu mesire alanları gibi eğlence yerlerine de giderdi. Salih Şahin’in Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden yaptığı araştırmalara göre bu ziyaretlerinden birini de Çekmeköy bölgesine yapmıştı. Alemdağ Korusu’na giden Sultan Abdülmecid’e Dudullu, Bulgurlu, Sarıgazi, Çekmeköy gibi çok sayıda bölge köyleri ahalisi tarafından dilekçeler verilmiş ve istekler dile getirilmişti. Bu dilekçeler daha sonra incelenmiş, değerlendirilmiş ve gerekli cevaplar da yazılmıştı. Bunlardan Çekmeköy’le ilgili dilekçeler ve dilekçelerin sonuçları şöyleydi:461 Çekmeköy’de oturan Esma Hatun dilekçesinde; Kocası Mehmed’in Beykoz Debbağhanesi’nde çalışmakta iken bir yıl önce vefat etmesi nedeniyle bir buçuk yaşındaki oğlu Ali ile kimsesiz kalarak, fakirlik nedeniyle çok zor durumda olduk198 larından söz etmekte ve oğlunun Ceride-i Askeriye’ye kaydedilerek, idare edecekleri kadar maaş bağlanmasını istirham etmişti. Bu dilekçe gereği yapılmak üzere Serasker Paşa’ya gönderilmişti. Çekmeköylü Ahmed isimli kişi de, çoluk çocuğunun geçimini sağlamak için çok miktarda borçlandığını ve bunun sonucunda da alacaklıların baskısına maruz kaldığını söyleyerek, haline acınmasını ve borçlarından kurtulmak için yardım talep etmişti. Cevap olarak kendisine Maliye Hazinesi’nden 100 kuruş bağış verileceği ifade edilmişti. Çekmeköy, Kısıklı, Sarıgazi, Bulgurlu ve Dudullu köylerinde ikamet eden sekiz kadın tarafından verilen dilekçede ise, evlerinin harap olup, kendilerinin de çaresiz ve muhtaç durumda olduklarından, ailelerinin yetimleriyle birlikte fakirlik ve zaruret içerisine düştükleri belirtilmişti. Devamında evlerinin tamiri ve onarımı için yardım istemişlerdi. Verilen cevapta ise dilekçede adı geçen her bir kadına 100’er kuruş yardım yapılacağı bildirilmişti.462 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Reşadiye Köyü’nde yeşillikler arasında, huzur dolu ortamda bir köy evi Sultan Abdülmecid 1849 Ağustos’unda da Alemdağı bölgesini ziyarette bulunmuş ve bu ziyaretinde halktan bazı kişilere toplam 4.350 kuruş atiye dağıtmıştı.463 Osmanlı padişahlarından Sultan Abdülaziz de Çekmeköy bölgesini ziyaret edenlerdendir. Sultan Abdülaziz sıklıkla dışarıya çıkar, at ve arabayla uzun geziler yapardı. Maslak, Kâğıthane, Hekimbaşı Çiftliği, Beykoz ve Alemdağ ormanları onun en çok sevdiği yerlerdi. Önemli misafirlerini de buralarda ağırlamaktan keyif alırdı. Mesela, 1869 yılında misafir ettiği Fransa İmparatoriçesi Eugenie’yi Alemdağ Köyü’ne getirerek şerefine bir av partisi düzenlemişti. Sultan Abdülaziz’in Alemdağ’a bir av köşkü yaptırması da buraya ayrı bir önem verdiğini göstermekteydi. Sultan zaman zaman Alemdağ Çiftliği’nde yaptırdığı bu köşke gelir, maiyetiyle birlikte avlanır, pehlivan güreştirir, at koşturur, koç dövüştürür ve kır âlemleri yaptırırdı. Buralarda çok defa öğle, bazen de akşam yemeklerini yedikten sonra dinlenir ve tekrar İstanbul’a dönerdi.464 Sultan Abdülaziz, yine Çekmeköy bölgesini ziyaretlerinden birisinde Alemdağı civarına gelmiş ve buradaki Alemdağı Kasrı’nda kalmıştı. Hatta buraya gelmesi ve fazla kalması kendisi hakkında tertip Hüseyin Avni Paşa edilen bir komplodan da kurtulmasına vesile olmuştu. Çünkü bu sırada Hüseyin Avni Paşa, sadaret mevkiini işgal etmişti. Paşa, Serasker Kaymakamı bulunan, dostu Çirpanlı Abdülkerim Nadir Paşa’yı, Sultan Abdülzaziz’i Alemdağ’da bulunduğu sırada süvari kuvvetleri ile yakalayıp Selimiye Kışlası’na hapsetmekle görevlendirmişti. Fakat Abdülaziz’in burada bir geceden fazla kalması bu teşebbüsün gerçekleşmesine imkân vermemişti.465 199 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY II. ABDÜLHAMİD ADINA ÇEKMEKÖY’E KUR’AN GÖNDERİLDİ nukların arabaları arasında bulunacak ve mümkün olduğu kadar padişaha yakın olacak bir araba içinde saatli büyük bir bomba patlatılmasına ve padişahın yanındakilerle birlikte öldürülmesine karar verilmişti. O smanlı tarihinde, 33 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalmış olan Sultan II. Abdülhamid’in ayrı bir yeri vardır. Devletin son dönemlerinde tahta çıkmış ve dâhilî ve hâricî pek çok sıkıntının yaşandığı bu dönemde devleti başarıyla idare etmiştir. Ayrılıkçı faaliyetlerde bulunan unsurlara karşı izlediği politikalarla bu toplulukların tepkisini çekmişti. Hatta bu yüzden Ermeni komitacıların suikastine bile uğramıştı. Bir grup Taşnak Cemiyeti mensubu suikast için ciddi hazırlık yapmışlardı. Hem Osmanlı vatandaşı olan Ermeniler, hem de Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden gelen Taşnak üyelerinden bir grup İstanbul’da toplanarak suikast planları için çalışmaya başlamışlardı. Suikast için incelemeler yapan Krisdapor isimli Ermeni, her hafta Yıldız’a giderek, padişahın camiye girip çıkmasını, arabanın durduğu yerden camiye kadar olan uzaklığı adım ölçüsüyle, saatle tespit etmişti. Sonuçta, cami avlusunda yabancı ko200 Arabacının sürücüsünün oturacağı yere 120 kilo patlayıcı madde alacak demir bir sandık yaptırılmış ve patlayıcı maddeyi ateşlemek için bir dakika 42 saniyelik devreli bir saat kadranı hazırlanmıştı. Arabayı Zare Haçikyan adında 45 yaşında eski bir katil olan Ermeni komite mensubu idare edecekti. Patlayıcı madde, 18 Temmuz sabahı, arabacı yeri altındaki demir sandığa doldurulmuş, içerisine teneke kutu içinde 500 tane kapsül konmuştu. Her şey hazırlandıktan sonra 21 Temmuz 1905 Cuma günü Selamlık resminden sonra Sultan Hamid saraya dönerken camiin önünde bomba patlatılmıştı. Bütün tertibat tam anlamıyla alınmış olduğu halde, o gün camiden çıktıktan sonra Padişahın Şeyhülislam’la görüşmesi sebebiyle birkaç dakika gecikmesi, suikastın başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olmuştu. Olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma sonunda Avusturya tebaasına mensup Edouard Joris isimli şahıs idama mahkûm edildi. Bir süre sonra hapishaneden Saray’a getirilen Joris, Ermeniler aleyhinde çalışmak üzere 500 lira ihsanla ajan tayin edilip Avrupa’ya gönderildi.466 Padişahın suikasttan zarar görmeden kurtulması münasebetiyle kadı, müftü, erkân-ı harem ve memurlar hacere-i mutahharada toplanarak padişaha dua etmişler, kurbanlar kesip, sadakalar ve Kur’an-ı Kerim’ler dağıtmışlardı. Şükür amacıyla dağıtılan Kur’an-ı Kerim’lerin bir kısmı Çekmeköy bölgesine gönderilmişti.467 17 Nisan 1905 tarihli olan konu ile ilgili arşiv belgesine göre, “mushaf-ı şeriflerden 3 nüshası Kartal’a, 2’şer nüshası Alemdağı, Çekmeköy, Sarıgazi, Samandıra, Aşağı Dudullu ve Yukarı Dudullu köylerine” gön- İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY derilmişti. Böylece Sultan II. Abdülhamid tarafından hediye edilen mushaf-ı şeriflerden dört adedi, bugünkü Çekme Köyü sınırları içindeki Alemdağı ve Çekme Köyü’ne verilmişti. Kuran-ı Kerim’ler, bu köylerin yanısıra Şile ve Adalar’daki mekteplere de hediye edilmişti. Ayrıca bu hediyelerin yerlerine ulaştırılmasından da Kartal, Şile ve Büyükada kazalarının kaymakamları sorumlu tutulmuştu. Velinimetimiz Efendimiz Hazretlerinin geçenki iştiâl-i cinâiyeden avn-ı cem-dânî ile mâsûn kalmış olmalarının nişâne-i teşekkürânı olmak üzere ihdâ ve ve fukarâ-yı şâkirdâna tevzî‘-i fehimâne buyrulan musahâf-ı şerifeden 3 nüshası Kartal, ikişer nüshaları Alemdağı, Çekmeköy, Sarıgazi, Samandıra, Aşağı Dudullu, Yukarı Dudullu karyeleri ve birer nüshası da Yakacık Karyesi Mekâtib-i İbtidâiyesine ve iki nüshası da Şile Mekteb-i İbtidâiyesine ve birer nüshası da Büyükada ve Heybeliada mekteplerine teslim olunmak üzere gönderildiğine dair Kartal, Şile ve Büyükada kazaları kaymakamlıklarına emirnâme-i âli-i hazreti nezaretpenâhîleri tastîr buyrulduktan sonra musahâf-ı şerifenin idâre-i çâkerânemden Evrak Odası’nca aldırılarak mahallerine îsâli hususunun Mektûbi Kalemine emr ü havâlesi vâyeste-i fermân-ı sâmi-i hidiv-i fehimileridir. Ol babda emr ü ferman hazreti men lehü’l-emrindir. 4 Şubat 1323.468 II. Abdülhamid’in bölgeye gönderdiği Kuran-ı Kerim’le ilgili arşiv belgesi. Kaynak: BOA, MF. MKT. 913/53 201 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Ç Bulgar Kilisesi Eksarhı, 30 Mayıs 1894 tarihinden itibaren 15 gün sıhhat bulmak için Alemdağ’da kalmak üzere sadaret makamından izin istemiştir (üstteki belgede). Cevaben de Eksarha izin verilmiş, refakatinde bir polis ve iki süvari zaptiyesi gönderilmiştir.(yandaki belgede) Kaynak: BOA.BEO.409/30623. BOA.Y.A.HUS.298/21. ÇEKMEKÖY BİR ŞİFA YURDUYDU ekmeköy bölgesi üzerinde bulundurduğu su ve orman gibi doğal güzellikleriyle eğlenme, dinlenme ve mesire alanı olmasının yanında temiz havası bol oksijeni ile aynı zamanda dertliler için bir şifa yeriydi. Geçmişten beri pek çok insan hastalık ve dertlerine şifa bulmak için bu bölgeye gelmişlerdi. Bunların içinde herkesin yakından tanıdığı önemli simalar da bulunuyordu. Sözgelimi Abdülmecid döneminin maliye nazırlarından Abdurrahman Nafiz Paşa’ya, yakalandığı bir hastalıktan dolayı doktorlar hava değişimi ve dinlenmesi için Alemdağ’a gitmesini tavsiye etmişlerdi. Paşa bunun üzerine Alemdağ’a gitmek için Sadaret makamından izin talep etmişti.469 de ile de Paşa’nın Alemdağ’a gitmesinde sakınca görülmeyerek izin verilmişti.470 Yine şifa bulmak amacıyla Bulgar Kilisesi Eksarhı471 Sadaret makamına gelerek Alemdağ’a gitmek istediğini belirtmiş ve 30 Mayıs 1894 Çarşamba gününden itibaren 15 gün kadar kalmak üzere izin istemişti. Ayrıca bu süre içinde kendisine refakat etmek üzere birkaç zabitin görevlendirilmesini de talep etmişti.472 Konu Sadrazam tarafından Sultan İkinci Abdülhamid’e iletilmiş ve Bulgar Eksarhının bu isteğinin yerine getirilmesi için Zabtiye Nezareti’ne emir verilerek, bir polis ile iki süvari zabtiyesi refakatinde Alemdağ’a gitmesi sağlanmıştı.473 Sadaret makamından da durum bir tezkire ile padişaha sunulmuştu. Şöyle ki; Atufetlü Efendim Hazretleri Devletlü Nafiz Paşa hazretleri tebdil-i hevâ zımnında birkaç gün Alemdağı’na azimeti hususunu bâtezkire iltimas ve istîzân eylemiş ve müşârünileyhin ol-vechile azimette bir beis görünmemiş ve tezkire-i mezkure arz ve takdim kılınmış olmağla ol babda her ne vechile irâde-i seniyye-i cenâb-ı mülükâne müteallik ve şerefsudûr buyrulur ise müşârünileyhe bildirileceği beyanıyla tezkire-i senâverî terkîm kılındı efendim. Fi 2 Cemaziyelahir 1263 (18.05.1847) Bunun üzerine iki gün sonra çıkan ira- Bulgar Eksarhı’nın izin talebi Padişaha böyle arz edilmişti: Babıali /Sadaret Dairesi/Amedî Divân-ı Hümâyun-4128 Bulgar eksarhı efendi bu sabah hâne-i senâverîye gelerek kendisi gelecek Çarşamba günü berâ-yı tebdil-i hevâ Alemdağına giderek on beş gün kadar oradaki karyede arâm edeceğini ve refakatine birkaç zabtiyenin verilmesini ifade ve iltimas etmesiyle müşarünileyhe bir polis ile iki süvari zaptiyesinin terfîkî zımnında Zabtiye Nezâreti behiyyesine icrâ-yı tebligat olunduğunun hâk-pây-ı hümâyûn-ı şahâneye arzı mütemennâdır efendim. 22 Zilkade 1311 ve 15 Mayıs 1310. Sadrazam ve yaver-i ekrem Abdurrahman Nafiz Paşa’nın Yenikapı Mevlevihanesi’nde bulunan türbesi. 202 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ATATÜRK’ÜN ÇEKMEKÖY ÖZLEMİ Çekmeköy’ün en önemli ziyaretçilerinden birisi de Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tü. Atatürk 10 Ekim 1932’de Dolmabahçe Sarayı’ndan önce motorla Üsküdar’a geçmiş, oradan otomobille Şile’ye gitmişti. Üsküdar’da ve Şile’de halk tarafından coşkun tezahürat ile karşılanmıştı. Üsküdar’dan Şile’ye giderken Alemdağı’na çıkarak Taşdelen suyunun kaynağına kadar gitmiş, bu güzel suyun kaynağında yaptığı incelemeler sonunda suyun kaynağının gördüğü ilgisizlikten etkilenmişti. Daha sonra İstanbul Valisi ile Belediye Reisi Muhiddin Bey’e bundan bahsetmiş ve suyun Üsküdar’a indirilmesi arzusunu ifade etmişti.474 Atatürk’ün Alemdağ’a geldiğinde ziyaret edip çok beğendiği kaynak sulardan Defneli Suyu’na Gazi Suyu da denilir. Ömrünün son dönemlerinde hastalığı sırasında doktorları Alemdağı’na gitmesini önermişler fakat durumu oldukça ağır olduğundan kendisinin de çok istediği Alemdağ’a gidemeden vefat etmiştir. Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam’da “Orman Hasreti“ isimli bölümde, Mustafa Kemal’in Alemdağ’a gitme isteğini şöyle anlatır: “O günlerde tek hayali, dağda ve bir orman kenarında, basit bir evde sakin bir hayat yaşayabilmektir. Her şeyi terk edecektir. Cumhurreisliğinden de, siyasi işlerden de çekilecektir. Tam bir köy evinde, yerle beraber bir ocak önünde bağdaş kurup ateşi seyredecektir. Hasta yattığı odanın duvarında evvelce ona hediye edilen bir tablo vardır. Engin bir orman ve bir akar su. Hepsi o kadar. Gözlerini sık sık tabloya diker. Afet İnan’ı karşısına oturtur. Güçlükle, ama içten taşan bir hasretle konuşur: - Gidelim Afet, bir orman kenarına gidelim. Herşeyi bırakalım. Şöyle basit bir ev. Ocaklı bir oda… Memle- ketimizde güzel ormanlık yerler de var. Söyle bakayım, senin bildiğin bir orman var mı? - Sundiken ormanları Paşam… Aman ne güzeldi. Ben küçükken… ... Hele Sundiken’e gitmeden önce şimdilik belki İstanbul taraflarında da bir yer bulunur. Doktorlarla konuşur. Doktorlar Alemdağı’nı salık verirler. İstanbul Valisi ile bir heyet derhal Alemdağı’na koşarlar. Orada Sultan Aziz’in biraz harapça bir köşkü de vardır. Ama yer güzeldir ve köşk hemen tamir edilebilir….. Alemdağı’nı keşfedenler dönünce Atatürk onların gördüklerini dikkatle dinler. Ortaya bir Alemdağ haritası da serilir. Anlatırlar. O inceden inceye yeri anlamak ister…. Evet güzel. Sundiken’e yerleşmeden önce Alemdağı’na niçin gitmesin?... 203 Mustafa Kemal Atatürk, Alemdağı’na uğradığında Defneli Suyu’nu çok beğenmişti. Bu nedenle Defneli Suyu’na Gazi Suyu da denir. Mustafa Kemal İstanbul’a ilk gelişinde Dolmabahçe Sarayı’na girerken. Fotoğraf: Servet-i Fünun, Sayı 1612, 7 Temmuz 1927. Atatürk’e Alemdağ ziyaretinde İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ eşlik etmişti. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Ertesi günü Vali Muhiddin Üstündağ ve Hususi Kâtibi ile birlikte 8 kişilik bir heyetle Alemdağı’na gittik. Orada Sultan Aziz’den kalma bir köşk vardı. Tetkik ettim. Musaitti. Ufak bazı tadilatla pek uygun bir hale gelecekti. Vali hemen köşkü alıp hazırlamamızı istedi. Acele etmemesini söyledim. Çünkü Ata’nın sıhhatinin hakiki durumunu biliyordum. Saraya dönünce Atatürk izahat istedi. Kendisine tam arzu edilen şekilde bir köşk bulduğumuzu bildirdim. Fakat Atatürk bir daha köşkten bahsetmedi.” Gazeteci Abdi İpekçi, 10 Kasım 1950 tarihli Yeni İstanbul gazetesinde Atatürk’ün son günlerini, hususi hekimlerinden olan Dr. Nihat Reşat Belger ile yaptığı söyleşide anlatıyordu. Dr. Nihat Reşat Belger (yanda). GALİP HOCA ÇEKMEKÖY’DE Çekmeköy’ün misafir ettiği bir başka devlet adamı da Milli Mücadele döneminin “Galip Hoca”sı ve Cumhuriyet tarihinin önemli simalarından Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapmış olan Celal Bayar idi. 11 Ekim 1938 tarihinde Çekmeköy’e yapılan ziyareti gazetede şöyle haber olmuştu: ... Kendisini birinci komadan önce ve son defa gören en eski arkadaşı Ali Fuat Paşa‘ya Alemdağı hayallerinden de bahseder.”475 Atatürk’ün Alemdağ ilgisini, son günlerinde yanında olan ve hastalığı ile yakından ilgilenen 7 doktordan biri olan Dr. Mithat Reşat Belger de dile getirir. Belger’in gazeteci Abdi İpekçi’ye verdiği ve 10 Kasım 1950’de Yeni İstanbul gazetesinde yayınlanan mülakatına göre, Atatürk öleceğini asla hatırına getirmiyor, yarı hasta bir şekilde olsa da yaşayabileceğini düşünüyordu. Ömrünün geri kalan kısmını da Yalova, Florya ve Alemdağı’nda geçirmeyi tasarlıyordu. Olayın devamını Dr. Nihat Reşat Belger şöyle hikaye ediyordu: Dönemin Başbakanı Celal Bayar da Alemdağı’nı ziyaret etmişti. Burada bulunan bendleri teftiş ettikten sonra İstanbul’a dönmüştü. “Bir gün bu fikrini bana açtı ve dedi ki: - Git Alemdağı’nda havası iyi bir yer seç. Bir köşk yaptırmak ve orada yaşamak istiyorum. 204 Başvekil Celal Bayar dün, refakatinde İstanbul Valisi Muhiddin Üstündağ olduğu halde Üsküdar cihetine geçmiş ve otomobille Alemdağı ve Bendler civarında incelemelerde bulunduktan sonra saat dörtte tekrar İstanbul’a dönmüştür. Başvekil, akşam üzeri, Haydarpaşa’ya geçerek Ankara Ekspresi’ne bağlanan hususi vagonla şehrimizden Ankara’ya hareket etmiştir.476 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Çekmeköy’ün yeşil örtüsü, beyazlara bürününce bir gelin gibi nazlı ve mahçup oluyor. 205 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY MİLLİ ŞAİR MEHMET AKİF, SON GÜNLERİNİ ÇEKMEKÖY’DE GEÇİRDİ Sahip olduğu doğası, ormanı, havası ve suyu ile şifa ve deva kaynağı olan Alemdağ’a misafir olanlardan biri de milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’du. Mısır’da kaldığı yıllarda Mehmet Akif’i hastalıklar artık sık sık yokluyordu. 1935 yılı Temmuz ayında, hava değiştirmek maksadıyla Aliye yakınında bir köye çekildi. Lübnan çamlıklarında yakalandığı sıtma hastalığı kendisini çok sarsmıştı. İdealinin yıkılmasıyla manen harap olduğu gibi, vücutça da bitkin ve haraptı. Bu sırada Antakya’dan Beyrut’a gelen arkadaşı Ali Hilmi Bey onu bu sessiz hayattan bir müddet olsun çekip kurtarmak için kendisini Antakya’ya çağırdı. Antakya halkı Mehmet Akif’i candan karşıladılar. Bereketzâde Cemil Bey, Mehmet Akif’i konağında misafir etti. Mehmet Akif Antakya’dan, Mısır’a dönünce sıtmanın geçmediğini gördü. Şu hale göre kendisinde sıtmadan başka bir hastalık daha var demekti. Artık hayatı evham ve kuşku içinde geçiyordu, ihtiyarlamıştı. Zayıf ve dermansız kalmıştı. Manevî hayatı gibi, maddî hayatı da sönmeye yüz tutmuştu. Şimdi onun içini kavuran en büyük hastalık yurt ve vatan hasreti idi. İstanbul’a dönmek ve orada ölmek istiyordu. Mısır’da öleceğinden korkuyordu.477 Akif, Mısır’da yaşadığı yıllarda dostu Prens Halim Bey’e gurbet ellerde çalışmaktan çok yorulduğunu, memleketinde sakin bir inziva yerine çekilip son günlerini, son şiirlerini orada yazarak geçirmek istediğini söyler. Prens Halim Bey de ona, 206 Alemdağ’ın ormanlarını, doğal güzelliklerini anlatır, seçeceği yerin Alemdağ’da bulunan köşkü olursa çok sevineceğini söylerdi. Prens Halim Bey’in anlattıklarından çok etkilenen ve Alemdağ’ı görmeyi çok arzu eden Akif, 1936 yılı yaz mevsimi başlangıcında Mısır’dan İstanbul’a geldi. Vapurdan çıkar çıkmaz davet edildiği Prenses Emine Abbas Halim’in konağına gitti. Bu konakta ona büyük hürmet gösterildi. Alemdağ’a gidip gelmesi için hususi otomobil tahsis edildi. Akif, Halim Bey’in çiftliğinde kaldığı süre içinde 15-20 günde bir karnında ve ciğerlerinde toplanan suyu aldırmak için İstanbul’a hastaneye (Nişantaşı Sıhhat Yurdu) giderdi. Bir ay kadar Nişantaşı Sıhhat Yurdu’nda tedavi gören Mehmet Akif, hastalığın günden güne şiddetlenmesi yüzünden Dr. Fuat Şemsi’nin tavsiyesiyle buradan çıkarılarak Mısır Apartmanı’na götürüldü. Tedavisini Profesör Burhanettin Tuğan üzerine aldı. Burada da bir müddet kaldıktan, sonra tekrar Prenses Halim’in Alemdağı’ndaki çiftliğine gitti. Hâsılı milli şairimiz Mehmet Akif ömrünün son günlerini çok arzu ettiği Alemdağı’nda geçirdi ve 27 Aralık 1936 pazar günü akşamı Beyoğlu’nda Mısır Apartmanı’nda vefat etti.478 Mehmet Akif Ersoy’un vefat haberini Cumhuriyet Gazetesi 28 Aralık 1936 tarihinde ‘Mehmet Akif’i kaybettik’ başlığıyla duyurmuştu.479 Mehmet Akif Ersoy Alemdağı’nda is- İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY tirahat ederken çeşitli kesimlerden ziyaretçileri de oluyordu. Bunlardan birisi de dönemin gazete yazarlarından M. Turhan Tan idi. Ölümünden dört ay kadar önce ziyaret etmiş ve gazetedeki köşesinde de bu ziyareti okuyucularıyla paylaşmıştı.480 Çekmeköylüler de kendi sınırları içinde bir dönem misafir ettikleri Mehmet Akif’i hiç unutmuyorlar. Her sene yaptıkları etkinliklerle onu hatırlıyorlar. Çekmeköy Belediye Başkanı Ahmet Poyraz’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen anma törenle- Çekmeköy Belediyesi’nin düzenlediği Mehmet Akif Ersoy’u anma etkinliğine Çekmeköylüler yoğun ilgi gösterdiler. rine ilçe protokolü ve halkından da yoğun katılım oluyor. Toplantılarda yeni nesile Akif’in hayatı anlatılıyor, Çekmeköy genelinde yapılan İstiklal Marşı ve şiir okuma yarışmalarında dereceye giren ilköğretim ve lise öğrencilerine ödülleri veriliyor. Ayrıca çeşitli sanatçılar da Akif’in şiirlerinden seçkiler okuyorlar.481 İNGİLİZ SEFİRİ ÇEKMEKÖY’DE AVA ÇIKTI Çekmeköy sahip olduğu ormanları, kaynak suları ve diğer doğal güzellikleriyle sadece ülkemiz insanlarının tercih ettiği yer değil, aynı zamanda yabancıların da her zaman ilgisini çeken yer olmuştu. Bölge piknik, eğlence ve dinlenme mekânı olmasının yanında başka uğraşlar için de tercih edilirdi. Örneğin önemli İngiliz bürokratlarından sefir Sir George Klark482 6 Kasım 1931 tarihinde Ankara’daki yoğun diplomasi trafiğinden kaçarak İstanbul’a geldi ve Pendik’te trenden inerek avlanmak üzere doğru Alemdağı’na gitti. Sefir burada iki gün kaldıktan sonra Ankara’ya geri döndü.483 7 Kasım 1931 tarihli Cumhuriyet gazetesi İngiliz sefirinin Alemdağı’na ava gittini haber veriyor. 207 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İ DÜNYANIN EN YAŞLI ADAMI ZARO AĞA ÇEKMEKÖY’DE YAŞADI nsanlara uzun ve sağlıklı bir hayat yaşamak ister misiniz diye sorulsa hiç kimse buna hayır demeyecektir. Türkiye’de yaşam ortalaması 70 civarındadır. Ama bu ortalamayı 2,5’a katlayan bir adam gelip geçmiş bu topraklardan: Zaro Ağa. Zaro Ağa’nın bu kadar uzun süre yaşaması doğal olarak yerli ve yabancı pek çok kişinin dikkatini çekmişti. Bu ilgi kendisine olduğu kadar Çekmeköy bölgesine de yönelmişti. Ömrünün uzun oluşunu ve sağlığını Alemdağı ormanlarına ve bu bölgedeki hayvanlardan elde edilen yoğurda484 borçlu olduğunu söylüyordu. Nüfus kaydına göre 1777 yılında, 18. yüzyılın son çeyreğinde Bitlis’in Mutki İlçesi Merment Köyü’nde dünyaya gelir.485 Babası Simdin Ağa, anası Mis Hanım’dır.486 1934’te öldüğünde 157 yaşındaydı ve bu kadar uzun ömür yaşayan Zaro Ağa dünyaya geldiğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun başında padişah olarak Birinci Abdülhamid bulunuyordu. Zaro Ağa, yaklaşık 157 sene, 1884 ay, 57.305 gün, 1.375.296 saat, 82.517.760 dakika yaşamış ve kalbi 4.951.065.600 defa çarpmıştı. Çocukluğu köyde geçen Zaro, İstanbul’a geldiğinde tahtta 28. Osmanlı padişahı Üçüncü Selim vardı. Zaro o zamanlar yirmili yaşlarda, güçlü kuvvetli, tığ gibi bir delikanlıydı. Bu yıllarda İstanbul’da yapılan şimdilerde ise tarihi değerlerimizden kabul edilen Nusretiye Camii, Ortaköy Camii, Selimiye Kışlası ve Dolmabahçe Sarayı gibi pek çok önemli binanın inşaatında işçi olarak çalıştı. Gücü kuvvetinin yanı sıra uysallığı, kalender meşrep karakteriyle de esnafın sevgilisi olmuştu. Bilhassa Karaköy, Eminönü esnafı onu çok severdi. 1798’de Cezzar Ahmet Paşa komutasındaki orduda, Napolyon ordularına karşı savaşan Zaro Ağa iri kıyım olduğu için, saray görevlilerinin dikkatini çekti ve askerliğini sarayda yaptı. 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın 208 kaldırılışı sırasında Ayasofya’nın altındaki zindanlarda gizlenerek ölümden kurtuldu. Mensubu olduğu Mutkili Şerif Mirza Aşireti’yle 1828’deki Osmanlı-Rus Savaşı’na katılıp bacağından yaralanınca memleketine döndü ve 1830’ların ikinci yarısında İstanbul’a geri geldi. 1853’te inşa edilen Ortaköy Camii’nin inşaatında çalıştığından bahseder ki, bu dönemde 80’li yaşlarında idi.487 Bu yapısıyla Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra gümrüklerde hamallık yaptı. Hamallıkta dikkati çeken ve kendini kabul ettiren Zaro Ağa, kısa sürede Hamallar Kahyası oldu ve bu göreviyle hamallara 20 yıl süreyle ağabeylik edip iskelelerden pay aldı. O dönem Ermeni ve Kürt hamallar arasında paylaşım savaşları vardı. Zaro Ağa’nın Kürt hamallar arasındaki sosyal ağırlığı giderek arttı. Öyle ki iş göremez olduğu dönemde bile kendisine itibar gösterilirdi. İstanbul Belediye Reisi Op. Dr. Emin Zaro Ağa’yı en çok eğlendiren olay torununun torununu sakalıyla kızdırmaktı. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Zaro Ağa’nın Tophane’de oturduğu derme çatma bina (solda). Zaro Ağa Amerika’dan dönünce yeni bir eve taşındı (sağda). Bey zamanında “Belediye Başhademesi” diler orada eğlence sektörü için de ilginç unvanı verilerek 50 lira maaş bağlandı. bir pazar oluşturmuştu. Bunu bilen uyanık Zaro Ağa kısa dönem de olsa modellik organizatörler İstanbul’dan Amerika’ya de yaptı. İlk kadın ressamlarımızdan Mihri dansöz, sihirbaz götürüyor, konserler düMüşfik Hanım’ın girişimiyle Sanayi-i Nefi- zenliyorlardı. Memleket hasreti çeken se Mektebi’nde kız öğrencilerin resim der- göçmenlerin çok rağbet ettiği bu turnelere, sinde erkek model olmasına izin verildi.488 “Dünyanın En Yaşlı Adamı” sıfatıyla Zaro Ağa da katılmıştı. Dile kolay, bir cihan imparatorluğu Cumhuriyet’in ilk yılolan Osmanlı Devleti’nin larında Amerikalı iki Yadörtte biri kadar yaşadı. hudi, Zaro Ağa’ya “Seni Yine Tüm Osmanlı paAmerika’ya götüreceğiz, dişahlarının üçte ikisini göreceksin hemencecik gördü. Öyle ki doğduğunzengin olacaksın, hem de da Birinci Abdülhamid bunca diyar göreceksin” tahtta idi. Bundan sonra diyerek bir çok vaatte sırasıyla Üçüncü Selim, bulundular ve onu gitmeDördüncü Mustafa, İkinye ikna ettiler. Belki de ci Mahmud, Abdülmecid, sıkıntılarla geçirdiği haAbdülaziz, Beşinci Muyatının son döneminde rad, İkinci Abdülhamid, biraz olsun rahat etmek Beşinci Mehmed Reşat istemiş, bunun için teklive son padişah Mehmed fi kabul etmişti. Zaro Ağa Vahdeddin’in birer birer Amerika’ya gideceğini tahta çıkışlarını ve inişlekimseye bildirmedi. Yaşrini gördü. Yine son halilılığıyla ün yaptığı için fe Abdülmecid Efendi’nin gazeteciler onu çok iyi tahilafetine de, halifeliğin nıyorlardı. ilgasına da şahit oldu. Seyahat için Amerikan 1920’ler, 30’larda Zaro Ağa’nın Amerika’ya gidişi 3 Ağustos Hükümeti izin vermiş, Amerika’ya göç eden 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesinde bu şekilde verilmişti. Zaro Ağa’ya bir kostüm Rumlar, Ermeniler, Yahu209 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY satın alınmış, bir boncuklu entari ve bir takke yaptırılmıştı. Amerika’ya gemiyle giden Zaro Ağa, yolda İzmir’e de uğramış ve burada halk ile sohbet etmişti. Bu sohbet sırasında kendisine Amerika’da neler yapacağına dair sorulan bir soruya, “Ben şimdi içki aleyhtarlığı yapıyorum. Bu ana kadar ağzıma bir damla içki koymadım. Amerika’ya gidince kendimi göstererek içkinin fenalığını anlatacağım” cevabını vermişti. Yolculuk sırasında gemi Atina’ya da uğramış ve Zaro Ağa M. Venizelos’u ziyaret etmişti.489 Zaro Ağa’yı Amerika’da diyar diyar dolaştırıp, teşhir ettiler. Bu arada türlü kılıklara soktular. Ellerine boks eldiveni takıp fotoğraflarını çektiler ve gazetede basıp “150 yaşında ama gençlere meydan okuyor” diye yazdılar. Eline bir bardak ayran tutuşturup “150 yıllık yaşamımı ayrana borçluyum” dedirttiler. Etrafını saran genç kızlarla çekilen fotoğraflarını “150 yaşında fakat yine de çapkın” diyerek yayınladılar. Ve bütün bunlardan sonra o açıkgöz organizatörler ceplerini para ile doldurdular ve Zaro Ağa’yı döndürüp dolaştırıp Tophane’deki o 28 Ağustos 1930 tarihli bu fotoğraf Zaro Ağa Amerika’dayken çekilmiş. 210 tahtadan küçük evine, eli ve cebi bomboş bir halde bıraktılar. Amerika’dan geldikten sonra gazetecilerin, “Bu kadar yer gezdin ne kadar para kazandın” şeklindeki sorularına, elini yere doğru indirip küçük bir tepe işareti yaparak şunları söylemişti: “Her akşam nah böyle para geliyordu. Amma bana beş para bile vermediler. Tok gittim, aç geldim.”490 İki kez Atatürk’ün huzuruna çıkan Zaro Ağa’nın beşi kız, 13 çocuğu oldu, 30’dan fazla torun ve bir o kadar torun çocuğu ve hatta torununun torununu gördü.491 Ne kadar uzun yaşarsa yaşasın sonunda her fani gibi o da vefat etti. Tarihler 29 Haziran 1934’ü gösterdiğinde Şişli Etfal Hastanesi’nde hayata veda etti. Hayatında olduğu gibi ölümünde de ilgi odağı oldu. Hastanede yattığını duyan yerli ve yabancı basın mensupları Şişli Etfal Hastanesi’ne akın etti. Bunlardan biri de Cumhuriyet Gazetesi muhabiri İhsan Arif idi. İhsan Arif’in Zaro Ağa’nın ölümüyle ilgili kaleme aldığı yazının küpürü yan sayfada yer alıyor.492 Zaro Ağa torunu ve torununun torunu ile Akşam gazetesi objektiflerine bakarken pek de sağlıklı ve mutlu görünüyor (1 Kasım 1932). İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Öldüğünde yanında bulunan gazetecilerden Hikmet Feridun Es, Zaro Ağa’nın uzun yaşamının sırrını, “kahvelerinde yüz yaşını geçmiş ihtiyar-gençlerin oturduğu ‘ebedi hayat dağı’ Alemdağı’nın havasında, suyunda ve de çörek otlu pideli, keçi yoğurdundan yapılan ayran paparasında” diye açıklamıştı.493 Zaro Ağa ölümünden sonra da her zaman ilgi odağı oldu. Ne zaman uzun ve sağlıklı yaşam ve yaşayanlarla ilgili bir haber yapılsa akla ilk o geldi.494 30 Haziran 1934 tarihli Akşam gazetesindeki Zaro Ağa fotoğrafları. Başında dua eden hoca efendi ile acı haberi duyup hastaneye koşan ailesi görülüyor. 211 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY VE CİVARINDA DİNİ YAPILAR KÖYLERDEKİ İBADETHANELER 13 Mayıs 1801 tarihinde Çekmeköy’deki İbrahim Nesim Ağa Camii’nin Mehmed isimli hatibinin görevden ayrılarak yerine Hacı Hasan Halife’nin tayin edilmesiyle ilgili arşiv belgesi. Kaynak: BOA, HAT. 1479/55 Osmanlı Devleti taşrasında yerleşim birimlerinin en küçüğünü oluşturan köylerin temelini cami, mescit, sinagog veya kilise gibi ibadet merkezleri oluşturuyordu. Köylere hayat veren aileler dini açıdan önemli olan bu binaların etrafında bir araya gelerek bir yerleşim biriminin teşekkül etmesinde rol oynarlardı. Birbirlerini tanıyan ve birbirlerine kefil olarak sosyal dayanışma içinde bulunan insanların bir arada oturduğu köylerde genellikle dini açıdan homojen bir yapı vardı. Genelde inançlara göre köyler oluşturulmuştu. Fakat bunun istisnaları da vardı. Bazı yerlerde özellikle Müslüman ve gayrimüslim haneleri ayrı mahallelerde de olsa yine de ortak mekânlar paylaşılmaktaydı.495 Şer’i kaidelere göre idare edilen Osmanlı Devleti içinde yaşayan gayrimüslimler dini inaçlarını rahat bir şekilde yerine getirebiliyorlardı. Hatta başka bölgelerde zulüm ve baskıya maruz kalan pek çok gayrimüslim Osmanlı Devleti’ne sığınmış ve burada yaşama imkânı bulmuştu. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde Osmanlı Devleti’ndeki inanç dünyası ile ilgili çok sayıda belge ve bilgi bulmak mümkündür. Bu belgelerde ibadethanelerin tarihi seyri hakkında ayrıntılı bilgiler yer alır. Aşağıda örnekleri görüleceği üzere, devlet idarecileri camilerin çeşitli ihtiyaçlarını tedarik ederken, kilise, sinagog ve diğer ibadet merkezlerine ilgisiz kalmamışlardı. Arşiv belgelerinde Çekmeköy ve civarındaki köylerde bulunan ibadethanelerle ilgili de önemli bilgiler bulunuyor. Köylerde bulunan ibadethanelerle ilgili bilgiler şöyledir: İBRAHİM NESİM EFENDİ CAMİİ Belgelere göre Üsküdar’a bağlı Çekme Köyü’nde 1799 yılından önce Rikab-ı Hümayun Kaymakamı Kethüdası İbrahim Nesim Efendi tarafından yapılan bir mescit bulunmaktaydı. Erbab-ı istihkâkdan Mehmed Halife isimli şahıs dilekçe vererek Çekmeköy ve civarında Cuma ve Bayram namazlarını kılacak cami olmadığını; mescidin Cuma ve Bayram namazlarını eda edecek şekilde yeniden tamir edildiğini belirterek, mescidin camiye çevrilmesini istirham etmişti. İsteği yerinde görüldü ve bu tarihte mescide bir minber konularak camiye çevrilmesine izin verildi.496 Ayrıca Rikab-ı Hümayun Kaymakamı Kethüdası İbrahim Nesim Efendi Vakfı’ndan da camiye hatib tayin edilmişti.497 Cami bundan sonra İbrahim Nesim Efendi Camii olarak anılmaya devam etmişti. 1801 yılında da Çekmeköy’deki İbrahim Nesim Ağa Camii Hatibi Mehmed isimli şahıs kendi rızasıyla bu görevinden ayrılmıştı. 13 Mayıs 1801’de de yerine Hacı Hasan Halife tayin edilmişti.498 Daha sonraki tarihlerde caminin yanına bir de mektep inşa edildiği anlaşılıyor. 1851 yılına ait bir belgeden anlaşıldığına göre, bu tarihte cami, mektep ve imama ait ev tamirat geçirmişti. Önce keşif yapılarak 212 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY tamir masrafları çıkarılmış, daha sonra da inşaata başlanılmıştı. Önceden minarenin tahtadan yapılması düşünülmüş iken tamir sırasında tuğladan yapılmasına karar verilmişti. Yapılan ikinci keşifte masrafların arttığı görülmüş ve ek meblağa ihtiyaç duyulmuştu. Bunun için Evkaf-ı Hümayun Hazinesi’nden yardım talep edilmişti.499 İhtiyaç duyulan miktarın bir kısmı Evkaf-ı Hümayun Hazinesi’nden karşılanırken bir kısmının da Laleli Vakfı’ndan temin edilmesi hususunda izin verilmişti.500 1895 tarihli başka bir belgede de Fatma isminde bir hanım tarafından İbrahim Nesim Efendi Camii için dilekçe verilmişti. Dilekçede caminin yağ ve mum tahsisatının olmadığından bahisle yağ, mum ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması talep edilmişti.501 Yapılan tahkikatte caminin 1891 yılında tamir gördüğü de anlaşılmıştı. Dilekçeye istinaden cami için gerekli mum, yağ vesair ihtiyaçların Evkaf-ı Şerife tarafından karşılanması ve ihtiyaçların 1313 senesi Ramazan’ından itibaren verilmesi uygun bulunmuştu.502 ÇEKME KÖYÜ CAMİİ 1962 yılına ait Çekmeköy’de bulunan camii ile ilgili bilgilere göre, kuvvetle muhtemel İbrahim Nesim Efendi Camii yıkılmış yerine başka bir cami yapılmıştı. Caminin resim ve planı da ayrıca çizilmişti.503 Hakkı Raif Ayyıldız tarafından verilen bilgilere göre, Çekme Köyü Camii, kâgir yapı, kiremit döşenmiş ahşab çatı ile örtülmüş, kâgir ve bodurca minareli bir camiydi. Camiyi yaptıran ise 1876 Rumeli muhâcirlerinden Lofçalı Ali Efendi idi. Meyilli bir zemin üstüne inşâ edildiği için bir taraftan fevkanî idi. Camiye minare kaidesi yanından altı basamak taş merdivenle çıkılarak girilirdi. Önce pabuçluk, sonra koridor şeklinde bir son cemaat yeri gelir ki burası asıl ibâdet sahnından bir kafesle ayrılmıştı. şaptandı. Ayyıldız, Çekme Köyü Camii’nin diğer özelliklerini şöyle anlatıyordu: Çekme Köyü Camii “Minare kapısı da ibâdet sahnındadır, pabuçlukdan bir kapu ile bir odaya geçilir ki 1928 yılında köy mektebi yapılıncaya kadar bu oda mektep olarak kullanılmakda idi. Daha doğru tâbir ile banisi tarafından camie mekteb olarak ilâve edilmişti. Sekiz basamak taş merdivenle çıkılır ayrıca kapısı da vardır, altındaki bodrum da tabutluk olarak kullanılır. Köy muhtarlığı bu odanın cami ile muvasalesini temin eden kapuyu ördürterek burasını köy misafir odası yapmak için fiilen işe başlamış bulunuyordu. Odanın yanında ve camiin arkasında bir geniş bölme daha vardır ki köy malı olarak dükkân hâlinde kirada idi. Buraya yol üstündeki kapısından düz ayak girilir. Camiin batı duvarı önünde, yola nisbetle çukurda avlusu bir saha bulunmaktadır. Burada küçük bir sundurma önünde bir çeşme bulunmaktadır. Avludan ve çeşme önünden yola bir taş merdivenle çıkılır”.504 Nihayetinde ahşap bir merdivenle kadınlar mahfiline çıkılırdı. İbâdet sahnı kare şeklinde olup vaiz kürsüsü ve minberi ah213 Çekme Köyü Camii planı. (İstanbul Ansiklopedisi’nden alınmıştır. Çizen:Ömer Tel.) İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY yin edildiği anlaşılıyor. İsa Beğ Vakfı’nın şartları şöyle belirtilmişti: “Hatib ve müezzinler birer cüz okuyalar ve tevliyet Mustafa Ağa evkafının mütevellisine ola. Hâliya mütevelli Yusuf’dur.”506 Mustafa Ağa Vakfı’nın 1530 yılına ait Mevlana Mehmed b. Aliyyü’l-Fenari imzasıyla bir vakfiyesi bulunmaktadır. Vakfın şartları şöyledir: “Mahsûlât-ı evkaf mesârif-i mezkûreye sarf oluna ve tevliyet nefsine ba’dehu aslah-ı ‘utakkasına ve ba’dehüm Kostantiniyye’de hâkimü’l-vakt ihtiyâr etdüği kimesneye ola ve nezaret-i hasbiye bostancılar reisi olan ola ve rakabe mukaddem ola. Hâliya mütevelli Yusuf’dur”.507 Sırapınar Köyü’ndeki Mustafa Ağa Camii 1530 yılına ait bir vakfiyeye sahiptir. Uzun yıllar hizmet veren cami özellikle Yunan işgali sırasında büyük zarar gördü. 1922 yılında Muratlı Köyü’nden Gül Ahmed Ağa tarafından tamir ettirildi. Buna karşılık Gül Ahmed Ağa’ya 5. rütbeden Mecidiye nişanı verildi. Kaynak: BOA.DH.İUM.19-22/111 SIRAPINAR MUSTAFA AĞA CAMİİ Saray bostancıbaşılarından Mustafa Ağa tarafından yaptırılan caminin inşa tarihi hakkında kesin bilgi bulunmuyor. Ancak Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından yapılan çalışmalardan 1530’lu yıllarda inşa edilmiş olabileceği anlaşılıyor. Bostancıbaşı Mustafa Ağa başta olmak üzere çok sayıda kişi vakıf kurmuştu. Bu vakıflar özellikle Beykoz ve civarındaki köylerde bulunan camilere görevli tayin etmiş ve buraların çeşitli ihtiyaçları giderilmişti. İskender Ağa Vakfı (Reisü’l-Bostaniyan Abdullah oğlu), İsa Beğ Vakfı ve Mustafa Ağa Vakfı (Abdurrahman oğlu) Sırapınar Köyü ile ilgilenen vakıflardandı. İskender Ağa Vakfı’nda Mart 1544 tarihli Mevlana Ebussuud imzasıyla bir vakfiyesi bulunmaktadır. Vakfın şartları bu vakfiyede şöyle belirtilir: “Tevliyet nefsine ba’dehu bağçe-i âmirede reis olana ola ve cüz’leri mu’allim olanlar tilâvet ideler. Hâliya mütevelli bostan-ı mir-i kethüdasıdır ve reisü’l-bostaniyyin nâzırdır”.505 İsa Beğ Vakfı ile Mustafa Ağa Vakfı’nın, İskender Ağa Vakfı’nda daha önce kurulduğu anlaşılıyor. İsa Beğ Vakfı’nın vakfiyesi, Mustafa Ağa vakfiyesinin zeylinde yazılmıştı. İsa Beğ Vakfı’ndan Sırapınar Köyü’ndeki camiye imam ve müezzin ta214 Sırapınar Köyü’ndeki cami ile ilgili kayıtlara arşiv belgelerinde de rastlamak mümkündür. İsmi Mustafa Ağa Camii olarak devam etmişti. Elimizdeki belgeler imam ve hatip tayinleriyle ilgili olup ilki 1726 tarihlidir. Cami imam hatibi olan Mehmed isimli kişinin kendi rızasıyla bu görevi bırakması üzerine yerine Hüseyin Halife görevlendirilmişti.508 1830 tarihinde de caminin boş olan hatipliğine İbrahim Halife’nin tayin edildiğini görüyoruz. Aynı şekilde 1835 tarihinde boş olan hatiplik görevine Halil Halife’nin getirilmesi söz konusudur.509 Sırapınar Köyü’ndeki bu cami uzun yıllar ibadete açık kalarak Müslümanlar’ın hizmetinde olmuştu. Yunanlıların işgali döneminde Ömerli Kazası’na bağlı olan Sırapınar Köyü’ndeki terk edilen cami ile birlikte mektep, muallim ve imam odaları da zarar gördü. Zarar gören yerler Muratlı Köyü’nden Gül Ahmed isimli hayır sahibi tarafından 1922’de tamir ettirildi. Devlet de Gül Ahmed’e bu davranışından dolayı nişan verdi.510 ÖMERLİ HASAN EFENDİ CAMİİ Ömerli Köyü’nde bulunan bu camii, hayır sahibi Hasan Efendi tarafından yaptırıldı. 1837 tarihli bir kayıtta, Hasan Efendi Camii imam-hatibi Seyyid Hüseyin Halife’nin vefatıyla boş kalan bu göreve günlük 2 akçe vazife ile Seyyid Mehmed Halife imam ve hatip tayin edilmişti.511 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY SULTANÇİFTLİĞİ KÖYÜ CAMİİ Sultançiftliği Köyü’nde 1838 yılına kadar cami olmadığı anlaşılıyordu. Köy ahalisi tarafından verilen dilekçede Müslüman ahalinin cemaatle namaz kılmaktan mahrum oldukları belirtilmişti. Köy ahalisinin talepleri dikkate alınmış ve bunun üzerine Atik Valide Sultan Vakfı’na ilhak edilen Sultançiftliği Köyü’ne padişah iradesiyle bir camii ile bir mektep inşa edilmişti. Yeni inşa edilen cami ve mektebe, kaynağı Atik Valide Sultan Vakfı’ndan karşılanmak üzere imam, hatip, hademe ve muallim gibi görevlilerin tayini de kararlaştırılmıştı. Buna göre imamlık ciheti için aylık 40 ve hatiplik ciheti için aylık 10, müezzinliği için aylık 10, kayyımlığı için aylık yine 10 ve mektep hocalığı için de aylık 10 kuruş olmak üzere toplam 80 kuruş tahsis edilmesi kararlaştırılmıştı.512 Sultançiftliği Köyü ahalisi 1876 yılında Hükümete verdikleri dilekçede, köydeki Atik Valide Sultan Vakfı’na ait mektebin muallimi Hacı Hasan Efendi’nin, maddi durumunun iyi olmadığını ifade etmişler ve görevine layıkıyla devam edebilmesi için de maaşına vakıf gelirinden zam yapılmasını talep etmişlerdi.513 1898 tarihli başka bir belgede de Sultançiftliği’ndeki cami ile Atik Valide Sultan İbtidaisi binasının köhne ve eski olduğu belirtilmişti. Binanın durumu eğitimi olumsuz etkilemekteydi. Muallimin eğitim programını tam olarak uygulayamaması sebebiyle öğrencilerinin imtihan edilemeyecek seviyede olduğu anlaşılmıştı. Bunun üzerine mektep binasının tamir ve tefrişi için Hazine-i Hassa, camiin tamiri için de Evkaf-ı Hümayun’dan maddi kaynak talep edildi.514 Sultançiftliği Merkez Camii olarak bilinen bu caminin minaresinin alt kısmında “Sırapınar Köyü’nden Ahmet Usta 1950” yazısı bulunuyor. 1837 tarihli bu belgeye göre Ömerli Hasan Efendi Camii’ne günlük 2 akçe ile Seyyid Mehmed Halife imamhatip tayin edilmiş. (soldaki belge) Kaynak: BOA, C.EV, 251/12664 Camisi bulunmayan Sultançiftliği Köyü’ne 1838 yılında padişah iradesiyle bir cami ile bir mektep inşa edildi. Cami ve mektebe kaynağı Atik Valide Sultan Vakfı’ndan karşılanmak üzere imam, hatip, hademe ve muallim tahsis edildi. (sağdaki belge) Kaynak: BOA, C.EV. 524-26489 215 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Resim: Kiliseden çevrilen Alemdağ Köyü Camii resim, plan ve krokisi (cami ve plan çizimi A. Bülend Koçu) Kaynak: İstanbul Ansiklopedisi II (Haz. R. E. Koçu), İstanbul 1959, s. 593. ALEMDAĞ SURP NİŞAN KİLİSESİ Arşiv belgelerinde bazı köylerde bulunan kiliselerle ilgili bilgiler de vardır. Ancak kilisenin ne zaman inşa edildiği hakkında malumat bulunmuyor. 1833 tarihinde İstanbul ve tevâbii Ermeni Patriği’nin talebi üzerine kilisenin tamirine izin verilmişti. Buradan da kilisenin 1833 yılından önce inşa edildiği anlaşılmaktaydı.515 Yine 1838 tarihli bir tezkirede Alemdağı Köyü’nde bulunan Ermeni Kilisesi’nin aktarılmaya muhtaç kiremitleri olduğunun Ermeni Patriği tarafından bildirildiği ve bu konuda kiremit aktarılmasına izin verilmesi istendiği ifade edilir. 20 Temmuz 1838 tarihli irade ile de bu tamirat için izin verilmişti.516 Daha sonraki tarihli bir belgede de padişahın izni ve yardımlarıyla tamir ve onarımların yapıldığı, Ermeni Patriği İstepan’ın şükran ifadelerinden ortaya çıkıyordu. Bu tamir ve onarımdan bir yıl sonra şiddetli kış nedeniyle kilisenin tekrar zarar gördüğü ifade edilerek yeniden yardım talep edildi.517 Diğer belgelere göre de kilise çok sık tamir ve onarıma ihtiyaç duyuyordu. Çünkü 1844518 ve 1846519 tarihlerinde İstanbul 216 Ermeniler Patriği Piskopos Natyos’un iki ayrı tamir ve onarım talebi bulunuyordu. Her iki talebe de olumlu cevap verilerek Ermeniler’in istekleri yerine getirilmişti. Ancak kilise ve köydeki Ermeni halk bu iyi davranışları hak etmediğini sonraki yıllarda yaptıklarıyla göstermişti. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Kilisiden camiye çevrilen Alemdağ Vakıf Camii’nin ne zaman inşa edildiği bilinmemektedir. Yazışmalara göre 1833 yılından önce yapılmıştır. Kilise Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Taşnak komitacılarının faaliyet merkezlerinden birisi olmasından dolayı camiye çevrildi. Alemdağ Köyü’nde bulunan Ermeni kilisesi Birinci Dünya Savaşı öncesinde Taşnak komitacılarının en önemli gizli toplanma ve faaliyet merkezlerinden biri oldu. Bunun sonucunda da kilise camiye çevrildi. 1960’lı yıllardaki bilgilere göre camide hasır ve birkaç parça kilim ve sec- cade ile döşenmiş, mihrabın iki kenarında iki şamdan, iki duvar gaz lambası, bir asma gaz lambası, rakkaslı bir duvar saati bulunmaktaydı. Köyün serveti, caminin çok daha mükemmel bir şekilde tezyin ve teşrifini temin edecek durumdaydı. Ne yazık ki bu tarihte caminin imamı da bulunmuyordu.520 217 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY’DE SALGIN HASTALIKLAR VE SAĞLIK 1894 yılına ait yandaki evraka göre bölgede artan bulaşıcı hastalıklara önlem amacıyla Ömerli Köyü’nde Hüsnü Efendi başkanlığında bir tahaffuzhane (karantina evi) şubesi açılmıştı. Kaynak: BOA, DH. MKT. 292/74 1 9. yüzyıl tüm dünyada bulaşıcı hastalıkların salgınlara yol açtığı bir dönemdi. Osmanlı Devleti’nin idari olduğu kadar ekonomi başkenti de olan İstanbul, dünyanın en hareketli şehirlerinden birisi olması nedeniyle, koleranın her an sıçrayabileceği bir pozisyondaydı. Kent, yoğun nüfusu, neredeyse yok derecesindeki altyapısı nedeniyle koleranın salgın halinde yayılabileceği ideal bir ortama sahipti. Nitekim hastalık, 19. yüzyıl boyunca İstanbul’da birçok kez salgın halini aldı.521 İstanbul’da ilk kolera salgını 1831’de meydana gelmiş ve bu salgında yaklaşık 6 bin kişi yaşamını yitirmişti. 1865 yılında Asya, Afrika, Avrupa ve Amerika’ya da yayılan salgında ise bir ay içinde 30 bin İstanbullu yaşamını yitirmişti. Bu dönemde Sultan II. Abdülhamid yabancı hekimlere toplu çağrıda bulunarak, hem salgınlarla mücadelede destek sağlamış, hem de batılı ülkeler arasında ekonomik ve siyasal düzeyde süren rekabette yeni bir cephe açılmasına neden olmuştu.522 19. yüzyılın son dönemlerinde Çekmeköy ve Beykoz civarında kolera vakaları görülmüştü.523 218 Ancak 1890 - 1900 yılları arasında bölgede daha çok hayvan hastalıklarıyla uğraşılmıştı. Sözgelimi Ocak 1889’da Beykoz’a bağlı Hüseyinli ve Ömerli köyleri ile Şile’deki hayvanlarda bulaşıcı hastalık görülmüştü. Bu bulaşıcı hastalık hususunda, fünun-ı baytariyye muallimlerinden bir heyet oluşturularak bölgeye gönderilmişti.524 Yine Sırapınar ve Koçullu köylerinde görülen salgın hastalık nedeniyle bu iki köy kordon525 altına alınmıştı. Haziran 1889 itibariyle de yapılan kontroller neticesinde Koçullu ve Sırapınar köylerindeki kordon kaldırıldı. Ancak hastalığın Şile tarafındaki başka köylere de sirayet etmesi üzerine buralarda tedbirlerin alınmasına devam edildi.526 1889 yılının Haziran ayı sonlarına doğru Kartal Kazası’na bağlı Sultançiftliği Köyü’nün Müslüman ve Ermeni mahallelerinde karasığır hayvanlarında şiddetli veba-i bakariye (inek vebası) hastalığı ortaya çıkmıştı. Yedi gün içinde 52 baş hayvan telef olmuştu.527 Yapılan muayene ve tetkikler neticesinde hayvanlarda şap hastalığına da rastlanılmıştı. Bunun üzerine gerekli tedbirlere başvurularak köy kordon altına alınmıştı.528 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 1890 yılı Ocak ayında Şile’den başlayarak Beykoz Kazası dâhilinde Hüseyinli ve Ömerli köylerinin karasığır hayvanlarında bir tür sarı hastalık ortaya çıkmıştı. Hastalığın şiddetini artırdığı anlaşıldığından, Çavuşbaşı ve Alemdağı çiftliklerinde bulunan hayvanların muhafazası hususunda da gerekli tedbirler alınmıştı. Ayrıca hastalığın civar köylere de sıçraması muhtemel olduğundan buraların da kordon altına alınması kararlaştırılmıştı.529 Bölgede görülen bulaşıcı hastalıklardaki artışlar üzerine kordon altına alma gibi tedbirlerin yanında hastalıklarla mücadelede başka yöntemlere de başvurulmuştu. Mesela Beykoz’a bağlı Ömerli Köyü’nde Meclis-i Umur-ı Sıhhiye’den Hüsnü Efendi’nin başkanlığında oluşturulan ekip 1894 yılında bir tahaffuzhane şubesi açmışlardı.530 Tahaffuzhane, sefer sırasında, yolcu ve çalışanların arasında bulaşıcı hastalık görülen gemilerin karantina sürelerini geçirmeleri, gerekli sağlık önlemlerinin alınması ve hastaların iyileştirilmeleri için büyük limanlara yakın kıyılara kurulmuş sağlık kuruluşudur.531 Tahaffuzhane, eskiden bir başka şehir veya ülkeden gelen insanların toplu halde bir süre misafir edilip sağlık kontrolü ve temizlikleri yapıldıktan ve bu kontroller sonucu hastalık taşımadıklarına kanaat getirildikten sonra şehre veya ülkeye girişine müsaade edilen binaya denilirdi. Mübadele zamanlarında kullanımları sıkça sözkonusu olmuştur. “Tahaffuz” kelimesi “muhafaza” kelimesinden gelmekteydi. Dolayısıyla “tahaffuzhane” kelimesi günümüz Türkçe’sine “koruma evi” olarak çevrilebilir. Bir anlamda “karantina evi” de denilebilir.532 1889’un Nisan ayında Beykoz ve Kartal kazalarında bulaşıcı hayvan hastalığı zuhur etmişti. Bu hastalığın tedavisi ve durumu için görevlendirilen Baytar Yüzbaşı Yusuf Ziya Efendi alınan tedbirlere ilişkin bir rapor hazırlamıştı.533 Rapora göre, Koçullu ve Sırapınar köyleri dışında hastalığın ortadan kalkmıştı; hastalık olmayan köy ahalisi istedikleri mahallere sığır ve manda gibi hayvanlardan başka arabalarla eşya nakledebileceklerdi.534 1905 yılının Kasım ayında Beykoz’un Sırapınar, Koçullu, Ömerli ve Muratlı köyleri ile Üsküdar, Kartal, Gebze, Şile ve Küçükçekmece kazalarına bağlı bazı nahiye ve köylerde barbun hastalığı görülmüştü. Yapılan inceleme neticesinde olayın ciddi boyutlarda olduğu anlaşılmış ve barbun hastalığının izalesi için gerekli tedbirler alınmıştı.535 VEBADAN KURTULMAK İÇİN ALEMDAĞI’NA DUAYA GİDİLDİ İstanbul, belki de çok fazla insan sirkülasyonunun olduğu yerlerden olması hasebiyle çeşitli dönemlerde veba ve kolera gibi salgın hastalıklara maruz kalmıştı. XVI. yüzyıl sonlarında Temmuz 1592’de görülen veba salgını İstanbul’u adeta kavurdu. 12 Temmuz 1592’de Okmeydanı’na çıkılıp vebadan kurtuluş için dua edildi. O yılın Kurban Bayramı da (18 Eylül) İstanbul ve Üsküdar kadılarının anlaşamaması yüzünden tam belirlenemedi. Herkes arife mi bayram mı şaşırdı. Vebanın giderek etkisini artırması üzerine III. Murad “veba belasından kurtulmak için” kent halkını topluca Alemdağı’na duaya çağırdı. Bütün din bilginleri, şeyhleri ile halk, donanma kadırgaları ile Anadoluhisarı’na geçirildiler. Hemen herkes bu çağrıya koştuğundan İstanbul’da kimse kalmadı. Çarşılar ve dükkânlar kapandı. On binlerce insan, yaya veya arabalarla Alemdağı’na yürüdü. Bir gece Alemdağı’nda kalınıp ertesi seherde topluca dualar edildi. Padişah sadakası olan kurbanlar kesilip bostancıbaşı tarafından onca kalabalığa sofralar donatıldı. İstanbul tarihinin en kalabalık sofraları kurulup kaldırıldı. Kadı sicillerine göre dua öncesinde her gün İstanbul kapılarından 325 cenaze çıkarken duadan sonra bu sayı 100’e düştü, yatanlar kalkmaya, hastalar iyileşmeye başladı. Veba illetinin İstanbul’dan uzaklaşması dileğiyle kent zindanlarındaki mahkûmlardan yeterince ceza çekenler de serbest bırakıldı.536 219 1592’de görülen ve tüm İstanbul’u etkileyen veba salgını üzerine, III. Murad “veba belasından kurtulmak için” İstanbulluları Alemdağı’na duaya çağırdı. Duadan sonra günlük cenaze sayısı 325’ten 100’e düştü. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY GÖKAY’DAN ÇEKMEKÖY’E SAĞLIK OCAĞI Sağlık Bakanlığı ve İstanbul Belediye Başkanlığı da yapmış olan Fahreddin Kerim Gökay, eşinin büyükbabasından kalan Alemdağ Sultançiftliği’ndeki köşkün yerine bir poliklinik inşa ettirmişti. Binanın temeli 26 Temmuz 1969 tarihinde atılmıştı. Üstteki fotoğrafta Gökay’ın yaptırdığı poliklinik binası görülüyor. Altta ise binanın arka tarafında bulunan mermer levhanın üzerinde binanın inşası ile ilgili bilgiler yer alıyor. Cumhuriyet döneminde İstanbul’un meşhur vali ve belediye başkanları arasında yer alan aynı zamanda bakanlık yapmış olan Ord. Prof. Dr. Fahreddin Kerim Gökay da Çekmeköy’e ilgi gösterenlerdendi. Gökay, Alemdağı’nda halkın karşılıksız tedavi edilebileceği bir poliklinik yaptırmıştı.537 Polikliniğin temeli 26 Temmuz 1969 tarihinde bölge halkının da katılımıyla atıldı. Poliklinik için Gökay’ın eşinin babasından miras kalan Alemdağ Sultançiftliği’ndeki bir arazi seçilmişti. Bu amaçla arazinin içindeki köşk yıktırılmış ve halkın her türlü sağlık ihtiyacını karşılayacak bir “sağlık polikliniği” inşa edilmişti. Prof. Dr. Fahreddin Kerim Gökay, Canipbey Sağlık Polikliniği’nin temel atma törenindeki konuşmasında, Göztepe’deki Gökay Ruh Sağlığı Polikliniği’nin çok müs220 pet sonuçlar verdiğini 1967 yılının Şubat ayından beri faaliyette bulunan poliklinikte bugüne kadar 5.608 kişinin ücretsiz muayene edildiğini belirtmiş, iki ay sonra tamamlanacak olan Alemdağ Polikliniği’nin bir ilkyardım istasyonu gibi de çalışacağını ve köylülerin sağlık sorunlarının ücretsiz olarak karşılanacağını söylemişti.538 27 Temmuz 1969 tarihli Cumhuriyet gazetesinde konuyla ilgili çıkan haber. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 221 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ÇEKMEKÖY’DE DOĞAL AFETLER VE YANGINLAR Ç ekmeköy ve civarındaki yerleşim yerleri deprem, kıtlık, kuraklık, sel baskınları, salgın hastalıklar ve yangınlar gibi afetlere de maruz kalmıştı. Bu afetlerin içerisinde yangınlar biraz daha fazla dikkati çekiyordu. Özellikle bölgenin orman bakımından zengin oluşu sık sık çıkan yangınların büyük zararlara yol açmasına neden olmuştu. Arşiv belgelerinde bölge ile ilgili başta yangınlar olmak üzere diğer doğal afetler hakkında kayıtlar yer alıyordu. 21 Temmuz 1892 tarihinde Alemdağı Vakıf Baltalığı’nda çıkan yangınla ilgili arşiv belgesi. Kaynak: BOA, Y.PRK.HH.25/53, lef-2. Sözgelimi, 19 Temmuz 1892 Salı günü saat 7 civarında Çavuşbaşı Çiftliği bitişiğindeki Çekmeköy değirmeninin üst tarafında bulunan çalılıkta yangın çıkmıştı. Alevler daha sonra çiftliğin merasına da sirayet etmiş ve 50 dönüm kadar çalılık yandıktan sonra ancak bastırılabilmişti. Yine aynı gün Kayışdağı eteklerinde ve Alemdağı taraflarında da yangın çıktığı ve kısa sürede kontrol altına alındığı belgedeki ifadelerden anlaşılıyordu.539 21 Temmuz 1892 Perşembe günü saat 6 sıralarında Alemdağı Vakıf Baltalığı’nda oturan Laz muhacirlerinin hududu dâhilinde, Soğuk Su civarında ve Kavak Kuyular isimli yerde yangın çıkmıştı. Yangında tahminen 200 dönüm kadar funda ve koca yemişlik yanmıştı. Ateşin daha sonra meşelik alana da sıçramasıyla yangın baltalığın diğer kısımlarına da sirayet etmiş ve tahminen burada da 100 dönüm kadar yerin yanmasına neden olmuştu. Yangın çıktıktan sonra korucular ve muhacirler söndürmek için büyük çaba sarfetmişlerdi. Bu gayretler sonucunda da saat 11 civarında yangın tamamen söndürülmüştü.540 18 Mart 1911 günü Beykoz Çavuşbaşı Çiftliği yakınında saat 6 civarında başlayan yangında tahminen 300 dönüm kadar alan yanmıştı. Ahalinin de yardımlarıyla yangın söndürülmüştü.541 7 Nisan 1916 Cuma günü Beykoz Kazası’na bağlı Ömerli Köyü civarındaki Eğerli Mezarlı denilen yerde yangın çıkmış ve 50 dönüm kadar fundalık yanmıştı. Yangının daha da büyümesini ahalinin gayreti engellemişti.542 Kasım 1916 tarihinde Beykoz’da çıkan yangın neticesinde Beykoz Hükümet Konağı da yanmıştı. Hükümet konağının yanmasıyla nüfus, tapu, mal ve vergi muamelelerine esas olan kayıtların yeniden düzenlenmesi ve tescil edilmesi için kaza merkezinin Ömerli Köyü’ne nakledilmesi kararlaştırılmıştı.543 25 Ağustos 1917 günü Ömerli Kazası’na bağlı Şerifler Çiftliği civarındaki orman ile Kartal Kazası’na bağlı Kurtdoğmuş ve Kaymaz Çiftliği sırtlarındaki ormanlarda yangın çıkmıştı. Yangının haber alınması üzerine civar köy ahalileri ile kâfi miktarda kuvvet sevk edilerek kısa sürede yangın söndürülmüştü.544 Bundan hemen iki gün sonra yine Ömerli Kazası’na bağlı Şerifler Çiftliği civarında Bağcedere adlı yerde Hasan Ağa’nın mutasarrıf olduğu ormanda 222 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY yangın çıkmış ve tahminen 8 dönüm kadar alan yanmıştı.545 Yangını çıkaranları bulmak için yapılan tahkikat neticesinde Şerifler Çiftliği’nde ikamet eden ve o gün o civarda çamaşır yıkamış olan Dokuzuncu Ağır Erzak Kolu’na mensup kişiler tarafından çıkarıldığından şüphe edilmiş, fakat failleri meydana çıkarılamamıştı.546 7 Nisan 1918 günü Polonezköy yakınlarındaki Karanlıkdere isimli mevkide yangın meydana geldi. Yangının ormana sıçramaması için yoğun çaba sarfedilmiş ve başarılı olunmuştu. Fakat 15 dönüm kadar alanın yanmasına da engel olunamamıştı. Yangının o civarda bulunan Mahrukat Taburu efradının sigara atmalarından dolayı çıktığı ve tahkikata devam edildiği Ömerli Kaymakamlığı’ndan bildirilmişti.547 1921 Nisan’ında Ömerli Kazası’na bağlı Sırapınar Köyü’ne Yunanlılar saldırmışlardı. Bu saldırıda köylülerin hayvanları gasp edilmiş ve ekinleri de keyfi olarak yakılmıştı. Köy halkı bunun üzerine vergilerinin affı ya da tecil edilmesi hususunda hükümete dilekçe vermişlerdi.548 Hükümetten gönderilen cevapta da vergi affının mümkün olmadığı ama erteleneceği ifade edilmişti.549 13 Şubat 1922 tarihinde Çekmeköy ahalisinden Yunus oğlu Mustafa’nın samanlığında kazaen ateş almak suretiyle yangın çıkmıştı. Etrafa iyice sirayet etmeden yangın söndürüldü. Ancak adı geçen şahsın 200 lira kıymetindeki samanı ile bir miktar kömürü tamamen yanmaktan kurtulamadı.550 Yangınlar olduğunda söndürmek için en fazla gerek duyulan suydu. Fakat bazen suyun fazla olması da zararlı olabiliyordu. Özellikle çok miktarda yağış olduğu zamanlarda da bölge halkı mağdur oluyordu. Bununla ilgili bilgilere de arşiv belgelerinde rastlamak mümkündür. Mesela 1910 yılının Şubat ayı sonlarında Riva Deresi’nin taşması sonucu oluşan bir sel baskınından Hüseyinli Köyü arazisi büyük zarar görmüştü. Ancak herhangi bir can kaybı olmamıştı.551 Yangın ve sel gibi afetlerden başka hem can hem de mal kaybı açısından bölgeyi etkileyen en önemli durumlardan biri de depremlerdi. İstanbul ve çevresinde irili ufaklı çok sayıda deprem olmuştu. Bunlar içinde hem İstanbul hem de çevresini en çok etkileyen deprem 10 Temmuz 1894 tarihinde meydana gelendi. Kaynaklarda “büyük hareket-i arz”, “zelzele-i müthişe” veya “zelzele-i azime” olarak bahsedilen bu deprem çok geniş bir sahada hissedilmiş, özellikle de İstanbul ve çevresinde çok büyük hasara neden olmuştu.552 Araştırmacılar tarafından verdiği zarar oranına göre deprem alanı beş farklı bölge olarak değrlendirilmişti. Depremin en fazla zarar verdiği yerler birinci bölge içinde ele alınmıştı. Bu bölge içinde Çekmeköy ve civarı da bulunmaktadı. Köylerdeki can kaybı hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte çok sayıda ev, işyeri ile cami ve kilise gibi ibadethaneler ya tamamen yıkılmış ya da önemli ölçüde zarar görmüştü.553 CUMHURİYET DÖNEMİ YANGINLARI 27 Mart 1940’da Alemdağı ormanında çıkan yangında 150 dönümlük arazi dâhilindeki meşe ve kestane ağaçlarının da bulunduğu fundalık yanmıştı. Yangın Üsküdar İtfaiyesi’ne haber verilmiş; itfaiye ile birlikte jandarma, Orman Koruma Kıtası’ndan asker ve civardaki köylüler yangın mahalline sevkedilmiş ve söndürülmesine çalışılmıştı. Reşadiye Köyü olay mahalline yakın olduğundan bu köy halkı biraz endişelenmişti. Yapılan tahkikatta yangına Harun isminde meczup bir gencin sebep olduğu anlaşılmıştı. Harun içtiği sigarayı kurumuş fundalıklara attığını, bunların birdenbire tutuşması üzerine korkarak söndürmeye çalıştığını fakat söndüremeyince oradaki jandarma karakoluna haber verdiğini söylemişti.554 30 Mayıs 1942 tarihinde Alemdağı Taşdelen mevkiinde Vakıflar İdaresi’ne ait ormanda bir yangın çıkmıştı. Saat 16.00 su223 Gazete haberleri, bir meczup tarafından çıkarılan yangında Alemdağ’nda 150 dönüm fundalığın yandığını haber veriyor. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY larında başlayan yangın süratle yayılarak 5 kilometrekarelik bir sahanın yanmasına sebep olmuştu. Böylece geniş bir sahaya yayılan yangın her nasılsa bir atlama yapmış ve ateş o civarda Baltacı Çiftliği’ne ait ormana sirayet etmişti. Burada da takriben 3 kilometrekare genişliğinde bir saha tamamen yandıktan sonra bölge çember içine alınabilmişti. Üsküdar İtfaiyesi, köylüler, jandarma ve temizlik işçilerinin katılımıyla gecenin geç saatlerine kadar söndürme çalışmaları devam etmişti. Yangının ormana atılan bir sigaradan çıktığı tahmin edilmekteydi. 1945 yılı Temmuz ayında da İstanbul’da çok sayıda orman yangını meydana geldi. Bunlardan bir kısmı Çekmeköy bölgesinde ortaya çıktı. 10 Temmuz 1945 tarihinde Ömerli Köyü civarındaki fundalık alanda başlayan yangın, gittikçe sahasını genişletmiş, bir yandan Pendik’in kuzeyindeki Aydos tepelerine, diğer yandan da Beykoz ormanlarına doğru yayılmak suretiyle birkaç gün içinde önemli bir ormanlık alanı kasıp kavurmuştu. O günden beri muhtelif yerlerde aralıklarla devam eden yangın kontrol altına alınamamış ve Beykoz, Üsküdar, Kartal ilçelerinden başka Şile ve Gebze ilçelerini de tehdit eder hale gelmişti. 22 Temmuz 1945 tarihli Cumhuriyet gazetesi ‘büyük orman yangını’ başlıklı haberinde yangının büyüklüğünü göstermek için bir de harita kullanmıştı. Anadolu yakasındaki ormanlık bölgede bulunan altı ilçenin kaymakam ve jandarma komutanlarıyla orman mühendis ve memurları da söndürme işine bizzat katılmışlardı. Köylüler ve askeri birlikler de bu çalışmalarda yer aldılar. Benzer şekilde Polenezköyü civarında başlayan bir başka yangın da Taşdelen’e dayandı. 224 Beykoz’un Polonez Köyü çevresindeki yangın Çavuşbaşı Çiftliği’nden Kandilli ve Çamlıca tepelerinin arka istikametine doğru ilerleyerek Taşdelen’e geldi. Ateş, Alemdağı çevresinde şiddetle ilerledi ve Baltacı ve Sultan çiftliklerine kadar uzandı.555 Halimpaşa ve Baltacı Çiftliği korusu ve Yahudi Çiftliği de tamamen yandı.556 Bu sahadaki orman yangını şehrin yüksek yerleriyle Galata ve Beyazıd kulelerinden görülebilmekteydi. Bir önceki gün de Kartal’ın Samandıra Köyü civarında çıkan yangın bastırılmak üzere iken, dün Kurtköy’ü çevresinde tekrar baş göstermiş ve bu yangın şiddetini artırarak büyümeye başlamıştı. Şile, Gebze ve Belgrad ormanındaki yangınlar da güçlükle önlenmişti. Bu bölgelerdeki yangınların söndürülmesi için halkla askerî birlikler cansiperane bir gayret gösterdi.557 30 Eylül 1989’da saat 12.30 sıralarında Alemdağ Köyü yakınlarındaki ormanda sebebi belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı. Yangın itfaiye ekiplerinin erken müdahale ederek, ciddi çalışması sonucu fazla büyümeden saat 14.00 sıralarında kontrol altına alındı.558 20 Temmuz 1995 Pazar günü de saat 13.00 sıralarında Aşağı Dudullu Alemdağ Çırçırdere mevkiindeki çam ağaçlarının bulunduğu ormanlık alanda sebebi belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı. Aynı anda 3 ayrı yerde birden başlayan yangın, itfaiye ekiplerinin çalışmaları sonunda kontrol altına alındı. Yangın söndürme çalışmalarına Ümraniye itfaiye ekiplerinin yanı sıra 2 iş makinesi, bir helikopter ve 2 uçak da katıldı.559 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY EDEBİYAT VE GÜZEL SANATLARDA ÇEKMEKÖY Ç ekmeköy bölgesi her meslek grubundan insanların da ilgisini çekmişti. Çekmeköy şairlerin şiirlerine, yazarların hikâye, roman ve anılarına, gazetecilerin köşelerine, ressamların tablolarına yani sanatçıların her türlü sanat eserine konu olmuştu. Mesela 17. yüzyıl Osmanlı şairi, tarihçi ve Hanefi mezhebi fıkıh âlimlerinden Nev’izâde Atâî’nin eserlerinde geçer Çekmeköy. Ekim 1583 senesinde İstanbul’da doğan Atâî, küçük yaşta ilim tahsiline başlayıp, ilk tahsilini babasından aldı. Sonra, Kafzade Feyzullah Efendi’den ilim öğrendi. Ahizade Abdülhalim Efendi’den akli ve nakli ilimleri tahsil edip, yüksek ilmi dereceye yükseldi. 1605 senesinde İstanbul Canbaziye Medresesi müderrisliğine tayin edildi. 1608 senesinde müderrislikten ayrılıp kadılık mesleğini seçti ve Lofça’ya kadı tayin edildi. Çeşitli yerlerde kadılık yaptıktan sonra 1634’te İstanbul’a döndü. 1635 Ekim ayında İstanbul’da vefat etti. Şeyh Vefa Tekkesi bahçesinde, babasının yanına defnedildi.560 Nev’izâde Atâî, âlim ve fazıl bir zattı, evliyanın büyüklerinden Üsküdar’da medfun Aziz Mahmud Hüdayi’den manevi feyz aldı. Kadılık yaptığı sürede doğruluktan, adaletten ayrılmadı. Şiir de yazan Atâî, bilhassa Fuzuli ve Baki’nin tesiri altında kalmıştı. Hadaik-ül-Hakayık fi Tekmiletiş Şakayık,561 El-Kavl-ül-Hasen fi Cevab-il Kavl li-Men,562 Divan563 gibi çok kıymetli eserleri vardır. Mesnevi sahasında ise, 1- Alemnüma (Saki-name), 2- Nefhatü’l Ezhar, 3- Sohbet-ül-Ebkar, 4- Heft Han, 5Hilyet-ül-Efkâr adında beş eseri vardır ve bunlar bir hamse meydana getirirler.564 Yine Osmanlı döneminin divan şairlerinden Sâbit’in şiirlerinde görürüz Çekmeköy’ü. Asıl adı Alâeddin olan Sâbit 1650’de Bosna’da doğdu. Gençliğinde İstanbul’a gelerek medrese öğrenimi gördü. Tekirdağ’da müderrislik; Bosna, Çorlu, Burgaz, Kefe, Konya, Yanya ve Diyarbakır’da kadılık yaptı. Bayramîliğe mensup idi. 1712’de İstanbul’da vefat eden şairin mezarı İstanbul Topkapı’da Bayramî Şeyhi Sarı Abdullah Efendi’nin ayak ucundadır. Sâbit 17. asrın sonlarında, o dönemde Halep’te bulunan Nabî’den sonra en fazla şöhret kazanan şairdir. Ömrünün baharını İstanbul’da yaşadıktan sonra resmi görevleri yüzünden çeyrek asra yakın, bu şehrin uzağında kaldı. Özlem ve hasretle geçen bu yıllarda şair, sık sık İstanbul’dan söz edecek ve mısralarında bu özlemi dile getirecektir. Ömrünün, İstanbul’da geçen son üç yılında ise kendi bildiği o eski İstanbul’un artık yok olduğunu söyleyerek şehre tenkit gözüyle bakacaktır. Sâbit’in kendisi kadar ünlü olan “Ramazaniye’si”, tam bir İstanbul tasviridir. Bu uzun kasidesinde yalnızca İstanbul ramazanları değil, şehrin bütün bir kültür dünyası, sosyal yapısı, tabii ve coğrafi özel- Nev’îzâde Atâî’nin hamsesi içinde yer alan Âlemnüma (Sâkinâme) adlı mesnevide Yûşâ, Göksu, Gümüşservi, Alemdağ ve Akbaba gibi şehrin uzak semtlerini resmeden şair, Rumelihisarı ile Anadoluhisarı arasında bir münazara tertibiyle buralara dair bütün güzellikleri dile getirmişti.565 225 Eserlerinde Alemdağ’dan bahseden Atâî ve babasının defnedildiği Vefa semtindeki Vefa Türbesi. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY likleri dile getirilir. Sâbit kendi döneminin İstanbul’daki edebiyat dünyasını da, “Kaldırım taşları altında birer şair var” diyerek tanımlar. Bu ‘Ramazaniye’ 18. asrın başlarındaki İstanbul’u her yönüyle en iyi anlatan şiir olarak edebiyat tarihine geçmiştir. Sadettin Nüzhet, Beşiktaşlı Gedâî ve eserleri hakkında bir kitap hazırlamıştır. Abdülhak Hamid Tarhan anılarında çiftlik ve korulardan bahsederken; Ahmet Rasim de bülbül sesi dinlemek için Alemdağı’na gittiğini anlatırdı. En çok ilgi gösterdiği İstanbul semtleri ise Kâğıthane, Hisarlar, Çengelköy, Sarıyer, Okmeydanı, Alemdağ, Göksu gibi dönemin eğlence merkezleridir. Nitekim mesnevilerinde dahi buralardan bahsetmeyi alışkanlık edinmiştir. Şöyle ki: Çıktı İstanbul’un mevâlisi Her birinin şeneldi yalısı Gittiler zevk için Hisarlara Göksu seyrine Sanyârlara Tayy ederler mesâfe-i bağın Buldu bir hatvede Alemdağı’n.566 Çekmeköy’e ilgi gösteren başka bir Osmanlı şairi de Gedâî’dir. 1810-1889 arasında yaşamıştır. Asıl adı Ahmed’dir. Tokatlı olduğu halde İstanbul’a geldikten sonra yerleşip kaldığı semtten dolayı “Beşiktaşlı Gedâî” diye anılır. İlk gençlik yıllarını Tokat’ta babasının keresteci dükkânında çalışarak geçirdi. Âşık olduğu genç kızla evlenememesi ve bu kızın bir süre sonra veremden ölmesi üzerine büyük bir üzüntüye kapıldı. Arkadaşları tarafından sıkıntılarına iyi geleceği düşünülerek sazlı sözlü eğlencelere götürülen Ahmed, saz çalmaya ve şiirler söylemeye başladı. Gedâî’nin şiirlerinde İstanbul’un bazı semtlerine özel bir ilgi gösterdiği görülür. Bahar aylarında Üsküdar’ın, Bağlarbaşı’nın tadına doyum olmayan bahçeleri ve buralarda düzenlenen eğlenceler; Haydarpaşa, Gebze, Kartal, Pendik ve Alemdağ’ın unutulamayan gün ve geceleri Gedâî’de hayal ve özlem dolu bir geçmişin ipuçlarıyla doludur.567 BEŞİKTAŞLIYAN, ALEMDAĞ ŞİİRİ YAZDI Şiirlerine Çekmeköy’ü konuk eden şairlerden biri de, 19. asır Ermeni edebiyatının en büyük lirik şairlerinden ve ilk Ermeni piyes müelliflerinden biri olan Mugırdiç Beşiktaşliyan’dır. 1828’de İstanbul’da doğmuş ve 1868’de Ortaköy’de vefat etmiştir. Şişli Ermeni Katolik Mezarlığı’nda medfundur. Beşiktaşlıyan’ın şiirlerine “İlkbahar”, “Sonbahar”, “Alemdağ”, “Avdet”, “Yûşa Dede Tepesi’nde Bir Gezinti” isimli şiirler örnek gösterilebilir. Eserleri yüksek üslûpla ve eski Ermenice ile kaleme alınmıştır.568 Abdülhak Hamid de anılarında ailenin Beykoz’daki çiftlik ve korularından bahseder. Hekimbaşı Korusu’nu ve buradaki küçük sayfiye köşkünü, kiraz ve üzüm mevsimi gelince yalıdan Çamlıca’daki köşke nasıl taşınıldığını, ailenin 60 yıldan fazla oturduğu bu mekânların ağır masraflarla nasıl ayakta tutulmaya çalışıldığını anlatır.569 AHMET RASİM ALEMDAĞI’NDA BÜLBÜL DİNLERDİ Alemdağı çok hoş öten bülbülleriyle de meşhurdu. Bülbül sesi dinlemek için çok uzaklardan Alemdağı’na gidildiği olurdu. Bülbül dinlemek için yapılan bu yolculuklar ve varışta yaşananlar daha sonra satırlara dökülürdu. Ahmet Rasim’in Külliyat-ı Sa’y ü Tahrir’inde bu anlardan biri şöyle anlatılmaktadır: “Bir gece Alemdağı Korusunda tulûi kamer ile başlayan bir bülbül, bütün sükkâm meşcereyi uyutmadı. Her feryadı medîdine etrafdan akisler, cevablar geliyordu. Her avazı muhriki semâya irtikaa ederek parça 226 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Cumhurbaşkanlığı Koleksiyonu’nda 7234 envanter numaralı, ‘Alemdağ manzarası’ isimli Şeker Ahmed Paşa tablosu. parça, nağme nağme dökülüyor zan edilecek kadar parlak, mühtez idi. Ömrümde unutamadığım bir şebi mukammer de budur. Sükûn arasında bir ahengi tabiî ile huruç eden bu sadâyi ulvî kâh en lâtif, en tatlı bir pesliğe, kâh en şedid, âdeta kulakda çın çın ötecek derecede kuvvetli bir tizliğe munkalib olduğu halde bile mevzûniyeti ruh nüvâzına asla halel gelmiyordu”.570 HALİL PAŞA, ALEMDAĞ RESSAMIYDI Çağdaş Türk resim sanatının temel taşlarından biri olarak değerlendilen Şeker Ahmed Paşa ve Tophane Müşiri Ferik Selim Paşa’nın oğlu olan ressam Halil Paşa’nın (1852-1939) tablolarında da Çekmeköy’e rastlamak mümkündür. Halil Paşa, 1873’te Mühendishane-i Berri-i Hümayun’dan teğmen rütbesi ile mezun oldu. 1874’te Askeri İdadi’de resim öğretmenliği yaptı. 1880’de II. Abdülhamid tarafından Paris’e gönderildi. 8 yıl Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nde Gerome ve Courtois atölyelerinde eğitim gördü. Ülkeye geri döndükten sonra Mekteb-i Harbiye ve Mekteb-i Tıbbiye’de resim öğretmenli- ği yaptı. 1900’de Paris “Salon deş Artistes François”de “Madam X” konulu pastel çalışması ile bronz madalya kazandı. 1902’de Beyoğlu Posta Sokağı’nda açılan sergide 24 eseri sergilendi. Bunların çoğu “Maltepe Sahili”, “Bostancı”, “Göksu”, “Alemdağ’da Yaz”, “İstanbul’da İlkbahar” konulu İstanbul peyzajları idi. Ertesi yıl, aynı salonda açılan sergide de 20’den fazla eseri sergilenen Paşa, 1908’de emekliye ayrılmıştı.571 Ünlü bir şair, edip ve ressam olan Diran Çırakyan da eserlerinde Çekmeköy’e yer vermişti. Osmanlı Bankası tahsildarı Arapkirli Kasbar Çırakyan’ın oğlu olan Diran Çırakyan 1875 tarihinde Üsküdar’da doğmuş, ilk tahsilini Surp Haç Mektebi’nde yapmıştı. Henüz çocukluk çağında iken şiire ve bilhassa resme karşı büyük bir ilgi göstermişti. 1891’de Üsküdar’daki Berberyan Mektebi’nden mezun olmuştu. Burada elyazma haftalık bir gazete neşretmişti. Müteakiben bir yıl kadar Sanayi-i Nefise Mektebi’ne devam ettikten sonra, takriben iki yıl ressamlıkla meşgul olmuştu. En önemli eserleri “Taşdelen Yolu” ve “Bafra Yolu” adlı yağlı boya tablolarıydı.572 227 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ALEMDAĞ’DA BİR CEVELAN573 1895 yılında Servet-i Fünun gazetesinin sahibi Ahmet İhsan öncülüğündeki bir grup gazeteci, Alemdağı bölgesine geziye çıktılar. Bu gezi sırasında yaşadıklarını ve izlenimlerini de Servet-i Fünun’da yayınladılar. Servet-i Fünun’un iki sayısında “Alemdağ’da Bir Cevelan” başlığı altında yayınlanan yazı şöyledir: “İnsan mevsim-i baharda nasıl meftûn-ı çemenzar ise sıcak havalarda dahi büyük ağaç sayelerinin öyle müştâkıdır. Serin rüzgârın hubub eylediği zaman-ı şemsin inikâs-ı muharrikinden masun kalmak üzre bir büyük ağaç sayesine oturuldu mu hissolunan mahzûziyyet pek latif olur. İşte bunun içindir ki mevsim-i sayfta İstanbul halkının en kıymetli addeylediği cevelan Alemdağı ormanıdır, yalnız bir müşkilat varsa o da Alemdağı’na öyle ha denince gitmek kâbil olmamasıdır, zira oraya doğru bir tenezzüh-ü zevkperverâne icrası birkaç günü feda etmeğe, saatlerle yola tahammül eylemeğe mütevakkıf bulunuyor. Şu müşkilâtı iktihâm ederek dünyanın en güzel meşceresinden madûd olan Alemdağı’na gitmeği çoktan beri emel edinmiştik; meğer kısmet bu bayram tatilinde imiş ki bayramın üçüncü günü akşamüzeri levâzım-ı seferiyeyi tedarik ederek hanemizden müfârekât eyledik. Alemdağı’nda cevelan icrası fikrime ilk tebadür ettiği zaman şu tenezzühü tam resimli gazetecice yapmayı da beraber tasmim etmiş idim. Onun için zaman-ı hareketten evvel tanzim eylediğimiz levâzım-ı defteriyenin ser-bâlâsında “fotoğraf takımı” ve “hokka-kalem kâğıt” kelimeleri yazılmış bulunuyor idi. Bütün mevsim-i şitâda gabar-ı metrûkiyet altında kalan fotoğraf âletini ihtimâm-ı mahsusla temizledim, şasilere camları taktım; çantasına yerleştirdim: Yanı başına defter-i hissiyatı da terfik eyledim; camlar hassas eczası sayesinde ormanın manâzır-ı muhtelifesini zabteyleyecek, defter ise muharrir-i 228 acizin müşahedatını şâmil olacak idi. İşte şu sayede hem nazarınız matuf bulunduğu makale-i cevelaniyeyi okuyorsunuz, hem gazetemizin sahâif-i meyanına giren Alemdağı resimlerini temâşâ eyliyorsunuz. * Alemdağı cevelanı birkaç türlü icra olunur. Ya pek çokların yaptığı gibi nısfü’lleylide hareket eder, şafakla ormana varır, oradan akşamüzeri arş eyler, ertesi gece yarısı yerinize gelirsiniz. Yahut bizim gibi akşamdan yola çıkar, ormanda bir kaç gece geçirdikten sonra evlerinize dönersiniz. Şu iki şıktan başka hayvanla bir kaç saat gidip gelmek de vardır; hatta ormanda bulunurken müsadif olduğumuz velospit süvarileri gibi hayvandan daha seri’ Alemdağı cevelanı icrası da kâbildir. Üsküdar’dan itibaren altı yedi saat yol zahmetine katlandıktan sonra ormanda cüzi müddet geçirir geçirmez tekrar dönüvermek öyle pek kolay kabul olunur meşakkatlerden olmadığı için biz Alemdağı cevelanına karar verirken ormanın sâyebân ağaçları altında hiç olmazsa iki gece geçirmeyi de tasvip etmiş edik; onun için yanımızda üç günlük nevalemiz, geceyi geçirmeye mahsus çadırımız, taze yemek pişirecek aşçımız, hatta orman dâhilinde gezerken fotoğraf takımımızı, sair yükümüz taşıyacak merkebimiz bile var idi. Vasıta-i nakliyemiz ise, öküz arabaları idi. * Cuma sabahı, saat 9. Bülbüllerin âhenk-i latifi dün sabah beni pek erken uyandırmıştı; çadırdakilerin uykusunu bozmak istemeyerek çantamın gözünden kalemi kağıdımı alınca gayet cesim bir meşe ağacının dibine oturdum. Evvelsi akşam vakt-i harekette hava birdenbire kararmış, hafif yağmur da başlayarak mehtabı kâmilen hükümsüz bırakmış olduğu için Kısıklı’dan ta orman medhaline kadar süren yolda nim-i zulmet içinde gelmiş idik; bir defa ormana girdikten sonra karanlık büsbütün kesb-i kesafet etmiş idi. Onun için İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY gece saat üçte muvasalat edip de çadırımızı kurduğumuz mevki, etrafının halini o gece hiç görmemiştim. Hâlbuki akşam bizi mahzun eden hava dün sabah fevkalade küşade ve latif idi, ziya-yı şems eflake ser çekmiş meşelerin dalları arasından zir-i zemine irice elmaspareler gibi inikâs eyliyor idi. Binaenaleyh ormanda konak ittihaz ettiğimiz noktayı ancak muvaseletin ferdası temaşa eyleyebilmiş idim. Olduğum yer bir yokuş üzerinde idi, yokuş bir hayli aşağı indikten sonra bir boğaz teşkil edip karşı tarafa doğru tekrar yükseliyor, her tarafında zemin, irtifaı fevkalade bir mertebeye vasıl olmuş gayet cesîm meşe ağaçları ile mestûr bulunuyor. Meşeler sütun gibi müstakimen yükselmişler, bu sütunlar göz alabildiği kadar birbirini velî ederek devam edip gidiyor: Sema ağaçların dalları arasından parça parça güç tefrik olunuyor. Önümüzde, uzağımızda, karşımızda bir takım arabalar duruyor, onların halkı da bizim gibi ya çadırda yahut tente altında bulunuyorlar iki sath-ı meilden müteşekkil derenin ortasında içine merdivenle inilir bir çeşme var, burada iki oluktan akan su meşhur “Taşdelen” suyudur. Çeşmenin yanıbaşında köy manzaralı bir ufak kahve görünüyor: Oradan gelen bir fincan kahveyi içerek derin bir istiğrâka daldım. Bülbüllerin ahengi, ormanın manzarası, zeminden, ağaçlardan dağılan revâyih-i latifenin tesiri, sabahın hal-i câvidânîsi bu istiğrâkımı artırıyor idi. Hakikaten bir hayat-ı taze buluyor idim.574 * Biraz sonra refiklerimiz de uykudan kalktılar, sabah keyfini hakkıyla getirmeye meydan bırakmadan bir cevelan-ı sabaha karar verdik; merkebe fotoğraf takımını kahvaltıyı yükledik, Taşdelen suyu ile yüzümüzü gözümüzü yıkadık, kahvehanenin önünden giden güzel bir orman caddesini tuttuk. Bu cadde bizi doğruca Alemdağı Köyü’ne götürecek idi. Caddemizin iki tarafını yine o cesîm ağaçlar birbirine gayet sık olarak ihâta etmiş, göz alabildiği kadar uzaklara gitmiş idi. Gittikçe ısınmakta olan güneşin tesirini hiç hissetmiyorduk. Latif bir saye içinde idik. Kahvehaneden itibaren gittiğimiz yol tekrar diğer cihete inmeye başladı, orada bir de ufak köprüye müsadif olduk, manzara o derece ruh-fezâ idi ki, derhal fotoğrafın dürbününü köprü üzerinden koruluğa doğru tevcih eyledik; birinci sahifemizde seyreylediğiniz resim meydana geldi. Bu köprüden Alemdağı Köyü on dakikalık bir mesafededir; köye kadar hemen koruluktan hiç çıkmadık, köy ise dört tarafı ormanla çevrili fevkalade ruh-fezâ bir mevkide kâin idi. Buraya İstanbul’un muhtelif noktalarından pek çok zevat geldiği için onların himmeti sayesinde köy iyice kesb-i umran etmiştir; güzel kahvehaneler, evler ve misafirhaneler var. Kahvehanelerle köy medhalini görüntülemek üzere bir kıta resim gelecek nüshamızda görüşlerinize sunulacaktır. Alemdağ Köyü en latif tebdil-i âb ve hava mevkiidir; zira tebdil-i âb ve havadan maksat ceyyit hava ile saf sudan ibaret olduğuna nazaran İstanbul civarının hiç birinde 229 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY buradaki kadar ceyyit hava, saf su bulunamaz. Ormanların en birinci özelliği havayı tasfiye etmesidir; binaenaleyh köyde teneffüs olunan hava her türlü mevadd-ı muzırradan ârîdir. Suların en alası ise ormanlarda kayalardan çıkanlardır; Taşdelen suyu kadar saf vasıflara sahip başka bir kaynak suyu bulmak mümkün değildir. Hülasa burada insan havanın safını teneffüs eder, suyun halisini içer, Alemdağ’ı gibi eşsiz bir orman derununda cevelan ederse tabii en mükemmel devayı bulmuş olur. Köyden biraz nevale tedarik eyledik, yine geldiğimiz yolu tuttuk; zira arkadaşımızdan birisi: - Ormanda sakın caddelerden ayrılmayın, sonra saatlerle dolaşır da içinden çıkamaz, kaybolursunuz demiş idi; ormanda yolunu kaybedip de taraf taraf dolaşan bir adam kadar gülünç şey olmayacağı için yine biz caddeyi tuttuk; hâlbuki kısmet de yol kaybetmek bile varmış. * Dün öğleden sonrasını ormanın şimal tarafında bir büyük gezinti ile geçirdik. Şimal dedim de hatırıma geldi, ormanlarda elde pusula bulunmazsa tayin-i cihet pek kolaydır, onun için kapalı havalarda hatta gece bile orman dâhilinde o ormanın ağaçları sayesinde tayin-i cihet kâbil olur. Ağaçların üzerlerindeki yosun kadar sağlam pusula olmaz. Bu yosunlar her tarafta şimale müteveccihtir. Binaenaleyh bizim öğleden sonradaki cevelanımızda ağaçların yosunsuz tarafını önümüze alarak dolaştık, o sayede semt-i şimali hemen hiç inhirafa uğratmadık. Yolumuz bizi evvela Mütevelli Kuyusu denilen bir yerden geçirdi ki burada derin bir musluktan gayet güzel su akıyor. Dediklerine nazaran sabahleyin ziyaret eylediğimiz köye kadar gidiyor imiş. Mütevelli Kuyusunun az ilerisinde yol derin bir dereye iniyor ki bu noktadan gayet soğuk bir su çıkıyor. Suyun çıkış yeri fevkalade büyük kayalar altından olduğu için manzarası şayan-ı temaşadır. Vaktiyle bir takım sarik230 lerin (hırsızların) bu kayalar içinde sakladıkları emval-i mesrukadan (çalıntı mallar) kinaye olarak ismine Mal Kuyusu tesmiye etmişlerdir. Menbaın başına geldiğimiz zaman güneş semt-i re’sden grup tarafına inhiraf ettiği için büyük kayaların fotoğrafını almayı ferdayı ta’lik ederek (erteleyerek) yolumuzda devam eylemiş idik. Yol gittikçe sık ve sarp koruluğa giriyor ve zemin dik bir yokuşla yükseliyordu. Saat gündüzün en sıcak zamanına müsadif olduğu halde şu dik ve sarp yollarda hararetten eser hissetmiyorduk. Hatta bazı yerlerde üç beş arkadaş el ele verip birbirimizden istiâne etmedikçe (yardım almadıkça) kat’-ı mesafe eyleyemiyorduk. Hatt-ı hareketin gittikçe irtifalanması ara sıra pişegahımıza öyle manzaralar arz ediyordu ki temaşasıyla hep birden hayran kalıyorduk. Tuttuğumuz şimal yolu meğer bizi dağın en mürtefi’ zirvesine kadar çıkaracak imiş, koruluk arasından şu mürtefi’ zirvenin bulunduğu noktayı görünce oradan nazar-ı temaşanın pek uzaklara kadar gidebileceğini düşündük. Çıplak halde bulunan şu tepeye behemehâl çıkmayı kararlaştırdık. Korudan tepeye kadar etraf hep fundalık idi. bunların arasından geçmek müşkilatını tepede pîşe-gâhımıza çıkan manzara onu tattırmamış olsa idi çok hayıflanacak idik. Tepeden etrafa atfolunan nazarda Çamlıcalar, Marmara, İzmit Körfezi, Anadolu Ovaları, Bahr-i Siyah’ın hüzün verici rengi, Beykoz tepeleri gibi geniş bir ufuktan sonra inişli çıkışlı arızalı bir zemin üzerine yayılmış ve yeşil rengi ile gözleri kamaştıran Alemdağı Ormanını bütün güzelliğiyle gösteriyor, bu ormanın ötesine berisine serpilen birkaç köy ve çiftlik manzaraları da panoramaya bir başka güzellik katıyordu.575 Ormanda geçirdiğimiz birinci günün hülasa-i müşahedâtını evvelki haftaki nüshamıza derç eylemiş idim. Hatta o zaman okuduğunuz fıkra-i cevelaniye mahallinde yazılmış idi. İkinci güne ait cevelan ise gece avdetle neticelendiği için fıkramızın maba- İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY dını şimdi yazdık.576 Alemdağı ormanında geçirilen birinci günün sonunda yazımı bitirir iken arkadaşlarım: - Haydi! Elmalı suyuna gidiyoruz! diye bağırdılar. Alemdağı’nın Taşdelen ile (Cesur Tepe) ve Alemdağı Köyü’nden maada şayan-ı temaşa mevaki arasında bir de Elmalı Suyu bulunduğunu daha İstanbul’da iken bile işitmiş idim. Elmalı Suyunu görmeden avdet edecek olur isek Alemdağı cevelanından noksan kalacağını hemen hükmetmiş idik. Bir gün evvelsi gibi levâzım-ı tersimiye ve cevelaniyemizi ikmal ederek evvel emirde kahveciden Elmalının tarifini istedik. Kahveci Elmalının evvela iki olduğunu bunun birine büyük diğerine küçük dediklerini, asıl ziyaretin Büyük Elmalı’ya layık olduğunu haber verdi. İlaveten dedi ki: - Büyük Elmalı’ya birisi ormandan diğeri köyden iki yol vardır. Orman yolunu kolay bulamazsınız. Vakıa biraz uzun sürer ama köye gidip oradan caddeden gitmeniz daha münasiptir. Levazım-ı tersimiye ve cevelaniyeyi hamil olan merkepi dehleyerek dünkü yoldan Alemdağı Köyü’ne geldik. Bu köyün Taşdelen’den gelen yol tarafından alınan bir kıta resmipişgah temaşanıza va’z olunmuştur. Köydeki kahveciden dahi Elmalı’nın tarifini aldıktan sonra yola çıktık hatta orada bir zat: - Elmalı menbaı pek güzeldir, adeta ufak bir şelaleyi andırır, resmi hoş olur. Demiş idi. Bu hevesle nev-umma cadde denilen yoldan gider iken daha başlangıçta şaşırdığımızı bir çobandan öğrendik. Çobanın ihtarı üzerine Alemdağı ormanının hudut teşkil eylediği bir tarla kenarına geldik ki işte buraya Küçük Elmalı tesmiye ediyorlardı. Küçük Elmalı, Alemdağı ormanının en cesîm ağaçları ve sık korulukları ile teşkil eylediği zarif hudut üzerinde idi. Burada ufak bir yol takip ederek daima sağa sapınız ihtarını nazar-ı dikkatten dûr tutmayıp ormana girdik. Yarım saattir bizi cayır cayır yakan güneşin hararetinden dahi kurtulmuş idik. Ormanın serin sayesi içinde tatlı tatlı konuşarak yol alıyor idik. Tatlı mükâleme, neş’eli cevelan çok sürmedi. Takip ettiğimiz yol dik bir yokuşun üzerinde ve geçilmez dikenler arasında kayboldu. Birbirimize mütehayyerane bakmağa başladık. İçimizde en cesurumuz: - Hele bir az daha gidelim! Bakalım ne olur? Dedi, bir gayret daha gösterdik amma o gayret dahi ağaçların arasını setreden dikenlere tâb-âver-i mukavemet olamadı, cesur arkadaşımız bile: - Burada dama (pes)! Diye bağırdı. Tekrar aşağı döndük. Hayli bir meşakkatten sonra geldiğimiz yolu bulduk. O yolun sağ cenahında bir güzergâh daha görülüyordu. Anlaşılan kahvecilerin ihtarını şu noktada unutmuş da sağ yerine solu tutmuş olduğumuza karar verdik. Yeni yola girdik. Burası bir çeyrek (saat) kadar devam ettikten sonra bizi bir ufak su mecrasına çıkardı. Mecradan akıp giden hafif ve soğuk suyun Elmalı menbaından gelmekte olduğunu iştibah göstermeği hata saydık. Suda yüzümüzü, gözümüzü yıkadık, şöylece iki saatttir devam eden yorgunluğun hararetini biraz serinlettik. - Arş ileri! Kumandasına uyarak ufak (dar) yolu tuttuk. Aradan üç çeyrek (ssat) kadar geçmiş idi ki yolun bizi ormandan çıkarıp dağ caddelerine düşürdüğünü bir hayret-i fevkalade ile gördük. Şu muvaffakıyetsizlik bizi bir müzakere-i cedideye mecbur eyledi. Zira Elmalı suyu diye ormanın içinde dolaşmaya devam edersek ağaçların da henüz pek ufak olan elmaları büyüyecek yetişecek de biz yine ormandan çıkamayacağız. 231 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Hususi fotoğrafçı Diran Efendi’nin çektiği ve gazeteci grubundan 2 kişinin de yer aldığı bu fotoğraf, Alemdağ Mal Kuyusu Korusu’nu gösteriyor. 232 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Arkadaşlarla cereyan eden müzakere böyle beyhude dolaşmaktan ise geldiğimiz yoldan avdet kararına müncer oldu. Döndük. Üç, beş dakika sonra: - Yahu geldiğimiz yol bu mu idi? Sualleri her ağızdan çıkmağa başladı. Vakıa avdet edelim der iken biz geldiğimiz yolu bile kaybetmiş idik. Artık mesele gülünecek halden çıkmış idi. Dünyada düşenler ile ormanda yolunu kaybedenlere gülmemek kabil değildir, derler. Biz yolu kaybettiğimizi anlayınca sabahtan beri devam eden neş’eyi kaybetmiş, gülmek nöbetini halimizi işitenlere bırakmış idik. İçimizde bulunan gayet latife-perdâz bir zat bile iki saattir şakır şakır şakırdar iken çehresini asmış, somurtmuş idi. Yolun kaybolduğunu anladıktan sonra önümüze çıkan bir güzergahı tuttuk. Bahtımıza diye yürümeye başladık. Saat ise beşe takarrüb eyliyordu. Tam dörtbuçuk saattir dolaşıyoruz demektir. Lalettayin intihap ettiğimiz güzergâh muttasıl devam ediyor. Onun devamı ise bizim endişemizi ve neş’esiz halimizi devam ettirmekten başka artırıyor idi. Yarım saat daha geçti. Gerçekten halimiz tuhaflaşıyor idi. Tam o esnada en öndekinden latife perdaz arkadaşımız kıvıra kıvıra oynamağa başladı. Şaşırdık: - Ne duruyorsunuz be! Davul, zurnayı işitmiyor musunuz? İnsan ormanda yolunu kaybetmiş iken böyle davul, zurna sesi işitir ise sade sevinmekle kalmamalı, havaya uyup biraz da oynamalı. Dedi. Vakıa dikkatli dinlenirse pek uzaktan doğru davul, zurna sesi geliyor. Hem gittiğimiz yolun sağ tarafından akseyliyordu. Arkadaşımızın neş’esine hep iştirak ettik: - Aman! Ne iyi musiki! Diye davul zurnayı alkışlayarak sesin geldiği tarafı tuttuk. Biz gittikçe ses geliyor ama yol tükenmiyor idi. Nihayet tam saat altı buçuk idi ki, konak yerimize vasıl olduk. Fakat hepimiz dahi tâb ü tavandan kesilmiş idik (güçten ve kuvvetten düşmüştük). Konak yerinde kalanların; - Elmalı suyu nasıl? diye vukubulan suallerine: Şeker gibi! cevabını verdik, latifegü (şakacı) arkadaşımız ise: Adam! Su o kadar soğuk idi ki ağzımıza bile almadık. Şeker gibi dediklerine inanmayınız. Nasıl akdığını sorar iseniz davul zurna ile şöyle dökülüyordu. Dedi ve parmağını alnı üzerinden geçirip ter damlalarını yere döktü. Ne yapalım kısmette Elmalı’yı görmek yok imiş. Sade Elmalı’yı görmemekle kalmadık. Bu yorgunluk bizi başka yerleri gezmekten dahi mahrum bıraktı. Bu esnada nağmesiyle bize rehberlik eden zurnacı meydana çıktı. Adamcağız tarafımızdan gördüğü hüsn-ü iltifat ve kabulü bir müddet neye hamledeceğini tayin edemedikten sonra zahir kendi kendine bu olsa olsa maharet-i musiki şenasanemedir demiş olmalı ki kemal-i heybet ile bir ağaç dibine yaslandı, zurnasını öttürmeğe, davulunu çaldırmağa başladı. Hâlbuki bizden: - Artık elverir! Emrini aldığı vakit büsbütün şaşırdı. Manidar surette baş sallayarak çekildi gitti. O kadar yorgun idik ki kurtuluşu rehberimiz olan zurnayı bile dinlemeye tahammülümüz kalmamıştı. Alemdağı ormanındaki ikinci yevm-i cevelanda hafızamızda gülünç bir hatıra bırakan şu yolu kaybettikten sonra bir tatlı yadigâr olarak mehtapta avdeti zikretmeliyiz. Hakikat-i halde bedr-i tam halinde kubbe-i semâyı tezyîn eden kürre-i kamer etrafa o kadar ruhfeza iş’a tevzi’ eyliyor idi ki bunun temaşasına doyulmak kabil değil idi. O zamandan sonra (Dudullu) ve (Muhacir Köyü) civarına kadar arabalarımızı gayet aheste yürüterek manzaradan mümkün mertebe ziyade istifadeye çalıştık”.577 233 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY İYİ SULAR578 Servet-i Fünun’da neşredilen başka bir yazı dizisinde İstanbul’un su kaynakları ele alınmıştır. Çekmeköy bölgesi suları ile ilgili olan kısım şöyledir: “Şehrimizin medar-ı iştihârı olan havârik-i tabiiyesi arasında birinci dereceyi iyi sular teşkil eder. İstanbul denildi mi, leziz suları da beraber hatıra gelir. İstanbullu olup da iyi suyu merak etmeyen adam yok gibidir. İstanbullu olanlar taşrada sıkıntıyı en ziyade su cihetinde hisseder. Hakikat-i halde şehr-i şehîrimizin Anadolu ciheti menbalarından cereyan eden miyâh-ı tabiiye (tabii sular) derecesinde leziz ve saf ve halis menba suları fevkalade nadirdir. vel emirde tabii olarak ikiye tefrik ederiz. Bunların birincisi Anadolu, ikincisi Rumeli yakası sularıdır. Biraz evvel dahi dediğimiz gibi Anadolu yakasının suları pek çok nokta-i nazarlardan Rumeli yakasındaki sulara tercih olunur. İşte bunun için evvela Anadolu sularını mevki-i bahs ve tasvire ahzediyoruz. Anadolu sularından bahsimiz iyilikleri sırasıyla değildir. Evvela resmini alabildiklerimizi sairlerine takdim eyliyoruz. İşte bundan dolayı iyi su menbaları diye derc edeceğimiz tasavir meyanında birincisi Libade, ikincisi Taşdelen, üçüncüsü Mal Suyu’dur. İstanbul’un, iyi sularını şehrimizin mevki-i coğrafyası nokta-i nazarından ev- Resimlerimizin her üçü dahi taraf-ı âcizânemizden suret-i hususiyede çıkarılmış, Viyana’da ototip usuliyle hakettirilmiştir. İstanbul’un İyi Su Menbaaları: Libade Suyu (birinci resim) Kaynak: Servet-i Fünun, Sayı 225, 4 Temmuz 1895 234 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Birinci sahifemizdeki Libade menbaı resminde görüldüğü üzere adeta bir ufak kuyu ağzına benzer. Libade suyu bu ağzın altından yarım metre derinlikten parmak kalınlığında cereyan eder. Suyu almak için resimdeki ihtiyar adamın elinde bulunan uzun saplı maşrabayı delikten aşağı indirirler, orada akan su ile dolar, dışarı ilerler, sürati temin için menbada meşraba iki tanedir. Birisi dolar iken diğeri boşaltılır. Libade Suyu, yerinde içilirse soğuk ve hafiftir. Fıçıları doldurmak için böyle maşrabalar istimaline hacet görüldüğünden dolayı sucular buraya çokluk gitmezler. Menbaa civar olan köşkler ve haneler ziyade istifade eder. badiyeti cihetiyle nakliyatı çok olmaz. Alemdağı’ndan Üsküdara kadar süren dört beş saatlik yolda araba ile su taşınır ise tabii İstanbul’da pahalı satmak icap eder ki bu da Taşdelen suyundan herkesin istifadesini temin edemez. Taşdelen suyu İstanbul’a büyük hasırlılarla naklolunuyor, hatta Üsküdar’daki deposunda ağzı mantarlı şişelerle bile satıldığını görüyoruz. Üçüncü resmimiz olan Mal Kuyusu suyu yine Alemdağı’nda nebeân (pınar suyunun yerden kaynaması) eder. Gayet mehip (azametli) kayalar içinden aktığı için su mahallinde fevkalade soğuktur”.579 Libade’nin mevkii, pek ferahfezâ bir teferrüçgâhtır. Küçük Çamlıca Tepesi’nin arka cephe sath-ı meili üzerinde teşekkül eden bir vadiye nazır bulunur. Bundan dolayı Libade menbaı o vadiyi ve vadi üzerinden Uzunçayır, Erenköy tarikiyle Adaları seyreder. Tam karşısında dahi iyi suyu fevkalade meşhur Kayışdağı bulunmaktadır. Libade’nin nokta-i cereyânı hakikaten güzel bir seyir yeridir. Mevsim-i sayfiyede Cuma ve Pazar akşamları Bulgurlu köşklerinin Libade ve Küçük Çamlıca sayfiyelerinin halkından pek çok zevat burada görülür. Haftada iki defa Cuma ve Pazar günleri çalgı ve hokkabaz bile vardır. Menbaın yanında bir kahvehane bulunduğu için gelenler su ile def-i hararet ederken yorgunluğu da bir şekerli kahve ile çıkarabilirler. İkinci resmimiz olan Taşdelen Suyu, İstanbul iyi sularının birinciliğini ihrâz etmese bile, birinci olan ile mükemmel müsabaka açmağa kabiliyetlidir. Taşdelen Suyu, Alemdağı Ormanı içinde zeminden iki, üç metre derinlikte merdiven ile inilir çukur bir mahalde çift mecradan cereyan eder. Mecralar taştan birer oluktur. Güya su bu taşı delip çıkmış da adı onun için Taşdelen olmuş. Yine Servet-i Fünun’da yayınlanan fotoğraflardan biri: İyi Su Menbaaları: Alemdağı’nda Mal Suyu. (Üçüncü resim) Taşdelen suyu, İstanbul’un birinci sularından ise de mevkiinin şehrimize Kaynak: Servet-i Fünun, Sayı 225, 4 Temmuz 1895 235 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ALEMDAĞ’DA VAR BİR YILAN Çekmeköy bölgesini yazdığı eserlere taşıyanlardan biri de Alemdağı civarı doğal güzellikleri hayranlarından Sait Faik Abasıyanık’tır. Yazarın hayatta iken çıkan son kitabı olan “Alemdağ’da Var Bir Yılan”580 adlı çalışmasında konumuzla ilgili kısım şöyledir: “Daha tiyatroya girerken kar başlamıştı. Çıkınca meydanı bembeyaz buldum. Boynumdan içeriye bir damla düştü. Ürperdim. - Çek elini ağzından. Tırnağını yeme! diye bağırdım. Önümden giden iki kişi dönüp baktılar. Yüzümü görmek için yavaşladılar. Sanki ben her akşam onunlaymışım gibi, bir yalnızlık duyuyorum. O cuma günleri gelirdi. Alçıdan, ağzı pipolu gemici onu beklerdi. Güneş muşamba perdede tam üçü işaret ederdi. Geleceğine yüzde yüz emin olduğum günler beklerken uyuyakalırdım. Kapıyı tırmalar gibi vurduğu zaman nasıl duyardım rüyamın içinde. Yataktan fırlardım. Kapıyı açardım. Rengi solmuş, nefesi boğazından gelirdi. Masadan bir cigara alır yakardı. Dünya ötede idi. Burada bir konsol, bir ayna, bir alçıdan gemici, bir yatak, bir ayna daha, bir telefon, bir koltuk, kitaplar, gazeteler, kibrit çöp- leri, cigara izmaritleri, soba, battaniye vardı. Dünya ötede idi. Gökyüzünde uçaklar vardı. İçlerinde yolcular vardı. Trenler gidiyordu. Herifin biri imza ediyor, öteki para veriyordu. Akşam serinliği çıkmıştı. Akşam simidi de çıkmıştı dünyada... Odanın içini simitçinin sesi doldurdu. Dünya ötede idi. Biletçi bilet zımbalıyor, bir adamla bir çocuk gazete okuyorlar. Bir delikanlı, karakaşlı, sıhhatli bir oğlan upuzun yatmış. Yakışıklı, kuvvetli bir oğlan. Ellerini pantalonunun ceplerine sokmuş, sıska birisi de sağında yatmış. Çocuk gazeteyi bıraktı. Pardesüsünü başının altına dürdü. O da uzandı. Bir vapurun alt kamarasındayım. Günlerden cuma. Mektep tatil. Süleymaniye’de Kirazlı Mescit Sokağı’nda oturuyoruz. Ben on yedi yaşlarındayım. Münir Paşa Konağı’nın çam ağacını hatırlıyorum. Lisenin bahçesindeki büyük çam ağacı bir yangında yanmış olabilir. Münir Paşa Konağı’nın yağlı boya tavanları çoktan duman ve kül olmuştur. Tahtakuruları da yanmıştır. Yatağım, yorganım, göz yaşım yanmıştır. Havuzlar yanmıştır. Yapraklarını kışın dökmeyen ağaçlar yanmıştır. Anılar, anılar yanmıştır. Yanmış oğlu yanmıştır. Beni bugüne getiren kitaplar yanmıştır. Ben de koyun postu taklidi bir kürk bulup pardesüme diktirmeliyim. Günlerden pazartesi. Yine vapurun alt kamarasındayım. Yine hava karlı. Yine İstanbul çirkin, İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. Başka günler de Köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Evler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokaklar dardır. Varlık Yayınları 8 Temmuz 1957 tarihinde Cumhuriyet gazetesine verdiği ilanda Sait Faik’in kitabının ikinci baskısını duyuruyor. İkinci baskı da ilk baskıda olduğu gibi 1 Lira’ya satılmış. 236 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Esnafı gaddardır. Zengini lakayttır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek. Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor. Güzel yer, güzel yer Alemdağı. Şu saatte on beş metrelik ağaçlarıyla, Taşdeleni ile, yılanı ile... Ama kış günü yılanlar inindedir. Olsun. Hava Alemdağı’nda ılıktır. Güneş, yaprakları kıpkızıl ağaçların içinde doğmuştur. Gökten parça parça ılık bir şeyler yağmakta, çürümüş yaprakların üstüne birikmektedir. Taşdelen parmak gibi akar. İçimizi şıkır şıkır eden bir maşraba ile önce içimizi, sonra çırılçıplak soyunarak dışımızı yıkıyor. Su içmeğe gelen bir tavşan, bir yılan, bir karatavuk, bir keklik. Polonezköy’den şerefimize kaçıp gelmiş bir keçi ile alt alta üst üste oynaşıyoruz. «Panco, Panco!» diye bağırınca, yılan da, keçi de, keklik de, tavşan da oldukları yerde alçıdanmış gibi donup kalıyorlar. Bembeyaz kesiliyorlar. Hemen keskin bir bıçak çıkarıp cebimden kiminin kulağını, kiminin kanadının altını kesiyorum. Kan akınca hareket başlıyor. Beni bırakıp Panco’ya koşuyorlar. Panco’nun her zamanki kansız ve hiddetli yüzünde çıban yarasına doğru kaymış bir gülümseme gözüküyor. Keklikleri gagasından öpüyor. Tavşanın bıyığını çekiyor. Yılanı bileğine doluyor. Top getirmiş, futbol topu. Ben kaleciyim. Yılan da kaleci. Ötekiler yaprakların üzerine yatmış, güneşin içinde oynuyorlar. Saatlerce oynuyorlar. Yılanla ben, top kalemize girerken yana çekilip seyrediyoruz. Mızıkçılık ediyoruz. Alemdağı güzel, Alemdağı... İstanbul çamur içinde. Taksi şoförleri su birikintilerini inadına insanların üze- Sait Fait Abasıyanık rine sıçratıyorlar. Kar inadına içimize içimize yağıyor. Kadının biri beşinci kattan bir kediyi sokağa atıyor. Bir kadınla bir yabancı erkek kedinin başındalar. Kedinin burnundan hafifçe kan sızıyor. Erkek, Fransızca: - ll est mort d’hemoragie, le pauvre! diyor. Kadın bana Türkçe, kedinin beşinci kattan atıldığını anlatıyor. Galatasaray Lisesi’nin kalın ve yüksek bahçe duvarının kenarına, artık ölmüş kediyi itiyoruz. Beşinci kattaki kadın, sobasına şimdi kömür atıyordur. Hava da ne soğudu. Keşke kar yağsa. Kar yağdığı zaman yine havada ılık bir şeyler oluyor. Panco ne zaman dönmüş Alemdağı’ndan. Birdenbire bir arkadaşı ile yanımdan geçiyor. Bir duvarın, ölmüş bir kedinin yanından geçer gibi. Kollarımız birbirine sürünüyor hafifçe. Duvarlar açılıyor. İnsanlar birbirleriyle senelerdir dargınmışlar da birdenbire aynı hisleri 237 Sait Fait’in en çok bilinen eserlerinden Alemdağ’da Var Bir Yılan. Yazar, ölmeden önce yayınlanan son kitabında kendi yalnızlığını anlatmıştır. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY duyarak: “Yeter artık” diyerek barışmışlar gibi öpüşüyorlar. Dönüyorum. Panco arkadaşı ile gülüşerek gidiyor hâlâ. Yangının kül ettiği Münir Paşa Konağı’nın havuzunda kirli yeşil bir su bekler dururdu. Suyun dibi gözükmezdi, ama gözümü kapayınca içine atılmış on paralıkların parladığnı görürdüm. Bir defa da şimdi vali olan bir arkadaşımızı elli kuruş vererek elbiseleriyle suya atmıştık. Çekmeköy ve çevresiyle ilgili hikaye yazan bir başka yazar da Selami İzzet’tir. “Hasrete Kavuşmanın Sevinci” isimli hikayesi 22 Haziran 1932 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmıştı. Panco’nun arkadaşı ile beraber getirdiği kahveyi hiç bilmezdim. Kapısında alüminyum tencereler, naylon bardaklar satan bir hırdavatçı bulunan, iki kapısı da ardına kadar açık, hanla apartıman arası bir binanın birinci katındaymış bu kahve. Onların bu kapıdan içeriye girdiklerini görünce merak ettim. Ben de girdim. Baktım karşımda cam bir kapı. Cam kapının içinde büyük bir salon, içeride insanlar tavla ve iskambil oynuyorlar. Daha köşede bir bilardo masası var. içeriye girince herkes bana baktı. Buraya gelenler hep aynı müşteriler olmalı ki beni baştan aşağı bir süzdüler. Oturup bir kahve içmek bile cehennem azabı gibi bir şey olacaktı. Birini arıyormuş gibi yaptım. Olmazsa bizim Luka Efendi vardır; duvarcıdır, boyacıdır. Onu soracaktım. Gözlüklüdür. Kendisi Yunan tebaasıdır. Ama Arnavut’tur. Kahveciye onu sormak istedim. Baktım Panco, Luka Efendi’yi siper ederek kendini bana göstermemeğe çalışıyor. Eskiden tanıdığım birisi niçin geldiğimi anlamış gibi bana baktı. Gülümser gibi idi. Allah belânı versin deyyus; dedim. Döndüm. Giderken bir daha dönüp baktım. Yine pardesüsünün yakasındaki kürkü gördüm. Kürkü görünce rahatladım. Tavşanı, kekliği, o ılık, harikulade kaygan ve güzel yılanı, karatavuğu, Alemdağı’nı, Taşdelen suyunu, çürümüş yaprakları, yaprakların üstüne yağan pelte pelte güneşi hatırladım”.581 238 HASRETE KAVUŞMANIN SEVİNCİ Çekmeköy ve bölgesi ile ilgili Selami İzzet’in 1932 yılında yazdığı ve Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan hikâyesi de okunmaya değer. Yaşlı ve yatalak bir kadının konu edildiği, son derece hüzünlü bir o kadar da ibretlik olan ve bir nefeste okunacak hikâye şöyledir:582 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 239 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY CUMHURİYET SONRASI ÇEKMEKÖY’DEKİ GELİŞMELER K aybedilmiş bir macera harbinden (Birinci Dünya Savaşı) sonra, her şeyi elinden alınmış, fiilen parçalanmış ve daha kötüsü yetişmiş nesillerini kaybetmiş Türk toplumunun verdiği varlık mücadelesi, “Milli Mücadele” adıyla anılmakla beraber aslında bir cihan olayıdır. Nitekim bu asil ve kahraman mücadele cihan emperyalizmine kesin darbeyi indirmiş ve diğer esir milletlere kurtuluş yolunu açmıştır.583 Milli Mücadele’nin kazanılmasında askeri, siyasi, diplomatik vb. çeşitli etkenler yanında Türklük şuuru dediğimiz milli şuurun da önemli bir yeri vardır. Çünkü bu mücadele, aslında, Türk milletinin kendi benliğini bulma, kendi varlığına sahip çıkma mücadelesidir.584 Başka bir deyişle Milli Mücadele çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntıları arasından, devletin özü olan Türk unsurunu ve onun anayurdunu çıkarıp kurtarma mücadelesidir.585 Bölgenin durumunu gösteren 1941 tarihli harita 240 19. yüzyılda dünyadaki gelişmelere paralel olarak Osmanlı Devleti çok önemli siyasi, iktisadi ve toplumsal olaylara maruz kalmıştı. Özelikle bu yüzyılın ikinci yarısının başlarından itibaren önce Kırım Savaşı, ardından 93 Harbi yaşanmış ve devlet hem toprak hem de insan yönünden çok büyük kayıplar vermişti. Bunların yanında kaybedilen bölgelerdeki insanlarımızın göç sorunlarıyla da uğraşılmıştı. 20. yüzyılın başlarında yaşanan Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya savaşları neticesinde devletin beli iyice bükülmüştü. Birinci Dünya Savaşı sonrasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918) ile Osmanlı Devleti’nin yenilgisi kabul edilmiş ve elde kalan toprakları da Anlaşma Devletleri kuvvetleri tarafından işgal edilmişti. Birinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasında yaşanan bu sıkıntılı dönemlerden sonra milletin topyekün savunması ile Milli Mücadele gerçekleşmiş, fırsattan İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY istifade eşkıyalık yapanlar ve çete faaliyetlerinde bulunanlar cezalandırılmıştı. İşgalci güçler de ülkemizi terk etmek zorunda kalmışlardı. Mustafa Kemal’in önderliğinde Cumhuriyet ilan edilmişti. Bundan sonra halk savaş dönemlerinden önceki haline dönebilmek için yaralarını sarmaya başlamıştı.586 Yeni devletin kurulmasından sonra el birliği ile ülke kalkındırılmaya başlanmıştır. Mülki ve idari konularda bazı değişiklikler yapılmıştı. Bu dönemde İstanbul’un altı kazası mevcuttu.587 Bunlara 1928 yılında Kartal, Beykoz ve Silivri de eklenerek dokuza çıkarılmıştı. Başta yollar olmak üzere imar faaliyetlerine hız verilmişti. 1929’dan sonra Üsküdar-Kısıklı-Şile ve Şeyhli-Alemdağ iltisak hatlarının yapımına başlanmıştı.588 KÖYLERDE İMAR FAALİYETLERİ 1936 yılında Çekmeköy, Reşadiye, Alemdar ve Sultançiftliği Üsküdar’a bağlı köy durumundaydı. Bu tarihlerde Üsküdar Kaymakamlığı’nın adı geçen köylerin imarı ile ilgili ciddi projeleri olmuştu. Yine inkılapların tanıtılması amacıyla Üsküdar Kaymakamlığı kaza sınırları içindeki köylerde birer inkılap âbidesi dikmeye karar vermiş ve bunlardan ilki 24 Mayıs 1936 tarihinde Alemdar Köyü’nde tamamlanıp açılış merasimi yapılmış ve davetlilere bir kır ziyafeti verilmişti. Üsküdar Kaymakamlığı’nın davet ettiği misafirler hazırlanan otomobillerle Alemdar Köyü’ne gitmişlerdi. Yol güzergâhında bulunan köylerde halk ellerinde bayraklar olduğu halde yollara çıkmış ve misafirleri selâmlamıştı. 27 kilometrelik düz bir şose katedildikten sonra misafirler Alemdar Köyü’ne varmıştı. Köyün hududundan itibaren köylünün kendi çalışması ile taklar kurulmuş ve üstüne Atatürk’ün vecizeleri yazılmıştı. Güneşten kızarmış yüzleri ile misafirlerini karşılayan Alemdar Köyü halkı, davet- lilere köylerini gezdirmişlerdi. 1936 yılında Alemdar Köyü 300 nüfusluydu. 5 bin dönüm ormanı, 10 bin dönüm de ekilen arazisi vardı. Davetliler köyü gezdikten sonra Cumhuriyet Meydanı’na geldiler. Meydanın ortasında geniş bir mermer kaide üzerinde Atatürk’ün 1.40 metre boyunda ve 54 santimetre genişliğinde bir büstü bulunmaktaydı. Reşadiye, Sultançiftliği, Dudular (Dudullu), Ümraniye gibi köylerden de gelenlerle Alemdar Köyü meydanında 4 bin kişiye yakın bir kalabalık toplanmıştı. Büstün açılış merasimi İstiklal Marşı’nın okunması ile başlamıştı. Marştan sonra Sultançiftliği imamı davetlilere bir hoş geldin konuşması yapmıştı. Daha sonra Üsküdar Kaymakamı Lütfi Bey söz almış ve geçmiş milli mücadele günlerinden söz etmişti. Kaymakamın konuşmasından sonra büstün resmi açılışı yapılmıştı. Büstün kaidesinde “Alemdar köylüsünün büyük kurtarıcısına şükranları” satırları yazılmıştı.589 2013 yılı itibariyle Alemdağ Sağlık Ocağı’nın bahçesinde bulunan bu büst Mustafa Kemal’in sağlığında çok az sayıda yapılan heykellerinden biri olarak kabul ediliyor.590 Açılış merasimi bittikten sonra köylüler misafirlerini Taşdelen Suyu menbaına götürmüşler ve eşraftan İbrahim isimli bir va241 25 Mayıs 1936 tarihinde o zamanki ismiyle Alemdar Köyü’nde inkılap abidesi açılışı yapılmıştı. Çevre köylerden yaklaşık 4 bin kişinin katıldığı açılışta Sultançiftliği İmamı Hasan “hoşgeldiniz” konuşması yapıyor. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY tandaşın hazırladığı kır sofrasında ziyafet verilmişti.591 Alemdar Köyü’nden sonra 8 Haziran 1936 tarihinde Ümraniye’de, iki hafta sonra da Sultançiftliği’nde benzer törenlerle Atatürk büstü açılışları yapılmıştı.592 Üsküdar Kaymakamı Lütfi Aksoy büstü açarken. Minik öğrenciler de şiir okuyarlar (üstte). Büst bugün Alemdağ Sağlık Ocağı’nın bahçesinde bulunuyor (altta). Bu tarihlerde Üsküdar Kaymakamı’nın köylerin kalkınması ile ciddi gayretleri olduğu görülmektedir. Buna köylüler de destek vermişlerdir. Kaymakamla köylüler el ele vererek Çekmeköy, Reşadiye, Alemdar ve Sultançiftliği köylerinin kalkınması için beş senelik bir program hazırlamıştır. Bu konuyla ilgili gazetede çıkan haber şöyledir: “Üsküdar kaymakamı Lütfi’nin başkanlığında kazanın mevcut yedi köyünün eski ve yeni ihtiyar heyetleri, köy muallimleri, ziraat memurları, mühendisler ve hükumet doktorlarından oluşan yüz kişiye yakın bir heyet toplanmış ve bu yedi köyün (diğer köyler Dudullu ve Ümraniye’dir) kalkınması için beş senede köylüye hiçbir yük olmadan başarılabilecek bir program yapmıştır. Bu programda köylerde sağlık işleri, imar hareketleri, ziraat, kültür ve spor işleri vardır. Üç sene içinde bütün köylerin dâhil ve haricindeki yollar şehir sokaklarında olduğu gibi parke taşlar ile döşenecektir. Hatta şimdiden bir kısım köylerin yolları tamamlanmış gibidir. Reşadiye ve Alemdar köylerinde arazinin fındık yetiştirmeğe fevkalâde müsait olduğu yapılan tetkiklerden anlaşıldığından bu iki köyde bulunan her hane sahibi arazisinden üç dönümünü sürmüş ve şubatta fidan ekmek üzere de hazırlamıştır. Şubatta merasimle bu araziye fındık fidanları dikilecektir. Her köye temiz memba suyu temin etmek programda mühim yeri olan işlerdendir. Reşadiye köyünün iyi bir suyu vardır. Yalnız bu suyun yolları bozuk olduğundan su yolları tamir edilecektir. Sultançiftliği ve Alemdar köyüne de yeni bir su getirilecektir. Şimdiye kadar köylerde hastalık çıkmasının 242 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY en mühim sebeplerinden biri evlerde gübre yığını bulunmasıydı. Verilen bir kararla her köyde umumî bir gübrelik vücuda getirilmiş ve köylü gübrelerini bu gübreliğe dökmeğe başlamıştır. Alemdar, Reşadiye, Sultançiftliği, Dudullu, Çekme köylerindeki Cumhuriyet meydanlarında da Atatürk’ün büstleri konulmuştu. Geri kalan diğer iki köyün Cumhuriyet meydanına da yakında Atatürk’ün büstleri merasimle konulacaktır. Köylere birer radyo makinesi alınacaktır. Yedi köyün iştiraki ile seyyar bir sinema makinesi alınması da bu programda dâhildir. Bu makine alındığı takdirde her gece bir köyde sinema oynatılacak, köylüye ziraî, sıhhî, millî filimlerle dünya havadisleri gösterilecektir. Ayrıca, her köyde bir spor meydanı yapılacak ve burada güreş, at koşusu, cirit, atletizm, futbol müsabakaları yapılacaktır. Her Cumhuriyet bayramında da yedi köy arasında bir turne yapılacak ve bu suretle köylülerin esasen sağlam olan vücutları bir kat daha sağlamlaşmış ve işlemiş olacaktır. Bu köylerde pazarlar kurulması da kararlaştırılmıştır. Bu pazarlarda fiyatlar kaymakamlık memurları tarafından kontrol edilecektir. Bundan başka, birer fidanlık yapılması için köylerde tedbirler alınmıştır. Köylerde birer ecza dolabı bulunacaktır. Bir hastayı muayene etmeye gelen doktor ilk tedbirlerde lâzım olan ilaçların hepsini bu ilaç dolaplarında bulabilecektir. Bütün bu işler yapıldıktan sonra Usküdar kazasının yedi köyü tamamen imar edilmiş olacaktır.593 Bölgede asayiş ve güvenlikle ilgili çalışmalar yapılmış ve gerekli tedbirler alınmıştır. Mesela bu amaçla Alemdağ’da inşası bitirilen Karakol binasının resmi açılışı tarihinde Belediye Reis Muavini Lütfi Aksoy tarafından yapılmıştır.594 Üsküdar’ın eski kaymakamı olan Lütfi Aksoy, İstanbul Belediyesi Reis Muavinliği’ne geçtikten sonra aynı zamanda Üsküdar Parti Başkanı olmuştur. Bu esnada Çekmeköy ve Sultançiftliği’ne ilkokul yapılmıştır. Bu tarihlerde eğitim alanında da Çekmeköy ve civarına yatırımlar yapıldığı görülmektedir. Üsküdar’ın eski kaymakamı olan Lütfi Aksoy, Belediye Reis Muavinliği’ne geçtikten sonra Üsküdar Parti Başkanlığı’na getirilmiş ve hem Üsküdar merkez hem de köylerine önemli hizmetlerde bulunmuştur. Çekmeköy ve Sultançiftliği köylerinde ilk mektep yapılmıştı.595 Bunlardan başka Alemdağı’nda bulunan yatılı mektep de dikkat çekicidir. Nitekim 1939 yılında yapılan öğretmen tayinlerinde bu yatılı okula üç kişi görevlendirilmiştir. Bunlardan Hadiye Hanım ve Yaşar Nezihe İstanbul Kız Muallim Mektebi mezunudur. Çanakkale Merkez Mektebi muallimi olan Hüsnü Başaran da Alemdağ Yatı Mektebi yarbaş muallimliğine tayin edilmişti.596 Başka bir gazete haberinde de Lütfi Aksoy’un Alemdağ’a gidip buradaki köşk ile ilgili incelemelerde bulunuşu belirtil- Köy kuyuları da ıslah edilecek, bunların hepsi taşlarla örülecektir. Tedricî bir şekilde boş arazi ağaçlandırılacak, buraların bir orman haline gelmesine çalışılacaktır. Ayrıca umumî helâlar da inşa edilecek ve mümkün olduğu takdirde kanalizasyon tertibatı yapılacaktır. Alemdağ’da bir jandarma karakol binasının açılış merasimi 11 Temmuz 1939 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer bulmuş (üstte). 24 Mayıs 1939 tarihli nüshada ise, Lütfi Bey’in Alemdağ’daki köşkü incelemeye gelişini haber yapmıştı (altta). 243 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY mektedir. Bu köşkün tamir keşfini yaptırmış ve binanın 25 bin liraya tamir edilebileceği anlaşılmıştır. Burasının öncelikle otel haline getirilmesi düşünülmüş, eğer otel yapılmazsa yatılı okul olarak kullanılması kararlaştırılmıştı.597 Yine bu dönemde kıdem zammı alan öğretmenler de olmuştu. Bunlardan Çekmeköy muallimi Vesile Gülderen’in maaşı 20 liraya, Alemdağ Köyü mektebi başmuallimi Selahaddin Erderen’in maaşı da 17,5 liraya çıkarılmıştı.598 5 Temmuz 1939 tarihli Cumhuriyet gazetesinin haberine göre Çekme Köyü muallimi Vesile Gülderen’in maaşı 20 Lira olurken, Alemdağı Köyü Mektebi Başmuallimi Salâhaddin Erderen’in maaşı 17.5 Lira’ya çıkarılmıştır. Belediye Reis Muavini Lütfi Aksoy’un Çekmeköy ve civarına büyük önem verdiği görülmekteydi. Sık sık bölgeye gelerek köylülerle toplantılar yapmış ve dertlerini dinlemiş, köylülerin ihtiyaçlarını gidermeye çalışmıştı. Mesela 24 Ağustos 1943 tarihinde Alemdağı ve Sultançiftliği köylerinde yapılan toplantılarda köylüler, mıntıkalarında buğday vesaire gibi mahsullerin yetişmediğini söylemişlerdi. Lütfi Aksoy, bu köylere ait arazinin ne gibi mahsullerin ekime elverişli olduğuna dair fenni toprak tahlilleri yapılmasını Vilayet Ziraat Müdürlüğü’nden istemişti. Bunun neticesine göre ekim yapılacağı kararlaştırılmıştı.599 İstanbul Vilayeti’ne bağlı köyler için 1938 yılında kapsamlı bir kalkınma programı hazırlanmıştı. 1935 senesi nüfus sayımı sonuçlarına göre İstanbul Vilayeti’nin nüfusu 883.414’tü. Bunun 760.991’i şehirlerde ve 122.423’ü köylerde yaşamaktaydı. Vilayetin doğal yapısı, iklimi, toprak mahsulleri, hayvancılığı, zirai sanatları ve diğer 244 köy ürünleri çeşit çeşitti. Buralarda köy yaşayışını kuvvetlendirmek, geliştirmek için devlet direktiflerine ve mahalli ihtiyaçlara göre bir kalkınma programının hazırlanması gereği ortaya çıkmıştı. Bu program yapılırken köyler nüfuslarına göre dört kategoriye ayrılmışlardı. Nüfusu 1.000’den yukarı olanlar A-kategorisi, 500’den yukarı olanlar B-kategorisi, 150500 arası olanlar C-kategorisi ve nüfusu 150’den aşağı olanlar D-kategorisinde değerlendirilmişlerdi. Bu kategorilere göre köylerin ihtiyaçları ve öncelikleri belirlenerek yapılacak işler planlanmıştı. Çekmeköy bölgesindeki köylerden (A) kategorisine giren köy bulunmamaktaydı. Ömerli (B) kategorisinde ele alınırken, Hüseyinli, Sırapınar, Alemdar, Çekmeköy, Reşadiye ve Sultançiftliği (C) kategorisinde, Koçullu Köyü de (D) kategorisinde değerlendirilmişti. 1938 yılında Ömerli Köyü Beykoz Kazası’na bağlıydı. Nüfusu 563 olup, 1938 senesi köy gelirleri toplamı da 4.391 lira olarak belirtilmişti. (B) kategorisinde değerlendirilen Ömerli’de yapılması düşünülenler kültür, ziraat ve ekonomi, sağlık ve sosyal yardım, bayındırlık ve âmmenin emniyet ve selameti işleri olarak gruplandırılmıştı. Buna göre Ömerli Köyü’nde yapılması tasarlanan iş ve hizmetler şöyleydi: İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY -Köyde Maarif idaresinin vereceği örneğe göre bir okul binasının yapılması. -Köyü kasaba ve komşu köylere bitiştiren yolların iki kenarına ağaç dikmek ve köy sınırları içindeki yabani ağaçları aşılamak. -Hükümet tarafından sağlık işlerinde kullanılmak üzere verilecek ilaçları korumak. -Köyün bir başından öbür başına kadar çaprazlama iki yol yapmak ve bunları köy meydanından geçirmek. -Mümkünse köyün orta yerinde değilse kenarında bir meydan açmak. -Köy meydanının bir tarafında ihtiyar meclisinin toplanıp köy işlerini görüşmeleri için bir köy odası yapmak. -Köy odası yanında ocaklı ve ahırlı bir konuk odası yapmak. -Köy içinde zaruret olmadıkça hayvan koşuşturmamak. -Muhafazası mecburi olan yırtıcı ve azgın hayvanları başıboş bırakmamak. -Bir şahsın başına bir felaket gelince ona yardım etmek. -İhtiyar meclisleri tarafından şahitlik için çağrılınca davete icabet etmek. (C) kategorisinde ele alınan köylere gelince: 1938 yılında Hüseyinli Köyü Beykoz’a bağlı olup, nüfusu 242, 1938 senesi köy gelirleri toplamı 1.275 liraydı. Sırapınar da Beykoz’a bağlı olup nüfusu 214, köy gelirleri toplamı da 919 lira olarak belirtilmişti. Bu tarihte Alemdar, Çekmeköy, Reşadiye ve Sultançiftliği Üsküdar Kazası’na bağlı birer köydü. Alemdar Köyü’nün nüfusu 330, 1938 senesi köy gelirleri toplamı 2.520 lira; Çekmeköy nüfusu 250, 1938 senesi köy gelirleri toplamı 1.602 lira; Reşadiye’nin nüfusu 250, 1938 senesi köy gelirleri toplamı 1.311 lira ve Sultançiftliği Köyü’nün nüfusu 187, 1938 senesi köy gelirleri toplamı da 1.611 lira idi. (D) kategorisinde bulunan Koçullu Köyü’nün 1938 yılındaki nüfusu 132 ve köy gelirleri toplamı da 763 lira olarak belirtilmişti. Kalkınma programına göre Hüseyinli, Sırapınar, Alemdar, Çekmeköy, Reşadiye ve Sultançiftliği köylerinde yapılması tasarlanan iş ve hizmetler kültür, ziraat ve ekonomi, sağlık ve sosyal yardım, bayındırlık ve âmmenin emniyet ve selameti işleri olarak gruplandırılmış olup şöyledir: 1- Kültür İşleri: Köylere okul binasının yapılması ve köylünün bilgisini artırmak amacıyla kitaplar getirilmesi. 2- Ziraat ve Ekonomi İşleri: Köyleri ağaçlandırmak, köy korusunu muhafaza etmek, hayvanlarda salgın hastalık görülürse hükümete haber vermek, ekili alanları korumak, her yıl köy namına bir ya da daha fazla tarla ektirerek mahsulünü imece usulü ile biçip elde ettikten ve gelecek sene için tohum ayırdıktan sonra kalanını satarak parasını köy sandığına yatırmak. 3- Sağlık ve Sosyal Yardım İşleri: Köy dâhilindeki su birikintilerini kurutmak, köye kapalı yoldan içilecek su getirmek, çeşme yapmak, hayvanlar için uygun ahırlar yapmak, köyün her evin üstünde üstü kapalı veya kuyulu veya lağımlı bir hela inşa ettirmek, evlerde dökülecek pis suları kuyu, çeşme ve pınar sularına karıştırmayacak ayrıca akıp gitmesi için üstü kapalı akıntı yapmak, köy sokaklarını temiz tutmak, köy halkından askerde bulunanların ve bakacağı olmayan öksüzlerin tarla, bağ ve bahçelerini imece yolu ile ektirmek ve harmanlarını kaldırmak, her türlü doğal felakete karşı imece usulü ile bu felaketlerin üstesinden gelmeye çalışmak, köy evlerinde odaları ahırlardan ayrı yapmak, köyde çürümüş ve kokmuş meyve vesair sıhhate muzır şeyler bulunursa bunları köy dışına götürüp gömdürtmek, köy mezarlarını düzenlemek ve köyde güreş, cirit ve nişan talimleri gibi köy oyunları yaptırmak. 4- Bayındırlık İşleri: Köyden hükümet merkezine veya komşu köylere giden yolla245 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY rın kendi sınırları içindeki kısımlarını yapmak, onarmak ve yollar üzerinde gerekli olan yerlere köprüler yapmak, bir yerin kazılarak başkalarının hayvan ve davarlarının düşüp ölmesine ve sakatlanmasına meydan vermemek. 5- Âmmenin Emniyeti ve Selameti İşleri: Köy ortasında, halkı kalabalık olduğu zamanlarda at koşturtmamak, hayvanlara taşıyamayacağından fazla yük yükletmemek, ihtiyar meclisleri tarafından şahitlik için çağrılınca davete icabet etmek vs. Bu amaçlar doğrultusunda gerekli plan ve haritalar da gönderilerek programlanan işler yapmaya çalışılmıştır.600 Ömerli, Hüseyinli, Sırapınar, Alemdar, Çekmeköy, Reşadiye, Sultançiftliği ve Koçullu köyleri ile ilgili 1941 yılına ait verilere gelince: Bu tarihte Ömerli, Hüseyinli, Sırapınar ve Koçullu Beykoz Kazası’na bağlı Mahmut Şevket Paşa Nahiyesi’ne tabidir. Hüseyinli’de 45 ev ve 242 nüfus; Koçullu’da 20 ev ve 132 nüfus; Ömerli’de 92 ev ve 563 nüfus; Sırapınar’da ise 35 ev ve 220 nüfus bulunmaktadır.601 Tablo: 1941 Yılında Köylerin Bağlı Oldukları Birimler ile Hane ve Nüfus Sayıları 1941’de Alemdar, Çekmeköy, Sultançiftliği ve Reşadiye ise Üsküdar kazasına bağlı Kısıklı nahiyesine tabidir. Bu tarihte Alemdar’da 98 ev, 330 nüfus; Çekmeköy’de 80 ev, 350 nüfus; Reşadiye’de 135 ev, 258 Hane Hane Başına Nüfusu Sayısı Düşen Ort. Nüfus Köy Adı Bağlı Olduğu Nahiye Bağlı Olduğu İlçe Ömerli M. Şevket Paşa Beykoz 92 563 6,1 Hüseyinli M. Şevket Paşa Beykoz 45 242 5,3 Sırapınar M. Şevket Paşa Beykoz 35 220 6,3 Koçullu M. Şevket Paşa Beykoz 20 132 6,6 Alemdar Kısıklı Ümraniye 98 330 3,4 Çekmeköy Kısıklı Ümraniye 80 350 4,4 Sultançiftliği Kısıklı Ümraniye 85 231 2,7 Reşadiye Kısıklı Ümraniye 135 258 2 590 2.326 4 Toplam 246 nüfus ve Sultançiftliği’nde 85 ev ile 231 nüfus bulunmaktadır.602 1950 yılı nüfus sayımlarına göre Alemdar, Çekmeköy, Sultançiftliği ve Reşadiye yine Üsküdar Kazası’na bağlı Kısıklı Nahiyesi’ne tabi köy durumundadır. Bu tarihte Alemdar’ın 499, Çekmeköy’ün 448, Reşadiye’nin 312 ve Sultançiftliği’nin 300 nüfusu bulunmaktadır.603 Ömerli, Hüseyinli, Sırapınar ve Koçullu köyleri de Beykoz Kazası’nın Mahmut Şevket Paşa Nahiyesi’ne tabidir. 1960 yılında ise Alemdar, Çekmeköy, Sultançiftliği ve Reşadiye yine Üsküdar Kazası’nın Kısıklı Bucağı’na bağlı köydü. Yine 1960 yılında Alemdar’ın 690 (408’i erkek, 282’si kadın), Çekmeköy’ün 461 (269’u erkek, 192’si kadın), Reşadiye’nin 331 (160’ı erkek, 171’i kadın) ve Sultançiftliği’nin 365 (210’u erkek, 155’i kadın) nüfusu bulunmaktadır.604 Ömerli, Hüseyinli, Koçullu ve Sırapınar 1960 yılında Beykoz ilçesinin Mahmut Şevket Paşa Bucağı’na bağlıdır. Ömerli aynı zamanda bucak merkezi durumundadır. Ömerli’nin 1.366 (808 erkek, 558 kadın), Hüseyinli’nin 396 (236 erkek, 160 kadın), Koçullu’nun 92 (49 erkek, 43 kadın) ve Sırapınar’ın 292 (157 erkek, 135 kadın), nüfusu vardır.605 1966’da İstanbul Vilayeti Daimi Encümeni, Üsküdar’a bağlı olan Alemdağı ve Sultançiftliği köylerine içme suyu tesisatı döşenmesini kararlaştırmıştır. Buna göre içme suyu tesisat inşaatının 61.000 lira keşfi çevresinde yaptırılması düşünülmüş ve ilk teminatı da 4.300 lira olarak belirlenmiştir.606 1967 yılında bazı köylerin idari yapısında değişiklikler görülmektedir. Ömerli, Koçullu, Sırapınar ve Hüseyinli yine eskiden olduğu gibi Beykoz İlçesi Mahmut Şevket Paşa Nahiyesi’ne bağlı iken, Üsküdar İlçesi’ne bağlı 7 bucak teşkilatı kaldırılmış, bu bucaklara bağlı köylerden Alemdar, Çekmeköy, Reşadiye ve Sultançiftliği Üsküdar merkez ilçeye bağlanmıştır.607 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Bağlı Hane Olduğu İlçe Sayısı Nüfusu Hane Başına Düşen Ort. Nüfus 808 558 1.366 Beykoz 236 160 396 M. Şevket Paşa Beykoz 49 43 92 Sırapınar M. Şevket Paşa Beykoz 157 135 292 5 Alemdar Kısıklı Üsküdar 408 282 690 6 Çekmeköy Kısıklı Üsküdar 269 192 461 7 Reşadiye Kısıklı Üsküdar 160 171 331 8 Sultançiftliği Kısıklı Üsküdar 210 155 365 Topl. - - - 2.297 1.696 3.993 Köy Adı Bağlı Olduğu Nahiye 1 Ömerli (Bucak Merkezi) M. Şevket Paşa Beykoz 2 Hüseyinli M. Şevket Paşa 3 Koçullu 4 Tablo: 1960 Yılı Köylerin Nüfusu 247 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Yıl 1975 1980 Köy Adı Ömerli (Bucak Merkezi) Ömerli (Bucak Merkezi) Bağlı Olduğu Nahiye/Bucak Bağlı Olduğu İlçe Nüfus M. Şevket Paşa Beykoz 256 M. Şevket Paşa 1.472 1975 Hüseyinli M. Şevket Paşa 1980 Hüseyinli M. Şevket Paşa 1975 Koçullu M. Şevket Paşa Beykoz 210 1980 Koçullu M. Şevket Paşa Beykoz 292 1975 Sırapınar M. Şevket Paşa Beykoz 247 1980 Sırapınar M. Şevket Paşa Beykoz 323 1975 Alemdar Merkez Üsküdar 3.056 1980 Alemdar Merkez Üsküdar 4.044 1975 Çekmeköy Merkez Üsküdar 1.850 1980 Çekmeköy Merkez Üsküdar 1.938 1975 Reşadiye Merkez Üsküdar 300 1980 Reşadiye Merkez Üsküdar 420 1975 Sultançiftliği Merkez Üsküdar 925 1980 Sultançiftliği Merkez Üsküdar 2.035 - - - 8.109 - - - 10.001 1975 Topl. 1980 Topl. Tablo: 1975-80 yılları arası karşılaştırma. Reşadiye Köyü’nde bulunan ahşap evlerden biri. 248 Beykoz 340 402 1975 yılında ise köylerin nüfusları şöyledir: Ömerli 256, Koçullu 210, Sırapınar 247, Hüseyinli 340, Alemdar 3.056, Çekmeköy 1.850, Reşadiye 300 ve Sultançiftliği 925. 1980 yılındaki idari durum aynı 1975’teki gibidir. 1980 yılında köylerin nüfusu da şöyledir: Ömerli 1.472, Koçullu 292, Sırapınar 323, Hüseyinli 402, Alemdar 4.044, Çekmeköy 1.938, Reşadiye 420 ve Sultançiftliği 2.035.608 1987’de idari alanda yapılan değişikliklerle Çekmeköy ve civarındaki köylerin durumunda da değişiklikler olmuştur. Bu tarihe kadar bir kısmı Üsküdar, bir kısmı da Beykoz’a bağlı olan köyler, 1987’de Ümraniye’nin ilçe olarak teşkilatlanmasıyla birlikte, Ümraniye İlçesi’ne bağlanmışlardır.609 Ümraniye’nin ilk yerleşenleri Balkan Savaşları’ndan sonra, önce Batum’dan ardından da Yugoslavya ve Bulgaristan’dan gelen göçmenler olmuştur. Bundan dolayı bir süre de “Muhacir Köy” olarak şöhret bulmuştur. 1960 yılına kadar köy olarak kalan Ümraniye, Organize Sanayi Bölgesi İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Ümraniye’nin ilçe olması kararını, İstanbul İl Daimi Encümeni 31 Temmuz 1984’te almıştı. Bu tarihte Ümraniye ile birlikte Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Pendik de ilçe yapılmıştı. İl Daimi Encümeni’nin bu kararından sonra Dudullu, Ihlamurkuyu, Samandıra ve Alemdağ semtlerinin Ümraniye İlçesi’ne bağlanacağı kararlaştırılmıştı.611 1987 tarihli gazetede kurulacak Ümraniye İlçesi’ne bağlanacak olan yerler, İstiklal, Namık Kemal, Mustafa Kemal ve Çakmak mahalleleri, Alemdar, Aşağı Dudullu, Çekmeköy, Reşadiye, Sultançiftliği, Ümraniye, Sarıgazi, Yenidoğan ve Yukarı Dudullu olarak ifade edilmişti.612 1994’te ise Alemdağ, Çekmeköy, Ömerli ve Sultançiftliği Ümraniye İlçesi’ne bağlı belde haline getirilmiştir. Hüseyinli, Koçullu, Reşadiye ve Sırapınar’ın durumunda herhangi bir değişiklik yapılmamış ve yine Ümraniye’ye bağlı köy olarak kalmışlardır. 1997 genel nüfus sayımlarına göre Alemdağ, Çekmeköy, Ömerli ve Sultançiftliği beldeleri ile Hüseyinli, Koçullu, Reşadiye ve Sırapınar köylerinin nüfus bilgisi yandaki tabloda görülmektedir. 1997 yılına gelindiğinde bölgedeki sanayi faaliyetlerinin farklı bir gelişme içinde olduğu görülür. Ümraniye başta olmak üzere Ümraniye-Şile arasında bulunan hemen her köyde sanayi faaliyetleri artmıştır. Bu bölgede hâlâ yer yer zengin orman örtüsü mevcuttur. Sanayi faaliyetlerinin gelişmesi ormanların tahrip edilmesine sebep olmuştur. Buralardaki yerlerin bir kısmı 1944’te orman niteliklerini kaybettiği için orman alanı dışına çıkarılmış, bir kısmı tarım alanlarına dönüştürülmüş ve birçoğu da yerleşim alanı olmuştur. BulunuBağlı lan Yere İkametgaha Belde/Köy Adı Olduğu Göre Göre Nüfus İlçe Nüfus 7.111 6.961 Alemdar (B) Çekmeköy (B) 22.511 22.143 Hüseyinli 640 550 818 777 2.542 2.477 2.060 2.069 Sırapınar 527 507 Sultançiftliği (B) 19.124 19.389 55.333 54.873 Koçullu Ömerli (B) Reşadiye Toplam Ümraniye olarak ilan edilmesinden sonra yoğun göçlere maruz kalmıştır. Belediye ilk defa 1963 yılında kurulmuştur. 1980 ihtilali ile Ümraniye Belediyesi fesh edilerek Üsküdar’a bağlı şube müdürlüğüne dönüştürülmüştür. 1987 yılında ilçe olan Ümraniye’ de ilk yerel seçim 1989 yılında yapılmıştır.610 - Orman köylerine sanayi kuruluşlarının gelmesi zamanla köy nüfuslarının artmasına ve tarım dışı birçok faaliyetin çoğalmasına neden olmuştur. 1990’lı yılların sonuna doğru başta Dudullu olmak üzere bölge hızlı bir gelişme içine girmiştir. Dudullu’da 30’dan fazla büyük sanayi kuruluşu vardır. Dudullu’nun çevresindeki ormanlar büyük ölçüde tahrip olmuştur. Bu yıllarda Çekmeköy’de ise 3 fabrika bulunmaktadır. Çekmeköy’ün kuzeyinde oldukça geniş bir alan gecekondularla kaplıdır. Alemdağ Köyü’nde ise 21 sanayi kuruluşu faaliyet göstermektedir. Köyün hemen yakınında bir gecekondu mahallesi oluşmuştur. Gelişen ticari faaliyetler, köye bir kasaba görünümü vermeye başlamıştır. Sultançiftliği Köyü’nde de 16 sanayi kuruluşu vardır. Köyün eski orman alanları tümüyle parsellenmiştir. Orman alanlarının bir kısmı da gecekondularla kaplanmıştır. İstanbul’un bu bölgesinde yol, dolayısıyla ulaşım koşullarının sanayinin yayılmasındaki rolü, Reşadiye Köyü’nde açıkça görülmektedir. Asfalt bir yolla Alemdağı Köyü’ne, toprak bir yolla da Cumhuriyet Köyü’ne bağlı, çevresi ormanlarla kaplı olan Reşadiye’de, 1997 yılında nüfusun yüzde 90’ı tarım ve ormancılkla uğraşmaktadır. Köyde, bir petrokimya, bir sun’i deri, bir de polyester atölyesi faaliyet göstermektedir. Nüfusu 420 olan köyde ancak iki bak249 Tablo: 1997 Yılına Ait Nüfus Bilgileri613 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY kal, iki kahve ile bir okul bulunmaktadır. Alemdağ Köyü’nün bu küçük yerleşmenin türlü şehirsel ihtiyaçlarını karşılamakta olması, bu tür fonksiyonların köyde gelişmesini bir süre daha engelleyecektir. Burada da köy çevresindeki ormanların büyük bir bölümü ortadan kalkmıştır.614 2000 yılında Ümraniye İlçesi’ne bağlı olan köylerden Hüseyinli’de 700, Koçullu’da 1.017, Reşadiye’de 2.074, Sırapınar’da 667 nüfus bulunmaktadır. 2010 yılında ise bu köyler Çekmeköy İlçesi’ne bağlanmıştır. Bu tarihte de Hüseyinli’de 748, Koçullu’da 1.400, Reşadiye’de 1.969, Sırapınar’da 796 nüfus vardır. Nüfus sayıları ile ilgili bilgilere baktığımızda 1960’lı yıllara kadar bölgede sosyokültürel anlamda çok önemli bir değişiklik yoktur. Bu tarihlerden sonra bölgenin yerleşim durumu ve nüfus yapısında önemli değişikliklerin olduğu gözlenmektedir. 1950’lerden itibaren Türkiye’de çok önemli toplumsal değişimler meydana gelmiştir. Siyasi açıdan tek parti dönemi sona ererek çok partili döneme geçilmiştir. Ekonomide tarımsal üretimden sanayi üretimine doğru yöneliş hızlanmıştır. Buna paralel olarak kırsal kesimden kentlere doğru hızlı bir göç başlamıştır.615 Göç hareketleri incelendiğinde en çok İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlere doğru olmuştur. 1980’li yıllara kadar İstanbul en fazla göç alan il iken, bu tarihlerden sonra Kocaeli birinci sırayı almaya başlamıştır. İzmit ve civarındaki sanayileşmenin bunda payı büyüktür.616 Bugünkü Çekmeköy İlçesi’nin bulunduğu saha da en çok göç alan iki şehrin ortasında bulunmaktadır. Dolayısıyla göç hareketlerinden en fazla etkilenen yerlerden birisi bu bölgedir. Sanayi faaliyetlerinin gelişmesine paralel olarak, günümüzde bu bölgeye göç hâlâ hızlı şekilde devam etmektedir. Ayrıca bölgeye yapılan askerî tesisler de her türlü medenî ihtiyacın bölgeye getirilmesinde lokomotif vazifesi görmüştür.617 250 Yerleşim birimlerindeki nüfus artışları bunu doğrulamaktadır. Yukarıdaki istatistiki bilgilerden de anlaşıldığı üzere 1960’lı yıllara kadar Osmanlı Devleti dönemi de dâhil olmak üzere bölgedeki yerleşim birimlerinde çok fazla bir nüfus artışı olmamıştır. Son birkaç sene içerisinde artan nüfus sayısı bile birkaç yüzyıl nüfusundan daha fazladır. Çekmeköy ve çevresinde 1970’li yıllarda artmaya başlayan sanayi ve diğer iş kolları bu bölgeyi cazip hale getirmiş, özellikle İMES, KADOSAN ve MODOKO gibi iş yerlerinde çalışan kesimin meskûn oldukları yer haline gelmiştir. Günümüzde sosyal ve iktisadi gelişmeler olsa bile Çekmeköy’ün bazı bölgelerinde tarım, hayvancılık, bağ ve bahçe işleri yapılmakta olup geleneksel köy hayatının izleri devam etmektedir. Bölgedeki bu sosyal ve iktisadi değişime paralel olarak 2008 yılında idari alanda değişiklik yapılarak, Ümraniye İlçesi’ne bağlı olan Alemdağ, Çekmeköy, Ömerli ve Sultançiftliği beldeleri ile Hüseyinli, Koçullu, Reşadiye ve Sırapınar köyleri birleştirilerek Çekmeköy adı altında yeni bir ilçe oluşturulmuştur. Şile, Beykoz, Ümraniye ve Sancaktepe ile sınır komşusu olan ve 14.800 hektar alan üzerinde kurulu olan Çekmeköy’ün sınırları dâhilinde toplam 17 mahalle ve 5 köy bulunmaktadır. 29 Mart 2009 yerel seçimlerine Çekmeköy ilk defa ilçe olarak seçimlere katılmıştır. Kayıtlı seçmen sayısı 94.921’dir. 308 sandıkta toplam 80.499 oy kullanılmış ve 78.150 oy geçerli kabul edilmiştir.618 Seçimde geçerli oyların % 43,4’ünü, yani 33.868’ini Adalet ve Kalkınma Partisi adayı Ahmet Poyraz619 alarak Çekmeköy İlçesi’nin ilk belediye başkanı olmuştur.620 Çekmeköy İlçesi’ne bağlı mahalle, köy isimleri ve muhtarlar ile ilgili bilgiler ve telefon numaraları yandaki tabloda gösterilmiştir.621 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Tablo-44: Köy ve Mahalle Muhtarlarının Adı ve Telefon Numaraları Sıra Mahalle Adı Muhtarın Adı Telefonları 1 Alemdağ Mahallesi Mehmet ATAY 2 Aydınlar Mahallesi Hıdır PALANCI 3 Çamlık Mahallesi Mehmet C. ALAN624 (0216) 641 07 54 4 Çatalmeşe Mahallesi Ömer Lütfi GÜRSOY625 (0216) 429 13 10 5 Cumhuriyet Mahallesi Adem KINIK (0216) 429 42 20 6 Ekşioğlu Mahallesi Ali Rıza EKŞİ (0216) 312 17 65 7 Güngören Mahallesi Hüseyin TUFAN (0216) 429 73 92 8 Hamidiye Mahallesi Turgay BOZKURT626 (0216) 641 51 76 9 Kirazlıdere Mahallesi Yusuf YAKUP (0216) 429 30 65 10 Mehmet Akif Mahallesi Bayram YILMAZ (0216) 641 61 60 11 Merkez Mahallesi Ayşe GÜNEŞ627 (0216) 641 34 52 12 Mimar Sinan Mahallesi Şevki GÜLELİ628 (0216) 641 40 86 13 Nişantepe Mahallesi 14 Ömerli Mahallesi Hüseyin UYGUN (0216) 435 70 06 15 Soğukpınar Mahallesi Hacı Mehmet KAYA630 (0216) 484 31 72 16 Sultançiftliği Mahallesi Erdem AĞIRKAYA (0216) 484 57 51 17 Taşdelen Mahallesi 18 Reşadiye Köyü Şaban SERT (0216) 312 76 80 19 Hüseyinli Köyü Abdullah CİVELEK (0216) 434 50 27 20 Sırapınar Köyü Nejat GİRGİN (0216) 435 81 10 21 Koçullu Köyü 622 623 Yakup BAYDAR 629 Serdar KARAMAN 631 Mitat ŞİMŞEK 632 (0216) 312 51 96 (0216) 429 05 62 (0216) 304 63 04 (0216) 429 96 62 Alemdağ’ın eteklerinde Çekmeköy (0216) 435 81 42 251 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Cumhuriyet Gazetesi, 15.10.1970 KAYIP Alemdağ Orman İşletmesi Müdürlüğünden aldığım 1418 cilt, 124062 varak numaralı nakliyemi kaybettim. Yenisini alacağımdan eskisi hükümsüzdür. 11/10/1972 Reşadiye Köyü/Behzat Amca Cumhuriyet Gazetesi, 12.10.1972, s3. 252 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY “KÖY DÜĞÜNÜ MÜNASEBETİLE” ALEMDAĞ KÖYÜ GÜZELLEŞTİRME VE KALKINDIRMA DERNEĞİ OLAĞAN KURUL ÇAĞRISI 1. Olağan Genel Kurulumuz 18.02.1979 Pazar günü saat 10.00’da dernek merkezinde yapılacaktır. Çoğunluk sağlanamaması halinde 25.02.1979 Pazar günü aynı saatte çoğunluksuz olarak yapılacaktır. Kartal’a bağlı Sultançiftliği Köyü’nde velime cemiyeti dolayısıyla tertip ettiğim yarış ve güreş müsaraa ve müsabakası 16-10-930 perşembe günü icra edileceğinden iştirak arzusunda bulunan pehlivanlarla koşucuların yevm-i mezkûrda (anılan günde) Sultançiftliği’nde hazır bulunmaları ilân olunur. Sultançiftliği’nden Muhittin Yarışlarda, birinciye bir adet koç, ikinciye bir adet toklu; Güreşte, başa bir koç, başaltıya bir teke, küçükortaya bir toklu ve desteye iki lira nakit verilecektir. Cumhuriyet Gazetesi, 10.10.1930, s4. GÜNDEM: 1- Açılış, 2- Divan seçimi, 3- Çalışma raporunun okunması, 4- Aklama, 5- Yeni organların seçimi, 6- Dilekler, Alemdağ Köyü Güzelleştirme ve Kalkındırma Derneği Cumhuriyet Gazetesi, 09.02.1979, s3. SATILIK ÇAYIR OTU Alemdağı’nda Sultançiftliği Köyü civarında bulunan çayırın bu seneye ait otu satılacaktır. Müzayedesi mayısın beşinci Salı günü saat on dörde kadardır. Talip olanların İstanbul Evkaf Müdiriyeti’nde Orman ve Arazi idaresine müracaat etmeleri (...) Cumhuriyet Gazetesi, 04.05.1931, s5. 253 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ALEMDAĞ KÖYÜ’NDE SATILIK ARSALAR Üsküdar Alemdağ köyünün içinde taksitle satılık arsalar. Tel: 33 30 30. Cumhuriyet Gazetesi, 29.05.1980, s6. TAŞDELEN GAZOZU GAZOZLARIN KRALIDIR ALEMDAĞ TRAMVAYI Üsküdar - Kısıklı - Alemdağ Halk Tramvayları Türk Anonim Şirketi’nin hissedarlarına 30 Mart 1930 tarihinde yaptığı olağanüstü toplantı çağrısı görülüyor. Piyasada bulunan bütün gazozların kralıdır. Taşdelen suyu ve şekerden yapılır. Sıhhatinizi vikaye (korumak) için münhasıran TAŞDELEN GAZOZU talep ediniz. Cumhuriyet Gazetesi, 14.03.1930, s8. Cumhuriyet Gazetesi, 10.03.1930, s5. DOĞUM Öğretmen Belkıs Güneyler ile İstanbul Alemdağ Ormanları Bölge Şefi Ferid Güneyler’in 24/05/947 günü bir oğulları dünyaya gelmiştir. Ana ve babaya saadetler, yavruya uzun ömürler dileriz. Cumhuriyet Gazetesi, 23.05.1947, s2. 254 KADIKÖY TAŞDELEN OTOBÜS SEFERLERİ Kadıköy’le Taşdelen arasında otobüs işletilmesi hakkında vaki olan teklif, belediye tarafından tetkik edilerek kabul edilmiştir. Bu iki mıntıka arasında yakında seferlere başlanacaktır. Cumhuriyet Gazetesi, 19.06.1936, s2. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY DİPNOTLAR 308Salih Şahin, a.g.e, s. 60. 309Cumhuriyet Gazetesi, 19.09.1932, s. 1. 310“Alemdağı”, İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi, cilt I, İstanbul 1982, s. 602. 311Salih Aynural, “XVII. Yüzyılda İstanbul’un Odun ve Kömür İhtiyacının Karşılanması”, Osmanlı V (Ed. Güler Eren), Ankara 1999, s. 564. 312“Alemdağı”, İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi, cilt I, İstanbul 1982, s. 602. 313Sedat Avcı, “Alemdağ”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, I, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993, s. 184. 314http://www.istanbulyeditepe.net/Istanbul_Mesire_Yerleri/Istanbul_Tasdelen_Mesire_Yeri_ve_Piknik_Alani.asp 315Suat Ürgenç, “Fidanlıklar”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, III, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993, s. 313. 316Mesela, Alemdağı Ermeni Köyü’ne ait 1840 tarihli temettuat defterine göre köy arazisi Atik Valide Sultan Vakfı’nın emlakı olup köy ahalisinin idaresinde gözükmektedir. Köyde vakfa ait 400 dönüm tarla, büyük bir mera ve koru bulunmaktadır. Köy ahalisinin ücret karşılığında odun naklettikleri kayıttan ayrıca anlaşılmaktadır. Bkz. BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080. 317Daha sonra Prens Halim Paşa Çiftliği olarak anılacaktır. Mehmet Akif Ersoy da ömrünün son günlerini bu çiftlikteki köşkte geçirmiştir. Köşk Akif’in vefatından kısa bir süre sonra da yanmıştır. Bkz. Cumhuriyet Gazetesi, 01.01.1937, s. 2. 318Salih Şahin, a.g.e., s. 61-62. 319“Alemdağı Korusu”, İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi, cilt I, İstanbul 1982, s. 603. 320“Abdülhamid II”, İstanbul Ansiklopedisi, cilt I (Haz. R.E. Koçu), İstanbul 1958, s. 95. 321Orman tahripleri üzerine yapılan şikayetler ve alınan önlemlerle ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Salih Şahin, a.g.e., s. 64-76. 322Cumhuriyet Gazetesi, 19.09.1932, s. 1. 323Cumhuriyet Gazetesi, 04.07.1934, s. 1. 324İstanbul’un odun ve kömür ihtiyacının karşılanması ile ilgili daha geniş bilgi için ayrıca bkz. Salih Aynural, “XVII. Yüzyılda İstanbul’un Odun ve Kömür İhtiyacının Karşılanması”, Osmanlı V (Ed. Güler Eren), Ankara 1999, s. 563-569. 325Cumhuriyet Gazetesi, 29.01.1942, s. 2. 326Cumhuriyet Gazetesi, 31.01.1942, s. 2. 327Cumhuriyet Gazetesi, 12.02.1942, s. 2. 328Gül Yetim, 1939-1950 Arasında Türkiye’deki Sosyo-Ekonomik Durumun Çok Partili Hayata Etkileri, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2006, s. 114. 329Cumhuriyet Gazetesi, 29.05.1942, s. 1, 3. 330BOA, C.ML. 193-8000. 331BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080; 1840 yılına ait çiftlikle ilgili ayrıntılı bilgiler şöyledir: Tarla 600 dönüm, korusu 500 dönüm ve diğer binaları, (bu miktar tarla, koru, bina ve çiftlik kıymeti 47.000 kuruş); Sağmal inek 1 adet, kıymeti 120 kuruş; Boz inek 17 adet,(x100) kıymeti 1.700 kuruş; Buzağı 1 adet, kıymeti 22 kuruş; Yerli öküzü 3 adet, (x400), kıymeti 1.200 kuruş; Camuz 3 adet, kıymeti 2650 kuruş; Manda ineği 15 adet,(x400) kıymeti 6000 kuruş; Malak 2 adet, kıymeti 400 kuruş; Malak 1 adet, kıymeti 100 kuruş; Beygir 2 adet, (x500), kıymeti 1.000 kuruş; Beygir 3 adet, (x300), kıymeti 900 kuruş; Koyun/keçi 25 adet, (x30), kıymeti 750 kuruş; Temettuat 3.500 kuruş; Emlak kıymeti 47.000 kuruş; Hayvan kıymeti 14.846 kuruş; Temettuat 3500 kuruş (temettuata nazaran vergisi 87 kuruş); Emlak ve hayvan yekünü 41.842 kuruş. 332BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3070; Çiftlikle ilgili 1844 yılına ait ayrıntılı bilgiler şöyledir: Bir önceki sene vergi-i mahsusadan bir senede vermiş olduğu vergi 190 kuruş; Aşar olarak önceki senede verdiği: Hınta (buğday) 20 kile 300 kuruş, yulaf 8 kile 40 kuruş, keten tohumu 30 kile 540 kuruş, Toplam 880 kuruş; Sene-i sabıkda mezru tarla 170 dönüm. Senelik hâsılatı: sene 1260, 8.800 kuruş; sene 1261 -, Toplam 8.800 kuruş; Çiftliğin gayrimezru tarlası 700 dönüm; Koru 2.000 dönüm, yıllık hâsılatı 1.000 kuruş; Manda öküzü 4 baş; Karasığır öküzü 4 baş; Sağmal karasığır ineği 6 baş, yıllık hâsılatı 200 kuruş; Boz inek 15 baş; Beygir 2 baş; Tamamından tahmini toplam gelir 10.000 kuruş. 333BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080; Çiftlikle ilgili 1840 yılına ait ayrıntılı bilgiler şöyledir: Mezru 170 dönüm; Tarla 850 dönüm, kıymeti 5.680 kuruş; Koru kıymeti 100 kuruş; Bağ 3 dönüm; Ağıl 1; Sair bina ve bir göz değirmeni; Bu miktar tarla ve koru, bağ ve değirmen ile bir çiftlik, kıymeti 50.000 kuruş; Sağmal inek 3 adet,(x100) kıymeti 300 kuruş; Buzağı 3 adet, kıymeti 66 kuruş; Boz inek 16 adet, (x100) kıymeti 1.600 kuruş; Büyük buzağı 6 adet, (x50) kıymeti 300 kuruş; Öküz 1 adet, kıymeti 550 kuruş; Camuz 1 adet, kıymeti 1200 kuruş; Camuz 1 adet, kıymeti 200 kuruş; Manda ineği 1 adet, kıymeti 150 kuruş; Malak 1 adet, kıymeti 200 kuruş; Öküz 3 adet,(x550) kıymeti 1650 kuruş; Manda ineği 1 adet, kıymeti 500 kuruş; Malak 1 adet, kıymeti 150 kuruş; Beygir 1 adet, kıymeti 300 kuruş; Koyun/keçi 75 adet, (x30) kıymeti 2.250 kuruş; Oğlak 3 adet,(x10) kıymeti 30 kuruş; Temettuat 1.000 kuruş (bir senede değirmen kirası); Emlak kıymeti 50.000 kuruş; Hayvan kıymeti 9446 kuruş; Temettuat 1.000 kuruş. (temettuata nazaran vergisi 25 kuruş); Emlak ve hayvan yekünü 59.446 kuruş. 334BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3070; Çiftlikle ilgili 1844 yılına ait ayrıntılı bilgiler şöyledir: Geçen sene vergi-i mahsusadan bir senede vermiş olduğu vergi 150 kuruş; Aşar olarak geçen sene verdiği: hınta (buğday) 13 kile 195 kuruş, yulaf 8 kile 40 kuruş, keten tohumu 17 kile 306 kuruş, adet-i ağnam rüsumu 87 kuruş, Toplam 628 kuruş; Çiftlikte mezru tarla 110 dönüm. Senelik hâsılatı: sene 1260, 5.410 kuruş; sene 1261, 4.764 kuruş: Toplam 10.174 kuruş; Çiftlikte gayrimezru tarla 1.170 dönüm; Ağıl kurbu? 80 dönüm; Bir taş asiyâb (değirmen), yıllık hâsılatı 840 kuruş; Manda öküzü 2 baş; Karasığır öküzü 2 baş; Sağmal inek 3 baş, senelik hâsılatı 60 kuruş; Beygir 2 baş; Sağmal koyun 20 baş, yıllık hâsılatı 1350 kuruş; Sağmal keçi 100 baş, yıllık hâsılatı 1.800 kuruş; Boz tosun 85 baş, yıllık hâsılatı 149 kuruş; Erkek koyun 15 baş, yıllık hâsılatı 26 kuruş; Kuzu 50 baş; Oğlak 60 baş; Boz keçi 40 baş, yıllık hâsılatı 15 kuruş; Tamamından tahmini gelir: 9.650 kuruş. 335BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080; Çiftlikle ilgili 1840 yılına ait ayrıntılı bilgiler şöyledir: Tarla 300 dönüm; Koru 2.000 dönüm; Su değirmeni 1 adet; Çayır; Köşk 1 bab; Haricinde bir bab kahve dükkânı; Haricinde bir bab ekmekçi dükkânı; Bağ 2 dönüm; Koyun ağılı; Ağıl yanında diğer köşk 1 bab; Bunlar ile bir kıta bila-hayvan çiftlik, kıymeti 50.000 kuruş; Koyun/keçi 300 adet, kıymeti 8400 kuruş.; Camuz 1 adet, kıymeti 1000 kuruş; Öküz 1 adet, kıymeti 200 kuruş; Manda ineği 3 adet, kıymeti 900 kuruş; Malak 1 adet, kıymeti 60 kuruş; Sağmal inek 1 adet, kıymeti 180 kuruş; Buzağı 1 adet, kıymeti 20 kuruş; Tosun 1 adet, kıymeti 100 kuruş; Beygir 1 adet, kıymeti 100 kuruş; Temettü 6000 kuruş (çiftliğin temettüü olmayıp, haricinde olan dükkanların kirası); Emlak kıymeti 50.000 kuruş; Hayvan kıymeti 10.960 kuruş; Temettuat 6.000 kuruş. (temettuata nazaran vergisi 150 kuruş); Emlak ve hayvan yekünü 60.960 kuruş. 336BOA, DH.MKT. 1596-23; Belgenin içeriği Çekmeköy ve Dudullu ahalisinden bazı kişilerin İtalyan vatandaşı Fransuva Faberil’in Alemdağ’daki çiftliğine saldırısı hakkındadır. 337BOA, DH.MKT. 2293-69. 338BOA, HH.d. 13635. 339BOA, TS.MA.d. nr. 7416. 340BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080; Çiftlikle ilgili 1840 yılına ait ayrıntılı bilgiler şöyledir: 255 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY Tarla 100 dönüm; Odası 4 adet; Yanaşma odası 1 adet; Ahır 4 adet; Ambar 1 adet; Samanlık 2 adet; Bunlar ile mezkur çiftliğin kıymeti 12.500 kuruş; Koru, mera, tarla ve binalarla bir kıta diğer çiftliğin kıymeti 7.500 kuruş; Camuz 3 adet, kıymeti 900 kuruş; Öküz 3 adet, kıymeti 750 kuruş; Manda ineği 10 adet, kıymeti 2500 kuruş; Manda buzağı 1 adet, kıymeti 300 kuruş; Karasığır ineği 11 adet, kıymeti 1100 kuruş; Karasığır buzağı 1 adet, kıymeti 100 kuruş; Karasığır buzağı 2 adet, kıymeti 40 kuruş; 2 yaşında manda malağı, 4 adet, kıymeti 600 kuruş; 1 yaşında manda malağı, 5 adet, kıymeti 200 kuruş; Dana 4 adet, kıymeti 240 kuruş; Beygir 1 adet, kıymeti 400 kuruş; Temettü 1000 kuruş; Emlak kıymeti 20.000 kuruş; Hayvan kıymeti 7130 kuruş; Temettuat 1000 kuruş (temettuata nazaran vergisi 25 kuruş); Emlak ve hayvan yekünü 27.130 kuruş. 341BOA, DH.EUM. 6.Şb. 24/24; Belge, Ömerli kazasının Şerifler Çiftliği civarında çıkan yangının faillerinin ortaya çıkarılması hakkındadır. 342BOA, DH.EUM. 6. Şb. 52/31; Bu belge de Ömerli-Alemdar şosesi üzerindeki Çamcı Çiftliği yakınlarında bulunan ve üzerinde asker elbisesi olan bir ceset hakkındadır. 343BOA, A.MKT.MHM. 9/79; Belge, Taşdelen Çiftliği’nin imarı için Alemdağı Korusu’ndan kesilen keresteye ödenecek paraya dair Nakibüleşraf’a gönderilen yazı ile ilgilidir. 344BOA, DH.İ.UM. 13/3-9/39; Belgenin içeriği, Manyas nahiyesinin Damga Köyü’ndeki çiftlikten Üsküdar Livası Ömerli Kazasının Hüseyinli Köyü’ndeki çiftliğe satılan hayvanların nakline izin verilmesi için verilen dilekçeye dairdir. 345BOA, HH.d. 14799. 346Neccar yevmiyesi 1.828 kuruş, bileyci yevmiyesi 1.050 kuruş, sıvacı yevmiyesi 1.410 kuruş, camcı yevmiyesi 6.013 kuruş, nakkaş yevmiyesi 1.236 kuruş, tenekeci yevmiyesi 1.828 kuruş, hamal yevmiyesi 2.523 kuruş, memur ve işçi yevmiyesi 450 kuruş. BOA, HH.d. 18882 347BOA, HH.d. 18882. 348BOA, HH.d. 23074. 349BOA, HH.d. 23074, lef-1 ve lef-2. 350Veysel Eroğlu, “Su Medeniyeti İstanbul”, http://www.veyseleroglu.com.tr/belge/su_meselesi.pdf 351BOA, Y.MTV. 153/7. 352Mehmet Halit Bayrı, Yer Adları ve Yer Adlarına Bağlı Folklor Bilgileriyle İstanbul, İstanbul 1951, s. 24. 353Salih Şahin, a.g.e., s. 85. 354“Atatürk” İstanbul Ansiklopedisi III, (Haz. R.E. Koçu), İstanbul 1960, s. 1223-1224. 355BOA, Y.MTV. 150/24. 356Salih Şahin, a.g.e., s. 140. 357Salih Şahin, a.g.e., s. 140. 358“Kaynak Suları”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, IV, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993, s. 508-509. 359Saadi Nâzım NİRVEN, “Büyük Elmalı Suyu”, İstanbul Ansiklopedisi VI, (Haz. R.E. Koçu), s. 3265. 360Salih Şahin, a.g.e., s. 140-143. 361İnşa edilen bir çeşmenin gerekli bakım ve tamirleri ile yaz aylarında buraların depolarına bırakılan kar ve buzun masrafları vakıflardan karşılanırdı. Sadece İstanbul’da suyolları, çeşme ve şadırvanları yapmak ve korumak için kurulmuş 1535 vakıf vardır. Osmanlı’da başta padişahlar ve devlet adamları olmak üzere bütün varlıklı insanlar vakıf eserleri bırakmak için uğraşmışlardır. Yapılan evlerde, medreselerde, camilerde, çarşılarda, çeşme ve şadırvan gibi su ihtiyacının karşılandığı yerlerde ustalar sanatlarını sergilemişlerdir. Sanat eserlerindeki mermer işlemeler, tezhipler, kitabeler ve süslemeler, insan ruhuna hitap eden yönleri ile bu eserlere ayrı bir güzellik kazandırmıştır. Veysel Eroğlu, aynı makale. 362Salih Şahin, a.g.e, s. 143 363BOA, Y.MTV. 33/62. 364BOA, DH.EUM.KLU. 7/52. 365Cumhuriyet Gazetesi, 29.04.1930, s. 2. 366Cumhuriyet Gazetesi, 01.06.1931, s. 2. 367Cumhuriyet Gazetesi, 10.05.1932, s. 4. 368Cumhuriyet Gazetesi, 30.04.1933, s. 2. 369Cumhuriyet Gazetesi, 30.04.1933, s. 2. 370Cumhuriyet Gazetesi, 23.12.1934, s. 2. 371Cumhuriyet Gazetesi, 04.01.1933, s. 2. 372Cumhuriyet Gazetesi, 20.09.1936, s. 2. 373Cumhuriyet Gazetesi, 03.10.1936, s. 2. 374Cumhuriyet Gazetesi, 20.09.1936, s. 2. 375Cumhuriyet Gazetesi, 21.12.1934, s. 1 ve 6. 376Meral Avcı, “Akarsular”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, I, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993, s. 153. 377BOA, DH.İUM. E-57/75. 378Meral Avcı, a.g.m., s. 153. 379Sedat Avcı, a.g.m., s. 184. 380Saadi Nazım Nirven, “Çavuşbaşı Deresi” İstanbul Ansiklopedisi, cilt VII (Haz. R.E. Koçu), İstanbul 1965, s. 3789. 381Yalçın Sezer, Şile ve Civarının (İstanbul) Flora ve Vejetasyonu, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul 2006, s. 1. 382Nermin Özhatay, Mustafa Keskin, Ömerli Havzasının ‘İstanbul’ Doğal Bitkileri, Doğal Hayatı Koruma Derneği yayını, İstanbul 2007, s. 9. 383Meral Avcı, “Kentsel Biyoçeşitlilik Açısından Bir Değerlendirme: İstanbul Örneği”, Kentsel Ekoloji Ve Yaşanabilir Kent Sempozyumu (Urban Ecology and Livable Cities Syposium), 6-7-8 Kasım 2008, İzmir, (Editörler: Şevket Işık, Arife Karadağ), s. 81. 384Özhatay-Keskin, a.g.e, s. 10-11. 385Özhatay-Keskin, a.g.e, s. 5. 386“İstanbul Çiğdemi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, VIII, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994. 387Ayten Serin, “Kadıköy Çiğdemi’ni Boğaziçi Keteni’ni Koruyun”, Hürriyet Pazar, 02 Nisan 2006. 388Özhatay-Keskin, a.g.e, s. 12, 17. 389http://yabanicicek.com/cirsium-polycephalum. 390http://www.kocaeli.edu.tr/universitemizden-haberler.php?Haber=83 391Özhatay-Keskin, a.g.e., s. 17. 392Yalçın Sezer, a.g.t., s. 104. 393http://www.forumlord.net 256 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 394Tam adı, “Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi” olup kısaca Bern Sözleşmesi olarak bilinir ve 1979 yılında imzalanmıştır. Özhatay-Keskin, a.g.e., s. 87. 395http://www.forumlord.net/bitkiler-dunyasi/111295-turkiyedeki-relikt-bitkiler-nelerdir.html#ixzz2KDpJ61Ad 396Karayosunları hakkında geniş bilgi için bkz. Türkan TAHSİNOĞLU, Ömerli Barajı Çevresinin Karayosunları (Muscı) Florası (Paşaköy/İstanbul), Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2010, s. X. 397Meral Avcı, a.g.m., s. 85. 398Özhatay-Keskin, a.g.e., s. 17. 399Necdet Sakaoğlu, “Alemdağı İspinozu”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, I, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993, s. 184185. 400Salih Şahin, a.g.e., s. 152. 401“Bülbül”, İstanbul Ansiklopedisi, cilt VII (Haz. R.Ekrem Koçu), s. 3164-3165. 402 Şeyda Üstünipek, “Batılılaşma Dönemi Mimarisi ve Beylerbeyi Sarayı”, Üsküdar Sempozyumu-I, Cilt I, Edt. Zekeriya Kurşun vd., İstanbul 2004, s. 364; Jak Deleon, Bir Tutam İstanbul, İstanbul 1993, s. 111. 403 “Alemdağ Kasrı”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, I, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993, s. 184. 404 BOA, HR. SYS. 35/15. 405 http://www.milta.com.tr 406 Cevdet Küçük, “Abdülaziz”, DİA, I, İstanbul 1988, s. 179. 407 “Dudullu”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, III, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993, s. 104. 408Derin Türkömer, Avcı Prenses Zeyneb Halim İle Sohbetler, Yapı Kredi yayınları, İstanbul 2008. 409Uğur Akbulut, “Suriye’ye İlk Telgraf Hatlarının Çekilmesi”, History Studies, Ortadoğu Özel Sayısı, Ekim 2010, s. 2. 410Roderic H. Davison, “Osmanlı İmparatorluğuna Elektrikli Telgrafın Girişi”, çev. Durdu Mehmet Burak, OTAM, 14, 2003, s. 347 vd. 411Uğur Akbulut, a,g,m, s. 2. 412BOA, İ.DH, 601/41886, lef-3. 413BOA, İ.DH, 601/41886, lef-5. 414BOA, DH.EUM.KLU. 17/33. 415BOA, BEO. 1279/95852. 416Omnibüs ve tramvaylarla ilgili kendisinde bulunan belge ve bilgileri bu çalışmada kullanmam için hocam Prof. Dr. Vahdettin Engin müsaade etmiştir. Kendisine medyûn-ı şükran olduğumu ifade etmek isterim. 417Mustafa Tanış, Kemal Selçuk Öğüt, “Orta Ölçekli Kentler İçin Toplu Taşıma Seçeneklerinin Teknik ve Malî Karşılaştırması”, 5. Kentsel Altyapı Ulusal Sempozyumu (1-2 Kasım 2007), Bildiriler ve Panel Kitabı, Antakya 2007, s. 132 vd. 418Onur Acar, Toplu Taşım Sistemi Planlaması Bodrum Örneği, Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, İzmir 2007. 419Levant Herald, 26 August 1872. 420BOA, ŞD, 679/15. 421BOA, Meclis-i Tanzimat Defteri, no.4. 422Örnek için bkz. Basiret Gazetesi, 3 Temmuz 1874; Basiret Gazetesi, 18 Haziran 1875. 423BOA, Y.MTV. 304/133. 424BOA, HR.HMŞ.İŞO. 133/2. 425Konu ile ilgili Fransızca ve Osmanlıca belgeler için bkz. BOA, BEO. 4207/315461. 426BOA, HR.HMŞ.İŞO. 2/9. 427BOA, İ.MMS. 167/1331-C-52. 42830 Mart 1930 tarihli Hey’eti umumiye toplantısında 1929 yılı hasılatı 239.169 lira olarak açıklanmıştı. Cumhuriyet Gazetesi, 31.03.1930, s. 2. 429Bu konuda geniş bilgi için ayrıca bkz. Vahdettin Engin, “İstanbul’un Anadolu Yakasında İlk Tramvay Hattı”, II. Üsküdar Sempozyumu Bildiriler I, (Edt. Zekeriya Kurşun vd.), İstanbul 2004, s. 121-126. 430Cumhuriyet Gazetesi, 31.03.1930, s. 2. 431Cumhuriyet Gazetesi, 04.04.1930, s. 2. 432Cumhuriyet Gazetesi, 04.04.1930, s. 2. 433Cumhuriyet Gazetesi, 13.05.1931, s. 2. 434Cumhuriyet Gazetesi, 18.08.1954, s. 3. 435http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/20707396.asp 436Cumhuriyet Gazetesi, 10.09.1985, s. 6. 437Salih Şahin, a.g.e., s. 80. 438Uğur Göktaş, “Mesireler”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, V, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994, s. 408-409. 439Ali Bilir, Çeşmibülbüle Gizlenmiş Âbıhayat Beykoz, İstanbul 2008, s. 28. 440Samiha Ayverdi, İstanbul Geceleri, İstanbul 1971, s. 184-186. 441http://www.cekmekoy.bel.tr 442BOA, İ.DH. 417-27611, lef-1. 443BOA, İ.DH. 417-27611, lef-2. 444Cumhuriyet Gazetesi, 10.01.1937, s.2. 445Cumhuriyet Gazetesi, 14.07.1943, s. 2. 446Cumhuriyet Gazetesi, 27.10.1954, s. 1. 447Burhan Arpad, “Ağaçlar ve İnsanlar”, Cumhuriyet Gazetesi, 26.10.1982, 2. 448Cumhuriyet Gazetesi, 16.01.1990, s. 8. 449Salih Şahin, a.g.e., s. 85. 450Mehmet Nermi Haskan, Yüzyıllar Boyu Üsküdar c. III, s. 1418. 451Teferrücgâh, seyir edilecek, gezilecek yer, gezinti yeri demektir. 452Avgâh, av sahası, av alanı demektir. 453Evliya Çelebi Seyahatnamesi, cilt I, (Haz. Orhan Şaik Gökyay), YKY yayınları, İstanbul 1996, s. 204. 454H. Dilek Batislam, “Keçecizade İzzet Molla’nın Gazellerinde Av”, Av ve Avcılık Kitabı, Edt. E. Gürsoy Naskali-H. Oytun Altun, İstanbul 2008, s. 571. 455E. Gürsoy Naskali (edt.), Av ve Avcılık Kitabı, İstanbul 2008, s. XI. 456Batislam, a.g.m, s. 572. 257 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 457Selim Somçağ, “Eski İstanbul Avcıları”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, I, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993. 458Salih Şahin, a.g.e., s. 85. 459Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, Eski Zamanlarda İstanbul Hayatı (Haz. Ali Şükrü Çotok), 2. Baskı, İstanbul 2001, s. 121. 460Salih Şahin, a.g.e., s. 86. 461Diğer köyleri ahalileri tarafından verilen dilekçe içerikleri için ayrıca bkz. Salih Şahin, a.g.e., s. 86-92. 462Salih Şahin, a.g.e., s. 89-91. 463BOA, A.MKT.DV. 17-21. 464Süleyman Kani İrtem, Sultan Abdülaziz ve Bir Seraskerin İhtilali (haz. Osman Selim Kocahanoğlu), İstanbul 2004, s. 14. 465Haskan, c. III, s. 1418. 466http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/sorun/isyan9.html 467BOA, DH.MKT. 1002/32. 468BOA, MF.MKT. 913/53. 469BOA, İ.DH. 146/7537, lef-1. 470BOA, İ.DH. 146/7537, lef-2. 471Doğu Roma İmparatorluğu’nda, Patrik’in verdiği yetkiyle taşrada yönetici sıfatıyla görev yapan din adamlarına verilen addır. Osmanlı Devleti döneminde Rum Ortodoks tahakkümünden ayrılmak isteyen Bulgarlara Sultan Abdülaziz’in 28 Şubat 1870 tarihli fermanıyla “Eksarhlık” müessesesi tahsis edilmiş ve İstanbul’da bir eksarhhane kurulmuştur. 472BOA, BEO. 409/30623. 473BOA, Y.A.HUS. 298/21. 474“Atatürk”, İslam Ansiklopedisi, III, (Haz. R.E. Koçu), İstanbul 1960, s. 1223-1224. 475Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal (1922-1938), Remzi Kitabevi, İstanbul 1965, s. 557-559. 476Cumhuriyet Gazetesi, 12.10.1938, s1. 477Akif Mısır’a hicret ettiği zaman iki sene sükûnet içinde Abbas Halim Paşa’nın misafiri oldu. Paşanın Hâlvan’daki büyük sarayının karşısındaki küçük köşk Akif’e tahsis edilmişti. Sonra ailesini de Mısır’a götürünce ayrı bir ev kiraladı. Hâlvan’ın bir köşesinde, sahra yanında küçük bir evdi bu. Tolga Hilmi, Mehmet Akif Ersoy, İstanbul 2009, s. 87. 478Tolga Hilmi, a.g.e, s. 93. 479Cumhuriyet Gazetesi, 28.12.1936, s. 51-52. 480M. Turhan Tan, “Üstad Mehmed Akif’in Yanında”, Cumhuriyet Gazetesi, 18.08.1936, s. 5. 481Flashhaber Gazetesi, s. 2 (06.01.2010). 482İngiltere Hükümeti ile Ankara’da 28 Ekim 1931 tarihinde Müzahareti Adliye Mukavelenamesi imzalanmıştı. Bu antlaşma ile ilgili görüşmelerde İngiltere adına fevkalade sefir sıfatıyla Sir George Klark, Türkiye Cumhuriyeti adına da İzmir mebusu ve Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Bey görevlendirilmişti. http://www.uhdigm.adalet.gov.tr 483Cumhuriyet Gazetesi, 07.11.1931, s. 2. 484Nail Güreli’nin gazeteci, yayıncı ve yazar Rakım Çalapala ile yapılan röportajında Uzun ve sağlıklı yaşamla ilgili R. Çalapanın verdiği cevap şöyleydi: Ben Zaro ağayı tanıdım. Uzun yaşamanın sırrı için yoğurt derdi. Nail Güreli, “90’lık Delikanlılar”, Milliyet, 07.09.1992, s. 17. 485İlhami Soysal, “Haftanın Tarihi”, Milliyet, 24.06.1984, s. 9. 486Ahmet Turhan Altıner, “Zaro Ağa Gibi Başındayız Ömrün”, Milliyet, 20.07.2003, s. 11. 487Mevlüt Çelebi, Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı Zaro Ağa (1777-1934), İstanbul 2010. 488Mete Sohtaoğlu, “Türkiye’nin İlk Medyatik Kahramanı”, Radikal Gazetesi, 30.06.2011. 489Semih İnceöz “157 Bahar Gördü Zaro Ağa”, Aksiyon, 14 Şubat 1998. 490İncegöz, aynı makale. 491Mevlüt Çelebi, aynı eser. 492İhsan Arif, “Zaro Ağa’da Öldü”, Cumhuriyet Gazetesi, 30 Haziran 1934, s. 6. 493http://ozcandemir.blogcu.com 494Gazete haberlerinden birkaç örnek: Ahmet Turhan Altıner, “Zaro Ağa Gibi Başındayız Ömrün”, Milliyet, 20.07.2003, s. 11; “Zaro Ağa 1934’te tam 160 yaşında öldü”, Milliyet, 10.09.1952; “Zaro Ağanın kızkardeşi Halime 110 yaşında ve hala sağlıklı. Mutki’nin Mermen kazasında yaşıyor”, Milliyet, 04.11.1951; İlhami Soysal, “Haftanın Tarihi”, Milliyet, 24.06.1984, s. 9; Erdoğan Tokmakçıoğlu, “Daldan Dala”, Milliyet Pazar Magazin, 09.08.1992, s. 2. 495Şükriye Pınar Yavuztürk, Temettuat Defterlerine Göre Beykoz Kazasının Sosyo-Ekonomik Durumu, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2006, s. 21. 496BOA, C.EV. 154-7700. 497BOA, C.EV. 354/17953. 498BOA, HAT. 1479/55 499BOA, A.AMD. 31/12. 500BOA, İ.DH. 237-14359. 501BOA, ŞD. 135/76. 502BOA, BEO. 687/51496. 503Resim ve plan Ömer Tel tarafından yapılmıştır. 504Hakkı Raif Ayyıldız, “Çekme Köyü Camii”, İstanbul Ansiklopedisi VII, (Haz. R.E. Koçu), s. 3807-3808. 505Ekrem Hakkı Ayverdi, İstanbul Vakıfları tahrir Defteri, İstanbul 1970, s. 31. 506E.Hakkı Ayverdi, a.g.e., s. 38. 507E.Hakkı Ayverdi, a.g.e., s. 38. 508BOA, C.EV. 61-3014. 509BOA, HAT. 1591-47 510BOA, DH.İUM. 19-22/1-11 511BOA, C.EV. 206-10300; C.EV. 251/12664. 512BOA, C.EV. 524-26489. 513BOA, MF.MKT. 35/108. 514BOA, MF.MKT. 413/3. 515Fethi Gedikli, “1890’lardan Sonra Alemdağı ve Civarındaki Ermenilerin Bazı Faaliyetleri”, II. Üsküdar Sempozyumu I, (Edt. Zekeriya Kurşun vd.), Mart 2005, s. 93. 516BOA, HAT. 778/36479. 517BOA, HAT. 778/36479-A. 258 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 518BOA, A.MKT. 18-30. 519BOA, A.DVN. 18-24. 520İstanbul Ansiklopedisi II (Haz. R. E. Koçu), İstanbul 1959, s. 593. 521Mesut Ayar, “1893-1894 İstanbul Kolera Salgınında Üsküdar”, Üsküdar Sempozyumu V/II (1-5 Kasım 2007), Bildiriler, (Edt. Coşkun Yılmaz),İstanbul 2008, s. 628. 522http://www.ttb.org.tr/eweb/asi_brosur/tarih.htm 523Mesut Ayar, a.g.m., s. 631. 524BOA, DH.MKT. 1589/47. 525Kordon uygulamasında asıl olan, hastalığın ortaya çıktığı yerden dışarı yayılmasını engellemek ve aynı yerde imha edilmesini sağlamaktı. Yani bu karantina usulünün başka bir versiyonuydu. Daha salgın başlamadan önce, eğer herhangi bir salgın hastalık görülürse, bu işle ilgilenen memurlarca bölgenin abluka altına alınması ve hemen Sadaret ve Sıhhiye Nezareti gibi kurumlara haver verilmesi gerekiyordu. Kordonların süresi, salgın hastalığın çeşidi ve durumuna göre değişmekle beraber başlangıçta 10 gündü. Kordon oluşturulduktan hemen sonra, hastalığa yakalananların evleri ve diğer binaları, eşya ve elbiseler dezenfekte ediliyordu. Bkz. Mesut Ayar, a.g.m., s. 639. 526BOA, DH.MKT. 1625-80. 527BOA, DH.MKT. 1632/120. 528BOA, İ.DH. 1141/89056. 529BOA, DH.MKT. 1585-86. 530BOA, DH.MKT. 292/74. 531“Tahaffuzhane”, Türkçe Sözlük II, Türk Dil Kurumu, Ankara 1998, s. 2112. 532http://tr.wiktionary.org/wiki/tahaffuzhane 533BOA, DH.MKT. 1619/109. 534BOA, DH.MKT. 1621/48. 535BOA, DH.MKT. 1028/1. 536Necdet Sakaoğlu, “Murad III”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, V, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993, s. 502-503. 537GÖKAY (Fahreddin Kerim)” İstanbul Ansiklopedisi, XI, (Haz. R.E. Koçu), s. 7069. 538Cumhurite Gazetesi, 27.07.1969, s. 5. 539BOA, Y.PRK.HH. 25/53, lef-1. 540BOA, Y.PRK.HH. 25/53, lef-2. 541BOA, Y.PRK.ŞH. 12-15. 542BOA, DH.EUM. 3. Şb. 13/19. 543BOA, DH.İ.UM. 45-3/70. 544BOA, DH.EUM. 6.Şb. 19/53. 545BOA, DH.EUM. 6.Şb. 19/60. 546BOA, DH.EUM. 6.Şb. 24/24. 547BOA, DH.EUM. 6. Şb. 34/50. 548BOA, DH.İUM. 3-2/1-37, lef-1. 549BOA, DH.İUM. 3-2/1-37, lef-5. 550BOA, DH.EUM.AYŞ. 59/44 551BOA, DH.İUM. E-57/75. 5521894 depremi ve sonrasında yaşananlarla ilgili geniş bilgi için bkz. Fatma Ürekli, İstanbul’da 1894 Depremi, İstanbul 2000. 553Ürekli, a.g.e. s. 15-18. 554Cumhuriyet Gazetesi, 29.03.1940, s. 2. 555Cumhuriyet Gazetesi, 21.07.1945, s. 1. 556Cumhuriyet Gazetesi, 23.07.1945, s. 1, 3. 557Cumhuriyet Gazetesi, 22.07.1945, s. 1, 3; Cumhuriyet Gazetesi, 24.07.1945, s. 2. 558Cumhuriyet Gazetesi, 01.10.1989, s. 9. 559Cumhuriyet Gazetesi, 21.07.1995, s. 18. 560“Atâî, Nev’îzâde”, DİA, IV, Ankara 1991. 561Eserlerinin en önemlisi ve en meşhur olanıdır. Kanuni Sultan Süleyman Handan yaşadığı zamana kadar yetişen ulema ve meşayihin hal tercümelerini anlatır. 562Fıkıh kitabı olup, Arabidir. 563Yahya Efendiye ithaf etmiş olduğu bu eserinde, kaside, gazel ve diğer nazım türlerinde şiirleri vardır. 564Abdülkadir Karahan, “Nev’î-zade Atâ’î”, İA, IX, İstanbul 1988, s. 226-228. 565“İstanbul”, DİA, XXIII, Ankara 2001. 566İskender Pala, “Sâbit”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, VI, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994. 567“Gedâî (Beşiktaşlı)”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, III, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994. 568“Beşiktaşliyan (Mıkırdiç)”, İstanbul Ansiklopedisi, V, (Haz. R.E. Koçu), s.2584-2585. 569Necdet Sakaoğlu “Hekimbaşızadeler”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, IV, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1954. 570“Bülbül”, İstanbul Ansiklopedisi, VI, (Haz. R.E. Koçu), s. 3164-3165 571Ahmet Özel, “Halil Paşa”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, III, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994, s. 513. 572“Çırakyan (Diran)” İstanbul Ansiklopedisi, VII, (Haz. R.E. Koçu), s. 3944. 573Servet-i Fünun, Sayı 222, s. 210-211 (1 Haziran 1311). 574Servet-i Fünun, Sayı 222, s. 210 (1 Haziran 1311). 575Servet-i Fünun, Sayı 222, s. 211 (1 Haziran 1311). 576Servet-i Fünun, Sayı 224, (15 Haziran 1311). 577Servet-i Fünun, Sayı 224, (15 Haziran 1311). 578Servet-i Fünun, Sayı 225, s. 261 vd., (22 Haziran 1311). 579Servet-i Fünun, Sayı 225, s. 261 vd., (22 Haziran 1311). 580Alemdağ’da Var Bir Yılan adlı kitap Varlık yayınları tarafından basılmıştır. Cumhuriyet Gazetesi, 31.05.1954, s1; Cumhuriyet Gazetesi, 08.07.1957, s1; 581Sait Faik Abasıyanık, Alemdağda Var Bir Yılan, Bilgi Yayınevi, Ankara 1970. 582Selami İzzet, “Hasrete Kavuşmanın Sevinci”, Cumhuriyet Gazetesi, 22.06.1932, s. 4. 583Sadi Irmak, “Milli Mücadelede Yurt ve Dünya”, I. Uluslararası Atatürk Sempozyumu (21-23 Eylül 1987), Ankara 1994, s. 21. 259 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY 584Zeynep Korkmaz, “Milli Mücadele ve Sonrasında Türklük Şuuru”, I. Uluslararası Atatürk Sempozyumu (21-23 Eylül 1987), Ankara 1994, s. 199. 585Cihat Akçakayalıoğlu, “Atatürk ve Türk Kurtuluş Savaşı”, I. Uluslararası Atatürk Sempozyumu (21-23 Eylül 1987), Ankara 1994, s. 759. 586Arif Kolay, Sancaktepe Tarihi, İstanbul 2010, s. 113. 587Bu kazalar şunlardı: Üsküdar, Adalar, Beyoğlu, Bakırköy, Şile ve Çatalca. 588Türkiye Cumhuriyeti Devlet Yıllığı 1928-1929, s. 300-303. 589Cumhuriyet Gazetesi, 25.05.1936, s. 1 ve 5. 590Celal Başlangıç, “Alemdağ’da Var Bir Talan!”, Radikal Gazetesi, 17.03.2001. 591Cumhuriyet Gazetesi, 25.05.1936, s. 1 ve 5. 592Cumhuriyet Gazetesi, 08.06.1936, s. 4. 593Cumhuriyet Gazetesi, 19.11.1936, s. 5. 594Cumhuriyet Gazetesi, 11.07.1939, s. 2. 595Cumhuriyet Gazetesi, 01.12.1942, s. 2. 596Cumhuriyet Gazetesi, 29.10.1939, s. 2. 597Cumhuriyet Gazetesi, 24.05.1939, s. 2. 598Cumhuriyet Gazetesi, 05.07.1939, s. 2. 599Cumhuriyet Gazetesi, 25.08.1943, s. 2. 600Ömerli, Hüseyinli, Sırapınar, Alemdar, Çekmeköy, Reşadiye, Sultançiftliği ve Koçullu köylerinin kalkınma programları ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz, İstanbul Vilayetine Bağlı Köylerin Kalkınma Programı, Belediye Matbaası, İstanbul 1930. 601İstanbul Vilayeti Kaza, Nahiye ve Köyleri, İstanbul Vilayeti Köy Bürosu Neşriyatı, İstanbul 1941, s. 5-6. 602İstanbul Vilayeti Kaza, Nahiye ve Köyleri, İstanbul 1941, s. 14. 60322 Ekim 1950 Umumi Nüfus Sayımı, Türkiye Cumhuriyeti Başvekâlet İstatistik Umum Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1950, s. 207. 60423 Ekim 1960 Genel Nüfus Sayımı, DİE yayını, Ankara 1963, s. 293. 60523 Ekim 1960 Genel Nüfus Sayımı, s. 291. 606Cumhuriyet Gazetesi, 03.06.1966, s. 4. 607Cumhuriyet Gazetesi, 25.08.1967, s. 5. 608İstanbul’un Köyleri (Koordinatörler: Şefik Memiş, İbrahim Yarış), İstanbul İl Özel İdaresi Yayını, İstanbul 2011, s. 24-27. 609Salih Şahin, a.g.e. s. 250. 610http://www.umraniye.bel.tr/bpi.asp?caid=60&cid=9629 611Cumhuriyet Gazetesi, 01.08.1984, s. 6. 612Cumhuriyet Gazetesi, 22.05.1987, s. 11. 6131997 Genel Nüfus Tespiti İdari Bölünüş, DİE yayını, Ankara 1999, s. 6. 614Erol Tümertekin, İstanbul İnsan ve Mekân, İstanbul 1997, s. 69-70. 615Sosyal Yapı I, Türkiye’de Nüfus Yapısındaki Gelişmeler ve Uluslararası Karşılaştırmalar, Devlet Planlama Teşkilatı Yayınları, Ankara 1986, s.69. 616Sosyal Yapı I, s. 85. 617Hasırcı, age, s. 9. 618http://www.ysk.gov.tr/ysk/Belediye/cekmekoy.pdf 619Ahmet Poyraz, 1964 yılında Rize’nin Çayeli ilçesinde doğmuştur. Tahsil hayatını Beyoğlu-Cihangir ve Rize’de sürdürmüştür. İşletme bölümü mezunu olan Ahmet Poyraz küçük yaşlardan itibaren ailesinin kurduğu şirketlerde çalışmıştır. İş hayatının yanında toplumsal meselelerle ilgilenmeyi ihmal etmeyen Ahmet Poyraz, siyasi kariyerine 2003 yılında Ak Parti Ümraniye İlçe Başkanı olarak başlamıştır. İki dönem bu görevi yürütmüş ve 2008 yılında Çekmeköy Belediye Başkanlığı için görevinden ayrılmıştır. Evli ve üç çocuk babasıdır. 620http://www.ysk.gov.tr/ysk/Belediye/cekmekoy.pdf 621Kaynak: http://www.sancaktepe.gov.tr/icerik.aspx?kategoriID=18&sayfaID=33&sayfa=Muhtarlıklar 6221970 Alemdağ doğumlu, evli ve 2 çocuk babası olan muhtar, Ümraniye Esnaf ve Sanatkârlar Odası ve Kartal Ziraat Odası üyesidir. Muhtarlıkta ilk dönemidir. 6231949 Yılında Tunceli Ovacık ilçesinde doğdu.1971 den bu zamana kadar İstanbul’da ikamet etmektedir. Cerrahpaşadan emekli evli ve 4 çocuk babasıdır. Muhtarlıkta ilk dönemidir. 6241968 yılında Muşun Bulanık ilçesinde doğdu.3 dönemdir muhtar olarak hizmet vermektedir. Ortaokul mezunu olup, evli 7 çocuk babasıdır. 6251966 Trabzon Arsin doğumlu. Deniz Kuvvetleri Komutanlığında 2 yıl uzman Çavuş 18 yıl işçi kadrosunda çalıştıkdan sonra Ocak 2009 tarihinde kendi isteğimle emekli oldu. Bu süre içerisinde Türk-Harbiş Sendikasında iş yeri temsilciliği ve çeşitli kurullarda görev yaptı. Çeşitli derneklerde yöneticilik yaptı. 62621.09.1976 Sivas Zara doğumlu. İlk, orta ve lise eğitimimi Ümraniye ilçesinde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Makine Bölümü mezunudur. 1984 yılından beri Hamidiye Mahallesinde ikamet etmektedir. 6271965 yılında Ordu Ünyede doğdu. 1971 Yılında Adapazarına taşındı. 1975 Yılından bu yana İstanbul’da yaşamaktadır. 1984 Yılında evlenen Ayşe Güneş 2 çocuk annesidir. 1996 Yılından beri Çekmeköy’de ikamet etmektedir. 6281949 Tokat Reşadiye doğumlu. İlköğrenimimi Reşadiye’de bitirdi. 1972’de İstanbul’a geldi. Bir basın kuruluşunda 20 sene çalıştıktan sonra emekli oldu ve 1987’de Çekmeköy’e geldi. Çekmeköy Belde Belediyesi olduktan sonra 1995’de Mimar Sinan Mah. Muhtarı oldu ve o günden beri görevini sürdürmektedir. 6291974 Yılı Ardahan ili Çıldır ilçesi Sazlısu köyünde doğdu. İlkeğitimimi burada tamamladı. Orta öğretimimi İstanbul Paşaköyde okudu. Ticaretle uğraşmakta olup, evli ve 3 çocuk babasıyıdır. 6301953 Sivas Hafik Çimenyenice köyünde doğdu. İlkokulu burada bitirdi. 1974 yılında vatani görevini bitirip 1977 yılında İstanbul’a yerleşti. İş hayatımı serbest olarak sürdürdü. 1991 yılında eski ismi Sultançifliği diğer ismi Taşdelen şimdiki yeni adıyla Çekmeköy Soğukpınar Mahallesinde ikamet ekmektedir. 1999 yılında Soğukpınar Mahallesinde muhtar seçildi. Üç dönemdir bu görevini sürdürmektedir. 6311977 yılında Trabzon ili Of ilçesinde doğdu. Eğitimine Taşdelen Sultan Çiftliği ilköğretim okulunda başlayıp sırasıyla orta ve ticaret lisesini tamamladı. Halen ticaretin çeşitli konularında faaliyet gösteren ve şirketin yöneticiliğinide başarıyla yapmakta olan Serdar Karaman evli ve 2 erkek çocuk sahibidir. 6321964 İstanbul doğumlu. Esnaflık yapan ve lise mezunu olan muhtar evli ve 3 çocuk babasıdır. Muhtarlıkta ikinci dönemidir. 260 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY KAYNAKÇA ARŞİV BELGELERİ BOA, A.AMD. 31/12. BOA, A.DVN. 18/24. BOA, A.MKT. 18/30. BOA, A.MKT.DV. 17/21. BOA, A.MKT.MHM. 9/79. BOA, BEO. 687/51496. BOA, C.EV. 154/7700. BOA, C.EV. 179/53. BOA, C.EV. 206/10300. BOA, C.EV. 251/12664. BOA, C.EV. 524/26489. BOA, C.EV. 61/3014. BOA, C.ML. 193/8000. BOA, DH.EUM. 3. Şb. 13/19. BOA, DH.EUM. 5.Şb. 50/37. BOA, DH.EUM. 6. Şb. 13/54 BOA, DH.EUM. 6. Şb. 16/26. BOA, DH.EUM. 6. Şb. 29/48. BOA, DH.EUM. 6. Şb. 34/50. BOA, DH.EUM. 6. Şb. 52/31. BOA, DH.EUM. 6. Şb. 53/36. BOA, DH.EUM. 6.Şb. 19/53. BOA, DH.EUM. 6.Şb. 19/60. BOA, DH.EUM. 6.Şb. 24/24. BOA, DH.EUM. 6.Şb. 24/24; BOA, DH.EUM. 6.Şb. 33/61. BOA, DH.EUM. 6.Şb. 42/23. BOA, DH.EUM. AYŞ. 13/41. BOA, DH.EUM. AYŞ. 24-29. BOA, DH.EUM. AYŞ. 26/46. BOA, DH.EUM. AYŞ. 31/12. BOA, DH.EUM. AYŞ. 4/106. BOA, DH.EUM. AYŞ. 43/21. BOA, DH.EUM. AYŞ. 75/38. BOA, DH.EUM.3.Şb. 17/60. BOA, DH.EUM.6.Şb. 11/18. BOA, DH.EUM.AYŞ. 11/105. BOA, DH.EUM.AYŞ. 11/35. BOA, DH.EUM.AYŞ. 11/65. BOA, DH.EUM.AYŞ. 15/106. BOA, DH.EUM.AYŞ. 16/117. BOA, DH.EUM.AYŞ. 17/45. BOA, DH.EUM.AYŞ. 17/54. BOA, DH.EUM.AYŞ. 18/11. BOA, DH.EUM.AYŞ. 18/67. BOA, DH.EUM.AYŞ. 18/67. BOA, DH.EUM.AYŞ. 19/98. BOA, DH.EUM.AYŞ. 20/18. BOA, DH.EUM.AYŞ. 22/85 BOA, DH.EUM.AYŞ. 23/48. BOA, DH.EUM.AYŞ. 23/89. BOA, DH.EUM.AYŞ. 23/96. BOA, DH.EUM.AYŞ. 23/99. BOA, DH.EUM.AYŞ. 24/100. BOA, DH.EUM.AYŞ. 24/60. BOA, DH.EUM.AYŞ. 24/43. BOA, DH.EUM.AYŞ. 27/41. BOA, DH.EUM.AYŞ. 28/67. BOA, DH.EUM.AYŞ. 30/81. BOA, DH.EUM.AYŞ. 30/84. BOA, DH.EUM.AYŞ. 30/84. BOA, DH.EUM.AYŞ. 41/15. BOA, DH.EUM.AYŞ. 42/11. BOA, DH.EUM.AYŞ. 42/1. BOA, DH.EUM.AYŞ. 42/28. BOA, DH.EUM.AYŞ. 42/40. BOA, DH.EUM.AYŞ. 42/56. BOA, DH.EUM.AYŞ. 42/64. BOA, DH.EUM.AYŞ. 43/47. BOA, DH.EUM.AYŞ. 44/101. BOA, DH.EUM.AYŞ. 44/35. BOA, DH.EUM.AYŞ. 48/10. BOA, DH.EUM.AYŞ. 48/14. BOA, DH.EUM.AYŞ. 48/58. BOA, DH.EUM.AYŞ. 51/41. BOA, DH.EUM.AYŞ. 59/10. BOA, DH.EUM.AYŞ. 59/44. BOA, DH.EUM.AYŞ. 6/18. BOA, DH.EUM.AYŞ. 65/52. BOA, DH.EUM.AYŞ. 65/56. BOA, DH.EUM.AYŞ. 65/57. BOA, DH.EUM.AYŞ. 69/28. BOA, DH.EUM.AYŞ. 69/35. BOA, DH.EUM.AYŞ. 7/1. BOA, DH.EUM.AYŞ. 7/96. BOA, DH.EUM.AYŞ. 73/56. BOA, DH.EUM.AYŞ. 73/64. BOA, DH.EUM.AYŞ. 73/71. BOA, DH.EUM.AYŞ. 76/71 BOA, DH.EUM.AYŞ. 8/121 BOA, DH.EUM.AYŞ. 9/74. BOA, DH.İD. 149-1/13. BOA, DH.İUM, 16-5/1-18 BOA, DH.İUM. 13/3-9/39; BOA, DH.İUM. 45-3/70. BOA, DH.İUM. E-65/11. BOA, DH.İUM. 19-22/1-11 BOA, DH.İUM. 20-27/14-79. BOA, DH.İUM. 3-2/1-37. BOA, DH.İUM. E-57/75. BOA, DH.İUM. E-65/10. BOA, DH.KMS. 53-4/12. BOA, DH.KMS. 60-2/11. BOA, DH.KMS. 62/63. BOA, DH.MKT. 1002/32. BOA, DH.MKT. 1028/1. BOA, DH.MKT. 1585-86. BOA, DH.MKT. 1589/47. BOA, DH.MKT. 1596-23; BOA, DH.MKT. 1619/109. BOA, DH.MKT. 1619/47. BOA, DH.MKT. 1620/136. BOA, DH.MKT. 1621/48. BOA, DH.MKT. 1624/28; BOA, DH.MKT. 1625-80. BOA, DH.MKT. 1626/111; BOA, DH.MKT. 1627/126. BOA, DH.MKT. 1632/120. BOA, DH.MKT. 1639/10. BOA, DH.MKT. 1676/126. BOA, DH.MKT. 1851/136. BOA, DH.MKT. 191/44. BOA, DH.MKT. 2293-69. BOA, DH.MKT. 235/30. BOA, DH.MKT. 292/74. BOA, HAT. 1479/55 BOA, HAT. 1591-47 BOA, HAT. 778/36479. BOA, HAT. 778/36479-A. BOA, İ.DH. 1141/89056. BOA, İ.DH. 146/7537. BOA, İ.DH. 1490/1329-Z-16. BOA, İ.DH. 237-14359. BOA, İ.DH, 601/41886 BOA, İ.ŞD. 95/5678. BOA, MF.MKT. 35/108. BOA, MF.MKT. 413/3. BOA, MF.MKT. 913/53. BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3067. BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3070. BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3071. BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3078. BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3079. BOA, ML.VRD.TMT.d. nr. 3080. BOA, NFS.d. nr. 537, s. 51-56. BOA, NFS.d. nr. 578, s. 192-193. BOA, ŞD. 135/76. BOA, TS.MA.d. nr. 7416. BOA, TT.d. nr. 116, s. 51. BOA, TT.d. nr. 436, s. 419. BOA, TT.d. nr. 630, s. 131. BOA, TT.d. nr. 733. BOA, Y.MTV. 150/24. BOA, Y.MTV. 153/7. BOA, Y.PRK.BŞK. 43/66. BOA, Y.PRK.HH. 25/53. BOA, Y.PRK.ŞH. 12-15. BOA, HR.HMŞ.İŞO. 133/2. BOA, HR.HMŞ.İŞO. 2/9. BOA, İ.MMS. 167/1331-C-52. BOA, Meclis-i Tanzimat Defteri, no.4. BOA, ŞD, no. 679/15. BOA, BEO. 1279/95852 BOA, BEO. 3162/237095. BOA, BEO. 3980/298433. BOA, BEO. 409/30623. BOA, BEO. 4207/315461. BOA, BEO. 538/40339. BOA, BEO.555/41568. BOA, C.EV. 354/17953. BOA, DH.EUM.KLU. 17/33. BOA, DH.EUM.KLU. 7/52 BOA, HH.d. 13635. BOA, HH.d. 14799. BOA, HH.d. 18882. BOA, HH.d. 23074. BOA, ML.VRD.d. 4286 BOA, MVL.1043 BOA, Y.A.HUS. 298/21 BOA, Y.MTV. 304/133. BOA, Y.MTV. 33/62. GAZETE VE DERGİLER Açıksöz Aksiyon Basiret Cumhuriyet Levant Herald Radikal Milliyet Milliyet Pazar Magazin Radikal Servet-i Fünun Flashhaber KİTAP, MAKALE VE TEZLER “Abdülhamid II”, İstanbul Ansiklopedisi I (Haz. R. Ekrem Koçu), İstanbul 1958. “Alemdağ Kasrı”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, I, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993. “Alemdağı Korusu”, İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi, I, İstanbul 1982. “Alemdağı”, İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi, I, İstanbul 1982. “ATÂÎ, Nev’îzâde”, DİA, IV, Ankara 1991. “Atatürk”, İstanbul Ansiklopedisi III, (Haz. R.E. Koçu), İstanbul 1960. “Bennak”, DİA, V, İstanbul 1992. “Beşiktaşliyan (Mıkırdiç)”, İstanbul Ansik- 261 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY lopedisi V (Haz. R. Ekrem Koçu), İstanbul 1961. “Bülbül”, İstanbul Ansiklopedisi VI (Haz. R. Ekrem Koçu), İstanbul 1963. “Çırakyan (Diran)” İstanbul Ansiklopedisi VII (Haz. R. Ekrem Koçu), İstanbul 1965. “Gedâî (Beşiktaşlı)”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, III, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994. “GÖKAY (Fahreddin Kerim)” İstanbul Ansiklopedisi, XI, (Haz. R. Ekrem Koçu), İstanbul 1973. “İstanbul Çiğdemi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, VIII, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994. “İstanbul”, DİA, XXIII, Ankara 2001. “Kaynak Suları”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, IV, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993. “Kıptiler”, DİA, XXV, Ankara 2002. “Kile”, DİA, XXV, Ankara 2002. “Tahaffuzhane”, Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük II, Ankara 1998. “Yer Adları”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, VII, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994. -1997 Genel Nüfus Tespiti İdari Bölünüş, DİE yayını, Ankara 1999. -22 Ekim 1950 Umumi Nüfus Sayımı, Türkiye Cumhuriyeti Başvekâlet İstatistik Umum Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1950. -23 Ekim 1960 Genel Nüfus Sayımı, DİE yayını, Ankara 1963. -367 Nolu Üsküdar Şeriye Sicili Defteri, Varak nr. 60-b. -438 Numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri (973/1530) II, BOA yay. Ankara 1994. ABASIYANIK Sait Faik, Alemdağda Var Bir Yılan, Bilgi Yayınevi, Ankara 1970. ACAR Onur, Toplu Taşım Sistemi Planlaması Bodrum Örneği, Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, İzmir 2007. AKANDERE Osman, “Millî Mücadele Yıllarında Marmara Bölgesinde Faaliyet Gösteren, Müfrezeler, Milis Kuvvetleri ve Çeteler (1918-1922)”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 19. AKBULUT Uğur, “Suriye’ye İlk Telgraf Hatlarının Çekilmesi”, History Studies, Ortadoğu Özel Sayısı, Ekim 2010. AKÇAKAYALIOĞLU Cihat, “Atatürk ve Türk Kurtuluş Savaşı”, I. Uluslar Arası Atatürk Sempozyumu (21-23 Eylül 1987), Ankara 1994. AKDAĞ Ömer, “İstiklâl Savaşı’nın İlk Safhasında Mitingler (Kasım 1918-Haziran 1919)”, Türkler XV, Ankara 2002. AKSU Şener, Bireyin Tarihteki Rolü Açısından Yahya Kaptan, Kocaeli Üniversitesi yayını, Kocaeli 2003. ALTINER Ahmet Turhan, “Zaro Ağa Gibi Başındayız Ömrün”, Milliyet, 20.07.2003, s. 11. ARPAD Burhan, “Ağaçlar ve İnsanlar”, Cumhuriyet Gazetesi, 26.10.1982. ARSLAN Lütfi, H.963/M.1556 Tarihli Mufassal Tahrir Defterine Göre Bozok 262 Sancağı’nın Ekonomik ve Demografik Yapısı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2005. Aşıkpaşaoğlu Tarihi (Haz. Nihal Atsız), Ankara 1985. ATATÜRK Mustafa Kemal, Nutuk, İTO yayınları, İstanbul 2009. AVCI Meral, “Akarsular”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, I, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993. AVCI Meral, “Kentsel Biyoçeşitlilik Açısından Bir Değerlendirme: İstanbul Örneği”, Kentsel Ekoloji Ve Yaşanabilir Kent Sempozyumu (Urban Ecology and Livable Cities Syposium), 6-7-8 Kasım 2008, İzmir, (Editörler: Şevket Işık, Arife Karadağ). AVCI Sedat, “Alemdağ”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, I, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993. AYAR Mesut, “1893-1894 İstanbul Kolera Salgınında Üsküdar”, Üsküdar Sempozyumu V/II (1-5 Kasım 2007), Bildiriler, (Edt. Coşkun Yılmaz), İstanbul 2008. AYDEMİR Şevket Süreyya, Tek Adam Mustafa Kemal (1922-1938), Remzi Kitabevi, İstanbul 1965. AYDIN Mümtaz, “Osmanlı’da Komşuluk”, Yeni Ümit, Sayı 65, Temmuz-AğustosEylül 2004. AYDOĞDU Murat, Mütareke Döneminde (1918- 1922) İstanbul’un Anadolu Yakasında Asayiş Problemleri, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009. AYNURAL Salih, “XVII. Yüzyılda İstanbul’un Odun ve Kömür İhtiyacının Karşılanması”, Osmanlı V (Ed. Güler Eren), Ankara 1999. AYVERDİ Ekrem Hakkı, İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri, İstanbul 1970. AYVERDİ Samiha, İstanbul Geceleri, İstanbul 1971. AYYILDIZ Hakkı Raif, “Çekme Köyü Camii”, İstanbul Ansiklopedisi VII, (Haz. R. Ekrem Koçu), İstanbul 1965. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, Eski Zamanlarda İstanbul Hayatı (Haz. Ali Şükrü Çotok), 2. Baskı, İstanbul 2001. BARKAN Ömer Lütfi, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Kolonizatör Türk Dervişleri”, Türkler IX, Ankara 2002. BARKAN Ömer Lütfi, Hüdavendigar Livası Tahrir Defterleri, Ankara 1988. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Rehberi, İkinci Baskı, İstanbul 2000. BAŞLANGIÇ Celal, “Alemdağ’da Var Bir Talan!”, Radikal Gazetesi, 17.03.2001. BATİSLAM H. Dilek, “Keçecizade İzzet Molla’nın Gazellerinde Av”, Av ve Avcılık Kitabı, Edt. E. Gürsoy Naskali-H. Oytun Altun, İstanbul 2008. BAYRI Mehmet Halit, Yer Adları ve Yer Adlarına Bağlı Folklor Bilgileriyle İstanbul, İstanbul 1951. Belgeler Işığında Çavuşbaşı Tarihi, (Haz: Raşit Gündoğdu vd.), İstanbul 2008. BEYOĞLU Süleyman, “I. Dünya Savaşı’nda ve Milli Mücadele Yıllarında Üsküdar 1915-1922”, Üsküdar Sempozyumu IV, Cilt: II, (Edt. Coşkun Yılmaz), İstanbul 2007. BEYOĞLU Süleyman, “Milli Mücadele ve Özbekler Tekkesi”,Üsküdar Sempozyumu I, 23-25 Mayıs 2003, (Edt. Zekeriya Kurşun vd.), Üsküdar Belediyesi, İstanbul 2004. BİLİR Ali, Çeşmibülbüle Gizlenmiş Abıhayat Beykoz, İstanbul 2008. BİRGEN Muhittin, İttihat ve Terakki’de On Sene, Haz. Zeki Arıkan, İstanbul 2006. BİZBİRLİK Alpay, Zafer ATAR, “XIX. Yüzyıl Osmanlı Tarihinde Temettuat Defterleri’nin Yeri: Saruhan Sancağı Mütevelli Çiftliği Temettuat Defteri Örneği”, SAÜ Fen Edebiyat Dergisi, (2009-I). BOSTAN M. Hanefi, XV. XVVII. Yüzyıllarda Üsküdar Nahiyesi Köylerinde Sosyal ve İktisadi Hayat, Üsküdar Sempozyumu VI, (6-9 Kasım 2008), cilt II, (Edt. Coşkun Yılmaz), İstanbul 2009. Büyük Türk Klasikleri II, İstanbul 1985. ÇADIRCI Musa, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapısı, TTK yay., Ankara 1997. ÇAM Yusuf, Milli Mücadelede İzmit Sancağı, İzmit 1993. ÇELEBİ Mevlüt, Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı Zaro Ağa (1777-1934), İstanbul 2010. ÇELİK Gülfettin, 16-19. Yüzyıl Gebze, Kocaeli 2003. ÇETİN Sadık Fethi, 466 Numaralı Üsküdar Şeriye Sicili, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1997. ÇETİN Şükran Çeker, 762 No.lu Üsküdar Şer‘iyye Siciline Göre H. 1317-1318/18991900 Yılları Arasında Üsküdar Kazasında Sosyal Hayat, Marmara Üniversitesi sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2008. ÇİÇEK Rahmi, “Milli Mücadelede ErmeniRum-Yunan İttifakının Anadolu Basınındaki Yankıları”, Ankara Üniversitesi, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Atatürk Yolu Dergisi, cilt II, sayı 6, Ankara 1990, s. 300. DAĞDAŞ Yasemin, Üsküdar Mahkemesi 5 Numaralı Şeriye Sicil Defteri, Marmara Üniversitesi, Arşivcilik Bölümü Lisans Tezi, İstanbul 2002. DÂNİŞMEND İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, IV, İstanbul 1972. DAŞ Mustafa, “Üsküdar’da Türk ve Bizans Hükümdarlarının Yaptıkları Görüşmeler”, Üsküdar Sempozyumu V (1-5 Kasım 2007), Bildiriler, (Edt. Coşkun Yılmaz), İstanbul 2008. DAVİSON Roderic H., “Osmanlı İmparatorluğuna Elektrikli Telgrafın Girişi”, çev. Durdu Mehmet Burak, OTAM, 14, 2003. DELİGÖZ Orhan, Osmanlı Ziraat ve Ticaret Gazetesi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2008. DELİLBAŞI Melek, “Osmanlı-Bizans İlişkileri”, Türkler IX, Ankara 2002. DEVELLİOĞLU Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara 1996. DİLÇİN Cem, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Ankara 2000. DİRİMTEKİN Feridun, İstanbul’un Fethi, İstanbul 1976. İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY ELDEM Vedat, Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik, Ankara 1994. EMECEN Feridun M., “Çift Resmi”, DİA, VIII, Ankara 1993. EMECEN Feridun, “Akça Koca”, DİA, II, İstanbul 1989. EMECEN Feridun, “Kuruluştan Küçük Kaynarca’ya”, Osmanlı Tarihi I, editör: Ekmeleddin İhsanoğlu, İstanbul 1999. EMECEN Feridun, “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşundan Fetret Dönemine”, Türkler IX, Ankara 2002. ENGİN Vahdettin, “İstanbul’un Anadolu Yakasında İlk Tramvay Hattı”, II. Üsküdar Sempozyumu Bildiriler I, (Edt. Zekeriya Kurşun vd.), İstanbul 2004, s. 121-126. ENGİN Vahdettin, II. Abdülhamid ve Dış Politika, İstanbul 2005. ENGİN Vahdettin, İstanbul’un Atlı Ve Elektrikli Tramvayları, İTO yayını, İstanbul 2011. ENGİN Vahdettin, Kurtlar Sofrasındaki Osmanlı, İstanbul 2007. ERDEM Şerafettin Can, “İtilaf Devletlerinin İstanbul’u Resmen İşgali ve Faaliyetleri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt: XXI, Sayı:62, Temmuz 2005. ERGİNER Suat, Asya’nın Kapısı Üsküdar, İstanbul 1966, s. 84-87; Fethi Gedikli, “1890’lardan Sonra Alemdağı ve Civarındaki Ermenilerin Bazı Faaliyetleri”, II. Üsküdar Sempozyumu I, (Edt. Zekeriya Kurşun vd.), Mart 2005. EROĞLU Veysel, “Su Medeniyeti İstanbul”, http://www.veyseleroglu.com.tr/belge/su_meselesi.pdf ESKİKURT Adnan -Ramazan Özey, “Anadolu ve Balkanlardaki Osmanlı Fetihlerinde (1299-1451) Coğrafyanın Önemi”, Türklük Araştırmaları Dergisi 19, (Prof. Dr. Mücteba İlgürel’e Armağan Özel Sayısı), İstanbul 2008. Evliya Çelebi Seyahatnamesi, cilt I, (Haz. Orhan Şaik Gökyay), YKY yayınları, İstanbul 1996. EYİCE Semavi, “İstanbul’da Abbasi Saraylarının Benzeri Olarak Yapılan Bir Bizans Sarayı (Bryas Sarayı)”, Belleten, Cilt: XXIII, Sayı: 89-92, Ankara 1959. EYİCE Semavi, Tarih Boyunca İstanbul, İstanbul 2006. GEÇGİL Ülkü, Uskudar At The Begınıng Of The 18th Century (A Case Study On The Text And Analysıs Of The Court Regıster Of Uskudar Nr. 402), Fatih Universitesi Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009. GENÇ Mehmet, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, İstanbul 2005, s. 99-100. GÖKMEN Ertan, “XIX. Yüzyıl Ortalarında Alaşehir’de Tarım ve Hayvancılık”, Akademik Bakış, Cilt 3, Sayı 6, Yaz 2010. GÖKTAŞ Hamide, Şeriye Sicilleri Üsküdar Kadılığı 7. Defter, Marmara Üniversitesi, Arşivcilik Bölümü Bitirme Tezi, İstanbul 2002. GÖKTAŞ Uğur, “Mesireler”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, V, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994. GÖNÇ Reşid Halid, “Ersoy (Mehmed Akif)”, İstanbul Ansiklopedisi C. X (Haz. R. E. Koçu), İstanbul 1971. GÜNER Zekai, Milli Mücadele Başlarken Türk Kamuoyu, Ankara 1999. GÜNEŞ Ahmet, Tahrir Defterlerine Göre XVI. Yüzyıl Başlarından XVII. Yüzyıl Başlarına Kadar Kocaeli Sancağı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara 1994. GÜRELİ Nail, “90’lık Delikanlılar”, Milliyet, 07.09.1992, s. 17. HASKAN Mehmet Nermi, Yüzyıllar Boyu Üsküdar II-III, İstanbul 2001. HİLMİ Tolga, Mehmet Akif Ersoy, İstanbul 2009. HİMMETOĞLU Hüsnü, Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul ve Yardımları II, İstanbul 1975. Hoca Sadeddin Efendi, Tâc’üt-Tevârih I (Sadeleştiren: İsmet Parmaksızoğlu), MEB Basımevi, İstanbul 1974. IRMAK Sadi, “Milli Mücadelede Yurt ve Dünya”, I. Uluslar arası Atatürk Sempozyumu (21-23 Eylül 1987), Ankara 1994. İBİK Hasan, İstanbul’un Fethi Hadisi, Ankara 2004. İhsan Arif, “Zaro Ağa’da Öldü”, Cumhuriyet Gazetesi, 30 Haziran 1934, s. 6. İNALCIK Halil, “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu”, Türkler IX, Ankara 2002. İNCEÖZ Semih “157 Bahar Gördü Zaro Ağa”, Aksiyon, 14 Şubat 1998. İRTEM Süleyman Kani, Sultan Abdülaziz ve Bir Seraskerin İhtilali (haz. Osman Selim Kocahanoğlu), İstanbul 2004. İstanbul Ahkâm Defterleri, İstanbul Ticaret Tarihi I, İstanbul 1998. İstanbul Ahkâm Defterleri, İstanbul’da Sosyal Hayat 2 (1755-1765), İstanbul 1998. İstanbul Kadı Sicilleri Üsküdar Mahkemesi 14 Numaralı Sicil H. 953-955 / M. 15461549 (Haz. Nuray Güler), İSAM Yayınları, İstanbul 2010. İstanbul Kadı Sicilleri Üsküdar Mahkemesi 5 Numaralı Sicil (Haz. Yasemin DağdaşZeynep Berktaş), İSAM Yayınları, İstanbul 2010. İstanbul Kadı Sicilleri Üsküdar Mahkemesi 56 Numaralı Sicil H. 990-991 / M. 15821583 (Haz. Hilal Kazan, Kenan Yıldız), İSAM Yayınları, İstanbul 2010. İstanbul Vilayeti Kaza, Nahiye ve Köyleri, İstanbul Vilayeti Köy Bürosu Neşriyatı, İstanbul 1941. İstanbul Vilayetine Bağlı Köylerin Kalkınma Programı, Belediye Matbaası, İstanbul 1930. İstanbul’un Köyleri (Koordinatörler: Şefik Memiş, İbrahim Yarış), İstanbul İl Özel İdaresi Yayını, İstanbul 2011. İSTEKLİ Müslüm, Üsküdar’ın 11 Numaralı Şeriye Sicilinin Transkripsiyonu, Marmara Üniversitesi, Arşivcilik Bölümü Lisans Tezi, İstanbul 2002. İZZET Selami, “Hasrete Kavuşmanın Sevinci”, Cumhuriyet Gazetesi, 22.06.1932 JORGA Nicolae, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi I (Çev. Nilüfer Epçeli), Yeditepe Yayınları, İstanbul 2005. KABAKLI Ahmet, Türk Edebiyatı I, İstan- bul 1985, s. 224-226. KAHRAMAN Âlim, Edebiyatın Belleğinde Yaşayan Beykoz, İstanbul 2005, s.294-296. KARAHAN Abdülkadir, “Nev’î-zade Atâ’î”, İA, IX, İstanbul 1988, s. 226-228. KARAL Enver Ziya, Osmanlı İmparatorluğunda İlk Nüfus Sayımı 1831, Ankara 1943. KARAL Enver Ziya, Osmanlı Tarihi I, Ankara 1988. KARAL Enver Ziya, Osmanlı Tarihi V, Ankara 1983. KAVUKÇUOĞLU Deniz, “Kokuşmuşluk Üzerine”, Cumhuriyet Gazetesi, 04.01.2006. KOÇ Ercan, 19. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nde Tarım, Anadolu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir 2005. KOLAY Arif, Kütahya Şeriye Sicilleri 72 Numaralı Defterinin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kütahya 2001. KOLAY Arif, Sancaktepe Tarihi, İstanbul 2010. KORKMAZ Zeynep, “Milli Mücadele ve Sonrasında Türklük Şuuru”, I. Uluslararası Atatürk Sempozyumu (21-23 Eylül 1987), Ankara 1994. KUMDAKÇI Hale, 402 Nolu Üsküdar Şer‛iyye Sicil Defterinin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009. KÜTÜKOĞLU Mübahat S., “Osmanlı İktisadi Yapısı”, Osmanlı Devleti Tarihi C. II, (Ed. Ekmeleddin İhsanoğlu), İstanbul 1999. MANTRAN Robert, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi I, Say Yayınları, İstanbul 1999. Mustafa Nuri Paşa, Netayic ül-Vukuat, C. I-II, Sadeleştiren: Neşet Çağatay, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1979. MUŞMAL Hüseyin, “XIX. Yüzyılın Ortalarında Çumra’nın Sosyo-Ekonomik Görüntüsü (10353 Numaralı Temettuat Defterine Göre)”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: 24, Konya 2008. MUTAF Abdülmecit, “Osmanlı Hukuk Sisteminde Dostane Çözüm: Sulh Uygulaması”, Yeni Ümit, Sayı 70, Ekim-Aralık 2005. NASKALİ Emine Gürsoy (edt.), Av ve Avcılık Kitabı, İstanbul 2008. NİRVEN Saadi Nâzım, “Büyük Elmalı Suyu”, İstanbul Ansiklopedisi VI, (Haz. R. Ekrem Koçu), İstanbul 1963. NİRVEN Saadi Nazım, “Çavuşbaşı Deresi” İstanbul Ansiklopedisi, Cilt VII (Haz. R. Ekrem Koçu), İstanbul 1965. ÖCAL Safa, “Ertuğrul Gazi Haziresinde Yatanlar”, I. Milletlerarası Osmanlı Sempozyumu (Söğüt 1986), İstanbul 1988. ÖKSÜZ Hikmet, “Türk-Rum Nüfus Mübadelesinin Sebep ve Bazı İstisnaları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 48, Cilt XVI, Kasım 2000. ÖZCAN Abdülkadir, “Çorbacı”, DİA, V, İstanbul 1992. ÖZCAN Tahsin, Osmanlı Para Vakıfları 263 İSTANBUL’UN YAŞAM PINARI ÇEKMEKÖY (Kanuni Dönemi Üsküdar Örneği), Ankara 2003. ÖZÇELİK Tarık, Basiret Gazetesine Göre Doksanüç Harbi’nde İstanbul’da Rumeli Göçmenleri (1877-1878), Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1993. ÖZEL Ahmet, “Halil Paşa”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, III, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994. ÖZEL Turgut, Kocaeli Yarımadasında Milli Mücadele ve Yahya Kaptan, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1996. ÖZGER Yunus, “Tanzimat Öncesi Erzurum Şehrinin Demografik Yapısı”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Prof. Dr. Zeki Başar Özel Sayısı, Sayı 29, Erzurum 2006. ÖZGÜR Hüseyin, “Yerel Siyaset Perspektifinden Bakışla Büyükşehir Belediyelerinde Kentsel Alan Yönetimi Uygulamaları”, Yerel Siyaset Dergisi, İstanbul 2008. ÖZHATAY Nermin, Mustafa Keskin, Ömerli Havzasının ‘İstanbul’ Doğal Bitkileri, Doğal Hayatı Koruma Derneği yayını, İstanbul 2007. ÖZSOY Osman, Saltanattan Cumhuriyete Kurtuluş Savaşı 1918-1923, İstanbul 2007. ÖZTUNA Yılmaz, Devletler ve Hanedanlar II, Ankara 1996. ÖZTÜRK Said, Askeri Kassama Ait XVII. Asır İstanbul Tereke Defterleri, İstanbul 1995. PAKALIN Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü I-III, İstanbul 1983. PALA İskender, “Sâbit”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, VI, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994. PALA İskender, İstanbul: “Dizelerin ve Cümlelerin Müstesna Şehri”, Şehir ve Kültür: İstanbul (Edt. Ahmet Emre Bilgili), İstanbul 2010. PALMER Alan, Osmanlı İmparatorluğu Son Üç Yüz Yıl Bir Çöküşün Yeni Tarihi, İstanbul 1992. SAKAOĞLU Necdet “Hekimbaşızadeler”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, IV, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1994. SAKAOĞLU Necdet, “Alemdağı İspinozu”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, I, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993. SERİN Ayten, “Kadıköy Çiğdemi’ni Boğaziçi Keteni’ni Koruyun”, Hürriyet Pazar, 02.04.2006. SERTOĞLU Mithat, Osmanlı Tarih Lugatı, İstanbul 1986. SEZER Yalçın, Şile ve Civarının (İstanbul) Flora ve Vejetasyonu, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul 2006. SİPAHİOĞLU Birsel, “Bizans Döneminde Üsküdar”, Üsküdar Sempozyumu V/II (1-5 Kasım 2007), Bildiriler, (Edt. Coşkun Yılmaz), İstanbul 2008. SOFUOĞLU Adnan, Milli Mücadele Döneminde Kocaeli, Ankara 2006. SOHTAOĞLU Mete, “Türkiye’nin İlk Medyatik Kahramanı”, Radikal Gazetesi, 30.06.2011. 264 SOMÇAĞ Selim, “Eski İstanbul Avcıları”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, I, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993. Sosyal Yapı I, Türkiye’de Nüfus Yapısındaki Gelişmeler ve Uluslararası Karşılaştırmalar, Devlet Planlama Teşkilatı Yayınları, Ankara 1986. SOYSAL İlhami, “Haftanın Tarihi”, Milliyet, 24.06.1984, s. 9. SUNATA İ. Hakkı, İstanbul’da İşgal Yılları, İstanbul 2006. ŞAHİN İlhan, “Nurbânû Sultan”, DİA, XXXIII, İstanbul 2007. ŞAHİN Salih, Bir Tatlı Huzur Beldesi Alemdağ, İstanbul 2007. ŞİMŞİRGİL Ahmet, “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunda Hizmeti Geçen Alpler ve Gaziler”, Türkler IX, Ankara 2002. TAHSİNOĞLU Türkan, Ömerli Barajı Çevresinin Karayosunları (Muscı) Florası (Paşaköy/İstanbul), Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2010. TAN M. Turhan, “Üstad Mehmed Akif’in Yanında”, Cumhuriyet Gazetesi, 18.08.1936. TANIŞ Mustafa, Kemal Selçuk Öğüt, “Orta Ölçekli Kentler İçin Toplu Taşıma Seçeneklerinin Teknik ve Malî Karşılaştırması”, 5. Kentsel Altyapı Ulusal Sempozyumu (1-2 Kasım 2007), Bildiriler ve Panel Kitabı, Antakya 2007. TEMEL Mehmet, İşgal Yıllarında İstanbul’un Sosyal Durumu, Ankara 1998. TEXİER Charles, Küçük Asya, Çev. Ali Suat, Ankara 2002. TEZEL Yahya S., Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi, (5. Baskı), İstanbul 2002. TOKMAKÇIOĞLU Erdoğan, “Daldan Dala”, Milliyet Pazar Magazin, 09.08.1992, s. 2. TOSUNOĞLU Ayşe, Tapu-Tahrir Defterlerine Göre XVI. Yüzyılda Kastamonu Sancağı, İstanbul Üniversitesi, SBE, Doktora Tezi, İstanbul 1993 TUFANTOZ Abdurrahim, “Üsküdar’da Bir Selçuklu Bakiyyesi: Gözcü Baba Karaca Ahmed Sultan” Üsküdar Sempozyumu II-II, (Edt. Zekeriya Kurşun vd.), İstanbul 2005. TUNA İdris, Temettuat Defterlerine Göre Kartal’ın Sosyo-Ekonomik Yapısı, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, M.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2004. TÜMERTEKİN Erol, İstanbul İnsan ve Mekân, İstanbul 1997. Türkçe Sözlük I, TDK, Ankara 1998. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Yıllığı 19281929. TÜRKÖMER Derin, Avcı Prenses Zeyneb Halim İle Sohbetler, Yapı Kredi yayınları, İstanbul 2008. UÇKUN Rabia Kocaslan, “Danişmendname’ye Göre Üsküdar Fatihi alemdar Baba”, II. Üsküdar Sempozyumu, cilt II, İstanbul 12-14 Mart 2004, (Edt. Zekeriya Kurşun vd.), İstanbul 2005. ÜLKÜTAŞIR M. Şakir, “Osmanlılar’ın Yerleştiği İlk Topraklar”, Hayat Tarih Mecmuası, Sayı 10, Kasım 1968. ÜREKLİ Fatma, İstanbul’da 1894 Depre- mi, İstanbul 2000. ÜRGENÇ Suat, “Fidanlıklar”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, III, (Haz. İlhan Tekeli vd.), İstanbul 1993. YALÇIN Durmuş vd., Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I, Ankara 2004. YAVUZ Fahri (Editör), Türkiye’de Tarım, Ankara 2005. YAVUZTÜRK Şükriye Pınar, Temettuat Defterlerine Göre Beykoz Kazasının Sosyo-Ekonomik Durumu, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2006. YEDİYILDIZ Bahaeddin, “Osmanlı Toplumu”, Osmanlı Devleti Tarihi II (Edt. Ekmeleddin İhsanoğlu), İstanbul 1999. YETİM Gül, 1939-1950 Arasında Türkiye’deki Sosyo-Ekonomik Durumun Çok Partili Hayata Etkileri, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2006. YILDIZ Kenan, Üsküdar’ın Sosyal ve İktisadi Hayatı ile İlgili Üsküdar Kadı Sicillerindeki Kayıtların Tesbit ve Analizi (954980/1547-1573), Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2005. Yusuf Behçet, “İstanbul’u İlk Muhasara Eden Türkler”, Edebiyat Fakültesi Mecmuası, Sayı: 2-3, İstanbul 1923. YÜKSEL Hasan, “Osmanlı’da Modern Anlamda Yapılan İlk Nüfus Sayımına Göre Divriği’nin Demografik Yapısı” Nüfusbilim Dergisi, Sayı: 28-29, Yıl: 2006-2007. ZENGİN Ahmet Fevzi, 6/466 Numaralı Şeriye Siciline Göre Üsküdar’da Ekonomik ve Sosyal Hayat, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1998. WEB SAYFALARI http://www.bakisarisakal.com/ OSMANLI’DA%20KIPT%C4%B0%20 A%C3%87ILIMI.pdf http://tr.wiktionary.org/wiki/tahaffuzhane http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/ sorun/isyan9.html http://www.istanbulyeditepe.net/Istanbul_Mesire_Yerleri/Istanbul_Tasdelen_ Mesire_Yeri_ve_Piknik_Alani.asp http://www.sancaktepe.gov.tr/icerik.aspx ?kategoriID=18&sayfaID=33&sayfa=Muh tarlıklar http://www.ttb.org.tr/eweb/asi_brosur/ tarih.htm http://www.turkmedya.com/V1/Pg/detail/NewID/227406/CatID/2/CityCode/327/ CityName/Istanbul-Asy/TownID/401/ VillageID/13493 http://www.ysk.gov.tr/ysk/Belediye/cekmekoy.pdf http://www.muharremkayamsgsu.tr.gg/ Halide-Edib-ve-Yakup-Kadri.htm http://ozcandemir.blogcu.com http://www.forumlord.net/bitkilerdunyasi/111295-turkiyedeki-reliktbitkiler-nelerdir.html#ixzz2KDpJ61Ad http://yabanicicek.com/cirsiumpolycephalum. http://www.forumlord.net
Benzer belgeler
Çekmeköy Belediyesi
Çekmeköy’le ilgili takdire şayan bir diğer hususiyet idarecilerinin tarihe gösterdikleri yakın ilgidir. Bu ilgi sayesindedir ki bugün elinizdeki değerli çalışma gün yüzüne çıkabilmiştir. Böylece he...