endodontide analjezik, antienflamatuvar ve antibiyotik kullanımı
Transkript
endodontide analjezik, antienflamatuvar ve antibiyotik kullanımı
T.C. Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı ENDODONTİDE ANALJEZİK, ANTİENFLAMATUVAR VE ANTİBİYOTİK KULLANIMI BİTİRME TEZİ Stj. Diş Hekimi Ferhat ÖZELÇİ Danışman Öğretim Üyesi: Prof. Dr. Oğuz AKTENER İZMİR-2015 ÖNSÖZ 'Endodontide Analjezik, Antienflamatuvar ve Antibiyotik Kullanımı' konulu mezuniyet tezimi hazırlama imkanı veren değerli hocam Prof. Dr. Oğuz AKTENER'e, güven ve desteklerini her daim arkamda hissettiğim sevgili aileme sonsuz teşekkürlerimi sunarım. İZMİR-2015 Stj. Diş Hekimi Ferhat ÖZELÇİ İÇİNDEKİLER GİRİŞ VE AMAÇ................................................................................................ 1 I. II. GENEL BİLGİLER .............................................................................................. 2 1. ANALJEZİKLER ............................................................................................. 4 2. AĞRININ KONTROLÜNDE FARMAKOLOJİ ............................................. 5 3. HAFİF VE ORTA DERECELİ AĞRILARDA KULLANILAN İLAÇLAR ... 6 4. 5. 3.1. Aspirin ....................................................................................................... 6 3.2. Propoxyphene Formülasyonu .................................................................... 7 3.3. Acetaminofen ( N-asetil-p-aminofenol ).................................................... 7 3.4. Mefenamik Asit ......................................................................................... 8 3.5. Triptofan .................................................................................................... 9 ORTA DERECELİ VE CİDDİ AĞRILARDA KULLANILAN İLAÇLAR . 12 4.1. Nonsteroidal Anti-Enflamatuarlar ........................................................... 12 4.2. Narkotik Olmayan Maddeler ................................................................... 12 4.3. Pentazocine Hidroklorid .......................................................................... 12 4.4. Narkotikler ............................................................................................... 13 4.5. Kodein ...................................................................................................... 13 4.6. Hidrokodon Preperasyonları .................................................................... 14 CİDDİ AĞRILARDA KULLANILAN İLAÇLAR ........................................ 15 5.1. Oksikodon Preperasyonları ...................................................................... 15 5.2. Meperidine Hidroklorid ........................................................................... 15 6. ANTİENFLAMATUAR AJANLAR .............................................................. 17 7. ENDODONTİK KAYNAKLI ENFEKSİYONLARDA MİKROFLORA ..... 17 8. ENDODONTİK TEDAVİDE ANTİBİYOTİKLER ...................................... 19 8.1. Endodontik Enfeksiyonlar ....................................................................... 19 8.1.1. 8.2. Endodontik Enfeksiyon Yayılma Yolları ......................................... 19 Polimikrobiyal Enfeksiyonlar .................................................................. 21 8.2.1. Siyah-pigmente Bakteriler ................................................................ 22 8.3. Periapikal Patoloji .................................................................................... 24 8.4. Endodontik Ağrı ve Enfeksiyonun Tedavisi ............................................ 24 8.5. Endodontik Enfeksiyonlarda Antibiyotik Tedavisi ................................. 25 8.5.1. Ampirik antibiyotik seçimi ............................................................... 30 8.5.1.1. Penisilin ........................................................................................ 31 8.5.1.2. Genişletilmiş spektrumlu penisilinler ........................................... 31 8.5.1.3. Amoksisilin ................................................................................... 32 8.5.1.4. Sefalosporinler .............................................................................. 32 8.5.1.5. Metronidazol ................................................................................. 33 8.5.1.6. Penisilin-metronidazol kombinasyonu ......................................... 33 8.5.1.7. Klindamisin .................................................................................. 34 8.5.1.8. Makrolidler ................................................................................... 35 8.5.1.9. Eritromisin .................................................................................... 35 8.5.1.10. Klaritromisin ............................................................................... 36 8.5.1.11. Tetrasiklin ................................................................................... 36 8.5.1.12. Fluorokinolonlar ......................................................................... 37 8.5.2. Antibiyotik Kullanımının Asemptomatik, Nekroze, Periapikal Lezyonlu .......................................................................................................... 39 8.6. Dişhekimliğinde Profilaktik Antibiyotik Kullanımı ................................ 40 8.6.1. Bakteriyeminin dental sebepleri ....................................................... 41 8.6.2. Kolonizasyon .................................................................................... 41 8.6.3. Antibiyotik profilaksisin prensipleri ................................................ 41 8.6.4. Bakteriyemi sonucunda oluşacak enfeksiyon yönünden risk altında olan hastalar ....................................................................................................... 42 8.6.5. 8.7. Profilaktik amaçla kullanılan antibiyotikler ..................................... 44 Antibiyotiklerin Hatalı Kullanımı ve Direnç Gelişiminde Dişhekiminin Rolü 45 III. SONUÇ ............................................................................................................... 47 IV. KAYNAKLAR ................................................................................................... 48 V. ÖZGEÇMİŞ ........................................................................................................ 49 I. GİRİŞ VE AMAÇ Diş hekimliğinde en yaygın görülen klinik durumlar ağrı, anksiyete ve enfeksiyondur. Ağrı ile mücadelede değişmeyen bazı temel ilkeler vardır. Ağrı sağaltımı; ağrı nedeninin saptanıp ortadan kaldırılması ve ağrı belirtilerinin giderilmesini sağlayanan aljeziklerin kullanımı ile yapılabilir. Zararlı mikroorganizmalann olduğu, taşıyıcı direncinin düşük olduğu ve hastada ateşle birlikte genel durumun bozuk olduğu durumlarda kullanılan antibiyotikler tedavinin ana ilkesini oluştururlar. Korku ve endişeden dolayı bazı hastalar tedavi sırasında daha fazla acı çekebilirler. Aşın korku duyan hastalardaki anksiyiteyi gidermede hekimlerin yapacakları çok şey vardır. Bu korku psikolojik rahatsızlığa neden olacak duruma gelirse anksiyete giderici ilaçlar kullanılabilir. Bu derlemede endodontide analjezik, antienflamatuar ve sistemik antibiyotik kullanımından bahsedilecektir. Bu ilaçların uygun doz ve kullanma süreleriyle yan etkileri anlatılacaktır. II. GENEL BİLGİLER Ağrı dişhekiminin başlıca sorunlarından birisidir ve genellikle hastayı dişhekimine götüren bir semptomdur. Ağrı ve enflamasyon dişhekimini hastayla buluşturan en önemli sorundur. Ağız ve diş kontrolü ne kadar ertelense de şiddetli diş ağrısının gece yarısı dişhekimi aratacak kadar önceliği olduğu iyi bilinir. Bu nedenle, ağrının giderilmesinin çoğu kez hasta ve hekim arasında olumlu bir ilişkinin başlamasında ilk adımı oluşturduğu görülmüştür. Ayrıca dişhekimi uzun süren ağrıdan bitkin duruma düşen hastanın aşırı duyarlı, iltihaplı bir dokusunda çalışmak zorundadır. Bilindiği gibi, ağrı kontrolünde yapılması gereken ilk uygulama ağrının kaynağına yöneliktir. Dişhekimi akut pulpitis, dentoalveolar abse vb. patolojik durumlardan kaynaklanan ağrıda (eğer lokal anestezi sağlanabilirse) ağrıyan dişi çekerek, diş pulpasmı çıkararak ya da insizyon ve drenajla ilk girişimde bulunur. Bununla birlikte, analjezik ilaçlardan da yararlanabilir. Genellikle postoperatif ağrılar dişhekimliğinde analjezik ilaçlar kullanımının en önemli gerekçesidir. Bu nedenle ağrı giderici ilaçların dişhekimi ve hasta tarafından kullanılması çok önemlidir. Ayrıca bu grup ilaçların reçeteli ve reçetesiz olarak çok yaygın kullanılmaları günümüzde oldukça önemli sorunların doğmasına (etkileşmeler gibi) neden olmaktadır. Ağrının önlenmesi: Endodontik işlem sonrası ortaya çıkan ağrının başlıca nedeni enflamasyondur. Postoperatif ağrının azaltılmasında önemli faktör iltihap oluşumunun baskı altına alınmasıdır. Enflamasyon, fiziksel travma, irkiltici kimyasal maddeler veya mikrobik ajanlar tarafından oluşturulan doku zedelenmesine karşı gelişen vücudun normal bir savunma makanizmasıdır. Burada amaç, vücudun, enfeksiyona neden olan 2 organizmaları inaktive etmesi, parçalaması veya irritanları uzaklaştırma ve doku onarımı koşullarını oluşturma çabasıdır. İyileşme tamamlandıktan sonra enflamasyon olayı yatışır. Enflamasyonu zarar gören hücrelerden ve zedelenen dokuya göç eden koruyucu hücrelerden salgılanan kimyasal maddeler başlatır. Kimyasal maddeler enflamasyonun tipine göre farklılık gösterirler. Bunlar; histamin ve5-Hidroksitriptamin gibi aminler, prostaglandinler gibi lipidler, bradikinin gibi küçük peptidler ve interlökin -1 gibi daha büyük peptidlerdir. Kimyasal mediyatörlerin aralarında büyük farklılıklar bulunur. Bu nedenden antiinflamatuvar ilaçlar sadece etki ettikleri mediatörlerin rol oynadığı enflamatuvar yanıtı baskılar, diğer mediyatörün rol oynadığı olayları baskılamazlar. Birçok ilaç iltihabi olaya karışarak ağrıyı önlemek veya bloke etmek için kullanılmaktadır. Bunlar kortikosteroidler (örn. Dexanıethasone), Non Steroid Anti Enflamatuvar Analjezik İlaçlar (NSAİI)' dır. Sistemik yoldan kullanılan penisilinin irreversibl pulpitiste ağrıyı hafifletici bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Nonsteroidal antiinflamatuvar İlaçlar (NSAİİ)'ın çoğu etkilerini prostaglandin sentezini azaltarak gösterirler. İltihap olayında leukotrien'ler (LT'ler) ve prostaglandinler (PG'ler) gibi kimyasal ileticiler rol oynarlar. Pulpektomi, enstrümentasyon, irrigasyon ve tıkanma olayında dokuda travma oluşur bu durumda prekürsör molekül olan araşidonik asit fosfolipit içeren hücre membranlarından serbest hale geçer. Araşidonik asit iki yoldan hareket ederek iltihapsal yanıta neden olur. Yollardan birini siklooksijenaz enzimi oluşturur, PG'ler, PGE2 ve I2 ve tromboksanlann oluşumuna yol açar. Diğer yol lipooksijenaz enzimidir, iltihabın çok güçlü maddeleri olan lokotrienlerin oluşumuna yol açar. NSAİİ'lar siklooksijenaz inhibitörleridir ve PG2 ile 3 tromboksanlann oluşumunu önler ancak LT'lerin oluşması devam eder. Kortikosteroidler araşidonik asidin serbestlenmesini önler böylece çok kuvvetli antiinflamatuvar etki gösterirler. Sonucunda kortikosteroidler tedavi sonrası ağrıyı gidermek için endodonti kliniğinde kullanılırlar. Dekzametazon'un kısa süreli tedavisi sonucunda ortaya çıkan yan etkiler çok azdır. Ancak genel olarak kortikosteroidler NSAİİ'lardan daha fazla yan etkiye sahiptirler. NSAİİ'lardan olan ketoprofen PG'leri olduğu kadar LT'leri de baskılar. Bununla beraber öteki NSAİİ'lar (aspirin hariç) diş ağrısının kontrolünde üstünlük gösterirler. Son zamanlarda tedavi sonrası endodontik ağrı önceden analjezik ilaç vermeden iltihap elemanlarının oluşmasına müsaade edilmektedir. Analjezikler akut semptomlar başlayınca verilirler Preoperatif olarak çok şiddetli iltihabın başlamasından önce NSAİİ'ların uygulanması çok bilimsel olabilir. Tedavi öncesi analjezik kullanılması ağrının şiddetini, süresini ve sıklığını önemli şekilde azaltır. Enfeksiyon bulunmadan şiş olduğunda kortikosteroidlerin veya NSAİİ'ların tedavi öncesi kullanılması ödemin (şişmenin) sıklığını, süresini ve şişmenin derecesini azaltır. 1. ANALJEZİKLER Ağrı biz dişhekimleri için çoğu zaman hastalığı tanımlamakta bir araç olsa da bazı haller başa çıkılması zor bir durum olarak belirir. Pulpitis ve apikal periododontitis'in neden olduğu ağrılarda yapılan endodontik tedavi analjezikler kullanılmadan çekilmez hale gelebilir. Kanalların genişletilmesinde ve doldurulmasında ayrıca apikal formun bozulmasında ve cerrahi prosedürlerde ağrıyla karşılaşabiliriz. Bu ağrı kişiye bağlı olarak değişir ve önceden kazanılmış yaralanma deneyimi ağrıya programlanma, hissi statü ve korku ile anksiyeteye bağlıdır. 4 Analjezik ilaçlar ağrıyı azaltan veya bilinçsizliğe neden olmadan elimine eden ajanlardır. Hem ağrı algılanmasını hem ağrı reaksiyonunu etkiler. Non narkotik analjezikler sadece ağrı algılanmasını değiştirirler, Narkotik analjezikler ise ağrı algılanmasını ve ağrı reaksiyonuna etkilidirler. 2. AĞRININ KONTROLÜNDE FARMAKOLOJİ Analjezikler ağrının yok edilmesinde veya postoperatif ağrının azaltılmasında kullanılabilmektedir. Analjeziklerin preoperatif olarak kullanılması sonucunda postoperatif ağrının azaltılmasında fayda sağlanmaktadır. Aspirin ve paracetamol orta dereceli ve lokal ağrının kontrol altına alınmasında en yaygın olarak kullanılan ve en fazla etkinlik gösteren maddelerdir. Analjezik ilaç grubu narkotik yapıda olanlar ve narkotik yapıda olmayanlar olarak iki gruba ayrılmaktadır. Narkotik olmayan analjezik maddeler periferal sinir sonlanmalarında ki prostaglandin sentezini inhibe ederek etki göstermektedirler. Bu tip maddeler hastalarda bağımlılık veya tolerans oluşturmazlar. Narkotik olmayan analjezik maddelerin toksisitesi narkotik maddelere oranla daha azdır. Ancak bu tip analjezikler sadece hafif ve orta dereceli ağrılara karşı etki gösterebilirler. Narkotik analjezik maddeler ise merkezi sinir sisteminde etkilerini gösterdiklerinden dolayı hastalarda bağımlılık ve tolerans oluşturabilirler. Ancak bu tip ilaçlar/maddeler güçlü analjezi oluşturabilirler. Bununla beraber hastalarda sedasyon ve öforiye neden olmaktadırlar. Aktivitelerinin farklı alanları ve fonksiyonunun farklı mekanizmalarından dolayı narkotik ve narkotik olmayan analjeziklerin kombine kullanımı endodontik ağrı için oldukça etkilidir. 5 3. HAFİF VE ORTA DERECELİ AĞRILARDA KULLANILAN İLAÇLAR Narkotik olmayan maddeler (Aspirin, propoxyphene formülasyonları, asetaminofen, mefenamik asit) genellikle hafif ve orta dereceli ağrıya sahip olan hastalara uygulanmaktadır. 3.1. Aspirin Aspirin en yaygın kullanıma sahip olan analjeziktir. Ancak; astım, gastrik ülser veya gut hastalığına sahip olan bireylerin kortikosteroid veya antikoagülant kullanmalarından dolayı aspirinin dental tedavi sırasında aspirin kullanmaları uygun değildir. Nadiren de olsa astım, nazal polyposis ve kronik rhinitid'e sahip olan kişiler aspirine karşı özel reaksiyonlar verebilirler. Dişhekimleri bu tip medikal geçmişe sahip olan kişilerde aspirin kullanımından sakınmalıdır. Aspirinin tavsiye edilen kullanım dozu ise; her 3 ile 4 saatte bir iki veya bir adet tablet (300 - 600 mg) dır. Aspirini bileşen olarak bulunduran ilaçlar ise; (aspirin 400 mg ve kafein 32 mg), Bufferin (aspirin 324 mg, alüminyum glycinat 49 mg ve magnezyum karbonat 97 mg), Ecotrin (aspirinin gastrointestinal irritasyonunu minimalize etmek amacıyla enterik kaplama yapılmıştır), Excedrin (acetaminophen 250 mg, aspirin 250 mg ve kafein 65 mg) ve Empirin bileşeni (aspirin 325 mg) dir. Bahsedilen preperasyonlar aspirine oranla tek başına daha etkili olduklarında daha etkili olduklarına dair bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak; kafein bazı preperasyonlarda kendini iyi hissetme duygu durumunu kullanıcıda oluşturabilmektedir. Bufferin'nin içinde bulunan magnezyum ve alüminyum ise aspirinin irrite edici gastrik etkilerini minimuma indirgemektedir. Fakat bu durumda henüz tam olarak kesinleşmemiştir. 6 3.2. Propoxyphene Formülasyonu Bu ürünler aşağıda belirtilen preperasyonların bir veya birden fazla bileşeninden oluşmaktadır. Bunlar; propoxyphene hidroklorid, propoxyphene napsylate, aspirin, acetominophen dir. Plain Darvon; aspirine karşı alerjisi olan hastaların reçetelerine yazılmaktadır. En popüler formülasyon ise Darvon Bileşen (compound) 65 dir. Lilly şirketinin yapmış olduğu araştırmalara göre Darvon 65 bileşeni aspirine oranla daha az etkinlik göstermektedir ancak bu veri henüz bir kesinlik kazanmamıştır. Darvon bağımlılık oluşturmaz fakat son elde edilen verilere göre kullanan hastalarda bu ilacı almaya yönelik habitüasyon oluştuğu belirtilmektedir. Darvon-N 100 ile A.S.A enjeksiyonu bağımlılığı önlemektedir (Propoxyphene venlere enjekte edilmiştir). Bahsedilen bu iki maddenin kombinasyonu ( aspirin de dahil edilmektedir ) Darvocet-N olup; bu madde hem acetaminophen hem de Darvon'nun anavtajlarını sağlamaktadır. Bu formülasyon özellikle aspirine karşı duyarlılık göstermeyen hastalar için oldukça olumlu sonuçlar yaratmaktadır. Bu maddenin yan etkileri arasında ise; öfori, gastrointestinal bozulmalar, baş dönmesi, sedasyon ve deride kızarıklar yer almaktadır. Darvon 65 bileşeni ve Darvon -N ile A. S. A. her 4 ile 6 saatte bir tek kapsül olarak ortalama doz belirlenmiştir. Propoxyphene baş dönmesi ve öforiye yol açmaktadır. Ve hastalar araba kullanmamaları konusunda uyarılmalıdır. 3.3. Acetaminofen ( N-asetil-p-aminofenol ) Acetominophen (örneğin phenaphen); phenacetin'nin aktif parçalanan ürünüdür. Acetominophen; özellikle aspirine karşı alerjisi olan hastalarda veya gut 7 hastalığı tedavisi için üricosüric maddeler alan kişilerde oldukça kullanışlıdır. Acetominophen, aspirinden farklı olarak antikoagülantların fonksiyonlarını etkilememekte veya gastrointestinal kanamalara yol açmamaktadır. Acetominphen' nin uzun süreli kullanımı sonucunda böbrek veya karaciğer bozulmalarına neden olduğuna dair bilgi bulunmaktadır. Ayrıca acetominophen'nin az da olsa anti-enflamatuar etkisi bulunmaktadır. Pulpal veya periapikal ağrı; enflamasyon ile alakalı olduğu zaman ve eğer hastanın aspirin kullanımına karşı uygunluğu bulunuyorsa aspirin ve nonsteroid antienflamatuarlar endodontik ilişkili ağrıyı kontrol altında almada tercih edilir. 3.4. Mefenamik Asit En çok rastlanan preparasyon Ponstel Kapseals ( mefenamik asit 250 mg. )dır. Bu madde de yine aspirine karşı alerjisi olan hastalar için kullanılmalıdır. Aşağıda belirtilen durumları gösteren hastalar için ise uygulanmamalıdır; 1- İntestinal ülser, astım, anormal böbrek fonksiyonlarına sahip veya gastrointestinal enflamasyonlu kişilerde 2- 14 yaşının altındaki çocuklara uygulanmamalıdır. 3- Doğurganlığa sahip olan veya hamile kadınlara uygulama yapılmamalıdır. Bu maddenin gösterebileceği yan etkiler ise; baş ağrısı, baş dönmesi, asabiyet, mide bulantısı ve uyku durumudur. Genel kullanım dozu ise; başlangıçta iki tablet ( 500 mg ) ve daha sonra her 6 saatte bir 250 mg'lık tek tablet olarak belirtilmektedir. Ponstel bir haftadan sonra daha uzun süreli olarak kullanılmamalıdır. Hastalar Ponstel kullandıkları zaman motorlu araç kullanmamalarına dair uyarılmalıdırlar. 8 3.5. Triptofan Yapılan çift-kör çalışmada triptofanın; uygulamanın başlamasından sonra ki ilk 24 saat içindeki postoperatif endodontik ağrının kontrolünde placebo'ya oranla daha iyi sonuçlar verdiği belirtilmiştir. Bu maddenin etki oluşturduğu alanlar ise; posterior, anterior, vital- kızarma, şişmeler ve nekrotik/nekrotik olmayan periapikal alanlar yer almaktadır. Triptofanın ağrı dindirimesindeki etkinliği iki nedenden dolayı oldukça önemlidir: (1) Genellikle; başlangıç uygulamasından sonra ki ilk 24 saat içinde en yoğun ve yüksek sıkılıkla endodontik ağrı oluşur. Bu zaman diliminde ağrının dindirilmesinde triptofan oldukça etkilidir. (2) Triptofan diğer analjeziklerle karşılaştırıldığı zaman esansiyel bir amino asit olarak daha az yan etkilere sahiptir. Ancak triptofan hakkında daha detaylı araştırmalara gereksinim duyulmaktadır. 9 Hafif ve Orta Dereceli Ağrıların Dindirilmesinde Kullanılan İlaçlar MADDE Asetilsalisili asit (aspirin,ASA) Tylenol ERİŞKİN DOZ YORUMLAR Her 3-4 saatte bir 300-750 mg 3 önemli etkisi bulunmaktadır. Analjezi, anti-enflamatuar ve antipiretik; olası yan etkiler, GI bozulmalar ve uzun süreli kanamalar sık olarak görülmese de belirgin etkilerdir. Her 4-6 saatte bir 1-2 tablet GI ve uzun süreli kanamalara sahip olan hastalar için popüler bir ASA türevi. Her 4 saatte 1 veya 2 kapsül Sandoptal bir butalbitaldır, kısa ve orta dereceli etki gösteren barbiturat artı APC; bu iki maddenin sinerjitik etkisi gözlenir. (acetominophen 325 mg ) Fiorinal >50 mg sandoptal >200 mg aspirin >130 mg phenacetin >40 mg kafein TABLO 1 10 Darvon Bileşen Her 4 saatte 1 kapsül >65 mg propoxyphene >227 mg aspirin >162 mg phenacetin >32.4 mg kafein Steroidal olmayan Anti- 400 mg her 4-6 saatte bir Enflamatuvar Analjezikler (NSAID), Motrin (İbrufen günde 2400 mg doz 300-400 ve 600 mg) aşılmamalıdır Geçmişte oldukça popülerdi ancak şu anda bağımlılık yapıcı etkilerinden ASA etkinliğinden şüphelenilmekte ancak halen pek çok durumda kullanılmakta; içerdiği diğer bileşenler: Darvon-N (satbil sıvı doz formu), Darvocet-N ( Darvon artı acetominophen ve Darvon) ile ASA-hepsinin benzer potansiyel problemleri vardır. (NSAID) antipireptik ve analjezik özellikler; bağımlılık yapıcı değil ve kronik uygulamalarda kullanılabilir. Doloboid (diflunisal) 250-500 mg İlk doz 1000 mg sonra her Uygulama öncesinde 8 saatte bir 500 mg yükleme doza gerek var, ağrı verici uygulamalarda ( periapikal cerrahi gibi), salisilik asit derivatı Nalfon (fenoprofen) 200,300 ve 600 mg Her 4-6 saatte bir 200 mg TABLO 2 11 Motrin etkilerine oldukçe benzer etkiler sergiler 4. ORTA DERECELİ VE CİDDİ AĞRILARDA KULLANILAN İLAÇLAR 4.1. Nonsteroidal Anti-Enflamatuarlar Antienflamatuarlar dişhekimliğinde orta dereceli ve ciddi ağrılarda kullanılmaktadırlar. Temel preperasyonlar ise; motrin (ibuprofen 400, 600, 800 mg), Doloboid (diflusinal/MSD 500 mg), Anapnox (naproxen 275 mg) ve meclomen (meclofenamate; 100, 200 mg) dır. Bu maddelerden bazılar deneysel araştırmalarda incelenmiştir. Bu çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre; bahsedilen maddelerin kodein'den daha yüksek performans sergilediği belirtilmiştir. Klinik deneyimlere göre ise yukarıda bahsedilen maddeler 30 mg codein'nin gösterdiği etkileri oluşturabilmektedirler. Ayrıca bu maddeler narkotik maddelerden farklı olarak bağımlılık veya alışkanlık oluşturmamakta olup iyi tolere edilmektedirler. En sık rastlanan yan etkiler ise orta derecede gastrointestinal bozulmalara (ki bu durum aspirinin oluşturduğundan daha azdır) neden olmaktadır. 4.2. Narkotik Olmayan Maddeler Bu kategoride yer alan en temel madde ise benzomorphan pentazocine'dir. 4.3. Pentazocine Hidroklorid Bir benzomorphan olan Talwin'nin 50 mg'lık dozunun codein'nin 60 mg'lık dozuyla aynı etkinliği gösterdiği belirtilmektedir. Bununla beraber Talwin; codein'e alerjisi olan hastalarda kullanılabilmektedir. Talwin'nin etkisini göstermeye başlaması oldukça hızlıdır, ancak codein'e oranla etkisi daha kısa süreli sürmektedir. 12 Talwin; astım ve akciğer hastalıklı bireylerde kullanılması uygun görülmemektedir (kranial hastalarda ve cyanosis, 12 yaşının altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır). Yapılan ilk denemelerde Talwin'nin bağımlılık yapıcı özelliğinin bulunmadığı düşünülmekteydi fakat son denemde alınan araştırma raporlarına göre ise bağımlılık yapıcı bazı özelliklerinin bulunabileceğine işaret etmektedir. Genel doz ise; her 3 - 4 saatte bir 50 mg. Ciddi ağrılar için ise 100 mg dozda kullanılabilir. Bu maddenin olası yan etkilerine karşı hastanın motorlu taşıt kullanmamasına dair uyarıda bulunulmalıdır. 4.4. Narkotikler Bu tip maddeler ekstrem ve ciddi ağrılara karşı kullanılmaktadır. Narkotikler ağrının hafifletilmesinden başka hastaya sedasyonda sağlamaktadır. Ciddi ağrılar için; codein, hidrocodone bitartarat (vicodin) ve oxycodone hidroklorid (percodon) kullanılabilir iken daha yoğun ağrılar için ise meperidine hidroklorid (Demerol) kullanılmalıdır. Narkotik maddeler; solunum yolu hastalıklarına sahip ve hipotansiyonlu bireylerin reçetelerine yazılmamalıdırlar. Narkotik maddelerin depresant etkilerinden dolayı bu tip ilaçları kullanan kişilerin motorlu araç kullanmamaları önerilmelidir. Ayrıca narkotik maddeler; serebral hastalıklara, lezyonlara ve hasarlara sahip olan kişilere de verilmemelidir. 4.5. Kodein 13 Tek başına aspirin ile bir kombinasyonda veya bir bileşenin içeriği olarak ilaçlarda bulunmaktadır. Codeine, dişhekimliğinde ciddi ağrıların dindirilmesinde en sık kullanılan maddedir. Diğer narkotik maddelerle karşılaştırıldığı zaman codeine'nin en az bağımlılık oluşturan analjezik olduğunu görmekteyiz. Yan etkileri arasında; mide bulantısı, sedasyon, solunum depresyonu ve kabızlık sıralanmaktadır. 4.6. Hidrokodon Preperasyonları Hidrocodone içeren 2 bileşen ilaç piyasasında yer almaktadır. Bunlar Vicodin ve Synalgos-DC olarak sıralanabilmektedir. Vicodin formülasyonu orta dereceli ve ciddi ağrılar için uygundur. Vicodin; hidrokodon bitartarat (5mg) içermektedir. Bahsedilen bu madde codein'nin yarı sentetik bir analoğudur. Vicodin etkinliği; codeine ve acetominophen'den 6 kat daha fazladır. Vicodin 30 dakika içinde etkisini göstermeye başlar ve uzun süreli etkinlik göstermektedir. Genellikle uygulanan doz ise erişkinlerde her 6 saatte bir tek tablettir. Vicodin kesinlikle çocuklara uygulanmamalıdır. Bu maddenin bağımlılık oluşturma potansiyeli bulunmaktadır. Vicodin hastaya telefonla ile reçetelendirilebilir, pek çok durumda ve endodontik nedenli birçok ağrının dindirilmesinde etkili bir analjezik olarak görev yapmaktadır. Codeine benzeri diğer bir preperasyon olan synalgos DC' de endodontide sıklıkla kullanılmaktadır. Bu ürün aspirin (356, 4 mg) ve kafein (30 mg) ile kombinasyonundaki dihidrocodein (16 mg) içermektedir. Genel kullanım dozu ise; her 4 saatte bir 2 tablettir. 14 5. CİDDİ AĞRILARDA KULLANILAN İLAÇLAR Bu tip ağrılarda kullanılan 2 temel madde ise Percodon ve Demerol dür. 5.1. Oksikodon Preperasyonları Percodon'nun tam formülünde; oxycodone dihidroklorid (4, 5 mg), oxycodone terephthalate (0, 38 mg) ve aspirin (325 mg) yer almaktadır. Percodon'nun analjezik etkisi codeine ile karşılaştırıldığı zaman percodon'nun etkinliğinin daha uzun süre devam ettiği görülmektedir. Ancak Precodon'nun bağımlılık oluşturma olasılığı diğer codeine türlerine oranla daha fazladır. İçeriğinde bulunan herhangi bir maddeye karşı alerjisi olan kişilere percodon ilaç olarak verilmelidir. Genel kullanım dozu ise; her 6 saatte bir tek tablettir. Daha az yoğunlukta ağrıya sahip olan hastalara veya 12 yaşının altındaki çocuklara ise Percodon-Demi reçetelendirilebilir. Percodon-Demi; ortalama erişkin dozunun acetominophen formülasyonlu ilaçları kullanabilirler. Percocet-5'in (5 mg oxycodone hidroklorid ve 325 mg acetominophen) orta dereceli ve ciddi ağrıların dindirilmesinde oldukça etkin olduğu belirtilmektedir. Benzer bir analjezik kombinasyonu da Tylox'da bulunmaktadır. 5.2. Meperidine Hidroklorid Demerol; codeine hydrocodone ve oxycodone'a oranla daha kuvvetli bir analjeziktir. Demerol ayrıca sedasyona da neden olmaktadır. Bununla beraber codeine'den daha yüksek oranda bağımlılık oluşturmaktadır. Genel ortalama doz uygulaması ise; her 4 saatte bir 50 mg'lık tek tablet kullanımıdır. Yoğun olan ağrılar için 100 15 mg'lık tablet yazılmalıdır. 16 yaşının altındaki çocuklar için reçeteye 25 mg Demerol yazılmalıdır. Oral kullanım parenatal kullanım kadar etkili değildir. Orta ve Ciddi Ağrıların Dindirilmesinde Kullanılan İlaçlar MADDE ERİŞKİN DOZ Empirin ile codein 325 mg ASA artı Her 4 saatte 1 veye 2 Orta derceceli ve tablet şiddetli ağrıların dindirlmesinde mükemmel etki gösterir, iyi tolere edilir, yaygın kullanılır. Hastanın allerji geçmişi bilinmeli, ASA'nın eklenmesi ile 3 özellik daha katılır. No. 2-15 mg kodein No. 3-30 mg kodein No. 4-60 mg kodein Tylenol ile codein 300 mg acetominophen artı No. 1-8 mg kodein YORUMLAR Her 4 saatte 1 veya 2 Barbiturat veya aspirin tablet kullanmayan hastalar için oldukça popüler bir bileşendir. No. 2- 15 mg kodein No. 3-30 mg kodein No. 4-60 mg kodein Phenarhen ve codein 325 mg acetominophen artı No. 2-15 mg kodein No. 3-30 mg kodein No. 4-60 mg kodein Her 4 saatte 1 veya 2 tablet Son dönemde formül değişti; phenobarbital, phenacetin, aspirin ve acetominophen dozları düşürüldü ve şuanda ki değerler Tylenol ile codeine benzemektedir. TABLO 3 16 6. ANTİENFLAMATUAR AJANLAR Endodontik terapide cerrahi sonrası şişmeleri kontrol altına alabilmek amacıyla anti-enflamatuar maddeler kullanılır. Ancak bu maddelerin etkinliği ve sağladığı yararlar konusunda pek çok çelişki bulunmaktadır. Sorunlardan biride antienflamatuar ajanlar kullanarak enflamasyonu baskılama konusundadır. Çünkü enflamasyon cerrahi işlemin doğal bir sonucu olarak meydana gelmektedir ve iyileşme baskılanmaktadır. Bununla birlikte estetik veya fonksiyonel nedenler için cerrahi sonrası şişmelerin sınırlandırılmasında yarar vardır. Enfeksiyon varlığında veya enfeksiyondan şüphelenildiği zaman muhakkak hastaya antibiyotik verilmelidir. Ayrıca endodontik ilişkili ağrı enflamasyonla beraber süreklilik gösteriyor ise, bu aşamada enflamasyon kontrol altına alınmalıdır. Sterodial olmayan antienflamatuarlar ve Aspirin'in hem analjezik hem de antienflamatuar etkileri ile endodontik enflamasyonun önüne geçilebilir. Diğer kortikosteroidler;dexamethasone ( Decadron ) yüksek antienflamatuar etkiye sahiplerdir ( Kortizon'dan 30 kat daha fazla etkilidirler ). Aynı zamanda Decadron ağrının dindirilmesinde de etkindir. 7. ENDODONTİK KAYNAKLI ENFEKSİYONLARDA MİKROFLORA Ekosistem: Kök kanal sistemindeki ekosistem son derece karmaşıktır. Ağız mikroflorasında bulunan mikroorganizmaların pek çoğu kök kanallarında da vardır ve bunlar periapikal iltihabı başlatacak kapasitedirler. Bu nedenle patojen olarak düşünülürler. Ağız kavitesinde bulunan çesitli bakterilerden hangilerinin enfekte kanal sisteminde yer alacağı, bakteriler arasmdaki iliski, oksidasyon - reduksiyon potansiyeli ve beslenme kaynakları dahil olmak üzere pek çok faktör tarafından belirlenmektedir. Enfekte kök kanallanndan alınan örneklerde, belirli bakteri türlerinin sıklıkla bir arada 17 bulunduğu gösterilmistir. Bu durum belirli bakteri türleri arasında kommensal yada antagonistik bir iliski bulunduğunu ortaya koymaktadır. Endodontik kaynaklı enfeksiyonlardan elde edilen anaerob ve fakultatif anaerob bakterilerin oranları tablo 4'te gösterilmiştir. Örneklerin Alındığı Yer Toplam Örnek Anaerob Bakterilerin Nekrotik Kök 19 Kanal Sistemi 18(%95) Sadece Anaerob Bakterirlerin izole 13(%67) Sadece Fakültatif Anaerob Nekrotik Kök 55 Kanal Sistemi Orofasiyel 31 Odontojenik Enfeksiyonlar Endodontik 10 Kanal Enfeksiyonları 55(%100) 18(%33) 0(%0) 29(%95) 13(%42) -- 9(%90) 6(%60) 18(%95) 2(%10) TABLO 4 Kök kanallanndaki bakterilerin gelismesini önleyen çesitli faktörler vardır, ortamda mikroorganizmaların çoğalabilmesi için uygun besinlerin bulunması, nekrotik pulpalardaki düşük oksijen basıncı ve bakteriler arasındaki ilişkiler önemli ekolojik belirleyicilerdir. Nekroze olmuş ve parçalanmış pulpa dokusu, kök kanalındaki mikroorganizmalar için ana beslenme kaynağını olusturur. Enfekte kök kanallanndaki mikroorganizmaların çoğu, aminoasit ve basit peptidleri enerji kaynağı olarak kullanırlar ve karboksilik asitleri, amonyak ve hidrojen sülfür gibi metabolizma ürünlerini ortama verirler. Belirli mikroorganizmaların metabolik ürünleri olan kimyasal maddeler, diğer baz ı mikroorganizmaların gelişmesi için gerekli beslenme kaynaklarını olusturmaktadır. Kök kanal bakterilerininekolojisinde önemli olabilecek bir diğer 18 faktör de bakteriosinlerin üretimidir. Bakteriosin, mikroorganizmalar tarafindan üretilen bir protein olup diğer türlerin gelişmesini, inhibe etme kabiliyetine sahiptir. Siyah pigmentli anaerobik basilierin ürettikleri bakterioisinin, Gram-pozitif bakteriler ve diğer Bacteroides türleri üzerinde inhibitor etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. "The black-pigmented Bacteroides" siyah pigmentli bakteriler endodontik infeksiyonlarda en çok bulunan mikroorganizmalardır. 8. ENDODONTİK TEDAVİDE ANTİBİYOTİKLER 8.1. Endodontik Enfeksiyonlar 1890'da ilk kez Miller'in, enflame pulpa dokusunda mikroorganizmaların bulunduğunu gözlemesinden beri, endodontik enfeksiyonlarla mikroorganizmaların ilişkisi olduğu bilinmektedir. 1965'te Kakehashi ve arkadaşlarının, mikropsuz sıçanlarda değil, olağan koşullarda bakılan sıçanlarda, diş pulpasının oral kaviteye açılmasından sonra pulpa nekrozu oluştuğunu ve periapikal enflamatuvar lezyonlar geliştiğini göstermesi ile bu ilişki doğrulanmıştır. Pulpa dokusu nekrotik hale geldiğinde ve kan desteğim kaybettiğinde, kök kanal sistemi, mikroorganizmalar ve mikrorganizmaların yan ürünleri için depo haline gelir. Nekrotik pulpada dolaşım olmadığı için, kök kanalı, vücudun normal konakçı savunma mekanizmasından ayrı kalır. 8.1.1. Endodontik Enfeksiyon Yayılma Yolları Endodontik enfeksiyon çeşitli yollardan gelişmektedir. 19 8.1.1.1. Dentin tübülleri: Mikroorganizmalar, en çok diş çürükleri yoluyla diş pulpasına ulaşır. Çürük ilerledikçe artan mikroplar, mine lamellerinin ortadan kalkması veya dental işlemler sebebiyle açığa çıkan dentin tübülleri yoluyla veya dentin tübüllerine ölçü veya restoratif materyaller tarafından oluşturulan basınç dolayısıyla diş pulpasına ulaşabilir. 8.1.1.2. Pulpanin açılması: Mikroorganizmalar, travmatik bir yaralanma veya ope-ratif bir işlem nedeniyle açılan pulpa yoluyla da pulpaya ulaşabilir. 8.1.1.3. Lateral kanallar veya furkasyon kanalları: Hastalık veya diş tedavisi nedeniyle açığa çıkan lateral kanallar veya furkasyon kanalları da mikroorganizmaların, dişin kök kanal sistemine geçmesi için kapılar oluşturabilir. Derin periodontal enfeksiyonlar, bu kanalların çok sayıda bakteriye maruz kalmasına neden olabilir. Periodontal lezyonlara komşu olan dişlerde, dentin tübüllerinin derin kısımlarında periodontal bakteriler bulunabilir. Diğer enfeksiyonun komşu bir dişten direkt olarak yayılması veya mikro-organizmaların kan yoluyla pulpal enflamasyon bölgesine anakoretik geçişi (harabiyete uğrayan dokuya patojen mikroorganizmaların sızması) söz konusu olabilir. Kök kanalındaki mikrobiyal ekosistem oldukça komplekstir ve halen tam anlamıyla anlaşılamamıştır. 1970'lerin başlarında anaerobik tekniklerin gelişmesiyle enfekte kök kanallarında baskın olan organizmanın anaeroplar olduğu bulunmuştur. Anaerop enfeksiyonlar, nekrotik dokularda, kan dolaşımının bozulduğu bölgelerde ve aerop ve fakültatif mikroorganizma enfeksiyonları sonucu oksidasyon-redüksiyon potansiyelinin bozulduğu dokularda gözlenebilir. Kök kanal sistemindeki mikroorganizmaların gelişimi ve ürünleri aracılığı ile periapikal dokularda yarattığı 20 iritasyon belirsiz bir süre veya iritasyon kaynağı uzaklaştırılıncaya kadar devam eder. Bakteriler konak defansından daha baskın hale gelirse, endodontik kökenli apsede, kök kanalının ekosistemine ait bakterilerin tümü birlikte gözlenebilir. Mikroorganizmanın patojenitesine ve konağın direncine bağlı olarak yaşamı tehdit eden enfeksiyonlar gelişebilir. Endodontik kökenli ağrı genellikle pulpal veya periapikal dokuların akut enflamasyonundan kaynaklıdır. Bu dokularda bakteri varlığına rastlanabilir, fakat şu da unutulmamalıdır ki yetersiz patojenitedeki bakteri varlığı enfeksiyon yaratmaz. Enfeksiyon yalnızca mevcut bakterilerin, konağın lokal savunma mekanizmasını etkilediğinde ve/veya dokulara zarar verdiğinde oluşur. Örneğin pulpitis olgularında bakteriler, çürük yoluyla veya koroner dolgudaki sızıntıyla olaya dahil olabilirler. Apikal periodontitis olgularında; nekrotik pulpalı dişlerin kök kanal sisteminde bakteri var olabilir. Histolojik çalışmalar, çoğu periapikal lezyonun aslında vücudun normal iritasyonlara karşı normal yanıtı olduğunu ve granülom şeklinde gözlendiğini ortaya koymaktadır. Akut pulpitis veya apikal periodontitis durumlarında antibiyotik kullanımı problem kaynağını veya dişteki bakteri varlığını tamamen yok edemez, çünkü pulpada ulaşılabilecek antibiyotik konsantrasyonu çok düşüktür ve bakterileri tamamen öldürmek için gerekli minimum inhibitör konsantrasyon (MIC) değerininçok altındadır. Eğer pulpa nekrotikse veya ekstirpe edildiyse kan dolaşımından zaten yoksundur ve bu durumda hiçbir antibiyotiğin apikal periodontitis veya apseye neden olan bakteri rezervuarını barındıran kanal içine ulaşması beklenmemelidir. 8.2. Polimikrobiyal Enfeksiyonlar 21 Enfekte kök kanallarının, yapı bakımından, çeşitli baskın anaerobik mikroorganizmalar içeren polimikrobiyal bir yapıda oldukları bildirilmiştir. Siyahpigmente bakteriler, semptomatik endodontik enfeksiyonlarda bulunduklarından dolayı çok dikkat çekmiştir. Enfekte bir kök kanalında yerleşen mikroorganizmalar çoğunlukla anaerobik olmakla beraber, çok sayıda fakültatif mikroorganizma da bulunabilir. 8.2.1. Siyah-pigmente Bakteriler 1976'da Sundqvist'in, akut ağrısı olan yedi hastadan anaerobik siyah-pigmente bakteriler izole etmesiyle; kök kanalından izole edilen spesifik bir mikroorganizmanın varlığı ile klinik bulgu veya semptomlar arasında ilişki kuran ilk çalışma gerçekleşmiştir. Son zamanlarda yapılan birçok yeni çalışmada da, endodontik enfeksiyonlarda siyahpigmente bakterilerin bulunduğu gösterilmiş olmakla birlikte, bu çalışmalann hiçbiri, bu bakterilerin mevcudiyeti ile spesifik klinik bulgu ve semptomlar arasında kesin bir ilişki kurmamıştır. Örneğin; Baumgartner ve arkadaşları tarafından yapılan yeni bir çalışmada, 40 enfekte kök kanalından 17'sinin pürülan (cerahatli) materyal içerdiği ve pürülan örneklerden 9'unun (%62) siyah- pigmente bakterilerin çoğalması açısından pozitif olduğu bulgulanmıştır. Aynı çalışmada, siyah-pigmente bakterilerin çoğalması açısından pozitif olan 22 kanalın 16'sında (%73) ya kök kanalında cerahat veya fıstül yolundan drenaj (süpüratif apikal periodontitis) olduğu bulunmuştur. Tesadüfen Sundqvist ve arkadaşları da, siyah- pigmente bakteri içeren 22 kök kanalının 16'sında apse ve pürülan drenaj olduğunu bulmuşlardır. Eskiden Bacteroides cinsi içinde yer alan oral siyah-pigmente bakteriler, Porphyromonas veya Prevotella cinsi 22 içinde yer alacak şekilde yeniden sınıflandırılmıştır. Porphyromonas; P asaccharolytica, P gingivalis ve P endo-dontalis gibi daha önceleri asakkarolitik siyah-pigmente Bacterioides olarak tanınan türleri içermektedir. Prevotella cinsinde bulunan sakkarolitik siyah-pigmente bakteriler; P nigrescens, P intermedia, P melaninogenica, P denti-cola, P loescheii, P corporis ve P tannerae'dir. Gharbia ve arkadaşları ile Bae ve arkadaşları, enfekte kök kanallarından en sık olarak izole edilen siyah-pigmente bakterilerin, P nigrescens olduğunu göstermişlerdir. Yukarıda bahsedilen mikroorganizmalar endodontik kaynaklı enfeksiyonlarda bulunmalarına rağmen, tek bir mikrobun veya bir mikrop grubunun diğerlerinden daha patojenik olduğu kanıtlanmamışta Klinik bakış açısına göre, endodontik kaynaklı tüm enfeksiyonların polimikrobiyal olduklarının düşünülmesi ve buna uygun olarak tedavi edilmeleri en doğru yoldur. Endodontik enfeksiyonlardan sık olarak izole edilen mikroorganizma cinsleri Anaerobik cinsler: Prevotella, Porphyromonas, Peptostreptococcus, Eubacterium, Fusobacterium, Actinomyces, Veillonella, Propionibacterium, Lactobacillus (anaerobik) Fakültatif anaerobik cinsler: Streptococcus (Enterococcus), Lactobacillus (aerobik), Staphylococcus TABLO 5 23 8.3. Periapikal Patoloji Diş pulpası nekrotik hale geldiği takdirde, kök kanal sisteminin mikrobiyal enfeksiyonu; lokalize bir periapikal enflamatuvar lezyona, bir apseye veya difüz bir sellülite yol açabilir. Mikroorganizmaların kök kanal sistemi içinde artmaları ve sonuç olarak periapikal dokunun, mikroorganizmaların yan ürünleri tarafından iritasyonu, sürekli olarak veya iritasyon kaynağı kaldırılana kadar devam eder. Bakteriler bazen konakçı savunmalarını yener ve periapikal dokuları istila eder. Bu gerçekleştiğinde, endodontik kaynaklı apselerden aspire edilen sıvılardan, enfekte kök kanal sistemlerinde bulunan mikroorganizmaların kültürü yapılabilir. Bakteriler, direkt invazyon yokken bile; apikal ve lateral kanallar yoluyla periapikal dokulara difüze olan ve böylece hem spesifik hem de nonspesifik enflamatuvar reaksiyonlara sebep olan yan ürünler ortaya çıkarır. Enflamatuvar cevap, hem koruyucu hem de immünopatojenik etkilere sebep olabilir. İritanlara karşı gelişen periapikal enflamatuvar reaksiyon, çevredeki dokular üzerinde yıkıcı etki yapabilir ve istenmeyen bulgu ve semptomlara yol açabilir. Mevcut mikroorganizmaların hastalık yapma yeteneğine ve konakçının direncine bağlı olarak ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. 8.4. Endodontik Ağrı ve Enfeksiyonun Tedavisi Endodontik ağrı ve enfeksiyon tedavisinin birinci basamağı etkeni ortaya çıkarmak; ikinci basamağı ise etkeni ortadan kaldırmaktır. Tedavideki üçüncü basamak ise hastalığın yarattığı etkileri yani ağrı, şişlik ve fonksiyon kaybını kontrol altına almaktır. Bu uzaklaştırılması, basamaklar kök ise kanalının sırasıyla; doğru tanı, etiyolojik temizliği, dezenfeksiyonu, faktörlerin kontaminasyondan korunmanın sağlanması amacıyla lastik örtü ile örtülenmesi, dişin okluzyondan 24 düşürülmesi, drenajın sağlanması ve gereken durumlarda periapikal enflamasyonu kontrol altına almak için sistemik antienflamatuvar kullanımı gibi işlemleri kapsar. Cerahat mevcut olduğunda ise yalnızca drenaj yeterlidir. Drenaj, kök kanalı yoluyla (ilk seçenek) ve/veya yumuşak dokunun ensizyonu yoluyla yapılır. Endodontik tedavide sadece semptomları tedavi edip, etkeni uzaklaştırmamak, yani lokal dental müdahale yapılmadan, sistemik antibiyotik ve analjezik vermek son derece yetersiz bir uğraştır. Çalışmalar, lokalize ağrısı ve şişliği olan hastalara yapılan lokal endodontik tedavilerin başarılı olduğunu ve bu tedavilere ek olarak sistemik penisilin kullanımının ek bir yararı olmadığını ortaya koymuştur. Dental enfeksiyonların çoğu ağrı, şişlik, fonksiyon kaybı ve trismus gibi lokal problemlere neden olabilirler. Dental enfeksiyon kaynaklı problemler nadir de olsa hayati tehlikesi olabilecek komplikasyonlara neden olabilmektedir. Dental literatürde bildirilen komplikasyonlar arasında: Bakteriyel endokardit, kavernöz sinüs trombozu, orbital selülit, Ludwig anjini, beyin apsesi, mediastinitris, ve osteomyelit vardır. Bu komplikasyonların gelişmesi durumunda hastalara acil müdahale gereklidir, ayrıca intravenöz antibiyotik ve lokal diş tedavisi yapılmalıdır. Bu tür komplikasyonlara özellikle immün sistemi baskılanmış, yaşlı, uyuşturucu veya aşırı alkol alışkanlığı veya beslenme bozukluğu olan hastalarda daha çok rastlanır. Bu tür faktörlerin üstünde önemle durulması gereklidir. 8.5. Endodontik Enfeksiyonlarda Antibiyotik Tedavisi Endodontik enfeksiyonların tedavisi için antibiyotiklere ihtiyaç gösteren hastalar Antibiyotikler (antimikrobiyaller), konakçıyı istila eden mikroorganizmaların 25 eliminasyonunda, konakçı savunmalarını destekleyen yardımcı kemoterapi olarak düşünülmektedir. İmmünolojik savunma mekanizmaları zayıflamış hastalarda ve hayatı tehdit eden enfeksiyonların olduğu hastalarda bakteriyostatik ajanlardan ziyade bakterisidal olanlar tavsiye edilmektedir. Geniş spektrumlu veya genişletilmiş spektrumlu antibiyotikler, normal bağırsak mikroflorasında daha çok yan etkiyle sonuçlanan daha fazla değişiklik oluşturdukları için, mümkün olduğu kadar dar spektrumlu antimikrobiyaller verilmelidir. Aynca, genişletilmiş veya geniş spektrumlu bir antibiyotik, dirençli organizmaları etkiler. Endodontik enfeksiyonlarda faydalı olan dar spektrumlu antibiyotikler; penisilin VK'yi (penisilin V'nin potasyum tuzu), metronidazolü, klindamisini ve eritromisin analoglannı (klaritromisin, azitromisin) içermektedir. Duyarlılık testleri yapılmaksızın uygun antimikrobiyalin seçimi, endodontik enfeksiyonlarda sık olarak bulunan organizmalar hakkındaki bilgilere dayanarak yapılır. Sistemik tutulum olduğunda veya enfeksiyonun komşu fasiyal boşluklara yayıldığı durumlarda antibiyotik tedavisi endikedir. Sistemik tutulumu veya ilerleyen bir enfeksiyonu gösteren bulgu ve semptomlar; 100 T'nin (37,7 °C) üzerinde ateş, kırıklık, sellülit, açıklanamayan trismus ve yumuşak damağı, ağız tabanını veya başka bir anatomik bölgeyi etkileyen basit bir mukoza büyümesinden daha ciddi bir şişliktir. Hastalar, antibiyotiğin difüzyonunu sınırlayan engelleri telafi etmek için, minimum inhibitör konsantrasyonu (MİK) 2-8 kat kadar aşan bir antibiyotik dozu almalıdırlar. Bu gibi bariyerler, antimikrobiyal tedavinin, drenaj için yapılan bir insizyon ile birlikte uygulanmasıyla da aşılabilir. Antibiyotikler, ödematöz sıvının ve anatomik bir boşlukta toplanan pürülan eksudanın her tarafına, difüzyon yoluyla taşınır. Drenaj için insizyon yapılması; bakterileri, bakteriyel yan ürünleri, parçalanmış enflamatuvar hücreleri, enzimleri (yayılan faktörler) ve diğer enflamatuvar 26 mediyatörleri içeren pürülan materyali ortadan kaldırır, böylece bölgenin kan dolaşımını düzeltir ve bölgeye ulaşan antibiyotiğin minimum inhibitör konsantrasyonda olma ihtimalini artırır. Endodontik kaynaklı enfeksiyonlar polimikrobiyal olduklarından, tek bir antibiyotiğin, bir enfeksiyondaki mikroorganizmaların tüm suşlarına karşı etkili olma ihtimali yoktur. Bununla beraber, antibiyotik, suşların bazılarına karşı etkili ise, mikrobiyal ekosistemi bozar. Uygun dozajda sistemik uygulama çoğunlukla 5-7 gün yapılır. Enfeksiyonun klinik bulgu ve semptomları, teşhis konması ve tedavinin başlamasından sonraki 2-4 gün içinde önemli ölçüde azalmalıdır. Hastalar, enfeksiyonun klinik bulgu ve semptomları azaldıktan sonra 2-3 gün daha antibiyotik almaya devam etmelidir. Enfeksiyon kontrol altına alınana kadar hastalar dikkatle izlenmelidir. Hastanın sağlığı ile ilgili herhangi bir sorun varsa (ör; medikal sorunları olabilir) veya hastanın durumu bozuluyorsa konsültasyon yapılması önerilmekte olup, bir uzmana gönderilmesi düşünülmelidir. Klinisyenler, verdikleri antibiyotiklerin özelliklerini çok iyi bilmelidir.Kontrendikasyonlar, sistemik hastalığı olanlarda doz ayarlaması ve ajanların diğer ilaçlarla etkileşimleri bilinmelidir. Akılcı antibiyotik kullanımı, üç temel dayanmaktadır: - Tanımlanmış endikasyon - Uygun antibiyotik seçimi - İlaçla ilgili yan etki olasılıkları Antibiyotiklere ihtiyaç göstermeyen hastalar Hastanın değerlendirilmesi ve enfeksiyon kaynağının doğru teşhis edilmesi son derece önemlidir. Konakçı savunmalarının; tedaviyi olumsuz yönde etkileyebilecek hastalık durumları veya hastanın kullanmakta 27 olduğu ilaçlar dikkate alınarak değerlendirilmesi de önemlidir. Şu tip hastalar antibiyotik kullanımı gerektirmezler: • Sistemik bulgu veya semptomları olmayan endodontik kaynaklı lokalize, flüktüan, intraoral bir şişliği olan sağlıklı hastalar. • Semptomatik pulpitisi veya semptomatik apikal periodontitisi olan veya drenaj sağlayan bir fistül yolu bulunan sağlıklı hastalar. Böyle vakalarda uygulanan tedavi, enfeksiyonun rezervuarı olan kök kanal sisteminin debridman ile birlikte hem yumuşak hem de sert dokuların drenajıdır. Antibiyotikler, kök kanal debridmanı ve yumuşak ve sert doku drenajı yerine kullanılmamalıdır. 1) Komplike Olmayan Endodontik Lezyon • Konak direnci bozuk değildir. • Kanal yoluyla drenaj sağlanıp ağrı ortadan kalkar • Ağrı yoktur • Antibiyotik endike değildir 2) Kemikle Çevrili Endodontik Lezyon • Yumuşak dokuda şişlik yoktur • Şiddetli ağrı vardır • Kök kanal yoluyla drenaj yoktur • Basıncı kaldırmak ve iyileşmeyi hızlandırmak için kemik trepanasyonu •Antibiyotikler endike değildir 3) Endodontik lezyon/yumuşak dokuda şişlik 28 • Yetersiz konakçı cevabı veya ateş, kırıklık, selülit, trismus, lenfodenopati gibi sistemik tutulumun olduğunu veya enfeksiyonun yayıldığını gösteren bulgular • Kök kanal sisteminin debridmanı ve drenajı için insizyon • Sistemik antibiyotikler endikedir 4) Endodontik kaynaklı yumuşak doku şişliği • İyi sınırlanmış şişlik • Ateş, kırıklık veya sellülit gibi sistemik bulgular yoktur • Kök kanal sistemini debridmanı • Drenaj için yumuşak doku insizyonu • Antibiyotikler endike değildir Destekleyici antibiyotiklerin (antimikrobiyal tedavinin) Endikasyonları • Sistemik tutulum • Progresif enfeksiyon Bulgu ve semptomlar • 100 F'de (37,7°) yüksek ateş • Kırıklık • Lenfadenopati • Trismus • Artmış şişlik 29 • Sellülit • Osteomyelit 8.5.1. Ampirik antibiyotik seçimi Penisilin VK Genel olarak, endodontik enfeksiyonlarda en sık bulunan bakteriler için en dar spektrumlu antibiyotik kullanılmalıdır. Bu enfeksiyonlarda bulunan bakterilerin çoğu penisiline duyarlı oldukları için ve iyi tolere edildiklerinden dolayı, penisilin, tercih edilen ilk ilaç olmaya devam etmektedir. Bununla beraber, ilaç alerjilerinin en yaygın nedeni penisilin olduğundan, tam bir medikal hikaye alınmalıdır. Penisilin VK, endodontik enfeksiyonlarda bulunan pek çok fakültatif ve anaerob mikroorganizmaya karşı etkilidir. Penisilinin anaerob spektrumu; Fusobacterium, Peptostreptococcus, Actinomyces ve bazı siyah-pigmente bakterileri içermektedir. Plaktam antibiyotikler kullanılırken, enfeksiyonu oluşturan bakterilerin türüne bağlı olarak, ilacın kan seviyesinin sabit durumda olması önemlidir. Sabit bir durum elde etmek için penisilin VK 4-6 saatte bir verilmelidir. MİK seviyesi genellikle bilinmediğinden dolayı, doz yüksek ve doz aralıkları kısa olmalıdır. Bununla beraber, penisilin dozunun, MİK'nin 4-5 katından daha fazla artırılması mutlaka daha fazla bakterinin yok edilmesi ile sonuçlanmaz. Penisilin VK; etkinliği, düşük toksisitesi ve düşük maliyeti sebebiyle, ilk sırada tercih edilen antibiyotik olmaya devam etmektedir. Endodontik enfeksiyonlarda, oral yolla 1000 mg'lık bir yükleme dozu verilmeli ve bunu takiben 5-7 gün boyunca 4-6 saatte bir 500 mg verilerek devam edilmelidir. Bu uygulamayla aynı zamanda yapılan kök kanal sisteminin debridmanı ve cerahatin drenajı ile 48-72 saat içinde enfeksiyonda önemli bir iyileşme görülür. 30 8.5.1.1. Penisilin Ağız yoluyla verilen penisilin V, hafif ve orta derecede odontojenik enfeksiyonların çoğu için ilk sırada tercih edilen ilaçtır. Streptokokları ve oral anaerobik bakterilerin çoğunu öldüren bakterisidal bir ilaç olup, toksisitesi düşüktür ve hastaların çoğu tarafından iyi tolore edilir. Hastaların yaklaşık olarak %3'ünün penisiline karşı alerjisi olmasına rağmen, bu ilaç oral yolla uygulandığında ciddi alerjik reaksiyonlar nispeten azdır. Penisilin aynı zamanda, alerjisi olmayan hastalarda subakut bakteriyel endokarditin profilaksisi için de seçilecek ilk ilaçtır. Prevotella türlerinin takriben %50'si penisiline dirençlidir. 8.5.1.2. Genişletilmiş spektrumlu penisilinler Penisilin molekülünün temel yapısında yapılan biyokimyasal değişiklik, çeşitli penisilin benzeri antibiyotikleri ortaya çıkarmıştır. Bu antibiyotiklerin antibakteriyel aktivite spektrumu genişletilmiş olup, enfeksiyonlara karşı daha etkilidirler. Penisilin V'ye göre daha geniş spektrumlu olan ampisilin ve amoksisilin, sık olarak tavsiye edilen iki antibiyotiktir. Bununla beraber, bunların, streptokoklara ve oral anaeroblara karşı aktiviteleri, penisilin V'den daha azdır. Bunların genişletilmiş spektrumlan, hemen hemen sadece Haemophilus influenzae, Escherichia coli, Salmonella, Shigella ve Proteus organizmaları gibi aerobik gram-negatif basiller üzerinde etkili olduğundan dolayı, odontojenik enfeksiyonların tedavisinde nadiren endikedir. Bir enfeksiyondan elde edilen kültür ve duyarlılık testi sonuçlan, sebep olan organizmanın H influenzae olduğunu gösterirse, bunun tedavisinde amoksisilin düşünülmelidir. Amoksisilin; mükemmel absorpsiyonu, vücuttan yavaş atılımı ve uzun süreli yüksek plazma seviyesi nedeniyle bakteriyel endokardit profilaksisinde önerilmektedir. 31 8.5.1.3. Amoksisilin Amoksisilin, penisilinden daha hızlı şekilde absorbe edilir ve yarı ömrü daha uzundur, bu da daha yüksek ve daha dayanıklı (uzun süre kalan) serum seviyeleri sağlar. Amoksisilin daha şiddetli enfeksiyonlarda, özellikle de hastanın immünolojik savunma mekanizmaları yetersiz ise tercih edilebilir. Bununla beraber, amoksisilinin, endodontik enfeksiyonlarda pek bulunmayan enteıik bakterilere karşı, bakterileıin ilave dirençli suşlarını da etkileyecek şekilde genişletilmiş bir spektrumu vardır. Klavulanat potasyumla kombine edilmiş amoksisilin (Augmentin, SK Beecham, Philadelphia, PA), endodontik enfeksiyonlar için önerilmemektedir. Çünkü duyarlılık testlerinde bunun, tek başına kullanılan amoksisilinden daha etkili olmadığı gösterilmiştir. 8.5.1.4. Sefalosporinler Sefalosporinler genellikle endodontik enfeksiyonların tedavisi için endike değildir. İkinci jenerasyon sefalosporin olan sefuroksim (Ceftin, GlaxoWellcome, Research Triangle Park, NC), endodontik enfeksiyonlarda çoğu kez bulunan anaeroblara karşı etkili bir spektrum içeren tek sefalosporindir. Bununla beraber, yüksek maliyeti ve penisilinlerle çapraz alerji oluşturma potansiyeli nedeniyle önerilmemektedir. Sefalosporin grubu, moleküler yapısı penisilininkine benzeyen bir antibiyotik familyasıdır. Sefalosporinler penisilin gibi bakterisidaldir ve toksisiteleri düşüktür, fakat antibiyotik spektrumlan genellikle penisilininkinden daha geniştir ve biraz daha pahalıdır. Birçok sefalosporin mevcut olmakla birlikte sadece birkaçı ağız yoluyla verilebilir. Dişhekimliğinde en popüler olan iki tanesi sefaleksin ve sefadroksil olup, 32 bunlar; streptokoklara, stafilokoklara, oral anaeroblara ve E coli, Proteus ve Klebsiella türleri gibi bazı aerobik gram-negatif basillere karşı etkilidir. Sefalosporinler, penisiline karşı alerjik olan hastaların %5 -15'inde alerjik reaksiyonlar oluşturur. Genel olarak, bu ajanlarm hiçbiri penisiline karşı anaflaktik alerjik reaksiyon hikayesi olan hastalarda kullanılmamalıdır. Buna rağmen sefalosporinler, konakçı savunma mekanizmaları yetersiz olan ve bakterisidal bir antibiyotik kullanımı gerektiren penisiline alerjik hastalarda faydalı olabilir. İlk doz verildikten sonra hasta akut alerjik reaksiyonlara tedavisi konusunda tecrübeli olan bir uzman ve/veya pratisyen tarafından muayenehanede dikkatle izlenmelidir. 8.5.1.5. Metronidazol Metronidazol, tüm zorunlu anaerobik bakterilere karşı bakterisidaldir, fakat streptokoklar gibi fakültatif anaerobik bakterilere karşı etkili değildir. Dolayısıyla, metronidazol, primer olarak zorunlu anaerobik bakteriler tarafından oluşturulan kronik enfeksiyonların tedavisinde etkili bir antibiyotiktir, fakat enfeksiyonun sellülit aşamasında endikasyonu azdır veya hiç yoktur. Metronidazol, penisilinle birlikte verildiğinde çok etkilidir ve bu ikili zorunlu anaerobların hakim olduğu karma enfeksiyonlarda sık kullanılmaktadır. 8.5.1.6. Penisilin-metronidazol kombinasyonu Hastanın klinik bulgu ve semptomları, penisilin tedavisine başlanmasından 48-72 saat sonra önemli bir düzelme göstermezse, devam edilen penisilin dozuna ek olarak metronidazol verilmesi düşünülmelidir. Enfeksiyonun kontrol altına alınma şeklinin 33 uygun olduğunu teyit etmek için, teşhis ve tedavinin yeniden gözden geçirilmesi son derece önemlidir. Metronidazol, sentetik bir bakterisidal antimikrobiyal ajan olup, Porphyromonas, Prevotella, Fusobacterium, Eubacterium, Peptostreptococcus ve Veillonella gibi birçok anaerob organizmaya karşı fevkalâde etkilidir. Bununla beraber, metronidazol, penisilinden farklı olarak aeroblara ve fakültatif anaeroblara karşı etki göstermez, bu sebeple hastanın penisilin almaya devam etmesi çok önemlidir. Yiyecekler maksimum serum seviyesini geciktirdiği halde, metronidazol hızla absorbe edilir. Hafif yan etkileri; gastrointestinal rahatsızlıklar, metalik tat ve idrar renginin zararsız şekilde koyulaşmasıdu-. Hastalar, alkol aldıkları takdirde "antabuse" reaksiyon (mide bulantısı, kusma, şiddetli karın ağnsı) olabileceği konusunda uyarılmalıdır. Metronidazoliin standart oral dozajı, 1000 mg'lık yükleme dozu ve bunu takiben 57 gün boyunca 6 saatte bir 500 mg'dır. Hastalar tedaviye cevap vermediği takdirde bir endodontist veya oral cerrahla konsültasyon yapılması önerilmektedir. 8.5.1.7. Klindamisin Klindamisin öncelikle gram-pozitif fakültatif mikroorganizmalara karşı etkili olmakla birlikte, siyah-pigmente bakteriler, Fusobacterium türleri, Peptostreptococcus türleri, Actinomyces türleri ve endodontik enfeksiyonlarda bulunan diğer türler gibi anaerobik mikroorganizmalara karşı da etkilidir. Penisilinin ve klindamisinin, odontojenik enfeksiyonların tedavisinde benzer şekilde pozitif sonuçlar ortaya çıkardıkları da gösterilmiştir. Klindamisin vücut dokularının büyük kısmına iyi dağılır ve kemikte, plazmadakine yakın bir konsantrasyona ulaşır. Ciddi endodontik enfeksiyonlar için oral yetişkin dozajı, 600 mg'lık yükleme dozu ve bunu takiben 5-7 gün boyunca 6 saatte bir 300 mg'dır. Mide rahatsızlığından korunmak için antibiyotikle birlikte gıda alınabilir. 34 Klindamisin tedavisiyle birlikte psödomembranöz kolit ortaya çıkmaktadır; bununla beraber antibiyotiğe bağlı kolit/ psödomembranöz kolit, ampisilin ve sefalosporinlerle tedavi edilen hastalarda daha sık görülmekte olup, dental tedavide nadiren ortaya çıkmaktadır. Hastalar tedaviye cevap vermediği takdirde bir endodontist veya oral cerrahla konsültasyon yapılması önerilmektedir. 8.5.1.8. Makrolidler Eritromisin, penisiline alerjisi olan hastalar için geleneksel olarak tercih edilen ilk antibiyotik olmaya devam eden bir makroliddir. Eritromisinin, gram-pozitif mikroorganizmalar için penisiline benzer bir etki spektrumu olmakla birlikte, dental enfeksiyonlarda sık olarak bulunan anaeroblara karşı etkili değildir. Bu zayıf etki spektrumu sebebiyle ve önemli gastrointestinal rahatsızlıklar gibi yan etkilerinden dolayı, eritromisin, endodontik enfeksiyonların tedavisi için artık tavsiye edilmemektedir. Daha yeni makrolidler olan klaritromisin ve azitromisin, endodontik enfeksiyonda bulunan bazı anaeroblara karşı etki göstermekte ve yararlı farmakokinetik özellikler sunmaktadır. Yiyecekler klaritromisinin biyoyararlanımını geciktirir ama azaltmaz; bununla birlikte, yiyecekler ve ağır metaller azitromisinin absorpsiyonunu inhibe edebilir. Bu antibiyotiklerin fazla klinik kullanımları olmayıp, penisilin alerjisi ve nispeten hafif enfeksiyonları olan hastalar için ihtiyaten bulundurulmalıdır. 8.5.1.9. Eritromisin Eritromisin; streptokoklara, stafilokoklara ve bazı oral anaeroblara karşı etkili olan bakteriyostatik bir antibiyotiktir. Odontojenik enfeksiyonlara nadiren neden olan 35 diğer bazı organizmalara karşı da etkilidir. Eritromisin, esas olarak oral yolla kullanıldığında faydalıdır ve günde 2g'dan daha düşük dozlarda alındığında toksisitesi nispeten düşüktür. Bu düşük doz gerekliliği, daha ciddi enfeksiyonlann tedavisinde yararlılığını sınırlar ve orta seviyede bakteriyel direnç potansiyeli oluşturur. Eritromisinin primer endikasyonu, penisiline karşı alerjisi olan sağlıklı hastalarda hafif odontojenik enfeksiyonlann tedavisi içindir. 8.5.1.10.Klaritromisin Klaritromisin; Streptococcus'a, Staphylococcus'a, zorunlu anaeroblara ve birçok sinüs ve akciğer patojenine karşı etkili olan bakteriyostatik bir antibiyotiktir. Genellikle ağız yoluyla verilmekte olup, toksisite ve yan etki insidansı nispeten düşüktür. Eritromisin gibi makrolid bir antibiyotiktir fakat yan etkileri daha az olup, bulantı insidansı dikkate değer şekilde daha düşüktür. Klaritromisin eritromisinden daha pahalı olmakla beraber, günde dört kez yerine günde iki kez şeklinde bir dozaj programı ile verilir ve bu da hastaların tedavi programına uymasını kolaylaştırır. Klaritromisinin primer endikasyonu, penisiline alerjisi olan immün cevabı azalmış hastalarda hafif odontojenik enfeksiyonların tedavisi içindir. Günümüzde klaritromisin, rutin odontojenik enfeksiyonlar için ikinci antibiyotik seçimi olarak (penisiline alerjisi olan hastalarda) eritromisinden daha faydalı bulunmaktadır. 8.5.1.11.Tetrasiklin Tetrasiklinleri kapsayan antibiyotik familyası, 1950'lerin ortalarından beri kullanılmaktadır. Orijinal spektrumunda streptokoklar, stafilokoklar, oral anaeroblar ve 36 çeşitli gram-negatif aerobik basiller bulunmaktadır. Bununla beraber, çok sık kullanılan bir bakteriyostatik ilaç olduğundan dolayı, günümüzde tetrasikline karşı yüksek derecede bakteriyel direnç gelişmiştir. İlacın toksisitesi nispeten hafif olup, fiyatı ucuzdur. Maksillofasiyal bölgede asıl endikasyonu, penisilinlere ve sefalosporinlere karşı ciddi alerjisi olan ve eritromisin benzeri ilaçlan tolere edemeyen hastalardaki hafif odontojenik enfeksiyonların tedavisi içindir. 8.5.1.12.Fluorokinolonlar Fluorokinolonlar, odontojenik enfeksiyonlarda nadiren uygulanan, nispeten yeni bir antibiyotik grubudur. Bu bakterisidal antibiyotiklerin antibakteriyel spektrumu geniş olup, hem oral hem de parenteral olarak uygulanabilir. Fluorokinolonların ilk jenerasyonu, siprofloksasin gibi ilaçlan içermektedir. Bunlar klinik olarak faydalı olmakla beraber, streptokoklara ve anaeroblara karşı aktiviteleri zayıf olduğu için odontojenik enfeksiyonlarda fazla kullanışlı değildir. Fluorokinolonlarm üçüncü kuşağı, streptokoklara ve anaeroblara karşı etkilidir ve dolayısıyla odontojenik enfeksiyonlarda yararlı olabilir. Trovafloksasin mesilat gibi fluorokinolonlar günde bir kez verilir ve bu, hastanın ilacı kullanım talimatına uygun olarak aksatmadan almasını kolaylaştırır. Trovafloksasin mesilat oral yolla verildiğinde iyi absorbe edilir ve toksisitesi azdır. Başlıca endikasyonu kronik anaerobik enfeksiyonların tedavisidir. Trovafloksasin mesilat gibi ilaçlar, penisiline karşı ciddi alerji hikayesi olan ve dolayısıyla B-laktam antibiyotikleri alamayan ve bakterisidal bir antibiyotiğe ihtiyaç gösteren immünolojik savunma mekanizmaları yetersiz hastalar için de endikedir. 37 Penisilin VK İlk seçilecek ajan penisiline alerjisi olmadığını teyit edin Yükleme dozu: 1000 mg, bunu takiben 5-7 gün boyunca 4-6 saatte 500mg Amoksisilin Medikal rahatsızlığı olan hastalarda penisiline alternatif olarak ve belli bir serum seviyesinin hızla sağlanması gerektiğinde Yükleme dozu: 1000mg, bunu takiben 5-7 gün boyunca 8 saatte bir 500 mg Metranidazol Etkinin artması için penisiline ekleyin Sadece anaeroblar karşı etkilidir Yükleme dozu: 1000 mg, bunu takiben 5-7 gün boyunca 6 saatte bir 500 mg Klindamisin Penisiline alerjik olan,ciddi enfeksiyonu olan hastada kullanın Yükleme dozu: 600 mg, bunu takiben 5-7 gün boyunca 6 saatte bir 300 mg Klaritromisin Penisiline alerjik olan hasta için alternatif antibiyotik Yükleme dozu: 500 mg bunu takiben 5-7 gün boyunca 12 saatte bir 500 mg TABLO 6 Fenoksimetil penisilin (ilk akla gelen) 500 mg 6 sa 1 Benzatin FMP pen-os film tablet 1000000 IU 6 sa 1 FMP potasyum ciliacil film tablet 1200000 IU 8 sa 1 38 8.5.2. Antibiyotik Kullanımının Asemptomatik, Nekroze, Periapikal Lezyonlu Dişlerde Flare-up veya Postoperatif Semptomlara Etkisi Asemptomatik, nekroze ve periapikal lezyonlu dişlerde flare-up veya postoperatif semptomların insidans ve şiddetini önlemek veya azaltmak için antibiyotik profilaksisi aşağıdaki araştırıcıların bir bölümü tarafından etkili bulunurken, çalışmaların bir kısmında da etkili bulunmamıştır. Torabinejad ve ark. (1998) tedavi seansları arsında acil durumları önlemede antibiyotiğin analjeziklere göre daha az etkili olduğunu, Pichenpaugh ve ark.(2001), asemptomatik ve nekroze dişlerde profilaktik amoksisilin kullanımının flare-up insidansını etkilemediği Walton R ve ark. (1993), asemptomatik nekroze ve periapikal lezyonlu dişlerde endodontik tedaviye ek olarak profilaktik penisilin uygulanmasının postoperatif ağrı insidansı ve şiddetini azaltmadığını bildirmişlerdir. Torabinejad ve ark. (1994), kök kanal dolgusundan hemen sonra dokuz farklı kombinasyonda antibiyotik antienflamatuar, antibiyotik + antienflamatuar ve pasebo verilen hastalar arsında ağrı yoğunluğu açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark bulamamışlardır. Nagle ve ark.(2000) antibiyotiği irriversibl pulpitiste kullanmışlar 40 sekonder akut pulpitisli hastada endodontik tedavi yapmadan 500 mg 4*1 plasebo veya penisilin, analjezik vermişler antibiyotik kullanımının sekonder akut pulpitin semptomlarını azaltmadığını görmüşlerdir. Henry ve ark (2001) 41 acil hastaya (periapikal lezyonlu, endodontik tedavi yapılıyor.) 500 mg 4*1 7 gün plasebo veya penisilin vermişler. Antibiyotik kullanımının postoperatif semptomları azaltmadığı kanısına varmışlardır. Fauod ve ark. lokalize akut apikal abseyi geçirmek için 30 abseli hastaya penisilin kullandırmışlar. Endodontik tedavi ve antibiyotik tedavi arasında fark görememişlerdir. 39 Abbott a.ve ark.(1998), Morse D.ve ark (1998), Mata E. Ve ark. (1985), pulpası nekroze asemptomatik dişlerde profilaktik penisilin uygulamasının, flare-up ve flareup'la ilgisi olmayan ağrı ve şişliği önemli ölçüde azalttığı sonucuna varmışlardır. Antibiyotik profilaksisisin, mikroorganizmaların inhibisyon ve yıkımını sağladığı, bu sayede mikroorganizma ve konak savunma hücreleriden ağrıyı başlatan mediyatörlerin salımının azalarak sinir uçlarına yapılan basıncı ve dolayısıyla ağrıyı azalttığı düşünülmektedir. Profilaksi sayesinde yan etki insidansının ve dirençli mikroorganizma gelişiminin azalması, duyarlılık reaksiyonlarının daha az oluşması ve daha az postoperatif semptomlar yaşanması nedeniyle hasta memnuniyetinin daha yüksek olduğunu bildirmişlerdir. Morse D. (1987), nekrotik pulpalı ve periapikal lezyonlu asemptomatik dişlerde, antibiyotik profilaksisinin hastalarda alerji ve rezistans oluşturma riskinin septisemi, ludwing's anjina cavernoz sinus trombosis ve beyin absesi gibi ciddi risklerden çok daha az olduğunu bildirmiştir. 8.6. Dişhekimliğinde Profilaktik Antibiyotik Kullanımı Her klinik durum için antibiyotik profilaksisi ile ilgili tavsiyelerde bulunmak mümkün değildir. Pratisyen dişhekimleri, antibiyotik profilaksisi ile ilgili şüpheler ortaya çıkarsa, dental işlemler yapmadan önce hastanın hekim(ler)ine danışmandır. Olağan dışı her klinik durum değerlendirilmeli ve derhal düzeltilmelidir. Antibiyotik profilaksisi; bilinen bir enfeksiyonu olmayan hastalara, mikrobiyal kolonizasyonu engellemek ve postoperatif komplikasyon potansiyelini azaltmak amacıyla antibiyotik uygulanmasıdır. Antibiyotik profilaksisi uygulandığında antibiyotiğin aşağıda belirtilen 3 bölgede mikroorganizmalara karşı etki gösterdiği varsayılmaktadır. 40 • Sistemik kan akımı (endodontik enstrumantasyondan kaynaklanan geçici bakteriyemi nedeniyle) • Periapikal granulomatöz dokuda (enstrümantasyon sonrası) •Kök kanalı içine invaze olan granülomatöz dokuda (endodontik enstrumantasyon öncesi) 8.6.1. Bakteriyeminin dental sebepleri Diş eti kanaması ile sonuçlananan her işlemin önemli miktarda bakteriyemiye yol açabileceği çok iyi bilinmektedir. Literatürde; rutin muayene işlemleri, periodontal sondlama, profilaktik işlemler, diş fırçalama, diş ipi kullanma ve basınçlı irigasyon aletlerinin kullanımı sonrasında görülen bakteriyemi vakaları bildirilmiştir. Hem işlemin derecesi hem de ağız sağlığının durumu bakteriyemi miktarını etkiler. Gingival enflamasyonu ve periodontal problemi olan hastalarda, temiz ve sağlıklı ağzı olan hastalara göre, hem spektrum hem de açığa çıkan bakteri miktarı bakımından, anlamlı derecede daha fazla oranda bakteriyemi gelişir. 8.6.2. Kolonizasyon Sağlıklı hastada bakteriyeminin klinik önemi azdır. Bununla beraber, bakteriyemiyi takiben lokal bakteri kolonizasyonuna eğilimli hastada, hayatı tehdit edici bir durum gelişebilir. 8.6.3. Antibiyotik profilaksisin prensipleri 41 Antibiyotik profilaksisi, mikrobiyal kolonizasyonu önlemek ve postoparatif komplikayon potansiyelini azaltmak amacıyla hastaların antibiyotikle kontrolüdur. Antibiyotik profilaksisi üç sonuca varmak için görevlendirilir: 1) Cerrahi enfeksiyonlardan veya onların postoperatif sonuçlarından korunamak 2) Metastatik bakteriyemiyi önlemek (vücutta mikroorganizmaların bir bölgede diğerine hareket etmesi) 3) Hasta için gerekli her şey yapılmadı olası suçlamasını önlemek Profilaksiden sağlanan yararlar; alerji, toksisite, süperenfeksiyon ve ilaca dirençli mikrobiyal suşların gelişmesi risklerinden daha ağır gelmelidir. Yükleme antibiyotik dozu kullanılmalıdır. Antibiyotik, enfeksiyona sebep olması en muhtemel olan organizmalara dayanarak seçilmelidir. Mikroorganizmalar yayılmadan önce, antibiyotik kanda ve hedef dokularda mevcut olmalıdır. Operasyon bölgesinden kontaminasyon devam ettiği sürece antibiyotik profilaksisi sürdürülmelidir. 8.6.4. Bakteriyemi sonucunda oluşacak enfeksiyon yönünden risk altında olan hastalar Çok yüksek risk grubu - Geçirilmiş bakteriyel endokardit - Kalp kapak protezi - Kalbin sol tarafına kateter uygulanan hastalar Yüksek risk grubu 42 - Romatizmal kalp hasarı - Diğer kazanılmış kalp kapak hasarı - Konjenital kalp hasarı Orta risk grubu - Triküspit kapak hasarı - Asimetrik septal hipertrofi Diğer olası risk grupları - Ortopedik prostetik cihazlar - İmmünosüpresyon - Hemodiyaliz 43 8.6.5. Profilaktik amaçla kullanılan antibiyotikler Konum Ajan Erişkin Çocuk Alım Zamanı Standart Genel Profilaksi Amoksilin 2 gr oral 50 mg/kg oral İşlemde 1 saat önce Oral Yol Ampisilin Kullanılamıyorsa 2 gr IM/IV 50 IM/IV Penisilin allerjisi Klindamisin varsa 600 mg oral 20 mg/kg oral İşlemden 1 saat önce Sefaleksin 2 gr oral 50 mg/kg oral İşlemden 1 saat önce Azitromisin veya Klaritromisin 500 mg oral 15 mg/kg oral İşlemden 1 saat önce Klindamisin 600 mg IV 20 mg/kg IV İşlemden 30 dk önce Sefazolin 1 gr IM/IV 25 mg/kg M/IV İşlemden 30 dk önce Penisilin alerjisi ve oral yol kullanamıyorsa mg/kg İşlemden önceki 30 dakika içinde IM-Intramuskuler, IV-Intravenoz Total çocuk dozu, çocuğun ağırlığı üzerinden ayarlanır ve erişkin dozunu aşmamalıdır. Sefalosporinler acil tip hipersensitive reaksiyonu kullanılmamalıdır.(ürtiker, ajioödem veya penisilin anaflaksisi) TABLO 7 44 olan bireylerde 8.7. Antibiyotiklerin Hatalı Kullanımı ve Direnç Gelişiminde Dişhekiminin Rolü Antibiyotikler tek bir bakteriyel patojeni yok etmekte başarılı değildir ve etkileri gittikçe azalıyor gibi görünmektedir. Harrison ve Svec neden bakteriler kazanmaktadır sorusuna şu yanıtları vermişlerdir: 1. Mikroorganizmalar antibiyotiklere direnç geliştirme konusunda, ileri düzeyde genetik değişkenlik yeteneğine sahiptir. 2. "Mucizevi" antibiyotikler gereksiz ve hatalı kullanılmaktadır. Antibiyotikler tüm dünyada en yaygın kullanılan ilaçlardır, fakat kullanım miktarını belirlemek, çoğu ülkedeki yetersiz düzenlemelerden ve sağlık sektörü dışında da kullanımlarından dolayı çok zordur. Pulpa ve/veya periapikal kaynaklı çoğu odontojenik enfeksiyon basit ve etkin lokal müdahalelerle tedavi edilebilmektedir ve bu olgularda antibiyotik kullanımı son derece gereksizdir. 1996'da Whitten ve ark. Amerika'daki endodontist ve dişhekimleri arasında yaptığı araştırmada endodontik tedavi ve antibiyotik kullanma yaklaşımlarını birçok yönden incelemiş, sonuçta antibiyotiklerin uygunsuz kullanıldığını ortaya koymuştur. Özellikle dikkat çekici olan bulgular arasında antibiyotiklerin, enflamatuvar karakterde olan pulpitis ve apikal periodontitis vakalarında veya hastada sadece ağrı olduğu durumlarda kullanılmış olmasıdır. Bu çalışmadan yola çıkarak hastalık sürecinin hekimler tarafından tam olarak bilinmediği yorumunu yapmak mümkündür. Avustralya'da yapılan bir çalışmada ise dişhekimleri ve tıp doktorlarının eğiliminin genellikle antibiyotikle enfeksiyonu kontrol etmek değil, ağrıyı kontrol etmek olduğu ortaya konulmuştur. Dişhekimlerinin; pulpitis, TME disfonksiyonu, ağız içi ülserleri, alerji kaynaklı maksiller sinüzit gibi durumlarda da antibiyotik kullandıkları bildirilmiştir. Diğer bir çalışmada ise, hastaların pulpitis 45 gibi her diş ağrısını apse olarak nitelendirdiği ve antibiyotik kullanmaya eğilimli oldukları bulunmuştur. Antimikrobiyal direnç, dişhekimlerinin de üyesi olduğu tüm dünya toplumunu tehdit eden bir sorundur. Direnç gelişiminde dişhekimlerinin etkinliği de sorgulanmaktadır. Yapılan çalışmalar, dişhekimlerinin de antibiyotikleri, lokal veya sistemik olarak, yalnızca gerekli olduğu durumlarda kullanmaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Antibiyotikler de dahil olmak üzere herhangi bir ilacın kullanımına karar vermeden önce sağlayacağı yararlar ve bunun karşısında yaratacağı zararlar düşünülmelidir. Dişhekimleri antibiyotik kullanımı ve profilaksi sınırları konusunda bilgilerini güncelleştirip, bilinçli davranmalıdır. 46 III. SONUÇ Günümüzdeki bilgilerle kök kanal genişletilmesi, irigasyonu, dezenfeksiyonu ve bunun yanında analjezik kullanımı, ağrılı endodontik enfeksiyonların tedavisinde genel olarak yeterlidir. Odontojenik bir enfeksiyonla karşılaşıldığında, enfeksiyonun lokalize veya yaygın olup olmadığının ayrımı klinisyen için çok önemlidir. Lokalize endodontik enfeksiyonu olan sağlıklı hastalarda antibiyotik kullanılmamalıdır. Sistemik antibiyotik kullanımı sadece yayılmakta olan ve sistemik belirtilerle kendini gösteren, doğal konak savunma sisteminin yetersiz kaldığı enfeksiyonlarda veya hastanın immün sistem yetersizliğinin olduğu durumlarda düşünülmelidir. Bu tür olgularda antibiyotiklerin etkisi ve polimikrobiyal olan endodontik enfeksiyonlar için hangi antibiyotiğin kullanılması gerektiği konusu artık netleşmiştir. 47 IV. KAYNAKLAR 1. ÖZALP A. Esen, Dişhekimliği Kliniğinde Farmakoloji, Taş Matbaası, İstanbul 1985. 2. SUNAN Gültekin, Genel Farmakoloji 1972, s: 127 - 140. 3. KHAN AA, DİONNE RA, COX - 2 İnhibitors for Endodontic Pain, Endodontic Topics 2002, 3, s : 31 - 41. 4. INGLE I. J., Endodontics, USA, 1994, s: 349-369 5. GOODMAN Gilman Alfred, The Pharmacological Basio of Therapeotics, Mac Millan Publishing Company, New York, 1985. 6. NEWMAN M, KORNMAN K, Antibiotic/Antimicrobial Use in Dental Practice Ouintessence Publishing Co. İnc. Chicago, illinois, 1990. 7. Şen BH, Baskı BG, Türk BT. Endodontide antibiyotik kullanımı Ege Üniversitesi, Dişhekimliği Fakültesi, Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı, Endodonti Bilim Dalı, Oral Diagnoz ve Radyoloji Anabilim Dalı, İzmir, s: 5-17 8. Darryl C. Tong, Bruce R:Rothwell. Antbiotic profilaxis in dentistry: a review and practice recommendations JADA , Vol 131 March 2000, s: 366-374. 9. Torabinejad M. Dorn S. Eleazer P.D. et al effectivness of various medications on postoperative pain following root canal obturations J.endodon 1994, s: 20-9. 10. Walton R. Fouad A. Endodontic interappointment flare-ups. A prospective study of incidence and ralated factors J. Endodon 1992, s: 18-4. 11. Pickenpaugh L. Reader A. Beck et al. Effect of prophylactic Amoxilin on endodontic flare-up in asymptomatic necrotic teeth Jendodontics 2001, s: 27-1. 12. Harty FJ. Harty's endodontics in clinical practice Bristol 1997, s:8-14, s: 107-119. 48 V. ÖZGEÇMİŞ 1989 yılında Adıyaman'da doğdum. Eğitim öğretim hayatıma 1996 yılında Adıyaman Emniyet İlköğretim Okulu'nda başladım. 2004 yılında öğrenimime devam ettiği Adıyaman Atatürk Lisesi'nden 2008 yılında mezun oldum. 2009 yılında Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ni kazandım. 49
Benzer belgeler
burun esteti̇ği̇ ameli̇yati öncesi̇nde kullanildiğinda, kanama
B-A-C Tablets, Bayer Aspirin, Bayer Children's
Aspirin Tablets, Bayer Children's Cold Tablets, Bayer
Timed-Release Aspirin Tablets, Bayer Select Pain
Formula, BC Powder/Tablets, Bilberry Tablets,
B...