Türküler Öksüz İlahilerYetim - TRT Müzik Dairesi Başkanlığı
Transkript
Türküler Öksüz İlahilerYetim - TRT Müzik Dairesi Başkanlığı
TRT AYLIK MÜZİK DERGİSİ • SAYI 2 • EYLÜL 2015 z ü s k Ö r e l ü k r ü T erYetim l i h a l İ a! MUZ d LU’na ve Ğ O P İ T A AHMET H e v N Ü G K AFFER A Dev koroların şefi Zafer GÜNDOĞDU Kemençe ile evrensel bir yolculuk Ahmet Kadri RİZELİ İtalyan pop-rock grubu TURKISH CAFÈ Radyoculara Bir Armağan Söz: Şenol Göka Beste - Solist: Kerem Demircioğlu Düzenleme: Murat Tunalı Tulum: Volkan Arslan Supervisor: Amber Türkmen Amber TÜRKMEN TRT Radyo Dairesi Başkanı, TRT Müzik Dairesi Başkan V. Bir Dünya Selam, Müzik dünyasına sonbahar erken geldi ne yazık ki! Geçtiğimiz ay adeta bir yaprak dökümü yaşadık. Ağustos’un hemen başında Muzaffer Akgün’ü, sonunda Ahmet Hatipoğlu’nu ebediyete uğurladık. Her ikisi de TRT ve ülkemiz için yeri doldurulamayacak büyük kayıplar. Muzaffer Akgün; Türk insanını radyoların başına toplayan, kendi kültürüyle buluşturan “Yurttan Sesler Korosu”nun ilk kadrosundaki karakteristik seslerin başında geliyordu. Halk birçok türküyü onun sesinden sevdi, ondan öğrendi. Türkülerin anası öncü kişiliği, duruşu, tevazuuyla yeni nesillere örnek oldu, onları cesaretlendirdi. Ahmet Hatipoğlu, gönül verdiği tasavvuf müziğini halkla ve gelecek nesillerle buluşturmaya hayatını adayan bir neferdi. Saz sanatçısı, icracı, şef, bestekar, düşünür, yazar, araştırmacı ve hocaydı. Yeni form çalışmalarıyla tasavvuf müziğine yeni bir soluk getirdi. Yurt dışında verdiği konserlerle Türk Tasavvuf Müziği’ni dünyaya tanıttı. Ardında yüzlerce eser ve bu sanata gönül vermiş öğrenci bıraktı. Dergimizin kapağını bu iki büyük müzik insanına ayırdık. Muzaffer Akgün’ü ve Ahmet Hatipoğlu’nu özel sayfalarla anarken, onların sanata ve hayata bakışlarını kendi sözleriyle anlatmayı seçtik. “Bir Dünya Müzik” dergisi olarak, TRT’nin Türkiye’ye mal olmuş sanatçılarını, sohbet sayfalarımızda okurlarla buluşturmayı sürdürüyoruz. Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği korolarımızın değerli şeflerinden Zafer Gündoğdu ve Ahmet Kadri Rizeli röportajlarını keyifle okuyacağınızı umuyorum. Bu dergi için yola çıkarken, yarım asrı aşan deneyime ve çalışanlarının birikimine olan güvenimizi vurgulamıştık. Bunu doğrular şekilde dergimizin gönüllü yazar ve muhabir kadrosu her sayıda daha da zenginleşiyor. Elbette, Müzik Dairesi Başkanlığı’nın, TRT radyolarının yönetici ve çalışanları da dergi ekibinin bilgi kaynağı ve doğal danışmanları olmayı sürdürecekler. Bu destekten güç alan “Bir Dünya Müzik” dergisi, internetin ve e-derginin avantajıyla çok sayıda okura ulaştı bile. Yeni sayılarda buluşmak dileği ile müzikle kalın. 3 BİR DÜNYA KONU BİR SEVDA MASALI 12 “Türkülerin Anası” hayatını kaybetti. “Kışlalar” öksüz bugün... “Yurttan Sesler Korosu”nun unutulmaz sesi, bir dönemin tartışmasız “star”ı Muzaffer Akgün anlatıyor… ÇAĞIMIZIN ITRİ’Sİ 16 Türk Tasavvuf Müziği’ni, yeni formlarla halkla buluşturan, dünyaya tanıtan Ahmet Hatipoğlu, arkasında yüzlerce eser bırakarak aramızdan ayrıldı. Kendi sözleriyle Hatipoğlu’nun Türk müziğine bakışı… BİR DÜNYA RADYO TÜRKİYE RADYO TELEVİZYON KURUMU ADINA SAHİBİ ve GENEL YAYIN YÖNETMENİ Amber TÜRKMEN 20 TRT Radyo 1, müziğin her rengini dinleyicisiyle buluşturuyor. Ankara, İstanbul ve İzmir radyolarınca hazırlanan programlar dinleyiciyi müzik tarihimizde engin bir yolculuğa çıkarıyor. 22 SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Birsen YÜKSEL TAYMAZ DEV KOROLARIN ŞEFİ EDİTÖR Hakan DİLAVER Döneminin en genç, günümüzün en kıdemli halk müziği şefi Zafer Gündoğdu’nun kırık bir sazla başlayan ve dev korolara uzanan türkü yolculuğu… GRAFİK TASARIM Birsen YÜKSEL TAYMAZ YÖNETİM YERİ TRT MÜZİK DAİRESİ BAŞKANLIĞI TRT SİTESİ A BLOK KAT 9 Tel: (312)463 32 48 [email protected] TRT Bir Dünya Müzik @birdunyamuzik 4 EDİTÖRDEN Merhaba, EN RADYO 26 TRT Genel Müdürü Şenol Göka’nın projesi ilklerle başladı, dünyanın uzak köşelerinden yayınlarla rekorlara ve ödüllere koşuyor. Sunucuları Erhan Konuk, Muzo, Bay J ve Erkan Yavaş’ın gözünden Dünyanın En Radyo Programı… KEMENÇE İLE EVRENSEL BİR YOLCULUK 30 34 Türk kültürüne ve İstanbul’a hayran İtalyan poprock grubu Turkish Cafè, Pelin Akan’ın soruları yanıtladı. Burhan Şeşen, sonbaharı karşılayan yazısıyla ‘merhaba’ dedi bu kez. Ankara Radyosu Müdürü Murat Örem, müzik tarihine geçen isimleri anacağı “Bir Dünya İnsan” yazılarına Fikret Kızılok ile başladı. Murat Ekşi, her türden yeni çıkan albümleri "Bir Dünya Müzik" okuyucuları için değerlendirdi. Murat Örem, 22 Eylül 2001’de kaybettiğimiz "Anadolu Popu"nun öncülerinden Fikret Kızılok’u andı: “Bu kalp seni unutur mu?” TURKISH CAFÈ Bu ay yine “Bir Dünya Sohbet” var dergimizde. Kırık bir sazla başladığı halk müziği yolculuğunda dev koroların şefliğine ulaşan TRT İstanbul Radyosu Yurttan Sesler Koro Şefi Zafer Gündoğdu ve kemençenin sınırsızlığını evrensel müziğe taşıyan şef Ahmet Kadri Rizeli ile Birsen Yüksel Taymaz sohbet etti. Rekorlar ve ödüllere aday "Dünyanın En Radyo Programı"nı Erhan Konuk ve programı beraber sunduğu usta meslektaşlarından dinledik. Klasik kemençe virtüözü, şef Ahmet Kadri Rizeli ile musikiden caz’a, klasik’ten tango’ya evrensel müzik arayışı… BİR DÜNYA İNSAN Geçtiğimiz ay Türk müzik dünyası ve TRT yeri doldurulamayacak iki büyük sanatçısını kaybetti. 1940’lı yılların başında “Yurttan Sesler Korosu”nun çekirdek kadrosunda yer alan, yanık sesi kadar sahneye getirdiği yeniliklerle de türküleri kuşaklara sevdiren, döneminin tartışılmaz “star”ı Muzaffer Akgün ve tasavvuf musikisini halkla buluşturan, dünyaya tanıtan, gelecek nesillere müthiş bir beste külliyatı bırakan Ahmet Hatipoğlu… İki öncü müzik insanını kendi sözleriyle anlatırken, onların dünyasıyla biraz olsun tanıştırmak istedik sizleri… Cahit Cesur, "Zaman Tüne"nde müzik tarihinde bir yolculuğa çıkardı. 36 “Misafirperver, gizemli, Türk kahvesi gibi güzel ve büyüleyici” Türk kültürüne ve İstanbul’a hayran bir İtalyan pop-rock grubu: Turkish Cafè Ve yine haberler, konserler, festivallerler, kitaplarla dolu bir dergiyle müziğin her rengini yansıtmaya çalıştık. Beğeneceğinizi umuyoruz. Ekim’de görüşmek dileğiyle… Hakan DİLAVER 5 FİNAL ZAMANI Opera dünyasına kazandırdığı genç yeteneklerle uluslararası müzik çevrelerinde saygı uyandıran Leyla Gencer Şan Yarışması’nın final serisi 6-11 Eylül’de İstanbul’da yapılacak. İKSV ve La Scala Tiyatrosu Akademisi tarafından düzenlenen yarışmanın final serisi jürisine bu yıl ünlü İtalyan soprano Luciana Serra başkanlık edecek. 14 milliyetten 42 şancı yarışacak. 8. Leyla Gencer Şan Yarışması’nın Haziran ayı içerisinde Paris, Londra, Berlin, Milano, Varşova ve İstanbul’da yapılan ön elemelerine 24 farklı ülkeden 32 yaş altı 100 genç şancı katıldı. Ön elemelerde seçilen 14 farklı milliyetten toplam 42 genç şancı final serisine katılmak üzere Eylül ayında İstanbul’a gelecek. Yarışmacılar arasında Türkiye’den de 4 soprano, 1 mezzosoprano, 1 bariton ile 1 bas yer alıyor. Elemeler sonrası finale kalan 8 yarışmacı 11 Eylül Cuma akşamı 20.00’da Süreyya Operası’nda, Antonio Pirolli yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşliğinde jüri ve dinleyiciler önünde birer arya seslendirecek. Dereceye giren genç yetenekler, para ödülünün yanı sıra, uluslararası eğitim ve projelere katılma şansı yakalayacak. Parlayan yıldızlar 6 Tüm dünyada “La Diva Turca” olarak anılan büyük sopranomuz Leyla Gencer’in onuruna düzenlenen yarışma bugüne kadar pek çok önemli yeteneği opera dünyasına kazandırdı. Gürcü sopranolar Nino Machaidze ve Anita Rachvelishvili, Arjantinli tenor Marcello Alvarez, Yugoslav bariton Nikola Mijailovic gibi dünya starlarının yanısıra, Mısırlı soprano Fatma Said, Güney Afrikalı soprano Pretty Yende, bariton Kartal Karagedik ve koloratür soprano Pervin Çakar önceki yıllarda dereceye giren sanatçılardan bazılarıydı. BİR DÜNYA HABER MTV Video Müzik Ödülleri’ne Taylor Swift damgası! 2015 MTV Video Müzik Ödülleri, Los Angeles’taki Microsoft Theater’da düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Sunuculuğunu ABD’nin çılgın şarkıcısı Miley Cyrus üstlendiği törende Nicki Minaj, Justin Bieber, Pharrell Williams, Demi Lovato, Macklemore ve Rylan Levis gibi isimler sahne aldı. Justin Bieber, Skrillex ve Diplo ile yaptığı Where Are Ü Now’ı yepyeni şarkısı What Do You Mean ile birleştirerek göz doldurdu. Son yıllarda müziği yerine karıştığı olaylarla gündeme gelen Bieber, ara verdiği sahnelere dönüşünde hüngür hüngür ağladı. Geceye damga vuran ise aday gösterildiği 9 daldan 4’ünde ödülü kucaklayan Taylor Swift oldu. Swift, yılın videosu büyük ödülünü, Victotira’s Secret mankenlerinin yer aldığı Bad Blood klibiyle kazandı. Rap’çi Kanye West, ‘Micheal Jackson’ adına verilen özel ödüle layık görüldü. GECENİN KAZANANLARI Yılın Videosu: Taylor Swift ft. Kendrick Lamar / Bad Blood Yılın Kadın Müzik Videosu: Taylor Swift / Blank Space Yılın Pop Videosu: Taylor Swift / Blank Space Yılın İş Birliği: Taylor Swift ft. Kendrick Lamar / Bad Blood Yılın En İyi Sanatçısı: Fetty Wap / Trap Queen Yılın En İyi Yönetmenliği: Kendrick Lamar / Alriht Yılın Hip Hop Videosu: Nicki Minaj / Anaconda Yılın Rock Videosu: Uma Thutman / Fall Out Boy Yılın Erkek Müzik Klibi: Bruno Mars, Mark Ronson / Uptown Funk Yılın Sosyal Mesaj İçerikli Klibi: Kanye West, Big Sean One Man Can Change the World Yılın En İyi Görsel Efekti: Jack Ü, Justin Bieber Where Are Ü Now 7 BİR DÜNYA HABER TRT’ye 150 sanatçı ve tonmayster Türkiye’de müzik yayıncılığının okulu, öncü ve lider kurumu TRT, Türk Halk Müziği (THM), Türk Sanat Müziği (TSM) ve Çoksesli Müzikler (ÇSM) kadrolarını 150 yeni sanatçı ve tonmaysterle güçlendirdi. Ankara, İstanbul ve İzmir radyolarına genel duyurulu sınavla, ses ve saz sanatçıları ile tonmaysterler alındı. TRT tarihinde ilk kez olarak, 4 dalda bu kadar geniş kapsamlı ve yüksek sayıda kadrolu personel alımı ve sanatçı-tonmayster sınavı gerçekleştirildi. 6 bin sanatçı adayı başvurdu Geçmişte, 1966 ve 1982 yıllarında THM ve TSM dallarında yapılan genel duyurulu sınavlardan sonra, 1985, 1986, 1987 yıllarında özellikle Erzurum ve diğer radyolar için, daha sonra ise Ankara, İstanbul ve İzmir Radyolarına boş bulunan az sayıda sanatçı kadroları için sınavlar açılmıştı. Bu yıl açılan sınavlara 6 binden fazla sanatçı adayı başvurdu. Gereken şartları taşıdığı belirlenen 5 bin 860 kişinin sınav günleri tespit edilerek TRT’nin internet sitesinde duyurular yapıldı. 3 ay süren sınav maratonu 25 Mayıs 2015 tarihinde THM Ses dalında başlayan sınavlar, TSM ve ÇSM dallarında devam ederek, yaklaşık 3 ay sonra 25 Ağustos 2015 tarihinde Tonmaysterlik dalıyla tamamlandı. 4 ayrı dalda oluşturulan sınav kurullarınca yürütülen çalışmalar ve değerlendirmeler sonuncunda, başarılı bulunan 150 aday atanmaya hak kazandı. Sıra TRT Çocuk ve Gençlik Koroları için amatörlerde… Müzik kadrosunu, genel sınavla aldığı 150 kadrolu sanatçı ve tonmaysterle tazeleyen TRT, üstlendiği “okul” misyonunu da her geçen gün geliştiriyor. TRT’nin çocuk ve gençlik koroları, 30 yılı aşkın bir süredir, 8 bölge müdürlüğü bünyesinde eğitim, öğretim ve üretim faaliyetlerini sürdürüyor. TRT’nin deneyimli sanatçılarının eğitici olarak görev yaptığı bu korolar, adeta bir konservatuvar gibi altyapı görevini üstleniyor; bir anlamda geleceğin ses ve saz sanatçıla- 8 rının yetişmesine katkıda bulunuyor. TRT, Türk Sanat Müziği (TSM), Türk Halk Müziği (THM) ve Çoksesli Müzikler (ÇSM) çocuk ve gençlik korolarını, Ekim ve Kasım aylarında yapılacak müzikal değerlendirmeyle belirleyeceği amatör elemanlarla takviye edecek. TRT GENÇLİK KOROLARI TSM ve THM gençlik korolarına ses elemanı olarak müracaat edecek adayların Ankara ve İstanbul için 1995-1998 yılları arasında, diğer bölgeler için 1992 - 1998 yılları arasında; tüm bölgelerden saz elemanı olarak müracaat edecek adayların ise 1990-2000 yılları arasında doğmuş olmaları şartı aranıyor. TSM gençlik koroları için müzikal değerlendirmeler; İzmir’de 24-25 Ekim, Trabzon’da 7 Kasım, Ankara ve İstanbul’da 7-8 Kasım, Antalya’da 14 Kasım tarihlerinde yapılacak. THM gençlik koroları için adaylar 17-18 Ekim İzmir, 24-25 Ekim Ankara, 7 Kasım Erzurum, 14 Kasım Trabzon ve Antalya, 1415 Kasım’da İstanbul’da değerlendirmeye alınacak. ÇSM gençlik koroları için ise mutasyon (ses değişimi) dönemini tamamlamış ve 26 yaşından gün almamış olanlar başvurabilecek. 3 ilde faaliyet gösteren ÇSM gençlik koroları için müzikal değerlendirmeler 7-8 Kasım’da Ankara ve İzmir, 14-15 Kasım’da İstanbul’da yapılacak. TRT ÇOCUK KOROLARI Müzikal değerlendirmeye girebilmek için THM ve TSM çocuk korolarında 2006-2007; ÇSM çocuk korolarında 2007-2008 yıllarında doğmuş olma şartı aranacak. TSM çocuk koroları için müzikal değerlendirmeler; 3 Ekim Çukurova, 4 Ekim Ankara, 10 Ekim Diyarbakır ve Trabzon, 17 Ekim’de İstanbul Radyosu’nda yapılacak. THM çocuk koroları için adaylar; 3 Ekim’de Diyarbakır, İstanbul ve Trabzon, 10 Ekim’de Çukurova ve Erzurum Müdürlükleri’nde müzikal değerlendirmeye alınacak. ÇSM çocuk koroları için ise müzikal değerlendirmeler; 3-4 Ekim İstanbul, 10-11 Ekim Ankara ve İzmir, 17-18 Ekim’de Trabzon müdürlüklerinde yapılacak. Çocuk ve gençlik koroları için müzikal değerlendirmeye başvuracak adaylarda; korolara özel yaş şartlarının yanı sıra TC vatandaşı olmaları ve sınava katılacakları şehirde ikamet etmeleri şartları aranıyor. Adayların, nüfus cüzdanı ve 2 adet vesikalık fotoğrafları ile birlikte ilgili TRT Müdürlükleri’ne, sınav tarihine kadar şahsen başvurmaları gerekiyor. Çocuk korosu adaylarının velileri de başvuru yapabilecek. Sonuçlar, müzikal değerlendirmeleri takip eden hafta içerisinde ilgili müdürlüklerin girişlerine asılarak duyurulacak. Başarılı olanlar, herhangi bir ücret almadan, amatör olarak koro çalışmalarına devam edecekler. BİR DÜNYA HABER AB Grubu Temmuz’da yine TRT FM dinledi! TRT FM “Tramvay”ı rock festivalinde… Ulusal Radyo Yayıncıları Derneği URYAD Radyo Reyting Araştırması Temmuz 2015 sonuçları açıklandı. URYAD A.Ş. ve Nielsen tarafından her ay en az 5 bin hane ve 7 bin 500 birey ile yapılan “Radyo Dinleyici Ölçümü Araştırması”na katılan radyo sayısı 50’ye yükseldi. Temmuz 2015 ölçüm sonuçlarına göre, Temmuz ayında AB sosyo-ekonomik grubunun ilk tercihi yine TRT FM oldu. AB grubunda radyosunu açan 100 kişiden yaklaşık 13’ü TRT FM dinledi. TRT FM toplam kategorisinde de Kral FM’in ardından ikinci sırayı aldı. Üçüncü sırada Power Türk var. Radyo Dinleyici Ölçümü Araştırmasına katılan 50 radyo arasında TRT Radyo 1, en çok dinlenen 18’inci kanal. Balıkesir’in, Edremit ilçesi Zeytinli Dalyan Sahili’nde gerçekleşen Zeytinli Rock Festivali 20-23 Ağustos tarihlerinde yapıldı. Hafta içi her gün 15.00-17.00 saatleri arasında yayın yapan TRT FM Tramvay Programı da organizasyon komitesinin davetlisi olarak Zeytinli Rock Festivali’ne katıldı. Sunucu Billur Adalet İbrahimhakkıoğlu, yapımcılar Faika Didem Tayfur ve Müjgan Arslan ile teknik sorumlular Muzaffer Ayyıldız ve Ahmet Maden’den oluşan Tramvay ekibi, 3 günde 3 farklı alandan izlenimleri ve konuklarıyla yayındaydı. Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka ile birlikte TRT FM’de Tramvay programının canlı yayınına konuk olan Organizasyon Komitesi Başkanı Umut Kuzey, “TRT ilk kez bir rock festivaline katıldı” dedi. 9 BİR DÜNYA HABER Avrupa’nın en iyi bestekarı Sinem Altan! Almanya’nın başkenti Berlin’de her yıl düzenlenen “Young Euro Classic” müzik festivali kapsamında verilen “2015 Avrupa Bestekar Ödülü” piyanist Sinem Altan’a verildi Avrupalı Gençlik Orkestraları Almanya Dostluk Grubu Derneğince başkent Berlin’de düzenlenen “Young Euro Classic” festivali çerçevesinde verilen ödülü, Sinem Altan, ‘’Hafriyat’’ adlı eseriyle aldı. Festival organizasyon komitesinden yapılan açıklamada, Altan’ın eserinin, “Young Euro Classic” etkinliği kapsamında düzenlenen konserde Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası (TGFO) tarafından icra edildiği anımsatıldı. Jüri üyeleri, Sinem Altan’ı “Hafriyat” adlı eseriyle dinleyicilere yeryüzünün gücünü hissettirdiğini açıkladı. Altan’ın böylece 5 bin Avroluk ödülün de sahibi oldu. Ödülünü alan Sinem Altan, etkinlik konserinde eserini icra eden Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası’nı övdü. “Eserime adeta nefes üflediler” diyen Altan, “Demek dinleyicileri öyle etkilemişler ki aynı zamanda halktan oluşan jüri üyeleri böyle bir karar vermiş. 9 prömiyer beste arasından benim eserim böyle bir ödüle layık görüldüğü için çok mutluyum. Hafriyat aslında benim için yeni bir dönemi yansıtıyor. Müzikal anlamda çok büyük bir orkestra için yazmıştım” ifadelerini kullandı. Gençlerin tercihi: One Direction Beatles’ın ilk albüm anlaşması açık artırmada 1961 yılında Almanya’nın Hamburg kentinde Beatles üyeleri tarafından imzalanan grubun ilk albüm anlaşması 19 Eylül’de New York’ta Heritage Auctions müzayede evinde açık artırmaya sunulacak. 150 bin dolara alıcı bulması beklenen anlaşma ise sadece 80 dolarlık! Efsane İngiliz grubu Beatles, müzik kariyerine Almanya sokaklarında çalarak başlamış ve ilk single’ı olan My Bonnie de Alman Polydor etiketiyle çıkmıştı. Şarkı, Almanya’da müzik listelerine giremese de grubun anavatanı İngiltere’de popüler olunca, EMI ile anlaşma imzalayan Beatles, kendilerine şöhret basamaklarını tırmandıracak olan ‘Love Me Do’ single’ını çıkarmıştı. Online oylar sonucu belirlenen “Teen Choice” ödülleri Los Angeles’ta sahiplerini buldu. Ödül gecesinin yıldızı 8 ödülü birden kucaklayan İngiliz grup One Direction oldu. Turnede olmalarından ötürü ödül törenine katılamayan grup üyeleri, törene canlı yayınla bağlanarak genç hayranlarına teşekkür etti. En iyi erkek grup ödülü One Direction’a giderken en iyi kadın grubu ödülünün sahibi ise Fifth Harmony oldu. Gençler en iyi R&B/Hip-Hop sanatçı ödülü için oylarını Nicki Minaj’dan yana kullandı. Obama’nın müzik listesi Spotify’da Sosyal medyayı aktif kullanan siyasetçilerin başında gelen ABD Başkanı Barack Obama, bu kez de müzik listesiyle karşımızda. Ünlü müzik veri akışı servisi Spotify aracılığıyla yayınlanan müzik listesinde Obama’nın en sevdiği müzisyenler arasında Aretha Franklin, Stevie Wonder, Bob Marley, Justin Timberlake, Rolling Stones, Bob Dylan, Frank Sinatra ve Al Green bulunmakta. 10 “Bir Gönül Masalı” Hakan DİLAVER [email protected] Muzaffer Akgün’ü 1 Ağustos günü kaybettik. Ajanslar, “Türkülerin Anası hayatını kaybetti!” diye geçti vefat haberini. Muzaffer Akgün, yeri doldurulamayacak bir sanatçıydı. 40’lı yılların hemen başında girdiği Ankara Radyosu’nda, Muzaffer Sarısözen’in öncülüğünde oluşturulan “Yurtlar Sesler Korosu”nun çekirdek kadrosunda yer aldı. “Yanık” sesiyle aslına tamamen uygun icra ettiği türküleri kuşaktan kuşağa herkese sevdirdi. Sahnede çığır açtı: İlk kez türkülere uygun kostüm giyen de oydu, sazcılarını bir örnek giydiren de!.. Avrupa’daki gözlemlerinden esinlenerek sahnede kurduğu dekorlar, hazırladığı mizansenlerle türkülerin hikayesini bir tiyatro oyunu gibi anlattı. Döneminin saygın gazinolarında sahne alırken, afişlerde, neon ışıklarında ismi Zeki Müren ile kıyaslandı. Müzik-magazin dergilerinin başköşesine, hem sanatı hem de mutlu aile hayatıyla yerleşti. Hatta türkü söylerken ellerinin duruşu bile dergilerin sayfalarında konu edildi. Yeşilcam’ın kapısından başrolde geçen ilk Türk Halk Müziği sanatçısı oldu. Filmlerinde Sadri Alışık, İzzet Günay ve Zeynep Değirmencioğlu ile oynadı. Öyle sevildi ki o zamanlar; Zeki Müren’i arkasından sahneye çıkmaya tereddüt ettirecek kadar alkış aldığı da anlatıldı, içinde olduğu arabanın metrelerce omuzlarda taşındığı da… Aslında bir insanı tanımanın en iyi yolu kendisine kulak vermek! Kimdi Muzaffer Akgün? Nasıl bir insandı? Kendi ağzından dinlemeye ne dersiniz? Bunun için biraz geçmişe, yıllar öncesine gitmemiz gerekiyor. Büyük sanatçının Karamürsel’deki evinde kaydedilen TRT’nin radyo programı “Kimler Geldi Kimler Geçti”nin kayıtla- 12 MUZAFFER AKGÜN anlatıyor rına… “Söz uçar yazı kalır!” dedik, artık aramızdan ayrılan bu büyük sanatçının yıllar önce verdiği röportajda söylediklerinden alıntılarla, onu Bir Dünya Müzik okurlarına tanıtmaya çalıştık. İşte kendi sözleriyle “Türkülerin Anası” Muzaffer Akgün… “1927 yılında İstanbul’da doğmuşum.” Nüfus cüzdanındaysa doğum tarihi 1926 diye yazıyordu. Söylediğine göre, ailesinin kökeni bir zamanlar Osmanlı’nın hakim olduğu uzak diyarlara uzanıyordu. “Zannediyorum dedemin dedesi Mısır kökenli imiş.” Babası Demiryolları’nda memurdu… “Babamın sesi güzeldi biraz galiba. Şerif İçli babamın arkadaşıydı. Onlar ikisi oturup başbaşa meşk ederlermiş. Ben de herhalde oradan böyle kıyıdan bucaktan araya girip, herhalde onlara iştirak mı ediyordum, neydi bilmiyorum. Yani öylelikle sesim meydana çıktı.” Ev hanımı olan annesine hayrandı… “Çok güzel bir kadındı böyle akça pakça, beyaz yüzlüydü. Ben hep anneme çekmek isterdim. Kendimi çok çirkin bulurum. Annem gibi güzel olsam derdim hep. Tabii ruh güzelliği çok güzel bir şey esas” Gülerek anlatacak kadar “yaramaz” bir çocuktu... “Çok yaramazdım. Böyle erkek çocuk gibi bilye filan oynardım. Sek sek oynardım. Yani çok yaramaz bir çocuktum. Evde de öyle, sokakta da öyle.” “İmtihanda, ‘bu kız’diye hitap ettiler bana –belki Münir Nurettin’di bilmiyorum- ve ben ağlamaya başladım. ‘Kız’lafı gücüme gitti. Yani ne demek kız. Hani, ‘bu kız da şöyle söylüyor’gibi, yani lalettayin. Kötü bir laf! Ben de sevmem yani o tarz konuşmaları. Hoşuma gitmedi ve ağlamaya başladım, dışarı çıktım. Yani terk ettim imtihanı.” MUZAFFER AKGÜN O zamanki soyadıyla Muzaffer Kıvılcım, ilkokuldan sonra ailesiyle birlikte Ankara’ya göç etti. İsmet Paşa Kız Enstitüsü’nde okurken hemen yanındaki Ankara Radyosu’nun açtığı sınava girdi. 1941 Eylül ayıydı… “Jüride Münir Nurettin vardı bir kere. Hatta imtihanda, ‘bu kız’ diye hitap ettiler bana – belki Münir Nurettin’di bilmiyorum- ve ben ağlamaya başladım. ‘Kız’ lafı gücüme gitti. Yani ne demek kız. Hani, ‘bu kız da şöyle söylüyor’ gibi, yani lalettayin. Kötü bir laf! Ben de sevmem yani o tarz konuşmaları. Hoşuma gitmedi ve ağlamaya başladım, çıktım imtihandan; dışarı çıktım. Yani terk ettim imtihanı.” Ankara Radyosu’na girişinde Şerif İçli’nin teşviki kadar –pek bilinmese de- bir başka tanıdığın da payı vardı… “Sınav var denince, Antepli Seyit Canözer diye birisi vardı. Ondan bir iki uzun hava almıştım. Sıhhat Vekaleti’nde eniştem vardı, Seyit Bey de onun arkadaşı orada. Onun tavsiyesiyle ben radyo imtihanına girdim ve öylelikle radyo mensubu oldum.” TRT’deki ilk yıllarında Türk Sanat Müziği de söylüyordu… “Mesela bir neşriyatım vardı. Sıdıka (Dalmen) Çandarlı’nın bir yarım saatlik bir öğlen programı vardı. Arkadan 15 dakikalık bir türkü programı vardı. Ve o gün Sıdıka Çandarlı gelmedi. Hastalanmış, ani olarak haber geldi. Ben zaten neşriyata hazırım. Zaten şarkıları biliyorum. Dediler ki bana “yarım saat şarkı okuyacaksın, hemen seç şarkılarını”. Hakkı Derman, Şerif İçli… Yani klasik çalanlar. Ben yarım saatlik bir şarkı neşriyatı yaptım o gün. Dediler ki işte “Muzaffer Akgün’den şarkılar dinleyeceksiniz” Bitti. Arkadan şimdi Muzaffer Akgün’den (kahkahalar) türküler dinleyeceksiniz” ve 15 dakika da türkü okudum o gün. O günü hiç unutmuyorum” Şarkıdan türküye kesin geçişi; Muzaffer Sarısözen’in yönlendirmesiyle, biraz da çok sevdiği eşinin isteğiyle oldu… “Muzaffer Bey seçti galiba. Türkülere sesi gidenleri. O zaman ben de şarkı, türkü farketmez diye düşünüyordum ama şimdi ben de ayırt ediyorum. Sesi şarkıya gider, türküye gider diye. Muzaffer hocamızın seçimiyle, eşim de bunda dahil oldu galiba. Ben de türkülere geçtim.” Söylediği türkülerle halkın gönlünde taht kursa da belli ki şarkı söylemek içinde bir ukde olarak kaldı… “Kaldı gibi. Hala televizyonda şarkı okunurken ben de birlikte okuyorum. Alaturkaya yakın türküleri daha kendime yakın buluyorum. Demek ki ben yanlış seçmişim. Yoksa kalırdım şarkılarda. Klasikte kalsaydım belki hala okuyor olurdum.” “İki tane türküm var, vasiyetim olarak yazdığım. Bir tanesi ‘Geceler yârim oldu’ İkincisi ‘Yine gam yükünün kervanı geldi’Ben vefat ettiğimde, benim tabutum giderken, önde bu iki türküm, devamlı, biri bitsin öteki, biri bitsin öteki, ta ki ben toprağa girene kadar...” Yine de icracıların zamanında ayrılmasını kendisi de doğru buluyordu… “Ayırmak daha iyi. Türküyü şarkıyı ayırmak. Çünkü türkü okuyanları dinliyorum. Şarkıvari okuyor. O şekil nağmeleri yapıyorlar türkü bambaşka, kendine has bir şey.” 40’lı yılların başında canlı yayın sonrası geç saatlerde Ankara Radyosu’ndan çıkıp kömür kamyonlarının kasasında evine gittiği zamanlar da oldu. Ama sıkıntılı günleri bile hep güzel hatıralarla andı… “Zelzeleli bir program vardır. Saz çalan Sarı Recep aklıma geldi. Tonton bir oturuşu vardı. ‘Recep amca’ derdik biz ona. Hepimiz çok severdik. Beyaz saçlı filan, böyle Karadenizli bir tipti. 3 numaralı stüdyodayız. Ben türkü okuyorum, ne okuyorum, Güzel Adın İsmail’i okuyorum. Okurken sallanmaya başladık. Sarkıntılı avizeler vardı. Büyük büyük. O avize böyle sallanmaya başladı. Tam da Sarı Recep avizenin altında oturuyor. Bir baktım hem saz çalıyor, hem de iskemlesini böyle kenara doğru çekiyor. Ben türküye devam ediyorum. Bir ‘aman’ kısmı var. O ‘aman’ kıs- 13 BİR GÖNÜL MASALI mını tutturdum. Aman… Aman… Gözüm orada. Bir yandan sallanıyorum. Arkada eko odası vardı. Odanın kapısı açıldı gıcırdayarak (gülüyor) ve ben ‘aman’ıma devam ediyorum. Hemen kontrol odasında ışıklar yandı, insanlar oradan bakıyor. Ben ‘aman’la devam ediyorum. Baktım usulcacık kapıyı açtılar, ellerinde bir bardak suyla geldiler, sakinleştirdiler.” “Kışlalar Doldu Bugün” türküsünü ilk söyleyen değildi. Ama Türkiye, bu türküyle Muzaffer Akgün’ü daha da sevdi. “O enteresan. Kışlalar’ı Neriman (Neriman Altındağ Tüfekçi) okuyordu. Ben ondan dinlemiştim. Ondan sonra bir Anadolu turnem oldu. Ondan sonra Nida Tüfekçi, bana çalıyordu. Turne boyu ben Kışlalar’ı öğrenmek istedim ve Nida bana bu Kışlalar’ı geçti. Ondan sonra ben bunu turnede okumaya başladım. Öyle öyle öyle Kışlalar oluştu. Neriman çok güzel okuyor. Belki ben onun kadar güzel okuyamıyorum ama bilmiyorum halk sevdi herhalde, benden de sevdi.” 100’ün üzerinde plak, birkaç uzunçalar yapsa da okuduğu türküleri birbirinden ayırmadı… “Unutamadığım diye bir şey yok. Hepsi benim için çok mühim. Altın plağım var tabii. ‘Ay karanlık bulamadım yolumu’ türküsüyle.” Yine de onun için çok özel türküler vardı… “İki tane türküm var, vasiyetim olarak yazdığım. Bir tanesi ‘Geceler yârim oldu’. İkincisi ‘Yine gam yükünün kervanı geldi’ Ben vefat ettiğimde, benim tabutum giderken, önde bu iki türküm, devamlı, biri bitsin öteki, biri bitsin öteki, ta ki ben toprağa girene kadar bu iki türkümün devam etmesini istiyorum. Niye istiyorum bilmiyorum ama bu iki türküm mezara girene kadar okunsun istiyorum.” Genç yaşta evlendiği Haluk Bey ile birbirlerine büyük bir tutkuyla bağlandılar. “Küçük yaşta evlendim. Harbiye’den mezun asker kökenliydi. Çankırı’da atış okulundaydı. İkide bir kaçar gelirdi. Ondan sonra gidip tabii okulda birkaç gün hapis mi yatar neydi. (Gülüyor) Çıkınca yine kaçar gelirdi. Bu kaçmalardan dolayı tardoldu. Bırakmak, ayrılmak zorunda kaldı. Daha sonra Seyahat Vekaleti’nde memur oldu.” Haluk Bey, eşini her zaman destekledi, onun çalışmalarında hep yanında bulundu, elinden geldiğince yardım etti. “Birisi ‘Muzaffer Akgün’ün sesi güzel’ dese, hemen ön plana çıkar ‘Evet eşimin sesi çok güzel’ derdi. Kendisinin, şarkı söylerken felaket bir sesi vardı. Fakat, konuşma sesi, ses tonu çok güzeldi. Nitekim benim plaklarımda, mesela Boş Beşik’te, Kışlalar’da onun konuşması var. O anlatıyor. Çok tonlu bir sesi vardı.” 14 “Kışlalar’ı turnede okumaya başladım. Neriman çok güzel okuyor. Belki ben onun kadar güzel okuyamıyorum ama bilmiyorum, halk sevdi herhalde, benden de sevdi.” Erken kaybettiği eşiyle tek çocukları oldu. Kızı Feryal’in müzikle ilgilenmesini hiç istemedi… “Muzaffer Akgün ismi o kadar tertemiz o kadar güzel ki yani bir ikinci olsun istemem. Yani ben hissen de istemem. O devam etsin, tek olarak kalsın. Belki kıskançlık mı bu bilmiyorum. Yok değil. Öyle düşünmüyorum da ama tek kalsın istiyorum.” Yanlış anlaşılmasın, kendisini tanımlarken tevazuu elden bırakmadı… “Kıskanç olmayan, herkesin iyiliğini düşünen, sevecen, hayvanları çok seven biriyim” Karamürsel’deki günlerinde hep İstanbul’u özledi, doğduğu şehri hep çok sevdi… “Her an İstanbul’a gitmek istiyorum. İstanbul’a aşığım. Sevdiğim yer, doğduğum yer. Onun için her an kaçmak istiyorum.” Genç stajyer Muzaffer Kıvılcım, Sarı Recep eşliğinde sınavda... Yurttan Sesler Korosu’nun üç ası: Neriman Sarısözen, Muzaffer Sarısözen ve Muzaffer Akgün... MUZAFFER AKGÜN TRT THM Koro Şefi Zafer Gündoğdu, Muzaffer Akgün ile vefatından birkaç hafta önce görüşmüş, bayram sonrasında stüdyoda özel bir program yapmak üzere sözleşmişti. “Beni evladı gibi severdi” dediği Akgün’e, kızı Feryal Korur’un annesinin hatıra defterini emanet edeceği kadar yakındı. Akgün’ün sanatını, Türk Halk Müziği’ne katkısını, TRT ve sinema günlerini anlattı. “Muzaffer Akgün ismi o kadar tertemiz, o kadar güzel ki yani bir ikinci olsun istemem. Yani ben hissen de istemem. O devam etsin, tek olarak kalsın. Belki kıskançlık mı bu bilmiyorum. Yok değil. Öyle düşünmüyorum ama tek kalsın istiyorum.” Yaşarken takdir edilmenin, saygı görmenin gururunu, sevincini yaşadı… “Sokağa çıksam, şöyle yürüsem, hemen ceket iliklenip, hemen eğilip böyle selam veriyorlar. Konuşmak istiyorlar. Ben de durup konuşuyorum. Yani çok çok sevenlerim var, eksik olmasınlar” Türküleri kendi kuşağına ezberleten Muzaffer Akgün’ün gelecek nesillere verdiği nasihatle bitirelim yazımızı. “Gençlere türküleri sevmelerini ve bu işi yapmalarını tavsiye ederim. Yani türkü sanatçısı olmalarını tavsiye ederim. Ve türküleri adam akıllı elden geçirip, ‘türküler ne demek istiyorsa’ onları tam manasıyla anlamalarını tavsiye ederim.” TRT Müzik Dairesi Başkanlığı THM Müdürü Kubilay Dökmetaş, Ankara Radyosu THM Müdürü Sabri Sabuncu ve Gürsoy Babaoğlu’nun katkılarıyla… Altın Plak’ı toprak kokan sesinin bıraktığı etkiyle aldı. Muzaffer Akgün, kültürün temel taşlarından bir tanesidir. Müziğimizin henüz daha kentlerde, radyolarda çalınmadığı, söylenmediği o ilk dönemlerde kurulan korolarda var olması bu anlamda çok kıymetlidir, çok önemlidir. Oradaki birkaç kişiden bir tanesidir zaten Muzaffer Akgün. Bundan dolayı da Türkiye için çok önem arz eden bir kişidir. Müzikal anlamda da bakacak olursak altın plak ödülünü almasının tabii ki en büyük nedeni çok temiz bir üslupla söylediği türküler. Toprak kokan sesinin insanların üzerinde bıraktığı ilk etkinin de çok sevilmesiyle kesinlikle ilgisi var. Halk tarafından büyük bir beğeni, takdirle karşılanması takip edilmesi ona bu ödülü getirmiştir. Yurttan Sesler’in çekirdek kadrosundaydı. TRT, ilk radyo yayınlarına İstanbul’da başlamıştı. Ama ilk ciddi, daha sonra koral anlamda müzisyenler Ankara’da faaliyet gösterdi. Ankara’da Muzaffer Sarısözen şefliğinde kurulan ve koral müzik icra eden derli toplu ilk kurumumuz olan Yurttan Sesler’in ilk elemanlarından bir tanesi olmasıyla Muzaffer Akgün’ün TRT ile ilişkisi başlamıştır. Yurttan Sesler’in çekirdek kadrosundandır. Bu mana da da bizim olmazsa olmazımız ve çok büyük bir değerimizdir. Emekli olduktan sonra da vefat edinceye dek biz onu programlarımıza konuk edip zaman zaman birlikte olduk. Yeniliğe ve kendini geliştirmeye her zaman açıktı. O çok popüler olduğu Türkiye’de çok kabul gördüğü dönemlerde 3 tane film yapmıştı. Zaman zaman hala televizyonlarda siyah beyaz görüntüler içerisinde kendisini büyük bir hasretle, büyük bir hürmetle izlemekteyiz. Filmlerin de ötesinde ben birebir görüşmelerimde şunu görebilmiştim. Yeniliğe çok açık bir sanatçı, sahneye yeni şovlar koyan, türküye yakışır şovlar koyarak kendini hep geliştirmiş, hep yenilemiş bir sanatçı. Bir dekor eşliğinde ya da işte kendi sesinden duyabildiğimiz kadarıyla, anlattığı kadarıyla Avrupa’da izlediği sahnelerdeki birçok şeyi kendi üslubunca buradaki sahnelere, buradaki kendi konserlerine uyarladığına tanık oluyoruz. Türkiye’ye yakışır haliyle… Bu anlamda da yeniliğe her zaman açık ve kendini geliştirmeyi bilen bir sanatçıdır. Röp: Enes BORA 15 ‘’Çağımızın Itri’si’’ Ahmed Hatiboğlu Hakan DİLAVER [email protected] “Ahmed benden yarım saat önce doğmuş, ama tıbben ben büyükmüşüm! Ben pek tombul doğmuşum, Ahmed pek cılız. Rahmetli halam böyle bir çocuğun yaşayacağına inanamadığı için , teselli makamında anneme: ‘Üzülme kızım bu ölürse…’ demeye kalmamış, annem rahmetli halamı dediğne diyeceğine pişman etmiş ve ‘Neden ölecekmiş, o da yaşayacak’ demiş. Rahmetli halam onun bugünkü Ahmed olacağını nereden bilebilirdi!” Prof. Dr. Mehmed Said Hatiboğlu, 82 yılın ardından ayrılmak zorunda kaldığı ikiz kardeşini bu sözlerle anlatmaya başlamıştı, üstadın dev külliyatını içeren kitap için yazdığı satırlara. Evet, kim bilebilirdi o cılız çocuk büyüyecek, büyük bir sanatkar olacak, eserleriyle bütün dünyanın beğenisini kazanacak ve ülkesinin musiki tarihinde çığır açacağını, “Çağımızın Itri’si” benzetmesiyle anılacağını… 16 Türk tasavvuf müziğinin büyük üstadı Ahmet Hatipoğlu, ya da ikiz kardeşlerin tercih ettiği şekliyle, Ahmed Hatiboğlu, geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrıldı. Hatipoğlu, Hatib Hoca nâmıyla ma’rûf din bilgini Burdurlu Hacı Mehmed Re’fet Efendi ile Meryem Edîbe Hanım’ın oğlu olarak, 25 Eylül 1933’te Burdur’da dünyaya geldi. Dini musikiyle tanışması -babasının vefatından sonra ağabeyinin eve getirdiği- gramofondan dinlediği ve taklit ederek ezberlediği mevlit ve Yasin plaklarıyla oldu. Tanbur çalmayı fakülte yıllarında kendi kendine öğrendi. 1955’te ses sanatçısı olarak girdiği Ankara Radyosu’nda zaman içinde tambur sanatçısı, ses yönetmeni (tonmayster) ve kudüm sanatçısı sınavlarını da geçti. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi ama Ankara radyosu’ndan kopamadı. “Türk Mûsikîsi Müdürlüğü” görevini üstlendi. Tasavvuf ve klasik koro şefliğinin yanı sıra, hem eğitmenlik yaptı, hem de çeşitli sanat kurulu uzman üye- liklerinde bulundu. Otuz yıllık mücadele sonucu 1960’lı yıllarda şahsen başlattığı tanıtım amaçlı Dinî Mûsikî yayımlarının ardından, 1978’de ilk resmî vasıflı koroyu kurdu. Sanat hayatının en önemli eseri gördüğü “Ankara Radyosu Türk Tasavvuf Mûsikîsi Korosu” ile 1978 yılından itibaren dinî mûsikîmizin nadide eserlerini halka ulaştırdı. Hatiboğlu, elli yılı aşkın sanat hayatında sayısız dinî ve din dışı Türk Mûsikîsi eserini, onlara icra edilebilir vasfı kazandırarak repertuarımıza kattı. Bu eserlerin pek çoğunu bizzat sesi ve sazı ile veya şefliğini yaptığı Ankara Radyosu Klâsik ve Tasavvuf Mûsikîsi Koroları ile yurt içi ve yurt dışında verdiği konserlerle tanıttı. Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuarında 4 sene ders verdi. 200’ün üzerinde bestesi, çalışmaları ve kitaplarıyla sayısız ödül aldı. Türk Milleti’ne yaptığı hizmetlerden dolayı 2009 yılı TBMM Üstün Hizmet Ödülü”ne, 2012 yılında da, “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”ne lâyık görüldü. AHMED HATİBOĞLU “Çağımızın Itri’si” olarak adlandırılan Ahmet Hatipoğlu’nun külliyatı; Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 2011 yılında yayımlandı. Hatipoğlu, bu dev esere yazdığı sunumda yarım asrı aşan mücadelesinde neler yaptığını, neler yapmak istediklerini kendine has tevazuuyla anlattı. “Bu kitapta yer alan besteler, hayatım boyunca içimde yaşattığım duyguların, yapabildiğim kadarıyla ancak birer melodik tezahürleridir ve bence hala da deneme mahiyetindedirler. İtiraf etmeliyim ki bunlar beni de mutlak manada tatmin etmiş değillerdir. Musikimizin sonsuz imkanları önünde onun aşıklarının düştüğü acziyeti bilenler bunu takdir edecek, eserlerimi ‘sanatta arayışlar’ çerçevesinde değerlendirmekle yetineceklerdir.” Kendisini “San’at yolculuğunda bir hizmet sevdalısı” olarak gören ve gönül verdiği sanata ömrünün yarım asrını adadıktan sonra bile “Yolun başındayım” diyecek kadar mütevazı bir şahsiyetti. “Sanatta son noktayı koymak diye bir şey olamaz. Mükemmeliyet noktasının yaklaştıkça uzaklaşması, sanatçının ona erişme azmini kamçılar. Bu yüzden gerçek sanatçı, eserini bitirdiğini sandığı anda, hala bir eksik tarafının bulunduğunu düşünmekten yakasını kurtaramaz.” Pek çoklarının; anlaşılmaz, ağır, zor olarak gördüğü ve uzak durduğu sanatında, halkın beğenisini hep en başa koydu, ona ulaşma sorumluluğunu sanatkara yükledi. “… Dinleyici sanatçının vehimlerinden uzaktır. Teknik değerlendirmeler onu pek ilgilendirmez. Eserin ruhunu kavramış ve sevmiş olmak onun için yeterlidir. Bestekar, kılı kırk yaran haliyle huzursuzken, dinleyici, dinlediği eserin ya tadını çıkarır veya azabını yaşar. Beğenir veya beğenmez. Kendince verdiği hükmün muhakkak bir değeri vardır. Çünkü bir beklentisi yoktur, sadece ferasetini ortaya koymuştur. Halkın bu değerlendirmesi ise maşeri duygu mertebesindedir. Bu yüzden “halk ne anlar” demeyi ben yanlış ve haksız bulurum. Halkın doğruyu ve güzeli tespitte, zaman zaman hayret verici noktalara ulaştığı da bir gerçektir” Sanatını dinleyiciye ulaştırmanın yolunun da “Yeni Form” geliştirmekten geçtiğine inanıyordu. “Bunaltıcı tekrarlar, çok kullanılmış nağmeler, şekli benzeşimlerdeki bocalayışlar, adeta “Halkın değerlendirmesi maşeri duygu mertebesindedir. ‘Halk ne anlar’ demeyi ben yanlış ve haksız bulurum. Halkın doğruyu ve güzeli tespitte, zaman zaman hayret verici noktalara ulaştığı da bir gerçektir” bir fasit daire teşkil eder. Bu olumsuzluklara saplanmayı ortadan kaldıracak vasıtaların başında yeni formların geldiği kanaatindeyim. Değişik formlu eserler, dinleyici nazarında daha ilgi çekici, heyecan verici ve sürükleyicidir. Sonuçta bu çeşit eserler, sanatın gelişiminde bir bakıma zorlayıcı bir kriter oluşturur ki, bu ‘yeni şeyler söylemenin’ de bir teşvik yoludur” Ama yapay zorlamalara kesinlikle karşıydı. Çokseslilik meselesinin ‘batı taklitçiliği’ ile çözülmeye çalışılmasını ‘haysiyet kırıcı’ olarak değerlendirdi. Kendini milli kültürden soyutlamış kişilerin verdiği mahsullerin, kültürümüzü aksettirmekten uzak olduğu ve millet nezdinde bir değer taşımayacağı görüşündeydi. Ona göre -teknik açıdan mükemmel bile olsalar- bu tür eserlere “Türk Müziği” demek, yanlıştan öte “Türk musikisine iftira”ydı. “Velhasıl ‘taş yerinde ağırdır’ hükmünce, batı müziği Batı müziği olarak; türk musikisi Türk musikisi olarak değerlerini muhafaza etmeli ve bunları sakatlayacak uygulamalardan kaçınılmalıdır. Batı müziği dünya çapında saltanatını kurmuş büyük bir değerdir. Türk musikisi ise kendi içine kapalı kalmış ama, Batı müziğinden aşağı kalmayan, hatta artıları ondan daha fazla olan değerler manzumesidir. Her türlü gelişime müsait olan musikimizin, denemeler çerçevesinde de olsa, özüne sadık kalınarak yapılan çok sesli örnekleri, şayet dinleyicisine Türk musikisi 17 ÇAĞIMIZIN ITRİ’Sİ olarak yansıyorsa kutlanmaya değerdir. Bu kendine özgü çok seslilik anlamında da geçerlidir. Halkımızın ve bütün dünyanın dikkatini çeker beğenilir. Aksi hal, Batı veya Türk musikisinin ayakları altında dolaşmanın getireceği ‘tereciye tere satma ihtizasına yol açar ki, buna dayanabilecek yürek var mıdır, bilmem.” Geçmişini unutmayı, ecdadını hakir görmeyi, kendi kültürüne sahip çıkmamayı, bir milletin sonunu getirecek emareler olarak tanımlıyordu. “Şüphesiz bize düşen iş, öze sadık kalarak, günümüze hitap edebilecek üst seviyede eserler yazmak, bunları başta devlet imkanlarıyla, yerliye, yabancıya dinletebilmektir. Elbette bu hedefe ancak müktesebatla ve özün kavranmasıyla ulaşılabilir” Ulaştı da! Daha 1973’te İsveç’in müzik politikasını yönlendiren kurumunun davetiyle Stockholm’den başlayarak 35 şehirde, lise ve konservatuvar öğrencilerine konser verdi. Hatipoğlu’nun, Türkiye ve Türk Tasavvuf Musikisi’ne yaptığı büyük hizmeti daha iyi anlatmak için, 3 Mart 1990’daki, Londra Royal Albert Hall konseriyle iliği yazdıklarını okumak yeterli. “Öyle bir eser yapmalıyım ki, diye düşünüyordum, hem şimdiye kadar form bakımından hiç ele alınmamış olsun, hem de İngilizleri derinden kavrasın. Bu arsumu en iyi gerçekleştirecek şeyin, zikir musikimiz olduğuna karar verdim. Türkiye’yi tanıtmak için beste- 18 ledim bu eseri. Bizi Royal Albert Hall diye bir yere götürdüler. Dokuz bin kişilik denen antik bir salon. Birkaç kat locaları var. Burada konser vermek herkesin harcı değilmiş. Her neyse konser saatinden önce salona baktım. Her yer dolmuş. Londra Büyükelçimiz Sayın Nurver Nureş Bey’e: bu ne haldir efendim dedim. Bana: Ahmet Bey hiç yer kalmadı. İngilizlerin alıştığı bir şey olmamakla beraber, boş yerlere de sandalye koymak zorunda kaldılar, dedi. Benim Hicaz bestem, Mevlevi ayini ve Sema, o büyük topluluğu mest etti., çıt çıkarmadan dinlediler. Konser sonunda, “Değerlerimizi muhafaza etmeli ve sakatlayacak uygulamalardan kaçınmalıyız. Batı müziği dünyada saltanatını kurmuş büyük bir değerdir. Türk musikisi ise kendi içine kapalı kalmış ama, Batı müziğinden aşağı kalmayan, hatta artıları ondan daha fazla olan değerler manzumesidir.” kuliste büyükelçimiz beni buldu, ağlıyordu: Ahmet Bey, bizim elli yıldır yapamadığımızı; siz burada iki saatte başardınız, çok büyük etki yarattı, tebrik ederim, dedi.” Ahmet Hatipoğlu, uzun yıllar sanatının her kademesinde hizmet verdiği TRT’yi, ve Ankara Radyosu’nu; ‘Tasavvuf musikisinin hayatiyet bulduğu ve milletle bütünleşme imtiyazına kavuştuğu çatı’ olarak nitelendirdi ve ayrı bir yere koydu. Büyük üstat, öğrencilerini de iftiharla, minnetle, şükranla andı. “Kültür varlıklarımızın başında gelen musikimizi, neredeyse bir yarım asır koruyup kollayan, en üst seviyede icra etmeye çalışıp millete sunan, adeta bir konservatuvar ve enstitü görevini de üstlenen tek kurum, hiç şüphesiz Ankara Radyoevi’dir. Bu bakımdan musiki dünyamızın ve milletimizin bu radyoya vefa borcu vardır. Günümüzde dahi gerçek musikimizin ancak TRT radyolarından dinlenebiliyor olması, bu güzide müessesenin yüklendiği misyon ve kadrolarında yer alan müstesna değerdeki sanatkarlar sayesindedir... Hak teala cümlesinin yardımcısı olsun. Vesselam” Türkiye Diyanet Vakfı’nın ödüllü Ahmed Hatiboğlu Beste Külliyatı’ndan alıntılarla oluşturduğumuz bu yazı, umarız büyük üstadı biraz olsun anlatmaya, tanıtmaya yardımcı olmuştur. Onun sanatını daha yakından tanımak isteyenleri, TRT’nin “Türk Tasavvuf Müziği” CD serisini dinlemeye davet ediyoruz. AHMED HATİBOĞLU Nasıl bir insandı Ahmet Hatipoğlu? Kişiliğini ve insani yönlerini göz önünde bulundurarak onu nasıl tanımlarsınız? Ahmet Hatipoğlu hocamızı, evrensel değerler doğrultusunda ifade edersek kendisi hakkında yapılacak en kesin tanımlama “kâmil insan”ın vasıflarını haiz örnek bir şahsiyet olduğudur. Çok kıymetli bir büyüğümüzdür. Resul-i Ekrem efendimize hürmeti ve O’nun yakınlarına olan sevgi ve bağlılığı eserlerinde açık olarak hissedilmektedir. Kendisini tanıyanların hocamıza olan sevgi ve hayranlıkları artarak devam etmiş ve çevresindeki büyük-küçük her ferde olan şefkatli muamelesi bizlere örnek olmuştur. Sevenleri arasında makam ve mevki sahibi kişiler de olmuştur; ancak O, her zamanda, her ortamda sade ve gösterişten uzak bir yaşantı sergilemiştir. Kıymetli hocamızın ebediyete intikali, kurum bünyesindeki sanatçı dostları ve kendisinden büyük feyz alan talebeleri için derin üzüntü yarattı. Bununla birlikte örnek kişiliği, musikimize kazandırdığı değerler ve eserleri ile birlikte yaşayacak olması tüm sevenlerini teselli etmektedir. On iki yaşımdan itibaren kendisini tanımak imkanı bulduğum, kendisinden feyz aldığım hocam Ahmet Hatipoğlu’na Cenab-ı Hakk’tan rahmet niyaz ederim. Bizlere bırakmış olduğu eserleri ve örnek şahsiyeti, onu ebediyen yaşatacaktır… Ahmet Hatiboğlu’nu Türk müzik tarihinde nereye koymalıyız? Tasavvuf müziğine katkılarını anlatır mısınız? Hocamızın besteleri, musiki repertuvarımızda yer alan çok kıymetli eserler arasındadır. Özellikle son 20-30 yıl içinde musikimizde yapılmış besteler içinde makam ve form alanında yeni anlayışlar görülmektedir. Bu eserler arasında hocamızın eserleri; özellikle tasavvuf müziği repertuvarı içinde makam yapısı, kullanılan müzik cümleleri, güfte-beste bütünlüğü ve estetik güzellikleri yönüyle farklı bir değer taşımaktadır. Bu meyanda; geleneksel yapıya bağlı, musikimizin asli unsurlarını barındıran, beraberinde yeni form özellikleri taşı- yan eserlerine şunları örnek verebiliriz: “Hicâz Zikr ve Dua”, “Su Kasidesi”, “Yeseviyye”, “HÛ Zikri”, “Hisar-bûselik Form”, “Nihavent Form”, “Uşşak Tevhid”… İcrakârlığında, koro yönetiminde ve bestelerinde dikkati çeken en belirgin özellik; eserlerdeki âşıkane, samimi duygu ve coşkuyu birebir aktarabilmesidir. Eğitim amaçlı hazırladığı “ Türk Musikisi Prozodisi”, “Türk Musikisi Solfej Metodu” “Kendisi hakkında yapılacak en kesin tanımlama ‘kâmil insan’ın vasıflarını haiz örnek bir şahsiyet olduğudur.” gibi kaynak eserleriyle de musikimize büyük hizmeti olmuştur. Tasavvuf müziğini yeni nesillere tanıtmak, sevdirmek için neler yapılmalı? Ahmet Hatipoğlu’nun bu konudaki yaklaşımı nasıldı? Tasavvuf musikisi; dini, vicdani duyguların samimi olarak dile geldiği bir alandır. Gelecek nesillerin, bu eserlerden anlayarak zevk alabilmeleri ve değerli eserlerin ortaya çıkması ancak kültürel alt yapının olmasıyla mümkün olur. Fikri, irfanı, vicdanı hür ve eğitimli nesillere ihtiyaç var. Hocamızın; ”Musiki bir ilimdir.” görüşü, biz talebeleri için de esas teşkil eder. Türk Musiki Nazariyatı konusundaki derin bilgisi dolayısıyla, musikimizin esaslarına uymayan görüş ve iddialara karşı durmuş, estetik güzellik ve bilgi içermeyen eserleri ve icraları hiçbir zaman uygun bulmamıştır. Küçük yaşta tanıştığınız, uzun yıllar birlikte çalışma fırsatı bulduğunuz Ahmet Hatiboğlu’nu yansıtacak ortak bir hatıranızı paylaşır mısınız? Bahsettiğim gibi, hocamız, musikinin ilmi esaslarına sahip çıkılması yönündeki tavsiyelerini sürekli dile getirmiştir. Estetik yönünden eksik, ciddiyetten uzak eserleri ve icraları hiçbir zaman uygun bulmamıştır. Şu bilgiyi paylaşayım: Tasavvuf müziği adıyla çıkmış, fakat sadece ticari amaç gözeten pek çok çalışma son zamanlarda ne yazık ki müzik piyasasında sıkça görülmekte. Bu ticari ürünler, hem değerlerimizi hem de ulaştıkları kitleleri istismar ediyor. Ahmet Hatipoğlu hocamızla birlikteyken dinlediğimiz bir radyo yayınında bunlardan birine rastladık. Müzikal hiçbir değeri olmayan bu parça, sözleri yönüyle bizi çok şaşırtmış ve sevgili hocamızı bir hayli üzmüştü: Burada; “Sürmeli gözlüm… Can Ahmedim… Gelseydin eğer…” tarzındaki ifadelerle, Peygamber Efendimiz’e hitap ettiğini zanneden birinin cahilliğine şahit olmuştuk. Oysaki ecdadımız, övgü sistematiği çerçevesinde efendimize en nezih, en zarif, en doğru ifadelerle hürmetlerini dile getirmişlerdir. TRT Müzik Dairesi Başkanlığı TSM Müdürü Mehmet Yurdakul’un katkılarıyla… 19 BİR DÜNYA RADYO ve Müzik “Alo, alo… Muhterem samiin… Burası İstanbul Telsiz Telefonu… Akşam neşriyatımıza başlıyoruz…” anonsunun duyulduğu 1927 yılında başlıyor Türkiye’de radyoculuğun resmî tarihi… O günden bugüne Radyoevleri Türkçe’nin en doğrusunun konuşulduğu, müziğin en güzelinin icra edildiği yerler oluyor. Kimi zaman senfoni orkestralarına ev sahipliği yapıyor radyolarımız, kimi zaman Türk Müziğinin, Halk Müziğimizin ustalarına kucak açıyor… Mesut Cemil, Ruşen Ferit Kam, Cemal Reşit Rey, Ahmet Adnan Saygun, Aşık Veysel, Muzaffer Sarısözen… Sonraki yıllarda Münir Nurettin Selçuk, Safiye Ayla, Zeki Müren, Müzeyyen Senar… Hepsinin sazı, sözü yankılanıyor Ankara, İstanbul, İzmir Radyosu stüdyolarında… Radyolarda tıpkı konservatuar eğitimi alır gibi yetiştiriliyor genç sanatçılar. Bir döneme damgasını vuran Klasik Türk Müziği Korosu, Yurttan Sesler Korosu radyoevlerinde doğuyor… Türkiye Radyoları TRT çatısı altında toplandıktan sonra ise Türkiye’nin dört bir yanında yeni radyolar açılıyor. Zamanla kanal sayısı ve çeşitliliği de artıyor… TRT bugün Çok Sesli Müziğin, Türk Sanat Müziğinin, Türk Halk Müziğinin en güzel örneklerinin sunulduğu kanallarının yanı sıra Radyo-1 kanalında da sözle müziği buluşturan programlar üretmeye devam ediyor. Türkiye radyolarının eğitim-kültür kanalı Radyo 1, müziğin her rengini dinleyicisiyle buluşturuyor. Ankara, İstanbul ve İzmir Radyoları’nca hazırlanan programlar dinleyiciyi müzik tarihimizde engin bir yolculuğa çıkarıyor. 20 “Alo, alo… Muhterem samiin… Burası İstanbul Telsiz Telefonu… Akşam neşriyatımıza başlıyoruz…” Evvel Zaman Şarkıları Müzikle Bir Ömür Türk pop müziğinin yaşayan efsanelerinden Ömür Göksel seçtiği şarkılarla Cumartesi günleri saat 10.30’da buluşuyor sevenleriyle. Müzikle Bir Ömür adındaki programda sanatçı yıllar içinden süzülüp gelen şarkıların öykülerini kendine özgü tarzıyla anlatıyor. Her Salı 22.00’de yine Radyo 1’de yayınlanan Evvel Zaman Şarkıları cd’nin ve internetin olmadığı dönemlere götürüyor bizleri. Müzikçalarlarda plakların döndüğü eski ‘güzel günlerin’ şarkıları eşliğinde program yapımcısı Kurtuluş Özyazıcı, müzik yazarı Murat Meriç’le sohbet ediyor. Bu şarkılara, plak ya da kasette yayınlanmamış, yalnızca TRT için yapılmış ‘saklı’ şarkılar da ekleniyor çoğu zaman. Evvel Zaman Şarkıları müzik tarihimizin gizli kalmış sayfalarını da böylece birer birer açıyor. RADYO-1 Müziklerarası Müzikli Edebiyat Yalçın Çetinkaya’nın hazırladığı Müziklerarası, Türk ve Batı müziğini karşılaştıran bir program. Batı dünyası Barok müziğin etkisindeyken Osmanlı hangi müzikal dönemi yaşıyordu? Toplumsal olaylar Osmanlı ve batı müziğinde nasıl etki uyandırıyordu? Batının önemli bestecilerinin yaşadığı dönemde Osmanlı topraklarında hangi bestekârlar vardı? Tüm bu sorular, örnek müziklerle birlikte Müziklerarası programında yanıt buluyor. Müziklerarası her Pazar 21.05’te Radyo 1’de. Edebiyatla müziğin içi içe geçtiği Müzikli Edebiyat Nihan Önel tarafından hazırlanıyor. Doç. Dr. Şerife Yalçınkaya’nın edebiyat danışmanı, Hakan Önel’in ise müzik danışmanı olarak görev aldıkları programda her hafta Türk Edebiyatı’nın bir teması Klasik Türk Müziği eserleriyle buluşuyor. Bir yandan seçilen edebi metinler dinleyiciyle paylaşılıyor, öte yandan icra edilen eserlerle edebiyat-müzik ilişkisi bir kez daha pekiştiriliyor. Müzikli Edebiyat her Perşembe 22.00’de Radyo 1’de. Gönül Dili Sazın Teli Sesin ve Sessizliğimizin Tarihi Sazı, sözü, derdi değişse de tarih boyunca devam etmiş insan türkülerini yakmaya. Derdini anlatmak istediğine türkülerle seslenmiş; acısını, sızısını dindirmek için yüreğini türkülerle avutmuş. Anadolu toprakları farklı kültürlerin folklorik ürünleriyle zenginleşmiş. Çarşamba akşamları saat 22.00’de yayınlanan Gönül Dili Sazın Teli programı bu zenginliği yaratanlardan yaktıkları türkülere ve o türkülere can veren sazlara kadar Türk Halk Müziği’ne dair bütün ayrıntılara yer vermekte. Geçmişten günümüze yüzyılların birikimini içeren bu kültürel yapı hakkında bilgiler veren, bir anlamda sözlü tarih işlevi de gören Halk Müziğimizi ve bu alanda emek verenleri biraz daha yakından tanıtmayı amaçlayan programın yapımcısı Hatice Bülbül. Türk Sanat Müziği’nin unutulmaz bestekârları, musikimizin yapı taşları Sesin ve Sessizliğimizin Tarihi’nde günümüz dinleyicisiyle buluşuyor. Sema Yıldırım’ın hazırlayıp sunduğu program her Cuma saat 22.00’de Radyo 1’de. TRT Radyoları, müzik ağırlıklı yayın yapan TRT FM, Radyo 3, TRT Nağme ve TRT Türkü dışında, eğitim-kültür ve sohbet kanalı Radyo 1 aracılığıyla da müzik tarihini dinleyiciyle buluşturmayı sürdürüyor. Ankara Radyosu Eğitim Kültür Yayınları Müdür V. Filiz Özdemir Arıcıoğlu ve prodüktör Kurtuluş Özyazıcı’nın katkılarıyla... 21 BİR DÜNYA SOHBET Kırık bir bağlamadan dev koroların şefliğine... Zafer GÜNDOĞDU Birsen YÜKSEL TAYMAZ [email protected] “Bizim insanımız türküyü; hava, su kadar kutsal görüyor. Yani türkü söylemek genetik kodlarında var. Danslarımız da öyle; inanılmaz zengin. Bu koreografiyi kimler yapmış, nasıl bir araya gelmiş; bunu nasıl bin yıldır kendi bünyelerinde geliştirmişler ve kocaman topluma nasıl yayılmış, akıl sır erecek bir şey değil!” 22 Kırık bir bağlamanın telleriyle türkülere tutunduğunda henüz küçük bir çocuktu. İlk derslerini babası ve amcasından alırken müzik dünyası, Aşık Daimi, Ali Ekber Çiçek ve Aşık Mahzuni dinleyerek şekillendi.16 yaşında İstanbul’a giderek Türk Folklor Kurumu’nda ilk sistemli müzik eğitimine başladı. İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarının ilk mezunlarındandır. Bağlama tekniğini Arif Sağ ile geliştirdi. Stajyer sanatçı olarak başladığı TRT’de önce tar, ardından bağlama sanatçısı oldu. Kendi jenerasyonunda TRT’nin en genç “Yurttan Sesler Korosu” şefiydi. Halihazırda en kıdemlisi… TRT konserleri ve TRT dışında yönettiği projelerde, orkestrasyon ve icra bakımından halk müziğinde çoksesli tabanlı çalışmalara öncülük etti. Halk müziğinin emektarlarına gösterdiği vefa ile usta-çırak ilişkisini en iyi sürdürenlerin başında geldi. Büyük ilgi gören “Bir Dilden Bir Telden” programıyla halk müziğini geniş kitlelerle buluşturdu. 2000 yılında Almanya ve Türkiye’deki kon- serlerde, binin üzerinde bağlama ve binin üzerinde sesten oluşan koroyu yönettiği “Bin Yılın Türküsü” projesiyle Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi. Bireysel ve ortak albümlerinin yanı sıra; başta Mahsun Kırmızıgül olmak üzere pek çok sanatçının ses getiren albümünde müzik yönetmenliği yaptı. Televizyon kanallarındaki ses yarışmalarının aranılan jüri üyesi oldu. İstanbul Radyosu Yurttan Sesler Korosu Şefi Zafer Gündoğdu, TRT radyolarının tüm halk müziği korolarından oluşturduğu ortak koroları yönetmeye devam ediyor. Türkülerle yolunuz nasıl kesişti? Erzincan’ın bir köyünde doğdum, çocukluğum orada geçti. Müzikle tanışmam ilkokul çağlarında evimizde hep olan bir bağlama, kırık bir bağlama ile oldu. Bizim insanlarımız türküyü ekmekten aştan ayrı görmüyorlar. Türkülerin içinde, o geleneğin içinde doğduğunuzda ister istemez kendinize böyle bir yol çizmiş oluyorsunuz. ZAFER GÜNDOĞDU Eğitimci yanınız da var. Eğitimcilik şöyle; özel bir dershane ve kurumda değil ama çeşitli etkinliklerde korolar çalıştırdım. Avrupa’da Guinness Rekorlar Kitabına giren “Bin Yılın Türküsü”, bin 300 kadar bağlamanın oluşturduğu bir koroyu, muhteşem bir ekibi çalıştırdım. Zaman zaman bazı özel topluluklarla, müzik okullarıyla ortak çalışmalarım oldu. Besteleriniz var mı? Tabii bizim gibi türküyle sazla uğraşan insanın yapacağı beste türkü kokmalı, türküden tatlar lezzetler gelmeli. Kendi ezgilendirdiğim, sözlerini yazdığım ezgilerim de var. Zaten hem besteleri sözleri olan, hem de aranjör, söz yazarlarının üye olduğu MESAM’a üyeyim. Dolayısıyla bu kadar olağanüstü güzel türkülerin, ezgilerin yanında doğrusu ben biraz da utanarak mahcubiyetle “ezgilerim de var” diyebilirim. Sizi bu sözleri yazmaya, o sözleri ezgilendirmeye götüren duygu neydi? Albüm yaptığım yıllarda, 5-10 yıl önce, ihtiyaç olduğunda ya da kendi duygularımı, kendimi ifade edecek bazı sözler yazdım. Yine dediğim gibi o halk şiirinin temalarından oluşan birkaç deneme yapmak istedim ve yaptım; okuyan arkadaşlarım da oldu. Ben de kendi albümümde okudum. Böyle bir şey olsun diye yapmak istedim, yüreğimden geçen birkaç ezgiyi buluşturdum. Bu tarz ezgilerim var. Türküleri biliyoruz; Türke özgü anlamına geliyor. Bize ezgilerimizden, türkülerimizin çeşitliliğinden bahseder misiniz? Dünyada eşi bulunmayacak kadar zengin, çok özel bir coğrafyaya sahibiz. Bırakın iki kenti, Anadolu’da iki köy arasında bile farklı dil, ezgi ve ritimlerle yapılmış türkülerimiz var. Dolayısıyla Anadolu ve bu coğrafya o kadar zengin ki! Karadeniz’de horon var. Orta Anadolu’ya geliyorsunuz başka bir şey var. Ege’ye gidiyorsunuz başka bir müzikal yapı var. Ezgilerimiz ikiye ayrılıyor. Daha çok kırık havalar ve uzun havalar. Uzun havalar, serbest, belli bir kalıp içerisinde ezgisi olmayan, belli bir yapısı olsa da ritmik bir yapısı olmayan ezgilerimiz. Ritmi bilinen, ölçüsü bilinen, belli bir ölçüyle söylenen ezgilere de kırık havalar diyoruz. Kırık hava-uzun hava “Dünyada eşi bulunmayacak kadar zengin, çok özel bir coğrafyaya sahibiz. Bırakın iki kenti, Anadolu’da iki köy arasında bile farklı dil, ezgi ve ritimlerle yapılmış türkülerimiz var. Dolayısıyla Anadolu ve bu coğrafya o kadar zengin ki!..” sınıflandırmasının ötesinde ülkemizde müthiş bir çeşitlilik gösteren zeybekler, horonlar, semahlar, bozlaklar, gurbet havaları, -aklınıza gelebilecek onlarca çeşit sayabiliriz- müziğin kendi içerisinde kalıplaşmış, belli başlı normları olan bir müzikal yapımız var ki saymakla bitiremeyiz. Türk dilinin güzelliği türkülerimize de yansıyor. Her türküde insan kendini bulabiliyor. Türkülerin pek çoğunun etkileyici bir hikayesi var, değil mi? Her türkünün bir hikayesi yok belki ama türkü yakıcının o toplumun yaşadığı bir olaydan etkilendiği şüphesiz. Bir duygu karşısında, var olan bir gerçek karşısında yola çıkacak olursak türkülerin yere sağlam basan bir yapısı bir edebi kimliği mevcuttur. Bu anlamda türkülerimizin, türkülerimizin çizdiği dünyanın, bu ülkenin tarihi yazılırken mihenk taşı oluşturduğunu sanıyorum. Hangi türküyü dinlersek dinleyelim duygu seline kapılıyoruz. Türkülerimiz biraz da terapi gibi geliyor. Sizce de öyle mi? Evet, kesinlikle öyle! Bizim insanımız türküyü; hava, su kadar kutsal görüyor. Yani türkü söylemek çok özel bir şey Türk toplumu için. Onun kendi yapısında var, genetik yapısında var, kodlarında var. Çünkü bir bakın danslarımız da öyle; inanılmaz zenginlikte dans çeşidimiz var. Bu koreografiyi kimler yapmış, nasıl bir araya gelmiş; bunu nasıl bin yıldır kendi bünyelerinde geliştirmişler ve kocaman topluma nasıl yayılmış, akıl sır erecek bir şey değil. Türkülerimiz, müzik, şiir, halk edebiyatı, o sözler. Büyük bir bölümü icracılar yani halk tarafından söylenmiş. Öyle görünüyor ki gerçekten çok şanslıyız. Bütün Anadolu halkının icracı olduğunu düşünürsek muhteşem bir şey bu! Evet kadın ağzı türküler başka ama özellikle halk şairlerimiz, halk ozanlarımızın, ustalarımızın işlevi daha yoğun tabii ki. Ama hiç sanatla uğraşmayan, bu işi meslek edinmemiş birçok insanımız da türküler yakmış, maniler söylemiş. Aslında biraz da halk şairlerimiz, normalde söyleyemediğimiz şeyleri ezgilerle dile getirmişler. Bu da bence çok güzel evrensel bir dil oluşturmuş. Tabii yani önce ulusal değerlerinden izler 23 BİR DÜNYA SOHBET taşıyan türküler yapmışlar, geliştirmişler ve bu ezgiler dünyada da beğenilmiş. Dünyanın birçok ülkesinde kabul görmüş büyük mutasavvıflarımız var, şairlerimiz, ozanlarımız var. Bir müziğimiz var ve dilimiz var. Dolayısıyla çok zengin bir ülke ve coğrafyada insan yapısının olduğunu büyük bir sevinçle ve gururla söyleyebiliriz. Son dönemde de şunu gözlemleyebiliyoruz. Türk Halk Müziği’ne yönelik gençlerde de yoğun bir ilgi var. Batıya özenmekten kurtulup öz benliğine dönmek gibi bir durum söz konusu. Bu da ülkemiz adına çok büyük bir kazanım. Siz de katılıyor musunuz? Kesinlikle katılıyorum, üniversitelerin fakültelerinde birçok üniversite koroları var. Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk müziği ile ilgili okullarımız, konservatuvarlar yoktu. Ama şimdi Türk müziği eğitimi veren, çok iyi, önemli konservatuvarlar var. Bu konservatuvarlarda eğitim gören yetenekli gençlerimiz, batı müziğini de kendi yerel müziğini de çok iyi öğrenerek harmanladılar. Son yıllarda bizim sazımızı, özellikle sazımız bağlamayı virtüözce çalan, bir gitar gibi yan sesleri, armonik sesleri de basarak kendilerini çok geliştirdiler. Diğer nefesli sazcılarımız, yaylı sazlarımız son yıllarda inanılmaz gelişti ve bu çok yetenekli gençlerimizin elinde Batı sazlarıyla birlikte yan yana geldiler, oturdular. Artık bağlama ve gitar bir kardeş gibi çok güzel çalıyorlar birlikte, bir piyanonun önüne nefesli bir sazımız oturup çok güzel şeyler çalıyorlar. Ben de bu arada altını çizmek istiyorum TRT Müzik’ten önce TRT Türk’te de çok güzel bir program yaptık. Kendimizden, Türk müziğimizden, halk müziğinden çok önemli eserleri, önemli sazlarla Ankara’da Devlet Opera Balesinin batı sazlarıyla birlikte kullanarak olağanüstü güzel programlar yaptık. İşte burada şu çok önemli; Batı müziğini de iyi bilen bir aranjörümüz vardı. Batı eğitimi almış, radyomuzda, TRT’de çalışan bir arkadaşımız, Murat Akçay, son derece güzel, önemli düzenlemeler yaptı. Çoksesli bizim için çok büyük bir keyifti, müziğimiz için de büyük bir kazanımdı. Kendi sazlarımızla kendi müziğimizi diğer batı-ev- 24 “Eğer yapılan yarışma, insanlarımızı çocuklarımızı ekran başına çekiyorsa, ‘bu türkü ne kadar güzel, bu ses ne kadar güzel’ dedirtebiliyorsa, o bile çok büyük bir kazanımdır. Evet yapılmalı, daha sık yapılmalı. Popüler olanın değil, ayakları bu topraklara basan kadim bin yıllık kültürün izinden giden olursa başımızın üstünde yeri var. Ama Muharrem Ertaş’ı bilmeyecek, Ali Ekber Çiçek’i bilmeyecek, Nida Tüfekçi, Muzaffer Sarısözen bilmeyecek bir yapı varsa; bunun adı yarışma olsun, bunun adı ne olursa olsun, hayır!” rensel normdaki sazlarla sunmak bizim için çok kıymetli ve önemliydi. Buradan da şunu diyebilir miyiz, bu eğitimlerin daha sık, daha yoğun verilmesi gerekmez mi? Hatta ilkokuldan başlayıp bu eğitimin verilmesi gerekmiyor mu? Evet, yaygınlaşmalı. Yörelerin halk evleri var, uzunca süre oralarda yoğunlaşıyor. Bu da tabii müziğin yarınlara aktarılmasında işlev gören bir yapı. Bunların yaygınlaşması tabii ki müziğimiz adına bir kazanımdır. Daha fazla tanıtılması gerekir. Gençler biraz daha tanıdığında ne kadar bir derinliği olduğunu görüp sahip çıkacak, kendi kültürünü özümseyecek. İlköğretimde müziğimizin, sazlarımızın tanıtımı çok daha etkili çok daha yaygınlaştırıcı olabilir. Bu bağlamda televizyonların düzenlediği ses yarışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun sonsuz seçeneği var. Çünkü bunun ucu açık bir şey çok farklı düzenlemelerle yani sahne televizyon işi biraz da şov işi. İnsanları ekran başına bağlayacak acaba ne oluyor dedirtecek onlarca seçenek olabilir. Tabii gene de bu yarışmaları yaparken müziğimizin temel taşları olan o müzikal yapısını özünü bozmadan, dejenere etmeden, aslına sadık kalarak -tabii ki düzenlemeler olacak, günümüzün teknik imkanlarından farklı sözlerden yaralanarak bir çok onlarca seçenekler yapılabilir- asıl dokuyu kaybetmemek koşulu ile yapılabilir. Eğer yapılan yarışma, adı ne olursa olsun, insanlarımızı çocuk- ZAFER GÜNDOĞDU larımızı ekran başına çekiyorsa, “bu türkü ne kadar güzel, bu ses ne kadar da güzel” dedirtebiliyorsa o bile çok büyük bir kazanımdır. Evet yapılmalı, daha sık yapılmalı; doğru ve işin ehli insanlarla her zaman bu tür şeyler yapılabilir. Belki burada yarışma sözü çok doğru olmayabilir. Yani birisinin sesi çok daha güzeldir, öbürünün biraz daha farklı bir kokusu vardır. Çünkü Aşık Veysel her türkü söyleyene her şarkı söyleyenin farklı bir kokusu olduğunu, farklı bir renk olduğunu söylemiş. Dolayısıyla belki yarışma sözcüğü doğru olmayabilir ama önemli olan türkülerdir. Gençler türküler söylüyorsa, eski ustalarının izinden gidiyorsa, eski ustalarını yâd ediyorsa ve onların uslup ve tarzıyla söyleyebiliyorlarsa, herkesin büyük bir gıptayla bir sevgi ile bakacaklarını sanıyorum. Ama bundan kopup sadece popülist bir yaklaşımla, günümüzde hangi icra tarzı, hangi ağız popüler ve geçerliyse, eğer ona yönelip bir yarışma düzenleniyorsa burada çok büyük yanlış vardır, buna katılamam. Popüler bir yaklaşımın izinden giderek, popüler bir anlayışın esiri içinde girerek değil. Var olan uzun havayı okuyorsa, Urfalı Hamza Şenses’ten dinleyip güzel okuyorsa başımızın üstünde yeri var. Ya da bozlak okuyorsa, Muharrem Ertaş’ın izinden giden bir duyguyla, yapıyla okuyorsa ona sonsuz bir şekilde sevgi duyarım; çok kıymetli sayarız. Ama bunlardan habersiz, Muharrem Ertaş’ı bilmeyecek, Ali Ekber Çiçeği bilmeyecek, Nida Tüfekçi bilmeyecek, Muzaffer Sarısözen bilmeyecek bir yapıyla müzikal bir şey konuyorsa; bunun “TRT en az evimiz kadar kutsiyeti olan çok kıymetli olan bir kurum. Benim için bir mabettir TRT. Radyoevine girdiğimde orada Nida Tüfekçi’yi, Turan Engin’i görüyorum, bizden önceki hocalarımızı görüyorum ve deyim yerindeyse o edeple, o duyguyla işimizi yapıyoruz, burada var olmaya çalışıyoruz.” adı yarışma olsun, bunun adı ne olursa olsun, hayır! Çünkü o zaman bu yapıya, bu kültüre haksızlık etmiş oluruz ve bu işe sekte vurmuş oluruz. Ama eğer tüm bunlar harmanlanıp bu duyguyla yapılıyorsa, dediğim gibi bu çizgi ve yapıyı bilerek yapılıyorsa; gerek yapımcısı, söyleyeni, yarışanı herkes inanın ki çok kıymetli; “iyi ki yapılıyor” diyebiliriz. Popülist ve popüler olanın değil, ayakları bu topraklara basan kadim bin yıllık kültürün izinden giden olursa başımızın üstünde yeri var. Bunu da TRT’nin öncülüğünde, ev sahipliğinde yapmak… Evet TRT’nin böyle bir misyonu var ve burada birinci görev TRT’nin olmalı yani burası bir okulsa, TRT bu kadar zamandır türküleri, şarkıları doğru ellerden sunmak istiyorsa birincil görevli TRT’nin olmalıdır. Peki hocam, bir dönem TRT’nin en genç koro şefiydiniz, halen halk müziğinin en kıdemli şefi olarak göreve devam ediyorsunuz. TRT sizin için ne ifade ediyor. TRT en az evimiz kadar kutsiyeti olan çok kıymetli olan bir kurum. Ben hala Radyoevi’nin önünden geçerken radyoda işim olmasa, başka bir yere gitsem bile başımı kaldırıp İstanbul Radyosu yazısını okumadan asla geçemem ve oradan geçerken de boş bir duyguyla asla geçmedim, geçemem de! Bizim müziğimizi, hayatımızı oluşturan kişiliğimizi oluşturan bir yapısı var. Yani türkülerde o kadar şey gizli ki; bizim hayat yolumuz, felsefemiz, kişiliğimiz geçmişimiz, geleceğimizle ilgili o kadar doneler veriyor, o kadar ipuçları veriyor ki; iyi insan olmamızın öyle altını çiziyor ki! “Gel ha gönül havalanma, engin ol gönül engin ol, dünya malına güvenme engin ol!” Bundan daha güzel bundan daha insana doğru yolu gösteren bir şey olabilir mi? Ya da bir Antep türküsünü dinliyorsunuz; “Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün, dünya kadar malın olsa ne fayda!” Bu insanı öğütleyen yapı varsa ve siz de o yapının içinde sanatçı iseniz ya da işiniz onunla ilgili ise burada kişiliğinizin oluşmaması mümkün mü? Ya da Pir Sultan deyişinde diyor ki “Böyle mi yolumuzun töresi?” Yani onu şiiri ile sözü ile veriyor; yani o töreyi, o insan ilişkisini, genel kıymetli kadim kültürü iyi özümsememiz, gözümüz gibi bakmamız gerekiyor. Dolayısıyla TRT bizim için çok şey ifade ediyor. Bu kurumda nefes almış, var olmuş herkes için de öyle olmalı diye düşünüyorum. Benim için bir mabettir TRT. Radyoevine girdiğimde orada Nida Tüfekçi’yi, Turan Engin’i görüyorum. Bizden önceki hocalarımızı görüyorum ve deyim yerindeyse o edeple, o duyguyla işimizi yapıyoruz, burada var olmaya çalışıyoruz. Benim için bu çok önemli. Ustalarımızı büyüklerimizi hocalarımızı yad etmek onları her daim gündemde tutmak benim birincil görevim. İyi ki de tanımışız. İyi ki de bu kurumda var olabilmişiz. 25 BİR DÜNYA PROGRAM İlklerin, rekorların, ödüllerin peşinde... Erhan Konuk ile Dünyanın En Radyo Hakan DİLAVER [email protected] 7 Ocak 2015, Türkiye’nin radyoculuk tarihine altın harflerle geçti. TRT FM’de, Dünyanın En Radyo Programı, Ankara, İstanbul ve İzmir’den eşzamanlı canlı yayına başladı. Böylece, TRT Genel Müdürü Şenol Göka’nın projesiyle yola çıkan yapımcı/sunucu Erhan Konuk, özel radyolardan usta meslektaşları Bay J, Muzo ve Erkan Yavaş ile bir ilki gerçekleştirdi. Sonra 3B ile Bakü-Bosna-Berlin’den; ardından 3A ile Amerika, Avustralya ve Asya kıtalarının uzak noktalarından eşzamanlı canlı yayınlar gerçekleşti. Sırada Guinness Rekorlar Kitabı yetkililerinin de takip edeceği 3 okyanus adasından gerçekleşecek yayın var. Ve sonrasında Erhan Konuk’un deyimiyle “dudak uçuklatacak” coğrafyalar, “Vay be!” dedirtecek mekanlar… 26 Programı Ersan Er’in katkılarıyla... Dünyanın En Radyo Programı, Eylül ayında da İtalya ulusal radyo-televizyon kurumu RAI’nin saygın uluslararası etkinliği 67. Prix Italia’da “Özgün Proje” kategorisinde yarışacak. Onyıllara meydan okuyan “Pop Saati” ile Türkiye’nin ilk video klip programına imza atan “kravatlı pop müzik sunucusu” Erhan Konuk’la 30 yıllık yayıncılık geçmişinden başlayarak Dünyanın En Radyo Programı’nı ve yeni projeleri konuştuk. TRT ve yayıncılıkla tanışmanız nasıl oldu? 1984 yılında ilk yayıncılık denemelerim oldu. Ankara Radyosu amatör sunucu alıyordu, bu amaçla başvurdum ve 1985 yılında yayına başladım. 1985 yılının sonuna doğru TRT ile ilişkim başladı. Türkiye’nin ilk video klip programını yapmak için girişimde bulundum ama programın devamlılığı açısından yöneticilerin bazı çekinceleri vardı. İkna süreci 8-9 ayımı aldı. Eylül 1985’te ilk video klip programı Tele Pop yayına başladı ve daha sonra bütün Türkiye’nin bildiği ismiyle Pop Saati, geçen birkaç yıla kadar aralıksız yayına girdi. 26 yıl boyunca yayınlandı, kesintileri bu da son yıllarıdır, 26 yıl boyunca Türkiye’nin en uzun yayınlanan video klip programı oldu. Bütün dönemlerdeki genel müdürlerimize ve izleyicilerimize teşekkür ederim. Sizden sonrakiler için aslında VJ’in nasıl olması gerektiğini de siz belirlediniz. Evet, beni bu konularda hep örnek olarak gösterirler. Hep vesikalık bir görüntü verdim ve kravatla çıktım. Benim için “kravatlı pop müzik sunucusu” dediler. Hatta bir zamanlar altın kravat ödülü vermek istediler. Bu tamamen benim kendi tercihimdi ve EN RADYO izleyiciye olan saygımdandı. Ardından biz de kravatı yavaş yavaş çıkarttık. Bugüne gelirsek, Erhan Konuk 30 yıllık birikimiyle TRT radyolarında dinleyicilerle buluşmaya devam ediyor. Benim şu an devam eden 4 programım var TRT radyolarında. TRT 3’te yayınlanan pop stüdyosu 28 yıldır yayında. Burada yabancı müzik çalıyoruz. Yabancı derken rock, pop, hiphop, jazz, blues, rap türevleri... Bunun dışında Türkiye’nin Sesi Radyosu Avrupa FM’de Müzik Merkezi diye hem yerli hem yabancı bir programla yine geniş bir yelpazede eski yeni şarkılar çalıyorum. TRT “Dudak uçuklatacak, ‘Vay be’dedirtecek, yine farklı coğrafyalardan yapacağımız radyo yayınları için de bizi takip edenler ciddi beklenti içinde olabilirler.” FM’de iki programım var. Bunlardan birisi Tempo Müzik. Sinema, edebiyat gibi farklı dallardan başarılı pek çok kişiyi konuk ediyorum. Yurtiçi yurtdışı röportajlar da yine bu programda yer alıyor. Bir de Türkiye’nin 3 farklı şehrinden yaptığımız Dünyanın En Radyo Programı var. Dünyanın En Radyo Programı’yla ilkleri gerçekleştirdiniz. Özgün, ses getiren, büyük bir proje. Bu program kimin fikriydi, nasıl başladı? TRT Genel Müdürü Sayın Şenol Göka’nın bir fikriydi. Aynı zamanda Radyo Dairesi Başkanı Sayın Amber Türkmen de değerli katkılarda bulundu. 2014 yılının Ağustos ayında Amber Hanım tarafından, bana, çalışma yapmam söylendi. Çalışmalara başladım ve özel radyolardan düşündüğüm kişiler Bay J ve Muzo oldu. Zamanla programda bir moderatör olması gerektiğini düşündük. Bay j’nin ekibinden Erkan Yavaş’la birlikte götürdük. Ankara, İstanbul ve İzmir’de dönüşümlü olarak bu yayını gerçekleştirmek için teknik çalışmalara başladık. Bütün süreçte yer aldım, bu programın yapımcısı olarak. TRT teknik kadrosunun tecrübesi bizim için çok yol gösterici oldu. 7 Ocak 2015 Çarşamba günü bu yayını gerçekleştirdik. İlk yayınımıza Genel Müdür Sayın Şenol Göka telefonla bağlandı. Sayın genel müdürümüz radyoyu çok iyi bilen bir insan. Bizlere, “Neden yayını Türkçe konuşan dünya şehirlerinden yapmıyorsunuz?” dedi. Biz bunu talimat olarak 27 BİR DÜNYA PROGRAM kabul ettik. 19 Mart 2015 tarihinde Azerbaycan-Bakü, Bosna Hersek-Saraybosna ve Almanya-Berlin’den bu yayını gerçekleştirdik. Projeyi 3B olarak adlandırmıştık: Bakü, Bosna Berlin. 3B projesinden sonra Türkiye’deki bölgelere de gittik. Çukurova bölgesinde Mersin’den, Güneydoğu’da Diyarbakır’dan, Doğu Anadolu’da Erzurum’dan bu yayını gerçekleştirdik. Ardından Karadeniz’den Trabzon, Akdeniz’den Antalya ve Marmara’dan İstanbul olmak üzere 3 ilden eşzamanlı yayın yaptık. Ardından 3A geldi, yani 3 kıtadan eş zamanlı radyo yayını. Mesafeler büyüdükçe zorluklar da büyüyor herhalde. Böyle bir proje için çok ciddi planlama yapmanız gerekiyor. Dışişleri Bakanlığımızın büyük katkısı oldu. Yayın yapacağımız yerleri seçerken belirleyici ölçütümüz internet bağlantısının iyi olması. 3A’dan kastımız 3 kıta. Kıtaların hepsi A harfiyle başladığı için 3A dedik. Amerika, Avustralya ve Asya kıtalarını belirledik. Aslında önce Afrika kıtası vardı. Fakat Afrika’da internetle ilgili ciddi problemler var. Zaten riskli bir yayın bu. Riski daha da büyütmemek adına Afrika’dan vazgeçtik. Bangladeş’e giderek en riskle görevi TRT’ci olarak siz üstlendiniz öyleyse! (Kahkahalar) Benim bu tür görevlerde maalesef şöyle bir şeyim var: yanlış anlaşılmasın ama ABD’ye defalarca gitmiştim. Avustralya’ya da Asya kıtasındaki Bangladeş’e de hiç gitmemiştim. Avustralya’ya Muzo gitti. 28 “Guinness Rekorlar Kitabı’na başvurduk. TRT’nin adını rekorlar kitabına da yazdırmak istiyoruz. TRT yayıncılıkta bir dünya devi çünkü.” ABD’ye, New York’a da Bay J ve Erkan Yavaş gitti. Benim yayın yaptığım Bangladeş, Ege bölgesi kadar bir yer, 200 milyon kişi yaşıyor, başkent Dakka’da da 20 milyon kişi yaşıyor. Belirsiz zamanlarda elektrik kesiliyor. Kesintiler oldu da! 3 yerden yayın yaptığımız için canlı yayına yansımadı. Böylece, bu proje de başarıyla tamamlandı. Sırada yine büyük bir hedef var: 3O yani 3 okyanus var? 3 Okyanus Projesi; Pasifik, Atlantik ve Hint okyanusları olarak düşünüyoruz biz bunu. Pasifik’te ABD’nin Havai Adası olabilir ki Amerika’nın Batı kıyılarına bile uçakla 5-6 saat mesafede bir yer. Yine Pasifik’te Yeni Zelanda olabilir. Atlantik Okyanusu’na geldiğinizde Orta Amerika civarında Küba, Jamaika veya Porto Riko söz konusu olabilir. Hint Okyanusu’nda Malezya ya da Endonezya gibi yine ada ülkeleri var. Bir tercih hakkınız olursa bu kez nereyi seçersiniz? Bu sefer Atlantik Okyanusu’nu tercih ederim; Orta Amerika ülkelerini. Müzik zenginliği açısından mı? Kesinlikle, ama öncelik yayının iyi gitmesi. Çünkü bunları yaparken, önceki iki projede olduğu gibi, öncesinde benim ciddi bir telefon ve e-posta trafiğim oluyor. Defalarca konuşuyorum. Yayın yapılacak mekanlardan arkadaşlarımızın kalacakları yere kadar bütün seçenekleri araştırıyoruz. Dı- şişleri Bakanlığı ve TİKA temsilciliklerimizle en üst düzeyde defalarca görüşüyoruz. Benim direksiyonu iyi tutmam, iyi şoför olmam lazım ki aracımızla kazasız ve hasarsız bir şekilde yeni projeye devam edebilelim. Bu konuda da projenin gerçek sahibi olan TRT Genel Müdürü Şenol Göka ve Amber Türkmen’in şartsız koşulsuz destekleri olmasaydı yapamazdık. Okyanusların ardından sıra Türk dünyasına gelecek sanırım, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ne… Türk dünyası bu arada bir bölümde de olabilir. Bu arada gerçekten dudak uçuklatacak, “Vay be” dedirtecek, yine farklı coğrafyalardan yapacağımız radyo yayınları için de bizi takip edenler ciddi beklenti içinde olabilirler, onu da söyleyeyim. Bir ipucu verebiliyor musunuz? Vallahi, tahmin edilemeyecek mekanlar, tahmin edilemeyecek coğrafyalardan bu işi gerçekleştirmek için çok büyük çabalarımız var. Ama açıklarsam olmaz şimdi. O zaman bekleyelim ve görelim. Şimdi önünüzde bir de yarışma var. İtalya ulusal radyo-televizyon kurumu RAI’nin uluslararası etkinliği Prix Italia’ya katılacaksınız. Prix Italia, 1948 yılında verilmeye başlanan ve bu yıl 67’ncisi düzenlenecek yayıncılık ödüllerinin adı. Gerçekten köklü ve uluslararası saygınlığı büyük olan bir ödül. Radyo-televizyon programları ve web projelerini uluslararası profesyonellerden oluşan bir jüri değerlendiriyor. Bu yıl 19-24 Eylül tarihlerinde Torino’da gerçekleşecek yarışmada “Dünyanın En Radyo Programı” Özgün Proje dalında yarışacak. İnşallah İtalya’dan ödülle döneceğiz. Aynı zamanda Guinness Rekorlar Kitabı’na da başvuruda bulunduk. Yetkililer, Ekim ayında 3 okyanustan yapacağımız yayını takip ederek değerlendirecek. TRT’nin adını rekorlar kitabına da yazdırmak istiyoruz. TRT yayıncılıkta bir dünya devi çünkü. Biz de “Bir Dünya Müzik” dergisi olarak başarılar diliyoruz. Radyo dünyasına renk katan yeni projelerinizi ve sürprizlerinizi merakla bekliyoruz. Radyonun gücünün ve radyonun itibarının, Sayın Genel Müdürümüz göreve geldikten sonra tüm Türkiye sathında, özel radyoları da kapsayacak şekilde iade sürecinin başladığını her fırsatta ve her ortamda dile getiriyoruz. Hem TRT için hem de Türkiye’deki radyo ve televizyon yayıncılığı için de gerçekten önemli bir şanstır Şenol Göka… EN RADYO Sunucularının gözünden “Dünyanın En Radyo Programı” “Cesaret gerektiren büyük bir yapım, saf mutluluk kaynağı!” BAY J Dünyanın En Radyo Programı TRT’yle tanışmama ve kurumun büyüklüğünü daha iyi anlamama vesile oldu. 25 senelik özel radyo tecrübesinin ardından ulusal radyo kanallarımızdan birinde yayın yapmak hem hayatıma müthiş bir yenilik getirdi hem de çok daha büyük kitlelere seslenme şansı verdi. Dünyanın En Radyo Programı cesaret isteyen, kaynak gerektiren büyük bir yapım. 3 kıtadan 4 kişi canlı eş zamanlı yayın yapma şansı ve rekorlar getirdi hayatımıza. Bay J adının bu projede yer alması projenin neresinde olursa olsun beni gururlandırırdı; yayın tarafında olması kat kat keyif verici. Yayıncı arkadaşlarım Erhan Konuk, Muzo ve Erkan Yavaş’la dostluğumuz ve uyumumuzsa tam bir şans. Yoksa canlı yayın tam bir kaosa dönebilirdi; çünkü birbirimizi görmeden yayın yapıyoruz. Tecrübelerimizi TRT’nin sağlam alt yapısıyla birleştirip tarihe geçecek bir yayın yapıyoruz, saf mutluluk kaynağı. “Akla hayale gelmeyen fikirlerle ‘dünyanın en’i olmaya devam edeceğiz!” MUZO Bu proje için bana ulaşıldığında üç şehirden canlı ve eş zamanlı olacağı söylenmişti. Bizler yayına başladık. Daha sonra hedef büyüdü ve 3B daha sonra daha da büyüdü ve 3K oldu. Şimdi de sırada 3O var. Yani hedefleri o kadar büyüttük ki seneye yapacak bir şeyler kalmadı. Sanılmasın… Bizler öyle büyük bir ekibiz ki akla hayale gelmeyecek fikirlerle daha çooook seneler Dünyanın En’i olmaya devam ederiz. “Radyoculuk adına yapacak bir şey kalmadı, diye düşünürken…” ERKAN YAVAŞ Dünyanın En Radyo Programı benim için kariyerimin en önemli projesi. Türkiye’nin her yerinde yayında olmak ve radyoculuk adına efsaneleşmiş 3 önemli isimle aynı projede yer almak paha biçilemez. 3 büyük ustayla aynı yayında olup programı modere etmek radyoculuk hayatımın en keyifli yayınlarına vesile oldu. En önemlisi, “Bugüne kadar radyo adına yapılacak tüm projeler düşünüldü, yapılacak yeni şeyler kalmadı” diye düşünürken bu 3 ayrı noktadan canlı ve eşzamanlı yayında olmak ve bu 3 noktayı 3 ülke 3 kıta hatta 3 okyanus adası gibi inanılması bile güç yerlerden harika bir şekilde gerçekleştirmek şu an bile beni heyecanladırıyor. Kısacası radyonun gücünü, radyonun etkisini tüm dünyaya göstermek güzel üstelik bunu birlik beraberlik ve huzur içinde, TRT çatısı altında yapabilmiş olmak ayrı bir gurur. Emeği geçenlere, bize inananlara ve bizi hiç yalnız bırakmayan tüm dinleyicilere teşekkürler. 29 BİR DÜNYA SOHBET Kemençe ile evrensel bir yolculuk Ahmet Kadri Rizeli Birsen YÜKSEL TAYMAZ [email protected] O, klasik kemençe denince akla gelen bir kaç isimden biri... Musikisini ve enstrümanını kendi insanına ve dünyaya tanıtmaya hayatını adayan bir müzik insanı Ahmet Kadri Rizeli. 22 yıl konservatuvarda ders verdi. TRT’de sayısız program ve konserde, sanatçı, şef ve yapımcı olarak görev yaptı. 1988’den itibaren Türk, Alman, İtalyan, İngiliz, Lübnanlı ve Amerikalı müzisyenlerden oluşan “Sarband Topluluğu” ile yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda festivale katıldı, konserler verdi. Müzikte coğrafyalar, medeniyetler, kültürler ve dinler arası etkileşime ağırlık veren topluluğun yayınladığı 9 CD’de yer aldı. 1995’te, aynı konservatuvardan mezun 4 kız kardeşiyle birlikte, “Beşibiryerde” grubunu kurdu. Çalışmalarını albüme de taşıdı. 7 CD’lik Osmanlı Mozayiği serisinde, kadın, azınlık ve sultan bestekarların eserlerini de dinleyicilerin beğenisine sundu. “Jazz Alla Tur- 30 ca” albümündeki caz doğaçlamalarıyla klasik kemençenin sınırsızlığını sergiledi. 5 CD’den oluşan Bestekar Serisi’nin yanısıra “ATA’ya İthaf Şarkılar” albümünü dinleyicilerle buluşturdu. Tango da besteledi. TRT İstanbul Radyosu Türk Sanat Müziği Şefi ve TRT Müzik Dairesi Başkanlığı Repertuar Kurulu üyesi Ahmet Kadri Rizeli, “Bir Dünya Müzik”e konuk oldu. Bize müzikle tanıştığınız ilk yıllardan bahseder misiniz? Müzikle ilgilenmeye nasıl başladınız? Klasik bir laf ama ilkokul yıllarında evde keman çalarak başladım. Babamın mesleği doktorluk olmasına rağmen, doktorlar kendilerini müzikle terapi ediyorlar. Babam cerrahdı, ama aynı zamanda hafızdı, aynı zamanda keman ve ud çalardı. Evde böyle bir müzik ortamı vardı. Böylece tabii ben de ilkokul yıllarımda evde Batı keman çalarak müziğe başladım. Ardından ortaokul zamanında Sadi Hoşses hocayla Türk müziği çalıştım. Daha sonra İstanbul’a geldiğimizde 74 senesinde Nejdet Varol’la kanun çalıştık, kanun ve nazariyat. O da bizim aile dostumuzdu. 76’da da konservatuara girdim. Kemençe çalmaya başladım orada. Okulu bitirmeden asistanlığa başladım. Dördüncü sınıfta ben asistanlık yapıyordum. Ve bu 22 sene devam etti. İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda 22 sene bilfiil kemençe öğretmenliği yaptım. Aynı zamanda da 81 yılında TRT’nin açmış olduğu sınavla kuruma sanatçı olarak girdim. Ama 79 yılında Aka Gündüz’ün erkekler korosuna davet edilmiştim, bir yandan onun bantlarını çalışıyordum. Bu arada açılan sınavla 81 yılında kuruma girdim ve müzik hayatım böyle başlamış oldu. Klasik Türk Musikisini neden seçtiniz? Özel bir sebebi var mı? Şöyle: Biz 5 kardeşiz; 4 kız 1 erkek. Önce ablam Şehnaz şan bölümüne girdi. Sonra AHMET KADRİ RİZELİ ben girdim, benden sonra Ferahnaz girdi, ondan sonra en küçük kardeşim Safinaz girdi, sonra dördüncü kardeşim Gülnaz, hepimiz konservatuarlıyız. Böyle bir ailenin içinde büyüdük. Başka bir seçeneğiniz de yokmuş gibi sanki! Mutlaka vardı, kesin bir yönlendirme olmadı ama böyle bir müziğin içinden gelince böyle oluyor. TRT’ye girdikten sonra, devamlı TRT’de çalıştım. 93-94 yıllarında da yönetmenlik ile şeflik yapmaya başladım, sonra devam ettik. 22 yıl sonra İTÜ’yü bıraktınız. Müziği yaşamak mı daha keyifli, öğretmek mi? İkisi de çok güzel ama bir icrakarın öncelikle sazını icra etmesi gerekiyor. Talebe yetiştirmek o başka bir zevk, başka bir haz. Bir takım kurumlarda çalan öğrencilerimiz var, arkadaşlarımız var. Yeni neslin müzik beğenileri hakkında ne düşünüyorsunuz? Halka ne verirseniz onu alıyor. Çünkü yayınlarda, kanallarda, radyolarda televizyonlarda hep aynı şey var. Dinlediği şey güzel geliyor ona o an, popüler müzik böyle birşey. Popüler müzik geçici, insanlar üzerindeki ilk etkisi geçiyor. Altı ay sonra unutuyor o müziği, başka bir şarkı geliyor, başka bir müzik geliyor, onu seviyor. Dönem dönem zaten bir bakıyorsunuz Türk Pop Müziği öndeydi, bir dönem Klasik Türk Müziği yüksek seviyede idi. Aslında halkımız öğrenmeye açık, güzel olan şeyi kabul ediyor. Güzel olan her müzik dinleniyor. Biz de sadece Türk müziği dinlemiyoruz. Sabah kalktığımda mutlaka bir kanalda klasik müzik dinliyorum. Sizce uluslararası alanda tanınmış müzisyenlerimizin sayısı neden sınırlı? Ben onu şuna bağlıyorum. Türk kendi elindeki değerin, potansiyelin farkında değil. Yani yurt dışından gelen Türk müzisyenler var. Onlar önde. Neden? Yurt dışında yaşadığı için. Bazıları müzisyenlikleri irdelenebilecek insanlar. Çok iyi müzisyen olmayabilirler. 3-4 isim var böyle. Türkiye’de onların 10 katı yüksek kalitede müzik yapan insanlar var. Maalesef ki Türk halkı kendi değerine sahip çıkmıyor. Türkiye’de yaşadığı için çıkamıyor. Türkiye’de doğan herkesin içinde Türk müziği nağmeleri var. Bir kere doğar doğmaz ezan okunuyor, genlerinde var. Ama işte eğitimle de verilmeli, ilkokuldan başlaması lazım Türk müziği eğitiminin. Ona göre parçalar olması lazım, ona göre yapısının irdelenmesi lazım, çok eksiğimiz var. Sarband topluluğundan da bahsedelim mi? Tabii bahsetmemiz lazım. Şimdi, 88’den “Maalesef ki Türk halkı kendi değerine sahip çıkmıyor. Türkiye’de yaşadığı için çıkamıyor. Türkiye’de doğan herkesin içinde Türk müziği nağmeleri var. Bir kere doğar doğmaz ezan okunuyor, genlerinde var.” 31 BİR DÜNYA SOHBET beri yurt dışında bir grupla çok sayıda konserler verdik. Müzik festivallerine katıldık. Senfonik, barok orkestralarla çok konser verdik. Burada bizim ritimleri çalmaya başladığınız zaman -aksak ritmi- hiç alışık değiller. 2/4’lük, 3/4’lük çalıyor ama 9/8’lik, 7/8’lik aksak ritimlerle bir şeyler verdiğiniz zaman, bu nedir, diye merak ediyor. Batı kökenli bütün iyi ritimciler, bizim Doğu ritimlerini, Türk ritimlerini öğrenmeye baş- “Köln Filarmoni Orkestrası’nın salonunda iki sene üst üste Birinci bölüm tasavvuf, ikinci bölüm mevlevi ayini yaptık ve bunu biz 25 Aralık’ta Noel günü yaptık. Noel günü 3 bin kişilik salonda 2 bin 800 kişi vardı. İki sene üst üste yapıldı. Çok enterasan içeride hiç Türk yok. Hepsi yabancı, hepsi Alman’dı. İyi müzik yaptığınız zaman mutlaka karşılığını alırsınız.” 32 ladılar. Onlar bunu bir eksiklik görüyorlar kendilerinde ve tamamlıyorlar. Çünkü farklı geliyor. Bizim müziğimize ilgi çok. Ben öğrenciyken, 80’li yılların başında Amerika’dan gelen bir müzikolog burada bizim hocalarımızdan Türk müziği öğrenip gitti. Türk müziği nazariyat kitabını adam yazdı. Çok acı ama o dönemde bizde nazariyat kitabı yoktu. Karl Signell gelip burada öğrenip gitti nazariyat kitabı yazdı. Bize hizmet ediyor. Türk musikisini öğretiyor. Ama bunu neden bizden biri yapmasın? Dediğim gibi bunlar çok zor şeyler, bağlantılar olması lazım. Bizim eğitim eksikliğimiz, yabancı dil; bunlar çok önemli şeyler, iletişim çok önemli eskiden böyle şeyler yoktu. Bu dünyada global olan bir şey varsa o da müzik. Dolayısıyla halkı bunun içine nasıl çekeriz? Bana göre bir tek yolu var; düzgün, doğru müzik yapmak lazım, iyi müzik vermek lazım! Müzik diye servis edilen şeyler bakıyorsunuz çok kötü. Bir de bizim insanımız en ufak bir peşrevde göbek atmaya kalkıyor. Segat peşrevi görsün adam, kalkar göbek atar. Böyle bir toplumu yetiştirmek lazım. Bir de müziğin iyisini verdiğiniz zaman mutlaka iyi müziği herkes dinliyor. Bizim müziğimizin de çok iyi örnekleri var. Bu iyi örnekleri halka vermek lazım. Bunu nasıl yapabiliriz? Türkiye’yi, sesini duyurmaksa amaç; Türkiye’nin sesini kendi değerleriyle duyurmak lazım. Bunu destekleyecek imkanları oluşturmak ama sınırlarını iyi belirlemek lazım. Avrupa’daki festivaller çok seçici davranıyorlar. Mutlaka iyi müzik yapanları alıyorlar. Bu çalışmaları yaparken toplama bir grupla yaparsanız başarılı olamazsınız. Birlikte çalışmış bir toplulukla katılırsanız, çalanla söyleyenle beraber yaparsanız başarılı olursunuz. Çalamayan bir kişi dahi olsa bütün sazı çökertir. Söyleyen de çalan da bir olmalı, müzik yapmak bir beraberlik işidir, mantalite işidir. Aynı anda, aynı şeyi yapabilmek, görebilmektir; göremezsiniz zaten başarılı olamazsınız. Seçici davranarak böyle bir katılım olabilir. İyi müzik olduğu zaman salon dolar. Örneğin: Biz bir mevlevi gösterisine gittiğimiz zaman 5 bin kişi ise 5 bin kişilik salon dolar. Köln Filarmoni Orkestrası’nın salonunda iki sene üst üste mevlevi ayini yaptık. Birinci bölüm tasavvuf, ikinci bölüm mevlevi ayini yaptık ve bunu biz 25 Aralık’ta Noel günü yaptık. Noel günü 3 bin kişilik salonda 2 bin 800 kişi vardı. İki sene üst üste yapıldı. Çok enterasan içeride hiç Türk yok. Hepsi yabancı, hepsi Alman’dı. İyi müzik yaptığınız zaman mutlaka karşılığını alırsınız. Bir kemençe virtüözü olarak kemençeyi bize nasıl tanıtırsınız? Kemençe, 16. Yüzyıl’dan sonra bizim musikimiz ince sazına giren bir enstrüman ve daha ziyade Klasik Türk Musikisin’de kullanılan bir saz. Sarayda saray musikisi dediğimiz bölümde kullanılan ince saza giren bir saz. Yani üçleme olarak ney-kemençe-tanbur üçlemesinin bir parçası. Çalım olarak diğer sazlara göre zor olsa da çok ustalar müzisyenler yetiştirmiş; Tanburi Cemil Bey’den günümüze gelen birçok müzisyenler yetiştirmiş; konservatuvarlarımızın açılmasıyla da yayılan önemli klasik enstrümanlarımızdan biridir. Bana göre insan sesine en yakın sazlarımızın biridir. Yurt dışındaki konserlerimizden de bize gelen tepkiler bu yönde. “Bu sazın sesi nasıl böyle çıkıyor” diyorlar. Değişik tepkiler almışızdır. Mesela bir orkestrayla çalıyorsunuz, 50-60 kişi yaylı var; bunların içinden kemençe hepsinden önce duyuluyor. Kemençe, yapısı bakımından, armonikleri bakımından diğer yaylı sazlardan farklılık gösterir. Kemanda 4 armoni var, Kemençede 8 armoni var örneğin. Bunun sebebi de tellerin arasındaki uzunluk kısalık farkı ve aradaki sesler. Diğer sazların arasında kemençenin daha çabuk duyulması sebebi AHMET KADRİ RİZELİ budur. 2008 yılında kemençeyle bir caz albümü yaptım. Sebebi de şuydu: Biz kendi sazımızla neler yapabiliriz, bunu denemek için, görmek için yaptık. 4 saz kullandık orada. Batının temel sazları; piyano, bas, davul üzerine kemençe soloyla enstrümantal bir albüm yaptık. Caz-alaturka albüm deneyiminizden yola çıkarsak, Klasik Türk müziği ve cazın ortak noktası var mı acaba? Tabii, çok benzerlikleri var. Cazın doğuş şekli Amerika’daki blues. Caz o taraflardan geldiği zaman onların belli kalıpları var, onların emprovizeleri bizim taksimlerimize benziyor. Buradan yola çıkarak caz kalıplarında türkülerimiz var bu albümde. Bir deneme yaptık, caz standartları ve caz kalıplarıyla yapılmış türkülerimiz var hatta çok bildik bir de ninnimiz, hicaz ninnimiz var. Caz armonisiyle harmanlayıp düzenlemeyi yapan arkadaşımız Nail Yavuzoğlu’nun caz kalıplarına uyarlamasıyla böyle bir albüm ortaya koyduk. Bir de “Beşibiryerde” adlı grubunuz var. Nasıl oluştu bu topluluk? Aynı konservatuardan mezun olan 5 kardeşin grubu. O zaman 96-97 seneleri olması lazım, ortanca kardeşimin yaptığı şarkılardan bir albüm yapmıştık. Grup kurmamıza gerek yok, biz zaten hep beraberiz. Şimdi biz Beşibiryerde olarak Ocak ayından bu yana her perşembe TRT İstanbul Radyosu’nda program yapıyoruz. Geleneksel müziğimiz var, gelen konuklara göre farklı müzikler oluyor. Tangolar var enstrümantal var, böyle konseptli bir program. Tangolar demişken siz tango da bestelediniz? Evet, 2008 yılından sonra bir söz vardı elimde, benim yazdığım bir sözdü. Onun üzerine tango yaptım, ilk eser böyle çıktı bir nihavent tangoydu. Bundan sonra da ne yapsam tango oldu. (Gülüşmeler) Tabii insan o anda bilmiyor ama çok düşününce bir sürü yerlerde çalıştığımız için insanın içine yerleşiyor demek ki! Şöyle düşünüyorum: Çok Batı müziği dinliyoruz, farklı müzikler dinleyince insanın içine ruhuna başka şeyler geliyor ve bizim melodilerle de onları birleştirince farklı bir tarz oluyor. Şimdi benim yaptığım tangolar, makamsal tangolar olarak nitelendiriyor. Çünkü bizim Türk müziği makamlarından, her ma- kamdan tangolar var, olabilecek her makamdan. Mesela nihaventti, buselik, kürdi; suzidil var. Farklı bir konsep oluşturduk. İnşallah bir CD’sini yapacağız. TRT İstanbul Radyosu TSM şefi olarak bize neler söylemek istersiniz? 93-94 senesinden itibaren de o zamanki müdürümüzün teşvikiyle, Rıdvan Tando- “Çalıyorum içeride, bir anda kapı açıldı, rahmetli Halil Aksoy, TRT’nin eski ud sanatçılarından, “Sen kimsin?” diye içeri girdi, “Sen kimin talebesisin?” “Kamuran Erdoğdu’nun talebesiyim”dedim. “Çalış, içeride dinliyorum, sen devam et!” dedi…” ğan abimizin, yönetmenlik alt yapılı çalışmalar yaptım. Sonra “şeflik yapın, yeni şarkılar yapın” denildi. Şeflik imtihanına girdim. 94-95’ten bugüne değin, 20 seneye yakın korolarda, konserlerde, radyo programlarında, özel CD çalışmalarında şeflik yapıyoruz. Size teşekkürlerimizi sunarken, son olarak müzik hayatınızda unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız? Konservatuvar zamanında kemençe çalmaya başladığım zaman günde 8- 9 saat çalardım. Sabah erkenden okula gidip okulda çalışırdık. Çok uzun müddet böyle devam etti. Bu sazı tanımak, yenmek, belli bir seviyeye gelmek için. O çalışmalar bizi buralara getirdi. Bir gün çalıyorum, Sait Ali Paşa’nın konağında; o zamanlar konservatuar orada, Nişantaşı’nda idi. Tahta odalar var orada, birbirine bağlı. Çalıyorum içeride, bir anda kapı açıldı, o zaman müdür yardımcımız rahmetli Halil Aksoy -TRT’nin eski ud sanatçılarından- “Sen kimsin?” diye içeri girdi, “Sen kimin talebesisin?” “Kamuran Erdoğdu’nun talebesiyim” dedim. “Çalış, içeride dinliyorum, sen devam et!” dedi… 33 BİR DÜNYA İNSAN Bu Kalp Seni Unutur mu? Murat ÖREM [email protected] “Mahşerin 4 Atlısı” misali; “Anadolu Popunun” dört kare ası’ndan biriydi… 4 atlıdan 3’ü gitti... Barış Manço, Cem Karaca, Fikret Kızılok... Sonuncusunun, Erkin Koray’ın, ömrü de sesi de uzun olsun... Fikret Kızılok, besteleri ve hakiki müzik adamlığıyla tanındı en çok. Prozodi hatalarıyla dolu müzikleri ve bunları yapanları “pat” diye teşhir etmesiyle de öne çıktı her daim. Haklı olduğu konularda dilinin hiç kemiği yoktu. Öyle ince hesapları bilmezdi. Didişmeyi de “laf aramızda” severdi. İşini çok iyi yapmayı da severdi. Bu yüzden ensesi çok kalındı. İnsanın gönül telini titreten çalışmalar da yaptı, “İstersem ‘çok satan’ müziğin kralını bilirim.” dercesine besteler de... Ne demek istediğimizi merak edenler Kızılok imzalı, Sertap Erener’in yorumladığı “Kumsalda” şarkısını ve Fransızca versiyonunu (Plage Egoiste) dinleyebilir. Ölümünden önce sözleri ve bestesini yapıp söylediği şarkı, belki de ömrü boyunca durduğu ‘bilgi ve emeğe dayalı iğneleyici yer’in net adresiydi. 34 Hem akıl, hem eleştiri, hem de kinayenin feriştahı vardı: “Adidasla tekkelere gidersin Baklavayla whiskyleri içersin Nescafeyle falımıza bakarsın Bu can sana kurban olsun Benetton’dan eşofmanı giyersin Jogging yapıp nefesini açarsın Şapır şapur balgamları atarsın Bu can sana kurban olsun…” Deniz’i severdi... Yağmur’u severdi... Bülent Ortaçgil’i severdi... Müziği severdi... Halkını severdi... Aşık Veysel’i severdi... “Anadoluyum ben tanır mısın?” diyen(ler) i severdi... O, Fikret Kızılok’tu... Türk müzik tarihinde çok iyi besteleriyle, hiç bağırmadan, adeta mırıldanırcasına söylediği yumuşak yorumuyla ve müzik adına girdiği keskin polemiklerle de bili- nen büyük bir ustaydı Fikret Kızılok... “Bir sevda çekerdi kalbim sessiz tek başına Varamaz dokunamazdı elim umutsuz yarasına Biliyorum, kavuşmak imkansız Anlıyorum, yaşamalıyım sensiz Tek başına, tek başına” …demişti unutulmaz şarkısında. Fikret Kızılok, 1946 yılının 10 Kasımında başlayan ömür yolculuğunu 2001 yılının 22 Eylül’ünde tamamlamak zorunda kaldığında 55 yaşındaydı. 1993 yılında daha ellili yaşlarına varmadan bestelediği şarkısında da söylediği gibi, kendini yoran, üzen, yolda bırakma belirtileri gösteren kalbinin huysuzluklarına daha fazla direnemedi Fikret Kızılok: “Kalbim Neden hep olmazlarda neden hep çıkmaz sokaklarda Dayanmak artık kolay değil Bırakacak gibisin yarı yolda kalbim Sevdin olmadı, Bir dünya istedin kardeşçe, Olamadı” Fikret Kızılok’un müzikle ilgili en büyük şanslarından biri, kendisinin de belirttiği gibi Galatasaray Lisesi yıllarındaki ağabeylerinden ikisinin Timur Selçuk ve Barış Manço olmasıdır... Müzikle dolu lise döneminin ardından Dişçilik Yüksekokuluna kaydolan Kızılok, “vakitlerden bir vakit”-“uzun ince bir yolculuğa çıkar” ve Aşık Veysel’İle tanışır.... BİR DÜNYA İNSAN Bu tanışmanın ardından albüm çıkaran Fikret Kızılok, 1969 yılının Kasım ayında tekrar Aşık Veysel’in yanına gidecek ve kardan kapanan yollara gönüllü teslim olarak Veysel Usta’nın yanında aylarca kalacaktır... “Yumma Gözün Kör Gibi” ve “Yağmur Olsam” bu dönemin besteleridir ve Kızılok’a ilk altın plağı kazandırır... “Birinin aklı yok deli divane Bir kısmı muhtaçtır acı soğana Bir kısmını zengin etmiş yan yana Şimdi kendi saklanıyor sır gibi Kimine saz vermiş çalar eğlenir Kimi zevk içinde güler eğlenir Veysel gözyaşlarını siler eğlenir Yeter gayrı yumma gözün kör gibi” Altın plak başarısının ardından bir 45’lik daha yapan Fikret Kızılok, Karacaoğlan’dan bestelediği türküyü de paylaşır ve listelerde uzun süre 1 numarada kalır. Aynı listede geride bıraktığı eserlerden biri de Kızılok’un liseden ağabeyi olan Barış Manço‘nun Dağlar Dağlar’ıdır. 1970 yılındaki plaklar ve başarılar, dönemin müzik dergilerinin anketleri arasında da en tepeye çıkarır Fikret Kızılok’u. 1970’lerin ilk yarısı, unutulmaz eserlere imza attığı dönem olur... İçinde Ahmet Arif’in dizelerinin de yer aldığı “Anadoluyum” ve Türk müziğinde hemen hemen hiçbir eserde yer almayan ve daha çok Hint müziği enstrümanı olarak bilinen sitarı da kullandığı Köroğlu Dağları, Fikret Kızılok’un dönemin gündemine oturan şarkılarındandır. 1970’lerin ikinci yarısı ilk dönemdeki kadar üretken geçmez Fikret Kızılok için... Elbette yeni çalışmalar vardır ama gelen eleştiriler, kendini tekrarladığı yönündedir. Aşık Veysel’in ölümünden sonra müzikten tümüyle koptuğunu belirten Fikret Kızılok geri dönmüştür ama içine sinmeyen bir şeyler vardır... 1977 yılında çıkardığı Nazım Hikmet şiirlerinden oluşan Not Defterimden isimli albümde deneysel çalışmalar yapar. Bu albüm, döneminin doğu bloku ülkesi Polonya’dan ödüller de alsa alışıldık Fikret Kızılok müziğinden çok uzaktır. 1980’lerle birlikte bir kez daha sarsıcı ve kalıcı işlere imza atmaya hazırdır Fikret Kızılok... Tabla, gitar, bas, ney ve bendir eşliğinde, unutulmazlar arasına girecek olan “Zaman Zaman” albümünü yayınlar: “Bir gün olsun unutunca dışımda kalıyorsun Oysa seni düşününce içime sığmıyorsun Gözlerimi kapatınca yanımda oluyorsun Seni öpsem, seni okşasam farkına varmıyorsun Her gün akşam oluşunda kadehime doluyorsun Zaman zaman / o zaman Zaman zaman / ahh o zaman” Bu albümde yeni çalışmalarla birlikte geçmişte yapılan bestelerin yeni yorumlarına da yer verir. “Ellerim gözlerim kelepçelenmiş sevda çöllerinde Geçiyor aylarım yıllarım gecelerim sevda zindanlarında Yeter ki sen sev beni yeter ki inan bana…” 1980’lerin ortasıyla birlikte Fikret Kızılok’un hayatında bir başka hakiki müzik insanı Bülent Ortaçgil ve Çekirdek Sanatevi günleri vardır. Ortaçgil’le birlikte hayata geçirilen ve kar amacı gütmeyen Çekirdek Sanatevi projesi, bu satırların yazarı gibi şanslı tanıkların gönüllerinde yaşamaya devam eder... Sonrasında Ortaçgil ve Kızılok yollarını ayırsalar da Çekirdek Sanatevi’nde yapılan şudur: Küçük ve çok samimi bir konser gibi canlı çalınıp söylenen eserler, amatör teknik ve doğallığıyla kayda alınıp çoğaltılmakta, konserin ardından da dinleyiciye küçük bir bedelle satılmaktadır kaset olarak... Birçok sanatçı ilk sahne deneyimlerini bu adımla yaşamıştır o dönemde. “Ama Babacığım” şarkısı da bu döneme aittir ve o zamanki Kızılok-Ortaçgil arkadaşlığının eseridir. Şarkının içindeki çocuk sesi de bugünün büyümüş Yağmur Kızılok’unun sesidir... Yağmur Kızılok, Fikret Kızılok‘un oğludur. Fikret Kızılok 1990 yılında, sonraları aceleye geldiğini kendisinin de itiraf edeceği “Olmuyo Olmuyo” albümünü yayınlar... 1995 yılında da dönemin siyasi hayatına ironik eleştiriler ve göndermeler yapan bir şarkı besteler Kızılok ve “Demirbaş” adını verir. Fikret Kızılok’un unutulmaz beste ve şarkılarından ikisi de “Gönül” ve “Bu Kalp Seni Unutur mu?” isimlerini taşır. Bu eserler birçok isim tarafından seslendirilmiş, daha da önemlisi geniş kitlelere ulaşan şarkılarından olmuştur Kızılok’un. Fikret Kızılok; aradan yıllar yıllar geçtikçe kapladığı yer ve arkasında bıraktığı boşluk çok daha iyi anlaşılacak olan çok büyük bir müzik insanıydı. Besteleyip söylediği eserler gibi onlarla ifade edildi. Yetiştirdiği öğrencileri, keza öyle... 2001 yılının 22 Eylülünde aramızdan ayrıldığında yalnızca 55 yaşındaydı. Ölüme uzun süre direnmiş, yorgun kalbiyle inatlaşmış, kilolarından kurtulup dal gibi bir adam olmuştu ama olmadı... “Olan neydi, olmayan neydi?” diye sorarsanız... Ona da verecek cevabımız yok! Kimileri, bir taş gibi yaşar onlarca yıl, Kimileri bir kuyrukluyıldız misali ışık hızıyla gelir geçer... Belki hayat yürüdüğünüz yolun uzunluğu değil de, bıraktığınız izlerin ölçüsündedir. Kim bilir… Ankara Radyosu Müdürü Murat Örem’in “yedigünyazıları” adlı blog’undan yararlanılmıştır. 35 BİR DÜNYA SOHBET İtalyan müzisyenler+Türkiye sevgisi= TURKISH CAFÈ “Misafirperver, gizemli, Türk kahvesi gibi güzel ve büyüleyici” Pelin AKAN [email protected] Bir Dünya Müzik’te bu sayının renklerinden biri de genç nesil İtalyan pop-rock grubu Turkish Cafè… 3 İtalyan müzisyenin kurduğu grup, öncelikle isim seçimiyle radarımıza girdi. Merakımızı gidermek için grubun gitaristi Julian Corradini’ye ulaştık. 31 yaşındaki Julian, sorularımızı birçok Türkçe kelimenin de eşliğinde içtenlikle yanıtlarken, sözlerinin neredeyse her cümlesine; Türk insanına, Türk kültürüne ve İstanbul’a hayranlığı yansıyordu. 36 “Bir gün Türk ev arkadaşımız kahve falımıza baktı ve geleceğimizde müzik olduğunu gördü. O zaman grubumuzun ismi de kesinleşti: Misafirperver, gizemli, Türk kahvesi gibi güzel ve büyüleyici.” Her şeyden önce bir Türk olarak, grubunuza böyle güzel bir isim verdiğiniz için sizleri kutluyorum. Ama neden İtalyan veya Fransız değil de Türk Kafesi? Teşekkür ederim! Grup üyeleri olarak birbirimizi 2008 yılında, Brüksel’in Türk mahallesinde tanıdık. O zaman hepimiz öğrenciydik ve Türkler de dahil dünyanın her tarafından gençlerin bulunduğu büyük bir evde kalıyorduk. Türklerle çok çabuk kaynaştık. Türk göçmenlerin anadillerini konuştuğu, televizyondan futbol maçlarını seyredip atılan her golle haykırdıkları, anavatan hikayeleri anlat- TURKISH CAFÈ tıkları Türk mahallesindeki kafelerde vakit geçirmekten çok hoşlanırdık. Bu bizim için küçük İstanbul’da yaşamak gibi bir şeydi. Kültürünüze ve halkınıza aşık olduk. Günün birinde ev arkadaşımız kahve falımıza baktı ve geleceğimizde müzik olduğunu gördü. O zaman grubumuzun ismi de kesinleşti: Misafirperver, gizemli, Türk kahvesi gibi güzel ve büyüleyici. Grup nasıl kuruldu peki? Brüksel’deki eve gitarımı getirmiştim. Ekonomi okuyordum fakat aile mesleğim olan müziğe aşıktım. Mutfakta gitar çalarken merdivenden İtalyan bir kız indi, Veronica Punzo (30). “Birlikte şarkı söyleyelim mi?” diye sordu. Aramızda hemen bir etkileşim doğdu. İlk önce arkadaşlarımız için çalıp söyledik, sonrasında ise Grand Place meydanında sokak müzisyenleri olarak. İtalya’ya döndüğümüzde kemancı Simone Giorgini (32) ile tanıştık ve kısa süre sonra şarkılar, konserler, festivaller… Müziğinizi bize nasıl tanımlarsınız? Şarkılarınızda Türk esintisinden söz etmek mümkün mü? Müziğimizi ‘Pop-rock’ olarak tanımlamak doğru olur. Elektronik sesin, ritmin, vokal uyumun, akustik çalgıların güzelliğini sözlerin gücü ile bütünleştiren aşırılıktan uzak bir grubuz. Müziğimizi kökten doğan, toprakla temas eden, tırmanıcı bitkiler gibi görmek hoşumuza gidiyor... Uzayarak büyüyen, yaprakları ve çiçekleri açana, renklenene kadar bulduğu yere tutunan… Her dal birbirinden farklı ve birbirini tamamlıyor. Birbiriyle iç içe girmeden birlikte hareket ediyor… Bizim şarkılarımız da aynen böyle; birbirini sarıp sarmalarken farklılığını da koruyan. Sebep ise aynı kökten gelmiş olmaları: Merak ve müziksel arayış. Ben Arjantin’de doğdum, Veronica ve Simone ise İtalya’nın farklı yerlerinde. Seyahatlerimizin, geçmişimizin, sanata olan tutkumuzun izlerini müziğimizde görmek mümkün. İlk albümümüzden çok sevdiğimiz bir şarkı var mesela, ülkenizde geçirdiğimiz günlerden esinlenerek bestelediğimiz bir şarkı: ‘Turk’On’’. Grubunuz gerçekten çok yeni. 5 sene sonra kendinizi nerede görüyorsu- “İstanbul’da büyüleyici yerler gördük, yemeklerinizin hepsinden yedik ve birçok kişi tanıdık. Geleneklerinize, sokaklarınıza, anıtlarınıza hayran kaldık. Camilerinize girdik, insanlarınızın nasıl dua ettiklerini gözlemledik. Sabah ezanını dinledik. Yaşam stiliniz ve misafirperverliğiniz bizi büyüledi. Sizler tarihin her aralığının kesişme noktasısınız.” 37 BİR DÜNYA SOHBET “Müziğimizi kökten doğan, toprakla temas eden, tırmanıcı bitkiler gibi görmek hoşumuza gidiyor. Uzayarak büyüyen, yaprakları ve çiçekleri açana, renklenene kadar bulduğu yere tutunan… Her dal birbirini tamamlıyor, iç içe girmeden birlikte hareket ediyor…” nuz? İdealleriniz tam olarak nelerdir? Şarkı yazıp bestelemeye, onları dünyaya dinletmeye devam edeceğimizden eminim. Yurtdışında konser vermeyi çok isteriz, çünkü müzikte sınır ve milliyet kavramı yoktur. Örneğin, Türkiye’de çalıp söylemek çok güzel olurdu. Hırslıyız çünkü söyleyecek çok şeyimiz var. Siz Türkler, iyi kalpli insanlar olarak, ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız. Müziğimizin her şeyden önce dinleyenlerin içine işlemesini arzu etmekteyiz. Turkish Cafè ile biraz da Türkiye hakkında konuşalım… Ülkemizde nere- leri gördünüz? Türk şarkıcıları, grupları dinler misiniz? Öğrenci değişimi vesilesiyle Türkiye’nin güneyine çok güzel bir seyahatte bulundum. Antalya, Demre ve güney kıyılarına, Türk Halk Müziği’ne ve geleneksel danslarınıza bayıldım. Grup olarak ise bir hafta arkadaşlarımızın evinde İstanbul’da kaldık. Çok yürüdük, büyüleyici yerler gördük, yemeklerinizin hepsinden yedik ve birçok kişi tanıdık. Geleneklerinize, sokaklarınıza, anıtlarınıza hayran kaldık. Camilerinize girdik, insanlarınızın nasıl dua ettiklerini gözlemledik. Sabah ezanını dinledik. Yaşam stiliniz ve misafirperverliğiniz bizi büyüledi. Sizler tarihin her aralığının kesişme noktasısınız. Görünüyor ki bu gerçek günümüz için de geçerli. Modern Türk müziği ile ilgili olarak, onu çok iyi bildiğimizi söyleyemeyeceğim. İtalya’da çalanların dışındakileri tabii… Türkiye’ye yeniden gelip, müziklerinizi keşfetmek, farklı yerleri görmek bizi hep mutlu eder. Türkiye hakkında çok beğendiğim bir nokta ise isimlerin somut bir anlamlarının olması. Gizem ve Ezgi isimlerini hep sevmişimdir. Anlamları da çok etkileyici bence. Turkish Cafè grubunu yakından tanımak için www.turkishcafe.it websitesini ziyaret edebilirsiniz. 38 BİR DÜNYA SOKAK “Sokakta hayat var!” Ersan ER [email protected] 2 kemençe 1 gitar Bir Dünya Sokak sayfamızın bu ayki konukları Başkent kaldırımlarında birlikte müzik yapan 3 genç: Ahmet, Soner ve Yasin… “Sokak sahne gibi değil. Sokakta yanlış çalabilirsiniz. Sokak benim için hayatın gerçeği. Hayatta da bazen hata yapabilirsiniz.” Ahmet Cincioğlu 1996 Ankara doğumluyum. Aslen Trabzonluyum. Sancak lisesini bitirdim. Tiyatro yapıyorum. Üniversiteye devam etmedim. Kemençeye 4 yıl önce başladım. İnternetten izleyerek başladım. Bir enstrümanı çalmak insanı çok rahatlatan bir şey. Kemençeye başlama amacım yöremi Ankara’ya tanıtmak. İnsanlar kemençeyi görünce ilgiliyle bakıyorlar. Neden sokakta çalıyorsun? Ben Batıkent’te sahne alıyorum. Aslında sokakta çalmamın amacı insanların ilgisini çekmek. Ben sıcakta, soğukta çalıyorum ama bazen insanlar iğrenerek bakıyor. Sokakta insanların ilgisini çekmek hoşuma gidiyor. Sokak sahne gibi değil. Sokakta yanlış çalabilirsiniz. Sokak benim için hayatın gerçeği. Hayatta da bazen hata yapabilirsiniz. Soner Kaya Ankara, Çankaya 1997 doğumluyum. Türközü Meslek Lisesini bitirdim. Müziğe nasıl başladın? Müzik yapmaya bir hevesle başladım. 2 aydır sokaktayım. Benim yaptığım müziği herkes dinleyebilmeli. Parası olan da dinlemeli olmayan da. Benim gibi müzik yapanları gördüğümde bu çok hoşuma gidiyor. Sahnede müzik yapmak güzel ama sokak başka. Çünkü sokakta hayat var. Sokakta müzik yapmanın zor tarafı ne? Avrupa’da ve İstanbul’da metrolarda özel yerler ayrılmış durumda. Ankara metrosunda ise 200 tam bilet cezası var. Ankara’da her yerde müzik yapamıyorsun. Örneğin bir 7. Cadde’de çalamıyoruz. İnsanları neden müzikten mahrum etmek istiyorlar, yanlış olan nedir bilmiyorum. Akustik müzikte ne kadar gürültü olabilir ki? Yasin Bircan Harita teknikeriyim. Tapu Kadastro Meslek Lisesi ve Hacettepe Üniversitesini bitirdim. Askerken de müziğe devam ettim. Türkiye’nin pek çok yerinde görev yaptım. Sokak neden cazip? Pek çok yerde çaldım ama sokakta çalmak gibisi yoktur. Sahne aldığınızda “şu kadar saat şu parçaları çalacaksın” derler. Hata yapma şansın yoktur. Sokakta ise özgürüm. İstediğim şarkıları çalıyorum, istemediğim an bırakıp gidiyorum. Her müzisyen özgür olmak ister. Sahnede kendimi insanlara beğendirmek zorun- dayım ama sokakta beni sevmediyse sadece yoluna devam eder. Kazandığınız para sizi tatmin ediyor mu? Normalde insanların maaşlı olarak kazandığından daha fazla kazanıyorum sokakta. Günde 3 saat çalıyoruz. Peki, sıkıntılarınız neler? İstediğimiz her yerde çalamıyoruz. Genelde Ankara’da Yüksel ve Tunalı caddelerinde çalıyoruz. Çankaya Belediyesi’nin zabıta ekipleri bizleri engelliyor. Yaptığımız müziği gürültü olarak algılıyorlar. Koray Avcı gibi bir sanatçı da sokakta çalmıştır. Sokaktan çıkmıştır. İnsanlar kulaklıklarını takıp yürüyorsa sokak ve müzik arasında bir denklem var demektir. Yürüdüğümüzde bir ritimle yürüyoruz. Müziği engelleyebilmek mümkün değil aslında. 39 Türk Sanat Müziği Solo Albümler Serisi “Gül Yazıcı” 1. Derbeder bir aşıkım yurdum evim viranedir Beste: Zeki Duygulu Güfte: Zeki Duygulu 2. Girdim yarin bahçesine gül dibinde gül-izar Beste: Osman Nihat Akın Güfte: Osman Nihat Akın 3. Elbet bir gün buluşacağız Beste: Mustafa Seyran Güfte: Mustafa Seyran 4. Gönlüm yaralı bilmiyorum yar bana n’oldu Beste: Kadri Şençalar Güfte: Kadri Şençalar 5. Ben seni unutmak için sevmedim Beste: Amir Ateş Güfte: İlham Behlül Pektaş 6. Keklik dağlarda şağılar Beste: Anonim Güfte: Faruk Nafiz Çamlıbel 7. Kervanım geçmiyor kardan Beste: Zeki Duygulu Güfte: Zeki Duygulu 8. Aksaray’dan geçer iken çevirdiler yolumu Beste: Anonim Güfte: Anonim 9. Söylenmemiş gizli kalan Beste: Ahmet Kadri Rizeli Güfte: Kutsal Göktürk BURHAN ŞEŞEN İLE Merhaba sevgili müzikseverler Sonbahar’ın ilk günlerindeyiz... Nedense sonbahar hep hüzünle eşdeğerdir tüm şarkılarda.. Sezen Aksu, Teoman, Tual, Feridun Düzağaç, Ahmet Özhan, Levent Yüksel, Yıldırım Gürses başta olmak üzere bir çok değerli yorumcu “sonbahar” temalı şarkılara imza atmışlardır. Sadece müzikle ilgilenen sanatçılar değil çok değerli şairlerimiz de sonbaharın hüznünü kendilerine göre aktarmışlardır sayfalara.. Kimler mi? Nazım Hikmet, Atilla İlhan, Ümit Yaşar Oğuzcan, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Metin Altıok, Ataol Behramoğlu ve onlarcası... Sonbahar gerçekten de farklı bir mevsimdir üreten insanlar için... Bahar’ın coşkusu, yazın tembelliği, kışın içe kapanıklığı yoktur sonbaharda. Her ne kadar hüzünlü de olsa içinde acı, karamsarlık, umutsuzluk barındırmaz bu pastel mevsim... Bence insanın iç muhasebesini yapacağı bir dönem; dertleşeceği, sırlarını anlatacağı bir dosttur sonbahar. Bizim de 1986 yılında çıkan ilk albümümüz sonbaharın gelişini anlatan “Bir Yaz Daha Bitiyor” isimli long-playdi. Gelin bu özel mevsimi, müziğini Gökhan Şeşen ve benim, sözlerini İlhan Şeşen’in yazdığı bu şarkıyla karşılayalım biz de... Hepinize mutlu sonbaharlar... BİR YAZ DAHA BİTİYOR bir yaz daha bitiyor gökyüzü bulutlandı dalgalar yorgun ağır kıyıda soluklanırlar gibi... çadırlar söküldüler pansiyonlar boşaldı ağırlaştı yürekler ayrılıklar bir oyun gibi... bir yaz daha umutlar umutsuzluklar gizlice biraz daha doyumsuz biraz daha aşklar ümitsizce... tatlı sözler vefakar adresler telefonlar verilip alındılar sanki aranacaklar gibi... bir yaz daha umutlar umutsuzluklar gizlice biraz daha doyumsuz biraz daha aşklar ümitsizce... bir yaz daha bitiyor... 41 BİR DÜNYA KONSER Ey l ü l ’de İSTANBUL Açıkhava’da Tarkan zamanı... Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi, Eylül ayı boyunca da yıldızları ağırlamaya devam ediyor. Tarkan, 1, 9, 10, 12 ve 13 Eylül’de hayranlarıyla buluşacak. Açıkhava’da 2 Eylül’den itibaren sırasıyla Gülşen, Sertab Erener, Serkan Kaya, İlhan İrem, “Ata & Turka Müzik Show” projesiyle Ata Demirer, “Hayat Şarkılarda” konserinde ilk kez buluşacak Nükhet Duru ile Yaşar, Şebnem Ferah, Ziynet Sali ve Sıla sahne alacak. Cem Adrian, müzik hayatındaki 10. yılını 13 Eylül’de Bostancı Gösteri Merkezi’nde gerçekleştireceği konser ile kutluyor. Özel gecede, sanatçıya, Aylin Aslım, Derya Köroğlu, Halil Sezai, Redd, Hayko Cepkin, Hüsnü Arkan, Melis Danişmend, Murat Yılmazyıldırım ve Umay Umay gibi değerli isimler eşlik edecek. Emel Sayın ve Selami Şahin, bir döneme damgasını vurmuş olan gazino eğlencelerini, 4-5 Eylül’de KüçükÇiftlik Park’ta yeniden yaşatacak. Teoman ve Duman, İzmir, Ankara, Antalya ve Bursa’da devam edecek konser serisine 18 Eylül’de KüçükÇiftlik Park’ta başlayacak. 42 Bu ay; Flört ve Hey Douglas, Serkan Soyak, Yüksek Sadakat, Sahte Rakı, Redd, Patron performanslarına ev sahipliği yapacak Bronx Pi Sahne’de, 17 Eylül’de Romanyalı progresif death metal dörtlüsü Taine, İstanbullu Thrown to the Sun ile birlikte sahne alacak. İstanbul Hayal Kahvesi’nde, Son Feci Bisiklet, Murat Yılmazyıldırım, Ediz Hafızoğlu-Nazdrave, Can Güngör, No Land, Adamlar, Vega, Vera, Güntaç Özdemir, Pinhani, Jehan Barbur, Saze, Bulutsuzluk Özlemi ve Cihan Mürtezaoğlu konserleri var. Jolly Joker İstanbul, Model, Yaşar, Ceyl’an Ertem, Yıldız Tilbe, Feridun Düzağaç, Fettah Can, Koray Avcı, Levent Yüksel, Halil Sezai, Yeni Türkü ve Mehmet Erdem’i konuk edecek. Jessie J İstanbul’da… Son hiti “Bang Bang” ile müzik listelerini altüst eden günümüzün çarpıcı pop idolü Jessie J, 11 Eylül’de, Volkswagen Arena’da hayranlarıyla buluşacak. Salon İKSV’de 10 Eylül’de multi-enstrümantalist, prodüktör ve müzisyen Luis Vasquez; post-punk, darkwave projesi The Soft Moon etkinliğini sahneleyecek. Aynı salonda 12 Eylül’de ABD’li folk-rock, indie-rock müzisyeni Angel Olsen konseri var. BİR DÜNYA KONSER yıldız yağmuru... ANTALYA ANKARA Yeni albümü “Tango” ile sevenlerinin karşısına çıkan Şevval Sam, geniş repertuvarıyla 17 Eylül’de Muratpaşa Konuksever Stadı’nda Antalya’lılarla buluşacak. Antalya Jolly Joker’de, Eylül boyunca, Koray Avcı, Levent Yüksel, Haktan, Halil Sezai, Selami Şahin ve Model sahne alacak. Süperstar, sokak hayvanları için başkentte… Ajda Pekkan, 12 Eylül’de Fransa Büyükelçiliği Bahçesi’nde sahne alıyor. Sponsorlar ve bilet satışından elde edilecek tüm gelir, Türkiye’nin ilk ve modern Sokak Hayvanları Yaşam Parkı’nın hayata geçirilmesi için kullanılacak. Sahnelerden… Anadolu Rock’ın yaşayan efsanesi Erkin Koray, 10 Eylül’de, If Performans Hall’da başkentli hayranlarıyla buluşacak. Eylül ayı içinde, Ankara Jolly Joker’de sırasıyla Koray Avcı, Levent Yüksel, Serkan Kaya, Selami Şahin, Gökhan Tepe, Yıldız Tilbe, Yaşar, Model sahne alacak. Noxus’ta, 163 ve Bulutsuzluk Özlemi; Passage’da, Rocka ve New York Gypsy All-stars; Nefes Bar’da, Müdüriyet, Pluton, Hüsnü Arkan konserleri var. Salonlarda… Cem Adrian’ın Ankara konseri 19 Eylül’de MEB Şura Salonu’nda… Ankara Devlet Klasik Türk Müziği Korosu, 3, 10 ve 17 Eylül’de Şef Haluk Derinöz yönetimindeki ücretsiz konserlerle Resim Heykel Müzesi’nde olacak. İZMİR Sibel Can, 12 Eylül’de İzmir Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda hayranlarıyla buluşacak. Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu’nda, 16 Eylül’de Cem Adrian sahne alacak. Ooze Venue’de ise bu ay Koray Avcı, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Yeni Türkü, Halil Sezai, Simge Sağın, Hayko Cepkin, Mabel Matiz, Yaşar konserleri var. Yaşar, 4 Eylül’de de Hayal Kahvesi Çeşme sahnesinde! 43 BİR DÜNYA FESTİVAL FESTİVALLERDEN Aspendos’ta opera ve bale zamanı! 22. Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali 5-24 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek. Avrupa Festivaller Birliği’ne 2003’te giren ve İngiltere’de yayınlanan Independent gazetesinin; dünyanın dört bir yanında düzenlenen opera festivalleri arasında yaptığı araştırmada en iyi 10 festival arasında 5. sırada yer verdiği Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali, 22. kez düzenleniyor. Festival boyunca, evrensel müziğin sesi 2000 yıllık Aspendos Antik Tiyatrosu’nun sunduğu olağanüstü akustikle Antalya’nın eşsiz doğasında yankılanacak. Festival, 5 Eylül Cumartesi günü, Mersin ve Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin vereceği Gala Konseri ile başlayacak. 8 Eylül’de İzmir-Mersin-Antalya Devlet “İstanbul nefes alıyor!” 4. Uluslararası Klarnet Festivali 10-20 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da! 54 Toplum İçin Sanat Derneği (TOİSAD) tarafından gerçekleştirilen festivalin sanat direktörlüğünü dünyaca ünlü klarnet sanatçısı Serkan Çağrı üstleniyor. “İstanbul Nefes Alıyor” sloganı ile yola çıkan Uluslararası Klarnet Festivali, İstiklal Caddesi’nde, 13 Eylül’de saat 13:00’te rengarenk bir karnaval - kortej ile başlayacak. Tarihi Opera ve Balesi sanatçıları, Igor Stravinsky’nin “Ateş Kuşu-İlkbahar Ayini” adlı balesini sahneleyecek. Ankara Devlet Opera ve Balesi, 11 Eylül’de Revaz Gabichvadze’nin “Hamlet” balesi, 16 Eylül’de Selman Ada’nın “Ali Baba & 40” operasıyla Antik Tiyatro’ya çıkacak. 20 Eylül’de Kore Ulusal Operası ile Antalya Devlet Opera ve Balesi, June Hee Lim’in “Ruh İkizi” operasını sahneye taşıyacak. 23 ve 24 Eylül’de Antalya Devlet Opera ve Balesi ile Türksoy Opera ve Bale Yıldızları’nın konserleri var. Beyoğlu tramvayına eklenen özel sahne de coşkuyu artıracak. Festival boyunca şehrin pek çok noktasında, meydanlarda, metro istasyonlarında, Ada vapurlarında konserler gerçekleşecek. Festivalin ana konserleri, 17, 18 ve 19 Eylül akşamları CRR Konser Salonu’nda düzenlenecek. 17 Eylül’deki “Ustaya Saygı” konserinde Barış Manço anılacak. Sanatçının unutulmayan şarkılarını Cansu, Doğukan Manço, Fettah Can, Gökhan Tepe, Hakan Aysev, Keremcem, Mine Mucur, Öykü Gürman, Yavuz Bingöl ve Zara, klarnet sanatçısı Serkan Çağrı eşliğinde icra edecek. 18 Eylül’de caz ve gypsy müziğinin karışımıyla damaklarda muhteşem bir lezzet BİR DÜNYA FESTİVAL Nilüfer Müzik Festivali Bursa Nilüfer Belediyesi’nin, ilk kez düzenleyeceği Nilüfer Müzik Festivali, Balat Ormanı’nda 5-6 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek. Yerli ve yabancı bir çok sanatçının sahne alacağı Nilüfer Müzik Festivali’nin öne çıkan isimleri Şebnem Ferah ve MFÖ. Festivalin tüm bilet geliri Tohum Kütüphanesi Projesi’ne destek vermek için Ekoloji Derneği’ne bağışlanacak. Avrupa... Bodrum 6. Barok Müzik Festivali Karya Kültür ve Sanat Derneği’nin (KARSANAT) her yıl düzenlediği Bodrum Barok Müzik Festivali’nin altıncısı, 4- 5 ve 6 Eylül tarihlerinde, 3 bin yıllık tarihi Antik Tiyatro’da gerçekleştirilecek. Üç gün sürecek festivale yerli ve yabancı 19 sanatçı konuk olacak. 4 Eylül’de Karya Türk Müziği Topluluğunun “Bir Hoş Sada” adını verdikleri açılış konseriyle başlayacak olan festival, 5 Eylül’de Karya Barok Topluluğunun “Venedik Karnavalı” adlı konseriyle devam edecek. 6. Bodrum Barok Müzik Festivali, 6 Eylül’de, Avusturya’dan Les Accords Extraordinaires Topluluğunun “Sıra Dışı Akorlar” adlı konseriyle son bulacak. Saat 21.00’de başlayacak konserlerin tümü halka açık ve ücretsiz olarak gerçekleşecek bırakan NY Gypsy All Stars, Hindistan’ın perküsyon üstadı Trilok Gurtu, çağdaş Türk müziğinin önde gelen isimlerinden piyanist Tuluğ Tırpan’ın yer aldığı “Dünya Tek Nefes” konseri var. Rebetiko müziğinin güçlü sesi, Yunanistan’ın dünyaca ünlü ismi George Dalaras ile Türkiye’nin güçlü nefesi klarnet sanatçısı Serkan Çağrı’yı buluşturan “Sevda Sesleri” konseri 19 Eylül’de… Uluslararası Klarnet Festivali’nde sahneye çıkacak müzisyen ve gruplar arasında Ivo Papazov ve Trakia Band, The Dakato Jim Band, Ghassan Abu Haltam ve Umman Rouh Trio, Barcelona Gipsy Klezmer Orchestra da yer alıyor. Lollapalooza Berlin Carnaval Latino Latin müziği tutkunlarını bir araya getiren Carnaval Latino, 6 Eylül’de İstanbul Life Park’ta gerçekleşiyor. Salsa, cha cha ritimleri ve Latin Amerika’nın esintileriyle tarzını şekillendiren Mercadonegro Orkestrası, renkli karakterleri ve durmadan dans ettiren temposuyla Rodrigo ve dansçıları, Türkiye’ye Latin müziği sevdiren Ayhan Sicimoglu & Latin All Stars, festivalde sahne alacak isimler arasında... 1991’de Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan yılında başlayan Lollapalooza; Arjantin, Brezilya ve Şili’den sonra ilk kez Amerika kıtaları dışına çıkıyor. Alternative rock, punk rock, heavy metal, pop, hip hop, EDM müzisyenleriyle hayranlarını buluşturan festivale Berlin’deki eski havalaanı Flughafen Tempelhof ev sahipliği yapacak. Lollapalooza Berlin 12-13 Eylül’de… Bestival 2015 Büyük Britanya’nın güneyindeki Wight Adası’nda 10-13 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek Bestival, 4 günlük bir müzik şöleni vaat ediyor. Bu yıl “Aşk Yazı” temasıyla düzenlenen festivalin katılımcı listesinde Duran Duran, The Chemical Brothers ve Missy Elliott isimleri öne çıkıyor. 45 Müzik Kitaplığı -Tozlu Raflardan- Neşet Ertaş Kitabı Gönül Dağında Bir Garip Haşim Akman / İş Bankası / Nehir Söyleşi / 2006 “Bu türkü de mi onunmuş?” Türkü seven, türkülerle ilgilenen, türkü dinleyenler arasında bu şaşkınlığı yaşamayan yoktur. Aklımıza, dilimize ve gönlümüze takılan; kimindir, ne zaman yakılmıştır diye düşünmeden çaldığımız, söylediğimiz, mırıldandığımız türküler, bir de bakarız, Neşet Ertaş’ındır. Şimdiyi, tam şu anda içinde bulunduğumuz ruh halini anlatan türküler de onundur, çok uzak geçmişlerin, artık çoktan gerilerde bıraktığımızı zannettiğimiz başka hayatların, başka toprakların sesini havalandırarak bize getiren türküler de... Bir bakarsınız gönlünüzün bam telinden yakalanmış, takılıp kalmışsınızdır Neşet Ustanın binlerce yıllık Abdal birikiminin ürünü gırtlak nağmelerine. Neşet Ertaş, sadece türkülerinin havalarıyla, bugüne kadar aşılamayan ses ve saz ustalığıyla havalandırmaz insanı. Türkü sözleriyle, pek açığa vurmadığı düşünce dünyasının kapısını aralar: “Evvelim sen oldun, ahirim sensin/ Batınım sen oldun, zahirim sensin” diyerek çarpar insanı. “Biz erkekler olarak insanoğluyuz. İnsan, bizim analarımızdır. Biz erkekler olarak insanoğluyuz ve insana benzeriz. Onların yüzü suyu hürmetine biz de insanız” diyen engin gönlün kaynağına, türkü sözlerinde kapısı aralanan Neşet Ertaş’ın o saklı iç dünyasına, bu kitapla gireceksiniz. Ruhi Su Ezgili Yürek Şiirler-Yazılar-Konuşmalar Everest Yayınları / 2006 “Ruhi Su’nun dünyasının kapılarını aralamak için türküleri kadar önemli olan bir başka kapı da söyleşileri, yazıları... Kendi kaleminden, kendi ağzından düşündükleri, yaptıkları, yapmayı amaçladıkları… Ezgili Yürek, Türkiye’nin modern çağının en önemli kültür insanlarından birinin dünyasına çağırıyor sizi. Zamanın akışına direnmeyi başarmış bir ustanın dayandığı ve gücünü aldığı kaynakları bilmek, tüm kültürel hayatımız üzerine bulanıklaşmış görüşlerimizi berraklaştırmamıza yardımcı olacaktır mutlaka.” 46 İşte Benim Zeki Müren Yapı Kredi Yayınları / 2014 Şarkılara duygu seren, çilelere göğüs geren, dertli gönüllere giren “İşte Benim Zeki Müren” sergi kataloğu, sanatçının kendi koleksiyonunda bulunan fotoğrafları, desenleri, kostümleri, gözlükleri, plakları, şiirleri, gazete ve dergi kupürleri ve arşiv görüntülerinden oluşuyor. Katalog, 50’li yıllardan 1980’lerin ortalarına uzanan zaman diliminde hayatını milyonların gözü önünde geçirmiş bir yıldızın belgeseli niteliğini taşıyor. Giydiği fraklar, doldurduğu plaklar, yüzdüğü plajlar, okuduğu okullar, boyadığı desenler, bindiği otomobiller, çıktığı seyahatler, dostlarıyla paylaştığı geceler, sinemada ve tiyatroda oynadığı karakterler bir bir mercek altına alınırken, okuyucular Türkiye’nin modernleşme serüvenine, toplumsal dönüşümüne ve değişen eğlence alışkanlıklarına dair zengin ipuçları elde edecek. -Yeniler- BİR DÜNYA KİTAP Müzik Atlası Ulrich Michels, Gunter Vogel Alfa Yayıncılık “Almanya’nın en bilinen müzik kaynaklarından olan Müzik Atlası, müziğin kuramsal temellerine dair ayrıntılı bir bakış sunmaktadır. Öte yandan müzik tarihini, tarihöncesi çağların kadim anıtsal eserlerinden günümüzün elektronik ve eğlence müziğine varana dek ayrıntılı ve özlü bilgilerle gözler önüne serer. Nota örnekleriyle, haritalarla, kronolojik cetveller ve müziğe dair başka birçok önemli bilgiyle dolup taşmaktadır. Metin sayfalarını destekleyen 250’den fazla renkli sayfa müzikal yapıları daha belirgin ve anlaşılır kılarken öğrenmeyi de daha zevkli hale getirir.” Gelenekten Geleceğe Makamsal Türk Müziği Ülkü Özgür, Salih Aydoğan / Arkadaş Yayıncılık “Besteciler üretici kimlikleriyle ezgileri ilmek ilmek dokurken, müzik bilimciler araştırmacı kimlikleriyle kaynakları didik didik taramışlar, ses ve saz sanatçıları ise farklı çevre ve ortamlarda halkla buluşarak repertuarı paylaşmışlardır. Derneklerdeki aktarım etkinlikleri bir yana bırakılırsa, bu üretme, araştırma ve paylaşma çabalarına karşılık, Türk müziğinin eğitim- öğretim boyutu birçok nedene bağlı olarak yıllar yılı bu zincirin dışında kalmıştır. Bu kitapla, Türk müziğine bu kez bir müzik eğitimcisi anlayışı, kavrayışı ve sorumluluğuyla yeni bir katkı sağlanmaya, zincirin halkalarını tamamlamaya çalışılmaktadır.” Halk Türküleri Gülay Mirzaoğlu / Akçağ Yayınları “Dinlenmemiş bir türkü, okunmamış bir mektup gibidir. O isimsiz mektubu okumak; türkünün, belki de yaşamı değiştirecek mesajını çözmek gerekir… Türkülerimiz, el emeği göz nuru bir kilimin parlak renkleri gibi, baştan sona güçlü duygularla yiğitliği ve güzelliği, aşkı ve ayrılığı, yürekleri dağlayan gurbeti anlatır. Bu anlatım musıkinin gölgesinde, sınırsız içtenliğiyle öylesine etkili dil oluşturur ki, parlak ve berrak renkler gibi, güçlü duygularla yoğrulmuş türkülerin bu büyülü dilini biraz olsun anlamak gerekir. Türküler toplumun geçmişten gelen en güçlü sesidir. Güçlü sesler, gizemli öyküler, eşsiz bir sanatta, ancak böylesine güzel dile getirilebilir…” Kitaplarla ilgili metinler, tanıtım bültenlerinden alınmıştır. Dünya Müziği Philip V. Bohlman Dost Kitabevi Yayınları “Kısaca dünya müziği olarak adlandırılan kültürel çeşitliliğin özünde bir karşılaşmalar tarihi olduğu önermesini savunuyor bu çalışma. Hac kafilelerinin terennüm ettiği ilahilerden Yiddiş halk şarkılarına, melez müziklerden ulusal marşlara kadar çok geniş bir yelpazede tartışıyor temel öncüllerini. Bugün de süregelen bu karşılaşmaların çoğu kez müzikal bağlamda verilen basit yanıtları aşan bir kültürel çokrenklilik sunduğunu ileri sürüyor. Grammy Ödüllerinden Marley ve Dibango’ya, Eurovision Şarkı Yarışmasından Bartók’un derlediği halk şarkılarına, ilk öncülerden modern kayıt-miksaj stüdyolarına kadar dünya müziğinin tarihsel seyrine dair sanatsal ve etnolojik bir çözümleme.” 47 BİR DÜNYA ALBÜM Bir Dünya Albüm r e l i -Yen Merve Özbey “Yaş Hikayesi” Merve Özbey, Ebru Gündeş ve Bengü gibi isimlerin vokalistliğini yapmasının ardından ilk albümünü yayınladı. Kayıtta önceden birlikte çalıştıkları Erdem Kınay’ın besteleri dikkat çekiyor. Özbey’in albümü beste ve söz açısından yeni nesil fantezi etkilenimli Türk pop’u için gayet iyi bir noktada bulunsa da, Özbey’in sesi -özellikle bu tür için- alışılagelmiş kalınlıkta olmadığından bazı dinleyiciler için alışması zor bir deneyim olabilir. “Yaş Hikayesi”, Türkçe pop ve yaz ikilisi için iyi bir tercih. Hayat “Eski Günlerdeki Gibi” Hasan Gürol “Sen Hayatsın” Hasan Gürol’un 5 şarkıdan oluşan “Sen Hayatsın” EP’sinde tüm sözler ve besteler sanatçının kendisine ait. Kısa albümde, Gürol’un gerek sözleri, gerek beste anlayışı açısından özgün müzik etkilenimli bir pop tınısı dikkat çekiyor. Albümden yayınlanan ilk şarkı ve şarkıya ait video “Ben Benim”de de bu durum hakim. Gürol’un sakin ve iddiasız duran vokalini de es geçmemek lazım. Ziynet Sali “No: 6” Sıla Gençoğlu, Efe Bahadır, Mete Özgencil, Fatih Ahıskalı, Ozan Doğulu, İskender Paydaş, Efe Bahadır, Devrim Karaoğlu, Fatih Kocatürk. Sekiz Sıla Gençoğlu ve iki Mete Özgencil şarkısı. Ziynet Sali. Yılın en iyi Türk pop albümlerinden biri. Nokta. 48 “Eski Günlerdeki Gibi” bir EP, 4 şarkılık bir kısa albüm. Okan Atakay ve Elcil Gürel Göçtü’nün söz-besteleri ile kaydedilen albümde yaylıların da etkili olduğu “Sılavari” bir tını mevcut. Kalbe dokunma amacının hemen her noktasında hissedildiği kısa albüm, tatil yöreleri kafe ve plajlarının sıklıkla çalabileceği bir havaya sahip. Özenli bir prodüksiyonun albümün tamamında dikkat çektiğini de eklemekte fayda var. Gökhan Sezen “Asalet” TRT İstanbul Radyosu sanatçısı Gökhan Sezen 9 yıl aradan sonra yeni albümünü Türk Sanat Müziği dinleyicileriyle buluşturdu. Asalet, sanatçının 3. solo albümü... FKA twigs “M3LL155X” Murat EKŞİ [email protected] Tahliah Debrett Barnett’ın sahne ismi FKA twigs. Indietronica ana başlığı altında trip-hop ve PBR&B etkilenimli soundu bu EP’de de devam ediyor, ama biraz daha derinlere uzanıyor sesler ve daha deneysel tınlayabiliyor. Entelektüel hissiyat ise kaydın her yerinde kendini rahatça belli ediyor. Kısa albümler genelde yılın en iyi albümleri listelerinde yer bulamaz ama yılın en iyi albümlerinden biri ile karşı karşıyayız. Gece ve karanlıkla beraber denemeniz ise önerimizdir. Tame Impala “Cuments” Avustralya Perth’lü indie psikedelik-rock grubu Tame Impala’nın bir önceki çok başarılı albüm “Lonerism”den sonra ne yapacağı merak konusuydu. Daha pop tınlayan, temiz soundlu, iletmek istediğini daha açık ve net ifade eden ve bunlarla beraber beste kıvraklığı ve vuruculuğunu bir adım öteye taşıyan “Currents” ile yanıt geldi. Psikedelik-rock tarafındaki ilgililer kadar bağımsız müzik dinleyicilerinin de aynı oranda kalbini çalabilecek ve hatta derinlerden popülerlik yüzeyine kadar uzanabilecek bir iş “Currents”. “2015 en iyi albümler listelerinin hemen hepsinde bir kez daha Tame Impala olacak!” öngörüsüyle sözlerimizi bitirelim. ABD’li dream-pop devi yeni albümünü bizlere sundu. Konu Beach House ise beklenti elbette çok yüksek. Yine rüyalarımızın, hayallerimizin hülyalı seslerle ifadesi, doğrudan duyguları hedef alan beste ve sözler iş başında ve fakat keskinlikleri ve vuruculukları bir önceki başyapıt “Bloom”a göre daha az. Bulutların üzerindeymişcesine bir ses örgüsü ve dinleyeni ele geçirme eylemi yine dream-pop’un bu büyük grubunun basitçe yaptığı işler olarak dikkat çekiyor. Yılın en iyi albümleri listesi için yukarılarda bir yer lütfen! Miguel “Wildheart” Miguel Jontel Pimentel (Miguel)’in üçüncü albümü “Wildheart”. Miguel zaman içerisinde müziğine mesafeyi ve soğukluğu artırarak nu-soul ve PBR&B janrlarına iyice yerleşti. “Wildheart” tam da bu tarzların ifade ettiği tanım kümesine denk düşüyor. Miguel kendini ifade ederken elektronik tınılardan kısmen uzak durarak, gitarlar ve organik bir örgü de kullanarak gerçekçiliğini ortaya koymuş bu albümde. Son derece çekici bir sound ortaya çıkmış böylelikle. Harika besteler ve düzenlemeleri de ekleyin. Bu ayki diğer albümlerimiz gibi prestijli yayın organlarındaki 2015 yıl sonu en iyi albümler değerlendirmelerinde yukarılarda yer bulacak bir kayıt “Wildheart”. 49 Cahit CESUR [email protected] 24 Eylül 1996 “Sanat Güneşi”nin vedası 6 Aralık 1931 tarihinde Bursa’da doğan Zeki Müren, Bursa’da başladığı orta öğrenimini İstanbul’da Boğaziçi Lisesi’nde tamamladı. Henüz ilkokuldayken yeteneği öğretmenleri tarafından keşfedildi ve müzikli okul müsamerelerinde başrolleri oynamaya başladı. Ortaokulu yine Bursa’da, Tahtakale’deki 2. Ortaokulda tamamladı. Ortaokulu bitirdikten sonra babasına İstanbul’a gitme arzusunu dile getirdi. Babasının da onayıyla kaydolduğu İstanbul Boğaziçi Lisesi’ni birincilikle bitirdi. İstanbul’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pek çok yerde sergiledi. Bursa’da Tanburi İzzet Gerçeker’den solfej ve usul dersleri aldı. 1949 yılında, Boğaziçi Lisesi’nde okurken Agopos Efendi ile Udi Kirkor’dan aldığı musiki dersleriyle 50 eğitimini sürdü. Daha sonra, fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli’den çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan’dan, Sadi Işılay’dan, Kadri Şençalar’dan yararlandı. 1950’de sınavla İstanbul Radyosu’na girdi. İstanbul Radyosu’nda 1951’de, canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bundan sonra Türkiye radyolarında düzenli olarak okumaya başladı. Radyo programları 15 yıl sürdü; bunların çoğu canlı yayın programlarıydı. Müren bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi. Zeki Müren 600’ü aşkın plak, kaset, CD doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı Şükrü Tunar’ın “Bir Muhabbet Kuşu” güfteli şarkısıdır. Müren 1955’te, “Manolyam” adlı şarkısıyla Türkiye’de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü’nü kazandı. Zeki Müren Türkiye’de en çok konser veren ses sanatçılarının başında gelmektedir. Bir yılda 100 konser verdiği dönemler olmuştur. 200 dolayında şarkı besteledi. 17 yaşındayken bestelediği “Zehretme Hayatı Bana Cânânım” mısraıyla başlayan acemkürdi şarkı ilk bestesidir. “Şimdi Uzaklardasın Gönül Hicranla Doldu” (suzinâk), “Manolyam” (kürdilihicazkâr), “Bir Demet Yasemen” (nihavend), “Gözlerinin İçine Başka Hayal Girmesin” (nihavend) güfteli eserler, sık sık okunan, en sevilen şarkılarındandır. Zeki Müren, 1954’te “Beklenen Şarkı” adlı filmde sinema oyunculuğuna başladı. Büyük bir ticari başarı kazanan bu filmden sonra şarkılarının çoğunu kendisinin bestelediği 18 filmde daha oynadı. 1955’te Arena Tiyatrosu’nca sahneye koyulan “Çay ve Sempati” adlı oyunda da başroldeki oyuncuydu. Ayrıca “Bıldırcın Yağmuru” isimli bir şiir kitabı vardır. Zeki Müren, kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı yüzünden 1980’den sonra sahne hayatından ve musikiden uzaklaştı. Bodrum’daki evine kapandı, münzevi bir hayat yaşadı. 24 Eylül 1996 Çarşamba günü, TRT İzmir Televizyonu’nda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Kabri, doğum yeri olan Bursa’da Emir Sultan Mezarlığı’ndadır. ZAMAN TÜNELİ 29 Eylül 1887 01 Eylül 1924 10 Eylül 1945 Musiki Muallim Mektebi (MMM) Ankara’da açıldı. İlk gramofon patenti, Alman mucit Emil Berliner tarafından alındı. 1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ile Ankara Cebeci’de bulunan 3 katlı kerpiç bir bina, Cumhuriyetin ilk Müzik Öğretmen Okulu (Musiki Muallim Mektebi) olarak hizmet vermeye başladı. Daha sonra 1928 yılında Avusturyalı mimar Ernest Arnold Egli tarafından projelendirilen bina, 1938 yılında eklenen yeni mekânlarla genişleyerek genç Cumhuriyetimizin ilk “Devlet Konservatuvarı” olacak ve 1985 yılında yeni binasına taşınıncaya kadar geçen süre içerisinde; ünleri ülke dışına taşan birçok sanatçıyı yetiştirecekti. Gramafona kayıt yapma çalışmalarıyla tanınan Alman asıllı Amerikalı mucit Emile Berliner ilk gramofon patentini aldı. Berliner bu önemli buluşunu gerçekleştirdikten sonra The Berliner Gramophone Company şirketini 1895’te The Gramophone Company şirketini 1897’de Londra’da, Deutsche Grammophon şirketini 1898’de Almanya Hanover’de ve Berliner Gramophone Company of Canada şirketini de 1899 yılında Montreal’de kuracaktır. Porto Riko’lu şarkıcı Jose Feliciano dünyaya geldi. Doğuştan kör olarak 11 çocuklu bir ailede dünyaya gelen Porto Riko’lu şarkıcı Jose Feliciano kendine özgü gitar ve vokal tekniğiyle büyük bir şöhrete kavuştu. 17 yaşında, ailesini geçindirebilmek için okuldan ayrıldıktan sonra çeşitli yerlerde sahne almaya başlayan sanatçı, 23 yaşında çıkardığı “Feliciano” adlı albümü ile Grammy Ödülü kazandı. “Rain”, “The Gypsy” ve “California Dreaming” en bilinen şarkılarıdır. 15 Eylül 1975 15 Eylül 1972 Ulvi Cemal Erkin 65 yaşında yaşamını yitirdi. Birinci kuşak çağdaş Türk müziği bestecileri arasında yer alan Erkin, Ankara’da hayata gözlerini yumdu. Besteciliğin yanı sıra orkestra şefliği, piyano öğretmenliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında açılan müzik kurumlarında yöneticilik yaparak müzik devriminin sevilmesi ve yaygınlaştırılması konusunda öncülük etmiştir. Müzik tarihinde Türk Beşleri adıyla anılan sanatçılar arasında yer alır. Pink Floyd’un “Wish You Were Here” albümü piyasaya çıktı. Pink Floyd, felsefi şarkı sözleri, yenilikçi albüm kapakları, etkileyici sahne şovları ile dünya çapında en çok albüm satmış ve modern müzik tarihini etkilemiş, dünya çapında başarıya ulaşmış rock grubudur. Grup, dünyada en çok satan rock albümü “Dark Side of the Moon”dan sonra “Wish You Were Here” adlı albümü piyasaya çıkardı. Pink Floyd’un en önemli albümlerinden birisi olan “Wish You Were Here”, grubun kurucularından David Gilmour ve Rick Wright’a göre ise grubun en iyi albümü. 51 ZAMAN TÜNELİ 20 Eylül 1985 18 Eylül 1993 Nida Tüfekçi vefat etti. Türk folklorunun müzik ve oyun dallarında yurt içinde ve yurt dışında seçkin bir yer edinmiş, kültürümüze yapmış olduğu katkılarla halk müziği dünyasına damgasını vurmuş olan Nida Tüfekçi, 1947’den itibaren Ankara Radyosu’nun Yurttan Sesler kayıtlarında ses ve saz sanatçısı olarak görev aldı, 1953 yılından itibaren başta Ankara Radyosu olmak üzere TRT’nin birçok biriminde yöneticilik yapmış, yaptığı çalışmalarla Türk Halk Müziği’ne çok değerli katkılarda bulunmuştur. 1991 yılında Kültür Bakanlığı tarafından “Devlet Sanatçısı” unvanı verilen Nida Tüfekçi 18 Eylül 1993 tarihinde İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. Ruhi Su geçirdiği beyin kanaması sonucu hayata veda etti. Türk Halk Müziği sanatçısı Ruhi Su, geçirdiği beyin kanaması sonucu hayata veda etti. Türkülere olan tutkusu çocuk denecek yaşında başlamış ve neredeyse tüm hayatını Türk Halk Müziğine adamış olan Su, kayıtlarında, bilinen Türk Halk Müziği parçalarını bas bariton sesi ve bağlama eşliğinde kendine özgü üslubuyla yorumlamıştır. 22 Eylül 2001 İtalyan tenor Luciano Pavarotti öldü. Enrico Caruso’dan sonra opera dünyasının gördüğü en parlak tenor olan Luciano Pavarotti, 6 Eylül 2007’de Modena’daki evinde ailesi ve yakın dostlarının yanında hayata veda etti. Opera sanatına yepyeni bir çehre kazandıran, Sting ve U2 gibi popüler müzik dünyasının yıldızları ile bir araya gelip şarkı söylemekten çekinmeyen, operayı milyonlarca insana ulaştıran ve sevdiren bu sempatik tenor, pankreas kanserine yenik düştü. 25 Eylül 2012 Neşet Ertaş kansere yenik düştü. Besteci ve müzik yorumcusu Fikret Kızılok hayatını kaybetti. Türk Hafif Müziğine beste ve yorumlarıyla çok büyük emek vermiş, kişiliğiyle kendinden sonra yetişen birçok sanatçıya örnek olmuş Fikret Kızılok, uzun süreli kalp rahatsızlığı sonucu hayata gözlerini yumdu. Kızılok özellikle Anadolu ezgilerinin rock formundaki düzenlemeleriyle büyük başarı sağladı. Tamzara, Hereke, Uzun İnce Bir Yoldayım, Güzel Ne Güzel Olmuşsun, Silifke’nin Yoğurdu, Ay Osman ve Benim Aşkım Beni Geçti bu türdeki çalışmalarından bazılarıdır. 52 06 Eylül 2007 Abdallık geleneğinin son temsilcisi, Türk halk ozanı ve halk müziği şarkıcısı Neşet Ertaş yakalandığı prostat kanserine yenik düştü. Yaşamı boyunca Türk halkı tarafından çok sevilen ve adeta yaşayan bir efsaneye dönüşen Ertaş, kendisine teklif edilen Devlet Sanatçılığı unvanını kabul etmemişti. 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görülmüş, bağlamadaki tavrı ve türküleri konservatuvarlarda ders olarak okutulmuştur. Müziğin her rengi TRT radyolarında… BESTEKAR AVRUPA KONSERLERİ BİZİM ELLER Türk Sanat Müziği bestekarlarının eşsiz eserlerinin en iyi icraları… Taksimden gazele, tangodan kantoya, saz eserlerinden beraber ve solo şarkılara kadar her form ve türden örnekler… Programın yapımcısı Alparslan KARAİBRAHİM. “Bestekar” her Çarşamba 16.05’te TRT Nağme’de… Programda Avrupa Yayın Birliğine üye ülkeler bünyesinde gerçekleştirilen konser, festival, resital gibi etkinliklerin kayıtları yer alıyor. Yapımcılığını Esra İLKKURŞUN’un yürüttüğü “Avrupa Konserleri” Pazartesi günleri 10.30’da Radyo-3’te… Türk Halk Müziğinin seçkin örneklerinin sunulduğu programın yapımcıları: İsmail BİNGÖL, Feridun Fazıl ÖZSOY, Mehmet ŞAHİN, Azer YILMAZ AYDIN, Hafize BATMAZ, Selma TALAR, Alev Devrim ALTUN, Hande Zeynep ŞENGÜL, Feyza YILMAZ, Cihat KALPAR, Gökhan KOZ. “Bizim Eller” her gün 17.00’de TRT Türkü’de… 45 DEVİRLİK İZLER BAŞKA YOLLAR DAHA DÜN GİBİ Türkiye, toplum, müzik, Türk pop müziği nerelerden nerelere gelmiş? Yaşanan toplumsal olaylar bu müziği nasıl etkilemiş; müzik ve yaşam birbirini nasıl beslemiş? 45 Devirlik İzler, anılar, olaylar ve müzikler eşliğinde yakın geçmişin izlerini sürüyor. Didem Güneri Öztaşbaşı’nın Murat Meriç ile birlikte hazırlayıp sunduğu 45 Devirlik İzler her pazartesi saat 16.00’da Türkiye’nin Sesi Radyosu’nda… Ziya CELAYİRLİOĞLU, hazırlayıp sunduğu programda, Caz müziğinin son 30 yılından örnekleri dinleyicilerle buluşturuyor. “Başka Yollar” her salı 23.00’te, TRT Radyo-3 caz kuşağında sizlerle... Türkçe sözlü popüler müzik tarihimizde yer eden solist, topluluk ve orkestraların icraları ve tarihsel gelişimleri… Yapımcılığını Özkan PEKEŞEN’in üstlendiği “Daha Dün Gibi” her Cumartesi 21.00’de TRT FM’de...
Benzer belgeler
pdf olarak indirmek için tıklayınız
“Yurtlar Sesler Korosu”nun çekirdek kadrosunda yer aldı. “Yanık” sesiyle aslına tamamen uygun icra ettiği türküleri kuşaktan kuşağa herkese sevdirdi. Sahnede çığır
20 Eylül 1992: Kürt bilgesi "Ape" Musa Anter katledildi | Marksist.org
8. Leyla Gencer Şan Yarışması’nın Haziran ayı içerisinde Paris, Londra,
Berlin, Milano, Varşova ve İstanbul’da yapılan ön elemelerine 24 farklı
ülkeden 32 yaş altı 100 genç şancı katıldı.
Ön elemel...
Dil Anlatır - trt tsr-türkiye`nin sesi radyosu
geçen Gazi Mustafa Kemal, kurduğu Cemiyetin
beklenen çalışmaları yapabilmesi için tatil süresince bu yeni eseriyle yakından ilgilenmeyi sürdürecektir. Yalova’da dil işi için Türk tarihine çizdiği p...