KarabagErmenisorunu
Transkript
KarabagErmenisorunu
PETROLÜN KANLI FATURASI : KARABAĞ 1988 yılında Sovyet yönetiminin gözyumması ile Taşnakların organize ettiği Ermeni milliyetçilerinin Azerbaycan'ı parçalamak maksadıyla kanlı kampanya'ya başlamasında petrol savaşınında payı vardı. Karabağ savaşını bilmeden bölgedeki petrol kavgasını anlamak mümkün değildi. Azeri ve Ermeniler büyük petrol oyununun en çok mağdur olan kesimleridir. Petrol mücadelesinde ' Beyaz Kurt' safdışı edilmeden barışın sağlanması hayaldi. Kanayan yaraya merhem bu nedenle bir türlü bulunamadı. Savaşta 35 bin insan öldü, 5 kişi kayboldu, 10 kent ve yüzlerce köy tamamen, yakıldı, yıkıldı. Azerbaycan 40 milyar dolar zarar gördü. 1 milyonu aşkın Azeri kendi yurdunda mülteci, göçmen durumuna düştü. Sert Sovyet diktatörlüğü döneminde, Azeri Türkleri'nin beynine yerleştirilmiş ' halkların dostluğu ve etnik sorunların başarılı çözümü ' fikirleri nedeniyle sorunun bu denli büyüyüp, sürekli işgale dönüşeceği hiç hesap edilmemişti. 1992- 1994 yılları arasında yakından cephede izlediğim sıcak çatışmalarda bölgedeki Rus gücünün Ermenilere gerek asker gerekse silah, sürsat, askeri lojistik destek sağlaması nedeniyle Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si işgal edildi. 12 Mayıs 1994'de Bişkek protokolu ile ateşkes anlaşması imzalanmasına rağmen Rus askeri desteği sürdü. Ermeniler aleyhine BM'lerin 4 kınama kararı almasına ve AGİT belgelerinde onlarca uyarıya karşın, işin ilginç yanı Ermenistan hala işgalci olarak nitelenmedi. Erivan, Dağlık Karabağ'ın bağımsızlığını resmen tanımayarak masum rolüne büründü. Sözde çatışmalar Karabağ'ın başkenti Hankendi ile Bakü arasında cereyan ediyordu. Bugüne kadar AGİT çerçevesinde özellikle Rusya, ABD ve Fransa'nın aktif müdahaleleriyle aranan çözüm, çözüm yollarını çıkmaza sokmaktan başka işe yaramadı. AGİT'in sunduğu alternatifsiz iki aşamalı çözüm paketi Ermenistan'da hakimiyeti Taşnak gölgesinde Karabağ Ermenilerinin ele geçirmesiyle fiyaskosu ile sonuçlandı. 1994'de ilk AGİT Barış gücünün Karabağ'a yerleştirilmesini kararlaştıran AGİT, tek telime ile başarısız oldu. AGİT'in Ermeni yanlı tekliflerini Bakü'nün kabul etmemesi nedeniyle diplomatik çözüm çıkmaza girdi. İşte tam bu sırada Eylül 1998'de Suriye'deki yuvasından çıkartılan PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın Karabağ'a yerleşmek istediği ortaya çıkartıldı. Rusya'da yayımlanan Kommersant Gazetesi'nin, 'Apo, Yukarı Karabağ'a gidecek' iddiası ile dünya kamuoyunun gözü, Ermenistan'ın bile tanımadığı Azerbaycan ile Ermenistan arasında tampon bölge görevi gören Karabağ bölgesine çevrildi. Ermenistan Yazarlar Birliği üyesi olan ve kitapları Ermenice'ye çevrilen Apo'nun havada gezdiği dönemde gizlendiği adresin Ermenistan'ın sorumluluk kabul etmediği Yukarı Karabağ ve kimsenin denetim altında olmayan işgal altındaki 7 Azeri kentinden oluşan tampon bölge olduğu iddiaları ağırlık kazanmıştı. Gerçektende Öcalan, PKK'nın BDT temsilcisi Mahir Welat'ı Ermenistan'a göndermiş, bu ülkede yaşayan Hıristiyan 70 bin Yezidi Kürt'ünü kendisini barındırmaları için ikna etmeye çalışıyordu. Laçin ve Kelbecer bölgesinin ahalisi Azeri vatandaşı Kürtlerdi. Rus istihbaratı KGB, daha 1920'de Lenin ve Stalin'in talimatıyla bölgede Kızıl Kürdistan kurdurulması çalışması başlatmıştı. Bu propaganda işe yaramış Azerbaycan'ın Zengezur bölgesi Stalin tarafından Ermenilere 1922'de hediye edilirken Kızıl Kürdistan projesi rafa kaldırılmıştı. Ruslar Azerilere ölümü gösterip sıtmaya razı etmişti. Ancak Zengezur bölgesinin Ermenistan'a verilmesi nedeniyle Nahçıvan ile Azerbaycan'ın karasal bağlantısı kopartılmıştı. Karabağ savaşı 1988'den itibaren yavaş yavaş başlayınca Ermeni ve Rus istihbaratı, 1992'den itibaren Kızıl Kürdistan planını raftan tekrar indirmişti. Azerbaycan'daki Kürt asıllıları tahrik ederek kendileri için çalışan ' satılık adamlar'da bulmuşlardı. Bunlardan biride Nahçıvan İçişleri Bakan yardımcısıydı. Kızıl Kürdistan'ın Azerbaycan'dan kopartılacağı ve kendisinin özerk yönetimin başbakanı olacağı vaadi yetmişti. İşte Öcalan KGB'nin bu Kürt kartından yararlanmak istemişti. Ancak Öcalan'ın bu bölgeye yerleşmesi halinde Türkiye'nin Karabağ sorunun çözümünde aktif rol oynayacağından, TSK'nin işin içine gireceğinden korkan Rus KGB'si Öcalan'ın hevesini kursağında bırakacaktı. Öcalan, 15 Şubat 1999'da Kenya'da yakalandığında Rus KGB'sinn kendisini gözden çıkararak CIA-MOSSAD ikilisiyle birlikte MİT'e ihbar ettiğini çok geç öğrenecekti. Halbuki 1983'de Suriye'de Beka vadisi kurulurken Primakov'un başkanlığındaki Rus KGB heyeti her türlü desteğini Öcalan'dan esirgememişti. Markist Leninst örgütün Türkiye'yi zayıflatması en çok Rusya'nın işine gelecekti. CIA, MOSSAD, KGB hatta son ipini çeken Yunan istihbaratı belkide tarihinde ender rastlanan biçimde yıllardır kullandıkları Öcalan'ı istenmeyen adam ilan ediyordu. Peki Karabağ sorunu neydi? Petrol savaşlarındaki önemi nereden kaynaklanıyordu ? AĞAÇ KESME İLE BAŞLAYAN SAVAŞ Karabağ sorunu, 14 Şubat 1988'de Azerbaycan'a bağlı Dağlık Karabağ Özerk Vilayeti'nde yaşayan Ermenilerin Azerbaycan'dan ayrılarak Ermenistan'la birleşmek istediklerini resmen açıklamalarıyla başladı. Ermenistan Meclisi bu tarihte Karabağı ilhak kararı aldı. Azerbaycan Parlemantosu da aynı gün kararı lagvetti. 22 Şubat'da, Karabağ ormanlarının yerleşim yeri açılması için Ermeniler tarafından kesilmesine miting yaparak tepki gösteren 2 Azeri gencinin Taşnaklar tarafından öldürülmesi ile Ermeni ve Azeri kamuoyunda savaş tam tamları çalmaya başladı. Erivan'da meydanda toplanan kalabalık ' Karabağ bizim ' diye pankart atarken, Azerbaycan'ın Azatlık ( o tarihte Lenin meydanı ) meydanında toplanan bir milyona yakın Azeri, '' Karabağ bizim, iki gencin intikamını alacağız '' diye karşılık veriyordu. Ne kadar paradoks olsa da Karabağ savaşı, görünürde Karabağ'da ağaçların kesilmesine yönelik protestoların kıvımlcımdan aleve dönüşmesi sonucu başlamıştı. Yukarı Karabağ'da 42 bin Azeri 80 bin Ermeni birlikte yaşıyordu. Birbirlerinden kız alıp veriyor, ilişkilerin bu denli kopacağını hiç tahmin etmiyorlardı. Şuşa’daki Azerilerin yüzde 70’i Ermenilerle akrabaydı. Savaşın asıl sebebi ise eskiye dayalı Türk düşmanlığı ve Taşnak teröründen kaynaklanıyordu. Ermeniler, Azerileri Türk diye öldürüyordu. Rus kuvvetleri 1915 Mart'ında Van'a doğru haraket ederken Ermeniler Van'da isyan başlatmış, Van Rusların eline düşmüştü. Rus Çarı II. Nikola Ermeni çetelecilere mektup göndererek teşekkür ederken, ABD'de yayımlanan Ermeni gazetesi Goçnak'ın 24 Mayıs 1915 tarihli nüshasında " Van'da sadece 1500 Türk kaldığı " iftiharla bildiriliyordu. Ermenilerin müslüman nüfusunu katletmeye yönelik tavrı devam edince Osmanlı hükümeti 24 Nisan 1915'de 235 Ermeni komiteci tutuklattı. Hükümet, savaş bölgesindeki Ermenilerin daha güneydeki Osmanlı topraklarına Suriye'ye Ermenileri tehcir kararı aldı. Tehcir sırasında, ağır iklim koşulları, yolda intikam peşindeki çetelerin meydana getirdiği kıtallerin halk arasında oluşturduğu kin bitmeden devam ediyordu. Ayrıca Ermeniler, tifüs salgını nedeniyle çok kayıplar verdi. Kayıp miktarı iddia edildiği gibi 1.5 milyon değil 300 bin civarındaydı. Bölgedeki Türk kayıpları ise 1 milyon 400 bini buluyordu. Erivan aslında bir Ermeni kenti değildi. Ermenistan diye bir devlet yoktu. Ermeniler, soykırım diye yaygara kopardıkları tehcir sayesinde ilk defa biraraya gelebilmişlerdi. Osmanlı döneminde Revan hanlığı olan ve yüzde 70'ni Türklerin oluşturduğu vilayet bilinçli Rus politikası ile Ermenileştirilmişti. Ermenilerin bir bölümü ise Karabağ bölgesine yerleşti. Karanlık günler ne kadar unutturulmak istense de, yine de zihinlerden silenemiyordu. Ermenilik konusunda yapılan tarafsız araştırmalar, 1915 Tehcir olayının Türk Milleti'ne fatura edilmesi gayretlerinin yanlışlığını ortaya koyuyordu. Asıl suçlu, Ermeni toplumunu kışkırtan ve aldatan emperyalist devletler idi. Şimdi ki savaşlar cephede değil cephe gerisinden yürütülüyordu. Günümüzdeki genç Ermeni nesli kin içinde kan davası gütmek için yetiştirmek isteyenler, Ermenileri tekrar maşa olarak kullanmak isteyen aynı emperyalist güçlerdi. New York Times'ın İstanbul muhabiri Stephan Kinzer'in ülkemizden giderayak Erzincan'dan tanıklarla yaptığı söyleşi sonrası yazdığı makalade Ermenileri haklı çıkardı. Radikal yazıları ile tanınan Kinzer, nedense Türklerin katliamına tanıklık yapmış insanlarla konuşmadı. Türklerin katledildiğini görmezlikten gelerek hakikatlere gözlerini yumdu. Bir haberci tarafları dinlemeden haberin sacayaklarını oturtmuş olamazdı. Tek taraflı haber, yanlıdır. Kinzer'in yazamadıklarını bilmek her Türk gencinin bir görevidir. ARKADAN HANÇERLEYEN " MİLLET-İ SADIKA " Aslında herşey 1870'lerde Taşnak ve Hıncak Ermeni Komitelerinin kurulmasıyla başladı. 1876-77 Osmanlı-Rus savaşında yenilmemizle birlikte Ermeni kabusu ortaya çıktı. Galip devlet Rusya ile anlaşma yapmamızda Ermeniler arabulucu idi. Ayastefanos ve Berlin anlaşmalarına göre Ermeniler artık Osmanlı'yı parçalamak isteyenlerin Truva Atları idi. Bağımsız Ermenistan hayali o dönemde hatta Rus, İngiliz ve Fransızlara dahi ütopya geliyordu. "Milleti Sadıka" sanılan Ermenilerin ihanet edeceğine Osmanlı aydınları bir türlü inanmak istemedi. 1914 yılına kadar yaşanan sürtüşmeler geçiştirildi. 1905'de 2. Abdulhamit'e suikast düzenlemeleri bile uyanmamızı sağlamadı. Ancak Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Ermeniler silahları ile birlikte Osmanlı ordusundan firar ettiler. 1914-1916 yıllarında genel bir isyan başlatan Ermeniler, Rus komutanların emrinde Müslümanların cellatları oldular. Asker kaçaklarının yakalanması ve celp için köylere giden Jandarmalara ateş açarak karşılık veren Ermeniler artık zivanadan çıkmıştı. Düşman saflarına geçtikleri yetmiyormuş gibi askerlik görevini yapmak isteyen askerlere yollarda saldırdılar. Ermeni piskoposu ve Taşnaklar, Ermeni katilleri cinayet işlemeleri ve haydutluk yapmaları için teşvik ediyordu. Seferberlik ilanı üzerine, Van bölgesinin idaresini meşhur komitecilerden Van milletvekili Vremyan'a, Bitlis ve Muş çevresini de yine Van milletvekili Vahan Papazyan'a verdiler. Muş vadisinde Çanklı Manastır, Kızıl Manastır ve Kepenek cephaneliğe dönmüştü. Bitlis ve çevresinde isyanlar organize edildi. Van'da isyan başlatan Ermeni Komiteciler Erciş ve Adilcevaz'a dadandılar. Rus ve İran'dan giren 400 Ermeni haydut açıkça 'Ermenistan kuruldu' pankartı taşıyordu. Bu bölgelere Mısır ve ABD'den bombalar getirildi. Köylere varıncaya kadar çeteler örgütlendi. Müslüman halk hiç bir zaman Ermeniler kadar silaha sahip olamadı. İlk saldırıyı hep Ermeniler yaptı. Kan davasını onlar başlattı. Bitlis, Muş,Van, Hakkari, Siirt, Erzurum, Erzincan ve Trabzon illerinde masum Türkler'e ve Kürtler'e karşı yapılan Ermeni ve Rus mezalimi belgelerle ve dökümanlarla ispatlanmıştı. Sivil halka yönelik katliamlar o denli dehşetli idi ki, toplu mezarların hepsi henüz bulunamadı. Ermenilerin bu isyanlardan amacı, askeri muhabere, ulaşım ve haraketlere ihlal, askeri kuvvet ve birlikleri meşgul etmekti. Ermeni komitecilerin en samimi dostları, akıl hocaları İngiliz, Rus ve Fransız konsolosları idi. Ermeniler artık devleti değil komiteyi tanıyordu. Osmanlı hükümetinin bu durum karşısında 1915'te aldığı Tehcir kararı yerindeydi. Hangi ülke olsa 14 ayrı cephede savaşan ordusunun ve cephe gerisindeki milletinin selameti için bu yola tevessül ederdi. Aslında biraz geç kalınmıştı. Tehcir işlemi başlanana kadar Ermeniler bir milyondan fazla müslümanı öldürmüştü. Bu artık bir kan davası haline gelmişti. Tehcir sırasında güvenlik güçlerinin tüm dikkatine rağmen kan davasının kısasının alınmasına engel olmak güçtü. Ayrıca tifo salgını da tehcir sırasında ölümlere yol açtı. Ancak bu rakam kesinlikte Ermenilerin iddia ettiği gibi 1,5 milyon olmadı. Bu tarihte bu rakam dünyadaki toplam Ermeni sayısına yakındı. Ölen Ermeni sayısı 300 bin iken öldürülen Türk ve Kürtlerin sayısı bu rakamın en az dört katı idi. Savaşı müteakip İtilaf devleti İstanbul'u işgal ettiklerinde Ermeni katliamı iddiasını ispat edemediler. Amerikan arşivleri ve belgeleri Ermenilerin iddialarının tersini söylüyordu; bu nedenle soy kırım, katliam komedisi daha 1920'de bitmişti. İşgalci güçleri tatmin etmek için "Günah Keçisi " ilan edilerek idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı'nın dramını her anımsadığımda boğazımda birşeyler düğümlenir. Ermenilerin öldürdükleri Talat ve Cemal paşalar ile Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilen 34 diplomatımız, yüzyılın yalanının kurbanlarıdır. Uluslarası hukuk kurallarına göre, soykırımın suçunun varlığını ya da yokluğunu parlamentolar ya da tarihçiler belirleyemez; soykırım suçunun işlendiğini tesbit edecek makam yargıdır; hangi mahkemenin yetkili olduğu hususu da 1948 Lahey sözleşmesinde belirtilmiştir. Ermeniler, yargı karşısında elleri zayıf olduğu için Ankara'nın konunun Lahey Adalet Divanına gitmesine yıllardır karşı çıkıyor ve bel altından çalışıyorlar. Bu nedenle derneklerin ya da parlamentoların alacakları soykırım kararlarının hiç bir hukuki sonucunun bulunmaması gerekirdi. Yahudilere uygulanan soykırım konusunda çeşitli ülke parlamentolarının kararlar aldıkları ve o suçun inkarını cezalandıracak eylem saydıkları bir gerçek ise de, o Parlamentolar, varlığı bir yargı organı (Nürnberg Mahkemesi) tarafından karara bağlanmış soykırımı suçuna dayanarak mezkur kararları almış ve yasaları çıkarmışlardı. Bu nedenle yetkili yargı tarafından varlığı karara bağlanmamış bir jenosit suçu olmadan, siyasi organların veya derneklerin aldıkları kararları yok saymak gerekirdi. Ayrıca karar vermeden önce Osmanlı arşivlerini inceleme zahmetinde bulunmayan parlamento üyelerinin tavrı, Ermeni oy avcılığına yönelik bir siyaset çirkinliğinden öte gitmiyordu. Sözde 1915 soykırımı için 50 yıl sonra 1965'de ilk defa iddiları gündeme getirmeye başlayan Ermeniler, sözkonusı dönemde kaç Türk ve Kürdü katlettiklerini gizliyordu. Yahudi olayından farklı olarak karşılıklı kayıpların bulunması Türk tezlerini güçlü kılarken, Ermenilerin mahkemeden kaçmasına neden oluyordu. Tarihi belgeler aleyhlerinde olmasına rağmen faaliyetlerini artıran ve hayallerini meşru kılmak için var güçleriyle çalışan Ermenilere karşı Türklerin demokratik yollarla, özellikle sivil toplum olarak doğruları anlatmaları icap ediyordu. Sözde soykırım iddiaları ABD'nin 52 eyaletinden 30'undan fazlasında yasa olarak kabul edildi. ABD'de tasarının kabul edildiği eyaletler: Arizona, Arkansas, California, Alaska, Illinois, Colorado, Connecticut, Florida, Georgia, Minnessota, Maine, Maryland, Massachuesetts, Michigan, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Island, South Carolian, Virginia, Washington, Wisconsin. 1960’larda başlatılan Ermeni soykırımı iddiaları ilk defa 1985 yılında BM İnsan Hakları Alt Komisyonu’nda benimsendi, 1987’de Avrupa Parlamentosu’nda bu konuda bir karar tasarısı kabul edildi. Dünyada sözde soykırım iddialarını kabul eden ülkeler ve kurumlar ise şunlardı: Avrupa Parlamentosu, Vatican, Fransa Ulusal Senatosu, İtalya Parlamentosu, Lübnan Parlamentosu, İsveç Parlamentosu, Yunanistan Parlamentosu, Kanada'da Ontario ve Quebec Asambleleri, Quebec parlamentosu, Rusya Parlamentosu, Arjantin Parlamentosu, ABD Temsilciler Meclisi, Güney Kıbrıs Rum Kesimi Temsilciler Meclisi, Uruguay Senatosu ve Temsilciler Meclisi, Fransa, İngiltere ve Rusya ortak bildirisi. Sözde yasa tasarısı ayrıca Avustralya'da da New South Wales Eyalet Meclisi'nde, 2004’de Kanada’da, hatta 2005’de Polonya’da da kabul gördü. 1950’lerden beri, NATO çatısı altında Türkiye ile Fransa birlikte, Doğu blokuna karşı aynı politikaları uygulamış, ekonomik, siyasî, askerî ve teknolojik işbirliği içinde bulunmasına rağmen, Ermeni lobisi, Fransa’nın siyasî gücünü Türkiye aleyhine kullanmayı başarmıştı. Nitekim, 16 yıl süren çaba sonucunda ve 2001 yılı başında, Fransa Meclisi’nde bu iddiasını, 55 kişilik bir milletvekili grubu ile yasalaştırmıştı. Türkiye’nin, Fransa ile olan karşılıklı menfaatlere dayalı ilişkilerini bir avantaj olarak Ermeni lobilerine karşı kullanamamasının, çağdışı olan bürokratik yönetim yapısının bozukluğuna bağlı olduğu, maalesef henüz algılanamamıştı. 1915'de Osmanlı hükümetinin aldığı Ermenileri tehcir kararı ile Hitler'in Yahudi katliamı arasında hiç benzerlik olmamasına rağmen Ermeniler, Almanya'nın işledikleri suçu kabul ederek Yahudilere 200 milyar dolar tazminat ödemeye mahkum olmasıyla tarihi yalanlarını ortaya attılar. İşin ilginç tarafı bu cinlik akıllarına tam 50 yıl sonra 1965'de geldi. Yurtdışındaki Ermenileri yolmak için kin ve intikamlarını kullanan Ermeni Kiliseleri ve zengin Ermeni lobileri, dindaşlıklarını malzeme yaparak etkin oldukları tüm ülkelerde Osmanlının mirascısı Türkiye'ye karşı diplomatik savaş açtılar. Bir yandanda ASALA adlı Ermeni terör örgütü, 34 diplomatımızı öldürdü. Ermeni lobilerine karşı Yahudi lobilerine ve İsrail'e yaslanmamız, suni Ermeni sorununun bir komplikasyonuydu. Ermenistan Anayasası’nın 12’nci maddesine, ‘Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiye’si tarafından 1915’te Batı Ermenistan’da işlenen soykırımın, uluslararası alanda kabul edilmesi için sürdürülecek çabaları destekleyecektir’, hükmü yazıldı. 1998'de Ermenistan'ın başına 1870'lerda kurulmuş ve Osmanlıyı arkadan hançerleyen Taşnaksutun adlı terör yapılanmasından Karabağ teröristi Robert Koçaryan'ın gelmesinin ardından soykırım takıntsı Ermeni resmi politikası haline geldi. Türkiye ile ilişkileri sözde soykırımın kabullenilmesine endeksledi. Ankara, ise sınırını kapatarak Azeri işgali bitmeden açılmayacağını bildirdi. Hali hazırda Ermenilerin işgali altında tutulan Azerbaycan'ın yüzde 20'si ve Karabağ'da katledilen 35 bin Azeri Türkünün dramı daha sıcak iken, pek çok ülke parlamentolarında kendilerine yardakçı bulabilmeleri düşündürücü bir ayrımcılıktı. 24 Nisan 1915'de gerçekten ne olduğunu aleyhimizde karar alanlar sorgulamaya yanaşmıyor, hiç merak etmiyorlardı. Osmanlı arşivlerine ve Genelkurmay belgelerine başvuran yabancı sayısı yok denecek kadar azdı. Hiç olmazsa o dönemde görev yapan Amerikan, Rus, İngiliz ve Alman diplomatların, askerlerin yazışmaları ve hatıratlarına baksalar gerçeği net olarak göreceklerdi. 1. dünya savaşı başlar başlamaz İngiliz ve Ruslarla işbirliği yaparak Anadolumuzda Türk ve Kürt vatandaşlarımızı arkadan vurduğu tesbit edilmiş Ermeni komiteleri kapatılmış ve yöneticilerinden 2345 kişi, 24 Nisanda "devlet aleyhine faaliyette bulunmak" suçundan tutuklanmıştı. Ermenilerin her yıl "sözde soykırım anma günü" olarak andıkları 24 Nisan, bu tarih olup tehcirle alakalı değildi. Komitelerin kapatılması, ele başlarının ve bazı teröristlerin tutuklanması, olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmişti. Osmanlı Hükümeti son insani çare olarak; savaş bölgelerindeki halk ile Osmanlı Devleti'ne karşı casusluk ve hiyanetleri görülenlerin, ayrı ayrı -veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere "sevk ve iskanı" için 27 Mayıs 1915'de "tehcir kanunu"nu çıkardı. Uygulanışı da 3 Haziran 1915’de oldu. Askeriyeye gönderilmiş olan emri uygulayanlar, o zaman görevli olan Alman genel kurmayıydı. Ordu birliklerine bakıyorsunuz kurmay başkanı Alman yahut ordu komutanı Almandı. O sırada böyle bir olay olduğuna dair bunlar hatıralarında ya da yazılarında hiçbir kelime yazmamışlardı. 25 Nisan 1915'de ise İngiliz, Fransız müttefik çıkarmalarının 250 bin kişi ile Çanakkale'ye yoğun çıkarması vardı. Bu çıkarma haberi alındığı için orduyu arkadan vurmalarını önlemek için sadece Ermeni liderleri tutuklandı. Çanakkale'de 18 Mart'da bombalama , 25 Nisan'da ise askeri çıkartma olmuştu. 1915'de Van civarında Ruslar ayrıca Ermeni desteği ile ilerlemekteydi. O zaman Türkiye iki ordu arasında sıkışmış durumdaydı. 250 bin kişiyi Çanakkale'ye yığmıştı. Doğuda Ruslarla büyük bir mücadele içindeydi. Bu zamanda 1915 yılında Orta Doğu cephesinde ordu Cemal Paşa ve Kemal Paşa ile bir hareket yapmaktaydı. Yani üçe bölünmüş ordunun içeride böyle bir katliamı yapması mümkün değildi. Aslında iç bölgelerde sadece ufak bir jandarma gücü kalmıştı. O zaman mecburen savaş alanından Ermenileri aşağıya çekmişlerdi. Bu arada çatışma bölgesinden aşağıya kaydırılanlar sadece Ermeniler değildi. Türk ve Kürt aşiretleri ve bazı diğer unsurlar da Osmanlı'nın Mezopotamya bölgesine doğru kaydırılmıştı. Bu bir boşaltma olayıydı. Göç ettirme emri 27 Mayıs 1915'de verilmişti. Liderlerinin tutuklanması olayı nedeniyle Ermeniler tarafından 24 Nisan esas alınıyordu. 24 Nisan tarihinde İstanbul ve İzmir'deki Ermenilere dokunulmamıştı. Hatta o zaman Çanakkale savaşlarında savaşan Ermeni birliği bile vardı. Bu göç olayı karşı tarafa yataklık eden bir grubun ayrım yapılmaksızın aşağıya kaydırılmasıydı. Ayrıca çatışmalar sırasında yerinden olmamak için "convert" olan yani Müslümanlığa dönen Ermeniler de vardı. Bunların kimler olduklarını bilemiyoruz. Sayıları 300-400 bin kişiydi. Mesela Hakkari'deki Alevi kardeşlerimiz dönmüş Ermenilerdi. Ayrıca dönmüş Museviler ve dönmüş Rumlar da vardı. Bunları maalesef Türkiye Cumhuriyeti kendi vatandaşlarını rahatsız etmemek için açıklamıyordu. Doğuda bir yangın olduğu zaman askerlik ve nüfus şubeleri ilk önce yanardı. Belkide devletin içinde de yüksek rütbeye gelmiş Ermeni kökenli dönmüş insanlarımız vardı. Kim oldukları bilinmiyordu. Genelde Ermeni meselesinde dönmelerden hiç bahsedilmiyordu. Bu arada karşı tarafa geçmiş olanlar olduğu gibi, göç etmiş olanlar da vardı. 1914 yılı resmi verilerine göre, Osmanlı Devleti'nde 1.234.671 Ermeni nüfusu bulunuyordu. Bu sayı Ermeni patrikhanesi'ne göre 2.5 milyon, Lozan konferansı Ermeni heyetine göre 2.2 milyon, Fransız Mavi Kitabı'na göre 1.5 milyon, Britannica'ya göre 1.5 milyon, ve İngiliz yıllığına göre 1 milyondu. Buna göre en fazla 700.000 kişinin göçe tabi tutulduğu bir yer değiştirme olayında, Ermenilerin iddia ettiği gibi 2-3 milyon kişinin öldürülmesi mümkün değildi. Çünkü, zaten Osmanlı devleti içinde 1.230.000 civarında Ermeni bulunuyordu. Bunun da ötesinde eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi, bunu asimilasyon yoluyla halledebilirdi. Bilindiği üzere Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir yaşam sürdürmüşlerdi. Nitekim ABD'li Ermeni profesör Hovannısıan, 1982 yılında Münih'te yapılmış olan "dünya Ermenilerinin problemleri kongresi'nde bu gerçeği, "Ermeni soykırımı ispatlanamamıştır. Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır" şeklinde dile getirmişti. Ayrıca, 1998 Haziran ayı içerisinde İngiliz Hükümeti, Lordlar kamarasında Ermeni soykırımına ilişkin sorulara maruz kalmış ve bunlara yazılı olarak, "Türk Hükümeti'nin Ermeni tebasını yok etmeye dair bir kararının mevcudiyetine ilişkin bir kanıt bulunamadığından, İngiliz Hükümeti, 1915 olaylarını soykırım olarak tanımamıştır" yanıtını vermişti. Nitekim, İstanbul'u işgal eden İngilizler, Malta'ya sürgün ettikleri Türk asker ve sivil yöneticileri, Ermeni katliamıyla suçlamak için 30 ay süreyle var güçleriyle kanıt aradıktan sonra, dişe dokunur hiçbir şey bulamayınca serbest bıraktılar. Tehcir sırasında hayatlarını kaybedenlerin sayısı konusunda çok farklı veriler öne sürülüyordu. Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun verdiği net belgeli bilgiye göre, tehcir sırasında 438.758 Ermeni’nin yeri değiştirilmiş, bunlardan 382.148’i istenilen nakil noktalarına ulaşmış; geriye kalan 56.610 Ermeni’den 10 bini eşkiya tarafından katledilmiş (Ermeni komitelerin 700 bine yakın çoğu kadın, çocuk, yaşlı sivil insanı bölgede katlettiği hesap edilirse ucuz bir kan davası diyeti sayılır), 30.000’nin dizanteri, tifo gibi hastalıklardan ölmüş, geriye kalan 16.000 Ermeni yurt dışına çıkmıştı. Buna göre, Ermeni kayıpları eski milletvekili ve Büyükelçi Kamuran Gürün’ün kitabında ileri sürdüğü gibi 300-350.000 veya başka kaynaklarýn tahmin ettiği gibi 600-800.000, hele Ermenilerin ileri sürdükleri 1.500.000 hiç değildi; sadece 40.000 kadar Ermeni tehcirde hayatını kaybetmişti. Hangi yalanı düzeltelim bilemiyorum. İşin kötü tarafı, bu uydurdukları yalanlara sonradan kendileri bile inandılar. Günümüzde sözde Ermeni soykırımı adı ile bütünleşmiş olarak görünen Ermeni sorununun; Türkiye'den tazminat almak ve ardından toprak talep etmek, PKK terör örgütüne örtülü de olsa destek vermek ve Türkiye'ye dost olmayan çevre ülkelerle ittifak kurmak suretiyle ülkemiz aleyhine faaliyetlerde bulunmak ve yukarı Karabağ ile Azerbaycan konusunda uzlaşmaz bir tutum içerisinde olmak gibi boyutları bulunuyordu. Bu masal, bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmeyenlerin, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan sun'i bir sorun olarak daha çok başımızı ağrıtacak gözüküyordu. AZERİ TÜRKLERİ'DE KATLEDİLDİ Azeri kardeşlerimizin başına Ermeni komiteciler tarafından getirilenler ise tam bir facia olmakla kalmadı, son yüzyılda Azerbaycan topraklarını gaspeden Ermenistan büyüdükçe büyüdü. 1905-1907 yıllarında Erivan valiliğine bağlı 100 bin Azeri Türkü'nün yaşadığı 199 köy yakıldı, yıkıldı, 1919'da ise aynı havalide iki ay içinde 99 Azeri köyü yaşayanlarıyla beraber yok edildi. Bakü'de en korkunç katliam ise 18 Mart 1918'de, Rus ordusunu Azerbaycan'ı antikomünistlerden kurtarmak için çağıran Stephan Şamuyan başkanlığındaki 24'ü Ermeni olan 26 Bakü komiseri tarafından gerçekleştirildi. Üç gün içinde sadece Bakü'de 10 bin Azeri Türkü katledildi. Guba ve Şamahı kentlerinde toplu kıyımlar yapıldı. Guba'da iki gün içinde 2800 kişi öldürüldü, 105 ev yakıldı, 122 köy dağıtıldı. Şamahı'da da 40 köy yakıldı, yıkıldı. Şamuyan 13 Nisan 1918'de Lenin'e yazdığı mektupda, ' Düşman yok edildi. '' diyordu. Büyük Britanya'nın Bakü büyükelçisi, Londra'ya gönderdiği telgrafında dehşeti şöyle özetlemişti : '' Bakü'de ölülerden başka müslüman kalmadı. '' Soykırım'ın boyutları, yedi düvelle savaşan Osmanlı ordusunun zorlu günlerde dahi kardeşlerine yardım elini uzatmasıyla büyümeden durduruldu. Doğu Cephesi komutanı Kazım Karabekir, Enver paşa'nın kardeşi, Nuri Paşa komutasında 15 bin Mehmetçiği Nahçıvan üzerinden Bakü'ye gönderdi. Bakü'yü ele geçiren Ermenilere karşı Gence'de Mehmet Emin Resulzade'nin baniliğini yaptığı, başbakanlığını ise Fethali han Foyinski'nin üstlendiği Müsavat hükümeti kurulmuştu. Ağustos 1918'de Ermeni-Rus ordusunu mağlup eden Enver paşa, eylülde Bakü'ye girerek Müsavat hükümetini buraya taşıdı. 1800 Mehmetçiğin şehit olduğu bu savaşın kahramanları halen Bakü'de şehitler mezarlığında anılarına yükseltilen anıtta yatıyor. Bu anıtın yapılmasına karşı çıkanlar çoktu ve engellerin aşılmasında o dönemdeki Azerbaycan Zaman ekibiyle birlikte özel çabam vardı. Türkiye karşıtı Kafkas İslam İdaresi Başkanı Şii lider Allahşükür Paşazade ve İngiliz askerlerine anıt yapılmasına izin verirken, aldığı rüşvet nedeniyle Türk anıtına karşı çıkan Bakü Valisi Rafael Allahverdiyev’i 1998 Martında Genelkurmay Başkanı Orgenaral İsmail Hakkı Karadayı’ya Bina havaalanındaki karşılama töreninde ihbar eden haberi Azeri muhabir Samed Melikzade ile birlikte yazmıştım. Doğrusu Azerbaycan’da hiç bu kadar sert bir haber kaleme almamıştım; birinci adam Aliyev dışında tüm suçluları ifşa etmiştik. Tam sayfaya manşet haberin pazarlanması da bana düşmüştü. Bazılarına göre skandal, bazılarına göre şov olan 10 dakikalık ayak üstü brifingimde olayı kavrayan Karadayı, Aliyev nezdinde kararlı bir girişimde bulunmuştu. Tabii, önceden kameramanları ve fotografçıları şova hazırladığım için o gün Azeri ve Türk televizyonlarına manşet olduk. Gazetemizin ertesi günkü manşeti Karadayı’dan projemize destek idi. Bu tarihe kadar Bakü büyükelçiliğinin 3 girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı; Bakü Askeri Ateşesi Saldıray Berk’ten Karadayı’ı beklerken havalimanında tafsilatı öğrenmiştim. ‘İstersen daha fazla bilgi ve belge vereyim’ diyen Ataşe Berk, karşılama protokoluna girip durumu Karadayı’ya anlatacağımdan habersizdi. Büyükelçi Kadri Ecvet Tezcan, niyetimi anlamış, tam yedi defa protokolden beni zorla çıkarmıştı. Ancak Karadayı el sıkma merasimine başladığı için sekizinci girişimimi görememişti. Karadayı’ya kim olduğumu anlatırken yüzünün aldığı ekşimsi hali unutulmazdı. Koynumdan gazeteyi çıkardım nazik bir dille anlatırken, Azeri Savunma Bakanı Sefer Abiyev ve protokoldaki herkes kulaklarını açmış, bu deliliği yapan bendenizi hayran hayran izliyordu. Hiçbirşeyden habersiz konumda gözüken Aliyev, masum rolü yaparak Karadayı’nın ricasını geri çevirmedi ve engel olanları haşladı. Aksi halde bu haber bana pahalıya patlayabilirdi. Neticede Şehitler Hıyabanındaki modern mimarıda inşa edilmiş Türk anıtı Mayıs 2000’de Dışişleri Bakanı İsmail Cem tarafından açıldı. Aslında arkadaşlarla ortaya çıkardığımız proje, 1920 Müsavat hükümeti Bakanlar Kurulu’nun kabul ettiği, ancak Rus işgali nedeniyle yapılamamış orjinal bir mimaride Türk şehitleri anıtıydı. Bakü’ye giden her Türk yetkilinin çelenk koyuşunu televizyondan izlediğimde bu anımı hatırlar, gurur duyarım. Türk mehmetçiğine fatiha okunacak bir anıt yapılmasına vesile olmayı nasip ettiği için Allah’a binlerce şükrederim. Olayı görüntüleriyle Samanyolu televizyonunda etraflıca aktaran Tahir Karanfil, Yayın Yönetmenimiz Enis Öznük ve temsilcimiz Ersin Demirci’de sanırım benle aynı duyguları ve onuru paylaşıyorlardır. Diplomatların aşamadığı engelleri medya işte böyle aşmıştı. Nuri Paşa’nın ordusunda babaannemin birinci kocası, üvey dedem Arslan lakaplı demirci ustası Abbasda vardı ve geri dönmediğine göre şehit olanlar içindeydi. 30 Eylül 1918'de imzalanan Mondros mütarekesi, Enver paşa'nın Bakü'yü Enzeli'de oturan İngiliz General Thomson'a devretmesini öngörsede, Ermeni teröristleri kısmen temizlenmişti. Thomson, Müsavat hükümetini tanımakla kalmadı, mart katliamının başmimarı Şamuyan kaçmasına karşın, 25 Bakü komiserini Türkmenistan'ın Agcakum çölünde kurşuna dizdirerek, ülkede Ermeni komitecilerin yükselttiği tansiyonu düşürdü. Ancak komiteciler Bakü dışında rahat durmadılar. 1918-1919 yıllarında Nahçıvan'la Azerbaycan arasındaki Zengezur bölgesinde 115 köy dağıtıldı, 7730 sivil ahali vahşice öldürüldü. 28 Nisan 1920'de Azerbaycan'ı resmen işgal eden 11. Rus kolordusu komutanı Kirov'un ilk işlerinden biri 1920'de Zengezur bölgesini Ermenistan'a birleştirmek için siyasi karar almak oldu. 1923'de ise Karabağ'a zoraki bir özerklik statüsü verildi. 1948-1953 ve 1988'de Ermenilerin soykırım sendromu değişik tarzda nüksetti. Sovyet bürokrasinin damarlarına sızan Ermeni hastalar, sistemin kuralcılığına rağmen, 250 bin Azeri Türkü'nü bu defa öldürmeden tarih boyu yurt edindikleri topraklardan kovdu. Eşim Suna ‘nın ailesi bu sürgün sonucu Bakü’ye gelmişti. Azerbaycan’da bu Azerilere lakap olarak Erivan’dan göç ettikleri için Yeravan-Azeri birleşimi Yeraz denir. Azerbaycanda bir söz vardır, nerelisin diye sorana henüz evlenmedim diye mukabele edilir. Dolayısıyla nerelisin diyenlere evlendiğime göre ‘Yerazım’ demeye başlamıştım. Bu topraklar birzamanlar Türklerindi. Sevan (Asıl adı Göyçe) gölünün çevresi Göyçe bölgesi olarak anılan eski bir Türk diyarıydı; bu gün mezar kadar sessizdi. Ermenistan'ın tek milletli monopolis'e çevrilmesi doğrultusunda yürüttüğü sistemli katliamlar, Karabağ kazanınıda kaynattı. Karabağ'da yaşayan 41 bin Azeri göç etmek zorunda kaldı. Karabağ savaşında 35 bin kişi öldü, 50 bin kişi sakat kaldı. 26 Şubat 1992'de Rus 7. ordusuna bağlı 366. tugayla beraber 7 bin Azeri'nin yaşadığı Hocalı kentini basmıştı. Soykırım sendromuna yakalanmış Ermeni hastalar, şehri yakmakla kalmadı, 485 kişiyi de katletti. Bu katliamın fotoğraflarını Karabağ’ın Kara Günleri sergilerine taşıyarak, dünya kamuoyunun dikkatini Zaman gazetesi çeksede kimse tınmadı. Karabağ'ın Şuşa ve Laçin kentleri dışında işgal edilen 6 Azeri kentlerini boşaltan bir milyonu aşkın Azeri göçmen, Taşnak komitecilerin ve 50 bin Rus askerinin konuşlandığı Ermenistan'da hayatın normale dönmesini bekliyordu. Rus askeri istihbaratı ve Taşnaklar ülkeyi manipule ettiği için hayat bir türlü normale dönmüyordu. Günümüzde de Ermeni soykırımı yalanını gündeme getiren ama hiç bir zaman Türk katliamlarını görmek istemeyenlerin ulaşmak istedikleri nihai hedef Ermeni diasporasını Anadolu'ya getirmekti. Bazı Ermeni örgütlerinin izlediği bu politikayı, Ermenistan devlet politikası haline getirdi. Sovyetler'in dağılmasından sonra sözde bağımsızlığını ilan eden gerçekte Rus idaresinden kurtulamayan Ermenistan, 1998'den itibaren Taşnakların kontrolüne girdi. Oysa 1994'de bu parti ırkçı ve zararlı görülürek Ermenistan Eski cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan tarafından kapatılmıştı. Terör Ermenistan'ı teslim aldı. Cumhurbaşkanlığına Taşnak komitecilerin ellerinde gelen Karabağlı Robert Koçaryan, soykırım için Türkiye'nin kendilerinden özür dilemesini isteyecek kadar küstahlaştı. Hatta UNESCO'ya mektup göndererek Osmanlı'nın kuruluşunun 700. yıldönümünün uluslararası düzeyde kutlanmasına engel olmaya çalışıyordu. Galiba başardı da.. 1999 depremi nedeniyle kutlanmasını ertelediğimiz 2000’de ise 'artık geç oldu' bahanesiyle kutlamaktan vazgeçtiğimiz 700. yıl şöleni törenleri, etkinlikleri esrarengiz biçimde başlamadan bitti. Osmanlı mirası üzerine kurulmuş 35 devletden temsilcilerin çağrıldığı etkinliğe güya fazla ilgi olmaması nedeniyle tören iptal edildi. Osmanlı'ya geçmişine küsmüş bir milletin temsilcileri, dünya kamuoyu önünde oynanan sözde Ermeni soykırım komedisine geçmişine sahip çıkmadan nasıl, ne kadar engel olabilirdi ki? Yıllardır Amerika'daki güçlü lobileri ve dünya sermayesindeki payları nedeniyle yakın ilişki içinde olduğumuz İsrail bile ağız değiştirmişti. 24 Nisan'ı her yıl soykırım günü diye anan Ermenilerin imdatına 2000 yılında Yahudiler yetişti. İsrail Milli Eğitim Bakanı Yossi Sarid ve Adalet Bakanı Yossi Beilin'in arka arkaya yaptığı şok açıklamalar Ankara'yı derinden sarstı. Yahudi bakanlar, " Türkler Ermeni soykırımını tanısın, bu olayı ders kitaplarına alalım." diyordu. Bu olayı münferit, şahsi görüş diye geçiştirmeye çalışan Tel Aviv'den Ankara'nın talep ettiği resmi özür gelmedi. Oysa İsrail'de Ermeni diasporası bulunmuyordu. O halde ne oluyordu? Ermeniler yıllardır Amerikan Kongresinde, Fransız Senatosunda Rus Dumasında, İtalyan, Belçika, İsveç ve Danimarka parlamentolarında Ermeni soykırım yasası çıkartmak için tüm güçlerini kullanıyordu. Bunlardan bazılarında belli ölçüde başarılıda oldular. Başarılı olunmadığı sanılan ülkelerin yönetimleri, bu kozu Türkiye'ye karşı kullanıyordu. 2000 yılında Ermenilerin özellikle ABD'de taktik değiştirdikleri gözlemleniyordu. Virginia'da amaçlarına ulaşan Ermeniler, ABD'nin diğer eyaletlerinde artık Yahudilerle işbirliği yapmaya başladılar. New York'un dört büyük parçasından biri olan New Jersey parlamentosunda Yahudiler ve Ermeniler ortak bir soykırım tasarısını gündeme getirdiler. Bu tasarıda dünyadaki tüm soykırımların tanınması öngörülüyordu. Tutsilerden, Bosnalılara, Çeçenlerden Yahudi, Asuri ve Kürtlere kadar pek çok milletin adı tasarıda geçiyordu. Bu tasarı ile Ermeniler, şimdiye kadar karşılarına çıkan Yahudileri de cenahlarına çektiler. Ancak Türk lobisinin karşı çıkması ile yine tasarıya geçiremediler. Bu nedenle Yahudi bakanların sürpriz çıkışları aslında Ankara için sürpriz olmamalıydı. Yahudi diye Genital Line şirketine sonra Global lobisine bugüne kadar Türkiye lehine lobi çalışması yapması için yılda 3 milyon dolar ödeyen Ankara, ne zaman ABD'de yaşayan Türkleri hatırlayacaktı? Yahudilerde döneklik yaptığına göre Türk'ün hakkını hukukunu Türk'ten başka kimsenin layıkıyla savunmayacağı açıktı. Azeri Türkü'nün yaşadığı katliamlar halen sıcaklığını koruyordu. Türkiye Türklerinin yaşadığı katliamın tanıklarını da bulmak mümkündü. Şahitler, tanıklar, mağdurlar hâlâ yaşıyordu. Türkiye uzmanı olarak ülkesine döndüğünü sanan Amerikalı gazeteci Stephan Kinzer, Ermenilerin nasıl katliam yaptığını merak etmiyebilirdi. Ancak Türkler, bunları unutmamak üzere hafızalarına kazımak zorundaydı. 27 Mayıs 1918'de Ermenistan 28'inde Azerbaycan bağımsızlığını ilan ediyordu. 28 Nisan 1920'de 11. Kızılordu Rus Kirov komutasında Azerbaycan'ı işgal ederken, Ermenilerin teşvikiyle Kirov tarafından ilk defa Azerbaycan'dan toprak kopartma oyunu sahneye kondu. Kirov,Lenin ve Stalin Azerbaycan Devlet Başkanı Neriman Nerimanov'a oynadığı oyunla 1920'de Zengezur Azerbaycan'dan koparılarak Ermenistan'a bağlandı. Türkiye'nin Azerbaycan'la karasal bağlantısı kopartıldı. Anlaşma, Moskova'da parafe edilirken Nerimanov, Nahçıvan ile Azerbaycan'ı birleştiren Zengezur bölgesininde Ermenilere verildiğini görerek şaşkınlığını gizlemedi. '' Böyle konuşmamıştık '' diye tepki gösterdi. Ama, artık çok geçti. Rusların Kızıl Kürdistan kartıda Nerimanov'un direnmesine engel olmuştu. 1921-22 ve 23 'te imzalanan Gümrü, Kars ve Moskova anlaşmalarıyla Karabağ'a Azerbaycan terkibinde özerklik verildi. Zengezur'un Ermenistan'a verilmesine rıza gösteren Azeriler, Ermenilere Karabağ'ın Azerbaycan'da kalmasını kabul ettirmişlerdi. Bu mutabakata rağmen Ermenilerin Azeri toprakları lehine genişleme politikası zamana yayılarak hiç durmadı. Ermeniler Karabağ'da 1850'den sonra izlenen politikalarla ilk defa çoğunluğu oluşturmuştu. Türkiye Nahçıvan'a garantörlük verilmesi şartıyla Karabağ'ı aslında henüz bu tarihte gözden çıkarmıştı. Atatürk, Karabağ'da taviz verilmemesini savunuyordu, ama realitede ortadaydı. Sovyetler gibi bir güç ortaya çıkmış iken Türkiye, ' yurtta sulh, cihanda sulh ' ilkesiyle içine kapanıyordu. Atatürk, Karabağ'ın ve Nahçıvan'ın Ermenilere verilmemesi ve Zengezur oyunun bozulması için bölgedeki Türk birliklerine talimat göndermişti. Buna nail olamayınca Atatürk 1933'te Türk gençlerini şöyle uyarıyordu : " Bir gün Sovyetler dağılacak, oradaki kardeşlerimiz özgürlüklerine kavuşacak, o gün için hazırlıklı olun. " İşte 12 - 18 Ekim 1988'de Azerbaycan tarihine diriliş günü olarak geçen ve 2 milyon insanı Azatlık meydanına toplayan mitinglerle, Azeri kamuoyu hem Karabağ ormanlarını sorumsuzca yok eden Ermenilere hem de bu bahaneyle Karabağ'da bağımsızlık isteyen Ermenilere tepki gösteriyorlardı. Sovyet lideri Gorbaçov ekonomi den sorumlu Ermeni yardımcısı Agabekyan'ın etkisiyle Karabağ'ı Ermenilerin idare etmesine 1988'de gözyummuş, Karabağ'da Yönetim Konseyi Bakü'ye sorulmadan ortadan kaldırılmıştı. Rus tankları Bakü'de halkı sakinleştirirken, iki halk arasındaki düşmanlık bireylere sıçradı. Azerbaycan'da 300 bin, Ermenistan'da 250 bin Azeri Türkü yaşıyordu. 1988'de Sumgayt yaşayan Ermenilerin, KGB oyunu ile öldürülmesi ve suçun Azerilerin üzerine atılması sonucu Ermeni kamuoyu heyecanlanmış, şiddetli tepki göstermişti. Azerbaycan'daki Ermeniler ülkeyi terketmeye başlamıştı. Ermenistan'da Taşnaklar, 250 bin Azeri'yi üç gün içinde hiç bir eşya almalarına izin vermeden otobüs ve trenlere doldurarak Azerbaycan'a kovdu. Bu sürgünde katliam yapmamaları aynı akibetin Bakü’deki Ermenilere uygulanmasından endişe duymalarındandı. Misilleme olarak Azerbaycan’da Bakü'de yaşayan Ermenileri gönderdi. Artık iki milletin birarada yaşaması imkansız hale gelmişti. 1997’de Özbek lider İslam Kerimov’un kulağına Aliyev’in fısıldarken duyduğum ifadeyle dersek; yine de üst düzey Azerilerle evli olan 35 bin Ermeni kadını, Azerbaycan'a güvenlerini göstererek ülkeyi terketmedi. 21 Eylül 1991'da Dağlık Karabağ Ermenilerinin başkenti Hankendine Ermenileri ikna etmek amacıyla bir Azeri heyeti ile giden Zaman gazetesinin Azerbaycan'daki ilk temsilcisi Yılmaz Polat, 40 bin Ermeninin miting yaptığı meydanda Türk olduğu farkedilince birden dövülmeye başlandı. Fotoğraf makinesi elinden alındı, kamerası kırıldı, deri ceketi yırtıldı. Polat'ı Azeri heyetindekiler kurtarak ölmesini önledi. Yılmaz beye Ermenilerin saldırması görüntülenmişti. Azerbaycan devlet Televizyonu bu olayı defalarca gündeme getirdi. Yılmaz Polat 15 defadan fazla televizyona çıkarak olayı anlattı. Artık en ücra Azeri köyüne kadar tüm Azerbaycan Yılmaz Polat'ı tanımıştı. Türkiye'den gelmiş bir kahraman olarak görüyorlardı. Yılmaz'da her gün üçü beşi yapılan sokak mitinglerinde ateşli konuşmalar yapıyor, halkı savaşmak için coşturuyordu. Dönemin cumhurbaşkanı Ayaz Muttalibov, Yılmaz Polat'a Ermenilerin kırdığı fotoğraf makinesi yerine makine ve yırtılan deri ceketi yerine ceket hediye etti. Başbakan Hasan Hasanov, Yılmaz Polat'a manevi evlat olarak benimsemişti, bir dediğini iki etmiyordu. Yılmaz her yere istediği gibi girip çıkıyordu, herkesde büyük saygı gösteriyordu. Hatta milli kahraman ünvanı verilmesi bile teklif edilmişti. Herkes tarafından sevilirken Özbekistan’a gitmek zorunda kalan Yılmaz’ın tek hatası ünlü gazeteci Osman Mirzayev’in kızı gazeteci Seville evlenmek için fazla ısrar etmesiydi. Dillere destan bir aşkla başlayan bu evlilik 3 ay sürmüştü. Aşıklara aracılık yapan bendenizde pişman olmuştu. Kavgayla biten evlilik sonrası 3 yıl Taşkent’de yaşayan Yılmaz, tekrar Bakü’ye dönecek, BBC’ye çalışan Sevil’in evlendiğini öğrenecekti. Azeri kamuoyu Yılmaz’ı bu başarısız aşk girişimi nedeniyle unutmuştu. Bir Türk hanımla evliliğini, 2 çocuğa rağmen 3 yılda noktalayan Yılmaz, yine bir Azeri olan doktor hanımla evlenecek ve 2 çocuk sahibi daha olarak Bakü macerasına devam edecekti. SICAK SAVAŞ 1992 yılında sıcak savaş başladı. 1992- 994 yılları arasında cereyan eden sıcak çatışmalarda bölgedeki Rus gücünün Ermenilere gerek asker gerekse silah, sürsat, askeri lojistik destek sağlaması nedeniyle Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si işgal edildi. 26 Şubat 1992'de Rus 7. ordusuna bağlı 366. tugayla beraber 7 bin Azeri'nin yaşadığı Hocalı kentini basan Ermeniler, şehri yakmakla kalmadı, 485 kişiyi de katletti. Savaşlar, bölgenin dağlık ve ormanlık olması nedeniyle gerilla savaşı şeklinde yapıldı. 2 Nisan 1993'de Kelbecer'in işgali ile savaş ilk defa Karabağ dışına taştı. Ermeniler, Yukarı Karabağ'ın Şuşa ve Laçin kentleri dışında, Cebrail, Fizuli, Gubatlı, Zengilan, Agdam ve Kelbecer'i de işgal ederek, barış görüşmelerinde koz elde etti. Ayrıca Ermenistan ile Karabağ'ın tek karasal bağlantı yolu Laçin koridoru güvenlik altına alınırken, Azerbaycan ve Ermenistan arasında tampon bir bölge oluşturuldu. Çünkü iki ülke arasında 1000 kilometrelik uzun sınırın korunması hiçte kolay değildi. 12 Mayıs 1994'de Bişkek protokolu ile ataşkes anlaşması imzalanmasına rağmen Rus askeri desteği sürdü. Rusya eski Savunma Bakanı Pavel Graçov'un 1997'ye kadar Ermenistan'a 1 milyar dolar turarında 80 Adet T-80 tankı ve 10 adet S- 125 füzeleir gönderdiği ortaya çıktı. Bu skandalı açıklayan Rusya alt Meclisi Duma'nın Savunma Komisyonu başkanı General Lev Rohlin daha sonra öldürüldü. Skandalın üstü örtüldü. Rohlin'in kendini vurarak intihar ettiği söylendi. 29 Ağustos 1997'de ise Rusya ile Ermenistan arasında savunma iş birliği anlaşması imzalandı. 1998'de bu anlaşmalar iki ülke parlamentosunda da onaylandı. 1999'da ise Rusya Savunma Bakanlığı Ermenistan'a 5 adet Mig-29 savaş uçağı gönderirken, 10 adet de S-300 füzesi göndermek istemişti. Ermenistan'da Rus üslerinde resmi olarak 30 bin aslında ise 50 bin asker bulunuyordu. Bu birliklere Rus ordusundaki Ermenilerin gönderilmesi sağlandığı için yüzde 70'i Ermenileştirilmiş durumdaydı. Bugüne kadar yapılan katliamlar, Rus - Ermeni işbirliği ile gerçekleştirildi. Ermeniler aleyhine BM'lerin 4 kınama kararı almasına ve AGİT belgelerinde onlarca uyarıya karşın, işin ilgin yanı Ermenistan hala işgalci olarak nitelenmedi. Erivan, Dağlık Karabağ'ın bağımsızlığını resmen tanımayarak masum rolüne büründü. Sözde çatışmalar Karabağ'ın başkenti Hankendi ile Bakü arasında cereyan ediyordu. Ermeniler , geleceklerini belirleme hakkını kullanıyordu. Ermenilere göre bu hak, BM ve AGİT prensipleri çerçevesinde yasaldı! Azerbaycan, bu propaganda sayesinde hem işgal edilen, mağdur hem de Ermenilere hakkını vermeyen ülke konumuna itildi. Uluslararası kamuoyunun lakaytlığı Ermenileri daha da cesaretlendirdi. Bu arada boş durmayan Erivan, Karabağ'ın yutulma sürecine hız verdi. Şuşa ve Laçin kentleri onarıldı, Laçin koridori denilen yol asfatlandı. İşgal edilen Azeri kentlerinde tüm kültürel eserler yok edildi, mezarlar dümdüz edildi, isimler Ermenice ve Kürtçe olarak değiştirildi. Sanki bu topraklarda hiç Türk yaşamamış imajı oluşturuldu, tarihi belgeler ortadan kaldırıldı . 12 asırlık Türk toprağı Ermenileştirildi. Azeri kentlerini boşaltan bir milyonu aşkın Azeri göçmen, kendi yurdunda göçmen, mülteci durumuna düştü. Yaşadıkları çadırlarda, vagonlarda topraklarına kavuşmayı bekleyenlerin yanı sıra yerleşik düzene geçenlerde oldu. Savaş sırasında iki taraftandanda 25 bin kişi öldü. 5 bin kişi halen kayıp. Binlerce fiziki yaralının yanı sıra, binlerce insanın psikilojisinde onulmaz yaralar açıldı. Azerbaycan savaştan 40 milyar dolar zarar gördü. KIZIL KÜRDİSTAN PLANI AGİT 'in taraflara sunduğu Karabağ sorununun çözüm paketine göre, Ermenistan'ın Azerbaycan'a Laçin ve Kelbecer'i iadesi gerekirken, teslime yanaşmadığı ve bu kentlere bir süredir Yezidi Kürtlerini yerleştirmeye başladığı ortaya çıktı. Bu kentlerde Kızıl Kürdistan özerk yönetimi kurdurmak için bir süredir çalışan Rus ve Ermeni istihbarahat birimlerinin, bir yandan oluşturulan tampon bölge ile Azerbaycan'a karşı Ermenilerin güvenliğini sağlamayı hedeflerken, bir yandan da Kürtlerin devlet kurma planında Hiristiyan Kürtleri önplana çıkarmayı amaçlıyordu. Eskiden Kürt kökenli Azerbaycan vatandaşlarının yoğun olarak yaşadığı işgal altındaki Azeri kentleri Laçin ve Kelbecer'e, Ermeniler Sovyet yönetimi ile birlik olarak 1920'lerde 'Kızıl Kürdistan' özerk yönetimi kurulması talebinde bulunmuşlardı. Kürtlere özerklik vererek Azerbaycan'dan koparmayı daha önce başaramayan Erivan'ın ,şimdi bu silahı yeniden sahneye koymak için konjonktürün oluşmasını bekliyordu. Azerbaycan'da vatan haini ilan edilen Kürt kökenli bir Azeri vatandaşı Vekil Mustafayev sözde Kızıl Kürdistan özerk bölgesinin başbakanı olarak Erivan'da hazır tutuluyordu. Güvenlik açısından ikameti daha sonra Kazakistan'a kaydırıldı. PKK lideri Abdullah Öcalan, PKK'nın Moskova temsilcisi Mahir Welat'ı Ermenistandaki 70 bin Hiristiyan Yezidi Kürt'ünü ziyaret ettirerek, PKK'nın din ayrımı yapmadan Kürt haklarının savunucu olduğu mesajını gönderdi. Welat, Bakü-Ceyhan petrol boru hattının üzerinde Kürt halkı bulunduğunu savunuyor, bu projenin gerçekleşmesinin kendilerine bağlı olduğunu açıkca duyuruyordu. Ruslar bu hattın sabote edilmesi için PKK'yı kiralamayı planlıyordu. Welat'a göre Türkiye'de PKK'ya yönelik TSK'nin yaptığı operasyonlan boru hattının yolunu temizlemek içindi. Welat, ne olursa olsun boru hattının kaderinin kendi elllerinde olduğu tezini ileri sürüyordu. Öcalan'ın İmralı'da misafir edilmesinin ardından PKK'nın tüm bu tehditleri suya düştü. Öcalan örgütüne silah bıraktırarak barışçı yoldan siyasileşmeyi tavsiye etti. Petrol boru hattının için artık PKK'nın artık tehlike olmadığı yönünde Ankara'ya güvence verildi. Türkiye, 21 yüzyıla PKK belasından terör açısından emin girerken, AB adaylığının ardından Avrupa ülkelerinden gelen PKK'nın siyasileşmesine izin verilmesi baskısı karşısında bunalıyordu. Karabağ'ın şansı hiç yaver gitmedi. Sorununun uluslararası ihtilaf haline gelmesi , ' barışcı çözüm ' denilen diplomatik sürece üçüncü ülkelerin katılımı ile gerçekleşti. Bugüne kadar AGİT çerçevesinde özellikle Rusya, ABD ve Fransa'nın aktif müdahaleleriyle aranan çözüm, çözüm yollarını çıkmaza sokmaktan başka işe yaramadı. AGİT'in fiyaskosu ile çözüm çıkmaza girdi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından izlediği kararlı politikalar Karabağ sorunun çözümünde önemli mesafeler katedildi. Bunda Aliyev'in karizmatik kişiliği ve dış politikada usta olması önemli rol oynadı. Azerbaycan haklı davasında petrol servetininde koz olarak kullanılması sayesinde destekçiler bulmaya başladı. Ancak AGİT ve bu kurumda en tecrübeli diplomatlarını görevlendiren ABD, Rusya, Fransa ve Türkiye, Aliyev'in barış için sağlamış olduğu imkanları yeterince kullanamadı. Hazırlanan planlarda çıkış yolu bulunmuş iken, Ermenistan'ın Taşnak terörüne mahkum olması, AGİT'i ve barışı zora soktu. AGİT'in 1992 Helsinki zirvesinde Karabağ sorunu gündeme getirilmiş olmasına karşın AGİT'in Karabağ'da müdahil duruma gelmesi , Cumhurbaşkanı Aliyev'in 1993'de Agdam'ın işgalinden sonra AGİT ve BM'e resmen başvurusuyla başladı. Rusya, bu girişimden rahatsız oldu . Daha önce Karabağ'a Vlademir Kazimirov'u özel temsilci olarak atayarak Bakü'yü oyalama taktiği izleyen Moskova bu oyunu daha fazla artık sürdüremeyecekti. 1994'de Budapeşte'de geçirilen AGİT devlet başkanları zirvesinde Karabağ için bugüne kadar uygulanamasa da tarihi bir karar alındı. AGİT'in ilk barış gücü Karabağ'da konuşlandırılacak, AGİT , ihtilafa taraf ülkeleri barıştırmak için MİNSK Grubu kurarak arabulucu misyonu üstlenecekti. Bu arada ABD Josef Pressel'i Türkiye ise Kemal Ayhan'ı Karabağ özel temsilcisi tayin ederek diplomatik arenada ortaya çıktı. MİNSK Grubu'nun Rus ve Finli eşbaşkanları, grubtaki 9 ülkeyi temsil eden diplomat, Erivan, Bakü ile Dağlık Karabağ'ı temsil eden Azeri ve Ermeni topluluğun temsilcileri iki ayda bir biraraya gelmeye başladı. Bu kadar diplomat yetmiyormuş gibi yine AGİT çerçevesinde bir de AGİT Konferansı diye bir kurum ihsas etti. AGİT Konferansı'nın eşbaşkanlığını uzun süre Finli ortağı ile beraber Rus Valentin Lozinski yürüttü. Erivan ve Hankendi uzlaşmaz tavrı ile toplantılarda diplomatları çileden çıkarıyordu. MİNSK Grubu eşbaşkanlarının sık sık bölgeye gelerek izledikleri mekik diplomasisi de sonuç vermiyordu. 8 Ağustos 1995'de Türkiye'nin Karabağ özel temsilcisi Kemal Ayhan, Karabağ sorunun çözümüne ilişkin Demirel'in mektubunu Aliyev’e sundu. MİNSK Grubunun başarısızlığı üzerine Aliyev, Demirel'den daha aktif olunmasını istemişti. 2 Aralık 1996'da Lizbon'da gerçekleştiren AGİT devlet başkanları zirvesi Karabağ sorunun çözümünde dönüm noktası oldu. Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan ve Cumhurbaşkanı Aliyev, son dakikaya kadar toplantıda Karabağ konusunda veto blöfü yaptı. AGİT'de kararların konsensus esası ile alınması nedeniyle, AGİT toplantısı Erivan - Bakü soğuk savaşına döndü. En sonunda kazanan Aliyev oldu. AGİT başkanlığından yayımlanan Ermenistan dışında 53 devletin imzasını taşıyan belgede Karabağ sorunun için üç çözüm prensibi belirleniyordu. ABD, bu zirveden önce tecrrübeli Amerikalı diplomat Strobe Talbott'u AGİT Konferansı başkanlığına, zirveden sonra ise AGİT MİNSK Grubu eşbaşkanlığına yine tecrübeli bir diplomat olan Lin Pasco'yu tayin ederek Ermenileri köşeye sıkıştırmayı başardı. Bu sırada Bakü-Novorasisk hattı için Bakü'nün Moskova'yı sıkıştırması sayesinde Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, Başbakan Viktor Çernomirdin bile Ermeniler aleyhine beyanatlar vermeye, Karabağ'da adil çözüme çağırmaya başladı. Ermeniler MİNSK Grubu'nda aleyhlerine dönen dengeyi Gruba üçüncü eşbaşkan olarak Fransız Georg Vaujer'i tayin ettirmeleri ile değişik bir renk aldı. Fransa'da Karabağ oyunun içine girdi. Cumhurbaşkanı Aliyev, Fransız şirketleri Total ve Elf Akiten'e Ocak 1997'de Lenkeran Deniz ve Talış Deniz yataklarında petrol payları vererek, Paris'in sorunun çözümünde olumsuz tavır izlemesinin önlemeye çalıştı. Amerikan, Rus ve Fransız eşbaşkanları ile çalışmaya başlayan MİNSK Grubu'na Karabağ için alternatifsiz son çözüm planını sunan AGİT Konferansı eşbaşkanı Strobe Talbott, bu planı 15-18 Haziran'da tarafların önüne gizlice koydu. Plan, iki aşamalı olarak 6+2 formulüyle işgal altındaki Azeri topraklarının boşaltılmasını, Karabağ'a çok uluslu AGİT barış gücünün konuşlandırılarak, Karabağ halkının güvenliğinin sağlanmasını ve Karabağ'a Azerbaycan terkibinde en yüksek statü verilmesini öngörüyordu. Bakü'nün hemen kabul etiği plana Hankendi ve Erivan karşı çıksada uluslararası baskılara daha fazla dayanamayan Cumnurbaşkanı Ter Petrosyan 26 Eylül'de bir basın toplantısı düzenleyerek, barışı kabul etti. 10 Ekim 1997'de Aliyev'le Strasbourg'da ortak bir deklarosyona imza ederek bu görüşünü belgelerde teyit etti. Hatta, Moskova'da kalıcı barış anlaşmasının Azerbaycan, Ermenistan, Rusya, Fransa ve ABD devlet başkanlarının katılmıyla imzalanacağı bile basına sızdırıldı. Ne olduysa bundan sonra oldu. İki ay sonra bölgeye gelen AGİT MİNSK Grubu eşbaşkanlığını Rus temsilci Kazimirov'dan devralan Rus Yuri Yukalov, Bakü'ye Ermenilerin bir açık birde kapalı şartı ile geldiğini söylüyordu. 6 Azeri kenti boşaltılırken Ermeni ordusu'nun Karabağ'da kalmak istediğini ileten Yukalov, muhtemelen Karabağ'ın statüsü ile ilgili isteği ise kamuoyu önünde açıklamaktan çekiniyordu. Aslında Rusya, kendi şartlarını yineliyordu. Moskova, sesiz kaldığı AGİT planında Amerikalılar tarafından by-pass yapılmaktan hoşlanmamıştı. Çünkü Rusya bölgeye AGİT barış gücü gelirse Kafkasya'da Rus etkinliğinin sona ereceğini ileri sürüyordu. Daha işin başından beri AGİT gücünde Rus askerinin , Abhazya'daki BM barış gücünde olduğu gibi en az yüzde 70'ini oluşturmasını istiyordu. AGİT barış gücününün bir türlü bölgeye gelemeyişinin temelinde Rus inadı bulunuyordu. Petrosyan'ın barış planını kabul etmesi, Ermeni kamuoyunu etkileyen Taşnakların organizesi ile tam bir infiale yol açtı. Taşnaklar yine sahneye çıkmıştı. Petrosyan'ın yakın çevresine yönelik terör eylemleri gerçekleştirildi. 1998'e Ermenistan kanlı girdi. Petrosyan'ın yakın adalı Erivan valisi Vano Sıradekyan'ın istifası, hemen ardından Dışişleri bakanı Aleksandr Arzumanyan'ın istifası ve Meclis'de 50 iktidar partilinin taraf değiştirmesi ile yıkılan Petrosyan 5 Şubat'da istifa ettiğini ve savaş partisinin kazandığını açıkladı. Taşnaklar, Karabağ savaşını kazandıklarını, masada kaybetmeye niyetli olmadıklarını savunuyordu. TAŞNAKLARIN KANSIZ ZAFERİ Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan 5 Şubat 1998'de istifa mı etti, yoksa kansız biçimde devrildi mi tartışıladursun, Karabağ sorunun çözümünde asıl engel teşkil eden Taşnakların legalleşerek yönetimi tamamıyle ele geçirmesi, Karabağ'da dört yıldır süren ateşkes ve barış sürecini, başladığı noktaya getirmişti. Erivan’ı bu tarihe kadar Ermenistan Milli Harakatının 11 adamı yönetiyordu. Levon Ter Petrosyan onlardan biriydi. Petrosyan'ın yönetime gelişi Ermenistanlı olmasındandı; aslında harakatı yönlendirenlerin tamamına yakını Karabağ Ermenisiydi. Petrosyan'ı deviren radikal kesimin tamamının Karabağlı olması, Ermenistan'ın Karabağı değil, Karabağ'ın Ermenistan'ı ilhak (!) ettiğini gösteriyordu. Petrosyan'da 1 Aralık 1989'da Ermenistan parlemantosu'nu Karabağ'ı ilhak kararı alması için zorlamış, halkı örgütlemişti. 1989'da bu nedenle bir yıl Moskova hapishanesinde yattı.7 dili anadili gibi konuşan Petrosyan, Taşnaklar sayesinde savaş için örgütlediği orduyu Karabağ dışına da taşarak Azerbaycan'ın 6 kentini işgal ettirmek için kullandı. Ülkesinde 30 bin askeriyle 2 Rus üssü konuşlandıran, Rusya ile askeri işbirliği anlaşması yapanda Petrosyan'dı. Pekala onu kim devirdi ? Moskova mı, Taşnakların desteğini almış Karabağlılar mı? 1991 ve 1996'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini Petrosyan, söz konusu haraketin adayı olarak kazanmıştı. Ancak Petrosyan 28 Aralık 1994'de Taşnak partisini, terör eylemlerinde bulunduğu ve dış ülkelerden yardım aldığı gerekçesiyle kapattırdı, liderini ve üyelerini hapse attırdı. Zaten Eylül 1996 seçiminde de yüzde 52 oy alarak kılpayı cumhurbaşkanı olan Petrosyana karşı Taşnaklar ana muhalefetteki Demokrat parti başkanı Vazgen Manukyan'ı desteklemiş, adayları kazanamayınca 26 Eylül 1996'da parlemantoyu basarak 1 kişinin ölümüne 20 kişinin yaralanmasına yol açmıştı. Seçimde sahtekarlık yapıldığını öne sürerek anayasa mahkemesine başvuran Manukyan, hem muhalefetin hem de ABD'de Ermeni lobilerinden destek alsada sonuç elde edemedi. Petrosyan, bu olaydan sonra İçişleri bakanı ve Güvenlik Teşkilatı başkanı silahdaşı Karen Şahnazaryan'ı görevinden azlederek, Karabağlı Serj Sarkisyan'ı bu göreve getirerek ilk hatasını işledi. Başbakan Grant Bagranyan'nın istifasının ardından ise Petrosyan, mayıs 1996'da bu göreve Karabağ'ın sözde Cumhurbaşkanı seçilmiş Robert Koçaryan'ı getirerek ikinci hatasını yaptı. Karabağ Harakatının lideri olan şimdi Erivan'da ipleri ele geçiren Robert Koçaryan'ı Petrosyan, muhalefetle iyi diyaloğu olduğu, ülke içi bütünlüğü sağlamak için tercih etmişti. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in başarılı mekik diplomasisi neticesinde uluslararası baskıya dayanamayan Petrosyan, barışdan başka yol olmadığını kavramış, ancak bunu halka nasıl anlatacağını, daha önemlisi, Karabağlı Ermenileri nasıl ikna edeceğini şaşırmıştı. Karabağ konusunda riskli karar vermek istemeyen ve Karabağlıları da bu karara ortak etmek isteyen; bu amaçla Erivan yönetimine Karabağlıları doldurarak sonunu hazırlayan Petrosyan, Taşnakları unutmuştu. Karabag sorunun çözümünde AGİT MİNSK Grubu'nun sunduğu iki aşamalı plana sıcak bakan ve ortak bir deklarasyona Cumhurbaşkanı Haydar Aliyevle beraber 10 Ekim 1997'de Strassbourg'da imza atan Petrosyan'a karşı darbe süreci geniş bir platforma yayılarak başlatıldı. Petrosyan'ın ' başka çözüm yolu yok '' diye ısrar etmesi üzerine Taşnaklar yine terörle sahneye çıktı. Erivan ve Hankendi'nde sürekli mitingler düzenleyen muhalif grublara, Ermeni basını ve dışarıda Ermeni lobisi de eşlik etti. 18-19 Ocak 1998'te Cumhurbaşkanlığı Koruma müdürü Romik Kazaryan, İçişleri ve Güvenlik birimleri başkanı Artsrun Markaryan ve Erivan'ın Avan ilçesi başkanı Ruben Ayrapetyan'a art arda suikastlar düzenlenmesi bardağı taşırdı. Ermenistan Güvenlik Konseyini toplayan Petrosyan güvenlik birimlerini seferber etti. Terör olaylarının Erivan ile Hankendi arasında AGİT'in Karabağ planı konusunda görüşayrılığından kaynaklandığı belirtilsede, Petrosyan'ın yakın çevresine karşı düzenmiş terör olaylarını Taşnakların işlediğini herkes iyi biliyordu. Karabağ liderleri bu iddialara sert tepki gösterek Erivan'a ültimatom verdi. Petrosyan'ın en yakın adamı, Ermeni Milli Harakatının halen lideri olan Erivan valisi Vano Sıradekyan'ın istifası üzerine işin ciddi oldugunun farkına varıldı. Çünkü Ermeni kamuoyu, ülkeyi gölge cumhurbaşkanı gibi Sıradekyan'ın yönettiğine inanıyordu. 2 Şubat'da Dışişleri bakanı Aleksandr Arzumanyan'ın istifa etmesi ve parlemanto'da 50 milletvekilinin muhalefete geçmesi ardından, kendisine karşı darbe düzenleyen üçlü grubu yanına çağırdı.Başbakan Robert Koçaryan, İçişleri bakanı ve Güvenlik Teşkilatı başkanı Serj Sarkisyan ve Savunma bakanı Vazgen Sarkisyan'a Petrosyan, kan dökülmeden istifa edeceğini açıkladı... Ve ertesi gün 3 şubat da Ermenistan Televizyonundan istifa ettiğini duyururken, barış çağrısında bulunmayı ihmal etmedi. Petrosyan, Savaş partisinin kazandığını ifade ediyordu. Ama unutmuştu ki, o da o parti sayesinde Taşnakları kullanarak yönetime gelmişti; geldiği gibide gitmişti. Ermenistan Meclis başkanı Babken Aratsiyan ve yardımcılarının Petrosyan'ın istifasının parlamento'da onaylanmasının ardından istifa etmeleri ve yeni Meclis Başkanı seçtirilen Koçaryan'ın müşaviri Hosrov Artunyan'ın cumhurbaşkanlığı vekilliğini Koçaryan'a teslim etmesi, Ermenistan'a bundan sonra Koçaryan takımının yani Karabağlıların hükmedeceğini gösteriyordu. 16 martta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde Koçaryan aday olmayabileceğini açıklasada kanunların hali hazırda buna imkan vermiyordu. Koçaryan Azerbaycan vatandaşıydı. Kanuna göre ise en az 10 yıl süresince cumhurbaşkanı adayının Ermenistan vatandaşı olması gerekiyordu. Meclis'in anayasa da değişiklik yapması veya parlemantonun 1989'da aldığı hükmü halen lagvedilmemiş Karabağ'ı ilhak kararının yürürlükte kabul edilmesi, Koçaryan'ı aday yapabilecekti. Koçaryan, beklenenin aksine savaş kararı almadı; Petrosyan'ın imzaladığı anlaşmaların ve Karabağ'da AGİT MİNSK Grubu sürecinin devam edeceğini duyurdu. Bakü'de Haydar Aliyev'de barıştan yana tavır koydu. AGİT sürecine ümidini ve güvenini ifade etti. Bu 40 günlük aşamada savaş beklenmesede, yeni Cumhurbaşkanının izleyeceği politika durumu daha da netleştirecekti. Koçaryan, Karabağ'a önce statü verilsin, sonra toprakları boşaltırız diyordu. Pazarlığa yukarıdan başlıyacağı ise kesindi. Bağımsızlık iddiasından başlayarak Karabağ'a konfederasyon statüsünde ısrar edecek Koçaryan'la Bakü'nün uzlaşması mümkün değildi. BM Güvenlik Konseyi'nin yaptırım uyğulamayacağını iyi bilen Koçaryan, AGİT'in tavsiye kararlarına da aldırış etmeyerek, Filistin ve Kıbrıs örneklerinde olduğu gibi sorunu yıllarca sürüncemede bırakması da muhtemeldi. Çünkü Karabağ konusunda vereceği riskli bir karar onunda sonu olurdu. Koçaryan'ın en radikal adımı kendisini başa getirenleri unutmayarak Taşnak partisinin faaliyetini legalleştirmesi ve siyasi mahkumların tümünü serbest bırakması oldu. Bu seçimde Petrosyan'a karşı Demokrat parti başkanı Vazgen Manukyan'ı destekleyen Taşnaklar artık Koçaryan'ı destekleyecekti. Seçim için adaylığını koyan Vazgen Manukyan ciddi bir rakipti. Diğer aday Komünist Parti başkanı Sergey Badalyan'a yine fazla şans verilmiyordu. Kısacası, Taşnaklar destekli Karabağlılar Ermenistan'a hakim olarak kansız bir zafer kazandı. Karabağ sorunun iyice düğümleyecek yeni yönetim tabii ki Rusya ile iyi ilişkiler kuracaktı. Bakü-Ceyhan petrol hattına karar verileceği Ekim 1998 öncesi, Kafkasyadaki istikrarsız ve güvensiz tablo Moskova'ya hizmet ediyordu. Ermenistan petrol oyunun dışında kalmak istemiyordu. Bu hattın kendi arazisinden geçmesini istiyordu. Barışa karşılık boru hattı tavizini Bakü verirse, pekela Moskova bu işe girerdi. Bu denklemin cevabını Erivan'da ki yeni yönetim vermeliydi. Önce Karabağ'ı, daha sonra Ermenistan'ı karıştıran Karabağ harakatı'nın lideri olan ve kamuoyunun baskısı üzerinie Petrosyan'ın başbakan yaptığı Koçaryan seçime kadar cumhurhurbaşkanlığına vekalet ettiği 40 günlük süre içinde, kendisini zirveye taşıyan 1994'de kapatılan Taşnak partisini açtı, siyasi suçluları serbest bıraktı. 6 yıldır sürgünde bulunan Taşnak lider Eduard Ohenasyan'ı kendisine Başdanışman yaptı. 16 Mart'da yapılan seçimde Karen Demirciyan ile ikinci tura kalan Koçaryan iki hafta sonra yapılan ikinci turda cumhurbaşkanı seçildi. Böylece barış için umut bağlanan iki aşamalı AGİT planı suya düştü. Çünkü Koçaryan, Karabağ'ın bağımsızlığında taviz vermediği gibi, sorunun tek aşamada bölgeye barış gücü getirilmeksizin, Ermlenilerin güvenliğini garantiye alacak bir formüle çözümlenmesini istiyordu. Bu uzlaşmaz tavır neticesinde diplomati barış yolu tıkandı. Cumhurbaşkanı Aliyev'le Moskova 'da 1998'de biraraya gelen Koçaryan'la barış prensipleri üzerinde anlaşma sağlanamadı. Azerbaycan hükümeti, Ermenistan işgali altındaki Karabağ topraklarının diplomasi yoluyla geri alınması fikrini ilk planda tuttuğu ve aksi taktirde toprakların savaşarak alınacağı şeklindeki politikasına 1999 ve 2000 yıllarında da devam etti. Azerbaycan'ın belli bölgelerinde kurulan göçmen kampları, ''Karabağ bir gün geri alınacak ve göçmenler evlerine geri dönecek'' düşüncesiyle varlıklarını korudu ve çözüm, AGİT Minsk Grubu'nun getireceği tekliflerde arandı. Savaşma ikinci plana itildi. Ermenistan ile Azerbaycan arasında yaşanan Karabağ sorununa çözüm getirme arayışlarına devam eden Minsk Grubu, Kasım 1998'de bölgede bir ''Ortak Devlet'' kurulmasını teklif etti. MİNSK Grubu'nda Amerikalı Lin Pasco'nun yerine Donald Kaiser atanmıştı. Ermenistan, bazı maddelerde değişiklik yapılması halinde teklifin değerlendirilebileceğini açıklarken, Azerbaycan tarafı teklifi komik ve adaletsiz bulduğunu bildirdi. Bu tarihten sonra Azeri ve Ermeni lider başbaşa görüşmeler diplomasisine başlasada uzlaşma yolu bulanamıyordu. Minsk Grubu'nun tekliflerini adaletsiz bularak geri çeviren Azerbaycan, topraklarını geri almak için biraz daha süreye ihtiyacı olduğu izlenimi veriyordu. Minsk grubu başkanı yine değişmiş ABD'li Covana gelmişti. Ama AGİT fiyaskosu devam ediyordu. Ancak bunca yılını çadırlarda geçiren yüzbinlerce insanın ve bir milyonu aşkın göçmenin daha fazla sabrı kalmamıştı. Bundan sonra Hankendi by-pass edilerek Azeri ve Ermeni liderler arasında başlayan ikili görüşmelerde ilerleme sağlanmış, kalıcı barış anlaşması için son noktaya gelinmişti ki, yine Ermenistan karıştı... Karabağ'ın tam bağımsızlığını savunan Taşnaklar, Karabağ savaşının komutanı Başbakan Vasken Sarkisyan ve Meclis Başkanı Karen Demirciyan'ında içinde olduğu 8 parlamenteri 27 Ekim 1999'de Meclis baskını sırasında öldürerek gözdağı verdiler ve Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'ın Karabağ barışına imza atmamasını istediler. Güya baskını halkın ekonomik patlama noktasına geldiği için uyarı için yapmışlardı. Gerçek neden ise kuşkusuz Karabağ'dı. Moskova, Karabağ barışının imzalanmasını istemiyordu.Hele bu barışta arabulucu ABD ise bu anlaşma kesinlikle imzalanamazdı. Türkiye'de yayımlanan Ermeni gazetesi AGOS'un Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink'e göre baskını organize eden Taşnaklara destek veren Ermenistan derin devletiydi. Ermenistan derin devleti Karabağlılardan oluşuyordu. Karabağlılara destek veren ise Karabağ Genelkurmay Başkanı Samuel Babayan'dan başkası değildi. Babayan, Karabağ'da askeri gücünün yanı sıra bölgedeki ticaretin gelirini de elinde bulunduruyordu. Silah ve uyuşturucu ticareti Babayan'ı bölgesel bir kral yapmıştı. Ama Babayan'ı Erivan'da takan yoktu. Bir türlü Ermenistan politikasında etkin konuma gelememişti. Dış baskılarla Karabağ'da bir barış anlaşması imzalanması Babayan'ın bölgesel krallığının sonu anlamına geliyordu.Buna müsade edemezdi. Kendi vatandaşlarını öldürtür, yine elindeki gücü vermezdi. Nitekim kimsenin ne olduğunu açıklayamadığı Meclis baskınının perde arkasında Babayan'ın olduğunu Erivan anlamıştı. Yapılan soruşturma da oklar Babayan'ı ve Ermenistan parlamentosunda ki temsilcilerini gösteriyordu. Soruşturma örtbast edilmeli, kamuoyu durumu bilmemeliydi. Ermenistan'daki iç mücadele, ülkenin imajını büsbütün sarsmıştı. Azerbaycan ve Ermenistan'ın siyasi ve ekonomik durumu ve geleceği Karabağ sorunun çözümüne ipotekliydi. İki düşman komşu, Karabağ endeksli iç ve dış politikalar ile yönetiliyor; halk ise sürekli ekonomik faturalar ödüyordu. Sorunu çözmek iki ülkenin politikacıları içinde fobi haline getirildi.Taviz denilince ortam gerginleşiyor, kalıcı barış bilinmiyen tarihe erteleniyordu. Azerbaycan yönünü 1995'ten itibaren net biçimde ABD'ye çevirdi. Ermenistan ise Rusya ile ABD arasında kaldı. Karabağ sorununun çözümünde Azeri ve Ermeni taraflarının verdiği karşılıklı tavizlerle sona gelindi. AGİT Minsk Grubu'nun tekniki detayları tamamladığı, 17-19 Kasım 1999’da AGİT İstanbul zirvesinde imzalanacak barış anlaşmasının, hukuksal olarak Azerbaycan'ın üniter devlet yapısından federatif devlet yapısına dönüşmesini zorunlu kılacağı belirtiliyordu. Ancak bu beklenti gerçekleşmedi. 12 Kasım 1995'de yapılan referandumla kabul edilen Azerbaycan anayasasını hazırlayan Azeri hukuk profesörlerinden milletvekili Sefa Mirzayev, imzalanacak barış anlaşmasından sonra Azerbaycan anayasasında değişiklik yapılması gerekeceğini söylüyordu. Karabağ'a verilecek en yüksek statünün anayasada yer bulması gerekeceğine değinen Mirzayev, Azerbaycan'ın artık üniter değil federatif bir devlet olacağınının altını çiziyordu. Sefa Mirzayev, Karabağ anlaşmasında Azeri ve Ermeni liderlerin inisiyatifini kullanarak yaptıkları son değişikliklerin Azerbaycan ve Ermenistan'da siyasi kaosa ve değişimlere yol açtığını söylüyordu. Karabağ barışı için işin başından beri çaba gösteren Dış Politika Müşaviri Vefa Guluzade ve Minsk Grubu'nda 1992'den beri Azerbaycan'ı temsilen katılan son Dışişleri bakanı Tevfik Zülfikarov sürpriz biçimde istifa etti. Azerbaycan'ın son verdiği tavizin altına imza atmak istemediler. Dört yıldır Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in en büyük yardımcısı ve kilit adam olan Eldar Namazov'un istifası da bir tepkinin sonucuydu. Ermenistan'da ise Karabağ'ın tam bağımsızlığını savunan Taşnaklar, Karabağ savaşının komutanı Başbakan Vazken Sarkisyan ve Meclis Başkanı Karen Demirciyan'ında içinde olduğu 8 parlamenteri öldürerek gözdağı verdiler ve Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'ın Karabağ barışına imza atmamasını istediler. Çünkü onları destekleyen Moskova yönetimi bölgede kalabilmek için Karabağ'da çözümsüzlüğü çözüm olarak görüyordu. Çözümsüzlük Rusya'ya yarardı, kesinlikle çözüme değil Basına sızmamasına özen gösterilen imzalanacak barış planınında iddialara göre tarafların başında savunduğu daha sonra taviz verdiği hususlar şöyleydi : Karabağ'a bağımsızlık verilmesini isteyen Erivan, Azerbaycan'a nisbi bir bağlılıkla Karabağ'a en yüksek statü verilmesine razı oldu. Bakü, Ermenistan Parlemantosunun 1988'da kabul ettiği Karabağ'ı ilhak kararının geçersiz sayılmasını karar altına aldırdı. En eski Azeri kentleri Şuşa'nın yanı sıra Laçin'in bir bölümüne Azeri göçmenlerin dönmemesi konusunda taviz aldı. Savaştan önce burada 30 bin Azeri yaşıyordu. Ayrıca Ermeniler, Ermenistan ile Karabağ'ı birleştiren Laçin koridorunun Karabağ yönetiminde kalmasını sağladı Karabağ dışında işgal edilen 7 Azeri kentinin iade edilmesinde Erivan sorun çıkarmadı. Bunlar içinde altın madenleri ile meşhur Kelbecer kentide yer alıyor. Bir milyona yakın Azeri göçmenin yurtlarına dönüşüne çok uluslu barış gücünün konuşlanmasından sonra başlanması kararlaştırıldı. Çok uluslu barış gücünün terkibi konusundaki sorun aşıldı. Rus gücünün yüzdesinin yüzde 30 olması konusunda ısrar eden Erivan, diğer ülkelerle eşit miktarda Rus askeri bulunmasını kabul etti. Buna karşılık barış gücünün Laçin koridoruna kontrolüne izin verilmedi. Bu gücün tampon bölgede yeşil bir hat oluşturması kararlaştırıldı. Esirlerin karşlıklı olarak iadesine karar verildi. İki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden başlaması, abluka ve sınır kapatılmasının kaldırılmasına karar verildi. Ancak AGİT İstanbul Zirvesi'nde imzalanması umutla beklenen Karabağ Barış Anlaşması, yine çözümsüzlüğü çözüm görenlerin ürettiği kaosun kurbanı oldu. Ermenistan'da provakatörlerin sayesinde hâlâ Karabağ'da taviz verecek adamın bir gün bile iktidarda kalamayacağı görüşü hakimdi. Bu arada Ermeniler, refah düzeylerindeki durumun sürekli kötüleşmesinden de şikayetçiydi. 27 Ekim'de Meclis'i basarak 8 kişi öldüren caninin gerekçesi ekonomide kötü gidişattı. Ermenileri zor bir karar bekliyordu. Ya açlıktan çelimsiz Afrikalıların haline düşecekler ya da Karabağ'ın Azeri toprağı olduğunu er geç kabulleneceklerdi. Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev, izlediği başarılı diplomasi ile iki defa Erivan'ı barışa zorlamasına rağmen ikisinde de Ermenistan'ın karışması, bu zor kararın alınmasını engelledi. Halbuki Aliyev, Karabağ'a ' en yüksek statü' vererek tavizin sınırlarını zorladı. En yakın yardımcılarının istifalarına göğüs gerdi. Azerbaycan bu döneme kadar 6 yılda yabancı petrol şirketleri ile imzalanan 19 petrol anlaşması nedeniyle yapılacak 30 milyar dolar yatırım güvencesinden dolayı geleceğe umutla bakıyordu. Zira petrol ekonomiye yansıdığında ülkeye 20 yıl içinde 115 milyar dolar girecekti.Yeni işyerleri açılacak, istihdam sağlanacaktı. Bugün petrol geliri oldukça düşüktü. Üretilen 9 milyon ton petrolün sadece 2 milyon tonu ihraç ediliyordu. 2003'den sonra ekonomi piyasasında petrolün etkisi görülmeye başlayacaktı. Yani Azerbaycan'ın Karabağ ve Ermeni işgalinden kaynaklanan eksilere dayanması mümkündü; bir şansı vardı. Aliyev, halkını ikna ederek uzun soluklu diplomasi ile bu krediyi kullanıyordu. AGİT'de imzalanan Bakü-Ceyhan projesinden dışlanan Erivan, müttefiki Rusya'ya artık eski kadar güvenmiyordu.Bu arada Ermeni çıkarlarını korumak için lobi çalışmalarında bulunan Dünya Ermeni Kongresi Yerkrapa Birliği, Erivan yönetimine Karabağ sorununun çözümünde halk refarandumuna gidilmesini önerdi. Ermenistan'ın Şubat 1998'de istifa eden Amerikan vatandaşı cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan'ı 1990'da ülkeye getirten, onun sendelemesinden sonra reytingi yüksek olan Robert Koçaryan'ın cumhurbaşkanı olması için destek verdiği bilinen Yerkrapa Birliği'nin Karabağ'da referandum önerisine Ermenistan Dışişleri Bakanlığı tepki gösterdi. Dışişleri sözcüsü Aram Papiyan, yaptığı açıklamada, Ermenistan parlamentosunda da zaman zaman bazı grupların Karabağ'da referanduma gidilmesi önerisini gündeme getirdiklerini belirterek, Azeri ve Ermeni liderler arasında doğrudan görüşmelerin sürdüğünü, AGİT Minsk grubunun arabuculuk girişimlerine ise güvenlerini yitirmediklerini bildirdi. Papiyan, Yerkrapa Birliği'nin, Cumhuriyetçi Parti Bloku ile söz konusu öneriyi görüştüklerini doğruladı. Erivan, AGİT'in ' halkların kendi kaderini belirlemesi prensibini'nin Karabağ'da uygulanmasını savunuyordu. Ancak Karabağ'daki Azeri nüfus savaş nedeniyle göçe mecbur edildiği için burada yapılacak bir referandumun bir anlamı bulunmuyordu. Bakü, yine AGİT'in ' toprak bütünlüğünün değişmezliği ' ilkesine göre, Karabağ'ın Azerbaycan terkibinde kalması kaydıyla en yüksek statüyü vermeyi kabul ediyordu. Referanduma değişik biçimde sıcak bakan Azeri ve Ermeni liderler ise, AGİT İstanbul zirvesinde, Karabağ'da barış anlaşması imzalanmadan önce mutlaka Ermenistan ve Azerbaycan'da anlaşmanın halk referandumuna sunularak onaylatılacağını ifade etmişlerdi. Peki Ermenistan'ın neyi vardı, neye güveniyordu? Ermenistan, Bağımsız Devlet Topluluğu ülkeleri içinde en fakir ülkeydi. Yapılan bir araştırma Ermeni vatandaşlarının yüzde 95'inin dışarıdan gelen insani yardımlarla yaşamlarını sürdürdüğünü gösteriyordu. Ermenistan'ın petrolü yok, yabancı yatırımcıları çekecek cazip bir zenginliği de yoktu. Ermenistan, bölgedeki Rus üslerinin askeri desteğiyle savaşta galip gelmiş gözüksede barışa mahkumdu. Rusya Ermenistan'ın ekonomisini düzeltemezdi. Nihayet bu acı gerçeğin farkına varan Ermeni yöneticiler,' sosyal patlama ' endişesi ile şimdi bu zor kararın eşiğindeydiler. Ermeni halkı, Karabağ'ın faturasını artık ödemek istemiyor, insanca yaşamak istiyordu. Erivan politikasına Karabağ kahramanlığı edebiyatıyla sinen Karabağlıların hakimiyeti, Ermenistanlıların içine sinmiyordu. Radikal görüşleri ve taviz vermeyen tutumu ile tanınan Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan, 2000'den önce son düzenlediği basın toplantısında bu ikilemi şöyle açığa vurdu : " Ya Rusya'ya yaslanacağız ya ABD'ye. " Ermeniler tarih boyu birilerine yaslanarak bugünlere geldiler; kendi kararlarını kendileri vermediler, başkaları tarafından sürekli yönlendirildiler.100 yıldır ise Ermeniler Rusların maşasıydı. Ama Rusya eski Rusya değildi. Rusya, Osmanlı imparatorluğunun çöküş zamanında olduğu gibi milli devletini arıyordu. Ruslar Atatürk'ünü bulduğu zaman bu radikal adımı atacaklar; bugün buna hazır değillerdi. İşte o zaman arka bahçe Ermenistan'a ihtiyaçları kalmayacaktı. Oskanyan, yeni dünya düzeninde dünya jandarmalığına oynayan ABD'nin 21. yüzyılda kendilerine Rusya'dan daha fazla yararlı olacağını anlamaya başlıyordu. Bu değişim gerçekleşirse Azerbaycan'ın çıkarı ne olurdu ? Bu değişim 2000 yılı başında gittikçe belirginleşiyordu. ESKİMEYEN YENİ : GOBL PLANI 1999 ve 2000 yıllarında Karabağ'da kalıcı barışın sağlanması için çaba gösteren Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev ve Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan'ın yedi defa yaptıkları ikili görüşmelerde " Gobl planı " olarak bilinen öneri üzerinde durdukları ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in onayını alan plana Rusya Başkan Vekili Vladimir Putin'in Demirel'e 29 Şubat 2000'de gönderdiği mektup ile Kafkas İstikrar Paktı ile birlikte Karabağ ihtilafı çözüm önerisine de olumlu yanıt vermesi, tarafları barış masasına daha da yaklaştırdı. Azatlık Radyosu eski Müdür Yardımcısı ve Kafkasya uzmanı bir Amerikalı olan Paul Gobl, tarafından henüz soğuk savaş döneminde ortaya atılan öneriye göre Karabağ ile Zengezur bölgesinin Azerbaycan ve Ermenistan arasında değiştirilmesi öneriliyordu. İlk defa merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın daha sonra eski Başbakan Bülent Ecevit'in de desteklediği ' Gobl planı ' olarak bilinen bu öneriden Koçaryan'ın ek yapılması için direttiği " Bakü -Ceyhan hattının uzunluğunu 1700 kilometreden 1100 kilometreye düşüren ve maliyetini 1.5-2 milyar dolara çeken Hazar petrolüne Ermenistan güzergahı " şartı kapsam dışına alındı. Bunun yanı sıra plan üzerinde bazı rotüşler yaparak güncelleştiren Azeri ve Ermeni liderlerin toprak değişimi yerine koridor değişimi esasını kabul ettiği, bunu ilke olarak imzalamak istemişlerdi. Buna göre Ermenistan ile Karabağ'ı birbirine bağlayan 20 km'lik Laçin koridorunun genişletilerek 40 km yapılması öngörülürken karşılığında Erivan Azerbaycan ile Nahçıvan'ı birbirine bağlayan ve savaş öncesi demiryolu hattı bulunan koridoru, karayolu ulaşımı da sağlanacak biçimde kullanıma açacak ve koridor Azerbaycan mülkiyetine verilecekti. Bu arada sorunun çözümü için arabuluculuk yapan AGİT Minsk Grubu'nun Ermenistan'da Koçaryan hakimiyetinden sonra taraflara önerdiği, ancak Bakü'nün karşı çıktığı " Karabağ'da ortak devlet " planıda yumuşatıldı. İmzalanacak ilke anlaşmasından ortak devlet ifadesi çıkartıldı. Bunun yerine Karabağ Cumhuriyeti'nin hukuki olarak Azerbaycan terkibinde kalacağı belirtildi. İki ülkede bu anlaşmayla birbirlerinin toprak bütünlüğünü tanıyacağını ilan edecekti. Ancak, anlaşmaya göre Karabağ yönetimine içişleri, dışişleri, savunma, ekonomik ilişkilerde serbestiyet tanınıyordu. Anlaşma metninde bayrağı, parası, marşı olacak Karabağ Cumhuriyeti'nin bağımsız olmayacağı, cumhurbaşkanı ve parlamentosunu kendisinin seçeceği kaydedildi. Erivan, bu ilkeler çerçevesinde öncelikli olarak işgal ettiği 7 Azeri kentini boşaltarak buraya Azeri göçmenlerin dönmesini imkan tanıyacaktı. Göçmenlerin dönüşü sırasında güvenliğin sağlanması için geçici olarak çok uluslu barış gücünün Karabağ ile diğer 7 kent arasındaki tampon bölgeye yerleştirilmesi sağlanacaktı. Karabağlı Azeri mültecilerin ise dönüşü kendi isteklerine bırakılacaktı. Bu barış gücünde Rus askeri sayısının oranı konusunda ise henüz anlaşmaya varılamadı. Öte yandan liderlerin görüştüğü Gobl planının sızması üzerine harekete geçen Azeri muhalefeti kendi aralarında bu plana karşıt bir birlik oluşturdu. Azerbaycan Aydınlar Birliği önderliğinde 26 Şubat 2000'de biraraya gelen 210'a yakın parti, dernek, vakıf tipindeki sivil toplum örgütleri tarafından Milli Mukavamet Harakatı kuruldu. Elçibeyin bu politikasını yürüten Aliyev'e darbeler düzenlemiş Türkiye masası şefi Başbakan Müşaviri Yasin Aslandan başkası değildi. Bu haraketin başında Ebulfeyz Elçibey bulunuyordu. Elçibey iktidarı döneminde de Gobl planına sıcak bakmamıştı. Toprağa toprak değişmek Ermenilerin işgalci tutumuna haklılık kazandırmak anlamına geliyordu. ABD'nin, Karabağ'da barış için önerilen "toprak değişimi" projesini kabul etmesi için Ermenistan yönetimine, bu ülke ekonomisine 3 milyar dolar yatırım yapmayı vaat ettiği ileri sürüldü. Rusya'n ın İzvestiya gazetesinin, Ermenistan'ın Aravot gazetesinde yer alan bir habere dayanarak verdiği habere göre, Ermenistan yönetimi de toprak değişimi karşılığı yatırım önerisini "kabul etme eğiliminde" bulunuyordu. Haberde, "Aravot gazetesi, iyi haber alan kaynaklara dayanarak, Ermenistan yönetiminin, Karabağ sorununun çözümü konusunda ABD tarafından önerilen seçeneği kabul etme eğilimi içerisinde bulunduğunu bildirdi. Bunun karşılığında ABD, Ermenistan ekonomisine 3 Milyar dolar yatırım yapmayı vaadettiği kaydedildi" denildi. İzvestiya'nın haberinde, Azeri ve Ermeni heyetleri arasında yarın, ABD'nin de katılımı ile Washington'da toplantılar başlatılacağı, bu toplantıların başlatılacak olmasının da ABD'nin toprak değişimiyle ilgili önerileri konusundaki haberlerin dolaylı bir teyidi anlamına geldiği kaydedildi. İzvestiya gazetesi, ABD'nin bu planının kabul edilmesi halinde, Rusya'nın Kafkasya'daki tek dayanağı olan Ermenistan'ı da yitireceğini ve Kafkasya'daki rolünü tamamen kaybedeceğini öne sürüyordu. Haberde, planın uygulanmaya konulması halinde Rusya'nın, "Azerbaycan'ın ana petrolünün uluslararası pazarlara aktarılmasında rol alması olasılığının da tamamen ortadan kalkacağı" kaydedildi. Planın uygulanmasının, Azerbaycan ve Türkiye arasında doğrudan bir koridor açacak olması dolayısıyla Rus basını, önerinin, Rusya'nın bölgedeki çıkarlarını sarsacağını savunuyordu. Toprak değişimi önerisi yıllardır gündemde bulunuyordu. Rus ve Ermeni basınının iddialarına göre, ABD'nin de artık resmen üstlendiği, Dışişleri Bakan Yardımcısı Strobe Talbott'ın sahip çıktığı bu plan, "Karabağ'ın bağımsızlığının Azerbaycan tarafından kabul edilmesini, Karabağ ve Ermenistan arasında kalan Azeri toprakları üzerinde bulunan Laçin koridorunun Ermenistan'a verilmesini, bunun karşılığında da Nahçıvan bölgesi ile Azerbaycan arasında kalan Ermeni toprağı Zangezür bölgesinin Azerbaycan'a verilmesini, böylece Nahçıvan ve Azerbaycan'ın bağlanmasını" öngörüyordu Aynı plana karşı çıkan Karabağ Genelkurmay Başkanı Samuel Babayan ise Taşnaklar ve yasadışı Dro örgütü ile birlikte Erivan yönetimini söz konusu şartlarda anlaşmanın imzalanmaması için baskı yapıyordu. Meclis baskını ile bu barışın imzalanmasına fiili olarak engel olan Babayan'ın arkasında kimin olduğunu Bakü ve Erivan iyi biliyordu. Barışa engel olan asıl güç Rusya idi. Nitekim 3 Mart 2000'de Rusya ile Ermenistan, Rusya Federasyonu'na bağlı askeri üssün Ermenistan'da 25 yıl daha faaliyet göstermesine ilişkin bir anlaşma imzaladı. Ermenistan'ın başkenti Erivan'da imzalanan anlaşma, Rusya'ya ait 102. birliğin Ermenistan'da 25 yıl daha kalmasını öngörüyordu. Anlaşma, taraflar arasında 16 Mart 1995'te imzalanan askeri işbirliği anlaşmasının bir parçası olarak değerlendiriliyordu. Ermenistan'da askeri üs bulunduran aynı Rusya, bu ülke ile Azerbaycan arasındaki Yukarı Karabağ sorununu çözmek için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı bünyesinde oluşturulan Minsk grubunun eşbaşkanlığını yapıyordu. Ermenistan, Azerbaycan topraklarının halen yüzde 20'sini işgal altında tutuyordu. Rus askeri gücü, herhangi bir barış anlaşmasının imzalanması halinde anlaşmayı provoke etmek için hazır bekliyordu. Rus derin devletinin sahibi Rus askeri ve istihbarat gücü, Moskova'nın resmi dış politikası ile hiç uyuşmayan biçimde haraket ediyordu. Rutin dışı davranıyordu. Ermenistan'da 27 Ekim 1999'da parlamentoya yapılan kanlı saldırıyla ilgili soruşturma nedeniyle Devlet Başkanı Robert Koçaryan ile parlamento arasında gerilim yaşanıyordu. Parlamento, 25 Nisan 2000'de aldığı kararla Koçaryan'a karşı azil sürecini başlatmayı benimsemişti. Gerilim, dönemin başbakanı Vazgen Sarkisyan, parlamento başkanı Karen Demirciyan, parlamentonun iki başkan yardımcısı, bir bakan ve üç milletvekilinin öldürüldüğü kanlı baskının soruşturmasını yürüten askeri başsavcı Gagik Cihangiryan nedeniyle tırmandı. Parlamento, olayla ilgili düzenlediği oturuma Cihangiryan'ı da davet etti. Ancak Koçaryan, Cihangiryan'ın parlamentoyu etkileyebileceğini, parlamentoya baskı yapabileceğini gerekçe göstererek, askeri başsavcının oturuma katılmasını bir kararnameyle yasakladı. Bunun üzerine Cihangiryan, protesto amacıyla istifa ettiğini açıkladı, parlamento oturumuna da sıradan bir vatandaş olarak katıldı. İlerleyen saatlerde de parlamentonun, Koçaryan hakkında azil soruşturması başlatma kararı aldı. Parlamentonun, azil için 3'te 2 çoğunlukla karar alarak, bunu Anayasa Mahkemesi'ne götürmesi gerekiyordu Anayasa Mahkemesi'nin de bir ay içerisinde bu konuda karar vermeliydi. Koçaryan'ın parlamentoyu fesih hakkı da bulunuyordu, ancak azil süreci başladığında bu yetkisini kullanamazdı. Cihangiryan, 27 Ekim olaylarını "darbe girişimi" olarak tanımlamış, soruşturması çerçevesinde Koçaryan'ın yakın çevresinden kişileri de tutuklamıştı. Koçaryan, ya yakın çevresini korumaktan vazgeçecek yada azledilmeyi göze alacaktı. Karabağ sorunun Erivan'da oluşturduğu derin devlet yine barışı ve Ermenistan yönetimi teslim almıştı. Susurluk bu defa değişik versiyonu ile Ermenistan'da hortlamıştı. ABD, bu çelişkiler yumağında Kafkas'a askeri gücünü sokmak istiyordu. Bakü-Ceyhan ve boru hatlarının güvenliği bunu zorunluluk haline getirdi. ABD-Ermenistan ilişkilerinin gelişmesi, Amerikan politikalarının uygulanmasını kolaylaştıracaktı. Amerikalı uzmanlara göre Ermenistan Türkiye ile ekonomik ilişkilerini geliştirerek sosyal patlamadan kurtulacaktı. Karabağ barışı çerçevesinde bölgeye yerleştirilecek çok uluslu barış gücü, ABD'nin Kafkaslara askeri açıdan el uzatmasının en akılcı yoluydu. Karabağ barışının bir türlü gerçekleşmemesinde en önemli etken Rusya'nın bu isteğe direnciydi. Ermenistan'da bulunan resmi rakamlara göre 30 bin esasen 50 bin olan Rus askeri sayısı Erivan'ı yön değiştirme konusunda zorluyordu. Ancak 20 yüzyılın son üç yılında bu gücün konuşlandığı üslerde görev yapan Rus askerlerinin gittikçe Ermeni kökenlilere dönüştürülmesi işlemi tamamlandı. Rusya'daki bir milyon Ermeninin erkekleri askerliklerini bu üslerde yapıyor ve geri gönderilmiyordu. Ermenistan, Rus askerini ülkesinden gönderme kararı aldığı gün üste kalan Rus askeri sayısı ortaya çıkacaktı. ABD, Ermenistan'ın temayülünün samimiyetine ancak bu radikal karardan sonra inanabilirdi. Bölgede Rusyasız barış olmuyordu; ancak bugüne kadar Rusyalı da olmadı. Rusya, 1999-2003 yılını kapsayan Çeçenistan operasyonu ile gerçek yüzünü gösterdi. Rusya Devlet Başkan Vekili Vladimir Putin'in, başkan seçilmeden önce 5 Mart'da Rusya'nın bir gün NATO'ya eşit ortak olarak katılabileceğini açıklaması, Bakü'de şaşkınlık ve kuşku ile karşılanıyordu. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Dış İlişkiler Müdürü Nevruz Memmedov, Rusya'nın NATO'ya alınmasının dünya politikalarına olumlu biçimde yansıyacağını ifade ederken, kuşkularını da dile getirmeden edemedi. Putin'in ciddi olup olmadığının araştırılmasını isteyen Memmedov, " Bu sürpriz çıkışın ardında yatan gerçek nedenler ve sır perdesi aralanmalı. " diye ikaz ediyordu. NATO'nun öncelikli olarak Varşova Paktı karşısında kurulduğunu, ancak bugün aynı fonksiyona sahip olmadığını hatırlatan Memmedov, NATO'nun artık Avrupa'da güvenlik ve istikrarın sağlanması için aktif rol oynadığına dikkat çekti. Memedov, Rusya'nın NATO üyesi olmasının Kafkaslarda barışa da olumlu etki yapacağına işaret ediyordu. Putin'in ciddi olmadığı daha sonraki beyanatlarında NATO'nun genişlemesine karşı çıkmasından anlaşılacaktı. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra çoğunluğu eski Sovyet ülkelerinde olmak üzere Barış İçin İşbirliği ( BİO) programı çerçevesinde Rusya ile de ilişkiler kuran NATO, en son Balkanlarda Kosova operasyonu ile Rusya'yı bölgede by-pass yapmıştı. BİO programları kapsamında alınan kararlara katılan Rusya, aleyhinde olabilecek girişimleri bugüne kadar sürekli engelledi. NATO dışı ülkelerin yaptıkları toplantılarda daima veto hakkını kullandı. Bu nedenle Dnyster ve Karabağ sorunu gibi barış gücü gerektiren konularda Rusya, Ukrayna, Moldovya, Gürcistan ve Azerbaycan'ın fonksiyonel askeri güç kullandırılması önerilerine oy vermeyerek bugüne kadar konsensusu bozdu. NATO'nun doğuya doğru genişleme politikasına da karşı çıkan Rusya, NATO'nun Kafkaslarda da etkinliğini artırmaması için yoğun çaba harcıyordu.. SUİKASTLAR PEŞPEŞE Ermeni Parlamentosu'na düzenlenen baskından sonra 21 Mart 2000 geceside Yukarı Karabağ'ın sözde cumhurbaşkanı Arkadi Gukasyan'a suikast düzenlendi. Gukasyan, Karabağ'da saldırıya uğrayan ilk lider değildi. Nisan 1992'de selefi Artur Mıkırçyan hâlâ açıklığa kavuşmayan bir suikasta kurban gitmişti.Gukasyan'ın ağır yaralandığı suikastın eski genelkurmay başkanı taraftarlarınca düzenlendiği ortaya çıkıyordu. Rus istihbaratı ve Samuel Babayan yine sahnedeydi. 1991 yılında işgal ettikleri Yukarı Karabağ'da ayrı yönetim ilan eden Ermenilerin sözde "cumhurbaşkanı" Arkadi Gukasyan'ın uğradığı suikast girişiminde ağır biçimde yaralanmıştı, ama hayati tehlikesi bulunmuyordu. Suikast girişiminde parmağı olduğu gerekçesiyle eski savunma bakanı ve Genelkurmay başkanı Samvel Babayan gözaltına alındı. Babayan'ın 28 adamıda gözaltına alınmıştı. Babayan, Yukarı Karabağ'da Aralık 1999'da meydana gelen iç hesaplaşmalar sırasında, Savunma Bakanı General Seyran Oganyan tarafından, Genelkurmay başkanlığı görevinden alınmış, yerine general Mofses Akopyan atanmıştı. Arkadi Gukasyan'a düzenlenen suikast girişimi, cumhuriyette sivil ve askeri yönetim arasında son aylarda tırmanan gerginliğin had safhaya ulaştığını ortaya koyuyordu. Gerginlik, 1999'da Gukasyan ile dönemin hem "savunma bakanı", hem de "genelkurmay başkanı" olan Samvel Babayan arasında çıkan ihtilafla başlamış, Babayan önce "savunma bakanlığı" görevinden, bir süre sonra da "genelkurmay başkanlığı" görevinden azledilmişti. Babayan'ın azli gerginliği daha da tırmandırmış, ardından ordunun ileri gelen komutanlarından bazıları, özellikle de Babayan'ın destekçileri, yolsuzluk iddialarıyla tutuklanmış veya görevlerinden alınmışlardı. Babayan'ın görevden uzaklaştırılmasının asıl sebebi Meclis baskınıydı. Taşnak terörist gazeteci Naira Unanyan'ı kullanan Babayan ve Rus istihbaratı, Karabağ anlaşmasının imzalanması arifesinde terör eylemi ile barışa engel oluyordu. Babayan tutuklandıktan sonra verdiği ifadelerde Rus istihbaratı ile planladıkları karanlık eylemleri bir bir anlattı. Ermeniler Rusya'nın ülkelerini sürekli karıştırmasından anlaşılan usanmamıştı! Koçaryan ile Gukasyan arasında iyi bir diyaloğ vardı. Gugasyan, Babayan'a yönelik operasyonu, "cumhuriyette demokrasi ve hukuka dayalı düzen kurulmasına yönelik çabalar" olarak değerlendiriyor ve "barış döneminde ordunun siyasete karışmasına izin verilemeyeceğini" söylüyordu. Gukasyan'ın, Karabağ savaşındaki başarıda büyük payı olan Babayan ile çekişmesi, gerek Ermenistan'da, gerekse Karabağ'daki bazı siyasi çevrelerde rahatsızlık oluşturmuş, Babayan parti kurup siyasete atılacağını ilan edince, endişeler biraz olsun giderilmişti. Yukarı Karabağ'da 18 Haziran'da parlamento seçimleri yapılması planlanıyordu. Babayan'ın parlamentoda çoğunluk oluşturma ihtimalinin güçlü olması, dolayısıyla Gukasyan'a karşı güçlü muhalefet oluşturması Koçaryan'ında işine gelmiyordu. Ancak seçimlerin parti listeleriyle değil, sadece bağımsız adayların katılımıyla yapılacağının birkaç gün önce açıklanması, Babayan ve yandaşlarının planlarını altüst etti. Suikast girişimi sadece Gugasyan'a yönelik değildi; asıl hedef Koçaryandı. Arkadi Gukasyan, Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan'ın Ermenistan ordusunun üst yönetiminde yaptığı değişiklikleri örnek alarak, kendisine bağlı isimleri Karabağ ordusunda kilit noktalara getirmişti. Bu da, sinirlerin biraz daha gerilmesine yol açtı. Bu gerginliğe 18 Aralık 1999'da dikkat çeken İzvestiya manşetten verdiği haberinde Karabağ'da darbe olabileceğini yazmıştı. Ayrıca Ermenistan'da, hem de Karabağ'daki karışıklıkların başlamasının nedeni, Ermeni diasporasından gelen paraların paylaşımındaki çatışmalardı. Ermeni diasporası, Ermenistan'a ve Karabağ'a yardım yağdırıyordu. Üstelik Rus istihbaratı tarafından kullanan Babayan, çok tehlikeli bir konuma gelmişti. Gugasyan'a suikast ters dönmüş Babayan'ın siyasi hayatını bitirmişti. Rus askeri Ermenistan'ı terkettiği gün Karabağ barışı yakın demekti. Ermeni yöneticiler, bu zor kararı almalıydı. Azerbaycan ve Ermenistan, siyasi ve ekonomi hayatlarını ipotek altından başka türlü kurtaramazdı. Karabağ'da kalıcı barış sağlanmadan ne Bakü-Ceyhan hattı nede Azeri petrolüne yapılan yatırımlar güvencede olmayacağı aşikardı. ARKA BAHÇEYE DÖNÜŞ Rusya, devlet başkanlığına Vladimir Putin'in seçilmesiyle Çeçenistan'da ' imha işlemi' nin tamamlanmasnın ardından eski 'arka bahçe' olan Güney Kafkasya'daki Azerbaycan ve Gürcistan'a radikal dönüş yapmaya hazırlanıyordu. Eski bir Sovyet bürokratı olan ve son 10 yıldır dış politikadan sorumlu devlet müşaviri hüviyetiyle bağımsızlıktan sonraki tüm Azerbaycan Cumhurbaşkanlarının Başdanışmanlığını yapan Vefa Guluzade, Ankara'yı uyararak " Karabağ'da barış anlaşması imzalanmayacak. Yeni bir Karabağ savaşı için hazırlıklı olun. Bakü-Ceyhan ve Hazar geçişli Türkmen gazına vize vermeyecekler. Kafkas İstikrar Paktı'na Ruslar bir paçavra gözü ile bakıyor. " mesajını verdi. Gerçekleri açıkca ifade edebilmek için resmi görevinden istifa ederek Amerikalı stratejistlerle birlikte Hazar Araştırmalar Fonu'nu kuran Guluzade, Ankara'yı uyaran çok önemli açıklamalarda bulundu. Guluzade'nin net uyarısını tarihe düşmesi açısından ZAMAN için yaptığım röportajdan aynen alıntılıyorum: (47) - Karabağ barış anlaşması AGİT zirvesinde imzalanacaktı. Ne oldu; barışı kimler istemiyor? V.Guluzade : Anlaşma hazırdı. Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan ikna edilmişti. Ermenistan parlamentosuna düzenlenen baskınla Başbakan Sarkisyan ve Meclis başkanı Karen Demirciyan'ın öldürülmesi barışa sıkılan kurşundu. Suikastta uğrayan sözde Karabağ cumhurbaşkanı Arkadi Gugasyan'da görüşmelere katılmış ' olur' vermişti. Barış isteyen herkesin ortadan kaldırılması için talimat verildi. Sıradaki suikast Koçaryan'a yapılacak. Bu nedenle Koçaryan barışı anlaşmasını imzalamak için çekinik davranıyor. Rusya Savunma Bakanlığı, dışişleri bakanlığı gibi görev yapıyor. Rus ordusunun üst düzey yetkilileri barış istemiyor. Ermenistan'da 4 Rus üssünde 50 bin Rus askeri var. 25 yıl daha burada kalınması için anlaşma imzalandı. İsterlerse bir haftada bunun üç katını bölgeye getirirler. Ermenistan'ın iç politikasını karıştırıyorlar. Eski cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan barış istedi diye gönderildi. Erivan yönetiminin sürekli radikallerden oluşması için suikastlar yapılıyor. Ilımlı hale gelenler gidiyor, barış konusunda uzlaşylımayacak radikal politikacılar getiriliyor. Şimdi Koçaryan gidecek, Zori Badalyan gibi barışı görüşemeyeceğimiz biri yönetime getirilecek. - Azeri ve Ermeni liderler arasındaki görüşmeler tıkandığına , AGİT Minsk Grubu'da devre dışı kaldığına göre barış çok uzakta mı görünüyor ? V. Guluzade : Allah bir, iki değil. Ayrı Azeri ve Ermeni Allahları yok ki, aralarında anlaşsınlar. İki cumhurbaşkanı artık biraraya gelemiyorsa durum çok ciddi demektir. Azerbaycan'a tekrar geri dönmek isteyen Rus ordusu savaş çıkması için provakasyonlar hazırlıyor. Putin cumhurbaşkanı seçildikten sonra sahneye konacak. Önce Çeçenistan'da imha işlemi bitirilecek. Sıra Azerbaycan ve Gürcistan'a gelecek. Bu bölgeden Hazar petrol ve gaz rezervlerinin Moskova'nın inisiyatif olmadan nakledilecek olmasını hazmedemiyorlar. Haydar Aliyev çok güçlü bir politikacı. Ruslar, O var iken kirli işlerini göremiyor. Aliyev'den sonrası için planlarını yapıyor. Kaç defa suikast düzenlendi. Öldüremediler. Sağlık durumunu yakından takip ediyorlar. Aliyev sonrası için sanıldığı gibi eski cumhurbaşkanı Ayaz Muttalibov'u değil, Azerbaycan Güvenlik Teşkilatının eski başkanı Vakıf Hüseynov'a getirmek istiyorlar. Barışın olmayacağı ortaya çıkınca Azeri kamuoyu ayaklanacak. Savaş çıkacak. Ancak bu savaş yine Azerbaycan'ın aleyhine olabilir. Ermeni ordusu bizim ordudan güçsüz: ama savaşan ilk savaşta olduğu gibi Rus ordusu. ilk savaşta 35 bin kişi öldü, 700 kasaba ve köyümüz talan edildi. Burasının yüzölüçümü iki Çeçenistan kadar. Savaşı başlatıp, Gence'yi, Kazak'ı işgal etmek, Rus ordusunu Azerbaycan'a yerleştirmek istiyorlar. Bildiklerim var, bu ciddi bir uyarıdır. Türkiye ile Azerbaycan'ın ilişkileri 1993'deki gibi değil. Artık stratejik ortağız. Askeri alanda dahil her alanda işbirliğimiz var. Ankara, ikinci savaşta ilkinde olduğu gibi davranamaz, lakayt kalamaz. Bu defa tepki göstermeye ve savaşa hazırlıklı olmalı. Çünkü bu savaş başlarsa ne Bakü-Ceyhan kalır nede Hazar geçişli Türkmen gazı projesi. - Türkiye ne yapabilir; NATO gücü bölgeye gelebilir mi ? V. Guluzade: Türkiye, Rusya ile ilişkilerini geliştirmeli ve Kafkasya'daki sorunları ilişkilerinin bir numaralı meselesi yapmalı. Çeçenistan'da gerek Türkiye, gerekse Batı dünyası ve ABD yaşanan insanlık dramına iç sorun diye seyirci kaldı. Ermenistan, Türkiye'ye muhtaç fakir bir ülke. Rusya'nın elinden kendilerini kurtaramıyor, bağımsız karar alamıyorlar. Halbuki barış en çok bu ülkeyi kalkındıracak. Türk iş adamları ülkelerini ihya edecek. Bu koz kullanılmaya devam etmeli, Türk-Ermeni sınırı açılmamalı. Ermenistan'ı barışa yaklaştıran bu unsurdur. Rusya'nın en büyük korkusu bölgeye çok uluslu bir barış gücünün gelmesi. NATO gelsin Abşeron'da üs verelim önerisini yaparken bir kırılmanın artık olması isteğini dile getirdim. Rusya, Bakü'de yönetimine Rus yanlılarını getirerek Batı yanlılarını uzaklaştırıyor. Batı dünyası, enerji rezervlerinin merkezi olan Azerbaycan'ı yalnız bırakamaz. Er geç bölgeye barış gücü gelecek. Rusya, karanlık eylemlere karışarak geleceğini karartıyor. Barış için işbirliği yapsa, bu kendi yararına da olur. Demirel'e ikinci cumhurbaşkanlığı yolunun kapandıktan sonra 5 Nisan 2000'de MHP'liler Azerbaycan'ın eski cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey'i Ankara'ya getirmişti.. İktidardaki MHP, artık Demirelli bölge politikaları istemiyordu. Elçibey, Türkiye'de Demirel dışında üst düzey yetkililerden 7 yıldan sonra yoğun bir ilgi gördü. Elçibey, Kafkaslarda Rusya'nın ülkeleri karıştırmaya devam edeceğini belirterek, yırtıcı düşmanlarına karşı Azerbaycan'ın Türkiye'nin yardımı ile NATO'ya üye olmasını istiyordu. Azerbaycan'ın güvenliğinin NATO çerçevesinde sağlanabileceğini, Kosova barış gücünde görev alan 50 Azeri askeri ile bu sürecin başlattığını söyleyen Elçibey, Ermenistan'la süren ihtilaf nedeniyle NATO'nun üyeliklerine yanıt vermediğini ifade ediyor ve ekliyordu: " Azeri ordusunun Avrupa tipli olması için çaba gösteren Türkiye'nin desteğiyle bu konuda olumlu bir karar alınacak." Karabağ'a barışçı bir çözüm bulunmazsa kaybedilen toprakların savaşarak geri alınması için 210 sivil toplum örgütünün birleşmesiyle Milli Mukavamet Haraketi'ni kurduklarını dile getiren Elçibey, haraketin amacına yönelik bir soruyu, " Kıbrıs'ta da böyle bir haraket olmuştu, tüm dünyada vardır.Düzenli orduya ve iktidara karşı değiliz. Halkın tabanındaki gücünü dış güçlere karşı birleştirmeyi hedefliyoruz. Karabağ gibi önemli bir konuda iktidar-muhalefet konsensusu sağlıyoruz. " diye cevaplandırıyordu. İran'daki 30 milyon Azeri Türkü ile Azerbaycan'ın birleşerek 40 milyonluk bir bölge gücü olması tezini savunan Elçibey, Türkiye ile konfederasyona gidilmesini de önererek, böylece 110 milyon nüfusa sahip bir gücün ortaya çıkacağını ileri sürdü. Bir milyonu aşkın Azeri göçmen yokluk çekerken dünyanın buna sustuğuna dikkat çeken Elçibey, BM'de Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün korunması ile ilgili karar onaylanırken, Azerbaycan'dan büyük petrol payları koparmış ABD, Fransa ve İngiltere'nin tasarıya çekimser kalmasını sert bir dille eleştirdi. Elçibey, bütün petrol ve doğal gaz boru hatlarının Türkiye'den geçmesini desteklediklerini ifade ederken 1993'de devrilmesine yol açan isyan konusundaki bir soruya, " Rusya, İran ve Ermenistan istihbaratı ortak bir planla iktidarımı devirdiler. Kardeş kanı dökülmemesi için Rus oyununu bozarak geri çekildim. Rus askerini ülkemden gönderirken 10 gün sonra devrileceğimi biliyordum. " diye ifşaatda bulundu. Elçibey’in siyasi koordinatörü MHP Sivas Milletvekili Mehmet Ceylandı. Daha sonra MHP ile anlaşamayarak BBP’ye geçmişti. MHP'nin Azerbaycan'ın eski Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey'i Ankara'ya getirmesinin ardından ANAP İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın başkanı olduğu Türk Demokrasi Vakfı'da Azerbaycan Meclis'inde 6 milletvekili ile ikinci büyük parti olan Azerbaycan Demokrat Parti lideri, Azerbaycan eski Adalet Bakanı İlyas İsmailov'u Ankara'ya getirdi. ANAP milletvekili Süleyman Çelebi refekâtında haraket eden İsmailov, İçişleri Bakanı Saadettin Tantan, Devlet Bakanı Edip Safter Gaydalı ve Devlet Bakanı Rüştü KazımYücelen ile biraraya geldi. Elçibey gibi Demirel dışında tüm siyasilerle görüştü. İsmailov'da Karabağ sorununu da gündeme getireceklerini, sorun eğer barışçı yolla çözümlenmezse savaşla kaybedilen toprakların geri alınması için mücadaleye hazır olduklarını ifade ediyor, 11 Mart 1999'da Avrupa Parlamentosunun bir karar kabul ederek " Ermeni toprağı " Karabağ ile Azerbaycan'ın ortak devlet esasına göre anlaşma sağlamasını istemesine karşı çıkıyordu. Azerbaycan'dan petrol payları kopartan ABD,İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde Azerbaycan'ın toprak bütünlüğüne halel getiren bu çözüme ses çıkarmamıştı. Ermeni Dışişleri Bakanı Oskanyan, AP'nin bu kararından cesaret alarak ortak devlet önerisine sıcak bakıyordu. Dünya 21. Yüzyılın eşiğinde bir toprak işgaline daha gözyummuş, BM ve Wilson ilkeleri yine çiğnenmişti. Daha açık konuşabilmesi için Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in direktifi doğrultusunda istifa ettirilmiş eski Başdanışman, Hazar Uluslar arası Araştırmalar Fonu Başkanı Vefa Guluzade, Rus Lider Vladimir Putin'in Rusya Güvenlik Konseyi'nde ortaya koyduğu yeni Kafkas askeri doktrini üzerine yine radikal konuşmaya başlıyordu. Rusya 'nükleer silahı ilk kullanan bizde olabiliriz ' diye açıklama yaparak Batı'nın gözünü korkuturken, ofsayta düşüyordu. NATO'daki Daimi Temsilcimis Onur Öymen bu sırada Bakü'de NATO'nun Bakü ofisinin açılması için girişimde bulunuyordu. Amerikalılar Kafkasya'da taşın altına hemen ellerini koymak niyetinde değildi.Türk askerini kullanmak istiyordu. Türkiye ise temkinli davranıyordu. Türkiye'nin Azeri ordusunu eğitmesinin yeterli olmadığını belirten Guluzade, ' NATO'ya Abşeron'da üs verelim' teklifi geri tepince bu defa Türk Silahlı Kuvvetlerine Azerbaycan'da üs verilmesini önerdi .Azerbaycan ve Gürcistan için tehdit oluşturduğuna dikkat çeken Vefa Guluzade, " Rusya'nın Azerbaycan'a baskıları artacak. Armavir'de 2 bin askerle ortak askeri eğitimde bunun hazırlığı yapıldı. Ermenistan-Rusya ittifakına karşı Azerbaycan-Türkiye askeri ittifakı karşısına çıkmalıdır. Uyanık ve hazır olmalıyız " diyordu. Çeçenistan'daki 41. Rus kolordusunun güçlendirildiğini, ancak Gence ve Yevlak'a yönelik saldırının Ermenistan üzerinden geleceğini ileri süren Guluzade, " Kısa sürede güçlü ordu kurmamız zor. Ermenistan Rusya'dan silah alıyor;Azerbaycan ise küçük ve zayıf bir ülke. Türkiye bu işleri artık üstlenmelidir. Moskova maden Türkiye'yi rakibi görüyor, o halde Türkiye askeri güçlerini ülkemize konuşlandırsın. Aksi halde Bakü-Ceyhan petrol boru hattı gibi stratejik projelerin geleceği olmayacak. " şeklinde konuşmuştu. İşgal altındaki toprakların geri alınacağını, ancak bugün Azerbaycan'ın işgal altında olmayan topraklarını korumak zorunda bırakılacağını öne süren Guluzade, " Moskova, Batı'nın baskısından kaygı duymuyor. ABD ve Avrupa devletlerini tepkilerini ortaya koymalılar. Rusya sadece Kafkasya'da değil, Orta Asya ve kaybettiği Baltık ülkelerine de dönüş yapmak istiyor. Buna askeri,ekonomik ve siyasi güçleri yetmez. Bu çıkış Putin'in sonu olacak. Ancak bu yıkıntıların altında kalabiliriz. Bundan korkuyorum. " diye endişelerini dile getiriyordu. Guluzade, Putin'in arka bahce adlandırılan bölgelere " önce iş adamı sonra büyükelçi gider " sözlerine şu şekilde bir yorum getirdi : " Önce askerleri ve generalleri gider; iş adamları hiç gitmez. Generalde vali olur. " Guluzade'nin haklı olduğunu tarih gösteriyordu... ELÇİBEYLE SON RÖPORTAJ Azeri büyükelçi Nevruzoğlu, beni cepten arayıp Aliyev'in GATA'da yatmakta olan Elçibey'e çiçek gönderdiğini, oraya gelip haber yapmamı istediğinde Elçibey'in ölüme yaklaştığını anlamıştım. 20 Ağustos Cuma günü idi. Hemen cepten Elçibey’in korumasını aradım. Elçibey'in Sovyet diplomasisinde düşmanına güle-güle cehenneme demek olan bu jesti Elçibey'in kabul etmediğini öğrendim. Pazar sabahı 22 Ağustos'da Elçibey vefat etti. Halbuki daha beş ay önce çok diri görünüyordu. Mayıs 2000'de Ankara'da onunla uzun uzun dertleşmiştik. Cumhurbaşkanlığı döneminde işgüzar MHP’liler ve Dışişleri nedeniyle Gülen Grubuna çektirdiklerinden ötürü özür dilemişti. 35 ülkede okul açtıran dünyanın her çeşit milletine Türkçe öğreten bir insanı övmek ' Fethullahçılıksa' yaz bende Fethullahçıyım demişti. Keleki'de 4 yıl boyunca Samanyolu Tv'den vaazlarını dinlediği Gülen'in Mevlanavari ufkuna hayran olmuştu. 19921993'de kendisini etkileyen çevreleri affetmiyordu. O, herkesi kendi gibi sanıyordu. Safdı, temizdi, politikacı olamıyacak kadar dürüsttü. Ancak Zaman yayın yetkilileri konuşma kaseti elimde dememe ve hala bu kaseti saklamama rağmen Elçibey'in ' Bende Fethullahçıyım' sözlerine inanmamış, Anadolu baskısında yer alan ifadeler şehir baskısından çıkartılmıştı. Elçibey, yaklaşık 2 aydır sağlık nedenleriyle Türkiye’de tedavi altında tutuluyordu. Prostat tümörü nedeniyle önce Ankara Hastanesi’nde tedavi altına alınan Elçibey, hastalığının belirli bir evreye ulaşması ve kemik tutulumu nedeniyle radyoterapi gerektiği için 9 Ağustos Çarşamba günü GATA’ya radyoterapi görmek üzere kaldırılmıştı. Eski Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’ye "metabolik durumunun çok bozuk ve septik komada, şuuru kapalı olarak" geldiği, Türkiye’de kaldığı sürece durumunun iyiye gittiği, ancak nefes darlığı, akciğer enfeksiyonu, prostat kanseri hastalıklarını birarada taşıdığı belirtilmişti. Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, 1938 yılında Nahçıvan’ın Keleki kasabasında doğdu. Asıl adı, Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev olan Elçibey, Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Elçibey, 1970’li yıllarda, eski SSCB topraklarına dahil olan Azerbaycan’ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başladı. 1976 yılında Sovyetler’e karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı ve 1978 yılında şartlı olarak serbest bırakıldı. Ebulfez Elçibey, 1988-1989 yıllarında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük ederek, halkından büyük destek gördü. Elçibey, aktif siyasi hayatına 1989 yılında, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi’nin (AHCP) başına geçerek başladı. Azerbaycan, SSCB’nin 1990’da dağılmasının ardından 18 Ekim 1991 yılında bağımsızlığını resmen ilan etti. Ayaz Muttalibov’un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992’de bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı oldu. Elçibey, daha önce "Milli Kahramanlık Ödülü"nü verdiği Suret Hüseyinov’un Haziran 1993’de ayaklanmasından sonra cumhurbaşkanlığı görevini terkederek doğum yeri olan Keleki’ye döndü. Azerbaycan’ın eski Cumhurbaşkanı, 31 Ekim 1997’de Keleki’den Bakü’ye döndü ve AHCP’nin başında aktif siyasi hayatına devam etti. Elçibey, 1998 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine, "demokratik ve adil olmadığı" gerekçesiyle boykot ederek katılmadı. Elçibey, zaman zaman Haydar Aliyev iktidarına karşı verdiği sert demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti. Azerbaycan’da 5 Kasım’da yapılan 2. dönem parlamento seçimlerine katılma kararı alan Elçibey, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin parlamentosuna girebilmek için ilk defa milletvekilliğine adaylığını koydu. Hayatı boyunca, Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele eden Elçibey, bu yönde "Bütün Azerbaycan Yolunda" isimli bir kitap çıkardı. 62 yaşında ölen Ebulfez Elçibey, iki çocuk babasıydı. Ölümünden çok kısa bir süre önce son röportajını ZAMAN'dan bana veren Ebulfez Elçibey, yine dobra dobra konuşmuştu. Azerbaycan'ın eski Cumhurbaşkanı ve Azerbaycan Halk Cephesi Partisi (AHCP) Genel Başkanı Ebulfez Elçibey son röportajında, ülkesindeki ve bölgedeki gelişmeleri değerlendirdi. 'Bunları birinin açıkça söylemesi gerek.' diyerek, her zamanki açık üslubunu sürdüren Elçibey, Türkiye ve Azerbaycan'ın sınırları kaldırarak konfederasyona gitmeleri gerektiğini söylemişti. Bu tarihi röportajı buraya alıntılıyorum. ( 48) Azerbaycan Halk Cephesi liderliğiniz bir bağımsızlık hareketi olarak başladı. Amacına ulaştı, önce iktidar sonra parti oldu. İçinden birçok parti çıktı; aynı çizgideki bu partiler neden birleşemiyor? Elçibey: Bu tabii bir süreçtir. Azerbaycan için bir şeyler yapmak isteyen milliyetçi milyonlar bir araya toplanarak bağımsızlık için mücadele etti. Bağımsızlığımızı kazandıktan sonra devlet kurmak için iktidar olmak gerekliydi. Halk Partisi, eğer tek parti olarak kalsaydı buna izin vermezdim. O zaman yine Komünist Parti'nin yerine oturmuş olur, tek hakimiyetlik devam ederdi. Demokrasi, çok partililikten başlar. İnsanlar niye böyle bakıyor? Aynı çizgide birçok partinin çıkması, bunların birbiri arasındaki ihtilafları, tartışmaları gayet normaldir. ABD'de esasen 30'a yakın parti vardır; bunların ikisi öndedir. Rusya'da da 6'dan fazla Komünist parti var; niye birleşmiyorlar? Kim bilir, Azerbaycan'da da zaman gelecek iki parti kalacak. Toplumun tabii akışını kimse engelleyemez, kendisi hareket eder, içinden liderler çıkarır. İktidarınızın kısa sürmesini nasıl izah ediyorsunuz? Peşinizden koşan milyonlar siz yıkılırken neden arkanızda değildi? Elçibey: Ben yıkılacağımı biliyordum. Rus askerini Azerbaycan'dan çıkardığım gün arkadaşlarıma dedim ki, benim artık iktidarda kalacağıma inanmayın. Rus KGB'si bizi yıktı. Rus ve İran istihbaratı ortak çalıştı; 100 milyon dolarlık bütçeleri vardı. Azerbaycan'dan Rus askerini kovmaya muvaffak oldum. Evet, kovdum onları, 'çık git' dedim. Tam 75 bin Rus askeri vardı. Kafkasya'da Bakü, Rus askerî üslerinin merkeziydi. Gence'de hava komando tugayı vardı ki, bir günde Azerbaycan'ı işgal edebilirdi. Kolay olmadı. Hadi şimdi çıkartın Rus askerini bir yerden de görelim. Çıkmıyorlar. Ne Gürcistan'dan ne Tacikistan'dan. Bunun sistemi var. Rus ordusu karışık milletlerden oluşmuştu. Ordunun yüzde 60'ı Rus'tu, Bunların içinde birbiri ile geçinemeyen Ukraynalılar da vardı. Nahcivan'da sınırı koruyan Rus askerinin asıl görevi Türkiye'de casusluk yapmaktı. Operasyonlar yapıyor, Anadolu'da türlü türlü işler görüyorlardı. Rus askerini göndermekle Türkiye'yi de kurtardık. Gence isyanını bastırmak yerine neden Keleki'ye, köyünüze gittiniz; Türkiye neden sizi desteklemedi? Elçibey: İsyancı Albay Suret Hüseynov Bakü'ye yürüdüğünde kardeş kanı dökülmesini istemediğim için Keleki'ye gittim. Hüseynov, Karabağ'da savaşıyordu, başarılar kazanmıştı, askeri çevrelerin telkiniyle ona kahramanlık ünvanı verdim. Keleki'den iki gün önce Ankara'da ağırlandığım yalandır; bir ay sonra Türkiye'den maslahat almaya gittiğim de doğru değil. Bir halk, mücadelesini kendi yapmalıdır. Türkiye'nin başını niye buraya sokalım ki? Türkiye, diplomatik açıdan bizi desteklesin sağol deriz. Yeterli destek oldu, olmadı tartışması abestir; yeterli ifadesinin sınırı yoktur. Azerbaycan halen Rus tehdidi altında bulunuyor. Bakü-Ceyhan projesi bu riski artırıyor. Azerbaycan ile Türkiye arasında nasıl bir ilişki hayal ediyorsunuz? Elçibey: Bir kere Türkiye ile Azerbaycan arasında vize olmasını kabul edemiyorum. Vize kalkmalı. İki tarafta da çıkartılan bürokratik engeller nedeniyle ilişkilerimiz istediğimiz noktada değil. Türkiye ile Azerbaycan konfederasyona gitmeli, birleşmeli. Sınırları kaldırmalıyız. İki ülkenin vatandaşları serbestçe çalışabilmeli. Bakü-Ceyhan hattının yapılmasını Rusya hazmedemiyor. Azerbaycan'ın petrolü var, dışarı satamıyor. Biz kardeş Türkiye ile petrolümüzü paylaşmak isteriz. Türkiye ve Azerbaycan arasında askeri işbirliği Rusya ile Ermenistan arasında olan seviyeye çıkartılmalı. Saldırmazlık anlaşması, Rusya'nın Azerbaycan'a müdahale imkanlarını ortadan kaldırır. TSK ve NATO Azerbaycan'da askeri üslerini kurmalı. Azerbaycan NATO üyesi olmalı. Azeri ordusu en modern silahlarla donatılmalı. İki ülkenin halkı birdir, aynı duygu ve düşüncelere sahiptir. Türkiye'yi vatanım kabul ediyorum. Ben Atatürk'ün askeriyim. Karabağ sorununa nasıl çözüm bulunabilir? Elçibey: Kanla verilen toprak ancak kanla alınabilir. AGİT, yıllardır diplomatik oyunlarla bizi oyalıyor. Kadim toprağımız Karabağ'ın masada satılmasına gözyummayız. Bunun için 239 teşkilatı birleştirerek Milli Mukavamet Hareketi'ni kurduk. Bunun amacı halkımızı psikolojik olarak muhtemel bir savaşa hazırlamaktır, siyasi bir maksadı yoktur. Kafkasya'da ikinci Ermeni devleti kurulmaya çalışılıyor. Ermenistan zaten Rusya'nın oyuncağı, maşası. Dünyada bir milletin yan yana iki devlet kurduğu görülmemiştir. Bu oyun tutmayacak. Ermenilere, Karabağ'da ancak kültürel özerklik verilebilir. Son dönemlerde İran'daki Azeri Türkleri için çalışmalarınızı hızlandırdınız? İran, 21. yüzyılda nasıl bir değişim geçirecek? Elçibey: Dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan 40 milyon Azeri Türkü'nün hiçbir yerde kaydı yok. Ne BM'de ne de İKÖ'de. Ortada bir vurdumduymazlık var, bunu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Türk folklor ve kültürünü korumak benim görevimdir. Asimilasyon politikalarına rağmen İran'daki Türkler, Türklük şuurunu yitirmedi. Tahran rejiminin dışladığı çoğu entelektüel 4 milyon Türk, değişik ülkelere dağıldı. İran'da bir grup kültürel özerklikten yana. Bir kısmı ise bağımsızlık istiyor. Güney Azerbaycan hareketi geçtiğimiz yüzyılda üç defa kanlı biçimde bastırıldı. İran'da da bir çeşit KGB rejimi var. Rus sistemi nasıl çöktüyse insan fıtratı ile uyuşmayan bu baskı rejimi de son bulacaktır. ABD de İran'daki rejimi yıkmak değil yumuşatmak, liberalleştirmek istiyor. İranlılar da demokratik dünyanın dışında kalamayacaklarını anlamaya başladılar. Sovyetler Birliği dağılacak dediğimde bana deli gözüyle bakıyorlardı. Şimdi de İran'daki sistem liberalleşecek, Azeri Türkleri demokratik haklarını elde edecekler diyorum. Elçibeyle röportajımız aslında 5 saat süren bir dertleşmeydi. Elçibeyi kullanmak isteyen milliyetçi MİTçiler ölene kadar onun peşini bırakmadı. Elçibey’i bizim darbecilerin şerrinden kurtarmak için tüm nüfuzumu kullanmaya çalıştım. Elçibey, ilk defa röportaj yaptığımız 1998 baharında, ‘ cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 10 alamayacaksınız’ dememe kızmış, bana ‘ Sen de mi Aliyevcisin?’ diyerek heyecanla ayağa fırlamıştı. Tam kapıyı gösterecekti ki, bir manevra yaptım. Çocuk gibi masum bir insandı. Ona, ‘sizin Azerbaycan’a yaptığınız bir hizmet var ki, asla unutulmayacak’ demiş ve yatıştırmıştım. Merakla, ‘ O nedir?’ diye sormuştu. SSCB dağıldıktan sonra Rus ordusunu ülkesinden tamamen çıkartmayı başarmış tek lider Elçibeydi. Yıkılmak bahasına bunu yapmıştı. Bu nedenle o bir kahramandı. ABD'deki bir milyonluk Ermeni lobisi bir yandan sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısını her yıl Amerikan Kongresi'nin gündemine getirmeye çalışırken bir yandanda Türk işadamlarına, 'Gelin beraber iş yapalım. Tekstil kotasını bizimle aşın' teklifi yapıyordu. Türk- Ermeni ilişkilerin düzelmesi için ABD'de en büyük çabalardan birini Metro Golden Mayer (MGM) film şirketinin sahibi Kirk Kerkorian gösteriyordu. Kükreyen Aslan logosu ile tanınan şirket dünyanın en büyük prodüksiyon firmaları arasında bulunuyordu. Türk-Amerikan İş Konseyi üyesi ve Türk-Ermeni İş Geliştirme Komitesi Başkanı Kaan Soyak'te arabuluculuk yapan önemli bir isimdi. Ermeniler Türk iş adamlarına şu ilginç önerileri sunuyordu : " Ermenistan'da tekstil üretimi yapıp üretilen malları ABD tekstil kotalarının birlikte doldurmak amacıyla Ermenistan üzerinden satalım. Ermenistan'da elektrik üretimi fazlası bulunuyor. Türkiye ile Ermenistan arasında bulunan direk hat aracılığıyla Türkiye'ye anında elektrik verelim, Ermenistan'da bulunan elektrik santrallerinden birini veya bir kaçını Türkiye'ye kiralayalım. Türkiye'nin Türki Cumhuriyetler ile yaptığı ticaretten doğan alacaklarına karşılık elektrik enerjisi verelim ve bu alacakları biz tahsil edelim. Ermenistan'da var olan elektronik teknolojisini kullanıp ortak elektronik cihazlar üretelim. Bu cihazları Bağımsız Devletler Topluluğu pazarına satalım. Ermenistan'da kurulu bulunan dev çimento fabrikalarını ortak işletelim. Türkiye'nin Doğusunda çimento ihtiyacını karşılayalım. Ermenistan'da atıl halde bulunan dev doğalgaz ve petrol depolarını birlikte tamir edelim. Türkiye Rusya'dan aldığı doğagazın bir kısmını burada depolasın. Ermenilerin Hıristiyanlığı kabulünün 1700'üncü yılı olan 2001 yılında inanç turizmi çerçevesinde 100 bin Ermeniyi Türkiye'ye getirelim. " Türkiye'deki Ermeni lobisi yoğun baskısını sürdürken Türkiye'nin Kafkaslar ve Türkistan yolundaki kaderide Ermeniler yüzünden çıkmaza girmeye devam ediyordu. Ermenistan'ı kalkındırmaktan aciz olan, savaş ve ekonominin çöküşü sonucu bu ülkeden 900 bin kişinin göç etmesini engelleyemeyen, ülkenin neredeyse tamamını yaptıkları insani yardımlarla yaşatan Ermeni lobisi, Ermenilerin hayatlarını idame ettirmenin Türkiye sayesinde olacağını biliyordu. Bu gerçeği iyi analize eden, Ermenileri maşa gibi kullanarak iradelerini ipoteği altına alan Rusya ise, Türklerin Azerbaycan ve Orta Asya ile ' karasal ve enerjik' bağlarını kopartıyordu. Ermeniler Türkiye'ye muhtaçtı; ama Türkiye'nin stratejik hedeflerinin gerçekleşmesi Ermenilerin barışa ikna edilmesine endekslenmişti. Rusya'daki Komünistler ise Ermeni Komünistlerle birleşerek ülkelerini Rusya-Beyaz Rusya ittifakına bağlamaya çalışıyordu. Rus Duması Başkanı Gennady Selezniyov, Erivan ziyaretinde açıkça ' Karabağ 1828 Türkmençay anlaşmasına göre Rusya toprağıdır ' ifadelerini kullanmış, Ermenistan'la birleşme düzeyinde ittifak yapmaları ile sorunun kökten çözümleneceğini savunmuştu. Ermenistan gerçektende Rusya ile ABD arasında gelip gidiyordu. 20. yüzyılı damgasını vuran, 21. yüzyılın fikri ve manevi yapısını şekilllendiren İslam Mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursi, henüz 1915'de acı ama gerçek olan tesbitini yapmıştı. Milis Albay olarak Ermeni Çetecilere karşı savaşan Nursi, cephede yazdığı Münazarat adlı eserinde, " Türklerin istikbali Ermenilerin elinde. Onlar ile iyi geçinmelerine bağlı. Ermenilerin kaderide Türklere bağlı. " diyordu. Hiç bir veciz söz yaşadığımız coğrafyada olan bitenleri bundan iyi ifade edemezdi. Azerbaycan'ın yüzde 20'sini işgal eden ve bir milyonu aşkın insanı göçmen durumuna düşüren Ermeniler, Nahçıvan üzerinde de hak iddia etmeye başladı. Nahçıvan doğumlu Ermeniler Erivan'da Nahçıvan Birliği kurarken, birliğin kurucularından Prof. Dr. Lenser Agalovyan, sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı için yapılacak seçimlerde aday olduğunu açıkladı. Karabağ harekatı ile ırkçı, Taşnaksutyun Partisi gölgesinde Ermenistan Cumhurbaşkanlığı'na yürüyen Koçaryan'dan sonra iki yıldır boş duran makamı isteyen Agalovyan, Nahçıvan'ın da Ermenilere ait olduğunu, bu ideallerini er geç hayata geçireceklerini iddia etti. Prof. Dr. Rafael Ambarsumyan başkanlığında kurulan Nahçıvan Birliği'nin kurucuları arasında, Rafael Kazaryan, Lendrun Huraudyan, Gravcik Simonyan'ın yanısıra Ermenistan Güzel Sanatlar Akedemisi Başkanı Yuri Hocamiryan ile oyuncu Sos Sarkisyan'ın da bulunması dikkat çekiyordu. Prof. Dr. Zori Badalyan, Nahçıvan'ı Kurtarma Harekatı kurmuş ve Erivan'da Nahçıvan’a karşı askeri operasyon düzenlenmesi için mitingler organize etmişti. Azerbaycan’daki seçimlerden yaklaşık 1 ay sonra Kasım 2003'de Rusya Savunma Bakanı Sergey İvanov Erivan’a gitti ve Ermenistan ile askeri işbirliğini daha da geliştirmeyi düşündüklerini söyledi. İvanov, bu kapsamda Ermenistan’da konuşlandırılan 102. Rus askeri üssünün yeni silahlarla donatılacağını ve Ermeni-Rus ortak birliklerin oluşturulacağını bildirdi. Bu açıklamalara tepki gösteren Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı Rusya’ya nota verdi. Bakü, bölgedeki askeri dengelerin değiştirilmesine ve durumun daha da gerginleşmesine hizmet edecek açıklamalardan endişe duyduğunu Moskova’ya iletti. Ayrıca, Rusya’nın Yukarı Karabağ için arabuluculuk yapan AGİT Minsk Grubu’nda eşbaşkanlık yapan ülke olarak, taraflar konusunda dengeli politika uygulaması gerektiği vurgulandı. Bu gerginlikten sonra iki ülke arasında yeniden karşılıklı yakınlaşmayı hedefleyen adımlar atılıyordu. 24 Kasım 2003’de Azerbaycan Dışişleri Bakanı Vilayet Guliyev Moskova’ya gitti. Guliyev’in Rus meslektaşı İgor İvanov ile görüşmelerinin ana gündem maddesi Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Putin’in daha seçimlerden önce ettiği davet üzerine Moskova’ya yapacağı resmi ziyaretin gündeminin hazırlanmasıydı. Merkezi Erivan’da bulunan Mediamax’ın haberine göre, iki cumhurbaşkanının görüşmesi, Ermeni işgali altındaki Yukarı Karabağ sorununun çözümünde arabuluculuk üstlenen AGİT Minsk Grubu eşbaşkanlarının 2003 sonunda 5–8 Aralık’taki bölge ziyareti sırasında varılan anlaşma gereği yapılıyordu. İlham Aliyev, 15 Ekim 2003’deki başkanlık seçimlerden sonra ilk defa cumhurbaşkanı olarak Ermenistan Cumhurbaşkanı Koçaryan ile ilk kez 2003'ünün son günlerinde bir araya geldi. Bu arada, Cenevre’de düzenlenen ‘Bilgi Toplumu’ dünya zirvesinde bir konuşma yapan Aliyev, uluslararası toplumun nüfuzunu kullanarak Azerbaycan topraklarındaki Ermeni işgaline son vermesi gerektiğini söylemişti. Azertac’ın haberine göre Aliyev, halen devam eden işgalin, BM’nin 4 kararında, AGİT Minsk Grubu açıklamalarında ve Avrupa Konseyi’nin resmi belgelerinde de belirtildiğini hatırlatarak, Azeri-Ermeni sorununun tam bir bölgesel işbirliği yapılmasına engel olduğunu kaydetti. Aliyev, Cenevre’de ayrıca Kırgızistan lideri Akayev, Makedonya lideri Traykovski ve Bangladeş Başbakanı Halide Ziya Rahman ile de görüşmüştü. İlham Aliyev’e destek konusunda seçimlerden önceki tavrını başta Devlet Başkanı Vladimir Putin olmak üzere Rus yetkililerin açıklamaları ile net bir şekilde ortaya koyan Moskova ile bu destekten memnun kalan Bakü arasında ilişkilerin bütün alanlarını kapsayan yoğun bir diplomasi trafiği yaşanıyordu. Ancak çeşitli ziyaretler ve anlaşmalarla zengin olan bu trafiğin başında bir protesto notası vardı. Bakanların görüşmesinde Yukarı Karabağ sorununa çözüm bulunması sürecinin hızlandırılması için Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AGİT Minsk Grubu’daki Rus eşbaşkan Vyaçeslav Trubnikov’un Bakü’ye gelmesi kararlaştırıldı. Bunun ertesi günü daha Guliyev Bakü’ye dönmeden Azerbaycan’a gelen Trubnimov Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile görüşmede iki ülke arasındaki ilişkilerin “örnek niteliğinde” olduğunu söyledi. Aynı saatlerde Moskova’da Rusya, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın dini liderlerinin son 20 yılda ilk toplantısı yapıldı, Kafkasya müslümanları Din Kurumu Başkanı Şeyh ulİslam Allahşükür Paşazade, Ermeni, Gürcü ve Rus meslektaşları ile birlikte Vladimir Putin ile bir araya geldi. 26 Kasım’da Putin İlham Aliyev’i arayarak, resmi açıklamalara göre, Gürcistan’daki gelişmeleri ele aldı. 27 Kasım’da Rusya Başbakan Yardımcısı Viktor Hristenko Bakü’ye geldi ve Azeri yetkilileri ile ekonomik işbirliği konularını görüştü. Bu sırada ABD’nin Avrupa’daki Kuvvetleri Komutan yardımcısı Charls Wald’ın iki hafta önceki ziyaretinin ardından Washington’un yurtdışındaki askeri üsslerinin konumunu gözden geçirerek çevik kuvvet haline getirmesi konsepti için 25 Kasım’da müttefiklerle başlayan istişareler çerçevesinde Rumsfeld’in Bakü’ye gelmesi ile birlikte ABD’nin Azerbaycan’da askeri üs kurmasa bile, bir şekilde güç bulundurması konusu yeniden gündeme geldi. Zamanlama açısından uygun bir fırsat yakalanmıştı: Seçimler yapılmış ve Washington İlham Aliyev’in yönetime gelmesine destek vermişti. Diğer taraftan, petrole milyarlarca dolar yatırım yapılmış, döşenmekte olan boru hatları ile petrol akacak, bölgede terör esiyor, petrol ve doğal gaz projelerinin güvenliğinin sağlanması gerekiyordu. ABD Savunma Bakanı’nın Azerbaycan, Afganistan, Irak ve Gürcistan’ı kapsayan ziyaretinin güzergahı belki de bir anlamda Bakü’yü üs olarak kullanmasının sembolik bir işaretiydi. Brüksel’den sonra ilk olarak Azerbaycan’a gelen Rumsfeld, temaslarının ardından burada geceleyerek Kabil’e gitti, gecelemek için akşam saatlerinde yine Bakü’ye döndü ve ertesi gün güzergahına devam etti. Bakü’de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Savunma Bakanı Sefer Abiyev ile bir araya gelen Rumsfeld, görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, Azerbaycan ile NATO’nun Barış için Ortaklık Programı çerçevesindeki işbirliği, Washinton’un, Azerbaycan’a Hazar’daki sınırlarının korunmasına yardım etmesi konusunda işbirliği imkanlarını değerlendirdiklerini söyledi. Rumsfeld, bununla, iki ülkenin deniz kuvvetlerinin bölgedeki petrol ve doğal gaz yatakları ile boru hatlarının olası terör girişimlerinden korunması alanındaki işbirliğini kastettiklerini vurguladı. ABD’li bakan, ülkesinin Azerbaycan’da askeri üs bulundurması olasılığı ile ilgili sorulara net yanıt vermekten kaçınsa da, gözlemciler, Washington’un askeri üsleri çevik kuvvete dönüştürmesi planlarında Azerbaycan’ın da yer alması konusunun görüşmelerde ele alındığı kanaatindeydi. Irak’daki Azeri askerlerin sayısının 150’den 400’e çıkarılması ve Yukarı Karabağ sorununun çözümü konuları ele alındı. Rumsfeld’in ziyaretinin ardından Rusya’nın Bakü Büyükelçisi Nikolay Ryabov apar topar bir basın toplantısı yaparak, diplomatik çerçeveleri aşan son derece sert açıklamalarda bulundu. Gözlemciler tarafından tek kelime ile “isyan” olarak nitelendirilen açıklamaların havasını olduğu gibi yansıtmak için nota not veriyorum: “Azerbaycan yönetimi ülkede ABD’nin askeri üssünün konuşlandırılmasını düşünmüyor. Parlamento ve devlet kuruluşlarındaki bazı sorumsuz insanlar burada ABD veya başka yabancı ülkeye ait askeri üs kurulursa Azerbaycan’ın mutluluk kazanacağını düşünüyorlar. Açık söylüyorum: bu yol Azerbaycan’a zarar verir. Hiçbir yabancı üs Yukarı Karabağ sorununu çözemez, tam tersi, çözümü ciddi biçimde uzatır. Bunun dışında yabancı üssün kurulması Azerbaycan’ın başta İran ve Rusya olmak üzere komşuları ile ilişkilerini olumlu yönde etkilemez, daha çok ilişkilerin zedelenmesine hizmet eder. Boru hatlarının yabancı birlikler tarafından korunmasına gerek yok, Haydar Aliyev, kendi imkanlarının yeterli olduğunu söylemişti. Amerika Hazar’da yoktu ve olmayacak. Biz buna imkan vermeyiz, ne işleri var burada Rus Büyükelçi Bakü’de içini dökerken, Rumsfeld Rusya’yı kızdırmak için Bakü’de başladığı çalışmaları Tiflis’te sürdürüyordu. Rumsfeld, Rusya’nın AGİT İstanbul Zirvesi kararladı doğrultusunda Gürcistan’daki birliklerini çekmesi gerektiğini hatırlatı. Açıklamalar savaşı, gerginliği tırmandırırken, Rus istihbaratının Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattına yönelik sabotaj hazırlıklarına girdiği yolundaki iddialar, Gürcü ve dünya basına sızdı. The Guardian gazetesinin Gürcü özel istihbarat servisi yetkilisine dayandırılarak yayınladığı haberde, Çeçenlerden oluşacağı tahmin edilen sabotaj grubu için Rusya Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Dairesi tarafından para ayrıldığı öne sürülüyordü. Azerbaycan-Rusya Karma Ekonomik Komisyonu’nun 28 Kasım’da Bakü’de yapılan toplantısının ardından taraflar arasında 3 anlaşma imzalandı. Bunlardan biri Rusya tarafından kiralanarak çalıştırılan Azerbaycan’daki Gebele Radar Üssü’nün daha önceki kullanımı için biriken 31 milyon dolarlık borcun bir bölümünün ödenmesine ilişkindi. İkinci anlaşmaya göre ise Azerbaycan ile Rusya uzay araştırmaları konusunda işbirliği yapacaklardı. Rus Başbakan Yardımcısı bir de Azeri petrollerinin Bakü-Novorossisk petrol boru hattı ile taşınması için ticari koşulları Azerbaycan’ın çıkarlarına pek uymayan bir anlaşma tasarısını da yetkililere sundu. Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi Başkanı Natık Aliyev, tasarının incelenmeye alındığını bildirdi. Parlamento seçimleri ve Eduard Şevardnadze’nin istifasının ardından Gürcistan da doğal olarak gerek Rusya, gerekse de ABD’nin gündeminde ön plandaydı. Her iki ülke Azerbaycan’da yürütülen politikanın değişmemesine sessiz kaldıkları gibi Gürcistan’da da yönetimin değişmesi konusunda ortak tavır sergilediler. Eduard Şevardnadze ile bir türlü anlaşamayan Moskova, Ocak ayında seçimleri kazanan Saakaşvili yönetimi döneminde de Tiflis’i kontrol altına almak için baskı politikasından vazgeçmiyordu. Tiflis’te seçim hazırlıkları yapılırken, Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov Gürcistan’a bağlı Abaza, Güney Osetya ve Acaristan özerk bölgelerinin liderleri ile bir araya gelmişti. Bölgedeki yoğun diplomasi trafiğinde dikkat çeken başka bir önemli görüşme de vardı. Gürcistan’daki gelişmelerin hemen ardından Bakü’deki BP yetkilileri Tiflis’e giderek, Bakü-Tiflis-Ceyhan projesini sağlama almak için yeni yönetim ile temaslarda bulundular. ABD ile Rusya’nın rekabetinin güçlendiği Güney Kafkasya’nın önümüzdeki dönemde ilginç gelişmelere sahne olacağı benziyordu. Bu devrede Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra yeterince ezilen Azeri muhalefetinin toparlanması zaman alacaktı. Bu nedenle, olağanüstü bir gelişmenin meydana gelmemesi halinde, ülke içinde yönetim uğrunda mücadele bir süre gündeme gelemezdi. Ancak dış politikada 2005 yılı önemli gelişmelere sahne olacaktı. Azerbaycan’ın son on yılına damgasını vuran ve birbirine sık bağlı olan Karabağ, yabancı askeri üs ve petrol konusunda ciddi gelişmeler yaşanacaktı. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı projesi 2004 sonunda önemli ölçüde tamamlanmış olacak, Azerbaycan’ın yabancı petrol konsorsiyumu ile Hazar’daki “Azeri”, “Çırak” ve “Güneşli” yataklarının işletilmesini öngören Mega Proje kapsamında petrol üretiminin artırılmasına karar verilecekti. Petrol 2005 Temmuzunda akıtılacaktı. Petrol alanındaki çalışmaların hız kazanması, bu sektöre önemli yatırımlar yapan ABD’yi sermayesinin güvenliği için daha ciddi adımlara zorluyordu. Washington, 2004’te Azerbaycan’a asker sokmaya karar vermiş gibi görünüyordu. Rumsfeld, 2 defa daha Bakü’ye gelerek askeri işbirliğini pekiştirdi. Bu da tabiyatıyla Rusya’nın ciddi tepkisine neden oluyordu. Hala Kafkaslara “Arka bahçesi” gözüyle bakan Moskova İlham Aliyev’e özel referanslar gönderiyordu. Başkan Vladimir Putin merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in cenaze törenine katılmak için Bakü’ye geldi ve İlham Aliyev ile yaklaşık yarım saat baş başa görüştü. 24 Aralık’ta ise Putin, yas nedeni ile yaş gününü kutlamayan İlham Aliyev’i telefonla arayarak kutladı. Görüşmede Azerbaycan’ın yeni Cumhurbaşkanının Şubat ayında Moskova’ya planlanan ilk resmi ziyareti ile ilgili konular ele alındı. İlham Aliyev, BDT toplantılarına katılmayarak Moskova’ya hangi cenahta yer alacağını göstermişti. Ukrayna ve Gürcistan’da aynı yolu izledi. Bu arada, Azerbaycan basınında Yukarı Karabağ sorununun çözülmesi için 2005 yılında etkili adımlar atılacağı yönünde yazılar yoğunlaşıyordu. Tahminlerin ana maddesi, Bakü’nün ABD üssünden vazgeçmesi halinde Ermenilerin işgali altındaki 3-4 bölgenin geri verilmesi senaryosu vardı. Anlaşılan şu ki, Azerbaycan, üs kozunu Yukarı Karabağ için kullanmaya çalışacaktı. Bunun için “kelime oyunu” yapılarak, Moskova ve Washington’un tavırları yoklanıyordu. Azerbaycan hariciye yetkilileri, ABD’ye asker için “yok” demiyor, ancak Rusya’nın gönlünü almak için de “Ülkeye yabancı askeri üs sokmayız” diyorlardı. Tabii ki adı üs olmayacak ama ABD askerlerinin “Mobil güç” veya mesela “Boru Hattı Muhafaza Görevlileri” gibi bir sıfatla Azerbaycan’da konuşlanmalarını Rusya da kolay kolay hazmedeceğe benzemiyordu. ABD asla Azerbaycan üssünden vazgeçmeyecek ve Erivan’da istediği hükümeti getirecekti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2005 Nisanında soykırım iddialarını ortak komisyonla ve tarihçilere bırakarak halletme tezi ve mektup teatileri yine Koçaryan yönetiminin anlaşılmaz uzlaşmaz tutumu nedeniyle başarıya ulaşamadı. Koçaryan, Avrupalılardan soykırım iddiaları konusunda Türkiye’yi AB sürecinde sıkıştırmalarını talep ederek barışı imkansız kıldı. Oysa Karabag’a insan iskan edemediği için kullanamayan ve işgal ettikleri toprakları iade etmek zorunda bulunan Erivan yönetimin tek şansı Ankara ile barışmaktı. Türkiye, Mayıs 2005’de sözde Ermeni soykırımı iddialarını kabul eden ülkelere ‘misilleme’ yapmaya hazırlanıyordu. Parlamentolarından soykırım kararı çıkaran 15 ülkeyi masaya yatıracaklarını söyleyen Başbakan Tayyip Erdoğan, “Bunların arasında soykırım yapanlar var. Biz de bunlarla ilgili olarak Meclis’ten karar çıkaracağız. Biz bu adımı atacağız. Niye? Çünkü Türkiye tarihinde soykırım yapma gibi bir zilletin içerisine düşmemiştir. Bunu kabul etmemiz de mümkün değildir.” dedi. Ermeni soykırımı iddialarını, ‘belge ve bilgiye dayalı olmayan, basit lobi faaliyetleri’ olarak nitelendiren Erdoğan, 17 Mayıs’taki Varşova’daki Avrupa Konseyi Zirvesi’nde yaptığı temaslar hakkında milletvekillerine bilgi verdi. Türkiye’nin tezlerini ve önemini 46 ülkeye anlatma imkanı bulduklarını ifade eden Erdoğan, sözde soykırım konusunu da gündeme getirdiklerini belirtti. Türkiye’nin Ermenistan’ı tanıdığını; ancak diplomatik münasebet kurmadığını hatırlatan Başbakan, iktidar olduktan sonra İstanbulErivan uçak seferlerini başlattıklarını, bir adım daha atarak Akdamar Adası’ndaki Ermeni Kilisesi’nin restorasyonuna onay verdiklerini; ancak sınır kapılarının kapalı olduğunu vurguladı. Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan’ın kendisinin olmadığı oturumda sözde soykırımı gündeme getirdiğini, ertesi günkü konuşmasında buna cevap verdiğini anlatan Erdoğan, ‘arşivleri açalım, uzmanlar çalışsın’ önerisini Varşova’da da tekrarladığını kaydetti. Koçaryan’ın bu öneriye olumlu cevap vermediğine dikkat çeken Başbakan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Göç esnasında insanlar ölmüş olabilir. Doğru. Ama göçe acaba niye zorlandı bu toplum? Belgeler size açık bir şey söylüyor. 3 cephede savaşan Osmanlı var, içeride ise şunun veya bunun tetiklemesi, gaz vermesiyle isyana başlayan bir Ermeni halkı var. Tabii, bunlara yönelik olarak içerideki gücünü toparlamak için ister istemez yönetim de böyle bir tehciri teşvik etmiştir. Bunu teşvik ederken bile tehcire zorladığı insanın yol masrafına destek vermiştir. Kendilerinin korunmasına yönelik olarak genelgeler yayımlamıştır. Yollarda, vurgunlar olmuş olabilir. Ama devletin böyle bir soykırım olsun, bundan kaynaklansın dediği şey bizim tarihimizde olmamış, olmaz da.’’ Washington, Ermenilerle Ankara’nın ilişkilerini düzelmesini istiyordu. Erivan’da ABD’nin yurtdışındaki en büyük büyükelçiliği inşa edilirken, George Soros’un vakıfları insani yardımlar adı altında Ermeni halkını örgütlemeye başlamıştı. Ermenistan’da Koçaryan yönetimi yıkılmadan bu ülkenin Rusya bağımlılığından kurtarılması, Karabağ’da barışın sağlanarak Ermeni sınır kapısının açılması mümkün gözükmüyordu. Darbe ben geliyorum diyordu. Koçaryan hükümeti er-geç gidiciydi.
Benzer belgeler
Dağlık Karabağ işgalden önce ve sonra
edince Osmanlı hükümeti 24 Nisan 1915'de 235 Ermeni komiteci tutuklattı. Hükümet, savaş bölgesindeki
Ermenilerin daha güneydeki Osmanlı topraklarına Suriye'ye Ermenileri tehcir kararı aldı. Tehcir
...