KARAKTER EĞİTİMİ SORUMLULUK - istanbul il millî eğitim
Transkript
KARAKTER EĞİTİMİ SORUMLULUK - istanbul il millî eğitim
KARAKTER EĞİTİMİ SORUMLULUK Değerli Öğretmen Arkadaşım, Günümüz eğitim anlayışı içersinde öğrencileri geleceğe hazırlarken salt okul dersleri ve bu derslerden elde edilen başarıya dayalı “öğretim” merkezli uygulamaların yetersiz olduğu anlaşılmaktadır. Eğitim deki bu eksikliği giderme amacı ile Samanyolu Eğitim Kurumları olarak bizler karakter eğitimi çalışmalarını başlatmış bulunmaktayız. Karakter Gelişimi ve eğitimi, insan yaşamını anlamlı ve üretken hale getirebilmek, bireylerin yaşama dair amaç edinmelerini sağlamak, bununla birlikte sağlıklı gelişen bir toplum ortaya çıkarabilmek için erdemler geliştirme çabasıdır. Bu eğitim, evrensel ve toplumsal bir takım değerlerin okul ve aile yaşamına sistemli olarak yerleştirilmesi sürecidir. İnsan yaşamında okul öncesi ve okul çağı çocukluk dönemi sağlıklı bir kişilik kazanımında ve topluma uyum sağlanmasında en kritik dönemlerdir. Bir bilge: Çocuklar toplumumuzun %25'ini ama geleceğimizin %100 'ünü oluşturmaktadır demiştir. Geleceğin sağlıklı toplumunu oluşturacak çocukların, sosyal beceriler ve olumlu karakter özellikleri kazanmaları gerekmektedir. İlköğretim dönemi çocukların bu özellikleri kazanmaya en açık olduğu dönemdir Bu dönemde anne baba ve öğretmenler çocuklar için model aldıkları en önemli figür haline gelirler. İlköğretim öğrencilerinin bu eğitimi öğretmenlerinden almaları onların bu konuyu 'içselleştirebilmelerine' ve uygulamaya koymalarına olanak sağlayacaktır. Karakter eğitimi kapsamına ele alacağımız konular. • Sorumluluk • Dostluk arkadaşlık • Doğruluk, dürüstlük • Saygı • Sabır • Vefa ve sadakat olacaktır. Karakter Gelişimi ve Eğitimi kitapçıkları, içerik yönünden eğitim sistemimize olumlu katkı sağlayacağını düşündüğümüz, kültürümüze uygun bir tarazda hazırlanmaktadır Eğitim sürecinize katkı sağlamak amacı ile içersinde o ayın konusu ile ilgili çeşitli hikayeler güzel sözler, etkinliklerden oluşan bir kitapçıklar her ay sizlere ulaştırılacaktır. Ama işin mutfağında ki asıl kişiler sizler olduğunuzdan etkinlikleri bilgi ve birikiminizle uygun hale getirmek çoğaltmak ve projenin başarısını artırmak için pano çalışmaları, şiir kompozisyon yarışmaları, hikâye yazma yarışmaları sınıf gazetesi oluşturma drama çalışmaları,afiş hazırlama vb. alanlarda sizin özverili çalışmalarınıza ihtiyaç duyulmaktadır. Eğitim ve öğretim ortamlarının dinamikliğinin gereği olarak, sizden alacağımız geri bildirimler bundan sonraki süreçte yapacağımız çalışmalara ışık tutacaktır. Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Servisi 01 SORUMLULUK KARAKTER EĞİTİMİ Sorumluluk Duygusu Nedir, Nasıl kazandırılır? ERGENLERDE SORUMLULUĞU DESTEKLEMEK İÇİN ÖNERİLER Sorumluluk; Bireyin yapması gerekenlerin farkında olması, kendi davranışlarının sonuçlarına katlanması ve başkalarının haklarını çiğnemeden kendi ihtiyaçlarını karşılamasıdır. Sorumluluk doğuştan getirilen değil sonradan öğrenilen davranışlardan oluşan bir kavramdır. SORUMLULUK SAHİBİ İNSAN…. 02 Sözünde durur Sorumsuzluktan Yaptığı işleri önemser Plansızlıktan Hassastır Mesuliyetsizlikten Mesuliyet sahibidir Boş vermekten Öz disiplini vardır İhmalden Özgüven sahibidir Güvenilmezlikten Başarılıdır İhmal etmekten Ciddiyet sahibidir Umursamazlıktan Emindir Duyarsızlıktan Güvenilirdir Özensizlikten Sabırlıdır Tembellikten UZAK DURUR… Yukarıda sayılan özelliklere baktığımızda eyvah biz geç kaldık, çocuğum altıncı sınıfa başladı ve bu özellikler onda yok demeyin!.Sorumluluk doğuştan getirilmez sonradan kazanılır. Her ne kadar sorumluluk kazandırmaya başlama erken yaşlarda olsa da siz de henüz geç kalmış sayılmazsınız. Fakat bu yaş döneminde, çocukluktan ergenliğe bir geçiş yaşandığı için sorumluluk kazandırmaya çalışırken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Bunları kısaca özetleyelim; • Ergenlik dönemiyle beraber çocuğun tüm gereksinimleri,davranışları ve ilgi alanları hızlı bir değişime uğrar. Bu nedenle anne-babalarının sorumluluk saydıkları şeylerle ilgilenmezler. Ergenler için artık yeni ve farklı sorumluluklar vardır. Mesela gideceği geziler,katılacağı etkinlikler…Bu yüzden sorumluluk konusunda en çok sıkıntı yaşanılan dönem ergenlik dönemidir. • Ergen, ana baba çatışmasına en çok yol açan konulardan biri sorumluluktur. Bu dönemde ergen,anne babası tarafından sorumsuz algılanırken,ana babanın bu yönde beklentileri ergen tarafından bir baskı ve kişiliğine müdahale olarak algılanır. • Ergenlik dönemine kadar genç,belli bir sorumluluk duygusu kazanamadıysa ergenlikte bu konudaki çatışmalar hem daha yoğun olur, hem de ergenin sorumluluk kazanması güçleşir. Çocuklarına ergenlik çağından önce hiçbir sorumluluk vermemiş,çocuklarını aşırı koruyucu yetiştirmiş aileler birdenbire sorumlu davranış beklemeye başlarlar. Bu tür ailelerde çocuğun, ergenlik çağından geçerek sorumluluk sahibi yetişkin olmasını beklemek daha zordur. • Kimi zaman ergenlik çağındaki gençler, kendilerine çok çeşitli alanlarda ve çok fazla sorumluluk yüklendiği için sorumsuz davranırlar. Zaten içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliğinden dolayı pek çok konuda tepkisel olan ergen,bu konudaki iyi niyetli ve olumlu yaklaşımlara da direnç gösterebilir. • Paniklemeyin ve hemen cezaya başvurmayın. Annebabalar çocuklardaki sorumsuzluğun önemini ve derecesinin abartmaya eğilimlidir. Birçok anne-baba çocuklarının sorumsuzluklarıyla kendilerini incitmek istediklerini düşünürler. Eğer paniğe kapılır ve çocuğunuzun her sorumsuz davranışının üzerine giderseniz, bu durumda sadece çocuğunuzu değil kendinizi de yıpratırsınız. Cezalandırmak, çocuğa ders vermek, onun istediği bir şeyi kısıtlamak, eve kapatmak gibi yaklaşımlar ergeni sorumlu davranmaya yöneltmez. • İlk önce geri çekilerek ve ergenlik çağındaki çocuğunuzun kendi sorumluluğunu taşımasını sağlayarak işe başlayın. Başlangıçta mükemmel sonuç alamasanız da korkmayın. Gerçekten de çocuğunuz sorumluluğun kendine ait olduğu mesajını alana kadar birkaç kez tökezleyecektir. Er ya da geç çocuğunuzun kendi sorumluluğunu almayı üstleneceğini ve olayları ciddîye alacağından emin olabilirsiniz. • Ne olup bittiğini gözlemleyin. Çocuğunuzun bazı alanlarda gönüllü olarak sorumluluk aldığını görüp şaşırabilirsiniz. Kendini yeterli gördüğü alanlarda cesaretlendirip teşvik edilebilir. • En çok ilgilendiği alanları sezip ve bunlar üzerinde çalışmak; kaydedilen her gelişme için daha önceden uygulamaya koyduğunuz bazı talepleri kaldırmak etkili olabilir. • Olgunlaşmakta olan ergenin dikkatini gelecekte ki sorumluluklara çekmek yararlı olabilir. Ana baba hangi sınırlamaları getirirse getirsin unutmamalı ki bu sınırlamalar çocuğun ileriki hayatında üstleneceği sorumlulukları taşımasına yardım amacı gütmelidir. Bunun farkına varılmaz ise ana babanın koyduğu kurallar sanki ana babanın hayatını kolaylaştırmak için varmış gibi görünür. • Bu dönemde desteklenmesi gereken bir sorumluluk çeşidi de sosyal sorumluluklardır. Bu yaş döneminde çocuklar kendilerine söyleneni yapmayı değil de ürettikleri şeylere sahip çıkmayı tercih ederler. Bu nedenle etrafta ihtiyaç sahibi gördüğünüz ailelere, yaşlı ve kimsesizlere neler yapılabileceği ile konularda onun fikirlerini alın. İstekli olduğunu gördüğünüz konularda onu yüreklendirin ve takdir edin. • Çocukların sorumluluklarını yapmadıkları zaman eleştirilerde bulunmaktansa sorumlu davrandıkları zaman takdir edin. Çok nadir de olsa yaptığı işten duyduğunuz memnuniyeti hem ona hem de yakın çevrenize anlatın. (Muhakkak kulağına gidecektir.) • Yaptığı işi eksiksiz, mükemmel yapmasını beklemeyin. • Sorumluluğun kazanılmasında en önemli etkenlerden biri de çocuğun yaptığı işin sonuçlarına katlanmak zorunda kalmasıdır. Onun yaptığı işlerin sonuçlarına katlanmasına fırsat tanıyın. Örneğin beden eğitimi dersi için kıyafetlerini getirmeyi unuttuğunda arkasından götürmeyin. Derse girememe sonucuyla karşılaşsın. • Sürekli sorumsuzluğundan dem vurarak onu anlatmayın. Bu durumda imajının zaten belli olduğunu düşündüğü için değiştirme kaygısı yaşamayacaktır. • Ona büyüdüğünü hissettirecek hoşuna gidebilecek sorumluluklar verin. 6. SINIF ÖĞRENCİSİNİN ALABİLECEĞİ SORUMLULUKLAR • Kendi odasını toplayabilir. • Yatağını toplayabilir. • Kirlileri sepete koyabilir. • Sofra kurup kaldırabilir. • Elektrik süpürgesiyle evi süpürebilir. • Kendisine basit yemekler hazırlayabilir. • Bulaşık yıkayabilir. • Anne babayla küçük kardeşinin bakımında yardım edebilir. • Bu yaş grubundaki çocuklar otobüse, minibüse binerek dershaneye, babasının iş yerine vs. gidebilir. • Listelenmiş, Pazar ve market alışverişini yapabilir. • Fatura ödemelerini yapabilir. • Fatura yatırabilir. • Özellikle erkek çocuklar babası ile beraber tamir yapabilir. • Özellikle erkek çocuklar araba temizlemede babasına yardım edebilir. • Kız öğrencilere pasta, börek yapımında sorumluluklar alabilir. • Ev dekorasyonu, yapılacak eşya değişikliklerinde fikirleri alınıp sorumluluk verilebilir. • Onun için yapacağınız alışverişte miktarı belirleyerek seçimi ona bırakabilirsiniz. Kendi alışverişini yapıp sorumluluğuna katlanabilir. • Haftalık harçlık uygulaması başlatabilirsiniz. Parayı düzenli harcama sorumluluğunu kazanabilir. 03 SORUMLULUK KARAKTER EĞİTİMİ Ünlüler Ne Diyor? Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi içimizde olmuş gibi ilgilenmeliyiz. ATATÜRK Eğer herkes, birer fert olarak, kendi vazifesini başarır, kendi meslek ve sanatında gayret gösterirse, o zaman umumun refahı temin edilmiş olacaktır. Goethe 04 Vazifesini yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazeretin devası, ne ilacın şifası deva getiremez. Mevlana Sorumluluk, büyük olmanın bedelidir. Einston CHURCHIL Örnek Olay “Herkes kendi kapısının önünü temizlerse, her yer tertemiz olur” Anonim “Her doğru, insana bir sorumluluk, her fırsat bir zorunluluk ve sahip olduğu her şey de ona bir görev yükler” John D Rockefeller Jr Çok az şey, bir insana sorumluluk vermek ve ona güvendiğinizi belli etmek kadar onun gelişmesine hizmet eder” Booker T Washington Ayşe Hanım kızı Zeliha' nın rahatlığından çok şikâyetçiydi.Zeliha aslında çalışkan, başarılı bir öğrenciydi ama ders dışındaki hiçbir sorumluluğu üstlenmiyordu.Ayşe Hanım Zeliha' dan ev işleri konusunda pek yardım istemiyordu.Ayşe Hanım Zeliha 'yı zaten bu konularda becerikli bulmuyordu bunu da ona sık sık 'Kızım elin işe hiç yakışmıyor.'cümlesiyle ifade ediyordu.Ayşe Hanım kızının en azından odsı ile ilgili sorumluluğu almasını istiyordu.Ayşe Hanım bir gün hastalandı annesinin hastalığına çok üzülen Zeliha bu gün anneme iş yaptırmamalıyım diye düşündü.Evi temizlemek istedi,odasından işe başlayacaktı güzelce bir kova su hazırlayıp odasına götürüyordu ki kovayla su halıdaki yolluğu devrildi.Zeliha çok üzülmüştü.Annesi Zeliha'nın telaşlı hallerinden bir şeylerin ters gittiğini anlayıp koridora geldiğinde çok sinirlendi.'Niye kovaya taşıyamayacağın kadar su koyuyorsun, şuna bak yolluğu mahvettin, iş böyle mi yapılır …' diye bir sürü sitem etti.Zeliha annesine cevap bile veremedi.O günden sonra bir daha da temizliğe kalkışmadı. Zeliha gerçekten sorumsuz bir çocuk mu? Zeliha'nın ev işlerinden uzak durma sebebi nedir? İnsan sadece sorumluluk üstlenerek zihnini sağlam ve dengeli bir şekilde geliştirebilir. John DEWEY ·Sorumluluk: kendini olgun ve büyük hisseden insanların bir büyüme aşaması. Berat Tonga İnsan, yaşadığı sorunlardan dolayı çevresini suçlamaktan vazgeçmeli. Dinsel ve ahlaki değerler çerçevesinde irade gücünü ve sorumluluk duygusunu arttırmak için çalışmalıdır. Albert SCHWEİTZER Zeliha'nın sorumluluk sahibi bir birey olması için nasıl yaklaşmak gerekir? 05 SORUMLULUK KARAKTER EĞİTİMİ DÜNYAYI KURTARMAK Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya gidilecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna “eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim” dedi. Sonra düşündü; “oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez.” Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve “baba haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz” dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de halen hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk; “bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı”. Sonra ekledi: “İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELDİ.” OLMAYACAK MESULİYET VE VİCDAN 06 Özi Kalesi, Ukrayna'da, Odesa yakınlarında, Osmanlı'nın Doğu Avrupa'daki son kilit noktası idi. 1787 Osmanlı-Rus savaşında, Osmanlılar yine iki cephede birden savaşmak zorunda kalmıştı. Asıl ordu Nemçe (Avusturya) üzerine gitmişti. Ruslar bütün kuvvetleriyle Özi'ye yüklendiler. Mareşal Potemkin'in kumanda ettiği Rus ordusu, kaleyi karadan ve denizden kuşattı. Ruslar, gece gündüz kaleye gülle yağdırıyordu. Aşın soğuk ve kardan ötürü bir türlü yardım alamayan Özi, altı ay kendini müdafaa etti. Ruslar, bu muhteşem savunma karşısında çaresiz kalmıştı. Muhasarada elli bin askerini kaybeden Potemkin, kale alınırsa üç gün yağma ve katliama müsaade edeceğini söyleyerek askerlerini kışkırttı. Ocak ayının başlarında şiddeti artan kardan Ötürü sular donmuştu. Rus askerleri nehir tarafındaki surlara yöneldi. Mehmetçikler son barutlarına ve kurşunlarına kadar savaştılar. Son asker de toprağa düşünce Ruslar kaleye girebildi. Moskof, iliklerine kadar sinmiş olan vahşeti savunmasız İnsanların üzerine kustu. Kadın, çocuk, yaşlı demeden yirmi beş bin insanı şehit ettiler. Tahtta I. Abdulhaınİd Han Hazretleri vardı. Özi'nin düştüğünü anlatan rapor eline verildi. Rusların sivil halka yaptıklarının anlatıldığı yere gelince derin bir "ah!" : çekti. Bu parçalanan bir yüreğin iniltisiydi. Buna dayanamamıştı. Kan beynine fırladı, beyin damarları çatladı ve vücuduna felç indi. Yığılıp kalmıştı. Ve koca sultan bu büyük üzüntüye daha fazla dayanamayarak birkaç gün sonra vefat etti. Onlar bu idi. Milletleri İçin yaşıyor, koca bir milletin ve devletin yükünü omuzlarında taşıyor, mesuliyetlerini yüreklerinde duyuyorlardı. Ve zaten devleti idare edenler, liderler böyle olmalıydı. Öleni, üzüleni, ezileni, fakiri kendi evladından ayrı düşünemezlerdi. Millet kan ağlarken el sallamalar, gülüp eğlenmeler sonradan çıktı. "Mehmetçik şehit oldu" denince, annesinden evvel yığılıp kalan mesulleri, gözünü uyku tutmayan büyükleri göremedik. Değil o kadarına, zevkinden feragat edenine bile hasret kaldık. Doyasıya karnını doyurmayan, "Karnım tok olursa, fakirlerin halini hissedemem!" diyen Ömer bin Abdulazizleri hayal bile edemedik. Onun için Azerbaycan işgal edilince bayılıp düşenin yüreği anlaşılamadı. Televizyonlar aleyhinde bir görüntü imiş gibi defalarca yayınladı. Beyin damarlarını çatlatacak mesuliyet ufkunu, vicdanı ve yüreği anlamak çok zor. Hadise akılları donduracak çapta... Öyle olamayınca istense de yapılamaz ve anlaşılmaz. Kulaklar duyar, yürekler duymaz. Bazıları onun için seçilmiştir. HAMALLIK YAPAN HALİFE Halife Hazret-i Ömer bir gece şehri dolaşırken, bir evden çocukları iki gündür aç olan annenin feryadını duyar. — Yavrularım, Allah sizin hakkınızı Ömer'den sorsun! Bu sözü işiten halife kapının Önünde titremeye başlar. İçeriye seslenir: — Ömer'den ne istiyorsun? — Sen ne soruyorsun, dost musun, düşman mısın? — Allah için, dost olarak soruyorum. — Ömer'den şunu istiyorum: Bu çocukların babasını askere gönderdi. İki gündür çocuklarım aç, ocağım üzerine tencere koydum, suyu karıştırıyorum. Yemek pişiriyorum diye onları avutuyorum. Dün uyutmuştum. Ama bugün açlıktan uyuyamıyorlar. Birbirlerine sarılmış halde sızlanıp duruyorlar. — Peki, Ömer'e haber verdin mi? — Neyi haber vereyim? Adamlarımızı askere almayı biliyor da, gerideki çocukların durumunu hiç düşünmüyor mu? İnsanlara baş olmak, başa belâ olmak mıdır? Hazret-1 Ömer ağlayarak evine koşar. Arkasına bir çuval un eline bir teneke yağ alıp kadının evine gelirken karşısına sahabelerden bir zat çıkar. — Ey mü'minlerin Emiri, bu ne hal, nereye koşuyorsun? Ver şu tenekeyi ben taşıyayım. — Yok vermem, bunlar Ömer'in günahlarıdır. Bugün yükümü alırsın ama, yarın Allah'ın huzurunda günahlarımı alamazsın. Bırak da ben taşıyayım. Eve girip çuvaldan biraz un çıkarır, tencereye koyar. Sönmek üzere olan ateşi üflerken sakalının bir tarafı hafifçe yanar. Un çorbası pişirip çocukların kamını güzelce doyurur. Çocukların annesine de: — Yarın mutlaka Halife'yi göreceksin der. Kadın tanımadığı bu yabancı adamın yaptığı iyiliklerden dolayı, son derece memnun olur. Evden çıkarken arkasından söyle konuşur: — Allah Ömer'in yerine başımıza seni geçirsin. Halife Ömer hiç sesini çıkarmadan oradan ayrılır. Sabahleyin kadın halifenin yanına gider; bakar ki kendisine çorba pişiren zat, Halifelik makamında oturmaktadır. O zaman özür dilemeye başlar: — Kusura bakma Ya Ömer, akşam canımın acısından size acı söyledim, sizi incittim. — Hayır sen vazifeni yaptın. Ömer suçludur. Asıl siz hakkınızı helâl edin... İşte onlar böyleydi... Yolun Kenarına Diken Eken Adam Adamın biri, kendi arazisinin sınırını belli etmek için yol kenarına dikenli çalı dikmiş. Çalı gün geçtikçe büyüyormuş. Çalı büyür de dikenle durur mu? Onlar da büyüyormuş zamanla dikenli çalı yola yayılmaya başlamış. Yol zaten çok darmış.İnsanlar yoldan geçerken zorlanmaya başlamışlar. Dikenler canlarını acıtıyormuş. Gelip geçenler adama,”Bu çalıyı sök! İnsanları rahatsız ediyor.” diyorlarmış. Fakat adam hiç oralı olmuyormuş. Çünkü çalıyı sökmek dikmekten daha zormuş. Bir gün, herkesin saygı duyduğu bilge bir kişi oradan geçerken adama,”Bu dikenli çalıyı mutlaka sök!” diye tembihlemiş. Adam itiraz etmemiş.”Tamam, mutlaka sökeceğim.” demiş. Fakat bu işi durmadan erteliyormuş. Ha bugün, ha yarın, ha ertesi gün derken dikenler gittikçe büyüyüp sertleşiyor. İnsanların canını daha da acıtıyormuş. Günler sonra bilgenin yolu yine diken eken adamın evinin yakınına düşmüş. Yoldan geçerken çalıların hala sökülmediğini görmüş. Dikenleri sökmeye üşenen adama şöyle seslenmiş:”Ey sözünde durmayan adam! Sök şu dikenleri, bu işi erteleyip durma!” Adam yine itiraz etmemiş.”Efendim, oldukça bol zamanımız var. Bu gün olmazsa yarın ve ya başka bir gün bu işi mutlaka yapacağım.” demiş. Adamın bu sözleri üzerine bilge,”Sen hep yarın diyerek işini erteliyorsun. O dikenler her geçen gün büyüyüp güçleniyor. Oysa senin gücün azalıyor. Bir iş bugüne aitse bugün yapılır. Yarına bırakırsan işler büyür, sorun olmaya başlar. Sorumluluğunu bil, dikenlerin boyu seni aşmadan onları temizle!” demiş. 07 KARAKTER EĞİTİMİ ETKİNLİK - 1 Etkinliğin Adı Görev Şuuru Amaç Öğrencilerin sorumluluklarının farkına varmalarını sağlamak ve görev şuurunun yerleşmesini sağlamak Süreç Örnek hikâyeler öğrencilerle paylaşılır. Her hikâyeden sonra şu sorular sınıfa sorulur. • Bu hikâyeden neler anladınız? • Bu hikâyeden çıkarmamız gereken ders nedir? Örnek 1:Sorumluluk Vaktiyle her türlü maddi imkâna sahip olmasına rağmen can sıkıntısından, hayatın yaşanmaya değmez olduğundan yakman bir prens vardı. Kardeşleri, arkadaşları gezer, ava gider, eğlenirken o odasına kapanır, sürekli düşünürdü. Oğlunun bu haline hükümdar babası çok üzülüyordu. Bir gün hükümdar, ülkesinin en bilge kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi. Bunun için bilgeye bir hafta mühlet verdi. Bir hafta içinde bir formül bulamazsa bunun hayatına mal olabileceğini de hatırlattı. 08 Yaşlı bilge üç beş gün düşünüp taşındı; aklına hiç bir çözüm gelmedi. Bu nedenle canını olsun kurtarmak için ülkeyi terk etmeye karar verdi. Üzgün, dalgın bir şekilde ülkeyi terk ederken, bir köyün yakınında koyunlarını, keçilerini otlatan küçük yaşta bir çobanla bir süre ahbaplık etti. Bundan cesaret alan küçük çoban yaşlı dostuna "Amca şu hayvanlarıma biraz göz kulak oluver de, ben de şu görünen köyden azık alıp geleyim, bugün azık almayı unutmuşum" dedi. Bilge de zevkle kabul etti. Bilge, kafası, karşılaştığı olaylarla meşgul bir halde hayvanlara göz kulak olurken, bir keçi yavrusu kenarında oynamakta olduğu uçurumdan aşağı yuvarlanıverdi. Aşağı inip onu kurtarmadıkça kendi kendine kurtulması da mümkün değildi. Bilge küçük çobana verdiği sözü doğru dürüst tutabilmek için kuzuyu kendisi kurtarmaya karar verdi. Bu amaçla uçurumun dibine indi. Önce kuzuyu sırtına bağladı, sonra tırmanmaya başladı. Birkaç tırmanma başarısızlıkla sonuçlandı. Ama bilge yılmadı. Uğraştı, didindi, zorlandı ama sonunda kuzuyu yukarı çıkarmayı başardı. Küçük dostuna verdiği sözü tutabilmek, bunun için de kuzuyu uçurumdan çıkarmak bir süre kafasını öyle meşgul etti ki, kendini bu işe o kadar verdi ki başından geçmekte olan olayı, canını kurtarabilmek için ülkeyi terk etmekte oluşunu unuttu. Fakat bu durum onun kafasında bir şimşek çakmasına sebep oldu. Şöyle düşündü: SORUMLULUK "Bir kimse ciddi olarak bir işle meşgul olur, bir girişimde bulunup onu başarı ile sonuçlandırmak arzusu benliğini tam olarak kaplarsa, o kimse için can sıkıntısı, eften püften olayları kafasına takmak diye bir şey söz konusu olamaz" Bu gerçek herkes, dolayısıyla hükümdarın oğlu için de geçerlidir. Bilge artık kaçma fikrinden vazgeçip hemen geri döndü ve hükümdarın huzuruna çıkarak şu çözümü sundu: "Hükümdarım, eğer oğlunuzun can sıkıntısından kurtulmasını, hayata bağlanmasını istiyorsanız ona bir sorumluluk yükleyin, zamanını kaplayıcı bir meşguliyet verin. Can sıkıntısının, yaşamaktan şikâyet etmenin ana sebebi başıboşluktur. Oğlunuza yükleyeceğiniz sorumluluk ne derece ciddi, sonucu ne derece ağır olursa, kendini o ölçüde can sıkıntısından kurtaracak, yaşama mücadele ve azmi o derece artacaktır." Örnek 2: Görev Şuuru Vaktiyle bir ülkenin en ücra köşelerinden birinde bir nine ve o ninenin de bir tek ineği varmış. Her sabah ineğini götürüp sığırtmaca teslim eder ve akşam olunca da ineği sağarak geçimini sağlarmış. Sığırtmaç, topladığı diğer hayvanlarla birlikte bu ineği de meralarda, dağlarda otlatır, ancak vazifesinde gerekli ihtimamı göstermezmiş. Hele ninenin ineğine hiç önem vermez, nasıl olsa hesap soranı yok diye “saldım çayıra Mevla'm kayıra” felsefesiyle hareket edermiş. Ve günlerden bir gün olan olmuş, zavallı nineciğin ineğini dağda bir kurt parçalamış. Ninecik bunu öğrenince çok üzülmüş ama elden ne gelir. Ancak “mazlumun ahı kılıçtan keskindir” derler, şöyle ilenmiş (beddua etmiş): Allah hükümdarın belasını versin! Bir ineğime sahip çıkamadı! Etraftan bazıları buna şaşırıp ihtiyarı teskin etmeye çalışmışlar. Demişler ki:Dağ başında senin ineğini bir kurt parçalayıp yemişse, ta payitahttaki hükümdarın bunda suçu be ola? Sen ancak bunun hesabını çobandan sor, beddua edeceksen ona beddua et. Hayır, demiş nine, iş sizin bildiğiniz gibi değildir. Eğer o hükümdar âdil bir kimse olsaydı, adaletli bir vali tayin ederdi. Vali âdil bir kaymakamı iş başına getirir, o da kendisi gibi bir muhtar seçerdi. Bu seçilen muhtar köy namına tutulan sığırtmaçta da aynı özellikleri arar, dikkatli, vazifesine bağlı olmasına önem verirdi. İşte o zaman benim inekçiğim kolay kolay kurtlara yem olmazdı Anadolu'da “Dağına göre dumanı, kalbine göre imanı, cemaate göre imamı” diye bir söz vardır. Gerisini artık siz yorumlayın... 09 SORUMLULUK KARAKTER EĞİTİMİ ETKİNLİK - 2 Etkinliğin Adı Ali'yi tanıyor musunuz? Süreç 'Ali'yi tanıyor musunuz?' adlı hikaye okunur. Hikâye bittikten sonra öğrencilere söz hakkı verir. • Ali ile ortak noktalarının olup olmadığını sorar. • Ödev yapmadıkları zaman ne hissettiklerini sorar? • Zamanında yapılan sorumluluklardan sonra neler hissettiklerini sorar. Sonra aşağıdaki yorum yapılır: Ali'yi hepimiz tanıyoruz aslında değil mi? ''Herkesin içinde'' hikâyedeki Ali'den bir parça yok mu? Önce istediğini yapmak isteyen, sonra kendisinden istenileni yapmaya yönelen ve bu sebeple sorumluluğunu erteleyen; ders çalışmaya çok önem veren ve bu sebeple önce aradaki ayrıntıları ortadan kaldırıp, ders çalışmak için kendisine kesintisiz bir zaman çıkartmaya çalışan ancak bu zamanı hiç bulamayan ve bütün süreyi daha az önemli işlerde veya kendisine haz verecek etkinliklerde kullanarak geçiren, aklından ders çalışması gerektiğini de bütünüyle çıkartamadığı için, kendisine zevk verecek olanları yaparken de tam anlamıyla rahat etmeyen ve kendisini huzursuz hisseden... Naklen yayın bitip, Ali'nin kafası haftanın spor olayları ile doluyken, annesi çayı hazırladığını duyurdu. Ali çayı içip derse geçmenin daha doğru olacağına karar verdi. Çay bittiğinde Ali'nin üzerine bir ağırlık çökmüştü. Haftanın gerginliği ve çayla birlikte yenilenler Ali'yi gevşetmişti. Ali bu yorgunlukla ''Nasıl olsa verimli çalışamam'' diye düşündü ve dinlendikten sonra çalışmaya başlamaya karar verdi. Saat 18.00 sıralarında Ali içindeki huzursuzluğu bastırmaya gayret ederek uyandığında, çalışma masasına yönelirken televizyonda en sevdiği dizilerden birinin başladığını duydu. Derse bundan sonra başlamaya ve sadece önemli iki dersi çalışmaya karar vererek TV'deki dizi filmi seyretti. Bu sebeple Ali kendi kendine şöyle dedi: ''Bugün çalışamadım, ama söz yarın çalışacağım'' ve yarı sıkıntılı yarı huzurlu odasının yolunu tuttu. Ancak çalışmak için değil, uyumak için. Şimdi size bir sorum var. Hikâyede yer alan Ali'yi tanıyor musunuz? Öğretmen etkinliği sorumlulukları ertelemenin insanı mutlu etmediği, zamanında yapılan sorumlulukların kişinin kendine güvenini arttırdığına dair bir konuşma ile bitirir 10 ALİ'Yİ TANIYOR MUSUNUZ? Ali pazar sabahı saat 08:30 da uyandı. Cuma günü okuldan gelirken,bu hafta sonundan,önceki haftalardan eksik kalan derslerini tamamlamak ve önündeki hafta içindeki sınavlara hazırlanmak açısından çok iyi yararlanmaya karar vermişti.Bu sebeple cuma akşam üstünü ve geceyi çok iyi geçirdi.Evde müzik dinledi, TV seyretti ve geç saatte yattı.Cumartesi günü de arkadaşlarıyla beraber vakit geçirdi,evin içinde gezindi, zamanın nasıl akıp gittiğini fark etmedi.Ders çalışmadığı için zaman zaman biraz rahatsızlık duyduğu oldu,ancak içinden gelen bir huzursuzluğu:''Önümde koskoca bir pazar var'', diyerek bastırdı. Pazar sabahı Ali, işte bu şartlar altında 8:30'da uyandı önce güzel bir tatil kahvaltısı yaptı. Sonra gazeteleri okuyup ders çalışmaya karar verdi.Gazeteler bittiğinde 10:30 olmuştu.TV'deki sabah filmine bir göz atıp çalışma odasına geçmek istedi.Fakat film öyle güzel ve heyecanlıydı ki,önünde koskoca bir pazar gününün olduğunu düşünerek bu filmi izlemesinde bir sakınca olmadığına karar verdi. Film bittiğinde saat 12:30'du ve hafta içi günlerde bu saatte yemek yemeye alışmış olduğu için karnı acıktı. Annesinin özenle hazırladığı yemekleri yiyip, evdekilerle sohbet ettikten sonra çalışma odasına yöneldi.Fakat tam bu sırada TV'den naklen yayın programı başlamış ve haftanın en önemli maçı ekrana gelmişti. Bu maçı seyretmek için insanların birbirini çiğneyip dünyanın parasını verdiklerini düşününce, ayağına kadar gelen bu maçı seyretmemenin büyük kayıp olacağını düşündü. Maç biter bitmez sıkı bir şekilde çalışmaya başlamaya karar vererek,maçı izlemeye koyuldu. 11 KARAKTER EĞİTİMİ ETKİNLİK - 3 Etkinliğin Adı DERS ÇALIŞMA SORUMLULUĞUMUZ Amaç Öğrencilere ders çalışma sorumluluğunu yerleştirmek. Süreç : Öğretmen öğrencilerle şu etkinliği yaparak süreci başlatır. Simdi sizinle bir oyun oynayacağız tahtaya beş tane gönüllü istiyorum. ( Gönüllü öğrenciler tahtaya dizilirler. Öğretmen sınıfa döner ve bir gönüllü daha seçer daha sonra ) Oyunumuz şu; tahtadaki arkadaşlarınız robot taklidi yapacaklar tıpkı birer robot gibi hareket edecekler oturmaları kalkmaları yürümeleri tıpkı bir robot gibi olacak. Diğer gönüllü arkadaşınızsa onlara bir takım direktifler verecek. Örneğin: Semih, masaya doğru yürü. Mustafa, kolunu kaldır. Zehra, başını kaşı... Vs Etkinlik bu şekilde 3–5 dakika kadar sürdükten sonra eğer zaman kaldıysa bir gurupla daha yapılır. Daha sonra her kes yerine oturtulur ve öğretmen sınıfa dönerek şu soruları sorar. Ve tartışma başlatır: • Robot rolündeki arkadaşlarınızın kendi davranışlarıyla ilgili olarak herhangi bir seçme özgürlüğü var mıydı? Niçin? · • İnsanların kendi davranışlarıyla ilgili olarak seçme özgürlüğü var mıdır? Ya da insanlar her zaman başkalarını istediği gibi davranmak zorunda mıdır? · • Birinin sizden istediği biçimde davranmadığınız bir yaşantınızı hatırlıyor musunuz? Evet, ise bu sizin kendi davranışlarınızı seçme özgürlüğünüz olduğu anlamına gelir mi? 12 Bu etkinlik aracılığıyla öğrenci her bir davranışının bir seçim olduğunun farkına varır ve kendi davranışlarının sorumluluğunu daha fazla duyar. Öğrenci olarak hepinizin ortak sorumluluklarından bir tanesi de dersinize çalışmak. Şimdi gelelim hepinizin ortak sorumluluğu olan “Ders Çalışmaya Başlamak” için verilen savaşlara. Eğer hayatınızla ilgili sorumluluğu dış şartlara ve olaylara bırakırsanız, çalışmanızı ve başarınızı engelleyecek birçok sebebiniz olacaktır. “Dedikten sonra aşağıdaki soru sorulur ve gerekli açıklama yapılır” Çocuklar bilir misiniz? Bir ağaca kaç şekilde çıkılır? “Cevaplar alındıktan sonra aşağıdaki açıklama yapılır.” Bir ağaca çıkmanın iki yolu vardır: 1. Yol: Ağaca merdiveni dayarsınız ve çıkarsınız 2. Yol: Geçersiniz bir fidanın üzerine oturursunuz, onun ağaç olmasını beklersiniz. Eğer havalar güzel gider, yeterince yağmur yağar, güneş açarsa, keçiler koyunlar gelip ağacınızın yapraklarını yemezlerse, haşereler ağacınızın köklerine dokunmazlarsa o ağaç büyür ve sizde o ağacın üzerine çıkmış olursunuz. Evet,çocuklar ders çalışmaya başlamak için havaların yeterince iyi olmasını beklerseniz o gün televizyonda hiç film olmamasını beklerseniz. Daha çok beklersiniz Bir gün anne-babanız duymak istemediğiniz bir söz söyledi diye,bir gün hocanızla aranızda istenmeyen bir diyalog geçti diye ya da canınız sıkkın diye, bir başka gün kötü hava içinizi kararttı diye, bir diğer gün arkadaşlar bir yere gitmeyi SORUMLULUK teklif etti diye. Vesaire vesaire… Bu listeyi sayfalarca uzatmak mümkün. Eğer çalışmaya başlamak için dış koşulara bakarsanız hiçbir zaman başlayamazsınız.İçten denetimli olacaksınız. Çalışmaya başlamak için yalnızca “Gerçekten İsteyin” Diyelim ki isteğinizi de bir yerlerden temin ettiniz ve çalışmaya başladınız. Her şey bu kadar mı? Hayır. Asıl mesele bundan sonra. Bin bir zorlukla başladığınız çalışmayı sürdürmek daha zor. Kendimden de biliyorum ki; çalışmaya başladıktan bir süre sonra zihniniz dağılacak ve derse ara vereceksiniz. Dikkatin dağılması sebebiyle çalışma veriminin düşmesi, hem ders başında geçen sürenin uzamasına hem de diğer zevkli etkinliklere daha az zaman ayırmaya yol açar. Dikkatin dağılmasına ve zihnin başka şeylerle uğraşmasına yol açan sebepler içten veya dıştan kaynaklanır. İç Sebepler: 1- İç sebeplerden ilki hayal kurmaktır. Çalışmayı engelleyen ve dikkati dağıtan en önemli etkenlerden biridir. Çalışmaya başladığınızda hayalleriniz sizi sarıyor ve çalışmanıza engel oluyorsa ki oluyordur, size iki yol önereceğim Size o anda başarıdan ve gelecekteki mutluluğunuzdan daha cazip gelerek çalışmanızı engelleyen hayalinizi kendinize ödül olarak saklayın. 'Çalışmam gereken bu bölümü bitirince tam 10 dakika hayal kuracağım.' Deyin ve çalışmanıza devam edin. Disiplinli bir öğrenci iseniz bir taşla iki kuş vuracak hem dersinizi çalışacak hem de hiçbir işinizi aksatmadan hayalinizi kuracaksınız. Ancak hayali erteleyip sonraya bırakmak o kadar kolay değildir. Eğer kurduğunuz hayali erteleyemiyorsanız hayal dünyasına dalın onu bitirin ve sonra derse dönün. Ancak hayal dünyasının renkli cazibesinden dönüp derse devam etmek de çok zordur. Baktınız ki daldığınız hayalden bir türlü çıkamıyorsunuz, masadan kalkın biraz dolaşın, zihninizi ve havanızı değiştirin. 2- Dikkati dağıtan ve zihnini başka şeylerle meşgul eden ikinci sebep dersle ve gelecekle ilgili endişelere kapılmaktır. 'Bu derste başarılı olabilecek miyim' 'Ya başaramazsam annemin babamın yüzüne nasıl bakarım' 'Arkadaşım benden çok çalıştı, ben hazırlanamadım' 'Bu iş galiba olmayacak...' 'Çok konu var ama zamanım yok yetişmeyecek, mahvoldum, ben hapı yuttum.' Hayatınızın belli dönemlerinde bu ve buna benzer düşünceler sizinde zihninizi meşgul etmiş ve sizi endişelendirmiştir. Siz bunlardan nasıl kurtuldunuz yada kendinizi kurtarıp da başarılı oldunuz mu, bunu bilmem. Ancak ben bundan sonra karşılaşınca kullanasınız diye size bir yol sunacağım. Kendinize şu soruları sorun: • Bu düşünceler benim çalışmamı kolaylaştırıyor mu?' · • Bu düşünceler amacıma hizmet ediyor mu? · • Bu düşünceler bana yardımcı olacak mı?' Bu sorulara verdiğiniz cevaplar eminim ki HAYIR olacaktır. Göreceksiniz bu endişelerden uzaklaşıp derse dönmeniz ne kadar kolay olacak. Dış Sebepler: Dikkati dağıtan ve zihni başka şeylerle meşgul eden iç sebeplerin haricinde ama onlardan bağımsız olmayan bir de dış sebepler vardır ki, verimli bir çalışma için odanızı bunlardan arındırmalısınız. Nedir bunlar? Derseniz onlar şunlardır: 1-Posterler: Zihin dağıtmanın en önemli etkenlerindendir. Çalışma masanızın tam karşısına tuttuğunuz takımın posterini asmışsınız. Tam kendinizi kaptırmış ders çalışırken birden gözünüz postere kaydı. 'Bu haftaki 13 SORUMLULUK KARAKTER EĞİTİMİ 14 maç çok önemli. Ya bu maçı kazanamazsak. Peşimizdeki tamının nefesi zaten ensemizde. En önemli golcümüzün sakatlığı vardı. Acaba iyileşti mi? Ya oynayamazsa! Bu maçı almamız imkânsızlaşır.' Ne oldu hayal dünyasına daldınız. Üstelikte endişeli bir hayal. Peki ya ders ne oldu. Geri dönüp de ders çalışabilir misiniz? 2-Yatarak Çalışmak: Ne kadar iyi niyetle olursa olsun 'ders kitabını eline alıp şöyle uzanarak' çalışmak istemenin tek sonucu vardır. Uykuya dalmak ya da çalışamayacak kadar gevşeyip mayışmak. Yan gelip yatarak ders çalışırsanız,başarıda sizin için yan gelip yatacaktır. Sizin istediğiniz sonuç da bu ise sorun yok. Ama değilse çalışma pozisyonunuzu bir kez daha gözden geçirmenizi öneririm. Not almak, önemli yerlerin altını çizmek gibi ders çalışmanın gereklerini yatarak da yapabiliyorsanız siz bilirsiniz. Ama iyisi mi, siz siz olun yatağı veya kanepeyi sadece asıl fonksiyonları için kullanın. 3- Müzik Dinleyerek Çalışmak: Bilimsel araştırmalara göre beyin, aynı anda birçok uyaranı alabilir. Ancak dikkatini sadece bir tek noktaya odaklayabilir. Bu sebeple insanın hem müzik dinlemesi hem de ders çalışması mümkün değildir.İnsan ya müzik dinler ya da ders çalışır. Üstelik işin bir başka yönü var. Ders çalışmaya çalışırken müzik dinlemek, zevkle müzik dinlemenizi engeller. Birçok kişi 'ben ders çalışmaya başlayınca müziği duymuyorum' der. O zaman hiç açmayın ki müziği;geri planda kalan müzik sizde gerginlik ve yorgunluk oluşturmasın. Çalışma veriminizi düşürmesin. Bütün bunlardan dolayı; ya müzik dinlemeye ya da ders çalışmaya karar verin, birini yapın. 'Eli işte gözü oynaşta' 'Bir koltuğa iki karpuz sığdırmak' müzik dinleyerek ders çalışmaya çalışanları çok iyi anlatıyor. Sadık bir sevgili olun ve ders zamanı dersten başka hiçbir şeyi 'görmesin gözünüz, duymasın kulağınız.' Siz en iyisi müzik dinlemeyi ödül olarak kullanın. 4- Televizyon: Müzik dinleyerek ders çalışılmadığı gibi hem ders çalışmak hem de televizyona kulak kabartmak mümkün değil. Televizyon ders çalışırken engel oluşturan ve zaman kaybına neden olanların başında gelir. Televizyonun olduğu odaya girene kadar ya da düğmesine basana kadar kontrol sizdedir. O odaya girdiğiniz ya da düğmesine bastığınız anda bütün kontroller otomatik olarak televizyona geçer. Artık onun kapsama alanı içindesinizdir. 5-Telefon: Soru sormak,bir şey danışmak ve sohbet etmek için bir arkadaşınızı aradığınızda ya da onlardan biri sizi aradığında zamanın nasıl geçtiğini anlayamaz, dersten kopar gidersiniz. Telefon konuşmalarınızı dinlenme aralarınıza erteleyin. Hem sizin için ödül olmuş olur. ETKİNLİK - 4 Etkinliğin Adı ÜLKEMİZİN SORUNLARINA ÇÖZÜMLER Amaç Yaşadığımız ülke ve içinde bulunduğumuz toplumun sorunlarıyla ilgili bilinç geliştirebilme. Süreç • Öğrencilere “Ülkemizin Sorunlarına Çözümler” formunu dağıtın • Yeterli süreyi tanıdıktan sonra, cevapları tartışma yöntemi ile tartışın • Benzer sorunlara işaret eden öğrencilere söz hakkı vererek tartışmayı canlandırın. • Bir ülkede yaşayan herkesin o ülkenin sorunlarıyla ilgili sorumlulukları olduğuna vurgu yaparak tartışmayı tamamlayın. Adı Soyadı :.............................................…………………………. SINIFI :………................ TARİH :……….................... ÜLKEMİZİN SORUNLARINA ÇÖZÜMLER Size göre ülkemizin karşılaştığı en önemli 3 problem nedir? Kısaca açıklayarak belirtir misiniz? 1. :….................................................................…......................................................................….................................................... .….................................................................…......................................................................….................................................... .….................................................................…......................................................................….................................................... 2. :….................................................................…......................................................................….................................................... .….................................................................…......................................................................….................................................... .….................................................................…......................................................................….................................................... 3. :….................................................................…......................................................................….................................................... .….................................................................…......................................................................….................................................... .….................................................................…......................................................................….................................................... Bu üç problemi siz nasıl çözerdiniz? 1. :….................................................................…......................................................................….................................................... .….................................................................…......................................................................….................................................... .….................................................................…......................................................................….................................................... 2. :….................................................................…......................................................................….................................................... .….................................................................…......................................................................….................................................... .….................................................................…......................................................................….................................................... 3. :….................................................................…......................................................................….................................................... .….................................................................…......................................................................….................................................... .….................................................................…......................................................................….................................................... 15 SORUMLULUK KARAKTER EĞİTİMİ ETKİNLİK - 5 16 ETKİNLİK - 6 Etkinliğin Adı SORUMLU KURALLAR Etkinliğin Adı EV ÖDEVİ Amaç Uyulması gereken kuralların sorumluluğunun kazanılması Amaç Sorumluluk Bilincini Geliştirebilme Süreç • Çocuklar gruplara ayrılacak. • Toplum halinde yaşanılan her yerde kuralların olması gerektiği belirilip çocuklarla beraber kurallar belirlenecek. • Her toplumda kuralların olduğu belirtilip bu kuralların insanların haklarına saygı açısından gerekli olduğu belirtilecek. • Bir kâğıt alınıp her öğrencinin bu kâğıda bir kural yazması istenerek bir kurallar listesi oluşturulacak. • Oluşturulan kurallar öğrencilerle tartışılıp karara bağlanacak. • Kurallar niçin gereklidir? Bu kuralları kim belirledi? • Belirlediğimiz kurallar nelerdir? Süreç • Öğrencilerden aşağıdaki durumu canlandırmalarını isteyin. Saat akşam 9.30'dur ve Zeynep ev ödevini yapmaktadır. Sene sonunda takdir veya teşekkür belgesi almayı çok arzulamaktadır. Tam bu sırada arkadaşı Betül, elinde Zeynep'in de uzun zamandır görmek istediği bir filmin DVD' siyle çıkagelir. • Sorumsuz davranışlar ve sorumluluklarımızla ilgili tartışın. • Drama için yeni sonlar yazmalarını isteyin. • Gönüllülerin yazdıklarını grupla paylaşmaları için ortam hazırlayın. 17 SORUMLULUK KARAKTER EĞİTİMİ ETKİNLİK - 7 ETKİNLİK - 8 Etkinliğin Adı SEN OLSAN NE YAPARDIN? Etkinliğin Adı SORUMLULUKLARIM Amaç Karşılaştığı Durumlarla İlgili Sorumluluklarını Kavrayabilme Amaç Sorumluluğun önemini kavrar Süreç Öğrencilere vermek üzere çeşitli problem durumları oluşturun • Alışveriş yaptığın dükkânda yerde bir cüzdan buldun. Ne yaparsın? • Parkta annesini kaybeden bir çocukla karşılaştın. Ne yaparsın? • Yerlere çöp atan birisini gördün. Ne yaparsın? • Kediye eziyet eden birisini gördün. Ne yaparsın? • Çok yaşlı birinin alışveriş poşetleriyle yürümeye çalıştığını gördün. Ne yaparsın? • Arkadaşlarınızla oyun oynarken gürültü yaptığınız için komşunuz başka bir yerde oynamanızı istedi. Ne yaparsın? Problem durumu iletilen öğrenciler bu durumlarla ilgili yapılması gereken doğru davranışlar üzerine fikir üretsinler. Her öğrencinin konuşmasına ve fikrini söylemesine fırsat verin. 18 Öğretmen dikkati çekmek için Form 2'deki hikâyeyi okur.Öğretmen etkinliğin amacını ve beklentilerini açıklar: Sorumluluk; bireyin uyum sağlaması, üzerine düşen görevleri yerine getirmesi ve kendine ait bir olayın başkaları üzerindeki etkilerinin sonuçlarını üstlenmesi, başkalarının haklarına saygı göstermesi ve kendi davranışının sonuçlarına sahip çıkabilmesi olarak tanımlanabilir. Bugün sizinle sorumluklularımızın neler olduğuyla ilgili konuşacağız. Öğretmen sınıfı 3-4 kişilik gruplara ayırır. Her gruba formu dağıtır.Grupların formu incelemeleri ve yanıtlamaları için 15 dakika süre verir. Öğretmen bu sırada gruplar arasında dolaşarak 'Neden? , Niçin?' gibi sorularla çalışmaları yönlendirir. Aşağıdaki sorularla sınıf içi etkileşim başlatılır: • Hepimiz bazı sorumluluklarımız yerine getiririz? Neden? • Sorumluklarımızı yerine getirmediğimizde neler olabilir? • Sorumluluk sahibi bireylerle, sorumluluklarını yerine getirmeyenler arasında nasıl farklar olabilir? Öğretmen etkinliği özetleyerek sonlandırır ve öğrencilere ev ödevi verir: "Herkes kendi kapısının önünü temizlerse, her yer tertemiz olur. Eğer herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirirse hayatımızdaki birçok aksaklık ortadan kalkacaktır. Örneğin; çevremize baktığımızda bazı yerlerin çöp içinde olduğunu görebiliriz.Oysaki herkes artığını çöpe atsa çevremiz kirlenmeyecektir.Sorumlulukların yerine getirilmesinde hepimize düşen görevler var.Biz çevreyi kirletmiyor olabiliriz ama bu yeterli değildir,çevreye çöp attığını gördüğümüz birini de engellememiz bizim sorumluluğumuzdur. 19 SORUMLULUK KARAKTER EĞİTİMİ 20 FORM Vaktiyle her türlü maddi imkâna sahip olmasına rağmen,can sıkıntısından,hayatın yaşanmaya değmez olduğundan yakınan bir prens vardı.Kardeşleri, arkadaşları gezer, ava gider, eğlenirken o odasına kapanır, sürekli düşünürdü.Oğlunun bu haline hükümdar babası çok üzülüyordu.Bir gün hükümdar ülkesinin en bilge kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi. Bunun için bilgeye bir hafta süre verdi. Bir hafta içinde bir çözüm bulamazsa bunun hayatına mal olabileceğini de hatırlattı. Yaşlı bilge üç beş gün düşünüp taşındı; aklına hiçbir çözüm gelmedi. Bu nedenle canını olsun kurtarmak için ülkeyi terk etmeye karar verdi. Üzgün ve dalgın bir şekilde ülkeyi terk ederken, bir köyün yakınında koyunlarını, keçilerini otlatan küçük yaşta bir çobanla sohbet etti. Bundan cesaret alan küçük çoban yaşlı bilgeye "Amca şu hayvanlara biraz göz kulak oluver de, ben de şu görünen köyden azık alıp geleyim, bugün azık almayı unutmuşum da", dedi. Bilge de zevkle kabul etti. Bilge, kafası, karşılaştığı olaylarla meşgul bir halde hayvanlara göz kulak olurken, bir koyun yavrusu kenarında oynamakta olduğu uçurumdan aşağı yuvarlanıverdi. Aşağı inip onu çobana verdiği sözü doğru dürüst tutabilmek için kuzuyu kendisi kurtarmaya karar verdi. Bu amaçla uçurumun dibine indi. Önce kuzuyu sırtına bağladı, sonra tırmanmaya başladı. Birkaç tırmanma başarısızlıkla sonuçlandı. Ama Bilge yılmadı. Uğraştı, didindi, zorlandı; ama sonunda kuzuyu yukarı çıkarmayı başardı. Küçük dostuna verdiği sözü tutabilmek, bunun için de kuzuyu uçurumdan çıkarmak bir süre kafasını öyle meşgul etti ki, kendini bu işe o kadar verdi ki,başından geçmekte olan olayı, canını kurtarabilmek için ülkeyi ter etmekte oluşunu unuttu. Fakat bu durum onun kafasında bir şimşek çakmasına neden oldu ve şöyle düşündü: "Bir kimse ciddi olarak bir işle meşgul olur, bir girişimde bulunur bunu başarı ile sonuçlandırmak arzusu benliğini tam olarak kaplarsa, o kimse için can sıkıntısı, olayları takmak diye bir şey söz konusu olamaz. " Bu gerçek, dolayısıyla hükümdarın oğlu için de geçerlidir. Bilge artık kaçma fikrinden vazgeçip hemen geri döndü ve hükümdarın huzuruna çıkarak şu çözümü sundu: "Hükümdarım, eğer oğlunuzun can sıkıntısından kurtulmasını hayata bağlanmasını istiyorsanız ona bir sorumluluk yükleyin, zamanını kaplayıcı bir meşguliyet verin. Can sıkıntısının, yaşamaktan şikâyet etmenin ana sebebi başıboşluktur. Oğlunuza yükleyeceğiniz sorumluluk ne derece ciddi, sonucu ne derece ağır olursa, kendini o derece can sıkıntısından kurtaracak, yaşama mücadelesi ve azmi o derece artacaktır.". ETKİNLİK - 9 Etkinliğin Adı DUYARLILIĞA DOĞRU Amaç Sorumluluk bilincini geliştirebilme. Öğretmen aşağıdaki metini okuyarak etkinliğe başlar: Sorumluluk; bireyin uyum sağlaması, üzerine düşen görevleri yerine getirmesi ve kendine ait bir olayın başkaları üzerindeki etkilerinin sonuçlarını üstlenmesi, başkalarının haklarına saygı göstermesi ve kendi davranışının sonuçlarına sahip çıkabilmesidir. Peki, sorumsuz davranışlar nedir? Bugün sizlerle sorumluluklarımız ve sorumsuz davranışlarımızla ilgili konuşacağız' diyerek etkinliğin amacını açıklar. Öğrencilere form dağıtılır ve öğrencilerin 10 dakika içinde formu incelemeleri istenir. Drama için yeni sonlar yazmaları istenir. Süre bitiminde canlandırma için öğrencilerin seçimi yapılır Gönüllülerin yazdıklarını grupla paylaşmaları için ortam hazırlanır. Öğretmen canlandırma sonrasında: “Sorumluluk” insanın sözle değil, eylemle hal ve davranışlarıyla, topluma maddi ve manevi katkılarıyla eşine,dostuna, komşusuna,ilçesine, kentine, ülkesine ve dünyaya zarar vermeden yaşaması, ömrünün her saniyesini yararlı ve olumlu çalışmalar yaparak insanlığın yücelmesi ve ilerlemesine katkı sağlamasıdır.”denilebilir.İnsan,sadece sorumluluk üstlenerek, zihnini sağlam ve dengeli bir şekilde geliştirebilir (John Dewey).' diyerek etkinlik sonlandırılır. FORM Saat akşam 9.30'dur Ayşe ev ödevini yapmaktadır. Sene sonunda takdirname ya da teşekkür belgesi almayı çok arzulamaktadır. Takdirname aldığını ailesine gösterdiğini hayal ederken tam bu sırada arkadaşı Betül, elinde Ayşe'nin de uzun zamandır izlemek istediği bir filmin video kasetiyle çıkagelir. BUNLAR SİZE TANIDIK GELİYOR MU? Bu benim işim değil. Kardeşimin yapması gerekiyor. Bulaşıkları makineye yerleştiremem. Şimdi ev ödevlerimi yapmam gerekiyor. Belki sonra yaparım. Neden her şeyi benden yapmamı bekliyorsunuz? Bu hiç adil değil. Bana ne? Beni niye ilgilendirsin ki? Benim sorunum değil… şimdi Sorumluluk duygusu geliştirmek için, “Biz bir Aileyiz” deyip hep birlikte işe başlayın. 21 SORUMLULUK KARAKTER EĞİTİMİ DÜNYAYI KURTARMAK MİMAR SİNANIN ÇÖZÜM ÜRETEN SORUMLULUK DUYGUSU Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya gidilecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna “eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim” dedi. Sonra düşündü; “oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez.” Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve “baba haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz” dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de halen hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk; “bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı”. Sonra ekledi: “İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELDİ.” Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzade başı Cami'nin 1990'li yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı TV'de şöyle anlatmıştı. Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taslarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaat edildiğini öğrenmiştik fakat taş kemer inşası ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş sokup yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık. Kalıbı söktük. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kâğıt vardı. Şişeyi açıp kâğıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Şunları söylüyordu. “ Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taslar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size,bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum." Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolu'nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşasını anlatıyordu. Bu mektup bir insanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insanüstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kâğıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarın erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur. BİR ŞEY YAPMAK 22 Yaşlı adam, şehir içindeki bir sokakta ağır adımlarla yürüyordu, ara sıra dinlenip tekrar ilerliyordu. Gençlik yıllarında tamamen düz zannettiği bu yolun hafif bir yokuş olduğunu son yıllarda anlamış ihtiyarlığı kabul etmişti. Adamcağız biraz sonra aniden durdu. Gözleri, bir tekerlekli sandalyeyi itmeye çalışan küçük bir kıza takılmıştı. Hem de yukarı itiyordu.İhtiyar adama göre,sandalyenin boş olması lâzımdı ama yanına gidince şaşkına döndü.Sandalyede,felçli olduğu anlaşılan ve hiç kımıldamadan duran bir adam vardı.Yaşlı adam,küçük kızla konuşmaya başladı. Sandalyede oturan, biricik babasıydı. Annesiyle birlikte onu gezdirirlerken, kadıncağız bir anda fenalaşmış, aceleyle en yakın eczaneye koşmuştu. Babası da elbette, küçük kıza kalmıştı. İhtiyar adam; kızın hâlâ sandalyeyi ittiğini görünce: -Benim melek yavrum! Diye seslendi. Senin gücün onu itmeye yetmez! Küçük kız: -Bunu ben de biliyorum! Diye atıldı ama babam için, bir şeyler yapmalıyım. -Peki, dedi ihtiyar. Mademki biliyorsun, o zaman itme! Küçük kız: -Babam için bir şey yapmam gerekir, diye tekrarladı. “Onun sandalyesini itemesem de, geriye doğru kaymasını engellerim ya!” DENİZ YILDIZININ ÖYKÜSÜ Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve: “Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsun ?” diye sorar. Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi, “yaşamları için” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla “iyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki ?” der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi, “Bak onun için çok şey değişti,” karşılığını verir. PENCERE Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş. Kadın kocasına ' Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor.' demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş. Kadın komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş. Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış 'Bak' demiş kocasına ' Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?' 'Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim' diye cevap vermiş kocası. Hayatta da böyle değil midir ? Başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır. Birini eleştirmeden ve hemen yargılamaya kalkmadan önce zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olanı görmeye hazır olup olmadığımızı fark etmek güzel bir fikir olabilir . 23 SORUMLULUK KARAKTER EĞİTİMİ 24 İNSAN HAYATI DEĞERLİ MARATON Jack yavaşlamadan önce Takometreye baktı: Hız limitinin 50 olduğu yerde 73 ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Jack arabasını sağa çekti."İnşallah su anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer" diye düşünüyordu. Polis elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi. Bob? Bu Polis Kiliseden Bob değil mi? Jack, iyice arabasının koltuğuna sindi. Bu durum bir cezadan daha kötüydü. Kiliseden tanıdığı bir Polis, arkadaş olduğuna bakmaksızın birini durduruyordu. Hem de hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için. "Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç" "Merhaba Jack" Bob gülümsemiyordu. "Beni, karımı ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın" "Evet öyle" Bob umursamaz görünüyordu. "Son günler eve hep çok geç geldim. Çocuklarım beni uzun suredir hiç görmedi. Ayrıca Diana bana bu akşam Patates ve biftek yiyeceğimizi söyledi. Ne demek istediğimi anlıyorsun değil mi?" "Evet, ne demek istediğini anlıyorum. Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum" diye cevapladı Bob. "Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi. Taktik değiştirmek gerekli" diye duşundu Jack "Beni kaç ile giderken yakaladın?" "Yetmiş. Lütfen arabana girer misin?" dedi Bob. "Ah Bob, bekle bir dakika lütfen. Seni gördüğüm anda Takometreye baktım. Sadece 65 ile gidiyordum." "Lütfen Jack, arabana gir" diye üsteledi Bob. Jack canı sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı. Bob not defterine bir şeyler yazıyordu. "Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatını istemiyor ki" diye düşündü Jack. Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamın yanına oturmaktansa, bir kaç Pazar Jack kiliseye gitmeyecekti. Bob kapıyı tıklatıyordu. Jack arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Bob Jack'a bir kağıt verdi ve gitti. "Ceza değil bu" diye kendi kendine söylendi Jack. Bir anda sevinmişti. Bu bir yazıydı ve kâğıtta şunlar yazıyordu: "Sevgili Jack, benim bir kızım vardı. Altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 ay hapishane cezasıydı bu. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi. Ama ben... Ben kızımı tekrar koklayabilip, öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kerede başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat et Jack, tek bir oğlum kaldı" Jack 15 dakika kadar bir sure yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve karısına sıkıca sarıldı. Hayat çok değerli, sürekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster. Hiç bir zaman unutma, istediğin kadar araba satın alabilirsin, ama insan hayatını asla… Hava kararmaktadır. Maraton yarışı sonuçlanalı bir saati geçmiştir. Stadyum neredeyse boşalmıştır. Stadyumun temizlikçileri yavaş yavaş etrafı toparlamaya bile başlamıştır. Tam o sırada stadyumun giriş kapısından bir siyahî atlet gözükür. Atletin gözü bitirme ipini aramaktadır. Koşma ile yürüme arası bir şey, seke seke ilerlemektedir. Sonunda atlet bitirme ipini göğüsler. Böylece John Stephen Akhwari, Mexico'daki 1968 Olimpiyatları'nda tarihe geçer. Ama bu Tanzanyalı atletin tarihe geçmesine asıl neden, yarışı en son bitiren atlet olması değil, ipi göğüsledikten sonraki sözleri olmuştur. Bu Tanzanyalı atlet yarış sırasında bir kaza geçirmiş ve yaralanmıştır. Tedavisi yapılmıştır, ama bacağı hâlâ kanamaktadır. Stadyumda kalan bir küçük kalabalık bu atleti alkışlarlar. Bir kısmı takdirle alkışlamaktadır, bir kısmı da adamın yaralı bacağını görmediklerinden belki de dalga geçerek alkışlamaktadır. Bu alkışlamada belki de, "Akşam-ı şerifler hayrolsun! Nerelerdeydiniz mirim?" türünden bir sorgulama bile vardır. Maraton koşusunu yazacak bir-iki gazeteci daha stadyumdan ayrılmamıştır. "Neredeydiniz mirim?" sorusunu bu gazeteciler daha bir usturuplu sorarlar "Yarışı kazanma şansınızı kaybetmiştiniz. Neden ille de yarışı bitirmek için bu kadar kendinizi zorladınız?" Bu soruya Tanzanyalı atlet çok şaşırır; ama sonunda cevabını verir. "Beni ülkem buraya yarışa başlayayım diye değil, yarışı bitireyim diye yolladı" der. Yukarıdaki öyküyü sık sık hatırlarım. Özellikle kolay pes eden, görevini tamamlamadan bir işi bırakan, yarıştan kaçan insanları gördüğümde hatırlarım. Yaşam, iş yaşamı da buna dâhil, bir uzun maratondur. Bu uzun yolda çok şey gelebilir insanın başına. Ama asıl olan, bu yarışın uzun olduğunun farkına varmak ve yarışı bitirmektir. Belki yarışın, bir tek birincisi vardır. Ve her zaman birinci sırada bitirecek güçte olmayabiliriz. Ama asıl olan, yarıştan kaçmamak, çekilmemek ve sonuna kadar koşmaktır. Kişiler yeni işlerine, bir yeni projeye, bir eğitim programına, çoğu kez bir büyük coşku ile başlarlar. Tıpkı bir maraton yarışına başlar gibi. Ama bir bakarsınız, zoru görünce bazıları yarışın başında, bazısı ortasında, bazısı sonuna doğru havlu atarlar. Sanırlar ki, görevleri sadece başlamaktır. Bu bir dayanıksızlıktır, zayıf karakter göstergesidir. Yaşamda hiçbir şey kolay değildir; bir çaba ister, enerji ister, özveri ister. Yaşamda koşular uzun soluk gerektirir. Yarışlar, bitirmek içindir. Öğrenim hayatı için de bu böyledir, iş hayatı için de, spor hayatı için de. Her zaman, her yerde, hep bizim için birileri "Bu olmadı, al bakalım bunu dene" diye yeni yarışlar düzenlemezler. Örneğin, olimpiyatlar dört yılda bir yapılır; yeni bir olimpiyat için dört yıl daha beklemeniz gerekir. Düzenlenen yeni yarışlarda aynı zorluklar, belki daha fazlası vardır. Örneğin, patronunun tavrı dolayısıyla işinden ayrılanlar çoğu kez bir düş görürler. Zannederler ki, başka yerdeki patronların hepsi bu patrondan daha iyidir. Bilmezler ki, o patronlar da bu topraklarda yetişmiştir. Sonuçta, diğer patronların da başka zorlukları olacaktır. Hatta bazen bu yeni patron, eskisini de aratacak cinstendir. Onun için kişi sonuna kadar mücadelesini vermeli, yarışı bitirmeye çalışmalıdır. Yarışı yarı yolda bırakanlara dil kurslarında da çok rastlanır. İnsanlar çoğu kez düş görürler, sanırlar ki yabancı dil öğrenmek çok kolaydır. Büyük bir hevesle yazılırlar dil kursuna. Ama acı gerçeği gördüklerinde yeni bir dil kursu aramak üzere gittikleri kurstan ayrılırlar. Acı gerçek, yabancı dil öğrenmenin hap biçimi çıkmamıştır. Öğretmen ne denli iyi olursa olsun, dil öğrenme soluk isteyen uzun bir yoldur. Yabancı dilleri, bu maratonu bitirmeyi göze alanlar konuşur, yazar. İş dünyasının başarılı kişileri de, maratoncu ruhu taşıyanlar arasından çıkar. Herkes zengin olmak ister, başarılı olmak ister. Ama, bunun diyeti ödenmeden zengin olunmaz. Başarılı işadamları, bu uzun koşunun farkına varanlardır. Başarılı işadamları, yılmadan, usanmadan bu uzun koşuda terleyenlerdir. En ufak bir tökezlemede yarışı terk edenler, iyice yorulmayı göze alamayanlar işadamı olamazlar; sadece zengin işadamlarının mallarından söz edip, çenelerini yorarlar. Güçlü maratoncu olmanız dileğiyle... 25 SORUMLULUK KARAKTER EĞİTİMİ TAVSİYE KİTAPLAR Kurtuluş Savaşı Hikayeleri İsmail Bilgin ERDEM YAYINLARI Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın. Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. M. Akif Ersoy En önemli sorumluluklarımızdan biri de vatanımıza karşı olan sorumluluklarımız değil mi? Vatana karşı sorumluluklarını yerine getirenlerin hikayelerini okumaya ne dersiniz? Kınalı Eller Osman Alagöz Kaynak Kitaplığı Yayınları; Bu kitap Millî Mücadelemizin kadın kahramanlarını anlatan ilk hikaye kitabı... Var olmak mücadelesinin şanlı kadınlarının bilinmeyen destanlarının kağıda yansıyan bir parçası. Onların destanını okurken ruhlarına bir fatiha göndermeyi unutmayınız lütfen. Çünkü biz onların kurtardığı vatanın üzerinde yaşıyoruz ve temellerimizin onların asil ruhları gibi sağlam olduğunu biliyoruz. Ailede Sorumluluk Eğitimi 26 Rukiye Karaköse - Timaş Yayınları Hayata dair temel becerilerin, dengeli, tutarlı ve istikrarlı davranış kalıplarının olumlu bir şekilde sergilenebilmesi ancak sağlıklı sorumluluk bilincine sahip olmakla gerçekleşebilir. Hayata sorumluluklar penceresinden bakarak başarıyı, huzuru ve mutluluğu yakalamak için gerekli olan sorumluluk bilincinin en önemli özelliği ise öğrenilebilir olmasıdır. İşte bu noktada anne babalar ellerinde bulunan cevherleri en iyi şekilde işlemek için oldukça etkili bir fırsata sahipler. Küçük Ağaç’ın Eğitimi Forrest Carter Say Yayınları Egemenlik ve güç tutkusu peşinde koşan Beyaz Adam'ın acımasızca yok ettiği Çeroki'lere ithaf edilen bu kitap, insanı 'umursayan', acılarını 'paylaşan', yaşamın bütünselliğini 'savunan' bir kültürün mesajı... Evrensel dostluk ve barışın hikâyesi... İnsani duyarlılığın görkemli direnişi... Yüzeysel ve mekanik ilişkilerin hakim olduğu günümüzde, yitirilen değerlere saygı duruşunda bulunma denemesi... TAVSİYE FİLMLER Lorenzo’nun Yağı 1992 yapımı bir dram filmi olup, George Miller tarafından yönetilmiştir. Yaşanmış bir öyküden alınan film; Augusto Odone ve Michaela Odone adlı anne babanın, amansız bir hastalık olan ADL'ye (adrenolökodistrofi) yakalanan oğulları Lorenzo Odone'yi ölümden kurtarma çabalarını anlatır. 120 1915'in kış aylarında 1. Dünya Savaşı sırasında yaşanan gerçek bir kahramanlık hikayesinin anlatıldığı bir film. Eli tüfek tutan herkes Ruslarla ölüm kalım harbindeyken sınır birliklerinde cephane tükenir. Van'lı çocuklar gönüllü olurlar, yaşları 12 - 17 arasında değişen 120 isimsiz kahraman çocuk cephaneyi sırtlanırlar ve karlı dağlarda günlerce, gecelerce yürürler. 27 KARAKTER EĞİTİMİ 28
Benzer belgeler
4. Bölüm Öğretmen Kitabı
A) Size o anda başarıdan ve gelecekteki mutluluğunuzdan daha cazip gelerek çalışmanızı engelleyen
hayalinizi kendinize ödül olarak saklayın. ‘Çalışmam gereken bu bölümü bitirince tam 10 dakika hay...