Sayı Issue: 12 Kasım 2013-Ocak 2014 Ekim November 2013
Transkript
Sayı Issue: 12 Kasım 2013-Ocak 2014 Ekim November 2013-January 2014 20 TL 10 EUR Kapak Cover: XXX XXXX İmtiyaz Sahibi Publisher: Contemporary Istanbul Sanat Yatırımları A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı / Contemporary Istanbul Art Investment Inc. Chairman Ali Güreli Sorumlu Müdür Executive Director: Rabia Bakıcı Güreli Contemporary Istanbul Genel Koordinatörü CI General Coordinator: Hasan Bülent Kahraman Yönetici Editör Executive Editor: Hasan Bülent Kahraman Yayın Yönetmeni Editor in Chief: Zeynep Berik Yazıcı Sanat Yönetmeni Art Director: aksoycindoruk Çeviri Translation: Ahmet Saraçoğlu, Tuğçe Yapıcı Reklam: Beril Güroğlu [email protected] [email protected] Katkıda Bulunanlar Contributers: Bilgen Coşkun, Burcu Fikretoğlu, Ceren Arkman, Çiğdem Zeytin, Ebru Yetişkin, Ece Pazarbaşı, Evrim Altuğ, Hasan Bülent Kahraman, Iara Boubnova, Merve Ünsal, Nihan Bora, Pınar Özbek, Roy Halstead, Samed Akman, Seda Niğbolu Yayın Kurulu Editorial Board: Ali Akay, Dr. Emin Mahir Balcıoğlu, Nuri Çolakoğlu, Levent Erden, Jeffi Medina, Paul Mc Millen, Akın Nalça, Michael Schultz, Görgün Taner APA Uniprint Basım Sanayi ve Ticaret A.Ş. Apa – Giz Plaza, Büyükdere Cad. No. 191 Kat.20 34373 Levent, İstanbul, Türkiye ICE Magazine Mete Cad. Yeni Apt. 10/11 34437 Taksim / İstanbul İletişim/Contact: [email protected] [email protected] Satış ve Abonelik Sales and Subsrcription T +90 212 244 71 71-205 Seasons have a different meaning for those who live in the city. As it gets cold, the crowd and the warmth of the city increase. Winter is the season for arts. This summer was different from the previous ones. Leaving Istanbul was also very hard, this summer. September came and the 13rd Istanbul Biennale attracted thousands of visitors to the city underlining the fact that Istanbul is a significant art hub. And now, Contemporary Istanbul is another reason for the artworld to meet in Istanbul, between November 7th-10th. On the 12th and the Contemporary Istanbul special issue, we make room for the new surprises that is brought with the fair. The first timers, the galleries who have become a part of the event itself since eight years and the new ones who want to step into the international art scene will meet here. Now, hear the art market, highlights and the forecast of the year from the galleries… We suggest you to have a look at curator Iara Boubnova’s notes on the contemporary art from Russia before you meet some of the examples at the fair within the scope of New Horizons. The new devlepments at CI also gave rise to another stimulating topic. The new initiation of the fair, Plugin New Media Fair will open a new space for encounter and experience which will be the meeting point of technology with art. You can read about new media field and Plugin in Ceren Arkman’s piece. New media artists, trendsetters, curators tell about their experiences in that field as well as the influence of technology in arts. In Berlin studio, Nasan Tur tells about his latest exhibition. An art collection, also from Berlin; Boros’ tell us about their recent acquisitions and perspectives on their collection, in a place which has been transformed from an old shelter into an exhibition space. With its new issue, ICE keeps celebrating new ideas… Mevsimler kentte yaşayanlar için daha farklı dönüşümleri ifade ediyor. Havalar soğudukça, kentin kalabalığı ve ısısı artıyor. Sanatın mevsimi, kış. Bu yaz diğer yazlardan daha farklıydı. İstanbul’u bırakmak da zordu bu yaz. Eylül geldi, 13. İstanbul Bienali yine binlerce izleyiciyi kente çekerek İstanbul’un önemli bir sanat durağı olduğu gerçeğinin altını bir kez daha çizdi. 7-10 Kasım tarihlerinde ise Contemporary Istanbul, sanat dünyasının yeniden İstanbul’da buluşması için diğer bir sebep. ICE’ın 12. ve Contemporary Istanbul özel sayısında, fuarla birlikte gelen yeniliklere yer açtık. CI’ya ilk kez katılanlar, sekiz yıldır etkinliğin bir parçası olmuş galeriler ve ilk yıllarında uluslararası bir platforma adım atmak isteyenler burada buluşacak. Sanat piyasasını, öne çıkanları, yılın tahminlerini galerilerden dinleyin… Küratör Iara Boubnova’nın Rusya güncel sanatı üzerine değerlendirmesi ve notlarına, bu yıl CI’da da Yeni Ufuklar kapsamında göreceğimiz Rusya sanatından örneklerle karşılaşmadan önce göz gezdirmenizi öneriyoruz. CI’ın yenilikleri ICE’ta bir diğer ufuk açıcı konuya da sebep oldu… Fuarın yeni girişimi Plugin Yeni Medya Fuarı, bu yıl teknolojinin sanatla buluşma noktası olarak yeni bir karşılaşma ve deneyim alanı açacak. Yeni medya ve Plugin hakkında notlar, Ceren Arkman’ın yazısında. Yeni medya sanatçıları, trendsetter’ları ve küratörleri ICE’ta deneyimlerini aktarıyor ve teknolojinin sanata etkisini değerlendiriyor. Nasan Tur, Berlin’deki atölyesinde, son sergisini anlatıyor. Berlin’den bir koleksiyon; Eski bir sığınaktan dönüştürdükleri sergi mekanındaki yeni eserlerini ve koleksiyona bakış açılarını anlatıyor Boros çifti. ICE yeni sayısında, yeni fikirleri kutlamaya devam ediyor… Zeynep Berik Editor in Chief Yayın Yönetmeni 2 24 Geçmişsiz Gelecek için desenler / Drawings for Futur Imparfait,1986-1999, mylar üzerine mürekkep ve kalem / ink wash and crayon on mylar, 36x28 cm. / 14x11 inches 60 4-27 Upcoming Shows and Events Gelecek sergi ve etkinlikiler 52-54 Art Scene from Russia Rusya’dan Sanat Iara Boubnova 28-33 A Bunker for Contemporary Arts: Boros Collection Çağdaş Sanata Bir Sığınak: Boros Koleksiyonu Interview / Röportaj Bilgen Coşkun 56-57 In ‘Dialogue’ with Austria Avusturya ile diyaloglar Interview with Barbara Baum ile söyleşi 34-39 Hermann Nitsch Interview / Röportaj Burcu Fikretoğlu 60-70 Dossier: New Media Dosya: Yeni Medya Plug-in by Ceren Arkman Memo Akten by Ebru Yetişkin Rory Blair, Annette Doms by Zeynep Berik Roy Halstead 40-50 4 Dossier: Time for Contemporary Istanbul Dosya: Contemporary Istanbul Zamanı Zeynep Berik 58-59 Robert Montgomery Installation shots © Kate Elliott for Media Space 94 Gülsün Karamustafa, The Monument and the Child [Abide ve Çocuk] enstalasyonundan detay, 2010 72-77 Nasan Tur Interview / Röportaj Ece Pazarbaşı 90-93 Vicious Circular Breathing Rafael Lonzano Hammer Çiğdem Zeytin 78-81 Pi Artworks Opens in London Türkiye Pavyonu Pi Artworks Londra’da Interview with Yeşim Turanlı ile söyleşi 82-85 Taking Initatives İnisiyatif Almak Apartman Projesi & Unknown 76-90 Black, White and Multicolored Siyah, Beyaz ve Çok Renkli Hasan Bülent Kahraman 94-96 A Reminiscened Memory Yadedilmiş Bir Bellek Gülsün Karamustafa Evrim Altuğ 98-100 The Last Exhibition of Tanas Tanas’tan Son Sergi Seda Niğbolu 6 102-103 Notes from Frieze Frieze Notları Merve Ünsal 104-108 Events Katkıda Bulunanlar Contributers Bilgen Coşkun Bilgen Coşkun, lives in Istanbul and Berlin, works in the field of brand experience and communication. He completed his Ph.D. in intercultural marketing communication. He is now working as a consultant for global fashion and life style brands and contributing to various magazines in the field of art and design. Besides his position as the academic coordinator and lecturer at Istanbul Moda Academy, he is a visiting lecturer at the Mediadesign Hochschule in Munich. İstanbul Ve Berlin’de yaşayan Bilgen Coşkun marka deneyimi ve iletişim üzerine çalışıyor. Doktorasını kültürlerarası pazarlama iletişimi alanında doktorasını tamamlayan Coşkun, global life style ve moda markalarına danışmanlık yapıyor, sanat ve tasarım dergileri için bağımsız yazarlık yapıyor. İstanbul Moda Akademisi ve Münih’teki Mediadesign Hochschule’de ders veriyor. Ceren Arkman Graduated from Robert College and Marmara University, Faculty of Economics and Administrative Sciences, Department of International Relations and Political Science, and received a master’s degree from the Sabancı University History Department. Professional academic translator for 14 years, in the field of art and social sciences. Worked as a Project Coordinator for Contemporary Istanbul Art Fair in 2008. One of the managers of “Kurye Video Organization”, Turkey’s sole archive and platform for video art, since 2006. Robert Kolej ve Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi bölümünü bitirdi, Sabancı Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yüksek lisans programını tamamladı. 14 senedir profesyonel olarak, sanat ve sosyal bilimler alanında akademik çevirmenlik yapmaktadır. 2008 yılında Contemporary Istanbul Çağdaş Sanat Fuarı Proje Koordinatörü olarak çalıştı. 2006 yılından beri, Türkiye’nin tek uluslararası video sanatı arşiv ve platformu olan “Kurye Video Organizasyonu” yöneticilerindendir. Çiğdem Zeytin Born in 1981 in Krefeld, Germany. Received her bachelor’s degree in Anadolu University, Faculty of Communication Sciences, Department of PR & Advertising, master’s degree again in Anadolu University, Institute of Social Sciences, Department of Science of Art, on theory and criticism. Writes critical reviews on plastic and interactive arts. She is one of the board members of Body-Process Arts Association. 1981 yılında Almanya, Krefeld’te doğdu. Lisans eğitimini Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Reklamcılık Halkla İlişkiler BoÅNlümü’nde, Yüksek Lisansını ise Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Bilimi Ana Bilim Dalı Güzel Sanatlar Kuram ve Eleştiri Bölümü’nde gercekleştirdi. Güncel ve interaktif sanat üzerine eleştiri yazıları kaleme alır. Beden İşlemsel Sanatlar Derneği Yönetim Kurulu üyelerindendir. Ebru Yetişkin Ebru Yetiskin is an art critic and a sociologist based in Istanbul. As a full time lecturer, she teaches ‘sociology’ and ‘media’ in Istanbul Technical University. Yetiskin is a member of International Association of Art Critics (AICA) and she is also one of the organizers of Amber Arts and Technology Festival. Currently, she is working on curating two new media art exhibitions, ‘Speculative Curves’ and ‘Cacophony’. Ebru Yetiskin Istanbul’da yaşayan bir sanat eleştirmeni ve sosyologtur. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tam zamanlı öğretim üyesi olarak ‘sosyoloji’ ve ‘medya’ derslerini vermektedir. Yetişkin Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği üyesidir. Ayrıca Amber Sanat ve Teknoloji Festivali’nin de düzenleyecileri arasındadır. Şu anda, ‘Spekülatif Eğriler’ ve ‘Kakofoni’ başlıklı iki yeni medya sanatları sergisi üzerinde çalışmaktadır. Ece Pazarbaşı Lives and works in Istanbul and Berlin. Since 2007, she has been generating public space projects in urban and rural domains. Since April 2013 she has been continuing her projects at Olafur Eliason’s Institution for Spatial Experiments. Among her recent projects are; Istanbul Coordinator for New Museum - New York’s Ideas City, curation of Sophia Pompery-Shape of Things at Istanbul, ARTER Istanbul (2012), and co-curation of Turkish Art New and Superb (2012) ve Zwölf im Zwölften (2011) Tanas Berlin (2011- 2012) together with René Block. She continues her artistic projects with CAMP. Contemporary Amplifier for Multidisciplinary Practices. İstanbul ve Berlin’de yaşıyor ve çalışıyor. 2007’den beri hem kent ve hem de kırsal ortamlarda çeşitli kamusal alan projelerinin, sergilerin ve ses turlarının küratörlüğünü yapıyor. Nisan 2013’den beri, çalışmalarına Olafur Eliasson’un yönetmenliğindeki Berlin’deki Uzamsal Deneyler Enstitüsü’nde devam ediyor. En son projeleri arasında New Museum-New York’un Ideas City projesinin İstanbul koordinatörlüğü, 2012’de ARTER İstanbul’da açılan Sophia Pompery - Şeylerin Sessiz Şekli sergisi küratörlüğü, TANAS- Berlin’de René Block ile beraber eş-küratörlüğünü üstlendiği Turkish Art New and Superb (2012) ve Zwölf im Zwölften (2011) sergileri yer alır. Sanatsal projelerine CAMP.Contemporary Amplifier for Multidisciplinary Practices altında devam ediyor. Evrim Altuğ After having received his Bachelor’s degree in MSFAU Department of TV, Bilgi University – Department of Performing Arts, Altuğ Completed the certificate program on Design Culture and Management in the same university. Worked for 9. Kanal TV. Worked as culturearts reporter for Radikal Newspaper. One of the founding members of AICA Turkey. Altuğ is currently writing for several publications and is the editor in chief for Art Unlimited culture newspaper. MSGSÜ Televizyon Bölümü, Bilgi Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde Lisans eğitiminin ardından aynı üniversitede Tasarım Yönetimi Sertifika Programı’nı tamamladı. 9. Kanal TV’de çalıştı. Radikal Gazetesi’nde kültür-sanat muhabirliği, Birgün gazetesinde kültür-sanat editörlüğü yaptı. AICA Türkiye’nin kurucuları arasında yer aldı. Birçok yayın için yazı yazmaya devam eden Altuğ, Art Unlimited kültür gazetesi yazı işleri müdürü olarak çalışmalarına devam ediyor. Hasan Bülent Kahraman Hasan Bülent Kahraman is the vice rector in Kadir Has University who has been in the foundation process of Sabancı University and worked there. Kahraman, has held the position as the Ertegün Professor in Princeton University Near Eastern Studies. He is the advisory board member of Akbank Sanat, Sabancı Museum and is the general coordinator of Contemporary Istanbul. Kahraman’s book on contemporary art after 1980’s will be published in December 2013. Kadir Has Üniversitesi rektör yardımcısı olan Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman daha önce Bilkent ve Sabancı Üniversitesi’nde görev yapmıştır. Ayrıca Sabancı Üniversitesi’nin kuruluşunda yer almıştır. Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları Bölümü’nde Ertegün Profesörlüğü yapmış olan Kahraman, Akbank Sanat danışma kurulu ve Sabancı Müzesi yönetim kurulu üyesidir. Contemporary Istanbul’un genel koordinatörüdür. Kahraman’ın 1980 sonrası çağdaş sanatı irdelediği kitabı Aralık 2013’te yayınlanacak. Iara Boubnova Iara Boubnova is a curator and art critic, founding director of the Institute of Contemporary Art in Sofia, curator at the National Gallery for Foreign Art, lecturer at the Sofia State University. She has curated numerous shows such as the 2nd Ural Industrial Biennial (Yekaterinburg, 2012), the 1st Sofia Contemporary (2012), the 2nd Moscow Biennial (2007), and Manifesta 4 (Frankfurt, 2002) among many others. She has been juror, selector and nominator of various awards and is director of the Bulgarian section of AICA (International Association of Art Critics). Küratör ve eleştirmen Iara Boubnova, Sofya’daki Çağdaş Sanat Enstitüsü’nün kurucu direktörü olup, Ulusal Yabancı Sanat Galerisi’nde küratörlük, Sofya Devlet Üniversitesi’nde ise eğitmenlik yapmaktadır. 2. Ural Endüstriyel Bienali (Ekaterinburg, 2012), 1. Sofya Contemporary (2012), 2. Moskova Bienali (2007), ve Manifesta 4 (Frankfurt, 2002) gibi organizasyonlar da dâhil olmak üzere, birçok serginin küratörlüğünü yapmıştır. Çeşitli ödüller için jüri üyeliği ve seçici üyelik yapmış, aday belirlemiştir ve AICA (Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği) Bulgaristan bölümünün direktörüdür. Merve Ünsal Merve Ünsal (b.1985, The Hague) is an artist based in Istanbul. She is currently interested in tracing artistic production through the lecture format. She has previously explored this topic through writing, editing, and visual and verbal collages that employ automatization and found imagery. She is the cofounder of m-est.org, an artist-centered online project. She received her MFA from Parsons The New School for Design in Photography and Related Media and her BA from Princeton University in Art and Archaeology. Merve Ünsal (1985, Lahey doğumlu) Istanbul’da yaşayan bir sanatçı. Şu sıralar konferans türünde sanatsal üretimin izini sürüyor. Bu konuyu daha önce yazma, düzenleme, otomasyon ve buluntu imgelerini kullanan görsel ve sözlü kolajlarda da işlemişti. Sanatçı merkezli online proje m-est.org’un kurucularından. Princeton Üniversitesi’nde Sanat ve Arkeoloji bölümünden mezun oldu, yüksek lisansını Parsons The New School for Design’da Fotoğraf ve İlgili Medya üzerine yaptı. Nihan Bora Received her education on journalism. Worked as an editor or a reporter for numerous magazines and newspapers. Currently workin in zete.com as an editor. Writes articles on plastic arts and performing arts for several art and culture magazines. Eğitimini gazetecilik üzerine tamamladı. Birçok dergi ve gazetede editörlük ve muhabirlik yaptı. Şu an zete. com’da editör olarak çalışıyor. Bazı kültür-sanat yayınları için plastik sanatlar ve sahne sanatları üzerine makaleler yazıyor. Roy Halstead Marketing consultant for a variety of mobile related startups working in different fields. With ArtNetWorth he launched the first tamper proof digital tracker for works of art that can be read directly by smartphones and tablets. With the aid of this system information on the works are stored in cloud servers and are used as an anti forgery mechanism. Birçok farklı alandaki mobil girişime pazarlama danışmanlığı yapan Roy Halstead ArtNetWorth ile, sanat eserlerinin akıllı telefon ve tabletler üzerinden takip edilebilmesini sağlayan ilk uygulamayı geliştirdi. Bu sistem sayesinde eserler hakkındaki bilgi cloud’da saklanarak eser hırsızlığı önleniyor. Seda Niğbolu She studied cultural management in Istanbul. Then she received her MA in UDK Berlin on cultural journalism. She’s been working as a freelance journalist in Berlin since 2008. She’s been writing for various publications in Turkey and Germany and doing radio shows. 1982 doğumlu Seda Niğbolu, İstanbul’da kültür yönetimi ve medya alanındaki çalışmalarının ardından UDK Berlin’de kültür gazeteciliği master’ını tamamladı. 2008 yılından bu yana yaşadığı Berlin’de serbest gazeteci olarak faaliyet gösteriyor. Türkiye ve Almanya’daki çeşitli yayınlar için kültür-sanat yazıları yazıyor, radyo programları hazırlıyor. SHOWS / SERGİLER Seyhan Topuz Proje 4L / October 24-December 27 / 24 Ekim-27 Aralık 2013 Elgiz Müzesi’nin Süreli Sergi alanında, Seyhun Topuz’un 42 yıllık sanat hayatı boyunca minimalist tavrı ve üçgen, kare, daire gibi temel geometrik formların çeşitlemelerini kullanarak realize etmiş olduğu yapıtlarından bir seçki gösterime sunuluyor. Sergide, özgün ifadelerin, samimi, renk ve formların yalınlığı ile ortaya çıkmış soyut biçimlerle karşılaşıyoruz. Elgiz Müzesi’nin Süreli Sergi alanında, Seyhun Topuz’un 42 yıllık sanat hayatı boyunca minimalist tavrı ve üçgen, kare, daire gibi temel geometrik formların çeşitlemelerini kullanarak realize etmiş olduğu yapıtlarından bir seçki gösterime sunuluyor. Sergide, özgün ifadelerin, samimi, renk ve formların yalınlığı ile ortaya çıkmış soyut biçimlerle karşılaşıyoruz. Kırmızı Düğüm/ Red Knot, 2013, Alüminyum/ Aluminium, 200x200x248cm represented artists BURCU PERÇİN ERCAN AKIN FIRAT ENGİN HAYAL İNCEDOĞAN HÜSEYİN AKSOYLU ILGIN SEYMEN İLKER CANİKLİGİL KEMAL SEYHAN OLCAY KUŞ ONUR MANSIZ SENCER VARDARMAN YAHYA BAĞCI The Observatory / Rasathane Istanbul Modern / November 27-April 27 / 27 Kasım-27 Nisan With the Observatory selection, İstanbul Modern presents a retrospective of the late collective productions of Barbara and Zafer Baran, from 1999 to this day. Working in a wide spectrum ranging from the smallest parts of life to the depths of the sky, the Barans visualize an idea of integrity, which grays the borders of nature, science and aesthetic, while enriching the narrative with an experimental approach. Barbara and Zafer Baran bring together the pieces of the hidden motion in life by chasing after the simplest forms and movements in nature. By looking at a decomposing flower, the traces we leave on the sky or the earth, or beams of light extending from the moon and the stars, the Barans convey into the photograph the plainest drawings in life without travelling far, like a journey to our current location. They record the forms they treat with the desire of an amateur observer to understand every layer of life, and without any interruption, as they are, with all their flaws and charms. The artificial borders drawn by modernism between disciplines become meaningless; art, nature and science start to speak in one visual language. The Observatory is the place where the endless observations of Barbara and Zafer Baran meet with experimental photography techniques and art history. Rasathane seçkisiyle İstanbul Modern, Barbara ve Zafer Baran’ın 1999’dan günümüze son dönem ortak üretimlerinden bir retrospektif sunuyor. Yaşamın en küçük parçalarından gökyüzünün derinliklerine uzanan geniş bir spektrumda çalışan Baranlar, anlatıyı deneysel bir yaklaşımla zenginleştirirken doğa, bilim ve estetiğin sınırlarını silikleştiren bir bütünlük fikrini görselleştiriyor. Barbara ve Zafer Baran doğadaki en basit formların ve hareketlerin peşine düşerek, yaşamdaki saklı devinimin parçalarını bir araya getiriyor. Uzaklara gitmeden, bulunduğumuz noktaya gerçekleşen bir yolculuk gibi, Baran’lar çürümekte olan bir çiçeğe, gökyüzünde ve yeryüzünde bıraktığımız izlere veya ay ve yıldızlardan uzanan ışık huzmelerine bakarak yaşamdaki en yalın çizimleri fotoğrafa aktarıyor. Amatör bir gözlemcinin hayatın her tabakasını anlama isteğiyle, hiçbir müdahalede bulunmadan ele aldıkları formları, olduğu gibi, tüm kusur ve güzellikleriyle kaydediyorlar. Baranların fotoğraflarında sıklıkla konu ettiği, kaybolmakta olan veya çok eskiden beri orada bulunmasına rağmen göze çarpmayan nesnelerde, sıradan olanın cazibesi ve basitin barındırdığı karmaşa göze çarpar. Bu fotoğraflara bakıldığında botanik öğeler, coğrafi nesneler, uzay cisimleri bir bütünün parçasıdır; bakış açısı değiştikçe birbirine benzer, hatta karışırlar. Modernizmin disiplinler arasında kurduğu yapay sınırlar anlamsızlaşır; sanat, doğa ve bilim tek bir görsel dilde konuşmaya başlar. Rasathane, Barbara ve Zafer Baran’ın bitmeyen gözlemlerinin deneysel fotoğraflama teknikleri ve sanat tarihiyle buluştuğu yerdir. exhibited artists BEHRUZ HESCHMAT DANIEL CANOGAR DENİZ AKGÜNDÜZ KLAUS MOSETTIG 7-10 KASIM/NOVEMBER 2013 11.00-20.00 IKM 107 www.artonistanbul.com 10 I’m Cross With You, I’m Not Playing / Küstüm Oynamıyorum Rezan Has Museum / November 20-February 30 Rezan Has Müzesi / 20 Kasım-30 Şubat In her exhibition I’m Cross With You, I’m Not Playing, the photograph artist Naz Köktentürk starts from a personal story and aims to tell the desperation of destroyed lives, and the cry of recent past by following the traces of barren people who we don’t see in our lives. “In Tarlabaşı, I wanted to tell more about life, the human, and the human condition, rather than the buildings. Even beyond Ağır Roman, the twice aggravated tale of a neighborhood…” she says. Fotoğraf sanatçısı Naz Köktentürk’ün “Küstüm Oynamıyorum” isimli sergisinde sanatçı, kişisel bir hikayeden yola çıkarak yok edilen hayatların çaresizliğini, kısırlaşmış hayatımızda göremediğimiz insanların izlerini takip ederek yakın geçmişin haykırışını anlatmayı amaçlıyor. Sanatçı, “Tarlabaşı’nda binadan çok hayatı, insanı, insan hallerini anlatmak istedim. Ağır Roman’dan da öte; iki kere ağırlaştırılmış masalını bir semtin...“ diyor. Be A Good Boy, Blossom With Your Pain İyi Çocuk Ol, Acınla Büyü Sanatorium / Until November 24 / 24 Kasım’a kadar TH E A RT O F H O SP I TA LI TY, TH E H O SP I TALITY O F A RT The second personal exhibition of Kemal Özen throws a melancholic and keen glance to the living conditions in a society, in which we are preached and taught to be “good kids”. Özen presents images that once again touch our personal histories and reminds us of ourselves in his exhibition “Be a Good Boy, Blossom with Your Pain”, a quote from recently passed away poet Ahmet Erhan’s poem; “Zamanı Oy, Sesini Sakla”. Özen’s works depicts our lives cornered by social rules, incomplete ambitions, desires that we had to hide and our crippled childhoods. Kemal Özen’in ikinci kişisel sergisi, ‘iyi çocuk’ olmamızın öğütlendiği ve öğretildiği bir toplumda yaşama hallerine melankolik ve keskin bir bakış atıyor. Özen, yakın zamanda kaybettiğimiz Ahmet Erhan’ın ‘Zamanı Oy, Sesini Sakla’ isimli şiirinden alıntılayarak “İyi Çocuk Ol, Acınla Büyü” adını verdiği sergisinde, bir kez daha kişisel tarihlerimize dokunacak, baktığımızda bizi bize hatırlatacak görüntüler sunuyor. Özen’in işleri, toplumsal kurallarla çevrili hayatlarımızın kıstırılmışlığını, eksik bırakılmış heveslerimizi, gizlemek zorunda kaldığımız arzuları ve sakatlanmış çocukluklarımızı resmediyor. T.Ü.Y.B., 100 cm., 2012 Entropy / Entropi Galeri Zilberman / Until January 4 4 Ocak’a kadar The “Entropy” exhibition, curated by Vassilios Doupas, features new and current works from artists such as Christoph Büchel, Maurizio Cattelan, William E. Jones, Annika Von Hausswolff, Kay Rosen and Frank Selby. Küratörlüğünü Vassilios Doupas’ın gerçekleştirdiği “Entropi” sergisinde Christoph Büchel, Maurizio Cattelan, William E. Jones, Annika Von Hausswolff, Kay Rosen ve Frank Selby gibi sanatçıların yeni ve güncel işleri bulunuyor. Annika von Hauswolff, The 21st Century Transitional Object (21. Yüzyıl Geçişsi Nesnesi), 2004, C-Print, 120x150 cm., Ed. 4 A member of the prestigious Design HotelsTM chain and chosen among Europe’s top 10 art hotels, The Sofa Hotel’s innovative and cosmopolitan approach to accommodation is reflected in every detail of its ambience, enriched by commissioned and acquired works of art. Hallarts; a sought after meeting point for contemporary art events, live performances, exhibitions and concerts, is a multi-functional venue located within the hotel that can be customized according to specific needs, met with the signature style of The Sofa Hotel. Highly Individual Place Teşvikiye Caddesi Nº 41-41A Nişantaşı · 0 212 368 1818 · [email protected] · thesofahotel.com 12 OFFICIAL ACCOMMODATION SPONSOR ‹ y i Ço c u k Ol, Ac › n l a Bü y ü A Fall From Grace / Düşüş Daire Gallery / Until December 7 Daire Galeri / 7 Aralık’a kadar KEMAL ÖZEN Sibel Horada examines the displacement story of a Pegasus sculpture with one of its wings broken, and aims also to start a discussion on the use of public space from this viewpoint. The research period of Sibel Horada begins with her participation to the artist residence program, as part of a project called “HereTogetherNow” at MataderoMadrid, February 2013. A sculpture covered with cloth, residing for 8 years in Madrid’s Plaza de Legazpi catches the attention of Horada. Horada then learns that the sculpture, which seems like of a horse from the outside, is actually of a Pegasus and one of its wings had been broken after its initial construction. The artist shared the first findings, interviews, visuals and the audio installation she prepared in January 2013, as part of the residence project at Matadero. In the researches she conducted in the meantime, she wasn’t able to reach the broken original wing, save for its replicas. Sibel Horada, “Düşüş” isimli sergisinde, tek kanadı kırılmış bir Pegasus heykelinin yerinden ediliş hikayesini irdeliyor ve bu noktadan hareketle kamusal alanın kullanımı üzerine de bir tartışma başlatmayı hedefliyor. Sibel Horada’nın araştırma süreci Ocak 2013’te, MataderoMadrid’de ‘HereTogetherNow’ adlı projenin bir parçası olarak sanatçı rezidans programına katıldığında başlıyor. 8 yıldır Madrid, Plaza de Legazpi’de üstü kumaşla kaplanmış bir şekilde duran bir heykel Horada’nın ilgisini çekiyor. Horada, araştırmaya başladıktan sonra dışarıdan at gibi görünen heykelin aslında bir pegasus olduğunu, ilk yapımından sonra hasar görüp tek kanadının kırıldığını öğreniyor. Sanatçı araştırmasına ait ilk bulguları, röportajları, görselleri ve hazırladığı ses enstalasyonunu Ocak 2013’de Matadero’daki residence projesi kapsamında paylaştı. Bu süre içinde yaptığı araştırmalarda ise replikasyonları dışında, kırılmış orijinal kanada ulaşamadı. 23 Ekim - 24 Kas›m Bodies That Matter / Anlamlanan Bedenler Galeri Manâ / Until November 16 / 16 Kasım’a kadar Curated by Rebecca Heald, “Bodies That Matter” (Anlamlanan Bedenler) exhibition is held in collaboration with Delfina Foundation, London. The exhibition is presenting works by Basel Abbas and Ruanne Abou-Rahme, Jumana Emil Abboud, Bashar Alhroub, Mustafa al Hallaj, Jeremy Hutchison, Jawad al Malhi and Olivia Plender. The exhibition takes its title from Judith Butler’s 1993 dated book of the same name. It brings together artists contemplating on the body and structures of power in Palestine, one of the most highly charged political laboratories of our time. Rebecca Heald küratörlüğünde düzenlenen “Anlamlanan Bedenler” adlı sergi, Delfina Foundation, Londra işbirliğinde gerçekleştiriliyor. Sergide Basel Abbas ve Ruanne AbouRahme, Jumana Emil Abboud, Bashar Alhroub, Mustafa al Hallaj, Jeremy Hutchison, Jawad al Malhi ve Olivia Plender’in yapıtları yer alıyor. Başlığını Judith Butler’ın 1993 tarihli aynı adlı kitabından alan “Anlamlanan Bedenler (Bodies That Matter)”, çağımızın en yüklü siyasi laboratuvarlarından biri olan Filistin’de beden ve iktidar yapıları üzerine düşünmekte olan sanatçıları bir araya getiriyor. Black Album / Kara Albüm Rampa / Until January 4 / 4 Ocak’a kadar “Black Album” (“Kara Albüm”), Vahap Avşar’s second exhibit at Rampa, will provide an overall look into Avşar’s work in the last three years. Some surprise works produced in the past years by the artist will also come to light. The exhibition, entitled “Black Album” (“Kara Albüm”) focuses on the cycles various systems involve. With the works he presents in this exhibition, Avşar turns to the financial cycles in the liberal economy, and the art historical cycles regarding the creation of an artist / an artwork. Every example is formed of fragile repetitions of feedback. Avşar’s artistic gesture finds its place right here, in the decision of preserving or destroying this cycle. In every work, Avşar decides whether he’s going to add another link to this process, or break another one. Vahap Avşar’ın Rampa’daki ikinci sergisi olan “Kara Albüm”, Avşar’ın son üç yıl içindeki üretimine toplu bir bakış olanağı sunacak. Sergide, sanatçının geçmiş yıllarda ürettiği bazı sürpriz işleri de gün ışığına çıkaracak. “Kara Albüm” isimli sergi, çeşitli sistemlerin içerdiği döngülere odaklanıyor. Avşar, bu sergide yer verdiği işleriyle liberal ekonomik sistem içindeki finansal döngülere, bir sanatçının/sanat yapıtının oluşumuna dair sanat tarihsel döngülere bakıyor. Örneklerin herbiri kırılgan bir geribildirim tekrarından oluşuyor. Avşar’ın sanatsal jesti de işte tam burada, bu döngüyü koruma veya yok etme kararında yer alıyor. Avşar, her yapıtta bu süreç içine bir halka daha ekleyip ya da başka bir halkayı kırıp kırmayacağına karar veriyor. Negatif II / Negative II, 1990, Fotoğraf / Photograph, 100 x 70 cm Sanatçı ve Rampa’nın izniyle / Courtesy of the artist and Rampa Istanbul Asmalı Mescit Mahallesi Asmalı Mescit Sokak No:32/A Beyoğlu İstanbul www.sanatorium.com.tr / [email protected] / +90 212 293 67 17 14 15 ABROAD / YURTDIŞI Dayanita Singh: Go Away Closer Hayward Gallery Until December 15 / 15 Aralık’a kadar Dayanita Singh, Zeiss Ikon 1996, 2013, Courtesy the artist and Frith Street Gallery, London, © The artist 2013 Dayanita Singh was always a photographer of unorthodox practices, and now she’s introducing the innovative presentation of her 2D visuals. Singh presents the first exhibit retrospectively opened by Hayward in England, in a dynamic wooden environment like a mobile museum, and as one of the most prominent photographers of our time, with a project which can be a turning point for her art life. Dayanita Singh’s unique production which differs from the traditional wall photo prints, receives great attention from international art enthusiasts. The photograph, which is used as a raw material, for Singh is an end in itself, rather than a starting point. Singh’s mobile “museum” comprises of large wooden structures which can be placed and extended with multiple configurations. Every single photograph is arranged, viewed as slideshows and archived within the structures in a manner that the artist refers to as “photo-architecture”. In this exhibition, which, in addition to stories, themes and Singh’s extensive archive, includes images from new photographs and series about fashion, Singh expands the perception of not only the world of sculpture and architecture, but of fiction and poetry. Her zaman alışılmışın dışında çalışmış bir fotoğrafçı olan Dayanita Singh, 2D görüntülerinin yenilikçi sunumu ile karşımızda. Hayward’ın İngiltere’de retrospektif olarak açtığı ilk sergiyi, Singh taşınabilir bir müze gibi dinamik bir ahşap ortamda ve zamanımızın önde gelen fotoğrafçılarından biri olarak sanat hayatında dönüm noktası olabilecek bir projeyle sunuyor. Dayanita Singh’in duvarda fotoğraf baskı geleneğinden farklı olarak benzersiz üretimi, uluslararası sanatseverler tarafından ilgiyle karşılanıyor. Bir hammadde olarak kullanılan fotoğraf Singh için bir başlangıç noktası yerine, kendi içinde bir amaç. Singh’in taşınabilir ‘müze’si çeşitli konfigürasyonlarda yerleştirilir ve açılabilir büyük ahşap yapılardan oluşuyor. Fotoğrafların her biri sanatçının “foto-mimarlık” olarak adlandırdığı şekilde sonsuz versiyonda düzenlenebilir, sıralı görüntülenir ve yapıları içinde arşivlenir. Hikayeler, temalar ve Singh’in geniş arşivinin yanı sıra yeni fotoğraflardan moda ile ilgili dizilerinden görüntüler de içeren bu sergide Singh sadece heykel ve mimarlık dünyasına ait vizyonu değil, aynı zamanda kurgu ve şiir konusundaki algıyı da genişletir. Kaws, Pass The Blame Galerie Perrotin Brian Donnely, better known as Kaws, continues to produce new work by mixing cartoon and graffiti images. After he burst into the scene by painting graffiti on the streets, bus stops and phone booths in New York for a long time, Kaws carried on his carrier designing characters for Disney. Cartoon characters such as 101 Dalmatians, Spongebob Squarepants, and Mickey Mouse are among his most renowned drawings. Known for the new dimensions he added to these characters, Kaws, later on, produced a limited number of toys. In his new exhibition “Pass The Blame”, Kaws’s inclination towards entertaining pieces continue. He counts among his inspirations iconic names of popular culture such as Andy Warhol, Roy Lichtenstein, Frank Stella and Ellsworth Kelly. Again, he presents popular images and cartoon characters through animation, drawing and mixed media.Brian Donnely, bilinen ismiyle Kaws, çizgi film ve graffiti imajlarını karıştırıp yeni işler üretmeye devam ediyor. Uzun süre New York’ta sokaklara, otobüs duraklarına, telefon kulübelerine graffiti yaparak ünlenen Kaws, kariyerine Disney’de karakter tasarlayarak devam etti. En bilinen çizimleri arasında 101 Dalmaçyalı, Spongebob Squarepants, Mickey Mouse gibi çizgi film karakterleri var. Bu karakterlere kattığı yeni boyutlarla bilinen Kaws, daha sonraları sınırlı sayıda oyuncaklar üretti. Kaws yeni sergisi “Pass The Blame”de, eğlenceli işlere yönelmeye devam ediyor. Popüler kültürün ikonik isimleri Andy Warhol, Roy Lichtenstein, Frank Stella ve Ellsworth Kelly’den ilham aldığını söylüyor. Yine popüler imajları, çizgi film karakterlerini animasyon çizim ve karışık medya kullanarak sergiliyor. 16 Kaws, Companion (Passing Through), 2010, Fiberglass, metal structure and paint, 520 x 430 x 185 cm 17 Ayşe Erkmen: Intervals Barbican Centre Until January 5, 2014 / 5 Ocak 2014’e kadar Ayşe Erkmen: Intervals, Installation shot by Jane Hobson, 2013, Courtesy of Barbican Art Gallery Barbican Centre in London is hosting the personal exhibition of Ayşe Erkmen. Ayşe Erkmen produced in Barbican Curve Gallery, a new installation work based on kinetics and space. In the 90 meter long space encircling the concert hall of Barbican Gallery, Erkmen presents a dozen of stage curtains, fluctuating softly with an automatic flight system. An artist talk, a workshop attended by artists and a round-table meeting will also be held as part of the program organized parallel to the exhibition. Londra’da bulunan Barbican Centre, Ayşe Erkmen’nin kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Ayşe Erkmen, Barbican Curve Galeri’de kinetik ve mekana dayalı yeni bir enstelasyon çalışması üretti. Barbican Galeri’nin konser salonunun etrafını dönen 90 metre uzunluğundaki mekanda Erkmen, otomatik uçuş sistemiyle hafifçe alçalıp yükselen bir düzine sahne perdesi sergiliyor. Sergiye paralel olarak düzenlenecek program kapsamında da, sanatçı konuşması, sanatçıların katılacağı bir atölye çalışması ve yuvarlak masa toplantısı düzenlenecek. Francis Bacon and Henry Moore: Flesh and Bone Ashmolean Until January 19 / 19 Ocak’a kadar Two giants of 20th century western art got together for this big exhibition of human figures. Containing images which reveal the fantastic parallelism in their exceptional work, the exhibition, the exhibition includes Moore’s sculptures and drawings, along with paintings by Bacon. Although they had different styles, works of Bacon and Moore were exhibited together in 1960, at the end of World War II. This exhibition also aims to discover certain themes in the works and provide new insight for these two artists by underlining important effects and experiences shared. The eloquent drawings of shelters in Moore’s first exhibition as a war artist he opened back in the early 40’s earned him rightful recognition. With the majority of works from 50’s and 60’s, this is one of the most intriguing exhibitions that will be held in Ashmolean. It is difficult to picture in this exhibition of Francis Bacon and Henry Moore, the shapelyedged, recumbent mother earth pieces of the sculptor, presented side by side with the painter’s works which reflect his tortured soul through diseased animal maws and maimed limbs. But, even though the reaction from modern artists to this big exhibition is completely different, it is obvious that the driving force for war experienced Picasso, Michelangelo and Rodin to the new directions which adapts to the modern world was the human figure. 20. yüzyıl batı sanatının iki devi unutulmaz insan figürlerinden oluşan bu büyük sergi için buluştu. Nadir görülen işlerindeki inanılmaz paralellikleri ortaya çıkaran görüntülerin yer aldığı sergide Bacon’un resimleri yanında Moore’un heykelleri ve çizimleri de yer alıyor. Farklı tarzlarda çalışmalarına rağmen Bacon ve Moore’un işleri 1960’ta İkinci Dünya Savaşı sonunda bir arada sergilendi. Bu yeni sergi de paylaşılan önemli etkileri ve deneyimleri vurgulayarak çalışmalardaki belirli temaları keşfetmek, bu iki sanatçı için yeni bir bakış açısı getirmeyi amaçlıyor. Moore’un 1940’lı yılların başlarında bir savaş sanatçısı olarak açtığı ilk sergide yer alan dokunaklı barınak çizimleri ona haklı bir ün getirmiştir. 1950’lerde ve 1960’larda kalma eserlerin çoğunluğu ile bu sergi Ashmolean’da düzenlenecek en iddialı sergilerden biri. Francis Bacon ve Henry Moore ortaklığındaki bu sergide, heykeltıraşın düzgün kenarlı uzanmış toprak analı işleriyle, ressamın hastalıklı hayvan ağızları ve sakat organlarından oluşan, işkence çeken ruhunu yansıttığı işlerini aslında bir arada hayal etmek zor. Ancak bu büyük sergiye modern sanatçıların tepkisi tamamen farklı olsa bile, yine de açıkça görülüyor ki savaş yıllarından deneyimli, Picasso, Michelangelo ve Rodin’i de modern dünyaya uyum gösteren yeni yönlere insan figürü itmişti. Magritte: The Mystery of the Ordinary, 1926–1938 MoMA Until January 12 / 12 Ocak’a kadar Collectively organized by Menil Collection, the Art Institute of Chicago and Museum of Modern Arts, the exhibition comprises images of René Magritte, focusing on the surrealist breakthrough of the 20th century. Magritte presents in his historical and biographical works, which also carry traces of the war began on 1926 and lasted until 1938 with the eruption of World War II, strategies and themes from the most creative and experimental era of his productive career. Magritte takes his place among progressive artists on these years in which the objects represent nameless, and governments represent semiconscious visions with images of transformation and metamorphosis. With photographs, magazines and commercial works which gathers together almost 80 paintings, collages and object, the exhibition provides new insight about the identity of the modern painter and surrealist artist Magritte. Menil Collection, Houston ve Chicago Sanat Enstitüsü ile Modern Sanat Müzesi tarafından ortaklaşa düzenlenen sergide René Magritte’in 20. yüzyılın sürrealist atılımına odaklanan olağanüstü görüntüler bulunuyor. Magritte, 1926 yılında başlayan ve İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle 1938’e dek süren savaştan da derin izler taşıyan tarihsel ve biyografik işlerinde üretken kariyerinde en yaratıcı ve deneysel döneminden stratejiler ve temalar sunuyor. Dönüşüm, başkalaşım imgeleriyle, nesnelerin isimsiz ve devletlerin yarı uyanık vizyonları temsil ettiği bu yıllarda Magritte yenilikçi sanatçılar arasında yer alır. 18 19 FAIRS / FUARLAR Artissima November 8-10 / 8-10 Kasım NEW ENTRIES 2013, Gea Casolaro, Still here AngelA Pont Alexandre III, 2009/2013, Courtesy The Gallery Apart, Roma The Artissima, which will be organized on November 8-10 in Torino, with the art direction of Sarah Cosulich Canarutto, has a special place among international fairs. The fair, which was developed in 2012 for new initiatives and projects and was established on achieving quality while preserving cultural talents, now has its international scope extended. Drawing attention from professionals and attracting great interest by the broad participation of public and press, Artissima will be held this year with the participation of 190 galleries in total; 60 from Italy, and 130 from other countries. 8-10 Kasım tarihleri arasında Sarah Cosulich Canarutto’nun sanat yönetiminde Torino’da yapılacak olan Artissima’nın uluslararası fuarlar arasında özel bir yeri var. 2012 yılında, yeni girişimler ve projeler için geliştirilmiş ve kültürel yetenekleri koruyarak kalite üzerine kurulu fuarın,uluslararası kapsamı genişletildi. Profesyonellerin ilgisini çeken, halkın ve basın mensuplarının da yoğun katılımıyla yoğun ilgi gören Artissima, bu yıl İtalya’dan 60, diğer ülkelerden 130 olmak üzere toplam 190 galerinin katılımıyla gercekleşecek. Bu galeriler, fuardaki beş ana bölümde sanatçı ve eserlerini sanatseverle buluşturacak. Shanghai Art Fair November 14-17 14-17 Kasım İBRAHİM ÖRS 24.10. - 24.11.2013 With its long history and its high degree of internationalization, Shanghai Art Fair is Asia’s most famous shopping place for art. Presenting a magnificent art activity for both domestic and international collectors, the fair, same as before, will be held at Shanghaimart, on November 14-17. First held in 1997, the Shanghai Art Fair has been a successful bridge worldwide, and filled the gap between public and art. Şangay Sanat Fuarı uzun geçmişiyle Asya’nın en bilinen sanat etkinliği. Yurtiçi ve yurtdışında koleksiyonerlere uluslararası bir bakış açısı sunan fuar, daha önce olduğu gibi Shanghaimart’te 14-17 Kasım tarihleri arasında yapılacak. 1.000’den fazla sanat galerisi, 50’den fazla ülke ve bölgelerden gelen ajanslar son 12 yıl boyunca bu canlı sanat fuarına katılmaya devam ediyor. Art Basel Miami December 5-8 / 5-8 Aralık 2013 In 2013 the Art Basel show in Miami Beach will feature 258 leading international galleries, drawn from 31 countries across North and South America, Europe, Asia, and Africa. The show presents artwork ranging from Modern masters to the latest contemporary works and includes, for the first time in Miami Beach, a sector dedicated to editioned works. 8-10 Kasım tarihleri arasında Sarah Cosulich Canarutto’nun sanat yönetiminde Torino’da yapılacak olan Artissima’nın uluslararası fuarlar arasında özel bir yeri var. 2012 yılında, yeni girişimler ve projeler için geliştirilmiş ve kültürel yetenekleri koruyarak kalite üzerine kurulu fuarın,uluslararası kapsamı genişletildi. Profesyonellerin ilgisini çeken, halkın ve basın mensuplarının da yoğun katılımıyla yoğun ilgi gören Artissima, bu yıl İtalya’dan 60, diğer ülkelerden 130 olmak üzere toplam 190 galerinin katılımıyla gercekleşecek. Bu galeriler, fuardaki beş ana bölümde sanatçı ve eserlerini sanatseverle buluşturacak. Sean Scully Figure (5/20/04), 2004 Copyright of the Artist, Courtesy of Galerie Lelong, Paris 20 ERCAN YILMAZ 28.11. - 5.1.2014 P: +90 (216) 369 80 50 [email protected] www.art350.com BOOTH: LK705 Bağdat Caddesi No: 350 ARTIST: 34738 Erenköy Ekin Koç İstanbul/Turkey Brigitte Spiegeler 21 Humboldt Forum Manfred Rettig Humboldtforum Wettbewerb, Bauliches Corporate Design Holzer Kobler Architekturen Zürich, Eingangshalle 2 © Holzer Kobler Architekturen Zürich The Humboldt Forum makes far more than just a museum of the Berlin Palace. A forward-looking dialogue of world cultures is to take place here, featuring major exhibitions with overarching themes, readings, film, theatre, dance and the many other opportunities offered by museums, the library and the university. The result is a new ‘house of the people’ with a vibrant and imaginative programme of events. Humboldt Forum, Berlin Sarayı’nın bir müzesi olmaktan çok daha fazlası. Kapsayıcı temaları olan büyük sergiler, okumalar, film, tiyatro, dans eserleri ve müzeler, kütüphane ve üniversite tarafından sunulan birçok çalışmayı içeren, ileri görüşlü bir dünya kültürleri diyaloğu yaşanacak burada. Sonuç ise enerjik ve yaratıcı etkinlik programı olan, yeni bir “halkın evi” olacak. The reconstructed palace with its baroque façades will be rebranded in contemporary style as a showcase for world cultures and for the history of knowledge in the spirit of the Humboldt brothers. This is to be the future Humboldt Forum. The Ethnological Museum’s non-European collections and the Museum of Asian Art will be moved from Dahlem into the centre of the capital. This will also ensure greater international attention for Berlin’s world-class collections. Barok cepheleriyle yeniden düzenlenen saray, dünya kültürleri ve bilgi tarihi için bir vitrin olacak şekilde, Humboldt kardeşlerin ruhuyla, çağdaş stilde yeniden markalandırılacak. Geleceğin Humbolt Forum’u böyle olacak. Etnoloji Müzesi’nin Avrupa temelli olmayan koleksiyonları ve Asya Sanatı Müzesi Dahlem’den, başkentin merkezine taşınacak. Bu mekân değişikliğinin Berlin’in birinci sınıf koleksiyonlarına yönelik uluslararası ilgiyi artıracağına şüphe yok. The future Humboldt Forum will be a place where the monuments of European art and cultural history housed on the nearby Museum Island can engage in a well-informed and readily comprehensible dialogue with other world cultures. Supplemented by a series of special exhibitions held by the Humboldt University in Berlin and the Central and Regional Library in Berlin’s ‘World of Languages’ initiative, a well-judged concentration of art and culture is created in a prominent urban position – a rare event in any world metropolis. Geleceğin Humboldt Forum’u, Avrupa sanatının abideleri ile yakınlardaki Müzeler Adası’nda muhafaza edilen kültürel tarihin, diğer dünya kültürleri ile iyi bilgilendirilmiş ve rahatlıkla kavranabilecek bir diyalog kurabileceği bir mekân olacak. Berlin’deki Humboldt Üniversitesi ve Berlin’deki “World of Languages” inisiyatifinin Merkez ve Bölgesel Kütüphaneleri tarafından düzenlenecek bir dizi özel sergi ile tamamlanan bu etkinlik, önemli bir kentsel mekânda, iyi tasarlanmış bir sanat ve kültür toplaşması gerçekleştirecek - dünyadaki metropoller için bile nadir bir olay. The Humboldt Forum at the Berlin Palace will be a focal point for Germany’s capital. The composition of the content – which represents the real mission of the new structure – must therefore be exemplary and forward-looking. Berlin Sarayı’ndaki Humboldt Forum, Almanya’nın başkenti için bir odak noktası hâline gelecek. Bu yüzden, yeni yapının gerçek görevini temsil eden içeriğin kompozisyonu emsal niteliğinde ve ileri görüşlü olmalıdır. The commissioning body, the Berlin Palace–Humboldt Forum Foundation, worked closely with its partners – the Prussian Cultural Heritage Foundation–National Museums in Berlin, the Central and Regional Library in Berlin and the Humboldt University in Berlin. The plan is to create a permanent exhibition on the theme of ‘The Historic Heart of Berlin – Identity and Reconstruction’. The Foundation is also the point of contact for sponsors and for societies involved in supporting the Berlin Palace–Humboldt Forum project. 22 ARMAGGAN İLAN Kabul kurulu, Berlin Sarayı–Humboldt Forum Vakfı, ortakları Prusya Kültür Mirası Vakfı, Berlin’deki Ulusal Müzeler, Berlin Merkez ve Bölgesel Kütüphaneleri ve Berlin’deki Humboldt Üniversitesi ile yakın şekilde çalıştı. Plan ise “Berlin’in Tarihsel Kalbi – Kimlik ve Yeniden Düzenleme” temasını kalıcı bir şekilde taşıyan bir sergi yaratmak. Vakıf, aynı zamanda Berlin Sarayı-Humboldt Forum projesini destekleyen sponsorlar ve derneklerin irtibat noktası niteliğinde. 23 Canan Tolon in Parasol Unit Canan Tolon, Parasol Unit’te Next January, Parasol Unit will host the personal exhibition of Canan Tolon. Recently added to the British Museum collection, the artist’s 33-piece drawing series, titled “Futur Imparfait”, will also debut in the exhibition. Geçmişsiz Gelecek için desenler / Drawings for Futur Imparfait,1986-1999, mylar üzerine mürekkep ve kalem / ink wash and crayon on mylar, 36x28 cm. / 14x11 inches İsimsiz / Untitled, 1990, karışık teknik / mixed media, 61x71 cm. / 24x28 inches Canan Tolon’s works will be displayed at Parasol Unit, a non-profit institution in London, in January. The curator of the exhibition, also the founder of Parasol Unit, Ziba Ardalan, first saw the artist’s work in the exhibition she had at Galerie Nev. Impressed by the use of space and layers in the artist’s paintings, she also obtained information on her early works. Then she was thoroughly convinced to have the artist’s work displayed at Parasol, in an exhaustive exhibition ranging from her early works to her late ones. In the exhibition, Ziba Ardalan will include a wide range of Canan Tolon’s works. The first gallery will host the artist’s early works, in which she used all sorts of materials in collages and layers. “’She also grow grass on some of her works during the exhibition that by the end of show could turn brown. This process of transformation, maybe decay alludes to time lapsed which is very important in her work.” says the curator, then indicating that these works reflect on the conflict between reality and illusion. “In the second gallery, we show a series of Glitch paintings and the amazing sense of space through layering paint.” says Ardalan. She indicates that the use of space and layers on the canvas of Canan Tolon’s work points to Piranesi’s work, by whom the artist also was taken. In the upstairs gallery, a group of rust works will be displayed, also 24 Önümüzdeki Ocak ayında, Parasol Unit Canan Tolon’un kişisel sergisine ev sahipliği yapacak. Sergide, aynı zamanda British Museum koleksiyonuna katılan, sanatçının 33 çiziminden oluşan ‘Futur Imparfait’ adlı serisi de ilk kez izleyicilerle buluşacak. Canan Tolon’un eserleri Ocak ayında Londra’da bulunan kar amacı gütmeyen kurum Parasol Unit’te sergilenecek. Serginin küratörü, aynı zamanda Parasol Unit’in kurucusu Ziba Ardalan, sanatçının eserleriyle ilk kez Galeri Nev’deki sergisi sırasında karşılaşmış. Ardalan, sanatçının tuvallerindeki yüzey ve katmanlarının kullanımından etkilenerek erken dönem işleri üzerine de bilgi edinmiş. Parasol’da, sanatçının erken döneminden başlayarak bugüne kadar işlerini sergilemeye karar vermiş. Ziba Ardalan, sergide Canan Tolon’un işlerinden geniş bir döneme yer verecek. Serginin ilk bölümünde sanatçının, kolaj ve katmanlar halinde birçok malzemeyi bir arada kullandığı erken dönem işleri yer alıyor olacak. ‘“Ayrıca, sergi esnasında bazı eserlerinin üzerine, serginin sonuna doğru renkleri kahverengiye dönen çimenler ekti. Bu dönüşüm, belki de çürüme, eserlerinin çok önemli bir parçası olan zamansal dönüşüme işaret ediyor.” diyen küratör aynı zamanda bu işlerin gerçek ve ilüzyon arasındaki çatışmayı da yansıttığını belirtiyor. Serginin ikinci bölümünde, ‘’Glitch resimlerini ve yine birçok katmanla, alan kullanımının da katmanlaştığını görüyoruz diyor’’, Ardalan. Canan Tolon’un işlerinde, tuvallerdeki yüzey ve katman kullanımını, sanatçının da etkilendiği Piranesi’nin eserlerine yakın buluyor. Mekanın üst katında, bir grup pas işi göstereceğiz. Bu işler de yine, zamansal bir dönüşüme işaret ediyor. Galerinin daha dar Time After Time, 2012, Installation view from University of Michigan - Institute for the Humanities / Michigan Üniversitesi - Institute for the Humanities’den sergi görüntüsü referring to time lapsed. She indicates that an installation titled “Time After Time”, a black and white work made of many smaller pieces put together, will be shown in the narrower part of the upstairs gallery. “We hope that the contrast between light and darkness in these works should be a unique experience for the viewers.” ‘Futur Imparfait’ will be part of the exhibition and I am so grateful to British Museum to have made the loan possible. Venetia Porter has been very supportive. This is a very important, very personal group of drawing and has an incredible and visceral power. These 33 drawings were illustrated in a book that Canan published about 15 years ago by the same title. Anyone interested in the work of Canan and even anyone interested in visual art should read this book. This work was crucial to the success of the show and I am so happy and feel privileged that they are included in Canan’s exhibition at Parasol. Recently added to the British Museum collection, “Futur Imparfait”, Canan Tolon’s 33-piece sketch series is also among the works that will be displayed in the exhibition. Published into a book 15 years ago by the artist, this work is deemed a “must read and see for everyone interested in visual” art says Ardalan. olan üst bölümünde Time After Time adında, birçok küçük işten oluşan siyah ve beyaz bir enstalasyon göstereceklerini belirtiyor. ‘’Buradaki ışık ve gölge ilişkisinin ilişkisinin izleyenler için de farklı bir deneyim olacağını düşünüyoruz’’. Canan Tolon’un British Museum koleksiyonuna yeni eklenen, 33 desenden oluşan ‘Futur Imparfait’* de sergide gösterilecek olan eserler arasında. On beş yıl önce, sanatçının bir kitap haline getirdiği bu iş için ‘’herkesin okuması ve görmesi gereken bir iş’’ diyor Ardalan. Eda Kehale Argun Ebru Yetişkin Georg Scholhammer CI Dialogues Derya Yücel Edelbert Koeb Jack Pam Vanessa Muller Jean Conrad Lemaitre NEW MEDIA: THE FUTURE OF ART, THE ART OF THE FUTURE YENİ MEDYA: SANATIN GELECEĞİ, GELECEĞİN SANATI DIALOG: ART FROM VIENNA DİYALOG: VİYANA’DAN SANAT NEW HORIZONS: RUSSIA YENİ UFUKLAR: RUSYA CI Dialogues, the conferences series of Contemporary Istanbul, builds this year’s theme on the unity of new technologies with art. For three days, new media artists, collectors, theoreticians and institution directors will come together in the program, entitled “The Future of Art, The Art of the Future”. Additionally, the program includes; contemporary art from Russia, this year’s New Horizons guest country, and Austrian contemporary art. The program, which will be aired live on Bloomberg HT, in November 8, will bring together experts on art markets. CI Dialogues will begin on the opening day of the fair, with the artist speech by Hermann Nitsch. As part of the new media program, Turkish academician and an expert on this field, Ebru Yetişkin, and artists Candaş Şişman and Ozan Türkkan will give the first speech. The director of Art Tactic website, Anders Petterson, directors of online art platforms, such as ArtNetWorth, Sedition, and ikono.tv; Roy Halstead, Rory Blain and Jack Pam will review the new forms of art viewing, purchasing and displaying, progressing with the rise of new technologies. Derya Yücel and Lanfranco Aceti will converse with Ceren Akman, curator of Plugin, on new media curating. Owners of one of the most comprehensive archives on new media, collectors Isabel and Jean Conrad Lemaitre will talk with author and critic Louisa Buck on their collection. 26 Contemporary Istanbul’un konferans serisi CI Dialoues bu yıl temasını yeni teknolojilerin sanatla buluşması üzerine kuruyor. ‘Sanatın Geleceği, Geleceğin Sanatı’ başlıklı programda üç gün boyunca yeni medya sanatçıları, koleksiyonerleri, teorisyenleri ve kurum direktörleri bir aray gelecek. Bunun yanı sıra program dahlinde; CI’ın bu yıl Yeni Ufuklar konuk ülkesi Rusya’dan güncel sanat, ayrıca Avusturya güncel sanatı da konuşulacak. Bloomberg HT’nin 8 Kasım günü canlı olarak yayınlayacağı program ise sanat piyasası üzerine uzman isimleri bir araya getirecek. CI Dialogues, fuarın ön açılış günü Hermann Nitsch’in sanatçı konuşmasıyla başlayacak. Yeni medya programı kapsamında ise; Türkiye’den bu alanda uzman ve akademisyen Ebru Yetişkin, sanatçılar Candaş Şişman, Ozan Türkkkan ilk konuşmayı gerçekleştirecek. Art Tactic web sitesi direktörü Anders Petterson, ArtNetWorth, Sedition, ikono.tv gibi online sanat platformlarının direktörleri; Roy Halstead, Rory Blain ve Jack Pam de yeni teknolojilerle gelişen sanat izleme, alma ve gösterim biçimlerini değerlendirecekler. Derya Yücel ve Lanfranco Aceti, yeni medya küratörlüğü üzerine Plugin direktörü Ceren Arkman ile konuşacak. Dünya çapında en geniş yeni medya arşivine sahip koleksiynerlerden Isabel ve Jean Conrad Lemaitre çifti, yazar ve eleştirmen Louisa Buck ile koleksiyonları üzerine sohbet edecek. As part of this year’s New Horizons, the program welcomes two expert speakers on regional art to talk about and discuss the contemporary art on this year’s guest, Russia. The guests of the program are curator and author Iara Boubnova and the director of Modern Arts Museum of Moscow, Vasili Tsereteli. On Bloomberg HT live broadcast, Christie’s consultant for Turkey, Eda Kehale Argun, Vice Chairman of the Management Board in Alarko and collector Leyla Alaton, and General Coordinator of Contemporary Istanbul Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman will review the situation of art market in Turkey and worldwide. In collaboration with Austrian energy company OMV, one of the sponsors of this year’s fair, a panel entitled “Dialogue: Art from Vienna” will be held. Founding editor of Springerin Magazine Georg Schölhammer, former director of MUMOK and curator Edelbert Köb and assistant director of Kunsthalle Wien, Vanessa Muller will attend to the panel as speakers. Program bu yıl Yeni Ufuklar kapsamında konuk ülke Rusya’dan güncel sanatı konuşmak ve tartışmak üzere bölge sanatı üzerine uzman iki konuşmacıyı ağırlıyor. Küratör ve yazar Iara Boubnova ve Moskova Modern Sanatlar Müzesi direktörü Vasili Tsereteli programın konukları. Bloomberg HT canlı yayınında, Christie’s Türkiye danışmanı Eda Kehale Argun, Alarko Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve koleksiyoner Leyla Alaton ve Contemporary Istanbul Genel Koordinatörü Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman Türkiye’deki ve dünyadaki sanat piyasasını değerlendirecekler. Bu yıl fuarın sponsorlarından Avusturyalı enerji şirketi OMV işe işbirliği kapsamında Diyalog: Viyana’dan Sanat adlı panel gerçekleşecek. Panele; Springerin Dergisi kurucu editörü Georg Schölhammer, MUMOK eski direktör, ve küratör Edelbert Köb ve Kunsthalle Wien’in yardımcı direktörü Vanessa Mueller konuşmacı olarak katılacaklar. Detaylı program için: contemporaryistanbul.com For the program details: contemporaryistanbul.com/programming 27 A Bunker for Contemporary Art Interview: Bilgen Coşkun Tomas Saraceno Flying Garden / Air-Port City / 32SW 2007 Photo: Nosche Michael Sailstorfer Zeit ist keine Autobahn, Frankfurt, 2008 Photo: Nosche I read in one of your interviews that you started to collect art with Wolfgang Tillmanns’s photography already in the 90s. Can we see the collector-artist relationship as a symbiosis or is there always a winner party? A symbiosis is not my ideal, some friction makes a relationship more exciting. But as a collector I have a responsibility for the work of an artist. Christian and Karen Boros, Photo: © Wolfgang Stahr Karen and Christian Boros own one of the most exciting and impressive private contemporary art collections. The exhibition space which is a former Nazi air raid shelter built in 1942 creates an exceptional surrounding. The 3,000 square meter bunker was deconstructed and transformed into an exhibition space by architect Jens Casper. The exhibition rooms in different shape and size create a unique experience of the artworks exhibited as the remarks of the past seventy years are visible on the walls. Boros exhibit artworks of established artists such as Olafur Eliasson and Elizabeth Peyton as well as young artists such as Alicia Kwade and Michael Sailstorfer. I had the chance to see the current exhibition of Boros Collection during one of their invitations. Today we are talking about their passion for art, their contemporary art collection, the fast changing art world and how it effects collecting art. 28 What are the most important qualities while deciding to buy an artwork for you? A work of art has to be irritating and disturbing, it should challenge my perception of art and life. It’s a gut feeling that makes me want to have it. I am a visual person and the visual power is important. Do you face with the dilemma of passion versus investment while buying an artwork? If yes, how do you solve it? If you have passion it’s hard not to follow it. You changed the part of your private art collection exhibited in the bunker in September 2012. How do you curate your exhibition and decide which artworks to share with public? Our starting point is not a thematic one. The process of selecting begins a long time before…it can be a moment when my wife and I decide to buy works from an artist. We get so absorbed that it is immediately decided that we will show it in the next exhibition. And we prefer to show groups of works, so we select the artists whose works we want to see again and whose approach arises questions we want to share. For example, for the current exhibition we choose Alicia Kwade and Klara Lidén whose works we acquired not long ago. The works tangle very different themes. With Wolfgang Tillmanns being one of the first artists in the collection we were curious to see his portraits and still lives again in the context of this younger generation. The artworks of Olafur Eliasson who employs optical illusion as a major theme and works together with architects and engineers besides the art related creatives, constitute an important part of your collection. Is it related to your fascination to see science in the context of art? OE challenges the way we see and experience life around us, not only nature but also our everyday surrounding. It’s not the scientific phenomena within nature but the sheer beauty we are forced to discover. You exhibit your art collection not in a white cube but in a former Nazi air raid shelter built in 1942, which changed its 29 Manon & Benjamin Awst & Walther Latent Measures (Component 17), 2011 Photo: Nosche function by time: bunker, textile warehouse, warehouse for imported tropical fruits from Cuba, fetish techno club, an erotic trade fair and finally an exhibition space. You didn’t prefer to convert this historically meaningful space into a white cube. The visitors can see the remarks of the time passed in these rooms on the walls, such as the neon paints and graffiti on the walls. Do you believe that this serves as a stronger background for the artwork and brings the artwork to a different light? First of all, it was important to us to keep the history of the building, the different layers of the last seventy years that were so extreme in the city of Berlin. With its claustrophobic, rigid structure the bunker still makes you experience not only what it must have been like to find protection here but also the frame of mind behind the architects. Hopefully, it works as a negative example. We tried to find a balance between the historical background and the space for art, keeping some of the original rooms and making some as neutral as possible. It was an experiment which was strongly supported by the artists who confirmed that they would help to install their works. Looking at the installation now some works become more intense and powerful. Most works are alone in one room, it’s a concentration we don’t get to experience any more. For example, the room of Thomas Ruff. Inside you forget about all the other works in the bunker, you are just there looking at the stars. Being a collector in the digital age, how did it effect art buying and presentation of a collection? Everything is faster, we see more art than ever, we see a collection without travelling, we buy at an art fair without being there. 30 But it’s not satisfying. At the end of the day to experience a good exhibition in real time and space is what makes me happy. Christie’s has recently sold a painting of Basquiat for $48 million at its New York sale. Museums mostly cannot afford the highly priced art works and therefore it looks like they lost the battle with the private collectors. Doesn’t this situation put the public view of artwork into danger? One day every work of art will find its way into the museum… Which upcoming artists do you follow right now? My wife and I were impressed by the first show of Justin Matherly at Johann König. His sculptures confront us with creatures of prehistorical sites and raise questions about art production of ancient communities in relation to our time. The Brazilian artist Adriano Costa who was shown at abc in Berlin also drew our attention. The pace and direction of the artistic production is changing nowadays constantly. Which city or region do you think has an emerging and progressive art scene right now? And which are the upcoming ones? Our next travels will take us to Brazil and Columbia as we are curious about the art scene there. Istanbul as the hinge between East and West will surely be a growing art production. And though I am not so familiar with the Middle East I believe that we will see more interesting artists from there. But of course, New York and Berlin will remain their central position. ANTONIO COSENTINO MARMARADAN GİDENLER ( B İ R K A Ç I Ş H İ K AY E S İ ) 14 KASIM -26 ARALIK 2013 G AY R E T T E P E M A H . H O Ş S O H B E T S K . S E L E N İ U M PA N O R A M A R E S İ D E N C E M A Ğ A Z A 1 G AY R E T T E P E - İ S TA N B U L 0 2 1 2 3 5 6 1 0 5 3 – 5 5 • 0 2 1 2 2 7 0 7 0 6 4 PAZAR HARİÇ HER GÜN 10.00-19.00 Güncel Sanata Bir Sığınak Söyleşi: Bilgen Coşkun Karen ve Christian Boros, en heyecan verici ve etkileyici güncel koleksiyonlarından birine sahip. Sergi mekânı, 1942’de bir Nazi hava saldırısı sığınağı olarak inşa edilmiş. 3000 metrekarelik sığınak, mimar Jens Casper tarafından dekonstrüksiyona tabi tutuldu ve bir sergi mekânına dönüştürüldü. Farklı şekil ve boyutlardaki sergi odaları, sergilenen eserler için eşsiz bir deneyim yaratırken, duvarların üzerinde de geçen yetmiş yılın izleri görülebiliyor. Boros burada, Olafur Eliasson ve Elizabeth Peyton gibi tanınmış sanatçılara ait eserlerin yanı sıra, Alicia Kwade ve Michael Sailstorfer gibi genç isimlerin eserlerini de sergiliyor. Düzenledikleri bir davet sırasında, Boros Koleksiyonu’na ait mevcut sergiyi görme şansı buldum. Ardından sanata olan tutkuları, güncel sanat koleksiyonları, hızla değişen sanat dünyası ve bunun sanat koleksiyonerliği üzerine etkilerini konuştuk. Ai Weiwei Tree, 2009-2010 Photo: Nosche Önceki röportajlarınızdan birinde, koleksiyonerliğe 90’lı yıllarda, Wolfgang Tillmanns’a ait fotoğraflarla başladığınızı okudum. Koleksiyoner-sanatçı ilişkisini bir simbiyoz olarak görebilir miyiz yoksa her zaman kazanan bir taraf var mıdır? Bir simbiyoz benim için ideal değil, biraz sürtüşme bir ilişkiyi daha heyecanlı hâle getiriyor. Fakat bir koleksiyoner olarak, bir sanatçının işlerine karşı bir sorumluluğum mevcut. hayat algıma meydan okumalıdır. Bir esere sahip olma hissi içime doğuyor. Görsel bir insanım, bu yüzden görsel güç önemli. Bir sanat eserini almaya karar vermenizi sağlayan en önemli özellikler nelerdir? Bir sanat eseri sinir bozucu ve rahatsız edici olmalıdır, sanat ve Koleksiyonunuzun sığınakta sergilenen kısmını 2012 Eylül’ünde değiştirdiniz. Serginizin küratörlüğünü nasıl yapıyorsunuz ve hangi eserleri insanlarla paylaşacağınıza nasıl karar veriyorsunuz? 32 Bir eser satın alırken tutku ve yatırımı karşı karşıya getiren ikilemi yaşıyor musunuz? Eğer yaşıyorsanız, nasıl üstesinden geliyorsunuz? Eğer bir tutkunuz varsa, onu takip etmemek zordur. Thomas Scheibitz, Tinte und Zucker, 2007; Carlo Crivelli, 2006, Photo: Nosche Tematik bir başlangıç noktamız yok. Seçme süreci çok öncesinde başlıyor. Benim ve karımın bir sanatçının eserlerini almaya karar vermemiz bile bir başlangıç sayılabilir. Esere öyle kapılıyoruz ki gelecek sergide bulunmasına o anda karar veriyoruz. Eserleri gruplar olarak sergilemeyi tercih ettiğimiz için, işlerini tekrar görmek istediğimiz ve yaklaşımları, paylaşmak istediğimiz sorular doğuran sanatçıları seçiyoruz. Örneğin, mevcut sergi için eserlerini kısa süre önce edindiğimiz Alicia Kwade ve Klara Lidén’i tercih ettik. İşler çok farklı temalar arasında dolaşıyor. Eserlerini koleksiyona kattığımız ilk sanatçılardan olan Wolfgang Tillmanns‘ın portrelerini görmeyi çok istiyorduk ve kendisi bu genç nesil bağlamında hâlen yaşamakta. Asıl temalarından biri olarak optik illüzyonu kullanan ve sanatçıların yanı sıra mimar ve mühendislerle çalışan Olafur Eliasson’un eserleri koleksiyonunuzun önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bunun bilimi sanat bağlamında görme merakınız ile bir ilgisi var mı? Olafur Eliasson etrafımızdaki hayatı görüş ve deneyimleme şeklimize meydan okuyor; yalnızca doğaya değil, günlük ortamlara da. Keşfetmek zorunda bırakıldığımız şey doğa içindeki bilimsel olgular değil, katıksız güzellik. Koleksiyonunuzu beyaz bir küpün içinde değil, 1942 yılında inşa edilen ve zaman içinde sığınak, tekstil deposu, Küba’dan ithal edilen tropik meyveler için bir depo, fetiş tekno klübü, erotik ticaret fuarı ve son olarak bir sergi mekânı işlevlerini gören, eski bir Nazi hava saldırısı sığınağında sergiliyorsunuz. Tarihsel bir anlam taşıyan bu mekânı, beyaz bir kübe dönüştürmek istemediniz. Ziyaretçiler oda duvarlarındaki geçmiş zamanlara ait izleri görebiliyorlar; neon boyalar ve duvardaki grafitiler gibi. Bunun eserler için daha güçlü bir arka plan görevi gördüğünü ve eserlere farklı bir ışık tuttuğunu düşünüyor musunuz? Öncelikle, binanın tarihini, Berlin şehrinin uç bir şekilde geçirdiği 70 yılın farklı tabakalarını korumak bizim için önemliydi. Klostrofobik, katı yapısı ile sığınak, orada korunabilmenin nasıl bir şey olduğunun yanı sıra, mimarların arkasındaki düşünce yapısını da, hâlen tecrübe edebilmenizi sağlıyor. Negatif bir örnek teşkil etmesini umuyoruz. Orijinal odalardan bazılarını muhafaza ederek ve bazılarını olabildiğince yansız tutarak, tarihsel arka plan ve sanat mekânı arasında bir denge bulmaya çalıştık. Eserlerinin kurulmasına yardım edeceği kesinleşen sanatçılar tarafından tamamen desteklenen bir deneydi. Enstalasyona baktığımda, bazı Cerith Wyn Evans, Untitled, 2008, Photo: Nosche eserlerin daha yoğun ve güçlü bir hâle geldiğini görüyorum. Çoğu eser bir odada tek başına duruyor; bu, artık tecrübe etme şansı bulamadığımız bir yoğunlaşma. Thomas Ruff ’ın odasını ele alalım. Odanın içindeyken, sığınağın içinde bulunan diğer tüm eserleri unutuyor ve yalnızca orada durup, yıldızları seyrediyorsunuz. Dijital çağda bir koleksiyoner olmak, koleksiyon alım ve sunumunu nasıl etkiledi? Her şey daha hızlı, daha önce olmadığı kadar fazla eser görüyoruz, seyahat etmeden bir koleksiyonu gezebiliyoruz, bulunmadığımız bir sanat fuarında alışveriş yapabiliyoruz. Ama yine de tatmin edici değil. Ancak her şey göz önünde bulundurulduğunda, beni asıl mutlu eden şey, iyi bir sergiyi, gerçek zaman ve mekânda tecrübe etmek. Christie’s, geçenlerde yaptığı New York mezadında Basquiat’a ait bir tabloyu 40 milyon dolara sattı. Yüksek fiyatlı eserleri karşılayamayan müzeler, kişisel koleksiyon oluşturanlarla girdikleri mücadeleyi kaybetmiş gibi duruyorlar. Bu durum, sanat eserlerinin kamuya açıklığını tehlikeye atmıyor mu? Bir gün, tüm sanat eserleri müzelerde sergilenecek... Yükselen sanatçılar arasından takip ettiğiniz isimler hangileri? Karım ve ben, Justin Matherly’nin Johann König’de düzenlediği ilk sergiden çok etkilendik. Heykelleri, bizi tarih öncesi alanların yaratıkları ile karşı karşıya getiriyor ve zamanımız ile bağlantılı olarak, antik toplumlardaki sanat üretimi ile ilgili sorular soruyor. Eserleri Berlin’deki abc’de sergilenen Brezilyalı sanatçı Adriano Costa da dikkatimizi çeken isimlerden. Sanatsal üretimin temposu ve yönü bugünlerde hızla değişiyor. Sizce hızla gelişen ve ilerleyen sanat ortamlarına sahip olan şehir veya bölgeler hangileri? Yükselen sanat ortamlarının nerede olduğunu düşünüyorsunuz? Gelecekteki seyahatlerimizde Brezilya ve Kolombiya’ya uğrayacağız ve bu ülkelerdeki sanat ortamlarını merak ediyoruz. Doğu ve Batı arasındaki dayanak noktası olarak İstanbul’un da gelişen bir sanat üretim merkezi olacağı kesin. Her ne kadar bölgeye pek aşina olmasam da, Orta Doğu’dan çıkan ilgi çekici sanatçılar göreceğimize de inanıyorum. Fakat tabii ki, New York ve Berlin merkezi pozisyonlarını koruyacaklar. 33 Hermann Nitsch Interview: Burcu Fikretoğlu Herman Nitsch, born in 1938 in Vienna, is one of the most controversial figures in contemporary art. His large canvases, which remind of flesh and dismembered bodies, his bloody performances are shown in the most important museums of the World. Art critiques have placed him in an important place in art history and his supporters follow him with almost a religious devotion. His 50 year career has always been plagued by strong objections. He has been called blaspehemous, immoral, obscene and was even arrested for his Orgy Mystery Theater, a performance art group that staged nearly 100 ritualistic performances from the earlyn 60s tok the late 90s. We discussed with him his personal history, its effects on his artitic production, his individual projects before and after the Actionists and his performance to take place at Contemporary Istanbul this year. 34 Do you attach more importance to the process and the execution, than to the end result presented to the viewer? Actually, the movement itself, the dramatic process of painting is very critical. It’s usually more important than the result. But, at the same time, you paint a very nice picture and get a good result. So, both of them are important. What’s new is the transformation of the process into a truly artistic activity. In the past, you could watch old masters while painting. This is a very interesting situation. But, in this area, where subconscious, psychology, expression and autoanalysis play roles of such importance, this dramatic process turns into an important and observable structure. That’s why it’s called action painting. It’s possible to say that you’ve surpassed “Wiener Aktionismus”, for which you’re a founding member. Did you know, from the start, that you would continue individually at some point? I’ve already been developing my own theater project when I was 18. Back then, I wanted to write a somewhat pioneering play, develop a drama, equivalent of a religious ceremony. I have nothing but developing my theater since then. My colleagues’ aspirations were also similar in nature. Our common ground was reflecting true stories to the stage. Action is an example of the sudden transformation of formal painting into a dynamic, dramatic process. Due to our common areas of interest, the similarities between the problems in our lives, we experienced a period where we all worked 35 What are your opinions on politics? Certainly, one can’t isolate oneself from the experience one encountered, but I’d like to ask anyway; how were you affected by the losses and traumas? After two horrible world wars, I didn’t want anything to do with politics and I still don’t. I was always interested in philosophy with regard to my work. I’m opposed to politics, as the shallow structures of political ideas cause blood and demise. I’ve spent my childhood in the times of war and the horrible post-war period following them. Back then, I had to give the Hitler salute. I was hearing political parties, constantly cursing each other through media. Why did you study graphic design? Isn’t this actually a traditional choice? I was a bad, failing student. I was expelled from all schools and my bourgeois family put me into an art vocational school, making use of my painting abilities. They were pondering on how I was to make money in there, with my painting abilities. Since then, I wasn’t at all interested with the area of applied graphics. Back then, some great artists, noticing my ability and my indifference towards design, supported me greatly. How was the art scene in Europe, especially in Vienna like when you first started producing work? Vienna was very much reactional. There was a gallery in there run by a priest: St. Stephan Gallery. A gallery which supported an important painter such as Arnulf Rainer. But, apart from that, they were extremely conservative. There was the Wiener Gruppe back then. It was a pioneering group which had been giving new impulse to the city, and consisting of writers such as Artmann, Achleitner, Konrad Baier, Oswald Wiener and Rühm. There was a music band called “Die Reihe”. They introduced us to musicians such as Schönberg and Weber, and international contemporary art. But these would only amount to, maybe 5% of all artistic activities in the scene. The scene we emerged into was as such. 36 You haven’t used your own body in your performances, like Rudolf Schwarzkogler, have you? I’ve also used my body in my performances. We’ve all hurt and done damage to ourselves in some way. Brus was able to continue to some point, but then he said that he did not want to leave himself disabled. It’s fine to the extent that I use the torture processes for my art but I don’t want to go further. Brus has never hurt himself. What you see are bandages that should belong to the make-up section of theater. My passive actors do not suffer more than a common athlete has to. Art and blood… Artists were fascinated by it way before the Renaissance but what, do you think, was the trigger for its use on themes, such as disgust and cruelty? Blood is the liquid marrow of both life and death. For old artists, this obscurity, this curiosity was determining. Leonardo and Michelangelo have risked their lives by participating autopsies. Why? Because they wanted to know what was inside of us. Your performances vary from solo to you being accompanied by, sometimes up to 100 actors. What’s waiting for us in Contemporary Istanbul? I will have 10 assistants to help me deal with this wide space. So, this will be a painting performance. We will pour our hearts out on the screen in some way, that is to say, we will relax through the use of our senses. Fahrelnissa Zeid Are there limits to your work? Or what does a limit mean to you when it comes to artistic creation? To me, art is without limits and everything can become art. This also goes for immoral elements. The process which continues in my heart, actualizes right there. I don’t want to do any harm to any animal or human being. This is really important. I’m not saying that a war or a murder cannot be an artwork but I just reject to create such art. Tony Cragg Canan Tolon Back in the 50’s, you’ve started the Orgien Mysterien Theater. Where were you presenting your performance back then? At your castle? In the 50’s, only the outline of the theoretical structure had taken shape. I’ve presented my first action painting pieces in 1960, at Vienna Technical Museum, where I worked as a graphic designer. But the basic elements of my theater were already ready in 1958. I’ve put my first action on the stage in 1962. It was a small action, performed in the workshop of Otto Muehl. Prinzendorf Castle was purchased much later on, in 1971. The first big Orgien Mysterien Theater piece was presented here. YENİ SEZONU 10 KASIM PAZAR GÜNÜ TÜRK VE DÜNYA ÇAĞDAŞ USTALARI İLE AÇIYORUZ... Erol Akyavaş together. Again, I would like to stress that the most important thing for me has always been my theater. You present us scenes where figures cut, tear each other. You rid bodies of all aesthetic meaning. All this primal ritualistic acts, do they include the rage, and aggression towards the “lost”? At this point, I would like to ask about your relationship with psychoanalysis. It seems to me that you offer us images on that edge of the conscious and the unconscious. For instance, what is released free with all that blood? I’m a playwright, and a playwright faces, along with the tragic and the horrible, with wounds and death. I want display all this in my theater. I want to present pain, sickness, wound and death as parts of life. I’m a supporter of life but, with my theater, I want to display everything that exists. In short, I’d like to talk about Schopenhauer and eastern mysticism. It’s mainly because of eastern mysticism that I almost became a sequestered person. But then Nietzsche reversed everything I’ve learned from Schopenhauer. The will that should have been rejected, transformed into the will of power. I don’t want to use the term power, because of the many disasters induced by that word. But I’ve chosen an orgiastic life, overflowing with a desire to live and in immense speeds. My transition from Nietzsche into psychoanalysis was quick and some, or even most of my initial works carry a lot of psychoanalytic treats. For an intense living experience, I want to reveal, through severe sensual experiences, everything that is repressed. My theater is actually the theater of psychoanalysis. My theater also deals a lot with mysticism, like the Greek theater since I’ve arrived to Jung through Freud. The purpose is to extract the repressed with a dramatic process and reveal it to the consciousness. About the blood; all living creatures carry and pump liters of blood in their bodies, which also affect their health. To some extent, I want to display the unseen in our bodies, using this blood. 25. BEYAZ ÇAĞDAŞ VE MODERN SANAT MÜZAYEDESİ 10 Kasım Pazar, Saat 13:30 Sofa Hotel, Hallarts Salonu - İstanbul Eserlerin Sergilenmesi; 6-9 Kasım Saat 10:00-20:00 Maçka Residences, İstanbul Hüsrev Gerede Caddesi, Şehit Mehmet Sokak No:9 B-Kule Kat:13 KATALOG VE ÜYELİK BAŞVURULARI İÇİN 0212 290 70 50 | www.beyazart.com | [email protected] Hermann Nitsch Söyleşi: Burcu Fikretoğlu 1938 yılında, Viyana’da doğan Hermann Nitsch, güncel sanatın en tartışmalı isimlerinden biri. Et ve uzuvları sökülmüş vücutları anımsayan geniş tuvalleri ve kanlı performansları, dünya üzerindeki en önemli müzelerde sergilendi. Sanat eleştirmenleri tarafından, sanat tarihinde önemli bir yere koyulan Nitsch, destekçileri tarafından adeta dini bir bağlılıkla takip edilir. 50 yıllık kariyeri, sert itirazlarla dolu. Günahkar, ahlaksız ve müstehcen olmakla suçlanmış, hatta 60ların başından, 90ların sonuna kadar, neredeyse 100 ritüelistik performans sergileyen bir performans sanatı grubu olan Orgien Mysterien Theater projesi nedeniyle tutuklandı. Kendisiyle, sanatçının geçmişini, bunun sanat üretimine olan etkilerini, Aksiyonistler’den önceki ve sonraki şahsi projelerini ve bu sene Contemporary Istanbul’da sergileyeceği performansı konuştuk. Sizin için izleyiciye sunulan nihai sonuçtan, nesnedense süreç ve edim mi önemli? Aslında hareketin kendisi, resim yapmanın dramatik süreci çok kritiktir. Çoğu kez süreç sonuçtan daha önemlidir. Ama aynı zamanda çok iyi bir resim yapar, iyi bir sonuç elde edersiniz. Yani ikisi de önemli. Yeni olan, sürecin gerçekten sanatsal bir etkinliğe dönüşmesidir. Geçmiş zamanlarda eski ustaları resim yaparken izleyebiliyordunuz. Bu çok ilgi çekici bir durum. Ama bilinçaltının, psikolojinin, dışavurumun ve oto-analizin bu kadar önemli yer tuttuğu bu alanda dramatik süreç önemli ve izlenebilir bir yapıya bürünüyor. Zaten adı da onun için aksiyon resmi. Kurucu üyesi olduğunuz “Wiener Aktionismus”u aştınız, onun önüne geçtiniz diyebiliriz. Bir noktada bireysel olarak devam edeceğinizi biliyor muydunuz başından beri? Ben daha 18 yaşındayken kendi tiyatro projemi geliştirmeye başladım. O zamanlar bir tür öncü tiyatro oyunu yazmak, dini bir törene eşdeğer bir dram geliştirmek istiyordum. Bu vakte kadar kendi tiyatromu geliştirmek dışında başka hiçbir şey yapmadım. Meslektaşlarım da buna benzer amaçlar edinmişlerdi. Hepimizin paylaştığı ortak nokta gerçek olayları sahneye yansıtmamızdı. Aksiyon, resmin, resim gibi algılanmasının bir anda dinamik, dramatik bir sürece dönüşmesinin bir örneğidir. Biz benzer alanlarla ilgilendiğimizden, benzer hayat sorunları ile yüzleştiğimizden, bir arada çalıştığımız belirli bir dönem yaşadık. Tekrar altını çizmek istiyorum, benim için her zaman en önemli şey kendi tiyatromdu. 1950’li yıllarda Orgien Mysterien Tiyatrosu’na başladınız. O zamanlar performansınızı nerede sahneliyordunuz? Şatonuzda mı? 1950’li yıllarda aslında sadece teorik yapının krokisi ortaya çıkmıştı. İlk aksiyon resim örneklerini 1960 yılında grafiker olarak 38 çalıştığım Viyana Teknik Müzesi’nde sahneledim. Ama tiyatromun temel unsurları 1958 yılında hazırdı bile. İlk aksiyonumu 1962 yılında sahneye koydum. Bu Otto Muehl’in atölyesinde gerçekleşen küçük bir aksiyondu. Prinzendorf Şatosu çok daha sonra, 1971 yılında alındı. İlk büyük Orgien Mysterien Tiyatro işi de burada sahnelenmişti. Siyaset hakkında ne düşünüyorunuz? Muhakkak ki insan, yaşadığı deneyimden soyutlayamaz kendini. Ben yine de sormak istiyorum, kayıplar, travmalar sizi ne kadar etkiledi? İki korkunç dünya savaşından sonra siyasetle hiç alakam olsun istemiyordum ve hala da istemiyorum. İşimle ilgili olarak sadece felsefe ilgimi çekmiştir. Siyasete karşıyım, zira siyasi düşünceler sığ yapılarından dolayı kan ve felakete neden oluyorlar. Benim çocukluğum savaş ve takibindeki korkunç savaş sonrası dönemde geçti. O zamanlar Hitler selamını vermek zorundaydım. Medya üzerinden siyasi partilerin birbirlerine sürekli karşılıklı olarak küfür ettiklerini duyuyordum. Siz üretmeye başladığınız tarihte Avrupa, özellikle Viyana sanat ortamı nasıldı? Viyana çok tepkiseldi. Orada bir rahip tarafından yönetilen bir galeri vardı: St. Stephan galerisi. Arnulf Rainer gibi önemli bir ressamı desteklemiş bir galeri. Ama onun dışında korkunç derecede muhafazakarlardı. O zamanlar Viyana Grubu [Wiener Gruppe] vardı. Şehre yeni bir soluk getiren, Artmann, Achleitner, Konrad Baier, Oswald Wiener ve Rühm’in de aralarında bulunduğu yazarlardan oluşan öncü bir topluluktu. “Die Reihe” diye bir müzik grubu vardı. Onlar bizi Schönberg, Weber gibi müzisyenler ve uluslararası çağdaş sanat ile tanıştırdılar. Tüm sanatsal faaliyetleri yüzde üzerinden hesaplasan bunlar belki %5’ine denk gelirdi. Biz bu tarz bir ortamda ortaya çıktık. İnsanların kesildiği, parçalandığı ve yok edildiği sahneler gösteriyorsunuz bize. Vücutların estetik değerleri tamamen ortadan kalkıyor. Bu ayinsel hareketler “kayıp” olana yönelen kin ve saldırganlığı mı barındırıyor? Bu noktada Psikanalizle olan ilişkinizi de sormak istiyorum. Bilinç ve bilinçdışının sınırında olan görüntüler sunuyorsunuz gibi geliyor bana. Örneğin akan onca kanla serbest kalan ne? Ben bir oyun yazarıyım ve bir oyun yazarı acı, trajik ve korkunç olanın yanında yaralar ve ölüm ile yüzleşir. Ben tiyatromda tüm bunları göstermek istiyorum. Acıyı, hastalığı, yarayı ve ölümü hayatın bir parçası olarak sunmak istiyorum. Hayat taraftarıyım ama tiyatrom ile var olan her şeyi göstermek istiyorum. Schopenhauer ve doğunun mistisizminden söz etmek isterim. Ben özellikle doğu mistisizmi sayesinde dünyadan elimi ayağımı çeker gibi oldum. Sonra Nietzsche, Schopenhauer’dan öğrendiğim her şeyi ters yüz etti. Reddedilmesi gereken irade, gücün iradesine dönüştü. Güç tabirini kullanmak istemiyorum çünkü bu kelime o kadar çok felakete önayak oldu ki. Ama yaşama arzusu ile taşan, çılgın hızda orjiastik bir hayatı seçtim. Nietzsche’den psikanalize geçişim çok kısa zamanda oldu ve başlangıçtaki işlerim, hatta çoğu işim, birçok psikanalitik özelliğe sahip. Yoğun bir hayat tecrübesi için, bastırılmış her şeyi şiddetli duyumsal tecrübeler aracılığı ile ortaya çıkarmak istiyorum. Benin tiyatrom aslında psikanaliz tiyatrosu. Freud üzerinden Jung’a ulaştığımdan tiyatrom mistisizm ile de çok ilgilenir, yani Yunan tiyatrosu gibi. Amaç bastırılmış olanı dramatik bir süreç ile dışarıya çıkartıp bilincin önüne sermek. Kan ile ilgili... Tüm canlılar bedenlerinde sağlıklarını da etkileyen litrelerce kan taşıyor ve pompalıyor. Bir dereceye kadar bu kan ile vücudumuzdaki görünmeyeni göstermek istiyorum. Çalışmalarınızda herhangi bir sınırdan söz edilebilir mi? Sanatsal süreçten söz ettiğimizde sınır sizin için ne ifade ediyor? Benim kanımca sanat sınırsızdır ve herşey sanat olabilir. Yani ahlak dışı olan bir öğe de. Kalbimde devam eden süreç işte tam orada başlıyor. Herhangi bir insana veya hayvana zarar vermek istemiyorum. Bu çok önemli. Bir savaş ve cinayetin bir sanat eseri olamayacağını söylemiyorum ama ben öyle bir eser yapmayı reddediyorum. Rudolf Schwarzkogler’in yaptığı gibi kendi vücudunu performanslarında hiç kullanmadın değil mi? Ben kendi vücudumu da performanslarımda kullandım. Hepimiz bir şekilde kendimizi yaralayıp zarar vermişizdir. Brus, ancak bir yere kadar devam etti. En sonunda “kendimi sakat bırakmak istemiyorum” dedi. İşkence süreçlerini sanatım için kullandığım sürece sorun yok ama daha ileriye gitmek istemiyorum. Brus hiçbir zaman kendisine zarar vermedi. O gördüğünüz tiyatronun makyaj bölümüne ait olması gereken bandajlar. Benim pasif aktörlerim herhangi bir sporcunun çekmek zorunda kaldığı acıdan daha fazla acı çekmiyor. Sanat ve kan... Sanatçılar Rönesans’dan çok daha önce bu konuyla ilgilendiler ama kanın iğrençlik, vahşet gibi temalarla kullanılışını tetikleyen neydi sizce? Kan hem hayatın hem de ölümün sıvı özü. Eski sanatçılar için bu bilinmezlik, bu merak belirleyiciydi. Leonardo ve Michealangelo hayatlarını tehlikeye atarak otopsilere katıldılar. Niye? Çünkü içimizde ne olduğunu öğrenmek istiyorlardı. Performanslarınız bazen tek, bazen 100 oyuncuyla gerçekleşiyor. Contemporary Istanbul’da ne bekliyor bizi? Bu geniş alan ile baş etmemde yardımcı olacak on tane ressam asistanım olacak. Yani bu bir resim performansı olacak. Ekran üzerinde dramatik bir şekilde içimizi dökeceğiz, yani duyularımızdan faydalanıp rahatlayacağız. 39 This year, the fair will host galleries such as Malborough, Lelong, Andipa, Opera Gallery, Galeria Filomena Soares, Galeria Javier Lopez, Michael Schultz, Klaus Steinmetz; and Dirimart, Galerist, Galeri Mana, Galeri Nev, Pi Artworks, Rampa, and x-ist from Turkey, along with the works of young and emerging artists in the prime of their careers, coming from different experiences and perspectives. CI 8th Edition Time for Contemporary Istanbul Contemporary Istanbul Zamanı Hayat, Les Parfums De Revolte / Perfumes Of Revolt, 2013 Digital prints on transparent film, burnt and enclosed in plexiglas boxes, 20 x 15 x6 cm, Mark Hachem Gallery Fuara bu yıl Malborough, Lelong, Andipa, Opera Gallery, Galeria Filomena Soares, Galeria Javier Lopez, Michael Schultz, Klaus Steinmetz; Türkiye’den Dirimart, Galerist, Galeri Mana, Galeri Nev, Pi Artworks, Rampa, x-ist gibi galeriler, hem kariyerinde olgunluk çağına erişmiş hem de genç ve yükselme noktasındaki farklı deneyim ve perspektiften sanatçıların eserlerine yer veriyor. Sarkis, Davetli Portreler (V. 17), Invited Portraits (V. 17), 2012 Vitray, floresan lamba, metal yapı / Stained glass, fluorescent tube, metal sheet, 100 x 45 cm, Galeri Mana In its 8th year, Contemporary İstanbul will host thousands of art enthusiasts, 650 artists, 3000 artworks, and 92 galleries from 21 countries, presenting numerous innovations. Along with the galleries attending to fair, “Dialog” exhibition on Austrian contemporary art, held by one of the sponsors of the fair, OMV; New Horizons Section: Russia; the New Media Fair, Plug-in; CI Dialogues conference programme; art department from Armenia; performances, and exhibitions of art collectives will also be included in the event with an international selection. Contemporary Istanbul 8. yılında birçok yenilikle bu yıl binlerce sanatseveri; 650 sanatçı, 3000 eser, 21 ülkeden 92 galeriyi ağırlayacak. CI’da bu yıl fuara katılan galerilerin yanı sıra; fuar sponsorlarından OMV’nin Avusturya güncel sanatı üzerine gerçekleştireceği ‘Diyalog’ sergisi, Yeni Ufuklar Bölümü: Rusya, Yeni Medya Fuarı Plugin, CI Dialogues konferans programı, Ermenistan’dan sanat bölümü; performanslar ve sanat kolektiflerinin sergileri uluslararası bir seçkiyle yer alacak. Kendell Geers, ‘Mutus Liber 50’, Ink, Resin and Paint on Found object, 110 cm x 38 cm x 32 cm, 2008, Galerist 40 Manit Sriwanichpoom, Pink Man Meets Guan Yu Opening performance by Hermann Nitsch Hermann Nitsch, one of the pioneers of Viennese Actionism, surfaced back in the 70’s, will deliver the opening performance of CI. Throughout the fair, Nitsch, together with the artists included in the performance, will present the 66th of his “Malakt” series, in which he brought painting together with art, in a space of 680 square meters. Including the “Malakt” series, Nitsch has delivered 138 performances to this day, first of which was given at Vienna in 1960, and the last in the August of 2013 at Pinzendorf. In the eight year of Contemporary Istanbul, a leading event for the increase of quality and production in the artist field in Turkey, allows a wide perspective, presented by 92 international galleries. Açılış performansı Hermann Nitsch’ten CI’ın açılış performansı 70’li yıllarda ortaya çıkan Viyana Aksiyonizmi’nin öncülerinden Avusturyalı sanatçı Hermann Nitsch tarafından yapılacak. 680 metrekarelik bir alanda fuar boyunca performansa katılan sanatçılarla birlikte Nitsch, resim ve performansı bir araya getirdiği ‘Malakt’ serisinin 66.sını burada gerçekleştirecek. Nitsch bugüne kadar, ‘Malakt’ serisinin de dahil olduğu 138 performans yaptı; bunlardan ilki 1960 yılında Viyana’da ve sonuncusu 2013 Ağustos’unda Pinzendorf ’ta gerçekleşti. Türkiye’de sanatsal alanda üretimin ve kalitenin artmasına öncülük eden etkinliklerden Contemporary Istanbul sekizinci yılında, uluslararası 92 galerinin sunacağı geniş bir perspektife yer veriyor. 41 30 CI 8th Edition This year’s fair includes the Art from Armenia selection for the third time. Exhibiting examples from his mainly figurative selection, Onno Ayvaz will display internationally recognized Armenian artists this year, such as Ara Mikalyan, and Vahram Davtiyan. Artists who attended ArtOn this year, Ercan Akın, İlker Canikligil, Klaus Mosttig ve Behrux Heschmat, will also be included in the fair. Additionally, ArtOn has developed a project, titled Max5, a new section providing the art enthusiasts with a chance to acquire qualified artworks with accessible prices. The projectspecific works by the artists will be sold at a price of 5000 USD or under. In CI, the gallery, after last year’s solo exhibition by x-ist artist Ansen Atilla, will display the solo presentation of Ali Elmacı. Fuarda bu yıl üçüncü kez Ermenistan’dan Sanat seçkisine yer veriliyor. Figüratif ağırlıklı seçkisinden örnekler sergileyen Onno Ayvaz; bu yıl Ara Mikalyan, Vahram Davtiyan gibi Ermenistan’ın dünyaca bilinen sanatçılarına yer verecek. ArtOn’a bu yıl katılan sanatçılar Ercan Akın, İlker Canikligil, Klaus Mosttig ve Behrux Heschmat, fuarda da yer alacaklar. ArtOn ayrıca; sanatseverlerin ulaşılabilir fiyatlara nitelikli sanat eserlerine sahip olmalarını sağlayacağı yeni bir bölüm olan Max5 projesini geliştirmiş. Sanatçıların projeye özel ürettikleri işler 5000 USD ve altında fiyatlara satışa sunulacak. CI’da, geçtiğimiz yıl solo bir alanda projesini gerçekleştiren x-ist sanatçısı Ansen Atilla’nın ardından bu yıl galeri, Ali Elmacı’nın solo sunumuna yer verecek. Daron Mouradian 120X100 Oil On Canvas, Art from Armenia CONTEMPORARY ISTANBUL booth IKM 401 ardan özmenoğlu, ali kotan, tuğberk selçuk 07.11.2013 - 10.11.2013 ESAT TEKAND With Plugin New Media Fair, organized for the first time this year, Contemporary Istanbul celebrates the unity of new technologies with art. Focusing on the effects of video, new media and digital technologies on art, Plugin will offer the viewers an experience comprised of audio and light installations, interactive and generative art pieces, interior mapping projects, and robotic designs. The event aims to draw galleries, design and architecture studios and software and technology firms working in this field inside the project. Young and experienced artists, new works, new projects at one place Galleries which attend to the fair from different parts of the world, such as Europe, America, Southern Asia, South America and Middle East, offer a selection comprised of works deemed masterpieces, from artists of different periods, such as Botero, Robert Mapplethorpe, and Lucien Freud, along with the works of young artists who are in the beginning of their careers. We can also see that the galleries in Istanbul have been giving more place to international artists this year. Galerist will debut the works 42 Contemporary Istanbul bu yıl ilkini gerçekleştireceği Plugin Yeni Medya Fuarı’yla yeni teknolojilerin sanatla birlikteliğini kutluyor. Video, yeni medya ve dijital teknolojilerin sanattaki etkilerine odaklanan Plugin, izleyicilere ses ve ışık enstalasyonları, etkileşimli ve jeneratif sanat işleri, iç mekan mapping projeleri, robotik tasarımların olduğu bir deneyim sunacak. Etkinlik; halerileri, tasarım ve mimari stüdyolarını ve bu alanlarda çalışan yazılım ve teknoloji firmalarını projenin içine çekmeyi amaçlıyor. Genç ve deneyimli sanatçılar, yeni eserler, yeni projeler bir arada Fuara Avrupa, Amerika, Güney Asya, Güney Amerika ve Ortadoğu gibi dünyanın farklı bölgelerinden katılan galeriler Botero, Robert Mapplethorpe, Lucien Freud gibi farklı dönemlerden sanatçılara ait başyapıt olarak kabul edilen eserlerin yanı sıra kariyerinin başlangıcındaki genç sanatçılardan oluşan bir seçki sunuyor. Bu yıl, İstanbul’daki galerilerin uluslararası sanatçılara daha fazla yer vermeye başladığını görebiliriz. Galerist, Arik Levy’nin tasarımlarından farklı bir çizgide olan sanat eserlerini fuarda ilk kez gösterecek. Galeriye yeni katılan sanatçılardan ve fuarda Otobiyografik Karalamalar I - II Autobiographic Drafts I – II 01.11.2013 - 20.11.2013 MİTHAT ŞEN Ihtimaller Possibilities 22.11.2013 - 18.12.2013 CI 8th Edition Drew Tal Üç incilerle / Three Pearls, 2012, Duraflex Baskı Alüminyum / Duraflex Print on Aluminum, 50 x 40 cm, Emmanuel Fremin İdil İlkin, İsimsiz / Untitled, 2013 Kromojenik baskı, Diasec, 120 x 80 cm, Galerist Yiğit Yazıcı, RTU 181213, 2013 Tuval üzerine akrilik / Acrylic on canvas, 140 x 130 cm, ArtOn Aras Seddigh İsimsiz / Untitled, 2013 Tuval üzerine karışık teknik/ Mixed media on canvas, 200 x 254,5 cm, Galeri Nev Michel Comte, Jeremy Irons, 377, 1990 Arşivsel Pigment Baskı / Archival Pigment Print, 56x68 cm, Elipsis Gallery which now differ from Arik Levy’s designs, at the fair. Another artist attending to the fair and presenting her works for the first time is İdil İlkin, who will be opening her first solo exhibition in December. According to Eda Berkmen, the director of the gallery, the development of art in Turkey continues intensely and strongly. The increase in the numbers of galleries, artists, and production and art institutions is a state which nurtures all of us. Another artist who will have her work presented in the fair for the first time is Çağla Köseoğulları. Treating the issue of migration, the works of the artist will be on display in CI for the first time after Vienna Art Fair. Galeri Nev, one of the oldest galleries of Istanbul, is attending to this year’s fair with the works of Erdoğmuş, Canan Tolon, Nermin Er, and Ani Çelik Arevyan, specially performed for CI. When commenting on the art scene in Turkey, Dostoğlu points a finger at the increasing number of visitors in the 13th Istanbul Biennial. Visited by a total of 350.000 people, the biennial is an indicator of the interest towards art. Elipsis, a supporter and a representative of current photography in Turkey, will bring together internationally recognized young 44 işlerini ilk kez göreceğimiz sanatçılardan biri de, Aralık ayında ilk solo sergisini açacak olan İdil İlkin. Galerinin direktörü Eda Berkmen’e göre Türkiye’deki sanatın gelişimi oldukça yoğun ve güçlü bir şekilde devam ediyor. Galeri, sanatçı sayısı, üretim ve sanat kurumlarının artması hepimizi besleyen bir durum. Bu yıl fuarda işleri ilk kez sergilenecek sanatçılardan biri de Çağla Köseoğulları. Göç meseleleriyle ilgilenen sanatçının işlerini Viyana Sanat Fuarı’ndan sonra ilk kez CI’da göreceğiz. İstanbul’un en eski galerilerinden Galeri Nev fuara bu yıl Tayfun Erdoğmuş, Canan Tolon, Nermin Er, Ani Çelik Arevyan’ın CI için gerçekleştirdikleri özel işlerle katılıyor. Dostoğlu, Türkiye’deki sanat ortamını değerlendirirken 13. İstanbul Bienali’nin artan ziyaretçi sayısına dikkat çekiyor. Bu yıl 350.000 kişinin ziyaret ettiği bienal, sanata olan ilginin göstergesi. Türkiye’de güncel fotoğrafın destekçisi ve temsilcisi Elipsis uluslararası alanda isimlerini duyurmuş genç fotoğraf sanatçıları Yusuf Sevinçli, Serkan Taycan ve Metehan Özcan’ın yanı sıra, Isabel Munoz, Michel Comte, Gilbert Garcin gibi sanatçıları da sanatseverlerle buluşturuyor. Uluslararası ve Türkiye’den Kiluanji Kia Henda, Muriege, Luanda Sul, 2010, Mat kağıt üzerine inkjet baskı, alüminyumla birleştirilmiş/ Ink jet print on matte paper, mounted on aluminum, 130 x 86 cm photograph artists, including Yusuf Sevinçli, Serkan Taycan and Metehan Özcan, along with Isabel Munoz, Michel Comte, and Gilbert Garcin, with art lovers. Another gallery representing international and Turkish artists, Dirimart will present the new works of numerous artists, including Darren Almond, Franz Ackermann, Shirin Neshat, Fabian Marcaccio with Yeşim Akdeniz, Ekrem Yalçındağ, and Ebru Uygun. Murat Akagündüz, whose work we have the chance to encounter in the Biennial and many other international exhibitions, will present a selection from Canan Dağdelen, Ayşe Erkmen, Deniz Gül, Sarkis and Pınar Yolaçan. Celebrating its 15th year, Galeri Apel is one of the highlights of the fair with the works of Şakir Gökçebağ, Yıldız Şermet, and Aslımay Altay Göney. With artists like Murat Germen, Olgu Ülkenciler, Yusuf Aygeç, and Dieter Mammel, another gallery which will be presenting artists from different practices with an international selection will be C.A.M. Rampa Galeri will offer us the late productions of artists, such as Nevin Aladağ, Güçlü Öztekin, Vahap Avşar, CANAN, Nilbar Güreş, and Erinç Seymen. ArtNext Istanbul, Contemporary Erbil, Armaggan, Ekavart, Art350, GaleriMiz, Mixer, Redart, and Arda Sanat are also among the Turkish galleries which are having their first time in the fair. sanatçıları temsil eden bir diğer galeri Dirimart; Darren Almond, Franz Ackermann, Shirin Neshat, Fabian Marcaccio ile Yeşim Akdeniz, Ekrem Yalçındağ, Ebru Uygun ve birçok sanatçının yeni işlerini sergileyecek. Bienal ve uluslararası birçok sergide eserleriyle karşılaştığımız Murat Akagündüz, Canan Dağdelen, Ayşe Erkmen, Deniz Gül, Sarkis ve Pınar Yolaçan’dan bir seçki sunacak. Bu yıl on beşinci yılını kutlayan Galeri Apel’de Şakir Gökçebağ, Yıldız Şermet, Aslımay Altay Göney’in işleri fuarın öne çıkanlarından. Murat Germen, Olgu Ülkenciler, Yusuf Aygeç, Dieter Mammel gibi sanatçılarla uluslararası bir seçkiyle farklı pratikten sanatçılara yer verecek olan galerilerden biri de C.A.M. olacak. Rampa Galeri’de Nevin Aladağ, Güçlü Öztekin, Vahap Avşar, CANAN, Nilbar Güreş, Erinç Seymen gibi sanatçıların son dönem üretimlerini görmek mümkün. ArtNext Istanbul, Contemporary Erbil, Armaggan, Ekavart, Art350, GaleriMiz, Mixer, Redart, Arda Sanat ise Türkiye’den fuara ilk kez katılan galeriler arasında. 45 What Do The Galleries Say? Galeriler Ne Diyor? “The galleries in Europe and America will move their new spaces to Asia.” ‘’Avrupa ve Amerika’daki galeriler yeni mekanlarını Asya’ya taşıyacak.’’ Rüdiger Voss Galerie Voss, Düsseldorf We will present in this year’s CI, the hyperrealist paintings of Frank Bauer, the photography of Iwajla Klinke, paintings of Davide Le Rocca from Italy, Kate Waters from Canada and Brazil’s Harding Meyer and the photography of Claude Rogge. The galleries in Europe and America are searching for markets in Asia. The effect of the crisis was potently felt in the art environments in Germany, though artists such as Kiefer and Richter were still able to find buyers, but the situation looks harsh for young artists. CI’da Frank Bauer’in hiperrealist resimlerini, Iwajla Klinke’in fotoğraflarını, İtalya’dan Davide La Rocca ve Kanada’dan Kate Waters, Brezilya’dan Harding Meyer’in resimlerini ve Claude Rogge’in fotoğraflarını sergiliyoruz. Avrupa ve Amerika’daki galeriler Asya’da da bir pazar arayışı içinde. Almanya’daki sanat ortamında krizin etkisi oldukça hissedildi fakat Kiefer ve Richter gibi sanatçılar yine de alıcı buldu, genç sanatçılar için ise durum kolay görünmüyor. Iwajla Klinke, “o.T.”, Serie Pfingstkönige, 2012 Fotoğraf / Framed photography, 150 x 111 cm, Galeri Voss “We have met with the collector audience in Turkey, and decided to attend to the fair for a second time.” ‘’Türkiye’deki koleksiyoner kitlesiyle tanıştık, fuara ikinci kez katılmaya karar verdik.’’ Michael Schultz Galerie Michael Schultz, Berlin When we first attended to CI, we’ve met with several collectors and for this reason we have decided to revisit. In this year’s fair, along with prominent artists, such as Picasso, Warhol, and Richter, we will also display the works of young artists such as SEO, Andy Denzler and Römer + Römer. We think that the art market will grow by expanding to new and unknown geographies. But the art market in Germany is stable and difficult for young artists. CI’ya ilk katıldığımızda birçok koleksiyonerle tanıştık ve tekrar gelmeye karar verdik. Bu yıl fuarda Picasso, Warhol, Richter gibi tanınmış sanatçıların yanı sıra, SEO, Andy Denzler ve Römer + Römer gibi genç sanatçıları göstereceğiz. Sanat piyasasının yeni ve bilinmedik coğrafyalara açılarak büyüyeceğini düşünüyoruz. Almanya’daki sanat piyasası ise stabil ve genç sanatçılar için zor. 46 CI 8th Edition “Istanbul, Johannesburg, Bogota and Abu Dhabi are the emerging cities of art.” ‘’İstanbul, Johannesburg, Bogota, Abu Dhabi sanatın yükselen şehirleri.’’ Carlos Baste Senda Gallery, Barcelona / Barselona “’Miro, Tapies, Bacon and Plansa, together in Scully Galeri Lelong.” ‘’Miro, Tapies, Bacon ile Plansa, Scully Galeri Lelong’da bir arada.’’ Francois Dournes Galerie Lelong, Paris We have decided to attend CI for the first time because of the interest we have come across in the fairs we’ve took part in the last years, especially from the collector audience from Turkey. We will present in the fair, works of a familiar face from Turkish art environment, Ramazan Bayrakoğlu, along with artists such as Miro and Tapies, Sean Scully, who will debut his latest effort in CI, and Jaume Plensa, one of the most important sculptors of late years. Son yıllarda katıldığımız fuarlarda Türkiye’den yoğun bir koleksiyoner kitlesinin ilgisiyle karşılaştık ve CI’ya katılmaya karar verdik. Fuarda, Türkiye’nin tanıdığı bir sanatçı olan Ramazan Bayrakoğlu’nu, ayrıca Miro, Tapies gibi sanatçıları, yeni işini ilk kez CI’da göreceğimiz Sean Scully ve son yılların en önemli heykeltıraşlarından Jaume Plensa’ı sergileyeceğiz. Turkey is a developing market. We wanted to get to know the collectors, institutions and the cultural environment. We will display the paintings of Chinese painter Gao Xingjan, photography of Ola Kolehmainen from Finland, and the works of Massimo Vitali from Italy. There also is a photography selection from Robert Mapplethorpe. Videos of Cuban artist Glenda Leon and James Clar are included in Plug-in. I think Johannesburg, Bogota and Abu Dhabi are artistically emerging cities. Türkiye gelişen bir piyasa. Koleksiyonerleri, kurumları ve kültürel ortamı tanımak istedik ve fuara katılmaya karar verdik. Çinli ressam Gao Xingjan’ın resimlerini, Finlandiya’dan Ola Kolehmainen’in fotoğraflarını ve İtalya’dan Massimo Vitali’nin işlerini göstereceğiz. Robbert Mapplethorpe’dan da bir fotoğraf seçkisi bulunuyor. Plugin’de ise Kübalı sanatçı Glenda Leon ve James Clar’ın videoları yer alacak. İstanbul, Johannesburg, Bogota, Abu Dhabi’nin sanat anlamında yükselen şehirler olduğunu düşünüyorum. What Do The Galleries Say? Galeriler Ne Diyor? “The reason for the rise of art in Middle East is the people seeing art as an escape from the problems of the region.” ‘’Ortadoğu’da sanatın yükselmesinin sebebi, insanların sanatı bölgedeki problemlerden bir kaçış olarak görmesi.’’ Noah Moharrem Arton56, Lebanon / Lübnan We will participate with the works of the recognized artists of the region, including Fuara, Tarek Butayhi, Naim Doumit, Bassam Geitani, Hasko Hasko, and Nazir Ismail. People in the Middle East see art as a way of escape from the problems, and this triggers the emergence of art markets in the region. Fuara, Tarek Butayhi, Naim Doumit, Bassam Geitani, Hasko Hasko, Nazir Ismail gibi bölgenin bilinen sanatçılarıyla katılacağız. Ortadoğu’da insanlar sanatı problemlerden uzaklaşmanın bir yolu olarak görüyor, bu sanat piyasasının bölgede gelişmesini tetikliyor. Fırat Engin, İktidar, 2013 LED ekran, elektrik süpürgersi, DVD, metal / LED screen, vacuum cleaner, DVD, metal / 100 x 155 x 75 cm, ArtOn “The future of art markets is in Asia and South America.” ‘’Sanat piyasasının geleceği Asya ve Güney Amerika’da’’ Michael Gitlitz Malborough Gallery, New York, London / Londra “It’s the right time to be a part of the art world!” ‘’Sanat dünyasının bir parçası olmak için çok doğru bir zaman!’’ This our second time in CI. This year we will present works from Magdalena Abakanowicz, Fernando Botero, Claudio Bravo, Richard Estes, Jonah Freeman & Justin Lowe, Juan Genovés, Ahmet Güneştekin, Henri Matisse, Tom Otterness, Pablo Picasso, and Manolo Valdés. One of the reasons behind the expansion of art markets towards Asia and South America artists and collectors travelling more. Bu yıl ikinci kez katılıyoruz CI’ya. Fuarda Magdalena Abakanowicz, Fernando Botero, Claudio Bravo, Richard Estes, Jonah Freeman & Justin Lowe, Juan Genovés, Ahmet Güneştekin, Henri Matisse, Tom Otterness, Pablo Picasso, Manolo Valdés’in eserlerini sergileyeceğiz. Sanat piyasasının Asya ve Güney Amerika’ya doğru genişlemesinin sebeplerinden biri, sanatçıların ve koleksiyonerlerin daha fazla seyahat etmeleri. James Dwyer Andipa Gallery, London / Londra We will present works from artists in the start or in the middle of their career, alongside with works from Marc Quinn, Banksy, Roy Lichtenstein, Joan Miro, and Matisse. The video installation of Spotlight Award 2013 Winner William Mackrell will be displayed in Plug-in. Today’s art market is variable and collectors of all geographies and ages are interested in contemporary art. The new market is a global market which incorporates Turkey because of its position and dynamism. Marc Quinn, Banksy, Roy Lichtenstein, Joan Miro, Matisse’in yanı sıra kariyerinin başlangıç ve ortalarındaki sanatçıların eserlerini de sergileyeceğiz. Plugin’de ise 2013 Spotlight Ödülü kazanan Willam Mackrell’in video enstelasyonu yer alacak. günümüzde sanat piyasası değişken; her coğrafyadan ve yaştan koleksiyonerin güncel sanatla ilgileniyor. Yeni piyasa, konumu ve dinamizminden dolayı Türkiye’nin de içinde bulunduğu global bir piyasa. Juan Genovés Equidistante , 2013 Tuval üzeri akrilik / acrylic on canvas , 47 1/4 x 35 3/8 in, 120 x 90 cm, Malborough Gallery Fabbrica Eos, Italy / İtalya Banksy Kids on Guns, 2003 Spray paint on canvas, 51 x 51 cm, Andipa Gallery 48 We decided to attend the fair for a second time because of the cultural and artistic motivation we observed in Turkey, similar in nature to what we’ve experienced in Italy back in the 60’s. For 20 years, our gallery’s program has been focused on displaying young artists; in CI the works from Manuel Felisi, Fabio Giampietro, Troilo, Giovanni Sesia, and Robert Gligorov, some of whose work is already available in Elgiz Collection. Türkiye’de 60’larda İtalya’da yaşadığımız kültürel ve sanatsal motivasyonu gördüğümüz için fuara ikinci kez katılmaya karar verdik. Galerimiz 20 yıldır genç sanatçıları sergilemeye odaklı bir program çiziyor; CI’da bu yıl Manuel Felisi, Fabio Giampietro, Troilo, Giovanni Sesia ve eserleri Elgiz Koleksiyonu’nda yer alan Robert Gligorov’un işleri görülebilir. 49 “We want to build strong institutional and collector based relationships between Southern Asia and Turkey.” ‘’Güney Asya ve Türkiye arasında kurumsal yönden ve koleksiyoner bazında güçlü ilişkiler kurmak istiyoruz.’’ CI 8th Edition ci Can Yavuz Yavuz Fine Arts, Singapore / Singapur In our first attendance to CI, we want to start a dialogue between Turkey and Southern Asia, on the bases of collectors and art institutions. Along with internationally recognized artists, such as Navin Rawanchaikul, Jumaldi Alfi, Manit Sriwanichpoom, Michael Lee and Pinaree Sanpitak, we will also display works from young artists in the fair. Singapore is not a distant land in the increasingly globalized art markets. The interest of local collectors towards international markets is growing day by day. CI’ya ilk katılımımızda Türkiye ve Güney Asya arasında hem koleksiyoner hem de sanat kurumları bazında bir diyalog başlatmak istiyoruz. Fuarda, Güney Asya’dan Navin Rawanchaikul, Jumaldi Alfi, Manit Sriwanichpoom, Michael Lee ve Pinaree Sanpitak gibi uluslararası alanda isim yapmış sanatçıların yanı sıra genç sanatçılara da yer vereceğiz. Gün geçtikçe globalleşen sanat piyasasında Singapur artık uzak bir ülke değil. Bölgedeki koleksiyonerlerin uluslararası pazarlara ilgisi de giderek yükseliyor. Navin Rawanchaikul, Taximan 03 contemporary istanbul 7-10 Kasım / November 2013 stand IKM406 MURAT KÖSEMEN “In CI, we will display examples of contemporary art from Norway.” ‘CI’da Norveç’ten güncel sanatın örneklerini sergileyeceğiz.’’ PINAR DU PRE Julian Sunyer Son Espace, Spain and Norway / İspanya ve Norveç SARA BARUH It is our first time in CI. Our decision to attend was influenced by the long running exhibitions of Istanbul Biennial which are improving in quality day by day, and the increase in the number of the art institutions in Turkey. We also observe the development of art in Istanbul, artistically, curatorially, and critically. In the fair, we will display exampled from the art of Norway, such as Morten Viskum, Virg, Bjarne Melgaard, Fredrik Værslev. In addition, the works of Spanish artist Luis Vidal (1970) and Colombian artist Herikita con K (1986) will also be available. CI’ya ilk kez katılıyoruz. İstanbul Bienali’nin uzun soluklu ve kalitesi gün geçtikçe artan sergileri, Türkiye’deki sanat kurumlarının artışı katılım kararımızı etkiledi. Ayrıca İstanbul’daki sanatsal, küratöryel, eleştirel ve küratöryel anlamda sanatın geliştiğini görüyoruz. Fuarda Norveç sanatından örnekler sunacağız; Morten Viskum, Virg, Bjarne Melgaard, Fredrik Værslev. Bunun yanı sıra, İspanyol sanatçı Luis Vidal (1970) ve Kolombiyalı sanatçı Herikita con K’nın(1986) işleri yer alacak. ÖZLEM PAKER Melike Narin Melike Narin Fine Arts, Hong Kong Melike Narin Fine Arts was established last year in Hong Kong. In CI, we will present works from Hong Kong’s Tsang Chui and Tao Ulusoy from Şanlıurfa. Our gallery aims to create a dialogue between two countries and also to address to new and innovative collectors. Melike Narin Fine Arts Hong Kong’da geçtiğimiz yıl kuruldu. CI’da Hong Kong’danTsang Chui Mei ve Şanlıurfa’dan Tao Ulusoy’un eserlerini sergileyeceğiz. Galerimiz, iki ülke arasında bir diyalog oluşturmayı, ayrıca genç ve yenilikçi koleksiyonerlere hitap etmeyi amaçlıyor. ESRA ŞATIROĞLU What Do The Galleries Say? Galeriler Ne Diyor? 50 JEONG MIN SUH UĞUR ÇAKI Abdi İpekçi Caddesi, Gülen Apt. No: 24 Kat 1 D. 4 Nişantaşı - İstanbul T: +90 212 247 47 29 F: +90 212 247 95 40 www.g-linart.com Contemporary Art from Russia Rusya’dan Güncel Sanat Iara Boubnova Olga Bozhko, Birch tree 2013, Knitting 215х23cm, 2011, Galerie Iragui Maria Arendt, Updrafts 2013, linen embroidery 145x190cm, 2013, Artreflex Gallery It is hard to present the Russian art scene in just a few sentences because of its scale. I think one of its newest characteristics is its decentralization. Few years back most of the events, the institutions and the artists were concentrated in Moscow; now we can talk about at least 6-7 other cities as well. I do not mean visits from the capital city but projects organized locally in Yekaterinburg, Nizhniy Novgorod, St Petersburg, Kaliningrad, and Voronezh and so on. Often the process is motivated by the activities of the State Center of Contemporary Art in Moscow and its branches in the other cities. Similar tendencies are manifested concerning the commercial institutions as well – no longer it is only galleries from Moscow that take part in the art fairs; recently in Yekaterinburg the new Ural Vision Gallery opened as a partner of the well known Marina Gisich Gallery in St Petersburg. Of course Moscow is still the most developed in terms of the art scene infrastructure. There are events such as the Moscow Biennial, the art fair, and the recently held “Vladey” auction by the Regina Gallery; as well as the numerous private initiatives such as the Garage Center for Contemporary Culture in the Gorki Park, the Strelka Institute for Media, Architecture and Design among others. Apart from its brilliant exhibition projects Garage for instance, is becoming famous with its publishing program as well as for the massive gathering and research on the archives of Russian contemporary art from the last 30 years. The Strelka Institute is offering an exceptionally good educational program in the field of urbanism and city culture under the guidance of world stars while providing stipends to its students. The emergence of Strelka supplements the activities of the famous since the early 1990ies Institute for the Problems of Contemporary Art and the Rodchenko Moscow School 52 Alexander Dashevskiy, From the seria Partial losses, oil on canvas, 120x120cm 2013 Anna Nova Art Gallery Büyük ölçekli Rusya sanat ortamını yalnızca birkaç cümleyle sunabilmek zor. Sanırım bu ortamın en yeni özelliklerinden bir tanesi merkezden kopuyor olması. Birkaç yıl önce etkinliklerin, kurumların ve sanatçıların çoğu Moskova’dayken şimdi bu senaryonun içine en az 6-7 şehri daha dâhil edebiliyoruz. Başkentten bu bölgelere yapılan ziyaretlerden değil, direkt olarak Ekaterinburg, Nizhniy Novgorod, St Petersburg, Kaliningrad ve Voronezh gibi bölgelerde, yerel olarak düzenlenen projelerden söz ediyorum. Süreç genel olarak Moskova’daki Ulusal Çağdaş Sanat Merkezi ve bu kurumun diğer şehirlerdeki şubelerinde yapılan aktivitelerle harekete geçiriliyor. Ticari kurumlarda da benzer yönelimler ortaya çıkmaya başladı – artık fuarlarda yalnızca Moskova’daki galeriler yer almıyor; geçtiğimiz günlerde Ekaterinburg’da, St. Petersburg’daki Marina Gisich Gallery’nin ortağı olarak açılan Ural Vision Gallery de buna bir örnek. Moskova elbette sanat altyapısı açısından en gelişmiş şehir olma konumunu koruyor. Moskova Bienali, sanat fuarı ve yakın zaman önce, Regina Gallery tarafından düzenlenen “Vladey” müzayedesi gibi etkinliklerin yanında, Gorki Parkı’ndaki Garage Çağdaş Sanat Merkezi ve Strelka Medya, Mimari ve Tasarım Enstitüsü gibi birçok şahsi girişim de mevcut.Örneğin Garage, muhteşem sergi projelerinin yanı sıra, yayımcılık programı ve Rusya’daki son 30 yılın çağdaş sanat arşivleri üzerine gerçekleştirdiği büyük çaplı toplama ve araştırmalarıyla ün kazanıyor. Dünyaca ünlü isimlerin rehberliğinde, üstün seviyede bir şehircilik ve şehir kültürü programı sunan Strelka Enstitüsü ise öğrencilerine burs imkânı da sağlıyor. Strelka’nın yükselişi, 90’ların başından beri ünlü olan Çağdaş Sanat Konuları Enstitüsü, Rodchenko Moskova Fotoğraf ve Multimedya Okulu gibi yerlerin, alternatif modern Oleg Khvostov, Provence View 2013, Oil on canvas, 60x80cm, Al Gallery for Photography and Multimedia as alternative modern educational institutions. There are however some disturbing facts as for instance, the closure of some of the oldest commercial galleries while one of the most active Moscow locations for contemporary art The Vinzavod, where they were located, has lost much of its appeal. The close by center for design Artplay is still at the stage of defining its own exhibition profile. Parallel to these newer locations in Moscow are still functioning also the traditional museums, commercial galleries, private noncommercial exhibition spaces as well as many art clusters, artists’ associations, exhibition and educational initiatives hosted in studios and apartments. The Russian ownership and management of the ViennaFair on their part are contributing to the development of the market for Russian art attracting interest with the expert knowledge of the art scene, the invitation of quality galleries alongside the established and starting collectors. Though the institutional development looks quite promising the Russian artists not only do not feel secure but actually feel threatened by the obvious effects of the global financial crisis as well as by the allover cultural policies of the country. More often now there are cases of censorship of works by artists and curators; more often there are actual court verdicts that sometimes force the authors to leave the country. The legislature restricting the freedom of expression as well as that treating minorities in a negative way, are causing many active protests among the artists; these are also threatening their international contacts. The curator of the newest 5th Moscow Biennial had to write an open letter to the international art community in order to prevent the boycott of the event. Catherine de Zegher made an appeal to support the eğitim kurumları olarak düzenlediği etkinlikleri tamamlıyor. Ancak bazı rahatsız edici durumlar da yaşanmıyor değil. En eski ticari galerilerden bazılarının kapanması ve Moskova’daki en aktif çağdaş sanat mekânlarından biri olan Winzavod Çağdaş Sanat Merkezi’nin bulunduğu yerdeki çekiciliğinin çoğunu kaybetmesi gibi durumlar, buna örnek verilebilir. Yakınlardaki tasarım merkezi Artplay ise hâlen kendi sergi profilini tanımlama safhasında. Moskova’da hâlen aktif olan bu yeni mekânlara paralel olarak, geleneksel müzeler, ticari galeriler ve ticari olmayan şahsi sergi mekânlarının yanında, sanat kümelenmeleri (“art cluster”), sanatçı dernekleri ve stüdyo ve dairlerde düzenlenen sergi ve eğitim amaçlı girişimler bulunuyor. Rusların yönetiminde düzenlenen Viyana Sanat Fuarı da, sanat ortamı hakkındaki uzmanlıklarıyla ilgi çekme ve hem yerleşik, hem de yeni başlayan koleksiyonerlerin galerilerine davet sunulması gibi faaliyetlerle, Rusya sanat piyasasının gelişimine katkı sağıyorlar. Kurumsal gelişmeler oldukça ümit verici görünüyor olsa da, küresel finansal kriz ve ülkenin her yöndeki kültürel politikaları Rus sanatçıları emniyetsiz hissettirmekle kalmıyor, onları tehdit de ediyor. Sanatçı ve küratörlerin sansürlendiği olayların ve bazen yazarları ülkeyi terk etmeye zorlayan gerçek mahkeme hükümlerinin sayısı gittikçe artıyor. İfade özgürlüğünü kısıtlayan ve azınlıklara olumsuz şekillerde davranan hükümet, sanatçılar tarafından devamlı olarak, aktif şekilde proteste ediliyor. Hükümetin bu tutumu, sanatçıların uluslararası bağlantılarını da kötü etkiliyor. 5. Moskova Bienali’nin küratörü, etkinliğin boykot edilmemesi için uluslararası sanat camiasına bir açık mektup 53 Olga Tatarintseva, The Shape of Sound 2010, Chamotte glaze 58x370x46cm, Popoff Art Gallery Moscow Berlin Russian art scene through involvement and presence. This appeal might still be valid next year as well when in St Petersburg there will be the next edition of Manifesta. The younger generation of artists in Russia working now at a time that might be defined as a period of stabilization of the political processes in the country, is ever more actively integrated into the international context. These artists feel less and less the link and the heritage of the generation of the Moscow conceptualists from the 1970s who existed in cultural isolation and was very late to receive wide acknowledgement. The younger generation however has not lived neither through the high powered wave of the engaged performative art of the 1990s, nor through the financial comfort born out of the speculative collecting trend from the first decade of the new century. They are looking for visual metaphors that give form to the notion of trauma that is specific for their time. In the controversial politicized space of the local culture they are asking questions about the interactions between the political engagement and aesthetical actuality. For the first time in recent memory though the Russian art scene is hugely diverse with unclear conceptual future and many exciting questions hanging in the air. The several active generations of artists, the variety of approaches and the abundant artistic activity in the cities away from the two traditional art centers provide for a new kind of energy in times of narrowing options in the public sphere. The maturity of the scene is higher than ever especially when one takes all the players and existing infrastructure in view; but so is higher than ever the stakes for finding the new own way for making an impact on the local and international scene alike at a time when the tensions between the art scene and the public, including the state, are more intense as well. 54 Tiff Maiofis, Pound Behind the Piano, Acrylic bromoil transfer on canvas, 160x22cm, 2012, Marina Gisich Gallery yazdı. Catherine de Zegher, Rus sanat ortamının desteklenmesi için katılım ve duruş sergileme çağrısında bulundu. Bu çağrı, Manifesta’nın bir sonraki edisyonu gelecek sene St. Petersburg’da basılırken de geçerliliğini koruyabilir. Ülkedeki politik süreçlerde istikrarın sağlandığı bir döneme girilmesi için çalışan genç nesil sanatçılar, uluslararası bağlama çok daha aktif bir şekilde entegre olmuş durumdalar. Bu sanatçılar, 70’li yıllarda, kültürel bir tecrit içinde yaşamış ve son zamanlarına kadar kendilerini geniş kitlelere duyuramamış olan Moskova kavramsalcılarının nesli ile olan bağlantılarını ve bu neslin miraslarını her geçen gün daha az hissediyorlar. Genç nesil ise ne 90’ların angaje edimsel sanatının yarattığı yüksek güçlü dalgayı, ne de yeni yüzyılın ilk on yılında, spekülatif koleksiyon yapma trendinin doğurduğu finansal rahatlığı tecrübe etti. Kendi zamanlarına has olan travma kavramına şekil verebilecek görsel metaforların arayışı içindeler. Yerel kültürün ihtilaflı bir şekilde siyasallaşmış mekânı içinde, siyasal katılım ve estetik gerçeklik arasındaki karşılıklı etkileşim üzerine sorular soruyorlar. Rus sanat ortamı, yakın zaman içinde ilk defa kavramsal geleceğin belirsiz olduğu, devasa bir çeşitlilik yaşıyor ve havada asılı kalan birçok heyecan verici soru mevut. Aktif şekilde çalışan, birkaç farklı nesilden sanatçılar, yaklaşımların çeşitliliği ve iki geleneksel sanat merkezinin dışında kalan şehirlerdeki sanat aktivitelerinin bolluğu, kamusal alandaki seçeneklerin azaldığı zamanlarda yeni bir tür enerji sağlıyor. Ortam, özellikle tüm katılımcılar ve mevcut altyapı beraber düşünüldüğünde, daha önce hiç olmadığı kadar olgun bir seviyede. Ancak kendine ait ve yerel ve uluslararası çevrelerde etki yaratabilecek bir yol bulmanın riskleri de, sanat ortamı, halk ve devlet arasındaki gerginliklerin giderek yoğunlaştığı bu dönemde, daha önce hiç olmadığı kadar fazla. OMV In Dialogue with Austria Avustuya ile Diyaloglar OMV, Contemporary Istanbul sırasında fuar alanında Avusturya’dan güncel sanatın örneklerini bir araya getirdiği bir sergi gerçekleştirecek. OMV Art Projects’in sanat danışmanı Barbara Baum, şirketin kültürü desteklediği alanları ve ülkeleri anlattı. Interview with Barbara Baum ile söyleşi OMV will realize an exhibition at the fairground during Contemporary Istanbul where a selection of contemporary artworks from Austria will be curated. Barbara Baum, the art advisor of the company tells about the fields where the company supports the culture. How long have you been working as the advisor for OMV Art Projects and how did it start? OMV Art Projects is part of the cultural sponsoring department of OMV. The integrated, international oil and gas company OMV focuses its cultural sponsoring activities on cultural exchange in the area of contemporary art between the company’s core markets in Austria, Romania, and Turkey. For OMV it makes sense to realize projects in its core markets and to strengthen the cultural dialogue. What OMV wants to do is to support some few and also strategically planned but vivid and growing projects with a benefit for the art scene, our partners and the company and not to build up a collection. How does curating a corporate collection and a private or a museum collection differ and what are the challenges of curating the OMV collection? An OMV Art Collection is not planned. We show some representative artworks at the OMV Headquarters in Vienna, important pieces of Brandl, Scheibl and Turkish artists like Ahmet Oran or İnci Eviner. These artworks belong to the company. So people know that art becomes more and more an important issue for OMV and all employees and the artscene is informed about our art projects. OMV has been supporting the Turkey section at Vienna Fair and has supported art from Turkey for the last years in exhibitions and talks. What are your future plans? The dialog and cultural exchange between Vienna and Istanbul has been fostered through several OMV projects already, such as DIYALOG: Art from Istanbul at the VIENNAFAIR 2011/2012 and through the large exhibition of Turkish art Signs taken in wonder in the MAK, Museum of Applied Arts / Contemporary Art, Vienna in 2013. The collaboration with Contemporary Istanbul takes this dialog now for the first time to Istanbul. For the future we hope to build up collaborations with Turkish art institutions to strengthen the cultural exchange in the field of contemporary art. And we do also have projects in the pipeline in Austria and Romania. We want to support the younger generation with essential projects. Art should be for everyone, following our motto: ART / OMV moves. Could you also tell us about the exhibition you will be holding at Contemporary Istanbul? The conceptual frame and the choice of the works. 56 The exhibition DIYALOG: ART FROM VIENNA presents Vienna based artists whose work reflects the enormous artistic potential of Austria’s multicultural art capital. The artworks in the exhibition were selected by a pool of renowned curators made up of art specialists from different fields. The curators each chose one important, prominent artist from the older generation and one emerging artist with great promise. These artists were presented in Istanbul with a representative and characteristic artwork – a key piece that embodies important contemporary aspects and makes a clear statement: Art as a sign of today´s world and society. The show raises several questions: How does Viennese art position itself internationally? Is Viennese art different? What forms of expression concerning content, formality, or aestheticism does it follow? How does the Viennese artist process the consequences of his/her time? The OMV special project DIYALOG: ART FROM VIENNA attempts to find answers to these questions through an exemplary, but extremely individually defined presentation in the wide field of Viennese art. What are the determining aspects of the contemporary art from Austria? Could you tell any specific approaches, trends lately? The special project includes important perspectives of Austrian painting and drawing, room and wall installations, objects and photographs, and invites visitors to actively participate. Themes such as the personal environment as an experiential space, the reception of art history, socio-politics and gender are present in the exhibited works. Forms of abstraction and concepts strongly influenced by intellect encounter intimate, poetic visual worlds in the exhibit. In the last years we could observe strong tendencies towards installations and object art, by using mixed media. Also art in public space becomes more interesting in the capital Vienna but also on the country. On the other hand academic painting has a long and strong tradition in Vienna - for the younger generation it is important to learn intensively before experimenting – painting tendencies come and go, but painting will rise again like about 10 years ago. Important for an artist is to find his way and to develop his personal unique style and personality – like a trademark. Herbert Brandl, Untitled, oil on canvas, 320x600cm, aluminium frame Hubert Scheibl, Pardes II, oil canvas, 240 x 440 cm Brigitte Kowanz, What Why wall light object, neon and stainless steel, 150 x 150 x 12 cm OMV’nin kültürel sponsorluk departmanı olan OMV Art Projects hangi alanlarda faaliyet gösteriyor? OMV Art Projects, OMV’nin kültürel sponsorluk departmanının bir parçası. Entegre, uluslararası petrol ve doğalgaz şirketi OMV, şirketin çekirdek pazarları olan Avusturya, Romanya ve Türkiye arasında, çağdaş sanat alanında kültürel etkileşim sağlamaya odaklanan kültürel sponsorluk faaliyetlerinde bulunuyor. OMV, çekirdek pazarları içinde projeler gerçekleştirmenin ve kültürel diyaloğu güçlendirmenin anlamlı olduğunu düşünüyor. Burada amaç bir koleksiyon oluşturmaktansa, sanat ortamının, ortaklarımızın ve şirketin yararı için, stratejik olarak belirlenen, güçlü ve büyüyen birkaç projeyi desteklemek. Bir şirket koleksiyonunun küratörlüğünü yapmak ile kişiye veya bir müzeye ait bir koleksiyonun küratörlüğünü yapmak arasında ne gibi farklar var? OMV koleksiyonunun küratörlüğünü yapmanın zorlukları nelerdi? OMV bir eser koleksiyonu başlatmayı planlamıyor. Viyana’da bulunan OMV Genel Merkezi’nde, Brandl, Scheibl ve Ahmet Oran veya İnci Eviner gibi Türk sanatçılara ait önemli parçalar gibi sembolik eserler sergiliyoruz. Bu eserler şirkete ait. Böylelikle, insanlara, OMV’nin sanata verdiği önemin giderek arttığını göstermek istiyoruz ve tüm çalışanlar ve sanat çevreleri, sanat projelerimiz hakkında bilgilendiriliyor. OMV, Viyana Fuarı’nda Türkiye bölümüne katkıda bulunmakta ve son yıllarda gerçekleşen sergi ve konuşmalarda da Türk sanatına destek gösteriyor. Gelecek planlarınız nelerdir? Viyana ve İstanbul arasındaki diyalog ve kültürel etkileşim, VIENNAFAIR 2011/2012 dâhilinde gerçekleştirilen DIYALOG: Art From Istanbul sergisi ve Viyana’daki Uygulamalı Sanatlar / Çağdaş Sanat Müzesi MAK’ta, 2013’te gerçekleştirilen “Signs Taken in Wonder” adlı geniş sergi gibi OMV projeleri ile geliştirildi bile. Contemporary Istanbul ile yapılan iş birliği, bu diyaloğun ilk defa İstanbul’a taşınmasını sağlayacak. Gelecekte, çağdaş sanat alanındaki kültürel etkileşimi güçlendirmek için Türk sanat kuruluşları ile iş birlikleri sağlamak istiyoruz. Avusturya ve Romanya’da da üzerine çalıştığımız projeler mevcut. Genç nesli, temel projeler ile desteklemek istiyoruz. ART / OMV Moves olarak, “Sanat herkes için olmalı” mottosunu benimsedik. Contemporary İstanbul’da düzenleyeceğiniz sergiden de bahsedebilir misiniz? Kavramsal çerçevesi ve eser seçimleri ile ilgili bilgi verebilir misiniz? Rita Nowak, The Heinz Frank, The danger of fear, c print pedestal problem of framed, 120x160cm Brancusi, Installation with table heads objects and tapestry DIYALOG: ART FROM VIENNA adlı sergi, Avusturya’nın çok kültürlü sanat başkentinin devasa sanatsal potansiyelini yansıtan eserler sunan, Viyana temelli sanatçıları içeriyor. Sergideki eserler, farklı sanat alanlarında uzmanlaşmış, ünlü küratörlerinden oluşan bir ekip tarafından seçildi. Her küratör, biri eski nesilden, önemli ve tanınmış bir sanatçı, diğeri de büyük umut vadeden, genç bir sanatçı olmak üzere iki sanatçı seçti. Bu sanatçıların İstanbul’da sergilediği eserler sembolik ve karakteristik nitelikteydi – çağdaş boyutları bünyesinde toplayan bu anahtar özellik, net bir beyanda bulunuyordu: Sanat, bugünün dünyası ve toplumunun bir işaretidir. Sergi, kafalarda bazı soru işaretleri doğurdu: Viyana sanatı, kendisini uluslararası boyutta nasıl konumlandırıyor? Viyana sanatı farklı mı? İçerik, biçimcilik veya estetizm açısından takip ettiği ifade biçimleri neler? Viyana sanatçısı, zamanının akıbetini nasıl işliyor? OMV özel projesi DIYALOG: ART FROM VIENNA, bu sorulara Viyana sanatının geniş alanında yapılan, örnek niteliğinde, ancak son derece bireysel olarak tanımlanmış bir sunum ile cevap bulmaya çalışıyor. OMV, Avusturya ve Türkiye’den sanatı ve sanatçılarını bir araya getirmeyi ve bir arada çalışan, geleceği ve geleceğin vizyonlarını beraberce geliştiren insanlardan oluşan, sınır ötesi bir ağ oluşturmayı amaçlıyor. Avusturya’da güncel sanatını belirleyen unsurlar neler? Bize yakın zamanda gelişen belirli bazı yaklaşımlar ve trendlerden bahseder misiniz? Özel proje, Avusturya resmi ve çizimi, oda ve duvar enstalasyonları, nesne ve fotoğrafları ile ilgili önemli perspektifler içeriyor ve ziyaretçileri aktif olarak katılım göstermeye davet ediyor. Sergilenen eserler arasında deneysel bir mekân olarak kişisel çevre, sanat tarihi alımlaması, sosyopolitik ve cinsiyet gibi temalar mevcut. Soyutlama biçimleri ve zekâdan yoğun bir şekilde etkilenen konseptler, sergide samimi ve şiirsel görsel dünyalar ile karşılaşıyor. Son yıllarda, karma iletişim ortamları kullanarak yapılan enstalasyonlar ve nesne sanatına yönelik güçlü yönelimler gözlemledik. Ayrıca kamusal alanda yapılan sanat, başkent Viyana’da olduğu gibi, ülkenin genelinde de daha fazla ilgi çekmeye başladı. Diğer yandan, Viyana’da köklü ve güçlü bir akademik resim geleneği mevcut. Genç nesillerin, deney yapmadan önce yoğun bir eğitimden geçmeleri önemli – resim eğilimleri gelip geçer, fakat resim, tıpkı yaklaşık 10 yıl önce olduğu gibi yeniden yükselecek. Bir sanatçı için kendine has bir stil ve kişilik bulmak ve geliştirmek, yani adeta bir marka oluşturmak, çok önemli. 57 Robert Montgomery MY WORK IS JUST MADE BY SOMEONE WHO EXPECTED TO GROW UP IN A NEW PARADISE THAT WASN’T DELIVERED. ESERLERİM YALNIZCA, HİÇBİR ZAMAN VAAT EDİLMEMİŞ BİR YENİ CENNETTE BÜYÜYECEĞİNİ ZANNEDEN BİRİ TARAFINDAN YAPILIYOR. The Slow Disappearance of Meaning and Truth, 2009, Steel, acrylic, neon lights, carnival lights, fluorescent lights, 40 x 77 in. (101.6 x 195.6 cm) These are the times that we live things in snapshots. And your works make us stop and read while a twitter text is 140 characters long. What made you start using the text as image, as a work of art? What made me do that is the first 2 paragraphs of The Society of The Spectacle by Guy Debord, which says, “In societies dominated by modern conditions of production, life is presented as an immense accumulation of spectacles. Everything that was directly lived has receded into a representation. The images detached from every aspect of life merge into a common stream in which the unity of that life can no longer be recovered. Fragmented views of reality regroup themselves into a new unity as a separate pseudo world that can only be looked at. The specialization of images of the world evolves into a world of autonomized images where even the deceivers are deceived. The spectacle is a concrete inversion of life, an autonomous movement of the nonliving.” I was 19 when I read that and I thought it might be a good time to make art that thinks before it makes pictures. What is the difference between your work and the conceptual works back in the 70’s where we also used to see a lot of text and messages? My art is later, by someone who was born in the 70s and expected I would grow up in the future the hippie dream promised us. So my work is just made by someone who expected to grow up in a new paradise that wasn’t delivered. So my work is exactly the same kind of work but made later, so its angrier, and it’s sadder. How do you define your work? Sculpture, poem, installation? Poem first, sculpture second, installation last. Installation just before the show opens. Your works are very poetic and they are actually poems. How did you start writing and which poets and artists influenced you? I just started writing poems in my bedroom when I was a teenager but I could never really get them finished, and then I realized I had an art degree I was studying for, and then the poems distracted me from the paintings I was supposed to be making so in the end I just panicked and did some drawings of the poems and people liked them and I got good grades and then I realized being an artist was the perfect vocation for a poet who couldn’t finish anything. Are your writing desk, library and computer your studio, since 58 Bazen enstantanelerle yaşadığımız zamanlar olur. Bir Twitter metni 140 karakter uzunluğunda iken, sizin eserleriniz bizi durup okumaya teşvik ediyor. Metni bir görüntü, bir sanat eseri olarak kullanmaya ne sebeple başladınız? Bunu yapmamı sağlayan şey, Guy Debord’un “Gösteri Toplumu” (“Society of the Spectacle”) adlı kitabının ilk iki paragrafıydı: “Modern üretim koşullarının hâkim olduğu toplumların tüm yaşamı devasa bir gösteri birikimi olarak görünür. Dolayısıyla yaşanmış olan her şey yerini bir temsile bırakarak uzaklaşmıştır. Yaşamın her bir görünümünden kopmuş olan imajlar, bu yaşamın birliğini yeniden kurmanın mümkün olmadığı ortak bir akışta kaynaşırlar. Kısmî olarak göz önünde bulundurulan gerçeklik, ayrı bir sahtedünya olarak, salt seyrin nesnesi olarak, kendi genel birliğinde sergilenir. Dünyasal imajlardaki uzmanlaşma, aldatıcı şeyin hakikatle yüz yüze gelmekten kaçındığı özerkleşmiş imaj âleminde kendini tamamlanmış bulur. Genel anlamda gösteri, yaşamın somut ters yüz edilişi olarak, canlı olmayanın özerk devinimidir.”1 Bunu okuduğumda 19 yaşındaydım ve resim yapmadan önce düşünen sanat yapmak için iyi bir zaman olacağını düşündüm. Sizin eserleriniz ile 70’lerdeki bolca metin ve mesaj içeren kavramsal eserler arasındaki fark nedir? Benim sanatım daha geç; 70’lerde doğan ve hippi rüyasının bize vadettiği gelecekte büyüyeceğimizi zanneden birinin imzasını taşıyor. Yani eserlerim yalnızca, hiçbir zaman verilmemiş bir yeni cennette büyüyeceğini zanneden biri tarafından yapıldı. Yani eserlerim, o zamanın eserleri ile aynı türde, ancak onlardan daha sonra yapıldı, bu yüzden daha kızgın ve üzgünler. Eserlerinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Heykel, şiir, enstalasyon? İlk olarak şiir, ikinci olarak heykel, son olarak ise enstalasyon olarak tanımlıyorum. Enstalasyon sergi açılmadan hemen önce yapılıyor. Eserleriniz çok şiirsel ve aslen şiir niteliğindeler. Yazmaya nasıl başladınız ve sizi etkileyen şair ve sanatçılar kimler oldu? Şiir yazmaya gençken, yatak odamda başladım fakat hiçbir zaman tamamlayamıyordum, sonra birden bir sanat diploması almak için çalıştığımı ve şiirlerin, beni yapmam gereken resimlerden alıkoyduğunu fark ettim. En sonunda şiirlerimin çizimlerini yaptım. İnsanlar bunları sevdi ve iyi notlar aldım. Sonra da bir sanatçı olmanın, hiçbir şeyi tamamlayamayan bir şair için en iyi meslek olduğuna karar verdim. your works are based on texts and in-situ installations? Yeah my desk, library, computer, and smart phone are my studio but my works are not based on texts and in-situ installations, my work comes from 40 years of repressed hippie anger loss and pain. My work is just really gushing anger against everyone who wasn’t brave enough to make the hippie dream a reality when we all knew it was the best call. It’s an already-defeated panegyric wolf howl against Reaganomics. Your work sometimes might be invisible, as it is sometimes printed on a billboard while it can be a neon work as well. However, it generally looks like an advertisement copy especially when today, advertisement copies are like poems... How do you feel about this commercial versus art versus commercial space and artistic space? Apollinaire said in his poem Zone, written in 1913, “Billboards sing aloud, and that’s all you are left with as poetry this morning and this century. For prose, you have the tabloids.” In the 20th Century we got rich but did not remember the implicit value of education just as a thing in itself. By the 1950s we just wanted to get in to good colleges so we could buy nicer cars than our fathers had and in the end we all got the cheap refrigerators and the tabloid newspapers we deserved. Apollinaire died in 1918 from wounds he got as a soldier in the first world war. He never even really saw the 20th Century, but I think I he had a pretty psychic premonition of it. He guessed the next 100 years pretty good. Eserleriniz metin ve mekânda yapılan enstalasyonları temel alıyor. Yazım masanız, kütüphaneniz ve bilgisayarınızı stüdyonuzda mı bulunduruyorsunuz? Evet masam, kütüphanem, bilgisayarım ve akıllı telefonum stüdyomda duruyor ama işlerim metinler ve mekânda yapılan enstalasyonları değil, bir hippinin 40 yıldır bastırdığı öfke, kayıp ve acılarını temel alıyor. Eserlerim, aslında hepimizin bunu gerçekleştirmenin en iyi karar olduğunu bildiği hippi rüyasını gerçekleştirecek kadar cesur olmayan herkese karşı öfke püskürtüyor. Reaganomics ’e karşı baştan mağlup methiyeler düzen bir kurt uluması. Eserlerin bazen görünmez, bazen bir billboard’a basılı, bazen de bir neon çalışması olabiliyor. Ancak, özellikle de reklam metinlerinin şiirleri andırdığı günümüzde, genel olarak reklam metinlerine benziyorlar. Reklam ve sanat, reklam mekânı ve sanatsal mekân arasındaki bu mücadele ile ilgili neler düşünüyorsun? Apollinaire, 1913 yılında yazdığı “Bölge” (“Zone”) şiirinde şöyle der: “Bar bar bağıran el ilanlarını, katalogları, afişleri okuyorsun. İşte bu sabah şiir, nesir için de gazeteler var.” 20. Yüzyıl’da zengin olduk ancak eğitime içkin olan değeri hatırlamadık. 50li yıllara gelindiğinde ise yalnızca, babamızın sahip olduğundan daha güzel arabalar alabilmek için iyi üniversitelere girmek istiyorduk, sonunda ise elimizde, hak ettiğimiz ucuz buzdolapları ve tabloit gazeteler kaldı. Apollinaire, 1918 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nda savaşırken aldığı yaralar nedeniyle öldü. 20. Yüzyıl’ı neredeyse hiç görmedi ama onun hakkında ruhani bir öngörüde bulunduğunu düşünüyorum. Gelecek 100 yıl içinde yaşanacakları gayet iyi tahmin etti. Kitabın Ayrıntı Yayınları tarafından, 1996 yılında yapılan basımından alıntılanmıştır. Fransızcadan orijinal çeviri Ayşen Ekmekçi – Okşan Taşkent tarafından yapılmıştır. 1 59 Dossier / Dosya: New Media / Yeni Medya Plug-in New Media New Fair / Yeni Medya Yeni Fuar Ceren Arkman Directly applicable to our period, fast, innovative, exciting. Ambiguous while broad in limits, open to discussion and above all these, pointing to the unknown; new media. Ceren Arkman, director of the new media event Plugin, a new initiative from CI, draws up the trends of new media art, latest developments and the highlights in Plugin. Matt Pyke Portrait Photography by Shaun Bloodworth Installation shots © Kate Elliott for Media Space We increasingly encounter video works along with light and audio installations, interactive and generative works, kinetic and robotic designs, all kinds of new technologies and code based works that fall in the new media category taking the most space in artistic events and galleries.Digital works sit on the border between art, design and technology and refuse to fit into one of these categories. The creation process of the art piece in digital works is also considerably complicated. The artist works closely with architects, software developers, etc. To what extent is the final work art, technology or design usually remains questionable, along with whom the actual artist is. To provide an example, London’s Science Museum has opened a New Media space a month or so ago. Prominent names of digital art and design in England have been invited for the first presentation to be held at this place. Not to create works to be included in an exhibition, but to collectively build one sole work. Keri Elmsly, one of the leading names of this field, was included in the production of the work. Keri also brings together an exhibition for the first year of Plugin. Sanat etkinliklerinde ve galerilerde yeni medya alanı içinde kalan video işleri, ışık ve ses enstalasyonları, interaktif ve jeneratif işler, kinetik ve robotik tasarımlar, her tür yeni teknoloji ve kod tabanlı işlerle giderek daha fazla karşılaşıyoruz. Dijital işler sanat, tasarım ve teknoloji arasındaki sınırda duruyor ve bu kategorilerden birinin içine sığmayı reddediyor. Dijital işlerde sanat eserinin yaratım süreci de oldukça komplike. Sanatçı mimarlarla, yazılımcılarla, vs. birlikte çalışıyor. Sonuçta ortaya çıkan işin ne kadar sanat, ne kadar teknoloji, ne kadar tasarım olduğu çoğu zaman tartışmalı kalıyor, asıl sanatçının kim olduğu da. Örnek vermek gerekirse; bir ay kadar önce Londra’da Science Museum bir Yeni Medya alanı açtı. Burada sergilenecek ilk iş için dijital sanat ve tasarım konusunda İngiltere’nin önde gelen isimleri davet edildi. Bir serginin parçası olacak işleri yapmaları için değil, tek bir işi birlikte kurgulamaları için. İşin prodüksiyonunda ise bu alanın en iyi isimlerinden Keri Elmsly vardı. Keri Plugin’in ilk senesi için de bir sergi hazırlıyor. 60 Birebir çağımıza uyan, hızlı, yenilikçi, heyecan verici. Sınırları geniş olduğu kadar belirsiz, tartışmaya açık ve tüm bunların ötesinde, bilinmeyene işaret eden bir alan, yeni medya. CI’ın yeni girişimi yeni medya etkinliği Plugin’in direktörü Ceren Arkman yeni medya sanatındaki trendleri, son gelişmeleri ve Plugin’de öne çıkanları yazdı. From Presence, Universal Everything & You © Universal Everything. Universal Everything & You The role of the producer, especially in big scale new media works is important. This not being established is one of the major reasons why our country is not producing big scale works, and most attempts towards these are carbon copies of their abroad originals. The work was led by Matt Pyke. His studio, named Universal Everything, was deemed many times as one of the 10 leading studios of England. He creates code based generative works but he doesn’t usually write the code himself. We will have the chance to see his works as well within Plugin. Universal Everything & You Özellikle büyük ölçekli yeni medya işlerinde prodüktörün rolü önemli. Bunun ülkemizde daha oturmamış olması büyük ölçekli işlerin çıkmamasının, bu yöndeki denemelerin çoğunun da yurt dışı örneklerin karbon kopyaları olmasının nedenlerinden biri bu. İşin başında Matt Pyke vardı. Universal Everything adlı stüdyosu defalarca İngiltere’nin ilk on stüdyosu arasında gösterildi. Kod tabanlı generetif işler yapıyor ama çoğu zaman kodu kendi yazmıyor. Plugin kapsamında onun işlerini de görme şansımız olacak. Matt Pyke collaborated with an architect for a work in Science Museum and got screens which form two nestled circles made. With the applications he developed, you can input specific parameters, make a design and instantly upload the images to the screens within the inner circle. The work you create commingles with images from many other viewers and people kilometers away, who have merely downloaded the application. These images interfuse with each other and moves with the background music. That is the reason behind the name “Universal Everything & You”. Matt Pyke, Science Museum’daki iş için bir mimarla çalışmış ve içiçe iki daire oluşturan ekranlar tasarlatmış. Geliştirdiği aplikasyonla belirli parametreleri girip bir tasarım yapıyorsunuz ve görselleri anında iç dairedeki ekranlara atabiliyorsunuz. Yaptığınız iş diğer pek çok izleyicinin ve km.lerce uzakta sadece aplikasyonu indirmiş insanların görüntüleriyle karışıyor. Bu görüntüler belirli bir algoritma içinde birbirlerine karışıyor ve arka plandaki müzikle hareket ediyor. Bu nedenle işin adı Universal Everything&You. Dış çember üzerinde ise çalan müzikle hareket eden renk ve ışıktan oluşmuş objeler görüyorsunuz başta. Biraz dikkat edince bunların insan olduğunu fark ediyorsunuz. Bu iş için LA Dance Project bir koreografi hazırlamış, dansçıların hareketleri kaydedilmiş, sonra bu dansçıların bedenleri sürekli değişen kod tabanlı elbiselere dönüştürülmüş. Bu yazılım arkasındaki ekipte dikkat çeken isim interaktif işlerde çok başarılı bir yazılımcı olan Andreas Müller. Nanika adlı şirketiyle hem sanat işleri üretiyor hem de müşteriler için yazılım temelli projeler hazırlıyor. Bu alandaki bir çok isim gibi kurumsal işlerinin bazıları ortak hafızada daha fazla yere sahip. In the outer circle, you initially see objects composed of color and light, moving with the background music. Looking a little closer, you notice that these are actually humans. LA Dance Project prepared the choreography for this project, recorded the movements of the dancers and finally, the bodies of these dancers were transformed into ever changing, code based garments. The eye catching name in the team behind this software is Andreas Müller, a very successful software developer in interactive works. He creates artworks with 61 Dossier / Dosya: New Media / Yeni Medya his firm Nanika, and designs software based projects for the clients. Like many of the names in this field, some commercial works take more space in the common memory. Like the holographic fashion show they designed for Diesel. In the fair, you will have the chance to see one of Andreas’ works. The composer of the music surely plays an important role in the finalized work. In conclusion, the owner of the signature under this work is not actually clear; is it the producer, the software developer, the choreographer, or the architect? Or is it me, the one who downloaded the app to her phone? Grid Festival), we have full command of the inner dynamics of this world. We believe that, when we combine that experience with the background of Contemporary İstanbul on art market and fair organization, we can create a platform of such nature in a short time. Diesel için yaptıkları holografik moda şovu. Fuarda Andreas’ın da bir işini görme şansı yakalayacaksınız. Elbette son çıkan işte müziğin bestecisinin de önemli payı var. Vardığımız son noktada, bu işin sahibi kim çok da net değil: prodüktör mü, yazılımcı mı, koreograf mı, mimar mı? Yoksa telefonuna aplikasyonu indiren ben miyim? Mustafa Hulusi, Extasis displayed on a laptop digital limited edition © Mustafa Hulusi, courtesy of www.seditionart.com Matt Pyke, Presence 2.1 displayed on TV, digital limited edition © Matt Pyke, courtesy of www.seditionart.com Yoko Ono, Painting To Shake Hands on iPad, digital limited edition © Yoko Ono, courtesy of www.seditionart.com Open Source Movement and New Media Collecting The open source movement, making things even more complicated. Prominent software for this field is published on the internet, open to everyone, by many designers and developers. In the digital world, the rules run differently; rather than keeping their techniques and processes for themselves, artists make them available for everyone, granting everyone the opportunity to become an artist. In short, in terms of production and viewing processes, new media is not similar to the art practices we are familiar with. Internet access, smart devices and applications seriously increase the number of the forms of viewing and spreading speed of these works. And when this is the case, collecting art in this field does not work in traditional, familiar ways. Açık Kaynak Hareketi ve Yeni Medya Koleksiyonerliği İşi daha da karmaşıklaştıran açık kaynak hareketi. Bu alanda çok önemli yeri olan yazılımların çoğu tasarımcı ve yazılımcılar tarafından internette herkesin kullanımına açık şekilde yayınlanıyor. Dijital dünyada kurallar farklı işliyor; sanatçılar tekniklerini ve süreçlerini kendilerine saklamak yerine herkese açıyor, herkesin sanatçı olması için imkan sağlıyor. Özetle yeni medya hem üretim hem de izlenme süreçleri açısından bildiğimiz sanat pratiklerine benzemiyor. İnternet ulaşımı, akıllı cihazlar ve aplikasyonlar bu işlerin izlenme şekillerini ve yayılma hızını ciddi anlamda artırıyor. Tabi böyle olunca bu alanda koleksiyonerlik de bildiğimiz şekillerde çalışmıyor. 62 Also included in the scope of Plugin, Sedition is very popular all around the world, especially in England. They sell digital works online and you can download these works to your computer or your smart devices. They have reached sales amounts of considerable numbers. They have released Matt Pyke’s Transfiguration, limited to 1000 copies. I have checked it minutes ago and there was only one copy left. The founders of Sedition are Harry Blain of Blain/Southern and the former CEO of Saatchi Online, Robert L. Norton. This alone is a good sign on the direction to which art collecting is headed. The director of the legendary gallery of the 2000’s, Rory Blain is directing Sedition at the moment and as part of CI Dialogues, he will be in the fair to talk about the “new collector” and the new art enthusiast. He will be accompanied by Jack Pam, the director of ikono.tv, an innovative art channel which can be watched on satellite in the Middle East and most of Europe. ikono.tv are trying to establish a new art enthusiasm concept, and they will soon start to sell the videos they air on television on iTunes as open editions, for 1 Euro per piece. These works will also be downloadable to your devices, just like MP3’s. In the long term, this approach can represent a revolution in the art world. Plugin kapsamında da göreceğiniz Sedition şu an dünyanın her yanında, özellikle de İngiltere’de çok popüler. İnternet üzerinden dijital işler satıyorlar. Bu işleri bilgisayarınıza ve akıllı cihazlarınıza yükleyebiliyorsunuz. Çok ciddi şatış rakamlarına ulaştılar. Matt Pyke’ın Transfiguration işini 1000 kopya olarak satışa sundular. Az önce baktığımsa sadece tek kopya kalmıştı. Sedition’ın kurucuları Blain/Southern’dan Harry Blain ve Saatchi Online’ın eski CEO’su Robert L. Norton. Sadece bu bile sanat koleksiyonerliğinin nereye gittiğine dair iyi bir işaret. 2000‘lerin efsanevi galerisi Hunch of Venison’ın direktörü Rory Blain şu an Sedition’ın direktörlüğini yapıyor ve CI Dialogues kapsamında “yeni koleksiyoner” ve yeni sanat izleyicisi hakkında konuşmak için fuarda olacak. Ona konuşmada Ortadoğu ve Avrupa’nın büyük kısmında uydudan izlenilebilen yenilikçi sanat kanalı ikono.tv’nin direktörü Jack Pam eşlik edecek. ikono.tv hem yeni bir sanat izleyiciliği kavramı oturtmaya çalışıyor hem de yakın zamanda televizyonda yayınladığı videoları açık edisyon olarak tanesi 1 Euro’ya itunes üzerinden satmaya başlayacak. Bu işleri aynı mp3 gibi cihazlarınıza indireceksiniz. Bu yaklaşım uzun vadede sanat dünyası için devrim niteliğinde olabilir. Completely different from all known art branches in terms of production, viewing processes and forms of collecting, new media and digital art bring along with them new practices of displaying. These works vanish next to sculptures and canvases, displayed in the well-lit environment of commercial fairs with walls of white, or get stuck into isolated black cubes. Plugin was primarily based on the idea of the necessity of specially and distinctively designed spaces for the exhibition of the works of this nature. Compared to other organizations, Plugin defines its scope much wider. We have widened our participant profile within this field width and the creation processes of the field. Plugin aims to draw in this work not only the commercial galleries and art initiatives, but architecture and design studios operating in this field, even game developers and technology and software companies providing the technical basis for digital art and design. Üretim ve izlenme süreçleri ve koleksiyonerlik şekilleri gibi farklı açılardan bildiğimiz sanat dallarından tamamen farklı olan yeni meda ve dijital sanat sergilenme açısından da yeni pratikleri beraberinde getiriyor. Bu işler ticari fuarların bol ışıklı, beyaz duvarlı ortamında heykel ve tuvallerin yanında kaybolup gidiyor ya da izole siyah küplerin içine sıkıştırılıyor. Plugin öncelikle bu işlerin sergilenmesi için özel alanların ve farklı mekan tasarımlarının gerekli olduğu fikrinden yola çıktı; alanını, diğer organizasyonlara göre daha geniş tanımlıyor. Katılımcı profilini de bu alan genişliği ve alanın üretim süreçleri dahilinde genişletiyor. Sadece ticari galeriler ve sanat insiyatiflerini değil, aynı zamanda bu alanda faaliyet gösteren mimarlık ve tasarım stüdyolarını, oyun geliştiricilerini, dijital sanat ve tasarımın teknik altyapısını sağlayan teknoloji ve yazılım şirketlerini de bu işin içine çekmeyi hedefliyor. 63 Dossier / Dosya: New Media / Yeni Medya Ars Electronica and Transmediale or grand seminars, such as Resonate or Offf are events necessary to go in order to follow the newest and the best works in these fields. But these fields do not attract the collectors or managing audiences who could order big scale works. There is a need for a platform, which is able to perceive the inner dynamics of digital art and design, while bringing these works together with collectors and investors. Ars Electronica, Transmediale gibi büyük festivaller ya da Resonate, Offf gibi büyük seminerler bu alanlarda en yeni ve en iyi işleri takip etmek için gidilmesi gereken yerler. Ama bu alanlar koleksiyoner ya da büyük işler ısmarlayabilecek yönetici kitleyi çekmiyor. Hem dijital sanatın ve tasarımın iç dinamiklerini anlayacak hem de bu işleri koleksiyoner ve yatırımcılarla bir araya getirecek bir platform ihtiyacı var. Through many video, digital art and design festivals we organized in the last 10 years as Grid İstanbul, we have first-hand information regarding the needs of new media in terms of creation processes and exhibition. Moreover, as the only team who organize the abovementioned types of events in İstanbul (Offf İstanbul and Grid Festival), we have full command of the inner dynamics of this world. We believe that, when we combine that experience with the background of Contemporary İstanbul on art market and fair organization, we can create a platform of such nature in a short time. Grid İstanbul olarak 10 senedir düzenlediğimiz çok sayıda video, dijital sanat ve tasarım festivali sayesinde yeni medyanın üretim süreçleri ve sergilemeye yönelik ihtiyaçlarına dair birinci el bilgi sahibiyiz. Dahası yukarıda bahsettiğimiz türde etkinlikleri İstanbul’da düzenleyen (Offf İstanbul ve Grid Festival) tek ekip olarak bu dünyanın iç dinamiklerine hakimiz. Bunu Contemporary İstanbul’un sanat piyasasına ve fuar organizasyonuna dair birikimi ile birleştirdiğimizde, bu tarz bir platformu kısa sürede yaratabileceğimize inanıyoruz. To the New Collector Yeni Koleksiyonere Interview / Röportaj: Zeynep Berik Shepard Fairey, Peaceguard displayed on iPad © Shepard Fairey, courtesy of www.seditionart.com 64 Sedition... Enables collectors to purchase works by some of the world’s most renowned contemporary artists, at an accessible price. The idea for Sedition first arose back in the 1990s, but only recently has technology reached a point where the concept could be realized - developments in screen resolution and internet bandwidth/access have been the key drivers. Yeni koleksiyoner... Eski koleksiyoner ile aynı kişi, en azından birçoğu öyle. Sedition’daki koleksiyonerlerin çoğu, galeriler ve müzayede evleri aracılığıyla alım yapman kişiler. Koleksiyonlarında en güncel medyanın sergilenmesini istiyorlar. The new collector... is actually the old collector - or at least a large number of them. Many of the collectors on Sedition are experienced art buyers - people who are accustomed to buying through galleries and auction houses. They want to ensure the latest media is represented in their collections. Değişen şey... İnsanların sanatçıları ve eserlerini keşfetme biçimleri. İnternet, koleksiyonerlerin eserleri aramasını, görüntülemesini ve fiyatları karşılaştırmasını sağlıyor. Geleneksel medya işlerinde bile bir eserin ilk defa bir ekranda gösterilmesi yaygınlaştı. Rory Blain TRENDS IN NEW MEDIA ART AN ‘THE NEW COLLECTOR’ FROM RORY BLAIN, THE DIRECTOR OF AN ONLINE NEW MEDIA PLATFORM. ONLINE YENİ MEDYA PLATFORMU SEDITION’IN DİREKTÖRÜ RORY BLAIN’DEN YENİ MEDYA TRENDLERİ VE ‘YENİ KOLEKSİYONER’. Sedition... Koleksiyonerlerin, dünyanın en ünlü çağdaş sanatçılara ait eserleri, uygun fiyata satın almalarını sağlıyor. Sedition’ı kurma fikri 90’lı yıllarda doğdu, ancak konseptin gerçekleştirebilmesine imkân sağlayacak, teknoloji şartlar yakın zamanda oluştu. Bu konuda ekran çözünürlüğü, Internet bant genişliği ve erişimi gibi alanlardaki gelişmeler anahtar niteliğinde oldu. Tracey Emin, Love is What You Want displayed on iPhone © Tracey Emin, courtesy of www.seditionart.com Trendler... Sanat yaratımı açısından, sanatçıların elinde, yaratım içinde deney yapmalarını sağlayan birçok araç var; en son teknolojiler, 3D baskı, uygulamalar, programlama, sosyal medya ve internet. Yeni medya sanatı, geniş kitlelerce kabul edilmeye başlanmadan önce sanatın sınırlarında bulunuyordu, ancak şimdi, teknoloji günlük hayatımızın her yerinde hazır bulunuyorken, birçok sanatçının pratiğinin büyük bir parçası. Yeni medyanın etkisiyle, sanatçının eserin tek sahibi olması durumundan değişti ve eserler tek yönlü bir deneyim olmaktan çıktı. Kitleler artık eserin yaratım sürecine katılabiliyor veya yaratılan bir eseri geliştirmeye devam edebiliyorlar. Sanat eserleri, interaktif enstalasyonlara veya Yoko What has changed is ... how people first discover artists and their works - the internet has been an incredible tool for this, allowing a collector to search out works, compare prices, view images - even for traditional media works it’s quite common now for the first view of an artwork to be on a screen. Trends... In terms of art creation, artists now have new tools to experiment within art production – including all the latest technologies in robotics, 3D printing, apps, programming, social media and the internet. New media art has always sat on the fringes of the art world before gaining wider acceptance, but is now becoming a major part of many artists’ practices as technologies become ubiquitous in our everyday life. With the influence of new media, there has been a shift away from the artist as the sole author of the work, where works are no longer a one- 65 Dossier / Dosya: New Media / Yeni Medya way experience. Audiences can now participate in creation process, or continue to the development of a piece after its initial creation. Artworks are taking the form of interactive installations or user-generated projects like Yoko Ono’s #Smilesfilm project where audiences are asked to submit photos of their smiles to Instagram from around the world using the hashtag, or Matt Pyke’s 1000 Hands installation now on at the Science Museum in London. The role of the artist The participatory culture brings up questions about the role of the artist today in bringing people together and inspiring them through creation. Young artists, or the post-internet generation who grew up with smart phones and iPads in their hands are creating works using the internet and employing social media as a means to share work. An example would be the artists presented by Hans Ulrich Obrist’s 89+ project, which presents a new generation of artists born after 1989. Today’s artists are inspired by the aesthetics of the internet either through nostalgia of low-fi or obsolete technologies, glitch, pixellation, gifs, or ‘the selfie’. This generation is socially networked and express themselves through the mediums that are familiar to them. We will continue to see the increasing influence of technology in the creative practices of a younger generation of artists. Rory Blain’s recommendations http://1000hands.universaleverything.com/detail/5316 http://www.smilesfilm.com/ Ono’nun, dünyanın her yerinden insanlardan gülümsemelerinin fotoğrafını Instagram’a, aynı adlı etiket ile yüklemeleri istenen #Smilesfilm projesi veya Matt Pyke’ın; ziyaretçilerin, bir uygulama indirerek, sergi içindeki 360 derecelik ekranda görüntülenecek çizimler yapmasını sağlayan ve şu an Londra’daki Bilim Müzesi’nde görülebilen 1000 Hands enstalasyonu gibi, kullanıcıların katılımlarının olduğu projelere dönüşüyorlar. Sanatçının rolü Katılım kültürü, bugünkü sanatçının insanları bir araya getirme ve onları yaratım ile etkileme rolüyle ilgili soru işaretleri yaratıyor. Genç sanatçılar veya ellerinde akıllı telefonlar ve iPad’lerle büyümüş olan internet sonrası nesil, interneti kullanarak eserleri yaratıyor ve eserin paylaşımı için de sosyal medyadan yararlanıyor. Hans Ulrich Obrist’in, 1989’den sonra doğan yeni bir sanatçı neslinin sunan 89+ projesi dâhilinde eserleri sergilenen sanatçılar buna örnek. Bu sanatçıların etkilendikleri alanlar low-fi’ın nostaljisi veya artık kullanılmayan teknolojiler, glitch, pikselasyon, GIF’ler veya kendi fotoğrafları (“selfie”) üzerinden, internet estetiği. Bu nesil sosyal ağlarla birbirine bağlı ve kendilerini en iyi şekilde ifade etmek için, kendilerine tanıdık gelen medyaları kullanıyor. Daha genç nesil sanatçıların pratiklerinde teknolojinin artan etkisini görmeye devam edeceğiz. Rory Blain’in önerileri: http://1000hands.universaleverything.com/detail/5316 http://www.smilesfilm.com/ Forms Formlar Memo Akten & Quayola Interview / Röportaj: Ebru Yetişkin Forms is an ongoing collaboration between visuals artists Memo Akten and Quayola, a series of studies on human motion, and its reverberations through space and time. It is inspired by the works of Eadweard Muybridge, Harold Edgerton, Étienne-Jules Marey as well as similarly inspired modernist cubist works such as Marcel Duchamp’s “Nude Descending a Staircase No.2”. Rather than focusing on observable trajectories, it explores techniques of extrapolation to sculpt abstract forms, visualizing unseen relationships – power, balance, grace and conflict – between the body and its surroundings. The project investigates athletes; pushing their bodies to their extreme capabilities, their movements shaped by an evolutionary process targeting a winning performance. Audio-visual installation / Ses ve görüntü enstalasyonu, 1ch HD projection, 1ch HD LCD, 2ch sound / ses, 02:00 min / dk 66 Audio-visual installation / Ses ve görüntü enstalasyonu 1ch HD projection, 1ch HD LCD, 2ch sound / ses, 02:00 min / dk Formlar, insan hareketleri ile bunların zaman ve mekan içerisindeki etkileri üzerine bir dizi araştırmadan oluşan bir çalışma olup görsel sanatçılar Memo Akten ile Quayola arasında süregelen bir işbirliğidir. Bu çalışma Eadweard Muybridge, Harold Edgerton, Étienne-Jules Marey’nin eserleri ile Marcel Duchamp’ın “Nude Descending a Staircase No.2” isimli eseri gibi benzer modernist kübist eserlerden ilham almaktadır. Beden ile çevresi arasındaki görünmeyen ilişkileri (güç, denge, zarafet, çatışma) görselleştirerek gözlemlenebilir yörüngelerden ziyade soyut heykel formlarının dış değerlendirme (ekstrapolasyon) tekniklerini incelemektedir. Bu proje, bedenlerini yeteneklerinin son raddesine kadar zorlayan, kazanmaya yönelik bir performansı hedefleyen evrimsel bir süreçle şekillenen hareketleriyle atletleri ele alır. Audio-visual installation / Ses ve görüntü enstalasyonu 1ch HD projection, 1ch HD LCD, 2ch sound / ses, 02:00 min / dk Audio-visual installation / Ses ve görüntü enstalasyonu 1ch HD projection, 1ch HD LCD, 2ch sound / ses, 02:00 min / dk Between documentary filmmaking and art I think it’s a really nice analogy between this work and a documentary filmmaking in there. When you are making a documentary, you know the area you want to explore but not the message you want to give. The whole point is that you want to research and explore and find out more. Belgesel yapımcılığı ve sanat arasında... Bu eser ile belgesel yapımcılığı arasında gerçekten de hoş bir benzerlik olduğunu düşünüyorum. Bir belgesel yaparken incelemek istediğiniz alanı bilseniz de vermek istediğiniz mesajı bilmezsiniz. Bütün mesele araştırmak, keşfetmek ve daha fazla bulguya ulaşmak istemenizdir. Unfamiliar Familarity We wanted to visualize the motion from the very start, with one sentence. In this new world we design and create the movements in that universe, and we visualize it. I really like the phrase ‘’unfamiliar familiarity’’. When you face that, your brain latches on to what is familiar and amplifies it co’s that’s the thread that connects you to it. That’s a great way of pulling people in to focus on that. When you are looking at a sports footage, you are not looking at the motion but all kinds of things around it. In a way, we taking that essence and amplifying it. Alışılmadık Benzerlik En başından beri tek bir cümleyle devinimi görselleştirmek istedik. Bu yeni dünyada o evrendeki hareketleri tasarlıyor, yaratıyor ve görselleştiriyoruz. “Alışılmadık benzerlik” terimini gerçekten çok seviyorum. Bununla karşılaştığında beyniniz alışıldık olanı kavrayıp genişletir çünkü bu, onunla sizin aranızda ilişki kuran bir bağ gibidir. İnsanların buna odaklanmasını sağlamak için harika bir yoldur. Spor çekimlerini seyrederken harekete değil de çevresindeki her türlü şeye bakarsınız. Bir bakıma o özü alır ve çoğaltırız. Sports and its transformation It’s a project about sport but its also not. We are interested in physics, in natural phenomena more than sports. But the thing we care about is the specific motion. Idea of taking sports is an interesting layer for me, almost a challenge since we have an experimental approach to it as a social study. You take something that is so familiar, so iconic, so banal and transform it into a beautiful creation like a sculpture. Spor ve dönüşümü Bu sporla ilgili bir proje olduğu kadar değildir de. Fiziğe, doğal olgulara spordan daha fazla alaka duyarız. Fakat asıl önem verdiğimiz şey spesifik harekettir. Konu olarak sporu seçmek benim için ilginç bir katman oluşturduğu gibi aynı zamanda da sporu toplumsal bir araştırma olarak deneysel bir yaklaşımla ele aldığımızdan dolayı bizim için bir zorluk da teşkil ediyor. Son derece alışıldık, ikonik ve banal bir şeyi alıp heykel gibi güzel bir oluşuma dönüştürüyorsunuz. 67 Dossier / Dosya: New Media / Yeni Medya A number of international art organizations, such as rhizome.org, have supported new media art for many years, and the number of museums and galleries all over the world displaying this art continuously increases. What Comes Next After New Media? Yeni Medyadan Sonra Ne Var? rhizome.org gibi birkaç uluslararası sanat kurumu uzun yıllar boyunca yeni medya sanatını destekledi, ayrıca dünyanın birçok yerinde sayıları giderek artan müze ve galeriler de bu sanatı sergiliyor. The first digital art auction up to this present was held at Phillips, in October 2013. Paddles On!, with the collaboration of Tumblr and curator Lindsay Howard, presented works from 18 artists, who use digital technologies to create the next generation of contemporary art. Ekim 2013’te bugüne kadar düzenlenen ilk dijital sanat müzayedesi Phillips’te gerçekleşti. Tumblr ve küratör Lindsay Howard’ın işbirliğiyle Paddles On! çağdaş sanatın gelecek neslini yaratmak için dijital teknolojileri kullanan 18 sanatçının eserlerini sergiledi. Interview / Röportaj: Zeynep Berik Notes of Annette Doms, managing director of UNPAINTED Media Fair which is debuting at Munich in January 2014, on the art of today and the future. 2014 Ocak ayında Münih’te ilki gerçekleşecek olan UNPAINTED Medya Fuarı’nın kurucu direktörü Annnette Doms’un bugünün ve geleceğin sanatına dair notları. Annette Doms Courtesy of DAM Gallery copyright Miguel Chevalier Hermes The future of the new media art market New media art is the art of today. A world without computers will be unknown to the collectors of the future; so, collecting new media art will not be perceived as an unusual habit. Yeni medya sanat piyasasının geleceği Yeni medya sanatını şimdiki zamanın sanatı. Geleceğin koleksiyonerleri, bilgisayarların olmadığı bir dünyayı hiç tanımamış olacaklar; bu nedenle de yeni medya sanatına ait eserlerin koleksiyonunu yapmak sıradışı bir şey olarak algılanmayacak. Network art, tablet art, smartphone art, virtual realities… Exciting, isn’t it? People show strange respect to new media art. Net sanatı, tablet sanatı, akıllı telefon sanatı, sanal gerçeklikler… Heyecan verici değil mi ama? İnsanlar yeni medya sanatına karşı tuhaf bir saygı gösteriyorlar. Unpainted New media art still needs an extensive explanation. The concept of the fair was included in an exhaustive program, which gives a substantial amount of informational regarding new media art. This program aims to reach not only to the experts of the art world, but people who are not professionally interested with art. Unpainted Yeni medya sanatı halen daha geniş bir açıklamaya ihtiyaç duyuyor. Fuarın konsepti yeni medya sanatı konusunda büyük ölçüde bilgi veren geniş bir programa dahil edildi. Bu program yalnızca sanat dünyasının uzmanlarını değil sanatla profesyonel anlamda ilişkisi olmayan kişileri de hedefliyor. In Unpainted, artists who don’t have access to the gallery can apply for a specially designed section titled “Lab3.0”. In this section, artists will have the chance to gain a supported position from both the newly-opened, and the famous galleries nearby. Galleries will also have the chance to discover some new talent. Unpainted’da Galeriye erişimi olmayan sanatçılar “Lab3.0” isimli özel olarak düzenlenmiş bir bölüm için başvuruda bulunabiliyor. Bu bölümde sanatçılar, hem yeni açılan hem de ünlü katılımcı galerilere yakın bir konumda, destek gören bir mevki edinebilmek için fırsat sahibi olacaklar. Galeriler bu sanatçıları keşfedebilir. Post-new media, after new media. Yeni medyadan sonra Post-yeni medya. Courtesy DAM, Sommerer & Mignonneau, The Value of Art, Unruhige 68 Labau, f5x5x5 Saint-denis Photo Natalia Kolesova 69 Dossier / Dosya: New Media / Yeni Medya Can The Screen in Your Pocket Rule The Arts? Cebinizdeki Ekran Sanata Hükmedebilir mi? Roy Halstead Evan Roth, Offlineart, courtesy of XPO Gallery How is the art world influenced by the changing technology. A notoriously unchanging sector ensconced within the security of a niche market that has resisted change over the years. Gelişen teknoloji sanat dünyasını nasıl etkiler? Herkesin bildiği gibi niş bir piyasanın güvenli ortamına yerleşmiş, yıllar geçse de değişime direnen bir sektör. Can the opportunities of generating business through the internet in the art sector be greater than the reasons that have delayed it? The answer is yes. Tech ventures have already moved into the sector offering multiple opportunities in which mobile devices have chimed in, reaching out to a large number of users. We distinguish those that have enhanced their services through the web and those that were purposely built because there was a hole in the market or an opportunity to seize. The Art Loss Register and Artsy can be two valid examples to explain the difference, whilst the former can be identified as a company that has augmented its scope of work thanks to the web the latter is a child/product of the .com age. Both business give an insight of the works. Sanat sektöründe internet aracılığıyla iş alanı yaratma fırsatları bunun geciktirici sebeplerinden daha fazla olabilir mi? Bu sorunun yanıtı evet. Teknoloji girişimcileri halihazırda mobil aygıtların da dahil olduğu, geniş kulanıcı kitlelerine ulaşabilen çok sayıda fırsat sunarak sektöre girmiş bulunuyorlar. Hizmetlerini internet aracılığıyla arttırmış olanlarla tasarlayarak kurmuş olanlar arasında ayrım yapıyoruz çünkü piyasada bir boşluk veya yakalanacak bir fırsat vardı. The Art Loss Register ile Artsy bu farkı açıklamak için iki iyi örnek olabilir. Bunların ilki iş kapsamını internet sayesinde arttırmış bir şirket olarak tanımlanabilir; diğeri ise .com çağının bir çocuk ürünüdür. Her iki iş girişimi de eserlere ilişkin bilgi veriyor. Kickstarter in 2011 raised more than a 100 m in pledges for 27.000 art related projects, a clear sign that the tech scene is looking into the art market with great interest. It is a case of a real “bottom- up revolution”, the web is emancipating people and the “do it yourself” approach is breaking all previous frameworks. How we relate with our curiosity, fears and concerns. Our smartphone has become a pocket sized oracle shedding light on doubts. Questions that can be answered with no delay, opinions which can be consulted, provide feedback for a broader community of people are only a few elements that prove the reality of things. My personal experience working in both the tech scene and the art sector has made me aware of the resistance to change and the opportunities that nurture this very fear. With ArtNetWorth in Milan we’ve been working in attempting to deliver some form of transparency within the sector with the aid of mobile devices and web. By assembling a tamper proof label that can be read by smartphones we’ve worked in building a catalogue of works that get marked both into our database and physically with our digital label. The opportunities and potential partnerships that have arisen prove that there’s room for more work and development and that the sooner the art sector embraces this inevitable change the quicker it will start producing a beneficial result for all parties involved. 70 Kickstarter 2011 yılında 27.000 sanatla ilgili proje için toplamda 100 milyondan fazla bağış topladı. Bu da teknoloji sahnesinin sanat piyasasına ilgiyle yaklaştığının açık bir göstergesi sayılabilir. Bu gerçek bir “tabandan zirveye devrim” vakası; internet insanları özgürleştiriyor ve “kendi başına yap” yaklaşımı bütün eski sistemleri yıkıyor. Bizim kendi merak, korku ve endişelerimizle kurduğumuz bağlantıları yıkıyor. Akıllı telefonumuz şüphelerimize ışık tutan cep boyu bir kâhine dönüştü. Vakit kaybetmeden yanıtlanabilecek sorular, danışılabilecek fikirler, daha geniş bir insan topluluğu için geri bildirim sağlama imkanı birtakım şeylerin gerçekliğini kanıtlayan sadece birkaç öğe sayılabilir. Hem teknoloji sahnesinde hem de sanat sektöründeki kişisel iş tecrübelerim benim bu korkuyu besleyen değişime ve fırsatlara karşı gösterilen direnişin farkına varmamı sağladı. Bir süredir Milano’da bulunan ArtNetWorth ile birlikte mobil aygıtların ve internetin yardımıyla sektörde bir tür şeffaflık sağlama girişimi üzerinde çalışıyoruz. Akıllı telefonların okuyabileceği kurcalamaya dayanıklı bir etiket monte ederek hem bizim veritabanımızda hem de dijital etiketimizle fiziksel olarak işaretlenen eserlerden bir katalog oluşturmaya çalıştık. Ortaya çıkan fırsatlar ile potansiyel ortaklıklar kanıtlıyor ki daha fazla çalışmaya ve gelişmeye imkan var. Ayrıca, sanat sektörü bu kaçınılmaz değişime ne kadar çabuk kucak açarsa bütün tarafların faydalanabileceği bir sonuç üretmeye de o kadar çabuk başlayacaktır. EKAV İLAN Nasan Tur Interview: Ece Pazarbaşı We met with Nasan Tur at his studio in Kreuzberg/Berlin, Kunstraum Bethanien, originally built in 1847 as a hospital, and housing artist workshops today. We talked about his latest exhibitions, his workshop practice and his sense of art. Your work has a general sense of humor. But it’s not exactly in the sense that it’s taking everything lightly. It’s a humor that you use together with the severity of the problems. I would like to begin from the end –also the chronologically latest exhibition you took part in- and the “latest”. Let’s start with your work in the The Unanswered Question - Stage 2 exhibit, open until the first week of November, and curated by Rene Block. Can you tell us a bit about the creation process of Countdown? For Countdown, I worked with professionals for calculating the human lifespan. After a number of verbal and physical tests, they averagely calculated how much time I’ve left statistically. And I made a counter out of it, counting down to zero, and placed it in a golden box. When the counter hits zero, when my time is over, the work, in fact, also finishes. If a collector acquires this work of yours, does it mean that he’s, in fact, purchasing your lifespan? If collectors come into question, I do the same work for their lifespan. I find it interesting that collectors purchase this, because it’s completely based on the purchaser. It’s not just like a self-portrait, it’s like a watch, but it’s an object reminding you of the time you’ve left. Of course, it actually is a reference to the appreciation of the artwork after the passing of the artist. But it also carries a side of black humor to show it in the last big exhibition of Rene. When I first talked with Rene and suggested the idea, he really liked it. Although it seems like a tasteless joke, everything has an end, and who knows, this might even be our last conversation. In the end, it reminds us a reality. Is the ironic language in your work connected with your general perspective on life? For example, in Countdown, you call attention to the shelf life of the collector, as much as to the meaning, and the shelf life of the work and the shelf life of the artist. Aren’t all these actually the approaches that question the value dynamics of art, the artist and her work? This irony can also be felt in your latest personal exhibition at the Blain Southern (Berlin) Gallery. It is obvious that you present works in which you question the conditions a commercial gallery is in… I’ve really put a lot of thought about the place where I can present “Kapital”. Presenting it in a museum would not be efficient as this. Presenting it in a gallery is directly opposes their own system. I was really lucky about that. A today’s gallery should be in a state that it is able to be sensitive and self-criticizing about these issues. But you can rarely find a commercial gallery like that. The difference between presenting the work in a gallery or in a museum is also important in terms of reaching out to different audiences. Because the place you choose to present the work affects both its content, and its manner of perception. Both conditions allow you to reach different people and make different audiences think. In this context, you presented the word “Kapital” with 41,000 different variations, handwritten by you, in a commercial gallery. Can you tell us about this work? Kapital concerns itself with the artist’s requirement of creating the unique work, which is deemed genius and sought by everyone. This work treats the exact opposite of that. Even though every “Kapital” I wrote is unique in itself, their numbers amount to a total of 41,000, despite the signature of the artist under them. When you purchase this work, not only that you acquire a unique work, but you also possess a piece with 40,999 other variations. Which also is a glance on editions… Yes, but while dealing with this issue, it also points out, in another platform, to the creation process of this unique piece you’re executing. You consistently have to produce as a human being, let alone as an artist. This work is purely your handicraft, made on Tibetan paper with ink, a material which does not tolerate errors. Why was this choice of material important to you? Tibetan paper is handmade. The idea is about the valuable production Nasan Tur, Variationen von Kapital, 2013, indian ink and Tibetan paper, framed 42.2 x 62.2 cm each 72 73 Nasan Tur, Cloud no. 1 - 7 March, 2011 Ra´s Lanuf, Libya, 2012, c-print, 135 x 180cm process. Instead of a mass produced product, it’s an artisanal work; handmade, torn by hand into desired dimensions, and has the variations of the work “Kapital” individually written on it with Indian ink. But, while writing that, you had a digital “partner” instead of analogue production. A computer program produced and chose the variations of the words. It actually was the source of this manual process. It produced for me words that phonetically read the German word Kapital, regardless of how they are written. You have videos in parallel with this work. Yes, I’ve worked with 65 bankers for that. Every one of them individually read the words floating on the prompter in front of them for 30 minutes. Laboriously, and with difficulty, but just as they are… It was an interesting process for me and an easy collaboration. Because the issue of Kapital was clear as day for them. Kapital is already an important and a natural part of their lives. In “Magic”, there’s a magician who’s able to change the course of events with a natural gift. We don’t actually see and know in our daily lives what exactly is going on. We just see how we get manipulated every day. We just have ideas regarding what might happen. It’s like we can only see with the interference of a magician. We can only perceive what’s going on around us only through media. A magician converting a 1 dollar bill to 100 dollars, disappearing news reports, sticks turning the Israeli flag to a Palestinian flag, then turning it back… Isn’t your piece “Clouds” in the exhibition all about that? Exactly. My reaction to this kind of news is to close my eyes in a childlike fashion. You know, when you don’t want to remember the fights you’ve had with your girlfriend or your family and just stare into the sky and try to forget. We see thousands of photographs of moments of terror and I’m having a hard time dealing with that. What I did on Clouds is to take the images of violence, war, protests, etc. and see only the beauty in them. On the other hand, you’re distracting yourself from these events. Yes, there are those terrorist attacks happening but you choose to focus on clouds. It’s more like erasing. I erase all those contradictions and leave only the clouds. Doesn’t the word “erasing” reference something which existed in the past? Yes, remnants of these events are present in the image, even if I erase the frame of this work. Such as the smoke from the flames of rebellion commingling with the clouds in the sky. Also the pixels and the texture of the newsprint paper is still there. This actually shows my weakness. 74 You work and strive for something, maybe trying to fix the things around you. But you’re not sure. There’s thing which I’m not sure of in all of my works. I continue my production through this state of unsureness. And you also present a different version of Demonstration Kit. Yes, Demonstration Kit is a work which prepares you for a demonstration in the shortest time spent in front of a vending machine. You put 2 Euros in the machine and immediately acquire a demonstration kit made out of the cheapest fabric, board and paint. I’ve also displayed this work on supermarkets as part of an exhibition. This also is a work which, again, treats the issue of being another work’s edition. Yes, because this also depicts the matter of being or not being a work of art. Is this thing which is sold at a supermarket and doesn’t carry my signature a work of art? I wanted Demo Kit to be displayed on outdoors as much as possible. The logic behind it is actually it being shaped like a fire extinguisher. It always stands ready behind the door and you grab it while there is an emergency and go out to the street. How is it different from the Demo Kit Deluxe that you’ve made for this exhibition? In Demo Kit Deluxe, I’ve made every kit with unique and the most expensive materials. I used silk for the banner, and used silver and golden colored paints. It still has the same function as the Demo Kit. You can unwrap the kit and use it. I also question activism a little bit. At what point do you become an activist? In Turkey, at what phase did the people go out to the streets, even though they were afraid? Similarly in Egypt, after what point have the people, who would not normally go out to the street and protest, in fact done so? I question it with the context of art. Did the people purchase this because of its functionality or because it’s a beautiful, glittering product? It’s one of the tricky works. These also seem like demo kits for rich and not so rich people. Is there also a segregation of classes? This can be questioned. Maybe, but then we need to question what kind of rich people went out to streets to protest. Finally, what are your future projects? Firstly, I will take part in a group exhibition focusing on wall paintings in a range from 70’s to our day, in Berlin’s Hamburger Bahnhof, at the end of November. Apart from this, I will open personal exhibitions at Blain Southern in London, Moen 44 in Denmark, Kunstraum Innsbruck in Austria, Poznan and Paris. And I will spend next year at the Villa Massimo residency in Rome. Nasan Tur Söyleşi: Ece Pazarbaşı Nasan Tur’la 1847’de hastane olarak inşa edilmiş, günümüzde ise sanatçı atölyelerine ev sahipliği yapan Kunstraum Bethanien – Kreuzberg/Berlin’deki stüdyosunda buluştuk. Sanatçının en son sergileri, atölyesindeki işleri ve sanata bakışı üzerine sohbet ettik. İşlerinde genel bir mizah duygusu var. Ama bu her şeyi çok da hafife alan bir yaklaşım değil. Problemlerin ağırlığıyla birlikte kullandığın bir mizah. Konuşmamıza sondan – hem kronolojik olarak içınde yer aldığın en son sergiden – ve ‘sonlardan’ bahsederek başlamak istiyorum. Berlin’de, Kasım ayının ilk haftasına kadar açık olan Rene Block’un küratörlüğünü yapmış olduğu The Unanswered Question. İskele 2 sergisindeki işinle başlayalım. Countdown’u oluşum sürecini biraz anlatır mısın? Countdown’da insan hayatının süresini hesaplayan profesyonellerle çalıştım. Bir dizi sözlü ve fiziksel testten sonra istatistiklere göre, ortalama olarak ne kadar zamanım kaldığını hesapladılar. Ben de bunu sıfıra doğru giden bir sayaç haline getirip altın bir kutunun içine yerleştirdim. Sayaç sıfırlandığında, yani benim zamanım bittiğinde, aslında iş de sona eriyor. Bir koleksiyoner bu işini satın aldığında bir anlamda senin yaşam sürecini mi satın almış oluyor? Koleksiyonerler söz konusu olduğunda aynı işi onların yaşam süresine göre yapıyorum. Koleksiyonerlerin bunu satın almasını ilginç buluyorum çünkü tamamen alan kişiye bağlı. Sadece otoporte değil, bir saat gibi, ama ne kadar zamanının kaldığını hatırlatan bir obje. Aslında sanatçı ölünce fiyatı artan, değerlenen sanat eseri konusuna da bir gönderme. Bir yandan Rene’nin son büyük sergisinde bunu göstermen de biraz kara mizah gibi sanki. Rene ile konuştuğumuzda ve sergiye bunu önerdiğimde çok hoşuna gitti. Her ne kadar kötü bir şaka gibi görünse de her şeyin bir sonu var, kim bilir belki bu da bizim son konuşmamız olabilir. Sonuçta bir gerçeği hatırlatıyor bize. İşlerinde var olan bu ironik dil aslında hayata genel bakış açınla mı ilgili? Mesela Countdown’da işin anlamı, işin raf ömrü, sanatçının raf ömrüne olduğu kadar koleksiyonerin de raf ömrüne dikkat çekiyorsun. Aslında tüm bunlar sanatın ve sanatçının değer dinamikleri ve üretiminin değer dinamiklerini sorgulayan yaklaşımlar değil mi? Blain Southern (Berlin) Galerisi’ndeki son kişisel serginden de bu ironik durum hissediliyor. Ticari bir galerinin içinde bulunduğu durumu sorguladığın işler sundun orada… “Kapital”i nerede gösterebilirdim diye çok düşündüm. Bir müzede göstermek bu kadar etkili olmazdı. Bir galeride göstermek tam da kendi sistemlerine karşı bir şey. O konuda çok şanslıydım. Günümüzde bir galerinin kendini bu konulara hassas kılma ve kendini eleştirebilme durumuna gelmesi lazım. Bunu yapabileceğin ticari bir galeri nadiren bulabilirsin. Ayrıca farklı insan kitlelerine ulaşmak açısından işi bir müzede mi, yoksa galeride mi gösterdiğin de çok önemli. Çünkü nerede gösterdiğin hem işin içeriğini, hem de algılanış biçimini etkiliyor. Her iki koşulda farklı insanlara ulaşıyorsun ve farklı kitlelerin düşünmesini sağlıyorsun. Bu bağlamda kendi elinle 41.000 farklı varyasyonlarını yazdığın “Kapital” kelimesinini bir ticari galeride göstermiş oldun. Biraz bu işten bahsedebilir misin? 76 Kapital, sanatçının bir deha olarak kabul gördüğü, herkesin aradığı o eşsiz özel eseri yaratıyor olması gerektiğiyle ilgili. Bu iş tamamen bunun zıttını işliyor. Yazdığım her “Kapital” varyasyonunun bir eşi olmasa da, sanatçı tarafından imzalanmış olmasına rağmen, 41.000 adete kadar çıkıyor sayıları. Bu işi satın aldığınızda hem eşsiz bir iş alıyorsunuz, diğer yandan 40.999 tane varyasyonu olan bir esere de sahip oluyorsunuz. Edisyon konusuna da bir bakış. Evet, ama bir diğer yandan bu konuyla ilgilenirken başka bir düzlemde de yapmakta olduğun bu eşsiz eserinin üretim sürecine de işaret ediyor. Sanatçı olmak bir yana, bir insan olarak da sürekli üretmen gerekiyor. Bu işleri elle, yanlış kabul etmeyen bir malzeme olan mürekkep ile tibet kağıdı üzerine yaptın. Bu seçimin işin için önemi nedir? Tibet kağıdı el yapımı bir kağıt. Tüm fikir değerli üretim süreci üzerine. Bir seri üretim yerine zanaatkar gibi elle yapılmış, elle istenilen boyuta yırtılarak getirilmiş, hint mürekkebiyle teker teker “Kapital” kelimseinin varyasyonları yazılmış bir iş. Ancak bunu yazarken tam da analog üretimin tersine, dijital bir ‘partnerin’ vardı. Kelimelerin varyasyonlarını bir bilgisayar programı üretti ve seçti. Tüm elle yapılan bu sürecin bilgi kaynağı bir bilgisayar oldu aslında. Nasıl yazılırsa yazılsın, okunduğunda fonetik olarak Almanca Kapital kelimelerini üretti benim için. Bu işe paralel videoların var. Evet, onun için 65 bankacıyla beraber çalıştım. Hepsi teker teker, 30 dk boyunca önlerindeki bir prompterdan teker teker bu kelimeleri okudular. Terleyerek, zorlanarak ama oldukları gibi. Bu benim için ilginç bir süreçti ve çok kolay bir işbirliği oldu. Onlar için Kapital konusu çok netti çünkü. Zaten onların hayatlarının önemli ve doğal bir parçası Kapital. “Magic”te doğal bir yetenekle olayları değiştiren bir sihirbaz var. Aslında gündelik yaşamda tam olarak neyin olduğunu bilmiyoruz, görmüyoruz. Sadece her gün nasıl manipule edildiğimizi görüyoruz. Sadece ne olabileceği hakkında fikrimiz var. Sanki sadece bir sihirbazın müdahalesiyle görebiliyoruz. Etrafımızda olup bitenleri sadece medya aracılığıyla algılayabiliyoruz. Bir sihirbazın 1 USD’lik banknotu 100USD’ye çevirmesi, yok edilen gazete haberleri, İsrail bayrağını Filistin bayrağına, daha sonra tekrar İsrail bayrağına dönüştüren çubuklar... Sergideki Clouds işin tam da bunula ilgili değil mi? Kesinlikle. Bu haberlere çocuksu bir reaksiyonla sadece gözlerimi kapatıyorum. Hani sanki kız arkadaşın ya da ailenle tartışmaları hatırlamak istemezsin, sadece göğe bakıp unutmaya çalışırsın. Gazetelerde dehşet anlarının fotoğraflarının binlercesini görüyoruz ve ben bununla baş etmekte zorlanıyorum. Clouds’da yaptığım şey, bu şiddet dolu, savaş, protesto ve benzeri şeylerin gazetelerdeki imajlarını alıp; sadece o imajdaki güzelliği görmek. ‘Countdown’, digital countdown display in seconds, 18 digits, variable dimensions, 2011 Bir yandan da dikkatini başka bir yöne çeviriyorsun. Evet, orada o terorist saldırılar var ama sen bulutlara odaklanmayı tercih ediyorsun. Daha çok silmek gibi. Tüm o çelişkileri silip sadece bulutları bırakıyorum. ‘Silmek’ kelimesi de daha önce var olan bir şeye referans vermiyor mu? Evet, zaten bu işin çerçevesini silsem bile halen olayın kalıntıları imajda kalıyor. Yakılmış başkaldırı ateşlerinin dumanları gökteki bulutlarla karışıyor mesela. Ayrıca gazete kağıdının pikselleri ve dokusu da orada. Bu zayıflığımı da gösteriyor. Bir şeyler için uğraşıyorsun, çalışıp çabalıyorsun, belki etrafındaki şeyleri düzeltmeye çalışıyorsun. Ama emin değilsin. Tüm işlerimde emin olmadığım şeyler var. Bu emin olmama hali üzerinden üretimimi sürdürüyorum. Bir de Demonstration Kit’in başka bir versiyonunu gösteriyorsun. Evet, Demonstration Kit otomat makinesinden alabileceğin en kısa zamanda seni protestoya hazırlayan bir iş. Makinaya 2 Euro atıp, en ucuz kumaştan, tahtadan, boyadan yapılmış bir demostrasyon kitine hemen ulaşabiliyorsun. Bu işi daha önce bir sergi kapsamında süpermarketlere de koymuştum. Bu tekrar bir işin edisyonu olma konusuyla da ilgilenen bir iş. Evet çünkü bir yandan bu bir sanat eseri olup olmama durumunu da dile getiriyor. Süpermarkette satılan ve imzamı taşımayan bu şey bir sanat eseri midir? Demo Kit’in ben mümkün olduğu kadar dış mekanlarda olmasını istedim. Mantığı aslında tam bir yangın söndürme tüpü gibi olması. O her zaman hazır bir şekilde kapının Nasan Tur, Demo Kits Deluxe, 2009, precious metals, spray paint cans and satine arkasında durur ve acil onu alır ve sokağa çıkarsın. Bu sergi için yaptığın Demo Kit Deluxe’tan farkı ne? Demo Kit Deluxe’da her bir kiti eşsiz ve en pahalı malzemelerle oluşturdum. Bez afişi ipekten yaptım, gümüş ve altın rengi boyalar kullandım. Halen Demo Kit ile aynı fonksiyona sahip. Kitin ambalajını bozabilir ve kullanabilirsin. Biraz aktivizmi de sorguluyorum. Hangi noktada aktivist oluyorsun. Türkiye’de insanlar korksa bile hangi aşamada sokağa çıktı? Aynı şekilde Mısır’da normalde çıkmayacak insanlar, hangi noktadan sonra sokağa çıktı? Burada sanat bağlamı içinde sorguluyorum. İnsanlar bunu fonkisiyonu için mi yoksa güzelliği ve parıldayan bir şey olduğu için mi aldılar? Bu da biraz tuzak işlerden birisi. Bu iş biraz da, zengin ve o kadar zengin olmayan insanların demo kiteleri gibi duruyor. Bir sınıf ayrımı da mı var? Bu sorgulanabilir. Belki, ama o zaman ne tür zengin insanların sokağa çıkıp protesto ettiklerini de sorgulamak lazım. Önünde ne gibi projeler var? İlk önce Berlin’de Kasım sonunda Hamburger Bahnhof ’da 70lerden günümüze uzanan, duvar resimleri üzerine odaklanan bir grup sergisinde yer alacağım. Bunun dışında Londra’daki Blain Southern’da, Danimarka’da Moen 44’de, Avusturya’da Kunstraum Innsbruck ve Poznan’da ve Paris’te birer kişisel sergim olacak. Önümüzdeki seneyi ise Roma’da Villa Massimo misafirlik programında geçireceğim. 77 Pi Artworks’s ‘House Warming’ in London Pi Artworks, founded in 1998 in Istanbul, opened its new gallery space in London. The founder of the gallery, which opened its doors with the exhibition ‘House Warming’ on October 15th, Yeşim Turanlı says that ‘I would like to create some cross-fertilisation, as it were, and exchange between Turkey and the wider world through my artists’. What has changed in Turkey in terms of the gallery scene since you started? Back in 1998 there was almost no contemporary art scene in Istanbul, it was in its nascent stages and Pi Artworks was one of the first commercial galleries to open at the time. Then I acquainted myself with emerging and contemporary artists through studio visits, and began my current roster with just one artist. I worked closely with them to manage their career, and by 2004 had built up to four artists, with a full roster in 2007. I built up my selection of artists very slowly, as I wanted it to be an organic process in which each artist has a strong, long-term relationship with Pi Artworks. It is important to me that the artists have a strong connection with the gallery. Originally, Pi Artworks also comprised an art school, in which the artists taught – the revenue we created went straight back into the gallery to cover our running costs. By 2007, however, I felt confident that the art market in Istanbul could support the gallery, and we closed down the art school side and focused solely on running the gallery. I have never looked back. Another change I have seen over the years is the demographic of the collector base in Turkey. Whereas before collectors were aged mostly 55 and above, 78 with a taste for more classical art, today’s young collectors are often under the age of 25 and have a real appetite for emerging, inventive and challenging art – it is really refreshing and encourages me as a gallerist. Why did you decide to open a branch abroad of the gallery? As the two great cosmopolitan capitals of the world, New York and London have thriving art scenes. I felt it was important to provide my artists – and through that, art from Turkey – a platform in such a capital in which to expand and introduce their work to international audiences. Several of my collectors also have bases in London, so it felt like a natural next step. It is so important to me to provide the links for people to discover some of the wonderful talent we have coming out of Turkey, where we have a thriving, talented and creative arts scene that is still, sadly, so under-publicized outside of our borders. Abroad, Turkey at galleries representing artists. You are the first in this sense has a mission. How do you see interest in contemporary art in Turkey? This ties in with my answer above – to give you an idea of how much perceptions have changed, back before 2007, if I approached an international gallery to suggest an exchange program, the answer almost always came back as a no – people just didn’t see Turkish art as something worth investing in, or they didn’t know enough about it. Now, especially with Istanbul’s recent position as European Capital of Culture, we have received a real boost and the appeal of Contemporary Turkish art has been rapidly increasing. They are artists who address global issues but use the geography that they live in – I think this makes them easy to access as the issues are understood by people everywhere, yet they have a unique aesthetic to them that is rooted in their homeland. Now, if I approach galleries for such exchanges, there is very much a willingness to interact. Will there be new artists who will participate at Pi Artworks in London? Will it be the same as the line continues to the gallery? It is important for me that I always maintain at least half of my artist roster as being artists who are based in Turkey. However, the gallery does have an international outlook, and already we have added names such as Egyptian/German Susan Hefuna and Bangladeshi Rana Begum Lipi to the gallery. I am extremely keen to open up the gallery roster to new emerging artists as well as other international names, and look forward to exploring the arts scene in London. We will always keep working with artists from Turkey and that’s what have made Pi what it is today. I would like to create some cross-fertilisation, as it were, and exchange between Turkey and the wider world through my artists. What will the first exhibition ‘House Warming’ be like? It will act as a ‘sneak peek’ of the solo exhibitions that I will be presenting in London over the coming 12 months. It is a chance for Pi to showcase some of our strongest artists and introduce London audiences to art from Turkey, so this will act as a bit of a ‘flavour’ of what the gallery will be introducing here. We will then delve more in depth for each artist’s work through solo presentations and allow for audiences to discover the full variety of each artist’s oeuvre. 79 Pi Artworks’ten Londra’da ‘House Warming’ 1998’de İstanbul’da kurulan Pi Artworks’ün şimdi Londra’da da yeni bir mekanı var. ‘House Warming’ adlı sergiyle 15 Ekim’de kapılarını açan galerinin kurucusu Yeşim Turanlı, ‘’bir çapraz üreme yaratmak ve sanatçılarım vasıtası ile Türkiye ve diğer ülkeler arasında bir değişim başlatmak istiyorum’’ diyor. Başladığınızdan beri, Türkiye’de galeri ortamında ve galerilerde neler değişti? 1998’de İstanbul’daki çağdaş sanat ortamı yok denecek kadar azdı. Olgunlaşma dönemindeydi ve Pi Artworks, o tarihlerde açılan ilk ticari galerilerdendi. Pi Artworks’ü kurmamla stüdyoları ziyaret ederek genç çağdaş sanatçılarla tanıştım ve beraber çalıştığım sanatçıların şimdiki listesinin başlangıcını, yalnızca bir isimle yaptım. Kariyerlerinin yönetimi için onlarla yakın bir şekilde çalıştım ve 2004 yılında listemdeki sanatçıların sayısını dörde çıkarmışken, 2007’de tam bir isim listesi oluşturdum. Her sanatçının Pi Artworks ile güçlü, uzun dönemli ilişkiler kurabildiği, organik bir süreç olmasını istediğim için, eserler arasından yaptığım seçkiyi çok yavaş bir şekilde oluşturdum. Sanatçıların galeri ile güçlü bir ilişkisinin olması benim için önemli. Aslen, Pi Artworks dâhilinde, sanatçıların ders verdiği bir sanat okulu da bulunuyordu – elde ettiğimiz gelir de, işletme giderlerimizin karşılanması için direkt olarak galeriye gidiyordu. Ancak 2007 yılına gelindiğinde, İstanbul’daki sanat piyasasının galeriyi ayakta tutabileceğine inanmaya başladım ve sanat okulunu kapatarak, yalnızca galerinin işletimine odaklandık. Bundan asla pişman olmadım. Yıllar içinde gördüğüm değişikliklerden biri de, Türkiye’deki koleksiyoner tabanının demografisi oldu. Önceden, koleksiyonerler genellikle 55 ve üstü yaşlarda, klasik sanat ağırlıklı zevkleri olan kişilerken, bugünün genç koleksiyonerleri genellikle 25 yaş altındalar ve gelişmekte olan, özgün ve iddialı sanata büyük ilgi gösteriyorlar. Bu insanı ferahlatan bir yenilik ve bir galerici olarak beni cesaretlendiriyor. Galeriye bir yurtdışı şubesi açmaya nasıl karar verdiniz? Dünyanın iki harika kozmopolit başkenti olan New York ve Londra, çok başarılı sanat ortamlarına sahipler. Sanatçılarıma –ve onlar aracılığı ile Türkiye’den sanata– eserlerini uluslararası kitleler ile paylaşabilecekleri ve genişletebilecekleri bir başkent içerisinde bir platform sağlamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Koleksiyonerlerimin birçoğunun Londra’da da mekanları mevcut, bu yüzden burası bir sonraki adım için doğal bir seçim oldu. Türkiye’nin gelişen, başarılı ve yetenekli, ancak ne yazık ki ülke sınırları dışında hâlen yeterince tanıtılamayan sanat ortamından çıkan, harika eserleri insanların keşfetmelerini sağlayacak bağlantılar sağlamak benim için çok önemli. Yurtdışındaki galerilerde Türkiye’yi temsil eden sanatçılar bulunuyor. Bu anlamda bir görev ilk defa sizin tarafınızdan 80 benimsendi. Türkiye’de çağdaş sanata olan ilgiyi nasıl buluyorsunuz? Algıların ne kadar değiştiği ile ilgili bir örnek vereyim; 2007 yılından önce, bir değişim programı teklif etmek için bir uluslararası galeriye gittiğimde, neredeyse her seferinde hayır cevabını aldım. İnsanlar Türkiye’den sanatı yatırım yapılacak bir şey olarak görmüyorlardı veya bunun hakkında yeterince bilgi sahibi değillerdi. Şimdi ise, özellikle de İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olarak ilân edilmesinden sonra, ciddi bir yükseliş ile karşılaştık ve buraya ilgi artmaya devam ediyor. Bu sanatçılar yaşadıkları coğrafyayı kullanarak küresel sorunları ele alıyorlar. Bu sorunların dünyadaki herkes tarafından anlaşılabilmesinin onlara erişimi kolaylaştırdığını düşünüyorum, fakat kökü anavatanlarına dayanan, eşsiz bir estetiğe de sahipler. Şimdilerde, galerilere bu tip değişim teklifleri ile gittiğim zaman, karşılıklı etkileşim için büyük bir istekle karşılaşıyorum. Londra’daki Pi Artworks’e katılacak yeni sanatçılar olacak mı? Şu anki isimler ile benzer seçimler mi yapılacak? Galeri bünyesinde çalışan isimlerin en az yarısının her zaman için Türkiye temelli sanatçılardan oluşuyor olması benim için önemli. Ancak galerinin uluslararası bir bakışı da mevcut ve galeri bünyesine Mısırlı/Alman Susan Hefuna ve Bangladeşli Rana Begum Lipi gibi isimleri dâhil ettik bile. Galeri bünyesine yükselişte olan yeni sanatçıların yanında, diğer uluslararası sanatçıları da dâhil etmeye her zaman istekliyim ve Londra’daki sanat ortamını keşfetmek için sabırsızlanıyorum. Son derece gurur duyduğum ve Pi’yi bugün olduğu yere getiren Türkiye’den sanatçılarla çalışmaya her zaman devam edeceğiz, ancak deyim yerindeyse bir çapraz üreme yaratmak ve sanatçılarım vasıtası ile Türkiye ve diğer ülkeler arasında bir değişim başlatmak istiyorum. “House Warming” adlı ilk sergi nasıl olacak? Londra’da, gelecek 12 ay içinde düzenleyeceğim solo sergilere bir “hızlı bakış” niteliğinde olacak. Pi olarak, çalıştığımız sanatçılar arasından en iddialı olanları tanıtma ve Londra’daki kitleleri onlarla tanıştırma imkânı sağlayacak; yani bu sergi, galerinin buraya getireceği şeyler için bir “tadımlık” görevi görecek. Gelecekte düzenleyeceğimiz solo sergiler ile her sanatçının eserlerine daha derin bir bakış sunacağız ve kitlelerin her sanatçının ürettiği tüm eserlerdeki çeşitliliği keşfetmelerini sağlayacağız. 81 Taking Initiatives İnisiyatif Almak Interview / Söyleşi: Zeynep Berik Selda Asal, Photograph by / Fotoğraf: Samed Akman Joana Kohen and Lara Ogel, Photograph by / Fotoğraf: Samed Akman Let’s start from the most recent one… Could you tell me about Unknown? J.K: I have been thinking about such a space like Unknown for 4-5 years. For this reason, I considered the year 2012 as the right time. I had some savings, I talked to Lara and we got it started. The aim of the project was to gather people who nourish each other. I don’t think I’d be sufficient on my own, I don’t think nobody would be. In this space, we’re all artists and curators of each other. Nobody is more or less than each other. L.O: Unknown is a project and we are a collective made up of 5 artists. 3 new artists join us every year. This is not a public gallery space because it’s our working space. Entrance is rendered by appointment. A little introvert and “living on its own name” are adjectives that we use a lot for describing Unknown. J.K. : For example I made a special list for my exhibition. I only invited my own friends. Lara’s show was public, though. What kind of conflicts occur while working and producing together? How does it affect your practice? J.K: We’re listening to the same music and chatting on the same topics in a 150 square meter space. We expect the people who join us to enjoy this kind of a production process. I studied contemporary art, I try to understand everything a little. Everyone has his own practice, we learn a lot from each other. I’ve been talking to Ömer (Ağustoslu), we want to make statues but we haven’t been able to yet. For instance, we’re sharing this desire of ours. The utmost aim is information exchange. It’s very important for us, we’re 5 people but each of us has different production and sharing forms. Lara and I are both artists, we’re old friends and both women. This is the starting point where we approach our production. 82 We came together with Joana Kohen and Lara Ogel, the founders of the young initiative Unknown, and Selda Asal, the founder of one of the first independent art spaces Apartment Porject. We talked about the today and 20 year ago of the independent art projects. Genç inisiyatif Unknown’un kurucuları Joana Kohen’le Lara Ogel ve ilk bağımsız sanat mekanlarından Apartman Projesi’nin kurucusu Selda Asal ile bir araya geldik. İstanbul’daki bağımsız sanat oluşumlarının 20 yıl öncesini ve bugününü konuştuk. En yeniden başlayalım... Unkown’u anlatır mısınız? J.K: Unknown gibi bir yer 4-5 senedir aklımdaydı. Bunun için 2012 yılında doğru zaman olduğunu düşündüm. Biriktirdiğim bi para vardı, Lara’yla konuştum ve başladık. Projenin amacı, birbirini besleyen insanları bir araya getirmekti. Tek başıma bir şeylere yetebileceğimi düşünmüyorum, kimsenin yetebileceğini düşünmüyorum. Ben mekanda hepimiz birbirimizin küratörü ve sanatçıyız. Kimsenin artısı eksisi yok. L.O: Unknown bir atölye ve biz 5 sanatçıdan oluşan bir kolektifiz. Her yıl 3 kişi katılıyor aramıza. Burası halka açık bir sergi mekanı değil çünkü çalışma alanımız. Randevuyla giriş yapılabiliyor. Biraz içe kapalı ve ‘kendi yağımızda kavrulmak’ Unknown’u ifade ederken çok kullandığımız bir kavram. J.K. :Örneğin ben sergimde özel bir liste yaptım. Sadece kendi arkadaşlarımı çağırdım. Lara’nın sergisi ise herkese açıktı. Birlikte çalışıp üretirken ne gibi çatışmalar çıkıyor? Pratiğinizi nasıl etkiliyor? J.K: 150 metreklareki alanda aynı müziği dinleyip aynı sohbeti yapıyoruz. Bize katılanların da bu şekilde bir üretimden keyif alması gibi bir beklentimiz var. Ben güncel sanat okudum, her şeyden biraz anlamaya çalışıyorum. Herkesin kendi pratiği var, birbirimizden çok şey öğreniyoruz. Ömerle (Ağustoslu) konuşuyorduk, heykel yapmak istiyoruz, ama hiç yapmadık. Bunu paylaşıyoruz, örneğin. En büyük amaç, bilgi alışverişi. Bizim için çok önemli biz 5 kişiyiz ama 5 kişinin içinde farklı üretim ve paylaşım biçimleri var. Lara ile hem iki sanatçıyız, eski dostlarız ve kadınız. Böyle bir yerden yaklaşıyoruz yaptıklarımıza. Selda, peki Apartman Projesi’nin başladığı dönemi anlatır mısın? Unknown Selda, could you tell us about the times you started Apartment Project? S.A.: There were communes in the regions where I lived in Germany and Austria in the 80s. Artists were living in little communes. Upon returning Turkey, I wondered if I could establish a similar neighborhood here. I wanted it to include dancers, artists, authors. At that time, you could buy places in Beyoğlu, they were cheap and nobody believed that the neighborhood was going to change. Everyone was afraid of going to Galata and the Tunnel region. There was a party held by Komet in ’88, in the Tunnel neihgborhood… We wanted to go to the party but we decided not to, cause we were afraid. I bought my workshop in the Tunnel in ’92. I was the only woman in that street, I let everyone know because I was a little afraid. I reinvigorated there within a little time. Nevzat Sayın, Gülsün Karamusta, Ahmet Ağaoğlu, İpek Duben and I started. I started with the intention of setting up a commune; since it did not happen, there may be only 5 artists left from that period… I studied musicology, I was producing art. We were trying to find answers to some questions together with the disciplines. Everyone used to bring informations and their own means; disciplines were not independent from each other in the 90s. Artists only become friends with artists nowadays. Orhan Pamuk used to be our friend those days. Emre Koyuncu, Zeynep Günsür… There were not many art spaces at that time, Biennial was new, there was the Biennial held by Vasıf Kortun in ’93. We started our first project as Apartment Project in ’99. I named it as ‘Ayakkabı Dükkanı’ (Shoe Shop) with a rather romantic point of view. I invited everyone to the exhibition… Hüseyin Alptekin, Gülsün Karamustafa, Selim Birsel, Vasıf Kortun, Haldun Dostoğlu... J.K.: Nowadays everyone is limited to their own media. I was influenced by beat. The documentary titled Black Generation Apartment Project / Apartman Projesi, Berlin S.A.: 80’lerde Almanya ve Avusturya civarında yaşadığım yerlerde komünler vardı. Sanatçılar küçük adacıklar içinde yaşıyordu. Türkiye’ye döndükten sonra benzer bir mahalle kurabilir miyim diye düşündüm. İçinde dansçılar olsun, sanatçılar olsun, yazarlar olsun istedim. O zaman Beyoğlu’ndaki yerleri alabiliyordun, ucuzdu ama kimse inanmıyordu buraların değişebileceğine. Herkes korkuyordu, Galata’ya ve şimdiki Tünel tarafına gitmeye. Komet’in bir partisi vardı 88’de, Tünel’de… Gitmek istiyorduk ama gitmemeye karar verdik, korktuk çünkü. 92’de Tünel’deki atölyemi aldım. Sokaktaki tek kadındım, biraz da korktuğum için herkese haber verdim. Kısa zamanda orayı biraz harekete geçirdim. Nevzat Sayın, Gülsün Karamusta, Ahmet Ağaoğlu, İpek Duben ve ben başladık. Bir komün kurmak üzerine başlamıştım, bu gerçekleşemeyince o dönemden 5 kişi kaldı şu an belki, sanatçı olarak devam eden… Müzikoloji okumuştum, sanat yapıyordum. Disiplinlerle birlikte bazı soruların cevaplarını bulmaya çalışıyorduk. Herkes, bilgisini ve aracını getiriyordu, 90’lı yıllarda disiplinler birbirinden ayrı değildi. Sanatçılar sadece sanatçılarla arkadaş şimdi. Eskiden Orhan Pamuk da bizim arkadaşımızdı. Emre Koyuncu, Zeynep Günsür… O dönemde çok sanat mekanı yoktu, Bienal yeniydi, 93’te Vasıf Kortun’un yaptığı Bienal vardı. Apartman Projesi olarak 99’da ilk projeye başladık. ‘Ayakkabı Dükkanı’ koydum adını, çok romantik bir bakış açısıyla. Herkesi çağırdım sergiye... Hüseyin Alptekin, Gülsün Karamustafa, Selim Birsel, Vasıf Kortun, Haldun Dostoğlu... J.K.: Şimdi herkes kendi mecrasına sıkışık. Ben beat’ten etkilendim. Black Generation belgeseli şöyle der: Ben direktörüm, band’im de var, aktörlük de yapıyorum… Bu kimseyi rahatsız etmiyor. Şimdi farklı bir şey yaptığında yetkinliğini düşünüyorlar. S. A.: O zaman Safran vardı, dans edilirdi orada. Ben tüm gazetecileri tanırdım. Sanatçılar da oradaydı, müzisyenler de 83 Unknown Unknown says that: I’m a director, I have a band and I’m also an actor… It disturbs no one. Now when you do something different, they question your competence. S. A.: Back then there was Safran, it was a dancing space. I used to know all the journalists. The artists were there, the musicians were there. Everyone used to enjoy this togetherness. We used to gather in Beyoğlu. J.K.:There were one or two venues, you used to go to the same venues all the time. S.A.: I’m telling the young artists. Get out of here, don’t you have any poets, men of letters? I go to the concerts of MIAM for instance. I survey what kind of a production they offer. Back then there were the gatherings of Bilar. Gatherings of Tuesday. Actually, the milieu was quite intellectual. L.O.: There is nothing such as producing together these days. I have friends who are film producers, authors. However, everybody is busy with their own jobs and meetings all day long. J.K.: They are individualistic these days. S.A.: Firstly, we were making an effort to understand the issues of the time. We organized a show titled ‘Düş Satın Alma Dükkanı’ (The Shop to Buy Dreams) when the war in Afghanistan broke out. The Susurluk Incident broke out after ’97. Suddenly I thought. We prepared a display window in Apartment, everyone used to put everything in the window and go to their own workshop. We were lucky back then, we used to visit the companies and receive support. Once we received a 27 display monitor. J.K. Now you can’t even receive support. 84 Apartment Project / Apartman Projesi, Berlin oradaydı. Herkes karşılayabiliyordu da bunu. Beyoğlu’nda toplanıyorduk. J.K.: Bir veya iki mekan vardı belki, hep aynı yerlere gidiyordunuz. S.A.: Ben genç sanatçılara söylüyorum. Çıkın şuradan, yok mu sizin şairiniz, edebiyatçınız? MIAM’ın bir konseri varsa gidiyorum örneğin. Nasıl bir üretim yapıyorlar diye bakıyorum. O zaman da Bilar’ın toplantıları vardı. Salı toplantıları vardı. Etraf çok entellektüeldi aslında. L.O.: Beraber üretmek diye bir şey yok şimdi. Film yapan arkadaşım var, yazar arkadaşım var. Ama herkesin bütün gün işi ve toplantısı var. J.K.: Bireyseller artık. S.A.: İlk başta zamanın meselelerini anlamaya çalışıyorduk. Afganistan savaşı başladığında Düş Satın Alma Dükkanı diye bir sergi yaptık. 97 sonrası, Susurluk Olayı çıktı. Bir anda düşündüm. Apartman’da vitrin yaptık, her şeyi camlara koyup herkes kendi atölyesine gidiyordu. O zaman çok şanslıydık, şirketlere gidip anlatıyorduk, destek alıyorduk. Bir keresinde 27 ekran aldık. J.K. Şimdi o da yok. S.A.: Şu anda daha çok anlıyor insanlar aslında. Mutfak projesi yaptık. Çeşitli küratörler geldi, yemek yaptık. Mutfak malzemelerinden müzik yaptık. Dünya meselelerine her disiplin kendi tarafından cevaplıyordu. Daha sonra üretim ve workshop alanları açmaya başladık. Unknown da böyle bir yer hayaliyle kuruldu demiştiniz... J.K.: Böyle bir yerin hayaliyle büyüdüm… Ama bireysellik sonuna S.A.: Actually, people understand more now. We had a kitchen project. Various curators came, we cooked. We played music using kitchenware. Every discipline used to answer the worldly issues from its own point of view. After that, we started to open up production and workshop spaces. You said that Unknown was established with the dream of establishing such a space… J.K.: I grew up with the dream of such a space… However, individualism won’t continue till the end. Actually, now everybody has the strength to become a name on its own but I don’t believe that it will make people develop enough. When I chat with you Selda, I think “look, she has experienced those days, maybe we still have a chance”. In my opinion, the four of us now sitting at this table is the most important thing. Your alternatives increase when you share. Nevertheless, your time, poets, dancers, musicians… Everyone’s being together. Now you can’t gather those people together. You should call and invite them to a party. L.O.: We’ve tried to organize a poetry reading night so many times so far. But we haven’t been able to. Tell your friend, tell your curator. The problem is everyone’s so busy. J.K.: We don’t have internet connection in the workshop, so that everyone won’t get lost in their own worlds. However, people don’t come since there is no internet access. They say that they can’t conduct research without internet. kadar gitmeyecek. Şimdi aslında herkes kendi başına bir isim olabilecek güçte ama bunun kişileri yeterince geliştirebileceğine inanmıyorum. Selda, sohbet ettiğimiz zaman senin söylediklerin için ‘’bak o bunları yaşamış, belki hala şansımız var ‘’, diyorum. Bence en önemlisi şu anda dördümüzün bu masada oturuyor olması. Paylaştığında, seçeneklerin artıyor. Yine de sizin döneminiz, şairler, dansçılar, müzisyenler... Herkesin birlikte olması. Şu anda bu insanları bir araya getiremiyorsun. Arayıp ancak parti yapman gerekiyor. L.O.: Kaç kez şiir okuma gecesi yapmaya çalıştık. Olmadı. Arkadaşına söyle, küratöre söyle. Herkes bir kere çok dolu. J.K.: Atölyeye internet koymadık, herkes kendi dünyasında kaybolmasın diye. Bu sefer de insanlar gelmiyor. İnternet yoksa araştırma yapamayız orada diyorlar. Bir atölye, bir bilgisayardan da ibaret olabiliyor. Berlin’deki Apartman Projesi’ni anlatır mısın Selda? Orada birlikte yaşıyor, üretiyor ve sergiliyorsunuz... S.A.: Berlin’de bir üretim alanı oluşturduk aslında. Birlikte pişiriyorlar, yiyorlar, kalıyorlar… Birlikte üretim modelleri üzerine düşünüyoruz. A workshop might only be made up of a computer. Could you tell about Apartment Project in Berlin, Selda? There you live, produce and exhibit together… S.A.: Actually we formed a production space in Berlin. They cook, eat and stay together… We reflect on the production models together. The interview will continue on the next issue. Röportajın devamı sonraki sayıda yayımlanacaktır. 85 Black, White and Multicolored Siyah, Beyaz ve Çok Renkli Hasan Bülent Kahraman To be held at Akbank Sanat, between November 8-December 8 , the exhibition is created in a period of 20 years, and with the selection of works, shaped within the personal efforts and expressions of unrelated artists. Taner Ceylan, Genç Osman, 70x87, litography / litografi, 2000 The works in the exhibition are based on various perceptions of a long period of time. On another ground, it sheds light upon the expressions, which are born and lost, in progress and interrupted within a period of 20 years. Standing before us are works, covering history from end to end. Besides, “this” 20 years is a period, in which the visual perception and ideology in Turkey has completely changed, renewed and “became contemporary”. With this attribute, the exhibition forms a strong theme. There’s an extremely critical relationship in Turkey, formed between the cultural texture and visuality. This is a result of the modernization in Turkey. It is generally presumed that modernization in Turkey preceded “modern visuality”, which was articulated to it later on. This is wrong. History functioned inversely. First the visuality became modernized, and with the new ground it broke, the modernization of perception and consciousness began. Therefore, everything that belongs to the history of visuality brings us to the history of society and consciousness. It is clear that this exhibition serves a similar function. In this context, what does the prints in the exhibition, the oldest being dated 1994 and the newest, 2012, say to us? The first answer for a question in such nature is related to the panorama works create. Beginning with Sadi Diren of a much older generation, and continuing with today’s prominent names of the 90’s, this adventure, when carefully studied, accounts to a great diversity above all. This diversity is an opportunity, provided by periods and expressions. In accordance with the contemporizationin the 90’s, a visuality searching for itself is a reflection of the modern tones, which came out of the modern consciousness. This tone is not detached from the reality it expresses. It is intertwined with it. If looked carefully, there are very few works that directly go into the discussion of object or landscape. This visuality is rather developed through individualities and certain humane dramatizations. Meanwhile, an effort directed to the extensive abstraction of the object is being presented. It can be observed in 2000’s that this image has changed. Now, a harsh “objectivity” is taking the “abstracted” and occasionally alienating object’s place. It is also possible to call it objectism. The object is not an entity which the artist sees it through the human no more. It is a reality which directly belongs to itself. That is why it’s opening itself towards it. Moreover, the object doesn’t have to be a natural element which can only be found in nature. Any made thing is considered to be in that category and evaluated and approached accordingly. And it can be stated that a wider world is thusly shaping. This development has a much more interesting dimension when examined within a 20 year history: the line from the human to the object is putting another phenomenon into effect. While, in the previous period, he was wandering on the surface of the harsh and almost nonconciliatory tragic works and almost a natural extension of seeing this object through the human, the artist, when gravitated directly towards the object, does not avoid leaving himself exposed to irony with the freedom he experiences. On the contrary, on his late works, the state of the object, sometimes exaggerated, sometimes distorted, and sometimes abstracted of its context, externalizes itself as an irony mediation in itself. Covering a history of 20 years, Akbank Sanat’s effort embraces a wide diversity. Diversity is one of the important conditions that works depict all together. It is also possible to call it pluralism. It really is one of the most important phenomena this exhibition depicts and brings forward. Busy with preparing its consciousness, which, for years, provided basis rather to painting, as of 1990’s the Turkish visuality was reaching to an extremely rich diversity of choices, while experiencing certain natural depressions at the level of expression. This meant that pluralism was to encapsulate the visual surface in every sense. Now, when this exhibition is examined by tone, style, manner, and problematic, the level and the dimensions of the diversity in question can easily be observed. Erdağ Aksel, M-arch M-arch, 59-x74, litography / litografi, 2013 86 87 İpek Duben, Kosova, 70x50cm, serigraphy/ serigrafi, 2009 Akbank Sanat’ta 8 Kasım-8 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek sergi, 20 yıllık bir süre içinde ve birbiriyle ilişkisi olmayan sanatçıların bireysel çaba ve ifadeleri içinde ortaya çıkmış yapıtlardan seçilerek meydana getirildi. Sergideki eserler uzun bir zamanın zamanın çeşitli duyuşlarına dayanıyor. Bir başka yüzüyle de 20 yıllık bir süre içinde doğan ve kaybolan, süren ve kesilen ifadelere ışık tutuyor. Karşımızda bir tarihi boydan boya kat eden yapıtlar var. Kaldı ki, ‘bu’ 20 yıl Türkiye’de görsel algının ve ideolojinin tamamen değiştiği, yenilendiği ve ‘çağdaşlaştığı’ bir dönemdir. Sergi bu niteliğiyle de güçlü bir izlek oluşturuyor. Türkiye’deki kültürel dokunun görsellikle son derecede kritik bir ilişkisi söz konusudur. Bu Türkiye’deki modernleşmenin bir sonucudur. Genellikle sanılır ki, Türkiye’de önce modernleşme başlamış ‘modern görsellik’ ona eklemlenmiştir. Bu yanlıştır. Tarih tersine işlemiştir. Önce görsellik modernleşmiş, onun açtığı çığırda algı ve bilinç modernleşmeye başlamıştır. Dolayısıyla görselliğin tarihine ait olan her şey bizi toplumun ve bilincin tarihine götürür. Bu serginin de benzeri bir işleve sahip olduğu çok açık. Sergide yer alan ve en eskisi 1994 yılına en yenisi 2012 yılına kayıtlı olan baskılar bize ne söylüyor, bu bağlamda? Böyle bir sorunun ilk yanıtı yapıtların oluşturduğu panoramayla ilgilidir. Çok daha eski kuşaktan Sadi Diren’le başlayan, 1990’lı yıllarda bugün hepsi birer değer olmuş isimlerle devam eden bu serüven dikkatle irdelendiğinde her şeyden önce büyük bir çeşitliliğe tekabül ediyor. Bu çeşitlilik dönemlerin ve ifadelerin sağladığı bir olanaktır. 1990’larda çağdaşlaşma doğrultusunda kendisini arayan bir görsellik modern bilincin içinden çıkmış modern üslupların bir yansımasıdır. Bu üslup ifade ettiği gerçeklikten kopuk değildir. Onunla iç içedir. Dikkat edilirse doğrudan doğruya nesnenin veya peyzajın tartışmasına giren çok az yapıt vardır. Daha ziyade bireylikler ve insani bazı dramatizasyonlar üstünden geliştirilir bu görsellik. O arada nesnenin geniş ölçüde soyutlanmasına dönük bir çaba da sahnededir. 2000’lerde bu görüntünün değiştiği gözlemlenebilir. Artık ‘soyutlanan’ ve bazen de kendisinden uzaklaştırılan nesnenin yerini çok sert bir 88 ‘nesnellik’ alıyor. Buna nesnecilik demek de mümkündür. Nesne artık sanatçının insanın içinden gördüğü bir varlık değil. Doğrudan doğruya kendisine ait olan bir gerçeklik. Bu nedenle de kendisini ona doğru açıyor. Üstelik nesnenin sadece doğada bulunan, doğal bir eleman olması da gerekmiyor. Herhangi bir yapılmış şey de o kategoride görülüp, değerlendirilip, ele alınıyor. Öylelikle de ortaya çok daha geniş bir dünyanın çıktığından söz edilebilir. Bu gelişmenin 20 yıllık bir tarih içinde bakınca çok daha ilginç bir boyutu var: insandan nesneye giden çizgi hızla başka bir olguyu daha devreye sokuyor. Daha önceki dönemde çok sert ve neredeyse hiç ödün verilmez bir trajik yapıtların yüzeyinde dolaşırken ve bu nesneyi insanın içinden görmenin neredeyse doğal bir uzantısıyken, doğrudan nesneye yöneldiği zaman sanatçı yaşadığı özgürlükle kendisini ironiye açmaktan da kaçınmıyor. Aksine, son dönem yapıtlarında nesnenin bazen abartılı, bazen çarpıtılmış, bazen bağlamından soyutlanmış durumu bizatihi bir ironi dolayımı olarak kendisini dışa vuruyor. Akbank Sanat’ın 20 yıllık bir tarihi kuşatan bu çabası büyük bir çeşitliliği kucaklıyor. Yapıtların bir arada dile getirdiği önemli koşullardan biri de bu: çeşitlilik. Buna çoğulculuk demek de kabildir. Gerçekten de bu serginin dile getirdiği ve önce çıkardığı en önemli olgulardan biri budur. Yıllarca daha ziyade resme zemin olan bilincini hazırlamakla meşgul Türk görselliği ifade düzeyinde doğal bazı daralmaları yaşarken 1990’şardan başlayarak son derecede zengin bir tercih çeşitliliğine erişmekteydi. Bu çoğulculuğun görsel yüzeyi her anlamda kapsaması demekti. Şimdi bu sergide yer alan üslup, tarz, tutum, sorunsal diye bakıldığında söz konusu çeşitliliğin düzeyi ve ölçüleri rahatlıkla gözlemlenebiliyor. Vicious Circular Breathing Çiğdem Zeytin Borusan Contemporary is hosting one of the most successful exhibitions of the year. Curated by Kathleen Ford, the artist behind Vicious Circular Breathing is Rafael Lozano-Hemmer. “Voice Array, Subsculpture 13”, 2011. Photo / Fotoğraf: Antimodular Research Comprised of interactive installations, the bases of the exhibition are the visitors and their actions. But these actions keep one step ahead movement based experience designs, which remain predominant in the interactive works, and prosper from elements which convey personal awareness to the level of consciousness, such as voice, breathing, touching and participation. The distribution of works and the experience design to the exhibition space is also considerably important. On the entrance, a work titled Surface Tension greets us. A giant eye, looking directly at you, pries into your movements and directly into your being throughout the time you’re answering to it. The awareness of the eye about your existence and its looks gravitating towards you, creates an uncanny pressure, while the axis of its glance arouses a Panopticonlike effect. Influenced from The Solar Anus, a text by Georges Bataille, the work refers to the computerized surveillance techniques, legitimized under the Patriot Act of the United States. On the other hand, this technical and cold state of surveillance, creates a contradictory condition with the deepening glances of and eye of flesh and bone, directly looking at you. The prying eye transforms into a state of limitation, incarceration, ranging from our interpersonal communications in society, to the surveillance techniques of authorities. We move along. The work titled Voice Array, transforms your voice when 90 you speak into the diaphone, into flashes of light, while recording your voice and starts pushing the earlier recording aside with its repetitions. In the work Pulse Index, which basically serves the same purpose, the interaction is made through your fingerprint and your heartbeats and fingerprint get archived right next to the previous records. But with each new record, your giant finger print slowly wanes along with the others, disappearing pixel by pixel. In both arrangements, your identity and perception of existence, soaring with the conspicuous visibility of voice and your fingerprint, two of the most determinative elements of your identity, slowly vanishes with your voice merging into other voices, and your fingerprint and heartbeats merging into the previous records. With the installations following the “giant prying eye” emphasizing your existence at the entrance of the exhibition, the sense of transforming into a work, neutralized with the whole, becomes a burden on your soul. The arrangement, which the exhibition is named after, Vicious Circular Breathing takes its place on the fourth floor and is composed of a pair of automatic doors, two emergency exits, an airtight system of blowers and tubes, a valve manifold system and 61 paper bags attached to breathing tubes. You encounter a living, breathing system. Paper bags contracting and expanding so long as the circulation of air continues and all those air funnels may arouse the feeling of being in a science fiction movie. When you step inside the work, which also is a part of the experience, every breath you take in the room, which interacts with the pressure created by the space your body takes, gets included in a vicious circle. Breaths of trillions of people in a gigantic galaxy, point out to our impermanence as an unending vicious circle. In this unending vicious circle, we disappear with every breath we take. The artist’s work, which carries us to the opposite point of the state of “feeling small within the whole” appears before us in the shape of a giant sun. Be careful, if you get too close to the sun, you may cause great solar flares on its surface. After your little breaths, which disappear within life, you hang in the air between some place in your will which causes solar flares. We move away from the solar flares and arrive at some kind of production line. In the work, which copies and archives your belongings when you put one in the entrance, your belongings get placed next to the belongings of other visitors and recorded. Carrying references to our identities in the memory constructed on the production line, objects take their place alone and in an ambiguous fate. In the last sequence, we encounter works which question the roots of the individual through her/his relationship with the space and with the whole she/he belongs to. Hands pointing to your current location in the area, interactive mirrors who visualize your location in the exhibition space and a branch which continues its search, maybe for the water of life, while carrying the tree trunk it belongs to like an archetypal shadow… Vicious Circular Breathing transforms into an exhibition which questions the place of our existence in the collective structure by exposing all of our vital functions from our moving bodies, resonance of our voice, our heartbeats, to our breaths and our touches. In the exhibition, which, while we’re moving by ourselves, heightens the tension between the effectual power of our will and our existence, vanishing within collective structures, we find ourselves within a vicious circle, whose beginning and end is unseen, its place unperceived to us, and in which we are not sure of where we come from and what we are going to transform to. While this state of incarceration reminds us the questions, which we may never find answers to, regarding our existence and what it identifies with, it also carries with it the acceptance of our helplessness against this condition. Flowing from the whole to the part, and from the part, to the whole, this exhibition is a must-see for comprehending where our existence is placed within the collective structure and how we perceive the “state of living” in the vicious circle of life. 91 Borusan Contemporary yılın en başarılı sergilerinden birine ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Kathleen Forde’nin yaptığı sergi, Vicious Circular Breathing, sanatçısı Rafael Lozano-Hemmer. Pulse Index, 2010. Installation / Yerleştirme. Photo/ Fotoğraf: Kate Russel Etkileşimli enstalasyonlardan oluşan serginin yapıtaşları ziyaretçiler ve ziyaretçilerin aksiyonları. Fakat bu aksiyonlar etkileşimli işlerde ağırlıklı olan hareket odaklı deneyim tasarımlarından bir adım öteye geçerek kişinin bireysel farkındalığını bilinç düzeyine taşıyacak ses, nefes, dokunuş ve katılım gibi öğelerle zenginleşiyor. Eserlerin ve deneyim tasarımının sergi alanına dağılımı da oldukça etkili. Girişte bizleri Surface Tension adlı eser karşılıyor. Doğrudan size bakan dev bir göz kendisiyle muhatap olduğunuz süre içinde hareketinizi ve doğrudan varlığınızı gözetliyor. Gözün varlığınıza dair farkındalığı ve size yönelen bakışları, bulunduğunuz alan içinde üzerinizde tekinsiz bir baskı yaratırken bakışının çizdiği aksla bir nevi Panoptikon etkisi uyandırıyor. George Bataille’ın The Solar Anus adlı metninden esinlenilerek üretilmiş olan çalışma, Amerika Birleşik Devletleri’nde Vatanseverlik Yasası altında meşrulaşmış bilgisayarlı gözetleme tekniklerine atıfta bulunuyor. Diğer yandan bu teknik ve soğuk gözetlenme hali, eti kemiği olan ve doğrudan size bakan gözün derinleşen bakışlarıyla çelişkili bir durum yaratıyor. Bakan göz, toplum içinde bireylerarası iletişimlerimizden otoritelerin gözlem tekniklerine uzanan bir sınırlanma, hapsolma haline dönüşüyor. İlerlemeye devam ediyoruz. Diyafona konuştuğunuzda sesleri otomatik olarak ışık parıltıları haline getiren Voice Array adlı eser etkileyici bir ışık görüntüsü yaratırken sesinizi kayıt altına alarak tekrarlarıyla önceki kayıtları 92 Flatsun, 2011 Installation / Yerleştirme Photo / Fotoğraf: Antimodular Research arka plana itmeye başlıyor. Yaklaşık olarak aynı hedefe hizmet eden, parmak izinizle etkileşime geçirdiğiniz Pulse Index adlı çalışmada ise kalp atışlarınız ve parmak iziniz sizden önceki kayıtların yanına arşivleniyor. Fakat her yeni gelen kayıtla dev parmak iziniz diğerleriyle birlikte küçülerek piksel piksel kayboluyor. İki düzenlemede de kimliğinize ait en belirleyici öğelerden olan sesiniz ve parmak izinizin çarpıcı bir şekilde görünürlük kazanmasıyla yücelen kimliğiniz ve varlık algınız; sesinizin diğer sesler arasında, parmak izinizin ve kalp atışlarınızın sizden öncekilerin kayıtlarının arasına karışmasıyla birlikte silikleşerek kayboluyor. Serginin girişinde bakışıyla varlığınıza vurgu yapan “bakan dev göz”ün ardından takip eden enstalasyonlarla bütünde etkisizleşen bir parçaya dönüşme hissi ruhunuzu ağırlaştırıyor. Sergiye adını veren dördüncü katta konuşlanmış Vicious Circular Breathing adlı düzenleme bir çift otomatik kapı, iki acil çıkış, hava sızdırmaz bir körük ve tüp sistemi, bir manifold(çıkış borusu) valf sistemi ve nefes tüplerine bağlı 61 adet kese kâğıdından oluşuyor. Nefes alıp veren, yaşayan bir sistemle karşılaşıyorsunuz. Havanın sirkülasyonu devam ettikçe daralan ve genişleyen kese kağıtları ve onca hava kanalı bir bilim kurgu filminde olduğunuz hissini uyandırabilir. Eserin bir parçası olan içine girdiğinizde bedeninizin kapladığı alanın yarattığı basınçla etkileşime geçen odada alıp verdiğiniz her nefes kısır bir döngüye dâhil oluyor. Kocaman bir galaksinin içinde trilyonlarca insanın nefes alıp verişleri bitmeyen kısır bir döngü olarak geçiciliğimize işaret ediyor. Bu bitmeyen kısır döngü içinde aldığımız her nefesle birlikte kayboluyoruz. Sanatçının bizleri “bütünde küçücük hissetme” halinin tam tersi bir noktaya taşıyan eseri ise dev bir güneş şeklinde karşımızda beliriyor. Dikkat edin eğer güneşe yaklaşırsanız yüzeyinde büyük güneş patlamalarına yol açabilirsiniz. Hayatın içinde kaybolan küçük nefes alışverişlerinizin ardından güneşin üzerinde patlamalara sebep olan iradeniz arasında bir yerde havada asılı kalıyorsunuz. Güneş patlamalarından uzaklaşıp bir çeşit üretim bandının başına geliyoruz. Giriş kısmından kendinize ait bir nesneyi koyduğunuzda kopyasını çıkararak arşivleyen çalışmada size ait objeler diğer ziyaretçilere ait objelerin yanında yerlerini alarak kayıt altına alınıyor. Üretim bandında inşa edilen bellekte kimliğimize dair referanslar taşıyan objeler, tanımadığımız kişilere ait objelerle kurdukları dolaylı ilişkiye rağmen yalnız ve akıbetleri belirsiz bir şekilde yerlerini alıyor. kılan etkileşimli aynalar ve belki de ab-ı hayat’ı ararken ait olduğu ağaç gövdesini arketipik bir gölge gibi yanında taşıyarak arayışına devam eden bir ağaç dalı… Vicious Circular Breathing, hareket eden bedenimizinden, sesimizin tınısına, kalp atışlarımızdan nefesimize ve dokunuşumuza kadar yaşamsal bütün işlevlerimizi ifşa ederek varlığımızın kolektif yapı içindeki yerini sorgulayan bir sergi. Tek başımıza hareket ederken irademizin etki yaratabilen gücü ile kolektif yapılar içinde silikleşen varlığımız arasında gerilimi artıran sergide kendimizi gerçekten başını ve sonunu göremediğimiz, nerede durduğumuzu algılayamadığımız, nereden geldiğimizden ve veya dönüşüceğimizden emin olamadığımız kısır bir döngünün içine hapsolmuş buluyoruz. Bu hapsolma hali belki asla net bir cevap bulamayacağımız varlığımıza ve ilişkilendiklerine dair sorularımızı bize hatırlatırken, bu durum karşısındaki çaresizliğimizin kabulünü de beraberinde getiriyor. Bütünden parçaya, parçadan bütüne akan bu sergide varlığınızın kolektif yapı içinde nerede durduğunu ve yaşamın kısır döngüsü içinde “yaşama hali”ni nasıl algıladığınızı kavramak için mutlaka gidilmesi gereken bir sergi. Son bölümde ise bireyin köklerini, mekânla olan ilişkisi ve ait olduğu bütünle ilişkisi üzerinden sorgulayan çalışmalarla karşılaşıyoruz. Mekan içindeki yerinize işaret eden eller, sergi alanındaki konumunuzu görünür 93 Gülsün Karamustafa, an installation shot from A Promised Exhibition / Vadedilmiş Bir Sergi’den fotoğraf, SALT Beyoğlu, 2013, Photo / Fotoğraf: Cem Berk Ekinil Gülsün Karamustafa, Etiquette [Adab-ı Muaşeret], 2011 A Reminisced Memory Yâdedilmiş Bir Bellek Evrim Altuğ Gülsün Karamustafa’s exhibition at SALT Galata and Beyoğlu is an example of mass exposure, which succeeds in bringing together, with its most permanent examples, the traces left by the artist to the geography she lives in and the ones injected by that geography into the artist’s memory, and preventing the works from overwhelming each other. The exhibition carries with it the chance to look into the global memory regarding an idea and act which has crept into Karamustafa’s life, “Gesamtkunstwerk”. 94 Displayed at SALT Beyoğlu (and at SALT Galata, with two video arrangements) until January, with the title of “Vadedilmiş Bir Sergi” (A Promised Exhibition), Gülsün Karamustafa’s exhibition stands out by presenting, again with a cacophonic harmony peculiar to this city, the tragedy of a past, prospering with the artist escorting the visitor with an audio guide, and spreading layer to layer just like Istanbul, as if to three levels (Turkey, Ottoman Empire, Byzantium). It’s not a summerlike, commercial or an entertaining exhibition; it’s “A Promised Exhibition”. But it looks like İstanbul’s historical peninsula at the most. The works get smeared on one’s nasal passage more like a bitter syrup coated with sugar. To speak by SALT’s press release, being the most exhaustive art map event, both international and for Turkey, organized in the name of the artist, the exhibition leaves in front of us how Turkey, in the case of İstanbul, after numerous obtainments, has lost its cultural and political memory, with all sorts of aesthetic certificates, transformed into today’s documents, making art history with their residues alone. In this sense, giving us the opportunity to reminisce on the cultural identity of the past, from which today was produced, especially on the sense of arabesque (which, according to editor, art columnist, and critic Mine Haydaroğlu, evolved into the Hip-Hop culture) and leaving it to the viewer’s orientation with the disorganization of a comparative critique, the exhibition begins with the group of paintings by the same name, greeting us at the top of the three floors (1998-2004) on which the exhibition is held. Accompanied by Karamustafa’s calm, stored up, tired but rightful voice, it’s not actually possible to easily forget the directionlessness on the figures of these works and the dreamy, Byzantium-flavored sour reverie of their eyes. With her painting practice, which some encountered in the exhibition space for the first time, as much as with her works, which pulpify with the objects and imagery she acquired from Istanbul, the city she nurtured on and used as an organic and inorganic palette, and most of which were awarded or presented to the viewer on numerous occasions and events, Karamustafa, having us wish to be accompanied by her voice through her every work, is telling us with a kind tone that art production is independent of form. In the sense that it brings together extremely fulfilling examples of work, the exhibition, in fact, properly satisfies its didactic duties. The event provides an important opportunity Gülsün Karamustafa, Vaat Edilmiş Resimler serisinden, 2004 by presenting us the “cultic” ex-kitsch/prepared object works of Karamustafa, such as “Venus in the Jar” (“Kavanozdaki Venüs”) (1988), “Double Truth” (“Çifte Hakikat”) (1987), and “Panther Seat” (“Panter Oturak”) dated 2007, as much as her ex-notion / cultural critique and art practice analysis intensive works, such as “Fragmenting the Fragments” (“Fragmanları Fragmanlamak”) (1999) and “The Presentation of an Early Representation”. In the exhibition, which carries critical clues and heaps of information and inventory for the ones who are interested in understanding and learning the Turkish contemporary art history, and young people overcome with the idea of a career in fine arts, it can surely be regarded as an error not to cite among the milestones the works such as “Mystical Transport” (Mistik Nakliye) (1992, 3rd Biennial of Istanbul), “Notebook” (“Okul Defteri”) (1993) and “My Roses My Apprehensions” (“Güllerim Tahayyüllerim”) (1998). Also within this scope, finding, by courtesy of SALT, the opportunity to view Karamustafa’s Prison Time Paintings, in which she speaks in praise of the privacy and the intimacy of civil memory, is just a few of the most meaningful gifts of the exhibition. Succeeding in documenting the testimony she bore to İstanbul, by acquainting herself with the grade level, independent of any race, language, ideology, and –ism, Karamustafa’s exhibition also houses works, which, on this sense, are not to be missed, such as “Emigree” (“Muhacir”) (2003), “Apartment” (“Apartman”) (2013), “Chronography” (“Kronografya”) (1994), “Double Jesus and Dual Antelope” (“Çifte İsa ve İkili Antilop”) (1984), “The Monument and The Child” (“Anıt ve Çocuk”) (2011), “Tailor’s Needlework” (“Terzi Dikişi”) (2005) or “Buy One Get One Free” (“Bir Alana Bir Bedava”), her art project regarding the portraits of Ottoman Sultans, prepared in collaboration with Gallery BM back in the 90’s. Gülsün Karamustafa’s exhibition at SALT Galata and Beyoğlu is an example of mass exposure, which succeeds in bringing together, with its most permanent examples, the traces left by the artist to the geography she lives in and the ones injected by that geography into the artist’s memory, and preventing the works from overwhelming each other. The exhibition carries with it the chance to look into the global memory regarding an idea and act which has crept into Karamustafa’s life, “Gesamtkunstwerk”. 95 Gülsün Karamustafa, an installation shot from A Promised Exhibition / Vadedilmiş Bir Sergi’den fotoğraf, SALT Beyoğlu, 2013, Photo / Fotoğraf: Cem Berk Ekinil Gülsün Karamustafa, Kavanozda Venüs, 1988 Gülsün Karamustafa’nın SALT Galata ve Beyoğlu sergisi, bir sanatçının yaşadığı coğrafya bütününe bıraktığı ve o coğrafyanın da sanatçı belleğine zerk ettiği izleri en kalıcı örnekleriyle buluşturmayı başaran, işleri birbirine boğdurmayan bir toplu teşhir örneği. Sergi beraberinde, Karamustafa’nın hayatına sızmış “Gesamtkunstwerk” fikri ve eylemine dair küresel bir bellek yoklaması fırsatını da veriyor. SALT Beyoğlu’nda (ve iki video düzenlemesi ile SALT Galata’da) Ocak ayına değin “Vadedilmiş Bir Sergi” başlığı ile izlenen Gülsün Karamustafa sergisi, sanatçının izleyiciye sesli rehberlikle refakati ile zenginleşen, İstanbul gibi katman katman, sanki üç kata (Türkiye, Osmanlı, Bizans) yayılan bir geçmişin trajikliğini, yine bu kente özgü kakofonik bir uyumla ortaya koyması açısından dikkat çekiyor. Bir yazlık, pozitif, tecimsel veya eğlencelik sergi değil, “Vadedilmiş Bir Sergi”. Ama en çok da İstanbul’un tarihi yarımadasına benziyor. İşler, daha çok şekere bulanmış acı bir şurup gibi insanın genzine bulaşıyor. SALT’ın kamuoyuna önermesiyle konuşursak, sanatçı adına bugüne değin düzenlenen en kapsamlı Türkiye ve uluslar arası sanat haritası etkinliği olan sergi İstanbul özelinde, Türkiye’nin kültürel ve siyasal belleğini nasıl üst üste bulup bulup kaybettiğini, bugün artık belgeleşmiş, tortusuyla sanat tarihine mal olmuş türlü biçimde estetik vesikalarla önümüze bırakıyor. Bu açıdan, vaat etmekten öte, bize bugünü üreten geçmişin kültürel kimliğini, özellikle (editör ve sanat yazarı, eleştirmen Mine Haydaroğlu’nun deyişiyle HipHop kültürüne evrilen) arabesk duygusunu yâdetme imkânı veren ve bunu da karşılaştırmalı bir tenkit dağınıklığıyla izleyicinin oryantasyonuna bırakan sergi, izlendiği üç katın en üst kısmında bizi karşılayan (19982004) aynı adlı resim öbeği ile başlıyor. Karamustafa’nın sakin, diyecek şeyi çok birikmiş, yorgun ama haklı sesiyle, bu yapıtların figürlerindeki yönsüzlüğü ve gözlerindeki hülyalı, Bizans lezzetli buruk dalgınlığı, daha sonra unutmanız pek mümkün olamıyor. Keşke tüm yapıtlarda bize sesiyle rehberlik etse dedirten Karamustafa, organik ve inorganik bir palet olarak beslenip kullandığı İstanbul’dan edindiği nesne ve imgelerle hamurlaşmış ve pek çoğu daha önce izleyici karşısına türlü etkinlikler vesilesiyle çıkmış ya da ödüllendirilmiş işleriyle olduğu kadar, sergi mekânında kimini ilk kez buluşturduğu resim pratiği ile de, sanat üretiminin biçimden bağımsız olduğunu bizlere nazik bir üslûpla söylüyor. Sergi 96 aslen son derece doyurucu iş örneklerini buluşturması bakımından da öğreticilik vazifesini hakkıyla yerine getiriyor. Etkinlik, Karamustafa’nın gerek “Kavanozdaki Venüs” (1988), gerek “Çifte Hakikat” (1987) ve gerekse 2007 tarihli “Panter Oturak” gibi kitsch-hazır nesne çıkışlı ‘kült’ işleriyle olduğu kadar, kendisinin “Fragmanları Fragmanlamak” (1999) ve “Erken Bir Temsiliyetin Sunumu” gibi daha kavram çıkışlı-kültürel eleştiri ve sanat pratiği analizi yoğun çalışmalarını da bizlerle buluşturarak önemli bir imkân sağlıyor. Özellikle Türk çağdaş sanat tarihini anlamak ve öğrenmek isteyenlerle, güzel sanatlar alanında kariyer hevesine kapılan gençler için çok önemli ipuçları, hatta yumak yumak bilgi ve dökümler taşıyan sergideki diğer kilometre taşı işler arasında, elbette “Mistik Nakliye” (1992 3. İst. Bienali), “Okul Defteri” (1993) ve “Güllerim Tahayyüllerim” (1998) gibi işleri de anmamak, büyük bir eksiklik sayılabilir. Bu kapsamda ayrıca, Karamustafa’nın sivil belleğin mahremiyeti ve samimiyetine övgüler düzdüğü ve SALT sayesinde ilk defa izleme imkânı bulduğumuz Hapishane Dönemi Resimleri ise, serginin en anlamlı armağanlarından yalnızca birkaçı. İstanbul’a tanıklığını hiçbir ırk, dil, ideoloji ve izm’e bağımlı kalmaksızın, hemzeminden bilgilenmek suretiyle belgelemeyi başaran Karamustafa’nın sergisinde bu yönüyle es geçilmemesi gereken öteki işler arasında ise, “Muhacir” (2003), “Apartman” (2013), “Kronografya” (1994), “Çifte İsa ve İkili Antilop” (1984), “Anıt ve Çocuk” (2011) “Terzi Dikişi” (2005) veya promosyon kültürüne göndermede bulunduğu, 1990’larda Galeri BM ile hazırladığı Osmanlı Padişahları portreleri sanat projesi “Bir Alana Biri Bedava” sayılabiliyor. Gülsün Karamustafa’nın SALT Galata ve Beyoğlu sergisi, bir sanatçının yaşadığı coğrafya bütününe bıraktığı ve o coğrafyanın da sanatçı belleğine zerk ettiği izleri en kalıcı örnekleriyle buluşturmayı başaran, işleri birbirine boğdurmayan bir toplu teşhir örneği. Sergi beraberinde, Karamustafa’nın hayatına sızmış “Gesamtkunstwerk” fikri ve eylemine dair küresel bir bellek yoklaması fırsatını da veriyor. The Last Exhibition of Tanas Tanas’tan Son Sergi Dan Perjovschi, Lawrence Weiner, exhibition view TANAS, 2013 © TANAS / Jens Ziehe Seda Niğbolu “The Unanswered Question.İskele2” exhibition is a reference to the past, an examination of today, and a goodbye at the same time. It’s a goodbye, because TANAS, the independent project space, which was opened in 2008 as a neighbor and a partner to the Edition Block in Berlin Heidestrasse, to represent Turkish art, closes its doors on November 3. Having hosted the first solo exhibitions of artists such as Halil Altındere, Vahap Avşar, Ali Kazma, and presented young artists living in Germany, such as Nasan Tur and Nevin Aladağ, to wide audiences for the first time, TANAS, while saying goodbye to its viewers, circles back to the point where the relationship between René Block and Turkish art first started. İskele was the name of the exhibition, which was held 20 years ago, at ifa Galleries in Bonn and Stuttgart. Block, with the curation of Beral Madra, for the first time, presented the young Turkish art to foreign audiences in this exhibition. But the interesting thing was that the names he presented and the artist discourses back then were evenly alien to the art audiences in Istanbul. After İskele, came “Orient/ation”, the 4th Istanbul Biennial, dated 1995 and curated by Block. The contemporary art scene in Istanbul in that period was slowly getting into action. The infrastructural problems or the difficulty of finding financial sources are still debatable but at least there was progress in terms art collectors, the viewer and supporting institutes. And Block remained as one of the key actors through the passing period. Today, with İskele 2, Block finishes the journey set out with İskele. With an exhibition that is an open ended manifesto like the former, constitutes a statement and like TANAS itself, stable, hardened, willingly leaving certain questions unanswered by avoiding turning into an academic institute. Pieces of a historical puzzle The contributors are not limited to the representatives of Turkish art. Broadening the limits of local art since the beginning and enabling its curators to work freely, TANAS adopts the “citizen of the world” ideal, which it is a representative of, by evaluating Turkish art through its position worldwide. It’s not a thematic wholeness that brings the works presented in the exhibition together, but a temporal continuity and 98 “The Unanswered Question.İskele2” aynı anda hem geçmişe bir referans, hem bugünün muhasebesi hem de bir veda. Veda, çünkü 2008 yılında Berlin Heidestrasse’de Edition Block’un komşusu ve partneri olarak Türk sanatını temsil etmek üzere açılan bağımsız proje mekanı TANAS kapılarını 3 Kasım’da kapatıyor. Halil Altındere, Vahap Avşar, Ali Kazma gibi isimlerin ilk solo sergilerini gerçekleştiren; Nasan Tur ve Nevin Aladağ gibi Almanya’da yaşayan genç sanatçıları ilk kez büyük kitlelerle buluşturan TANAS izleyicisiyle vedalaşırken yöneticisi René Block’un Türk sanatıyla ilişkisinin ilk başladığı yere dönüp daireyi tamamlıyor. 20 sene önce Berlin, Bonn ve Stuttgart’taki ifa Galerileri’nde gerçekleşen serginin adıydı İskele. Block, Beral Madra’nın küratörlüğünde genç Türk sanatını ilk kez burada yurtdışına takdim etmişti. Ama işin ilginci o dönem sunduğu isimler ve sanatsal söylemlerin İstanbul’daki sanat izleyicisine de aynı oranda yabancı olmasıydı. İskele’nin ardından Block’un küratörlüğünü yaptığı 1995 tarihli 4. İstanbul Bienali “Orient/ation” geldi. İstanbul’daki çağdaş sanat ortamı o dönemde yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Altyapısal sorunlar ya da finansal kaynak bulma zorluğu tartışılır ama en azından sanat koleksiyonerleri, izleyici ve destek veren enstitüler açısından gelişme olumlu yöndeydi. Ve aradan geçen tüm bu dönem içerisinde Block baş aktörlerden biri olarak kaldı. İskele ile çıktığı yolculuğa bugün İskele2 ile nokta koyuyor Block. İlki gibi ucu açık bir manifesto, bir söylem niteliği taşıyan, TANAS’ın kendisi gibi sabit, katılaşmış, akademik bir enstitü olmaktan kaçınıp bilerek isteyerek kimi soruları yanıtsız bırakan bir sergi ile... Tarihi bir puzzle’ın parçaları Katılımcılar sadece Türk sanatının temsilcileri değil. Başından bu yana yerel sanatın sınırlarını genişleten ve küratörlerine bu konuda serbestlik tanıyan TANAS, 20 yılın Türk sanatını dünya içerisindeki konumu üzerinden değerlendirerek temsilcisi olduğu “dünya vatandaşı” idealine sahip çıkıyor. Sergide yer alan işleri bir araya getiren tematik bir bütünlük değil, zamansal bir devamlılık ve etkilendikleri coğrafyalar ve olaylar arasındaki bağlantılar. Bu da İskele2’ye kendiliğinden bir retrospektif karakteri kazandırıyor. Eserler tek başlarına çok sağlam söylemler the connections between both the geographies and events they were influenced of. This grants İskele2 a character, which is retrospective by itself. While the works carry solid statements on their own, taking a step backmakes them look like pieces of a historical and an artistic puzzle. The exhibition includes artists, such as Ayşe Erken and Gülsün Karamustafa, who participate in İskele for the first time, along with the guests of 4th İstanbul Biennial, including Rosa Barba, Olaf Metzel and Rosemarie Trockel. Along with young artists, who, following that period, came into our lives, such as Şener Özmen, Cengiz Tekin, and Nasan Tur, several artists, including Andrea Faciu and Anri Sala, whom Block work together in Balkanic projects, also represent the continuation of the process. Ayşe Erkmen greets us with her work “The Answer”, referencing the name of the exhibition, a question mark made out of steel pipes. In “Stiletto”, a work by Nevin Aladağ of the younger generation, we see metal plates carrying the heel marks of a dance performance. These plates carry traces of the moment like a negative photograph, the traces left by women on the male dominant society. In Adel Abidin’s video, “Ping Pong”, which was presented in Istanbul in the past, the ones who are leaving traces are men. A struggle between two male players injures a woman’s body. Alicja Kwade, one of the youngest contributors in the exhibition, questions our place against time and space by manipulating the functions of daily objects like clocks and lamps. While Sunah Choi wants us to look differently at what’s always under our eyes, with the new connections she established between natural and manmade objects. In his video, “Red Carpet”, Cengiz Tekin alienates us also to spatial reality by snorting at the absurdity of ceremonies, with a red carpet rolling out to a lake. There many works in the exhibition which reference the artworks of the past, history and artists’ own histories. We witness the days Jonas Mekas, one of the pioneers of the American avant-garde cinema who escaped from Nazis and the Red Army during World War II, spent with his brother at the Displaced Persons Camp in Kassel. One of the most interesting works in the exhibition is a desert scene section from Christian Jankowski’s “The Eye of Dubai”. With his eyes closed, in reference to Joseph Beuys’s “I Like America and America Likes Me”, Jankowski tells barındırırken bir adım geriye çekildiğinde tarihi ve sanatsal bir puzzle’ın parçaları gibi görülüyorlar. İskele2’ye katılanlar arasında Ayşe Erkmen ve Gülsün Karamustafa gibi ilk İskele’ye katılan sanatçılar da var, 4. İstanbul Bienali’nin Rosa Barba, Olaf Metzel, Rosemarie Trockel gibi konukları da. O dönemi takiben hayatımıza giren Şener Özmen, Cengiz Tekin, Nasan Tur gibi genç sanatçıların yanında Block’un Balkan projelerinde birlikte çalıştığı Andrea Faciu ve Anri Sala gibi bir çok sanatçı da sürecin devamını temsil ediyorlar. Ayşe Erkmen serginin ismine gönderme yapan “The Answer”ın çelik borulardan soru işareti ile girişte karşılıyor bizi. Genç kuşaktan Nevin Aladağ’ın ‘Stiletto’sunda bir dans performansından kalma topuk izlerini üzerlerinde taşıyan metal plakalar görüyoruz. Fotoğraf negatifi gibi anın izlerini taşıyor bu plakalar, kadınların erkek egemen toplumda bıraktığı izler. Adel Abidin’in daha önce İstanbul’a konuk olan Ping Pong videosunda izleri bırakan bu sefer erkekler. İki erkek oyuncunun arasındaki mücadele bir kadının vücudunu yaralıyor. Serginin en genç katılımcılarından Alicja Kwade saat veya lamba gibi gündelik objelerin işlevlerini manipüle ederek zaman ve mekana karşı konumumuzu sorguluyor. Sunah Choi ise doğa ve insan yapımı nesneler arasında kurduğu yeni bağlantılarla hep gözümüzün önünde olana farklı şekilde bakmamızı istiyor. Cengiz Tekin ‘Red Carpet’ videosunda bir göle uzanan kırmızı halı ile seremonilerin absürdlüğüne burun kıvırarak mekansal gerçekliğe de yabancılaştırıyor bizi. Sergide geçmişin sanat eserlerine, tarihe ve sanatçıların kendi tarihlerine atıfta bulunan çok sayıda iş de var. 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilerden ve Kızıl Ordu’ndan kaçan Amerikan avantgarde sinemasının öncülerinden Jonas Mekas’ın kardeşiyle birlikte Kassel’deki ‘Yersiz İnsanlar Kampı’nda geçirdiği günlerine şahit oluyoruz. İskele’nin en ilginç işlerinden birisiyse Christian Jankowski’nin ‘The Eye of Dubai’sinden bir çöl sahnesi kesidi. Jankowski, Joseph Beuys’un ‘I like America and America likes me’sine göndermeyle gözleri bağlı şekilde bir şahine Beuys ve kır kurdunun hikayesini anatıyor. Sarkis, ‘Le Crie de Sainte Sophie’de Munch’un ‘Çığlık’ını hayvan derisinden bir tefe yağlıboya ile aktarıyor. Andrea Faciu 99 Ayşe Erkmen, The Answer, exhibition view TANAS, 2013, © TANAS / Jens Ziehe the story of Beuys and the coyote to a hawk. Sarkis, in “Le Crie de Sainte Sophie”, conveys, using oil paint, Munch’s “Scream” to a tambourine made out of animal hide. The jukebox of Andrea Faciu and Florin Bobu’s “Cradle Count” carries to the atmosphere the voices of children, who grew up as orphans in Romania. A substantial percentage of the works are new and created for this exhibition. In fact, Olaf Metzel’s aluminum print, titled “Taksim”, carries the Gezi protests into the exhibition space in the form of a crumpled up newspaper. The end of an era As shown by the aesthetic and discursive diversity of İskele2, Block has never repeated himself since the beginning. Began in Berlin, his journey then evolved into his interest on New York and Fluxus in the 60s, countries which were outside of the art centers in the 90s, and Turkey and the Balkans after the 90s. The ultimate point for this process, which branched out from his series of artist monographies, published by Yapı Kredi Publishing, to “Starter” exhibition he displayed at ARTER two years ago, was TANAS. Considering the point of origin, the decision of closing the project space is not so surprising. TANAS was founded, from the start, as a non-commercial project, unwilling to institutionalize and Block believes that it has achieved its task. The application of the closing decision he reached a year ago is also connected with the periphery of the space. Continuous construction works in the industrial area of Heidestrasse had been a problem for enthusiasts, who had a time finding the place. But Block has never even considered moving away from the building, in which he hosted 22 exhibitions. According to Block, its manager, the building secretly resembled an Istanbul art center when it was initially opened. Nowhere in that period, except for Istanbul Modern, was dedicated to contemporary Turkish art. But today, Block believes that art spaces such as ARTER or SALT have taken over some of the tasks of TANAS. His first project in mind is analyzing and archiving the past 5 years and all of his projects on Turkey. When all of his old projects taken into account, this amounts to a total of 50 years. Block lets us know in advance that his organization of the archive will make way to a new exhibition next year. It’s certain that the absence of TANAS will be felt as a meeting point for Turkish art which developed in different geographies. But Block’s hopes lie with the creation of new initiatives after the closing. TANAS has left as with many questions so far: Art for which audience? Istanbul or Berlin? Where does an abroad representative carry Turkish art? At what rate is it possible to get rid of the identity issues? The question he posed with İskele2, maybe never to be answered, is in the center of all activities of René Block from the beginning. As he stated in an interview he gave to Maria Eichhorn, it’s the same issue as the one posed by Serbian artist Raša Todosijevic: “What is art?” 100 ve Florin Bobu’nun ‘Cradle Count’ının jukebox’ı Romanya’da ailesiz büyümüş çocukların seslerini atmosfere taşıyor. İşlerden önemli bir kısmı yeni ve sergi için oluşturulmuş. Hatta Olaf Metzel’in ‘Taksim’ isimli alüminyum baskısı Gezi olaylarını buruşturulmuş devasa bir gazete kağıdı halinde sergi alanına taşıyor. Bir dönemin sonu İskele2’nin estetik ve söylemsel çeşitliliğinin de göz önüne serdiği şekilde Block başından bu yana kendini hiç tekrarlamadı. Berlin’de başlayan yolculuğu 60’larda New York ve Fluxus ilgisine, 80’lerde sanat merkezlerinin dışında kalan ülkelere ve 90 sonrasında Türkiye ve Balkanlara evrildi. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan sanatçı monografileri serisinden ARTER’de iki sene önce gerçekleştirdiği Starter sergisine dallanıp budaklanan bu sürecin nihai noktası TANAS’tı. Proje mekanını sonlandırma kararıysa, yola çıkış noktası düşünüldüğünde çok da şaşırtıcı değil. TANAS başından bu yana ticaret amacı gütmeyen, enstitüleşmek istemeyen geçici bir proje olarak kurulmuştu ve Block bugün artık mekanın görevini tamamlandığına inanıyor. Bir sene önce verdiği kapatma kararını uygulama zamanı, mekanın çevresi ile de ilintili. Endüstri bölgesi Heidestrasse’de süregiden inşaat çalışmaları ilgililerin TANAS’ın yolunu bulmasını zorlaştırmaya başlamış. Block ise 22 sergi gerçekleştirdiği mekandan başka bir yere taşınmayı asla düşünmemiş. TANAS ilk açıldığında yöneticisi Block’a göre gizli bir İstanbul sanat merkezini andırıyordu. O dönemde İstanbul Modern hariç kendini çağdaş Türk sanatına adamış bir mekan yoktu. Ama bugün ARTER ya da SALT gibi sanat mekanlarının TANAS’ın görevlerinin bir kısmını devraldığına inanıyor Block. Bundan sonra hayata geçireceği ilk projesi geçen beş yılı ve Türkiye ile ilgili tüm projelerini analiz edip arşivlemek. Tüm eski projeleri ile bir araya geldiğinde 50 sene anlamına geliyor bu. Block, arşive düzen getirmesinin önümüzdeki sene başka bir serginin yolunu açacağının haberini şimdiden veriyor. Farklı coğrafyalarda gelişen Türk sanatının bir buluşma noktası olarak TANAS’ın eksikliğinin hissedileceği muhakkak. Ama Block’un ümidi kapanma sonrası yeni inisiyatiflerin oluşması yönünde. TANAS bugüne kadar çok soru ile başbaşa bırakmıştı bizi: Hangi seyirci için sanat?, İstanbul mu Berlin mi?, Yurtdışında bir temsilci Türk sanatını nereye taşır?, Kimlik sorunundan kurtulmak ne oranda mümkün? İskele2 ile belki asla cevaplanmamak üzere ortaya attığı soru ise başından bu yana René Block’un tüm faaliyetlerinin merkezinde. Maria Eichhorn ile yaptığı bir röportajında söylediği gibi Sırp sanatçı Raša Todosijević’in ortaya attığı sorunun aynısı bu: “Sanat nedir?” CI İLAN 101 Notes from Frieze Frieze’den Notlar Merve Ünsal Lili Reynaud - Dewar, Photograph Polly Braden, Courtesy Frieze Of the high-profile sales was a Oscar Murillo, 27-year-old Colombian artist, whose work sold for 120,000 USD at David Zwirner. Yüksek profil satışlar arasında, eserleri 120,000 Dolar fiyata David Zwirner’e satılan, 27 yaşındaki Kolombiyalı sanatçı Oscar Murillo da yer alıyor. As always, 303 Gallery from New York had a selection of works of minimal yet somehow glitzy aesthetics, including a Doug Aitken and Jeppe Heim. New York’taki 303 Gallery, her zamanki gibi minimal ancak bir şekilde gösterişli estetikler barındıran ve Doug Aitken ve Jeppe Heim gibi isimlere ait eserlerden oluşan bir seçki ile karşımızdaydı. Salon 94, another New York gallery, had some of the most striking threedimensional works, that represented perhaps the recent New York-Berlin aesthetic of household objects or furniture-gone-bad. Unmonumental in size and material, the three-dimensional works were juxtaposed with banner-like works that complemented the familiar, somehow personal gist of the booth. Başka bir New York galerisi olan Salon 94 ise fuardaki üç boyutlu işler arasında en çarpıcı olanlara sahipti. Seçki, yakın dönem New York-Berlin estetiğine ait olan çürümüş ev eşyaları ve mobilyaları temsil ediyor. Boyut ve materyal bakımından heybetli olmayan bu üç boyutlu eserler, standın tanıdık ve nedense kişisel gelen ana fikrini tamamlayan, afiş benzeri işler ile yan yana dizilmişlerdi. Bernadette Corporation’s advertisement-like aesthetic was another highlight, taking over one of Greene Naftali’s outward-facing walls. Reminding the viewers where they are and what they are looking at, this banner is an appropriate rendition of the collective’s work in the specific context. Bernadette Corporation’ın, Greene Naftali’nin dışa bakan duvarlarını benimseyen, reklamvari estetiği de ilgi çeken ayrıntılar arasındaydı. İzleyicilere ne olduklarını ve neye baktıklarını hatırlatan afiş, kolektifin spesifik bir bağlama ait olan işlerini uygun bir şekilde yorumluyor. team (gallery inc.), with a video of P Diddy (Diddy/Lakes) (2013) brings the celebrity element into the fair, which reportedly was amiss at this year’s VIP opening. Fuara P Diddy’nin bir videosu (Diddy/Lakes) (2013) ile katılan team (gallery inc.), fuara, bu yılın VIP açılışına ters düştüğü belirtilen, bir şöhret ögesi kattı. Amalia Pica’s Catachresis #45 (leg of the sofa, leg of the table, teeth of the saw, head of the screw) (2013), a, literally, twisted saw, was again pointing to the household staple aesthetic, shown at Johann König Gallery. Amaila Pica’nın, kelimenin gerçek anlamı ile bükülmüş bir testere olan, Kaydırmaca #45 (kanepenin ayağı, masanın ayağı, testerenin dişi, vidanın başı) (Catachresis #45 (leg of the sofa, leg of the table, teeth of the saw, head of the screw) (2013) adlı eseri, Johann König Gallery’de sergilenen hane unsurlarına işaret eden eserlerden bir başkasıydı. With a much better, spacious architecture than the last few years, Frieze London has again made a selection of galleries that is supported by the curated sections of Frame and Focus. Önceki yıllara nazaran çok daha iyi ve geniş olan mimarisi ile Frieze Londra, düzenlenen Frame ve Focus bölümleri ile desteklenen bir galeri seçkisi ile bir kez daha karşımızda. Rineke Dijkstra’s striking new portraits arrested the viewers on their way from somewhere to somewhere else with the intensity of the artist’s compositions and the subjects’ unflinching gaze. The Art Newspaper reported a 1994 clay work by Richard Long sold to an undisclosed Middle-Eastern collector for an estimated 80,000 USD (from Frieze Masters.) The artist, who has been working with other galleries for the last thirty years, has returned to Lisson Gallery this year. Each one of Long’s works is destroyed after one re-iteration, to be reproduced on site again. The Art Newspaper, Richard Long’a ait 1994 tarihli bir kil çalışmasının, ismi açıklanmayan Orta Doğulu bir koleksiyonere, 80,000 dolara satıldığını duyurdu (Frieze Masters’dan). Son 30 yıldır diğer galeriler ile çalışmakta olan sanatçı, bu sene Lisson Gallery’e geri döndü. Long’un tüm eserleri bir kez sergilendikten sonra, mekânda tekrar üretilmesi için yok ediliyor. Scott King’s playful prints were a moment of comic, simple relief, in juxtaposition to the heftier works that were omnipresent especially in the vicinity of the main entrance. Rodeo Gallery from Istanbul was among the four galleries from which Frieze/Outset Fund acquired works for the Tate Collection. Each year, two curators who are not from the Tate, acquire works from the fair for the museum. This year’s curators Beatrix Ruf, director of Kunsthalle Zürich, and Tobias Ostrander, the chief curator of the Pérez Art Museum Miami, with 150,000 GBP to spend, selected James Richards’s Not Blacking Out, Just Turning the Lights Off (2011) video installation in an effort to select younger and relatively less-recognized. 102 İstanbul’daki Rodeo Galeri, Frieze/Outset Fonu’nun Tate Koleksiyonu için eser edindiği dört galeriden biriydi. Her yıl, Tate’ten olmayan iki küratör fuardan, müzede sergilenmesi için eser edinirler. Bu yılın küratörleri Kunsthalle Zürich’in yönetmeni Beatrix Ruf ve Pérez Art Museum Miami baş küratörü Tobias Ostrander, seçimlerini daha genç ve kısmen daha az sanatçılardan yana kullandılar ve ellerindeki 150,000 İngiliz sterlini fon ile James Richards’ın “Bayılmıyorum, Yalnızca Işıkları Kapatıyorum” (“Not Blacking Out, Just Turning the Lights Off”) (2011) isim video enstalasyonunu edinmeyi tercih ettiler. Ian Hamilton Finlay’s not-so-subtle Four Guillotine Blades (1987), while photographed a lot, represented the weaker, over-the-top political aesthetic at the fair, perhaps left outside Regent’s Park. Sandra Gamarra’s oil paintings of newspapers from 2013 is a smallscale, personal intervention that treads the boundary between the personal and the political—if there could be such a distinction— reminding the viewers of the small-scale importance and of course the privacy of such gestures. Rineke Dijkstra’nın çarpıcı yeni portreleri, sanatçının yarattığı kompozisyonların yoğunluğu ve öznelerin korkusuz bakışları ile bir yerden başka bir yere gitmekte olan izleyicileri hapsetti. Scott King’in eğlenceli baskıları, fuarın her yanına, özellikle de ana girişin etrafına ağırlığını koymuş olan ağır işlerin yanında komik, basit bir ferahlama sağlıyordu. Ian Hamilton Finlay’in, o kadar da üstü kapalı olmayan eseri Dört Giyotin Bıçağı (Four Guillotine Blades) (1987), çok fotoğraflanmasına rağmen, fuarın Regent’s Park dışında kalan tarafının zayıf, aşırı politik estetiğini temsil ediyordu. 2013 yılındaki gazetelerin yağlı boya tablolarını yaparak, kişisel ve politik arasındaki sınırı –böyle bir ayrım yapılabilirse- işleyen ve seyircilere bu gibi jestlerin küçük ölçekli önemini ve tabii ki, mahremiyetini hatırlatan Sandra Gamarra’nın bu çalışması, küçük ölçekli ve kişisel bir müdahale niteliğinde. 103 CI Events CI Frieze Reception / Resepsiyonu London / Londra Izak Uziyel-Ali Güreli-Acoris Andipa (Andipa Gallery) Stephanie Bailey (Art Forum)-Joao Laia (Frieze)Sarah Perks (Cornerhouse Visual Art Center) 104 Aya Mousawi (The Moving Museum)-Hüma Kabakçı Simon Sakhai (The Moving Museum)-Will Lawrie (Lawrie Shabibi Gallery) Hasan Bülent Kahraman-Yasemin Kahraman-Izak Uziyel Yeşim Turanlı (Pi Artworks)-Omar Kholeif(Ibraaz Publishing)-Nigel Rubenstein (Brunswick Arts) Ali Güreli-Yeşim Turanlı (Pi Artworks) Ben Rawlingston (Brunswick Arts)-Garreth Harris (The Artnewspaper) 105 Contemporary Art Talks / Çağdaş Sanat Buluşmaları İzmir - 03 October Ekim 2013 Adana - 08 October Ekim 2013 Ankara - 26 September Eylül 2013 106 Bursa - 10 October Ekim 2013 107 FIAC October 22 Ekim Maria & Yahşi Baraz - Hasan Bülent Kahraman Susanne Van Hagen (Art Club Tokyo) - Ali Güreli Daniel Stork - Metin İlktekin - Michael Cohn (Fine Art Projects) David Lepoujade (Küratör) - Catherine Mac Gerry - Ali Akay - Seza Paker 108 Ali Güreli - Nazy Nazhand (BLOUIN ARTINFO) - Jerome Neutres (Ulusal Müzeler Birliği Grand Palais) Selen Evcit - Jerome Neutres (Ulusal Müzeler Birliği Grand Palais) Michael Kohn - Nicholas Cohn (Fine Art Projects)
Benzer belgeler
Sergi broşürü için tıklayınız.
topic. The new initiation of the fair, Plugin New Media Fair will open
a new space for encounter and experience which will be the meeting
point of technology with art. You can read about new media ...
Untitled - Contemporary Istanbul
topic. The new initiation of the fair, Plugin New Media Fair will open
a new space for encounter and experience which will be the meeting
point of technology with art. You can read about new media ...
PDF olarak indir
the season for arts.
This summer was different from the previous ones. Leaving
Istanbul was also very hard, this summer. September came and the
13rd Istanbul Biennale attracted thousands of visitor...
amber`15 Broşür-Poster
Seasons have a different meaning for those who live in the city. As it
gets cold, the crowd and the warmth of the city increase. Winter is
the season for arts.
This summer was different from the p...