dergi son - Kemerburgaz Üniversitesi
Transkript
dergi son - Kemerburgaz Üniversitesi
OCAK 2014 SAYI: 02 İçimizden biri: Onu hiç böyle tanımadınız. Röportaj: Yiğit Alıcı Hukuk öğrencilerinden çarpıcı rapor Üniversitelerde af tartışması Altın ayımızı yaşadık Âşık olmadan, aşk acısı çekmeden geçirilen bir üniversite hayatı, yarım yaşanmış bir üniversite hayatıdır! REKTÖRDEN İÇİNDEKİLER Üniversitelerde af tartışması Altın ayımızı yaşadık Bilgi paylaşılınca anlamlı Hukuk öğrencilerinden çarpıcı rapor Öğrenciye Mesaj Var - Yrd. Doç. Dr. Hasan SINAR Röportaj - Yiğit Alıcı Hayallerinize dikkat edin gerçek olabilir! Onu hiç böyle tanımadınız - Serkan Çayıroğlu Sanatçılar hayal etti öğrenciler hayata geçirdi Ayrışıyoruz ama, negatif şekilde... Çağımızın vebası KÜNYE 2 3 4 6 7 9 10 14 19 21 22 Sahibi: İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi adına Rektör Prof. Dr. Yıldırım Üçtuğ Genel Yayın Yönetmeni: Sibel Kahraman Yayın Kurulu: Prof. Dr. Kaan Ökten, Yrd. Doç. Dr. Hasan Sınar, Boğaçhan Çanak Görsel Tasarım ve Grafik: Onur Sertel Katkıda Bulunanlar: Öğrenci Konseyi, Öğrenci Kulüpleri Mahmutbey Dilmenler Caddesi No:26 34217 Bağcılar / İstanbul �stanbul Kemerburgaz Üniversitesi Tel: 0212 604 01 00 www.kemerburgaz.edu.tr 1 af tartışması Üniversitelerde Bugünlerde üniversitelerde eğitim süresinin ne olması gerektiği, bunun üzerine sınırlar konulup konulamayacağı, başarısız öğrenciler için “af ” hakkı tanınıp tanınmayacağı gibi hususlar yeniden tartışılmaya başlandı. Aslında bu tartışmaların kökeninde genelde eğitimin, özelde ise yükseköğretimin ne olması, nasıl olması konusunda bir mutabakat eksikliği göze çarpıyor. Ülkemizde yükseköğretim ne yazık ki geniş bir kesim tarafından seçme sınavıyla girilen, ders sınavlarıyla devam eden ve önünde sonunda mutlaka bir diplomayla tamamlanması gereken bir süreç olarak algılanıyor. Eğitimin sınavlardan oluştuğu yanılgısı giriş sınavlarıyla, bütünlemesınavlarıyla, af Prof. Dr. Yıldırım ÜÇTUĞ sınavlarıyla sürekli Rektör olarak pompalanıyor. Bu yanlış yönlendirme, öğrenci-öğretim üyesi etkileşimi, derse devam, sınıf içi tartışmalar, ödev, küçük sınavlar, ara sınavlar, laboratuar, atölye, stüdyo çalışmaları gibi eğitimin olmazsa olmaz bileşenlerini tümden dışlıyor. Bunların hiçbirine yer vermeksizin final sınavında, olmazsa bütünleme sınavında, olmazsa af sınavında 3-5 satır bilgi kırıntısı yazıp öğretim üyesini bıktıran öğrencinin eline bir gün diploma tutuşturulmasını yükseköğretimin başarı göstergesi olarak bizlere sunuyor. Oysa yükseköğretim geniş zaman süresi içerisinde devamlılığı, derse, tartışmaya, bilgi edinme sürecine katılımı, başarının birden çok unsurun bir araya getirilmesiyle değerlendirilmesini içeren kapsamlı bir süreç. Diğer tüm eğitim basamaklarında olduğu gibi yükseköğretimde de bir bina inşası söz konusu. Nasıl ki bir binanın temelinin bu yıl atılıp, ikinci katının üç sene sonra çıkılması, çatısının 7 sene sonra kapatılması düşünülemez, bu ayak sürümeler binanın sağlamlığına olumsuz etki ederse eğitime verilen aralar da yetişen kişinin arzu edilen seviyeye ulaşmamasına neden olur. Öte yandan sadece sınavla başarı değerlendirilecek olsaydı tarihte üniversite diye bir kavram hiç ortaya çıkmaz, sadece kitaplar ve sınav merkezleri bu iş için yeterli olurdu. Bütünleme sınavı, af sınavı gibi kavramlar yükseköğretim felsefesine hizmet edecek olsalar bu felsefeyi yaratmış, özümsemiş ülkelerde bu sınavlar uygulanıyor olurdu. Fazlasıyla eleştirilmiş olsa da mevcut YÖK yasası Türk yükseköğretiminin Anglosakson modeline geçişini simgeleyen bir çabanın eseridir. Ama ne yazık ki genelinde baktığımızda üniversite sistemimizin bu modeli gerçek anlamda benimseyemediğine tanık oluyoruz. Tartışmalarımızın ve sık sık karar değiştirmelerimizin temelinde de bu yatıyor. 2547 sayılı yasanın belirlediği hedef ortadayken, dünyanın en başarılı yükseköğretim modeli belliyken, Avrupa ülkelerinin de Bologna süreci adı altında aynı sistemi adapte etmek için çaba sarfettikleri bilinirken bizim devamlı yalpalıyor olmamızı yükseköğretimimiz adına bir zaman kaybı, bir enerji kaybı olarak görüyorum. Bu bağlamda, yükseköğretimi yeniden bir bütünlüğe kavuşturacak olan mezuniyet süre sınırlamasının getirilmesini, bütünleme ve af sınavı gibi evrensel yükseköğretim felsefesine aykırı uygulamalardan vazgeçilmesini önemsiyorum. Kontenjan - talep dengesi büyük ölçüde sağlanmışken, sorumluluğunun bilincinde, gerçek anlamda bir yükseköğretim süreci tamamlamış gençlerin yetiştirilmesinin “mağdura hoş görünme” kaygısından çok daha önemli telakki edilmesi gerektiğine inanıyorum. 2 ÖĞRENCİ KONSEYİ Cemre KETENCİOĞLU Öğrenci Konseyi Başkanı Altın ayımızı yaşadık Sevgili Arkadaşlarım, Öğrenci Konseyimiz tarafından altın ay olarak değerlendirdiğimiz bu ayda öğrenci konseyimiz tarafından yürütülen öğrenci sorunları çözme çalışmalarımız bu ayda arka arkaya meyvelerini vermeye başlamıştır. Sizlere bu ay içersinde sonuçlarını aldığımız ve tüm arkadaşlarımızın ortak sorunu olarak gördüğümüz üniversitemize ulaşımı sorunu ile ilgili son gelişmelerden bahsetmek istiyorum. Bildiğiniz üzere üniversitemize akbil makinası geçtiğimiz aylarda üniversitemize gelmiş bulunuyor. -1.Katta bulunan kırtasiyeden tüm arkadaşlarımız İstanbul Kart dolumlarını üniversitemiz içersinden yapabiliyor. Bunların yanında uzun süredir üzerinde çalıştığımız ulaşım konusunda da önemli adımlar atıldı. Ulaşım için kullandığımız otobüs hatları çeşitlendirildi ve sayıları da arttırıldı. Bu çalışmlarımızdan kısaca bahsetmek gerekirse 3 ana noktaya Mecidiyeköy, Yenibosna ve Kazlıçeşme(Marmaray)”ye artık üniversitemizden ulaşımlar kolaylaştı. Mecidiyeköy’den okulumuza gelen 141M otobüsü saat 07:40, Mecidiyeköy-Üniversite Ekspres ve saat 13:40 seferi Üniversite-Mecidiyeköy olarak yeniden düzenlendi.Ayrıca 97İM hattıda üniversitemiz önüne ötelenerek Üniversite-Mecidiyeköy’e saat 17:40 ekspres olarak hizmet veriyor. Okulumuzun ilk kurulduğu yıllarda üniversitemize ulaşım için tahsis edilen 97E hattı da Anadolu yakasından gelen arkadaşlarımızı düşünerek artık Üniversite-Kazlıçeşme(Marmaray) olarak öğrenci konseyimizin girişimleri ile yeniden düzenlendi. Yenibosna-Üniversite arasındaki ulaşımı da kolaylaştırmak amacıyla genel sekreterimizin yardımıyla bir turizm firması ile gerekli toplantıları yaptık. 30 Aralık 2013 tarihinde Üniversite-Yenibosna arasında bir ring servis hizmeti de siz değerli arkadaşlarımızın kullanıma açılacak. Tüm bunların yanında daha 3’ncü yılını yaşayan üniversitemiz aralık ayı içersinde İstanbul’da bulunan 20 Vakıf Üniversitesi Konsey başkanını üniversitemizde ağırladı.Yapılan toplantıda gerek üniversite öğrenci sorunları gerek vakıf üniversitesindeki öğrencilerin ortak sorunları ele alındı. Ayrıca bu sorunları Ankara’da . 3 büyük siyasi parti ile bu paylaşma kararı aldık. Bu doğrultuda 17 Aralık 2013 Salı günü öğrenci konseyi heyetimiz bu raporları iletmek üzere Ankara’da parti genel merkezlerinde ve TBMM’de gerekli temaslarını sağladı.Bu rapoların kısaca özetini vermek isterim: Genel öğrenci sorunları ve özellikle vakıf üniversitelerinde yaşanan yüzde 18 gibi bizce çok yüksek bulunan KDV muafiyeti konusu oluşturuyor. Tüm bu çalışmalarımızın yanında da öğrenci konseyimiz tarafından koordine edilen ve Şişli yerleşkemizde gerçekleşen kulüp fuarları etkinliğimiz de düzenlen3 Meslek Yüksek Okulu’nda bulunan arkadaşlarımızın gerek kulüplere üye olması gerek kulüplerde aktif roller alması da öğrenci konseyimiz aracılığıyla gerçekleşti.Bizlere artık üniversitemiz tarafından yeni tahsis edilen ve A Blok -1. Katta bulunan Konsey odamızdan veya twitter ve facebook adreslerimizden ulaşabilirsiniz. Çalışmalarımız öğrenci arkadaşlarımıza destek amacayla görevde olduğumuz süre zaarfında devam edecektir.Bizlere olan güveninizi boşa çıkartmamak en büyük temennimizdir.Tüm arkadaşlarımıza yaklaşan final haftalarında başarılar dilerim.Final haftalarından sonra çıkacağımız tatil içinde şimdiden tüm arkadaşlarımıza kazasız,sorunsuz ve iyi tatiller geçirmelerini dilerim. EDİTÖRDEN Sibel KAHRAMAN Bilgi paylaşılınca anlamlı Üniversite öğrenimi ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünün oluşmasında, bilginin üretilmesi ve paylaşılmasında önemli bir unsur. Bilgi toplumuna geçiş süreciyle birlikte, kişilerin ekonomik güçleri öğrenim düzeyleriyle ölçülmeye başladı. Tüm bu gelişmeler bilginin üretilmesi ve paylaşılmasından birinci derecede sorumlu olan üniversitelerden beklentileri de artırdı. Toplumun entelektüel kültürünü özümleyen, geliştiren ve yayan bir kurum olan üniversitelerde; artık bilgiyi tek ağızdan, klasik metotlarla vermenin dışına çıkmak büyük önem kazandı. İş ve sanat dünyasında konusunda uzman kişilerin üniversite öğrencileriyle bir araya gelmeleri, sempozyum, seminer ve söyleşilerle bilginin aktarımı klasik öğrenim metotlarına çıkmak isteyen üniversitelerin vazgeçilmezleri arasında yer aldı. Üniversitemiz de bu anlamda farklılığını ortaya koyan sayılı üniversitelerden birisi. Hemen her gün birkaç seminer, panel, söyleşiyle hem akademisyenler hem de öğrenciler için ilgi alanlarına göre farklı dünyaları aralıyor. Bütün ay yapılacak etkinliklerden hangilerine katılacağımı ilgi alanlarıma göre belirledim. Bazen bir günde iki, hatta üç seminer dinlediğim oldu. Bu yıl üniversitemiz yeni bir etkinlikler serisi başlattı. Fark Yaratanlar ismini taşıyan bu etkinlikle Türk kamuoyuna damgasını vuran ve çalışmalarıyla fark yaratan kişiler üniversitemize gelerek gençlerimizle söyleşi yapıyor. Amacımız, Türkiye için fark yaratanların üniversitemiz gençlerine de dokunmaları; böylece gençlerimizin rol model olarak aldıkları isimlerle bir araya gelmelerine, vizyonlarını genişletmelerine ve hedeflerini belirleyerek sağlam adımlarla hayata atılmalarına katkıda bulunmak. Yaşamı başarı öyküsü niteliği taşıyan, girişimcilik ruhu ve azmiyle gençlerimizin ufkunu açacağına inandığımız Altur Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahim Albayrak, bu etkinlik kapsamındaki ilk konuğumuz oldu. Bir Beşiktaşlı olarak Galatasaray camiasının çok sevdiği Albayrak’ın söyleşisinde hem futbol dünyası hakkında hem de girişimcilik konusunda yeni bilgiler edinme fırsatım oldu. Sürdürülebilir yaşam Bazı kelimelerin öyle bir ağırlığı vardır ki, tam olarak anlayabilmek için hayli zorlanabilirsiniz. "Sürdürülebilirlik" de böyle bir kelimedir. "Sürdürülebilir Yaşam" bazen okurken sıkıldığım ama öğrenmek zorunda olduğumu da bildiğim bir konuydu. Çünkü yaşamımızı sürdürebilmek için gereken malzemeler ve enerji sınırsız bir kaynaktan gelmiyor. Dünyanın ve doğanın sınırları var. Peki ne yapmak gerek? İşte bu noktada İktisadi ve İdari Bilimler Fakültemizin düzenlediği, Cumhuriyet Gazetesi Sürdürülebilir Yaşam Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Özlem Yüzüak'ın seminerinde pek çok soruma cevap buldum. Fen Edebiyat Fakültemizin "İKB-FAS Sociology Talk Series" kapsamında düzenlediği "Türkiye'deki 1996 ve 2000 ölüm oruçlarının karşılaştırmalı analizi", Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi'nin, Kıbrıs'ta Rumların Türkleri katletmeye başladıkları gün(Kanlı Noel) için düzenledikleri panel, "Adaletin mimarları", "Suça sürüklenen çocuklar " Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültemizin düzenlediği “Bunu Duymalısın” sergisi katıldığım etkinliklerden birkaç tanesi. Öğrencilerimizin ve bizlerin güvenliği için tüm çalışanlara verilen temel ve ilk yardım eğitimini de unutmamam gerekiyor. İnsan Kaynakları Depertmanımızın düzenlediği eğitimle ilk müdahaleler konusunda oldukça bilgilendik. Eğitimin sonunda bir de sınav olduk. Sonuçlar henüz açıklanmadı ama geçer not alacağımdan eminim. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim. Tüm bu bilgi aktarımına bir de dans sıkıştırdım. Dünya Salsa Şampiyonu Aytunç Bentürk'ün söyleşisi sonrasında hep birlikte öyle bir dans ettik ki kendimi Salsa Kraliçesi hissettiğimi itiraf etmeliyim. Üniversitemizde başka neler mi oldu? Kantin yine dopdolu. Yazması bizden okuması sizden. 4 KEMERBURGAZ’DA YAŞAM HABER HABER KEMERBURGAZ’DA YAŞAM Hukuk öğrencilerinden çarpıcı rapor Dünya Salsa Şampiyonuyla Dans Dünya Salsa Şampiyonu Aytunç Bentürk öğrencilerimizle “Dansla Söyleşi” etkinliğine katıldı. Fatma Altınbaş Konferans Salonu’nda öğrencilerle söyleşi yapan Bentürk, öğrencilerin sorularını da cevapladı. Dansın hayatında hep olduğunu ve olmaya da devam edeceğini söyleyen Bentürk, dansın bazı sorunları da ortadan kaldırdığına şahit olduğunu söyledi. Bentürk, merkezlerine ailesi tarafından getirilen hiç konuşmayan, çevresiyle iletişim kurmayan bir kız çocuğunun dansa başladıktan sonra tamamen değiştiğini, sosyal, kendine güvenen, çevresiyle rahat iletişim kuran bir birey haline geldiğini anlattı. Aytunç Bentürk söyleşinin ardından öğrencilerle birlikte dans etti. Hukuk Fakültesi ikinci sınıf öğrencilerinden Müslüm Taşkın, İrem Şahin, Dilara Çar ve Burcu Ecem Karadoğan'ın "Çocuk Hukuku" dersinde hazırladıkları "Cinsel İstismara Karşı Çocukların Korunması" projeleri ürkütücü sonuçlar ortaya koydu. Öğrencilerin hazırladığı rapora göre cinsel istismar mağduru çocukların yüzde 35'i 11 yaş altında. "Cinsel istismar her çocuğun başına gelip, onu derinden yaralayan bir olgu olarak ortaya çıkabilir" düşüncesiyle rapor hazırlayan öğrenciler iki ay süreyle İstanbul, Ankara Baroları, çocuk merkezleri, Koruncuk Vakfı, avukat, hakim ve çok sayıda sivil toplum kuruluşlarıyla görüşerek bu konuda araştırma yaptılar. Öğrencilerin yaptığı çalışmadan bazı satırbaşları şöyle: İstismarın nedenleri INTERNATIONAL STUDENTS CLUB Meet, Greet AND Eat Meet, Greet and Eat İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’nde eğitim gören 10 farklı ülkeden gelen yabancı uyruklu öğrenciler üniversitenin Yabancı Öğrenci Ofisi’nin “Meet, Greet and Eat” etkinliği ile kendi kültürlerini arkadaşlarıyla paylaşma fırsatı yakaladı. Öğrenciler, Somali, Güney Afrika, Pakistan, Suriye, Morokko, Irak, Türkmenistan, İngiltere, Nigar ve Nijerya ülkelerinin stantlarında yöresel yemeklerini ve kostümlerini sergilediler. Farklı kültürlerin aynı çatı altında toplandığı bir eğitim kurumu olan İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi öğrencilerin kültürel zenginliklerini sergiledikleri bir güne imza atmış oldu. Pakistanlı öğrenciler Chicken Biryani, Somalili öğrenciler Canjelo, Nijeryalı öğrenciler i Couslous isimli yöresel yemeklerini pişirip arkadaşlarına ikram ettiler. İngiltereli öğrencilerin elmalı kek sunumunun ardından müzikli saatlere başlayan öğrenciler, hemen her ülkenin müziğiyle coşup dans ettiler. Albayrak’dan girişimcilik dersi Tez canlı, komik, heyecanlı. Futbolcuların Abdurrahim ağabeyi. Elinde serum şişesi ayağında terlikle stada koşacak kadar Galatasaraylı. Altur Yönetim Kurulu Abdurrahim Albayrak üniversitemiz öğrencileriyle yaptığı söyleşide hem spor dünyası hem de girişimcilik konusunda bilgiler verdi. Çok sayıda öğrencinin katıldığı söyleşide, öğrencilere mutlaka para biriktirmelerini öğütleyen Albayrak, “Sabah 6’da kalkıp gece 12’ye kadar çalışıp her gün para biriktirmeden yatmamayı kendime şart koştum. Babam Almanya’dan izne gelip de banka cüzdanımı görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Ertesi gün bir minibüs satın aldık. Şu anda 8 bin filoluk araçlık filoyla 200 bin personeli taşıyoruz” dedi. 5 - Geleneksel erkek egemenliğini romantikleştiren ve popüler yapan medya programları, - Medya yolu ile çocuklara gösterilen cinsel ilgiye toplumsal tolerans gösterilmesi, - Cinsel saldırganlara yönelik hukuki yaptırımların uygulama da zayıf ve yetersiz olması, - Duygularını cinsel bir yolla ifade etmeyi öğreten kültürel normlar, - Pornografi gibi aşırı uyaranların kolay ulaşılır olması ve seyredilmesi, - Sosyal açıdan izole olmuş aile, aile bireyleri arasındaki sınırların ve mahrumiyetin erozyona uğraması, - Saldırganların güçlü olma ve kontrol etme ihtiyaçları, - Reddedilme veya yetersiz olma korkusu, - Aile içi şiddet, ebeveyn-çocuk bağlılığının uzak olması, - Alkol ya da madde kullanımı. Söyleyemezler çünkü; Olayın ne olduğunu anlamayacak ve kelimelerle ifade edemeyecek kadar küçük olabilirler, Olayın gizli tutulması için tehdit edilmiş veya rüşvet verilmiş olabilirler, Cinsel istismar yolu ile verilen ilgiden ve buna eşlik eden duygulardan dolayı kafaları karışmış olabilir, Kimsenin kendilerine inanamayacağını düşünürler, Kendilerini suçlarlar veya kendilerinin kötü olduğuna ve istismarın kendileri için bir ceza olduğuna inanırlar, Utanıyor olabilirler, Cezalandırılma korkusuyla yaşıyor olabilirler, Sevdiklerinin sorun yaşayacağı korkusu ile söylemeyebilirler. Doğru bilinen yanlışlar Yanlış; Çocuklar cinsel istismarı hayal güçlerinin genişliği nedeniyle uydururlar. Doğru; Çocuklar bu konuda genellikler yalan söylemezler. İlk kural çocuğa inanmak olmalıdır. Yanlış; Yaşanmış bir iki olay önemli değildir. Çocuklar olan biteni çabuk unuturlar. Doğru; Bir kez olan ya da tekrarlayan cinsel istismar çocuğun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından ciddi derecede zarar vericidir. Yanlış; Şu çocuklar potansiyel kurbanlardır: Olayı provoke eden çocuklar, şirin ve cazip kız çocuklar, evden kaçan çocuklar, ihmal edilmiş çocuklar. Doğru; İstismar ve ihmalin bir coğrafyası yoktur. Mağdurlar her sosyo-ekonomik ve her sosyo-kültürel gruptan gelen kız ve erkek çocuklar olabilir. Yanlış; Parklar, genel tuvaletler, ıssız sokaklar, karanlık yerler, boş inşaat sahaları tehlikeli bölgelerdir. Doğru; Olayın olduğu yer genellikle ev, okul, ev ile okul arasındaki yol gibi çocuğun içinde bulunduğu yakın çevresidir. Yanlış; İstismarcılar genellikle yaşlı ve yabancı erkeklerle sokakta yaşayan kimsesiz insanlardır. Doğru; Olguların yüzde 80-95’inde fail 20-40 yaşları arasındaki, mağdur tarafından tanınan evli ve çocuklu erkeklerdir. Yanlış; Marjinal ortamlarda ortaya çıkar, muhafazakar veya tutucu ortamlarda ortaya çıkmaz. Doğru; Çocuklara yönelik cinsel taciz, tüm ortamlarda ve istisnasız tüm sosyal sınıflarda görülebilir. Yanlış; Bazı tacizler daha önemsiz, bazıları ise çok önemlidir. Doğru; Cinsel tacizde önem dereceleri olmaz, şiddetin dereceleri vardır. 6 KEMERBURGAZ’DA YAŞAM Aşık olmadan, ÖĞRENCİYE MESAJ VAR aşk acısı çekmeden geçirilen bir üniversite hayatı, yarım yaşanmış bir üniversite hayatıdır! Sevgili arkadaşlar, Bu yazıyı yazmam için gelen nazik öneriyi kabul ettiğimde ilk olarak sizlere nelerden söz etmem ve nasıl hitap etmem gerektiğini tam olarak kestirememenin endişesini yaşadım. Öyle ya, üniversitemizin bu öğrenci odaklı yeni ve farklı dijital yayınına akademik bir yazı veremezdim; zira hiçbir öğrenci zorunlu olmadıkça dipnotlu, teknik hukuki terimler içeren sıkıcı bir akademik yazıyı okumak istemezdi. Diğer yandan, üsluba ilişkin olarak da öğrencilere “şunu yapın, bunu yapın” gibi emir kipiyle yaklaşan ve bol miktarda tavsiye, nasihat ve eleştiri içeren soğuk bir hoca yazısı döşenmeyi de sizlere saygısızlık saydım. Hatta itiraf edeyim, derginin ilk sayısında aynı köşeyi olağanüstü güzel bir yazıyla dolduran sevgili Kaan Hoca’nın yazısını da belki bir şeyler kaparım diye bir daha dikkatle okudum. Ama yok, bana ait bir şeyler yapmalıydım, yoksa önce kendime sonra yine size saygısızlık olacaktı. Derken aniden zihnimde bir parıltı belirdi ve kısa bir süre önce okuduğum Meri İstiroti’nin “Otuz Yaşa Mektuplar” isimli kitabını hatırladım. Bu kitapta şu an bir hayli ileri yaşlara gelmiş olan ülkemizin birbirinden ünlü ve başarılı 45 siması, kendi otuzlu yaşlarına mektuplar yazıyorlar ve hem hayatlarının muhasebesini çıkartırken hem de kendi gençlikleri üzerinden bugünün gençlerine de deneyimlerini aktarıyorlardı. Otuzlu yaşlarını sürmekte olan birisi olarak o kitaptaki çok değerli deneyimlerden, kazanılmış başarılardan ve elbette yapılmış olan hatalardan kendi payıma gelecekteki hayata yönelik çok şey öğrendim ve öğrendiklerimi zihnime kazımaya çalıştım. Şimdi de bu kitapta izlenen yöntemden ilham alarak, naçizane kendi üniversite öğrenciliğime dönerek, öğrenciliğimden bugüne kadar geçen zaman diliminde yaşadıklarımdan öğrendiğim bazı deneyimlerimin, hatalarımın, yapabildiklerimin ve yapamadıklarımın bir kısmını bu yazının konseptinin izin verdiği ölçüde çok özetle paylaşmaya çalışacağım. Ve eğer bu mütevazi paylaşım bu yazıyı okuyan tek bir öğrenciye dahi dokunmayı başarabilirse inanın amacıma ulaşmış olacağım: “Evet Sevgili Hasan, Bir gün kendi geleceğinden geçmişe doğru kendine bu şekilde sesleneceğin hiç aklına gelmezdi sanıyorum Hukuk Fakültesi’nin kapısından ilk girip ilk hukuk dersini 7 Yrd. Doç. Dr. Hasan SINAR Hukuk Fakültesi aldığın günü hatırlıyorsun değil mi? Daha ilk andan itibaren Fakülte’de işinin hiç kolay olmayacağını anlamıştın. Her biri fevkalade ilginç ama bir o kadar da ağır dersler, hepsi birbirinden kariyerli/nitelikli hocalar tarafından büyük bir ciddiyet içerisinde yürütülüyordu. Tüm dersleri düzenli takip etmek ve günü gününe tekrar etmek gerekiyordu, çünkü geride kalırsan kimse senin için yavaşlamayacak veya geri dönmeyecekti ve öyle bir durumda ise yine senin çok ekstra çaba sarf etmen gerekecekti. Bu açık gerçeğin bilincine erken varmak sana Fakültede başarılı bir öğrenci olmanın kapılarını araladı. Hukukun diğer branşlara göre çok daha ağır olduğunu ancak tüm o kalın kitaplardan altını tekrar tekrar çizerek öğrendiğin bilgilerin, seni toplum içerisinde girdiğin her ortamda özel ve ayrıcalıklı kıldığını da ilk o zamanlar fark ettin. İnan bana yıllar içerisinde bu hissiyatını daha da pekiştirecek birçok farklı olay yaşayacaksın. Aynı şekilde Hukuk Fakültesinin bugünkü öğrencilerinin de basamakları çıktıkça kendilerini, benzer biçimde özel ve ayrıcalıklı hissettiklerini gözlerinden okuyabilmek çok güzel bir duygu. Sanıyorum bu hissiyatın her şeyden ziyade insanın yaptığı işi sevmesiyle çok yakın ilgisi var. Sen hep hukukçu olmayı istedin ve Allah da bu dileğinin yerine gelmesinde ve sana hep sevdiğin işle uğraşmanda yardımcı oldu. Bugün de tüm öğrencilerimize, mutlu bir yaşam sürebilmeleri için, mesleki uğraşlarını daima severek ve hatta büyük bir aşkla, tutkuyla ifa etmelerinin değerini ve önemini aşılamaya gayret ediyoruz. Umarım hepsi gerçekten sevdikleri, istedikleri alanda ömür boyu mutlu bir şekilde faaliyet gösterebilme şansına sahip olabilirler. Senin Fakülte’deyken en çok takdir ettiğim yönlerinden biri yabancı dilini geliştirme ve yeni bir yabancı dil öğrenme konusundaki gayretindi. Üstelik o dönemde yabancı dile ulaşmak bugünkü kadar kolay da değildi. Bunun için üniversite dışındaki kurslara, hocalara ekstra para, zaman ve emek harcamak gerekiyordu. Şimdiki öğrencilerimizin bir vakıf üniversitesinde olmanın da avantajıyla zorunlu hazırlık sınıfları var, lisans eğitimlerinin bir parçası olarak yabancı dil dersleri var, ikinci hatta üçüncü yabancı dili öğrenebilme imkânları var. Ancak bu imkânları ne derece değerlendirebiliyorlar işte orası biraz tartışılır! Oysa yabancı dili ve özellikle İngilizceyi meslek hayatında aktif olarak kullanabilmenin kendilerini ne kadar ileriye taşıyabileceğinin keşke biraz daha fazla farkında olabilseler! ÖĞRENCİYE MESAJ VAR Bununla bağlantılı diğer bir husus ise, yurtdışında öğrenim görme konusu; sen öğrencilik döneminde bunu çok arzu etmiş, bu amaçla uluslararası öğrenci derneklerine üye olmuş, yönetim kurullarında dahi çalışmıştın. Buna karşın, yurtdışında öğrenim görebilme imkânın ancak doktora aşamasına geldiğinde mümkün olabilmişti. O günün şartlarında, bu iş hele hukukçular için çok zordu gerçekten! Bugün ise, böyle bir hayali olan bir öğrenci için bunu gerçekleştirebilmek çok daha kolay. Erasmus sistemi var örneğin, yabancı dilini ve derslerdeki başarısını belirli bir seviyeye çıkartan neredeyse her öğrenci, ailesine hemen hiç malî bir külfet getirmeden öğreniminin bir veya iki yarıyılını Avrupa’daki bir üniversitede geçirebiliyor. Bir de Fakülte’den mezun olduktan sonrası için sayıları giderek artan yurtdışı yüksek lisans burs imkânları var ki, bence tüm öğrenciler bunları sonuna kadar zorlamalı. Çünkü yurtdışında böyle bir lisansüstü çalışma yapmak sadece ileride kendilerine avantaj sağlayacak önemli bir etiket kazandırmakla kalmıyor; ancak orada dünyanın çeşitli ülkelerinden, farklı kültürlerden gelen öğrencilerle geçirilen bu zaman dilimi insanı fevkalade zenginleştiriyor. İyi haber, senin başına ileride bizzat gelecek, oradan biliyorum . Dilerim tüm öğrencilerimiz de, bugün çok daha kolay hale gelen yurtdışında öğrenim görme imkânı için biraz olsun çaba sarf eder ve bunu elde edebilirler. Yalnız senin öğrenciliğinin de eleştirilecek yanları yok değildi. Öncelikle iyi bir yönünden bahsedeyim, Fakülte’de çok iyi arkadaşlar edindin, doğru insanlardan bir arkadaş çevresi oluşturdun ve o arkadaş grubu seni hep yukarıya taşıdı. Onun için bugünün öğrencilerinin de kendi iyilikleri için, üniversitedeki arkadaş grubu ve arkadaş seçimi konusunda çok ihtimam göstermeleri gerektiğini düşünüyorum. Senin seçimlerin gerçekten iyiydi ama sanırım şu rekabet olayını biraz fazlaca abarttınız! Sürekli ders çalışırdınız ve gözünüz hep diğerlerinin aldığı notlarda olurdu. Oysa bu yanlıştı; çünkü hayatının o döneminde insanın daha sosyal bir yaşantısı olmalıydı. Sen bunu sonrasında özellikle asistanlık yıllarında fark edip, telafi etmeye çalıştın ama sanırım biraz geç kaldın. Şimdi açıklıkla söylüyorum ki, Üniversite yıllarında ders çalışmak kadar, sosyalleşmek, dışarı çıkmak, yeni insanlarla tanışmak, yeni yerler, hayatlar, kültürler keşfetmek de gerekli. Yeter ki, arada makul bir denge kurulabilsin. Biliyorum sen özelini paylaşmayı sevmezsin. Ama biliyorsun ki, aşık olmadan, aşk acısı çekmeden geçirilen bir üniversite hayatı, yarım yaşanmış bir üniversite hayatıdır! Ve ileride insanın başına ne gelirse, işte bu zamanında yaşaması gerekirken yaşayamadıklarından yani yaşanmamışlıklarından gelir! Yıllar sonra sen bu savını, cinsel suçlara ilişkin Yargıtay kararlarının tartışıldığı resmi bir toplantıda “Gençliğinde sevgilisi olmamış, aşk acısı çekmemiş bir adamı hâkim veya savcı yapmamak gerek, çünkü böyle bir adamın gençlik yıllarında çok istediği halde ama asla elde edemediği kadın imgesine karşı içindeki kin hiç bitmiyor ve işte böyle kadın düşmanı kararlara o kinle imza atıyor” dediğin için salondaki hâkim/savcılardan çok şiddetli eleştiriler alacaksın. Ama olsun haklı olduğunu hepimiz biliyoruz . Onun için, bugünün üniversite öğrencilerine de ileride o hâkim ve savcılar gibi, kendi yaşanmamışlıklarından çektikleri yüzünden başkalarının hayatına zarar verecek hatalar yapmak yerine; üniversite yaşamında hayallerinin peşinden giderek aşık olmalarını ve mutlaka aşk acısı çekmelerini şiddetle tavsiye ediyorum! KEMERBURGAZ’DA YAŞAM Bir insan 20 yaşında dünyayı değiştirmek istemiyorsa onda bir sorun vardır Bununla bağlantılı çok sevdiğim bir söz var, şöyle: “Bir insan 20 yaşında dünyayı değiştirmek istemiyorsa onda bir sorun vardır”! Sen Allah var, öğrencilik yıllarından beri içinde yaşadığı dünyayla, toplumla bir meselesi olan; daha eşit ve özgür bir hayatın var olabileceğine inanan bir insan oldun. Ha, bunun için yeterince çaba harcadın mı? Hayır, yeterince değil! Ama hayata karşı bir duruşun, bir tavrın hep oldu. Bugün beni en çok hayal kırıklığına uğratan şeylerden bir tanesi üniversite öğrencilerinin içinde yaşadıkları dünyada, toplumda olup biten yanlışlıklara karşı duyarsızlıkları! Elbette salt onların suçu değil bu, özellikle 12 Eylül sonrasındaki depolitizasyon süreci bir “fast food” gençlik kültürünü bilinçli bir şekilde yarattı ne yazık ki! Ama bu negatif kültürün görünmeyen zincirleri, bizzat bağladığı üniversite gençliği tarafından birer birer kırılıyor sanki! Şahsi düşüncem, son dönemde çok umut verici bir kıpırdanma yaşanıyor ve kurulu düzenin eşitsizlik ve adaletsizlik üreten çarklarını sorgulayan, gördüğü haksızlıklara karşı isyan eden ve en önemlisi kendini ifade etmek için şiddet yerine kendi ürettiği yaratıcı bir mizahı, anlatım dili kullanan pırıl pırıl bir üniversite gençliği giderek yükseliyor. Ve ben sana keşke bugün öğrenci olsaydın ve her türlü haksızlığa ve adaletsizliğe karşı sakin, barışçıl ama kararlı bir biçimde direnen bu olağanüstü heyecan verici gençlerin arasında yer alabilseydin demekten kendimi alamıyorum!” 8 KEMERBURGAZ’DA YAŞAM RÖPORTAJ sunucu, jeolog, aşçı Heyecanlı, canlı, kıpır kıpır. Siz onu sunucu olarak tanıyorsunuz yakında yemek yaparken görürseniz hiç şaşırmayın. Çünkü en büyük hayalini gerçekleştirip mutfak atölyesi açmaya hazırlanıyor. Jeoloji Mühendisliği eğitimi almış olmasına rağmen mesleğini hiç yapmadı. Okul yıllarında şans ve hevesle başlayan Radyo/TV sunuculuğu mesleğini ise 16 yıldır yapıyor. Kantin bu ay Kanal D’nin eğlenceli ve farklı bilgi yarışması “Şans Kapıda”nın başarılı sunucusu Yiğit Alıcı ile buluştu. Aldığınız eğitim ile kariyer yaşamınız farklı ilerlemiş. Mühendislikten sunuculuğa nasıl bir kariyer yolculuğunuz oldu? Daha çok ailemin arzusuydu mühendis olmam. Gereğini yaptım, bölümü kazandım, ancak aklımda hep başka bir şeyler yapmak vardı, üniversiteye başladığım sene (1996) bir özel radyo kanalında çalışmaya başladım. Yıllar içerisinde hem okul hem iş derken birinden mezun olurken aslen diğerini meslek edinmiş oldum. Kabaca böyle başladı serüven. Sizi bugüne kadar temposu yüksek ve eğlenceli yapımlarda izledik. Bunlardan biri de Huysuz Virjin ile birlikte sunuculuğunu yaptığınız “Benimle Dans Eder Misin?” yarışmasıydı. Seyfi Dursunoğlu ile çalışmak size neler kattı? Bu soruya, her sorulduğunda, tüm içtenliğimle cevap veriyor ve diyorum ki; Seyfi Dursunoğlu eşi benzeri olmayan bir değer. Her hareketi, düşünce yapısı, samimiyeti, iş disiplini, nezaketi, kıvrak zekasıyla etrafındaki herkese muazzam örnek oluyor. Ben Seyfi Bey’i sadece izlerken bile çok şey öğrendim. Elbette muazzam anılarım oldu ve onunla aynı sahneyi paylaşabilmiş olmak gurur veriyor. O zamanlarda Huysuz Virjin’in espirilerine konu olan ve son projeniz olan Şans Kapıda’da soru olarak çıkan boyunuzu öğrenebilir miyiz? Olduğumdan daha 1,90m.Hepi topu. uzun gözüküyorum anlaşılan, Boyunuzun uzunluğu ile ilgili olarak yaşadığınız bir anınız var mı? Galiba bir şeyler yaşıyorum ama ardından mutlaka kafamı alçak bir yere vurduğum için, sadece silik anılar var zihnimde. Sizleri rol model alıp sunucu ya da sanat dünyasında yer almak isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir? Bir daha düşünün, gerçekten istediğiniz bu olmayabilir. Madem kararlısınız, bu büyük mecranın ilgilendiğiniz bir bölümü hakkında kendinizi eğitmeye başlayın. 9 Yeni projeleriniz nelerdir? 17 yıllık sunuculuk kariyerimin yanı sıra profesyonel olarak mutfak sanatlarıyla ilgileniyorum, gastronomi üzerine iki eğitim kurumundan mezun oldum. En kısa zamanda kendime bir mutfak atölyesi açmak istiyorum, bu keyfi benimle paylaşmak isteyenlerle tecrübemi paylaşabilirim. Uzun soluklu yapımlarda olmanın sırları nelerdir? Sanırım buna iş disiplini diyebilirim. İşinize bayılmak zorunda değilsiniz, ama saygı duymanız mesleki itibarınızın temelini oluşturur. Kanal D’de yayınlanan Şans Kapıda eğlenceli ve farklı bir yarışma programı. Yarışmacıları sokakta yürüyen insanların arasından seçiyorsunuz. Bu seçimleri yaparken nasıl karar veriyorsunuz? Benim için işin eğlenceli kısımlarından biri bu. Akışında gidiyor, kimi cevap vermek istemiyor, kimi mutlaka kazanmak istiyor, kimi yolunu değiştirirken, kimi bana sesleniyor. Yarışmayı teklif ettiğiniz insanların ilk tepkisi ne oluyor? Birçok farklı semtte bir çok farklı kişiyle karşılaşma, tanışma fırsatım oldu. Sadece şaşkınlık değil, merak ve heves de oluyor yüzlerde. Yarışmada sorulara kısa sürede cevaplar veriliyor ve takas yöntemiyle evdeki eşyalarını değiştiriyordunuz. Oldukça stresli bu süreçte ilginç bir anınız var mı? Olmaz olur mu… Yarışmacılara, cevaplarını değiştiremeyecekleri noktaya geldiklerinde, vermiş oldukları cevabın yanlış olabilme ihtimalini destekleyen bir takım bilgiler veriyorum. Doğru olduğunu düşündükleri bilginin tamamen yanlış olabilme ihtimalinin yarattığı hissiyatı, yarışmacıların müthiş bir heyecan yaşamasını sağlıyor. Kazanç ya da kayıptan ziyade, kendileriyle mücadele ediyorlar, doğru cevabı verebilmiş olmak istiyorlar. Bunun yarattığı adrenalin ile ortaya çıkan sevinç çığlıkları, oldukça ilginç. KEMERBURGAZ’DA YAŞAM KEMERBURGAZ’DA ÖĞRENCİ OLMAK Hayallerinize Emre DURMUŞ dikkat edin gerçek olabilir! Elektrik Elektronik Bölümü Öğrencisi İstanbul'da yaşamak, bu şehirde öğrenci olmak adına öylesine samimi hayallerim vardı ki, istiklal caddesinde yürümek, tramvay ile tarihi yarım adayı gezmek, bir Kadıköy vapurunda Boğaz'ın eşsiz manzarasıyla gün batımını izlemek… Bir sonbaharda adalarda çay içmek belki de sevdiğim bir yazar ile yüz yüze tanışabilme ihtimali... diye devam edip giden ve her düşündüğümde beni heyecanlandıran İstanbul hayalleriydi bunlar. Üniversite sınav döneminin öylesine stresli ve depresif günlerine karşı tüm bu hayaller benim motive olmam için yetiyordu. Lise yıllarında maceralarla deli dolu bir hayatım varken birden birileri üniversite sınavlarından, dershanelerden bahsetmeye başladılar. O zaman anladım artık liseli olmanın benim yapmak istediklerimi gerçekleştiremeyeceğini. Bir yaşam tarzım vardı zaten bunu lisede kazanmıştım. ''Ben bir gezgindim'' otostop ile Türkiye'nin pek çok yerini gezmiş ve bir sürü farklı insanla tanışma fırsatım olmuştu ve bu deneyimlerle çok şey öğreniyordum ama eksik olan bir şey vardı bir şehir ve kimlik edinmeliydim. Hiç unutmuyorum 2011 Haziran ayında dostum Sari ile beraber otostop ile ilk defa İstanbul'a geldiğim zamanı ve söylediklerimi 'Ben bu şehirde öğrenci olmalıyım' ve böylece yaşamam gereken şehir olan İstanbul'u bulmuştum. O inanılmaz sıkıntılı üniversite sınavı hazırlık döneminden sonra tamamen İstanbul üniversitelerinden oluşan bir tercih listesi hazırlamam gerekiyordu. Tabi ki mühendislik okumak tüm okul hayatım boyunca sorduklarında söylediğim ve olmak istediğim bir olguydu. Mühendislik teknik üniversitede okunur, bunu neredeyse herkesten duyar olmuştum. Öyleyse İstanbul için zaten iki tercihim olacaktı İTÜ ya da YTÜ. Fakat her zaman bir araştırma içerisindeydim çünkü bu bilginin yeterli olduğuna inanmıyordum. Sonra şunun farkına vardım eğer iyi eğitmenlerin varsa iyi öğrenci olursun. O dönemde Rektörümüz Yıldırım Üçtuğ'u TRT Okul programında dinledim. Kendisi ODTÜ Elektrik Elektronik mezunu, çok güzel başarılara imza atmış ve yeni açılan bir üniversitenin rektörü konumunda. Herhangi bir konuda yeri göğü inleten Ekşi Sözlük bile Yıldırım hocayı çok güzel anlatmıştı. Bu bana avantajlarla dolu bir fırsat gibi geldi ve İngilizce eğitim veren İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’ni tercih listemde yazmamdaki en büyük etken oldu. Bir zaman sonra sonuçlar açıklandı, ben de artık İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği öğrencisi oldum. Mutluydum, çünkü gerçekten isteklerimin doğrusunda akıllı bir tercih yapmıştım, üniversite hakkında pek bir fikrim olmamasına rağmen Yıldırım hocaya güveniyordum. Ayrıca okul İngilizce eğitim veriyordu ve ben bir kelime dahi bilmiyordum. Hazırlık okuyacaktım ve İngilizce öğrenecek ardından mühendislik derslerini İngilizce alacak- tım. Önümde epey bir yol vardı, hiçbir şey bilmemekten başlayıp proficiency sınavını geçmem gerekiyordu. Gerçekten çok zor gözüküyordu. Ama şunu biliyordum İngilizce öğrenmek bana sadece okul için lazım değildi eğer bir gezginsen uluslararası dil olan İngilizcem iyi olmalıydı. Kemerburgaz Üniversitesi'nin hazırlık fakültesi benim adıma bir başarıya imza attı ve gerçekten çok iyi eğitim verdiler. Hazırlıktaki tüm hocalarımı saygıyla selamlıyorum. Üniversiteden aldığım bilgileri İstanbul'da olmanın avantajlarıyla birleştirince proficiency sınavı atlayacak kadar İngilizce öğrenmiştim ve artık kendi departmanımın öğrencisi olmuştum. Üniversitekimliğimizle öğrencisi olmak bir kavramını artık hissedeb Öğrenci çok kapıyı açabiliyoruz. Okulun açılmasıyla beraber artık istediklerimi, düşüncelerimi gerçekleştirmeye başladım. Bunlardan bir tanesi üniversitemizde kurduğumuz Girişimcilik Kulübü oldu. Kulüple yaptığımız çalışmalarla birbirinden farklı fırsatlar elde ettik. Kemerburgaz Üniversitesi adıyla birçok yerde kendimizi tanıtıyor üniversite öğrenci kimliğimizle bir çok kapıyı açabiliyoruz. Ayrıca okulun bana sağladığı avantajlarından biri de okulda çalışıp kurumsal bir alanda iş tecrübesi alabilmemdi. Sağlık Spor ve Kültür Direktörlüğü’nde çalışmam hem iş tecrübesi kazanmamı sağlıyor hem de tüm etkinlikleri yakından takip edebiliyordum. Bu benim için güzel bir avantajdı. Böylece tiyatro, sinema ve edebiyat dünyasını da yakından takip edebiliyordum. Hangi üniversitede okuyorsun? sorusuna cevap verirken tanınmadığını bile bile gururla söyleyebileceğim bir üniversitenin öğrencisiyim. Kendi adıma söyleyebilirim ki Kemerburgaz Üniversitesi öğrencisi olmak demek; Bora Büyüktürk hocamın deneyimlerinden yararlanmak, SKS ve kurumsal iletişim gibi birimlerden iş tebrübesi edinmek, kantinde Ferhat Abi ile samimi sohbet etmek, Kaan Öktem hocanın güleryüzlü selamını almak, 141M beklerken edinilen arkadaşlıklar demek ya da Nilüfer Alptekin gibi kaliteli bir hocadan tiyatro eğitimi almak demek. İstanbul'da öğrenci olmanın avantajı benim spor hayatımda da gelişmemi sağladı, 2011 yılından beri yaptığım slackline sporunu geliştirmem ve bunu yapan insanlarla tanışmam bana bambaşka pencereler açtı. Başkanlığını yaptığım Doğa Sporları Kulübü de bunlardan bir tanesi. Arkadaşlarımızla beraber slackline, trekking, kaya tırmanışı, yamaç paraşütü gibi birbirinden farklı sporlarda eğitimler vermeye ve almaya başladık. Sanırım daha büyük festivallerle imza atacağız. İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’nin bana vermiş olduğu kimlikle İstanbul'da daha birçok şey yapacağımı düşünüyorum ve hayallerimin peşinden gitmeye devam ediyorum. 10 KEMERBURGAZ’DA YAŞAM KÜTÜPHANE Yazgı CİHANGİR Kütüphane Direktörü En Yeniler (Yeni çıkan ve kütüphaneye yeni gelenler) 1) 2) 3) 4) 5) 6) Ustam ve Ben/Elif Şafak Beyoğlu’nun En Güzel Abisi/Ahmet Ümit Gerçekten Bilmeniz gereken 50 sanat fikri/ Susie Hodge Çizgibilim serisi/NTV yayınları Medeni Hukuk Pratik Çalışmaları (Çözümlü)/Serap Helvacı Benim de Söyleyeceklerim Var/ Umut Sarıkaya Yakında Çıkacaklar 1) Sinema Savaşları/ Douglas Kellner (SİNEMA) 2) 12’den vurmak/ Kasım Sezen (KİŞİSEL GELİŞİM) 3) Aslan gözleri/Claire Berlinski (DÜNYA EDEBİYATI) 4) Yargı etiği/ Selma Çetiner (HUKUK) 5) Gezi, İsyan Özgürlük/ Kemal İnal (POLİTİKA) 6) Uzaklarda üç mevsim/Sema Bekmez (TÜRK EDEBİYATI) 1 Aralık-24 Aralık tarihli kütüphane kullanım bilgileri 1) 2) 3) 4) 5) En çok okuyan öğrenci: Tuğba Sipahi (Psikoloji Bölümü) En çok okuyan akademisyen: Nurcan Perdahcı (Plastik Sanatlar Bölümü) En çok okunan roman: Serenad / Zülfü Livaneli En çok izlenen DVD: The Proposal = Teklif/ yönetmen: Anne Fletcher En çok okunan ders kitabı: Sears and Zemansky's university physics: with modern physics / Hugh D. Young 6) En çok bağış yapan: Mütevelli Heyet Başkanı Ali Altınbaş 11 KEMERBURGAZ’DA YAŞAM BASINDA BİZ BİZDEN BİRİ KEMERBURGAZ’DA YAŞAM Onu hiç böyle tanımadınız TESİS BULAMIYORLAR Rektörümüz Prof. Dr. Yıldırım Üçtu�’un “Mezuniyette süre sınırlaması olsun” başlıklı yazısı 20 Aralık tarihinde Milliyet Gazetesi’nin Düşünenlerin Düşüncesi köşesinde yer aldı. Serkan ÇAYIROĞLU Mali İşler Direkörü Rektörümüz Prof. Dr. Yıldırım Üçtu�, Tek Rumeli TV’de 16 Aralık tarihinde canlı olarak yayınlanan Hayat Sohbetleri programına katıldı. Duruşuyla, konuşmasıyla hep ölçülü. Görenlerin aklına ya para ya da bütçe geliyor. Bu şekliyle kimden bahsedildiğini bilmemeniz mümkün. Filmlerde, reklamlarda oynamış, gitar çalmayı çok seviyor ve dünyalar yakışıklı Arda ile Kaan’ın çiçeği burnunda babası desem… Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi’nin “Bunu Duymalısın” etkinliği Milliyet Gazetesi’nde 16 Aralık tarihinde “18 Yıldıza 36 Kulaklık” başlığıyla yer aldı. Hukuk Fakültesi ö�rencilerinin “Çocuk Hukuku” dersi kapsamındaki “Cinsel suistimale karşı çocukların korunması” proje 16 Aralık tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yer aldı. Psikoloji Bölüm Ba�kanı Doç. Dr. Aylin �lden Koçkar'ın "Çocukların Kültürel, Sanatsal ve Bilimsel Etkinliklere Ulaşımı" konulu araştırması 11 Aralık tarihli Zaman Gazetesi'nde "Öğrenciler sosyalleşme imkanı bulamıyor" başlığıyla yer aldı. Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hayri Kozano�lu’nun Birgün gazetesinde 10 Aralık tarihinde yer alan köşe yazısı "Çöküş sonrası ekonomisi" başlığıyla yer aldı. Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hayri Kozano�lu, 9 Aralık tarihinde SkyTürk TV’de yayınlanan DünyAlem programına canlı yayın konuğu olarak katıldı. Türkiye'de Çocuk Üniversiteleri Sempozyumu 8 Aralık tarihinde, "Çocukların yaşama bayram değil" başlığıyla Dokuz Sütun Gazetesi'nde yer aldı. Psikoloji Bölüm Ba�kanı Doç. Dr. Aylin �lden Koçkar'ın "Çocukların Kültürel, Sanatsal ve Bilimsel Etkinliklere Ulaşımı" konulu araştırması, "Çocukların yüzde 73'ü müze ve sergiye gitmiyor" başlığıyla 8 Aralık tarihinde Hürriyet Gazetesi İnsan Kaynakları ekinde yer aldı. Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Hasan Sınar'ın, Taraf Gazetesi Muhabiri Mehmet Baransu hakkında başlatılan casusluk soruşturmasıyla ilgili görüşleri, "Yayımlayana değil sızdırana ceza olmalı" başlığıyla 7 Aralık tarihinde Radikal Gazetesi'nde yer aldı. Psikoloji Bölüm Ba�kanı Doç. Dr. Aylin �lden Koçkar'ın "Çocukların Kültürel, Sanatsal ve Bilimsel Etkinliklere Ulaşımı" konulu araştırması "Çocukların Tek Eğlencesi" başlığıyla Milliyet Gazetesi Akademi ekinde 6 Aralık tarihinde yer aldı. Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bünyamin Özgültekin, 4 Aralık 2013 tarihinde Habertürk TV’de yayınlanan Balçiçek İlter’in sunduğu “Söz Sende” adlı programa Sivas Katliamı’nda ölen 35 aydının anısına, 35 çağdaş sanatçının bağışladığı eserlerle düzenlenen “Unutmamak” sergisi ile ilgili canlı yayın konuğu olarak katıldı. Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Hasan Sınar'ın meclise gönderilen pakette yer alan nefret suçlarının düzenlenmesiyle ilgili görüşleri 13 Metin Akpınar’ın Abuzer Kadayıf filmini seyredenler bilir; talk show programına fırlama bir futbolcu çıkar ve salona oley çektirir. Çakır gözlü, gür saçlı, yerinde duramayan bir tiptir. Aynı Ülker çizi şenlik ailesinin, acıktığı için sınıfı bir birine katan, ordan oraya koşturan oğulları Şenşen gibi. Hoplayıp zıplayan, tüm kuralları alt üst eden Şenşen’in bugün ağır başlı, kurallar ve prosedürlerle konuşan, yanında kendinize çeki düzen vermek zorunda kaldığınız bir yönetici olduğunu düşünebilir misiniz? Doğrusu bu röportajı yapmadan önce benim aklıma bile gelmemişti. Hatta itiraf etmeliyim ki röportajı elimden geldiğince geciktirdim. Genellikle “hayır” diyen, gördüğümde aklıma direkt olarak bütçeyi getiren Mali İşler Direktörü Serkan Çayıroğlu’yla eğlenceli bir röportaj yapmanın hayli zor olacağını düşünmüştüm. Ama çok yanılmışım. Karşıma gitar çalan, reklam, sinema filmlerinde oynamış, ‘bir zamanlar saçlarım gürdü’ diyebilecek kadar kendisiyle barışık, 30 günlük ikiz bebeklerini anlatırken gözlerinin içi gülen çiçeği burnunda bir baba çıktı. Biz sorduk, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Mali İşler Direktörü Serkan Çayıroğlu cevapladı: Sizi ciddi, programlı, katı biri imajı veriyorsunuz. Hep böyle misiniz? İş yaşamına denetmen olarak başladım. Kuralcı, ciddi yapımda bundan geliyor. Hep ciddi ortamlarda oldum. Üstatlarımıza karşı saygılıydık. Yemek yerken bekler, ceketimizi iliklerdik. Böyle bir disiplinden geliyorum. Tabii ki bu zamanla üzerinize oturuyor, ruh halinize yansıyor. Ancak belli ki yatkın bir kişiliğim var. Çünkü üzerime giydiğim elbise tam olarak oturuyor. Bu ciddiyet, kuralcılık özel yaşamınızda da aynı şekilde mi? İşten çıkıyorum serviste, yolda ciddiyim. Ancak evime gidip kıyafetlerimi çıkardığımda, eşimle akşam yemeğine oturduğumda bambaşka birisi oluyorum. Son bir yıldır çok önemli bir konu olmadığı sürece eve girdiğimde işi kapıda bırakmayı öğrendim. Dış görünüşüm aşırı ciddi olabilir ama çok sosyal biriyim. Mesela? Lisede tiyatro kulübündeydim. Okan Yalabık’la aynı sahnede oynadık. Abuzer Kadayıf ’da futbolcu tiplemesini oynadım. Telsim reklamında oynadım. Ülker çizi şenlik ailesinin sınıfın altını üstüne getiren çocukları Şenşen’i oynadım. İyi de para kazandım. Tabi o zamanlar saçlarım daha gürdü Gitar çalıyorum ama sesim çok güzel değil. İnsanlar evet beni hep çalışırken görüyor ama sadece çalışan, kurallar ve prosüdürlerle yaşayan sorunlu biri değilim. Eğitim hayatınız oldukça başarılı. Zeki misiniz, çalışkan mı? Bilmiyorum. Ama sorumluluk sahibiydim. Yılbaşı partisinden iki gün sonra sınav varsa kız arkadaşım dahi partiye gitse ben gitmez ders çalışırdım. Notlarım ilk okuldan itibaren hep çok yüksekti. Yaptığınız iş çok riskli. Risk almayı sever misiniz? Hayır tam aksine riskleri en aza indirmeyi seviyorum. Belki de bu nedenle işimi severek yapıyorum. Çalışma alanı olarak öğrencilerle ne kadar yakınsınız? Bana derdi olan öğrenci gelir. Ödemede sıkıntısı olmayan bana gelmez. Özellikle kayıt döneminde öğrencilerle, velilerle fazla görüşüyoruz. Kayıt sırasında “başarı bursu alabilir miyim?” “ödemeyi yılın sonunda yapsak olmaz mı” diye soranlar oluyor. Hep mantıklı mı hareket edersiniz? Mantığımla değil duygularımla hareket ettiğim tek insan eşimdir. Aşık olarak evlendim. Hala da aşığım. Bebeklerim konusunda da mantığım değil duygularım öndedir. Eşim cıvıl cıvıl bir insandır. Hareketli, esprili, güler yüzlü. Öyle ki girdiğimiz ortamlarda benim ciddiyetimi al aşağı edebiliyor. 14 KEMERBURGAZ’DA YAŞAM KEMERBURGAZ’DA YAŞAM TANIDIK TANITTIK Fuarlar, seminerler, okul ziyaretleri derken Aralık ayı tanıtım uzmanlarımız için dopdolu geçti Şanlıurfa’dan İstanbul’a Rehberlik öğretmenlerimiz, tanıtım uzmanlarımız, öğrencilerimiz ve akademisyenlerimiz üniversitemizi aday öğrenci ve velilere tanıtmaya devam ediyor. Şanlıurfa’ da ilk kez yapılan Educaturk Fuarı’na iki gün süresince katılan üniversitemiz tanıtım ekibi, fuarda pek çok öğrenciye tanıtım yapmanın, yanı sıra liseleri de gezme imkanı buldular. Şanlıurfa Belediyesi Sergi ve Fuar Merkezi’nde düzenlenen fuara Türkiye’nin değişik bölgelerinden yaklaşık 25 devlet ve vakıf üniversitesinden eğitimciler katıldı. Fuarda üniversitemize ilginin büyük olduğunu belirten Rehberlik Öğretmeni Özgür Akoğlan, “Üniversitemiz standını ziyaret eden Şanlıurfa’nın üniversite hazırlık grubu öğrenci, veli ve öğretmenlerine fakülteler, programlar, yabancı dil eğitimi, öğrenci değişim programları, mezuniyet sonrası iş olanakları, sosyal imkanlar, burs koşulları ve öğrenim ücretleri hakkında detaylı bilgi verildi” dedi. ETKİNLİKLERİMİZ Lösev'i tanımak Yabancı Diller Yüksekokulu "LÖSEV 'i tanıyalım" konferansı düzenledi. LÖSEV adına konuşma yapan Selcan Sezer, tanıtım ve farkındalığın artması için bir konuşma yaptı. Etkinlik Fatma Altınbaş Konferans Salonu'nda düzenlendi. Kanlı Noel Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi Kıbrıs'ta Rumların Türkleri katletmeye başladıkları günü (KANLI NOEL) toplantılarla anıyor. Kanlı Noel bu yıl da üniversitemizde düzenlenen bir panel ve fotoğraf sergisiyle anıldı. Üsküdar Gençlik Platformu Bu yıl 10-11 Aralık 2013 tarihlerinde 2’si düzenlenen fuar Üsküdar Gençlik Merkezi’nde düzenlendi. Yaklaşık 30 üniversitenin katıldığı etkinliğin en önemli amacı, ülkemizin seçkin üniversitelerinin ve en çok talep gören mesleklerin tanıtılması. Bu çalışma için İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün desteğiyle liseler davet edilerek yaklaşık 3 bin gencin üniversitelerle buluşması sağlandı. Üniversitemizde pazar kuruldu Üniversite öğrencilerimiz ve çalışanlar bu ay çok farklı bir pazarla buluştu. Para geçmeyen bu fuarda her şey takasla el değiştirdi. Herkes az kullandığı veya kullanmadığı eşyalarını takas pazarına getirdi. Beğenen de aldı gitti. . Ölüm oruçlarının analizi Fen Edebiyat Fakültesi, “IKBU-FAS, Sociology Talk Series” serisi kapsamında, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde doktora sonrası araştırmacı olan Dr. Arda İbikoğlu “Toplum ve Hapishane: Türkiye’deki 1996 ve 2000 Ölüm Oruçlarının Karşılaştırmalı Analizi” konulu bir seminer verdi. �� sa�lı�ını ö�rendik İstanbul Educatürk Üniversiteler Kariyer ve Tanıtım Fuarı 17-18 Aralık tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen fuarda hem ziyaretçiler hem de üniversiteler tarafından büyük ilgi gördü. Yaklaşık 10 bin kişinin ziyaret ettiği fuarda 70’e yakın üniversite ve yurt dışı eğitim danışmanlık şirketleri kendilerini tanıttı. Rehberlik Öğretmeni ve Tanıtım Uzmanı Murat Acet, “Üniversite standımız ziyaretçiler tarafından büyük ilgi gördü. Özellikle pek çok üniversiteye göre yüksek olan burs oranlarımız ve eğitim öğretim metodlarımız hakkında bilgi alındı” dedi. Adana Educatürk Üniversiteler Kariyer ve Tanıtım Fuarı 26-27 Aralık 2013 tarihlerinde Çukurova Üniversitesi Sakıp Sabancı Spor ve Sergi Sarayı düzenlenen fuarda ziyaretçiler 10:00-16:00 saatleri arasında standımızı ziyaret ederek bilgi aldılar. Liseler okulumuzda İstanbul’da bulunan liseler atölye çalışmaları, laboratuvar günleri, bölüm tanıtımları gibi çalışmalar için üniversiteye gelmeye başladılar. Bahçeşehir Yıldızlar Koleji öğrencileri üniversitenin bölümlerini gezerek bilgi alırken, Kadıköy Ahmet Sani Gezici Kız Teknik ve Meslek Lisesi’nin 100 öğrencisi ilgi alanlarına göre çalışmalar yaptılar. 15 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Resmi Gazete’de yayınlanan “ Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esaslarına” göre tüm personele sağlık, genel ve teknik konularda eğitim verildi. �nsan hakları günü Hukuk Fakültesi, İnsan Hakları Günü etkinlikleri kapsamında, Yrd. Doç. Dr. Nihan Yancı Özalp, Arş. Gör. Sinem Şirin ve Arş. Gör. Yeşim Yılmaz’ın konuşmacı ve sunumlarıyla İnsan Hakları ve Ayrımcılık Yasağı Tematik Film Gösterimi ve Sunum düzenledi. Reklam oburları Kemerburgaz'da Reklam oburları kampüste Bay J ile Kemerburgaz Üniversitesi'nde buluştu. Öğrencilerle 40 dakika boyunca komik ve yaratıcı reklamlarını izlerken ödüllü, eğlenceli yarışmalara da katıldılar. Sürdürülebilir ya�am “IKBU-SEAS, Interdisciplinary Research and Intellectual Development Seminar” serisi kapsamında, Cumhuriyet Gazetesi Sürdürülebilir Yaşam Dergisi Genel Yayın Yönetmeni gazeteci, yazar Özlem Yüzak seminer verdi. AKADEMİK PANO Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kaan Polatoğlu'nun "Chemistry and Biological Activities of Tanacetum Chiliophyllum var. “Oligocephalum Extracts" başlıklı makalesi Journal of AOAC International adlı dergide yayınlandı. Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bianca Kaiser, 12 Aralık 2013 tarihinde İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından Ankara'da düzenlenen, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında "Göç Yönetimi ve Uyum" çalıştayında "AB Vatandaşları Yabancıların Uyum Deneyimleri" başlıklı bildiriyi sundu. İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü ve Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi İletişim Tasarımı Bölümü 24 Aralık 2013 – 3 Ocak 2014 tarihleri arasında Yıldız Teknik Üniversitesi Kampüsü’nde yer alan Yüksel Sabancı Sanat Merkezi’nde “1’e 1” başlıklı bir ortak sergi düzenliyor. Tıp Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özlem Dilek, 14-18 Aralık tarihleri arasında, New Orleans, LA USA’de düzenlenen “53rd Meeting of ASCB (American Society for Cell Biology)” toplantısına, Tıp Fakültemiz adına katıldı. Yrd. Doç. Dr. Özlem Dilek, bu toplantıda, International Affairs programında görevli olarak, associate ve ögrenci poster değerlendirme jüriliği yaptı. Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Beken Saatçioğlu 4-6 Aralık tarihleri arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen 13. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi'nde "Gezi Protestoları Sonrası Türkiye'nin AB Üyelik Süreci" başlıklı bildiriyi sundu. Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Derya Yorgancıoğlu’nun "Praxis As A New Conceptual Tool For Architectural Education In The Changing University Context" başlıklı bildirisi, Doğu Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin “the European Association for Architectural Education (EAAE)” ile ortaklaşa düzenlemekte olduğu “International Conference on Unspoken Issues in Architectural Education” isimli konferansta sunulmak üzere kabul edildi. Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, Makine Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr.Çekdar Avkıfahmetoğlu, R&D (Research and development) dergisinin, her yıl dünyadan 100 çalişmaya verdiği R&D2013 ödülüne "yeşil beton" çalışması ile layık görüldü. 16 KEMERBURGAZDA YAŞAM KARİYER İKBU’DAN KARELER Kariyerime giden yolda hayatımın mesleğini seçtim.“mi”? Herkesin küçük yaşlarda başlayan gelecek hayalleri mutlaka vardır. Çocukluğumuzdaki hayallerimiz genellikle aile büyüklerimizde gördüğümüz ya da bizi etkileyen meslekler olmuştur. Ancak zaman ilerledikçe, gerçek kariyerle yüzleşme zamanı geldikçe durup düşünmemiz gerekebilir; acaba “hayatımın mesleğini mi seçtim”? Çiğdem ÇAMGÖZ İnsan Kaynakları Uzmanı Bunu anlamanın en iyi yollarından biri kendinizi iyi tanımaktır. Bu nedenle kendinize bazı sorular sorarak bu soruya yanıt verebilirsiniz. - Hangi televizyon ya da radyo programları ilgimi çekiyor? - Gazetelerde en çok hangi köşe yazılarını okumaktan hoşlanıyorum? - Hobilerim neler? - Arkadaşlarımla hangi konular hakkında sohbet etmekten hoşlanıyorum? - En çok takdir ettiğim ve hayran olduğum rol modelim kim? Neden? (Yoksa tekrar düşünmelisiniz) - En kolay tamamladığım, hazırlarken en çok keyif aldığım ve başarılı olduğum projeler hangi kariyer alanıyla ilgili? - En çok sevdiğiniz dersler neler? - Ve en önemlisi “HAYALLERİM NELER” ? sorularla her şey kolayca çözümlenecek değildir. 4 yılınızı geçireceğiniz üniversitenizde bu zamanlardan geçmiş çok deneyimli hocalarınız, kariyer danışmanlarınız var. Sizlere yol gösterebilmek adına farklı sektörlerden öne çıkmış kişilerle sohbetler, seminerler düzenleniyor. Elinizden geldiğince bu etkinliklere katılarak paylaşılan tecrübelerden fikirler edinmeye çalışın. Ancak kariyer karmaşasına kapılarak öğrencilik hayatınızın en özel anlarını yıpratmayın çünkü her şey; sizin elinizde. Yukarıdaki sorulara verdiğiniz yanıtlar içinde sürekli tekrar edenler varsa, ilgi alanlarınızı belirlemede ve bu alanlarda bir kariyere yönelmenize yardımcı olacaktır. Elbette ki bu Yabancı dil ön koşul Yabancı dil bilgisi geleceğin dünyasında başarılı olmanın adeta ön koşulu haline geldi. Öğrencinin kendi başına öğrenme becerisini geliştirmesi de aynı şekilde önemli. [email protected] e-posta adresimize resimlerinizi mail atın, fotoğraflarınızı bu sayfada yayınlayalım. 17 YÖK'ün hazırladığı "Türkiye'nin Yükseköğretim Stratejisi" raporunda yabancı dilin çok önemli olduğu belirtilerek, "Yabancı dil bilgisi geleceğin dünyasında başarılı olmanın adeta ön koşulu haline gelmiştir" denildi. Raporda öğrencinin kendi başına öğrenme becerisini geliştirmesinin de çok önemli olduğuna yer verildi. Bilgi toplumuna geçmiş bir dünyada bireylerin başarılı olabilmesinin büyük ölçüde bu becerilerle donatılmış olmasına bağlı olduğunun yer aldığı raporda konuyla ilgili şu bilgilere yer verildi: Bilgi toplumunda başarılı bir birey olabilmek için salt belli bir düzeyde mesleki ve teknik bilgiye sahip olmak artık yeterli olmamaktadır. Bu bireyden bilgiye ulaşma, bilgiyi çözümleme ve sürekli olarak işine uygun olarak bilgisini yenileyebilme ve geliştirebilme kapasitesine sahip olması beklenmektedir. Böyle bir öğrenci davranışsalcı bir eğitim anlayışıyla değil, ancak yapılanmacı bir anlayışla eğitilebilir. Sorumluluk alan bireyler Bilgi toplumuna geçmiş bir dünyada bireylerin başarılı olabilmesi büyük ölçüde bu becerilerle donatılmış olmasına bağlıdır. Ancak bir öğrenciden beklenen salt belli bir beceri kümesine sahip olması değildir. Onun bir toplumun üyesi ya da yurttaşı olarak belli eğilimler ve duyarlılıklar edinmesi de beklenmektedir. Bu bireyin aktif bir yurttaş olarak yetişmesi, yani girişimde bulunmaktan ve sorumluluk almaktan kaçınmaması, insan hakları ve özgürlükleriyle, çevresel ve kültürel değerlere saygılı olması istenmektedir. Bu da etik ve estetik yargılar geliştirebilme duyarlılığına sahip olmasını gerektirecektir. Türkiye’nin, nüfusunu bilgi toplumunda geçerli bir sermaye haline dönüştürebilmesi, ancak böyle bir eğitim vizyonuna sahip olması halinde olanaklı hale gelecektir. Eğitim konusundaki bu genel vizyon çizildikten sonra, bunun içinde yükseköğretim vizyonunun nasıl bir yer alacağı saptanabilir. Bilgi toplumunun küreselleşmiş dünyasında ekonomi, bilgiye ve bilgili insangücüne bağlı hale gelmiştir. Küresel bilgi toplumu içindeki yarışma, çoklu beceriye ve yaşam boyu öğrenme kapasitesine sahip olan işgücüne ihtiyacı artırmıştır. 18 kapak konusu Sanatçılar hayal etti öğrenciler hayata geçirdi Kamuoyunun tanıdığı ünlü isimler kendi kulaklıklarını hayal ettiler. Kimi isminin baş harfini kulaklığında taşımak istedi, kimisi de grubunun simgesini. Onların hayallerine İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi öğrencileri şekil verdi. Kulaklıklardan elde edilen gelir ise dezavantajlı gençlerimizin eğitimine verildi. Philips 18 sanatçıya sordu; "Sadece size özel bir kulaklık tasarlansa, nasıl bir şey hayal edersiniz?" Nilüfer mavi gözlü kedisini istedi. Hande Yener “taç şeklindeki dövmem kullanılsın” dedi; ucunda kırmızı boncuklarla. Gupse Özay, kulak şeklinde 3 boyutlu bir küpe hayal etti. Ali Sunal, “Kaptan Spark kulakları” olsun dedi. Sanatçıların hayallerine İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi öğrencileri hayat verdi. Her öğrenci bir ünlünün hayalinden sorumlu oldu. O hayali gerçekleştirmek için malzemeler satın alındı ve atölyelere girildi. Kimi zaman kendileri kimi zaman da kulaklığını yaptıkları sanatçılarla çalıştılar. Kulaklıklardan, biri gittigidiyor.com’da satılmak, diğeri de sanatçıda kalmak üzere 2 tane üretildi. Gittigidiyor.com’da satılan kulaklıkların gelirleri engelli ve dezavantajlı gençlerimize farklı sanat dallarından atölyelerde eğitim imkanı sunan Düşler Akademisi’ne bağışlandı. kapak konusu Kulaklıklar üniversitemizde tanıtıldı “Bunu Duymalısın” projesi kapsamında yapılan kulaklıklar üniversitemiz Fatma Altınbaş Konferans Salonu’nda tanıtıldı. Üniversite Mütevelli Heyeti’nin de katıldığı ve öğrencilerin büyük ilgi gösterdiği tanıtımın sunuculuğunu Yiğit Alıcı yaptı. Projeye destek veren sanatçılardan Pamela Spance ve Derin Sarıyer’in de katıldığı tanıtımda İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yıldırım Üçtuğ, üniversitenin yalnızca akademik hayat ile var olmayı hedeflemediğini belirterek, “Biz akademik başarılarla, sosyal sorumluluk projeleri ve etkinliklerle öğrencilerimizi hayata hazırlıyoruz. Onların yalnızca akademik yönünü değil sosyal yaşam yönünü de güçlendirmeyi hedefliyoruz” dedi. Prof. Dr. Yıldırım Üçtuğ, “Akademik yaşama başladığımız ilk günlerden bugünlere imza attığımız sosyal sorumluluklar arasında en özel anlam taşıyan projelerden biri de Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi ile hayata geçirdiğimiz "Philips Bunu Duymalısın" projesi oldu. Bugün bu projeyi hayata geçiren herkese teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu. Philips Pazarlama Müdürü Sinem Yücel, projenin kendileri için önemli bir sosyal sorumluluk projesi olduğunu belirtirken, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bünyamin Özgültekin,“Üniversitelerin bu türlü sosyal sorumluluk projeleri yürütmeleri gerekiyor. Çünkü üniversiteler toplumun lokomotifleridir, taşıyıcı güçleridir. Dolayısıyla eğitimlerinin yanında sosyal sorumluluk üstlenerek gençlerine eğitimin yanında vizyon verirler” dedi. 20. yüzyılın artık arkada kaldığını ve kendimize sorduğumuz “Biz neredeyiz” sorusunun cevabının çok umut verici olmadığını belirten Prof. Dr. Özgültekin, “Tahrip edilen bir doğa, eğitim hakkı bulamayan çocuklar, şiddet gören kadınlar, eğitim krizleri, askeri krizlerle iç içeyiz. Bunlarla baş etmek, buradan çıkış yolları bulmak mümkün mü? Evet küçük de olsa mümkün. Ve bu proje de onlardan birisi. Çünkü iç içe yaşadığımız sorunlarla baş etmek sadece sivil toplum kuruluşlarının ve devletin sorumluluğunda değildir. Toplumu oluşturan kişilerin, marka olan isimlerin de bir şeyler yapması gerekir” dedi. Düşler Akademisi’nin düş gençleri Tanıtımın ardından Düşler Akademisi’nin gençleri katılımcılara konser verdiler. Gençler yaptıkları müzikle büyük beğeni topladılar.Düşler Akademisi Yaratıcısı Ercan Tutal, engelli ve sosyal dezavantajlı gençlere ücretsiz olarak kültür ve sanat eğitimleri verdiklerini söyledi. 19 20 EKONOMİ SAĞLIK Ayrışıyoruz ama, negatif şekilde... 2013 yılını geride bırakırken Türkiye'de yatırımcının moralini bozan iki türlü gelişme var. Bunlardan ilki iş dünyası ve piyasaların serbest rekabet mantığı altında kanunlara uygun yürüyüp yürümediği konusunda ciddi kuşkuların ortaya çıkması. İkincisi ise 17 Aralık'ta başlayan Prof. Dr. Emre ALKİN operasyonun devletin bir iç çekişmesi haline dönüşmüş TFF Genel Sekreter olması. Her iki gelişme de piyasaların paradan, gayri menkullerden ya da menkul kıymetlerden daha önemli bulduğu "güven" faktörüne zarar veren gelişmelerdir. Ortada bir rahatsızlk olduğu aşikardır ve bu tip ortamlarda yatırım kararı almak kolay değildir. Diğer taraftan kırılgan ülkeler arasında sınıflandırılan Türkiye'nin sabit sermaye yatırımı açısından cazibesinin azalmış olduğunu da görüyoruz. Aslında son 5 yılın rakamlarına göz attığımızda giderek azalan bir trendin net olarak ortaya çıktığı gözüküyor. Türkiye'nin diğer ülkelerden farklı olarak "az üreten-çok tüketen" bir konumda olduğunu da eklemek gerekiyor. Bu durumda 2014 Türkiyesi'nin eskisine göre daha fazla yabancı para gereksinimi olacak diyebiliriz. Eldeki model aynı kaldığı sürece Dolar/TL'nin yükselmesini önleyebilecek tek gelişme büyümenin yavaşlaması. Ancak bu gelişmenin de kurları durdurmasının garantisi yok. Hem siyasi çekişmeler hem de ekonominin kırılganlığı göz önüne alındığında, 2014'ün ilk çeyreğinde BIST'in kısa vadeli çıkışlar ve dalgalanmalar yaşayacağını, Dolar/TL'nin daha önce görülmemiş seviyeleri test edeceğini ve sonra geri geleceğini, gösterge tahvilin faizinin % 10-12 arasında salınacağını görebiliyoruz. Tüketim cephesi için yapılan ayarlamalar ve atılan adımlar çok geçmeden reel sektörü de etkileyecektir. İhracat 2014 yılının can kurtaranı olacağa benzemekte. İşin doğrusu siyasi istikrarın saglanması, yasama-yürütme-yargı'nın yani Anayasal Kurumların birbirleriyle ve hükümetle olan ilişkisine bağlıdır. Eğer kuvvetler ayrılığı prensibine uygun bir yapı varsa ve söz konusu prensip doğrultusunda kurumlar birbirleriyle ülkeyi yönetirken sağlıklı bir diyalog koruyor, birbirlerinin işine karışmıyorlarsa orada siyasi istikrar vardır demektir. Eğer ortada bunun tersine bir durum varsa siyasi istikrardan bahsetmek mümkün olamaz. Hal böyleyken Hem BIST'de sert düşüş hem de Dolar/TL'de sert yükseliş meydana gelmesi kaçınılmaz oldu. Döviz sepetinde uzmanlar 2.50 seviyesini "kritik" olarak nitelendiriyorlardı. Bize göre bu açıklamanın bir seviye tespitinden öteye bir anlamı yok. Çünkü 2.40 TL seviyesinden itibaren "kırmızı alarm" bölgesine girmiş durumdayız. Bundan sonraki her seviye riskin artması anlamına gelecektir. 2013'ü bitiriken 2.50'nin üzerinde bir döviz sepeti ile karşı karşıyayız. Dolar/TL'deki yükselişe paralel olarak Akaryakıt ile diğer mal ve hizmetlerin fiyatla21 rında yükselişler mutlaka enflasyon beklentilerinin bozulmasına yol açacaktır. 2014 yılının ilk çeyreğine makro ekonomik öngörülerin revize edildigini görebiliriz. Aslına bakılırsa, Türkiye dünyadan negatif olarak ayrışıyor. Bilimsel ve tarihsel olarak incelendiğinde siyasi istikrarın bozulmasının adli vakalar ya da anlaşmazlıklardan çok hükümetler ile anayasal kurumlar arasındaki koordinasyonun kaybolduğu zamanlarda olduğunu görmekteyiz. Eğer hatırlanırsa 2001 yılındaki kriz de hükümet ile anayasal kurumlar ve Cumhurbaşkanlığı makamı arasındaki gerginlik ile patlak vermişti. Siyasi istikrar güçlü bir hükümet kadar, anayasal kurumlar ve güçler ayrılığı prensibinin söz konusu ülkede nasıl işletildiği ile de doğru orantılıdır. Gelinen noktada, hükümet ile anayasal kurumlar arasında fikir ayrılıklarından öte bir çatışma yaşandığı, güçler ayrılığı prensibi konusunda problemlerin olduğu ve bu durumun yatırımcılar açısından tedirgin edici hatta tehlikeli bulunması sebebiyle piyasaların düşüşe geçtiği görülüyor. Piyasalardaki rakamlar hayra alamet rakamlar değil. Yurtdışından bakıldığında tüm bu detaylar Türkiye'nin gelişen ülkeler arasında negatif ayrışma içimde olması sonucunu doğuruyor. Tecrübeli yatırımcılar, BIST'te tutunma sağlanamazsa sırasıyla 63.000 ve ardından 57.000 destek seviyelerinin test edilebileceğini söylüyorlar. Dolar/TL'deki beklenti de radikal sayılabilir. Eğer bu seviyelerde sakinleşme sağlanamazsa teknik analiz bizi 2.2200 seviyesine doğru atacak. Bunlar enflasyon beklentilerinin bozulması anlamına gelir. Bu seviyelerin kalıcı olmasını beklemiyoruz. Ancak kalış süresi uzarsa makroekonomik beklentilerde bozulma başlayacaktır. Petrol Fiyatları radikal bir şekilde düşmeden de akaryakıt fiyatlarında gerileme imkansız gözüküyor. Açıkçası biz de Petrol Fiyatlarında radikal bir düşüş ihtimali şu an için görmüyoruz. Son olarak; Türkiye'deki gelişmeler büyük fonlar ve kurumların yayımladığı raporlarda yorumlanmaya devam ediyor. Ortak görüş, ortaya çıkan sorunun bir iç siyaset sorunu olmasına rağmen "yurtdışı" kaynaklı olarak gösterilerek konuya çare bulmaktan çok tespit ile zaman kaybedildiği yönünde. Özetle, ortaya çıkan krizle alakalı olarak Türkiye'nin bir hamle yapmadığı ve meseleyi akut hale getirdiği konuşuldukça, Türk Para ve Sermaye Piyasalarında düzelme beklememek lazım. Tüm bu olumsuzlukların hükümetin yargıyı ya da diğer anayasal kurumları bir şekle sokmaya devam etmesiyle durmayacağını belirtmek gerekiyor. Kuvvetler ayrılığı prensibine uygun şekilde yasama-yürütme-yargı arasındaki koordinasyonun bir an önce sağlanması ve 21. yy gereklerine uygun donanımda insan kaynağının hem yurtiçine hem de yurtdışına güven veren şekilde eşitliği sağlayacak kararlar ve davranışta bulunarak göreve devam etmeleri , hükümetin de ülkeyi bu prensibe bağlı olarak anayasal kurumlarla beraber yönetmesi gerekiyor. Demokrasinin gerekleri ile hükümetin hedeflerinin çelişmemesi gerekiyor. Çağımızın vebası 1800’lü yılların sonlarına doğru sigara sarma makinesinin icadına kadar sigara yaygın bir alışkanlık değildi. Ancak bu icatla birlikte sigara kullanımında patlama yaşandı. 1940’lı yıllarda sigaranın akciğer kanserine neden olduğu bilimsel olarak tespit edildi. Günümüzde bilimsel otoriteler akciğer kanserini çağımızın vebası olarak nitelendirmektedir. İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Selvi günümüzde tüm vücudun sağlığını bozan en önemli tehdidin sigara olduğunu belirterek yanan tütün ve kağıdın ortaya çıkardığı binlerce farklı maddeden oluşan duman, buhar ve gaz karışımının akciğerleri ciddi şekilde etkilediğini söyledi. Yoğun karışımı oluşturan maddelerin filtre edilebilenlerinin akciğerde biriktiğini edilemeyenlerin ise kana karışarak vücudun diğer organlarına yayıldığını belirten Yrd. Doç. Selvi şunları söyledi: “Kana karışan bu maddeler vücudun farklı organlarında çeşitli mekanizmaları tetikleyerek ya da düzenli işleyen değişik mekanizmaları engelleyerek etki gösterir. Bu yüzden sigara sadece akciğerlerde değil vücudun diğer organlarında da özellikle kalp ve damar sisteminde hastalıklara neden olur. Kana geçemeyen, hava yollarında biriken maddeler akciğerin kendisine büyük zarar verir. Biriken bu maddeleri vücudumuz temizlemeye çalışır. Akciğerler bu temizlik işlemi sırasında da bir miktar hasar görür. Bu olayların bir kısır döngü şeklinde sürekli tekrarlanması hasarın boyutlarını giderek artırır. Başta akciğer kanseri ve KOAH olmak üzere çeşitli tehlikeli ve kronik hastalıkların gelişimine neden olur.” Sistem nasıl işliyor Akciğerlerimizin ana görevi vücudumuza ihtiyacı olan oksijeni sağlamak ve bir atık ürün olan karbondioksiti vücuttan uzaklaştırmaktır. Bu sayede vücudumuzun diğer organlarına görevlerini sağlıklı bir biçimde yerine getirebilmeleri için uygun bir ortam sağlanır. Bu görev vücudun canlılığı sürdüğü müddetçe devam eder ve aslında en önemli yaşam belirtilerinden birisidir. Sakin bir şekilde dinlenirken dakikada yaklaşık 12-15 kez nefes alıp veririz. Hareket halindeyken ya da efor sarf ederken bu sayı rahatlıkla 2’ye 3’e katlanabilir. Her defasında yaklaşık 500 ml. havayı ciğerlerimize çekeriz. Akciğerlerimiz gerekli olan oksijeni bu havadan ayrıştırıp atık ürün olan karbondioksiti yine bu havayla karıştırıp tekrar atmosfere gönderir. Görüldüğü gibi akciğerler yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli olan son derece kritik ve hassas bir görevi üstlenmişlerdir. Akciğerlerimiz çevremizdeki havayla sürekli temas halindedir. İhtiyacımız olan oksijenin kaynağı bu havadır. Dolayısıyla özellikle günümüzde ciğerlerimiz birçok tehlikeyle karşı karşıyadır. Tozlar, buharlar, dumanlar ve gazlar. 22 KÜLTÜR SANAT Müzik KÜLTÜR SANAT Türkiye’de �ehir müzi�inin önemli isimlerinden olan Bülent Ortaçgil, sevilen �arkılarını seslendirece�i konseri ile 20 Ocak’ta BKM’de olacak. Suzan Karde� ve Bekriya Band, 6 Ocak'ta BKM'de... Bülent Ortaçgil’in, efsane sesinden, unutulmaz aşk parçalarını dinleyeceğimiz gecede romantik dakikalar yaşanacak. "Sen" isimli albümünü Ada Müzik’ten çıkartan Ortaçgil, her zamanki gibi tüm söz ve bestelerin kendisine ait olduğu bu albümde çok özel şarkılara yer verdi. Bülent Ortaçgil, yoğun konser temposuna rağmen yedi yıldır albüm yapmamıştı. Son çalışması "Sen"de yer alan yeni şarkılar sanatçının sevenlerini ziyadesiyle memnun edeceğe benziyor. Albümde müziklerin yanı sıra şarkı sözlerinin de şiirselliği göze çarpıyor. "Sen"de Ortaçgil her zamanki gibi gitar ve vokaliyle yer alırken usta müzisyenler Baki Duyarlar (klavye), Cem Aksel (davul), Gürol Ağırbaş (bas gitar), Birol Ağırbaş (perküsyon) ve Barlas Tan Özemek (elektrikgitar) enstrümanlarıyla sanatçıya eşlik ediyor. On kişilik orkestrası ile Balkan şarkılarından, sanat müziğine, arabeskten, pop şarkılara kadar yenilenen zengin repartuvarı ile BKM Pazartesi konserinde dinleyicileri eğlence dolu saatler bekliyor. Sahnede Balkan enstrümanları ile Türkiye bölgelerinden sevilen, bildiğimiz şarkıların yanısıra; Roman havaları, Arnavutça, Boşnakça, Makedonca şarkılara da yer veren sanatçı ile kimi zaman hüzünlü, kimi zaman coşku dolu bir gece yaşanacak. Dünyaca ünlü kediler �stanbul’a geliyor. Svetlana Bezrodnaya ve “Vivaldi Orkestra” Rus Devlet Akademik Oda Orkestrası 25 ki�ilik kadın orkestra kadrosuyla 17-18 Ocak’ta T�M Show Center’da… Vivaldi Orkestra, Antonio Vivaldi'nin kurduğu kadın orkestrasının başarılı bir kopyasıdır. Orkestranın 24 yıldır verdiği konser sayısı iki bini aşıyor. Repartuvarlarında binden fazla farklı tarzı, zamanı ve ülkeyi temsil eden eserler bulunuyor. Barok'tan günümüze, klasikten çağdaş müziğe kadar geniş bir yelpazenin içerisinde, Skarlatti, Korelli, Mozart, Çaykovski, Verdi ve The Beatles’dan, eserler bulunuyor. Günümüze kadar yirmi altı CD albüm çıkartan orkestra, yeni albüm çalışmalarına devam ediyor. Dünyada pek çok ülkede kapalı gişe, başarılı konserler veren Rus Devlet Akademik Oda Orkestrası “Vivaldi Orkestra” sergilediği tüm konserlerde birbirinden farklı harika bir şov sergiliyor ve seyirciye gerçek bir müzik ziyafeti sunuyor. Koray Candemir sevenleriyle yeniden bulu�uyor. Koray Candemir, son birkaç yıldır yaşadığı yurtdışı serüveninden sonra yuvasına dönüp solo çalışmalarına başladı. Önce sahne performanslarıyla dinleyicisiyle buluşmayı isteyen müzisyen, önümüzdeki aylarda kariyerinin 2. solo albümünü çıkarttı. Yeni ekibi ve repartuvar ile Ocak ayı boyunca her Cuma gecesi 00.30'da Beyoğlu Hayal Kahvesi sahnesinde sevenleriyle olacak. Günümüz ça�da� müzi�inin en önemli �arkıcı ve bestecilerinden Jehan Barbur, 23 Ocak Per�embe gecesi yeniden Babylon sahnesinde. Daha önce bünyesinde yer aldığı pek çok projeyle adından söz ettiren Jehan Barbur, prodüktörlüğünü üstlendiği kendi söz ve bestelerinden oluşan şarkıların yer aldığı ve önemli müzisyenlerle birlikte çalıştığı ilk albümü Uyan’ı , 2009 Şubat ayında yayımladı. 2010 yılında Sarp Maden ile ortak bir bestesi dışında, tüm şarkıların söz ve müziğinin kendisine ait olduğu ve prodüktörlüğünü kendi üstlendiği ikinci albümü Hayat’ı dinleyicileriyle buluşturdu. Kendi neslinin ve kendi tarzının temsilcisi olarak özel bir hayran kitlesi yaratan sanatçının, son ve üçüncü stüdyo albümü Sarı’yı yine ADA Müzik etiketiyle geçtiğimiz yıl raflarda yerini aldı. Kendi albümleri dışında tiyatro ve dizi müzikleri için yaptığı bestelerle de öne çıkan Jehan Barbur, hikaye güdümlü masalsı şarkıları ile çağdaş kadın ozan geleneğini günümüzde de sürdürmeye devam ediyor. 23 T.S Eliot’un Old Possum’s Book of Practical Cats adlı eserine ve Andrew Lloyd Webber’in rekorlar kıran uyarlamasına dayanan Brodway’in en uzun soluklu müzikallerinden biri olan CATS, bugüne kadar yüzden fazla şehirde, 50 milyondan fazla kişi tarafından izlenen gerçek bir fenomendir. Müzikalin öyküsü kediler arasında geçse de aslında yaşamın ta kendisidir. Müziğin, dansın, şiirin, hayallerin, tiyatronun ve aşkın mükemmel uyumunu içinde taşıyan Cats, en iyi müzikal ve en iyi yönetmen dallarında olmak üzere Broadway’de 7 kez Tony Ödülünü kazandı. Olivier Award en iyi müzikal ödülü ve en iyi orjinal kadro kategorisinde Grammy ödülü bulunan Cats muhteşem set tasarımı olağanüstü kostümleri ve mükemmel koreografisiyle büyüleyici bir müzikal. En son 2008 yılında İngiltere çapında çok başarılı bir turne yaparak kapalı gişe oynamış olan CATS yoğun istek üzerine bu yıl yeniden turneye başlayacak ve ne mutlu ki dünyanın ünlü kedileri 21 Ocak 2014 ile 02 Şubat 2014 tarihleri arasında İstanbul’a da uğrayacak. Tiyatro Müzikal İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları 100.yılını kutlayacağı Ocak ayında 2’si yeni 34 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Harbiye Muhsin Ertu�rul Sahnesi’nde; Anton Çehov’un yazdığı Engin Alkan’ın yönettiği Vi�ne Bahçesi (2-5 Ocak 2014) Joe Masteroff ’un yazdığı Yücel Erten’in yönettiği Kabare (8-12 Ocak 2014) Nazım Hikmet’in yazdığı Yıldırım Fikret Urağ’ın yönettiği Yolcu (15-19 Ocak 2014) Haldun Taner’in yazdığı Can Doğan’ın yönettiği Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (22-26 Ocak 2014) Gökhan Erarslan’ın yazdığı Naşit Özcan’ın yönettiği Vakti Geldi (29-31 Ocak / 1-2 �ubat 2014) Çocuk Oyunları; Sema Ergenekon - Gökhan Aktemur’un yazdığı Cengiz Özek’in yönettiği Damlaların Dansı (4-5-11-12 Ocak 2014) Aziz Nesin’in yazdığı Haşmet Zeybek’in yönettiği Pırtlatan Bal (18-19 Ocak 2014) Adrian C. Mitchell’in yazdığı Cem Karakaya’nın yönettiği Fareli Köyün Kavalcısı (25-26 Ocak / 1-2 �ubat 2014) Lysistrata “Kadınlar da Sava�ırsa” Vakti Geldi Damlaların Dansı Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde; Gökhan Erarslan’ın yazdığı Naşit Özcan’ın yönettiği Vakti Geldi (2-5 Ocak 2014) NazımHikmet’in yazdığı Yıldırım Fikret Urağ’ın yönettiği Yolcu (8-12 Ocak 2014) Turgut Özakman’ın yazdığıYıldırım Fikret Urağ’ın yönettiği Ocak (15-19 Ocak 2014) Aristophanes’in yazdığı Kemal Kocatürk’ün yönettiği Lysistrata “Kadınlar da Sava�ırsa” (22-26 Ocak 2014) Fehime Seven’in yazdığı Şükrü Türen’in yönettiği Türkiye Kayası “Bir Göç Hikâyesi” (29-31 Ocak / 1-2 �ubat 2014) Çocuk Oyunları; Caner Bilginer’in yazıp yönettiği Karagöz Tatlıcı (4-5-11-12 Ocak 2014) OkanKaraca’nın yazıp yönettiği ÜçKarde� ve Muhte�em Kurt (18-19-25-26 Ocak / 1-2 �ubat 2014) 24 ‹STANBUL KEMERBURGAZ ÜN ‹VERS‹TES‹ İŞ HAYATINA BUGÜNDEN HAZIR OLUN! FAKÜLTELER Eczac›l›k Fen - Edebiyat Psikoloji Sosyoloji Güzel Sanatlar ve Tasar›m Grafik Tasar›m Moda ve Tekstil Tasar›m› Plastik Sanatlar Tak› Tasar›m› Hukuk ‹ktisadi ve ‹dari Bilimler Ekonomi ‹flletme Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Uluslararas› ‹liflkiler Uluslararas› Lojistik Yönetimi Uluslararas› Ticaret Mühendislik ve Mimarl›k Bilgisayar Mühendisli¤i Elektrik-Elektronik Mühendisli¤i Endüstri Mühendisli¤i ‹ç Mimarl›k ve Çevre Tasar›m› ‹nflaat Mühendisli¤i Makine Mühendisli¤i Mimarl›k T›p MESLEK YÜKSEKOKULU Çocuk Geliflimi ‹fl Sa¤l›¤› ve Güvenli¤i Sosyal Hizmetler ‹stanbul Kemerburgaz Üniversitesi deneyimli akademik kadrosu, önemli uluslararas› iflbirlikleri, aktif ö¤renci kulüpleri ve etkin sosyal alanlar›yla ö¤rencilerine kaliteli bir üniversite hayat› sunuyor. Siz de tercihinizi flansa b›rakmay›n, gelece¤e emin ad›mlarla yürüyün. 0212 604 01 00 facebook.com/KemerburgazUniversitesi twitter.com/KemerburgazUni KÜLTÜR SANAT TEKNOLOJİ Frankenstein Ölümsüzlerin Sava�ı Tarihin en ayrıksı karakterlerinden biri olan Frankenstein'ın üzerine çekilen onlarca filmden sonra yepyeni bir hikayeye odaklanan I Frankenstein, Dr. Victor Frankenstein'ın kendi elleriyle yarattığı canavarının hikayesini ele alıyor. Yaratıcısının soyadını alıp yola çıkan Adam, antik bir şehirde iki ölümsüz klan arasında yaşanan bir savaşa sürükleniyor. Bu karanlık ve vahşi kentte süregelen korkunç savaşın sıradışı yanı ise iki tarafın da ölümsüz varlıklardan oluşması oluyor. Orijinali Mary Shelley tarafından Frankenstein or the Modern Prometheus ismiyle 1818 yılında yayınlanan hikaye, 1910 yılında ilk kez sinemaya uyarlandığından bu yana çeşitli örnekleriyle beyaz perdede canlandı. Bu son uyarlamanın yönetmen koltuğunda Karayip Korsanları: Kara İnci'nin Laneti ve Avustralya filmlerinin senaryolarını yazan Stuart Beattie bulunuyor. Lenovo Sinema Sa� Salim -2 Genç ve hırslı Marc Tourneuil, Avrupa'nın en büyük bankalarından biri olan Phoenix Bank'ın genel müdürlüğünü yürüten Jack Marmande'ın sağ koludur. Jack Marmande'a konulan kanser teşhisinin ardından hastaneye kaldırılmasıyla işler gerçek anlamda Marc'a kalmış olur. Yeni görevine resmi olarak atanan Marc, bankayı kendi usullerine göre yönetme konusunda son derece hırslı ve kararlıdır. Üstüne bankanın Amerikan yatırımcılar tarafından satın alınmasının gündeme gelmesiyle işler bir hayli karışır; Mark Tourneuil'in dudak uçuklatan yükselişi böylece başlamış olur. Z ve Missing gibi başyapıtlara imzasını atan Oscar ödüllü Yunan yönetmen Costa-Gavras tarafından yönetilen film, Sundance Film Festivali'nde büyük ödül için yarışmıştı. 2012'de vizyona giren ve beğeniyle karşılanan komedi filmi Sağ Salim'in devam filmi olan filmde Salih'in hikayesini izlemeye devam ediyoruz. Salim kimsesi olmayan bir cenazeyi memleketine götürmeye karar verir. Ancak bu yolculuk yolda karşılaştığı yol arkadaşı Nihal'le birlikte azılı katiller ve kötü adamlarla mücadele ettikleri bir maceraya dönüşür. Nihal'in annesi intikam için rehin alındığında ise işler iyice karışır. Adamlarımız artık seri katil olarak aranmaktadır ve yakalanmamak için kılık değiştirmek zorunda kalırlar. Ne var ki bu da çözüm olmaz ve talihsizlikler iyice çığrından çıkar. Salim tekrar eline silah almak zorunda kalır, Nihal ise başı beladan kurtulmayan Salim'den uzaklaşıp annesini tek başına kurtarmak zorundadır. Salim ise yaşadığı bu büyük travmalar sonrasında artık ölümden korkmamaktadır, Nihal'i yalnız bırakmak istemez ve peşine düşer... Yönetmenliğini yine Ersoy Güler'in yaptığı devam filminin başrolünde bir kez daha Burçin Bildik yer alıyor. Ona eşlik eden isimler ise Ezgi Asaroğlu, Hüseyin Avni Danyal, Nazlı Tosunoğlu ve Murat Akkoyunlu. Krallık, Karlar Kraliçesi (Snow Queen)'nin laneti sonrasında ebediyen sürecek bir kış mevsimine mahkum edilmiştir. Bu krallıkta yaşamakta olan maceracı ve iyi kalpli Anna, Karlar Kraliçesi'ni bulup laneti sona erdirmesini sağlayarak, şehrinde yaşayan insanları eski güzel günlerine döndürmeye karar verir. Masalsı bir yolculuğa çıkan Anna'nın yol arkadaşı ise usta bir dağcı olan Kristoff'tur. Başarıya ulaşmaları için Karlar Kraliçesi'ni görüp tanıyabilmeleri gerekmektedir. Görünürde basit olan bu plan, izbe dağdaki yolculuk ilerledikçe zorlaşmaya başlar. Mitolojik yaratıklar ve ürkütücü büyüler eşliğinde süren yolculuğun her dönemecinde ayrı bir tehlike ortaya çıkar. Yolculuğun asıl zor yanı ise zamanla yarışıyor oldukları gerçeğidir. Disney yapımı animasyon filmin yönetmenliğini Chris Buck ve Jennifer Lee yürütürken, başkarakterleri seslendiren isimler Kristen Bell ve Jonathan Groff. 25 Teknoloji Dünya’nın en küçük arabası. Le Capital Karlar Ülkesi Çin’li telefon üreticisi Lenovo, bu yılın sonuna kadar piyasaya sürülmesi beklenen iki yeni akıllı telefonu S930 ve S650′yi resmi olarak tanıttı. Lenovo S930 ve S650′nin bu ay Rusya’da satışa sunulması bekleniyor. Ancak Lenovo’nun bu telefonları diğer Avrupa ülkelerinde satışa sunup sunmayacağı henüz bilinmiyor. Yeni açıklanan bu iki orta seviye akıllı telefon arasında S930 daha iyi özelliklere sahip. Öncelikle S930′da, 720p çözünürlükte 6 inç dokunmatik ekran bulunuyor. Ayrıca Lenovo S930′un donanımsal özellikleri arasında 1.3 GHz dört çekirdekli işlemci, 1GB RAM, 32GB’a yükseltilebilen 8 GB dahili hafıza, 8 mega piksel arka kamera ve 1.6 mega piksel ön kamera yer alıyor. Lenovo tarafından açıklanan diğer telefon olan S650′de ise 540 x 960 çözünürlükte 4.3 inç dokumatik ekran, 1.3 GHz dört çekirdekli MediaTek işlemci, 1 GB RAM ve 8 GB dahili hafıza bulunuyor. İngiliz tasarımcı Perry Watkins dünyanın en küçük arabasını Almanya’da tanıttı. En küçük araba Guinness Rekorlar Kitabı’na “en küçük araba” kategorisinde giren aracın plakası bile var. Otoyola çıkma izni olan araç saatte 60 kilometre yapabiliyor. Emniyet kemeriyle güvenliğin sağlanabildiği araç 104 santim yüksekliğinde ve sadece 129 santimetre uzunluğunda.Özellikle kalabalık şehirlerde ufak arabaların hayat kurtarıcı olduğunu belirten Watson “Hiçbir zaman park sorunu yaşamıyorum” dedi. iPhone 6’ya “Air”Makyajı Animasyon ve grafik stüdyosu Set Solutions, Apple’ın 2014′te piyasaya sunması beklenen akıllı telefonu iPhone 6 için hayali bir prototip çıkardı. Aynı stüdyo geliştirdiği iPhone 6C modellemesini de tıpkı iPhone 5C gibi renkli tasarladı. Ancak telefonun farkı, kıvrımlı tasarımı. Videolar şimdilik hayalden ibaret olsa da iPhone Air konseptini ortaya çıkaran ilk çalışma oldu. 360 Derece Fotoğraf Çekebilen Top Fotoğraf çekmeyi sevenler artık kendi ‘Google Street View’ tecrübesini yaşayabilir. Küre şeklinde 11 santimetre çapındaki kamera, 300 gram ağırlığında.Üzerinde 36 kamera bulunan Panono, toplamda 72 MP çözünürlüğe sahip. Panono havaya fırlatıldığı zaman, kamera içindeki ivme ölçer devreye giriyor ve topun en yüksekte olduğu yüksekliği tespit ediyor. Bu noktada, 36 kamera birden eşzamanlı fotoğraf çekiyor. Topu fırlattıktan sonra tutamama riskini ortadan kaldırmak için, Panono bir çubuk yardımıyla da kullanılabiliyor. Satışa sunulacağı tarih Eylül 2014 olarak belirtilen Panono’nun ön sipariş fiyatı 499 Dolar. 26
Benzer belgeler
Vakıf üniversiteleri - Kemerburgaz Üniversitesi
Kış aylarında düşmeye dikkat
Koca Kafaları çok sevdik
14 Şubat aşkın günü
İKBU’da bir Prens
Dünya sularında güvencenin adı
Yükseköğretimde Değişen ‘Öğrenen Profili’ ve Mimarlık Eğitimi
00KantinNisan1-18 copy - Kemerburgaz Üniversitesi
Bilgi paylaşılınca anlamlı
Hukuk öğrencilerinden çarpıcı rapor
Öğrenciye Mesaj Var - Yrd. Doç. Dr. Hasan SINAR
Röportaj - Yiğit Alıcı
Hayallerinize dikkat edin gerçek olabilir!
Onu hiç böyle tanım...