Astım Bülteni - Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği
Transkript
Astım Bülteni - Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği
ASTIM BÜLTENİ Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği ISSN 0000-0000 2016 / Sayı 1 Gebelikte Astım Tedavisi Ayşe Aktaş Astımı Olan Genel Popülasyonda Atopik, Eozinofilik ve TH2-Baskın Astım Fenotiplerinin Örtüşmesi Funda Aksu, Kurtuluş Aksu Kortikosteroid Tedavisi ve Havayolu Obstrüksiyonu Astımlı Hastaların Hava Yollarında Bronkoalveoler Lavajdan Farklı Olan Bronşiyal Mikrobiyomu Etkiler Mustafa Demirtürk Ağır ve Prednizolon Bağımlı Astım Hastalarında Protrombozis İnsu Yılmaz Editör: Zeynep Ferhan Özşeker www.solunum.org.tr Derleme Gebelikte Astım Tedavisi Prof. Dr. Ayşe Aktaş Astım tüm gebeliklerin %4’ünü etkileyen kronik, oluşur. Ataklar daha çok gebeliğin ikinci trimeste- inflamatuar bir hava yolu hastalığıdır. Hastalığın rinde gözlenir. Hamile kadınların influenza başta gebelik sırasında seyri değişken olup, olguların olmak üzere viral üst solunum yolu enfeksiyon- yaklaşık 1/3’ünde kötüleşme, 1/3’ünde düzelme larına karşı duyarlı olduğu görülmektedir. Ataklar ve geri kalan 1/3’ünde ise stabil bir seyir gözlem- ve kötü semptom kontrolü hem bebek (erken do- lenir. Gebelik sırasında oluşan mekanik, hormonal ğum, düşük doğum ağırlığı, artmış perinatal mor- değişiklikler ile astım ilaçlarının anne adayı ve/ talite), hem de anne (preeklampsi) için kötü so- veya hekim tarafından azaltılması veya kesilmesi nuçlara neden olur. Eğer astım gebelik boyunca nedeniyle yetersiz kontrol ve buna bağlı ataklar iyi kontrol edilirse fetal komplikasyon veya ma- Astım Bülteni, 2016(1) Editör Zeynep Ferhan Özşeker Yayına Hazırlayan İmtiyaz Sahibi: Mecit Süerdem Abbasağa Mahallesi, Bekçi Sokak No:7/3 Beşiktaş, 34353, İstanbul Tel: (0212) 293 23 00 Faks: (0212) 293 23 01 www.probiz.com.tr Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Zeynep Ferhan Özşeker Astım Çalışma Grubu Yayınıdır 2 Yayın İdare Merkezi: İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bilim Dalı Yayın Türü: Ulusal Süreli Yayın Yayın tarihi: Şubat 2016 Derleme ternal komplikasyon riski çok az veya hiç yoktur. Bu makalede güncel bilgiler ışığı altında gebelik- planlarının uygulanması konusunda bilgilendirilmeli 6. Astım kontrolünün izlenmesi 7. Tıbbi te astım tedavisi ele alınacaktır. tedaviye ne zaman başvurulması gerektiği konusunda zamanlama ve yöntemi bilmeleri sağlanmalıdır. Astımlı Gebelerde Optimal Tedavi İçin Genel Hedefler 1. Eğitim Hastaların aşağıdaki konularda eğitilmeleri ve hasta yakınları ile sağlık çalışanlarının işbirliği gereklidir (1-3). 1. Hastalar hastalıkları hakkında bilgilendirilmeli 2. Kontrol edici ve kurtarıcı ilaçların farkları anlatılmalı 3. İnhaler ilaç kullanımı ve PEFmetre kullanımı konularındaki beceriler kazandırılmalı 4. Belirti ve atakların önlenmesi için eğitim verilmeli 5. Yazılı tedavi Gebelik, astımlı hastalar üzerinde stresi artırır, eğitimin bu stresi azaltıcı yönde olması önem taşır (4). Çoğu astımlı gebe kortikosteroid tedavisinin bebeğe zarar vereceği düşüncesiyle tedaviyi azaltma eğiliminde olduğundan hasta ile ilk karşılaşıldığında ilaç kullanımı konusunda direncinin olup olmadığı değerlendirilmelidir (5,6). Hastaya gebeliği süresince oluşabilecek olası değişiklikler ve gebe astımlı ile gebe olmayan astımlının ilaç tedavisinde değişiklik olmadığı anlatılmalıdır. 3 Derleme 2. Maternal solunum fonksiyonları ve fetüsün objektif takibi Aylık spirometrik ölçüm ve PEFmetre ile günde iki defa yapılan ölçümler ile hastalığın takibi ve bebeğin aylık ultrasonografik takibi gereklidir. 3. Alerjen ve tetikleyici faktörlerden kaçınma Ev tozu akarları, küf, mantar veya evcil hayvanlar gibi aero-alerjenlerden kaçınılması için her türlü önlem alınmalıdır (7). Ayrıca sigara dumanı, hava kirliliği, kokular, yiyecek katkı maddeleri ve bazı ilaçlardan kaçınmak akut alevlenmeleri azaltacağından, ilaç gereksinimini de minimuma indirecektir (8). Alerjik ve non-alerjik tüm tetikleyicilerden uzak durulmasının yanı sıra sigara kesinlikle bıraktırılmalıdır. 4. İmmunoterapi a. İmmunoterapiden fayda gören b. Sistemik reaksiyon eğilimi olmayan c. İdame veya terapötik doza erişen hastalarda, gebelikten önce immunoterapi başlanmış ise çok dikkatli bir takip ile bu tedaviye devam edilebilir (9). 5. Farmakoterapi GINA-2015 kılavuzuna göre hastanın hangi basamakta olduğu saptandıktan sonra kontrol odaklı olarak tedavi planı ve Astım Kontrol Testi ile takipleri yapılmalıdır (10). 4 fazla olması ve olumsuz etkilerinin izlenmemesi nedeniyle B kategorisindedir, diğer inhale steroidlerle de risk bildirilmemiştir (16). Kombine inhaler ilaçlar: Kombine ilaçların astımlı hastalarda kullanımı giderek artmaktadır. Cossette ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmada gebelerde İKS/LABA kullanımı 1999 yılında %3,5 iken, 2008’de bu oran %13,4’e yükselmiştir. Düşük doğum ağırlıklı bebek, erken doğum, malformasyonlu bebek açısından karşılaştırıldığında budesonid ile flutikazon, formoterol ile salmeterol arasında istatistiksel fark saptanmamıştır (17). Kromoglikatlar (Türkiye’de bulunmuyor): Sodyum kromoglikat gebelikte güvenle kullanılabilir. B sınıfı bir ilaçtır. Sık kullanım gerektirmesi ve ilk seçenek olarak önerilmemesi kullanımını azaltmaktadır. semptom gidericiler birlikte kullanılmalıdır. Doğum ve eylem sırasında akut alevlenmeler nadirdir, ancak doğum sırasındaki hiperventilasyona sekonder bronkokonstrüksiyon olabilir ve SABA ile tedavi edilmelidir. Metilksantinler: Hem teofilin hem aminofilin gebelerde güvenle kullanılır. Konjenital malformasyon vb yan etkileri olmasa da doz takibi nedeniyle İKS’lere göre az tercih edilirler. Tablo 1’de FDA tarafından astım ilaçlarının risk kategorisi belirtilmiştir. β2 agonistler: Selektif β2 agonistler gebelikte güvenle kullanılırlar. Geniş serilerde risk belirtilmemiştir. İnhale steroidler: İnhale steroidler gebelikte sıklıkla kullanılırlar ve çoğu çalışmada fetal risk gösterilmemiştir. Çoğu FDA tarafından C sınıfında gösterilmektedir. Budesonid, kullanan olgu sayısının Derleme Gebelikte ilaç kullanımı konusunda endişeler olmasına rağmen, semptom giderici ve kontrol edici ilaçların potansiyel risklerine karşın avantajları ağır basar (11) (Kanıt-A). İnhale kortikosteroid (İKS) kullanımı, β2-agonistler, montelukast veya teofilin kullanımının fetal anomali oluşumunda risk artışına neden olmadığı görülmüştür (12). Ataklardan korumak için ortalama doz İKS (Kanıt-A) ve uzun etkili β2 agonist kullanılmalı (11,13) (Kanıt-A), basamak tedavisine göre doz ayarlama doğum sonrasına kadar ertelenmelidir (Kanıt-D). Kısa etkili β2 agonist (SABA), oksijen ve erken sistemik steroid tedavisinin uygulanması akut atakların agresif tedavisinde fetal hipoksiden korunmada önemlidir (14). Doğum ve doğum eylemi sırasında, her zamanki kontrol edici ilaçlar ve gerektiğinde Antikolinerjik ajanlar: Astım tedavisinde ilk basamak ilaç olmayıp gebelikte kullanımı konusunda veriler kısıtlıdır. Gereksinim olursa ipratropium gebelikte B sınıfı ilaç olarak kullanılabilir (18). Lökotrien antagonistleri: İlaç B sınıfındandır. Hayvan çalışmalarında herhangi bir risk gösterilmemiştir. 5 Derleme Tablo 1. FDA tarafından belirtilen astım ilaçlarının risk kategorisi ve teratojenite riskleri15,16 İlaç Risk Kategorisi TERIS Skorlaması (Magnitude of Teratogenic Risk/ Quality and Quantity of Data) SABAs Albuterol C Tanımlanmamış/sınırlı Levalbuterol C NA* Metaproterenol C Tanımlanmamış/sınırlı Pirbuterol C NA* Beklometazon C Tanımlanmamış/sınırlı Budesonid B Tanımlanmamış/sınırlı Flunisolid C Tanımlanmamış/sınırlı Flutikazon C NA* Mometazon C Tanımlanmamış/sınırlı Triamsinolon C Tanımlanmamış/sınırlı Formoterol C NA* Salmeterol C Tanımlanmamış/çok sınırlı Flutikazon/salmeterol C NA† Oral kortikosteroidler C İKS’ler LABA’lar İKS/LABA kombinasyon Kromonlar Kromolin B Tanımlanmamış/iyi Nedokromil B Tanımlanmamış/çok sınırlı Montelukast B Çok az/çok sınırlı Zafirlukast B Tanımlanmamış/çok sınırlı Zileuton C NA* Teofilin C Hiç/iyi Lökotrien modifie * † NA,TERIS sınıflaması yok 6 göstermemişse de insanlardaki veriler çok azdır. FDA B sınıfı olarak bildirmiştir. Astımlı gebelerde nasıl ki tedavide herhangi bir değişiklik düşünülmezse, astım ataklarında da tedavi planı gebe olmayan bireylerde olduğu gibidir. Kaynaklar 1. Dolovich MB, Ahrens RC, Hess DR, et al. Device selection and outcomes of aerosol therapy: Evidence-based guidelines: American College of Chest Physicians/American College of Asthma, Allergy, and Immunology. Chest 2005;127:335-71. 2. Abadoglu Ö, Yalazkısa S, Ülger G, Paşaoğlu G, Mısırlıgil Z. Doğru inhaler kullanmada deneyimli bir hemşire tarafundan verilen eğitimin rolü. T Klin J Allergy-Asthma 2003;5:11-5. 3. Fishwick D, D’Souza W, Beasley R. et al. The asthma selfmanagement plan system of care: what does it mean, how is it done, does it work, what models are available, what do patients want and who needs it? Patient Educ Couns 1997;32:21-33. 4. Gluck JC, Gluck PA. The effect of pregnancy on the course of asthma. Immunol Allergy Clin North Am 2006;26:63- 80. 5. Michael Schatz MD, Mitchell P, Dombrowski MD. Asthma in Pregnancy NEJM2009;360:1862–9. 6. Evelyne R, Louis-Philippe B. Asthma in pregnancy BMJ 2007;334:582– 5. 7. D’Amato G, Liccardi G, D’Amato M. Environment and development of respiratory allergy. II.Indoors. Monaldi Arch Chest Dis 1994; 49: 41220. 8. D’Amato G, Liccardi G, Cazzola M. Enviroment and develoment of respiratory allergy. I.Outdoors. Monaldi Arch Chest Dis 1994; 49: 40611. 9. Metzger WJ. Turner E, Patterson R. The safety of immunotherapy during pregnancy. J Allergy Clin Immunol 1978; 61: 268-74. 10. Global Iniative for Asthma 2015, www.ginasthma.gov,, 11.Murphy VE, Gibson PG. Asthma in pregnancy. Clin Chest Med 2011;32:93-110, ix 12. Lim A, Stewart K, Konig K, George J. Systematic review of the safety of regular preventive asthma medications during pregnancy. Ann Pharmacother 2011;45:931-45. 13.Murphy VE, Clifton VL, Gibson PG. Asthma exacerbations during pregnancy: incidence and association with adverse pregnancy outcomes. Thorax 2006;61:169-76. 14.Demoly P, Piette V, Daures J-P. Treatment of allergic rhinitis during pregnancy. Drugs 2003;63: 1813–20. 15.Gluck PA, Gluck JC. A review of pregnancy outcomes after exposure to orally inhaled or intranasal budesonide. Curr Med Res Opin 2005;21:1075– 84. 16. Michael Schatz MD, Mitchell P, Dombrowski MD. Asthma in Pregnancy NEJM 2009;360:1862–9. 17. Cossette B, Forget A, Beauchesne MF, Rey É, Lemière C, Larivée P, Battista MC, Blais L. Impact of maternal use of asthma-controller therapy on perinatal outcomes. Thorax. 2013 Aug;68(8):724-30. 18. Gaga M, Oikonomidou E, Zervas E, Papageorgiou-Georgatou N. Asthma and pregnancy: interactions and management. Breathe 2007;3: 267-76. Derleme Anti-IgE: Hayvan çalışmaları teratojenik etki 7 Makale Özeti Astımı Olan Genel Popülasyonda Atopik, Eozinofilik ve TH2-Baskın Astım Fenotiplerinin Örtüşmesi Yrd. Doç. Dr. Funda Aksu, Doç. Dr. Kurtuluş Aksu Overlap of atopic, eosinophilic, and TH2-high asthma phenotypes in a general population with current asthma Trung N. Tran, Robert S. Zeiger, Stephen P. Peters, Gene Colice, Paul Newbold, Mitchell Goldman, Bradley E. Chipps. Ann Allergy Asthma Immunol 2016;116:37-42 GİRİŞ VE AMAÇ Atopik, eozinofilik ve TH2-baskın astım fenotipleri birbirleriyle örtüşebilirler. Fakat ne oranda örtüştükleri bilinmemektedir. Bu fenotipler arasındaki örtüşmeyi göstermek astımlı hastaların takip ve tedavilerinde yol gösterici olacaktır. Bu çalışmada eozinofilik, atopik ve TH2-baskın astım sıklığı ve bunların örtüşme sıklığının belirlenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM Çalışmada Amerika Birleşik Devletleri’nde National Health and Nutrition Examination Survey’den (NHANES) elde edilen veriler analiz edilmiş. Çalışmaya doktor tanılı astımı olan 6-64 yaş aralığında- 8 ki bireyler dahil edilmiş. Eozinofilik fenotipi belirlemede kan eozinofil sayısı için 150, 300 ve 400/µL olarak üç ayrı eşik değer kullanılmış. Perennial alerjenlerden (D.farinae, D.pteronyssinus, kedi ve köpek tüyü, hamamböceği, A.alternata, A.fumigatus, sıçan ve fare idrarı) herhangi birine karşı alerjen spesifik IgE düzeyi ≥0.35 IU/mL ise atopik astım olarak değerlendirilmiş. Serum total IgE düzeyinin ≥100 IU/mL ve kan eozinofil sayısının ≥140/µL olması durumunda ise TH2-baskın fenotip olarak tanımlanmış. Demografik veriler NHANES verilerinden edinilmiş. Vücut kitle indeksi ile fazla kilolu ve obez bireyler belirlenmiş. Son 1 yıl içinde atak geçirilmesi astım atağı olarak belirlenmiş. Eozinofilik, atopik ve TH2-baskın fenotipte astım hastalarının oranı ve bu fenotiplerin örtüşme oranı belirlenmiş. Çocuklarda ve erişkinlerde her bir astım fenotipinin sıklığı karşılaştırılmış. Çalışma grubunun özellikleri Çalışma popülasyonu 269 çocuk (6-17 yaş) ve 310 erişkin (18-64 yaş) astımlı hastadan oluşmuştu. Hastaların ortalama yaşı çocuklarda 12, erişkinlerde 41’di. Çocukların %53’ü, erişkinlerin %37’si erkekti. Son 1 yıl içinde çocukların %67’si, erişkinlerin %74’ü wheezing ve çocukların %64’ü, erişkinlerin de %60’ı en az bir astım atağı tariflemişti. Astım fenotiplerinin sıklığı Eozinofilik astım sıklığı eşik değer 150’den 400/ µL’ye yükseldiğinde çocuklarda %78’den %31’e, erişkinlerde ise %69’dan %21’e düşmekteydi. Çocukların %63’ü, erişkinlerin ise %61’i atopik astım, çocukların ise %48’i, erişkinlerin ise %37’si TH2-baskın astım olarak sınıflandırılmıştı. Eozinofilik ve TH2-baskın fenotiplerin çocuklarda erişkinlere göre daha sık olduğu görüldü. Her iki yaş grubunda da erkeklerin kadınlara göre daha fazla oranda eozinofilik, atopik veya TH2-baskın fenotip olarak sınıflandırıldığı görüldü. Atopik, eozinofilik ve TH2-baskın astım fenotipleri arasındaki örtüşme Eozinofilik astımlı hastaların çoğu, eozinofil eşik değeri arttıkça daha da artan oranlarda atopik fenotipte de sınıflandırılıyordu. Eozinofil eşik değeri 150/ µL olarak alındığında tanımlanan eozinofilik astımlı çocukların %72’si aynı zamanda atopik fenotipteydi. Bu oran 300 ve 400/µL eşik değerleri için sırasıyla %81 ve %94’tü. Erişkinler için bu oran 150/µL eşik değeri için %68, 300/µL eşik değeri için %74, 400/ µL eşik değeri için %76 idi. Atopik astımlılar değerlendirildiğinde ise eozinofili eşik değerleri yükseldikçe eozinofilik astım oranları azalmaktaydı. Atopik astımlı çocuklarda eozinofilik astım sıklığı eozinofil eşik değerinin 150, 300 ve 400/µL alınmasına göre sırasıyla %89, %75 ve %46; erişkinlerde ise bu oranlar sırasıyla %78, %51 ve %27 idi. Benzer olarak yüksek eozinofil eşik değerleri alındığında, atopik ve eozinofilik astım birlikteliği sıklığı azalmaktaydı. 150 ve 400/µL eşik değerleri için iki fenotipin birlikteliği çocuklarda %56’dan %29’a, erişkinlerde %47’den %16’ya düşmekteydi. Makale Özeti BULGULAR Eozinofilik ve TH2-baskın astım fenotipleri de benzer şekilde örtüşmekteydi. Eozinofilik astımlılarda TH2-baskın fenotip oranı eozinofil eşik değeri ile birlikte artıyordu; 150 ile 400/µL eşik değerleri için sırasıyla çocuklarda %62 ve %81, erişkinlerde %54 ve %70 idi. TH2-baskın astımlı hastalar içinde yine eozinofil eşik değeri arttıkça eozinofilik astım oranı düşmekteydi. TH2-baskın astımlı çocuklarda eozinofilik astım sıklığı eşik değerleri 150 ve 400/µL için %100 ve %52, erişkinlerde %100 ve %38 idi. Yüksek eozinofil eşik değerleri kullanıldığında TH2-baskın ve eozinofilik fenotip birlikteliği sıklığı azalmaktaydı. Atopik ve TH2-baskın astım fenotipleri de önemli ölçüde örtüşmekteydi Atopik astımlı çocukların %68’i aynı zamanda TH2-baskın, TH2-baskın astımlı çocukların %91’i atopik astım fenotipindeydi. Erişkinler için bu oranlar %53 ve %86 idi. Eozinofil eşik değeri 150/µL alındığında çocukların %44’ü erişkinlerin ise %33’ü aynı zamanda eozinofilik, atopik ve TH2-baskın fenotipe sahip bulundu. Eşik değerleri 300 ve 400/µL alındığında bu oranlar sırasıyla %38 ve %23 ile %25 ve %14 idi. Son 1 yılda en az bir atak geçirdiğini bildiren astımlılarda (çocuklarda %64, erişkinlerde %60) ve obez 9 Makale Özeti hastalarda (çocuklarda %23, erişkinlerde %48) yapılan duyarlılık analizindeki fenotip dağılımı ve fenotipik örtüşme oranları genel analizdekine benzerdi. SONUÇ Farklı etki mekanizmaları ile atopik, eozinofilik ve TH2-baskın astım fenotiplerine yönelik geliştirilmiş değişik biyolojik tedaviler (anti-IL-5, anti-IL-13, anti-IgE, vb) olması nedeniyle klinisyenlerin hangi hastanın hangi tedaviden en iyi sonucu alacağını bilmesi önemlidir. Bu çalışmada astımlı genel popülasyonun 3 fenotipten en az birine ait olduğu ve bu üç fenotipin önemli ölçüde birbiriyle örtüştüğü saptanmıştır. Eozinofil eşik değeri yüksek tutulduğunda daha fazla oranda eozinofilik astmatik hastanın aynı zamanda atopik ve TH2-baskın fenotipte sınıflandırılabileceği, dolayısıyla yalnızca biyobelirteçler kullanılarak bu fenotiplerin ayrıştırılmasının zor olduğu görülmüştür. Aynı durum atopik ve TH2-baskın astımlılar için de geçerli olup düşük eozinofil eşik değer alındığında eozinofilik astım fenotipiyle örtüşmektedir. Astımlı hastaların büyük kısmında üç fenotip bir arada bulunabilmekte olup bu grup hastaların tedavisinde ajan seçimi güç olup biyobelirteçler haricinde faktörler göz önüne alınmalıdır. Hayatınızdaki keyifli anları geri kazanabilirsiniz Astım hakkında her şey için: 10 www.solunum.org.tr Makale Özeti Kortikosteroid Tedavisi Ve Havayolu Obstrüksiyonu Astımlı Hastaların Hava Yollarında Bronkoalveoler Lavajdan Farklı Olan Bronşiyal Mikrobiyomu Etkiler Doç. Dr. Mustafa Demirtürk Corticosteroid therapy and airflow obstruction influence the bronchial microbiome, which is distinct from that of bronchoalveolar lavage in asthmatic airways Denner DR, Sangwan N, Becker JB, Hogarth DK, Oldham J, Castillo J, Sperling AI, Solway J, Naureckas ET, Gilbert JA, White SR J Allergy Clin Immunol 2015. pii: S0091-6749(15)01563-8 ÖZET VE AMAÇ Akciğer daha önce düşünüldüğü gibi steril bir ortam değildir. Hava yolu gastrointestinal sistem (GİS), orofaringeal floranın maruziyeti altındadır. Gastrointestinal mikrobiyata da atopi ve astım gelişimi etkilemektedir. Endobronşiyal fırçalama yöntemi ile yapılan güncel çalışmalarda kontrol grupları ile karşılaştırıldığında astım ve KOAH’lı hastalarda Haemophilus türlerinde artış, Prevotella türünde ise azalma gözlenmiştir. Ancak önceki çalışmalarda örnek alma yöntemleri, örnek alınan lokalizasyon, astım fenotipindeki farklılıklar, steroid kullanımındaki çeşitlilikler gibi faktörler nedeniyle bir takım kafa karıştırıcı faktörler bulunmaktadır. Bu çalışma bu tür etkenleri bertaraf etmek amcıyla farklı akciğer lokalizasyonundan farklı örnek elde etme yöntemleri ile tasarlanmış. Anatomik lokalizasyonun yanı sıra inhaler (İKS) ya da sistemik kortikosteroid (OKS) kullanımı da mikrobiyata çeşitliliği açısından önemli faktör olduğundan hastaların astımla ilgili özellikleri ve steroid (KS) kullanımları da dikkate alınmış. Çalışma geçmiş veriler ışığında, astımlı hastalarda akciğer mikrobiatasının hastalık üzerine rolünü araştırmaya yardım etmesi amacı ile planlanmış. 11 Makale Özeti GEREÇ VE YÖNTEM Çalışmaya 39 astım persistan astımlı hasta, 19 sağlıklı kontrol alınmış ve retrospektif kesitsel dizayn edilmiş. Astım hastalarının FEV1 değerleri %60 altı (n=7), %60-80 arası (n=16), %80’in üzeri (n=16) olarak sınıflanmış. Büyük hava yollarının örneklemi için endobranşiyal fırçalama (EB) ve küçük hava yollarının örneklemi için bronkoalveolar lavaj (BAL) yapılmış; örneklerden 16S rRNA ile bakteriyel sekanslama yapılmış. Hem BAL hem de fırçalama yöntemi ile mikrobiomların farklı lokalizasyonlarda çeşitliliğine ve sayısal olarak yoğunluğuna bakılmış. Hastaların FEV1 değerleri, İKS ya da OKS kullanımlarına göre de solunum yollarının mikrobiyolojik yapısı değerlendirilmiş ve astım şiddeti ile mikrobiyom değerlendirilmiş. BULGULAR Çalışmada Greengenes verilerine göre 38 farklı filum (şube) ve 303 farklı genus (cins) tanımlanmış. Bunlardan 6 filum (Firmicutes, Proteobacteria, Bacteroides, Fusobacteria, Acidobacteria, ve Actinobacteria) tüm filanın %85.9’ ini oluşturmuş. EB ve BAL örnekleri birbirleri ile karşılaştırıldığında fırçalama yöntemi ile daha fazla sayıda ve yoğunlukta çeşitlilik saptanmış (Tablo 1). Astımlı hastalar arasında EB örneklemlerinde Lactobacillus ve Pseudomonas türleri BAL’dan anlamlı olarak daha az yoğunluktayken, Prevotella ve Streptococcus türleri anlamlı olarak daha yoğun saptanmış (Tablo 2). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ise Pseudomonas türleri astımlı hastalarda daha yoğun saptanırken, Actinomyces ve Prevotella türleri daha az yoğunlukta gözlenmiş. Astımlı hastaların BAL örneklerinde Rickettsia, 12 Staphylococcus, Marinobacter ve Novosphingobium türleri zenginken, Sphingobium kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha az olarak tespit edilmiş. Daha kıymetli veriler elde edildiği için, ileri analizde EB yöntemi tercih edilmiş. Düşük FEV1’li hastalarda anlamlı olarak Firmicutes, Bacteroidetes ve Actinobacteria grupları düşük oranda saptanmış. Beta çeşitliliği (β diversity) FEV1’i düşük olanlarda FEV1’i yüksek olanlara göre anlamlı oranda artmış. Buna göre FEV1 değerinin endobronşial mikrobiomu etkilediği kanaatine varılmış. İKS+OKS kullananlarda Bacteroidetes ve Fusobacteria da azalma, Proteobacteria da artma gözlenmiş. Cinsler kendi aralarında incelendiğinde OKS’nin Pseudomonas, Rickettsia, Prevotella, Lactobacillus ve Streptococcus türleri üzerinde anlamlı etkisi gözlemlenmiş. Artmış KS kullanımı ile ilişkili olarak Prevotella türünde azalma, Pseudomonas türünde artış saptanmış. OKS kullanımının mikoribiyal komünite üzerine anlamlı oranda etkileri saptanmış. Yine Rickettsia türleri ile ekzale nitrik oksit (eNO) ve BAL eozinofil miktarı arasında anlamlı ilişki gösterilmiş. Astımlı hastalarda mikrobiyal çeşitlilik üzerine yapılan miks model regresyon analizinde bağımsız risk faktörü olarak, düşük kuartilde FEV1, yüskek kuartilde ise OKS kullanımı, Avrupa ırkına ait olma ve BAL eozinofil düzeyi saptanmış. BAL’da nötrofil miktarı mikrobiyata çeşitliliği açısından prediktör faktör olarak anlamlı bulunmamış. SONUÇ Çalışma, astım ve kontrol gurubunda santral ve periferal hava yollarında mikrobiyal komüniteyi karşılaştırmakta ve iki temel üzerinde araştırma yapmaktadır. Genus Lactobacillus Pseudomonas Streptococcus Prevotella Fusobacterium Rickettsia Veillonella Actinomyces Haemophilus Leptotrichia Rothia BAL 38.21 ± 10.88 24.64 ± 8.29 1.81 ± 4.35 2.95 ± 9.25 0.29 ± 0.85 7.67 ± 4.01 0.87 ± 4.35 0.15 ± 0.34 0.16 ± 0.40 0.08 ± 0.42 3.14 ± 2.14 Makale Özeti Tablo 1. Astımlı hastaların EB örnekleri ile BAL örneklerinin mikrobiomları anlamlı derecede farklı bulunmuş EB 23.26 ± 13.12* 15.73 ± 9.95* 10.40 ± 10.48* 11.09 ± 10.46* 3.93 ± 6.36* 4.45 ± 3.30* 3.07 ± 3.03* 1.80 ± 1.98* 1.53 ± 2.05* 1.37 ± 2.24* 2.28 ± 1.43* *p<0.01 Tablo 2. Astımlı hastalar ve normal gönüllülerin EB mikrobiomları arasında anlamlı fark var Genus Prevotella Pseudomonas Actinomyces Astım 8.67 ± 9.18 10.16 ± 5.76 1.34 ± 1.57 Normal 14.84 ± 10.13* 7.25 ± 3.97* 2.76 ± 2.37* *p<0.01 Tablo 3. Astımlı hastalar ve normal gönüllülerin BAL mikrobiomları arasında anlamlı fark var Genus Rickettsia Sphingobium Staphylococcus Marinobacter Unclassified Novosphingobium Astım 4.94 ± 3.04 0.99 ± 0.86 0.07 ± 0.18 0.01 ± 0.06 0.03 ± 0.11 0.00 ± 0.00 Normal 7.66 ± 4.01* 0.47 ± 0.63* 0.40 ± 0.60* 0.26 ± 0.61* 0.28 ± 0.54* 0.12 ± 0.32* *p<0.01 13 Makale Özeti Bunlar KS kullanımı ve hava yolu obstrüksiyon derecesi ile mikrobiyata yoğunluğu ve çeşitliliği arasındaki ilişkidir. Periferal havayolu (EB) ile santral havayolu (BAL) arasındaki mikrobiom çeşitliliği arasında fark görülmüştür. Astımlı hastaların BAL mikrobiomu ile normal grubunki arasında çok hafif farklılık varken, EB’lar arasında anlamlı farklılık gösterilmiştir. Astım hastaların EB örneklerinde KS kullanımı ve FEV1 değerleri dikkate alındığında çeşitlilik ve yoğunluk açısından anlamlı farklılıklar vardır. FEV1’i %60’ın altı olan grup, %80’in üzeri grup ile kıyaslandığında, alfa çeşitliliğinde azalma, beta çeşitliliğinde artma saptanmıştır. Firmicutes, Bacteroidetes ve Actinobacteria şubelerinin yoğunluğunda azalma, patojenik genusdan Streptococcus da ve komensallardan Veillonella ve Prevotella’ da azalma saptanmıştır. Huang ve arkadaşlarının çalışması, bu çalışma ile birlikte dikkate alındığında, kronik astımın kardinal belirtisi olan bronş aşırı duyarlılığı ve obstrüksiyonu mikrobiyata tür, yoğunluk ve çeşitliliği ile ilişkilidir. Daha önce yapılan çalışmalarda olduğu gibi bu çalışmada da alınan örneklerde 5 major fila (Firmicutes, Proteobacteria, Bacteroidetes, Actinobacteria, and Fusobacterium) toplam mikrobiyatanın %90’ından fazlasını oluşturmaktadır. Çalışmanın zayıf noktaları, diğer çalışmalarda olduğu gibi küçük sayıda örek içermesi ve astımın tüm fenotiplerini barındırmıyor olmasıdır. Astım hastalarında havayolu mikrobiyomunun rolü ve zamanla değişimini kavrayabilme hedefe yönelik tedavi gelişmesine ve astımın daha iyi kontrol edilmesine yol açabilecektir. DÜNYA ASTIM GÜNÜ 3 MAYIS 14 Makale Özeti Ağır ve Prednizolon Bağımlı Astım Hastalarında Protrombozis Doç. Dr. İnsuYılmaz Prothrombotic State in Patients With Severe and Prednisolone-Dependent Asthma Sneeboer MMS, Majoor C J, Kievi A, Meijers JCM, Poll Tom, Kamphuisen PW, Bel EH. J Allergy Clin Immunol 2015 Dec 20. pii: S0091-6749(15)01672-3 GİRİŞ VE AMAÇ Epidemiyolojik çalışmalarda ağır astımı olan hastaların artmış venöz tromboemboli (VTE) riskine sahip olduğu gösterilmiştir. Stabil koşullar altında neden protrombotik meyilleri olduğu henüz kesin olarak aydınlatılabilmiş değildir. Bu çalışmanın amacı; stabil koşullar altında hafif, ağır ve prednizolon bağımlı astımlı hastalar ile sağlıklı kontrollerin koagulasyon ve fibrinilozis faktörlerini karşılaştırmak ve hemostatik faktörler ile hava yolu inflamasyonu arasındaki korelasyonu incelemektir. Asthma 2012 rehberine göre değerlendirilmiş. Astım hastalarının tümü stabil durumdaymış. Olguların tümünde inflamasyon parametreleri (eozinofil ve nötrofil düzeyleri), hemostazis parametreleri (endogenous thrombin potential [ETP], thrombin-antithrombin complex [TATc], plasmin-α2 antiplasmin complex [PAPc], plasminogen activator inhibitor type 1 [PAI-1], D-dimer, ve Willebrand factor [vWF] düzeyleri) periferik kanda ölçülmüş. Grup karşılaştırılmaları için Bonferroni test ile One-way ANOVA ve korelasyon için linear regression analizi kullanılmış. BULGULAR YÖNTEM Çalışmaya 126 kişi dahil edilmiş (33 sağlıklı kontrol, 31 hafif astım, 32 ağır astım ve 30 prednizolon bağımlı astım). Astım şiddeti, Global Initiative for Astımlı hastalarda sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak daha yüksek ETP (sırasıyla %121, %99, tümü p<0.01), PAPc (sırasıyla 520, 409 mg/L, p<0.04), PAI-1 (sırasıyla 10, 7 ng/mL, p<0.02), ve vWF (sıra- 15 Makale Özeti sıyla %142, %87, p <0 .01) düzeyi saptanmış. D-Dimer düzeyi de astımlı hastalarda sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuş. Fakat TATc açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamış. Astım şiddetinin artmasıyla ETP, PAI-1, ve vWF düzeylerinde artış gösterilmiş. Ayrıca, ETP ve vWF ile nötrofil arasında korelasyon bulunmuş fakat bu ilişki eozinofiller ile gösterilememiş. SONUÇ Bu çalışmada, astım şiddeti arttıkça hastaların protrombotik duruma meyillerinin arttığı gösterilmiş. Astım hastalarının, özellikle ağır astım hastalarının neden artmış venöz tromboemboli riskine sahip olduklarının bu sonuçlarla açıklanabileceği ileri sürülmüş. Bu protrombotik durum ağır astım hastalarında daha yüksek düzeyde, hafif astım hastalarında ise düşük düzeyde gösterilmiş. Hafif astımlı hastalardaki protrombotik durum sağlıklı kontrollerin düzeyine yakın saptanmış. Hafif astımlı hastalarda koagülasyon aktivasyonunun ortaya çıkmaması hava yolundaki inflamasyonun inhaler kortikosteroidler (İKS) ile kontrol altına alınmasına bağlanmış. Tam aksine, ağır astımlı hastalarda İKS’lerin hava yolu 16 inflamasyonunu tam olarak baskılamakta yeterli olmamasının koagulasyon aktivasyonuna yol açtığı şeklinde yorumlanmış. Astımlı hastalarda protrombotik süreci açıklamada birkaç mekanizma öne sürülmüş. Birincisi, inflamasyonun koagulasyon aktivitesine yol açmasıdır. İkincisi, protrombotik sürecin ağır astım hastalarında hipoksi ile ilişkili olmasıdır. Üçüncü mekanizma ise, protrombotik sürecin kortikosteroid kullanımı ile ilişkili olmasıdır. Oral kortikosteroidler koagulasyonu arttırarak ve fibrinolitik faktörleri azaltarak hemostaz üzerine etki etmektedirler. Yazarlar bu yüzden, klinisyenlerin sistemik kortikosteroidler reçete ederken, hastaların özellikle tromboza yatkınlık gösteren diğer ko-morbid durumları da varsa (ileri yaş, obezite, hormon replasman tedavisi gibi) kortikosteroidlerin bu potansiyel hemostatik etkilerinin farkında olmaları gerektiğini vurgulamışlar. Bu çalışmanın sonucunda astım hastalarının, özellikle de ağır astım hastalarının periferik kan örneklerinde protrombotik durum gösterilmiş. Bu protrombotik sürecin muhtemelen kronik hava yolu inflamasyonuna ve yüksek doz kortikosteroid kullanımına sekonder olduğu, bu durumun da ağır astım hastalarındaki artmış VTE riskini açıklayabileceği düşünülmüştür. ASTIM BÜLTENİ www.solunum.org.tr
Benzer belgeler
çocuklarda astım ve tedavisinde kullanılan ilaçların ağız içi etkileri
veya terapötik doza erişen hastalarda,
gebelikten önce immunoterapi başlanmış ise çok dikkatli bir takip ile bu
tedaviye devam edilebilir (9).
5. Farmakoterapi
GINA-2015 kılavuzuna göre hastanın
ha...
Makale Özeti - Astım Bülteni - Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği
düşük eozinofil eşik değer alındığında eozinofilik
astım fenotipiyle örtüşmektedir. Astımlı hastaların
ALERJIK RINIT VE BRONŞIAL ASTIMLI ÇOCUKLARDA PRENATAL
GINA-2015 kılavuzuna göre hastanın
hangi basamakta olduğu saptandıktan
sonra kontrol odaklı olarak tedavi planı
ve Astım Kontrol Testi ile takipleri yapılmalıdır (10).