Irak Savaşı ve Türkiye
Transkript
Irak Savaşı ve Türkiye
Sayý:14 Temmuz 2003 Çaðdaþ Sosyal Demokrasi ve Türkiye Gümrük Birliðinin Zararý 70 Milyar Dolar mý? Dünyadaki Ekonomik Dengesizlik Ceza Adaletinin Anatomisi Çanakkale Savaþlarýnýn Önemi ve Sonuçlarý Ýktisat Bölümü Uluslararasý Ticaret Bölümü Çankaya Üniversitesinde Burs Olanaklarý Sporda Altýn Yýl Irak Savaþý ve Türkiye Irak Savaþý ve Türkiye Önemi nedeniyle kapak konumuzu Irak savaþýna ayýrdýk. Baþyazý 2 Irak Savaþý ve Türkiye 3 4 Irak Savaþýnýn Türk Ekonomisine Etkileri Irak Savaþý Sonrasýnda Türkiyenin Dünyadaki Konumu 8 Çaðdaþ Sosyal Demokrasi ve Türkiye 12 Ceza Adaletinin Anatomisi 19 Gümrük Birliðinin Zararý 70 Milyar Dolar mý? 25 Dünyadaki Ekonomik Dengesizlik 28 Çanakkale Savaþlarýnýn Önemi ve Sonuçlarý 30 Ýktisat Bölümü 33 Uluslararasý Ticaret Bölümü 34 Çankaya Üniversitesinde Burs Olanaklarý 35 Sporda Altýn Yýl 37 Sadece bir silahsýzlandýrma ve Saddamý yok etme savaþý deðil de, Ortadoðunun, Avrasyanýn hatta dünyanýn yeniden oluþumu olayý olan Irak savaþý sonrasý ABD artýk yeni komþumuz oldu. Bu geliþme bölgedeki tüm dengeleri deðiþtirmeye baþladý. Ülkemiz de bu baðlamda yeni bir yön arayýþý içine girdi. Bundan sonra neler olacak ve ülkemiz bu geliþmelerden nasýl etkilenecek ya da bu geliþmeleri nasýl etkileyecek? ABDnin yeniden stratejik ortaðý mý olacaðýz? Avrupa Birliðine tam üye olup onlarýn bir parçasý haline mi geleceðiz? Belki de yeni ittifaklar arayýþýna mý gireceðiz? Türkiyenin yönü cumhuriyetin kurulmasý ile birlikte Batý medeniyeti olarak belirlenmiþtir. Dolayýsýyla bir tercih yapma yerine, AB içindeki bazý unsurlar bizi istememeye çalýþsa da ýsrarla bu yolda ilerlemek, ayný zamanda da bugün dünyada gücünün üstünlüðü gerçeðini görerek ABD ile stratejik ortaklýðý yeniden tesis etmek, Ýslam alemi ve Orta Asyadaki kardeþ cumhuriyetlerle iliþkileri geliþtirmeye devam etmek, yani çok yönlü bir dýþ politika sürdürmek Türkiye için önem arzetmektedir. Çaðdaþ Sosyal Demokrasi ve Türkiye Dergimizin bu sayýsýnda CHP Ýstanbul Milletvekili ve Devlet Eski Bakaný Kemal Derviþ çaðdaþ sosyal demokrasi içindeki sorunlarý ve bunlarýn çözüm önerilerini anlayabilmek için hem dünyadaki, hem de ülkemizdeki geliþmeleri birlikte deðerlendirdi. Basýnda da geniþ yanký bulan bu deðerlendirmenin tam metnini ilgiyle okuyacaðýnýzý umuyoruz. Dergimiz formatýný Aralýk 2002 sayýsý ile birlikte yenilemiþtik. Bu konuda bugüne kadar çok olumlu tepkiler aldýk. Bunun için çok teþekkür ediyor, eleþtiri ve katkýlarýnýzý bekliyoruz. Yakup SARICAN [email protected] Çankaya Üniversitesinin geleceði Üniversiteler toplumun geleceðine yön veren çok önemli kurumlardýr. Geliþmiþ üniversitelere sahip olan toplumlar, sosyal, ekonomik, siyasal ve her yönüyle arzuladýklarý hedeflere ulaþýrlar. Üniversitelerin toplumdaki bu önemini bilen Çankaya Üniversitesi, stratejik planýný hazýrlayarak yürürlüðe sokmuþtur. Bu plan, gerek öðrencilerimizin, gerekse akademik ve idari kadrolarýmýzýn görüþleri doðrultusunda bir tartýþma platformu oluþturularak hazýrlanmýþtýr. Kuruluþ sürecini tamamlamýþ olan Çankaya Üniversitesi, 2002-2007 yýllarýný kapsayan beþ yýllýk süre içinde Yükseköðretim Kanununun ana ilkeleri ile uyumlu olarak, geliþme sürecinde toplam kaliteyi artýrmayý ve çaðdaþ üniversiter yapý içinde yerini pekiþtirmeyi amaçlamaktadýr. Üniversitemiz Stratejik Planý, misyon-vizyon, temel ilkeler ve bunlarýn hayata geçirilmesi yönünde hedeflenen politika ve hedefleri içermektedir. Çankaya Üniversitesinin Vizyonu; 1- Ulu Önder Atatürkün ilke ve inkýlaplarý ýþýðýnda, demokratik ve laik bir üniversite yaratmak; 2- Yönetimde þeffaflýk, açýklýk, özdenetim, kararlýlýk ve toplam kalite yönetimini saðlamak; 3- Öðretim, araþtýrma, toplum hizmetleri faaliyetlerinde evrensel ve çaðdaþ standartlarý uygulamak; 4- Toplumumuzun ve insanlýðýn bilimsel, sosyal ve kültürel, teknolojik ve ekonomik geliþimi için bilgi üretimini saðlayýcý çalýþmalar yapmak; 5- Araþtýrmacý ve sorgulayýcý, analitik düþünceye sahip, insan hak ve özgürlüklerine saygýlý öðrenciler yetiþtirmek; þeklinde belirlenmiþtir. Misyonumuz ise; 1- Hazýrlýk, önlisans, lisans ve lisansüstü düzeylerde eðitim-öðretim kalitesini korumak, evrensel standartlarda araþtýrma ve projeler geliþtirme ve yürütme amacýný gerçekleþtirmek; 2- Yurtdýþý eðitim ve kültürel deðiþimin yanýsýra standardizasyon ve akreditasyon konularýna aðýrlýk vermeye çalýþmak; 3- Üniversite-sanayi iþbirliði ve üniversite-toplum etkileþimini öncelikli hedef olarak almak; 4- Geniþletilmiþ burs olanaklarý ve araþtýrma projeleri ile yükseköðretimi destekleyici katkýlar saðlamak; 5- Çaðdaþ bir eðitim-öðretim için yeni yerleþke ve mekanlar yaratmak; olarak tespit edilmiþtir. Vizyon ve misyonumuzun yanýnda Çankaya Üniversitesi'nin temel ilkeleri de; 1- Atatürk Ýnkýlaplarý ve Ýlkeleri doðrultusunda öðrenciler yetiþtirmek; milli, evrensel ve kültürel deðerlerle uyumlu, Atatürk milliyetçiliðine baðlý, hizmet bilinci ve sorumluluðuyla yetiþmiþ insani potansiyeli yaratmak; 2- Eðitim-öðretim dallarý ile amaçlarý gözetilerek, eðitim-öðretimde birlik, iletiþim ve etkileþim saðlanarak bilimsel ve teknolojik esaslara dayalý imkan ve fýrsat eþitliðini saðlayacak önlemleri almak; 3- Nitelikli insan gücü ile ülkemizin geleceði için gerekli, vasýflý ve donalýmlý bireyler yetiþtirme ve üretim-insangücü-eðitim unsurlarý arasýnda dengeyi saðlama olarak planda yer almaktadýr. Üniversitemiz stratejik planý ile, eðitim, yönetim, araþtýrma, uluslararasý iliþkiler, finansal ve mali konular, fiziki mekan, kütüphane, bilgisayar ve enformatik, mezunlarla iliþkiler ile sosyal, kültürel ve sportif etkinlikler baðlamýnda hedeflerini ayrýntýlarýyla belirlemiþtir. Bu hedefler gerçekleþtirildiðinde Çankaya Üniversitesi plan dönemi sonunda bir dünya üniversitesi olacak ve Türk toplumunun geliþimine de büyük katkýlar saðlayacaktýr. Prof. Dr. M. Kamil MUTLUER Rektör Irak Savaþý ve Türkiye Irak Savaþýnýn Türk Ekonomisine Etkileri Irak Savaþý Sonrasýnda Türkiyenin Dünyadaki Konumu IRAK SAVAÞI VE TÜRKÝYE Irak Savaþýnýn Türk Ekonomisine Etkileri Kýsa bir süre önce yaþanan Irak Savaþý, 2003 yýlý Mart ayý itibariyle tarihe damgasýný vurdu ve bütün dünya ülkelerinin ilgi ve dikkatlerinin üzerinde toplandýðý bir odak noktasýný oluþturdu. Savaþýn, bütün þiddetiyle fiilen üç hafta kadar sürmesine raðmen, üzerine yönelik olasýlýklar, etkileri ve sonuçlarý, çok öncesinden konuþulmaya ve deðerlendirilmeye baþlandý. Savaþýn bittiði günümüz koþullarýnda, yankýlarýnýn sürmekte olduðu göz önünde bulundurulursa, Irak Savaþýna yönelik bakýþ açýsý ve açýklamalarýnýn gelecek burada da bir örneðinin yapýlmasýnýn amaçlandýðý gibi çok farklý yönlerden ele alýnabilir. Bu yazýdaki yaklaþým; ekonomik anlamda savaþýn Türkiye açýsýndan neden bu kadar büyük önem taþýdýðýný açýklamaya dayanmaktadýr. Bu açýklamanýn yapýlmasýnda, konunun üç ayrý baþlýk altýnda incelenmesinin uygun olacaðý düþünülmektedir. Bu kapsamda, öncelikle Iraktaki geliþmelerin Türk ekonomisi üzerine genel etkileri üzerinde durulacak, daha sonra 1991 Körfez Savaþýnýn doðurduðu etkilere yer verilecek ve son olarak yakýn geçmiþimizden günümüze doðru uzanan zaman dilimindeki geliþmeler, olasýlýklar ve beklentiler deðerlendirilerek bu açýklamanýn ýþýðý altýnda günümüze yönelik bir yoruma yer verilecektir. Iraktaki Geliþmelerin Türk Ekonomisine Etkileri: Genel Yaklaþým Prof. Dr. Dilek ÖZBEK Çankaya Üniversitesi ÝÝBF Ýktisat Bölüm Baþkaný günlerde de zaman zaman gündeme getirileceði, konuya farklý atýf ve görüþler altýnda yorumlar kazandýrýlabileceði söylenebilir. Savaþýn öncelikle can alma ya da öldürme biçimindeki etkisi, insanlarýn tepkisine yol açacak nitelikteydi. Ýnsan faktörü ötesinde, çeþitli diðer yönleriyle; siyasi, askeri, sosyal ve ekonomik açýlardan ülkeleri deðiþik boyutlarda ve farklý þiddetlerde etkileyebilecek özelliklere sahipti. Savaþa fiilen katýlarak doðrudan muhatap olan ülkelerin ardýndan bazý ülkeler, savaþtan ikinci derecede etkilenebilecek konumdaydý. Bu ülkelerin baþýnda Türkiye vardý. Bu nedenle Irak savaþý, birçok ülkeye göre Türkiye açýsýndan daha büyük önem taþýdý. Daha çok tartýþýldý, üzerinde daha çok duruldu. Savaþ öncesi, savaþ sýrasý ve savaþ sonrasý geliþmeler doðrultusunda yaklaþýmlarýn farklý olmasý doðaldý. Ayrýca sayýlan bu aþamalar, ekonomik, siyasi ve sosyal açýlardan da farklý biçimlerde yorumlandý. Yukarýda belirtmeye çalýþtýðýmýz gibi, Irak Savaþýnýn önemi ve etkilerine yönelik deðerlendirmeler, Iraktaki savaþ ve diðer geliþmeler, bütünüyle Türk ekonomisini etkilemektedir. Çünkü, coðrafi yönden Irak bizim sýnýr komþumuzdur. Ýki ülkenin ortak sýnýrýnýn bulunmasý biçimindeki yakýnlýkta, geliþmelerden etkilenmememiz mümkün deðildir. Diðer yandan, özellikle 1991 Körfez Savaþý öncesinde daha aðýrlýklý olmakla birlikte sýnýr komþularýmýz içinde en fazla ihracat yaptýðýmýz ve ihracatý en büyük hýzla arttýrabildiðimiz ülkedir. Nitekim, 1988 yýlý toplam 11.6 milyar dolarlýk ihracatýmýzda Irakýn payý yüzde 8,5 olmuþtur. Ýki ülke arasýndaki sýnýr ticareti ayrýca büyük önem taþýmakta ve bölgesel açýdan ekonomik kalkýnmaya katký saðlamaktadýr. Kerkük-Yumurtalýk ham petrol boru hattý kullanýmýndan önemli ölçüde navlun elde edilmektedir. Habur sýnýr kapýsý, Türkiye ile üçüncü ülkelere yönelik ticaret ve taþýmacýlýkta önemli rol oynamaktadýr. Hemen her gün 1500 sayýdaki araç Haburdan giriþ ve çýkýþ yapmakta, Türk ihraç mallarý yanýnda üçüncü ülkelerin mallarý da bu yolla taþýnmaktadýr. Ayrýca, Türk iþ adamlarý Iraktaki bir çok ihaleye katýlmak suretiyle müteahhitlik hizmetleri sunarak kazanç saðlamaktadýr. Yine, en baþta bankacýlýk alaný gelmek üzere çeþitli hizmetlerden gelir elde edilmektedir. Bütün bu açýklamalar, Iraktaki geliþmelerin neden Türkiye ekonomisi açýsýndan özellikle önem taþýdýðýný açýklamayý amaçlamaktadýr. Ayrýca, burada coðrafi açýdan yakýnlýðýn saðladýðý ulaþým masraflarýnýn hemen hemen hiç olmamasý veya çok düþük olmasý þeklindeki üstünlük gözardý edilmemelidir. IRAK SAVAÞI VE TÜRKÝYE Körfez Savaþýnýn Etkileri Iraktaki geliþmelerin Türk ekonomisini nasýl etkilediði ve etkileyeceði þeklindeki soruyu, Körfez Krizi baðlantýsýnda geçmiþ deneyimlerin ýþýðý altýnda yanýtlayabiliriz. Irak, Kuveyti 2 Aðustos 1990da iþgal etti. Bu tarihten dört gün sonra Birleþmiþ Milletler Güvenlik Konseyi, geri çekilme ihtarýna uymadýðý gerekçesiyle Iraka karþý ekonomik ambargo uygulamasýný baþlattý. Böylece bu pazarý kaybettik. Oysa 1987de Iraka yapýlan ihracatýmýz 945 milyon dolara, 1988de 986 milyon dolara ulaþmýþtý. Bu deðer söz konusu yýllarda toplam ihracatýmýzýn yüzde dokuzu gibi oldukça yüksek bir orana yaklaþmaktaydý. Yine Körfez Savaþý ve sonrasýnda petrol fiyatlarýndaki yükselme, ithalat maliyetlerinin kabarmasýna yol açtý. Birleþmiþ Milletlerin uyguladýðý ambargo, 1995 Nisanýnda Güvenlik Konseyi kararý ile hafifletildi. Iraka insani ihtiyaç maddeleri ile gýda ürünleri satýlmasýna izin verildi. Türkiye bu çerçevede Iraka baþta tarým makinalarý, ilaç, gübre gelmek üzere çaþitli gýda maddeleri, tekstil ürünleri, temizlik malzemeleri, dayanýklý tüketim mallarý satýyordu. Bu baðlamda, 2001 yýlýnýn ilk sekiz ayýnda Türkiyenin Iraka yaptýðý ihracattan saðladýðý gelirler 462 milyon dolara ulaþmýþtýr. Bu açýklamanýn yanýnda, Körfez krizi öncesinde Iraka, ortalama yýllýk 200 milyon dolarlýk hayvan ihracatýmýz vardý. Kriz sonrasýnda Türkiye et ihraç etmek bir yana et ithal eder hale geldi. Petrol boru hattýnýn kapatýlmasýyla Türkiye navlun getirisini kaybetti. Bu azýmsanmamasý gereken bir kazançtýr. Þöyle ki; petrol boru hattýnýn bir dönem atýl býrakýlmasý, diðer bir dönem de düþük kapasitede faaliyette kullanýlmasý halinde karþýlaþýlan maliyetin 3,5 milyar dolar olduðu hesap edilmiþtir. Bu açýklamalarýn ötesinde, Orta Doðu ülkelerine saðlanan nakliye hizmetleri olumsuz yönde etkilenmiþ, ayrýca, müteahhitlik kazançlarý tehlikeye düþmüþ ve Irak hükümetinin ödeme gücünü kaybetmeye baþlamasýyla Merkez Bankasý-Eximbank ve Türk Bankacýlýk kesimi 2,5 milyar dolar zarara uðramýþtýr. Körfez krizinin yukarýda anlatýlan doðrudan etkileri yanýnda, dolaysýz bir takým etkileri de Türk ekonomisinde þiddetle hissedilmiþtir. Turizmde yoðun rezervasyon iptalleri sonucunda büyük bir durgunluk yaþanmýþtýr. Yine, Türkiyenin savunma giderleri büyük ölçüde yükselmiþ, Iraklý sýðýnmacýlar için önemli harcamalar yapýlmýþ, artan terörist eylemleri önlemek için bütçede savunmaya ayrýlan pay arttýrýlmýþtýr. Kamu kesimi borçlanma gereðinin gayri safi milli hasýlaya oranýnýn bir yýl öncesine göre 1991de yüzde 10.3e yükseldiði, yine enflasyon oranlarýnýn arttýðý ve ekonomik büyüme hýzýnýn 0.3 oranýndaki düþük büyüme ile bir yýl öncesine göre büyük ölçüde azaldýðý kaydedilmiþtir. Ayný þekilde bütün olumsuz ekonomik göstergelerle birlikte, Merkez Bankasý rezervleri 1990larýn baþýnda Kuveytten saðlanan 1,5 milyar dolarlýk hibeye raðmen erimeye yüz tutmuþtur. Ayný dönemle ilgili olarak 1990 yýlý sonunda dýþ ticaret açýðý 9,3 milyar dolara ulaþmýþ ve bu büyük açýk nedeniyle cari iþlemler dengesi 2,3 milyar dolar açýk vermiþtir. Yapýlan açýklamalar çerçevesinde, Türkiyenin Körfez Savaþýndan büyük ekonomik zararlarla çýktýðýný söylemek mümkündür. 2003 Irak Savaþý: Etkiler ve Uzantýlar Bir yandan 1991 yýlýnda Çöl Fýrtýnasý adý verilen harekatla baþlayan savaþýn ekonomide býraktýðý izler, diðer yandan günün ekonomik koþullarý, henüz geride býrakmaya hazýrlandýðýmýz bugünün savaþýnýn üzerinde daha çok durulmasýna ve bu yöndeki kuþku ile kaygýlarýn daha yoðun bir biçimde hissedilmesinde rol oynamýþtýr. Her þeyden önce 1991de Türkiyenin savaþla doðrudan ve dolaylý olarak çok fazla ilgisi yoktu. Buna karþýlýk, bu kez Iraka savaþ açan müttefik güçlerin Türkiyeden farklý beklentileri vardý. Bu geliþmelerin Türk ekonomisini çok fazla etkilemesi söz konusuydu. Savaþ, 3 Kasým seçimleri sonucunda henüz iþe koyulmayý planlayan bir IRAK SAVAÞI VE TÜRKÝYE edebileceði finansal olanaklar dikkate alýndý. ABDnin isteklerine uygun davranýlmasý halinde saðlanacak kredinin, savaþ zararlarýný karaþýlayabileceði görüþü vardý. Þubat baþýnda ABD Dýþiþleri Bakaný Colin Powellýn aðzýndan Amerikan basýný Türkiyeye 6 milyar dolarlýk hibe, 15-20 milyar dolarlýk kredi önerildiðini açýklamaktaydý. ABD ile saðlamlaþtýrýlacak iþbirliðinin IMF destekleme anlaþmasýna da yeni bir þekil verme konusunda etkili olacaðý düþünülmekteydi. Yapýlan açýklamalar doðrultusundaki beklentilerde, yaklaþan savaþýn olumsuzluklarýna raðmen iyimserlik vardý. hükümetin uygulayabileceði bir programa yönelik bir tehditti. Öte yandan IMF ile imzalanmýþ olan destekleme anlaþmasý doðrultusunda izlenen istikrar programý hedeflerinin revize edilmesi; bu hedeflerin 2004-2006 dönemini kapsayacak þekilde yeniden düzenlenmesi gerekmekteydi. Yine, yüzde 5 oranýnda bir ekonomik büyüme hýzý ile yüzde 16-20 oranlarýnda deðiþebilecek nitelikteki enflasyon gibi hedeflerin revize edilmesi, mali piyasalarýn istikrara kavuþturulmasý, faizlerin kontrol altýna alýnmasý gibi hedefler vardý. Sonbaharda serbest býrakýlacaðý ifade edilen 1,6 milyar dolarlýk IMF kredisi askýya alýnmýþ, Türkiye dýþ kaynak desteðinden bir ölçüde mahrum býrakýlmýþtý. Dolayýsýyla, bir yandan IMF ve bu baðlantýda batý dünyasý ile iliþkiler, öte yandan ABD ile iki yanlý anlaþmalar çerçevesinde iþbirliði ve gerekçeleri ve bir baþka yandan komþumuz Iraka yönelik tehditler ile Türkiyeye yönelik uzantýlar, Türkiyenin kritikleri içinde yer almaktaydý. Kýsaca Türkiye, Irak Savaþý konusunda izlediði politikalar karþýlýðýnda farklý ödüller ve bedellerle yüzleþmek zorundaydý. Bu durum, savaþýn Türk ekonomisi açýsýndan önemini arttýrdý ve konuya yönelik farklý yaklaþýmlarýn oluþmasýnda rol oynadý. Bu yaklaþým farklýlýklarý, özellikle aþaðýda belirtilmeye çalýþýlan süreçler itibariyle daha belirgin olma özelliðindedir. Ýlk olarak, savaþ öncesinde Türkiyenin müttefik güçlere saðlayacaðý destek karþýlýðýnda elde Ýkinci aþamadaki geliþmeler, savaþ baþladýktan sonra Türk Silahlý Kuvvetlerinin yabancý ülkelere gönderilmesine ve yabancý kuvvetlerin de Türkiyede bulunmasýna izin verilmesini öngören Baþbakanlýk tezkeresinin TBMMye sunulmasýný izleyen süreçte yaþandý. Söz konusu belgenin kabul edilmemesi sonucunda ekonomide dengeler bozulmaya yöneldi. Ýlk aþamada mali piyasalarda hareket baþladý. Döviz, faiz yükselme yönünde, borsada iþlem gören deðerler konusunda ise endeks, kayýplarla tepki baþlattý. Zaten bu arada, bir uluslararasý rating kuruluþu olan Fitch, Türkiyenin uzun vadeli döviz ve TL cinsinden notlarýný Bden, -Bye düþürdü. Bu yöndeki tutumun nedeni, artan kamu kesimi açýðýnýn nasýl kapatýlacaðýna iliþkin kaygýlarla açýklanmaktaydý. Savaþ sýrasýnda ABDnin Türkiyeden aradýðýný bulamamasý ile gerginleþen iliþkiler ve ekonomik yansýmalarý, daha sonraki geliþmelerde bir üçüncü aþamayý oluþturacak þekilde yeniden deðiþmeye yöneldi. Türk hava sahasýnýn müttefik güçlerin kullanýmýna açýlmasýnýn ardýndan Türk hükümetinin Irakýn kuzeyindeki geliþmeler karþýsýnda müttefiklerin tercih ettiði þekilde politika izlemeye yönelmesi, Bushun savaþ bütçesinden Türkiyeye de bir milyar dolarlýk bir payýn ayrýlmasýna yol açtý. Bir milyar dolarlýk bir kredinin beþ yýl vadeli 8,5 milyar dolarlýk bir krediye dönüþmesi mümkündü. Savaþýn sonuna doðru ortaya çýkan bu yeni geliþmeler, bir anda kýsa bir süre önce ekonomide toplanmýþ olan bulutlarýn daðýlmasýnda önemli rol oynadý. Daha sonra bu yöndeki gidiþ, savaþýn öngörülenden daha kýsa sürmesi ve Irakýn yeniden yapýlandýrýlmasý tasarýlarý altýnda yeni bir sürecin baþlamasýyla daha da pozitif bir görünüm kazandý. Günümüzde, Irakýn yeniden yapýlanmasýna yönelik plan ve programlar hazýrlanmaktadýr. Bu faaliyetler, bütün dünya ülkeleri tarafýndan ilgiyle IRAK SAVAÞI VE TÜRKÝYE izlenmektedir. Ancak, baþta ABD olmak üzere bazýlarý ve yine Türkiye, bu faaliyetlerin daha içinde olacak þekilde yer almak isteðindedir. Sonuç Bir süreden beri þirket iflaslarýnýn arttýðý, iþsizlik oranýnýn büyüdüðü, yatýrýmlarýn durakladýðý, gelirlerin azaldýðý, buna karþýlýk akaryakýt fiyatlarýnýn sürekli olarak yükseldiði ABDde savaþ harcamalarýnýn ekonomik canlanmaya yakýn bir gelecekte öncülük etmesi beklenmektedir. Özellikle savunma, ilaç ve gýda sanayinin diðer sanayileri arkasýndan sürükleyeceði düþünülmektedir. Savaþýn ABD açýsýndan maliyetinin yüksek olduðu bilinmekle birlikte, bu maliyetin büyük bir bölümünün Körfez Savaþýnda olduðu gibi Irak tarafýndan karþýlanacaðý tahmin edilmektedir. Kaldý ki ABD Irakýn petrol gelirleri üzerinde söz sahibi olma durumundadýr. Ayrýca, petrol fiyatlarýnýn düþmesi de olumlu etkiler yaratacaktýr. OPEC ülkelerinin geçtiðimiz Nisan ayýnda Venezuellada yaptýklarý toplantýda aldýklarý kararlar doðrultusunda üretimde kotalar arttýrýldý ve petrol fiyatý varil baþýna 24 dolara geriledi. Bu olumlu gidiþin Amerikan ekonomisinde çok önemli bir yere sahip olan borsanýn da canlanmasýnda rol oynadýðý bilinmektedir. Öte yandan, Amerikan þirketlerinin Irakýn yeniden yapýlandýrýlmasýndan büyük kazançlar saðlayacaðý, Amerikan yönetiminin de bundan böyle petrol fiyatlarýnýn belirlenmesinde büyük önem taþýyacaðý anlaþýlmaktadýr. Irak, petrol rezervleri açýsýndan Suudi Arabistandan sonra dünyanýn ikinci büyük ülkesidir. Irak petrol kaynaklarýnýn bir baþka özelliði de dünyanýn iþletme bakýmýndan en ucuzlarýndan birisi olmasýdýr. Türkiye açýsýndan ele alýnacak olursa, savaþýn sona ermiþ olmasý lehteki en önemli geliþmedir. Irak bizim komþumuzdur ve baþta ticaret gelmek üzere ödemeler bilançosunun bütün kalemleriyle ilgili pozitif geliþmeler saðlanmasý mümkündür. Yeniden yapýlandýrma aþamasýnda, öncelikle gýda, çimento, demir, çelik baþta gelmek üzere çeþitli mal ve hizmet ihracatýnýn artacaðý söylenebilir. Ayrýca, ucuzlayan petrol fiyatlarý ithalat maliyetlerini düþürmektedir. Yeniden yapýlanma sonrasýnda Irakta oluþturulmasý beklenen demokratik yapýnýn serbest ticaret ve piyasa ekonomisi uygulamalarýna olanak saðlayacaðý düþünülmektedir. Bu durum, Türkiyenin Iraka yapacaðý ihracatýn daha da artacaðýný düþündürmektedir. Ayrýca, dýþ ticaretteki olumlu geliþmelerin sonucunda ortaya çýkan ekonomik canlanmanýn sermaye piyasasýna aksedebileceði söylenebilir. Bu koþulda döviz kuru istikrarýnýn korunmasý mümkündür. Ayrýca, reel faizlerde gerileme beklenebilir. Öte yandan, görünmeyen ticaret kapsamýnda turizm, taþýmacýlýk, navlun, müteahhitlik hizmetlerinden kazanç saðlamak olasýdýr. Zamanla Amerikan yönetimiyle aramýzdaki soðukluðun da giderilebileceði söylenebilir. Bütün bu açýklamalarýn yanýnda, Iraka ulaþýmýn en kýsa yoldan Türkiye üzerinden saðlanacaðý düþünülürse, ABDnin Irakta kurmak istediði yeni sistemin bizim için oldukça faydalý olabileceði söylenebilir. Unprinted Matarial (Uniform Resource Locator URL Documents) htpp//www.abhaber.com/nilgun, htpp//www.activefinans.com, htpp//www.aksam.com.tr, htpp//www.afinans.com, htpp//www.dbr.com.tr/capital, htpp//www.dbr.com.tr/ekonomist, htpp//www.herseyiletisim.com/tt., htpp//www.medyatext.com/barometre, htpp//www.para.numara.com.tr. IRAK SAVAÞI VE TÜRKÝYE Irak Savaþý Sonrasýnda Türkiyenin Dünyadaki Konumu Sedat ERGÝN Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi ve Köþe Yazarý 23 Mayýs 2003, Çankaya Üniversitesi Mavi Salon Geride býraktýðýmýz 3-4 ay içinde ABDnin Iraka dönük savaþ planlarý, bu planlarýn Türkiye ile ABD arasýnda müzakere ediliþi, ardýndan Amerikanýn savaþý açmasý, savaþýn kýsa bir süre içinde sonuçlanmasý, sadece Türk-Amerikan iliþkilerinde bir takým sonuçlar yaratmakla kalmadý, ayný zamanda bütün uluslararasý sistem üzerinde büyük çatlaklara, kýrýlmalara neden oldu. Birleþmiþ Milletler sistemi, insanlýðý, iyi kötü, 20. yüzyýldan 21. yüzyýla taþýyabildi. Ýþlevleri, (ne kadar iþlevsel olduðu konusunda tartýþma olsa bile) tartýþmalý da olsa uluslararasý camiaya bir çerçeve sunabiliyordu. Ancak bugün BM sistemi çok aðýr bir yara almýþ durumda. Çünkü, Amerikan Yönetimi, BM kararýna ve meþruyetine ihtiyaç duymadan, kendi yaptýðý tefsirle, tek baþýna savaþ kararý aldý ve uyguladý. ABDnin bu tutumu BMye çok büyük bir hasar verdi. Bu savaþtan yaralý çýkan kuruluþlardan biri BM oldu. NATO içinde de büyük bir çatlak oluþtu. Örneðin, NATOnun Irak konusunda antlaþmanýn beþinci maddesinin iþletilmesi suretiyle Türkiyenin yardýmýna gelmesi konusu gündeme geldiðinde, bazý NATO müttefikleri (bunlar NATOnun Fransa, Almanya, Belçika gibi önde gelen ülkeleri) NATO Antlaþmasýný Türkiye konusunda iþletmekten, yürürlüðe sokmaktan kaçýndýlar. NATO dayanýþmasý burada aðýr bir yara aldý. NATO, baþlangýçta ABDyi desteklemedi ve NATOda bir çatlak meydana geldi. Avrupa Birliði içinde de büyük bir çatlak oluþtu. Avrupa Birliði ikiye bölündü. Bir tarafta ABDyi destekleyen Ýspanya, Ýtalya, Ýngiltere ve ayný zamanda baðýmsýzlýðýna yeni kavuþmuþ ve Avrupa Birliðine yeni girecek olan Doðu Bloku ülkeleri yer aldý. Bu grubun karþýsýnda baþýný Fransa ve Almanyanýn çektiði bir kanat Amerikan yönetiminin Iraka dönük bu tasarrufuna, savaþ stratejisine kuvvetle muhalefet etti. Amerikanýn Irak stratejisi, hemen hemen deðdiði bütün uluslararasý kurumlarý yaraladý ve bugün ortada ciddi bir enkaz var. Bütün uluslararasý kuruluþlar þu an ciddi bir sarsýntý geçiriyorlar. Bir kýsmý kendi kimliðini yeniden tarif etme arayýþý içinde. BM sisteminin nasýl iþleyeceði konusunda, yeni dönemde ciddi soru iþaretleri var. Bu haliyle baktýðýmýzda uluslararasý sistem içinde büyük bir belirsizlik var. Türkiyede kendini bu belirsizlik ortamý içinde buluyor. Sovyetler Birliðinin daðýlmasýndan sonra tek küresel güç olarak kalan ABDnin, böyle bir emperyal anlayýþla uluslararasý hukuku hiçe sayarak, tümüyle dilediði gibi hareket etmeye baþlamasý, uluslararasý iliþkilerde girilen tek kutuplu yapýnýn önümüzdeki dönemde ciddi sorunlara, sancýlara sahne olacaðýný gösterdi. Þu aþamada henüz Amerikanýn, bu gücünü uluslararasý sistem içinde dengeleyebilecek bir karþý aðýrlýk yok. 1990larýn baþýna kadar soðuk savaþ döneminde iyi kötü bir þekilde Amerikanýn ve NATOnun gücü, Sovyetler Birliði ve Varþova Paktý tarafýndan bir karþý aðýrlýkla dengelenebiliyordu. Sovyetler Birliðinin ve Varþova Paktýnýn daðýlmasý, tek kutuplu yapýyý ortaya çýkardý. Bu yetmediði gibi, bir de son dönemde yakýndan izlediðimiz gibi Amerikanýn tek baþýna, herhangi bir uluslararasý hukuk çerçevesi ile kendini baðlý hissetmeden, Her istediðimi yaparým þeklinde emperyal bir davranýþ içine girdiðini görüyoruz. Türkiyenin yeni dönemdeki yerini konumlandýrmaya çalýþýrken, bu konumu böyle bir yapý içinde deðerlendirmemiz gerekiyor. Henüz ABDye karþý bir karþý aðýrlýk da çýkabilmiþ deðil ve muhtemeldir ki belki önümüzdeki on yýllar içinde, ABDnin karþýsýna onu dengeleyecek bir yapý çýkmayacak.. Þu an Fransa ve Almanyanýn baþýný çektiði ve belki biraz Rusyayý o grubun içine alabileceðimiz arayýþlar var. Böyle bir üçlü yapýya sonradan belki Çin de eklenebilir. Ancak bu aktörlerin hepsinin bir arada olacaðý bir yapý bana pek gerçekçi görünmüyor. Bu boþluk gözle görülebilir bir süre geçerli olacak. Bir baþka deyiþle, Amerikanýn uluslar arasý sistem içinde bir þekilde dengelenebilmesi, kýsa dönemde (önümüzdeki 10 yýl, 20 yýl içinde) biraz zor görünüyor. Dolayýsýyla Türkiye için gerçekçi bir deðerlendirme yaparsak, bu durumu dikkate alarak, önümüzdeki 10, 20 yýl içinde, Türkiyenin böyle bir global yapý içinde hareket edeceðini þimdiden tespit etmemiz gerekiyor. Savaþ sonrasýnda dünyanýn tartýþmasýz en büyük gücü olduðunu çok etkili bir þekilde ortaya koymuþ olan ABD ile Türkiye arasýndaki iliþkide ciddi bir sarsýntýnýn ortaya çýktýðýný görüyoruz. Bu sarsýntýnýn nedeni, TBMMnin 1 Mart 2003 tarihindeki IRAK SAVAÞI VE TÜRKÝYE oylamada, yaklaþýk 60.000 dolayýnda Amerikan askerinin Türkiyeye gelmesine izin verecek olan tezkereyi kabul etmemesidir. Bu kararýn Amerikan Yönetiminde çok büyük bir tepkiye, kýzgýnlýða yol açtýðýný biliyoruz. Onlar da kendilerine göre haklý nedenlere dayandýrýyorlar kýzgýnlýklarýný. Kendilerine bazý sözler verildiðini, bu sözlerin tutulmadýðýný, eðer baþtan Türkiye gerçekçi ve dürüst bir þekilde iþbirliðini daha sýnýrlý bir çerçeve içinde tutmuþ olsaydý, kendilerinin de Iraka dönük savaþ planlamasýný farklý bir þekilde yapabileceklerini, ama daha baþýndan itibaren Türkiyenin kendilerini cesaretlendirdiðini, dolayýsýyla onlar açýsýndan bu kadar hayati olan bir konuda son anda ortada býrakýlmayý müttefiklik iliþkisiyle baðdaþtýrmadýklarýný söylüyorlar. Amerikan Yönetiminde büyük bir kýzgýnlýk var. Türk-Amerikan iliþkilerindeki bu belirsizliðin ne kadar süreceðini þimdiden kestirebilmek kolay deðil, ama eðer 1974 Kýbrýs Barýþ Harekatý sýrasýnda Amerikanýn Türkiyeye uyguladýðý silah ambargosu ve 1964 tarihli ünlü Johnson mektubunun yarattýðý sarsýntýyý bir tarafa býrakýrsak, herhalde Türk-Amerikan iliþkilerinde son 50 yýl içindeki en büyük buhrandan, krizden söz edebiliriz. Türkiye ile Amerika arasýndaki iliþkiler, o kýsa süreli kriz dönemleri bir tarafa, son 50 yýl içinde iki tarafýn da karþýlýklý menfaatleri yakýn bir iþbirliðini gerekli kýldýðý için genellikle istikrarlý bir þekilde seyretti. Ýlk kez Türk dýþ politikasýnýn üzerine oturduðu yapýlardan biri, Amerika zemini sallanýyor þu an. Dolayýsýyla bu dönemde Türkiyenin dünyadaki yeri derken, bugün itibariyle, Amerika ile iliþkilerin bir belirsizlik gösterdiðini kabul etmemiz gerekiyor. Bu belirsizlik ne getirdi? TBMMnin tezkereyi kabul etmemesi, Irakta Türkiyeye dönük bir maliyeti de beraberinde getirdi. Bir kere, Türkiye büyük ölçüde Irak denkleminin dýþýnda kaldý. Yeni bir Irak tasarýmý yapýlýrken, Türkiye, Irakta aktif bir þekilde, denklemin içinde olabilme, Iraktaki geliþmeleri yönlendirme yeteneðine sahip olacakken, tezkere reddedildiði için bu yeteneði önemli ölçüde kaybetmiþ bulunuyor. Örneðin, Kuzey Irakta asker bulunduramýyor ve o bölgedeki geliþmeleri istediði gibi yönlendirebilmesini saðlayacak araçlardan yoksun. Þu an Irak denkleminin bir hayli dýþýndayýz. Önümüzdeki dönemde Irakýn nereye gideceði sorusu çok önemli. Bu Türkiye açýsýndan çok büyük olumsuzluklara da yol açabileceði gibi, Türkiyenin endiþe etmesini gerektirmeyecek bir þekilde de sonuçlanabilir. Irakta önümüzdeki dönemde nelerin olacaðý, Türkiyeyi çok yakýndan ilgilendiriyor. Herhalde, önümüzdeki kýsa ve orta dönemde, Türk dýþ politikasýný en çok meþgul edecek, Türkiyenin en çok baþýný aðrýtacak konularýn baþýnda Irak da yer alacak. Irakýn geleceði konusunda bir-iki senaryo yapabiliriz: Türkiye Suriye Ýsrail Irak Ýran Baðdat Suudi Arabistan Bir iyimser senaryodan söz edebiliriz. Bu senaryoda, Irakta herþeyin Amerikanýn tasarýmýna uygun yani istikrarlý bir þekilde sonuçlanmasý ve Irakta bugünkü kaostan istikrarlý, demokratik bir yapýnýn çok kýsa zamanda çýkmasý durumu bulunuyor. Iraktaki bütün etnik gruplarýn, farklý mezheplerden insanlarýn, hepsinin bir þekilde bir arada var olabilecekleri, dört dörtlük bir demokrasinin, istikrarlý yapýnýn çýkmasý senaryosu bu. Bunun çok kolay olmayacaðýný, çok da gerçekçi görünmediðini kabul etmek gerekiyor. Fakat bir þekilde olursa, Amerikanýn Iraka dönük tasarýmý tutarsa, bunun bölge için çok büyük sonuçlarý olacaðýný kabul etmemiz gerekiyor. Bir þekilde demokrasiye geçmiþ, bazý Batýlý müesseseleri kendi sentezini yaparak yerleþtirip iþletebilen bir Irak; belki tam Batýlý anlamda bir demokrasi olmasa bile, demokrasiye yakýn bir þekilde Irak halkýnýn kendisini ifade edebildiði bir yapýnýn ortaya çýkmasý; Ýraný, Orta Doðudaki ve Arap dünyasýndaki bütün ülkeleri etkileyecek. Iraktaki demokrasi egzersizinin serpintileri bir þekilde bütün Orta Doðu ve Arap alemi üzerinde yanký bulacak. Bu olumlu senaryonun gerçekleþmesinin kolay olmayacaðýný belirtmek gerekiyor. Bir diðer senaryo, Türkiyenin yaný baþýnda sürekli bir istikrarsýzlýk, kaos tablosunun Irakta ortaya çýkmasý ve Türkiyenin sürekli kaos içindeki bir güney komþusu ile yaþamasýdýr. Bu muhtemeldir ve yabana atýlmamasý gerekir. Irakta yaklaþýk 3035 yýllýk yoðun bir Baas istibdat rejiminden sonra, kendini ifade edememiþ, sürekli bastýrýlmýþ olan gruplar birden açýða çýkýyorlar. Irakýn sosyolojik olarak son derece karmaþýk bir yapýsý var: Bugüne kadar hep dýþlanmýþ olan Þiiler nüfusun yaklaþýk yüzde 60ýný oluþturuyorlar ve bunlar içinde ciddi anlamda köktendinci gruplar var. Nüfusun yüzde 20sini oluþturan Sünniler, -ki Baas rejimi büyük Kuveyt IRAK SAVAÞI VE TÜRKÝYE ölçüde, Sünni egemenliðine dayanýyordu- þu an görünmüyorlar, ortadan kaybolmuþ durumdalar ve yeni tasarýmda nereye eklemlenecekleri þu an bilinmiyor. George W. Bush ABD Baþkaný Bir de Kuzeyde yine önemli sayýda Kürt nufusu ve bunlarýn iki büyük Kürt partisi var. Ayrýca, sayýsýný þu an kesin bilemediðimiz fakat önemli sayýda, önemli bir yüzde oluþturduðunu tahmin edebildiðimiz Türkmen gruplarý var. Bütün bu farklý etnik ya da mezhepsel gruplarý, bir araya getirip hepsinin demokratik bir yapý içinde, bir arada var olabilecekleri ve birbirleriyle uyumlu olacaklarý bir tasarýmýný ortaya çýkarabilmek çok güç. Her halukarda federal bir yapý olacak, ama bu federasyon iþleyebilecek mi? Pratikte bu sorunun yanýtýný bugünden kestiremiyoruz, ama Amerikalýlarýn iþinin çok güç olduðu, bu geçiþin kolay olmayacaðý, þimdiden karþýlaþýlan örneklerle ortaya çýkýyor. Örneðin, Amerikalýlar Mayýs 2003te geçici bir yönetim ilan edeceklerdi, fakat Temmuz ayýna ertelendi. Amerikalýlar içteki güçlüklerden dolayý çok temel, kritik kararlarý alamýyorlar. Dolayýsýyla Irakta önümüzdeki dönemde Amerikalýlar ne kadar mükemmel bir tasarým düþünürlerse düþünsünler; o tasarýmý Iraka oturtabilmeleri zor. Irakýn statik hesaplarý, iç dinamikleri, o yapýnýn ayakta kalmasýna izin verecek mi? Bu hiç kolay deðil. Dolayýsýyla Irakýn geleceði çok büyük bir belirsizlik gösteriyor. Türk dýþ politikasýnýn Avrupa boyutunda da belirsizlik var. Türkiye, Avrupa Birliðine tam üye olmak istiyor ve Avrupa Birliði Helsinki Zirvesinde Türkiyenin tam üyelik adaylýðýný kabul etti. Aðýr da olsa tam üyelik süreci iþliyor. Avrupa Birliði, Türkiyeye bu statüyü verdikten sonra geri de dönemiyor kararýndan. Fakat herþeye raðmen, Türkiyenin Avrupa Birliðine tam üye olup olmayacaðý konusunda da tam kesinlik içinde konuþamýyoruz. Neden konuþamýyoruz? Çünkü birincisi, Avrupa Birliðinin önümüzdeki dönemde nereye gideceðini iki nedenle bilemiyoruz. 2004 yýlýnda 10 yeni ülke daha Avrupa Birliðine katýlacak. Sonra sýrada Romanya ve Bulgaristan var. Avrupa Birliðinin bu dalga içinde bu kadar çok sayýda ülkeyi bünyesi içine almasý sonucunda, Birlik bunu özümseyebilecek, hazmedebilecek, taþýyabilecek mi? Bu geniþleme Avrupa Birliðinin iþleyiþini, kurumsal yapýsýný nasýl etkileyecek? Bunun önce görülmesi, test edilmesi gerekiyor. Ýkincisi, Avrupa Birliðinde, Türkiyenin tam üyeliði konusunda Avrupa kamuoyunda ve Avrupalý karar vericiler arasýnda henüz netleþmiþ bir çizgi yok. Avrupa kamuoyu, tüm anketlerin de gösterdiði gibi bölünmüþ durumda. Türkiyenin tam üyeliðine özellikle Avrupa solunun, Avrupalý liberallarin, sosyal demokratlarýn sýcak baktýklarýný ve entellektüel doðruculuk anlayýþý içinde, Türkiye gibi müslüman bir ülkenin de pekala Avrupa Birliði içinde yer almasýný savunduklarýný görüyoruz. Buna karþýlýk, Avrupa içindeki muhafazakar ve aþýrý sað gruplarýn, Türkiyenin tam üyeliðini kolay kolay benimsemeyeceklerini de görüyoruz. Dikkat ettiðimizde, Avrupa Birliðinin Türkiyenin tam üyeliði ile ilgili kararlarýnýn doðrultusunun, belli bir anda, Avrupadaki siyasi güç dengesinin bu gruplardan hangisinin lehine gözüktüðü sorusu ile çok yakýndan ilgili olduðunu görüyoruz. 1997de Türkiyenin tam üyelik adaylýk baþvurusu Lüksemburgdaki AB zirvesinde reddedildiðinde, Almanyada iktidarda bir Hristiyan Demokrat olan Helmuth Kohl vardý, benzer þekilde Ýngilterede yine muhafazakar parti iktidardaydý. Ama 1999a geldiðimizde Avrupanýn siyasi coðrafyasý önemli ölçüde deðiþmiþti. Ýþçi Partisi lideri Tony Blair Ýngilterede baþbakandý. Almanyada sosyal demokrat olan Schröder iþ baþýna gelmiþti. Görüldüðü gibi Avrupadaki siyasi aðýrlýðýn saðdan sola kaymasý Türkiyenin önünü açmýþtý. Ama, önümüzdeki dönemde Avrupada sarkacýn yeniden Hristiyan Demokratlara ve muhafazakarlara doðru gitmesi Türkiyenin iþini zorlaþtýrabilir. Ayrýca, Irak krizinin Avrupa Birliði içinde yol açtýðý çatlaðýn da, tamir edilip edilemeyeceðini bilemiyoruz. Bu durumun Avrupa Birliðinin önümüzdeki dönemdeki iþleyiþini nasýl etkileyeceðini bugünden söyleyebilecek durumda deðiliz. Ama þu tahmini yapabiliriz: Türkiye gecikmeli bir tarihte tam üye de olabilir ya da tam üye olmasa bile özel bir statüyle Avrupa Birliðine çok yakýn bir çerçeve içinde yani bir þekilde bünyenin içinde olacaktýr. Çünkü, Avrupanýn çýkarlarý, ekonomik ve stratejik olarak Türkiyeyi tümüyle dýþlamayý ve kendi bünyesinin dýþýnda tümüyle býrakmaya izin vermeyecektir. Türkiye, ABye hep yakýn olacaktýr, ama bu yakýnlýk tam üyeliðe ulaþýr mý, yoksa bir özel statüyle mi olur; bugün itibariyle kimse bunun yanýtýný veremez. Dolayýsýyla böyle belirsizliklerden söz ediyoruz. Avrupa Birliði cephesine baktýðýmýzda da, orada da bazý soru iþaretlerinin bulunduðunu görüyoruz. Yeniden Türk-Amerikan iliþkilerine dönersek, IRAK SAVAÞI VE TÜRKÝYE Türkiye ile Amerika arasýnda bugün mevcut olan soðukluðun çok uzun süreli olabileceðini düþünmüyorum. Bir þekilde bu soðukluk aþýlacaktýr. Þu an itibariyle büyük ölçüde psikolojik bir sorundan söz edebilmek mümkün. Bize yardýmcý olmadýnýz, ihanet ettiniz, bizi yanlýþ yönlendirdiniz düþüncesi, Amerikan yönetiminde çok hakim. Bir þekilde bu yönetim gidecektir. Bir dönem daha Cumhuriyetçiler ve Baþkan Bush iþ baþýnda kalsa bile; bir sonraki seçimde yeni bir yönetim gelecektir. Türkiyede de bir sonraki seçimde muhtemelen yeni bir iktidar gelecektir. Hükümetlerin deðiþmesi iliþkilerde önemli bir rahatlama getirecektir. Eðer Amerika önümüzdeki 10, 20 hatta 30 yýl içinde tek baþýna uluslararasý sistemin en belirleyici baþat gücü olmaya devam edecekse, uluslararasý terörizmle mücadele yine Amerikan dýþ politikasýnda önemli bir hedef olarak öncelikli yerini muhafaza edecekse, ayný zamanda bu çerçevede Güney Batý Asya, Ortadoðu, Türkiyenin bulunduðu coðrafya Amerika için önemini koruyacaksa, -ki, bu varsayýmlarýn tutacaðýný tahmin edebiliriz- bu takdirde Amerika Türkiyeyi bir þekilde, Irak krizi nedeniyle ne kadar kýzmýþ olsa bile yanýnda tutmak isteyecektir. Bu Amerika açýsýndan coðrafyanýn dayattýðý bir gerçekliktir. Bir þekilde bugün mevcut olan soðukluk aþýlacaktýr. Ancak Türk-Amerikan iliþkilerindeki en büyük sýnav ve çatlak yaratabilecek konu Iraktýr. Bir yandan Irakta Türkiyenin arzulamadýðý geliþmelerin ortaya çýkmasý ve bir yandan da Türkiye ile Amerikanýn Irakta karþý karþýya gelmeleri, belki Türk-Amerikan iliþkilerindeki bu düzelmeyi ortadan kaldýracak tek senaryodur. Eðer Türk-Amerikan iliþkileri, Irakýn geleceði ile ilgili yeni bir kaza olmazsa, kýsa dönemde olmasa bile orta dönemde yeniden belli bir istikrar kazanacaktýr. Türkiye, uluslararasý alanda, uluslararasý sistem içinde çok önemli bir oyuncu olmaya herþeye raðmen devam edecek. Önümüzdeki dönemde Doðu-Batý enerji koridorunun gerçekleþmesi halinde, Türkiye dünyanýn en önemli enerji terminallerinden biri olacak. Bu da Türkiyenin önemini bence bugüne kýyasla daha da arttýracaktýr. Amerika bu önümüzdeki 10-20 yýl içinde Ortadoðu ile çok meþgul olacak ve bundan dolayý Ortadoðu ülkeleri karþýsýnda istikrarlý bir rol modeline, yani hem müslüman, hem demokrasi ve piyasa ekonomisinin iþlediði, Batýlý müesseseleri yaþatabilen bir ülkeye ihtiyacý olacak. Elinde Ortadoðu ülkelerine karþý kullanabileceði baþka hiçbir model yok ve Amerika da bir þekilde bu modeli yaþatmaya mahkum. Dolayýsýyla bütün bunlarý yanyana getirdiðinizde, jeostratejik konumu, model konumu, önemli bir enerji terminali olmasý, Türkiyeyi önemli bir ülke yapacak. Türkiye herþeye raðmen, içteki bütün güçlüklerine raðmen, orta ölçekte önemli bir bölge gücü olabilir. Zaten öyle. Türkiyenin sorunu dýþ politikadan çok, içte yaþadýðý istikrarsýzlýklardan, kötü yönetilmesinden, 1990lý yýllarý çok kötü bir þekilde deðerlendirmesinden kaynaklanýyor. Unutmayalým ki 1990da Berlin Duvarý yýkýldýðýnda o sýrada hepsi Sovyetler Birliðinin güdümünde olan Demir Perde ülkeleri, geride býraktýðýmýz 12 yýl içinde çok büyük dönüþümler gerçekleþtirip, çok kýsa zamanda çok iyi iþleyen demokrasiler haline geldiler. Bütün Batýlý kurumlarý inþa ettiler, piyasa ekonomisine geçtiler, enflasyonu çok kýsa bir zaman dilimi içinde aþaðý çektiler, özelleþtirmeyi tamamladýlar. Bu ülkelerin hepsi bundan 13 yýl önce Doðu Bloku ülkesi diye adlandýrdýðýmýz, komünist idare altýnda, ciddi insan haklarý ihlallerinin olduðu ülkelerdi ve önümüzdeki yýl Mayýs ayýnda Avrupa Birliðinin tam üyesi olarak kapýdan içeri girecekler. Türkiyenin geçen 10 yýlý nasýl deðerlendirdiðine baktýðýmýzda ise büyük ölçüde siyasetçilerinin beceriksizlikleri ve iç çekiþmeler yüzünden hiçbir reformunu tamamlayamadýðýný, aksine kronik sorunlarýný daha da aðýrlaþtýrdýðýný, çok kötü yönetildiðini ve bu tarihi dönemi heba ettiðini görüyoruz. Eðer uluslararasý alanda bu rolü oynayacaksak, bunun yolu, Türkiyenin içte istikrarlý olmasýndan, kendisine çeki düzen vermesinden, artýk yönetilebilir, yönetilebilen bir demokrasi haline gelmesinden ve ekonomik reformlarýný bir an önce tamamlamasýndan geçiyor. Eðer Türkiye kendine içte çeki düzen verebilirse, bunu baþarabilirse; Amerikayla iliþkilerin soðuk olmasý, Avrupa Birliðinin Türkiyeyi isteyip istememesi birer tali mesele haline gelecektir. Türkiyenin dünyadaki konumu, büyük ölçüde içte kendisini iyi idare edip edemeyeceði sorusunda düðümlenmektedir. Irak Savaþý baþlamadan önce Londrada yapýlan savaþ karþýtý bir gösteri. KONFERANS Çaðdaþ Sosyal Demokrasi ve Türkiye Kemal DERVÝÞ CHP Ýstanbul Milletvekili Devlet Eski Bakaný Çaðdaþ Sosyal Demokrasi içindeki akýmlarý, sorunlarý, çözümleri anlayabilmek için, hem Türkiyemize, hem de dünyaya bakmamýz lazým. Önce dünya ile baþlayýp, sonra da Türkiyeye dönelim. Bugünkü küreselleþme süreci içinde, ülkemizde yerel tepkilerle ve sosyal demokrasiyle birlikte CHPnin, ayný zamanda da Türkiyedeki tüm demokratik solun nasýl bir konumda olduðunu, ne tür sorunlara cevap aradýðýný birlikte düþünelim. Batýda, belki de en büyük sosyal demokrat parti Alman Sosyal Demokrat Partisi SPDdir. Geçenlerde bir CHP heyetiyle birlikte ilk kez Berlindeki Sosyal Demokrat Parti Merkezine girdim ve giriþte kocaman bir Marks ve kocaman bir Engels büstünü gördüm. Aslýnda Türkiye açýsýndan bu ilginç. Çünkü, Türkiyede sosyal demokrat bir partinin genel merkezinde Marks ve Engelsi görmek bizi biraz þaþýrtýr. Bu farka dikkatinizi çekmek istedim. Bugünün Avrupa Sosyal Demokrasisi, bu arada Alman Sosyal Demokrasisi artýk Marksist veya Marksçý bir sosyal demokrasi deðil, ama, Marksçý kökenden geldiði de doðru. Yani sosyal demokrasi aslýnda Marksýn baþlattýðý sol akýmýn bir parçasýdýr, bir boyutudur. O gelenekden geldi, fakat büyük evrimler geçirdi, büyük deðiþime uðradý. Bütün bunlarýn ayrýntýsýna, 19.asrýn sonlarý 20.asrýn baþlarýna dönmek istemiyorum. Batýda sosyalizmin ve sosyal demokrasinin, Marksizmin tarihi aslýnda çok ilginç. 2. Dünya Savaþýndan sonraki döneme bakarsak, bu iki kutuplu dünyada, Batýda piyasa ekonomisinin hakim olduðu bir düzen ve çoðu Avrupa ülkesinde sosyal demokratlarýn da iktidarda olduðu bir dönem yaþandý, özellikle 80li yýllarda ve 90lý yýllarýn baþlarýnda. Öbür taraftada da (Sovyet Rusya ve Doðu Avrupada) merkezi planlamayý, devlet mülkiyetini ekonomide esas kabul eden sosyalizmin bir modeli vardý ve aslýnda 20. asrýn son 30-40 yýlý, bu iki model arasýnda ciddi bir yarýþma, ciddi bir çekiþmeyle geçti. Bugünün gençleri bunu yaþamadý, bu gerilerde kaldý. Fakat bizler, özellikle 60lý yýllarda üniversitelerde olanlar bunu yaþadýk. 68 kuþaðý o yarýþmanýn içinden çýktý. Berlin Duvarýnýn 1989 yýlýnda yýkýlmasýyla dünya çok deðiþti. Bunu sað politikacýlar ve sað ideologlar, sosyalizmin kapitalizm karþýsýnda yenilgisi biçiminde tanýmladýlar. Yani Sovyet Rusya çöktü, merkeziyetçi sosyalist model ekonomik refahý, ekonomik büyümeyi yaratamadý. Özellikle Reagan tipi muhafazakar politikacýlarýn batýda öne sürdüðü gibi, bu sistem kapitalizmin baþarýsý karþýsýnda kendini muhafaza edemedi ve çöktü. Bu bence çok yanlýþ ve eksik bir deðerlendirme. Elbette, Merkeziyetçi Sovyet Modelinde büyük eksikler vardý. Bu eksiklerin en önemli kaynaðý da özgürlük eksikliðiydi ve bu özgürlük eksikliði yüzünden tartýþma eksikliði, bilimsel yöntemi ekonomik ve sosyal konulara uygulamama eksikliði nedeniyle ekonomide çok büyük hatalar yapýldý. Çok büyük fedakarlýklara, 30 yýl bir süreyle milli gelirin yüzde 40ýný yatýrýma ayýrmalarýna raðmen, istenilen kalitede bir büyüme ve ekonomik refaha ulaþýlamadý. Diðer taraftan þunu da görmeliyiz. Bütün 20. yüzyýlý kapsayan süreç içinde, vahþi kapitalizm, saðcýlarýn, muhafazakar politikacýlarýn savunduðu kapitalizm de aynen merkeziyetçi komünist model gibi çöktü. Fakat bu çöküþ, ani bir çöküþ olmadý. Özellikle Avrupada, Amerika ve Japonyada biraz daha az olmakla birlikte, sosyalistlerin ve sosyal demokratlarýn, merkez sol ve soldaki sendikalarýn, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerinin önerileri, istekleri çok büyük ölçüde kabul edildi ve sisteme dahil edildi. Demokratik sosyalistlerin savunduðu ana fikir, sosyal devlet fikriydi. Yani piyasanýn tek baþýna ekonomik ve sosyal sorunlarý çözemeyeceðine dair bir inanç vardý. Demokratik sosyalizm Batýda, mutlaka piyasayý düzenleyen, denetleyen, sermaye karþýsýnda bir kamu gücünün olmasýný savunan bir ideolojiydi. Fakat, Doðudaki sosyalizmle arasýndaki fark, ekonomide piyasa mekanizmasýný ve özel mülkiyeti kabul ediyor olmasýydý. Evet, özel mülkiyet olacak, özel giriþim olacak, piyasa iþleyecek, iþletmeler ve kiþiler arasýnda rekabet olacak. Fakat, diðer taraftan da güçlü bir devlet bu piyasayý düzenleyecek, denetleyecek, vergilendirecek, sosyal konularda kamu gücünü kullanacak, sosyal dengesizlikleri düzeltmeye çalýþacak ve böylece kapitalizmin, gelir daðýlýmý ve sosyal adalet üzerindeki ve piyasalarýn kötü iþlemesi açýsýndan eksiklerini dengeleyecek, tamamlayacak ve baþka türlü bir model ortaya çýkartacak. Geliþmekte olan ülkelerde, bu geliþmeler daha geç oldu. KONFERANS Bu asrýn baþýndaki, 1910 yýlýndaki rakamlara baktýðýmýz zaman, bugün OECDyi teþkil eden ülkelerde, devletin harcamalarý milli gelire oranla yüzde 10 düzeyindeydi. Yani o kapitalist modelde, devletin harcamalarý, bütün milli gelir harcamalarýnda sadece yüzde10du ve bugün OECD ülkelerinde yüzde 50-55 düzeyinde. Bu çok büyük bir deðiþiklik. Devletin aðýrlýðý yüzde 10dan, yüzde 50-55e kadar çýkýyor, 20. asrýn evrimi içinde. Batý ülkelerinde yüz yýl önce sosyal demokratlarýn getirdikleri politikalar, sosyal devlet çerçevesinde yaþlýlara destek ve emeklilik hakký ve benzeri haklar yoktu. Parasýz ve zorunlu temel eðitim, en azýndan burslu eðitim hakký, herkese açýk üniversite, herkese ulaþmasý gereken saðlýk hizmetleri, çocuklarýn çalýþmasýný yasaklayan yasalar, iþsizlik sigortasý, istihdama dönük politikalar ve tam istihdam hedefine dönük makro politikalar, bütün bunlar, 20.yüzyýlýn baþýndaki kapitalist modeli aldýðýnýz zaman olmayan þeylerdi ve sosyal demokratlarýn, partilerin, sivil toplumun ve sendikalarýn mücadelesi sayesinde piyasa modeline dahil edildi. Benim görüþüme göre, bunlar dahil edildiði için piyasa modeli baþarýlý olabildi, bu toplumlarý büyük sosyal dengesizliklere götürmeden. Bu sayede Batý Avrupadaki sosyal piyasa modeli, Doðudaki merkeziyetçi, devletçi modelden daha baþarýlý bir performans saðlayabildi. Dolayýsýyla, Berlin Duvarýnýn yýkýlýþý saðýn zaferidir demek, son derece yanlýþ bir deðerlendirmedir. Aslýnda Berlin Duvarýnýn yýkýlýþý ve merkeziyetçi, devletçi sosyalist modelin artýk yok olmasý, özellikle Batý Avrupada bir ölçüde demokratlarýn, Amerikada da Demokrat Partinin baþarýlý çalýþmalarýndan dolayý sosyal demokrasinin baþarýsýdýr. Yani Berlin Duvarýnýn yýkýlýþý ve merkeziyetçi, devletçi sosyalist modelin artýk yok olmasý, saðýn deðil, demokratik solun baþarýsýdýr. Berlin Duvarý yýkýlýnca, Japon asýllý Amerikalý düþünür Francis Fukuyama, artýk tarih bitti, sað- sol çatýþmasý tarihe karýþtý, büyük ideolojilerin çatýþmasý yok oldu, artýk dünya tek tip liberal demokrat sosyal bir modelde birleþti ve tabi tarih þu anlamda devam edecek, her gün yeni bir olay olacak, hergün teknoloji ilerleyecek, bir takým deðiþiklikler olacak ama eski tarih, yani o büyük çatýþmalarýn, ideolojik çatýþmalarýn tarihi bitti teziyle ortaya çýktý. Bu teze katýlmýyorum ve nedenini anlatmaya çalýþacaðým. Avrupadaki son 10 yýlýn olaylarýna ve siyasal geliþmelerine baktýðýmýz zaman, sosyal demokratlarýn bir bakýma yeni sorunlarla karþý karþýya kaldýklarýný ve biraz siyasal güç kaybettiklerini görüyoruz. 1990lý yýllarýn baþlarýnda, iki-üç ülke hariç bütün Avrupada sosyalist ve sosyal demokrat partilerinin seçim kazandýðý bir ortam vardý. Bu þimdi, yüzde 40a kadar geriledi. Bu neden oldu? Çaðdaþ Sosyal Demokrasi hangi sorunlarla karþý karþýya ve bu sorunlara nasýl yaklaþýyor? Ýki temel sorun kümesi var: Bir tanesi, devletin çok büyümesi. Devlet harcamalarýnýn milli gelir içindeki payý yüzde5055lere, hatta yüzde 60-65 lere kadar çýkmýþ durumda. Bu harcamalarý finanse etmek için, çok yüksek vergiler konuldu. Örneðin; Ýsveçte 70li, 80li yýllarda gelir vergisinin üst dilimi yüzde 80e kadar çýkýyordu. Yani, bir insan, kazancýnýn yüzde 80i kadar gelir vergisi ödemek durumundaydý. Bu çok aðýr vergi yükü ve çok büyük devlet, aslýnda sosyal demokratlara o zamana kadar destek veren kitleler tarafýndan bile yadýrganmaya baþlandý. Avrupada, devlette çok büyük büyüme olunca, bürokraside bir yayýlma ve bürokratik hastalýklarýn devlet hizmetlerinde daha rahatsýz edici duruma geldiðini gözledik. Örneðin; saðlýk alanýnda dar gelirlileri kapsayan, herkese saðlýk hizmeti hakkýný veren güzel bir saðlýk sistemi vardý. Fakat Ýngiltere pratiðinde olduðu gibi, bir hasta hastaneye gittiði zaman belki 6-8 saat beklemek durumunda kalýyordu. Devlet, hizmet yükü arttýkça bazý hizmetleri etkin biçimde vermekte zorlanmaya baþladý. Fransada, özellikle 60lý yýllarda, üniversite sisteminde çok büyük aksaklýklar, çok büyük yýðýlmalar gençlerin artan þikayetlerine yol açtý. Sosyal demokrasinin temel baþarýlarý, böyle bir sorunlarla karþý karþýya kaldý. Çok büyümüþ devletin etkin çalýþamamasý, siyasi tartýþmalarda saðýn ve muhafazakar partilerin kullandýðý bir eleþtiri malzemesi oldu. Diðer ve kanýmca bundan daha da önemli olan geliþme ise, küreselleþme ile ilgili geliþme. Dikkat ederseniz, her ne kadar sosyal demokratlar, sosyalistler eþitlik, barýþ, kardeþlik gibi evrensel deðerlerin sahibi oldularsa da ve bu evrensel deðerlerden yola çýktýlarsa da, bu deðerlerin pratik hayatta uygulanmasýnda ulus devletin gücünü kullanmak durumunda kaldýlar. Örneðin; piyasayý dengelemek için vergi sistemini ulus devlet uyguluyor. Bankalarý, finans sektörünü düzenleyen kurum, ulus devletin bir kurumu. Gelirdeki adaletsizlikleri düzeltebilmek ve tek baþýna baþý boþ iþleyen piyasalarý dizginlemek, daha düzenli bir biçime getirebilmek için sosyal demokrat iktidarlar, çok doðal ve çok doðru olarak kamu KONFERANS gücünü kullanmak ve kamu gücüne dayanmak durumundaydýlar. Fakat, küreselleþmeyle birlikte, özellikle, iletiþim teknolojisindeki olaðanüstü deðiþikliklerle birlikte, dünyadaki ekonomik yapý özellikle 80li yýllardan itibaren çok deðiþti. Örneðin; taþýma maliyetlerinin son 30 yýl içinde çok düþtüðünü ve dolayýsýyla dýþ ticaret potansiyelinin çok arttýðýný görüyoruz. Geçenlerde Bursada, Renault Fabrikasýný ziyaret ettim. Bursada araçlarýn bir kýsmý, Meksikaya ihraç edilmek üzere üretiliyordu. Bursa nere, Meksika nere? Ama taþýma ücretleri artýk dýþ ticaret hesaplarýnda önemli bir yer tutmuyor. Dolayýsýyla dünyada dýþ ticaretin toplam üretim içindeki payý, giderek artýyor. Ýþin bir boyutu bu. Ýkinci boyutu, üretimin küreselleþmesi. Bugün, dünya sanayi üretimine baktýðýnýz zaman, bunun yaklaþýk yüzde 35ini uluslararasý þirketler doðrudan olarak gerçekleþtiriyor. Dolaylý olarak hesapladýðýnýz zaman, yani bir takým yan sanayi ile birlikte hesapladýðýmýz zaman, aslýnda bügünkü dünya sanayi üretiminin yüzde 70ini çok uluslu þirketler ve küresel sermaye sahipliðinde olan örgütler yönetiyor. Bu çarpýcý bir geliþme. Diðer bir konu, finans piyasalarý. Eskiden dünyada var olan döviz piyasasý çok küçüktü. Esas dýþ ticarete konu olan döviz hacmi ve deðiþim hacmi, esas bunlara dayalý döviz rejimi önemliydi. Oysa bugün öyle deðil, her an milyarlarca, hatta trilyonlarca dolar el deðiþtiriyor. Bir Japon yatýrýmcýsý anýnda Meksika veya Türkiyenin hazine bonosunu alabiliyor. Þilideki bir emeklilik fonu, Türkiyede faizler yüksek diye Türkiyeye girelim diyebiliyor. Bunun hacmi olaðanüstü ölçüde arttý. Bankalar uluslararasýlaþtý. Bugün, dünyada sermaye piyasasýna hakim olan bankalar, büyük ölçüde uluslararasý bankalardýr. Çoðunun temelinde teknolojik deðiþimin yattýðý bütün bu geliþmeler, klasik ulus devletin 20. yüzyýlýn son 10 yýlýna kadar baþarabildiði denetim ve düzenleme görevini çok zorluyor. Ýki örnek vereyim. Bir tanesi vergi konusu ile ilgili. Diyelim ki, bir ülkede, sosyal harcamalarý, saðlýk harcamalarýný veya eðitimi finanse etmek için vergi artýrmak istiyorsunuz. Eðer komþu bir ülke, ayný anda o vergileri arttýrmýyorsa, o zaman sermaye sizin ülkenizden derhal komþu ülkeye kaçýyor. Dolayýsýyla, ulus devlet sosyal görevini yerine getirmekte güçlük çekiyor. Diðer bir örnek ise finans sektörü ile ilgili. Bunu Türkiyede de yaþadýk. Bankalar aslýnda döviz piyasalarýnda açýk pozisyon almamalý. Finans sistemi için, bir bankanýn dolar cinsinden borç alýp, onu sonra TL cinsinden yatýrmasý büyük bir risk oluþturuyor ve bunu denetlemek gerekiyor. Türkiyede de bu denetimi yapan BDDK var. Diðer ülkelerde de denetim kurumlarý var. Bankalarýn döviz pozisyonunu, bankalarýn uzun vadeli saðlýðý açýsýndan denetleyen mekanizmalar var. Eðer, bu bankalar, uluslararasý baðlantýlar içinde bu açýk pozisyonlarýný alýyorlarsa, örneðin belli bir parayý yurt dýþýndaki baþka bir bankaya yatýrýp oradan kredi alýyormuþ gibi gözüküyorsa ve açýk pozisyonunu o biçimde finanse ediyorsa, o zaman bir ulusal otoritenin, bir Merkez Bankasýnýn veya BDDK benzeri ulusal bir kurumun bunu denetlemesi çok zor, hatta mümkün deðil. Bütün bu nedenlerle, sosyal demokrat devlet veya sosyal demokrat siyasal hareket, bu küreselleþme karþýsýnda güç duruma düþüyor. Çünkü, bir yerde haklý nedenlerle ve geleneksel hedeflerine dönük biçimde kamu gücünü kullanmak istiyor. Fakat, küreselleþen ekonomide bunu yapamýyor veya eksik yapýyor. Bir üzücü örnek daha vereyim, seçim zamanýnda çok gündeme gelen bir örnek. Amerika ve Avrupa Birliði, ama özellikle ABD, kendi pamuðuna müthiþ destek veriyor. Dolayýsýyla Amerikan pamuðu, o destek sayesinde dünya piyasasýna çok düþük fiyatla geliyor. Bizim Egedeki veya Çukurovadaki pamuk üreticisi bununla yarýþamýyor. Aslýnda bizim pamuk da çok yüksek maliyetle üretilmiyor ama ABD ve ABnin verdiði sübvansiyon karþýsýnda yarýþamýyor. O zaman Türk ulus devleti ne yapabilir bu durumda? Ýlk akla gelen gümrük koyarak, dýþardan gelen ucuz pamuða karþý, kendi pamuk üreticimizi koruyalým diye düþünebiliriz. Ama bunu yaparsak, Türk tekstil sanayini, pahalý pamuk almaya zorlamýþ olacaðýz. Dolayýsýyla, kendi pamuk üreticimizi korurken, kendi tekstil sanayimize zarar vermiþ olacaðýz. Nitekim, Yunanistan, o ucuz Amerikan pamuðunu KONFERANS alýp, bizim tekstil sanayimiz karþýsýnda haksýz rekabet þansýna sahip olacak. Bu durumda ne yapabiliriz? Bazen pamuk üreticisine prim verebilir, yani, siz pamuðunuzu ucuza satýn, zararýna satýn, devlet de kasasýndan aradaki farký yani o zararý karþýlasýn deniliyor. Türkiyenin bunu bir ölçüde yapmasý lazým ama ne kadar yapabilir bunu? Türk hazinesi, bu borç durumu, bu maliye politikasý zorluklarý karþýsýnda, ne kadar Türk pamuðunu destekleyebilir. Sorunun asýl kaynaðý Türkiyede deðil. Sorunun asýl kaynaðý, Avrupa ve Amerikanýn kendi pamuðuna verdiði sübvansiyonda. Bu tür örnekleri verdiðimiz zaman sosyal devlet uygulamasýnda, ulus devletin bugünkü küresel çaðda karþýlaþtýðý zorluklarý görüyoruz. Bu, dünya çaðdaþ sosyal demokrat parti kongrelerinde, parti araþtýrma gruplarýnda çok güncel bir konu. Hep birlikte bunu tartýþýyoruz. Bildiðiniz gibi CHP de Sosyalist Enternasyonalin bir üyesi ve Avrupa sosyalist partileriyle iþbirliði yapýyor. Bunlarý tartýþýyoruz. Ýki konuda da yeni bir yaklaþým, yeni bir politikaya ihtiyaç var. Birinci konuda, genelde bugünkü çaðdaþ sosyal demokrasinin yaklaþýmý þu: Sosyal devletten kesinlikle vazgeçemeyiz, geçmek istemeyiz. Bizim ana hedefimiz sosyal devlettir ve sosyal hizmet açýsýndan dar gelirlilere ulaþmaktýr. Fakat, devleti çok büyüttüðümüzde, çok bürokratik bir yapý aldýðýný da kabul ediyoruz. Dolayýsýyla, bazý alanlarda sosyal hizmetleri özel sektör versin, ama devlet dar gelirliye bunun maliyetini, bunun kaynaðýný saðlasýn. Hastane konusunu örnek olarak alalým. Hastane mutlaka devlet hastanesi olmayabilir, özel hastane de olabilir. Ama, her dalda, her vatandaþýn ve özellikle dar gelirlinin bu saðlýk hizmetine ulaþabilmesi için kaynaðý olmasý, sigortasý olmasý gerekir. Bu sigortayý saðlamak da devletin temel görevidir. Aslýnda, eðitim için de ayný þey söylenebilir. Bütün eðitim kurumlarý devletin elinde olmayabilir. Ama, dar gelirli bir öðrencinin, eðer iyi çalýþýyorsa ve performans gösteriyorsa, en iyi eðitim kurumlarýna eriþme hakkýný devlet bursla, destekle saðlamalýdýr. Devlet, eðitimde hiç bir þekilde gelir daðýlýmýna dayalý ve gelir düzeyine dayalý bir farký kabul etmesin, buna karþý bursla mücadele etsin. Yani iki sektörde de (eðitim ve saðlýkta) sosyal devlet hedefinden vazgeçmeden, fakat özel sektörü de bu hizmete çekmek, devletin bazen fazla hantal olan bürokrasisini azaltmak, bir ölçüde devletin o açýdan ölçeðini küçültmek, ama ayný zamanda da dar gelirliye bu sosyal hizmetlere ulaþabilmesi için gerekli kaynaðý kesinlikle saðlamak için çalýþsýn. Sosyal devletle ilgili bu yaklaþým, bugün Avrupa sosyal demokrat partilerinde büyük ölçüde geçerli olan yaklaþým. Bunun ayrýntýlarý çok tartýþýlýyor. Tam olarak saðlýkta nasýl olmalý, eðitimde nasýl olmalý, tarýmdaki destek nasýl olmalý? Fakat, temel yaklaþýmda bir görüþ birliði var. Peki, küreselleþmeyle nasýl baþa çýkýp, karþýsýnda neler yapacaðýz? Daha zor ve henüz pek de çözüm bulunmamýþ bir alandayýz. Bir çok insan, küreselleþmedeki haksýzlýklarý, dengesizlikleri görünce, tümüyle küreselleþmeye isyan ediyor. Büyük sermayenin önderliðinde oluþan küreselleþmeye ahlaki bir tepkiyle karþý çýkýyor. Brezilyada her yýl Dünya Sosyal Forumu toplantýlarý gerçekleþiyor. Bu ahlaki tepki aslýnda sol açýdan ve sosyal demokrat açýdan da desteklenen ve anlaþýlan bir tepki. Ama, diðer taraftan, iletiþim teknolojisindeki devrimi geri çevirmek mümkün deðil, yararlý da deðil. Kaçýnýlmaz olarak bu küresel teknoloji, küresel finans piyasalarý, ticaret mekanizmalarý iþleyecektir. Dolayýsýyla, küreselleþmeyi reddetmek veya biz istemiyoruz, kapýlarýmýzý kapatýp tek baþýmýza yaþayacaðýz demektense (ki bunun pratik olanaðý yok), onun yerine, biz geçmiþte ulus devlet düzeyinde vahþi piyasayý kamu gücüyle nasýl dizginlediysek, ayný biçimde uluslararasý düzeyde de vahþi piyasayý dizginlememiz ve uluslararasý düzeyde bunu yapabilecek bir kamu gücünü oluþturmamýz gerekir yaklaþýmý, bugünkü çaðdaþ sosyal demokraside aðýr basan ve giderek daha fazla destek bulan bir yaklaþýmdýr. Ama, bu yaklaþýmýn zorluðu, bu uluslar üstü veya uluslararasý kamu gücü nasýl ve nerede oluþacak? Kýta düzeyinde mi oluþacak? Örneðin, Avrupa Birliði düzeyinde mi oluþacak, Birleþmiþ Milletler düzeyinde mi oluþacak, Dünya Bankasý gibi kurumlar etrafýnda mý oluþacak, bunlar tartýþýlýyor. Bu konuda çok kolay, çok kesin bir çözüm bulunduðunu iddia etmek de henüz mümkün deðil. Güncel bir konuya burada bir parantez açarak temas etmemiz gerekiyorsa, Irak Savaþýna karþý olan sosyal demokratlar arasýndaki tepki, özellikle Avrupada niye bu kadar kuvvetli oldu? Niye Londrada 1 milyon insan yürüdü? Saddam Hüseyini sevdikleri için deðil, Iraktaki rejime herhangi bir sempati duyduklarý için deðil. Bu insanlar büyük ölçüde, küreselleþen dünyada, artýk uluslararasý hukuðun, uluslararasý dayanýþmanýn ve uluslararasý örgütlerin etkin olmasý gerektiðine inandýklarý için ve maalesef bunu tamamen dýþlayan ve Birleþmiþ Milletlerin KONFERANS yetkisini reddeden bir tutum karþýsýnda, bu yeni çaðdaþ sosyal demokrat uluslararasý küreselleþme ideolojisini anlatmak için ya da o ideolojinin verdiði his ve düþüncelerle yürüdü. Bu örneði özellikle Avrupa Birliðinde çok görüyoruz. Avrupa Birliði, ulus devlet düzeyindeki bir çok yetkiyi artýk Avrupa düzeyinde gerçekleþtiriyor. Dolayýsýyla, sosyal demokratlar Avrupa Birliðini, aradýklarý kamu gücünü, yeni piyasalar ve yeni teknolojiler karþýsýnda, yeniden daha etkin kýlacak bir araç olarak görüyor. bir dünyada, 1920li, 1930lu yýllar, aslýnda sosyal demokrasinin en zayýf, en ezildiði yýllarýydý. O yýllarda CHPnin ve Türkiyedeki o siyasal hareketin açýktan bir sosyal demokrat çizgide olmasý beklenemezdi. Kaldý ki, Sovyet Rusya ile sorunlarýmýz vardý. Toprak sorunlarýmýz vardý. Acaba Türkiyeye hakim olmak ister mi kaygýsýyla, sola karþý milliyetçi bir kuþku, milliyetçi bir refleks de vardý Türkiyede. Þimdi, Türkiyedeki sosyal demokrat hareketin tarihçesine kýsaca bir bakalým. Aslýnda Türkiye 19. asýrda çok farklý bir konumdaydý. Osmanlý Ýmparatorluðu henüz ulus devlet olmamýþ ve dolayýsýyla bizim 19. asýr tarihimiz, Avrupa tarihinden çok ayrý geliþti. Fakat, Cumhuriyetin kurulmasýyla Türkiyede Avrupa tipi bir ulus devlet oluþtu. Atatürkün öncülüðünde, hem tarihimiz hem de kendi içimizdeki tartýþmalarýmýz giderek diðer ulus devletlerin tartýþmalarýna benzemeye baþladý. 1965 yýlýnda, o zaman CHP Genel Baþkaný olan Ýsmet Ýnönü, ilk kez ortanýn solundayýz dedi ve ilk kez o Kemalist, laik, devrimci, halkçý CHPyi batýlý anlamda siyasal yelpazede solda tanýmladý. Ondan sonra, Bülent Ecevitin Genel Sekreter olmasý ve ortanýn solu hareketinin geliþmesiyle, CHP nihayet 70li yýllarda siyasal yelpaze ve siyasal düþünce çerçevesi içinde kendini solda bir parti olarak tanýmladý. Bazen sosyal demokrat, bazen demokratik sol, bazen ortanýn solunda, yani o kavramlar arasýnda bir çok tartýþma da yaþandý. Fakat, açýktan demokratik solda olan bir parti olarak geliþmeye baþladý. Dikkat edilirse, bu aslýnda CHP için 70li yýllarda büyük bir geliþmeye yol açtý. Seçim kazanamazken, 70li yýllarda çok ciddi seçim baþarýlarýný elde edebildi. 1977 seçimlerinde yüzde 43 oranýnda oy alarak 1950den sonraki tarihinde en yüksek oy oranýna ulaþtý. CHP, 70li yýllarda kendini, hem Atatürkçü, hem devrimci, hem laik, ayný zamanda da sol, demokratik sol bir parti olarak tanýmladýðý zaman, toplumdan olumlu yanýt aldý. Ondan sonra Türkiyede darbe oldu, yasaklar geldi. Fakat, hiçbir zaman CHP veya onu izleyen partiler, ondan sonra SHP, DSP gibi partiler, merkez solda, sosyal demokrat veya demokratik sol niteliklerini kaybetmediler. Türkiye, daha çok Avrupa siyasal yapýsýna benzeyen, solda þu anda CHP, (bir bölünme olmuþtu lider düzeyinde, DSP-CHP gibi, ama temelde solda bir büyük sosyal demokrat hareket), saðda da diðer hareketler gibi bir yapýya doðru gitti. CHPnin kökeninde Marksizm yoktur. CHP ilk baþta, ilerici, laik, devrimci ama kendini solda tanýmlamayan milliyetçi bir partiydi. Yani Türkiye Cumhuriyetini kuran milliyetçi bir partiydi. CHPnin giderek kendini merkez solda tanýmladýðýný görüyoruz. Bu, belli bir süreç içinde oldu. Aslýnda, Atatürkün ve arkadaþlarýnýn dünyaya yaklaþýmý açýsýndan bu doðal bir geliþmeydi. Çünkü, Atatürkün ve arkadaþlarýnýn yaklaþýmý deðiþime, eþitliðe, halkçýlýða, adalete çok yakýn bir yaklaþýmdý. Ama, o günün þartlarý içinde, bir taraftan Stalinin, öbür taraftan Hitler ve Mussolininin kol gezdiði Bizim sosyal demokratlar olarak önümüzdeki görev, bu tarihi evrimi devam ettirmek, bunu yaparken de bu sürecin Türkiyenin özelliklerini taþýyan yapýya da sahip olmasýna dikkat etmektir. Örneðin, Türkiyede tarým çok önemli. Bir Avrupa ülkesinde, tarým nüfusu yüzde 5 iken, Türkiyede yüzde 35. Yani, ülkemizin kendine özgü özelliklerini dikkate alarak, ayný zamanda çaðdaþ sosyal demokratlarýn yöneldikleri çözümleri de benimseyerek, yeniden 2000li yýllarda, çaðdaþ Türk Anadolu sol geleneðiyle barýþýk ve ona dayalý, fakat ayný zamanda sosyal demokrasinin evrensel Çaðdaþ Sosyal Demokrasi Türkiyede nereye gidiyor? CHP olarak, biz bu tartýþmalara katýlýyoruz. Kardeþ partilerimizle toplanýyoruz. Örneðin, CHP 2004 Avrupa Parlamentosu seçimlerine, diðer sosyal demokrat partilerle giremeyecek. Çünkü þu anda Avrupa Parlamentosunda üye olmadýðýmýz için Türkiyenin milletvekili seçmesi mümkün deðil. Ama, seçim stratejisine, seçimde oluþturulacak bildirgilere , bütün bu çalýþmalara katýlýyoruz. Bu çok önemli, çünkü bugünkü dünyada sadece kendi içimizde çözüm deðil, diðerleriyle birlikte çözüm üretmemiz lazým. Örneðin; eðer Türk pamuk üreticisini korumak istiyorsak, bir þekilde bizim gibi düþünenleri, ABD ve AByi, pamuk sübvasyonlarýndan vazgeçirmemiz lazým. Esas çözüm burada. KONFERANS deðerlerini kabul eden ve onlarý geliþtiren bir sentezi, CHP çatýsý altýnda oluþturmalýyýz. Bunda baþarýlý olursak, sanýyorum Türkiyedeki siyasal yapý çok daha saðlýklý bir hale gelecek ve gerçekten bugünkü iktidara, saðlýklý demokratik bir alternatifin oluþmasýnda baþarýlý olacaðýz. Fakat, bunu henüz baþarmýþ deðiliz. Þu anda CHPye baktýðýmýz zaman, parti içinde veya parti yandaþlarýnda, bir taraftan 20li, 30lu yýllardan gelen gelenek var. Bu geleneðe sahip çýkmamýz, gurur duymamýz lazým. Ama, bu gelenek, zaman zaman, özellikle de 2. Dünya Savaþý ve ondan sonraki yaþanan olaylar yüzünden, aslýnda olduðundan ve Atatürkün isteðinden daha devletçi, daha merkeziyetçi, daha sýnýrlayýcý, yasakçý bir model haline yer yer dönüþtürüldü. Dolayýsýyla, CHP eþittir devlet, yasaklar, güdüm hissi vatandaþlarýmýzýn bir kýsmýnda devam ediyor. Bunu bir ölçüde aþmamýz lazým. Diðer taraftan da, çaðdaþ sosyal demokrasinin de karþý karþýya bulunduðu sorunlarý, birlikte çözebilmemiz lazým. Örneðin, sosyal devlet ve sosyal hedeflere sadýk kaldýðýmýz zaman ve bunlarý gerçekleþtirmek istediðimiz zaman, bunu en etkin biçimde, en az kaynak kullanarak, en güzel biçimde nasýl yapabiliriz? Bunu araþtýrmamýz lazým. Aslýnda, CHP bunu Çözüm 2000 bildirgesinde gayet güzel biçimde anlatýyor. Hastane örneðini veriyorum. CHPnin programýnda illa da devlet hastanesinde, tedavi olacaksýnýz diye bir þey yok. Devlet sigortanýzý saðlayacak, gerekirse o sigorta kaynaðý ile birlikte özel hastanede tedavi olacaksýnýz. Yani o dönüþümü, CHP büyük ölçüde programýnda baþarmýþ durumda. Fakat, tabanýnda ve örgütünde bu modelin pratikte nasýl iþleyeceði ve tam olarak benimsenmesi biraz daha zaman alacak. CHP, bu sentezi yani milliyetçi, Atatürkçü gelenekle, sevdiðimiz, sahip çýktýðýmýz bu gelenekle, Avrupa türü çaðdaþ bir sosyal demokrasiyi birleþtirebilirse, çaðýmýza uygun bir sentezi yaratmýþ olur. Ama, bu iki akým birleþemezse ve bir bakýma birbirine paralel, hatta birbirine biraz kuþkuyla bakarsa, o zaman o sinerjiyi, o gücü solda yaratamaz. Bugün yaþadýðýmýz tartýþmalarýn kaynaðýnda bu var. Özgürlük konusuna özellikle gelmek istiyorum. Çaðýmýzda, Türkiyede, CHPden daha çok özgürlüklere sahip çýkan baþka bir parti olmamalýdýr. Biz, geçmiþten gelen bir takým korkularý yenerek sonuna kadar özgürlükçü olmalýyýz. Fakat, merkeziyetçiliði ve deðiþimden korkunun izlerini yer yer hala görüyoruz. Bugün, Avrupa Birliði sürecinde, Türkiye için meclisten geçirdiðimiz bir dizi yasa var. Bu yasalar henüz kýsmen uygulanýyor. Bunlarý biz istedik, biz oy verdik, biz destekledik. Fakat bu yetmez. Ayný zamanda bunun takipçisi olmalýyýz. CHPnin önümüzdeki dönemde o sentezi oluþtururken, daha cesur biçimde özgürlükçü olmasýnda büyük yarar var. Bu esasen geleneðimizle hiç bir biçimde çeliþmiyor. 1924 yýlýnda, Ankarada Öðretmenler Kurultayý Toplantýsýnda Atatürk öðretmenlere sesleniyor: Cumhuriyet, öðretmenlerden düþüncesi hür, vicdaný hür, sezgi ve anlayýþý hür kuþaklar yetiþtirmesini ister. Yani Atatürk, düþünce, vicdan, sezgi, anlayýþ, hepsi özgür olmalý diyor. Þimdi, böyle bir insanýn izindeyiz deyip, yasakçý , sýnýrlayýcý bir devlete sahip çýkmak, esas çeliþkiyi oluþturur. Atatürkçülük, hiçbir zaman yasakçý bir ideoloji olmamýþtýr. Fakat, Atatürkçülüðü yasakçý bir ideolojiye dönüþtürmek isteyenler olmuþtur. Bulunduðumuz nokta bu. Önümüzdeki görev kolay deðil. Sosyal devlete, sosyalist geleneðe sahip çýkmalýyýz. Sosyal adalet olmadan, sosyal denge olmadan, baþarýlý bir piyasa ekonomisinin olmayacaðýný anlatmalý ve ikna etmeliyiz. Ayný zamanda, bunu yaparken sosyal devletin hantal, yasakçý ve aðýr yük oluþturan bir devlet deðil, tersine etkin, vatandaþa gerçekten destek olan, piyasayý bozmadan düzenleyen veya daha iyi iþlemesini hedef alan bir devlet düzenlemesini hedeflediðimizi anlatmalýyýz. Bizim devletçiliðimizin, piyasa karþýsýnda, vatandaþ karþýsýnda, sivil toplum karþýsýnda bir devletçilik olmadýðýný, tersine, bütün bu kurumlarýn daha iyi, daha saðlýklý ve herkese daha yararlý olabilmesi için gereken bir devletçilik anlayýþýnýn olduðunu özellikle gençlere anlatmalýyýz. Somut olarak, bu Çankaya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Kamil Mutluer, Kemal Derviþe teþekkür plaketini verirken. KONFERANS sosyal hedeflere nasýl ulaþacaðýmýzý anlatmalýyýz. Uluslararasý düzeyde de, bugünkü küresel dünyanýn gerçeklerini görüp, ona göre hareket etmeliyiz. Artýk bazý konularý, sadece ulus devlet düzeyinde halletmemiz mümkün deðil. Türkiye büyük ve güçlü bir ülke ve diðer ülkelerle, diðer sosyal demokrat hareketlerle birleþip, bu sorunlarý küresel düzeyde çözmeye yönelik çabalara katýlmalý, bu çabalar içinde var olmalý. SORU CEVAP Soru : Tüm parti programlarýnýn birbirine benzediði bir dönemde, günümüz sosyal demokrasisi ekonomik, sosyal, siyasal açýdan ülke sorunlarýný çözmede neler önermektedir? Cevap : Aslýnda bütün parti programlarý yüzeysel olarak belki birbirine benziyor ama temelde, biraz derinlere indiðiniz zaman, birbirine benzemiyor. Fakat, çaðdaþ demokrasilerde, genelde partiler partili olmayan merkezdeki vatandaþ için yarýþýyor. Nasýl olsa solda olan bir vatandaþ, büyük ihtimalle CHPye veya baþka bir sol partiye oy verecektir. Saðda da buna benzer bir durum var. Esas yarýþma merkezle ilgili olduðu için, doðaldýr ki hem solda ki, hem saðda ki partiler daha ýlýmlý olan bu merkezi yakalamaya çalýþýr. Ama, temelde programlar arasýnda ciddi farklar vardýr. Sosyal demokrat bir partinin programýnda, sosyal devlet hedefi diðer partilere kýyasla çok daha ciddi, çok daha köklü biçimde vardýr. Parti programýnda popülist bir söylemle, herkese her þeyi vaat etmek çok kolay. Programý anlamak için gerçekçi çözümlere bakmak gerekir. Diðer bir konu da Avrupa Birliði. Avrupa Birliði Türkiye için çok önemli bir hedef, ekonomimiz için, yatýrýmýmýz için, istihdamýmýz için çok çok önemli bir hedef. Türkiyeyi gerçekten Avrupa Birliðinde güçlü, kendi çýkarýný koruyan, fakat, ayný zamanda da tümüyle Avrupadaki standartlara, özgürlüklere uyan bir ülke yapma hedefini CHP son derece samimi ve güçlü olarak taþýyor. Soru : Güçlü bir ekonomiye geçmeden baþarýlý bir sosyal demokrasi ortamý olabilir mi? Bu baðlamda güçlü bir ekonominin neresindeyiz? Cevap : Eðer çok güçlü bir ekonomiye sahipseniz, hýzlý büyüyorsanýz, o zaman tabi ki gelir daðýlýmýný gözetmek daha kolay. Dar gelirliye, tarýma, küçük çiftçiye, küçük esnafa destek vermek, ihtiyacý olan bütün gençlere burs bulmak daha kolay. Dolayýsýyla, çok güçlü bir ekonomide sosyal demokrat olmak daha kolay. Ama, çok güçlü bir ekonomide deðilseniz bile, gene de sosyal demokrat bir yaklaþýmýn daha sürdürülebilir bir büyümeye yol açtýðýna inanýyorum. Bizim gibi geliþmekte olan bir ülkede, büyümeye büyük önem vermeliyiz. Bu yýl yüzde 2 büyüyelim yeter diyemezsiniz. Japonya bunu söyleyebilir, Almanya bunu bir ölçüde söyleyebilir ama Türkiye söyleyemez. Türkiye, mutlaka yüzde 7 büyüme hedefine odaklanmalý. Eðer, bu büyüme sürecinde sosyal boyutu unutursanýz, sosyal dengeleri koruyamazsýnýz, gelir daðýlýmýný bozulmaktan koruyamazsýnýz ve iþte o zaman çok ciddi dengesizlikler, ekonomik ve sosyal krizler ortaya çýkar. Benim 80li yýllarda uygulanan modelde, beðenmediðim, eksik bulduðum taraf aslýnda bu. Aslýnda doðal, sosyal demokrat bir model deðildi. Özal, 80li yýllarda Türkiyede, çok baþarýlý bir ekonomik büyüme sürecini baþlattý. Türkiye 80li yýllarda hýzlý büyüdü, ihracat hýzlý geliþti, fakat ayný yýllarda sosyal yapý çok bozuldu, sosyal denge çok bozuldu ve kamu gücü, devlet çok zayýfladý. Çünkü, o anlayýþ içinde yani sosyal demokrat olmayan bir anlayýþ içinde, kamu gücünün, devletin çok fazla bir önemi yoktu. Herþeyi özel sektör yapar, herþeyi piyasalar yapar anlayýþýndaysanýz, devlet de bazý þeyleri yapsýn ama, o kadar da önemli deðil düþüncesinde olursunuz. Türkiyede, Anavatan Partisinin getirdiði anlayýþ buydu. Siyasi partiler arasýndaki fark, iþte bu farktýr. Sosyal demokrat bir parti devleti boþ veremez. Devletsiz bir piyasanýn düzgün iþlemeyeceðini bilir. Devletin kurumlarýna sahip çýkmak mecburiyetindedir. Çünkü, o kurumlara hedefleri açýsýndan ihtiyacý var. Bu çok önemli bir fark. Ama ayný zamanda, bu devletin etkin olmasý, vatandaþlarý ezmemesi, hizmet anlayýþýyla vatandaþlara yaklaþmasý ve özgürlükleri artýk kýsmamasý gerekir. Bu da o sosyal devletin ikinci bir boyutudur. Geliþmekte olan bir ekonomide, bu nedenlerden dolayý aynen geliþmiþ ülkelerde olduðu gibi sosyal demokrat olmakta yarar vardýr. Uzun dönemde ekonomiye de büyük yararlarý olacaktýr. Sosyal demokrasi sadece bir daðýlým, sadece bir hakça gelir daðýlýmý meselesi deðil, ayný zamanda saðlýklý, sürdürülebilir, ülkeyi krize sokmadan düzenli bir büyümenin teminatý olmalýdýr. Bu konferans Çankaya Üniversitesi Ekonomi Topluluðu tarafýndan 6 Mayýs 2003 tarihinde gerçekleþtirilmiþtir. ARAÞTIRMA-ÝNCELEME Ceza Adaletinin Anatomisi Hukuk, kavramlar ve soyutlamalarla dile getirilmekte, gerekçelendirilmekte ve somutlaþtýrýlmakta ise de, kurallarýndan biri ihlâl edildiðinde cezalandýrýlan ve cezaevine konulanýn bir kavram deðil, bir insan olduðu unutulmamalýdýr. Bir kavram ne denli yüceltilirse yüceltilsin, anlamý, kavramýn bireysel varlýklarýn deneyimlerine iliþkin sonuçlarý gözlenerek irdelenmeli; ve hukuk bilgisinin, uðruna hukuk yaratýlan kiþiler/toplum göz ardý edildiðinde, çok az þey ifade edeceði bilinmelidir. Hukuk ilmi, dikkatini yalnýzca hukuk kurallarýnýn incelenmesi ve açýklanmasý üzerine odaklanmakla yetinemez. Hukuk ile sosyal koþullar ve kültürel realiteler arasýndaki dinamik iliþkiler ve etkileþim süreci de inceleme kapsamýna alýnmalý; sorunlara gecekondu türü yaklaþýmlardan kaçýnýlmalýdýr. hukukunda seçenek ve takdire yer veren fýrsatlardan yararlanan aktörler, norm uygulamayý, amaçlananýn tam tersi istikamete yöneltmekte veya deforme etmektedir. Ýþte aktörlerce sistemde sergilenen bu durum, mükemmel detay çalýþmalarýna karþýn adalet sarayý mimari projesindeki, irrasyonel rüzgarlarýn girmesine olanak veren, açýk pencerelerdir. Ýþte bu pencereler nedeniyle Hukuk Usulü 22 kez, Ceza Usulü ise 26 kez tadilat görmüþtür. Günümüzde ise yargýlamanýn uygun yönetimi ile bu süreçte rol alan kiþilerin pratiði, bu süreci düzenleyen hukuk kurallarýnýn teknik mükemmelliðinden daha fazla önemlidir. Evrensel Bir Sorun: Yargýda Gecikme Unutulmamalýdýr ki, kiþi haklý olduðu davasýný kaybedebileceði gibi suçlu kiþi de (örneðin davasý Genelde yargýnýn etkin ve kaliteli hizmeti makul zamanaþýmýndan düþtüðü için) ceza görmeyebilir. süre içerisinde sunabilmesi için yargýda gecikmeye Bu baðlamda, yargýlama usulündeki kurum ve özgü aþaðýdaki þemada yer alan nedenler üzerinde araçlarýn adaletin gerçekleþmesine ne derece durularak her birine özgü etkinin en aza indirilmesi yardýmcý olduðu; mahkeme kararlarýnýn usuldeki için dinamik bir yaklaþým sergilenmelidir. rafine kavramlar sonucu daha mý adil olduðu gibi sorular gündeme gelmektedir. Yargýlama süreci gerçekte akademisyenlerin eserlerinde iþlediði Suçun Bedeli mantýksal soyutlamalardan üretilmiþ kesin sonuç saðlayan bir normlar kümesi deðildir. Yargýda Gecikme Nedenleri Yargýlama sürecinde yer alan aktörler; hâkimler, Usul Hukukundan Taraflarýn Neden Örgütlenme ile taraflar, avukatlar ile Kaynaklanan Olduðu Gecikmeler Sistemin Çeþitli yardýmcý personelden Gecikmeler Kesimlerindeki oluþmaktadýr. Bu kiþiler, ne Niteliklerden soyut yaratýklar ve ne de Kaynaklanan benzer mekanik kuklalardýr. YARGILAMA Gecikmeler Kapasite Üstü Her biri kendi bireysel ve Ýþ Yükü SÝSTEMÝ sosyal dünyasýnda, duygu, Sistemin Etkinliði düþünce, ilgi alanlarý ve Ýçin Gerekli Mali Destek alýþkanlýklarý (bazen de kötü Teknolojik Verilmemesi alýþkanlýklarý) olan kiþilerdir. Destekten Davanýn Özelliklerinden Ýþte tüm bu kiþilerin iliþkileri Yoksunluk Kaynaklanan Gecikmeler ile oluþan ve her adliyeye özgü olan adliye kültürü zaman zaman sorun kaynaðý olabilmekte; Kamu düzeni ve güvenliði açýsýndan ölçümlenmesi yargýlama sürecini etkileyerek yargýlama hýzýný yapýlacak bir parametre ise, Türkiye'de iþlenen 1 yükseltebilmekte(!) veya yavaþlatabilmektedir . suçlarýn faturasýdýr. Ceza adaleti sistemi (kolluk, Bu durumda, yargýnýn uygun iþleyiþinde, de-facto uygulama, yasalardan daha önemli olmakta; usul Dr. Mustafa T. YÜCEL, LL.M, JSD Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öðretim Üyesi ARAÞTIRMA-ÝNCELEME savcýlýk, ceza mahkemeleri ile ceza infaz kurumlarý) harcamalarý; alarm ve güvenlik sistemleri ile özel koruma; çalýnan mallarýn deðeri; terör kurbanlarý yakýnlarýnýn maruz kaldýðý yoksunluklar, þiddet suçlarý maðdurlarýnýn tedavisi; sönen hayatlarýn ekonomik faturasý; suç oraný yüksek semtlerin/bölgelerin boþaltýlmasý, iþ yerlerinin kapanmasý ve iþçi çýkartýlmasýnýn tahmini faturasý toplamýnýn, milli savunma harcamalarýndan büyük olacaðýna kimsenin kuþkusu olmamalýdýr. Bu baðlamda, suç olgusu bir numaralý ekonomik sorun olma istidadýndýr. Bu konuda yaklaþýk bir fikir vermek üzere ceza adaleti sistemine ayrýlan mali kaynaklarýn ($) gayrý safi milli hasýlaya oraný bakýmýndan on ülkeye iliþkin verilere aþaðýdaki tabloda yer verilmiþtir: insan haklarýna saygýnlýk içinde etkinliðini saðlamak üzere; · Takipsizlik kararý verilecek iþler açýsýndan ayýklama iþlemine özen gösterilmesi, · Takipsizlik kararý verilen iþler hakkýnda kolluk görevlilerinin periyodik toplantýlarla bilgilendirilmesi, · Polis ve Jandarmaca kanýt toplamadaki yetersizliklerin giderilmesi; biyolojik kanýtýn önemi bilinçlendirilerek DNA bilgi bankasý oluþturulmasý, · Kamu davalarýnýn kýdemli Cumhuriyet Savcýlarýndan oluþan bir ekip incelemesinden geçirilerek "yeterli delil" olmadýkça kamu davasý açýlmamasý ilkesine iþlerlik kazandýrýlmasý, · Kamu davasýnýn sonuçlarý Ülke ismi Kaynaklar GSMH Kaynaklar/GSMH hakkýnda savcýlýk ve kolluk arasýnda (Milyar-$) (Milyar-$) % bilgi akýþýnýn saðlanmasý, · Pilot projelerle savcýlýklarda Danimarka 0,632 68,8 0.9 kolluk görevlisinin veya kollukta Finlandiya 0,554 62,3 0.9 Savcýlarýn çalýþma imkânýna Fransa 1,976 724,2 0.27 kavuþturulmasý, Hollanda 1,824 175,3 1.04 · Savcýlýk ve kolluk arasýnda Norveç 0,430 69,7 0.6 düzenli istiþarenin Portekiz 0,046 27,4 0.1 kurumsallaþtýrýlmasý, Ýsveç 0,941 114,4 0.8 · Savcýlýklarda düzenli görev Ýsviçre 0,103 135,0 0.07 analizlerinin yapýlmasý, ABD 52,499 4,185,4 1.23 · Adliyelerde halka açýk Türkiye 2,450 192,3 1.27 mekanlarýn düzenlenmesi ve halkla direkt iliþki içerisinde olan kiþilerin eðitimi, Her ülkeye özgü muhasebe ve sayým sonucu · Adliyelerde can güvenliðinin saðlanmasý (Adana beliren farklýlýk nedeniyle küresel düzeyde ve Sultanahmet adliyelerinde klasikleþen karþýlaþtýrma yapabilmek zor ise de, genel bir görüntülerin giderilmesi), gözlemle ceza adaleti sistemine ayrýlan GSMH · Ceza adaleti sistemi hakkýnda sanýk, tanýk ve oranýnýn %1-2.5'i geçmediði belirtilmektedir. maðdurlar için bilgilendirme broþürleri yayýnlanmasý ve hizmetleri karþýlýðýnýn Ceza Yargýlamasý ödenmesi ötesinde tanýklara teþekkür edilmesi, · Metropol adliyeleri savcýlýklarýnda iþ türlerine Ceza mahkemelerince yýllar itibariyle verilen göre "özel bölümler" (örneðin; ekonomik suçlar kararlardaki beraat oranlarýnýn diðer ülkelere oranla bölümü) oluþturulmasý, oldukça yüksek bir oran sergilemesi karþýsýnda · Metropol/iþ yükü fazla olan Savcýlýklarda ceza adaleti sisteminin ilk evresi olan hazýrlýk profesyonel nitelikte "idari bir müdürlük" soruþturmasýnýn ayýklama iþlevini yeterince yerine oluþturulmasý (endüstri mühendisleri/iþletme getirmediði görülmektedir. Bu sonuç kötü bir uzmanlarýnýn artýk bu birimlerde görev almaya iþlemecilik örneði oluþturmaktadýr. baþlamasý), · Savcýlýklarda "ekip çalýþmasý" ruhunun Ülkemizde, 1959 yýlýndaki %23.88 olan beraat geliþtirilmesi, hizmet içi eðitim programlarý ile oranýnýn 2001 yýlýnda %17.66ya düþtüðü görülmüþ bilgilendirmeye süreklilik kazandýrýlmasý, ise de, mahkumiyet oranýnýn Ýsveçte % 94.7 · Farklý türdeki davalarýn çözümlenmesi için (1988) Fransada %98.9 (1982) ve Japonyada % özellikle DGM Savcýlýklarý arasýnda bilgi alýþveriþi 99.9 (1992) olduðu göz önüne alýndýðýnda; saðlanmasý, Türkiyede beraat oranýnýn çok daha aþaðýya · Kalitenin yükseltilmesi için Savcýlýk ve Kolluk çekilmesi gerekmektedir. Bu amaçla, itham arasýnda gerekli olan yakýn iþbirliði ve iletiþimin yüzdesinin düþürülmesi ve hazýrlýk soruþturmasý (en yakýn zamanda elektronik ortamda) ceza evresinde Cumhuriyet Savcýlarýnýn rol ve iþlevinde ARAÞTIRMA-ÝNCELEME Mahkemesince iptal edilen hükümleriyle de kanýtlandýðý üzere, bu son af kanunu en kötü teknisyenlik örneði olmakla kalmayýp, sözde erteleme yaný ile yargýdaki kýrtasiyeciliði de yoðunlaþtýrmýþtýr. Soruþturmasý/davasý ertelenen 400.000 zanlýdan beþ yýl içerisinde yeniden suç iþleyenlerden kesinleþen mahkumiyeti olanlar hakkýnda ertelen iþlerin takip edilebileceðini düþünebiliyor musunuz? Geçen zaman içerisinde kanýtlarýn/tanýklarýn bozulmasý/ölümü üzerine inþa edilecek yargýlamadan ne verim beklenebilir ki? Ýþte kýrtasiyecilik yaratma ötesinde iþlev ve anlamý olmayan böyle garip bir yasanýn toplumsal zararý, afla çýkanlarýn iþledikleri yeni suçlarla, ürkütücü boyutta olmuþtur. Salýverme öncesi kendileri için hiçbir hazýrlýk yapýlmayan ve salýverildiklerinde de toplumsal rehberlik ve destekten yoksun kalan bu damgalý kiþilerin yeni kurbanlar yaratmasý oldukça normal görülmelidir. Anormal olan ise, 57. Hükümetin bu kriminolojik gerçeðe gözlerini kapamasý idi. Ýþte bu bulgular karþýsýnda Þiddet Suçlarý Maðdurlarýna Tazminat verilmesinin yasal bir zemine oturtulmasý, yeni maðdurlarýn maðduriyetlerini azaltmak bakýmýndan sosyal bir zaruret haline gelmiþtir. Afla salýverilen hükümlülerden bazýlarýnýn tretmana ihtiyaçlarý olmadýðý gibi ilerde suç iþleme olasýlýðý da zayýf bulunmaktadýr. Bu baðlamda, seri katiller örneðinde olduðu gibi akýl hastalýðý ürünü olan þahsa karþý iþlenen suçlar dýþýnda kalan, adam öldürme suç faillerinin mükerrirlik oraný oldukça düþük bulunmaktadýr. Buna karþýlýk mala karþý suçlar ile sapýklýk derecesindeki cinsel suç faillerinin kýsa süre içinde cezaevine avdet ettikleri gözlenmekte ve genelde bunlardaki mükerrirlik oraný oldukça yüksek olmaktadýr. Bu oran bazý ülkelerde %50yi bulmaktadýr. Nitekim, 1803 sayýlý Af Kanunundan yararlanan hükümlülerden cezaevine dönen 4463 kiþiden büyük miktarýnýn mala karþý suç iþleyenler olduðu rahatlýkla belirtilebilir. Araþtýrma sonuçlarýna göre, önceki suçluluk sayýsý, yaþ, büyük kentlerde yaþam, mala karþý suç iþleme gibi faktörlerle mükerrirlik arasýnda bir iliþki saptanmýþtýr. 1/6/2000 tarihi itibariyle Adalet Bakanlýðý Adli Sicil veri tabaný taramasýnda, 1994 yýlýnda hakkýnda ceza fiþi oluþturulan 480.289 hükümlüden %19.5inin (94.074) 1994-1999 yýllarýnda birden çok suç iþlediði ve ortalama suç sayýsýnýn iki olduðu saptanmýþ, bunlarýn %6.7si hapis ve para cezasýna, %52.6sý para cezasýna ve %40.5i de hürriyeti baðlayýcý cezaya mahkûm edildiði görülmüþtür. Kriminolojik bir bulgu olarak, toplumda iþlenen suçlarýn %15-25inin eski cezaevi hükümlüleri tarafýndan iþlendiði görülmektedir. Nitekim, diðer af yasalarýnda olduðu gibi 1803 sayýlý Af Yasasý (1974 yýlý) ile boþalan cezaevlerinin yeniden dolduðu görülmüþtür: Yýl Sonu Ýtibariyle Cezaevi Nüfusu Yýllar 1973 1974 1975 1976 Hükümlü Tutuklu 27210 25835 5101 18417 13063 21134 17274 23550 Hükümlü ve Tutuklularýn Ceza Ýnfaz Kurumlarýnda Tretmaný Ceza yaptýrýmlarý sisteminde yer alan ve para cezasýnýn tersine "eþitlikçi" bir ceza olan hürriyeti baðlayýcý ceza, en pahalý yaptýrým türüdür. Salýverilen hükümlülerin yeniden suç iþlemesini önlemek açýsýndan da diðer yaptýrýmlardan daha baþarýlý deðildir (yaptýrýmlarýn ikamesi teorisi). Ne var ki, bu yaptýrým türü, ceza süresince halkýn zarar görmesini önlemekte ve ciddi suçlar için bireylerin öç alma ihtiyacýný karþýlamaktadýr. Disiplin gücüne özgü mekanizmalardan doðan ve tarihsel pratiði olan cezaevleri bakýmýndan Türk infaz siyaseti ve pratiðine özgü, infaz personeline mal olmuþ rasyonel ve gerçekçi misyon ifadesi ve ilkelerine Tüzük ve Yönetmeliðe serpiþtirilmiþ bazý hükümler dýþýnda yer veren resmi bir belge yoktur. Çaðdaþ cezaevi yönetiminde, emniyet ve güvenlik gereklerinden ödün vermeksizin yapýlacak adil iþler baðlamýnda, çalýþan personel arasýnda uyum ve ekip çalýþmasý, iletiþim ile karar alma süreçlerine katýlýmýn saðlanmasý öncelikli konulardan olmalýdýr. Ne var ki, Cezalarýn Ýnfazý Hakkýndaki 647 sayýlý Kanunla (1965) getirilen ekip çalýþmasý ile kurullarca karar verilmesi esprisi iþlevsel bir niteliðe kavuþturulamamýþ, gerekli kültürel deðiþim saðlanamamýþtýr. Son zamanlara kadar ciddi nitelikte hizmet öncesi eðitimi/okulu olmaksýzýn üniforma ile gardiyan olan personel, görev için mücehhez olmadýðýndan, iþin ilginç yaný, ülkemizde kriminoloji ve penoloji (mahpuslarýn tretmaný) dallarýnda ders verebilecek akademisyen de yok denecek derecede az olduðundan, hizmete ehil personel bir sorun olarak varlýk göstermektedir. Bu konumdaki personelin hizmette saðlayacaðý artýlar yerine eksiler ARAÞTIRMA-ÝNCELEME olacak, mahpuslarýn oluþturduðu alt-kültür onlarý da saracaktýr. Ýþte, bu durumda (özellikle tehlikeli suçlular için) cezaevi mimarisi, mahpusla gardiyan arasýndaki iliþkiyi en aza indirecek biçimde tasarlanmýþtýr. Baþka gerekçeyle inþa edilen F tipi cezaevleri bu koþula uyarlý bir uygulama sergileyebilecektir. Ne var ki, hiç bir penoloji öðrencisi, insani temasýn özellikle tehlikeli suçlular için ne derece önemli olduðunu yadsýyamaz. Öte yandan, aþaðýda sergilenen ceza adaletindeki aþýnma eðrisi ceza siyasetine yer eden bazý kliþelerin yeniden sorgulanmasýný gerektirmektedir. Türk halký bu dogmatik mahmurluktan hukukçularýyla birlikte uyandýrýlmalýdýr. 2000 yýlý Ceza Adaleti Sistemindeki dava/sanýk/hükümlü sayýlarýna göre aþýnma eðrileri 1) Dava sayýsýna göre aþýnma eðrisi 1200000 1000000 800000 600000 400000 200000 0 Aþýnma Kamu Davasý Açýlan Dava Sayýsý 796271 1045005 Mahkumiyetler Hür. bað. cezaya Mahkumiyet 564203 345973 2) Sanýk/hükümlü sayýsýna göre aþýnma eðrisi 1600000 1400000 1200000 1000000 800000 600000 400000 200000 0 Aþýnma Sanýk Sayýsý 1409479 Hükümlü 764005 Mahkum olan sanýk/toplam sanýk:0.5 Hapis cezasýna hükümlü/hükümlü:0.4 Hür. bað. cezaya Cezaevine giren hükümlü hükümlü 381264 105512 Cezaevine giren hükümlü/toplam sanýk:0.07 Cezaevine giren hükümlü/hükümlü:0.1 ARAÞTIRMA-ÝNCELEME Türk halký, bu verilerin vurguladýðý üzere, sosyolojik ve istatistiksel gerçeklerden yoksun sanal bir ceza siyaseti sarmalýnda can ve mal güvenliði arayýþýna mahkum edilmiþtir. Ülkemizde, hükümlü ve tutuklularýn depo edildikleri cezaevlerinin ne türden bir amaca hizmet için var olduklarý konusunda akademik zihni patinajlar dýþýnda gerçekçi ve rasyonel bir yanýt bulmak zordur. Þimdiye dek, kriminoloji ve penoloji diye adlandýrýlan bu bilim dalýna özgü hukuk/sosyoloji fakültelerinde ciddi bir eðitime tanýk olunamamýþtýr. Ülkemizde bu konu, bir bakýma dogmatik ceza hukukçularýnýn eline terk edilmiþ durumdadýr. Ne var ki, sosyolojiden soyutlanmýþ dogmatik boþ olduðu gibi dogmatikten soyutlanmýþ sosyoloji de kördür. Bu açýdan bakýldýðýnda, cezaevi sorunu, yalnýzca mekan sorunu olmanýn ötesinde girift bir sorun olarak algýlanmalý, yapýlan düzenlemelerin bütünü nasýl etkileyeceði ve bütünün yapýlan düzeltmeyi nereye kadar hazmedebileceði de göz önüne alýnmalýdýr. Öte yandan, cezaevinin bizatihi kendisi zaman zaman konuklarýna zarar verici nitelik taþýdýðýndan, eðitimle, giderilmesi imkânsýz gibi gözüken bu zararýn sýnýrlandýrýlmasý ve minimuma çekilmesi hedeflenmelidir. Bu doðrultuda kamuoyunda etkileþim saðlamak amacýyla Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüðünün yeniden yapýlanmasý baðlamýnda multi-disipliner nitelikte, gönüllü kuruluþlar ile mesleki kuruluþ temsilcilerinin katýlýmý ile bir Ýnfaz Þurasý oluþturulmalýdýr. Ceza infaz kurumlarýný rehabilitasyon/yeniden eðitim kurumlarýna dönüþtürme sürecinin uzun soluklu bir uðraþ olacaðý göz önünde bulundurulmalý ve bu uðraþta Atatürkün aþaðýda yer alan anýtsal ilkelerini de içeren Avrupa Cezaevi Kurallarý bizlere rehber olmalýdýr: 1) Efendiler, cezaevleri sorunu çok önemlidir. Kiþisel özgürlüðü kaldýrýlan vatan evladýnýn ceza süresi sonunda topluma yararlý olacak bir eleman olarak yetiþtirilmesi saðlanmalýdýr (Atatürkün TBMM 4. yasama yýlý açýþ konuþmasý, 1 Mart 1923). 2) Cezaevleri haftada bir mutlaka denetlenmelidir...(Atatürkün Cumhuriyet Savcýlarýna Sesleniþi, 9 Ekim 1925). Stratejik Yaklaþým Ceza adaletinin etkin ve verimli bir iþleve kavuþturulmasý aþaðýdaki kavramlarý içeren stratejik bir yaklaþýmla saðlanabilir: 1. Geniþ anlamda usul deðiþimi: Yeni ceza siyaset tedbirleri ile (ön ödeme kapsamýnýn geniþletilmesi, kamu davasý açýlmasýnýn ertelenmesi, idari para cezalarýna dönüþtürme örneðinde olduðu gibi bazý fiillerin suç olmaktan çýkarýlmasý ve sistemin ilk evresinde bazý iþlerin diðer kurumlara gönderilmesini saðlayýcý diversion yöntemi; sulha baþvuru, bazý iþlerin özel hukuk kapsamýnda deðerlendirilmesi, sigorta þirketleri ve supermarketler gibi bazý ekonomik iþletmelere katký ve sorumluluk yüklenmesi, kamu davasý açma tekelinde "yeterli delil" ölçütüne iþlerlik kazandýrýlmasý ve mahkemelere "iddianamenin reddi" yetkisinin verilmesi) ceza adaletindeki iþ yükünü azaltmasý, 2. Sýnýrlý anlamda usul deðiþimi: Ceza usulünün sadeleþtirilmesi, 3. Çaðdaþ iþletmecilik: Kaynaklarýn mobilize edilerek kalite ve verimlilik saðlanmasý doðrultusunda özel teknik ve stratejilerin oluþturulmasý, teknoloji desteðinin saðlanmasý ve 4. Bütçe yaklaþýmý: Etkin bir hizmet için eldeki bütçe içi ve dýþý kaynaklarýn kullanýmýna yönelik yöntem arayýþlarý ile ekonomik deðerlerinin artýrýlmasýdýr. Hiç kuþkusuz, bu dört stratejik öðe birbirini tamamlayýcý niteliktedir. Etkinlik ve verimlilik, ceza adaletinin beklenen iþlevi için esaslý ölçütler ise de, bunlarýn tek belirleyici olmadýðý, yargýlama sürecinin adil olmasý kuralýnýn, her yönetimsel yaklaþým ve deðerlendirmede temel referans olmasý gerektiði bilinmelidir. Sistematik Yaklaþým Suçlulara karþý gösterilecek tepkinin ceza adaleti sisteminin çeþitli kesimleri arasýnda yakýn iþbirliði sonucu olmasý, yönetimin temel amacý olmalý; sistemin bir sistem gibi iþlemesi doðrultusunda iþbirliði ve akordun, anahtar kelimeler olduðu bilinmelidir. Sistemdeki çeþitli kesimlerin, kendi hizmet öncelikleri ve hedefleri doðrultusunda, tüm sisteme egemen olmasý gereken amaçlar silsilesiyle baðlantýdan yoksun iþlemleri yürütmesi ve her evredeki birimin verdiði kararla, dosyayý bir sonraki birime göndermesi, iþ akýþýný saðlýklý olmaktan çýkarmýþtýr. Bu tutumun olumsuz ARAÞTIRMA-ÝNCELEME sonuçlarý gereksiz yere açýlan kamu davalarý, yapýlan haksýz tutuklama ile beraatlerde kendini göstermektedir. düzenlemenin yasallaþtýrýlmasýdýr. Öte yandan, CMUK 233. maddesi son fýkrasýndaki "Sanýk hakkýnda, toplanan delillere göre mahkumiyet dýþýnda bir karar verilmesi gerektiði kanaatine Ýþletim açýsýndan, yeni kalite standardý, baþlangýç varýlýrsa, sorgusu yapýlmamýþ olsa dahi dava olarak girdi kontrolünü öngörmektedir. Ýþte, ceza gýyabýnda bitirilebilir" hükmüne iþlerlik adaleti sisteminin ilk evresini oluþturan kolluk ve kazandýrýlmasý da ayný derece önemli savcýlýktaki kontrol ve ayýklama, kalite ve görülmektedir. Kuþkusuz, tüm bu yaklaþýmlarýn verimlilik saðlama açýsýndan da oldukça taban kuralý, CMUK 153/2 maddesinde ifade önemlidir. edildiði üzere, Cumhuriyet Savcýsýnýn yalnýzca sanýðýn aleyhine olan kanýtlarý deðil, lehine olan Gerçekte, iþlerin ceza adaletinin tüm evrelerinde, kanýtlarý da toplamak zorunda olmasýdýr. Hiç gerekli sürede iþlem göreceðinden emin kuþkusuz, bekleme süresini etkileyen en önemli olunmadýkça sisteme girmesine izin parametre "kapasite limitleri"dir. Karayolu verilmemelidir. Herhangi bir iþe yalnýzca kollukça örneðinde olduðu gibi, kapasite üstü taþýt, trafiði bakýlabilecekse, o evrede sonuçlandýrýlmayarak týkadýðý gibi mahkemedeki kapasiteyi fazlaca aþan savcýlýðýn devreye girmesi yalnýzca gereksiz süre iþ yükü de sistemi týkanma noktasýna ve harcamayý artýran bir müdahale olacaktýr. Diðer getirebilecektir. Þimdilik gizli kapasite fazlasý ile bir anlatýmla, bir iþin gereksiz olarak sistemin üretime devam edilmekte ise de, ceza adaletine diðer evresine intikal ettirilmesi kalite kaybý olan talebin arzla dengelenmesi ve bu dengenin demektir. Bu önermeyle, girdi kontrolünün ceza korunmasý için sistem girdisinin, yukarda adaleti sistemi için ana amaç olduðu deðinildiði üzere, ciddi bir ayrýþtýrmaya tabi vurgulanmaktadýr. tutulmasý gerekmektedir. Kuþkusuz, bekleme süresinin azaltýlmasý için talik veya ertelemelerinde Ýþleri mümkün olduðunca, takipsizlik, ön ödeme, en aza indirilmesi konusunda çaba gösterilmelidir. adli tevbih benzeri kolluk ihtarý ve diðer Aksi takdirde, gerçek iþ yükü yapay bir þekilde yöntemlerle sistemin ilk evresinde çözümlemekle artýþ gösterecektir. Nitekim, "talikler" kýsmýnda -süreçte sonlandýrma ile yargýlamadaki gecikmeyi görüldüðü üzere, Ankara ceza mahkemelerinde azaltan- yeni bir kalite standardý elde edilebilir. talikler ve nedenleri konusunda yapýlan bir Ne var ki, mahkeme evresinde iþ yükünün fazlalýðý araþtýrmada, dava baþýna düþen ortalama talik nedeniyle iþlerin kuyrukta beklemesi sonucu sayýsýnýn 2.2 olduðu saptanmýþtýr. 1994 yýlý savcýlýkça sürecin gereðinden fazla verilerine göre, söz konusu mahkemelerce karara hýzlandýrýlmasýna ihtiyaç olmadýðý göz önünde baðlanan 57.980 dava sayýsýnýn, ortalama talik bulundurulmalýdýr. Kuþkusuz, iþ yükü akýþý ve/ya sayýsý göz önüne alýndýðýnda, 127.556'ya yükseldiði birikimi, otomasyona geçirilmiþ ceza adaleti görülecektir. Kuþkusuz, dava iþlem süresini sisteminde çarpýcý bir biçimde kendini kýsaltmak için ceza adaleti sisteminde olasý vurgulayacaktýr. Otomasyon ortamýnda, her iþ için deðiþiklikler üzerinde durulduðunda, "yerel yargý harcanan gerçek sürenin (çalýþma süresi) ne kültürü"nün (gayrý resmi uygulamalar, olduðu ortaya konulduðunda, aþaðýdaki formülde uygulamacýnýn isteklendirilmesi, uygulamacýnýn yer alan dava iþlem süresindeki aslan payýnýn, beklentileri ile deneyimle belirlenen ve nesilden nakil ve bekleme sürelerinden oluþtuðu nesile geçen Adli Biliþim Sisteminin kurulma görülecektir. evresi sonrasý, bakým ve geliþtirilmesi hizmetlerinin ekonomik olarak yürütülmesi DIS = Ç.S + N.S + B.S için Adalet Bakanlýðý Bilgi Ýþlem Dairesi Baþkanlýðý bünyesinde oluþturulacak laboratuvarda, Kolluk Savcýlýk Mahkeme Yargýtay kadro karþýlýðý sözleþmeli DIS : Dava iþlem süresi, Ç.S : Çalýþma süresi, N.S : Nakil süresi, uzman personel çalýþtýrýlmasýna olanak saðlayacak yasal B.S : Bekleme süresi düzenleme yapýlmalýdýr. Metropol kentlerde sanýk ve tanýklarýn adliyeye getirilememesi sonucu bazý davalarýn iþlem süresi oldukça uzamaktadýr. Bu baðlamda en rasyonel tedbir, sanýk ifadesinin alýnamadýðý hallerde kamu davasýnýn açýlamayacaðý þeklinde bir ARAÞTIRMA-ÝNCELEME Gümrük Birliðinin Zararý 70 milyar Dolar mý? Son yýllarda ABye tam üyelik için siyasi kriterler tartýþmasýnýn hýzlandýðý ortamda, Gümrük Birliði (GB) meselesi tekrar gündeme gelmiþtir. Birçok sözde bilim adamýndan, anlý þanlý köþe yazarlarýna, bir çok iktidar ve muhalefet milletvekillerine ve hatta iktisat eðitimi görmüþ bazý Bakanlara kadar aþaðýdaki iddialarý öne sürmektedirler; Türkiye, AB ile GBye girdiðinden dolayý, GB sonrasý 5 yýlda (1996-2000 dönemi) 55 milyar dolar zarar etmiþtir. Gerekçe gösterilmemekle beraber, bu dönemde Türkiyenin AB ile Dýþ Ticaret Açýðýnýn 55 milyar dolar olmasý bu iddialarýn kaynaðýný oluþturmaktadýr. Bazý Ýktisatçýlar da bu 5 yýllýk dönemde sanayi mallarýnda ABden yapýlan ithalatta gümrüklerin sýfýrlanmasý ile Türkiyenin en az 15 milyar dolar zarar ettiði ve toplam zararýn 70 milyar dolarý aþtýðýný ifade etmektedirler. Bazý sözde bilim adamlarýnýn ise, GB öncesi ve sonrasý 5 yýlda, Türkiyenin Dýþ Ticaret Açýðý iki kattan fazla artmýþ olduðuna göre, bu durum GBnin Türkiyenin aleyhine iþlediðinin açýk bir delilidir þeklindeki beyanatlarý sýk sýk kullanýlmaktadýr. Bu iddialar rakamsal olarak doðru olmakla birlikte, bilimsel olarak yanlýþtýr. Çünkü, Tablo1de görüldüðü gibi, Türkiyenin 1996-2001 TABLO1, TÜRKÝYENÝN ÜLKE GRUPLARINA GÖRE DIÞ TÝCARET (DT) AÇIÐI: 1996 2001 (Ýhracat ve Ýthalat Milyar $ olarak) GSMH Büyüme Hýzý (% Deðiþme) TOPLAM ÝTHALAT TOPLAM ÝHRACAT TOPLAM DIÞ TÝCARET AÇIÐI 1996 7.1 -43.6 23.2 -20.4 1997 8.3 -48.6 26.8 -22.3 1998 3.9 -45.9 27.0 -18.9 1999 -6.1 -40.7 26.6 -14.1 2000 6.3 -54.5 27.8 -26.7 2001 -9.4 -41.4 31.3 -10.1 1996-2001 Dönemi Türkiyenin Toplam Dýþ Ticaret Açýðý 112.5 Milyar $ ABden Ýthalat ABye Ýhracat AB ile Dýþ Ticaret Açýðý Uzak Doðudan Ýthalat Uzak Doðuya Ýhracat Uzak Doðu ile Dýþ Ticaret Açýðý ÜLKE GRUPLARINA GÖRE DIÞ TÝCARET VE DT AÇIÐI -23.1 -24.9 -24.1 -21.4 -26.6 -18.3 11.6 12.8 13.5 14.4 14.5 16.1 -11.5 -12.6 -11.6 -7.0 -12.1 -2.2 1996- 2001 Dönemi AB ile Dýþ Ticaret Açýðý 57 Milyar $ -4.0 -5.3 -5.4 -4.3 -5.8 -4.2 1.2 1.2 0.6 0.6 0.8 0.8 -2.8 -4.1 -4.8 -3.7 -5.0 -3.4 1996-2001 Dönemi Uzak Doðu Ülkeleri ile Dýþ Ticaret Açýðýmýz 24.8 Milyar $ KEÝden Ýthalat -3.9 -4.5 -4.3 -4.3 -6.7 -5.6 KEÝye Ýhracat 2.9 3.8 3.3 2.2 2.4 2.9 KEÝ ile Dýþ Ticaret Açýðý -1.1 -0.7 -1.0 -2.1 -4.3 -2.7 1996-2001 Dönemi KEÝ ile Dýþ Ticaret Açýðýmýz 11.8 Milyar $ OPEC Ülkelerinden Ýthalat -4.1 -3.5 -3.5 -2.8 -4.4 -4.1 OPEC Ülkelerine Ýhracat 1.9 1.9 1.6 1.6 1.6 2.0 OPEC Ülkeleri ile DT Açýðý -2.2 -1.6 -1.9 -1.2 -2.8 -2.1 1996-2001 Dönemi OPEC Ülkeleri ile Dýþ Ticaret Açýðýmýz 11.8 Milyar $ NAFTA Ülkelerinden Ýthalat -4.0 -4.7 -4.3 -3.3 -4.2 -3.4 NAFTA Ülkelerine Ýhracat 1.8 2.2 2.4 2.6 3.4 3.4 NAFTA ile Dýþ Ticaret Açýðý -2.2 -2.5 -1.9 -0.7 -0.8 0.0 1996-2001 Dönemi NAFTA Ülkeleri ile Dýþ Ticaret Açýðýmýz 8.1 Milyar $ ÖZET: 1996-2001 döneminde Türkiyenin Avrupa Birliði (AB) ülkeleri ile Dýþ Ticaret Açýðý 57 milyar dolar iken, AB dýþý ülkelerle toplam Dýþ Ticaret Açýðý 55.5 milyar dolardýr. Türkiye, AB dýþý ülkelerle de yaklaþýk ayný düzeyde bir Dýþ Ticaret Açýðý verdiðine ve bu ülkelerle de Gümrük Birliði (GB) kurmadýðýna göre, Türkiye AB ile GB sonucu 57 milyar dolar zarar etti beyanatlarý yanlýþtýr. Çünkü, diðer ülkelerle de yaklaþýk ayný miktar Dýþ Ticaret Açýðý verdiðimize göre, bu açýklarý ayný mantýkla açýklamamýz mümkün deðildir. Kaynak : DTM, Baþlýca Ekonomik Göstergeler, Mayýs 2002, sayfa 56 ve DTM, Dýþ Ticaret Bülteni, Ocak-Þubat 2002. Prof. Dr. Emin ÇARIKCI Çankaya Üniversitesi Ýktisadi ve Ýdari Bilimler Fakültesi Öðretim Üyesi ARAÞTIRMA-ÝNCELEME döneminde gerçekleþmiþ olan toplam Dýþ Ticaret Açýðý 112.5 milyar dolar olup, bu miktarýn; - 57 milyar dolarý AB ülkeleri, - 24 milyar dolarý baþta, Japonya ve Güney Kore olmak üzere Uzak Doðu Ülkeleri, - 11.8er milyar dolarý da Karadeniz Ekonomik Ýþbirliði (KEÝ) Ülkeleri ve petrol ihraç eden OPEC ülkeleri ve - 8.1 milyar dolarý da NAFTA (ABD, Kanada ve Meksika) ülkeleriyledir. Türkiyede Dýþ Ticaret Açýðýnýn artmasý veya azalmasý, ayný zamanda büyüme hýzýnýn artmasý veya azalmasý ile ilgili bir hadisedir. Çünkü, Türkiyenin ithalatýnýn yaklaþýk %90ý yatýrým ve üretimle ilgili olduðu için, mesela; 2000den 2001e büyüme hýzý %6.3 büyümeden %-9.5 gerilemeye dönüþtüðünde, Türkiyenin Dýþ Ticaret Açýðý 26.7 milyar dolardan 10.1 milyar dolara inmiþ, AB ile Dýþ Ticaret Açýðýmýz da sýrasý ile 12.1 milyar dolardan 2.2 milyar dolara gerilemiþtir. Türkiye 1996-2001 döneminde vermiþ olduðu 112.5 milyar dolarlýk Dýþ Ticaret Açýðýnýn 57 milyar dolarý AB ülkelerinden, geriye kalan 55.5 milyar dolarý da AB dýþý ülkelerden kaynaklandýðýna göre, diðer ülkeler ile yaptýðýmýz Dýþ Ticaret Açýðýný nasýl açýklayacaðýz? Bu kadar temelsiz, gayri bilimsel bir analizi yaparak kamuoyunun GB konusunda nasýl yanýltýldýðýný bir türlü anlamýþ deðilim. Gümrüklerin kalkmasý ile zararýn 70 milyar dolara çýktýðýný iddia edenlere bir sorum ise þudur: Türkiyenin sanayi mallarý Eylül 1971den beri AB ülkelerine gümrüksüz olarak ihraç edilmektedir. Türkiye acaba, AB dýþý ülkelere göre, bu rekabet avantajýndan dolayý ne kadar karlý çýkmýþtýr? Biz Türkiye olarak, AB ülkelerine 1996dan önce tam 24 yýl gümrüksüz olarak sanayi mallarý ihraç edebilmenin karþýlýðý olarak, 1973ten 1996ya, 22 yýl içinde bu tür mallarda gümrük vergilerini sýfýrlamayý taahhüt etmiþtik. GB konusunda ahkam kesen zevatýn bu gerçekleri de kamuoyuna açýklamasý gerekmez mi? 2001den 2002ye GSMH büyüme hýzý %-9.5 gerilemeden, %7.8 artýþa dönüþtüðü için, bu açýðýn 5.1 milyar dolarý (%32.3ü) AB ülkeleri ile, 4 milyar dolarý diðer OECD ülkeleri i,ile (ABD, Japonya, Kanada gibi), 3.1 milyar dolarý KEÝ ülkeleri ile, 1.7 milyar dolarý da Ýslam ülkeleri iledir. Demek ki; 2002 yýlýnda Dýþ Ticaret Açýðýmýzýn %67.7si AB ülkeleri dýþýndaki ülkelerle yapýlan ticari iliþkilerimizden kaynaklanmaktadýr. AB dýþý ülkelerle yapýlan Dýþ Ticaret Açýðýmýz diðer ekonomik iliþkilerle azaltýlamadýðý halde, AB ile gerçekleþen dýþ ticaret açýklarý, hizmet gelirleri ve Doðrudan Yabancý Sermaye (DYS) yatýrýmlarý hesaba katýldýðýnda, Türkiye bu ekonomik iliþkiden karlý bile çýkmaktadýr. Nitekim, 2002 yýlýnda; 13.3 milyon yabancý turistin ve bu turistlerden elde edilen 8.5 milyar dolarlýk yýllýk turizm gelirlerimizin en az %80i, 2 milyar dolarlýk iþçi dövizi gelirlerimizin en az %90ý AB ülkelerindendir. Ýlaveten; Bugün AB ülkelerinde, 3.2 milyon vatandaþýmýz (2.1 milyonu Almanyada), 1.1 milyon çalýþanýmýz (750 bini Almanyada) ve 80 bin dolayýnda irili GB öncesi-sonrasý beþ yýlda Dýþ Ticaret Açýðýnýn iki kattan fazla arttýðý tezinin yanlýþlýðý ise, GSMHnin büyüklüðü ile ilgilidir. Nitekim GB öncesi TABLO-2, TÜRKÝYENÝN ÝHRACATINDA GELÝÞMELER beþ yýlda Türkiyenin (1995 ve 2001, Milyar $) ortalama GSMHsi 155 milyar dolar iken, GB 1995 2001 % Artýþ sonrasý beþ yýlda ise TOPLAM ÝHRACAT 21.6 31.2 44 ortalama GSMHmiz 196 1-Tarým Sektörü Ýhracatý 2.3 2.4 4 milyar dolardýr. Türkiyenin toplam üretimindeki 2-Madencilik-Taþocaklarý 0.4 0.4 0 (GSMHdeki) 40 milyar 3-Sanayi Sektörü Ýhracatý 18.9 28.4 50 dolarlýk artýþ bu ikinci -Dokumacýlýk Mamülleri 8.2 10.2 24 dönemdeki ithalat artýþýný, -Taþýt Araçlarý ve Parçalar 0.8 3.2 400 dolayýsý ile Dýþ Ticaret -Demir-Çelik Mamülleri 2.3 3.0 30 Açýðýný artýrmýþtýr. Çünkü, son yýllarda Türkiyenin -Elektronik Cihazlar 0.9 2.2 144 ithalatýnýn yaklaþýk %90ý -Makine Sanayi 0.7 1.7 142 (üretim ve yatýrýmla ilgili) -Diðer Sanayi Mamülleri 1.8 2.8 55 ara malý, yatýrým malý ve Kaynak : DTM, Dýþ Ticaret Bülteni: 2001 Yýllýk, sayfa 62-63 hammaddelerden oluþmaktadýr. ARAÞTIRMA-ÝNCELEME ufaklý müteþebbisimiz çalýþmaktadýr. Ayrýca; Bugüne kadar Türkiyeye giren 15 milyar dolar seviyesinde ki DYS yatýrýmýnýn %75i AB ülkelerinden kaynaklanmýþtýr. Özetlersek; Türkiye, 40-50 yýldýr gerek GB öncesi ve gerekse GB sonrasý bütün ülke gruplarýyla Dýþ Ticaret Açýðý vermektedir. Bunun baþlýca sebebi ise Türkiyenin dolar cinsinden mal ve hizmet gelir ve giderlerini gösteren Cari Ýþlemler Dengesinde (CÝD) son yýllarda ihracat gelirlerine yakýn hizmet gelirleri (turizm gelirleri, iþçi dövizleri, müteahhitlik hizmetleri gelirleri, bankacýlýk hizmetleri gelirleri, taþýmacýlýk gelirleri gibi) elde etmesidir. Bavul ticaretinin de hesaba katýlmasý ile Türkiye her yýl 60 milyar dolar civarýnda döviz geliri elde etmekte olup, hükümetlerin görevi bu meblaðý üretim ve yatýrýma dönüþtürmektir. Türkiyenin sürekli olarak Dýþ Ticaret Açýðý vermesi CÝDnin bu yapýsýndan kaynaklanmaktadýr. Türkiyenin GBden elde ettiði kazançlar ve kayýplar sadece Dýþ Ticaret Açýðýný deðerlendirerek açýklanamaz. GBnin rakamsal olarak ölçülemeyen dinamik etkileri de çok önemlidir. Nitekim, Türkiyenin AB ile GBye girmesi yerli üreticileri geri dönülmez bir þekilde uluslararasý rekabete açmýþ, böylece eksik rekabetçi ve korumacý lobilerin güçlerinin azalmasýna önemli katkýlarda bulunmuþtur (Daha fazla bilgi için bakýnýz: Prof. Dr. Emin Çarýkcý, Ekonomik Geliþmeler ve TürkiyeAB iliþkileri, Tutibay Yayýnlarý, Ankara, 2001.) Neticede, düþük verimle pahalý mal üreten firmalarýmýz re-organizasyona zorlanarak veya mukayeseli üstünlüðe sahip olduklarý alanlarda üretim yapmaya zorlanmýþlardýr. Aþaðýda Tablo2deki geliþmeler bu durumun açýk bir delilidir. Tablo-2de görüldüðü gibi, 1995ten 2001e ihracatýmýz %44 artýþla 21.6 milyardan 31.2 milyar dolara çýkmýþ, tarým sektörü ile madenciliktaþocaklarý sektörlerinin ihracatý yerinde sayarken, sanayi sektörü ihracatýmýz 18.9 milyardan 28.4 milyar dolara ulaþarak %50lik bir artýþ göstermiþtir. Bu sektörde, dokumacýlýk sektöründeki ihracatýmýz %24 iken, taþýt araçlarý ve parçalarý ithalatý %400 (4 kat) artmýþ, demirçelik mamullerindeki artýþýn %144e, makine sanayisindeki artýþýn da %42ye ulaþmasý GBnin dinamik etkileri sayesindedir. Çünkü, GBden önce bu son üç sektörde üretim dýþa dönük olmaktan çok içe dönüktür ve neticede GBden önce bu mallarýn fiyatlarý yüksek ve kaliteleri çok düþük olduðu için bunun bedelini Türk tüketicileri ödüyordu. Ayrýca, GB sonrasý Türk tekstil ve hazýr giyim sanayi, kotalarýn kalkmasý ile Türkiye AB ülkelerinde en büyük ikinci ihracatçý ülke konumuna gelmiþtir. Geçenlerde bir milletvekilimizin þu sorusuna muhatap oldum: Hocam, AB ile GBden çýkabilir miyiz ve bu durumda kaybýmýz ne olur? Cevabým ise þöyleydi: Mecliste kabul edilmek kaydýyla istediðimiz zaman çýkabiliriz. Kayýplarýmýza gelince; AB, Türkiyenin sanayi mallarý ihracatýna Ortak Gümrük Tarifesini (OGT) uygular ve Türkiyeye tekstil konusunda kaldýrmýþ olduðu kotalarý tekrar uygulamaya geçer ve neticede Türk tekstil ve diðer sanayi kollarýnýn rekabet gücü azalýr. Unutmamak gerekir ki Türkiyenin ihracatýnda tekstil ve hazýr giyimin payý %38 dolayýnda seyretmektedir. Diðer taraftan, Türkiye AB ile GBye girince Merkezi ve Doðu Avrupa Ülkeleri (MDAÜ) Türkiye ile Serbest Ticaret Anlaþmasý (STA) yapmak zorunda kaldýklarý için, baþta Polonya ve Macaristan olmak üzere Balkan Ülkelerine de sanayi mallarýmýz gümrüksüz olarak girmektedir. Özellikle Polonya, Türk sanayisi ile rekabet edemeyeceði gerekçesi ile bu anlaþmayý en geç imzalamýþ bir ülkedir. GBden çýkarsak, büyük bir ihtimalle bu ülkeler STA anlaþmalarýndan vazgeçebilirler. Ýlaveten, baþta Mýsýr olmak üzere Kuzey Afrika Ülkeleri de sürdürdükleri STA müzakerelerinden vazgeçebilirler. Neticede, MDAÜ ülkelerine girecek Türk sanayi mallarýna da vergi konulmaya baþlanýnca Türk sanayisinin rekabet gücü azalabilir. Türkiyenin MDAÜ ülkeleri ile STA anlaþmalarý yapmadan önceki yýllarda, AB ülkelerinden gelen sanayi mallarý bu ülkelere gümrüksüz girmekte, Türkiyenin sanayi mallarýna ise %8-20 arasýnda gümrük vergisi uygulanmakta idi. Böylece, AB ülkeleri MDAÜ ülkelerinde sanayi mallarý ihracatýnda Türkiye aleyhine haksýz rekabet elde etmekte idi. Nitekim, MDAÜ ülkeleri (Polonya, Macaristan, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri, Romanya, Bulgaristan ve Baltýk Ülkeleri) ile STA anlaþmalarý 2000 yýlýnda tamamlandýðý için, 2001 ve 2002 yýllarýnda sanayi mallarý ihracatýmýza bu ülkelerde gümrük vergileri sýfýrlandýðý için, MDAÜ ülkelerine yapýlan ihracatýmýzýn yýllýk artýþ hýzlarý, diðer ülkelere yapýlan ihracat artýþýnýn yaklaþýk iki katý düzeyinde seyretmekte ve Türkiyenin yýllýk ihracat artýþ hýzýnýn da daha yüksek çýkmasýna önemli katkýlarda bulunmaktadýr. ARAÞTIRMA-ÝNCELEME Dünyadaki Ekonomik Dengesizlik Prof. Dr. Emin ÇARIKCI Çankaya Üniversitesi Ýktisadi ve Ýdari Bilimler Fakültesi Öðretim Üyesi Dünya Bankasý 2003 yýlý Kalkýnma Raporuna göre, 2001 yýlýnda dünya nüfusu 6.1 milyar kiþi ve dünya toplam üretimi (GSMHsi) ise 31.5 trilyon dolardýr (Tablo 1, sayfa 29). Dünyadaki toplam üretimin %81ini dünya nüfusunun %16sýný oluþturan 955 milyon nüfuslu Yüksek Gelirli Ülkeler, %15.6sýný, %43lük nüfusa sahip olan Orta Gelirli Ülkeler, Gelirli Ülkelerde FBG sadece 430 dolar (kiþi baþýna günde 1.2 dolar), Yüksek Gelirli Ülkelerde de 25.500 dolardýr (günlük kiþi baþýna 73 $). En yüksük FBGye sahip olan ülkeler, dolar olarak, Ýsviçre 37 bin, Japonya ve Norveç 36 bin, ABD 35 bin, Danimarka 36 bin, Hong Kong 26 bin, Ýsveç ve Singapur 25 bin, Finlandiya, Almanya, Ýngiltere ve Hollanda 24 bin, Fransa ve Ýrlanda 23 bin, Kanada 21, Ýtalya ve Avustralya 20 bin ve Kuveyt 18 bin dolardýr. 2001 yýlýnda toplam dünya dýþ ticaret hacmi 12.5 trilyon (ihracat 6.2 trilyon, ithalat 6.4 trilyon) dolardýr. Dünya ihracatýnda Yüksek Gelirli Ülkelerin payý %75, Orta Gelirli Ülkelerin %21.5, 2.5 milyar nüfuslu Düþük Gelirli Ülkelerin payý da (7 milyon nüfuslu Hong Kongdan biraz fazla) sadece %3.6dýr. Dünya ithalatýnda ülke gruplarýnýn payý da ihracattaki oranlarýna büyük bir paralellik arzetmektedir. sadece %3.4ünü de dünya nüfusunun %41ine (2.5 milyar kiþiye) tekabül eden Düþük Gelirli Ülkeler üretebilmektedir. 31.5 trilyon dolarlýk dünya üretiminde, Rusya, Polonya ve Türk Cumhuriyetleri gibi, Sosyalizmden Serbest Pazar ekonomisine geçmek için çabalayan, Geçiþ Dönemi Ülkeleri dahil, geliþmekte olan ülkelerin payý sadece %19.7, sanayileþmiþ ülkelerin payý da %80.3tür. Bu üretimde G-7 ülkelerinin payý yaklaþýk %69 olup, ABDnin payý %31.4 (9.9 trilyon $), Japonyanýn %14.5 (4.6 trilyon $), Almanyanýn da %6.2dir (bu üç ülkenin payý %52.2). Dünya üretimindeki bu çarpýklýða paralel olarak, ortalama hayat standardýný gösteren Fert Baþýna Gelir (FBG) açýsýndan da büyük bir dengesizlik ortaya çýkmýþtýr. Mesela, 2.5 milyar nüfuslu Düþük Dünya dýþ ticaret hacminde, AB ülkelerinin payý %35 (Almanyanýn %8.6), NAFTA ülkelerinin payý %21 (ABDnin %15.3), Uzak Doðudaki sanayileþmiþ ülkelerin payý da %17dir (Japonyanýn %6.1). G-7 Ülkelerinin dünya ihracatýndaki payý %45.5, dünya ithalatýndaki payý da %49.5tir. Belirtmek gerekir ki, 4.4 trilyon dolara yaklaþan AB dýþ ticaret hacminin %62si AB ülkelerinin kendi aralarýnda yapýlmaktadýr. Türkiyeye gelince: 2001 yýlýnda 168 milyar dolarlýk GSMHsi ile dünyanýn 24. büyük ülkesi olan Türkiye, dünya üretiminin sadece %0.5ini (binde 5), dünya ihracatýnýn %0.5ini, dünya ithalatýnýn da, %0.6sýný gerçekleþtirebilmektedir. 168 milyar dolarlýk toplam üretimin, Satýnalma Gücü Paritesine (SGPye) göre (Türkiyede satýn alýnan bir demet mal ve hizmetin New Yorktaki deðeri) tutarý ise, 440 milyar dolar, FBGsi ise 2,540 (SGPye göre ise 6,640) dolardýr. Almanyada FBG 23,700 $, Türkiyede 2,540 $ (fark 9.4misli), oysa SGPye göre Türkiyenin FBGsi 6.640 dolar olduðuna göre, Türk ve Alman vatandaþlarý arasýnda gerçek ortalama hayat standardý farký sadece 3.6 kattýr (23,700/6,640). Türk ekonomisinin en az %40ý kayýt dýþý ekonomi olduðuna göre, SGPye göre; toplam üretimimizin 600 milyar dolar ve yýllýk ortalama Fert Baþýna Gelirimizin de 8,000 dolar seviyesinde olduðu ortaya çýkmaktadýr. (Nisan 2003) ARAÞTIRMA-ÝNCELEME TABLO-1, ÝKTÝSADÝ BLOKLAR, EKONOMÝK DEVLER VE TÜRKÝYE (2001) Bloklar ve Ülkeler DÜNYA Nüfus (Milyon) 6,133 Düþük Gelir Orta Gelir - Düþük Orta Gelir - Üst Orta Gelir Yüksek Gelir 2,511 2,667 2,164 504 955 Sanayileþmiþ Ülk. Geliþmekte Ol. Ülk. 856 5,277 AB Ülkeleri NAFTA Ülk. (2) Uzak Doðu Ülk. (3) TOPLAM 377 418 209 1,004 ABD Japonya Almanya Ýngiltere Fransa Ýtalya Kanada G-7 TOPLAMI Çin Ýspanya Meksika Brezilya Hindistan G.Kore Hollanda Avustralya Rusya Hong Kong (4) Yunanistan Portekiz Türkiye 284 127 82 60 59 58 31 701 1,273 40 99 173 1,033 48 16 19 145 7 11 10 66 GSMH FBG (1) Ýhracat Dünya ihr. (Milyar $) ($) (Milyar $) Payý (%) 31,500 5,140 6,163 100.0 GELÝR GRUPLARINA GÖRE (1) 1,070 430 220 3.6 4,923 1,850 1,326 21.5 2,677 1,240 706 11.5 2,248 4,460 620 10.0 25,507 26,710 4,617 74.9 EKONOMÝK BLOKLARA GÖRE 25,300 29,560 3,741 60.7 6,200 1,180 2,422 39.3 EKONOMÝK ENTEGRASYONLARA GÖRE 8,164 21,660 2,226 36.1 11,412 27,310 1,147 18.6 5.057 24.200 1,068 17.3 24,633 24,540 4,441 72.1 EKONOMÝK DEVLER (Ülkeler) 9,901 34,870 731 11.9 4,574 35,990 405 6.6 1.948 23,700 570 9.3 1,451 24,230 274 4.5 1,377 22,690 320 5,2 1,124 19,470 241 3.9 662 21,340 262 4.3 21,667 30,930 2,803 45.5 1,131 890 266 4.3 587 14,860 111 1.8 551 5,540 159 2.6 529 3,060 58 0.9 474 460 44 0.7 448 9,400 151 2.5 385 24,040 230 3.7 383 19,770 63 1.0 253 1,750 103 1.7 176 25.920 191 3.1 125 11,780 9 0.2 109 10,670 24 0.4 168 2,540 31 0.5 Ýthalat (Milyar $) 6,355 Dünya ith. Payý (%) 100.0 202 1,266 662 604 4,886 3.2 19.9 10.4 9.5 76.9 3,890 2,465 61.2 38.8 2,144 1,541 915 4,600 33.7 24.3 14.4 72.4 1,181 350 493 334 323 234 228 3,143 244 145 176 58 51 141 208 64 54 202 27 38 41 18.6 5.5 7.8 5.3 5.1 3.7 3.6 49.5 3.8 2.3 2.8 0.9 0.8 2.3 3.3 1.0 0.9 3.2 0.4 0.6 0.6 (1) Düþük Gelirli ülkelerde yýllýk Fert Baþýna Gelir (FBG) 745 dolara kadar, Orta Gelirli ülkelerde 746-9205 dolar arasý (FBGsi 2975 dolara kadar olan ülkeler Düþük Orta Gelirli, 2976-9205 arasýndakiler de Üst Orta Gelirliler sýnýfýna girmektedir), Yüksek Gelirli ülkelerde de FBG 9206 dolarýn üzerindedir. NOT: Geliþmekte Olan Ülkelere, Geçiþ Dönemi Ülkeleri de dahildir. (2) NAFTA = ABD + Kanada + Meksika. (3) Uzak Doðu Ülkeleri = Bu bölgenin sanayileþmiþ ülkeleri olan Japonya, G.Kore, Hong Kong, Singapur ve Tayvaný kapsamaktadýr. (4) Re-exports dahil. Kaynak : World Bank, World Development Report: 2003; Derleyen : Prof.Dr. Emin ÇARIKCI, ÇANKAYA Üniversitesi, ÝÝBF, Uluslararasý Ticaret Bölümü Öðretim Üyesi ARAÞTIRMA-ÝNCELEME Çanakkale Savaþlarýnýn Önemi ve Sonuçlarý Prof.Dr. Cemalettin TAÞKIRAN Çankaya Üniversitesi Ýktisadi ve Ýdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararasý Ýliþkiler Bölüm Baþkaný Anadolu Yarýmadasýnýn kuzey batýsýnda bulunan, Ege ve Marmara denizlerini birbirine baðlayan Çanakkale Boðazý, Ýstanbul Boðazý ile Asya-Avrupa ve Akdeniz-Karadeniz baðlantýlarýný saðlayan önemli bir su yoludur. Osmanlý baþkenti Ýstanbulun anahtarý olan Çanakkale Boðazý, Rusyanýn sýcak denizlere açýlma yolu olmasý ve stratejik öneme sahip bulunmasý nedeniyle pek çok siyasi mücadeleye ve silahlý çatýþmaya sebep olmuþtur. Sanayi, ekonomik ve askeri alanlarda güç kazanan Avrupa devletleri, XX. yüzyýl baþlarýndan itibaren aralarýndaki siyasi anlaþmazlýklarý bir yana býrakarak, hasta adam diye nitelendirdikleri Osmanlý Devletini parçalama ve paylaþmada iþ birliðine baþlamýþlardý. Bulgaristanýn baðýmsýzlýðý ilan etmesini, Selanik, Girit ve Ege adalarýnýn Yunanistana geçmesi izledi. Ýngiltere Mýsýrý himaye altýna alýp, Kýbrýsý ilhak ederken Yemen ayaklanmasýný fýrsat sayan Ýtalya, Trablusgarp ve oniki adaya el koydu. Osmanlý Ordusunu ýslah etmek için Ýstanbula gelen Alman askeri heyetleri, ordudaki geliþmelere ve ordunun modernleþtirilmesine katký saðlamýþtý. Ancak Osmanlý Devleti baðýmsýzlýklarýný kýsa bir süre önce ilan etmiþ olan Yunanistan, Bulgaristan, Sýrbistan ve Karadað ile girdiði 1912 Birinci Balkan Savaþýnda Avrupa topraklarýný kaybetmiþ ve 1913 Ýkinci Balkan Savaþýyla ancak Doðu Trakyayý geri alabilmiþti. Balkan Savaþlarýnda uðranýlan bu yenilgi, Osmanlý Devleti ve Ordusunun prestijini sarsmýþtý. Ordu, modern silahlardan ve techizattan mahrum, donanma ise eski gemilerden ibaretti. Maliyesi çökmüþ olan ülke, iç huzursuzluklarla kaynýyor, bunlara bir de azýnlýklarýn devleti parçalama giriþimleri ve Avrupa devletlerinin baskýlarý ekleniyordu. Ýçte ve dýþta sarsýlan saygýnlýðýný yeniden kazanmak isteyen Osmanlý Devleti, askeri ve siyasi yönden bir toparlanma sürecine girmeye çalýþtý. Orduda Alman tarzý teþkilat ve eðim uygulamalarý için Almanyadan yeni ýslah heyetleri çaðýrýldý. Bu heyetlerle gelen Alman subaylar, savaþ baþladýktan sonra karargah ve birliklerde görev yapmýþlardýr. Daha önceki heyetlerle gelenler Türk birliklerinde görev almadýklarý halde, yeni gelenler birliklerimizin komuta kademelerinde görev almýþlardýr. Çanakkale Cephesinde 5nci ordu komutanlýðýna getirilen Liman von Sanders, ýslah heyetleriyle gelmiþ bir Alman generaliydi. Bu arada, Avrupada büyük devletler arasýndaki siyasi, ekonomik ve askeri rekabetler, ülkeleri büyük bir savaþa doðru sürüklemekteydi. Osmanlý Devleti, Ýngiltere, Fransa ve Rusyadan oluþan Üçlü Ýtilaf Devletleriyle ittifak yapma giriþiminlerimde bulundu. Ancak, Ýtilaf Devletleri, yýkýlmasýný yakýn gördükleri Hasta Adam Osmanlý Devletinin yükünü taþýmak istemediklerinden ve tam aksine son Osmanlý topraklarýný da paylaþma hevesinde olduklarýndan, böyle bir ittifaka yanaþmadýlar. Bunun yanýnda, Osmanlý Devletinin savaþta tarafsýz kalmasýný tercih ediyorlardý. Çünkü, böyle bir durumda Osmanlý Devleti savaþa girerse cepheler çoðalacak, kuvvetleri bölünecek ve Rusyaya boðazlar yoluyla yardým gönderilmesi de zora girecekti. Ýtilaf Devletlerinin, Almanyanýn yanýna ittiði Osmanlý Devleti, böylece kendini hazýr olmadýðý bir savaþýn eþiðinde buldu. I. Dünya Savaþýnda on ayrý cephede savaþmak zorunda kalan Osmanlý ordusunun zafer kazandýðý cephelerinden birisi de Çanakkale cephesidir. 18 Mart 1915 9 Ocak 1916 tarihleri arasýnda yapýlan Çanakkale Muharebeleri, Türk askerlerinin yazdýðý bir kahramanlýk destanýdýr. Türk askeri, denizde ve karada, kendinden kat kat üstün kuvvetlerle savaþmýþ ve vatan topraðýný büyük bir fedakarlýkla savunmuþtur. En son teknolojiyle donatýlmýþ olan Birleþik Filo, 18 Mart 1915 günü, Türk denizcileri ve topçularý tarafýndan Çanakkale Boðazýnýn sularýna gömülmüþ, karadan geçmeye teþebbüs eden Ýtilaf kuvvetleri, Türk süngüsüyle durdurulmuþ ve Gelibolu Yarýmadasýndan çekilmek zorunda býrakýlmýþtýr. Kahraman Mehmetçiðin, gözünü kýrpmadan ölüme atýlarak kazandýðý Çanakkale Zaferinin Türk ulusuna en büyük armaðýný, Mustafa Kemal ATATÜRK olmuþtur. Mustafa Kemal ATATÜRK Çanakkale muharebelerinde askeri dehasýný ve ARAÞTIRMA-ÝNCELEME liderlik özelliklerini gösterme fýrsatý bulmuþ ve muharebeler sonunda Türk milleti nezdinde tanýnmýþ bir komutan olarak ortaya çýkmýþtýr. Daha önceden de belirtildiði gibi, Çanakkale ve Ýstanbul Boðazlarý, Karadenizi Akdenize, Asyayý Avrupaya baðlamalarý dolayýsýyla büyük bir stratejik öneme sahiptirler ve tarih boyunca birçok mücadeleye sahne olmuþlardýr. Ortaya çýkan sonuçlar dolayýsýyla, bu mücadelelerin en önemlisi ve en kanlýsý Birinci Dünya Savaþýnnda, Ýngilizlerin Çanakkale Cephesini açmalarýyla baþlayan Çanakkale Savaþlarýdýr. En güçlü ve modern silahlarla donanmýþ olarak Boðaza saldýran Ýtilaf kuvvetleri, manevi gücünü dikkate almadan küçümsedikleri Türk ordusundan önce denizde, sonra da karada beklemedikleri bir cevap aldýlar. Savaþ alanýný Türk top, mayýn ve süngülerine terk ederek geri çekildiler. Çanakkale Savaþlarý normal þartlarýn savaþlarý deðildir. Olaðanüstü þartlarýn savaþlarýdýr. Türk insanýndaki vatanýný savunma azmi bilinmeden ve görülmeden Çanakkale Savaþlarýný deðerlendirmek eksik olur. Türk insaný, Türk askeri Çanakkalede, bu savunmanýn, bu muharebenin bir ölüm-kalým mücadelesi olduðunu görmüþ ve gelecek nesillerinin varlýðý ve baðýmsýzlýðý için hayatýný vatanýna feda etmekten hiç çekinmememiþtir. Bunu en iyi anlatanlardan biri de Mustafa Kemal ATATÜRKtür. O, þöyle diyor: ...Kahramanlýk peþinde koþanlardan deðiliz. Ama Bomba Sýrtý olayýný da anlatmadan geçemeyeceðim. Karþýlýklý siperler arasýndaki mesafe 8 metre... Yani ölüm muhakkak. Birinci sýradakiler kamilen vuruluyor.. Ýkincidekiler hemen onlarýn yerini alýyor... Fakat ne kadar büyük bir soðukkanlýlýk ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor. Üç dakikaya kadar öleceðini biliyor... En ufak bir tereddüt ve sarsýlma yok. Bilenler Kuraný Kerim okuyarak cennete girmeye hazýrlanýyor... Bilmeyenler dualar okuyarak siperlerden çýkýp taaruza geçiyorlar... Bu, Türk askerindeki yüksek ruhu gösteren hayrete ve takdire deðer bir ruhtur... Emin olmalýsýnýz ki Çanakkale Muharebelerini kazandýran bu yüksek ruhtur... Türk askerindeki bu yüksek ruhun muharebeler sýrasýndaki tezahürünü bir de bir yabancý askerden dinleyelim: ...23 Nisan 1915 günü Conkbayýrýnda Türkler ve Birleþik Kuvvetler arasýnda korkunç siper savaþlarý oluyor. Siperler arasýnda 8-10 metre mesafe var. Süngü hücumundan sonra savaþa ara verildi. Askerler siperlerine çekildi. Yaralýlar ve ölüler toplanýyor. Ýki siper arasýnda açýkta aðýr yaralý ve bir bacaðý kopmak üzere olan Ýngiliz Yüzbaþý avazý çýktýðý kadar baðýrýyor, aðlýyor, kurtarýn diye yalvarýyordu. Ancak hiçbir siperden kimse çýkýp yardým edemiyor. Çünkü, en küçük bir kýpýrdanýþta yüzlerce kurþun yaðýyordu. Bu sýrada akýl almaz bir olay oldu. Türk siperlerinden beyaz bir iç çamaþýrý sallandý. Arkasýndan arslan yapýlý bir Türk askeri silahsýz siperden çýktý. Hepimiz donup kaldýk. Kimse nefes alamýyor, ona bakýyorduk. Asker yavaþ adýmlarla yürüyor, siperdekiler kendisine niþan almýþ bekliyordu. Asker yaralý Ýngiliz subayýný okþar gibi yerden kucakladý, kolunu omuzuna attý ve bizim siperlere doðru yürümeye baþladý. Yaralýyý usulca yere býrakýp geldiði gibi kendi siperlerine döndü. Teþekkür bile edemedik. Savaþ alanlarýnda günlerce bu kahraman Türk askerinin cesareti güzelliði ve insan sevgisi konuþuldu. Dünyanýn en yürekli ve kahraman askeri Mehmetçiðe derin sevgi ve saygýlar. Üsteðmen Cosey (Sonradan Avustralya Genel Valisi olmuþtur.) Türk ve dünya harp tarihinde önemli bir yer tutan Çanakkale Savaþlarýnýn sonuçlarýný söyle sýralayabiliriz: Siyasi Sonuçlar Çanakkale Zaferi, Balkan Savaþlarýyla içte ve dýþta sarsýlmýþ olan devlet prestijini kurtarýp güçlendirmiþ, Ýttihat ve Terakki Hükümetinin iktidarda kalýþ süresini uzatmýþtýr. Mustafa Kemal ATATÜRK bu durumu þöyle deðerlendiriyor: Balkan Harbinde alnýmýza sürülen lekeyi Çanakkalede temizleyebildik... - Çökmekte olan Osmanlý Ýmparatorluðu içinde Türk ulusunun hala gücünü ve dinamizmini koruduðunu göstermiþtir. - Çankakle Zaferi, müttefiklerinin yardýmýndan ARAÞTIRMA-ÝNCELEME yoksun kalan Çarlýk Rusyasýnýn çökmesine ve Bolþevik rejiminin yerleþmesine yol açmýþtýr. - Henüz savaþa katýlmamýþ olan devletlerin tutumlarýný etkilemiþtir. Bulgaristan, Merkezi devletlerin yanýnda yer almýþ, Romanya, Yunanistan ve Ýtalya bir süre daha savaþ dýþýnda kalmýþ ve Arap isyaný da bir süre gecikmiþtir. - Birleþik Kara Deniz Kuvvetinin Boðazý geçemeyiþi, Ýngiltere ve Fransanýn askeri ve siyasi prestijini sarsmýþ, bu devletlerin sömürgelerinde baðýmsýzlýk ve özgürlük akýmlarýnýn doðmasýna, dolayýsýyla da dünya haritalarýnda bazý deðiþikliklere yol açmýþtýr. - Çanakkale Savaþý, Avustralya ve Yeni Zellandalýlarýn milli bilinçlerinin oluþmasýnda etken olduðu gibi, savaþ sýrasýnda ve sonrasýnda bu ülke vatandaþlarý ve hükümetleri ile dostluklarýn ortaya çýkmasýný saðlamýþtýr. - Boðazlarýn Birinci Dünya Savaþý baþýnda Osmanlý Devleti tarafýndan kapatýlýp, savaþýn sonuna kadar açýlmamasý, uluslararasý ticari iliþkileri, Karadenize komþu ülkelerin ticaretini olumsuz etkilemiþtir. Askeri Sonuçlar - Çanakkale Muharebelerine Türkler 310.000, Ýngilizler 460.000 (yabancý kaynaklara göre 410.000), Fransýzlar 79.000 kiþilik kuvvetlerle katýlmýþlardýr. Bu muharebelerde Ýtilaf kuvvetleri, Türk kaynaklarýna göre toplam 180.000 (Ýngilizler 155.000, Fransýzlar 25.000), yabancý kaynaklara göre de toplam 252.000 (Ýngilizler 205.000, Fransýzlar 47.000) zayiat vermiþlerdir. Türkler ise kara muharebelerinde 57.084, deniz muharebelerinde 179, toplam 57.263ü þehit, geri kalaný yaralý, esir ve kayýp olmak üzere 211.000 zayiat vermiþlerdir. - Birleþik Filonun Boðazlarý geçerek Ýstanbulu ele geçirme planlarý suya düþmüþ ve böylece hükümet çevrelerinde ortaya çýkan ve halka da yansýyan Ýstanbulun elden çýkmasý korkusu da silinmiþtir. - 18 Mart Deniz Zaferi, Gelibolu Yarýmadasýnda cereyan eden kara muharebelerinde, Türk askeri için büyük bir moral kaynaðý olmuþ, Türk ordusunun prestijini iade etmiþtir. - Çanakkale Zaferinin Türk ulusuna en büyük armaðaný, kuþkuþuz Mustafa Kemal Atatürkü ve onun askeri dehasýný ortaya çýkarmasýdýr. - Osmanlý Devletini savaþ dýþý býrakarak Almanyayý kuþatmayý amaçlayan Ýtilaf Devletleri planýný boþa çýkaran Çanakkale Zaferi, savaþýn en az iki yýl daha uzamasýna neden olmuþtur. - Çanakkale Boðazýnýn kapatýlmasý, Rusyanýn müttefiklerini silah ve cephane yardýmýndan yoksun býrakmýþ ve Türk cephelerinde yarým milyonu aþkýn Ýngiliz ve Fransýz askerini tespit etmiþ olduðundan, Almanyanýn doðu cephesi harekatýný kolaylaþtýrmýþtýr. - Dünyanýn en güçlü donanmasýna ve en iyi techiz edilmiþ ordularýna karþý koyan Çanakkale savunucularý, Türk Ýstiklal Harbi savaþlarýna örnek olmuþtur. - Çanakkale Cephesinde Ýngiltere ve Fransanýn yarým milyonu aþkýn kuvvet bulundurmalarý ve bu kuvvetin yarýsýnýn savaþ gücünü kaybetmesi savaþýn genel seyrini etkilemiþtir. - Türklerin bu cepheye ayýrdýklarý 300.000i aþkýn kuvvetin 211.000inin zayiata uðramasý, Türk Ýstiklal Harbinde insan gücü açýsýndan bir boþluk yaratmýþtýr. - Çanakkale Savaþlarýnda yüzbinden fazla okumuþ ve aydýn Türk kaybedilmiþ, bu kaybýn olumsuz etkileri Türk Ýstiklal Harbinde ve Cumhuriyet Türkiyesinde görülmüþtür. Mustafa Kemal ATATÜRK bu durumu þöyle ifade etmiþtir: Biz Çanakkalede bir Dar-ül fünun (Üniversite) gömdük. BÖLÜM Ýktisat Ýktisat, bireysel ve sosyal aktiviteler olan seçim, üretim, daðýtým ve tüketimle ilgilenen bir disiplindir. Günümüzün modern ve dinamik iktisadi çerçevesinde en basit karar verme organý olan bireylerin bu dinamizme ayak uydurmalarý gerekmektedir. Bölümümüz, güncel hayatýmýzý yakýndan ilgilendiren iktisadi problemlerin basitten karmaþýða doðru açýk olarak anlaþýlmasý ve iktisadi analiz yapmaya yarayacak gerekli araçlarýn tanýnmasý, böylece baþarýlý politikalar üretecek iktisatçýlar yetiþtirmek amacýyla 1997 yýlýnda kurulmuþtur. Bölümümüzde temel iktisat teorileri, iktisat politikasý, uluslararasý iktisat, muhasebe, maliye, bilgisayar grubu dersleri ve diðer ilgili derslerle birlikte, son sýnýfta öðrencilere bölüm bünyesinde kendi ilgi alanlarýna yönelebilecekleri çok sayýda seçmeli ders olanaðý sunulmaktadýr. Çankaya Üniversitesi Ýktisat Bölümü alanýnda isim yapmýþ ve kabul görmüþ öðretim üyelerinden oluþan zengin bir akademik kadroya sahiptir. Bölümümüzde sýnýf içindeki eðitimin herkes tarafýndan paylaþýlmasýný saðlamak amacýyla araþtýrma görevlileri tarafýndan ayrýntýlý danýþmanlýk hizmetleri sunulmakta ve düzenlenen ofis saatleri ile öðrencilere yardýmcý olunmaktadýr. Ýktisat Bölümü bünyesinde, özellikle son sýnýfta seçmeli olarak sunulan bir çok dersle öðrenciler, kamu sektöründe açýlan uzman yardýmcýlýðý sýnavlarýna yönelik olarak hazýrlanýrlar. Programýmýz, öðrencileri bankacýlýk sektörüne hazýrladýðý gibi, özel sektörün seçkin kuruluþlarýnda da iþ bulma imkaný saðlamaktadýr, ilk mezunlarýný iki yýl önce vermiþ genç bir üniversite olarak mezunlarýmýz, özel sektörün seçkin firmalarýnda seslerini duyurmaktadýrlar. Bunun yaný sýra akademik kariyer yapmak isteyen öðrenciler için de gerekli eðitim verilmektedir. Yine son mezunlarýmýzdan bazýlarý, Amerika'nýn ve Avrupa'nýn önemli üniversitelerinde yüksek lisans öðrenimlerine baþarýlý bir þekilde devam ederek okulumuzun daha iyi tanýnmasýný saðlamýþlardýr. Bölümümüz, bilgisayar laboratuvarlarý bakýmýndan tüm öðrencilere yetecek kapasitededir. Laboratuvarlarda öðrencilere kesintisiz internet eriþimi saðlanmaktadýr ve çeþitli istatistik! çalýþmalarý yapmalarýný saðlayacak programlar mevcuttur. Bölümümüzdeki uygulamalarýn temel amacý, iktisadýn teorik ve teknik konularýna hakim, analiz yeteneði yüksek, rekabet edebilen, kamu ve özel sektörde istihdam edilebilecek kaliteli iktisatçýlar yetiþtirmektir. Ýþ Olanaklarý Mezunlarýmýzýn iþ bulma sahalarý, verilen eðitimin ve bu eðitimi destekleyen programlarýn içeriðine baðlý olarak oldukça geniþ bir alaný kapsamaktadýr. Mezunlar, akademik çalýþma yapma, kamu kesiminde, finansal piyasalar ve bankacýlýk sektöründe ve diðer alanlarda çalýþma olanaðýna sahiptir. Ayrýca kendi iþlerini kurabilecek donanýma da sahip olmaktadýrlar. Öðretim Dili: Ýngilizce Prof. Dr. Dilek ÖZBEK Çankaya Üniversitesi ÝÝBF Ýktisat Bölüm Baþkaný BÖLÜM Uluslararasý Ticaret Yrd. Doç. Dr. Ömer Yurtseven Çankaya Üniversitesi ÝÝBF Uluslararasý Ticaret Bölüm Baþkaný Günümüz dünyasýnda hem uluslararasý ticarette, hem de yatýrýmlarda gözlenen hýzlý artýþ birbirine baðýmlý hareket eden bir ekonomik sistemin ortaya çýkmasýna ve geliþmesine yol açmýþtýr. Bu baðýmlýlýk, ayný zamanda sosyal, kültürel ve politik alanlarda da kendisini hissettirmektedir. Doðrudan yabancý yatýrýmlar ve ulusal ekonomilerin küreselleþmesi, uluslararasý ticareti iþ hayatýnýn kaçýnýlmaz bir parçasý haline getirmiþtir. Çaðýmýzdaki iþ dünyasýnda, küresel olarak faaliyette bulunmak artýk istisnadan çok bir kural haline gelmiþtir. Dolayýsýyla, baþarýlý olmak isteyen yöneticilerin bu deðiþikliklerin farkýnda olup, rekabetçi bir ortam içerisinde çalýþma zorunluluðu vardýr. Uluslararasý Ticaret Programý, öðrencilerimize günümüzün bu zor koþullarýnda etkin olarak iþ yapabilme becerileri kazandýrma amacý ile kurulmuþtur. Uluslararasý Ticaretin bütünleþtirici ve disiplinler arasý doðasý, öðrencilerin mezuniyet sonrasý çok geniþ bir yelpazede iþ bulabilmelerine, yabancý dillere, uluslararasý alan çalýþmalarýna ve' iþ idaresine aðýrlýk vererek yardýmcý olmaktadýr. Bu amaçla pazarlama, iktisat, finans, dünya politikasý ve stratejik yönetim gibi konularda öðrencilere bilgi ve beceriler kazandýrýlarak iþ dünyasýnda ihtiyaç duyulan alanlarda nitelikli elemanlar yetiþtirilmektedir. Ayrýca eðitim dili olan ingilizce'ye ek olarak uluslararasý ticarette öðrencilere daha geniþ bir perspektif kazandýrmak ve rekabetçi olmalarýný saðlamak amacýyla Fransýzca ve Almanca dilleri de zorunlu ders olarak yoðun bir þekilde verilmektedir. Ýþ Olanaklarý Programý tamamlayan öðrencilerin, Merkez Bankasý, Sermaye Piyasasý Kurumu (SPK), Devlet istatistik Enstitüsü, Dýþ Ticaret Müsteþarlýðý, Hazine Müsteþarlýðý, Devlet Planlama Teþkilatý gibi kamu kuruluþlarýnýn yanýsýra çok uluslu þirketler, ihracat ve ithalat firmalarý, yurtdýþýna açýlmayý düþünen firmalar ile bankacýlýk, sigortacýlýk, taþýmacýlýk ve benzeri hizmet ve üretim sektörlerinde faaliyette bulunan özel sektör firmalarýnda iþ bulma olanaklarý vardýr. Öðretim Dili: Ýngilizce BURSLAR Çankaya Üniversitesinde Burs Olanaklarý 1- Baþarý Bursu Çankaya Üniversitesinin BURSLU programlarýna yerleþtirilen öðrencilere saðlanan burs, sadece öðretim ücretini kapsamaktadýr. Karþýlýksýz olan bu burslar, Ýngilizce Hazýrlýk Programýnda geçirilebilecek süre dahil, öðrenci Çankaya Üniversitesindeki öðrenimine ve derslere devam ettiði sürece verilecektir. Çankaya Üniversitesi burslu programlarýna yerleþtirilen öðrencilerden puan türüne göre Türkiye genelinde ilk 250 içinde yer alanlara ayrýca her yýl 9 ay süre ile ayda 500 ABD Dolarý karþýlýðý Türk Lirasý, ilk 251-2000 arasýnda yer alanlara ise ayda 200 ABD Dolarý karþýlýðý Türk Lirasý ek baþarý bursu verilmektedir. Ek baþarý bursu karþýlýksýzdýr ve yýl sonundaki genel not ortalamasý dört üzerinden ikinin (2.00/4.00) altýna düþmediði sürece devam etmektedir. TÜBÝTAKça tespit edilen uluslararasý bilimsel yarýþmalarda altýn, gümüþ ve bronz madalya alan ve ödül aldýklarý alanlardaki üniversitemiz burslu programlarýna kontenjan dýþý, ÖSYMce sýnavsýz yerleþtirilenlere, Ýngilizce hazýrlýk programýnda geçirilebilecek süre dahil, öðrenci Çankaya Üniversitesindeki öðrenimine ve derslere devam ettiði sürece, her yýl 9 ay süre ile altýn madalya almýþ olanlara ayda 300 ABD Dolarý, gümüþ madalya almýþ olanlara ayda 250 ABD Dolarý, bronz madalya almýþ olanlara ayda 200 ABD Dolarý karþýlýðý Türk Lirasý ek burs verilecek. 2- Akademik Baþarý Bursu Her akademik yýl sonunda yapýlacak deðerlendirmeye göre ücretli okuyup da üstün baþarý gösteren öðrencilere, o yýlý izleyen öðretim yýlý için geçerli olmak üzere karþýlýksýz akademik baþarý bursu verilir. Bu bursun miktar ve koþullarý Mütevelli Heyetince belirlenir. 20032004 akademik yýlý baþýndan itibaren yürürlüðe girecek yönergeye göre bursun miktarlarý, genel ortalamasý 3.00-3.49 (Hukuk Fakültesinde 7584) olan öðrenciler için öðretim ücretinini %20si, genel not ortalamasý 3.50-4.00 (Hukuk Fakültesinde 85-100) olan öðrenciler için öðretim ücretinin %50si kadardýr. 3- Sporda Baþarý Bursu Üniversitemiz burssuz programlarýný kazanan öðrencilerden, faaliyetlerimiz dahilindeki spor branþlarýnda üstün baþarýlý olduklarýný belgeleyenlerle, üstün baþarý gösterebilecekleri ümidi verenler arasýndan kulüp ve üniversite takýmlarýmýzda oynamaya hak kazananlara Sporda Baþarý Bursu verilir. Bu burs sadece öðretim ücretini kapsar. Burslu ve Burssuz Öðrenciler Ayný Eðitim-Öðretimi Alýyor. Burslu ve burssuz tüm öðrenciler ayný öðretim elemanlarý tarafýndan, ayný laboratuvar ve dersliklerde, ayný öðretim programlarýný almaktadýrlar. Dersi veren öðretim elemaný kimin burslu veya kimin burssuz oldugunu bilmez. BÝR DERSTEN VEYA SINIFTA KALINDIÐINDA BURS KESÝLMEZ. Baþarý bursu ile bir programa yerleþtirilen öðrenci sýnýfta kalsa bile öðrenimine ve derslere devam ettiði sürece bursu aynen devam eder. Burssuz olarak giren öðrencilerin burs edinebilme olanaklarý. Bu durumda bulunan öðrenciler yukarýda açýklanan AKADEMÝK BAÞARI BURSUndan yararlanabilirler. Söz konusu burslarýn tamamý karþýlýksýzdýr. Ankara- Çankaya Üniversitesi Öðrenci Seçme Sýnavýnýn ardýndan baþarýlý olan öðrencilere 21 Temmuz6 Aðustos 2003 tarihleri arasýnda tercih danýþmanlýðý ve rehberlik hizmeti gerçekleþtiriyor. Aday ve ebeveynlerin uzmanlar ve öðretim üyeleri ile bire bir görüþme olanaðý bulduðu bu etkinlikte aday öðrencilerin bilinçli tercih yapmasýna önemli katkýlar saðlanýyor. Ayrýca telefonla ve e-posta yoluyla da verilen hizmet Çankaya Üniversitesi Rektörlük binasýnda oluþturulan özel m e k a n d a g e r ç e k l e þ t i r i l i y o r. Çankaya Üniversitesi Rektörlük Binasý Öðretmenler Cad. No:14, 100. Yýl Ankara Tel: 0312 284 45 00 / 125 e-posta: [email protected] Sporda Çankaya Üniversitesinin altýn yýlý Üniversite Sporlarý Federasyonu tarafýndan organize edilen ve 14-17 Nisan 2003 tarihleri arasýnda Üniversitemiz Olimpik Spor Salonunda gerçekleþen Basketbol Süper Lige Terfi Müsabakalarýný Bayan ve Erkek Basketbol Takýmlarýmýz yenilgisiz bitirerek birinci oldu ve Basketbol Süper Ligine çýkmaya hak kazandý. Ayrýca, Ankara Üniversitelerarasý Masa Tenisi Müsabakalarýnda il birincisi olan Çankaya Üniversitesi Masa Tenisi Takýmý, ayný zamanda 9-11 Mayýs 2003 tarihlerinde Bursada yapýlan Türkiye Üniversitelerarasý Masa Tenisi Þampiyonasýnda Türkiye beþincisi oldu. Çankaya Üniversitesi Amerikan Futbolu Takýmý da Üniversitelerarasý Amerikan Futbolu Liginde üçüncülük kupasýný aldý. 28 Þubat-2 Mart 2003 tarihleri arasýnda Bursa Uludaðda gerçekleþen Türkiye Üniversitelerarasý Kayak Þampiyonasýnda Çankaya Üniversitesi Kayak Takýmý Türkiye dördüncüsü oldu. Üniversite Sporlarý Federasyonu Masa Tenisi Ýl Birinciliði Basketbol Süper Ligine çýkmaya hak kazanan Bayan Basketbol Takýmýmýz 5-6 Nisan 2003 - Ankara Müsabaka Sonuçlarý Çankaya Üniv. - Bilkent Üniv. Çankaya Üniv. - Polis Akademisi Çankaya Üniv. - ODTÜ Çankaya Üniv.i - GATA 3-0 3-1 3-1 3-0 Yarýfinal Karþýlaþmasý Çankaya Üniv. - Baþkent Üniv. 3-0 Final Karþýlaþmasý Çankaya Üniv. - Gazi Üniv. 3-2 Türkiye Üniversitelerarasý Kayak Þampiyonasýnda dördüncü olan Çankaya Üniversitesi Kayak Takýmý. Türkiye Üniversitelerarasý Amerikan Futbolu Liginde üçüncü olan Çankaya Üniversitesi Amerikan FutboluTakýmý (Çankaya Cougars) Üniversite Sporlarý Federasyonu Basketbol Süper Lige Terfi Müsabakalarý 14-17 Nisan 2003, Çankaya Üniversitesi Olimpik Spor Salonu - Ankara Süper Lige Çýkan Takýmlar Bayanlar 1. Çankaya Üniversitesi 2. Kocaeli Üniversitesi 3. O.D.T.Ü Erkekler 1. Çankaya Üniversitesi 2. Marmara Üniversitesi 3. Fatih Üniversitesi Çankaya Üniversitesi Erkek Basketbol Takýmý Müsabaka Sonuçlarý Çankaya Üniversitesi Bayan Basketbol Takýmý Bayanlar Yeditepe Üniversitesi O.D.T.Ü 60-64 Kocaeli Üniversitesi Hacettepe Üniversitesi 78-70 Yeditepe Üniversitesi Çankaya Üniversitesi 41-77 Kocaeli Üniversitesi Akdeniz Üniversitesi 49-45 O.D.T.Ü Çankaya Üniversitesi 59-92 Hacettepe Üniversitesi Akdeniz Üniversitesi 64-52 Hacettepe Üniversitesi 74-53 Kocaeli Üniversitesi 85-55 Marmara Üniversitesi Baþkent Üniversitesi 79-72 Fatih Üniversitesi Ankara Üniversitesi 81-69 Marmara Üniversitesi Uludað Üniversitesi 76-59 Fatih Üniversitesi Çankaya Üniversitesi 81-88 Baþkent Üniversitesi Uludað Üniversitesi 65-71 Ankara Üniversitesi Çankaya Üniversitesi 86-94 Fatih Üniversitesi Uludað Üniversitesi 67-56 Birincilik Karþýlaþmasý Çankaya Üniversitesi Marmara Üniversitesi 98-97 Üçüncülük Karþýlaþmasý O.D.T.Ü Birincilik Karþýlaþmasý Çankaya Üniversitesi Erkekler Üçüncülük Karþýlaþmasý Çankaya Üniversitesi Spor Kulübü Çankaya Üniversitesi Spor Kulübü Bayan Basketbol Takýmý, Türkiye Kupasýnda Play-Off oynadý ve ayný zamanda Türkiye Bayanlar Basketbol Ligini beþinci olarak bitirerek Avrupa Kupalarýna katýlma hakkýný kazandý. Çankaya Üniversitesi Spor Kulübü Bayan Basketbol Takýmý oyuncularýndan Damla GÜNKUT Ümit Milli Takýma, Ebru PEKER ve Ýrem KIRATLIOÐLU Genç Milli Takýma, Cansu AYDOÐAN da Yýldýz Milli Takýmýna seçildi. Çankaya Üniversitesi Spor Kulübü Erkek Basketbol Takýmý, deplasmanlý Türkiye 2. Liginde ilk sekiz takým arasýna kaldý ve güçlü rakipleriyle oynadýðý play off müsabakalarýný altýncý olarak tamamladý. Türkiye Masa Tenisi 1. Liginde oynayan Çankaya Üniversitesi Spor Kulübü Masa Tenisi Takýmý, ligi yenilgisiz olarak tamamlayarak þampiyon oldu ve Süper Lige yükseldi. Masa Tenisi Erkek Takýmýnda oynayan sporcumuz Halil Adak 21 yaþ altý Milli Takýma seçildi. Masa Tenisi Erkek Takýmý Kaptaný Vedat Erim Türkiye Yýldýz ve Gençler Milli Takým Kampýna antrenör olarak çaðrýldý. Türkiye Bayan Basketbol 1. Ligi 2002-2003 Sezonu Play-Off Karþýlaþmalarý 09.04.2003 09.04.2003 09.04.2003 09.04.2003 11.04.2003 11.04.2003 11.04.2003 11.04.2003 13.04.2003 13.04.2003 13.04.2003 Migrosspor Botaþ Erdemir Spor Fenerbahçe Beþiktaþ Çankaya Üniv. Ý.Ü.S.K. Et Balýk Migros Spor Botaþ Erdemir Spor Beþiktaþ Çankaya Üniv. Ý.Ü.S.K Et Balýk Migros Spor Botaþ Erdemir Spor Fenerbahçe Beþiktaþ Çankaya Üniv. Ý.Ü.S.K. 78-74 76-60 86-74 79-53 57-48 80-60 66-59 63-83 75-65 91-77 90-67 Çankaya Üniversitesi Spor Kulübü Bayan Basketbol Takýmý bir maç sýrasýnda. Çankaya Üniversitesi Spor Kulübü satranç faaliyetlerine baþladý ve mücadelesini 2. Ligde sürdürecek. Çankaya Üniversitesi Spor Kulübü Erkek Basketbol Takýmý bir maç sýrasýnda. Çankaya Üniversitesi Spor Kulübü Masa Tenisi Takýmý 2002-2003 SEZONU ÇANKAYA ÜNÝVERSÝTESÝ ARI KOLEJÝ BAYAN BASKETBOL TAKIMI 1. LÝG KARÞILAÞMALARI VE SONUÇLARI TARÝH ÞEHÝR A TAKIMI B TAKIMI SONUÇ 12.10.02 Ýstanbul Fenerbahçe Çankaya Üniversitesi 74-72 18.10.02 Ankara Çankaya Üniversitesi Ý.Ü.S.K 76-82 27.10.02 Ankara Et Balýk Çankaya Üniversitesi 53-79 01.11.02 Ankara Çankaya Üniversitesi Yýldýrým Bosna 110-57 10.11.02 Ýstanbul Galatasaray Çankaya Üniversitesi 64-89 29.11.02 Ankara Çankaya Üniversitesi Migrosspor. 85-72 07.12.02 Zonguldak Erdemir Spor Çankaya Üniversitesi 79-68 13.12.02 Ankara Çankaya Üniversitesi Beþiktaþ 66-58 21.12.02 Kocaeli Kocaelispor Çankaya Üniversitesi 83-93 03.12.02 Ankara Çankaya Üniversitesi Botaþspor 74-71 12.01.03 Balýkesir Güre Belediyesi Çankaya Üniversitesi 64-97 17.01.03 Ankara Çankaya Üniversitesi Fenerbahçe 60-62 24.01.03 Ýstanbul Ý.Ü.S.K Çankaya Üniversitesi 68-64 31.01.03 Ankara Çankaya Üniversitesi Et Balýk 65-54 08.02.03 Ýstanbul Yýldýrým Bosna Çankaya Üniversitesi 71-94 15.02.03 Ankara Çankaya Üniversitesi Galatasaray 63-45 22.02.03 Ýstanbul Migrosspor Çankaya Üniversitesi 74-85 28.02.03 Ankara Çankaya Üniversitesi Erdemirspor 70-82 09.03.03 Ýstanbul Beþiktaþ Çankaya Üniversitesi 71-64 14.03.03 Ýstanbul Çankaya Üniversitesi Kocaelispor 102-65 22.03.03 Adana Botaþspor Çankaya Üniversitesi 95-78 28.03.03 Ankara Çankaya Üniversitesi Güre Belediyesi 93-74 ÇANKAYA ÜNÝVERSÝTESÝ ARI KOLEJÝ ERKEK BASKETBOL TAKIMI 2. LÝG KARÞILAÞMALARI VE SONUÇLARI 1. GRUP KARÞILAÞMALARI TARÝH ÞEHÝR A TAKIMI B TAKIMI SONUÇ 11.10.02 Adana Bilfen Koleji Çankaya Üniversitesi 103-88 18.10.02 Ankara Çankaya Üniversitesi Çukurova Üniversitesi 86-57 26.10.02 Ankara Jandarmagücü Çankaya Üniversitesi 79-96 02.11.02 Konya Konyagücü Çankaya Üniversitesi 72-74 06.11.02 Ankara Çankaya Üniversitesi Gaziantepspor 66-78 10.11.02 Malatya Malatya Çankaya Üniversitesi 58-102 16.11.02 Ankara Çankaya Üniversitesi Bilfen Koleji 91-90 22.11.02 Ankara Çukurova Üniversitesi Çankaya Üniversitesi 61-68 29.11.02 Adana Çankaya Üniversitesi Jandarmagücü 95-78 07.12.02 Ankara Çankaya Üniversitesi Konyagücü 90-77 13.12.02 Ankara Gaziantepspor Çankaya Üniversitesi 65-72 22.12.02 Ankara Çankaya Üniversitesi Malatya 88-68 27.12.02 Diyarbakýr Dicle Üniversitesi Çankaya Üniversitesi 0-20 2. GRUP KARÞILAÞMALARI TARÝH ÞEHÝR A TAKIMI B TAKIMI SONUÇ 05.01.2003 Ankara Bartýnspor Çankaya Üniversitesi 58-84 10.01.2003 Ankara Çankaya Üniv. Geredespor 88-75 17.01.2003 Ankara Çankaya Üniv. Strom Zile 96-84 25.01.2003 Trabzon Ýdmanocaðý Çankaya Üniversitesi 59-99 02.02.2003 Bartýn Çankaya Üniv. Bartýnspor 115-74 09.02.2003 Bolu Geredespor Çankaya Üniversitesi 77-89 15.02.2003 Tokat/Zile Strom Zile Çankaya Üniversitesi 68-79 19.02.2003 Ankara Çankaya Üniversitesi Ýdmanocaðý 110-40
Benzer belgeler
gündem temmuz.FH9 - Çankaya Üniversitesi
hakkýný verir.
Çankaya Üniversitesi , 2004/05 2006/07 dönemleri
için, Nisan 2004ten itibaren geçerli olmak üzere
Erasmus programlarýna resmi olarak katýlma
hakkýný elde etmiþtir.
Avrupa Birliði ...