NEVŞEHİR TARİH VE KÜLTÜR SEMPOZYUMU
Transkript
NEVŞEHİR TARİH VE KÜLTÜR SEMPOZYUMU
NEVŞEHİR ÜNİVERSİTESİ KAPADOKYA ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZİ (NEVKAM) 1.Uluslararası NEVŞEHİR TARİH VE KÜLTÜR SEMPOZYUMU BİLDİRİLERİ 16-19 Kasım 2011, Nevşehir 4 Cilt Editör Yrd. Doç. Dr. Adem ÖGER 1. Uluslarası Nevşehir Tarih ve Kültür Sempozyumu Bildirileri Nevşehir Üniversitesi Yayınları: 2 Editör Yrd. Doç. Dr. Adem ÖGER ISBN: 978-605-4163-02-1 (tk) 978-605-4163-07-6 (4.cilt) 1. Baskı Nisan, 2012 / Ankara Kapak ve Sayfa Tasarımı Grafik-Ofset Matbaacılık Reklamcılık Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. 1. Cadde 1396. Sokak No: 6 06520 (Oğuzlar Mahallesi) Balgat-ANKARA Tel : 0 312. 284 16 39 Pbx Faks : 0 312. 284 37 27 E-mail : [email protected] Web : grafiker.com.tr Baskı, Cilt Ofset Yayıncılık Ltd. Şti. Kazım Karabekir Caddesi Ali Kabakçı İşhanı 85/3 İskitler-ANKARA Tel : 0 312. 384 00 18 Faks : 0 312. 342 16 52 DESTEKLERİ İÇİN Nevşehir Valiliği’ne, Nevşehir Belediyesi’ne, TÜBİTAK’a, Avanos Belediyesi’ne, Başdere Belediyesi’ne, Çat Belediyesi’ne, Derinkuyu Belediyesi’ne, Göre Belediyesi’ne, Gülşehir Belediyesi’ne, Göreme Belediyesi’ne, Hacıbektaş Belediyesi’ne, Kavak Belediyesi’ne, Mustafapaşa Belediyesi’ne, Uçhisar Belediyesi’ne, Ürgüp Belediyesi’ne TEŞEKKÜRLERİMİZLE İÇİNDEKİLER BİLDİRİLER (Bildiriler Alfabetik Olarak Sıralanmıştır) Hatice KETEN - Gülçin KARACA Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği ...................... 5 Hava SELÇUK Mürûr u Ubûr Edenlerin Gözüyle Hacıbektaş: Seyahatnameler, Salnameler ve Şer’iyye Sicillerine Göre Hacıbektaş’ın Tarihi ............................. 33 Hülya YAVUZ ÖZDEN Organik Mimarlığın Ürgüp Bölgesindeki Uygulamaları ve Günümüz Organik Tasarımları İle İlişkileri ....................................................... 53 Hüseyin BENLİ Nevşehir ve Çevresindeki Üzüm Bağlarının Kullanılmayan Asma Yapraklarının Ülke Ekonomisine Kazandırılması Üzerine Bir Çalışma ..... 65 Hüseyin SARAÇ Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) ............................................ 77 Hüseyin SEVİNDİK Nevşehir İlinde Geleneksel Doğum Uygulamaları ......................................... 115 İbrahim Ethem ÖZKAN Türk Soy, Boy ve Oymak Adlarının Nevşehir Yöresi Yer Adlarına Yansıması ... 131 İbrahim İLHAN - Emine YILDIZ KALE - Neşe ACAR Nevşehir’de Yeşil Yıldız Projesi’nin Uygulanamamasının Gerekçeleri ............. 137 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi ........................................................ 153 İdris Nebi UYSAL Nevşehir Ağızlarında Kullanılan Deyimler ..................................................... 195 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN Küreselleşme ve Kültürler Arası İletişim Sürecinde Nevşehir İli Destinasyonlarında Bir İmaj Geliştirme Girişimi Olarak Web Tasarımı Modeli ........................................................... 211 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN- Nimet ÖNÜR Gelişmiş Avrupa Ülkelerinin Destinasyonlarıyla Nevşehir Turizm Destinasyonu Web Siteleri Üzerinde Karşılaştırmalı Bir Analiz: Farklılıklar, Benzerlikler, Öneriler .................................................................. 233 İlyas GÖKHAN İslam-Bizans Mücadelesi’nde Orta Kapodokya Bölgesi (640–962) ................ 255 İmran GÜNDÜZ ALPTÜRKER Hırka Dağı’ndaki Ardıç Ağacı Üzerine Anlatılan Efsaneler ............................. 271 İrfan MORİNA Fraşeri Kardeşlerin Arnavut’luktaki Bektaşiliğe Katkıları ................................ 291 Janos SİPOS Birkaç Nevşehir Türküsü ve Onların Avrasya Paralellikleri Hakkında .............. 305 Kadri H. YILMAZ Nedim’in Şiirlerinden Hareketle Damat İbrahim Paşa ve Faaliyetleri .............. 317 Kemal GURULKAN Arşiv Belgeleri Işığında Nevşehirli Ulema ve Hizmetleri ................................. 325 Kevser DEĞİRMENCİ XX. yy. Başlarında Nevşehir Hapishanesinin Genel Durumu .......................... 339 Kezban SÖNMEZ Nevşehir İli Ürgüp İlçesinde Düğün Adetleri ve Çeyiz Geleneği ..................... 355 Kubilay KOLUKIRIK- Günsu YILMA “Ürgüplü Refik Başaran ve Türk Müzik Kültürüne Katkısı” ........................... 373 Lütfi BUYRUK Kapadokya’da Butik Otel İşletmeciliğinin Gelişimi ve Sorunları ..................... 391 M. Fatih MÜDERRİOĞLU Nevşehir ve Çevresindeki Osmanlı Camilerinden Örnekler ............................ 405 Murat ÖNTUĞ- Hüseyin SARAÇ Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800).................... 423 GELENEKSEL GİYSİ MOTİFLERİNDEN OLUŞTURULAN KADIN YELEĞİ ÖRNEĞİ THE EFFICIENCY OF CAPPADOCIA REGION IN TERMS OF VISUAL ARTS Hatice KETEN* - Gülçin KARACA** ÖZET Kapadokya bölgesi, doğal yollarla oluşmuş, estetik açıdan incelendiğinde verimli görseller sunan bir bölgedir. Tarihsel açıdan baktığımızda da birçok sanat ürününü, çeşidini Kapadokya bölgesinde görmekteyiz. Ülkemizdeki bu bölge, yerli ve yabancı sanatçılar açısından izlenim, ilham, sanatsal çıkarımlar sunacak kapasitededir. Bu tarihsel, estetik ve coğrafi yönden zengin alan, resim sanatındaki temel kavram ve ilkelere rehberlik yapması, örnek teşkil etmesi, değerlendirilmesi açısından bir model konumundadır. Bu araştırmanın konusu, Kapadokya bölgesinin görsel sanatlar açısından bir model olarak incelenmesidir. Bu doğrultuda kaynak tarama yöntemi kullanılarak, betimsel bir çalışma yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Görsel Sanatlar, Kapadokya, Nevşehir. ABSTRACT Cappadocia is a region formed by natural means that offers efficient visuals when examined in terms of aesthetic. In terms of history, we can see a lot of art products and species in Cappadocia, too. This region in our country has the capacity to present impressions, inspirations and artistic inferences to native and foreign artists. This area which is historical, aesthetic and rich in terms of geography, is an example in guiding and evaluating the main concepts and elements of visual arts. The topic of this study is to analyze Cappadocia region as a model for visual arts, in this direction appreiciting the literature method was used and a descriptive study has been prepared. Key Words: Visual Arts, Cappadocia, Nevşehir. * Yrd. Doç. Dr., Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Resim-İş Eğitimi ABD., e-posta:[email protected] ** Arş. Gör., Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Resim-İş Eğitimi ABD. e-posta:[email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 5 Hatice Keten - Gülçin KARACA Giriş: Tarihöncesi devirlerden bu yana, pek çok millete ve kültüre ev sahipliği yapmış olan Kapadokya bölgesinin, bu özelliğini coğrafik olarak eşsiz ve kolay yaşanabilen bir yer olmasından aldığı kabul edilebilir. Coğrafik açıdan avantajları olması, bölgeyi, değişik kültürler açısından da tarihin her döneminde zengin kılmıştır. Bu zenginlik, görsel sanatlar alanına kaynaklık etmiş ve ilham vermiştir. Bölge, görsel sanat alanlarında nasıl daha verimli ve faydalı kullanılabilir sorusuna yanıt aramak için, önce bölgedeki tarihi mirası, ardından da coğrafi özellikleri ve biçimleri incelemekte yarar vardır. 1. Kapadokya Bölgesinin Tarihsel ve Coğrafi Yapısı Sınırları yüzyıllar içinde birçok kez değişmiş olmasına karşın, Kapadokya bölgesi, kabaca günümüzün Nevşehir, Niğde, Aksaray, Kayseri; kısmen Sivas, Kırşehir, Malatya illerini kapsayan coğrafya olarak tanımlanabilir (Pekak, 2009) (Resim 1). Kapadokya büyülü doğası ve barındırdığı kültürler gereği her dönemde dikkat çekmiştir. “Değişik görüntülere sahip olan Kapadokya ile ilgili ilk bilgilere Heredos metinlerinde rastlanır. Guillaume de Jerphanion’un 1907 yılında gezdiği ve 1925-42 yılları arasında yayımlanan 3 ciltlik inceleme kitabı, dünyanın ilgisini bu bölgeye çekmiştir”(Koray, 1996, 1). Resim 1. Kapadokya haritası Kaynak: http://www.cappadociaonline.com/images/bolge1x.jpg 6 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği “Kapadokya bölgesi doğal, mistik ve artistik görüntüler içeren bir bölge olmasıyla birlikte, bu ilginç doğal oluşumların içince yaşayan geçmiş uygarlıklar ve bu uygarlıkların kültürlerine de değinmek gerekir. Aynı zamanda “bölgenin doğu ve batı arasındaki elverişli konumu, kaya oluşumlarıyla kolay korunma sağlanması, çeşitli kavimlerin yaşayabilmesine olanak sağlamıştır.” Kapadokya bölgesinin verimli yapısı da buraya yerleşimleri arttıran bir özellik olmuştur (Koray, 1996, 6)”. Dünya tarihinin ve Kapadokya’nın bilinen ilk büyük uygarlığı M.Ö.2500 yıllarında yaşamış olan Hattilerdir. 1960’da yapılmış olan Çatalhöyük kazılarında M.Ö.6700-5700 yıllarına tarihlenen Neolitik yerleşim yerleri bulunmuştur (Koray, 1996). Çuhadar (1988), bu yerleşim yerlerinde bulunan alet, çanak çömlek, heykel ve mühürleri dikkate değer örnekler olarak tanımlamaktadır. Bulunan yerleşim yerindeki evler resimlerle süslenmiş olup, bunlardan en çarpıcı örnek, M.Ö.6200’e tarihlenen ve ilk manzara resmi olarak kabul edilen ev planlarının gerisinde Hasan Dağı’nı gösteren duvar resmidir (Resim 2). Resimde volkanik aktivite, ağır duman bulutları, akan lav, fırlayan taşlar resmedilmiştir. Resim 2. Çatalhöyük duvar resmi, M.Ö. 3000. Kaynak: Koray, 1996: 9 Hititler de M.Ö.2000 yıllarında bölgeye yerleşen bir diğer uygarlıktır. Yörükoğlu (1990: 77), Hititler hakkında şunları belirtmektedir: “Kayalar üzerine resim yapma konusunda uzman olan Hitit halkına, kayalar üzerindeki oyuk ve mağaralar ilham vermiştir. Doğal mağaralardan yararlanılarak kendileri de yeni mağara-tünel ve odalar açmışlardır. Neolitik dönemlerden kalma olup kullanılmakta olan yeraltı yerleşimleri örnek alınmıştır.” Kaya 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 7 Hatice Keten - Gülçin KARACA oyma ve biçimlendirme konusunda örnekler göstermiş olan Hitit Uygarlığı, aynı zamanda, Anadolu’da heykelciliği başlatan uygarlıktır. Hititler’e ait Kapadokya’da en belirgin buluntular, aslan, boğa ve boynuz motifleridir (Korat, 2010) (Resim 3). Resim 3. Güllüdağ Aslanları, Kayseri Arkeoloji Müzesi Kaynak: Korat, 2010: 24. Frigler de bölgede M.Ö.800 yıllarında kurulmuştur. Efsanelere konu olan Kral Midas Friglerin hükümdarıdır. Frigler Tanrıça Kybele’ye inanmakta olup, eserlerinde Hitit sanatıyla beraber Yunan sanatının etkileri de görülmektedir (Koray, 1996) (Resim 4). Resim 4. Gordion, Frig Vazo, M.Ö.700. Kaynak: Koray, 1996: 13 8 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği M.Ö.546 tarihinde Anadolu’ya Persler egemen olmuşlardır. Kapadokya bölgesi bu dönemde Güzel Atlar ülkesi anlamına gelen Katpatukya ismini almıştır. Bölge M.S.1. yüzyıl Roma dönemine kadar bağımsız krallıklarca yönetilmiştir. Bölgede, Bizans ve Roma döneminde tüf kayalara oyulmuş kiliseler, şapeller, manastırlar, keşiş hücreleri ve birbirine dehlizler ve kuyularla bağlı, yer altı kentleri yapılmıştır. Ihlara Vadisi, Zelve, Çavuşin, Ürgüp, Göreme, Avanos, Belisırma Vadisi, Avcılar, Uçhisar, Ortahisar ve Soğanlı Vadisi’ne yüzü aşkın kilise ve manastır bulunmaktadır. (Eczacıbaşı, 2008; Koray, 1996) (Resim 5). Bu dönemde ve sonrasında Kapadokya’da Hıristiyanlık konulu resimler yapılmıştır (Resim 6, Resim 7). Resim 5. Güzelyurt, Aziz Anargirios Kilisesi. Kaynak: Korat, 2010: 301 Resim 6. Göreme Çarıklı Kilise. Çarmıh sahnesi. Kaynak: Korat, 2010: 125 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 9 Hatice Keten - Gülçin KARACA Resim 7. Ihlara Vadisi, Kokar Kilise Kaynak: Korat, 2010: 137. Resim 8. Kayseri Ulu Camii Sütunları. Kaynak: Korat, 2010: 313. Kapadokya, Türk boyları ve Selçukluların bölgeye yerleşmelerine kadar geçen süre içinde Hıristiyanlığın geliştiği bir bölge olsa da, daha sonraki dönemlerde, bölgenin bu özelliği zarar görmemekle birlikte, bölge kültürü daha özgür bir hal almış, kiliselere zarar verilmeden, camiler de yapılmıştır (Koray, 1996) (Resim 8). “Türkler Anadolu’ya Orta Asya’dan sürekli akınlarla ve göç yoluyla gelmişlerdir. Türkler hoşgörüye dayanan iradeleriyle büyük bir bölümü Hint Avrupa kökenli Anadolu halkının sevgisini kazanmışlardır. Müslümanlığı kabul eden Türk oluyor, böylece 1071’den başlayarak Türklerle yerliler kaynaşıyordu. Bu suretle 900 yıl içinde giderek şimdiki Türkiye oluştu. Selçuklular İslam dünyası içinde M.S. 9-12. Yüzyıllarda oluşturulan ilk rönesans hareketinin anlayışı içinde yüksek düzeyde bir hümanist kültür geliştirdiler. Roma çağında olduğu gibi Selçuklular Anadolu’nun sıradağlarla ve çok değişik iklimlerle birbirinden ayrılmış olan bölgelerini sağlam, bakımlı yollar ve taş köprülerle bağlamışlardı. Ticaret kervanları Selçuklu döneminde her biri göz alıcı güzel birer mimarlık yapıtı olan kervansaray- 10 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği larda konaklayabiliyorlardı. Selçuklular Arap İran sanat ve kültürlerinden esinlenmekle birlikte kendilerine özgü bir uygarlık getirdiler. Selçuklu sanatının özgünlüğünü anavatandan getirdikleri Orta Asyalı ögeler oluşturmaktadır (Akurgal, 1990: 228)”. Selçuklu kültürü Karamanlıların 1466 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından yenilmesine kadar varlığını sürdürmüştür. Selçuklular ve Osmanlıların arasında din, soy, dil ve miras bağı olsa da iki toplumu iki farklı sistem olarak algılamak gerekir. Selçuklular eserlerinde figürden kaçınmamışlardır (Resim 9). Aynı zamanda İslam sanatının geometrik formları da Kapadokya eserlerinde görülmektedir (Korat, 2010) (Resim 10). Resim 9. Kayseri-Sivas Yolundaki Sultanhanı’nda aslan başlı çörten. Kaynak: Korat, 2010: 311 Resim 10. Kayseri Gevser Nesibe Giriş kapısı bezemelerinden ayrıntı Kaynak: Korat, 2010: 318 Osmanlı devlet düşüncesinin esası, farklı inançlara sahip çeşitli toplulukları bir siyasi çatı altında toplayıp, adilane bir şekilde idare etmekti (Aktan, 2000). Tüm Anadolu’da olduğu gibi Kayseri’de de yoğun sosyo-ekonomik gelişim ve değişimlerin yaşandığı bir dönem olan 19. yüzyılda, Ermeniler ve Rumlar Müslüman Türklerle beraber yaşamışlardır (Benneth, 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 11 Hatice Keten - Gülçin KARACA 1880). Çok kültürlü Osmanlı İmparatorluğu’nun denetimi altında bulunan bütün bölgelerde olduğu gibi Kayseri’de de rastlanan etnik çeşitlilik ticaret hayatına da yansımış, Kayseri’nin yoğun ve hızlı iktisadi yapısını, canlılığını ve renkli yaşamını oluşturmuştur. Kapadokya’da da bu çok kültürlülükten kaynaklanan eser çeşitliliğini görmekteyiz. Farklı dönemlerde yöresel sanatçılar tarafından zengin bezemeler ve kitabeler ile süslenmiş olan Kapadokya güvercinlikleri de bu eser çeşitliliğine örnektir. Çok renkli boya kullanımı ile yapılandırılan ve Türk-İslam halk resim sanatının öncü örneklerinin sergilendiği güvercinlik süslemelerinde genellikle ise bölgedeki sosyal yaşantıyı yansıtan figürler, bitki ve hayvan motifleri, halı, kilim motifleri, geometrik desenler ve simetrik kompozisyonlara rastlanmaktadır (Büyükmıhçı, 2006) (Resim 11). Resim 11. Osmanlı dönemi güvercinlik örneği Kaynak: Büyükmıhçı, 2006: 106. İçinde yaşadığımız 21. yüzyılda ise Kapadokya, ilk uygarlıklardan bu yana değişmeyen tarım, hayvancılık, bağcılık, şarap yapımı ve halıcılığa devam etmektedir (Resim 12). Aynı zamanda bu dönemde turizm bölgenin ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır. Kapadokya’da tarih başından beri var olan hümanist kültür, bölgenin bütün dünya ülkelerinin dikkatini çeken bir yer olmasında esas rol oynuyor olabilir. Pek çok farklı milletin, dil, din, ırk fark etmeksizin üstünde yaşadığı bu topraklar, sanatın, diyaloğun, kültürün çıkış noktasıdır. Sürekli bir gelişim ve değişim içinde olan Kapadokya, her dönem, bir sonraki döneme ve dönemlere zemin hazırlamıştır. 12 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği Resim 12. Kapadokya’da üretilen şarap ve Peribacası görüntüsü Kapadokya’nın bugünkü coğrafi yapısının oluşumu ise, bundan 30 milyon yıl önce Hasan Dağı, Erciyes, Melendiz ve Güllüdağ dağlarının bölgeyi lavlarla örtmesiyle başlar. 3. jeolojik devir başında, bu aktif yanar dağlar bazalt içeren kalın ve saydam bir tabaka oluşturmuşlardır. Volkanik faaliyetler sonunda üstte yaklaşık 100 metre kalınlığında tüf tabakası meydana gelmiştir. Kalkerli olan bu tüf, tebeşir tozuyla benzerlik göstermektedir. Ancak havayla etkileşim sonucu sertleşir. Bu tabaka yüzyıllar boyunca büyük rüzgar ve su erozyonuna uğrar. Bunun sonucunda topraklar aşınarak sürüklenmiş, bu aşınmaya dayanabilen kayalar açığa çıkmıştır. Çakıllı ve sert olan küçük kaya parçaları daha büyük kayaların üzerinde kalarak bu günkü peri bacalarını oluşturmuşlardır. Dünyanın pek çok yerinde yanardağ bulunduğu halde Kapadokya’da çok yaygın olan bu yeryüzü şekillerinin ortaya çıkması, bölgenin yalnızca tarihsel miras açısından değil coğrafi nitelikler açısından da eşsizliğinin işaretidir. (Koray, 1996; Tuncel, 1996: 37’den aktaran Korat, 2010). Bölgede toprak renginde de farklılıklar görülmektedir. Bunun nedeni ise püskürüklerdir. Yanardağdan gelen küller, rüzgar etkisiyle yayılıp üst üste birikerek yağmur sularıyla sertleşmiş ve tüf denilen sarı renkli taşı oluşturmuştur. Kısacası bölgede görülen sarı, kırmızı ve beyaz renkli toprakların kaynağı yanardağdan gelen küllerdir. Yalnızca küller değil yanardağdan gelen lavlar da birikerek küllerin üzerini örtmüş ve Kapadokya görüntüsü ortaya çıkmıştır. Yarı kurak iklim bölgelerinde sel yarıntılarıyla dolu yamaçlara kırgıbayır (badlans) denir. Kapadokyada bulunan ve peri bacası denilen yapılar da, vadiler, tepeler ve renkli dalgaları andırarak aşınmış kırgıbayırlardır. (Yılmaz ve diğerleri, 2010). Peri bacaları beyaz ya da kırmızı, 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 13 Hatice Keten - Gülçin KARACA silindirik, konik, mantar tipli veya amorf formlarda olabilirler (Resim 13, 14). Ürgüp, Dervent, ve Uçhisar gibi yüksek noktalarda peribacaları nispeten daha küçük olan kırgıbayırlar, vadilerden aşağı doğru indikçe yüksekliğinin artması ile erozyonun etkisi daha belirgin olur. Bir peribacasının oluşumu hakkında en güzel bilgiyi Zelve Paşabağı veya Çavuşin Alibağı’nda bulunan ve henüz oluşum halinde duran bazalt ve tüf katmanları verir. Ancak her peribacası bu türde oluşmamıştır, Göreme Kızlar Manastırı, Uçhisar Kalesi, Ortahisar, Ürgüp Kalesi gibi mantar başlıklı olmayan, yekpare kaya oluşumları da vardır ( Korat, 2010). Resim 13 - 14. Peri bacası 2. Görsel Sanatlarda Yeni Konu Arayışları Görsel sanatlar hayatımızın özel yansımasıdır. Sanat yapmak için, görsel algıya odaklanmak gerekir. Gözlerimiz (optik alıcılarımız) yardımıyla, beyin sinirlere enerjiyi transfer eder ve ellerimize beceri kuvveti gönderir. Sonuçlanan görsel sanat eserleri, bizim dünyayı nasıl gördüğümüzü anlatan eşsiz bireyselliğimizin ayırıcı ve sözsüz ifadeleridir. Kendimizi sanatımızda ifade etmek için bir araya koyduğumuz şeyler ise, sanat eserinin tasarım ve ya kompozisyonudur. Filozof ve eğitimci John Dewey’e göre tasarım, yapı ve düzen için gerekli bir araştırmadır. Tasarım her yerdedir; doğada, mimaride, dansta, tiyatroda, hayatın bütün aktivitelerindedir (Linderman, 1997). Görsel sanatlarda tasarımı oluşturan ögeler bulunmaktadır, bunlar; tasarım elamanları ve tasarım ögeleri olarak ayrılabilir. Tasarım elemanları; her türlü görsel tasarımda ilk başvurulan yapı taşlarıdır. Bunlar: Çizgi, doku, 14 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği renk, ton, değer, biçim, şekil, mekan (boşluk) olarak belirtilmiştir. Tasarım ilkeleri ise bir sanat eserinin sanatsal değerini oluşturan anlatımlardır. Tasarım elemanlarının bir araya gelmesiyle tasarım ilkeleri, tasarım ilkelerinin sanatsal anlamda kullanımı ile sanat eseri oluşur. Tasarım ilkeleri: Ritim ve hareket, denge, vurgu, bütünlük, çeşitlilik, zıtlık, armoni, oran olarak belirtilmiştir (Alakuş ve diğerleri, 2009; Buyurgan, 2007; Ragans, 1995). Görsel sanat çalışmaları yapmak için, sanatçılar öncelikle bir konu belirlemelidirler. Sanatçı, doğa, insan, iç mekan, dış mekan, tarih, kültür, mitoloji, eşyalar vb pek çok şeyden ilham alarak ve bu gibi konuları kaynak olarak belirleyerek bir çıkış noktası yakalayabilir. Başarılı sanatçılara baktığımız zaman, bu sanatçıların konu ve üslup yönünden bir tutarlılık sergiledikleri görülmektedir. Sanatçılar kimi dönemlerde ise, yaşadıkları ortamdan uzaklaşarak yeni konu arayışlarına yönelmiş, daha önce ele alınmayan konuları çalışmak istemişlerdir. Özellikle Avrupa, Fransız İhtilali’nden sonra sanatta belli bir üslup yakalayamamış, var olan üslupları kullanmıştır. Klasik üsluptan sıkılmış olan sanatçılar ise farklı arayışlara yönelmişlerdir. 1900’lü yıllarda Avrupa’da yaşanılan savaşın bitişinden sonraki düzensizliğin etkisiyle ressamlar, uzak diyarlara gözlerini dikmişlerdir. Örneğin Dominique Ingres (1780-1867), klasik üslubun temsilcisi olan Jacques-Louis David’in öğrencisi olmasına rağmen, Oryantalist resimler yapmıştır (Resim 15). Resim 15. Jean Auguste-Dominique Ingres, Valpinçonlu yıkanan kadın, 1808, Louvre, Paris. Kaynak: Gombrich, 1997: 504. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 15 Hatice Keten - Gülçin KARACA Resim 16. Gericault, Saldıran Süvari, 1812. http://reddragon.kx.cz/theodoregericault.p9.html?page=1 Gericault da, atları ve süvarileri çalışarak, klasik anlayıştan uzaklaşmaya çalışmıştır (Resim 16). Gericault’tan sonra, Delacroix “Hissediyorum da içimde hiçbir zaman başarılamayacak olana duyduğum sonsuz bir özlem var” demiştir. Ressam Eugene Delacroix (1798-1863) da, Akademinin sanatçılara resmettirmek istediği konulardan uzaklaşmak istemiş ve Arap dünyasının renklerini ve süslerini incelemek, daha yoğun renkler ve kısıtlanmamış bir yaşam bulmak için 1832’de kuzey Afrika’ya (Cezayir) gitmiştir. Bell (2009) de, 19. yüzyıl Avrupa’sının kültürel kaygılar içinde ve yeni, uzaklara yayılmış nihengi noktaları bulmayı amaçlıyor olduğunu Empresyonist ressamlardan bahsederek belirtmiş ve Empresyonistlerin Japon sanatına hayran olduklarını vurgulamıştır. 16 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği Resim 17. Paul Gauguin,Te Rerioa (Düş Kurma), 1897, Courtauld Institude Galleries, Londra. Kaynak: Gombirch, 2007: 550. 1890’da Gauguin, sade bir yaşam biçimi bulmak amacıyla Avrupa’dan ayrılıp, dillere destan Güney Denizi Adaları”ndan biri olan Tahiti’ye gitmiştir (Resim 17). Çünkü, Gauguin sanatın yapmacık olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna inanmakta ve Avrupa’da biriken tüm zeka ve bilginin, insanı sahip olduğu en büyük yetenekten güçlü ve yoğun duygulara sahip olma ve bunları açıkça ifade edebilmektenmahrum kaldığını düşünmektedir. Fovlar ve Kübistler de ilkel sanata önem vermişler, Avrupa’nın alışkın olduğu renk ve biçimlerin dışına çıkmak istemişlerdir. Fovizm akımına dahil olan Matisse, Kuzey Afrika’ya seyahatte bulunmuş, kullandığı renkler ve resmi iki boyutlu yüzeye indirmesiyle, ilkel sanatı resimlerine yansıtmayı başarmıştır (Resim 18). Kübist ressamlardan Picasso ise, tam tersini yaparak, iki boyutu üç boyuta çıkarmıştır. Afrika mask formlarını resimlerinde kullanmıştır (Gombrich, 2007) (Resim 19). 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 17 Hatice Keten - Gülçin KARACA Resim 18. Henri Matisse, La Desserte (Yemek Sonrası), 1908, Hermitaj, St. Petersburg. Kaynak: Gombrich, 1997: 572. Resim 19. Pablo Picasso, Avignonlu Kızlar, 1907. Kaynak: Bell, 2009: 373 18 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği 19. yüzyıl, Türk resmi için bir gelişim dönemidir. Türk ressamları Empresyonist resimlerden ilham alarak çalışmalar yapmışlardır, böylece Batı’ya yönelmişlerdir. Avrupa’nın uzak diyarlarda aradığı renk ve biçimleri, bazı Türk ressamları ise kendi içine dönerek, kendi kültüründen ilham alarak bulmuşlardır. Nevşehir doğumlu olan Neşet Günal, Türk köy yaşantısını ve insanlarını, kendi memleketi olan Kapadokya’yı da içine alarak resmetmiştir (Resim 20, 21). Nuri İyem de Türk köy yaşantısını ve köy kadınlarını resimlerinde ele almıştır (Tansuğ, 2005) (Resim 22, 23). Resim 20 - 21. Neşet Günal çalışması. http://www.nevsehir.web.tr/50-forum/iz-birakanlar/neset-gunal-t17532.html Resim 22 - 23. Nuri İyem çalışması. http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/187482.asp http://www.turksolu.org/148/un148.htm 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 19 Hatice Keten - Gülçin KARACA 3. Görsel Sanatlar Açısından Kapadokya Bölgesinin Verimliliği Kapadokya bölgesi tarihi çeşitliliğiyle içinde barındırdığı eserler ve doğal coğrafi yapısı nedeniyle her zaman ilgi çekmiştir. Bu ilgi ressamlar, fotoğraf ve heykel sanatçıları ve sanat eğitimcileri tarafından da bölgeye gösterilmektedir. Ann (2001: 1), bu bölgenin ressamlar için ilginç olmasını şu şekilde tanımlamaktadır: “İnsan ilk görüşte Kapadokya’daki bu tarihi ve büyülü manzaranın karşısında resimlerine kaynaklık edecek şeyleri bulmakta pek zorluk çekmez. Dağların kayaların (peri bacaları) rengi, vadilerdeki ağaçların, çiçeklerin, gökyüzünün rengi olağanüstü pitoresk değerleri önümüze sermektedir. Bunlara ek olarak, kayalara oyulmuş yerleşim yerlerinin loş havası, duvar resimlerinin yansıttığı büyülü atmosfer, şemalaştırılmış biçimler zengin bir malzeme olarak durmaktadır.” Sayılan, renk ve biçim gibi dikkat edilmesi gereken özellikler, resimler de kullanılan özelliklerdir ve bunlara tasarım ilke ve elemanları denir. “Resim gibi manzara” değimi Kapadokya için uygun düşmekte ve bölgenin doğal görünümünde resimde kullanılan tasarım ilke ve elemanlarına doğal olarak uyum sağladığı düşünülebilir. Tasarım eleman ve ilkelerinden yararlanarak, Kapadokya’nın coğrafi görüntüsü bir sanat eseri gibi değerlendirilebilir. Bunun için, tasarım eleman ve ilkelerinin tanımlamaları, Kapadokya’da gezi gözlem yoluyla incelenen ve çekilmiş olan doğa görüntüleri üzerinde yorumlanabilir. Tasarım elemanlarından olan çizgi, hareket eden bir noktanın arkasında bıraktığı bir izden başka bir şey değildir (Hurwitz ve Day, 1995). Çizgi her yerdedir; örneğin boş bir duvara bir tablo astığımızı düşünürsek, göz tablonun duvarla birleştiği sınırları çizgi olarak algılayacaktır. Bu durumda göz, duvarı zemin, tabloyu ise şekil olarak algılamaktadır. Dolayısıyla çizgisellik oluşmaktadır (Alakuş ve diğer, 2009). Yazı, haritalar, işaretler çizgilerden oluşur. Ressamlar eserlerinde, izleyicinin eser üzerindeki göz hareketlerini belirlemek için çizgiyi kullanırlar çünkü çizginin gözü görsel imgelerin çevresinde gezinmeye yönlendirme etkisi vardır (Ragans, 1995). Bu doğrultuda, çizginin resim çalışmalarının temelini oluşturduğu kabul edilebilir. Çizgiler, dik ve yatay, kırık, eğik çizgiler olarak sınıflandırılabilir. Görsel sanatlar çalışmalarında farklı türdeki çizgilerin kullanımı çizgisel renkliliği sağlar (Buyurgan ve Buyurgan, 2007). Bu çizgisel çeşitlilik Kapadokya bölgesinde de görülmektedir, çoğunlukla yatay ve dikey çizgilerin beraber olması, bir çizgisel renklilik ve çeşitlilik sağlamaktadır (Resim 24). 20 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği Resim 24. Peri bacası üzerindeki çizgisellik. Bir diğer tasarım elemanı olan renk, sanatın en ifadeci ögesidir (Ragans, 1995). Işık dalgaları objelerden gözümüze yansır, böylece biz objeleri renkli görürüz. Bir tasarım elemanı olarak renk, görsel sanat işlerinde güçlü bir etki yapar. Kapadokya bölgesi de doğal görünümleri, ışığı, günün farklı saatlerinde sahip olduğu renklerle, resim, fotoğraf, video ve benzeri çalışmalar için iyi bir kaynak olabilir. Bölgedeki ışık değişimi de, aynı zamanda toprak ve peri bacaları üzerindeki renk farklılıkları, bir rengin farklı tonlarını ve valörlerini görmemizi mümkün kılar (Resim 25, 26). Resim 25. Kapadokya’da akşam. Resim 26. Peri bacası yüzey görüntüsü. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 21 Hatice Keten - Gülçin KARACA Doku; bir yüzeyin niteliğidir, dokunulabilir ya da görülebilir. Kumdaki, ağaçtaki dokular gibi doğal dokular olduğu gibi, doku, kumaş ya da plastiklerin üzerindeki gibi sentetik de olabilir. Görsel sanatlarda doku, konu olarak seçilmiş objenin yüzey niteliğinin sunumudur. Eğer obje yumuşaksa, eser de yumuşaklık hissi vermeli, pürüzlü yüzeye sahip bir objeyse, eserde de yararlanılan obje pürüzlülük hissi vermelidir (Linderman, 1997). Neolitik dönemde bölgede gerçekleşen volkanik patlamadan sonra lavlarla oluşmuş olan peribacalarında da dokuyu görür ve hissederiz. Rüzgarın etkisiyle de aşınmaya uğrayan yapılar pütürlü yüzeylere sahiptir (Resim 27, 28). Bu yönüyle de, Kapadokya’nın yapısı heykel ve seramik alanındaki çalışmalara güzel bir kaynak olarak gösterilebilir. Avanos’un dağlarından ve Kızılırmak’ın yataklarından yumuşak ve yağlı kil topraklar elenmekte ve yoğurularak çamur haline getirilmektedir. Günümüzde de, Avanos’ta pek çok atölye bulunmaktadır. Bu atölyeler, güzel sanatlar alanında olan bireyler için birer kaynak olarak görülebilir. Kapadokya bölgesinde doğal yolla oluşmuş biçim ve formlar görülebilmektedir ve üç boyutlu çalışmalar için, bir uygulama ve deney alanı niteliğindedir (Resim 29). Her peri bacası hem kendi içinde, hem bir bütün olarak anıtsal bir yan taşımaktadır. Ülkemizde böyle bir bölgenin varoluşu, görsel sanatlar açısından değerlendirilmesi gereken bir konudur. Her obje bir şekle ve biçime sahiptir. Şekil, form ve boşluk birbirleriyle çok iç içedir. Şekil, iki boyutlu bir alandır. Bir şekil, kontur çizgileriyle ya da lekesel olarak oluşturulabilir. Örneğin bir daire çizdiğimizde bu bir şekil olur. Aynı zamanda daireyi lekesel olarak da oluşturabiliriz. Form ise üç boyutludur (Ragans, 1995: 119-121). Resim 27 - 28. Peri bacası yüzey görüntüsü. 22 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği Resim 29. Kapadokya’dan görünüm. Boşluk ise, resimde gözü dinlendiren boş alanlardır. Boşluk aynı zamanda ön arka ilişkisini de ortaya koyar. Bir kompozisyonda iyi dengelenmiş bir boşluk doluluk ilişkisi olursa, kompozisyon etkili bir hale gelir. (Buyurgan ve Buyurgan, 2007). Örneğin, Leonardo da Vinci, Mona Lisa’da, ön arka ilişkisini boşlukla vermeyi başarmış, arkadaki boşlukla birlikte gözü rahatlatmıştır (Resim 30). Kapadokya’da da biçim ve formlar arasındaki boşluklar yardımıyla renk geçişleri oluşmaktadır (Resim 31). Resim 30. Leonardo da Vinci, Mona Lisa, 1503-1506, Louvre Müzesi. http://www.louvre.fr/llv/musee/alaune.jsp?bmLocale=en 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 23 Hatice Keten - Gülçin KARACA Resim 31. Kapadokya’dan görünüm. Tasarım ilkelerinden ritim ise; görsel sanatta, nesnelerin, renklerin, çizgilerin ve benzeri tasarım elemanlarının ve ilkelerinin birbirleriyle uyumlu olan tekrarıdır (Alakuş ve diğerleri, 2009). Doğada ritim örneklerini çokça görmek mümkündür. Görsel sanatlarda ritim, çizgi, biçim, şekil, değer, renk ve diğer sanat elemanlarının yönünü ve gücünü dengeleyecek şekilde tekrarlanabilir (Resim 32). Bu düzenli ya da düzensiz şekillerde olabilir. Örneğin eşit olarak yerleşen objeler birlik ve düzen hissettirirken, düzensiz yerleşen objeler çeşitlilik ve az düzen hissi verir (Linderman, 1997). Söz konusu fotoğraflarda ilk bakışta benzer bir birimin tekrarı görülmektedir (Resim 33, 34). Ritim, fotoğrafın izlenmesinde sürekliliği ve gerilimi oluşturmaktadır (Alakuş ve diğerleri, 2009). Resim 32. Burhan Doğançay, Mavi Senfoni, http://www.kenthaber.com/Haber/kultur-sanat/Normal/iste-yasayan-enpahali-ressam/1eeb32a8-f12e-456a-a60e-cc0c93158ac2 24 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği Resim 33 - 34 Kapadokya’dan görünüm. Denge; görsel uyumun bir tasarım ilkesidir. Önem, yön, açı, renk, ölçek gibi ögelerin birbirleriyle ilgili şiddeti, karşıt gerilimi dengeyle sağlanır (Eczacıbaşı, 2008: 396; Linderman, 1997) (Resim 35). Kapadokya’da birbirine benzer ya da farklı biçimlerdeki yapılar, dengeye örnek teşkil eder (Resim 36). Resim 35. Klee Ad Parnassum 1932,100 x 126 cm, Kunstmuseum, Bern http://www.archweb.it/arte/artisti_K/Klee/images/Klee%20-%20Ad%20 Parnassum.JPG 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 25 Hatice Keten - Gülçin KARACA Resim 36 Kapadokya’dan görünüm. Vurgu; eserdeki bir bölüme, daha fazla ilgi çekmek ve bölümün önemini arttırmak için kullanılan tasarım ilkesidir. Vurgu; merkeze yakınlık uzaklık, küçük büyük şekiller, karanlık ve aydınlık, formda, dokuda, renkte, biçimde farklılık, yön değişikliği gibi özellikler kullanılarak uygulanabilir (Linderman, 1997) (Resim 37, 38). Resim 37. Piet Mondrian, Kırmız ile kompozisyon, 1930 http://www.sylvaindelange.com/Images/Divers/Mondrian_original.jpg 26 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği Resim 38 - 39 Kapadokya’dan görünüm. Nitelik ve durumun birbirinden tamamen farklı olması zıtlıktır. Farklılıklar her zaman dikkat çekicidir. Büyüğün yanında küçüğün daha küçük, küçüğün yanında ise büyüğün daha büyük durduğu gibi, çirkinin yanında güzel, hareketsizin yanında hareketli, soğuğun yanında sıcak daha belirgin durur. Aynı zamanda zıt renklerin beraber kullanımıyla da resim monotonluktan kurtulabilir (Eczacıbaşı, 2008; Alakuş ve diğerleri, 2009). Kapadokya bölgesinden çekilen bir görüntüde de güneş battıktan sonraki gökyüzü rengiyle, izleyiciye daha yakında yakılan bir ateşin rengi göz tarafından kıyaslamaktadır, böylece zıtlıktan doğan bir bütünlük ortaya çıkar (Resim 39). Bütünlük ve çeşitlik; pozitif ve negatif alanların birbirlerini tamamladığı gibi birbirlerini tamamlarlar. Birlik, çeşitliliği organize ederken, çeşitlik de birliğe ilgi kazandırır (Ragans, 1995) (Resim 40). Resim 40. Kapadokya’dan görünüm 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 27 Hatice Keten - Gülçin KARACA Armoni, görsel sanatlarda yön, biçim, renk benzerlikleridir. Bir yüzey üzerinde kullanılan yuvarlak biçimlerin armonisi yine benzer biçimlerdir. Burada vurgu, elamanların benzerliğidir (Alakuş ve diğerleri, 2009) (Resim 41). Söz konusu fotoğraflarda birbirine benzer biçimlerin bir bütünlük yarattığı görülerek, armoniden bahsedilebilir (Resim 42, 43). Resim 41. Bubi, http://www.sanattasarim.com/resim/bubi.jpg Resim 42 - 43. Kapadokya’dan görünüm. Oran, bir parçanın diğer parçalarla ilişkisi şeklinde tanımlanabilir (Ragans, 1999). Sanatçılar da bu durumun farkına vararak, altın oranı bulmuşlar ve pek çok sanatçı bu oranı resimlerinde kullanmıştır (Alakuş ve diğerleri, 2009) (Resim 44). Resimdeki bir elemanın oranı, o elemanın estetik 28 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği görünmesine etki eder. Doğaya bakıldığı zaman, bütün varlıkların göze estetik gelen oranlara sahip olduğunu fark edebiliriz (Resim 45). Resim 44. Paul Cezanne, Açık havada yıkananlar. http://www.ricci-art.net/img003/321.jpg Resim 43. Kapadokya’dan görünüm. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 29 Hatice Keten - Gülçin KARACA Sonuç ve Öneriler Coğrafi ve tarihsel özellikleriyle, bir dünya mirası olan Kapadokya, görsel sanatlar alanında çalışanlara da kaynak ve ilham olma niteliğindedir. Bu özellikleriyle, bölgenin yaratıcılığa katkısı olduğu kabul edilebilir. Doğasındaki biçimlerle görsel sanatların tasarım ilke ve elemanlarına uygun örnekler veren Kapadokya, tarih başından itibaren içinde bulundurmuş olduğu pek çok medeniyetin ve yüzyılların izleri ile büyülü bir atmosfer sunmaktadır. Tarihe baktığımızda Kapadokya’da yaşamış olan her uygarlığın kendi içinde özel ve önemli sanat eserleri verdiği bilinmektedir. Bu özellikleriyle bölgenin şarabı, yapılan el işleri, turizm açısından da son derece önemlidir ve Kapadokya günden güne uluslar arası bir mekan olma durumundadır. Görsel sanat eğitimcileri, ressamlar, heykeltraşlar, fotoğraf ve seramik sanatçıları gibi bu alanla uğraşanlar, Kapadokya’nın coğrafi, kültürel, tarihi, turistik, evrensel aynı zaman da yerel özelliklerinden yararlanmalıdır. Bunun için bölgede her sene düzenli etkinlikler yaparak, görsel sanatlar alanına katkı sağlanabilir. Bölgede Fabrikart grubun düzenlediği Çağdaş Sanatlar Festivali, Ürgüp belediyesinin yabancı ülkelerden gelen sanatçılarla yapmış olduğu etkinlikler gibi çalışmalar giderek bölgeye sanat açısından bakılmasını sağlamıştır. Sanatsal etkinlikler arttırılarak, bölgeyi tanıtıcı, uluslar arası nitelikte çalıştay, sempozyum, kongre ve toplantılar yapılabilir. Böylelikle, yabancı ülkelerin dikkati Türk sanatına çekilebileceği gibi, Türkiye’de sadece belirli bölge ve şehirlerde oluşmuş olan sanat ortamı, Anadolu’ya da taşınabilir. Kapadokya’ya gelen yerli ve yabancı turistlerin de bölgede yalnızca fotoğraf çekmediği, aynı zamanda peri bacalarının karşısında saatlerce oturup, çizim yapmaktadırlar. Kapadokya’nın insanın estetik duygularını uyandıran yapısını, yeni kuşakların görmesi ve bu yapıdan ilham almasını sağlamak için, görsel sanatlar eğitimi alan öğrenciler başta olmak üzere, ilköğretim ve orta öğretim öğrencileri için bölgeye geziler düzenlenebilir. Görsel sanatlarda konu zenginliği ve farklılıkları görsel sanatlarla ilgilenenler açısından günümüzde daha da önemli hale gelmiştir. Sanatçıların yüzyıllardır temel sanat kaynağı doğanın kendisidir. Doğada ender görülen alanların korunması, değerlendirilmesi, tanıtılması ve insanların buralardan etkilenerek yeni bir şeyler üretmesi beklenir. Bu durum sanat yoluyla dünyayı ve dünya üzerindeki ortak mirası korumak açısından da bakılabilir. Görsel sanat çalışmalarında doğayı model almak, yaratıcılık ve evrensellik bakımından kaçınılmazdır. 30 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Geleneksel Giysi Motiflerinden Oluşturulan Kadın Yeleği Örneği Kaynaklar Aktan, A. (2000). “Osmanlı Belgelerine Göre Kayseri’deki Gayrimüslim Tebaanın Durumu”, III. Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri, E.Ü. KAYTAM Yayınları, Kayseri, 2000, S:6-33. Akurgal, E. (1990). Anadolu Uygarlıkları. İstanbul: Net Turistik Yayınları. Alakuş, ve diğerleri. (2009). Sanat Eğitimi ve Görsel Sanatlar Öğretimi. Ankara: Pegem Yayınevi. Ann, S. A. (2001). Kapadokya Doğa Görüntülerinin Plastik Çözümlemesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Bell, J.(2009). Sanatın Yeni Tarihi. (U. C. Ünlü, N. İleri, R. Gürtuna, Çev.). İstanbul: Ntv Yayınları. Benneth,F.,Kayseri Sancağı Hakkında Hazırlanan Genel Rapor (1880). (U. Kocabaşıoğlu, Çev.). Kayseri Ticaret Odası Yayınları, Kayseri – 1996. Buyurgan, S. ve Buyurgan, U. (2007). Sanat Eğitimi ve Öğretimi. Ankara: Pegem Yayıncılık. Büyükmıhçı, G. (2006). 19. Yüzyıl Anadolu’sundan Günümüze Yansıyan Özgün Bir Tarımsal Ticaret Yapısı: Güvercinlikler. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2 (21), 97-119. Çuhadar, M. (1997). Kapadokya. İstanbul: Rehber Basın Yayın ve Dağıtım. Eczacıbaşı, Ş. (2008). Eczacıbası Sanat Ansiklopedisi, Cilt 1. İstanbul: Yem Yayın. Eczacıbaşı, Ş. (2008). Eczacıbası Sanat Ansiklopedisi, Cilt 2. İstanbul: Yem Yayın. Eczacıbaşı, Ş. (2008). Eczacıbası Sanat Ansiklopedisi, Cilt 3. İstanbul: Yem Yayın. Gombrich, E. H. (1997). Sanatın Öyküsü. İstanbul: Remzi Kitabevi. Hurwitz, A. and Day, M. (1995). Children and Their Art. Florida: Harcourt Brace College Publishers. Korat, G. (2010). Taş Kapıdan Taçkapıya Kapadokya. İstanbul: İletişim Yayınları. Koray, M. O. (1996). Kapadokya Doğasının Plastik Çözümlemesi. Yayınlanmamış Sanatta Yeterlilik Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Linderman, M. G. (1997). Art in the Elemantary School. The McGraw-Hill Company, Inc. Pekak, M. S. (2009). Kappadokia Bölgesi Osmanlı Dönemi Kiliseleri: Örnekler, Sorunlar, Öneriler. MTÜ JFA, 26 (2), 249-277. Ragans, R. (1995). Art Talk. United States of America: Macmillan/McGraw-Hill School Publishing. Tansuğ,S. (2005). Çağdaş Türk Sanatı. İstanbul: Remzi Kitabevi. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 31 Hatice Keten - Gülçin KARACA Yılmaz, H.M., Yakar, M., Mutluoğlu, Ö., Yurt, K., Kataraş, K., Yılmaztürk, F. (2010). İklimsel Faktörlerin Kapadokya Bölgesindeki Toprak Aşınmasına Etkisi. Harita Teknolojileri Elektronik Dergisi, 2 (1), 13-19. Yörükoğlu, Ö., T. Sevil, Z. Taşçı, K. Türkmen, V. Uysal (1990). Kapadokya Yer altı Şehirleri. Ankara: Aşık Ofset. 32 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u MÜRÛR U UBÛR EDENLERİN GÖZÜYLE HACIBEKTAŞ: SEYAHATNAMELER, SALNAMELER VE ŞER’İYYE SİCİLLERİNE GÖRE HACIBEKTAŞ’IN TARİHİ HACIBEKTAS IN THE EYES OF PASSERS BY: HISTORY OF HACIBEKTAS BASED ON TRAVEL BOOKS, SALNAMELER (ANNUALS) AND SERIYYA SICILLERI (COURT RECORDS) Hava SELÇUK* ÖZET Hacıbektaş’ın Osmanlı idari sistemi içerisinde statüsü zaman zaman değişikliklere uğramış bu nedenle başlangıçta Niğde’ye bağlı iken daha sonra Kırşehir’e bağlı bir nahiye haline getirilmiştir 1892 yılında Hacıbektaş Ankara Vilayetine bağlı Kırşehir Sancağının bir nahiyesi konumundadır. Cumhuriyet kurulduktan sonra Hacıbektaş 1948 yılında Kırşehir’e bağlı bir ilçe haline getirilmiştir. 1954 yılında Nevşehir’e bağlanmıştır. Günümüzde Nevşehir iline bağlı bir ilçe konumunda olan Hacıbektaş’ın tarihini ortaya koymak için o tarihlerde bağlı bulunduğu Kırşehir Sancağına ait kayıtlar incelenmiştir. 1892 yılında Hacıbektaş Ankara Vilayetine bağlı Kırşehir Sancağının bir nahiyesi konumunda bulunduğu için çalışmamızın kaynaklarından birini dönemin Kırşehir’e ait Şer’iyye Sicilleri oluşturmaktadır. Bu sicil defterlerinde Hacıbektaş nahiyesinde yaşayan kişilerin dava kayıtları bulunmaktadır. Çalışmamızın bir diğer kaynağını seyahatnameler oluşturmaktadır. Çeşitli tarihlerde seyyahlar Hacıbektaş’a uğramışlar ve Hacıbektaş’ın o günkü durumu hakkında bilgi vermişlerdir. 1800’lü yılların başlarından itibaren Hacıbektaş’ı ziyaret eden seyyahların bu bölge hakkında verdikleri bilgiler doğrultusunda dönemin sosyal yapısı ve iktisadi durumu irdelenecektir. Kırşehir’e ait şer’iyye sicillleri, seyahatnameler, Ankara Salnamesi ve Milli mücadele döneminde Atatürk ve Temsili Heyetin Hacıbektaş’ı ziyaretleri ile ilgili eserler çalışmamızın temel kaynaklarını oluşturmaktadır. Bu * Doç.Dr., Erciyes Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi e-posta:[email protected], [email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 33 Hava SELÇUK belgeler ve bilgiler doğrultusunda Hacıbektaş nahiyesinin Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti dönemlerindeki idari, tarihi, sosyal ve ekonomik durumu incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Hacıbektaş, Nevşehir, Osmanlı, Kırşehir, Tarih ABSTRACT The status of Hacibektas within the administrative organization of Ottoman underwent some changes in the course of time, and therefore while it was affiliated to Nigde before, it was then decided to be a sub-district of Kirsehir. The town Hacibektas was a sub-district of the sanjak Kirsehir affiliated to the province of Ankara in 1892. Following to the emergence of Turkish Republic, Hacibektas was annexed to Kirsehir and Nevsehir has a town, respectively in 1948 and 1954. So as to get informed about the historical background of Hacibektas, the town of Nevsehir at present, the records regarding the sanjak Kirsehir to which Hacibektas was annexed during that period have been examined thoroughly. Among the sources for this paper are the seriyya sicilleri of the time regarding the sanjak Kirsehir since Hacibektas was a sub-district of Kirsehir affiliated to the province of Ankara in 1892. In these documents, there can be got informed about the court records of those living in Hacibektas. Travel books are other sources of the study. The travelers stopped by Hacibektas in various years and gave information about the situation of the settlement during the period they stayed. The social structure and economic conditions of Hacibektas will be assessed in the context of the information obtained from the travelers having visited Hacibektas beginning from 1880s. The seriyya sicilleri, travel books, Ankara Salnamesi and the other works discussing the visits of Ataturk and Representational Committee during the Turkish Independence War are the leading sources of this paper. The administrative, historical, social and economic situation of Hacibektas during the periods of Ottoman and Turkish Republic will be examined under the light of these documents. Key Words: Hacibektas, Nevsehir, Ottoman, Kirsehir, History Giriş Hacıbektaş’ın Osmanlı idari sistemi içerisinde statüsünün zaman zaman değişikliğe uğradığına şahit olmaktayız. Başlangıçta Niğde’ye bağlı bir nahiye olan Hacıbektaş, Kırşehir’in 1584’de müstakil bir sancak haline getirilmesiyle, aynı statüyle Kırşehir’e bağlanmıştır(Şahin: 2002, 484). 34 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Mürûr u Ubûr Edenlerin Gözüyle Hacıbektaş: Seyahatnameler, Salnameler ve Şer’iyye Sicillerine Göre Hacıbektaş’ın Tarihi 1057’de (1647) Hacıbektaş’ın kaza statüsüyle yine Kırşehir’e bağlı bir yerleşim birimi olduğu anlaşılmaktadır. 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı idari taksimatında yapılan değişikliklerle sancaklar kazalara, kazalarda nahiyelere ayrılmıştır (Emecen: 1989, 110). 1864 vilayet nizannamesindeki “birkaç köyün toplanmasıyla meydana gelen yerleşmeler, kaza olmayıp kazalara ilhak edilerek nahiye itibar olunacaktır” kararıyla nahiyenin en küçük mülki birim haline dönüştürüldüğünü görmekteyiz. Nahiye, kaza ile köy arasındaki müki birim statüsünü, taşra yönetimine getirilen detaylı düzenlemeyle 1871 nizannamesiyle almıştır. Bu yeni düzenlemeye göre nahiye statüsündeki köy ve çiftliklerdeki en az 500 erkek nüfus olması gerekmekteydi (Ortaylı: 2000, 99). Böylece Karaman eyaletine bağlı sancaklık statüsünü uzun süre devam ettiren Kırşehir Tanzimat’ın ilanıyla birlikte oluşturulan ve 1841’de kaldırılan muhassıllık uygulaması esnasında Konya eyaletine bağlı kaldı. Dolayısıyla Hacıbektaş’ta Konya Vilayetine bağlı Kırşehir’in kazası konumunu devam ettirdi. 1294’te (1877) Ankara vilayetine bağlanan Kırşehir’sancağının kazaları arasında Hacıbektaş zikredilmemektedir. 1892 yılında Hacıbektaş ve Mucur nahiyeleri Kırşehir sancağının nahiyesi konumuna getirilmiştir (Şahin: 2002, 484). 1910 yılında Kırşehir’e bağlı nahiye statüsünde bulunan Hacıbektaş’ın toplam 27 köyü bulunmakta idi (Güler: 2007, 42). Cumhuriyet kurulduktan sonra Kırşehir vilâyetine bağlılığı devam eden Hacıbektaş yine nahiye konumunu mufaza etmiştir. Hacıbektaş 1948 yılında Kırşehir’e bağlı bir ilçe haline getirilmiş, aynı statü ile 1954 yılında Nevşehir’e bağlanmıştı (Şahin: 2002, 484). Hacıbektaş başlangıçta bir köy iken nüfusunun artması ve gelişmesi neticesinde önce kaza statüsüne getirilmiş daha sonra nahiye olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Kaza; bir kadılık bölgesidir ve adını oradan alır. Kaza kendisine tabi nahiyeler ile köylerden oluşmaktadır. Nahiye ise esası itibarıyla doğal engellerin sınırladığı birer yöre olarak köy topluluğu mahiyetinde olup, aynı zamanda kazalara bağlı bir ünite hüviyeti taşımaktadır. Nahiyeler adli yönden umumiyetle kaza kadılarına tabi naibler tarafından yönetilirdi (Halaçoğlu: 1995, 83). Neticede Hacıbektaş zaman içerisinde Osmanlı devleti’nin idari yapısında meydana gelen değişimler sonucu kaza statüsünden nahiye statüsüne indirilmiştir. Ancak zaman zaman Osmanlı idarî yapısında kaza ve nahiye kelimelerinin birbirinin yerine kullanıldığı da unutulmamalıdır. Cumhuriyetin kurulması ile birlikte ilçe statüne getirilmiştir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 35 Hava SELÇUK 1. Seyyahatnameler ve Gezi Notlarında Hacıbektaş Hacıbektaş bölgesi özellikle Hacı Bektaş Veli’nin dergâh ve türbesinin bulunması sebebiyle birçok seyyahın dikkatini çekmiştir. Çalışmamızda 1830’lardan Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Anadolu’yu ziyaret etmiş seyyahların anılarında Hacıbektaş ilçesini ve yörenin özelliklerini ortaya koyacağız. Bu seyyahlar ve Hacıbektaş’ı ziyaret eden kişiler şunlardır: William Francis Aınsworth A.D Mordtman, Yusuf Ziya Yozgadî, Vital Cuinet, Kont De Cholet, Béla Hovarth, Nahit Sırrı Örik. a. William Francıs Aınsworth (1839) Ainsworth 1839’da Anadolu’da uzun bir inceleme gezisi yapmıştır. Mucur’dan kuru bir arazi üzerinde dört saat yolculuk ettikten sonra Kara Kovuk Köyüne gelmişler. Burayı pis ve fakir görmüştür. Şehrin su ve hendekle çevrili olduğunu, burada harabe kalıntılarının çok olduğunu belirtir. Halkın Hacı Bektaş Veli’nin burada doğup, öldüğünü belirttiğini söyler. Ainsworth, diğer bölgelerde halkın yoksulluğun tek sebebinin yüksek vergiler olduğunu, Hacıbektaş’taki halkın ise bu yönden bir sıkıntısının olmadığını ileri sürer. “Derviş bu kutsal şehri vergilerden kurtarmıştır” diyen Ainsworth, Hacıbektaş halkının kendlerine verilen bu ayrıcalıkları ile övünmelerinden bahsetmektedir (Karakaya: 2000, 30). Hacıbektaş, Bektaşiliğin doğduğu yer olduğu için önemli bir bölgedir. Ainsworth, Hacıbektaş ile ilgili gözlemlerini şu şekilde ifade eder: “Hacıbektaş’tan 300–400 deve tuz çıkarıldığını tahmin ediyordu. Buradan çıkarılan tuzun bir kısmı Hacıbektaş köylülerine bir kısmı da hükümete gidiyordu. Hacıbektaş’ın bu tuz ocaklarını bulma hikâyesi ise şöyle anlatılır: Hacı Bektaş Veli, kutsal olan bu yöredeki bir yerde yemek yemek isteğiyle durmuştur. Önüne bir tabak yumurta konur fakat misafirperver ev sahibi, yumurtanın yenilebilmesi için en gerekli malzeme olan tuzu birçok kere istemesine rağmen getirmez. Derviş bir mucize gerçekleştirir ve bu köyün bir daha tuzsuzluk çekmeyeceğini söyler. Bastonunu toprağa koyar ve şu an orada bulunan tuz ocaklarının yerini açar”(Halme: 2006, 50-51, 57). 1839 yılında bölgenini en önemli gelir kaynaklarından biri olan tuzun çıkarılması hadisesi Hacı Bektaş Veli’nin kerametleri arasında zikredilerek, Hacıbektaş yöresinin dini hüviyetinin ekonomik yapısı ile bütünleştirilmesi sağlanmıştır. Ayrıca Hacı Bektaş Veli’nin türbesinin burada bulunması sebebiyle bölgede yaşayan halkın vergi muafiyetinden faydalandığı, fazla vergi ödemedikleri için maddi açıdan iyi durumda oldukları vurgulanmıştır. 36 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Mürûr u Ubûr Edenlerin Gözüyle Hacıbektaş: Seyahatnameler, Salnameler ve Şer’iyye Sicillerine Göre Hacıbektaş’ın Tarihi b. A. D. Mordtmann (1850-1859) 1850–1859 yılları arasında Anadolu’ya gezi yapmış olan Mordtman Hacıbektaş hakkında duyduklarını yazdığı gezi notlarına kayıt etmiştir. O Hacıbektaş’ı : “…Anlatımlara göre, buradaki tuz madeni derviş nizamının kurucularından olan Hacı Bektaş Veli tarafından bir seyahati esnasından kendisine tuzsuz yemek verilmesi neticesinde O’nun tarafından mucizevî bir şekilde yaratılıyor. Bu nedenden dolayıdır ki burada üretilen tuz madeninin 6000 okkası yani 1000 batmanı Kızılırmak’ın karşı tarafında bulunan Hacıbektaş manastırına gönderilmektedir. Ve en son ve de bugüne kadar devam eden rivayet kanıtlamaktadır ki Hacıbektaş bu tuz madenini keşfetmiştir…” şeklinde anlatır. Mordtmann, ayrıca Kızılırmak’ın her iki yanında da çok uzun bir damar olarak tuzlu su kaynaklarının mevcut olduğunu söyler. Hacı Bektaş Veli’nin bu durumu yani tuzun kendine gönderilmesi olayını bir defalık kendi hayattayken değil, tekkesine yönlendirerek sürekli olmasını sağladığını söyler. Bu nedenden dolayı Hacı Bektaş Veli’ye kurnazlık sıfatını yakıştırır. Üretilmekte olan tuzun geri kalan bölümünün, Tuz İşletme Müdürlüğü tarafından batmanının 36 paradan satılmakta olduğunu belirtir (Karakaya: 2000, 38-39). 1850-1859 yılları arasındaki gezide yine Hacı Bektaş Veli’nin kerametleri ve bölgede ekonomiye büyük katkıda bulunan tuz ocaklarından bahsedilmektedir. Burada elde edilen tuzun fiyatının oldukça yüksek olduğu ve halkın büyük kar sağladığı ifade edilmektedir. c. Yusuf Ziya Yozgadî (1886) Yusuf Ziya Bey, 19. Yüzyıl sonları ile 20. Yüzyıl başlarında yaşamış olan Yozgatlı bir devlet adamıdır. Yozgat’ın köklü hanedanı Çapanoğulları ile akrabadır. Yozgadî, olarak da bilinen Yusuf Ziya Bey, hayatı boyunca bürokrasinin birçok kademesinde görev almış, memurluk, müdürlük, mahkeme başkanlığı ve savcı muavinliği gibi çeşitli meslekler icra etmiştir. Yazarlık yönü devlet adamlığı vasfından daha baskın olan Yusuf Ziya Bey’in, çeşitli alanlarda kaleme aldığı on beşten fazla eseri bulunmaktadır. “Temâşâ’yı Celâl’i Hüdâ” adlı eserinde Yozgat ve Kırşehir’de gezip gördüğü yerlerin ayrıntılı olarak anlatmıştır: “Hacıbektaş kasabası, her ne kadar Mucur kasabası kadar mamur ve mahsuldar değilse de yüksek bir mevkide yer alan, suyu ve havası daha latif, üç yüz beş yüz haneli bir mahaldir. Yarım saat mesafeden, Hacı Bektaş Veli türbesinin kubbe-i hadrâsı (yeşil kubbe) ile diğer daireleri ve Osmanlı Padişahı Sultan Mahmut tarafından 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 37 Hava SELÇUK dergâhın avlusunda yaptırılmış olan cami-i şerifin kubbe ve minaresi görülebilmektedir” ”(Özger: 2011, 115-150). Yusuf Ziya Bey, 6 Ekim 1886 tarihinde kardeşleri Aziz ve Osman Beyler ve Pehlivan Mehmed Efendi ile birlikte Kırşehir’den bir arabaya binerek hareket ederek bir saat sonra Gölbaşı denilen yere ulaşmışlardır. Görevli zaptiye ile Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran hakkında sohbet edip, kurbağalarla ilgili anlatıla gelen bir hikâyeyi tekrar etmişlerdir. Rivayete göre, “bir gün Hacı Bektaş Veli ile Ahi Evran bu göl kenarında sohbet ederlerken, gölde hiç susmadan vak vak eden kurbağaların sesi, sohbetlerini bölmüş ve bunun üzerine Hacı Bektaş Veli’nin söylediği birkaç söz üzerine kurbağalar sesini kesmiş ve bir daha hiç ötmemişlerdir. Görevli zaptiye, bu hikâyeyi anlattıktan sonra kendisinin de uzun zamandır burada bulunduğunu, gölde pek çok kurbağa olmasına rağmen öttüklerini hiç görmediğini ifade ederek, hikâyeyi teyit etmiştir”(Özger: 2011, 115-150). 1886 yılında Yozgadî Hacıbektaş’ın Mucur kasabasına kadar imar edilmiş ve çok ürün elde edilen bir yer olmamasına rağmen yüksek bir mevkide bulunması sebebiyle havasının güzel, 300-500 haneden oluşan bir yerleşim birimi olduğu ifade edilmektedir (Nüfusu tahminen 2000-25000 civarındadır). Yine Hacıbektaşı Veli’nin kerametleri anlatılmıştır. d. Vital Cuinet (1890) Cuinet, 1890 başlarında, Nevşehir kazasında 34 köy bulunduğunu yazmaktadır. Nevşehir’de 34 köyün mevcudiyeti, o dönemde kentin yöreye göre büyük bir yerleşim birimi olduğunu göstermektedir. Cuinet ‘ e göre Nevşehir kazası ile çevresindeki kazaların köy sayıları şu şekildedir: Nevşehir 34, Ürgüp 28, Gülşehir (Arabsun) 14, Hacıbektaş 4 köy bulunmaktadır ( Halme: 2006, 11-12, 57). 1890 yılında Nevşehir’de bulunan Cuinet daha çok bölgenin idari statüsü hakkında bilgi vermiştir. Hacıbektaş dört köyden oluşan kaza olarak adlandırılmıştır. e. Kont De Cholet(1890-1891) 76. Piyade bölüğünde teğmen olan Kont De Cholet Fransız ordusu adına 1890-1891 yılları arasında Anadolu’da bir inceleme gezisi yapmıştır. Kırşehir-Hacıbektaş-Topaklı yol güzergâhı üzerinden kente gelen seyyah, yolu üzerindeyken uğradığı Hacıbektaş (Sulucakarahöyük) köyünde, Hacı Bektaş Veli’nin hayatı ile ilgili olarak duyduğu bazı menkıbeleri aktarmıştır. Seyyahın anlattığı bu menkıbeler günümüzde genelde bilinmektedir. 38 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Mürûr u Ubûr Edenlerin Gözüyle Hacıbektaş: Seyahatnameler, Salnameler ve Şer’iyye Sicillerine Göre Hacıbektaş’ın Tarihi Ancak anlattığı menkıbeler içerisinde bir tanesi Hacı Bektaş Veli’nin halk üzerindeki etkisini göstermesi bakımından ilginçdir. Anlatılan menkıbe şu şekildedir: “Bir gün Hacı Bektaş Veli, yolunu kaybetmiş bir dişi koyunu aramak üzere bir yardan aşağı inerken, sürüyü sahipsiz bulan bir kurt kuzuların en semiz ve en güzelini, parçalayıp gövdeye indirmek üzere seçip götürmüştü. Sürüsünün başına dönen Hacı Bektaş Veli, hırsızlığı fark etti ve hırsızın peşine düştü, ne var ki onu bulamadı. Ama sonunda, canavarın ziyafetini henüz tamamladığı yere vardı. Zavallı koyundan geriye kalanlar hâlâ sıcaktı. Hacı Bektaş Veli ağıla, kendisine emanet edilenden daha az sayıda koyunla dönmek zorunda kaldı. Köye varır varmaz kuzunun sahibi yaşlı kadına gidip kuzusunu kurdun yediğini haber verdi. Ama kadın, herkesin içinde onu yalan söylemekle ve kuzusunu çalmakla suçladı. Ne kadar inkâr ettiyse ve ağladıysa da kimseyi kendine inandıramadı, sürünün çobanlığını ondan geri aldılar. O zaman Hacı Bektaş Veli, köyün yaşlılarına, kendilerini kuzuyu yiyen kurda götürmeyi önerdi, bizzat hayvan onlara gerçeği söyleyince kendisine inanacaklarını bildirdi. Yaşlılar bu öneriyi kabul ettiler. Bunun üzerine dağa gitti, hangisinin hırsız olduğunu bilmeden yörenin bütün kurtlarını çağırdı; kurtlar o anda yükseklerden inip, vadiden koşup ona doğru geldiler. Hacı Bektaş Veli onları topladı ve yüksek sesle dedi ki: “İçinizden kim kuzuyu yedi?” İçlerinden biri “Ben” diye cevap verdi. O zaman Hacı Bektaş, diğerlerini şahitliğe çağırdı: “Dediğini duydunuz, işte kötülüğü yapan; hepiniz benimle gelin bunu köyde anlatın.” Ve hepsini peşine takarak yola koyuldu. Fakat evlerine giden köylüler onu bu olağanüstü eskortla çevrelenmiş olarak görünce korktular ve durup onların şehadetini dinleyeceklerine tabanları yağladılar. Hemşehrilerinin gözünde kendini temize çıkaramayan zavallı Hacı Bektaş ise, benzersiz yardımcılarını geri göndermek zorunda kaldı. Keder içinde dağın yolunu yeniden tuttu. Kurdun kuzuyu yediği yere gelince bahtsızlığına ağlamaya başladı, sonra Allah’a ve Peygamber’e yalvardı; taşlardan ve kayalardan, gelip, cinayete şahit olduklarını anlatmalarını rica etti. İşte o anda Allah’ın iradesiyle, en yakın tepelerden inmeye başlayan kayalar onun masum olduğunu haykırmak üzere vadiye yuvarlandılar. Fakat aynı çığ, bütün köyü taşlar altında bıraktı ve dehşete düşmüş köylüler, Hacı Bektaş’ın bir hareketiyle kopup gelen bu milyonlarca taş parçası altında ezildi. Taşlar aniden durdu ve sadece –kuzunun parçalanışına en yakından tanık olan– üç kaya Hacı Bektaş’la birlikte köyün meydanına girdi ve herkesin önünde onun suçsuz olduğunu söyledi. Elbette Hacı Bektaş hemşehrilerinin saygısını ve güvenini derhal yeniden kazandı. Ama dağdan kopup gelen taşlar ve ka- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 39 Hava SELÇUK yalar, Ermiş’in onları durdurduğu yerde öylece kaldı. İşte yöre halkı, bu geniş arazideki bu taş ve kaya mahşerini böyle açıklar”(Eravşar: 2000, 207). f. Béla Hovarth (1913) Hovarth Hacıbektaş’ın görünüş itibariye ilkel, dağınık, çamurlu, kerpiçten evleri ile sıradan bir köy izlenimi verdiğini ve İslam’ın önemli merkezlerinden biri olduğuna dair bir izlenim vermediğini ifade etmektedir. Bektaşiliğin merkezi olan bu sıradan köyde Osmanlı’nın kuruluşunda önemli bir yer tutan Hacı Bektaş’ın yaşadığı bilgisini verir. Hovarth, Hacı Bektaş’ın kurduğu tarikatın Şii mezhebine çok benzediğini söyler. Bunun nedenini de kurucusunun İran yakınlarından gelmiş olmasına bağlar. Bektaşiler arasında son zamanlarda Arnavutluk’tan gelen müridler önemli bir orana sahip olmaya başladığını ve tekkeyi ziyaretleri sırasında doğru dürüst Türkçe bilmeyen çok sayıda Arnavut Bektaşiyle karşılaşılaştıklarını kayıt ettikten sonra Bektaşilerin son derece açık görüşlü olduklarını, Ramazan ayında oruç tutmadıklarını, kadınlar sokakta yüzlerini kapatmadıklarını, gerektiğinde de erkeklerle konuştuklarını vurgulamaktadır. Bektaşilerin ahlâki değerlere son derece bağlı olduklarını ve monogam evlilikleri tercih ettiklerini belirtmektedir. Bektaşi dervişlerin bu bölgede tarımla uğraştıklarını söylemektedir ve sözlerine şöyle devam etmektedir: “Bektaşiler Hacı Bektaş’ın soyundan gelenler arasından çıkan liderlerine “çelebi” sıfatıyla hitap ediyorlar. Tekke ve çelebi büyük bir servete sahip. Her şeyden önce geniş bir arazileri var. Bunun dışında tarikat üyelerinden gelen hediye ve bağışlar önemli bir yekûn tutuyor. Kasabaya vardığımızda ne yazık ki çelebinin şehir dışında olduğunu öğrendik. Ailesiyle birlikte 2-3 saatlik mesafedeki bağında dinlenmekteydi. Böylece çok ilginç olacağını düşündüğümüz ve beklediğimiz buluşma gerçekleşmedi, ama konakta muhteşem bir oda da konuk edildik. Yemekte pirinç çorbası, koyun kebabı, yağda pişirilen bir tür yumurta yemeği, kabak dolması, pilav ve yoğurt sunuldu. Ertesi gün de çelebiyi göremedik, ama Hacı Bektaş Veli’nin bakımlı türbesini ziyaret ettik. Hacı Bektaş gerçekten de sıradan bir çobanmış. Çocukluk yıllarında koyunlarını otlattığı, köy yakınlarındaki Bektaş yöresi onun anısını taşıyor. Anlatılan efsane orayla ilgilidir: Tanrının sevgili kulu olan Bektaş, köyün sürüsünü otlatır, onlara gözcülük eder. Bir keresinde bir kurt koyunlardan birini kapar. Bektaş köye döndüğünde olayı anlatır, ama koyunun sahibi olan yaşlı kadın Bektaş’a inanmaz, onu koyunu satmakla ve yalan söylemekle suçlar. Bektaş ise ısrarla söyledikle- 40 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Mürûr u Ubûr Edenlerin Gözüyle Hacıbektaş: Seyahatnameler, Salnameler ve Şer’iyye Sicillerine Göre Hacıbektaş’ın Tarihi rinin doğru olduğunu savunur ve olaya tanıklarının da olduğunu söyler. Sonunda bütün köy halkı olayın gerçekleştiği yere giderler. Bektaş yüzünü dağlara çevirerek haykırır: -Gelin, doğru söylediğime dair tanıklık edin! Ve çevredeki dağlardan aynı anda beş kaya yuvarlanma başlar! Hepsi aynı yöne doğru, köy halkının toplandığı meydana doğru gelir ve insanların önünde dururlar. Halk işte o günden sonra Bektaş’ı ermiş olarak görmeye başlar. Bu beş taş hala orada duruyor. Hatta tam ortasında fışkıran kaynak bir çeşme haline getirilmiş”( Hovarth : 2010, 102-104). Cholet ve Hovarth Hacıbektaşı Veli hakkında anlatılan aynı kerameti notları içerisine kayıt etmişlerdir. 1913 yılında kerpiçten yapılı evleriyle ilkel bir köy görünümünde olduğu ifade edilmiştir. g. Nahit Sırrı Örik (1933) 1933’te Nahit Sırrı Örik, Anadolu’nun pek çok yöresinde derin araştırmalarda bulunan ilk Türk olmuştur. Nahit Sırrı Örik Hacıbektaş’ı şu şekilde tasvir etmiştir: “1330 metre yüksekliği bulunan Hacıbektaş’ın 450 evi ve 2900 nüfusu varmış. Vilayet merkezi bir Atatürk büstüne malik bulunan ve geniş bakımsız bahçesi bir belediye binası vardır. Belediye binasının karşı tarafında alçak kerpiç duvarlarla muhat büyük bir arsanın ortasında yeni kerpiçten birbirine eklenerek namütenahi büyütülmüş iki katlı bir bina var ki Hacı Bektaş Veli neslinin konaklarıdır. Başlarında Konya’daki Celadeddin Rumi evladı gibi Çelebi Efendi ünvanını taşıyan bir reisleri bulunmaktadır. Celaleddin Efendi ölmüş yerine küçük biraderi Veliyeddin Çelebi geçiştir”(Örik: 2000, 126-127). Nahit Sırrı Örik Hacıbektaş yöresinde edindiği izlenimlerinin en önemlisi bu nahiyenin niye büyüyüp kaza haline gelemediği konusudur. Ona göre Hacıbektaş’ın geri kalmışlığının nedeni, dini liderlik çekişmesidir. Bu nedenle onların bölgenin kalkınması için bir çaba sarf etmediklerini şu şözleriyle ifade etmektedir: “Kasabada hayır namına bir eserlerini görmedim; hatta nahiyenin kaza haline sokulması tasavvur edildiği bir sırada, bir nahiye müdürüne bir kaza kaymakamından daha kolay tahakküm edebileceğini düşünüp, buna mani oldukları söylendi”. (Örik: 2000, 129-130) Hacı Bektaş Veli türbe ve dergâhını gezen Örik, “Hacıbektaş türbesinin otuz kırk metre sağında Selçuklu tarzında yapılmış diğer bir türbe var ki, tarikatın en büyük simalarından olup Balım Sultan namıyla anılan ve 927 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 41 Hava SELÇUK tarihinde ölen zata ait imiş. Bundan başka nefs-i kasabada Bektaşi büyüklerine ait iki türbe daha mevcut. Pek harab olanını içine girmeden gördük. Eğer halen hükümran bulunan ihmal devam ederse, bizzat Hacıbektaş dergâh ve türbesi yarın aynı harabiye düşücektir” (Örik: 2000, 120-131) demektedir. Dolayısıyla kasabanını gelişmediği konusunda burada yaşayan Bektaşileri liderlerini sorumlu tutmaktadır. Seyyahlar ve farkıl bir amaçla Hacıbektaş yöresini ziyaret eden kişiler, önemli bir inanç merkezi olan Hacı Bektaş Veli türbesini ziyarete ederek burada yaşayan “çelebi ve babalar”la görüşmüşlerdir. Bölgede o günlerde anlatılan günümüzde de bilinen Hacı Bektaş Veli ile alakalı menkibelere yer vermişlerdir. Hacıbektaş nahiyesinin veya kasabasının tuz ocakları bulunması ve önemli bir inanç merkezi olması sebebiyle çevredeki yerleşim birimlerinden daha iyi bir durumda olduğu belirtilmiştir. Özellikle atiye ve adak kabul eden tekkenin ve orada yaşayanların maddi durumlarının iyi olduğu ifade edilerek, Osmanlı Devleti’nin buradaki vakıf nedeniyle vergi almamasının da onların refah içinde yaşamasını sağladığı ifade edilmiştir. Cumuhriyetin kurulmasından sonra çelebi ve babalar arasındaki çekişmeler nedeniyle bölgenin kaza statüsüne getirilmediğini, kasabanın gelişmediği seyyahların gözlemleri arasında zikredilebilir. Ayrıca 1886’dan 1933’e kadarki dönemde Hacıbektaş’ın nüfusunda fazla değişim meydana gelmediği görülmektedir. h. Atatürk ve Hacıbektaş Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Sivas Kongresi’nden ( 04–11 Eylül 1919) sonra Ankara’ya varmak için izleyecekleri yolun planlanması, Sivas’ta Hüsre Bey (Berlin Elçisi) tarafından önceden yapılmıştı. Bu planda öngörülen konaklama yerleri, Mustafa Kemal Paşa’nın, Millî Mücadele’nin gerçekleşmesinde düşündüğü bir planın gereği idi. Ankara yolculuğu için Hüsrev Bey tarafından hazırlanan genel program Mustafa Kemal Paşa’ya sunulduğunda, Mucur’dan Hacıbektaş’a gitmenin de mecburî olduğunu, ancak Mucur’a varıncaya kadar bu durumun gizli tutulması gerektiğini bildirmiştir. Heyet Hacıbektaş köyünde Çelebi Cemâleddin Efendi tarafından misafir edilmiş, dergâhın dedeleri tarafından kendilerine ziyafet verilmiş, Bektaşi tarikatı ileri gelenleriyle Alevîlerin Milli Mücadeleye destek verdiklerini ifade etmişlerdir (Kansu: 1988, 492-495). 42 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Mürûr u Ubûr Edenlerin Gözüyle Hacıbektaş: Seyahatnameler, Salnameler ve Şer’iyye Sicillerine Göre Hacıbektaş’ın Tarihi Hacıbektaş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Bu cemiyetin reisi Deli İmam’ın oğlu Halil Efendi’dir. Ancak Hacıbektaş halkı Halil Efendi yerine daha çok Anadolu genelindeki tüm Alevîler üzerinde etkili olan Çelebi Cemaleddin Efendi’nin etrafında toplanmış bulunuyordu. Böylece Çelebi Cemaleddin Efendi, Hacıbektaş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin görevini de üstlenmiş durumdaydı. Nitekim Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin 22 Aralık 1919’da Hacıbektaş’ı ziyaretleri sırasında Çelebi Cemaleddin ile yaptıkları görüşme sonucunda, Millî Mücadele konusunda tam bir görüş birliğine varılmıştır. Bu görüşmede Çelebi Cemaleddin Efendi, Anadolu genelindeki Alevî birliklerinin Millî Mücadele’nin yanında olacağı hususunda Mustafa Kemal Paşa’ya kesin olarak güvence vermiş ve bu doğrultuda gerekli çalışmayı yapmıştır. Çelebi Cemaleddin Efendi 23 Nisan 1920’de kurulacak olan TBMM’ye I. Dönem milletvekili olarak seçilmiş, önemli bir sağlık sorunu olmasına rağmen üstün bir gayretle çalışmış, hatta meclis başkan vekilliği görevini de bir süre başarı ile yürütmüştür. Anadolu genelindeki bütün Alevîlerin, bağlı bulundukları Çelebi Cemaleddin Efendi ve Hacıbektaş halkının Millî Mücadele süresince Mustafa Kemal Paşa’yı destekleyerek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda önemli katkılarda bulundukları bir gerçektir (Kılınçer: 2006, 22-32). Atatürk’ün Hacıbektaş bölgesinin özellikle ziyaret ettiğini, bu inanç merkezinde yaşayan Alevi-Bektaşi grupları üzerinde etkili bir şahıs olan Cemaleddin Efendi’nin desteğini almaya ayrı bir önem gösterdiğini ifade edebiliriz. Zira Milli mücadelenin neticesinde kurulacak olan devletin din esasına göre değil milliyet esasına dayanacağını ifade ederek aynı milliyete sahip farklı inanç sahibi kişilerin bir arada bulunması gerekliliğini vurgulamıştır. 2. Salnamelerde Hacıbektaş Nev-sal ve Yıllık gibi kelimelerlerde adlandırılan Salnameler, bir yıl içinde meydana gelen olayları, o bölgenin her türlü ekip dikilen alanları, elde edilen ürünleri ve miktarları, önemli şahsiyetleri vb. bilgileri topluca veren kitaplardır. Belli konulara tahsis edilmiş salnamelerde genellikle geçmiş yıllardaki önemli olaylar, ait olduğu yılın ve bölgenini müesseseleriyle önemli kişilerin tercüme-i halleri gibi çeşitli mevzularda son durumu göstermektedir. İlk resmi Salname 1847 tarihlidir (Pakalın: 1983, 105-106; Salname: 1988, 134). Hacıbektaş, Niğde ve Kırşehir’e bağlı olduğu için öncelikle Konya (Karaman) daha sonra da Ankara Eyaletine bağlı olarak idari yapı- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 43 Hava SELÇUK sını sürdürmüştür. Dolayısıyla Hacıbektaşla ilgili bilgileri Konya ve Ankara Vilayet Salnamelerinden elde edebilmekteyiz. 1856/1857 (H.1273) yılında Karaman (Konya) Eyaletinin de içinde yer aldığı yeni bir yapılanma söz konusudur. Karaman viyaletine bağlı livalar arasında Hamid, Burdur, Teke, Aaiye, İçil, Niğde ve Konya’dır. Hacıbektaş Niğde Livasına bağlı toplam 23 kaza arasında zikredilmektedir. 1866-1867 (H.1283) yılına kadar bu durum devam etmiştir. 1866-1867 (H.1283) yılında Karaman Eyaleti Konya Eyaleti adına dönüşmüştür. Bu tarihten itibaren Niğde Sancak haline dönüştürülmüş Hacıbektaş’ta Niğdeye bağlı bir nahiye haline gelmiştir (Talayhan: 2001, 91-114). 1880(H.1298) yılında Ankara Sancağı’nda, 10 kaza 5 nahiye bulunmaktadır. Bu mevcut kazalar Ayas, Bala, Beypazarı, Çubukabad, Haymana, Sivrihisar, Mihalıçcık, Nalluhan ve bu tarihte sancağa kaza olarak bağlanan Zir ve Yabanabad’dır. Akköprü, Seyhanlu, Sorba, Tabanlı, Günyüzü ise nahiye olarak zikr edilmiştir. 1881(H.1299) yılında Zir Kazası sancaktan ayrılmış nahiyelerde ise bir değişiklik olmamıştır. 1882(H.1300) ve 1883(H.1301) yıllarında ise mevcut idari dağılım 1881(H.1299) yılındaki gibidir. 1884(H.1302) ile 1887(H.1305) yılları arasında Zir Kazası tekrar sancağa kaza olarak bağlandığı gibi Güdül nahiyeside yer almaktadır. Bu nedenle sancakta bu tarihlerde 1880 (H.1298) ile 1887 (H.1305) yılları arasında 2 kaza 3 nahiye vardır. Bu kazalar Keskin, Mecidiye, nahiyeler ise Hacıbektaş, Kugir, Mucur’dur (Yıldırım: 2006, 37-38). 1893(H. 1311) Salnamesinde (Günaydın: 2004, 215-236) Hacıbektaş Nahiyesinde Müdür: Hüseyin Hüsni Efendi, Naib vekili: Ali efendi, Kâtib: Süleyman Efendi, Rüşdiye Muallim-i Sanisi: Ali Efendi, Bevvab: Hasan Efendi, Belediye Dairesi, Reis: Mustafa Efendi, A’za: Halil Efendi, Mehmed Efendi, Veli Efendi, İbrahim Ağa (Günaydın: 2004, 224-225). 1888 yılında Nevşehir’de 5 rüşdiyede 251 öğrenci bulunduğu yazılmaktadır. Nevşehir Rüşdiyesi’nde 77, Gülşehir Rüdiyesinde 32, Ürgüp Rüşdiyesinde 64, Avanos’ta 35, Hacıbektaş Rüştiyesinde 43 öğrenci bulunmaktaydı (Halme: 2006, 21). 19. yüzyılın sonlarında yılda ortalama 1500 kg yaklaşan tuz üretimi halkın başlıca gelir kaynağıdır. 1894 Konya Vilayet Salnamesinde ise Nevşehir’e 6 saat mesafe uzaklıkta bulunan Hacıbektaş memlihasında gayet nefis kaya tuzu ihraç edildiğinden bahsedilmektedir. “Senevî iki milyon okka kadar 44 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Mürûr u Ubûr Edenlerin Gözüyle Hacıbektaş: Seyahatnameler, Salnameler ve Şer’iyye Sicillerine Göre Hacıbektaş’ın Tarihi tuz çıkarılır. Beher kg mahallinde 23 paraya firuht ile büyük kısmı Kayseri, Kırşehir, Niğde, sancaklarında ve Aksaray, Nevşehir, Arabsun, Ürgüp, Hamidiye vesair bazı kazalarda sarf olunur. Dersaadet’e dahi nakil ile ihraç olunur” Halme: 2006, 57) ifadesi bulunmaktadır. Hacıbektaş Nahiyesi 1893 (H.1311) tarihli salnamede şu şekilde ifade edilmiştir: Merkez nahiye olan Hacıbektaş kasabası mevkien basit ve sebiu’linha manzarası latiftir. Şarki cenub cihetinde Hırka Dağı ve mezkûr dağın dameninde Hacı Bektaş Veli kuddise sırruhu’l-celi hazretlerinin çilehanesi bir saat mesafede asar-ı keramet-i âlilerinden olan beş taş ve cihet-i şarkisinde bir saat mesafede hankah-ı şerifin müteferriatından Dede bağı demekle maruf kebir bir bağdır. Ve tende bağcı dedeye ve dervişana mahsus müteaddid odalı kargir zaviye mevcud olup mezkûr bağ mevkien fevkalade letafet-efza ve toprağındaki hassa-i namiye ise müşarünileyh hazretlerinin feyz ü tecelli-i kudsiyelerine bir şahid-i celi olacak derecede harika-nümadır. Kasaba derununda Aziz-i müşarünileyh hazretlerinin gayet mükemmel ve muntazam kargir ve hankah-ı saadetleri ve civarında postnişin için sayf ve şitaya mahsus meydan evi, müştemilatıyla türbedar, mihman, işçi, ekmekçi, aşçı babalara mahsus maa teferruat mükemmel odalar ve kargir bir cami-i şerif ve ittisalinde bir minare ve müşarünileyh hazretlerinin istiğrak-ı nesir-i gufran oldukları türbe-i mukaddese ve kırklar meydanı ittisalinde çilehane ve kızlar künbedi “Balım Sultan” ve “Kalender Şah” hazeratının türbe-i Şerifeleri mevcuddur. Hankah-ı mezkûr hariminde arslanağzı tesmiye olunan kebir çeşme ve bir havuz ve babalar zevabalarının bahçeleriye kebir ve müzeyyen diğer bir hasbahçe zinet-saz-ı enzar-ı temaşa ve züvvar olmaktadır.(Günaydın: 2004, 229). 1907 (H.325) tarihli Ankara Vilayeti Salnamesinde Hacıbektaş nahiyesi hakkında şu bilgiler yer almaktadır: “Hacıbektaş kasabası nahiye merkezi olup Kırşehri’den 60 Kayseri’den 75 kilometro bu’d ve mesafededir. Şimal-i garbiye nazaran bir tepe üzerinde mebni havası sert ve kışı şiddetlidir. Kasabanın önünden etrafı bağçelik bir dere mürur eder. Kasabanın cenubunda(Hanbağı) namıyla maruf bir bağzar ve üç saat mesafede gayet berrak tuzu çıkan (Hacıbektaş memlahası) mevcuttur. Birkaç esnaftan maada gayr-i Müslim nüfus olmayıp umumiyetle Müslim ve 2018 miktarında- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 45 Hava SELÇUK dır. Umumiyetle havası sahih ve salimdir. Bağ ve bahçeler kesirdir” (Ankara Vilayet Salnamesi: 1995, 218). 1910 yılında Kırsehir merkez kazaya bağlı 128 köy, Hacıbektas Nahiyesi’nde 27 ve Mucur Nahiyesi’nde de 3 köy olmak üzere toplam 158 köy ve 2 nahiyeden oluşan idari yapısını 1910 yılında da devam ettirmiştir. 1882 tarihli Ankara Vilayet Salnamesi’ne göre Ankara’da bulunan 13 Rüştiye mektebi şunlardı: Ankara Mekteb-i Rüşdiyesi, Ayas Mekteb-i Rüşdiyesi, Beypazarı Mekteb-i Rüşdiyesi, Seferihisar Mekteb-i Rüşdiyesi, Yozgat Mekteb-i Rüşdiyesi, Çorum Mekteb-i Rüşdiyesi, Maden Mekteb-i Rüşdiyesi, Kayseri Mekteb-i Rüşdiyesi, Talas Nahiyesi Mekteb-i Rüşdiyesi, Kırşehir Mekteb-i Rüşdiyesi, Mucur Mekteb-i Rüşdiyesi, Hacıbektaş Mekteb-i Rüşdiyesi, Karabekir Mekteb-i Rüşdiyesi (Güler: 2007, 42, 175). Bunların dışında Hacıbektaş’ın gelirleri ile alakalı bir takım kayıtlarada rastlanmıştır. Bunlar şu şekildedir: İngiliz Konsolosu Stewart’ın Konya Vilayetine Dair Genel Raporu (1879)’unda Tuz, Tütün ve İçkiden alınan vergiler: Tuz madenleri hükümetin malı idi. Ancak hükümet tarafından değişik fiyatlarla satılabilirdi. 1878’de tuzdan elde edilen gelir Hacıbektaş’tan 15.000 lira idi ki, bu bölgedeki ikinci büyük tuz gelirini oluşturmaktaydı (Şaşmaz, 2011). İkinci Ordu’daki altı alaydan terhis olunan askerlerin yerine yenilerinin alınması gerekmişti. Bunun üzerine Evâsıt-ı Şevval 1282 (Ocak başı 1865) tarihinde bu ordu bölgesindeki Birinci Şumnu Dairesi, İkinci Edirne Dairesi, Üçüncü Sofya Dairesi, Dördüncü Bolu Dairesi, Beşinci Ankara Dairesi ve Altıncı Çorum Dairesi’ne ferman gönderilerek, buralardaki kaza, nahiye ve aşiretlerden ne kadar asker kaydedileceği belirtilmişti. Buna göre Mucurla beraber Hacıbektaş 9 (Tunalı: 2003, 102) asker göndermekle mesuldur. 1895 (H.313) Numaralı Timar Ruznâmçe Defteri’nde Hamâ Sancakbeyi Hüsrev Bey’in Hasları bölümünde nahiyelerden sağlanan gelirler açısında Hacıbektaş 17.053 gelirle katkıda bulunmaktadır (Çakar: 2011). Hacıbektaş nahiye statüsünde bulunduğu için nüfusunun en az 500 erkekden oluşması gerekmekteydi. Buna göre aşağı yukarı nüfus vergi veren her erkek bir aile kabul edildiğinde 5 (Göyünç: 1979, 331-348) ile çarptığımızda ortalam nüfusun 2500 civarında olması gerekmektedir. Nitekim 1907 salnamesinde 2018 nüfus kayıt edilirken 1933 yılında Nahit sırrı Örik 2900 nüfusa sahip olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla 2000-2900 ara- 46 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Mürûr u Ubûr Edenlerin Gözüyle Hacıbektaş: Seyahatnameler, Salnameler ve Şer’iyye Sicillerine Göre Hacıbektaş’ın Tarihi sında bir nüfus yoğunluğuna sahip birkaç esnaf dışında tamamının Müslümanlardan oluşan bir nahiye statüsünde karşımıza çıkmaktadır. Salnamelerde Hacı Bektaş Veli ve ona ait çilehane, vakıf, türbe konularına geniş ölçüde yer verilmiştir. 3. Şeri’iyye Sicillerinde Hacıbektaş Osmanlı tarihi araştırmalarındaki en önemli kaynaklardan biri şer’iyye (kadı) sicilleridir. Kadılar tarafından tutuldukları için “kadı defterleri veya sicilleri”, mahkeme konusu olan davaları içerdikleri için “mahkeme defterleri” veya “şer’i mahkeme defterleri” ya da “sicill-i mahfûz” şeklinde değişik adlarla anılmaktadırlar. Nikâh, evlenme, miras taksimi, yetim malları ile kayıp malların muhafazası, vasi tayini ve azli, vasiyetlerin ve vakıfların hükümlerine riayet edilip edilmediğinin takibi, cürüm ve cinayet davaları gibi şer’i ve hukukî işlerin yanında idarî yönden de kadılara oldukça geniş yetki ve görevler verilmesi şer’iyye sicillerinin önemini ortaya koymaktadır. Bu durum şer’iyye sicillerini toplumu ilgilendiren eğitim, sağlık, kültür, ekonomi, zirâat, ticaret gibi pek çok konuda binlerce belgeyi bünyesinde barındıran vazgeçilmez birer kaynak konumuna gelmiştir. Siciller genel tarih açısından, önemli tarihi olayların, tarihî şahsiyetlerin, mahallî yer adlarının ve önemli tarihi müessellerin doğru olarak tespitinde önem arzetmektedir (Akgündüz: 1988, 13; Faruqhi: 2001, 55-57; Uzunçarşılı: 1988, 108-109; Arık: 1999, 1-72). Hacıbektaş nahiyesine ait mahkeme tutanaklar Kırşehir Şer’iyye Sicillerinde bulunmaktadır. Çalışmamızda Kırşehir’e ait 1907-1014 yıllarına ait yedi yıllık süreyi kapsayan aşağıdaki Şer’iyye sicilleri incelenmiştir: 18 Numaralı Kırşehir Şer’iyye Sicili (H.1325-1326, R.1323, M.1907-1908) (Faydalı: 2010), 20/1 Numaralı Kırşehir Şeriyye Sicili (H. 1326-1327/ M. 1908-1909)(Demircan: 2009), 23 Numaralı Kırşehir Şeri’iyye Sicili (M.16.04.-24.08.1912) (Karaca: 2007), 24 Numaralı Kırşehir Şer’iyye Sicili (H.1328-1332 )(M.1910-1914)(R.1326-1329) (Atalay: 2007), H.1326 Tarihli Kırşehir Şer’iyye Sicili (Taş: 2007) . İlçe merkezinin %90 ‘ı, Âşıklar, Akçataş, Anapınar, Çivril, İlicek, Kayı, Kütükçü ve Yenice köyünün büyük bir bölümü Alevidir (http://www.hacibektas.gov.tr/genelbilgiler.html). Şer’iyye Sicillerinde geçen Kayı, Kesecik, Kütük köyleri bugün Alevi köyleri olarak zikredilmektedir. Anlaşıldığı gibi geçmişte de bu köyler Alevi köyleri idi. Bu nedenle bu Alevi köylere ait 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 47 Hava SELÇUK olan mahkeme kayıtlarına baktığımızda genellikle askeri meseleler, ölüm, vakıf gibi konularda mahkemeye müracaat ettikleri görülmektedir. Şer’iyyi sicillerine baktığımızda Hacıbektaş nahiyesinde ve köylerinde yaşayan kişilerin şeriat mahkemelerini çok fazla kullanmadıklarını görmekteyiz. Öncelikle şunu belirtmek gerekmektedir Hacıbektaş bölgesinde yaşayan kişilerin Alevi olup olmadıkları sicillere kayıt edilmemiştir. Bu bölgede yaşayan halkın bir kısmının alevi oldukları bilinmektedir. Fakat sicillere kayıt edilen kişilerin Alevi veya Sünni olduklarına dair bir kayıt bulunmamaktadır. Kırşehir Şer’iyye sicillerinde Hacıbektaş nahiyesi ve ona bağlı köylerle alakalı olarak toplam 13 belge defterlere kayıt edilmiştir. Bu belgelerin bir kısım birden fazla konuyu ihtiva etmektedir. Bu belgelerin içeriğine baktığmızda 6 belge veraset paylaşımı, 1 adet belge varis tayini, 2 adet belge Hacı Bektaş Veli vakfından kişilerin öşür verip vermedikleri, 1 adet belge Hacı Bektaş Veli vakfına vakfetedilen mallar, 1 adet belge alacak-verecek, 1 adet belge diyet 2 adet belge vekâletname ile alakalıdır. Hacıbektaş Şer’iyye sicillerinde Kırşehir’e bağlı nahiye olarak adlandırılmaktadır. Hacıbektaş nahiyesinin bir takım köylerinde yaşayan halkın mahkemeye intikal eden meseleleri burada çözüme ulaşmıştır. Kırşehir bölgesine ait bu defterlerde Hacıbektaş ve buna bağlı köylere ait davalara oldukça az rastlanmaktadır. Özellikle Hacıbektaş bölgesinin vakıf arazisi olması sebebiyle bu vakfın gelir giderleri ve vakfın kime intikal ettiği konularıyla alakalı olarak mahkemeye mürcaatlar yapılmıştır. Evlenme, boşanma veya bir takım alacak-verecek, borç gibi konularla alakalı mahkemeye intikal eden mesele oldukça azdır. Bunun nedeni Alevi-Bektaşilikteki yılda bir defa yapılan görgü veya gözden geçme ceminde bu tür sorunlar çözüme kavuşturulmaktadır (Korkmaz: 2005, 204). Dede görgü veya gözden geçme cemine katılanlara bu kişiden şikâyetçi olan var mı diye sorar. Eğer o şahıstan şikâyetçi olan veya onunla dargın olan biri varsa, o kimse ayağa kalkar ve durumu dedeye bildirir. Dede iki kişiyi onların barıştırmaları hususunda görevlendirir. Söz konusu iki kişi barışmazsa dede onların bir sonraki cem törenine gelmemelerini söyler ve törenin yapıldığı mekândan kovarak cezalandırır. Gözden geçme ceminde ayrıca suç işlemiş olan varsa dede tarafından düşkün edilir. Düşkün edilenler hiçbir ceme giremezler. Onlara göre; adam öldürme, zina, boşanma, birden fazla kadınla evlenme, Sünni ile evlenme, Allah’a, dine küfretme, 48 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Mürûr u Ubûr Edenlerin Gözüyle Hacıbektaş: Seyahatnameler, Salnameler ve Şer’iyye Sicillerine Göre Hacıbektaş’ın Tarihi hırsızlık, para borcunu ödememe, alışverişte sahtekârlık, sırrı açığa vurma vb. düşkünlüğü gerektiren suçlardır(Selçuk: 2008, 124; Günşen: 2007, 331). Dolayısıyla incelediğimiz Şer’iyye Sicillerinde Hacıbektaş yöresinde yaşayan insanların mahkemeye müracaatlarının fazla olmaması, sahip oldukları inanç sistemidir. Onların sosyal hayatı, ekonomileri vb. konularda bilgi ihtiva eden başka belgelerde ulaşılamamıştır. Bu nedenle Şer’iyye Sicillerinde çoğunlukla veraset meselesi (ki bununu nedenide vefat eden kişilerin asker olması sebebiyle yine devlet ile bağlantılı konularda mahkemeye müracaat edilmiştir) ve birkaç adette vakıf ile alakalı konularda (yine vakıf kayıtları devleti ilgilendiriyor) kayıtlara rastlanmıştır. Şahısların kendi aralarındaki anlaşmazlık, boşanma gibi konulara rastlanılmamıştır. Sonuç Hacıbektaş tarihten günümüze bir taraftan Hacı Bektaş Veli hazretlerinin türbesinin bulunması nedeniyle dini bir merkez haline gelmiş diğer taraftan çevresindeki önemli tuz yatağı sebebiyle ekonomik açıdan önemli bir yerleşim birimi olmuştur. Tuz ocağından çıkartılan tuzların bir kısmı Hacıbektaş köylülerinin gelirlerini oluştururken, bir kısmı da Osmanlı Devleti’nin tuz ihtiyacının karşılanması amacıyla merkezi hükümete gönderilmiştir, Dolayısıyla halkın gelirine bu tuz madeni büyük bir katkı sağlamaktaydı. 1878’de Hacıbektaş 15.000 lira ile bu bölgedeki ikinci büyük tuz gelirini oluşturmaktaydı. Hacıbektaş, bünyesinde dergâhın bulunmasından dolayı da ekonomik olarak çok sıkıntı çekmediği görülmektedir. Aynı zamanda Osmanlı Devleti burada yaşayan halkı ve dergâh görevlilerini vergiden muaf tutmuştur. Milli mücadeleye dergâhın postnişini Cemaleddin Efendi’nin büyük desteği olmuştur. Zira Alevilerin kurtuluş savaşına destekleri ayrı bir önem arzetmekte idi. Cumhuriyet kurulduktan sahip olduğu imkânları kullanma noktasında sonra gerektiği kadar başarı gösterememiştir. 1933 yılında burayı ziyaret eden Nahit Sırrı Örik bölgenin ihmal edilmiş olduğundan bahseder. Cumuhriyetin kurulmasından sonra “Çelebi ve Babalar” arasındaki çekişmelere nedeniyle bölgenin kaza statüsüne getirilmediğini, kasabanın gelişmediği ifade edilmektedir. Hem salnamelerde hemde seyyahların notlarında Hacı Bektaş Veli postnişini ve onların evleri, bağları geniş ölçüde tasvir edilmiştir. Hem Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında hem de Türkiye Cumuhuriyetinin ilk yıllarında nüfusu 2000-2900 arasında tahmin edilmektedir. 1888 yılında Hacıbektaş’ta bu- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 49 Hava SELÇUK lunan Rüşdiye’de 45 öğrenci öğrenim görmektedir. 1910 yılında mevcut Rüşdiye eğitim-öğretim hayatına devam etmektedir. 1890 başlarında 4 köyü bulunan Hacıbektaş Nahiyesi’nde 1910 yılında 27 köy bulunmaktadır. Hacıbektaş Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında ve Cumhuriyetin ilk yıllarında dini merkez olması sıfatıyla önemini sürekli korumuş, bu yönüyle önemi günümüzde de devam etmektedir. Kaynaklar Akgündüz, Ahmet, Şer’iyye Sicilleri, C.I, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı yayını, İstanbul 1988. Ankara Vilayeti Salnamesi 1325(1907), Hazırlayanlar: Kudret Emiroğlu, Ahmet Yüksel, Ömer Türkoğlu, Ethem Coşkun, Ankara Enstitüsü Vakfı yayını, Ankara 1995. Arık, Şamil, “Osmanlılar’da Kadılık Müessesesi”, OTAM, Sayı: 8, Ankara 1999, s. 1-72. Atalay; Çetin, 24 Numaralı Kırşehir Şer’iyye Sicili (H.1328-1332 )(M.1910-1914) (R.1326-1329), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü-Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 2007. Çakar, Enver, “313 Numaralı Timar Ruznâmçe Defteri Ve Bu Defterde Haleb Vilâyeti İle İlgili Bazı Tespitler”, http://web.firat.edu.tr/sosyalbil/dergi/arsiv/ cilt11/sayi1/235-246.pdf Erişim: 27.09.2011 Demircan, Arzu, 20/1 Numaralı (H. 1326-1327/ M. 1908-1909) Kırşehir Şer’iyye Sicili’nin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü-Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 2009. Emecen, Feridun M. XVI. Asırda Manisa Kazası, T.T.K. yayını, Ankara, 1989. Eravşar, Osman, Seyahatnamelerde Kayseri, Kayseri Ticaret Odası yayını, Kayseri 2000. Faroqhi, Suraiya, Osmanlı Tarihi Nasıl İncelenir?, İstanbul 2001. Faydalı, Nurullah, 18 Numaralı Kırşehir Şer’iyye Sicili’nin (H.1325-1326, R.1323, M.1907-1908) Transkripsiyonu, İslâm Hukuku Açısından Tahlil ve Değerlendirmesi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü-Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 2010. Gökbilgi, M. Tayyib, “Nahiye”, İ.A. C. 9. M.E.B. Yayınları, İstanbul 1964, s. 37. Göyünç, Göyünç, “Hâne Deyimi Hakkında”, İÜEF Tarih Dergisi, XXXII, İstanbul 1979, s.331-348. Güler, Yusuf, Ankara Vilayeti’nde İdari Yapının, Yöredeki Sosyo-Ekonomik Yapıya Olan Etkileri, (1880-1919), Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü-Doktora Tezi, Samsun 2007. 50 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Mürûr u Ubûr Edenlerin Gözüyle Hacıbektaş: Seyahatnameler, Salnameler ve Şer’iyye Sicillerine Göre Hacıbektaş’ın Tarihi Günaydın, Yusuf Turan, “1911 (1893) Ankara Vilayeti Salnamesi’nde Kırşehir Sancağı”, 1. Kırşehir Kültür Araştırmaları Bilgi Şöleni, Kırşehir 2004, s.215236. Günşen, Ahmet, “Gizli Dil Açısından Alevîlik-Bektaşîlik Erkân Ve Deyimlerine Bir Bakış”, Turkish Studies / Türkoloji Araştırmaları Volume 2/2 Spring 2007, s.329-351. Halaçoğlu, Yusuf, XIV-XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, T.T.K. yayını, Ankara 1995. Halme, Ayşe Şerife, 19. Yüzyılın İkinci Yarısında Nevşehirin Sosyal ve Ekonomik Durumu, Niğde Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü- Yüksek Lisans Tezi, Niğde 2006. Hovarth, Béla, Anadolu 1913, Çev. Tarık Demirkan, Tarih Vakfı Yurt yayınları, İstanbul 2010. http://www.hacibektas.gov.tr/genelbilgiler.html Erişim: 16.09.2011 Kansu, Mazhar Müfit, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, C. II, T.T.K. yayını, Ankara 1988. Karaca, Zülfiye, 23 Numaralı Kırşehir Şeri’iyye Sicili (M.16.04.-24.08.1912), Transkripsiyonu ve Değerlendirmesi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü- Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 2007. Karakaya, Meliha, Seyyahatnamalerde Nevşehir, Niğde Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü-Yüksek Lisans Tezi, Niğde 2000. Kılınçer, Yusuf İzzettin Kılınçer, Atatürk ve Kırşehir (1919–1938), Ankara Üniversitesi İnkılâp Tarihi Enstitüsü-Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2006. Korkmaz, Esat, Ansiklopedik Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü, Anahtar Kitaplar Yayınevi, Eylül 2005. Ortaylı, İlber, Tanzimât Devrinde Osmanlı Mahalli İdareleri, T.T.K. yayını, Ankara 2000. Örik, Nahit Sırrı, Anadolu’da Yol Notları, Bir Edirne Seyahatnamesi, Kayseri, Kırşehir, Kastamonu, Arma Yayınları, îstanbul, 2000, 126-127. Özger, Yunus, “Yusuf Ziya Yozgadî ve Temaşâyı Celâli Hüdâ Adlı Eseri”, Karadeniz Araştırmaları, Kış 2011, Sayı 28, s.115-150. Pakalın, Mehmet Zeki ,”Salname”, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, C.3, İstanbul 1983. “Salname”, İslam Ansiklopedisi, C.X, Milli Eğitim Bakanlığı yayını, İstanbul 1988, s.134-136. Selçuk, Ali, Ağaçeri Türkmenleri Tahtacılar, IQ Kültür ve Sanat Yayıncılık, İstanbul 2008 Şahin İlhan, “Kırşehir”, DİA, C. 25, 2002, s.484. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 51 Hava SELÇUK Şaşmaz, Musa, İngiliz Konsolosu Stewart’ın Konya Vilayetine Dair www.Turkiyat.Selcuk.Edu.Tr/Pdfdergi/S12/Sasmaz.Pdf, Erişim. 19.09.2011 Talayhan, Mehmet Ali, Osmanlı Devlet Salnamelerine Göre Adana ve Konya Vilayetlerinin İdari Taksimatı (1851-1910), Yüksek Lisans Tezi, Niğde 2001, s.91-114. Taş, Mahir H.1326 Tarihli Kırşehir Şer’iyye Sicili (Kırşehir’in: Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Hayatı), Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü-Yüksek Lisans Tezi, Kars 2007. Tunalı, Ayten Can, Tanzimat Döneminde Osmanlı Kara Ordusunda Yapılanma (1839-1876), Ankara 2003. Uzunçarşılı, İ.Hakkı, İlmiye Teşkilâtı, T.T.K. Yayını, Ankara 1988. Yıldırım, Birsen Edanur, Ankara Sancağı’nın Tarihi Cografya Bakımından Yerleşme ve Nüfusu (1871-1907), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü-Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2006. 52 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u ORGANİK MİMARLIĞIN ÜRGÜP BÖLGESİNDEKİ UYGULAMALARI VE GÜNÜMÜZ ORGANİK TASARIMLARI İLE İLİŞKİLERİ APPLICATIONS OF ORGANIC ARCHITECTURE IN ÜRGÜP AREA AND RELATIONERS WITH PRESENT DAYS ORGANIC DESIGN Hülya Yavuz ÖZDEN* ÖZET Ürgüp bölgesinde mekânsal anlamda doğal oluşumlarla meydana gelen peri bacalarının yanında organik formları içinde barındıran birçok yaşam alanları ortaya çıkmıştır. İnsanların ve doğanın müdahalesiyle oluşan bu yapılar organik mimarinin farklı oluşumlarına örnek olarak gösterilebilmektedir. Organik mimariyi tanımlayacak olursak; yapının bütününün, iç mekânından oluştuğunu savunan mimarlık akımına organik mimarlık denilmektedir. Aynı zamanda doğa, geometrik olmayan mimari formlar için model oluşturmuştur. Ürgüp bölgesinde de organik tasarımla bağlantılı olarak, yöre insanları, yerleşim yerlerinde doğanın getirdiği organik formları kullanmıştır. Bu yörede malzemenin kolay oyulabilmesinden dolayı kolay işlenebilen taşları kullanarak organik mekânlar oluşturmuşlardır. İçten dışa doğru oluşturulan mekânsal özelliğin organik mimarlıkta sıkça kullanılan bir uygulamadır. Bu özelliklerinden dolayı bu çalışmada organik mimarlık örnekleriyle Ürgüp yöresi yerleşimleri ile ilgili karşılaştırmalar ve öneriler yer alacaktır. Ürgüp bölgesi de tüm bu organik formları içinde barındırmasıyla turistik açıdan dikkat çekmektedir. Bu çalışmada Ürgüp yöresindeki mimari, iç mimari oluşumlar ve tasarımlarla, 20. yüzyıldan sonraki dönemde oluşan organik tasarımların karşılaştırmalı incelemesi yapılacaktır. Ayrıca ekolojik ve organik tasarımların kullanıcı üzerindeki etkileri incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Organik Tasarım, Ekolojik Mimarlık * Arş. Gör., Haliç Üniversitesi Mimarlık Fakültesi İç mimarlık bölümü, e-posta:[email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 53 Hülya Yavuz ÖZDEN ABSTRACT As per spatial sense in Urgup region; besides fairy chimneys, there are many areas of life which includes organic forms has been emerged. The intervention of human beings and nature of these structures can be displayed as an example of the different formations in organic architecture. If we try to describe organic architecture; whole structure formed in the interior of defending the current architecture is called organic architecture. In the meantime, nature creates a model with non-geometric architectural forms. In connection with the organic design in Urgup, local people used organic form which is inspered by nature. In this reason, they can easily carve the materails therefore they had built up organic places. Spatial feature created from the inside out is frequently used as an application organic architecture Because of the properties of this area, in my research there will be organic architecture examples and encounterings ,suggestions about Ürgüp area settlement Urgup shelters all these organic forms and therefore Urgup really draw a huge attention to the tourist. In this study, I have made a comparative study on architecture&interior formations&designs with organic designs and Urgup region occurred after 20. Century. Furthermore, ecological and organic designs on the effects of user will also be examined. Key Words: Organic Design, Ecologic Architecture 1. Giriş Doğadan esinlenerek elde edilen tasarım, tarihin başlangıcından beri kullanılan bir yöntemdir. Buna rağmen ilk defa isim olarak adlandırılışı 1960’da “Bionic” kelimesi ile tanımlanmıştır. Doğadan esinlenerek veya doğanın verdiği malzemeleri onun formuna göre uygulayarak oluşturulan tasarım yapım zorluklarından dolayı sıkça uygulanmasa da ilgi çekici bir konuma gelmiştir. Organik kavramı ise, kelime anlamı olarak canlı bir şeyin parçası veya canlıdan oluşmuş bir şeyi anlatmak için kullanılır. Bu genel kanının aksine bu çalışmada bahsedilen “organik” kelimesi doğadan esinlenen formların mekân tasarımı ve mobilya tasarımlarında uygulama şekillerinden oluşmaktadır. Kapadokya bölgesinin en önemli ve çoğunlukta olan malzemesi taş olduğu için yapılarda taş kullanılmıştır. Volkanik yapısından dolayı bu taş malzeme ocaktan çıktıktan sonra yumuşak olmasına rağmen hava koşullarında sertleşerek yaşam alanı için uygun bir malzeme haline dönüşmektedir. 54 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Organik Mimarlığın Ürgüp Bölgesindeki Uygulamaları ve Günümüz Organik Tasarımları İle İlişkileri Yumuşak yapısı işlenmesinde de kolaylık sağlamakta ve bölgenin genel yapısının vermiş olduğu organik formlar yapıların iç mekânlarında da uygulanmaya devam etmektedir. Engebeli arazide kademeli olarak yerleşen evler birbirinin görüşünü engellemediği için manzara faktörüne de sahip olmuştur. Organik dokunun hâkim olduğu bölgede evlerin de bu doku ile bütünleşmesi sonucu birbirinden kopmayan yapılar zinciri oluşturmuştur. Biçimsel olarak bakıldığında malzeme bütünlüğünün görüldüğü yerleşim bölgesinde geometrik formların oldukça az sayıda olduğu görülür. Geometrik ve doğal formların birlikte bir uyum içerisinde sergilendiği mekânın iç mekânlarına bakıldığında oyma yöntemi ile oluşturulmuş formlar karşımıza çıkmaktadır. Bu durumu organik görüşe bakarak incelenebilir; 1.1.Organik Formların Mekân Tasarımına Etkileri “Biçim ve şekil, her biri organik ya da geometrik diye de tanımlanabilir. Tipik olarak karla kaplı çakıl taşları gibi organik biçimler düzensiz taslaklardır ve asimetriktirler. Organik biçimlerin daha çok doğal olarak oluşmuş oldukları düşünülür. Bazı tasarlanmış biçimler kuralsız, düzensiz tasarımlara sahiptir.”Gerçekten de evrende bulunan varlıkları morfolojik olarak sınıfladığınızda, sivri köşeleri, dümdüz yüzeyleri, keskin kenarları ve sert yapıları ile bu tür varlıklar insana kendini bağdaştırabileceği biçimde gelmezler. (Coşkun, 2004) Organik mimarlığın çok yönlülüğünden etkilenerek tekniği ve tarihi araştırıldığında az bilinen, aynı zamanda tarihi, geçtiğimiz yüzyıla dayanan serbest biçimli organik tasarımın sade ve dikkat çekici dünyasını keşfetmek mümkün olmuştur. Hayvansal formlar, duyusal doğal anlatımın hâkim olduğu organik mimarlık, doğrusal geometrinin hâkim olduğu konvansiyonel mimarlığa karşı çıkmıştır. Yaygın olarak kabul görmemesine rağmen organik mimari hareketi popülerliğiyle mimarların medyada dikkat çekebilmesinde etkili olmuştur. Öklid1 olmayan geometri aynı zamanda karmaşık mühendislik sorunları yaratması nedeniyle bilimsel yapı analizleri 1 Öklid geometrisinin aksiyomları* şunlardır: 1. Aynı şeye eşit olan şeyler birbirlerine de eşittirler. 2. Eğer eşit miktarlara eşit miktarlar eklenirse, elde edilenler de eşit olur. 3. Eğer eşit miktarlardan eşit miktarlar çıkartılırsa, eşitlik bozulmaz. 4. Birbirine çakışan şeyler birbirine eşittir. Bütün, parçadan büyüktür. *Başka bir önermeye götürülemeyen ve kanıtlanamayan, böyle bir geri götürme ve kanıtı da gerektirmeyip, kendiliğinden apaçık olan ve böyle olduğu için öteki önermelerin temeli ve ön dayanağı olan temel önermeye aksiyom (belit) denir 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 55 Hülya Yavuz ÖZDEN ve profesyonel tasarım uzlaşmasını beraberinde getirmiştir. Bu tür tasarımı araştırmış olan tasarımcılar Eugene Tsui, Kendrick Kellogg, Antti Lovag, Luigi Colani gibi tasarımcılardır. Bunun yanında daha önceden de bahsedildiği gibi doğadan esinlenen formlara biyonik adlandırması yapılmaktadır. Farklı disiplinlerde biyonik, biyomimesis, (biyos – hayat ve mimeris – taklit etmek) biyognosis, terimleri ile kullanılır. Daha önceleri doğayı gözlemleyerek deneyimler elde eden insanoğlu artık doğayı gözlemlemektense doğayı bir model olarak almaktansa, bir akıl hocası olarak dersler almaktadır.1990’lı yıllardan bu yana doğadaki yapılaşmalardan ve oluşumlardan esinlenilmiş tasarımlar “biyomimesis” kavramıyla özdeşleştirilmiştir. Şekil 1.5.Doğadan esinlenilen strüktürler 56 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Organik Mimarlığın Ürgüp Bölgesindeki Uygulamaları ve Günümüz Organik Tasarımları İle İlişkileri Şekil 1.1. Doğadan esinlenen strüktürler, Samarra’daki caminin minaresi ve istiridye kabuğu arasındaki benzerlik ilişkisi Yukarıdaki resimde deniz kabuğunun kıvrımları ile Samarra’da bulunan minare arasında da form benzerliği görülmektedir. Küçük şeylerden büyük şeylere geçerken kabuk fikirleri, renk, malzeme ve form fikirleri alırız. 20. yüzyılın ortalarına kadar çok farklı metaforlardan yararlanıldığı görülmektedir. Sanayi devrimi ve onu izleyen teknolojik gelişmeler bilgisayar ve bilişim teknolojilerinin bilim dünyasındaki yerlerini almasıyla doğa ile ilgili gözlemler çeşitlenmiştir. (Selçuk S., 2007)Bu yapının aynı zamanda Kapadokya örneğinde görüldüğü gibi çevresindeki doku ile bütünleşmiş olduğu da görülmektedir. Biyomorfizm mimarlık dışında birçok alanda kullanılmakta olan bir akımdır. Resim, heykel sanatı, tasarımın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Biyomorfizm ya da doğadan esinlenen formlar denildiğinde mimari açıdan bakıldığında 20. yüzyılın başlarındaki en önemli isim Antoni Gaudi olmuştur. Günümüzde halen bu tasarladığı yapılarla günümüz mimarlarına esin kaynağı olmayı sürdürmektedir. Gaudi, Fransız mimar Eugene Viollet-le-Duc ve “süsleme, mimarinin kaynağıdır” diyen İngiliz düşünür John Ruskin’in teorilerinden etkilenmiştir. Zamanla 19. yüzyılın baskın tarihî stillerinin ötesine geçerek, kendi sınıflandırılması güç estetiğini yaratmıştır. Tasarlamış olduğu Casa Mila konut projesi, Sagrada Familya kilisesi, Park Güell gibi yapılarlarla tanınmaktadır. Casa Mila’nın terasında 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 57 Hülya Yavuz ÖZDEN bulunan bacaların formu, yapının eğrisellikler içeren mimari yapısı ve kullanılan malzemenin dokusu Kapadokya bölgesindeki yapılarla benzerlikler taşımaktadır. Şekil 1.2. Solda Gaudi tasarımı Casa Mila baca görünümü, Sağda Ürgüp yöresi peri bacaları Yukarıdaki resimde görüldüğü gibi yoğun olarak Ürgüp, Uçhisar, Avanos arasında kalan vadide görülen peri bacalarının doğal oluşumlardan oluşan formu, Gaudi’nin tasarladığı ve doğadan esinlenen formları barındıran Casa Mila’nın terasındaki heykelsi formlarla benzerlikler içermektedir. Gaudi bu doğal formun görüntüsünü oluştururken üzerinde kahverengi tonlarında mozaik malzemeden yararlanmıştır. Bu tonlarda kullanılan dış cephesi ve terasındaki heykelsi formlar doğal taş görünümü ya da kayanın oyulması ile elde edilen bir yapı görünümü kazandırmaktadır. 58 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Organik Mimarlığın Ürgüp Bölgesindeki Uygulamaları ve Günümüz Organik Tasarımları İle İlişkileri Gaudi dışında yine 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra mimarlar organik tasarımla ilgili çalışmalarını sürdürmüştür. Kapadokya bölgesindeki taş yapıların ve onların iç mekânı ile benzerlikler gösteren yapılar bulunmaktadır. Bob Masters tasarımı Xanadu evleri, Peter Vetsch tasarımı Earth Houses gibi yapılar bu dönemde görülen aykırı yapılara örnek verilebilir. Peter Vetsch; tasarım yöntembilimine göre organik mimarlık yapıların içlerine önem vermesi, oda hücrelerini ana tasarım unsuru almasıyla bilmektedir. Odaların yer aldığı alanın karakteristiği ve yapı içerisinde istenen hareket akımına göre bu hücresel alanların toplamı organik formla bütünleştirilmiştir. Tam anlamıyla işlevsel olmayan, çeşitli soyut ve hayvansal formlar bütün tasarımı etkileyerek, hücrelerin yapısını daha fazla değiştirebilir. Genellikle iç mekânları kullanışlı, rasyonel olmayan yapıların dışı biçimsiz ve sorunlu olmaktadır. Dış yüzeyin üzerine yeşilliklerle kaplayarak kıvrımlı dış görünümü saklamak da mümkün olmuştur. Şekil 1.3. Earth Houses Peter Vetsch, İsviçre. Şekil 1.4. Earth Houses iç mekanı, Peter Vetsch, İsviçre. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 59 Hülya Yavuz ÖZDEN Yukarıdaki resimde görüldüğü gibi mekân, tek renkten oluşan sade bir yaşam alanı izlenimi vermektedir. Oluşturulan eğrisel formlar hem yapının dış cephesinde hem de içinde yer alan şömine, kapı ve pencere pervazlarında görülmektedir. İç mekânın duvarları ve kullanılan öğelerin mekânla bütünleşerek hem kullanışlı hem de bütünlük sağlayan yapı da olması Kapadokya yöresi evleri ya da otellerinin iç mekânını anımsatmaktadır. Elde edilebilen iç mekân görünümleri otellerin oda tanıtımı ile sınırlı kalmaktadır. Aşağıdaki resimlerde kesme taş ve volkanik oluşumlu kayalardan oluşan bir iç mekân görülmektedir. Eğimli, tavan ve eğrisel oyuntular odanın kullanımı ve eşyaların yerleştirilebilmesi için oluşturulmuş boşluklardır. Koltuk ya da yataklar bu oyuntulara yerleştirilerek mekânda yer sağlanmıştır. Şekil 1.5. “Cappadocia Palace” Oteli Oda Görünümleri Şekil 1.6. “Cave Suit” Otel Görünümü Kapadokya bölgesinde eğimin fazla olduğu, yamaçlarda yer alan konutların birçoğunda zemin kat kaya oymalarla birleşerek kaya içlerine kadar uzanmaktadır. Eski tarihli olan oyma konutlarda herhangi bir plan şemasından bahsetmek mümkün olmamakla birlikte, tüfün kolayca işlenebilen bir malzeme olmasından dolayı, ihtiyaç duyuldukça oyularak yeni 60 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Organik Mimarlığın Ürgüp Bölgesindeki Uygulamaları ve Günümüz Organik Tasarımları İle İlişkileri mekânlar elde edilmiştir. Bunların boyutlarında herhangi bir standart yoktur. Boyutlarını kullanım amacı belirlemiştir. Bir mekândan diğerine geçilmiştir.( Kalaycı G.,2006)Yörede bu yüzden yarı oyma yarı yığma plan şemaları oluşturulmuştur. Şekil 1.7. Yarı oyma yarı yığma plan şeması “Başlangıçta sığınak amaçlı kullanılan kaya oyma evlerin geçmişi M.Ö. 2000’li yıllara kadar uzanmaktadır”.En eski hali tek birim olan bu konutlar, zamanla ihtiyaçlar doğrultusunda, oyma mekânların eklenmesiyle büyümüşlerdir. Bu doğal ve oyarak oluşan formların yanında, batıdaki organik tasarım öğelerine baktığımızda malzeme olarak ferro çimentonun kullanıldığını görebiliriz. 90’lı yıllara gelindiğinde ise dönemin mimarlarından Kellogg’un tasarladığı yapılar heykelsi formlarının yanında organik çizgilerde taşımaktadır. Kellogg ileri modernist ve eklektik estetiğinde sık rastlanılan bir durum olan kompozisyonların melezleştirilmesini, sıklıkla kullanmıştır. Ferro çimento kadar ahşap, doğal taş ve bunun gibi malzemeleri de kullanır. Kellogg’un tasarlamış olduğu bu yapıda mekânın kendisinde kullanılan strüktür mobilyaların oluşturulmasında da kullanılarak bütünlük sağlanmıştır. Şömine, yatak ve pencerelerde organik formlar kullanılmış ve mekânın genel yapısıyla bütünlük kazanılmıştır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 61 Hülya Yavuz ÖZDEN Şekil 1.8. Xanadu evleri, 1984 Organik tasarımda sıkça kullanılan ferro çimento2 geçen yüzyılda ortaya çıkmış, yeni olmasına rağmen insanoğlunun sıkça kullandığı çok yönlü, basit ve güçlü bir inşaat teknolojisidir. Ferro çimento tekniği basit olması nedeniyle tercih edilmiştir. Çelik hasır yapıya elle, “tirolessa” adındaki püskürteçle çimento karışımı uygulanır. Çimento katmanı kayar kalıp çimento yapıya göre daha incedir ve ferro-çimentoda gücün ağırlığına oranı yüksektir. Organik tasarıma etkisine bakacak olursak göz önüne getireceğimiz her formu alabilmesi yönü oldukça önemlidir. Güçlü ve emniyetli formlar yapılmasına olanak sağlamıştır. Başka bir dünyadan gelen mimariyi anımsatan formlarıyla insanların beğenisini kazanmış bir form oluşturabilir. 2 62 Demirli çimento olarak da adlandırılan ferro çimento, tel örgü ve çimentodan oluşan kompozit bir yapı malzemesidir. Tahıl depoları, su depoları, kayıklar, yük tekneleri ve dubalar gibi ince duvar gerektiren ünitelerin yapımında kullanılan betonarme betonunun özel bir çeşididir. Uygun şekilde tasarımlandığı ve inşa edildiği zaman, demirli çimento, betonarme betonu ile kıyaslandığında, daha iyi mekanik özellikler ve dayanım sergiler. Özellikle çatlamaya karşı olan üstün mukavemeti en önemli özelliğidir. Demirli çimentonun en önemli bileşeni tel örgüdür. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Organik Mimarlığın Ürgüp Bölgesindeki Uygulamaları ve Günümüz Organik Tasarımları İle İlişkileri Bu gibi yapıların oluşturduğu etki sonradan elde edilmiş doğal oluşumlar olmasa da oldukça büyüktür. Tasarımın pek çok alanında geniş yer bulan organik tasarım ya da biyomimesis akımları kişinin doğa ile olan bütünleşmesini anımsatmaktadır. 2. Sonuç Ürgüp bölgesindeki yapılarda uygulanacak olan yapılanma koşulları içerisinde, yörenin geleneksel malzemesi olan kesme taş kullanılması ve üzerine sıva ve boya yapılmaması yörenin doğal yapısının ve bütünlüğünün bozulmaması açısından önemlidir. Turistik açıdan çok önemli olan bu bölgedeki yapıların gelecek olan turist sayısını karşılayabilmek için yeni yapılar yapmak yerine var olan yapıları kullanarak, gelen kişilere bu organik dokunun yaşatılması sağlanmalı, böylece önceden kullanılıp terk edilmiş yaşam alanları veya bölümleri korunmalıdır. Dış görünümü dışında iç mekânları ile de dikkat çeken bu yapıların bazı bölümlerinin iç mekânlarının da insanlar üzerinde yarattığı etki büyük olacağı için bu tür oyma yapıların iç mekânlarının da gelen kişiler tarafından görülüp ziyaret edilebilme olanağı sağlanması gerekmektedir. Genellikle otel ya da butik otel olarak kullanılan yapıların bazılarının orada kalan turistler dışında diğer gelen kişilere de haftanın belli günleri ziyarete açılabilmesi bu mekânların daha iyi kavranmasına ve ülkemizde bulundurduğumuz bu zenginliğin herkes tarafından bilinmesine olanak sağlayabilir. Bu yapılarda dış cephe malzemesi olarak sıva, boya vb. ürünlerin kullanılmaması doğal çevrenin bozulmamasına ve renksel olarak bir bütünlük oluşmasına katkı sağlamaktadır. Yine iç mekâna baktığımızda doğal etkinin oyma odalarda sürdürüldüğü görülmektedir. Doğal malzemenin kullanıldığı oyuntularla birlikte yine bu yörenin iç mekânlarına benzer malzemelerle mobilya ve tasarım ürünlerinin kullanılması yöre insanına katkı sağlayacak ve yörenin tanıtımında kullanılabilecektir. Türkiye genelinde bu türden yaşam alanlarının sayısının oldukça az olduğu bilindiği için ve kentsel tasarımda estetik algıdan yoksun şehirlerde de doğal malzemenin kullanımına geniş yer verilmesi gerekmektedir. Geri dönüşümlü malzemeler, ya da çevreye zarar vermeyecek olan ürünler kullanarak hem doğal yapının korunması sağlanmış hem de doğanın insan psikolojisine olan olumlu etkisinden yoksun kalınmamış olur. Bu süreçte yine hem Ürgüp bölgesinde aynı zamanda büyük şehirlerde yaşam alanlarının yeşil alandan yoksun bırakılmaması gerekmektedir. Uzun yıllar kullanılabilecek, doğal malzemeler kullanılması uygun olacaktır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 63 Hülya Yavuz ÖZDEN Kaynaklar Coşkun, Nihal ;(2004); “Yaşayan Organik Kent Bir Örnek: Üsküdar,” Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Anabilim Dalı/ Bina Bilgisi Programı. Kalaycı G.,2006, Geleneksel Ürgüp Konutları Ve Dereler Mahallesi Koruma Geliştirme Önerisi,Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Şubat 2006 Selçuk S. ve Gönenç A.,2007,Mimarlık Tasarımı Paradigmasında Biomimesis’in Etkisi, Gazi Üni. Mimarlık Fakültesi Dergisi,451-459, Ankara http://www.turkiyeinternette.com/galeri/29-5-kapadokya-peri-bacalari.html http://www.forumdas.net/nevsehir/peribacalari-nevsehir-92732/ http://www.cappadociacavesuites.com/en/photo.asp?gallery_id=14 www.fabiofeminofantascience.org 64 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u NEVŞEHİR VE ÇEVRESİNDEKİ ÜZÜM BAĞLARININ KULLANILMAYAN ASMA YAPRAKLARININ ÜLKE EKONOMİSİNE KAZANDIRILMASI ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA UNUSED GRAPE LEAF IN THE NEVŞEHİR AND THE SURROUNDING VINEYARDS ACQUIRE THE COUNTRY’S ECONOMY Hüseyin BENLİ* ÖZET Bu çalışmanın amacı; Nevşehir ili ve ilçelerinde yetiştirilen üzüm bağlarının hiç kullanılmayan asma yapraklarını Nevşehir ve ülke ekonomisine katkı sağlayacak bir meta haline getirmektir. Bu amaçla yöreden sonbahar aylarında toplanan asma yaprakları kurutularak toz haline getirilmiştir. Toz haline getirilen bu yapraklar yünlü kumaş/ ipliklerin ve pamuklu kumaşların boyanmasında doğal boyarmadde kaynağı olarak kullanılmıştır. Boyama işlemlerinden önce kumaşlar önceden mordanlama işlemlerine tabi tutulmuştur. Mordan maddesi olarak KAl(SO4)212H2O, CuSO4.5H2O ve FeSO4.7H2O kullanılmıştır. Mordanlama işleminden sonra yünlü ve pamuklu kumaşlar ayrı ayrı boyanmıştır. Boyama işleminden sonra renk verimleri Konika/ Minolta 3600d yansıma spektroskopinde Realcolor yazılımı kullanılarak K/S değerleri elde edilmiştir. Kubelka-Munk denklemine göre hesaplanan K/S değeri yorumlanmış ve CIELAB (L*, a*, b*, c* ve h°) koordinatları tespit edilmiştir. Tatmin edici renk tonları elde edilmiştir. Ayrıca numunelerin yıkama, sürtme, ve ışık haslıkları tespit edilmiştir. Işık haslık sonuçları 4-6 arasında, yıkama, sürtme ve ter haslıkları da 3-5 arasında değişmiştir. Bütün sonuçlar tatmin edici düzeydedir. Anahtar Kelimeler: Asma Yaprağı, Yün, Mordan, Doğal boyalar, * Öğr. Gör., Erciyes Üniversitesi Mustafa Çıkrıkçıoğlu Meslek Y.O. Kimya Teknolojisi, 38039 Kayseri / TURKEY e-posta: [email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 65 Hüseyin BENLİ ABSTRACT The purpose of this study; Unused grape leaf which is grown in the grape vine lands in Nevşehir to make it into in a meta that will contribute to the country’s economy. For this purpose, dried and powdered leaves have been suspended region collected during the autumn months. The leaves are pulverized wool fabric/ yarn and dyeing of cotton fabrics were used as a source of natural dyes. All fabrics were made before the pre-mordant dyeing process. copper sulfate (CuSO4.5H2O) iron sulfate (FeSO4.7H2O) and alum (KAl(SO4)2.12H2O) used three different article of the mordant. Sources of natural dye materials separately after being dyed with the color yields Konika/Monilta 3600d Realcolor software reflection spectroscopy using the K/S values were obtained. Kubelka-Munk equation calculated from the K/S value is interpreted and CIELAB (L*, a*, b*, c* ve h°) the coordinates were determined. Satisfactory color tones are obtained. Also wash samples, rubbing, perspiration and light fastness were identified. Light fastness results ranged from 4-6. Washing, rubbing and perspiration fastness is satisfactory and ranged from 3-5. All results are satisfactory. Key Words: Grape leaf, Wool, Mordant, Natural Dyes, 1. Giriş Doğal boyalar 19. y.y.’ın sonlarına kadar Anadolu’da ve Dünya’da oldukça yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Özellikle Türk Kırmızısı veya Edirne Kırmızısı olarak bilinen Kök boya (Alizarin) dünya boya literatürüne girmiştir. Cehri, ceviz kabuğu, nar kabuğu ve safran gibi diğer bitkilerde oldukça fazla bilinen doğal boyarmadde kaynaklarıdır (Öztürk:1999). Fakat özellikle 1850’li yıllardan sonra Organik kimyadaki gelişmelere paralel olarak doğal boyaların kimyasal yapıları keşfedilerek sentezlenmeye başlanmış ve sentetik boyaların kullanılması hızla artmaya başlamış ve doğal boyarmaddelerin kullanımları azalarak bitme noktasına gelmiştir. Günümüzde ise tekstil endüstrisinde doğal boyarmaddelerin kullanılması yok denecek kadar azdır. Doğal boyarmadde kaynakları bitkilerin köklerinden, yapraklarından, sap ve gövdelerinden, meyvelerinden ve kabuklarından elde edilebilmektedir. Bitkisel materyallerde bulunan fenolik bileşikler, fenolik asit ve flavono- 66 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Üzüm Bağlarının Kullanılmayan Asma Yapraklarının Ülke Ekonomisine Kazandırılması Üzerine Bir Çalışma idler (Manojloviç:2005,244) olarak bulunmaktadır. Flavon terimi ilk defa 1895 yılında kullanılmaya başlanmış ve Latince’de “sarı renk” veren anlamına gelen “Flavus” teriminden türemiştir (Kostanecki:2003). Flavon tipindeki boyarmaddeler bitkilerin çoğunda bulunur. Bunlar kimi zaman bitki yapraklarında kimi zamanda meyve, kök, kabuk vb. bölgelerinde bulunmaktadır. Kimyasal olarak bakıldığında bu yapılar aromatik halkalı bileşikler olup renkli yapıları meydana getirmektedirler. Şekil 1(Dweck:2003, Nizamlıoğlu:2010,20-35 Sun:2006). Asma yaprakları ise yukarıdaki tanıma uyan önemli bir boyarmadde türü olan Quercetin’i (Downey 2003,110) içermektedir. Bu boyarmadde uygun bir şekilde izole edilerek çeşitli ipliklerin boyanmasında kullanılabilmektedir. 1.1. Asma Yaprağının (Vitis vinifera L.) Kimyasal Yapısı Asma yapraklarında kimyasal açıdan Quercetin, Quercitrin ve Karotin gibi boyarmaddeler ihtiva etmektedir (Baldi: 1995, 2104 Kammerer: 2004, 4360 Anonim: 1991, 26 Kennedy:2000). Şekil 1: Asma yaprağında bulunan boyarmaddenin kimyasal yapısı 1.2. Yün ile Boyarmadde Arasındaki Kimyasal Bağ Yün kimyasal yapı itibariyle hem amino gruplar hem de karboksilik gruplar içermektedir. Bu nedenle hem asidik, hem bazik hem de nötr ortamda boyama yapılabilmektedir. Mordan olarak ilave edilen metal tuzları yün ile boyarmadde arasında bir tuz köprüsü kurmak suretiyle boyamalar gerçekleşmektedir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 67 Hüseyin BENLİ Şekil 2: Yün-Mordan-Boyarmadde arasındaki kimyasal bağ ilişkisi (Önal1996) 1.3. Pamuk ile Boyarmadde Arasındaki Kimyasal Bağ Şekil 3: Selülöz’ün Quercetin ile yapmış olduğu muhtemel kimyasal bileşik 2. Materyal ve Metod 2.1. Materyal Bu çalışmada kullanılan materyaller daha önce ön terbiye işlemi görmemiş %100 yünlü kumaş, Şeker kasar yapılmış %100 pamuklu kumaşlardır. Doğal boyarmadde kaynağı olarak öğütülmüş ve toz halindeki asma yaprağı kullanılmıştır. Kullanılan Mordan maddeleri ve art işlem kimyasalları analitik saflıktadır. 2.2. Mordan ve Mordanlama Metodu Mordan kelimesi Latince bir kelime olan “Mordere” ‘den gelmektedir. “Isırmak” anlamına gelir ve üzerine tutturmak anlamında kullanılmıştır (Dean:2003). Bilinen üç farklı mordanlama yöntemi vardır. Bunlar önce- 68 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Üzüm Bağlarının Kullanılmayan Asma Yapraklarının Ülke Ekonomisine Kazandırılması Üzerine Bir Çalışma den mordanlama, birlikte mordanlama ve sonradan mordanlama metotlarıdır (Ranjana:2005,363,Önal:1996). Bu çalışmada önceden mordanlama yöntemi kullanılarak materyaller boyamaya hazır hale getirilmiştir. Şap (KAl(SO4)2.12H2O)(M1), Bakır sülfat (CuSO4.5H2O)(M2) ve Demir Sülfat (FeSO4.7H2O)(M3) olmak üzere üç farklı mordan maddesi kullanılmıştır. Miktarlar materyal ağırlığı üzerinden hesaplanmış olup 1:1 dir. Boyanacak kumaşla Şekil 10’da gösterilen prosese göre ayrı ayrı mordanlanmıştır. Mordanlama reçeteleri Tablo 1’de gösterilmektedir. Şekil 4: Yünlü ve pamuklu kumaşların mordanlama prosesi 2.3. Boyama Metodu Mordanlama işleminden sonra en az bir gün bekletilen kumaşlar Şekil 11’de gösterilen geleneksel çektirme boyama prosesine göre boyanmıştır. Bütün mordanlama ve boyama işlemleri HT Roaches Model-MB marka laboratuar tipi boyama makinesinde, 200 ml’lik paslanmaz çelik tüplerde ve gliserin banyosunda yapılmıştır. Boyamaya oda sıcaklığında başlayarak 1,5-2°C/dk ısıtma hızıyla 100°C’ye yükseltilmiş ve bu sıcaklıkta 60 dk. çalışılmıştır. Mordanlama işlemleri ile yüne bağlanmış olan metal iyonları (Me+) sayesinde bitkilerde bulunan Fenolik asit ve Flovanoid türevleri gibi kimyasal yapılar (Şekil 4 ve 5) yüne bağlanmaktadır. Yün, Mordan ve boyarmadde arasındaki kimyasal mekanizma Şekil 8’de pamuk ile boyarmadde arasındaki muhtemel bağ ise şekil 9’da gösterilmektedir (Önal:1996). Kullanılan boyarmadde, kumaş ağırlığı ve mordan maddesi arasındaki ilişki Tablo 1’de gösterilmektedir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 69 Hüseyin BENLİ Şekil 5: Yünlü ve pamuklu kumaşların boyama prosesi Tablo 1: Mordanlama ve boyamada kullanılan mordan ve boyarmadde miktarları. M1 M2 M3 Mordan ağ.(%) 30 2,5 2,5 Kumaş ağ. (gr) 2,5 2,5 2,5 Boyarmadde ağ.(gr) 2,5 2,5 2,5 2.4. Yıkama İşlemleri Boyama işlemleri tamamlanan bütün numuneler yıkama işlemlerine tabi tutulmuştur. Yıkama prosesi olarak geleneksel çektirme yıkaması yapılmış olup “sıcak durulama-sabunlama (1 g/lt sabun)-sıcak durulama-ılık durulama” şeklinde yapılmıştır. Yıkama işlemleri tamamlanan kumaş numuneleri oda sıcaklığında kurutulduktan sonra haslık özelliklerine geçilmiştir. 2.5. Haslık Özelliklerinin Ölçülmesi Yıkama haslığı testi 60°C’de 5 g/lt yıkama maddesi (ECE) ve 2 g/lt soda olacak şekilde hazırlanan banyo ile 30’ Gyrowash standart yıkama makinesinde muamele edilmiştir. Flotte oranı 1:50 dir. Daha sonra durulanmış ve 60°C’de kurutulmuştur. Lekeleme ve renk değişimleri Gri-skala ile değerlendirilmiştir. Işık haslığı değerleri Xenon arc lambası ile suni ışık kullanılarak yapılmıştır. 2.6. CIE Lab Koordinatları Boyalı yünlü kumaşların renk verimleri Konika/Minolta 3600d yansıma spektroskopinde Realcolor yazılımı kullanılarak K/S değerleri elde edilmiştir. Kubelka-Munk denklemine göre hesaplanan K/S değeri yorumlanmış- 70 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Üzüm Bağlarının Kullanılmayan Asma Yapraklarının Ülke Ekonomisine Kazandırılması Üzerine Bir Çalışma tır. Boyalı numuneler ayrı ayrı renk koordinatları CIELAB (L*, a*, b*, c* ve h°) değerleri aşağıdaki denklemler kullanılarak hesaplanmıştır (Ingamels:1993, Park: 1993, Duran:2001,66). R: Reflektans, K: Absorpsiyon Katsayısı, S: Saçılma Katsayısı. L = 10y1/2 a = 17,5 (1,02x-y) / y1/2 b = 7 (y-0,84z) / y1/2 (1 − R ) K/S= 2 2R 3. Bulgular Üç farklı mordan maddesi ve iki farklı tekstil materyali kullanılarak kumaşlar boyanmıştır. Boyama sonrasında bütün kumaşlara ayrı ayrı yıkama, sürtme, ter ve ışık haslığı testleri uygulanmıştır. Sonuçlar Tablo 2-3’de görülmektedir. Ayrıca Spektrofotometre kullanılarak numunelerin K/S değerleri de hesaplanmış ve sonuçlar Şekil 12’de verilmiştir. Pamuk Yün Tablo 2: Asma yaprağı ile boyanmış yünlü ve pamuklu kumaşların haslık değerleri KAl(SO4)2 CuSO4 FeSO4 Sürtme H. Y* K* 5 5 5 5 5 4/5 KAl(SO4)2 CuSO4 FeSO4 Y*:Yaş, K*: Kuru, 5 5 5 5 5 5 Ter H. Asidik Bazik L* R* L R 5 5 5 5 4/5 4/5 4/5 4/5 5 5 5 5 Yıkama H. L R 5 5 4/5 4 5 5 5 4/5 4/5 5 4/5 4/5 5 4/5 4/5 5 4/5 4/5 5 4/5 4/5 Işık H. 5 4 4 3 6 4 2/3 2/3 2/3 L*:Lekeleme, R*:Renk değişimi 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 71 Hüseyin BENLİ Şekil 6: Asma yaprağı ile boyanmış yünlü ve pamuklu kumaşların Işık Haslığı değerleri Tablo3: Asma yaprağı ile boyanmış yünlü ve pamuklu kumaşların CIELAB değerleri KAl(SO4)2 Yün CuSO4 FeSO4 Pamuk L* 69,36 a* 5,43 b* 26,31 C* 26,87 h° 78,35 46,34 6,93 33,47 34,18 78,31 16,2 1,11 20,12 20,15 86,85 10,57 1,28 53,26 KAl(SO4)2 77,32 2,45 26,44 26,55 84,7 CuSO4 65,32 5,47 19,65 20,39 74,45 FeSO4 59,76 1,56 10,87 10,98 81,84 K/S 3,17 1,88 1,99 4.SONUÇ VE ÖNERİLER Bütün boyanmış materyaller için yıkama haslıkları sonuçları oldukça iyi olup 4-5 puan aralığında gerçekleşmiştir. Sonuçlar oldukça tatmin edicidir. Sürtme haslıkları ise hem yaş hem de kuru olarak yapılan testler sonunda çok iyi sonuçlar elde edilmiştir. 4-5 puan aralığında gerçekleşmiş olup bu sonuçlar. Işık haslıkları değerlendirilecek olursa; Genel olarak bakıldığında ise bütün çalışmalar için ışık haslıkları 4-6 puan aralığında görülmektedir. Daha iyi 72 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Üzüm Bağlarının Kullanılmayan Asma Yapraklarının Ülke Ekonomisine Kazandırılması Üzerine Bir Çalışma haslık sonuçları için bütün çalışma parametreleri ayrı ayrı optimize edilmesi ileriki çalışmalarda önerilmektedir. Kumaşlara ait renk verimleri incelendiğinde; Yünlü kumaşların oldukça verimli boyamalar gerçekleştirildiği görülmektedir. Pamuklu kumaşlarda başarılı sayılacak renk verimlerine sahip oldukları görülmektedir. Hem pamuklu kumaşların renk verimlerini artırmak için kullanılan boyarmadde miktarları artırılabilir. Böylece daha koyu renkler elde edilebilir. Bu çalışmada materyal ağırlığı kadar boya bitkisi kullanılmıştır. Yünün fonksiyonel grupları fazla olduğu için diğer kumaşlara nazaran daha güçlü boyamalar elde edilmektedir. Şekil 7: Asma yaprağı ile boyanmış yünlü ve pamuklu kumaşların L* değerlerinin karşılaştırılması 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 73 Hüseyin BENLİ Şekil 8: Asma yaprağı ile boyanmış yünlü ve pamuklu kumaşların K/S değerlerinin karşılaştırılması Kaynaklar Anonim, Bitkilerden Elde Edilen Boyalarla Yün Liflerinin Boyanması. Sanayi ve tic. Bakanlığı, Ankara, 1991 Baldi A., et.al. “HPLC/MS Application to Anthocyanins of Vitis vinifera L. J.Agric. Food Chem., 43, 2104-2109, 1995 Dean J., The Craft of Natural Dyeing. England, 2003 Downey O. Mark, John S. Harvey and Simon P. Robinson. Synthesis of flavonols and expression of flavonol synthase genes in the developing grape berries of Shiraz and Chardonnay (Vitis vinifera L.). A.J. Grape and Wine Res. 9, 110-121, 2003 Duran K., Tekstilde Renk Ölçümü ve Reçete Çıkarma. E.Ü. Tekstil ve Konfeksiyon Araştırma-Uygulama Merkezi yayın No: 17, 2001 Dweck A,C., Natural Ingredients for colouring and styling. T Klin J. Cosmetol. UK. 2003 Ingamels W., Colour for textiles a user’s handbook. SDC, UK. 1993 Kammerer D., et.al. Polyphenol Screening from Red and White Grape Varieties (Vitis vinifera L.) by HPLC-DAD-MS/MS. J. Agric. Food Chem. 52, 43604367, 2004 Kennedy A. James et al. Development of seed polyphenols in berries from Vitis vinifera L. cv. Shiraz. A.J. Grape and Wine Res. 6, 244-254, 2000 74 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Üzüm Bağlarının Kullanılmayan Asma Yapraklarının Ülke Ekonomisine Kazandırılması Üzerine Bir Çalışma Kostanecki S.von and J.Jambar, Ber. Deut. Chem. Ges.28,2302 (1895) Manojlovic N.T., Antifungal activity of Rubia tinctorum, Rhamnuz frangula and Caloplaca cerina. Fitoterapia, 76, 244-246, 2005 Nizamlıoğlu N.,M., Nas, S., Meyve ve sebzelerde bulunan Fenolik Bileşikler; Yapıları ve önemleri, 5(1) 20-35, 2010 Önal A., Extraction of Dyestuff from Onion and its application in the dyeing of wool, feathere-leather and cotton, Tr. J. of Chemistry, 20(1996), 194-203 Önal A., Extraction of Dyestuff from madder plant and dyeing of wool, Feathered-leather and cotton. Tr. J. of Chemistry, 20(1996), 204-213 Öztürk İ., Doğal Bitkisel Boyalarla Yün Boyama. Dokuz Eylül Yayınları, İzmir,1999 Park J. Instrumental Colour Formulation. SDC, Perkin House, Bradford, UK, (1993) Ranjana B., Saikia C. N., Isolation of colour components from native dye-bearing plants in northeastern India. Bioresource Tech. 96, 363-372, 2005 Sun B. et al. Fractionation of red wine polyphenols by solid-phase extraction and liquid chromatography. J. Chromatography A. 1128, 27-38, 2006 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 75 CUMHURİYET DÖNEMİNDE NEVŞEHİR’DE BASIN-YAYIN ORGANLARININ TARİHSEL GELİŞİM SÜRECİ (GAZETE, DERGİ VE BÜLTEN) HISTORIC DEVELOPMENT PROCESS OF PRES AND PUBLISHING ORGANS IN NEVSEHIR IN THE PERIOD OF REPUBLIC Hüseyin SARAÇ* ÖZET Şehir ve ona bağlı yerleşim birimlerinde yaşayan insanlar o yörelerde çıkan gazete ve dergilerin okumalarıyla toplumsal, kültürel, sosyal ve ekonomik özelliklerini detaylı biçimde öğrenebilirler. Ulusal basın ve yayın organlarına göre dağıtımı daha dar olan ancak yakın çevreye ilişkin çok daha geniş bilgi yüküne sahip olan yerel basın organları gelişmiş ülkelerde de büyük önem taşırlar. Bunlar demokrasinin temeli, aynı zamanda halkın hem sesi ve hem de bilgi kaynağıdırlar. Bu basım ve yayın organları sayesinde yöredeki her türlü faaliyetler hakkında bilgi edinmek mümkün olduğu gibi şehir ve beldelerindeki sorunlar, ekonomik ve sosyal gelişmeler ayrıca mahalli idari birimlerinin aldığı kararları değişik çerçeveden görmek ve bunların değerlendirilmesini yapmak mümkün olmaktadır. Basın-yayın sektörünün hızlı bir gelişim göstermesi, yerel gazete ve dergilerin hem nicelik hem de nitelik olarak artması matbaanın yaygınlık göstermesiyle destek bulmuştur. Tebliğimde Cumhuriyet döneminde Nevşehir’de merkez ve ilçelerinde faaliyet gösteren gazete, dergilerin ve bültenlerin yayın hayatlarına başlamaları ve tarihsel gelişim süreçleri yıllar içerisinde değerlendirilecektir. Anahtar Kelime: Nevşehir, Gazete, Dergi, Bülten ABSTRACT People live in cities and settlements connected to these cities may learn their social, cultural and economic characteristics in a detailed way by means of reading newspapers and journals published * Arş. Gör., Nevşehir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü. e-posta:[email protected], [email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 77 Hüseyin SARAÇ in their surroundings. According to national pres and publishing organs, local pres organs, which are short in distribution but have big range of information about close neighbourhood, have great importance in developed countries too. These are the principal of democracy and at the same time heyt are not also voice of the public but also the resource of information. Thanks to these pres and publishing organs, it is possible to get information about all the activities in the neighbourhood. Also it is possible to see the problems in city and towns, economic and social developments, and it is possible to evaluate decisions made by local administrative units. Quick improvement of pres- publishing sector, increasing in local newspaper and journal in terms of guality and quantity found support by prevalance in printing houses. In my notification, starting broadcasting sector of newspapers, journals and bulletins in Nevsehir center and its counties and its historic development processes will be evaluated year by year. Key Words: Nevsehir, Newspaper, Journal, Bulletin Giriş Türk gazetecilik tarihini dolayısıyla basın yayın hayatını Osmanlı Devleti’ne kadar götürmek mümkündür. Osmanlı döneminin ilk yerel gazetesi İstanbul’da çıkarılmıştır. 1795 yılında yayın hayatına başlayan gazete, Fransız Büyükelçiliği tarafından yayın hayatına sokulmuştur. Gazetenin dili Fransızca’dır. Bu gazeteyi çıkarmaktaki maksatları Fransız devrim düşüncelerini yayılmasında öncü görev üstlenmek istenmesidir. İstanbul’un ardından İzmir’de de Fransızca gazeteler yayımlanmıştır. Yine Mısır’da 1828 yılında Vakayi Mısriyye adlı bir yerel gazete çıkarılmıştır1. Takvim-i Vakayi ise Osmanlıların ilk yaygın Türkçe gazetesi olarak 1831 yılında çıkmıştır. Ancak gazete, Osmanlı toplumunun kullandığı tüm dillerde düzenli bir şekilde çıkarılmamış olması ve çıkartılan sayıların ülke genelinde dağıtımında görülen aksaklıklar, vilayet merkezlerinde Türkçe ve gerek duyulursa mahalli dille yayım yapan bir resmi gazetenin basılmasını gerekli kılmıştır. Vilayet gazetelerinin yayım hayatına başlaması taşrada kurulan vilayet matbaalarının kurulmasıyla mümkün olmuştur. Matbaalar ise basılan gazetelerin yaygınlık kazanması ve gelişmesine katkı sağlayarak öncülük etmiştir. Osmanlı Devleti’nde gerçek anlamda gazetecilik faaliyetlerine 1 78 Murat Özgen, Türkiye’de Basının Gelişimi ve Sorunları, İ.Ü. İletişim Fak. Yay., İstanbul, 2004, s. 7-8. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) ancak 1860’dan sonra başlanabilmiştir. Matbaacılık alanındaki yeni gelişmeler ise gazetecilik faaliyetlerini şekillendirmiş, matbaanın getirmiş olduğu yeni imkânlarla gazetecilik alanında hızlı gelişmeler görülmüştür2. Bu matbaalar devlet tarafından desteklenerek valilik bünyesinde resmi vilayet gazetelerinin yanı sıra; salnameler, takvimler, ilmî, dinî ve edebî eserler basılmıştır. Yönetmelikler, yasalar, tayinler, valilerin yaptıkları konuşmalar, resmi tebliğler, asayiş ve buna benzer haberler vilayet gazetelerinde yayımlanan yazıları oluşturmuştur. Resmi haberlerin dışında araştırma ve inceleme yazıları, şiirlere de yer verilmiştir. XX. yüzyılın başında Şura-yı Devlet kararıyla, vilayet gazetelerinde yörenin tarımı, doğal kaynakları, halk kültürü ve yörenin gelişimine katkıda bulunacak haberlere ağırlık verilmesi, gazetelerin halkın anlayacağı dille yazılması istenmiştir3. Vilayet gazeteleri, matbaanın gelişme gösterip yaygınlaşmasına paralel olarak zamanla İstanbul tekelinden çıkarak Osmanlı Devleti’nin egemenliği altında bulunan yörelerde yaygınlaşmıştır. Halk, bölge, yurt ve dünya olaylarından haberdar olmaya başlamış, şehirlerde sosyo-kültürel hayatta önemli gelişmelere katkısının yanında değişmeler yaşanmasına, taşra ve şehirlerde yeni sivil gazetelerin çıkarılmasına kılavuzluk etmiştir. Nevşehir, Adının Nisa olduğu dönemlerde Romalılar, İranlılar ve Araplar, Türkler’in eline geçtiği dönemlerden itibaren Muşkara, uzun yıllar Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Osmanlı hâkimiyetinin XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren de Nevşehir olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Osmanlılar hâkimiyeti altında iken bir dönem Karaman Vilayet’in Niğde sancağına bağlı olan Nevşehir4, 1780 yılında Kırşehir sancağına, 1902 yılında Ankara vilayetine bağlandı. XX. Yüzyılın başlarında ise Niğde mutasarrıflığının sınırları içinde idi. Cumhuriyet sonrası Niğde il yapılıp Nevşehir bu ilin ilçesi oldu. 20 Temmuz 1954 tarihinde ise5 kabul edilen 6429 sayılı kanunla vi2 3 Orhan Koloğlu, Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Basın, İletişim Yay., İstanbul, 1994, s. 14. Vilayet Gazeteleri Hakkında bkz. Bülent Varlık, “Yerel Basının Öncüsü: Vilayet Gazeteleri” Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, C.I, İstanbul, 1985, s. 99 vd.; Hediyetullah Aydeniz, “Tarihsel ve Literal Açıdan Yerel Gazetecilik”, Türkiye’de Yerel Basın, İ.Ü. İletişim Fak. Yay., İstanbul, 2007, s. 11-15. Ünsal Çığ, “19. Yüzyılda Osmanlı’da Gazetecilik Hareketleri: Takvim-i Vekayi’den Vilayet ve Özel Girişim Gazetelerine”, Türkiye’de Yerel Basın, İ.Ü. İletişim Fak. Yay., İstanbul, 2007, s. 29-76. 4 Remzi Rehber, Nevşehir ve Göreme, Yeni Matbaa, Ankara, 1961, s. 3-9. 5 Emrullah Güney-Hatice Güney, Hüseyin Güney-Sonsel Güney, Nevşehir İli Kapadokya, Yeni Cenup Ofset, Mersin, 1988, s. 32-33. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 79 Hüseyin SARAÇ layet merkezine dönüştürüldü6. Damat İbrahim Paşa’nın ölümüyle devlet tarafından gördüğü yoğun desteği yitiren Nevşehir, il statüsüne yükseltilene kadar çeşitli il merkezlerine bağlı kalması pek çok alanda olduğu gibi basın-yayın alanında da gelişmesine engel teşkil etmiştir. Basın-yayın faaliyetlerine başlanabilmesi Nevşehir’in il statüsüne yükseltilmesinden kısa bir süre önce 1950 yılında mümkün olabilmiştir. Bu alandaki yoğunlaşmalar ise il olduktan sonraki tarihlerde görülebilmiştir. 1. Gazeteler Gazeteler, yayımlandığı bölgedeki insanların sorunlarını dile getiren, yerel unsurları öne çıkararak kamuoyu oluşturma konusunda oldukça önemli bir role sahiptirler. Yerel basının işlevlerinden biri de yaşanan çevre, toplum, ülke ve uluslararası ortamdaki gelişen olaylara karşı bireyleri haberdar ederek olaylar karşısında belli kanaatleri uyandırtmak ve bunlara karşı görüş bildirme yeteneğini kazandırmaktır7. Zaten okuyucuların yerel basından beklentileri de bu yönde olmaktadır8. Yerel basın araçlarından biri olarak görülen gazeteler, yurdun değişik yerlerinde il, ilçe ve beldelerde günlük, haftalık, aylık yayınlanan ve bu yayınlandığı bölgenin haber ve sorunlarını dile getiren araçlardır. Ayrıca halkın isteklerini ve ihtiyaçlarını da yetkililere bildirmeyi amaç edinen yazılı basın organlarından biridirler. Küreselleşme olgusu bağlamında yerel gazetelerin toplum hayatındaki yeri gittikçe önem kazanmıştır. Günümüzde yerel gazetelerin toplum hayatındaki önemi çok büyüktür. İl, ilçe ve yörelerin birer parçası olduklarından ulusal gazeteciliğin ulaşamadıkları yerlerde, yerel basın bu boşluğu doldurmada büyük önem arz etmektedir. Yerel gazeteler, önem derecesinin fazla olduğu haberleri ulusal basına aktarımda da ayrıca bir köprü görevi üstlenirler. Nevşehir yerel gazetelerin yapıları küçük ölçekli ticari işletmeler şeklindedir. Amaçları her ne kadar habercilik yaparak kamu hizmetinde bulunmaksa da ticari anlamda kar ederek hayatlarını devam ettirdikleri görülmektedir. Ancak Nevşehir’deki her yerel gazete sadece kar etmek ya da sadece kamu hizmeti yapmak amacına sahip değildir. Nevşehir yerel gazeteleri 6 Rehber, a.g.e., s. 9. 7 Atilla Girgin, “Türkiye’de Yerel Basın ve Resmi İlan”, Türkiye’de Yerel Basın, İ.Ü. İletişim Fak. Yay., İstanbul, 2007, s. 243. 8 Beste Nigar Erdem, “12 Eylül İhtilalı’nın Yerel Basının Haber Seçimleri Üzerindeki Etkisi: Hâkimiyet Gazetesi Örneği” (Editör: Suat GEZGİN, B. Nigar ERDEM), Türkiye’de Yerel Basın, İ.Ü. İletişim Fak. Yay., İstanbul, 2007, s. 111. 80 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) kuruluşu, yayın politikası, içerik ve amaç gibi özelikleri bakımından farklılık göstermişlerdir. Nevşehir’de basım hayatı başladıktan bu yana gazetelerin çıkartılma sebeplerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür: * Gazeteciliği asıl işi olarak yapma amacı taşıyanlar; bu gazetelerin çoğu uzun yıllar öncesinden kurulmuş olup, gazetecilik mesleği babadan oğla geçmiştir. * Matbaa sahipleri tarafından çıkartılan yerel gazeteler; bu tür gazeteler genellikle gazetecilik dışında kâr amacının artırılmasına yönelik olarak reklamlar, el ilanları dağıtmak gibi çeşitli çalışmalar yapmaktadırlar. * Siyasi olarak çıkartılan gazeteler. * Resmi ilanlardan reklam alarak kar amacı güden gazeteler. * Seçim döneminde çıkan fakat seçim atmosferi bitiminde kapanan gazeteler. Yerel medya yerelliğini ve bağımsızlığını koruduğu sürece gelişebilir ve yayın hayatını sürdürebilir. Nevşehir yerel medyası çalışanları ile yaptığımız röportajlar sonucunda, yerel medyanın ciddi ekonomik ve yasal zorluklarla karşı karşıya bulunduğu anlaşılmıştır. Nevşehir’de çıkartılan gazetelerin temel sorunlarını teknoloji, sermaye, yetişmiş eleman, satış ve içerik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ulusal medyanın teknoloji üstünlüğüne karşın yerelde çıkan gazetelerin ilişkisi olduğu çevreye fiziki ve toplumsal yakınlığı vardır. Bu durum yerel gazeteleri avantajlı kılmaktadır. Araştırmalar sonucunda, Nevşehir kentinin yerel medyası, bütün olumsuzluklara rağmen ayakta durmaya çalıştığı ve önemli sorunları gündeme taşıyarak kısmen de olsa demokratik kültürün yayılması ve gelişmesine önemli katkılar sağladığını söylemek mümkündür. Nevşehir yerel medyasının yaşadığı temel sorunlar diğer illerimizdeki yerel medyaların yaşadığı sorunlarla aynı paraleldedir. Bu konuda ekonomik açıdan ve yasal bakımdan yerel medyanın desteklenmesi, ülkemizdeki demokrasi kültürünün yerleşmesi ve gelişmesi bakımından son derece önemli olacaktır. Nevşehir il olduktan sonra yayın sektöründe gelişmeler olmuştur. İl statüsüne yükseltilmeden önce sadece bir gazete yayın hayatı olmuş ve o da kısa sürede yayın hayatını sonlandırmak zorunda kalmıştır. İl olduktan sonra ise il ve ilçe merkezlerinde yayın hayatı bulan gazetelerin sayısı ise otuzu aşmıştır. Nevşehir’deki basın-yayın hayatının ilk dönemlerinde matbaanın yeteri derecede yaygın olmamasından kaynaklanan nedenlerden 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 81 Hüseyin SARAÇ dolayı basımı civar illerde yapılıp Nevşehir il ve ilçe merkezlerinde dağıtımı yapılan gazeteler de olmuştur. Ancak bunların yayın hayatı çok uzun ömürlü olmamıştır. Yeni Muşkara, Nevşehir’in Sesi, Demokrat Ürgüp, Gülşehir Haberleri bu tür gazetelerden bazılarıdır. Bu gazeteler sadece bir sene gibi kısa süre yayın hayatlarını sürdürebilmişlerdir. İçlerinden bazılar ise birkaç sayı çıkarabilmiştir. Nevşehir ili genelinde basılan gazetelerin içeriğini, Türkiye ve ilin sorunlarını dile getiren yazılar oluşturmaktadır. Dünya genelindeki haberlere yer veren gazeteler de mevcut olmuştur. Genelde iki, dört, altı, sekiz ve on sayfa olan gazetelerin ilk sayfalarında Dünya, Türkiye ve ilde meydana gelen haberlere yer verilirken, son sayfalar reklamlara ve spor haberlerine ayrılmıştır. Nevşehir’deki gazetecilik hayatı daha sonraki senelerde de kısa süreli yayın hayatıyla dalgalı bir süreç göstermiştir. 1960 yılından itibaren yerel gazetelerin yayın hayatı daha uzun süreli olmasına rağmen 1970 yılında yayın hayatına başlayan sadece bir gazetenin yayın hayatı 2011 yılı itibariyle sürmektedir. Nevşehir il genelinde yayınlanmış ve yayınlanmakta olan gazetelerin geçmiş tarihten günümüze kadar ki gelişim süreci aşağıda işlenecektir. Burada öncelikle gazetelerin hangi tarihte yayın hayatlarına başladıkları ve sona erdikleri, gazetelerin kimler tarafından kurulduğu, çıkış amacı, ne kadar ücretle satıldığı, hangi matbaalarda basıldığı, kurucusu, ebadı, resmi ilan alıp almadığı, haftalık, günlük ve aylık olduğu gibi konular işlenecektir. Gazetelerin yayın süreci aşağıda tablo haline getirilmiştir. (Bkz. Tablo-1). 1.2. İl Merkezinde Çıkartılan Gazeteler 1.2.1. Yeni Muşkara Nevşehir’de dağıtımı yapılan ilk gazetedir. İlk sayısı 9 Ağustos 1950 tarihinde okurlarıyla buluşmuştur. Ankara’da bulunan Güney Matbaası posta kutusu no: 278 adresinde basılan gazetenin sahibi Turgay Sutekin’dir. Adı geçen gazetenin bir sayısına ulaşılabilmiştir. Ulaşılan sayıda gelecek sayıda yayımlanacak bazı haberlerin konu başlığından anlaşılacağına göre ilk sayıdan sonraki sayıların basılacağı anlaşılsa da hangi tarih aralığında, kaç sayı yayımlandığı konusundaki bilgiye henüz ulaşılamamıştır. Gazetenin adının yazıldığı bölüm renklidir. “Halkın ve Hakkın Emrindedir” sloganıyla çıkartılan gazete haftalıktır. Fiyatı 10 kuruştur. Gazetenin ilk sayısında gazetenin adının neden “Yeni Muşkara” koyulduğu açık bir şekilde ifade 82 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) edilmektedir. Spor sayfası da bulunan gazete dört sayfa olup, reklam almıştır ve renksiz olarak basılmıştır. 40x28,5cm ebadındadır9. 1.2.1. Demokrat Nevşehir Demokrat Nevşehir, 14 Ağustos 1954 tarihinde yayın hayatına başlamıştır. Gazetenin sahibi Durmuş Dedeoğlu’dur. Yazı işleri müdürü ise Ahmet Kamil Dedeoğlu’dur. Dizgi ve baskısı Kayseri’deki Sümer Matbaası’nda yapılmıştır. Geçen tarihteki telefon numarası 12-67 dir. “Haftalık Siyasi Gazete” sloganıyla çıkmıştır. Gazete ilk çıktığında 10 kuruşa satılmıştır. Renksiz olarak basılan gazete, 40x28,5cm ebadında dört sayfa olarak basılmıştır. Resmi ve özel ilan almıştır10. Dördüncü sayıdan itibaren gazetenin sağ üst köşesinde damat İbrahim Paşa’nın resmi ile Nevşehir’in resmi bir kareye alınmıştır. Yerel gündeme ağırlık veren gazete, ülke geneli ile ilgili haberlere de yer vermektedir11. On birinci sayısından itibaren gazetenin yeni fiyatı 5 kuruş olarak belirlenmiştir12. Bir sene sonra tekrar eski fiyatı olan 10 kuruştan satışa sunulmuştur. Bu sayıdan itibaren de gazetenin spor sayfası oluşturulmuştur. Düğün, kutlama v.b türden ilanlara yer verilmiştir13. 1955 yılında yazı işleri müdürü Selahattin Başer Bey yapılmış14 ancak birkaç sayı sonra bu birimin başına Faik Demirbaş getirilmiştir. Sahibi ise değişmemiştir15. Bir sene sonra ise Tevfik Kolbaşı getirilmiştir. Bu dönemde gazetenin basım yeri aynı kalmıştır16. 23-06-1956 yayımlanan sayısından itibaren “Haftalık Siyasi Gazete” sloganının haftalık kısmı çıkartılarak “Siyasi Gazete” şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca Damat İbrahim Paşa’nın resmi de çıkartılmıştır17. Bir sene sonra çıkartılan resim tekrardan eklenmiştir18. Dört sayfa olarak çıkartılan gazete, 1957 senesinde altı sayfa olarak basılmıştır. Haftada bir cumartesi günleri basılmıştır19. 11 Mayıs 1957 tarihinden itibaren başlığı renkli diğer 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 Yeni Muşkara, 9 Ağustos 1950. Demokrat Nevşehir, 14 Ağustos 1954. Demokrat Nevşehir, 4 Eylül 1954. Demokrat Nevşehir, 23 Ekim 1954. Demokrat Nevşehir, 14 Nisan 1956. Demokrat Nevşehir, 3 Ocak 1955. Demokrat Nevşehir, 10 Aralık 1955. Demokrat Nevşehir, 14 Nisan 1956. Demokrat Nevşehir, 23Haziran 1956. Demokrat Nevşehir, 19 Ocak 1957. Demokrat Nevşehir, 23 Mart 1957. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 83 Hüseyin SARAÇ sayfaları renksiz olarak çıkmıştır20. Aynı yılın mayıs ayında tekrar dört sayfa olarak okurlarına buluşturulmuştur. Yazı işleri müdürü Ahmet Kemal Dedeoğlu getirilmiştir. İdarî amiri ise Tevfik Kolbaşı’dır21. 1 Ocak 1959’da tamamı renksiz basılmış, fiyatı 10 kuruş kalmış ve altı sayfa çıkarılmaya tekrardan başlamıştır. Spor bölümü ve köşe yazarlarına yer verilmiştir22. 17 Mart 1960 tarihinden itibaren müstakil pazar hariç her gün 2 sayfa olarak çıkmıştır. Fiyatı yine aynı kalmıştır23. 1961 yılında “Günlük Müstakil Siyasi Halk Gazetesi” şeklinde sloganı değiştirilmiştir. Gazete, basın ve ahlak yasına uymayı taahüt etmiştir. 1961 yılında Gazetenin sahibi de değişmiş yeni sahibi M. Tevfik Kolbaşı olmuştur. Yazı işleri müdürlüğüne ise Hacı Paylaşan getirilmiştir24. 1 Ocak 1962 tarihinde fiyatı 15 kuruş olan gazete,25 31 Aralık 1963 tarihinde yayın hayatı son bulmuştur. Yaklaşık on yıl yayın hayatında olan gazete 1408 sayıya ulaşmıştır26. 1.2.3. Nevşehir’in Sesi Gazetenin sahibi Yaşar Akyüz, yazı işleri müdür ise Avukat Tahir Tüzün’dür. Gazetenin idarehanesi keçeciler caddesi No: 7 Nevşehir’dir. Fiyatı 10 kuruş olan gazetenin ilk sayısı 09-04-1956 tarihinde basılmıştır. Sloganı “Pazartesi Günleri Çıkan Haftalık Siyasî Gazete” şeklindedir. İlk sayısında başlama yazısı kaleme alınmıştır. Bu yazının devamı ikinci sayfadadır. Gazete dört sayfadır ve renksidir. 40x28 ebadında olan gazete, dizgi ve baskı yeri İstanbul Cad. No: 117 Yeni Matbaa, Kayseri dir. Basımı şehir dışında yapılıp dağıtımı Nevşehir’de dağıtımı yapılan gazetelerdendir. Gazete resmi ve özel ilan almaktadır. Spor sayfası bulunmaktadır27. Gazete 1956 yılında yayın hayatı son bulmuştur28. 1.2.4. Yeni Nevşehir Gazete, 14 Mayıs 1959 tarihinde ilk sayısıyla okurlarıyla buluştu. “Demokrat Yolunda” sloganı ile yayın yapan gazetenin sahibi Zeki Seviğ, yazı işleri müdür ise Avukat Hüsamettin Beşer’dir. Fiyatı 10 kuruştan yayın hayatı20 21 22 23 24 25 26 27 28 84 Demokrat Nevşehir, 11 Mayıs 1957. Demokrat Nevşehir, 11 Mayıs 1957. Demokrat Nevşehir, 1 Ağustos 1959. Demokrat Nevşehir, 17 Mart 1960. Demokrat Nevşehir, 29 Mart 1961. Demokrat Nevşehir, 1 Ocak 1962. Demokrat Nevşehir, 31 Aralık 1963. Nevşehir’in Sesi, 9 Nisan 1956. Nevşehir’in Sesi, 9 Haziran 1956. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) na başlayan gazete, sadece adının yazıldığı bölüm renkli diğer bölgeleri renksizdir. İki sayfadır. Reklam almıştır. 40x28cm ebadında olup, idarehanesi Hükümet Cad. No: 57 dir. Tertip ve baskı yeri Marmara Matbaası Nevşehir’dir. Günlük olarak çıkan ilk gazetedir. Pazar günleri hariç hergün çıkmıştır. Bazı sayılarında “Siyasi Gazete Pazardan Mada Hergün Çıkar” sloganını kullanmıştır. Dünya, ülke ve yerel gündemdeki olaylara temas etmiştir29. 31 Aralık 1959 tarihinden itibaren yayını durmuştur30. 1.2.5. Gündüz Basın ve ahlak yasasına taahüt eden gazete “Siyasi Sabah Gazetesi” sloganını kullanarak okurlarıyla buluşmuştur. Pazar günleri hariç hergün çıkmıştır. Ahmet Köylü ve Oğuzhan Alp sahipleridirler. Yönetim yeri Camii Kebir Cad. No: 42 Nevşehir adresinde yer alırdı. Dönemdeki telefon numarası 362 idi. fiyatı 25 kuruş olan gazetenin ilk yayın tarihi 15 Ağustos 1966’dır. Yayına başladığı tarihte gazetenin yayın hayatına başlamasını ele alan köşe yazısı mevcuttur. Dünya, ülke ve yöre genelinden haberlere yer verilmiştir. Gazete dört sayfadır. İlan tarifesi ise şöyledir: Resmi ilanlar 10 TL, özel ilanlar tek sütün halinde 4 TL, yıllık 60 TL, 6 aylık 35 TL dir. Gazetenin şikâyetler köşesi diye bir köşesi vardır. Dizgi ve baskı işleri Gündüz Basımevi Nevşehir’de yapılmıştır. Gazetenin sadece adı renkli, diğer sayfaları renksizdir. Karikatür ve magazin bölümü vardır. İlk dönemlerinde 33x43.5cm ebadında çıkmıştır31. 1972 yılında fiyatında artış olmuş ve 50 kuruştan satılmıştır32. İki sene sonra ise ebadında değişiklik yapılarak ebadı 55x40cm yapılmıştır. Bu tarihten itibaren tamamı renksizdir. Yazı işleri müdürü de S. Hayriye Köylü olmuştur33. Daha sonra fiyatı biraz daha artırılarak 75 kuruşa satılmıştır34. Her yönüyle yerel gazetelerin en donanımlı olanlarındandır. Gündüzün yayın hayatı 1976 yılında son bulmuştur. 1.2.6. Lale Gazetesi Gazete 15 Mayıs 1970 tarihinde yayın hayatına başlamıştır. “Günlük Tarafsız Sabah Gazetesi” sloganıyla okurlarıyla buluşmuştur. Yönetim yeri Camii Kebir Cad. No: 39 Nevşehir adresinde idi. yukarıda verilen tarihte 29 30 31 32 33 34 Yeni Nevşehir, 14 Mayıs 1959. Yeni Nevşehir, 31 Aralık 1959. Gündüz, 15 Ağustos 1966. Gündüz, 1 Temmuz 1972. Gündüz, 28 Mart 1974. Gündüz, 10 Nisan 1974. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 85 Hüseyin SARAÇ telefonu 545 idi. Sahibi ve idare müdürü Bahattin Sesveren mesul müdürü de Selahattin Sesveren idi. muhabirleri Tevfik Hamarat, spor işlerini yürüten Ömer Hamarat’tır. Gazete resmi ve özel ilan almıştır. Resmi ilanın tek sütundaki santimi 17 TL, mahkeme ilanlarının santimi ise 4 TL fiyatını uygulamıştır. Tüzük, zaviye ve hususi ilanlar pazarlığa tabiidir. Gazete ilanlardan mesul almamıştır. Gazetenin abone tarifesi de vardır. Yıllık 80, altı aylık 40, üç aylık 20 liradır. Dizgisi ve baskısı Nevşehir’deki Garanti Matbaası yapılan gazete 1972 yılına kadar iki sayfa olarak35, 3 Ocak 1972 tarihinden itibaren dört sayfa olarak çıkarılmıştır. 3 ocaktan itibaren ayrıca gazetenin adı ve simgesi olan “Lale” renkli olarak basılmıştır. Dünya, ülke ve yerel kaynakla haberlere yer verilmiştir. Gazetenin spor sayfası da mevcuttur. Pazar günleri hariç hergün basımı yapılmıştır36. 5 Ağustos 1972 tarihinde fiyatı 20 kuruş37, 8 Ağustos 1972 tarihinden itibaren de 50 kuruş38 üzerinden satışı yapılmıştır. 1973 yılından itibaren “Lale” yazısının yazı şekli değiştirilmiştir. Aynı tarihte gazetenin de sahibi değişmiştir. Sahibi Tevfik Hamarat, mesul müdürü Ömer Hamarat, muhabirler ise Özay Sevimli ve Mehmet Abanoz şeklinde olmuştur. Bu tarihten sonra gazetenin abonmanlığı yıllık 160 TL, altı aylık 80.5 TL, üç aylık 40 TL şeklinde düzenlenmiştir. Gazete el değiştirmesine rağmen aynı matbaada basım faaliyetlerini sürdürmüştür. Sloganında da bir değişiklik yapılmamıştır39. 1973 senesinin ileriki sayılarında fiyatı 25 kuruşa yükseltilirken40, sloganı da “Haftalık Tarafsız Gazete” yapılmıştır. Haftalık olduktan sonra gazete dört sayfa olarak perşembe günleri çıkartılmaya başlanmıştır41. 11 Mayıs 1973 tarihinden itibaren tekrar iki sayfa olarak basılmıştır. İki sayfalık olarak basılmaya başlandığında günlük olarak okurlarıyla buluşturulmuştur. “Tarafsız Sabah Gazetesi” sloganını tekrar kullanmıştır42. 1 Ocak 1973 tarihinden itibaren Lale Gazetesi’nin başlığının yanındaki lale resmi çıkartılarak Türk bayrağı ve M. Akif Ersoy’un “Bayrakları Bayrak Yapan Üstündeki Kandır. Toprak, Eğer Üstünde Ölen 35 36 37 38 39 40 41 42 86 Lale Gazetesi, 15 Mayıs 1970. Lale Gazetesi, 3 Ocak 1972. Lale Gazetesi, 5 Ağustos 1972. Lale Gazetesi, 8 Ağustos 1972. Lale Gazetesi, 4 Ocak 1973. Lale Gazetesi, 4 Ocak 1973. Lale Gazetesi, 16 Şubat 1973. Lale Gazetesi, 11 Mayıs 1973. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) Varsa Vatandır” mısralarına yer verilmiştir43. 1976 yılında ise tekrar başlık renklendirilerek çıkartılmış, sol üst köşesindeki bayrak resmi kalmış, “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazısı eklenmiştir44. Gazetenin ebadı 1970-83 arası 40x28cm, 1984’te 40x56cm, 1985’te 33x48cm, 1988’den itibaren ise gazetenin ebadı tekrar 40x56cm olmuştur. “Günlük Müstakil Siyasi Gazete” sloganıyla çıkmıştır. Bu tarihten itibaren dört sayfa olarak basımı yapılmıştır. Bayrak resmi de çıkartılmış onun yerine Atatürk resmine yer verilmiş yanına da yine Atatürk’ün “Basın Halkın Müşterek Sesidir” sözüne yer verilmiştir45. 2 Nisan 1984’ten itibaren gazete haftalık olarak pazartesi çıkartıldı. Gazetenin manşeti beyaz zemin üzerine kırmızı renkte başlık ve peri bacası resmine yer verildi. Lale resmi çıkartıldı “Haftalık siyasi Gazete” olarak değiştirildi. Gazetenin sahibi Ali Biçimseven, yazı işleri müdürü Nejdet Demirsoy, müessese müdürü Tevfik Hamarat yapıldı. Gazete Garanti Matbaası’nda basılmaya devam edildi46. 4 Kasım 1985 günü “Günlük Müstakil Siyasi gazete” sloganıyla basılmaya başlandı. Köşe yazılarına yer verildi. Bu tarihten sonra da ebadında küçülme oldu47. 1986 yılında yazı işleri müdürü değiştirilerek bu birime Selçuk aydın getirildi. Müessese müdürü değişmezken muhabirlik işlerine de Ali Gençtürk getirildi48. 1 Ocak 1986 tarihinden itibaren gazete altı sayfa olarak basıldı49. 7 Mayısta yazı işleri müdürü Yüksel Demirsaoy yapıldı. Haber yönetimine Şahin Kaya, spor yönetimi Mustafa Sesveren’e teslim edildi50. 13 Kasım 1987 tarihinden itibaren sayfa sayısı altıdan dörde düşürüldü sarı zemin üzerine kırmızı yazı ile gazetenin adı yazıldı51. 1 Ocak 1988’e kadar Garanti Matbaası’nda basılan gazete bu tarihten itibaren Lale Gazete ve Matbaacılık Ticaret Koll. Şti’nde basımı yapıldı. Dört sayfa olarak çıkartılan gazete özel ve resmi ilanlar aldı52. 2 Ocak 1989’dan itibaren yazı işleri müdürü Fatma Biçimseven yapıldı. 1995 yılına kadar yayımını sürdüren gazete aynı yılda yayınına son verdi. 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 Lale Gazetesi, 1 Ocak 1973. Lale Gazetesi, 1 Ocak 1976. Lale Gazetesi, 1 Ocak 1976. Lale Gazetesi, 2 Nisan 1984. Lale gazetesi, 4 Kasım 1985. Lale gazetesi, 6 Ocak 1986. Lale gazetesi, 1 Ocak 1986. Lale gazetesi, 7 Mayıs 1986. Lale gazetesi,13 Kasım 1987. Lale gazetesi, 1 Ocak 1988. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 87 Hüseyin SARAÇ 1.2.7. Nevşehir Göreme Gazete, okurlarıyla ilk defa 9 Kasım 1970 tarihinde buluşmuştur. Yönetim yeri Nar Cad. 92/A Nevşehir’dir. Gazetenin çıkış fiyatı 25 kuruştur. “Nevşehir Bir Tarihse Bir Hazinedir” sloganı ile yayın hayatına başlamıştır. Lale ve peri bacası iç içe geçirilerek logo haline getirilmiştir. İlk sayısında Nevşehirli senatör Ragıp Üner’in yazısı bulunur. Basın ve ahlak yasasına uymaya söz veren gazetenin bir başka sloganı da “Türk, Öğün, Çalış, Güven”dir. Dört sayfa olarak basımı yapılan gazetenin spor sayfası mevcuttur. Hikâye, dini sohbet, reklam köşesi bulunmaktadır. Sahibi İkbal Erdoğan ve Gümüş Sosyal’dir. Yazı işleri müdürü ise Yahya Yılmaz’dır. Doğan Erdoğan ve Şahin Kaya muhabir olarak görev almıştır. Günlük olarak “Günlük Tarafsız Siyasi Gazete” olarak çıkartılmıştır. Dizgi ve baskı yeri Doğan Matbaası Nevşehir adresindedir. Yıllık 75 kuruş, aylık 40 kuruştur. Hususi, mahkeme ve düğün ilanları almaktadır. Gazetenin ilk yıllarındaki edabı 28x40cm dir53. İkinci yılından itibaren gazetenin ebadı 48x33cm ebadına genişletilmiştir. Gazetenin köşe yazısı bulunmaktadır. Damat İbrahim Paşa’nın resmine de yer veren gazetenin ayrıca sanat, şiir ve edebiyat köşesi vardır54. Gazetenin fiyatı 1972 yılında artırılarak 50 Kuruş yapılmıştır55. 1974 yılında ebadı bira daha büyütülerek 55.5x51cm yapılmıştır. Bu tarihten itibaren de başlık yazısı renklendirilmiştir56. Aynı yıl sahibi değişmiştir. Gazetenin yeni sahibi Taner Erdoğan olmuştur. Neşriyat müdürlüğüne de Mustafa Erdoğan getirilmiştir. Nişan, ölüm, nikâh ve teşekkür ilanları da almıştır57. 1975 yılından itibaren gazete Nar Cad. İş Bankası yanı Göreme Matbaası Nevşehir adresinde basılmıştır58. 1993 yılının temmuz ayından itibaren gazetenin adında yer alan Nevşehir ibaresi çıkartılarak sadece “Göreme” başlığı kullanılmış ve bu şekilde sahibi değişmeden yayım hayatına devam etmiş59. 2008 yılında imtiyaz sahibi Nuri İven, yazı işleri müdürü Meliha İven, 2002 yılından da gazete kapanana kadar muhabir Salim Kürklü iken ve on iki sayfa olarak basımı yapılırken bilinmeyen nedenlerden dolayı yayın hayatına son verilmişti60. 53 54 55 56 57 58 59 60 88 Nevşehir Göreme, 9 Kasım 1970. Nevşehir Göreme, 23 Kasım 1971. Nevşehir Göreme, 1 Ocak 1972. Nevşehir Göreme, 1 Nisan 1974. Nevşehir Göreme, 28 Ağustos 1974. Nevşehir Göreme, 11 Şubat 1975. Göreme, 5 Temmuz 1993. Muammer Başer, Hamdi Oğlu, 28-09-1961 Doğumlu, 12-11-2011 Tarihinde Yapılan Röportaj. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) 1.2.8. Nevşehir’in Sesi İlk sayısı 23 Nisan 1974 tarihinde çıkan gazete, “Günlük Tarafsız Siyasî Gazete” sloganı ile okurlarıyla buluşmuştur. Gazetenin sahibi Faruk İven, yazı işleri müdür Ahmet Akpınar’dır. İdarî merkezi Çelikler Pasajı No: 55 Nevşehir’dir. Dizgi ve baskı işlemleri Tüfekçioğlu Matbaası Nevşehir adresinde yapılmıştır. Dört sayfa olarak çıkartılan gazetenin fiyatı 50 kuruştur. Ülke genelinden ve yerel gelişmelerden haberlere yer verilmiştir. Gazetenin spor köşesi de bulunmaktadır61. Gazetenin adının yer aldığı başlık kısmı iki ay sonra renkli olarak basılmıştır62. Bir sene sonra fiyatı 25 kuruşa indirilen gazete iki sayfa ve renksiz çıkartılmıştır63. İlan ve fıkra köşeleri bulunur. Gazetede resmi ilan bölümüne iki sene sonra rastlanmıştır64. Gazetenin yayın hayatı 1977 yılında son bulmuştur. 1.2.9. İç Anadolu Gazete, 1975 yılında yayın hayatına başlamıştır. “Günlük ve Bağımsızdır” sloganı ile çıkartılan gazetenin tüm sayfası renksizdir. Başyazı bölümü vardır. Yurttan ve yerel haberlere yer verilmiştir. Dört sayfa olarak basımı yapılan gazetenin logosunda elinde üzüm salkımı olan bir bayan resmi ile peri bacası resmi bulunur. İlk yıllarındaki fiyatı 50 kuruştur. 51x30cm ebadındadır. Sahibi Yüksel İven olan gazetenin sorumlu müdürü Atilla Koçer’dir. Başyazarı Durmuş Dedeoğlu’dur. İlan tarifesi; resmi ilanlar 20 TL, altı aylık 75 TL, yıllık 150 TL’dir. Yönetim evi Gazhane Cad. İç Anadolu Gazetesi Nevşehir’dir. Dizgi ve baskı Ömür Matbaası Nevşehir adresinde basılmıştır. Ziraat, şiir, folklor köşesi bulunur65. Gazetenin ebadında bir sene sonra değişiklik yapılarak ebadı 40x28.5cm den basımı yapılmıştır. Ebadı değiştirilmeye başlanmasıyla beraber gazetenin de basım yeri değiştirilerek Tüfekçioğlu Matbaası yapılmıştır. Bu matbaa da Nevşehir’de bulunur66. Gazetenin fiyatı daha sonraki sayılarında artırılarak 100 kuruşa çıkartılmıştır. Sadece gazetenin adının yer aldığı bölüm renklidir. Diğer bölümler renksizdir. Tüfekçioğlu Matbaası’nda basılmaya başlamasıyla gazetenin ebadı 57x41cm oldu. Resmi ve özel ilanlar aldı. Gazetede folklor, fıkra, spor ve 61 62 63 64 65 66 Nevşehir’in Sesi, 23 Nisan 1974. Nevşehir’in Sesi, 13 Mayıs 1974. Nevşehir’in Sesi, 1 Ocak 1976. Nevşehir’in Sesi, 25 Haziran 1976. İç Anadolu, 8 Mart 1976. İç Anadolu, 19 Temmuz 1976. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 89 Hüseyin SARAÇ bulmaca köşesine yer verildi67. 1979 yılında fiyatı 250 kuruş olan gazete68, 1985 yılında 30 TL, son sayısında da 40TL yapılmıştır69. Gazetenin aynı yıl içinde yayın hayatı son bulmuştur. 1.2.10. Nevşehir Ticaret Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası aylık yayın organı olarak 1990 yılında yayına başlamıştır. İmtiyaz Sahibi Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası adına sahibi Yılmaz Özaltın’dır. Özaltın bu görevi 1995 yılının kasım ayına kadar sürdürmüştür. Bu tarihler arasında sorumlu yazı işleri müdürlüğünü Alaattin Uluer yapmıştır. 1995 yılından 1999 yılına kadar “oda” adına imtiyaz sahibi Osman Kul, sorumlu yazı işleri müdürlüğünü ise İ. Hakkı Aydoğan sürdürmüştür. 1999 yılında gazetenin imtiyaz sahibi yeniden değişerek yeni başkan M. Arif Parmaksız olurken sorumlu yazı işleri müdürlüğünde bir değişiklik yapılmayarak İ.Hakkı Aydoğan gazetenin yayınını durdurduğu tarih olan 2008’e kadar bu görevi sürdürmüştür. Gazete, Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası üyelerini, mesleki ve ekonomik konularda bilgilendirmek, odanın çalışmaları hakkında üyeleri haberdar etmek amacı taşımıştır. Ücretsiz dağıtımı yapılan gazete, Aylık olarak yayınlanmıştır. Tüm sayfaları renksiz olarak basımı yapılmıştır. Gazete, Nevşehir’de faaliyette bulunan matbaalardan olan Lale ve Osmanlı Matbaası, Avanos’taki Kızılırmak matbaasında basıldığı da olmuştur. 28x39cm ebadında olan gazete, sekiz sayfa olarak basılmıştır. Aylık baskı adedi ise iki bin beş yüz’dür. Nisan 2008 yılından buyana yayınlanmamaktadır. 1.2.11. Nevşehir Ercan 01-07-1992 tarihinde kuruldu. Kuruluşundan 01-01-2003 tarihine kadar Ercan Dağlı gazetenin imtiyaz sahipliğini ve tazı işleri müdürlüğünü yapmıştır. Haftalık olarak yayın hayatına giren gazete 01-01-2003 tarihinden sonra gazetenin sahibi Hacer Dağlı olduktan sonra gazete haftalıktan günlüğe döndü70. 01-08-2010 tarihinde tekrar haftalık olarak yayınlanmaya başlandı. Gazetenin ebadında bir değişiklik olmadı. Yayına başladığı tarihten bu yana ulusal gazete boyutu ebadında basımı yapılmıştır. Dört sayfa olarak basımı yapılan gazete, 2008-2010 yılları aralığında sekiz say67 68 69 70 90 İç Anadolu, 14 Aralık 1976. İç Anadolu, 3 Temmuz 1976. İç Anadolu, 5 Temmuz 1985. Nevşehir Ercan, 01Ocak 2003. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) fa olarak basımı yapılmıştır. Bu tarih aralığında Nevşehir’de yayımlanan ilk günlük gazete idi. Pazar günleri ve bayramlarda da basımı yapılmaktaydı. Gazete yayına başladığı dönemlerde 100 kuruş, 2005 yılından bu yana 1 TL olmuştur. 2010 yılına kadar Mustafa Parmaksız Caddesi No:13 adresinde bulunan Ercan Matbaacılık’ta basımı gerçekleştirilmiştir71. 2010 yılından sonra Gülşehir’de aynı matbaa adıyla basım işlemleri sürdürülmüştür. Gazete günlük olarak basıldığı dönemlerde bayiler kanalıyla dağıtımı gerçekleştirilirken haftalık olunca dağıtım gazetenin kendi elemanlarıyla ücretsiz olarak okurlarına ulaştırılmıştır. Günlük yayın hayatı sürdürüldüğü dönemde resmi ilan alabilen gazete haftalık olarak çıktığı dönemlerde özel ilanlar alarak finansmanı sağlanmaya çalışılmıştır. Genel olarak mahalli haberlere yer verilirken ulusal haberler de işlendiği olmuştur. Gazete sadece başlık kısmı renkli diğer sayfaları renksiz olarak basılmıştır. Şehir merkezine dağıtımı yapılan gazetenin köşe yazıları da mevcuttur. Spor haberleri de zaman zaman işlenmiştir. Nevşehir tarihinde basın yoluyla dönemin valisi Alaaddin Turan’a hakaret ettiği gerekçesiyle cezaevinde 53 gün yatan gazeteci Ercan Dağlı bu gazetenin yazı işleri müdürüdür72. 1.2.12. Nevşehir Haber Gazete, 1997 yılında faaliyete geçmiştir. 41.5x30.5cm ebadındadır. Sadece başlığı renklidir. Peribacası resminin altında Kapadokya yazısı bulunur. Sağ köşesinde de peri bacası üzerinde lale resmi vardır. 2004 yılındaki fiyatı 150.000 TL dir. Günlük siyasi gazete olarak çıkartılmıştır. Gazete 2004 yılından beri altı sayfa olarak basılmıştır. Dünyadan ve yurttan haberler yer verilmiştir. Ağırlıklı olarak yerel haberler ön plana çıkmaktadır. Gazetenin imtiyaz sahibi Saime Çapacı, yazı işleri müdürü ise Asım Çapacı’dır. Haber müdürü Muhammer Başer, muhabir Kemal Varış ve Muzaffer Kıraş’tır. Anadolu Ajansı üyesi olan gazetenin idare ve baskı merkezi; Çekirdekçiler İş Merkezi Kat:4 /147 Nevşehir’dir. Telefonu ise: 384 213 0042 dir. Kültür, sanat, sağlık köşesi vardır. Günlük, şiir, spor, önemli sözler köşesi bulunur. Resmi, özel ve reklam almıştır. Resmi ilanın fiyatı 4.250.000TL dir. Reklam 250.000, kongre ilanı 50.000.000, zayi ilanı ise 7.5000.000TL olarak belirlenmiştir73. 2007 yılında gazetenin ebadı 56x37cm yapılarak genişletilip 71 72 73 Nevşehir Ercan, 01 Ağustos 2010. Ercan Dağlı, Mehmet Oğlu, 01-07-1963 Doğumlu, 14-11-2011 Tarihinde Yapılan Röportaj. Nevşehir Haber, 1 Temmuz 2004. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 91 Hüseyin SARAÇ sekiz sayfa olarak tamamı renksiz olarak basımı yapıldı. Bu yıldaki reklam ilanı 6.00YTL, reklam 25 YKRŞ, kongre 50.00YTL olarak belirlenmiştir74. 2008 yılına kadar yayın hayatını sürdüren gazete, Nevşehir Kent Haber Gazetesi’nin şimdiki sahiplerinden olan Osman Koca tarafından Nevşehir Haber satın alınmıştır. 5 Kasım 2009 tarihi itibariyle de Nevşehir Haberin yerini Nevşehir’de Yenigün gazetesi almıştır75. 1.2.13. Kapadokya 18 Eylül 2000 tarihinde yayın hayatına başlamıştır. Sahibi Faruk İven, yazı işleri müdürü ise Yasin Şahin’dir. İlk dönemlerinde gazetenin idarehanesi Eski Üzümlü Pazarı Nar Yolu, Belediye Hamam Altı Nevşehir idi. İlk yıllarında gazete haftalık olarak Tüfekçioğlu Matbaası’nda basılmıştır. Resmi ve özel ilan almıştır. İlk dönemlerinde altı sayfa olarak okurlarıyla buluşan gazete, sonraki sayıları arttırarak sekiz ve on iki sayfa çıkarıldığı da olmuştur. Günümüzde on iki sayfa olarak basımı devam ettirilmektedir. Gazetenin ebadında da bir değişiklik olamamıştır. İlk çıktığından bu yana 30x47cm ebadında olmuştur. Sadece gazetenin yazdığı kısım renkli diğer sayfaları renksizdir76. 1 Mart 2006 tarihinden itibaren gazetenin sahibi Faruk İven’in kızı Nazik Hezenci, Nazik Hanımın eşi Bülent Hezenci Bey de yazı işleri müdürü olmuştur. Gazete ilk çıktığından kısa bir süre sonra günlük olarak çıkartılan gazeteler kervanına katılmıştır. Sahibi değiştikten sonra Kapadokya Ofset Mahbaacılık Nevşehir adresinde basımı yapılmıştır. Sadece pazar günleri çıkarılmamıştır. Gazetenin spor sayfası vardır. Uzun soluklu yayın hayatı olan gazetelerden biridir. Ülke ve ağırlıklı olarak yerel haberler işlenmektedir. 2011 yılı itibariyle gazetenin yayın hayatı sürmektedir77. 1.2.14. Nevşehir Kent Haber Gazetenin yayın hayatı 25 Aralık 2004 tarihinde başlamıştır. İlk yayınlandığı dönemlerdeki fiyatı 250.000TL olarak Kent Matbaası Nevşehir adresinde basılmakta idi. gazetenin fiyatı 1 Ocak 2004 tarihi itibariyle 25 kuruştu. Günlük olarak basımı yapılan gazete dört sayfadan ibaretti. Gazetenin ilk ve son sayfaları renkli, diğer sayfaları renksiz idi. Gazetenin köşe yazıları bulunmaktadır. 37.5x55.5cm ebadında olan gazetede spor sayfası köşesi 74 75 76 77 92 Nevşehir Haber, 20 Eylül 2007. Nevşehir’de Yenigün, 5 Kasım 2009. Kapadokya, 18 Eylül 2000. Kapadokya, 1 Mart 2006. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) de bulunmaktadır. Yayın sahibi Nevşehir Kent Haber Gazetecilik ve Matbaacılık adına imtiyaz sahibi Süleyman Keskin’dir. Yazı işleri müdür ise Hamit Oktar’dır. Genel yayın yönetmeni Şemseddin Çetinöz’dür. Nevşehir Kent Haber Gazetecilik ve Matbaacılık tesislerinde basımı yapılmıştır78. Gazete aynı tesiste basılmaya devam etmektedir. On altıncı sayısından itibaren yazı işleri müdürü Mahmut Tursun yapılmıştır79. 2005 yılından itibaren de tüm sayfalar renksiz olarak basılmıştır. Astroloji, öykü, karikatür, şiir ve günün sözü gibi köşeleri bulunmaktadır80. 21 Ocak 2006 tarihinden itibaren resmi ilan almaya başlamıştır81. 21 Ocak 2006 tarihinden itibaren de imtiyaz sahibi değişmiştir. Yeni sahibi Mümtaz Koca olmuştur82. 2007 yılının haziran ayından itibaren sadece gazetenin başlık kısmının bulunduğu yer renklendirişmiş ve bu şekilde basımı yapılmıştır83. Gazete ilk sayısından itibaren sayfa sayısında değişmeler yaşanmıştır. Dört sayfa ile yayın hayatına başladıktan sonra sekiz zaman zaman on iki genel olarak on sayfa olarak çıkartılmıştır. Ocak 2008 yılından itibaren gazetenin bir ortağı daha olmuştur. Osman Koca babasının gazetesine resmen ortak olmuştur. Yazı işleri müdürü de Kemal Varış olarak değişmiştir84. Nevşehir’in yanı sıra Kayseri, Niğde, Aksaray, Kırşehir il merkezlerinde dağıtımı yapılan gazetenin, yayın hayatı 2011 yılı itibariyle sürmektedir. 1.2.15. Nevşehir Postası Gazete okurlarıyla 5 Aralık 2005 tarihinde buluşmuştur. Slogan olarak “Günlük Siyasî Gazete” olarak tercih edilmiştir. İlk sayısında “Merhaba Nevşehir” manşetiyle çıkmıştır. Sadece başlığı renkli olan gazetenin sağ üst köşesinde M. Kemal Atatürk’ün gazeteciler için söylediği “Basın Milletin Müşterek Sesidir” sözüne yer vermiştir. Bir başka köşede ise “Kapadokya Üniversitesi Nevşehir’in Hakkıdır” yazısı bulunmaktadır. 40x28cm ebadındaki gazetenin Nam Basın Ajans Tur. Gıd. Teks. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. adına imtiyaz sahibi M. Alper Turan’dır. Yazı işleri müdürü ise Muammer Başer’dir. İdare ve baskı merkezi Yavuz Kolu Kısa İş Merkezi Kat: 5 No: 103 Nevşehir dir. Telefonu 384 212 38 37 dir. Anadolu Ajansı üyesi olan gaze- 78 79 80 81 82 83 84 Nevşehir Kent Haber, 25 Aralık 2004. Nevşehir Kent Haber, 12 Ocak 2005. Nevşehir Kent Haber, 31 Mayıs 2005. Nevşehir Kent Haber, 21 Ocak 2006. Nevşehir Kent Haber, 21 Ocak 2006. Nevşehir Kent Haber, 1 Haziran 2007. Nevşehir Kent Haber, 1 Ocak 2008. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 93 Hüseyin SARAÇ te on sayfa olarak çıkartılmıştır. Fiyatı ise 25 kuruştur. Resmi ve özel ilanlar alan gazetenin reklam sayfası mevcuttur. Ayrıca spor sayfası ve nostalji köşesi de bulunur85. 1.2.16. Nevşehir’de Yenigün Gazete 5 Kasım 2009 tarihi itibariyle yayın hayatına başlamıştır. Günlük siyasi gazetedir. 27.5x37cm ebadındadır. Gazetenin bütün sayıları tamamen renksizdir ve sekiz sayfadan ibarettir. İmtiyaz sahibi Asım Çapacı, yazı işleri müdürü ise Salim Kürklü’dür. Basım yeri Sevgi Ofset Matbaacılık Camii Cedit Mah. Camii Kebir Cad. Nevşehir adresindedir. Gazete özel reklam almıştır. Kent Haberin sahibi Osman Koca Nevşehir Haber gazetesini satın aldıktan sonra bu gazetenin adını Nevşehir’de Yenigün olarak değiştirerek Nevşehir’de Yenigün adıyla yayın hayatı sürdürülmüştür. Ülke ve yerel kaynaklı haberler işlenmiştir. Spor sayfasına genel olarak yer verilmemiştir. Ancak spor köşesine rastlanılan sayıları da görmek mümkün olmaktadır86. Aralık 2010 itibariyle de resmi ilan almaya başlayan gazete87 2001 yılı itibariyle yayın hayatını devam ettirmektedir. 1.2.17. Kapadokya Muşkara Haber 28 Mayıs 2010 tarihinde yayın hayatına başlayan gazetenin imtiyaz sahibi Simtel Ofset Matbaacılık adına Bayram Ekici, yazı işleri müdürü ise Hilal Göktaş’tır. Ebadı 32x45cm olan gazete, resmi ilan almaya henüz başlamamıştır. Yaklaşık bir sene sonra resmi ilan alabilecektir. Fiyatı 50 kuruştur. Sadece adının bulunduğu kızım renkli olan gazetenin diğer bölümleri renksizidir88. Günlük olarak basımı yapılmaktadır. 16 Mayıs 2011 tarihinden itibaren altı sayfa olarak basımı yapılan gazete, on sayfa olarak okurlarıyla buluşmaktadır. Genel itibariyle haber kaynağını Nevşehir ve yöresinden alır. Nevşehir merkezinde bulunan Simtel Ofset Matbaasında basımı yapılmaktadır. İdare yeri; Karasoku Mahallesi Meydan Sokak No:3 Merkez/NEVŞEHİR adresindedir. Telefon numarası 3842133866’dır89. Günde beş yüz adet basılan gazetenin dağıtımı YAYSAT dağıtım aracılığıyla bayilere ulaştırılmaktadır. Logosunda peribacasını çevreleyen ay 85 86 87 88 89 94 Nevşehir Postası, 5 Aralık 2005. Nevşehir’de Yenigün, 5 Kasım 2009. Nevşehir’de Yenigün, 9 Aralık 2010. Kapadokya Muşkara Haber, 28 Mayıs 2010. Kapadokya Muşkara Haber, 16 Mayıs 2011. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) yıldız bulunmaktadır. Sloganı ise; “Düşünmeden Okumak Körletir, Okumadan Düşünmek Yanıltır” ibaresi yer alır. Gazetenin patent sürecine altı ay kalmıştır. Köşe yazı bölümü, spor sayfası ve zayi ilanlarına yer verilmiştir. Ayrıca dostlar köşesi de bulunur. Esma Önçül, Alparslan Körükçü, Muzaffer Cengiz ve Erdal Kesici gazetenin muhabirleridirler. Gazetenin aynı zamanda www.muskarahaber.com internet adresi de bulunmaktadır. Nevşehir’de günlük olarak basımı yapılan üç gazeteden biri olan gazetenin yayın hayatı 2011 yılı itibariyle devam etmektedir. 1.2.18. Gazete Balyoz İlk yayını 28 Haziran 2010 tarihinde yapılan gazetenin sahibi ve yazı işleri müdürü Muammer Başer’dir. Kendisi aynı zamanda Nevşehir Gazeteciler Cemiyeti’nin başkanıdır. Haftalık olarak basımı yapılıp dağıtımı yapılan gazete, dört sayfadadır. Bayram, seçim gibi özel günlerde altı ve sekiz sayfa olarak çıktığı da olmuştur. Genel itibariyle sadece gazetenin adının bulunduğu kısım renkli ve diğer sayfaları renksiz olup tüm sayfaları renkli basımı yapıldığı da görülmüştür. Renkli ilan almayan gazetenin ebadı 38x53cm olup salı günleri basımı yapılarak il ve ilçe merkezlerine dağıtımı yapılmaktadır90. Her ne kadar gazetenin üzerinde 1 TL fiyatında olduğu belirtiliyor olsa da gazete, sahibi tarafından finanse edildiğinden ücretsiz olarak okurlarına dağıtılmaktadır. Resmi kurumlar ve bazı özel şahsiyetler gazeteye abonman yapılmıştır. Yerel haberlere yer verilen gazetede köşe yazıları ve spor sayfası bulunur. Yazışma adresi; Lale Caddesi Çekirdekçiler İş Hanı Kat:5 No:169 Merkez/NEVŞEHİR’dir. Telefonu 3842130908 olup Nevşehir merkezinde bulunan Sevgi Matbaası’nda basımı yapılmaktadır. Özel günler olarak değerlendirilen bayramlar, seçim ve tamamen renkli basılacağı dönemlerde talebi zamanında karşılayabilmek için Kayseri’de bulunan Kardeşler Matbaası’nda basıldığı da olmuştur91. 1.2.19. Nevşehir Taraf Gazete, “Gerçek ve Tarafsız Haber” sloganı ile 20 Eylül 2010 tarihinde yayın hayatına başladı. 1 TL fiyat bedeli ile okurlarıyla buluştu. 29x40cm ebadında olup haftalık olarak pazartesi günleri basımı yapılmaktadır. Resmi ilan almayan gazetenin ilk ve son sayfaları renkli diğer sayfaları renk- 90 91 Gazete Balyoz, 28 Haziran 2010. Muammer Başer, Hamdi Oğlu, 28-09-1961 Doğumlu, 12-11-2011 Tarihinde Yapılan Röportaj. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 95 Hüseyin SARAÇ sizdir. İmtiyaz sahibi Coşkun Sağlamdin’dir92. Yazı işleri müdürlüğünü ise yayına başladığı dönemden 19 Eylül 2011’e kadar Ali Çamur, verilen tarihten sonraki dönemlerde ise gazetenin imtiyaz sahibi olan Coşkun Sağlamdin sürdürmüştür. Yayın hayatına başladığından itibaren sekiz sayfa olarak basımı yapılmıştır. Gazetenin basımı Kapadokya Ofset Matbaacılığı’nda yapılmaktadır. Spor sayfasına aralıklarla yer verilen gazetede genellikle Nevşehir ve yöresi haberleri işlenmiştir93. Gazetenin il ve ilçelere dağıtımı yapılmaktadır. Nevşehir’in ilk Renkli gazetesidir. Gazete ayrıca il merkezindeki ilköğretim ve liselere dağıtımı yapılan tek gazetedir. Gazetenin eğitime yönelik köşe yazısı da bulunmaktadır. Bu gün itibari ile yayın hayatını sürdürmektedir94. 1.2.20. Nevşehir Esnaf Gazetesi 01-02-2011 tarihi itibariyle yayın hayatına başlayan gazetenin imtiyaz sahibi Nevşehir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği, yazı işleri müdürü ise Ahmet Özgün’dür. Ayda bir basımı yapılmakta olup ücretsiz bir şekilde esnaf ve kamu kuruluşlarına dağıtımı yatılmaktadır. “Esnafın Sesi” sloganı bulunmaktadır. İlgili daire müdürleri ve birlik hukuk danışmanları gazetede köşe yazıları yazmaktadırlar. Ayda iki bin adet basılmaktadır. İbrahim Paşa Mah. Eski Sanayi Meydanı No:60 Nevşehir yazışma adresidir. Nevşehir merkezde bulunan Simtel Ofset Matbaası’nda basım işleri sürdürülmektedir. Dört sayfası renkli dört sayfası renksiz olarak toplam sayfa sayısı sekizdir. Esnaf ve sanatkârı ilgilendiren konularda bilgilendirmek, birlik başkanlığı ve odalarımızın esnaflarla alakalı faaliyetleri duyurmak amacıyla yayın hayatına başlama gereksinimi duyulmuştur. Esnaflarla ilgili mevzuat haberleri, odaların tanıtımı, birlik başkanlarının o ayki faaliyetleri ve her ay bir mesleğin tanıtımı yapılmaktadır. 1.2.21. Nevşehir Manşet 03 Ekim 2011 tarihinde okurlarıyla buluşan gazetenin imtiyaz sahibi İsmail Ersu, yazı işleri müdürü ise Ali Çamur’dur. Gazete sekiz sayfa olup ilk ve son sayfaları renklidir. Ulusal gazete ebadındadır. Fiyatı 1 TL olan gazetede yöre haberlerine yer verilmiştir. Sevgi Matbaası’nda film baskı ile basımı yapılmaktadır. İnternet adresi de mevcuttur. Logosunda peri bacası üze- 92 93 94 96 Nevşehir Taraf, 20 Eylül 2010. Nevşehir Taraf, 19 Eylül 2011. Coşkun Sağlamdin, Ömer Oğlu, 06-04-1984 Doğumlu, 12-11-2011 Tarihinde Yapılan Röportaj. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) rinde Türk bayrağı resmi bulunur95. Merkez İş Hanı Kat 4 Nevşehir adresi idarehane merkezidir96. 1.2.22. NEÜ Aktüel Nevşehir Üniversitesi aylık gazetesidir. Kasım 2011 tarihinde ilk sayı ile okurlarıyla buluşmuştur. 27x39cm ebadında olan gazetenin sahibi Nevşehir Üniversitesi adına Prof. Dr. Filiz Kılıç (rektör), sorumlu yazı işleri müdürü ise Çetin Pekacar (rektör yardımcısı, en-edebiyat fakültesi dekanı)’dır. Yayın koordinatörü Uzm. Mehmet Akbaş’tır. Nevşehir Üniversitesi Basım ve Halkla İlişkiler Birimi gazetenin yazışma adresidir. Gazete sekiz sayfa olup tüm sayfaları renklidir. Gazetenin baskısı Nevşehir’de faaliyet gösteren Simtel Ofset Matbaacılık’ta yapılmıştır. Nevşehir Üniversitesinde yapılan etkinliklerden Nevşehir’de yaşayan tüm kesimleri haberdar etme amacı taşımaktadır. İlk sayısında Nevşehir Üniversitesi’nden Van’a deprem yardımı, 2011-2012 eğitim öğretim yılı açılış töreni, kadın haklarıyla ilgili çalışma, bilinçli gençler kulübünün faaliyetleri, üniversitenin cumhuriyet etkinlikleri, üniversiteye başlarken yaşanan uyum güçlüklerinin nasıl aşılacağı gibi konu başlıkları ile okurlarına merhaba demiştir97. Gazetenin yayın hayatı 2011 yılı itibariyle devam etmektedir. Tablo-1 Nevşehir İl Merkezinde Çıkartılan Gazetelerin Tarihsel Gelişim Süreci Gazetenin Adı Sahibi Yani Muşkara Turgay Sutekin Demokrat A. Kamil Dedeoğlu Nevşehir Nevşehir’in Sesi Yaşar Akyüz Yeni Nevşehir Zeki Seviğ Ahmet Köylü Gündüz Oğuzhan Alp Lale Gazetesi Bahattin Sesveren Nevşehir İkbal Erdoğan Göreme Gümüş Sosyal Nevşehir’in Sesi Faruk İven İç Anadolu Yüksel İven 95 96 97 HaftalıkGünlükAylık Haftalık Basıldığı Yer Yayın Tarihi Ankara 1950 Haftalık Nevşehir 1954-1963 Haftalık Günlük Kayseri Nevşehir 1956 1959-1970 Günlük Nevşehir 1966-1976 Günlük Nevşehir 1970-1995 Günlük Nevşehir 1970-1993 Günlük Günlük Nevşehir Nevşehir 1974-1977 1975-1985 Nevşehir Manşet, 03 Ekim 2011. Ali Çamur, Osman Oğlu, 17-07-1973 Doğumlu, 12-11-2011 Tarihinde Yapılan Röportaj. NEÜ Aktüel, S. 1, Kasım, 2011. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 97 Hüseyin SARAÇ Nevşehir Ticaret Nevşehir Ercan Nevşehir Haber Kapadokya Nevşehir Kent Haber Nevşehir Postası Nevşehir’de Yenigün Kapadokya Muşkara Haber Gazete Balyoz Nevşehir Taraf Nevşehir Esnaf Gazetesi Nevşehir Manşet NEÜ Aktüel 1.1.3. Nevşehir Sanayi ve Ticaret Odası Hacer Dağlı Saime Çapacı Faruk İven Haftalık Günlük Haftalık Nevşehir 1992-(Devam) Nevşehir 1998-2008 Nevşehir 2000-(Devam) Süleyman Keskin Günlük Nevşehir 2004-(Devam) M. Alper Turan Günlük Nevşehir 2005-2006 Asım Çapa Günlük Nevşehir 2009-(Devam) Aylık Nevşehir 1990-2008 Simtel Ofset Matbaacılık Adına Bayram Ekici Muammer Başer Coşkun Sağlamdin Nevşehir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Günlük Nevşehir 2010-(Devam) Haftalık Haftalık Nevşehir Nevşehir 2010-(Devam) 2010-(Devam) İsmail Ersu Haftalık Nevşehir 2011-(Devam) Nevşehir Üniversitesi Adına Sahibi Prof. Dr. Filiz Kılıç (Rektör) Aylık Nevşehir 2011-(Devam) Aylık Nevşehir 2011-(Devam) İlçe Merkezlerinde Çıkartılan Gazeteler 1.2.3.1. Demokrat Ürgüp Gazete, 20 Mayıs 1955 tarihinde yayın hayatına başlamıştır. Sahipleri Ali Baran Numanoğlu, Mustafa Bağcı ve H. Kanıktır. Gazetenin sahiplerinden olan Ali Baran Numanoğlu aynı zamanda yazı işleri müdürlüğünü de üstlenmiştir. İdare yeri Hayatı Efendi Alanı No: 159 Ürgüp’tür. “Haftalık Siyasî Gazete” şeklinde sloganı ile çıkmıştır. Resmi ve özel ilan almıştır. 40x28cm ebadındadır. On kuruştan okurlarıyla buluşan gazetenin yıllık abonmanlığı 5 TL, altı aylığı ise 2.5 TL dir. Basıldığı yer Kayseri’deki Hâkimiyet Matbaası’dir. Dört sayfa olarak çıkartılan gazete, 34 sayı sonra aynı yıl yayın hayatı son bulmuştur98. 98 98 Demokrat Ürgüp, 20 Mayıs 1955. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) 1.2.3.2. Turistik Ürgüp Gazete, 1960 yılında yayın hayatına başlamıştır. Sadece yayın hayatına başlama tarihini tespit edebildiğimiz gazetenin örnek sayısına ulaşılamadığından dolayı gazete hakkındaki ayrıntılı bilgi verilememiştir. 1.2.3.3. Gülşehir Haberleri Sahibinin Burhan Kaman olan gazete, 1965 yılında yayın hayatına başlamıştır. Mesûl müdürlüğünü Avukat Ali İhsan Açıkgöz yapmıştır. Fiyatı 10 kuruş olan gazetenin dizgi ve baskı yeri Niğde’de bulunan Tuğrul Matbaası’dir. Müstakil gazete olarak çıkmıştır. İlk sayısında “Şimdilik 15 Günde Bir Çıkar” yazısı yer alır. Gazetenin ilk sayısında yayın hayatına başlama yazısı yer almaktadır. Burada yayına başlamalarının gerekçeleri anlatılmıştır. Spor bölümü mevcut olan gazete, yıllık abone ücreti 250 kuruş, resmi ilan tek sütun 10 liradır. Hususi ilanlar pazarlığa tabidir ibaresi yer alır. Resmi ve özel ilan almıştır. Gazetenin ebadı 40x28cm dir99. Üçüncü sayıdan itibaren gazetenin adındaki Gülşehir yazısı çıkartılarak basılmaya devam etmiştir. Adı “Gülşehir” olarak değiştikten sonra da haftalık olarak çıkmaya başlamış ve dört sayfa olmuştur. Köşe yazıları bulunan gazete ülke ve yerelden haberlere yer verilmiştir100. 3 Kasım 1965 tarihinde son sayısını çıkartan gazetenin yayın hayatı son bulmuştur101. 1 Ocak 1966 tarihinden itibaren “Gülşehir” adıyla ilk sayı ve ilk tarihi ile ayrıca sahiplerinde de bir değişiklik olmadan yayın hayatını sürdürmüştür102. 1.2.3.4. Gülşehir 1 Ocak 1966 tarihinde yayın hayatına giren gazetenin sahibi Burhan Keman’dır. Mesûl müdürü Avukat Ali İhsan Açıkgöz dür. Gazetenin ilk sayıları haftada bir çarşamba günleri çıkmıştır. Gazetenin amblemi Açıksaray’daki bir peri bacası resmi tercih edilmiştir. Renksiz olarak basımı yapılan gazetede köşe yazıları mevcuttur. Dört sayfadır. “Haftalık Bağımsız Siyasî Gazete” sloganıyla çıkmıştır. Fiyatı ise 25 kuruştur. Zayi ve çeşitli resmi ilanlara yer verilmiştir. Yıllık abone ücreti12 lira, resmi ilanın tek sütun 10 lira, hususî ilanlar ise pazarlığa tabii dir. 41x28cm olan gazete Sümer Matbaası Kayseri adresinde bazımı yapılmıştır. Ziraat köşesi buluna gaze- 99 100 101 102 Gülşehir Haberleri, 1 Eylül 1965. Gülşehir, 29 Eylül 1965. Gülşehir, 3 Kasım 1965. zGülşehir, 1 Ocak 1966. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 99 Hüseyin SARAÇ te, ülkenin yanı sıra ağırlıklı olarak yerel haberlere yer vermiştir. Gazetenin spor sayfası da vardır103. 1966 yılının eylül ayından itibaren “Hayatta En Hakiki İlimdir” sloganı atılarak çıkartılmıştır. Nişan, düğün davetiyeleri ilanı yapılır. Bulmaca köşesi de mevcuttur104. 1972 yılında gazetenin yayın hayatı son bulmuştur105. 1.2.3.5. Yeni Avanos Yeni Avanos gazetesinin kuruluş yılı 1969 dur. Sahibi Ahmet İllez olan gazetenin yazı işleri müdürlüğünü M. Haydar Oğuz yapmıştır. “Memleket Her Şeyin Üstündedir” sloganı ile çıkmıştır. 6 aylığı 12 lira, 12 aylığı 24 lira olan gazetenin fiyatı 50 kuruştur. Başlama yazısı bulunmaktadır. Haftalık çıkan gazete dört sayfadır. Resmi ve özel ilan almıştır. Dizgi ve baskısı Nedim Matbaası Gürgünler Pasajı No: 22 Nevşehir adresinde basılmıştır106. Arşivde bulunan son sayısı 1972 yılına aittir107. 1.2.3.6. Peri Bacaları Diyarı Ürgüp Gazetenin ilk basımı 1970 yılında yapılmıştır. Ebadı 40x28cm dir. Sahibi ve başyazarı Veli Kırcı olan gazete ”Haftalık Siyasî Tarafsız Gazete” şeklindeki sloganıyla okurlarıyla buluşmuştur. Yönetim yeri Kayseri Cad. No: 14 Ürgüp’tür. Fiyatı ise 50 kuruştur. Başlama yazısı bulunan gazetenin sadece başlığı renkli olup diğer sayfaları renksizdir. Dünya ve ülke genelinden haberler yer verilmiştir. Resmi ilan ve özel ilan almıştır. Haftalık çıkan gazete dört sayfadan ibarettir. Basın ve ahlak yasasına uymaya söz vermiştir. Spor sayfası da bulunmaktadır. Doğan Matbaası Nevşehir adresinde basılmıştır. Yazı işleri müdür Hamit Kaya olan gazetenin muhabirlik görevini ise Şahin Kemal Bayer üstlenmiştir. Yıllık aboneliği 24 TL, altı aylık 12 TL dir. Gazetenin tamamı da renksiz çıktığı olmuştur108. 1977 yılından itibaren yönetim yeri Hal Mevkii No: 4 Ürgüp şeklinde değişmiştir. Bu adrese taşındıktan sonra gazetenin hem yönetim yeri hem de basım işi Peri Matbaası’nda yapılmıştır109. 1987 yılından itibaren fiyatı 150 kuruş olmuştur. Ayrıca Peri Matbaası da Açık Pazar Yeri Ürgüp adresine taşınmıştır110. 1997 yılında 103 104 105 106 107 108 109 110 100 Gülşehir, 1 Ocak 1966. Gülşehir, 7 Eylül 1966. Gülşehir, 26 Eylül 1972. Yeni Avanos, 08 Eylül 1969. Yeni Avanos, 28 Şubat 1972. Peri Bacaları Diyarı Ürgüp, 20 Mayıs 1970. Peri Bacaları Diyarı Ürgüp, 15 Ocak 1977. Peri Bacaları Diyarı Ürgüp, 3 Ocak 1987. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) fiyatı 50.000TL olmuştur111. Fiyatında bir yıl sonra yine değişiklik olmuş ve fiyatı 250.000TL yapılmıştır112. 2007 yılında ise fiyatı 0.50 kuruş oldu. Aynı yıl el değiştirip 6 sayfa olarak basımı devam ettirilen gazete, ilk sayı ve ilk yıl olarak yeni döneminde de altı sayfa olarak basımı tercih edilmiştir. Gazetenin sloganı ve başlığı aynı bırakılarak sadece adının yazıldığı bölümün yazı biçimi değiştirilmiştir113. Gazetenin yayın hayatı sürmektedir. 1.2.3.7. Göreme Turizm Gazetesi Göreme Turizm Gazetesi, özel sayı olarak 1971 yılında çıkmıştır. Gazetede Göreme’nin turistik güzellikleri anlatılmaktadır. Turistik yerler ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir. Dört sayfa olan gazete renksiz olarak basımı yapılmıştır ve reklam almıştır. “Zambak Mecmua ve Gazete Yayınları” adına gazetenin sahibi Bahtiyar Özgür’dür. İdare yeri Yıba Çarşısı Kat: 3 No: 636 Ankara adresidir. Gazete 40x28cm ebadındadır114. 1.2.3.8. Kozaklı 1972 yılında basıldığı bilgisini tespit ettiğimiz gazetenin sayılarına ulaşılamamıştır. 1.2.3.9. Yeni Avanos Gazetenin ilk sayısı 4 Şubat 1985 tarihinde yayın hayatına girmiştir. Fiyatı 20 TL olan gazete dört sayfadır. Sadece adının bulunduğu kısım renkli diğer sayfaları renksizdir. Gazetenin sahibi Ali Biçimseven, yazı ileri müdürü ise Ferit Eren’dir. Abone tarifesi yıllığı 1040 TL, altı aylık 520 TL dir. Yeni Avanos Matbaasında basılan gazete haftalık olarak pazartesi günlerde okurlarıyla buluşmuştur. Çeşitli reklamlara yer verilmiştir115. Aynı yıl temmuz ayından itibaren de spor sayfası oluşturulmuştur. Spor sayfasının başlığı da tıpkı gazetenin adı gibi renklidir116. Arşivde 13 Kasım 1985 tarihindeki sayısına ulaştığımız gazetenin117 1969 yılında çıkartılan Yeni Avanos Gazetesi ile isim benzerliğinden başka bir bağlantısı yoktur. 111 112 113 114 115 116 117 Peri Bacaları Diyarı Ürgüp, 11 Ocak 1997. Peri Bacaları Diyarı Ürgüp, 11 Temmuz 1998. Peri Bacaları Diyarı Ürgüp, 7 Nisan 2007. Göreme (Turizm Gazetesi), 20 Temmuz 1971. Yeni Avanos, 4 Şubat 1985. Yeni Avanos, 31 Temmuz 1985. Yeni Avanos, 13 Kasım 1985. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 101 Hüseyin SARAÇ 1.2.3.10. Yeni Gülşehir Gazete, 12 Kasım 1986 tarihinde okurlarıyla buluşmuştur. Sahibi Ünal Güneş’tir. Yazı işleri müdürü Av. Yılmaz Küçük olan gazetenin idarehanesi Belediye İş Hanı Kat:1 No: 113 Gülşehir’dir. Hâkimiyet Matbaası Kayseri adresinde basılmıştır. Gazete on beş günde bir çarşamba günleri çıkmıştır. Resmi ve özel ilan alan gazete, genelde yerel haberler işlenmiştir. Spor sayfası mevcuttur ve dört sayfa olarak basılmıştır118. Ebadı 40x28cm dir. Fiyatı 100 TL olan gazete arşivdeki son sayısı 1988 yılının ekim ayın aittir119. Muhtemelen verilen yılda yayın hayatına son verilmiştir. 1.2.3.11. Kozaklı Haber 1987 yılında yayın hayatına başlamıştır. Haftalık siyasî bağımsız gazetedir. Gazetenin sahibi Sabit İnce, haber koordinatörü Hayri Aral’dir. Abonmanlığı yıllık10.000 TL, altı aylık 5.000 TL dir. Yurt dışı fiyatı ise 50 DM dir. Dizgi ve baskı işleri Kayseri’de bulunan Erciyes Siteleri Çankaya Cad. No: 27/A adresindeki Hâkimiyet Matbaası’nda yapılmıştır120. Duyuru bölümü bulunan gazete, reklam almıştır. İlk ve son sayfaları renkli olan gazetenin ebadı 40x28cm dir. Arşivdeki en son sayısı 1989 yılının mart ayına aittir121. Aynı tarihte yayınına son verildiği muhtemeldir. 1.2.3.12. Kızılırmak Gazete, yayın hayatına 20-08-1982 tarihinde başlamıştır. Sahibi Kemal Çelik, yazı işleri müdürü Yusuf Zeki Kuş idi. İki sayı yazı işleri müdürlüğünde bulunan ikinci sayısından sonra yani üçüncü sayıdan itibaren ise 1989 yılına kadar Mehmet Çelik yazı işlerini yürüttü. Gazete sahibi Kemal Çelik, 1 Ocak 1989 tarihinden itibaren gazetenin sahibi Abdullah Çelik oldu. Abdullah Çelik, Kemal Çelik’in kardeşidir. Abdullah Çelik’in imtiyazlığını yapan gazetenin göreve başladığı tarihten 25 Mayıs 1992 yılına kadar yazı işleri müdürlüğünü Ergün Çelebi yürütmüştür. Bu tarihten sonra yazı işlerini babaları Mehmet Çelik’in kontrolüne geçmiştir. Baba Mehmet Çelik’in 18 Nisan 2001 yılında vefat etmesi üzerine yazı işleri müdürlüğüne Mehmet Hançer getirilmiştir. Mehmet Hançer de görevi 06 Haziran 2001 yılına kadar yürüttükten sonra bu tarihten itibaren yazı işlerini Mehmet Çelik’in 118 119 120 121 102 Yeni Gülşehir, 29 Eylül 1986. Yeni Gülşehir, 19 Ekim 1988. Kozaklı Haber, 27 Şubat 1989. Kozaklı Haber, 20 Mart 1989. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) eşi Sevgi Çelik devam ettirmiştir. Sevgi Çelik bu görevi 07 Ocak 2009 tarihine kadar yürütmüştür. Bu tarihte de gazete el değiştirmiş gazetenin sahibi Mehmet Çelik’in oğlu Mehmet Çelik olmuştur. Oğul Mehmet Çelik yazı işleri müdürlüğüne gazetenin sahibi olduktan sonra Nejmi Bektaş’ı getirmiştir. Halen aynı ekip gazetenin basım ve yayın işlerini sürdürmektedirler122. Gazete yayın hayatına başladığı günden itibaren haftalık olarak yayın hayatını sürdürmüştür. Kurulduğu tarihten 1992 Şubat 14’üne kadar iki sayfa olarak basılmıştır. Başlık kısmı hariç diğer bölümleri renksidir. Verilen tarihten sonraki haftalarda ise dört sayfa olarak çıkartıldı. Bu tarihten itibaren bilgisayar dizgi tekniği ile gazete hazırlanmaya başlandı. Ofset baskı tekniği ile de baskıları yapıldı123. 1 Ocak 2009 tarihi itibariyle de altı sayfaya olarak basılmıştır124. Gazetenin kuruluş tarihinden 14 Şubat 1992 tarihine kadar 36x28cm ebadında bu tarihten itibaren 39x28cm ebadında basılmıştır. Gazetenin bütün sayıları Avanos’ta bulunan Kızılırmak Ofset Matbaacılık Alaaddin Mahallesi Atatürk Caddesi No: 144 adresinde basılmıştır. Telefon numarası 3845114791’dir. Gazetenin haftalık tirajı 750 adettir. Gazete Avanos merkez ve Avanos’a bağlı beldelerde dağıtılmaktadır. Gazete her haftanın çarşamba gününde basımı yapılır. Kızılırmak Gazetesi kurulduğu dönemden önce Nevşehir’de Tüfekçioğlu Matbaası’nda basılıp Avanos’ta dağıtımı yapılan Yeni Avanos Gazetesinin kısa zamanda yayın hayatına son vermesi ve bu ilçe merkezinde yazılı basında meydana gelen bir boşluğu doldurmak üzere ihtiyaca binaen yayın hayatına başlamıştır. Gazete 1982 yılında 200 TL fiyatında idi. Günümüzdeki fiyatı ise 15 kuruştur. Şiir köşesi ve köşe yazısı vardır. Ayrıca sağlık yazılarına ve spor haberlerine yer verilmiştir. Gazete kurulduğu günden itibaren resmi ilan almaktadır. Bugün itibariyle yazılı basında Avanos’ta yayın hayatını sürdüren tek gazetedir. 122 123 124 Kemal Çelik, Mehmet Oğlu, 20.03.1963 Doğumlu, 12.11.2011 Tarihinde Yapılan Röportaj. Kızılırmak, 14 Şubat 1992. Kızılırmak, 1 Ocak 2009. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 103 Hüseyin SARAÇ 1.2.3.13. Gülşehir’in Sesi 1994-1995 yılları arasında yayın hayatı olduğunu tespit etiğimiz gazetenin çıkan sayılarına ulaşılamamıştır. 1.2.3.14. Ürgüp Ticaret Ürgüp Ticaret ve Sanayi odası aylık yayın organıdır. 1997 yılında faaliyete geçmiştir. Aylık olarak çıkartılan gazete, ekonomi haber gazetesi niteliğindedir. Ürgüp Ticaret ve Sanayi Odası adına sahibi Mehmet Toybıyık’tır. Yazı işleri müdürlüğü ile Rıza Yavuz ilgilenmiştir. Rıza Yavuz aynı zamanda adı geçen sanayi odasının genel sekreterliği görevini de yürüten kişidir. İlk ve son sayfaları renkli diğer sayfalar renksizdir. Dört sayfa olarak basımı yapılan gazetenin basıldığı yer Kızılırmak Bilgisayar Ofsetleri Tel: 3843414133 Avanos’tur. Gazete 40x28cm ebadında olup 2000 yılında yayın hayatı durmuştur. 1.2.3.15. Gülşehir Ercan 01-07-2005 tarihinde yayın hayatına başlayan gazetenin sahibi Hacer Dağlı, yazı işleri müdürü ise Zübeyde erdem’dir. Haftalık yayın yapan gazete niteliğinde olup Gülşehir’deki Ercan Matbaası’nda basımı gerçekleştirilmektedir. Gazete, Ankara, Kayseri ve Kırşehir il merkezlerinde de dağıtımı yapılmaktadır125. Resmi reklam almayan gazete özel ve zayi ilanları almaktadır. Başlığı renkli diğer sayfaları renksizdir. 1 TL fiyatındadır. Reklam karşılığı olarak ücretsiz dağıtılmaktadır126. 1.2.3.16. Ürgüp Haber 2008 yılında yayın hayatına başlayan gazetenin imtiyaz sahibi Toytek İnşaat Yayıncılık Mühendislik Turizm ve Limitet Şirketi adına Mehmet Toybıyık, yazı işleri müdürü Bahtışen Toybıyık, sayfa editörü Durşen Egedemir, muhabiri ise Muhammet Çelikli’dir. Haftalık olarak yayınlanan gazete perşembe günleri okurlarıyla buluşur. Haftalık basım adedi üç yüz elli dir. Ankara, İstanbul, Antalya gibi şehirlere de aslen Ürgüplü olan kişilere ulaştırılmaktadır. 2009 yılından itibaren resmi ilan alan gazetenin ebadı 29x38cmdir. Gazete resmi ilan almaktadır. Dizgi ve baskısı Ürgüp’teki Yenigün Matbaası’nda yapılmaktadır. Daha çok yerel haberler işlenen gazetenin köşe yazıları mevcuttur. Ürgüp ve civarı ile ilgili bilinmeyen yazılar 125 126 104 Gülşehir Ercan, 01 Temmuz 2005. Ercan Dağlı, Mehmet Oğlu, 01-07-1963 Doğumlu, 14-11-2011 Tarihinde Yapılan Röportaj. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) ele alındığı konu başlıklarıyla işlendiği için gazetenin arşivi ayrıca tarihi bir değere sahiptir. Gazetenin yayın hayatı 2011 yılı itibariyle sürdürülmektedir127. 1.2.3.17. Can Gazetesi Gazete, 01-01-2010 tarihinde yayın hayatına başlamıştır. İmtiyaz sahibi ve genel yayın yönetmeni Dilaver Can, yazı işleri müdürü Medine Akkuş’tur. Haftalık olan gazete perşembe günleri çıkmakta olup Can Gazetesi Matbaacılık Gülşehir’deki adresinde basımı gerçekleştirilmektedir. Haftada yüz elli adet basılarak Gülşehir ilçe ve beldelerinde dağıtımı yapılmaktadır. Fiyatı 1 TL olan gazete resmi ve özel ilan almaktadır. Altı sayfa ve renksiz olarak basımı yapılan gazete altı sayfadır. Haber yoğunluğu olduğu dönemlerde zaman zaman sekiz sayfa da çıktığı olmuştur. Gazetede köşe yazılarına yer verilmektedir. Bu köşelerde Gülşehir tarihi, güncel olaylar, kültürel etkinlikler değerlendirilmektedir. Spor sayfasına yer verilmemiştir. Gazetenin yayın hayatı 2011 yılı itibariyle sürmektedir128. 1.2.3.18. Gülşehir Medya Gülşehir Medya gazetesi 10-11-2010 tarihinde yayın hayatına başlamıştır. İmtiyaz sahibi Volkan Parlar, yazı işleri müdürü Mine Ekim, genel yayın koordinatörü ise Tuğba Batır’dır. Gazetenin ebadı 59x34cm dir. Resmi ilan almayan gazete sekiz sayfadan ibarettir. Sadece başlık yazısı renkli diğer sayfaları ise renksizdir. Çarşamba günleri basılıp haftalık olarak okurlarıyla buluşmaktadır. Köşe yazısı bulunan gazetede sağlık, tarih ve güncel konular işlenmektedir. Abonman çalışmalara yeni başlanmasına rağmen şu aşamada seksen abonesi olup gün geçtikçe bu sayı yükselmektedir. Gazete özel ilan almaktadır. Gazetenin spor sayfası da mevcuttur. Gazetenin ayrıca internet sitesi üzerinden yayını da bulunmaktadır129. 127 128 129 Gamze Toybıyık, Mehmet Kızı, 21-09-2983 Doğumlu, 21-11-2011 Tarihinde Yapılan Röportaj. Dilaver Can, Celal Oğlu, 13-10-1972 Doğumlu, 22-11-2011 Tarihinde Yapılan Röportaj. Volkan Parlar, Ahmet Oğlu, 05-04-1978 Doğumlu, 22-11-2011 Tarihinde Yapılan Röportaj. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 105 Hüseyin SARAÇ Tablo-2 Nevşehir İlçe Merkezlerinde Çıkartılan Gazetelerin Tarihsel Gelişim Süreci Gazetenin Adı Sahibi Haftalık- Basıldığı Günlük Yer A Baran Numanoğlu Mustafa Bağcı Haftalık Kayseri H. Kanık Turistik Ürgüp 15 Günde Gülşehir Haberleri Burhan Kaman Niğde Bir Gülşehir Burhan Kaman Haftalık Niğde Yeni Avanos Ahmet İlleez Haftalık Nevşehir Peri Bacaları Nevşehir Veli Kırcı Haftalık Diyarı Ürgüp Ürgüp Göreme Turizm Bahtiyar Özgür Özel Sayı Ankara Gazetesi Kozaklı Kızılırmak 1982 Haftalık Avanos Yeni Avanos Ali Biçimseven Haftalık Avanos 15 Günde Kayseri Yeni Gülşehir Ünal Güneş Bir Kozaklı Haber Sabit İnce Haftalık Kayseri Gülşehir’in Sesi Ürgüp Ticaret ve Ürgüp Ticaret Aylık Avanos Sanayi Odası Gülşehir Ercan Hacer Dağlı Haftalık Gülşehir Toytek İnşaat Yayıncılık Mühendislik Turizm Ürgüp Haber Haftalık Ürgüp ve Limitet Şirketi Adına İmtiyaz Sahibi Mehmet Toybıyık Can Gazetesi Dilaver Can Haftalık Gülşehir Gülşehir Medya Volkan Parlar Haftalık Nevşehir Demokrat Ürgüp Yayın Tarihi 1955 1960 1965 1966-1972 1969-1972 1970-(Devam) 1971 1972 1982-(Devam) 1985 1986-1988 1988-1989 1994-1995 1997-2000 2005-(Devam) 2008-(Devam) 2010-(Devam) 2010-(Devam) 2. Dergiler Dergiler, gazeteler gibi sık sık olmasa da belli bir zaman diliminde yayımlanan oldukça yaygın okuma araçlarıdırlar. Çoğu, gazetelerden daha nitelikli kâğıtlara basılırlar. Çeşitli konulara ilişkin haber, makale, eleştiri, inceleme ve araştırmanın yanı sıra, birçok renkli fotoğraf ve resimler yer almaktadır. 106 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) Nevşehir’de çıkan dergiler, Nevşehir’de ilk çıkarılan gazeteler kadar malessef yoğunlukta olmamıştır. 1969 yılında özel sayı olarak yayınlanan Nevşehir’in ilk dergisi olan Turistik Avanos, çeşitli bakanlıkların Nevşehir ve ilçesiyle alakalı olarak merkezde aldığı kararlara yer vermiştir. Nevşehir il bazında çıkartılmış dergilerin ikinci tecrübesini 1994 yılında yine bir ilçesinin adı ile yayın hayatına sokulmuştur. “Ürgüp” ismiyle çıkan dergi, şahıs değil Ürgüplüler Turizm Tanıtma Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından 26 sayıya ulaşabilen dergi, 2000 yılına kadar yayın hayatını sürdürebilmiştir. Nevşehir Belediyesinin bir yayın organı olan ve 2005 yılında yayın hayatına giren “Nevşehir” dergisi Nevşehir il, ilçe ve köylerindeki tarihi, kültürel yapıyı ortaya çıkarmayı amaç edinen çalışmalar yapmaya başlamış ve bu alandaki boşluğu kısmen doldurmuştur. Derginin bir diğer özelliği de belli sayıdan sonra hakemli bir dergi halini almasıdır. 2011 yılı itibariyle yayın hayatına başlayan bir diğer hakemli dergi de Nevşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü dergisidir. İçeriği tamamen bilimsel nitelik taşıyan eserlerden oluşan çalışmalara yer verilmektedir. Nevşehir’de yayımlanmış ve yayımlanmakta olan dergiler aşağıda tablo halinde gösterilmiştir. (Bkz. Tablo-3). 2.1. Nevşehir İl ve İlçe Merkezlerinde Çıkartılan Dergiler 2.1.1. Turistik Avanos Dergi, özel sayı olarak 1969 yılında okurlarıyla buluşmuştur. Avanos Okutma ve Kalkındırma Derneği adına sahibi Ahmet Önertürk’tür. Sorumlu müdürü ise Dr. Şahap Yalçın’dır. Ankara’da bulunan Yargıçoğlu Matbaası’nda basılmıştır. Nevşehir genelinde tespit edebildiğimiz ilk dergidir. “Çıkarken” başlığı altında başlama yazısı bulunmaktadır. Derginin ikinci sayfasında Nevşehir senatosu Prof. Dr. İbrahim Şevki Atasagun’un kısa özgeçmişi kaleme alınmıştır. Üçüncü sayfasında da M. Kemal Atatürk’ün resmi yer almıştır. Derginin Avanos’u anlatan kısmı 24 sayfadır ve tamamı renksizdir. Tek başına bir dergi olmayıp Erzincan iline bağlı Armağan Köyü’nü anlatan bir başka çalışma ile bir bütün olarak çıkartılmıştır. “Sorunlarımız” başlığı adı altında dönemin belediye başkanı Ahmet Çekgeloğlu’nun yazısı dördüncü sayfada bulunmaktadır. İç İşleri Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Tabii ve Enerji Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı’nın Nevşehir il geneli ile ilgili almış olduğu kararlara ait bilgiler bulunmaktadır. Gençlik problemi, ekonomik durum, Kızılırmak’tan damlalar, Avanos Göreme havalisinden anılar, konu başlıkları adı altında çeşitli meseleler işlenmiştir. Reklam alan dergide şiir köşesi de bulunmaktadır. Dergi, 26x19cm ebadındadır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 107 Hüseyin SARAÇ 2.1.2. Ürgüp Ürgüplüler Turizm Tanıtma Kültür ve Dayanışma Derneği yayın organıdır. Temmuz-ağustos-eylül ayında çıkan ilk sayı 1994 yılına aittir. Dernek adına sahibi Ali Akuzun, yayın koordinatörü ise Ahmet Cemiloğlu’dur. Baskı Mine Ofset Matbaacılık San. Ticaret Ltd. Şti. Kumrular Sok. 20/21 Kızılay/Ankara adresinde basılmıştır. Derginin tüm sayfaları renklidir. Yönetim merkezi de Sıhhiye/Ankara’dır. Başlama yazısı bulunur ve bu yazıyı dernek başkanı kaleme almıştır. Çeşitli konu başlıkları ile Ürgüp anlatılmaya çalışılmıştır. Ürgüp’te yaşam, Ürgüplü büyüklerimiz, Ürgüp yöresi, Kapadokya konu başlıklarının bazılarını oluşturmuştur. Her sayı otuz dört sayfadan oluşmuştur. Reklam ve bulmaca köşesi bulunmaktadır. Ürgüp’le ilgili şiir ve şarkı köşesi de mevcuttur. 26 sayı yayımlanan derginin 3. sayısı TRT Basım-Yayım Müdürlüğü Ofset Tesisleri Ankara adresinde, 5-14. sayıları Gri Ajans Ankara Adresinde, 15-18. sayıları Mine Ofset, 19-22. sayılar dizgi ve baskı Bülent Sezer Ankara adresinde, 22-26. Sayılar Altınoğlu Matbaası Ankara adresinde basılmıştır. Dergide zaman zaman finansman olan kişiler hakkında teşekkür ilanları verilmiştir. 8. Sayıdan itibaren derginin yönetim merkezi Sağlık Sok. No: 71/11 Yenişehir/Ankara adresine taşınmıştır. Derginin 20. Sayıdan itibaren dernek adına sahibi Firiha Ünal olmuştur. Koordinatörlüğe ise derginin eski başkanı emekli Albay Ali Akuzun sürdürmüştür. Tebrik, başsağlığı, mesajları yayınlamıştır. 27x19cm ebadında olan derginin son sayısı 2000 yılına aittir. 2.1.3. Cappadocia Life 2001 yılında yayınlandığını tespit ettiğimiz derginin sayılarına ulaşılamamıştır. 2.1.4. Nevşehir (Kültür ve Tarih Araştırmaları) Nevşehir Kültür ve Tarih Araştırmaları Dergisi Nevşehir Belediyesinin yayın organıdır. Derginin ilk sayısı 2005 yılında çıkmıştır. İlk sayısında kapağında bulunan resim Nevşehir kale ve çivarının çok eski görüntüsü tercih edilmiştir. Her sayının kapak resmi faklıdır. Derginin bütün sayıları renkli olarak basılmıştır. İmtiyaz sahibi Nevşehir Belediyesi adına Hasan Üver, yazı işleri müdür ise Yusuf Kaya yayın koordinatörü ise Celal Korkmazer’dir. İlk sayısının ilk sayfasında belediye başkanının “Merhaba Kıymetli Hemşehrilerim” yazısıyla Nevşehir’de olan ve olması gerekenler anlatılarak derginin yazım hayatı başlamıştır. Basılan derginin bütün sayılarında Nevşehir’le alakalı ve bağlantılı olan konular işlenmiştir. Ayrıca belediye tarafından 108 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) yapılan faaliyetleri de dergide bulmak mümkün olmaktadır. Derginin ilk yılında dört sayı çıkmıştır130. İkinci yılında dört131, üçüncü yılında üç, dördüncü, beşinci132 ve altıncı133 yılında ise birer sayı çıkmıştır. Dergi, sekizinci baskısına kadar Uyum Ajans’ta, dokuz ve onuncu sayısı Anıt Matbaası’nda yapılmıştır. Bu iki masım yeri de Ankara’da bulunmaktadır. On bir, on iki ve on üçüncü baskıları ise Nevşehir’de bulunan Simtel Ofset’te yapılmıştır. İlk üç sayı 48, dördüncü sayı 64, beşinci ve altıncı sayılar 72, yedinci sayı 80, sekizinci ve dokuzuncu sayı 72, onuncu sayı 64, on birinci sayı 80, on ikinci sayı 72, on üçüncü sayı 80 ve on dördüncü sayısı ise 72 sayfadan ibarettir134. Altıncı sayıdan itibaren hakem kurulu oluşturularak hakemli dergi haline getirilmiştir135. Sadece kitap ve dergi tanıtımlarına yer verilen dergide reklama yer verilmemiştir. On birinci sayıdan itibaren “Nevşehir” adının bulunduğu başlık kısmının üst tarafına “Geçmişten Geleceğe Nevşehir” şeklinde bir düzenleme yapılmıştır136. Dergide yer alacak çalışmaların hangi standartlarda “Olması Gerektiği Yayın İlkeleri” başlığı adı altında sayıların ilk sayfalarında açıklanmıştır. Derginin yayın hayatı 2011 yılı itibari ile devam etmektedir. 2.1.5. Nevşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Dergi, 2011 yılı itibariyle yayın hayatına başlamıştır. Derginin imtiyaz sahibi Nevşehir Üniversitesi Adına Nevşehir Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Filiz Kılıç, dergi editörü ise Prof. Dr. Şevki Özgener’dir. Hakem heyeti ve bilim kurulu üyeleri bulunur. Açık dergi sistemi üzerinden şeffaf bir yayın hayatı olduğundan kullanıcılar sistemin bütün aşamalarına müdahil olabilmektedirler. Bu durumu dergiyi diğer dergilerden daha özellikli hale getirmektedir. On üç bölüm alanında makaleler kabul etmektedir. Bölüm alanları şunlardır; İşletme, iktisat, turizm, kamu yönetimi, uluslararası ilişkiler, bankacılık ve finans, Türk dili ve edebiyatı, tarih, sanat tarihi, eğitim bilimleri, sosyoloji, arkeoloji ve güzel sanatlar alanlarıdır. Nevşehir’in müstakil üniversite olmasından sonra yayın hayatına başlayan Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi yayın hayatına Nevşehir Üniversitesi bünyesinde devam etmektedir. 130 131 132 133 134 135 136 Nevşehir, Ocak-Şubat-Mart, 2005. Nevşehir, Kasım, 2007. Nevşehir, Temmuz, 2010. Nevşehir, Mart, 2011. Nevşehir, Mart, 2011. Nevşehir, Kasım, 2006. Nevşehir, Şubat, 2009. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 109 Hüseyin SARAÇ Tablo 3. Nevşehir İl ve İlçelerinde Yayınlanmış Dergilerin Tarihsel Gelişim Süreci Derginin Adı Turistik Avanos Ürgüp Cappadocia Life Nevşehir (Kültür ve Tarih Araştırmaları) Nevşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sahibi Avanos Okuma ve Kalkındırma Derneği Ürgüplüler Turizm Tanıtma Kültür ve Dayanışma Derneği Nevşehir Belediyesi Adına Hasan Üver (Belediye Başkanı) Nevşehir Üniversitesi Adına Prof. Dr. Filiz Kılıç (Rektör) Basılığı Yer Basım Yılı Ankara 1969 Ankara Ankara ve Nevşehir Nevşehir 1994-2000 2001 2005-(Devam) 2011-(Devam) 3. Bültenler Devlet örgütleri, özel kuruluşlar ya da yetkili kişilerce, halka iletilmek üzere, kısa ve özlü bir biçimde verilen resmi bilgiler, duyurulardır. Bunlar belirli bir formatta yazılırlar. Sadece kendi kurum çalışanlarını bilgilendirilmesi amacıyla yayımlanmazlar. Kurumdaki gelişmelere kamuoyu ilgisini çekme görevini de üstlenirler. Aşağıdaki tabloda Nevşehir’de çıktığı tespit edilen bültenler tablo halinde sunulmuştur (Tablo-4). 3.1. Nevşehir İl Genelinde Yayınlanmış Bültenler 3.1.1. Nevşehir Üniversitesi Haber Bülteni Nevşehir Üniversitesi’nin kuruluşunun ikinci yılından itibaren yayın hayatına başlayan haber bülteni ilk sayısını 2009 yılının ağustos ayında çıkarmıştır. Nevşehir Üniversitesi adına sahibi Prof. Dr. Filiz Kılıç, genel yayın yönetmeni Prof. Dr. Ahmet Çihan yazı işleri müdür ise Prof. Dr. Çetin Pekacar’dır. Bültenin ilk üç sayısı Önder Ofset Yenidoğan Mah. Matbaacılar Sitesi No: 32 Kayseri adresinde basılmıştır137. Dördüncü ve beşinci sayısı ise Nevşehir’de bulunan Simtel Ofset Matbaacılık Basın Yayın San. Tic. Ltd. 137 110 Nevşehir Üniversitesi Haber Bülteni, Sayı 1, Ağustos, 2009. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) Şti. Karasoku Mah. Meydan Sok. No:3’te basılmıştır. Dördüncü sayıdan itibaren bültenin sorumlu ekibinde Prof. Dr. Ahmet Cihan yer almamıştır138. Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanan derginin ilk sayısı 89 sayfa Türkçe 23 sayfa İngilizce139, ikinci sayısı 93 sayfa Türkçe 27 sayfa İngilizce140, üçüncü sayısı 114 sayfa Türkçe 36 sayfa İngilizce141, dördüncü sayıda 94 sayfa Türkçe 44 sayfası İngilizce142, beşinci sayısı ise 76 sayfa Türkçe 30 sayfası İngilizce’dir. Derginin bütün sayfaları renklidir ve 28x21cm ebadındadır. Bülten, Üniversitenin tüm alanlarıyla ilgili yapılan faaliyetleri hakkında bilgi vermektedir. 3.1.2. Özel Nevşehir Lara İlköğretim Okulu Yayın ve İletişim Kulubü Gündoğumu Bülteni İlk sayısı 2009 yılında çıkan Özel Nevşehir Lara İlköğretim Okulu Yayın ve İletişim Kulubü Gündoğumu Bülteninin imtiyaz sahibi İbrahim Gümüştüfek’tir. Okulun Türkçe öğretmeni Fatma Aydar ve iletişim Kulubü öğrencileri, bülteni basıma hazırlayanlar arasındadırlar. Bültenin ilk iki sayısının ebadı 29.5x42cm, Mayıs 2011 yılında çıkartılan sayısı ise 25.5x35cmdir. Bültenin her sayfası renkli olup sekiz sayfa olarak okurlarıyla buluşturulmuştur. İlk iki sayısı İbrahim Paşa Mahallesi Eski Sanayi Sitesi Bl. No: Nevşehir adresinde yer alan Kapadokya Ofset Matbaacılıkta basımını yapılan bültenin üçüncü sayısı Kapucubaşı Mahallesi No:20/A Nevşehir adresinde yer alan Osmanlı Ofset Matbaası’nda gerçekleştirilmiştir. Okul faaliyetleri ve öğrenci etkinliklerini halka duyurma görevini sağlamaktadır. Özel reklam alan derginin yayın hayatı 2011 yılı itibariyle sürdürülmektedir. 3.1.3. Kardelen Koleji Bülteni Aylık olarak yayın faaliyetlerini sürdüren gazetedir. İmtiyaz sahibi Kardelen Eğitim Kurumları adına Ali Kaplan, yazı işleri müdürü ise Özgün Saygın’dır. Ekim 2010 yılında yayın hayatına başlamıştır. Ücretsiz dağıtımı yapılan gazete aylık olarak beş bin adet basımı yapılmaktadır. Zaman zaman iki bin beş yüz adet basıldığı da olmuştur. Okulun tanıtılması ve öğrencilerin faaliyetlerine yönelik haberlere yer verilir. Okulun aylık faaliyetleri hakkın138 139 140 141 142 Nevşehir Üniversitesi Haber Bülteni, Sayı 4, Mart, 2011. Nevşehir Üniversitesi Haber Bülteni, Sayı 1, Ağustos, 2009. Nevşehir Üniversitesi Haber Bülteni, Sayı 2, Mart, 2010. Nevşehir Üniversitesi Haber Bülteni, Sayı 3, Ağustos, 2010. Nevşehir Üniversitesi Haber Bülteni, Sayı 4, Mart, 2011. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 111 Hüseyin SARAÇ da bilgi verilmektedir. Sekiz sayfadan oluşan gazetenin dört sayfası renkli dört sayfası renksizdir. Yayın kurulunda yer alan kolej öğretmenleri ise Yeliz Özer ve Funda Tatar’dırlar. Grafik tasarımı ile kolej öğretmenlerinden bilgisayar öğretmeni Nergis Ağaçdelen tarafından yapılmaktadır. Basın danışmanlığı görevini Coşkun Sağlamdin üstlenmiştir143. 3.1.4. Özel Nevşehir Lara İlköğretim Okulu Yayın ve İletişim Kulubü Lara Katre Bülteni Bültenin ilk sayısı 1 Haziran 2011 tarihinde çıkmıştır. Derginin imtiyaz sahibi okul müdürü İbrahim Gümüştüfek, genel yayın yönetmeni Meral Arıkan, yazı işleri sorumlusu Tuncay Bozot’tur. Yirmi dört sayfa olan derginin bütün sayfaları renklidir. 21x29cm ebadındadır. Reklam almıştır. Resimler, Türkçe hakkında, sözüm insan olan herkese, uyan anne, yabancı sözcüklere Türkçe karşılıklar, süper dörtlü, doğru yazalım doğru konuşalım, göreme, Mehmet Akif’in ideal genci, Çanakkale, Çanakkale Geçilmez, Mevsimler, Çocukluğum, Canım Öğretmenim, sınıf annelerimiz, kitap sınavları, şiirlerle yarışıyoruz, anlamlı sözler, bulmacalar, bilmeceler v.b konu başlıkları adı altında konular işlenmiştir. Basım işleri Kapucubaşı Mahallesi No:20/A Nevşehir adresinde yer alan Osmanlı Ofset Matbaası’nda gerçekleştirilmiştir. Derginin 2011 yılı itibariyle yayın hayatı devam etmektedir. Tablo 4. Nevşehir İl Genelinde Yayınlanmış Bültenlerin Tarihsel Gelişim Süreci Bültenin Adı Nevşehir Üniversitesi Haber Bülteni Sahibi Basılığı Yer Basım Yılı Nevşehir Üniversitesi Kayseri Adına & 2009- (Devam) Prof. Dr. Filiz Kılıç Nevşehir Özel Nevşehir Lara İlköğretim Okulu Yayın ve İletişim Kulubü İbrahim Gümüştüfek “Gündoğumu” Bülteni Kardelen Eğitim Kurumları Adına Ali Kardelen Koleji Bülteni Kaplan Özel Lara İlköğretim Okulu Yayın ve İletişim Kulubü İbrahim Gümüştüfek “Lara Katre” Bülteni 143 112 Nevşehir 2009-(Devam) Nevşehir 2010-(Devam) Nevşehir 2011-(Devam) Coşkun Sağlamdin, Ömer Oğlu, 06-04-1984 Doğumlu, 12-11-2011 Tarihinde Yapılan Röportaj 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Cumhuriyet Döneminde Nevşehir’de Basın-Yayın Organlarının Tarihsel Gelişim Süreci (Gazete, Dergi ve Bülten) Sonuç Nevşehir’in, Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Niğde’ye bağlı bir kaza olması, şehrin pek çok alanda olduğu gibi, basın alanında da gelişmesine engel teşkil etmiştir. Nevşehir ilindeki matbaalarda 1950 ve 1960 yıllarının baskı makineleri kullanılmaktadır. Bu durumun değişmeye başlaması 2000 yılından buyanadır. Nevşehir’deki matbaa işiyle uğraşanların bu alandaki teknolojik gelişmeleri yakından takip ettiği fakat başta ekonomik sebepler olmak üzere bu sektörde yeni modern aletlerin alınamadığı ve mevcut eski makinelerin kullanılmasına devam edildiği, bazı matbaaların ise 2005 yılından itibaren bilgisayar destekli baskı tekniklerini kullanarak faaliyetlerini sürdürdükleri tespit edilmiştir. Matbaa alanında yetişmiş profesyonel bir kadronun oluşmadığı, iş yeri sahiplerinin hemen hemen tamamı baba mesleği olarak matbaacılık işini sürdürdükleri de ayrıca görülmüştür. 1954 yılında Nevşehir’in il olmasıyla kısa süre içinde pek çok gazete yayın hayatına başlamıştır. Fakat şehirde yeterli sayıda matbaa olmamasından dolayı gazeteler başta Kayseri, Niğde ve Ankara gibi yerlerde basılmıştır. Gazetelerin il dışında basılıp ve Nevşehir’de dağıtımının yapılması gazete sahiplerine yüksek maliyete sebep olmuştur. Bu durum kısa süre sonra gazetelerin yayınlarına son vermeleriyle neticelenmiştir. Nevşehir’de gazetecilik daha sonraki senelerde de kısa süreli yayın hayatıyla dalgalı bir süreç göstermiştir. 1980 yılından itibaren yerel gazetelerin yayın hayatı daha uzun süreli olmuştur. Ancak 2000 yılından sonra yayın faaliyetlerine başlayan gazetelerin büyük bölümü günümüzde de yayınlarını devam ettirmektedirler. Nevşehir’de ilk çıkarılan gazetelerin uzun ömürlü olmaması gibi Nevşehir’de çıkan dergiler de çok az sayıda, yetersiz ve aynı zamanda maalesef uzun ömürlü olmamıştır. 1969 yılında ilk sayısı (özel sayı) Turistik Avanos dergisinin yayınlanan sadece bir sayı çıkartılabilmiştir. Daha sonra 1994-2000 yılları arasında çıkan Ürgüp dergisinin de 26. sayısından sonra akıbeti aynı olmuştur. 2005 yılından sonra çıkartılan ve aynı zamanda bir kurum dergisi niteliği taşıyan Nevşehir (Kültür ve Tarih Araştırmaları) dergisi ve 2011 yılı Aralık ayı itibariyle ilk yayını gerçekleştirilecek olan Nevşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi yayın hayatını devam ettiren dergiler olmuşlardır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 113 Hüseyin SARAÇ Kaynaklar Aydeniz, Hediyetullah, “Tarihsel ve Literal Açıdan Yerel Gazetecilik”, (Editör: Suat GEZGİN, B. Nigar ERDEM), Türkiye’de Yerel Basın, İ.Ü. İletişim Fak. Yay., İstanbul, 2007. Bilge, Arif, Nevşehir ve Lale Devri Tarihi, Nazımbey Basımevi, Konya, 1966. Çığ, Ünsal, “19. Yüzyılda Osmanlı’da Gazetecilik Hareketleri: Takvim-i Vekayi’den Vilayet ve Özel Girişim Gazetelerine”, (Editör: Suat GEZGİN, B. Nigar ERDEM), Türkiye’de Yerel Basın, İ.Ü. İletişim Fak. Yay., İstanbul, 2007. Erdem, Beste Nigar, “12 Eylül İhtilalı’nın Yerel Basının Haber Seçimleri Üzerindeki Etkisi: Hakimiyet Gazetesi Örneği” (Editör: Suat GEZGİN, B. Nigar ERDEM), Türkiye’de Yerel Basın, İ.Ü. İletişim Yay.,İstanbul, 2007. Girgin, Atilla, Türkiye’de Yerel Basın ve Resmî İlan, Türkiye’de Yerel Basın, İ.Ü. İletişim Yay.,İstanbul, 2007. Güney, Emrullah-Güney, Hatice, Güney, Hüseyin-Güney, Sonsel, Nevşehir İli Kapadokya, Yeni Cenup Ofset, Mersin, 1988. Koloğlu, Orhan, Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Basın, İletişim Yay, İstanbul, 1994. Rehber, Remzi, Nevşehir ve Göreme, Yeni Matbaa, Ankara, 1961. Özgen, Murat, Türkiye’de Basının Gelişimi ve Sorunları, İ.Ü. İletişim Fak. Yay., İstanbul, 2004. Özkaya, Yücel, Milli Mücadele’de Atatürk ve Basın (19919-1921), Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara, 2007. Varlık, Bülent, “Yerel Basının Öncüsü: Vilayet Gazeteleri” Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, C.I, İstanbul, 1985. 114 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u NEVŞEHİR İLİNDE GELENEKSEL DOĞUM UYGULAMALARI1 THE PRACTICES OF TRADITIONAL BIRTH IN NEVSEHIR Hüseyin SEVİNDİK* ÖZET Bildirimizde, toplumlar arası ilişkilerin geliştirilmesinde önemli bir yere sahip olan turizm sektöründe pilot bölgelerden olan Nevşehir İlinde, faaliyet gösteren turistik işletmelerde ticari amaç etrafında sunumu yapılan, kültürel değerler Halkbilime dayalı bakış açısıyla ele alınacaktır. Giriş kısmında metodolojik yaklaşımın yanında, turizm, kültürel değer, kültürel animasyon kavramları tanımlanacaktır. Materyalin sunulduğu bölümde, Daha çok hediyelik eşya satışı ve kültürel animatörlük alanlarında karşımıza çıkan bu değerlerin tespiti için yapılan alan araştırmasından elde edilen materyalin tasnifli sunumu yapılacaktır. Bu sunumda kültürel değerlerin geleneksel yapısıyla, sektör içindeki uygulamaları ortaya konarak benzeşme ve farklılıklar noktasında kıyaslama yapılarak, nedenleri irdelenecektir. Sonuç kısmında ise; öncelikle kültürel değerlerin turizm alanında değerlendirilmesinin önemi vurgulanarak; Nevşehir İlinde gerçekleşen mevcut uygulamaların eksiklerinin neler olduğu, doğrularının nasıl olması gerektiği konularından bahsedilecektir. Anahtar Kelimeler: Turizm, Kültürel Değer, Kültürel Animasyon. ABSTRACT Release here, which has an important role in the development of inter-communal relations in the tourism sector with pilot regions for the province of Nevsehir, operating around the presentation of tourist enterprises in the commercial, cultural values will be discussed with a view based on Folklore. Methodological approach in the Introduction, as well as tourism, cultural value, cultural animation concepts will be defined. Section of the material presented, more * Halkbilimci, Nevşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Şube Müdürü, e-posta: [email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 115 Hüseyin Sevindik souvenir sales, and areas of cultural animation encountered in the field research for the determination of these values will be the presentation of material obtained decomposition. In this presentation, the structure of the traditional cultural values, and differences in the affinity with identifying the applications in the sector at the comparison made, the reasons will be discussed. In part a result firstly of cultural values, emphasizing the importance of evaluating the field of tourism, what are the shortcomings of existing applications that occur Nevsehir Province, lines, referred to issues of how it should be. Key Words: Tourism, Cultural Value, Cultural Animation. Doğum olgusunun, genel anlamda iki temel boyutu bulunmaktadır. Birincisi, tıp terminolojisinde, “Gebelik süresini sonunda yani 270-280 gününe sonunda dölütün(Cenin) doğması ve ilişkilerinin atılmasıyla sonuçlanan kassal ve mekanik olayların oluşturduğu bir bütündür”2 biçiminde tanımlanan, ilk canlıdan günümüze kuralları değişmeyen, üreme ilkesine dayalı olan biyolojik boyutudur. Diğer boyutu ise kültüreldir. Bu kapsamda geçmişten günümüze değin toplumların var oluşunun esasını teşkil eden insan olgusunun var edilmesine, bunun yanında var olmasının sınırlanması, gelecek yaşam için başlangıç ve hazırlık dönemine yönelik toplumsal anlayışları içermektedir. Doğum olgusunun, biyolojik ve kültürel boyutları etrafında oluşan uygulamalar, günümüzde geleneksel ve bilimsel yöntemlerle yerine getirilmektedir. Teknoloji çağı olan günümüzde, kültürel yapıda yaşanan hızlı değişim, geleneksel doğum anlayışında da etkisini göstererek, kapalı kültür ortamında oluşan birçok uygulamanın terk edilmesi sonucunu getirmiştir. Söz konusu değişim doğumla ilgili bazı uygulamalarda hızlı olmakta birlikte, bazı uygulamalarda ise değişime karşı direnme görülmektedir. Hatta çağdaş uygulamaların önüne bile geçebilmektedir. Bu bakış açısıyla ele alınan Nevşehir İli geleneksel doğum uygulamalarıyla ilgili bilgiler aşağıda verilmiştir. Morfolojik sınıflamaya tabi tutulan bilgiler, üç temel safhaya ait ondokuz başlık altında ele alınmıştır. Bunlar: 1 Doğum süreciyle ilgili tasnifte, Prof. Dr. Orhan Acıpayam’lının “Türkiye’de Doğumla İlgili Adet ve İnanmaların Etnolojik Etüdü” adlı kitabından faydalanılmıştır. 2 Sağlık Ansiklopedisi 116 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İlinde Geleneksel Doğum Uygulamaları I-DOĞUM ÖNCESİ Bu dönem toplumda doğumla ilgili yargı ve telkinlerin eşlere ve çocuk yapmak için karar vermede etkisinden başlayarak, gebelik döneminin sonuna kadarki uygulamaları içine almaktadır. a. Doğumla İlgili Yargılar ve Eşlerin Kararına Etkisi Çocukluktan itibaren ilerde erkeği baba, kadını anne olabilme bilinciyle yetiştirmeye çalışan aileler, çocukluktan başlayarak oyunları, oyuncakları ve giysileriyle gelecekte erkek ve kadının üstleneceği rol ve statülere uygun seçmektedir. Bu uygulamalar, erkek için, önce babadır, güçlüdür, çocukları ve ailesi olur, bunlara bakmakla yükümlüdür ve erkek babasının mesleğini öğrenmelidir; kadın için ise, kadın önce annedir, çocuk doğurur, onlara bakıp büyütmekle yükümlüdür, evin işleriyle ilgilenir ve erkeğine hizmet eder biçiminde normları getirmektedir. Eşlerin çocuk sahibi olmaya karar vermesinde geleneksel yetişme tarzının ve yargıların önemli bir fonksiyonu olduğu gözlenmektedir. Eşlerin yetişme dönemlerinde toplumdan aldığı telkinlerin yanında, toplumun kınama küçük düşürme gibi yaptırımları karşısında da çocuk sahibi olmak istedikleri tespit edilmiştir. Bu bağlamdaki tespitlere baktığımızda, çocuğu olmayan çiftler, meyvesiz bir ağaca benzetilmişlerdir. Diğer yandan ilk çocuklar eşlerin cinselliklerinin ispatlanması olarak algılanmaktadır. Bu görüşü açıklar nitelikte şu kalıp sözle karşılaşıyoruz. “-El aleme karşı bir çocuk şart” diğer önemli bir yargı da çocuğa ailenin sürekliliğini sağlayan unsur olarak bakılmasıdır. Bu noktada erkek çocuk öncelikle istenmektedir. Bu düşünce “-Eve bir bekçi lazım.” kalıp sözüyle ifade edilmektedir. b. Gebe Kalmak İçin Yapılan Uygulamalar: Nevşehir ilinde çocuğu olmayan kadınlar “Kısır” olarak adlandırılmaktadır. Kısırlık tedavisiyle ilgili uygulamalardan tespitlerimiz şunlardır: - Süt kaynatılarak, üzerine kısır kadının oturtulur ve etrafı sarılır. İltihap sökerse çocuk olur. Doğum süreciyle ilgili tasnifte, Prof. Dr. Orhan Acıpayam’lının “Türkiye’de Doğumla İlgili Adet ve İnanmaların Etnolojik Etüdü” adlı kitabından faydalanılmıştır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 117 Hüseyin Sevindik - Ebem gümeci pişirilerek üzerine oturtulur ve bir miktarda rahime gönderilir. - Tavuk pisliği kaynatılır ve üzerine oturulur. Şayet iltihap sökerse çocuk olur. - Kısır kadın hamama giderek, sıcak suya girer. İltihap sökerse çocuk olur. - Kısır kadının beli çekilerek eğri rahim düzeltilir. c. Gebe Kalmamak İçin Yapılan Uygulamalar:3 Toplumda çocuğun biyolojik bir oluşumdan ziyade, Allah vergisi olduğu ve rızkını da onun verdiği görüşü, toplumda çocuk sayısını belirlemede kaderci anlayışı hakim kılmıştır. Dolayısıyla fazlaca kısıtlamaya gidilmemiştir. ”Rızkını Allah verir, ağırlığını da yer alır.” Sözüyle de çocuğun aileye yük olmadığı ifade edilmekle birlikte, diğer taraftan gebe kalmamak için de yöntemlerin uygulandığı tespit edilmiştir. Bunların başlıcaları: - İlişkiden önce rahim ağzına tuz konmak suretiyle tohumların kestirilmesine çalışılır. - Diğer bir uygulamada ise Tohumların kestirilmesi için sabun kullanılır. - İlişkiden hemen sonra kadın ayağa kalkar. d. Gebe Kalınıp, Kalınmadığını Anlamak İçin Yapılan Uygulamalar: Gebe kalınıp, kalınmadığını öğrenme konusunda nesnel objelerle yürütülen tekniklere rastlanmamıştır. Sonucun öğrenilebilmesi için belirtilerden hareket edilerek yorum getirilmektedir. Bu belirtiler: - Aşırı uyuma, - İç dönmesi, - Aybaşı halinin görülmemesi, - Kusmak, - Yemeklerin gebe kadını rahatsız edecek şekilde kokması, - Gözlerin ferinin azalması, - Kirpiklerin top top olmasıdır. 3 Şerife SAĞLAM: Kaynak Kişi, Ürgüp-Yeşilöz, D.T 1927, Okur-Yazar Değil , Ev Hanımı, Evli 118 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İlinde Geleneksel Doğum Uygulamaları e. Gebelik Dönemi:4 Nevşehir İlinde gebe kadın “Yüklü” veya “İki canlı” terimleriyle ifade edilmektedir. Gebelik dönemi “aybaşı” halinin görülmediği ay içinde başladığı kabul edilerek, dokuz ay,on gün sayılmaktadır.Doğumun belirtilen günü aşması durumunda “Dokuzun dokuzuna sürdü” şeklinde açıklama getirilmektedir. Zamanından erken olan doğuma ”Günsüz doğum” denmektedir. Gebelik döneminde yapılan uygulamaları üç başlık altında ele almak mümkündür. Bunlar: 1- Yirikli Hali (Aşerme) Dönemi Bu dönem, ceninin kan halinden, organ haline geçmeye başladığı andan başlayarak organların hareket etmeye başladığı ana kadar geçen zaman dilimindeki uygulamaları içeren dönem olarak algılanmaktadır. Diğer bir ifadeyle, gebeliğin kırkıncı gününden başlayarak, erkeklerde dördüncü ayı, kızlarda ise altıncı ayı arasında geçen zamanın adıdır.Gebelikte erkeklerin daha önce hareket ettiğine inanılmaktadır. Bu dönemde, baş dönmesi, mide bulanması, yediği yemekleri geri çıkarma, yiyeceklerin kötü kokması gibi belirtilerle geçmektedir. 2- Düşük Yapmayla İlgili Uygulamalar: Gebe kalındıktan sonra çocuğun istenmemesi(düşük) durumda yapılan uygulamalar, şunlardır: -Katran tenekeye konarak ısıtılır ve buharına oturularak düşürülmeye çalışılır. - Mil veya kibrit çöpü ile zar yırtılarak düşük yapılır. - Ceviz anası rahime sokulur acı olması sebebiyle düşük olur. - Kara süpürge çöpü rahime sokulur; zehirli olması sebebiyle düşük olur. - Tavuk teleğiyle zar yırtılır. - Yüksekten atlanır. - Gebe kadın korkutulur. 3- Çocuğun Durmaması Halinde Yapılan Uygulamalar: Bölgede çocuğun durmamasına sebep olarak, rahim ağzının geniş olması gösterilmektedir. Bu durumu önleyici mahiyette tek uygulama olarak: 4 A.G.Ş. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 119 Hüseyin Sevindik -Karın bölgesine sıkıca havlu bağlanmak suretiyle çocuğun düşüğün engellenmesi biçiminde uygulama tespit edilmiştir. f. Cinsiyetin Tayini: Beklenen cinste çocuğun doğup, doğmayacağı konusundaki ilgi ve meraktan kaynaklanan, cinsiyet tayinine yönelik uygulamalar, geçmiş tecrübelerden hareketle, gebe kadının fiziki yapısındaki değişim ve davranışlarına bakarak, doğacak çocuğun cinsiyeti arasında bağ kurma üzerine yoğunlaşmaktadır. Bölgede bu anlamda tespit edilen uygulamalar şunlardır: -Gebe kadının karnı çıkık sivri olursa erkek olur. -Her yeri dolgun olur, kalça geniş olursa kız olur. -Gebe kadının yüzü sisli olursa kız, güzel olursa erkek olur. -Meme başı açık renkli olursa kız, siyahlaşırsa erkek olur. -Gebe kadın boncuk bulursa kız, demir bulursa erkek olur. -Gebe kadının yirikli hali uzun sürerse kız, kısa sürerse erkek olur. g. Doğacak Çocuğun Fiziki ve Ruhi Yapısını Etkilemeye Yönelik Uygulamalar: Bu gruptaki uygulamaların temelinde, gebe kadının yapacağı hareketlerin doğacak çocuğu fiziksel ve ruhsal yönden etkileyeceği inancı bulunmaktadır. Bu etkilenmelere en çok maruz kalınan dönem olarak da “Yirikli” dönemi gösterilmektedir. Bu dönemin, çocuğun cenin halinden organ haline geçmeye başladığı dönem olması sebebiyle dış etkilerin kalıcı olacağı inancı bulunmaktadır. Bu gruptaki uygulamalar daha çok kaçınmaları ve gebe kadının hareketlerini kontrollü davranma ilkelerini içermektedir. Bu grupla ilgili tespit edilen uygulamaları şöyle sıralayabiliriz. -Gebe kadın ölüye bakarsa, çocuğun yüzü sararır. -Gebe kadın yılana bakarsa, çocuğun yüzü çilli olur. -Gebe kadın güzele bakarsa, çocuğuda güzel olur. -Gebe kadın yer elmasını yerse, çocuk altı parmaklı olur. -Gebe kadın çekirgeye bakarsa, doğacak çocuğun kafası çekirgeye benzer. -Gebe kadın seğriyen ete bakarsa, çocukta seğrir. -Gebe kadın birinin hal ve hareketlerini kınarsa çocukta ona benzer. -Yirikli kadın, dalak, ciğer yemez şayet yerse vücudunda elini değdiği yer dalak gibi kararır. 120 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İlinde Geleneksel Doğum Uygulamaları -Yirikli kadın kiraboğlu veya kiraz yerde elini bir yerine değerse çocuğun o yerinde kızarıklık olur. h. Doğuma Hazırlık: Hazırlık işlemleri doğuma bir buçuk, iki ay kala başlamaktadır. Öncelikle çocuğun doğumuyla birlikte ilk etapta giydirilecek olan, giysilerin hazırlanmasına başlanmaktadır. Söz konusu giysilere “Kundak takımı” denmektedir. Kundak takımı, toprak bezi, zıbın, kundak bezi ve kundak bağından oluşmaktadır. Diğer taraftan da yatak takımı hazırlanmaktadır. Bunun için “Tilar” denen bebek yatağı, yastık,”Bağıtlak” adı verilen çocuğun düşmesini engelleyen bez, iki yorgan üzerine nazar boncuğu takılmış battaniye, yelek ve bebek toprağı hazırlanır. Diğer bir hazırlık aşaması da doğumun yaklaşmasıyla, doğumu kolaylaştırmaya yönelik hazırlıklardır. Bunun için doğum sancısının sıcakta daha çok artacağına inancından hareketle, doğum odası fazlaca ısıtılır. Diğer bir hazırlıkta doğum yapan kadının yaslanabilmesi için yataklar üst üste koyularak hazır edilir. II- DOĞUM ESNASI:5 Bu safha doğumun başlamasının işareti olarak kabul edilen, sancının başlaması mührün bozulması(kan gelmesi) durumlarıyla, göbek bağının kesilmesi işlemine kadarki uygulamaları kapsamaktadır. Bölgede, doğum yaptıran kadınlara ”Köy ebesi” denmektedir. Köy ebeleri herhangi özel bir eğitimi bulunmamakla birlikte, geleneksel aktarımlarla bilgi birikimine sahip olmuşlardır. Doğum yaptırma işlemini deneyerek öğrenmektedirler. Ebede aranan en önemli özellik el uzluğudur. Köy ebelerinin yaptırdığı geleneksel doğum şu şekilde gerçekleşmektedir: Sancısı başlayan kadının doğumunu çabuklaştırmak için ayakta gezdirilir ve sedir denen yüksek yerden atlatılır. Şayet ayakta duramazsa üst üste koyulmuş yatağa yaslandırılır. Doğum esnasında mecbur kalınmadıkça doğum yapan kadına şalvarı çıkarttırılmamaktadır. Ara sıra köy ebesi eliyle şalvarın üstünden çocuğun ters mi, düz mü geldiğini anlamaya çalışmaktadır. Yapılan işlemler sonunda gelmeye başladığı anlaşılınca, ebe doğuracak kadını oturağına gelecek biçimde dizi üstüne oturtur. Böylece çocuğun ileri tarafa kayması sağlanarak doğum gerçekleştirilir. Yapılan bu işlemler neticesinde doğum gerçekleşmeyecek olursa, orda bulunan kadı5 Semiha TAŞAN: Kaynak kişi,Ürgüp- Akçaören, D.T.1940, İlkokul, Ev Hanımı, Evli 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 121 Hüseyin Sevindik nın biri doğum yapacak kadınla sırt sırta vererek çırpmak suretiyle doğumun gerçekleşmesi sağlanır. Doğum olduktan sonra, göbek bağı çocuk tarafından bir kalacak biçimde kesilerek, o kısma bir düğüm atılır ve işlem tamamlanmış olur. Doğumun normal seyrini kolaylaştırmaya yönelik olarak tespit olunan uygulamalar bulunmaktadır. Bunlar: - Doğum yapacak kadın kendi annesinden çocuğunu kıskanır ve çocuğun geri gitmesine sebep olur; diye doğum yapan kadının annesi doğum odasına alınmaz. - Doğum güçleşirse başında ezan okunarak, Allah’ın yardımı dilenir. - Kadının başında yılan gömleği yakılarak sonucu odada bulunan kötü ruhlar kovulmaya çalışılır. - Fadimeanasaçı otunun suyu doğum yapan kadına içirilerek, Fadime ananın yardımı sağlanmaya çalışılır. III-DOĞUM SONRASI6 Bu safha çocuğun anneden ilişiğinin kesilmesinden başlayarak, son kırklama dönemine kadar geçen zaman dilimindeki uygulamaları kapsamaktadır. a- Doğum Sonrası İlk Uygulamalar: Çocuk anneden ilişiğinin kesilmesinden sonra, leğende yıkanır ve gelecekte ağzının kokmaması, aynı zamanda pişkin olması için tuzlanır. Sonra çocuğun kundaklanması işlemine geçilir. Bunun için önce yeleği giydirilir. Kundak bezi serildikten sonra onun üzerine de küçük bir bez serilir. En üste toprak bezi serilir, üzerine ısıtılmış toprak konduktan sonra bebek yatırılır. Üstte bulunan iki bezle bebeğin belden aşağı kısmı sarılır. Sonra çocuğun vücudu dik olacak şekilde, elleri içeri alınarak, kundak beziyle sıkıca sarılarak, kundak bağıyla bağlanır. Kundaklama işleminden sonra bebeğin yüzüne yemeni örtülür. Sarılığı önlemesi amacıyla yemenilerin sarı renkte olmasına dikkat edilmektedir. Bu haliyle bebek anne yatağına konmaktadır. Diğer taraftan eşi düşen anne için yatağa naylon serilir, üzerine de kül dökülür ve tuz 6 A.G.Ş. 122 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İlinde Geleneksel Doğum Uygulamaları atılır. Bu uygulamada külün demi yatağa geçirmesi, tuzun da yaraları pişirmesi amaçlanmaktadır. Sözü edilen malzemelerin üzerine bir bez serilerek lohusa üzerine oturtulur. Ve anne, çocuğunu kucağına alır. O pozisyonda ikisinin üzerini kapatacak biçimde çarşaf örtülür. Üzerlerine de bir kalburdan geçecek şekilde az su dökülerek ilk “Kırklama” işlemi yapılmaktadır. Sonrasında kadının alnına soğan asılmak suretiyle “Nazara” karşı korunmaya çalışılmaktadır. “Albasmasına” karşı, yastık altına orak konarak tedbir alınmaya çalışılmaktadır. Anneye dönük yapılan bu uygulamaların yanında, çocukla ilgili uygulamalar da tespit edilmiştir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: -Zihni açık olsun diye kulağına bağırılır. -Kibar olsun diye, burnu sıkılır. -Gözü büyük olsun diye göze sürme çekilir. - Eli, ayağı düzgün, boyu uzun olsun diye sıkıca kundaklanır. -Bebek aynaya baktırılmaz. Ömrü kısa olur diye. -Esnerken ağzı kapatılır. Kapatılmazsa şeytan girer. b. Loğusalık Dönemi7 Doğum sonrasının önemli bir uygulama grubu olan loğusalık, doğum yapan kadının doğumundan başlayarak 40. güne kadar geçen zamandaki durumudur. Erkek çocukta kırk gün olan lohusalık dönemi kız çocuğunda otuz beş dün olarak uygulanmaktadır. Bu durum araştırma yapılan yerleşimlerde kızların “Eksikli” denmesinin sebebi olarak gösterilmiştir. Loğusalık döneminin en önemli özellikleri arasında, doğum sebebiyle büyük ölçüde kan kaybedip yıpranmış olan annenin her türlü dış etkiye açık olması düşüncesinden hareketle bir kaçınmalar dönemi olmasıdır. Doğumdan sonra loğusa zayıf, güçsüzdür, zararlı güçlerin ve kötü niyetli kişilerin tehlikesiyle karşı karşıyadır. Neticesinde kolayca hastalanıp ölebilir şeklinde geleneksel düşünce, araştırma köylerinde yaygın olarak kullanılan “Loğusanın mezarı kırk gün açık dururmuş” sözüyle ifade edilmektedir. O halde olumsuzlukları büyük ölçüde açık olan loğusa, gelebilecek tehlikelere karşı koymak için bazı uygulamaları yerine getirmek gerekmektedir. 7 Şaheste ÖZMUTLU: Kaynak Kişi, Ürgü-Yeşilöz, D.T. 1949, İlkokul, Ev Hanımı, Evli 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 123 Hüseyin Sevindik Loğusanın sağlığını etkileyen bu oluşumları ve bunlara karşı yerine getirilmeye çalışılan uygulamalar nelerdir? Konusuna baktığımızda: Albasması: Loğusanın baygınlık geçirmesi, zayıflaması gibi belirtilerde loğusayı etkilediğine inanılan, al renkte ve kadın kılığında gözüken kötü güç olarak anlaşılmaktadır. Alkarısını davet eden sebep olarak, İstediği cinste çocuğu doğuramadığı için kadının üzülmesi ve Çok kan kaybetmesi gösterilmektedir. Albasmasını önlemek amacıyla, loğusanın başucuna orak konmaktadır. Albastığında ise loğusanın yanında birinin olması gerektiği ve bu kişinin loğusanın elini kolunu hareket ettirmek suretiyle ayıltması gerektiği, aksi takdirde loğusanın öleceğine inanılmaktadır. Diğer bir uygulama ise yöredeki “Al ocağından” bir parça bez alarak loğusanın başına bağlanmak şeklinde görülmektedir. Karavura Basması: Loğusayı uyku halindeyken etkilendiğine inanılan ve büyük bir karartı, olarak tarif edilen kötü güçten bastığı anda kurtulmak için, o anda uyanıp besmele çekerek bütün kuvvetiyle ayağa fırlamak suretiyle kurtulunduğuna inanılmaktadır. Dem İkizi: Çocuk doğduktan sonra, fazlaca dem(kan) gitmesi neticesinde loğusanın aniden bayılması durumu “Dem İkizi” olarak bilinmektedir. Bu duruma düşülmesine sebep olarak ta, loğusanın besmelesiz hareket etmesinden dolayı, şeytanın loğusanın gözlerinin ferini alması gösterilmektedir. Dolayısıyla “Dem İkizi” olmamak için, loğusalara besmelesiz iş yapmamaları önerilmektedir. Umma Olma: Loğusanın görüp umduğu bir yiyeceği bulamaması durumunda titreme gelmesi ve göğüslerinin şişmesi halidir. Ummadan kurtulmak için yapılan uygulamalar: -Loğusanın haberi yokken sırtına vurularak korkutulmaya çalışılır. -Umduğundan bu olsun-diyerek önüne yiyecek atılarak, onu yemesi sağlanır. -Dağa giden çobana bir çörek ekmek verilir. Çobanda ekmeği dağı dolaştırarak geriye getirir ve loğusaya yedirilerek sütün gelmesi sağlanır. -Bir tandır ekmeği tandırdan çıktığı sıcak haliyle loğusanın sırtına sararak, sütün gelmesine çalışılır. 124 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İlinde Geleneksel Doğum Uygulamaları Nazar: İnsan hayatının birçok dönemindeki etkili olduğuna inanılan nazar loğusalık döneminde de etkilerine inanılan bir durum olarak algılanmaktadır. Sonucunda da, kem gözlü kişilerin istediği durumun loğusada daha kolay oluşarak, sütünün kesileceğine inanılmaktadır. Nazardan korunmak içinse: -Sütü kem gözlerden korumak için, aile bireyleri haricindeki kişilerin yanında çocuk emzirilmez. -Nazara karşı mavi boncuk, iğde çalısı, sarımsak kabuğu, üzerlik otu, çörek otu, it boncuğu ve kurşundan oluşan nazarlık yapılarak kadının elbisesinin içine dikilir. c. Doğan Çocuğun Duyurulması: Çocuk doğduğunda kız tarafına ve evdeki kaynataya “Mürceci” gönderilmektedir. Buna mukabil kız tarafı mürceciye basma, para ve çeşitli yiyeceklerden oluşan hediyeler vermektedir. Kaynata hediye olarak para verir. Diğer bir uygulama olarak ta, doğan çocuğun akraba dışına duyurulmamaya özen gösterildiği tespit edilmiştir. Buna sebep olarak ta çok sayıda kişinin çocuğun yanına gelmesiyle kem gözlerin zararının dokunacağına inanılmaktadır. d. Ad Verme: Ad verme işlemi doğumdan sonraki iki hafta içinde olmaktadır. Bu işi dedeler yapmaktadır. Bunun için bebeğin kulağına ezan okunduktan sonra “-Senin adın …….. olsun” diyerek ad verme işi yerine getirilmektedir. Ad vermede etkili olan diğer bir faktörde, konacak adın Kur’anda geçiyor olması özelliğinin aranmasıdır. Dolayısıyla da isimlerin çoğunluğu Arapça kökenlidir. Araştırmada “göbek adı” koyma geleneğine de rastlanmıştır. Göbek adı göbek bağı kesilirken verilmektedir. Kızların göbek adı, Fatma, erkeklerin ki ise Mustafa olarak konulmaktadır. Bu uygulamanın kökeninde “ahrette insanların göbek adlarıyla çağırılacağı” inancı yatmaktadır. Ad vermede değişik bir uygulama olarak da, çocuğu olup da yaşamayanların çocuklarına ad verme işlemi tespit edilmiştir. Buna göre: - Yedi evden bez toplanıp gömlek dikilerek, çocuk doğunca giydirilir ve çocuğa ocak adı olan, havvadudu, erkek ise Mehmet adları verilerek yaşatılmaya çalışılır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 125 Hüseyin Sevindik - Babası gibi uzun süreli yaşasın diye, baba adı verilir. - Çocuğu kısa sürede ölenler için Yaşar, Durmuş, Dursun, Dudu gibi isimler verilir. e. Loğusa ve Çocuğun Beslenmesi: Loğusaya doğumla birlikte yaralarının iyileşmesi ve sütünün bol olmasını sağlayıcı türlerde besinler verilmeye çalışılmaktadır. Komşular bu türden yemekler yaprak loğusayı ziyarete gitmektedirler. Loğusanın ilk haftadaki beslenmesi komşuların getirdikleri yemeklerle olmaktadır. Loğusanın yaralarının çabuk iyileşmesi için, ceviz, kuru üzüm, bal, bulamaç, helva, lokum gibi tatlı ağırlıklı yiyecekler verilmeye çalışılmaktadır. Loğusanın sütünün çoğalması içinse, bulgur çorbası, şerbet, kayısı ezmesi gibi sulu yiyecekler ağırlıkla yedirilmekle birlikte, diğer yemeklerden de çok çok yedirmek suretiyle sütünü artırmaya çalışılmaktadır. Bunların yanında loğusalık döneminde beslenirken, soğuk içeceklerden kaçınılır ve loğusalık çıkana kadar su ılık olarak içilir. Çocuğun beslenmesi ise, ilk iki ay yalnızca anne sütüyle yerine getirilmektedir. Daha sonraki günlerde ise kuru üzümün ezilmişinin yemeni arasına konmasıyla yapılan “üzüm sormuğu”, un kavurması, bunun içinse un kavrularak suda pişirilir ve çocuğa yedirilir. Bir diğer yiyecekse haşlanmış patatesin ezilmiş haline, süt ve şekerin karıştırılmasıyla yapılarak çocuğun beslenmesinde kullanılmaktadır. f. Kırk basması ve Kırklama işlemi: Çocuğa yönelik bir tehlike olarak kabul edilen “Kırk basması”, doğumdan sonra kızları otuz beş, erkekleri ise kırk gün etkilediğine inanılan bir majik güç olarak anlaşılmaktadır. Kırk basmasının belirtileri ise: - Çocuğun zayıf ve cansız olması, - Emdiğini sarı renkte kusması, - Renginin sararması biçiminde tanımlanmaktadır. Kırk basmasının sebebi olarak aşağıdaki unsurlar gösterilmektedir: - Çocuğu ölen kadınların, kırkı çıkmamış çocuğun yanına girmesi, - Cenazeden gelen birinin direk çocuğun yanına girmesi, 126 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İlinde Geleneksel Doğum Uygulamaları - Eve gelene birinin direk çocuğun yanına gitmesidir. Kırk basmasını engellemeye yönelik olarak şu uygulamalar tespit edilmiştir: - Kötü niyetleri karşılaması için, kapı eşiğine hecirget konur. - Ölü evinden direk çocuğun yanına girilmez; önce tuvalete sonra çocuğun yanına girilir. Böylece ölünün kırkının tuvalete dökülmesi sağlanır. - Misafir çocuğun üstüne götürülmez, çocuk misafirin üstüne götürülür. Kırklama İşlemi: Loğusalık döneminde, daha önce bahsedildiği gibi ilk önce doğumla birlikte yapılmaktadır. Bundan sonra birkaç defa daha tekrarlanmaktadır. Lohusalığın bitiminde de son kırklama işlemi yapılmaktadır. Kırk basması olayının çocuğa karşı olduğuna inanılmasına rağmen, “kırklama işlemi” anneyle birlikte yapılmaktadır. Bu durum hakkında kaynak kişilerce net bir açıklama getirilmemiştir. Ancak doğum yapan kadının kirli ve cünüp olmasının kötülükleri davet edeceğinden kaygılanılmaktadır. Kırklama işlemi şu şekilde uygulanmaktadır: Anne bebeğini kucağına alır. Üstlerine çarşaf örtüldükten sonra, üzerlerine kalburdan su serpilir. ilk kırklamada çocuk ve anne giysili halde iken üzerlerinden su dökülür. Son kırklamada ise, Anne ve çocuğun vücudunun tamamı yıkandıktan sonra çıplak halde üzerlerine kalburdan su dökülmek suretiyle kırklama işlemi yapılır. g. Tıvga inancı: Bazı kadınlarda var olduğuna inanılan, çocuğun doğduktan kısa bir süre sonra ölümüne yol açan olumsuz güç. Yeni doğan çocuklara zarar verdiğine inanılan bu gücü, üzerinde taşıyan kadınlara ise tıvgalı kadın denmektedir. Tıvgadan kurtulmak için yapılan uygulamalar: - Tıvgalı kadın, yeni doğan köpek veya kedi yavrusunun üzerinden geçerek tıvgasını dökmeye çalışır. Şayet yavrular ölürse tıvgadan kurtulunduğuna inanılır. - Tıvgalı kadın, aybaşı halindeyken yeni doğum yapmış kadının yanına gelip, haberi yokken, tıvgasını üzerine çırparsa üzerinde taşıdığı gücü ona aktarmış olur. Doğum yapan kadının haberi olursa, dışarı çıkar ve tuvalete girer, oradan çıkarak herhangi bir yere gider, orda üç ihlasla bir Fatiha suresini okuyarak, üç kere de üzerini çırpar ve “-Tü pis günahın senin olsun” diyerek tıvgayı kendisinden uzak tutmaya çalışır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 127 Hüseyin Sevindik Tıvga basan çocuğun kurtulmasıyla ilgili uygulamalar: - Güneş doğmadan önce, bardağı yere koymamak şartıyla yedi çeşmeden su doldurulur ve dolan bardak asılı bir vaziyette ısıtılır. Sonra dört yolun ortasında, suyu hiç yere dökmeden bir leğende yıkanır. Ve kullanılan su tekrar bardağa doldurulur. Bu işlem yedi gün sonra tekrar edildikten sonra su ayak basılmayacak bir yere dökülür. - Yedi çeşmeden su alınır, bu suyla çocuk yeni ölmüş kişinin mezarı üstünde yıkanır. - Tıvga ocağındaki akan suyun üzerinde bulunan çarkın üzerine, tıvga basmış çocuğun gömleği bırakılır. Şayet gömlek çarka takılırsa çocuğun yaşayacağına, takılmazsa öleceğine inanılır. b.Çocuk hastalıkları:8 Çocuğun Sürekli Ağlaması Hali: Sebebi nazara dayandırılmaktadır. Nazardan kurtulmak için yerine getirilen uygulamalar şunlardır: - Çocuk ocaklı birisine okutturulur. Şayet okuyan insan esner ve geğirirse nazarın geçeceğine inanılır. - Soğan, sarımsak kabuğu, çörek otu, üzerlik otu yakılarak çocuk dumanına tutulur. - İt boncuğu, mavi boncuk, iğde çalısı, kaplumbağa yavrusunun kurusu ve kurşundan oluşan nazarlık çocuğun sırtına takılır. Çubuk Hastalığı: Ökçe, kulak arkası ve vücudun bazı yerlerinin kabarması şeklinde ortaya çıkan rahatsızlığa verilen addır.Tedavi olarak: - Hocaya yağ okutulur. Sonra okunan yağda, çubuk ateşi üzerinde yumurta pişirilir ve çocuğun annesi yumurtayı yer. Kurbağacık ve Dilaltı: Çocuğun konuşamaması durumudur. Tedavi olarak: - Çocuğun dilinin altı jiletlenmektedir. Küpleme: Bir evdeki iki çocuğun birbirlerini kıskanması sonunda çocuğun karnının şişmesi olarak tanımlanan hastalıktır. Tedavisi ise: - Çocuğun karnı külle ovalanarak,diğer taraftan da parmakla hafif hafif vurmak suretiyle iyileştirilmeye çalışılır. 8 Ayşe DUMAN: Kaynak Kişi, Ürgüp-Yeşilöz, D.T. 1926, Okur-Yazar Değil, Ev Hanımı, Dul 128 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İlinde Geleneksel Doğum Uygulamaları Bıngıldak Çıkması: Bıngıldak olarak adlandırılan kafatasının ortasının dışarıya fırlamasını engellemeye yönelik uygulamada: - Bu bölge bıçakla hafif hafif kesilerek sertleştirmeye çalışılır. Ikra: Çocuğun hıçkırığa tutulması haline denilmektedir. Hıçkırığı giderebilmek içinse: - Bir ayakkabıcıya gidilerek, demir para atılmak suretiyle, kayıştan kenarı kıymıklı parça kesilerek, çocuğun beşiğine takılır. Çocuğun Kıvranarak Ağlaması: Durumunda yapılan uygulama ise: - Çocuğun sırtı bıçakla kesilerek pis kan akıtılır. Sonra üzerine tavuk böceği ezilerek sarılır. Böylece çocuğun rahat uyuması sağlanır. i. Aş Götürme Töreni: Aş götürmeyi doğum yapan kadının ailesi tarafından, doğan çocuğun genel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla hazırlanan eşyaların getirildiği gün, yapılan törensel uygulama olarak tanımlayabiliriz. Aş töreni için şu eşyalar hazırlanmaktadır: Beşik, beşik yatağı, yorgan, yastık, iki metre bezlik kumaş, iki gömlek, iki astarlı yelek, çocuğun ayakkabısı, başlığı, bebeği sarmak için ince yorgan, iki pijama ve takı olarak da altın hazırlanmaktadır. Çocuk haricinde, anneye şalvar, küstü, çorap. Babaya bir kat iç çamaşırı, çorap, mendilden oluşan grup bir havlu içerisine sarılarak verilmektedir. Diğer taraftan kaynanaya dizlik veya kolçak kaynataya, havlu içinde, çorap, mendil, kayına bir çorap, görümceye de bir yemeni hazırlanmaktadır. Aş töreni, hazırlıklar tamamlandıktan sonra, iki gün önceden çocuğun doğduğu eve haber gönderilerek aş getirileceği duyurulur. Yapılacak törene akraba ve komşularda davet edilmektedir. Doğan çocuğun evinde aş gününde gelecek davetlilere ikram edilmek için yemek hazırlanır. İki tarafında hazırlığı tamamlandıktan sonra, doğum yapan kadının akrabaları davetlileriyle birlikte öğle vaktinde, erkek evine gelmektedirler. İlk önce misafirlere yemekler sunulmaktadır. Sonra getirilen aş misafirlere gösterilir. Bunu takiben önce kız tarafı olmak üzere, iki tarafın da davetlileri hediyelerini atarlar. Hediyelerin verilmesinden sonra, eğlencelere geçilir, tefle çalınıp söylenmek suretiyle eğlenilir. Akşama doğruda aş töreni tamamlanır ve evlere dönülür. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 129 TÜRK SOY, BOY VE OYMAK ADLARININ NEVŞEHİR YÖRESİ YER ADLARINA YANSIMASI THE REFLECTION OF TURKISH ANCESTRY, TRIBE AND TROOP NAMES ON THE TOPONOMY OF NEVŞEHİR REGION İbrahim Ethem ÖZKAN* ÖZET Nevşehir ve yöresindeki yer adları taranarak bunların Türk soy, boy ve oymak adları ile ilgileri tespit edilecektir. Buradan hareketle yer adlarının tarihi değişimi ve izleri bulunacaktır. Her biri ait olduğu millet ve o milletin dilinin tarihinden, kültüründen ortaya çıkan yer adları, aynı zamanda bizlere içinde bulunulan coğrafya hakkında da bilgiler vermektedir. Biz çalışma sahamızda yerleşen Türk boy, soy ve oymak adlarından hareketle oluşturulan yer adlarını tespit ederek incelemeye çalışacağız. Çalışmanın hem bölgenin yerleşim durumunu hem de adlardan hareketle bölgenin yapısını ortaya çıkaracağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Yer Adı, Nevşehir, Türk Soy, Boy ve Oymak Adları. ABSTRACT By scanning the toponomy in Nevşehir region, their relation with Turkish ancestry, tribe and trop names will be determined.Thus, the change of tponomy in history and it’s signs will be identified.The toponomy each of which emerges from the nation they belong to and the history of its Language, also, informs us about the geography in which it is.We will try to analyse the toponomy with reference to Turkish ancestry, tribe and trop names that settled in our working site. * Yrd. Doç. Dr., Nevşehir Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, e-posta: [email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 131 İbrahim Ethem ÖZKAN We believe that this study will reveal both the status of the regions settlement and structure. Key Words: Toponomy, Nevsehir, Turkish Ancestry, Tribe and Troop Names. Roma İmparatoru Augustus zamanında Antik Dönem yazarlarından Strabon 17 kitaplık ‘Geographika’ adlı kitabında (Anadolu XII, XIII, XIV) Kapadokya Bölgesi’nin sınırlarını güneyde Toros Dağları, batıda Aksaray, doğuda Malatya ve kuzeyde Doğu Karadeniz kıyılarına kadar uzanan geniş bir bölge olarak belirtir. Bugünkü Kapadokya Bölgesi Nevşehir, Aksaray, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya Bölgesi ise Uçhisar, Göreme, Avanos, Ürgüp, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden ibarettir. Biz çalışmamızda günümüzde Kapadokya bölgesi olarak bilinen Nevşehir yöresi yer adlarına yer verdik. Bu yer adlarının bilinen kaynaklardaki Türk soy, boy ve oymak adlarıyla ilgilerini tespit etmeye çalıştık. Ad bilim çalışmaları içinde, bütün dünyada en geniş yeri, yer adları bilimi (toponomastik) tutmaktadır. Alman dilcisi Adolf Bach’ın “Alman Yer Adları” adlı çalışmasından da anlaşılacağı gibi, batılıların yer adları konusunda kent, kasaba, köy, cadde, sokak gibi yerlerin adlarını titizlikle gözden geçirdikleri; bunların tarihi süreçlerini çok iyi bir şekilde irdeledikleri; adların değişim ve gelişimlerinin sistemli bir şekilde izlendiği görülmektedir. (Aksan 2000, 101). Yer adları, özel adların bir kolu olarak dilbilim çalışmalarına dâhil edilmenin öncesinde sadece tarihe ışık tutma veya tarihsel kaynak olarak değerlendirilmekteydi. Ancak daha sonra bunların sadece toplumların tarihine ışık tutmadıkları, dil açısından da önemli bir malzeme oldukları anlaşılmıştır. Buna paralel olarak yer adları üzerine yapılan çalışmaların; dil, tarih, kültür, halk bilimi, sosyoloji gibi alanlar için oldukça önemli kaynaklar olduğu gündeme gelmiştir. Anadolu’daki güncel yer adlarına bakıldığında eski yaşamın izlerini görmek mümkündür. Bugün Anadolu’da yaşayan Bayındır, Kınıklı, Karaevli (Karaevli > Karaali > Karalı), Afşar<Avşar, Karahisar gibi yer adları XVI. yüzyılda da geçmektedir. Bu Oğuz Boylarının, Anadolu’da halen yaşamaya devam ettikleri sonucu çıkarılabilir. Ayrıca bu boyların yaşam tarzları üze- 132 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Türk Soy, Boy ve Oymak Adlarının Nevşehir Yöresi Yer Adlarına Yansıması rine yapılan araştırmalar da kültürel, tarihsel ipuçları verebilir. Yine Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ne göre, bugünkü Kastamonu ve civarında, dīvān sözüyle biten Birdivan, İkidivan, Üçdivan gibi yer adları ile karşılaşılmıştır. Yapılan araştırma neticesinde Anadolu Selçukluları döneminden itibaren kullanılan divan kelimesi, ‘Coğrafi imkânların uygun olduğu küçük iskân yerlerine verilen ad’ yani nahiyelerden daha küçük, köy altı denebilecek bir yerleşim birim adı olduğu anlaşılıyor (Baykara 2000, 28). Yer adları, yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran, toplumların geçmişlerini daha sağlıklı bir şekilde araştırmalarına imkân veren, kültürün devamlılığını tesis eden ve bu yüzden üzerinde hassasiyetle çalışılması gereken önemli kaynaklardır. Bu bilgileri D. Aksan şu satırlarla desteklemektedir: “Bilindiği gibi, bugün Türkiye Türkçesinin (ortak dilin) söz varlığı 32.000 sözcük dolayındadır. Biz çeşitli ses ve biçim değişmelerini ya da özelliklerini incelerken bu söz kadrosunu temel olarak alırız. Ancak Türkiye’de 40.000 kadar köy adı bulunduğu, bunların birbirinin aynı olan adlar bir yana bırakılırsa yine binlerce sözcük, bileşik sözcük, tamlama oluşturduğu göze çarpar. Öte yandan semt, mahalle, otlak, kışlak, akarsu, dağ adları, büyük bir çeşitlilik göstermektedir. İşte, adbilimin önemi burada kendini göstermektedir.” (Aksan 2000, 105). Yer adları ile ilgili çeşitli sınıflandırmalar yapılmıştır. Biz bunlardan Türk boy ve oymak adları ile ilgili olanları üzerinde duracağız. Tespit ettiğimiz yer adları Prof. Dr. Zeynep Korkmaz hocamızın “Nevşehir ve Yöresi Ağızları” adlı eserinde gösterdiği ve günümüz valilik sitesinde yer alan yer adlarıdır. Nevşehir (Muşkara) (1977) Nevşehir ve Yöresi Ağızları Adlı Eserde Tespit Edilen İlçe ve Köy Adları Sıra Nu. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Ürgüp Avanos Merkez Gülşehir Hacıbektaş Kozaklı Ağcaşar Ulaşlı Salur Karakaya Ortahisar İbrahimpaşa Karacaören Boyallı Kara İn Mustafapaşa Merdanlı Kapaklı Üçkuyu Paşalı Topaklı Kalaba Çalış Akarca Altıpınar Sarılar Sulusaray Basansarnıç Tatlarin Bağlıca Yuva İnallı Acıgöl Karacaviran Karapınar İcik Abuşağı Emmiler Çirikler Terlemez Nermek Eğrikuyu Sivasa Kızılkaya Kızılköy Karahüyük Gözyurdu Hasanlar Kıran Karaova Maksutlu B.Burunağıl Kayaaltı Çiğdem Belbarak Tepesi Delik Seydin Kabakhin Karasenir Bayramuşağı Karahasanlı Koçkışla Pinili Kalaycı İmran Gerce 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 133 İbrahim Ethem ÖZKAN 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 Ayvalı Cemel Togar Başköy Taşkınpaşa Mazı Şahinefendi Zelve Karacauşağı Mahmut ipşir İğdelikışla Kuyulukışla Genezin Göynük Göreme Kızılcan Ağıtlı Topaç Kuruağıl Doğala Çakıllı Kuyulutatar Suvermez Güvercinlik Kerlah Til Derinkuyu Hacılar Salanda Dadağı Güveleköy Âşıklar Abdiuşağı Aşağı Barak Taşlıhöyük Kütükçü Bağlıca Karaburç Engel Yeni Yapan Eski Yapan Nevşehir (Muşkara) Valilik Sitesinde Yer Alan İlçe ve Köy Adları Sıra Nu. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 134 MERKEZ ACIGÖL AVANOS DERİNKUYU GÜLŞEHİR HACIBEKTAŞ ÜRGÜP KOZAKLI Çiftlik Basansarnıç Çat Sulusaray Alacaşar Balcin Nar Uçhisar Göreme Boğaz Özyayla İcik Kaymaklı Çardak Kavak Güvercinlik Göre Çavuşin Çullar Bağlıca Kozluca Yuva Tatlarin İnallı Tepeköy Karapınar Ağıllı Topaç Kurugöl Karacaviran Üçkuyu Paşalı Topaklı Kalaba Çalış Akarca Altıpınar Sarılar Karacauşağı Mahmatlar Özkonak Bucaklı İğdelikışla Kuyulukışla Büyük Ayhan Küçük Ayhan Göynük Bozca Zelve Kızılçukur Aktepe Mahmut İşbir Özlüce Çakıllı Doğala Kuyulutatlar Suvermez Yazılıhöyük Til Güneyce Özce Hızıruşağı Karahasanlı Karasenir Kanlıca Kaşkışla Hacıfakılı Büyük Yağlı Küçük Yağlı Taşlıhöyük Merdaneli Kapaklı Akpınar Kuruağıl Dörtyol Doyduk Aylı İmran Kalecik Boğaziçi Gerce Abdi Çağşak Belekli Yamalı Abuşağı Şahinler Karahöyük Yeşilli Hacılar Yeşilyurt Gümüşkent Yüksekli Eski Yaylacık Alkan Civelek Yeni Yaylacık Yeşilöz Gümüşyazı Alemli Dadağı Fakıuşağı H. Osman Hacıhalilli Emmiler Hamzalı Tuzla Tuzköy Başköy Hasanlar Yurtyeri Karaova Büyük Karaova Sadık Yiğenağa B. Burunağıl K. Burunağıl Kayaaltı Kızılağıl Köşektaş Belbarak Aşağıbarak Killik B. Kışla Tepesidelik Hıdırlar Avuç Aşağı İlicek Orta İlicek Yukarı İlicek Kütükçü Engel Sarıhıdır Sofular Karakaya Çökek Ulaşlı Aksalur Ortahisar İbrahimpaşa Mustafapaşa Karain Bahçeli Karacaviran Akköy Boyalı İltaş Karlık Demirtaş Akcaviran Başdere Yeşilöz Cemil Taşkınpaşa Şahinefendi Mazı 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Türk Soy, Boy ve Oymak Adlarının Nevşehir Yöresi Yer Adlarına Yansıması 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 Eğrikuyu Karacaşar Gülpınar Kızılkaya Oğulkaya Yakatarla Terlemez Yalıntaş Gökçetoprak Bölükören Ovaören Geygel Ayvalı Yenice Anapınar Yukarı Topayın Akçataş Aşıklar Karaburna Kayı Kisecik Karaburç Çivril Mikail Çiğdem Yeniyapan Çayiçi Yassıca Küllüce Burnukara Kuşaklı Bu adlar üzerinden hareketle Cevdet TÜRKAY’ın “Başbakanlık Arşivi Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak Aşîret ve Cemaatlar” adlı eseri ile Orhan SAKİN’in “16.YY. Osmanlı Arşiv Kayıtlarına Göre Anadolu’da Türkmenler ve Yörükler (Boylar-Kabileler-Cemaatler)” adlı eserlerinden faydalanarak tespitler yapmaya çalıştık. Salur (Aksalur) (24 Oğuz Boyu içerisinde yer almaktadır.) Türkmân taifesi Karacaören (Karacaviran) Türkmen Yörükan taifesinden Boyallı (Boyalı) Yörükân taifesinden Ayvalı (Ayvalu) Yörükân taifesinden Cemel (Cemelü) Yörükân taifesinden Merdanlı (Merdanlu) Yörükân taifesinden Kapaklı Türkmen cemaati Topaklı (Topaklu) Türkmân Yörükânı Kalaba Yörükân taifesinden Çalış Türkmân Yörükânı Akarca Yörükân taifesi Sarılar (Sarular) Konar-Göçer Türkmân Yörükânı Karacauşağı Türkmân taifesi Mahmud ipşir Yörükân taifesinden Göynük Yörükân taifesinden Tatlarin (Tatlar) Yörükân taifesinden Yuva (Yıva) Yörükân taifesinden İnallı (İnallu) Türkmân Yörükânı taifesi İcik İcik cemaati Kız Kapanlu taifesi Doğala Göçebe Türkmen taifesi 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 135 İbrahim Ethem ÖZKAN Çakılı Abu uşağı Nermek (Nernek) Sivasa (Sivaslu) Hacılar Salanda Dadağı (Dadak) Kırân Maksudlu Burunağıl Belbarak (Barak) Yapan (Yeni-eski) Yapallu Kabak Karasenir (Senir) Bayramuşağı Karahasanlı Kalaycı Gerce (Gerceler) Abdiuşağı Yörükân taifesinden Yörükân taifesinden Yörükân taifesinden Yörükân taifesinden Konar-Göçer Türkmân Ekrâdı Yörükân taifesi Yörükân taifesinden Yörükân taifesinden Koştimur cemaati Yörükân taifesinden Selmânlı cemaati Yörükân taifesinden Yörükân taifesinden Yörükân taifesinden Türkmân taifesi Türkmân Ekrâdı taifesi Yörükân taifesinden Yörükân taifesinden Yörükân taifesinden Yörükân taifesinden Türkmân Yörükânı taifesi Sonuç olarak Nevşehir ve yöresi için, bilinen tarihten önce, Bizans dönemlerinden başlayarak Türk boylarının yerleştiği ve vatan edindiği, yurtlaştırdığı bir bölge olduğunu söyleyebiliriz. Kaynaklar Aksan, Doğan, 2009, Her Yönüyle Dil, Cilt III, TDK Yayınları: 439, Ankara. Baykara, Tuncer, 2000, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyasına Giriş I Anadolu’nun İdari Taksimatı, TKAE Yayınları: 160, Ankara. Gülensoy, Tuncer, 1996, “Alka-Evli” ve “Beg-Dili” Boy Adları ve Anadolu’daki İzleri, Uluslar arası Türk Dili Kurultayı 1988, TDK Yayınları: 655, Ankara, s.177-180. Korkmaz, Zeynep, 1977, Nevşehir ve Yöresi Ağızları, Ankara Üniversitesi DTCF Yayınları: 142, Ankara. Sakin, Orhan, 2010, 16.YY Osmanlı Arşiv Kayıtlarına Göre Anadolu’da Türkmenler ve Yörükler, Ekim yayınları: 11, İstanbul. Sümer, Faruk, 1992, Oğuzlar Tarihleri, Boy, Teşkilat ve Destanları, İstanbul. Türkay, Cevdet, 1979, Başbakanlık Arşivi Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşîret ve Cemaatlar, Tercüman Kaynak Eserler Dizisi: 1, İstanbul. 136 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u NEVŞEHİR’DE YEŞİL YILDIZ PROJESİ’NİN UYGULANAMAMASININ GEREKÇELERİ THE IDIOMS USED IN NEVŞEHİR DIALECTS İbrahim İLHAN* - Emine Yıldız KALE** - Neşe ACAR*** ÖZET Bu çalışmanın amacı Türkiye’de önemli turizm varış yerlerinden biri olan Nevşehir’de 4 ve 5 yıldızlı otel yöneticilerinin yeşil yıldız projesini uygulamamalarının gerekçelerini belirlemek ve sorunların çözümüne ilişkin bazı önerilerde bulunmaktır. Bu amaçla Nevşehir’de otel yöneticilerinden görüşme ve sonra anket tekniği ile bilgi toplanmıştır. Araştırma sonunda işletmelerin çoğunluğunun yeşil yıldız kriterlerine zaten uydukları, kriterlere uymanın avantajlarını bildikleri, çevreyle ilgili standart ve sertifikalarla ilgili yeterli bilgiye sahip oldukları görülmüştür. Buna rağmen yeşil yıldız projesine başvurmamalarının en önemli gerekçeleri (1) Nevşehir’e gelen turistlerin çoğunluğunun tur operatörleri ve acenteler aracılığı ile gelmesi, tur operatörleri ve acentelerin ise yeşil yıldızı otel tercihinde hiç dikkate almamaları ve (2) Otellerin eski olması ve projenin uygulanması için gerekli dönüşüm maliyetinin yüksekliğidir. Yeşil yıldız projesine başvuruların ve uygulamalarının arttırılması konusunda çalışma iki temel öneri sunmaktadır: (1) Tur operatörleri ve seyahat acentelerinin bu konuda duyarlılık göstermeleri. (2) Eski otellerin yeşil yıldız projesi kriterlerine uygun şekilde dönüştürülmesinin yüksek maliyetlerini azaltmak için teşvikler sağlanmasıdır Anahtar Kelimeler: Eko-etiketleme, Yeşil Yıldız Projesi, Nevşehir ABSTRACT The purpose of this study was to identify the reasons of 4 and 5 star hotel managers about non-application for green star project in Nevsehir, which is one of the most important tourism destina* Yrd. Doç. Dr., Nevşehir Üniversitesi, Turizm Fakültesi, Rekreasyon Yönetimi Bölümü e-posta:[email protected] ** Dr., Nevşehir Üniversitesi, Meslek Yüksekokulu, e-posta: [email protected] *** Yrd. Doç. Dr., Nevşehir Üniversitesi, Meslek Yüksekokulu, e-posta: [email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 137 İbrahim İLHAN - Emine Yıldız KALE - Neşe ACAR tions in Turkey, and to make some suggestions with regard to the alleviation of these problems. In accordance with the purpose of the study, interview technique and afterward survey questionare technique were used to gather data from the hotel managers in Nevsehir. In the light of the gathered data, two main reasons of non-application for green star project were (1) green star were not to be used as a hotel selection criteria by tour operators and travel agents and (2) to act in accordance with rules of green star project, older hotels have to bear high renovation costs. Two main suggestions were made as follows: (1) green star should be taken as hotel selection criteria by tour operators and travel agents and (2) high renovation costs of older hotels should be subsidised. Key Words: Eco-label, Green Star Project, Nevsehir 1. Giriş Konaklama işletmeleri çeşitli biçimlerde doğal çevreyle etkileşim içindedir. Bu etkileşim sonucunda çeşitli kaynaklar (enerji, su, yiyecek, odun ve plastik gibi) tüketip (CO2, CFC2, gürültü, koku, duman gibi) istenmeyen bir çok emisyon ve atıklar ile doğal çevreye zarar vermektedir. Endüstri ile ilgili bu konular tek tek ele alındığında zararsız gibi görülse de sonuçta büyük zararlara neden olmaktadır. Bu yüzden kullanılan atıkların azaltılması ve uygun bir şekilde yok edilmesi gerekir ( Kirk: 1995, 3) Örneğin, etkili atık yönetimiyle, bir otel müşterisinin tahminen bir günde ürettiği 1 kilo atığın büyük bir oranı (% 50-60) geri döndürülebilir veya kullanılabilir (Bohdanowicz: 2006, 666). Çevresel yönetimin başarısında ön şart üst yönetimin bu konudaki farkındalığı ve duyarlılığıdır (Enz ve Siguaw: 1999; Anderson ve Bateman: 2000; Bansal ve Roth: 2000; Banerjee: 2001, Bohdanowicz: 2005; Kasim: 2007; Tzschentke et al 2008). Her işte olduğu gibi yönetimin kararlılığı ve liderliği çevresel yönetimin ön koşuludur. Ancak yeterli değildir. Otellerin çevre yönetimini etkileyen diğer başlıca unsurlar (Gil vd.: 2001, 457; Kasim: 2007; Banerjee, S.B: 2001; Lee ve Rhee: 2007; Bohdanowicz: 2005; Tzschentke et al: 2008) aşağıdaki gibi sıralanabilir: · Yönetimin çevre bilinci · Tesislerin yaşı ve büyüklüğü, · Zincir olup olmaması, 138 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir’de Yeşil Yıldız Projesi’nin Uygulanamamasının Gerekçeleri · Paydaşların çevreci baskıları, · Operasyon yönetim tekniklerini kullanma durumları, · Ulusal durum, yasa ve yönetmelikler, · İşletme politikası, · Finansman yapısı, · Ortakların bakış açısı, · İşletme sahiplik ve faaliyet türü, · Sahip ve yöneticilerin etik kaygıları. Çevresel yönetimin faydaları ise aşağıdaki gibi sıralanabilir: (Kirk: 1998; Bohdanowicz: 2005; Mensah: 2006; Manaktola ve Jauhari: 2007,364; Gil vd.: 2001, 457; Molina-Azorin vd.: 2009, 516) · Yerel halkla ilişkileri güçlendirir, · Çalışanların sosyal sorumlulukla ilgili motivasyonlarını arttırır, · İşletmecilik maliyetlerini azaltır, · Finansal başarıyı olumlu etkiler, · Müşteri sayısını artırır, · Rekabet avantajı sağlar, · Otel imajını olumlu geliştirir, · Güvenli, temiz ve sağlıklı bir çevre sağlamaya yönlendirir, · Hizmetin kalitesini artırır, · Çevresel zararların maliyetinin azaltır. Çevresel yönetimin sağladığı bu tür faydalardan yararlanabilmek için ekoetiketleme uygulamaları geliştirilmiştir. Eko-etiketleme bir ürünün çevreye karşı duyarlı ve çevre dostu olduğunu gösteren sertifikadır. Eko-etiketleme ile çevreye daha az zararlı uygulamaların ve yeniliklerin yapılabilmesi için üreticilerin özendirilmesi ve tüketiciler arasındaki çevreye karşı sorumlu satın alma alışkanlıklarının teşvik edilmesi amaçlanmaktadır (McKerlie: 2002, 1). Dünyada ilk olarak 1978 yılında Almanya’da Blue Angel ile başlayan eko- etiketleme uygulamaları daha sonra diğer ülkeler tarafından da örnek alınarak uygulanmaya başlamış- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 139 İbrahim İLHAN - Emine Yıldız KALE - Neşe ACAR tır (http://www.blauer-engel.de/en/blauer_engel/index.php Erişim Tarihi: 16.02.2011). Turizm sektöründe ise çevreye duyarlılığı ve sürdürülebilirliği ifade eden Blue Flag, Green Globe 21, Ecotel gibi eko-etiketleme uygulamaları söz konusudur (Sasidharan ve diğ.:2002, 162; Font: 2002, 199). Ülkemizde de turizm sektöründe çevreye duyarlılık bilinci artmış olup bu konuda yapılan çeşitli eko-etiketleme uygulamaları vardır. Bu çalışmada çevre ile iç içe faaliyet gösteren konaklama işletmeleri için önemli olduğu düşünülen Yeşil Yıldız projesi ele alınmaktadır. Sürdürülebilir turizm kapsamında, çevrenin korunması, çevre bilincinin geliştirilmesi amacıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Turizm İşletmesi Belgeli Konaklama Tesislerine Çevreye Duyarlı Konaklama Tesisi Belgesi Verilmesine Dair 2008/3 no’lu Tebliğ” ile yeşil yıldız projesi başlatılmıştır. Yeşil yıldız; bu proje kapsamında Bakanlık belgeli konaklama tesislerine, belirlenen kriterlere uymaları koşuluyla plaketlerinin üzerinde çevreye duyarlı tesis ibaresinin yazıldığı ve yıldızların yeşil olarak gösterildiği bir çevre etiketi (eko-label) uygulamasıdır ( http: //www.kultur.gov.tr) Yaşadığımız yüzyılın en büyük sorunu olarak çevre sorunları, hem global hem de ulusal bir endişe kaynağıdır. Bu sorunlar sadece yakın çevreye değil, bir bütün olarak dünya toplumuna ve gelecek nesillere ağır maliyetler yüklemektedir. Çevresel düzenlemelerin oluşturulmasında kullanılacak eylem planları aynı zamanda konaklama işletmelerinin de masraflarının azaltılmasında etkili olacaktır. Bu kapsamda yeşil yıldız uygulamasının amaçları aşağıdaki gibi sıralanabilir (http://www.kultur.gov.tr) : · Çevrenin korunması, · Çevre bilincinin geliştirilmesi, · İlgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılması, eğitim sağlanması, · Turistik konaklama işletmelerinde çevreye duyarlı yapılaşmanın ve işletmecilik özelliklerinin teşvik edilmesi, · Enerji, su, çevreye zararlı maddelerin tüketiminin ve atık miktarının azaltılması, enerji verimliliğinin arttırılması, · Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının teşvik edilmesi, · Konaklama işletmelerinin çevreye uyumu, çevreyi güzelleştirici düzenlemeleri, etkinlikleri ve ekolojik mimari geliştirilmesi. 140 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir’de Yeşil Yıldız Projesi’nin Uygulanamamasının Gerekçeleri Yeşil Yıldız Projesine başvuran tesisler, 10 başlık altında toplanan, farklı puanlara sahip 122 kriter1* üzerinden, yıldız sayısı ve tatil/şehir tesisi olması gibi özelliklerine göre değerlendirilerek, asgari puana ulaşan konaklama tesisi “çevreye duyarlı tesis belgesi” almaktadır. Turizmin sürdürülebilir gelişimi için bütün paydaşların sürdürülebilirlik ilkelerine uygun davranış sergilemesi önemlidir. Bu paydaşlardan biri de konaklama işletmeleridir. 2009 istatistik verilere göre Türkiye’de 2625 turizm işletme belgeli tesis bulunmaktadır (http://www.kultur.gov.tr). Bu tesislerden sadece 10 konaklama işletmesinin yeşil yıldız sertifikasına sahip olduğu görülmektedir. Nevşehir’de ise bu projeye hiçbir işletme başvurmamıştır. “Yeşil Yıldız” projesinin uygulamada yeterince ilgi görmemesi, yeşil yıldız projesinden umulan yararların elde edilemeyeceği anlamına gelmektedir. Bu ilgisizlik araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Bunun gerekçelerinin neler olduğu araştırmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bu noktada araştırma keşifsel bir araştırmadır ve iki temel konu üzerine odaklanmaktadır: Konaklama işletmeleri ve yöneticilerinin (1) Yeşil yıldız projesinde belirtilen kriterlere yaklaşımları ve faaliyetlerinin uygunluğu; (2) Yeşil yıldız projesine başvurmamalarının gerekçeleri. 2. Araştırmanın Metodolojisi Araştırmanın uygulaması Nevşehir’de faaliyette bulunan 4 ve 5 yıldızlı konaklama işletmeleri yöneticileri üzerinde yapılmıştır. Bu nedenle araştırma sonuçlarını genelleştirmek mümkün değildir. Nevşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden turizm belgeli konaklama tesislerinin listesi alınmıştır. Listeden tespit edilen 20 turizm belgeli 4 ve 5 yıldızlı konaklama işletmesi ana kütleyi oluşturmaktadır. Araştırma için gerekli olan birincil veriler, anket metodu uygulanarak toplanmıştır. Verilerin toplanmasında iki yol izlenmiştir. Yüz yüze görüşme yöntemi ve yöneticilerle yüz yüze görüşme imkanı olmadığında ise “bırak ve topla” yöntemi uygulanmıştır. 20 konaklama işletmesinden sadece 3 konaklama işletmesinden anket alınamamıştır. 17 anket ile geri dönüş oranı % 85 tir. 2.1. Anket Formunun Oluşumu Anket formunda yeşil yıldız kriterleri ile ilgili 32 (Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sitesinde yer alan yeşil yıldız kriterlerinden yararlanılarak 1 Geniş bilgi için bkz. http://www.kultur.gov.tr/TR/dosya/1-139129/h/20080922-3-1.doc 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 141 İbrahim İLHAN - Emine Yıldız KALE - Neşe ACAR oluşturulmuştur) yeşil yıldızın tercih edilmesine ilişkin 17 ve avantajlarına ilişkin 11 (Yöneticiler -Dedeman, PeriTower, Lykia Lodge, Altınöz, Yıltok, Altınyazı, Taşsaray- ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen bilgilerden oluşturulmuştur) olmak üzere toplam 60 ifade bulunmaktadır. Yöneticilerden ifadeleri beşli Likert ölçeğine göre değerlendirmeleri istenmiştir. Konaklama işletmeleri ve yöneticiler ile ilgili demografik özellikleri belirlemeye yönelik sorulara da yer verilmiştir. Yeşil yıldız kriterlerine ilişkin ifadelerin Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı % 85, yeşil yıldızın tercih edilmemesine ilişkin ifadelerin Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı %87, yeşil yıldızın avantajlarına ilişkin ifadelerin Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı ise% 93 olarak tespit edilmiştir. 3. Verilerin Analizi ve Değerlendirilmesi Araştırma sonucunda elde edilen veriler, “ Sosyal Bilimler için İstatistik Paket Programı” (Statistical Program for Social Sciences- SPSS 17 for Windows) aracılığıyla değerlendirilmiştir. Tablo 1 de katılımcıların profili yer almaktadır. Katılımcıların büyük çoğunluğunun erkek (% 82) ve yüksekokul/fakülte (% 65) mezunu olduğu görülmektedir. % 36’sı 35 yaş ve altı, % 35’i 46- 55 yaş arası kişilerden oluşmaktadır. Yöneticilerin % 41 i 10 yıl ve daha fazla süredir aynı işletmede çalışmaktadır. % 47’sinin 1- 5 yıl arası ve % 35’inin 10 yıl ve üzeri yönetici konumunda çalıştıkları görülmektedir. Sonuçlara göre cevaplayıcıların konaklama işletmesi ve faaliyette bulunduğu çevre hakkında bilgi sahibi oldukları söylenebilir. Tablo 1: Katılımcılara ve Konaklama İşletmelerine Yönelik Bilgiler Değişkenler Cinsiyet Kadın Erkek Eğitim Lise Meslek Yüksekokulu Yüksekokul/Fakülte Master/Doktora 142 F (%) Değişkenler İşletmenin Kategorisi 3 17,6 4 yıldızlı otel 14 82,4 5 yıldızlı otel İşletmenin Faaliyet Yılı 5 yıldan az 3 17,6 6-10 yıl arası 2 11,8 11-15 yıl arası 11 64,7 16 yıl ve fazlası 1 5,9 F (%) 12 5 70,6 29,4 4 3 3 7 23,5 17,6 17,6 41,2 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir’de Yeşil Yıldız Projesi’nin Uygulanamamasının Gerekçeleri Yaş 35 yaş ve altı 36-45 yaş arası 46-55 yaş arası 56 yaş ve üzeri Bulundukları işletmedeki çalışma yılı 1 yıldan az 1-5 yıl arası 6-10 yıl arası 10 yıl ve fazlası Bulunulan Konumda Çalışma Yılı 1 yıldan az 1-5 yıl arası 6-10 yıl arası 10 yıl ve fazlası İşletmenin Niteliği 6 35,5 Mevsimlik 4 23,5 Sürekli 6 35,3 1 5,9 Oda Sayısı 100 ve daha az odalı 101-200 odalı 201-300 odalı 3 17,6 301 ve daha fazla odalı 3 17,6 4 23,5 7 41,2 İşletmenin Yöneticisi İşletme Sahibi Profesyonel Yönetici 1 5,9 Sahiplik Durumu 8 47,1 Bağımsız Otel 2 11,8 Zincir Otel 6 35,3 2 15 11,8 88,2 5 8 2 2 29,4 47,1 11,8 11,8 6 11 35,3 64,7 14 3 82,4 17,6 İşletmelerin üçte ikisi (% 71) dört, üçte biri (% 29) beş yıldızlıdır. Faaliyet süresine bakıldığında yarısına yakını (% 41,2) 16 yıl ve üzeri faaliyette bulunmaktadır. Dolayısıyla çoğu işletme binasının eski olduğu söylenebilir. % 88,2 si sürekli faaliyette bulunan, kalan % 11,8 mevsimsel otellerdir. Otellerin % 82,4 ü bağımsız, % 17,6 sı zincir otel durumundadır. Büyük bir bölümü (% 47,1) 101-200 arası oda ile orta büyüklükte işletmelerden oluşmaktadır. Yöneticilerin % 64,7’si profesyonel, % 35,3’ü ise sahipyöneticidir. Tablo 2’de konaklama işletmeleri tarafından yeşil yıldız kriterlerine ne derece uyulduğunu belirlemeye yönelik 32 ifade ile ilgili bulgular yer almaktadır. İfadeler aritmetik ortalamalar dikkate alınarak sıralanmıştır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 143 İbrahim İLHAN - Emine Yıldız KALE - Neşe ACAR Tablo 2: Yeşil Yıldız Kriterlerine İlişkin Bulgular Değişkenler Kullanılan tüm tesisat ve donanımların koruyucu bakım ve onarımı periyodik olarak yaptırılmaktadır. Merkezi ısıtma sistemi kullanılmaktadır. İşletmenin ısı yalıtımı iklim şartlarına uygun, minimum enerji ile yeterli soğutma ve ısıtma imkânı sağlayacak şekildedir. Odalardaki elektrik sistemi, müşteri odadan ayrıldığında otomatik olarak kapanmaktadır. Enerji tüketimi raporları hazırlanmaktadır. Kimyasal maddelerin kullanım düzeyi takip edilmektedir. Kullanılan makineler yüksek verimli ve az elektrik tüketecek teknolojide seçilmektedir. Aydınlatmada az enerji tüketen lambalar kullanılmaktadır. Peyzaj düzenlemesi ve ağaçlandırma çalışmaları vardır. Personele deterjan-dezenfektan kullanımı ve tasarrufu eğitimi verilmektedir. Harekete veya ışığa duyarlı aydınlatma sistemleri kullanılmaktadır. Bahçe sulamasında, gereksiz su tüketimini engelleyen damlama, fıskiye vb. teknolojiler kullanılmaktadır. Kullanılan yağlar toplanmakta ya da mevzuata uygun bir şekilde imha edilmektedir. Personele çevre bilinci ile ilgili eğitim verilmektedir. 144 N 1 2 (%) (%) 3 (%) 4 (%) 5 St. 0rt. (%) Sap. 17 - 1 5,9 1 5,9 7 8 4,29 0,84 41,2 47,1 17 1 5,9 1 5,9 - 6 9 4,23 1,14 35,3 52,9 17 - 1 5,9 17 17 17 17 3 5 8 4,17 0,95 17,6 29,4 47,1 1 2 2 5,9 11,8 11,8 - 12 4,17 1,38 70,6 - 1 5,9 1 5,9 3 7 6 4,05 0,89 17,6 41,2 35,3 2 9 5 4,05 0,82 11,8 52,9 29,4 - 2 11,8 1 5,9 8 6 4,05 0,96 47,1 35,3 1 2 2 2 10 4,05 1,34 5,9 11,8 11,8 11,8 58,8 1 5 4 7 17 4,00 1,00 5,9 29,4 23,5 41,2 17 17 - 3 17,6 1 5,9 8 5 3,88 1,05 47,1 29,4 17 1 5,9 1 5,9 2 8 5 3,88 1,11 11,8 47,1 29,4 17 1 5,9 1 5,9 4 5 6 3,82 1,18 23,5 29,4 35,3 17 - 17 - 2 5 4 6 3,82 1,07 11,8 29,4 23,5 35,3 - 7 6 4 3,82 0,80 41,2 35,3 23,5 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir’de Yeşil Yıldız Projesi’nin Uygulanamamasının Gerekçeleri Personele su ve enerji tasarrufu eğitimi verilmektedir. Kâğıt tüketimini azaltmak için elektronik sistemler kullanılmaktadır. Çevre politikası ve eylem planı vardır. Menüde yerel ürünler bulunmaktadır. Duş başlıkları ve musluklarda, akan suyun tasarrufuna yönelik özel armatürler kullanılmaktadır. İşletmenin yapısı görsel olarak doğa ile uyumludur. Çevreye duyarlılık konusunda paydaşlar ile ortak çalışma ve etkinlikler düzenlenmektedir. Atıklar çeşitlerine (plastik, kağıt, cam vb.) göre ayrılmaktadır. Artan yiyecekler hayır kurumlarına (bakım evleri, yurtlar, hayvan barınakları vb.) verilmektedir. Çevre koruma organizasyonlarına düzenli olarak katkıda bulunulmaktadır. Satın alımlarda çevre etiketli, geri dönüşümlü ürünler tercih edilmektedir. Kahvaltıda tek kullanımlık ürünler (tereyağ, reçel, bal, peynir vb.) kullanılmamaktadır. Müşterilere yastık kılıfı, çarşaf, nevresim ve havluların onların isteğiyle değiştirileceği konusunda bilgilendirme yapılmaktadır. Menüde organik ürünler bulunmaktadır. Müşterilerin çevreye duyarlılık faaliyetlerine katılımı sağlanmaktadır. 17 1 5,9 1 5,9 3 7 5 3,82 1,13 17,6 41,2 29,4 17 2 2 7 5 1 3,76 1,20 5,9 11,8 11,8 41,2 29,4 - 2 3 10 2 3,70 0,84 11,8 17,6 58,8 11,8 2 5 6 4 3,70 0,98 11,8 29,4 35,3 23,5 17 - 3 5 4 5 3,64 1,11 17,6 29,4 23,5 29,4 17 3 17,6 17 2 1 11,8 5,9 17 17 - 4 3 7 3,64 1,49 23,5 17,6 41,2 3 7 4 3,58 1,27 17,6 41,2 23,5 17 - 4 3 7 3 3,52 1,06 23,5 17,6 41,2 17,6 17 - 3 6 5 3 3,47 1,00 17,6 35,3 29,4 17,6 16 2 12,5 17 1 2 6 6 2 3,35 1,05 5,9 11,8 35,3 35,3 11,8 17 2 3 3 6 3 3,29 1,31 11,8 17,6 17,6 35,3 17,6 17 4 2 3 2 6 3,23 1,64 23,5 11,8 17,6 11,8 35,3 - 5 7 2 3,43 1,15 31,3 43,8 12,5 2 2 7 2 4 3,23 1,30 11,8 11,8 41,2 11,8 23,5 6 2 2 4 3 17 35,3 3,23 1,25 11,8 11,8 23,5 17,6 17 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 145 İbrahim İLHAN - Emine Yıldız KALE - Neşe ACAR Odalarda tek kullanımlık (şampuan, sabun, duş bonesi, 4 3 6 4 17 3,17 1,59 bardak, tabak, çatal bıçak 23,5 17,6 35,3 23,5 takımları vb.) malzemeler kullanılmamaktadır. Tek kullanımlık içecek 3 2 7 4 1 yerine premix vb. ürünler 17 2,88 1,16 17,6 11,8 41,2 23,5 5,9 kullanılmaktadır. Soğutma ve havalandırma (klima vb.), pencere ve kapıların açılması 4 4 2 5 2 2,82 1,42 17 durumunda otomatik olarak 23,5 23,5 11,8 29,4 11,8 kapanmaktadır. (1- Kesinlikle katılmıyorum, 2- Katılmıyorum, 3- Ne Katılıyorum Ne Katılmıyorum, 4- Katılıyorum, 5- Kesinlikle Katılıyorum) Tablo 2’den de görüleceği üzere, yöneticilerin en çok katıldıkları ifadeler; kullanılan tüm tesisat ve donanımların koruyucu bakım ve onarımının periyodik olarak yaptırılması, merkezi ısıtma sistemi kullanılması, işletmenin ısı yalıtımı iklim şartlarına uygun, minimum enerji ile yeterli soğutma ve ısıtma imkânı sağlaması, odalardaki elektrik sisteminin müşteri odadan ayrıldığında otomatik olarak kapanması, enerji tüketimi ile ilgili raporların hazırlanması şeklindedir. Müşterilere yastık kılıfı, çarşaf, nevresim ve havluların onların isteğiyle değiştirileceği konusunda bilgilendirme, harekete veya ışığa duyarlı aydınlatma sistemleri kullanılması, personele deterjan-dezenfektan kullanımı ve tasarrufu eğitimi verilmesi konusunda çıkan sonuçlar daha önceki çalışmaların (Eren ve Yılmaz 2008; Erdogan ve Baris 2007) sonuçlarını desteklemektedir. Personele çevre bilinci ile ilgili eğitim verilmesi konusunda ise önceki çalışmaların tersine yöneticiler olumlu düşünmektedir. Emeksiz (2007) tarafından yapılan araştırma sonuçlarının tersine çevre konusunda müşterilerin bilgilendirildiği ortaya çıkmıştır. Çevreye duyarlılıkla ilgili Eren ve Yılmaz (2008) tarafından yapılan çalışmanın tersine müşterilerin çevreye duyarlılık faaliyetlerine katılımı da sağlanmaktadır. Tablo 3: Yeşil Yıldızın Tercih Edilmemesine İlişkin Bulgular Değişkenler Yeşil yıldız alma konusunda yeterli teşvik uygulanmaması 146 N 1 (%) 17 - 2 (%) 1 5,9 3 (%) 3 17,6 4 (%) 8 47,1 5 (%) 5 29,4 0rt. 4,00 St. Sap 0,86 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir’de Yeşil Yıldız Projesi’nin Uygulanamamasının Gerekçeleri Eğitimli personelin olmaması Seyahat acenteleri ve tur operatörlerinden bir talep olmaması Kurulum maliyetinin yüksek olması Bu konuda yeterli bilginin olmaması Maliyetli olması 17 - 17 2 11,8 17 Bürokratik işlemlerin olması Çevreye duyarlılık konusunda yasal yaptırımın olmaması Müşterilerden çevreye duyarlılık yönünde talep olmaması Çevredeki diğer otellerin böyle bir sertifikaya sahip olmamaları Müşteri sayısının artmasına bir etkisinin olmaması Binaların yapısının uygun olmaması Rekabet avantajı sağlamaya etki etmemesi Uluslar arası bir belge olmaması Diğer belgelerin (örn: gıda güvenliği belgesi) daha avantajlı olması Çalışmaların zaman alması Kârlılığın artmasına etkisinin olmaması 17 1 5,9 3 17,6 2 12,5 2 11,8 - 17 16 17 2 11,8 1 5,9 4 23,5 - 7 41,2 11 64,7 4 23,5 3 17,6 3,76 0,97 3,70 1,21 1 5,9 1 5,9 - 9 52,9 6 35,3 9 56,3 6 35,3 6 35,3 2 11,8 5 29,4 1 6,3 3 17,6 3 17,6 3,58 1,00 3,52 1,46 3,43 1,09 1 5,9 5 29,4 4 23,5 2 11,8 4 25,0 5 29,4 3 17,6 3,41 1,22 3,41 1,12 17 1 5,9 5 29,4 2 11,8 6 35,3 3 17,6 3,29 1,26 17 1 5,9 4 23,5 4 23,5 5 29,4 3 17,6 3,29 1,29 17 3 17,6 3 17,6 1 5,9 8 47,1 2 11,8 3,17 1,38 2 12,5 17 2 11,8 1 6,3 2 11,8 8 50,0 7 41,2 4 25,0 5 29,4 1 6,3 1 5,9 3,06 1,06 3,05 1,08 17 1 5,9 17 3 17,6 5 29,4 3 17,6 4 23,5 4 23,5 6 35,3 7 41,2 1 5,9 - 3,05 1,08 2,88 1,16 17 3 17,6 7 41,2 5 29,4 2 11,8 6 35,3 4 23,5 - 2,82 1,13 2 11,8 2,82 1,28 16 3 17,6 17 2 11,8 (1- Kesinlikle katılmıyorum, 2- Katılmıyorum, 3- Ne Katılıyorum Ne Katılmıyorum, 4- Katılıyorum, 5- Kesinlikle Katılıyorum) 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 147 İbrahim İLHAN - Emine Yıldız KALE - Neşe ACAR Tablo 3 de, konaklama işletmelerinin “çevreye duyarlı konaklama işletmesi belgesi” yani yeşil yıldız almama nedenlerine ilişkin ifadeler yer almaktadır. Yöneticilerin bu ifadelere katılma düzeylerine bakıldığında en çok yeşil yıldız alma konusunda yeterli teşvik uygulanmaması, eğitimli personel olmaması, seyahat acenteleri ve tur operatörlerinden bir talep olmaması, kurulum maliyetinin yüksek olması, bu konuda yeterli bilginin olmaması ifadelerine katıldıkları görülmektedir. En az katıldıkları ifadeler ise; diğer belgelerin (örn: gıda güvenliği belgesi) daha avantajlı olması, çalışmaların zaman alması ve karlılığın artmasına etkisinin olmamasıdır. Tablo 4: Yeşil Yıldızın Potansiyel Avantajlarına İlişkin Bulgular 1 2 (%) (%) İşletmemizin imajını olumlu 1 17 yönde etkiler. 5,9 Çevreyle ilgili çalışmalarımızı 1 17 sistematik hale getirir. 5,9 Çalışanların çevreye 17 duyarlılıklarını arttırır. 1 1 Hizmet kalitemizi arttırır. 17 5,9 5,9 4 Rekabet avantajı sağlar. 17 23,5 5 Müşteri sayısını arttırır. 17 29,4 1 3 Kamuoyu desteğini arttırır. 17 5,9 17,6 1 Müşteri tatminini arttırır. 17 5,9 5 Maliyetleri azaltır. 17 29,4 4 Yasal problemleri azaltır. 17 23,5 5 Yasal cezaları azaltır. 17 29,4 Değişkenler N 3 (%) 3 17,6 2 11,8 6 35,3 2 11,8 1 5,9 3 17,6 2 11,8 7 41,2 5 29,4 7 41,2 6 35,3 4 (%) 5 29,4 9 56,3 6 35,3 9 56,3 7 41,2 3 17,6 7 41,2 6 35,3 4 23,5 4 23,5 4 23,5 5 (%) 8 47,1 5 29,4 5 29,4 4 23,5 5 29,4 6 35,3 4 23,5 3 17,6 3 17,6 2 11,8 2 11,8 0rt. St. Sap 4,11 1,11 4,05 0,82 3,94 0,82 3,82 1,07 3,76 1,14 3,58 1,27 3,58 1,22 3,58 1,00 3,29 1,10 3,23 0,97 3,17 1,01 (1- Kesinlikle katılmıyorum, 2- Katılmıyorum, 3- Ne Katılıyorum Ne Katılmıyorum, 4- Katılıyorum, 5- Kesinlikle Katılıyorum) Tablo 4 de görüldüğü üzere yöneticilerin yeşil yıldız uygulamasının sağlayacağı avantajlarla ilgili ifadelerde yasal problemleri ve yasal cezaları azaltması konusunda kararsız kaldıkları diğer ifadelere ise katıldıkları görülmektedir. 148 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir’de Yeşil Yıldız Projesi’nin Uygulanamamasının Gerekçeleri Sonuç ve Öneriler Mevcut çalışma ile konaklama işletmeleri ve yöneticilerinin (1) Yeşil yıldız projesinde belirtilen kriterlere yaklaşımları ve faaliyetlerinin uygunluğu ve (2) Yeşil yıldız projesine başvurmamalarının gerekçeleri belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma kapsamında yer alan işletmeler yeşil yıldız projesine başvurmamışlardır. Ancak aynı işletmelerin “yeşil yıldız kriterlerine” ne derece uyduklarını gösteren ifadelerin ortalamalarına bakıldığında yeşil yıldız kriterlerine zaten uydukları ve kriterlere uymanın avantajlarını bildikleri görülmektedir. Daha önceki çalışmaların (Erdoğan ve Barış: 2007; Eren ve Yılmaz: 2008) aksine yöneticilerin çevreyle ilgili standart ve sertifikalarla ilgili yeterli bilgiye sahip oldukları görülmektedir. “Yeşil Yıldız Projesine” başvurulmaması, işletmelerin çevresel duyarlı işletmeler olmadıkları, yeşil yıldız kriterlerinin önemini algılamadıkları anlamına gelmemektedir. Çünkü yeşil yıldız projesi kriterlerine uymanın avantajları ile yeşil yıldıza sahip olmanın avantajları aynı değildir. Nevşehir’e gelen turistlerin çoğunluğunun tur operatörleri ve acenteler aracılığı ile gelmesi, tur operatörleri ve acentelerin ise yeşil yıldızı otel tercihinde hiç dikkate almamaları, işletmelere kapılarındaki yıldızların yeşile boyanmasının sağlayacağı imajın otellerinin tercih edilmesinde olumlu bir etki yaratmayacağını düşündürmektedir. Böyle bir avantaj sağlamayacaksa, bakanlık denetimine girmek gereksiz bir külfet olarak görülmektedir. Çevreye duyarlılık konusunda duyarlı ve bilgi sahibi olmalarına rağmen konaklama işletmelerinin yeşil yıldız projesini uygulamamasının diğer önemli bir nedeni otellerin eski olması ve projenin istenildiği şekilde uygulanması için gerekli dönüşüm maliyetinin yüksekliğidir. Yeşil yıldız projesine başvuruların ve uygulamalarının arttırılması konusunda çalışma iki temel öneri sunmaktadır. (1) Tur operatörleri ve seyahat acentelerinin bu konuda duyarlılık göstermeleri (2) Eski otellerin yeşil yıldız projesi kriterlerine uygun şekilde dönüştürülmesinin yüksek maliyetlerini azaltmak için teşvikler sağlanması. Bu çalışma sadece Nevşehir ile sınırlıdır ve Türkiye’ye bir genelleme yapılamaz. Ancak, Nevşehir’deki gibi Türkiye genelinde de turizmin tur operatörlerine bağımlı olması, bu çalışmanın sonuç ve önerilerini diğer çalışmalar için önemli bir varsayım haline getirmektedir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 149 İbrahim İLHAN - Emine Yıldız KALE - Neşe ACAR Kaynakça Banerjee, S.B. (2001). Corporate environmental strategies and actions. Management Decision, 39 (1), 36-46. Bansal, P., & Roth, K. (2000). Why companies go green: A model of ecological responsiveness. Academy of Management Journal, 43(4), 717-736. Bohdanowicz, P. (2005). European hoteliers’ environmental attitudes. Cornell Hotel and Restaurant Administration Quarterly, 46(2), 188-204. Bohdanowicz, Paulina (2006); “Environmental Awareness and Initiatives in the Swedish and Polish Hotel Industries- Survey Results”, Hospitality Management Vol.25, pp: 662-682. Erdogan, N., & Baris, E. (2007). Environmental protection programs and conservation practices of hotels in Ankara, Turkey. Tourism Management, 28, 604614. Eren, Duygu; İbrahim Yılmaz (2008); “Otel İşletmelerinde Yeşil Pazarlama Uygulamaları: Nevşehir Örneği”, 13. Ulusal Pazarlama Kongresi, Bildiriler Kitabı, Nevşehir ,ss:290-300. Font, Xavier (2002); “Environmental certification in tourism and hospitality: progress,process and prospects”, Tourism Management 23,pp:197–205. Gil, M. J. A.; J. B. Jimenez ve C. Lorente (2001); “An Analysis of Environmental Management, Organizational Context and Performance of Spanish Hotels”, Omega, 29, pp: 457-471. Kasim, Azilah (2007); “Corporate Environmentalism in the Hotel Sector: Evidence of Drivers and Barriers in Penang, Malaysia”, Journal of Sustainable Tourısmi, Vol. 15, No. 6,pp:680-699. Kirk, D. (1998). Attitudes to environmental management held by a group of hotel managers in Edinburgh. Hospitality Management, 17, 33-47. Kirk, David (1995); “Environmental Management in Hotels”, International Journal of Contemporary Hospitality Management, Vol.7, No:6, pp:3-8. Lee, S.Y., & Rhee, S.K. (2007). The change in corporate environmental strategies: a longitudinal empirical study. Management Decision, 45(2), 196-216. Manaktola, K., & Jauhari, V. (2007). Exploring consumer attitude and behavior towards green practices in the lodging industry in India. International Journal of Contemporary Hospitality Management, 19(5), 364-377. McKerlie, Kate (2002); Implıcatıons Of An Eco - Certıfıcatıon Programfor Alberta ; Discussion Paper C3-04 , Climate Change Central, July.pp:1-57. Mensah, I. (2006). Environmental management practices among hotels in the greater Accra region. Hospitality Management, 25, 414-431. 150 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir’de Yeşil Yıldız Projesi’nin Uygulanamamasının Gerekçeleri Molina-Azorin, J. F. ; E. Claver- Cortes; J. Pereira-Moliner, J. J. Tari, (2009) “Environmental Practices and Firm Performance: an Empirical Analysis in the Spanish Hotel Industry”, Journal of Cleaner Production, Vol.17, pp. 516524. Sasidharan, Vinod,, Ercan Sirakaya, Deborah Kerstetter (2002); Developing countries and tourism ecolabels”; Tourism Management 23, pp: 161–174. Tzschentke, N., Kirk, D., & Lynch, P.A. (2008), Going green; Decisional factors in small hospitality operations. International Journal of Hospitality Management, 27(1), 126-133. http://www.blauer-engel.de/en/blauer_engel/index.php Erişim Tarihi:16.02.2011. http://www.kultur.gov.tr/TR/belge/1-63779/turizm-belgeli-tesisler.html Erişim Tarihi:16.02.2011. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 151 NEVŞEHİR EKONOMİSİNİN SEKTÖREL ANALİZİ SECTORAL ANALYSIS OF NEVSEHIR ECONOMY İbrahim İLHAN* - Ersan ERSOY** ÖZET Çalışmanın analiz birimini Nevşehir ili, çalışma konusunu ise ilin mevcut ekonomik yapısı oluşturmaktadır. Çalışma hazırlanırken ikincil verilerden yararlanılmıştır. Çalışmanın amacı Nevşehir’in ekonomik yapısının mevcut durumunu sektörler itibari ile incelemektir. Çalışmada sanayi, tarım ve turizm sektörleri bazı istatistiki göstergeler ile incelenmektedir. Nevşehir’in ekonomik gelişiminin incelenmesinin amacı, sektörlerin durumunu, karşılaştığı sorunları belirlemek, sorunlara çözüm önermek ve bölgede gelecekte yapılacak plan ve yatırımlara yön göstermektir. Anahtar Kelimeler: Nevşehir, Ekonomik Yapı, Sektörler Analizi ABSTRACT In this study, the main analysis unit is Nevsehir and the main subject is the economic structure in Nevsehir. The purpose of this study is to evaluate the current situation of economic structure in Nevsehir. Tourism, agriculture and manufacturing sectors of the economy were examined in terms of some statistical indicators and secondary data was used. By examining the history of economic development in Nevsehir, it has been aimed to investigate the current problems of sectors faced in order to provide solutions to them and to lead the future planning and investment activities which will be carried out in the region. Key Words: Nevsehir, Economic Structure, Sectors Analysis * Yrd. Doç. Dr., Nevşehir Üniversitesi, Turizm Fakültesi, Turizm İşletmeciliği Bölümü, Rekreasyon Yönetimi Bölümü, e-posta:[email protected] ** Yrd. Doç. Dr., Nevşehir Üniversitesi, Turizm Fakültesi, Turizm İşletmeciliği Bölümü, Rekreasyon Yönetimi Bölümü, e-posta: [email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 153 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY Giriş Kaynakların korunup geliştirilerek kullanılması sürdürülebilir kalkınmanın en yalın ifadesidir. Sürdürülebilir kalkınmanın birinci ilkesi ise planlı gelişimdir. Rasyonellik, ekonomiklik, verimlilik, etkililik ve karlılık gibi ekonominin temel ilkelerine uygun katma değeri yüksek bir üretim tarzı planlı yönetimde temel yaklaşımdır. Birey, işletme, bölge, ülke, kamu veya özel sektör olsun her ölçekte verilecek vizyon, misyon, politika, amaç, hedef, strateji, program, bütçe gibi plan kararları yukarıda sayılan ölçütler ile değerlendirilecek güncel, doğru, geçerli ve tutarlı bilgilere dayanmalıdır. Bir sistemin nasıl işlemesi gerektiği konusunda sisteme yön verecek planlar oluşturulabilmenin, ekonominin aktörlerine tavsiyelerde bulunabilmenin dayanağı ve öncülü, sistemin yapısının ne ve işleyişinin nasıl olduğunun belirlenmesidir. Bu nedenle ekonominin mevcut durumunun ve işleyişinin saptanması önemli bir araştırma konusudur. Çalışmanın analiz birimini Nevşehir İli, çalışma konusunu ise ilin mevcut ekonomik yapısı oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı Nevşehir’in ekonomik yapısının mevcut durumunu sektörler itibari ile incelemektir. Sanayi, tarım ve turizm gibi Nevşehir’in ekonomik yapısını oluşturan sektörlerden biri yerine, bütünsel bir yaklaşım ile sektörler bir arada incelenmektedir. Çalışma hazırlanırken, konunun doğası gereği, ikincil verilerden yararlanılmıştır. TUİK (Türkiye İstatistik Kurumu) tarafından iller itibariyle iktisadi faaliyet kollarına göre Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verileri sadece 19872001 dönemi için verilmektedir. 2001 yılından sonra söz konusu veriler il bazında hesaplanmadığından, bu yıldan sonra Nevşehir için GSYH’nın iktisadi faaliyet kollarına göre dağılımı incelenememiştir. Sadece yıllık verilerine ulaşılabilen alt sektörlerin geçmişten günümüze gelişiminin incelenebilmesi çalışmada önemli bir kısıt olmuştur. Çalışmada sanayi, tarım ve hayvancılık ile turizm sektörleri incelenmekte, durum betimlenmekte, sonuç kısmında öneriler sunulmaktadır. 1. Nevşehir Ekonomisinin Genel Durumu İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Nevşehir ili bulunduğu jeolojik yapısı gereği ülkemizin önemli turistik yerlerinden biridir. Bölgenin jeolojik yapısı Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırıl- 154 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi masıyla ortaya çıkmıştır. Peribacaları gibi ilginç jeolojik yapısının yanı sıra, kayalara oyulan yerleşim yerleri ender doğal ve kültürel merkezlerdendir. 1987 yılı verilerine göre iktisadi faaliyet kollarına (sektörler) göre alıcı fiyatlarıyla Nevşehir’de GSYH’nın dağılımı Tablo 1’de verilmiştir. GSYİH’da en fazla paya sahip olan sektör tarım sektörü olmuştur. 1987 yılı itibariyle GSYİH’nın dağılımı incelendiğinde, tarımın %57, ticaretin %10, ulaştırma ve haberleşmenin %15, sanayinin ise sadece %4’lük bir pay aldığı görülmektedir. 1987’den 2001’e kadar, 15 yıllık süre içinde sektörlerin il ekonomisindeki paylarının gelişimi incelendiğinde, tarım sektörünün payının %57’den %27’ye, inşaat sanayinin payının ise %5’den %3’e gerilediği görülmektedir. Ayrıca sanayinin payı %4’den %10’a yükselmiş, ticaretin payı %10’dan %25’e yükselmiş, ulaştırma ve haberleşmenin payı ise %15’den %22’ye yükselmiştir. Mali müesseseler, konut sahipliği ve serbest meslek hizmetlerinin paylarında ise çok önemli bir değişiklik yaşanmamıştır. Tablo 1’de dikkat çeken en önemli nokta, tarım sektöründeki yaklaşık %31’lik azalış ile ticaretteki %15’lik yükseliştir. Nevşehir’deki sektörel dönüşüm; tarım en yüksek paya sahip olmakla birlikte, sırasıyla turizm ve ticaret, ulaştırma ve haberleşme ile sanayi yönündedir. Sanayideki artışın temel kaynağı imalat sanayindeki artıştır. Turizm ve ticaretteki %15,1’lik artışın temel kaynağı ise otel lokanta hizmetlerinde yaşanan %14,3’lük artıştır. Ana sektörler itibariyle en fazla artış turizm ve ticarette, alt sektörler itibariyle en fazla artış ise otel lokanta hizmetlerinde yaşanmıştır. Bu durum, 1987-2001 döneminde Nevşehir ekonomisinde tarımdan turizme doğru bir dönüşüm yaşandığını göstermektedir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 155 Tablo 1: İktisadi Faaliyet Kollarına Göre Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (Cari Fiyatlarla) ve Sektör Payları 1987 1988 1989 1990 1991 1992 1993 1994 Milyon Sek. Milyon Sek. Milyon Sek. Milyon Sek. Sek. Milyon Sek. Sek. Milyon Sek. Milyon TL Milyon TL TL Pay. TL Pay. TL Pay. TL Pay. Pay. TL Pay. Pay. TL Pay. 251.900 57,4 300.356 48,4 519.939 46,8 1.167.171 54,3 1.388.205 47,61.852.525 40,6 3.950.908 43,3 6.523.67138,5 Tarım - Çiftçilik ve Hayvancılık 251.643 57,4 299.879 48,4 519.382 46,8 1.165.946 54,2 1.386.324 47,61.848.630 40,5 3.945.747 43,3 6.515.00738,4 - Ormancılık 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 - Balıkçılık 258 0,1 477 0,1 557 0,1 1.225 0,1 1.881 0,1 3.895 0,1 5.161 0,1 8.664 0,1 18.229 4,2 32.716 5,3 54.860 4,9 94.049 4,4 128.222 4,4 192.380 4,2 654.802 7,2 1.483.138 8,7 Sanayi - Madencilik ve Taş Ocakçılığı 808 0,2 739 0,1 7.390 0,7 10.410 0,5 8.992 0,3 1.590 0 16.131 0,2 14.254 0,1 - İmalat Sanayi 14.693 3,4 26.583 4,3 39.551 3,6 68.624 3,2 91.433 3,1 149.766 3,3 569.549 6,2 1.311.614 7,7 - Elektrik, Gaz ve Su 2.728 0,6 5.394 0,9 7.919 0,7 15.015 0,7 27.797 1 41.024 0,9 69.122 0,8 157.270 0,9 21.056 4,8 39.057 6,3 71.276 6,4 107.239 5 189.586 6,5 287.625 6,3 491.481 5,4 866.245 5,1 İnşaat Sanayi 44.530 9,9 73.761 11,9 127.912 11,5 221.608 10,3 330.775 11,3 673.649 14,8 1.290.728 14,1 2.975.96617,5 Ticaret - Toptan ve Perakende Ticaret 21.357 4,9 37.138 6 61.796 5,6 109.842 5,1 171.582 5,9 299.160 6,6 546.009 6 1.107.912 6,5 - Otel Lokanta Hizmetleri 22.173 5,1 36.623 5,9 66.116 6 111.766 5,2 159.193 5,5 374.489 8,2 744.719 8,2 1.868.054 11 65.451 14,9 114.793 18,5 193.656 17,4 324.839 15,1 504.547 17,3 850.843 18,6 1.517.028 16,6 3.213.29818,9 Ulaştırma ve Haberleşme 9.226 2,1 18.222 2,9 32.310 2,9 55.447 2,6 62.077 2,1 111.463 2,4 181.673 2 223.129 1,3 Mali Müesseseler 14.151 3,2 19.506 3,1 27.819 2,5 38.149 1,8 63.894 2,2 109.092 2,4 195.338 2,1 352.334 2,1 Konut Sahipliği 3.359 0,8 4.912 0,8 11.868 1,1 21.934 1 33.052 1,1 55.252 1,2 105.829 1,2 195.109 1,2 Serbest Meslek Hizmetleri 6.152 0,6 32.603 1,5 53.817 1,8 65.488 1,4 122.427 1,3 298.165 1,8 (Eksi) İzafi Banka Hizmetleri 8.392 1,9 16.224 2,6 418.510 95,4 587.099 94,7 1.033.488 93,1 1.997.833 93 2.646.541 90,84.067.341 89,1 8.265.359 90,6 15.534.72591,6 Sektörler Toplamı 17.071 3,9 28.594 4,6 70.964 6,4 140.945 6,6 249.218 8,6 448.058 9,8 758.846 8,3 1.226.660 7,2 Devlet Hizmeti Kar Amacı Olmayan 402 0,1 641 0,1 1.068 0,1 1.285 0,1 1.542 0,1 2.417 0,1 4.278 0 2.441 0 Özel Hiz.Kur. 435.984 99,4 616.334 99,4 1.105.520 99,5 2.140.063 99,6 2.897.301 99,44.517.816 99 9.028.483 99 16.763.82698,8 Toplam 2.502 0,6 3.775 0,6 5.112 0,5 9.186 0,4 17.273 0,6 47.095 1 93.950 1 195.565 1,2 İthalat Vergileri 438.486 100 620.110 100 1.110.632 100 2.149.250 100 2.914.574 1004.564.911 100 9.122.433 100 16.959.390 100 GSYIH Alıcı Fiyatlarıyla İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY 156 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 1995 Milyon TL 1996 1997 1998 1999 2000 2001 Sek. Sek. Sek. Sek. Sek. Sek. Sek. Milyon TL Milyon TL Milyon TL Milyon TL Milyon TL Milyon TL Pay. Pay. Pay. Pay. Pay. Pay. Pay. 12.367.021 38,2 28.683.449 41,4 60.069.82742,2 125.495.215 47,7137.567.08938,7 206.557.472 36,6 212.685.481 26,7 Tarım - Çiftçilik ve Hayvancılık 12.343.785 38,2 28.630.855 41,3 59.969.22142,1 125.335.149 47,6137.346.22138,7 206.318.647 36,5 212.388.540 26,7 - Ormancılık 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 26.094 0 - Balıkçılık 23.236 0,1 52.594 0,1 100.606 0,1 160.066 0,1 220.868 0,1 238.825 0 270.847 0 2.609.796 8,1 4.756.385 6,9 11.620.004 8,2 14.657.935 5,6 30.097.397 8,5 46.862.938 8,3 79.929.698 10 Sanayi - Madencilik ve Taş Ocakçılığı 25.965 0,1 56.914 0,1 162.521 0,1 209.584 0,1 1.401.002 0,4 1.305.085 0,2 266.391 0 - İmalat Sanayi 2.410.747 7,5 4.177.635 6 10.786.188 7,6 13.363.981 5,1 26.340.397 7,4 41.954.230 7,4 72.700.525 9,1 - Elektrik, Gaz ve Su 173.084 0,5 521.836 0,8 671.295 0,5 1.084.370 0,4 2.355.998 0,7 3.603.623 0,6 6.962.782 0,9 1.533.879 4,7 5.311.400 7,7 8.700.160 6,1 11.715.082 4,5 17.075.434 4,8 21.425.577 3,8 26.566.809 3,3 İnşaat Sanayi 5.772.568 17,8 11.184.050 16,1 24.437.09617,1 42.695.690 16,2 59.575.65516,8 107.008.122 18,9 200.139.048 25,1 Ticaret - Toptan ve Perakende Ticaret 2.307.270 7,1 4.094.699 5,9 7.635.005 5,4 13.268.205 5 19.012.314 5,4 31.840.655 5,6 45.804.122 5,7 - Otel Lokanta Hizmetleri 3.465.298 10,7 7.089.351 10,2 16.802.09111,8 29.427.485 11,2 40.563.34111,4 75.167.467 13,3 154.334.926 19,4 6.427.831 19,9 11.985.252 17,3 22.824.059 16 39.896.067 15,2 60.348.704 17 106.643.848 18,9 175.732.385 22,1 Ulaştırma ve Haberleşme 654.678 2 1.458.561 2,1 3.153.350 2,2 6.034.216 2,3 7.428.747 2,1 9.304.108 1,6 11.986.076 1,5 Mali Müesseseler 583.506 1,8 879.650 1,3 1.472.681 1 3.048.182 1,2 5.486.617 1,5 10.849.250 1,9 14.532.077 1,8 Konut Sahipliği 370.869 1,1 791.422 1,1 1.533.633 1,1 2.792.829 1,1 3.564.395 1 5.642.617 1 7.513.516 0,9 Serbest Meslek Hizmetleri (Eksi) İzafi Banka Hizmetleri 475.524 1,5 619.762 0,9 1.160.159 0,8 2.090.094 0,8 2.786.408 0,8 3.000.696 0,5 7.475.821 0,9 29.844.624 92,2 64.430.407 93 132.650.65193,1 244.245.122 92,8318.357.63089,6 511.293.236 90,5 721.609.268 90,6 Sektörler Toplamı 2.062.500 6,4 4.080.074 5,9 8.420.374 5,9 16.393.691 6,2 33.223.780 9,4 46.308.203 8,2 67.883.548 8,5 Devlet Hizmeti Kar Amacı Olmayan 4.338 0 8.242 0 14.240 0 29.870 0 80.439 0 137.168 0 267.330 0 Özel Hiz. Kur. 31.911.462 98,6 68.518.723 98,9 141.085.265 99 260.668.682 99,1351.661.849 99 557.738.607 98,7 789.760.146 99,1 Toplam 442.292 1,4 771.846 1,1 1.417.554 1 2.407.857 0,9 3.547.486 1 7.117.225 1,3 7.095.424 0,9 İthalat Vergileri 32.353.754 100 69.290.569 100 142.502.819 100 263.076.539 100355.209.335 100 564.855.832 100 796.855.570 100 GSYIH Alıcı Fiyatlarıyla Kaynak : www.tuik.gov.tr Tablo 1’in Devamı Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 157 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY Tablo 2’de Türkiye ve Nevşehir’e ait GSYH ile ilgili veriler yer almaktadır. Tablo incelendiğinde, 1987-2001 döneminde Nevşehir’in GSYH’dan almış olduğu payın; 1991, 1994 ve 1996 yıllarında artış olmakla birlikte, yıllar itibariyle azalarak %0,59’dan %0,45’e gerilediği görülmektedir. 1987 ve 2001 yılı GSYH rakamları karşılaştırıldığında, Türkiye’nin GSYH’nda %48, Nevşehir’in GSYH’nda ise %13’lük bir yükseliş yaşanmıştır. GSYH rakamlarına göre Nevşehir ekonomisi, Türkiye ekonomisindeki büyümeye paralel bir büyüme gösterememiş ve GSYH’dan aldığı pay azalmıştır. Tablo 2: Sabit Fiyatlarla GSYH Türkiye Nevşehir Sabit Sabit 1987 1987 Fiyatlarla Fiyatlarla Sabit Fiyatlarla Fiyatlarıyla Fiyatlarıyla Gelişme Gelişme Hızı Payı (%) (000.000 TL) (000.000 TL) Hızı (%) (%) 1987 74.416.097 438.486 0,59 1988 76.143.294 2,32 433.173 -1,21 0,57 1989 76.364.109 0,29 396.842 -8,39 0,52 1990 83.370.708 9,18 428.840 8,06 0,51 1991 84.271.019 1,08 544.566 26,99 0,65 1992 88.892.781 5,48 458.601 -15,79 0,52 1993 96.390.529 8,43 505.095 10,14 0,52 1994 91.599.731 -4,97 486.647 -3,65 0,53 1995 97.728.752 6,69 500.933 2,94 0,51 1996 104.939.937 7,38 562.193 12,23 0,54 1997 112.892.073 7,58 573.831 2,07 0,51 1998 116.541.203 3,23 539.334 -6,01 0,46 1999 111.082.911 -4,68 496.974 -7,85 0,45 2000 119.146.716 7,26 531.770 7,00 0,45 2001 110.266.804 -7,45 494.228 -7,06 0,45 Kaynak: www.tuik.gov.tr Yatırımların belirli bölge ve illere yönelmesindeki en önemli etkenlerden birisi de uygulanan teşvik sistemidir. 1954 yılında il olan Nevşehir’in sanayi, tarım ve turizm sektörlerindeki mevcut potansiyeli il ve ülke menfaatleri doğrultusunda tam olarak değerlendirilememiştir. (NTSO:2004b, 1). Nevşehir 1997 yılında kalkınmada öncelikli yöreler kapsamına alınmış fakat Türkiye genelinde illerin önemli bir bölümünün ve komşu illerin de bu kapsama alınmış olması sebebiyle, Nevşehir bu statüsünden önemli bir fayda sağlayamamıştır. Ayrıca organize sanayi bölgesi kurma çalışmalarında yaşanan sorunlar da Nevşehir’in yatırımcı potansiyelinin diğer illere 158 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi yönelmesine neden olmuştur (NTSO:1999b, 7). Nevşehir’in ekonomik yapısını oluşturan sanayi, tarım ve hayvancılık ile turizm sektörleri sırasıyla alt başlıklar altında incelenmektedir. 2. Sanayi Nevşehir’de imalat sanayi büyük ölçüde tarıma dayanmaktadır. Nevşehir imalat sanayisinin en gelişmiş ve çeşitlenmiş kolu gıda ve içecektir. Bağcılık gıda sanayi için önemli bir potansiyel arz etmektedir. Yetiştirilen üzümler, yaş olarak şarap imalathanelerinde, pekmez atölyelerinde, üzüm suyu ve sirke üretiminde değer kazanmakta, kuru olarak da kuruyemişte ve rakı imalatında değer kazanmaktadır (AKA:2010, 68; NTSO:2004a, 17-18). Resmi kayıtlara göre gıda sanayinde ilk adım, 1944 yılında kurulan Tekel Şarap Fabrikası ile atılmıştır. 1950 yılında bir şarap fabrikası daha kurulmuştur. İlde sanayileşmenin yöredeki üzüm potansiyelini değerlendirmeye yönelik olarak devlet eliyle kurulan şarap fabrikaları ile başladığı söylenebilir. 1970’li yıllara kadar gıda sanayinde hiçbir gelişme olmamıştır. Bu yıllardan itibaren gıda sanayi canlanmaya başlamış, şarap fabrikalarının yanı sıra özellikle un fabrikaları başta olmak üzere çeşitli gıda işletmeleri kurulmaya başlanmıştır. 1990’lı yıllarda ise Nevşehir Rakı Fabrikasının yanı sıra yeni fabrikalar da kurulmuştur (NTSO:1998, 30; NİY:1999, 364). 1990’lı yıllardan sonra KOBİ’lerin teşvik edilmesiyle birlikte gıda, otomotiv yan sanayi, tekstil, taşa toprağa dayalı sanayi, turizm sektörlerinde önemli sayıda küçük ve orta ölçekli işletme kurulmuştur (NTSO:1999b, 3). Gıda sanayinin en gelişmiş kuruluşlarının başında un imalathaneleri gelmektedir. İlde kurulan 54 un fabrikasından 45 tanesi tam kapasite ile faaliyetlerini sürdürmektedir. 45 faal fabrika 1.250.000 ton/yıl buğday işleme kapasitesi ve 1.000.000 ton/yıl un üretme kapasitesine sahiptir (NTSO:2004a, 17). Kayıtlı üretici firma sayısı 37 olarak görünmekte ve toplam 899 kişi istihdam edilmektedir (AKA:2010, 62). Patates üretiminin büyük kısmı Mersin, İzmir, İstanbul ve Trabzon gümrüklerinden aracı firmalar tarafından ihraç edilmektedir. Üretim potansiyeli yüksek olan patates, gerek maliyetinin yüksek oluşu, gerekse yeterli pazar oluşturulamaması nedeni ile istenilen kapasiteyi yakalayamamaktadır (NTSO:1999a, 47). Büyük bir üretim potansiyeli bulunan patatesin işlenmeden ihracı; il ekonomisinin bu üründen yeterince faydalanmasına engel olmaktadır (NTSO:2004a, 18). 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 159 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY Turizmin gelişmesiyle birlikte, Ürgüp ve Avanos ilçelerinde dokuma sanatının bir türü olan halıcılık önem kazanmıştır. Avanos ve Ürgüp ilçeleri ve köylerinde birkaç atölyede kök boyalı Avanos’a özgü desenli halılar üretilmekte, ilçe merkezlerinde bulunan büyük atölyelerde el dokuması halılar dokunmaktadır (NTSO:2004a, 19). Son yıllarda halı dokumacılığı sektöründe daralma yaşanmasına rağmen, 2009 yılında 17.535.893 dolarlık ihracat gerçekleşmiştir (AKA:2010, 75). Nevşehir ili metalik madenler yönünden önemli bir varlığa sahip değildir. Ancak bölge jeolojisi nedeniyle endüstriyel hammaddeler açısından büyük bir zenginliğe sahiptir. Bölgedeki yoğun volkanik faaliyetler sonucunda oluşan volkanik ürünler, Nevşehir’in önemli ekonomik zenginlikleri arasındadır. Bölgedeki yaygın volkanizma ilde önemli ponza, perlit, kaolen ve kum-çakıl yataklarının oluşumuna neden olmuştur. Perlit yatakları Acıgöl ilçesinde yer almakta olup, ilçedeki perlitlerin genleşme oranları 2.3 ile 16 arasında değişmektedir. Yatakların toplam rezervi 450 milyon ton civarındadır. Derinkuyu ilçesindeki sahalarındaki orta kaliteli perlitlerin genleşme oranı 3.2-4.5 arasında değişmekte olup, sahalarda toplam 320 milyon ton olarak jeolojik rezerv belirlenmiştir. Avanos ilçesi kaolen ve kum-çakıl yatakları bakımından önem arz etmektedir. İlçedeki kaolen oluşumları alunitli olup kağıt sanayi hammaddesi olarak zaman zaman işletilmektedir. Yatakların toplam görünür rezervi 1.325.000 ton, muhtemel rezervi ise 2.325.000 olarak belirlenmiştir. İlçedeki kum-çakıl hammaddeleri ise orta kalitede olup, yaklaşık 20 milyon m3 mümkün rezerve sahiptir. İlde geçmiş yıllarda işletilen yataklar arasında Gülşehir ilçesindeki barit ve kaya-tuzu yatakları sayılabilir. Gülşehir-Tuzköy sahasındaki % 92 NaCl içerikli ve 75 milyon ton görünür, 96 milyon ton muhtemel ve 960 milyon ton mümkün rezerv belirlenmiş yatak geçmiş yıllarda Tekel tarafından işletilmiştir. Ayrıca sahada neojen yaşlı tüfler içerisinde zeolit minerallerinin varlığı da tespit edilmiştir. Gülşehir-Arafa sahasındaki % 92.75 BaSO4 içerikli baritlerde ise 2.500 ton görünür rezerv vardır (MTAGM). Türkiye’nin önemli ve iyi kalitede ponza yataklarına sahip olan Nevşehir ilinde, İl Merkezi ve Ürgüp ilçesinde çok sayıda halen işletilen ve işletilmiş ponza yatakları yer almaktadır. Bu yatakların toplam rezervi yaklaşık 450 milyon m3 civarındadır. Türkiye’de tekstil sektöründe kullanılan iyi kalitedeki ponzaların büyük bir bölümü bu ilden karşılanmakta ve ihraç edilmektedir. Söz konusu yer altı kaynakları dışında ilde Gülşehir-Arafa yöresinde 5000 Kcal/kg ortalama alt ısıl değerine sahip linyit sahası bulunmakta 160 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi olup, saha geçmişte işletilmiştir. Kozaklı ilçesinde sıcaklığı 29ºC ve debisi 10 lt/sn olan jeotermal kaynak tespit edilmiştir. Bu alanda yapılan sondajlarda 80-93ºC arasında değişen sıcaklık, 275 lt/sn debi ve 63.3 MWt güce sahip akışkan görünür hale getirilmiş ve ülke ekonomisine kazandırılmıştır. Bunun dışında Acıgöl ve Avanos yörelerinde de sıcaklıkları 25ºC ile 27.5ºC arasında değişen jeotermal kaynaklar bulunaktadır (MTAGM). Termal turizm, kaplıca tesisi, sera ve Kozaklı ilçesinin ısıtılmasında kullanılmaktadır. Taşa toprağa dayalı sanayi olarak nitelendirebilecek olan tuğla-kiremit fabrikaları, bimsten mamul hafif yapı elemanları fabrikaları, briket fabrikaları ve imalathaneleri il imalat sanayinde önemli bir yer tutmaktadır. 1970’li yıllarda 4, 1980’li yıllarda 5 tuğla fabrikası kurulmuştur. Çanak, çömlek ve turizme yönelik tabak üretimi yapan birçok işletme ve özel sektöre ait tekstil ponzası üretimi yapan tesisler bulunmaktadır. Ponza (perlit), linyit, tuz ve oniks ekonomik bakımdan önemli yer altı kaynaklarıdır. En önemli kaynak olan ponza, Avanos-Ürgüp-Derinkuyu ilçeleri arasında geniş bir alana yayılmakta ve açık ocak işletmeciliği ile üretilmektedir. İnşaat sektöründe, sanayi sektörünün çeşitli dallarında (boya, kimya, metal ve plastik, alaşım, cam, mobilya, elektronik ve seramik) ve tarım sektöründe kullanılan bu maden, Avrupa ülkelerine de ihraç edilmektedir. Türkiye’de bulunan ponza sahaları içerisinde en iyi kalitede ve en fazla kullanım alanı bulunanı (inşaat sektörü dışında) Nevşehir ponzalarıdır. Ponza ihracatının büyük bölümü Nevşehir’den yapılmaktadır. Bu üretim alanının son yıllarda gelişen bir alt dalı bimsden mamul hafif yapı elemanları üretimidir ve bu dalda büyük ölçekli kuruluşlar yer almaktadır. Nevşehir ve civarındaki ocaklardan temin edilen volkanik menşeli, granüler dokulu oldukça hafif ve ısı iletkenliği düşük bir madde olan bims otomatik makinelerle işlenerek mamul hale getirilmektedir. Bimsden mamul yapı blokları, hafif olmasının yanı sıra ısı direnci, ses emici ve yangına karşı direnç gibi çağdaş inşaatlarda aranan en iyi özelliklere sahiptir. Ayrıca üretimi açık ocak işletmeciliği şeklinde gerçekleşen ve yapı malzemesi olarak kullanılan sarı taş, son yıllarda özellikle Akdeniz ve Ege bölgesindeki çeşitli illerden yoğun bir şekilde talep edilmektedir. Ponza ve perlit madenlerinde yüksek potansiyele sahip olan Nevşehir’de, yıllık yaklaşık 549.053 ton ponza ve 350 m3 perlit üretimi gerçekleşmektedir. Ancak, inşaat sektöründe önemli yere sahip olan bu madenlerin sadece hammadde olarak üretilmesinden ve firma sayılarının çokluğu neticesinde yaşanan rekabetten dolayı bu madenlerin ucuza pazarlanması, yeterli katma değerin bölgeye kazandırılamaması- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 161 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY na yol açmaktadır. (NTSO:1998, 30; NTSO:1999a,42-49; NİY:1999, 377; NTSO:2004a, 18-19; AKA:2010, 68). Nevşehir imalat sanayinde metal eşya ve makine imalatı önemli bir yere sahiptir. Motorlu kara taşıtları bakım ve onarımıyla uğraşan, tarım araç ve gereçleri üreten işletme sayısı oldukça fazladır. İmalat sanayinde, çeşitli traktör yedek parçaları ile fiberglas oto yedek parçaları üretimi, derin kuyu su pompaları imalatı ve karoser ekipmanları imalatı önemli bir yer tutmaktadır (NTSO:2004a, 17). Nevşehir sanayisinin gelişimi üç dönemde incelenebilir. Bunlar 1970-1982 yılları arası, 1982-1995 yılları arası ve 1995’den bugüne kadar olan dönemdir. Her dönemde de Nevşehir sanayisinde küçük ölçekli imalata yönelik işletmeler önemli rol oynamıştır. 1970-1982 dönemi, Nevşehir sanayisinin en canlı ve parlak dönemidir. Bu dönemde karoser imalatçıları Türkiye’nin birçok ilinden gelen talebi karşılamakta güçlük çekmişlerdir. Fakat 1982 yılı sonlarına doğru, Türkiye ekonomisinde yaşanan olumsuzluklar, üretimde seri imalata geçilememesi, aşırı yükselen hammadde fiyatları ve yüksek girdi maliyetleri nedeniyle üretim düşmüş, birçok karoser imalatçısı işletmesini kapatarak değişik işler yapmaya başlamışlardır (NTSO:1999a, 46; NTSO:2004a, 16). Bu durum karoser imalatçıları ile birlikte demirci, boyacı, döşemeci gibi diğer meslek dallarını da olumsuz etkilemiş ve bu alanlarda da önemli bir iş hacmi kaybına neden olmuştur (NTSO:1995, 8). 1982-1995 döneminde Nevşehir sanayisi büyük bir durgunluk ve gerileme içerisine girmiştir. 1995 yılından sonraki dönem ise Nevşehir sanayisi için yeni bir atılım dönemi olmuştur. Bu dönemden itibaren Nevşehir sanayisinde özellikle imalata yönelik küçük işletmelerin sayısında önemli bir artış yaşanmıştır (NTSO:1999a, 46). Fakat ilde mevcut bir organize sanayi bölgesi olmaması nedeniyle bu işletmeler fabrikasyona yönelik gerekli sıçramayı yapamamış, teknolojik yeniliklere ayak uydurmada büyük sıkıntılar yaşamışlardır. Çevre illerde birbiri ardına kurulan organize sanayi bölgeleri, ildeki yatırımcıların çevre illere yönelmesine neden olmuştur (NTSO:2004a, 16). İmalat sanayinin yaklaşık %71’i 10-49 kişi çalıştıran işyerlerinden oluşmakta ve ilde 500 ve daha fazla kişi çalıştıran hiçbir işyeri bulunmamaktadır (NTSO:1999a, 47). Yeterli sermayeye sahip olmadığı için yüksek faizlerle düşük miktarlarda kredi desteği almak zorunda kalan müteşebbisler, imalata yönelik, fabrikasyona yönelik çalışmalara sıcak bakmamaktadırlar. Bankalardaki mevduat açısından ülke genelinde ön sıralarda yer alan Nevşehir, banka kredilerinden yararlanma açısından sıralamaya bile girememiştir (NTSO:1995, 8). 162 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi Nevşehir-Acıgöl Organize Sanayi Bölgesi (OSB), 160 hektar alanda kurulmuş olup 99 parsele sahiptir. Gıda imalatı ve yapı malzemeleri alanlarında 2 firmanın faaliyette 3 firmanın da inşaat halinde olduğu OSB’de elektrik, su ve kanalizasyon altyapısı mevcuttur. Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası’nın (NTSO) girişimleri ile Nevşehir-Boğazköy mevkiinde merkeze 6 km. uzaklıkta olan bölgede arazi alımı yapılmış ve burada yatırım yapacak firmalara parsel tahsis edilmiştir. Resmi bir statüsü olmadığı için devlet teşviklerinden ve yatırımlarından faydalanılamayan bu sanayi bölgesinde 40 firma kendilerine tahsis edilen 85 parselde faaliyetlerine devam etmektedir. Nevşehir’e yakınlığı ve özel girişimler yoluyla hızlı yapılaşmaya gidilmesi nedeniyle Acıgöl OSB’den daha önce faaliyete geçmiştir. Buradaki altyapı çalışmaları NTSO’nın koordinasyonunda yürütülmektedir. Yakın zamanda özel bir yönetim oluşturulması ve OSB’nin tüzel kişilik haline getirilerek kurumsal bir yapının oluşturulması planlanmaktadır (AKA:2010, 70). Nevşehir’de toplam 9 küçük sanayi sitesinde 1226 işyeri bulunmakta ve bu işyerlerinde 2.482 kişi istihdam edilmektedir. Nevşehir’de küçük sanayi siteleri, sırasıyla adı, iş yeri sayısı ve istihdam edilen kişi olmak üzere Acıgöl KSS 50-75, Kozaklı KSS 96-165, Avanos KSS 88-174, Hacıbektaş KSS 58-180, Ürgüp KSS 98-112, Lale KSS 420-960, Yeni KSS 220-420, Metal İşleri KSS 96-213, Gülşehir KSS 100-183’dür (AKA:2010, 71). Nevşehir’de sanayi sicil belgeli 191 sanayi kuruluşunda 3.817 kişi istihdam edilmektedir. 3. Tarım ve Hayvancılık İklim, toprak ve doğal mağaraların depolama koşulları ancak birkaç çeşit ürünün yetiştirmesine olanak vermektedir. Bunlar tahıllardan buğday ve arpa; endüstri ürünlerinden üzüm, şeker pancarı ve patatestir (NTSO:1999a, 39). Nevşehir’de tarım sektörü, sırasıyla tarımda alan kullanımı, tahıllar ve diğer bitkisel ürünler, sebzeler ve meyveler, hayvancılık, su ürünleri, tarımda verimliliği ve üretimi artıran faktörler alt başlıkları altında incelenmektedir. 3.1. Tarımda Alan Kullanımı Nevşehir ilinde 341.593 hektarlık alan tarıma elverişlidir ve bunun neredeyse tamamı kullanılmaktadır. İl genelinde sulu tarıma elverişli alan 100.000 hektardır, ancak 50.000 hektarlık alanda sulu tarım yapılmaktadır (NTSO:2004a, 13). Tablo 3’de tarım alanlarının kullanımıyla ilgili veriler yer almaktadır. 2010 yılı itibariyle tarım alanlarının %92,5’ini işlenen tarım 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 163 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY alanları oluşturmaktadır. İşlenen tarım alanlarının %78’inde tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerin üretimi yapılmakta, %17’si ise nadasa bırakılmaktadır. Veriler Nevşehir’deki alan kullanımının ağırlıklı olarak tahıl ve diğer bitkisel ürünlerin üretimi amacıyla kullanıldığını göstermektedir. Tahıllar ve diğer bitkisel ürünler ile ilgili ayrıntılı bilgiler Tablo 4 ve Tablo 5’de yer almaktadır. Nadas alanların daraltılması için çekirdeklik kabak, nohut, mercimek üretim projeleri uygulanmaktadır. Hububatla değişimli olarak ekilebilen çekirdeklik kabak nadas alanlarının daraltılmasında etkin rol oynamış, il ekonomisine önemli katkı sağlamıştır (NİY:1999, 354). Tablo 3: Alan Kullanımı (Hektar) Yem Toplam İşlenen Tarım Alanı Uzun Ömürlü Bitkiler Bitkileri İşlenen Tarım Meyveler, Zeytin Tahıllar Alanı ve Sebze İçecek ve Ağaçve Diğer Bağ Uzun Toplam Nadas Bahçe- Toplam Baharat larının Bitkisel Alanı Ömürlü leri Bitkileri Kapladığı Ürünler Bitkiler Alanı Alan 1.570 23.601 975 2001 338.722313.551 243.709 66.308 3.534 25.171 1.701 23.102 678 2002 329.028304.225 223.676 77.971 2.578 24.803 1.727 23.847 603 2003 314.115288.541 226.072 59.850 2.619 25.574 1.594 23.607 2.597 2004 334.459309.258 250.662 55.250 3.346 25.201 1.556 23.161 3.721 2005 325.318300.601 238.601 58.250 3.750 24.717 1.550 23.056 5.095 2006 321.423296.818 236.850 56.321 3.647 24.606 1.790 23.473 9.798 2007 330.421305.158 235.092 63.857 6.209 25.263 1.818 23.258 6.478 2008 330.460305.384 224.563 73.833 6.988 25.076 1.777 23.257 4.209 2009 320.952295.918 215.717 70.295 9.906 25.034 2010 324.159299.922 233.318 51.470 15.134 24.238 Kaynak: www.tuik.gov.tr; TUİK:2010, 118; TUİK:2011, 118. Not: Bilgi CPA sınıflandırmasına göre verilmiştir. Meyve alanları plantasyon (toplu) alanlar olup, dağınık ağaçların alanları dahil edilmemiştir. Sebze bahçeleri alanına örtü altı alanları da dahildir. 2010 yılı verileri geçicidir. 3.2. Tahıl ve Diğer Bitkisel Ürünler Nevşehir tarımının en önemli unsurları patates, şeker pancarı, buğday ve arpadır. Tablo 4’de tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerin hasat edilen alan ve üretim miktarı ile ilgili veriler yer almaktadır. Hasat edilen toplam alanın %88’inde tahıl üretimi, %7’sinde patates, kuru baklagiller, yenilebilir kök ve yumruların üretimi, %2’sinde şeker imalatında kullanılan bitkilerin 164 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi (şeker pancarı) üretimi, %2’sinde ise saman ve ot üretimi yapılmaktadır. 2010 yılı itibariyle toplam üretimin %39’unu tahıllar, %31’ini patates, kuru baklagiller, yenilebilir kök ve yumrular, %23’ünü şeker imalatında kullanılan bitkiler (şeker pancarı), %7’sini saman ve ot üretimi oluşturmaktadır. Tahıllar grubu içerisinde; buğday (%52,88), arpa (%38,01), çavdar (%6,13), yulaf (%2,89), tritikale (%0,08) ve mısır (%0,01) yer almaktadır. Patates, kuru baklagiller, yenilebilir kök ve yumrular grubunda; patates (%97,56), nohut (%1,06), fasulye (%0,99), mercimek (%0,39) ve yer elması (%0,001) yer almaktadır. Şeker imalatında kullanılan bitkiler grubunda şeker pancarı (%100), yağlı tohumlar grubunda aspir (%65) ve ay çiçeği (%35) yer almaktadır. Saman ve ot grubunda ise silajlik mısır (%36,2), fiğ (%30,6), yonca (%24,7), korunga (%7,7) ve hayvan pancarı (%0,8) yer almaktadır. Parantez içindeki bilgiler 2010 yılı için ilgili ürünün kendi grubundaki oranını göstermektedir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 165 Tablo 4: Tahıllar ve Diğer Bitkisel Ürünlerin Üretimi (Ton) Parfümeri, Eczacılık Patates, Kuru vb. Bitkiler, Baklagiller, Şeker İmalatında Yıl Toplam Şekerpancarı Saman ve Ot Tahıllar Yağlı Tohumlar Yenilebilir Kök ve Kullanılan Bitkiler ve Yem Yumrular Bitkileri Tohumları Hasat Hasat Hasat Hasat Hasat Hasat Hasat Üretim Üretim Edilen Üretim Edilen Üretim Edilen Üretim Edilen Üretim Edilen Üretim Edilen Edilen (Ton) Alan (Ton) (Ton) (Ton) (Ton) Alan (Ton) Alan (Ton) Alan Alan Alan (Ha Alan (Ha) (Ha) (Ha) (Ha) (Ha) (Ha) 80 44.185 875.816 847 7.519 196.804 405.942 2.705 2.314 3.543 165.108 1991 248.357 1.456.779 273 99 43.798 910.521 843 7.112 198.872 476.657 2.420 2.004 1992 246.203 1.396.393 270 52 42.631 981.846 927 8.034 205.292 454.954 2.677 2.202 3.918 172.603 1993 255.711 1.619.691 266 3 42.200 818.844 920 6.758 202.437 350.753 2.660 1.494 2.333 73.583 1994 250.755 1.251.435 205 18 39.704 1.188.543 991 9.270 195.383 411.263 3.060 2.436 2.413 95.774 1995 241.811 1.707.304 260 2 43.268 1.082.533 972 9.882 196.496 423.420 2.748 2.651 4.155 148.885 1996 247.943 1.667.373 304 27 41.772 417.720 1.017 15.086 204.396 444.441 1.592 1.425 5.460 241.382 1997 255.355 1.120.081 1.118 34 40.680 1.085.859 1.085 13.870 210.406 555.137 1.764 1.636 6.528 326.076 1998 261.226 1.982.612 763 30 38.926 1.136.526 10.72 11.084 202.739 424.651 1.309 1.264 5.184 237.398 1999 275.517 1.810.953 786 33 37.266 991.187 1.094 14.275 203.467 478.910 992 931 6.325 311.111 2000 249.932 1.796.447 788 65 38.376 794.562 975 31.241 176.068 304.664 713 553 5.595 166.659 2001 222.279 1.297.744 552 26 38.154 861.470 674 20.300 176.017 386.513 601 545 6.054 262.626 2002 222.725 1.531.480 1.225 36 37.579 922.320 603 16.346 177.980 389.317 518 302 4.316 168.686 2003 222.182 1.497.007 1.186 10 31 37.141 988.935 2.597 33.306 205.991 492.735 700 998 4.223 175.467 2004 250.662 1.691.472 - 19.929 397.159 3.721 65.716 209.569 542.403 542 602 4.112 201.742 2005 237.873 1.207.622 15 27 22.614 572.685 5.095 55.206 204.907 502.694 418 502 3.799 174.046 2006 236.850 1.305.160 20 13 20.109 474.940 9.248 70.726 197.104 313.092 269 373 3.367 138.477 2007 230.117 997.621 20 15 17.292 451.037 6.448 62.489 175.523 288.638 276 310 4.263 211.807 2008 203.821 1.014.296 10 10 16.525 437.241 4.209 60.661 187.084 422.418 299 433 5.217 323.383 2009 213.344 1.244.146 10 10 16.858 414.221 4.067 91.707 206.548 520.028 552 1.452 5.283 307.798 2010 233.318 1.335.216 Kaynak: www.tuik.gov.tr; TUİK:2011,123. Not: İşlenmemiş tütün ve tekstilde kullanılan ham bitkiler toplamda verilmiştir. Bilgi CPA sınıflandırmasına göre verilmiştir. 2010 yılı verileri geçicidir. İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY 166 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi 1991 yılı verileri ile karlılaştırıldığında 2010 yılında patates, kuru baklagiller, yenilebilir kök ve yumruların gerek hasat edilen alanında gerekse üretim miktarında %50’den fazla düşüş yaşanmıştır. Saman ve ot, tahıllar ve şeker imalatında kullanılan bitkilerin (şeker pancarı) üretim ve hasat edilen alanında ise yıllar itibariyle genel olarak artış yaşanmıştır. Tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerin hasat edilen toplam alan ve toplam üretim miktarının yıllar itibariyle dalgalı bir seyir izlediği görülmektedir. 1991 yılı ile karşılaştırıldığında 2010 yılında hasat edilen toplam alanda %6’lık, toplam üretim miktarında ise %8’lik bir azalış gerçekleşmiştir. Üretim miktarındaki azalışın en önemli nedeni patates, kuru baklagiller, yenilebilir kök ve yumruların üretim miktarındaki azalıştır. Tahıllar ve diğer bitkisel ürünler grubu içerisinde toplam üretim miktarı içerisinde en fazla paya sahip olan ürünler ile ilgili veriler Tablo 5’de sunulmuştur. Patates (%30), şeker pancarı (%23), buğday (%21) ve arpanın (%15) toplam üretim miktarı, 2010 yılı toplam üretim miktarının %89’unu oluşturmaktadır. İşlenen tarım alanlarının %78’inde tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerin üretiminin yapıldığı hatırlanıldığında, patates, şeker pancarı, buğday ve arpanın il tarımında çok büyük bir öneme sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. 1957 yılından 2010 yılına kadar geçen süre zarfında, buğday, arpa, nohut, mercimek, patates, ayçiçeği ve şeker pancarının üretim miktarının arttığı, çavdarın üretim miktarının azaldığı, fasulyenin (kuru) ise üretim miktarında önemli dalgalanmaların yaşandığı ve 2010 yılında yaklaşık olarak tekrar 1957 rakamlarına yaklaştığı görülmektedir. Yağmurlama sistemi ile sulamanın yaygınlaşması ve kaliteli tohumluk kullanımı ile birlikte özellikle patates üretiminde verim artışı yaşanmıştır (Nevşehir Valiliği:2004, 83). Tablo 5: Seçilmiş Bazı Tahıllar ve Diğer Bitkisel Ürünlerin Üretim Miktarı Fasulye Şeker Yıl Buğday Arpa Çavdar Nohut Mercimek Patates Ayçiçeği (Kuru) Pancarı 486 4.065 92.875 25 19.556 1957 103.994 49.336 43.320 463 255 3.170 1962 93.714 32.040 23.000 640 663 2.666 1967 151.931 53.127 30.102 743 928 1.450 1972 231.700 53.554 27.639 1.308 1.446 2.085 1977 360.991 80.321 45.612 3.751 2.110 2.549 1982 363.335 83.970 26.840 9.235 12.086 2.816 1987 347.635 94.530 16.099 16.642 4.673 1.018 892.100 2.004 1992 400.801 89.320 18.450 12.748 2.379 1.215 998.875 1.425 241.382 1997 379.530 118.946 18.212 10.619 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 167 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY 2002 248.903 117.937 13.519 9.412 2007 162.475 121.518 20.996 5.744 2010 275.014 197.657 31.873 4.387 Kaynak: www.tuik.gov.tr; NİY:1999, 350. Not: 2010 yılı verileri geçicidir. 1.261 1.525 1.605 1.209 848.730 918 466.750 4.107 404.119 545 262.626 373 138.477 506 307.798 3.3. Sebze ve Meyve Üretimi Domates ve kabak (çerezlik) üretimi, Nevşehir’deki sebze üretiminin temelini teşkil etmektedir. Tablo 6’da 1991-2010 dönemi için yetiştirilen sebzelerin üretim miktarı ile ilgili bilgiler sunulmuştur. Sebzelerin toplam üretim miktarının yıllar itibariyle genel olarak azaldığı görülmektedir. 1991 yılı ile karşılaştırıldığında 2010 yılında sebzelerin toplam üretim miktarı %30 oranında azalmıştır. Sebzeler içerisinde üretimi en fazla azalan kök ve yumru sebzeler, 1991 yılında sebze üretiminde %25’lik bir paya sahipken, bu oran 2010 yılında %4’e düşmüştür. 2010 yılı itibariyle sebze üretiminin %95’ini meyvesi için yetiştirilen sebzeler oluşturmaktadır. Kök ve yumru sebzeler grubunda taze ve kuru soğan (%71), taze ve kuru sarımsak (%19), pırasa (%4), havuç (%2), turp (%3), kırmızı pancar, vb. sebzeler yer almaktadır. Meyvesi için yetiştirilen sebzeler grubunda domates (%50), kabak (çerezlik) (%28), kavun-karpuz (%8), hıyar(%5), biber(%4), bamya, patlıcan(%3), fasulye (taze) (%1), vb. sebzeler yer almaktadır. Diğer sebzeler grubunda ıspanak (%40), lahana (%33), marul (%24), maydanoz, nane, kültür mantarı, pazi vb. sebzeler yer almaktadır. Parantez içindeki bilgiler 2010 yılı için ilgili ürünün kendi grubundaki oranını göstermektedir. Tablo 6: Sebzelerin Üretim Miktarı (Ton) Yıl 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 168 Toplam 55.213 49.140 52.805 50.435 44.487 45.115 41.866 51.639 48.642 Kök ve Yumru Sebzeler 13.655 14.185 10.182 8.014 10.457 9.619 9.332 8.880 7.939 Meyvesi İçin Diğer Sebzeler Yetiştirilen (Başka Yerde Sebzeler Sınıflandırılmamış) 40.556 1.002 33.826 1.129 41.732 891 31.966 10.455 33.536 494 35.067 429 32.066 468 42.438 321 40.399 304 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi 48.576 7.912 40.381 283 2000 35.172 12.126 22.781 265 2001 25.881 1.603 23.977 301 2002 24.901 2.021 22.526 354 2003 25.932 1.608 23.962 362 2004 28.857 2.809 25.694 354 2005 22.840 1.099 21.113 628 2006 25.636 1.736 23.450 450 2007 27.985 2.238 25.331 416 2008 30.908 1.390 29.068 450 2009 38.466 1.549 36.502 415 2010 Kaynak: www.tuik.gov.tr; TUİK:2011, 125. Not: Sebze üretimine, örtüaltı üretimi de dahildir. Bilgi CPA sınıflandırmasına göre verilmiştir. Sebzelerde, birden fazla ekilişlerin yarattığı mükerrer alanlardan dolayı ürün ekiliş alanları verilmemektedir. 2010 yılı verileri geçicidir. Tablo 7: Seçilmiş Bazı Sebzelerin Ekiliş Alanı ve Üretim Miktarı Yıl 1957 1962 1967 1972 1977 1982 1987 1992 1997 2002 Kavunkarpuz Ekiliş Üretim (Ha) (Ton) 637 10.832 960 17.280 1.410 26.575 1.267 20.674 770 19.342 - 3.199 Çekirdeklik Domates Kabak Ekiliş Üretim Ekiliş Üretim (Ha) (Ton) (Ha) (Ton) 650 195 39 682 710 213 45 787 880 264 99 1.840 1.100 330 86 1.628 1.710 547 114 2.120 1.822 473 205 3.669 2.515 628 318 5.928 1.200 216 330 10.169 1.645 643 396 10.014 - - - 15.657 Biber Fasulye (Taze) Ekiliş Üretim Ekiliş Üretim (Ha) (Ton) (Ha) (Ton) 22 104 12 73 28 135 16 98 62 305 14 87 67 329 91 640 77 365 176 1.232 102 489 247 1.605 120 1.310 288 2.028 99 486 259 939 78 935 143 755 - 1.383 - - 5.787 - 1.891 - 11.395 - 1.398 2007 - 2.907 - 10.374 - 18.355 - 1.532 2010 Kaynak: www.tuik.gov.tr; NİY:1999, 352. Not: Sebze üretimine, örtüaltı üretimi de dahildir. 2010 yılı verileri geçicidir. 290 296 449 Tablo 7’de seçilmiş bazı sebzelerin ekiliş alanı ve üretim miktarı ile ilgili bilgiler verilmiştir. 1980’li yıllardan 2000’li yıllara kadar; yıllar itibariyle oran değişse de sebze üretiminin %90’lık kısmını kavun-karpuz ve domates üretimi oluşturmuştur. Aynı yıllarda sadece kavun-karpuz üretiminin top- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 169 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY lam sebze üretiminden aldığı pay %50 ile %70 arasında değişiklik göstermiştir. 2000’li yıllardan sonra kavun-karpuz üretiminde yüksek oranda düşüş yaşanmış, domates üretiminde yaşanan artışla birlikte domates üretiminin toplam üretim içindeki payı %20’lerden %50’li rakamlara ulaşmıştır. Sonuç olarak 2000’li yıllara kadar Nevşehir’deki sebze üretiminin temelini kavun karpuz ile domates ürünleri teşkil etmiştir. 2010 yılına gelindiğinde ise sebze üretiminin temelini domates ve kabak (çerezlik) teşkil etmektedir. Meyvecilikte Nevşehir’de üretimi yapılan temel ürün üzümdür. Diğer meyveler içerisinde üretimi en fazla olanlar ise elma ve armuttur. Tablo 8’de Nevşehir’de üretimi yapılan meyvelerin üretim miktarları ile ilgili 19912010 dönemine ait veriler yer almaktadır. Toplam üretiminin %87,5’ini üzüm, %11,7’sini diğer meyveler, taş çekirdekliler ve yumuşak çekirdekliler, %0,8’ini ise zeytin ve diğer sert kabuklular oluşturmaktadır. Meyvelerin toplam üretim miktarı yıllar itibariyle dalgalı bir seyir izlemiştir. 1991 yılı ile karşılaştırıldığında 2010 yılında toplam üretim miktarında %5’lik bir büyüme, üzüm üretiminde %15’lik bir büyüme, diğer meyveler, taş çekirdekliler ve yumuşak çekirdekliler grubunda %39’luk bir küçülme, zeytin ve diğer sert kabuklular grubunda ise %68’lik bir büyüme söz konusudur. Tablo 8: Meyvelerin Üretim Miktarları (Ton) Yıl Toplam Üzüm 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 156.489 171.063 159.075 190.656 206.151 215.321 217.316 216.344 144.722 202.704 175.175 189.483 179.689 173.113 124.175 136.386 124.909 161.115 188.148 192.350 195.916 183.025 116.497 166.049 141.155 161.426 152.984 150.503 170 Diğer Meyveler, Taş Çekirdekliler Zeytin ve Diğer Baharat Bitkileri ve Yumuşak Sert Kabuklular (İşlenmemiş) Çekirdekliler 31.523 791 33.959 718 33.486 680 28.937 604 17.419 584 22.451 520 20.889 511 32.224 1.095 27.422 803 35.620 1.035 33.011 938 71 27.064 893 100 25.816 849 40 21.956 623 31 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi 24.504 546 2005 175.529 150.479 41.705 37.960 3.671 74 2006 23.003 864 2007 165.025 141.158 25.338 915 2008 160.845 134.592 34.411 1.531 2009 177.647 141.705 19.086 1.327 2010 163.750 143.337 Kaynak: www.tuik.gov.tr; TUİK:2011, 127. Not: Bilgi CPA sınıflandırmasına göre verilmiştir. 2010 yılı verileri geçicidir. 2010 yılı verileri geçicidir. Diğer meyveler, taş çekirdekliler ve yumuşak çekirdekliler grubunda elma (%41,6), armut (%21,9), kayısı (%11,5), zerdali (%10), erik (%5,0), vişne (%2,5), kiraz (%2,1), ayva (%1,7), çilek (%1,3), şeftali (%1,2) ve iğde, dut ve muşmula yer almaktadır. Zeytin ve diğer sert kabuklular grubunda ceviz (%85) ve badem (%15) yer almaktadır. Baharat bitkileri grubunda ise kimyon (%100) yer almaktadır. Parantez içindeki bilgiler 2010 yılı için ilgili ürünün kendi grubundaki oranını göstermektedir. Tablo 9’da seçilmiş bazı meyvelerin ağaç sayısı ve üretim miktarı ile ilgili 1957-2010 dönemine ait veriler sunulmuştur. 1957 yılından günümüze kadar geçen süreçte, armut (%37) ve kayısının (%53) üretim miktarı artarken, elma (%32) ve zerdalinin (%47) üretim miktarı azalmıştır. Bu meyvelerin hepsinde meyve veren yaştaki ağaçların sayısı azalmıştır (elma %29, armut %66, kayısı %44 ve zerdali %71). Ağaç sayısında azalma olmasına rağmen armut ve kayısının üretim miktarının artması meyvecilikte verimliliği ve üretimi artıran faktörler ile açıklanabilir. 1950’li yıllardan 1980’li yıllara kadar meyve ağacı sayıları ve meyvecilik yapılan alanlarda önemli bir artış yaşanmıştır. 1980’li yıllarda yağmurlama sistemi ile sulamanın hızla yaygınlaşması ile birlikte meyve bahçelerinin yerini patates ve diğer endüstri bitkileri almaya başlamıştır (Nevşehir Valiliği:2004, 79). Diğer meyveler, taş çekirdekliler ve yumuşak çekirdekliler grubunda yer alan bu meyvelerden elma (%41,6) ve armut (%21,9), 2010 yılı itibariyle grubun toplam üretim miktarının %63,5’ini oluşturmaktadır. Tablo 9: Seçilmiş Bazı Meyvelerin Ekiliş Alanı ve Üretim Miktarı Elma Yıl Armut Kayısı Zerdali Ağaç Üretim Ağaç Üretim Ağaç Üretim Ağaç Üretim (Adet) (Ton) (Adet) (Ton) (Adet) (Ton) (Adet) (Ton) 1957 583.200 11.664 380.900 3.047 238.400 1.430 360.680 3.606 1962 617.100 12.342 487.170 3.897 237.350 1.898 345.600 1.382 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 171 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY 1967 756.019 10.397 507.075 3.358 239.900 774 398.250 3.584 1972 788.410 51.070 631.905 4.772 239.190 20.267 425.000 3.400 1977 675.110 11.476 581.176 6.398 238.700 2.148 371.000 2.968 1982 718.660 14.373 572.780 5.155 241.100 3.616 317.900 3.179 1987 839.972 27.100 564.540 2.896 245.700 495 505.970 277 1992 543.500 16.324 267.450 8.908 147.380 3.342 167.560 2.244 1997 389.720 11.021 247.107 3.644 142.289 1.648 193.259 2.163 2002 370.102 14.859 169.772 4.699 119.373 1.681 148.819 2.292 2007 359.727 12.318 159.342 4.257 112.553 1.525 98.185 1.353 2010 411.877 4.184 133.282 2.187 103.750 1.909 7.940 128.570 Kaynak: www.tuik.gov.tr; NİY:1999, 353. Not: Ağaç sayıları, meyve veren yaştaki ağaç sayılarıdır. Ağaç sayılarına dağınık ağaçlar dahildir. 2010 yılı verileri geçicidir. Tablo 10’da türlerine göre üzüm üretim miktarı ve bağ alanları ile ilgili veriler yer almaktadır. 1957 yılında 35.153 hektarlık bir alanda bağcılık yapılırken, 2010 yılında bağcılık yapılan alan %36,4 azalarak 22.342 hektara düşmüştür. Fakat üretim miktarı 1957 yılında 123.035 ton düzeyindeyken, 2010 yılında %16,5 artarak 143.337 tona yükselmiştir. Bağ alanlarında azalış olmasına rağmen, üretim miktarının artması bağcılıktaki verim artışından kaynaklanmaktadır. 2010 yılı itibariyle toplam üzüm üretiminin %42’si şaraplık üzüm, %33’ü kurutmalık üzüm, %25’i de sofralık üzüm üretimidir. Tabloda yer alan veriler incelendiğinde, sofralık, kurutmalık ve şaraplık üzüm üretimindeki verimliliğin (Üretim Miktarı/Bağ Alanı) ve bu ürünlerin toplam üzüm üretimindeki paylarının yıllar itibariyle değişiklik gösterdiği görülecektir. Tablo 10: Türlerine Göre Üzüm Üretim Miktarı ve Bağ Alanı Sofralık Kurutmalık Şaraplık Toplam Bağ Alanı Üretim Bağ Alanı Üretim Bağ Alanı Üretim Bağ Alanı (Hektar) (Ton) (Hektar) (Ton) (Hektar) (Ton) (Hektar) Üretim (Ton) 1957 - - - - - - 35.153 123.035 1962 - - - - - - 30.360 159.160 1967 - - - - - - 41.965 117.559 1972 - - - - - - 42.968 193.350 1977 - - - - - - 35.216 158.472 1982 - - - - - - 31.326 156.630 172 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi 1987 - - - - - - 25.535 166.439 1991 - - - - - 1992 - - - - - - - 124.175 - 22.970 136.386 1993 - - - - 1994 - - - - - - - 124.909 - - - 161.115 1995 - - - - - - 23.131 188.148 1996 - - 1997 - - - - - - 23.262 192.350 - - - - 23.533 195.916 1998 - 1999 - - - - - - 23.009 183.025 - - - - - 23.052 116.497 2000 2001 - - - - - - 23.226 166.049 - - - - - - 23.601 141.155 2002 - - - - - - 23.102 161.426 2003 - - - - - - 23.847 152.984 2004 6.494 41.693 7.358 42.953 9.755 65.857 23.607 150.503 2005 6.354 40.614 6.801 42.063 10.006 67.802 23.161 150.479 2006 6.341 10.667 6.726 12.782 9.989 14.511 23.056 37.960 2007 6.258 40.302 7.137 36.590 10.042 64.266 23.437 141.158 2008 5.931 36.344 6.799 28.526 10.528 69.722 23.258 134.592 2009 5.930 39.505 6.799 36.553 10.528 65.647 23.257 141.705 2010 5.875 35.991 6.774 46.789 Kaynak: www.tuik.gov.tr; NİY:1999, 352. Not: 2010 yılı verileri geçicidir. 9.693 60.557 22.342 143.337 Bağ alanlarında da meyvecilikte olduğu gibi genel bir düşüş gözlenmektedir. Ancak meyvecilikte olduğu gibi verimde önemli bir artış meydana gelmiştir. Bağ alanlarının düşük bir kısmında modern bağcılık yapılmaktadır (Nevşehir Valiliği:2004, 83). Üzümün ekonomik olarak önem kazanması, bağların mekanik aletlerle tekniğine uygun olarak işlenmesi bağcılığın verimini ve önemini artırmıştır. Bu uygulama sonucunda bağ alanlarının daralmış olması verimi etkilememiştir (NİY:1999, 352). Tablo 11’de örtü altı sebze ve meyve üretimi ile ilgili veriler yer almaktadır. Nevşehir’de örtü altı meyve üretimi yapılmamaktadır. Toplam örtü altı sebze üretimi, Tablo 6’da yer alan sebzelerin üretim miktarı toplamı ile karşılaştırıldığında, Nevşehir’deki örtü altı sebze üretiminin son derece düşük düzeylerde olduğu görülecektir. Örtü altı sebze üretiminin %92’sini domates (%70) ve hıyar (%22) üretimi oluşturmaktadır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 173 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY Tablo 11: Örtü Altı Sebze ve Meyve Üretimi (Ton) Yıl Toplam Biber Marul Domates Fasulye Kabak Hıyar Diğer (Taze) (Sakız) 2002 219 14 18 103 - 58 - 26 2003 244 4 23 99 3 58 - 57 2004 253 6 26 103 - 76 - 42 2005 287 6 26 133 - 78 - 44 2006 195 - 24 119 - 32 - 20 2007 237 8 16 142 - 37 - 34 2008 129 - 6 106 - 15 - 2 2009 127 - 4 106 - 15 - 2 2010 273 4 5 192 - 60 - 12 Kaynak: www.tuik.gov.tr; TUİK:2011, 129. Not: Örtü altı üretimde, birden fazla ekilişlerin yarattığı mükerrer alanlardan dolayı ürün ekiliş alanları verilmemektedir. 2010 yılı verileri geçicidir. Örtü altı meyve üretimi sıfırdır. Volkanik toprak içine oyulmuş depolar, kültür mantarı yetiştiriciliği için uygun bir ortam sağlamaktadır. Doğal ortamlarda yetiştirilmeye başlanan kültür mantarının üretimi gün geçtikçe önem kazanmakta ve artan talebe bağlı olarak üretimi de artmaktadır (NTSO:2004a, 14). İlin diğer bölgelere nazaran daha uygun çevre koşullarına sahip ve kaya depoların boş olduğu ilkbahar başından sonbahar sonuna kadar kültür mantarı yetiştiriciliğine uygun olduğu tespit edilmiştir. İl Tarım Müdürlüğü tarafından ilk defa 1989 yılında kompost yaparak çiftçilere dağıtılmış ve yetiştiriciliği pratik olarak çiftçilere öğretilmiştir. Bu teşvikten sonra küçük aile işletmeleri çoğalmış ve üretim tesisleri kurulmaya başlanmıştır (NİY:1999, 354). 3.4. Hayvancılık Tablo 13’de 1957-2010 dönemine ait hayvan mevcutları ile ilgili veriler yer almaktadır. 1957 yılı ile karşılaştırıldığında 2010 yılı itibariyle, büyükbaş, küçükbaş ve tek tırnaklı hayvan sayısında ciddi bir azalış yaşanmıştır. Büyükbaş hayvan sayısında %42, küçükbaş hayvan sayısında %83, tek tırnaklı hayvan sayısında ise %96 azalış olmuştur. Arı kovanı sayısında %27’lik bir artış yaşanmıştır. Kümes hayvanı sayısında ise 2,9 katlık bir artış yaşanmıştır. 174 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi İlde mera alanlarının çok dar olması nedeniyle özellikle büyükbaş hayvancılık entansif hayvancılık (ahır hayvancılığı) şeklinde yapılmaktadır. Tablo 13 incelendiğinde, özellikle küçükbaş hayvan mevcutlarında önemli bir azalış olduğu görülecektir. Bunda en önemli faktör tarımda mekanizasyonun artması ve bu nedenle mera alanlarının ekili alanlara dönüştürülmesidir. Ayrıca ülke genelinde olduğu gibi Nevşehir’de de sanayileşme ve şehre göç, köylerdeki hayvancılıkla uğraşan nüfusun azalmasına ve bu nedenle hayvan mevcutlarının düşmesine neden olmuştur (NİY:1999, 366). Ancak hayvan mevcutlarının azalması hayvansal üretimi etkilememiş tersine ciddi oranlarda artış kaydedilmiştir. Çünkü 1950 ve 1960’lı yıllardaki sığır ırklarının çok büyük bir kısmı yerli kara ve doğu Anadolu kırmızısı iken 2010 yılı itibariyle sığır ırklarının %95’i kültür (%42) ve melez (%53) hayvanı ırkıdır. Sığır ırkında yaşanan bu dönüşüm elde edilen et ve süt miktarını 2-3 katına çıkarmıştır (Nevşehir Valiliği:2004, 86). Nevşehir’de sulanabilen ekim alanının az olması nedeniyle mevcut hayvan varlığına yetecek kadar yem bitkisi üretimi yapılmamaktadır. Ayrıca hayvancılık için mevcut mera alanları yetersizdir. Mevcut meralar, yıllık yağış ortalamasının az olası ve kontrolsüz otlatılması nedeniyle istenilen seviyede değildir (NİY:1999, 355). Tablo 13: Hayvan Mevcutları Büyükbaş Hayvan Sayısı Küçükbaş Hayvan Sayısı Kültür Melez Yerli Toplam Koyun Keçi Toplam 1957 400 7.800 77.525 87.725 286.437 1962 556 8.320 60.460 69.336 269.883 1967 712 10.122 60.587 71.421 281.021 1972 1.470 13.450 47.092 62.012 270.357 1977 2.530 19.785 39.540 61.855 227.730 1982 4.123 23.080 39.764 66.967 246.795 1987 7.302 30.005 25.671 62.978 209.229 1992 10.600 34.100 9.440 54.140 117.110 1997 11.940 34.230 9.690 55.860 146.510 2002 10.678 25.799 5.542 42.019 79.821 2007 14.788 28.805 2.855 46.448 66.150 2010 21.032 26.611 2.862 50.505 58.705 Kaynak: www.tuik.gov.tr; NİY:1999, 352. 82.355 99.338 86.543 62.593 36.170 23.970 9.037 6.860 4.990 3.149 2.735 4.414 368.792 369.221 367.564 332.950 263.900 270.765 218.266 123.970 151.500 82.970 68.885 63.119 Tek Tırnaklı Hayvan Sayısı 44.310 48.639 46.745 38.552 23.449 18.772 16.844 10.340 9.580 6.149 2.086 1.657 Kümes Arı Hayvanı Kovanı Sayısı Sayısı 282.000 294.000 328.000 367.000 405.000 449.000 457.000 500.304 763.370 596.255 725.960 820.040 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 8.200 10.050 11.000 11.150 11.510 12.932 9.222 16.107 15.363 10.041 8.762 10.395 175 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY 3.5. Su Ürünleri Tablo 12’de su ürünlerine ilişkin veriler yer almaktadır. Nevşehir’de su ürünleri üretimi düşük düzeylerdedir. 1996-2009 döneminde su ürünlerinin üretim miktarı azalmıştır. Su ürünlerinin büyük kısmını avlanan tatlısu ürünleri oluşturmaktadır. Yetiştiricilik (kültür balıkçılığı) grubunda alabalık, avlanan içsu (tatlısu) ürünleri grubunda levrek (sudak), sazan, yayın, siraz ve diğerleri yer almaktadır. Tablo 12: Su Ürünleri İstatistikleri (Ton) Avlanan İçsu (Tatlısu) Ürünleri 286 1996 258 2000 47 2005 23 2009 Kaynak: www.tuik.gov.tr Not: 2009 verileri geçicidir. Yıl Yetiştiricilik (kültür balıkçılığı) 40 43 37 9 3.6. Tarımda Verimliliği ve Üretimi Artıran Önemli Faktörler Tarımsal mekanizasyon, sulama, gübreleme, zirai mücadele ve çiftçi eğitimleri tarımda verimliliği ve üretimi artıran önemli faktörlerdir. Tarımsal sulamada çoğunlukla yer altı sularından faydalanılmakta ve %90 oranında yağmurlama sistemi ile sulama yapılmaktadır. 1950’li yıllarda zirai mücadele tamamen sırt pülverizatörleri ve el tulumbaları ile yapılmaktayken, günümüzde modern tarımın gelişmesiyle birlikte modern zirai mücadele alet ve makineleri kullanılmaya başlanmıştır. Bunlar arasında en çok kullanılanı tarla ve bahçe pülverizatörleridir. Tarımda mekanizasyonu sağlayan traktör, ilaçlama, ekim, dikim, hasat ve benzeri tüm zirai alet ve makinelerde sayı ve kapasite yönüyle önemli gelişmeler kaydedilmiştir (Nevşehir Valiliği:2004, 87). Tablo 14’de tarımda verimliliği ve üretimi artıran tarımsal alet ve makinelerin sayıları verilmiştir. 1957’den günümüze kadar geçen zaman zarfında tüm tarımsal alet ve makinelerin sayısında önemli düzeylerde artış yaşanmıştır. 176 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi Tablo 14: Tarımda Verimlilik ve Üretimi Artıran Tarımsal Alet ve Makineler Yıl 1957 Traktör 350 Satrifuj Pulluk Moto-Pomp Derinkuyu Mibzer Pülverizatör Pompası 360 - - 135 Römork - 317 1962 620 635 - - 312 - 589 1967 1.046 1.118 15 45 414 3.200 993 1972 1.580 1.593 221 1.720 540 6.805 1.495 1977 3.212 3.267 782 2.981 1.153 7.310 3.019 1982 6.517 6.075 1.697 3.773 2.304 8.421 6.480 1987 9.465 9.271 2.153 5.755 3.639 9.525 9.363 1992 10.966 11.712 2.950 4.357 4.891 11.774 11.103 1997 13.414 14.497 4.342 4.782 5.325 15.488 12.931 2002 15.819 17.736 4.557 5.068 5.724 17.551 14.359 2007 16.254 18.538 4.691 5.414 5.847 18.793 15.513 2010 15.976 20.595 16.129 Yıl 4.628 Kimyevi Biçerdöver Gübre Kültüvatör Dağıt. 21 - 1962 68 1967 133 1972 230 1977 283 1982 345 1987 409 1992 1997 6.078 Patates Patates Ekme Sökme Makinesi Makinesi 35 - - - 63 - - 425 - 220 982 1.002 1.700 2.103 3.890 430 452 2002 2007 2010 1957 Yağmurlama Tesisi Sellektör 2 - - 9 - - 45 - - 72 59 - - 213 55 258 2.621 12 421 54 2.103 4.753 56 913 57 4.277 5.838 5.687 113 1.091 51 4.870 8.125 7.771 811 1.951 56 5.517 410 8.533 8.020 1.372 2.375 53 5.765 467 8.852 8.208 1.389 2.327 53 5.885 503 10.242 9.291 1.587 3.779 47 5.268 Kaynak: www.tuik.gov.tr; TUİK:2011, 133; NİY:1999, 358. Not: 2010 yılı verileri geçicidir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 177 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY 4. Turizm Günümüzde turizm sektörü dünyanın en çok gelir getiren sektörlerinden biri haline gelmiştir. Dünya genelinde turizm, küresel istihdamın %7,6’sını oluşturan yaklaşık 210 milyon kişiye iş alanı sağlamakta, 5.474 milyar dolarlık hacmiyle dünya ülkelerinin gayrisafi yurtiçi hasılaları toplamının %9,4’ünü oluşturmaktadır. Dünya’da 2008 yılında en çok turizm gelirine sahip ilk 10 ülke sıralamasında Türkiye 8. sıradadır. Türkiye’nin turizm gelirleri ise 2007’den 2008’e önemli bir artış göstererek 18,5 milyar dolardan 22 milyar dolara çıkmıştır. (Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı:2010, 4). Turizm, ekonomik getirilerinin yanı sıra, doğru kullanıldığında ülkelere sosyal ve kültürel anlamda da katkı sağlayan etkili bir araçtır. Hizmetler sektörü, son yıllarda artan istihdam oranı ve katma değeri ile dünyada ve Türkiye’de sürekli gelişmekte olan bir sektördür. Türkiye’de 2010 yılında hizmetler (%48,6), tarım (%25,2), sanayi (%19,9) ve inşaat (% 6,3) olmuş, tarımın payı düşerken hizmetler başta olmak üzer diğer sektörlerin payı büyümüştür. İstihdamın iktisadi faaliyet kollarına dağılımına bakıldığında tarım %23,7, sanayi %26,8 ve hizmetler % 49,5’dir. Hizmetler sektörü, turizm ön planda olmak üzere ulaşım, ticaret, haberleşme ve finansman gibi alanlarda ağırlıklı olarak Nevşehir ekonomisine de katkıda bulunmaktadır. TR71 Bölgesi’nde (Aksaray, Kırıkkale, Kırşehir, Nevşehir, Niğde) tarım sektöründen (% 34,9) sonra en çok istihdam yaratan sektör, turizmin de içinde bulunduğu hizmetler sektörüdür (%29,9). TR71 Bölgesi’nde bulunan 25.346 yatağın 21.895’i (%86) Nevşehir’dedir. Nevşehir doğal ve kültürel çekicilikleri, hem fiziksel hem de kurumsal turistik alt ve üst yapısının yanı sıra nüfusundan (282.337) fazla sayıda çektiği turist sayısı (659.211) ile ülkemizin önemli bir turizm bölgesidir. 4.1. Nevşehir’e Yönelik Turizm Talebi ve Konaklama Tesisleri İstatistik verilerin kıyaslanmasının kolaylığı açısından, Nevşehir’e yönelik turizm talebi, konaklama tesisleri yatak arzı ve aralarındaki uyum birlikte değerlendirilmektedir. Nevşehir’de turizm gelişim süreci, bu süreçte niceliksel olarak arz ve talebin uyum derecesinin belirlenmesi ve incelenmesi; hem geçmişi değerlendirme hem de geleceğe yönelik öngörülerde bulunabilmek açısından önem taşımaktadır. Bugünü değerlendirirken, bugünlere nereden gelindiğinin unutulmaması önemlidir. Kapadokya’nın seyyahlar tarafından ilk keşfi 1720 yılına kadar gitmektedir. İlk seyyahların yazdık- 178 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi ları yazılar Kapadokya’nın tarihinde yeni bir evre açmıştır. Kapadokya’nın bugün gördüğü büyük ilgiye, köklü bilimsel araştırmalara, arkeolojik kazılara, koruma projelerine ve günümüzdeki turizm canlılığına giden yol, o seyahatnamelerden kaynaklanmaktadır (Rıfat:1998, 483). Kaşifler diye adlandırılabilecek ilk ziyaretçiler 1950’li yıllarda görülmeye başlamış, köşeleri Nevşehir, Ürgüp ve Avanos İlçeleri olan Turistik Kapadokya’ya gelen yabancı ziyaretçilerin sayıları 1960’lı yıllarda artmaya başlamıştır (Pekşen:1988, 103). 1965 yılı öncesine ait turist sayıları konusunda tatmin edici bilgi bulunmamaktadır. Turistlerin ana ziyaret merkezleri Hacıbektaş, Göreme ve civardır. Diğer belli başlı merkezler Gülşehir ve Derinkuyu’dur. Gülşehir ve Derinkuyu’yu ziyaret eden turistlerin çoğunluğunu ise Göreme ve civarını ziyaret için gelenler oluşturur. Nevşehir’de 1965 yılında 527 yatak bulunmaktadır. Ancak turistlerin konaklayabilecekleri yatak sayısı 138’dir. Nevşehir merkezinde bulunan Şehir Palas Oteli’nin odalarında duş, diğerlerinde ise genel banyo bulunmaktadır. Ortahisar’daki turistlerin konaklayamayacakları kalitedeki Göreme Oteli’nde ise, Göreme’ye yakınlığından dolayı özellikle Almanlar olmak üzere yabancı turistler konaklamaktadır (Nevşehir Turizm Planlaması:1965, 64). 1972 yılında 66.547 yabancı, 80.221 yerli olmak üzere 146.768 turist ili ziyaret eder ve otelmotel-pansiyon olmak üzere ilde toplam 757 oda, 1739 yatak, 8 diskotek bulunmaktadır. İlde kalan turistlerin ortalama geceleme sayısının iki, ildeki müzelerin gezi ücretleri 2 liradır (Cumhuriyetin 50.Yılında Nevşehir:1973, 129-137). Tablo 15: 1965 Yılında Nevşehir’deki Konaklama Tesisleri Tesisin Adı Tesisin Yeri Şehir Palas Tusan Peri Pansiyon Toplam Nevşehir Ürgüp Ürgüp Ürgüp Turistik Belediye · · · · Oda 14 21 17 10 62 Yatak İmkanlar 28 43 37 30 138 Lokanta Lokanta/Bar Lokanta/Bar ------------- Kaynak: Nevşehir Turizm Planlaması, Ankara, 1965, s. 64. Gerçekleşen turistik yatak arzı ve talebi temel alınarak Tablo 16 ve 17 düzenlenmiştir. Turizm belgeli yatak sayısının yıllar itibari ile gelişimi Tablo 16’da, Nevşehir’de konaklayan kişi ve geceleme sayısının gelişim seyri ise Tablo 17’de verilmektedir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 179 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY Günümüzde, 274 konaklama tesisinde 9.036 oda ve 21.895 yatak, yerli ve yabancı toplam 659.211 konaklama ve 1.188.573 gecelemeye ulaşılmıştır. Turizm işletme belgeli oda sayısı 3.988, yatak sayısı 8.895 olmak üzere 48 konaklama tesisi bulunmaktadır (5 adet 5 yıldızlı, 16 adet 4 yıldızlı, 4 adet 3 yıldızlı, 4 adet 2 yıldızlı, 18 adet özel belgeli ve 1 adet pansiyon). Mahalli idarelerce verilen işletme belgesi sahibi 5.048 oda, 13.088 yatak olmak üzere 226 konaklama tesisi bulunmaktadır (NİKTM:2011). Konaklama olanakları ile ilgili değerlendirme; konaklama hizmeti ile ilgili binaların fiziksel yapısını, tesislerin türünü, sunulan hizmetler ve kalite düzeyini de kapsamalıdır. Konaklama tesislerinin sınıflandırılması sisteminin ciddi bir şekilde uygulandığı varsayılırsa bu sınıflandırma bir ölçüt olarak kabul edilebilir. Bu rakamlar ile ülkemizin önemli bir turizm merkezi haline gelen Nevşehir’de ekonomik ve sosyal yapı içerisinde turizm çok önemli bir konumdadır. Taşlanan kiliselerin onarılması, turizmin ekonomik faydalarından daha fazla yararlanılması için uğraşılmaktadır. Hepsi Alman diye bilinen yabancıların milliyetleri ve dilleri öğrenilmiştir. Turistlere ikramda bulunmak isteyen yerel halkın yerini turistlere hediyelik eşya satmaya çalışan bir yerel halk almıştır. Dünyada yaşanan terör olayları, Yugoslavya’nın parçalanması, 1991 Irak krizi ve turist gönderen ülkelerde yaşanan ekonomik ve siyasi olaylar gibi nedenlerle bazı yıllar bir önceki yıla oranla turist sayılarında azalma olsa bile genel eğilim turist sayılarının artmasıdır. Nevşehir’e yönelik turistik talep gelişme eğilimi içerisindedir. Nevşehir’de açılan Tuzköy Havalimanı’nın ulaşım sorununun çözümüne sağlayacağı katkı ile turist sayısının daha da artacağı beklenilmektedir. Birkaç kaşif turistten paket turlar ile kitle turizmine doğru bir yöneliş yaşanmıştır. Nereden nereye gelindiğine bakıldığında sevindirici olan bu durum, ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel anlamda sürdürülebilir kalkınma ilkeleri açısından incelendiğinde sorgulanabilir bir durum söz konusudur. Çünkü toplamda 274 konaklama tesisinde 9.036 oda ve 21.895 yatak bulunmaktadır. Nevşehir bir yıl içerisinde, 365 gün x 21.895 yatak = 7.991.675 geceleme kapasitesine sahiptir. Nevşehir’de konaklama tesislerinin 1995-2011 yılları arasında ortalama doluluk oranının %37,89 olduğu görülmektedir. Mevcut yatak talebi, mevcut yatak arzından az olunca, ortalama oda doluluk oranlarının düşük kalacağı açıktır. Son verilere göre; 659.211x1.8 / 365x0.38 = 1.188.573/ 138 = 8.623 yatak talebi mevcut iken 21.895 yatak bulunmaktadır. [(Gelen Turist Sayısı x Ortalama Konaklama Süresi)/(Yıldaki Gün Sayısı x Oda Doluluk Oranı)]. 180 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi Bölgenin sunduğu yatak arzı ve bölgeye yönelik mevcut yatak talebi dikkate alındığında yatak arzı fazlası bulunmaktadır. Bu durum fiyat rekabetini artırmakta, düşük doluluk oranları ve oda fiyatları ise sunulan hizmetin gerçek değerini bulamamasına neden olmaktadır. Sorunun temel nedenini turizmin mevsimsel olması ve turizm talebinin birçok faktörden kolaylıkla etkilenmesi olarak açıklamak kolaycılığa kaçmak olacaktır. Nevşehir’de temel sorun, plansız turizm gelişimidir. Bölgede yatak arzı fazlalığı, turizmde yeterli tanıtım ve pazarlama eksikliği nedeni ile yaşanan fiyat rekabeti konaklama işletmelerinin hizmet kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bölgede yaşanan fiyat rekabeti sonucu oluşan düşük gelirler nedeni ile personele yeterli ücret verilemediği ve nitelikli işgücü istihdam edilemediği gözlenmektedir. Fiyat rekabetinin olumsuz sonuçları ise fiyat rekabetini de olumsuz yönde etkileyen şu döngünün ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Fiyat rekabeti - Konaklama işletmeleri gelirlerinin azalması - Başka hiç bir giderde kısıtlama yapamayan işletmelerin personel giderlerini kısmaya çalışması - Nitelikli işgücü istihdamı sorunu - Hizmet kalitesinin düşmesi Hizmet kalitesinin düşüklüğünü bahane eden seyahat acentelerinin fiyat kırdırma bakısı - Fiyat rekabeti. Bu döngü içinde yıllardır rekabet etmeye ya da ayakta kalmaya çalışan işletmeler gerçek kardan yoksun ve günü kurtardıklarına şükrederek umutlarını hep bir sonraki yıla bağlamışlardır. Amortismanlar sadece vergi avantajlarından faydalanılmak için ayrılmış ancak eskiyen araç-gereç yenilenmemiştir. 1980’li yılların ortalarından sonra kurulan ve rekabet avantajı olarak görülen yeni konaklama tesisleri günümüzde eskiyen binalara dönmektedir. Tablo 16. 1964-2011 Yılları Arasında Nevşehir’deki Tesis ve Yatak Sayıları Yıllar Tesis Sayısı Yatak Sayısı 1964 4 593 1970 5 711 1972 6 819 1983 7 1.292 1984 8 1.552 1985 12 2.246 1986 16 2.785 1987 26 5.014 1988 31 6.074 1989 37 6.760 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 181 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY 1990 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 2011 23 27 28 30 27 27 32 45 45 46 49 38 41 41 42 41 41 44 44 48 3559 5030 5273 5629 5756 5624 6449 7897 7821 7913 8052 7390 7.784 7.272 7.344 8.094 7.990 8.324 8.417 8.895 Kaynak: Nevşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü; Nevşehir İl Yıllıkları, Kültür ve Turizm Bakanlığı İstatistiklerinden derlenmiştir. Konaklama tesis sayısındaki istikrarsız gelişme, işletmelerin bir yıl kapanıp, bir sonraki yıllarda el değiştirerek veya yenilenerek tekrar açılamasıyla açıklanabilir. Yatak sayıları incelendiğinde, yatak sayısı gelişiminin nispeten daha istikrarlı olduğu söylenebilir. Tesis sayısının istikrarsız gelişimine göre yatak sayısının nispeten istikrarlı artışı, mevcut tesisler bünyesine ek bina ve ek katların inşa edilmesiyle açıklanabilir. Nevşehir, belediye belgeli konaklama tesisi ve yatak sayısı ile İç Anadolu bölgesinde başkent Ankara’dan sonra ikinci sırada, Kapadokya bölgesinde ise birinci sırada yer almaktadır. Belediye belgeli yatak sayısına göre Kozaklı birinci, Ürgüp ikinci, Göreme üçüncüdür. Belediye belgeli motel yatak sayısına göre Kozaklı birinci, Avanos ikinci, Göreme üçüncüdür. Belediye belgeli otel yatak sayısına Kozaklı birinci, Ürgüp ikinci, Nevşehir Merkez üçüncü sıradadır. Belediye belgeli butik otel yatak sayısına göre Uçhisar birinci, Ürgüp ikinci, Mustafapaşa üçüncüdür. Pansiyon yatak sayısına göre Göreme birinci, Uçhisar ikinci, Mustafapaşa üçüncüdür. Göreme pansiyonculukta en gelişmiş beldedir (İlhan ve Coşkun:2005). 182 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi Tablo 17. 1982- 2009 Yılları Arasında Nevşehir’de Konaklayan Kişi ve Geceleme Sayıları Yıllar 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 Konaklayan Kişi Sayısı Yerli Yabancı Toplam 12.723 39.619 52.342 17.186 53.317 70.503 17.290 61.441 78.731 25.519 92.182 117.701 25.274 112.337 137.611 19.441 143.440 162.881 22.155 150.742 172.897 24.389 145.034 169.423 35.794 130.665 166.459 53.231 73.721 126.952 65.785 173.124 238.909 70.191 185.835 256.026 72.230 142.653 214.883 108.673 179.897 288.570 96.485 247.343 343.828 107.786 361.894 469.680 132.377 399.445 531.822 133.769 208.080 341.849 161.690 202.777 364.467 142.518 343.308 485.826 165.736 325.325 491.061 186.282 216.583 402.865 163.029 271.084 434.113 147.993 351.932 499.925 183.220 257.624 440.844 163.837 374.112 537.949 113.804 442.602 558.512 240.604 418.607 659.211 Geceleyen Kişi Sayısı Yerli Yabancı Toplam 18.988 130.056 149.044 25.616 109.791 135.407 29.382 118.950 148.332 40.950 156.063 197.013 35.733 211.891 247.624 31.549 294.566 326.115 40.104 284.815 324.919 38.293 280.896 319.189 64.361 268.015 332.376 96.539 148.840 245.379 129.963 382.473 512.436 141.774 381.975 523.569 129.583 267.736 397.319 219.676 368.038 587.714 229.424 481.756 711.180 244.136 726.750 970.886 249.880 745.615 995.495 252.634 397.010 649.644 251.522 359.415 610.937 219.304 625.989 845.293 281.951 612.991 894.942 326.539 406.286 732.825 274.885 520.090 794.975 225.712 672.519 898.231 290.194 459.620 749.814 267.481 675.527 943.008 178.124 800.449 978.537 380.563 808.010 1.188.573 Kaynak: T.C. kültür ve Turizm Bakanlığı, Konaklama İstatistikleri Bültenler i(1982-2009). Kültür ve Turizm Bakanlığı, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 183 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY Tablo 17 incelendiğinde, 1982 yılında, yerli (18.988 geceleme/12.723 konaklama = 1,49) ve yabancı (130.056 geceleme/39.619 konaklama = 3,28) toplam 52.342 turist Nevşehir’de konaklamış, 149.044 geceleme ile ortalama 2,85 gün kalmışlardır. 1992 yılında, yerli (129.963 geceleme/65.785 konaklama = 1,97) ve yabancı ( 382.473 geceleme/173.124 konaklama = 2,21) toplam 238.909 turist Nevşehir’de konaklamış, 512.436 geceleme ile ortalama 2,14 gün kalmışlardır. 2002 yılında, yerli (281.951 geceleme /165.736 konaklama = 1,70) ve yabancı (612.991 geceleme/325.325 konaklama = 1,88) toplam 491.061 turist Nevşehir’de konaklamış, 894.942 geceleme ile ortalama 1,82 gün kalmışlardır. 2009 yılında, yerli (380.563 geceleme/240.604 konaklama = 1,58) ve yabancı (808.010 geceleme/418.607 konaklama = 1,93) toplam 659.211 turist Nevşehir’de konaklamış, 1.188.573 geceleme ile ortama 1,8 gün kalmışlardır. Nevşehir’de geceleme sayısını artırmak için turistlerin Nevşehir’de kalış süresini uzatmak mantıklı bir öneridir. Ancak yukarıdaki rakamlara bakıldığında 1982’de 2,85 gün olan ortalama kalış süresi 2009 yılında 1,8 gün ortalama kalış süresine düşmüştür. Nevşehir, doğal ve kültürel çekicilikleri, hediyelik eşya mağazaları ile tur yaratan bir turistik bölgedir. Konaklama tesislerinin sadece gecelemeye yönelik olarak planlanmış olması ve boş zaman değerlendirme olanaklarının yetersiz olması, insanların tatil için daha fazla kalmalarını engellemektedir. O nedenle gelen turistler 2 günden fazla gecelememektedir. Doğal ve kültürel çekicilikleri ile ilişkilendirilecek, turistlerin isteğine uygun boş zaman değerlendirme faaliyetlerinin artırılması kalış süresini uzatabilir. Tablo 18. Nevşehir’in Türkiye Aktif Dış Turist Sayısındaki Payı Yıllar 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 184 Türkiye’ye Gelen 1.148.000 1.507.000 1.855.000 2.190.000 2.397.000 2.906.000 4.265.000 4.516.000 Nevşehir’e Gelen 39.619 53.317 61.441 92.182 112.337 143.440 150.742 145.034 % 3,45 3,53 3,31 4,20 4,68 4,93 3,53 3,21 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 5.398.000 5.553.000 7.104.000 6.525.000 6.670.000 7.726.000 8.614.000 9.689.000 9.752.000 7.483.000 10.412.000 11.618.000 13.246.875 8.991.456 10.981.763 12.952.616 11.896.571 14.794.270 13.647.606 14.388.998 130.665 73.721 173.124 185.835 142.653 179.897 247.343 361.894 399.445 208.080 202.777 343.308 325.325 216.583 271.084 351.932 257.624 374.112 442.602 418.607 2,42 1,32 2,43 2,84 2,13 2,32 2,87 3,73 4,09 2,78 1,94 2,95 2,45 2,40 2,46 2,71 2,16 2,52 3,24 2,90 Ort. Turist Sayısı 7.793.863 218.026 2,98 Kaynak: Konaklama İstatistikleri Bültenleri (1982-2009). Kültür ve Turizm Bakanlığı, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. Tablo 18 incelendiğinde Nevşehir’in Türkiye aktif dış turist sayısındaki payının, bazı yıllar dalgalanma olsa bile 1980’li yıllara göre düştüğü görülmektedir. Bunun temel gerekçesi Nevşehir’deki turizmin doğasının, Türkiye’nin diğer bölgelerinden farklı olmasıdır. Türkiye’ye yönelik turist sayısı “her şey dahil” sistemi ile 1992’ye göre 2009 da ikiye katlanmıştır. Böyle bir sistem olmamasına rağmen aynı başarıyı Nevşehir’de göstermiştir. Ancak Nevşehir’de kalış süresi sadece iki gün olduğu için aynı orandaki turist sayısı artışı, otellerin doluluk oranlarına aynı şekilde yansımamaktadır. Nevşehir’i ziyaret eden yabancı turistlerin geceleme sayılarına göre ortalaması alındığında sırasıyla ilk altı ülke Fransa, Japonya, İspanya, Almanya, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri’dir. Nevşehir’i ziyaret eden yabancılar, 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 185 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY geliş amaçlarını gezi ve eğlence (%55) ve kültür (%22) olarak ifade etmektedir. Yabancıların Nevşehir’i ziyaret amaçları içinde sportif ilişkiler % 0,11, yakınları ziyaret % 0,66, sağlık % 0,01, dini % 0,09, alışveriş % 0,05, toplantı % 0,32, konferans, kurs, seminer % 0,32, görev % 0,52, ticari ilişkiler ve fuar % 0,32 ve diğer amaçlar ise % 0,19 olarak yer almaktadır (İlhan ve Coşkun:2005, 109-111). 4.2. Yiyecek ve İçecek Hizmetleri Bir otele bağımlı ya da bağımsız olsun turistler tarafından kullanılan restoranlar, barlar ve diğer yeme-içme işletmelerinin envanteri sunulan mutfak tipi ve çeşidi, yiyecek ve içecek servisinin kalitesi, yiyecek ve içeceklerin fiyat düzeyi, sağlanan temizlik ve hijyen düzeyi, fiziksel çekicilik ve konfor düzeyi, konaklama tesisleri ve tur güzergahlarına göre yeme-içme tesislerin yerleşimi gibi ölçütler ile değerlendirilebilir. Otellerin bünyesinde bulunanlar dışında, Göreme, Avanos, Ürgüp ve Uçhisar bölgenin yeme-içme ve eğlence merkezleri olarak bilinmektedir. Bu yerleşim yerlerinin dışındaki yerlerde bulunan yeme-içme tesisleri çoğunlukla yerel halka hizmet veren işletmelerdir. Yeme-içme ve eğlence yerlerinin sayısı yetersizdir. Konaklama tesislerinin dışındaki bar, disko ve şarap evlerinin kapasiteleri çok büyük olmamakla beraber buralarda samimi bir atmosfer yaratılmakta, bazılarında canlı müzik bulunmaktadır. Yeme-içme tesislerinin turistik açıdan en meşhurları kaya oyma restoranlardır. Bölgede dokuz adet kaya oyma restoran bulunmaktadır. Kaya oyma restoranlarda değişik eğlence hizmetleri sunulmaktadır. Birkaçının dışında yiyecek içecek işletmelerinde mutfaklara ayrılan alanlar ise çok dar olup, temizlik, hijyen ve sanitasyon düzeyi çok düşüktür. Çok iyi yönetilen bazı restoranların dışında yeme-içme işletmelerinde sunulan hizmetin düzeyinin vasatın altında olduğu söylenilebilir. Çoğu yeme-içme ve eğlence yerlerinde çalışan personeli, özel kıyafetleri olmadığı için başkalarından ayırmak bile güç olmaktadır (İlhan ve Coşkun: 2005). 4.3. Seyahat Acentesi, Rehberlik ve Turist Bilgilendirme Hizmetleri Nevşehir’de TÜRSAB’ın bölge temsilciliği bulunmaktadır. Nevşehir bölgesinde toplam olarak 2011 yılı itibari ile 83 A Gurubu seyahat acentesi bulunmaktadır. Bölgede turizm hareketleri daha çok grup turlarından oluşmaktadır. Bölgede bulunan seyahat acentelerinin yoğun olarak faaliyette bulundukları hizmet alanı, bölge içinde günlük tur düzenlenmesidir. Bölgeye yönelik turistik talebin zaten organize turlar ile gelen turist- 186 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi lerden oluşması ve münferit olarak gelenlerin azlığına rağmen 83 adet seyahat acentesinin hizmet vermeye çalışması iş alanını daraltmakta ve acenteler arasında bir rekabet oluşmaktadır. Kapadokya Turist Rehberler Derneği’nin (KARED) görüşlerine göre Nevşehir’de hizmete hazır her dilde rehber bulunmaktadır. Ancak bölgede İspanyolca, Yunanca, Korece dillerinde yeterince rehber bulunmadığı bilinmektedir. KARED’e göre en önemli sorun acentelerin rehberlere günlük tarifenin altında ücret teklif etmesidir. Bilgilendirme hizmetleri, turizm danışma büroları ve rehberler tarafından sağlanmaktadır. Turizm danışma büroları; yerleri, çalışan kişi sayısı, çalışanların eğitim durumları, yabancı dilleri ve tanıtım materyalleri açısından yetersizdir. 4.4. Hediyelik Eşya Mağazaları Hediyelik eşya mağazaları turistik üst yapının önemli bir unsurdur. Hediyelik eşya mağazaları konumları, binaları, personel sayıları ve nitelikleri açısından değerlendirilebilir. Hediyelik eşya mağazalarının aralarında ölçek bakımından çok büyük farklar bulunmaktadır. Bakı noktalarındaki seyyar satıcılardan, bir iki kişinin işlettiği atölyelerden, elli ve daha yukarı kişinin çalıştığı mağazalara kadar değişik ölçeklerde hediyelik eşya satış noktaları ve mağazaları bulunmaktadır. Hediyelik eşya mağazaları halı, kuyumoniks ve çanak-çömlek konularında ihtisaslaşmışlardır. Nevşehir’de toplam 183 alışveriş mağazası bulunmaktadır. Avanos 59 alışveriş mağazası ve dükkan sayısı ile birinci, Göreme 37 ile ikinci, Ürgüp 33 ile üçüncü sıradadır. Avanos 47 çanak-çömlek alışveriş mağazası ile Nevşehir’in çanak çömlekçilik merkezidir. Halı alışveriş mağazası sayısında ise 22 mağaza ve dükkan ile Ürgüp birinci sıradadır. Kuyum ve Oniks’de 4 mağaza ile Uçhisar birincidir. Hediyelik eşya mağazası sayısında 27 mağaza ile Göreme birinci konumdadır. Görüldüğü gibi sadece mağazalar değil yerleşimler de halı, kuyum-oniks ve çanak-çömlek konularında ihtisaslaşmışlardır. Ancak bölgedeki hediyelik eşya satışlarının % 90’ı büyük alışveriş mağazalarında, %10’u bölgedeki diğer küçük ölçekli alışveriş mağazalarında yapılmaktadır. Büyük ölçekli hediye satış mağazalarının müşterilerinin neredeyse tamamı grup turlardan acente bağlantısı ile sağlanmaktadır. Büyük ölçekli bir halı mağazasına bir yıl içinde ortalama 30.000 kişi girmektedir. Bir otobüs dolusu ziyaretçi, yaklaşık 40 kişi, bir grup kabul edilmektedir. Aynı anda 10-15 grubu birden karşılayabilecek bir kapasiteye sahip halı mağazaları bulunmaktadır. Her gruba 2-3 saat içerisinde halının tarihçesi, nasıl üretildiği ve çeşitlerinin tanıtımını içeren gösteriler eşliğinde satış işle- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 187 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY mi gerçekleşmektedir. Hediyelik eşya mağazaları aynı zamanda bölgenin önemli turistik çekiciliklerini oluşturmakta, alışveriş turizmi sayesinde bölgeye yönelik önemli bir turistik talep yaratmaktadır. Hediyelik eşya mağazalarının ortak sorunu; müşteri çekmek için acente ve rehberlere ödedikleri komisyon oranlarının dünyada kabul gören %10-15 gibi oranları çok aşmış olmasıdır. Yüksek komisyonlar ile artan maliyetler ya yüksek fiyatlar ile müşterilere yansıtılmakta ya da işletmelerin kar marjını düşürmektedir. Bu ise müşteri memnuniyetsizliğine ve işletmelerin ekonomik sıkıntılara girmesine neden olmaktadır. Her ne kadar yüksek komisyonlar ile çalıştırılabildiği söylense de mevcut sistemin sürdürülebilirliği, Nevşehir turizmin sürdürülebilirliği açısından tehdit oluşturmaktadır (İlhan ve Coşkun:2005) 4.5. Nevşehir’in Turistik Çekicilikleri Turizm faaliyetlerinin devamı için turizm sisteminin bütün elemanları önemli olmasına rağmen, bölgesel çekicilikler ve çekim kaynakları bu sistemi harekete geçiren itici gücü oluşturur. Bir bölgede yeterli düzeyde çekicilik olmadığı zaman turizmin geliştirilmesi mümkün olmayabilir. Bölgenin ne tür çekiciliklere sahip olduğu ve çekiciliklerinin özellikleri; ne tür çekicilik kaynaklarını geliştirebileceği ya da koruyacağını, çekicilik kaynaklarına dayalı olarak hangi turistik faaliyetlerin geliştirebileceği ya da birleştirebileceği ve turistik alt (fiziksel ve kurumsal) ve üst yapının şeklini ya da durumunu ortaya çıkarır. Öncelikle bölgede var olan çekicilikler ve çekim kaynakları tanımlanmalı, özellikleri belirlenmeli ve stratejilere ışık tutacak şekilde belirli ölçütlere göre değerlendirilmelidir. Çekiciliklerin yeri ve ulaşılabilirliği, turizm açısından önemi ve tanınmışlığı, taşıma kapasitesi, özgünlüğü, bölgenin sunduğu ortam (çevresel kalite, misafirperverlik ve ödenen para ve zamana değmesi) çekiciliklerin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekli ölçütlerdir. Turizm planlamasında özellikle önemli olan konu turistlere uygun çekiciliklerin kapsamının açık bir şekilde belirlenmesidir. Çekiciliklerin kapsamı çok çeşitli ve yaygın bir dağılım gösterebilir. Neredeyse hesaplanamayacak kadar geniş olan bu dağılım, turizm politikasının belirlenmesinde planlamacının görevini daha karmaşık hale getirir. İlgili değişkenlerin çokluğu nedeni ile turistik çekiciliklerin geliştirilmesinde akılcı bir seçimin yapılabilmesi, politikacılar, planlamacılar, yatırımcılar ve yöneticiler için de ortak ve oldukça zor bir görevdir. Bu zor görevi kolaylaştırmanın yollarından biri de bölgedeki çekiciliklerin ayrıntılı bir şekilde sınıflandırılmasıdır. Bölgesel çekicilikler ile ilgili verilerin toplanabilmesi için çekicilikler ve pazarlar ayrı ayrı incelenmesine rağmen, bölge 188 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi turizminin başarılı olabilmesi için bölgesel çekicilikler ve faaliyetlerin bölgenin hedef turizm pazarları ile uyumlu olması gerekir. Turistik çekiciliklerinin araştırılması ve değerlendirilmesi için bölgedeki çekicilik türlerinin anlaşılması gereklidir. Çalışma amacını aşmamak için burada Nevşehir’in sahip olduğu temel çekicilikler başlıklar halinde verilecektir. Doğal çekicilikler; dünyada eşi ve benzeri olmayan peri bacaları ve vadilerin oluşturduğu doğal güzelliklerdir. Volkanik kaynaklı jeolojik bir yapıya sahip olan Nevşehir, rüzgar ve yağmur erozyonunun meydana getirdiği ve peribacası olarak tanımlanan ilginç doğal oluşumların ve vadilerin yer aldığı bir bölgedir. Nevşehir kış sporları için uygun olmamakla birlikte bir uydu çekicilik olarak kabul edilebilecek Erciyes Dağı, dağcılık ve trekking açısından Hasan Dağı, Aladağlar, Boklar Dağları bölgenin önemli turizm çekim gücüne sahip doğal kaynaklarıdır. Fiilen bu dağlarda atlı turlar ve yürüyüş turları düzenlenmektedir. İlin belli başlı akarsuyu Kızılırmak’tır. Özellikle Gülşehir ve Avanos ilçelerinde Kızılırmak’dan rekreatif amaçlı faydalanmak mümkündür. Doğal görüntüsünün cazibesinin yanı sıra kenarlarında dinlenme ve eğlence yerleri, kampingler yapılmasına uygundur. Ancak akarsu sporlarına elverişli olup olmadığının tespiti için ayrıntılı araştırmaya ihtiyaç vardır. Nevşehir’de çok sayıda içme ve kaplıca vardır. Nevşehir’deki içmeler ve kaplıcalar, özellikle Kozaklı’da, gelişen turizme paralel olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Ancak yeterli düzeyde değildir. Nevşehir’in önemli kültürel çekicilikleri; kilise ve manastırlar, yeraltı şehirleri, antik kentler, Selçuklu ve Osmanlı mimari eserleri, bölge mimarisi, müzeler, geleneksel el sanatları ve etnografi değerler, sosyal ve kültürel etkinlikler ve yöresel beslenme biçimleri ve yiyecek-içecek (özellikle şarap) çeşitleridir. Çekicilikler; çevre turları ve uzun süreli kalış sağlayan çekicilikler olmak üzere sınıflandırılabilir. Birinci grup çekicilikler (yol güzergahındaki manzaralı alanlar, önemli doğal alanlar, kamp alanları, özgün yapılar, dini ve kültürel yerler, yiyecek-içecek ve eğlence yerleri, tarihi binalar, anıtlar ve alanlar) tur talebi yaratan ve yeniden kullanılmayan çekiciliklerdir. İkinci gurup çekicilikler (resort oteller, avcılık ve su sporu alanları, tatil kompleksleri, festival ve kutlamalar, kongre ve toplantı yerleri, kumar merkezleri, spor alanları, ticaret alanları, bilim ve teknoloji merkezleri, eğlence parkları) aynı ziyaretçiler tarafından tekrar kullanılma olasılığı yüksek olan, bir yerde uzun süre kalmayı gerektiren ve bir bölge ya da bölge yakınında toplanmış olan çekiciliklerdir. Nevşehir’in sahip olduğu çekicilikler dikka- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 189 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY te alındığında Nevşehir’in birinci grup çekiciliklere sahip olduğu ve tur yaratabildiği görülmektedir. Yapılan talep analizleri ve bölgedeki ortalama iki gece bir gündüz konaklanması da bu tespiti desteklemektedir. Bu nedenle Nevşehir’de ikinci sınıf çekicilik türlerinin geliştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Sahip olunan bütün doğal ve kültürel çekiciliklerin çekim güçlerinin artırılabilmesi için turistler kadar yerel halkın ihtiyaçlarını da dikkate alarak, bu çekicilikler ile ilişkili rekreatif faaliyetlerin zenginleştirilmesi gerekmektedir. Sonuç 1987-2001 döneminde Nevşehir’in GSYH’dan almış olduğu pay %0,59’dan %0,45’e gerilemiştir. 1987 ve 2001 yılı GSYH rakamları karşılaştırıldığında, Türkiye’nin GSYH’nda %48, Nevşehir’in GSYH’nda ise %13’lük bir yükseliş yaşanmıştır. GSYH rakamlarına göre Nevşehir ekonomisi, Türkiye ekonomisindeki büyümeye paralel bir büyüme gösterememiş ve GSYH’dan aldığı pay azalmıştır. 1987-2001 döneminde GSYH’dan en fazla pay alan sektör tarım sektörü olmuştur. Ancak bu dönemde tarım sektörünün payında yaklaşık %31’lik azalış, ticaretin payında ise %15’lik yükseliş yaşanmıştır. Ticaretteki %15’lik artışın temel kaynağı otel lokanta hizmetlerinde yaşanan %14,3’lük artıştır. 1987-2001 döneminde Nevşehir ekonomisinde tarımdan turizme doğru bir dönüşüm yaşanmıştır. 1954 yılında il olan Nevşehir sanayi, tarım ve turizm sektörlerindeki potansiyellerini yeterince kullanamamıştır. 1997 yılına kadar kalkınmada öncelikli yöreler kapsamına alınmaması nedeniyle teşvik sisteminden yararlanamaması, kamu yatırımlarından yeterince faydalanamaması, organize sanayi bölgesi kurulması konusunda yaşanan sorunlar yatırımların çevre illere kaymasında etkili olmuştur. Nevşehir ekonomisinde turizm önemli ve öncü bir sektördür. Ancak, ekonominin bütün sektörlerinin ilin kalkınmasında ayrı ve önemli bir yeri vardır. TR71 Bölgesi’nde ihracatın ithalatı karşılama oranı 1,54 çıkarken, Türkiye’de ise bu oran 0,72 olarak görülmektedir. Bölgede ihracat yüksek olmasına rağmen ithalatın düşük olması, bölgenin ekonomik yapısından dolayı yatırım malları ithalatının Türkiye’ye oranla daha düşük olmasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizin cari açık sorunu dikkate alındığında 190 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi Nevşehir’de sanayi, tarım ve turizm sektörlerinin birlikte teşvik edilmesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Nevşehir’de tarım, sanayi ve turizm, üç sektörde de ihracatçı konumundadır. Ancak, tarım ve özellikle taşa toprağa dayalı sanayide ürünler işlenmeden ihraç edilmektedir. Hayvancılıkta arı kovanı sayısında %27’lik bir artış, kümes hayvanı sayısında ise 2,9 katlık bir artış yaşanmıştır. Büyükbaş hayvan sayısında %42, küçükbaş hayvan sayısında %83, tek tırnaklı hayvan sayısında ise %96 azalış olmuştur. Ancak hayvan mevcutlarının azalmasına rağmen sığır ırklarındaki değişiklik, hayvansal gıda üretiminde yüksek oranlarda artış sağlamıştır. Nevşehir’de su ürünleri üretimi düşük düzeylerdedir ve yıllar itibariyle su ürünlerinin üretim miktarı azalmıştır. Yağmurlama sistemi ile sulamanın yaygınlaşması, zirai mücadelede daha modern alet ve makinelerin kullanılması ve traktör, ilaçlama, ekim, dikim, hasat ve benzeri tüm zirai alet ve makinelerin sayısında yaşanan artış tarımda verimliliğin ve üretimin artmasını sağlamıştır. Tarım sektöründe üretimi yapılan temel ürünler patates, şeker pancarı, buğday, arpa ve üzümdür. Sebze üretiminde en fazla paya sahip olan ürünler domates ve kabaktır (çerezlik). Meyvecilikte ise üretimi yapılan temel ürünler üzüm, elma ve armuttur. Nevşehir’de örtü altı sebze üretimi çok düşük düzeydedir. Ancak Kozaklı’da termal seracılık için önemli bir potansiyel bulunmaktadır. Nevşehir’de imalat sanayi büyük ölçüde tarıma dayanmakta ve sanayi kuruluşları gıda sanayinde yoğunlaşmaktadır. Gıda sektörüne yönelik yatırımlar, özellikle patates ile üzüm ve mamullerinin işlenmesine yönelik yatırımlar için önemli bir potansiyel bulunmaktadır. Ponza taşı, ihracat ve büyük bir istihdam kaynağıdır, ancak işlenmeden ihraç edilmektedir. Ponza taşını işleyerek katma değerini artıracak işletmelere ihtiyaç vardır. Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu ve birçok bölgesinde yoğun kış ikliminin hüküm sürdüğü dikkate alındığında, hafiflik, dayanıklılık ve ısı yalıtımı açısından önemli üstünlükleri olan perlit ve ponza madenleri inşaat sektöründe değerlendirilerek ülke ekonomisine önemli katkılar sağlayabilir. Çevrenin kalitesini ve yerel halkın isteklerini dikkate alan bölgesel sürdürülebilir sosyo-ekonomik kalkınmaya bütün sektörlerin katkısını artırmak için Nevşehir’e gelen yerli ve yabancı turist sayısını, kalış sürelerini ve harcamalarını artırmak, yerel halk için mevcut rekreasyon fırsatlarını muhafaza et- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 191 İbrahim İLHAN - Ersan ERSOY mek ve geliştirmek, yerel halka turizmde istihdam ve gelir artırıcı imkanlar sağlamak (turizm ve ekonominin diğer sektörleri arasında ileriye ve geriye dönük bağlar geliştirmek, ekonominin küçük ölçekli kesimlerine yardımcı olmak ve danışmanlık hizmeti vermek), çevre üzerindeki mevcut ve potansiyel olumsuz etkileri kontrol etmek (büyük öneme sahip kaynakların veya alanların belirlenmesi ve arazi kullanım planlaması için programlar ve yönetim rehberleri oluşturmak, katı atık toplama sisteminin etkinliğini artırmak, turizmim tutundurulması için sosyokültürel mirası korumak veya geliştirmek, bunun için yerel halkta ilgi uyandırmaya yönelik örgütler kurmak, fonlar oluşturmak, danışmanlık etmek), yerel çıkar gruplarına turizm kalkınması konusunda görüşlerini bildirme fırsatları vermek, mevcut danışmanlık ve katılım sisteminin düzeyini yükseltmek, turizmden elde edilen vergi, kira ve yatırımlar yolu ile bölgesel geliri artırmak gerekmektedir. Turist memnuniyetini sağlamak ve artırmak için turist-yerel halk arasındaki iyi ilişkileri güçlendirmek, misafirlerine karşı iyi davranmalarının gerekliliği ve turizmin öneminin anlaşılması için yerel halkın eğitilmesi, yerel değerleri ve gelenekleri anlaması için turistleri bilgilendirmek, turistlere sunulan mal ve hizmetlerin kalitesini ve fiyatlarını kontrol etmek, turizm hizmetleri için kalite kontrol ve sertifikasyon sistemleri kurmak, turizm endüstrisi ile ilgili yerel halk için danışmanlık ve eğitim sağlamak gerekmektedir. Yatırımcılar üzerindeki maliyet zorluklarını azaltmak için karlı yatırımı teşvik eden yasalar/düzenlemeler/politikalar oluşturmak, yatırım projelerinin uygulanmasını kolaylaştırmak, uygulama süreci ile ilgili hükümet birimleri arasındaki işbirliğini geliştirmek, mevcut idari uygulama ve düzenlemeleri daha elverişli hale getirmek, yatırımlarda ve pazarlamada kamu/özel sektör arasındaki işbirliği ve yardımlaşmayı geliştirmek, kamu sektörünün bütçesinin turizm geliştirme projeleri için artırılması, daha iyi işbirliğine olanak sağlaması için hem özel hem de kamu örgütlenme yapısında değişiklikler yapılması, yatırım için potansiyeli olan mevcut ve yeni alanlarda altyapının artırılması ve iyileştirilmesi gerekmektedir. Özel ilgi turizm türlerinin (kongre, gastronomi, termal vb.) ve rekreatif olanakların artırılması, hem turist sayısını artıracak hem de turistlerin bölgedeki kalış süresini uzatarak atıl yatak kapasitesinin kullanılmasını sağlayacaktır. Bu nedenle bu alanlardaki olanakların tespiti için yeni araştırmalara ve tespit edilen alanlarda da yeni yatırımlara ihtiyaç vardır. 192 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ekonomisinin Sektörel Analizi Kaynaklar AHA, 2010, Ahiler Kalkınma Ajansı, TR71 Bölgesi (Aksaray, Kırıkkale, Kırşehir, Nevşehir, Niğde) Bölge Planı - 2010-2013, T.C. Başbakanlık, Devlet Planlama Teşkilatı, Kayseri. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı, 2010, Turizm Sektörü Raporu. Cumhuriyetin 50.Yılında Nevşehir, 1973, Tisa Matbaası, Ankara. İlhan, İbrahim ve Mevlüt Coşkun, 2005, Nevşehir İli Turizm Gelişiminin Mevcut Durumu ve Geleceğine Yönelik Öneriler, s.1-179, (Kültür ve Turizm Bakanlığı’na rapor olarak sunulmuştur), İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Nevşehir Valiliği, Nevşehir. Nevşehir Turizm Planlaması, Ankara, 1965 MTAGM, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Ankara. Nevşehir Valiliği, 2004, Nevşehir’in 50. Yılı, Osmanlı Ofset Matbaası. 2004. NİY, 1999, Nevşehir İl Yıllığı 1998, Başbakanlık Basımevi, Ankara. NİKTM, 2011, Nevşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. NTSO, 1995, Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası İktisadi Raporu, Mart 1995. NTSO, 1998, Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası Rehber’98, Ağustos 1998. NTSO, 1999a, Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası Rehber 99, Devran Matbaacılık. NTSO, 1999b, Nevşehir İline Ait Genel ve Ekonomik Bilgiler, 15 Mayıs 1999. NTSO, 2004a, Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası İktisadi Raporu, Şubat 2004. NTSO, 2004b, “Nevşehir İlinin Sürdürülebilir Ekonomik Gelişmeyi Yakalayabilmesi İçin Çözüm Bekleyen Öncelikli Sorunlar” (Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun’a Sunulmak Üzere Hazırlanan Rapor), 20 Şubat 2004. Kültür ve Turizm Bakanlığı. Turizm İstatistikleri Bültenleri 1982-2005. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara. Kültür ve Turizm Bakanlığı. Konaklama İstatistikleri Bültenleri 2005-2009. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara. Pekşen, Yalçın, 1988, Nevşehir’den Newyork’a: Gezi Notları, Dördüncü Basım, Varlık Yayınları, İstanbul. Rıfat, Samih, 1998, “Gezginlerin Kapadokyası” , Kapadokya, Ayhan Şahenk Vakfı, İstanbul. T.C.K.T.B. (2008), T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Konaklama İstatistikleri. TUİK, 2011, Bölgesel Göstergeler TR71 (Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir) 2010, TUİK Matbaası, Ankara. TUİK, 2010, Bölgesel Göstergeler TR71 (Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir) 2009 TUİK Matbaası, Ankara. www.tuik.gov.tr 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 193 NEVŞEHİR AĞIZLARINDA KULLANILAN DEYİMLER1 THE IDIOMS USED IN NEVŞEHİR DIALECTS İdris Nebi UYSAL* ÖZET1 Bu çalışmada Nevşehir ağızlarında kullanılan deyimler üzerinde durulmuş; bunlar yapı, anlam, yazı dilindeki şekil, Türkiye Türkçesi ağızlarındaki kullanım durumu bakımından karşılaştırılıp incelenmiştir. Örnekler, bölge ağızları hakkında malzeme bulunduran kaynaklardan alınmıştır. Ağzını yıldızlara vermek, arkasını başını görmek, belaya tırmık çekmek, (bir) ayran içirmek, bir ocaktan olmak, eli yüzü yumak, (birinin) sadarına takılmak, tuzu dökmek, yükü tutmak yöre insanına ait ortak hafızanın ürünü olan deyimlerden yalnızca birkaçıdır. Nevşehir ağızlarında var olan deyimlerin büyük bir kısmı tek ögeden oluşur. Deyimlerde ağız, baş, boyun, el, yüz gibi organ adlarına sıkça rastlanır. Bu durum, organ adlarının işlevselliğini anlatır. Bir bölümü Derleme Sözlüğü’nde ve Türkçenin güncel sözlüklerinde yer almayan bu yapılar, kuşkusuz, dile ve anılan sözlüklere birer katkıdır. Örneklerin tamamı yöre halkının dile, eşyaya ve doğaya hâkimiyetini, anlatım gücünü, hayata bakışını ve bunu dile getiriş şeklini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Nevşehir Ağızları, Deyimler ABSTRACT This study focuses on the idioms (ağzını yıldızlara vermek, arkasını başını görmek, belaya tırmık çekmek, (bir) ayran içirmek, bir ocaktan olmak, eli yüzü yumak, (birinin) sadarına takılmak, tuzu dökmek, yükü tutmak etc) used in Nevşehir dialects. Examples which * Yrd. Doç. Dr., Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Karaman. e-posta: uysal_idris@hotmail. 1 Türkçede deyimler ad (ipucu vb.), sıfat (eli açık vb.), zarf (ucu ucuna vb.) veya fiil (göze gir- vb.) işleviyle kullanılabilmektedir. Dilimizde deyimlerin yapı yönüyle de çeşitlendiği görülür. Kimi deyimler bir fiil (yol ver- vb.), kimisi bir söz öbeği yapısındadır: elinin körü, püsküllü bela gibi. Bazı deyimler ise cümle niteliğindedir: iğne atsan yere düşmez gibi. Biz bu yazıda Nevşehir ağızlarında yapı ve işlev yönüyle birleşik fiil niteliği sergileyen deyimleri ele almak istiyoruz. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 195 İdris Nebi UYSAL analysed in article have taken from resource books related with region dialects. Then the idioms have examined in points of structure, meaning and usage. Accoarding to the study many of idioms has one part. Some of them have organ names, like face, hand, head, mouth, neck. This situation expresses the importance of organ names. Today some of the idioms aren’t in Turkish Dictionary (TDK, 2005) and Compilation Dictionary (TDK, 2009). Of course, this situation encountered in Nevşehir dialects is a contribution to Turkish language and mentioned dictionaries. Key Words: Nevşehir Dialects, Idioms Giriş “Belli bir kavramı, belli bir duygu ya da durumu dile getirmek için birden çok sözcüğün bir arada, seyrek olarak da tek bir sözcüğün yan anlamında kullanılmasıyla oluşan söz” (Aksan 2000: 35) şeklinde tanımlanan deyimler, Türkçenin söz varlığında önemli bir yer tutar. Çok şeyi en az sözcükle anlatma çabasının ürünü olan bu sözler, yazı dilinde ve ağızlarda sıkça karşılaşılan ifade şekilleridir. Çeşitli olay ve durumlarla kişilerin bu olay ve durumlar karşısında takındıkları tavır ve gösterdikleri tepkilerin anlatılmasında yararlanılan deyimler; mizahi yönü bulunan, şiirsel değeri olan ve anlatıma güç katan söz öbekleridir. Türkçede deyimlerin büyük bir kısmı bir söz öbeği görüntüsündedir. Bu durum, aynı şekilde olan kimi yapıların da deyim olarak algılanmasına neden olmuştur. Bir söz öbeğinin deyim özelliği kazanması, öbeği oluşturan sözcüklerin kendi anlamlarından sıyrılarak ortaklaşa yeni bir anlamı yansıtmalarına bağlıdır (Aksan 2006: 172). Bu, bir yapının deyimleşmesini sağlayan ilk adımdır. Deyimleşmenin ikinci basamağında ise kalıplaşma ve kalıp halinde kullanılma vardır. Dolayısıyla birden fazla sözcükten meydana gelen bir yapının deyim olup olmadığına karar verirken bu iki hususu dikkate almak gerekir. Ancak kalıplaşma, ağızlar için sağlam bir ölçüt olmayabilir. Belki ağızlarda yerel/yöresel bir kalıplaşmadan bahsedilebilir. Türkçede deyimler üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmaların ortak tarafı, incelemelerin bu sözlerin anlam yönü üzerinde yoğunlaşmış olmasıdır. Oysa bu gizemli sözler; yapı, diziliş ve işlev yönleriyle de kendi içinde birtakım farklılıklar göstermekte ve ayrıca incelenmeyi gerektirmektedir. Öyle ki bugün dilimizde deyim olarak işletilen kuyruk acısı, çetin ce- 196 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ağızlarında Kullanılan Deyimler viz, yufka yürekli, ele güne karşı, hem suçlu hem güçlü, eli uzun, dişe diş, çantada keklik, kıldan ince kılıçtan keskin, körü körüne, ekmek elden su gölden, el mi yaman bey mi yaman, çoğu gitti azı kaldı, yere bakan yürek yakan, diş gıcırdatmak vb. söz öbekleri, bu incelemenin bir zorunluluk olduğunu anlatmaktadır. Örneklerden de anlaşılacağı üzere deyimlerin bir kısmı tamlama (ad, sıfat), bir bölümü sözcük grubu (edat grubu, bağlama grubu, birleşik fiil vb.) şeklinde iken bazıları da bir cümle niteliğinde olabilmektedir. Kimi deyimler ad (alın teri vb.) olarak işletilirken kimileri sıfat (çetin ceviz vb.), zarf (körü körüne vb.) ya da fiil (gözden düş- vb.) olarak kullanılabilmektedir. Örnekler bize deyimleri yapı, dizim ve işlev farklılıklarını dikkate almadan incelemenin sağlıklı sonuç vermeyeceğini göstermektedir. Biz bu çalışmada yukarıdaki değerlendirmeler ışığında Nevşehir ağızlarında kullanılan deyimler üzerinde durmak istedik. Yöre ağızları, deyimler bakımından hayli zengindir. Var olan bu zenginliği bir bildirinin sınırlarını aşmayacak şekilde sizlere sunmayı düşündük. Örneklem olarak “birleşik fiil yapısında olan deyimler”i seçtik. Bu kapsamda inceleyeceğimiz örnekler yöre ağızları hakkında malzeme bulunduran kaynaklardan alınmış olup konuya ilişkin çalışmalarda genellikle “birleşik fiil yapısında olan deyimler” başlığı altında yer almaktadır2. C. Demir (2008: 432), “birleşik fiil yapısında olan deyimler”in kip ve kişi ekleri almadan kalıplaşmış sözler olduğunu, bu yönleriyle cümle niteliğindeki deyimlerden ayrıldıklarını söyler. Bu deyimler cümlede yüklem olduğu zaman yüklem durumundaki fiil, kip ve kişiye göre çekimlenebilmektedir. Örneğin birleşik fiil niteliğindeki gözden düş- deyimi, “gözden düştük, gözümden düştü, gözünden düşersin” şekillerinde çekime girebilmektedir. Şekil, anlam, diziliş yönleriyle dil biliminin farklı alanlarına konu olan bu fiillerin bir diğer özelliği, bazen birleşiğin fiil ögesinin bazen de grubun tamamının anlam kaymasına uğramış olmasıdır. 2 Bu kapsamda ele alınacak örnekler Z. Korkmaz (2009: 153-157, 837-861)’ın “Anlam Kaymasına Uğramış ve Deyimleşmiş Olan Birleşik Fiiller”, D. Aksan (2006: 174-175)’ın “Eylemlikle Kalıplaşmış Yüklemsel Sözcük Bağdaştırmaları”, T. N. Gencan (2007: 368-369)’ın “Öbekleşmiş Eylemler: Deyim Biçiminde Öbekleşmiş Eylemler”, L. Karahan (1999: 39)’ın “Anlamca Kaynaşmış Birleşik Fiiller” ve C. Demir (2008: 432)’in “Birleşik Fiil Yapısında Olan Deyimler” başlığı altında verdiği yapılardır. Bu konuda yapılan çalışmalardan biri de Deniz Öztürk’e aittir. Öztürk (2008) eserinde “Anlamca Kaynaşmış-Deyimleşmiş Birleşik Fiiller” ifadesini kullanmıştır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 197 İdris Nebi UYSAL İnceleme: Bu bölümde Nevşehir ağızlarındaki birleşik fiil yapısında kullanılan deyimleri, abecesel sıraya göre verip bunlar üzerinde değerlendirmeler yapmak istiyoruz. Ağrısı tutmak (NYA, 65/4) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Gebe kadının doğum sancıları başlamak” anlamındadır. Yazı dilindeki yapı ve karşılıkla aynıdır. Derleme Sözlüğü’nde bulunmayan bir söz öbeğidir. Ağzını havaya vermek (NYA, 29/54) : (N+YT+F) yapısında, iki ögeli bir deyimdir. “Kandırılmak, beklediğini elde edememek” anlamına gelir. Alay yollu söylenen bir sözdür. Yazı dilinde ağzını havaya (poyraza) açmak (TDK 2005: 37) şeklinde kullanılır. Derleme Sözlüğü’nde yer almayan bir sözdür. Ağzını yıldızlara vermek (NYA, 14/52) : (N+YT+F) yapısında, iki ögeden oluşan bir deyimdir. Yazı dilinde ve Derleme Sözlüğü’nde bulunmayan, yöre ağızlarına özgü bir sözdür. “Geceyi açık bir alanda, yıldızlara bakarak geçirmek” karşılığındadır. Aklı başına gelmek (ÜAYA, 18/23) : (Ö+YT+F) şeklinde, iki ögesi bulunan bir deyimdir. Anlamı “kendine gelmek”tir. Yazı dilinde de çok kullanılan bir ifade şeklidir. Aklı ermek (NYA, 29/55) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Anlayabilmek” anlamında olup yazı dilinde de görülen bir sözdür. Aklı kavramak (NYA, 10/26) : (Ö+F) kuruluşunda, tek ögeli bir deyimdir. “Anlamak, farkına varmak” anlamlarındadır. Yöreye özgü bir deyiştir. Aklına gelmek (NYA, 4/28; ÜAYA, 2/10) : (YT+F) şeklinde, tek ögeden oluşan bir deyimdir. “Hatırlamak” anlamını verir. Yazı dilinde de sıkça karşılaşılan bir sözdür. Alıp satmak (NYA, 12/12) : (Z+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Cinsel ilişkiye girmek” karşılığındadır. Argo niteliğinde bir sözdür. Yazı dilinde ve argoya ait sözlüklerde bulunmamaktadır. Alnının terini yemek (BAAD-I, 227) : (N+F) kuruluşunda, tek ögeli ve ögesi belirtili ad tamlaması olan bir deyimdir. “Kazancını çalışarak sağlamak” anlamındadır. Yazı dilinde ve Derleme Sözlüğü’nde görülmeyen bir yapıdır. Altını sermek (ÜAYA, 7/8) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir sözdür. “Birinin yatacağı yeri, yatağını hazırlamak” demektir. Yazı diline ait sözlüklerle Derleme Sözlüğü’nde yoktur. 198 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ağızlarında Kullanılan Deyimler Arkasını başını görmek (NYA, 13/17-62/75) : (N+F) kuruluşunda, tek ögeli ve ögesi bir ikilemeden oluşan bir deyimdir. “Giysi vb. ihtiyaçlarını karşılamak” anlamındadır. Yöre ağızlarına özgü bir ifade şeklidir. Avurdunu domalttığından Ömer diyeceğini anlamak (BAAD-II, 104) : (Z+N+F) yapısında, iki ögeli, her iki ögesi de yancümleden oluşan bir deyimdir. “Birinin ne diyeceğini önceden bilmek” anlamındadır. Yöreye özgü bir deyiştir. Ayağı kademli olmak (BAAD-I, 241) : (Ö+F) yapısında, tek ögeden oluşan bir deyimdir. Deyimin fiil ögesi, ol- yardımcı fiiliyle yapılan bir birleşik fiildir. “Uğurlu gelmek” anlamındadır. Yazı dilinde kademli olsun şeklinde cümle niteliğine sahip bir deyim vardır. Ancak bu yapı, yazı diline ait sözlüklerle Derleme Sözlüğü’nde yoktur. Ayı günü gelmek (NYA, 65/3) : (Ö+F) şeklinde, tek ögeli ve ögesi ikilemeden oluşan bir deyimdir. “Doğum zamanı yaklaşmak” anlamındadır. Bu deyim Niğde’de ayı günü yitmek, Yozgat’ta ayı günü yakın (TDK 2009a: 416) şeklinde söylenirken Afyon’da (TDK 2009ç: 4436) Nevşehir ağızlarındaki yapının işletildiği görülür. Ancak sözü edilen yerdeki anlam, diğer yörelere göre daha geniştir. Bu deyim Afyon ağızlarında “doğum zamanı gelmek” anlamının dışında “önceden saptanan zaman sona ermek, zamanı gelmek” anlamlarına da sahiptir. Babasının ocağını tüttürmek (BAAD-I, 245) : (N+F) yapısında, tek ögeli ve ögesi ad tamlamasından oluşan bir deyimdir. “Nesli devam ettirmek” anlamındadır. Yazı diline ait sözlüklerle Derleme Sözlüğü’nde karşılaşılmayan bu yapı, kuşkusuz, anılan eserlere bir katkıdır. Başa çıkmak (ÜAYA, 18/69) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Bir şeye gücü yetmek” anlamına gelir. Yazı dilinde de kullanılan bir ifade şeklidir. Başı başına gelmek (ÜAYA, 27/112) : (Ö+YT+F) kuruluşunda, iki ögeden oluşan bir sözdür. “Bir işte kâr, zarar etmeden durumu kurtarmak” demektir. Yazı dilinde görülmeyen bu deyim, Nevşehir ağızlarından Türkçenin sözlüklerine bir katkıdır. Başına gelmek (NYA, 6/39) : (YT+F) şeklinde, tek ögeden oluşan bir deyimdir. “Kötü bir durumla karşılaşmak” anlamındadır. Yazı dilinde de bulunan bir söz öbeğidir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 199 İdris Nebi UYSAL Başından geçmek (ÜAYA, 36/39) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde de aynı anlam ve yapıya sahiptir. “Daha önce aynı duruma uğramış olmak” demektir. Bayırın budalası olmak (BAAD-I, 251) : Ol- fiiliyle kurulan bir birleşik fiil olup (F) yapısındadır. Öge almadan kullanılmıştır. “Yerli yersiz azarlanan biri olmak” anlamındadır. Yöre ağızlarına özgü bir sözdür. Belaya tırmık çekmek (BAAD-I, 252) : (YT+N+F) şeklinde, iki ögeli bir deyimdir. Yöre ağızlarına özgü bir ifade şekli olup “bela aramak, kendisini sıkıntıya sokacak işlere bulaşmak” demektir. Beli bükülmek (NYA, 62/112): (Ö+F) kuruluşunda, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dili ile aynı anlam ve yapıya sahiptir. “İş göremez hale gelmek” anlamındadır. Belini bükmek (ÜAYA, 10/12) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir sözdür. Yazı dilinde de görülür. “Çaresizlik içinde bırakmak” demektir. Bir ayran içirmek (NYA, 29/98) : (N+F) yapısında, tek ögeli ve ögesi sıfat tamlaması olan bir deyimdir. “Bir yararı dokunmak” karşılığında kullanılan bu söz, yöreye özgü ifade şekillerinden biridir. Bir hoş olmak (ÜAYA, 35/31) : (F) şeklinde, ol- yardımcı fiiliyle elde edilmiş bir deyimdir. Anlamca yazı dilinden ayrılır. “Bir olay veya durum karşısında olumsuz etkilenmek” anlamındadır. Afyon, Düzce ve Konya’da “tuhaflaşmak, şaşırmak, üzüntüden eli ayağı kesilmek” (TDK 2009a: 701) anlamlarıyla kullanılır. Bir kuyuya taş atmak (ÜAYA, 22/18) : (YT+N+F) yapısında, iki ögeli, ilk ögesi sıfat tamlaması olan bir deyimdir. “Birlikte çalışmak ve kazancını tek yerde biriktirmek” anlamına gelir. Yazı dilinde kullanılmayan bir söz öbeğidir. Bir ocaktan olmak (NYA, 67/17) : (F) yapısında, ol- yardımcı fiiliyle elde edilmiş bir deyimdir. Yazı dilinde bulunmayan bir yapıdır. “Aynı aileden olmak, aynı soydan gelmek” anlamındadır. Boyun eğmek (NYA, 59/65) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Katlanmak, kabul etmek” karşılığında kullanılır. Yazı dilinde de olan bir söz öbeğidir. Canı istemek (NYA, 5/19) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Heves etmek, istek duymak” anlamına gelir. Yazı dilinde de kullanılır. 200 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ağızlarında Kullanılan Deyimler Canı sıkılmak (NYA, 16/25) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “İçi sıkılmak, tedirgin olmak” anlamında olup yazı dilinde de aynı şekil ve anlamda işletilir. Dört kuruş para kazanmak (ÜAYA, 29/17) : (N+F) yapısında, tek ögeli ve ögesi sıfat tamlaması olan bir deyimdir. “Az kazanmak, emeğinin karşılığı olarak çok az gelir elde etmek” anlamlarını taşır. Dünya malına gark etmek (NYA, 51/54) : (YT+F) yapısında, tek ögeli ve ögesi ad tamlaması olan bu deyimin fiili, et- yardımcı fiiliyle kurulan bir birleşik fiildir. Yazı dilinde gark etmek şeklinde kullanılan bu deyim, “birine bir şeyi bolca vermek” anlamındadır. Dünyaya gelmek (NYA, 21/1) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Doğmak” anlamını veren bu söz öbeği yazı dilinde de vardır. Ekşisine ekşi, yavanına yavan dememek (BAAD-I, 298) : (YT+N+F) kuruluşunda, öge dizimi tekrar eden bir deyimdir. “Her şeyi olduğu gibi kabullenmek” anlamına gelir. Yazı diline ait sözlüklerde görülmez. El koymak (NYA, 9/2): (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Yetkili organ bir malı veya kuruluşu kendi yönetimine almak” anlamındadır. Yazı dilinin yaygın sözlerinden biridir. Eli yüzü yumak (NYA, 29/22) : (N+F) şeklinde, tek ögeli bir deyimdir. Ögesi ikileme yapısındadır. “Eli boş dönmek” anlamındadır. Yöre ağızlarının Türkçenin söz varlığına bir katkısıdır. Elinden gelmek (NYA, 46/46) : (YT+F) kuruluşunda, tek ögeli bir deyim olup “yapabilmek” anlamına gelir. Yazı dilinde de kullanılır. Elini uzatmak (ÜAYA, 26/80) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Yardım etmek” anlamını taşır. Yazı dilinde el uzatmak ya da elini uzatmak şekillerinde görülür. Ere gitmek (ÜAYA, 38/43) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde ere gitmek (varmak) şeklinde iki yapısı vardır. “Kadın veya kız evlenmek” anlamındadır. Ev olmak (NYA, 51/81) : (F) yapısında, ol- yardımcı fiiliyle elde edilmiş bir deyimdir. “Evlenmek, yuva kurmak” anlamında olup yazı dilinde görülmez. Bu söz, Niğde’de “geçinmek, bağdaşmak, uyuşmak” anlamlarıyla kullanılır (TDK 2009b: 1813). 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 201 İdris Nebi UYSAL Fırıl fırıl fıllandırmak (NYA, 4/48) : (Z+F) şeklinde olup tek ögelidir. Ögesi, aynı sözcüğün tekrarıyla oluşan yansıma sözcükten kurulu bir deyimdir. Yazı dilinde kullanılmaz. “Acıdan kıvrandırmak” anlamındadır3. Gelin almak (NYA, 25/32) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde de kullanılan bu söz öbeği “erkeğe eş bulmak” anlamındadır. Gönül eğlemek (NYA, 28/19) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Hoşça vakit geçirmek” anlamındadır. Yazı diline ait sözlüklerde de yer almaktadır. Gurbete açılmak (ÜAYA, 5/22) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir sözdür. Yazı dilinde “gurbete çıkmak, gurbete düşmek” şeklinde kullanılan bu deyim “doğup yaşanılan yerden uzaklaşmak” anlamındadır. Deyim bu yapısıyla Türkçenin sözlüklerine bir katkıdır. Gücü yetmek (NYA, 12/48) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde de kullanılır. “Üstesinden gelmek, imkân bulmak” anlamlarına gelir. Gücüne gitmek (NYA, 4/61) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde de kullanılır. “Gönlü kırılmak, onuruna dokunmak” karşılığındadır. Hatırına değmek (NYA, 59/66) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yöreye özgü bir deyimdir. “Üzmek, kalbini kırmak” anlamlarına gelmektedir. Herif avrat olmak (NYA, 51/18) : (F) ol- yardımcı fiiliyle elde edilmiş, birleşik fiil yapısında bir deyimdir. Ad ögesi herif avrat ikilemesinden oluşmaktadır. “Karı koca olmak” demektir. Yazı dilinde örneği yoktur. İçerisi kan ağlamak (ÜAYA, 19/34) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Deyimi oluşturan fiil (kan ağla-) de Türkçede deyim olarak kullanılan başka bir yapıdır. Yazı dilinde içi kan ağlamak şeklinde yer alan bu deyim “çok üzüntü duymak” anlamını verir. İdaresini temin etmek (NYA, 45/157) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yüklemi, et- yardımcı fiiliyle yapılan bir birleşik fiildir. Yöreye özgü bir ifade şeklidir. “Her türlü ihtiyacını tedarik etmek” anlamındadır. 3 Fıllanmak, Niğde ağızlarında “dolanmak, çevresinde dönmek” (TDK 2009c: 1852) demektir. 202 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ağızlarında Kullanılan Deyimler Kafası tatlı olmak (ÜAYA, 38/53) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir sözdür. Fiili ol- yardımcı fiiliyle sağlanmış bir birleşik fiildir. “Akli dengesi yerinde olmamak” anlamına gelir. Kafayı vurup yatmak (NYA, 66/9) : (Z+F) yapısında, tek ögeli, ögesi zarffiil grubu olan bir deyimdir. “Uykusu geldiğinde hemen yatmak” anlamındadır. Yazı dilinde vurup kafayı yatmak şeklinde kullanılır. Kantarın kulpu kopmak (ÜAYA, 2/14) : (Ö+F) şeklinde, tek ögeli bir deyimdir. Fiilden önceki bölüm, bir ad tamlamasıdır. Yazı dilinde kantarın topunu kaçırmak şeklinde kullanılan bu söz, “ölçüyü kaçırıp aşırılığa gitmek” anlamını taşır. Kaygı çekmek (NYA, 59/27) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir sözdür. “Tasalanmak” anlamındadır. Yazı dilinde de kullanılır. Kaynayıp gitmek (ÜAYA, 4/1) : (Z+F) yapısında, tek ögeli bir sözdür. “Yok olmak, kötü duruma düşmek” anlamlarındadır. Kemalini bulmak (ÜAYA, 22/26) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir sözdür. Yazı dilinde kemal bulmak şeklinde kullanılır. “Kemale ermek” demektir. Kısmeti açılmak (NYA, 5/35) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde de kullanılır. “Kendisiyle evlenmek isteyen biri çıkmak” anlamındadır. Kirasız kilim ucuna yapışmamak (BAAD-I, 353) : (Z+YT+F) yapısında, iki ögeli, cümlede yer tamlayıcısı olan ikinci öge bir ad tamlamasıdır. “Karşılık görmeden bir işe girişmemek” anlamına gelir. Yazı diline ait sözlüklerle Derleme Sözlüğü’nde yoktur. Kocaya varmak (NYA, 62/33) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde kocaya gitmek şekli de vardır. “Kız, kadın evlenmek” anlamına gelir. Köpük kusmak (ÜAYA, 12/2) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yöreye özgü bir deyim olup “uzun süre aç kalma” durumunu anlatır. Kudreti yetmek (NYA, 43/3) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde gücü yetmek şeklindedir. “Üstesinden gelmek, imkân bulmak” anlamlarına gelir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 203 İdris Nebi UYSAL Küküm kalmak (NYA, 62/25) : (Z+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yöreye özgü bir söz olup “dul kalmak, bir başına kalmak” anlamındadır4. Lisana gelmek (NYA, 51/17) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Dile gelmek; konuşma kudreti, yeteneği, olmayan varlık konuşmak” anlamındadır. Derleme Sözlüğü bu deyime yer vermemiştir. Meydanda kalmak (NYA, 62/79) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Ortada, kalmak, çaresizlik içinde olmak” anlamındadır. Bu deyim, yazı dilinde “meydanda bırakmak” şeklindedir. Muradına ermek (NYA, 65/Başlık) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “İsteğine kavuşmak, arzusu yerine gelmek” anlamlarına gelir. Yazı dilinde de kullanılır. Muradına koşmak (NYA, 4/24) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “İsteğine kavuşmak, arzusu yerine gelmek” anlamlarına gelir. Yazı dilinde muradına ermek şekli esastır. Ocağı batmak (NYA, 62/9) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde de kullanılır. “Soyu tükenmek” karşılığındadır. Halk ağzında kimi zaman ocağı(n) batsın, ocağı batasıca şekillerinde bir ilenç ifadesi olarak da kullanılan bu söz için Gümüşhane’de “kimsesi kalmamak, bütün yakınları ölmek” anlamlarına gelen ocağı karalmak (TDK 2009c: 3264) deyimi kullanılmaktadır. Oturduğu yeri satın almak (ÜAYA, 4/3) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. İlk ögesi bir sıfat tamlamasıdır. Fiili ise birleşik fiil olarak kullanılan satın al- yapısıdır. “Akıllı uslu olmak” anlamına gelir. Yazı dilinde kullanılmaz. Ödü sıtmak (NYA, 5/21) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde “ödü kopmak (patlamak)” şeklindedir. “Çok korkmak, ödü patlamak” anlamına gelir. Korkuyu anlatan bu deyim; ödü sıdmak, ödü yarılmak, ödü çatlamak (TDK 2009c: 3314) gibi değişkenleriyle ağızlarda oldukça geniş bir alana yayılmıştır. 4 Küküm sözcüğü için Derleme Sözlüğü (2009ç: 3027), “elden ayaktan düşmüş, çok ihtiyar” karşılıklarını vermekte; bu sözcüğün Çanakkale, Sivas, Çorum, Kırşehir, Yozgat, Ankara ve Nevşehir’de kullanıldığını belirtmektedir. 204 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ağızlarında Kullanılan Deyimler Pili bitmek (ÜAYA, 19/26) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde de görülür. “Gücü tükenmek, ekonomik gücünü kaybetmek” anlamlarındadır. Rüyasına girmek (NYA, 65/12) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde de görülür. “Rüyasında görmek” demektir. Sadarına takılmak (birinin) (BAAD-I, 377) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde görülmez. Sadar yöre ağızlarında “dayak olarak kullanılan sırık, direk” (TDK 2009c: 3513) demektir. Bu durumda söz konusu yapı, “birinin sayesinde geçinmek” anlamına gelmektedir. Soğuk almak (NYA, 17/22) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde insanlar için kullanılan bu deyim yöre ağızlarında bitkilere yönelik işletilmektedir. “Aşırı soğuk nedeniyle bitki kurumak” anlamındadır. Böyle durumlar için yazı dilinde soğuk vurmak (yakmak) deyiminden yararlanılır. Söz kesmek (NYA, 2/10) : (N+F) şeklinde, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde de kullanılır. “Evlenmek için anlaşıp kesin karar vermek” anlamını verir. Şafak atmak (NYA, 35/11) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilindeki şafak sökmek deyiminin karşılığıdır. “Sabahleyin ortalık ağarmaya başlamak” demektir. Şöhret bulmak (NYA, 36/21) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde şöhret bulmak (kazanmak) şeklinde kullanılır. “Ün sahibi olmak, ünlenmek, üne kavuşmak” anlamlarına gelir. Tuzu dökmek (NYA, 14/30) : (N+F) yapısında ve tek ögeli bir deyimdir. Yöreye özgü bir sözdür. Yazı diline ait sözlüklerle Derleme Sözlüğü’nde yoktur. “Ağlamak, gözyaşı dökmek” demektir. Türkü yakmak (NYA, 30/50) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde de yaygındır. “Türkü sözü bestelemek” demektir. Bu deyim Rize’de “türkü takmak” şeklinde tespit edilmiştir (TDK 2009ç: 4780). Umur görmek (NYA, 57/30) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. İlk ögesi Arapça kökenli bir sözcüktür. Yazı dilinde deneyimli, görgülü, olgun kişileri anlatmada “umurgörmüş” şeklinden yararlanılır. Bu söz, Nevşehir ağızlarında birleşik fiil şeklinde yer almıştır. “Çok şey görmek, yaşamak” demektir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 205 İdris Nebi UYSAL Üstüne evlenmek (NYA, 27/1) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Evliyken kocası ikinci evlilik yapmak” anlamındadır. Yöre ağızlarının Türkçenin söz varlığına sunduğu bir sözdür. Üzerine çocuk düşmek (NYA, 65/2) : (YT+Ö+F) yapısında, iki ögeli bir deyimdir. “Gebe kalmak” demektir. Yöreye özgü bir deyimdir. Yalana kulak asmamak (ÜAYA, 22/70) : (YT+N+F) yapısında, iki ögeli bir deyimdir. “Doğru söze itibar etmek” anlamındadır. Yöre ağızlarındaki kullanıma göre kişi doğru söylediğini belirtmek için bu söze başvurmaktadır. Yazısı devre yazılmak (BAAD-I, 400) : (Ö+Z+F) yapısında, iki ögeli bir deyimdir. “Kaderi kötü olmak” anlamına gelir. Yazı diline ait sözlüklerle Derleme Sözlüğü’nde yoktur. Yedisini yitirip bıyığını bitirmek (BAAD-I, 401) : (Z+N+F) yapısında, iki ögeli bir deyimdir. Yazı dilinde görülmez. “Büyüyüp gelişmek, sorumluluk alacak yaşa gelmek” anlamındadır. Yol göstermek (NYA, 62/72) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Çare bulmak, ne yapılacağını anlatmak” anlamlarına gelir. Yazı dilinde de kullanılır. Yol vermek (NYA, 62/21-44) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. Nevşehir ağızlarında iki farklı anlamı vardır: “İzin vermek, çare bulmak.” Deyim, anlam yönüyle yazı dilinden ayrılır. Ancak Derleme Sözlüğü’nde (2009ç: 4294) Sivas kaydıyla gösterilen “izin vermek” karşılığıyla örtüşür. Yola düşmek (NYA, 12/5) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Yola çıkmak, yol almaya başlamak” demektir. Yükü tutmak (NYA, 24/39) : (N+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Hazırlık yapmak” anlamındadır. Yöre ağızlarından Türkçenin söz varlığına bir katkıdır. Yüzü ekşimek (ÜAYA, 35/30) : (Ö+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Bir olay ya da durum karşısında sararıp solmak” anlamındadır. Yöre ağızlarının Türkçenin söz varlığına bir katkısıdır. Yüzüne bakmamak (ÜAYA, 13/22) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Önem vermemek, ilgilenmemek” demektir. Yazı dilinde de kullanılır. Zihninde kalmak (NYA, 1/52) : (YT+F) yapısında, tek ögeli bir deyimdir. “Zihninde yer etmek, çıkmamak üzere belleğe yerleşmek” anlamındadır. Yazı dilinde zihinde (zihninde) yer etmek şeklinde kullanılır. 206 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ağızlarında Kullanılan Deyimler Sonuç: Bilindiği üzere deyimlerin en belirgin özelliği, onların az sözle çok ileti gönderebilecek anlam yoğunluğuna sahip olmalarıdır. Yukarıdaki değerlendirmeler, yöre ağızlarında tespit edilen birleşik fiil yapısındaki deyimlerin büyük çoğunluğunun (% 82) tek ögeden oluştuğunu ortaya koymaktadır. Bu rakam, söylenecek olanı en az sözcükle aktarma çabasının yöre insanında ulaştığı noktayı anlatır. Tek ögeli deyimlerden 27’si (N+F), 23’ü (YT+F), 19 tanesi de (Ö+F) şeklindedir. Bir oluş ya da durum bildiren fiillerle kurulan deyimlerin söz dizimi genellikle (Ö+F) yapısında gerçekleşmektedir. Gel-, git-, kal- fiilleri, birleşik fiil kalıbında görülen bu deyimlerde sık kullanılan sözcüklerdir. Deyimi oluşturan fiillerin çoğu geçişsiz ve yalın (basit) yapılıdır. Nevşehir ağızlarında yaşayan birleşik fiil yapısındaki deyimlerden bir kısmı şekil ve anlam bakımından yazı diline ait sözlüklerle Derleme Sözlüğü’nde bulunmamaktadır. Ağzını yıldızlara ver-, aklı kavra-, alnının terini ye-, başı başına gel-, bir ayran içir-, bir kuyuya taş at-, ev ol-, eli yüzü yu-, herif avrat ol-, köpük kus-, tuzu dök-, yükü tut- bunlardan bazılarıdır. Bu sözler Türkçenin söz varlığına bir katkı olarak düşünülmelidir. Yöre ağızlarında bulunan deyimlerden bir bölümü, yazı dilindeki kullanıma göre birtakım yapısal farklılık sergilemektedir. Ağzını havaya ver-, kudreti yet-, soğuk al-, şafak sök-, zihninde kal- gibi deyimler bu duruma örnek olarak verilebilir. Nevşehir ağzının söz varlığını oluşturan kalıplaşmış birleşik fiiller içinde yapı olarak yazı diliyle benzeşmesine rağmen anlam yönüyle yazı dilinden ayrılan örnekler de vardır: Bir hoş ol-, yol ver- gibi. Alıp sat- kalıplaşmış birleşik fiili, Türkçenin argo sözlüğüne katkı olabilecek bir veri olarak kaydedilmelidir. Deyimler, millî değerlerin başında gelir. Dolayısıyla bu sözler, yabancı etkisinin az ya da sınırlı olduğu yapılardır. Yöre ağızlarındaki deyimlerde karşılaşılan alıntı sözcükler akıl, can, dünya, gurbet, hatır, murat, zihin gibi Doğu kökenli ancak çeşitli ses değişiklikleriyle Türkçe söyleyişe uydurulmuş ve herkesçe bilinen yapılardır. İnceleme kapsamındaki örneklerde Batı dillerinden alındığı belirlenen sözcükler şunlardır: Kulp, kuruş ve pil. Rumca bir sözcük olan kulp yerel özelliklerin bir etkisi olarak düşünülebilir. Türkçe deyimler beden sözcükleriyle doludur. Bu durum, Nevşehir ağızları için de geçerlidir. Yöre halkı karşılaştığı kimi olayları ya da durumları 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 207 İdris Nebi UYSAL daha iyi anlatabilmek için somutlaştırma yoluna gitmiş, böyle durumlarda özellikle beden dışında bulunan organ adlarından sıkça yararlanmıştır. Ağız, avurt, ayak, baş, bel, boyun, el, kulak, yüz yöre insanın deyimlerde kullandığı organ adları arasındadır. Bu tablo, organ adlarının işlevselliğini anlatır. Ayrıca, bir dilin millîlik vasfı kazanmasında organ adlarının rolü büyüktür. Yapısında Türkçe organ adlarına sıkça yer veren deyimler, bu yönüyle Türkçenin öz varlığını oluşturan ögelerin başında gelir. Ağızlar, anlatımın sınırlı olduğu konuşma şekilleri olarak görülmemelidir. Aksine ifade şeklinin birtakım kalıplardan sıyrılarak çeşitlilik gösterdiği ortamlardır. Bu yönüyle yazı diline göre zengindir ve onu besleyen bir güce sahiptir. Kudreti yet-, ödü sıt-, soğuk al- deyimleri sözü edilen duruma örnek teşkil eden yapılardır. Deyimler, bugün arkaik diye nitelendirilebilecek kimi sözcüklerin yaşadığı yapılardır. Sıt- (<sı-: kırmak) bunun güzel bir örneğidir. Bugün yazı dilinde tek başına kullanılmayan, ancak bulunduğu yapıda bir anlam ifade eden sözcüklerin deyim vb. yolla yazı dilinde kendisine yer buldukları görülür. Özellikle ağızlar, bu sözcükler için adeta bir yaşam alanı olmuştur. Bir bölümü gerek Derleme Sözlüğü’nde gerekse Türkçenin güncel/genel sözlüğünde yer almayan bu yapılar, kuşkusuz, dile ve anılan sözlüklere birer katkıdır. Karşılaşılan örneklerin tamamı yöre halkının dile, eşyaya ve doğaya hâkimiyetini, anlatım gücünü, hayata bakışını ve bunu dile getiriş şeklini gözler önüne sermektedir. Kısaltmalar ve Kaynakça: BAAD : Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler I-II F : Fiil N : Nesne NYA : Nevşehir ve Yöresi Ağızları Ö : Özne TDK : Türk Dil Kurumu ÜAYA : Nevşehir İli Ürgüp ve Avanos Yöresi Ağızları YT : Yer Tamlayıcısı Z : Zarf Aksan, Doğan (2000), Her Yönüyle Dil Ana Çizgileriyle Dilbilim, Ankara: TDK Yay. Aksan, Doğan (2006), Türkçenin Sözvarlığı, Ankara: Engin Yayınevi. 208 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Ağızlarında Kullanılan Deyimler Demir, Celâl (2008), “Türkçede Deyimlerin Dizimsel Özellikleri”, Türk Dili, S: 677, s. 428-444. Gencan, Tahir Nejat (2007), Dil Bilgisi, Ankara: Tek Ağaç Eylül Yayıncılık. Karahan, Leyla (1999), Türkçede Söz Dizimi, Ankara: Akçağ Yayınları. Korkma, Zeynep (1994), Nevşehir ve Yöresi Ağızları, Ankara: TDK Yay. Korkmaz, Zeynep (2009), Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi) Ankara: TDK Yay. Öztürk, Deniz (2008), Türkiye Türkçesinde Anlamca Kaynaşmış-Deyimleşmiş Birleşik Fiiller, Ankara: TDK Yay. Türk Dil Kurumu (1996), Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler I-II, Ankara: TDK Yay. Türk Dil Kurumu (2005), Türkçe Sözlük, Ankara: TDK Yay. Türk Dil Kurumu (2009a), Derleme Sözlüğü-I, Ankara: TDK Yay. Türk Dil Kurumu (2009b), Derleme Sözlüğü-III, Ankara: TDK Yay. Türk Dil Kurumu (2009c), Derleme Sözlüğü-V, Ankara: TDK Yay. Türk Dil Kurumu (2009ç), Derleme Sözlüğü-VI, Ankara: TDK Yay. Yeşilöz, Zafer (1993), Nevşehir İli Ürgüp ve Avanos Yöresi Ağızları, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 209 KÜRESELLEŞME VE KÜLTÜRLER ARASI İLETİŞİM SÜRECİNDE NEVŞEHİR İLİ DESTİNASYONLARINDA BİR İMAJ GELİŞTİRME GİRİŞİMİ OLARAK WEB TASARIMI MODELİ WEB DESIGN MODEL AS AN INITIATIVE OF IMAGE DEVELOPMENT IN NEVSEHIR DESTINATIONS IN INTER-CULTURAL COMMUNICATION PROCESS AND GLOBALIZATION İlknur AYDOĞDU KARAASLAN* ÖZET Kültürler arası iletişim alanlarından biri olarak turizm faaliyetlerinin sanal ortamlarda sürdürülmesi, küreselleşmenin dinamikleri içinde zorunlu hale gelmiştir. Yeni iletişim ve ulaşım teknolojilerinin gelişmesiyle küçülen dünyada, serbest zaman etkinlikleri içinde seyahat etme, gezme görme taleplerinin artmasıyla, turizm sektöründe bu yönde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Ancak yerel kültürel zenginliklerine rağmen halen ülkeler ve çeşitli coğrafyalar turizmdeki hedeflerine ulaşamamışlardır. Birçok yönden önemli bir potansiyele sahip olmalarına rağmen, destinasyonların yeterince gelişme seviyelerine ulaşmama nedenlerinden biri de, etkili imaj çalışmalarının yeterince gerçekleştirilmemiş olmasıdır. Web sitelerinin dünyanın her yerinden ulaşılabilir olmaları, tanıtım hizmetlerinin yanı sıra, birçok turizm işleminin de sürdürülebilmesini kolaylaştırmaktadır. Veri tabanı yönetimi ve ilişkisel pazarlama olanakları içinde destinasyonlar, çevresi ile yirmi dört saat iletişime açık hale gelmektedir. Bu ortamlarda, tüketicilere renkli ve hareketli görsel malzeme ile oluşturulmuş bir imaj üzerinden hizmetin ve malların tanıtımı, maliyetin düşürmekte erişim kolaylığı nedeniyle asla vazgeçilemeyecek olanaklar sunulmaktadır. Giderek bilgisayar okuryazarlığının arttığı ve gündelik yaşama girdiği bir dünyada söz konusu web sitelerine talep artmaktadır. * Yrd.Doç.Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü, Bilişim AnaBilim Dalı, e-posta:[email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 211 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN Bu çalışmanın amacı; Nevşehir ili destinasyon çalışmalarına yeni bir imaj kazandırma ve interaktif bir iletişim sağlama yoluyla başarılı bir web tasarımı geliştirmektir. Söz konusu web sitesinde tüketiciler Nevşehir ilinin tarihi, kültürel ve coğrafi değerlerine, yöresel etkinliklerine, ulaşım ve konaklama bilgilerine, görsel imgelerle desteklenen imaj oluşumu içinde gereken bilgilere daha kolay ulaşmaları sağlanacaktır. Böylelikle etkili web tasarım yoluyla sağlanan iletişim, turizm sektöründe tüketicilere karar vermede kolaylıklar getirmiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: Destinasyon, Turizm, Kültürler Arası İletişim, Küreselleşme, İnternet , Web Tasarımı. ABSTRACT Carrying on tourism activities in virtual domains as one of the inter-cultural communication fields became mandatory within the dynamics of globalization. With the increase of demands for travel, sight-seeing and visiting in leisure activities in the world got small by development of new communication and transportation technologies, important developments are being experienced in this respect. However, albeit their local and cultural prosperities, countries and various geographies have not still reached their goals in tourism. Even though they possess a significant potential in many respects, one of the reasons why destinations have not reached sufficient development levels is that effective image studies have not been performed enough. In addition to promotion services, web sites being accessible from everywhere in the world facilitates being able to carry on many tourism operations. Destinations in database management and relational marketing opportunities become 24-hours open for communication with their surroundings. Promotion of service and goods to consumers via an image formed by colored and dynamic visual material in these environments decreases the cost and present opportunities never to be given up due to easiness of access. Demand for the said web sites increases in a world, where computer literacy gradually increases and enters into daily life. The objective of this study is to gain a new image to destination studies for Nevsehir and develop a successful web design via providing an interactive communication. Consumers in the web sites in question will be ensured to access more easily to the history, cultural and geographical values and local activities of Nevsehir, information for transportation and accommodation and necessary 212 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Küreselleşme ve Kültürler Arası İletişim Sürecinde Nevşehir İli Destinasyonlarında Bir İmaj Geliştirme Girişimi Olarak Web Tasarımı Modeli information in image formation supported by visual images. Thus, communication enabled via effective web design will bring easiness to consumers for decision-making in tourism sector. Key Words: Destination, Tourism, Inter-Cultural Communication, Globalization, Internet, Web Design. Giriş Günümüzde turizm; ekonomik büyümenin ve gelişmenin en önemli kaynaklarından biri olarak görülmektedir. Küreselleşme hareketleri ve yaşanan ekonomik değişimler, turizm destinasyonu içindeki geleneksel destinasyonların işleyiş biçimini değiştirmiştir. Çünkü, turizm sektörü, uluslararası birçok destinasyon bölgesine daha fazla yabancı turist çekmek ve turizm gelirlerini arttırmak için rekabet etmektedir (Bahar:2007,62). Dolayısı ile iletişim ve bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, bilgisayarın ve internetin yaygınlaşması, ulusal ve uluslararası ticaret ağlarının genişlemesi, yabancı yatırımların ve uluslararası şirketlerin artması gibi temel gelişmeler küreselleşmeyi hızlandırmıştır. Küreselleşmenin yarattığı yeni yapı, insanlar arasında bağlantıların, köprülerin kurulmasını sağlamaktadır (Çalık&Sezgin:2005,57). İletişim olanakları 20.yy’da hızla geliştiğinden bilgi akışının hızlanması ve bilişim teknolojilerinin giderek yaygınlaşması, uzaklık kavramını ortadan kaldırmakta ve bilgi transferini kolaylaştırmaktadır. Böylece, küreselleşme uluslararası ilişkiler süreci olduğundan, kültürlerarası iletişimde hız kazanmaktadır. Toplu iletişim araçları ve özellikle internet küreselleşmeye önemli bir katkı sağlamaktadır (Göksu: 2000,60). Ayrıca, dünyadaki iletişim araçlarının gelişmesi, toplumların birbirlerini etkilemelerini kolaylaştırmaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin artması ile, ulaşım araçlarındaki gelişmeler ve küreselleşme insanların değişik kültürleri görme, öğrenme, tanıma merakını uyandırmakta ve kültürel turizmi doğurmaktadır (Emekli:2006,54). Kültürel farklılıklar bölgeden bölgeye farklılık gösterdiğinden kültürel turizm herkes tarafından çekici hale gelmektedir. Farklı mekânlarda farklı kültürlerin ortaya çıkması turizmi geliştiren noktaların başında gelmektedir. Farklı çevrelerden gelen insanları bulundukları mekânları görmek, oranın değişik kültürlerini tanıma ve eğlenme istekleri turizmi doğurmuştur. Her destinasyonun kültürel turizmi, kış turizmi, doğa yürüyüşleri, yamaç 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 213 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN paraşütü, gibi kendine ait bir turizmi vardır. Dolayısı ile bu turizm çeşitliliği, ülkemizdeki destinasyon bölgesinin imajını yaratmada çok önemlidir (Yılmaz &Çizel:2000, 457). Bilişim ve iletişim alanında ortaya çıkan teknolojik yeniliklerle birlikte, özellikle küreselleşme dünya ekonomisinde ve dolayısıyla turizm sektöründe yeniden yapılanmayı zorunlu hale getirmektedir. İnternet ve teknolojiye erişimin küresel bir gerçeklik olduğu günümüzde, turizm sektörü elektronik ortamda giderek gelişmektedir. Turizm sektöründe destinasyon pazarlaması, reklam ve tutundurma aşamalarında internet ve web teknolojilerine büyük rol düşmektedir (Hançer&Ataman:2006,194). Bu bakımdan, pazarlama iletişiminde bilgilendirme, hatırlatma, ikna etme ve gezi planı gibi fonksiyonlar dikkat çekici olmaktadır. 1990’lı yılların sonlarında internet teknolojisinin hızla gelişmesiyle, web tabanlı tanıtım ve iletişim ile çok yönlü bir ortam sağlanmıştır. Web teknolojilerinin gelişmesiyle, turizm destinasyonlarının tanıtılması da ayrı bir boyut kazanmıştır. Ayrıca, teknoloji gelişimi daha az maliyetle daha fazla kişiye ulaşma imkânı da vermektedir. Küreselleşme ve Turizm Küreselleşme sürecinin etkilerinin hissedildiği önemli alanlardan biri de turizmdir. Küreselleşme, ülkeler arasındaki ekonomik, siyasi sınırları ortadan kaldırırken, turizm de kültürel sınırları ortadan kaldırmaktadır. Yaşanan hızlı küresel hareketler, uluslararası turizmin doğasını değiştirmiş ve bugün turizmi dünya ölçeğinde ekonominin en önemli sektörü haline getirmiştir. 20.yy.daki bilimsel ve teknik gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkan küreselleşme eğilimleri, artık dünya genelinde yaşanmaktadır. Dünyanın yaşamakta olduğu hızlı değişim, tüm sektörleri olduğu gibi turizm sektörünü de etkilemektedir. Turizm, dünyadaki farklı kültürleri görsel ve işitsel öğrenmek isteyenlere bu kültürleri yakından tanıma olanağı sunmaktadır. 21. yüzyıl başlarında dünya turizmini etkileyen etkenlerin başında insan ve teknoloji gelmektedir. Birbirinden bağımsız olmayan bu iki etken küreselleşmenin getirdiği, getireceği tüm yeni bilgi ve koşulları da üzerinde taşımaktadır (Özbey:2002, 138). Küreselleşmenin hızlanmasında turizmin sosyal ve kültürel katkısı bulunmaktadır. Küreselleşme, dünyanın üç temel hizmet sektöründen biri olan turizm sektörü üzerinde büyük bir etki oluşturmuştur. Küreselleşme, Avrupa turizmi başta olmak üzere dünya turizminin büyük ölçüde gelişmesine ne- 214 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Küreselleşme ve Kültürler Arası İletişim Sürecinde Nevşehir İli Destinasyonlarında Bir İmaj Geliştirme Girişimi Olarak Web Tasarımı Modeli den olmuştur. Böylece ülkeler arasındaki rekabet ve sunulan turizm ürün kalitesi artmış ve geçmişe oranla çok daha fazla turist turizm hareketine katılmıştır (Bahar:2007,62). Günümüzde pek çok ülke, turistlere ülkeye girişlerinde kolaylıklar sunmakta hatta vize almayarak turizmi teşvik etmektedir (Lin&Huang:2006,1201). Küreselleşmenin hız kazanmasının ardından, özellikle ulaştırma, iletişim ve konaklama sektöründeki gelişmeler, turizm sektörünün dünyadaki ekonomik faaliyetler içerisinde önemli olduğunu göstermektedir. Ayrıca, küreselleşme sonucu sektörde bilgisayarlı rezervasyon sistemleri, global dağıtım sistemleri, telekonferanslar, video broşürleri, bilgisayarlar, yönetim bilgi sistemleri, havalimanı elektronik bilgi sistemleri, elektronik malzeme transferleri, dijital telefon şebekeleri, mobil iletişim cihazları, internet ve tüm telekomünikasyon hizmetleri büyük bir gelişme göstermiştir. Bu durumda, tüketicilere daha fazla bilgi sunma imkânı doğmuş, giderek artan bir biçimde talep ve tercih yapısı farklılaşmış, değişmiş, bireyselleşmiş ve böylece turizm sektöründeki rekabetin artması sağlanmıştır (Bahar:2007,66). Dünyadaki değişimin diğer bir boyutu ise dünyanın pek çok ülkesinde yaşayan kişilerin aktif olarak turizm talebinde bulunmaya başlamalarıdır. Küreselleşme eğilimleri, makro düzeydeki turistik ürün üzerindeki etkileri oluşturmuş ve turizm sektörleri, değişen yeni şartlara uyum sağlama süreci içerisine girmişlerdir (Özbey:2002, 139). Bilişim Teknolojileri ve Web Tabanlı Turizm Bilgi, turizm sektörü için önem taşımaktadır. Turizm işletmelerinde bilginin yaratılması, toplanması, işlenmesi ve iletilmesi gerekli olduğundan bilgi teknolojileri beklenmedik bir şekilde sektörde yerini almıştır. Bu nedenle bilişim teknolojileri, turizm pazarlaması, dağıtımı, promosyonu ve koordinasyonunda artan bir şekilde önemli bir rol oynamaktadır (Akdoğdu&Şahin:2005) İnternet, turizm sektöründe, bilgi hizmetlerinin sağlanmasında, ürünlerin dağıtılmasında, pazarlamada, reklam yapmada oldukça etkilidir. İnternet teknolojisinin ilerlemesiyle turizm endüstrisi, destinasyonun pazarlanmasında web teknolojisini kullanmaktadır. Web teknolojisi bölgesel turizm destinasyonunda pahalı olmayan bir teknolojidir (Lin&Huang:2006,1202). İnternetin ve özellikle web’in gelişimi, turizm işletmelerine çeşitli avantajlar sunmakta, pek çok işletme ve müşteriyi pazara çekmektedir. Böylece turistin pazarlama faaliyetlerini internet aracılığı ile gerçekleştirmeleri 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 215 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN sağlanmaktadır. Bununla birlikte imaj ve teknoloji arasındaki bağ güçlü olduğundan destinasyon yönetim örgütleri, teknolojik sistemleri çağdaş, etkili ve dinamik bir imaj yaratmada araç olarak kullanmaktadır (Özdemir:2007,892). Web, turistlerin karar verme süreçlerine yardımcı olabilmek için kapsamlı, zamanlı ve gerekli bilgiyi sanal çevreden rahatlıkla elde edebilmelerini sağlamaktadır (Özdipçiner:2010,16). Küreselleşme ile gelen teknolojik gelişmeler; her sektörü etkilemiştir. Müşteri tatmininin temel olduğu, turizm sektöründe de bilişim teknolojilerinin belirgin etkileri ve faydaları bulunmaktadır. İnsanlar web sayesinde, gitmek istedikleri destinasyon bölgesi hakkında bilgi edinirken, yine web üzerinden alışveriş hatta konaklama rezervasyonu yapabilmektedir. Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler, turizm ekonomisine katkı sağlamaktadır. Ayrıca, bilişim teknolojileri, turizm sektörünün yapısal değişiminin dinamiği haline gelmiştir (Akdoğdu&Şahin:2005). Bir iletişim aracı ve dağıtım kanalı olarak web, turistlerin destinasyon hizmetleri hakkında kolayca bilgi sahibi olmalarını sağlamaktadır. Ayrıca turistler, gezilerini istekleri ve bütçeleri doğrultusunda organize ederek planlamalarını yapmaktadırlar. Web tabanlı turizm, turistlerin karar verme süreçlerine yardımcı olabilmek için kapsamlı, zamanlı ve gerekli bilgiyi sanal çevreden rahatlıkla elde edebilmelerini sağlamaktadır (Özdemir:2007,891). Turizm sektörü, bilgi teknolojilerinin en yoğun ve en yaygın kullanıldığı alanlardan birisidir. Buna ek olarak, bilgi teknolojilerinin bir türü olan sanal gerçeklik (virtual reality) programları, turistlere bulundukları yerden seçtikleri tatil merkezinde dolaşıp ne yapabileceklerini, neleri yiyip içebileceklerini ve neleri satın alabileceklerini gösterebilmektedir (Sarı&Kozak: 2005,850). Web, uluslararası turizm açısından bilgi kaynağı olurken, pazarlama ve ticaret aracı olarak da etkilidir. Turizm işletmelerinin kendi web sitelerini hazırlamaları, tüketicilerin işletme hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasına, ne gibi olanaklar bulunduğunu görmesine ve diğer işletmelerle karşılaştırmalar yapabilmelerine olanak tanır. Ayrıca, web siteleri üzerinden rezervasyon imkânını sunan işletmeler, zaman tasarrufuna önem veren tüketiciler için oldukça avantajlı durumda olmaktadırlar. Turizm endüstrisindeki en son bilişim teknolojileri yeniliklerinden biri de, destinasyona yönelik sistemlerin geliştirilmesidir. Destinasyonların turizm endüstrisi açısından önemi dikkate alındığında, destinasyon yönetim sistemlerinin yararları da açığa çıkmış olacaktır (Akdoğdu&Şahin:2005). Bir- 216 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Küreselleşme ve Kültürler Arası İletişim Sürecinde Nevşehir İli Destinasyonlarında Bir İmaj Geliştirme Girişimi Olarak Web Tasarımı Modeli çok turist merak ettiği ve ilgi duyduğu destinasyonla ilgili daha fazla bilgi edinme arayışı içindedir. Bu nedenle turizmin web tabanlı olmasının anlamı, internetin, turizm hizmetlerinin dağılımında ve ilerlemesinde giderek artarak kullanılmasıdır. Kullanım kolaylığı, etkileşim ve web tabanlı ara yüzün esnekliği, destinasyon pazarlamada web teknolojisi için önemli rol oynar. Turizm destinasyonlarının web sitelerinin içeriği, özellikle önemlidir. Çünkü içerik, destinasyon imajını direk etkiler ve turistler için görsel deneyim sağlar. Bu deneyim, web siteleri etkileşimi sağladığında değeri artar (Doolin& Burgess &Cooper :2002,557). Etkili web sitesi, dünyanın her yerinden yirmi dört saat erişme sağladığından küresel bir ses getirir. Turizm destinasyonlarında, fotoğraflar web sitesi içeriğinde oldukça popülerdir. Bu yüzden web sitesi fotoğrafları, turizm pazarlamasında önemlidir (Lin&Huang:2006,1203). Destinasyon yönetim örgütleri web tabanlı turizm aracılığı ile yalnızca olası turistlerle değil, seyahat acenteleri ve tur operatörleri ya da otel, restoran gibi turizm isletmeleri ile de aynı kolaylık ve hızla iletişim kurabilmektedir. Destinasyon web siteleri, turizm işletmeleri için de bir bilgi kaynağı işlevini görmektedir (Özdemir, 2007). Web sitesinde sunulan bilginin içeriği ve sunum sekli, potansiyel bir turisti ikna edebilmek için çok önemlidir (Özdipçiner:2010,16). Özellikle son yıllarda gelişen web sitesi oluşturma yazılım teknolojileri turizm işletmelerine dinamik ve etkileşimli web siteleri kurma olanağı tanımaktadır. Böylelikle turizm işletmeleri Internet’i tanıtım faaliyetlerinin yanında, doğrudan satış, dağıtım ve müşteri ilişkileri gibi diğer pazarlama faaliyetlerinde de kullanabilmektedirler (Sarı&Kozak: 2005,857). Web Tabanlı Destinasyon Turizmi Turizm sektöründe tanıtım amacıyla kullanılan web siteleri giderek yaygınlaşmaktadır. Web sitelerinin özellikleri ve kullanılışı, gezi planlaması yapılırken ve nereye gideceği planlanırken çok önemlidir. Özellikle destinasyon pazarlama şirketleri, maliyet etkili pazarlama tekniklerinden biri olan web destinasyon pazarlamasını kullanmaktadırlar. Web destinasyon sitelerinin etkinliği, (dolaşım, renk erişebilirlik, müşteri görünümü) web sitesinin özelliklerinin performansına bağlıdır (Kaplanidou &Vogt :2006,204). Web, internet üzerinde en çok kullanılan grafik tabanlı ve etkileşimli bir araç olduğundan internet’te var olan çeşitli sistemlerden yararlanarak kullanıcıyı her türlü bilgiye ulaştıran, ideal bir sistemdir (Çubukçu:2010). Des- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 217 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN tinasyon web sitesi, turiste ziyaret etmek için deneyim sağlar. Destinasyon içeriği, web sitesini ziyaret eden turistler için anahtar faktördür (Cai &, Card& Cole :2004,219). Birçok turist merak ettiği ve ilgi duyduğu destinasyonla ilgili daha fazla bilgi edinmek istemektedir. Web’in yaygın kullanımı ile destinasyon yönetim örgütleri daha çok kişiye ulaşabilmek için destinasyon web siteleri kurmuşlardır. Destinasyonlar, internetin sağladığı yararlar doğrultusunda turistlerle web siteleri aracılığı ile iletişim kurma yolunu seçerek turizm hareketlerine ivme kazandırmayı amaçlamaktadırlar. Bir destinasyon, web sitesi aracılığı ile daha çok turiste ulaşmakta ve tanıtımını sağlayarak turist portföyünü genişletmektedir. Yeni sayfaların eklenmesi, web sitesinin her zaman güncel kalmasını ve dinamizm kazanmasını sağlamaktadır (Özdemir, 2007). Turizm web sitelerinin amacı, genellikle hedef kullanıcıyı baz alır. Turistlere uygun, elverişli bilgi sağlar. Yabancı ülkeden veya bölgeden gelen çok sayıda turist olduğundan turizm web siteleri, kültürel farklılıklara göre de düzenlenmelidir. Böylece, hazırlanan site, farklı dil, kültür, geleneğe sahip olan kullanıcılara da hizmet sağlamış olur. Turizm web sitelerinin başarısını etkileyen faktörler, bilginin yönü, yerel bilgiye erişim, etkileşim, açık tanımlama, çoklu kültür ve çoklu dile göre düzenlenmelidir. Turistler bütçe ve plan yapmak için açık ve kapsamlı bilgiye ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle etkileşim ve kolay kullanılan bir harita veya benzer araç turistlerin rahatça plan yapmaları için önemlidir. Görsellerin kalitesi, sanal turlar çok faydalıdır. Ek olarak, turistlerin destinasyon sitesi ziyaretinde, yabancı dil kullanımı, tasarım için her zaman artı bir özelliktir (Zhou & DeSantis:2005,79). Web tabanlı destinasyon ile tanıtım faaliyetlerinde oldukça önemli tasarruflar sağlanmaktadır. Bilgi hızlı ve ucuz yoldan küreselleşen dünyamıza aktarılmaktadır. E-posta, sohbet programları ile etkileşimli iletişim sağlanmaktadır. Web tabanlı destinasyon sitelerinin düzenli olarak içerik ve bilgilerinin güncellenmesi gerekmektedir. Destinasyon web sitelerinde bulunması gereken birtakım temel özellikler, elektronik posta, konaklama ve rezervasyon yapmaya yönelik bilgiler, online rezervasyon, promosyon uygulamaları ve indirimlerle ilgili bilgiler, diğer konaklama işletmeleri ile bağlantı kurabilme, geri bildirim formu, online ödeme yapabilme, birden fazla yabancı dilde bilgilendirme yapabilme, görsel ve işitsel özellikler, işletme sahipliği ile ilgili bilgiler, sıkça sorulan sorulara cevap şeklinde sırala- 218 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Küreselleşme ve Kültürler Arası İletişim Sürecinde Nevşehir İli Destinasyonlarında Bir İmaj Geliştirme Girişimi Olarak Web Tasarımı Modeli nabilir (Karamustafa &Biçkes&Ulama:2002,55). Destinasyon web siteleri, gezi planı yapan kişilere anlık bilgi kaynağı sunarken, aynı zamanda bilgi toplamak, içerik, erişebilirlik, dolaşım gibi özelliklerin birbirleriyle olan ilişkilerinin sonucudur (Kaplanidou &Vogt :2006,205). Destinasyon Turizminin Web Ortamında Tasarımı Turistler, internet kullanarak destinasyonlar hakkında kolay bilgi sağlamaktadır. Destinasyon turizminde web sitesinin kolay ulaşımı o sitenin etkililiğini göstermektedir. Destinasyon web sitelerinin amacı, bölgeyi doğrudan tüketiciye tanıtmak, bölge imajı oluşturmada ve bölgeyi markalaştırmada temel görev üstlenmektir. Etkin bir web sitesi tüm dünyaya ulaşmakta ve 24 saat dünyanın herhangi bir yerinden ulaşılabilmektedir. Bu sebeple web sitesinin içeriği çok önemlidir ve diğer sahalarda olduğu gibi turizm pazarlamasında da düzenli bir şekilde güncellenmelidir (Lin & Huang,:2006,1203). Seyahat edenler, turizm web siteleri üzerinden bilgi araştırmaktadır. Sitelerin içeriği, tekrar ziyaret edilmelerinde en önemli faktör olmaktadır. Etkileşimsel site tasarımları, turizm organizasyonlarında tüketicilerin tercihlerini belirlemekte ve katılımcıları teşvik etmektedir. Dolayısıyla, sitelerin tekrar ziyaret edilme olasılıklarını artırmaktadır. Bu durum, turizm organizasyonlarının turistlerin tercihlerini anlamalarını ve bireysel olarak turistlerle iletişim kurmalarını, kişiselleştirilmiş hizmetler vermelerini sağlamaktadır. Web sitelerinin bilgiyi, fotoğrafı sunma şekli bu mesajların izleyici tarafından algılanmalarını etkilemektedir (Rosen & Printon, 2004). Bu sebeple, birçok ziyaretçi resmi turizm sitelerinin kullanılması ile cezp edilebilecektir (Çubukçu:2010). Turizm destinasyonu web sayfası tasarlarken, daha yaratıcı, renkli, canlı ve dikkat çeken reklamlar animasyonlu, görüntülü ve sesli olarak web sayfalarında yerlerini almalıdır. Ayrıca içerik düzenine (sayfa başlıkları, sayfa uzunluğu, güncelleme, sayfanın amacına uygunluğu) ve metin yapısına(değişik karakterlerin kullanılmaması, gereksiz grafikler olmamalı, ses, flash animasyon, iç ve dış bağlantılar, sayfa büyüklüğü, görsel etki, çevre bağımsızlığı) da dikkat edilmesi gerekmektedir (Susser &Ariga:2004,399). Banner reklamlarında önemli olan, insanların ilgisini destinasyona çekmek ve destinasyonla ilgili merak uyandırmak yönünde mesaj vermektir. Turizm sektöründen bağımsız bir web sitesinde dahi destinasyonla ilgili bir banner reklamına yer verilerek site ziyaretçisinin ilgisini çekmek mümkün olabilmektedir (Özdemir, 2007). Ayrıca, internette sunulan bilginin doğruluğu ve kalitesi o destinasyonun en güçlü silahı sayılmaktadır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 219 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN Destinasyonlarla ilgili internette araştırma yapan potansiyel bir turisti, sunulan bilginin içeriği ve sunum şekli ile ikna edebilmek çok önemlidir. Ayrıca, web sayfası tasarlanırken, bir site haritası, her sayfadan ana sayfaya açılan bağ, her sayfada bir ana içerik bilgisi, alt menüler, arama sonuçları, diller, yol gösterici haritalar, para birimi dönüştürücüsü, e-posta kartı, hava durumu gibi site özelliklerine gereksinim duyulmaktadır. Ayrıca, destinasyon sitesinin adı tam olmalı, logosu, tarihi, kültürel olayları, parklar, alışveriş, otel, oyun ve eğlence, doğa görünümleri, yerel yemekler, sporlar, harita, fotoğraflar kültürü, yardımcı bilgiler, döviz kuru, hava durumu, acilde müracaat edilecek yerler, bölgenin etkileşimli haritası, üye olma özelliği, forum-sohbet, iletişim bölümleri bulunmalıdır (Choi& Lehto& Morrison:2007, 118). Destinasyon sitelerinde, turizm bölgesinin, kültürel tarihi turistik çekicilikleri, yöresel etkinlikleri, ulaşım, konaklama, yeme içme vb. konularında bilgi verilmelidir. Hızlı arama, güvenli bilgi, sitede gezinirken kaybolmama önemli ayrıcalıklardır. Web sitelerinin güvenirliliğini değerlendirmede görsellik, içerikten daha önemlidir. Aynı zamanda destinasyon sitesi, bilgilendirici, çekici ve interaktif olmalıdır. İnternette destinasyon imajının oluşturulması ve geliştirilmesi, çeşitliliğin artırılması ve yönetimlerin teşvik edilmesi açısından önem taşımaktadır. Destinasyon imajı etkileyici, teşvik edici ve anlaşılır olmalıdır (Duran:2008,11). Destinasyon imajı belli bir turist pazarının destinasyon hakkında algılamış olduğu imajdır. Destinasyon imajı, bölgelerin sahip oldukları yapılabilir turizm türlerinin çeşitliliğine göre şekil alabilmektedir. Destinasyon imajı seyahat edenlerin karar verme sürecinde en güvenilir kaynaktır. Bu nedenle destinasyon imaj yönetiminde bir destinasyonu ziyaret edenlerin tutum ve ilgilerini bilmek önemli rol oynamaktadır. Destinasyon imajı iki faktöre bağlıdır. Bunlardan ilki destinasyonun benzersiz ve özel olması, ikincisi ise ziyaretçileri destinasyona nasıl çekeceğidir (Kılıç&Akyurt:2011,212). Ziyaretçileri destinasyona çekmede kullanılan web sitelerinin başarılarını etkileyen faktörler; bilginin kalitesi, kullanım kolaylığı; online rezervasyonlar, e-posta servisi, hizmetlere erişim, bilgi iletimi, online yardım, depolama ve bilgi transferinde bilginin korunması, görünüm; güven; etkileşim; bilgilendirme, zamanında dağıtımdır (Park &Gretzel:2007,47). Web sitelerinin başarılarını değerlendirmek ve tanımlamak için gereken faktörler 220 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Küreselleşme ve Kültürler Arası İletişim Sürecinde Nevşehir İli Destinasyonlarında Bir İmaj Geliştirme Girişimi Olarak Web Tasarımı Modeli turizm, pazarlama, bilgi sistemleri, reklam gibi çok çeşitli alanlarda ortaya çıkmaktadır. Etkili web tabanlı pazarlama, iletişimde web sitelerinin tüm avantajlarını ele almayı gerektirmektedir. Turizm pazarlaması, bilgi, eğitim, reklam-ikna, eğlence gibi amaçlara hizmet etmektedir. Bilgi, web sitelerinin başarı faktörleri modelinin birleştirilmiş şeklini ifade eder. Diğerleri, etkileşim ve kişiselleştirme yoluyla yakalanabilir. Web siteleri, özel hedef pazarlamada ikna edici etkiye sahiptir. Etkileşim faktörü, etkileşim özellikleri yoluyla web site içeriği ile ilgili kullanıcılara destinasyon web sitelerinin etkililiğini vurgular. Sosyal gelişme, web site etkileşiminin iletişim boyutlarını vurgular. Ayrıca, etkileşim ve teşvik web siteleri yönünden, reklam ölçümünde de etkilidir. Destinasyon pazarlamasının bir önü, ziyaret edilecek yerlere insanları teşvik eder. Web siteleri kişileri ikna etmeye yardımcı olur. Web site tasarımında 2 adımdan söz edilmektedir (Marsico&Levialdi: 2003,385). 1.Sunulacak bilgi yapısı planlaması (uygun eksiksiz ve kullanıcının ihtiyacına yönelik) 2. Görünümün tasarlanması. Bu bakış açısından hareketle, bir web sitesinin etkinliğinin ölçülmesi, sadece tasarımcıların ve araştırmacıların algılaması değil, aynı zamanda kullanıcıların memnuniyetinden oluşmaktadır. Bir web sitesinin kalitesi ise, kullanıcının web sitesi hakkındaki fikirlerinin olumlu olmasına, işletmenin sağlandığı kimliğin doğru algılanmasına ve değerlendirmenin etkinliğine bağlıdır. Destinasyon web siteleri bilgi verici olma, etkileşimli çekicilik gibi özelliklere sahip olması gerekmektedir. Web tabanlı destinasyon özellikleri, o sitenin gezi planında faydalı olarak algılanmasını etkileyebilir. Destinasyon web sitesinin yararlılığı, tasarımına, içeriğine ve teknolojik özelliklerine bağlıdır. Başka bir deyişle, birey web sitesi ile nasıl etkileşim kuracağını anlamak için kolay bilgi elde eder. Destinasyon web sitesinin yararlı olarak algılanması, erişebilirliliğine, teknolojik yaratıcılığa ve dolaşım kolaylığı fonksiyonlarına bağlıdır (Kaplanidou &Vogt :2006,205). Dolaşım kolaylığı, iyi bir web site tasarımı için gereklidir. Tüketiciler arasında web sitesinin sahip olması gereken 3 önemli element, etkili dolaşım, içerik ve erişebilirliktir (Zhang: 2001,79). 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 221 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN Etkili dolaşım, web siteleri sayfaları yoluyla başarılı hareket olarak algılanır. Ana sayfada ve her bir diğer sayfadan kolaylıkla ana listeye ulaşılmalıdır. İyi bir dolaşım sistemi yaratmak için ilk adım, web sitesinin bütün ana ve alt başlıklarının olduğunu belirten bir site haritası hazırlanmalıdır (Kuegler,2000:211). Web sitesinin içeriği, destinasyon gezisi için plan yapan kullanıcıyı özendirmek için fonksiyonel bilgi içeriği ve görselliğin birleşmesi olarak tanımlanabilir. İçerik, internet iletişimi için önemlidir. Çünkü internet, bilgi değişimi için geliştirilir. Web sitesi en az her ay güncellenebilen ve kullanıcıyı memnun eden bir içerik sağlamalıdır. İçerik, web site tasarımını en önemli özelliklerinden biridir. Metin, destinasyonun değerini artırmak için video, grafik, resimler ile etkili olarak birleştirilmelidir. İçerik, destinasyon görüntüsünün algılanmasını direk olarak etkiler ve tüketici için sanal deneyim sağlar. Bu deneyim, internet üzerindeki etkileşimli özellikler sağlanarak geliştirilir (Doolin, Burgess, Cooper, 2000). Erişebilirlik, web sitesinin ve alt sayfalarının download edilmesi hızının yanı sıra kolay ulaşılabilmesidir. Download zamanı, grafiklerin miktarına ve özelliklerine, internet bağlantı tipine bağlıdır. Web sitesi teknik olarak desteklendiğinden kolaylıkla erişilebilir. Gezi web siteleri, kullanıcıların aradıkları bilgiye ulaşmaları bakımından çok faydalıdır. Seyahat eden kişiler bir önceki deneyimlerinden etkilendiklerinde tekrar ziyaret etmek istemektedirler. Seyahat eden kişiler, diğer bilgi arama formları yoluyla destinasyondan haberdar olurlar. Kaplanidou ve Vogt’e göre, gezi planı yapılmasında destinasyon web sitelerinin faydalı olması %60’ı içerik, dolaşım ve erişilebilirlik değişkenleri ile açıklanıyor. Turizm içeriğinde, online bilgi arama önemli uygulamalarda, seyahat, ürün ve hizmetlerden yararlanmak için online rezervasyon yaptırmak turistler arasında en büyük eğilimdir. Web sitesinin kalite boyutları, en çok turizmin online özelliğine dayalıdır. Destinasyon web siteleri, bilgi ve süreç, iletişim, güven, tasarım, kullanılabilirlik gibi popular özelliklere sahiptir. (Law&, Buhalis :2010,298). Uygulama Nevşehir İli Destinasyonlarında Bir İmaj Geliştirme Girişimi Olarak Web Tasarımı Modeli Nevşehir hem kültürel hem de termal turizm bakımından özgün değerlere sahip destinasyonlardan birisidir. Turistler seyahat edecekleri bölgeleri 222 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Küreselleşme ve Kültürler Arası İletişim Sürecinde Nevşehir İli Destinasyonlarında Bir İmaj Geliştirme Girişimi Olarak Web Tasarımı Modeli ziyaret etmeden bilgi sahibi olmak istemektedirler. Bu nedenle, destinasyon turizmini tanıtan web sayfaları giderek önem kazanmaktadır. Bilişim teknolojilerinin getirdiği avantajlarla görsel ve dinamik destinasyon siteleri hazırlanabilir. Bu çalışma kapsamında önerilen turizm amaçlı web sitesi; diğer sitelerden farklı şekilde ele alınmaktadır. Tasarım, yurt dışındaki diğer destinasyonlar incelenerek ve var olan Nevşehir destinasyonları da dikkate alınarak hazırlanmıştır. Destinasyonu ziyaret edecek turistler için web sitesinde oluşturulacak görseller önem taşımaktadır. Bu nedenle Nevşehiri tanıtım amacıyla hazırlanan web sitesi dinamik ve görsel olarak bir intro ile başlamaktadır (Şekil 1). Şekil 1: Başlangıç İntrosu İntro bitiminde destinasyonun ilk tanıtım sayfası gelmektedir (Şekil 2) Bu sayfa hazırlanırken, üç bölümden oluşan frame kullanılmıştır. Frame’in üst bölümünde Nevşehiri anlatan bazı resimler yer almaktadır. Sol bölümdeki menüde, web sayfasının içeriğinde yer alan bağlantılar görülmektedir. Öncelikle menü Nevşehir’e genel bakış, Nevşehir’de yapılacaklar ve Seyahat öncesi gerçekleştirilecek olan faaliyetler olmak üzere bölümden oluşmaktadır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 223 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN Şekil 2: Nevşehir Destinasyonu Giriş Sayfası Genel bakış bölümü, sisteme giren ziyaretçilerin Nevşehir hakkında ilk bilinmesi gerekenler faaliyetlerden oluşmaktadır. Bu faaliyetler içerisinde, destinasyonla ilgili sanal tur ve tanıtıcı videolar, turizm amaçlı basında çıkan yazılar, forum bölümü, ziyaret öncesi turistlerin hava durumu hakkında bilgi edinmeleri, döviz kurları, seyahat sigortası, vize alımı gibi bilgileri içeren pratik bilgiler yer almaktadır. Sanal tur ve videolar içerisinde Nevşehiri destinasyon bölgesine ait ilçelerin veya tarihi yapıların tanıtımı, turizmi, yemekleri, el sanatları gibi videolar bulunmaktadır (Şekil 3). Şekil 3: Nevşehir ile ilgili Videolar Bölümü 224 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Küreselleşme ve Kültürler Arası İletişim Sürecinde Nevşehir İli Destinasyonlarında Bir İmaj Geliştirme Girişimi Olarak Web Tasarımı Modeli Nevşehir’e ilişkin e-dergi bölümünde Nevşehir’i ve çevresini tanıtan, Nevşehir ile ilgili haberleri yazan, bölgeye ilişkin tarihi yapıları anlatan bir e-dergi tasarımı web sayfasında verilebildiği gibi, daha önceden var olan sayfalara da bağlantılar verilebilir. Hazırlanan web sitesinde daha önceden yapılmış e-dergi bağlantısı sağlanmıştır (Şekil 4). E-dergi içerisinde bulunan ikonlara tıklanarak, sayfa sayfa inceleme yapılabilir, istenildiği kadar sayfa büyüklüğü ayarlanabilir, istenilen bölüm yazdırılabilir. Şekil 4: Nevşehir E-dergi Bölümü Basında çıkan yazılar ile turistler bölge hakkındaki etkinlikleri, yazıları takip edebilirler. Forum bölümü ile turistler birbirleri ile iletişimde bulunabilir ve fikirlerini paylaşabilirler. Turistlerin ziyaret öncesi yanlarında bulundurmaları gereken kıyafetler konusunda hava durumu bölümünün etkisi olacaktır. Döviz alım satımında veya kurları takip etmek için pratik bilgiler bölümünde yer alan döviz işlemleri faydalı olacaktır. Yapılacaklar bölümünde, destinasyonu ziyaret edecek yerli ve yabancı turistler için orada yapacakları aktiviteleri içermektedir. Ziyaret ettiklerinde gidebilecekleri eğlence mekânları görsel ve iletişim bilgileri ile burada yer almaktadır. Alışveriş yapmak isteyen turistler için alışveriş merkezleri hakkında bilgiler yer almaktadır. Turizm aktiviteleri turistlerin özellikle bilgi sahibi olmak istedikleri bölümdür. Nevşehir’e ait turizm aktiviteleri içerisinde, kültür, termal, kongre, bisiklet, kamp ve karavan turizmlerinin 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 225 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN yanı sıra, dağ ve doğa yürüyüşü, yamaç paraşütü, balonla seyahat, dağ ve doğa yürüyüşü, jeep safari gibi aktiviteler görsellerle desteklenerek verilmiştir (Şekil 5). Görseller seçildiğinde ilgili bölümlerin bağlantıları ekrana gelmektedir. Örneğin; kültür turizmi tıklandığında, müzeler ve ören yerleri resimlerle gösterilerek, bu görsellere bağlantılar verilmiştir. Web sayfalarında metin ve görseller birbiri ile desteklenmelidir. Şekil 5: Turizm Aktiviteleri Bölümü Yapılacaklar bölümü içerisinde yer alan kültürel detaylar faaliyeti, Nevşehir yöresine ait dil-anlatım, türküler, maniler, tekerlemeler, el sanatları, Festivaller ve yöre mutfağı gibi bölümleri içermektedir. Burada Nevşehir iline ait kültürel faaliyetler video ve mp3 olarak verilmektedir. Şekil 6’da Nevşehir türkülerinden bazılarına yer verilmiştir. Türküler tıklandığında ziyaretiler tarafından dinlenebilir. Dolayısı ile bu bölüm turistlerin destinasyon bölgesini daha yakından tanımasını sağlar. 226 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Küreselleşme ve Kültürler Arası İletişim Sürecinde Nevşehir İli Destinasyonlarında Bir İmaj Geliştirme Girişimi Olarak Web Tasarımı Modeli Şekil 6: Nevşehir Türküleri Bölümü Restoranlar bölümünde gidilebilecek farklı kategorilerde olan restoranların iletişim bilgileri ve menüleri yer almaktadır. Bu bölüm için ayrı bir tasarım yapılabileceği gibi web’de yer alan bağlantılar da kullanılabilir. Turlar, turistleri için önemlidir. Çünkü, turizm amaçlı yapılan gezilerde, turistler destinasyon bölgesinde gidip görmedikleri yer kalmamasını isterler. Bu nedenle Nevşehir ili için yapılacak olan günlük turlar web sayfasında yer almaktadır. Gerçekleştirilecekler bölümü, turistlere Nevşehir iline gitmeden önce seyahat esnasında gerekli olabilecek bilgileri sağlamaktadır. Bu bölümde gezi için alış-veriş, araba kiralama, seyahat bilgileri, hotel arama, sanal tur siteleri yer almaktadır. Turistler geziye çıkmadan önce mutlaka alış veriş yapmaktadırlar. Bu nedenle gittikleri bölgeyi web sayfasından takip edebilme imkânı bulabilmektedirler. Destinasyon bölgesine giden turistler, orada rahatça gezip dolaşabilmek için gitmeden araba kiralama acentaları ile iletişim kurup araba kiralayabilirler. Seyahat ile ilgili ulaşım bilgileri de önemlidir. Bu nedenle, hazırlanan siteden, gün, saat, fiyat konusunda ulaşım bilgileri edinebilirler. Geziye gitmeden önce kalacakları yer ile ilgili konaklama bilgilerine de sahip olmaları gerekmektedir. Çünkü, gittiklerinde bu bakımdan zorlukla karşılaşmazlar. Ayrıca gitmeden önce destinasyon bölgesi ile ilgili sanal turları gösteren siteler aracılığı ile de bölgeyi daha yakından tanıma fırsatı bulurlar. Dolayısı ile gerçekleştirilecekler bölümü, turistlere gezi planı öncesinde kolaylıklar sağlamaktadır. Ayrıca web sayfasının daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için farklı dil seçeneği de eklenebilir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 227 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN Sonuç Dünya genelinde yaşanan hızlı küresel hareketler, uluslararası turizmin doğasını değiştirmiş ve bugün turizmi dünya ölçeğinde ekonominin en önemli sektörü haline getirmiştir. Bu nedenle destinasyon bölgesine turist çekmek için rekabet de artmaktadır. Uluslararası rekabetin yoğun olduğu turizm sektöründe anahtar farklılaşmaktır. Çağdaş ve yaratıcı, dinamik ve görsellerle sağlanmış bir web sitesi tasarımı destinasyonun genel imajını etkilemekte ve farklılaştırmaktadır. Bu durum, destinasyon ürününün farklı ve özel olduğunu gösterir. İnternetteki gelişmelerin sürekli ve de hızlı olması turizm sektörünü dinamik ve dikkatli olmaya itmektedir. Günümüzün vazgeçilmez araçlarından biri olan web, bilginin sağlanması bakımından her sektörde olduğu gibi turizm sektöründe de önemlidir. Birçok turist ziyaret edeceği destinasyon bölgesine gitmeden önce bilgi edinmek ve plan yapmak istemektedir. Dolayısı ile web tabanlı turizm destinasyonu da önem kazanmaktadır. Turizm web sitelerinin çekiciliği, yerli ve yabancı turistlerin destinasyon bölgesi seçiminde önemli rol oynamaktadır. Web üzerindeki çoklu medya ve etkileşim, turizm üzerinde büyük etkiye sahiptir. Turistleri bilgilendirici ve plan yapmalarını sağlayıcı birçok bilgi turizm destinasyon sitelerinde verilmelidir. Web tabanlı turizm destinasyonları görsel ve metinlerle desteklenerek verilmelidir. Turistlerin talebi, web tabanlı destinasyon tanıtımı ile değişebilir. Nevşehir, müze ve ören yerleri ile birlikte, Türk dönemi eserleri, el sanatları, türküleri, mutfağı, özel gün kutlamaları gibi özellikleri ile eşsiz olanaklara sahiptir. Bu nedenle turizm sektöründe oldukça iyi temsil edilmesi gerekmektedir. Nevşehir iline ait destinasyonlar incelenmek istenildiğinde etkili bir web sayfası bulunmamıştır. Bu durum bölgenin tanıtımı için büyük bir eksikliktir. Nevşehir İl kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün hazırlamış olduğu web sayfası ve diğer Nevşehir destinasyon siteleri incelendiğinde bilginin eksik ve görsellerin yetersiz olduğu görülmüştür. Avrupa ülkelerinin destinasyon sitesi incelenerek ve geliştirilerek hazırlanan web sitesi tamamen Nevşehir’i tanıtmak amacıyla tasarlanmıştır. Sadece Nevşehir için hazırlanan destinasyon sitesine Nevşehir İl kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından hazırlanmış site dışında rastlanmamıştır. Nevşehir’de destinasyon olarak tanıtılan Kapadokya, Avanos, Ürgüp gibi 228 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Küreselleşme ve Kültürler Arası İletişim Sürecinde Nevşehir İli Destinasyonlarında Bir İmaj Geliştirme Girişimi Olarak Web Tasarımı Modeli bölgeler için hazırlanan sayfalarda sadece genel tanıtıcı bilgiler verilmektedir. Var olan sitelerde metinler fazla kullanılarak görseller çok az kullanılmıştır. Web’de arama yapıldığında Nevşehir’e ait yöresel tanıtım videoları bulunmaktadır. Ancak turizm amaçlı hazırlanan web sitelerinde konaklamadan, gezilecek yerlere, restoranlara, ulaşım bilgilerine kadar bütün bilgiler görsellerle desteklenirse, turistler tarafından da aktif kullanılabilir. Bu nedenle Avrupa ülkelerindeki destinasyon siteleri incelenmiş, bu doğrultuda etkin, dinamik, etkileşimli bir site önerilmiştir. Hazırlanan web tabanlı turizm destinasyon sitesi; turistlerin dikkatini çekmek amacıyla bir intro ile başlamaktadır. İntro’da Nevşehir iline ve bölgelerine ait tarihi yapılar efekt ve görsellerle verilmiştir. İntro bittikten sonra gelen destinasyon sayfasında turistler için bölgeye gitmeden, gittiklerinde yapabilecek aktiviteler verilmesinin yanı sıra, Nevşehir genel olarak tanıtılmıştır. Web tabanlı Nevşehir destinasyonu frame’ler kullanılarak tasarlanmıştır. Böylece menüler arasındaki geçişler daha etkilidir. Frame ile hazırlandığından sayfa aşağıya çekildiğinde menülere her zaman ulaşabilirsiniz. Üst frame’de Nevşehir fotoğraflarla gösterilmiştir. Destinasyon sitesinde, Nevşehir’e genel bakış, Nevşehir’de yapılacaklar ve gitmeden gerçekleştirilecekler olmak üzere üç ayrı bölüme değinilmiştir. Her ölüm kendi içinde bölümlendirilmiştir. Genel bakış bölümü, sisteme giren ziyaretçilerin Nevşehir hakkında ilk bilmesi gerekenler faaliyetlerden oluşmaktadır. Bu faaliyetler içerisinde, destinasyonla ilgili sanal tur ve tanıtıcı videolar, Nevşehir e-dergisi, turizm amaçlı basında çıkan yazılar, forum bölümü, ziyaret öncesi turistlerin hava durumu hakkında bilgi edinmeleri, döviz kurları, seyahat sigortası, vize alımı gibi bilgileri içeren pratik bilgiler yer almaktadır. Sanal tur ve videolar içerisinde Nevşehir’i her bakımdan tanıtan videolar yer almaktadır. Destinasyon bölgesine ait ilçelerin veya tarihi yapıların tanıtımı, turizmi, yemekleri, el sanatları gibi videolar bulunmaktadır. Basında çıkan yazılar ile turistler bölge hakkındaki etkinlikleri, yazıları takip edebilirler. Forum bölümü ile turistler birbirleri ile iletişimde bulunabilir ve fikirlerini paylaşabilirler. Turistlerin ziyaret öncesi yanlarında bulundurmaları gereken kıyafetler konusunda hava durumu bölümünün etkisi olacaktır. Döviz alım satımında veya urları takip etmek için pratik bilgiler bölümünde yer alan döviz işlemleri faydalı olacaktır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 229 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN Yapılacaklar bölümünde, destinasyonu ziyaret edecek yerli ve yabancı turistler için orada yapacakları aktiviteleri içermektedir. Alışveriş yapmak isteyen turistler için alışveriş merkezleri hakkında bilgiler yer almaktadır. Turizm aktiviteleri turistlerin özellikle bilgi sahibi olmak istedikleri bölümdür. Nevşehir’e ait turizm aktiviteleri içerisinde, kültür, termal, kongre, bisiklet, kamp ve karavan turizmlerinin yanı sıra, dağ ve doğa yürüyüşü, yamaç paraşütü, balonla seyahat, dağ ve doğa yürüyüşü, jeep safari gibi aktiviteler görsellerle desteklenerek verilmiştir. Restoranlar bölümünde gidilebilecek farklı kategorilerde olan restoranların iletişim bilgileri ve menüleri yer almaktadır. Gerçekleştirilecekler bölümü, turistlere Nevşehir iline gitmeden önce seyahat esnasında gerekli olabilecek bilgileri sağlamaktadır. Bu bölümde gezi için alış-veriş, araba kiralama, seyahat bilgileri, hotel arama, sanal tur siteleri yer almaktadır. Turistler geziye çıkmadan önce mutlaka alış veriş yapmaktadırlar. Bu nedenle gittikleri bölgeyi web sayfasından takip edebilme imkânı bulabilmektedirler. Destinasyon bölgesine giden turistler, orada rahatça gezip dolaşabilmek için gitmeden araba kiralama acenteleri ile iletişim kurup araba kiralayabilirler. Seyahatle ilgili ulaşım bilgileri de önemlidir. Bu nedenle, hazırlanan siteden, gün, saat, fiyat konusunda ulaşım bilgileri edinebilirler. Sonuç olarak; internet kullanımı ile elde edilebilecek avantajlardan maksimum düzeyde yararlanabilmek için Nevşehir iline ait farklı bilgiler destinasyon tanıtımı için web tabanlı tek bir sitede toplanırsa, turist çekme bakımından daha etkili olacaktır. Ayrıca web sitesindeki bazı bilgiler için daha ayrıntılı olarak hazırlanmış bağlantılar sağlanarak sitenin güncelliği sağlanabilir. Önerilen site Nevşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından kullanılabileceği gibi turizm sektöründe rekabet eden şirketler de uygulamaya koyabilir. Kaynakça Akdoğdu P.,Şahin M.(2005), Bilişim Teknolojilerindeki Gelişmelerin Turizm Sektörüne Etkisi Ve Kullanım Alanları, http://www.projepelit.com/proje3/kaynaklar/ Makale%205.doc, Erişim Tarihi:8.9.2011. Bahar O.,(2007), “Küreselleşme Sürecinde Türkiye’de Turizm Sektörüne Sağlanan Teşvikler”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Cilt 9, Sayı: 1, s.61-78. Cai L.,Card J.A., Cole S.T. (2004), Content delivery performance of world wide web sites of US tour operators focusing on destinations in China, Tourism Management 25 (2004) 219–227. 230 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Küreselleşme ve Kültürler Arası İletişim Sürecinde Nevşehir İli Destinasyonlarında Bir İmaj Geliştirme Girişimi Olarak Web Tasarımı Modeli Choi S., Lehto X.Y,Morrison M, (2007), Destination image representation on the web: Content analysis of Macau travel related websites, Tourism Management 28 (2007) 118–129. Çalık T.,Sezgin F., (2005), “Küreselleşme, Bilgi Toplumu ve Eğitim”, Kastamonu Eğitim Dergisi, 2005, Cilt:13 No:1 55-66 Çubukcu M.İ., (2010), “Konaklama İşletmeleri Web Site İçeriklerinin Değerlendirilmesi, Http://İuyd.Netrevart.Com/İndex.Php/İuyd/Article/Viewfile/8/6, Erişim Tarihi: 10.5.2011 Doolin B., Burgess L., Cooper J.,(2002) Evaluating the use of the Webfor tourism marketing: a case study from New Zealand Tourism Management 23 (2002) 557–561. Duran N., (2008), Destinasyon Tanıtımında Resmi Web siteleri: Türkiye’nin Rakip Destinasyonlarının Web sitelerinin Değerlendirilmesine yönelik Bir araştırma, Adnan menderes Üniversitesi, sosyal Bilimler Enstitüsü, Aydın, http:// www.belgeler.com, Erişim tarihi:8.5.2011 Emekli G., (2006), “Coğrafya, Kültür Ve Turizm: Kültürel Turizm”, Ege Coğrafya Dergisi, 15 (2006),51-59, İzmir Göksu S., (2000), “Küreselleşme ve Planlamanın Sonu”, 3. Binyılda Şehirler: Küreselleşme, Mekan-Planlama, Dünya Şehircilik Günü, 23. Kolokyumu, 8-10 Kasım 1999, (ed: Dinçer, İ.), YTÜ, İstanbul, s. 59-68. Hançer M. ,Ataman M., (2006), Seyahat Acentalarında İletişim Teknolojilerinin Kullanımı Ve Web Sitelerinin Değerlendirilmesi: Ege Bölgesi Örneği, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:8 Sayı:3, İzmir, s.193-207. Karamustafa K.,Biçkes D.M. , Ulama Ş. (2002), “Türkiye’deki Konaklama İşletmelerinin İnternet Web Sitelerini Dğerlendirmeye Yönelik Bir Çalışma”, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 19, Temmuz-Aralık 2002 ss. 51-92. Kaplanidou K., Vogt C. (2006), A Structural Analysis of Destination Travel Intentions as a Function of Web Site Features, Journal of Travel Research 2006 45: 204-216 Kılıç B. & Akyurt H., (2011), Destinasyon İmajı Oluşturmada Hüzün Turizmi: Afyonkarahisar ve Başkomutan Tarihi Milli Parkı, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 10(1):209 – 232 Kuegler, J. T. (2000). Web Advertising and Marketing. Roseville, CA:Prima Tech. Law R., Qi S., Buhalis D., (2010)Progress in tourism management: A review of website evaluation in tourism research Tourism Management 31, 297– 313. Lin Y., Huang j. (2006), İnternet Blogs As A Torism Marketing Medium :A Case Study,Journal Of Business Research, c.59, s.10/11, p.1201-1205. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 231 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN Marsico M.&Levialdi S. (2003),”Evaluating Web Sites: Exploiting User’s Expectations, Human-Computer Studies, 60:381-416. Özbey, F. R. (2002), “Sustainable Tourism Development In Globalization Progress” Globalization and Sustainable Development, International Scientific Conference, Varna Book:4, pp.135-150. Özdemir G.(2007), Destinasyon Pazarlamasında İnternetin Rolü, Journal of Yasar University, 2(8), 889-898, http://www.mitosweb.com/browse/50904/ 05_ozdemir.pdf, Erişim tarihi:30.6.2011. Özdipçiner N. S.(2010), Turizmde Elektronik Pazarlama, İnternet Uygulamaları ve Yönetimi Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, http://iuyd.netrevart.com/index.php/ iuyd/ article/viewFile/6/4, Erişim tarihi: 10.5.2011 Park Y. A. &Gretzel U., (2007) Success Factors For Destination Marketing Web Sites: A Qualitative Meta-Analysis, Journal of Travel Research,46: 46 Rosen, D.E., Printon, E. (2004). Website Design:Viewing The Web As A Cognitive Landscape, Journel of Business Research,57(7), 787-794. Sarı Y.& Kozak M. (2005),Turizm Pazarlamasına İnternetin Etkisi, Destinasyon Web Siteleri İçin Bir Model Önerisi, Akdeniz İ.İ. B. F. Dergisi, s.9 ,ss.248271 Susser b., Ariga T. (2004), “Teaching E-Commerce Web Page Evaluation And Design: Apilot Study Using Torism Destination Sites, Computer&Education,c.47,s.4, p.399-413. http://www.sciencedirect.com, Erişim Tarih:10.5.2011 Yılmaz, Y.& Çizel, B., (2000). ‘Türk Turizminde Günü Kurtarmak Değil, Marka Yaratmak’, 1. Ulusal Türkiye Semp, (2-3 Kasım 2000), Türkiye Turizmini Araştırma Enstitüsü Yay., 455-464.İzmir. Zhang, P., G. M. von Dran, P. Blake, and V. Pipithsuksunt (2001). “Important Design Features in Different Web Site Domains.” Human Resources Abstracts, 37 (4): 77-91. Zhou Q., & DeSantis R., (2005), Usability Issues in City Tourism Website Design: A Content Analysis , IEEE International Professional Communication Conference Proceedings, p.789-796. 232 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u GELİŞMİŞ AVRUPA ÜLKELERİNİN DESTİNASYONLARIYLA NEVŞEHİR TURİZM DESTİNASYONU WEB SİTELERİ ÜZERİNDE KARŞILAŞTIRMALI BİR ANALİZ : FARKLILIKLAR, BENZERLİKLER, ÖNERİLER A COMPARATIVE ANALYSIS ON WEB SITES OF DESTINATIONS OF DEVELOPED EUROPEAN COUNTRIES AND NEVSEHIR TOURISM DESTINATION WEB SITE: DIFFERENCES, SIMILARITIES, SUGGESTIONS İlknur AYDOĞDU KARAASLAN* - Nimet ÖNÜR** ÖZET Günümüzde bütün turizm faaliyetleri bilgi ve iletişim teknolojileri üzerinden dünya turizm sektörüne eklemlenmektedir. Dolayısıyla doğrudan ya da dolaylı olarak küresel endüstrilerin bir parçası olan destinasyonların işletilmesi, bilgi ve iletişim teknolojileri alt yapısı üzerinde gerçekleşmektedir. Söz konusu teknolojiler hem tüketicilere hem de şirketlere bu alan üzerinden mal ve hizmetleri buluşturmaları önemli kolaylıklar getirmektedir. Destinasyonlara sanal alanda erişim web siteleri üzerinden gerçekleşmektedir. Web siteleri, turizm ile ilgili kullanıcılara bir çok dokümanı bir arada tutmakta, biriktirmekte, çeşitli amaçlar için kullanma ve karar verme konusunda kolaylıklar getirmektedir. Turizm destinasyonunu yönetimi bu site üzerinden daha da kolaylaşmaktadır. Böylelikle turizm endüstrilerinin bir iletişim panosu olarak çevresiyle olan etkileşimini sağlaması bakımından önemlidir. Bu erişim alanı, sadece bir iletişim işlevi sağlamakla kalmamakta, aynı zamanda sanal alanda işletmenin ve destinasyonun imajını da temsil etmektedir. Bu nedenle web siteleri, mal ve hizmetleri tüketicilerle buluştururken, web sitesinin tasarım biçimi, endüstrinin önemli bir vizyonunu ve imajını oluşturmaktadır. Günümüzün küresel rekabet koşulları, turizm endüstri* Yrd.Doç.Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü, Bilişim AnaBilim Dalı, e-posta:[email protected] ** Prof.Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü, İletişim Bilimleri AnaBilim Dalı, e-posta:[email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 233 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN - Nimet ÖNÜR lerinin web sitelerini, salt ulusal değil, küresel dünyanın çeşitli kültürlerinden gelen tüketicilerin taleplerine yanıt verebilecek biçimde tasarlanmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu çalışmada; Avrupa’da en yüksek marka imajına sahip dokuz turizm destinasyonunun (Fransa/Paris, İngiltere/Londra, İspanya/ Barcelona, Almanya/Berlin, Hollanda/Amsterdam, Almanya/Münih, İsveç/Stockholm, Çek Cumhuriyeti/Prag, İtalya/Roma) web siteleri ile Nevşehir ili destinasyonunun web sitesi karşılaştırılacaktır. Küresel turizm coğrafyaları içinde bir çok açıdan sahip olduğu zengin potansiyeline rağmen, hak ettiği gelişme düzeyine ulaşamamış olan Nevşehir turizm destinasyonu için bir web sayfası tasarımı üzerinde durulacaktır. Bölgenin imajının yükseltilmesi için, mevcut bilgiye erişim olanakları temelinde, gelişmiş ülkelerin destinasyonları içerik analizi tekniği ile karşılaştırılacaktır. Benzerlikler, farklılıklar tespit edilerek, bundan sonraki dönemlerde yararlı olabilecek, daha iyi imaj ve vizyon, daha verimli ve kolay kullanımlı interaktif bir web sitesi tasarımı için öneriler getirilecektir. Anahtar Kelimeler: Turizm Destinasyonları, Web Siteleri, Avrupa Ülkeleri Destinasyonları, Nevşehir Destinasyonu, Web Analizi. ABSTRACT In our day, tourism activities are articulated to the world tourism sector via information and communication technologies. Consequently, operation of each destination, which is directly or indirectly part of global industries, is carried out on the infrastructure of information and communication technologies. The said technologies provide significant conveniences for both consumers and companies to offer goods and services over this field. Access to destinations in virtual domain is achieved via web sites. Web sites provide convenience to users interested in tourism for keeping and accumulating a lot of documents together and regarding using for various objectives and making decisions. Management of tourism destination is further facilitated via this site. Thus, it is important with regard to ensure interaction of tourism industries with their surrounding as a communication board. This field of access does not only provide a communication function but also represents the image of business and destination on virtual domain. Therefore, while web sites bring goods and services together with consumers, the form of design of web site constitutes an essential vision and image of the industry. The present global conditions for competition rendered designing of web sites of tourism industries not merely national but in a way that responds to demands of consumers coming from various cultures of the global world imperative. 234 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Gelişmiş Avrupa Ülkelerinin Destinasyonlarıyla Nevşehir Turizm Destinasyonu Web Siteleri Üzerinde Karşılaştırmalı Bir Analiz : Farklılıklar, Benzerlikler, Öneriler In this study, web sites of the most developed nine tourism destinations of the world tourism ( France/Paris, England/London, Spain/ Barcelona, Germany/Berlin, The Netherlands/Amsterdam, Germany/ Munich, Sweden Stockholm, Czech Republic/Prague, İtaly/Rome) and the web site of destination of Nevsehir will be compared. Albeit its rich potential that it possesses within tourism geographies in many respects, the design of a web site for Nevsehir tourism destination, which has not yet reached to level of development it deserves, will be dwelt upon. To elevate the region’s image, it will be compared to destinations of developed countries by content analysis technique on the basis of access opportunities to available information. Suggestions for more productive and an easy-to-use interactive web site design with a better image and vision that will be beneficial for next stages will be offered by determining similarities and differences. Key Words: Tourism Destinations, Web Sites, Destinations of European Countries, Destination of Nevsehir, Web Analysis. Giriş Dünyada bilgi ve iletişim teknolojilerinde meydana gelen değişmeler, pazarlanma sürecinde önemli değişiklikler yaratmıştır. Mal ve hizmetlerin tasarlanması, tanıtılması ve yeniden yapılandırılması için bu teknolojilerin olanakları bir alt yapı oluşturmaktadır. En önemli bilgi teknolojilerinden biri olan internetin bu alanda önemli bir bilgi zemini oluşturduğu, mal ve hizmetlerin değişim, dağıtım ve iletişim alanında kolaylıklar sağladığı görülmektedir. Turizmde mal ve hizmetlerin sağlayacağı faydalar, ulusal ve uluslar arası pazarların potansiyel müşteri gruplarına daha kolay bir biçimde tanıtılmakta ve ulaştırılabilmektedir. Böylelikle bilgi ve iletişim teknolojileri, turizmin ulusal küresel alanda kendisini geliştirebilmesinde olanaklar sağlamaktadır. Şehirlerin turistlere etkin bir şekilde pazarlanabilmesi için hedef kitleye uygun ürün ve hizmetler geliştirerek sunulması gerekmektedir. Genel olarak turistlere sunabilecek ürünler 4 grupta toplanabilir. Bunlar (Giritlioğlu & Avcıoğlu:2010,77); · Şehirlerdeki faaliyetler, tiyatrolar, gösteriler, müzeler, konserler, spor faaliyetleri, kumarhaneler, gece kulüpleri ve festivaller · Şehrin canlılığı, yerel gelenekler, folklor, diller, güvenlik, yerel halkın yaşamı, kentin fiziksel ve sosyokültürel özellikleri 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 235 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN - Nimet ÖNÜR · Oteller, yeme içme işletmeleri, seyahat acenteleri, sahip olunan pazarlar ve alışveriş imkânları · Şehre ulaşılabilirlik, enformasyon ve bilgilendirme ofisleri ve otopark olanaklarıdır. Şehir merkezlerinin yanı sıra pazarlanabilir doğal parkların ve coğrafyaların da tanıtıma açılması ve turistik olarak pazarlanması gerekmektedir. Ülkelerin doğal, kültürel, sosyal ve estetik değerlerle harmanlanarak, yeni teknolojilerin sağladığı olanaklar içinde, çekici hale getirilmiş temsillerin web sitelerinde yerlerini almasıyla turizmde önemli stratejiler geliştirilebilmektedir. Günümüzün küreselleşme dinamikleri içinde söz konusu teknolojiler, turizm faaliyetlerini küresel pazara açmıştır ve birçok ülke için turizm önemli bir kalkınma aracı haline gelmiştir. Bu nedenle küresel turizm firmaları içinde, rekabet oldukça derinleşmiştir Bu alanda öne çıkmak ve başarılı turizm etkinliklerinde bulunmak için web sitelerinin kullanılması vazgeçilmez bir hale gelmiştir. Web siteleri aracılığıyla destinasyonun küresel dünyada tanıtılması, ürün ve hizmetlerin ulaştırılması ve tercih kolaylığının sağlanması, erişim, vb. konularda kolaylıklar getirirken, tüketicilerle destinasyon turizmini yönetenler arasında çeşitli düzeylerde aracı bağlantıların kurulmasında önemli bir işlevini yerine getirmektedir. Turizm reklamlarının hedef kitlesini oluşturan ve destinasyonun turizm zenginliklerini tüketim potansiyeli olan yerli yabancı tur operatörleri, çeşitli seyahat acenteleri, bir tura bağlanmadan kendi kendinin seyahat tercihlerini yöneten tüketicilere enformasyon aktarımı bakımından web siteleri bilgi ve iletişim kaynağıdır. İnternet ortamında farklı coğrafyaların turizm zenginliklerinin söylem biçimleri, web siteleri üzerinden temsil edilirken, aynı zamanda yöre, küresel turizm zenginlikleri içinde yerini alabilmektedir. Bilgi teknolojilerinin ve artan ulaşım olanakları ve ülkeler arası ilişkileri, turizme olan ilginin artmasını sağlamıştır. Ülkelerin destinasyonların web sitelerinde farklılıklar olduğu gibi, gelişmiş turizm sektörünün destinasyonlarının web siteleri ile küreselleşmiş dünyanın toplumsal dinamikleri içinde varolma mücadelesi veren gelişmekte olan dünyanın web sitelerinde de farklılıklar söz konusudur. Çünkü yazılım, donanım, personel bakımından gerekli yatırım, bilgi ve güncellenmesi gereken rutinlerinin işleyişi bakımından bilgi birikimi, yazılım ve donanım eksiklikleri mevcuttur. Bu çalışmada Nevşehir ili destinasyonu için hazırlanmış olan web sitesinin dünyanın gelişmiş ve bir endüstriye gelişmiş dönüşmüş turizm destinasyonlarının web siteleriyle karşılaştırılacaktır. Böylece farklılıklar tespit edi- 236 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Gelişmiş Avrupa Ülkelerinin Destinasyonlarıyla Nevşehir Turizm Destinasyonu Web Siteleri Üzerinde Karşılaştırmalı Bir Analiz : Farklılıklar, Benzerlikler, Öneriler lerek, gelişme için vizyon, Türk turizmi içindeki misyonunun ve özelliklerinin öne çıkmasının sağlanabilmesi için, web sitesindeki yapılması gereken değişimler tespit edilmeye çalışılacaktır. Turizm İşletmelerinin Pazarlama Çalışmalarında İnternet Ve Web Siteleri İnternetin yayınlaşmasıyla birlikte turizm işletmeciliği küresel dünyada daha kolay yaygınlaşma fırsatı yakalamıştır. Turizm yönetiminde bu teknolojiler, mekân ve zaman sınırlarının aşılmasında hem işletmelere hem de tüketicilere önemli avantajlar sağlamaktadır. Destinasyon turizminin yönetilmesinde; tüketicilere ve diğer rakip destinasyonların aralarındaki hızlı bilgi akışında ve bilgi yönetiminde, çevrim içi bağlantı olanağı sağlanmaktadır. Tüketicilerin web üzerinden birçok bilgiye erişimleri kolaylaşmaktadır. Tanıtım için çeşitli bildiriler, haber ve basın bültenleri, slaytlar, çeşitli biçimlerde tanıtım amaçlı hazırlanmış sunumlar, ses dizileri, video klipler ve bunları sanal ortamda indirme, sürekli kullanma ve işlem yapma olanakları için verilen bir e-posta adresi, vb. bulunmaktadır. Aynı zamanda site yönetimine, site trafiğini ve siteyi doğrudan denetleme olanağı sunan mali ve sosyal konuların entegrasyonunu sağlayan bir işletim sisteminin olması turizm aktivitelerine dinamizm, birimler arasında eşgüdüm, örgüt yönetimi bakımından da bir yönetişim olanağı, örgüt iklimi yaratılmasına alt yapı sağlamaktadır. Destinasyonun internet ortamına dayalı sürdürülebilirlik için gerekli olan paydaş analizleri, gündelik olarak işleyen doğal ve kültürel çevre analizleri, gereksinimlere yanıt verecek raporlama sistemleri, internete dayalı bilgi teknolojilerinin kullanımı ile insan gücü, örgüt ve şirket eşgüdümü bu site üzerinden sağlanabilmektedir. Böylelikle web siteleri çok uzak mesafelerde yaşayanların da turistik gereksinimlerini karşılama temelinde biçimlenmekte ve uluslararası turizm hareketlerine katılım sağlamaktadır. Turizm pazarlama olanaklarının gerisinde kalma açısından tehdit, ancak durum analizini yapabilmek, eksikleri gidermek bakımından avantaj sağlamaktadır. Küreselleşmenin en dikkat çekici sonuçlarından birisi, uluslararası turizm hareketlerinin çoğalmasıdır (Chao vd.:2004,141). Süreç, uluslararası dinamiklerin belirleyiciliğinde gerçekleşmektedir. Şirketler pazar paylarını artırmak için, bir rekabet yarışı içindedirler. Turizmin bir endüstri halini aldığı ülkelerde, şirketler tanıtım alanına yaptıkları yatırımlarda sanal alana oldukça çok pay ayırmak durumunda kalmaktadırlar. Böylelikle bu tu- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 237 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN - Nimet ÖNÜR ristlerle, tedarikçi diğer işletmelerle, hükümetler ve diğer kamu kurumları arasında önemli bir bilgi akışı gerçekleşmektedir. Hizmet sektörünün bir alt birimini oluşturan bu alan kültürlerarası insan ilişkilerinin kurulmasının önemli bir nedenidir. Günümüzde ülkeler, kendilerine özgü etkin iletişim, tanıtım ve pazarlama modelleri geliştirmektedir. Çünkü turizm sektörünün ilk sıralarında yer alabilmek için, adeta aralarında yarışmaktadırlar. Kültürel küreselleşmenin etkilerinin en fazla hissedildiği sektörlerden biri olarak, turizm gelişiminde, ülkeler birbirini tanımak ve iyi bir imaj geliştirmek için birbirleri ile bu alanda rekabet etmektedirler (Crouch&Ritchie :1999, 144). Sürdürülebilir kalkınmada bu sektörün geliştirilmesi, bir çevre dostu sektör olması dolayısıyla da giderek önem kazanmaktadır (Cai:2002,727). Bütün bu etkinlikler yoluyla sunulan ürünün soyut ve stoklanamaz olması, sürekli üretilebilir ve tüketilebilir olması, yerelin özelliklerini içerdiğinden dolayı farklılıkların pazarlanması ve birçok kültürel özelliğin bir arada sunulması için, birleşik bir ürün olmasıyla kültürel bir etkileşin alanının ortaya çıktığı görülmektedir. Turizm, bir kültürel etkileşimdir, kültürler üzerinde olumlu ve olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir. Kültürler arası temasın niteliğini, turistlerin profili ve beklentileri, temasın gerçekleştiği ortamın özelliği ve kültür pazarlayıcılarının (turist rehberi vb.) rolü belirlemektedir (Lea 2001). Dünya Turizm Örgütü’ne göre uluslararası turistlerin % 37’si kültür amaçlı seyahat etmektedir (du Cluzeau: 2000). Başlangıçta geleneksel olarak bilinen deniz-kum-güneşten yararlanma amaçlılığı temelinde gelişen bu sektör, iletişim ve ulaşım olanaklarının gelişmiş olması dolayısıyla, ortaya çıkan alternatif turizm çeşitlerine katılım gösterenlerin giderek sayıca arttığı görülmektedir. Turistler, web siteleri üzerinden bilgilenerek tercihlerini belirleyebilmektedirler. Bu nedenle web sitelerinin, günün talepleri temelinde organize edilmeleri önemli olduğundan, sürekli değişen yeni talepler ve teknolojilerin sağladığı olanaklar temelinde güncellenmeleri gerekmektedir. İnternet ortamı, turizm sektöründe, bilgi hizmetlerinin sağlanmasında, ürünlerin dağıtılmasında, pazarlamasında, reklam yapmasında oldukça etkilidir. Turizm endüstrisi, web teknolojisi ve internetin pazarlamada ve destinasyonda önemli rol oynadığını gösterir. Web teknolojisi bölgesel turizm destinasyonunda pahalı olmayan bir teknolojidir. Etkili web sitesi dünyanın her yerinden 24 saat erişme sağladığından küresel bir ses getirir. Turizm destinasyonlarında, fotoğraflar web sitesi içeriğinde olduk- 238 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Gelişmiş Avrupa Ülkelerinin Destinasyonlarıyla Nevşehir Turizm Destinasyonu Web Siteleri Üzerinde Karşılaştırmalı Bir Analiz : Farklılıklar, Benzerlikler, Öneriler ça popülerdir. Bu yüzden web sitesi fotoğrafları, turizm pazarlamasında önemlidir (Lin&Huang:2006,1202). Web sitesi, turiste ziyaret etmek için deneyim sağlar. İçerik, web sitesini ziyaret edenler için anahtar faktördür (Cai &, Card& Cole :2004,219). Web sitelerinin geliştirilmesi, destinasyon pazarlama organizasyonları tümüyle satışı artırmanın bir parçası içinde yer aldığı için, büyük ölçüde yatırımlar gerektirmektedir. Söz konusu sitelerin kullanım sıklığının artırılmasında, başarıyı etkileyen faktörler; bilginin kalitesi, kullanım kolaylığı; kullanılabilirlik süreci, erişebilirlik, dolaşım, mantıksal yapı, online rezervasyonlar, cevap verme, e-posta servisi, hizmetlere erişim, bilgi iletimi, online yardım bölümü, depolama ve bilgi transferinde bilginin korunması, estetik, dikkat çekmek, şekil taşımak, sanal turlarda sohbet gibi etkileşim olması gerekmektedir (Park &Gretzel:2007,47). Ayrıca sitede tanıtıcı bilgilerin yanı sıra, destinasyonun pazarlamasında yardımcı olacak çok çeşitli banner reklamlara da yer verilmesi gerekmektedir. Bu reklamlar siteyi de estetize edecek biçimde düzenlenmesi gerekir. Site bütünlüğü içinde, renkli canlı ve animasyonlu sesli ve görüntülü olarak yerlerini alabilmektedir. Reklamlar tüketicilerin ilgisini çekebilecek biçimde farklı içeriklerde yaratılabilmektedir. Önemli olan destinasyona ilgi çekmek ve bu ilgi ile yönelim karşılığında yaratılan çeşitli mitler aracığıyla merak uyandıracak bir biçimde bilgi verilmesidir. Ayrıca yapılacak düzenleme ve uygulamalarla kolaylıkla site yönetilerek, organize edilip turizm aktiviteleri için de yönetilebilmektedir. Uluslararası turizm pazarında rekabetçi kalmak isteyen destinasyonlar, fırsatları en iyi şekilde sunabilmek ve değerlendirebilmek, daha çok turiste ulaşabilmek için çeşitli hizmetleri de sunabilecekleri biçimde destinasyon web sitelerini oluşturmuşlardır. Böylelikle web sitelerinin ziyaretçileri, destinasyonla ilgili gerekli bilgiye en hızlı ve kolay şekilde ulaşabilmektedirler (Özdemir:2007,890). Destinasyon sitelerinde, turizm bölgesinin, kültürel tarihi turistik çekicilikleri sağlayacak yöresel etkinlikleri, ulaşım, konaklama, yeme içme vb. konularda bilgi verilmektedir (Şahbaz, 2000, Roney & Özturan 2006, Ling & Hung 2006, Cooper & Levis 2001). Böylece destinasyonlarla ilgili internette araştırma yapan bir turisti, sunulan bilginin içeriği ve sunum sekli ile ikna edebilmek çok önemlidir (Law vd.: 2004, 100-107). Çünkü turist, diğer destinasyonların web siteleri ile ister istemez karsılaştırma yapacaktır. Destinasyon web siteleri, turizm işletmeleri için de bir bilgi kaynağı işlevini görmektedir (Özdemir:2007,891). Potan- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 239 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN - Nimet ÖNÜR siyel gücü bu kadar yüksek olan bir aracın en etkin şekilde kullanılması ve yönetilmesi gerekmektedir. Dünya turizm hareketlerine bakıldığında, çektiği turist sayısı açısından Türkiye, 2007 yılı rakamlarına göre tüm ülkeler arasında 10. sırada yer almaktadır. Ne yazık ki, Türkiye pazar payı açısından tüm dünya turizm pazarının sadece % 2,5’ine sahiptir (T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2008). Turistlerin Türkiye’ye geliş nedenlerini ortaya koyabilmek için yapılan araştırmaya göre, yaklaşık %50’sinin tatil amaçlı geldiği tespit edilmiştir (Emir & Durmaz: 2009,26). Türkiye’nin uluslararası turizm pazarından yeterince pay alamamasının en önemli nedenleri arasında, katma değerin yüksek olması, turizm tanıtımı ve pazarlamasının etkin bir şekilde yapılamaması gösterilmektedir. Bu nedenle destinasyonun pazarlanması önem taşımaktadır. Turizm destinasyonları web sayfaları üzerinden dünya turizmine açılmaktadırlar. Türkiye’de turizm varlıklarının gereken hak ettiği yere gelememesindeki nedenlerden biri de web sayfalarının kullanımı, kullanılabilirliği bakımından yeterince hak ettiği yerde olmamasıdır. Oysa web siteleri üzerinden destinasyonların dünya turizmine eklemlenmeleri ile zaman ve mekân sınırları aşılarak hizmet üretilebilme olanakları yaratılmaktadır. Dolayısı ile geçmişten gelen klasik turizm faaliyetlerinin eksik kalan ya da aksayan hizmetleri tüketicilere daha kolay sağlanabilmekte, aksaklıklar hızlı bir şekilde giderilebilmektedir. Hedef kitleye ürün ve hizmet promosyonları çok hızlı bir şekilde ulaştırılabilmektedir. Hizmetlerin ulaştırılmasında aracılar devre dışı bırakıldığından, hem tüketicilerin hem de işletmelerin karlılığı artmıştır. Sermayesi küçük işletmeler bile, web siteleri üzerinden tüketiciler tarafından keşfedilmesi halinde, küresel dünyaya bağlanma olanağı yakalamaktadır. Hemen her ölçekteki işletme e-ticaret olanaklarını web üzerinden sağlayabilmektedir. Destinasyon Turizmini Artırmada Web Sitelerinin Özellikleri Günümüzde internet kullanımı yaygın hale geldikçe, turizm kuruluşları destinasyonlarını geliştirmek, daha çok tüketiciye ulaştırmak, değişen tüketici taleplerine daha çok, kaliteli hizmet verebilmek için, doğrudan erişim olanaklarının web sitelerinin özelliklerini geliştirerek artırmak durumundadırlar. Çünkü birçok alanda internetin kullanıcı sayısı giderek artmaktadır. 240 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Gelişmiş Avrupa Ülkelerinin Destinasyonlarıyla Nevşehir Turizm Destinasyonu Web Siteleri Üzerinde Karşılaştırmalı Bir Analiz : Farklılıklar, Benzerlikler, Öneriler Pompe,2007; Graeupl, 2006 ‘da yaptıkları çalışmalara göre; 50 yaş ve üzeri yetişkinlerin, artan sosyo-ekonomik özelliklere bağlı olarak eğlence ve keyif amaçlı harcama eğilimi de artmaktadır. Temel gereksinimlerin ötesine geçmiş olan harcamalar nedeniyle insanlar turizm web sayfalarının sadık tüketicileri haline gelme eğilimindedirler. Turizm açısından, “güvenilir ve yararlı” olarak algılanan destinasyon web siteleri, bilgi kaynağı olarak algılandıklarından daha çok kullanılmaktadırlar (Law,R.& Fuchs M.&Ricci F:2011,75). Web siteleri destinasyonları, turizm coğrafyasının internet ortamındaki temsilcisidir. Dolayısıyla turizm işletmecilerinin fark yaratması kaçınılmazdır. Tüketiciler için internetin ve teknolojiye erişimin küresel bir gerçeklik olduğu günümüzde, turizm sektörü de elektronik ortamda giderek gelişmektedir. Söz konusu sektörde destinasyon pazarlaması, reklam ve tutundurma aşamalarında internet ve web teknolojilerine büyük rol düşmektedir (Hançer&Ataman:2006,194). Turizmin web tabanlı olmasının anlamı, küreselleşmeye yaklaşımı ve çoklu medya kapasitesini öneren internetin, turizm hizmetlerinin dağılımındaki ve ilerlemesindeki kullanımının giderek artmasıdır. Kullanım kolaylığı, etkileşim ve web tabanlı ara yüzün esnekliği, destinasyon pazarlamada web teknolojisi için önemli bir işleve sahiptir. Destinasyon web sitelerinin amacı, bölgeyi doğrudan tüketiciye tanıtmak, bölge imajı oluşturmada ve bölgeyi markalaştırmada temel görev üstlenmektir (Sarı & Kozak :2005,255). Web sitesinde tarihi yapılar ve kalıntılar, kültürel olaylar ve etkinlikler, parklar ve bahçeler, alışveriş merkezleri, turizm olanakları ve altyapı, eğlence, kuşbakışı doğal görünümler, mutfak ve yemekler, aktiviteler yer almalıdır (Choi&Lehto& Morrison: 2006,118). Destinasyon web sitesinin yararlılığı, tasarımına, içeriğine ve teknolojik özelliklerine bağlıdır. Başka bir deyişle, birey web sitesi ile nasıl etkileşim kuracağını anlamak için kolay bilgi elde eder. Destinasyon web sitesinin yararlı olarak algılanması, erişebilirliliğine, teknolojik yaratıcılığa ve dolaşım kolaylığı fonksiyonlarına bağlıdır (Duran:2008,205). Bilginin içeriği, görsel materyaller, etkileşimli elementler, kullanıcının ilgilendiği web sitesi özellikleridir ve gezi planı yaparken fayda sağlar. Değişen tüketici talepleri içinde “tatil paketi “ anlayışı giderek yaygınlaşmaktadır. Bu paket farklı demografik özellikler taşıyan tüketicilerin talepleri ve kişisel farklılıklarından dolayı oluşan farklı tercihlerine cevap verebilmelidir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 241 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN - Nimet ÖNÜR Web sitesi, e- ticaret açısından bilgi arama davranışı ve satın alma arasındaki ilişkiyi canlı tutabilecek nitelikleri içinde barındırmalıdır. Silver, ve Pompe’nin yaptığı çalışmada, turizm elli yaşın altındaki genç müşterilere daha çok fiyat ve hizmet tedarik etmeyi ön planda tutarken yoğun internet kullandıkları ve web sayfasından yararlandıkları, elli yaş üzerinde olanlar ise daha az internet kullanmakta bilgi kaynağı olarak arkadaş ve tanıdık ve seyahat katoloğu toplamak gibi arayışlar içindedir (Law,R.&Fuchs M.&Ricci F. :2011,77). Bu nedenle farklı demografik özelliklerdeki hedef kitle özellikleri dikkate alınması gerekmektedir. Yaş, eğitim, vb. faktörler talepler üzerinde önemli bir değişken olduğu düşünülerek web siteleri hazırlanmalıdır. O nedenle web siteleri oldukça yalın, site haritası kolay anlaşılabilir olması bu sorunun aşılmasını kolaylaştıracaktır. Web sitelerinde olması gereken içerikler, işletmenin hedef kitlesinin talepleri temelinde belirlenmektedir. Küresel dünyanın artan ve genişleyen toplumlar arası ve kültürler arası e-ticaretin gelişmesi ile birlikte web sitelerinin önemi ortaya çıkmakta site verimliliği ve site trafiği ilgili performans ölçümleri yapılarak, düzenlemeye gidilmektedir. Sitenin kullanıcılar tarafından nasıl gezindikleri, sitede yer alan web kütüklerinde(weblog) ve benzeri kriterler temelinde analiz edilmektedir. Günlük, aylık ve yıllık siteye giren ziyaretçi sayısı ve onların daha çok girdikleri web sayfaları ve bu sayfaların inaktif olanlarının aktif hale getirilesi için sürekli düzenleme yapılmaktadır. Web sayfalarının kaç kişi tarafından ziyaret edildiği, hangi bilgilere ulaşılmaya çalışıldığı, gelen mesajlardan kontrol edilerek site içi dolaşımın sürekli kontrol edilmesi, hangi şehirlerden ve ülkelerden siteye bağlanıldığı, hangi anahtar kelimeler kullanılarak siteye ulaşmaya çalıştıkları, en son web’in hangi sayfasından sonra ayrıldıkları tespit edilebilir olmalıdır. Bunlarla ilgili çeşitli yazılımlar geliştirilebilir. Web Sitelerinin İçerikleri Web sitelerinin içeriği, destinasyon gezisi için plan yapan kullanıcıyı özendirmek için fonksiyonel bilgi içeriği ve görselliğin birleşmesi olarak tanımlanabilir. Ancak tek tip bir web sitesinden söz edilemez. Ancak dönemin gereksinimleri içinde değişebilir ve yenilenebilir. Bunun için yeni yazılımlar gerekmektedir. Yazılımla içerik yeniden düzenlenmiş olmalıdır. Web sitelerinin içeriği, internet iletişimi için önemlidir. Çünkü web siteleri, internet ortamında bilgi değişimi için geliştirilmektedir. Web siteleri her ay güncellenebilen ve kullanıcıyı memnun eden bir içerik sağlamalıdır. İçerik, 242 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Gelişmiş Avrupa Ülkelerinin Destinasyonlarıyla Nevşehir Turizm Destinasyonu Web Siteleri Üzerinde Karşılaştırmalı Bir Analiz : Farklılıklar, Benzerlikler, Öneriler web site tasarımının en önemli özelliklerinden biridir (Jung & Baker:1998). Metin, destinasyonun değerini artırmak için video, grafik, resimler ile etkili olarak birleştirilmelidir (Nielsen,1998). Etkileşimli elementler, sohbet odaları, çevrimiçi geribildirim formları, e-posta gibi eklenebilir özelliklerdir. Bu özelliklerin eklenebilmesi, içeriğin çekici, etkili, kolay anlaşılması için önemlidir. İşlevsel içerik, kullanıcıya doğrudan iletişim ve etkileşim fırsatı sağlar. Özel olaylar, fiyat veya promosyon gibi gezi paket turlar hakkındaki bilgi destinasyonu seyahat edecek kullanıcıyı doğrudan etkiler. Ayrıca destinasyonun özellikleri hakkında sorulacak olası sorular için, otomatik sorulara cevaplar verilebilme, ya da soru- cevap biçiminde bir eklentinin konulması yararlı olacaktır. Turizm web sitelerinin başarılarını değerlendirmek ve tanımlamak için gereken faktörler turizm, pazarlama, bilgi sistemleri, reklamlar gibi, birçok alanda bilgiyi kapsamaktadır. Web sitelerinin bu alanlardaki yaklaşımı bir ölçüde farklı olabilmektedir ancak yine de benzerlikler yoğunluktadır. Etkili web tabanlı pazarlama, iletişimde web sitelerinin tüm avantajlarını ele almayı gerektirmektedir. Turizm pazarlaması, bilgi, eğitim, reklamikna, eğlence gibi amaçlara hizmet etmektedir. Web sitelerindeki bilgi, web sitelerinin başarı faktörleri modelinin birleştirilmiş şeklini ifade eder. Web siteleri, özel hedef pazarlamada ikna edici etkiye sahiptir. Etkileşim faktörü, etkileşim özellikleri yoluyla web site içeriği ile ilgili kullanıcılara destinasyon web sitelerinin etkililiğini vurgular. Sosyal gelişme, web site etkileşiminin iletişim boyutlarını vurgular. Ayrıca, etkileşim ve teşvik web siteleri yönünden, reklam ölçümünde de etkilidir. Destinasyon pazarlamasının bir yönü, ziyaret edilecek yerlere insanları teşvik eder. Web siteleri kişileri ikna etmeye yardımcı olur (Park &Gretzel:2007,47). Araştırmanın Yöntem Tekniği Bu çalışma da Avrupa’da en yüksek marka imajına sahip dokuz turizm destinasyonunun (Fransa/Paris, İngiltere/Londra, İspanya/Barcelona, Almanya/Berlin, Hollanda/Amsterdam, Almanya/Münih, İsveç/Stockholm, Çek Cumhuriyeti/Prag, İtalya/Roma) (Giritlioğlu & Avcıoğlu:2010,77)web siteleri ile Nevşehir ili destinasyonu içerik analizi tekniği ile karşılaştırılmaktadır. Bu şehirler, destinasyonların web sitelerinin özellikleri dikkate alınarak oluşturulan kriterler temelinde incelenmiştir. Siteleri inceleme kriterleri, destinasyon tarihi, destinasyonun basında çıkan haberleri, forum, 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 243 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN - Nimet ÖNÜR hava durumu, pratik bilgiler, oteller, site haritası, eğlence, restaurantlar, görülecek gezilecek yerler, ilave turlar, gezi için alış veriş, ucuz uçuşlar, otel arama ve seyahat sigortası,vb. oluşmaktadır. Araştırma Verilerinin Değerlendirilmesi Yapılan çalışmada; Avrupa ülkelerine ait, seçilen destinasyon bölgelerinin web siteleri incelenmiştir. Genel olarak web siteleri değerlendirildiğinde aşağıdaki özellikler dikkati çekmektedir. Siteler değerlendirildiğinde, ilk dikkati çeken içeriklerde; bölgenin tarihi, ulaşımı, bölgeye ilişkin çeşitli konularda yazılmış makaleler, hava durumu, pratik bilgiler, forum, oteller ve destinasyon haritası yer almaktadır. Ayrıca turizm bölgesi içinde çalışarak, eğitimini sürdürmek isteyen öğrenciler için de yer ayrılmış olduğu görülmektedir. Bu durum, gelişmiş Batı toplumlarında eğitim alanının ticarileştiğinin ve çevre ülkelere bu konuda model oluşturması nedeniyle merkezin çekiciliğinin de bir göstergesi olmaktadır. O nedenle ülke dışından gelebilecek eğitim sürecinde olan birçok öğrenci konumundaki gençler için web sitesinde bu şekilde bir içeriğin olması önemli gözükmektedir. Çalışarak eğitimini sürdürmek isteyen öğrenciler için nerede çalışacaklarına ilişkin kategoriler bulunmaktadır. Web sayfasında, merak edenlerin gereksinimlerinin giderilmesine yönelik olarak, destinasyonun tarihi, metin şeklinde yer almıştır. Ancak bunlarla ilgili görsellere yer verilmemiştir. Görsellik destinasyon web sitelerinde turistleri ikna etmek için etkili bir yol olduğundan önemlidir. Ulaşımla ilgili olarak, gezi dokümanları, biletler, ulaşım seçeneklerine ilişkin iletişim bilgileri yer almaktadır. Ayrıca basında çıkan yazılar da gerçekte tanınabilirlik hususunun yaratılmasında destinasyon bölgesini ziyaret edecek kişilerin önceden fikir edinmelerini sağlamaktadır. Turizm bölgesinin içindeki ve etrafındaki oteller sınıflandırılarak verilmiştir. Oteldeki kalma süresi boyunca, çeşitli etkinliklerin listesi verilerek, gezi öncesinde ziyaretçilere kalacakları yer konusunda fikir verilmektedir. Ayrıca ziyaretçilerin birbirleri ile fikir alışverişini sağlayan bir forum bölümü bulunmaktadır. Web sayfalarının tasarımında en önemli unsur, destinasyonun çalışanları ve çevresi arasında etkileşimin kurulmaya çalışılmasıdır. Çünkü ziyaretçilerin kendi aralarında veya turizm bölgesi içinde ilgili birimlerle iletişim içinde olması onların kendilerini daha güvenli hissetmelerini ve geçici de olda bir aidiyet bağlantısı içinde olması sağlanmaya çalışılmaktadır. Pratik bilgiler kapsamında, gezi maliyeti, sağlık, güvenlik, vize işlemleri, seyahat sigortası ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. 244 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Gelişmiş Avrupa Ülkelerinin Destinasyonlarıyla Nevşehir Turizm Destinasyonu Web Siteleri Üzerinde Karşılaştırmalı Bir Analiz : Farklılıklar, Benzerlikler, Öneriler İkinci bölüm olarak destinasyonda konaklama süresince yapılacaklar aktiviteler, eğlence, canlı müzik, restoranlar, alışveriş, görülecek yerler kategorilendirilmiştir. Destinasyon bölgesi içinde, gidilecek yerler, müzeler, önemli ziyaretler yerlerine de yer verilmektedir. Geleneksel ve otantik olanın farkına varma hususunda oldukça önemli olan “yemekler” konusuna ayrıca yer verilmiştir. Restoranlar yemek çeşitlerine göre kendi içinde sınıflandırılmıştır. Aktiviteler kapsamında turlar ve geziler hakkında bilgilere değinilmiştir. Eğlence bölümünde ise, kulüpler, barlar gibi eğlence mekânlarının tanıtımı üzerinde durulmuştur. Canlı müziğin olduğu mekânlar ayrıca gösterilmiştir. Ziyaretçilerin alışveriş yapabilecekleri alışveriş merkezleri ve güzellik salonu gibi gerek duyabilecekleri yerler belirtilmiştir. Görülecek yerler bölümünde, müzeler, galeriler, kumsallar, kültür merkezlerine yer verilmiştir. Destinasyon bölgesinde iken gerçekleştirilebilecek turlar hakkında bilgi verilmiştir. Sitede, gezi rehberi için kitaplar bulunmaktadır. Fiyatı uygun ulaşım tarifelerine de yer verilerek destinasyon bölgesini ziyaret edecek ziyaretçilere önceden daha ekonomik bir gezi planı sunulmakta ve seyahat sigortası ile ilgili bilgilere de yer verilmektedir. Londra’nın Lisbon destinasyonun web sitesinde, diğer destinasyonlardan farklı olarak, hava durumu, pratik bilgiler kapsamında, para, maliyet, para dönüştürme, sağlık, vize işlemlerine yer verilmiştir. Ayrıca burada özellikle öğrencilerin faydalanabilecekleri yurt dışında hem çalışma hem de okuma olanakları olduğundan, bu konuda da ziyaretçiler bilgilendirilmiştir. Destinasyon bölgesine ait önemli kasabalar ve köyler hakkında da bilgiler yer almaktadır( http://www.lonelyplanet.com/). Bütün aktiviteler, restoranlar, alışveriş merkezleri, gezilecek yerler gibi diğer seçeneklerin hepsine her bölümden kolaylıkla ulaşılabilmektedir. Ayrıca her bölüme ilişkin kaç adet mekânların ve aktivitelerin, sayıları da belirtilmektedir. Destinasyon bölgesini tanıtımında ve pazarlanmasında reklamlar çok önemli bir etkiye sahip olduğu içinde reklamlar oldukça fazla yer almaktadır. İncelenen destinasyon bölgelerindeki tarihi yerlerin diğer sitelerle olan bağlantıları görsellerle verilmiştir. Destinasyon içinden dışına örneğin, tarihi yerlere ve diğer bölgelere tercih edilebilir ulaşım türleri, güzergâhları verilmiştir. Önemli tarihi yerlere, manastır ve tapınak gibi ibadet yerlerine de özellikle yer verilmiştir (http://www.sacred-destinations.com/). Destinasyon bölgelerini tanıtıcı haritalar, kitaplar ve fotoğraflarda sitede gösterilmiştir. Ayrıca yol güzergâhının kullanılması için kiralama acenteleri olarak ulaşım olanaklarına da değinilmektedir. Bu verilen hizmet sayesinde ziyaretçiler destinasyon bölgesinde rahatça gezebilecek imkana sahip olabileceklerdir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 245 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN - Nimet ÖNÜR Nevşehir ili Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün sitesinde Nevşehir ili destinasyonu içinde Kapadokya ile ilgili sadece bilgiye yer verilmiştir. Ürgüp bölgesinde, ulaşım, gezilecek yerler, kısa ve özet şeklindedir. Müzelerin sadece isimlerine yer verilmiş ancak detaylandırılmamıştır. Açıklamalar oldukça özetlenmiş metin biçimindedir. Görseller öğelere çok az yer verilmiştir. Önemli telefon ve adres bölümü bulunmaktadır ancak bu bölüm içinde sadece telefon numaraları yer almaktadır. Bağlantılar bölümünde bağlantı adları mevcuttur ancak bağlantıların içi boştur ve gerektiği biçimde doldurulmamıştır. Bu durum sitenin güncellenmesinin sıklıkla yapılmadığını göstermektedir. Bu durum önemli bir boşluktur. Destinasyonun içinde değişen yeni durumlara göre sık aralıklarla güncellenmediği için, aktif bir işletmenin olmadığı anlamını yaratmaktadır. Yapmadan dönme bölümünde o bölgeye has yapılabilecek aktivitelerden bahsedilmektedir. Avanos ve Göreme bölgeleri için de aynı bölümler mevcuttur (kültür.gov.tr) Nevşehir iline ilişkin kültür ve termal turizminden söz edilmektedir. Kültür turizmine ilişkin, genel bilgiler, kültürel detaylar, dil-anlatım, aşık edebiyatı, anlatmalar, anonim şiirler, destanlar, türküler, maniler, tekerlemeler, kalıplaşmış sözler, geleneksel dayanışma, el sanatları, halk oyunları, müzik kültürü, inanışlar, törenler, festivallar, yöre mutfağına değinilmiştir (Nevşehirkültürturizm. gov.tr). Bu açıklamalar sadece yazı olup, görsellikten uzaktır. Özellikle yurt dışından gelen turistler için bu durum çekicilikten uzaktır. Nevşehir Belediye’sinin sitesinde Kapadokya için ayrı bir bölüm oluşturulmuştur. Tarihi, sosyal ve kültürel olayları, doğal çevre, turizm, yerleşim yerleri bölümlerine yer verilmektedir. Ayrıca Ürgüp için hazırlanan site açılmıyor. Avanos destinasyonunda Avanosa ilişkin web sitelerine yer verilmiştir. Ziyaretçilerin bilgi alabilecekleri Avanos kaymakamlığı, Avanos gazetesi, polis teşkilatı, medya, haberler ve sanal tur gibi bölümler yer almaktadır. Dünyanın Gelişmiş Destinasyonları İle Nevşehir Web Sitesinin Karşılaştırılması Tablo 1a, 1b ve 1c’ye bakıldığında, öncelikle her şehre ilişkin özelliklerin 19 bölümden oluştuğu görülmektedir. Bu bölümler, tarih, basında çıkan yazılar, forum, hava durumu, pratik bilgiler, çalış ve oku, hotel, eğlence, alışveriş, aktivite, restoran, görülecek yerler, turlar, gezi için alışveriş, ucuz uçuşlar, hotel arama, seyahat sigortası, araba kiralamadır. Söz konusu bölümler sınıflandırıldığında destinasyona genel bakış(tarih, basında 246 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Gelişmiş Avrupa Ülkelerinin Destinasyonlarıyla Nevşehir Turizm Destinasyonu Web Siteleri Üzerinde Karşılaştırmalı Bir Analiz : Farklılıklar, Benzerlikler, Öneriler çıkan yazılar, forum, hava durumu, pratik bilgiler, çalış ve oku, hotel), yapılacaklar (eğlence, alışveriş, aktivite, restoran, görülecek yerler, turlar) ve gerçekleştirilmesi gerekenler (gezi için alışveriş, ucuz uçuşlar, hotel arama, seyahat sigortası, araba kiralama) başlıkları altında 3 kategoride yer almaktadır. Tablo 1a’da destinasyonun tarihine bütün şehirler ’de yer verildiği dikkat çekmektedir. Çünkü tarih o ülkenin geçmişini göstermektedir. Ayrıca o şehrin tarihi, turistlerin ilgisini çekmektedir. Yeryüzündeki çeşitli beldelerin geçmişi ve o dönemlerden günümüze gelen kültürel mirası, turisti harekete geçirebilecek önemli etkenlerden biridir. Yörenin tarihi, geçmişten gelen doğa- toplum ve insan ilişkilerinin izlerini yansıtmaktadır. Bu nedenle dışardan gelenler için oldukça cazip gelmektedir. Ayrıca tarih, yörenin özgünlüğünü öne çıkaran özelliklerin başında gelmektedir. Basında çıkan yazılar kısmı, destinasyonu ziyaret edecek turistler için önemli bilgi kaynağıdır. Ancak Nevşehir ilinde bu bölüme değinilmemiştir. Etkili web tasarımında önemli olan etkileşim bölümüdür. Her şehirde bu bölüm var iken Nevşehir ilimizde yoktur. Hava durumu, destinasyonu ziyaret edecek turistlerin seyahat esnasında yanında bulundurmaları gereken eşyaları hazırlarken önem taşımaktadır. Münih, Stockholm ve Nevşehir şehirlerinde hava durumuna değinilmemiştir. Pratik bilgiler, herkes için faydalı özellikle yabancı ülkede çok önemlidir. Örneğin, para dönüştürme, vergiler destinasyon gezisi sırasında bütçe ayarlamada oldukça yardımcı olmaktadır. Bu bölüm de Nevşehir’de yoktur. Çalışarak okumak her öğrencinin yurt dışına çıkma fırsatı yakalamasını sağlamaktadır. Bu nedenle öğrencilerin kaçırmak istemeyecekleri olanakları sunmaktadır. Öğrenciler bu yolla, yabancı dil eğitimlerine de sürdürebilmekteler ve dil pratiği yapma imkânına kavuşmaktadır. Tablo 1a’da, özellikle tercih edilen ülkeler için bu bölümler yer almaktadır. Gelişmiş destinasyonlardan Münih, Stockholm de olduğu gibi Nevşehir’de de “çalışarak eğitim alma bölümü” yoktur. Destinasyon bölgesindeki en uygun otelleri bulmak ve otellere ait bilgilere ulaşmak her turistin aradığı bir bölümdür (Tablo 1b). Çünkü turistler gitmeden önce rezervasyon yaptırarak, gittiklerindeki nerede kalacakları belirsizliğini ortadan kaldırmış olurlar. Yapılan incelemede Nevşehir hariç bütün şehirlerde kalma gereksinimlerini gidermeye yönelik otel ile ilgili bilgiye yer verilmektedir. Harita ile gös- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 247 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN - Nimet ÖNÜR terim turistler için kolaylık sağlamaktadır. Gitmek istedikleri yakın şehirleri buradan görebilmektedirler. Yine Nevşehir ili hariç bu bölüm de bütün şehirlerde mevcuttur. Turistler gittikleri bölgeden hatıra amaçlı çeşitli hediyeler almaktadırlar. Bu nedenle alışveriş onlar için vazgeçilmezdir. İstediklerine nereden ve nasıl ulaşabileceklerini bilmek de turistleri memnun edebilecek bir husustur. Ancak bu bölüm Nevşehir şehrinde yoktur. Destinasyon bölgesinde yapılacak aktiviteleri bilmek turistler için önemlidir. Gitmeden aktivitelere göre plan yapabilmektedirler. Turistler, günlük geziler, turlar ile ilgili aktivitelerini planlayabilirler. Alınan destinasyonlar incelendiğinde Amsterdam şehrine ait aktivite programı yoktur. Destinasyon bölgesinde yeni tatlar denemek ve ulaşım bilgilerini elde etmek isteyenler için, restoranlar incelemede kafeler, publar, farklı ülkelerin yemeklerinin olduğu restoranlar gibi sınıflandırılarak verilmektedir. Her restorana ilişkin harita, adres, tel, fiyat bilgileri yer almaktadır. Bu bölüm Nevşehir’de yoktur. Turizm amaçlı tüm görülecek yerler mutlaka destinasyon sitelerinde yer almalıdır. Bu nedenle incelenen destinasyonlarda müze, kutsal mekânlar gibi turistin ilgisini çekebilecek yerler mevcuttur. Turlarla ilgili bilgiler her destinasyon sitesinde bulunmamaktadır (Tablo 1c). Turlar bölümünde, belirli seyahat acenteleri tarafından hazırlanan turlar hakkında bilgiler yer almaktadır. İngiltere, Amsterdam, Münih, Stockholm ve Nevşehir şehirlerine ilişkin tur bölümleri yer almamaktadır. Her turist gezi planı yaptığı zaman gideceği destinasyonla ilgili bilgi sahibi olmak ister. Bu nedenle seyahat edilecek destinasyonla ilgili seyahat rehberi, aktivite rehberi, hediyelik eşyalar, ve yabancı dil ile ilgili kalıplaşmış sözlerin bulunduğu bir kitapçığı edinmek isteyebilir. Bu nedenle özellikle hazır cümlelerden olan bu kitapçıkları kullanmak oldukça faydalı olabilir. Gezi için alışveriş bölümü birçok destinasyon sitesinde yer alırken incelenen destinasyon bölgeleri içinde Nevşehir’de yoktur. Bütçe, turist için oldukça önemlidir. Turistler, az maliyetle çok yer dolaşmak isterler. Bu nedenle destinasyon sitelerinde en uygun uçuş ve seyahat tarifeleri yer almalıdır. Ucuz uçuşlar adı altında bu bölüm sadece Nevşehir ilinde yoktur. Otel arama bölümünde seyahat edenlere nerede ve hangi fiyata kalabilecekleri oteller gösterilmektedir. Her bölümde olduğu gibi burada da yurtlar, misafirhaneler, oteller, apartlar olarak sınıflandırma yapılmıştır. Ancak yine Nevşehir ilimiz için yapılan araştırma da bu bölüme rastlanmamıştır. 248 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Gelişmiş Avrupa Ülkelerinin Destinasyonlarıyla Nevşehir Turizm Destinasyonu Web Siteleri Üzerinde Karşılaştırmalı Bir Analiz : Farklılıklar, Benzerlikler, Öneriler Turistin yurt dışında olduğu dönemde yararlanabileceği bir seyahat sigortasına ihtiyacı olmaktadır. Bu bazı kişiler tarafından gereksiz gibi görünse de yurtdışına çıkarken mutlaka olması gerekmektedir. Gelen turistler destinasyon bölgesinde istedikleri gibi dolaşmak istemektedirler. Ancak bu durum tur şirketleri ile pek de mümkün olmamaktadır. Bu nedenle destinasyon bölgesine gitmeden önce bir araba kiralamak isteyebilirler. Bu durumu dikkate alarak araba kiralama şirketlerinin bir listesi verilebilir. Sonuç Genel olarak incelendiğinde, Nevşehir için var olan web sayfaları etkili bir tasarıma sahip değildir. Günümüzün bilgi toplumu gereksinimleri içinde etkileşimli olarak hazırlanmamıştır. Nevşehir ili de web sitesi gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında; rezervasyon bilgileri, para değişim yeri, hava durumu vb. gibi yukarıda sözü edilen eksikliklerin giderilmesi gerekmektedir. Bu durum, turizmin bir sektör olarak gelişme sürecinde olduğunun ve endüstrileşmediğinin göstergesi olarak değerlendirilebilir. Eksikliğin giderilmesinde gerek özel sektör gerekse Turizm Bakanlığı’nın yatırımları artırmasının gereği ortadadır. Gelişmekte olan ülkeler içinde olan Türkiye turizmi içinde önemli bir yeri olan Kapadokya’nın dünya turizmine eklemlenebilmesi için yeni bir yazılım ve web sitesi düzeni gerekmektedir. Gerek tüketiciler gerekse tur operatörlerinin gereksinimleri olan ulaştırma, seyahat, konaklama, kültür ve eğlence bilgilerinin, yörenin tercih edilme nedenleri öne çıkarılacak bir biçimde daha detaylı ve görsel öğelerle mitleştirilerek düzenlenmesi gerekmektedir. Sitede yerel özellikler yani otantizm öne çıkarılmalıdır. Tercih edilme nedeni olarak yörenin farkı olan otantik unsurları, endüstriyel görselliklerle desteklenerek yararlanılması gerekmektedir. Gerek batı gerekse doğu toplumları için, bu önemli bir unsurdur. Otantik özelliklerin çoğu şu anda web sitesinde yerini almıştır. Ancak dijital görüntü tekniklerinden yararlanarak yörenin otantik özellikleri mitleştirilememiştir. Görselliği öne çıkarıldığı ve tüketiciye adeta sanal bir gezi ve eğlence deneyimi yaşatacak videoların sitede yerini alması gerekmektedir. Doğa güzellikleri de benzer şekilde değerlendirilmelidir. Reklamlar gelişmiş ülkelerin sitelerinde de yer almaktadır. Kapadokya için de önemlidir. Reklam olmaksızın pazarlama etkinliklerinin günümüzde başarı şansı azdır. Bu nedenle reklam ilavesi yapılabilir ve mevcut durum korunabilir. Önemli olan bir diğer konu site 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 249 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN - Nimet ÖNÜR içinde rahatça turistin dolaşabilmesidir. Tüketici site içinde kaybolmamalı ve istediği menüye her zaman ulaşabilme imkânına sahip olmalıdır. Bu nedenle web sayfası tasarlanırken frame’ler yararlanılabilmektedir. Frame’lerle tanıtım yapıldığı takdirde, turist istediği gibi destinasyon sitesine hakim olabilir. Yanı sıra farklı bannerlar kullanılarak, sitenin çekiciliği artırılabilir. Ancak web sitesi bütünlüğünün bozulmaması için sitenin bütün sayfalarının birbiriyle uyumlu ve birbirinin tümleyeni olacak biçimde düzenlenmesi gerekmektedir. Çağımızda “bireysellik” önemlidir. Kişileştirilmiş iletişim hizmetlerinin de yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bilgi akışının daha verimli olabileceği yönünde getirilen bir düzenleme ile, yer zaman uygunluğu, fiyat seçenekleri, rezervasyon ve konfirmasyon, seyahat belgeleri, biletlerin tedarik edilmesi vb. yöreye gelme konusunda tercih de bulunduğunda sistem içinde kendi kendine düzenleme yapabilmelidir. Hatta beklenilmeyen olaylarda planların değişmesi halinde yeni bir düzenlemeye olanak veren bir yazılımla düzenlenmesi gerekmektedir. Yeni teknolojilerin yarattığı bu olanaklar kadar, bir pazarlama mantığı içinde tüketim fırsatları, indirimler, turistin harcamaları ve karşılığında elde edeceği avantajların bire bir değerlendirebileceği bilgi akışı, güvenilir çevrimiçi ödeme olanakları, ürün ve hizmetler için farklı fiyat seçeneklerine yer verilmelidir. Fiyatlar, hizmet bilgileri ve bunların farklı tüketimi düzeyinde tercih edilebilme olanakları yaratılmalıdır. Sonuç olarak Kapadokya web sitesi; kullanıcıların ortak yüzey alanı, yukarıda söz edilen bilginin çeşitliliğinin artırılarak, çevrimiçi rezervasyon hizmetlerinin daha aktif hale getirilecek şekilde düzenleme gereksinimi vardır. Dolayısıyla bilgilendirme içeriği yeniden ele alınıp düzenlenmelidir. Görselliğin de yeniden tasarlanması gerekmektedir. Kapadokya kimliğinin öne çıkmasını sağlayacak arayüz kullanım kolaylığı, site bilgileri, turistik etkinliklerin kolayca tüketilebilmesi için bağlantılar ve rezervasyon işlemleri konularında sürekli kullanıcı ölçümleri yapılarak, değişikliklerin elde edilen veriler yönünde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. 250 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Gelişmiş Avrupa Ülkelerinin Destinasyonlarıyla Nevşehir Turizm Destinasyonu Web Siteleri Üzerinde Karşılaştırmalı Bir Analiz : Farklılıklar, Benzerlikler, Öneriler Tablo 1a: Dünyanın Gelişmiş Destinasyonları İle Nevşehir Web Sitesinin Karşılaştırılması Fransa/Paris Basında Hava Pratik Çalış ve Tarih Çıkan Forum Durumu bilgiler oku Yazılar Var Var Var Var Var Var İngiltere / Londra Var Var Var Var Var Var İspanya/Barcelona Var Var Var Var Var Var Almanya/ Berlin Var Var Var Var Var Var Hollanda/Amsterdam Var Var Var Var Var Var Almanya/Münih Var Var Var Yok Var Yok İsveç/Stockholm Var Var Var Yok Var Yok Çek Cumhuriyeti/ Prag Var Var Var Var Var Var İtalya/Roma Var Var Var Var Var Var Türkiye/Nevşehir Var Yok Yok Yok Yok Yok Tablo 1b: Dünyanın Gelişmiş Destinasyonları İle Nevşehir Web Sitesinin Karşılaştırılması Var Var Var Var Var Var Görülecek Yerler Var İngiltere / Londra Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Almanya/ Berlin Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Almanya/Münih Var İsveç/Stockholm Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Var Yok Yok Yok Var Yok Var Otel Harita Eğlence Alışveriş Aktivite Restaurant Fransa/Paris İspanya/ Barcelona Hollanda/ Amsterdam Çek Cumhuriyeti/ Var Prag Var İtalya/Roma Türkiye/Nevşehir Yok 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 251 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN - Nimet ÖNÜR Tablo 1c: Dünyanın Gelişmiş Destinasyonları İle Nevşehir Web Sitesinin Karşılaştırılması Gezi için Turlar alışveriş Ucuz Uçuşlar Hotel arama Seyahat sigortası Araba Kiralama Fransa/Paris Var Var Var Var Var Var İngiltere / Londra Yok Var Var Var Var Var İspanya/Barcelona Var Var Var Var Var Var Almanya/ Berlin Var Var Var Var Var Var Hollanda/ Amsterdam Yok Var Var Var Var Var Almanya/Münih Yok Var Var Var Var Var İsveç/Stockholm Yok Var Var Var Var Var Çek Cumhuriyeti/ Prag Var Var Var Var Var Var İtalya/Roma Var Var Var Var Var Var Türkiye/Nevşehir Yok Yok Yok Yok Yok Yok Kaynakça Anatolia(2005), Turizm Araştırmaları Dergisi, Cilt 16, Sayı 2, Güz : 127-138. Akdoğdu P. & Şahin M., Bilişim Teknolojilerindeki Gelişmelerin Turizm Sektörüne Etkisi ve Kullanım Alanları, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, http:// www.projepelit.com/kaynaklar/MAKALE%205.doc Boylu Y. & Tuncer A., (2008), “Konaklama İşletmelerinin yönetim Yapılarının Web Tabanlı Pazarlama Faaliyetlerine Etkisi Üzerine Bir Araştırma, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl:7 Sayı:13 Bahar 2008 s. 1130, http://www.iticu.edu.tr/kutuphane/ dergi/s13/11-30.pdf Buhalis, D. &Darcy S., Accessible Tourism: Concepts and Issues, Edit:Dim,itrios Buhalis and Simon Darcy , Channel View Publicing, Canda, http://books. google.com.tr/, Erişim tarihi:1.9.2011. Cai, L.A. (2002), Cooperative branding for rural destinations, Annals of Tourism Research, Vol. 29, No. 3, 720-742. Cai L.,Card J.A., Cole S.T. (2004), Content delivery performance of world wide web sites of US tour operators focusing on destinations in China, Tourism Management 25 (2004) 219–227. Chao, C., Bharat R.H. & Pasquale M.S. (2004), Tourism, globalization, social externalities, and domestic welfare, Research in International Business and Finance, Vol. 18, 141-149. 252 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Gelişmiş Avrupa Ülkelerinin Destinasyonlarıyla Nevşehir Turizm Destinasyonu Web Siteleri Üzerinde Karşılaştırmalı Bir Analiz : Farklılıklar, Benzerlikler, Öneriler Choi S., Lehto X.Y,Morrison M, (2007), Destination image representation on the web: Content analysis of Macau travel related websites, Tourism Management 28 (2007) 118–129. Crouch, G.I. & Ritchie, J.R.B. (1999), Tourism, Competitiveness, and Societal Prosperity, Journal of Business Research, Vol. 44, 137–152. Doolin B., Burgess L., Cooper J.,(2002) Evaluating the use of the Webfor tourism marketing: a case study from New Zealand Tourism Management 23 (2002) 557–561. Du Cluzeau, C. O. (2000). Le Tourisme Culturel. Paris: Presses Universitaires de France. Duran N., (2008), Destinasyon Tanıtımında Resmi Web siteleri: Türkiye’nin Rakip Destinasyonlarının Web sitelerinin Değerlendirilmesine yönelik Bir araştırma, Adnan menderes Üniversitesi, sosyal Bilimler Enstitüsü, Aydın, http:// www.belgeler.com, Erişim tarihi:8.5.2011 Emir O. & Durmaz G. (2009), Afyonkarahisar’ın Termal Turizm İmajı Üzerine Bir Değerlendirme, Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi, Cilt 20, Sayı 1, Bahar: 25-32. Giritlioğlu İ. & Avcıkurt C. (2010), Şehirlerin Turistik Bir Ürün Olarak Pazarlanması, Örnek Şehirler Ve Türkiye’deki Şehirler Üzerine Öneriler, Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl:3 Sayı 4, Haziran 2010, 74-89. Göztaş A. &Köker N. E., (2010), Digitalization of The Cities: An Analysis of City Municipality Web Sites as a Part, Journal of Yasar University 20(5) 33313347. Gretzel U.& Law R.& Fuchs M., (2010), Information and Communication in Tourism 2010, SpringerWien NewYork. Hançer M. ,Ataman M., (2006), Seyahat Acentalarında İletişim Teknolojilerinin Kullanımı Ve Web Sitelerinin Değerlendirilmesi: Ege Bölgesi Örneği, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:8 Sayı:3, İzmir, s.193-207. Karamustafa K.& Biçkes D.M. &Ulama Ş., (2002), Türkiye’deki Konaklama İşletmelerinin İnternet Web Sitelerini Değerlendirmeye Yönelik Bir Çalışma, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 19, Temmuz-Aralık, ss. 51-92 Zanger T, Gattringer C.,Groth A. .(2011) “Silver Surfers & eTourism: Web Usability and Testing: Methods for the Generation 50plus” Edit:Law R.,Fuchs M,Ricci FInformation and Communication Technologies in Tıurism, January 26-28, Proceedings of The International Conference in Innsbruck, Austria,,New York.Springer Wien Law, R., Leung, K. & Wong, J. (2004). The Impact of The Internet on Travel Agencies, International Journal of Contemporary Hospitality Management, 16(2) 100-107. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 253 İlknur AYDOĞDU KARAASLAN - Nimet ÖNÜR Lea, J. (2001). Tourism and Development in the Third World. London: Routledge. Lin Y., Huang j. (2006), İnternet Blogs As A Torism Marketing Medium :A Case Study,Journal Of Business Research, c.59, s.10/11, p.1201-1205. Mardan, C.,(2007), Uluslararası Destinasyon Markası Oluşturulmasında Kimlik Geliştirme Süreci: Adana Örneği, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Adana. http://library.cu.edu.tr/tezler/6170. pdf Middleton V.T.C.vd. (2009), Marketing in Travel and Tourism, Butterworld Hienemann, Slovenia. Oter Z. & Ozdoğan O.N., Kültür Amaçlı Seyahat Eden Turistlerde Destinasyon İmajı: Selçuk-Efes Örneği Özdemir G., Destinasyon Pazarlamasında İnternetin Rolü, Journal of Yasar University, 2(8), 889-898, http://www.mitosweb.com/browse/50904/05_ozdemir.pdf, Erişim tarihi:30.6.2011. Özdipçiner N.S. ,Turizmde Elektronik Pazarlama, Dokuz Eylül Üniversiesi, İşletme Fakültesi Turizm İşletmeciliği Bölümü, http://iuyd. netrevart.com/index. php/iuyd/article/viewFile/6/4. Park Y. A. &Gretzel U., (2007) Success Factors For Destination Marketing Web Sites: A Qualitative Meta-Analysis, Journal of Travel Research,46: 46 Sarı Y. Kozak M. (2005),turizm pazarlamasına internetin etkisi, Destinasyon Web siteleri İçin Bir model Önerisi, Akdeniz İ.İ. B. F. Dergisi, s.9 ,ss.248-271 Şahin B., Türkiye’nin ve Türk Turizm İşletmelerinin Avrupa Turizm Pazarlarında Pazarlama Stratejileri, http://sbe.balikesir.edu.tr/dergi/makaleler/ reddedildi/ 5/TIO103. doc Tanrıverdi, H. & Cömert, C. (2003), Turizm İşletmelerinde Tutundurma Karmasının İncelenmesi:Seyahat Acentaları ve Otel İşletmeleri Örneği, Pazarlama Dünyası, Sayı: 2003-4, 12-17. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı (11.11.2008), Dünyada ve Türkiye’de Turizm Raporu, Araştırma ve Değerlendirme Daire Başkanlığı, URL: http://www.kultur.gov.tr/TR/Tempdosyalar/242656__sonturizmraporu.doc, [06.09.2011] http://www.lonelyplanet.com/ http://www.sacred-destinations.com/ http://www.kultur.gov.tr 254 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u İSLAM-BİZANS MÜCADELESİ’NDE ORTA KAPODOKYA BÖLGESİ (640–962) ISLAM-BYZANTIUM COMBAT IN CENTRAL CAPPADOCIA REGION (635-962) İlyas GÖKHAN* ÖZET Bu bildiride Dört Halife devrinden başlayarak Emevi ve Abbasi Hilafetleri döneminde Kapadokya’nın orta kısmını oluşturan Nevşehir ve çevresinde Müslüman Araplarla Bizanslılar arasındaki mücadeleler konu edinilecektir. Müslüman Araplar 634 yılından itibaren Suriye’yi (Şam) Bizanslılardan aldıktan sonra Anadolu’ya girmeye başladılar. Kısa süre içinde Antakya ve Çukurova’ya giren İslam orduları Gülek Boğazından Kapadokya bölgesine girdiler. Günümüzdeki Niğde, Aksaray, Kayseri ve Nevşehir taraflarına ilerleyen İslam orduları ile Bizans güçleri arasında çetin muharebeler oldu. Hz. Osman zamanında İslam Ordusu 646’da Kayseri’yi 10 kuşatmış ve haraca bağlayarak geri dönmüştü. Yine Maraş ve Malatya üzerinden ilerleyen İslam Orduları Kapadokya bölgesine girerek Kayseri’yi fethettiler. Toroslardan ilerleyen İslam orduları ile Maraş ve Malatya üzerinden ilerleyen İslam orduları Kapadokya bölgesinde birleşerek Anadolu içlerine doğru Bizans topraklarını fethe giriştiler. Bilhassa Nevşehir bölgesi İslam ordularının uğrak yeri olmuştur. Hatta buradan ilerleyen Müslüman Araplar Amasya, Çankırı ve Çorum taraflarını ele geçirdiler. Müslümanlar Tarsus’tan başlayarak Maraş ve Malatya’ya kadar olan bölgelerde Avasım (Sugur) şehirlerini oluşturarak Bizans’a karşı bir savunma hattı meydana getirdiler. Buna karşılık Bizans da Kızılırmak nehrinden Toroslara kadar olan bölgeyi Kayseri Themalığı’ndan ayırarak Kapadokya Themalığı’nı kurarak Müslümanların Anadolu içlerine ilerleyişini durdurmaya çalıştı. Söz konusu bölgede İslam- Bizans mücadelesi 300 yıl sürmüş ve Hamdani Emiri Seyfüddevle’yi mağlup eden Bizanslılar bölgeyi 960’larda ele geçirdiler. * Doç. Dr., K.Maraş Sütçü İmam Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü e-posta:[email protected], 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 255 İlyas GÖKHAN İslam ve Bizans kaynaklarında Kabâduk (Kapadokya) bölgesi olarak geçen Nevşehir ve çevresinde Osiane- Soanda (Nevşehir), Melekûbiyye (Derinkuyu), Antigu (Altınhisar), Salimun (Selime), Tyena (Kemerhisar), Venesa (Avanos), Arebsun (Gülşehir), Nyssa (Nevşehirin batısında bir yer), Mokissostan (Kırşehir), Dogra (Hacıbektaş), Siccasene-(İncesu-Viranşehir) gibi yerleşim yerlerinin isimleri geçmektedir. Ayrıca bu bölgelerde yeraltı mağaralarının bulunduğu belirtilmektedir. Bu mağaralarda buğday saklandığı da kayıtlıdır. Bu çalışma Taberî, Belezurî, İbn Hurdazbih, Yakubü’l- Hamevi vs İslam ve dönemin Bizans kaynaklarından istifade edilerek hazırlanacaktır. Ayrıca C.Texier, V.Minorky, E. Honigmann ve W. M. Ramsey gibi müelliflerin tetkik eserlerinden de faydalanılacaktır. Anahtar Kelimeler: İslam, Bizans, Kapodokya, Nevşehir ABSTRACT Starting from the time of the Four Caliphs period known as the Umayyad and the Abbasid Caliphate, the article have dealt with long struggles took place between Arabs Byzantines in the middle part of Cappadocia, Nevsehir, and around the surrounding regions. Since, 634 BC the Muslim Arabs of Syria began to enter the Damascus-Byzantine Anatolia regions and after a short period of time Antakya and in Çukurova region of Cappadocia was occupied by Islam Armies up to Gulek region. Today, Nigde, Aksaray, Kayseri and Nevsehir had Tough battles between the parties which had advanced their armies of Islam and the Byzantine forces. During Hz. Osman’s time in 646 B.C the Islamic Army had surrounded and under tributed Kayseri 10 times. However, the Islamic armies conquered the Cappadocia region by entering through Maras, Malatya and Kayseri regions. The Muslim armies advancing from the Taurus Mountains in Maras and Malatya had merged over the advancing armies of Islam in the Cappadocia region into the interior of Anatolia and Byzantine. In particular had been a place frequented by Muslim armies in Nevsehir. Muslim Arabs here or even later in Amasya, Çorum and Çankırı captured aspects of by creating a line of defense against the Byzantines brought in the Tarsus Army, which was up to the Muslims from the Maras and Malatya regions to protect. Avasım (Sugur) cities, In contrast to the Taurus Mountains with the Red River region in the Byzantine Cappadocia, Kayseri Themalı establishment tried to stop the progress of the interior of Anatolia by separating the Muslims. The struggle lasted for 300 years in the region in question, and Hamdani, the Emir of the Islamic- 256 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u İslam-Bizans Mücadelesi’nde Orta Kapodokya Bölgesi (640–962) Byzantine Seyfüddevle who defeated the Byzantines conquered the area around 960B.C. Islamic and Byzantine resources had names such as Kabâduk (Cappadocia), as the area in and around the Nevsehir-Soanda. Osiane (Nevsehir), Melekûbiyye (Derinkuyu), Antigu (Altınhisar), Salimun (Selime), Tyena (Kemerhisar), Venesa (Avanos), Arebsun (Gülşehir) , Nyssa (a place west of Nevsehir), Mokissostan (Kirsehir), Doğra(Hacibektas), Siccasene-(Incesu-Viransehir) passes the names of settlements. Also mentioned in these regions where the underground caves which stored wheat. In this study, al-Tabari, Belezurî, Ibn Hurdazbih, Yakubü’l-Hamevi ect. Islam and the Byzantine period will be prepared by exploiting its resources. In addition, C. Texier, V., Minorky, E., Honigmann, and W. M. Will be utilized to examine the works of authors such as Ramsey. Key Words: Islam, Bizans, Kapodokya, Nevşehir 1. Kapadokya Bölgesinin İlk Sakinleri İlkçağ’da Kapadokya bölgesi geniş bir alanı kapsamaktadır. Kapadokya’nın sınırları güneyde Kilikya, Kuzeyde Karadeniz, doğuda Fırat ve batıda da Lidya ve Frikya’ya kadar uzanmaktadır. Daha anlaşılır bir tanımla güneyde Çukurova, doğuda Malatya, Kuzeyde Samsun- Amasya ve Sinop batıda ise Konya’ya kadar olan alan Kapadokya olarak bilinmektedir. Bizim burada inceleyeceğimiz kısım ise Nevşehir, Kayseri, Aksaray ve Niğde ile sınırlı olan orta Kapadokya bölgesidir. Kapadokya bölgesinin en önemli akarsuyu Kızılırmak olup incelediğimiz bölge bu nehrin güney ve güneydoğu kısmına düşmektedir. Orta Kapadokya bölgesinde iki büyük dağ olup bunlar Erciyes ve Hasandağ’dır. İlkçağ’da bölgede iki büyük yerleşim merkezi vardır. Bunlar Tyana (Niğde-Kemerhisar) ve Mazaka’dır. (Caseria- Kayseri). Ancak Antikçağ’da bunların yanında şimdiki Nevşehir’in bulunduğu yerde başta Nyssa olmak üzere pek çok kale ve yerleşim yeri bulunmaktadır. Kapadokya ismi Antikçağ’dan beri söylenip gelmektedir. Bölgenin ilk sakinleri Hititler olup daha sonra Kapadok halkı burada yaşamaya başlamıştır. Heredotos’a göre bu bölgede yaşayan Kapadok halkına Grekler Suriyeli ismini verirlerdi. Bölgede önce İranlı bir unsur olan Medler daha sonra da yine İranlı olan Persler hâkimiyet sürmüştür. Bölge hâkimiyeti yüzünden Perslerle Lidyalılar savaşmış ve Persler galip gelmişlerdi. Pers istilası sonrası 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 257 İlyas GÖKHAN Kapadokya’da onların kültürü ve dilleri yaygınlaşsa da bölge halkı varlığını devam ettirmiştir. Bu dönemler hakkında Heredotos bilgi vermektedir. Onun eserinde Kapadokya ve Kapadok halkı ile Halys Nehri (Kızılırmak) sıkça geçmektedir (Herodotos:2007, 41–54) Roma İmparatorluğu devrinde Kapadokya Bölgesinin halkına Kapadok denilmeye devam edilmiştir. Bu halk Helen değildi ancak onlara özenerek Helen dilini konuşmaktaydı. İlkçağ gezginlerinden olan Strabon, (M.Ö. 68 M S.18) Kapadokya hakkında bilgiler vermiştir. Ona göre Kapadokya, güneyde Kilikya Dağları, doğuda Ermenia ve Kolkhis, kuzeyde Kızılırmak nehrinin ağzına kadar Eukseinos ve batıda Paphlagonia ve Phrygia ile çevrilidir. İlkçağ’da Kapadokya 10 valiliğe bölünmüştür (Strabon:1987,1–2). Kapadokya bölgesi görüldüğü gibi geniş bir alanı kapsamaktadır. İlkçağ coğrafyacısı Batlamyos, Kapodokya’nın merkezi olan Tyana hakkında bilgiler vermektedir. Ondan alıntılar yapan Yakut el-Hamevî de bu şehirden bahsetmektedir.(Yakut: 1906, III, 65) Kapadokya bölgesinde yaşayan halkın çoğunluğu aynı dili konuşmaktaydı. Bunlar muhtemelen İranî bir kavim olup İran inanç sisteminden etkilenmişlerdi. Kapadokya bölgesinin dinî merkezi Komana olup Strabon’un verdiği bilgiye göre burada Mâ dedikleri Enyo tapınağı bulunurdu. Müellif Komana’da kadın ve erkek olmak üzere 6000’den fazla dinî hizmetle uğraşan insan olduğunu belirtmektedir. Kapadokya’nın Katonia bölgesi olarak adlandırılan Komana’nın rahibi kraldan sonra gelirdi. Buradaki Apollo tapınağını bütün Kapadokyalılar örnek almaktaydılar (Strabon:1987,4–6). Kapadokya Perslerden sonra Makedonya İmparatorluğuna daha sonra da Selefkosların idaresine girmiştir. Yine Strabon’un ifadesine göre Makedonyalılar burayı ele geçirdikleri zaman burası Persler tarafından iki straplığa ayrılmıştı. Makedonyalılar ülkenin bir kısmını istemeyerek straplıktan krallığa çevirmişlerdi. Bu krallıktan biri asıl Kapadokya olup Toros yakınındaki Kapadokya veya Büyük Kapadokya’ydı. Diğerine ise Kapadokya Pontika yani Pontus Kapadokya’sı ismini vermişlerdi. Kapadokya kralı Arkhelaos’ün ölümünden sonra Roma İmparatoru Sezar zamanında senato kararıyla Kapadokya bir eyalete dönüştürülmüştür. Arkhelos ve daha önceki krallar zamanında büyük Kapadokya beş valiliğe ayrılmıştı. Bunlar Melitine, Kataonia, Kilikya, Tynatis (Hasandağ ile Toroslar arasında), Garsauritis’dir (Aksaray ve Çevresi). Diğer valilikler de Laviansene (Malatyanın Kuzeydoğusu), Sargarausene (Pınarbaşı- Gürün Arası), Sarauene (Yozgat- Sarıkaya), Khamanene (Kırşehir- Kaman) ve Morimene’dir (Avanos- Gülşehir Tuz 258 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u İslam-Bizans Mücadelesi’nde Orta Kapodokya Bölgesi (640–962) Gölüne uzanan Saha). Burada Kapadokya Straplığı kurulmuş olup M. S. 17’de Roma hâkimiyetine girmiş ve zamanla bölge halkı da Helenleşmiştir. 1830’larda bölgeyi ziyaret eden Texier, eski kaynaklardan faydalanarak Orta Kapadokya’da Tyana, Mazaka, Kastabala (Bor yakınlarında Narezen Köyü), Kybistra (Yeşilhisar), Erciyes Dağı (Argaious), gibi önemli yerlerin olduğunu yazmaktadır (Texier:2002, III,55). Onun verdiği bilgilere göre; Nevşehir, Rumların Antik çağda Nyssa olduğunu söyledikleri yerdir. Ancak Nevşehir’in eski bir şehir olduğuna dair eski bir kaynak bulunmamaktadır. Buranın yakınında bulunan Nar adlı yerleşim yerinde pek çok eski eser vardır. Nevşehir’in ilk yeri Nar olup daha sonra XII. Yüzyılda buranın halkı şimdiki Nevşehir’in olduğu yere taşınmış olabilir ( Texier:2002, III,95). 2. Bölgeden Geçen Roma Yolları Ankara’dan doğuya giden yol üzerinde bulunan Nyssa,’dan (Nevşehir ve çevresi) Roma döneminde yollar geçmekteydi. Bir yol Podandos (Pozantı) üzerinden Nevşehir olduğu düşünülen Nyssa üzerinden Kayseri’ye (Caseria) çıkmaktaydı. Yine Archelais-Soandos-Sadakora (Nyssa yakınları)- Kayseri yolu geçmekteydi. Nyssa şehri Kızılırmak üzerinde bulunmakta olup (Ramsey:1961, 281) Kırşehir’den (Mokissos-Justinianopolis), Hacıbektaş (Dogra) ve Zoropasos’dan geçilerek Nevşehir’e (Nyssa) ulaşılmaktaydı. Nevşehir yolların kavşak noktasındaydı (Ramsey:1961, 297). 1880’lerde yöreyi gezen Ramsey, Osiana’nın Soando olarak tespit edilen yer olduğunu ve burasının da Nevşehir olduğunun belirtmektedir. Ona göre, Osiana kelimesi Soanda’nın bozuk şeklidir. Soanda’dan Siccisane’ya kadar 32 mil olup burası İncesu yakınlarındaki bir yerleşim yeridir. Şimdiki İncesu yakınlarındaki Viranşahir burasıdır. Yine yakınında bulunan Süksün kasabasının ismi de Siccisane ismin bozulmuş şeklidir (Ramsey:1961, 298). Kapadokya hakkında bilgi veren Texier burada oyulmuş kayalıklara çok eski zamanlarda gelip yerleşen bir kavim olduğundan bahseder. Ona göre bu kavim hakkında pek bilgi bulunamamaktadır. Onlara ait olan eserler de tahrip edilmiştir. Aynı müellif Kayseri’den İncesu (Süksün) ve Nyssa üzerinden Antakya’ya bir yol geçtiğinden bahseder. Ürgüb ve çevresinde Bizans dönemine ait pek çok eser bulunmaktadır. Bilhassa bölgede pek çok ikona yapılmıştır. Göreme de aynı şekilde eski eserlerin çok olduğu bir yerdir. Eskiden Ürgüp yanında Osiana adlı bir şehir vardı. Burası Ovaören kasabası yakınlarında olup Ürgüp olduğu tahmin edilmektedir. Ürgüp’te Ortaçağ’da arka tarafta şehri koruyan bir dağ üzerinde bir hisar bulunmaktaydı (Texier:2002, III, 78–84). 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 259 İlyas GÖKHAN Roma döneminde Kapadokya kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Nyssa güney bölgede yer alıp yolların kavşak noktalarından biriydi. Nyssa, Güney Kapadokya’nın merkezi sayılan Mazaka’ya (Kayseri) bağlıydı. Kapadokya’da İslam- Bizans mücadelesi öncesinde Sasani- Bizans mücadelesi yaşanmıştır. Roma hâkimiyetinden sonra Bizans dönemi başladı. İlkçağ’da Nevşehir’in yerinde veya yakınında Nyssa olarak bilinen şehir vardı. Roma döneminde buranın adı Soandos olmuştur. Bunun yanında Doara (Hacıbektaş) ve Mokissos (Kırşehir) şehirleri de önemli gelişme göstermiştir. Bizans döneminde bu üç kent arasında yollar inşa edildi. Bu yolla büyük önem kazandı. (Honigmann:1970, 19) İslam öncesi dönemde Kapadokya bölgesinde Bizans-Sasani mücadelesi vardı. 608–611 ve 623 yılları arasında Nevşehir ve Kayseri bölgesi Sasanilerin akınlarına uğramıştı. Bu akınlara karşı koyan Bizanslılar ile Sasaniler arasında büyük savaşlar oldu. Bir süre bölgeyi ellerlinde tutan Sasaniler daha sonra geri çekilmek zorunda kaldılar (Yurt Ansiklopedisi:1983, VIII, 6066). 3. Dört Halife Devri (632–661) Dört Halife devrinde Müslüman Araplar Suriye’yi fethederek Anadolu’ya girmeye başladılar. İslam orduları kısa süre içinde Urfa, Dülük (Antep), Antakya, Maraş, Adana, Ayn-ı Zerbe (Anavarza) Misis ve Tarsus gibi şehirleri fethederek İç Anadolu bölgesini zorlamaya başladılar. İslam ordularının Anadolu’daki fetihleri hakkında bilgi veren pek çok İslam kaynağı bulunmaktadır. Bunlar günümüzdeki Nevşehir ve çevresi ile de ilgili bilgiler de vermişlerdir. Meçhul bir müellif tarafından kaleme alınan Hududu’l-Âlem adlı coğrafya kitabında Anadolu’daki 14 bölge arasından birinin de Kapadok (Cappadocia) olduğu ve burada birçok şehir ve ırmak bulunduğu belirtilmektedir. ( Hudûdü’l-Âlem: 2008, 157). Orta Kapadokya bölgesi hakkında Arap tarihçileri ve coğrafyacıları arasında en eski bilgileri el- Belâzurî vermektedir. Belâzurî, şimdiki Nevşehir ve Aksaray arasında olan Zu’l-Kıl’ hakkında bilgi vererek buranın bir kale olduğunu, üç büyük kaleden meydana geldiğini belirtmektedir. Bu ismin Rumca yıldızlarla birlikte olan kale anlamına geldiğini de ifadelerine eklemektedir (el-Belazuri:1987,244). Arap müelliflerinden İbn Hurdazbih (ö.912–13) ise Kapadokya ve orada bulunan yerleşim yerleri hakkında en ayrıntılı bilgileri vermektedir. Onun verdiği bilgiye göre Kilikya geçildikten sonra Kabâdok bölgesine girilmektedir. Bölgenin sınırı Tarsus Dağları’ndan 260 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u İslam-Bizans Mücadelesi’nde Orta Kapodokya Bölgesi (640–962) başlamaktadır. Kapadok bölgesinde Kura (Ortaköy yakınlarında bugünkü Küre), Antîgû (Niğde Altınhisar) ve Ecrab kaleleri bulunmaktadır. Burada aynı zamanda Zü’l-Killâ vardır. Burası üzerinde bacalar bulunan bir dağdır. Araplar bu dağa Za’l-Killâ demektedirler. Bu isim bozularak Zi’l-Killâ şekline dönmüştür. Buranın ismi Cusastarûn’dur. Bu kelimenin yıldız sesi anlamına geldiğini belirten müellifin kendisinden önce yaşamış el-Belazuri’den faydalandığı anlaşılmaktadır. Müellif bölgede 14 kale olduğunu yazarak bunlardan bazılarının isimlerini vermiştir. Bunlar Matâmîr, Mâcide, Benlese, Melendise, Kûniye, Melekûbiye, Beddâle, Bârenû ve Sâlimen’dir. Melekûbiyye’nin anlamı değirmen ocağı demektir. Bu dağdan değirmen taşları kesilmektedir ( İbn Hurdazbih: 2008, 93) Melekubiyye denilen yer şimdiki Derinkuyu denilen kazadır. İslam ve Bizans kaynaklarında Kabâduk (Kapadokya) bölgesi olarak geçen Nevşehir ve çevresinde Osiane- Soanda (Nevşehir), Melekûbiyye ( Melehubiyye-Derinkuyu), Antigu (Altınhisar), Salimun (Selime), Tyana (Kemerhisar), Venesa (Avanos), Arebsun (Gülşehir), Nyssa (Nevşehir- Nar), Mokissostan (Kırşehir), Dogra (Hacıbektaş), Siccasene-(İncesu-ViranşehirSüksün) gibi yerleşim yerlerinin isimleri geçmektedir. Ayrıca bu bölgelerde yeraltı mağaralarının bulunduğu Matamir (Aksaray- Nevşehir arası) adlı yerden sıkça bahsedilmekte olup bu mağaralarda buğday saklandığı da belirtilmektedir. Bu bölge hakkında bilgi veren Arap müellifleri şimdiye kadar görmedikleri böyle bir yere hayret etmişlerdir. Nevşehir bölgesinin doğu kısmında Kızılırmak üzerinde şimdiki Kayseri’ye bağlı Yemliha Kasabası yakınlarında günümüzde harabeleri olan ve Eskişehir denilen yer de Justianopolis şehri de bulunmaktadır. Ramsey kitabında bu şehri Kızılırmak’ın batısında göstermiştir. Onun verdiği bilgilerden iki Justianopolis şehri olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan biri şimdiki Kırşehir olup diğeri de bahsettiğimiz Yemliha yakınındaki şehirdir. İslam orduları her yıl iki defa Anadolu’ya sefer düzenlerlerdi. Bu seferlerden biri kışın yapılır ve buna eş- şatiya diğeri de yazın yapılır ona da es- sayifa denirdi. Daha çok yıpratma ve ganimet için yapılan bu seferlerin başlangıcında İstanbul’a kadar gidilmişse de daha sonra Anadolu’nun iç kesimleri ile sınırlı kalmıştır. İslam orduları Kapadokya bölgesinden geçip Eskişehir (Amuriyye), Amasya ve Lâdik (Denizli) hudutlarına kadar ulaşıp daha sonra üsleri olan Tarsus ve Maraş gibi yerlere dönerlerdi. Bu seferler sırasında Nevşehir ve çevresi savaş alanı olmuş, yıkılıp harap hale gelmiştir. Nevşehir bölgesinde bulunan yeraltı mağaraları Hıristiyanlığı kabul eden 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 261 İlyas GÖKHAN bölge halkının Roma İmparatorluğu orduları karşısında saklanma ve sığınma yeri olduğu gibi bölgeye gelen İslam ordularından da saklanma ve sığınma yeri olmuştur. İslam orduları tarafından ele geçirilen Çukurova, Malatya, Antakya ve Maraş bölgesine Avasım adı verildi. Bölgeye bazı zaman da sugur (yarıkhudut- geçit)dendi (Yinanç:2009,23). Araplar Orta Kapadokya bölgesine Tarsus’tan Pozantı yoluyla Gülek boğazından geçerek ulaşırlardı. En önemli ve en çok kullanılan yol buydu. Buranın kuzey ucuna Kilikya kapıları denirdi. Yol buradan birkaç bölüme ayrılırdı. Pozantı’dan Kayseri tarafına giden yoldan başka Pozantı, Lüle (Ulukışla), Tyana yoluyla Kayseri’ye varıldığı gibi Pozantı üzerinden Ereğli-Konya ve İznik’e gitmekte de mümkündü. Arap akınları başladığında Bizanslılar İstanbul’a haberi ulaştırmak amacıyla Lüle’de ilk ateşi yakarlardı. Bundan sonra önceden belirlenmiş olan Hasan Dağında daha sonra ileriki mesafelerde bu ateşler yakılarak İstanbul’a kadar haber ulaştırılırdı (Uçar:1990,60). Çukurova üzerinden Kapadokya’ya girmek için kullanılan diğer bir yol da Misis-Anavarza-Sis (Kozan)-Haçin (Saimbeyli) ve Komana (Şar- Tufanbeyli) güzergâhıydı. Bu yol biraz daha doğudan Kadirli-Andırın-Geben-Göksun üzerinden geçerek diğer yolla Komana’da birleşir ve Kayseri’ye ulaşılırdı. Ancak bu yolları aşmak güç olduğundan pek kullanılmazdı. Ayrıca askeri yoların kavşağında olan Maraş’tan da bir yol Ceyhan Irmağı kıyısı ve Tekir vadisi üzerinden Göksun’a ulaşırdı. Bu yolun biraz doğusundan Hades (Adata- Göynük)Derbü’l-Hadid (Akçaderbent)-Elbistan ve Arabissos üzerinden de bir yol geçerdi. Ayrıca Samsat- Malatya, Zibatra (Doğanşehir)-Agra (Akçadağ) üzerinden de Kapadokya bölgesine girilebilirdi. Hz. Osman zamanında Muaviye komutasında bir İslam ordusu 647’de Tarsus’tan ilerleyerek Kilikya geçitlerinden geçip Kapadokya’nın önemli merkezlerinden biri olan Kayseri’ye yürüdü. Olayı anlatan Süryani tarihçisi Abu’l-Farac, İslam ordularının dağ geçitlerini aştıktan sonra köylerin zengin olduğunu gördüklerini yazmaktadır. Kayseri yakınlarına gelen Müslümanlar burada çadırlarını kurmuşlar on gün savaşmışlardır. Muaviye askerlerinin azlığı sebebiyle ele geçirdiği ganimet ve esirlerle birlikte Şam’a dönmüştür. Bir süre sonra yine Kapadokya’ya ilerleyen Müslüman Araplar, Kayseri önlerine gelmişlerdir. Kayseri’de bulunan Bizans güçleri Araplara karşı koyamadılar. Onlar canlarına dokunulmaması şartıyla Müslümanlarla bir anlaşma yaptılar. Araplar, Kayseri’ye girip şehrinin zenginliğini görünce yaptıkları anlaşmadan pişman oldular ama verdikleri sözlere de sağdık kaldılar. Yapılan 262 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u İslam-Bizans Mücadelesi’nde Orta Kapodokya Bölgesi (640–962) anlaşma gereğince Kayseri Müslümanların eline geçmiş ancak Hıristiyanlar vergiden muaf tutulmuşlardı(Abu’l-Farac:1999,I,165; Ostrogorsky:1999,10 8;Savaş:2000,446). 647 yılı olaylarından bahseden el-Belâzurî, Muaviye’nin Anadolu seferine çıkarak Amurriye’ye kadar gittiğini belirtirken, Kapadokya hakkında bilgi vermemektedir. (Belazurî:1987, 234) Bu sefer hakkında bilgi veren diğer bir müellif İbnü’l-Esir, Muaviye’nin Kapadokya bölgesindeki faaliyetlerinden bahsetmemektedir.(İbnü’l-Esir:1991,III, 91). 653’te Müslüman ordusu bir kez daha Kilikya üzerinden Kapadokya’ya girmiş, Aksaray, Ereğli ve Hasan Dağ gibi yerlerden geçerek Ankara’ya kadar ilerlemiştir (Uçar:1990,73). 4. Emeviler Devri (661–750) Emeviler Döneminde (661–750) İslam-Bizans çatışmaları hızlanmıştı. Muaviye’nin Hilafeti zamanında (661–680) 664’de Halid b.Velid’in oğlu Abdurrahman, Kilikya geçitlerinden Kapadokya’ya girerek Aksaray ‘a (Kolonia) kadar gelmiş ve Beyşehir gölünde bulunan Uzunada’yı almak istediyse de başarılı olamamıştı (İbnü’l-Esir:1991, III, 447; Savaş: 2000, 447). 668’de Süfyan b. Avf el-Ezdî komutasındaki İslam ordusu bu defa Malatya üzerinden Kayseri’ye gelmiş ve Nevşehir topraklarını talan ederek Amurriye ve Eskişehir üzerinden ilerleyerek Kadıköy’e kadar ulaşmıştır ( Savaş:2000,447). Muaviye’nin ölümünden sonra Bizans Ordusu karşı saldırıya geçerek Müslümanların eline geçen yerleri işgal etti. Bizans saldırılarına cevap veren Müslümanlar 681’de Kayseri’ye kadar ulaştılar. Bu sırada İslam ordularının komutanlığını yapan Abdullah b. Esed b. Kurz el-Kasrî, Kayseri ve bölgesinde faaliyetlerini tamamlayarak geri döndü (Halife b. Hayyât: 2001, 290; Yakut:1906, III, 65). Bu sırada İslam dünyasında cereyan eden karışıklıklar sebebiyle Halife Abdülmelik, Bizans akınlarına karşı koyamamış ve onların saldırılarını durdurmak amacıyla 685’te Bizans’a haraç ödemek zorunda kalmıştı. Bir süre sonra iki taraf arasında yapılan anlaşmayı Bizans İmparatoru II. Justinianos bozmuştu. Bu arada Emeviler dâhili karışıklıkları önledikten sonra Bizanslıların üzerine yürüdüler. Abdülmelik’in Anadolu’ya gönderdiği ordu 690’da Kilikya geçitlerinden Kapadokya’ya girerek Kayseri civarında Bizans ordusunu mağlup etti ( Savaş:2000, s.450). Mesleme b. Abdülmelik komutasındaki bir İslam ordusu 705’te Çukurova bölgesinde başlattığı askeri seferini Tyana’ya kadar sürdürdü. Abu’l- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 263 İlyas GÖKHAN Farac, Mesleme’nin Tyana önünde çadırlarını kurduğunu ve bu şehir 9 ay muhasara ettiğini belirtmektedir. Taberî ise Müslümanların Rum diyarında birçok kaleyi alıp Tyana’yı kuşattıklarını belirtmektedir. Müellifin verdiği bilgiye göre fethedilen bu kalelerin sayısı 30’u geçmektedir. Bu mücadelelere Mesleme b. Abdulmelik yanında Abbas b. Velid b. Abdulmelik de katılmıştır. Müslümanların saldırılarını karşı koymak üzere İmparator II. Justinianos bir ordu gönderdi. Ancak bu orduyu Müslümanlar ağır bir yenilgiye uğratarak 40.000 kadar Bizans askerini öldürmüşler ve geri kalanları da çekilmek zorunda bırakmışlardır. Bu arada Malatya üzerinden ilerleyen diğer bir İslam ordusu Darende ve Elbistan’ı da almıştı( et-Taberî: 1901,VII, 64–65; Halife b. Hayyât: 2001,362; Zehebî, 1369;IV 303–304:İbnü’l- Esir, 1991,IvV473–476;Abu’l-Farac:1999, I, 190; İbnü’l- Verdi:1996,I,170). 709’da yine bir İslam ordusu Kilikya Geçitlerini aşarak Tyana’ya ulaştı. Burası uzun süre kuşatıldı. Arapların karşısına çıkan Bizans ordusu mağlup edildi. Hıristiyanların ileri gelenleri öldürüldü veya esir edildi. Kuşatmaya dayanamayan Tyana şehri düştü (Ostrogorsky:1999,133; Topal:2005, 19). Bu olayları anlatan el-Belazurî tarih vermeden bölgede Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında çetin savaşların olduğunu ve Meymun el- Cürcümâni adlı Müslüman komutanın bu savaşta şehit düştüğünü ve halifenin bu duruma çok üzüldüğünü belirtmektedir (Belâzuri:1987,230; Halife b. Hayat:2001, 350). 711-12’de Abbas b. Velid Bizans’a gazaya çıkarak Sivas ve Malatya tarafları ile Tarsus’u fethetti. Mesleme b. Abdülmelik de Bizans’a karşı başarılı muharebler yaptı (İbnü’l-Esir,1991, IV, 219). Bu akınlar sırasında Araplar hiçbir mukavemetle karşılaşmamışlar ve Üsküdar önlerine kadar ulaşmışlardır (Ostrogorsky:1999,134). Mesleme’nin komuta ettiği bir İslam birliği 726’da Kapadokya’ya girerek Kayseri’yi yeniden fethetti. Abdulmelik’in iki oğlu Muaviye ve Süleyman, Mesleme ile birlikte Anadolu içlerine Bizans’ı yıpratıcı savaşlar yaptılar. (Halife b. Hayyât: 2001, 403–404;İbn Kesir: 1995, IX, s.418; Avcı:2003, 85) 729–30 yıllarında Muaviye b. Hişam Doğu Akdeniz sahillerini vururken, Said b. Hişam da Kapadokya (İç Anadolu) seferine çıkarak Kayseri’ye kadar ilerledi( İbn Kesir: 1995, IX, 495). 738-39’da Mesleme, Matamir’i fethetti. Taberi bu fetih olayı hakkında bilgi vermektedir. Burası günümüzde Nevşehir Niğde ve Aksaray arasında kalan ve yer altı şehirlerinin bulunduğu bölgedir (İbnü’l-Verdî:1996,I,175; Uçar:1990,123). 264 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u İslam-Bizans Mücadelesi’nde Orta Kapodokya Bölgesi (640–962) 5. Abbasiler Devri (750–1258) Abbasilerin 750’de hilafeti ele geçirmelerinden sonra bir süre ara verilen Anadolu akınlarını, halife Ebu Cafer Mansur yeniden başlattı. 762’de Halife Ebu Cafer, Salih b. Ali’yi Anadolu’ya gönderdi. Silifke ve Tyana’ya kadar devam eden bu seferde Müslümanlar İç Anadolu’da bazı yerleri fethettiler (Halife b. Hayyât:2001, 504). Aynı halife zamanında 779’da bir İslam birliği Anadolu’ya girerek Kayseri’nin doğusunda bulunan Arabissos’a kadar gelerek Ceyhan’ın kollarından biri olan Hurman çayını geçti (İbnü’lEsir,1991, VI,60–61;Abu’l Farac:1999,I,204). Abbasiler döneminin büyük halifelerinden Harun Reşid (786–809) Çukurova ve Kapadokya bölgesine seferleri hızlandırdı. Bizans’ın iç ayaklanmalarından istifade eden Harun Reşid, Kilikya üzerinden bir orduyu Tyana’ya gönderdi. Burası fethedildi. İslam ordusu Ankara’ya kadar ulaştı. Bizans İmparatoru I. Nikephoros (802–811) haraç ödeyerek Harun Reşit’le bir anlaşma yapmak zorunda kaldı (Ostrogorsky:1999,182). Harun Reşid ve oğulları döneminde İslam orduları orta Kapadokya bölgesine seferlere devam ettiler. Harun Reşid (786–809) 797-98’de günümüzde Nevşehir, Niğde ve Aksaray arasında ulunan Melendiz dağ bölgesinde Matmure’i fethetti. (İbn Kesir:1995, X, 299). Burası bir süre sonra yeniden Bizans idaresine geçti. İbnü’l- Verdî’nin verdiği bilgiye göre Harun Reşid 805’te 135 bin askerle Anadolu’ya girmiştir. Halife, Ereğli’yi 30 gün kuşatmıştır. Anadolu içlerine yayılan İslam orduları pek çok kale ve şehri ele geçirilmişlerdir. Ele geçirilen yerler arasında Nevşehir ve çevresinde bulunan Safsaf ve Melukiniye de (Derinkuyu) bulunmaktadır. Müslümanların bu başarıları üzerine Bizanslılar vergi vermek zorunda kalmışlardır. (Halife b. Hayat:2001, 547;İbnü’l-Verdî, 1996, I,200). 807-808’de Harun Reşid, Matmure’yi almak için Sabit b. Nasr b.Malik’i Bizans hudutlarına göndermiştir. Matmure’ye ilerleyen Nasr burayı fethetmiştir (İbn Kesir:1995, 350). Harun Reşid’in oğulları döneminde Müslümanların Kapadokya bölgesine akınları devam etti. Halife Me’mûn (813–833) Anadolu’ya dört sefer gerçekleştirdi. Başta Tyana olmak üzere Kapadokya bölgesi bu seferlerle ele geçirilip talan edildi. 831’de Kapadokya bölgesine sefer yapan Me’mun bölgenin başta Matmure(Matamir) olmak üzere 30 kalesini ele geçirmiştir. Bu sefer esnasında Me’mun Antigû’ya (Niğde-Altınhisar) geldi. Buranın halkının sulh istemesi üzerine buradan Ereğli tarafına geçti. Me’mun’un adamlarından Yahya b. Eksem bölgede yağma hareketle- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 265 İlyas GÖKHAN rine girişmiş ve bazı yerleri yakıp yıkarak aldığı esirlerle geri dönmüştür (Yakut: 1906, III,66; İbnü’l-Esir:1991, VI,363; Abu’l-Farac:1999,I,222;To pal:2005,22). 832’de Me’mun Lüle’ye kadar gelip burada 100 gün kalmış ve bölge ele geçirilip komutanlarından Uceyf’e bırakılmıştır. Ancak Bizanslıların karşı saldırısı ile Lüle kuşatma altına alınmıştır. Bunun üzerine Me’mun ona yardımcı kuvvet gönderince Bizanslılar geri çekilmek zorunda kalmışlardır. (Yakut: 1906, III, 66; İbnü’l-Esir, 1991,VI,365). Tyana çok önemli bir şehirdi. Mesudî Anadolu’dan Tarsus ve Amid tarafına bu şehir üzerinden geçildiğini belirtmektedir. Müellifin verdiği bilgiye göre Halife Me’mun son seferinde bölgede on beş kaleyi ele geçirmiştir ( Mesudî: 1938, III,363;Yinanç:2004,23–24).Bu kalelerden bazılarının Tyana’nın öbür tarafında yani Nevşehir ve Aksaray taraflarında olması muhtemeldir. Me’mun Tyana’yı yeniden inşa ettirmek istemekteydi. Ancak bunda başarılı olamadı. Gerek Me’mun gerekse kardeşi Mutasîm Kilikya geçitlerinden Kapadokya bölgesine gelip pek çok sefere katılmışlardır. Onlar bu bölgeyi çok severlerdi. Halife Me’mun Pozantı Çayına ayaklarını daldırıp suyundan içerdi. Ancak bir gün halife taze hurma yiyip bu çayın suyundan içerek humma hastalığına yakalanıp vefat etmiştir(Mesudî; 1938: III, 328; İbnü’lEsir, 1991, VI, 372, İbnü’l- Esir:1996,I,211). Me’mun’un ölümünden sonra kardeşi Mutasîm (833–842) Kapadokya bölgesine seferlere devam etti. O, ağabeyinin imar etmek ve surlarını tamir ettirmek istediği Tyana’yı tahrip etti. 838’de Halife Mutasım yanında, başta Afşin Bey olmak üzere pek çok Türk komutanla birlikte Anadolu’ya sefere çıktı. Amacı Amurriye’yi almaktı. Mutasım Çukurova üzerinden Torosları, Afşin Bey Malatya ve Elbistan üzerinden Kapadokya’yı geçerek Amurriye önüne geldiler. Uzun süre kuşatılan şehir fethedildi. Burada on beş gün kalan halife geri Tarsus’a döndü ( Mesudî:1938, IV,14–15; İbnü’lEsir:1991, VI, s.418–425;İbnü’l-Verdî:1996,I,213). Halife Mutemit zamanında 876’da harekete geçen Bizans İmparatoru I. Basileios, Kayseri ile Maraş arasındaki bölgeyi ele geçirdi. Kilikya’da Lülü kalesi, Eğeğli ve Tyana kesin olarak Bizanslıların eline geçti. Bölgede bulunan İslam birlikleri geri püskürtüldü (Grousset:2005, 466). Arap akınlarının etkisiyle, tasvir yanlısı bir kısım Hıristiyan keşiş VII. yüzyılda Matiane (Maçan-avcılar), Korama (Göreme), Ürgüp ve Avanos taraflarına sığınmıştı. Bunlar Nevşehir yöresindeki peribacaların içlerini oyarak yerleştiler. Bizans İmparatoru Leon, ülkede Hz. İsa, Hz. Meryem ve havarilerinin ikona- 266 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u İslam-Bizans Mücadelesi’nde Orta Kapodokya Bölgesi (640–962) larını yasaklamıştı. Bizans’ta tasvir kırıcı akım olarak güç kazanan bu hareket (725-843) sebebiyle Kapadokya bölgesine sığınan Hıristiyanların sayısı artmıştı (Ostrogorsky,137-196) Bunlar yeraltı mağaraları ve peribacaların içine oydukları kiliselerin duvarlarına korkusuzca kutsal kabul ettikleri ikonaları yaptılar. 6. Kapadokya Themalığının Kurulması Müslümanların İç Anadolu’ya giriş kapısı olan orta Kapadokya bölgesine Bizanslılar Kapadokya themalığını kurarak burada bir direniş merkezi oluşturdular. Arapların dağ geçitlerine karşı Bizanslılar da buranın karşısında Küçük Kapadokia, Kolonia (Aksaray) themalığını kurdular. Burası önce küçük bir askeri garnizon olup daha sonra kleisuralığa (dağ geçidi) çıkarıldı. (Honigmann:1970,45–46; Ostrogorsky:1999,194). Küçük Kapadokya garnizonu 850’lerde themalığa yükseltildi. Burası Anadolu temalığından ayrılmış bir yerdi. Bu klesisure Kızılırmak’tan Toros dağlarına kadar olan sahayı kapsamakta olup merkezi Tayna’ydı (Honigmann:1970,42). Abbasi Hilafetinin zayıflamasıyla sugur (Avasım) bölgesinin idaresi Hamdanilere geçti. Bu devletin Halep kolu hâkimi Seyfüddevle b. Hamdan 940’lardan itibaren Bizanslılarla 25 yıl devam eden savaşlara girişti. Başlangıçta Seyfüddevle Malatya, Maraş, Tarsus, Hades gibi yerleri alıp İç Anadolu’ya geçerek Tyana, Kayseri ve (Harşana) Amasya’ya kadar ulaştı. Bizans ve Hamdaniler arasında ciddi muharebeler oldu. Bu savaşların bazılarını Bizanslılar bazılarını da Hamdaniler kazandı. 948 yılı Eylül ayında Seyfüddevle Tarsus üzerinden 4000 askerle Kapadokya’ya girdi. Kayseri’ye kadar ulaştı. Kapadokya bölgesi zengin bir yerdi. Bu mıntıkada sayısız kale ele geçirip pek çok ganimet ve esir aldı. Buradan Samantu( Samantı) bölgesine girdi. Daha sonra Harşana’ya (Sivas- Amasya yakınları) yürüdü. Buradan Sariha’ya (Sivas yakınlarında bir yer)geldi. Burası İstanbul’a yedi günlük mesafedeydi. Seyfüddevle bu mıntıkalardaki savaşları kazanarak bol ganimetle Haleb’e döndü (İbnü’l-Esir, 1991, VIII, 467;Canard:1934,87–88). 950’de Seyfüddevle bir kez daha Samantu üzerinden Kayseri’ye kadar geldi. Defalarca geçtiği Kızılırmak’ı bir defa daha geçmiştir. Buralarda sayısız kale ve kiliseyi ele geçirmiş ve bol ganimet almıştır (Canard:1934,87–90). Kayserili bir Bizans komutanı olan Nikefor 960’larda Seyfüddevle’ye karşı harekete geçerek arka arkaya onu mağlup etti. 962’de Kayseri’den hareket 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 267 İlyas GÖKHAN eden Nikefor, (Nicephoros Fokas 963–969) Kilikya geçitlerini aşarak Tarsus’a ulaştı. Önüne çıkan Tarsus hâkimi İbn Zeyyat’ın 4000 kişilik ordusunu yenerek onu öldürdü (İbnü’l-Esir:1991,VIII, 464–465;Canard:1934,140). X. Yüzyılın ikinci yarısında Kapadokya bölgesinden Müslümanlar tamamen çıkarıldı (Yurt Ansiklopedisi:1983,6066). 963’te Nikefor, Kapadokya üzerinden Kilikya’ya girerek Arapların elinden Tarsus, Adana, Anabarza ve Misis’i aldı. Arapları Antakya kapılarına kadar sürdü. (İbnü’l-Esir,1991,VIII, 478: İbn Kesir: 1995, XI, 412; Simbat, 2) Kapadokya’nın merkezinden ve aslen Arap asıllı Cebele b. Eyhem soyundan geldiği iddia edilen Nicephoros Fokas başarılarının neticesinde İmparator (963–969) oldu. Bir bilgiye göre onun atası Gabala (Cebele b. Eyhem) Kapadokya bölgesine gelerek Hıristiyan olmuş bir Arap’tı.(Abu’l-Farac:1999,I, 208). Bizans’ın karşı saldırısı ile Müslümanların elinden alınan Kapadokya bölgesi, artık Uç thema özelliliğini yitirdi (Grousset:2005, 468). 968’de Antakya tarafından gelen Müslümanlar ve Horasanlılar (Türkler) Çukurova’yı aşarak 3000 kişiyle Kapadokya bölgesine girdiler. Bölgeyi ele geçiren Müslümanların üzerine 40.000 kişilik bir Bizans ordusu geldi. Müslümanlar ağır bir yenilgiye uğrayarak toptan kılıçtan geçirildiler. (Abu’l-Farac:1999,I,266). Bu yenilgiden sonra, Türklerin Anadolu’ya gelişine kadar Müslümanlar bir daha İç Anadolu’ya giremediler. Sonuç Hititler, Kapadoklar, Sasaniler, Makedonyalılar, Selefkoslar, Sasaniler, Romalılar ve Bizanslılar gibi devletlerin idaresi altında kalan Kapadokya bölgesi pek çok savaşa ve istilaya ev sahipliği yapmıştır. Müslüman Arapların Suriye’yi fethi arkasından Kilikya bölgesinden girdikleri Kapadokya bölgesi fethedilmek istenen İstanbul yolu üzerindeydi. Müslümanlar Kapadokya, hem Kilikya hem de Maraş ve Malatya üzerinden girmişlerdir. Bölge birçok defa Müslümanların eline geçmiş ve savaş alanı haline gelmiştir. Bundan dolayı da tahribata uğramıştır. Yapılan bu mücadeleler sırasında Nevşehir ve çevresinde bulunan yerler çeşitli vesilelerle geçmektedir. Kapadokya bölgesi üzerindeki İslam- Bizans mücadelesi 647’de başlamış olup 962’de sona ermiştir. İki taraf arasındaki bu hâkimiyet mücadelesi 300 yılı aşkın devam etmiş olup Bizans’ın üstünlüğü ele geçirmesiyle bölgeden Müslümanlar çekilmiştir. Nevşehir Osmanlı döneminde kurulan bir şehir olsa da bölgede pek çok eski yerleşme ve kale bulunmaktadır. Bölge yeraltı mağaraları ve peribacaları ile dikkat çekmiştir. Kapadokya bölgesi hakkında bilgi veren İslam müellifleri bölgedeki yeraltı mağaraları ve yerleşim yerlerinden bahsetmişlerdir. 268 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u İslam-Bizans Mücadelesi’nde Orta Kapodokya Bölgesi (640–962) Kaynaklar Abu’l-Farac, 1999, Gregory, Abu’l-Farac Tarihi, C.I-II, (Süryancadan çev. R.A.W.Budge, Türkçe çev. Ö.R.Doğrul), TTK Yay., Ankara. Avcı, Casim,2003, İslâm Bizans İlişkileri, Klasik Yay., İstanbul . Canard, Marius,1934, Sayf al Daula, Paris Paul Geuthner, Paris El- Belazurî,1987, Fütuhu’l- Büldân (çev. M. Fayda), Kültür bakanlığı Yay., Ankara Grousset, René, 2005, Başlangıçtan 1071’e Kadar Ermenilerin Tarihi, (S. Dolanoğlu), Aras Yay., İstanbul. Halifet B. Hayyât, 2001, Tarihu Halifet b. Hayyât, (Çev.: A. Bakır), Bizim Büro Basımevi, Ankara. Heredotos, 1997, Tarih (çev.M. Ökmen), Türkiye İş B. Yay, İstanbul. Honigmann, Ernest, 1970, Bizans Devletinin Doğu Sınırı, (terc. F. Işıltan), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay, İstanbul. İbnü’l-Esir, 1991, İslam Tarihi, (el-Kâmil fi’t-Tarih), C. III-VIII, (çev. A.Ağırakça), Bahar Yay., İstanbul. İbn Hurdazbih, 2008, Yollar ve Ülkeler Kitabı, (çev. M. Agari), Kitabevi Yay., İstanbul. İbn Kesir, 1995, el- Bidaye ve’n-Nihaye, (çev. M. Keskin), C. X, çağrı yay, İstanbul. İbnü’l-Verdî, Tarihu İbni’l-Verdî, C. I ,Darü’l-Kütübi’l-İlmiye, Beyrut 1996. Minorksky, V., 2008, Hudûdü’l-Âlem Mine’l-Meşrik ile’l-Magrib, (çev:A. DumanM. Agari), Kitabevi Yay., İstanbul. Nevşehir, 1983, Yurt Ansiklopedisi, C. VIII, İstanbul. Ostrogorsky, Georg, 1999, Bizans Devleti Tarihi, (çev. F. Işıltan), TTK Yay., Ankara. Ramsey, W. M., 1961, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası, (çev:Mihri pektaş), Meb Yay, İstanbul. Savaş, Rıza, 2000, Emeviler Devrinde Sâive Seferleri ve Kayseri, III. Kayseri Ve Yöresi Tarih Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri (06-07 Nisan 2000), Kayseri. Simbat, Vekayinamesi 951–1334), (Çev. Hrant D. Andreasyan), TTK Basılmamış Tercümeler Kısmı. Strabon, 1987, Coğrafya, Anadolu (Kitap:XII, XIII, XIV) (çev. A. Pekman ) Arkeoloji ve Sanat Yay. İstanbul. Et-Taberi, (1901) Tarihü’l-Ümem ve’l- Mülük, C.VII, Kahire. Texier, Charles, 2002, Küçük Asya (çev. A. Suavi- yay. K. Y. Kopraman-Musa Yıldız)Enfermasyon Dökümasyon Hizmetleri Yay, Ankara. Topal, Nevzat 2005,Tyana ve Çevresine Yapılan Arap Akınları, Niğde Tarihi Üzerine, İstanbul. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 269 İlyas GÖKHAN Uçar, Şahin, 1990, Anadolu’da İslâm- Bizans Mücadelesi, İşaret Yay., İstanbul. Urfalı Mateos, 1987, Vekâyinâmesi ve Papaz Grigor’un Zeyli, (Türkçeye çev. H.D. Andreasyan, Notlar: E.Dulaurer, M. H. Yinanç, TTK Yay., Ankara. Yinanç, Mükrimin Halil, 2004, Maraş Emirleri, (yay. S. Kaya), Kahramanmaraş. Yinanç, Mükrümin Halil, 2009, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, (yay. R. Yinanç) Ekol Yay., Ankara. Yakut’ül-Hamevî, 1906, Mucemü’l- Büldân, C.I-IV, Matbaatü’s- Saadet, Kahire. Zehebî, (H.1369), Tarihü’l-İslam, Mektebetü’l-Kudüs, CIV, Kahire. 270 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u HIRKA DAĞI’NDAKİ ARDIÇ AĞACI ÜZERİNE ANLATILAN EFSANELER DIEGETIC LEGENDS ABOUT JUNIPERUS COMMUNIS AT HIRKA MOUNTAIN İmran Gündüz ALPTÜRKER* ÖZET Anadolu’da gönülleri aşkla, insan sevgisiyle, birlik ve beraberlik çerağıyla tutuşturan, büyük bir “veli”, büyük bir “mutasavvıf” olan Hacı Bektaş Veli, Nevşehir yöresinde Sulucakarahöyük’e yerleşmiş, Orta Anadolu’yu dolaştıktan sonra Anadolu kültürünü, Anadolu insanının gelenek ve göreneklerini özümseyerek yeni bir bilim ve öğreti merkezi kurmuştur. Birçok önemli şahsiyette olduğu gibi Hacı Bektaş Veli’nin hayatı ve kerametleri ile ilgili olarak da birçok efsane mevcuttur. Bu çalışmada efsane türünün tanımı ve özellikleri verilerek kült ve ağaç kültüne değinilmiştir. Nevşehir sözlü kültür ortamından derlenmiş olan Hırka Dağı’nda Hacı Bektaş Veli’nin ardıç ağacına dönmesiyle ilgili olarak anlatılan efsanelerde, Türklerin İslamiyet öncesi inançlarından ağaç kültünün izleri görülmektedir. Bildirimizde bu efsanenin varyantlarından yola çıkılarak Türklerin İslamiyeti kabul etmelerinden sonra Anadolu’da ağaç kültünün yansımaları ve ne şekilde yaşatıldığı irdelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Efsane, Ağaç Kültü, Hırka Dağı, Hacı Bektaş Veli ABSTRACT Hacı Bektaş Veli, a great Saint, a great sufi who ignited the souls with love, philanthropy, kindle of unity and solidarity, settled into Sulucakarahöyük in vicinity of Nevşehir and after strolling around Anatolia, he founded a new science and ism centre by internalizing traditions of Anatolian people. There are lots of recital about the life and miracles of Hacı Bektaş Veli like a lot of important people. In * Nevşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi, e-posta:[email protected]. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 271 İmran Gündüz ALPTÜRKER this endure it is adverted the cult and the cult of tree by giving the description and feature of legend. It is seen the cult of tree which belongs to marks of beliefs of Turkish people before Islam in the diegetic legends related to turning into juniperus of Hacı Bektaş Veli at Hırka Mountain which was compiled from the verbal culture of Nevşehir. By being derived the variant of this legend, it is tried to examine reflections of cult of tree and how it is kept alive after the acception of Islam by Turkish. Key Words: Legend, Cult of Tree, Hırka Mountain, Hacı Bektaş Veli Tarihin hemen her devrinde Türk dünyasında ve Anadolu’nun birçok yerinde kutsal mekân anlayışına bağlı olarak ortaya çıkan birçok inanış ve uygulama kendini göstermektedir. Bu kültürel değerler, Türk mirasının temelini oluşturan en önemli hazine sayılmış ve hâlen de sayılmaktadır. Çeşitli dinlere mensup olarak yaşamış olan Türk halkı, bu inanış ve uygulamaları birbirine bağlayarak birçoğunu günümüze kadar taşımıştır. Eski bir yerleşim alanı olan Kapadokya, tarih boyunca hem toplumsal hem de kültürel açıdan önemli olaylara sahne olmuştur. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan, değişik dinleri ve kültürleri buluşturan Nevşehir, köklü bir tarihe, zengin bir kültürel mirasa ve bunun sonucu olarak birçok sözlü kültür ürününe sahiptir. Gülşehir’in Eskiyaylacık köyündeki Hırka Dağı’nda yer alan ardıç ağacıyla ilgili olarak anlatılan efsaneler çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Nevşehir il merkezine 18 km uzaklıkta olan Hırka Dağı, Hacıbektaş–Yeşilöz köyü yönünde uzanmakta olup alanının büyük bir kısmı Gülşehir ilçe sınırları içerisindedir. Araştırmamızda çalışmanın temel malzemesini oluşturan efsaneler yazılı ve sözlü kaynaklardan yararlanılarak tespit edilmiştir. Daha sonra tespit edilen bu efsanelerde, İslamiyet öncesi Türk inanışlarından ağaç kültünün yansımaları ve ne şekilde yaşatıldığı incelenmeye çalışılmıştır. İnceleme kısmına geçmeden önce, efsane türünün özelliklerine ilişkin kısa bilgi vermenin uygun olacağı kanaatindeyiz. Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı adlı eserinde, “Efsanenin başlıca niteliği, inanış konusu olmasıdır. Onun anlattığı şeyler doğru, gerçekten olmuş diye kabul edilir. (...) Efsane, kendisine özgü bir üslubu, kalıplaşmış kuralları, biçimleri olmayan, düz konuşma dili ile bildirilen, bir anlatım türüdür.”1 der. 1 Pertev Naili Boratav. 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, İstanbul: 1969, s. 166. 272 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Hırka Dağı’ndaki Ardıç Ağacı Üzerine Anlatılan Efsaneler Bilge Seyidoğlu ise, Erzurum Efsaneleri adlı eserinde, “Efsaneler tarihi devirler içinde teşekkül etmişlerdir. Konusu bir olay, tarihi veya dinî bir şahsiyet yahut bir yer olabilir. Tarihi devirler içinde teşekkül ettikleri için efsaneler mitlerden bu konuda ayrılırlar. Mitlerde zaman başlangıç zamanıdır. Mitlerin kahramanları tanrılar ve yarı tanrılardır. Efsanelerde kahramanların olağanüstü güçleri vardır; fakat tanrı veya yarı tanrı değillerdir. Mitolojiler ilkel dönemlerin ve ilkel kültürlerin mahsulleri oldukları hâlde efsaneler günümüzde oluşabilir ve tarih sahnesine çıkabilirler.”2 der. Alman Grimm Kardeşler, masal üzerine yaptıkları çalışmada efsaneyi masalın alt başlığı olarak değerlendirmiş ve şu şekilde tanımlamışlardır: “Efsane, gerçek veya hayalî, muayyen şahıs, hadise veya yer hakkında anlatılan bir hikâyedir”.3 Max Lüthi, masalın efsane, menkıbe, mit, fabl ve fıkra gibi anlatı türlerinden farkını değerlendirdiği bir yazısında efsaneyi şöyle tanımlamıştır: “Efsane kavramı, duygusal bir anlatımla, anlatıcı tarafından bilinçli olarak gerçek olaylar anlatıldığını iddia eden, dinleyicilere bu olayın gerçek olup olmadığını, gerçek ise nasıl olduğunu düşündüren ve bu gerçekten haberdar olmayı isteten, nesilden nesile sözlü aktarım yoluyla geçen ve karakteristik bir şekle sahip anlatım türünün adıdır. Dar anlamda masal ile efsane arasında benzerlik varsa da, olayların gerçekliği bakımından büyük farklılık bulunur”.4 Lüthi, masal ile efsanenin farklarını ortaya koymayı denediği çalışmasında şu sonuca ulaşır:“Efsane duygusal, ahlaki (etik), objektif, zamana ve mekâna bağlı bir anlatım türüdür. Masal şiirsel bir anlatıma sahipken efsanede tarihi ve didaktik bir anlatım vardır. Bu anlatım türlerinden bir tanesi üzerinde yoğunlaşıldığında işlevsel farklılıklar ortaya konabilir. Halk anlatılan efsaneye halkın saf ve eleştirisiz hayatını anlattığı için inanmak isterken, masalda, kimi ironik bitirme formellerinin de işaret ettiği gibi herhangi bir inandırma kaygısı yoktur”.5 “Halkbilimcilerin ortak görüşüne göre efsane, sanatsal olarak formüle edilmiş, üçüncü bir şahsa anlatılan ve geçmişte ya da tarihsel geçmişte kurulmuş geleneksel bir hikâye ya da anlatıdır. Aslında gerçek değildir ancak anlatıcı ve dinleyicileri tarafından gerçek olduğuna inanılır”.6 2 3 Bilge Seyidoğlu. Erzurum Efsaneleri, İstanbul: 1997, s. 13. Saim Sakaoğlu, Anadolu-Türk Efsanelerinde Taş Kesilme Motifi ve Bu Efsanelerin Tip Kataloğu, Ankara: 1980, s. 4. 4 Gülin Öğüt Eker, vd. Halk Biliminde Kuramlar ve Yaklaşımlar, Ankara:2003, s.314. 5 Gülin Öğüt Eker. age., s.315. 6 Linda Degh. Günümüz Bağlamında Efsane Üzerine Teorik Düşünme ve Efsanenin Tanımı, çev. Selcan Gürçayır, Halkbiliminde Kuramlar ve Yaklaşımlar, 2, haz. M. Öcal Oğuz, Selcan Gürçayır, Ankara:2005, s.345. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 273 İmran Gündüz ALPTÜRKER Günümüze kadar pek çok araştırmaya konu olan ve pek çok araştırmacı tarafından birçok tanımı yapılmış olan efsane türünü şekil, yapı, içerik, işlev ve yaratım özelliklerini dikkate alarak şu şekilde tanımlamak mümkündür: Halk edebiyatının anlatmaya dayalı türleri arasında yer alan ve yaratılış temelinde mitolojik, tarihi, dini ve sosyal hayata ilişkin unsurlar içeren efsaneler; anlatı türleri içinde, masal, destan ve halk hikâyesine göre daha kısa olan; içinde abartma, olağanüstülük ve inandırıcılık bulunan ve sanatsal bir şekilde formüle edilemeyen nesir anlatılardır. Herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda ve herhangi bir kişi tarafından anlatılabilen; konuları doğadaki oluşumlar, insan, insanüstü ve doğal varlıklar olan, somut kanıtlar ortaya koydukları için de anlatılanların gerçek olduğuna inanılan bu anlatmalarda olağanüstülüklerle yapılan açıklamalar önemli bir yer tutar. Efsanelerin, nedeni belli olmayan varlık, olay ve oluşumlara açıklama getirme, belirli durum, olgu, varlık, davranış ve geleneklerin kökenine açıklık getirme, toplumsal kurumları geçerli kılma gibi işlevleri vardır.7 Türk tarihinde yer etmiş dini ve tarihî şahsiyetlerin (evliyalar, erenler, önemli devlet büyükleri) hayatları ve kerametlerinden bahseden efsanelere “menkıbe” adı verilir. Menkıbeler bazen ayrı bir tür gibi görülmekteyse de, anlatmalar şekil ve yapı, içerik ve işlev ve de anlatım özellikleriyle efsanelerin bir alt türü olarak ele alınmaktadır. Türkler dini tarihleri içerisinde, çok eski dönemlerden itibaren, dağ, ağaç, su, kaya vb. varlıkların birer ruhunun bulunduğuna inanarak bunları kutsallaştırıp kült hâline getirmişlerdir. Kült, Türkçe Sözlük’te tapma, tapınma, dinî tören, ibadet, âyin8 olarak tanımlanmaktadır. Kavram olarak, “Tanrı veya Tanrı olarak kabul edilen şeylere [tabiat üstü güçlere] saygı göstermek ve tapınmak, onlara bağlılığı ifade eden söz ve hareketlerde bulunmak”9 veya “yüce ve kutsal olarak bilinen varlıklara nesnelere karşı gösterilen saygı, onlara tapınış”10 şeklinde tanımlanan kült, antropolojik mana itibariyle, Tanrı veya Tanrılarla ilişki içindeki belirli bir gruba ait inançları ve ayin [ritüel] gibi dinî eylemleri ifade eder. Bu nitelik ve nicelikleriyle kült kavramı, ilkel inançlardan ilahi ve beşerî dinlere kadar bütün inanç 7 Adem Öger. Uygur Efsaneleri Üzerine Bir Araştırma (İnceleme ve Metinler), Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi, İzmir: 2008, s. 80. 8 Türk Dil Kurumu. Türkçe Sözlük C. 2, Ankara: 1998, s. 1436. 9 Sosyal Bilimler Ansiklopedisi C. 2, İstanbul: 1991, s. 351. 10 Sedat Veyis Örnek. 100 Soruda İlkelerde Din, Büyü, Sanat, Efsane, İstanbul: 1988, s. 102–103. 274 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Hırka Dağı’ndaki Ardıç Ağacı Üzerine Anlatılan Efsaneler sistemleri içinde görülmektedir.11 Türk inanç sisteminde de dağ ve ağaç kültü önemli bir yer tutar. Türk kültüründe dağ, Gök Tanrı’ya yakın olması ve bazen de ona ev sahipliği yapmasıyla kutsal kabul edilmiştir. Ağacın yerin dibine kadar inen kökleri, göğe doğru dik bir tarzda yükselen gövdesi ve gökyüzüne dağılan dal, budak ve yapraklarıyla olduğu kadar mevsimden mevsime kendini yenilemesi ve daha pek çok özelliğiyle de iptidai insanın birtakım dini telakkilere sahip olmasında hayli payı vardır. Ayrıca ağaç çoğu defa hayatın ve edebiliğin timsali olarak da benimsenmiştir.12 “Bay Terek”, “Temir Kavak”, “Hayat Ağacı” veya “Evliya Ağaç” gibi adlarla anılan kutsal ağaçlar, Gök Tanrı’nın simgeleri arasındadırlar. Bu ağaçlar da bazı kutsal dağlarda olduğu gibi gökte bulunan ve Tanrı’nın yaşadığına inanılan cennete kadar yükselmektedir. Türklerin dünyayı algılayışının merkezinde de üç âlemi birbirine bağlayan, dünya düzeninin teminatı olan ve her biri ayrı bir anlama sahip olan ağaç vardır. Kozmik düzeni sağlayan ağaç sembolleri bütün Türk dünyasının ortak sembolleridir. Kutsal kabul edilen ağaçların başında ise kayın, çam, dağ servisi, ardıç ve çınar gelmektedir”.13 Ağaç çeşitli Türk boylarının yaratılış efsanelerinde de yerini almıştır. Oğuz Kağan destanına göre Oğuz ikinci karısını bir ağaç kavuğunda bulmuştur. Uygurlar, Tuğla ve Selenka nehirlerinin birleştiği yerde var olan fıstık ve çam ağaçları arasına gökten inen ışıktan türediklerine, atalarının bu ışığın o ağaçları gebe bırakması sonucu dünyaya gelmiş olduklarına inanırlardı.14 Uygurlar arasında türeyiş efsanelerinde kutsal sayılan ağaç, Manihaizm’de de çok önemli bir unsurdur. Mani dinine mensup olanlara göre beş “hayat ağacı” beş de “ölüm ağacı” vardır.15 Altay yaratılış destanında gök ağaçlarının dokuz tane dalları vardır. Bu gök ağaçları genel olarak gökteki bir dağa veya bir tepenin üzerine oturtulmuşlardır. Ağacın bir yanında ay, bir yanında güneş bulunur.16 Yine Altay mitolojisine göre gökyüzüne doğru çok büyük bir çam ağacı yükselir, gökleri delip geçen bu ağacın tepesinde ise Tanrı Bay –Ülgen– otururdu. Manas Destanı’nda 11 12 13 Metin Özarslan. “Türk Kültüründe Ağaç ve Orman Kültü”, Türkbilig, S. 5, 2003, s. 94. A. Yaşar Ocak. Bektaşi Menakıbnamelerinde İslam Öncesi İnanç Motifleri, İstanbul: 1983, s. 84. Adem Öger. Uygur Efsaneleri Üzerine Bir Araştırma (İnceleme ve Metinler), Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi, İzmir: 2008, s. 168. 14 Adem Öger. age., s. 195. 15 Bahattin Ögel, Türk Mitolojisi 1, Ankara: 1989, s. 90. 16 Bahattin Ögel. age., s. 91. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 275 İmran Gündüz ALPTÜRKER ise kısır kadınların kutsal elma ağacının altında oynamaları ile çocuklarının olacağı anlatılır. Yakutlara göre dünya sekiz köşeli idi. Ortasında kutup yıldızına kadar uzanan bir ağaç vardı. Bu ağaca Demir Kazık derlerdi.17 Yakut kadınları, evlat sahibi olmak için mukaddes ağacın altında ruhlara, onlara evlat vermesi için yalvarırmış. Çünkü ağaç, mitolojik inanca göre ongondur, dünya ağacının varyantıdır, kendisi de bazen ana, bazen de ata başlangıçtır. Ağaç oyukları, insanların ulu atalarının, öncelikle hakanın anası ve dahası doğumu ve artımı koruyan ilahenin bulunduğu yerdir. Çoğu zaman ağacın kendisi çocuk doğurur ve doğum ilahesi ve çocukların koruyucusu Umay’la birlikte faaliyet gösterir.18 Başkurtlarda da ağaç kültünün derin iz bırakmış olduğu bilinmektedir. Başkurtlarda son yıllara kadar “kayın” ve “ardıç” [artış] ağaçlarına karşı saygı gösterilirdi. Ulu Katay Urugu Başkurtlarından Sigay köyü halkının mübarek saydıkları “Bay Kayın” yahut “Bay Savul” dedikleri bir kayın ağacı vardı. Nezir kurbanları bu ağaç yanında kesilir, yağmur duaları burada kılınırdı.19 Ayrıca Abdükadir İnan, Lepechin’den, Başkurtların ardıç ağacını takdis ettiklerini “Tura-Tav’da bir ardıç ağacının dalını koparmıştım. Başkurtlar adak adamadan ardıcın dalını nasıl koparıyorsun diye itiraz ettiler.”20 şeklinde aktarmaktadır. Tanrıların ve perilerin ağacı olmasından dolayı kutsal kabul edilen ardıcın Şaman inanışındaki yerine dikkat çeken Melikoff, Şaman ayininde yakılan ardıcın kokusunun çok güçlü bir duman olarak yükselmesi nedeniyle insanlarla doğaüstü âlem arasında bir iletişim vasıtası olarak kabul edildiğini söylemektedir. Yükselen kesif dumanın yeri göğü dağlamasıyla trans hâline geçen Şaman ateş, sema ve müziğin yarattığı aşkla olağanüstü boyutta bir güce ulaşır.21 Ardıç ağaçları, ölen insanların yok olmadıklarını ve ayakta durduklarını sembolize eder. Yitip giden ve unutulması istenmeyen mücadeleci insan- 17 18 19 20 21 Yılmaz Göksoy. “Tarihimizde Ağaç ve Yozgat Yöresindeki Ulu Ağaçların Öyküleri”, Milli Folklor, C. 2/S. 16, Kış 1992, s. 43. Fuzuli Bayat. Türk Mitolojik Sistemi Ontolojik ve Epistemolojik Bağlamda Türk Mitolojisi 1, İstanbul: 2007, s. 180. Abdülkadir İnan. Türk Boylarında Dağ, Ağaç ve Pınar Kültü, Reşid Rahmeti Arat İçin, Ankara: 1966, s. 276. – Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler II, Ankara: 1991, s. 257. Abdülkadir İnan. Türk Boylarında Dağ, Ağaç ve Pınar Kültü, Ankara: 1966, s. 277. İrene Melikoff. Anadolu İslam Gizemciliğinin Orta Asya Kökenleri, çev. İlhan Cem Arseven, İstanbul: 1997, s. 127. 276 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Hırka Dağı’ndaki Ardıç Ağacı Üzerine Anlatılan Efsaneler ların mezarları başına ardıç ağacı dikmek suretiyle, ardıcın yaşarken ve ölüp kuruduktan sonra 500 yıla yakın çürümemesi ölen kişiye özgülenmiş olmaktadır. Ölen; ama ayakta kalan mağrur kahramanların ağacıdır ardıç. Ardıç kelimesinin de bu özelliklerinden dolayı “arda kalan, yok olmayan” anlamında oluştuğu düşünülmektedir. Orta Asya Türk mezarlarına da ardıç ağacı dikilmesi bir gelenekti. Ardıç, bütün Türk dünyasında sevilen ve saygı duyulan bir ağaçtır. Ardıç ateşle yapılan temizlenmeyi ve aynı zamanda kötü ruhların kovulmasını sembolize eder. Yakut Türkleri ardıcı kutsal bilirler; bu yüzden ev, ahır ve diğer yerleşim yerlerini ardıç ile tütsülerler. Şeytana ve her türlü kötülüğe karşı ardıç tütsüsü yapılır. Altay Türklerinde bir eve hastalık geldiğinde ardıç tütsüsü yapılmaktadır. Ardıç dalı alınmadan, ağaca çaput bağlanmalıdır. Ardıç ağacından dalı için izin alınmalıdır. Kazak Türklerinde de kötü ruhları ve hastalıkları kovmak için bebek beşiği ve ikamet alanları ardıçla tütsülenmektedir.22 Eski bir yerleşim alanı olan Kapadokya, hem toplumsal hem de kültürel açıdan önemli olaylara sahne olmuştur. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan, değişik dinleri ve kültürleri buluşturan Nevşehir, köklü bir tarihe, zengin bir kültürel mirasa ve bunun sonucu olarak birçok sözlü kültür ürününe sahiptir. Anadolu’da gönülleri aşkla, insan sevgisiyle, birlik ve beraberlik çerağıyla tutuşturan, büyük bir “veli”, büyük bir “mutasavvıf” olan Hacı Bektaş Veli, Nevşehir yöresinde Sulucakarahöyük’e yerleşmiş, Orta Anadolu’yu dolaştıktan sonra Anadolu kültürünü, Anadolu insanının gelenek ve göreneklerini özümseyerek yeni bir bilim ve öğreti merkezi kurmuştur. Birçok önemli şahsiyette olduğu gibi Hacı Bektaş Veli’nin hayatı ve kerametleri ile ilgili olarak da birçok efsane mevcuttur. Gülşehir’in eski adı Deller olan Eskiyaylacık köyündeki, adını kimi rivayetlere göre Hacı Bektaş Veli’nin hırkasını burada yakması sonucu alan, Hırka Dağı’nda yer alan ardıç ağacıyla ilgili bir efsane anlatılmaktadır. Metinler bölümünde tamamına yer verilen ve varyantları bulunan efsaneye göre Horasan’dan kendisine yurt olarak gösterilen Sulucakarahöyük’e doğru yönelen Hacı Bektaş Veli, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Eskiyaylacık köyüne ulaşır. Karnı açtır. Velayetname’ye göre yolda karşılaştığı bir gelinden yiyecek bir şeyler ister. Gelin evine koşar, kaynanasının karşı çıkmasına aldırmadan “Hak içindir” diyerek çömleğin dibinde birazcık kalmış olan yağdan bir 22 Hasan Torlak. “Anadolu ve Türk Kültüründe Ardıç Ağacı”, Yolculuk Dergisi, Kâmil Koç Yayını, S. 63, Eylül 2009, s. 97. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 277 İmran Gündüz ALPTÜRKER parça alır, ekmeğe sürer ve Hacı Bektaş’a getirir. Hacı Bektaş “Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin.” diye niyaz eder. Yemek pişirmek için evine dönen gelin, boş olan çömleğin ağzına kadar yağ ile dolu olduğunu görür. Çömleği kaynanasına gösterir. Durumdan tüm köy halkını haberdar ederler. Köylüler bu tanımadıkları dervişin ulu bir kişi, bir eren olduğunu anlar ve onun hayır duasını almak için peşinden koşarlar. Oysa Hünkâr çoktan Kızılırmak’ı geçmiş ve Hırka Dağı’na çıkmaya başlamıştır. Hırka Dağı’nın tepesinde bir ardıç ağacı görür. Köylülerin peşine düştüğünü bilen Hünkâr ardıca “Beni yapraklarınla ve sürgülerinle altında gizle, ben de sana kıyamet zamanında yardımcı olurum.” diye seslenir. Ardıç güney yönüne doğru eğilir, bir çadır gibi Hünkâr’ın üzerini kapatır. Hırka Dağı’na çıkan köylüler Hünkâr’ı tüm aramalarına karşın bulamazlar ve yorgunluktan bitmiş bir şekilde dönerler. Bir başka efsaneye göre ise Hacı Bektaş Veli köyde yufka ekmek yapan kadınlardan yiyecek bir şeyler ister. Kadınlar da yaptıkları ekmekten verirler. Hacı Bektaş Veli “Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin.” der ve selelerdeki unlar, siniye dizdikleri ekmekler kabarmaya başlar; ama dökülmez. Bunu gören kadınlar unlarına, ekmeklerine nazar ettiği düşüncesiyle Hacı Bektaş Veli’yi kovalamaya başlarlar. Hacı Bektaş Veli “Bre deliler siz benim kim olduğumu biliyor musunuz da beni kovalıyorsunuz?” der. Eskiyaylacık köyünün eski adı Deller’dir. Adını bu olaydan alır, Deliler zamanla Deller olur. Sonra da “Kavganız olsun, kanınız olmasın.” diye beddua eder. Hırka Dağı’na geldiğinde ortaya birden bir ardıç ağacı çıkar, Hacı Bektaş Veli ağacın arasına saklanır, sonra da ağaca: “Ardıç göğün gitmesin, kadın sizin de işiniz bitmesin.” der. Bir başka efsanede de köylüler, Hacı Bektaş Veli’ye bugünkü ardıç ağacının olduğu yerde yetişirler ve Hacı Bektaş Veli’yi taşlamaya başlarlar. Hacı Bektaş Veli onların şaşkın bakışları önünde ardıç ağacı şekline bürünür. Köylüler ardıca dönüşen dervişin ulu bir kişi olduğunu anlarlar. Ardıç ağacı o günden beri yörede kutsal bilinmektedir. Ulu ağaçların Tanrı ile ilişki içinde olduğu inancı, onlara Tanrı’yı sembolize etme hakkı tanımıştır. Ancak Tanrı’yı sembolize eden veya Tanrısal niteliklere sahip ağaçlarda bazı özellikler aranmıştır. Bu ağaçlar, genellikle tek, diğer ağaçlara nazaran eşsiz ve hep canlıdırlar.23 Efsanedeki ardıç ağacı da 23 Celal Beydili. Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, Ankara: 2005, s. 25–26. 278 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Hırka Dağı’ndaki Ardıç Ağacı Üzerine Anlatılan Efsaneler yaz kış yapraklarını dökmemesi ve yaz kış yeşil olmasıyla dikkat çekmekte, bu özelliğiyle Tanrı’nın sonsuzluğunu sembolize etmektedir. Çevresinde herhangi bir ağaç olmadığı gibi bitki örtüsü açısından son derece zayıftır. Ağacın yapraklarını dökmemesi, meyvesiz olması ve çorak bir arazide bulunması yine kutsal ağaç düşüncesi ile örtüşmektedir. Şu anda dağdaki tek ağaç olan ardıç, efsanelere göre dağda önceleri biri erkek, biri dişi olmak üzere iki tanedir. Köyde çobanlık yapan bir kişi ardıçlardan birini keserek evine götürür. Çardağında direk olarak kullanır; fakat hemen sonrasında annesini ve kızını kaybeder, evi yanar. Peş peşe gelen felaketlerin nedenini kestiği kutsal ardıca bağlayarak geri götürür. Kesilen ardıcın yerinden tekrar bir ardıç daha çıkar; ama bu diğerine göre küçük bir ağaçtır ve etrafı tellerle çevrilerek koruma altına alınmıştır. Bu kutsal ağacı kesip götürenin iflah olmayacağı aktarılırken ağaca ve ağacın ruhuna yapılan saygısızlığın cezalandırılacağı ve ağaç kültünün yaptırım gücü vurgulanmıştır. Kesilen ağacın yerinden yenisinin çıkması da yine kutsal ağaçlarda görülen bir özelliktir. Ağacın güneye doğru eğimli olması halk tarafından yönü bile kıbleye doğru bu bir tesadüf olamaz, şeklinde yorumlanmaktadır. Ayrıca köyden bir kişinin rüyasında gördüğü bir zatın “Ben yağmurda yaşta ıslanıyorum, üşüyorum.” demesi üzerine köy halkının bu zatın Hacı Bektaş Veli olduğu kanaatine vararak ağacın yanına küçük bir bina yaptırması da ağacın kutsiyetinin kabulünün bir göstergesi olarak kabul edilmelidir. Türk sosyal hayatında ağaç, insan hayatı üzerinde etkileri olduğuna inanılan kutsal varlıklardır. Buna bağlı olarak da ağaç iyelerini memnun etmek için birtakım uygulamalar yapılmaktadır. Pek çok Türk topluluğunda rastlanan ve günümüzde de farklı kesimlerde, oldukça çeşitli uygulamalarla varlığını sürdüren ağaç kültüyle alakalı inanış ve uygulamalar, Hırka Dağı’ndaki ardıç ağacında da kutsallarla örülü bir kült hâlini almıştır. Eski Türk inanışları içinde en yaygın uygulamalardan biri olan yağmur yağdırmak için kuraklık dönemlerinde ardıca kurbanlar sunulmaktadır, dilek sahipleri yakın tarihe kadar çaput bağlayıp dilekler dilemiştir. Derleme yapmak için gittiğimiz Eskiyaylacık köyünden insanlarla görüştükten sonra, iki kişinin eşliğinde ardıç ağacının olduğu yere çıkmak üzere vedalaştığımızda dağa çıktığımızda dilek dilememizi tembihlediler. İnandırılıcığını kuvvetlendirmek için daha önce Bilkent Üniversitesinden de araştırmacıların geldiğini, bir de kurban alıp kestiklerini anlattılar. Sonuç olarak ağaç kültü, Türk kültür ve inanç sistemlerinin en eski çağlarından günümüze kadar varlığını sürdürmüş önemli bir inanç ve kültür 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 279 İmran Gündüz ALPTÜRKER unsurudur. İncelediğimiz efsanelerde, ağaç kültü ile veli kültünün birleştiği ve bu kültlerin bir mekân etrafında belli ritüellerin kaynağı olduğu görülmektedir. Bu kültür unsurunun kült hâline geliş seyri tam ve kesin olarak tespit edilememekle beraber; ağaç etrafında teşekkül eden inanç neticesinde ağacın kutsal sayıldığı, sevgi ve saygı gördüğü ve özellikle Şamanizm dönemi inanç sisteminde oldukça kuvvetli bir rol üstlendiği, bu konuda yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur. İslamiyetten önceki Türk inanışlarında, özellikle Şamanizm’de görülen bu kült anlayışı İslamiyete geçişle birlikte yeni anlamlar üstlenerek devam etmiştir. Kültlerin etrafında şekillenen bu inançların kaynakları unutulmuş ve söz konusu inançlar bizzat İslam’ın kendisinden zuhur etmiş gibi kabul görmeye başlamıştır. Kaynak kişiler ağacın eğiminin güneye, yani kıbleye doğru olduğunu ve bu durumun ağacın kutsallığının bir nedeni olarak algılandığını özellikle vurgulamışlardır. Bu bağlamda ağacın kült olması yanında İslami bir boyut kazandığı da görülmektedir. Ağaca saygı gösterme ve kutsal addetme, günümüzde de hususi şartları içinde yaşamakta ve mistik, folklorik ve kültürel bir unsur olarak fonksiyonlarını sürdürmektedir. Gerek halk kültürü gerekse dini bir inanış konusu olan nazar olgusu da efsanede görülen bir motiftir. Hacı Bektaş Veli’nin kovalanmasının temelinde ekmeğe, una nazar etmesi gerekçe olarak gösterilmiştir. Hacı Bektaş Veli’nin halktan kaçarken ardıca dönüştüğünün aktarıldığı varyantta ise şekil değiştirme motifi görülmektedir. METİNLER Hırka’daki Ardıç Veliyullah Efendi Sulusaray tarafından çıkmış, bu taraflara doğru yol almış. Tabi yolda acıkmış, bizim köye geldiğinde bi bakmış kadınlar yufka ekmek yapıyormuş, ekmeğin kokusunu alıyor. Allah rızası için yiyecek bi şeyler istemiş; kadınlar da yaptığı ekmekden virmişler. Veliyullah Efendi de “Artsın, eksilmesin; daşsın, dökülmesin.” demiş. Selelerde un varmış, unlar, siniye dizdikleri ekmekler Allah tarafından dolmuş, kabarmış; ama dökülmemiş. Kadınlar da unumuz, ekmemiz araya gidecek; bu bizim unumuza, ekmemize nazar itdi diyi Veliyullah Efendi’yi govalamaya başlamışlar. Hırka Dağı’nın aşşasına geldiğinde Allah tarafından bi ağaç bitmiş, yani insan eliyle dikilmemiş. Veliyullah Efendi ağacın arasına saklanmış sonra da ağaca: “Ardıç göğün gitmesin, kadın sizin de işiniz bitmesin.” demiş. Beddua etmiş yani. Gerçekten de didiği gibi ağaç yaz kış gök, kadınların 280 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Hırka Dağı’ndaki Ardıç Ağacı Üzerine Anlatılan Efsaneler da işi hiç bitmez. Halbuse bu evliyaymış, rızık datıcı. Allah’ın hikmetine bak! Gayanın başında, su yok; dualı olduu belli yani. 2002’den sonra 8 sene hiç yamur yamadı, her yer gurudu bu gurumadı. Bana galırsa bunun suyla da alakası yok, eğildi yöne bi baksanıza kıbleye doğru. Ardıç ağacı ardıç ağacı, sensin başımın tacı. İlerden belli, taa çocukluumuzdan belli, yamur olmadıında aramızda para toplar gurban alırız; yağmur duasına çıkar orda gurban keseriz. Çocuklumuzdan belli bildimiz ağaç, gayanın başında hiçbir yeri değişmedi; ibretlik yani. Ağaç hatta başta iki taneymiş. Biri erkek biri dişiymiş. Bizim köyden biri dişisini kesmiş, hemen sonra da annesi ölmüş. O da rahmetli oldu zaten, çobandı o zaman. Meyve veren ağacı keserken dahi insan bi tuhaflaşıyo, mecburi galmazsan meyve veren ağacı kesmemek lazım. Sonra kesilen ağacın alt tarafından Allah tarafından bi ardıç daha çıktı. Hacı Bektaş Kültür Merkezi etrafını tel örgüyle korumaya aldı, hayvanlar yemesin diye. Eskiyaylacık’tan bi vatandaş rüyasında bi zat görüyo, ben yamurda yaşda ıslanıyom, üşüyom diyo, sonra köy halkı karar alıyo bu damı yaptırıyor (K.K. 1, 3). Hırka Dağı’nda Bir Ardıç Hacı Bektaş Veli bizim köye geldiğinde kadınlar yufka ekmek yapıyormuş. Uzun yoldan gelmiş, karnı açmış; kadınlar da yaptığı ekmekten vermişler. Hacı Bektaş Veli de “Dolsun, eksilmesin; taşsın, dökülmesin.” demiş. Dizilen ekmekler kabarmaya başlamış. Kadınlar da ekmeğimize nazar etti diye kovalamaya başlamışlar. Hacı Bektaş Veli “Bre deliler siz benim kim olduğumu biliyor musun da beni kovalıyorsunuz?” demiş. Eskiyaylacık köyünün eski adı Deller’di. Adını bu olaydan almış, Deliler zamanla Deller olmuş. Sonra da “Kavganız olsun, kanınız olmasın.” diye beddua etmiş; doğru, birbirimize barırız çarırız, çok kavga ederiz; ama öyle ileri gitmeyiz, silah ya da bıçak alıp vurmayız. Ölümüz olmaz yani. Kanımız olmaz yani. Hırka Dağı’na geldiğinde Allah tarafından bi ağaç bitmiş, Hacı Bektaş Veli ağacın arasına saklanmış sonra da ağaca: “Ardıç göğün gitmesin, kadın sizin de işiniz bitmesin.” demiş. Bu da doğru, ağaç yaz kış yeşil, kadınların da işi hiç bitmez. Allah tarafından yaratılıyor, yaratıldığı yere bir bakın, taşın başı hem de içine bir girdiğinizde dışardan görülmek imkânsız. Biz de çocukluğumuzda 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 281 İmran Gündüz ALPTÜRKER inek gütmeye geldiğimizde altına saklanırdık. Cenab-ı Allah yaratmış işte. Eskiden kuraklık olduğunda buraya yağmur duasına çıkar, kurban keserdik. Bir de bebesi olmayan, işe giremeyen, sınıfı geçemeyen vs. gelir çaput bağlar, dilek dilerdi. Ağaç başta iki taneymiş. Bizim köyden bir çoban birini kesmiş hemen sonra annesi ölmüş, evi yanmış. Cahillik işte! Sonra ağaç yüzünden olduğunu anlayıp geri getirmiş. Kesilenin yerinde yeniden, yine kendiliğinden bir ardıç çıktı tekrar (K.K. 2). Ardıç Ağacına Dönüşen Derviş24 Çok eski zamanlarda köye bir derviş gelir. Karşılaştığı genç bir kadından yiyecek bir şeyler diler. Genç kadın evine koşar, çömleğin dibinde azıcık kalmış yağdan, kaynanasının tüm itirazlarına karşın biraz alır, bir yufka ekmeğe sürer ve hazırladığı dürümü dervişe verir. Derviş “Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin!” der ve yoluna devam eder. Dervişin bu kerameti kısa zamanda köy halkı arasında duyulur ve onun gittiği yöne doğru peşinden koşmaya başlarlar. Bugünkü ardıç ağacının olduğu yerde dervişe yetişirler ve dervişi taşlamaya başlarlar. (Dervişin neden taşlandığını anlatanlar da bilmiyor) Ancak derviş onların şaşkın bakışları önünde ardıç ağacı şekline bürünür. Köylüler ardıca dönüşen dervişin ulu bir kişi olduğunu anlarlar. Ardıç ağacı o günden beri kutsal bilinmektedir. Vilâyet-nâme’deki Ardıç25 Horasan’dan kendisine yurt olarak gösterilen Sulucakarahöyük köyüne doğru yönelen Hacı Bektaş, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Açıksaray köyüne (bugünkü Gülşehir) ulaşır. Karnı açtır. Yolda karşılaştığı bir gelinden yiyecek bir şeyler ister. Gelin evine koşar, kaynanasının karşı çıkmasına aldırmadan “Hak içindir” diyerek çömleğin dibinde birazcık kalmış yağdan bir parça alır, ekmeğe sürer ve Hacı Bektaş’a getirir. Hacı Bektaş “Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin.” diye niyaz eder. Yemek pişirmek için evine dönen gelin, biraz önce boş olan çömleğin ağzına kadar yağ ile dolu olduğunu görür. Çömleği kaynanasına gösterir. Durumdan tüm köy 24 Ulaş Dinçer. “Baktım Durdum Hırka’daki Ardıça”, Hacıbektaş Derneği Bülteni, S. 61, 2002, s. 14 -15. 25 Ulaş Dinçer. age., s. 15. Abdülbâki Gölpınarlı. Vîlâyet-nâme Menâkıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî, İstanbul: 1995, s.24–25. 282 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Hırka Dağı’ndaki Ardıç Ağacı Üzerine Anlatılan Efsaneler halkını haberdar ederler. Köylüler bu tanımadıkları dervişin bir ulu kişi, bir eren olduğunu anlar ve onun hayır duasını almak için peşinden koşarlar. Oysa Hünkâr çoktan Kızılırmak’ı geçmiş ve Hırka Dağı’na çıkmaya başlamıştır. Hırka Dağı’nın tepesinde bir ardıç ağacı görür. Köylülerin peşine düştüğünü bilen Hünkâr ardıca “Beni yapraklarınla ve sürgülerinle altında gizle, ben de sana kıyamet zamanında yardımcı olurum.” diye seslenir. Ardıç güney yönüne doğru eğilir, bir çadır gibi Hünkâr’ın üzerini kapatır. Hırka Dağı’na çıkan köylüler Hünkâr’ı tüm aramalarına karşın bulamazlar ve yorgunluktan bitmiş bir şekilde dönerler. Velayetname’deki öykü böyle. Hacı Bektaş’ın köylülerden neden saklandığı, tıpkı ilk öykülerinde dervişin neden taşlandığının bilinmediği gibi, bilinmiyor. Ardıç ağacının altında çile çıkartan Hacı Bektaş buradan yolculuğunun son durağı olan Sulucakarahöyük’e yöneliyor. Hacı Bektaş Veli Açıksaray’da26 Büyük Türk-İslam düşünürü Hacı Bektaş-ı Veli, Türkistan Piri Hoca Ahmet Yesevi’nin kültür ocağında yetişmiş olup bilgi dolu olarak Anadolu’yu İslamlaştırmak için bölgeye gelmiştir. Bizans ve Hıristiyanlığın önemli merkezi olan Kapadokya’da ilim ve irşad faaliyetlerine başlamıştır. Hoşgörü ve insan sevgisini yaymaya çalışan bu büyük, öncelikle köyleri dolaşmıştır. Dolaştığı köylerin biri de Açıksaray Höyüğü’dür. Abdulbaki Gölpınarlı’nın hazırladığı Menakıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli eserinde şöyle anlatılmaktadır: Hacı Bektaş-ı Veli bazı köyleri gezdikten sonra Açıksaray adlı köye geldi. Köyde bir kadına: “Dervişlere bir yiyecek var mı? Varsa getiriver.” dedi. O da “Durun, gideyim olanından getireyim.” dedi. Kadın evine geldi, kaynanasına: “Ana dedi. Dervişler geldi. Allah için lokma ister. Küpte biraz yağ var. Allah yerine verir, biraz ekmekle bir parçacık yağ verelim”. Kaynanası: “Yağ az kaldı, dokunma!” dedi. Gelini: “Allah için istiyor. Ben vereceğim.” deyip bir ekmek içine biraz yağ koydu. Götürüp Hünkâr’a verdi. Hacı Bektaş-ı Veli: “Artsın, eksilmesin; taşsın, dökülmesin.” dedi. Gelin eve dönünce bir de gördü ki küp, ağzına kadar yağ ile dolmuş. Kaynanasını çağırdı, gösterdi. Kadın bu hâli görünce “O dervişin sözüyle oldu, gerçek erenlerdenmiş; keşke eline ayağına düşüp himmetini alsaydık, varayım köyün etrafını arayayım.” dedi. Gelinle beraber yola düştüler. 26 Ömer Akar. Gökçetoprak Köyü, Yayımlanmamış Çalışma, s. 66. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 283 İmran Gündüz ALPTÜRKER Kızılırmak kıyısına vardılar. Mevsim ilkbahardı. Kızılırmak coşup taşmıştı. Baktı ki Hünkâr seccadesini suya sermiş, üstüne oturmuş gidiyor. Öte yana geçince seccadesini sudan alıp silkip, omzuna koydu, yürüyüp gitti. Gelin kaynana köye geldiler. Bu hâli köylüye bildirdiler. Köy halkı: “Yazıklar olsun! Böyle bir Allah dostu buradan geçti de görmek nasip olmadı. Hayır duasını alamadık.” dediler. Hepsi birden Kızılırmak kıyısına koştular. Bu hâl Hünkâr’a malum oldu. Hünkâr Hırka Dağı’na yöneldi. O dağın tepesinde bir ardıç ağacı vardı. Ardıç ağacının oyuğuna saklandı. Orada dua etti. Şimdi o ağaca Devcik Ardıç derler. Hırka Dağı Efsanesi27 Günlerden bir gün Hacı Bektaş Veli, kendi adamlarıyla birlikte dergâhtan ayrılarak Hırka Dağı’nı seyre çıkar, dağda üşüyünce büyük bir ateş yakarlar ve orada ibadet ederler. O sırada Hünkâr hırkasını çıkarıp ateşe atar. Hırka tamamen yanarak küle dönüşür, Hünkâr bu külleri avucuna alarak savurur. Küllerin düştüğü yerden odun düşmesi için dua eder. O andan itibaren bölgede ağaç günden güne çoğalır. Bu yüzden o dağa “Hırka Dağı” dendiği söylenmektedir. Hırka Dağı28 Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine 15 km uzaklıkta volkanik bir dağ olan Hırka Dağı 1.670 m. yüksekliğindedir. Adını bir söylenceden almış olup Velayetname’deki bu efsaneye göre; “Karahöyük’ün sert kışı ve soğuğundan Hacı Bektaş Veli’ye şikâyet eden dervişler ‘Havası daha iyi yere gidelim.’ demişlerdir. Hacı Bektaş Veli de ‘Hakikate ulaşmak için, bu yerden daha yüce bir yer olsa idi orada otururdum.’ ” demiştir. Bir gün Hacı Bektaş Veli, halifeler ve dervişlerle Hırka Dağı’na gelmiş. Orada bulunan, ardıcın dibinde oturmuş, ateş yakılmış. Alevler iyice yükselince Hacı Bektaş Veli ateşin etrafında kırk defa dönmüş. Sonra da sırtındaki hırkayı çıkarıp ateşin üstüne bırakmış. Hırkanın külünü alıp havaya savurmuş. Etrafındakilere “İşte bu kül zerrelerinin her birinin düştüğü yerde bir ağaç bitsin ve bu kıyamete kadar devam etsin.” demiştir. 27 28 Bilinmeyen Kapadokya Gülşehir, s. 125. http://www.kenthaber.com/ic-anadolu/nevsehir/hacibektas/Rehber/dogal-guzellikler/hirka-dagi, 15.08.2011. 284 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Hırka Dağı’ndaki Ardıç Ağacı Üzerine Anlatılan Efsaneler Kaynaklar Sözlü Kaynaklar Tuncay Poyraz, 1960 doğumlu, çiftçi, ilkokul mezunu, Eskiyaylacık/Gülşehir. K.K. 2- Kasım Gürbüz, 1949 doğumlu, PTT’den emekli, lise mezunu, Eskiyaylacık/Gülşehir. K.K. 3- Gürbüz Poyraz, 1943 doğumlu, Almanya’dan emekli, ortaokul mezunu, Eskiyaylacık/Gülşehir. Yazılı Kaynaklar Akar, Ömer. Gökçetoprak Köyü, Yayımlanmamış Çalışma. Beydili, Celal. Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, Ankara: Yurt Kitap Yayın, 2005. Bilinmeyen Kapadokya Gülşehir, s.125. Bayat, Fuzuli. Türk Mitolojik Sistemi Ontolojik ve Epistemolojik Bağlamda Türk Mitolojisi 1, İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2007. Boratav, Pertev Naili. 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, İstanbul: 1969. Dinçer, Ulaş. “Baktım Durdum Hırka’daki Ardıca”, Hacıbektaş Derneği Bülteni, S. 61, 2002, s. 14. Degh, Linda. “Günümüz Bağlamında Efsane Üzerine Teorik Düşünme ve Efsanenin Tanımı”, çev. Selcan Gürçayır, Halkbiliminde Kuramlar ve Yaklaşımlar, 2, haz. M. Öcal Oğuz, Selcan Gürçayır, Ankara: Geleneksel Yayınları, 2005. Göksoy, Yılmaz. “Tarihimizde Ağaç ve Yozgat Yöresindeki Ulu Ağaçların Öyküleri”, Milli Folklor, C. 2 /S. 16, Kış 1992, s. 43–45. Gölpınarlı, Abdülbâki. Vîlâyet-nâme Menâkıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî, İstanbul: İnkılâp Kitabevi, 1995. İnan, Abdülkadir. Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları, 1954. İnan, Abdülkadir. Türk Boylarında Dağ, Ağaç ve Pınar Kültü, Reşid Rahmeti Arat İçin, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1966. İnan, Abdülkadir. Eski Türk Dini Tarihi, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1976. İnan, Abdülkadir. Makaleler ve İncelemeler II, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları, 1991. Melikoff, İrene. Anadolu İslam Gizemciliğinin Orta Asya Kökenleri, çev. İlhan Cem Arseven, İstanbul: 1997. Ocak, A. Yaşar. Bektaşi Menakıbnamelerinde İslam Öncesi İnanç Motifleri, İstanbul: 1983. Ocak, A. Yaşar. Alevi Bektâşi İnanışlarının İslam Öncesi Temelleri, İstanbul: 2000. Ögel, Bahattin. Türk Mitolojisi 1, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları, 1989. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 285 İmran Gündüz ALPTÜRKER Öger, Adem. Uygur Efsaneleri Üzerine Bir Araştırma (İnceleme ve Metinler), Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir: 2008. Örnek, Sedat Veyis. 100 Soruda İlkelerde Din, Büyü, Sanat, Efsane, İstanbul: 1988. Özarslan, Metin. “Türk Kültüründe Ağaç ve Orman Kültü”, Türkbilig, S. 5, 2003, s. 94–102. Seyidoğlu, Bilge. Erzurum Efsaneleri, İstanbul: 1997. Seyidoğlu, Bilge. “Efsane”, Türk Dünyası EI Kitabı, Üçüncü Cilt, Edebiyat (Türkiye), Ankara: 1998. Sosyal Bilimler Ansiklopedisi C. 2, İstanbul: 1991. Torlak, Hasan. “Anadolu ve Türk Kültüründe Ardıç Ağacı”, Yolculuk Dergisi, Kâmil koç Yayını, Eylül 2009, S. 63, s. 94–97. Türk Dil Kurumu. Türkçe Sözlük, Ankara: 1998. Ünver, Günay- Güngör, Harun. Başlangıçtan Günümüze Türklerin Dini Tarihi, İstanbul: 2003. http://www.kenthaber.com/ic-anadolu/nevsehir/hacibektas/Rehber/dogal-guzellikler/hirka-dagi, 15.08.2011. 286 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Hırka Dağı’ndaki Ardıç Ağacı Üzerine Anlatılan Efsaneler Hırka Dağı’ndaki Ardıç Ağacı ile İlgili Fotoğraflar 1. Ardıç Ağacı, Hırka Dağı, Gülşehir 2. Kesilen Ardıç Ağacı, Hırka Dağı, Gülşehir 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 287 İmran Gündüz ALPTÜRKER 3. Kesilen Ardıcın Yerinden Çıkan Ardıç Ağacı, Hırka Dağı, Gülşehir 4. Kesilen Ardıç Ağacı ve Onun Yerinden Çıkan Ardıç Ağacı, Hırka Dağı, Gülşehir 288 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Hırka Dağı’ndaki Ardıç Ağacı Üzerine Anlatılan Efsaneler 5. Ardıç Ağacı ve Köylülerin Yaptığı Bina 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 289 FRAŞERİ KARDEŞLERİN ARNAVUT'LUKTAKİ BEKTAŞİLİĞE KATKILARI CONTRIBUTIONS OF FRAŞERİ BROTHERS TO THE BEKTASHISM IN ALBANIA İrfan MORİNA* ÖZET Arnavutluk bağımsızlık hareketinin öncülüğünü Bektaşiler yapmışlardır. Böylece Balkanlardaki ulusçuluğun Arnavutluk’taki yansımasına Arnavut Bektaşileri öncülük etmişlerdir. XIX. yüzyılın sonlarına doğru bu ulusçu hareketin önderliği Arnavutluk’un ünlü ailelerinden Fraşerilerin elindedir. Bağımsız Arnavut devletinin kurulması hareketine Abdül Fraşeri önderlik etmektedir. Kardeşi Dalip Fraşeri Fuzuli’nin ünlü Kerbela destanını Arnavutça’ya çevirmiştir. Kardeşlerinden biri ‘Kamus-ül Alem’ yazarı Şemseddin Sami, diğeri ise Arnavutluk resmi tarihinin köşe taşlarından ve ulusal şair olan Naim Fraşeri’dir. XVI.- XIX. yüzyıl arasında Arnavut Alevi-Bektaşi-Şii edebiyatında önemli gelişmeler olur. Naim Fraşeri, Dalip Fraşeri ve Şahin Fraşeri bu dönemin önemli simalarıdır. Fraşeri ailesi, Arnavutluk ulusal-mezhepsel edebiyatında olduğu gibi, bağımsızlık hareketinde de önemli yer edinmişlerdir. O dönemler Osmanlı toprağı olan Arnavutluk’ta da bu alanda önemli Osmanlı toprağı olan Arnavutluk’ta da bu alanda önemli ve yoğun çalışmalar vardır. ‘Kerbela’ yazarı Naim Fraşeri 1848 yılında Güney Arnavutluk’un Bektaşilerin yoğun olduğu yöresi Fraşeri’de doğmuştur. Müslüman bilginlerden Arapça, Farsça ve Türkçeyi öğrenmiştir. Farsça’ya ilgisi oldukça fazladır. Daha öğrenciyken 200 sayfalık ‘Tahayyulat’ı yazmıştır. Yazdığı diğer eserlerinde Farsça’nın etkisi görülür. Osmanlılara karşı bağımsızlık hareketinin önderi olan Naim Fraşeri, Osmanlılara karşı 25 yıl savaşmış Arnavut ulusal kahramanı olan İskender * Prof. Dr., Priştine Üniversitesi, Türkoloji Bölümü, e-posta: [email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 291 İrfan MORİNA Bey’in anısına ‘Tarih ve İskender Bey’ adlı kitabını yazar. Aynı yıl İmam Hüseyin ve onun hareketine olan inancını gösteren ‘Kerbela’ eserini yazar. 1893’de ansiklopedi biçiminde olan makalelerinin toplamını ‘Dersler’ adı altında yayınlar. Naim Fraşeri, Alevi-Bektaşi tarikatının Arnavutluk’un resmi mezhebi olmasını istemiştir. Bütün eserlerinde, özellikle mezhepsel içerikli yazılarında bu anlayışı işlemiş ve Bektaşi-Şiilerin ‘uluhiyet’ ve ‘tevhit’ konularındaki görüşlerini yansıtmıştır. Yüzyılın Bektaşi edebiyatının önemli ürünlerinden biri de Dalib Fraşeri’nin ‘El-Hadika’sıdır. Fuzili’nin ‘Hadikatü’s-süeda’sını örnek almıştır, Ebü’l Mecid Gaznevi’nin ‘Hadika’sında da esinlenmiştir. Yapıt, Arnavutluk edebiyatının ilk ve en uzun hamasi manzumesidir. 65 bin beyitten oluşur. Bu kitabı, onun Farsçayı çok iyi bildiğini, bu dilde irfani eserleri okuduğunu gösterir. Anahtar Kelimeler: Bektaşilik, Arnavutluk, Fraşeri Kardeşler. ABSTRACT Bektashis led to the independence movement of Albania and so Bektashis were the pioneers of nationalism in the Balkans in Albania. At the end of 19. Century the leadership of this nationalism was in Fraşeri family’s power. Abdül Fraşeri guided the movement of founding the independent Albania state.His brother Dalip Fraşeri translated the famous Karbala Epic of Fuzuli into Albanian. Also Şemseddin Sami writer of ‘Kamus-ül Alem’ and Naim Fraşeri a national poet are his brothers. There were important developments in Albanian Alewi- BektashiShiite literature between XVI.- XIX centuries. Naim Fraşeri, Dalip Fraşeri and Şahin Fraşeri were personages of this era. Fraşeri Family took an important place in the independence movement of Albania as well.There were important and extensive efforts in this field in Albania a part of Ottoman Empire in this period. Naim Fraşeri writer of the “Karbala” was born in Fraşeri the region in South Albania where the Bektashis intensively live. He learned Arabic, Persian and Turkish from Muslim scholars. He was interested in Persian and he wrote 200 paged “Tahayyulat” when he was a student. There was the effect of Persian in his other works as well. Naim Fraşeri, the leader of independence movement against Ottoman Empire, wrote “Tarih ve İskender Bey” in memory of İskender Bey Albanian natinal hero fighted for 25 years against Ottoman Empire. In the same year he wrote “Karbala”. In 1983, he 292 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Fraşeri Kardeşlerin Arnavut'luktaki Bektaşiliğe Katkıları published his articles in the shape of encyclopedia under the name of “Dersler”. Naim Fraşeri wanted Alewi-Bektashi Sect to become the official religion of Albania. He mentioned and discussed this sect in all his works and he reflected the thoughts of Bektashi – Shiites on “Goghead” and “Oneness”. El-Hadika of Darip Fraşeri is one of the important works Bektashi literature in this period. He took an example by ‘Hadikatü’s-süeda” of Fuzuli and also he was inspired by “Hadika” of Ebü’l Mecid Gaznevi. This work is the first and the longest epic poem of Albanian literature. It has 65.000 couplets. This book means that he had a very good Persian and he read cultural works in this language. Key Words: Bektashism, Albania, Fraşeri Brothers. Bektaşi tarikatı Anadolu’da kurulmuş olmasına rağmen Osmanlı yönetiminin son üç yüzyılı boyunca Balkanlara büyük akınlar yaptı. Çünkü Bektaşiliğin tarihi Yeniçeri Kolordusuyla yakından bağlantılıydı. Yeniçeriler Osmanlı ordusunun özünü oluşturuyordu ve üyeleri aslen İslam’a dönüştürülmüş Hristiyan altyapıdan geliyorlardı. Öyle ki ezici bir şekilde Bektaşi’ydiler. “Hacı Bektaş’ın Oğulları” (Hacı Bektaş Oğulları) olarak bilinirlerdi ve üniformaları, organizasyon ve liderliği tarikat ile bağlantılıydılar.1826’da Sultan II. Mahmut’un emriyle Yeniçerilerin ortadan kaldırılmasıyla, Bektaşiler kendi tarihlerinde ‘gjëma e parë e Bektashizmës’ veya Bektaşilerin ilk trajedisi olarak adlandırdıkları sıkıntılara maruz kaldılar. Tekkeleri ve zaviyeleri (küçük localar) kapatıldı, yok edildi veya diğer Sufi tarikatlarına devredildi. Bektaşilerin pek çoğu yalnızca Nakşibendilere dönüşerek veya Batı Balkanların bakımsız arazilerinde gizlenerek ve hatta Ticani, Rufai gibi başka tarikatlara ait olduklarını iddia ederek ve benzer şekilde yaşayabilirken dervişleri sürüldü. Yeniçerilerin Arnavutluk’ta Bektaşiliğin ana taşıyıcıları olarak görülmelerine rağmen, tarikatın menşei belirsiz kalmakta ve sıklıkla araştırmacıları yanıltmaktadır. Güvenilir deliller Bektaşiliğin ortaya çıkışının Arnavutluk’un kitlesel İslamileşmesiyle de uyumlu bir şekilde on yedinci yüzyılın dönümünden daha erken tarihlenemeyeceğini göstermektedir. Bununla birlikte Bektaşiler Osmanlılardan önce Arnavutluk’ta yer aldıklarını iddia etmektedir. İddialarının biri 13. yüzyıl Sarı Saltık efsaneleri temeline dayanır. Hacı Bektaş Velinin kitabı Vilayet namede Sarı Saltık kendi disiplinleri olarak zikredilmekte- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 293 İrfan MORİNA dir.18 Sarı Saltık Balkanlar’a İslam’ı vaaz etmek için gelen ilk dervişlerden biri olarak kaynakların bir çoğunda ilan edilmektedir. En meşhur Osmanlı seyyahı, Evliya Çelebi, kitabı Seyahatname ‘de, Sarı Saltık’ın tarikatlarını Hoca Ahmet Yesevi yoluyla Türkistan’dan aldığına dikkat çekmektedir: “… Rum diyarına gitmek için. Yedi krallığın diyarına git ve meşhur ol. “ Efsane Sarı Saltık’ın 700 dervişiyle birlikte Anadolu’ya gittiğini ve Rumeli’ye İslam’ın mesajını yaydığını da söylemektedir. Bektaşiler Sarı Saltık hakkında pek çok halk hikayesi miras bırakmışlar ve onun kendilerinden biri olduğunu iddia etmişlerdir. Hafızasındaki tekkeyi bile merkezi Arnavutluk’taki Kruja dağ şehrinde inşa ettiler. Orada, misyonu ve fedakarlığının anısına yıllık toplantı düzenlemektedirler. Sari Saltık’tan ayrı olarak, kaynakların pek çoğunda zikredilen Dimetoka tekkesinin Bektaşiliğin Rumeli’de yayılmasındaki en önemli merkezlerden biri olduğu görülmektedir. Bektaşi tarihçiler Bektaşiliğin Arnavutlar arasında yayılmasının Kosova’nın Pir Sultan Abdal’ı ve inancını yayarken şehit edilen Elbasan’ın Şah Kalender’i gibi pek çok derviş tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çekerler. Bektaşi mitolojisi dervişlerini, pirlerini ve evliyalarını ejderhalarla savaşırken, atlarla uçarken, yerel rahiplere mucizelerle meydan okurken, prensleri İslamlaştırırken ve insanları adaletsizlik ve baskıdan kurtarırken gösterirler. Bektaşilerin Arnavut nüfuslu bölgelerin yanına kurulduğuna inandıkları ilk tekke Durbali Sultan tarafından kurulan Yunanistan’daki Thessaly tekkesidir. Buradan Bektaşi mesajı Batı Balkanlar’daki Arnavut nüfuslu bölgelere yayıldı. Resmi Baba liderliği altında, Bektaşiler Tetova’da tekke kurdular ve sonra Kërçova, Prizren ve Gjakova’da yayıldılar. Arnavutluk’taki ilk uygun tekke Asım Baba tarafından 17. yüzyılda Gjirokastra’da inşa edilen tekkeydi. Daha sonra Kruja şehrinde Shemimi Baba tekkesini, Jefai İbrahim Baba vs. tarafından yapılan Elbasan tekkesini inşa ettiler. Bektaşiler sultan Mahmut II’ nin etkilerinin kendilerini Arnavutluk’ta bile takip ettiğini iddia takipçileri tarafından yakıldı. Hakikat ne olursa olsun, Bektaşiler Tazminat reformları Çağı boyunca Osmanlı Balkanlarında büyük bir özgürlük buldular ve gelişme gösterdiler. Birge, 19. yüzyılın ortalarında Osmanlı elitleri arasında çok etkin olduklarına ve bazılarının sultan Abdülaziz’in annesinin bile Bektaşi olduğunu iddia ettiğine dikkat çekmektedir. Bektaşilik tarihi, ikinci dönüm noktasına Kemal Atatürk Türk Cumhuriyeti kurulduğunda tanık oldu. 1925’te Sufi tarikatların yasaklanmasıyla, Bektaşiler Hacı Bektaş’ta (Kayseri ve Kırşehir arasında) bulunan kendi pir – evlerini 294 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Fraşeri Kardeşlerin Arnavut'luktaki Bektaşiliğe Katkıları terk etmeye ve Arnavutluk’a göç etmeye zorlandılar . Bektaşilerin kendi ikinci ‘gjëmë’ - felaketleri olarak adlandırdıkları bu dönem tarikatın Arnavut bölümünün Türk - Osmanlı tarikatından Arnavut tarikatına dönüşümüne neden oldu. Tarikatın Arnavut olan büyük dedesi Sali Niazi Dede Tiran’a gitmek üzere Ankara’yı 1931 yılınca terk etti. Yeni kurulan Arnavut devleti Bektaşi İslam’ın anti-Türk versiyonunu sıcak bir şekilde karşıladı. Tekke’nin Anadolu’dan Arnavutluk’a taşınmasını hazırlamak için, 28 Eylül 1929’da Arnavut Bektaşiler Arnavutluk’taki Prishta Tekke’sinde Baba Kamber liderliğinde büyük bir konferans düzenlediler ve tarikatın ilk modern anayasasını tesis ettiler. Arnavut hükümeti tarafından kucaklanan bu anayasa şunları ilan etti: a. Bektaşiler Arnavutluk’taki Kryegjyshata (dedelik) kurumu tarafından temsil edilen bir İslam tarikatıdır. b. Tarikat şunlar tarafından yönetilir 1. kryegjysh (baş – dede), 2. Gjyshërit (dedeler), 3. prindërit (babalar), 4. dervişler ve 5. diğer görevliler. c. Tarikatın dili Arnavutçadır. d. Bektaşi Tarikatı altı gjyshëri (dedelik) tarafından yönetilmektedir: 1. Kruja’daki Gjyshëri, 2. Elbasan’daki Gjyshëri, 3. Korça’daki Gjyshëri, 4. Frashër’deki Gjyshëri, 5. Prishta’daki Gjyshëri ve 6. Gjirokastra’daki Gjyshëri. Anayasa hususundaki hüküm, baş dede veya diğer dedelerin devletle çatışmaları durumunda fonksiyonlarını kaybedecekleri yolundaydı. Bektaşi Tarikatının kendi Dünya Merkezini Tiran’da kurmasından sonraki politik dönüşümü tarikatın doğası için zararlıydı. Anti-Türk İslam’ı yaratmakla ilgilenen yeni oluşan Arnavut devleti, Sünniliği reddetti, Bektaşilerin eski rüyası olan kendi devletlerini oluşturmak ülkede İslam’ın Arnavut versiyonunu teşvik etmek için onları kullandı. Arnavut ulusalcılığının büyük Bektaşi yorumcularından biri olan Mehdi Frashëri, Arnavutluk’ta ‘ülkenin sahip olduğu dört dinden Katolik ve Bektaşiler ulusalcılığın destekleyicileri olduklarını ileri sürmektedir. Sünnilik ve Ortodoksluk buna karşıdır şeklinde belirtmektedir. Arnavut ulusalcısının arzusu 1920’den sonra ilk Osmanlı sonrası Arnavut hükümeti oluşturulduğunda Bektaşiliği İslam’dan ayrı bir din olarak teşvik etmekti ve Bektaşiler Müslümanların diğerlerinden farklı bir dini topluluğa 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 295 İrfan MORİNA ait kimseler olarak zikredilmişler ve sunulmuşlardı. Bektaşi tekkelerinin Osmanlı İmparatorluğunun son günlerinde Osmanlılık karşıtlığının merkezleri olduğu gerçeği Arnavut ulusalcılar tarafından Bektaşilikle ilintili modern ulusalcılık miti yaratmada kullanıldı. Bektaşiler tarafından kullanılan “Biz ne Türk’üz ne de Gavur, biz Arnavut’uz” sloganı yeni Arnavut devletinin ihtiyacı olan şeydi. Naim ve Sami Frashëri gibi Bektaşi muhipleri en iyi örnek olarak Bektaşiliğe sahip olunmasıyla ve dini kendi kimliğinin dışında tutulmasıyla modern Arnavutluk’un oluşumunu gözlerinde canlandırdılar. 1879 yılında yazılan ‘Arnavutluk nasıldı, şimdi nasıl ve nasıl olacak’ adlı kitabında Şemseddin Sami: ... gerçek ve iyi Arnavutlar ve Arnavutluk’u kurtarmak isteyenler daima ulusu inancın önüne koymalıdırlar; kardeşleri kendi dindaşları değil fakat ulustaşıdır. Gerçek Arnavutlar birbirleriyle hakiki kardeşlerdir; kardeşlikleri hiçbir şeyin kendilerini bölemeyeceği veya onlara nüfuz edemeyeceği kadar güçlü olmalıdır. Hakiki Arnavutlar birbirleriyle hakiki kardeş olan masonlar ve Bektaşiler gibi olmalıdır… diye yazmıştır. Arnavut Bektaşi muhiplerinin Bektaşiliği dini topluluk seviyesine yükseltme arzusu kendilerini pek çok kongre düzenlemeye itti. 1929 yılında, Bektaşiliğin statüsünü tarikattan dini topluluğa değiştirmek için çalıştılar. Bununla birlikte, Dervişler bu etiketi reddettikleri için ve kendilerini bir İslam tarikatı olarak görmeyi tercih ettikleri için başarısız oldular. Bektaşileri Arnavutluk’ta ağırlamak isteyen Kral Zog I tarikatlarını yeni Arnavut devletinin başkenti olan Tiran’a yerleştirmeleri hususunda kendilerini ikna etmede önemli bir rol oynadı. Bu olumlu tutumu 1930 yılında Dünya Merkezlerini Hacı Bektaş’tan Tiran’a nakletmeleri amacıyla Bektaşileri nihai karar vermeye ikna etme hususunda zararlı oldu. Bazen kendisinin ve Enver Hoca’nın Bektaşi asıllı olduklarına inanıldığı için Bektaşilerin kendi tarikatları için güçlendirdikleri Arnavutluk’taki Türk karşıtı efsanelerin ve inançlarının Kral Zog’u cezbettiği görülmektedir. Bektaşi Tarikatının statüsü Arnavutluk’ta ancak 1946’da komünistler Dördüncü Bektaşi Kongresini topladıklarında dini topluluk seviyesine yükseltildi. Bektaşilerin Müslüman tarikattan dini topluluğa dönüşümü Arnavutluk’taki Komünist Parti üyesi Baba Faja Martaneşi ve Baba Fejzo gibi bazı Bektaşi Babaların doğrudan baskısıyla gerçekleşti. Reformist Babalar’ın talebi doğrultusunda komünistlerin Tarikatı taşımak istedikleri değişiklikler muhafazakar dervişlerin büyük bir çoğunluğu tarafından istenmiyordu. 1947 yılında Baba Faja Martaneşi ve Baba Fejzo büyük – derviş Abas Hilmi Dede’yi tarikatın bekarlık kanununu 296 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Fraşeri Kardeşlerin Arnavut'luktaki Bektaşiliğe Katkıları değiştirmeye zorladıklarında, o önce reformist babaları sonra da kendisini öldürdü. Bu olaydan sonra, komünistler pek çok derviş ve babayı görevlerinden alarak, hapsederek ve infaz ederek tarikatı yok ettiler. 1990’da Arnavutluk’ta dini uygulamaya tekrar izin verildiğinde, Bektaşi Tarikatı kendini yeniden kurdu. Bununla birlikte, tarikat günümüzde 2000 yılında Hakk’a yürüyen ve Tiran’daki Bektaşi merkezinin yeni müdahaleleriyle mücadele eden Baba Selim Kaliçani dışında gerçekten bilgili hiçbir dervişe sahip değildir. Bektaşiler günümüzde Arnavutluk’ta pek çok tekkede faaliyet göstermektedirler. Tarikatın günümüzdeki lideri Hacı Reşat Bardi ve ana tekke Tiran’daki Kryegjyshata’dır. Günümüz Arnavutluk nüfusunun %15’inin Bektaşi olduğu düşünülmektedir ve aslen Arnavutluk’un Güneyinde yoğunlaşmışlardır, Tarikat Arnavutluk’taki genel Müslüman topluluğun çok önemli bir bölümünü oluşturur Fraşer Bektaşi dergahı Arnavut Bektaşilerinin merkezi haline gelmiş ve bu tekkede de Arnavutların en büyük şairlerinden biri olan Naim bey Fraşeri yetişmiştir. 1826 yılından başlayarak Arnavutluk hem siyasi hem de kültürel açıdan Bektaşilin merkezi haline dönüşmüştür. Arnavutluk’ta bulunan Bektaşi tekkelerine Osmanlı devletinin birçok bölgesinden Bektaşi babaları gelip yerleşmişlerdir. Neticede de bu tekkeler ilim ve sanat merkezleri haline dönüşmüşlerdir. Arnavut Bektaşîlerinden büyük bir çoğunluğunun çalışmalarını en hızlı yürüttükleri alan hiç şüphesiz şiirdir. Tasavvuf geleneğinden de etkilenerek Osmanlı döneminde yetişen birçok Arnavut asıllı şair Bektaşîlerin arasından çıkmıştır. Bu dönemde Fraşer Bektaşi Dergahı Arnavut Bektaşilerinin merkezi haline gelmiş ve bu tekkede de Arnavutların en büyük şairlerinden biri olan Naim Bey Fraşeri yetişmiştir. Arnavut edebiyatının en meşhur simalarından biri olan Naim Bey Fraşeri değişik konularda yazdığı şiirlerin arasında tasavvufî içerikli olanları da vardır. Naim Bey Fraşeri büyük mutasavvıflar ve Bektaşi şairlerinin eserlerinden en çok etkilenen Arnavut şairlerinden biridir. O, eserlerinde vahdet-i vücudu, ilahî aşkı, insanı işlerken tasavvuf şiirinden oldukça etkilendiği açıkça ortadadır. Bilindiği gibi Arnavutluk bağımsızlık hareketinin öncülüğünü Bektaşiler yapmışlardır. Böylece Balkanlardaki ulusçuluğun Arnavutluk’taki yansımasına Arnavut Bektaşileri öncülük etmişlerdir. XIX. Yüzyılın sonlarına doğru bu ulusçu hareketin önderliği Arnavutluk’un ünlü ailelerinden Fraşerilerin elindedir. Bağımsız Arnavut devletinin kurulması hareketine Abdül Fraşeri önderlik etmektedir. Kardeşi Dalip Fraşeri Fuzuli’nin ünlü Kerbela desta- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 297 İrfan MORİNA nını Arnavutça’ya çevirmiştir. Kardeşlerinden biri ‘Kamus-ül Alem’ yazarı Şemseddin Sami, diğeri ise Arnavutluk resmi tarihinin köşe taşlarından ve ulusal şair olan Naim Fraşeri’dir. Arap alfabesini kaldırarak Latin yazısını kullanmışlardır. Fraşeriler, Alevi- Bektaşiliğin Arnavutluk’un resmi mezhebi olmasını amaçlar ve bu uğurda çalışmalar yürütürler. XVI.- XIX. Yüzyıl arasında Arnavut Alevi-Bektaşi-Şii edebiyatında önemli gelişmeler olur. Naim Fraşeri, Dalip Fraşeri ve Şahin Fraşeri bu dönemin önemli simalarıdır. Fraşeri ailesi, Arnavutluk ulusal-mezhepsel edebiyatında olduğu gibi, bağımsızlık hareketinde de önemli yer edinmişlerdir. O dönemler Osmanlı toprağı olan Arnavutluk’ta da bu alanda önemli ve yoğun çalışmalar vardır. Arnavut Bektaşilerinden Naim Bey Fraşeri, Bektaşi inanç ve töresini (akaidini) ele alan Arnavutça kitaplar yazar. Bu dönem, ‘Arnavutluk Milli Vatan Hareketi’nin ünlü şairi Naim Fraşeri (1848- 1900) Kerbele destanı manzumelerinin en büyüğünü bırakmıştır. Ayrıca; ‘Tahayyület’, ‘Ez- Zire’a ve’l- Meşiye’, ‘Ezherü’s-sayf’ gibi önemli divanları vardır. ‘Kerbela’ yazarı Naim Fraşeri 1848 yılında Güney Arnavutluk’un Bektaşilerin yoğun olduğu yöresi Fraşeri’de doğmuştur. Müslüman bilginlerden Arapça, Farsça ve Türkçeyi öğrenmiştir. Farsçaya ilgisi oldukça fazladır. Daha öğrenciyken 200 sayfalık ‘Tahayyulat’ı yazmıştır. Yazdığı diğer eserlerinde Farsçanın etkisi görülür. Osmanlılara karşı bağımsızlık hareketinin önderi olan Naim Fraşeri, Osmanlılara karşı 25 yıl savaşmış Arnavut ulusal kahramanı olan İskender Bey’in anısına ‘Tarih ve İskender Bey’ adlı kitabını yazar. Aynı yıl İmam Hüseyin ve onun hareketine olan inancını gösteren “Kerbela” eserini yazar. 1893’de ansiklopedi biçiminde olan makalelerinin toplamını ‘Dersler’ adı altında yayınlar. Naim Fraşeri, Alevi-Bektaşi tarikatının Arnavutluk’un resmi mezhebi olmasını istemiştir. Bütün eserlerinde, özellikle mezhepsel içerikli yazılarında bu anlayışı işlemiş ve Bektaşi-Şiilerin ‘uluhiyet’ ve ‘tevhit’ konularındaki görüşlerini yansıtmıştır. Yüzyılın Bektaşi edebiyatının önemli ürünlerinden biri de Dalib Fraşeri’nin ‘El-Hadika’sıdır. Fuzili’nin ‘Hadikatü’s-süeda’sını örnek almıştır, Ebü’l Mecid Gaznevi’nin ‘Hadika’sında da esinlenmiştir. Yapıt, Arnavutluk edebiyatının ilk ve en uzun hamasi manzumesidir. 65 bin beyitten oluşur. Bu kitabı; onun Farsça’yı çok iyi bildiğini, bu dilde ‘irfani eserleri’ okuduğunu gösterir. Dalib Fraşeri, bu kitabını 1842’de yazmıştır. Bu kitabında Kerbela destanını ve Ümam Hüseyin’in kahramanlıklarını anlatır. 298 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Fraşeri Kardeşlerin Arnavut'luktaki Bektaşiliğe Katkıları Yine aynı yüzyılın ikinci yarısında Dalib Fraşeri’nin kardeşi Şahin Fraşeri’nin Arnavutça’ya çevirisi olan 12 bin beyitlik ‘Muhtarname’si önemli bir eserdir. Kitap, Kerbela’nın öcünü almak için harekete geçen Muhtar üs Sekafi’nin ayaklanmasını Arnavut dilinde öyküler. Bu yapıt, Naim Fraşeri’nin ünlü ‘Kerbela’ manzumesini örnek almıştır, çeviri, 1868’de tamamlanır. Elyazmaları vardır. Bu aileden ünlü bilginlerden Şemseddin Sami Bey 1901 yılında ‘Ali bin Ebu Talib’ adıyla, Hz. Ali’nin divanından seçmeler olan, Aleviliğe ilişkin kitabını Türkiye’de yayınlamıştır. Aynı dönemde Leskovik’de ünlü bir tekkenin de kurucularından olan Baba Zeynel Abidin de Türkçe ve Arnavutça etkin şiirler söylemiştir. Arnavutluk’ta zamanla bir Bektaşi edebiyatı doğmuştur. Genel Arnavutluk edebiyatı içerisinde Bektaşilik edebiyatı, ‘Kerbela edebiyatı’ biçimindedir. Çünkü genellikle Bektaşi edebiyatı, On iki imamların övgüsünü ve Kerbela şehitlerinin başına gelenleri konu edinmiştir. 1826 kıyımı, Bektaşi edebiyatını da vurmuştur. Bektaşi tekkelerinin kütüphaneleri ve Bektaşiliğe ilişkin kitaplar yakılmıştır. Bunun en belirgin örnekleri Berat kentindeki Aliku, Manastır’daki Köprülü ve Korça’da ki Melçani tekkeleridir. Arnavut Bektaşi edebiyatı Alevi öğeleri içerir. Hz. Ali, On iki imamlar ve Ehlibeyt temasını işleyen öyküler ve söylenceler yaratılmıştır. Özellikle Arabistan ve Irak’taki Alevi- Şii inanç merkezlerinin görülmesi ve kimi Iraklı babaların Arnavutluk’taki tekkelere gelerek uzun zaman kalmaları bu tür bir edebiyatın yaratılmasında önemli bir etken olmuştur. Arnavutluk’ta Bektaşi şiiri bireysel değil, toplumsal bir nitelik gösterir. Tinsel aşkı ve benliğin yok edilmesini konu edinmiştir. Farsça yazılmış tasavvuf edebiyatından da etkilenmiştir. Özellikle Farsça, Arapça ve Türkçeyle verilmiş Alevi-Bektaşi şiiri Arnavut Bektaşi şiirinin biçimlenmesinde temel etken olmuştur. Bu etkenlerden yola çıkarak Arnavut Bektaşiliğinin ilk şairi Sersem Ali Baba olur. Bektaşiliğin kurumlaşmasında ve yönetim mekanizmasının başlatılmasında önemli bir yeri olan şair, XVI. Yüzyılda yaşamıştır. Arnavutluk’ta Bektaşi edebiyatı XVIII. Yüzyılda oldukça gelişir. XIX. Yüzyılın başlarında Kemaleddin Şemimi vardır. Şemimi Baba, Bektaşiliğin Arnavut toplumunun geneline yayılmasında rol oynar. Şemimi Baba’dan sonra ülkede Bektaşi edebiyatının Arnavutça ürünleri verilir. Bu dönemin ilk şairi Baba Nasibi Tahir’dir. Bektaşilik için önemli bir merkez olan Fraşer Köyü’nde olan şair Irak’ın kutsal yerlerini gezdikten sonra Bektaşilerin ya- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 299 İrfan MORİNA şamında ve Arnavutluk milliyetçiliğinin uyanmasında önemli bir yeri olan tekkesini kurmuştur. Yine bu alanın önemli şairlerinde biri de Korça’da tekkesini kuran Baba Abdullah Melçani (öl. 1852)’dir. XX. Yüzyılın başlarında Irak’taki kutsal yerleri gezdikten sonra ülkelerine dönen ve tekkelerini kuran Baba Adem Vicahi, Baba Ahmet Turani, Baba Meliç, Baba Übrahim, Baba Salih, Baba Selim Ruhi, Baba Ali Tomari ve Baba Ahmet Seri gibi ünlü şairler yetişmiştir. Hepsi de Arapça, Farça ve Türkçe gibi Alevi-Bektaşiliğe malzeme sağlayan dilleri bilmektedirler. Yakova’da Baba Adem Vicahi (1841- 1927) Irak’ın kutsal yerlerini gezmiş; Türkçe, Arapça ve Farsça’yı öğrenmiş, Arnavutluk ulusal hareketinin merkezi olan Prizren Bektaşi tekkesinde ‘babalık’ makamını üstlenmiştir. Tasavvufi şiirler söylemiştir. Çağdaşlarından Baba Ahmet Turani de Irak’ın Ehlibeyt merkezlerini gezmiş, 1908’den itibaren Turan Köyü’nün ‘babalığı’nı yapmıştır. 1912’lerde Yunan yıkımından sonra tekkesine dönerek yeniden canlandırmıştır. Tasavvufi- Bektaşi şiirleri vardır. XIX. Yüzyılın sonları ve XX. Yüzyılın başlarında Kahire tekkesinde derviş olan Baba Meriç Arnavut dilinin yayılmasına öncülük etmiş, sağlam ve zengin dil öğeleri taşıyan şiirler üretmiştir. Ulusal-vatani konuları işlemiştir. Irak tekkesinin ‘baba’larından Baba İbrahim de din ve ulusal öğeleri işleyen şiirler yazar. Bu dönemin şairlerinden Baba Salih toplumsal, ulusal, dinsel ve edebi konuları işler. Fuzuli’nin ‘Hadikatü’s Süeda’sını çevirir. 1908’lerde Cirokastra’da Baba Ali tekkesinin yönetimini üstlenen Baba Salim Ruhi (1869- 1944) eğitimini tamamladıktan sonra Türkçe, Arapça ve Farsça öğrenir. Yurtseverlikle dinsel- mezhepsel duyguları edebi çalışmalarında birlikte yürütür. Ağının büyük aydınlarındandır. Üretken bir şairdir. Arapça üç şiir divanı vardır. Son dönemlerinde Arnavutça gazeller de yazmıştır. Bektaşi Tarikatı’nın bir başka şairi de Yanya medresesinde eğitim gören ve daha sonraları Prişta tekkesinde derviş olan Baba Ali Tomari’dir. Arapça’nın dışında Fransızca’yı da öğrenmiştir. Kerbela ve Ümam Hüseyin’i konu alan şiirleri vardır. Dönemin son şairi 1942 yılında Kahire tekkesinin yönetimini üstlenen Baba Ahmet Seri’dir. 1961’de ölür. ‘Ahmet Seri, Bektaşi Tarikatı’nın Anlatımı’ ile ‘Üddi’a-yı Bektaşiyye’ adlı iki yapıtı Arapça’ya çevrilmiştir. Arnavutluk edebiyatçılarının en belirgin özellikleri hepsi de tarikatın içinden gelmeleri, tekke kurucuları veya ünlü bir tekkede yöneticilikler yapmış olmalarıdır. Yani, inancın ve kültürün uygulayıcılarındandırlar. 300 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Fraşeri Kardeşlerin Arnavut'luktaki Bektaşiliğe Katkıları Genellikle, hepsi de Arnavut ulusçusu ve yurtseveridirler. †lkede Arnavutluk ulusçuluğunun doğmasında, yayılmasında önemli ölçüde rol oynamışlardır. Naim Fraşeri 1846 yılında Arnavutluk’un Pırmet kazasının Fraşeri köyünde doğdu. Babası Berattan gelip Fraşeri’ye yerleşmiş bir akıncı ailesinden olan Halit Bey’dir. Naim Bey ilk tahsilini Fraşer köyünde tamamladı, aynı zamanda ailece mensup oldukları Bektaşi tekkesinde Farsça ve Arapça öğrendi.1865 yılında kardeşi Şemsettin Sami ile beraber Yanya Zosimea Rum Lisesine kaydoldu. Lisede Yunanca, Fransızca ve İtalyanca öğrendi. 1871 yılında İstanbul’a gitti, ancak verem hastalığına yakalandığından dolayı beş altı ay sonra Arnavutluk’a geri döndü. 1871-1882 yılları arasında değişik idari vazifelerde bulundu, fakat takibata uğradığından dolayı 1882 yılında ailesiyle beraber İstanbul’a yerleşti. 1884 yılında “Drita” adlı Arnavutça aylık bir dergi çıkarma iznini aldı ve yayınladı. 19 Kasım 1900’de Erenköy’deki evinde öldü ve Merdivenköy Şahkulu Bektaşi Dergahının kabristanına defnedildi. Naaşı 1978 yılında Arnavutluk’a nakledilmiştir. Eserleri: Këndonjetorëja (Okuma kitabı),Vjersha për mësonjëtorët e para (İlkokul Talebelerine Şiirler), Bagëti dhe Bujqësi (Hayvancılık ve Ziraat ismini taşıyan sembolik uzunca bir şiirdir), Lulet e Verësë (Yaz Çiçekleri),Mësime (Öğretiler), Fletore e Bektashinjët (Bektaşiler’in Defteri), Istori e Skenderbeut (İskender Beyin Tarihi), Qerbelaja (Kerbela). Türkçe yazdığı eserler de şunlardır: Kavait-i Farisi’ye der Tarz-ı Nevin, İhtiraat ve Keşfi yat, Fusul-ı erbaa. Farsça da “Tahayyülat” adlı bir şiir mecmuası yazmıştır. Naim Bey aynı zamanda değişik dillerden Arnavutçaya tercümeler de yapmıştır. Homer’in İlayda’sını Türkçe ve Arnavutçaya tercüme etmiştir. Şiirlerin tamamında büyük ölçüde tasavvufi hava hissedilmektedir. Arnavut edebiyatının en meşhur simalarından biri olan Naîm Bey Fraşeri, değişik konularda yazdığı şiirlerin arasında tasavvufî içerikli olanları da vardır. Naim Bey Fraşeri büyük mutasavvıflar ve Bektaşi şairlerinin eserlerinden en çok etkilenen Arnavut şairlerinden biridir. O, eserlerinde vahdet-i vücudu, ilahî aşkı, insanı işlerken tasavvuf şiirinden oldukça etkilendiği açıkça ortadadır. Bu etki en iyi şekilde Naim Bey’in “Fyelli (Kaval)” şiirinde görülmektedir. Naim Bey’in bu şiiri Mesnevi’nin ilk on sekiz beytine çok benzemektedir. Bu şiirin tamamını Türkçe tercümesiyle veriyoruz: 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 301 İrfan MORİNA Fyelli Pa degjo fyellin ç’thotë Tregon mërgimet e shkreta Qahet nga e zaza botë Me fjalë të vërteta Kaval Dinle kaval ne söylüyor Perişan ayrılıktan anlatıyor Kara dünyadan şikayet ediyor Hakikat dolu sözlerle Që kur se më kanë ndarë Nga shok e nga miqësia Gra e burra kanë qarë Nga ngashërimet e mija! Eş ve dosttan beni Ayırdıkları zamandan beri Feryatlarımdan ağlamayan Kadın erkek kalmadı. Krahërore e kam çpuar E kam bërë vrima vrima Dhe kam qarrë e kam rënkuar Me mijera psherëtima Sinemi deldim geçtim Delik deşik ettim Ağladım, inledim Binlerce ah çektim Dhe me botën e gëzuar Bëhëm shok edhe marr pjesë Dhe me njerëz të helmuar Bëhëm mik me besa besë Neşeli dünya ile dost olur katılırım zehirlenmiş insanlarla ise söz vererek dost olurum Puna si do që të bjerë Unë qanj me mallëngjime Me ç’do vent e kurdoherë Psherëtin zemra ime Durum ne olursa olsun Ben acı ile feryat ederim Her yer ve zamanda Kalbimle inlerim. Gjithë bota më dëgjojnë Po se jashtmi më shohin dëshirën sma kuptojnë Zjarr e brendëshme sma njohin Dünya feryadımızı duydu Sadece dışardan gördü İsteğimi anlayamadı İçimdeki ateşi tanıyamadı Njerëzit me mua rrinë Unë qaj e mallëngjohëm Po dufn e fshehtë sma dine Andaj kurrë sperdellehëm İnsanlar benimle oturdu Ben ağladım sızladım İçimdeki ahı bilemediler Ve asla anlayamadılar Gjith ata qe janë ndarë Fyellit shoke ju bane Shkallët e tij disa fare Na shkalluan mendjën Ayrı düşenlerin tamamı Kavala dost oldular Onun değişik perdeleri tane Aklımızı perdeledi 302 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Fraşeri Kardeşlerin Arnavut'luktaki Bektaşiliğe Katkıları O rrëmet i njerezisë Zëri i fyellit sështë erë Ky është zjarr i dashurisë Që i ra kallamit mje Ey insanlar kalabalığı Kavalın sesi rüzgar değildir Aşkın ateşidir Zavallı kavalı çalan İ ra qiellit e ndriti İ ra zemrës e nxehu İ ra verës e buçiti İ ra shpirtit dhe e dehu Semaya düştü aydınlattı Kalbe düştü ısıttı Şaraba düştü coşturdu Cana düştü sarhoş etti İ dha ere trindafilit İ dha dritë bukurisë İ dha këngë bilbilit İ dha shije gjithisise Güle koku verdi Güzelliğe ışık verdi Bülbüle türkü verdi Kâinata tat verdi Ay zjar ra në qiej Edhe duke përveluar U bënë kaq yj e diej Qe i mba Zoti ndër duar O ateş semaya düştü Düştüğü yeri yakıp kavurdu Bunlarca yıldız ve güneş oldu Hepsini Allah elinde tutuyor Nga ky zjarr Zoti i vërtetë Që ka ngrehur gjithesinë Hoth një shkendije në jetë Dhe bëri sojë njerinë Kâinatı yarattığı Bu ateşten Yüce Allah Bir kıvılcım dünyaya attı Ve insanı yarattı O morre zjarr i bekuar Unë me ty jam përzjerë Pa jam tretur e kulluar Po të kam shpirt mos më lerë Ey mübarek ateş Ben seninle karıştım Sende eridim sızıldım Canımsın beni bırakma Naim Bey’in “Kaval” isimli şiirinde büyük ölçüde Hazreti Mevlana’dan etkilendiği gibi, diğer eserlerinde de Hazreti Mevlana’nın konuyu işleyiş tarzını ve temalarını mahallî tiplemelere de yer vererek güzel bir şekilde işlemiştir. Naim Bey Arnavutların millî meselelerini bile işlerken Hazreti Mevlana’nın Mesnevîsinin birçok yerinde hissedilen sosyo -kültürel arka planı hissettirmektedir. Naim Bey’in Hazreti Mevlana’dan etkilenmesi başlı başına bir araştırma konusudur. Bugüne kadar bu konuda, üç beş yüzeysel makalenin dışında, kapsamlı bir çalışma yapılmamıştır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 303 BİRKAÇ NEVŞEHİR TÜRKÜSÜ VE ONLARIN AVRASYA PARALELLİKLERİ HAKKINDA A FEW NEVŞEHIR SONGS AND THEIR EURASIAN RELATION János SİPOS* ÖZET Kimi halkların ve bölgelerin kendine has kültürü, müziği varken her kültürel birim direkt ya da endirekt şekilde mutlaka başka kültür çemberler ile bağlantılıdır. Tebliğimde TRT Repetuvarında bulunabilen 44 Nevşehir melodisini gözden giçirip Nevşehir halk müziğin genel bir tablosunu çizmeye çalışırım. İlk olarak melodileri sınıflandırıp Türkiye halk müziği repertuvarındaki yerini tespit etmeye çalışırım. Bu aşamada İncelenmiş Nevşehir ezgilerinin ayırt edici özellikleri var mı? Türkiye’nin ya da Avrasya’nin hangi bölgelerinde benzer ezgiler bulunur? gibi sorulara cavap vermek isterim. Sonunda bir ezgi seçip onu daha detayi inceliyorum. Anahtar Kelimeler: Etnomusikoloji, Halk Müziği, Türk Halkları, Nevşehir ABSTRACT Though some people and area have special culture and music, every culture has indirect or direct contacts to other cultures. In my paper I overview 44 Nevsehir songs from the Repertoire of the Turkish Radio and Television and try to draw a general picture of these melodies. After that I classify the songs and try to determine their place among Anatolian folk songs. Here I a looking for an answer to suchlike questions: Do these songs have any special and distinctive * PhD. Macar Bilimler Akademisinin Müzik Enstitüsünün etnomuzikologu, Budapeste Franz Liszt Müzik Akademisinin profesörü. e-posta:[email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 305 János SİPOS features? Are there similar songs in other parts of Turkey and in Eurasia? Finally I choose a single song and examine it more closely. Key Words: Ethnomusicology, Folk Music, Turkic People, Nevsehir Günümüzde halk türküleri araştırmaları, derlenmesini ve karşılaştırılmasını mümkün kılan çok çeşitli bilimsel araçlarla yapılmaktadır. Bu araştırmalar hem ilginç hem de öğreticidir; çünkü kimi halkların ve onların içindeki küçük grupların ya da yörenin kültürü, müziği çoğu kez özgünlük (tekçil bir özellik) gösterir, aynı zamanda dolaylı ya da dolaysız olarak daha geniş kültür çevrelerine de bağlanır. Tebliğimde TRT Müzik Dairesi Yayınları arasında yer alan 44 tane Nevşehir türküsünü inceleyeceğim. İlk önce türkülerin genel özelliklerinden söz edecek, sonra ise tüm Türkiye repertuvarında nasıl bir yere sahip olduklarını göstereceğim. TRT Repertuvarı’ndaki Nevşehir türküleri 1 İlk önce TRT repertuvarındaki Nevşehir ezgilerini ele alalım. Bu repertuvarda yakın türkü varyantların yer almaması büyük bir avantajdır. Böylece Türkiye’nin çeşitli bölgelerine ait bu 5 000’den fazla ezgi, neredeyse aynı sayıda ezgi tipi anlamına gelmektedir. Dezavantajı ise, repertuvardaki ezgilerin Türkiye’nin başka hangi bölgesinde ortaya çıktığını göstermemesidir. TRT repertuvarından içinde notaların yanı sıra özetleyici bir katalogun yer aldığı CD de hazırlanmıştır, Bu katalog repertuvardaki Nevşehir türkülerini ayırt etmemizi kolaylaştırmıştır. Sonraki işim ezgilerin aynı şekle çevrilmesiydi, çünkü bu karşılaştırmayı büyük ölçüde kolaylaştıracaktı. Bunun için ezgileri ortak la kapanış sesine transpoze ettim ve sanatçıdan sanatçıya farklılıklar gösteren karmaşık bezemeleri dikkate almadım. Örnek 2’de 155 No.lu ezginin TRT repertuvarındaki şekli ile standarda çevirilmiş şekli görülmektedir. Şimdi 44 ezgiyi müzikal özelliklerine göre gözden geçirelim: a) Dizi: Anadolu’da sık görülen Buselik, Kürdi, Uşşak, Hüseyni makam dizileri burada da çoğunluk oluşturmaktadırlar. Hicaz dizisi ise diğer yerlere 1 TRT repertuvarındaki Nevsehir türkülerinin No.ları: 155, 156, 157, 217, 228, 384, 609, 1033, 1072, 1155, 1408, 1411, 1448, 1496, 1672, 1709, 1741, 1811, 2211, 2369, 2411, 2412, 2413, 2438, 2486, 2672, 2703, 2733, 2735, 2792, 3322, 3385, 3595, 3603, 3661, 3819, 3853, 3930, 3975, 4230, 4231, 4232, 4258, 4266. 306 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Birkaç Nevşehir Türküsü ve Onların Avrasya Paralellikleri Hakkında oranla daha yaygındır. Buna karşılık Do majör (Çargah) dizisinde çalınan ancak bir tek ezgi bulunmuştur.2 (Örnek 1a) b) Ölçü: Anadolu’dakilerin tersine burada 2/4’lü ve 4/4’lü ölçü hakimdir; aksak ritim çok azdır (üç tane 9/8’li ve bir tane 5/8’li).3 (Örnek 1b) c) Dize uzunluğu: a) kısa, b) 2- ya da 4-ölçülü uzun ve c) 3-ölçülü uzun dizelerden oluşan ezgilerin sayısı dengelidir.4 Bu, Anadolu’daki genel durum ile büyük ölçüde uyum sağlamakta, hatta biraz daha „gelişmiş” bir durum göstermektedir. (Örnek 1c) d) Şekil: İki ve dört dizeden oluşan şekiller çoğunluktadır, tek yada üç dizeli ezgilerden yalnızca birer tane vardır. Dize içinde genişletme sık sık görönür. Bu da Anadolu’nun diğer bölgelerinde görülen duruma aşağı yukarı benzemektedir.5 (Örnek 1d) e) Ana durak sesi: Çoğunlukla dizelerin seyri inici yada tepe karakterinde olan Anadolu halk türküsü kültüründe dizenin son sesi ezginin seyriyle ilgili pek çok şey anlatmaktadır. İncelediğim iki ve dört dizeli ezgilerin ortasında ana durak sesi olarak do, re veyahut mi sesi en baskındır. Buna karşıt do diyez ancak iki kez, si ise bir tek kez ana durak sesi olarak yer almaktadır.6 Bu da Anadolu’daki genel duruma benzemektedir.7 (Örnek 1e) 2 3 4 5 6 7 Küçük üçlü: 156, 1155, 1741, 1811, 2211, 2369, 2412, 2413, 2486, 2733, 2735, 3385, 3661, 3930, 4266; fis: 384, 1033, 2792, 3322, 4230, 4232, 4258; b: 155, 217, 1411, 1448, 1486, 2703, 3603; Büyük üçlü: 2411; genişletilmiş ikili: 157, 609, 609b, 1072, 1672, 2672, 4231; b-des: 3853, 3975; fis-es: 2438; b-fis: 1408; gis: 3819. 2/4: 155, 157, 609, 609b, 1072, 1411, 1486, 1672, 1741, 1811, 2411, 2438, 2486, 3322, 3385, 3595, 3661, 3819, 3975; 4/4: 156, 217, 384, 1408, 1448, 1709, 2211, 2672, 2703, 2733, 2792, 3603, 3853, 3930, 4230, 4231, 4232, 4258; 3/4: 1033, 2413; 9/8: 1155, 2369, 4266; 5/8: 2412. Kısa: 1811, 155, 156, 157, 384, 609b, 1072, 1411, 1448, 1486, 1741, 2413, 2703, 2733, 3661, 4231, 4258, 4266; uzun: 2211, 2369, 1033, 1155, 1709, 2412, 2672, 3603, 3819, 3853, 3930, 4232; üç ölçülü dizelerr: 1672, 2411, 2438, 2486, 2792, 3322, 3385, 3595, 3975, 4230. özelc: 217, 609, 1408, 2735 İki dizeli: AB: 157, 609b, 1408, 1448, 1709, 1741, 2672, 2703, 3322, 3603, 3819, 3930, 4231, 4266; AB+: 1811, 2486, 3385, 3975, 4230; A+B: 3853, 609 (l. 609b); ABkB: 1155; Dört dizeli: ABCD: 155, 1072, 1411, 1486, 2211, 2411, 2733, 2792, 3661, 4258, 1033; AB+CC: 156; AB+CD: 2369, ABCD+: 2438; A5BAC: 2412, AvBCB: 2413, AABC: 384, AbCD: 4232; Birdizeli: 3595; Üç dizeli: 1672. Melodilerinin ortasında do, re ve mi sesleri büyük rol oynar. İki dizeli ezgilerinin ana durak sesleri (1): 1709, 3595, 3853; (2): 3819; (3): 609, 2672; (3b): 1155, 2486, 2703, 3322, 3603, 3930, 3975, 4266; (4): 157, 1741, 1811, 4231; (5): 609b, 1448, 3385, 4230. Dört dizeli ezgilerin ana durak sesleri genellikle do, re ve mi. Dört ezgi ikinci dizesinin sonunda ana sese iner – bunlar iki dizeli ezgiler ile akrabalık göstermektedir. Birer ezginin ana durak sesi VII., 3. veya 7.: (1 - 3b(1)2: 2369; 4(1)1: 1486; 4(1)3b: 156, 2413; b3 - 3b(3b)1: 3661; 5(3b)1: 2412; 5(3b)3b: 155, 2733, 4232; 8(3b)3b: 4258; 4 - 4(4)4: 2211; 8(4)3b: 1408; 8(4)4: 2438; 5 - 5(5)3b: 2792, 7(5)7: 1033; VII - 4(VII)4: 1072; 4(3)1: 2411; 7(7)4: 1411) 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 307 János SİPOS a. Dizi 1)Buselik/Uşşak (29); 2)Hicaz (9); b. Ölçü 1) 2/4; 2) 4/4; 3) 9/8; 4) 5/8 3) Çargâh c. Uzunluk . 1) kısa; 2) 2/4 ölçülü; 3) 3 d. Şekil 1) iki dize; 2) dört dize; 3) üç dize; 4) bir dize ölçülü e. Ana durak ) b3; 2) 4; 3) 5; 4) 3; 5) 2 Örnek 1: Nevşehir ezgilerinin müzikal özelliklerini gösteren grafikler a) Dizi, b) Ölçü, c) Dize uzunluğu, d) Şekil, e) Ana durak sesi Seyir: Yukarıdaki özellikler tatmin edici olmakla beraber ezgilerin seyrini daha yakından incelemek çok daha bilgi vericidir. Anadolu ezgilerinin çoğunu inici yapı ve yan yana gelen seslerde ilerleyen seyir karakterize eder. Nevşehir ezgilerinde de buna tanık oluruz. Dört dizeli Nevşehir ezgilerinde seyrine göre iki büyük grup göze çarpar. En yaygın olan dört dizeli biçim Bartók’un 1936’daki Anadolu derlemesinde de bulunmaktadır. Bu ezgilerin seyri şöyle özetlenebilir: a) birinci dize 5. derecede (ya da 5-7. derecede) başlayıp 5/4. derecede kapanır, b) 308 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Birkaç Nevşehir Türküsü ve Onların Avrasya Paralellikleri Hakkında birbirine benzeyen 2. ve 3. dizeler orta yükseklikte (b3-5)8 ve c) 4. dize 4-5. dereceden temel sese iner. (Örnek 4b).9 Türkiye’nin birçok bölgesinde benzer ezgiler bulunmaktadır. Bu, Türk halk müziğinin önemli temel bir şeklidir; ve benzerlerine Güney–Kazakistan, Karaçay ve Macar halk müziğinde de rastlamak mümkündür (Sipos 2001, 2004). Ezginin TRT Müzik Dairesi Yayınları’nda çıkmış şekli, en çok tutulan Anadolu makam dizisinde çalınsa da (Örnek 2a) birçok sanatçı (örneğin İbrahim Tatlıses) Hicaz makamında söylemektedir. Şimdi bir varyantını dinleyelim. Gösterdiğimiz örnekte Çubuklu Ercan ilk önce Nevşehir’de alışılan Hicaz makamını kullanmakta, sonra Anadolu’da daha yaygın olan Hüseyni makamına dönmektedir. 8 9 3ncü dizenin sonunda ana sese iner. Dört tane kısa dize: 155, 2411, 2733, 3930, 3603, 4232, 2672, 2703. Benzer üç-ölçülü ezgiler: 2486, 3975, 3322, 1741, 1811 (2-es főkad); daha tiz olan kısa dizeler: 1155, 358, 4266; ana durak sesi 4 olan: 4231; huraya ait ana durak sesi 1 olan 4 dizeli ezgiler: 2369, 2735. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 309 János SİPOS Örnek 2 TRT No 155 „psalmodik” ezgi a) TRT repertuvarındaki şekli, b) ezgi çizgisinin genel biçimi Bir başka büyük ve değişken dört dizeli ezgi grubunu Zalim felek, değirmenin döndü mü adlı türkü çok iyi temsil etmektedir. (Örnek 3a). Bu tür ezgilerin genel seyri şu şekilde özetlenebilir: a) ilk dize yüksek 7/8. derecede okunur ve aynı derecelerde de kapanır, b) 2. ve 3. dizeler de yüksek sesle söylenir, ancak dizenin sonunda daha alçak perdeye inilebilir (ayrıca 3. dize 2. dizeden genellikle daha alçaktır) ve c) son dize 5. derecenin dolaylarından temel sese iner (Örnek 3b)10 Örnek 3 TRT 2438 No.lu ezginin repertuvardaki şekli, b) ezgi iskeleti Diğer dört dizeli Nevşehir ezgileri birbirinden oldukça farklı olduğu için şimdi onlardan detaylı olarak bahsetmeyeceğim.11 Zaman da kısıtlı olduğundan iki ya da üç dizeli ezgilerden ve özel ezgilerden ancak basılan nüshada konuşabilirim. Çift- ve üçdizeli ezgiler Benzerine Türkiye’nin birçok yerinde rastlanan iki dizeli ezgi grubu nispeten çok melodi içerir. Uzun ilk dizesi yüksek bir tepe formundadır ve 4üncü ya da 5inci dercede kapanır. İkinci dizesi 5inci dereceden temel sese iner.12 Diğer iki dizeli ezgiler büyük bir grup oluşturmamaktadır. Üç ezginin her dizesi yüksek bir tepe şeklindeki hareketten son temel sesle kapanır.13 Bu tür ezgiler Türkiye’nin pek çok yerinde yaygın olmakla birlikte Nevşehir’de enderdir. 10 Bu ezgilerin genelde dört tane uzun çesidi vardır, ama aralarında seyrek olarak iki uzun dizeden oluşan da bulunur (1408, 4230). 11 Birkaç pestte hareket eden dört dizeli ezgiler durak seslerinden daha pestte de girer - bu Anadolu’da çok alışılmamış bir seyir (3661, 3819). Türkiyenin pek çok yerlerinde sevilen bir ezgi inen seyvensli ölçülerden meydana gelmektedir No.156 (Kız anası). Türkiye başka bölgelerinde seyrek 2nci dizesinde ana seste kapanan 4 dizeli ezgiler de vardır Nevşehirde (1486, 2413). Pest birinci ve daha tiz ikinci dizesi ile No.1972 özel bir melodi sayılabilir. 12 TRT 157, 1448, 3385 13 TRT 609, 3595, 3853 310 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Birkaç Nevşehir Türküsü ve Onların Avrasya Paralellikleri Hakkında Son olarak diğerlerinden farklı, özel bir seyir gösteren birkaç ezgiden söz etmek istiyorum. 1709 No.lu ezginin sonunda dönen bir motife görünür. Bu tür dönüş Anadolu’da sık olmasa da çocuk oyunlarında bol bol vardır (örneğin Yağ satarım). 609b No.lu ezginin ilk dizesi çıkıcıdır. İncelediğim Nevşehir repertuvarında bu seyir tek olup bu tür çıkıcı ilk dizeli ezgilere Anadolu’da sık olmasa da rastlanır. 1072 No.lu ezginin seyrinde ise yukarı-aşağı-yukarı dalgalanma görülür, bu da Türkiye’de bilinmez değildir, ama çoğunlukla ya özel bir bölgeye ya da özel bir eser tarzına bağlıdır. Örneğin Trakya Bektaşileri’nin nefeslerinde rastlanır, gerçi orada da daha çok bestesi yapılan ezgilerde görülür. Bir Nevşehir ezgisinin Anadolu hikayesi İncelediğim tüm Nevşehir ezgilerinin Anadolu arka planını tebliğimde anlatamayacağımdan dolayı örnek olarak bir tanesini seçtim.14 3322 No.lu Al yorgan atılmıyor ezgisi Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesi’nde derlenmiştir. İlk önce onu dinleyelim (Örnek 4). Örnek 4 Hacıbektaş’tan „Al yorgan atılmıyor” ezgisi (No.3322) Ezginin ikinci dizesi, birinci dizesinden aşağı yukarı dört ses daha pesttir. Son ölçünün Bir tek sesi hesaba katmazsak ezgi pentatonik dizide seyreder. Bütün bunlar Türk ezgilerinin özelliği olmamakla beraber Çuvaş, Tatar, Moğol ve Macar ezgilerinde mevcuttur. Bu ezgilerin başka bir özelliği ise dizelerin üç ölçüden ibaret olmalarıdır. Acaba benzer ezgiler Türkiye’nin başka bölgelerinde var mıdır? Daha önce Anadolu halk müziğini araştırıp sınıflandırdım ve TRT repertuvarındaki ezgilerin indeksini hazırladım.15 Bunlara dayanarak söz ettiğimiz ezginin TRT repertuvarındaki benzer şekilleri arayıp buldum. 14 15 TRT 3322, derleyen Gürbüz Sapmaz. Sipos 1994, 1995, 2000 ve 2001 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 311 János SİPOS TRT repertuvarında bu ezginin tam aynısı olmasa da birkaç tane çok yakın ve benzer varyantı vardır.16 Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde bir sürü benzer, fakat biraz daha pestte seyreden ezgilere rastlanır. Daha pest seslerle başlayan bu ezgileri de karşılaştırmaya dahil edebiliriz, çünkü bazı Anadolu halk müziği üsluplarında pest ve tiz sesler ile başlama arasında sıkı bir bağ vardır. Seslendirenin pest ya da tiz sesle başlama arasında seçim yapması da sık görülür. Harput’ta derlenmiş 2426 No-lu Hafo’mun Evi Kaya Başında türküde de bunu görebiliriz. (Örnek 5). Örnek 5 Harput ezgisi (No 2426) pest ve tiz sesler ile başlayan dörtlük + video (Hafo’mun Evi) (~1’30”) 16 Örneğin Akseki’den No. 2499 ve Burdur’dan 1490 yada Elazığ’dan No. 594 ve Edirne’den No.36 312 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Birkaç Nevşehir Türküsü ve Onların Avrasya Paralellikleri Hakkında Şimdi „Al yorgan atılmıyor” ezgisine geri dönelim ve ona az çok benzeyen TRT repertuvarındaki ezgilere bakalım. (Örnek 6a) Pest sesle başlayan bazı ezgilerde dizenin üçe bölünüşü, do ana durak sesi ve komşu sesler üzerinde seyir görülmektedir. Ancak ilk ve ikinci dizeleri neredeyse aynı yükseklikte seyrettiği için17 bu tür ezgileri incelediğimiz ezginin tam akrabası olarak kabul edemeyiz (Örnek 6b).18 Biraz daha tiz başlayan ezgiler TRT repertuvarında oldukça çoktur. Bunlardan çoğunun ilk ve ikinci dizesi birbiriyle örtüşen ses şeridindeyken, bazılarının dizeleri (ilk ölçü hariç) birbirini genellikle üç ses uzaklıktan takip etmektedir. Bu ezgilere rahatlıkla incelediğimiz ezginin yakın benzeri olarak bakabiliriz (Örnek 6c).19 Örnek 6 Al yorgan ezgisinin Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden benzer örnekleri:a) Al yorgan atılmıyoir ezginin iskeleti (TRT 3322), b) pestte başlayan ezgi Diyarbakır’dan (TRT 2219), c) daha tiz varyantı Kızılcahamam’dan (TRT 1882), d) Bartók 38 No’lu ezgisinin basitleştirilmiş formu. 17 18 Do-re-mi-mi (mi-mi-mi-mi) / mi-mi-mi-mi / mi-re do Benzer melodiler bu yörede bulunabilir: Harput (2426), Ardahan (1271), İstanbul (2555), Boğazlıyan (889, 1409), Diyarbakır (1729, 2219), Afyon (468), Erzurum (1573), Sungurlu/Çorum (3145), Elazığ (1831), Arguvan/Malatya (2837), Rumeli (1150), Kars (173), Çorum (34), 19 Erzurum (2340), Divriği/Sivas (112), Şarkışla/Sivas (1192), Trabzon (304), Elbistan (356), Sungurlu/ Çorum (3145), Orta Anadolu (2532), Zile (513), Ürgüp (2486), Batı Trakya/Bulgaristan (2405), Diyarbakır (2504), Sivas (1431), Elazığ (1750), Kızılcahamam (1882), Emirdağı/Afyon (2464), Eskişehir (497), Konya (1074), Edirne (620), Mut/İçel (2127), Sincanlı/Afyon (2910) ve Kastamonu (924). 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 313 János SİPOS Son olarak incelediğimiz ezgilerden birinci dizesi daha tiz başlayan ezgilerden bahsetmek istiyorum. 20 Bunlarda iki ezgi dizesinin ses şeridinin birbirinden daha da çok ayrılması beklenir. Ama buraya dahil edebileceğimiz yedi ezginin çoğunda -Anadolu tarzına uygun bir şekilde- ikinci dize de tiz başlıyor, böylece iki dizenin ses şeridi pek birbirinden ayrılmıyor. Bu ezgiler bu yüzden incelediğimiz ezgi ile ancak daha uzaktan akraba sayılmakta. Béla Bartók’un 1936 yılı Anadolu derlemelerindeki 38 No.lu ezgi da buraya ait (Örnek 7).21 Örnek 7 İlk dizesi daha tiz seyreden ezgi (Bartók 1936: XII/38) 20 21 sol-la-la-sol / sol-sol-sol-mi / mi-re do Buraya ait olan ezgiler: Çankırı (572), Elmalı (1512), Afyon Dinar (1896), Uşak (1199, 2905), Adana (2674), Béla Bartók: XII/38 (Adana/Kelköy) 314 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Birkaç Nevşehir Türküsü ve Onların Avrasya Paralellikleri Hakkında Sonuç Elimizdeki bu birkaç ezgi sayesinde Nevşehir halk türkülerini analiz etmeye ve ezgilerin Anadolu repertuvarıyla mevcut ilişkisini gözden geçirmeye çalıştık. Dizi, ölçü, dize uzunluğu, şekil, ana durak sesi, seyir gibi bazı müziksel özellikler incelendiğinde Nevşehir halk türkülerinin birçok bakımdan Anadolu türkülerine genel olarak uyduğu görülmüştür. Hicaz dizisinin çok, Çargah dizisinin az ve aksak ritimlerin ender olması da bu yöreye has bir özellik olarak kabul edilebilir. Ayrıca dizelerin uzunluğu ve melodilerin şekilleri Anadolu’da alıştığımızdan daha gelişmiş bir durum göstermektedir. Ezgilerin seyri incelendiğinde iki tane büyükçe dört dizeli grup ortaya çıkmıştır. Bunlar Anadolu’nun pek çok yerinde sevilen ezgilerdir. Hatta grupların birisindeki ezgilerin Güney-Kazak, Karaçay ve Macar benzerleri vardır. En büyük iki dizeli Nevşehir ezgi grubunun da Türkiye’nin birçok yöresinde sayısız paralelleri bulunmaktadır. Bazı ezgilerde özel bir seyir, örneğin dalgalanan ya da çıkıcı ilk dize gözükmektedir. Bu biçim Anadolu’nun diğer bölgelerinde ender olduğundan özel dikkate ve incelemeye değerdir. Tebliğimin ikinci bölümünde pentatona yakın dizisi ve „ayrı” yapısından dolayı oldukça özel bir Nevşehir ezgisi seçmiş ve onun yakın ve uzak akrabalarını aramıştık. Ezginin tam da aynısına rastlayamadık, ama yakın varyantları Türkiye’nin pek çok yerinde bulduk. Bugünkü tebliğim doğal olarak Nevşehir türkülerinin gözden geçirilmesine sadece bir ilk denemeydi. Bunu daha büyük bir ezgi hazinesi, daha özgün bir malzeme üzerinde tekrarlamak gerekiyor.22 Nevşehirdeki özel toplulukların, örneğin Bektaşilerin müziğini analiz etmeyi de bu sefer gerçekleştiremedik. Sınırlı da olsa böyle bir araştırmanın hem müzik hem diğer bakımlardan önemli olduğunu sanıyorum. Kaynakça Sipos J. (1994), Török Népzene I. (Turkish Folk Music 1), Budapest, MTA ZTI, 412 p. Sipos J. (1995), Török Népzene II. (Turkish Folk Music 2), Budapest, MTA ZTI, 426 p. 22 Üstelik incelemede en çok melodilerinin iskeletini, onları en güzel şekilde temsil eden melodi çizgilerini dikkate alıyorum. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 315 János SİPOS Sipos J. (2001), Bartók nyomában Anatóliában - Hasonló magyar és anatóliai dallamok (similar Hungarian and Anatolian melodies), Budapest, Balassi Kiadó. 201 p. Sipos J. (2001), Kazakh Folksongs from the Two Ends of the Steppe, Budapest, Akadémiai Kiadó, 302 p. ö Sipos J. (2004), Azeri folksongs - At the Fountain-Head of Music, Budapest, Akadémiai Kiadó, 623 p. Sipos, J. (2005), In the Wake of Bartók in Anatolia (2nd ed.), Budapest, European Folklore Institute, [CD-ROM] János Sipos, Macar Bilimler Akademisi Müzik Enstitüsü’nün baş araştırmacısı, Franz Liszt Müzik Akademisi’nin profesörü. 20 senedır çeşitli Türk halkları arasında karşılaştırmalı halk müziği araştırmaları yürütmektedir. Bu konuda beş İngilizce, dört Macarca ve bir Azerice kitabı vardır. 2009 yılında PAN Yayımevi Bartók’un izinde Anadolu’da adlı kitabını yayımlamıştır. 316 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u NEDİM'İN ŞİİRLERİNDEN HAREKETLE DAMAT İBRAHİM PAŞA VE FAALİYETLERİ DAMAT IBRAHIM PASHA AND HIS ACTIVITIES AS REFERENCED IN NEDİM’S POEMS Kadri H. YILMAZ* ÖZET XVIII. yüzyılın en önemli devlet adamlarından biri olan Damat İbrahim Paşa’nın, bir taraftan ilim ve fikir faaliyetleri ile îmar alanındaki çalışmaları, bir taraftan da giderek yaygınlaşan zevk ve safâ düşkünlüğü, Osmanlı tarihinin dikkat çekici bir dönemini oluşturmuştur. Bu dönemde padişah ve sadrazamın yanında seçkin bir zümrenin katılımı ile gerçekleştirilen ve günlerce süren eğlenceler ve helva sohbetleri düzenlenmiştir. Bu eğlencelerin en önemli davetlilerinden biri de; günlük hayata dair pek çok sahneyi, dönemin tarihî ve sosyal olaylarını şiirlerine başarıyla yansıtan Nedim olmuştur. Nedim Divanı’nda İbrahim Paşa’ya çeşitli vesîlerle yazılmış 21 kaside, 23 kıt’a bulunmaktadır. Bildirimizde, Damat İbrahim Paşa ve döneminde yapılan faaliyetler Nedim’in şiirlerinden hareketle ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Nedim, Damat İbrahim Paşa, XVIII. yüzyıl. ABSTRACT Damat Ibrahim Pasha was one of the most important statesmen of the XVIII. Century, which was a remarkable period in Otoman history. While the idea of learning and development activities was prevalent in this period, this competed with the pervasive affinity to luxurious lifestyles.During this period, there were festivities lasting several days in which the Sultan, Grand Vizier and the elite class participated. As a participant in these festivities, Nedim was able to capture and portray the essence of these gatherings in his poems In * Arş. Gör., Nevşehir Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, e-posta: [email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 317 Kadri H. YILMAZ Nedim’s Divan, there are 21 kasides and 23 kıt’as written in honor of Ibrahim Pasha about different occasions. In this paper, Damat Ibrahim Pasha and his activities in that period, will be dealt with in reference to Nedim’s poems. Key Words: Nedim, Damat Ibrahim Pasha, XVIII. century. Klasik Türk edebiyatının önemli temsilcilerinden biri olan Nedim’in asıl adı Ahmed’dir ve 1681 yılında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Nedim iyi bir eğitim görmüş, döneminin klasik ilimlerini, Arapça ve Farsça’yı bu dillerde şiir yazacak kadar öğrenmiştir. Tahsilini tamamladıktan sonra Şeyhülislam Ebezâde Abdullah Efendi’nin de bulunduğu bir jüri tarafından yapılan sınavda başarılı olarak hariç medresesi müderrisliğini elde etmiştir. Bu tarihler, aynı zamanda Sultan III. Ahmed döneminin başlarına rastlamaktadır (Ahmet Refik, 1924: 276-301; Ali Canip, 1925: 173-184; Macit, 2010: 11). Bu dönemin diğer önemli kahramanı ise Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dır. İbrahim Paşa’nın Osmanlı kültür ve sanat hayatında gerçekleştirdiği hamlelere Nedim şiirleri, Itrî besteleri ve Levnî de nakışlarıyla ruh vermişlerdir. Nedim Osmanlı şairleri arasında devriyle birlikte anılan, hatta özdeşleşen müstesnâ şairlerdendir. Onun için Türk şiirinde Lale Devri ve Nedim isimleri birlikte anılır. Bir döneme adını veren “lale”, yönetimde Damat İbrahim Paşa’nın, şiirde de Nedim’in, başrollerini oynadığı ihtişamın devri olmuştur (İrepoğlu 1999: 235-243; a.y.2003; Macit, 2010: 18). Bu dönemin hükümdarı Sultan III. Ahmed, sadrâzam ise Ali Paşa’dır. Ali Paşa’nın Varadin’de şehit düşmesinden sonra yerine Halil Paşa getirilir. Bu sırada İbrahim Paşa’nın yıldızı parlamaktadır. 1716’da mîrahurluğa, ardından da üç tuğlu vezirlik rütbesi verilerek kâîm-makamlığa yani sadrâzam vekilliğine atanır. (Mazıoğlu, 1988: ) Nedim de bu atamayla ilgili olarak bir tarih manzûmesi yazar. Şehenşâh-ı cihanın mîr iken ıstabl-ı hâsında Rikâbından çıkup üç tuğ ile kâim-makâm oldu Kıt.6/12 Cihan padişahının has ahırında mirâhur iken padişahın huzuruna çıkıp üç tuğ ile sadrazam vekili oldu. Verüp meydânın İbrâhîm Pâşâ edhem-i ‘azmin Rikâba yümn ü câh u şân ile kâim-makâm oldu H. 1128 Kıt.6/22 İbrahim Paşa azim ve karar atını meydana sürüp makam ve şan uğuruyla sadrazam vekili oldu. 318 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nedim'in Şiirlerinden Hareketle Damat İbrahim Paşa ve Faaliyetleri Bu tarihten kısa bir süre sonra da İbrahim Paşa, Ali Paşa’nın ölümü üzerine Fatma Sultan’la evlenerek önce padişaha damat, ardından da sadrazam olur. Bu tarih daha sonra Lâle Devri (1718-1730) olarak adlandırılan dönemin başlangıcıdır. İbrahim Paşa’nın sadrazam olmasıyla Nedim de en büyük koruyucusunu bulmuştur. Artık Damat İbrahim Paşa’nın hemen her faaliyeti Nedim’in dikkatini çeker. Nedim kıt’a ve kasideleriyle her fırsatta hâmisine bağlılığını ifade eder. Bir yandan İbrahim Paşa’nın faaliyetlerini şiirleriyle överken diğer yandan da Lâle Devrinde teşekkül ettirilen tercüme heyetlerinde görev alarak hâmisinin her hamlesine destek verir (İpşirli 1987: 3342). Nedim Divanı’nda Damat İbrahim Paşa’ya hitaben yazılmış 21 kaside, 23 de kıt’a bulunmaktadır. Bu 21 kasidenin 19’u İbrahim Paşa’ya hitaben, 2’si de devrin hükümdarı III. Ahmed ve sadrâzam Damat İbrahim Paşa’ya birlikte yazılmıştır. Paşa’ya sürekli sunduğu şiirlerinde, onun getirdiği sulhle halkın huzura kavuştuğunu, ilim ve marifet ehlinin değerinin bilindiğini, onun devrinde artık herkesin rahat içinde yaşadığını uzun övgülerle anlatır. Bi-hamdi’llah yine feyz-i safâ şâmil cihan üzre Cihan âsâr-ı hükm-i sulh ile emn ü âmân üzre Zamân-ı rezm geçdi şimdi vakt-i bezmdir söylen Çemen nakş eylesin nakkaşlar püşt-i keman üzre K.6/1, 2 Şükürler olsun ki, dünyaya yine zevk ve sefa feyzi yayıldı, dünya barış hükmünün eserleriyle emniyet ve güven buldu. Savaş zamanı geçti, şimdi eğlence vaktidir, Söyleyin nakkaşlara yaylarının arkasını çemen nakışlarıyla süslesinler. Bilindiği gibi askerler savaş dışındaki boş zamanlarında yaylarının arkasını süslerler. İbrahim Paşa öyle bir vezirdir ve âsâyiş o denli sağlanmıştır ki, onun döneminde yılan bülbül yuvasına bekçilik etmektedir. Sen ol hidîv-i cihansın kim ahd-i lûtfunda Nigehbanlık eder âşiyân-ı bülbüle mâr K.7/48 Nedim, İbrahim Paşa’ya yazdığı medhiyelerde onun devlet idaresindeki tedbir ve maharetini, yaptığı yenilikleri, cömertliğini, ilim ve sanat erbabını korumasını parlak zekâsı ve yer yer mübalağalı tasvirleriyle anlatmıştır. Nedim hazretinden o kadar iyilik görmüştür ki, bu denli lutfu, gül bahçesi bahar bulutundan görmemiştir. O denlü lûtf u kerem gördü hazretinden kim O lûtfu görmedi ebr-i bahardan gülzâr K.7/61 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 319 Kadri H. YILMAZ Aşağıdaki beyitte de İbrahim Paşa güneşe benzetilmiş ve onun cömertliğinden büyük küçük herkes nasiplenmiştir. Ol âftâb-ı mekârimsin âsafâ sen kim Umûm-ı feyzin ile sîrdir kibar u sıgâr K.7/64 Ey vezir, sen cömertlikler güneşisin ki, feyzinin cümlesiyle büyük küçük herkes toktur. Nedim bir bahâriyyesinin mehdiye kısmında pek rastlanmayan bir yöntem kullanarak III. Ahmed ve İbrahim Paşa’yı birbirlerine övdürür. Önce İbrahim Paşa’nın ağzından sultan övülür. Burada sultan güneş İbrahim Paşa da zerredir ve Paşa’nın bütün ikbâli onun lutfu ve feyziyledir. Senin lütfun senin feyzinledir hep cümle ikbâlim Ki ben bir zerreyim sen devlet ile âfitâbımsın K.19/11 Benim bütün ikbâlim senin feyzin, senin lütfunladır ki ben bir zerreyim sen de benim devlet ile güneşimsin. Nedim, Sultan Ahmed’in ağzından da Paşa’ya şöyle seslenir. Nizâm-ı tâze buldu memleket sa’y-i belîğinle Tırâz-ı haşmetim zîb-i der-i devlet-me’âbımsın Nedim, “Güzel gayretinle memleket yeni bir düzen buldu, sen haşmetimin süsü, devletli kapımın ziynetisin” diyerek İbrahim Paşa’nın sadrazam olmasıyla ülkede oluşan sükûnu dile getirir. Cihan içre Melikşah’ın Nizâmü’l-mülki var ise Benim de sen nizâm-ı devlet-i nusret-me’âbımsın K. 19/20, 21 Divan edebiyatında vezirler övülürken çoğu zaman Süleyman peygamberin veziri Âsâf’a ve Selçuklu hükümdarı Melikşah’ın veziri Nizamü’l-mülk’e benzetilirler. Burada da, sultan İbrahim Paşa’ya, “Dünyada Melikşah’ın Nizamü’l-mülk’ü varsa, sen de benim zaferlerin sığınağı olan devletimin nizâmısın” der. Aşağıda yer verdiğimiz iki beyitte Nedim, İbrahim Paşa’dan kendisini himaye etmesini talep eder. Paşa güneş, Nedim de zerredir. Nedim kendi kulun kendi müstmendindir Unutma zerreni ey âftâb-ı feyz-âsâr Ey feyz saçan güneş, Nedim senin kendi kulundur, senden yardım görendir, zerreni unutma. 320 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nedim'in Şiirlerinden Hareketle Damat İbrahim Paşa ve Faaliyetleri Himâyet et ki senin bir yanar çerâğındır Ta’arruz eylemesin rüzgâr-ı bed-kirdâr K.7/62, 63 Nedim senin yanan bir mumundur, onu himaye et ki, kötü huylu rüzgar ona sataşmasın, saldırmasın. Daha sonra İbrahim Paşa’nın referansıyla müderris olan Nedim, Paşa’ya teşekkür mahiyetinde yazdığı kasidesinde bu durumu âdetâ okuyucunun gözünde canlandırarak şöyle ifade eder. Ki gerçi matlabım va’d etdi ol sadr-ı kerem-güster Husûl-ı kâma kıldı gûşe-î ebrusu îmâyı Gerçi o keremli sadrazam isteğimi vadetti, arzuma kavuşacağımı da kaşının ucuyla îmâ etti. Velîkin bunca eşgâl-ı umûr-ı saltanat varken Nice der-hâtır eyler ben gibi bir bî-ser ü payı Lakin saltanatın bunca işi varken benim gibi bir yoksulu nasıl hatırlar. Pes etdim ‘azm kim ol dergeh-i cüda edüp rû-mâl Kılam peyvend-i dâmân-ı kerem dest-i temennayı Sonra temenna eliyle kerem eteğini tutayım diye o cömertlik sarayına gidip yüz sürmeye karar verdim. Kaçan geldim der-i ikbâle ol demdest-i ihsanın Kef-i nâ-kâmıma sundu ru’ûs-ı sîm-sîmâyı Saadet kapısına vardığımda senin bağış elin murat görmemiş avucuma gümüş gibi parlak müderrislik kağıdını sundu. Alup bûs eyleyüp baş üzre koydum şükr edüp bin kez Tamâm oldu işim bahtımdan etmem gayri şekvayı K.9/38-42 Alıp başımın üzerine koyarak bin kere şükrettim, işim halloldu artık şikayet etmem. Veliyy-i ni’metim ümmîdgâhımsın efendimsin Nedir emrin buyur ey zîb-i sadr-ı kâr-fermâyî K.9/47 Ey emir sahibi sadrazam, velinimetimsin ümit bağladığım yersin efendimsin, buyur emrin nedir? İbrahim Paşa Nedim’in isteğinin gerçekleşeceğini vaat etmiş ve bunu da kaşının ucuyla îmâ etmiştir. Fakat Nedim, saltanatın bunca işi varken benim gibi bir yoksulu nasıl hatırlar diyerek, duruma şüpheyle bakmaktadır. Sonra Paşa’nın cömertliğine güvenerek saraya gidip yüz sürmeye karar ve- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 321 Kadri H. YILMAZ rir. Saraya vardığında ise İbrahim Paşa Nedim’e müderrislik kağıdını sunar yani günümüzdeki gibi ataması gerçekleşmiş olur. Bunun üzerine kağıdı alır, Paşa’ya teşekkürlerini sunar ve artık şikayet etmeyeceğini söyler. Sonrasında da onun emrinde olduğunu ve bağlılığını belirtir. Yukarıda bahsedilenler aslında günümüzde de böyledir. İş arayan bir kimse önce gidip o kurumun âmiriyle görüşür ve özgeçmişini sunar. Görüşme olumlu geçtiyse bazı sözlerden ve mimiklerden çıkarımlarda bulunur ve umutlanır. Fakat kendisini olumsuzluklara karşı da hazır tutar ve haber bekler. Sonrasında sabırsızlanır ve bir şekilde sonucu öğrenmek için tekrar görüşmeye çalışır. İş olumlu sonuçlanınca da âmirine, elinden gelen her şeyi yapıp çok çalışacağını ve güvenini boşa çıkarmayacağını söyleyerek bağlılığını belirtir. İbrahim Paşa’nın sanata olan merakı âşikârdır.. Zevk ve sefayı seven İbrahim Paşa’nın meclislerinin ve helva sohbetlerinin değişmez ismi olan Nedim de şiirleriyle Paşa’nın gönlünü okşamayı ustalıkla becermiştir. Nedim müderris olduktan sonra bir ara İbrahim Paşa’ya şiir yazmayı ihmal etmiş olacak ki, Paşa da ona şöyle seslenecektir: Bazen de birkaç mısra söyleyerek şiir yazmaya özenmiştir Ki ya’ni bendene lûtf-ı hitâb edüp buyurdun kim Gel ey bîgâne-meşreb bî-vefâ İstanbul oğlanı Kuluna hitâb etme lutfunda bulunup şöyle buyurdun. Ey farklı huylu vefasız İstanbul oğlanı gel. Muradın hâsıl oldu gayri istiğnaya çekdin sen Gelüp hiç etmez oldun ‘arz-ı kâlâ-yı sühandânî Amacına ulaştın, artık kendini naza çektin, o güzel söz söyleyen -şairlikkumaşını hiç gelip arz etmez oldun. Meğer kim kesret-i şuğl-ı hükûmetden elin değmez Kalem alup ele zeyn etmeğe evrâk-ı dîvânı K. 23/4, 5, 6 Yoksa devlet işlerinin çokluğundan divan sayfalarını süslemeye -şiir yazmaya- elin kaleme değmiyor mu? Nedim de bu sözlere karşılık İbrahim Paşa’ya şunları söyleyecektir. O sözlerden heman destûr-ı zî-şân-ı keremkârın Murâdı bendesin tatyîb idi ben anladım anı K.23/11 O sözlerden hemen kerem sahibinin şanlı izniyle, amacı ben kulunu mutlu etmekti ben anladım onu der, sonra da hem kendi şiirini yüceltecek hem 322 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nedim'in Şiirlerinden Hareketle Damat İbrahim Paşa ve Faaliyetleri de Paşa’nın gönlünü okşayarak onun himâyesinde olduğunu belirtecek şu beyitleri söyler. Bâkî’nin şiiri Nedim’e mîrâs kalmıştır ve onun beyitlerini tazmin edip adını hiç zikretmese şaşılmamalıdır. Bu dünyada İbrahim Paşa gibi bir hâmisi varken de Nef’î ve Bâkî ihsanı gelip Nedim’den ummalıdır. Bana mîras kalmışdır benimdir şi’ri Bâkî’nin Aceb mi beytini tazmîn idüp hiç anmasam anı K.23/22 Bâkî’nin şiiri bana miras kalmıştır, benimdir. Onun beytini tazmin edip onu hiç anmasam şaşılır mı? Senin gibi veliyyü’n-ni’metim varken cihan içre Gelüp Nef’î vü Bâkî benden umsun lûtf u ihsanı K.23/24 Bu dünyada senin gibi bir velinimetim varken Nef’i ve Baki lutf ve ihsanı gelip benden umsun. Görüldüğü gibi; İbrahim Paşa Nedim’in çoğu şiirinde kendisini hissettirmektedir. Hemen hemen her faaliyeti doğrudan veya dolaylı olarak şiirlerde geçmektedir. Gelenekte devlet büyüklerinin medhiyeleri çoğunlukla kasidelerde ya da bazen de tarih kıt’alarında görülürken, Nedim divanında yer alan çoğu nazım şeklinde Damat İbrahim Paşa kendine yer bulur. 12 bendlik meşhur tardiyyesinde, Paşa’ya şöyle seslenir. Hoş geldin eyâ hidiv-i ekrem Lutfunla gönüller oldu hurrem Şâd oldu mekâriminle âlem Her gûne meâ’sirin dem-â-dem Ârâyiş-i ‘arsa-i cihândır Mus.5/1 İbrahim Paşa’nın lutf ve iyilikleriyle gönüller mutludur ve sürekli yaptırdığı çeşitli eserleri de cihanı süslemektedir. Nedim İbrahim Paşa’nın tıraş olmasına dahi şiirlerinde yer vermiştir. Şöyle ki; 5 bendlik mütekerrir murabbası Paşa’nın tıraş olmasına yazılmıştır. Cemâl-i bâ-kemâlin buldu revnak nûr u behcetle Tıraş oldun efendim afiyetler izz ü devletle Şükürler kim yine buldun kemâl icrâ-yı sünnetle Tırâş oldun efendim afiyetler izz ü devletle Mus.39/1 Dikkati çeken bir diğer şiiri ise, İbrahim Paşa’nın atış tâlimi yapması ve testi kırmasına dair yazdığı “Tarih-i Tüfeng-endahten ü Sebû-şikesten-i Sadrâzam İbrahim Paşa” başlıklı şiiridir. Paşa’nın nişancılığını şöyle dile getirir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 323 Kadri H. YILMAZ Hatâ etmez tüfeng-i desti ger tarîk-i şebde Nişangâh olsa sîne-i mûr içre olan râz Kıt. 32/6 Eğer gece karanlığında ona karıncanın sinesindeki sır nişangâh olsa, tüfeği yine de hedefi şaşırmaz. Neticede Nedim Divanı’na bakıldığında, birçok şiirinde Damat İbrahim Paşa’nın izlerini sürmek mümkündür. Onun İstanbul’da yaptırdığı Sâdâbâd, Hurrem-âbâd, Şevk-âbâd, Kasr-ı Neşât, Kasr-ı Cinân gibi kasırlar, Nevşehir’de yaptırdığı kütüphane (Tarih-i Kütübhâne Der-Nevşehir), medrese (Tarih-i Medrese-i İbrahşm Paşa Der-Nevşehir), camiî (Tarih-i Câmi-i İbrahim Paşa Der-Nevşehir), imâret (Tarih-i İmâret-i İbrahim Paşa Der-Nevşehir), kervansaray (Tarih-i Kârbansarây Der-Nevşehir), hamam (Tarih-i Hammâm-ı Nüh Kıbâb Der-Nevşehir) ve çeşmelerin her biri (Tarih-i Çeşme Der-Nevşehir, Tarih-i Çeşme Der-Ürgüp, Tarih Berâ-yı Tavukçu Çeşmesi Der-Nevşehir) ayrı ayrı Nedim’in şiirlerine konu olmuştur. Hâmiliğini gördüğü İbrahim Paşa’nın faaliyetleri, yaptırdığı binalar, onunla ilgili sosyal hayata dâir izler Nedim’in şiirlerinde kendilerine yer bulmuştur. Yazımızda yer verdiğimiz örnek beyitler Muhsin Macit, Nedim Divanı, Akçağ Yayınları, Ankara 1997 isimli eserden alınmıştır. Beyitlerin yanında yer alan K., Kıt. ve Mus. sırasıyla kaside, kıt’a ve musammatın kısaltmalarıdır. İlk rakam şiirin, ikincisi ise beyit veya bent karşılıklarıdır. Kaynaklar Ahmet Refik, Lale Devri, İstanbul 1331. Ali Canip Yöntem, Nedim’in Hayatı, Türkiyat Mecmuası S.1, 1925. İpşirli Mehmet, Lale Devrinde Teşkil Edilen Tercüme Heyetine Dâir Bazı Gözlemler, Osmanlı İlmî ve Meslekî Cemiyetleri, İstanbul 1987. İrepoğlu Gül, Lale Devrinin Çelebi Nakkaşı: Levnî, Sanat Dünyamız, YKY S.73, s.235, İstanbul 1999. İrepoğlu Gül, Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde, Doğan Kitap, 5. Bsk. İstanbul 2007. Kortantamer Tunca, Nedim’in Şiirlerinde İstanbul Hayatından Sahneler, Eski Türk Edebiyatı Makaleler, Ankara 1993. Macit Muhsin, Nedim Divanı, Akçağ Yayınları, Ankara 1997. Macit Muhsin, Nedim, Hayatı, Eserleri ve Sanatı, Akçağ Yayınları, Ankara 2010. Mazıoğlu Hasibe, Nedim, Kültür Bak. Yayınları, Ankara 1988. Sevgi Ahmet, Nedim’in Nevşehirle İlgili Tarihleri Üzerine, Yedi İklim, C.IV, S. 36, 1993. Uzunçarşılı İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, Osmanlı Tarihi, C. IV, 1978. 324 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u ARŞİV BELGELERİ IŞIĞINDA NEVŞEHİRLİ ULEMA VE HİZMETLERİ NEVŞEHİR’S ULEM AND THEIR WORKS IN THE LIGTH OF OTTOMAN ARCHIVAL MATERİAL Kemal GURULKAN* ÖZET Osmanlı klasik döneminde personel kayıtlarının tutulduğu resmî atama ve azillerin işlendiği Divan-ı Hümayun Ruûs ve Tahvil Kalemi kayıtları, devletin idarî mekanizmasında meydana gelen değişiklikler neticesinde farklılaşmış ve personel sicillerinin tutulduğu büro ve bu bürolarda üretilen evraklar ve bu evraklara ait kayıtların tutulduğu defter serileri oluşmaya başlamıştır. Tebliğimizde Osmanlı bürokrasisi içerisinde Nevşehirli ulemaların sicil dosyalarından hareketle biyografilerine ait bilgilere, bürokratik işleyişe, dönemi içerisinde Nevşehir'de bulunan eğitim ve kültür müesseselerine ait bilgilere ulaşabildiğimiz gibi Nevşehirli ulemanın hizmetlerine ve üretmiş oldukları eserlere ait bilgilere de ulaşma imkanımız olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Nevşehir, Meşihat, Ulemâ, Sicil Defterleri. ABSTRACT During the classical period of the Otoman era, the registry of accreditation and transfer of petty officers by the chancellor’s office in the Imperial Court, in which appointments and dismissals were held, has been devolved into personnel registry offices and official annals. In our paper, within the registries of the Nevşehir’s ulema in the Ottoman Bureaucracy, we have tried to put together the various informations concerning biographical data, the Ottoman bureaucratic mechanism, contemporary educational and cultural establishments in Nevşehir and Nevşehir ulema’s works. Key Words: Nevşehir, Sheyh-Ul-İslam’s Office, Ulema, Ottoman Registries. * Arşiv Uzmanı, Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İstanbul-Türkiye, e-posta:[email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 325 Kemal GURULKAN Osmanlılarda modern anlamda tarih tetkiklerinin başladığı XX. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren yazılı ve basılı eserlerin yanı sıra arşiv vesikaları da bu tetkiklerin vazgeçilmez parçası oldu. Osmanlı arşiv vesikaları pek çok tarih çalışmasının sağlam temellere oturtulmasını sağlayarak tarihî eserlerdeki bilgilerin tenkit ve tashihinde önemli bir rol üstlendi. Osmanlılar biyografi yazıcılığına önem vermiş ve XVI. yüzyıldan itibaren Osmanlı şairleri ile ulema ve şeyhlerin biyografilerinin yer aldığı tezkire ve tabakat kitapları yazmışlardır. Daha sonra ise şeyhülislam, hattat, musikişinas, sadrazam ve reisülküttab gibi çok çeşitli devlet görevlileri ve sanatkârlara mahsus olmak üzere tercüme-i ahvâl eserleri telif edilmiştir. Bu biyografi eserlerine vekayinameler, resmî atama ve azillerin işlendiği Divan-ı Hümayun Ruus ve tahvil kalemi kayıtları ile diğer pek çok resmî ve gayr-ı resmî belge ve bilgiler kaynaklık etmiştir1. Ancak Osmanlı bürokrasisinde XIX. yüzyıla kadar personel sicillerini tutmakla görevli resmî bir kurum yoktu. Bu dönemde bir göreve talip olan kişi dilekçesinde daha önce bulunduğu görevleri belirtir, ilgili birimlerde bilgilerin doğruluğu tahkik edilerek dilekçeye derkenar olarak kaydedilirdi2. Tanzimat’tan sonra ise devletin memur politikası ve bunların özlük hakları konusunda yeni düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemelerden biri de devletin istihdam ettiği personeli hakkında gerekli bilgilere en kolay ulaşabilme ihtiyacından doğdu. Bu konuda yapılmış bazı özel düzenlemeler olmakla birlikte ilk kez daha kapsamlı bir şekilde 1879 yılında bu amaca matuf olarak Sicill-i Ahval Komisyonu kuruldu. Tarihi süreç içinde de tüm nezâretler ve diğer idari birimler kendi sicil şubelerini kurdular. Bu şubelerden biri de Bâb-ı Fetva Sicill-i Ahval Şubesi idi3. Sicill-i Ahval dosya ve defterlerinin hazırlanması için matbu sicil varakaları hazırlanmış ve bunlar merkez ve taşradaki ilmiye mensubu memurlara gönderilmiştir. Sonradan her bir memura bir sicil numarası verilerek iade edilen varakalar bu sicil numarasına göre dosyalara konmuştur4. Matbu 1 Bilgin Aydın-İlhami Yurdakul-İsmail Kurt, Bâb-ı Meşihat Şeyhülislamlık Arşivi Defter Kataloğu, İsam Yay., İstanbul 2006, s. 83 2 Özdemir, Hüseyin, Osmanlı Devleti’nde Bürokrasi, İstanbul 2001, s. 224. 3 Sarıyıldız, Gülden, Sicill-i Ahval Komisyonu’nun Kuruluşu ve İşlevi (1879-1909), İstanbul 2004, s. 4-28. 4 Meşihat Arşivi’ndeki ulemaya ait sicill-i ahvâl dosyaları ilk olarak Ebulula Mardin tarafından Huzur Dersleri (I, İstanbul 1951, II-III, İsmet Sungurbey’le birlikte 1966) kitabında yer alan ulemanın hal tercümelerinin tespit ve yazımında kullanılmıştır. 326 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Arşiv Belgeleri Işığında Nevşehirli Ulema ve Hizmetleri sicill-i ahvâl varakalarının başında es’ile ve ecvibe başlıklarıyla bulunan bölümde matbu olarak sorulan soruya ilgili ilmiye mensubunun kendi el yazısı ile cevap vermiş olmasıdır5. Bu husus incelemesi yapılan her memurun kendisine ait el yazısına ulaşılması anlamına gelmektedir. Bugün İstanbul Müftülüğü olarak kullanılan eski Fetvahane ve İstanbul Kadılığı’nın bulunduğu bina 1982-1985 yılları arasında tamamen yıktırılarak aslına uygun şekilde yeniden yaptırıldı. Ayrıca giriş kapısının hemen sağındaki iki katlı bina hâlâ yaklaşık 10.000 cilt sicilin muhafaza edildiği İstanbul Şer‘iyye Sicilleri Arşivi olarak varlığını muhafaza etmektedir. Giriş kapısının solunda ise, yazma ve matbu bütün muteber fetva kitapları başta olmak üzere, zengin fıkıh eserleri ile Şeyhülislamlık (Bâb-ı Meşihat) Arşivi defter ve belge koleksiyonları bulunmaktadır6. Şer‘iyye Sicilleri Arşivi, Sicillat-ı Şer‘iyye Dairesi ismiyle Bâb-ı Meşihat’a bağlı olarak kurulmuş bir müessese olduğu için bu iki müessesenin arşiv malzemesi de birbirlerini tamamlar mahiyettedir7. Şer‘iyye Sicilleri Arşivi’nde muhafaza edilen ve Sicill-i Ahvâl Müdüriyeti’ne ait olan ve ulemaya ait Sicill-i Ahval Defterleri ise kadı, müderris, müftü, naip ve mahkeme görevlilerinin tercüme-i hal varakalarından derlenmiş olan bilgilerle vücuda getirilmiştir8. Tebliğimizde zikretmiş olduğumuz meşihat arşivi sicillerinde bulunan Nevşehirli ulemanın dökümünü yaptıktan sonra tercüme-i hâlini, görev yaptığı yerleri zikrederek bir örnekleme sunacağız. Meşihat-i İslâmiye’nin neşretmiş olduğu 1916 tarihli İlmiye Salnamesi Osmanlı hizmetinde bulunmuş olan Şeyhülislamların biyografilerini sunmuş, ayrıca dönemin ilmiye sınıfına mensup bürokratlarının bir de dökümünü yapmıştır9. 5 6 7 Sarıyıldız, Gülden, age, s. 125. Aydın-Yurdakul-Kurt, age, s. 21. Terim olarak sicil, resmi belgelerin kaydedildiği kütük, görevlilerin her türlü davranışlarının geçirildiği dosya veya devlet memurlarının resmi vukuatlarını hâvi defter anlamlarına gelirken, geniş anlamda tapu, vakıf ve mahkemelerde ahid, mukavele ve hükümlerin kaydedildiği defter gibi anlamları da ihtiva eder, bknz. Pakalın, M. Zeki, Tarih Deyimleri ve Terimleri, C. III, İstanbul 1983, s.210. 8 Son Devir Osmanlı Uleması isimli eser Ulema Sicil Defterlerinin özetlerinden oluşan bir çalışmadır. Bknz. Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, İstanbul 1980 c. I-V. 9 İlmiye Salnâmesi (1916 tarihli), Ed. A. Nezih Galitekin, İstanbul 1998. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 327 Kemal GURULKAN 1916 tarihli İlmiye Salnamesi’nde bulunan Nevşehirli ulemâ: Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi, Şeyhülislam ve müfti’l-enâm, Şeyhülislamlığa atanma tarihi 1914, süresi 2 sene 1 ay 21 gündür ve 6 Mayıs 1916 tarihinde Şeyhülislâmlık ve nâzırlıktan istifa etmiştir10 Ürgübî Mehmed Efendizâde Mustafa Âsım Efendi, Fetvahâne memurlarından, mahrec pâyelilerden, ruûs tarihi 1 Eylül 190511. Ürgüplü Mustafa Hasbî Efendi, Fetvahâne memurlarından, devriyye mevâlisi, ruûs tarihi 23 Mart 190912 Halil Efendizâde Kâzım Efendizâde Mehmed Feyzullah Efendi, Devriyye Mevâlilerinden, ruûs tarihi 29 Kasım 190513. Mustafa Efendi, Alay müftülerinden, Cedîde-i Mar‘aşî Fethullah Efendi Medresesi, İstanbul ruûsunun Hareket-i Dahil derecesini hâiz, ruûs tarihi 14 Aralık 190714. Ürgübî Ahmed Efendi, Dersiyye-i Behzad Medresesi, İstanbul ruûsunun Hareket-i Hâric derecesini hâiz, ruûs tarihi 6 Şubat 190515 Halil Efendi, Salise-i Abdullah Efendi Medresesi, Kısm-ı âli ilm-i kelâm müderrislerinden ve Fetvahâne müsevvidlerinden, İstanbul ruûsunun Hareket-i Hâric derecesini hâiz, ruûs tarihi 6 Şubat 190516. Hasan Efendi, Rabi‘a-i İsmetiyye Medresesi, İstanbul ruûsunun Hareket-i Hâric derecesini hâiz, ruûs tarihi 14 Aralık 190717. Ahmed Efendi, Fâsih Efendi Medresesi, İstanbul ruûsunun Hareket-i Hâric derecesini hâiz, ruûs tarihi 14 Aralık 190718. Ürgübî Mahmud Efendi, Sâniye-i Kirâmeddin Efendi Medresesi, memuriyeti: Hindiye Kadısı, İstanbul ruûsunun Hareket-i Hâric derecesini hâiz, ruûs tarihi 14 Mayıs 191019. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 İlmiye Salnâmesi, Mustafa Hayri Efendi’nin birkaç kuşak dedeleri de Ürgüp ulemâsından olan şahıslardır, s. 514-521. İlmiye Salnâmesi, s. 62 İlmiye Salnâmesi, s. 68 İlmiye Salnâmesi, s. 67 İlmiye Salnâmesi, s. 107 İlmiye Salnâmesi, s. 116 İlmiye Salnâmesi, s. 117 İlmiye Salnâmesi, s. 121 İlmiye Salnâmesi, s. 122 İlmiye Salnâmesi, s. 123 328 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Arşiv Belgeleri Işığında Nevşehirli Ulema ve Hizmetleri Ürgübî Mehmed Efendi, Rabi‘a-i Avniyye Medresesi, İstanbul ruûsunun İbtidâ-i Hâric derecesini hâiz, ruûs tarihi 27 Ocak 191320 Mehmed Tevfik Efendi, Akdağmandeni Kadısı, neş’et tarihi 191221 Dosya İsmi No 225c Abdullah Hilmi Efendi Görevi 1044 1885 Bayezid Dersiamlarından Camiiatik imam-hatibi Ali Efendi Devriyye Müderrislerinden Abdullah Efendi Hamidiye Kazası Nâibi Mehmed Şükrü Efendi Arapsun Nâibi İsmail Efendi Mecan Medresesi Müderrisi Nevşehir-İhsaniye Medresesi Mehmed Efendi Müderrisi Nar Karyesi’nde Fethiye Ahmed Hamdi Efendi Medresesi Müderrisi Nevşehir İbrahim Paşa’nın Habib Efendi Medrese-i Bâlâsında Müderris Süleyman Vehbi Efendi Nevşehir Müftüsü Abdurrahman Hilmi Efendi Ertuğrul Nâibi 1890 Mustafa Nuri Efendi Avanos Naibi 2561 2631 Hasan Fehmi Efendi Ahmed Tevfik Efendi 2632 Mustafa Efendi Eski Eskişehir Müftüsü İptidâiye Muallimi Kapıcıbaşı Medresesi Müderrisi Kapıcıbaşı Medresesi Müderrisi Koçhisar Müftüsü Arapsun Naibi Nevşehir Mahkeme-i Şer‘iyye Katibi 573b 579 588 612 642 643 644 2632M Sofizâde Ahmed Efendi 2731 2743 Mehmed Şükrü Efendi Mehmed Hilmi Efendi 2755 Hasan Tahsin 2795 Ali Rıza Efendi Koçhisar Müftüsü 3192 3565 Ahmed Hazim Efendi İbrahim Efendi Sungurlu Naibi Fatih Dersiamlarından 20 21 Doğum yeri Nevşehir Nevşehir Nevşehir Enar Karyesi Nevşehir Nevşehir Nevşehir Nar Karyesi’nin Baş Mahallesi Kapıcıbaşı Mahallesi Nevşehir Nevşehir Nevşehir Camiikebir Mahallesi Nevşehir Nevşehir Nevşehir Kapıcıbaşı MahallesiNevşehir Nevşehir Enar Karyesi-Nevşehir Nevşehir Camiicedid Mahallesi Nevşehir Beğdik Mahallesi Nevşehir Nevşehir Nevşehir İlmiye Salnâmesi, s. 134 İlmiye Salnâmesi, s. 613 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 329 Kemal GURULKAN Meşihat Arşivi’ndeki Belgelere Göre Nevşehirli Alim Profiline Örnekler Yukarıda dosya numaraları ile birlikte dökümü verilen Nevşehirli ulemâdan 225. numaralı sicil dosyasında evrakı bulunan Bayezid Dersiamlarından Abdullah Efendi ile 1044 sicil dosyasında evrakı bulunan ve Nevşehir Müftülüğü yapan Süleyman Vehbi efendilerin sicil dosyalarını örnek olarak sunmak istiyoruz. 225 Sicil numaralı Abdullah Efendi: Dâire-i Meşihat-ı İslâmiye Sicil Şubesi Sual Cevab Sâhib-i tercümenin kendisiyle pederinin ismi ve mahlas ve şöhreti ve lakabı ve gerek kendisi ve gerek pederi ismiyle mi mahlasıyla mı veya hem ismi ve hem de mahlasıyla mı veyahud şöhretiyle mi yâd olunduğu ve kendisi ve babası beğ midir, efendi midir, ağa mıdır, paşa mıdır ve babası me’murînden ise son me’muriyet ve rütbesi ve değil ise hangi sınıfdan ve nerelidir ve ber hayat mıdır değil midir ve milliyet ve tabiiyeti nedir ve ebeveyni cihetinden ma‘rûf bir sülâleye mensup mudur İsmim Abdullah olup onunla yâd olunmakdayım. Mahlasım Hilmi olup ulemâdan Hacı Mehmed Efendi hafîdi denmekle ma‘rûfum pederimin ismi müteveffâ Hacı Mustafa Ağa’dır. Mahall ve tarih-i velâdeti: Sene-i Hicriye ve ona Bin iki yüz elli beş tarihinde Nevşehir’de müsâdif sene-i Mâliye’nin mümkün mertebe tevellüd ettim. şuhûr ve eyyâmı tasrîh olunarak gösterilmelidir 330 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Arşiv Belgeleri Işığında Nevşehirli Ulema ve Hizmetleri Hangi memleket ve mekteplerde ve hangi ilim ve fenn ve sanat ve lisanları ne dereceye kadar tahsil eylediği ve şehadetnâme ve tasdiknâme ve icazetnâme alıp almadığı ve hangi lisanlarla kitâbet veyahud yalnız tekellüm eylediği beyan olunmalıdır. Ancak tekellüm ve kitabetle me’lûf ve ma‘rûf olmadığı lisanların usul ve lügatını adi bilmekte olanlarla tekellüm ve kitabet ederim denilmeyip okurum, aşinayım o lisanları tekellüm ve kitabetle me’lûf ve ma‘rûf ise tekellüm ve kitabet ederim denilmelidir ve kütüb ve risâilden bâ ruhsat-ı resmiye tab‘ ve neşr olunmuş bir eser ve te’lifi var ise neye dair olduğu ve hangi tarihte ve nerede tab‘ ve neşr olunduğu ve ihtirâ‘at-ı fenniye ve sanaiye ve saireye dair bâ berât-ı âli bir imtiyazı haiz olduğu halde hangi fen ve sanata dair hangi şeyi ve nerede ve hangi tarihte ihtirâ‘ etmiştir. Ve bir memuriyete dair intihabnâmesi var ise hangi mahalden verilmiştir ve hangi memuriyete dair ve on memuriyetin kaçıncı sınıfındandır ve tarih ve numarası nedir gösterilmelidir Nevşehir sıbyan mektebinde ve medresesinde ulûm-ı müte‘arifeyi tahsil ile bin iki yüz seksen tarihinde Dersa‘âdet’de meşâhir-i ulemâdan Ayaşlı merhum Mustafa Tevfik Efendi’nin halka-i dersine müdavemetle bin iki yüz seksen yedi tarihinde icâzetnâme ahzına muvaffak oldum. Bin iki yüz seksen sekiz tarihinde Bayezid Cami-i Şerîfi’nde tedrise mübaşeret ve bin iki yüz doksan bir tarihinde bi’l-imtihan bâ ibtidâ Haric-i İstanbul Müderrisliği ruûsuna nâil oldum. Bin üç yüz beş tarihinde halka-i tedrisimde tekmil nush eyleyen talebe-i ulûma icazetnâme i‘tâsına dahi muvaffak oldum. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 331 Kemal GURULKAN Hizmet-i devlete hangi tarihte ve kaç yaşında ve nerede ve muvazzafan mı veyahud mülâzemetle mi dahil olmuştur ve ondan sonra sırasıyla maaşlı ve maaşsız gerek dâimi ve muvakkat ve gerek asâlet veya ilave-i memuriyet suretleriyle hangi memuriyetlere geçmiştir ve her birinden ne kadar maaş veya maaşa mukabil veyahud fevkalade harcırah ve yevmiye ve ücret-i maktu‘a ve gayr-ı maktu‘a ve aidât-ı saire almıştır veya muayyenâtca daimi ve muvakkat ne kadar zamâim ve tenzilat vuku‘bulmuştur ve her hizmet ve memuriyetinde hangi tarihte işine mübaşeret etmiş ve maaşını istifaya başlamış ve hangi tarihte iş başından ayrılıp hangi tarihe kadar ve ne miktar maaş almıştır ve kezâlik sırasıyla hangi rütbe ve nişanlara ve ne sebeplerle nâil olmuştur ve hizmet-i devlete duhûlünden tercüme-i hâlini tanzim eylediği tarihe kadar bazen açıkta kalmış mıdır ve müddet-i mazûliyeti ne mikdâr imtidâd etmiş ve o müddetde ma‘zuliyet maaşı almış mıdır, almış ise miktarı nedir ve ecnebi nişanı hâmil olanlar nerede ve sebeple hangi devletin hangi nişanını almıştır ve bunun kabul ve ta‘lîki hakkında hangi tarihte irâde-i seniyye-i hazret-i padişâhi şerefmüte‘allik buyrulmuşdur ve hizmet-i devlette bulunmadığı esnada hizmet-i hususiyede bulunmuş ise nerede ve kimin hizmetinde ve ne kadar müddet bulunmuştur. Bunları sene-i Hicriye ve ona müsadif sene-i Maliye tarihlerinin mümkün mertebe şuhûr ve eyyâmı tasrîhiyle tahrîr olunmalıdır. Şâyed sahib-i tercümenin işbu tarihler tamamıyla mazbut değil ise takriben filan sene filan ayın evâil ve evâsıt veya evâhirinde ibaresiyle iktifâ kılınır bunlara dair yedinde evrâk-ı müsbite-i resmiye olup olmadığı ve var ise neden ibaret idüği tasrih olunmalıdır. 332 Bin iki yüz doksan bir sene-i hicriyesine müsadif fî 1 Kânûn-ı Sâni 1290 tarihinde otuz altı yaşında olduğum halde elli guruş müderrislik maaşına nail ve ba‘dehu tevârih-i muhtelifede ceste ceste vuku‘bulan zamâim ile ancak yedi yüz otuz guruşa bâliğ olmuş iken fî Ağustos 1325 tarihinde vuku‘a gelen tensikâtda maaşım bin beş yüz guruşa iblâğ olunmuşdur. Bin iki yüz doksan yedi tarihinde huzûr-ı hümâyûn ders-i şerîfi muhataplığına ta‘yin ve bu esnâda dördüncü rütbe-i Mecidî ve Osmanî nişanlarına nâil oldum. 6 Cemâziyelâhir [1]328 / 21 Mayıs [1]326 Bayezid Cami-i Şerîfi Mümeyyiz Dersiâmlarından ve Huzûr-ı Hümâyûn Ser muhatablarından ed-dâi Abdullah Hilmi 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Arşiv Belgeleri Işığında Nevşehirli Ulema ve Hizmetleri Hizmet-i devlete duhulünden varakası tarihine kadar infisali vuku‘bulmuş ise esbab-ı hakikiyesi ve bir zan ve şüphe ve şikayet üzerine işten el çektirilmiş ise ne sebebe mebnî ve ne tarihte el çektirilmiştir ve neticesi ne olmuştur ve tekrar işine mübaşeret edenler ne müddet sonra ve ne tarihte memuriyete irca‘ edilmiştir ve aradaki eyyâm maaşı nasıl tesviye olunmuştur ve taht-ı muhakemeye alınmış ise töhmet veya beraattan ne hükme netice vermiştir ve ceza görmüş müdür ve yedinde berâ’et-i zimmet evrâkı var mıdır. Mülahazat Abdullah Efendi’nin hizmet döküm cetveli: İstid‘â Son Hizmete Târih-i tevellüdü tarihi Memuriyeti duhûlü 1254 23 Mümeyyiz-i 1 Kânûn-ı Sâni Mart Dersiâmlık [12]90 [1]329 Maaşı Ünvân-ı İnfisal süresi Görev süresi Memuriyet Kuruş Gün Ay Yıl Gün Ay Yıl 50 100 140 180 250 300 270 208 Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık 0 0 0 0 0 1 0 0 0 0 3 0 0 0 0 0 4 0 0 0 0 28 11 0 0 0 0 2 11 0 0 0 0 0 2 1 0 0 0 0 6 0 0 0 0 8 11 1 Bayezid Cami-i Şerîfi mümeyyiz-i dersiâmlarından Nevşehirli müteveffâ Abdullah Hilmi Efendi ibn-i Hacı Mustafa Ağa Başlangıç Bitiş 1 Kânûnısâni [12]90 Gâye-i Kânûnıevvel [12]91 1 Kânûnısâni Gâye-i Mart [12]91 [12]92 1 Nisan [12]92 Gâye-i Temmuz [12]92 1 Ağustos 28 Temmuz [12]92 [12]93 29 Temmuz Gâye-i Haziran [12]93 [12]94 1 Temmuz Gâye-i Ağustos [12]94 [12]95 1 Eylül [12]95 Gâye-i Şubat [12]95 1 Mart [12]96 8 Şubat [12]97 9 Şubat [12]97 17 Teşrinievvel [12]98 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 333 Kemal GURULKAN 230 327,50 350 380 410 427 450 488 475,75 648,68 688,68 728,42 757,89 Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık Mümeyyiz-i Dersiâmlık 1500 0 0 0 9 8 0 0 0 0 13 11 0 0 0 0 0 6 2 0 0 0 0 4 1 0 0 0 0 1 2 0 0 0 0 1 0 0 0 0 0 9 3 0 0 0 0 2 1 0 0 0 6 11 5 0 0 0 24 9 2 0 0 0 15 4 2 0 0 0 15 11 1 0 0 0 0 10 1 0 0 0 13 133 6 3 141 26 18 Teşrinievvel [12]98 1 Teşrinievvel [12]99 1 Nisan [13]02 Gâye-i Eylül [12]99 Gâye-i Mart [13]02 Gâye-i Temmuz [13]03 1 Ağustos Gâye-i Ağustos [13]03 [13]03 1 Eylül [13]05 Gâye-i Eylül [13]05 1 Teşrinievvel Gâye-i Haziran [13]05 [13]09 1 Temmuz Gâye-i Ağustos [13]09 [13]10 1 Eylül [13]10 6 Ağustos [13]16 7 Ağustos Gâye-i Mayıs [13]16 [13]19 1 Haziran 15 Teşrinievvel [13]19 [13]21 16 Teşrinievvel Gâye-i Eylül [13]21 [13]23 1 Teşrinievvel Gâye-i Temmuz [13]23 [13]25 1 Ağustos 13 Şubat [13]28 [13]25 Tarih-i vefâtı: 14 Şubat [1]328 1044 sicil numaralı Süleyman Vehbi Efendi: Dâire-i Meşihat-ı İslâmiye Sicil Şubesi Es’ile Sâhib-i tercümenin isim ve mahlas veya künyesiyle pederi ismi ve pederi memuriyetten ise memuriyet ve rütbesi ile beraber ma‘ruf zevâtdan ise hangi sülâleye nisbet ve şöhreti Târih ve mahall-i velâdeti 334 Ecvibe İsmim Süleyman, mahlasım Vehbi. Şöhretim el-Hâc Kara. Pederimin ismi elHâc Süleyman Efendi, şöhreti Davudzâde ulemâdan Nevşehir’de kürsî şeyhi olduğu. Bin iki yüz kırk iki tarihinde Nevşehir Kasabası’nda tevellüd etmişim. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Arşiv Belgeleri Işığında Nevşehirli Ulema ve Hizmetleri Mekâtib-i İptidâiye ve resmiye veya muallim-i mahsusdan nasıl ilim ve fenleri layıkıyla veya muhtasar kırâ’at ve ta‘lim eylemişdir ve hangi lisanlarda kitâbet veyahud yalnız tekellüm eder. Bir eser ve telifi de var ise neye müte‘allikdir ve ruhsat-ı resmiye ile intişâr etmiş midir ve mekteb şehâdetnâmesi ve bir memuriyete intihabnâmesi var mıdır? Hizmet-i devlete muvazzaf veya mülâzım olarak kaç yaşında ve nerede dâhil ve bi’tterfî ne kadar maaş veya harcırah ve ücret ve aidât-ı sâireye nâil olup refte refte nasıl memuriyetlerde bulunmuş ve ne rütbe ve nişanlar ihsan buyrulmuşdur ve muayyenâtının daimi ve muvakkat zamâyim ve tenzilâtıyla infisâl ve müddet-i ma‘zuliyetinde maaşa nâiliyet ve tekrar mensubiyeti vâki‘ olmuş mudur ve bazı zevât-ı kirâm kitâbet ve maiyeti gibi hususi işlerde bulunmuş ise keyfiyeti vukuatın şuhûr ve eyyâmı tasrih ile tarihleri gösterilmelidir ve ecnebî nişanını hâmil ise ne sebep ve vesile ile hangi tarih ve memuriyette aldığı dahi beyan olunmalıdır. Sadr-ı esbak İbrahim Paşa’nın Nevşehir’de inşa eylediği medresede Arabî ve Farisî ta‘lim ve ta‘allüm ettim. Telifâtım yoktur. Mekteb-i ibtidâiye veya resmiye ol vakit beldemizin bulunmadığından mekteb-i mezkûrede bulunamadım. İlm-i hattan el-Hâc Mehmed Lütfi ve Süleyman Arif Efendilerden icâzet aldım. Kal‘avîzâde el-Hâc Mustafa Efendi’den on altı sinlerinde ilm-i kırâ’etten ve bin iki yüz yetmiş tarihinde Dersa‘âdet’de Filibevî Halil Efendi’den Arabiye’den icâzet aldım. Dersa‘âdet’de inşa-i tahsilde bir müddet Sultanahmed ve bir müddet Giritlizâde medreselerinde sâkin oldum ve ilm-i kırâ’atdan bazı talebe-i ulûma ve ilm-i hattan bazı talebegâna ve bin iki yüz doksan sekiz tarihinde bazı talebe-i ulûma ve muahharan bin üç yüz sekiz tarihinde iki defa hılâl-i âharlarında ulûm-ı Arabiye’den min gayr-ı liyakat icâzet verdim. Bin iki yüz yetmiş tarihinde Dersa‘âdet’de Ayasofya Cami-i Şerîfi’nde ulûm-ı Arabiye, yine sene bin iki yüz yetmiş Zilkade on dokuz tarihinde İslambul ruûs-ı hümâyûnuna nâil oldum. Tarih-i mezkûrdan çend sene muahharan iki yüz yetmiş guruş maaşa nail olup mevleviyet zamanına kadar ahz etmiş olduğum Devlet-i Aliyye veya ecnebîden nişanım olmadığı ve bin üç yüz senesi Şevvâli’nin on beşinci günü tarihiyle bâ menşûr-ı âli Nevşehir Kazâsı Müftülüğü’ne nâil oldum ve bin üç yüz yedi senesi Zilhiccesi’nin dokuzuncu günü tarihiyle bâ fermân-ı âli Kudüs-i Şerîf mevleviyetine nâil oldum ve muhassasâtını aldım. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 335 Kemal GURULKAN İnfisâlin esbab-ı hakikiyesi nedir şikayetle munfasıl olup taht-ı muhakemeye alınmış ise töhmet ve beraatdan ne hüme netice vermişdir ve ceza görmüş müdür ve bulunduğu hidemâtdan ve tebri’esi lazım sâir hususâtdan berâ’et-i zimmetine dair şayân-ı i‘timâd evrâkı var mıdır vukuat tezkiresinin muahhar tashih-i istidâsına isti‘lamlarla izâ‘a-i vakt ve sahiplerinin dahi intizarlarına mahal kalmamak için kemâl-i dikkat ve ihtimam ile ve mümkün ise kendi hatt-ı destiyle yazılması ve ruûs ve fermân-ı hümâyûnlar ile berevât-ı âliye ve mekteb şehâdetnâmeleri ve intihab ve icâzetnâme ve berâ’etnâme vesâir evrâk-ı mevsûka ve müteferri‘a suver-i musaddıkasının veyahud iâde kılınmak üzere asıllarının işbu varakaya rabtı lazım gelir. Mülahazat El-yevm umûr-ı fetvâ-yı şerîf hizmetinde müstahdem oldum. Bir gûnâ taht-ı muhakemeye alınacak töhmeti mûcib olacak hiçbir madde vuku‘ bulmadı. Merbûten takdim kılınan suret-i fermân-ı âli vesâireden keyfiyet müstebân olacağı gibi işbu tercüme-i hâl varakasının bâlâyı sütun-ı mahsuslarında mufassalan arz ve beyan kılındığı vechile tercüme-i hâl-i dâiyânem bundan ibaret idüği ma‘ruzdur, ol bâbda. 8 Saferu’l-hayr [1]310/19 Ağustos [1]308 ed-dâ‘î Müftî-i Kazâ-i Nevşehir Süleyman Vehbi Bâbıâli Memurîn-i Mülkiye Komisyonu Nevşehir Müftüsü el-Hâc Süleyman Vehbi Efendi El-Hâc Süleyman Vehbi Efendi. Nevşehir Kürsî Şeyhi Davudzâde el-Hâc Süleyman Efendi’nin mahdûmudur. Bin iki yüz kırk iki sene-i hicriyesinde (1241 sene-i Maliye) Nevşehir Kasabası’nda tevellüd eylediği tezkire-i Osmaniyesi suret-i musaddıkasında muharrerdir. Kasaba-i mezkûrda sadr-ı esbak İbrahim Paşa Medresesi’nde Arabî, Farisî tahsil ederek Kal‘avîzâde el-Hâc Mustafa Efendi’den ilm-i kırâ’etden ve ahîren Dersa‘âdet’de Filibevî Halil Efendi’nin dersine devam ile ulûm-ı aliyye ve âliye-i Arabiye’den icâzetnâme almıştır. Bin üç yüz senesi Şevvâli’nin on beşinde (7 Ağustos [12]99) hasbî olarak Nevşehir Kazâsı Müftülüğü’ne ta‘yin edilmişdir ve bin iki yüz yetmiş senesi Zilkadesi’nin on dokuzunda (1 Ağustos [12]70) yüz guruş ruûs maaşı tahsis ve maaş-ı mezbûr yetmiş üç senesi Rebiulâhirinin on beşinde (1 Kânunısâni [12]72) yüz elli guruşa ve Cemâziyelulâsının on yedisinde (1 Kânûnısâni [12]72) iki yüz elli guruşa ve yetmiş beş senesi şehr-i Ramazan-ı Şerîfi’nin onunda (1 Nisan [12]75) üç yüz guruşa iblâğ ve seksen üç senesi Zilkadesinin yedisinde (1 Mart [12]83) iki yüz elli guruşa ve seksen sekiz senesi şehr-i Receb-i Şerîfi’nin yirmi dokuzunda (1 Teşrînievvel [12]87) iki yüz 336 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Arşiv Belgeleri Işığında Nevşehirli Ulema ve Hizmetleri otuz yedi guruşa tenzil edilerek doksan iki senesi Muharremü’l-harâmının yedisinde (1 Şubat [12]90) iki yüz seksen yedi buçuk guruşa terakki ve doksan altı senesi şehr-i Ramazan-ı Şerîfinin yedisinde (1 Eylül [12]95) iki yüz elli sekiz guruş otuz paraya ve doksan yedi senesi Rebiulâhiri gurresinde (1 Mart [12]96) iki yüz beş guruşa ve şehr-i Şevvâlinin sekizinde (1 Eylül [12]96) iki yüz guruşa tedennî ederek doksan sekiz senesi Zilhiccesinin dördünde (15 Teşrînievvel [12]97) iki yüz yetmiş guruşa bâliğ olup ve üç yüz sekiz senesi Zilhiccesinin yirmi üçünde (1 Teşrînievvel [1]306) maaş-ı mezkûr kat‘ edilip şehr-i mezbûrun yirmi beşinde (3 Teşrînievvel [1]306) üç yüz dokuz senesinden Rebiulevveli gurresine kadar (22 Eylül [1]307) üç bin sekiz yüz doksan beş guruş maaşla bilâd-ı mahrecden Kudüs-i Şerîf Mevleviyeti’ni zabt eyleyip üç yüz on dokuz senesi Rebiulevveli gurresinden itibaren (5 Haziran [1]317) bir sene müddetle zabt eylemek üzere bilâd-ı hamseden üç bin sekiz yüz guruş maaşlı Bursa Mevleviyeti tevcih kılınmış ve bin iki yüz yetmiş senesi Zilkadesinin on dokuzundan bâ İbtidâ Haric İstanbul Müderrisliği Ruûs-ı Hümâyûnu’na nâil olarak yetmiş yedi senesi şehr-i Şa‘ban-ı Şerîfinin yirmisinde Hareket-i Haric ve yetmiş dokuz senesi Zilhiccesinin yirmi birinde İbtidâ Dahil ve seksen iki senesi Rebiulevvelinin üçünde Hareket-i Dahil ve seksen dört senesi Rebiulevvelinin yirmi beşinde Musıla-i Sahn ve seksen sekiz senesi şehr-i Receb-i Şerîfinin yirmi beşinde Sahn ve Zilkadesinin beşinde İbtidâ Altmışlı ve doksan senesi şehr-i Receb-i Şerîfinin üçünde Hareket-i Altmışlı ve doksan üç senesi Cemâziyelâhiresinin yirmi birinde Musıla-i Süleymaniye ve doksan yedi senesi şehr-i Ramazan-ı Şerîfinin yirmi beşinde Hamse-i Süleymaniye raddelerine terfi‘ ve bin üç yüz sekiz senesi Rebiulevveli gurresinde üç bin sekiz yüz doksan sekiz guruş maaşlı Kudüs-i Şerîf Mevleviyeti tevcih buyrularak ve üç yüz on dokuz senesi Rebiulevveli gurresinde Bursa Mevleviyeti tevcih buyrulmuşdur. Ruûs maaşına nâiliyeti ve defaatle vukubulan zamâim ve tenzilât miktar ve tarihleri ve Kudüs-i Şerîf Mevleviyeti müddet-i zabtı ile kemmiyet-i maaşı ve rüteb-i ilmiyesinin tarih ve derecâtı ve Bursa Mevleviyeti tarih-i zabtı ve mezkûr mevleviyete muhassas maaş mikdarı ilmiye muhasebesinden mahrec 15 Şubat [1]308 tarihli kayıt suretiyle Bâb-ı Vâlâ-yı Fetvâ Sicil Şu‘besi’nin 25 Kânûnıevvel [1]318 tarihli tezkiresi tatbik edilmiş ve evrâk-ı mezkûre ile müftülük menşûru ve Kudüs-i Şerîf Mevleviyeti fermân-ı âlisinin ve iki kıt‘a icâzetnâme ile nüfus tezkire-i Osmaniyesi’nin suver-i musaddıkası asl-ı tercüme-i hâl varakasıyla hıfz edilmiştir. Tescil tarihi: 14 Safer 1321 / 29 Nisan 1319 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 337 Kemal GURULKAN DEVLET-İ ALİYYE-İ OSMANİYYE TEZKİRESİDİR Tarih ve İntihâb Sanat ve Pederinin ismiyle İsim ve Mezhebi mahall-i Sinni Salâhiyeti sıfat-ı maişeti mahall-i ikâmeti Şöhreti velâdeti Tedris-i ulûm Süleyman 1242 Süleyman Efendi Hanefi Medrese-i Efendi (1826-1827) Nevşehir Kazâlı Tetimmede Davudzâde Mahall-i ikâmeti Eşkâl Alâmet-i Nev‘-i Mesken Bıyık Sokak Mahalle Daire Memleket fârika-i Göz Boy Mesleği Numarası sakal sâbitesi 44 Camiatik Nevşehir Elâ Orta Bâlâda isim ve şöhret ve hâl ve sanatı muharrer olan faziletlü Süleyman Efendi bin Süleyman Efendi Devlet-i Aliyye’nin tabiiyetini hâiz olup o suretle cerîde-i nüfusda mukayyed bulunduğunu müş‘ir işbu tezkire i‘tâ kılındı 5 Kânûnıevvel [12]99 /[17 Aralık 1883] İşbu tezkire-i Osmaniye sureti aslına mutâbık olduğu tasdik kılınır. 4 Şa‘ban [1]320 / 23 Teşrînievvel [1]318 Nevşehir Nüfus Memuru 338 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u XX. YY. BAŞLARINDA NEVŞEHİR HAPİSHANESİNİN GENEL DURUMU GENERAL SITUATION OF NEVŞEHİR PRISON IN THE BEGINNING OF 20TH CENTURY Kevser DEĞİRMENCİ* ÖZET Osmanlı arşiv kayıtları esas alınarak yapılan bu çalışmada, ilk olarak Osmanlı’da suç, ceza ve hapis kavramları ile hapishanelerin Osmanlı Devletine girişi ve yaygınlaşması ile ilgili genel bilgilerin ardından mikro ölçekte Nevşehir Hapishanesi ele alınacaktır. Nevşehir Hapishanesi’nde bulunan mahkumların sayıları, hangi suçlardan dolayı mahkum oldukları, hapishane çalışanları ve fiziki durumu, yapılan tamirat ve ıslahatlar, firarlar ve aflar hakkında Nevşehir yerel tarihine katkı sağlayacağı düşünülen bir çalışma yapılacaktır. Anahtar Kelimelier: Osmanlı, Nevşehir, Hapishane, Tevkifhane, Mahkum ABSTRACT This study, which is based on the archieve records of Ottomans, primarily deals with the terms of imprisonment, crime and punishment during the Ottoman Era and after giving an outline about entrance and spreading of prison to Ottoman State Nevşehir prison will be discussed in micro scale. A study is going to be carried out which is thought to contribute to the local history of Nevşehir, about the number of convicts in Nevşehir Prison, the crimes for which they were prisoned, the staff of prison, its physical condition, repairs and renovation, jailbreak and releases . Key Words: Ottoman, Nevşehir, Prison, Jail, Convict * Arş.Gör., Dumlupınar Üniversitesi, Fen Edebiyat Fak. Tarih Bölümü, e-posta:[email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 339 Kevser DEĞİRMENCİ Giriş Hapis, sanık veya suçlunun yargı kararıyla bir yere kapatılarak hürriyetinin kısıtlanması anlamında kullanılan bir terimdir. Arapça bir kelime olan hapis, sözlükte alıkoymak, engellemek anlamına gelir. Örfi kullanımda bir şahsı bir yere kapatmak, bir süre alıkoymak, hukuk dilinde ise sanık veya suçluyu belli bir mekânda cebren alıkoyarak şahsi hürriyetini kısıtlamaktır. Hapis hürriyeti bağlayıcı cezaların en başında gelir. Bu cezanın infaz edildiği yere habs, mahbes, hapsedilen kişiye de mahpus denilir.1 Hapis ilk dönemlerde suçluyu cezalandırmaktan çok, cezası belirleninceye veya infaz edilinceye kadar bir yerde tutulması anlamını taşımıştır. Yerleşik hayatın ve devlet otoritesinin hâkim olduğu dönem ve bölgelerde daha yaygın şekilde uygulandığı görülmüştür. Roma hukukunda, Cahiliye devri kimi Arap topluluklarında, Eski Türklerde ve İslam dönemlerinde hapis cezasının olduğu bilinmektedir. Osmanlı döneminde ise önceleri asli ve yaygın bir ceza olarak görülmezken giderek yaygınlaşmış ve çeşitli infaz yöntemleri ortaya çıkmıştır.2 Hafif ve orta derecedeki suçlarda para cezasının yanı sıra hapis cezası da kullanılırken, ağır suçlarda ise XVI. yy.dan itibaren kürek ve XVIII. yy.dan itibaren de kalebentlik cezası uygulamaya konulmuştur. 3 Tanzimat dönemine kadar hapis eyleminin mekânı olan mahbes için kullanılan yerler tersane, kale ve zindanlar olmuştur. 4 Zindan olarak ise genellikle kale burçları ya da korunaklı herhangi bir yapının mahzeni kullanılmıştır. En yaygın olanlar ise Baba Cafer, Tersane, Yedikule ve Galata zindanlarıdır. Bu zindanlar suçun türüne göre tasnif edilmiştir. Örneğin; Yedikule zindanına yabancı siyasi suçlular, elçiler ve siyasi suç işleyen Osmanlı devlet erkânı, Tersane zindanına suçlu tersaneli ve bahriyeliler, Ga1 Ali Bardakoğlu, “Hapis”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, C. XVI, s.54; Avrupa’daki hapishane kavramının sosyolojik bir değerlendirmesi için bkz: Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu, Ankara 2006 2 Osmanlı hukuk düzeni hakkında geniş bilgi için bkz: Ahmet AKGÜNDÜZ, Osmanlı Kanunnameleri ve Hukuki Tahlilleri, İstanbul, 1990-1996; Coşkun Üçok-Ahmet Mumcu-Gülnihal Bozkurt, Türk Hukuk Tarihi, Ankara 2010; Ekrem Buğra Ekinci, Tanzimat ve Sonrası Osmanlı Mahkemeleri, İstanbul 2004; M.Akif Aydın, Türk Hukuk Tarihi, İstanbul 1999 3 Gültekin Yıldız, Osmanlı Devleti’nde Hapishane Islahatı (1839-1908), Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Prof.Dr. Mücteba İlgürel, İstanbul 2002,s.21 4 Klasik dönemden 19.yy. başlarına kadar mahpes olarak kullanılan mekânlara Farsça’da “karanlık, sıkıntı ve dehşete düşürücü yer” anlamına gelen zindan adı verilmiştir. 340 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u XX. yy. Başlarında Nevşehir Hapishanesinin Genel Durumu lata zindanına ise katil ve hırsızlar ile borç ve zina mahkûmları atılmıştır. İstanbul zindanları 1831’de kaldırılmış ve Sultanahmet’te Mehterhane olarak anılan İbrahim Paşa sarayının bir bölümünde Hapishane-i Umumi kurulmuştur. İstanbul dışında ise kale burçlarının zindan olarak kullanılmasına devam edilmiştir.5 Osmanlı Devleti’nde hapis cezasının etkin bir cezalandırma yöntemi olarak görülmesi ve ceza infaz hukukunda sağlam bir yer edinmesi Tanzimat döneminin 1840 (1256), 1851 (1267), 1858 (1274) tarihli ceza kanunları ile olmuştur.6 1840 tarihli ilk ceza yasası “Ceza Kanunname-i Hümayunu” adıyla çıkarılmıştır. 1851’deki yasada suçlar yeniden tanımlanarak birtakım değişikliklere gidilmiştir. Ağır hasta olan hükümlülerin iyileşinceye kadar kefaletle salıverilmesi, yoksul olanların ise beslenme ve giyim giderlerinin devlet tarafından karşılanması şeklinde kararlar alınmıştır. 1858 tarihli yeni ceza yasası ile kürek cezası, kalebentlik7 ve hapis cezalarının hürriyeti bağlayıcı cezalar olduğu kabul edilmiştir. 8 Osmanlı Devleti’nde hapishanelerin ve tevkifhanelerin olumsuz koşullarının düzeltilmesine dair ilk hükümlere ise Islahat Fermanı’nda yer verilmiştir. Hükümlü ya da tutukluların bulundukları bütün hapishanelerde, tutukluluk koşullarının düzeltilmesi gereğinden bahsedilmiştir.9 Ayrıca Fermana göre, cezaevlerinde devlet tarafından konulmuş disiplin kurallarına uygun olan işlemler dışında, işkence ve eziyet tümüyle menedilmiş, yapanların da cezalandırılacağı belirtilmiştir. Hapishane ıslahı ile ilgili çalışmalar yapmak amacı ile yurt dışından konu ile ilgili yabancı uzmanlar getirilerek devlet 5 6 7 8 9 Timur Demirbaş, “Hürriyeti Bağlayıcı Cezaların ve Cezaevlerinin Evrimi”, Hapishane Kitabı, (Editörler: Emine Gürsoy Naskali-Hilal Oytun Altun), İstanbul, 2005, s.29; Ömer Şen, Osmanlı’da Mahkûm Olmak- Avrupalılaşma Sürecinde Hapishaneler, İstanbul 2007,s. 7; Yıldız, agt, s.23 Bardakoğlu,agm, s.63 Yasaya göre kalebentlik, bazı ağır suçlar için devletçe belirlenen kalelerin birinde ömür boyu veya bir süreliğine tutulma iken; hapis, daha hafif suçlar için devlet hapishanesinde hüküm giyilen süre boyunca tutulma cezası olarak öngörülmüştür. Demirbaş, agm, s. 30 Şen, age,s. 18; Osmanlı ceza hukuku ile ilgili olarak geniş bilgi için bkz: Mustafa Avcı, Osmanlı Hukukunda Suçlar ve Cezalar, İstanbul 2004; Uriel Heyd, Studies in Old Ottoman Criminal Law, Oxford, London 1973; Uriel Heyd, Türk Hukuk ve Kültür Tarihi Üzerine Makaleler, (Tercüme ve Derleme:Ferhat Koca), Ankara 2002 Osmanlı Devleti’nin Islahat Fermanı’nda taahhüt ettiği hapishane ıslahatı konusunu bizzat takip eden kişi İngiltere’nin İstanbul’daki büyükelçisi Sir Straford Canning olmuştur. Canning, İstanbul’daki bütün hapishaneleri konsoloslar ile birlikte gezerek incelemiş ve yapılması gereken düzenlemeleri belirlemiştir. Şen,age,s.19; Yıldız, agt, s.93; Tekin, Saadet, “XX. Yüzyılın başlarında Aydın vilayeti ve mülhakatındaki hapishanelerin genel durumu” Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2006/2 Güz sayısı, Manisa 2006, s. 66-70 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 341 Kevser DEĞİRMENCİ hizmetine alınmıştır.10 1859 yılında çıkarılan nizamnameye göre zaptiye reislerinin görevlerinden bahsedilmiş, hapishanelerin daima iyi durumda olmasını sağlamaları, mahkûmları sefaletten korumaları, hasta olduklarında layıkıyla bakılmalarını sağlamaları ve konu ile ilgili gerekli gördükleri ıslahatları Babıâli’ye arz etmeleri istenmiştir.11 Tanzimat süreci ile başlayan Islahat Fermanı ile peyderpey devam eden hapishane ıslah çalışmaları ile ilgili düzenlemeler meşrutiyet döneminde de devam etmiştir. 1879 yılında hapishanelerin tanzim ve ıslah konusu tekrar gündeme gelmiştir. Adliye Nezareti tarafından hazırlanan bir layihada hapishanelerin kötü durumda olduğu ve tanzim edilmesinin gereği belirtilmiştir. Çalışmalar sonucunda 1880 yılında cezaevleri ile ilgili ilk genel hükümlerin yer aldığı “Memalik-i Mahruse-i Şahane’de Bulunan Tevkifhane ve Hapishanelerin Dâhili İdarelerine Dair Nizamname” ile tutukevi ve cezaevleri için yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenleme ile tutuklu ve hükümlüler birbirinden ayrı tutulmuş, hapishane ve tevkifhanelerin yiyecek harcamaları devletçe karşılanması kararı alınmıştır. 18 yaşından küçükler ile kadınlar için mümkün olduğunca ayrı koğuşlar sağlanması ve hükümlülere çalışma zorunluluğu getirilmesi gibi maddeleri ihtiva etmiştir. Bu tarihte Adliye Nezareti’ne bağlanan hapishaneler daha sonra Dâhiliye Nezareti’ne bağlı ceza infaz kurumlarına dönüştürülmüştür. 12 1880 tarihli nizamnameye göre iki tip hapishane projesi belirlenmiştir: Birincisi, her kaza, liva ve vilayet dahilinde birer tevkifhane ve hapishane açılmasıdır. Tevkifhaneler, soruşturma aşamasındaki sanıklara, hapishaneler ise mahkumlara mahsus olacaktı. İkincisi ise, beş yıldan fazla kürek cezasına çarptırılan mahkûmlar için uygun yerlerde “umumi hapishaneler” kurulmasıdır. Kaza hapishanelerinde kabahat ve cünha suçlarından dolayı üç aya kadar mahkûm olanlar, sancak hapishanelerinde üç yıla kadar mahkûm olanlar, vilayet hapishanelerinde ise üç yıldan fazla mahkûm olanlar kalacaklardı. Nizamnamede hapishane ve tevkifhanelerde Adliye Nezareti’nin tayin edeceği bir müdür, bir başkâtip, gereği kadar kâtip, başgardiyan, gereği kadar gardiyan, doktor, çamaşırcı, hastane hademesi, aşçı, imam, kadınlara mahsus dairede bayan gardiyan bulundurulacağı belirtilmiştir.13 10 11 İngiltere’den bu konuda uzman olan Binbaşı Gordon getirtilerek devlet hizmetine alınmıştır. Gülnihal Bozkurt, Batı Hukukunun Türkiye’de Benimsenmesi-Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne Resepsiyon Süreci (1839-1939), Ankara, 1996, s.109-110 12 Şen,age,s.32 13 Bozkurt,age,s.112; Alev Çakmakoğlu Kuru, Sinop Hapishanesi, İstanbul 2004,s.15 342 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u XX. yy. Başlarında Nevşehir Hapishanesinin Genel Durumu Çalışmamıza konu olan Nevşehir hapishanesi de Konya Vilayeti Niğde Sancağı’na bağlı bir kaza hapishanesi olması sebebiyle, her kaza, liva ve vilayet dahilinde bulunacak olan hapishaneler sınıfında yer almaktadır. Bu bildiride, 20.yy. başlarında Nevşehir hapishanesinin fiziki durumu, yapılan tamirat ve ıslahatlar, hapishanede bulunan mahkûmların sayıları, hangi suçlardan dolayı mahkûm oldukları, hapishane çalışanları, firarlar ve aflar üzerinde durulacaktır. 1.Nevşehir Hapishanesi İle İlgili Belgeler Hakkında Çalışmamızın ana kaynağını teşkil eden Osmanlı arşiv kayıtlarında Nevşehir hapishanesi ile ilgili belgeler genellikle hapishanenin tamirat ve ıslahatı konularını kapsar. Sıkça rastlanan belgeler arasında yoklama cetvelleri de yer almaktadır. Bunların dışında çok fazla bilgi veren belge olmamakla birlikte firar, af ve intihar olaylarından, gardiyan maaşı, hasta ve kadın mahkûmlardan bahseden belgelere de rastlanılmıştır. Ayrıca Niğde sancağı merkez ve kaza hapishanelerine ait izahat varakaları da bu çalışmada istifade edilen belgeler arasındadır. Belgelerin genellikle tamirat konuları ile ilgili olmasını o dönemin şartları çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir ki, 20.yy. başlarında Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum göz önünde bulundurulacak olursa gayet doğal karşılanmalıdır. Bu durumun sadece Nevşehir için değil tüm vilayet, sancak ve kaza hapishaneleri için geçerli olduğunu konu ile ilgili yapılmış olan diğer çalışmalardan anlıyoruz.14 20.yy. başlarında Konya Vilayeti Niğde Sancağı’na bağlı Nevşehir kazasının yanı sıra Akşehir, Ürgüp, Arapsun, Bor, Aksaray, Burdur, Ereğli, Develi, Ulukışla ve Kayseri’de de hapishanelerin olduğu anlaşılmaktadır.15 2.Fiziki Durum Nevşehir hapishanesinin üzerinde çalıştığımız dönemde fiziki durumu ve yeri ile ilgili çok düzenli ve açıklayıcı bilgiler olmamakla birlikte, 1916 yılında Niğde Mutasarrıflığı Tahrirat Kalemi’nden Dâhiliye Nezareti’ne yazılmış olan izahat varakalarından biri Nevşehir hapishanesine ait olup bu vesikada bazı bilgilere rastlanmaktadır. Bu bilgiler ışığında Nevşehir kaza14 Ufuk Adak, “XIX.yy.Sonları XX.yy.Başlarında Aydın Vilayetindeki Hapishaneler”, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Prof. Dr. Sabri SÜRGEVİL,İzmir 2006; Kemal Daşçıoğlu, “Osmanlı Belgeleri Işığında Denizli Sancağı Hapishaneleri”, Uluslar arası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu Bildiri Kitabı, C.I, 2006; Mehmet Temel, “XX. yy. Başlarında Menteşe Sancağı Hapishaneleri”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı:26, Güz 2009 15 BOA, DH.TMIK.S., nr. 73/61 ; BOA, DH. MB..HPS.M., nr.32/16 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 343 Kevser DEĞİRMENCİ sında birer tane hapishane ve tevkifhane olduğu, müdürünün olmadığı onun yerine “Hüseyin Efendi” adlı bir gardiyan tarafından idare edildiği, kâtiplerinin olmadığı ve bir adet gardiyan16 olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca izahat varakasındaki bilgilerine göre tevkifhanede 13 erkek, 5 kadın ve henüz 18 yaşında bulunmayan 3 çocuk ile toplam 21 mevkuf ve hapishanede ise 3 erkek mahkûm olmak üzere toplam 24 kişinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Hapishanede tüketilen gıda maddelerinin hapishanenin kendi mutfağından mı yoksa bir Cemiyet-i Hayriye tarafından mı karşılandığı da belirtilmektedir ki izahat varakasından edindiğimiz bilgiye göre Nevşehir hapishanesinin gıda ihtiyacını karşılama işinin Ahmet Ağa adlı bir müteahhit tarafından üstlenildiği tespit edilmiştir.17 Nevşehir hapishane binasının muhtemelen belediyeye ait bir bina olup kira ile kullanılmakta olduğu anlaşılmaktadır. 1315 senesine ait elli guruş olan aylık kira bedelinin bir süredir ödenmemiş olduğu da görülmüştür.18 Ayrıca hapishane binasının müstakil bir mekan olmayıp hükümet konağı dahilinde bulunduğu da anlaşılmaktadır ki Nevşehir hapishanesinin adı tamirat ve ıslahat içerikli belgelerde umumiyetle hükümet konağı ile birlikte zikredilmiştir. 19 Nevşehir hapishanesinde hasta mahkûmlar için mahpushane hastanesi olarak kullanılan bir oda mevcuttur. Bu odanın kirasının belediye gelirlerinden ödenmekte olduğu anlaşılmaktadır.20 Osmanlı Devleti sınırları içerisinde pek çok kazada olduğu gibi Nevşehir kazasında da 1892 yılına kadar kadınlara mahsus bir hapishane mevcut değildir.21 Bu tarihten sonra da Nevşehir kazasında nisa hapishanesi yapıldığı konusunda bir bilgi olmamakla birlikte yeni bir tevkifhane inşa edilinceye kadar aylık yirmi beş kuruş kira ile bir yer ve yine yirmi beş kuruş ma16 17 18 19 20 21 Bu gardiyanın aynı zamanda hapishane müdürü yerine görev yapan Hüseyin Efendi ile aynı kişi olup olmadığı konusunda bir bilgiye sahip değiliz. Ancak bu verilere dayanarak hapishanede tek bir gardiyan olup bunun hem hapishane müdürlüğü görevini ve hem de gardiyanlık görevini sürdürdüğünü söylemek mümkündür. BOA, DH.MB.HPS.M. nr. 27/01 BOA, BEO. nr. 1002/75119 BOA, DH.MB.HPS. nr. 18/17 BOA, DH.MKT. nr.1342/21 Denizli sancağına bağlı Buldan hapishanesinde de kadınlara mahsus bir hapishane mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Şenol Çelik, “XX.yy. Başlarında Buldan Hapishanesinin Genel Durumu (19061920)”, Uluslar arası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu Bildiri Kitabı, C.I, s.431 344 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u XX. yy. Başlarında Nevşehir Hapishanesinin Genel Durumu aşla bir gardiyan istihdamının lüzum görüldüğü gündeme gelmiş ancak Dâhiliye Nezaretince uygun bir mahal olmadığı için bundan vazgeçilmesi şeklinde cevap gelmiştir.22 1916 yılında tamirat yapılması ile ilgili Dahiliye Nezareti’ne yazılmış olan tahrirata bakıldığında da Nevşehir kazasında erkek ve kadın hapishanelerinin ayrı olduğu anlaşılmaktadır.23 Gardiyan maaşları ile ilgili verilere bakıldığında Niğde ve Nevşehir hapishanelerinde istihdamına lüzum görülen gardiyanlara tahsis edilecek maaş için mahallince karşılık bulunması gereği Dâhiliye Nezareti tarafından Konya Vilayeti’ne bildirilmiştir.24 3. Nevşehir Hapishane ve Tevkifhanesindeki Mahkûm ve Mevkuflar Osmanlı Devleti idare sistemi içerisinde, vilayetlerin merkez ve kazalarında bulunan hapishane ve tevkifhanelerinde mevcut mahkûm ve mevkufların sayılarını gösteren defterler tutulmuş ve bu defterler XX. yy. başlarına kadar Zaptiye Nezaretine gönderilmiştir. Daha sonra ise yoklama cetvelleri hazırlanmış ve 1909 yılında Zaptiye Nezareti’nin kaldırılmasından sonra bu cetveller Dâhiliye Nezaretine sunulmaya başlanmıştır. 25 Yoklama cetvelleri yılda üç kez dörder aylık dönemler halinde KasımŞubat, Mart-Haziran, Temmuz-Teşrinisani olmak üzere Rumi aylar esas alınarak hazırlanmıştır. Tek sayfa halinde olan yoklama cetvelleri sağda mahkûm 26 ve solda mevkuf 27 miktarını gösteren iki sütundan oluşmaktadır. Ortada mülahazat bölümü vardır. Ancak incelenen yoklama cetvellerinin hiçbirinde bu bölümde bir açıklamaya rastlanılmamıştır. Mahkûm ve mevkuflar da kendi aralarında zükur28 ve inas29 başlıkları altında ikiye ayrılmışlardır. Bu cetvellerde hükümlü ve tutukluların miktarları ile birlikte, işledikleri suçların tasnifi de yapılmıştır. Yoklama cetvellerinde suç çeşitleri her iki sütunu kapsayacak şekilde cinayet30, cünha31 ve kabahat32 adı al22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 BOA, BEO, nr.8/563 BOA,DH.MB.HPS.,nr.11/37.Niğde Mutasarrıflığı’ndan Dahiliye Nezareti’ne yazılmış olan bu belgede kadın ve erkek hapishanelerinin tamiri için 2986 kuruşun sarfına lüzum görüldüğü belirtilmiştir. BOA,DH.MKT.,nr.597/44 Şen,age., s.63 Mahkum: Bir mahkeme tarafından hüküm giymiş kimse. Mevkuf: Tevkif (alıkoyma) edilmiş kimse, tutuklu. Erkekler. Kadınlar, kızlar. Cinayet: Adam öldürme veya o derecede ağır sayılan suç, canilik. Cünha: Ufak cürüm, küçük kabahat, küçük suç. Kabahat: Çirkin hareket, uygunsuz iş, kusur, suç. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 345 Kevser DEĞİRMENCİ tında üç grupta alt alta sınıflandırılmıştır. Genellikle hapishane gardiyanı, bazen de jandarma ve polis tarafından hazırlanan mühürlenen cetveller, önce kaza hapishanenin bağlı bulunduğu mutasarrıflığa daha sonra da merkez vilayete ve oradan da Dâhiliye Nezaretine sunulmuştur.33 Nevşehir kazası hapishanesine ait olduğu tespit edilen on adet yoklama cetveli mevcuttur. Bu cetveller de öncelikle Niğde mutasarrıflığına sonra Konya Vilayetine ve daha sonra da Dâhiliye Nezaretine sunulmuştur. Aşağıda Nevşehir kazası hapishanesine ait on adet yoklama cetveline ait rakamlar esas alınarak hazırlanan Tablo 1’de XX. yy. başlarında Nevşehir hapishanesinde bulunan tutuklu ve hükümlü sayıları ile bunların hangi suçlardan dolayı mahkûm ya da mevkuf oldukları hakkında aydınlatıcı bilgiler yer almaktadır. Tablo 1: Nevşehir Kazası Hapishanesindeki Mahkûm ve Mevkufların Dörder Aylık Yoklama Cetvelleri34353637 Yoklama Dönemleri 34 Kasım 1913-Şubat 1914 Mart 1914- Haziran 191435 Temmuz1914- Ekim 191436 Kasım 1914-Şubat 191537 33 34 35 36 37 Suçun Cinsi Cinayet Cünha Kabahat Yekün Cinayet Cünha Kabahat Yekün Cinayet Cünha Kabahat Yekün Cinayet Cünha Kabahat Yekün Mahkum Zükur İnas 0 0 69 20 80 20 149 40 0 0 72 18 0 0 72 18 0 0 10 0 11 3 21 3 0 0 23 1 0 0 23 1 Mevkuf Zükur İnas 0 0 40 8 0 0 40 8 0 0 27 2 0 0 27 2 2 0 17 1 11 0 30 1 1 0 23 0 0 0 24 0 Yekün 0 137 100 237 0 119 0 119 2 28 25 55 1 47 0 48 Çelik,agm,s.432; Zafer Atar, “20.yy. Başlarında Turgutlu Hapishanesinin Genel Durumu”, Celal Bayar Üniversitesi SBE Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:9, Sayı:1, Mart 2011, s.93 BOA,DH.MB.HPS.,nr.14/73 BOA,DH.MB.HPS.,nr.14/62 BOA,DH.MB.HPS.,nr.152/32 BOA,DH.MB.HPS.,nr.21/4 346 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u XX. yy. Başlarında Nevşehir Hapishanesinin Genel Durumu Kasım 1915-Şubat 191638 Kasım 1916-Şubat 191739 Mart 1917- Haziran 191740 Temmuz 1917-Ekim 191741 Kasım 1917-Şubat 191842 Mart 1918- Haziran 191843 Cinayet Cünha Kabahat Yekün Cinayet Cünha Kabahat Yekün Cinayet Cünha Kabahat Yekün Cinayet Cünha Kabahat Yekün Cinayet Cünha Kabahat Yekün Cinayet Cünha Kabahat Yekün 0 18 0 18 0 23 0 23 0 0 0 0 0 36 0 36 0 23 23 46 0 72 0 72 0 1 0 1 0 0 0 0 0 2 0 2 0 5 0 5 0 4 4 8 0 18 0 18 8 0 0 8 37 0 0 37 57 57 0 114 0 0 28 28 0 41 41 82 0 27 0 27 0 0 0 0 1 0 0 1 4 4 0 8 0 0 10 10 0 6 6 12 0 2 0 2 8 19 0 27 38 23 0 61 61 63 0 124 0 41 38 79 0 74 74 158 0 119 0 119 Nevşehir hapishanesi yoklama cetvelleri esas alınarak hazırlanan tabloya genel olarak baktığımız zaman, yoklamanın yapıldığı beş yıl içerisinde tutuklu ve hükümlü sayılarının en fazla olduğu dönem 1913 yılı sonu ile 1914 yılının başı olduğu görülür. Mahkûm ve mevkuf sayılarının en az olduğu zaman ise 1914 yılının Temmuz-Ekim ayları arasındaki dönemdir. Hapishanede cünha suçundan 415 kişi, kabahat suçundan 141 kişi mahkûm olmuştur. Mevkufların ise 255’i cünha, 94’ü kabahat, 110’u cinayet suçundan tutuklu olduğu anlaşılmaktadır. Nevşehir hapishanesinde Kasım 1913’den Haziran 1918’e kadar geçen yaklaşık 5 yıl zarfında kalan mahkûmların 96’sı kadın, 460’ı erkek, tutukluların ise 44’ü kadın, 417’si erkek olmak üzere toplam 1017 kişi olduğu anlaşılmaktadır. 38 39 40 41 42 43 BOA,DH.MB.HPS.,nr.24/37 BOA,DH.MB.HPS.,nr.29/36 BOA,DH.MB.HPS.,nr.30/95 BOA,DH.MB.HPS.,nr.32/16 BOA,DH.MB.HPS.,nr.33/6 BOA,DH.MB.HPS.,nr.161/33 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 347 Kevser DEĞİRMENCİ Tablo suç türlerine göre sıralandığında, en fazla tutuklu ve hükümlünün toplam 670 kişi ile cünha suçundan dolayı kaldığı görülmektedir. Suç türlerinde ikinci sırada toplam 237 kişi ile kabahat suçluları yer almaktadır. Yoklama cetvelindeki bilgiler ışığında en az tutuklunun 110 kişi ile cinayet suçluları olduğu tespit edilmiştir. İncelen dönem içerisinde Nevşehir hapishanesinde cinayet suçundan hüküm giymiş hiç mahkûm olmadığı tespit edilmiştir. Cünha suçundan dolayı tutuklu ve mahkum olanların sayısının en fazla 1913 yılı sonu ile 1914 yılı başlarında 137 kişi ve yine aynı dönemde kabahat suçlularının da 100 kişi ile en fazla olduğu görülmüştür. Cinayet suçundan dolayı tutuklu bulunan kadın ve erkek sayısının en fazla olduğu dönem ise toplam 61 kişi ile 1917 yılı bahar aylarıdır. Hapishanede bazı zamanlar cinayet ve kabahat suçlularının hiç bulunmadığı görülmüş olsa da cünha suçlularının her dönemde mevcut oldukları anlaşılmaktadır. Mahkûm ve mevkuflar cinsiyetlerine göre kategorize edildiğinde her dönemde tutuklu ve hükümlü kadınların sayısının erkeklere oranla daha az olduğu görülmüştür. Suç türlerine göre tek tek incelediğimizde, kadınların cinayet suçundan dolayı hiçbir yoklama döneminde mahkûm olmadığı sadece 1917 yılında toplam 5 kadının tutuklu olarak kaldığı tespit edilmiştir. Nevşehir hapishanesinde 5 yıl içerisinde yapılan 10 yoklama döneminde cünha suçundan toplam 69 tane kadın mahkûm edilmiş, 23’ü de tutuklu olarak kalmıştır. Cünha suçundan dolayı kadın tutuklu ve hükümlü sayısının en fazla olduğu dönem 1913 yılı sonu ile 1914 yılı başlarında yapılan yoklama dönemidir ki bu dönem yukarıda da bahsi geçtiği üzere beş yıl içinde her türlü suçlu rakamının en fazla olduğu dönemdir. Kadınlar, kabahat suçundan dolayı da hüküm almışlardır ki bunların sayıları toplam 27’dir. Aynı suçtan dolayı tutuklanmış ve mahkemenin vereceği kararı bekleyen 16 tane kadın mevkuf vardır. Söz konusu dönemde Nevşehir hapishanesinde kalan erkek suçlu sayılarına bakıldığında kadınlara oranla rakamların daha da arttığı görülmektedir. Örneğin; cinayet suçundan dolayı tutuklu halde mahkeme kararı bekleyen toplam 105 erkek mevcuttur. Bu tutukluların en fazla olduğu dönem ise 57 kişi ile 1917 yılı bahar aylarıdır. Cünha suçundan tutuklu halde bekleyen erkek sayısı 232 iken, erkek mahkûm sayısı 346’dır. Kabahat suçu ile hapishanede bulunan erkek tutuklu ve mahkûmlara on yoklama döneminden dördünde rastlanılmıştır. Erkekler arasında kabahat suçunun en fazla görüldüğü dönem ise yine 1913 yılı sonu, 1914 yılı başıdır. 348 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u XX. yy. Başlarında Nevşehir Hapishanesinin Genel Durumu Osmanlı Devleti’nde mahkûmlar için bazı dönemlerde af kararları da alınmıştır. Nevşehir hapishanesinde bulunan bazı mahkûmlar işledikleri suçlar sebebi ile çıkan af kararnamesinden istifade edememişlerdir.44 Mesela Nevşehir hapishanesinde tutuklu bulunan Milli oğlu Hüsnü’nün durumu buna örnek gösterilebilir. Milli oğlu Hüsnü ve arkadaşı duvar delmek suretiyle hırsızlık, zina vb. suçlar işlediğinden hapse atılmıştır. Daha sonra çıkan af kanunundan istifade etmek istemişlerdir. Ancak Dahiliye Nezareti’nden gönderilen bir yazı ile Milli oğlu Hüsnü ile arkadaşının yukarıda bahsedilen suçlar nedeni ile aftan yararlanamayacakları ifade edilmiştir. Buradan anlaşılıyor ki, hırsızlık ve zina gibi suçların af kanunu dışında tutulduğu daha küçük ve adi suçların af kanunu içine dâhil edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca asker kaçakları da af kanunu kapsamına alınmamıştır.45 4. Nevşehir Hapishanesinde İntihar ve Firar Olayları Nevşehir hapishanesinde intihar olaylarına da rastlanılmıştır. Belgede intihar olayını gerçekleştiren şahsın adı Topal Hatice’nin torunu Halil olarak geçmektedir. İntihar olayının gerçek sebebi bilinmezken şahsın kendisini yaraladığı ve sonucunda vefat ettiği belirtilmiştir.46 Nevşehir hapishanesinde firar olayları ile de karşılaşılmıştır. Elimizdeki verilerden birkaç mahpusun uygunsuzluğa cüret ederek neticede firar ettikleri, firarilerin ise yakalanmaya çalışıldığı belirtilmiştir.47 Nevşehir hapishanesindeki firarlarda tabur ağasının ihmali olduğu şüphesi gündeme gelmiş ve hakkında çeşitli yolsuzluklarda bulunduğu iddialarının üzerine yapılan tahkikat sonucunda görevinden alınmış, hakkında gereken işlem yapılmıştır.48 5.Nevşehir Hapishanesinin Geçirdiği Islahat ve Tamiratlar Nevşehir hapishanesinin küçük ve sağlık koşullarına uygun olmadığı gerekçeleri ile tamirat ve ıslahat yapılması sık sık gündeme gelmiştir. İhtiyaca cevap veremeyen Nevşehir hapishanesinin ıslahı ile ilgili ilk girişim mevcut belgelere göre 7 Ocak 1893 tarihlidir. Hapishanenin yetersiz ve tamiratın gerekli olduğu, ihtiyacı karşılayamadığı gerekçeleri ile ilk ıslah talebi yapılmıştır. 49 1908 yılında Nevşehir ile birlikte Akşehir, Ürgüp, Develi, Arapsun, Bor ve Aksaray ile Niğde merkez vilayet hapishanelerinin de talimata ve 44 45 46 47 48 49 BOA, DH.EUM.AYŞ.,nr.65/15,lef 2. BOA, DH.EUM.AYŞ.,nr.65/15,lef 3 BOA, MVL,nr. 634/64 BOA,DH.MKT.,nr.1442/63 BOA,DH.MKT.,nr.2181/7; BOA,DH.MKT, nr.2183/72 BOA,DH.MKT.,nr.2029/18 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 349 Kevser DEĞİRMENCİ sağlık koşullarına uygun olmadığından gereken tamirat ve ıslahatın yapılması için tahsisat ayrılması talep edilmiştir.50 1910 yılı sonlarında ise Nevşehir hapishanesinin yıkılan yerlerinin tamiri için gereken 275 kuruşluk havalenamenin acele olarak gönderilmesi talebi Konya Vilayeti’ne, oradan Dahiliye Nezareti’ne yazılmış sonra da Maliye Nezareti’ne ulaşmıştır. Tamiratın sebebi duvarın mahpuslar tarafından delinmiş olmasıdır ki böylece tutuklulardan bazıları firar etmiştir. Bunun üzerine hapishane tamiratı hemen yapılmış ve 275 kuruşluk masraf mahalli belediye veznesinden borç alınarak karşılanmıştır. Bu meblağ daha sonra maliyeden talep edilmiştir.51 Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum göz önüne alındığında binaların durumu ve gerektirdiği tamiratlar normal karşılanmalıdır ki o dönemde hemen hemen tüm kaza ve sancak hapishanelerinin durumu aynı idi.52 Bu durum sadece hapishane binaları için değil bazı hükümet konakları için de geçerli olmuştur. Nitekim 1912 yılında Nevşehir hapishanesi ile birlikte hükümet konağının da tamiratı için 2372 kuruşluk havalename talebinde bulunulmuştur.53 Hapishane binasının hükümet konağı dahilinde olduğu düşünülecek olursa bu durum normal karşılanmalıdır. Tamir taleplerinin hangilerinin karşılanıp karşılanamadığı konusunda net bir bilgiye sahip olmamakla birlikte diğer hapishanelerin durumları ile kıyaslandığında genellikle karşılanamadığı yönünde bir kanaat oluşmaktadır. 1916 yılı yaz aylarında Nevşehir kazası erkek ve kadın hapishanelerinde yapılacak döşeme tamiratının elzem olduğu, ertelenmesinin uygun olmadığı belirtilmiştir. Ancak tamirat için gerekli olan 2986 kuruşluk miktar hazırlanan keşif varakasında ve masraf cetvellerinde belirtilmediği için ikinci bir keşif varakası hazırlanarak bu kez açık bir şekilde miktarın beyan edilmesi şartı ile istek kabul edilmiş ve tahsisat ayrılmıştır.54 1919 yılı sonlarında Nevşehir hapishanesinin durumu o kadar vahim bir hal almıştır ki hapishanedeki tutuklu ve hükümlülerin başka hapishanelere nakli bile düşünülmüş, mümkün olursa da tamiratının yapılması istenmiş- 50 51 52 BOA,DH.TMIK.S.,nr. 72/78; BOA,DH.TMIK.S.,nr.73/61 BOA,DH.MUİ.,nr. 96-2/21 Diğer sancak ve kaza hapishanelerindeki tamiratlar için bkz: Çelik, agm, s.434; Sebahattin Şimşir, “Bigadiç Hapishanesi”, Zindanlar ve Mahkumlar, Emine Gürsoy Naskali-Hilal Oytun Altun, İstanbul 2006, s.73-74; Temel, agm, s: 115-121; Çelik, agm, s:434; Muharrem Uslu, “Erzincan’da Suç, Suçlu ve Hapishane (XIX.yy.Sonu-XX.yy.Başı)” Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Erzincan 2010, s:43 53 BOA,DH.MB.HPS.,nr.18/17 54 BOA,DH.MB.HPS.,nr.11/37 350 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u XX. yy. Başlarında Nevşehir Hapishanesinin Genel Durumu tir.55 Hapishanede meydana gelen hava devinimi problemi sonucu oluşan kötü kokular hükümlülerin sağlık durumlarını tehdit eder bir hal almıştır. Öyle ki hayatları bile tehlikeye girmiştir. Bu durum Nevşehir hükümet tabibi tarafından tespit ve tasdik edilmiştir. Nevşehir hapishanesinin tamiratı ile ilgili mevcut son belge 1919 yılına aittir. Niğde mutasarrıflığından Dahiliye Nezareti’ne gönderilmiş olan yazıda yine Nevşehir hapishanesi ve hükümet konağının tamiratı için gereken havalenamenin bir an evvel gönderilmesi hususu üzerinde durulmuştur.56 Sonuç XX. yy başlarında Osmanlı Devleti dâhilindeki tüm kaza hapishanelerinde olduğu gibi Nevşehir hapishanesi ile ilgili olarak da en fazla bilginin yoklama defterleri ve izahat varakalarında mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Bu vesikalardan yola çıkarak mahkûmların sayıları, hangi suçlardan dolayı mahkûm oldukları, hapishane çalışanları ve fiziki durumu hakkında bir kanaat oluşmaktadır. Nevşehir hapishanesi ile ilgili olarak tespit edilen diğer vesikalarda ise genellikle tamirat ve ıslahatlar, firarlar ve af olaylarına vurgu yapılmıştır. Nevşehir hapishanesinde incelenen dönem içerisinde en fazla tutuklu ve hükümlünün bulunduğu suç türünün küçük suçlardan sayılan cünha ve kabahat olduğu tespit edilmiştir. En az sayıda tutuklunun bulunduğu suç türü ise büyük suç gurubundan olan cinayettir. Kaynaklar A-Arşiv Belgeleri: BOA, DH.MB.HPS, 11/37, 14/73, 14/62, 18/17, 21/4, 21/63, 24/37, 29/36, 30/95, 33/6, 152/32, 161/33, 163/76 BOA, DH.MKT, 1342/21, 1442/63, 2181/7, 2183/72, 2029/18, 597/44, BOA, DH.MB.HPS.M,.32/16, 27/01 BOA, BEO, 1002/75119, 8/563 BOA, DH.TMIK.S, 73/61,72/78 BOA, DH.EUM.AYŞ, 65/15 BOA, MVL, 634/64 BOA,DH.MUİ, 96-2/21 55 56 BOA,DH.MB.HPS.,nr.163/76 BOA,DH.MB.HPS.,nr.21/63 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 351 Kevser DEĞİRMENCİ B- Kitaplar, Süreli Yayınlar, Makaleler, Ansiklopediler: Adak Ufuk, “XIX.yy. Sonları XX.yy. Başlarında Aydın Vilayetindeki Hapishaneler”, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Danışman:Prof. Dr.Sabri Sürgevil, İzmir 2006 Akgündüz Ahmet, Osmanlı Kanunnameleri ve Hukuki Tahlilleri, İstanbul, 1990-1996 Atar Zafer, “20.yy. Başlarında Turgutlu Hapishanesinin Genel Durumu”, Celal Bayar Üniversitesi SBE Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:9, Sayı:1, Mart 2011 Avcı Mustafa, Osmanlı Hukukunda Suçlar ve Cezalar, İstanbul 2004 Bardakoğlu Ali, “Hapis”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, C. XVI Bozkurt Gülnihal, Batı Hukukunun Türkiye’de Benimsenmesi-Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne Resepsiyon Süreci (1839-1939), Ankara, 1996 Çakmakoğlu Kuru Alev, Sinop Hapishanesi, İstanbul 2004 Çelik Şenol, “XX.yy. Başlarında Buldan Hapishanesinin Genel Durumu (19061920)”, Uluslar arası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu Bildiri Kitabı, C.I,2006 Daşçıoğlu Kemal, “Osmanlı Belgeleri Işığında Denizli Sancağı Hapishaneleri”, Uluslar arası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu Bildiri Kitabı, C.I, 2006 Demirbaş Timur, “Hürriyeti Bağlayıcı Cezaların ve Cezaevlerinin Evrimi”, Hapishane Kitabı, (Editörler: Emine Gürsoy Naskali-Hilal Oytun Altun), İstanbul, 2005 Ekinci Ekrem Buğra, Tanzimat ve Sonrası Osmanlı Mahkemeleri, İstanbul 2004; M.Akif Aydın, Türk Hukuk Tarihi, İstanbul 1999 Foucault Michel, Hapishanenin Doğuşu, Ankara 2006 Heyd Uriel, Türk Hukuk ve Kültür Tarihi Üzerine Makaleler, (Tercüme ve Derleme:Ferhat Koca), Ankara 2002 Şen Ömer, Osmanlı’da Mahkûm Olmak- Avrupalılaşma Sürecinde Hapishaneler, İstanbul 2007 Şimşir Sebahattin, “Bigadiç Hapishanesi”, Zindanlar ve Mahkumlar, Emine Gürsoy Naskali-Hilal Oytun Altun, İstanbul 2006 Tekin Saadet, “XX. Yüzyılın Başlarında Aydın Vilayeti ve Mülhakatındaki Hapishanelerin Genel Durumu” Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2006/2 Güz sayısı, Manisa 2006 Temel Mehmet, “XX. yy. Başlarında Menteşe Sancağı Hapishaneleri”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı:26, Güz 2009 Uslu Muharrem, “Erzincan’da Suç, Suçlu ve Hapishane (XIX.yy.Sonu-XX.yy.Başı)” Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Erzincan 2010 Üçok Coşkun, Ahmet Mumcu, Gülnihal Bozkurt, Türk Hukuk Tarihi, Ankara 2010 Yıldız Gültekin, Osmanlı Devleti’nde Hapishane Islahatı (1839-1908), Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Prof.Dr. Mücteba İlgürel, İstanbul 2002 352 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u XX. yy. Başlarında Nevşehir Hapishanesinin Genel Durumu EK:1 BOA. DH.MB.HPS. nr.14/62 Nevşehir Hapishanesine ait bir yoklama cetveli. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 353 Kevser DEĞİRMENCİ 354 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u NEVŞEHİR İLİ ÜRGÜP İLÇESİNDE DÜĞÜN ADETLERİ VE ÇEYİZ GELENEĞİ WEDDING CUSTOMS AND TROUSSEAU TRADITIONS IN URGUP, NEVSEHIR Kezban SÖNMEZ* ÖZET Düğün evlenmeyi kutlamak üzere yapılan bir tören ve eğlence olarak tanımlanmaktadır. Evlilik müessesesinin kurulduğu ilk devirlerden bu yana yapılmaya devam eden bir gelenektir. Türkiye coğrafyasında da, düğün gelenekleri önemlidir. Bu gelenekler, birçok şehirde, çok değişik karakterler gösterir. Bu araştırmada Nevşehir İli Ürgüp İlçesinde devam eden düğün ve çeyiz geleneği üzerinde durulmaya çalışılacaktır. Çeyiz, Türk Kültüründe evlenen bir kızın evliliğe maddi katkıları olarak düşünülmektedir. Bunlar çoğunlukla el emeğı ile üretilmiş halılar, işlemeli örtüler, oyalı yemeniler, yastıklar, yorganlar, havlular vb. eşyalardır. Bu araştırmada öncelikle yazılı kaynaklar taranarak düğün ve çeyiz geleneği ile ilgili bilgiler verilecek, daha sonra Ürgüp ilçesinde yapılacak saha araştırmasında karşılıklı görüşmeler yapılarak Ürgüp yöresinin geleneksel düğünleri ve çeyiz geleneği hakkında bilgiler alınacaktır. Bu görüşmeler sırasında çeyiz geleneğinde en sık karşılaşılan ürünlerin fotoğrafları çekilecek ve bildiride bu fotoğraflara da yer verilecektir. Bu araştırmanın amacı, Nevşehir İli Ürgüp İlçesindeki geleneksel düğün ve çeyiz adetlerini anlatmak ve bu adetlerin günümüzde tanıtılmasına ve yaşatılmaya çalışılmasına katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Düğün, Çeyiz, Ürgüp ABSTRACT Weddings are defined as a ceremony and entertainment arranged to celebrate the marriages.They are traditions that have been held * Arş. Gör., Selçuk Üniversitesi, Mesleki Eğitim Fakültesi, El Sanatları Eğitimi Bölümü e-posta:[email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 355 Kezban SÖNMEZ since the times first marriages were established. Customs of weddings are significant in Turkey and neighbouring countries, as well. These customs exhibit many different characteristics in different parts of the country. In the study, the existing traditions of weddings and trousseau were aimed to be investigated. Trousseau is considered to be economic contribution to the newly married couple in Turkish culture. These are mostly the goods, such as handmade carpets, embroidered clothes, hand-painted hankerchieves, pillows and cushions, quilts, and towels. In this study, firstly, the information on the traditions of wedding and trousseau will be given after scanning the written documents and sources, and then the data related to the traditions of marriages and troueseau in Urgup and neighbouring area via the interwievs performed in the same area will be obtained. During the interwievs, the mostly encountered materials will be photographed, and the photos will also be displayed in the presentation of the study. The objective of the study is to enlighten the customs and traditions of the weddings and trousseau in Urgup, Nevşehir, and to provide contributions to the introduction and publicity of the data to the general public. Key Words: Wedding, Trousseau, Urgup 1. Giriş Toplumsal yapının temel taşı olan aile, kavram olarak erkeğin ve kadının çocuklarıyla oluşturdukları, işbölümüne dayanan toplumsal ve ekonomik temel birlik olarak tanımlanabilmektedir. Türkçemizde aile olmanın karşılığı olarak, ev açma anlamına da gelen evlenme kavramı kullanılmaktadır. (Sevindik: 2005, 12) Bu araştırmada Nevşehir ili Ürgüp ilçesinde geçmişten günümüze devam etmekte olan evlenme gelenekleri ile ilgili tespitler anlatılmaya çalışılacaktır. Doğum, evlilik ve ölüm insan yaşantısında üç temel dönemi meydana getirir. Bu dönemlerin her biri çeşitli gelenek ve görenekleri içinde barındırır. Bu bildiride evlilik dönemindeki çeyiz geleneği ele alınmıştır. Günümüzde her anne-baba ekonomik durumlarına göre, yörelerindeki gelenek ve göreneklere bağlı kalarak, evlenecek kızlarının çeyizlerini kendileri hazırlamaya çalışmaktadırlar. Bildirinin amacı; Nevşehir ile Ürgüp 356 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İli Ürgüp İlçesinde Düğün Adetleri ve Çeyiz Geleneği ilçesindeki geleneksel düğün ve çeyiz adetlerini anlatmak ve bu adetlerin günümüzde tanıtılmasına ve yaşatılmaya çalışılmasına katkı sağlamaktır. 2. Ürgüp İlçesinin Genel Özellikleri Ürgüp, Orta Anadolu’da Kızılırmak yayı içindedir. Bugün Kapadokya’nın en önemli konaklama merkezlerinden biridir. (Türkmen: 1999, 12) Ürgüp turizm açısından büyük değer taşımaktadır. Bunun birinci nedeni doğanın olağandışı görünümü ise, ikinci nedeni de bu etkili doğa güzelliğini dinsel etkilemeye taşıyan ilk Hristiyanların yaptığı kilise ve manastırlardır. (Kaya: 1994, 17) Ürgüp Nevşehir’e 20 km. uzaklıkta tarihi en eski olan bir ilçedir.(Anonim: 1990, 100) 574 kilometrekare yüzölçümüne sahiptir. İlçe güneyini Hodul dağı, doğusunu Topuz dağı, kuzeyini Aktepe dağı ve Damsa çayı vadisi, batısını Nevşehir merkez ilçe ile Uçhisar kasabası sınırlar. İlçenin doğal bitki örtüsü bozkırdır. (Kaya: 1994, 8) Ürgüp, tarihsel ve toplumsal gelişimindeki özelliklerden dolayı daima Nevşehir’in en kalabalık ilçesi olmuştur. (Kaya: 1994, 13) Nevşehir ilinin ekonomik bakımdan gelişmiş ilçelerinden olan Ürgüp’te başlıca geçim kaynağı bağcılıktır. Üretilen üzümün büyük bir bölümü şarap yapımında kullanılır. Damsa çayı vadisinde elma yetiştirilir. Eski önemini yitirmiş olmakla birlikte hala halıcılık sürmektedir. Son yıllarda, ilçenin en önemli geçim kaynağı turizm olmuştur. Akarsularca açılmış vadi olukları içinde oluşmuş, halk arasında “Peribacası” diye adlandırılan tepeleriyle ilginç bir doğal yapısı olan Ürgüp yöresi en çok turist çeken kesimdir. (Anonim: 1990, 100) Ürgüp Osiona adıyla Kapadokya’ nın önemli merkezlerinden biriydi. Emeviler zamanında Anadolu’ yu ele geçirmeye çalışan Arap akıncıları Bizans’ ın elinde bulunan bu yöreyi elde etmek için kanlı savaşlar yapmışlardır. Alpaslan’ ın komutanlarından Afşin Bey, Kapadokya şehirlerini bir bir ele geçirip Bizans sınırlarını batıya doğru daraltırken, Ürgüp’ te Selçukluların eline geçmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti kurulunca, Ürgüp eski önemini korumuştur. ( Güney: 1974, 154) Ürgüp Osmanlı İmparatorluğu devrinde önce Niğde’ ye, sonra Konya’ ya bağlı kadılık merkezi idi. Damat İbrahim Paşa’ nın sadrazamlığı zamanında kadılık Nevşehir’ e alındı ise de, Lale Devri sonunda tekrar Niğde’ ye bağlandı. 1935 yılında bu defa Kayseri’ nin ilçesi yapıldı. 1954 yılında Nevşehir’ in il olması nedeniyle Nevşehir’ in ilçesi oldu. (Anonim: 1973, 55) 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 357 Kezban SÖNMEZ 3. Ürgüp’ te Düğün Adetleri Düğün evlenmeyi kutlamak üzere yapılan bir tören ve eğlence olarak tanımlanmaktadır. Evlilik müessesesinin kurulduğu ilk devirlerden bu yana yapılmaya devam eden bir gelenektir. Türkiye coğrafyasında da, düğün gelenekleri önemlidir. Bu gelenekler, birçok şehirde, çok değişik karakterler gösterir. Ürgüp düğünleri Nevşehir ilinde yapılan düğünlerle benzer özellikler göstermektedir. Ürgüp’ te düğünler Nevşehir’ de olduğu gibi bayrak kaldırma ya da bayrak dikme gibi adlar alan bir törenle başlamaktadır. Bu törenin başlama zamanı yerleşim birimlerine göre değişiklik göstermektedir. Genellikle Perşembe akşamı, Cuma sabahı veya Cuma camiden çıktıktan sonra bayrak töreni yapılmaktadır. Bu tören, camiden alınan bayrağın duası yapıldıktan sonra, erkek evinin görünür bir noktasına dikilmesiyle sona ermektedir. Bayrak töreninde farklı bir uygulamaya, Ürgüp ilçesinin birkaç köyünde rastlanmaktadır. Bu köylerde bayrağın dikilmesi, silah atışlarıyla kutlanmaktadır. (Sevindik: 2005, 15) Bayrak dikme töreninden sonra sırasıyla kız hamamı, kına günü, gelin alma ve gale günleri gerçekleştirilmektedir. Kız hamamında kadınlar arasında eğlenceler düzenlenerek gelin kıza banyo yaptırılmaktadır. Gelinin tüm arkadaşları ve akrabaları toplanarak hamam kiralanır. Evde hazırlanan yiyecekler ve içecekler götürülerek göbek taşı üzerinde yenirken, tefler çalınarak eğlenilir. Kına günü kız tarafında yapılır. Kadınların katılımıyla gelin ve arkadaşlarına kına yakılarak, müzikli eğlenceler düzenlenir. Kına gecesinde misafirlere bisküvi, lokum, çerez, şerbet gibi yiyecekler ikram edilir. Kına yakıldıktan sonra gelinin yakın arkadaşları gelinle kalarak geceyi birlikte geçirirler. Kız tarafında kına gecesi yapılırken erkek tarafında güvey donatma töreni yapılır. Bu törende damada kız tarafından bohça içinde gelen kıyafetler dualarla giydirilir. Ürgüp düğünlerinde diğer ilçelerde görülmeyen geleneklerden biri nahıl övmedir. Nahıl renkli kağıtlarla süslenmiş ve ağaçtan yapılmış bir düğün süsüdür. (Güney: 1974, 151) 1,5-2 m. yüksekliğindeki tahta iskeletten ve düz, bükümlü, gül v.b. şekiller verilmiş grafon kağıtlarından yapılmaktadır. (Fotoğraf No: 1) Nahıl evlenecek erkeğin uğrunun açılması ve toplumda prestijinin yükselmesi içindir. Erkeğin gelecek hayatının aydın olacağı inancıyla nahıl üzerine dört mum konulur. Bunların yanında geçmiş dönemlerde nahıl ağacının üzerine gerçek ve balmumundan kuşlar ve çeşitli meyveler takıldığı da görülmüştür. Düğünlerde çarşambayı perşembeye bağlayan gece “güvey donatma” töreni yapılır. Bu tören sırasında gündüz 358 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İli Ürgüp İlçesinde Düğün Adetleri ve Çeyiz Geleneği hazırlanan nahıl, güveyin yanına konarak mumları yakılmaktadır. Nahılın övme işlemine güvey donatmadan sonra geçilmektedir. Övme işi bağlama, klarnet ve keman eşliğinde sözleri Mahfi Bab’ya ait olan bir ezgi ile yapılmaktadır. Bu ezginin sözleri şöyledir: (Anonim: 1998, 200) Acayip bir nesne gördüm, dallerine aferin Bahçede yeni açmış güller var kimi sarı kimi pembe Allarına aferin, Şam, Halep, İstanbul’u gezdim Görmedim böyle bir telli dıray Anca Ürgüp’ lü verir şanlı şöhreti Bunu yapan ustaların ellerine aferin Mahfi’ anın hizmeti var üstadın pirine Adet sakin olduysa gayrı kaldırın yerine (Güney: 1974, 151) Övgü bitiminde, damat nahılın dibine para atar. Güvey vekilleri ve arkadaşları da para atarak damadı kurtarırlar. Bu paralar nahılcının olur. Daha sonra nahıl alınarak gerdek odasında bir köşeye konur ve düğün bitimine kadar orada bekletilir. (Anonim: 1998, 201) Kına gecesinin ertesi günü gelin alma merasimi düzenlenmektedir. Bu merasimde erkekler ve kadınlardan oluşan bir topluluk kız tarafına giderek gelini erkek evine getirir. Gelin evden çıkmadan önce erkek kardeşi tarafından beline kırmızı bir kuşak bağlanır. Bu kızın bekaret kemeridir. Gelin erkek evine geldiğinde içinde bozuk paralar ve buğday bulunan bir testiyi kırar. Düğün günü erkek evinde de kız evinde de gelen misafirlere yemekler ikram edilir. Düğünden bir sonraki gün gelinin arkadaşlarından ve akrabalarından oluşan bir grup kadın gelinin evine giderek, tefler eşliğinde müzikli eğlenceler düzenlenir. Burada gelin ve arkadaşlarından bir kaçı yöresel kıyafetler giyerek başlarına fes takar. Bu sırada gelinin kakülü kesilerek genç kızlıktan gelin olmaya geçişi ilan edilir. Bu törene halk arasında kakül kesme ya da gale denir. Bu törenden sonra düğün tamamen sona erer. 4. Ürgüp’ te Çeyiz Geleneği Çeyiz, Türk Kültüründe evlenen bir kızın evliliğe maddi katkıları olarak düşünülmektedir. Bunlar çoğunlukla el emeğı ile üretilmiş halılar, işlemeli örtüler, oyalı yemeniler, yastıklar, yorganlar, havlular v.b. eşyalardır. Çeyiz kültürü kökleri binlerce yıllık adetlerle, inançlarla beslenen bir hayat ağacı, çok yönlü bir olgudur. Bir yanıyla ekonomiyle, adetlerle, inançlarla ilgili bir sosyoekonomik olay, bir yanıyla aşk, özlem, ümit, ihtiras, şefkat, sadakat, 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 359 Kezban SÖNMEZ gurur, kıskançlık, küskünlük gibi insani duyguların, nakışlarla, renklerle ifade edildiği duygu yüklü bir sanat olayıdır. (Kademoğlu: 1999, 99) Çeyiz her toplumda yüzyıllardır süregelen bir gelenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu gelenek ailelerin maddi durumlarına, yaşam tarzlarına ve yörelere göre farklılıklar arz etmektedir. Bu farklılıklar genellikle çeyizde kullanılan malzeme, tür ve teknik olarak karşımıza çıkmaktadır. (Sönmez: 2006, 423) Ürgüp’ te kız çocukları için çeyiz hazırlığı küçük yaşlarda başlamaktadır. Geçmişte bir genç kızın çeyizinde el dokuması halı (Fotoğraf No: 2) , el dokuması kilim (Fotoğraf No: 3), somya, birkaç hasır yastık, hasır yastıkların üzerine yaymak için yapılan ve yörede somya örtüsü (Fotoğraf No: 4-6) denilen birkaç işleme, yine somyalar üzerinde kullanılmak üzere yapılan işlemeli kırlentler (Fotoğraf No: 7,8), örgü çoraplar (Fotoğraf No: 9,10) v.b. eşyalar bulunurdu. Somya örtüsü ve kırlentler genellikle çapraz iğne (kanaviçe) tekniği ile yapılırdı. Ailenin ekonomik durumuna göre kızlara bir de çeyiz sandığı alınırdı. Bu sandıklar ailenin maddi gücüne göre çok süslü ya da sade olurdu (Fotoğraf No: 11,12). Bunun dışında her genç kıza mutlaka bir yemeni sandığı (Fotoğraf No:13) alınırdı. Yemeni sandığının içinde en az 40-50 adet yemeni (Fotoğraf No:14-16) bulunmaktaydı. Yemenilerin yarısı renkli ve desenli olup çeşit çeşit oyalarla bezenir, diğer yarısı ise beyaz tülbent olarak yapılıp boncuk oyalarıyla süslenirdi. Ürgüp’te her genç kız kendi çeyizi için, el emeği göz nuru dökerek, en az bir halı dokumaktaydı. Ancak günümüzde bu el dokuması halıların yerini makine halıları almıştır. Bunların dışında çeyizlerde aliminyum tabaklar, tahta kaşıklar, birkaç bardak v.b. oluşan mutfak gereçleri bulunurdu. Günümüzde çeyizler bir evi donatacak zenginlikte ve çeşitte yapılmaktadır. Ürgüp’ te bir genç kızın çeyizinde yine ailelerin maddi gücüne göre oyalı yemeniler, işlemeli karyola etekleri (Fotoğraf No: 17,18), işlemeli seccadeler (Fotoğraf No: 19), işlemeli örtüler (Fotoğraf No: 20), tenteneler (dantel) (Fotoğraf No: 21,22) , halılar, yorganlar, yastıklar, yatak takımları, pikeler gibi ele emeği göz nuru dökülerek hazırlanan ürünler yer almaktadır. Yemeni sandığı geleneği günümüzde hala devam etmektedir. Yemeni sandıklarında geçmişte olduğu gibi çok sayıda yemeni bulunmaktadır. Yemenilerin kenarları iğne oyası, mekik oyası, boncuk oyası denilen tekniklerle bezenmektedir. Karyola etekleri ve seccadelerde çapraz iğne (kanaviçe) denilen teknik uygulanmaktadır. Çeyizlerde en az üç adet yatak takımı ve en az üç adet işlemeli seccade bulunmaktadır. Tenteneler modaya uygun şekilde örülmektedir. Bu teknikte çeşitli oda takımları, perdeler, yatak takımları v.b. 360 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İli Ürgüp İlçesinde Düğün Adetleri ve Çeyiz Geleneği hazırlanmaktadır. Günümüzde çeyizlerdeki halılar genellikle makine halısı şeklindedir. Ancak yine ailelerin ekonomik gücüne göre el dokuması halılarda çeyizin bir parçasıdır. Fakat bu halılar geçmişte olduğu gibi kız çocukları tarafından dokunmayıp, satın alma yoluyla çeyize konmaktadır. Bu hazırlıkların dışında Ürgüp’ te mutfak eşyaları ve yatak odası için gerekli eşyalar da kız çocuklarının aileleri tarafından hazırlanmaktadır. 5. Sonuç Bu araştırmada Nevşehir ili Ürgüp ilçesinde alan araştırması yapılarak yöre halkı ile görüşmeler yapılmış, bu görüşmeler sırasında ortaya çıkan bulgular aktarılmaya çalışılmıştır. Ürgüp’te düğün adetleri her ne kadar değişime uğramışsa da, bazı gelenekler devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Bunun en önemli göstergesi nahıl övme geleneğidir. İlçe merkezinde çok nadir olmakla birlikte bazı köylerde bu geleneğin devam ettiği tespit edilmiştir. İlçe merkezinde geleneksel düğünlerin yerini salon düğünleri almıştır. Ürgüp’ te çeyiz geleneği geçmişten farklı özellikler göstermekle beraber halen önemini yitirmeden devam etmektedir. Sosyal ve ekonomik durumu ne olursa olsun, genç kızlar evlerinde kullanacakları eşyalarını emek vererek, güzel duygu ve düşünceler içinde hazırlamaktadır. Günümüzde değişen toplum yapısı ve ekonomik sebepler nedeniyle erkek tarafının da çeyize katkıları olmaktadır. Fotoğraflar Fotoğraf No 1: Nahıl Fotoğraf No 2: El dokuması halı 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 361 Kezban SÖNMEZ Fotoğraf No 3: El dokuması kilim Fotoğraf No 4: Çapraz iğne tekniği ile yapılan somya örtüsü 362 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İli Ürgüp İlçesinde Düğün Adetleri ve Çeyiz Geleneği Fotoğraf No 5: Çapraz iğne tekniği ile yapılan somya örtüsü Fotoğraf No 6: Çapraz iğne tekniği ile yapılan somya örtüsü 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 363 Kezban SÖNMEZ Fotoğraf No 7: Çapraz iğne tekniği ile yapılan kırlent Fotoğraf No 8: Çapraz iğne tekniği ile yapılan kırlent 364 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İli Ürgüp İlçesinde Düğün Adetleri ve Çeyiz Geleneği Fotoğraf No 9: El örgüsü çorap Fotoğraf No 10: El örgüsü çorap 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 365 Kezban SÖNMEZ Fotoğraf No 11: Çeyiz sandığı Fotoğraf No 12: Çeyiz sandığı 366 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İli Ürgüp İlçesinde Düğün Adetleri ve Çeyiz Geleneği Fotoğraf No 13: Yemeni sandığı Fotoğraf No 14: Oyalı yemeniler 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 367 Kezban SÖNMEZ Fotoğraf No 15: Oyalı yemeniler Fotoğraf No 16: Oyalı yemeniler 368 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İli Ürgüp İlçesinde Düğün Adetleri ve Çeyiz Geleneği Fotoğraf No 17: Çapraz iğne tekniği ile yapılan karyola eteği Fotoğraf No 18: Çapraz iğne tekniği ile yapılan karyola eteği 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 369 Kezban SÖNMEZ Fotoğraf No 19: Çapraz iğne tekniği ile yapılan seccadeler Fotoğraf No 20: İşlemeli örtü 370 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir İli Ürgüp İlçesinde Düğün Adetleri ve Çeyiz Geleneği Fotoğraf No 21: Tentene (dantel) Fotoğraf No 22: Tentene (dantel) 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 371 Kezban SÖNMEZ Kaynak Kişi Künyeleri Adı-Soyadı: Hatice Şahin Yaşı: 55 Mesleği: Ev hanımı Adı-Soyadı: Halime Kebapçı Yaşı: 52 Mesleği: Ev hanımı Adı-Soyadı: Hanife Temur Yaşı: 60 Mesleği: Ev hanımı Adı-Soyadı: Ayşe Kartal Yaşı: 52 Mesleği: Ev hanımı Adı-Soyadı: Zeliha Öztürk Yaşı: 31 Mesleği: Öğretmen Adı-Soyadı: Dilek Çakır Yaşı: 30 Mesleği: Ev hanımı Adı-Soyadı: Murat Güzelgöz Yaşı: 62 Mesleği: Ticaret Kaynaklar Anonim, “Ürgüp”, Nevşehir 90, İzmir, 1990, s. 100-104 Güney, Emrullah, v.d., Nevşehir İli Yakın Çevre İncelemeleri, İstanbul, 1974 Kademoğlu, Osman, Çeyiz Sandığı, İstanbul, 1999 Kaya, Mustafa, Geçmişten Günümüze Ürgüp, Ankara, 1994 Korkmaz, Zeynep, Nevşehir ve Yöresi Ağızları, Ankara, 1994 Nevşehir İl Yıllığı, Ankara, 1973 Nevşehir İl Yıllığı, Ankara, 1998 Sevindik, Hüseyin,”Nevşehir İlinde Evlenme Geleneği Üzerine Tespitler”, Nevşehir Kültür ve Tarih Araştırmaları, Sayı: 2, Ankara, 2005, s.12-16 Sönmez, Kezban, “El İşlemelerinin Sürekliliğini Sağlayan Çeyiz Geleneği ve Konya Örnekleri”, I. Uluslararası Ev Ekonomisi Kongresi Sürdürülebilir Gelişme ve Yaşam Kalitesi, Ankara, 2006, s. 423-432 Türkmen, Kemal Talih, Bilinmeyen Kapadokya’ dan Bir Kesit Ürgüp, Ankara, 1999 372 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u “ÜRGÜPLÜ REFİK BAŞARAN VE TÜRK MÜZİK KÜLTÜRÜNE KATKISI” “REFİK BAŞARAN, HIS REGION (URGUP) AND CONTRIBUTIONS TO OUR TURKISH MUSIC CULTURE” Kubilay KOLUKIRIK* - Günsu YILMA** ÖZET Türkiye, sayısız güzellikleri içerisinde barındıran bir tarih ve kültür ülkesidir. Eski zamanlardan bu yana çeşitli kültürlerin bir arada bulunması ile kültürler arası etkileşimin olması kaçınılmazdır. Dolayısıyla, bu etkileşim birçok alanda olduğu gibi sanat alanında da kendisini göstermiştir. Bu bağlamda, yapılan bu araştırma ile; bir kültür mozaiği olan Türkiye’nin, Nevşehir Ürgüp yöresindeki değerli halk ozanlarından birisi olan Refik Başaran’ın yaşadığı çevre ele alınarak onun yöresine ve ülkemiz müzik kültürüne sunduğu katkıları incelenmiştir. Bu araştırmanın, ülkemiz müzik eğitimi ve müzik sosyolojisine sunduğu katkı açısından önem taşıdığını söyleyebiliriz. Araştırmada temel bir yaklaşım olarak durum saptamasına elverişli betimsel tarama modeli benimsenmiştir. Bu araştırma sonucunca elde edilen veriler; bulgular, tablolar ve grafikler yardımı ile yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Müzik, Türk halk müziği, Ürgüp Yöresi, Müzik sosyolojisi. ABSTRACT Turkey is a country of history and culture which involves countless of beauties inside. Since the early years variety of cultures’ being together affected many areas as well as art. * Yrd. Doç.Dr. Nevşehir Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi, e-posta:[email protected] ** Arş. Gör. Nevşehir Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik ve Sahne Sanatları, e-posta:[email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 373 Kubilay KOLUKIRIK - Günsu YILMA In this context, the research “Turkey, a mosaic of cultures” is conducted to introduce the musical contributions of the creativity of Refik Basaran who is a bard in Nevsehir Urgup to our country. Besides, the research is essential because of analyzing the life of this valuable bard, his contributions to Turkish folk music which is also important in terms of music education and sociology of music. As a basic approach depictive/descriptive survelliance model convenient to case determination is adopted. The data gathered at the end of this research is interpreted by means of findings, tables, and graphs. Key Words: Music, Turkish Folk Music, Urgup Region, Sociology of music. Giriş İnsanoğlu varoluşlarından bu yana topluluklar halinde yüzyıllar boyunca yaşamışlardır. Bunun nedenini dayanışma, yardımlaşma, savunma gibi daha kolay ve daha tehlikesiz yaşama biçimine bağlayabiliriz. Bu süreç içerisinde gelişen zekâsı sayesinde insanoğlu, birlikte yaşama becerilerini geliştirip zamanla yaşama biçimine, sanatı katmıştır. İlkel müziklerden halk müziklerinin, halk müziklerinden de sanat müziklerinin doğuşu ile süregelen bu gelişim, toplum içerisinde var olan iletişim duygusu ile yarattığı kültürün ürünleri olarak ortaya çıkmıştır. İnsan, onun var ettiği kültürün tarihsel boyutu içerisinde birer toplumsal etkileşimin ürünü olarak yer almaktadır. Müzik, bireysel olduğu kadar bireylerin içinde büyüdükleri kültürce biçimlenmiştir. Bu sebeple müziği sosyolojiden ayrı tutmak, ayrı düşünmeye çalışmak, söz konusu olan müzik ve sosyolojiye gerekli ağırlığı vermek açısından boşunadır. Böylece müzik sosyolojisinin, genel sosyoloji ile de eşgüdümlü olarak düşünülmesinde yarar görülmektedir (Günay, 2006). İnsanoğlunun yaşam serüveninde birbirleri ile etkileşim içinde yaşadıkları toplumlardan etkilenmesi, ardından bir kültür sentezlenmesini de meydana getirdiğini söylemek mümkündür. Bu etkileşim yüzyıllar boyu sürmüş, günümüze kadar devam etmiştir. Nevşehir bölgesi de diğer bölgeler ve iller ile etkileşim halinde olmuş, birbirleri ile kimi zaman müzik kültürü açısından ortak bir tarz yaratmışlardır. Anadolu’nun tam ortasında yer alan Nevşehir bölgesi, halk türküleri açısından oldukça zengin bir yapıya sahiptir. Nevşehir bölgesinden derlenmiş yaklaşık 120 türkü olduğu belirtilmektedir. Bu türkülerin yaklaşık %75’i 374 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u “Ürgüplü Refik Başaran ve Türk Müzik Kültürüne Katkısı” kırık hava formunda, %25’i ise uzun hava formundadır. Bu türkülerin beslendiği kaynaklar olarak Kırşehir bozlak geleneği, Konya’daki oturak âlemleri ve türküleri, Alev-î Bektaşî kültürü ve buna bağlı olan deyiş ve semahları gösterebiliriz. Nevşehir türkülerini daha çok aşk, ayrılık, sıla özlemi, gurbet, sevinç ve keder gibi duyguları barındıran lirik yapıdaki türküler olarak vasıflandırabiliriz. Nevşehir türküleri, Orta Anadolu türküleri kapsamında yer almıştır. TRT repertuarına da girmiş olup birçok sanatçı tarafından seslendirilmiştir (İşçen, 2011). Halk türkülerinin, ezgilerinin geçmişten günümüze ulaşmasında icracıların önemli rol oynadığını söyleyebiliriz. Onlar, bir tarih ve kültür ülkesi olan ülkemizin farklı yörelerinden çeşitli eserler icra etmeselerdi, kuşaktan kuşağa taşınan türkülerimiz yeniden hayat bulamazdı. Bu aktarım ve paylaşımda ülkemizin hemen her yöresinde sayısız ozanlarımız, icracılarımız müzik kültürümüz açısından önemli bir yer teşkil etmişlerdir. Ayrıca kendilerinden sonra gelecek olan halk müziği temsilcilerimize de ilham kaynağı olmuşlardır. Her yörede olduğu gibi, Nevşehir yöresinde de şüphesiz geçmişten günümüze birçok icracı ve ozan bulunduğu söylenebilir. Ayrıca Ürgüp; Nevşehir Yöresi’nin en eski ve en köklü yerleşim birimlerinden biri olarak oldukça zengin yerel bir müzik kültürüne, bu kültüre katkıda bulunan yöresel sanatçılara sahip dikkat çekici bir yerdir. Nevşehir yöresinde Türk halk müziğine emek vermiş kişiler arasında Ürgüplü Refik Başaran başta olmak üzere; Hacı Bektaşlı Veli Kangal, Avanoslu Selahattin, Avanoslu Cevat Bala, Nevşehirli Cafer, Nevşehirli Sazcı Hüseyin, Ürgüplü Fadime, Ürgüplü Kamil, Ürgüplü Şevket Uçar, Ürgüplü Ali, Ürgüplü Âşık Mehmet, Misali Uraz’ı sayabiliriz. 1.1.Refik Başaran’ın Hayatı (1907-1947) Refik Başaran 1907 yılında, Ürgüp’ün eski adı Damsa olarak bilinen günümüz Taşkınpaşa Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Çok küçük yaşlarda müziğe ilgi duymaya başlaması, eline aldığı ağaç parçalarını göğsüne sürterek saz çalıyormuşçasına türkü söylemesi onun belki de ileride ünlü bir halk müziği sanatçısı olacağı, ülkesine önemli eserler bırakacağının erken habercisi idi. O günleri ve sonrasını bu değerli sanatçımızın kendi adını taşıyan torunu, şu ifadelerle nakletmektedir: “Refik Başaran henüz on beş yaşında iken abisi Fettah onun bağlama çalmayı öğrenip, ilerde iyi bir sanatkâr olmasını istermiş. Bunu gerçekleştirmek için Kırşehir’e giderek bir bağlama satın almıştır. Daha sonra da Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesine bağlı Kavak 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 375 Kubilay KOLUKIRIK - Günsu YILMA Köyü’nden Topal Hasan, her öğreteceği türkü için bir sarı lira almak şartı ile Refik Başaran’a bağlama dersleri vermeyi kabul etmiştir” (Başaran, 1996). 1915 yılında o dönem tek öğretmenli okulda üç yıl okuyan, abisi Fettah’ın Topal Hasan’ın bu teklifini kabul etmesi ile birlikte müzik derslerine de başlayan Başaran’ın abisinin bu değerli halk ozanımızın yeteneğini geliştirmesi ve ileride ülkemiz müzik kültürüne önemli katkıları olacak olan kardeşinin hayatında büyük önem taşıdığını söyleyebiliriz. Abisi Fettah, Sineson Medresesi’ni bitirmiş Kurtuluş Savaşı’nda ise subay olarak görev almış ileri görüşe sahip bir insandır. Refik Başaran’ın küçük yaşta babası Mustafa Çavuş’u kaybetmiştir. Annesi Emine Hanım kendisini yürekten desteklemiştir. On yedi yaşında, kendisi ile aynı yaşta olan Fadime Hanım ile evlenip, eşinin de kendisini desteklemiş olması; Başaran’ın ozanlık yolunda yapı taşlarını oluşturmasında önemli bir yer teşkil etmiştir. Tarlaya, bağa gitmediği zamanların dışında Refik Başaran, iki yıl boyunca, altı kilometre uzaklıktaki ustasının yanına yürüyerek gitmiş ve ondan bağlama dersi almıştır (Gürkan, 1997). Bu dersleri ilerletebilmek, daha iyi saz çalabilmek için Damsa’daki evinden sıksık kaçıp Yazı Dağı’nın eteklerindeki bir mağarada on-on iki gün boyunca kaldığı belirtilmektedir (Sapmaz, 2000). Başaran’ın askerlik dönemini ve herkes tarafından nasıl tanınmaya başlandığını Gürkan: “Refik Başaran askere gidinceye dek düğünlerde bağlama çalıp söylemiş ve bu yolla ünü İç Anadolu’da hızla yayılmıştır. Ününün yayılmasıyla kendisine yörenin dışından da teklifler gelmeye başlamış ve bu suretle değişik illeri ve yöreleri gezme şansına sahip olmuştur. Askerliğini jandarma olarak yapan Başaran, önce Kütahya ardından da Niğde’de görev yapmış ve bu şekilde askerliğini sona erdirmiştir. Askerliğini bitirdikten sonra Damsa’ya dönmüş ve düğünlerde bağlama çalmaya devam etmiştir. Kendi yaktığı türküleri okudukça İç Anadolu’da ünü dalga dalga yayılmış ve herkes tarafından sevilen bir sanatkâr haline gelmiştir.” şeklinde ifade etmiştir (Gürkan,1997). Refik Başaran’a “Başaran” soyadını Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilmesini TRT sanatçısı Gürbüz Sapmaz şu şekilde ifade etmiştir: “Ankara’da Hacer Buluş, Safiye Ayla gibi sevilen sanatkârların katıldığı, Atatürk için verilen bir konsere Refik Başaran da çağrılmış, konser sonunda ulu önder sanatkârı çok beğenmiş, Başaran 376 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u “Ürgüplü Refik Başaran ve Türk Müzik Kültürüne Katkısı” soy ismini kendisine vermiştir” (Sapmaz, 1996). Aynı konuda Karabulut ise: “Cumhuriyet’in ilanından önce soyadı yasası çıkmadığından Başaran ailesine lakap olarak ‘Aliağagil’ deniyordu. 1934’te soyadı yasasının Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmesiyle birlikte Aliağagillerin Refik, Atatürk’ün de onur verdiği bir konserde çok başarılı olmuş ve bu başarılı konserden sonra Atatürk, Refik’e ‘Başaran’ soyadını vermiştir.” Şeklinde dile getirmiştir (Karabulut, 2002). 1947 yılına kadar birçok zorluklara, yolculuklara sığan zorlu hayatı Başaran’ın Ankara’nın Ayaş ilçesinde vefat etmesi ile son bulmuştur. Ölüm sebebi kesinlikle bilinmemek ile birlikte birkaç söylenti de mevcuttur. İlki, eşi Fadime Hanım’ın naklettiğine göre, muhtemelen şu şekildedir: “Refik, Ayaş’a düğüne gider. Bulunduğu köyle Ayaş arası dört saat kadardır. Birlikte yaşadığı Hafize ismindeki kadın, Refik’in tekrar dönmeyeceği korkusuna kapılarak, onu öldürmeleri için üç adam tutar. Kiralık katiller, Refik’e yolda eşlik eder. Daha kestirme olacağını söyleyerek yolu değiştirirler. Bir çukura gelince, aralarına alıp döverler, boğazını sıkarlar, bıçaklarlar. Civarda bulunan bir çoban, Refik’in bağırtısını duyar. Yanına geldiğinde onu yatıyor görürse de adamların tehdidi yüzünden sesini çıkaramaz. Katiller, Refik öldükten sonra heybesini ve sazını getirip Hafize’ye verirler. Hafize, olay yerine gider ve Refik’i bir kayanın üzerinde, eli yüzü diken içinde, ağzından akan kanlar göllenmiş olarak bulur. Kimilerinin anlattığına göre ise, “Ayaş’taki bir düğünden sonra Ankara’ya dönerken Gökler köyü ile Ayaş arasında bindiği eşekten düşerek, bir söylentiye göre de 6 Mayıs 1945’te Hıdırellez törenlerini kutlarken birden fenalaşarak ölmüştür” (Kaya, 1994). Bir diğeri ise Tokel tarafından: “ Ömrünün son üç yıl geçirdiği Anayurt Köyü’ndeki hayatı da günün birinde gerçekten trajik bir sonla noktalanır. Bir yaz günü Ayaş pazarından yol arkadaşıyla köye dönerken bir pınarın başında biraz mola verirler. Bir süre sonra herkes Pazar heybeleri sırtında tekrar yola revan olur; fakat Başaran gitmeyip orda kalır; sanki ölümle randevusu vardır ve sözünde durmalıdır. Ve çok geçmeden ölüm bu usta sanatçıyı, daha kırk yaşının henüz başında iken gelir, bulur. Kimse yoktur yanında, yöresinde; dağ başında bir yalnız ölümdür onunki. Tam bir garip ölümü. Yunus’un söylediği, ölümü üç günden sonra duyulan gariplerden…Sevenleri 1947 yılının yazında, gözyaşları içinde Ayaş’ta toprağa verirler” şekilde anlatılmaktadır (Tokel, 2000). Mezarı, Ayaş’ta Abdüsselâm Dağı’nın eteğinde iki söğüt ağacının arasında iken daha sonra doğduğu köye ölümünden tam otuz yıl sonra 1977 yılında intikal ettirilmiştir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 377 Kubilay KOLUKIRIK - Günsu YILMA Şekil 1. Refik Başaran’ın Taşkınpaşa (Damsa) Köyü’ne Nakledilen Mezarı 378 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u “Ürgüplü Refik Başaran ve Türk Müzik Kültürüne Katkısı” Şekil 1’de Başaran’ın 1977 yılında köyüne nakledilen mezarı görülmektedir. Mezar taşı o döneme ait olup, üzerindeki türbe ve çevresindeki yazılar yakın zamanda inşa edilmiştir. Mezarının hemen sağındaki “Duygularımızı Türküye Dökerek Sonsuza Taşıyan HALK OZANLARIMIZI Asla Unutmayacağız” cümlesini, halkın Başaran’a duyduğu sevgi ve vefa borucunun bir göstergesi olduğunu söyleyebiliriz. Başaran’ın hayatı ve müzikal yaşamına baktığımızda; kuşkusuz ki yaşadığı çevre, aile yapısı ve tutumu önemli bir yer tutmuştur. İnsanlık tarihi kadar eskilere uzanan müziğin, konuşulan dilden türetilen ezgiler ile harmanlanması, günümüzde türkülerin akıllarda kalması, kuşaktan kuşağa severek okunması ve dinlenmesi açısından da ayrı bir önem taşımaktadır. Gittiği her ilde verdiği her konserde bu değerli sanatkarımız bulunduğu bölgeden, yöreden etkilenmiş, müziğine başarılı bir şekilde yansıtmayı başarmıştır. 1.2. Refik Başaran’ın Yaratıcılığı ve Sanatçı Kişiliği Refik Başaran’ın köyüne duyduğu özlem yansınamayacak kadar büyük olup, yazdığı, yaktığı her türküde özlemini, sevgisini dile getirmesi, halkın gönlüne taht kurması, ortak temalar ile bir bütün oluşturmasına etken olmuştur. Gittiği her yörede iyi bir gözlemci olmuş, toplum içerisinde yaşadıklarını müziğine yansıtmayı başarmıştır. Duygulu, yumuşak, içli kişiliği aynı zamanda gururlu bir karaktere sahip olması kimi zaman takdir toplamış, kimi zaman ise zorlu bir hayat geçirmesine sebep olmuştur. Refik Başaran’ın ezgilerinde hasretlik ve ayrılık temalarını ağırlıklı olarak işlemesi ile ilgili olarak dedesinin adını taşıyan torunu: “Refik Başaran plak yapmak için sık sık İstanbul’a gidip köyünden uzak kalmış ve sıla özlemi çekmiştir. Bundan ötürü genelde söylemiş olduğu sözlü ezgilerde hasretlik ve ayrılık temalarını ağırlıklı olarak işlemiştir.”şeklinde ifade etmiştir (Başaran, 1996). Başaran’ın işini ciddiye alması, disiplinli bir sanatçı/icracı, prensip sahibi, maddiyata önem vermeyen bir sanatçı olması değerli halk ozanımızın sanatına duyduğu sevgi ve saygıyı gözler önüne seren bir yapıya sahip olduğu söylenebilir. Arkadaşlık ve insani ilişkiler de onun için önemli bir yer teşkil eder. Avanoslu Selahattin ile kurmuş olduğu yakın dostluk çocukluk yıllarına dayanır. Birlikte birçok düğünde türkü söylemişler, çalmışlar âşık atışmalarına benzer eğlenceler yapmışlardır. Yörenin gelenekselleşen 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 379 Kubilay KOLUKIRIK - Günsu YILMA oturak âlemlerinde de yer almışlar, zaman zaman yakın arkadaşları ile buluşup sazlı sözlü eğlence düzenlemişlerdir. Başaran’ın oğlu Hikmet ve Selahatti’nin oğlu Muharrem bu dostluğu anlatmaktadırlar (İşçen: 2011, 121). Başaran, Ürgüp’te doğduğu ve Ürgüplü olduğu halde burada duramamış; Ankara, Afyon yörelerinde gezici bir ozan yaşamını tercih etmiştir. Uzun yıllar Ürgüp’ten ayrı olması, ölümüne dek türkülerini koyu bir Ürgüp şivesi ile söylemesini engellememiştir (Kaya, 1994). Ozanımızın 1918-1947 yılları arasındaki yaratıcılık dönemini Gürkan: “Anadolu’nun saz ve söz kahramanı olarak ün yapan, özellikle İç Anadolu’da adeta fırtına gibi esen, her gittiği yerde sazıyla sözüyle ününe ün katan bu büyük bağlama ve ses üstadı Refik Başaran; söz ve sanatında gösterdiği kendine has tavırsal özelliği ile, sadece Nevşehir ve yöresinde kalmayarak, dalga dalga bütün Anadolu’ya yayılmış ve düğünlerin, nişanların, derneklerin aranılan bir sanatkârı olmuştur” şeklinde anlatmaktadır (Gürkan, 1997). Bağlamayı ve türküyü geniş kitlelere ulaştıran, sevdiren bu önemli sanatkarımızın aynı zamanda Orta Anadolu Yörük, Türkmen Kültürü’nün en karakteristik ifadesi olan geleneksel türkü formunun usta bir icracısı olduğunu belirten Karabulut; türkülerini, günümüz ölçülerinde oldukça ilkel bulunabilecek, genellikle üç tek telli, küçük tekneli, perde ölçüleri hatalı sazı ile gerçekleştirdiğini belirtmektedir (Karabulut, 2002). Başaran’ın sazını ustaca kullandığı, zaman zaman perdesiz olarak da çaldığı bilinmektedir. Başaran için saz, türkülere eşlik etmek, daha iyi türkü okumaya yardımcı olmak için vardır. Kendi sesini de başarı ile kullanması; bozlak, uzun hava, halay, deyiş ve oyun havası repertuarının oldukça önemli bir bölümünü önemli sayılacak derecede başarı ile yorumlanmasına katkılı olmuştur. Yorumculuğu ve icracılığı ile ilgili Kalabulut: “Bütün perdelerde rengini ve tınısını muhafaza eden duygulu sesiyle türküleri adeta dantelâ gibi işler. Kendine has gırtlak nağmeleri ile iç içe geçmiş triller, Refik Başaran tavrının en belirgin yönünü oluşturur. Onu dinlerken hiç köşeli ve keskin bir ses duymayız; köşeleri ve sivrilikleri yuvarlaklaştırılmış, yumuşak geçki- 380 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u “Ürgüplü Refik Başaran ve Türk Müzik Kültürüne Katkısı” lerle süslenmiş ve adeta birbirine ulanmış nağmeler selidir gönlümüze ve kulağımıza dolan…” şeklinde belirtmiştir (Karabulut, 2002). Önaldı ise: “Ürgüplü Refik Başaran (do-sol-do)düzeni yapmıştır. Çünkü plakta çaldığı ezgilerde karar verdiği tezenenin vuruş tavrı içinde (üst,üst,alt vuruş) periyodik olarak fa sesi duyulmaktadır…”şeklinde görüşte bulunmuştur (Önaldı, 1997). Torunu Refik Başaran da kendisi ile yapılan röportajda birçok ünlü icracılar, sanatçıların Başaran hakkında olan görüşlerinde, kendisinin ayrı bir üsluba sahip olduğunu, kendi tarzı ile Nevşehir Yöresi’nde önemli bir yer edindiğini vurgulamaktadır ( Refik Başaran, kişisel görüşme, Eylül 2011). Sınırlı imkânlar içerisinde halk müziğini icra eden değerli sanatkarımızın78 devirli taş veya çift plakları, tüm Anadolu’ya yayılmış ve satış rekorları kırmıştır. Ayrıca kuvvetli bir hafızaya sahip olan Refik Başaran, çevresinden derlediği tespit ettiği türküleri hafızasına kaydederek İstanbul’da plak haline getirmek suretiyle onların kaybolmasını önlemiş, nesilden nesile geçmesini sağlamıştır. Bugün TRT’de, düğünlerde, gazinolarda, eğlencelerde çalınan ve söylenen pek çok türkünün bestesi veya güftesi Ürgüplü Refik Başaran’a aittir. Okuduğu türkülerin çoğunu kendinin bestelediği çeşitli kaynaklarda da belirtilmiştir (Şahin, 1991; Gürkan, 1997; Karabulut, 2002; İşçen, 2011) . 1.3. Refik Başaran’ın Türk Müzik Kültürüne Katkısı Refik Başaran’ın tahminen 1935 ile 1947 yılları arasında 200’e yakın türkü okuduğu bilinmektedir. Ayrıca her gittiği yerde oradaki yaşadığı günlük olaylarla ilgili çeşitli uyarlamaları da mevcuttur. Bu uyarlamalar dilden dile dolaşmış ve ancak bir kısmı günümüze dek ulaşabilmiştir. Çeşitli icracılar tarafından çeşitli şekillerde yorumlanarak günümüze kadar dillerde dolaşmaya devam etmektedir. İlk okuduğu türkülerin genellikle anonim türküler olduğu sanılmaktadır. Türkülerin sözleri şiir kuralları açısından çok güçlü olmadığı söylenebilir. Türkülerinin sözlerinde özellikle Ürgüp civarındaki Orta Anadolu ağzını kullandığı için, farklı bir karakteristik özellik taşır. Muzaffer Sarısözen’in TRT Radyosu’na daveti üzerine, 1943 yılında kısa bir süre kendisi gibi icracı olan Sarı Recep ile birlikte Yurttan Sesler’e sazı ile eşlik etmiştir. Yine bu yıllarda Hamiyet Yüceses, Safiye Ayla, Nuret- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 381 Kubilay KOLUKIRIK - Günsu YILMA tin Selçuk, Müzeyyen Senar gibi ünlü sanatçılara da sazı ile eşlik etmiştir (Sapmaz: 2000, 34). 1935 yılında, henüz 28 yaşında iken, çıkan ilk taş plağında, Tokatlı Hamit’e ait olduğu bilinen “Tokat Yaylasına Yaylayamadım” isimli türküyü ve ozanımızın kendisine ait “Nenni De Feride’m” isimli türküyü icra ettiği bilinmektedir. Başaran bu iki eseri başarılı bir şekilde yorumlamış, icralarında da yer almıştır. Refik Başaran’ın okumuş olduğu plaklarla ilgili olarak Şahin: “Sanatkâr ilk taş plağını 1935 yılında okumuştur. Bu doldurduğu ilk plağının adı “Tokat Mahlesinde (Mahallesinde Yaylayamadım)’dır. 1935 yılından, ölümü olan Mayıs 1947 yılına kadar geçen 12 yıl içerisinde pek çok sanatkâra nasip olmayacak sayıda (70 dolayında) plak doldurmuştur. Plağa okuduğu son türkünün veya son doldurduğu plağının adı da Azize’dir. Hatta bu plağın bir yüzü başka sanatkâra aittir. Merhumun en çok sevdiği plağı ise Hürünüm’dür” görüşlerinde bulunmuştur (Şahin, 1991). Birçok plak şirketi ile beraber çalışmış olan Refik Başaran, doksan civarında türkü okumuştur. Bu türkülerden başlıcaları Tablo 1-2-3’te ayrıntılı olarak yer almaktadır. Tablo 1. Refik Başaran’ın Çalıştığı “Sahibinin Sesi” İsimli Plak Şirketi ve Türküleri (Kaya, 1993; s. 5-9) Şirketin Adı Plakların Sayıları ve Yüzleri 1 SAHİBİNİN SESİ 2 3 A: Tokatlı Hamit’in Türküsü A: Tokatlı Hamit’in Türküsü A: Yüksek Odalarda B: Malatya Türküsü B: Nenni De Feride’m B:Karabiber Tablo 1’de Başaran’ın, Sahibinin Sesi isimli plak şirketinde kayıtlı olduğu A ve B yüzlerinden oluşan toplam üç plağının bulunduğu görülmektedir. 382 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u “Ürgüplü Refik Başaran ve Türk Müzik Kültürüne Katkısı” Tablo 2. Refik Başaran’ın Çalıştığı “Odeon” İsimli Plak Şirketi ve Türküleri Şirketin Adı Plakların Sayıları ve Yüzleri 4 5 A: Bir Yavrunun Destanı 6 7 A: Keten Gömlek A: Süpürgesi A:Hürünüm (Filfili) Yoncadan B: Anadolu Saz B: Altın Dişli B: Uzun Kavak B: Konya Develisi Havası Karam 8 9 10 11 A:Nevşehir Şarkısı A:Karadır Kaşların A: Hacılar Köyü(I) A: Yaşar (Yaşar) B: Karşı Dağda B: Karanfilim B: Ayvalığın Kara B: Avşar Güzeli Sırasıra Bademler Saksılarda Taşı 12 13 14 15 A: Karadır A: Karadır A: Karadır Kaşların Kaşların Gözlerin Kaşların Gözlerin A: Çiçek Dağı Gözlerin Mestan Mestan Mestan B: Saat Üç Buçuk B: Elinde Süt B: Bad-ı Saba Oyun B: Küstüm Bu Dünyaya Sularında Pazarı Güğümü Havası Gezdim 16 17 18 19 A: Gurbet Ellerinde A: Yozgat A: Naciye A: Kayseri Mektebi Alma Canımı Sürmelisi B: Sevdanın B: Atı Olan El Atına B: Lirayı Bozdurayım B: Sarı Kız Denizi Biner Mi? 20 21 22 23 A: Yine Çırpına A: Burhan’ın Destanı A: Naciye A: Hüdayda Çırpına B: Nar ağacı Budam B: Keziban Gelin B: Saffet Efendi B: Sarı Çiçek Budam 24 25 26 27 A:Benim Anam ODEON A:Bana Derlerdi A:Kurban Olan Habib A: Mezar Arası Yol Üstüne Yatarsa B:Kınamayın B:Kara Kuşun B:Süre Süre İndirdiler B:Düğünü Ekberi Komşularım Cücüğü 28 29 30 31 A: Berber A: Ulu Kavak A:Şeftali Ağaçları A:Maraş Maraş B:Köprüden Geçti B: Mezarımı Derin B: Güzelin Yanağı B: Kersi Bağı Gelin Eşin (Balım Kengeri) 32 33 A: Şen Olasın Ürgüp A: Avanoslu Naci B: Manavgat Yolları B: Ayva Dibi 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 383 Kubilay KOLUKIRIK - Günsu YILMA Tablo 2’de, Başaran’ın Odeon isimli şirkette A ve B yüzlerinin bulunduğu, her birinin çoğunun farklı türkülerden oluştuğu toplam otuz adet plağı olduğu görülmektedir. Ayrıca “Karşı Dağda Sıra Sıra Bademler” isimli türküyü Başaran’ın eşi Fadime ve köylüsü Fadik ile birlikte okuduğu belirtilmektedir (Karabulut: 2002, 133). Ayrıca bu türkü, farklı kaynaklarda Avanoslu Selahattin ve Refik Başaran’a ait olarak gösterilmiş, her iki ozanımızın da plak kayıtlarında bu türkünün yer aldığı belirtilmiştir (İşçen: 2011, 122). Tablo 3. Refik Başaran’ın Çalıştığı “Polidor” İsimli Plak Şirketi ve Türküleri Şirketin Adı 34 A: Hacılar Köyü (II) B: Hacıbey POLİDOR 38 A:Raşit B:Aksine Çevirdi Plakların Sayıları ve Yüzleri 35 36 37 A: Osman Efe A: Tello Can A: Ceylan B: Sevdanın Denizi 39 A: Gurbet Elleri B: Emine Hatun B: Mehmet Bey B: Nar Ağacı Türküsü 40 A: Seher Yeli B: Erciyes’ten Kar Geliyor Tablo 3’te ise sanatkârımızın Polidor isimli şirket ile de çalıştığı, yine bu şirket ile A ve B yüzü olmak koşuluyla toplam yedi adet plakta on dört farklı türkü seslendirdiği görülmektedir. Tablo 4. Refik Başaran’ın Çalıştığı “Columbia” İsimli Plak Şirketi ve Türküleri Şirketin Adı Plakların Sayıları ve Yüzleri 42 43 44 A: Sokaklardan A: Konya Develisi A:Yekde Oyun A: Ürgüp Develisi atlayarak Yürüme (Çek Deveci Havası (Güzelsin Derler) Develeri Engine) B: Bahar Geldi Yine B:Hatice (Aksaray B: Avşar Güzeli B: Bidanem Yar Yollar İşledi Türküsü) 45 46 47 48 A: Koyun Gelir Yata A: Gece mi Geçtin A: Yeni Sürmeli A: Mehmet Bey Yata (Kayalık Özü) B:Odana Serdim Halı B: Aşlamayı Aşlarım B: Kırat B: Tello Can 49 50 51 52 A: Köprüden Geçti A:Vızdık A:Güle Çıktım A: Gelin Gelin Gelin B: Sebep B:Keziban Gelin B:Aşağıdan Gelen COLUMBIA B: Kestanenin İrisi 53 54 A: Kırk Güzelin İçinde A: Ağ Gelin (Pınar) B: Raşit B: Seyrani Baba 41 384 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u “Ürgüplü Refik Başaran ve Türk Müzik Kültürüne Katkısı” Tablo 4’te kendisinin Columbia isimli şirkette A ve B yüzleri olmak kaydı ile toplam on dört farklı plakta toplam yirmi sekiz türkü seslendirdiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, bilinen bu üç farklı şirketten çıkarttığı plaklara okuduğu türkülerin zaman zaman aynılık göstermesi, onun, başarılı icrası ve yorumuyla döneminde popüler bir kimlik taşıması ile ifade edilebilir. Tablo 5. Refik Başaran’ın Tespit Edilemeyen Plakları 55 A:Karinli Ah Çeker B:Aziziye 56 A:Kurban Olam Habib B:Aziziye 57 A:Raşit Derler Bir Cahil Uşak B: ? 58 A:İlahi B: ? 59 A: İmana Gel Gavur Kızı İmana B: ? 60 A:Osman’ın Bindiği Küheylan B: ? 61 A: Ak Kağıt Üstünde Yeşil Piyade B: ? 62 A:Hapishane B: ? 63 A:Aziziye B:Bir Türkü (Son Plak) Başaran’ın tespit edilemeyen birkaç plağı da mevcuttur. Bazılarının genellikle B yüzleri tespit edilememiştir (Bkz. Tablo 5). “İstanbul Yolunda Bir Pınar Senin”, “Sağ Yanında Sazlar Var”, “Kozan Dağı”, Sabah Ettim” ve “Dalma Çaylar Derindir” isimli türküleri eşi Fadime ve köylüsü Fadik ile beraber okudukları belirtilmektedir. Ayrıca “Kara Tevfik” adlı türkünün Fadime ile köylüsü Haceri’in koştuğu bilinmektedir. “Karadır Kaşların, Gözlerin” diyerek başlayan türküyü ise Başaran, eşi Fadime’den öğrenmiştir. Başaran’ın sık sık gurbete gidip gelmemesi, eşine ve çocuklarına para gönderememesi, sözlerinde durmadığı için Fadime Hanım bir dönem eşine küsmüş, bildiği birkaç türküyü de öğretmemiştir. Bu yüzden sanatkarımızın çeşitli vaatler ile eşi Fadime’yi kandırıp ondan türkü öğrenmesi, bu türküleri ondan öğrendiğini de kimselere söylememesi çeşitli şekillerde anlatılmaktadır (Karabulut: 2002, 133). Başaran’ın saydığımız bu türkülerinin haricinde sadece ezgi ile doldurduğu bir plağa daha sahip olduğunu Şahin ve Kaya: “Şirket ve numaralarını tespit edemediğimiz şu türküleri de plağa okumuştur: Aslan Karam, Bana Deli Derler Neden Deliyim, Devran-ı Felek Bize Gam Yutturdu, Devran Kırat, Fettan Kardeşim, Gurbet Bir Ateş, Kozan Dağı, Köprüler Yaptırdım, Nazmiye, Sürmeli ve Yemenimin Beyazı” şeklinde belirtmişlerdir (Şahin: 1990, 32-53; Kaya: 1991, 49-53). 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 385 Kubilay KOLUKIRIK - Günsu YILMA Ayrıca Başaran’ın son yıllarda kendi adını taşıyan Kalan Müzik Arşivi’nden bir adet CD’si de yayınlanmıştır. Bu CD içerisinde sanatçıya ait yirmi adet türkü bulunmaktadır. Başaran’ın türkülerinde yöre şivesi yaygın olarak duyulmaktadır. En ünlü türküsü Şen Olasın Ürgüp’ün sözlerinde de bu şiveyi rahatlıkla işitebiliriz: Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez Gıratım acemi gonağı dutmaz Oğlum(da) pek güccük yerini tutmaz. (BAĞLANTI) Cemal’ım Cemal’ım algın Cemal’ım Alganlar(ın) içinde galdın Cemal’ım Ürgüp’ten de cıgtığımı görmüşler, Başgadı(nın) pınarına inmişler, Beni öldürmeye garar vermişler. BAĞLANTI Cemal’ın giydiği gadife şalvar, Dügganın gilidi belinde parlar, Güccük Mustafa’sı beşigde ağlar. BAĞLANTI Başaran’ın yukarıdaki “Şen Olasın Ürgüp” isimli türküsünün nazım şiir türünde yazıldığını görmekteyiz (6+5,8+3). Seyri inici ve çıkıcı olup, uşşak makamında olduğu söylenebilir (Gürkan: 1997, 43-44). Köylüsünün yaktığı bir ağıttan doğan (Sapmaz: 2000, 70) türkünün notasyonuna baktığımızda ise, ozanımızın hiçbir bilgisi olmadan kulaktan doğma yeteneği ile bizlere teknik açıdan icrası pek de kolay olmayan, hatırı sayılır bir eser bıraktığını görmekteyiz: 386 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u “Ürgüplü Refik Başaran ve Türk Müzik Kültürüne Katkısı” Şekil 2. Başaran’ın “Şen Olasın Ürgüp” isimli Türküsünün Notaları Refik Başaran hakkında TRT’de, ikisinin 1982’de gerçekleştirildiği üç program hazırlanmıştır. Sabri Uysal’ın hazırladığı programların ilkinde, Refik Başaran’ın türkülerine ve Fadime Başaran ile yapılmış bir röportaja yer verilmiştir. Diğerinde ise Tamer Göksel’in İstanbul Radyosu’nca hazırlanmış olduğu programda Mehmet Erenler onun türkülerinden örnekler vermiştir. Üçüncü program da, 1989’da Mansur Kaymak tarafından yapılmıştır. Refik Başaran ile ilgili olarak Kültür Bakanlığı HAKAD arşivinde yine Fadime Başaran ile yapılmış bir konuşmanın bandı da bulunduğu belirtilmektedir. Ayrıca İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürlüğü A.P.K uzmanı Hasan Şahin’in “Ürgüplü Refik Başaran Hayatı Eserleri ve Türk Halk Müziği içindeki Yeri” adlı kıymetli bir çalışması da vardır (Karabulut, 2002). Ozanımız hakkında TRT tarafından halen hazırlanmakta olan bir belgesel de mevcuttur (Refik Başaran, kişisel görüşme, Eylül 2011). Başaran anısına Ürgüp’te bir meydan kurulmuştur. Meydanın hemen arkasında, doğduğu köye giden araçların kalktığı noktada, bir heykeli de bulunmaktadır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 387 Kubilay KOLUKIRIK - Günsu YILMA Şekil 3. Refik Başaran Meydanı ve Heykeli Şekil 3’te Başaran’ın anısına Ürgüp’te adına yaptırılan meydanı ve heykelini görmekteyiz. Ayrıca doğum yeri olan Damsa (Taşkınpaşa) Köyü’nün kütüphanesinde Başaran’ın sazı ve plakları da mevcuttur. Son iki yıl öncesine kadar çevre ilçede yapılan Hacıbektaş Kültür ve Sanat Etkinlikleri’nden bir hafta on gün önce Damsa (Taşkınpaşa)’da Refik Başaran Türkü Şenliği düzenlendiğini biliyoruz (R.Başaran, kişisel görüşme, Eylül 2011). Ayrıca, bu değerli ozanımızın Nevşehir ilinde 2000 evler Toki civarında kendi adını taşıdığı “Refik Başaran Sokağı” da bulunmaktadır. Nevşehir Yöresi’nde yetişerek Türk halk müziğine önemli katkılar sağlamış olan Refik Başaran hakkında bu güne kadar bilimsel anlamda yapılan çalışmaların yok denecek kadar azlığı gözden kaçmamaktadır. Bu değerli sanatkarımızın eserlerinin çeşitli akademik çalışmalar ile gelecek nesillere taşınması, daha sonraki çalışmalara ışık tutması açısından önem taşımaktadır. Onun kendi sesi ile çalıp söylediği bazı türkülerin notaya alınması, notaya alınan türkülerinin üzerlerinde çalışılması ve geliştirilmesi, Başaran’ın uslubunu gelecek nesillere taşınması açısından da büyük bir ihtiyaç arz etmektedir. Böyle bir ihtiyacın gerekliliği, ardından gelecek olan çeşitli çalışmalara da şüphesiz katkı sağlayacaktır. Başaran’ın hayatı, yaşamı, geride bıraktıkları ve eserleri diğer bilim alanları ile de ortak çalışılmalı, çeşitli konular ile de ilişkilendirilmelidir. Ayrıca iki yıl öncesine kadar adına düzenlenen şenliklerin aralıksız olarak yapılması, sanatkarımızın hatırlanması, hatıralarının ve bıraktıklarının yitip gitmemesi açısından da gereken çaba gösterilmelidir. 388 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u “Ürgüplü Refik Başaran ve Türk Müzik Kültürüne Katkısı” Kaynaklar Günay, E., (2006), “Müzik Sosyolojisi, Sosyolojiden Müzik Kültürüne Bir Bakış”, Bağlam Yayıncılık, İstanbul. Gürkan, K. ,(1997) , “Ürgüplü Refik Başaran’ın San’atçı Kişiliği ve Yöreye Kazandırdığı Ezgilerin İncelenmesi”, İstanbul Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü,Yüksek Lisans Tezi, Haziran. İşcen, Y. , (2011), “Avanos Halk Bilim Araştırmaları ve Avanoslu Selahattin”, Avanos Belediyesi Kültür Yayınları, Ankara. Karabulut, M. , (2002), “Nevşehir Yöresi Müzik Folklorunun İncelenmesi”, Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara. Kaya, D. (1993),“Ürgüplü Refik Başaran (1907,1945)”, Milli Folklor, (Yaz 1991), I(10), s.49-53./(Bahar1993), Milli Folklor, III(17), s.33-36. Kaya, M. ,(1994), “Geçmişten Günümüze Ürgüp”, Ankara 1994, s.109. Sapmaz, G., (2000), “Şen Olasın Ürgüp Refik Başaran Hayatı/Türküleri”, Zembil Basım Yayın, Ankara, 2000. Şahin, H. , (1991), “Ürgüplü Refik Başaran”, Türk Halk Kültürü Araştırmaları, 1991/1, Ankara. Trt Müzik Dairesi Başkanlığı, (2004), “Türk Halk Müziğinden Seçmeler-1-”, TRT Müzik Dairesi Yayınları, Ankara 2004, s.408-410. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 389 KAPADOKYA’DA BUTİK OTEL İŞLETMECİLİĞİNİN GELİŞİMİ VE SORUNLARI DEVELOPMENT AND PROBLEMS OF THE BOUTIQUE HOTELS IN CAPPADOCIA Lütfi BUYRUK* ÖZET Tarihi ve doğal çevreyle uyumlu ve çevreye zarar vermeden inşa edilen ya da eski ev ve benzeri yapıların restore edilmesi suretiyle turizme kazandırılan tesis türüne örnek olan butik oteller; günümüzde özellikle üst gelir grubundan yerli ve yabancı turistlerin konaklama tesisi tercihlerinde ön plana çıkmaktadır. Türkiye’de tarihi dokunun turizme yönelik kullanımının artan biçimde görüldüğü bölgelerden birisi de hiç şüphesiz Kapadokya turistik bölgesidir. Özellikle son on yılda, bölgedeki otelcilik anlayışında değişmeler gözlenmekte ve eski evler restore edilerek butik otel tarzı konaklama işletmeleri olarak faaliyete geçirilmektedir. Bu çalışmada, butik otel kavramı, butik otellerin sundukları hizmetler ve özellikleri, dünyada ve Türkiye’de butik otel işletmeciliğinin gelişimi ele alındıktan sonra, Kapadokya bölgesindeki butik otel işletmeciliği üzerinde durulacaktır. Konuyla ilgili bir alan araştırması tasarlanmış olup; başta Ürgüp, Göreme, Avanos, Uçhisar ilçelerindeki butik oteller olmak üzere, bölgedeki butik otel sahip ve yöneticileriyle, nitel araştırma tekniklerinden, yarı yapılandırılmış görüşme yoluyla, butik otel işletmeciliğinin sorunları ortaya konulacaktır. Anahtar Kelimeler: Butik otel, Turizm, Kapadokya. ABSTRACT Boutique hotels which are given as examples for accommodation facilities built without harming the environment and in harmony * Yrd. Doç. Dr., Nevşehir Üniversitesi, Turizm Fakültesi, e-posta: [email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 391 Lütfi BUYRUK with history and natural environment or open to tourism through the restoration of old houses or similar structures stand out in the preference of accommodation of local or foreign tourists especially in the upper income class. Cappadocia is one of the regions where historical environment is increasingly used in tourism. Particularly in the last decade, there have been changes in the understanding of hospitality in the region and old houses have been restored and run as boutique hotel-style accommodation facilities. In this study, after the concept of boutique hotel, the services they offer and their features, development of boutique hotels in Turkey and in the world are introduced, boutique hotels management in Cappadocia will be emphasized. A related field study is designed and a semi-structured interview, one of the qualitative research techniques, is carried out with the owners and managers of the boutique hotels in the region especially in Ürgüp, Göreme, Avanos and Uçhisar and the problems of boutique hotels will be presented. Key Words: Boutique hotel, Tourism, Cappadocia. 1. Giriş Günümüzde, özellikle üst düzey gelir grubundan turistlerin, yeni konaklama biçimlerini talep etmelerine, eşsiz tarihi ve/veya doğal bir çevrede, daha özgün mekanlarda geceleme ve yüksek kalitede hizmet alma arzularının yükseldiğine tanıklık etmekteyiz. Küçük fakat samimi atmosferiyle, özgün tasarımı, yüksek kalitede, kişiye özel hizmetiyle butik oteller; turizm endüstrisinde son yıllarda oluşan bu talebe cevap veren konaklama işletmeleri olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu çalışmada, butik otel kavramı, butik otellerin sundukları hizmetler ve özellikleri, dünyada ve Türkiye’de butik otel işletmeciliğinin gelişimi ele alındıktan sonra, Kapadokya bölgesindeki butik otel işletmeciliğinin gelişimi üzerinde durulacaktır. Konuyla ilgili yapılan alan araştırmasında elde edilen veriler doğrultusunda, Kapadokya turistik bölgesinde butik otel işletmeciliğinin gelişimi ve sorunları ortaya konulacaktır. 2. Butik Otel Kavramı Butik oteller, yapısal özelliği, mimari tasarımı, tefriş ve dekorasyonu bakımından özgünlük arz eden, yüksek kalitede hizmet veren, küçük ve orta ölçekli konaklama tesisleri olarak tanımlanabilir. 392 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Kapadokya’da Butik Otel İşletmeciliğinin Gelişimi ve Sorunları Butik (boutique) kelimesi Fransızca kökenli olup, “küçük, modaya uygun dükkan”, “büyük bir alışveriş merkezindeki küçük dükkan” ve “yüksek özellikli mal veya hizmet sunan küçük işletme” şeklinde tanımlanmaktadır (www.merriam-webster.com). Wikipedia online ansiklopedide butik otel, “Kuzey Amerika ve İngiltere’de moda olan, genellikle lüks veya özgün oteller” olarak ifade edilmektedir. Bir butik oteli zincir veya marka olmuş otellerden ayıran yanı ise, kişiye özgü hizmet ve konaklama sağlamasıdır. Butik oteller yine, hizmetlerindeki rahatlık, samimiyet, bireysellik ve misafirperverlikleriyle, homojen hizmet sunan geniş ölçekli zincir otel gruplarından ayrılmaktadırlar. Butik ve butik otel tanımlarındaki ortak yan “küçüklük” ve “özellikli veya özgün hizmet” olarak karşımıza çıkmaktadır. Butik oteller hakkında kaleme alınan çalışmalarda, onları geleneksel otellerden ayıran beş yönü üzerinde durulmaktadır. Bunlar, otel yapısının benzersiz karakteri, kişiye özel hizmet, ev ortamındaymış gibi bir konaklama hissi, yüksek standartlarda kaliteli hizmet, fiziksel konumunun katma değeri ve hizmet sunanların bilgi ve kültürü olarak sıralanmaktadır (Rogerson, 2010, 428). Uluslararası literatürde butik oteller tanımlanırken nicelik olarak farklı oda sayılarından söz edilmektedir. Bazı yazarlar butik oteli “en az dört yıldız seviyesinde 20-150 odalı tesisler”, bazı yazarlar 100 odaya bazıları da en fazla 200 odaya sahip oteller şeklinde tanımlamaktadır. Ülkemizde yürürlükte olan Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin yedinci bölümünde, özel tesisler başlığı altında, madde 43’te butik oteller : “Yapısal özelliği, mimari tasarımı, tefriş, dekorasyon ve kullanılan malzemesi yönünden özgünlük arz eden, işletme ve servis yönünden üstün standart ve yüksek kalitede, deneyimli veya konusunda eğitimli personel ile kişiye özel hizmet verilen en az on, en fazla altmış odalı otellerdir” şeklinde tanımlanmaktadır. 3. Butik Otellerin Özelikleri ve Sundukları Hizmetler Butik oteller, beş yıldızlı lüks otellere daha küçük ölçülerde, adeta birer rakip olarak ortaya çıkmıştır denilebilir. Daha az sayıda odaları, farklı dekorasyonu ve mobilyaları, samimi ve kişiye özel hizmeti, aile atmosferi ile geleneksel, yüzlerce odaya sahip büyük otellerin sunamayacağı tarzda, üstün standartlarda bir hizmeti konuklarına sunabilmektedirler. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 393 Lütfi BUYRUK Butik otellere özgü beş önemli nitelikten bahsedilebilir. Bunlar (Rogerson, 2010, 428) : - Küçük bir otel ve daha fazla samimiyet hissi - Tasarımcının döşeme ve demirbaşlar üzerindeki vurgusu ve uygun elektronik eşyalar - Bazı durumlarda bir marka ya da zincire ait olmasına rağmen, her otelin ayrı bir kimliğe sahip olarak görülmesi - Önemli tasarımcıları kullanarak, modern tarzlar üzerinde odaklanıp konseptler geliştirmek - Restoranlar ve barlar gibi tam hizmet sunulacak birimlerin her zaman olmamasına rağmen, kişiye özel hizmet. Bunlara ek olarak (Wheeler,2006,8) ; - Eşsiz bir yer duygusu uyandırması, şık ve çağdaş olması, - Hoşluk ve rahatlığa odaklı olması, - Eski kentsel yapıların restore edilip otele uyarlanması, - Lobi, restoran ve odalar gibi alanların daha küçük ölçülerde olması, butik otellerin diğer özellikleri arasında sayılabilir. Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelikte, butik otellerin nitelikleri ise şöyle sıralanmaktadır: a) Modern, röprodüksiyon, antika gibi özelliği olan mobilya ve malzemeler ile tefriş ve dekorasyon. b) Beş yıldızlı otel odaları için belirlenen nitelikleri taşıyan konforlu odalar. c) Kapasiteye yeterli kabul holünü de kapsayan lobi, lobi alanının yeterli olması hâlinde lobinin bir bölümünde düzenlenmiş oturma mahalli veya ayrı bir oturma salonu. d) Yönetim odası. e) Kapasitesi elli kişiden az olmamak kaydıyla, tesis yatak kapasitesinin en az yüzde yetmişbeşine alakart hizmet verilen asgarî ikinci sınıf lokanta. f) Genel mahallerde klima sistemi. g) Yirmidört saat oda servisi. 394 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Kapadokya’da Butik Otel İşletmeciliğinin Gelişimi ve Sorunları h) Çamaşır yıkama ve kuru temizleme hizmeti. i) Otopark hizmeti. j) Odalara, müşteri tarafından seçilen en az bir adet günlük gazete servisi ile müşteri yatak odasının gece kullanımına hazırlama hizmeti. k) Birden fazla katta düzenlenmiş tesisler için müşteri asansörü ve merdiveni. l) Tesis müşteri yatak kapasitesinin en az yüzde ellisi oranında eğitimli personel ile hizmet verilmesi. m) Kadın ve erkek personel için ayrı soyunma yerleri, dolapları, duş ve n) Aşağıda yer alan ünitelerden en az birinin bulunması: 1) Kişi başına 1.2 metrekare alan düşecek şekilde en az elli kişilik pasta salonu; elli kişilik kabare, sinema, tiyatro etkinliklerinin yapılabileceği salon; en az 60 metrekare büyüklükte kütüphane ünitelerinden en az bir adedi. 2) Açık veya kapalı yüzme havuzu. 3) Jimnastik salonu, bovling-bilardo salonu, kütüphane; Türk hamamı, buhar banyosu, kar odası, tuz odası, tuzlu buhar odası, sıcak taş odası, alarm sistemi bulunan sauna, masaj üniteleri, aletli masaj üniteleri, cilt bakım üniteleri, spor sahası, tenis kortu, kayak pisti, duvar tenisi salonu veya benzeri imkânlar sağlayan ünitelerden en az üç adedi. 4. Butik Otel İşletmeciliğinin Dünyadaki Gelişimi Butik otellerin 1980’li yılların başında ortaya çıktığı düşünülmektedir. 1981 yılında dünyanın ilk butik otellerinden ikisi kapılarını hizmete açmıştır. Bunlardan birisi ünlü bir stilist, Anouska Hempel tarafından tasarlanmış olan, Londra’da South Kensington’ta açılan The Blakes Hotel’dir. Diğeri ise, San Fransisko’da açılan ve 2000’li yılların başında Kimton Group tarafından işletilen 34 butik otelin ilki olan Bedford otelidir. 1984 yılında New York’un ilk butik oteli, Murray Hill’de Morgans Hotel adıyla işletmeye açılmıştır (Anhar,2001). 1990’lı yılların sonunda, Asya-Pasifik bölgesi dünyadaki en hızlı gelişen turistik destinasyonlardan birisi olmuş ve otel yatırımcılarını bölgeye çekmiştir. Her türden konaklama tesisi yatırımlarının yanı sıra, o yıllarda butik otel yatırımlarının popülerliği de dikkati çekmiştir. 100 odadan daha küçük olan bu işletmelerin bazıları bağımsız yatırımcılar tarafından yapılanlar 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 395 Lütfi BUYRUK bazıları ise uluslar arası zincirler tarafından inşa edilenlerdir. Örneğin Singapur merkezli Banyan Tree Hotels, Tayland’ın Phuket adasında 86 villadan oluşan butik otel inşa etmiş ve beş yıl içinde Asya’da 9 benzer yatırımı daha planlamıştır (Hing vd.,1998). 2000’li yıllarda Tayland’ta sayıları giderek artan butik oteller, ülkeye olan turistik talebin de hızla artmasında etken olmuştur. Tayland Turizm Otorite’sinin (TAT) verilerine göre, 2008 yılı itibarıyla ülkedeki belgeli butik otel sayısı 100’ün üzerindedir ve bu sayıya her geçen yıl yenileri eklenmektedir. (Nakpradit vd., 2009). Son yıllarda butik otel işletmeciliğine uluslararası zincir otel şirketleri de ilgi göstermeye başlamıştır. Hilton, Intercontinantel, Marriot ve Starwood gibi küresel otel zincirlerinin gerçekten bir butik otel işletip işletmeyecekleri otoritelerce tartışılırken, Hilton “Denizen” markasıyla, Intercontinantel Hotel Group “Indigo”, Ritz Carlton “Bulgari”, Le Meridien “W” markalarıyla butik otel pazarında çoktan yerlerini almışlardır (Manson, 2009). 5. Butik Otel İşletmeciliğinin Türkiye’deki Gelişimi Dünyada hızla yükselen butik otel trendinin ülkemizdeki ilk örnekleri İstanbul’da hizmete açıldı. İstanbul Sultanahmet semtinde ilk butik oteli (Yeşil Ev) zamanın Otomobilcilik ve Turing Kurumu başkanı Çelik Gülersoy açmıştır. Bu ilk butik otel, 19.yüzyıl İstanbul evlerinin son örneklerinden biri olan ve 1977’de harap bir durumda iken ‘’Turing’’ tarafından alınarak, eski tarzına uygun olarak yeniden inşa edilmiş olup, Yeşil Ev Butik Otel olarak 1984’te hizmete açılmıştır (www.sultanahmet.gen.tr). 1986 yılında ise Soğukçeşme sokağı, Turing tarafından eski haline uygun şekilde restore edilerek adeta yeniden hayat kazanmış ve 19. yy. Osmanlı tarzında dekore edilen evleriyle, çiçekler içinde, trafiğe kapalı bir sokak halinde turizme açılmıştır. Bu sokaktaki Ayasofya Konakları, İstanbul’da hizmete açılan ikinci butik otel olarak kabul edilebilir (www.ayasofyakonaklari.com). Türkiye’de özellikle kültür turizminin etkin olduğu bölgelerde butik otel sayıları hızla artmaktadır. Kapadokya, Safranbolu, Amasya, Alaçatı, İstanbul, Adalar ve Çanakkale’de her yıl yeni butik oteller hizmete girmektedir. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 2008 yılı Ocak ayında ülke turizmi ve arkeolojik alanlarla ile ilgili yaptığı bir açıklamasında “Anadolu’daki otel ve butik otel sayısının yıl sonuna kadar ikiye katlanacağını bekliyoruz” demiştir (www.tourexpi.com). 396 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Kapadokya’da Butik Otel İşletmeciliğinin Gelişimi ve Sorunları Türkiye Özel Belgeli Özel Nitelikli Turistik ve Butik Otelciler ve İşletmeciler Birliği Derneği (ÖZBİ) Başkanı Hasan Gülkaynak, Eylül 2008’de yaptığı açıklamada, 1996 yılından beri faaliyette olan derneklerine son üç yılda 80 üyenin kaydolduğunu ifade etmiştir. İstanbul’da 150, tüm Türkiye’de 600 butik otelin faaliyette olduğunu belirtmiştir (www.milliyet.com.tr). Ancak ülkemizde butik otel belgesine sahip olmadığı halde, butik otel olarak faaliyete bulunan otel sayısı hızla artmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2009 yılı verilerine göre ülkemizde 7’si yatırım belgeli, 189’u işletme belgeli olmak üzere toplam 196 özel tesis bulunmaktadır. Yine 2009 verilerine göre, 58’i yatırım belgeli, 18’i işletme belgeli olmak üzere toplam 76 butik otel bulunmaktadır. Uygulamaya baktığımızda, “butik otel” ile “küçük otel” ülkemizde karıştırılmakta ve “butik otel” olarak pazarlanan pek çok otel, aslında aile işletmesi ve mahalli idarelerden belgeli küçük oteller olmaktadır. 6. Kapadokya’da Butik Otel İşletmeciliğinin Gelişimi Günümüzde Türkiye’nin en önemli kültür turizmi merkezlerinden birisi konumuna gelen Kapadokya turistik bölgesi, turizm ile ilgili yayınların çoğunda dile getirildiği gibi, Avrupalılar tarafından 20. yüzyılın başlarında keşfedilmiştir. Guillaume de Jerphanion isimli Fransız misyoner ve sanat tarihçisi (1877-1948), özellikle Göreme’deki kaya kiliseler ile ilgili çizim ve araştırmalarını yayınladıktan sonra, Kapadokya daha çok tanınır hale gelmiştir. National Geographic gibi bazı dergilerde Kapadokya’nın hem tarihi hem de doğal güzellikleriyle ilgili, özellikle kaya kiliseler ve duvarlarında yer alan fresklerin fotoğraflarını içeren yayınlar, turistlerin bölgeye olan ilgisini arttırmıştır (Tucker; Emge, 2010,7). Ancak, 1960’lı yıllardan önce Kapadokya’da turistik hareketlilik yok denecek kadar azdı. 1970’li yıllarda sırt çantalı ve bağımsız olarak seyahat eden yabancı turist sayısında ve bunların talep ettiği ucuz konaklamaya uygun, pansiyon tarzı konaklama işletmeciliği sayısında bir artış gözlemlenmiştir. 1980’li yılların sonundan itibaren devletin turizm teşviklerinin de katkılarıyla yörede büyük konaklama işletmeleri kurulmaya başlanmıştır. Halen, turizm işletme belgeli bu işletmelerin konuklarının büyük bölümünü, paket turlarla Türkiye’ye gelen ve Kapadokya’da 1 veya 2 gece kalan yabancı turistler oluşturmaktadır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 397 Lütfi BUYRUK 2000’li yıllardan itibaren dünyadaki butik otel modası, yüksek kalitede ve özgün hizmet talep eden yabancı turistlerin bölgeye olan ilgisinin artmasına paralel olarak, Kapadokya’da da yaygınlaşmaya başlamıştır. Ürgüp ilçesinde ilk örnekleri görülen, daha sonra Uçhisar, Göreme, Avanos, Mustafapaşa gibi merkezlere yayılan butik otel tarzı konaklama işletmelerinin sayısı son on yılda hızla artmıştır. 7. Kapadokya’da Butik Otel İşletmeciliğinin Sorunları Üzerine Bir Alan Araştırması 7.1. Yöntem Araştırmada yöntem olarak nitel araştırma tekniklerinden yarı yapılandırılmış görüşme kullanılmıştır. Bilindiği üzere görüşme, sosyal bilim araştırmalarında sıklıkla kullanılan tekniklerden birisidir. Bunun temel nedeni, görüşmenin bireyin tutum, duygu, düşünce ve inançlarına ait bilgileri elde etmede etkin bir yöntem olmasıdır. Karasar’a (2005) göre görüşme (mülakat, interview), sözlü iletişim yoluyla veri toplama tekniğidir. Görüşme tekniği, önceden belirlenmiş ve ciddi bir amaç için yapılan, soru sorma ve yanıtlamaya dayalı, karşılıklı ve etkileşimli bir iletişim süreci olarak tanımlanabilir (Yıldırım ve Şimşek, 2004). Görüşme tekniği çeşitli şekillerde sınıflandırılmaktadır. Katılanların sayısına göre, bireysel ve yığın olarak iki gruba ayrılırken; kuralların katılığına göre yapılandırılmış, yarı yapılandırılmış ve yapılandırılmamış görüşme olarak üç gruba ayrılmaktadır (Karasar, 2005). Yapılandırılmış görüşme tekniğinde amaç, görüşülen bireylerin verdikleri bilgiler arasında paralelliği ve farklılığı saptamak ve buna göre karşılaştırmalar yapmaktır. Bu yöntemde araştırmacı, araştırmaya katılan her bir kişiye aynı soruları, aynı biçimde ve aynı sözcüklerle sormaktadır (Yıldırım ve Şimşek, 2004). Bu araştırmada kullanılan yarı yapılandırılmış görüşme tekniği, yapılandırılmış görüşme tekniğinden biraz daha esnektir. Yapılandırılmış görüşme tekniğinde olduğu gibi, araştırmacı sormayı planladığı soruları içeren görüşme formunu önceden hazırlar. Buna karşın araştırmacı görüşmenin akışına bağlı olarak, değişik yan ya da alt sorularla görüşmenin akışını etkileyebilir, kişinin yanıtlarını açmasını ve ayrıntıya girmesini sağlayabilir (Türnüklü, 2000). Yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinin araştırmacıya sağladığı en önemli kolaylık, görüşmenin önceden hazırlanmış görüşme formuna bağlı olarak sürdürülmesi nedeniyle daha sistematik ve karşılaştırılabilir bilgi sunmasıdır (Yıldırım ve Şimşek, 2004). 398 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Kapadokya’da Butik Otel İşletmeciliğinin Gelişimi ve Sorunları 7.2. Evren ve Örneklem Araştırmanın evrenini Nevşehir ili sınırları içindeki butik otel olarak faaliyet gösteren işletmeler oluşturmaktadır. Kültür ve Turizm il müdürlüğünden alınan bilgiler doğrultusunda, yörede 40 civarında butik otel statüsünde faaliyette bulunan işletme olduğu saptanmıştır. Bunların çoğu eski taş evlerin restore edilerek otel haline getirildiği işletmelerdir. Bu işletmelerden oda sayısı en az 10 ve bir günlük oda konaklama ücreti 150 TL ve üzerinde olan toplam 20 işletme ile görüşme hedeflenmiştir. Ancak, çeşitli nedenlerden dolayı (randevu alamama, görüşmeyi kabul etmeme vb) otellerin 16 adedinin sahip veya yöneticileri ile görüşme imkanı sağlanabilmiştir. Tablo 1 de bu bilgiler yer almaktadır. Bu araştırmada örneklem belirlemede amaçlı örneklem (purposeful sampling) yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem nitel (kalitatif) araştırmalarda kullanılmakta ve incelenen konu ile doğrudan ilgisi olan kişilerin araştırma kapsamına alınmasını içermektedir. Dolayısıyla araştırma evreninde yer alan ve araştırmanın belirlenen kriterlerine uygun otellerin sahip veya yöneticileriyle yapılan görüşmeler analiz edilmiştir. 7.3. Veri Toplama ve Analiz Yarı yapılandırılmış görüşme tekniği uygulanarak veriler derlenmiştir. Görüşmede sorulacak sorular literatür taraması ve iki otel yöneticisiyle ön görüşme yapılarak, iki bölümden oluşan bir form halinde önceden hazırlanmıştır. Görüşme sorularının ilk bölümü, araştırmaya dahil edilen otellerin profillerini, ikinci bölümü ise otellerin sorunlarını ortaya koymak için otel sahip veya yöneticilerinden oluşan kişilere yöneltilmiştir. Soru formunda otel hakkında yer alan sorulardan sonra, yöneticilere 4 adet soru sorulmuştur. Bunlar; (1) Otel kurulum ve inşaat aşamasında hangi sorunlarla karşılaştınız? (2) Belediye hizmetleriyle ilgili sorunlarınız nelerdir? (3) Pazarlamayla ilgili sorunlarınız nelerdir? (4) Personelle ilgili sorunlarınız nelerdir? Sorulan sorular görüşmenin akışına göre çeşitlenmiş ve kişinin yanıtlarını detaylandırmasına çalışılmıştır. Samimi bir ortam oluşturularak, sorulara rahat, dürüst ve doğru bir şekilde cevaplar alınma gayreti içinde olunmuştur. Elde edilen veriler içerik analizine tabi tutularak çözümlenmiştir. Veriler arasında karşılaştırmalar yapılmış, uyum ve örtüşmelerin olup olmadığına bakılmıştır. Bulgular frekans analizi tekniği ile tablolaştırılarak yorumlanmıştır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 399 Lütfi BUYRUK Nitel araştırmalarda amaç sayılar yoluyla sonuçlara ulaşmak değil, konu ile ilgili okuyucuya betimsel ve gerçekçi bir resim sunmaktır. Ancak yine de nitel yöntemlerle toplanan veriler üzerinde bazı sayısal analizler yapmak mümkündür (Yıldırım ve Şimşek, 2004). Bu çalışmada da butik otel işletmelerinin sorunlarıyla ilgili yüzde ve frekansların verilmesi yoluna gidilmiştir. 8. Araştırmanın Bulguları Araştırmaya dahil edilen otellerle ilgili bilgiler Tablo 1’de yer almaktadır. Tabloda yer alan bilgilere ek olarak, görüşme yapılan kişilerden 11 tanesi otel yöneticisi, 5 tanesi ise hem sahip hem de yöneticidir. Nevşehir il Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün 2010 yılı verilerine göre, il sınırları içinde toplam 48 adet turizm işletme belgeli konaklama tesisi bulunmaktadır. Bunlardan 18 adedi özel belgeli konaklama tesisidir ve yine bunlardan 10 adedi butik otel nitelikleri taşımakta ve web sayfalarında butik otel olarak pazarlanmaktadır. Nevşehir ilinde 2010 yılı itibarıyla Bakanlıktan belgeli butik otel bulunmamaktadır. Mahalli idarelerce belgelendirilen konaklama tesisleri içinde, butik otel niteliklerine sahip ve kendilerini butik otel olarak tanıtıp, pazarlayan 30’un üzerinde konaklama işletmesinin bulunduğu tespit edilmiştir. Tablo 1: Oteller hakkında genel bilgiler Otel Adı 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 400 A B C D E F G H I İ J K L M N O Faaliyette olduğu yıl 10 2 1 7 9 2 5 3 6 5 1 6 4 5 6 4 Personel sayısı 20 4 5 8 35 10 7 5 6 6 5 7 5 10 10 5 Oda sayısı 34 10 10 17 30 12 18 10 15 12 11 22 11 25 12 10 Ortalama oda ücreti (TL) 300 150 350 200 700 300 300 150 140 250 200 200 250 200 500 200 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Kapadokya’da Butik Otel İşletmeciliğinin Gelişimi ve Sorunları 8.1. Otel Kurulum ve İnşaat Aşamasında Karşılaşılan Sorunlar Otel kurulum ve inşaat aşamasında karşılaşılan sorunlar arasında ilk sırada restorasyon projesi onayının zaman alması bulunmaktadır (Tablo 2). Otellerin hemen hepsi sit alanı içerisindeki yerleşim yerlerinde bulunan eski ev, konak vb yapıların restore edilmesi suretiyle faaliyete geçirilmiştir. Dolayısıyla Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulundan hazırlanan proje için onay almak, girişimcilerin önünde bir sorun olarak durmaktadır. Binanın ve yöre mimarisinin aslına uygun proje hazırlandığında, bu sorun büyük ölçüde aşılmaktadır. Ancak, bazı yöneticilerin ifadelerine göre, onay sürecinin 2 yıla varan bir zaman alması, en önemli sorundur. Maddi kaynak sağlamada yaşanan sorunlar, kalifiye restorasyon elemanı, özellikle taş ustası bulamamak diğer sorunlar olarak sıralanmaktadır. İki görüşmeci, Bakanlıkta butik otelleri sınıflandıracak uzman olmamasını da bir sorun olarak belirtmişlerdir. Bunlardan birisi, işletmesine butik otel belgesi almak için başvurduğunu ancak, Bakanlık bünyesinde butik otelleri sınıflandıracak uzman olmadığı için, çeşitli bahanelerle, kendilerine butik işletme belgesi yerine özel işletme belgesi verildiğini ifade etmiştir. Tablo 2 : Otel Kurulum ve İnşaat Aşamasında Karşılaşılan Sorunlar Sıra 1 2 3 4 5 Otel Kurulum ve İnşaat Aşamasında Karşılaşılan Sorunlar Restorasyon proje onayının zaman alması Maddi kaynak-kredi sağlamada zorluk yaşanması Kalifiye restorasyon elemanı bulamamak Taş ustası bulamamak Bakanlıkta butik otelleri sınıflandıracak uzman olmaması f (*) % 13 81 8 50 7 5 44 31 2 13 (*) Bazı görüşmeciler birden fazla sorun belirtmişlerdir. 8.2. Belediye Hizmetleriyle İlgili Sorunlar Çoğu görüşmeci, belediye hizmetleriyle ilgili önemli sorunlar yaşamadıklarını ifade etmişlerdir. Bazı görüşmecilerin bulundukları yerleşim yeri belediye-altyapı hizmetleriyle ilgili dile getirdikleri sorunlar arasında, çöplerin düzenli toplanmaması ilk sırayı almıştır. Kış mevsiminde karların yollardan temizlenmemesi, ifade edilen sorunlardan diğeridir. Bir görüşmecinin ise, “belediye yönetiminin turizm mantalitesi açısından eksik” olduğunu dile getirmesi dikkati çekmektedir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 401 Lütfi BUYRUK Tablo 3 : Belediye Hizmetleriyle İlgili Sorunlar Sıra 1 2 3 4 5 6 Belediye Hizmetleriyle İlgili Sorunlar Çöplerin düzenli toplanmaması Su kesintileri Yolların ıslah edilmemesi Kışın karların yollardan temizlenmemesi Elektrik kesintileri Turizm mantalitesi eksikliği f (*) 8 6 6 4 3 1 % 50 38 38 25 19 6 (*) Bazı görüşmeciler birden fazla sorun belirtmişlerdir. 8.3. Pazarlamayla İlgili Sorunlar Görüşme yapılan yöneticilerin çoğunluğu, pazarlama ile ilgili önemli sorun yaşamadıklarını ifade etmişlerdir. Bunun en büyük nedeni olarak, özellikle son 4-5 yıldır internet rezervasyon siteleri ve işletmelerin kendi web sayfaları üzerinden doğrudan satışların artması gösterilmektedir. Bununla birlikte, bazı görüşmeciler Tablo 4’te yer alan hususları pazarlama ile ilgili sorunlar olarak dile getirmişlerdir. Tablo 4: Pazarlamayla İlgili Sorunlar Sıra 1 2 3 Pazarlamayla İlgili Sorunlar Bölgeye olan talebin 12 aya yayılamaması Web rezervasyon sitelerinin komisyon oranları Dünyada Kapadokya’nın hala çok tanınmamış olması f (*) 5 3 % 31 19 2 13 (*) Bazı görüşmeciler birden fazla sorun belirtmişlerdir. 8.4. Personelle İlgili Sorunlar Görüşme yapılan yöneticilerin önemli kısmı, kalifiye eleman bulamama sorunu yaşadıklarını belirtmişlerdir. Turizm eğitimi almış eleman bulamama sorununu, yabancı dil bilen eleman bulamama sorunu takip etmektedir. Personel devir hızının yüksekliği de bir diğer sorun olarak ifade edilmiştir. Tablo 5: Personelle İlgili Sorunlar Sıra 1 2 3 Personelle İlgili Sorunlar Turizm eğitimi almış yeterli eleman bulamamak Yabancı dil konuşabilen eleman eksikliği Personel devir hızının yüksek olması f (*) 14 % 88 10 6 63 38 (*) Bazı görüşmeciler birden fazla sorun belirtmişlerdir. 402 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Kapadokya’da Butik Otel İşletmeciliğinin Gelişimi ve Sorunları Sonuç ve Öneriler Kapadokya turistik bölgesindeki butik otel olarak işletilen ve pazarlanan konaklama işletmelerinin sorunların araştırıldığı bu çalışmada, otel kurulum ve inşaat aşamasında karşılaşılan sorunlar ile personelle ilgili sorunlar ön plana çıkmaktadır. Otel inşaat aşamasında restorasyon proje onayının zaman alması ve turizm eğitimi almış personel eksikliği yaşanan en önemli sorunlardır. Yabancı dil konuşabilen eleman eksikliği de işletme yöneticileri tarafından dile getirilen önemli bir sorundur. Pazarlama ile ilgili ve belediye-alt yapı hizmetleri ile ilgili olarak işletmeler, önemli sorunlar yaşamamaktadırlar. Kapadokya turistik bölgesinde butik otel yatırımlarının önümüzdeki yıllarda da süreceği tahmin edilmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizin bazı bölgelerinde ve Kapadokya’da butik otellere olan talepte kayda değer bir artış gözlenmektedir. Üst gelir grubundan, özellikle yabancı turistlerin geleneksel büyük oteller yerine, daha samimi bir atmosfere sahip, bulundukları yöreyle mimarileri uyumlu, kişiye özel ve kaliteli hizmet sunan küçük otelleri tercih etmeleri bunda en büyük etkendir. Öte yandan, butik otellere olan talebi fırsat bilen bazı küçük otellerin ve pansiyonların, düşük hizmet standartlarıyla kendilerini özellikle internet üzerinden “butik otel” olarak pazarlamaları, haksız bir rekabet ve önemli bir sorun olarak dikkati çekmektedir. Bakanlık tarafından denetimlerin arttırılması ve sadece Bakanlıktan “butik otel belgesi”ne sahip konaklama işletmelerinin pazarlama sürecinde bu sıfatı kullanmalarına izin verilmesi sağlanmalıdır. Yakın gelecekte Kapadokya’nın bir “butik otel çöplüğü” mü yoksa bir “butik otel cenneti” mi olacağı buna bağlıdır. Hiç şüphesiz, butik otel işletmeciliği tarihi ve doğal çevreyle uyumlu, sürdürülebilir çevre ve turizm açısından Kapadokya bölgesine uygun bir konaklama işletmesi türüdür. Butik otel işletmeciliği Bakanlık tarafından desteklenmeli ve gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Kaynaklar Anhar, L. (2001) “The Definition of Boutique Hotels”, Hospitality Net, http:// www.hospitalitynet.org/news/4010409 (erişim: Ağustos, 2011). Hing, N., McCabe, V., Lewis, P., Leiper, N. (1998) “Hospitality Trends in the AsiaPasific: A Discussion of Five Key Factors” International Journal of Comtemporary Hospitality Management, 10/7, pp. 264-271. Karasar, N. (2005). Bilimsel Araştırma Yöntemi, Nobel Yayınları, Ankara. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 403 Lütfi BUYRUK Manson, E. (2009) “Can the Brands do Boutique?”, Caterer & Hotelkeeper, 3/19/2009, Vol. 198, Issue 4569. Nakpradit, C., Tassanasongtham, C., Wisetpheng, S. (2009) Customer’s Expectations and Satisfactions Toward Service Quality of Boutique Hotels in Bangkok, Academic Paper, Naresuan University, Bangkok. Rogerson, J.M. (2010) “The Boutique Hotel Industry in South Africa: Definition, Scope, and Organization”, Urban Forum (2010) 21, pp. 425-439. Tucker, H., Emge, A. (2010) “Managing a World Heritage Site: The Case of Cappadocia”, Anatolia: An International Journal of Tourism and Hospitality Research Volume 21, Number 1, pp. 1-14. Türnüklü, A.(2000) “Eğitimbilim Araştırmalarında Etkin Olarak Kullanılabilecek Nitel Bir Araştırma Tekniği: Görüşme”, Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi Dergisi, Sayı:24, Pegem A Yayıncılık, Ankara. Wheeler, D.,F. (2006) Understanding The Value of Boutique Hotel, Master Tezi, Massachusetts Institute of Technology. http://dspace.mit.edu/bitstream/ handle/1721.1/37449/123449893. pdf?sequence=1 (Erişim: 03.05.2011) Yıldırım, A., Şimşek, H. (2004) Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri, Seçkin Yayıncılık, Ankara. http://en.wikipedia.org/wiki/Boutique_hotel (Erişim: Ağustos,2011) http://www.merriam-webster.com/dictionary/boutique (Erişim: Ağustos,2011) http://www.tourexpi.com/tr-tr/news.html~nid=9325 (Erişim: Ağustos,2011) http://www.sultanahmet.gen.tr/yesil-ev-otel-sultanahmet.html (Erişim: Ağustos, 2011) http://www.ayasofyakonaklari.com/tr/index.jsp (Erişim: Ağustos,2011) http://www.milliyet.com.tr/butik-otel-yapmak-icin-magara ariyorlar/ekonomi/ haberdetayarsiv/14.09.2008/990787/default.htm (Erişim: Ağustos,2011) 404 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u NEVŞEHİR VE ÇEVRESİNDEKİ OSMANLI CAMİLERİNDEN ÖRNEKLER EXAMPLES FROM THE OTTOMAN MOSQUES IN NEVŞEHİR AND IT'S SURROUNDINGS M. Fatih MÜDERRİSOĞLU* ÖZET Nevşehir ve ilçeleri tarih boyunca siyasi, sosyal ve kültürel gelişmişliği ile öne çıkmaktadır. Özellikle Kapadokya Bölgesi’nin doğal ve kültürel zenginliği şehrin hızla büyümesi ve gelişmesinde etkilidir. Bölgenin 16-20. Yüzyıllar arasındaki döneme damgasını vuran Osmanlılar, eski adıyla Muşkara (Nevşehir) ve çevresinin imarına çeşitli boyutlarda katkı sağlamışlardır. Bir bölümü Osmanlı Saray çevresinden, kimisi de bölgenin yerel halkı yada ileri gelenleri tarafından yaptırılan eserler içerisinde camiler çoğunluktadır. Bu aşmada incelenen camiler yakın çevreden Ürgüp, Avanos, Göreme ve Ortahisar’da yer almaktadır. Camilerin çoğu bugüne kadar ayrıntılı incelenmemiştir. Bani, mimar ve tarihleme gibi bazı sorunsallarla yüz yüze olan yapılar, mimari ve bezeme özellikleriyle bölgesel kimlik aşırlar. Nevşehir ve çevresindeki camilere örnek olarak Ürgüp Hacı Mustafa Ağa/Çarşı/Yeni, Avanos’taki Cami-i Kebir/Yer altı, Orta Mahalle ve Alâeddin; Göreme Halil Ağa ile Ortahisar’da Çukur Camilerini verebiliriz. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Nevşehir, Cami. ABSTRACT Nevşehir and its historical cities come to the front with their political, social and cultural development. * Yrd. Doç. Dr., Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi, e-posta: [email protected]. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 405 M. Fatih MÜDERRİSOĞLU The Ottomans who leave their mark on the period of the region of the region between 16-20. centruies contributed to the reconstruction of Muşkara Nevşehir and its surroundings, wich is the old name, in various dimensions. Mosques are predominant among the works some of which were done by Ottoman Palace neighbourghood and some of which were done by the local people of the region or the establishment. The mosque examined in this study are situated in Ürgüp, Amanos, Göreme and Ortahisar which are near surroundings. Most of the mosques have not been examined in detail till now. The constructions which face some problematicals such of constructive, architecture and dating reflect regionall identity with the features of architecture and decoration. As an example of mosques in Nevşehir and its near surroundings, we can examplify Ürgüp Hacı Mustafa Ağa/Çarşı/Yeni; Avanos Cami-i Kebir/Yeraltı, Orta Mahalle ve Alâeddin, Göreme Halil Ağa and Ortahisar Çukur mosques. Key Words: Ottoman, Nevşehir, Mosque. Nevşehir ve Çevresindeki Osmanlı Camilerinden Örnekler Geçmişten günümüze değin yaygınlıkla Kapadokya adıyla tanımlanan geniş bir coğrafi alanın içinde konumlanan Nevşehir, hiç şüphesiz eşsiz kültürel ve doğal değerleriyle Türkiye’den dünya miras listesine seçilen on yerden biri olmuştur. (Lev.1 İl Haritası, Turizm İl Müdürlüğü). 406 Özellikle 16-20. Yüzyıl arasında bölgeye damgasını vuran Osmanlı Döneminde, geçmişin önemli merkezleri Kayseri, Niğde, Aksaray ve Ürgüp ile yeniden kurularak kent haline dönüştürülen Muşkara-Nevşehir, Gülşehir ve İncesu’ya külliye ya da kayda değer eserler inşa edilmiştir. Köy, belde konumundaki Avanos, Göreme ve Ortahisar vb. yerleşimlere ise bölge çapında nüfusta bağlantılı kimi dini ve sivil yapılar inşa ettirilmiştir. Bu bağlamda Ürgüp, Avanos, Göreme ve Ortahisar’da yeterince tanınmayan bazı cami örnekleri dikkatimizi çekmiştir. Bani, mimar, konum ve tarihleme açısından bazı sorunsallarla karşı karşıya olan bu camiler, bölgesel mimari yansıtmaları açısın- 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Osmanlı Camilerinden Örnekler dan benzerlik gösterirler.1 Günümüzde Nevşehir’e bağlı ilçe ve belde konumundaki bu dört ilçedeki toplam altı cami makalemizin ana konusunu oluşturacaktır. Ayrıca ilgili yerleşimlerinde özetle tanıtımı yapılacaktır. Nevşehir’in 20 km. doğusundaki ÜRGÜP, bölgenin en önemli yerleşimlerindendir. Tarihte “Prokopis”, “Başhisar”, “Bürüngüp”, Cumhuriyet Dönemiyle birlikte “Ürgüp” adlarıyla tanınmıştır (Türkmez 1999: 3vd.). XI. yüzyılda Türkmen akınlarına sahne olan Ürgüp, XV. yüzyıl sonunda Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. XVI. yüzyılda, altı mahallede 1250 kişiden oluşan nüfusuyla Niğde Sancağı’nda, içinde kadının da oturduğu kaza merkezi olarak belirlenen Ürgüp, Nevşehir’in kurulduğu XVIII. yüzyıl başına kadar bu özelliğini korumuştur. XIX. yüzyıla gelindiğinde ise Türk, Rum ve Ermeni halklarından oluşan 8000 nüfusuyla ilçe, 1924 yılına kadar çok kültürlülüğünü devam ettirmiştir (Sakaoğlu, 2010: 136-37). Ürgüp’ün eski kent merkezi Temenni Tepesi adı verilen doğal bir yükseltinin altına ve yamacına kurulmuş, zamanla erozyon tehdidi nedeniyle düzlük alanlara, doğu ve güneye doğru genişleme göstermiştir. Ürgüp, günümüzde kentsel sit alanı içinde olmasının yanı sıra, bölgenin coğrafi yapısından kaynaklanan özelliğiyle aynı zamanda doğal sit alanı içine de girmektedir. Çarşı Camii: Halk arasında ve çeşitli yayınlarda “Çarşı”, “Yeni” ve “Hacı Mustafa Ağa” adlarıyla da tanınan cami, kent merkezinde, İstiklal Caddesi üzerinde Dutlu Camii mahallesindedir. Günümüzde zamanla yapılan yıkım ve çevre düzenlemeleriyle rastgele oluşan bir meydanın kenarında kalmıştır. Karşısında Yeni Hamam gerisinde ise bazı konutlar yer alır. Cami, merkezi konumuyla, kitabeleriyle ve mimari özellikleriyle Ürgüp’ün Osmanlı Dönemi camileri arasında farklı bir yere sahiptir. Eğimli bir alana inşa edilen yapının tarihlendirilmesinde orijinal kitabe ve vakfiyenin bulunmamasından kaynaklanan sorun söz konusudur. Günümüze ulaşan üç kitabe de Türkçedir. İlk kitabe “Ürgüp H. Mustafa Ağa Camii T. 1807” bilgisini içerir. Kitabedeki bilgiler halk tarafından caminin banisi ve yapım tarihi olarak kabul edilse de bu bilgileri doğrulayacak belgeler olmadığından kesinlik taşımaz. İkinci kitabe yeni minareye ait olup 1966’da H. Ali Yenidünya adlı bir hayırsevere işaret eder. Üçüncü ve son kitabe ise avluda şadırvan üzerindedir ve Mahmut Diker, 1967 bilgisine ulaşılır. 1 Bildirinin konusu bölgede iki ayrı tarihte 2008 ve 2009’da Prof. Dr. Sacit PEKAK ile yapılan alan çalışmasının sonucudur. Görsel belgelerin sağlanması konusundaki katkılarından dolayı kendisine teşekkür ederim. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 407 M. Fatih MÜDERRİSOĞLU Cami, ilk yapım evresinden günümüze değin hem cephelerde hem de ibadet mekânında yapılan bazı ekleme ve müdahalelerle değişiklikler geçirmiş orijinalliğinden kısmen uzaklaşmıştır. Bununla birlikte Ürgüp ve Ortahisar’daki bazı camilerle olan plan, cephe ve mimari öğe benzerliği nedeniyle 18. yüzyıl içinde yapıldığı kabul edilmektedir (Eravşar, 1993: 83). Bugün İstiklal Caddesine bakan kuzey cephe, bir zaman(Lev. 2. Çarşı Camii, Kesit, lar giriş cephesi iken kapısı örülerek iptal Kapadokya Mimarlık Bürosu). edilmiştir (Lev. 2). Doğu cephe ise sonradan giriş cephesi olarak düzenlenmiş ve son cemaat yeri, servis amaçlı bir mekân ve iç avlu/bahçe ile şadırvan yaptırılarak cephe vurgulanmıştır. Güney cephe doğal tüflü kayalara rastlanır ve mihrap dışa çıkıntılıdır. Batı cephe ise sağır tutulmuştur. Cami, ibadet mekânı, giriş mekânı, iki farklı tipteki minare ile şadırvanlı bir iç avludan oluşur (Lev. 3). Kareye yakın biçimdeki ibadet mekânında mihraba paralel uzanan üç sahın yer alır. İbadet mekânı beden duvarları ile merkezde bulunan dört sütunla taşınır ve üzeri beşik tonozla örtülüdür. Örtü sistemini desteklemek için sivri tipte takviye kemerleri atılmıştır. Yapının içi çeşitli seviyelerde açılan pencerelerle aydınlatılmıştır. Taş malzemeden yapılan minber ve mihrabın üzerine gelecek şekilde üst seviye pencereleri göze çarpar (Sezgin, 2002:91) (Lev. 4). Örtü sisteminde bir geleneksel külahlı köşk minare adını verdiğimiz kısa tipte minare diğeri de yeni inşa edilen minare olmak üzere iki minare ile karşılaşılır (Lev.2). Cami, günümüzde bakımlı olup konumundan dolayı cemaati fazladır. Lev.3. Çarşı Camii, Plan (O. Eravşar). 408 (Lev. 4. Çarşı Camii, İbadet mekanı). 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Osmanlı Camilerinden Örnekler Nevşehir’in 18 km. kuzeyindeki AVANOS, günümüzde ilçe konumundaki eski bir yerleşim yeridir. İçinden akan Kızılırmak Nehri kenti Kuzey ve Güney Yaka olmak üzere ikiye ayırır. Eski kent merkezi ve tarihi yapılar nehrin kuzey yakasında arkasını dağ eteğine, önünü ise nehir ve ovaya verecek şekilde kurulmuştur. İlçe bugün hem kentsel hem de doğal sit alanı içindedir. Avanos’un tarihi bölgenin tarihi ile benzerlik gösterse de, nehrin ve çamurun getirdiği avantajla çanak-çömlek yapımcılığı Hititlere kadar indirgenir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Kayseri – Nevşehir – Aksaray – Konya yolunun Avanos’tan geçmesi yerleşime canlılık getirmiştir. Antik dönemde “Venessa” adıyla bilinen ilçenin, Anadolu Selçukluları Döneminde “Evenüz” adını taşıyan bir köy olduğu sanılır. Günümüzde hala bir mahalle ve caminin Alâeddin adını taşıması da tesadüfî olmasa gerek. Osmanlı döneminin başlarında Niğde sancağında Ürgüp kazasına bağlı bir köy iken, 19. Yüzyıl ikinci yarısında yapılandırılarak 1888’de Kırşehir Sancağında bir kaza konumuna yükseltilmiştir (Emiroğlu, 1993: 227-32). Cumhuriyet Döneminde ise 1954’de Nevşehir’e bağlı bir ilçe haline dönüştürülmüştür. Çukur Camii: Çarşı içinde Cami-i Kebir Mahallesinde konumlanan yapı, “Ulu Cami”, “Cami-i Kebir” ve “Yer altı Camii” adlarıyla da tanınır. Kitabe ve vakfiye gibi birinci el kaynakların mevcut olmaması tarihlendirmede sorun teşkil etse de, bazı mimari özellikler 18. Yüzyıl Osmanlı Dönemi yapısı olduğunu düşündürür (Mülayim 19896:141; Aydın, 1997:1345). Cami, ilk yapım evresinden günümüze kadar hem cephelerde hem de iç mekânda yapılan ekleme ve müdahalelerle değişime uğramış ve kısmen özgünlüğünü kaybetmiştir. Camiye, yol seviyesinin 2.82m. aşağısındaki iç avluya merdivenlerle inilerek ulaşılır. Avludaki bazı bölümler sonradandır. Yapının içine güney cephe eksenine yakın konumda açılan bir kapıyla girilir. Kapı üzerinde “Cami – i Kebir ve Y.T.1302” yazılı bir levha göze çarpar. Bu tarihe güvenirsek 1885 tarihli olmaktadır. Kapıdan sonra tonoz örtülü eğimli bir koridor aracılığıyla ibadet mekânına ulaşılır. Avludan 1.02m. daha aşağı kot seviyesindeki ibadet mekânı doğu – batı doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. Üzeri beşik tonozla örtülmüş takviye kemerleriyle de desteklenmiştir (Lev.5). 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 409 M. Fatih MÜDERRİSOĞLU Lev.5. Çukur Camii Plan (U. Sezgin). Lev.6. Çukur Camii, Üstten görünüm. Kuzey duvar sağır bırakıldığı için cami diğer cephelere açılan altı pencere ile aydınlanır. Güney duvarda iki farklı mihrap nişi, minber ve niş göze çarpar. Yapı günümüzde iyi durumda ve ibadete açıktır. Cepheden yeterince algılanamasa da (Lev.6), merkezde yer alması nedeniyle cemaati fazladır. Orta Camii: Kızılırmak Nehrinin kuzey kıyısında aynı adla tanınan mahallede yer alır. Karşısında tarihi bir hamam bulunur. Cami aslında zaman içinde yapılan eklemelerle yapı topluluğuna dönüşmüştür (Lev.7). Lev.7. Orta Camii, Genel görünüm. 410 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Osmanlı Camilerinden Örnekler Vakfiyesi tespit edilemeyen caminin giriş kapısı üzerinde kitabeyle karşılaşılır. Tam okunamayan kitabeden anlaşıldığı kadarıyla Hüseyin el Hacı adı ile H.1211 tarihi dikkati çeker. Bu kişi olasılıkla yapının banisi 1796 M. tarihi de inşa tarihi olmalıdır. Günümüzde birbirine bitişik mekânlardan oluşan camide merkezdeki mekân depo, doğudaki mekân ise Kur’an kursu olarak değerlendirilmektedir. Sonuçta bazı eklemeler karmaşayı getirmiştir. Yapı hafif meyilli bir saha üzerindedir. Camiye ulaşmak için avlu cümle kapısından giriş sağlanır. Girişten sonra küçük bir avlu göze çarpar. Lev.8. Orta Camii, Taşıyıcı ayaklar. Avludan da üzerinde bir kitabenin yer aldığı kapıyla ibadet mekânına geçilir. İbadet mekânı, “Ters T” plan şemalıdır ve kendi içinde iki ayrı bölüme ayrılır. Güneyde minber ve mihrabın da bulunduğu bölüm eyvan şeklinde olup beşik tonozla örtülüdür ve takviye kemerleriyle desteklenmiştir. Ana eyvanın kuzeyinde dikdörtgen planlı ve kendi içinde iki ayrı düzenlemeyi yansıtan yan sahınlar göze çarpar. Yan sahınlar mihrap eksenine yerleştirilen bodur tipteki paye ve kemerlerle ayrı düzenleme gösterir (Lev.8). Üzerini beşik tonozlar örter ve yine takviye kemerleriyle desteklenir. Üst kat ise galeri şeklinde olup kadınlar mahlefine ayrılmıştır. İç avludaki abdest muslukları ve helâ hücrelerinin yer aldığı yamuk planlı bölümden sonra depo amaçlı kullanılan dikdörtgen planlı, payelerle bölüntüye uğratılmıştır iç içe iki odaya geçilir. Bu odalarda sokağa açılan kapı bulunur. Lev.9. Orta Camii, Bölgeye özgü mimari üslubuyla minarenden bir görüntü. Kuzeydeki yan avlunun içerisinden, mescit, çatıya ve minareye çıkış merdivenleri ile Kur’an Kursu olarak değerlendirilen mekâna geçilir. Mescit olarak tanımlanan yer sonradan inşa edilen küçük boyutlu bir odadır. Yanında dama çıkış merdivenleri bulunur 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 411 M. Fatih MÜDERRİSOĞLU minare damda sivri külahlı köşk tipindedir (Lev. 9). Kur’an Kursu olarak değerlendirilen dikdörtgen planlı mekân altta tonoz üste kırma çatı yapılarak diğer bölümlerin düz dam olan örtüsünden farklılaşır. Bu bölümün altı kapıyla girilen iç içe doğal mağara odaları şeklindedir. Cami onarılmış olup bazı kısımları kullanılmaktadır. Alâeddin Camii: Nehrin kuzey yakasında aynı adla tanınan mahallededir. Orta Camii ile yakın güzergâhtadır. Tarihlendirmede caminin ilk evresi sorun oluşturmaktadır. Belge bulunmadığı halde kimi yayınlarda Alâeddin Keykubad (1220-37) döneminden söz edilir. Cami, gerek cephe anlayışı gerek iç düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere farklı tarihlerde yapılan ekleme ve onarımlarla değişikliğe uğramış ve orijinal halini kaybetmiştir. Caminin ibadet mekânı ile diğer amaçlar için kullanılan bölümlerine giriş kuzeydendir (Lev. 10). Lev.10. Alâeddin Camii, Giriş cephesi. Önce baldeken tarzında kubbeli küçük bir birimle karşılaşılır ve iç koridora geçilir. Yol kot seviyesinden 0.84 m. aşağıdaki iç koridor dikdörtgen planlı olup üzeri beşik tonozla örtülüdür. Koridorun her iki yanında karşılıklı olarak açılmış simetrik odalar günümüzde cami personeli için değerlendiril- 412 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Osmanlı Camilerinden Örnekler miştir. Koridorun sonundan doğu – batı doğrultusundaki ibadet mekânına geçilir. Burada zemin seviyesi girişe göre 1.30m. aşağıdadır. İbadet mekânı kendi içinde iki farklı özellik yansıtır. Özgün olduğu düşünülen doğudaki küçük birim kubbeyle örtülüdür. Bu bölümün ilk evreye Anadolu Selçuklu Dönemine, belki de adını taşıdığı Alâeddin Keykubat zamanına ait olacağı düşünülebilir. Batı kısım ise daha geniş tutulmuş olup üzeri beşik tonozla örtülüdür ve takviye kemerleriyle desteklenmiştir (Lev. 11). Lev.11. Alâeddin Camii, İbadet mekanı. Mihrap ve minber batıdaki bölümde yer alır. Batı bölümün Osmanlı Döneminde belki 16. yüzyılda Hacı Mehmed adlı bir kişi tarafından eklendiği iddia edilir. Caminin diğer kısımları ve yeni minaresi ise 1950-60 onarımları sırasında eklenmiştir. İl merkezi Nevşehir’e 15km, bağlı olduğu ilçe Ürgüp’e ise 6km uzaklıkta konumlanan GÖREME, bir zamanlar Kayseri – Konya kervanyolu üzerinde, günümüzde ise ana karayolu ile bağlantılı alandadır. Belde, bölgenin diğer yerleşimleri gibi hem doğal hem de kültürel sit alanı içindedir. Tarihte “Korama” adıyla tanınan Göreme özellikle vadisiyle tanınır. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 413 M. Fatih MÜDERRİSOĞLU Halil Ağa Camii: Yapı, kent merkezinde, oldukça eğimli bir alan üzerindedir. Çevresi Cami ve Konak sokaklarıyla çevrilidir. Vakfiyesi tespit edilemeyen ceminin tarihlendirilmesi hitabe ve mimari özelliklerine göre yapılır. İbadet mekânına giriş kapısı üzerindeki sekiz satırlık Osmanlıca kitabede geçen 1257 H./1841 M. tarihi caminin yapım yılı olmalıdır. Kitabede bani el – hacı Osman adıyla bilinen kişinin caminin yaptıranı olduğu kabul edilebilir. Kitabede adı geçen Abdullah Ağa’nın yapıyla bağlantısı anlaşılamamaktadır. Camiye adını veren Halil Ağa’nın adına ise kitabede rastlanmaz. Olasılıkla sonraki banisi yada onarımını yaptıran kişi olmalıdır. Caminin ilk yapım evresinden günümüze değin bazı eklemeler ve onarımlar gördüğü günümüze ulaşan kimi izlerden özellikle de malzeme – teknikten anlaşılmaktadır. İbadet mekânı içinde, son cemaat yeri ve avluda kayda değer değişiklikler olmuştur. Cami, ibadet mekânı, son cemaat yeri ve ona sonradan eklenen bir mekân, minare, iç avlu ile avlu içinde konumlanan hazire, helâ ve abdest musluklarından oluşur (Lev. 12). Sokaktan camiye giriş batı cephenin avlu duvarı içine açılan bir kapıyla sağlanır. İç avlu çevre koşulları ve mülkiyet sınırları ölçüsünde yamuk bir plan şeması yansıtır. Avluda yenilendikleri veya sonradan yapıldıkları anlaşılan abdesthane, çeşme ve abdest muslukları gibi müştemilatla karşılaşılır. Lev. 12. Halil Ağa Camii, Avlu ve son cemaat yeri. 414 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Osmanlı Camilerinden Örnekler İbadet mekânına son cemaat yerinin merkezindeki bir kapıyla girilir. Doğu – batı doğrultusunda dikdörtgen planlı harim, merkezde yer alan dört sütunla üç sahınlı olarak düzenlenmiş, sahınlardan merkezdeki daha geniş tutulmuştur. Sütunlar arasına sivri kemerler atılmıştır. Örtü sistemi kuzey – güney doğrultusunda atılan sivri beşik tonoz olup tonozları desteklemek için aralara takviye kemerler yerleştirilmiştir. Sütun başlıkları fiyonk biçimiyle oldukça bezemeli olup iki sıra halindedir. Benzer şekilde orta bölümde takviye kemerlerinin başlangıç ile kemer araları da bezemelidir. Yapı, çeşitli yönlere açılmış pencerelerle aydınlanır. Duvarlar zeminden 2,5m. yüksekliğe kadar lambri ile kaplıdır. Harim içinde mihrap, minber, vaaz kürsüsü ve kadınlar mahlefi göze çarpar. Mahlef kuzey duvarın önünde üst kattadır. (Lev.13) Lev. 13. Halil Ağa Camii, İbadet mekanı. Son cemaat yeri doğu batı yönünde dikdörtgen planlıdır. Merkezdeki iki sütunla bölüntüye uğramıştır. Üzeri sivri tipte beşik tonozlarla örtülü olup takviye kemerleriyle desteklenmiştir. Bu bölümün güney duvarının eksenine giriş kapısı açılmış, onun üzerine de sekiz satırlık kitabe yerleştirilmiştir. Son cemaat yerinin kuzeybatısında ise çatıya minare için çıkış merdiveni bulunur. Son cemaat yerinden bir kapıyla da dikdörtgen ek bir bölüme geçilir. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 415 M. Fatih MÜDERRİSOĞLU Kuzey cephe orijinalde üç kemerle düzenlenmişken zaman içinde örülmüştür. Kuzeybatı cephede köşk tipi minareyle karşılaşılır. Baldeken tarzlı taş külahlı minare zeminden 6,5m. yüksekliktedir. Bu cephe sağır tutulmuştur (Lev. 14). Güney cephe sokakla ilintilidir. Doğu cephe ise yapılarla çevrili olduğundan sokaktan algılanması zordur. Yapının bazı köşeleri arasında 0,44 m. Kot farkı vardır. Caminin ibadet mekânı ve son cemaat yerinin üzeri düz dam şeklindedir. Cami günümüzde bakımlı olup ibadete açıktır. Lev.14. Halil Ağa Camii, Batı Cephe ve yol bağlantısı. İl merkezi Nevşehir’e 14 km., bağlı olduğu ilçe merkezi Ürgüp’e ise 6 km. uzaklıkta yer alan ORTAHİSAR, 3492 nüfuslu bir beldedir. Ortahisar, Ürgüp – Nevşehir karayolunun Göreme yolu ile birleştiği noktanın güneyinde, ana yoldan yaklaşık 1 km. içeridedir. İki vadinin kesiştiği yerde volkanik arazi üzerine kurulmuştur. Platonun merkezinde de kasabaya adını veren ve hisar adıyla tanınan kaya kütlesi bulunur. 50m. yükseklikteki hisar yerleşiminin siluetini oluşturur. Dikçe bir fayın kenarına konumlanan belde de eski kent kalenin etrafında ve yamaçlarındadır. Merkezde ve etrafta çok sayıda manastır, kilise, kaya damları, güvercinlik ve cami, hamam, çeşme vb. Türk dönemi eserlerine rastlanır. Aslında yerleşiminin 416 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Osmanlı Camilerinden Örnekler adını kökeni bilinmese de bir söylenceye göre Anadolu Selçukluları Döneminde bu adı almıştır. Çukur Camii: Yapı, hisarın alt tarafında, tarihi kent dokusu içinde Cami-i Cedid Mahallesinde Hüseyin Bey Caddesi üzerindedir. Vadiye inen bir yol üzerindeki caminin inşa edildiği alan oldukça meyilli olduğundan tıraşlama yöntemi ile teraslama yapılmıştır. Bu bağlamda farklı kodlarda kademeli inşaat söz konusu olmuş, güney cephe en üst kat seviyesini oluşturmuştur. Dolayısıyla yol seviyesinin altındaki camiye ulaşmak için merdivenlerle inilir. Aslında cami tek başına olmayıp mekânları kendi içinde bağlantılı bir yapı topluluğu şeklindedir. Aralarında geçiş bulunan caminin yazlık ve kışlık bölümleri dışında, güneydeki sokakta bağlantıyı sağlayan merdivenli koridor, zemini eyvan şeklinde dışa açılan ve gerisinde işlevi tam olarak bilinmeyen bir mekân ile, onun üzerinde yer alan iki bölüm ve bu bölümler arasında ilişkiyi düzenleyen küçük bir iç avlu kendi içinde bütünlük gösterir (Lev. 15). Lev. 15. Ortahisar Çukur Camii, Genel görünüm. Yapının tarihlendirilmesinde sorun söz konusudur. Belge eksikliğinden dolayı kesin bir tarihleme yapılamamaktadır. Ancak Ortahisar merkez ve 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 417 M. Fatih MÜDERRİSOĞLU bölgedeki diğer benzer örneklerden yola çıkarak Osmanlı Döneminin 18. Yüzyılında inşa edilmesi olasıdır. Yazın kullanıldığından yazlık adıyla tanınan bölümün cepheleri sokaktan rahat algılanır. Mihrap dışa yansıtılmamıştır. Caminin en üst kat seviyesi güney olup sokakla bağlantılıdır. Batı cephe vadiye bakar. Kuzey cephede de oldukça yüksek görüntü verir. Yazlık bölüm dikdörtgen planlı olup eksendeki iki paye ile kendi içinde iki sahınlı olarak düzenlenmiştir. Sahınlar mihraba dikey uzanır ve üzerleri sivri beşik tonozla örtülüdür. Tonozlar takviye kemerleri ile desteklenmiştir. Güney ve kuzey duvarın pencereleri mazgal tiplidir. Güney duvarda aştan yapılmış bezemeli minber ile mihrap yer alır (Lev. 16). Lev. 16. Çukur Camii, Yazlık ibadet mekanı. Kışlık bölüm kaya dolgu tüflü bir alanın değerlendirilmesiyle oluşmuş yamuk planlı bir bölümdür. Ulaşımı iki kapıdan sağlanır. Her iki bölüm arasında geçiş söz konusudur. İçte düzensiz yerleştirilen üç taşıyıcı ayak bulunur. Düz tavanı sonradan ahşapla kaplanmıştır (Lev. 17). İki pencereyle aydınlanır. 418 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Osmanlı Camilerinden Örnekler Lev.17. Çukur Camii, Kışlık ibadet mekanı. Cami dışında kullanılan mekânlara gelince; merkezdeki iç avluya bakan ve kuzeydoğu köşeden camiye bitişik fevkani bir düzenleme görülür. Zemin katı avluya bir eyvanla açılan ve gerisinde bir mekânın yer aldığı düzenlemenin üst katı, girişin kuzeydoğu sokaktan ve daha üst seviyeden sağlandığı birbiriyle bağlantılı iki oda şeklindedir. Bu bölümün işlevi tam olarak bilinmiyorsa da şadırvan, mutfak veya kiler şeklinde kullanıldığı sanılmaktadır. Üst kattakiler odalar iç içe düzenlenmiş olup dikdörtgen planlı iki odadır. Zemin ahşap kaplamadır. Odaların üzerleri sivri beşik tonoz örtülüdür. Pencerelerle aydınlatılan bu mekânlar yakın tarihe kadar imam odası olarak kullanılmıştır. Orijinalde mekân kuruluşu sibyan mektebi olarak kullanımına daha uygundur. Caminin ana bölümünün üzerinde de köşk minare göze çarpar (Lev. 18). 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 419 M. Fatih MÜDERRİSOĞLU Lev.18. Çukur Camii, Dış görünüm ve minare. Sonuçta, konu kapsamına alınan camiler için ortak değerlendirme yapabiliriz. 1. Yapımlarında bölgenin tipik Nevşehir taşı kullanılmıştır. 2. Örtü sisteminde hemen hemen beşik tonoz ve beraberinde takviye kemeri tercih edilmiştir. 3. Kimi örneklerde orijinal tüflü kayalardan mekân ve destek için yararlanılmıştır. 4. Eğimli arazilerde inşaat söz konusu olduğundan camilerin ilgili mekânlarında farklı kot seviyeleri söz konusu olup yolun alt kotundadır. 5. Bani, mimar ve usta sorunları olduğu gibi tarihlendirmeye yardımcı olacak vakfiye ve kitabelerin eksiklikleri de sorun teşkil etmektedir. 6. Eklentiler ve değişiklikler zaman içinde nüfus artışına bağlı olarak ve yeni ihtiyaçlar doğrultusunda yapılmış olmalıdır. 7. Tonoz örtünün üzeri genelde düz dam yada toprak örtülüdür. 8. Özgünün de külahlı köşk minare adı verilen bölgesel minare kullanımı mevcut iken sonradan bazı camilerde 1950 sonrasında klasik minare tipi eklenerek çift minare kullanımı karşımıza çıkmaktadır. 420 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir ve Çevresindeki Osmanlı Camilerinden Örnekler 9. Tarihlendirmede 18-19. Yüzyıllar hakim durumdadır. 10. Bezeme camilerde birinci derece etkili olmamış kimi örneklerde taş, alçı, kalem işi bezemeye minber, mihrap, minare ve sütun başlıklarında yer verilmiştir. 11. Çalışma konusu oluşturulan altı yapı da yöresel üslupla yapılmış olup Başkent etkisi yoktur. Seçilmiş Genel Yayın Listesi Anonim, 1973. Nevşehir İl Yıllığı. Anonim, 1998. Nevşehir İl Yıllığı. Aslanapa, Oktay, 1986. Osmanlı Devri Mimarisi, İstanbul. Ateş, Mehmed, 1996. Kapadokya’nın Başkenti Nevşehir, Ankara. Aydın, M., 1997. “Nevşehir”, Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, C. II., s.1345. Emiroğlu, K. V.d. (haz). 1325/1907. Ankara Vilayet Salname , Resmisi, Ankara. Eravşar, Osman, 1993. Ürgüp ve Çevresinde Türk – İslam Devri Yapıları. Konya Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Evliya Çelebi, 1970. Seyahatname (haz. Z. Danışman), C. V. İstanbul. Mülayim, Selçuk, 1996. Nevşehir’de Türk Dönemi, İstanbul. Nişanyan, Sevan, 2010. Adını Unutan Ülke, İstanbul. Özkul, Abdurrahman, 1991. Dünden Bugüne Nevşehir ve Yöresi Tarihi, Kayseri Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi. Ramsay, W. M., 1890. The Historical Geography of Asia Minor, London. Sakaoğlu, Necdet, 2010. 20. Yüzyıl Başında Osmanlı Kentleri, İstanbul. Sağcan, Faruk, 2005. “Nevşehir İli Mimari Eserlerine Genel Bir Bakış”, Nevşehir, Y. 1, S. 1, s. 25-27. Sezgin, Uğur, 2002. XVIII. Yüzyılda Nevşehir ve İlçelerindeki Osmanlı Dönemi Mimari Eserleri, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Sözen, Metin v.d., 1998. Kapadokya, İstanbul. Strabon. 1987. Coğrafya Anadolu (Kitap XII, XIII, XIV). (Yay. Haz. N. Başgelen) İstanbul. Tuğlacı, Pars, 1985. Osmanlı Kentleri, İstanbul. Tuncel, Metin, 1986. Nevşehir Yöresi, İstanbul. Türkmen, K. Talih, 1999. Ürgüp, Ankara. Umar, Bilge, 1993. Türkiye’deki Tarihi Adlar, İstanbul. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 421 NEVŞEHİR KAZÂSI’NIN EĞİTİM, DİNÎ VE SOSYAL YAPILARI (1700-1800) EDUCATIONAL, RELIGIOUS AND SOCIAL STRUCTURE OF TOWN OF NEVSEHI (1700-1800) M. Murat ÖNTUĞ* - Hüseyin SARAÇ*** ÖZET Bu tebliğde, Osmanlı Devleti’nin taşra teşkilatı hakkında önemli bir kaynak olan Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nin bir kısmını oluşturan Hurufât Defterleri tasnifi içinde XVIII. yüzyılın tamamında birlikte ifade edilen Nevşehir ve Ürgüp kasabasına ait kısımların tamamı incelenmiştir. Bu sayede Nevşehir şehrinde ve Ürgüp kasabasında bulunan eğitim kurumları; muallimhâne ve medreseler ile dinî yapılar arasında bulunan; camiler, mescitler ve sosyal yapılar; han ve hamamların tanıtımı yapılmıştır. Anadolu’da yer alan Nevşehir şehrinde ve Ürgüp kasabasında bulunan eğitim, dinî ve sosyal yapılarda görevli personel ve bunların görevlerine atanması, görevlerinin sona ermesi, görev değişikliğinin ne şekilde olduğu, atamalarda yetkili olan kişiler ve bu kurumlarda çalışanların aldıkları ücretler konusuna da açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Böylece XVIII. yüzyılında İç Anadolu’da bir taşra kazası olan Nevşehir’in kaza merkezi ve Ürgüp kasabasında bulunan mahalle ve mevki adları; medrese, mektep, cami, mescit, han, hamam gibi yapıların kimler tarafından yaptırıldığı, bu müesseselerin sayısı, görevlileri, aldıkları ücretler ortaya çıkarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nevşehir, Ürgüp, Cami, Medrese, Görevliler ABSTRACT In this notification, in regimentation of Hurufat notebooks that constitue a few parts of the General Directorate of Foundations’ archive and that is very important resource about provincial organi* Doç. Dr., Uşak Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, e-posta:[email protected] * Arş. Gör., Nevşehir Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, e-posta:[email protected] 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 423 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ zation of Otoman Empire, all parts of town of Nevsehir and Urgub were examined.By this means, educational corporations in Nevsehir and Urgub town, madrasahs, religious buildins such as mosques, hermitages and social buildins, inns and Turkish Baths will be presented. Also it will be made clarifications about staff members who are employeed in educational, religious and social institutions appointment of these staff members, their end of employement and how they are out of job, their shift in working place, people authorized in appointment and wages that the emploees get in these corporations. Thus, in 17th century, street and place names in the center of Nevsehir and Urgub town that is a Central Anatolian Town, constructerers of madrasahs, schools, mosques, hermitages, inns and baths, the numbers of these institutions, people authorized, wages that they get will be searched out. Key Words: Nevsehir, Urgub, Mosque, Madrasah, Employees Giriş Köyden Şehre Bir Değişim Süreci: Damat İbrahim Paşa ve Nevşehir Nevşehir İç Anadolu’da Kızılırmak vadisinin güney yamacındadır. Bugünkü şehrin olduğu yerde Osmanlı döneminde Muşkara adlı bir köy mevcuttu. Damat İbrahim Paşa’nın doğum yeri olan Muşkara Köyü Osmanlı idarî teşkilatı içinde 1518 yılında Karaman Vilâyeti’nin Niğde Sancağı’nın Ürgüp Kazası’na bağlı Uçhisar Nahiyesi’nin köyleri arasında yer almaktaydı. Bu köyün bağlı bulunduğu Ürgüp, Türkiye Selçuklularının en önemli merkezlerinden biriydi. XVI. yüzyılın ilk çeyreğinde 1518 yılında Muşkara Köyü’nde tamamı gayri Müslim yaklaşık 450 kişi yaşıyordu1. 1584 yılında vergi mükellefi 185 neferden 46’sının Müslüman olması köyde artık sadece gayri müslimlerin yaşamadığını göstermesi açısından önemlidir. Bundan sonraki yıllarda nüfusun Müslümanlar lehine arttığı muhakkaktır. XVII. yüzyılda Celali isyanlarından dolayı nüfusta belirgin bir azalma meydana gelmiştir2. Muşkara Köyü’ne Türkiye Selçukluları devrinde güvenlik ve asayişi sağlamak amacıyla bir kale yaptırılmıştı. Bu kale İbrahim Paşa’nın gayretleriyle 1 İlhan Şahin, “Nevşehir mad.” DİA, C.33, İstanbul, 2007, s.65; Fahri Çerçi, Damat İbrahim Paşa ve Nevşehir, İlya Yay., İzmir, 2003, s.42. 2 Şahin, a.g.m, s.65. 424 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) tamir edilip sur eklenmek suretiyle genişletilmiş ve içindeki asker sayısı arttırılmıştır3. Köyün idari yapısında XVIII. yüzyıla kadar önemli bir değişim yaşanmamıştır. Muşkara Köyü’nün fizikî, demografik ve sosyo-ekonomik değişimi XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Damat İbrahim Paşa’nın sadrazamlığı döneminde olmuştur4. Lale devrinin meşhur sadrazamı İbrahim Paşa doğduğu Muşkara Köyü’nde büyük bir imar faaliyetine girmiştir. Köyde imar işleri devam ettiği sırada idarî açıdan önemli değişikler yaparak Ürgüp’te kurulan pazarı Muşkara’ya taşımış, yine Ürgüp’te oturan kadı buraya yerleşip, davalara burada bakmaya başlamıştır. Bu sayede Muşkara Köyü şehir özelliklerine sahip olunca 1725 yılında Nevşehir adını almıştır5. Damat İbrahim Paşa yeni kurulan şehirde imar faaliyetlerini sürdürdüğü sırada nüfusun azlığından dolayı askerî, eğitim ve dinî personelin sayısını da arttırmış, şehre göçü özendirmek maksadıyla halkın bütün vergilerinin kendi vakfından ödenmesini ve ev yapmalarını kolaylaştırıp civarda yaşayan konar-göçer aşiretlerin şehre yerleşmesini sağlamıştır. Nevşehir’e gelip yerleşenler arasında Boynu İnceli Türkmenlerine mensup mahalle-i oymak-ı Boynu İncelü, mahalle-i oymak-ı Sıdıklu, mahalle-i oymak-ı Kürt Mahmutlu, mahalle-i oymak-ı Herikli, mahalle-i oymak-ı Turasanlu, Danişmendlü, Kütüklü, Karaca Kurtlu, Hacı Ahmetlü gibi konar-göçer topluluklar bulunmaktaydı6. Nitekim XVIII. yüzyılda şehre yerleştirilen aşiretlerin 3 Kaledeki askerlerin büyük kısmı Nevşehir’e bağlı köylerdendi. Soğanlı Köyü Nevşehir Kalesi müstahfızları köylerinden biriydi. “Nevşehir kalesi müstahfızları kuralarından Soğanlı karyesinde mescide minber vaz’ olunup hitabeti yevmi nim akçe ile Mehmet’e… Zilkade 1190 (AralıkOcak/1776-1777)”. Bkz. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşiv Defteri (Kısaca: VAD.) VAD. no:1151, s.182. 4 Damat İbrahim Paşa’nın hayatı ve hayır eserleri hakkında bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.IV, 1. Bölüm, 2. Baskı, TTK, Ankara, 1978, s.147-171; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.IV, 2. Kısım, 2. Baskı, TTK, Ankara, 1989, s.310-316; M. Münir Aktepe, “Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’ya Ait İki Vakfiye”, Tarih Dergisi, C.XI, S.19, İstanbul, 1960, s.149-160; M. Münir Aktepe, “Nevşehirli İbrahim Paşa”, İA, C.IX, İstanbul, 1964, s.234-239; M. Münir Aktepe, “Damat İbrahim Paşa Nevşehirli” DİA, C.8, İstanbul, 1993, s.441-443; Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından İstanbul’da XVIII. yüzyılın ilk yarısında yaptırılan iki ayrı külliye için bkz. Semavi Eyice, “Damat İbrahim Paşa Külliyesi”, DİA, C.8, İstanbul, 1993, s.443-447; Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından XVIII. yüzyılın ilk yarısında Nevşehir’de yaptırılan külliye için bkz. İlknur Aktuğ Kolay, “Damat İbrahim Paşa Külliyesi”, DİA, C.8, İstanbul, 1993, s.447-449; İlknur Aktuğ, Nevşehir Damat İbrahim Paşa Külliyesi, KBY, Ankara, 1992; Fahri Çerçi, Damat İbrahim Paşa ve Nevşehir, İzmir, 2003; Mehmet Ekiz, Nevşehir’de Türk Dönemi Mimari Eseleri, (Basılmamış Doktora Tezi), Ankara, 2006; Şevki Gedik, Nevşehir Damat İbrahim Paşa Külliyesi, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul, 1993. 5 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.IV, 1. Bölüm, s.156; Şahin, a.g.m, s.65. 6 Şahin, a.g.m, s.66; Remzi Rehber, Nevşehir ve Göreme, Yeni Matbaa, Ankara, 1961; Arif Bilge, Bazı Abideleri ve Kitabeleri ile Nevşehir ve Lale Devri Tarihi, Konya, 1966, s.70. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 425 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ büyük kısmının ismiyle Nevşehir ve Ürgüp kasabasında yeni mahalleler kurulmuştur7. Nevşehir’e yapılan iskân hareketleri sayesinde şehirdeki nüfus kısa sürede artış göstermiş ve 1730 yılında birkaç bine ulaşmıştır8. İbrahim Paşa şehre yeni yerleşen halkın güvenliğini sağlamak amacıyla mevcut kaleyi tamir ettirmiş ve kaleye dizdar, topçu neferatı ve cephaneyle birlikte mehter takımı yerleştirmiştir9. Damat İbrahim Paşa sadrazamlığı döneminde İstanbul10 ve Nevşehir’de birçok hayır eserleri yaptırmıştır. Tebliğimizin ana konusunu teşkil eden Nevşehir’deki dinî, eğitim ve sosyal yapıların nüvesini İbrahim Paşa’nın Muşkara’ya yaptırdığı cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret, kervansaray, hamam ve iki çeşmeden oluşan külliyesi oluşturmaktadır. Eğimli bir araziye inşa edilen külliyede cami, medrese, sıbyan mektebi ve imaret istinat duvarı ile sınırlandırılmış bir platform üzerinde inşa edilmiştir. Orta kısmından Cami-i Cedit Caddesi geçen bu manzumenin doğusunda cami, batısında muallimhane, medrese ve imaret ile biri cami avlusunun güney duvarının dışında, diğeri muallimhane avlusu köşesindeki istinat duvarı üzerinde olmak üzere iki çeşme yer almaktadır. Bu manzumenin kuzeyindeki eğimli alan üzerinde hamam bulunmaktadır. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda bu külliyeyi oluşturan yapılar hakkında birçok çalışmalar yapılmıştır11. Bununla birlikte İbrahim Paşa külliyesinin inşası devam 7 8 9 10 11 Hurufat Defterleri kayıtlarında XVIII. yüzyılda Nevşehir kazası ve Ürgüp kasabasına yerleşen aşiretlerin kurdukları mahallelere rastlanmaktadır. Örneğin, Danişmendlü Mahallesi için bkz. VAD. no:1152, s.4; no:562, s.146; no:1148, s.238; Herikli Mahallesi bkz. VAD. no:1154, s.107; no:564, s.23; no:1154, s.109; Karaca Kurt Mahallesi bkz. VAD. no:563, s.122; no.1151, s.181. Şahin, a.g.m, s.66. Şahin, a.g.m, s.65. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa İstanbul’da yaptırdığı eserleri eşi Padişah III. Ahmet’in kızı Fatma Sultan’la birlikte Şehzadebaşı’nda dârülhadis, mescit, kütüphane, sebil, çeşme ve seksen iki dükkândan oluşan bir külliye, Hocapaşa semtinde bir mektep ile bunun altında bir sebil, Sirkeci’de Yeni Postahâne’nin arkasında Acı Musluk Mescidi civarında dârülhadis ve hamam oluşan bir manzume, yine Babıâlî’nin karşısına eşi Fatma Sultan adına cami, Sadabad’da cami ve kasır, Çırağan mevkiinde Beşiktaş Mevlevihânesi yanında yalı, Topkapı civarında köşk, Nuruosmaniye’de Çuhacılar Hanı, Kanlıca, Hünkar İskelesi, Sultaniye, Yalıköyü, Bahariye, Ortaköy, Üsküdar, Fatih ve Çubuklu’da çeşmeler ve bunların su-yolarını yaptırmıştır. Daha detaylı bilgi için bkz. Aktepe, “Damat İbrahim Paşa”, s.442; Eyice, “Damat İbrahim Paşa Külliyesi”, s.443-447; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.IV, 1. Bölüm, s.156-157. Aktuğ, Nevşehir Damat İbrahim Paşa Külliyesi, Ankara, 1992; Çerçi, Damat İbrahim Paşa ve Nevşehir, İzmir, 2003; Mehmet Ekiz, Nevşehir’de Türk Dönemi Mimari Eseleri, (Basılmamış Doktora Tezi), Ankara, 2006; Şevki Gedik, Nevşehir Damat İbrahim Paşa Külliyesi, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul, 1993. 426 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) ettiği yıllarda ve külliyenin tamamlanmasından sonra, yani XVIII. yüzyılın birinci çeyreğinden itibaren Nevşehir şehri ve Ürgüp kasabasının nasıl bir yapısal değişim yaşadığı ortaya konulmamıştır. Nevşehir ve Ürgüp’te iskân ettirilen halkın eğitim ve dinî ihtiyaçlarını İbrahim Paşa’nın yaptırdığı külliyenin karşılaması mümkün değildi. Yeni kurulan mahallelerde hayırsever insanlar cami, mescit, medrese, sıbyan mektepleri yaptırmışlardır. Hurufat Defterleri’nin12 içinde Nevşehir ve Ürgüp kasabasına ait kısımlar yer almaktadır13. Bu çalışma esnasında Hurufat Defterleri’ndeki Nevşehir kazasına ait sayfaların tamamı incelenmiştir. Araştırma sahası olan XVIII. yüzyılda Nevşehir kazası ve ona tabi Ürgüp kasabasında İbrahim Paşa’nın yaptırdığı hayır eserleri haricinde diğer hayırseverler tarafından tesis edilmiş eğitim kurumları: muallimhâne ve medreseler, dinî yapılar: cami ve mescitler sosyal yapılar: hamam ve çeşmeler gibi yapıların bânileri, inşa edildikleri yerler, bu yapılara ait vakıflar, görevli personel ve aldıkları ücretler ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Böylece Nevşehir ve Ürgüp’ün XVIII. yüzyıldaki mahalleleri ve bu mahallelerdeki yapıların ayrıntılı bir envanteri çıkarılmıştır14. Nevşehir ve Ürgüp kazası Şer’iyye Sicilleri otuz adet olup bunların en erken tarihlisi XVIII. yüzyılın sonunda yani 1799 yılında başlamaktadır. Nevşehir’in kaza merkezi olduğu 1727 tarihinden itibaren 1799 yılına kadar tutulan Şer’iyye Sicilleri’nin bulunmaması Hurufat Defterleri’nin 12 Hurufat Defterleri temel alınarak yapılan bazı çalışmalar için bkz. Tuncer Baykara, Osmanlı Taşra Teşkilatında XVIII. Yüzyılda Görev ve Görevliler (Anadolu), Vakıflar Genel Müdürlüğü Yay, Ankara, 1990; Halit Çal, “1192 Numaralı 1697-1716 Tarihli Hurufat Defterine Göre Bulgaristan’daki Türk Mimarisi”, Balkanlar’da Kültürel Etkileşim ve Türk Mimarisi Uluslar arası Sempozyumu Bildirileri (17-19 Mayıs 2000 Şumnu-Bulgaristan) C.I, Atatürk Kültür Merkezi Yay, Ankara, 2001, s.121284; Halit Çal, “Hurufat Defterlerine Göre 19. Yüzyılda Küre Kazası”, Prof. Dr. Zafer Bayburtluoğlu Armağanı Sanat Yazıları, Kayseri, 2001, s.125-166; Murat Öntuğ, “Hurufat Defterlerine Göre Uşak’taki Eğitim Müesseseleri (1702-1824)”, AKÜ. Sosyal Bilimler Dergisi, S.3, Afyon, 1999, s.149-171; Murat Öntuğ, “XVIII. Yüzyıl Uşak Tekke ve Zâviyeleri”, 21. Yüzyılın Eşiğinde Uşak Sempozyumu, (25-27 Ekim 2001), C.I, İstanbul, 2001, s.421-434; Murat Öntuğ, “18. Yüzyıl Denizli’deki Eğitim Kurumları ve Dini Yapılar”, Uluslar arası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu, 6-8 Eylül 2006 Uluslar arası Denizli Sempozyumu, 2006, Denizli. s.189-199; Murat Öntuğ, “Osmanlı Dönemi Uşak’taki Dini Yapılar: Camiler ve Mescitler”, CIEPO, Uluslar arası Osmanlı Öncesi ve Osmanlı Tarihi Çalışmaları 4. Ara Dönem Sempozyumu, 14-17 Nisan 2011, Uşak, 2011, s.959-992; 13 Hurufat Defterleri tasnifi içinde “Nevşehir maa Ürgüp”, “Nevşehir kazasında nefs-i Ürgüp” ve “Nevşehir kazasına tabi’ Ürgüp kasabası” şeklinde yer alan defterler numarasına göre şöyledir: VAD. no:559, 560, 561, 562, 563, 564, 569, 1139, 1142, 1145, 1146, 1148, 1149, 1150, 1151, 1152, 1154, 1155. 14 Günümüz Nevşehir ve ilçeleri Acıgöl, Avanos, Derinkuyu, Gülşehri, Hacıbektaş, Kozaklı ve Ürgüp’ü içine alan hacimli bir Nevşehir Kültür Envanteri çıkarılmıştır. Bkz. Komisyon, Nevşehir Kültür Envanteri, Nevşehir Valiliği, Nevşehir, 2010. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 427 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ önemini daha da arttırmıştır. Çünkü kadılardan gelen atama kayıtlarının hülasasını oluşturan bu defterlerin başlangıç tarihi XVII. yüzyılın hemen sonlarıdır. Defterlerde tutulan kayıtlar XIX. yüzyılın ortalarında kadar gelmektedir. Bu bakımdan Nevşehir ve Ürgüp’ün incelenen dönemdeki yapısal gelişimini ortaya çıkarabilecek sürekliliği en önemli kaynak Hurufat Defterleri’dir. Elbette bu yapılar sadece Nevşehir ve Ürgüp merkezinde toplanmış değildi. Ürgüp, Türkiye Selçukluları döneminde önemli bir merkez durumundaydı. Bu sebepten köylerde Selçuklu sultanları zamanında yapılmış camiler bulunmaktaydı. Bunlardan en meşhuru Ürgüp kasabasına tâbi Avanos Köyü’ne Sultan Alâeddin tarafından yaptırılan camidir. XVIII. yüzyılda cami personeli arasında caminin ibadet, temizlik ve su işlerinden sorumlu görevliler bulunmaktaydı. Bunlar ifa ettikleri hizmetler karşılığında dönemin şartlarına göre oldukça yüksek ücretler almaktaydılar. Örneğin, Sultan Alâeddin Camiinde Şevval 1188 (Aralık-Ocak 1774-1775) tarihinde Cuma vaizi Mehmet oğlu Seyyit Cafer günde beş akçe ve yılda on kile buğday almaktaydı15. Bu kişi aynı zamanda günde üç akçeyle müezzinlik, iki akçeyle muslukçuluk, bir akçeyle bevvablık, iki akçeyle cabi ve bir akçeyle vakfın nazırlık görevini birlikte yürütmekteydi16. Seyyit Cafer’in vefatından sonra da oğlu Seyyit Mehmet bu vazifeleri birlikte yürütmeye devam etmiştir17. Değişik alanlarda birçok vazifenin aynı kişi tarafından ne kadar layıkıyla yapıldığı tartışmalıdır. Camide Şevval 1190 (Kasım-Aralık 1776) tarihinde Seyyit Hasan Halife günde iki akçeyle kayyumluk, Osman Receb 1188 (Eylül-Ekim 1774) tarihinde günde bir akçeyle ferraş, aynı tarihte Mustafa günde beş akçeyle Cuma müezzinliği vazifesini yapmaktaydı18. Sultan Alâeddin Camisi’nde görevli personelin tamamı maaşlarını Avanos Köyü Sultan Alaeddin evkafından Sarâb Sâlâr/ Sarây Sâlâr19 medresesi 15 16 17 VAD. no:1154, s.109; no:563, s.125. VAD. no:1151, s.182; Bu durum XIX. yüzyılın ilk yarısında da devam etmiştir. Cemaziyelevvel 1243 (Kasım-Aralık 1827) tarihinde Seyyit Mehmet’in vefat etmesi üzerine oğlu Seyyit Cafer bu görevleri birlikte yürütmüştür. Bkz. VAD. no:563, s.125. 18 VAD. no:1154, s.111; no.1154, s.108. 19 Bu vakfın adını 1718-1719 senelerine ait bir kaç belgede ‘’Ürgüp kazasına tâbi Avanos nam kalede vâki Sultan Alâeddin vakfı’’ medresesi “sellâb-sâlâr”, “sarây-sâlâr”, “şarâb-sâlâr” şekillerinde tespit eden merhum Nejat Göyünç, aynı zamanda bir zâviye adı olarak “Zâviye-i şarâb-sâlâr”, “şarâb-sâlâriyye zâviyesi” bu zâviye ve medresenin isminin “şarâb-sâ” şeklinde yazıldığını da ifade etmektedir. Şarâb-sâlâr Anadolu Selçuklu Devleti’nde mühim bir saray memurunun unvanıdır. Antalya-Alanya yolunda II, Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılan bir başka hanın adı da bu şekilde ifade edilmektedir. Bkz. Nejat Göyünç, “Türk Kültür Tarihi Bakımından Arşivlerimizin Önemi”, Belleten, S.147, C.XXXVII, Temmuz, 1993. 428 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) vakfından almaktaydılar20. Selçuklu hükümdarı Sultan Alâeddin, Nevşehir ve Ürgüp’e bağlı Avanos Köyü dışında, XVIII. yüzyılda kaydına rastlayabildiğimiz Kızın21, Kara-Ebin22, Orta Hisar23, Karlık24, Kozluk25, Karacaviran26 ve Sulu Saray27 Köyleri’ne de cami yaptırmıştır. Nevşehir’e bağlı Ürgüp’te Damsa Köyü’ne Taşkın Paşa’nın yaptırdığı cami28 ve oğlu ile birlikte tesis ettikleri Taşkın Paşa ve oğlu Tahireddin bin Şeyh Hamza zaviyesi XVIII. yüzyılda faal durumda olan diğer yapılardandır29. Taşkın Paşa Camisi’nde vazifeli personel maaşlarını Taşkın Paşa vakfından almaktaydılar. Camide imam günde iki akçe, cüz-han günde bir akçe, müezzin bir akçe, kayyum ve ferraş günde bir akçe ücret almaktaydı30. Cuma günü vaizlik yapanın ve vakıf mütevellisinin aldıkları ücret tespit edilememiştir31. XVIII. yüzyılda Nevşehir kazasına bağlı köylerde inşa edilmiş cami, mescit ve muallimhâneler bulunmaktaydı32. Aşağıda ilk önce Nevşehir ve Ürgüp’te yer alan eğitim kurumları medrese ve muallimhâneler tanıtılacaktır. Klasik dönemin en önemli eğitim kurumu bu müesseseler Cumhuriyetin ilanına kadar büyük bir değişim yaşamadan özelliklerini sürdürmüşlerdir. I. Nevşehir ve Ürgüp Kasabası’ndaki Medrese ve Muallimhâneler 1. Medreseler 1.1. Afşar-zâde İbrahim Efendi Medresesi: Nevşehir kazası Kapıcıbaşı Mahallesi’ne Afşar-zâde İbrahim Efendi’nin bina eylediği medresenin müderrisi atanmadan vâkıf İbrahim vefat etmiştir. Uzun süre müderris ataması yapılmayan medrese kapalı kaldığı için harap olmuş, Şaban 1242 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 VAD. no:1152, s.182; no:563, s.125; no:1154, s.109. VAD. no:1155, s.125. VAD. no:1148, s.237. VAD. no:1148, s.236; no:562, s.145. VAD. no:1154, s.110; no:1151, s.181; no:1150, s.89; no:1145, s.312. VAD. no:563, s.125. VAD. no:1154, s.107. VAD. no:562, s.144; no:564, s.23. Taşkın Paşa Cami’nin ağaçtan oyma mihrabı meşhurdur. Bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, 3. Baskı, TTK, Ankara, 1984, s.235. VAD. no:563, s.122; no:1155, s.127; no:1155, s.127. VAD. no:1154, s.107,108,111; no:560, s.127; no:562, s.144. VAD. no: 1154, s.112; no:1155, s.127. Örnek için bkz. Avanos Köyü Hacı Bektaş Ağa Camii, Avanos Köyü Halil Beşe Camii, Avanos Köyü Musa Beşe mektebi, Orta Hisar Köyü Hüseyin Bey mektebi, Arvan Köyü Yusuf Bey mektebi, Dere Köyü mektebi. VAD. no:1151, s.181,182,188; no:1154, s.107,108,109. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 429 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ (Şubat-Mart 1827) tarihinde Nevşehirli Mehmet Efendi’ye müderrislik berâtı tevcih olunmuştur33. 1.2. Hacı Mustafa Medrese Mescidi: Nevşehir maa Ürgüp Kasabası’na Hacı Mustafa Efendi’nin inşa ettirdiği medresenin derunundaki mescitte yer almaktaydı. Medrese mescidinde Şevval 1194 (Eylül-Ekim 1780)’de bâ-muayyene ile imam olan Ömer’in vefatıyla yerine oğlu Seyyit Hüseyin atanmıştır34. 1.3. Hacı İsmail Medresesi: Nevşehir maa Ürgüp Kasabası’na Hacı İsmail tarafından yaptırılmıştır. Medresede Şaban 1188 (Ekim-Kasım 1774) tarihinde müderris Mehmet Efendi görevini yürütmekteydi35. Bu zat medresede yaklaşık yirmi beş yıl müderrislik yapmış ve vefatı üzerine Muharrem 1213 (Haziran-Temmuz 1798) tarihinde yerine oğlu Mehmet müderris olmuştur36. 1.4. Ordu-oğlu Medresesi: Nevşehir’de Kapıcıbaşı Mahallesi’nde Ahmet oğlu Veliyyüddin Efendi’nin müceddeden camiye dönüştürdüğü mabedin bulunduğu yerdeydi37. 1.5. Tahta Mahalle/ Ashab-ı Hayrat Medresesi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Tahta Mahallesi Tahıl Pazarı’na hayır sahibi kişilerce yaptırılmıştır. Ramazan 1190 (Ekim-Kasım 1776) tarihinde medresenin hasbi müderrisliğini yapan Seyyit Cafer’in vefatıyla yerine oğlu Seyyit Mehmet atanmıştır38. Bu kişi Rebiyülahir 1242 (Kasım 1826) tarihinde elli yıl sonra bile müderrislik görevini yürütmekteydi39. 2. Muallimhâneler 2.1. Demirci/ Bucak/ Bıcak Mahalle Muallimhânesi: Nevşehir maa Ürgüp Kasabası Demirci (Bucak/Bıcak) Mahallesi’ne mahalle ahalisince yaptırılmıştır40. Muallimhânede XVIII. yüzyıl boyunca görev yapan muallimler günde yarım akçe ücret almışlardır41. 33 34 35 36 37 38 39 40 41 VAD. no:563, s.125. VAD. no:1151, s.186. VAD. no:1154, s.108. VAD. no: 562, s.145. “Nevşehir’de Kapıcıbaşı Mahallesi’nde Ordu-oğlu Medresesi civarında Veliyüddin bin Ahmet bâ izni hümâyûn müceddeden binası cami imam ve hatip lazım olmağla Hafız İbrahim bin Hasan’a… Şevval 1245 (Mart-Nisan 1830)” Bkz. VAD. no:559, s.94. VAD. no:1151, s.181. VAD. no:563, s.124. VAD. no:1139, s.370; no:1152, s.3. VAD. no:1152, s.4; no:1154, s.111; no:1151, s.185; no:1155, s126. 430 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) 2.2. Ebubekir Ağa ve Hacı Mehmet Muallimhânesi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Tahta Minareli Cami/ Tahta Mahallesi’ne Ebubekir Ağa ve Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. Muallimhânenin nukud-ı mevkufesine günde dört akçe ücretle Şevval 1179 (Mart-Nisan 1766) tarihinde Ebubekir bin Süleyman mütevelli atanmıştır42. Aynı tarihte muallimlik görevini günde dört akçe ücretle Abdullah adlı kişi yürütmekteydi43. 2.3. Ganim-zâde Mustafa Muallimhânesi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Sübhan-verdi Mahallesi’ne Ganim-zâde Mustafa Efendi tarafından yaptırılmıştır. Hafız Ahmet Safer 1155 (Nisan-Mayıs 1742)’te muallim-i sıbyanlık görevini hasbi yürütmekteydi44. 2.4. Hacı Halil Muallimhânesi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Kadim Pınar Mahallesi kurbinde Hacı Halil Efendi tarafından yaptırılmıştır. Mektebin muallimi Halil Efendi Ramazan 1156 (Ekim-Kasım 1743) tarihinde görevini kendi isteğiyle Ömer’e bırakmıştır45. 2.5. Hacı İvaz Muallimhânesi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Kadim Pınar Mahallesi’ne Hacı İvaz Efendi tarafından yaptırılmıştır. Hacı İvaz, muallimhânenin yanına önceden bir mescit inşa ettirmiştir. Mektebin muallimleri günde bir akçe ücret almaktaydılar. Şevval 1195 (Eylül-Ekim 1781) tarihinde Hacı İvaz cami ve mektebinin nukud-ı mevkufesine günde bir akçeyle mütevelli olan Hacı İbrahim aynı zamanda günde bir akçeyle mektepte muallimlik ve günde yarım akçeyle camide imamlık görevini birlikte yürütmekteydi46. 2.6. Hacı Osman Muallimhânesi: Hacı Osman Efendi tarafından Nevşehir İsmail Bey Mahallesi’ne yaptırılmıştır. Mektebin nukud-ı mevkufesine Cemaziyelahir 1190 (Temmuz-Ağustos 1776)’da Hacı Osman mütevelli atanmıştır47. 2.7. Hacı Yahya Muallimhânesi: Nevşehir Güz Mahallesi’nde bulunan muallimhânenin bânisi Hacı Yahya Efendi’dir. Mektebin Muharrem 1163 (Aralık-Ocak 1749-1750) tarihinde muallimliğini Seyyit Hacı İbrahim mahlulünden günde yarım akçeyle Seyyit Osman yürütmekteydi48. 42 43 44 45 46 47 48 VAD. no:1152, s.8. VAD. no:1150, s.90,91; no:1154, s.107. VAD. no:1148, s.237. VAD. no:1148, s.237. VAD. no:1151, s.187. VAD. no:1151, s.181. VAD. no:1148, s.240. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 431 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ 2.8. Karabıcak-zâde Hüseyin Ağa Muallimhânesi: Nevşehir maa Ürgüp Kasabası’nda Bekdik Mahallesi’ne Abdurrahman Efendi’nin yaptırdığı muallimhâneyi Karabıcak-zâde Hüseyin Ağa tamir ettirmiştir. Muallimhânede Receb 1221 (Eylül-Ekim 1806) tarihinde Hafız Halil bervech-i hasbi muallim-i sıbyanlık görevini yürütmekteydi49. 2.9. Mustafa Muallimhânesi: Nevşehir maa Ürgüp Kasabası’nda bulunan mektebi Mustafa adlı kişi yaptırmıştır. Muallimhânenin Cemaziyelahir 1197 (Mayıs-Haziran 1783) tarihinde günde yarım akçe ücretle muallimi olan Hacı Ömer’in vefatıyla Seyyit Hasan bin Hacı Mehmet atanmıştır50. 2.10. Sabuncu Hacı Ali Muallimhânesi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Dere Mahallesi’ne Sabuncu Hacı Ali’nin yaptırdığı muallimhânenin vazife-i muayyene ile muallimliğini Abdullah bin Mehmet’in vefatı üzerine Hafız Hüseyin Cemaziyelevvel 1215 (Eylül-Ekim 1800)’de atanmıştır51. 2.11. Seyyit İsa Muallimhânesi: Nevşehir Kazası Kadim Pınar Mahallesi’nde bulunan mektebin bânisi Seyyit İsa’dır. Gurre Zilkade 1175 (24 Mayıs 1762)’te muallim Abdurrahman’ın vefatıyla oğlu Mehmet hasbi görevlerini yürütmüşlerdir. Daha sonraki yıllarda mektepte muallimlik yapan kişiler günde bir akçe ücret almaya başlamışlardır52. Örneğin, Mektepte Rebiyülevvel 1184 (Ağustos-Eylül 1770) tarihinde günde bir akçe ücretle görev yapan ve yine günde bir akçe ücretle Hacı İvaz Mescidi’nde imamlık vazifesini ifa eden Seyyit Mustafa’nın vefatıyla boşalan her iki göreve de kardeşi Hafız Mehmet getirilmiştir53. 2.12. Seyyit Ali Muallimhânesi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Dere Mahallesi’ne Seyyit Ali tarafından yaptırılmıştır. Mustafa Efendi’nin Ramazan 1156 (Ekim-Kasım 1743) tarihinde vefatıyla boşalan muallimlik görevine oğulları Seyyit Mehmet ve Seyyit Ahmet müştereken atanmışlardır54. Üç yıl sonra Seyyit Mehmet’in vefatıyla hissesi aynı zamanda müştereki olan kardeşi Seyyit Ahmet’e tevcih olunmuştur55. Muallimhânede otuz beş yıldır muallimlik yapan Seyyit Ahmet’in Rebiyülevvel 1189 (Mayıs 1775) tarihinde görev berâtı yenilenmiştir56. 49 50 51 52 53 54 55 56 VAD. no:561, s.147. VAD. no:1151, s.189. VAD. no:562, s.147. VAD. no:1152, s.3. VAD. no:1146, s.89. VAD. no:1148, s.237. VAD. no:1148, s.239. VAD. no:1154, s.110. 432 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) XVIII. yüzyılın sonlarında Hacı Muharrem Dede’nin yine Dere Mahallesi’ne bina ettirdiği mescidin vakıf gelirlerinin neması olan 50 kuruş mescide imam ve Seyyit Ali mektebinde muallim olanlara maaş olarak şart edilmiştir57. Böylece bu tarihe kadar hasbi görevlerini ifa eden imam ve muallimlere daimi gelir tedarik edilmiştir. 2.13. Terelik Mescidine muttasıl Muallimhânesi: Nevşehir maa Ürgüp Kasabası Dere Mahallesi’ndeki mescidin yanında bulunmaktaydı. Mektebin muallimliği Zilhicce 1159 (Aralık-Ocak 1746-1747)’da günde yarım akçe ücretle Seyyit Hacı Abdullah’a tevcih edilmişti58. 2.14. Zeynep Hatun Muallimhânesi: Nevşehir’de İsmail Bey Mahallesi’ndeki muallimhânenin bânisi Zeynep Hatun’dur. Cemaziyelevvel 1188 (Temmuz-Ağustos 1774) tarihinde Seyyit Ali muallimhânenin muallimliğini yürütmekteydi59. II. Nevşehir ve Ürgüp Kasabası’ndaki Cami ve Mescitler 1. Camiler 1700-1800 tarihleri arasında Nevşehir şehri ve Ürgüp kasabasında bulunan cami ve mescitler tespit edilerek, bu dinî yapılarda görev yapan imam, müezzin, hatip, vaiz, cüz-han, kayyum gibi vazifeliler ve bunların aldıkları ücretler ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Aşağıda alfabetik olarak Nevşehir ve Ürgüp şehir merkezinde bulunan camiler ve mescitler ile buradaki görevliler tanıtılacaktır. 1.1. Aydın Bektaş Camii: Nevşehir Kazasına tabi Ürgüp’te Sübhan-verdi Mahallesi’ne Aydın Bektaş adlı hayırsever kendi malıyla cami inşa ettirmiştir. Yeni inşa edilen caminin hitabeti Şevval 1156 (Kasım-Aralık 1743) tarihinde Ömer Halife’ye tevcih edilmiştir60. Camide imam günde yarım akçe ücret almakta olup ferraş hasbi görevini yürütmekteydi61. 1.2. Hacı Hasan (Kethüda) Camii: Ürgüp’te Dere Mahallesi’nde bulunan caminin bânisi Hacı Hasan Kethüda’dır. Camiye ait bir para vakfı mevcut olup görevliler maaşlarını bu vakıftan almaktaydılar62. Müezzin olanlar 57 58 59 60 61 62 VAD. no:564, s.22. VAD. no:1148, s.239. VAD. no:1150, s.91. VAD. no:1148, s.237. VAD. no:1154, s.110; no:1148, s.237. VAD. no:1152, s.184. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 433 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ günde iki akçe, caminin temizliğinden sorumlu olan ferraş ise günde bir akçe ücret almaktaydılar63. İmam ve hatip atamalarına dair kayıtlar mevcutsa da ne kadar ücret aldıkları tespit edilememiştir64. 1.3. Hacı İsmail Bey Camii: Nevşehir’de İsmail Bey Mahallesi’ne Hacı İsmail Bey tarafından yaptırılmıştır. Yeni kurulan Nevşehir şehrinin gelişimine büyük katkı sağlayan Hacı İsmail Bey’in yaptırdığı bu cami kentte yeni yerleşim alanı sağlamıştır. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında inşa edildiği anlaşılan caminin Şaban 1179 (Ocak-Şubat 1766) tarihinde imam ve hatip olarak ber vech-i hasbi Ahmet oğlu Ali atanmıştır65. Vakıf gelirlerinin tamamı cami mürtezikasına vakfedilmiş olup vakfın tevliyeti Cemaziyelevvel 1190 (Haziran-Temmuz 1776) tarihinde Halil’e tevcih edilmiştir66. Camide imam ve hatiplik vazifesini birlikte yürütenler günde yarım akçe ücret almışlardır67. 1.4. Hacı Mehmet Ağa Camii: Nevşehir maa Ürgüp Kasabası Sübhanverdi Mahallesi’ne Hacı Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. Bâni Hacı Mehmet Ağa ve oğlu Mehmet Ağa cami etrafında bulunan kendilerine ait dükkânların kiralarını cami mürtezikası için vakfetmiştir68. XVIII. yüzyılda camide görevli imamlar günde yarım akçe, hatipler ise günde bir akçe ücret almaktaydılar69. 1.5. Hacı Nasuh Camii: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Herikli Mahallesi’ne yerleşen Herikli aşiretinden Musa oğlu Hacı Nasuh tarafından yaptırılmıştır. Hacı Nasuh Ağa’nın camiyi XIX. yüzyılın başında minaresiz olarak yapıldığı ifade edilmektedir70. Lakin cami bu tarihten önce yapılmış olmalıdır. Çünkü Muharrem 1189 (Mart-Nisan 1775) tarihinde günde yarım akçe ücretle hatiplik vazifesini ifa eden Musa’nın berâtı yenilenmiştir71. İmamlar ise ber vech-i hasbi görevlerini sürdürmüşlerdir72. 1.6. Hacı Osman Camii: Nevşehir’de Karaca-Kürt Mahallesi’ne ilk inşa edildiğinde mescit olan yapı, minber ilave edilerek camiye çevrilmiştir. 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 VAD. no:1152, s.184. VAD. no:1151, s.187; no:563, s.122. VAD. no:1152, s.8. VAD. no:1154, s.111. VAD. no:560, s.128; no:563, s.123. VAD. no:563, s.123. VAD. no:1151, s.183; no:1154, s.107; no:562, s.145. Çerçi, a.g.e, s.104. VAD. no:1154, s.109. VAD. no:1154, s.107; no:564, s.23. 434 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) Mescit ve caminin bânisi Hacı Osman Efendi olup Cemaziyelevvel 1190 (Haziran-Temmuz 1776) tarihinde imam ve hatiplik ber vech-i hasbi Osman bin Yunus’a tevcih edilmiştir73. 1.7. Hacı Ömer (Kalaycı/Kılıççı) Camii: Nevşehir’de Cami-i Cedid Mahallesi’ne Kalaycı/Kılıççı Hacı Ömer tarafından yaptırılmıştır. Caminin H.1210/ M.1795-1796 yılında inşa edildiği ifade edilmişse74 de bu tarihten önce camiyle ilgili vakıf kayıtları mevcuttur. Caminin vakıf gelirleri; eşrafın topladığı ve vakfettiği paradan oluşmaktaydı. Cemaziyelahir 1199 (NisanMayıs 1785) tarihinde camiye günde on yedi akçe ile vâkıf-ı merhumun hüddamı babaları Seyyit Ebubekir’in vefatı üzerine Seyyit Hasan, Seyyit Hüseyin, Seyyit Ali, Seyyit Mehmet ve Seyyit Ahmet’e müştereken tevcih olunmuştur75. Cami vakfına mütevelli ve hatip, imam olanların ücretleri tespit edilememekle birlikte76 yüksek olmalıdır. Çünkü camide müezzinlik yapanlar günde beş akçe ücret almaktaydılar77. 1.8. Hacı Süleyman Camii: Nevşehir Kazası Danişmendlü Mahallesi’ne Hacı Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Camide Rebiyülevvel 1195 (ŞubatMart 1781)’te imam ve hatiplik görevini yürüten Süleyman oğlu Feyzullah günde bir akçe ücret almaktaydı78. 1.9. Halime Hatun Camii: Ürgüp’te Kadim Pınar Mahallesi’ndeki camii Piri Bey’in kızı Halime Hatun tarafından yaptırılmıştır. Camide Ramazan 1156 (Ekim-Kasım 1743)’da bâ-muayyene imam Hafız Halil kendi rızasıyla Ömer Halife’ye görevi bırakmıştır79. 1.10. Hasan Ağa Camii: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Sübhan-verdi Mahallesi’ne Hasan Ağa’nın yaptırdığı caminin Muharrem 1179 (HaziranTemmuz 1765)’da imam-ı sanisi Kara Hasan Halife cami evkafından olan dükkân icaresinin yarım hissesiyle bu göreve atanmıştır80. Bu zatın imamlık berâtı Receb 1188 (Eylül-Ekim 1774) tarihinde yenilenmiştir81. 73 74 75 76 77 78 79 80 81 VAD. no:1151, s.181; no:563, s.122. Çerçi, a.g.e, s.103. VAD. no:1155, s.124. VAD. no:1150, s.91. “Nevşehir’de Cami-i Cedid Mahallesi’nde Hacı Ömer binası camiin müezzini olmayıp lazım olmağla müezzinlik-i mezkûre ehli eşrâfın cem’ ve vakıf eylediği nukûd ve mevkufe nemasından almak üzere ve mütevellisi yedinden almak üzere yevmi beş akçe ile müceddeden Şeyh İsmail…Rebiyülevvel 1211 (Eylül-Ekim 17969” bkz. VAD. no:562, s.144. VAD. no:1151, s.186; no:562, s.147. VAD. no:1148, s.237. VAD. no:1152, s.8. VAD. no:1154, s.108. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 435 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ 1.11. Kapıcıbaşı Hacı Osman Ağa Camii: Nevşehir’de Sazlu Mahallesi’ne Dergâh-ı Mualla Kapıcıbaşlarından Hacı Osman Ağa tarafından yaptırılan caminin Muharrem 1189 (Mart-Nisan 1775) tarihinde Mehmet oğlu Hüseyin hasbi hatip atanmıştır82. Camide günde on akçe ücretle imam olan Hafız Musa’nın vefatı üzerine Safer 1216 (Haziran-Temmuz 1801) tarihinde Seyyit Hafız Ali atanmıştır83. 1.12. Karaman-oğlu İbrahim Bey Camii / Cami-i Kebir: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası’na Demirci/Bucak/Bıcak Mahallesi’ne Karaman-oğlu İbrahim Bey’in tesis ettirdiği ilk ve en büyük camidir. Ürgüp çevresindeki köy ve mezraaların bir kısmı Cami-i Kebir evkafıydı. Vakıf malının nüvesini Karaman-oğlu İbrahim Bey’in vakfettiği köy ve mezraalar oluşturmaktaydı. Ayıca Tegri-vermiş Şah Pir Mehmet evkafı köyleri ve mezraalar84, Şeyh Durasan Vakfı Sultan mezraası85, Ürgüp kasabasında bazı hayırseverler kimselerin vakfettikleri para86 ile Ürgüplü Ebubekir Bey’in Damsa Köyü’ndeki değirmenin on iki sehiminden bir buçuk sehimini87 Cami-i Kebir’e vakfetmiştir. Ürgüp İbrahim Bey camiinde Seyyit Abdurrahman’ın vefatıyla yerine Safer 1184 (Mayıs-Haziran 1770) tarihinde Cuma vaizi atanan Hoca Mehmet vazifesi karşılığında günde iki akçe ücret ve Şeyh Durasan vakfı Sultan mezraasından yılda otuz kile buğday, Zeyli ve Eski Köyü mahsulünden yılda on kile buğday almaktaydı. İmam-ı sani Süleyman oğlu Mehmet vakıf parasının nemasından günde bir akçe88, Salı günü camide vaiz olan Seyyit Şeyh Osman Damsa Köyü’ndeki bir buçuk değirmen hissesini, cami vakfının tevliyetini günde bir akçe ile Rebiyülahir 1197 (Mart-Nisan 1783) tarihinde Seyyit Abdullah Halife yürütmekteydi89. Camide imamlar aynı zamanda cüz-hanlık da yapmaktaydılar90. 1.13. Kaya Camii: Muşkara Köyü’ne 1684 yılında Süleyman Dede isminde bir zat tarafından kayadan oyularak mescit şeklinde tesis edilmiştir91. 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 VAD. no:1154, s.109; no:1152, s.183. VAD. no:562, s.148. VAD. no:1148, s.239,240. VAD. no:1146, s.89. VAD. no:1154, s.108. VAD. no:1154, s.110. VAD. no:1154, s.108; no:1154, s.108. VAD. no:1151, s.188. VAD. no:560, s.127. Çerçi, a.g.e, s.106. 436 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) XVIII. yüzyılda Nevşehir’de Bâlâ Mahallesi’nde yer alan yapı muhtemelen bu yüzyılın ilk yarısında camiye dönüştürülmüştür. Cami evkafında bulunan paranın istirbahından almak üzere günde beş akçeyle vaiz Seyyit Ebubekir ve imam Ahmet ve Ali görevlerini yürütmekteydiler92. 1.14. Mehmet Ağa Camii: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Tahta Mahallesi’ne Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. Camide görevli imam, hatip, müezzin ve sair hizmetlinin maaşlarının tedariki için vakfedilmiş olan dükkânlar ve sair evkafın icarelerinin tahsili için ber verch-i hasbi Ömer oğlu Hüseyin atanmıştır93. 1.15. Piri-zâde Hacı Ali Bey Camii: Nevşehir’de Pazar yeri nam mahalde Piri-zâde Hacı Ali Bey bir cami inşa etmiştir94. Bugünkü belediye caddesiyle Tahmis caddesinin kesiştiği yerdeydi. 1940 yılında yeri satılarak yıkılmış, yerine işhanı yapılmıştır. 1.16. Sarı İbrahim/ Hoca İbrahim Camii (Mescit): Nevşehir’de Eski-il (Eskili) Mahallesi’ne Hoca İbrahim Efendi’nin ilk yaptırdığında mescit olarak inşa edilen yapı, mahallede hiç cami olmaması sebebiyle merkezden alınan izinle minber ilave edilerek camiye çevrilmiştir95. Cami evkafında bulunan 170 kuruş mum ve diğer giderlerin karşılanması için vakfedilmişti96. Ayrıca camide ve vakfında görevli mütevelli, müezzin, imam, hatip ve bevvab da maaşlarını bu vakıftan almaktaydılar97. 1.17. Seyyit Hacı Davud Ağa Camii: Ürgüp Kasabası Kaya Kapı Mahallesi’ne Seyyit Hacı Davud Ağa tarafından yaptırılan caminin Safer 1157 (Mart-Nisan 1744) tarihinde hasbi müezzin ve ferraşı Mehmet adlı kişidir98. 1.18. Şerife ve Hatice Hatun Camii: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Kaya Kapı Mahallesi’ne Şerife ve Hatice hatunların gayretleriyle inşa edilmiştir. Camide Şevval 1202 (Temmuz-Ağustos 1788) tarihinde günde bir akçe ile imamlık ve günde yarım akçeyle hatiplik işini Kasım’ın oğulları İbrahim ve Mustafa karındaşlar müştereken yürütmekteydiler99. 92 93 94 95 96 97 98 99 VAD. no:1152, s.4; no:1154, s.112. VAD. no:1151, s.181. VAD. no:559, s.94. “Nevşehir’de Eski-il Mahallesi kurbinde cami-i şerif olmayup lazım ve mühimm olmağla müceddeden bâ fermân minber vaz’ olunub mescid-i şerif cami-i şerif olmağın hitabet bervech-i hasbi Seyyit İsmail bin İbrahim’e…Gurre Zilhicce 1175 (23 Haziran 1762)” bkz. VAD. no:1152, s.3. VAD. no:1152, s.3 VAD. no:1152, s.3,4. VAD. no:1148, s.237. VAD. no:1155, s.127; no:562, s.147. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 437 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ 1.19. Tahta Minareli Camii: Sadrazam İbrahim Paşa Nevşehir’e tesis ettiği külliyenin 1727 yılında bitmesiyle, Ürgüp Kasabası’na da birçok hayır eserleri yaptırmıştır. Bunlardan biri de Tahta Minareli Cami Mahallesi’ne yaptırdığı Tahta Minare demekle ma’rûf cami-i şeriftir. Camiye vakfedilen paranın günde dört akçeyle mütevellisi ulemadan Musa’nın Cemaziyelevvel 1178 (Ekim-Kasım 1764) tarihinde görev berâtı yenilenmiştir100. 1.20. Yahya Efendi (Defterdar) Camii: Nevşehir Kazası’na tabi Ürgüp Kasabası’na Defterdar Seyyit Yahya Efendi tarafından yaptırılmıştır. Ürgüp’teki ilk camilerden olup Şevval 1120 (Aralık-Ocak 1708-1709) tarihinde Cuma müezzinliğine Ömer günde bir akçe ücretle mütevelli Ali arzıyla atanmıştır101. Camide Rebiyülevvel 1211 (Eylül-Ekim 1796) tarihinde Hacı Hasan Efendi’nin oğlu Hafız Mehmet hasbi imamlık vazifesini yürütmekteydi102. 2. Mescitler 2.1. Çapur-zâde Hacı Ali Mescidi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Sübhan-verdi Mahallesi’ne Çapur-zâde Hacı Ali tarafından yaptırılmıştır. XVIII. yüzyılın sonlarında Cemaziyelahir 1200 (Nisan 1786) tarihinde mescidin cemaati fazla olduğu için bâni Hacı Ali’nin merkezden aldığı izinle camiye çevrilmiştir103. Cami vakfının gelirleriyle vakıf ve cami görevlilerinin ücretleri karşılanmaktaydı104. 2.2. Demirci İbrahim Mescidi: Nevşehir maa Ürgüp Kasabası Demirci/ Bıcak Mahallesi’ne Demirci İbrahim Efendi tarafından yaptırılmıştır. Mescit vakfı nukut akçesi istirbahıyla vakıf görevlileri ve mescitteki din görevlilerinin maaşları tedarik ediliyordu105. Mescidin imamlığı Gurre-i Zilhicce 1175 (23 Haziran 1762) tarihinde günde yarım akçe ücretle Abdullah, Mehmet ve Hasan kardeşlere müştereken tevcih edilmiştir106. 2.3. Hacı Ali Mescidi: Nevşehir’de Danişmendlü Mahallesi’nde Hacı Ali tarafından yaptırılmıştır. Mescidin Safer 1158 (5 Mart 1745) tarihinde 100 101 102 103 104 105 106 438 VAD. no:1152, s.7. VAD. no:1139, s.370. VAD. no:562, 144. VAD. no:1155, s.124. VAD. no:560, s.127,128. VAD. no:562, s.145; no:1155, s.127. VAD. no:1151, s.185; no:1152, s.3. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) imamlığını günde bir akçe ile Ali Halife yürütmekteydi107. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında bazı ashab-ı hayrat mescide nukut akçe vakfetmişlerdir. Vakfın Cemaziyelahir 1176 (Aralık-Ocak 1762-1763) tarihinde mescidin yaklaşık yirmi yıllık imamı Ali Halife günde beş akçe vazifeyle atanmıştır108. Mescit XIX. yüzyılın başlarında bakımsızlıktan dolayı harap bir hale gelmiştir. Mescidi Ahmet adlı hayır sahibi bu yüzyılın başında tamir ettirerek müceddeden minber yaptırıp camiye dönüştürmüştür. Ayrıca bu zat cami evkafına nukut vakfedip, tevliyetine de kendisi atanmıştır109. 2.4. Hacı İvaz Mescidi: Ürgüp’te Kadim Pınar Mahallesi’ndeki mescidin yanında Hacı İvaz Efendi’nin yaptırdığı bir muallimhâne de bulunmaktaydı. Mescidin imamına ve mumuna vakfedilen paranın tevliyetine Şevval 1195 (Eylül-Ekim 1781) tarihinde günde bir akçe ücretle Mehmet feragatinden Hacı İbrahim atanmıştır110. Bu kişi ayrıca günde bir akçe ile mektepteki muallimlik, günde yarım akçe ile mescidin imamlığıyla üç ayrı vazifeyi birlikte yürütmekteydi111. 2.5. Hacı Kasım/ Abdülkasım Mescidi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Kaya Kapı Mahallesi’ne Hacı Abdülkasım Efendi yaptırmıştır. Mescidin ilk imamı aynı zamanda mescidin bânisi Hacı Abdülkasım’dır112. Mescitte imamlık yapanlar günde yarım akçe ücret almaktaydılar113. 2.6. Hacı Muharrem Dede Mescidi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Dere Mahallesi’ne XVIII. yüzyılın sonlarında Hacı Muharrem Dede tarafından yaptırılmıştır. Bâni Hacı Muharrem Dede yaptırdığı mescidin imamına ve Dere Mahallesi’ndeki Seyyit Ali muallimhânesinde muallimlik yapanların maaşlarını tedarik etmek amacıyla; bir bab menzil, bir kıta bağ, iki Kebüter-hâne (Güvercin-hâne), Güre Köyü’ndeki Oluk Değirmeni’nin 12 sehiminden bir sehim değirmen hissesi ve 100 kuruş nukutun neması, 107 108 109 110 111 112 113 VAD. no:1148, 238. VAD. no:1152, s.4. “Nevşehir mahallatından Danişmendlü Mahallesi’nde vaki mescid-i şerif mürur zaman ile haraba müşrif olmağla Ahmet nam sahibü’l-hayr mescidi tamir ve termim ve müceddeden minber vaz’ eyleyip cami-i şerif inşasıyla mevkuf olan Hacı Ahmet vakf ve şart eylediği nukud-ı mevkufenin tevliyeti vâkıf evladına şart ve tayin eylediği vakıf mamûl bahasından dahi… Receb 1214 (KasımAralık 1799)” bkz. VAD. no:562, s.146. VAD. no:1151, s.187. VAD. no:1151, s.187. VAD. no:1148, s.240. VAD. no:562, s.146; no:1151, s.188. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 439 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ toplam 50 kuruşu vakfetmiştir114. Vakfın tevliyetini Dere Mahallesi ahalisinden Ömer oğlu Seyyit Hüseyin yürütmekteydi. Mescidin imamlığını ve Seyyit Ali mektebi muallimliğini yapanlar günde yarım akçe ücretlerini bu vakıftan almaktaydılar115. Şevval 1177 (Nisan-Mayıs 1764) tarihli vakıf kaydına göre; Hacı Muharrem Mescidi zaman içinde tamiri yapılmadığından dolayı harap hale gelmiştir. Ashab-ı hayrattan İbrahim Ağa mescidi tekrar tamir ettirmiş ve yeniden ibadete açmıştır, mescidin imamlığına da uzun yıllardır bu hizmeti ifa eden Seyyit Ahmet yeniden atanmıştır116. Mescitte Ramazan 1156 (Ekim-Kasım 1743) tarihinde günde yarım akçe ücretle imamlık yapan Seyyit Mustafa’nın vefatı üzerine oğulları Seyyit Mehmet ve Seyyit Ahmet müştereken atanmışlardır117. XVIII. yüzyılda olduğu gibi XIX. yüzyılda da mescitte imam ve Seyyit Ali mektebinde muallimlik yapanlar günde yarım akçe ücretle bu vazifelerini devam ettirmişlerdir118. 2.7. Hüseyin Odabaşı Mescidi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Sübhan-verdi Mahallesi’ne Hüseyin Odabaşı adlı kişi bina ettirmiştir. Şevval 1179 (Mart-Nisan 1766)’da mescidin imamlığını Ömer oğlu Osman hasbi olarak yürütmekteydi119. 2.8. Ketebe Mescidi: Nevşehir maa Ürgüp Kasabası Kaya Kapısı Mahallesi’ndeki mescide talebelerin ders görmesi amacıyla muallimhâne inşa ettirilmişti. Mescidin ve muallimhânenin bânisi tespit edilememiş olup her iki yapı da XVIII. yüzyılda inşa edilmiştir. Seyyit Ahmet’in Şaban 1224 (Eylül-Ekim 1809)’te günde yarım akçe ücretle yürütmekte olduğu imamlık ve muallimlik görevlerini kendi hüsnü feragatiyle oğlu Seyyit Mehmet’e bırakmıştır120. 2.9. Kilise Mescidi: Nevşehir’de Kaya Kapısı Mahallesi’ndeki mescidin bânisi tespit olunamamıştır. Mescitte Ramazan 1159 (Eylül-Ekim 1746)’da babası İsa mahlûlünden günde yarım akçe ücretle imamlık yapan Mahmut’un vefatıyla yerine kardeşi Seyyit Ahmet Halife atanmıştır121. 114 115 116 117 118 119 120 121 440 VAD. no:564, s.22. VAD. no:560, s.126; no:564, s.23. VAD. no:1152, s.7. VAD. no:1148, s.237. Zilhicce 1159 (Aralık-Ocak 1746-1747) tarihinde Seyyit Mehmet’in vefatıyla hissesi müştereki olan kardeşi Seyyit Ahmet’e tevcih edilmiştir. Bkz. VAD. no:1148, s.239. VAD. no:1154, s.110; no:559, s.94. VAD. no:1152, s.8. VAD. no:560, s.127. VAD. no:1148, s.236. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) 2.10. Molla Abdurrahman Mescidi: Nevşehir maa Ürgüp Kasabası Ulukuyu yakınındaki Bekdik Mahallesi’ne Molla Abdurrahman Efendi’nin yaptırdığı mescit XVIII. yüzyılın sonlarında Piri-zâde Hacı Ömer Ağa tarafından tamir edilip minber eklenerek cami yapılmıştır122. Muharrem 1190 (Şubat-Mart 1776) tarihinde caminin hitabeti ber vech-i hasbi Osman oğlu Şeyh Ali’ye tevcih edilmiştir123. Camide imam, hatip gibi ibadetten sorumlu kişilerde görevlerini hasbi yürütmüşlerdir124. 2.11. Sağır Mescit: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Yürür (Bürür) Mahallesi’ne XVIII. yüzyılın sonlarında inşa edilen mescidin bânisi tespit edilememiştir. Mescit imamına meşruta olan nukud-ı mevkufenin günde bir akçe ile mütevellisi Rebiyülahir 1202 (Ocak-Şubat 1788) tarihinde Seyyit Mehmet’in oğlu Seyyit Ömer’dir125. Bu kişi aynı zamanda günde bir akçeyle mescidin imamlık vazifesini de yerine getirmekteydi126. 2.12. Seyyit Ömer Ağa Mescidi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Demirci Mahallesi’ne Seyyit Ömer Ağa tarafından yaptırılmıştır. Mescidin mumuna ve sair ihtiyaçlarına Seyyit Hac İbrahim nısf hisse tülbent dükkânı ve para vakfetmiştir. Safer 1201 (Kasım-Aralık 1786) tarihinde vakfın mütevellisi Hacı Ali oğlu Seyyit Osman’dır127. Mescitte mütevelli dışında görevli diğer personel hakkında vakıf kayıtlarında belgeye rastlanmamıştır128. 2.13. Şakire Hanım, Emine Hanım, Ayşe Hanım ve Mehmet Efendi Mescidi: Nevşehir’de Eski-il (bugün=Eskili) Mahallesi’ne Şakire, Emine, Ayşe hanımlar ve Mehmet Efendi’nin katkılarıyla inşa edilmiştir. Şakire Hanım, Sadrazam İbrahim Paşa’nın torunudur129. Yapı 1754 yılında mescit şeklinde inşa edilmiş olup, XVIII. yüzyılda Mustafa’nın oğlu İbrahim Efendi tarafından camiye çevrilmiştir. İbrahim Efendi camiye 300 kuruş para vakfetmiştir. Bu paranın nemasından almak üzere günde beş akçe vazife ile Mehmet’in oğlu Mustafa Receb 1212 (Aralık-Ocak 1797-1798) tarihinde atanmıştır130. 122 123 124 125 126 127 128 129 130 VAD. no:561, s.146. VAD. no:1151, s.181. VAD. no:562, s.146; no:561, s.147; no:563, s.122. VAD. no:1155, s.127. VAD. no:564, s.23. VAD. no:1155, s.126. VAD. no:560, s.126; no:561, s.148. Çerçi, a.g.e, s.106. VAD. no:562, 145. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 441 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ 2.14. Terelik Mescidi: Nevşehir maa Ürgüp Kasabası Dere Mahallesi’ndeki mescide muttasıl muallimhâne de bulunmaktadır131. Mescidin bânisi ve ibadetten sorumlu kişiler hakkında vakıf kayıtlarında bilgi tespit edilememiştir. 2.15. Usta Nasuh Mescidi: Nevşehir maa Ürgüp Kasabası Demirci (Bucak/ Bıcak) Mahallesi’ne Usta Nasuh tarafından yaptırılmıştır. Mescitte Muharrem 1199 (Kasım-Aralık 1784) tarihinde günde yarım akçe ücretle Seyyit Hüseyin atanmıştır132. Usta Nasuh Mescidi’nin tamiri için Emine hatun Suru Taş adlı değirmenin yarım hissesini değirmenin tamirine diğer yarım hissesini de mescidin tamirine vakfetmiştir133. Usta Nasuh XVIII. yüzyılın sonlarında merkezden aldığı izinle mescide minber yaptırıp camiye çevirmiştir134. 2.16. Zeliha Hatun Mescidi: Nevşehir Kazası Ürgüp Kasabası Dere Mahallesi’ne Zeliha hatun tarafından yaptırılmıştır. Mescitte görev yapan imam ve müezzinler XVIII. yüzyıl boyunca günde yarım akçe almaktaydılar135. III. Nevşehir ve Ürgüp Kasabası’ndaki Diğer Yapılar Hurufat Defterleri’nde şehrin suyolları ve şadırvanlar hakkında da bilgiler mevcuttur. Nevşehir kazası su açısından çok zengin olup, şehir merkezinde ve köylerinde hayırseverler tarafından yaptırılmış pek çok çeşme bulunmaktaydı136. Su halkın günlük ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra hamam, cami ve mescitlere gelenlerin temizlenip abdest almaları için de çok önemliydi. Evlere suyolları tesis edilinceye kadar mahallede veya sokaklarda bulunan çeşmeler evlerin günlük su ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılıyordu. Ayrıca evlerinde hayvan bulunan özellikle konar-göçer topluluklar bu çeşmelerin yalaklarında hayvanlarını suluyorlardı. İbrahim Paşa bu sebeplerden ötürü Nevşehir ve Ürgüp’e gelip yerleşen halkın en öncelikli ihtiyacı olan suyun şehre getirilmesi için suyolları tesis etmiş, 1721 yılında Ürgüb’e on tane, Muşkara’ya da bir tane çeşme yaptırarak137 her 131 132 133 134 135 136 137 442 VAD. no:1148, s.239. VAD. no:1155, s.124. VAD. no:562, s.147; no1155, s.125. VAD. no:1155, s.127. VAD. no:1148, s.236; no:1152, s.8; no:1154, s.112. Mustafa Dinleyen, Sularımız ve Nevşehir Çeşmeleri, Nevşehir, 2008. Aktuğ, a.g.e, s.6. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) iki yerleşim yerini şenlendirmiştir. İbrahim Paşa 1722-1728 tarihleri arasında Nevşehir şehrine sekiz çeşme daha yaptırmıştır138. Böylece şehrin su ihtiyacı büyük ölçüde gidermiş olmalıdır ki; Hurufat Defteri kayıtları içinde çeşme tesisi ile ilgili kayıta rastlanmamıştır. Hoca Şaban Hamamı: Nevşehir kazasına tabi Ürgüp Kasabası’na merhum Hoca Şaban Efendi’nin yaptırdığı hamam Hurufat kayıtlarında geçen bu türdeki tek yapıdır. Nevşehir’de İbrahim Paşa külliyesi dâhilindeki hamam dışında burada da başka hamam tespit edilememiştir. Muhtemelen her iki yerdeki hamamlar şehir halkı için XVIII. yüzyılda yeterli geldiğinden yeni bir hamam inşa edilmemiştir. Hoca Şaban Efendi inşa eylediği hamamın gıllesinden on iki sehimden on sehimini hamam ve cami-i şerif kurbinde vaki çeşmenin suyolunun tamirine vakfetmiştir. Vakfın Rebiyülahir 1195 (Mart-Nisan 1781) tarihinde mütevellisi ve nazırı olan Mehmet vefat edince evlat-ı vâkıftan olan büyük kızları Ayşe ve Ümmügülsüm müştereken atanmışlardır139. Sonuç Nevşehir, Damat İbrahim Paşa’nın sadaretine kadar Karaman Vilayeti Niğde Sancağı kazalarından Ürgüp’e bağlı Muşkara diye adlandırılan bir köyden ibaretti. İbrahim Paşa sadrazam olmasıyla birlikte doğup büyüdüğü Muşkara Köyü’nde büyük bir imar faaliyeti başlatmıştır. Köyde Kaya Camii adında bir cami ve hamam tesisinden hemen sonra bugünkü Belediye caddesinin batısında cami, han, hamam, medrese, muallimhâne, kervansaray ve imaretin yer aldığı külliyeyi 1727 yılında tamamladı. Bu külliyenin bitimiyle gelişen Muşkara Köyü şehir statüsü kazanmış ve bugünkü adı Nevşehir olarak isimlendirilmiştir. Nevşehir ve ona tabi Ürgüp XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren her alanda hızlı değişim süreci yaşamıştır. İbrahim Paşa’nın Nevşehir’e yaptırdığı külliye, çeşmeler, suyolları, Ürgüp’te tesis ettiği cami ve çeşmeler bu değişimin ilk nüvesini teşkil etmiştir. Bu yüzyılın ikinci yarısında ve sonraki yıllarda Nevşehir ve özellikle Ürgüp’te yeni mahalleler teşekkül etmiştir. Mahallelerin isimleri genellikle sonradan şehre yerleşen Herikli, Danişmendlü, Karaca Kurt gibi konar-göçer aşiretlerin isimlerinden gelmektedir. Hayırseverler bu yeni mahallelere pek çok cami, mescit, medrese, muallimhâne ve çeşme tesis etmişlerdir. 138 Bu çeşmelerin isimleri ve yapıldıkları yerler hakkında bkz. Dinleyen, Sularımız ve Nevşehir Çeşmeleri muhtelif sayfaları. 139 VAD. no:1151, s.187; no:1154, s.110. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 443 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ Nevşehir ve Ürgüp’te Damat İbrahim Paşa’nın yaptırdığı külliye ve diğer yapıların dışında XVIII. yüzyılda tamamı hayırsever kişilerce tesis edilmiş eğitim kurumlarından; beş medrese, on dört muallimhâne/mektep, dinî yapılardan yirmi cami, on altı mescit, sosyal yapılardan; bir hamam tespit olunmuştur. Bu çalışmayla yapılar, görevliler ve aldıkları ücretler ile vakıflar hakkında Nevşehir ve Ürgüp’ün ayrıntılı bir envanteri çıkarılmıştır. Maalesef bu yapılar günümüze kadar ilk inşa edildikleri halleriyle ulaşamamışlardır. Bunun çeşitli sebepleri vardır. Deprem, yangın gibi afetlerin dışında tarihi yapıların bakımsızlığı ve bilinçsiz yapılan restorasyonlar şehrin tarihi dokusuna büyük zarar vermiştir. Kaynaklar Aktepe, M. Münir, “Damat İbrahim Paşa Nevşehirli” DİA, C.8, İstanbul, 1993, s.441-443. Aktepe, M. Münir, “Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’ya Ait İki Vakfiye”, Tarih Dergisi, C.XI, S.19, İstanbul, 1960, s.149-160. Aktepe, M. Münir, “Nevşehirli İbrahim Paşa”, İA, C.IX, İstanbul, 1964, s.234-239. Aktuğ, İlknur, Nevşehir Damat İbrahim Paşa Külliyesi, KBY, Ankara, 1992. Baykara, Tuncer, Osmanlı Taşra Teşkilatında XVIII. Yüzyılda Görev ve Görevliler (Anadolu), Vakıflar Genel Müdürlüğü Yay, Ankara, 1990. Bilge, Arif, Bazı Abideleri ve Kitabeleri ile Nevşehir ve Lale Devri Tarihi, Konya, 1966. Çal, Halit, “1192 Numaralı 1697-1716 Tarihli Hurufat Defterine Göre Bulgaristan’daki Türk Mimarisi”, Balkanlar’da Kültürel Etkileşim ve Türk Mimarisi Uluslar arası Sempozyumu Bildirileri (17-19 Mayıs 2000 Şumnu-Bulgaristan) C.I, Atatürk Kültür Merkezi Yay, Ankara, 2001, s.121-284. Çal, Halit, “Hurufat Defterlerine Göre 19. Yüzyılda Küre Kazası”, Prof. Dr. Zafer Bayburtluoğlu Armağanı Sanat Yazıları, Kayseri, 2001, s.125-166. Çerçi, Fahri, Damat İbrahim Paşa ve Nevşehir, İlya Yay., İzmir, 2003. Dinleyen, Mustafa, Sularımız ve Nevşehir Çeşmeleri, Nevşehir, 2008. Ekiz, Mehmet, Nevşehir’de Türk Dönemi Mimari Eseleri, (Basılmamış Doktora Tezi), Ankara, 2006. Eyice, Semavi, “Damat İbrahim Paşa Külliyesi”, DİA, C.8, İstanbul, 1993, s.443447. Gedik, Şevki, Nevşehir Damat İbrahim Paşa Külliyesi, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul, 1993. Göyünç, Nejat, “Türk Kültür Tarihi Bakımından Arşivlerimizin Önemi”, Belleten, S.147, C.XXXVII, Temmuz, 1993. 444 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) Kolay, İlknur Aktuğ, “Damat İbrahim Paşa Külliyesi”, DİA, C.8, İstanbul, 1993, s.447-449. Komisyon, Nevşehir Kültür Envanteri, Nevşehir Valiliği, Nevşehir, 2010. Öntuğ, Murat, “Hurufat Defterlerine Göre Uşak’taki Eğitim Müesseseleri (17021824)”, AKÜ. Sosyal Bilimler Dergisi, S.3, Afyon, 1999, s.149-171. Öntuğ, Murat, “XVIII. Yüzyıl Uşak Tekke ve Zâviyeleri”, 21. Yüzyılın Eşiğinde Uşak Sempozyumu, (25-27 Ekim 2001), C.I, İstanbul, 2001, s.421-434. Öntuğ, Murat, “18. Yüzyıl Denizli’deki Eğitim Kurumları ve Dini Yapılar”, Uluslar arası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu, 6-8 Eylül 2006 Uluslar arası Denizli Sempozyumu, 2006, Denizli. s.189-199. Öntuğ, Murat, “Osmanlı Dönemi Uşak’taki Dini Yapılar: Camiler ve Mescitler”, CIEPO, Uluslar arası Osmanlı Öncesi ve Osmanlı Tarihi Çalışmaları 4. Ara Dönem Sempozyumu, 14-17 Nisan 2011, Uşak, 2011, s.959-992. Rehber Remzi, Nevşehir ve Göreme, Yeni Matbaa, Ankara, 1961. Şahin, İlhan, “Nevşehir mad.” DİA, C.33, İstanbul, 2007, s.64-67. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, C.IV, 1. Bölüm, 2. Baskı, TTK, Ankara, 1978. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, C.IV, 2. Kısım, 2. Baskı, TTK, Ankara, 1989. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, 3. Baskı, TTK, Ankara, 1984. Vad. no: 559, 560, 561, 562, 563, 564, 569, 1139, 1142, 1145, 1146, 1148, 1149, 1150, 1151, 1152, 1154, 1155. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 445 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ EK-1 VAD. no: 1154, s.107-108. 446 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) EK-2 VAD. no:1152, s.3-4. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 447 M. Murat ÖNTUĞ - Hüseyin SARAÇ EK-3 VAD. no:1150, s.89-90. 448 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u Nevşehir Kazâsı’nın Eğitim, Dinî ve Sosyal Yapıları (1700-1800) EK-4 VAD. no:569, s.153-154. 1 . U l u s l a r a r a s ı N e v ş e h i r Ta r i h v e K ü l t ü r S e m p o z y u m u 449
Benzer belgeler
6. Cilt - Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi
NEVŞEHİR
TARİH VE KÜLTÜR
SEMPOZYUMU
BİLDİRİLERİ
16-19 Kasım 2011, Nevşehir