Wegener Granülomatozlu Bir Hastada B Hücreli Non
Transkript
Wegener Granülomatozlu Bir Hastada B Hücreli Non
2013;1 (3): 65-69 Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıp Dergisi www.adananumunetipdergisi.com WEGENER GRANÜLOMATOZLU BİR HASTADA B HÜCRELİ NON-HODGKİN LENFOMA GELİŞİMİ B CELL NON-HODGKİN LYMPHOMA DEVELOPMENT İN A PATİENT WİTH WEGENER’S GRANULOMATOSİS Emine Duygu ERSÖZLÜ BOZKIRLİ, Müge AYDIN TUFAN2, Hüseyin ABALI3, Ahmet Eftal YÜCEL2 1Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İç Hastalıkları Kliniği, Romatoloji, 2Adarıa, Başkent Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı, Adana, 3Başkent Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı ÖZET Wegener Granülomatozu (WG) küçük, orta çaplı damarları tutan, başta akciğer ve böbrek olmak üzere birçok dokuyu etkileyebilen sistemik nekrotizan bir vaskülittir. Tam; klinik bulgular, sitoplazmik antinötrofil sitoplazmik antikor (c-ANCA) pozitifliği ve histolojik bulgular zemininde konulur. Bu makalede nadir birliktelik gösteren WG tamlı bir hastanın takibinde gelişen non-Hodgkin lenfoma olgusu sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Wegener Granülomatozu, B hücreli lenfoma, ayrıcı tanı SUMMARY Wegener’s Granulomatosis is a systemic necrotizing vasculitis that involves small, medium-sized vessels, and it may affect many tissues, particularly lung and kidney. The initial diagnosis of WG is based on clinical features, positivity of cytoplasmic-antineutrophil cytoplasmic antibody and histological findings. In this article, we present a rare case of non-Hodgkin lymphoma developing during the treatment of a patient with WG. Key Words: Wegener’s granulomatosis, B-cell lymphoma, differential diagnosis 59 Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2013:1(3) GİRİŞ Wegener Granülomatozu (WG), küçük ve orta çaplı damarları etkileyen nekrotizan, granülomatöz bir vaskülittir. Tüm organları tutabilen sistemik bir vaskülit olup sıklıkla üst ve alt solunum yollan, akciğerler ve böbrekleri etkiler (1). %90 hasta üst ve alt solunum yollan ile ilgili belirtilerle hastaneye başvurur. En sık görülen klinik semptomlar ateş yüksekliği, halsizlik, kilo kaybı, kanlı burun akıntısı ve hemoptizidir. Nekrotizan özelliğiyle nodüler ve kaviter lezyonlann gelişimine neden olmaktadır. Malignite, lenfoma ve tüberküloz’dan ayncı tanısının yapılması önemlidir. Lenfoma ve akciğer kanserlerinde de p-c ANCA pozitifliği olabileceği bilinmektedir(2). Aynca WGTu bir hastanın takibinde gelişebilecek sekonder maligniteler açısından da dikkatli olunmalıdır. WG ve lenfoma ayncı tanısı başlangıçta ve klinik takip sırasında oldukça önemlidir. WG tanısı biyopsi ile küçük damar vaskülitinin gösterilmesiyle konulur. Açık akciğer biyopsisi ile kesin tanı olasılığı %90’lara ulaşmaktadır. En kolay tam yöntemi böbrek biyopsisidir. Böbrek biyopsisinde; fokal nekroz, kresent oluşundan ve immün birikim azlığı yada olmayışı tipiktir. Buna pauci-immun nekrotizan ve kresentik glomerülonefrit denilir (1). WG’lu hastalarda tedavi altında yeni gelişen lezyonlann ayncı tanısı için histopatolojik doğrulama önemlidir. sfenoid sinüste minimal mukozal kalınlaşma tespit edildi. Vaskülit ön tanısıyla Romatoloji kliniğine yatınlan hastanın c-ANCA düzeyi yüksek titrede (1/320) pozitif saptandı. Yapılan cilt biyopsisi lökositoklastik vaskülit, böbrek biyopsisi ise kresentik glomerülonefritle uyumluydu. Bu bulgularla hastaya WG tanısı konuldu. Hastaya 3 gün 1 gr/gün pulse metilprednizolon ardından oral lmg/kg/gün prednol tedavisi başlandı. İntravenöz toplam 7.5 gr siklofosfamid tedavisi verildi. İdame olarak 4 mg prednol ve 150 mg/gün azatiyoprin ile tedaviye devam edildi. 08/2009’da halsizlik yakınmasıyla başvuran hastanın fizik incelemesinde sağ inguinal 1.5 cm, sol inguinal 1 cm, sağ aksiller 1.5 cm, sol aksiller 1 cm ve sağ supraklavikular bölgede 0.5 cm çaplı lenfadenopati saptandı. Yapılan torako-abdominal tomografide paraaortik, retropeıitoneal, peripankreatik, periportal alanda multiple pake tarzında lenfadenopatiler saptandı. Pozitron Emisyon Tomografi (PET)’de bilateral servikal zincirde, supraklavikular, aksiler, mediastende ve abdomende FDG tutulumu gösteren multiple lenf nodlan saptandı (Resim 1). Eş zamanlı c-ANCA kontrolü negatif saptanan hastanın aksiller bölgeden yapılan eksizyonel lenf nodu biyopsi sonucu B hücreli, CD20 pozitif, non-Hodgkin lenfoma olarak rapor edildi. Kemik iliği biyopsisinde de lenfoma tutulumu saptanan hasta medikal onkoloji bölümüne danışıldı. Evre IV düşük grade lenfoma tanısı konulan ve asemptomatik olan hastanın tedavisiz izlemine karar verildi. Azotiyoprin ve steroid tedavisine devam edildi. Bir yıl sonra servikal bölgede ağnlı lenfadenopatisi olan hastaya semptomatik progresyon nedeni ile medikal onkoloji bölümü tarafindan R-CVP (rituksimab 700mg, siklofosfamid 1380 mg, vinkristin 2 mg, prednizolon) tedavisi başlandı. Azotiyoprin OLGU SUNUMU 54 yaşında erkek hasta 07/2007’de halsizlik, eklem ağnlan ve alt ekstremitede döküntü yakınmasıyla romatoloji polikliniğine başvurdu. Laboratuvar incelemesinde sedimentasyon 50 mm/saat, C-reaktif protein 36 mg/L, kreatinin 1,8 mg/dL, tam idrar tetkikinde protein 0,6 gr/L, 10-15 eritrosit, 24 saatlik idrarda 1,5 gr/gün proteinini tespit edildi. Akciğer tomografisi normaldi. Paranazal sinüs tomografisinde bilateral posterior etmoid hücrelerde ve 60 Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2013:1(3) tedavisi kesildi. 8 kür kemoterapiden sonra lenfoma bulgularında regresyon izlendi. Tedavi sonrasında günaşırı 2 mg prednizolon ile 3 yıldır remisyonda takip edilmektedir. Daha az sıklıkla non-Hodgkin lenfoma riski artmaktadır. Bu çalışmada risk direkt olarak siklofosfamidin kümülatif dozuyla ilişkili bulunmuştur (>36 gr). Kümülatif doz, oral siklofosfamid alanlarda aralıklı intravenöz tedaviye kıyasla daha yüksektir. Ancak aralıklı intravenöz tedavide oral uygulamaya göre relaps kısmi olarak daha yüksektir. Siklofosfamid toksitesinden korunmak için 3-6 ay sonunda remisyon elde edildikten sonra siklofosfamid tedavisini azatiyoprin veya metotreksat ile değiştirmek önemlidir(4). ANCA titresi, yeni gelişen klinik semptomlar, artmış enflamatuvar markerlar relapsı tahmin etmek için kullanılır. Ayrıca WG ile lenfomalı olguların tam aşamasında kanşabileciğiyle ilgili yayınlar mevcuttur. Özellikle ekstra nodal lenfoma ile WG ayrıcı tanısı dikkatli yapılmalıdır. Çünkü lenfoma olgularında yeterli biyopsi alınmadığında patolog biyopsiyi nekrotizan granülomatöz iltihap olarak yorumlayabilir. Bu da geç tanı konulmasına ve kemorezistan olguların oluşumuna neden olabilir. Kutanöz lökositoklastik vaskülit, lenfomalarm başlangıç bulgusu olabilir (6). c-ANCA sensivitesi ve spesifitesi WG’de %90’ın üzerindedir. Literatürde kronik sinüzit, göz tutulumu, propitozisli bir olguda yüksek titrede c-ANCA pozitifliği saptanmıştır. Doku tanısı ile bu hastada T-cell lenfoma tanısı konulmuştur (2). Ayrıca literatürde vaskülit tespit edilmeyen ANCA pozitifliği olan iki malign lenfoma olgusu da bildirilmiştir. Zuckerman ve ark. sinüzit, plevral efüzyon, yüksek titrede ANCA pozitifliği olan bir hastada non-hodgkin lenfoma tanısı koymuşlardır (7). Lee ve ark. da pulmoner infîltasyonu ve mediastinal lenf nodu ve c-ANCA pozitifliği olan bir olguda da Bcell lenfoma teşhis etmişlerdir. Lee ve ark. B celi lenfoma hücrelerinin salgıladıkları immünglobulinler ile p-c ANCA yalancı pozitifliğine neden olabileceğini bildirmektedirler (8,9). Vaskülit ve malign Resiml: PET’te FDG tutulumu gösteren multiple lenf nodlan TARTIŞM A Günümüzde WG’da siklofosfamid ve kortikosteroidlerin kullanımıyla remisyon oranlan %85-90’lara ulaşmıştır. Bu hastalarda yeterli tedavi verilmezse 5 yıl içinde %50 relaps oram mevcuttur (3). Bu da indüksiyon tedavisi kadar idame tedavinin önemini göstermektedir. Tedavide kullanılan “altın standart” ilaç siklofosfamid’tir. Ancak kümülatif siklofosfamid kullanımının kısa ve uzun dönem yan etkilerini akılda tutmak gereklidir. Enfeksiyonlar, infertilité, kemik iliği baskılanması, hipogamaglobulinemi, mesane kanseri, myeloid lösemi, lenfoma, melanom dışı cilt kanseri uzun dönem yan etkilerindendir. Non-Hodgkin lenfoma (NHL) riski RA, SLE ve Sjögren Sendromu’nda daha belirgindir. NHL’li olgularda etyolojide immündisregülasyonun rol oynadığı düşünülmektedir, WG’da artmış lösemi riskinde ise tedavide kullanılan alkilleyici ajanlar sorumlu tutulmaktadn(4). Fourschou ve arkadaşları WG’da akut myeloid lösemi ve mesane kanserinde belirgin artış saptamışlardır (5). 61 Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2013:1(3) lenfoma birlikteliği nadirdir. Bugüne kadar toplam üç olgu bidirilmiştir. Hamidou ve ark. c-ANCA ilişkili vaskülitlerde anjioimmünoblastik Tcell lenfoma ve kronik lenfositik lösemi birlikteliğini rapor etmişlerdir (10). WG’da bizim olgumuzda olduğu gibi yeni gelişen lenfadenopati varlığında kanser, lenfoma, infeksiyonlar ve enflamatuvar hastalıkların ayrıcı tanısı ivedilikle yapılmalıdır. Sonuç olarak WG’lu hastaların takibinde yeni gelişen nodül, lenfadenopati varlığında, solid tümörler ve lenfomalar gibi sekonder maligniteler de akla gelmeli ve bu hastalarda doku tanısı için biyopsi yapılmalıdır. Erken tam ve tedavi prognoz açısından önemlidir. Bu nedenle gerek klinik gerek radyolojik olarak kuşkulu olgular dikkatle ele alınmalıdır. 62 Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2013:1(3) KAYNAKLAR: 1-Comarmond C, Cacoub P. Granulomatosis with polyangiitis (Wegener): Clinical aspects and treatment. Autoimmun Rev. 2014 Aug 20. pii: S1568-9972(14)00161-X. doi: 10.1016/j.autrev.2014.08.017. 6- 7-Zuckerman KK,Leventhal L, Wynne C. Positive c-ANCA in a Patient with Lymphoma and Without Vasculitis.J Clin Rheumatol. 1997;3(5):279-81. 1- 2-Shirai T, Takahashi R, Tajima Y, Kohata K, Yamamoto J, Fujii H, Takasawa N, Ishizawa K, Ichinohasama R, Ishii T, Harigae H. Peripheral T cell lymphoma with a high titer of proteinase-3-antineutrophil cytoplasmic antibodies that resembled Wegener's granulomatosis.Intem Med. 2009;48(23):2041-5. 2- 3-Tarzi RM, Pusey CD. Current and future prospects in the management of granulomatosis with polyangiitis (Wegener's granulomatosis).Ther Clin Risk Manag. 2014 Apr 17; 10:279-93. 7- 8-Bematsky S, Ramsey-Goldman R, Clarke AE J Rheumatol. Malignancies and cyclophosphamide exposure in Wegener's granulomatosis. 2008 ;35(l):ll-3. 8- 9-Lee AS, Wiesner O, Gillespie DJ, Witzig TE, Homburger H, Specks UA 70-year-old man with pulmonary infiltrates and a positive antineutrophil cytoplasmic autoantibody test result. Chest. 2005; 127(3): 1045-50. 9- 10-Hamidou MA, El Kouri D, Audrain M, Grolleau JY. Systemic antineutrophil cytoplasmic antibody vasculitis associated with lymphoid neoplasia. Ann Rheum Dis. 2001;60(3):293 3- 4-Miloslavsky EM, Specks U, Merkel PA, Seo P, Spiera R, Langford CA, Hoffman GS, Kallenberg CG, St Clair EW, Tchao NK, Viviano L, Ding L, Rituximab in ANCA-Associated Vasculitis-Immune Tolerance Network Research Group Clinical outcomes of remission induction therapy for severe antineutrophil cytoplasmic antibody-associated vasculitis. Arthritis Rheum. 2013;65(9):2441-9. 4- 5-Faurschou M, Sorensen U, Mellemkjaer L, Loft AG, Thomsen BS, Tvede N, Baslund B. 15.Malignancies in Wegener's granulomatosis: incidence and relation to cyclophosphamide therapy in a cohort of 293 patients. J Rheumatol. 2008;35(1): 100-5. Yazışma Adresi: Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İç Hastalıkları Kliniği, Romatoloji, Adana, Türkiye E-mail: [email protected] Tel: 0-322-3550101 Fa*:0-322-3550105 5- 6-Simon Z, Tarr T, Tôth L, Szucs G, Illés A. Cutaneous vasculitis as an initiating paraneoplastic symptom in Hodgkin lymphoma.Rheumatol Int. 2008;28(7):719-23. 63
Benzer belgeler
manizyazmayarışması - köprübaşı ilçe millî eğitim müdürlüğü
müdür|ükleri tarafindan gerçekleştirilmek iizere, söz konusu yarışmanın
gönülliilük esasına
this PDF file - Ankara Medical Journal
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nöroloji Kliniği
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Acil Tıp Kliniği
- raeddergisi.org
Wegener’s Granulomatosis is a systemic necrotizing vasculitis that involves small,
medium-sized vessels, and it may affect many tissues, particularly lung and kidney. The
initial diagnosis of WG is...