2.Sayı - Dr. Sedat Yıldız. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı
Transkript
2.Sayı - Dr. Sedat Yıldız. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı
İNTEGRATİF TIP DERGİSİ Dergi; Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Ortopedi ve Travmatoloji, Spor Hekimliği, Romatoloji, Nöroloji, Geriatri, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Algoloji, Endokrinoloji, Plastik Cerrahi, Psikiyatri, Acil Tıp uzman hekimleri ve Aile Hekimleri ile; Fizyoterapist, Fizik Tedavi Teknikeri, Rehabilitasyon Hemşiresi, Diyetisyen, Psikolog, Sosyal Hizmet Uzmanı ve diğer sağlık personeli olarak görev yapan sağlık çalışanlarının ve alanda yaşanan sorunlara duyarlı Sağlık Yönetimi, Tıp Hukuku, Etik konularında akademisyenlerin integratif, alternatif ve tamamlayıcı tıp uygulamaları ile ilgili Orijinal Makale, Olgu sunumu, Editöre Mektup, Bilimsel Mektup, Derleme, Eğitim yazıları türünde yayınları kabul eder. İntegratif Tıp Dergisi’nin yayın dili Türkçe ve İngilizce’dir. Yazılar hazırlanırken Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğü ve Yazım Kılavuzu temel alınmalıdır. Türkiye dışındaki ülkelerden yazı gönderen yazarlar için Başlık, Özet, Anahtar kelimeler ve yazıyla ilgili diğer bazı temel bölümlerin Türkçe olarak gönderilmesi zorunlu değildir. Bu bölümler için Türkçe çeviri hizmetleri, yazarlar tarafından gönderilen özgün İngilizce metinler dikkate alınarak dergi editörlüğü tarafından sağlanacaktır. Yazı derlenmesi ve kabulü etkinliklerdeki yuvarlak masa toplantılarında veya elektronik ortamda yapılmaktadır. Gönderilen yazıların daha önce başka bir elektronik ya da basılı mecrada sunulmamış ya da yayınlanmamış olması gerekir. Toplantılarda sunulan yazılar için, organizasyonun tam adı, tarihi, şehri ve ülkesi belirtilmelidir. Yazıların yayınlanmak üzere kabul edilmesi için öncelikli koşullar; özgün olması, bilimsel düzeyinin yüksek olması ve atıf alma olasılığının bulunmasıdır. Yayınlanan yazılardaki kullanılan kaynakların, görüşlerin, bulguların ve sonuçların sorumluluğu yazar veya yazarlarına aittir. Dergi kurulları ve yayıncı yazıların içeriği ile ilgili herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Yazıların formatı ve sunumu uluslararası kılavuzlara uygun olmalıdır. Destekleyenler İntegratif Tıp Derneği (04.04.2013 - 32-011-157) Manuel Akademi Yayınevi (22.02.2013 – Sertifika no: 27361) ĠNTEGRATĠF TIP DERGĠSĠ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE REVIEW / DERLEME 1 2 3 4 5 6 Sedat Yıldız , Ümmü Gül Yıldız , Salih Ürper , Burcu Bahar Kurt , Yücel Kurt , Selçuk Güzel 1 Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi Ve Rehabilitasyon Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Isparta 2 Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları Ve Doğum Anabilim Dalı, Isparta 3 Özel İstanbul Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Van 4 Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı, Isparta 5 Isparta Devlet Hastanesi, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Isparta 6 Özel Diafiz Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Merkezi, Ankara ÇOCUKLUK ÇAĞI VE HĠPNOZ Özet Çocuklarla hipnoz benzeri tekniklerin kullanımı antik çağlara kadar gider. Eski dini metinler, telkin ve inanca dayalı yöntemler ile şifa bulan çocukların bilgilerini içerir. İlkel kültürlerde çocuklar ayinler ve diğer törenlerde trans fenomeni kullanılmıştır. Bu derleme çocuklarda hipnozun tarihsel gelişimi kısaca özetlenmesi amaçlanmıştır. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):1-5. Anahtar kelimeler: Bebek, çocuk, tarihçe, hipnoz CHILDHOOD AND HYPNOSIS Abstract The use of hypnotic-like techniques with children goes back to ancient times. Old religious texts contain accounts of ill children responding to healing methods based on suggestions and faith. Children in primitive cultures have employed trance phenomena in initiations rites and other ceremonies. This review aims to summarize historical evaluation of childhood hypnosis. Turk J Integr Med. 2013;1(2):1-5. Keywords: Baby, children, history, hypnosis Yıldız S, Yıldız UG, Ürper S, Kurt BB, Kurt Y, Güzel S. Çocukluk çağı ve hipnoz. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):1-5. Yazışma Adresi: Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, Isparta – Türkiye E posta: [email protected] Kabul/Yayın Tarihi: 28 Haziran 2013 Çocukluk Çağı ve Hipnoz Yıldız S, Yıldız UG, Ürper S, Kurt BB, Kurt Y, Güzel S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):1-5. Çocuklarla hipnoz benzeri tekniklerin kullanımı antik çağlara kadar gider. Eski dini metinler, telkin ve inanca dayalı yöntemler ile şifa bulan çocukların bilgilerini içerir. İlkel kültürlerde çocuklar ayinler ve diğer törenlerde trans fenomeni kullanılmıştır. Modern hipnozun tarihi, manyetik etkilerin iyileştirici etkisi ile ilgilenen Avusturya`lı bir hekim olan Mesmer ile başlar. Mesmer`in manyetik etkilere olan ilgisi o dönemin astronomi ve fizik uzmanlarının manyetik kuvvetlere olan ilgisinin bilimsel bir uzantısıydı. Mesmer`in 18 yaşındaki bir hastasının tüberküloz, melankoli, öfke, kusma, kan tükürme bayılma sorunları vardı. Hayvan manyetizması ile bu hasta tedavi olmuştu. Aynı dönemde 18 yaşındaki Maria Theresia Paradis adında ve 4 yaşından o güne kör olarak bilinen bir kızın görmeye başlaması ve tedavi kesildikten sonra tekrar görme duyusunu kaybetmesi tıp çevrelerinde tartışmaya yol açtı. Bu dönemde Mesmer bir başka vakası olan 9 yaşında kornea tümörlü bir hastasını tanımladı. Bu vakada manyetizma ile tümörün kısmi olarak küçüldüğü ve çocuğun tümör olan taraftaki ve daha önce hiç görememekte olan gözünün kısmi olarak görmeye başladığını iddia etmiştir (1). Mesmerizm iddialarını araştırmak üzere kurulan Franklin Komisyonu deneysel çalışmalarını bilgi ve beklentilerinin sınırlı olması nedeniyle çocuklar üzerinde sürdürmüştür. Altı yaşında Claude Renand adında tüberkülozlu bir çocuk ve 9 yaşında konvülsiyon ve koresi olan Genevieve Leroux tedaviye alınmış, tedavi sırasında konvülsif kriz olasılığını arttırmak için bir asistan tarafından hızlı piyano müziği çalınmıştı. John Elliotson 1843 yılında konvülsiyon ile birlikte deliryumu ve romatizması olan 18 yaşında bir hastasında kanatma, opium, purgatifler, losyonların uygulanması, kinin, arsenik ve demir gibi medikal tedaviler ile iyileşme izlenememesi üzerine devam eden mesmerik tedaviler ile kısmi iyileşme bildirmiştir. Semptomların iyileşmeye başladığı dönemde doktor hastanın kendisine bağlandığını vurgulamıştır. Bu durum litertürde hipnoterapötik ilişkinin aktarım yönüyle ilgili ilk referanstır. John Elliotson 9-17 yaşları arasında koresi olan ve tedavi süresi 1 gün ile 2 ay arasında değişen 8 vaka daha bildirmiştir (1). Hipnoz çocukluk çağı hastalıklarının tedavisinde son derece etkili olabilir. Yetişkinlerin aksine, çocuklar daha telkin edilebilir oldukları için genellikle hipnoza daha yatkındırlar. Çocukların hayal gücü canlıdır ve bu durum bilinçsizliğe ulaşma ve istenilen değişimi meydana getirmeyi daha kolay kılar. Sonuç olarak, çocuklarla hipnoz istenilen etkili sonuçları çok hızlı meydana getirebilir. Hipnoterapist çocuklarla görselleştirme, hikayeler, kuklalar ve rol yapma oyununu içeren çeşitli teknikleri kullanabilir. Hipnoz çocuklarda ki hastalıkların, bozuklukların ve sorunlarının büyük çoğunluğu için etkili bir tedavi olabilir. Yaygın olanları öğrenme sorunları, akademik performans, anksiyete, yatak ıslatma, benlik saygısı bozuklukları, ödev mücadeleleri, parmak emme ve karanlık korkusunu içerir. Ayrıca boşanma ya da ebeveynin ölümü gibi travmatik olaylarla başa çıkma da hipnoz ile yardımcı olunabilen zorluklardır. Sık kabuslarla mücadele eden çocuklar da hipnozdan yarar görebilir. Hipnoz 2 Çocukluk Çağı ve Hipnoz Yıldız S, Yıldız UG, Ürper S, Kurt BB, Kurt Y, Güzel S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):1-5. cerrahi gibi ciddi bir tıbbi müdahale ile karşılaşıldığında çocukların daha az anksiyete duymasına da yardımcı olabilir (2). Günümüzde uygulanan hipnoterapi en sık, fiziksel semptomlar ve diğer koşullarda kötü alışkanlıkları kontrol etmek için, bir çocuğa nasıl kendi kendini hipnotize edeceğinin öğretilmesini kapsar. Çocuk hipnotize olmak için zihinsel görüntüleri ve gevşeme tekniklerini kullanmayı öğrenir. Hipnoterapi yüzlerce davranış bozukluğunun, kronik hastalıkların ve ağrı ve huzursuzluğun tedavisinde kullanılmaktadır. Lorenz ve arkadaşları tarafından hipnozun kullanıldığı başlıklar şu şekilde özetlenmiştir (3-7). Davranış sorunları: - Parmak emme, saç koparma, Tourette sendromunu içeren alışkanlık/tik bozuklukları - Gece idrar kaçırma (yatak ıslatma) - Uyku terörü, kabuslar ve diğer uyku bozuklukları - Yutma problemleri, gıdadan kaçınma ve boğulma (anatomik problem ya da hastalıkla ilgili olmayan) - Anksiyete ve stres Kronik sorunlar: - Astım Vaka raporları, hipnoterapinin nefes darlığı ve hırıltılı solunum ataklarını azaltabildiğini ve astım ilaçlarına olan bağımlılığı azaltabildiğini destekler. - Kistik fibrozis Kistik fibrozisli çocukları ve yetişkinleri içeren bir çalışma, hipnoterapinin, öksürük semptomları, nefes darlığı, anksiyete ve bu hastaların yaygın görülen diğer sorunlarını azaltabildiğini destekler. - Migren baş ağrısı - Kanser Ağrı kontrolü, tedavi ve tıbbi uygulamalardaki diğer semptomlar: - Kanser hastalarında kronik ağrı 3 Çocukluk Çağı ve Hipnoz Yıldız S, Yıldız UG, Ürper S, Kurt BB, Kurt Y, Güzel S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):1-5. Küçük çalışmaların ilk sonuçları kanserli çocuklarda kronik ağrı yönetiminde hipnoterapinin kullanılabildiğini göstermektedir. - Kemoterapi bulantı ve kusması Antiemetik ilaçlar ve basit rahatlama teknikleri ile hipnoterapiyi karşılaştıran birkaç çalışma, bulantı ve kusmanın azaltılmasında hipnoterapi ve ilaç tedavisinin sadece ilaç tedavisinden daha etkili olduğunu göstermiştir. Hipnoterapi ile tedavi edilen çocuklarda kemoterapi öncesi ve sonrasında daha az bulantı ve kusma izlenmiştir. Tedaviler (ilaç yutma, enjeksiyonlar ve tıbbi uygulamalar): - Çekim, intravenöz uygulamalar, spinal sıvı alma ve kemik iliği işlemleri gibi ağrılı prosedürlerde hipnozun etkili olduğu gösterilmiştir. Amerika Birleşik Devletlerinde Çocuk Hipnozunun Başlangıcı Çocuk hipnozu ile ilgili bilinen ilk bilimsel yayın Science Dergisi`nde “Suggestions in Infancy” başlığı ile yayınlanmıştır (8). Klinik psikoloji kavramını üreten ve 1896 yılında ilk psikoloji kliniğini açan Lightner Witmer, Pediatrics Dergisinde çocukluk çağında hipnozun her derde deva olarak kullanılması ile ilgili eleştiri yazısını yazmıştır (9). R.Osgood Mason, birçok pediatrik sorunda hipnozun destekleyici etkisini bildirmiş, bu uygulamanın her derde deva olduğu veya hastanın bağımsız karar verme kapasitesini zayıflattığı yönündeki iddiaları reddetmiştir. Mason vaka serilerinde; konsantrasyon eksikliği ve okulda hafıza zayıflığı sorunu yaşayan 15 yaşında bir kız çocuğu, gerekli medikal tedavisine uyum sorunu yaşayan 7 yaşında bir erkek çocuğu, sıklıkla gece terörü yaşayan 5 yaşında kız çocuğu ve bağımlılıkları olan 16 yaşında bir erkek çocuğu bildirmiştir. 1900`lerden sonra hem ABD`de hem de Avrupa`da çocuk hipnozuna ilgi azalmış ve 50 yıl boyunca canlanmamıştır. İki dünya savaşında savaştan yaralanarak dönen askerler nedeniyle erişkin hipnozuna olan ilgi artış göstermiştir. 1960`larda birkaç yayın ile gündeme gelen çocukluk çağı hipnozu 1970`lerde yeniden pediatristlerin, çocuk psikiyatristlerinin ve çocuk psikologlarının araştırma alanına girmiştir. Sadece çocuk hipnozuna ayrılmış ilk workshop 1976`da düzenlenmiş; Amerikan Klinik Hipnoz Derneği ve Klinik ve Deneysel Hipnoz Derneği çocuklarda hipnoz ile ilgili çalışmaları desteklemiştir. 1986`da Gelişimsel ve Davranışsal Pediatri Derneği 3 günlük bir eğitimi desteklemiştir ve bu eğitim 23 yıl devam etmiştir. 2010 yılında bu program Ulusal Pediatrik Hipnoz Eğitim Enstitüsü, Minnesota Üniversitesi ve Minnesota Klinik Hipnoz Derneği tarafından geliştirilmiştir (1). 4 Çocukluk Çağı ve Hipnoz Yıldız S, Yıldız UG, Ürper S, Kurt BB, Kurt Y, Güzel S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):1-5. Sonuç Çocuklarla hipnoterapi ile ilgili ilk bilgiler, insan davranışının çeşitli yönleri hakkındaki spekülasyonlar ve mevcut teorilerin çürütülmesi ya da desteklenmesi yönünde anektodlardır. Hipnoza yatkınlığın en fazla olduğu dönemin çocukluk döneminin ortaları olduğu ve bu hipnotik tekniklerin çok çeşitli çocukluk çağı tıbbi ve psikolojik problemleri için uygulanabildiği 19. yy`ın sonunda, bu alanda çalışanlar tarafından bilinmekteydi. 20 yy`ın sonunda pediatrik hipnoterapi; seçilmiş koşullarda hipnozun geleneksel ve ilaç tedavilerine olan üstünlüğünü içeren birçok pediatrik hastalıkta hipnozun önemli etkinliğini destekleyen çok sayıda araştırma ve klinik raporlar ile kanıta dayalı olmaya başladı. 21.yy`ın ilk on yılında, çocuklardaki hipnotik deneyimin fizyolojik uyumunun artan araştırma laboratuvar bulguları ve çeşitli çocuk hastalıklarında giderek artan kontrollü araştırmaların dökümante edildiği çalışmalar da hipnozun etkinliğini desteklemiştir. Kaynaklar 1. Kohen DP, Olness K. Hypnosis and Hypnotherapy with Children, 4th Edition. p:7, Taylor and Francis, 2011. 2. http://www.abouthypnosis.com/childrens-issues.html 3. http://www.med.umich.edu/yourchild/topics/hypnosisc.htm 4. Banerjee S, Srivastav A, and Bhupendra MP. Hypnosis and Self-Hypnosis in the Management of Nocturnal Enuresis: A Comparative Study with Imipramine. American Journal of Clinical Hypnosis 1993;36(2):113-119. 5. Kohen DP, Mahowald MW, and Rosen GM. Sleep-Terror Disorder in Children: The Role of Self-Hypnosis in Management. American Journal of Clinical Hypnosis 1992;34(4):233-244. 6. Kohen DP. Hypnotherapeutic Management of Pediatric and Adolescent Trichotillomania. Developmental and Behavioral Pediatrics 1996;17(5):328-334. 7. Kohen DP and Botts P. Relaxation-Imagery (Self-Hypnosis) in Tourette Syndrome: Experience with Four Children. American Journal of Clinical Hypnosis 1987;29(4):227-237. 8. Baldwin JM. Suggestions in Infancy. Science 1891;1:113-117. 9. Witmer, L. Practical work in psychology. Pediatrics 1896;2:462-471. 5 İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE REVIEW / DERLEME 1 2 3 4 5 Yücel Kurt , Nuray Yücel Polat , Salih Ürper , Sedat Yıldız , Ümmü Gül Yıldız , Sevilay Eriş 6 1 Isparta Devlet Hastanesi, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Isparta 2 Aktif Yaşam Fizik Tedavi Ve Rehabiltasyon Merkezi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Mersin 3 Özel İstanbul Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Van 4 Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi Ve Rehabilitasyon Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Isparta 5 Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları Ve Doğum Anabilim Dalı, Isparta 6 Tarsus Medical Park Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Mersin BİFOSFONATLARLA İLİŞKİLİ ÇENE KEMİĞİ OSTEONEKROZUNDA OZON TERAPİ Özet Bifosfonatlar multiple myelom, solid tümörlerin kemik metastazı, malign hiperkalsemi ve osteoporozda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu derleme bifosfonatlarla ilişkili çene kemiği osteonekrozu vakalarında ozon tedavisinin yeri paylaşılmıştır. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):6-10. Anahtar kelimeler: Bifosfonat, çene, osteonekroz, ozon terapi BISPHOSPHONATE-RELATED OSTEONECROSIS OF THE JAW AND OZONE THERAPY Abstract Bisphosphonates are widely used for treatment of multiple myeloma, bone metastasis of solid tumors, malignant hypercalcaemia and osteoporosis. In this review possible effects of ozone therapy in bisphosphonate-related osteonecrosis of the jaw are shared. Turk J Integr Med. 2013;1(2):6-10. Keywords: Bisphosphonate, jaw, osteonecrosis, ozone therapy Kurt Y, Polat NY, Ürper S, Yıldız S, Yıldız UG, Eriş S. Bifosfonatlarla ilişkili çene kemiği osteonekrozunda ozon terapi. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):6-10. Yazışma Adresi: Isparta Devlet Hastanesi, Kulak Burun Boğaz Servisi, Isparta – Türkiye E posta: [email protected] Kabul/Yayın Tarihi: 28 Haziran 2013 Çene Kemiği Osteonekrozunda Ozon Kurt Y, Polat NY, Ürper S, Yıldız S, Yıldız UG, Eriş S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):6-10. Çene kemiği osteonekrozu nedenleri sıklıkla radyoterapi, kronik osteomiyelit ve herpes zoster enfeksiyonları ile ilişkili olarak oluşur (1). Literatürde metastatik meme kanseri tedavisinde kemoterapi sırasında bifosfonat kullanımına bağlı olarak gelişen ilk vakalar Wang ve arkadaşlarının 2003 yılında yayınladığı 3 vakalık seride bildirilmiştir (2). Bifosfonatların kullanıldığı durumlar Tablo 1`de özetlenmiştir. Tablo 1. Bifosfonatların kullanıldığı durumlar Hastalıklar Multiple myelom Prostat kanseri kemik metastazı Meme kanseri kemik metastazı Paget hastalığı Fibröz displazi Osteogenezis imperfekta Ankilozan spondilit Bifosfonatlar nitrojen içeriklerine göre alkilbifosfonatlar ve aminobifosfonatlar olmak üzere başlıca iki gruptan oluşmaktadır. En sık kullanılan bifosfonat grubu moleküller alendronat, risedronat, zoledronat, ibandronat, pamidronat, tiludronat ve etidronatdır. Aminobifosfonatların kemik rezorpsiyonunu engelleyici etkinlikteki rolü saptandıktan sonra kullanım yaygınlaşmış, fakat yüksek kemik döngüsü nedeniyle özellikle çene osteonekroz oluşturduğu bildirilmiştir. Bifosfonat kullanımına bağlı gelişen kemik nekrozu Bifosfonat kullanımına bağlı gelişen kemik nekrozu baş boyun bölgesinden radyoterapi görmemiş, bifosfonat kullanmış veya kullanmakta olan, normalde mukozayla örtülü olması gerektiği halde en az 6-8 hafta açıkta kalmış kemik lezyonları olarak tanımlanır (3). Amerikan Oral ve Maksillofasiyal Cerrahi Derneği`nin bifosfonat kullanımına bağlı gelişen kemik nekrozu evrelerine göre risk kategori önerileri ve bifosfonat kullanımına bağlı gelişen kemik nekrozu sınıflamasına göre tedavi stratejileri sırasıyla Tablo 2 ve 3`de özetlenmiştir (3,4). 2 Çene Kemiği Osteonekrozunda Ozon Kurt Y, Polat NY, Ürper S, Yıldız S, Yıldız UG, Eriş S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):6-10. Tablo 2. Amerikan Oral ve Maksillofasiyal Cerrahi Derneği`nin bifosfonat kullanımına bağlı gelişen kemik nekrozu evrelerine göre risk kategori önerileri Evre Evre 0 Evre 1 Evre 2 Evre 3 Bulgu Klinik olarak nekrotik kemik yok, nonspesifik klinik bulgular ve semptomlar var Klinik olarak enfeksiyon bulgusu olmadan, asemptomatik hastalarda ekspoze ve nekrotik kemik var Pürülan drenaj olmadan, ekspoze kemik bölgesinde eritem ve ağrı bulguları ile seyreden enfekte ekspoze nekrotik kemik var Ağrı olan hastalarda nekrotik ve açığa çıkmış kemik, aşağıdaki klinik bulgulardan birinin veya daha fazlasının varlığı; alveolar kemik alanının dışında ekspoze ve nekrotik kemiğin genişlemesi (mandibulanın alt sınırı, ramus, maksillar sinüs ve maksillanın zigomatik çıkıntısı) sonucu patolojik fraktür oluşması; ekstra-oral fistül; oroantral ve/veya oronazal bağlantı; veya mandibulanın alt sınırı veya sinüs tabanında osteolizisin genişlemesi Tablo 3. Bifosfonat kullanımına bağlı gelişen kemik nekrozu sınıflamasına göre tedavi stratejileri Evre Evre 0 Evre 1 Evre 2 Evre 3 Tedavi Stratejisi Tedavi endikasyonu bulunmamaktadır. Ağız hijyeni eğitimi gerekmektedir Antibakteriyel ağız gargarası, klinik takip, ağız hijyeni eğitimi ve devam eden bifosfonat tedavi endikasyonlarının gözden geçirilmesi Geniş spektrumlu antibiyotiklerle semptomatik tedavi, antibakteriyal gargara, ağrı kesiciler ve yumuşak doku travmasını engellemek için yüzeyel debridman Antibakteriyal ağız gargarası, antibiyotik tedavisi ve ağrı kesici, enfeksiyon ve ağrının giderilmesi için cerrahi debriman veya rezeksiyon Kılavuzlarda belirtilen bu tedavi yaklaşımlarından nekrotik alanın cerrahi olarak çıkarılması bifosfonat kullanımına bağlı gelişen kemik nekrozu vakalarında en sık kullanılan yöntem olarak görülmekle birlikte bazı yayınlarda ozon terapi uygulamaları da tanımlanmıştır (5-. Agrillo ve arkadaşları cerrahi tedaviye ilave olarak lokal minör küretaj, pre, intra ve postoperatif ozon uygulamasını içeren ozon terapi seanslarını uygulamışlardır. Bu çalışmanın sonunda bifosfonat kullanımına bağlı gelişen kemik nekrozu tedavisinde ozon kullanımının endojen antioksidan sistemi koruyabileceği veya uyarabileceği, dolaşımı arttırabileceği, hemoglobin oranını ve kırmızı kan hücresi konasntrasyonunu arttırabileceği ve retikülohisteosit sistemini stimüle edebileceği bildirilmiştir. Çene damarları gibi küçük çaplı 3 Çene Kemiği Osteonekrozunda Ozon Kurt Y, Polat NY, Ürper S, Yıldız S, Yıldız UG, Eriş S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):6-10. damarların ve kapillerlerin üzerinde bu etkilerin daha belirgin olacağı ve ozon uygulaması ile vasküler ağın zenginleşeceği vurgulanmıştır (5). Multiple myelomlu hastalarda bifosfonat kullanımına bağlı gelişen kemik nekrozu tedavisinde mevcut uygulamaların yeterli olmadığını belirten araştırmacılar 12 multiple myelom hastasında 15 gün antibiyotik tedavisi, cerrahi ve ozon terapi kombinasyonunun etkilerini raporlayarak ozonun biyolojik etkilerinin bifosfonat kullanımına bağlı gelişen kemik nekrozu için bir tedavi seçeneği olabileceğini bildirmişlerdir (6). Bifosfonat kullanımına bağlı gelişen kemik nekrozu vakalarının büyük çoğunluğu oral kavitedaki bir cerrrahi sonrası gecikmiş veya başarısız olmuş iyileşme sürecinin sonunda gelişir. Pirofosfat analoğu kullananlarda oral cerrahilerin çene avasküler nekrozunda önemli bir tetikleyici olduğu bilinmektedir (7). Agrillo ve arkadaşları 33 hastalık bir seride antibiyotik ve antifungal tedavilere ilave olarak 8 seans pre ve post-operatif ozon terapi sonuçlarını bildirmişler ve ozon terapinin cerrahi ve farmakolojik tedavinin etkinliğini arttırdığı, semptomların tamamen yok olduğu ve tam iyileşmenin sağlandığı sonucuna ulaşmışlardır (8). Bu etkilerin hücre proliferasyonunun uyarılması ve yumuşak doku iyileşmesinin artması yoluyla olduğu düşünülmektedir (9). Bevacizumab, bifosfonat ve denosumab içeren kanser tedavisi alan hastalarda gelişen çene kemik nekrozu vakalarında 10 kez medikal ozondan elde edilmiş yağ süspansiyonlarının 10 dakika uygulanması durumunda mukuzal lezyonların düzeldiği, hiçbir hastanın cerrahiye ihtiyaç duymadığı ve hiçbir yan etkinin gözlenmediği bildirilmiştir (10). Son olarak bifosfonat kullanımına bağlı gelişen kemik nekrozu olan 131 vakanın ozon terapi ile tedavi edildiği ve 5 yıllık deneyimlerin paylaşıldığı bir çalışmada olumlu sonuçlar özetlenerek mevcut tedavi kılavuzlarında minimal invaziv cerrahi, antibiyotikler ve antimikotik tedavilere ek olarak ozon terapinin de bir rejenerasyon faktörü olarak dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır (11). Kaynaklar 1. Agrillo A, Filiaci F, Ramieri V, Riccardi E, Quarato D, Rinna C, Gennaro P, Cascino F, Mitro V, Ungari C. Bisphosphonate-related osteonecrosis of the jaw (BRONJ): 5 year experience in the treatment of 131 cases with ozone therapy. Eur Rev Med Pharmacol Sci. 2012;16(12):1741-7. 2. Wang J, Goodger NM, Pogrel MA. Osteonecrosis of the jaws associated with cancer chemotherapy. J Oral Maxillofac Surg. 2003;61(9):1104-7. 4 Çene Kemiği Osteonekrozunda Ozon Kurt Y, Polat NY, Ürper S, Yıldız S, Yıldız UG, Eriş S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):6-10. 3. Doğan Onur Ö, Sofuyev N. Çenelerde Bifosfonat kullanımına bağlı gelişen osteonekrozdan korunma ve tedavi yöntemleri. İstanbul Diş Hekimleri Odası Dergisi. 2011. 4. Migliorati CA, Woo SB, Hewson I, Barasch A, Elting LS, Spijkervet FK, Brennan MT; Bisphosphonate Osteonecrosis Section, Oral Care Study Group, Multinational Association of Supportive Care in Cancer (MASCC)/International Society of Oral Oncology (ISOO). A systematic review of bisphosphonate osteonecrosis (BON) in cancer. Support Care Cancer. 2010;18(8):1099-106. 5. Agrillo A, Petrucci MT, Tedaldi M, Mustazza MC, Marino SM, Gallucci C, Iannetti G. New therapeutic protocol in the treatment of avascular necrosis of the jaws. J Craniofac Surg. 2006;17(6):1080-3. 6. Petrucci MT, Gallucci C, Agrillo A, Mustazza MC, Foà R. Role of ozone therapy in the treatment of osteonecrosis of the jaws in multiple myeloma patients. Haematologica. 2007;92(9):1289-90. 7. Agrillo A, Sassano P, Rinna C, Priore P, Iannetti G. Ozone therapy in extractive surgery on patients treated with bisphosphonates. J Craniofac Surg. 2007;18(5):1068-70. 8. Agrillo A, Ungari C, Filiaci F, Priore P, Iannetti G. Ozone therapy in the treatment of avascular bisphosphonate-related jaw osteonecrosis. J Craniofac Surg. 2007;18(5):1071-5. 9. Vescovi P, Nammour S. Bisphosphonate-Related Osteonecrosis of the Jaw (BRONJ) therapy. A critical review. Minerva Stomatol. 2010;59(4):181-203, 204-13. 10. Ripamonti CI, Cislaghi E, Mariani L, Maniezzo M. Efficacy and safety of medical ozone (O(3)) delivered in oil suspension applications for the treatment of osteonecrosis of the jaw in patients with bone metastases treated with bisphosphonates: Preliminary results of a phase I-II study. Oral Oncol. 2011;47(3):185-90. 11. Agrillo A, Filiaci F, Ramieri V, Riccardi E, Quarato D, Rinna C, Gennaro P, Cascino F, Mitro V, Ungari C. Bisphosphonate-related osteonecrosis of the jaw (BRONJ): 5 year experience in the treatment of 131 cases with ozone therapy. Eur Rev Med Pharmacol Sci. 2012;16(12):1741-7. 5 İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE REVIEW / DERLEME 1 2 3 4 5 6 Sedat Yıldız , Gülsemin Ertürk Çelik , Serhat Duruhan , Zarife Koç , Selçuk Güzel , Mehmet Sıddık Tuncay 1 Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi Ve Rehabilitasyon Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Isparta 2 Lokman Hekim Sincan Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Ankara 3 Muayenehane, Beyin Ve Sinir Cerrahisi, Denizli 4 Özel Kuantum Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Merkezi, Ankara 5 Özel Diafiz Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Merkezi, Ankara 6 Cumhuriyet Üniversitesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Sivas A METHOD OF HEALING IN TRADITIONAL CHINESE MEDICINE COMPLICATIONS AND SIDE EFFECTS FOR CUPPING THERAPY: REVIEW Abstract Cupping is a Traditional Chinese Medicine therapy dating back at least 2,000 years and widely used in complementary medicine practice. Types of cupping include retained cupping, flash cupping, moving cupping, wet cupping, medicinal cupping and needling cupping. Cupping therapy is considered relatively safe. Even so, practitioner should be careful for side effects and complications. In this review; complications and side effects for cupping therapy are summarized. Turk J Integr Med. 2013;1(2):11-17. Keywords: Complications, cupping therapy, side effects, Traditional Chinese Medicine GELENEKSEL ÇİN TIBBINDA BİR ŞİFA YÖNTEMİ KUPA TERAPİSİ UYGULAMASI İLE İLİŞKİLİ YAN ETKİ VE KOMPLİKASYONLAR: DERLEME Özet Geleneksel Çin Tıbbının kupa terapisi en az 2,000 yıllık geçmişi ile yaygın olarak kullanılan bir tamamlayıcı tıp uygulamasıdır. Sabit, ateş ile, hareketli, yaş, tıbbi ve iğne ile uygulama benzeri farklı şekilleri vardır. Kupa terapisi genel olarak güvenli bir uygulamadır. Buna rağmen uygulayıcılar yan etki ve komplikasyonlar konusunda dikkatli olmalıdır. Bu derlemede, kupa terapisi ile temel yan etki ve komplikasyonlar özetlenmiştir. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):11-17. Anahtar kelimeler: Komplikasyonlar, kupa terapisi, yan etkiler, Geleneksel Çin Tıbbı Yildiz S, Celik GE, Duruhan S, Koc Z, Güzel S, Tuncay MS. A method of healing in traditional Chinese medicine complications and side effects for cupping therapy: Review. Turk J Integr Med. 2013;1(2):11-17. Yazışma Adresi: Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, Isparta – Türkiye E posta: [email protected] Kabul/Yayın Tarihi: 28 Haziran 2013 Complications and Side Effects For Cupping Therapy Yildiz S, Celik GE, Duruhan S, Koc Z, Güzel S, Tuncay MS. Turk J Integr Med 2013;1(2):11-17. Cupping is a Traditional Chinese Medicine therapy dating back at least 2,000 years and widely used in complementary medicine practice. Types of cupping include retained cupping, flash cupping, moving cupping, wet cupping, medicinal cupping and needling cupping (1). Cupping therapy is considered relatively safe (2). Even so, practitioner should be careful for side effects and complications. Skin Lesions Circular areas of erythema, ecchymosis or blood blisters symmetrically distributed on the shoulders, back, thorax or lumbar area should suggest the use of this cupping therapy (3). Franco et al, reported clinical blue-red, circular erythematous spots, sometimes covered with crusts, consistent with recent cupping. Particularly in older lesions, they observed atrophiccicatricial lesions and irregular, normal-color, slate gray or hypochromic skin surface. Lesions were observed on the back, on the presternal region and in case of pathologies causing abdominal swelling on the abdomen. It has been reported that the clinical pictures initially diagnosed as dermatophytoses or lesions caused by traumas or violence were later proved to be cupping-related outcomes or complications (4). During wet cupping sessions, instrument assisted mechanical stimulation of the body surface that intentionally creates therapeutic petechiae and ecchymosis representing extravasation of blood in the subcutis (5). Kim et al, reported of skin pigmentation resulting from persistently repeated cupping therapies performed by an unqualified practitioner in South Korea (6). Cupping therapy may lead to dermatoses that may be mistaken for abuse by people unfamiliar with the practices (7). Lin et al reported a case of cupping-related blisters as a result of changes in atmospheric pressure related to the unexpected descent of an airplane (8). Suction bullae and keloids can unusually be observed in prolonged cupping sessions (9,10). As a summary, vacuum effect during cupping therapy should break superficial papillary capillaries and may result in circular erythema, oedema, ecchymoses, purpura, burns, keloids and factitial panniculitis. Anemia and Other Hematologic Diseases After almost 30 sessions of excessive cupping therapies with blood loss over two months can trigger cupping associated anemia (6). A potential risk for anemia is also defined in dry cupping (11). Cupping therapy may induce iron deficiency anemia in healthy people (12). Wet cupping is considered as both cause and cure of iron-deficiency anemia and there is no consensus in current literature (13). The history of prior blood-letting cupping therapy that 12 Complications and Side Effects For Cupping Therapy Yildiz S, Celik GE, Duruhan S, Koc Z, Güzel S, Tuncay MS. Turk J Integr Med 2013;1(2):11-17. probably had caused iron deficiency anemia were reported in 5.3% patients in Korea (14). Acquired hemophilia A was also reported associated with therapeutic cupping as complicated by severe bleeding (15). Burns Despite widespread use of cupping massage, a few burn cases have been reported in the literature (16-19). Kose et al reported a case with 10% superficial and deep partial thickness burns on his right shoulder and back as a complication of fire cupping (16). Kulahci et al, reported a case of a 32-year-old man who suffered burns on his back and shoulders as the result of fire cupping (18). Infections Wet cupping is considered to be a risk factor for hepatitis A, D and E infections in developing countries (20,21). History of wet cupping were also significantly associated with being positive for HBsAg among blood donors (22). Wet cupping is reported as a risk factor of hepatitis B antigen-positivity in the general population (23). Traditional cupping should be a minor risk factor for human T cell lymphotropic virus type I (HTLV-I) infection in endemic areas (24). Jung et al reported a 56-year-old woman with herpes simplex virus infection secondary to acupuncture and cupping (25). Cardiac Hypertrophy Sohn et al reported a case with reversible cardiac hypertrophy in severe chronic anaemia from long-term (more than 10 years) bloodletting with cupping. This was the unique report of bloodletting-induced cardiomyopathy in current literatüre (26). Neurological Complications Blunt et al reported a patient who developed haemorrhagic stroke after cupping therapy to the cervical area. Their hypothesis was about various manners in which cupping might induce haemorrhagic or ischemic stroke with particular reference to the relevant pathologies of the major cervical arteries (27). 13 Complications and Side Effects For Cupping Therapy Yildiz S, Celik GE, Duruhan S, Koc Z, Güzel S, Tuncay MS. Turk J Integr Med 2013;1(2):11-17. Development of Lipoma Schumann et al reported one patient showed a formation of a lipoma in the cupping area after the first treatment session (28). Development of Epidural Abscess Only a few cases of epidural abscess after acupuncture have been reported. Although a rare complication, epidural abscess is a possibility when applying cupping therapy. Therapists need to be aware of human anatomy and must give continuous attention to hygiene throughout the procedure (29 Development of Panniculitis Masses associated with panniculitis induced by cupping are extremely rare (30,31). Moon et al, reported a 56-year-old woman presented with a 10-month history of multiple masses in the posterior neck and right shoulder areas. It has been recorded that the patient repeatedly attempted cupping therapy. After she has been diagnosed as panniculitis the lesion spontaneously resolved unless they are repeatedly stimulated (31). Elevated D-dimer Zhang et al reported a 46-year old non-smoking Chinese man who was found accidently elevated D-dimer during his annual health checkup. They hypothesized that the negative pressure of cupping vacuum ruptured cutaneous capillaries leading to large area of ecchymosis and bruise. The subcutaneous hemorrhage activated clotting factors which caused minute blood clots formation. Following fibrinolysis of clots led to excess production of Ddimer (2). As a result, cupping therapy is an alternative medical procedure that has been widely performed in Asia, Africa and Islamic countries to relieve pain and other diseases. It is known that so many non-health care professionals have performed this procedure. However, there have been few reports on complications, such as skin lesions, anemia and other hematologic diseases, burns, infections, cardiac hypertrophy, neurological complications, vasovagal syncope and foreign body reactions. All complications and side effects caused with cupping 14 Complications and Side Effects For Cupping Therapy Yildiz S, Celik GE, Duruhan S, Koc Z, Güzel S, Tuncay MS. Turk J Integr Med 2013;1(2):11-17. therapy seems preventable, and therefore the first step is increasing the awareness of the public and health care professionals of the risk of these injuries. In Turkey, patients have an increasing interest for traditional and complementary medicine. Our country needs a report system for complications and side effects of traditional and complementary medicine practices as a priority. Such complications can be saved in a central system and this results should provide valuable contributions to international literature. Kaynaklar 1. Cao H, Li X, Liu J. An updated review of the efficacy of cupping therapy. PLoS One. 2012;7(2):e31793. 2. Zhang WH, Wang JH, Yu BX. Cupping therapy-induced elevated D-dimer. Chin Med J (Engl). 2012;125(19):3593-4. 3. Mataix J, Belinchón I, Bañuls J, Pastor N, Betlloch I. Skin lesions from the application of suction cups for therapeutic purposes. Actas Dermosifiliogr. 2006;97(3):212-4. 4. Franco G, Calcaterra R, Valenzano M, Padovese V, Fazio R, Morrone A. Cupping-related skin lesions. Skinmed. 2012;10(5):315-8. 5. Nielsen A, Kligler B, Koll BS. Safety protocols for gua sha (press-stroking) and baguan (cupping). Complement Ther Med. 2012;20(5):340-4. 6. Kim KH, Kim TH, Hwangbo M, Yang GY. Anaemia and skin pigmentation after excessive cupping therapy by an unqualified therapist in Korea: a case report. Acupunct Med. 2012;30(3):227-8. 7. Lilly E, Kundu RV. Dermatoses secondary to Asian cultural practices. Int J Dermatol. 2012;51(4):372-9; quiz 379-82. 8. Lin CW, Wang JT, Choy CS, Tung HH. Iatrogenic bullae following cupping therapy. J Altern Complement Med. 2009;15(11):1243-5. 9. Tuncez F, Bagci Y, Kurtipek GS, Erkek E. Suction bullae as a complication of prolonged cupping. Clin Exp Dermatol. 2006;31(2):300-1. 10. Birol A, Erkek E, Kurtipek GS, Kocak M. Keloid secondary to therapeutic cupping: an unusual complication. J Eur Acad Dermatol Venereol. 2005;19(4):507. 11. Nielsen A, Kligler B, Michalsen A, Dobos G. Did dry cupping cause anaemia? Acupunct Med. 2013;31(2):254. 12. Lee HJ, Park NH, Yun HJ, Kim S, Jo DY. Cupping therapy-induced iron deficiency anemia in a healthy man. Am J Med. 2008;121(8):e5-6. 13. Kim TH, Kim KH, Kang JW, Lee MS. Does wet-cupping (blood-letting cupping) cause iron deficiency anemia? Comments about "a prospective evaluation of adult men with irondeficiency anemia in Korea" published in Internal Medicine. J Acupunct Meridian Stud. 2012;5(3):136-7. 15 Complications and Side Effects For Cupping Therapy Yildiz S, Celik GE, Duruhan S, Koc Z, Güzel S, Tuncay MS. Turk J Integr Med 2013;1(2):11-17. 14. Yun GW, Yang YJ, Song IC, Park KU, Baek SW, Yun HJ, Kim S, Jo DY, Lee HJ. A prospective evaluation of adult men with iron-deficiency anemia in Korea. Intern Med. 2011;50(13):1371-5. 15. Weng YM, Hsiao CT. Acquired hemophilia A associated with therapeutic cupping. Am J Emerg Med. 2008;26(8):970.e1-2. 16. Kose AA, Karabağli Y, Cetin C. An unusual cause of burns due to cupping: complication of a folk medicine remedy. Burns. 2006;32(1):126-7. 17. Iblher N, Stark B. Cupping treatment and associated burn risk: a plastic surgeon's perspective. J Burn Care Res. 2007;28(2):355-8. 18. Kulahci Y, Sever C, Sahin C, Evinc R. Burn caused by cupping therapy. J Burn Care Res. 2011;32(2):e31. 19. Sagi A, Ben-Meir P, Bibi C. Burn hazard from cupping--an ancient universal medication still in practice. Burns Incl Therm Inj. 1988;14(4):323-5. 20. Al-Naaimi AS, Turky AM, Khaleel HA, Jalil RW, Mekhlef OA, Kareem SA, Hasan NY, Dhadain AA. Predicting acute viral hepatitis serum markers (A and E) in patients with suspected acute viral hepatitis attending primary health care centers in Baghdad: a one year cross-sectional study. Glob J Health Sci. 2012;4(5):172-83. 21. Ghadir MR, Belbasi M, Heidari A, Sarkeshikian SS, Kabiri A, Ghanooni AH, Iranikhah A, Vaez-Javadi M, Alavian SM. Prevalence of hepatitis d virus infection among hepatitis B virus infected patients in qom province, center of iran. Hepat Mon. 2012;12(3):205-8. 22. Al-Waleedi AA, Khader YS. Prevalence of hepatitis B and C infections and associated factors among blood donors in Aden City, Yemen. East Mediterr Health J. 2012;18(6):624-9. 23. Fathimoghaddam F, Hedayati-Moghaddam MR, Bidkhori HR, Ahmadi S, Sima HR. The prevalence of hepatitis B antigen-positivity in the general population of Mashhad, Iran. Hepat Mon. 2011;11(5):346-50. 24. Rafatpanah H, Hedayati-Moghaddam MR, Fathimoghadam F, Bidkhori HR, Shamsian SK, Ahmadi S, Sohgandi L, Azarpazhooh MR, Rezaee SA,Farid R, Bazarbachi A. High prevalence of HTLV-I infection in Mashhad, Northeast Iran: a population-based seroepidemiology survey. J Clin Virol. 2011;52(3):172-6. 25. Jung YJ, Kim JH, Lee HJ, Bak H, Hong SP, Jeon SY, Ahn SK. A herpes simplex virus infection secondary to acupuncture and cupping. Ann Dermatol. 2011;23(1):67-9. 26. Sohn IS, Jin ES, Cho JM, Kim CJ, Bae JH, Moon JY, Lee SH, Kim MJ. Bloodletting-induced cardiomyopathy: reversible cardiac hypertrophy in severe chronic anaemia from long-term bloodletting with cupping. Eur J Echocardiogr. 2008;9(5):585-6. 27. Blunt SB, Lee HP. Can traditional "cupping" treatment cause a stroke? Med Hypotheses. 2010;74(5):945-9. 28. Schumann S, Lauche R, Hohmann C, Zirbes T, Dobos G, Saha FJ. Development of lipoma following a single cupping massage - a case report. Forsch Komplementmed. 2012;19(4):2025. 29. Lee JH, Cho JH, Jo DJ. Cervical epidural abscess after cupping and acupuncture. Complement Ther Med. 2012;20(4):228-31. 16 Complications and Side Effects For Cupping Therapy Yildiz S, Celik GE, Duruhan S, Koc Z, Güzel S, Tuncay MS. Turk J Integr Med 2013;1(2):11-17. 30. Lee JS, Ahn SK, Lee SH. Factitial panniculitis induced by cupping and acupuncture. Cutis. 1995;55(4):217-8. 31. Moon SH, Han HH, Rhie JW. Factitious panniculitis induced by cupping therapy. J Craniofac Surg. 2011;22(6):2412-4. 17 İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU BOZUCU ALAN KAYNAKLI METATARSALJİ ve KULAK AĞRISI Aynur Başaran, Neslihan Soran, Seher Küçüksaraç, Ali Yavuz Karahan, Levent Tekin Beyhekim Devlet Hastanesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniği, Konya Integr Tıp Derg. 2013;1(2):18. 36 yaşında, kadın, öğretmen Şikayeti: Boyun ağrısı, ön ayak ağrısı. Hikayesi: 2,5 yıldır ön ayakta ağrısı olan hasta metatarsalji tanısıyla başvurduğu Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı tarafından fizik tedavi programına alınmış, ayakkabı modifikasyonu yapılmış. Daha sonra başvurduğu üniversite hastanesinde ikinci kez fizik tedavi programı uygulanmış, ancak ağrıları gerilememiş. 4 yıldır kulak ağrısı ve boyun ağrısı olan hasta kulak ağrısı yönünden birkaç kez Kulak Burun Boğaz ve Nöroloji uzmanına müracaat etmiş, neden bulunamamış ve verilen ilaçlardan fayda görmemiş. Özgeçmiş: Diş problemi, gastroözofageal reflü, majör depresyon hikayesi. Fizik Muayene: Adler Langer C2-3 hassas, Kipler kaydırma testi pozitif bulundu. Servikal ve torakal bölgede miyofasial bantlar ve tetik noktalar ve metatarsal hassasiyet mevcuttu. Tanı: Bozucu alan kaynaklı metatarsalji ve kulak ağrısı. Tedavi: CTLS Quaddel enjeksiyonu, tetik nokta enjeksiyonu, diş enjeksiyonu ve Belt lenfatik drenaj enjeksiyonu yapıldı. Panoramik diş grafisi istendi. 3. molar dişin bastığı gözlendi. Bu molar dişin bozucu alan olduğu düşünüldü ve diş çekimi ve mevcut diğer problemlerin tedavisi için hasta diş hekimine konsülte edildi. Diş çekiminden sonra hastanın metatarsaljiyle birlikte boyun ağrısı ve kulak ağrısı da geriledi. Sonuç: Dişler bozucu odak veya alan olarak sık karşımıza çıkmaktadır. Oluşan sorun bu bölgedeki vejetatif sinir sistemi üzerinden üst merkezlere iletilir. Bu da vücut regülasyonunda bozulma ve normal vücut fonksiyonunda sapma oluşturur. Bozucu alan tedavisinden sonra regülasyon normale döner. Bu vakada bozucu alan tedavisi ile regülasyon sağlandı. İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU Serkan Tunay Gata, Anesteziyoloji Ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara NON-SPESİFİK NÖROPATİK AĞRI ŞİKAYETİNDE NÖRALTERAPİ 70 yaşında bayan hasta Şikayeti: Ayak tabanı ve çevresinde yanma. Hikayesi: Yaklaşık 5 yıldır olan her iki ayak altında yanma semptomunun ön planda olduğu nöropatik ağrı şikayeti ile başvuran hasta daha önce almış olduğu medikal tedavilerden fayda görmemişti. Öyküde ağrı ve yanma şikayeti etyopatolojisine yönelik özellik arz eden bir duruma rastlanmadı. Özgeçmiş: Bilinen dahili veya nörofizyolojik bulgusu yok. Fizik Muayene: Anlamlı bozucu alan tespit edilemedi. Tanı: Etyolojisi bilinmeyen hafif nöropatik şikayetler Tedavi: Hastaya ilk olarak her iki fibula başının çevresindeki akupunktur noktalarına Quaddel enjeksiyonu yapıldı. Aynı noktalara insülin ucu ile dik olarak girilerek toplamda 1cc %2 lidokain ve 4cc %0,9 NaCl karışımı uygulandı. Birinci seans sonunda hastanın şikayetlerinde belirgin bir değişiklik olmadı. İkinci seans tedavi intravenöz uygulama olarak planlandı. Antekübital bölgeden yapılan girişimle 2cc solüsyon intravenöz olarak verilerek 0,5cc solüsyon da vasküler cidara uygulanarak işlem sonlandırıldı. İşlem sonunda hasta ayaklarındaki yanma şikayetinin tamamen ortadan kalktığını ifade etti. Hasta tedaviye devam etmedi ve 2 ay sonra yapılan takibinde hastanın genel olarak rahat olduğunu, ancak son günlerde bacaklarda yanma hissinin başladığı dönemdekine benzer bir hisse kapıldığı tespit edildi. Sonuç: Alt ekstremitede görülen non-spesifik nöropatik şikayetlerde nöralterapi etkili olabilir. Hastanın şikayeti azaldıktan sonraki süreçte takip edilmesi de önem arz etmektedir. İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU Serkan Tunay Gata, Anesteziyoloji Ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara VERTİGO VE NÖRALTERAPİ 58 yaşında bayan hasta Şikayeti: Başdönmesi. Hikayesi: Yaklaşık 2 aydır olan ve yattığında ortaya çıkan baş dönmesi şikayeti tarifliyordu. Öyküde başdönmesi şikayeti etyopatolojisine yönelik özellik arz eden bir duruma rastlanmadı. Özgeçmiş: Altı ay önce karpal tünel sendromu tanısı nedeniyle operasyon geçirmiş. Fizik Muayene: . Sol el bileği iç kısmında yaklaşık 7cm uzunluğunda bir insizyon skarı mevcuttu. Tanı: Vertigo Tedavi: Hastanın semptomlarını gözlemek amacıyla ve işlem sonrası bir değişiklik olup olmadığını kıyaslayabilmek için hasta düz bir zeminde yatırıldı ve şikayetinin o an olup olmadığı sorgulandı. Mevcut şikayetler yatmakla ortaya çıkmıştı ve hastaya yaptırılan aktif hareketlerle şikayeti daha da artmıştı. Hastadaki insizyon skarının bir bozucu alan olacağını düşünerek ilk müdahalenin bu bölgeden yapılması planlandı. 1cc %2''lik lidokain ve 4cc %0,9 NaCl solüsyonu karıştırılarak elde edilen 5cc karışımı skar dokusunun içine uygulandı..İşlem sonunda hasta tekrar düz zemine yatırılarak şikayetlerinde bir değişiklik olup olmadığı sorgulandı. Hasta şikayetlerinin tamamen ortadan kalktığını ifade etti. Yaptırılan hızlı ve aktif hareketlerle de şikayetleri ortaya çıkmamıştı. 3 gün sonra ve 2 ay sonra yapılan takiplerinde hasta şikayetlerinin tamamen iyileştiğini, hatta operasyon geçirdiği kolda mevcut olan ağrı şikayetinin de tamamen geçtiğini ifade etti. Sonuç: Biz bu insizyon hattındaki hücrelerin normal istirahat membran potansiyellerini kaybederek vücuda anormal impulslar gönderen bir bozucu alana dönüştüğünü düşündük. Yaptığımız enjeksiyonla hücreleri tekrar normal istirahat membran potansiyeline ulaştırdığımızı ve bu şekilde hastayı tedavi ettiğimizi düşünüyoruz. İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU Münevver Fatma Şaşmaz Bio-Fiz Tıp Merkezi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Ankara AĞRI VE ÖYKÜDE ZAMANSAL İLİŞKİ 84 yaşında, erkek hasta Şikayeti: Bel ağrısı Hikayesi: Kronik bel ağrısı şikayetiyle başvurdu. Özgeçmiş: Bypass ameliyatı Fizik Muayene: Bel hareketleri kısıtlı olduğu, Dorsal kifozun eşlik ettiği, nörolojik muayenesinin normal olduğu tespit edildi. Lomber bölgede bilateral paravertebral spazmı vardı. Grafide lomber spondiloz bulguları mevcuttu. Kemik mineral yoğunluğu değerleri düşüktü. Tanı: Kronik mekanik bel ağrısı Tedavi: Bel bölgesine fizik tedavi ile beraber nöralterapi başlandı. Haftada bir seans olacak şekilde lomber tetik noktalara ve segmentine uygulamalar yapıldı. Osteoporoz için medikal tedavi düzenlendi. Üçüncü hafta sonunda ağrılarında %60 azalma olmuştu ancak hareket kısıtlılığı devam ediyordu. Bunun üzerine tekrar sorgulandığında şikayetlerinin bypass operasyonu sonrasında başladığını bildirmesi üzerine 4. seansta göğüs ön duvarındaki yaygın operasyon skarına enjeksiyon uygulandı. Dakikalar içinde gelişen bir rahatlama ile bel hareket açıklığında gelişme sağlandı. Bir ay sonra yapılan takibinde ağrısında rahatlamanın devam ettiği ve yıllardır ilk defa dik pozisyonda yürüyebildiğini ifade etti. Sonuç: Bu vakada segmental tedavi ile yarar gören bir hastanın anamnezinde belirttiği şikayetlerindeki zamansal ilişkinin doğru saptanması ile tedaviden faydalanma oranının çok daha fazla artabileceği görülmektedir. İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU Neslihan Soran, Seher Küçüksaraç, Aynur Başaran, Ali Yavuz Karahan, Levent Tekin Beyhekim Devlet Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon Kliniği, Konya BOZUCU ALAN KAYNAKLI SERVİKAL AĞRI 40 yaşında kadın Şikayeti: Boyun ağrısı Hikayesi: 20 gün önce başlayan mekanik boyun ağrısı olan hasta konvansiyonel tedavilere yanıt vermemiş. Özgeçmişi: 3 NSVY doğum. Fizik muayene: Adler Langer C4-7 hassas , kipler kaydırma testi normal. Boyun EHA açık ve ağrılı idi. Spurling testi negatifti. Her iki üst ekstremite kas gücü 5/5 DTR normoaktif, duyu muayenesi normaldi. Labaratuvar: Patoloji tespit edilmedi. Radyografi: Servikal grafide dejeneratif spondiloartritle uyumlu bulgular izlendi. Tanı: Bozucu alan kaynaklı boyun ağrısı. Tedavi: CT segmental Quaddel enjeksiyonu ve aşı skar enjeksiyonu yapılan hastada reaksiyon fenomeni gelişti. Kinezyolojik muayenede uterus bozucu alan olarak değerlendi. Ürogenital pleksus enjeksiyonu yapılan hastanın ağrısı dramatik olarak geriledi. Tartışma: Bozucu alan, yakın çevreleri dışında değişik uzak bölgelerde çeşitli etkiler yaratır. Oluşması ve yerleşmesi çeşitli biyokimyasal, biyomekanik ve nörojenik mekanizmalarla olmaktadır. Bozucu alana müdahale hastalığın etyopatogenezi üzerine etkili olduğundan tedavide etkin olmuştur. İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU Neslihan Soran, Seher Küçüksaraç, Aynur Başaran, Ali Yavuz Karahan, Levent Tekin Beyhekim Devlet Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon Kliniği, Konya BOZUCU ALAN KAYNAKLI BEL AĞRISI 50 yaşında, erkek, emekli polis memuru Şikâyeti: Sol bacak ağrısı. Hikâyesi: Hasta yaklaşık 2 haftadır, NSAİİ’ye kısmen cevap veren sol kalçadan ayak bileğine kadar yayılan sürekli, batıcı, yanıcı ağrı ve elektriklenme şikayetleri ile başvurdu. Özgeçmiş: 4 yıl önce sağ kruris ön yüzünde yumuşak doku yaralanması olmuş. Fizik muayene: Bel eklem hareket aralığı açık ve ağrısızdı. DBK, ÇBK, FGT negatifti. Kas gücü 5/5, duyu normaldi. DTR bilateral normaktifti. Adler langer hassasiyeti yoktu. Kipler kaydırma testi normaldi. Sağ kruris ön yüzeyinde skar mevcuttu. Laboratuvar: Patoloji tespit edilmedi. Radyografi: Dejeneratif spondiloartrit ile uyumlu bulgular tespit edildi. Tanı: Bozucu alan kaynaklı nöropatik ağrı. Tedavi: Skar enjeksiyonu yapıldı. Hastanın şikâyetleri tamamen geçti. Kontrolde hastanın şikayeti olmadığı için enjeksiyon yapılmadı. Sonuç: Bozucu alan vücudun herhangi bir yerinde bulunabilen ve uzak etkiler yaratan sorunlu vücut bölgeleridir. Bedenin kendi yöntemleri ile düzeltilemezler. Bu alan kaldırılmadığı sürece problemler devam eder. İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU Neslihan Soran, Seher Küçüksaraç, Aynur Başaran, Ali Yavuz Karahan, Levent Tekin Beyhekim Devlet Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon Kliniği, Konya BOZUCU ALAN KAYNAKLI EL BİLEK AĞRISI 27 yaşında erkek hasta. Şikayet: Sağ el bileğinde ağrı. Hikaye: 3 yıldır sağ el bileğinde ağrı şikayeti olan hastaya bir kez elektroterapi programı uygulanmış. 1 yıl önce kalsifik tendon ön tanısıyla opere edilmiş, ancak ağrısı gerilememiş. Öz geçmiş: 7 yıl önce sol dizinde kesi. Fizik muayene: Sağ el bileğinde skar ve 20 derece fleksiyon kısıtlılığı, sol dizinde skar mevcuttu. Adler langer C2-C3 hassasiyeti vardı. Laboratuvar: Patoloji tespit edilmedi. Tanı: Bozucu alan kaynaklı el bilek ağrısı. Tedavi: CTL Quaddel enjeksiyonu ve sol diz skar enjeksiyonu yapılan hastada reaksiyon fenomeni gelişti. Bozucu alan araştırması amacıyla istenen panoramik diş grafisinde 38 numaralı dişin bastığı gözlendi, diş enjeksiyonu ile ağrısında rahatlama oldu. Diş hekimine konsülte edilen hastanın diş çekimi sonrası ağrısının gerilediği gözlendi, el bileği fleksiyon kısıtlılığı nedeniyle rehabilitasyon programına alındı. Sonuç: Bütünsel yaklaşım çerçevesinde regülasyonu bozan alanın veya odağın tespiti ve tedavisi sonrasında regülasyon sağlanır. Bu vakada bozucu alan tedavisi ile hastanın regülasyonu sağlanmıştır. İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU Neslihan Soran, Aynur Başaran, Seher Küçüksaraç, Ali Yavuz Karahan, Levent Tekin Beyhekim Devlet Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon Kliniği, Konya BOZUCU ALAN KAYNAKLI KASIK AĞRISI Şikayeti: Bel ve sağ bacak ağrısı, Hikayesi: 6 aydır bel, kasık ve bacak ön yüzünde ağrı ve uyuşma şikayetleri olan hastanın ayağa kalktığında şikayetleri artıyormuş. Nöroşirurji polikliniğine başvuran hastanın lomber MR’ında L4-5 ve L5-S1 seviyesinde protrüze disk ve sağ kök basısı tespit edilmiş. 15 gün farmakolojik tedavi ve istirahat sonrasında operasyon önerilmiş. Özgeçmiş: 7 ay önce sağ inguinal herni operasyonu, 1 yıl önce sol inguinal herni operasyonu. Fizik Muayene: Kipler kaydırma testi pozitif bulundu. Lomber muayenede sağda düz bacak kaldırma testi 60o’de pozitif. ÇBK negatif, FGT sağda pozitif tespit edildi. Kas gücü ağrı nedeniyle değerlendirilemedi, düşük ayak gözlenmedi. DTR normoaktif, duyu normaldi. Tanı: Bozucu alan kaynaklı kasık ağrısı ve siyatalji şiddetlenmesi. Tedavi: Hastanın ağrısı TL segmental Quaddel enjeksiyonuna cevap vermedi, inguinal herni insizyon skarı enjeksiyonu sonrası %40 azaldı, ancak bir gün sonra tekrarladı. Bu alanın bozucu alan olduğu düşünülerek Genel Cerrahi bölümüne konsülte edilen hastanın batın tomografisinde insizyonel herni tespit edildi. Tekrar operasyona alınan hasta 1 hafta sonra polikliniğimizde değerlendirildiğinde ağrısının ve uyuşmasının olmadığı gözlendi. Sonuç: Bedende oluşan uyarı değişimi nörovegetatif sistemde enerjinin üretimini, dağılımını yani regülasyonu bozar. Bunun sonucunda vücudun normal yanıtında sapma oluşur. Bizim hastamızda tespit ettiğimiz bozucu alanın tedavisinden sonra lomber MRI’da tespit edilen disk hernileri opere edilmemesine rağmen hasta normal yaşantısına dönmüştür. İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU Münevver Fatma Şaşmaz Bio-Fiz Tıp Merkezi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Ankara BİR BOZUCU ALAN OLARAK DÖVMELER 24 yaşında, kadın hasta Şikayeti: Bel ağrısı Hikayesi: Bel ve sırt ağrıları, dizlerde ağrı, yorgunluk şikayetleri ile daha önce bir başka FTR polikliniğine başvurmuş ve bel bölgesine fizik tedavi uygulanmış. Sonrasında bel ağrıları azalmış ancak birkaç ay sonra tekrarlamış. Uzun zamandır olan şikayetleri istirahat sırasında da devam ediyordu. Sabah tutukluğu yoktu ama gün boyu devam eden yorgunluk hissi mevcuttu. Özgeçmiş: Operasyon öyküsü yok, minör depresyon ve konstipasyon nedeniyle medikal tedavi kullanıyordu. Fizik Muayene: Fizik muayenede bel hareket aralığı açık, alt ekstremitede nörolojik muayenesi doğal, DBK her iki bacakta negatifti. Dizlerde ROM açıktı, ballotman -/-, krepitasyon -/-, bağ muayeneleri doğaldı. Servikal Adler-Langer noktalarında ciddi bir hassasiyet saptanmadı. Kibler cilt kaydırma testi özellikle dövme olan boyun, sırt bölgelerinde pozitifti. Hastanın kolllarında ve ayak bileklerinde çok sayıda dövmesi mevcuttu. Tanı: Kronik bel ağrısı, konstipasyon, minör depresyon Tedavi: Diz grafisi ve lomber MRI'ın, enflamatuar ve romatizmal kan tahlillerinin normal olması nedeniyle şikayetlerinin bozucu alan kaynaklı olabileceği düşünülerek Kibler cilt kaydırma ile bloke saptanan alanlardaki dövmeler ile kol ve ayak bileklerindeki dövmelere de lokal enjeksiyon uygulamaları yapıldı. Konstipasyona yönelik barsak segmenti, mide çukuru, batın hopfer enjeksiyonları uygulandı. Üç seanstan sonra ağrı ve konstipasyon şikayetleri %80 azalmıştı. Depresyon için medikal tedavisini bırakmayı düşünüyordu. Bu şekilde tedavisinin ilk seansları sonlandırılarak takibe alındı. Sonuç: Bu vakada yaygın ağrı şikayeti olan hastalarda gastrointestinal sistemin de değerlendirilmesinin ve tedaviye alınmasının önemi ile dövmelerin bozucu alan olarak önemi vurgulanmaktadır. İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU Levent Demiralp Ordu Romer Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Ordu BAŞAĞRISI TEDAVİSİNDE NÖRALTERAPİ VE AKUPUNKTURUN BİRLİKTE UYGULANDIĞI BİR OLGU SUNUMU 73 yaşında bayan hasta Şikayeti: Özellikle başın sol tarafında şiddetli ağrı. Hikayesi: Beş yıldır devam eden başağrısı kızını kaybettikten sonra ortaya çıkmış. varmış. Medikal tedavi kullanıyor (Essitalopram, karbamazepin 400mg) ancak belirgin fayda görmüyordu. Özellikle çiğnerken, yemek yerken ağrısını daha fazla hissediyordu. Fizik muayenesinde astenik yapısı dikkat çekiyordu. . Tedavi programı: Nöralterapi ve akupunktur birlikte kullanılmıştır. 18.04.2013: 1. Seans, sol trigeminus çıkışları, juglar ven ve yintang. 25.04.2013: Ağrıda ilk başta artma olmuş, son iki gün hafiflemeye başlamış tedavide: C1-T4 tek sıra quadel/servikal belt/sternum. 02.05.2013: 3. Seans, çiğnerken ve yutkunurken sol frontopariatal bölgede ağrısı oluyordu. Tedavide C1-T4 tek sıra quadel / mastoid / juglerven / yintang / sternum. 08.05.2013: 4. Seans, tedaviden sonra iki gün rahat geçmiş, sonra hafif ağrıları başlamış. C1T4 3 sıra quadel / juglerven / yintang / sternum / başta ağrılı lokal noktalar. 16.05.2013: Son iki gün hafif ağrısı olmuş. Tedavide lokal ağrılı noktalar. C2-4 T1-T4 quadel / juglerven / supraklavikularven / ren 17 / lokal noktalara akupunktur / sol brakial ven çevresine 1 cc prokain. 23.05.2013: Çiğnerken ve esnerken frontopariental bölgede öncesine göre azalmakta birlikte ağrıları oluyor. KArbamazepinu dozunu azaltmış. Tedavide lokal ağrılı noktalara akupunktur LI4 noktasına akupunktur. Nöralterapide C2-4, T1-T4 quadel / juglerven / supraklavikularven / ren 17 / yintang başta lokal noktalar, vena kubitalise 1 cc procain. 03.06.2013: Şikayetinde hafiflemesi var, zaman zaman kısa süreli baş ağrısı oluyor, tedavide sadece kulak akupunkturu yapıldı. 17.06.2013: Zaman zaman hafif geçen baş ağrıları oluyor, yutkunmasında ağrı yok. Tedavide C1-4 T1-T4 quadel / juglerven / ren 17 ve vücut akupunkturu yapıldı. Kontrolde şikayetleri çok azalmıştı. Hasta klinik takibe alındı. İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU Merve Sarıgül Ankara Fizik Tedavi Eğitim Araştırma Hastanesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Ankara TRİGEMİNAL SİNİR VE BÜYÜK OKSİPİTAL SİNİR Trigeminal sinir Duyusal ve motor liflerden oluşan en büyük kranial sinirdir. Duysal lifleri saçlı deri, yüz, ağız, dişler, burun boşluğu ve paranazal sinüsleri; motor lifleri çiğneme kaslarını, m.tensor veli palatini ve m.tensor timpaniyi inerve eder. N.trigeminus, ponsun ön yüzünden büyük bir duysal ve küçük bir motor kök ile doğar. Motor kök duysal kökün iç yanındadır. Fossa crani posteriorun dışında, sinüs petrosus superiorun altında öne doğru ilerler ve dura materin meningeal tabakasının bir kısmını da bir kese şeklinde birlikte taşır. Duyusal kök, fossa crani mediada apex partis petrosadaki çukurcuğa ulaştığında ganglion trigeminaleyi oluşturmak üzere genişler. Ganglion trigeminale yarımay şeklindedir ve duramaterin oluşturduğu bir oyuğun içinde bulunur. Ganglionun ön kenarından n.ophthalmicus, n.maxillaris, n.mandibularis çıkar. N.ophthalmicus (v1), n.trigeminusun en küçük dalıdır ve tamamen duyusaldır. Sinüs cavernosusun dış yan duvarında, n. oculamatorius ve n.trochlearisin altında öne doğru ilerler. Fissura orbitalis superiordan orbitaya giren n.lacrimalis, n.frontalis, n nazociliaris adlı 3 dal verir. N.maxillaris (v2), tamamıyla duyusaldır. Sinus cavernosusun dış yan duvarının lateral bölümünde öne doğru ilerler. Kraniumu foramen rotundumdan terk eder ve fossa pterigopaltinaya girer. N.mandibularisin (v3) motor ve duyusal lifleri vardır. N.trigeminusun en kalın dalıdır. Kalın duysual kökü ganglion trigeminalenin lateral kısmından ayrılır ve foramen ovaleden geçer. Küçük motor kök foramen ovaleden geçerek duysal köke katılır. Trigeminal siniren nöralterapide enjeksiyon noktaları: 1. Orbitada gözbebeği üstü çentik 2. Ağızda 2. ve 3.diş arasından ve yukardan 3: Çene altı çentik Şeklinde hatırlatılabilir. Bu sinirin N.Vagus ile ilişkisi de unutulmamalıdır. Büyük oksipital sinir 2.servikal sinirin ramus posteriorunun bir dalıdır. Scalpın arka kısmı üzerinde yükselir ve öne doğru giderek vertekse kadar olan deriyi inerve eder. Nöral terapide büyük oksipital sinir enjeksiyonu; protuberentia oksipitalis externanın lateralinden quaddle ve derin enjeksiyon şeklinde yapılır. İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU Duygu Demirok Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Adıyaman GANGLİON KİSTİ TEDAVİSİNDE NÖRALTERAPİ Ganglion kistleri, eklem ve tendon kılıflarının sinovyasının fıtıklaşmasıyla oluşan, lokal şişlik ve ele gelen kitle ile karekterize kistik oluşumlar olup, el ve el bileğinin en yaygın yumuşak doku tümörleridir. Nadiren tendon fibrilleri arasından da kaynaklanabilir. Herhangi bir yaşta, çocuklar da dahil ortaya çıkabilmekle birlikte ganglion kistlerine en sık 30-50 yaşları arasında rastlanır. Sıklıkla kadınlarda görülür. Etyolojisi tartışmalıdır ama mikro travmaların ve altta yatan eklem patolojilerinin etyolojide rol oynadığı düşünülmektedir. Ganglion kistleri bağ dokusu kılıfının içerisinde mukopolisakkarit matriks ile dolu kistik yapıdadırlar. Kistler parosteal, mukoid dejenerasyon ve konjenital kökenli olabilmektedirler. Çoğu zaman asemptomatiktirler. Klinik olarak görüldüğü bölgeye göre farklılık göstermesine rağmen sıklıkla ağrı, hareket kısıtlılığı, uyuşma, şişlik ve ele gelen kitle ile karakterizedirler. Ayrıca geliştikleri lokalizasyonlarda oluşturdukları kitle ile çevrelerindeki damar, sinir gibi yapılara bası yapabilmektedirler. Genelde 2 cm çapını geçmezler. Kötü huylu değildirler ve vücudun herhangi bir yerine yayılmazlar. Ganglion kistleri en sık el ve el bileğinde görülmesine rağmen, daha az sıklıkta proksimal tibiofibular eklem yakınında, ayak bileğinde ve omuz ekleminde de görülebilmektedirler. Ganglion kistlerinin ayırıcı tanısı tüberküloz, romatoid tenosinovit, lipom, fibrom, osteom, sarkom ve anevrizmayı içermelidir. Manyetik rezonans görüntüleme, yumuşak doku tümörlerinin anatomisini belirlemede ve sinyal karakteristiklerine göre kesin tanıda son derece yararlı bilgiler vermektedir. T2 ağırlıklı ve gradient-echo incelemelerde, tüm lezyonu kaplayan lobüler, multiseptalı, hiperintens sinyal artışı ile karekterize kolleksiyonlar ganglion kistine spesifiktir. Birçok araştırmacı ganglion kistlerinin diğer yumusak doku kitlelerinden ayrımında USG ve MRI tetkiklerinin son derece faydalı olduğu görüşündedirler. Tedavi cerrahi ve konservatif yöntemleri içerir. Ağrı, uyuşma hissi, estetik olarak görünüm bozukluğu gibi semptomatik olan olgularda cerrahi eksizyon tedavisi tercih edilebilmektedir. Ganglion kistinin yerleşiminin atipik olması, iğne aspirasyonu ile ulaşım zorluğu ve tekrarlama riski nedeni ile cerrahi eksizyon önerilmektedir. Bazı olgularda kistin kendiliğinden iyileştiği veya gerilediği bildirilmiştir ve bundan dolayı da sadece semptomatik olan ve konservatif tedaviye direnç gösteren olgulara cerrahi tedaviyi öneren görüşler de mevcuttur. Olgu sunumu 38 yaşında erkek hasta 2013 haziran ayında, sağ ayak bileğinde ağrı ve lokalize şişlik yakınması ile polikliniğimize başvurdu.Hastanın bu yakınması 3 gün önce futbol maçı esnasında ayak bileğine kramponla aldığı darbe sonrası oluşmuş ve hem o bölgedeki hem de yayılan ağrı nedeniyle hastanın yürümesi ve ayağının üzerine basması kısıtlanmıştı.Yapılan fizik muayenede sağ ayak medial kompartmanda, medial tarsal vaginae tendinum içinde yani tibialis posterior, fleksör digitorum longus ve felksör hallucis longusun kirişlerinin geçtiği ve sarıldığı retinaculum musculorum fleksorumun içinde 1x1 cm boyutunda hareketli ve palpasyonla minimal ağrılı kist saptandı. Palpasyonla hafif ağrılıydı ve ayak bileği ROM’u ağrılı açıktı. Yapılan USG ile kistin sıvı içerikte olduğu tespit edildi. Hasta özellikle yürüyüş yaptığında kistin olduğu bölgede ağrı meydana geldiğini ve bu ağrının istirahatte de bir süre devam ettiğini belirtti. Hasta medikal ve fizik tedaviye dirençli bir hastaydı. Hastanın ayak bileğindeki kist dokusuna,dış malleol etrafına, ayak bileğine ve alt lomber segmentlere bir seans nöralterapi uygulandı. Aynı anda hasta ayak bileğinde ağrını azaldığını ve ayak bileği hareketlerinin rahatladığını ifade etti. Üç gün sonra kontrole çağrıldı ve bu süre zarfında hastaya istirahat etmesi önerildi. Hasta mesleki olarak bedensel aktif ve hareketli bir yaşam sürmekle beraber haftanın beş günü düzenli spor yapmaktaydı. Kontrolde hasta nöralterapi uygulandıktan sonra hiç istirahat etmediğini ve bu bedensel aktif hayatına aynı şekilde devam ettiğini bununla beraber kistin küçüldüğünü belirtti. Hasta ikinci seansı kabul etmedi ve bir ay sonra tekrar kontrole çağrıldı. Kontrolde hastanın ayak bileğindeki kistin tamamen geçtiği saptandı, hastanın kendisi de aynı şekilde ifade etti. Sonuç Nöralterapi uzun zamandır dünyada uygulanmakla beraber ülkemizde yeni yeni popüler olmaya başlamıştır. Bu geç kalmış duruma rağmen nöralterapinin tedavideki etkin ve hızlı sonuçları ile her geçen gün fizik tedavi polikliniklerini dolduran; akut ve kronik ağrılı çoğu zaman da medikal ve fizik tedaviye cevapsız hastalarda oldukça başarılı sonuçlara imza atmaktadır. Klinik pratikte uygulamalar arttıkça mesleki tecrübenin de artacağı görülmektedir. Poliklinik şartlarında her ne kadar zor ve zaman gerektiren bir tedavi gibi görünse de ağrı kontrolü ve hasta memnuniyeti açısından nöralterapinin rutin işlemler arasında yerini alması gerekmektedir. 30 İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE CASE REPORT / VAKA SUNUMU 1 2 Sedat Yıldız , Turgay Altınbilek 1 Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi Ve Rehabilitasyon Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon Kliniği, Isparta 2 Fizyocenter Tedavi Merkezi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, İstanbul BİR BOZUCU ALAN OLARAK ISLAK KUPA TERAPİSİ (HACAMAT) ALANLARI Islak kupa tedavisi (Hacamat, medikal kanatma), bazı toplumlarda kullanılmakta olan bir geleneksel tamamlayıcı sağlık uygulamasıdır. Bel ve boyun ağrıları başta olmak üzere kasiskelet sistemi kaynaklı ağrılarda, hipertansiyonda, psikiyatrik hastalık durumlarında, kardiyovasküler hastalıklarda ve bazı nörolojik durumlarda asıl tedaviye ilave edilerek destek tedavisi olarak kullanımı ile ilgili veriler mevcuttur. Islak kupa tedavisi öncesinde ilgili alana genellikle bir süre kuru kupa tedavisi uygulanır. Bu alanın dolaşımında artış sağlandıktan sonra cilde uygulanan yüzeysel insizyonlar ile kanama sağlanır ve kupa ile boşalan kanın dokudan emilmesi ve toplanması sağlanır. Doğru teknikler kullanıldığında bu insizyonlar uygulama alanında skar bırakmaz. Ancak pratikte birçok hastada ıslak kupa terapisi sonrası oluşan skar dokuları gözlenmektedir. Bu skar dokuları vejetatif sinirin sağlıklı işleyişine engel olarak genel sağlığın etkilenmesine neden olabilir. Hacamat uygulamalarının enfeksiyon, kardiyovasküler sorunlar gibi yan etkileri sıklıkla tartışılırken, uygulanan insizyonların uzun dönemde bozucu alanlara dönüşerek yaygın semptomlara sebep olabileceği gözardı edilmektedir. Nöralterapi bakış açısıyla, Hacamat öncesinde ilgili alana quaddel uygulanması veya uygulama sonrası insizyon alanlarına %0,4%1`lik prokain veya lidokain solüsyonu uygulanması bozucu alan oluşumunu azaltabilir. İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE REVIEW / DERLEME 1 2 3 Sedat Yıldız , Salih Ürper , Sevilay Eriş 1 Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi Ve Rehabilitasyon Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Isparta 2 Özel İstanbul Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Van 3 Özel Tarsus Medıcal Park Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Mersin HOMEOPATİ VE İMMÜNOLOJİ Özet Homeopati uygulamalarının temeli, sağlıklı insanlarda ortaya çıkan farmakolojik etkilerin hasta olanlarla kıyaslandığı “Benzerlik Prensibi”`dir. Homeopatik uygulamaların yüksek dilüsyonlu preperatlarının, inflamasyon ve immünite üzerine etkileri gösterilmiştir. Bu derlemede, homeopatik ilaçların immünolojik hastalıklarda etkinliği ile ilgili bazı çalışmalar özetlenmiştir. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):32-37. Anahtar kelimeler: Alerji, homeopati, immünoloji HOMEOPATHY AND IMMUNOLOGY Abstract The foundation of homeopathic medicine is the 'Principle of Similarity', which reflects the inversion of pharmacological effects in healthy subjects as compared with sick ones. Effects of high dilutions of substances of homeopathic medicines has been showed on inflammation and immunity. In this review; the evidence-based research of the effectiveness of homeopathic medicines in immunologic disorders is summarized. Turk J Integr Med. 2013;1(2):32-37. Keywords: Allergy, homeopathy, immunology Yıldız S, Ürper S, Eriş S. Homeopati ve immünoloji. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):32-37. Yazışma Adresi: Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, Isparta – Türkiye E posta: [email protected] Kabul/Yayın Tarihi: 28 Haziran 2013 Homeopati ve İmmünoloji Yıldız S, Ürper S, Eriş S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):32-37. GİRİŞ Homeopati uygulamalarının temeli, sağlıklı insanlarda ortaya çıkan farmakolojik etkilerin hasta olanlarla kıyaslandığı benzerlik prensibidir. Bu yaygın tıbbi fenomenin dozcevap ilişkisinin doğrusal olmaması, organizmanın farklı başlangıç patofizyolojik durumları ve ilaca cevabın farmakodinamikleri üzerinden tanımlanmış mekanizmaları mevcuttur. Homeopatik ilaçlar, doğal hastalık sürecini tetikleyen bilgiler yoluyla regülasyon sistemleri ile etkileşime girebilir. Regülasyon sistemlerinin düzenlenmesi hücre, doku ve nöroimmünoendokrin homeodinamikler üzerine iyileşme etkilerini tetikler. Literatürde tanımlanan bazı bulgular ile ilaçların ultra-düşük dozlarının veya yüksek dilüsyonlarının regülasyon sistemi üzerinde değişiklere neden olduğu gösterilmiştir (1). Bu derlemede homeopatik ilaçların immün sistem üzerindeki etkileri ile ilgili mevcut literatür tartışılmıştır. HOMEOPATİ VE İMMÜNOLOJİ Naidoo ve Pellow`un randomize, plasebo kontrollü bir pilot çalışmasında cilt testi ile tespit edilmiş kedi alerjisi olan 30 yetişkinde Cat saliva 9cH and Histaminum 9cH formları 4 hafta ve günde 2 tablet olacak şekilde birlikte uygulamış; yapılan homeopatik uygulamanın kedi kaynaklı alerjenlere duyarlılığı azalttığı gösterilmiştir (2). Beş homeopatik kompleks preperatın ilerlemiş kanser hastalarında natural killer hücrelerin (NKC) fonksiyonel aktivitesi üzerine etkisinin değerlendirildiği bir çalışmada beş ilacın da NKC`lerin sitotoksik aktivitesini anlamlı olarak arttırdıkları; aktivitenin sırasıyla Ubichinon Compositum® > Glyoxal Compositum® > Katalysatoren® > Traumeel® > Coenzyme Compositum® şeklinde olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre ilerlemiş kanser hastalarında test edilen preperatların adjuvan immünoterapi olarak uygulanabileceği sonucuna ulaşılmıştır (3). Hahnemann`ın yöntemleri ile üretilmiş Brezilya kaynaklı bir homeopatik preperat olan Canova`nın insan immün yetmezlik virüsü (HIV) ve edinilmiş immün yetmezlik sendromu (AIDS) olan hastalarda platelet morfolojisini stabilize ettiği bildirilmiştir. Aynı ilacın kanser türleri, kemik iliği, hematopoez, makrofaj ve monosit aktivasyonu üzerine etkileri gösterilmiştir (4). Gripp-Heel, influenza ve common-cold başta olmak üzere solunum yollarının viral hastalıklarında yaygın olarak kullanılan bir homeopatik preperattır. Bu preperatın antiviral aktivitesi in vitro RNA ve DNA virüslerinde araştırılmıştır. İnsan herpes virüsü 1, insan adenovirüsü C serotip 5, influenza A virüsü, insan rhinovirüs B serotip 14 ve insan koksakivirüsü serotip A9 üzerinde doza bağlı antiviral aktivitesi gösterilmiştir. Aniviral 33 Homeopati ve İmmünoloji Yıldız S, Ürper S, Eriş S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):32-37. aktivitenin mekanizması belirsizliğini korumakla birlikte tip 1 interferon indüksiyonu olası açıklamalardan biridir (5). Homeopatik prensiplere göre hazırlanan Saussurea lappa köklerinin lökosit fagositik aktivitesi, lenfosit transformasyonu ve mitojen ile indüklenen gamma interferon üzerine etkileri gösterilmiştir. Saussurea lappa`nın tüm test dilüsyonlarında (D4, D6, D8) doza bağlı olarak lökosit fagositoz aktivitesinin uyarıldığı, lenfosit proliferasyonunu inhibe ettiği bildirilmiştir. Artmış lökosit fagositik aktivite, kronik inflamatuvar doku yaralanmasında kendi antijenlerine karşı ortaya çıkan immün yanıt esnasında oluşan çözülebilir immün komplekslerin temizlenmesinde yardımcı olabilir. Diğer yandan, lenfosit proliferasyonu ve gamma interferonun inhibisyonu, muhtemel hücre aracılı sitokin yolağı ile immün aracılı inflamatuvar reaksiyonların baskılanmasına katkı sağlayabilir. Tanımlana yolaklar ile homaopatik preperatlar otoimmün ve kronik inflamatuvar hastalıkların tedavi desteğinde bir aday olarak değerlendirilebilir (6). Sepia, Tellurium, Sulphur ve Lycopodium olmak üzere dört homeopatik ilacın üç farklı potensinden Lycopodium 1M, Sulphur 1M ve Sepia 30`un Aspergillus niger için maksimum inhibisyon zonunu oluşturduğu gösterilmiştir (7). Guggisberg ve arkadaşları, yüksek oranda dilüe edilen histaminin insan basofil degranülasyonu üzerinde kendilerinden önceki araştırmacılar tarafından öne sürülmüş olan anlamlı etkisinin kendi bulguları ile uyumlu olmadığını bildirmişlerdir (8). İnflamatuvar periodontal hastalığı olanlarda Traumeel S uygulamasının immün sistemi ve gingival kandaki granülositlerin fonksiyonel durumunu uyarıcı etkisi olduğu gösterilmiştir (9). Kim ve arkadaşları, yaygın alerjenler (ağaç, çimen ve yabani otlar) ile hazırlanmış bir homeopatik ilacın etkisini araştırdıkları bir çalışmada 40 katılımcı ile 4 haftalık çift-kör klinik model oluşturmuşlar, alerjinin yaygın olarak görüldüğü Şubat-Mayıs ayları arasında homeopatik preperat ile plaseboyu karşılaştırmışlardır. Dört hafta sonunda homeopatik preperat grubunda alerjiye özgü semptomların azaldığı, yaşam kalitesinin arttığı ve herhangi bir yan etki gözlenmediği bildirilmiştir. Bu ön sonuçlar, alerjik rinit semptomlarının azaltılmasında homeopatik preperatların etkili olduğu şeklinde yorumlanmıştır (10). Polen alerjisi olanlarda Betula 30c preperatı literatürde tanımlanmış diğer homeopatik ilaçlardır (11). Atropa belladonna ve Echinacea angustifolia inflamatuvar sürecin modülasyonu için kullanılmaktadır. Bu preperatların lökosit migrasyonu ve makrofaj aktivitesi üzerine etkilerinin incelendiği bir deneysel peritonit çalışmasında A. belladonna ve E. Angustifolia`nın peritoneal inflamatuvar reaksiyonları modüle ettiği ve lökositler üzerinde sitoprotektif etki ettiği gösterilmiştir (12). 34 Homeopati ve İmmünoloji Yıldız S, Ürper S, Eriş S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):32-37. Bireysel olarak planlanmış homeopatik ilaçların HIV enfeksiyonunda immün modülasyon etkisinin araştırıldığı bir çalışmada persistant generalize lenfadenopati hastalarında CD+ T lenfosit sayısında değişiklik olduğu ve homeopatik ilaçların özellikle semptomatik fazda bağışıklık durumunu olumlu etkilediği gösterilmiştir (13). Hayvan çalışmalarında Calendula officinalis`in farklı virüs türleri üzerine immün modülasyon etkisi olduğu (14), bitkiler üzerinde yapılan çalışmalarda ise homeopatik arsenik trioksid`in virüs türlerine karşı direnci arttırdığı gösterilmiştir (15). Homeopatik ilaçların hayvan çalışmaları Bellavite ve arkadaşları tarafından özetlenmiştir (Tablo 1) (16). Tablo 1. Homeopatik ilaçların hayvan çalışmaları (Bellavite et al. 2006) (16) Hayvan Model Tedavi Bulgu Fare İso-endopati Düşük doz timik hormon ve interferon İmmün stimülasyon Fare İsopati Antijenlerin yüksek dilüsyonu Spesifik sensitizasyon Tavuk İso-endopati Peptit hormonların yüksek dilüsyonu Fare İsopati Silikanın yüksek dilüsyonu İmmün stimülasyon ve nöroendokrin regülasyon Makrofaj stimülasyonu Fare İsopati Silikanın yüksek dilüsyonu Fare İsopati (nosode) Enfeksiyon ajanının düşük doz ve yüksek dilüsyonu Fare Benzerlik Fare Benzerlik Fare Benzerlik A.belladonna ve E.angustifolia`nın farklı dilüsyonları Podophyllum Cina 30 ve Santoninum 30`un yüksek dilüsyonları Thuya, Bryonia, Aconitum, Arsenicum ve Lachesis`in yüksek dilüsyonlu kompleks formülleri Yara iyileşmesinin hızlanması Spesifik enfeksiyondan korunma Fagosit stimülasyonu Enfeksiyon ajanlarından korunma İmmün stimülasyon ve tümörlerden korunma Homeopati hekimleri yüzyıllardır seri olarak dilüe edilen enfeksiyon ajanlarının (nosodlar) bu enfeksiyonlardan korunmada etkili olduğunu kabul etmişlerdir. Tularemi nosodunun koruyucu etkisi olduğu ancak standart aşı kadar koruyucu olmadığı bildirilmiştir (17). Homeopatik ilaçların temel immünolojik etkisinin dilüsyondan kaynaklandığı düşünülmektedir. Örneğin, primer kültürde reaktif izlenen lenfositler tetanoz toksoidi gibi optimal doz antijen ile sekonder kültürde aynı antijene reaktif olmaması ile sonuçlanmıştır (18). Tetanoz toksoid antijeni, primer kültürde sadece daha düşük ve suboptimal stimüle edici 35 Homeopati ve İmmünoloji Yıldız S, Ürper S, Eriş S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):32-37. dozlarda kullanıldığında bu lenfositlerde sekonder kültürde sekonder cevap uyarılabilmiştir (19). Mevcut verilere karşın homeopati, alerji ve immünolojide kanıtlanmamış ve tartışmalı metot ve teoriler arasında gösterilmektedir (20). Başta alerji uzmanları olmak üzere bütün disiplinlerden hekimler, hastalarının yaygın olarak tamamlayıcı ve alternatif tıp sistemlerini kullandıklarını gözlemler. Alerjiler ve diğer bağışıklık sistemi hastalıklarının yüksek prevelansı dikkate alınarak homeopatik ilaçlar ile ilgili daha fazla kanıt düzeyi için çalışmalar yürütülmelidir (21). Kaynaklar 1. Bellavite P, Ortolani R, Pontarollo F, Pitari G, Conforti A. Immunology and homeopathy. 5. The rationale of the 'Simile'. Evid Based Complement Alternat Med. 2007;4(2):149-63. 2. Naidoo P, Pellow J. A randomized placebo-controlled pilot study of Cat saliva 9cH and Histaminum 9cH in cat allergic adults. Homeopathy. 2013;102(2):123-9. 3. Toliopoulos IK, Simos Y, Bougiouklis D, Oikonomidis S. Stimulation of natural killer cells by homoeopathic complexes: an in vitro and in vivo pilot study in advanced cancer patients. Cell Biochem Funct. 2013;31(8):713-8. 4. Smit E, Oberholzer HM, Pretorius E. A review of immunomodulators with reference to Canova. Homeopathy. 2009;98(3):169-76. 5. Glatthaar-Saalmüller B. In vitro evaluation of the antiviral effects of the homeopathic preparation Gripp-Heel on selected respiratory viruses. Can J Physiol Pharmacol. 2007;85(11):1084-90. 6. Sarwar A, Enbergs H. Effects of Saussurea lappa roots extract in ethanol on leukocyte phagocytic activity, lymphocyte proliferation and interferon-gamma (IFN-gamma). Pak J Pharm Sci. 2007;20(3):175-9. 7. Shrivastava JN, Kumar A, Bhatnagar VP. Aspergillus niger as a new allergic agent associated with bindis and its efficacy against homeopathic drugs. J Environ Biol. 2006;27(4):705-7. 8. Guggisberg AG, Baumgartner SM, Tschopp CM, Heusser P. Replication study concerning the effects of homeopathic dilutions of histamine on human basophil degranulation in vitro. Complement Ther Med. 2005;13(2):91-100. 9. Grudianov A, Bezrukova IV, Serebriakova LE, Aleksandrovskaia IIu. Study of local immunostimulating effect of the use of different pharmaceutical forms of the remedy Traumeel S in treatment of inflammatory parodontal diseases. Stomatologiia (Mosk). 2006;85(2):29-30. 10. Kim LS, Riedlinger JE, Baldwin CM, Hilli L, Khalsa SV, Messer SA, Waters RF. Treatment of seasonal allergic rhinitis using homeopathic preparation of common allergens in the southwest region of the US: a randomized, controlled clinical trial. Ann Pharmacother. 2005;39(4):617-24. 36 Homeopati ve İmmünoloji Yıldız S, Ürper S, Eriş S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):32-37. 11. Aabel S, Laerum E, Dølvik S, Djupesland P. Is homeopathic 'immunotherapy' effective? A double-blind, placebo-controlled trial with the isopathic remedy Betula 30c for patients with birch pollen allergy. Br Homeopath J. 2000;89(4):161-8. 12. Pedalino CM, Perazzo FF, Carvalho JC, Martinho KS, Massoco Cde O, Bonamin LV. Effect of Atropa belladonna and Echinacea angustifolia in homeopathic dilution on experimental peritonitis. Homeopathy. 2004;93(4):193-8. 13. Rastogi DP, Singh VP, Singh V, Dey SK, Rao K. Homeopathy in HIV infection: a trial report of double-blind placebo controlled study. Br Homeopath J. 1999;88(2):49-57. 14. Barbour EK, Sagherian V, Talhouk S, Talhouk R, Farran MT, Sleiman FT, Harakeh S. Evaluation of homeopathy in broiler chickens exposed to live viral vaccines and administered Calendula officinalis extract. Med Sci Monit. 2004;10(8):BR281-5. 15. Betti L, Lazzarato L, Trebbi G, Brizzi M, Calzoni GL, Borghini F, Nani D. Effects of homeopathic arsenic on tobacco plant resistance to tobacco mosaic virus. Theoretical suggestions about system variability, based on a large experimental data set. Homeopathy. 2003;92(4):195-202. 16. Bellavite P, Ortolani R, Conforti A. Immunology and homeopathy. 3. Experimental studies on animal models. Evid Based Complement Alternat Med. 2006;3(2):171-86. 17. Jonas WB. Do homeopathic nosodes protect against infection? An experimental test. Altern Ther Health Med. 1999;5(5):36-40. 18. Dermatologic Drugs Advisory Committee. Open public hearing on NDA 18-662 Accutane (isotretinoin capsules). Rockville, Md: FDA Center for Drug Evaluation and Research; 1988. Transcript. 19. Dattner AM. Immunologic studies support homeopathic medicine. Arch Dermatol. 1997;133(2):244-5. 20. Shah R, Greenberger PA. Chapter 29: Unproved and controversial methods and theories in allergy-immunology. Allergy Asthma Proc. 2012;33 Suppl 1:S100-2. 21. Resnick ES, Bielory BP, Bielory L. Complementary therapy in allergic rhinitis. Curr Allergy Asthma Rep. 2008;8(2):118-25. 37 İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE REVIEW / DERLEME Sedat Yıldız 1 1 Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi Ve Rehabilitasyon Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Isparta HOMEOPATİ VE KANSER TEDAVİSİ Özet Homeopati fonksiyonel ve hafif rahatsızlıklar için günümüzde yaygın olarak kullanılan ve etkisi halen tartışmalı olan bir sağlık yaklaşımıdır. Homeopatik ilaçların bir bölümünün kanser dahil birçok hastalığı ultra-dilüe solüsyonlar kullanarak tedavi ettiği öne sürülmektedir. Araştırmalarda homeopatik ilaçların tümör hücreleri üzerine sitotoksik etki gösterdikleri ve hayvan tümörlerini azalttıkları gösterilmekle birlikte homeopatik ilaçların hücre düzeyinde etkileri ve kesin etki mekanizmaları henüz bilinmemektedir. Bu derlemede homeopati ve kanser ile ilgili çalışmalar özetlenmiştir. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):38-46. Anahtar kelimeler: Alternatif tıp, homeopati, kanser HOMEOPATHY AND CANCER CARE Abstract Homeopathy is a controversial system of health care that is practiced extensively primarily for functional and minor ailments. Some of the homeopathic medicines claim treat diseases, including cancer, using ultra diluted preparations. Earlier studies indicated that homeopathic medicines are cytotoxic to tumor cells and reduced animal tumors. However, the mechanism of homeopathic medicines at the cellular level and the exact mechanism of action is not known. In this review, studies on homeopathy and cancer were summarized. Turk J Integr Med. 2013;1(2):38-46. Keywords: Alternative medicine, homeopathy, cancer Yıldız S. Homeopati ve kanser tedavisi. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):38-46. Yazışma Adresi: Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, Isparta – Türkiye E posta: [email protected] Kabul/Yayın Tarihi: 28 Haziran 2013 Homeopati ve Kanser Yıldız S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):38-46. Giriş Homeopati fonksiyonel ve hafif rahatsızlıklar için günümüzde yaygın olarak kullanılan ve etkisi halen tartışmalı olan bir sağlık yaklaşımıdır (1). Homeopatik ilaçların bir bölümünün kanser dahil birçok hastalığı ultra-dilüe solüsyonlar kullanarak tedavi ettiği öne sürülmektedir. Araştırmalarda homeopatik ilaçların tümör hücreleri üzerine sitotoksik etki gösterdikleri ve hayvan tümörlerini azalttıkları gösterilmekle birlikte homeopatik ilaçların hücre düzeyinde etkileri ve kesin etki mekanizmaları henüz bilinmemektedir (2). 2013 yılı başında homeopati anahtar kelimesi ile bir PubMed taraması 4.700`in; “homeopathy cancer” anahtar kelimeleri ile yapılan bir tarama ise 225`nin üzerinde sonuç vermektedir (Şekil 1) (3). Şekil 1. 1983-2013 yılı Mart ayı arası “homeopathy” anahtar kelimesi ile yapılan araştırmalarda yayın sayısı Kullanım Sıklığı İlerlemiş kanser hastalığı olan çocuklarda beslenme tedavileri ve homeopati yaygın olarak kullanılmaktadır (4). Almanya`da pediatrik onkolojide tamamlayıcı ve alternatif tıp (TAT) uygulamalarının kullanımı ile ilgili bir araştırmada, TAT kullanan hastaların %45.2`sinin homeopati kullandığı, ortalama tedavi kullanım süresinin 601 gün olduğu bildirilmiştir. Homeopati kullanan hastaların %56`sına bu tedavinin sağlık çalışanı olmayanlar tarafından önerildiği ve homeopatinin Almanya`da pediatrik onkolojide en çok kullanılan TAT uygulaması olduğu vurgulanmıştır. Aynı çalışmada çocukluk çağı kanserlerine tanı konulduğunda ailelerin homeopati uygulamasını dikkate aldığı ve bu uygulamada hasta memnuniyetinin yüksek olduğu bildirilmiştir (5). 39 Homeopati ve Kanser Yıldız S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):38-46. İtalya`da bir pediatrik onkoloji ünitesinde tamamlayıcı tıp uygulamaları ile ilgili bir araştırmada çocukların %12.4`ünün en az bir tamamlayıcı tıp uygulamasını kullandığı ve en sık kullanılan yöntemin homeopati olduğu bildirilmiştir. Neredeyse bütün vakalarda onkoloji uzmanının çocuğun kullandığı yöntem konusunda bilgilendirilmediği ve bu durumun ilaç tedavileri ile henüz yeterince anlaşılamamış olan etkileşimler için risk taşıdığına dikkat çekilmiştir (6). Yine İtalya`da kanser tanısı sonrası TAT kullanma sıklığını araştıran bir çalışmada, homeopati %30 kullanım oranıyla bitkisel tedavilerden (%52) sonra ikinci sırayı almıştır (7). Kronik lenfosittik lösemide homeopati uygulamalarının %14 ile vitamin destekleri (%26) ve minerallerden (%18) sonra kullanım sıklığı bakımından 3. sırada olduğu tespit edilmiştir (8). Özellikle çocukluk çağındaki bu yaygın kullanımına rağmen TAT tedavilerinin kullanım sıklığı ile ilgili araştırmalar düşük kalitededir. Son olarak Hollanda`da yapılan çok merkezli bir çalışma pediatrik onkolojide en sık kullanılan TAT uygulamasının %18,8 ile homeopati olduğunu göstermiştir (9). Hindistan kanser hastalarının homeopatik ilaçları yaygın olarak kullandığı bir ülkedir. Hindistanda homeopatların konvansiyonel tıp ile ve onkoloji ile ilgili bilgileri sınırlı olup bu alanda bir sağlık ekibi ile çalışmayı reddederler (10). Kanser hastalarının TAT uygulamaları tercihlerini inceleyen bir çalışmada homeopati grubunun genç, iyi eğitimli ve daha yüksek oranda meslek sahibi olduğu gösterilmiştir (11). Deneysel ve Klinik Çalışmalar Farelerde N'-nitrosodietilamin (NDEA) ile indüklenen hepatosellüler karsinomda homeopatik preperatların inhibitör etkisini değerlendiren bir çalışmada ultra-düşük dozlarda bu preperatların karsinojen uygulanmasına karşın tümör indüksiyonunun azalttığı (12); fare üzerinde oluşturulmuş tümörlerde bir grup homeopatik ilacın antitümör ve antimetastatik aktivitelerini inceleyen farklı bir çalışmada ise Ruta ve Hydrastis`in belirgin antitümör aktivitesi olduğu ve etki mekanizmasının henüz tespit edilemediği bildirilmiştir (13). Chatterjee ve arkadaşları 20 yılın üzerinde Psorinum, Chelidonium majus, Carduus marianus, Hydrastic canadensis, Aconite, Belladonna, Thuja occidentalis başta olmak üzere. homeopatik ana tentürler ve kanserde kullanımı ile ilgili önemli çalışmalar yapmıştır. BU çalışmaların büyük çoğunluğu az sayıda hasta içeren serilerden ibarettir (14,15). Bu çalışmalarda, Crotalus horridus, Lachesis ve Naja özellikle yılan venomu ile birlikte kullanıldığında kansere karşı daha fazla etki elde edilmiştir. Yılan venomunun kullanımı esas olarak karaciğer ve böbrek fonksiyonunu güçlendirmeyi, ağrıyı azaltmayı ve kanser hücrelerinin büyümesini ve yayılmasını engellemeyi temel almıştır (10). Phytolacca decandra`nın etanol ekstraktları homeopatide kronik romatizma, konjonktivit, psöriazis ve bazı deri hastalıklarında kullanılmaktadır. Phytolacca decandra`nı 40 Homeopati ve Kanser Yıldız S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):38-46. deri melanom hücreleri üzerinde etkisini inceleyen bir çalışmada, ilacın A 375 hücrelerinin (deri melanom hücrelerinin) proliferasyonunu anlamlı olarak azalttığı ve periferal kan mononükleer hücrelerine sitotoksik etki gözlenmediği; reaktif oksijen türlerinde artış yoluyla kaspaz aracılı sinyali etkileyerek apoptosisi indüklediği bildirilmiştir (16). Alman Homeopatik Farmakopesinde yer alan Aristolochia clematitis L. ve Asarum europaeum L.`nin ana tentürleri insan hepatoma (HepG2) hücrelerinin DNA sentezini doza bağımlı olarak inhibe eder. Bitki ektraktındaki bir bileşen olan Aristoloşik asit I (AAI) insanlarda nefropati ve ürotelyal kanser ile ilişkili bulunmuştur. AAI`nın sitotoksisite ve genotoksisite incelemesinde hücre proliferasyonunu inhibe ettiği gösterilmiştir. AAI ile indüklenen DNA hasarı, p53 ve p21 proteinlerinin artmış ekspresyonu ile ilişkili olan S fazında hücre ölümüne yol açmıştır (17). Phytolacca Decandra ana tentüründen gümüş nitrat ile elde edilen nanopartiküllerin A549 kanser hücre serisi üzerinde etkileri incelenmiş; antikanser ve antibakteriyel özelliklerin izlendiği, ancak antifungal özelliğin gösterilemediği bildirilmiştir (18). Homeopatik Arsenicum album`un terapötik etkilerinin arseniktriokside maruz kalmış MT4 hücre serisi üzerinde araştırıldığı bir çalışmada farklı homeopatik potenslerin tedavi edici etkileri gösterilmiştir (19). Ruta 200C, Carcinosinum 200C, Hydrastis 200C, Thuja 200C ve Thuja 1M kullanılarak yapılan bir çalışmada homeopatik ileçların tümör kontrolündeki temel mekanizmasının apoptosis olduğu bildirilmiştir (2). Konvansiyonel kanser tedavisi ve tamamlayıcı homeopati tedavisini içeren İki farklı örneklem üzerinde yürütülen bir çalışmada tamamlayıcı homeopati grubunda yaşam kalitesinde artış ve yorgunluk semptomunda azalma tespit edilmiştir (20). Meme kanseri tedavisi sonrası, homotoksikolojide ağrı tedavisi için kullanılan ve aynı zamanda bir inflamasyon mediatörü olan Traumeel enjeksiyonlarının ağrı kontrolünde etkili olduğu (21); farklı ultra-dilüe solüsyonların meme kanserli hastalarda ve farklı hücre serilerinde sitotoksik etkisi bildirilmiştir (22). Conium maculatum, Sabal serrulata, Thuja occidentalis, Asterias, Phytolacca ve Carcinosin`in prostat ve meme kanseri hücrelerinin büyümesi ve apoptosisi düzenleyen genlerin ekspresyonu üzerine etkisi ile ilgili bir çalışmada homeopatik ilaçların mevcut metodoloji ile ölçülebilen herhangi bir etkisi gösterilememiştir (23). Fare prostat ve akciğer tümör dokusu üzerinde homeopatik ilaçların immün modülasyon ve apoptosis üzerine etkileri ile ilgili bir çalışmada Conium maculatum, Sabal serrulata, Thuja occidentalis, ve bir MATLyLu Carcinosin nosodunun apoptosisi regüle eden sitokin ve gen ekspresyonu üzerine bir 41 Homeopati ve Kanser Yıldız S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):38-46. etkisi gösterilememiştir (24). Bu bilgiler ile çelişkili olarak prostat kasnserinin hücre ve hayvan modellerinde uygun remedilerin tümör insidansında %23, tümör hacminde %38 azalmaya neden olduğu; doğrudan hücresel etkilerin gösterilemediği fakat kanser insidansının ve progresyon hızının azaldığı (25); Sabal serrulata`nın insan prostat kanseri ile ilgili hücre büyümesi üzerine biyolojik etkileri olduğu (26) bildirilmiştir. Carcinosin 200`ün tek başına ve Chelidonium 200 ile farelerde pdimetilaminoazobenzen (p-DAB) ile indüklenen hepatokarsinogenez modelinin incelendiği bir araştırmada bu homeopatik ilaçların karaciğer kanseri tedavisinde potasniyel destekleyici etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır (27). Amanita phalloides homeopatik dilüsyonlarının kronik lenfositik lösemide B-hücre stabilizasyonuna neden olduğu (28); homeopatik Oscillococcinum`un influenza ve influenza benzeri semptomlarda kullanım ile ilgili mevcut verilerin koruyucu etkiyi desteklemediği (29); akciğer ve özofagus kanseri olan bri grup hastada özel homeopatik remedei protokolleri ile tam regresyon görüldüğü (30) literatürde bildirilen diğer klinik örnekler olmakla birlikte mevcut literatür kanser tedavisinde homeopatinin kullanımını desteklemek için yetersizdir (31). Kanser Tedavisinin Yan Etkilerinin Giderilmesinde Kullanımı Homeopatinin diğer bir kullanım alanı kanserin konvansiyonel tedavisinin yan etkilerinin azaltılmasıdır. Kemoterapi nedeniyle oluşan bulantı ve kusma bu grup tedavilerin en sık görülen yan etkisi olup (32), yaşam kalitesini azaltarak güük aktiviteleri engeller (33). Standart anti-emetik tedavinin yanında kompleks homeopatik remediler veya plasebonun kullanıldığı çift kör, palsebo kontrollü, randomize faz 3 çalışmasında, standart anti-emetik tedaviye bir kompleks homeopatik ilacın (Coccoline) eklenmesinin erken meme kanseri hastalarında bulantı ve kusmanın kontrolünde etkili olmadığı bildirilmiştir (34,35). Kassab ve arkadaşları, Topikal Calendula`nın radyoterapi sırasında akut dermatit proflaksisinde ve Traumeel S`nin kemoterapi nedeniyle oluşan stomatitte etkili olduğunu bildirmişlerdir (36). Modern sitotoksik tedavinin ana sorunlarından olan kemoterapi ile oluşmuş periferal nöropati (Chemotherapy-induced peripheral neuropathy - CIPN) gözlenen hastalarda ilaç dozu azaltılması, ilacın ertelenmesi veya tamamen kesilmesine rağmen CIPN semptomları tedavi etkinliğini ve hastanın sağ kalımını azaltır. Çoklu kemoterapi uygulamasından sonra CIPN gelişen 44 hastada allopatik tedavi, homeopatik tedavi ve hidroterapi içeren tedavi protokolünün planlandığı bir çalışmada nöropati semptomlarının gerilediği, tüm hastalarda yaşam kalitesinin iyileştiği ve yan etkiler nedeniyle kemoterapi tedavisi ertelenen hastaların yeniden tedaviye başlayacak düzeye geldiği gözlenmiştir (37). 42 Homeopati ve Kanser Yıldız S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):38-46. Sonuç Birçok kanser türünde konvansiyonel adjuvan tedavilere ek olarak egzersiz, diyet ve TAT uygulamaları prognozu iyileştirmek için yaygın olarak kullanılmaktadır (38). Bütün tartışmalara rağmen homeopatinin kullanımı da günden güne artmaktadır. Bu artan kullanım homeopati ile ilgili araştırmaları da beraberinde getirmektedir (39). Ancak düşük metodolojik standartlar, az sayıda hastanın dahil edilmesi, çalışmaların tekrarlanamaması ve taraflılık bu alanda net bir sonuca ulaşmayı engellemektedir (40). Diğer temel sorunlar homeopatik bakımın zaman kaybına neden olan bireysel reçetelendirmeden çok konvansiyonel tedavinin yan etkilerinin giderilmesi için sağlık sistemine entegrasyonu; çok merkezli çalışmalarda bireysel homeopati reçetelendirmesi için klinisyenlerin deneyim farkı; ve son olarak bireysel homeopatik reçetelerin çift kör randomize çalışmalara uyumlu olmaması şeklinde özetlenebilir (41). Genel olarak, homeopaik ilaçların kanser hastalığının seyrini değiştirebileceği ile ilgili kanıtlar yetersizdir. Destek tedavisi olarak kullanımı ile ilgili az sayıda randomize kontrollü çalışma olası yararlı etkiler ile ilgili ikna edici kanıtlar sunamamaktadır (42). Özellikle konvansiyonel kanser tedavisinin yan etkilerinin kontrolü başta olmak üzere homeopati ve kanser ile ilgili daha yüksek kalitede klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Kaynaklar 1. Frenkel M. Homeopathy in cancer care. Altern Ther Health Med. 2010;16(3):12-6. 2. Preethi K, Ellanghiyil S, Kuttan G, Kuttan R. Induction of apoptosis of tumor cells by some potentiated homeopathic drugs: implications on mechanism of action. Integr Cancer Ther. 2012;11(2):172-82. 3. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/?term=homeopathy+cancer 4. Heath JA, Oh LJ, Clarke NE, Wolfe J. Complementary and alternative medicine use in children with cancer at the end of life. J Palliat Med. 2012;15(11):1218-21. 5. Längler A, Spix C, Edelhäuser F, Kameda G, Kaatsch P, Seifert G. Use of homeopathy in pediatric oncology in Germany. Evid Based Complement Alternat Med. 2011;2011:867151. 6. Clerici CA, Veneroni L, Giacon B, Mariani L, Fossati-Bellani F. Complementary and alternative medical therapies used by children with cancer treated at an Italian pediatric oncology unit. Pediatr Blood Cancer. 2009;53(4):599-604. 7. Johannessen H, von Bornemann Hjelmborg J, Pasquarelli E, Fiorentini G, Di Costanzos F, Miccinesi G. Prevalence in the use of complementary medicine among cancer patients in Tuscany, Italy. Tumori. 2008;94(3):406-10. 8. Hensel M, Zoz M, Ho AD. Complementary and alternative medicine in patients with chronic lymphocytic leukemia. Support Care Cancer. 2009;17(1):47-52. 43 Homeopati ve Kanser Yıldız S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):38-46. 9. Singendonk M, Kaspers GJ, Naafs-Wilstra M, Meeteren AS, Loeffen J, Vlieger A. High prevalence of complementary and alternative medicine use in the Dutch pediatric oncology population: a multicenter survey. Eur J Pediatr. 2013;172(1):31-7. 10. Pal SK. Homeopathic approach for cancer treatment: my experience. J Altern Complement Med. 2013;19(5):478-9. 11. Guethlin C, Walach H, Naumann J, Bartsch HH, Rostock M. Characteristics of cancer patients using homeopathy compared with those in conventional care: a cross-sectional study. Ann Oncol. 2010;21(5):1094-9. 12. Kumar KB, Sunila ES, Kuttan G, Preethi KC, Venugopal CN, Kuttan R. Inhibition of chemically induced carcinogenesis by drugs used in homeopathic medicine. Asian Pac J Cancer Prev. 2007;8(1):98-102. 13. Es S, Kuttan G, Kc P, Kuttan R. Effect of homeopathic medicines on transplanted tumors in mice. Asian Pac J Cancer Prev. 2007;8(3):390-4. 14. Chatterjee A, Biswas J, Chatterjee A, Bhattacharya S, Mukhopadhyay B, Mandal S. Psorinum therapy in treating stomach, gall bladder, pancreatic, and liver cancers: a prospective clinical study. Evid Based Complement Alternat Med. 2011;2011:724743. 15. Chatterjee A, Biswas J. A homeopathic approach to treat patients with advanced gallbladder, periampullary, and liver carcinomas: a report of 3 cases. J Altern Complement Med. 2012;18(2):180-6. 16. Ghosh S, Bishayee K, Paul A, Mukherjee A, Sikdar S, Chakraborty D, Boujedaini N, KhudaBukhsh AR. Homeopathic mother tincture of Phytolacca decandra induces apoptosis in skin melanoma cells by activating caspase-mediated signaling via reactive oxygen species elevation. J Integr Med. 2013;11(2):116-24. 17. Nitzsche D, Melzig MF, Arlt VM. Evaluation of the cytotoxicity and genotoxicity of aristolochic acid I - a component of Aristolochiaceae plant extracts used in homeopathy. Environ Toxicol Pharmacol. 2013;35(2):325-34. 18. Bhattacharyya SS, Das J, Das S, Samadder A, Das D, De A, Paul S, Khuda-Bukhsh AR. Rapid green synthesis of silver nanoparticles from silver nitrate by a homeopathic mother tincture Phytolacca Decandra. Zhong Xi Yi Jie He Xue Bao. 2012;10(5):546-54. 19. Ive EC, Couchman IM, Reddy L. Therapeutic effect of Arsenicum album on leukocytes. Int J Mol Sci. 2012;13(3):3979-87. 20. Rostock M, Naumann J, Guethlin C, Guenther L, Bartsch HH, Walach H. Classical homeopathy in the treatment of cancer patients--a prospective observational study of two independent cohorts. BMC Cancer. 2011;11:19. 21. Orellana Alvarellos G, Ruiz de Viñaspre Alvear P, Kaszkin-Bettag M. A series of case reports: clinical evaluation of a complex homeopathic injection therapy in the management of pain in patients after breast cancer treatment. Altern Ther Health Med. 2010;16(1):54-9. 22. Frenkel M, Mishra BM, Sen S, Yang P, Pawlus A, Vence L, Leblanc A, Cohen L, Banerji P, Banerji P. Cytotoxic effects of ultra-diluted remedies on breast cancer cells. Int J Oncol. 2010;36(2):395-403. 44 Homeopati ve Kanser Yıldız S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):38-46. 23. Thangapazham RL, Gaddipati JP, Rajeshkumar NV, Sharma A, Singh AK, Ives JA, Maheshwari RK, Jonas WB. Homeopathic medicines do not alter growth and gene expression in prostate and breast cancer cells in vitro. Integr Cancer Ther. 2006;5(4):356-61. 24. Thangapazham RL, Rajeshkumar NV, Sharma A, Warren J, Singh AK, Ives JA, Gaddipati JP, Maheshwari RK, Jonas WB. Effect of homeopathic treatment on gene expression in Copenhagen rat tumor tissues. Integr Cancer Ther. 2006;5(4):350-5. 25. Jonas WB, Gaddipati JP, Rajeshkumar NV, Sharma A, Thangapazham RL, Warren J, Singh AK, Ives JA, Olsen C, Mog SR, Maheshwari RK. Can homeopathic treatment slow prostate cancer growth? Integr Cancer Ther. 2006;5(4):343-9. 26. MacLaughlin BW, Gutsmuths B, Pretner E, Jonas WB, Ives J, Kulawardane DV, Amri H. Effects of homeopathic preparations on human prostate cancer growth in cellular and animal models. Integr Cancer Ther. 2006;5(4):362-72. 27. Biswas SJ, Pathak S, Bhattacharjee N, Das JK, Khuda-Bukhsh AR. Efficacy of the potentized homeopathic drug, Carcinosin 200, fed alone and in combination with another drug, Chelidonium 200, in amelioration of p-dimethylaminoazobenzene-induced hepatocarcinogenesis in mice. J Altern Complement Med. 2005;11(5):839-54. 28. Riede I. Tumor therapy with Amanita phalloides (death cap): stabilization of B-cell chronic lymphatic leukemia. J Altern Complement Med. 2010;16(10):1129-32. 29. Vickers A, Smith C. WITHDRAWN: Homoeopathic Oscillococcinum for preventing and treating influenza and influenza-like syndromes. Cochrane Database Syst Rev. 2009;(3):CD001957. 30. Banerji P, Campbell DR, Banerji P. Cancer patients treated with the Banerji protocols utilising homoeopathic medicine: a Best Case Series Program of the National Cancer Institute USA. Oncol Rep. 2008;20(1):69-74. 31. Milazzo S, Russell N, Ernst E. Efficacy of homeopathic therapy in cancer treatment. Eur J Cancer. 2006;42(3):282-9. 32. Lohr L. Chemotherapy-induced nausea and vomiting. Cancer J. 2008;14(2):85–93. 33. Gralla RJ, Kris MG, Tyson LB, Clark RA. Controlling emesis in patients receiving cancer chemotherapy. Recent Results Cancer Res. 1988;108:89–101. 34. Pérol D, Provençal J, Hardy-Bessard AC, Coeffic D, Jacquin JP, Agostini C, Bachelot T, Guastalla JP, Pivot X, Martin JP, Bajard A, Ray-Coquard I. Can treatment with Cocculine improve the control of chemotherapy-induced emesis in early breast cancer patients? A randomized, multi-centered, double-blind, placebo-controlled Phase III trial. BMC Cancer. 2012;12:603. 35. Genre D, Tarpin C, Braud AC, Camerlo J, Protiere C, Eisinger F, Viens P. Randomized, double-blind study comparing homeopathy (cocculine) to placebo in prevention of nausea/vomiting among patients receiving adjuvant chemotherapy for breast cancer. Breast Cancer Research and Treatment. 2003;82(sup 1):637. 36. Kassab S, Cummings M, Berkovitz S, van Haselen R, Fisher P. Homeopathic medicines for adverse effects of cancer treatments. Cochrane Database Syst Rev. 2009;(2):CD004845. 45 Homeopati ve Kanser Yıldız S. Integr Tıp Derg 2013;1(2):38-46. 37. Kholodova NB, Sotnikov VM, Dobrovol'skaia NIu, Ponkratova IuA. Clinical characteristics and treatment of polyneuropathy developed after chemotherapy. Zh Nevrol Psikhiatr Im S S Korsakova. 2013;113(5):20-4. 38. Templeton AJ, Thürlimann B, Baumann M, Mark M, Stoll S, Schwizer M, Dietrich D, Ruhstaller T. Cross-sectional study of self-reported physical activity, eating habits and use of complementary medicine in breast cancer survivors. BMC Cancer. 2013;13:153. 39. Kassab S, Cummings M, Berkovitz S, Van HR, Fisher P. Homeopathic medicines for adverse effects of cancer treatments. Cochrane Database Syst Rev. 2009. CD004845. 40. Jonas WB, Kaptchuk TJ, Linde K. A critical overview of homeopathy. Ann Intern Med. 2003;138(5):393–399. 41. Rostock M, Naumann J, Guethlin C, Guenther L, Bartsch HH, Walach H. Classical homeopathy in the treatment of cancer patients–a prospective observational study of two independent cohorts. BMC Cancer. 2011;11:19. 42. Ernst E. Homeopathy for cancer? Curr Oncol. 2007;14(4):128-30. 46 İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE REVIEW / DERLEME 1 2 3 Sedat Yıldız , Sevilay Eriş , Serhat Duruhan , Nuray Yücel Polat 4 1 Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi Ve Rehabilitasyon Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Isparta 2 Tarsus Medical Park Hastanesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Mersin 3 4 Muayenehane, Beyin Ve Sinir Cerrahisi, Denizli Aktif Yaşam Fizik Tedavi Ve Rehabiltasyon Merkezi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, Mersin YEŞİL ÇAY VE FİTOTERAPİDE KARDİYOVASKÜLER SİSTEM HASTALIKLARI İÇİN KULLANIMI Özet Yeşil çay (Camellia sinensis), yeşil yaprak polifenollerinin oksidasyonunu engelleyecek şekilde hazırlanır. Yeşil çay, içerdiği flavonoidler nedeniyle tedavi edici etkileri konusunda geniş araştırmalara konu olmuştur. Camellia sinensis`in fizyolojik ve farmakolojik etkileri, üretimi, yaprak kompozisyonu ve üretimi sırasında kimyasal değişiklikleri araştırılmış ve çeşitli ticari ürünler üretilmiştir. Bu derlemede yeşil çayın kullanım alanı olduğu düşünülen kardiyovasküler hastalıklardaki klinik ve laboratuvar çalışmaları özetlenmiştir Integr Tıp Derg. 2013;1(2):47-53. Anahtar kelimeler: Camellia sinensis, fitoterapi, flavonoidler, kardiyovasküler hastalıklar, yeşilçay GREEN TEA AND PHYTOTHERAPEUTIC ASPECTS FOR DISEASES OF THE CARDIOVASCULAR SYSTEM Abstract Green tea (Camellia sinensis), is prepared in a way as to preclude the oxidation of green leaf polyphenols. Gree tea has been investigated due to its spesific content of flavonoids. Physiological and pharmacological effects, production, leaf composition and the chemical changes that take place during the manufacture of Camellia sinensis has also been investigated and various commercial products were produced. In this review, clinical and laboratory findings about green tea for cardiovascular diseases is summarized. Turk J Integr Med. 2013;1(2):47-53. Keywords: Camellia sinensis, phytotherapy, flavonoids, cardiovascular diseases, green tea Yıldız S, Eriş S, Duruhan S, Polat NY. Yeşil çay ve fitoterapide kardiyovasküler sistem hastalıkları için kullanımı. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):47-53. Yazışma Adresi: Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, Isparta – Türkiye E posta: [email protected] Kabul/Yayın Tarihi: 28 Haziran 2013 Yeşil Çay ve Fitoterapi Yıldız S, Eriş S, Duruhan S, Polat NY. Integr Tıp Derg 2013;1(2):47-53. Dünya üzerinde otuzdan fazla ülkede çay üretimi yapılmakta ve bütün ülkelerde farklı düzeylerde çay tüketilmektedir. Günümüzde çay sudan sonra en çok tüketilen içecek olma özelliğini taşımaktadır. Çay üç temel formda üretilmektedir. Yeşil çay, yeşil yaprak polifenollerinin oksidasyonunu engelleyecek şekilde hazırlanır. Siyah çay üretimi sırasında oksidasyon desteklenerek bu maddelerin birçoğu okside olur. Oolong çayı ise kısmen oksitlenmiş bir üründür (1). Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre dünya çay üretimi sıralamasında Çin Halk Cumhuriyeti ilk sırada yer almaktadır. Ülkemiz 2006-2008 yılları arasında dünya çay üretiminde 5. sırada yer almaktadır (Tablo 1) (2). Tablo 1. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre dünya çay üretimi sıralaması Ülke Çin Halk Cumhuriyeti Hindistan Kenya Sri Lanka Türkiye 2006 2007 2008 1.047.345 1.183.002 928.000 949.220 310.580 369.600 310.800 305.220 201.866 206.160 1.257.384 805.180 345.800 318.470 198.046 Yeşil çay (Camellia sinensis), içerdiği flavonoidler nedeniyle tedavi edici etkileri konusunda geniş araştırmalara konu olmuştur. Camellia sinensis`in fizyolojik ve farmakolojik etkileri, üretimi, yaprak kompozisyonu ve üretimi sırasında kimyasal değişiklikleri araştırılmış ve çeşitli ticari ürünler üretilmiştir (3). Serbest radikaller nedeniyle oluşan oksidatif stres, biyolojik sistemlerde lipid, karbonhidrat, protein ve DNA hasarına eğilim oluşturarak hücre yapısını ve fonksiyonunu etkiler (4). Yeşil çay polifenollerinin reaktif oksijen türlerinin neden olduğu bu hasara karşı koruyucu etkisi olduğu bilinmektedir (5). Bu derlemede yeşil çayın kullanım alanı olduğu düşünülen klinik ve laboratuvar çalışmaları özetlenmiştir. Çay, bazıları biyoaktif olmak üzere 4,000`in üzerinde kimyasal içermektedir. Son yıllarda çayda bulunan ve hastalarda destek tedavisi olarak kullanılabilen polifenolik flavonoidlerin kardiyovasküler ve matabolik etkilerini anlayabilmek için araştırmalar yoğunlaşmıştır. Çay veya çay polifenollerinin hipertansiyon, ateroskleroz, diyabet, hiperkolesterolemi, obezite gibi patolojik durumlarda kullanımı için çeşitli kardiyovasküler etkiler tanımlanmış; çay polifenollerine antioksidan, antitrombojenik, antiinflamatuvar, hipotansif ve hipokolesterolemik etkiler atfedilmiştir (6). Düzenli çay tüketimi ile kardiyovasküler riskin 48 Yeşil Çay ve Fitoterapi Yıldız S, Eriş S, Duruhan S, Polat NY. Integr Tıp Derg 2013;1(2):47-53. azaldığı yönünde birçok çalışma vardır. Çay tüketiminin kardiyovasküler sağlık üzerine faydalı etkileri büyük oranda flavonoidler ile ilişkilidir. Prospektif popülasyon çalışmalarında çay ve flavonoid tüketimi azalmış kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkili bulunmuştur (7). Bu etki total kolesterol ve LDL kolesterol seviyelerinde sekiz haftada anlamlı düzeye ulaşmıştır (8). Yeşil çay ekstraktının vasküler reaktivite ve ateroskleroz progresyonu üzerine etkilerini inceleyen bir çalışmada düşük dozlarda yeşil çay uygulamasının ateroskleroz progresyonunu endotel disfonksiyonu geri çevirerek katkıda bulunduğu bildirilmiştir (9). Bornhoeft ve arkadaşları yeşil çay polifenollerinin aterojenik diyet ve dekstran sodyum sülfat ile beslenen farelerde lipid profili, inflamasyon ve antioksidan kapasitesini etkileyerek koruyucu etkiler gösterdiğini bildirmişlerdir (10). Camellia sinensis`in kolesterol ve dolaşan immün kompleksler üzerine etkilerinin incelendiği bir çalışmada yeşil çayın hiperkolesterolemi gelişiminden koruyucu amaçlı beslenme desteği olarak kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır (11). Gomikawa ve arkadaşları 2 hafta boyunca 1,5g/3 kez/gün yeşil çay tüketimini sağladıkları bir örneklemde plazma ve LDL kolesterol düzeylerinin 10mg/dl azaldığını, plazmada beta-karoten, alfa-tokoferol, C vitamini ve ürik asit içeriğinin değişmediğini ve plazmada süperoksit dismutaz aktivitesinin çalışma süresince değişmeden kaldığını bildirmişlerdir (12). Hiperkolesterolemik diyet ile beslenmiş yaşlı ratlarda inflamatuvar değişikliklerin ve lipit anormalliklerinin azaltılmasında epigallokateşin-3-gallat etkili bulunmuştur (13). Yeşil çayda bulunan kateşinlerin insan önkol endotel disfonskiyonunu iyileştirdiği ve sigara içenlerde ateroskleroz üzerine nitrik oksit düzeyini arttırarak ve oksidatif stresi azaltarak etki eder (14). Bu nedenle kateşinler üzerine araştırmalar artmıştır. Epigallokateşin-3-gallat, yeşil çayda en çok miktarda bulunan kateşindir. Epigallokateşin-3-gallat`ın vasküler fonskiyonlar üzerine etkisi günden güne daha bilinir hale gelmektedir (15). Oksidatif stres ve endotel disfonksiyonu hipertansiyon, insülin direnci ve metabolik sendrom ile yakın olarak ilişkilidir. Yeşil çay ekstraktı reaktif oksijen türlerinin oluşumunu ve NADPH oksidaz aktivitesini azaltarak, endotelyal nitrik oksit sentetazı stimüle eder. Yeşil çayın rat metabolik sendrom modelinde hipertansiyon ve insülin direncini iyileştirdiği gösterilmiştir (16). Antonello ve arkadaşları 13 haftalık ratları yeşil çay ekstraktı içeren (6 mg/mL) ve içermeyen su tüketen iki gruba ayırarak ateroskleroz ve hipertansiyon gelişiminde önemli aşamalardan olan endotel disfonskiyonunu indüklemek için düşük doz (350 microg/kg/d) ve yüksek doz (700 microg/kg/d) Anjiyotensin 2 kullanılmıştır. Oksidatif stres plazma hidroperoksidaz ve nitrotirozin seviyeleri ile ölçülmüş, hem oksijenaz 1`in mRNA`sı, NADPH oksidazın endotelyal p22 alt ünitesi ve süperoksit dismutaz 1 aortadan alınan örnekten değerlendirilmiştir. Yeşil çay ekstraktının yüksek Anjiyotensin 2 dozu ile indüklenen 49 Yeşil Çay ve Fitoterapi Yıldız S, Eriş S, Duruhan S, Polat NY. Integr Tıp Derg 2013;1(2):47-53. hipetansiyondan ve hedef organ hasarından muhtemel olarak süperoksit anyon üretimini önleyerek koruyucu olduğu düşünülmüştür (17). Monositlerin vasküler endotele yapışması aterogenezin erken ve önemli aşamalarındandır. Endotel hücrelerine monositlerin yapışması oksitlenmiş düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) tarafından indüklenir. Bu süreç vasküler hücre adezyon molekülü-1 ve interselüler hücre adezyon molekülü 1`i de içeren birçok hücre adezyon molekülü aracılığı ile yürütülür. Bu moleküllerin oksitlenmiş LDL tarafından artmış endotelyal ekspresyonunun köpük hücre oluşumu ve aterosklerozun önemli bir aşaması olduğu gösterilmiştir. Epigallokateşin-3gallat`ın bu moleküllerin endotelyal ekspresyonunu, oksitlenmiş LDL veya inflamatuvar sitokinlerin uyarılmasına ve monositler tarafından CD11b ekspresyonuna cevap olarak inhibe ettiği bildirilmiştir. Apolipoprotein E eksikliği olan farelerde çay kateşin ekstraktlarının ateroskleroz gelişimine karşı koruyucu olduğu, epigallokateşin-3-gallat`ın damar duvarı hasarı nedeniyle oluşan aterosklerotik plak formasyonunun progresyonunu azalttığı in vivo çalışmalar ile gösterilmiştir (18,19). İnsan umblikal ven endotel hücresi üzerinde yapılan bir çalışmada yeşil çay polifenollarının oksitlenmiş LDL aracılı TNF alfa ekspresyonunu NF-KB yolağı üzerinden azalttığı ve bu yolla aterosklerozdan koruyucu etkiye sahip olabileceği bildirilmiştir (20). 12 aylık erkek ratların 6 ay boyunca tek sıvı kaynağı olarak yeşil çay veya yeşil çay ekstraktları tükettiği bir çalışmada plazma lipid seviyelerinde bir değişiklik olmadığı halde plazma androjen seviyelerinin azaldığı; bu durumun vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) ve endotel hücrelerindeki reseptörleri olan VEGFR2 reseptörlerinina azalmış ekspresyonu ile ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar kavernöz dokuda ateroskleroz sürecinin yavaşladığı şeklinde yorumlanmıştır (21). Çin`de erkek hastalarda yeşil çay tüketiminin koroner ateroskleroz üzerine koruyucu etkilerinin araştırıldığı bir çalışmada tespit edilen koruyucu etkiler için doz-cevap, kullanım sıklığı, kullanım süresi, kullanım konsantrasyonu ve yeşil çay tüketimine başlama yaşı gibi faktörlerin etkili olduğu gösterilmiştir (22). Yeşil çay gibi flavonoid açısından zengin diğer besinlerde de (kakao, soya, siyah çay) benzer bulgular gözlenmiştir. Resveratrol, berberin ve naringeni içeren polifenollerin pürifiye formlarının insan ve/veya hayvan modellerinde dislipidemi üzerine faydalı etkileri vardır. Kardiyovasküler hastalık üzerine hayvan modellerinde naringenin tedavisinin dislipidemi, hiperinsülinemi ve obezite üzerine etkili olduğu gösterilmiştir. Bu bulgular dikkate alınarak flavonoidlerin kardiyovasküler hastalık üzerine faydalı etkileri, flavonoidlerin risk faktörleri üzerine olan etkileri ile açıklanabilir (23). 50 Yeşil Çay ve Fitoterapi Yıldız S, Eriş S, Duruhan S, Polat NY. Integr Tıp Derg 2013;1(2):47-53. Yeşil çayın diğer fitoterapötikler ve beslenme unsurları ile birlikte kullanımı da yaygındır. Yeşil çay polifenolleri ile zenginleştirilmiş sızma zeytin yağının aterosklerotik apolipoprotein E eksikliği olan ratlarda makrofajlara kolesterol geçişini arttırarak antiaterojenik özellik gösterdiği bildirilmiştir (24). Literatürde yeterli çalışma olmamasına rağmen yeşil çayın kardiyovasküler hastalıklar yönünden risk faktörü olan fazla kilo durumunda da kullanıldığı bilinmektedir (25). Birçok çalışmada çayın kardiyovasküler sistemi koruyucu etkisi gösterilmekle birlikte çay ve sağlık arasındaki ilişkiyi inceleyen epidemiyolojik çalışmalar çelişkilidir. Çelişkili sonuçlar farklı çalışma tasarımlarına ve farklı nitelikteki çayların flavonoid içeriklerinin farklı olmasına bağlanabilir (26). Hayvan modelleri üzerinde in vivo ve in vitro çalışmalar ile insan çalışmalarından elde edilen bilgiler ışığında bu literatür derlemesinde yeşil çayın ve içerdiği polifenollerin kardiyovasküler sistem üzerine olası olumlu etkilerinin vazorelaksan etki, endotel disfonksiyonuna karşı koruyucu etki, antioksidan etki ve hipolipidemik etkiden kaynaklandığı söylenebilir. En sık ölüm nedenleri içinde yer alan kardiyovasküler sistem hastalıklarının önlenmesinde yeşil çayın destekleyici etkisi gelecekte de yeni araştırmalara konu olacaktır. Kaynaklar 1. Graham HN. Green tea composition, consumption, and polyphenol chemistry. Prev Med. 1992;21(3):334-50. 2. Food and Agriculture Organization Of The United Nations, Statistics Division. http://faostat3.fao.org/ 2013. 3. Vieira Senger AE, Schwanke CH, Gomes I, Valle Gottlieb MG. Effect of green tea (Camellia sinensis) consumption on the components of metabolic syndrome in elderly. J Nutr Health Aging. 2012;16(9):738-42. 4. Valko M, Rhodes CJ, Moncol J, Izakovic M, Mazur M. Free radicals, metals and antioxidants in oxidative stress-induced cancer. Chem Biol Interact. 2006;160(1):1-40. 5. Rah DK, Han DW, Baek HS, Hyon SH, Park JC. Prevention of reactive oxygen speciesinduced oxidative stress in human microvascular endothelial cells by green tea polyphenol. Toxicol Lett. 2005;155(2):269-75. 6. Yung LM, Leung FP, Wong WT, Tian XY, Yung LH, Chen ZY, Yao XQ, Huang Y. Tea polyphenols benefit vascular function. Inflammopharmacology. 2008;16(5):230-4. 7. Hodgson JM, Croft KD. Tea flavonoids and cardiovascular health. Mol Aspects Med. 2010;31(6):495-502. 8. Batista Gde A, Cunha CL, Scartezini M, von der Heyde R, Bitencourt MG, Melo SF. Prospective double-blind crossover study of Camellia sinensis (green tea) in dyslipidemias. Arq Bras Cardiol. 2009;93(2):128-34. 51 Yeşil Çay ve Fitoterapi Yıldız S, Eriş S, Duruhan S, Polat NY. Integr Tıp Derg 2013;1(2):47-53. 9. Minatti J, Wazlawik E, Hort MA, Zaleski FL, Ribeiro-do-Valle RM, Maraschin M, da Silva EL. Green tea extract reverses endothelial dysfunction and reduces atherosclerosis progression in homozygous knockout low-density lipoprotein receptor mice. Nutr Res. 2012;32(9):684-93. 10. Bornhoeft J, Castaneda D, Nemoseck T, Wang P, Henning SM, Hong MY. The protective effects of green tea polyphenols: lipid profile, inflammation, and antioxidant capacity in rats fed an atherogenic diet and dextran sodium sulfate. J Med Food. 2012;15(8):726-32. 11. Luo XY, Li NN, Liang YR. Effects of Ilex latifolia and Camellia sinensis on cholesterol and circulating immune complexes in rats fed with a high-cholesterol diet. Phytother Res. 2013;27(1):62-5. 12. Gomikawa S, Ishikawa Y, Hayase W, Haratake Y, Hirano N, Matuura H, Mizowaki A, Murakami A, Yamamoto M. Effect of ground green tea drinking for 2 weeks on the susceptibility of plasma and LDL to the oxidation ex vivo in healthy volunteers. Kobe J Med Sci. 2008;54(1):E62-72. 13. Senthil Kumaran V, Arulmathi K, Sundarapandiyan R, Kalaiselvi P. Attenuation of the inflammatory changes and lipid anomalies by epigallocatechin-3-gallate in hypercholesterolemic diet fed aged rats. Exp Gerontol. 2009;44(12):745-51. 14. Oyama J, Maeda T, Kouzuma K, Ochiai R, Tokimitsu I, Higuchi Y, Sugano M, Makino N. Green tea catechins improve human forearm endothelial dysfunction and have antiatherosclerotic effects in smokers. Circ J. 2010;74(3):578-88. 15. Moore RJ, Jackson KG, Minihane AM. Green tea (Camellia sinensis) catechins and vascular function. Br J Nutr. 2009;102(12):1790-802. 16. Ihm SH, Jang SW, Kim OR, Chang K, Oak MH, Lee JO, Lim DY, Kim JH. Decaffeinated green tea extract improves hypertension and insulin resistance in a rat model of metabolic syndrome. Atherosclerosis. 2012;224(2):377-83. 17. Antonello M, Montemurro D, Bolognesi M, Di Pascoli M, Piva A, Grego F, Sticchi D, Giuliani L, Garbisa S, Rossi GP. Prevention of hypertension, cardiovascular damage and endothelial dysfunction withgreen tea extracts. Am J Hypertens. 2007;20(12):1321-8. 18. Naito Y, Yoshikawa T. Green tea and heart health. J Cardiovasc Pharmacol. 2009;54(5):38590. 19. Inami S, Takano M, Yamamoto M, Murakami D, Tajika K, Yodogawa K, Yokoyama S, Ohno N, Ohba T, Sano J, Ibuki C, Seino Y, Mizuno K. Tea catechin consumption reduces circulating oxidized low-density lipoprotein. Int Heart J. 2007;48(6):725-32. 20. Wahyudi S, Sargowo D. Green tea polyphenols inhibit oxidized LDL-induced NF-KB activation in human umbilical vein endothelial cells. Acta Med Indones. 2007;39(2):66-70. 21. Neves D, Assunção M, Marques F, Andrade JP, Almeida H. Does regular consumption of green tea influence expression of vascular endothelial growth factor and its receptor in aged rat erectile tissue? Possible implications for vasculogenic erectile dysfunction progression. Age (Dordr). 2008;30(4):217-28. 22. Wang QM, Gong QY, Yan JJ, Zhu J, Tang JJ, Wang MW, Yang ZJ, Wang LS. Association between green tea intake and coronary artery disease in a Chinese population. Circ J. 2010;74(2):294-300. 52 Yeşil Çay ve Fitoterapi Yıldız S, Eriş S, Duruhan S, Polat NY. Integr Tıp Derg 2013;1(2):47-53. 23. Mulvihill EE, Huff MW. Antiatherogenic properties of flavonoids: implications for cardiovascular health. Can J Cardiol. 2010;26 Suppl A:17A-21A. 24. Rosenblat M, Volkova N, Coleman R, Almagor Y, Aviram M. Antiatherogenicity of extra virgin olive oil and its enrichment with green tea polyphenols in the atherosclerotic apolipoprotein-E-deficient mice: enhanced macrophage cholesterol efflux. J Nutr Biochem. 2008;19(8):514-23. 25. Basu A, Lucas EA. Mechanisms and effects of green tea on cardiovascular health. Nutr Rev. 2007;65(8 Pt 1):361-75. 26. Grassi D, Aggio A, Onori L, Croce G, Tiberti S, Ferri C, Ferri L, Desideri G. Tea, flavonoids, and nitric oxide-mediated vascular reactivity. J Nutr. 2008;138(8):1554S-1560S. 53 İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE REVIEW / DERLEME 1 2 3 4 5 Sedat Yıldız , Elif Kaya , Turgay Altınbilek , Ateş Şendil , Esra Pınar Erdoğdu 1 Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Isparta 2 Muayenehane, İstanbul 3 Fizyocenter Tedavi Merkezi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon, İstanbul 4 Spor hekimliği, Muayenehane, Ankara 5 Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, İstanbul DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ “OSTEOPATİDE EĞİTİM KRİTERLERİ” BELGESİNDEN GÜNÜMÜZE - OSTEOPATİ: DERLEME Özet Geleneksel Tıp veya Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp sağlık ve iyilik hali için insanlık tarafından kullanılan en eski tedavi edici sistemdir. Son dönemde Alternatif Tıp terimi yerine Tamamlayıcı Tıp terimi daha yaygın olarak kullanılmıştır. Bu bakımdan “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp” bu alandaki ürünleri, uygulamaları ve uygulayıcıları kapsayan bir terim olarak kullanılmaktadır. Osteopatik tıp, doktorun ellerini ve osteopati alanındaki bilgilerini kullanarak uyguladığı bütünleştirici bir sağlık sistemidir. Osteopatik Tıp 1874 yılında Dr. Andrew Taylor Still tarafından Kirksville, Missouri`de (ABD) kurulmuştur. Bu derlemede, Dünya Sağlık Örgütü`nün “Osteopatide Eğitim Kriterleri” ni yayınladığı 2010 yılından günümüze kadar olan osteopati ile ilgili yeni gelişmeler özetlenmiştir. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):54-64. Anahtar kelimeler: derleme, Dünya Sağlık Örgütü, osteopati, osteopatik manupilatif tedavi (OMT) tamamlayıcı tıp FROM WORLD HEALTH ORGANIZATION`S “BENCHMARKS FOR TRAINING IN OSTEOPATHY” TO PRESENT - OSTEOPATHY: REVIEW Abstract Traditional Medicine or Complementary and Alternative Medicine (TM/CAM) are the oldest existing therapeutic systems used by humanity for health and wellbeing. In recent years, the term Complementary Medicine is more widely used instead of the term Alternative Medicine. The term “Traditional and Complementary Medicine” encompassing products, practices and practitioners in this field. Osteopathic medicine (OM) is an integrative healing system which is applied with the doctor's two hand and advance osteopathic knowledge. OM was founded in 1874 by Dr Andrew Taylor Still in Kirksville, Missouri (USA). In this review, recent developments regarding osteopathy from 2010 (that World Health Organization published Benchmarks for Training in Osteopathy) to the present are summarized. Turk J Integr Med. 2013;1(2):54-64. Keywords: Review, World Health Organization, osteopathy, osteopathic manipulative treatment (OMT) complementary medicine Dünya Sağlık Örgütü “osteopatide eğitim kriterleri” belgesinden günümüze Osteopati: Derleme. Yıldız S, Kaya E, Altınbilek T, Şendil A, Erdoğdu EP. Integr Tıp Derg 2013;1(2):54-64. Yıldız S, Kaya E, Altınbilek T, Şendil A, Erdoğdu EP. Dünya Sağlık Örgütü “osteopatide eğitim kriterleri” belgesinden günümüze - Osteopati: Derleme. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):54-64. Yazışma Adresi: Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, Isparta – Türkiye E posta: [email protected] Kabul/Yayın Tarihi: 28 Haziran 2013 Osteopatik tıp 130 yıldan daha uzun süredir varolan, doktorun ellerini ve osteopati alanındaki bilgilerini kullanarak uyguladığı bütünleştirici bir sağlık sistemidir (1,2). Osteopatik manupilatif tıp ile ilgili tıbbi hastane kayıtları geriye dönük olarak incelendiğinde bu alanda uygulamaların en sık kas-iskelet sistemi şikayetleri, solunum problemleri (destek tedavisi olarak) ve yenidoğan bakımı için olduğu görülmüştür (3). Bu derlemede, Dünya Sağlık Örgütü`nün (DSÖ, World Health Organization - WHO) “Osteopatide Eğitim Kriterleri” ni yayınladığı 2010 yılından günümüze kadar olan osteopati ile ilgili yeni gelişmeler özetlenmiştir. Her yıl Amerika Birleşik Devletleri`nde 18 milyon erişkin manuel tedavi alır ve bu tedavinin bir yıllık cepten ödenen maliyeti 3,9 milyar dolardır. Manuel tedavilerin etkinliğini destekleyen kanıtlar günden güne artmasına rağmen, bu tedavilerin altta yatan mekanizmaları ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Bu temel bilginin eksikliği tedavilerin kullanımı ile ilgili akılcı stratejiler geliştirilmesine ve potansiyel olarak daha geniş bilimsel ve sağlık toplulukları tarafından kabulüne engel olmaktadır. Birçok yazar manuel tedavilerin ağrı-spazm-ağrı döngüsünü bozarak etki ettiği hipotezini savunmaktadır. Ancak bu durumla ilgili nispeten daha az deneysel kanıt bu hipotezi desteklemiştir (4). Fasya vücudun kas, iskelet ve organsal bileşenlerini çevreleyen, destekleyen, askıda tutan, koruyan, bağlayan ve bölen üç boyutlu bir ağ olarak organize olmuş konnektif dokudur. Çalışmalar fasyanın kendini uygulanan veya ortaya çıkan gerginlik boyunca ve tüm vücutta fasyanın kısıtlanması sorununa neden olabilecek şekilde yeniden organize ettiğini göstermektedir. Bu durum mekanik ve fizyolojik etkiler sonucu potansiyel olarak fasya ile sarılı yapıların kendisinde stres yaratır. Osteopatik bakış açısı ile fasyal teknikler bu gibi gerginlikleri gevşetmeyi, ağrıyı azaltmayı ve fonksiyonu geri kazandırmayı amaçlar. Fasyal teknikler için önerilen bu mekanizmalar konnektif dokunun plastik, viskoelastik ve piezoelektrik özelliklerini inceleyen çeşitli çalışmalara dayanır (5). Dokulardaki gerginlik ile ilgili gerilme-karşı gerilme (strain counterstrain) gibi teknikler de yaygın olarak kullanılır (6). Roman ve ark, fasya üzerinde sabit kaydırma hareketine ilave olarak uygulanan perpendiküler vibrasyon ve tanjansiyel osilasyonun hücrelerarası matrikste tedavinin etkinliğini arttırabileceğini matematiksel bir model ile göstermişlerdir (7). Osteopatik manupilatif 55 Dünya Sağlık Örgütü “osteopatide eğitim kriterleri” belgesinden günümüze Osteopati: Derleme. Yıldız S, Kaya E, Altınbilek T, Şendil A, Erdoğdu EP. Integr Tıp Derg 2013;1(2):54-64. tedavinin (OMT) duygusal ve psikolojik stres altındaki insanlarda sekretuar IgA seviyelerini arttırdığı yönünde bulgular da mevcuttur (8). Hastaya dokunmanın sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve endokrin sistem üzerine de etkileri vardır (9). Öyle ki, yaşlı bakım evinde ayda iki kez uygulanan osteopatik manupilatif tedaviyi taklit eden hafif dokunmanın bile ilaç kullanım oranını azalttığı gösterilmiştir (10). Osteopatik manupilatif tedavi sırasında uygulanan mekanik kuvvetlerin hücresel düzeyde etkileri nasıl oluşturabileceği biyotensegrity modeli ile açıklanabilir (11). Osteopatik manupilatif tedavinin etki mekanizmaları ile ilgili bu modellerin dışında, Tip 2 diyabet ve komplikasyonlarında (12), düşmelerin önlenmesinde, yürüme bozukluklarında ve denge ile ilgili hastalıklarda (13), torasik çıkış sendromunda (14), influenzada (15), dermatolojik hastalıklarda (16,17), osteopatik yapısal tanı ve osteopatik manupilatif tedavi diğer güncel araştırma alanlarıdır. Kronik spesifik olmayan bel ağrısında osteopatik yaklaşımların etkinliği ile ilgili bir derlemede çalışmaların çoğunluğunda uygun metodolojinin uygulanmadığı gözlenmiştir. Erişkin kronik spesifik olmayan bel ağrısı durumunda uygulanan osteopatik uygulamaların sham uygulamalardan üstün olmadığı veya egzersiz ve fizyoterapi ile benzer etkilere sahip olduğu gibi farklı sonuçlara ulaşılmıştır (18). Fakat çalışmalar incelendiğinde aktif olarak görev yapan ve akut bel ağrısı olan askeri personelde osteopatik manupilatif tedavinin etkili olduğu gösterilmiştir (19). Osteopatinin bel ağrıları gibi kas iskelet sistemi sorunlarında genel hekimlik uygulamaları arasında olması önerilmiş (20); bel ağrısı olan obez hastalarda spesifik egzersiz programı ile birlikte uygulanan osteopatik manupilatif tedavinin ağrı ve disabiliteyi azaltırken, torakal omurgadaki biyomekanik değişkenleri iyileştirdiği gösterilmiştir (21). Bel ağrılı hastalarda tedavi öncesi hidrasyonun tedavi sonuçlarını etkilediği bilinmektedir (22). Bel ağrıları ile ilgili uygulamalarda çok nadir olarak ileri bir komplikasyon olan kauda ekuina sendromu da bildirilmiştir (23). Lumbo-pelvik bölgede uygulanan manupilatif tedaviler ile ortaya çıkan ciddi yan etkilerin anektodal niteliği bir neden-sonuç ilişkisi kurmayı zorlaştırmaktadır (24). Osteopatik manupilatif tıp karpal tünel sendromunun geleneksel tedavisinde kullanılan metotlara destek olarak kullanılabilecek invaziv olmayan bir yöntemdir. Osteopatik yapısal muayene de tanıyı destekleyebilir. Karpal tünel sendromunu birçok sebebi olmakla birlikte uygun hastalarda kullanılacak osteopatik teknikler cerrahiyi geciktirebilir ya da engelleyebilir (25). Osteopatik manupilatif tedavinin tarsal somatik disfonksiyonda da etkili olduğu yönünde veriler mevcuttur (26). Osteopatik manupilatif tedavi ve fizik tedavi diz osteoartritinde ameliyat dışı tedavilerin temel bileşenleridir (27). Yaygın omuz hastalıklarında, rotator manşon hastalıklarında, adeziv kapsülitte ve yumuak doku sorunlarında egzersizle veya 56 Dünya Sağlık Örgütü “osteopatide eğitim kriterleri” belgesinden günümüze Osteopati: Derleme. Yıldız S, Kaya E, Altınbilek T, Şendil A, Erdoğdu EP. Integr Tıp Derg 2013;1(2):54-64. multimodal tedavilerle birlikte veya tek başına manupilatif tekniklerin kullanımı ile ilgili orta düzeyde (B) kanıt vardır. Manupilatif tedaviler ile ilgili minör nörojenik omuz ağrısında sınırlı (C), omuz osteoartiritinde yetersiz (I) kanıt düzeyi mevcuttur (28). Osteoporozu olan bir grup yaşlı hastada osteopatik manupilatif tedavi hastaların ifade ettiği yaşam kalitesi düzeyini arttırmış, ancak ağrı üzerine etkisi net olarak gösterilememiştir (29). Posadzki ve Ernst, kas-iskelet sistemi kaynaklı ağrısı olan hastalarda osteopatinin etkinliğini değerlendirdikleri ve randomize kontrollü çalışmaları (RKÇ) kapsayan bir sistematik derlemede, 5 RKÇ`nin çeşitli kontrol grupları ile karşılaştırıldığında osteopatinin kas-iskelet sistemi kaynaklı ağrılarda anlamlı olarak daha güçlü azalma sağladığı sonucuna ulaştığını; 11 RKÇ`de ise kontrol grubuna göre osteopatinin herhangi bir fark sağlamadığı belirtmişlerdir (30). Toplu olarak değerlendirildiğinde bu kanıtlar osteopatinin kas-iskelet sistemi kaynaklı ağrılarda etkili olduğunu söylemek için yetersizdir. Bununla birlikte, alışılmış tedavilerin etkili olmadığı bel ağrısı, boyun ağrısı ve baş ağrısı durumlarında osteopatik tedavinin göz önünde bulundurulması önerilmektedir (31). Whiplash yaralanmalarında da bireyselleştirilmiş tedavilerin etkili olabileceği (32); böbrek mobilite kısıtlılığı ile birlikte bel ağrılı hastalarda osteopatik manupilasyonun etkili olduğu (33) belirtilmiştir. Farmakolojik tedavi ile birlikte uygulanan OMT, omurilik yaralanmalı hastalarda görülen nosiseptif ve nöropatik ağrılarda sadece farmakolojik tedaviye göre daha etkilidir (34). Paraspinal inhibisyon, göğüs kafesi yükseltme ve miyofasial serbestleştirme uygulamaları ile osteopatik manupilatif tedavi solunum fizyoterapisinde de kullanılır. Erişkin pnömonisinde bu uygulamalar direkt radyografi bulguları üzerine etkili olmazken, intravenöz ve toplam antibiyotik kullanım süresi ile hastanede kalış süresini kısaltabilir. Sınırlı kanıt düzeyi nedeniyle pnömonide rutin uygulama olarak önerilmez (35). Kronik tıkayıcı havayolu hastalığında pulmoner rehabilitasyonla birlikte uyglanan OMT, sadece pulmoner rehabilitasyona göre egzersiz kapasitesini arttırırken rezidüel hacmi azaltır (36). Kronik tıkayıcı havayolu hastalığında genel iyilik halinde iyileşme görülmekle birlikte derlemede değerlendirilen çalışmaların büyük çoğunluğu yüksek bias riski içermekteydi (37). Üst servikal manupilasyonun sağlıklı bireylerde de kalp hızı değişkenliği gibi fizyolojik parametreleri etkilediği bilinmektedir (38). Gastrointestinal sistem hastalıklarının tedavisinde antibiyotik direnci ile karşılaşılan durumlarda davranış değişiklikleri ve diğer farmakoterapiler ile birlikte osteopatik manupilatif uygulamalar da etkilidir (39). Viseral osteopati irritabl barsak sendromu olan hastalarda kısa dönem ve uzun dönemde karında gerginlik ve ağrıyi iyileştirirken rektal duyarlılığı da azaltır (40). Major gastrointestinal cerrahi sonrası uygulanan OMT karında gerginlik süresi ve hastanede cerrahi sonrası kalış süresinde azalma ile ilişkilidir (41). Gastroözofageal reflü 57 Dünya Sağlık Örgütü “osteopatide eğitim kriterleri” belgesinden günümüze Osteopati: Derleme. Yıldız S, Kaya E, Altınbilek T, Şendil A, Erdoğdu EP. Integr Tıp Derg 2013;1(2):54-64. hastalarında diyafram bölgesine uygulanan OMT, uygulamadan kısa bir süre sonra alt özofageal sfinkter basıncında artışa neden olur (42). Lenfatik osteopatik manupilatif tekniklerin sıvı dengesini ve bağışıklık sistemini etkilediği gösterilmiştir. Lenfatik sistem ile sağlanan ve osteopatik manupilatif teknikleri ile etkisi arttırılabilen birçok fonksiyon yara iyileşmesi gibi durumlarda da gereklidir (43). Osteopatik tıp uzmanları lenfatik dolaşımı geliştirmek, ödemi azaltmak ve enfeksiyonlarla savaşmak için lenf pompasını da yaygın olarak kullanır. Bununla birlikte, lenf pompası tedavisinin lenfatik sistemin veya bağışıklık sisteminin fonksiyonunu desteklediği ile ilgili kanıtlar sınırlıdır (44). Hareketsiz bakımevi sakinlerinde lenf pompasının kısa dönemde platelet sayısında azalma gibi kan tablosu değişiklikleri oluşturabileceği bildirilmiştir (45). Migrenli kadın hastalarda OMT`nin ağrı yoğunluğunun azalması, disabilitenin azalması, ağrılı gün sayısının azalması ve kısmi olarak sağlık ile ilişkili yaşam kalitesi ölçeklerinde iyileşme yönünde etkisi olduğu gösterilmiştir (46). Duputren Kontraktürü olan bir vakada diğer tedavi yöntemlerine ilave olarak OMT kullanılmıştır ve semptomların tamamen iyileştiği bildirilmiştir (47). Kadınlarda alt üriner sistem semptomlarında tedavi almayan grupla karşılaştırıldığında OMT klinik olarak anlamlı sonuçlar sağlar. Kadın üriner sistem hastalıklarında OMT pelvik taban egzersizleri ile benzer terapötik etkiye sahiptir. Kadın alt üriner sistem hastalıklarında meta-analizlerden elde edilen umut verici bulgular bu alanda daha geniş çalışmaları teşvik etmektedir (48). Gebelerde osteopati, sadece kas-iskelet sistemi ile ilgili ağrıda değil aynı zamanda doğumun süresinin azaltılmasında ve doğum ile ilişkili bazı komplikasyonlardan korunmada da etkili olabilir (49). Gebelerde somatik disfonksiyonun tedavisi gebeliğin fizyolojik ve yapısal değişikliklerine adapte olmaya çalışan annenin yaşam kaliyesini arttırır (50). Postnatal dönem ile ilgili çalışmalar sınırlıdır (51). Premature infantlarda OMT gastrointestinal semptom sıklığını azaltır ve yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yatış sürelerini kısaltabilir (52). İnfantil kolik tedavisinde manupilatif tedavilerin etkinliği ile ilgili bir Cochrane meta-analizinde incelenen çalışmaların ve bias eğilimi içerdiği bildirilmiştir. Çalışmalarda birçok sonucun aileler tarafından günlük ağlama süresi olarak bildirilmiş olması ve kör kontrollerin olmaması bu durumun nedeni olarak belirtilmiştir. İnfantil kolik tedavisinde manupilatif tedavilerin güvenliği ile ilgili bir sonuca ulaşmak için verilerin yetersiz olduğu vurgulanmıştır (53). Çocuk hastalarda primer başağrısı sendromlarında osteopatik tedaviler ile ilgili çalışmalar sınırlıdır (54). Servikojenik başağrısı olan adölesanlarda manuel terapilerin etkisi gösterilememiştir. Manuel tedavi başağrısı olan gün sayısı, toplam başağrısı süresi, başağrısına bağlı olarak okula devamsızlık, ağrı kesici kullanımı ve ağrının yoğunluğu yönünden plasebodan üstün değildir (55). Osteopati çocukluk 58 Dünya Sağlık Örgütü “osteopatide eğitim kriterleri” belgesinden günümüze Osteopati: Derleme. Yıldız S, Kaya E, Altınbilek T, Şendil A, Erdoğdu EP. Integr Tıp Derg 2013;1(2):54-64. çağı spor yaralanmalarında da kullanılır. Yüksek kaliteli çalışmalar sınırlı olmasına rağmen mevcut özellikle hareket kısıtlılıklarında literatür tedavi edici egzersizler ile manuel tekniklerin birlikte kullanıldığı durumlarda etkili olduğunu göstermektedir (56). Çocukluk çağı solunum hastalıklarında manuel teknikler faydalıdır. En sık kullanılan yaklaşımlar kayropraktik, osteopati ve masajdır (57). Pediatrik kanser hastalarında ise osteopatik tedaviyi önermek için kanıt düzeyi çok düşüktür (58). Diş ve yüz cerrahları ile osteopati uzmanları sıklıkla işbirliği yapmaktadırlar. Oklüzyon ve postur arasındaki ilişki kanıtlanmış ve kranial kemiklerin mobilitesi bilinmekle birlikte primer solunumsal hareket halen bir çelişki konusudur. Günümüzde fizyolojik ısırma durumu yararlı kabul edildiğinden osteopati uzmanları ortodontik tedaviyi reddetmemektedirler (59). Temporo-mandibular eklem hastalıklarında mandibular aksesuar ligamentin mobilizasyonu da fizyolojik harekete katkı sağlar (60). Diş çekimi sonrası baş ve boyun ağrısının azaltılmasında osteopatik manupilatif tedaviler kullanılabilir (61). Kranial osteopatik manupilatif tıbbın klinik etkinliği ile ilgili mevcut kanıt düzeyi heterojendir ve kesin bir sonuca ulaşmak için yetersizdir. Çalışmaların metodolojik olarak orta düzeyde kalitesi ve mevcut verilerin yetersizliği nedeniyle bu alanda daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır (62). Beş-12 yaş arası serebral palsili çocuklarda kranial osteopati ile ilgili randomize kontrolü bir çalışmada motor fonksiyon, ağrı, uyku, yaşam kalitesi yönünden anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bu grupta çocukların bakımı ile ilgilenenlerin de yaşam kalitesinde bir değişiklik gösterilememiştir (63). Kranial osteopatinin Parkinson hastalığında yürüyüş hızı üzerine etkili olduğunu gösteren veriler mevcuttur (64). Osteopatik tıp eğitimin özelliği eller kullanılarak pratik olarak osteopatik manupilatif tıbbın öğretilmesidir. Bu eğitim palpasyon ile tanı ve osteopatik manupilatif tedaviyi içerir. Genel olarak 1. ve 2. yıl eğitim, bir eğitmen tarafından teori ve tekniklerin basamaklar şeklinde büyük bir öğrenci grubuna gösterilmesi şeklinde yürütülür. İlerleyen dönemde eğitime katılacak ilave eğitmenlerle masa başı küçük gruplar halinde öğrencilerin osteopatik manupilatif tekniklerde yeteneklerini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapılır (65). Ülkemizde osteopati alanında öngörülen eğitim süreleri 1300-2800 saat arasındadır. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanacak olan “Geleneksel, Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Uygulamaları Yönetmeliği” ile bu süreler belirlenecek ve Sağlık Bakanlığı onaylı sertifika programları ülkemize kazandırılacaktır. 59 Dünya Sağlık Örgütü “osteopatide eğitim kriterleri” belgesinden günümüze Osteopati: Derleme. Yıldız S, Kaya E, Altınbilek T, Şendil A, Erdoğdu EP. Integr Tıp Derg 2013;1(2):54-64. Kaynaklar 1. Earley BE, Luce H. An introduction to clinical research in osteopathic medicine. Prim Care. 2010;37(1):49-64. 2. Tempelhof S. Osteopathic medicine. Orthopade. 2012;41(2):106-12. 3. Snider KT, Snider EJ, DeGooyer BR, Bukowski AM, Fleming RK, Johnson JC. Retrospective medical record review of an osteopathic manipulative medicine hospital consultation service. J Am Osteopath Assoc. 2013;113(10):754-67. 4. Clark BC, Thomas JS, Walkowski SA, Howell JN. The biology of manual therapies. J Am Osteopath Assoc. 2012;112(9):617-29. 5. Tozzi P. Selected fascial aspects of osteopathic practice. J Bodyw Mov Ther. 2012;16(4):50319. 6. Wong CK. Strain counterstrain: current concepts and clinical evidence. Man Ther. 2012;17(1):2-8. 7. Roman M, Chaudhry H, Bukiet B, Stecco A, Findley TW. Mathematical analysis of the flow of hyaluronic acid around fascia during manual therapy motions. J Am Osteopath Assoc. 2013;113(8):600-10. 8. Saggio G, Docimo S, Pilc J, Norton J, Gilliar W. Impact of osteopathic manipulative treatment on secretory immunoglobulin a levels in a stressed population. J Am Osteopath Assoc. 2011;111(3):143-7. 9. Elkiss ML, Jerome JA. Touch--more than a basic science. J Am Osteopath Assoc. 2012;112(8):514-7. 10. Snider KT, Snider EJ, Johnson JC, Hagan C, Schoenwald C. Preventative osteopathic manipulative treatment and the elderly nursing home resident: a pilot study. J Am Osteopath Assoc. 2012;112(8):489-501. 11. Swanson RL 2nd. Biotensegrity: a unifying theory of biological architecture with applications to osteopathic practice, education, and research--a review and analysis. J Am Osteopath Assoc. 2013;113(1):34-52. 12. Johnson AW, Shubrook JH Jr. Role of osteopathic structural diagnosis and osteopathic manipulative treatment for diabetes mellitus and its complications. J Am Osteopath Assoc. 2013;113(11):829-36. 13. Noll DR. Management of falls and balance disorders in the elderly. J Am Osteopath Assoc. 2013;113(1):17-22. 14. Sucher BM. Ultrasonography-guided osteopathic manipulative treatment for a patient with thoracic outlet syndrome. J Am Osteopath Assoc. 2011;111(9):543-7. 15. Mueller DM. The 2012-2013 influenza epidemic and the role of osteopathic manipulative medicine. J Am Osteopath Assoc. 2013;113(9):703-7. 16. Campbell SM, Winkelmann RR, Walkowski S. Osteopathic manipulative treatment: novel application to dermatological disease. J Clin Aesthet Dermatol. 2012;5(10):24-32. 60 Dünya Sağlık Örgütü “osteopatide eğitim kriterleri” belgesinden günümüze Osteopati: Derleme. Yıldız S, Kaya E, Altınbilek T, Şendil A, Erdoğdu EP. Integr Tıp Derg 2013;1(2):54-64. 17. Campbell SM, Sammons DL, Sarsama-Nixon RM, Holsinger JM, Stephenson S, Walkowski S. Dermatology: a specialty that exemplifies the osteopathic medical profession. J Am Osteopath Assoc. 2011;111(5):335-8. 18. Orrock PJ, Myers SP. Osteopathic intervention in chronic non-specific low back pain: a systematic review. BMC Musculoskelet Disord. 2013,9;14:129. 19. Cruser dA, Maurer D, Hensel K, Brown SK, White K, Stoll ST. A randomized, controlled trial of osteopathic manipulative treatment for acute low back pain in active duty military personnel. J Man Manip Ther. 2012;20(1):5-15. 20. Cheshire A, Polley M, Peters D, Ridge D. Is it feasible and effective to provide osteopathy and acupuncture for patients with musculoskeletal problems in a GP setting? A service evaluation. BMC Fam Pract. 2011;13(12):49. 21. Vismara L, Cimolin V, Menegoni F, Zaina F, Galli M, Negrini S, Villa V, Capodaglio P. Osteopathic manipulative treatment in obese patients with chronic low back pain: a pilot study. Man Ther. 2012;17(5):451-5. 22. Parker J, Heinking KP, Kappler RE. Efficacy of osteopathic manipulative treatment for low back pain in euhydrated and hypohydrated conditions: a randomized crossover trial. J Am Osteopath Assoc. 2012;112(5):276-84. 23. Tamburrelli FC, Genitiempo M, Logroscino CA. Cauda equina syndrome and spine manipulation: case report and review of the literature. Eur Spine J. 2011;20 Suppl 1:S128-31. 24. Hebert JJ, Stomski NJ, French SD, Rubinstein SM. Serious Adverse Events and Spinal Manipulative Therapy of the Low Back Region: A Systematic Review of Cases. J Manipulative Physiol Ther. 2013;17.009. 25. Siu G, Jaffe JD, Rafique M, Weinik MM. Osteopathic manipulative medicine for carpal tunnel syndrome. J Am Osteopath Assoc. 2012;112(3):127-39. 26. Batt J, Neeki MM. Osteopathic manipulative treatment in tarsal somatic dysfunction: a case study. J Am Osteopath Assoc. 2013;113(11):857-61. 27. Van Manen MD, Nace J, Mont MA. Management of primary knee osteoarthritis and indications for total knee arthroplasty for general practitioners. J Am Osteopath Assoc. 2012;112(11):709-15. 28. Brantingham JW, Cassa TK, Bonnefin D, Jensen M, Globe G, Hicks M, Korporaal C. Manipulative therapy for shoulder pain and disorders: expansion of a systematic review. J Manipulative Physiol Ther. 2011;34(5):314-46. 29. Papa L, Mandara A, Bottali M, Gulisano V, Orfei S. A randomized control trial on the effectiveness of osteopathic manipulative treatment in reducing pain and improving the quality of life in elderly patients affected by osteoporosis. Clin Cases Miner Bone Metab. 2012;9(3):179-83. 30. Posadzki P, Ernst E. Osteopathy for musculoskeletal pain patients: a systematic review of randomized controlled trials. Clin Rheumatol. 2011;30(2):285-91. 31. Cole S, Reed J. When to consider osteopathic manipulation. J Fam Pract. 2010;59(5):E2. 61 Dünya Sağlık Örgütü “osteopatide eğitim kriterleri” belgesinden günümüze Osteopati: Derleme. Yıldız S, Kaya E, Altınbilek T, Şendil A, Erdoğdu EP. Integr Tıp Derg 2013;1(2):54-64. 32. Schwerla F, Kaiser AK, Gietz R, Kastner R. Osteopathic treatment of patients with long-term sequelae of whiplash injury: effect on neck pain disability and quality of life. J Altern Complement Med. 2013;19(6):543-9. 33. Tozzi P, Bongiorno D, Vitturini C. Low back pain and kidney mobility: local osteopathic fascial manipulation decreases pain perception and improves renal mobility. J Bodyw Mov Ther. 2012;16(3):381-91. 34. Arienti C, Daccò S, Piccolo I, Redaelli T. Osteopathic manipulative treatment is effective on pain control associated to spinal cord injury. Spinal Cord. 2011;49(4):515-9. 35. Yang M, Yan Y, Yin X, Wang BY, Wu T, Liu GJ, Dong BR. Chest physiotherapy for pneumonia in adults. Cochrane Database Syst Rev. 2013,28;2. 36. Zanotti E, Berardinelli P, Bizzarri C, Civardi A, Manstretta A, Rossetti S, Fracchia C. Osteopathic manipulative treatment effectiveness in severe chronic obstructive pulmonary disease: a pilot study. Complement Ther Med. 2012;20(1-2):16-22. 37. Heneghan NR, Adab P, Balanos GM, Jordan RE. Manual therapy for chronic obstructive airways disease: a systematic review of current evidence. Man Ther. 2012;17(6):507-18. 38. Giles PD, Hensel KL, Pacchia CF, Smith ML. Suboccipital decompression enhances heart rate variability indices of cardiac control in healthy subjects. J Altern Complement Med. 2013;19(2):92-6. 39. Smilowicz A. An osteopathic approach to gastrointestinal disease: somatic clues for diagnosis and clinical challenges associated with Helicobacter pylori antibiotic resistance. J Am Osteopath Assoc. 2013;113(5):404-16. 40. Attali TV, Bouchoucha M, Benamouzig R. Treatment of refractory irritable bowel syndrome with visceral osteopathy: short-term and long-term results of a randomized trial. J Dig Dis. 2013;14(12):654-61. 41. Baltazar GA, Betler MP, Akella K, Khatri R, Asaro R, Chendrasekhar A. Effect of osteopathic manipulative treatment on incidence of postoperative ileus and hospital length of stay in general surgical patients. J Am Osteopath Assoc. 2013;113(3):204-9. 42. da Silva RC, de Sá CC, Pascual-Vaca ÁO, de Souza Fontes LH, Herbella Fernandes FA, Dib RA, Blanco CR, Queiroz RA, Navarro-Rodriguez T. Increase of lower esophageal sphincter pressure after osteopathic intervention on the diaphragm in patients with gastroesophageal reflux. Dis Esophagus. 2013;26(5):451-6. 43. Anglund DC, Channell MK. Contribution of osteopathic medicine to care of patients with chronic wounds. J Am Osteopath Assoc. 2011;111(9):538-42. 44. Hodge LM, Downey HF. Lymphatic pump treatment enhances the lymphatic and immune systems. Exp Biol Med (Maywood). 2011;236(10):1109-15. 45. Noll DR. The short-term effect of a lymphatic pump protocol on blood cell counts in nursing home residents with limited mobility: a pilot study. J Am Osteopath Assoc. 2013;113(7):5208. 46. Voigt K, Liebnitzky J, Burmeister U, Sihvonen-Riemenschneider H, Beck M, Voigt R, Bergmann A. Efficacy of osteopathic manipulative treatment of female patients with migraine: results of a randomized controlled trial. J Altern Complement Med. 2011;17(3):225-30. 62 Dünya Sağlık Örgütü “osteopatide eğitim kriterleri” belgesinden günümüze Osteopati: Derleme. Yıldız S, Kaya E, Altınbilek T, Şendil A, Erdoğdu EP. Integr Tıp Derg 2013;1(2):54-64. 47. Sampson S, Meng M, Schulte A, Trainor D, Montenegro R, Aufiero D. Management of Dupuytren contracture with ultrasound-guided lidocaine injection and needle aponeurotomy coupled with osteopathic manipulative treatment. J Am Osteopath Assoc. 2011;111(2):113-6. 48. Franke H, Hoesele K. Osteopathic manipulative treatment (OMT) for lower urinary tract symptoms (LUTS) in women. J Bodyw Mov Ther. 2013;17(1):11-8. 49. Lavelle JM. Osteopathic manipulative treatment in pregnant women. JAOA 2012;112:343-6. 50. Lavelle JM. Osteopathic manipulative treatment in pregnant women. J Am Osteopath Assoc. 2012;112(6):343-6. 51. Johnson C. Back to back: postnatal osteopathic care. Pract Midwife. 2013;16(5):26-7. 52. Pizzolorusso G, Turi P, Barlafante G, Cerritelli F, Renzetti C, Cozzolino V, D'Orazio M, Fusilli P, Carinci F, D'Incecco C. Effect of osteopathic manipulative treatment on gastrointestinal function and length of stay of preterm infants: an exploratory study. Chiropr Man Therap. 2011;19(1):15. 53. Dobson D, Lucassen PL, Miller JJ, Vlieger AM, Prescott P, Lewith G. Manipulative therapies for infantile colic. Cochrane Database Syst Rev. 2012:12;12. 54. Schetzek S, Heinen F, Kruse S, Borggraefe I, Bonfert M, Gaul C, Gottschling S, Ebinger F. Headache in children: update on complementary treatments. Neuropediatrics. 2013;44(1):2533. 55. Borusiak P, Biedermann H, Bosserhoff S, Opp J. Lack of efficacy of manual therapy in children and adolescents with suspected cervicogenic headache: results of a prospective, randomized, placebo-controlled, and blinded trial. Headache 2010;50(2):224-230. 56. Bolin DJ. The application of osteopathic treatments to pediatric sports injuries. Pediatr Clin North Am. 2010;57(3):775-94. 57. Pepino VC, Ribeiro JD, Ribeiro MA, de Noronha M, Mezzacappa MA, Schivinski CI. Manual therapy for childhood respiratory disease: a systematic review. J Manipulative Physiol Ther. 2013;36(1):57-65. 58. Poder TG, Lemieux R. How effective are spiritual care and body manipulation therapies in pediatric oncology? A systematic review of the literature. Glob J Health Sci. 2013;6(2):11227. 59. Fournier R, Aknin JJ, Bourgier S, Gebeile-Chauty S. Dento-facial orthopedics and osteopathy. Orthod Fr. 2011;82(4):331-40. 60. Cuccia AM, Caradonna C, Caradonna D. Manual therapy of the mandibular accessory ligaments for the management of temporomandibular joint disorders. J Am Osteopath Assoc. 2011;111(2):102-12. 61. Meyer PM, Gustowski SM. Osteopathic manipulative treatment to resolve head and neck pain after tooth extraction. J Am Osteopath Assoc. 2012;112(7):457-60. 62. Jäkel A, von Hauenschild P. Therapeutic effects of cranial osteopathic manipulative medicine: a systematic review. J Am Osteopath Assoc. 2011;111(12):685-93. 63. Wyatt K, Edwards V, Franck L, Britten N, Creanor S, Maddick A, Logan S. Cranial osteopathy for children with cerebral palsy: a randomised controlled trial. Arch Dis Child. 2011;96(6):505-12. 63 Dünya Sağlık Örgütü “osteopatide eğitim kriterleri” belgesinden günümüze Osteopati: Derleme. Yıldız S, Kaya E, Altınbilek T, Şendil A, Erdoğdu EP. Integr Tıp Derg 2013;1(2):54-64. 64. Müller T, Pietsch A. Comparison of gait training versus cranial osteopathy in patients with Parkinson's disease: a pilot study. NeuroRehabilitation. 2013;32(1):135-40. 65. Snider KT, Seffinger MA, Ferrill HP, Gish EE. Trainer-to-student ratios for teaching psychomotor skills in health care fields, as applied to osteopathic manipulative medicine. J Am Osteopath Assoc. 2012;112(4):182-7. 64 İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE REVIEW / DERLEME 1 2 3 4 Ġlker Solmaz , Sedat Yıldız , Önder Taylan Çifçi , GülĢah YaĢa Öztürk 1 Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Ġstanbul 2 Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Isparta 3 Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Ġstanbul 4 Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Uzunköprü Devlet Hastanesi, Edirne TARİHİN TOZLU RAFLARINDA BEKLEYEN BİR TEDAVİ YÖNTEMİ: PROLOTERAPİ (A METHOD OF TREATMENT WAITING IN THE DUSTY SHELVES OF HISTORY: PROLOTHERAPY) Solmaz İ, Yıldız S, Çifçi ÖT, Öztürk GY. Tarihin tozlu raflarında bekleyen bir tedavi yöntemi: Proloterapi. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):65-72. Yazışma Adresi: Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, Isparta – Türkiye E posta: [email protected] Kabul/Yayın Tarihi: 28 Haziran 2013 Aradığın şey senin içinde gizli! Tıbbın her alanında her geçen gün yeni gelişmeler yaşanmakta, hastalıkların önlenmesi, tanılarının erken konması ve kür diyebileceğimiz kesin tedavi yöntemleri geliştirmek bir hedef haline gelmiştir. İnsanlarda yaşam süresinin uzamasıyla birlikte dejeneratif eklem hastalıklarının görülme sıklığı artmıştır. Ne yazık ki, bu hastalıklarda patogeneze etki ederek ilerlemeyi durduracak veya tersine çevirecek bir tedavi yöntemi halen geliştirilememiştir. Bu yazının konusu olan Proloterapi, şifanın kaynağının bizde saklı olduğunu gösteren, kendi vücudumuza olan farkındalığımızı artıran, bilim insanlarının tedavi arayışlarına ışık tutacak unutulmuş bir tedavi yöntemi gibi durmaktadır. Proloterapi latince ‘’proliferasyon’’ ve ‘’terapi’’ kelimelerinden türemiĢtir. Ligament (bağ) ve tendonların rejenerasyonunu tetikleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Proloterapinin kökeni 2000 yıl öncesi, Hipokrat dönemine dayanır. Hipokrat yaralı bir askeri tedavi etmek için omzuna enjeksiyon yerine, kızgın demir batırma yöntemini kullanmıĢtır. 1930’lu yıllarda ABD’de uygulanmaya baĢlansa da Prolotherapy kelimesi ilk olarak proloterapinin babası olarak bilinen Dr. George Hackett tarafından 1950 yılında kullanılmıĢtır. Bu yıllarda Dr. Gustav Hemwall (Dr. Hackett’in ilk öğrencisi) proloterapiyi öğrenmek için Dr. Hackett ile birlikte çalıĢmıĢtır. Dr. Hemwall 1989 yılında ölünceye kadar dünyaya proloterapiyi öğreten kiĢi Tarihin tozlu raflarında bekleyen bir tedavi yöntemi: Proloterapi. Solmaz İ, Yıldız S, Çifçi ÖT, Öztürk GY. Integr Tıp Derg 2013;1(2): 65-72. olmuĢtur. Dr. Hemwall çalıĢmalarında hastaların %82’ sinde ağrı remisyonu sağladığını belirtmiĢtir. 1960’lı yıllara gelindiğinde Dr. Hemwall, Hackett Vakfı’nın kurulmasına öncülük etmiĢtir, daha sonra bu vakfın adı Hackett-Hemwall Vakfı olarak değiĢtirilmiĢ ve günümüzde hala bu isimle tedavi hizmeti alamayan insanlara ulaĢmayı amaçlayan bir yapıda çalıĢmaktadır (ġekil 1). Dr. Hemwall, bugün proloterapiyi uygulamakta olan Jeffrey Patterson, Rodney Van Pelt, K. Dean Reeves ve Ross A. Hauser gibi proloterapistleri yetiĢtirmiĢtir. 1950’li yıllarda proloterapi sırasında fenol enjeksiyonuna bağlı alerjik reaksiyon nedeniyle iki ölüm vakası bildirilmiĢtir. YaĢanan bu olumsuzluk ardından bu yöntem bir dönem tarihin tozlu raflarına kaldırılmıĢtır. Fenol ile yapılan proloterapi, günümüzde hipertonik dekstroz solüsyonu ile güvenli bir Ģekilde yapılabildiği için yan etki ve komplikasyon riski oldukça azdır. Bu risk tecrübeli ellerle oldukça azalmaktadır. Proloterapi, irritan ve proliferatif maddelerin ekleme, tendonlara, ligamentlere, entezis bölgelerine enjekte edilmesi ve orada oluĢturduğu fizyolojik inflamasyon ile iyileĢme esasına dayananan tedavi yöntemidir. Proloterapinin merkezinde bağlar yer alır. Çünkü zayıflamıĢ, hasarlanmıĢ, dejenere olmuĢ bağlar ağrı kaynağıdır. Proloterapide amaç; sınırlı ve fizyolojik bir inflamasyon oluĢturarak normal iyileĢme mekanizmasını taklit etmek, iyileĢme kaskadını tetiklemek, fibroblastik aktivite ve kollajen depolamasını artırmak, böylece ligament ve entezis bölgelerini güçlendirmek ve ağrıyı azaltmaktır. Çoğu proloterapist dekstroz gibi proliferatif hiperirritan solüsyonlar kullanır. Dekstroz ucuz, kolay ulaĢılabilir ve güvenli olduğundan en çok tercih edilen maddedir. Bazı uygulayıcılar ise; sarapin, sodium morrhuate, çeĢitli mineral ve vitaminler, bazen glukozamin ve büyüme hormonu kullanmaktadırlar. Doku iyileĢmesi için, insanın kendine ait büyüme faktörlerinin hasarlı bölgeye enjeksiyonu günümüzde kullanılmaktadır. Bu yöntem Platelet Rich Plasma (PRP) adıyla bilinmektedir ve etki mekanizması proloterapinin prensipleriyle aynı olduğu için bu yönteme PRP proloterapisi dememiz çok da yanlıĢ olmaz. Hipertonik solüsyon enjeksiyonuyla uygulama alanında lokal inflamatuar yanıt oluĢturulur. Bu yanıt vücudun iyileĢme mekanizmasının ta kendisidir. Ġnflamatuar yanıtla birlikte bölgede, kan akımında artıĢ, ĢiĢlik ve ağrı geliĢir. Ġnflamasyon yanıtı, vücutta baĢka bir yaralanma olduğunu düĢündürerek immün sistemi kandırır. Böylece vücut hiperiiritan solüsyonların enjekte edildiği bölgeye makrofajları gönderir. Makrofajlar, dokularda bulunan patojenleri, ölü hücreleri ve kalıntılarını, vücuttaki yabancı maddeleri yutarak bölgeyi temizler. Daha sonra fibröz dokularının oluĢmasına yardımcı olan fibroblastlar bölgeye gelir. Fibroblastlar, bağların daha güçlü ve sıkı olmasını sağlayan kollajeni salgılar. Güçlü bağlar eklemlere daha çok destek sağlayarak ağrıyı hafifletir. Bu iltihabi yanıt, mikroorganizmaların neden olduğu inflamasyon ile karıĢtırılmamalıdır. Mikroorganizmalarla meydana gelen inflamasyonlar, enfeksiyon ile sonuçlanır ve antibiyoterapi ile tedavisi gerekir. Proloterapi ile oluĢturulan inflamasyon ise sterildir, lokaldir ve kendini sınırlar. 66 Tarihin tozlu raflarında bekleyen bir tedavi yöntemi: Proloterapi. Solmaz İ, Yıldız S, Çifçi ÖT, Öztürk GY. Integr Tıp Derg 2013;1(2): 65-72. Hasarlı bölgeye yapılan proloterapi enjeksiyonları ağrılıdır, bunu azaltmak için anestezikler kullanılır. En çok kullanılanı lidokaindir. Bazı hastalar için proloterapi öncesi sedatif ilaçlar kullanmak gerekebilir. Proloterapiden fayda görenlerin oranı %90’ların üzerinde olmasına rağmen yöntemin yeterince denenmemiĢ olması genel bir kanı oluĢmasını engellemiĢtir. Proloterapinin baĢarısının sırrı ‘’yapan el’’ kavramında gizlidir. Parmaklarını, palpe ettiği dokularda üçüncü göz gibi kullanabilen ve enjeksiyonları doğru noktalara yapabilen proloterapistler tedavinin baĢarısında en önemli paya sahiptirler (ġekil 2). AraĢtırmacılara göre tamamlayıcı ve alternatif bir tıp yöntemi olarak kabul gören proloterapi, ağrıyı geçirmesi yanında patogenez üzerine etki etmesi nedeniyle baĢlı baĢına bir tedavi yöntemi gibi durmaktadır. 2000’li yıllarda yaklaĢık 400 civarında ABD’li doktor bu yöntemi uygulamaktaydı. Bu yöntem ülkemizde 2000’li yıllardan sonra gündeme gelmeye baĢlamıĢtır. Bunun sebepleri arasında; dejenere eklemi için ameliyat olmak istemeyen hastaların artması ve mevcut tedavilerin patogenezi düzeltmemesi, kronik ağrılara medikal tedavilerin yetersizliği ve kronik ağrıya depresyonun eĢlik etmesi, akut spor yaralanmalarında sporcunun bir an önce eski aktivite düzeyine ulaĢma ve kesin olarak iyileĢme isteği, hekimleri yeni tedavi arayıĢlarına yöneltmiĢtir. Asıl ilginç olanı proloterapinin kullanıma girmesi ile akut kas-iskelet travmasında tedavinin ABC’si olan ve halen kabul gören RICE (Rest-Ice-Compresyon-Elevasyon) (Ġstirahat- Soğuk uygulama-Kompresyon-Elevasyon) prensibinin geçerliliğini tartıĢacak olmamızdır. RICE prensibi, inflamasyonu baskılayarak etkisini gösteren bir tedavidir. Oysa, bizim ihtiyacımız olan içinde inflamasyon sürecinin bulunduğu gerçek bir iyileĢmedir. Proloterapi mantığında, vücudun doğal iyileĢme yanıtı olan inflamasyonu stimüle etmek esastır. Örneğin, koĢarken ayak bileği burkulan bir kiĢide, gerekli tetkik yöntemleriyle kırık ekarte edildikten sonra, tedavi yaklaĢımının ilk basamağı; ödem, ısı artıĢı ve ağrıyı engellemek için eklemi istirahat ettirmek, bacağa elevasyon yaptırmak, ayak bileğine kompresyon ve buz uygulaması yapmaktır. Bu uygulamanın gerekliliği hiç kimse için tartıĢma götürmez bir gerçektir. Peki ya, ayak bileği burkulması örneğinde yaptığımız gibi RICE prensibi ve nonsteroid antiinflamatuar ilaç (NSAII) uygulamaları gerçekten doğru bir yaklaĢım mıdır? Osteoartrite bağlı kronik diz ağrısı olan bir hasta, hayatının bir döneminde mutlaka birkaç çeĢit NSAII’yı uzun süre kullanmıĢtır (ġekil 3). ġikayetleri o zaman diliminde geçmiĢse eğer, neden Ģimdi aynı Ģikayetler baĢlamıĢ, hatta önceleri istirahatte olan diz ağrıları artık geceleri de olmaya baĢlamıĢtır ve dizindeki dejenerasyon ilerlemiĢtir. Buradan anlıyoruz ki, NSAII’ler ağrıyı bir süreliğine geçiriyorlar ama dizdeki dejenerasyon hala ilerliyor. Proloterapinin prensipleri der ki; ayak bileği burkulduğunda istirahat ettirme, ağrı sınırında da olsa fazla zorlamadan yük vererek yürü. Çok ağrı varsa ve hasta dayanamıyorsa, inflamasyonu baskılamayan parasetamol ve/veya opioid benzeri medikal tedavileri kullan; ama asla NSAID ve steroidi kullanma. Bu ilaçlar iyileĢme sürecinde anahtar rol oynayan inflamasyonu baskılarlar. Buz koyma ve soğuk uygulaması yapmak da inflamasyonu baskılar. Bunu önlemek için ılık/sıcak 67 Tarihin tozlu raflarında bekleyen bir tedavi yöntemi: Proloterapi. Solmaz İ, Yıldız S, Çifçi ÖT, Öztürk GY. Integr Tıp Derg 2013;1(2): 65-72. su ile masaj yapmak daha doğrudur. Ayak bileğine bandaj uygulamak hem ödemi azaltır hem de ekleme dıĢ destek sağladığı için doğal yapıyı zayıflatır. Bırakalım ödem oluĢsun ve inflamasyon baĢlasın. Zaten kendini sınırlayan doğal bir inflamasyondan bahsediyoruz. RICE prensibi ile iyileĢmeyi kendimiz bloke ediyoruz. Kısa vadede ağrı geçiyor belki; ama uzun vadede tekrar burkulmaya eğilimli, stabil olmayan sarsak bir ayak bileği kalıyor ve tekrarlayan ayak bilek burkulmaları, yaĢam kalitesinde düĢme, iĢ performansında azalma ile sorun devam ediyor. Aynı Ģekilde diz osteoartriti için verdiğimiz NSAII ağrı kesiciler patogenezi düzeltmediği gibi, kıkırdak sentezi için gerekli prostoglandinlerin sentezini baskılayarak kondrogenezi inhibe ediyorlar ve dejenerasyona gidiĢi hızlandırıyorlar (ġekil 4). Uluslararası kılavuzların büyük eklemlere yılda 3 kez yapılmasına izin verdiği steroidler gerçekten masum mu? Steroidler ile kısa bir süreliğine ağrısız hale gelen eklemler sonradan proteze aday dizler haline geliyor. Proloterapiyi ön plana çıkaran, onu popüler yapan, bizlere vermiĢ olduğu Ģu mesajdadır; dejeneratif eklemlerde kıkırdak rejenerasyonunu tetiklemesi, ligament ve tendonların kalınlığını artırması ve güçlendirmesi. Nasıl mı? Hiperirritan solüsyonlar (dekstroz, salarin vb.) ile ligamentlere, entesiz bölgelerine, kıkırdaklara, fasyalara ve eklem içine enjeksiyonlar yapıyoruz. Vücut bu bölgelere öncelikle bir temizlikçi görevi olan makrofajları, sonrasında yeni doku oluĢmasını sağlayacak fibroblastları gönderiyor. Bu hücrelerden salgılanan anabolik sitokinler (TGF-B, IL-2, IL-3 ve IL-4) ise esas iĢi yapıyorlar. Sentezlenen kollajenler, eklemi stabilize eden ligament çap ve gücünü artırıyorlar ve ağrıyı azaltıyorlar. Sonuç olarak, proloterapi gerçek iyileĢmeyi vaat ediyor gibi gözükmektedir. Bir sporcu için menisküs yaralanmaları, ön ve arka çapraz bağ yaralanmaları, golfçü dirseği, tenisçi dirseği, jumper’s knee, ayak bilek burkulması, plantar fasiit vb. spor hayatını tehdit eden yaralanma tipleridir. Toplumun genelinde sık görülen migren, kronik bel ağrısı, boyun ağrısı, sırt ağrısı, topuk dikeni, fibromiyalji, ayrıca omurganın ve eklemlerin dejeneratif artritleri yaĢam kalitesini azaltan, iĢ gücü kaybına yol açan, depresyon ve uyku bozukluğuna yol açarak psikiyatrik komponentin eĢlik ettiği çözüm bekleyen hastalıklardır. Proloterapi bu tür hastalıklar için alternatif ya da tamamlayıcı bir tedavi yöntemi olarak gerekli ilgiyi beklemektedir (ġekil 5). Proloterapi ve sonrasında hastalara verilecek egzersiz programı, tedavinin etkisini oldukça artıracaktır. Konumuzla ilgili olduğu için, dikkatinizi bir yöne çekmeye çalıĢacağım. Tıp eğitiminde bizlere öğretilen bir Ģey vardır. Ağrının kaynağı olarak, kas-iskelet ve sinir sistemi üzerine yoğunlaĢılmakta, ligament, tendon ve fasyaların yer aldığı destek doku üzerinde yeterince durulmamaktadır. Bu yapıların sinirsel innervasyonu çok yoğundur ve ağrıların çoğu buralardan kaynaklanır. Kasları boylu boyunca saran zar Ģeklinde fasyalar vardır. Bu bölgelerde bulunan tetik noktalar, yansıyan ağrıların önemli bir nedenini oluĢtururlar. Örneğin, muayene sırasında palpasyonla ağrının kaynağını araĢtırırken bazen kalçadaki bir ağrının nedenini bacaktaki gastroknemius kasının lateral baĢında bulabiliriz. Yine yıllarca gerilim tipi baĢ ağrısı diye tedavi edilen bir hastayı, dikkatlice muayene edersek oksipital 68 Tarihin tozlu raflarında bekleyen bir tedavi yöntemi: Proloterapi. Solmaz İ, Yıldız S, Çifçi ÖT, Öztürk GY. Integr Tıp Derg 2013;1(2): 65-72. bölgedeki tetik noktalardan kaynaklanan, baĢın bir yarısında ve gözün arkasında hissedilen yansıyan bir ağrıyla karĢılaĢabiliriz. Bağlar, tendonlar, entezisler ve fasyalardaki tetik noktalardan kaynaklanan ağrılar oldukça fazladır. Ama bu anatomik yapılara yönelik farkındalığımızın olmaması esas patolojiyi yakalamamızı ve sorunu çözmemizi engellemektedir. Yansıyan ağrının kaynağını ya da proloterapi enjeksiyonu uygulayacağımız hassas noktaları sadece iyi bir muayene ile bulabiliriz. Literatüre baktığımızda ise 1980 yılından sonra proloterapi ile ilgili çalıĢmaların sayısı artıĢ göstermektedir. Yine de randomize kontrollü çalıĢmaların sayısı yetersizdir ve mevcut data daha çok randomize olmayan kontrollü çalıĢma ve olgu sunumları Ģeklindedir. Son birkaç yılda dünyada olduğu gibi ülkemizde de proloterapi tedavisi daha popüler hale gelmektedir. Hekimlerin tedavi yelpazelerinin geniĢlemesi ve tedavi seçeneklerinin artması onları hastaya sunacakları seçenekler konusunda daha da rahatlatacaktır. Şekil 1. Dr.Hemwall, Dr.Hackett'tan proloterapi öğreniyor 69 Tarihin tozlu raflarında bekleyen bir tedavi yöntemi: Proloterapi. Solmaz İ, Yıldız S, Çifçi ÖT, Öztürk GY. Integr Tıp Derg 2013;1(2): 65-72. Şekil 2. Diz Osteoartritinde Proloterapi uygulaması (Uzm. Dr. Ġlker Solmaz’ın resim arĢivinden) NSAII’lerin eklem üzerine etkileri Kondrosit çoğalmasında azalma Kollajen sentezinde azalma Glukozaminoglikan sentezinde azalma Prostaglandin sentezinde azalma Proteoglikan sentezinde azalma Hücre matriks elemeanlarının sentezinde azalma Ekleme binen yükte artış Eklem aralığında daralma Osteoartritte radyolojik ilerleme Eklem protezi riskinde artış Şekil 3. Nonsteroid Antiinflamatuar ilaçların uzun dönem kullanımlarının eklem üzerine etkileri 70 Tarihin tozlu raflarında bekleyen bir tedavi yöntemi: Proloterapi. Solmaz İ, Yıldız S, Çifçi ÖT, Öztürk GY. Integr Tıp Derg 2013;1(2): 65-72. Doku Hasarı Kondrosit Stimülasyonu NSAII kullanımı Doku Tamirinin inhibisyonu Ekstraselüler matriks sentezinde artış Ekstraselüler Matriks ve Proteoglikan sentezinde azalma Doku Tamiri Eklem kıkırdağında hasar Şekil 4. NSAII kullanımına bağlı geliĢen Osteoartritte kıkırdak dejenerasyonunun patogenezi Şekil 5. Gonartroz vakalarından bir hasta. Solda proloterapi tedavisi öncesi dizin medialinde geliĢen daralma görülüyor. Sağda ise 6 seans proloterapi enjeksiyonu sonrası kıkırdak rejenerasyonuna bağlı eklem aralığında artma görülüyor. (Uzm. Dr. Ġlker Solmaz’ın resim arĢivinden) 71 Tarihin tozlu raflarında bekleyen bir tedavi yöntemi: Proloterapi. Solmaz İ, Yıldız S, Çifçi ÖT, Öztürk GY. Integr Tıp Derg 2013;1(2): 65-72. Kaynaklar 1. 2. 3. 4. 5. Journal of Prolotherapy 1(1), 2009. Journal of Prolotherapy 2(1), 2010. http://www.caringmedical.com/prolotherapy http://www.caringmedical.com/therapies/hackett_hemwall_prolotherapy.asp http://prolo-terapi.com/?Syf=4&pt=FOTOĞRAFLAR 72 İNTEGRATİF TIP DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF INTEGRATIVE MEDICINE REVIEW / DERLEME 1 2 Sedat Yıldız , Mustafa Hulusi Ağaoğlu 1 Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Isparta 2 Kayropraktik Omurga Sağlığı Derneği, İzmir DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ KILAVUZLARI IŞIĞI ALTINDA KAYROPRAKTİK (CHIROPRACTIC IN THE LIGHT OF WORLD HEALTH ORGANIZATION GUIDELINES) Yıldız S, Ağaoğlu M. Dünya Sağlık Örgütü kılavuzları ışığı altında kayropraktik. Integr Tıp Derg. 2013;1(2):73-76. Yazışma Adresi: Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, Isparta – Türkiye E posta: [email protected] Kabul/Yayın Tarihi: 28 Haziran 2013 Kayropraktik Dünya Sağlık Örgütü Kayropraktik Kılavuzuna göre (2005); Kayropraktik, sinir-kas-iskelet sistemleri bozukluklarının teşhisi, tedavisi ve önlenmesi ve bu bozuklukların genel sağlık üzerindeki etkileri ile ilgili sağlık hizmeti veren, subluksasyon (çıkık ve kırık olmadan ekseni bozulmuş normal eklem) üzerinde özel bir odaklanma ile patolojik eklem biyomekaniğini düzeltme yapan ve vücudun doğal olarak iyileşmesini sağlayan ve bu alan içerisine giren manuel teknikleri içeren bir uzmanlıktır. Dünya Kayropraktik Federasyonu`na göre (Sözlük tanımı, WFC - World Federation of Chiropractic, 2001); Kayropraktik kas-iskelet sisteminin mekanik rahatsızlıklarının tanı, tedavi ve önlemlenmesinde ve bu mekanik rahatsızlıkların genel sağlık ve sinir sistemi üzerinde etkileri ilgili bir sağlık mesleğidir. Omurganın mekanik bozukluklarını düzeltmek başta olmak üzere, yumuşak doku ve diğer eklem manuel tedavilerine önem verir. Dünya Sağlık Örgütü kılavuzları ışığı altında kayropraktik. Yıldız S, Ağaoğlu MH. Integr Tıp Derg 2013;1(2): 73-76. Kayropraktik Uygulama Endikasyonları Akut ve kronik boyun ve bel ağrısı, Kronik servikal bölge kaynaklı baş ağrısı, Ani fleksiyon- ekstansiyon zorlanmaları ile ilişkili durumlar, Lomber spinal stenoz, Lomber-torakal ve servikal disk hernilerinin erken konservatif tedavisi, Akut ve kronik yumuşak doku zorlanmaları, Burkulmalar, tendinitler, Miyofasiyal ağrı sendromu, Mesleki ve spor ile ilişkili rekreasyonel kas-iskelet sistemi yaralanmaları, Geriatrik yaş grubunun kas-iskelet sistemi sorunları (osteoartrit vb), Mekanik faset eklem kaynaklı, biyomekanik disfonksiyonlar, Koksiks dislokasyonları, Skolyoz, Radikülopatiler (progresif motor defisit ve kauda equina sendromu saptanmayan sinir kökü irritasyonları), Çeşitli eklem (omuz, disfonksiyonları sakroiliak eklem, Kayropraktik Uygulama Kontrendikasyonları Odontoid hipoplazi, İnstabil odontoid, Akut kırık, Spinal kord tümörü, 74 temporo-mandibuler eklem, kalça, diz) Dünya Sağlık Örgütü kılavuzları ışığı altında kayropraktik. Yıldız S, Ağaoğlu MH. Integr Tıp Derg 2013;1(2): 73-76. Osteomiyelit, Hematom (spinal kord veya intra kanaliküler), Menenjial tümör, Vertebral tümör, Fragmanlı disk hernisiyle birlikte olan ilerleyici nörolojik defisit, Üst servikal omurganın Arnold Chiari malformasyonu, Vertebral luksasyon, Anevrizmal kemik kisti, Dev hücreli kemik tümörü, Osteoblastom, Osteoidosteoma, Ameliyat sonrası fiksasyon/stabilizasyon protezleri, Kas ya da diğer yumuşak dokuların neoplastik hastalıkları, Pozitif Kerning ya da Lhermit belirtileri, Siringomiyeli, Etiyolojisi bilinmeyen hidrosefali, Kauda equina sendromu Maliyet Alternatif ve tamamlayıcı tedaviler ile birlikte uygulanan birinci basamak hekimlikle cerrahi ve ilaç dışı yaklaşımların sağlık harcamalarını azaltabileceği bildirilmiştir (Sarnat, 2007). Kayropraktik bakım, kas-iskelet sistemi sorunlarında ağrı ve disabiliteyi azaltırken, genel sağlık durumunu geliştirir (Garner, 2007). Kayropraktik sağlık hizmeti bel ağrılarının tedavisinde diğer tıbbi tedavilere göre daha az masraflıdır (Grieves, 2009). Bununla birlikte yöntemin kesin olarak maliyet-etkin olduğunun gösterilemediğini belirten yayınlar mevcuttur (Ernst, 2008).İdame/bakım tedavisi gibi uzun dönem tedavi stratejilerinin maliyet-etkinliği bilinmemektedir (Leboeuf, 2008). 75 Dünya Sağlık Örgütü kılavuzları ışığı altında kayropraktik. Yıldız S, Ağaoğlu MH. Integr Tıp Derg 2013;1(2): 73-76. Dünyada Mevcut Durum Kayropraktik, elle tedavi yöntemlerinin en çok kullanılan çeşitlerinden biridir. 40 ulusal bölge hükümetinde kanunlarla düzenlenmiştir. Avrupa Birliği ve komşu ülkelerde 16 ülkede yasal düzenlemesi olan bir meslektir; 10 ülkede yasal düzenlemesi olan bir tedavidir, mesleki düzenleme yoktur; 13 ülkede ise herhangi bir düzenleme yoktur. Dünya Kayropraktik Federasyonu (WFC, 1988-2013); Türkiye’deki “Türk Kayropraktik Derneğinin” de dahil olduğu 89 ülkenin ulusal Kayropraktik derneklerini temsil etmektedir. Avrupa Kayropraktik Birliği (1932-2013); 20 Avrupa Birliği üyesi ülkenin ulusal derneği genel kurulda yer almaktadır. Dünya Kayropraktik Federasyonu 3 ayda bir yönetim kurulu, 6 ayda bir genel kurul ve 2 yılda bir kez kongre düzenlemektedir. Avrupa Kayropraktik Birliği 3 ayda bir yönetim kurulu, 6 ayda bir genel kurul ve yılda bir kez kongre düzenlemektedir. Eğitim müfredatı ile ilgili Avrupa Standardizasyon Komitesi ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan kılavuzlar bulunmaktadır. Müfredat, programın uygulandığı katılımcıların önceki sağlık bilgilerine, ülkenin sağlık sistemine, ihtiyaçlarına ve kaynaklarına göre değerlendirilir. Ülkemizde Mevcut Durum Kayropraktik Omurga Sağlığı Derneği 2008 yılında kurulmuştur. 2007 yılında Doğu Akdeniz ve Orta Doğu Kayropraktik Federasyonu bölgesel toplantısı Türkiye`de yapılmıştır. Dernek başkanlığında görev alan Mustafa H. Ağaoğlu, Kayropraktik Omurga Sağlığı Derneği Başkanı, Dünya Kayropraktik Federasyonu (WFC) Delegesi, Uluslararası Kayropraktik Spor Federasyonu (FİCS) Yönetim Kurulu üyesi, FİCS Dergisi Editörü, Avrupa Kayropraktik Birliği (ECU) genel kurul üyesi, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Kayropraktik Federasyonu Başkan Yardımcısıdır. Sağlık Bakanlığı`nın konuyla ilgili yönetmelik çalışmaları devam etmekte olup Kayropraktik Derneği, İntegratif Tıp Derneği ve bir üniversite işbirliği ile ülkemizdeki ilk akademik kayropraktik okulu hekim ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik olarak 2014 yılı içinde düzenlenecektir. Kaynaklar 1- WHO – Dünya Sağlık Örgütü, 2005. 2- Sözlük tanımı, WFC - World Federation of Chiropractic, 2001. 76
Benzer belgeler
1.Sayı - Dr. Sedat Yıldız. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı
Dergi; Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Ortopedi ve Travmatoloji, Spor Hekimliği,
Romatoloji, Nöroloji, Geriatri, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Algoloji,
Endokrinoloji, Plastik Cerrahi, Psikiyatri,...
6.Sayı - Dr. Sedat Yıldız. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı
Dergi; Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Ortopedi ve Travmatoloji, Spor Hekimliği,
Romatoloji, Nöroloji, Geriatri, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Algoloji,
Endokrinoloji, Plastik Cerrahi, Psikiyatri,...
ALTERNATİF BİR TEDAVİ SİSTEMİ: HOMEOPATİ AN
dışındaki ülkelerden yazı gönderen yazarlar için Başlık, Özet, Anahtar kelimeler ve