mucidi yanlış bilinen 6 içat
Transkript
mucidi yanlış bilinen 6 içat
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur! OKUL DERGİSİ OKUMA KÜLTÜRÜ VE YAYIN KULÜBÜ ÖĞRENCİLERİ TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR İÇİNDEKİLER............................................1 Denge............................................................2 Barışçıl Bir Dünya.......................................3 İmparatorluklar...........................................4 Haksızlıklar..................................................5 Rüyalar.........................................................5 Ouidditch.....................................................6 Mucidi Yanlış Bilinen İcatlar.....................7 Francophonıe...............................................9 Zaman.........................................................10 Anime ve Manga.........................................11 Mutluluk......................................................12 YAYIN KURULU: Ada Gülce CANIGÜZ Bihter ÇÖPLÜ Buğra BARBAROS Burak MİRZANLI Çağla SEZER Defne AYRANCI Emre YÜKSEL İdil ÖZDEMİR Kerem YÜKSEL Mert KARAÇANTA Melis DİREK Seher Naz ŞAHİN Yamaç BARDAKLI Yeraz Lora YENİCE Zeynep COŞANSU ÖZEL NESLİN DEĞİŞEN SESİ OKULLARI Fırın Sokak No:20 Bomonti 1 DENGE İnsanoğlunun güzel bir çevrede yaşayabilmesi için bu çevrenin doğayla birebir olmasa bile en azından doğa örnek alınarak oluşturulmuş olmalıdır. Ama en sonunda bu çevre doğayla ne kadar uyumlu olursa olsun doğayla asla birebir değildir. Bu yapay çevreyle doğa arasındaki en büyük fark kurulamayan dengedir.Denge asla herşeyin mükemmel olması değildir, dengeyi kurmak için iyiyi dengeleyen bir faktör olması gerekir. Bu faktörün çok kötü bir şey olması gerekli değildir, çünkü bazen çok kötü şeylerin geri dönüşü olmayabilir. Bunun örnekleri doğada görülebilir. Doğada çok güzel yerler, unsurlar da vardır ama bataklıklar, çöller de bulunur. Ama bütün bunlar Dünya'yı güzellikleri ve çirkinlikleriyle eşsiz kılar. Çölleri, gölleri ve hepsi birbirinden farklı insanlarıyla Dünya Evren'deki diğer gezegenlerden ayırır. Zaten eğer herşey aynı olsaydı, herşey mükemmel olsaydı Dünya 'da yaşamanın Mars'ta veya Uranüs'te yaşamaktan hiç bir farkı, özelliği olmazdı. Doğada taklit edilemeyecek çok fazla unsur vardır. Çünkü doğadaki coğrafi koşullar ve yaşayan canlıların birbirlerini her an öldürme şansına sahip olmalarına rağmen uyum içinde yaşamaları. Hayvanlarda görülen bu uyumu insanların taklit edemediğinin en büyük göstergesi de savaşlar. Herkese yetecek büyüklükteki dünyada bile insanlar renkleri, inançları ve maddiyat yüzünden birbirlerini öldürürken bilim adamlarının doğadaki böcekleri, bitkileri taklit ederek savaş uçakları, tanklar yapmaları doğaya ve doğadaki sınırsız barışa haksızlık. Bilim adamları ne kadar aksini iddia etse bile, doğadan ne kadar ilham aldıklarını ve nasıl bu aldıkları ilhamlarla doğaya aykırı makineler yaptıklarını söyleseler de, aslında doğaya ve doğadaki dengeye uyulmadıkça bu Dünya yok olmaya mecburdur. Evrenin devamlılığı da böyle sağlanır zaten, Evrende hiçbir şey sonsuza kadar var olamaz, herşeyin bir sonu ve başlangıcı, hatta sonun başlangıcı ve bitişi de vardır. Evrendeki ve doğadaki muhteşem denge sadece bir miktar taklit edilebilir, asla tamamen aynısı uygulanamaz, üretilemez. Yalnızca iyi-kötü tüm unsurlar ve kısıtlı bir süreyle gerçek denge sağlanabilir. Gerçek dengeyi de hiç bir insan uygulayamaz. İdil Özdemir 7A 2 Irkçılık ; renk, dil, din, düşünce ve fikir ayrımı yapmaktır, insanları insan yerine koymayıp gruplara ayırmaktır. Insanları gruplara ayıranlar, onların da yaşadıkları toplumun bireyleri olduğunu unutup onları dışlayanlar bilmeli ki siz bunları yaparken onların sizden daha iyi insanlar olduğunu ve sizin ne kadar insanlığa tepki olduğunuzu kanıtlamış olursunuz. Neden herkesin barış içinde yaşadığı, herkesin eşit sayıldığı, mutlu ve temiz bir bir ortamda yaşamayı çalışmıyoruz ? Çoz zor değil ; sadece önyargılarımından kurtulmamız yeter. Bu şekilde hem insanlara farklı bir gözle bakmaya başlarız, hem de bu şekilde insanları daha yakından tanırız ve arkadaş ediniriz. Bu şekilde hem kendimizi iyi yönden değiştirmiş, hem de çevremizin önyargılarını kırmış oluruz. Önyargılar, bizim düşüncelerimiz ve gerçek fikrimizden kaynaklanan bir şey değildir. Önyargılar çevremizin baskısıyla ortaya çıkan biryargıdır. Çünkü toplum psikolojisine göre çevremiz nasıl düşünürse, biz de elimizde olmadan o düşünceye hak veririz, o yargıyla aynı fikirde olmasak bile. Elimizde olmadan tekrar tekrar düşünüp o yargıya yöneliriz, doğru veya yanlış olsa da. Insanlara karşı duyulan bu önyargıdan kurtulmak için insanların arasına karışmalıyız. Onları daha iyi tanımalıyız ve onlarla arkadaş olmalıyız. Bu şekilde hem onların dini, dili, düşünce ve zevkleri hakkında bilgimiz olur ve ilgi alanımız genişler. Ayrıca farklı tür ve düşüncedeki insanlarla arkadaş olmak, hem onlar tarafından hem de bizim çevremiz tarafından saygı ve hoşgörüyle karşılanırız. Toplumun önyargısını kırar ve herkesin eşit sayıldığı, barışçıl, mutlu ve temiz bir dünyada yaşamaya başlarız. Naz Şahin 7B 267 3 İMPARATORLUKLAR İmparatorluk çeşitli milletlerin egemenlik altına alınmasıyla oluşan devlettir. Dünyada kurulup yıkılmış birçok imparatorluk vardır. İmparatorluklar ilk çağ, orta çağ, yeni çağ ve yakın çağ imparatorlukları olmak üzere dörde ayrılır. Türklerin kurup yıktığı imparatorluk sayısı oldukça fazladır. Bunun nedeni sürekli göç içinde olmaları ve bağımsızlık duygusudur. Göktürk Devleti, Asya Hun Devleti gibi devletler buna örnektir. Doğu imparatorlukları orta çağ ve ilk çağ yıllarında batı medeniyetlerine göre daha ilerlemiş toplumlardır. Birkaç yüzyıl sonra batı medeniyetleri doğuyu kalkınma anlamında geçmiştir bunun sebebi batı medeniyetlerinin üstünden skolastik düşüncenin kalkmasıdır. Bu yüzyılda imparatorluk kavramı kullanımı yitirmiştir. Çünkü çoğu millet ihtilaller gerçekleştirip devletlerinin rejimini değiştirmiştir. Rejimin değişmesiyle de imparatorluklar kuruluş amacını kaybetmiştir. Rejim olarak çoğu devlet cumhuriyeti seçmiştir. İmparatorluklar mutlak monarşiyle yönetilmekteydiler. İnsanlar birkaç yüzyıl sonra başkalarının boyunduruğu altında yaşamaktan sıkılmışlardır. Birkaç yüzyıl önce, imparatorluklar varken büyük imparatorluklar çok daha güçlüydü. Daha büyük coğrafyaya sahip olan imparatorluklar küçük olan imparartorlukları alıyordu ve ekonomik açıdan daha fazla kalkınıyorlardı. Bu yüzyılda bunu söylemek güç çünkü az toprarağa sahip olan ama donanma ya da ekonomik açıdan güçlü olan devletler var. Almanya gibi. Coğrafyası süper güç devletlerden küçük ama askeri gücü ve ekonomisi en az onlar kadar iyi. Her imparatorluğun daimi bir düşmanı vardı. Osmanlı'nın Roma Germen İmparatorluğu, Fransa'nın İngilizler gibiydi. Bu imparatorluklar birbirlerini devirmek için, başlarına en kötü belaların gelmesi için birkaç yüzyıl savaş verdiler. Fakat bazı imparatorluklar düşmanlarını neredeyse kurulduğu gün devirdi. Osmanlı Devleti kurulduktan birkaç ay sonra İstanbul'u alarak yüzyıllardır ayakta kalan Bizans İmparatorluğu'nu devirdi. Osmanlı Devleti altı yüz yıl kadar ayakta kaldı. Gerilemeye başladığında kendisinden çok daha İmparatorluklarun yıkılması sonucunda kalkınmış devletlerle iş birliği kurdu ve Türkiye Cumhuriyeti gibi cumhuriyetler var. ayakta kalmaya başladı. Osmanlı ayakta Bu cumkuriyetler de eskisi gibi ayakta kalmak için bu çareleri aradı. Bazı kalmaya çalışıyor. Hepsi kendi tarihini imparatorluklar da başka çareler aradı. Ama yazıyor. Kendisinden öncekileri taklit etmiyor. hepsi ayakta kalmaya çalıştı. Emre YÜKSEL 4 HAKSIZLIKLAR Haksızlıklar hayatın her anında meydana gelebilir. Ne yazık ki haksızlıklar bazen öyle canımızı yakar ki, karşılarında ne yapacağımızı bilemeyiz. Fakat bunlar karşısında güçlü olabilmeli ve haksızlıklara baş edebilmeyi öğrenmemiz gerekir. Ailemiz, arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz bile istemeden bize haksızlık yapabilirler. Ben de bazen haksızlıklara uğruyorum. Özellikle de okulda. Arkadaşlarıma ya da öğretmenlerime onlara saygısızlık etmeden söylemeye çalışıyorum. Ama olmuyor işte. Arkadaşlarımla tamam da öğretmenlerimle. Olmuyor bazen. Benim hakkımda yanlış düşünecekler diye de bunları dile getiremiyorum, bazen haksızlık yapıldığını ifade ederken aşırıya kaçabiliyorum. Bir konuda haksızlığa uğradığımızda ne yapmalıyız? Yaşadığımız haksızlığa göre değişir aslında bu durum. Ancak karşılaştığımız durum ne olursa olsun asla kimseyi kırmadan çözebilmeliyiz durumu. Kimseyi üzmeden, incitmeden de sorunların, haksızlıkların çözülebileceğini bilmeliyiz. İnsanlara kötü sözlerle, kırıcı hareketlerle yaklaşırsak o problem hiç çözülemez. Bu nedenle her haksızlığa uğradığımızda bunu uygun bir dille açıklamalı ve sorunumuzun çözülmesi için uğraşmalıyız. İnsanları kıran ve haklıyken haksız duruma düşen biri, gerçekten bu durumda haklıysa da, insanlara kötü davranarak bunu çözmeye çalışırsa asla başarıya ulaşamaz ve çevresindeki herkesi mutsuz eder. O insan da yalnızlaşır, yavaş yavaş herkesi kendinden soğutur. Haklıyken haksız duruma düşmemek için insanları kırmadan, tatlı dille bu durum açıklamalıyız. Eğer uğradığımız haksızlığı karşımızdaki kişiye doğru biçimde anlatamazsak bu sefer karşımızdakini de kızdırırız. Ada Gülce CANIGÜZ RÜYALARIMIZ Akşam pijamalarımızı giyip,anne ve babamıza iyi geceler dedikten sonra sıcacık yatağımıza girer, güzel bir rüya görme umuduyla uykuya dalarız. Bilinçaltımızın ürünü olan rüyalar bizi bulutların üzerinde, uzun bir yolda duygularımız ve yartıcılığımızla yalnız bırakır. Rüyalar imkansızlıkları gerçekleştirebildiğimiz tek yerdir. O uzun yol, yaşantımızdaki zorlukları geride bırakıp sadece kendimize odaklanmamızı sağlar. Çocukluk, gençlik ve yaşlılık dönemlerinde farklı rüyalar görürüz. Örneğin küçük bir çocuk şekerlemelerle dolu bir ormanda dolaşırken , bir genç hava da özgürce uçup her yeri gezdiği bir rüya görebilir. Yaşlı bir kadın ise kocasının yanında olduğu bir rüya görebilir. Kabuslar aslında göründüğü kadar kötü değildir. Bize yaşayabileceğimiz tehlikeli olayları göstererek üzülmemize sebep olur ve hayat dersi verirler. İnsanlar için güvenli olan tek bir yer vardır, o da rüyalarımızın olduğu yerdir. Korkup sığınacak bir yer arıyorsak rüyalar en doğru seçimdir. Bence bütün insanların rüyalarının ve kabuslarının bulunduğu bir oda olmalı. Böylece insanlar başka insanların daha önceden gördüğü kabuslardan ders çıkarabilir veya rüyalarında onlar gibi mutlu olabilirler. İnsanlar mutsuz olduklarında daha çok uyumak isterler. Çünkü uykularında daha mutlu ve huzurlu hissederler. Rüyalar karanlıkta bize bir fener gibi aydınlık sağlarlar ve biz de emin adımlarla bu yoldan yürüyebiliriz. 5 Lora YENİCE QUİDDİTCH Quidditch, J.K.Rowling'in yarattığı Harry Potter serisindeki bir takım sporun adıdır. Hayali olmasına rağmen günümüzde pek çok hayranı bulunmaktadır. Quidditch'te üç çeşit top vardır. Bunlar ''Bludger'', ''Quaffle'' ve '' Snitch''tir. Quaffle küre şeklinde koyu kırmızı bir toptur. Kırmızı olmasının nedeni çamura benzemesi ve oyunu zorlaştırmasıdır. Çapı yaklaşık 30 cm'dir. Oyuncuların topu kolay yakalaması için yavaş düşmesi amacıyla büyülenmiştir. Kovalayıcılar Quaffle'ı birbirleriyle paslaşarak çemberden(kaleden)geçirmeye çalışırlar. Çemberden geçen top on puan değerindedir. Oyunda tek bir quaffle vardır. Bludgerlar oyunu zorlaştırmak için yaratılmışlardır. Çok hızlı uçan, büyülenmiş metal toplardır. Çapları yaklaşık 25cm'dir. Sahaya salındıklarında her iki takımın da oyuncularına ve süpürgelerine saldırmak ve titreyerek uçup zarar vermek üzere programlanmışlardır. Saldırgan oldukları için oyun dışında kilitli tutulurlar. Her oyunda iki adet bulunur. Altın Snitch Quidditch'teki en önemli toptur. Çapı yaklaşık 2,5 cm'dir. Gümüş kanatlara sahiptir.Quidditch sahasından çıkmadan kendi başına uçması için büyülenmiştir. O kadar hızlıdır ki uçarken görmesi bile çok zordur. Oyun, bu top yakalanırsa biter. Snitch yakalanamadığı için haftalarca süren oyunlar vardır. Ayrıca Snitch'in üç saniyede yakalandığı 150-0 biten bir oyun da vardır.Değeri yüz elli puandır. Fakat inanılması zor olaylar da gerçekleşebilir. Örneğin, karşı takım sizden yüz altmış puan öndeyken altın topu yakalarsanız, oyunu kaybedersiniz. Snitchlerin hafızaları vardır. Yani ona çıplak elle dokunan ilk kişinin tenini hatırlar ve sonradan ona dokunursa kapalıyken açılabilir. Quidditch'te dört farklı görevi olan yedi tane oyuncu vardır.Bunların üçü kovalayıcı, ikisi vurucu, biri tutucu ve biri arayıcıdır. Kovalayıcılar Quaffle'ı kovalayıp paslaşarak onu üç adet çemberden oluşan karşı takımın kalesine atmaya çalışırlar. Tutucu ise çemberlerin etrafında uçarak takımının kalesini korur.Vurucular ellerinde büyük sopalarla uçarlar. Bu sopalarla Bludgerlara vurarak kendi takımlarını oyuncularını korurlar ve onları diğer takımın oyuncularına atıp rakiplerini devirmeye çalışırlar. Bu, Snitch'i ilk kim yakaladı kavgalarına da son vermiştir. Hafızalarından dolayı her snitch sadece bir kez kullanılabilir. Toplar sahaya salınırken de Snitch'e sadece eldivenle temas edilir. Snitch aslında altın renginde bir kuşun adıdır. Eskiden o kuş yakalanmıştır, fakat soyunun tükenmesiyle metal top olan snitch kullanılmaya başlanmıştır. En önemli görev ise arayıcının görevidir.Onun işi Altın Snitch'i yakalamaktır. Snitch yakalandığında oyun biter ve takımları 150 puan kazanmış olur. ZeynepCOŞANSU 6 MUCİDİ YANLIŞ BİLİNEN 6 İÇAT 6: Bilgisayarların Masaüstü ekranı ve Grafiksel Kullanıcı Muciti: Xerox PARC Yanlış bilinen mucit: Microsoft Fare ile kontrol edilen ve masaüstü ekranına sahip olan ilk GUI, Xerox tarafından Xerox Alto kişisel bilgisayarı için geliştirilmiştir. Doug Engelbart'ın daha önceki çalışmaları üzerine geliştirilen grafiksel arayüz ardından, o zamanki adı Apple Computers olan Apple'a gösterilmiştir. Fikre bayılan Apple büyük oranda Xerox'un arayüzünden etkilenen ilk ticari bilgisayarı 'Macintosh'u üretti.Windows piyasaya sürüldüğünde ise, ortaya çıkan üründe pencereler (diyalog kutuları hariç) birbirlerinin üstünde yer alamıyordu. Bunun sebebi, birbirleri üstünde duran pencerelerin patent hakkının halen Apple'ın elinde olmasıdır. Ayrıca Windows piyasaya ilk çıktığında Apple'ın Macintosh işletim sistemi gibi başlı başına bir işletim sistemi olmak yerine, Microsoft'un işletim sistemi DOS üzerinde çalışan bir arayüz halindeydi. 5: Otomobil Muciti: Karl Benz Yanlış bilinen mucit: Henry Ford Modern otomobillerin ilk örneğinin Karl Benz tarafından ortaya konduğu bilinmektedir. Dört zamanlı silindiri ile benzinle çalışan motora sahip otomobilini Almanya'nın Mannheim şehrinde geliştiren Karl Benz, icadına ait olan patenti 1885 yılının Ocak ayında aldı. Benz, kendi ürettiği otomobilleri 1888 yılından itibaren satmaya başladı, oysa otomobilin mucidi olarak sayılan Henry Ford, kendi ürettiği bir otomobili 1896 yılından önce Benz'den 11 yıl sonraüretemedi. Ford'a bu ünü kazandıran ise üretim bandını geliştirip, seri üretim teknolojisini başarıyla kullanmasıdır. 4: X-Işını fotoğrafı (Röntgen) Muciti: Wilhelm Röntgen Yanlışbilinen mucit: Thomas Edison 22 Aralık 1895 yılında Alman bir fizik profesörü olan Wilhelm Röntgen karısının el kemiklerini bir X-ışını kullanarak fotoğrafik plaka üzerinde gören ilk insan oldu. Yanda görülen ve Anna Berthe Röntgen'e ait olan fotoğraf bu yöntemle elde edilen ilk fotoğraf. Wilhelm Röntgen'in X-ışını ile görüntüleme teknolojilerine olan yoğun katkısından dolayı, günümüzde bu teknolojinin adı Röntgen olarak adlandırılmakta. 7 3: Teleskop Muciti: Hans Lippershey Yanlış bilinen mucit: Galileo Çalışır olduğu bilinen en eski teleskoplar 1608 yılında Hans Lippershey imzasını taşıyordu. Buluşun sahibi olduğunu iddia eden isimler arasında Zacharias Janssen, Middelburg'da bulunan spekülatörler ve Alkmaar'lı Jacob Metius da bulunuyor. İlk teleskopların tasarımında konveks objektif merceğiyle birlikte bir de konkav öküler (küçük mercek) bulunuyordu. Galileo bu tasarımı bir yıl sonra, 1609'da kullandı. 1611'de Johannes Kepler bir konveks mercek ve bir konkav öküler ile nasıl daha güçlü bir teleskop yapılabileceğini açıkladı. 1655 yılında ise Christiaan Huygens gibi astronomlar kendileri için bileşik mercekler kullanarak oldukça güçlü ancak sıradışı büyüklükte büyük ve kullanışsız Keplerian teleskoplarını inşa edebiliyorlardı. 2: Ampul Muciti: Sir Humphry Davy Yanlış bilinen mucit: Thomas Edison 1802 yılında, Humphry Davy o güne kadar yapılmış en güçlü elektrik pilini yaptı. O yıl içinde ince bir platin tel içinden elektrik akımını geçirerek ilk ampulü elde eden Davy, bu şekilde modern ampulün atası olan bu cihazı geliştirdi. Davy platini seçmişti çünkü en yüksek sıcaklıkta eriyen metallerden biri olduğunu biliyordu. İlk ampul uzun süre dayanmadığı gibi, çok parlak ışık da vermiyordu ancak, 75 yıl sonra Edison'un ilk ticari olarak başarılı olan ampulü 1879'da üretmesinin önündeki zorlu ve engebeli yolun önünü açmıştı. 1: Motorlu uçuş Muciti: Richard Pearse Yanlış bilinen mucit: Wright Kardeşler Uçak, motor ve ilk kelimeleri bir araya geldiğinde akla ilk olarak Wright Kardeşler geliyor, ancak 17 Aralık 1903'te Kitty Hawk'ta yaptıkları ünlü uçuştan 9 ay önce, Yeni Zelanda'lı Richard Pearse 31 Mart 1903 tarihinde Wright kardeşlerin tasarımından çok daha öte bir tasarımla, çift motor yerine tek motor kullanarak oldukça hafif bir uçağı havalandırmayı başarmıştı. Kerem YÜKSEL 8 FRANCOPHONIE Francophonie, Fransızcayı kullanan ülkeler topluluğudur. Bu topluluk çeşitli organizasyonlar düzenler. Arnavutluk, Belçika, Bulgaristan, Kongo Cumhuriyeti, Ermenistan, Fas, Fransa, Haiti, İsviçre, Kanada, Kıbrıs, Lüksemburg, Lübnan, Makedonya, Madagaskar, Mısır, Monako, Nijer, Orta Afrika Cumhuriyeti, Romanya, Vietnam ve Yunanistan başlıca üyelerindendir. Toplam 56 üyesi ve 19 gözlemcisi vardır. Organisation Internationale de la Francophonie 20 Mart 1970' de Paris'te kurulmuştur. Frankofoni organizasyonunda kurucusu olduğundan dolayı Fransa'nın büyük etkisi vardır. Fransa'nın eski sömürgeleri olup da Fransızca konuşan ülkeler frankofoniye dahildir. Düzenlenen organizasyonlara çoğunlukla frankofon ülkeler katılır. Türkiye frankofon bir ülke değildir, ancak biz bir Fransız asıllı bir okul olarak topluca frankofoniyi kutluyoruz. Bizim dışında neredeyse bütün fransız okulları frankofoniyi kutlamaktadır. Okulumuzda Fransız mutfağından yemekler hazırlanmakta, kostüm yarışmaları gibi etkinlikler yapılmaktadır. Bu sene okulca « Dismoidixmots » adındaki etkinliğe katılıyoruz. Etkinliğin temelinde on tane unutulmuş değişik kelime var : timbré, hurluberlu, tohu-bohu, charivari, ouf, faribole, ambiancer, s'enlivrer, à tire-larigot, zigzag. Bu sözcükler çerçevesinde herkes kostümler giyiyor ve defileye katılıyor. Bu seneki kostüm yarışmasını 6-B kazandı. Fransa'dan gelen misafirler de bu sözcüklerden biriyle ilgili gösteri yaptılar. Bu organizasyon www.dismoidixmots.culture.fr sitesinde detaylı şekilde açıklanıyor. Fransa'nın Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenmiş. İşte sayfanın kendisi : Burak Mirzanlı 9 ZAMAN Zaman ne kadar da garip bir şey, değil mi? Durdurulamaz, sürekli akıp gidiyor ve geriye alınması imkansız. Aslında zaman çok göreceli bir kavram. Kimisine göre çok hızlı geçen bir zaman dilimi, bir başkasına göre bir türlü geçmek bilmeyebilir. Her insanın kendine ait bir zamanı vardır. Kişi bu zamanı ruh haline bağlı olarak hızlı veya yavaş bir şekilde yaşar. Bu yüzden zaman hakkında bir genelleme yapmak doğru olmaz. Zaman hakkında tartışılabilecek bir konu olarak, zamanın nasıl değerlendirilmesi gerektiğini verebiliriz. Pek çok kişi için zamanı iyi değerlendirmek, verimli değerlendirmek, yani çalışmak ve zamanı boşa harcamamak anlamına gelmekte. Benim düşüncem ise bu yönde değil. Tabii çalışmak ve zamanı boşa harcamamak da önemli ve yapmamız gereken bir şey. Ancak hayat sadece bundan ibaret değil. Bence zamanı iyi değerlendirmek, anı yaşamak demek. Sonuçta hayata bir defa geliyoruz ve bunu da sadece çalışarak ve geleceğimizi planlamakla geçirmek saçma geliyor bana. İleride pişmanlık duyacağımız şeyler yapmamak için önceden çalışmak gerekli, ona bir şey demiyorum ancak hayatımızın her saniyesi mi « önceden çalışmakla » geçecek? Zamanı iyi değerlendirmenin çeşitli yolları olabilir. Bunlardan en cazibi, hiçbir şey yapmadan oturmak, en sıkıcısı da sürekli çalışmak bence. Çalışma karşıtı biri değilim ama fazlası gerçekten sıkıcı olabiliyor. Ayrıca zaman kadar değerli bir şeyi, sürekli çalışarak geçirmenin çok da sağlıklı olduğunu söyleyemem. Zaman gerçekten çok değerli bir şey. Bir kere geçince bir daha geri alamayız, o anı bir daha yaşayamayız. Yaptığımız veya yapmadığımız şeylerin geri dönüşü olmaz. "Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde, daha ziyade ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım." demiş Ömer Seyfettin. Ne kadar da güzel demiş, zamanı boşa harcayarak geçirenlere de güzel bir laf olmuş hem. Çağla SEZER 10 ANİME MANGA VE MANGA Manga Manga, japon çizgi romanlarına verilen genel isimdir. Siyah beyazdır. Normal kitaplardan farklı olarak sondan başa ve sağdan sola okunacak şekilde tasarlanmıştır. Türkiye'de manga okumak istiyorsanız yabancı dil bilmeniz gerekmektedir. Çünkü Türkler bu tür şeylere karşı pek ilgi duymaz. En çok sevilen mangaların bile ülkemizde sadece üç dört tanesinin Türkçeye çevrilmiş halini bulabilirsiniz. Anime, Japon çizgi filmine verilin addır. Animeler insanı kendine bağlar. Ustaca çizimler içerir ve canlı renkler kullanılır. O renkler sayeside her bölümden ayrı bir zevk alırız. Her hafta gelecek olan yeni bölümün nasıl olacağını merak ederiz. Kimi insana konu, kimi insana da görsel olarak güzel gelir. Bazen heyecanla beklediğimiz bölüm beklentilerimizi karşılamayınca içimizde bir üzüntü hissederiz. ANİME Anime ve mangaların bir çok benzerlikleri vardır lakin farklılıkları da olduğunu söyleyebiliriz. İkisini de zevk almak için okur veya izleriz. Mangalar renksiz oldukları için ayrıntıları fark etmek ve olayları anlamak daha zordur. Bu nedenle de kişileri karıştırmak bile bazen mümkündür. Mangayı daha çok severim ancak ülkemizde yeterince çevirisi olmadığından İngilizcesini okumaktansa anime izlemeyi tercih ederim. Zaten okumak pek de bana göre değil ve bu yüzden çok pişmanım. 11 Mert Karaçanta 8-B/36 Mutluluk, hayatımızdaki en değerli ve insana en çok huzur veren duygudur. Belki de hakkında pek çok şey yazılabilecek bir konuyken kulağa klişe gibi gelebilir. Fakat bence en anlamlı konulardan da bir tanesidir. Çoğu kişi bu duyguya sahip değildir. Mutlu insanların yüzündeki tebessüme birçok kişi sahip olmak ister. Sevdiklerimizin mutlu olmasını sağlayacak, onların yüzündeki gülümsemeyi eksik etmeyecek bir şey yaparsak ona en güzel hediyeyi vermiş oluruz. Aslında bir kişinin mutlu olmasını kolayca sağlayabiliriz. Bir çocuğa çikolata verdiğimizde veya annemize sarıldığımızda mutlu olmadıklarını görmek olanaksızdır. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi : Kişinin yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. (…) Bir insan böyle hareket ederken ‘benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı bilecekler mi’ diye bile düşünmemelidir. Hatta en mutlu olanlar hizmetlerinin bütün nesillerce bilinmemesini tercih edecek karakterde bulunanlardır. Bazı insanların içine kapanık olduğu ve kimseyle bir şeyini paylaşmayıp konuşmadığı sanılsa da o insan mutlu olabilir. Araştırmalara göre insanlar çevresine ne kadar mutlu görünürse kendi içinde o kadar mutsuzdur. Aslında herkesin sorunları vardır, ne çok zengin insanlar ne de çok fakir insanlar tam olarak mutlu değildir. Büyük iş adamlarını herkes çok mutlu zannederken, baktığımızda hep işleriyle meşgul oldukları için ailelerine ayıracak vakitleri olmadığını görürüz. Aslında paraları vardır fakat huzur ve mutlulukları yoktur. Herkes parayı mutluluğun formülü sanıyor fakat yanılıyor.Ama bu yine de her fakir insanın mutlu olduğunu ispatlamaz. Çünkü onların da kendilerine göre birçok sorunları vardır. Mesela bazı yoksul kişilerin evleri yoktur ve sokakta veya başka yerlerde yatarlar.Bu yüzden hastalık veya farklı tehlikelerle karşı karşıya kalabilirler.İşte burada zengin insanların daha şanslı olduğunu anlarız.Kısaca iki insan grubuna baktığımızda kendi aralarında eksi ve artı yönlerinin olduğunu görürüz.Gençliğinde zorluklarla karşılaşmış ve çok çalışıp yorgun düşmüş herkes yaşlandığında mutlu olmak ister.Fakat yine yaşlıların mutlu olabilmesi için ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Mutlu olmak veya olmamak insanın maddi koşullarına bağlı olduğu kadar onun kendisiyle de alakalıdır.Ayrıca uzun yaşamak için mutlu olmak gerekir. Buğra BARBAROS 12 Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksıız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her yaratık için tabii bir durumdur, fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevi bir güç vardır ki, işte bu güç yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler, yani yeni Türkiye'nin gençleri, yorulsanız dahi beni izleyeceksiniz.
Benzer belgeler
en iyiye doğru - Neslin Değişen Sesi
geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu
"ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir!
O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat
ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşç...
2015 yılı faaliyet raporu
gerçekleşecek olan Avrupa Quidditch Kupası’na 2
takım gönderme hakkı tanımıştır. Ancak IQA’in
sıralamasında Türkiye’den önde bulunan ve
EQC’ye takım gönderme hakkının hepsini
kullanamayan ülkel...