en iyiye doğru - Neslin Değişen Sesi
Transkript
en iyiye doğru - Neslin Değişen Sesi
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur! OKUL DERGİSİ OKUMA KÜLTÜRÜ VE YAYIN KULÜBÜ ÖĞRENCİLERİ TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR YAYIN KURULU: Ali Berk PERÇİNER Ada Gülce CANIGÜZ Bihter ÇÖPLÜ Burak MİRZANLI Ceren BAYRAKÇI Çağla SEZER Defne AYRANCI Ebru Mayra ALBAYRAK Emre YÜKSEL Kerem YÜKSEL Melike İclal AYKAÇ Melis DİREK Seher Naz ŞAHİN Sude Lal ÇITLAK Zeynep NAz ADIYAMAN İÇİNDEKİLER............................................ İllüzyonun Tarihi.......................................2 Sinestezi......................................................2 Göz Yanılması Sihir Midir?......................3 Kitaplardaki Büyülü Kahramanlar.........5 Peter Pan....................................................6 Peri..............................................................6 Cadılık.........................................................6 Büyülü Filmler............................................7 Çok Okunan Büyülü Kitaplar...................8 Kimsin Sen?................................................9 Ego ve Üstbenlik.......................................10 Derin Sularda...........................................10 Dileklerimiz...............................................11 Kelimeler...................................................11 Dünyanın En Uzun Yolu..........................12 Beklentiler.................................................12 Turkche.....................................................13 Deniz.........................................................14 En İyiye Doğru.........................................15 Görünüm Önemli Mi? ............................15 Geçmişten Geleceğe.................................16 ÖZEL NESLİN DEĞİŞEN SESİ İLKÖĞRETİM OKULU Fırın Sokak No:20 Bomonti 1 İLLÜZYONUN TARİHİ İllüzyon sanatı, insanlık tarihi kadar eskilere dayanır. İllüzyon (dilimizdeki yaygın söyleniş biçimiyle sihirbazlık), eski uygarlıkların saygın bir meslek dalı durumundaydı. Bilhassa Mezopotamya yöresinde, günümüzden binlerce yıl öncesinde kurulmuş bulunan o devrin önemli uygarlıkları, Sümer, Elam, Akad gibi toplumların sihirbazları yazılı tarihe geçecek kadar ün kazanmışlardır. Sihirbazlık denilince akla ilk gelen uygarlıklardan biri eski Mısır medeniyetidir. Eski Mısır döneminde sihirbazlık doruk noktasına ulaştı. Bilinen illüzyon tekniklerini uyguladıkları hâlde, kendilerinde tabiatüstü kuvvetler varmış gibi empoze eden ve bunda da başarılı olan eski Mısır sihirbazları, sırlarını kimseye vermezlerdi. Bunlardan bazıları, güvendikleri gençler yetiştirmiş, sanatlarını bunlara devretmişlerdir. Çoğu ise sırları ile birlikte ölüp gittiler. İllüzyonu ciddi bir şekilde tiyatro sahnesine çıkartan Fransız Robert Houdin’dir. « Hokka » oyunu, sihirbazlık oyunlarının en eskisi, belki de ilki olarak bilinir. Hintliler bulmuştur. Ortaçağ Avrupası’nın tüm panayırlarında hokka oyunu sunan sanatkârlar vardı. Hokka oyunu, ülkemizde de bilinen eski oyunlardan biridir. Fizik ve kimya gibi bilimler illüzyon alanında yani gelişmelere yol açtı. Panayır sanatçıları hokka oyunu yanında bazı değişik oyunlar da sunmaya başladılar. Gene de bunların el çabukluğu becerisine dayandığını söylemek gerekir. Emre YÜKSEL SİNESTEZİ Sinestezi, "birleşik duyu" anlamına gelmektedir. Sinestezi hastalarında herhangi bir duyunun uyarımı otomatik olarak başka bir duyu algısını tetiklemektedir. Yani, sinestezikler renkleri tadar ve şekilleri duyarlar. Bu duyuların beyinde farklı yorumlanmasıyla oluşan bir hastalıktır. Çok nadir görülmesine karşın normal bir beyin fonksiyonu olarak tanımlanır. Yunanca, ‘’birlikte’’ ve ‘’algı,his’’ kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Ortaya çıkan synaistesia kelimesi, "birleşik his" ya da "birleşik duyum" olarak tercüme edilebilir. Genelde solak ve çift el kullananlarda ve kadınlarda daha sık rastlanmaktadır. Irsi olduğu düşünülmektedir. Bu kişilerde, hafıza fonksiyonları güçlenirken matematiksel ve mekansal algılar zayıflamaktadır. Bu hastalara ‘’sinestezik’’ denir. Birçok ünlü sinestezik vardır: Vladimir Nabokov,Saradzhev ve bilim adamı Nicola Tesla, fizikçi Richard Feynman gibi isimler sıralanabilir. Aynı kişiler veya şekiller sinesteziklere farklı tatta ve farklı renkte görünebilirler. Bir sinestezi hastasının harfleri hangi renklerde gördüğü : Mayra ALBAYRAK 2 Göz aldanmaları tamamen normaldir. Gözüde hiç bozukluk olmayan kimseler de göz aldanmalarına uğrayabilir. Bundan endişelenmek için bir sebep yoktur. Derinlik boyutu, göz aldanmalarında en büyük rolü oynayan etkendir. Tepesi sivri direklerin küt başlı direklerden daha yüksek, dikey çizgili duvar kağıtlarının tavanı olduğundan yüksek, yatay çizgili duvar kağıtlarının ise daha alçak göstermesi hep aynı müdahalenin, yani beyin tarafından müdahale edilmiş izlenimlerin sonucudur. Göz aldanmasının değişik bir şekli, güneşin ortalığı yakıp kavurduğu kum çöllerindeki serap davıdır. Ancak serapın fotoğrafı çekilebilir ve bunun ışık kırılmasından meydana geldiği görülür. Cisimlerin olduğundan büyük yada küçük, doğru çizgileri eğriymiş gibi görünmesin göz yanılması denir. Ancak bu olaylarda gerçek bir göz yanılması söz konusu değildir. Göz görüntüyü hiç bozmaksızın görür, beyne öylece iletir. Fakat göz görüntüyü hiç bozmaksızın görür, beyne öylece iletir. Zeynep Naz ADIYAMAN 3 KİTAPLARDAKİ BÜYÜLÜ KAHRAMANLAR Fareli Köyün Kavalcısı: Fareli köyün kavalcısı sihirli kavala sahip olan bir kahramandır. Bu kavalı öttürdüğünü duyan varlıklar kavalcıyı takip etmeye başlarlar. Fareli köyün kavalcısı birgün Fareli Köy’e gelir. Farelerden bıkmış bir çare arayan insanları görür ve muhtara 1 kese altın karşılığında bu işi yapabileceğini söyler. Muhtar da, halk da bunu kabul eder. Bunun üzerine kavalcı başlar kavalını üflemeye. Bu sesi duyan bütün fareler kavalcıyı takip ederler. Fakat muhtar verdiği sözü tutmaz, altınları vermez. Kavalcı ise köy halkına bir ders vermeye karar verir ve köydeki bütün çocukları kavalıyla hipnotize eder. Maalesef çocuklar birdaha köye geri dönemezler. Cadı : Pamuk prensesin annesi olan kötü cadıyı bilmeyeniniz yoktur. Hepimiz onu ‘’Ayna ayna sihirli ayna benden güzeli var mı bu dünyada ?’’ sözüyle tanıyoruz. Pamuk prensesin üvey annesi olan bu cadı,kendini beğenmiş, kendini dünyanın en güzel kadını olmaya adamış fakat üvey kızı nedeniyle başaramamış bir kraliçe. Üvey kızının ondan daha güzel olduğunu farkedince sihirli bir elmayla etkisiz hale getirmeye çalışır. Devler : Genellikle insan görünümünde fakat anormal büyüklükte ve çok kuvvetli, efsane, folklor, mitoloji, masal gibi alanlarda yer alan doğaüstü bir yaratıktır. Devlerin çoğu yalnız başlarına, mağaralarda, altın köşklerinde ya da görkemli saraylarında yaşarlar. Genellikle kötü karakterli olarak betimlenirler. İnsanlara daima kötülükler yapar, zarar verirler. Kahramanın başarması gereken işlerin önündeki en büyük engel onlar olurlar.Kahraman genellikle devlerin aptallığından veya akılsızlığından yararlanarak onları yener. Fakat masallarda devlerin iyisine de rastlanmaktadır. Tekboynuz At (Unicorn) : Mitolojik tek boynuzlu attır. Kafasının ortasından düz bir boynuz çıkar. Saf ve masum olduğuna ve bu nedenle kanı içildiğinde kişiyi ölümsüz kıldığına, bu hayvanı öldürmenin lanet getireceğine inanıldığı efsanevi bir hayvandır. Değerine Orta Çağ'da ulaşmıştır ve o çağlarda kalıntılarının hastalıkları iyileştiren temel ilaçlar olduğuna, zehirlere karşı etkili (panzehir) olduğuna inanılmış bir efsanevi yaratıktır. 4 Fawkes : Albus Dumbledore’un anka kuşudur. Göz yaşlarının iyileştirici etkisi vardır. Sırlar Odası’nda (ikinci film) Harry Potter’ın yarasını iyileştirmiştir. Tinker Bell : Tinker Bell, Peter Pan’a peri tozunu veren kurgusal bir karakterdir. Kısaca Tink diye adlandırılan Tinker Bell, sihirli bir peridir. Peter Pan : Peter Pan, büyümeyi reddeden haylaz bir çocuktur. Bitmeyen çocukluğunu, Varolmayan Ülke adındaki küçük adada, çocuk çetesiyle, maceradan maceraya atılarak Kaptan Hook'a meydan okuyarak geçirmektedir. Uçabilmesinin sebebi peri tozuna sahip olmasıdır. Dobby : Harry Potter Serisi’nden tanıdığımız bir karakter olan Dobby, küçük bir ev cinidir. Dobby ikinci filmin başında Malfoy ailesine itaat ederken filmin sonunda özgür bir ev cini olur. Her filmde Harry Potter’a yardım etmek için çaba sarfeder. Son filmde ölür. Nagini : Lord Voldemort’un yılanıdır. Yedi hortkuluktan biridir. Onun için çok değerlidir. Daima Voldemort'un emirlerini yerine getirmek üzere hareket eder. Dişlerindeki zehir, ısırdığı kişiyi öldürür. Ruh Emiciler : Ruh Emiciler, kötü ve korku veren yaratıklardır, bunun nedeni ise ruhlarının olmamasıdır. İnsanların mutlulukları ve umutlarıyla beslenirler. Bu yaratıklardan korunmanın tek yolu Patronus büyüsüdür. Büyü bir çeşit mutluluk kalkanıdır ve yapmak oldukça zordur. Sude Lal ÇITLAK Çağla SEZER 5 PETER PAN Peter Pan büyümeyi istemeyen bir çocuktur. Bitmeyen çocukluğu « Varolmayan Ülke » adındaki bir adada, küçük bir çocuk çetesiyle, maceralara atılarak, Kaptan Hook’a meydan okuyarak geçmiştir. Yazar Peter Pan adını bir çocuktan esinlenerek vermiştir. Wendy ise kendi uydurup koyduğu bir isimdir. Oyununu 1911 yılında “Peter Pan ve Wendy” adı ile romanlaştırdı. J. M. Barrie, kitabın tüm yayın haklarını 1929 yılında bir çocuk hastanesi olan Great Ormond Street Hospital’a (G. O. S. H.) devretmesiyle çocuklara sadece hayal dünyalarında değil gerçek hayatta da destek olmaya devam etti. Dünya çocuk edebiyatının en başarılı örneklerinden biri olan "Peter Pan ve Wendy" adlı kitap dünya üzerindeki dillerin hemen hemen tamamına çevrilmiştir. Zamanla sadece "Peter Pan" adı ile yayınlanmaya başlanmıştır. Peter Pan bir sürü filmde yer almıştır ama en başarılı versiyonu 2003’tekidir. Peter Pan'ın arkadaşının adı olan Wendy, yazarın ürettiği hayali bir isim olmasına rağmen sonradan çok tutulmuş, birçok kimse bu ismi kız çocuklarına vermiştir. Peter Pan da konusunu sihirden esinlenerek yazılmıştır. Tinkerbell filme göre Wendy’i kıskanmaktadır. Tinkerbell bir sürü filmde yer almış olsada bir çok insan onu Peter Pan’ın arkadaşı ya da yardımcısı olarak bilirler. PERİ Peri bir çok farklı kültürün efsane, folklor ve mitolojisinde bulunan ruh ya da doğa üstü güçlere sahip yaratığa peri denir. Çoğunlukla uçarlar, büyü yaparlar ve geleceği görmek gibi etkileyici doğa üstü güçlere sahiptirler. Popüler kültürde çoğunlukla genç ve güzel kızlar olarak bilinse de eski dönemlerde yaşlı ve kötü kalpli yaratıklar olarak bilinirdi. Peri, eski Türk inanışında "melek"tir.Şu anki tarihte melek başka anlamda kullanılır. Bu yüzden şu anki tarihte bu yaratıkların adı melek değilde adı peridir. CADILIK Cadılık öğretilenleri uygulayan kişidir. Mitolojik cadılar doğa üstü yaratıklardır. Tarihte bir çok insan cadılıkla suçlanmıştır. Cadılık hâlâ bazı inanç sistemleriyle ve modern uygulamalara varlığını sürdürmektedir. Cadılık kültürel yönden olumlu ya da olumsuz anlamlar taşıyabilir. Cadılar insanlara kötülük eden, kara büyüler yapan masal kahramanlarıdır. Tarihî örneklerde cadılar genellike kadındır. Erkek cadılara mitolojide «Büyücü» adı verilir. Her ne kadar cadıların var olmadığı kanıtlanmış olsada çocukları korkutmak için cadılar ile ilgili ürkütücü olaylar anlatılır. Bazı insanlar cadıları gördüklerini iddia eder.Günümüzde ünlü olan kitap ve film serisi olan «Harry Poter» cadılık ve büyücülük üzerine kurulup yazılmıştır. Cadılığı konu edinen bir başka kitap ise Cate Tiernan tarafından yazılan «Sveep Wicca» serisidir. 6 İclal AYKAÇ BÜYÜLÜ FİLMLER Edward Norton’un başrolde yer aldığı film bir ilüzyonistin hayatını anlatıyor. Her anında heyecan yaşatan ve akıllıca yazılmış senaryosu ile insanı ters köşeye yatırıyor. Neil Burger yönetimindeki film her saniyesi ile bir şaheser. Filmin konusu ise şöyle: Marangoz bir ailenin oğlu olan Eisenheim (Edward Norton), aristokrat bir ailenin kızı Sophia'ya (Jessica Biel) âşık olur ancak sosyal konumları nedeniyle ilişkilerinin yasaklanması sonucu Avusturya'yı terk ederek dünyayı keşfe çıkar. Eisenheim on beş yıl sonra ünlü bir illüzyonist olarak isim yapmıştır; ülkesine döndüğünde ise eski sevgilisi Sophie Avusturya-Macaristan veliaht prensi Leopold (Rufus Sewell) ile nişanlanmak üzeredir. Ancak Leopold’un kıskançlığı işleri karıştırır. Edward Norton Sihirbaz’da kariyerinin zirvesine ulaştı. Başarılı performansı çoğu sanatseverin ilgisini topladı. Film beklenmedik sahneler ve başarılı replikleri ile bu konuda çekilen en başarılı filmlerden biri oldu. Filmi izlemenizi tavsiye eder, iyi seyirler dilerim. Ali Berk PERÇİNER 7 Mary Poppins, 1964 ABD yapımı fantastik müzikal filmdir. Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de özgün adı ile gösterime sunulmuştur. Film, Avustralyalı kadın yazar P. L. Travers'ın 1935 yılından itibaren yayımlanmaya başladığı aynı adlı bir dizi çocuk kitabından uyarlanmıştır. Senaryosunu Bill Walsh ve Don DaGradi'nin birlikte uyarlayıp yazdıkları filmi Robert Stevenson yönetmiş, başlıca rollerinde Julie Andrews, Dick Van Dyke, Karen Dotrice, Matthew Garber, David Tomlinson, Glynis Johns, Hermione Baddeley ve Ed Wynn oynamışlardır. Filmin, çevrildiği yıllarda dillerden düşmeyen ödüllü şarkılarını Robert B. Sherman ve Irwin Kostal yazmışlardır. BÜYÜCÜLER KULÜBÜ Lisede witchcraftla uğraşan 3 büyücü kız, okula yeni gelen kızın da böyle güçlere sahip olduğunu görünce şimdiye kadar istedikleri ama bulamadıkları 4. cadıyı bulmuşlardır. Yeni kızı da gruplarına dahil ederler ve maceradan maceraya koşarlar... ÇOK OKUNAN BÜYÜLÜ KİTAPLAR... HARRY POTTER SERİSİ «Büyücülere ait bir dünyada geçen, yedi kitaptan oluşan bu seri J.K Rowling tarafından yazılmıştır. Daha sonra bir kuruma yardım amaçlı, büyücüler için ders kitabı temasıyla, iki kitap daha yazılmıştır, bu basımlar sınırlı sayıdadır ve şu anda bulunmamaktadır. Yolundan sapmış ve adı ağza alınmaya korkulan büyücü Voldemort, büyücüleri kendi tarafına geçirmeye çalışmış ve ona katılmayanları da öldürmüştür. Potter ailesinin çocuğu Harry’yi de bir kehanet nedediyle yok etmeyi denemiş ancak, amacına ulaşamamıştır. Annesi ve babası ise onu korumak uğruna öldürmüştür. Harry, on iki yıl büyü kelimesinin bile ağza alınmasını istemeyen teyzesi, eniştesi ve domuzu andıran kuzeniyle yaşamıştır. Zamanı gelince, Hogwarts adı verilen büyücülük okuluna kabul edilmiş ve orada okumaya başlamıştır. Bu süre içerisinde, ailesini katleden, « İsmi Lazım Değil » diye seslenilen Voldemort’la karşı karşıya gelmiştir. Bu süreçte iki en iyi arkadaşı Hermione Granger ve Ron Weasley ile birlikteyken başından geçen olaylar anlatılmaktadır. YÜZÜKLERİN EFENDİSİ SERİSİ J. R. R. Tolkien tarafından yazılmış bu seri, çeşitli varlıkların tüm dünyayı kontrol edebilecek güçteki bir yüzüğün yok etme çabasıdır ve üç kitaptan oluşmaktadır. Bu yaratıklar, cüce, elf, hobbit, insan ve büyücülerdir. Yüzüğü, en saf ve iyi niyetli hobbitlerden Frodo ve bahçıvanına emanet etmişlerdir. Eskiden yüzüğü yıllarca saklamış fakat daha sonra kaybetmiş olan Gollum da onlara yardım etmektedirler. Onu takan kişi görünmez olmakta ve gerçek sahibi Sauron’la iletişime geçmektedir. O yok olunca Sauron da yok olacaktır fakat bunu gerçekleştirebilmek için yüzüğü döküldüğü yere götürmeleri gerekmektedir. Ne cücelerin güçlü baltaları, ne de elflerin okları onları bu tehlikeden kurtarmak için yardımcı olmuyordu. Onların yaşadığı bu enteresan maceralarla dolu seri, fantastik düşkünleri için ideal. PERCY JACKSON VE OLİMPOSLULAR SERİSİ Şu ana kadar okuduğumuz, efsanelerini duyduğumuz mitolojik tanrılar aslında gerçek ! New York’ta bir binanın en üst katında yaşıyorlar. İnsanlarla yaşadıkları ilişkiler sonucu bir sürü melez tanrı doğuyor ve « Melez Kampı »na gidiyorlar. Üç büyükler diye tanınan Poseidon, Hades ve Zeus’un ise bir süre sonra çocuklarının olması bir kehanetten dolayı yasaklanıyor. Fakat Poseidon bu yasağa aldırmadan, Percy adında bir çocuğa sahip oluyor. Mitolojik yaratıklar onu tanımasın diye annesi bir çok fedakarlık yapıyor ve sonunda onu buluyorlar ! Zeus’un ünlü şimşeğini çaldığını iddaa ediyor tanrılar. Bu nedenle o ve iki arkadaşı, Melez Kampı’nda verilen bir görevle bu meşhur şimşeği bulmak için uğraşıyorlar. Fakat, bunu yapmak o kadar da kolay olmuyor. İlk kitapta bundan bahsedilirken diğerlerinde de bir o kadar farklı ve heyecanlı konular yer alıyor. Mitoloji ve fantastik karışımı olan bu seri son derece sürükleyici... Defne AYRANCI 8 ŞİİR KİMSİN SEN ? Kimsin sen yabancı ? Oturmuş bakıyorsun Boğaz’a karşı. Umutsuzca düşünüyor, Gözlerinden akan, Bir damla gözyaşı. Kimsin sen yabancı ? İstanbul’un ücra yerlerinde, Issız bir köşede düşünüyorsun. Güçlü,sapasağlam ama, Ümitsiz. Kimsin sen yabancı ? Uzaklarda bir yerde, Siliyorsun gözyaşlarını. Rüyada mı sanıyorsun kendini, Yazık değil mi o güzel gözlere. Kimsin sen yabancı ? Kimleri üzdün de geldin buralara ? Anlaşılan o ki pişmansın, Zararlar veriyorsun kendine. Fakat, iş işten geçmemiş mi zaten. Kimsin sen yabancı ? Yapmışsın bir hata. Bunun üstüne neden gitmiyorsun, O üzdüğün, Masum insanın yanına. Kimsin sen yabancı ? Kalk ! Aş artık kendini. Boşu boşuna üzüleceğine, Git, affettir kendini, Ağlama... Ada Gülce CANIGÜZ 6-B 265 9 EGO VE ÜST BENLİK Bizim için önemli kararlar alacağımız zaman, beynimiz ve kalbimiz aynı anda konuşmaya başlar. Hangisini dinleyeceğimizi bilemeyiz. Kalbimiz risk almamızı söyler. Aklımızın ise belirli bir sınırı vardır, onu aşmaz. İçimizdeki ses aslında kalbimizdir. Yani görmediğimiz benliğimizdir. Çok cesurdur ve sınır tanımaz. Bir değer göremediğimiz kişilik ise beynimizde yaşar. Genellikle negatif konuşmaya odaklıdır. Öyle olmadığı zamanlarda ise risk almamızı söyler. Deli dediğimiz insanlar aslında kalbindeki benliğiyle bütünlenmiş, beynindeki duymaz olmuştur. Ama dahiler de deli değil midir zaten ? Beyindeki benliğimizi korkularımız oluşturur. Başta herkes kalbini dinler ancak yaşadıkları olaylar bir parçalarını negatifleştirerek egoyu oluşturur. Egoyu hep kendimizi övmek olarak düşünürüz ama aslında tam tersidir. İnsanı ezmeye odaklıdır. Kalbimizdeki sese ise üst benlik diyebiliriz. Her zaman olumlu düşünür, cesaret verir. Onu dinlersek her zaman mutlu, başarılı ve özgüvenli oluruz. Ama en doğrusu, kalbimizi dinleyip, egodan da yardım almaktır. O ölçüyü yakalarsak her şey çok kolay ve güzel olur. Defne AYRANCI DERİN SULARDA Kalbin en iyi sembollerinden biri denizdir. Bunun nedeni en az kalp kadar değişken, beklenmekdik ve derin olmasıdır. Bu değişkenliklerin nedeni her ikisinde de aynıdır; dış etkenler. Derin ve sığ denizler vardır. Derin olanların aksine, sığ olanlar gerçekçi ve ilginç değildir; basit ve alışılmıştır. Her şey açıkça ortadadır ; suyun sıcaklığında farklılıklar yoktur, renk hep aynıdır, rüzgar dipteki kumu bile kolayca etkileyebilir. Buna örnek kalpler; yaşama tutkusunu kaybetmiş, umutsuz insanlarda bulunur. Çok derin sulara dalmak, her dalgıcın yapabileceklerinden değildir. Havanın uygun olmaması, vahşi hayvanların barınması, yüksek basınç vazgeçmelerine neden olur. Lacivert derinlikler inanılmaz güzelliklerle kaplıdır. Korkunç ejdarhaların prensesi koruduğu gibi korur bu güzelliği. Denizin dibindeki güzelliklerin en büyük örneği incilerdir. İncilerin denizden çıkarılması denize zarar vermez, sadece değerini düşürür. Paylaşmak ise bazen daha çok dolu isytiridyeye yol açar. Büyük gemiler gelip atıklarını boşlatır, temiz suyu kirletirler. Hiçbir insan bilinçli olarak bunun kendisine yapılmasına izin vermez. Böyle bir olayın gerçekleşmesine engel olmak için hazırda tuttuğu kendini koruma mekanizması vardır. Bana göre denizin kendini koruma şekli hortumlar, fırtınalar ve büyük dalgalardır. Bunlar kimsenin yanına yaklaşmak istemeyeceği türdendir. İnsan ise öfkelenir, azarlar, şiddetle karşılık veriri. Ne yazık ki olumlu sonuç alamaz. Bazen dalgalanır deniz çünkü rüzgâr ağırına gelir ; bazen dümdüzdür deniz çünkü her şey olması gerektiği gibidir, bazen fırıtnalar çıkarır. Çünkü uzakta dumanlı gemiler görmüştür, bazen soğuktur deniz çünkü sabahın altısıdır. Evrendeki herşey değişkendir ve hepsinin bir nedeni vardır. Tıpkı denizdeki gelgitler ve ergenin duyguları gibi. 10 Mina EKEMAN DİLEKLERİMİZ Hepimizin arzu ettiği bir güçtür sihir. Kimisi para, kimisi aşk, kimisi de sağlık ister. Fakat iyice düşününce anlarız ki, dünyanın kendi isteklerimizden fazlasına ihtiyacı var. Kişisel ihtiyaç ve isteklerimizin dışında, dünyadaki diğer insanlar ve toplumsal sorunları da etkileyen ve bu sorunları çözmeye yarayan isteklerde bulunmalıyız. Bu nedenle kendi kişisel sorunlarımızın dışında, başkalarını da düşünmeli ve onların da mutluluğunu sağlayacak şekilde düşünmeliyiz. Hayatta, asla bencil olmamalıyız. ‘Ben bencil değilim’ demek kolaydır. Fakat bunu davranışlarımız ve isteklerimiz belirler. Olumsuz dileklerimiz, sadece kendimizi değil tüm dünyayı etkiler. Hayata karşı olumlu isteklerimiz de tüm çevremizi etkiler. Bu dünyayı etkileyen dileklerimiz sonunda belki de dünya daha güzel, sağlıklı ve temiz bir yer haline gelir, dünyadaki sorunlar halledilerbilir. Hayat hiç bir zaman bize uymaz. Hayatımızı kendimiz yaşar, kaderimzi kendimiz değiştiririz. Dünyanın kaderi de dileklerimizle bize bağlıdır. Yaptığımız tüm işler, dilediğimiz tüm dilekler dünyada bir şeylerin değişmesini sağlar. Düşünsenize ; dünyadaki tüm insanlar kendileri için değil başkaları için dilekler dilese bu dünya nasıl bir hal alırdı. Her şey temiz, herkes mutlu ve tüm dünya barış içinde olurdu. Savaşlar son bulur, tüm insanlar severdi birbirini. İşte bu nedenle dilek dilemek çok önemlidir. Bu dilekler gerçekleşmese de biz çabaladığımız için mutlu oluruz ve dilek gerçekleşmiş gibi hissederiz. KELİMELER Ada Gülce CANIGÜZ Kelimeler, hayatta kendimizi ifade edebilmemizi sağlar. İletişim kurabilir, duygu ve düşüncelerimizi aktarabiliriz. Ruhsal açıdan da mutlu olur, huzurlu hissederiz. Kelimeleri doğru ve yerinde kullandığımızda bu ilaç gibi gelir bize. İyi hissederiz kendimizi. Sözcüklerle insanlarla iletişim kurabilir, yeni arkadaşlar edinip yeni kişiler taşınabiliriz. Kelime dağarcığımızın gelişmesi için de bolca kitap okumalıyız. Bu şekilde kendimize yeni kapılar açmış oluruz, kendimizi ifade etmek kolaylaşır. Bu sözcükler yakınlarımıza dertlerimizi anlatmamıza, sevinçlerimizi paylaşmamıza yardım eder. Kendini ifade edemeyen insanlar yalnız kalır hayatta. Mutsuz olur, sıkıntılarını aktaramaz. Bu sebeple de asosyal ve kimseyle arkadaşlık kuramayan insanlar olurlar. Kelimeler hep yanımızdadır. Kendimizi savunabiliriz de kelimelerle. Haklarımızı isteyebilirler, karşımızdakiyle kolaylıkla tartışabiliriz. Sanmayın ki tek savunma yöntemi kavgadır, dövüştür. Kelimeler, cümleler de çok güçlü silahlardır. Hatta insanın birbirini yaralamasından çok daha fazla etkilidir. Önemli olan doğru kelimeleri, doğru yerlerde kullanmak. İşte bu nedenle kelime deyip geçmemeliyiz. Tek bir cümlenin bile hayatımızda ne kadar etkili olabileceğini tahmin bile edemeyiz. Kitap okumak, sakin ve sessizce konuşmakla her şeyle baş edebilir, kendimizi doğru ifade ederek mutlu olabiliriz. Zeynep ADIYAMAN 11 DÜNYANIN EN UZUN YOLU Dünyada hiçbir yol kalple beyin arasındaki kadar uzun değildir. Selma Logerlöf’ün bir sözüdür. Bu sözde yol mecaz anlamdadır. Kalp ile, duygularımız ve gönlümüzden geçenler, beyin ile, akıl ve mantığa dayalı düşüncelerimiz anlatılmaktadır. Bunu şöyle açıklayabiliriz, bazen düşüncelerimiz duygularımıza yenik düşer veya düşüncelerimiz duygularımızı dizginler vevdeğiştirir. Bu değişim yukarıdaki özdeyişte de bahsedilen, kalp ve beyin arasındaki o uzun yolda olur. Ancak bu değişim herkeste, her durumda ve her zamanda olmaz. Bazı insanlara duygusal deriz. Bu insanların duyguları, düşüncelerini daha fazla etkiler. Bazı insanlar da vardır ki, duygularının düşüncelerini etkilemesine izin vermezler. Kalp ile beyin arasındaki yolda duygu ve düşünceler nasıl değişir ? Örneğin bir insan sahip olmadığı maddi veya manevi imkânlardan dolayı, bu imkânlardan dolayı, bu imkânlara sahip insanları kıskanabilir. Ancak bu kişinin beyni, yani düşünceleri duygularına engel olur. Eğer olmazsa bu kişi kıskandığı kişiye karşı mantıksızca davranabilir. Kişinin düşünceleri, beyni mantıksızca davranmaması için onu bir arkadaşıymış gibi teselli eder. Yani bir insanın içinde kişinin ruhu ve beyni iki arkadaşmış gibi olur. Kalbimizle, beynimiz arasındaki yolun zenginliği, derinliği ve uzunluğunun fazla olması bizim için daha iyidir. Çünkü sırf duygularımızla ya da sırf düşüncelerle ve mantıkla hareket etmek olmaz. Gülce İLHAN BEKLENTİLER Her insanın birisinden ya da bir şeyden beklentileri vardır. Bu beklentiler bazen olumlu, bazen ise olumsuz sonuçlanır. Fakat beklentilerin boşa çıması bizi yıkmamalıdır. Beklentiler olumsuz sonuçlandığında üzüldüğümüz tartışılmaz bir gerçektir. Fakat beklentisiz yaşamak da sıkıcıdır. İstediklerimiz olmadığında, amaçsız yaşamak hayatı gereksiz yapar. Ayrıca her beklenti olmusuz sonuçlanmaz. Hayat sürprizlerle doludur, her an her şey karşımıza çıkabilir. Beklentilerimizde bizim kendi, düşüncelerimiz de önemlidir. Eğer bir şeyin olumsuz sonuçlanacağını düşünürsek, olumsuz sonuçlanır. Çünkü, istemeden de olsa, negatif enerjimiz olacakları etkiler. Peki en mutlu insanlar beklentisiz olanlar mıdır ? Kesinlikle HAYIR. Beklentileri olan insanlar bir amaç uğruna yaşarlar ve hayatlarında bir şeylerin iyi veya kötü değişeceğine emindirler. Fakat bana göre amaçsız insanların duyguları da yoktur, yaşamak zorunda oldukları için yaşarlar. Beklentileri olan insanlar olumsuz sonuç aldıkları zaman duygusuzlaşmaz, pes etmezler. Üzülmeyi bilirler ve tabii ki ilerisi için çabalarlar. Reddedilmek her şeye son vermeyi gerektirmez. Gözlerin yaşları olmasa ruhun gökkuşağı olmazdı. Olumsuz sonuçlar olumlu sonuçlar alacağımızın göstergesidir. Melis DiREK 12 Ana dil, insanların çocukluklarından beri öğerendikleri, kendilerini ifade ettikleri dildir. Dil ise, duygu ve düşüncelerimizi anlatma ve aktarma yoludur, dil insanlarla iletişimkurmamızı sağlar. Günlük yaşantımızda, konuşmalarımızda, farklı nitelikte birçok sözcük kullanırız. Bu sözcüklerden bazıları saf Türkçe iken, bazıları sözlükte bulunan ve Farsça, Arapça, Fransızca gibi dillerden gelen yabancı kökenli sözcüklerdir. Kullanılan diğer iki sözcük çeşidi ise Türkçe olmayan kelimeler ve yabancı televizyon dizilerinden veya filmlerden çevirilen ancak bizim kültürümüze ve davranışlarımıza uygun olmayan sözcüklerdir. Şimdi bu sözcüklere bazı örnekler verelim. Çok kullandığımız sözcüklerden biri olan ve aslında ’’hoşçakal’’ demek için kullandığımız ’’bay bay’’ İngilizce bir sözcüktür. Türklerin çok büyük bir kısmı tarafından kullanılmaktadır. Ancak bu sözcüğün İngilizce bilen, bilmeyen, köylü, kentli, kadın, erkek, fark etmeksizin her kesimden insan tarafından kullanılması dikkat çekicidir. Çünkü Türkçemizde bu anlama gelen ; güle güle, iyi akşamlar, allahaısmarladık ve hoşçakal gibi çok fazla sözcük var. ’’Bay bay’’ yerine kendi Türkçemizden kelimeler kullanabiliriz. Yabancı kelimelerin en çok kullanıldığı yerler ise mağaza ve dükkan isimleridir. Bir sokaktan geçerken her dükkan adında mutlaka yabancı kelimelere rastlıyoruz. Center, showroom, cafe, plaza bunlardan sadece birkaçı. Mağaza sahipleriyle yapılan konuşmalarda ise satıcılar, müşterilerin ilgisini çekmek ve farklılık yaratmak için yabancı isim seçtiklerini söylüyorlar. Yabancı kelimelerin kullanımının yaygınlaşmasında reklamların da payı var. Reklamlar marka hakkında bilgi vermek, markayı tanıtmak ve markanın akılda kalmasını sağlamak için yabancı kelimeler kullanılıyor. Türkçe, ana dil bizim bağımsızlığımızı sembolize eder. Eğer onu koruyamazsak, ülkemizi korumak zorlaşır. Tüm bu ve bunun gibi sözcükler Türkçemizi olumsuz etkiliyor. Yabancı sözcüklerin kullanımı ve Türkçeye girmesi sonucunda Türkçe yozlaşıyor, yabancı sözcüğün dilinin konuşulduğu ülkenin kültürü bizimkine karışıyor. Ülkemizin ve ulusun itibarına, özellikle de dilimize zarar geliyor. Dil bir milletin kültürünün temel unsurudur. Dile gerekli önemi vermeyen, eğitimini yabancı dilde yapan milletler yaratıcı düşünce ortaya koyamaz. Yabancı dilde eğitim bir milleti sömürgeleştirmenin en etkili yoludur. Ana dilimizi korumamız ülkemizin geleceği için çok önemlidir. Konfüçyus’un bu konudaki sözü her şeyi anlatıyor ‘‘ Bir ülkeyi savaşmadan parçalamak istiyorsam ilk önce dilinden başlarım.’’ Gülce İLHAN 13 DENİZ Hayat, silgi kullanmadan resim yapma sanatıdır. Yazdığınız, yaşadığınız bir şeyi silemezsiniz yani geri alamazsınız. Hayat denize benzer. Güneşli, sıcak bir yaz gününde durgun; soğuk, rüzgârlı bir kış gününde ise dalgalı ve tehlikelidir. İnsanlar da bu uzun süre boyunca durgun ve dalgalı zamanlar yaşarlar. Hayatımız ne kadar uzun süre mutlu geçerse geçsin, bu mutluluğun her zaman bir sonu vardır. Bu yüzden mutluluğun değerini bilmek gerekir. Hayatımızı biz şekillendiririz. Ne yaşamak, ne yapmak istiyorsak bunu uygularız ve yaşamımız istediğimiz gibi ilerler. Başka bir bakış açısına göre de, hayatı zaman şekillendirir. Biz, yapmak istediklerimizi düşünür, deneriz. Ancak zaman isteklerimizi, bir başkan gibi onaylayabilir ya da reddedebilir. Hayat bir döngüdür. Kimse ne her zaman mutlu olur, ne de her zaman üzülür. Bu iki duyguyu da yaşamak zorundadır insan hayat devam ederken. İnsan gülümsemeyle gözyaşı arasında gidip gelen bir sarkaçtır. İnsan ne kadar mutlu olursa o kadar da üzülür. Mutluluk duygusunu yaşarken ne kadar orada kalırsa oranın enerjisini toplar, bu enerjiyle hızlıca üzüntü duygusuna gelir. Üzüntü duygusunda az kalsa bile, mutlulukla topladığı enerjiyle o kadar yukarı çıkar. Eğer insan bir sarkaçsa, bu sarkaçta bir problem var demektir. Normal bir sarkaç kısa sürede bir yerden bir yere gidebilirken, insanın üzüntüden ağırlaşan bedeninin mutluluğa gitmesi çok uzun sürmektedir. Ben ağlayan bir insan gördüğümde üzüldüğüm kadar mutlu da olurum. Çünkü bu insan ağlayabildiğine göre gülmenin değerini çok iyi bilmektedir. Eğer gerçek yaşamı tatmak istiyorsanız sarkacı bozmamaya çalışın. Bir yerde takılıp kalabilir. Düzen bozulduğunda ise hayatımız da problemlerle dolu sorunlu bir hayat olur. Melis DİREK 14 EN İYİYE DOĞRU Tarih bizim geçmişimizdir. Ancak daha çok ön planda olması gereken konularla kaplanmış bir içeriğe sahiptir. Elbette yaşamanız gereken tarih değil aksine edindiğimiz bize miras kalan bilgileri geliştirdiğimiz yeni çağdır. Bizler ilerleyebilmek için bir öncekinin üstüne ekleriz, böylece en iyisine ulaşmaya çalışırız. Bize bu süreçte zaman kazandırabilecek iki unsur vardır. Birincisi daha az hata yapmaktır. Bunu da geçmişte yaşananlardan ders çıkararak yapabiliriz. İkincisi ise sağlam temeller atmak ve bu temeller üzerinde yola çıkmaktır. İnsan ömrünün yeterince uzun olmaması nedeniyle aceleye getirilen bu işlerde gerekli olan şey tekerliği yeniden icat etmek değil, onu geliştirmektir. Örneğin o tekerleği sonrasında lastikle üretmek, hatta daha sonra mevsimlere uygun çeşitlerini yaratmak. Ancak bu şekilde yaklaşabiliriz en iyiye. Geçmişte yaşananlardan iyi bir ders almak ve üstüne eklemek yeterlidir. Çünkü sonrasında kafayı kalanına takarsak davranışlarımız olumsuz yönde ilerleyebilir. Eskiden yapılmış ve unutulmuş bir konuyu insanın yüzüne vurmak veya kişinin sorumlu tutulamayacağı bir konuyu onun üzerinden irdelemek kesinlikte çok yanlıştır. Geçmişimizi, tarihimizi iyi öğrenmeli, üzerine düşünmeliyiz. Bir süre sonra aralarındaki önemli noktaları saptamalıyız. Çıkarılabilecek dersleri öğrenerek, bunu davranışlarımızla ön plana çıkarmalıyız. Düşüncelerimizi daha modern hâle getirmeliyiz. Sonrasında hayatımıza istediğimiz gibi devam edebiliriz. Mina EKEMAN 7/B GÖRÜNÜM ÖNEMLİ Mİ ? Kalp, denize benzer, fırtınaları, sakin zamanları ve taşkınlıkları vardır, bazen de derinliklerinde inciler gizlidir. Bir insan dışarıdan bakınca sinirli veya değersiz gibi durabilir. Ancak, onu tanıdığımızda içinde bir yerlerde çok iyi birisi yatmaktadır. Bu nedenle önce birisini tanımalı, daha sonra hakkında karar vermeliyiz. Sokakta gördüğümüz kötü giyimli bir insan hakkında aklımızda milyonlarca senaryo yazarız. Bazen bir hırsız, bazen bir katil olur. Halbuki tanısak belki de çok sevebiliriz. İnsanların dış görünüşüne bakarak yorum yapmak kolaydır. Önemli olan içlerinde yatan hazineyi keşfedebilmektir. Bir kitap alacağımız zaman kapağına göre seçeriz. Hoşumuza giden dışıdır. Ama eve gidip de okumaya başladığımızda ilgimizi çekmeyebilir. Belki içeriğinew baktığımızda çok hoşumuza gidecek bir kitap bulacaktık. İnsanlarda da bu böyledir. Dış görünümü çok hoş olan birisi aslında çok kötü bir kişiliğe sahip olabilir. Biz hep dış görünüşe bakanları suçlarız. Ancak tipi hoş olmayanlarda da suç vardır. Tüm dünya bilir ki, insan ister istemez dış görünüme de bakar. Öyleyse biraz dikkat etmeli hiç değilse temiz olmalıdır insanlar. Ya da kitap kapakları daha güzel tasarlanmalı, binalar güzel boyanmalıdır. Böylece karşısındakinin ilgisini çekebilir. Defne AYRANCI 7A 238 15 GEÇMİŞTEN GELECEĞE Yaşam , geçmiş, bugün ve gelecekten oluşur. Eğer geçmişimizi iyi değerlendirirsek bugünümüze ve geleceğimize ışık tutmuş oluruz. Geçmişimizde yaşadığımız olaylardan derslerler çıkararak geleceğimizde daha başarılı ve mutlu bir hayat süreriz. Hepimiz her gün yeni olaylar yaşarız ; yeni kişiler tanır, yeni deneyimler elde ederiz. Yaşadığımız her olayı önemli görmüyor veya umursamıyoruz bazen. Hâlbuki karşımıza çıkan bu olayları iyi değerlendirirsek gelecekte yaşayacaklarımızı da özenle planlamış oluruz. Yüzyıllar öncesini, Osmanlı dönemini ele alalım. Zamanında çok zengin ve güçlü bir devlet olan Osmanlı, yaptığı yanlış harcamalar yüzünden çöktü. Devlet fakirleşti. Avrupa ülkelerinden aldığı büyük borçları ödeyemedi. Savaşlarda birçok yenilgiye uğradı ve yıkıldı. İşte bu örneği ele alarak şu anki devlet yöneticilerinin de bu hatalara düşmemesi, gelecekte zor zamanlar yaşamamak için paramızı kendi çıkarları için harcamamaları gerekir. Bir başka örenek olarak kendimizi de ele alabiliriz. Derslerimize geçmiş yıllarda yeterince çalışmadığımızı düşünelim. Artık bu olayı sıkıntı yapmamamız, geçmişi bir örnek olarak alıp , gelecekte aynı hataya düşmememiz gerekmektedir. İş işten geçtikten sonnra kendimize ya da bir başkasına boş yere kızmaktansa, bir dahaki sınava daha iyi çalışmamız gerekir. Unutmayalım ki hayat bir yarıştır. Bizi sınar ve belli bir sonuca ulaştırır. Mutlu, başarılarla dolu bir sonuca varmak istiyorsak geçmişimizden dersler çıkarmalı, bu hatalara yeniden düşmemeliyiz. Aydınlık ve başarılı bir gelecek için yaptığımız yanlışları tekrarlamamalıyız. Geçmişten geleceğe sağlam bir köprü kurabilirsek mutlu ve huzurlu bir hayat yaşarız. Ada Gülce CANIGÜZ 6-B 265 16
Benzer belgeler
mucidi yanlış bilinen 6 içat
Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben"
kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin
her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan
aydın ve savaşçı bir t...