Yoksulluk ölçümlerine yeni bir yaklaşım Sürdürülebilir turizm
Transkript
Sayı: 99 Mart 2014 Yoksulluk ölçümlerine yeni bir yaklaşım Sürdürülebilir turizm projeleri destekleniyor Öğrencilere doğa eğitimi verildi 11. Yoksullukla Mücadele Maçı 4 Mart'ta oynanıyor Türkiye’deki öğrenciler için yeni bir yarışma ‘Gelecek Turizmde’ sürdürülebilir turizm projelerini destekliyor Ankara, Mart 2014 Ekim 2013’te üç turizm projesine fon sağlayan Gelecek Turizmde Sürdürülebilir Turizm Destek Fonu için başvurular tekrar açıldı. Sürdürülebilir turizmi ve yerel kalkınmayı destekleyecek projelere verilecek fon için son ön başvuru tarihi 11 Nisan olarak belirlendi. Gelecek Turizmde Sürdürülebilir Turizm Destek Fonu Anadolu Efes, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ortaklığıyla yürütülüyor. Destek fonu, yerel turizm aktörlerinin ve sivil toplum örgütlerinin kamu kuruluşları ve özel kuruluşlarla işbirlikleri geliştirerek kapasitelerinin artırılmasını ve sürdürülebilir turizm alanında iyi örneklerin çoğalmasını amaçlıyor. Gelecek Turizmde Sürdürülebilir Turizm Destek Fonu’na Türkiye’de kayıtlı ve tüzel kişiliğe sahip kar amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşları, sivil toplum örgütleri ile bu kuruluşların oluşturmuş olduğu odalar, birlikler, kooperatifler, mesleki dernekler, federasyonlar, dernekler, vakıflar ile üniversiteler ve araştırma enstitüleri/merkezleri başvurabilir. Kabul edilen projenin bütçesi en az 15 bin TL en fazla 90 bin TL olabiliyor. Proje tutarının yüzde 100’üne kadar olan kısmı Sürdürülebilir Turizm Destek Fonu tarafından karşılanıyor. Nasıl projeler destekleniyor? Sürdürülebilir Turizm Destek Fonu, yerel aktörlerin ve sivil toplum örgütlerinin sürdürülebilir turizmi geliştirme ilkelerini benimseyen ve küçük ölçekli yerel ekonomik kalkınmaya destek olabilecek projelerini destekleyecek. Yerel aktörler ve sivil toplum örgütleri desteklenme nedeni ise bu girişimlerin, belirli bir sektör veya bölgede daha büyük ölçekte ve ulusal etki yaratabilecek gelişmeleri tetikleyebilecek potansiyele sahip olmaları. Desteklenecek projeler ile somut etki ve modeller yaratılarak yerel ekonomik kalkınma için sürdürülebilir turizmin önemi hakkında farkındalık yaratılması ve Türkiye’de sürdürülebilir turizm alanında paydaşlar arası işbirliğinin ve ortaklıklarının artırılması amaçlanıyor. Ön başvuruların kabulü için son tarih 11 Nisan 2014. Başvuru rehberine ve detaylı bilgiye www.gelecekturizmde.com internet sitesinden ulaşılabilir. Türkiye’deki yoksulluk ölçümlerine yeni bir yaklaşım sunuldu Ankara’da düzenlenen or tak çalıştayda, Türkiye’deki yoksulluk ölçümleri için hanehalkı üretimindeki zaman açığını göz önünde bulunduran iki boyutlu bir ölçüm yöntemi önerildi. Ankara, Mart 2014 “Yoksulluk Ölçümüne Yeni Yaklaşımlar” çalıştayı 20 Şubat’ta Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü, Levy Enstitüsü ve UNDP Türkiye’nin işbirliğiyle düzenlendi. “Yoksulluk Ölçümüne Yeni Yaklaşımlar” araştırma projesinin sonuç raporu, çalıştay sırasında araştırmacılar, uzmanlar, akademisyenler ve yoksulluğun azaltılması üzerine çalışan öğrencilerle paylaşıldı. Araştırma projesi Ankara Üniversitesi, Levy Enstitüsü ve UNDP Türkiye’nin ortaklığında hazırlandı. Zaman ve tüketim yoksulluğunu ölçmek Rapor, Levy Enstitüsü’nün geliştirdiği Zaman ve Tüketim Yoksulluğu Ölçümü (LIMTCP) üzerine yoğunlaştı. LIMTCP, yoksul kesimin büyük bir kısmının eksik sayılmaması için hanehalkı üretimindeki zaman açığın da ölçüm yöntemlerine dâhil edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye'ye bakıldığında, LIMTCP ölçümüne göre 2006 yılı için yoksulluk içinde yaşayan kişilerin oranı resmi oranlardan yüzde 10 daha fazla. Resmi istatistiklere göre Türkiye'deki yoksulların oranı yüzde 30. Kadınlar arasındaki zaman yoksulluğu erkeklerden iki kat fazla Çalışma, aynı zamanda, kadınların sosyal ve ekonomik yaşamda eşit katılım gösterdikleri toplumlarda bile zaman yoksulluğu gibi yaşam kalitelerini düşüren zorluklarla karşı karşıya kaldıklarını gösterdi. Tam zamanlı çalışanlar arasında, kadınların zaman yoksulluğu oranı erkeklerin neredeyse iki katıyken (% 70’e %37), yarı zamanlı çalışanlar arasında bu oran 9 katı buluyor. (% 37’ye % 4). Raporun sunumundan sonra, çok boyutlu yoksulluk ölçümleri ve yeni ölçüm yöntemlerinin ışığında yoksullukla mücadele politikaları gibi konularda üç panel yapıldı. Datça-Bozburun, Deniz ve Kıyı Koruma Alanları ile kalkınıyor Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Bölgesi’nin yıllık değeri 72 milyon TL’ye ulaştı. Ankara, Mart 2014 Datça-Bozburun, “Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi” projesi kapsamında çalışılan Deniz ve Kıyı Koruma Alanları’ndan (DKKA) biri. Denizel değerler ekonomiye katkı sağlıyor Datça-Bozburun ÖÇK Bölgesi’nde denizel değerlerin korunmasına yönelik çalışmalar, ekonomide önemli kazanımları da beraberinde getiriyor. Bölgede denizel alanda ilan edilen dört adet balıkçılığa kısıtlı alan sayesinde balık stokları koruma altına alındı. Bölgedeki balıkçılık faaliyetlerinin yöreye yıllık katkısı 1,8 milyon TL olarak belirlendi. Deniz çayırı mucizesi Dünyada sadece Akdeniz Havzası’nda bulunan deniz çayırları (Posidonia oceanica), ormanlardan beş kat daha fazla karbonu tutup depolayarak iklimin düzenlenmesinde hayati önem taşıyor. Bu özellikleriyle Datça-Bozburun ÖÇK Bölgesi’ne yıllık 4,7 milyon TL değer katan deniz çayırlarının yararları bu kadarla kalmıyor. Kıyı erozyonunu engellemek gibi kıyı yapısını dengeleyici özellikleri olan deniz çayırlarının, bu özellikleri ile DatçaBozburun ÖÇK Bölgesi‘ne kattığı değer ise yıllık yaklaşık 3,2 milyon TL olarak hesaplandı. Atık su arıtımından turizme kadar her alanda gelir Datça-Bozburun ÖÇK Bölgesi kıyıları, yılda yaklaşık 28 milyon TL değerinde bir atık su arıtma maliyetini de karşılıyor. Böylece temiz deniz, sahil ve kıyı alanlarıyla ziyaretçilerin tercihi haline gelen Datça-Bozburun ÖÇK Bölgesi’nin yıllık turizm değeri ise yaklaşık 34 milyon TL oldu. Bu rakam, alanın toplam gelirinin yüzde 47’sine karşılık geliyor. Öğrencilere doğa eğitimi verildi Foça Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Bölgesi’ndeki üç ilköğretim okulunda “Deniz Canlılarını Tanıyalım” doğa eğitimi yapıldı. Ankara, Mart 2014 Eğitimler, “Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi” projesi ve “İzmir Körfezi’nin Yunusları” projesi kapsamında verildi. Üç okulda 203 öğrenciye ulaşıldı Foça ÖÇK Bölgesi’nde düzenlenen eğitimler, üç okulda verildi. Reha Midilli İlköğretim Okulu, Reha Necla Midilli İlköğretim Okulu ve Bedia Midilli İlköğretim Okulu’ndaki eğitimlere 203 öğrenci katıldı. Bilgiler hikâye, oyun ve sunumlarla aktarıldı İlköğretim 3. ve 4. sınıf öğrencilerine yönelik olarak hazırlanan program ile Foça ÖÇK Bölgesi’ndeki deniz canlıları ve denizel yaşam öğrencilere tanıtıldı. Söz konusu konulara ilişkin bilgiler, Foça ÖÇK Bölgesi için özel olarak hazırlanan hikâye, oyun ve sunumlar yoluyla öğrencilere aktarıldı. Sualtı Araştırmaları Derneği’nin işbirliği ile Öğrencilerin merak ve ilgiyle katılım sağladıkları eğitimin hayata geçmesini sağlayan projelerden “İzmir Körfezi’nin Yunusları Projesi”, Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü ve Sualtı Araştırmaları Derneği’nin işbirliği ile yürütülüyor. UNDP ve Türk hükümeti, afet riski azaltımı konusunda işbirliği yapıyor UNDP ve Türk Hükümeti, afet riski azaltımı konusundaki işbirliğini güçlendirmek için ‘İşbirliği Protokolü’ imzaladı. Afet riski azaltımı Türkiye için çok önemli bir kalkınma meselesi çünkü son 60 yılda afetlerin neden olduğu ekonomik kayıplar, gayrisafi milli hâsılanın yüzde 3’üne tekabül ediyor. Ankara, Mart 2014 İşbirliği Protokolü’nün imza töreni, bugün Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) ev sahipliğinde düzenlendi. Törende açılış konuşmalarını UNDP’nin Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölge Direktörü Cihan Sultanoğlu ve AFAD Başkanı Dr. Fuat Oktay yaptı. Afet yönetimi ile ilgili bilgi ve deneyim paylaşımı Afet riski azaltımı Türkiye için önemli bir kalkınma meselesi. Ülkede 1950’den bu yana, sadece depremlerde yaklaşık 34 bin kişi hayatını kaybetti ve son 60 yılda afetlerin neden olduğu ekonomik kayıplar ülkenin gayrisafi milli hâsılasının yüzde 3’üne tekabül ediyor. AFAD da, 2013-2017 Stratejik Planı’nda ‘afetlere dayanıklı bir toplumu’ hedefliyor. Afet riski azaltımı aynı zamanda UNDP ve Türk Hükümeti’nin Mart 2011’de imzaladığı Ortaklık Çerçeve Anlaşması’nda belirtilen işbirliği alanlarından da biri. Bu nedenle, AFAD ve UNDP’nin birlikte hazırladığı İşbirliği Protokolü de afet riski azaltımında ortak çalışma alanları konusundaki diyalogu ve işbirliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. Protokolde UNDP ve AFAD’ın bu konudaki işbirliği alanları belirleniyor. İşbirliği alanları arasında afet yönetimi, afet riski azaltımı, erken uyarı ve erken müdahale de yer alıyor. İmzalanan protokol ile birlikte UNDP ve AFAD, bütünleşmiş afet ve acil durum yönetiminin iyileştirilmesine destek vermeyi amaçlayan girişimler konusunda farkındalığın artırılması ve afet ve acil durum yönetiminin her aşamasında sistemli bir yaklaşımın iyileştirilmesine destek verilmesi gibi konularda da işbirliği yapacak. Türk Hükümeti ve UNDP yoksullukla ve eşitsizliklerle küresel mücadele için işbirliklerini ilerletiyor Türk Hükümeti’nden ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’ndan (UNDP) üst düzey yetkililer, küresel stratejik or taklıklarını ilerletmek için 6 Şubat’ta Ankara’da bir araya geldi. Ankara, Mart 2014 2011 yılından beri devam eden küresel stratejik ortaklık ile yönetişim, insan hakları, eşitlik, kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesi ve sürdürülebilir kalkınma gibi tüm dünyanın karşılaştığı önemli kalkınma meselelerine ortak çözüm bulunması amaçlanıyor. UNDP ve Türkiye arasındaki küresel ortaklık, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve UNDP Başkanı Helen Clark tarafından resmi olarak 2011’de başlatılmıştı. Bu küresel ortaklık kapsamında Türk Hükümeti ve UNDP, ülkelerin karşılaştığı en önemli kalkınma zorluklarına çözüm bulunması için ortak çalışmalarını ilerletti ve bu meseleleri gelecek kalkınma gündeminin ön plana çıkan konuları arasına konumlandırdı. En Az Gelişmiş Ülkeler’de (EAGÜ) yaşayan kişilerin yaşam standartlarının iyileştirilmesinin hem UNDP hem de Türk Hükümeti için öncelikli bir konu olduğu 6 Şubat’ta yapılan istişarelerde teyit edildi. Türk Hükümeti’nin EAGÜ’ler konusundaki çalışma taahhüdü ve UNDP’nin tüm dünyada 166’dan fazla ülkedeki varlığı ve deneyimi göz önüne alınarak 2014 yılında atılacak işbirliği adımları için somut fırsatlar belirlendi. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ve UNDP, EAGÜ’ler konusunda işbirliğinin artırılması için bazı çalışma alanları belirledi. Bu alanlar arasında EAGÜ’lerin kalkınmasında, özellikle tarım ticaretinde ve turizmde, özel sektörün rolünün artırılması ve kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesinin desteklenmesi için olası girişimlerin belirlenmesi de yer alacak. Yapılan istişarelerde, yeni bir 2015 sonrası kalkınma gündeminin şekillenmesi ve tanımlanması için devam eden küresel çabalara katkıda bulunma konusunda verilen ortak taahhüt yeniden teyit edildi. Türk Hükümeti ve UNDP, küresel kalkınma gündeminin kalkınma diyaloglarında yer alması için ortak çabalarına devam edecek. Türk Hükümeti, UNDP ve BM Avrupa Ekonomik Konseyi (UNECE) işbirliğinde, Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinin katıldığı bölgesel istişare toplantısını geçtiğimiz Kasım ayında İstanbul’da düzenlemişti. Bu istişarelere 40 ülkeden, 350’den fazla hükümet, sivil toplum, akademi ve özel sektör temsilcisi katıldı. Bu diyalogla bölge insanları yönetişim, insan hakları, sosyal kapsayıcılık, hukukun üstünlüğü ve diğer önemli hedeflere öncelik verdi. Bu öncelikler, Türk Hükümeti ve UNDP’nin 2014 yılında küresel kalkınma gündemi için yapacağı ortak çalışmaların da temelini oluşturacak. UNDP ve Türkiye’nin ortaklığı, afet riski azaltımı ve afete müdahale gibi konularda Güney-Güney işbirliğini ilerletmek için ortak çabaların artırılmasını da sağlayacak. Ortaklık aynı zamanda BM Genel Sekreteri’nin başlattığı ‘Herkes için Sürdürülebilir Enerji’ kampanyasına yakın bir zamanda katılımını teyit eden Türkiye’nin bu alandaki çalışmalarını da destekleyecek. BM Genel Sekreteri’nin ‘Herkes için Sürdürülebilir Enerji’ kampanyası enerji, yoksulluk, eşitsizlik ve dışlanma konuları arasındaki ilişkilere dikkat çekiyor ve Türk hükümeti, Mayıs 2014’te İstanbul’da Sürdürülebilir Enerji ve Özel Sektör konulu uluslararası bir konferans düzenleyecek. Küresel stratejik ortaklık, Türkiye’nin ve diğer gelişen ekonomilerin küresel kalkınma konularını şekillendirmesi ve bu konulara katkı sağlamasındaki yükselen rolünü ve sorumluluğunu teyit ediyor. Bu anlamda, Türk hükümeti ve UNDP, 19-20 Haziran’da İstanbul’da “Uluslararası Kalkınma İşbirliği: Eğilimler ve Yükselen Fırsatlar – Yeni Aktörlerin Bakış Açıları’ konulu üst düzey bir uluslararası konferans düzenleyecek. Bu konferansa tüm dünyadan yükselen ve geleneksel donör ülkelerinin üst düzey temsilcileri katılacak. *Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin ve UNDP'nin ortak basın açıklamasıdır. Orijinal İngilizce basın bülteninin Türkçe çevrisi UNDP Türkiye tarafından yapılmıştır. 11. Yoksullukla Mücadele Maçı’na Marta, Gattuso ve Vieri’nin de aralarında bulunduğu dokuz yeni futbolcu katılıyor Brezilyalı for vet oyuncusu Mar ta Vieira da Silva, Filipinler ’deki iyileştirme çalışmalarını desteklemek için düzenlenen Yoksullukla Mücadele Maçı’na ikinci kez katılıyor. Ankara, Mart 2014 Marta Vieira da Silva, Genaro Gattuso, Christian Vieri ve Phillip Cocu’nun da aralarında bulunduğu futbolcular Ronaldo ve Zinédine Zidane’ın 11. yıllık Yoksullukla Mücadele Maçı’na katılacaklarını açıkladılar. Maçın geliri şimdiye kadar görülen en güçlü fırtınalardan biri olan Haiyan Tayfunu’nun ardından Filipinler’de başlayan iyileştirme çalışmalarını desteklemek için kullanılacak. UNDP İyi niyet Elçisi Brezilyalı kadın futbolcu Marta Vieira da Silva ikinci kez maça katılacak. Ronaldo ve Zinedine Zidane, Marta Vieira da Silva’yı 2007 yılında Fas’ın Fez kentinde yapılan 7. Yoksullukla Mücadele Maçı’nda oynaması için çağırmışlardı. Bu maç ile Marta, futbol tarihinde uluslararası anlamda kabul gören bir erkek futbol maçında oynayan ilk kadın futbolcu olmuştu. Yakın zamanda Haiyan Tayfunu mağdurlarına yardım için bir video ile çağrıda bulunan Marta, “Bu önemli maça katıldığım ve Filipinler için seferber olan oyuncular, koçlar, hakemler, teknik heyetler ve seyircilerin arasına katılma olanağına sahip olduğum için şeref duyuyorum” dedi. Marta art arda beş kez FIFA’nın Dünyada Yılın Futbolcusu ödülünü kazandı ve 2013 FIFA Ballon d`Or’un (Altın Top) üç finalistinden biri oldu. Şu ana kadar doğrulanmış Ronaldo, Zidane ve Arkadaşarı takımının oyuncu listesi şöyle: Ronald de Boer ve Phillip Cocu (Hollanda), Steve McManaman (İngiltere), Robert Pires, Makélélé and Youri Djorkaeff (Fransa), Jens Lehmann (Almanya), Gaizka Mendieta , Fernando Hierro and Michel Salgado (İspanya), Paulo Sousa and Deco (Portekiz), Marta, Elber, Juliano Belletti, Roberto Carlos (Brezilya), Pavel Nedvěd (Çek Cumhuriyeti), Gianluca Zambrotta, Gennaro Gattuso, ChristianVieri (İtalya), Hakan Sukur (Türkiye) and Freddie Ljunberg (İsveç). BSC Young Boys (Genç Erkekler) ve Arkadaşlar takımı, BSC Young Boys’un eski ve şimdiki oyuncularından oluşacak. Takım, İsviçreli eski futbolcu Stéphane Chapuisat ve Hakan Yakın tarafından yönetilecek. İlerleyen günlerde üst düzey uluslararası birçok ismin katılımlarını açıklamları bekleniyor. Maçın hakemi İtalyan Pierluigi Collina olacak. 11. yıllık Yoksullukla Mücadele Maçı, 4 Mart 2014’te Bern’de yerel saat ile 20.00’de başlayacak. Bilet fiyatları 20 İsviçre Frangı ile 60 İsviçre Frangı aralığında satılıyor ve biletler www.stadedesuisse.ch/tickets ve www.ticketcorner.ch sitelerinden satın alınabiliyor. Türk Heyeti İspanya’daki sürdürülebilir ormancılık uygulamalarını yerinde gördü Türk heyeti, İspanya’daki sürdürülebilir orman yönetimi uygulamaları ile ilgili bilgi almak için çalışma gezisi düzenledi. Ankara, Mart 2014 "Orman Amenajman Planlarına Su Fonksiyonunun Entegrasyonu” projesi kapsamında İspanya'ya bir inceleme gezisi düzenlendi. Teknik inceleme gezisi kapsamında etkin bir orman ve su yönetimi için örgütsel, ekonomik, yasal, politik ve sosyal yaklaşımların önemi ile ilgili işleyen bir örnek görülmesi amaçlandı. Yapılan görüşmeler ile Orman Genel Müdürlüğü ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Ofisi'nin Türkiye'deki sürdürülebilir ormancılıkla ilgili yapılan çalışmalardaki rolü ve planları paylaşıldı. Ayrıca iki ülke arasında sürdürülebilir orman yönetimi konusunda ilgili kurumlarla işbirliği olanakları görüşüldü. 13 ve 17 Ocak 2014 tarihleri arasında düzenlenen inceleme gezisi kapsamında heyet Avrupa Orman Enstitüsü, Akdeniz Bölge Ofisi (EFIMED) ve İspanya-Katalonya Orman Bilimleri Merkezi’ni (CTFC) ziyaret ederek ormancılık uygulamalarıyla ilgili bilgi aldı. Heyeti Sort'ta karşılayan Katalonya Tarım, Hayvancılık, Balıkçılık, Gıda ve Çevre Bakanı Josep Maria Pelegrí, Türkiye’den gelen ormancıları İspanya'da görmekten duyduğu mutluluğu ifade etti. Heyet, Port Ainé bölgesinde yüksek yağış alan bir çam ormanına ve Gerri de la Sal bölgesinde az yağışlı meşe ve çam karışımı ormana yapılan arazi gezisiyle farklı hidrolojik ve ormancılık uygulamalarını yerinde görüp inceleme imkânı buldu. Orman Amenajman Planlarına Su Fonksiyonunun Entegrasyonu Projesi; Orman Genel Müdürlüğü Orman İdaresi ve Planlama Dairesi Başkanlığı tarafından Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Ofisi ile birlikte yürütülüyor ve İngiltere Büyükelçiliği tarafından destekleniyor. Türkiye’deki öğrenciler için yeni bir yarışma: Su ile ilgili projeler için yenilikçi fikirler Ankara, Mart 2014 Her Damla Değer Katar projesi, su ile ilgili yenilikçi fikirlere para ödülünün verileceği “Su Ödülleri” yarışmasını başlattı. Yarışmaya, Türkiye’deki üniversitelerde kayıtlı yüksek lisans öğrencileri veya doktora öğrencileri katılabiliyor. Yarışma için son başvuru tarihi 10 Mart 2014. Toplumların suya erişimi ve sanitasyon ihtiyacına karşılık verebilecek, iklim değişikliğine uyum sağlamaya yardımcı olacak ve suyun bilinçli tüketimi konusunda farkındalık yaratabilecek yeni fikirler bu yarışmada ödüllendirilecek. İyi tasarlanmış proje fikirlerinin, başvuru rehberinde belirtildiği gibi açıkça belirtilmesi gerekiyor. Ödüller en iyi proje fikirlerine verilecek. Verilen ödüllerin, projelerin uygulanmasını fonlaması beklenmiyor. Başvuru koşulları ve detaylı bilgi için tıklayınız. BM, yerel sürdürülebilir kalkınma çözümlerini ödüllendiriyor Birleşmiş Milletler liderliğinde bir araya gelen Ekvator Girişimi, yerelde sürdürülebilir kalkınmayı ön plana çıkaran yenilikleri 2014 Ekvator Ödülleri’ne başvurmaya davet ediyor. Başvurular Türkçe olarak da yapılabiliyor. Ankara, Mart 2014 Ekvator Girişimi, gelişmekte olan ülkelerde yoksullukla mücadele ederken çevreyi koruyan toplum temelli girişimleri ödüllendirmek istiyor. 146 ülkeden kabul edilen başvurular 22 Mart 2014 tarihine kadar yapılabilecek. Başvurular Türkçe olarak da yapılabiliyor. Türkçe başvuru formuna ulaşmak için tıklayınız. Pek çok konuda kalkınma projeleri ödüllendiriliyor “Büyük etki yaratabilecek yerel çevre ve kalkınma çözümleri arıyoruz” diyen UNDP Başkanı Helen Clark, “Dünyanın çeşitli yerlerinden topluluklar çevre, iklim, yoksullukla mücadele konularında ilham verici çözümler üretiyorlar ve biz bu çabaları tüm dünyaya duyurmak istiyoruz,” dedi. Geçtiğimiz 12 yıl boyunca Ekvator Ödülleri, 60 farklı ülkeden projeye verildi. Bu ödüllerin içinde korunan bölgeler, tarım ve hayvancılık kooperatifleri, vahşi hayatı koruma girişimleri, yerel su komiteleri, toplum tarafından korunan ormanlar, yerel düzeyde yönetilen deniz alanları ve tohum bankaları yer aldı. Ekvator ödülü, Gisele Bündchen ve Edward Norton gibi ünlülerin yanı sıra, eski Norveç Devlet Başkanı Gro Harlem Brundtland ve Kosta Rika eski Devlet Başkanı Oscar Arias, Ted Turner ve Richard Branson gibi hayırseverler ve Nobel ödüllü kişiler tarafından destekleniyor. Bu yılın teması: İklim değişikliği için yerel çözümler Ekvator Girişimi bireysel başarıları değil, kolektif hareketleri ödüllendiriyor. 2014 Ekvator Ödülü, dünyanın dört bir tarafından 25 toplum temelli kuruluşa verilecek. Kazananlar, nakit para ödülü alırken, kazananların arasından seçilecek beş kuruluş özel ödülün sahibi olacak. Ekvator ödülünün bu yılki teması iklim değişikliği için yerel çözümler. Kazananların, Eylül ayında New York’ta yapılacak BM Genel Kurulu’na ve İklim Zirvesi’ne katılması sağlanacak. Ekvator Girişimi BM’yi, hükümetleri, sivil toplum örgütlerini ve iş dünyasını bir araya getiriyor ve insanlık, doğa ve güçlü toplumlar için yerel düzeyde sürdürülebilir kalkınmayı güçlendirmeyi amaçlıyor. PODCAST 94 3 ŞUBAT 2014 Yaşam kaynağı su için yenilikçi fikirler Ceyda Alpay, Her Damla Değer Katar projesi Proje Sorumlusu listen to ‘Yeni Ufuklar 94 - Yaşam kaynağı su için yenilikçi fikirler’ on Audioboo UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliğinin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde yaşam kaynağı suyun sürdürülebilir yönetimini ve herkes için temiz suya erişimi sağlamayı amaçlayan “Her Damla Değer Katar” projesinin çalışmaları ve doktora, yüksek lisans öğrencileri için açılan su ödülleri konusunda konuşacağız ve konuğum da “Her Damla Değer Katar” projesinden proje sorumlusu Ceyda Alpay. Hoşgeldiniz. Ceyda Alpay : Merhabalar. UNDP Türkiye: Uzun süredir yürüyen bir proje bu. Daha önceki programlarımızda bir kez bu konuyu işlemiştik ama o zamandan bu zaman epey yol kat etti. En başa dönmem gerekirse, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin altına imza atan 180’den fazla ülke temiz içme suyuna erişemeyen insanların sayısını yarıya indirmek ve su kaynaklarının sorumsuzca kullanılmasını durdurmak için 2000 yılında bir söz vermişti. Aradan 13-14 sene geçti. Bu doğrultuda Her Damla Değer Katar projesi 2006 yılında başlatılmıştı, bölgesel bir su ortaklığı projesi olarak ve Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu bölgesini kapsıyor ama daha ötesine de gitmeye başladı. Öncelikle projede amaçladığımız neydi hatırlatalım ve bu anlamda bölgesel ve küresel bir işbirliği yapmak neden önemliydi? Ceyda Alpay : Bizim bu projeyle amacımız sizin dediğiniz gibi Binyıl Kalkınma Hedefleri’nden yola çıkarak bu proje ortaya çıktı. Hedefimiz temiz ve içme suyuna erişimi olmayan yerlerde insanlara temiz içme suyu sağlamak aynı zamanda iklim değişikliği adaptasyonu çerçevesinde suyun bilinçli bir şekilde kullanılmasını desteklemekti. Bunun için 2006 yılında bu ortaklığı başlattık. Bölgesel olarak başlattık çünkü hem bizim çalışma alanımızdaki ülkeleri kapsasın aynı zamanda Coca-Cola şirketinin de çalıştığı bölgede projeler yapmaya başladık. Ancak projenin, mütevazı olamayacağım bu konuda, başarısından da yola çıkarak biraz daha büyütmeye karar verdik hedef alanı. UNDP Türkiye: Şimdi ilk başladığı bölgeden biraz bahsedelim hangi ülkeler vardı ve nereye doğru genişliyor proje? Ceyda Alpay : Avrupa ve Balkanlar olarak başladı ondan sonra Asya-Pasifik, Arap ülkeleri, ilk baştaki hedefimiz olan Avrupa ve Balkanlar devam ediyor. Yani Asya-Pasifik ve Arap ülkelerini katmış olduk. UNDP Türkiye: Peki Türkiye bu anlamda öncü rol üstlendi mi Türkiye’deki proje yönetimi? Ceyda Alpay : Tabii zaten 2006 yılında başladığında proje Türkiye’den yönetiliyordu. Öncülük şöyle üstlendi, bütün bu projelerin ilk baştaki başarısı, Türkiye’den yönetilen kısmıyla ortaya çıktı. Daha sonra ise projenin yönetilen kısmı İsveç’e alındı. Oradaki su enstitüsüne. Yalnız Türkiye’den de hala yönetimeye devam ediyor. Yani iki taraflı yönetiliyor aslında şu anda bu proje. UNDP Türkiye: Şimdi başarısından söz ediyoruz ama bu başarı nedir, hayatlara nasıl dokunduk ve proje temel olarak ne yapıyor aslında? Ondan biraz bahsetmek iyi olabilir. Ceyda Alpay : Proje temel olarak, aslında biz genelde suya erişimi, asıl yerde yaşamayan, ücra yerlerde yaşayan, suya erişimi olmayan insanlara su götürmek en büyük amacımızdı. Binyıl Kalkınma Hedeflerinde, asıl yola çıkma hedefimiz buydu. Daha sonra, bununla beraber suyla ilgili bilinci artırma, iklim değişikliğine adaptasyon bunun yanındaki aslında eklentilerdi. Fakat projemizin yani daha doğrusu Binyıl Kalkınma Hedeflerine ulaşıldıktan sonra suyla ilgili hedeflere ulaşıldı. Ancak biz çalışmaya devam ettik ve bunun yanında, temiz içme suyuna erşimin yanında ilklim değişikliği, adaptasyon, bilinçlendirme gibi projelere de destek vermek zorunda kaldık. Projelerimizden biraz bahsedeyim mi? UNDP Türkiye: Çok iyi olur. Bir de suyu koruma, yağmur suyundan içme suyu elde etme gibi çalışmalarınız da var biraz da bundan bahsetmemiz iyi olabilir. Ceyda Alpay : Evet yağmur suyundan su elde etme gibi çalışmalarımız aslında ilk projemiz, bununla ilgili ilk projemiz Türkiye’de yapıldı, Ankara’da Beypazarı’nda. Yağmur suyu hasadı projesi. Orada da Kuyumcu Teke köyünde temiz su yoktu, evlere daha doğrusu hiç su gelmiyordu. Biz o evlere bir yağmur suyu hasadı sistemi kurduk ve o zamandan itibaren de o su içilebilir bir su, yağmur suyu hasadıyla elde edilen suyu içilebilir hale getirdik basit bir kum-çakıl filtresiyle ve o zamandan beri de bu suyu kullanıyorlar. Bununla birlikte Lübnan’da iki okula yağmur suyu hasadı sistemi kuruldu kullanma suyu olarak. Aynı zamanda oradaki o iki okulda okuyan öğrencilier bu konuda bilinçlendirildi, yağmur suyu sistemi anlatıldı ayrıca suyu tasarruflu kullanmanın ne kadar önemli olduğu anlatıldı. Tabii bu bahsettiğimiz ülkeler biraz daha kurak alanlar, o yüzden orada daha da önemli Türkiye’de olduğundan. Bunun dışında başka ne tip projeler yaptık, daha büyük ölçekli projelerimiz var, örneğin Ermenistan’da Dilijan kentinde nehir var, ve buraya atık su direkt karışıyordu, atık su sistemi kurmaya karar verildi oraya, daha doğrusu bu “Her Damla Değer Katar” projesinin başlattığı bir fikirdi. Bu projeye iyi bir aidden USA Aid’den fonlar bulunarak yaklaşık 2 buçuk milyon dolarlık bir proje haline geldi ve şu anda o sistem kuruluyor. Yani arıtma tesisi kuruluyor Ermenistan’da. UNDP Türkiye: Yani suyla ilgili ne kadar inovatif fikir varsa bu projeye dahil ettiniz ve aslında çok öteye ulaştı en baştaki noktasından projeniz. Bu konuya lişkin olarak bize görüşlerini aktarmak isteyenler #yeniufuklar etiketiyle twitter üzerinden bize ulaşabilirler. Bu arada projenin bir websitesi var, herdamladegerkatar.org üzerinden veya undp’nin tr.undp.org sitesi üzerinden de şu anda konuştuğumuz projeye ilişkin ayrıntılı bilgiler edinilebilir. biraz daha devam edelim isterseniz Ceyda Hanım,, küresel boyutlarına ilişkin örneklere devam edelim. Şu anda projemiz hangi aşamada? hangi çalışmalar yürütülüyor ve hangi, belki sürpriz sayılabilecek ülkeler eklendi son olarak? Ceyda Alpay : Bizim projemiz yönetim süreci şu anda ülkelerden, STK’lardan, üniversitelerden, enstitülerden, birliklerden proje teklifleri toplayarak yönetim kuruluna sunuyoruz ve bunlardan seçim yapılıyor, projelere destek veriliyor. O yüzden her ülke kendi ihtiyacına göre kendisi buluyor projeyi çünkü bir yandan da hani Sri Lanka da var bizim projemizde, Nepal de var, Lübnan, Kırgızistan, Rusya, Türkiye ve daha yaklaşık 35 ülkeye kadar ulaşıyoruz. UNDP Türkiye: Giderek bölgeselden küresele ulaşan bir proje haline geldi. Ceyda Alpay : Evet.O yüzden her ülkenin kendi insanından kendi problemini almak daha mantıklı bir süreç haline geldi. Biz de başvuruları bu şekilde topluyoruz ve başvuruları değerlendiriyoruz. Bir yandan da kendimiz karar verip yaptığımız projeler de var. Örneğin Karadeniz Eğitim Kutusu. Bunu Türkiye’de başlatmıştık ve amacımız Karadeniz’e kıyısı olan bütün ülkelere dağıtmaktı. Geçen seferki programımızda bahsetmiştik o zaman Türkiye’de Rusya’da ve Ukrayna’da uygulanmıştı bu program ve bu sene Bulgarca ve Romenceye de çevrildi, bu ülkelerde dağıtımı başladı. Önümüzdeki sene Gürcistan’da da yapıldıktan sonra, bütün Karadeniz ülkelerine ulaşmış olacağız. UNDP Türkiye: Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerde özellikle çocukların bu konularda bilinçlendirilmesini hedefleyen bir eğitim projesiydi Karadeniz Eğitim Kutusu. Zaten arama motorlarına yazdığımız zaman çıkar ve aynı zamanda son olarak da 2013 yılının sonlarında ipad için tabletler için bir aplikasyon çıkardınız. Onu da yine ilgili yerlerden indirmek mümkün. Ceyda Alpay : Ücretsiz şekilde yükleyebilirler. UNDP Türkiye: Şimdi aslında bu programı yapmamızın ve tekrar bu konuyu ele almamızın önemli bri sebebi daha var ki o da ödüllü bir yarışma başlatmış olmanız proje kapsamında. Suyla ilgili yaratıcı yenilikçi projelere yönelik olarak yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin başvurabileceği bir yarışma bu. Bu yarışmadan ayrıntılrından biraz bahseder misiniz? Ceyda Alpay : Bu yarışma bizim dediğimiz şekilde “Every Drop Matters Water Awards” yani “Her Damla Değer Katar Su Ödülleri”. Yani sizin de dediğiniz gibi yüksek lisans ve doktora öğrencilerine başlattığımız bir yarışma. Tabii ki bu yarışmada da “Her Damla Değer Katar”ın amaçlarına hizmet etmesini istiyoruz. Yani istediğimiz projeler bizim istediğimiz amaçlara katkı sağlayan veya bir şekilde dokunan proje teklifleri bekliyoruz. Konuları özetleyim biraz, hangi konularda başvurabilirler? Temiz içme suyu ve hijyene erişimi arttıtmak, iyileştirilmiş su yönetimiyle iklim değişikliğine uyum, suya ve hijyene erişimin ekonomisi ve su ve hijyenin sosyo ekonomik etkisi ve su kaynağına erişimin kalkınmadaki değerine ilişkin konulara dokunabilen projelere destekler vereceğiz. Projelere destek deyince şöyle oluyor, bu projeleri seçeceğiz ve bu fonları projenin yapılması için vereceğiz gibi anlaşılıyor ama biz böyle bir şey aramıyoruz. Biz sadece fikre veriyoruz ödülü. Tabii ki önemli bir kriterimiz başvurunun akademik çalışmanın bir parçası olması gerekiyor, yani yüksek lisans ve doktora öğrencilerini de bu yüzden hedefliyoruz. Bir akademik çalışmaların bir parçası olarak sunacaklar biz projeleri değerlemdireceğiz ve sonunda da para ödülümüz var. UNDP Türkiye: Aslında çok fazla sınırlarını çerçevesini daraltmadan koymaya çalıştığınız bir yarışma bu anladığım kadarıyla. Sadece temayı siz belirliyorsunuz geri kalan fikri, inovatif yaklaşımı akademiden yüksek lisans veya doktora öğrencilerinden bekliyorsunuz. Ödüllerden de bahsedelim isterseniz. Ceyda Alpay : Ödüllerden bahsedelim tabii ki, 5000 dolar 4000 dolar ve 3000 dolarlok ödüllerimiz olacak projenin jüreiden aldığı puana göre verilecek bu ödüller ve bu ödüllerden birer tane değil bir çok. UNDP Türkiye: Sadece 3 kişiye verilmeyecek. Ceyda Alpay : 3 kişiye verilmeyecek evet. UNDP Türkiye: Çok sayıda kişi bu ödülü alabilecek. Sınırı belli mi ne kadarlık bir fon sağlanacak acaba? Ceyda Alpay : Evet yalşalık 90000 dolarlık bir bütçemiz var bu bütçeyi.. UNDP Türkiye: Dolayısıyla suyla ilgili yaratıcı fikirleri olanlar için şansın yüksek olduğu bir yarışma bu Türkiye genelindeki bütün üniversitelere açık olduğunu vurgulayalım ve çok sayıda başvuru beklendiğini de vurgulayalım. Son başvuru tarihi? Ceyda Alpay : 10 Mart 2014. UNDP Türkiye: 10 Mart 2014’e kadar başvurulabiliyor. herdamladegerkatar.org sitesi üzerinden değil mi bilgiye ulaşılabiliyor? Ceyda Alpay : Aynı zamanda birlikte çalıştığımız parlar vakfı parlar.org.tr/everydropmatters adresinden de başvuru formuna ve detaylı bilgiye ulaşılabiliyor. UNDP Türkiye: Aynı zamanda UNDP’nin sayfasından, tr.undp.org’dan ulaşılabileceğini de hatırlatalım. Çok sayıda başvuru bekliyoruz. Umarız o başvurulardan elde edilen sonuçları ve projeleri de bir sonraki programda sizinle konuşma şansımız olur. Ceyda Alpay : İnşallah. UNDP Türkiye: Çok teşekkürler. “Her Damla Değer Katar” projesi sorumlusu Ceyda Alpay idi konuğumuz. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye temsilciliğinin hazırladığı yeni ufuklar programının bu bölümünün sonuna gelmiş oluyoruz.Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu - Radyo İlef’te hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, 50’ye yakın ilde Polis Radyosundan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, Kıbrıs’ta MYCY radyosundan ve podcast formatında iTunes, Soundcloud ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın. PODCAST 95 10 ŞUBAT 2014 İş ve aile yaşamının uyumlaştırılması Işıl Kurnaz, Gazi Üniversitesi Araştırma Görevlisi play UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliğinin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde ANKA Kadın Araştırma Merkezi’nin hazırladığı kadın istihdamıyla cinsiyet eşitliği ilişkisini irdeleyen “İş-Aile Yaşamının Uyumlaştırılması: Türkiye’de Güncel Tartışmalar” başlıklı bir rapor hakkında konuşacağız. Konuğum da raporun yazarlarından Işıl Kurnaz. Gazi Üniversitesi’nden araştırma görevlisi ve ANKA uzmanlarından. Hoşgeldiniz Işıl Hanım. Işıl Kurnaz: Hoşbulduk teşekkürler. UNDP Türkiye: Raporu siz ve yine Gazi Üniversitesi’nden bir diğer araştırmacı arkadaşınız Duygu Atalay birlikte hazırladınız. ANKA Kadın Araştırma Merkezi’nin ikinci raporu bu, Ankara’da kurulan bir kadın araştırma merkezi ANKA ve bu rapor kırsal bölgelerde kadın istihdamının kentlere oranla daha yüksek olduğunu ve Türkiye’nin Avrupa’daki sıralamasında da kadın istihdamı sıralamasında son sırada yer aldığını da bize gösteriyor. Raporunuzun başlığı “İş-Aile Yaşamının Uyumlaştırması”. Öncelikle bu terimle neyi kastediyorsunuz onunla başlayalım. Işıl Kurnaz: Evet, bildiğiniz gibi, kadının özellikle modernleşme ile birlikte iş gücü piyasasında giderek daha fazla yer alması, onun hem evde hem çalışma hayatında bir çalışan olarak karşınıza çıkmasına neden oluyor. İşte biz iş ve aile yaşamı derken kadının savaştığı da diyebiliriz iki farklı cepheden bahsediyoruz ve bunlar arasındaki çatışmanın azaltılmasından genel olarak böyle bir çerçeve çizmeye çalışıyoruz. UNDP Türkiye: Aslında ilk raporunuz da, ANKA olarak çıkardığınız rapor da masanın üstünde duruyor. “Kadının görünmeyen emeği: ikinci vardiya” başlıklı yine aynı sorunun bir ölçüde altını çizmiştiniz o raporla da. Işıl Kurnaz: O raporda da ev içinde ve iş gücü piyasasında, yani ev dışında çalışan kadınların durumuna ilişkin bir takım saptamalar yapmıştık. Yaklaşık 1000 kadın genelinde çalışmamız vardı ve orada ümit verici bazı tespitlerde bulunmuştuk ondan da bahsetmek istiyorum. Gördüğümüz kadarıyla artık kadın ve erkek arasındaki roller biraz daha az toplumsal cinsiyet temeline dayanmaya başlamış. Özellikle çocuk bakımı konusunda erkeklerin de geçmiştekinden daha fazla çaba sarf ettiğini ve ev içinde çocuk bakımı alanında aktif olduğun görüyoruz. Bunun dışında tabii kadınlar için hem evde hem de dışarıda devam eden çatışmalar söz konusu ne yazık ki bu da zaten genellikle evlenen ve evlendikten sonra çocuk sahibi olan kadınların iş gücü piyasasından istemeyerek de olsa ayrılmasına yol açıyor. Biz de bu raporumuzda bu temel problem üzerinden ve son dönemde hükümetin gündeminde olan kadın istihdamı yasa tasarısındaki kamuoyuna yansıdığı kadarıyla çeşitli düzenlemelerin neler yaratabileceği üzerinden hareket ettik. UNDP Türkiye: Kadın istihdamının teşvikine yönelik Türkiye’de alınması düşünülen önlemlerden söz ediyorsunuz. Şimdi başta bahsettiğim, Türkiye Avrupa sıralamasında kadın istihdamı anlamında son sırada yer alıyor ama burada dikkat çeken nokta şu, kırsal bölgelerde kadın istihdamı kentlere oranla daha yüksek değil mi Türkiye’de? Işıl Kurnaz: Bizim tabi kendi bir takım yapısal problemlerimizle ya da yapısal özelliklerimizle ilgili bu iş gücü piyasamıza ilişkin. Öncelikle şunu söyleyelim, Türkiye, Avrupa ortalamalarının yaklaşık yüzde 50’si kadar bir kadın istihdamına sahip. Dolayısıyla gerçekten oldukça düşük rakamlar. UNDP Türkiye: Ortalamaya ulaşmak için bile iki katına çıkartmamız gerekiyor. Işıl Kurnaz: Öyle söyleyebiliriz. En yakın bize sanırım Meksika, o da yüzde 46’lık bir katılım söz konusu. Bunu da OECD ülkeleri arasında saymak istiyorum. Bunun dışında Türkiye’deki problemler ne? Her ne kadar son yıllarda tarımdaki çözülmeye bağlı olarak bir takım istihdam azalışı söz konusu olsa da Türkiye hala çok ciddi oranda tarım sektörünün yoğun olduğu ve bu da genellikle kırsal bölgelerde olduğu için tarımsal faaliyet, kadın istihdamının göreli olarak yüksek çıkmasına neden oluyor. Çünkü kırsal alanlarda ücretsiz aile işçisi olarak, bizim tabir ettiğiz teorik bazda. Yani herhangi bir geliri olmasa da ya da çok düşük bir geliri olsa da eşin, ailesinin yanında çalışan kadınların, kente geldiğinde, kentin gerektirdiği niteliklere sahip olmaması nedeniyle iş gücü piyasasının dışına itilmesi ya da ev kadını olarak tabir ettiğimiz grupta yer almasına neden oluyor, zaten TÜİK istatistiklerine bakacak olursanız, iş gücüne dâhil olmayan kadınların genellikle ev işleriyle meşgul olan grubun payının çok yüksek olduğunu görürsünüz. UNDP Türkiye: OECD ülkelerinde kadınların iş gücüne katılım oranı ortalama yüzde 62 seviyesinde. Türkiye’de bu oran yüzde 31’de. Yarı yarıya bir düşüş var. Yani her 10 kadından yedisi belki de evde oturuyor Türkiye’de. AB ortalaması da yüzde 65. OECD ortalamasından yüksek olan bir oran. Dünya Ekonomik Forumu’nun toplumsal cinsiyet eşitsizliği endeksine göre Türkiye 124. sırada en son endekse göre. UNDP’nin hazırladığı 2013 İnsani Gelişme Raporu’nda yer alan toplumsal cinsiyet eşitsizliği endeksinde 148 ülke arasında 68. sırada yer aldı ki UNDP istihdam kriterini de indikatörleri arasında ciddi oranda kullanan bir endekse sahip bu anlamda. Şimdi “İş-Aile Yaşamının Uyumlaştırılması: Türkiye’de Güncel Tartışmalar” raporundan bahsedelim, çarpıcı tespitlerinizden. Bu arada raporu indirmek isteyenler sizin web sayfanızdan bir önceki raporunuz da dâhil olmak üzere ulaşabiliyorlar. ankakadin.org sitesi üzerinden, bunu vurgulayalım. Bu arada tartışmaya katılmak isterlerse dinleyicilerimiz #yeniufuklar etiketiyle twitter üzerinden bizlere görüşlerini aktarabilirler. Raporunuzda yer alan verilere göre, en düşük kadın istihdamı 33 Avrupa ülkesi arasında Türkiye’de. En önemli nedeni de iş ve aile yaşamını uyumlaştırmayan yetersiz sosyal politikalar diyorsunuz. Bu anlamda özellikle bakım hizmetlerindeki kurumsallaşmanın yetersiz olduğuna dikkat çekiyorsunuz ve diğer başka önerileriniz de var. Yasal düzenlemeler niye yetersiz? Işıl Kurnaz: Şimdi şöyle söyleyebiliriz, Türkiye’de kadınların iş gücüne katılmama yönündeki eğilimin en önemli nedeni iş ve aile yaşamın uyumlaştırılması olduğunu söylüyoruz bunun arka planında sosyo kültürel nedenler var. Gelenekler, kadına bakış açısı, kadının yerinin evi olduğu veya en azından çocuk olduktan sonra kadının çocuğuna kendisinin bakması gerektiği düşüncesi, Türk kadınlarının istihdama da düşük oranda katılmasına sebep oluyor. Şaşırtıcı biçimde aslında pek çok Ortadoğu ülkesinin de gerisinde bulunuyoruz kadını iş gücüne katılımı çerçevesindeki oranlara baktığımızda, Türkiye geride kalıyor. Hâlbuki daha dindar, daha cinsiyetçi, ya da daha muhafazakâr olduğunu düşündüğümüz bu toplumlarda bile demek ki kadınları iş gücü piyasasına katabilecek bir takım uygulamalar ya da ihtiyaçlar süz konusu. Şimdi Türkiye’de baktığınızda kadınlar için en önemli hususlardan birisi çocuğuna nasıl bakacağını merak etmesi. Eğer bir kadın, çocuk sahibi olduktan sonra çalışıyor dahi olsa bu soruyu kafasında taşıyor. Bu onun verimliliğinde düşüşe neden olabiliyor. Dolayısıyla işveren tarafından da genellikle çocuk sahibi olduklarında kadınların daha az verimli çalışacağı düşünüldüğü için tercih edilmemelerine neden oluyor adeta bir ikincil iş gücü haline geliyorlar. Peki, Türkiye’de uygulamalar ya da alınan tedbirler neden yetersiz? Çünkü bakım hizmetleri bugüne kadar çok önemli bir gündem maddesi oluşturmamış ne özel sektör için ne kamu için. Şöyle söyleyelim, düzenlemeler yok mu? Elbette ki var fakat özel sektörde işverenlerin kreş veya çocuk bakım hizmetleri ile ilgili bir merkez açması için en az yüz elli kadın işçi çalıştırmaları gerekiyor. Türkiye’de bırakın kadınları, toplam işçi sayısı üzerinden bile bakacak olursanız zaten genellikle küçük ve orta ölçekli firmalar var. Yüz elli çalışan şartını yakalayabilen bile çok fazla firma yokken yüz elli kadın çalışan gibi bir şart koyduğunuzda otomatik olarak uygulamada pratik bir sonuç alamıyorsunuz. UNDP Türkiye: Aslında tersten bir yaklaşım olmuş değil mi? Aslında kreş olsa yüz elli kadın çalışan olacakken, yüzde elli kadın varsa kreş açılsın demek… Işıl Kurnaz: 150. Kişi sayısı olarak. UNDP Türkiye: Onu sağlayamadığı için, dolayısıyla tersten bir yaklaşım söz konusu. Işıl Kurnaz: Kesinlikle. Kamuda da böyle bir zorunluluk yok. UNDP Türkiye: Az önce bahsettik, hükümetin alması düşünülen önlemlerden bahsettiniz. Onların arasında o zaman kritik bir yer teşkil ediliyor değil mi bakım hizmeti? Işıl Kurnaz: Evet var bildiğimiz kadarıyla kamuoyuna yansıdığı kadarıyla henüz tasarıyı biz de görmedik fakat önemli bir husus olarak görünüyor. Bildiğimiz kadarıyla hem özel sektör hem de kamu sektöründe hizmet veren kurum ve kuruluşlar için böyle bir zorunluluk getirileceğine dair. Yine tabi bir çalışan sayısı şartı sağlanacaktır, böyle bir husus var ama burada önemli olan, tabii ki bir yasal zorunluluk olarak sadece kreşin açılması değil, aynı zamanda bu kreşin kaliteli hizmet vermesi. Dolayısıyla kadınların çalışırken çocukların bakımına ilişkin kafalarında herhangi bir endişe olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim bu konuda şöyle bir önerimiz var kamu kurumlarında bir zorunluluk getirilecekse bunun çalışan sayısı dikkate alarak getirilmesi. Yani sadece kadınların değil, çünkü aynı kurumda hizmet veren erkeklerin de çocukları var onların da eşleri başka yerde çalışıyor dahi olsa, onlara bu hak tanınırsa çocuk bakımı adeta bir ebeveyn görevi, yani aile, anne ve baba arasında bir görev paylaşımı olarak karşımıza çıkacaktır. Bir de Özel sektörde de, aynı bölgede bulunan kurumlar, bir araya gelerek bunu gönüllülük içinde, sağlanan teşviklerle, uygulanacak indirimlerle açabilirler. Burada da kadınlar çalıştırılacağı için, çünkü biliyorsunuz ülkemizde biliyorsunuz ki toplumumuzda çocuk bakımının anne tarafından yapılmadığı durumlarda yine başka kadınlar tarafından yapılması söz konusu. Onlar için de yeni bir istihdam olanağı yaratılacağını düşünüyoruz aynı zamanda. Dolayısıyla muhtemelen Hükümet bunları dikkate alarak yasal düzenlemeler gerçekleştirecektir. UNDP Türkiye: Çok kısaca cevaplamanızı istediğim bir konu daha var. Bir endişe de söz konusu aslında alınması düşünülen önemlerle alakalı. Siz raporunuzda da bahsediyorsunuz. Yasal düzenlemelerin kadınların istihdama katılımını teşvik etme amacını taşımasıyla beraber, işverenin kadın çalışanı tercih etme iradesini olumsuz etkilemesi ihtimali de var diyorsunuz. Bu denge nasıl sağlanacak? Işıl Kurnaz: Burada da şunu söyleyebiliriz, bu yasa tasarısı gündeme geldiği ilk anda kamuoyunda iki önemli aktör tarafından bir takım açıklamalar yapıldı, biri Ankara Sanayi Odası Başkanı, diğeri İstanbul Sanayi Odası Başkanı idi ve doğrudan dediler ki bu şekliyle yasa geçecek olursa, bu kadın istihdamının önüne ket vurulması anlamına gelir. Biz zaten kadın çalışan almayız. Dolayısıyla şimdi bu toplumsal aktörlerin mutlaka ve özellikle işveren cephesinin işin içine katılması gerekiyor. Çünkü Türkiye’de ne kadar önlem alırsanız alın ya da ne kadar iyi yasalar hazırlarsanız hazırlayın bir takim toplumsal kökler var, problemler var ve işverenin de kadına yönelik ayrımcı bakış açısının öncelikle azaltılması gerekiyor. Bununla ilgili bir takım çalışmalar yapılırsa, derinlemesine analizler yapılırsa, arkasındaki kodlar çözülür ve buna uygun bir yapı kurulabilir diye düşünüyoruz. Aksi takdirde işverenler muhtemelen kadınları hiç almamayı tercih edebileceklerdir. UNDP Türkiye: Bunlar yapılsın ki önlemler ters tepmesin diyoruz. Çok teşekkürler Işıl Hanım katıldığınız için. Bu bölümde ANKA kadın araştırma merkezi’nin “İş-aile yaşamının uyumlaştırılması: Türkiye’deki güncel konulu tartışmalar” raporu hakkında konuştuk ve konuğumuz da Gazi Üniversitesi’nden ve Anka’nın uzmanlarından Işıl Kurnaz idi. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye temsilciliğinin hazırladığı yeni ufuklar programının bu bölümünün sonuna gelmiş oluyoruz.Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu - Radyo İlef’te hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, 50’ye yakın ilde Polis Radyosundan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, Kıbrıs’ta MYCY radyosundan ve podcast formatında iTunes, Soundcloud ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın. PODCAST 96 17 ŞUBAT 2014 İnsani gelişme ve yaratıcılık Prof. Dr. Cem Kılıç, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Öğretim Üyesi play UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliğinin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde seksen iki ülkenin yaratıcılık seviyesini ölçen ve insani gelişme gibi ekonomik ve sosyal göstergelerle yaratıcılığın ilişkisini inceleyen “Küresel Yaratıcılık Endeksi”nden söz edeceğiz ve konuğum da Prof. Dr. Cem Kılıç. Hoşgeldiniz. Cem Kılıç: Merhaba, hoşbulduk. UNDP Türkiye: Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nden sayın Cem Kılıç, Milliyet Gazetesi köşe yazarı ve Bilgi Üniversitesi İşletme Yüksek Lisans öğretim üyesi ayrıca NTV ve CNBC-E izleyenler de sizi yakından tanıyorlar, çok teşekkürler katıldığınız için. Cem Kılıç: Ben teşekkür ederim. UNDP Türkiye: Şimdi bu raporda bahsettiğimiz “Küresel Yaratıcılık Endeksi” ve raporunda 82 ülke için hesaplanmış olan bir endeks söz konusu. Üç tane temel unsur var: Yetenek, teknoloji ve tolerans; yani yeni fikirlere açık olma, bunları ölçüyor, ülkeleri bunlara göre kıyaslıyor. Günümüze baktığımızda, modern ve gelişmiş küresel ekonomilerde teknoloji, inovasyon, bilgi, insani sermaye artık giderek önem kazanıyor, bunların hepsini besleyen de yaratıcılık yani o katma değeri yaratan faktör. Ancak yaratıcılık arazi, işçi ve sermaye gibi geleneksel faktörlerden çok farklı. Bir üretim faktörü olarak bunu farklı kılan nedir acaba, yaratıcılığı? Cem Kılıç: Şimdi yaratıcılık tabii doğrudan beşer bir unsur yani emek unsuruyla çok alakalı bir kavram. Yaratıcılık dediğiniz zaman biraz önce saydığımız bu endeks içinde kullanılan üç tane temel unsur var: Bunlar yetenek, teknoloji ve tolerans. Bunlar çerçevesinde baktığımız zaman yaratıcılık tabii ki yetenekle birlikte şekillenen ama doldurulması gerek bir alan. Ne ile doldurulacak bu alan, tabii ki eğitim ve doğru bir planlama ile doldurulması gereken bir alan. Doğru bir planlama konusunda hemen şunu söyleyeyim, ne ifade ettiğini dinleyicilerimize aktaralım, eğitim projeksiyonları. Türkiye mesela, bu yaratıcılık listesinde bir takım rakamlar vermiştim ben o yazımda, yetenek endeksinde 59, yaratıcılıkta 68, insan kaynağı yani yüksek eğitim almış insan kaynağı açısından da 52. sırada yani bu rakamlar seksen iki ülke arasında bu sıralama hiç de hoş değil, çok iç açıcı değil. Dolayısıyla biz burada yaratıcılık içerisinde eğitim planlamasının olmamasını o doldurulması gereken alan olarak görüyoruz, eğitim projeksiyonlarının yapılamaması. Şöyle bir örnek vereyim yani çok işi tekniğe boğmayalım. Bakın bugün ben de akademisyenim üniversitede görev alıyorum benim görev yaptığım ana bilim dalı çalışma ekonomisi bir bölüm olarak zaten var, biz bundan yirmi yıl önce bu bölüm kurulurken yaklaşık 6 bölümdük Türkiye’de. Şu anda yaklaşık 40’a yakın bölüm var. Peki bu kadar çalışma ekonomistine, sendikacıya, çalışma yaşamı uzmanına ihtiyaç var mı Türkiye açısından? Bence yok. Bakın o dönemde sendikalaşma oranıyla bu dönemdeki sendikalaşma oranına baktığımızda sendikalaşma geriye bile gidiyor. İnsan kaynakları ayrı bir alan olarak ortaya çıktı oraya yönelelim dedik ama orada da zaten yeterince o alanı dolduracak uzman var, işletmeciler endüstri mühendisleri vs. Yani buradan bu örnekten şuraya gelmek istiyorum. İyi bir eğitim projeksiyonu yapılmaz ise basma kalıp çok rutin alışıla gelmiş eğitimler üzerine giderseniz buralardan mezun ettiğiniz insanlar gelecekte herhangi bir şey üretemiyor yani her şeyden önce stratejik bir planlama gerekiyor her şeyden önce. Kendi alanlarında çalışmıyorlar. Ben bugün bir çok banka şubesine girdiğim zaman bankadaki veznedeki arkadaştan MT’ye kadar öğrencilerime rastlıyorum oysa ki biz hiç finans dersi vermedik. Bazıları emlakçılık bile yapanlar var yani çok değişik gruplardan iş görenler var. Bu şunu gösteriyor yani biz niye başarısızız belli eğitim projeksiyonlarımız yok. UNDP Türkiye: Okuduğu alanda çalışanların sayısından da belli heralde değil mi? Cem Kılıç: Tabii. UNDP Türkiye: Şimdi Kanada’da Rotman İşletme Okuluna bağlı Martin Refah Enstitüsü, siz yazınızda da bahsettiniz Milliyet Gazetesi’nde, 2004 yılından bu yana 82 ülke için bu endeks yani Küresel Yaratıcılık Endeksi’ni hesaplıyor. Aslında yaratıcılık ölçümü çok kolay bir şey olmasa gerek. Bu endeks nasıl hesaplanıyor? Siz nasıl buldunuz hesaplama yöntemini? Ülkelerin durumuna baktığımızda sizin çıkarımlarınız neler oldu? Cem Kılıç: Şimdi burada, ben Kanada’da bir müddet kalmıştım bu Rotman İşletme Okulunu bilirim. Onların linkleri vardı o linkleri takip ediyorum sürekli. Çok güzel faydalı bilgiler veriyorlar o linkleri dolaşırken aslında gazetede kendime bir konu ararken ne yazacığım bu hafta derken o linklerde buna rastladım ve oradaki bir arkadaşımla yazıştık bana detayları gönderdi. Ben de onun üzerine kaleme aldım. Dediğiniz gibi yaratıcılığı yeteneği ne ile ölçeceksiniz. Yani bu somut bir değer değil aslında soyut kavramlardan bahsediyoruz. Ama şunlara bakıyorlar: Yüksek öğrenimde ne kadar kişi var, eğitim alan insanlar aldıkları eğitim içerisinde mi ya da o alanda mı çalışıyorlar, bunun dışında bu PISA önemli bir ölçüm aracıdır. PISA’daki durumumuz nedir, ona bakıyorlar. Farklı kategorileri var yani ben o yazımda Milliyet’teki o yazımda bunun derinlemesine girmedim ölçüm yöntemlerine girmedim ama çok farklı unsurlara bir arada bakıyorlar. Genç işsizlik oranına bakıyorlar mesela çok önemli ölçüm kriterlerinden birisi. Türkiye genç işsizlik alanında hakikaten yüksek oranlara sahip. Geçen gün ILO’nun rakamları da açıklandı. Yaklaşık yüzde 15’lere varan genç işsizlik oranımız var ki bu kayıtlı olanlar. Bir de bizim ümidi kırılmış iş gücü etkisi dediğimiz grup var ki onları da dahil etsek bu yüzde 25’lere çıkıyor. Mesela bu da önemli bir kriter bu endeksin ortaya çıkmasında. Biz mevcut potansiyelimizi, genç potansiyelimizi iyi kullanamıyoruz, yaratıcı değiller, yetenek tabii ki bunun peşi sıra geliyor. Yaratıcılığın olmadığı bir yerde yetenek de gelmiyor. Konuyu, aslında şimdi ben başa döneceğim, biraz da bizim normal eğitim sistemimizle, örgün eğitim sistemimizle ilişkilendireceğim. Şimdi ilkokul ortaokuldan başlayarak bence basma kalıp bir eğitim sistemi içerisine giriyoruz. Üniversiteye gelen öğrencilerimizden görüyorum. Bir konuyu ele almak, onu detaylandırmak, oradan bir analiz yapıp senteze ulaşmak konusunda son derece kısır ve en azından hiçbir kabiliyetlerinin olmadıklarını görüyoruz. Son sınıfa doğru bunu geliştirebiliyor öğrenciler ama bugün Amerika’daki bir ilkokula gidin ilkokula giden bir çocuğa çevre sorunları hakkında bir makale yazması söyleniyor. Onu sunum olarak göstermesi söyleniyor gibi yani bunlar çeşitlendirebilir ama bizim özellikle ortaokul ve lise seviyesindeki eğitimlerimiz ezber üzerine dayanan çocuğun fikirlerine yaratıcılığını ortaya çıkarmayan bir yapıda. Bu da bu sonuca neden oluyor. UNDP Türkiye: Dolayısıyla Türkiye’nin 82 ülke arasında yetenek açısından 59., yaratıcılık açısından 68. olması sizi diğer endekslerle de kıyasladığınızda şaşırtmayan bir durum olduğunu anlıyoruz. Bugünkü sohbetimize görüş ve önerileriyle katkıda bulunmak isteyen dinleyicilerimiz #yeniufuklar etiketiyle Twitter üzerinden bizlere görüşlerini aktarabilirler bu arada. Raporda yer alan başka bir sıralama da yaratıcı sınıf sıralaması. Yaratıcı sınıf ekonominin tüm sektörlerinde yer alan yaratıcı iş kollarında çalışanları kapsıyor. Türkiye’de iş gücünün yüzde 21’ e yakın olan bir kesimi yaratıcı sınıfı oluşturuyormuş bunu öğrendik. Yaratıcı sınıfın toplam iş gücündeki payını arttırmak için ne yapılması gerekiyor acaba? Cem Kılıç: Bir defa AR-GE çalışmaları çok önem taşıyor. Yaratıcı sınıfta yer alan iş kolları genellikle teknoloji odaklı, özellikle bilişim sektörünü içine alan sektörler kastediliyor orada, katma değeri yüksek olan sektörler, inovasyonu yüksek olan sektörler. Siz biraz önce sordunuz hani neler dikkate alındı da bu endeks oluşturuldu diye. İşte o unsurlardan biri de bu, iş kolları itibariyle duruma bakmak. Sektör olarak üç tane ana sektör tarım, sanayi, hizmet diye belirlemişiz, yıllardır bu böyle gider, üç sektör kanunu deriz. Sanayi sektörü ve hizmet sektörü içerisinde günün teknolojik şartlarına uyumlaşabilen bilişimsel altyapısı olan yeni alanları ortaya çıkarmamız lazım aynen Amerika’da Silikon Vadisi örneğinde olduğu gibi. Belki çok küçük ölçekli işletmeler ama katma değeri çok yüksek olan teknolojiyle yürüyen alanlara yönelmemiz lazım. UNDP Türkiye: AR-GE yatırımlarında zaten, sözünüzü böldüm, Türkiye 37., inovasyonda ise 54. Sırada. Bu anlattıklarınızı teyit eder nitelikte sonuçlar getiriyor değil mi? Raporda insani gelişme ve yaratıcılık arasında da pozitif bir ilişki olduğu söyleniyor yani bir ülkede yaratıcılık artıkça insani gelişmede de bir artış oluyor yani genel kalkınma seviyesi eğitim sağlık hepsini birden ele aldığımızda. Yaratıcılıkla insani kalkınma arasında böyle bir ilişki niye var size göre? Cem Kılıç: Çünkü yaratıcılık beraberinde yeni imkanlar yeni teknolojik donanımlar ve o teknolojik donanımların ortaya çıkardığı refah artışını getiriyor. Refah artışı sadece maddi imkanlar anlamında ele alınmamalı, sosyal kültürel çevre itibariyle de ele alınmalı. Bütün bunları ortaya koymuş olması insanları farklı platformlarda farklı şekilde sosyal sorumluluklar içerisine sokabilmesini de beraberinde getiriyor. Dolayısıyla doğrudan bir ilişki olduğunu düşünüyorum ben. UNDP Türkiye: Çok teşekkürler sayın Cem Kılıç programımıza katıldığınız için. Cem Kılıç: Ben teşekkür ederim. UNDP Türkiye: Konuğumuz Gazi Üniversitesinden Prof. Dr. Cem Kılıç’dı ve kendisiyle Martin Refah Enstitüsü tarafından 2004’ten bu yana hesaplanan Küresel Yaratıcılık Endeksi’nin son rakamları hakkında konuştuk ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, 50’ye yakın ilde Polis Radyosundan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, Kıbrıs’ta MYCY radyosundan ve podcast formatında iTunes, Soundcloud ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın. PODCAST 97 24 ŞUBAT 2014 Datça ve Bozburun doğası Dr. Deniz Özüt, Doğa Koruma Merkezi play UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliğinin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde Datça ve Bozburun’un hassas orman ekosistemlerini korumayı amaçlayan bir projeden söz edeceğiz ve konuğum da Doğa Koruma Merkezi’nden Orman Koruma Projesi Program Koordinatörü Dr. Deniz Özüt. Hoşgeldiniz. Deniz Özüt: Hoşbulduk. UNDP Türkiye: Bu projenin amacı Datça-Bozburun önemli doğa alanının hassas ekosistemlerinin korunması. Orman Genel Müdürlüğü tarafından orman yönetimi için hazırlanan planlara biyolojik çeşitliliğin de dâhil olmasını amaçladınız büyük ölçüde. Aslında burada başarılar elde edildi birazdan konuşacağız ama ‘Datça ve Bozburun Doğası’ adlı bu projeniz Doğa Koruma Merkezi tarafından yürütülüyor. GEF Küçük Destek Programı, Orman Genel Müdürlüğü tarafından destekleniyor dolayısıyla UNDP ile dolaylı da olsa bir bağlantısı var. Projenizin temel amacı nedir ve neden Datça-Bozburun bölgesini tercih ettiniz? Deniz Özüt: Öncelikle Datça-Bozburun Türkiye’deki bitki örtüsü ve barındırdığı biyolojik çeşitlilik açısından öne çıkan bir alan. UNDP ve GEF programının aslında bu alanı seçmişliği var ve bunun temel dayanaklarından bir tanesi de Doğa Derneği’nin geçtiğimiz yıllarda tamamladığı Türkiye’nin önemli doğal alanlarından bir tanesi oluşu. Bizim buradaki, bu alandaki amacımız ise aslında geçtiğimiz son 5 yıldır Orman Genel Müdürlüğü ile birlikte yaptığımız orman amenajman planlarında ki bu planlar Orman Genel Müdürlüğü’nün Türkiye’nin yüzde 25’i olan ormanlık alanlarını nasıl yöneteceği burada hangi uygulamaları yapacağını belirleyen planlardır. UNDP Türkiye: Yani yönetileceğini anlıyoruz. amenajmandediğimizde o ormanın nasıl Deniz Özüt: Anlıyoruz evet, 10 ve 20 yıllık süreçler için yapılıyor. Bu planlarda o alanda bulunan çok önemli, kaybedilmemesi gereken, korunması gereken ormana bağımlı biyolojik çeşitlilik unsurlarının da ormancılar tarafından bilinmesi ve bütün uygulamalarının da buna göre yapılmasını sağlıyor. Dolayısıyla biz 5 yıldır Orman Genel Müdürlüğü ile birlikte çalışarak planlarına bu konuları dahil etmeye çalışıyoruz, buna yönelik rehberler hazırladık ve Türkiye’nin bir çok yerinde Doğu Karadeniz’den Marmara bölgesine, Ege bölgesine örnek çalışmalarla da bunu destekledik. DatçaBozburun önemli doğa alanı da planlama olarak aslında Marmaris Orman Bölge Müdürlüğüne, Orman İşletme Müdürlüğüne bağlı ve bu proje bir fırsat oldu bizim için. Oranın bu sene yenilenecek olan planlarında özellikle DatçaBozburun doğal alanındaki orman alanlarının barındırdığı işte endemik türler bunların arasında Datça hurması, Bozburun al meşesi gibi türler ama bunların da genel olarak içerisinde bulunduğu Datça-Bozburun’daki Akdeniz makiliklerinin korunmasına yönelik ormancılarla birlikte çalışma şansımız oldu. UNDP Türkiye: Dolayısıyla diğer alanlarda elde ettiğiniz deneyimi ve ürettiğiniz innovatif çözümleri uygulamak için Datça-Bozburun doğası sizler için önemli bir alan oldu bunu anlıyoruz Doğa Koruma Merkezi olarak. Projenizden özellikle bahsettiniz biraz, sığla ormanlarının özellikle, Datça hurması topluluklarının ve Akdeniz makilerinin korunmasını ve bunların Orman Genel Müdürlüğü tarafından amenajman dediğimiz o orman yönetim planlarına dahil edilmesini amaçladınız. Neden özellikle bu ekosistemlere odaklandınız? Deniz Özüt: Çünkü Datça-Bozburun’u öne çıkaran ve oradaki özel bir çeşitliliği barındıran ekosistemler maki ekosistemleri kuş türleri açısından, orada bulunan sürüngenler, kelebekler ve endemik bitki türleri açısından Türkiye’de eşi bulunmayan hatta dünyada eşi bulunmayan biyoçeşitliliği barındırıyorlar ve ormancıların da birebir etkisi üzerinde olan alanlar. İşte makiliklerden defne üretimi yapılıyor, onun dışında makilikler bugüne kadar kızılçam ağaçlandırmalarıyla tahrip edilebiliyor. Orman Genel Müdürlüğü artık bu uygulamalarını yavaş yavaş sona erdiriyor ama hani bunun yerine ne koyacağız, bunları peki biz koruma bakışıyla nasıl yönetebiliriz sorusuna cevap ararken işte burada biz devreye giriyoruz ve özellikle bu alanda bozulmaması gereken olduğu gibi korunması gereken makilik alanlar nerelerdir? Bunun yanında belli kıstaslara uyularak defne üretimi olsun, belki ağaçlandırma olsun yapılabilecek alanlar nerelerdir bunları ortaya çıkartıp ormancıların planlarına yerleştiriyoruz. UNDP Türkiye: Dolayısıyla belli tehditler var, o tehditler tespit edilip o bölgenin korunması için yeni stratejilerin geliştirilmesi. Bu bölümle ilgili olarak bizlere görüş ve düşüncelerini iletmek isteyen dinleyicilerimiz #yeniufuklar etiketiyle Twitter üzerinden bizlere ulaşabilirler. Bu arada Doğa Koruma Merkezi’nin bu sivil toplum kuruluşunun veya vakfın çalışmaları hakkında bilgi edinmek veya bugünkü programda konuştuğumuz ‘DatçaBozburun Doğası’ projesi hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak isteyenler www.dkm.org.tradresi üzerinden ulaşabiliyorlar. GEF SGP’nin yani Küçük Destek Programı’nın da web sitesi üzerinden de bu projeye ilişkin bilgilere ulaşmak mümkün diyelim ve sohbetimize devam edelim. Şimdi DatçaBozburun’a geri dönelim. Öncelikli olarak bu bölgede korunması gereken orman ekosistemlerinin yayılışı, bunları olumsuz etkileyen insan faaliyetleri, bölgedeki diğer arazi kullanım faaliyetleri ile ilgili bilgiler topladınız ve bu ekosistemlerin haritalandırmasını yaptınız. Bu ne anlama geliyor ve bu çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz? Deniz Özüt: Aslında Datça-Bozburun önemli doğa alanı dediğimiz alan özel çevre alanı, tabiatı koruma alanı gibi birçok alanları içeriyor ve bugüne kadar birçok çalışmalar yapılmış bu alanlarda. Biz de çalışmalarımızda bundan faydalandık ama genelde Türkiye genelinde ve dünyada da böyle korumaya yönelik çalışmalar hani belli bir araştırma evresi içeriyor ve bu araştırmalar sonucunda da bazı bilgiler toplanıyor ama bu bilgiler sadece toplayan insanlarda ya da çok kısıtlı bir çevrede kaldığında, o bilgilerin içerdiği bir çeşitliliğin yani o üzerine bilgiler toplanan çeşitliliğin korunmasına yönelik bir adım daha atılması gerçekleştirilemiyor. Çoğu zaman burada o alanın yönetiminden sorumlu birim olan ve önemli bir birim olan Orman Genel Müdürlüğü’nün planlarına bu bilgilerin aktarılması bunun orayı birebir orada söz sahibi olan birebir oradaki işte ormanların işletilmesinden sığla ormanlarının nasıl bir uygulama yapacağız, makiliklerin hangi alanlarında üretime izin vereceğiz, hangi alanda vermeyeceğiz gibi sorulara cevap arayarak planlarına koyan ormancılara biz bu bilgileri ulaştırmaya çalıştık. Dolayısıyla ormancılar açısından bu bilgileri vermemiz için belli bir haritalama yapmamız lazım çünkü bütün orman planları haritalar üzerinden işliyor. Dolayısıyla biz elde ettiğimiz önemli örneğin sığla ormanlarının son kalan alanları neredir, nerelerdir, bütüncül yapılarının bozulmaması gereken alanlar nerelerdir bunları çıkarttık. Sığla ormanları alanları ayrıca dere boylarında yayılış gösteriyor bunlara baktık ki orman haritalarında çok yer verilmemiş biz bunların haritalamasını yaptık onlara verdik. Ormancılar daha çok ağaç türlerini kızıl çam gibi asli orman ağaç türleri işletmesi üzerinden bir miktar işletmecilik yapıp para kazandıkları için makilikler bugüne kadar bir miktar ikinci planda kalmış ve çoğu zaman kızıl çam ağaçlandırmasıyla ya da geri getirilebilecek başka tipte bitki örtüsü değişikliklerini konu edinmişler, dolayısıyla bir tehdit var ama biz özellikle korunması gereken belli alanlar belirledik. Örneğin Datça’daki Koca Dağ vardır, bu Koca Dağ’ın kuzey yamaçlarında bir orman halini almış meşin yapraklı orman diyebileceğimiz 34 metreye ulaşmış bir maki örtüsü var baya geniş bir alanı kaplayan ve bütüncül, Türkiye’de başka bir örneği yok. Örneğin, bu alanın mutlaka korunması gerektiğini onların planlarına işleyerek, koyarak birebir oradan, yönetiminden sorumlu olan kişilerin, şeflerin, Orman Bölge Müdürlüğü’nün ve orman yetkilililerinin bu konuda herhangi bir onlara başka bir kurumdan teklif geldiğinde işte buraya yol yapalım ya da işte burada şöyle bir taş ocağı kuralım ya da burada şöyle bir ağaçlandırma yapalım gibi hani bunların bir miktar neden yapılmaması gerektiğine dair çok önemli bilgileri onların yönetim planlarına taşıyoruz. UNDP Türkiye: Bilgiler, veriler elde edildi, haritalar üzerine eklendi ve son olarak da amenajman veya yönetim planlarına bunlar eklendi. Orman Genel Müdürlüğü orman amenajman planlarına eklenmiş vaziyette toplanan veriler. Yaptığınız çalışmalar bu planlarda nasıl yer aldı biraz bahsettiniz bundan sonrası için asıl soru şu: Datça-Bozburun’un öncelikli orman ekosistemleri için ne değişecek? Hem doğa anlamında, hem de yaşayanlar açısından. Deniz Özüt: Somut bir örnekle söze başlayayım, belirlediğimiz korunması gereken maki alanlarının bir kısmında biz bu sene örneğin defne işletmeciliğinin ve Türkiye’nin rekor sayılabilecek miktarda defne üretiminin yapıldığını gördük, bu alanın hemen yanındaydı bizim işte sakın buraya hani bir şey yapmayın makiler olduğu gibi doğal kalsın dediğimiz alanlar ve bu alanlarda bir sonraki senede ya da birkaç sene sonraki planlarda yer almışlar yani burada da yine defne üreticiliği yapılacaktı. Oysa bizim burada devreye girmemiz, oranın önemli bir alan olduğunu hani bu üretim oradan değil ama başka alanlardan yapılması gerektiğini söylememiz çok etkili oldu. Planı yeni yapılan planlar uyarınca artık o alanlarda herhangi bir üretim yapmayacaklar ve doğal haliyle bırakacaklar ya da belirli yerlere, insanların kullanımı için mesire alanları yapılması planlanıyordu ama o mesire alanları yapılması için belli yolların süzenlenmesi ya da açılması gerekiyordu yine bu konuda bunlardan bazılarının olabileceği ama bazılarının olmaması gerektiği yönündeki bilgileri ve kararları o plana aktardığımızda, ormancılarla konuştuğumuzda bu konuları anlaşılmasını sağladık. Böyle pratik koruma sonuçları elde edebildik. UNDP Türkiye: Stratejik, bilimsel ve biyolojik çeşitliliğe uygun planlamalar yapıldığında bunların sonuçları da çok kısa süre içerisinde görülebiliyor. Çok kısaca cevap vermenizi istediğim bir soru var aynı zamanda sizin projenizle doğa insan bütünlüğü haritası yapmayı planlıyorsunuz. Bu nasıl bir çalışma olacak? Deniz Özüt: Bu ilginç bir çalışma olacak. Biz de sonucunu aslında merak ediyoruz ama burada temel olarak kullanacağımız yaklaşım Datça-Bozburun gibi binlerce yıldır geleneksel tarımın, bademciliğin, zeytinciliğin yapıldığı bir alanda korumaya çalıştığımız maki alanları da iç içe geçmiş durumda. Bu agro-pastoral dediğimiz alanların yine o şekilde devam edebilmesi önemli dolayısıyla biz de yapacağımız bu haritalamada hem biyoçeşitlilik açısından önemli olan alanları hem de bunların doğayla, insan kullanımıyla nasıl iç içe geçtiğini hem içerik olarak hem görsel olarak vermeye çalıştığımız bir harita çalışması olacak. UNDP Türkiye: 2014 yılı içinde projeniz sonuçlanacak ve sonuçlanmadan bu bahsettiğiniz amaçlarınıza da ulaşmanızı diliyoruz. Çok teşekkürler programımıza katıldığınız için Dr. Deniz Özüt Doğa Koruma Merkezi’nden, sağolun. Deniz Özüt: Teşekkürler. UNDP Türkiye: Bu bölümde ‘Datça-Bozburun Doğası’ adlı proje hakkında konuştuk, Doğa Koruma Merkezinden konuğumuz Deniz Özüt ile birlikte ve programımızın sonuna gelmiş oluyoruz. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Temsilciliği tarafından hazırlanıyor Yeni Ufuklar. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, 50’ye yakın ilde Polis Radyosundan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, Kıbrıs’ta MYCY radyosundan ve podcast formatında iTunes, Soundcloud ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın. UNDP Türkiye'de iş ilanları BM Kadın: Program Uzmanı (Son başvuru tarihi: 4 Mart 2014) Özel Güvenlik Sektörü ile ilgili kısa dönem uluslararası uzman (Son başvuru tarihi: 5 Mart 2014) Uluslararası Eğitmen/"Arabuluculuğun toplumsal cinsiyet boyutu - Barışın inşaasında kadınların rolünün artırılması stratejileri ile ilgili danışman (Son başvuru tarihi: 6 Mart 2014) BM Kadın: Direktör Yardımcısı, Avrupa ve Orta Asya Bölge Ofisi (Son başvuru tarihi: 6 Mart 2014) Tüm ilanlar için buraya tıklayın. Katkıda Bulunanlar Editör: Faik Uyanık Asistan: Nazife Ece Stajyer: Dilara Zengin Bu sayıya katkıda bulunanlar: Ceyda Alpay, Deniz Tapan, Pelin Kihtir Öztürk Kapak fotoğrafı: Ali İnan, Nilüfer Misi Köyü Kadınları Kültür ve Yardımlaşma Derneği UNDP Türkiye’yi takip edin: © 2014 UNDP Türkiye Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.
Benzer belgeler
Kadınların ekonomik güçlenmesi üst düzey paneli İleriye bakmak
IFAD kırsal kesime yatırım yapıyor ve kırsal yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği, sağlıklı beslenme ve kırsal kesimde
yaşayanların güçlenmesini amaçlıyor. IFAD 1978 yılından bu yana 445 milyon ...
`Benim Dünyam` anketinin ilk sonuçları açıklandı Ban Ki
UNDP ve BM Avrupa Ekonomik Konseyi (UNECE) işbirliğinde, Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinin
katıldığı bölgesel istişare toplantısını geçtiğimiz Kasım ayında İstanbul’da düzenlemişti...
Dünya Barış Günü Avrupa ve Orta Asya Bölgesi`nden kalkınma
olduğu ekonomik kayıplar ülkenin gayrisafi milli hâsılasının yüzde 3’üne tekabül ediyor.
AFAD da, 2013-2017 Stratejik Planı’nda ‘afetlere dayanıklı bir toplumu’ hedefliyor.
Afet riski azaltımı aynı...
Katkıda Bulunanlar - UNDP TR | New Horizons
Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) tarafından da destekleniyor.
Bern’deki 11’inci Yoksullukla Mücadele Maçı, 4 Mart 2014’te TSİ 21.00’de
başlayacak. Fiyatları 20 ile 60 İsviçre Frangı (yak...