Untitled
Transkript
Untitled
Derleme Gürz AA ve ark. Birinci Basamakta Hışıltılı Çocuğa Yaklaşım 1 2 2 3 Ayşenur Alper Gürz , Füsun Ayşin Artıran İğde , Mustafa Fevzi Dikici , Füsun Yarış 1 2 3 Araş.Gör., Doç.Dr., Prof.Dr., Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Derleme Yakışan RŞ ve ark. Klinik Uygulama Rehberleri 1 Rabia Şebnem Yakışan , Turan Set 1 2 2 Arş.Gör., Doç.Dr. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Original Research Bock-Oruma AA et al. Prevalence of Helicobacter pylori-related dyspepsia using a near-patient testing method in Port Harcourt, Nigeria 1 2 3 4 Andrew A. Bock-Oruma , Paul O. Dienye , Alex B. Akani , Nnenna O. Nnadi , Rachel A. Idika 1 Shawsand Medical Centre, P. O. Box 6082, Port Harcourt, Nigeria University of Port Harcourt Teaching Hospital, P. M. B. 6183, Port Harcourt, Nigeria 3 University of Port Harcourt Teaching Hospital, P. M. B. 6183, Port Harcourt, Nigeria 4 University of Port Harcourt Teaching Hospital, P. M. B. 6183, Port Harcourt, Nigeria 5 University of Port Harcourt Teaching Hospital, P. M. B. 6183, Port Harcourt, Nigeria 2 5 Derleme Gürz AA ve ark. Birinci Basamakta Hışıltılı Çocuğa Yaklaşım 1 2 2 3 Ayşenur Alper Gürz , Füsun Ayşin Artıran İğde , Mustafa Fevzi Dikici , Füsun Yarış 1 2 3 Araş.Gör., Doç.Dr., Prof.Dr., Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı ÖZET Birinci Basamakta Hışıltılı Çocuğa Yaklaşım Hışıltılı çocuk terimi, hışıltılı solunumu bir aydan daha uzun süren ve/veya üç ya da daha fazla hışıltı atağı geçiren çocuğu tarif eden klinik bir tanıdır ve çok sayıda intrapulmoner ya da ekstrapulmoner nedenle gelişebilir. Hışıltı, çocuklarda en sık rastlanan semptomlardan birisidir. Değişik çalışmalar bir yaşından küçük çocukların %10-15’inin, beş yaşından küçüklerin ise %25’inin en az bir kez hışıltı ile birlikte seyreden bir solunum yolu hastalığı geçirdiğini göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde beş yaşından küçük çocuklarda hışıltı prevalansı %15-32 arasındadır. Türkiye’de 46.813 çocuğu kapsayan bir araştırmada bu oran %15,1 olarak bulunmuştur. Hışıltı, çocuklarda erişkinlere oranla daha sık görülmektedir. Bu fark çocuklarda hava yollarının dar olması, havanın daha fazla dirence maruz kalması, göğsün genişleme kapasitesinin yetersizliği, elastik doku ve kollaterallerin azlığı ile açıklanabilir. Hışıltılı çocuklar, birinci basamakta karşımıza çıkan çocuk hastaların oldukça büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Bu sebeple birinci basamak hekimleri hışıltı ayırıcı tanısını iyi yapabilmeli, tedavisini düzenleyebilmeli, gerektiğinde konsültasyon ve sevki de içerecek şekilde yönetebilmelidir. Özellikle iki aylığın altında hışıltısı olan, persistan hışıltısı, belirgin solunum sıkıntısı, büyüme geriliği, hışıltıya eşlik eden sistemik bulguları olan çocuklar bir üst basamağa ya da dal uzmanına yönlendirilmelidir. Hastalığın seyrinde, sıklıkla astım gibi kronik bir hastalık geliştiğinde, ebeveynlerin endişeleri değişebilmektedir. Sürekli, kapsamlı ve güncel hizmet sunumu veren birinci basamak hizmet sunucusu, bu endişelerin giderilmesinde, bilgi, beceri ve tutumla ilgili eğitim ihtiyaçlarının karşılanmasında çok önemli bir yere sahiptir. Anahtar Kelimeler: Birinci Basamak, Çocuk, Hışıltı ABSTRACT Approach to Wheezy Infant In Primary Care The term wheezy infant is a clinical diagnosis, describing the wheeze in child that lasts longer than a month, and/or three or more recurrent wheezing attacks and can be developed many of intrapulmonary or extra pulmonary reasons. Wheezing is one of the most common symptoms for children. Various studies indicate that 10-15% of the infants and 25% of the children under five years of age undergo at least once a respiratory disease associated with wheezing. The prevalence of the wheezing for children under five years old is between 15-32% in the developed countries. This ratio had been found as 15.1% in Turkey according to a research that included 46.813 children. Wheezing is more common in children than adults. This difference can be explained by the narrower airways, higher resistance exposure to air, insufficient chest expandability, lack of elastic tissue and collaterals in children. Wheezy children compose quite a large portion of the sick children seen in primary care. For this reason, the family physicians should be qualified to perform the differential diagnoses for wheezing, organize the treatment and manage the process by including consultation and referral if necessary. Especially infants with wheeze under two months, persistent wheeze, significant respiratory distress, growth retardation, children with wheezing accompanied by systemic signs should be directed to a specialist. During the disease course often a chronic disease such as asthma may develop and parents’ anxiety may change. The primary care physician who gives continuous, comprehensive, up-to-date services have a very important role to eliminate this anxiety and to meet the educational necessities related to parents’ knowledge, skills and attitudes toward the illnesses. Key Words: Primary Care, Child, Wheezing Gürz AA, İğde FAA, Dikici MF, Yarış F. Birinci Basamakta Hışıltılı Çocuğa Yaklaşım. TJFMPC 2013;7(2):18-25 GİRİŞ İletişim adresi: Ayşenur Alper Gürz Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Aile Hekimliği AD, Samsun e-mail : [email protected] Geliş Tarihi: 02.01.2012 Kabul Tarihi: 12.03.2013 Hışıltı, genellikle ekspiratuar, bazen iki zamanlı duyulan, genellikle ekspiryumda uzamanın da eşlik ettiği, küçük havayollarında daralmayı gösteren ve çıplak kulakla da işitilebilen, kedi hırıltısına ya da 1 ince ıslığa benzer müzikal bir sestir . Havanın obstrüktif hava yollarında yaptığı türbülans ve hava yolları çeperlerinin oluşturduğu titreşime bağlı olarak gelişir. Hışıltılı çocuk terimi ise, hışıltısı bir 18 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Derleme aydan daha uzun süren ve/veya üç ya da daha fazla yineleyen çocuğu tanımlayan klinik bir tanı olup, birçok intrapulmoner ya da ekstrapulmoner nedenlerden dolayı gelişebilir. Hışıltı, çocuklarda en sık görülen semptomlardan biridir. Değişik çalışmalar bir yaşından küçük çocukların %10-15’inin, beş yaşından küçüklerin ise %25’inin en az bir kez hışıltı ile birlikte seyreden bir solunum yolu hastalığı geçirdiğini göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde, beş yaşından küçük çocuklarda 2 hışıltının prevalansı %15-32 arasındadır . Türkiye’de 46.813 çocuğu kapsayan bir araştırmada 3 hışıltı prevalansı %15,1 olarak bulunmuştur . Hışıltı, sık görülen bir bulgu olmasına rağmen, aileler tarafından net olarak anlaşılamamaktadır. Ailelerin, solunum seslerini doğru algılayıp algılamadıklarını sorgulayan bir araştırmada, hışıltılı solunumu %59 oranında doğru 4 tanımladıkları saptanmıştır . Aileler, hışıltı olarak, burun tıkanıklığı, kaba havlar tarzda öksürük, horlama veya stridordan birisini tarif edebilmektedir. Hışıltı, ilk 1-2 ayda çok nadir izlenir ve bu dönemde hava yolu obstrüksiyonunun, klinik bulgularının neden görülmediği tam olarak anlaşılamamıştır. Bu yaştaki hışıltıya neden olan alt solunum yolları enfeksiyonlarının çoğu, viral enfeksiyonlara bağlıdır. İki aylıktan küçük çocuklarda, Respiratuvar sinsityal virüsün(RSV) en önemli bulgusu hışıltı değil, apnedir. Anneden geçen ya da gelişimsel etkenler yeni doğanlarda virüslere karşı farklı immünolojik cevaba neden olmaktadır. Akciğerin bu dönemdeki yapısının da yeni doğanları ağır hava yolu obstrüksiyonlarından koruduğu ileri sürülmüştür. Fakat iki aylıktan sonra, hışıltı epizodlarının insidansı, belirgin olarak artar ve 2-5 5 yaş arasında pik yapar . Hışıltının, çocuklarda erişkinlere oranla çok daha sık görülmesinin nedeni, çocukların hava yollarının, erişkinlerinkinden daha dar olması ve havanın daha fazla dirence maruz kalmasıdır. Ayrıca çocuklarda göğsün genişleyebilirliği, elastik doku ve kollaterallerin az olması nedeniyle, çocuklar hava yolları atelektazi ve obstrüksiyonlara çok daha 6,7 meyillidir . Hışıltı karakterine göre tipik ve atipik olmak üzere ikiye ayrılır. Bu iki tip, özellikleri ile birlikte, karşılaştırmalı olarak Tablo’1de özetlenmiştir. Çocuklarda, hışıltının ayırıcı tanısı anamnez, fizik muayene, infant solunum fonksiyon testleri (SFT) ve pediatrik fleksiblelaringoskop ve bronkoskopla yapılır. Gürz AA ve ark. Tablo 1. Atipik ve Tipik Hışıltının Karşılaştırmalı Özellikleri Tipik Hışıltı Atipik Hışıltı Ataklar İlk yaş Doğumdan itibaren Atak arası Yok Var semptom Hışıltı Polifonik Lokalize Büyüme gelişme Yok Var geriliği Çomak parmak Yok Var Göğüs deformitesi Yok Var Atopi Var Yok Eozinofili Var Yok IgE Artmış Normal Ayırıcı tanıda, hışıltının karakteri (akut, tekrarlayıcı, persistan) ve risk faktörlerinin belirlenmesi oldukça önemlidir. Çocukta, atopik yapının varlığı, ailede bir veya iki ebeveynin atopik yapıda olması, başka bir nedenle hastanede yatması, okul çağında evde kardeşi olması, kalabalık aile veya kreşte bulunan süt çocukları, hışıltı geçirme şansı yüksek olan riskli 8 gruplardır . Sosyoekonomik durumun hışıltı üzerinde olumlu ya da olumsuz etkisi olduğu 9 bildiren çok sayıda farklı çalışma vardır . Yaşamın ilk altı ayında, anne sütü ile beslenme, pasif sigara içimine maruz kalma, özellikle de annenin sigara içmesi gibi etkenler öyküde 8 sorgulanmalıdır . Hışıltının görüldüğü yaş, çocukta atopinin olup olmaması, solunum fonksiyonlarında değişim ve risk faktörlerine göre hışıltının üç fenotipi belirlenmiştir. Tipik hışıltı, erken geçici, persistan ve geç başlayan karakterde olabilir. Hışıltının; dört haftadan daha uzun sürmesi persistan hışıltı; üç veya daha fazla atak şeklinde gelişmesi ise yineleyen hışıltı olarak 2 tanımlanmaktadır . Tuscon Children’s Respiratory Study çalışmalarına göre, çocukların yarısı altı yaşına kadar hışıltı atağı geçirmemektedir. Hışıltı atağı geçiren diğer yarısının, %20’si erken geçici, %15’i sürekli, %15’i 10 ise geç başlangıçlı hışıltıdır . Erken geçici hışıltı: İlk üç yaşta görülüp, üç yaşından sonra devam etmeyen hışıltıdır. Düşük doğum ağırlığı, prematüre, hamilelikte ve doğum sonrası dönemde sigara içimi risk faktörleri arasındadır. Patogenezde bu çocukların akciğer gelişimlerinin, diğer çocuklara göre geç kalmasının rol oynadığı düşünülmektedir. Genellikle ailede astım ve atopi öyküsü yoktur. 19 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Derleme Persistan hışıltı: Atopik ve atopik olmayan hışıltı olmak üzere iki gruba ayrılır. Atopik hışıltı (astım), hayatın erken döneminde başlar ve genellikle atopik ve genetik predispozisyonla birliktedir. Atopik hışıltısı olan hastalarda; ailede astım öyküsü, hastada alerjik rinit, atopik dermatit gibi allerjik hastalıklar, yüksek IgE, eozinofili, bronş hiperaktivitesi vardır. Atopik olmayan hışıltı ise, persistan hışıltıların %40’ını oluşturur. Büyük kısmında altı yaşına gelinceye kadar viral enfeksiyon bulguları ile seyreden, hava yolu obstrüksiyon semptomları çıkma öyküsü vardır. Genellikle etken RSV’dir. Geç başlangıçlı hışıltı: Üç yaş sonrası başlayan semptomlar, sıklıkla çocukluk ve erişkin çağda da devam eder. Genelde özgeçmişlerinde atopi, sıklıkla atopik dermatit, ve ailede alerjik hastalık hikayesi vardır. Solunum yollarındaki patoloji astım 11 ile uyumludur . Akut hışıltı sebeplerinin başında astım, bronşiolit, yabancı cisim, bronşit ve laringotrakeabronşit (krup) gelmektedir. Kronik hışıltı ise, büyüme gelişme geriliği olan çocuklarda sebep olan hastalığa bağlıdır. Büyüme gelişmesi normal olan çocuklarda ise, klinik olarak genellikle 2-4 günden beri devam etmekte olan burun akıntısı, öksürük, huzursuzluk, iştahsızlık ve hafif ateşi takiben hışıltı ve solunum sıkıntısı ile seyreder. Solunum sıkıntısına rağmen, keyifli görünen ve normal aktivitelerini sürdüren süt çocukları için happy 4 wheezy terimi kullanılmaktadır . Etyoloji : İlk üç yaşta görülen hışıltı epizotlarının çoğunun, viral enfeksiyonlara bağlı olduğu gösterilmiştir (%80-100). Bu enfeksiyonların %80-90’ı RSV’dir. Diğer etkenler ise Parainfluenza, Adenovirus, Influenza, Chlamydiatrochomatis/pneumonia, 2 Mycoplasmapneumonia’dır . Okul öncesi ve okul dönemi çocuklarda ise, hışıltının en sık sebebi olarak astım karşımıza çıkmaktadır (Tablo 2). En Sık Hışıltıya Neden Olan Klinik Durumlar 1. Astım Astım, havayollarının kronik ve enflamatuvar hastalığıdır. Bu enflamasyonda eozinofiller, T hücreleri, mast hücreleri gibi birçok hücre rol oynar. Epidemiyoloji: Astım, çocukluk çağının en sık rastlanan hastalığı olup, bütün ülkelerde görülmektedir. Prevalansı, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte son 20 yılda çocuklarda görülme sıklığı giderek artmaktadır. Ülkemizde “International Study of Asthma and Allergies in Childhood” (ISAAC) anket formu ile Gürz AA ve ark. yapılan çalışmalarda gelişmiş bölgelerde astım 13,14 prevalansı %14,7 bulunmuştur . Türkiye’de 6-12 yaşları arasında astım prevalansı 1992-1996 yıllarında % 9,8iken, 1997-2004 yıllarında % 12,3’e 11 çıktığı gösterilmiştir . Risk faktörleri: 1Kişisel etkenler: a) Genetik: Genel olarak astım % 510 oranında görülür. Anne veya babanın birinde astım mevcutsa, çocukta astım görülme oranı %2030’a çıkarken, anne ve babanın her ikisi de astımlı ise, çocukta astım gelişme sıklığı %60-70 olarak 15 bildirilmektedir . b) Atopi: Astım için yaşa bağımlı bir risk faktörüdür. Özellikle üç yaşın altındaki çocuklarda, ileri yaşta astım için en önemli risk faktörüdür. Atopiklerde astım görülme sıklığı normal kişilere göre 8-10 kat daha fazladır. c) Bronş aşırı duyarlılığı d) Cinsiyet 2Çevresel etkenler: a) Alerjenler b) Solunum sistemi enfeksiyonları c) Sigara d) Hava kirliliği e) Meslek f) Sosyoekonomik düzey g) Aile büyüklüğü h) Diyet i) Obezite 3Tetikleyiciler: a) Alerjenler b) Solunum yolu enfeksiyonu c) Egzersiz d) Hava kirliliği e) Besinsel katkı maddeleri f) İlaçlar Astım; öksürük, hışıltı, nefes darlığı ve göğüste sıkışma hissi gibi şikayetlerin biri veya daha fazlasının tekrarlaması olarak tanımlanabilir. Aksi kanıtlanıncaya kadar, her hışıltılı solunum astım olarak kabul edilmelidir. Öksürük ve hışıltı şikayeti sürekli değildir. Genellikle ataklar halinde ve tekrarlayıcıdır. Ataklar arasında şikayetler, genellikle egzersiz (koşma, merdiven çıkma, yokuş yukarı çıkma, top oynama) sırasında veya hemen sonrasında gelişir. Daha küçük çocuklarda bağırma, ağlama, gülme öksürükleri tetikleyebilir. Alerjen ve sigara başta olmak üzere, diğer solunum yolu irritanları (hava kirliliği, egzoz veya soba dumanları, tütsü veya parfümler, ağır yemek kokuları) öksürük ve/veya hışıltı ortaya çıkmasına neden olur. Öksürükler, daha çok gece veya sabaha karşı olur, klasik olarak kurudur. Bazen öksürükler, küçük çocuklarda ataklar şeklinde gelebilir. 20 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Derleme Gürz AA ve ark. Atopik egzema (bebeklerde her iki yanak, kol ve bacakların ekstansör yüzlerinde, daha büyük çocuklarda ekstremitelerinfleksör yüzleri, boyun ve göz etraflarında eritemli zeminde, kaşıntılı, kuru, makülopapüler lezyonlar), alerjik rinit(göz altında morluk, burun mukozasında solukluk, konkalardahipertrofi, seröz burun akıntısı) gibi eşlik eden başka bir alerjik hastalığa ait bulgular, tekrarlayan hışıltı öyküsü veren çocukta akla astımı getirmelidir. Atak şiddetine göre takipne, dispne, yardımcı solunum kasları kullanımı, siyanoz, bilinç bulanıklığı olabilir. Oskültasyonla akciğerlerde tipik olarak hışıltı, ekspiryumda uzama ve ral, ronküs duyulabilir. Astımlı çocukların asemptomatik dönemlerinde fizik incelemelerinin tamamen normal olabileceği akılda tutulmalıdır. Tanı: Astım klinik bir tanıdır. Tanı sıklıkla öykü ile konulur. Fizik inceleme, laboratuar testleri ve tedaviye yanıt ile tanı desteklenebilir. 16 Astımdan ne zaman şüphelenilmeli? Soğuk algınlığı ve griplerin ‘göğse inmesi’ Griplerden sonra uzun süre geçmeyen kuru öksürük Gece 24’den sonra ortaya çıkan öksürük atakları Egzersizle tetiklenen öksürük, hışıltı Tekrarlayan hışıltı öyküsü Tekrarlayan reaktif hava yolu hastalığı, alerjik bronşit, farenjit, bronşit başlangıcı gibi tanılar almış olma Aile öyküsü bronşit olabileceğinin düşünülmesi Akciğerlerde dinleme bulgusu olmayınca geniz akıntısına bağlı öksürüğün düşünülmesi Tekrarlayan hışıltı ataklarında astım çok sık karşılaşılan bir durumdur ve viral enfeksiyonların hem astım gelişimine zemin hazırladığı hem de astımı tetiklediği unutulmamalıdır. Atopi öyküsü olanlarda alerjik etiyolojiyi araştırmak gerekli olup,üç yaşından küçük çocuklarda deri testlerinin güvenilirliği kısıtlı olduğundan, bu yaş grubunda seçilmiş alerjenler için spesifik, total IgE düzeyi bakılması; daha büyük çocuklarda deri testleri, solunum fonksiyon testleri, ve bronş provokasyon 18,19 . testleri tanıda yardımcı olurlar Astım tamamen ortadan kaldırılabilir bir hastalık olmadığından ana amaç hastalığın etkili ve sürdürülebilir şekilde kontrol altına alınmasıdır. Bu amaçla Uluslararası Astım Uzlaşı Raporlarında başarılı bir astım tedavisinin ana hedefleri ortaya 20 konmuştur . Bu hedefler; 1. Semptomların kontrol altına alınması ve bu kontrolün sürdürülmesi 2. Akciğer fonksiyonlarının mümkün olduğunca normale yakın tutulması 3. Normal fiziksel aktivite seviyesinin sağlanması 4. Astım ilaçlarının olumsuz etkilerinin önlenmesi 5. Geri dönüşümsüz havayolu obstrüksiyonunun gelişiminin önlenmesi 6. Astım morbiditesinin azaltılması (ataklar, acil servis başvuruları ve hastaneye yatışlar) 7. Astım mortalitesinin önlenmesi 17 Astım için klinik indeks Majör kriterler: 1Anne ve babada astım 2Çocukta doktor tanılı egzema Minör kriterler: 1Çocukta doktor tanılı alerjik rinit 2Soğuk algınlığı dışı hışıltı 3Eozinofili>%4 Gevşek indeks: Erken hışıltı + 1 Majör veya iki minör Katı indeks: Erken sık hışıltı (≥ 3) + 1 Majör veya iki minör Fizik muayene ile tanı koymada zorluk 16 nedenleri: Akut ataklarda bile dinleme bulgusunun normal olabilmesi, Bazı hastaların her üst solunum yolu enfeksiyonu(ÜSYE) sırasında Astım tedavisinin birinci ve en önemli ayağı hastayı tetikleyicilerden uzaklaştırmaktır. Tekrarlayan hışıltılarda, bronkodilatatör tedaviye iyi yanıt alınamıyorsa, astım ön tanısından uzaklaşılarak ayırıcı tanı için, daha derinlemesine araştırma yapmak gerekliliği akılda tutulmalıdır 18,19 . 2. Bronşiolit Akut bronşiolit, iki yaşından küçük çocuklarda sıklıkla viral etkenlerin neden olduğu, nezle ve bazen hafif ateş ile başlayıp birkaç gün içinde öksürük, takipne, retraksiyonlar, yaygın hışıltı ve/veya raller ve havalanma artışı ile karakterize, bronşiyollerin enflamasyonu ile seyreden akut 21 solunum hastalığıdır . 21 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Derleme Şekil 1. Bronşiolit etkenleri İki yaşın altındaki çocuklarda bronşiyolitin en sık nedeni RSV’dir ve olguların %50-90’ından 22,23,24 . İlk bulgular burun sorumludur (Şekil 1) akıntısı, öksürük ve hafif ateş gibi üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde başlar. Bir iki gün içerisinde bunu hışıltılı solunum, öksürük, solunum sayısında artış ve göğüste retraksiyonlar izler. Huzursuzluk, beslenme güçlüğü ve kusma gözlenebilir. Solunum sayısı ve kalp hızı artmıştır. Vücut ısısı normal olabileceği gibi yüksek ateş de görülebilir. Konjonktivit, otit, farenjit de bazı hastalarda eşlik edebilir. Dinlemekle, akciğerde sibilanronküs ve raller duyulabilir. Ağır olgularda siyanoz ve apne görülebilir. Beyaz küre sayısı, genellikle normal ya da hafif yüksek olup, periferik yaymada lenfosit hakimiyeti dikkati çeker. Radyolojik olarak her iki akciğerde havalanma fazlalığı (yedi kostadan fazla havalanma, kostaların paralel hale gelmesi, diyafragmada düzleşme, mediasten ve kalp alanında küçülme, yan grafideretrosternal hava mesafesinde artış), peribronşial infiltrasyonlar ve 1,21 atelektaziler görülebilir . Üç aydan küçük bebekler, gestasyonel yaşı 35 haftadan küçük, bir yaş altı bebekler ve orta dereceli bronşiolit bulguları olan hastalarda, hastalık hızlı ilerleyip ağır seyredebileceğinden 21 hastaneye sevkleri gereklidir . Klinikte sıkça karışan astım ve bronşiolitin karşılaştırılması Tablo 3’te verilmiştir. 3. Yabancı Cisim Aspirasyonu İlk defa hışıltı saptanan iki yaş altı çocuklarda, olayın bronşiolit olma ihtimali yüksek olmasına rağmen özellikle üst solunum yolu enfeksiyonu bulgusu olmayan ve ani başlangıçlı olgularda yabancı cisim aspirasyonu akılda tutulmalıdır. Tipik klinik triyad olarak bilinen; lokalize hışıltı, öksürük ve solunum seslerinde azalma, yabancı cismin 25 aspirasyonlarında %40 oranında görülmektedir . Yabancı cisim şüphesi olan olgularda hem tanısal hem de tedavi amaçlı bronkoskopi yapılmalıdır. 4. Bronşiolitis Obliterans Bronşiolitis obliterans küçük hava yollarında fibrozis ve distal bronşiyal lümende obliterasyonla Gürz AA ve ark. karakterize bir hastalıktır. Sebep, adenovirus (tip 26 3,7, 21) ve RSV başta olmak üzere kızamık, influenza gibi viral ve StafilococcusAureus, Grup B Streptokoklar, MycoplasmaPneumonia gibi 27 bakteriyel enfeksiyonlardır . Persistan hışıltı sebeplerindendir. Göğüs ön arka çapında artış görülür. Akciğer grafisi normal olarak görülebilmekle birlikte retikülonodüler dansite artımı görülebilir. Yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi ile bronşektatik genişlemeler ve mozaik 28 difüzyon paterni tespit edilir . 5. Gastroözefageal Reflü (GÖR) GÖR, özellikle ilk yaşlarda yineleyen öksürük ve hışıltı nedeni olabilir. Küçük çocuklarda iştahsızlık, kusma, huzursuzluk, atipik ağlama, uyku bozuklukları, apne, hırıltı gibi bulgular daha belirgindir. İleri dönemlerde, beslenme bozukluklarına bağlı olarak GÖR’lü çocuklarda büyüme geriliği de görülebilir. Erişkinlerde ise göğüste yanma hissi, kusma, geğirme, ağıza acı su gelmesi gibi tipik semptomlar görülür. Beslenmeden sonra oluşan hışıltı, sık kusmalar, belirgin gece semptomları, bronkodilatatör tedavi ile kötüleşme GÖR için spesifiktir. GÖR tanısında en güvenilir yöntem pH-metre ile özefagus alt ucundaki pH değişikliklerinin 24 saat süre ile 29, 30, 31 . kaydedilmesidir 6. Pnömoni Çocuklarda en önemli bulgu öksürük ve ateş ile birlikte takipnenin olmasıdır. Takipne varlığı, alt solunum yolu enfeksiyonlarını, üst solunum yolu enfeksiyonlarından ayırmada en temel bulgudur ancak çok ağır olgularda takipne olmayabilir. Bunun yanında solunum seslerinin azalması, göğüs duvarında çekilmeler, ral, ronküs ve daha ağır vakalarda siyanoz ve burun kanadı solunumunun 1 da görülmesi pnömoni tanısını düşündürmelidir . 7. Bronkopulmoner Displazi (BDP) Prematürite ve yeni doğan döneminde uzun süreli mekanik ventilasyon ve oksijen desteği alma öyküsü olan çocuklarda hışıltının sebebi sıklıkla 32 BPD’dir . Fizik muayenede ral duyulur. BPD büyüme geriliğine neden olabilir. 8. Kistik Fibrozis Tekrarlayan hışıltısı olan çocuklarda, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları da mevcutsa kistik fibrozis (KF)olası tanı olarak düşünülmelidir. KF’de en erken saptanan solunum sistemi bulguları, öksürük ve hışıltıdır. Öksürük, başlangıçta kuru iken zamanla prodüktif forma döner. Hastalarda solunum yolu obstrüksiyon bulguları oluşur. Sık tekrarlayan hışıltı, bronşiolit ve pnömoni atakları gözlenir ve tedaviye dirençlidir. Bronşektazi, nazal polipozis ve pansinüzit tabloya eşlik edebilir. Nazal polip 22 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Derleme saptanan bir çocukta mutlaka kistik fibrozis ekarte 33 edilmelidir . Hastalar yeni doğan uzamış sarılığı, mekonyum ileusu, terin tuzlu olması, yağlı ve pis kokulu gaita çıkarımı, büyüme geriliği açısından sorgulanmalı ve 33 ter testi mutlaka yapılmalıdır . Aile öyküsü sorgulanmalıdır. 9. Tüberküloz Ülkemizde, halen toplum sağlığı açısından önemli bir yer tutan tüberkülozun temas hikayesi, büyüme geriliği ve süregelen ateşi olan hastalarda hışıltı sebebi olabileceği akılda tutulmalıdır. Kilo kaybı ve lenfadenopati sıklıkla eşlik edebilen fizik muayene bulgularıdır. Tüberküloz araştırılmasında tüberkülin deri testi (PPD) ve açlık mide sıvısında mikobakteri 34 aranması kullanılabilir . 10. Primer Siliyer Diskinezi Sık otit, sinüzit, pnömoni ile birlikte situsinversus, bronşektazi, çomak parmak varlığında primer silier diskinezi akla gelmelidir. Tanı için sakarin testi, faz kontrast mikroskop ile silier vuru hızı ölçümü ve nazal biyopsi örneklerinden silia incelemesi 7 yapılabilir . Yutma disfonksiyonu, kalp yetmezliği, hipersensitivite, mediastinal kitleler, vasküler ring ve immün yetmezlik (selektifIgA eksikliği) de nadir görülen hışıltı sebepleridir. Sebep bulunamayan hışıltılı çocuklarda, pasif sigara dumanına maruz kalmanın da etken olabileceği 35 akılda tutulmalıdır . Sevk Kriterleri: Özellikle, iki aylığın altında hışıltısı olan, persistan hışıltısı, belirgin solunum sıkıntısı, büyüme geriliği, hışıltıya eşlik eden sistemik bulguları olan çocuklar bir üst basamağa ya da dal uzmanına 1 yönlendirilmelidir . Sonuç: Hışıltılı çocukların, birinci basamakta karşımıza çıkan çocuk yaş grubu, hastaların oldukça büyük bir kısmını oluşturmasının yanında zaman içinde astım gibi kronik hastalık tablosu geliştiğinde, ebeveynlerin endişe ve çekincelerindeki değişiklikler meydana gelebileceği akılda tutulmalıdır. Hasta ve yakınlarının yaşadıkları korkunun, hastalığa ait bilgi, beceri ve tutum konusunda duydukları eğitim ihtiyacının giderilmesinde, birinci basamak hekiminin sürekli, kapsamlı ve güncel hizmet sunumu açısından çok önemli bir yere sahip olduğu unutulmamalıdır. Gürz AA ve ark. KAYNAKLAR: 1-Kiper N, Köse M., Çocuk Göğüs Hastalıkları Pratik El Kitabı, İstanbul, Medya Tower, 2009. 2- Wilson NM. The significance of early wheezing. ClinExp Allergy 1994; 24: 522-529. 3- Türktaş İ, Selçuk ZT, Kalyoncu AF. Prevalance of asthma and wheezing in Turkish children. World Asthma Meeting. 9-13 Aralık1998 Barselona/ İspanya. EurRespir J 1998 ; (Suppl 29): 52. 4- Camcıoğlu Y. İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri Sempozyum Dizisi Alerjiler Sempozyumu,15-16 Mart 2001, İstanbul, s. 53-60 Sürekli Yayın No: 24. 5- Güler N. Çocuk ve Astım Prevalansı. Güncel Pediatri.2005;71:9-11. 6-Okutan Ö, Çeltik C. Akut Bronşiolitlerde Güncel Bilgiler, 2005;14;5-7. 7-Çokuğraş H. Hışıltılı (wheezy) Çocukta Etyoloji, Tanı, Ayırıcı Tanı ve Yardımcı Laboratuar Teknikleri. İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri Alerjiler Sempozyumu, 15-16 Mart 2012, İstanbul, s.61-71. 8- Karmaus W, Botezan C. Does a higher number of siblingsprotect against the development of allergy and asthma? Areview. J Epidemiol Community Health 2002;56:209-217. 9-Aytemur Solak Z. Astım ve Atopi gelişiminde Hijyen Hipotezi, Toraks Dergisi, 4;3; Aralık 2003. 10- Taussing L.M, Wright A.L, Holberg C.J, Halonen M, Morgan W.S, Martinez F.D. Tuscon Children’s Respiratory Study: 1980 topresent. J. AllergyClin. Immunol. 2003; 111: 661-675. 11-Türk Toraks Derneği Astım Tanı Ve Tedavi Rehberi, 2010, http://toraks.org.tr/upload Files/book/file/410201117401-Astim-Rehberi.pdf. Erişim Tarihi: 18.11.2012 12- Tanaç R. Hışıltılı Çocukta Tanı ve Ayırıcı Tanı (Hangisi Astım). Güncel pediatri. 2005;71:12-14. 13- Bayram I, Guneser Kendirli S ve ark. The prevalence of asthma and allergic diseases in children of schoolage in Adana in Southern Turkey. Turk J Pediatr 2004;46:221-5. 14-Zeyrek CD, Zeyrek F, Sevinc E, Demir E. Prevalence of asthma and allergic diseases in Sanliurfa, Turkey, and the relation to environmental and socioeconomic factors: Is the hygienehypothesis enough? J Investig Allergol ClinImmunol 2006;16:290-5. 15- Akçakaya N. İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri Alerjiler Sempozyumu 15-16 Mart 2001, İstanbul, s. 45-51. 16Türktaş İ. Çocuklarda Astım, http://www.aid.org.tr/sempozyum/cocukta_astim. pdf. Erişim Tarihi: 11.09.2012 23 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Derleme 17- Castro-Rodríguez JA, Holberg CJ, Wright AL,Martinez FD. A clinical in dexto define risk of asthma in young children with recurrent wheezing. Am J RespirCritCareMed2000;162(4 Pt 1):1403-6. 18- Weinberger M, Abu-Hasan M. Pseudo-astma: Whencough, wheezing, and dyspneaare not asthma. Pediatrics. 2007;120:855-64 19- De Benedictis FM, Selvaggio D, Benedictis D. Cough, wheezing and asthma in children: lesson from the past. Pediatric Allergy and Immunology 2004;15:386-93. 20- Global StrategyforAsthma Management and Prevention, Global Initiative for Asthma, 2011. http://www.ginasthma.org Erişim Tarihi: 19.11.2012. 21- Türk Toraks Derneği Akut Bronşiyolit Tanı ve Tedavi Uzlaşı Raporu, 2009 http://toraks.dergisi.org/text.php3?id=631, Erişim Tarihi: 13.12.2011. 22- Stempel HE, Martin ET, Kuypers J, Englund JA, Zerr DM. Multiplviral respiratory pathogens in children with bronchiolitis. ActaPaediatr. 2009 January ; 98(1): 123-6. 23- Orenstein D. Bronchiolitis in: Behrman RE, Kliegman RM, Arvin AM (Eds) Nelson Textbook of Pediatrics.W.B. Saunders Company, 15.ed. Philadelpia 1996; 1211-1213. 24-Payne CB. Bronchiolitis, in: Hilman B (ed.) Pediatric Respiratory Disease: Diagnosisandtreatment. WB Saunders Company, Philadelphia 1993; 205-218. 25- Skoulakis CE, Doxas PG, Papadakis CE, et al. Bronchoscopyforforeign body removal in children. Gürz AA ve ark. A reviewandanalysis of 210 cases. Int J Pediatr Otorhinolaryngol 2000; 53: 143-48. 26- Yalcın E, Doğru D, Haliloğlu M, Özçelik U, Kiper N, Göçmen A. Postinfectious Bronchiolitisobliterans in Children: Clinical and Radiological Profile andPrognosticFactors. Respiration 2003;70:371–375. 27Moonnumakal S.P, Fan L.L. Bronchiolitisobliterans in children. Current Opinion in Pediatrics 2008, 20:272–278. 28Siby P, MoonnumakalandLeland L. Bronchiolitisobliterans in children. Fan Current Opinion in Pediatrics2008, 20:272– 278. 29- Ton M, Suwandhi E, Schwarz SM. GastroesophagealReflux. Pediatr Ann. 2006;35:259-66. 30- Dodge J. Gastro-oesephagealreflux in infants. ActaPaediatr1999; 88: 359-70. 31- Orenstein S. Gastroesophagealreflux. Pediatr Rev1999; 20(1): 24-28. 32- Bush A. Diagnosis of asthma in children under five. Prim CareRespir J 2007;16:7-15. 33- Ratjen F, Döring G. Cysticfibrosis. Lancet 2003;361:681-89 34- Newton SM, Brent AJ, Anderson S, et al. Pediatrictuberculosis. LancetInfecDis. 2008;8:498510. 35- Brown RW, Hanrahan J.P, Castile RG, Tager IB. Effect of maternal smoking during pregnancy on passive respiratory mechanics in early in fancy. Pediatr. Pulmonol. 1995; 19:23-28 24 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Derleme Tablo 2.Yaşa Göre Etiyolojik Faktörler Süt çocuğu Viral enfeksiyonlar RSV Parainfluenzatip 3 Influenzavirüsü Adenovirus Reaktif hava yolu hastalığı (astım) Gürz AA ve ark. 2,10,12 Okul öncesi çağı : Reaktif hava yolu hastalığı- Astım Kistikfibrozis Geniş soldan sağa şantlı konjenital kalp hastalıkları Çevresel etkenler (pasif içimi) Viral enfeksiyonlar RSV Influenza Parainfluenza Adenovirus Yabancı cisim aspirasyonu sigara Okul çağı ve Adolesan dönem: Astım, reaktif hava yolu hastalığı Sigara kullanımı Viral enfeksiyonlar Adenovirus Influenza Malignite Lösemi Lenfoma Lenfosarkom Tüberküloz Silierdiskinezi Bronkopulmonerdisplazi (BPD) Aspirasyonlar GastroözofagealreflüFaringealinkoordina syon Trakeoözofagealfistül Laringotrakeözofageal yarık Bronşiolitisobliterans Konjenitalmalformasyonlar Trakeo-bronşial anomaliler Vasküler anomaliler Akciğer kistleri Kistikfibrozis Tüberküloz Gastroözofagealreflü Maligniteler Lösemi Lenfoma Lenfosarkom Kistikfibrozis Gastroözofagealreflü Mediastinal lezyonlar (Timushiperplazisi) Tüberküloz Konjenital kalp hastalığı (şantlar) Pulmonerhemosiderozis Hipersensitivite pnömonileri Vokal korddisfonksiyonu Histoplasmozis ve diğer mikotik enfeksiyonlar Primer silier diskinezi Anjionörotik ödem Hipokalsemi İmmün yetmezlikler Primersilierdiskinezi Konversiyon reaksiyonu Tablo 3. Astım ve Bronşiolitin Karşılaştırmalı Özellikleri ASTIM Primeretyoloji Virus, alerjen, egzersiz vs. Başlama yaşı %50’si 2 yaş %80’i 5 yaş Tekrarlayan vizing Evet (karakteristik) Hışıltı oluşumu Alerjik veya egzersize bağlı ise akut ÜSYE bulguları Enfeksiyon varsa evet Ailede astım alerji öyküsü Sık Göğüs dinleme bulguları Ekspiratuarvizing, ronküs Eşlik eden alerjik durumlar IgE düzeyi Bronkodilatatöre yanıt Alerjik astımda evet Yüksek (alerjikse) Evet (karakteristik) BRONŞİOİLİT RSV, diğer virüsler <24 ay %70 Yavaş Evet Çocuklarda sık değil İnce sibilanraller Kaba eks-insvizing Genellikle yok Normal Evet veya kısmi 25 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Derleme Yakışan RŞ ve ark. Klinik Uygulama Rehberleri 1 Rabia Şebnem Yakışan , Turan Set 1 2 2 Arş.Gör., Doç.Dr. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı ÖZET Sağlık uygulamalarının kalitesinin artırılması, hataların azaltılması, bakım maliyetinin azalması ve bakımın standardize edilmesi için klinik uygulama rehberleri geliştirilmiştir. Bu yazıda klinik uygulama rehberlerinin tanımı, hazırlanışı ve yararları anlatılmıştır. Anahtar kelimeler: Klinik uygulama rehberleri, kanıta dayalı tıp ABSTRACT Clinical practice guidelines have been developed to increase the quality of health care, to reduce mistakes and costs, and to standardize the health care. The definition, preparation and benefits of the clinical practice guidelines are discussed in this article. Key words: Clinical practice guidelines, evidence based medicine Yakışan RŞ, Set T. Klinik Uygulama Rehberleri. TJFMPC 2013;7(2):26-28 Giriş Hekimlik uygulamaları çok geniş bir yelpazeye sahip olup, pek çok durumda farklı uygulamalarla karşılaşılabilinmektedir. Günümüzde uygulamalardaki bu farklılıkların azaltılması, tıbbi hataların azaltılması, bakımın standardize edilmesi ve sağlık hizmet kalitesinin artırılması için kanıta dayalı tıp uygulamalarının önemi giderek artmaktadır. Kanıta dayalı uygulama, klinik kararları desteklemek için elde edilebilen en iyi kanıtların 1 kullanılma sürecidir . Sağlık hizmetlerinde, kanıta dayalı uygulama, belli bir konuda araştırma sonuçlarının seçilmesi, sonuçların sentezlenmesi ve bu sonuçların klinik uygulama kararları için 2 hazırlanmasıdır . Araştırma ile uygulama arasındaki uçurumu kapatmayı amaçlar. Kanıta dayalı tıp ilkelerinin tüm sağlık disiplinlerinde uygulanması “Kanıta Dayalı Sağlık Bakımı” olarak da tanımlanmaktadır. Bu hareketin hızlanmasında, sağlık sistemleri ve profesyonel örgütlerin taleplerinin yanı sıra tıbbi uygulama hatalarındaki 3 artış da belirleyici olmuştur . Sağlık bakım uygulamalarının kanıta dayandırılması gereklilikleri olarak “bakım maliyetinde artış, bakımın sadece %20’sinin kanıta dayalı olması, hastaların hatalı İletişim adresi: Turan Set Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, 25240, Yakutiye/Erzurum Tel: 0442 2312528 E-mail: [email protected] Geliş Tarihi: 05.01.2012 Kabul Tarihi: 06.03.2013 uygulama kaygısı, hastaların bilgi taleplerinde artış ve sağlık personeline güvenin azalması” konularına dikkat çekilmektedir. Tıptaki bu gelişmeler ve bilgi yoğunluğunun çok fazla artması sonucunda kanıta dayalı uygulamalar çerçevesinde ilgili sürecin yönetilmesi için çeşitli rehberler geliştirilmiştir. Bu yazıda tıpta uygulama rehberinin tanımı, yararları ve hazırlanması hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Tanım Klinik uygulama rehberleri, özel koşullarda hekimlere hastayla ilgili kararlarında yardımcı olmak üzere tasarlanmış sistematik açıklamalardır 4,5 . Rehberler uygulanması zorunlu protokoller değildir. Rehberlerin rolü iki faktör varlığında açıktır: 1) Hasta sonuçlarını etkileyen uygulama çeşitliliği, 2) Etkili uygulama için güçlü verilere 6 dayalı araştırma tabanı varlığı . Rehberler, diğer klinik uygulamalardan izole olarak görülmemelidir. Rehber gelişimi, uygulanması ve değerlendirilmesi bir halkanın birbirine bağımlı aktiviteleridir. Bunlar; araştırmaları pratiğe dönüştürmek, standartların belirlenmesi ve izlemi ile herhangi bir serviste klinik mükemmelliği sağlamak gibi bir dizi tamamlayıcı etkinliğin parçasıdır. Rehberler katkıda bulunur, ancak mükemmel hasta sonuçları sağlamayı ve 6 geliştirmeyi garanti etmek için yeterli değildir . Karar aşamasında hasta katılımını da sağlamalıdır. Rehberler nasıl oluşturulur? Rehberlerin oluşturulması zaman, emek ve ekip çalışması gerektirir. Uygulama rehberlerinin oluşturulmasında sistematik olarak uyulması gereken aşamalar vardır (Tablo 1). 26 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Derleme Klinik uygulama rehberleri oldukça faydalı kılavuzlar olmakla birlikte oluşturulmasında ve 7uygulamada bazı zorluklarla karşılaşılabilmektedir 10 . Tablo 1. Klinik uygulama rehberlerinin hazırlanma 6 basamakları Rehber konusunun seçimi Bir kılavuz geliştirme grubu oluşturulması: Konu ile ilgili her gruptan temsilci olmalıdır. İdari sorumlu, sponsor, proje yöneticisi, araştırmacı, eczacı, hasta, etik inceleme kurulu ve ilgili branşın uzmanları bulunmalıdır. Sistematik literatür taranması Önerilerin oluşturulması Danışma ve kanıtların değerlendirilmesi: Elde edilen veriler dikkatli bir şekilde gözden geçirilmeli, en yüksek kaliteli kanıta dayanan veriler dikkate alınmalıdır. Yayın ve yaygınlaştırma: Öncelikle kullanıcılara sunulmalı ve geri bildirimlere göre son hali verilerek yayınlanmalıdır. Uygulama: Bu dönemde yoğun bir eğitim verilmelidir. Rehberlere erişim kolaylaştırılmalıdır. Gözden geçirme: Her yıl klinik, ekonomik ve hasta tabanlı sonuçlar değerlendirilmeli ve gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Rehber oluşturulmasındaki sorunlar Rehberlerin hazırlanmasında çeşitli sınırlamalar vardır. Kaynakların miktarı ve tutarlılığı, çalışma bulgularının genellenebilirliği ve uygulanabilirliği önemlidir. Öncelikle dayandığı kanıtların iyi olması gerekir. Maalesef bilim her zaman klinik bakımdaki sorulara açık cevaplar sağlayamaz. Buna ek olarak rehberleri desteklemek için kullanılan çalışmalar kötü tasarlanmış veya sınırlı uygulamalara sahip olabilir. Bu faktörler kanıta dayalı yaklaşımın rehber hazırlanmasında önemli olduğunu göstermektedir. Bu nedenle rehberler yeni bilimsel gelişmeler ve teknolojilere ayak uydurarak 11 güncellenmelidir . Uygulama rehberlerinin yararları Kılavuzlar, sağlık bakımının kalitesini artırmak ve objektif medikal kararlar alabilmek için hekimler tarafından tasarlanmıştır. Böylece kaynaklar etkili bir biçimde kullanılarak sağlık harcamaları azaltılabilir (4). Hastaların uygun maliyetli kanıta dayalı bakıma erişebilmeleri sağlanır. Dünyanın birçok bölgesinde, kaynak yoksunluğu nedeniyle bakımın belirli standartlarının uygulanmasının sınırlı kaldığı bilinmektedir. Rehberler, kaynakların önemli ölçüde farklılık gösterdiği ortamlarda uygun maliyetli, kanıta dayalı bakım uygulamasını Yakışan RŞ ve ark. geliştirmeye yönelik pratik bir yaklaşım 12 sağlamaktadır . Birçok çalışmada uygulama rehberlerinin klinik uygulamaları geliştirdiği vurgulanmıştır. Rehberler 13,14 klinikte hasta yaklaşımı için bir temel oluşturur . Kalite ve kullanım yöntemleri için değerlendirme 15 ölçütü sağlar . Rehberler klinik belirsizliklerin azaltılması, daha iyi hizmet verilmesi ve zaman kazanılması açısından önemlidir. Örneğin; birinci basamakta menenjit 16 şüpheli bir vaka ile karşılaştık. Rehbere göre ; 0 akut başlangıçlı ateş (rektal ≥38,5 C veya aksiller 0 ≥38 C) ile birlikte ense sertliği ve/veya bilinç değişikliği ve/veya diğer meningeal irritasyon bulgularının varlığı ve/veya peteşiyal ya da purpural döküntü ile karakterize hastalık tablosu ile karşılaşıldığında meningokoksik menenjitten şüphelenilmelidir. Rehber, bu durumu “olası vaka” olarak açıklamaktadır. Böyle bir vaka ile karşılaşıldığında rehbere göre ileri tetkik ve yatarak tedavi amacıyla üst basamağa yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu durumda hasta menenjit ön tanısı ile bir üst basamağa sevk edilmelidir. Bu vakada kan kültürü yapılması, lökosit sayımı veya daha ileri tetkiklerin yapılması, hastanın sevk kararını değiştirmeyeceği gibi zaman kaybına ve gereksiz sağlık harcamalarına neden olacaktır. Bununla birlikte rehberler yaptırım olarak değil, klinik kararlara yardımcı olarak görülmelidir. Rehberlere uyum yüzde yüz mümkün olmayabilir, klinik durum rehbere uymamak için geçerli bir neden teşkil ediyor olabilir. Bunlar hastayla ilgili komorbid durumlar, yaş ve diğer komplike durumlar olabilir. Hasta sonuçları kaliteyi yansıttığı gibi profesyonel sorumluluğun katı bir temeli olmamalıdır. Uygulama rehberleri klinik kararlara yardımcı olarak görülmelidir. Düzgün ve yerinde kullanılmadığında faydasızdır. Aile Hekimliği Klinisyenliği Bağlamında Uygulama Rehberlerinin Önemi Aile hekimleri yaş, cinsiyet ve rahatsızlık ayrımı yapmaksızın tıbbi bakım arayan her bireye kapsamlı ve sürekli bakım vermekle sorumlu kişisel doktorlardır. Sağlığın korunması ve geliştirilmesi, rehabilitasyon ve tedavi ile ilgili sağlık hizmetlerini bir bütün olarak sunmaktadır. Bütün bunlar göz önüne alındığında aile hekiminin sınırlı bir nüfusa sağlık hizmeti vermesine rağmen hizmet kapsamı oldukça geniştir. Sağlık hizmetlerinin çeşitliliği nedeniyle, kanıta dayalı ve doğru klinik uygulamaların gerçekleştirilmesi için karşılaşılabilecek tıbbi durumlarla ilgili daha fazla kaynağa ihtiyaç duyulacaktır. Bu nedenlerden dolayı uygulama rehberlerinin kanıta dayalı klinik uygulamalarda ve standartların korunmasında 27 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Derleme hekime yardımcı olması açısından, diğer uzmanlık alanlarına göre aile hekimleri için ayrıca önemli olduğu söylenebilir. Uygulamada yaşanan sorunlar Sağlık profesyonelleri rehberin dayandığı kaynağı önemsemektedir. Çünkü hasta sonuçlarına olumlu etkisi olan bir hasta yönetimi sergilediklerinden emin olmak istemektedirler. Başka bir deyişle belirli bir rehberin hastaları için doğru olduğunu ve çalıştıkları sistemin rehberin uygulanması için uygun olduğunu bilmeye ihtiyaçları vardır. Rehberin düzgün uygulanabilmesi için yeterli zaman, ekipman, donanımlı personel, bölümler arası koordinasyon olması gerekmektedir. Rehberlerin yalnızca gelişimi ve benimsenmesi yeterli değil, hasta sonuçlarındaki olumlu katkıları da değerlendirilmelidir. Rehberler özenle araştırılabilir ve titiz bir şekilde hazırlanabilir, ama günlük klinik uygulamalara dâhil olmaya uygun değilse, hasta sonuçlarında farklılığa yol açar 11 böylece geliştirmek için olan çabalar boşa gider . Sonuç Klinisyenler hastalarına mümkün olan en iyi bakımı verebilmek için bilimsel araştırmaları ve güncel bilgileri takip ederek bunları kendi klinik tecrübeleri ve hastaların durumu ve öncelikleriyle sentezlemelidir. Klinik kararların kanıta dayalı yaklaşım temelinde alınmasında uygulama rehberleri yol göstericidir. KAYNAKLAR 1) Stetler CB, Brunell M, Giuliano KK, Morsi D, Prince L, Newell-Stokes V. Evidence-based practice and the role of nursing leadership. J Nurs Adm 1998;28(7-8):45-53. 2) Estabrooks CA. Will evidence-based nursing practice make practice perfect? CJNR 1999;30(4):273-94. 3) Youngblut J, Brooten D. Evidence-based nursing practice: Why is it important?AACN Clin Issues 2001;12(4):468-76. Yakışan RŞ ve ark. 4) Cook DJ, Greengold NL, Ellrodt AG. The relation between systematic reviews and practice guidelines. Ann Intern Med 1997;127:210–6. 5) Clinical Practice Guidelines.In: Field MJ, Lohr KN, eds. 1st ed. Washington DC: National Academy Press 1990:1-166. 6) Twaddle S. Clinical practice guidelines. Singapore Med J 2005;46(12):681-6. 7) Garrnck D, Hendricks AM, Brennan TA. Can practice guidelines reduce the number and costs of malpractice claims? JAMA 1991;266:2856-60. 8) Hadorn DC, McCormick K, Diokno A. An annotated algorithm approach to clinical guideline development. JAMA 1992;267:3311-4. 9) Hyams AL BJ, Lipsitz SR, Shapiro DW, Brennan TA. Practice guidelines and malpractice litigation: a two-way street. Ann Intern Med 1995;122:450-5. 10) Van Amringe M, Shannon TE. Awareness, assimilation, andadoption: the challenge of effective dissemination and the first AHCPRsponsored guidelines. Jt Comm Q Rev Bull 1992;18:397-404. 11) Boston MA. Clinical Practice Guidelines.Washington: Management Decision and Research Center 1998:1-36. 12) IDF Clinical Guidelines Task Force. Global guideline for Type 2 diabetes. Brussels: International Diabetes Federation 2005. 13) Kelly JT. The interface of clinical paths and practice parameters.In: Spath PL, ed. Clinical paths: tools for outcomes management. Chicago: American Hospital Publishing 1994:45-56. 14) Hoffmann PA. Critical path method: an important tool for coordinating clinical care. Jt Comm J Qual Improv 1993;19:235-46. 15) Kellie SE, Kelly JT. Medicare peer review organization preprocedure review criteria: an analysis of criteria for three procedures JAMA1991(265):1265-70. 16) Buzgan T, Tumay Ş, Buyurgan V, Bayazıt Y. Meningokoksik menenjit saha rehberi. Ankara: TC Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü 2005:10-6. 28 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Original Research Bock-Oruma AA et al. Prevalence of Helicobacter pylori-related dyspepsia using a near-patient testing method in Port Harcourt, Nigeria 1 2 3 4 Andrew A. Bock-Oruma , Paul O. Dienye , Alex B. Akani , Nnenna O. Nnadi , Rachel A. Idika 5 1 Shawsand Medical Centre, P. O. Box 6082, Port Harcourt, Nigeria University of Port Harcourt Teaching Hospital, P. M. B. 6183, Port Harcourt, Nigeria 3 University of Port Harcourt Teaching Hospital, P. M. B. 6183, Port Harcourt, Nigeria 4 University of Port Harcourt Teaching Hospital, P. M. B. 6183, Port Harcourt, Nigeria 5 University of Port Harcourt Teaching Hospital, P. M. B. 6183, Port Harcourt, Nigeria 2 ABSTRACT Background: The association between Helicobacter pylori (HP) infection and dyspeptic symptoms has long been established with HP infection having a 5% population attributable risk for dyspepsia. Aim: Using a near- patient testing method, this study determined the prevalence of Helicobacter pylori infection, assessed sociodemographic influence on Helicobacter pylori infection and determined the treatment outcome of the subjects.Design: A prospective study Setting: The study was carried out at the family medicine clinic of the University of Port Harcourt Teaching Hospital, Port Harcourt, Nigeria. Methods: Consenting and eligible 14 dyspeptic patients were tested for Helicobacter pylori using Carbon Urea Breath Test (CUBT). CUBT-positive patients had eradication therapy for Helicobacter pylori, while CUBT-negative patients had empirical therapy. Follow –up period was 8 to 12 weeks. Result: The prevalence of dyspepsia at the University of Port Harcourt Teaching Hospital Family Medicine Clinic was 6%. The mean age of respondents was 38.7±14.5 years. The prevalence of Helicobacter pylori infection in this study was 44.7% with a cure rate of 81.1% using recommended eradication regime. This study also showed a statistically significant relationship between the social class and age of the subjects and Helicobacter pylori infection, with lower socioeconomic class and increasing age being more infected with HP. Conclusion: Primary care management of Helicobacter pylori infection using the near- patient testing approach with good patient outcome can reduce burden on specialist consultation and secondary care facilities. 14 Keywords: Dyspepsia, Helicobacter pylori, Primary care, Near-patient testing, Carbon Urea Breath Test. Bock-Oruma AA, Dienye PO, Akani AB, Nnadi NO, Idika RA. Prevalence of Helicobacter pylori-related dyspepsia using a near-patient testing method in Port Harcourt, Nigeria. TJFMPC 2013;7(2):29-34 Introduction Dyspepsia is generally defined by most clinicians as the presence of upper abdominal pain or discomfort with or without other upper gastrointestinal symptoms, such as nausea, 1 belching, vomiting, etc. Dyspepsia is a common problem in the general population that frequently induces visits to the primary care physician (PCP) and most of these dyspeptic patients are managed by their PCP, with only a minority being referred 2 for endoscopic diagnosis. The prevalence of dyspepsia ranges from 7% in Singapore, 23% in 1 Spain to 45% in Nigeria. Contact: Andrew A. Bock-Oruma Shawsand Medical Centre, P. O. Box 6082, Port Harcourt, Nigeria. e-mail : [email protected] Received date: 17.05.2013 Accepted date: 20.08.2013 Dyspepsia could be due to several causes such as peptic ulcer disease (PUD), reflux disease, drugs (especially non-steroidal anti-inflammatory drugs, NSAIDs), and idiopathic; with overlap of symptoms, 3 making diagnosis difficult. The association between Helicobacter pylori (HP) infection and dyspeptic symptoms has long been established with HP infection having a 5% 1,4 population attributable risk for dyspepsia. HP is an important pathogen for gastroduodenal diseases and more than 50% of the world’s population and nearly 73% of Nigeria’s population 5,6 are infected by this bacteria. Its prevalence is highly variable in relation to age, ethnicity, gender, geography, socioeconomic status as well as the different strains of HP that appear to be associated 7 with differences in virulence, the virulence factor 8 also affecting the clinical outcome of the disease. Helicobacter pylori infection produces a local mucosal and systemic antibody response, which 29 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Original Research allows potential diagnosis of the infection through detection of anti- Helicobacter pylori IgG antibodies in the patient's serum, saliva or urine. Also, Helicobacter pylori antigens may be detected in the patient's stool. Another form of testing relies on the ability of Helicobacter pylori to produce urease, an enzyme that catalyses the hydrolysis of 9 urea to form carbon dioxide and ammonia. Its diagnosis therefore relies on the detection of its antigen or antibody in a patient’s sample, with the detection of antigen giving a more precise result, considering the waning nature of antibodies 10 especially after an infection. Various diagnostic tests for Helicobacter pylori have therefore been developed and they can be broadly classified into invasive and non-invasive tests. The invasive tests utilize endoscopic biopsy samples for histology, culture, rapid urease test (RUT) and polymerase chain reaction (PCR), all with sensitivity and specificity that are well above 90%. The non-invasive tests, however, do not require endoscopy. These include urea breath test (UBT), immunoglobulin G and M serology, stool antigen test, saliva antibody test and urinary antibody 6 test. In primary care, the preferred ways of testing for Helicobacter pylori are serology, urea breath test, 9, 11 and faecal antigen test. The accuracy of these tests, however, has put urea breath test and faecal antigen test using monoclonal antibody test above serology test because of their higher sensitivities and specificities (C-urea breath tests were more accurate than serological tests with median sensitivity and specificity of 96.5% and 96%; vs. 91% and 90%, respectively, for laboratory-based serological tests; vs. 86% and 75.5% for nearpatient serological tests; Stool antigen tests using monoclonal antibodies have sensitivity and specificity of 96% and 97% ). However, the predictive value of a test also depends on the prevalence of the infection in the population, since with decreasing prevalence; there is increasing risk that a positive test result will be a false-positive 9 result. Importantly, these tests can be performed on nearpatient (or point-of-care) testing basis, affording the PCP the opportunity to perform the test at or 3, 12 near the location of patient care. Near-patient testing has the clinical and organizational advantages of decreased turnaround time, shorter therapeutic response interval or prompt therapy control and operator’s level of competence is not important as a trained laboratory technician may not be required. A minor advantage is of course, the substantially improved convenience for the patient, the PCP and the staff performing the test. Bock-Oruma AA et al. A disadvantage that can easily be tackled is the criticism from laboratory physicians and clinical scientists on the lack of analytical performance and 12 quality control of near-patient testing. For patients with dyspepsia, the National Institute for Health and Clinical Excellence (NICE) advises primary care practitioners to adopt a ‘test and treat’ policy before considering a referral for 11 gastroscopy. This approach is also supported by the Maastricht 2–2000 guidelines and primary care guidelines for the management of Helicobacter pylori infection which recommend a test-and-treat approach without endoscopy for adult patients under 45 years presenting in primary care with 3 persistent dyspepsia. However, there is much more limited evidence on the test and treat approach in primary care facilities in Nigeria. The management of dyspepsia is an important issue for both primary care physicians and specialists as the initial approach may dictate both patient outcome and future consumption of health care resources. The study will provide relevant data on the nearpatient testing for Helicobacter pylori infection in a primary care setting in Rivers State. It will provide information on prevalence of Helicobacter pylori infection using CUBT in the area. The study will provide information on the “test-and-treat’’ approach recommended by relevant bodies. This study will go a long way in curtailing irrational use of antibiotics because of the high level of sensitivity and specificity of the test kit, since only patients with positive test result will require eradication therapy with antibiotics. It will also provide information on the family physician being the “gatekeeper’’ of healthcare delivery in the country; in differentiating patients who will need primary or secondary care, manage the uncomplicated conditions, thus reduce burden on secondary care facilities. The objectives of this study are to determine the prevalence of Helicobacter pylori infection, assess sociodemographic influence on Helicobacter pylori infection and to determine the treatment outcome of the subjects. Methods A prospective study of eligible and consenting dyspeptic patients that presented to the Family Medicine Clinic of the University of Port Harcourt Teaching Hospital, and a teaching primary care centre in Port Harcourt, South-South Nigeria. The study was from April to September, 2011. Follow up period was 8 to 12 weeks. Patients studied were aged 15 years and above, with dyspeptic symptoms, defined as epigastric pain, bloating, 30 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Original Research belching or heartburn of at least two weeks’ duration, attending the Family Medicine clinic, UPTH, Port Harcourt. The exclusion criteria were dyspeptic symptoms with alarm symptoms such as weight loss, bleeding, anaemia, dysphagia, jaundice and palpable mass; regular NSAIDs use; antibiotics use of two weeks or less on presentation; proton pump inhibitors and H2receptor blockers use and Pregnancy. Social class definition: The Registrar-General's Social Classes based on Occupation was used in assigning individuals to classes, described as follows: I Professional occupations II Managerial and technical occupations IIIN Skilled non-manual occupations IIIM Skilled manual occupations IV Partly-skilled occupations V Unskilled occupations Individuals are assigned to the classes first by being allocated to an occupational group according to the kind of work they do, then each occupational group is assigned as a whole to one of the Social 13 Classes. Sample size estimation: The study was designed to detect a 5% difference in prevalence of Helicobacter pylori-related dyspepsia, with an alpha error of 5%, acceptable beta error of 20%, and a statistical power of 80%; while the estimated 1 prevalence will be taken as 45%. Using the usual formula for sample size determination for studying proportions in populations of more than 10,000, the minimum required sample size was thus determined to be 14 420 (10% attrition rate inclusive). A computergenerated table of random numbers was used in selecting the eligible subjects. Ethical approval for this study was sought and obtained from the Ethics and Research Committee of the University of Port Harcourt Teaching Hospital, Port Harcourt, Nigeria. The patients were then subjected to urea breath test (Heliprobe breath card and Analyser, Kibion 14 carbon urea AB, Uppsala, Sweden) using following the method described in the UBT protocol. Patients were reviewed with their results; those with positive UBT result had eradication therapy with either of three regimes available while those with negative UBT had empirical therapy with proton pump inhibitors (PPI). Adjuncts that were added to either treatment group were antacids and domperidone. The treatment regimens used were omeprazole, esomeprazole or rabeprazole 20 milligrams plus Bock-Oruma AA et al. amoxicillin one gram plus clarithromycin 500 or 250 milligrams twice daily for fourteen days, with a 15 proven efficacy of 80-95%. 14 Carbon Urea Breath Test (CUBT): The CUBT was done for the patients using the heliprobe test kit (Heliprobe breath card and Analyser, Kibion AB, Uppsala, Sweden). It is a validated tool that can be used in a clinical setting, allowing the preparation 16, 17 In of test results on-site in less than one hour. order to carry out the UBT, after an overnight fast, 14 the patient will swallow a C-labeled ureaTM containing capsule (Helicap ) with water. The overall activity of this capsule is as small as 1 μCi (37KBq). After 15 minutes, the patient will breathe out into a dry cartridge (Heliprobe breath card, Kibion AB, Uppsala, Sweden) through its mouthpiece until the color of the card indicator changes from orange to yellow, which will take about 1min to 2min. Thereafter, the breath card will be inserted into a small desktop Geiger Muller counter (Heliprobe Analyser, Kibion AB, Uppsala, Sweden), and the radioactivity of the breath samples will be read after 250 seconds of an automated process. Finally, the test results are expressed on the liquid crystal display (LCD) of the analyzer in a numeric fashion (0: patient not infected, 1: borderline result, 2: patient infected), which corresponded to radioactivity as count per minute (CPM) : <25 CPM: patient not infected, 25– 50 CPM: borderline result, >50 CPM: patient infected. UBT positive indicates HP-related dyspepsia while UBT negative indicates Non-HPrelated dyspepsia. Data analysis: The data was analyzed using SPSS™ (Statistical Program for Social Sciences) software program version 16.0. Pearson's Chi square was used for detection of differences in categorical variables between the two groups (Helicobacter pylori - positive and Helicobacter pylori- negative). All tests were done using a priori level of significance of 0.05. Results Three hundred and ninety-one subjects, representing 93.1% of the estimated sample size did the pre-treatment urea breath test (UBT). The mean age of the subjects was 38.7±14.5 years. The age range was 15 to 75 years. Two hundred and forty-one representing 61.8% of the subjects were female. Majority of the subjects, 58.2% were of the lower socioeconomic class while only 21.2% were of the upper socioeconomic class (Table 1). 31 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Original Research Bock-Oruma AA et al. Table 1. Social class of the subjects Social class Frequency Percentage I 9 2.4 II 73 18.8 III 80 20.6 IV 80 20.6 V 149 37.6 Total 391 100.0 One hundred and seventy-five of the respondents representing 44.7% tested positive to the urea breath test, 3.5% were indeterminate and 51.8% were negative. This gave a prevalence of 44.7% for HPI in the family medicine clinic of the University of Port Harcourt Teaching Hospital, Port Harcourt, Nigeria (Table 2). The sex of the respondents showed that majority of them, 61.6% were females, giving a male: female ratio of 2:3. However, this did not reflect on the infectivity with Helicobacter pylori, since about the same proportion from both sexes tested positive to Helicobacter pylori, p value = 0.950 (Table 2). Table 2. Sex prevalence of Helicobacter pylori 14 infection using Carbon Urea Breath Test (CUBT) Sex Female Male Total Heliprobe test result Negative Borderline (%) (% ) 9(3.8) 124 (51.4) 78 (52.3) 5 (3.1) 202 14 (3.5) (51.8) Total (%) Positive (%) 108(44.8) 67 (44.6) 175(44.7) 241 (61.6) 150 (38.4) 391(100.0) Pearson’s Chi square = 0.004; p =0.950 (CI= 1.0001.000). Only thirty-seven of the one hundred and seventyfive of the subjects who tested positive representing 21%, had post treatment UBT. Thirty of the subjects, representing 81.1% had negative test results giving a cure rate of 81.1%, while 13.5% had a positive test result (Table 3). 14 Carbon Table 3. Post treatment Test (CUBT) urea breath test result Frequency Negative 30 Borderline 2 Positive 5 Total 37 Urea Breath Percent 81.1 5.4 13.5 100.0 There was statistically significant association between Helicobacter pylori infection and those within the age group of 40 - 49, 50-59 and 70-79 years. This suggests a relationship between increasing age and Helicobacter pylori infection (Table 4). The result of Helicobacter pylori infection and social class showed a statistically significant association between Helicobacter pylori infection and those in social classes II and IV and V. This suggests a significant association between low socio economic class and Helicobacter pylori infection (Table 5). Discussion In general Helicobacter pylori infection is more frequent in developing countries than in developed countries. In developed countries, Helicobacter pylori infection is acquired at fairly constant rate of 3 2–6% per year with prevalence 20–40% in adults. Nigerian data shows that the prevalence of HP 4, 6 infection varies widely from 26.3 to 94.5%. The highest rates were from seroprevalence conducted studies. In this study Helicobacter pylori was diagnosed in 44.8% of the patients. This is higher than result gotten from a seroprevalence 4 study in South Eastern Nigeria, but lower than results from studies done in the western and 6, 18 northern parts of Nigeria. The seemingly low prevalence of Helicobacter pylori -related dyspepsia from this study could be due to several reasons. Firstly, the use of over the counter medications- antibiotics, proton pump inhibitors and H2-receptor blockers by the patients before presentation to clinic could have reduced the 19 sensitivity of the test. Secondly, the decline in the prevalence of Helicobacter pylori infection seen in this study may reflect the steady improvement in the hygienic state of the study population, since the setting for this study was an urban based 4 primary care clinic. Thirdly, previous studies in Nigeria and other parts of West Africa using the 14 TM CUBT (Heliprobe ) were unavailable to compare this study with. The age related prevalence of Helicobacter pylori- dyspepsia from this study has shown a predominance in the third and sixth decade of life. This study agrees with earler studies where it has been shown that Helicobacter pylori –related dyspepsia is higher in adults than in teenagers even though the infection is acquired 5, 20 early in life especially in the developing nations. However, the double-peaked prevalence could be due to earlier findings where prevalence of Helicobacter pylori infection increases by 2-6% per year after adolescence, reaching a plateau of approximately 50% ± 20% by the seventh decade in 4, 21 the developed nations, and this could be higher in the devloping nations. Our study showed no significant relationship between sex prevalence of the subjects in contrast to a study done in the United Kingdom, where the 32 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Original Research male sex was found to be associated with an increased prevalence of helicobacter pylori 22 infection. Our study also showed that those in the lower social economic class V have a higher prevalence of Helicobacter pylori- related dyspepsia as compared to the upper social class I. The study also showed that Helicobacter pylori- related dyspepsia is associated with the lower socieconomic class as compared to the upper socioeconomic class, which 7 is consistent with findings from other studies. The eradication rate of Helicobacter pylori from this study is consistent with findings from other studies where it has been shown that antiHelicobacter pylori treatments using recommended regimens achieves eradication rates 3, 15, 16. This study however, recorded a of 60-95%. low follow-up rate which is a common problem in the study setting. Our study had several limitations. The study was conducted in an urban primary care setting which may not reflect the overall population of primary care attendees which are largely based in suburban and rural settings. The low follow up rate recorded in our study may have led to an overestimation of some of our findings. A population based study or multicentred studies is recommended to look into 14 the cost effectiveness of the CUBT in testing for Helicobacter pylori in the developing countries. Conclusion The prevalence of Helicobacter pylori infection in this study was 44.7% with a cure rate of 81.1% using recommended eradication regime. This study also showed a statistically significant relationship between the social class and age of the subjects and Helicobacter pylori infection, subjects with lower socioeconomic class and increasing age being more increasingly infected. Conflict of interest: We declare that we have no financial or personal relationship(s) which may have inappropriately influenced us in writing this paper. References 1. Mahadeva S, Goh KL. Epidemiology of functional dyspepsia: A global perspective. World J Gastroenterol 2006; 12(17): 26612666. 2. Weijnen CF, De Wit NJ, Numans ME, Kuipers EJ, Hoes AW, Verheij TJM. Helicobacter pylori testing in the primary care setting: which diagnostic test should be used? Alimentary Pharmacology & Therapeutics 2001; 15(8): 1205–1210. Bock-Oruma AA et al. 3. Aziz AFA, Hamzah Z, Tong SF, Nadeson S, Wan Puteh SE. Helicobacter pylori related dyspepsia: prevalence and treatment outcomes at University Kebangsaan Malaysia-Primary Care Centre. Asia Pacific Family Medicine 2009; 8:4 4. Ugwuja EI, Ugwu NC. Helicobacter pylori In Uninvestigated Dyspepsia In Primary Cares In Abakaliki, Nigeria. Online J Health Allied Scs 2007;1:4. 5. Shokrzadeh L, Jafari F, Dabiri H, Baghaei K, Zojaji H, Alizadeh AH, et al. Antibiotics susceptibility profile of Helicobacter pylori isolated from the dyspepsia patients in Tehran, Iran. Saudi J Gastroenterol 2011; 17(4):261-264. 6. Jemilohun AC, Otegbayo JA, Ola SO, Oluwasola OA, Akere A. Prevalence of Helicobacter pylori among Nigerian patients with dyspepsia in Ibadan. The Pan Afr Med J 2010; 6:18. 7. Hunt RH, Xiao SD, Mergraud F, Leon-Barua R, Bazzoli F, van der Merwe S, et al. Helicobacter pylori in developing countries. WGO Global guideline H. pylori 2010. 8. Smith SI, Kirsch C, Oyedeji KS, Arigbabu AO, Coker AO, Bayerdöffer E, et al. Prevalence of Helicobacter pylori vacA, cagA and iceA genotypes in Nigerian patients with duodenal ulcer disease J. Med. Microbiol 2002; 51:851-854. 9. Which test for Helicobacter pylori in primary care? Drug and Therapeutics Bulletin Drug and Therapeutics Bulletinhinari-gw.who.int DTB 2004; 42:71-72 doi:10.1136/dtb.2004.42971. 10. Tanih NF, Clarke AM, Mkwetshana N, Green E, Ndip LM, Ndip RN. Helicobacter pylori infection in Africa: pathology and microbiological diagnosis. Afr J Biotech 2008; 7 (25): 4653-4662. 11. Elwyn G, Taubert M, Davies S, Brown G. Which test is best for Helicobacter pylori? A cost-effectiveness model using decision analysis. Br J Gen Pract 2007 May 1; 57(538): 401–403. 12. Jahn UR, Van Aken H. Near-parient testing-point-of-care or point of costs and convenience? Brit J Anaesth 2003; 90(4):425-27. 13. Adams P, Hurd MD, McFadden D, Merrill A, Ribeiro T, Tiago. Healthy, wealthy, and wise? Tests for direct causal paths between health and socioeconomic 33 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013 Original Research 14. 15. 16. 17. 18. Bock-Oruma AA et al. status. Journal of Econometrics 2003; 112(1):3-56. Naing L, Winn T, Rush BN. Practical issues in calculating the sample size for prevalence studies. Arch Orofacial Sci 2006; 1:9-14. Gilbert DN, Moellering RC, Eliopoulos GM Jr, Sande MA, eds. The Sanford Guide to Antimicrobial Therapy 39th ed. Hyde Park, VT: Antimicrobial Therapy; 2005:13. Jonaitis LV, Kiudelis G, Kupčinskas L. Evaluation of a novel 14C-urea breath test “Heliprobe” in diagnosis of Helicobacter pylori infection. Medicina (Kaunas) 2007; 43(1):32-35. Mansour-Ghanaei F, Sanaei O, Joukar F. Clinical validation of an office-based 14cubt (heliprobe) for Helicobacter pylori diagnosis in Iranian dyspeptic patients. Gastroenterology Research and Practice Volume 2011, Article ID 930941, 5 pages doi:10.1155/2011/930941. Mustapha SK, Pindiga UH, Yusuph H, Goni BW, Jibrin YB. Helicobacter pylori infection among dyspeptic patients at a tertiary hospital in northern Nigeria. The Internet 19. 20. 21. 22. Journal of Infectious Diseases 2011; 9 (2):1-5. Gatta L, Vakil N, Ricci C, Osborn JF, Tampieri A, Perna F, et al. Effect of proton pump inhibitors and antacid therapy on 13 c urea breath tests and stool test for helicobacter pylori infection. Am J Gastroenterol 2004; 823-29. Shmuely H, Obure S, Passaro DJ, Abuksis G, Yahav J, Fraser G, et al. Dyspepsia symptoms and Helicobacter pylori infection, Nakuru, Kenya. Emerg Infect Dis 2003; 9 (9): 1103-07. Van Zanten JOV, Pollak PT, Best LM, Bezanson GS, Marrie T. Increasing prevalence of Helicobacter pylori infection with age: continuous risk of infection in adults rather than cohort effect. J Infect Dis 1994; 169(2):434-37. Moayyedi P, Axona ATR, Feltbowerb R, Duffetta S, Crocombec W, Braunholtzd D, et al. Relation of adult lifestyle and socioeconomic factors to the prevalence of Helicobacter pylori infection. Int. J. Epidemiol 2002; 31 (3): 624-631. Table 4. Age specific prevalence of Helicobacter pylori infection Age group (years) Heliprobe test result Negative (%) <20 20-29 30-39 40-49 50-59 60-69 70-79 Total 7(60.0) 38 (41.5) 71 (57.4) 46 (64.5) 16 (30.4) 12 (50.0) 12 (83.3) 202 (51.8) Borderline (% ) 0 (0) 0 (0) 2 (1.9) 5 (6.5) 5 (8.7) 2 (10.0) 0 (0) 14 (3.5) 2 P value Total (%) X 12 (2.9) 94 (24.1) 125(31.8) 71 (18.2) 53 (13.5) 23 (5.9) 13 (3.5) 391 (100.0) 0.333 3.447 2.935 10.242 5.333 0.429 9.308 Positive (%) 5 (40.0) 56 (58.5) 52 (40.7) 20 (29.0) 32 (60.9) 9 (40.0) 1 (16.7) 175(44.7) Table 5. Prevalence rates of Helicobacter pylori infection in relation to social class Social class Heliprobe test result Total (%) Negative (%) Borderline (% ) Positive (%) I 2 (25.0) 2 (25.0) 5 (50.0) 9 (2.4) II 48 (65.6) 2 (3.1) 23 (31.1) 73 (18.8) III 46 (57.1) 0 (0) 34 (42.9) 80 (20.6) IV 53 (65.7) 3 (2.9) 24 (30.4) 80 (20.6) V 53 (36.0) 7 (4.8) 89 (59.2) 149 (37.6) Total 202 (51.8) 14 (3.5) 175(44.7) 391 (100.0) X 2 1.286 8.803 1.800 10.922 9.127 0.564 0.063 0.867 0.001 0.021 0.512 0.002 P value 0.257 0.003 0.180 0.001 0.003 34 TURKISH JOURNAL OF FAMILY MEDICINE AND PRIMARY CARE (TJFMPC) ▪ www.tjfmpc.com ▪ VOL. 7, NO.2 ▪ JULY 2013
Benzer belgeler
Çocuklarda Helicobacter pylori enfeksiyonu yönetimi
1. Astım
Astım, havayollarının kronik ve enflamatuvar
hastalığıdır. Bu enflamasyonda eozinofiller, T
hücreleri, mast hücreleri gibi birçok hücre rol
oynar.
Epidemiyoloji: Astım, çocukluk çağının en...
MARCH 2014, Volume 8, No 1
be directed to a specialist. During the disease course often a chronic disease such as asthma may develop and parents’
anxiety may change. The primary care physician who gives continuous, comprehen...