EDİTÖR - EDITOR Dr. Ufuk DEMİRKILIÇ, Türkiye KURUCU EDİTÖR
Transkript
EDİTÖR - EDITOR Dr. Ufuk DEMİRKILIÇ, Türkiye KURUCU EDİTÖR
EDİTÖR - EDITOR Dr. Ufuk DEMİRKILIÇ, Türkiye KURUC U EDİTÖR - FOUNDER EDITOR Dr. İbrahim CEYLAN, Türkiye GEÇMİŞ DÖNEM EDİTÖRLERİ - FORMER EDITORS Dr. İbrahim CEYLAN, Türkiye Dr. Metin ÖZGÜR, Türkiye Dr. Serap AYKUT AKA, Türkiye Dr. Osman AKATA, Türkiye Dr. Kemal BAYAZIT, Türkiye Dr. Murat BAYAZIT, Türkiye Dr. A. Kürşat BOZKURT, Türkiye Dr. Erkmen BÖKE (1939-2014) Dr. İbrahim CEYLAN, Türkiye Dr. Enver DAYIOĞLU, Türkiye Dr. Enver DURAN, Türkiye Dr. Murat KAYABALI, Türkiye Dr. Bülent KAYA, Türkiye ONURSAL KURUL - HONORARY BOARD Dr. İsa DURMAZ, Türkiye Dr. Hamit IŞIKLAR, Türkiye Dr. Daniş KAMALI, Türkiye Dr. Bülent KAYA, Türkiye Dr. Murat KAYABALI, Türkiye Dr. Hikmet KOÇAK, Türkiye Dr. Mehmet KURTOĞLU, Türkiye Dr. Mustafa PAÇ, Türkiye Dr. Metin ÖZGÜR, Türkiye Dr. Ömer Yüksel ÖZTÜRK, Türkiye Dr. Ayla SAYIN, Türkiye Dr. Mutasım SÜNGÜN (1960-2014) Dr. Harun TATAR, Türkiye Dr. Altan TÜZÜNER, Türkiye Dr. Cevat YAKUT, Türkiye Dr. İbrahim YEKELER, Türkiye ULUSLARARASI DANIŞMA KURULU - INTERNATIONAL ADVISORY BOARD Dr. Ian FRANKLIN, United Kingdom Dr. Jean Baptiste RICCO, France Dr. Byung-Boong LEE, USA Dr. Irwin TOONDER, Netherlands Dr. Tetsura MIATA, Japan Dr. Cees WITTENS, Netherlands Dr. Carsten ARNOULDSEN, Netherlands Dr. Stephan CHENG, Hong Kong Dr. Anthony COMEROTA, USA BİYOİSTATİSTİK EDİTÖRÜ - BIOSTATISTICS EDITOR Dr. Fezan MUTLU ŞAHİN, Türkiye DİL EDİTÖRÜ - LANGUAGE EDITOR Dr. Müge ÖZCAN, Türkiye YARDIMCI EDİTÖRLER - ASSOCIATE EDITORS Aortik Anevrizmalar, Cerrahi ve Endovasküler Tedavisi / Aortic Aneurysms, Surgical and Endovascular Treatment Dr. Suat BUKET, Türkiye Dr. Hakan POSACIOĞLU, Türkiye Arteriyo-Venöz Erişim / Arterio-Venous Access Dr. Tanzer ÇALKAVUR, Türkiye Dr. Erkan KURALAY, Türkiye Dr. Selçuk BAKTIROĞLU, Türkiye Arteriyo-Venöz Malformasyonlar, Vaskülitler ve Lenf Has talıkları / Arterio-Venous Malformations, Vasculitis and Lymphatic Disorders Dr. Yiğit AKÇALI, Türkiye Dr. Hasan TÜZÜN, Türkiye Karotis Arter Hastalıkl arı / Carotid Artery Diseases Dr. Şeref KÜÇÜKER, Türkiye Dr. H. Tankut AKAY, Türkiye Kök Hücre Uygulamaları ve Deneysel Çalışmalar / Stem Cell Therapies and Experimental Studies Dr. Rahmi ZEYBEK, Türkiye Dr. A. Rüçhan AKAR, Türkiye Periferik Arter Hastalıkları / Peripheral Arterial Diseases Dr. Münacettin CEVİZ, Türkiye Dr. Cengiz KÖKSAL, Türkiye Ven Has talıkları / Venous Diseases Dr. Fatih İSLAMOĞLU, Türkiye Dr. Cengiz BOLCAL, Türkiye Dr. Suat DOĞANCI, Türkiye DANIŞMA KURULU - ADVISORY BOARD Aortik Anevrizmalar, Cerrahi ve Endo vasküler Tedavisi / Aortic Aneurysms, Surgical and Endovascular Treatment Dr. Cem ALHAN, Türkiye Dr. Yiğit GÖKTAY, Türkiye Dr. Halil ÖZTÜRK, Türkiye Dr. Harun ARBATLI, Türkiye Dr. Ali GÜRBÜZ, Türkiye Dr. Mustafa PARILDAR, Türkiye Dr. Anıl APAYDIN, Türkiye Dr. Cüneyt AYTEKİN, Türkiye Dr. Fuat BİLGEN, Türkiye Dr. Levent BİRİNCİOĞLU, Türkiye Dr. Fatih BOYVAT, Türkiye Dr. Barbaros ÇİL, Türkiye Dr. Orhan Veli DOĞAN, Türkiye Dr. Öner GÜLCAN, Türkiye Dr. Eyüp HAZAN, Türkiye Dr. Tuncay HAZIROLAN, Türkiye Dr. C. Selim İSBİR, Türkiye Dr. Özalp KARABAY, Türkiye Dr. Füruzan NUMAN, Türkiye Dr. Levent OĞUZKURT, Türkiye Dr. İbrahim ÖZSÖYLER, Türkiye Dr. Ahmet SARITAŞ, Türkiye Dr. Ufuk TÜTÜN, Türkiye Dr. Levent YAZICIOĞLU, Türkiye Dr. Levent YILIK , Türkiye Dr. A.Turan YILMAZ, Türkiye Arteriyo-Venöz E rişim / Arterio-Venous Access Dr. Cengiz BOLCAL, Türkiye Dr. Ümit KERVAN, Türkiye Dr. Cüneyt NARİN, Türkiye Dr. Levent ÇETİN, Türkiye Dr. Uğursay KIZILTEPE, Türkiye Dr. Mert YILMAZ, Türkiye Dr. Faruk CİNGÖZ, Türkiye Dr. Hasan KARABULUT, Türkiye Dr. Erol KURÇ, Türkiye Dr. Mustafa TOK, Türkiye Arteriyo-Venöz Malformasyonlar, Vaskülitler ve Lenf Hastalıkları / Arterio-Venous Malformations, Vasculitis and Lymphatic Disorders Dr. Murat AKSOY, Türkiye Dr. Dilek ERER, Türkiye Dr. Gökhan ÖNEM, Türkiye Dr. Berent DİŞÇİGİL, Türkiye Dr. Byung Boong LEE, USA, Türkiye Dr. Soner SANİOĞLU, Türkiye Dr. Ahmet BALTALARLI, Türkiye Dr. Turan EGE, Türkiye Dr. Niyazi GÖRMÜŞ, Türkiye Dr. Kanat ÖZIŞIK, Türkiye Karotis Arter Hastalıkları / Carotid Artery Diseases Dr. Ahmet AKGÜL, Türkiye Dr. Nevzat ERDİL, Türkiye Dr. Yusuf KALKO, Türkiye Dr. Zeynep BAŞTÜZEL EYİLETEN , Türkiye Dr. Zafer İŞCAN, Türkiye Dr. Ertan YÜCEL, Türkiye Dr. Erdal ASLIM, Türkiye Dr. Bayer ÇINAR, Türkiye Dr. Sadık ERYILMAZ Dr. Erdem SİLİSTRELİ, Türkiye Kö k Hücre Uygulamaları ve Deneysel Çalışmalar / Stem Cell Therapies and Experimental Studies Dr. Mustafa ÇIKIRIKÇIOĞLU, Switzerland Dr. H. Tahsin KEÇELİGİL, Türkiye Dr. Öztekin OTO, Türkiye Dr. Selim ERENTÜRK, Türkiye Dr. Fehmi KATIRCIOĞLU, Türkiye Dr. Tulga ULUS, Türkiye Dr. Serkan DURDU, Türkiye Dr. Serdar GÜNAYDIN, Türkiye Dr. Sadi KAPLAN, Türkiye Dr. Murat SARGIN, Türkiye Periferik Arter Hastalıkları / Peripheral Arterial Diseases Dr. İskender ALAÇAYIR, Türkiye Dr. Adem İlkay DİKEN, Türkiye Dr. Mustafa ŞIRLAK, Türkiye Dr. İhsan BAKIR, Türkiye Dr. Erkan İRİZ, Türkiye Dr. A. Kemal TUYGUN, Türkiye Dr. Ufuk ALPAGUT, Türkiye Dr. Haşmet BARDAKÇI, Türkiye Dr. Bektaş BATTALOĞLU, Türkiye Dr. Hakan BİNGÖL, Türkiye Dr. Ömer ÇAKIR, Türkiye Dr. Celalettin GÜNAY, Türkiye Dr. Murat ÖZEREN, Türkiye Dr. A. Fatih ÖZYAZICIOĞLU, Türkiye Dr. Nejat SARIOSMANOĞLU, Türkiye Dr. David SABA, Türkiye Dr. Osman TİRYAKİOĞLU, Türkiye Dr. Hakan UNCU, Türkiye Dr. Haşim ÜSTÜNSOY, Türkiye Dr. A. Hakan VURAL, Türkiye Ven Hastalıkları / Venous Diseases Dr. Uğur BENGİSUN, Türkiye Dr. Mustafa KARAÇELİK, Türkiye Dr. Melih H. US, Türkiye Dr. Sadettin DERNEK, Türkiye Dr. Cüneyt KÖKSOY, Türkiye Dr. Cees WITTENS, Germany Dr. Öcal BERKAN, Türkiye Dr. Nevzat DOĞAN, Türkiye Dr. Fatih Ata GENÇ, Türkiye Dr. İlhan GÖLBAŞI, Türkiye Dr. Ferşat KOLBAKIR, Türkiye Dr. Aslıhan KÜÇÜKER, Türkiye Dr. Şah TOPÇUOĞLU, Türkiye Dr. Cengiz TÜRKAY, Türkiye Dr. Alptekin YASIM, Türkiye Dr. Mustafa YILMAZ, Türkiye ULUSAL VASKÜLER ve ENDOVASKÜLER CERRAHİ DERNEĞİ ADINA SAHİBİ Dr. Şeref Alp KÜÇÜKER THE OWNER ON BEHALF OF NATIONAL SOCIETY OF VASCULAR and ENDOVASCULAR SURGERY Dr. Şeref Alp KÜÇÜKER SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Dr. Şeref Alp KÜÇÜKER MANAGING CLERICAL DIRECTOR Dr. Şeref Alp KÜÇÜKER YÖNETİM YERİ Damar Cerrahi Dergisi Gölgeli Sokak 27/13 Gaziosmanpaşa, ANKARA Tel : (0312) 447 43 99 Faks: (0312) 436 72 64 web: uvcd.org/dergi e-posta: [email protected] ADDRESS FOR MANAGEMENT Turkish Journal of Vascular Surgery Gölgeli Sokak 27/13 Gaziosmanpaşa, ANKARA, TÜRKİYE Phone: (+90 312) 447 43 99 Fax : (+90 312) 436 72 64 web : uvcd.org/dergi e-mail : [email protected] YAYIN PERİYODU VE TÜRÜ Damar Cerrahi Dergisi 4 ayda bir olmak üzere yılda 3 sayı yayınlanır. Yerel süreli yayın. PUBLICATION TYPE AND PERIODS Turkish Journal of Vascular Surgery is published 3 times a year. Local periodic publication. ADRES DEĞİŞİKLİKLERİ Derginin yayınlandığı tarihlerden en az 15 gün önce dernek yazışma adresine bildirilmelidir. Zamanında yapılmayan bildirimler nedeniyle derginin aboneye ulaşmamasından yayıncı sorumlu tutulamaz. CHANGE OF ADDRESS Notify the subscription office for the change of address at least 15 days before the date of issue. The publisher will not be responsible from any lost resulting from an address change if not informed. YAYIN HAKKI Damar Cerrahi Dergisi’nde yayınlanan yazılar, resim, şekil ve tablolar yayıncının yazılı izni olmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıta ile basılamaz, çoğaltılamaz. Bilimsel amaçla kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve alıntı yapılabilir. COPYRIGHT All articles, images, figures and tables published in this journal are protected by Copyright. No material published in this journal may be reproduced or duplicated partially or totally without the written permission from the copyright holder. Permission is not required to cite or summarize the publications for scientific purposes in the condition that a full reference to the source is shown. BASILDIĞI YER-BASIMCI-YAYIMCI Ortadoğu Reklam Tanıtım Yayıncılık Turizm Eğitim İnşaat Sanayi ve Ticaret (Türkiye Klinikleri) Türkocağı Cad. No:30 06520 Balgat/Ankara/Türkiye Tel : 0 312 286 56 56 Faks : 0 312 220 04 70 e-posta : [email protected] web : www.turkiyeklinikleri.com PUBLISHING HOUSE-PUBLISHER Ortadoğu Advertisement Presentation Publication Tourism Education Construction Industry and Trade Co. (Türkiye Klinikleri) Türkocağı Cad. No:30 06520 Balgat/Ankara/Turkey Phone : +90 312 286 56 56 Fax : +90 312 220 04 70 e-mail : [email protected] web : www.turkiyeklinikleri.com İNDEKSLENDİĞİ DİZİNLER Türkiye Atıf Dizini Index Copernicus INDEXED or ABSTRACTED in Türkiye Citation Index Index Copernicus ISSN: 1301-1839 Basıma veriliş tarihi: 24.04.2014 Cilt 23 Sayı 1 Yıl 2014 İÇİNDEKİLER 1 ORİJİNAL ARAŞTIRMALAR Civil War Surgical Experience: Gun Shot or Shell Fragment Injuries İç Savaş Cerrahi Deneyimi: Ateşli Silah veya Şarapnel Yaralanmaları Muhammet Onur HANEDAN, Serkan KETENCİLER, A. Murat ERCİŞLİ, Bahattin ÇİFTÇİ, 5 Zeynel DUMAN, Müslüm POLAT, Birol YAMAK Aortik Lezyonların Endovasküler Tedavisinde İlk Klinik Deneyimlerimiz ve Kısa Dönem Takip Sonuçlarımız Our Preliminary Experience and Short Term Results in Endovascular Treatment of Aortic Lesions 14 Celalettin KARATEPE, Celalettin DAĞLI, Hanefi BAYAROĞULLARI, Ayşe OĞUZHAN AKKOCA, Cem LALE, Onur GÖKSEL Sedation and Local Anesthesia can be the First Choice for Endovascular Repair of Abdominal Aortic Aneurysms Abdominal Aort Anevrizmalarının Endovasküler Tamirinde Sedasyon ve Lokal Anestezi İlk Tercih Olarak Kullanılabilir 19 Hakkı Tankut AKAY, Ali HARMAN, Erdal ASLIM, Bahadır GÜLTEKİN, Atilla SEZGİN, Fatih BOYVAT Elektif Vasküler Cerrahi Sonrası Mortalite: Konuşmadığımız Gerçekler Mortality After Elective Vascular Surgery: Reality We Don’t Talk About Serhat HÜSEYİN, Volkan YÜKSEL, Ümit HALICI, Gönül SAĞIROĞLU, Selami GÜRKAN, Özcan GÜR, Ahmet OKYAY, 24 29 Suat CANBAZ, Turan EGE, Hasan SUNAR Endovasküler Uygulamalarda Total Perkütanöz Girişim: ‘Prostar XL’ Tecrübemiz Total Percutaneous Closure in Endovascular Procedures: Our ‘Prostar XL’ Experience Ünal AYDIN, Korhan ERKANLI, Onur ŞEN, Mehmet KARAÇALILAR, Aydın YILDIRIM Endovenöz Lazer Ablasyon ile Semptomatik Varislerin Tedavisi Sonrası Hasta Memnuniyetinin Vizüel Analog Skala ile Değerlendirilmesi: Olgu Serisi The Evaluation of Patient Satisfaction with Visual Analog Scale After Treatment of Varicosities with Endovenous Laser Ablation: Case Series Arif GÜCÜ, Burak ERDOLU, Derih AY, Faruk TOKTAŞ, Cüneyt ERİŞ, Ahmet Hakan VURAL, Mehmed Tuğrul GÖNCÜ 34 Akut Alt Ekstremite İskemi Reperfüzyon Sonrasında Gelişen Böbrek Hasarına İloprost ve Levosimendanın Etkilerinin Araştırılması Effect of Iloprost and Levosimendan on Renal Injury Induced by Acute Lower Extremity Ischemia-Reperfusion Atalay KARAKAYA, Seyhan BABAROĞLU, Fatih YILMAZ, Mustafa SEREN, Orçun ÜNAL, Kanat ÖZIŞIK, Emine DÜNDAR, Recep ASLAN 40 DERLEME Endovasküler Aort Tamirinde Chimney, Periskop ve Sandviç Teknikleri Chimney, Periscope and Sandwich Techniques in Endovascular Aortic Repair: Review Murat CANYİĞİT, Mete HIDIROĞLU, Aslıhan KÜÇÜKER, Gökçe ANNAÇ 47 50 OLGU SUNUMLARI Surgical Therapy for Disseminated Arterial Involvement in Behcet’s Disease: Case Report Behçet Hastalığında Yaygın Arteriyel Tutulumun Cerrahi Tedavisi Mehmet KALENDER, Ayşe Gül KUNT, Okay Güven KARACA, Mehmet TAŞAR Combined Treatment of Both Arterial and Deep Venous Thrombosis in a Young Adult with Antiphospholipid Syndrome: Case Report Antifosfolipid Sendromlu Genç Erkek Hastada Derin Ven Trombozu ve Arteriyel Trombozun Kombine Tedavisi 53 Selami GÜRKAN, Özcan GÜR, Serhat HÜSEYİN, Volkan YÜKSEL, Suat CANBAZ Hemodializ Amaçlı Arteriyovenöz Fistül Sonrası Gelişen Rüptüre Dev Anevrizma Ruptured Giant Aneurysm of Arteriovenous Fistula Created for Hemodialysis: Case Report Mehmet YILMAZ, Olcay Murat DİŞLİ, Ercan KAHRAMAN, Barış AKÇA, Köksal DÖNMEZ, 56 60 Mehmet Cengiz ÇOLAK, Nevzat ERDİL, Bektaş BATTALOĞLU Superficial Femoral Vein Dysgenesis: CT Venography: Case Report Süperfisiyal Femoral Ven Disgenezisi: BT Venografi Kamil BOYACIOĞLU, Ramazan ALBAYRAK, Hüseyin KUPLAY, Mehmet TOKSÖZ, Adil POLAT Port Katetere Bağlı Gelişen Vena Kava Superior Sendromu Port Catheter-Induced Vena Cava Superior Syndrome: Case Report Murat KADAN, Erkan KAYA, Gökhan ARSLAN, Barış DURGUN, Suat DOĞANCI, Ufuk DEMİRKILIÇ, Mehmet ARSLAN 64 EDİTÖRE MEKTUP Femoral Access Choice for Endovascular Procedures: Open Cut-Down or Percutaneous Suture-Mediated Closure Devices?: Letter to the Editor Endovasküler Prosedürlerde Femoral Giriş Şekli: Açık Cerrahi Kesi mi, Perkütan Kapama Cihazları mı? Aslıhan KÜÇÜKER, Murat CANYİĞİT, Şeref Alp KÜÇÜKER, Mete HIDIROĞLU, Erol ŞENER YAZARLARA MAKALE GÖNDERMEK İÇİN Damar Cerrahi Dergisi’ne makale göndermek için; www.uvcd.org/dergi adresindeki “Online Makale Gönder” linkini tıklayınız (Yalnızca bu yolla gönderilen makaleler işleme alınmaktadır). Makalelerinizle ilgili tüm işlemleri de bu adresten takip edebilirsiniz. GENEL BİLGİLER Damar Cerrahi Dergisi, Ulusal Vasküler ve Endovasküler Cerrahi Derneği’nin süreli yayını olarak, arteryel, venöz ve lenfatik sistem hastalıkları ve tedavi yöntemleri konusunda retrospektif, prospektif veya deneysel araştırmaları içeren özgün makaleler, derlemeler, olgu sunumları, editöryal yorum/tartışmalar, editöre mektuplar, tıbbi eğitimler, bilimsel mektuplar, ayırıcı tanılar, orijinal görüntüler, tanınız nedir? ler, tıbbi kitap değerlendirmeleri, sorucevaplar ve damar cerrahi gündemini belirleyen güncel konuları yayınlayan, ulusal ve uluslar arası tüm tıbbi kurum ve personele ulaşmayı hedefleyen bilimsel bir dergidir. Damar Cerrahi Dergisi, yayınladığı makalelerde, konu ile ilgili en yüksek etik ve bilimsel standartlarda olması ve ticari kaygılarda olmaması şartını gözetmektedir. Editörler ve yayınevi, reklam amacı ile verilen ticari ürünlerin özellikleri ve açıklamaları konusunda hiçbir garanti vermemekte ve sorumluluk kabul etmemektedir. Yayınlanmak için gönderilen makalelerin daha önce başka bir yerde yayınlanmamış veya yayınlanmak üzere gönderilmemiş olması gerekir. Eğer makalede daha önce yayınlanmış; alıntı yazı, tablo, resim vs. mevcut ise makale yazarı, yayın hakkı sahibi ve yazarlarından yazılı izin almak ve bunu makalede belirtmek zorundadır. Bilimsel toplantılarda sunulan özetler, makalede belirtilmesi koşulu ile kabul edilir. Dergiye gönderilen makale biçimsel esaslara uygun ise, editör ve en az yurt içi-yurt dışı iki danışmanın incelemesinden geçip, gerek görüldüğü takdirde, istenen değişiklikler yazarlarca yapıldıktan sonra yayınlanır. Makale bilimsel değerlendirme için işleme alındıktan sonra, yayın hakları devir formunda belirtilmiş olan yazar isimleri ve sıralaması esas alınır. Bu aşamadan sonra; Makaleye hiçbir aşamada, yayın hakları devir formunda imzası bulunan yazarlar dışında yazar ismi eklenemez ve yazar sırası değiştirilemez. YAYIN KURALLARI BİLİMSEL SORUMLULUK Tüm yazarların gönderilen makalede akademik-bilimsel olarak doğrudan katkısı olmalıdır. Yazar olarak belirlenen isim aşağıdaki özelliklerin tamamına sahip olmalıdır: - Makaledeki çalışmayı planlamalı veya yapmalı, - Makaleyi yazmalı veya revize etmeli, - Son halini kabul etmelidir. ● Makalelerin bilimsel kurallara uygunluğu yazarların sorumluluğundadır. ETİK SORUMLULUK • Dergi, “İnsan” öğesinin içinde bulunduğu tüm çalışmalarda Helsinki Deklerasyonu Prensipleri’ne uygunluk (http://www.wma.net/en/30publications/10policies/b3/ index.html) ilkesini kabul eder. Bu tip çalışmaların varlığında yazarlar, makalenin GEREÇ VE YÖNTEMLER bölümünde bu prensiplere uygun olarak çalışmayı yaptıklarını, kurumlarının etik kurullarından ve çalışmaya katılmış insanlardan “Bilgilendirilmiş olur” (informed consent) aldıklarını belirtmek zorundadır. • Çalışmada “Hayvan” öğesi kullanılmış ise yazarlar, makalenin GEREÇ VE YÖNTEMLER bölümünde Guide for the Care and Use of Laboratory Animals (www.nap.edu/catalog/5140.html) prensipleri doğrultusunda çalışmalarında hayvan haklarını koruduklarını ve kurumlarının etik kurullarından onay aldıklarını belirtmek zorundadır. • Olgu sunumlarında hastanın kimliğinin ortaya çıkmasına bakılmaksızın hastalardan “Bilgilendirilmiş olur” (informed consent) alınmalıdır. • Eğer makalede direkt-indirekt ticari bağlantı veya çalışma için maddi destek veren kurum mevcut ise yazarlar; kullanılan ticari ürün, ilaç, firma… ile ticari hiçbir ilişkisinin olmadığını ve varsa nasıl bir ilişkisinin olduğunu (konsültan, diğer anlaşmalar), editöre sunum sayfasında bildirmek zorundadır. • Makalede “Etik Kurul Onayı” alınması gerekli ise; alınan belge online olarak, www.uvcd.org/dergi adresinde yer alan “Online Dergi” linkindeki bölümden, makale ile birlikte gönderilmelidir. • Makalelerin etik kurallara uygunluğu yazarların sorumluluğundadır. EPİDEMİYOLOJİK VE İSTATİSTİKSEL DEĞERLENDİRME Tüm retrospektif, prospektif ve deneysel araştırma makaleleri biyoistatistiksel olarak değerlendirilmeli ve uygun plan, analiz ve raporlama ile belirtilmelidir. Araştırma makaleleri dergiye gönderilmeden önce, biyoistatistik uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve uzmanın ismi yazarlar arasında yer almalıdır. Gönderilmiş olan makaleler, gerek görülmesi halinde biyoistatistik kurulu tarafından dergide tekrar kontrol edilmektedir. Biyomedikal dergilere gönderilen yazıların biyoistatistiki uygunluğunun kontrolü için ek bilgi www.icmje.org adresinden temin edilebilmektedir. YAZIM DİLİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME Derginin yayın dili Türkçe ve İngilizce’dir. Makalelerde Türk Dil Kurumu’nun Türkçe sözlüğü veya www.tdk.org/dergi adresi ayrıca Türk Tıbbi Derneklerinin kendi branşlarına ait terimler sözlüğü esas alınmalıdır. İngilizce makaleler ve İngilizce özetler, dergiye gönderilmeden önce dil uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve uzman onayı editöre sunum sayfasında özellikle belirtilmelidir. Makaleyi, İngilizce yönünden değerlendiren, yazarlardan biri değil ise bu kişinin ismi makalenin sonunda bulunan TEŞEKKÜR (Acknowledgement) bölümünde belirtilmelidir. Ayrıca gönderilmiş olan makalelerdeki yazım ve dilbilgisi hataları, makalenin içeriğine dokunmadan, redaksiyon komitemiz tarafından düzeltilmektedir. YAYIN HAKKI 1976 Copyright Act’e göre, yayınlanmak üzere kabul edilen yazıların her türlü yayın hakkı dergiyi yayınlayan kuruma aittir. Yazılardaki düşünce ve öneriler tümüyle yazarların sorumluluğundadır. Makale yazarlarına, yazıları karşılığında herhangi bir ücret ödenmez. Yazarlar, www.uvcd.org/dergi adresinden ulaşacakları “Yayın Hakları Devir Formu”nu doldurup, online olarak, yine www.uvcd.org/dergi adresinde yer alan “Online Dergi” linkindeki bölümden, makale ile birlikte göndermelidirler. YAZI ÇEŞİTLERİ Dergiye yayınlanmak üzere gönderilecek yazı çeşitleri şu şekildedir; Orijinal Araştırma: Kliniklerde yapılan prospektif-retrospektif ve her türlü deneysel çalışmalar yayınlanabilmektedir. Yapısı: - Özet (Ortalama 200-250 kelime; amaç, gereç ve yöntemler, bulgular ve sonuç bölümlerinden oluşan, Türkçe ve İngilizce) - Giriş - Gereç ve Yöntemler - Bulgular - Tartışma - Sonuç - Teşekkür - Kaynaklar Derleme: Doğrudan veya davet edilen yazarlar tarafından hazırlanır. Tıbbi özellik gösteren her türlü konu için son tıp literatürünü de içine alacak şekilde hazırlanabilir. Yazarın o konu ile ilgili basılmış yayınlarının olması özellikle tercih nedenidir. Yapısı: - Özet (Ortalama 200-250 kelime, bölümsüz, Türkçe ve İngilizce) - Konu ile ilgili başlıklar - Kaynaklar Olgu Sunumu: Nadir görülen, tanı ve tedavide farklılık gösteren makalelerdir. Yeterli sayıda fotoğraflarla ve şemalarla desteklenmiş olmalıdır. Yapısı: - Özet (ortalama 100-150 kelime; bölümsüz; Türkçe ve İngilizce) - Giriş - Olgu Sunumu - Tartışma - Kaynaklar Editöryel Yorum/Tartışma: Yayınlanan orijinal araştırma makaleleri ile ilgili, araştırmanın yazarları dışındaki, o konunun uzmanı tarafından değerlendirilmesidir. Konu ile ilgili makalenin sonunda yayınlanır. Editöre Mektup: Son bir yıl içinde dergide yayınlanan makaleler ile ilgili okuyucuların değişik görüş, tecrübe ve sorularını içeren en fazla 500 kelimelik yazılardır. Başlık ve özet bölümleri yoktur. Kaynak sayısı 5 ile sınırlıdır. Hangi makaleye (sayı, tarih verilerek) ithaf olunduğu belirtilmeli ve sonunda yazarın ismi, kurumu, adresi bulunmalıdır. Mektuba cevap, editör veya makalenin yazar(lar)ı tarafından, yine dergide yayınlanarak verilir. Tıbbi Eğitim: Güncel tıbbi konularda okuyucuya mesaj veren son klinik ve laboratuvar uygulamaların da desteklediği bilimsel makalelerdir. Yapısı: - Özet (ortalama 200-250 kelime, bölümsüz, Türkçe ve İngilizce) - Konu ile ilgili başlıklar - Kaynaklar Bilimsel Mektup: Genel tıbbi konularda okuyucuyu bilgilendiren, basılmış bilimsel makalelere de atıfta bulunarak o konuyu tartışan makalelerdir. Yapısı: - Özet (ortalama 100-150 kelime; bölümsüz, Türkçe ve İngilizce) - Konu ile ilgili başlıklar - Kaynaklar Cerrahi Teknik: Ameliyat tekniklerinin ayrıntılı işlendiği makalelerdir. Yapısı: - Özet (ortalama 100-150 kelime; bölümsüz, Türkçe ve İngilizce) - Cerrahi teknik - Kaynaklar Ayırıcı Tanı: Güncel değeri olan olgu sunumlarıdır. Benzer hastalıklarla ilgili yorumu içermektedir. Yapısı: - Özet (ortalama 100-150 kelime; bölümsüz, Türkçe ve İngilizce) - Konu ile ilgili başlıklar - Kaynaklar (3-5 arası) Orijinal Görüntüler: Literatürde nadir gözlenen, açıklamalı ilginç görüntülerdir. Yapısı: -Özet (ortalama 100-150 kelime; bölümsüz, Türkçe ve İngilizce) -Konu ile ilgili genel bilgileri ve ana başlıkları içeren kısa metin -Kaynaklar (3-5 arası) Tanınız Nedir?: Nadir görülen, tanı ve tedavide farklılık gösteren hastalıklar hakkında, soru-cevap şeklinde hazırlanmış makalelerdir. Yapısı: - Konu ile ilgili başlıklar - Kaynaklar (3-5 arası) Tıbbi Kitap Değerlendirmeleri: Güncel değeri olan ulusal veya uluslararası kabul görmüş kitapların değerlendirmeleridir. Soru Cevaplar: Tıbbi konularda bilimsel eğitici-öğreticiliği olan soru ve cevaplar. YAZIM KURALLARI Dergiye yayınlanması için gönderilen makalelerde aşağıdaki biçimsel esaslara uyulmalıdır: - Makale, PC uyumlu bilgisayarlarda Microsoft Word programı ile yazılmalıdır. KISALTMALAR: Kelimenin ilk geçtiği yerde parantez içinde verilir ve tüm metin boyunca o kısaltma kullanılır. Uluslararası kullanılan kısaltmalar için “Bilimsel Yazım Kurallar”1 kaynağına başvurulabilir. ŞEKİL, RESİM, TABLO VE GRAFİKLER: Şekil, resim, tablo ve grafiklerin metin içinde geçtiği yerler ilgili cümlenin sonunda belirtilmelidir. Şekil, resim, tablo ve grafiklerin açıklamaları makale sonuna eklenmelidir. -Şekil, resim/fotoğraflar ayrı birer .jpg veya .gif dosyası olarak (pixel boyutu yaklaşık 500x400, 8 cm eninde ve 300 çözünürlükte taranarak), sisteme eklenmelidir. Scientific Style and Format: The CBE Manuel for Authors, Editors, and Publishers, 6th ed. New York: Cambridge University Press, 1994. 1 - Daha önce basılmış şekil, resim, tablo ve grafik kullanılmış ise yazılı izin alınmalıdır ve bu izin açıklama olarak şekil, resim, tablo ve grafik açıklamasında belirtilmelidir. - Resimler/fotoğraflar renkli, ayrıntıları görülecek derecede kontrast ve net olmalıdır. EDİTÖRE SUNUM SAYFASI: Gönderilen makalenin kategorisi, daha önce başka bir dergiye gönderilmemiş olduğu, varsa çalışmayı maddi olarak destekleyen kişi ve kuruluşlar ve varsa bu kuruluşların yazarlarla olan ilişkileri, makale İngilizce ise; İngilizce yönünden kontrolünün ve araştırma makalesi ise biyoistatistiksel kontrolünün yapıldığı belirtilmelidir. KAPAK SAYFASI: Makalenin başlığı (Türkçe ve İngilizce), tüm yazarların ad-soyadları, akademik ünvanları, kurumları, iş telefonu-GSM, e-posta ve yazışma adresleri belirtilmelidir. Makale daha önce tebliğ olarak sunulmuş ise tebliğ yeri ve tarihi belirtilmelidir. ÖZETLER: YAZI ÇEŞİTLERİ bölümünde belirtilen şekilde hazırlanarak, makale metni içerisine yerleştirilmelidir. TEŞEKKÜR: Eğer çıkar çatışması, finansal destek, bağış ve diğer bütün editöryal (istatistiksel analiz, İngilizce/Türkçe değerlendirme) ve/veya teknik yardım varsa, metnin sonunda sunulmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: En az 2 adet, Türkçe ve İngilizce yazılmalıdır. İngilizce anahtar kelimeler “Medical Subject Headings (MESH)”e uygun olarak verilmelidir (Bkz: www.nlm.nih.gov/mesh/MBrowser.html). Türkçe anahtar kelimeler MESH terimlerinin aynen çevirisi olmalıdır. KAYNAKLAR: İngilizce yazılmalıdır. Orijinal basımı Türkçe olan kaynakların başlığı [ ] içinde ve İngilizce olarak yazılmalıdır. Kaynaklar makalede geliş sırasına göre yazılmalı ve metinde cümle sonunda noktalama işaretlerinden hemen sonra “Üst Simge” olarak belirtilmelidir. Makalede bulunan yazar sayısı 6 veya daha az ise tüm yazarlar belirtilmeli, 7 veya daha fazla ise ilk 6 isim yazılıp “et al” eklenmelidir. Kaynak yazımı için kullanılan format Index Medicus’ta belirtilen şekilde olmalıdır (Bkz: www.icmje.org). Kongre bildirileri, kişisel deneyimler, basılmamış yayınlar, tezler ve internet adresleri kaynak olarak gösterilemez. Kaynakların yazımı için örnekler (Noktalama işaretlerine lütfen dikkat ediniz): Makale için; Yazar(lar)ın soyad(lar)ı ve isim(ler)inin başharf(ler)i, makale ismi, dergi ismi, yıl, cilt, sayı, sayfa no’su belirtilmelidir. Örnek: Arıcı C, Oğuz V. [Surgical Treatment Options According to Inferior Oblique Hyperfunction in Superior Oblique Palsy]. Turkiye Klinikleri J Med Sci 2011;31(5):1160-6. Kitap için; Yazar(lar)ın soyad(lar)ı ve isim(ler)inin başharf(ler)i, bölüm başlığı, editörün(lerin) ismi, kitap ismi, kaçıncı baskı olduğu, şehir, yayınevi, yıl ve sayfalar belirtilmelidir. Örnek: Yabancı dilde yayımlanan kitaplar için; Underwood LE, Van Wyk JJ. Normal and aberrant growth. In: Wilson JD, Foster DW, eds. Wiliams’ Textbook of Endocrinology. 1st ed. Philadelphia: WB Saunders; 1992. p.1079-138. Türkçe kitaplar için; Tür A. [Emergency airway management and endotracheal intubation]. Şahinoğlu AH, editör. Yoğun Bakım Sorunları ve Tedavileri. 2. Baskı. Ankara: Türkiye Klinikleri; 2003. p.9-16. Yazar ve editörün aynı olduğu kitaplar için; Yazar(lar)ın/editörün soyad(lar)ı ve isim(ler)inin başharf(ler)i, bölüm başlığı, kitap ismi, kaçıncı baskı olduğu, şehir, yayınevi, yıl ve sayfalar belirtilmelidir. Örnek: Yabancı dilde yayımlanan kitaplar için; Solcia E, Capella C, Kloppel G. Tumors of the exocrine pancreas. Tumors of the Pancreas. 2nd ed. Washington: Armed Forces Institute of Pathology; 1997. p.145-210. Türkçe kitaplar için; Eken A. [Cosmeceutical ingredients: drugs to cosmetics products]. Kozmesötik Etken Maddeler. 1. Baskı. Ankara: Türkiye Klinikleri; 2006. p.1-7. Sadece on-line yayınlar için; DOI tek kabul edilebilir on-line referanstır. İletişim: Adres Tel Faks e-posta web : Damar Cerrahi Dergisi Gölgeli Sok. No:27/13 Gaziosmanpaşa, Ankara/TÜRKİYE : 0312 447 43 99 : 0312 436 72 64 : [email protected] : www.uvcd.org/dergi 014 yılı ilk sayısı ile karşınızdayız. Geçtiğimiz yıl içerisinde Dergimizi bilimsel platformda yükseltebilmek adına yoğun bir çaba sarf ettik. Neredeyse dergi tarihinde ilk kez olmak üzere Dergimizin tüm üç sayısı da tam zamanında ve daha önceki yıllarda basılanlardan oldukça fazla sayıda yayın içeriğiyle basılmıştır. Bu konuda hem çalışmalarını bizimle paylaşan değerli meslektaşlarımıza hem de bu yazıları zamanında değerlendirerek sayılarımızın zamanında basılmasını sağlayan hakem danışmanlarımıza teşekkür ederim. Gelinen nokta itibarıyla baktığımızda, Dergimizi uluslararası standartlara getirebilmek adına istatistik editörü, dil editörü hizmetleri alınmaya başlamış olup, özellikle orijinal araştırma eserleri daha hakem danışmana gitmeden önce istatistik editörü tarafından değerlendirilip, bu konuda eksiklikler giderilerek ve hakem danışmanlar bu konuyu değerlendirme yükünden kurtarılmıştır. Ayrıca kabul edilen tüm makaleler dil editörü tarafından değerlendirilerek, yazılarımızın dil olarak üst düzeyde doğrulukla basılmaları sağlanmaktadır. Kabul edilen tüm yazılarımıza bildiğiniz üzere “CrossRef” firması ile yapılan anlaşma sonrası “doi” numarası verilmeye başlanmıştır. Bu sayede kabul edilen tüm yazılar gerekli işlemlerin tamamlanmasının ardından “doi” numarası verilerek çok kısa sürede Dergimizin internet sayfasında “yayın aşamasındaki makaleler” başlığı altında yayımlanmaktadır. Böylece doçentlik gibi akademik yükselme çabası içinde olan meslektaşlarımıza büyük kolaylık sağlanmıştır. Geçtiğimiz yıllarda dergi sayılarımızın zamanında basılamaması ve yeterli sayıda orijinal araştırma eserine ulaşamama gibi kriterler nedeniyle Türk Tıp Dizini’nden çıkarılmış olan Dergimizin gerekli eksiklikleri tamamlanmış olup, yeniden alınma süreci tamamlanmak üzeredir. “Scince Citation Index Expanded” olabilmek için geçtiğimiz yıl müracaat edilmiş olup, Dergimiz hâlen inceleme altındadır. Bu süreci yoğun bir şekilde takip etmekteyiz. Umarım hepimize gurur kaynağı olacak şekilde dergimizi bu statüye ulaştırabiliriz. Her ne kadar bu kadar olumlu olay yaşanmış olsa da dernek başkanlığımızı, dergimiz onursal kurul üyeliği ve yayın kurulu üyeliğini de yapmış çok değerleri hoca ve meslektaşlarımızın kaybını da yaşamış olmak hepimizi derinden üzmüştür. Çok değerli hocamız Prof.Dr. Erkmen BÖKE ve değerli meslektaşım ve arkadaşım Prof.Dr. Mutasım SÜNGÜN aramızdan ayrılmıştır. Kendilerine Tanrı’dan rahmet ve geride bıraktıkları tüm sevenlerine de sabırlar temenni ediyorum. Bu iki değerli hocamız ve meslektaşımızın hatırası için bu sayıda öz geçmişlerini paylaşmaktan mutluluk duymaktayız. Dergimizin işleyişinde en önemli konulardan bir tanesi, hakem danışman değerlendirmelerinin zamanında yapılmayışıdır. Daha önce de bu konunun üzerinde çok durmuş ve siz değerli meslektaşlarımızdan özveride bulunmanızı rica etmiş olmamıza rağmen yoğunluktan kaynaklandığını düşündüğüm nedenlerle bazı hakem danışmanlarımızın kendilerine gönderilen yayınları değerlendiremediklerini tespit etmiş bulunmaktayız. Dergimizin uluslararası standartlara ulaşabilmesi için hepimizin özverili çalışmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Dergimiz yayın kurulunda yer alan ancak yayın değerlendiremeyen değerli meslektaşlarımız, kendileri ile de irtibat kurularak kuruldaki üyeliklerden çıkarılacaklardır. Bu konudaki anlayışınız için hepinize teşekkür ederim. Bu sayımızda da yine çok değerli orijinal araştırma eserleri, derleme ve olgu sunumları bulunmaktadır. Bu yazıların ilginizi çekeceğini düşünmekteyim. Dergimizin uluslararası platformlarda daha iyi temsil edilebilmesi için orijinal araştırma eserlerine ve Dergide yayımlanan yazıların atıf yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konuda desteğinize ihtiyacımız vardır. Damar Cerrahi Dergimizi uluslararası platformda tanınan, etkin bir dergi haline en kısa sürede getirebilmek dileğiyle hepinize çalışmalarınızda başarılar dilerim. Saygılarımla... Prof.Dr. Ufuk DEMİRKILIÇ Editör ÖZ GEÇMİŞ Prof.Dr. Erkmen BÖKE 5 Mart 1939 tarihinde İzmir’de doğdu. 1944 yılında Sapanca Kırkpınar köyünde beş yaşında ilkokula başladı. Babasının tayini sebebiyle Ankara ve Erzurum’da değişik ilkokullarda ve liselerde okudu. Lise eğitimini Konya Lisesinde tamamladı. Konya Lisesinde okurken atletizm ve uzun atlama dallarında Türkiye ve bölge dereceleri aldı. Üniversite için teknik üniversite sınavlarına girdi, ancak kazanamadı ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi sınavına girdi, 1800 kişi arasından dokuzuncu olarak Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı ve 1962 yılında mezun oldu. Aynı yıl Almanya’ya giden Dr. Böke, Goethe Enstitüsünde kursa başladı. Burayı birincilikle bitirdikten sonra 1962-1963 yılbaşında Gissen’de Dr Glann‘ın yanında Genel Cerrahi asistanı olarak çalışmaya başladı. 1966 senesinde dördüncü yılın sonunda hocasının desteği ile Heidelberk’e Damar Cerrahisine gönüllü olarak başvurdu. Dönemin ünlü cerrahları Prof.Linder ve Prof. Vollmar’la mülakata girdi ve gönüllü değil maaşlı olarak iş teklif edildi. 1966-1969 yılları arasında Heidelberk’te Vasküler Cerrahi ihtisası yaparken bir yandan da “Renovasküler Hipertansiyonlu Hastalarda Cerrahi Tedavi” başlıklı tezini tamamlayarak Genel Cerrahi Uzmanlığını aldı. 19 Temmuz 1968 tarihinde Renate Winter ile evlendi ve Haziran 1969 yılında büyük oğlu Kerem, 1971 yılında da diğer oğlu Mert dünyaya geldi. 1969-1970 yılbaşında Türkiye’ye dönen Dr. Böke, 1 Mayıs 1970 tarihinde Hacettepe Üniversitesine başladı. 1970 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde Genel Cerrahi Denkliliği alan Dr.Böke, 1970-1973 yılları arasında Göğüs ve Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalında uzmanlık eğitimi yaparak aynı dalda uzman oldu. 1975 yılında Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Dalında Doçentlik, 1982 yılında da aynı dalda Profesörlük ünvanı aldı. 1980 yılında birlikte asistanlık yaptığı daha sonradan klinik direktörü olan Prof.İngolf’den gelen Almanya’da çalışma teklifini reddetti ve hocası Yüksel Bozer ile beraber çalıştı. 1982 yılında muayenehanesini kapatarak üçer yıllık iki dönem halinde 1982-1988 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Başhekimliği görevini yürüttü. 1983-1988 yılları arasında da Devlet Planlama Teşkilatı Tıbbi Cihaz Komisyon Başkanlığı, 1984-1990 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksekokul Müdürlüğü yaptı. 1988-1996 yılları arasında tekrar “part time” öğretim üyesi statüsü- ne geçti. 1998-2000 yılları arasında Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği Başkanlığı yaptı. 2001 yılında Avrupa Kardiyovasküler Cerrahi Derneğine Türkiye Delegesi olarak seçildi. Yurt dışında “European Cardiovascular Surgery” ve Almanya Cerrahlar Birliği ile yurt içinde Türk Göğüs ve Kalp Damar Cerrahisi, Ulusal Vasküler Cerrahi, Fleboloji, Türk Göğüs Cerrahisi derneklerine üye idi. Yurt içi ve yurt dışında yayımlanmış 150’nin üzerinde bilimsel çalışması olan Dr.Böke’nin, Kalp ve Büyük Damar Yaralanmaları, Kalp Hastalıkları ve Cerrahisi, Temel Cerrahi, Kalp Cerrahisi, Geriatri ve Gerontoloji kitaplarında bölümleri bulunmaktadır. Almanca ve İngilizce bilmekte olan Dr. Böke, 2002 Eylül ayından itibaren emekli olana kadar Hacettepe Üniversitesi Kalp-Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevini yürüttü ve 44 yıl süren meslek hayatına 15 Mart 2006 tarihinde emeklilik töreni ile son verdi. Dr. Böke, 1982-1992 yılları arasında “Rotary Club”te görev almıştır. 1993 yılında Türkiye Kiwanis Klubü”nün Kurucu üyeliğini yapmış ve vefatına kadar bu göreve devam etmiştir. Emeklilik sonrası resim çalışmalarına ağırlık veren Dr. Böke ilk kişisel sergisini 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Ahmet Göğüş Sanat Galerisinde, ‘’Füsun’un Çiçekleri’’ adlı ikinci kişisel sergisini 2007 yılında Arsuz İskender Sayek Evi’nde, üçüncü sergisini ise 2008 yılında yine Hacettepe Üniversitesi’nde açtı. 2003-2010 yılları arasında yedi ayrı karma sergiye katıldı. Dördüncü kişisel sergisini 2010 yılında Elele Sanat Galerisinde açan Dr. Böke beşinci ve son sergisini de torunu Can Böke ile birlikte “Dede-Torun Birarada” başlıklı sergisini yine Elele Sanat Galerisinde 2012 yılında açtı. Çok sevdiği torunları Can ve Aksel ile bu ilgisini ve daha önemlisi hayatı paylaşmaktan ötürü duyduğu heyecanı Hacettepeden emekliliğini takip eden yıllarda tam zamanlı Dede’lik yaparak her fırsatta onlarla paylaştı. 2013 yılında akciğer adenokanser tanısı alan Dr. Böke, 21 Ocak 2014 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Ulusal Vasküler ve Endovasküler Cerrahi Derneği ve Damar Cerrahi Dergisi olarak çok kıymetli Hocamıza Tanrı’dan rahmet ve Ailesine baş sağlığı dileriz. Her zaman anılarıyla içimizde olacak… Prof.Dr. Mutasım SÜNGÜN ÖZ GEÇMİŞ Hava Tabip Kıdemli Albay (E) 960 yılında Trabzon'da doğdu. Yavuz Selim İlkokulu, Kanuni Süleyman Ortaokulu ve Affan Kitapçıoğlu Lisesini bitirmiştir. 1978 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanarak aynı zamanda Türk Hava Kuvvetleri namına askeri öğrenci olmuştur. 1984 yılında buradan mezun olarak Hava Tabip Teğmen rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinde göreve başlamıştır. Kıta görevini Ankara’da Mürtet 4. Ana Jet Üst Komutanlığında Uçuş Tabibi olarak iki yıl süreyle yapmıştır. Uzmanlık öğrenciliği sınavını kazanarak 1987 yılında Gülhane Askeri Tıp Akademisi İstanbul Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde Kalp Damar Cerrahi ihtisasına başlamıştır. Beş yıllık eğitimi sonrasında 1992 yılında Kalp Damar Cerrahi ihtisasını başarıyla bitirip uzman tabip olmuştur. Daha sonra aynı hastanede iki yıl uzman olarak çalışmıştır. 1994 yılında Yardımcı Doçentlik sınavını kazanarak Öğretim Üyesi kadrosuna atanmıştır. Bu kadroda dört yıl görev yaptıktan sonra 1998 yılında Hacettepe Üniversitesinde Doçentlik sınavına girerek YÖK Doçenti olmuş ve Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği Doçentlik kadrosuna atanmıştır. 2006 yılına kadar GATA'da görevini başarıyla sürdüren Prof. Tbp. Kd. Alb. Mutasım Süngün, Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olmuştur. Daha sonra Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesine Kalp Damar Cerrahi Ana Bilim Dalında Profesör kadrosunda Öğretim Üyesi olarak tekrar göreve başlamıştır. Burada görev yaptığı süre içerisinde Yüksekokul Müdürlüğü, Acil Tıp Ana Bilim Başkanlığı, Kalp Damar Cerrahi Anabilim Dalı Başkanlığı gibi görevler yapmıştır. Bunların yanı sıra dört yıl boyunca Tıp Fakültesi Dekan Yardımcılığı yapmıştır. Eylül 2013 yılında Trabzon Avrasya Üniversitesine Profesör olarak ataması gerçekleştikten sonra Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve aynı zamanda Sağlık Bilimleri Enstitü Müdürlüğü görevlerini başarıyla yapmıştır. Ulusal ve uluslararası düzeyde birçok yayını bulunan Prof. Dr. Mutasim Süngün, Türk Göğüs ve Kalp Damar Cerrahisi, Ulusal Vasküler ve Endovasküler Cerrahi, Fleboloji derneklerine üye idi. Evli ve bir çocuk babasıdır. İyi derecede İngilizce bilmektedir. Yaşamı çok seven, her zaman hobilerini ön planda tutan, iyi bir hayvan sever olan Mutasım Hoca, camiada renkli kişiliği ile unutulmaz izler bırakmıştır. Her zaman iyi bir hoca, iyi bir meslektaş, iyi bir arkadaş ve her şeyden önemlisi vefakâr, kadirşinas bir dost olmuştur. Bir yıldan kısa bir sürede çalıştığı Trabzon Avrasya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinin bütün bölümlerinde hocalarından öğrencilerine kadar herkesin sevgi ve saygısını kazanmıştır. Beklenmedik bir şekilde, ani ölümle 04.03.2014 Salı günü aramızdan ayrılmıştır. Trabzon Avrasya Üniversitesi Yomra yerleşkesi Konferans salonuna “Prof. Dr. Mutasım Süngün” ismi verilerek ölümsüzleştirilmiştir. Ulusal Vasküler ve Endovasküler Cerrahi Derneği ve Damar Cerrahi Dergisi olarak çok kıymetli Hocamıza Tanrı’dan rahmet ve Ailesine baş sağlığı dileriz. Her zaman anılarıyla içimizde olacak… ORİJİNAL ARAŞTIRMA Periferik Arter Hastalıkları Civil War Surgical Experience: Gun Shot or Shell Fragment Injuries Muhammet Onur HANEDAN,a Serkan KETENCİLER,a A. Murat ERCİŞLİ,b Bahattin ÇİFTÇİ,a Zeynel DUMAN,a Müslüm POLAT,a Birol YAMAKb Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi, Gaziantep b Kalp ve Damar Cerrahisi AD, Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi, Adıyaman a Geliş Tarihi/Received: 04.02.2014 Kabul Tarihi/Accepted: 27.03.2014 Yazışma Adresi/Correspondence: Muhammet Onur HANEDAN Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, Gaziantep, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] ABSTRACT Objective: A number of patients with gunshot wounds come to Turkey because of the ongoing civil war in Syria. In this study, patients who admitted our hospital, diagnosed with vascular trauma due to gun shot or shell fragments in the civil war in Syria were evaluated, and the factors associated with mortality were identified. Material and Methods: The study included 28 patients who admitted our hospital between June 2012 and October 2013. Results: There were 24 (85.7%) male and 4 (14.3%) female patients with a mean age of 28.05±6.28 years. The mean time from trauma to admittance was 16.32±15.21 hours (range 4 to 48 hours). Five (17.9%) patients were intubated before admission. Nine patients (32.1%) received fasciotomy after operation. Amputation rate was 7.1% in 2 patients. The inhospital mortality was seen in 4 (14.2%) patients. The most important factor associated with mortality was presence of preoperative shock and intubation (p=0.001). Conclusion: Our study showed that preoperative clinical findings affected the mortality associated with vascular trauma. A correct basic medical intervention would help to further reduce mortality rates. Key Words: Vascular system injuries; wounds gunshot; mortality ÖZET Amaç: Suriye'de sürmekte olan iç savaş nedeniyle ülkemize birçok ateşli silah yaralanması gelmektedir. Bu çalışmada; hastanemize başvuran, Suriye' de ateşli silah veya şarapnel ile vasküler travma geçirmiş hastalar değerlendirilmiş, ve mortaileye etki eden faktörler araştırılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya hastanemize Haziran 2012 - Ekim 2013 tarihleri arasında başvuran 28 hasta dahil edilmiştir. Bulgular: Yaş ortalaması 28,05± 6,28 yıl olan 24 (%85,7) erkek ve 4 (%14,3) kadın hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Travmadan hastaneye başvuruya kadar geçen süre ortalama 16,32±15,21 saatti (4-48 saat). Beş (%17,9) hasta başvuru öncesi entübe edilmişti. Dokuz (%32,1) hastaya operasyon sonrası fasiotomi uygulandı. Amputasyon oranı 2 hasta ile %7,1 idi. Hastane mortalite oranı 4 hasta ile %14,2 idi. Mortalite ile ilgili en önemli faktör preoperatif şok ve entübasyon varlığı olarak bulundu (p=0,001). Sonuç: Bizim çalışmamız preoperatif klinik verilerin, vasküler travma ile ilişkili mortaliteyi etkilediğini göstermiştir.Doğru yapılmış temel tıbbi müdahale mortaliteyi azaltmada yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Vasküler sistem yaralanmaları; yaralar ateşli silah; ölüm oranı Damar Cer Derg 2014;23(1):1-4 doi: 10.9739/uvcd.2014-39208 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği Damar Cer Derg 2014;23(1) A number of patients with gunshot wounds come to Turkey because of the ongoing civil war in Syria. The common features of these patients are the lack of basic medical intervention and late admission to hospital. Gunshot wounds comprise 64% of all arterial injuries, and 78% of all vascular injuries.1 1 Muhammet Onur HANEDAN et al. CIVIL WAR SURGICAL EXPERIENCE: GUN SHOT OR SHELL FRAGMENT INJURIES As the mean ischemic time decreases, mortality and morbidity rates also decrease. In second world war, Korea and Vietnam vascular traumas resulted in amputation, but today amputation rate is very low.2 Although the amputation rate was as high as 73% in the past with ligation being the preferred technique for arterial injuries, today this rate has fallen to as low as 1% through the developments in early transport, diagnosis and the complex treatment techniques evolved.3,4 In this study, patients who admitted our hospital, diagnosed with vascular trauma due to gun shot or shell fragments in the civil war in Syria were evaluated, and the factors associated with mortality were identified. MATERIAL AND METHODS PATIENTS The study included patients who admitted our hospital between June 2012 and October 2013 with vascular trauma in civil war in Syria. Data regarding the patient demographics, operative parameters and the data from the postoperative course were prospectively collected. MANAGEMENT The initial assessment was made with participation of the orthopedist and the vascular surgeon. The vascular surgeon immediately took control of the bleeding in the emergency room when necessary. The plain and lateral X-rays were taken to plan reconstruction. The vascular diagnosis was made by physical examination or Doppler ultrasound (US). When all participating disciplines agreed that the patient would benefit from vascular repair and a concomitant bone and soft tissue reconstruction, the patient was taken into operating room, in emergency conditions. All patients received tetanus vaccine and dual antibiotics before the operation. Following surgical antisepsis and draping, the initial surgical exploration was performed by the vascular surgeon for arterial or venous repair. After this procedure, orthopedists began exploration for the reconstruction of bone, if needed. After the operation, all patients were transferred into the tertiary intensive care 2 unit (ICU). In order to prevent struggling and uncontrolled motion during recovery from anesthesia, the patient was not extubated in the operating room. In addition to intravenous fluids, analgesics and antibiotics, the patients also received heparin infusion in the first 24 hours. If needed, fasciotomy was performed in ICU after the operation. STATISTICAL ANALYSIS Statistical analyses were performed with SPSS 17.0 software (SPSS Chicago, Illinois). Normally distributed continuous variables were expressed as mean±standard deviation (SD), abnormally distributed continuous variables were expressed as median (25%-75%,) and categorical variables were defined as frequencies and percentages. Mann Whitney-U test was used to determine differences between continuous variables. Fisher Exact Chi-square test was used determine differences between categorical variables. The p values smaller than 0.05 were considered as statistically significant. RESULTS The patients’ demographic characteristics are given in Table 1. There were 24 (85.7%) male and 4 (14.3%) female patients with a mean age of 28.05±6.28 years. The mean time from trauma to admittance was 16.32±15.21 hours (range 4-48 hours). Five (17.9%) patients were intubated before admission. Eleven (39.3%) patients also had bone pathology. All patients had close range gunshot or shell fragments injuries confined to only one extremity for vascular trauma. All patients came from civil war in Syria. The symptoms and findings on admission are given in Table 2. TABLE 1: Preoperative characteristics of the patient group. Patient group Age (year) Males (%) Admission time Preoperative shock SD: Standard deviation. Mean±SD (n=28) 26.75±6.37 24 (85.7%) 16.32±15.21 5 (17.9%) Damar Cer Derg 2014;23(1) CIVIL WAR SURGICAL EXPERIENCE: GUN SHOT OR SHELL FRAGMENT INJURIES TABLE 2: Symptoms and clinical findings on admission. Hypovolemic shock Hematoma Pulsatile bleeding Paresis Ischemia Patient group (n=28) 5 (17.9%) 19 (67.8%) 9 (32.2%) 6 (66.6%) 28 (100%) All patients were taken into the operating room within the first hour of their admission. Reoperation was performed in 2 patients for vascular complications. Bone pathology was repaired after vascular repair during the same operation. Ten patients initially received an external fixation, and 1 patient received intramedullary stabilization procedure to achieve recovery. Mean time of hospital stay was 13.68±7.54 days (1-33 days). Mean bleeding amount into the surgical drains was 350.43±85.34 ml in the postoperative first day. The drains were removed when the volume was less than 25 ml per day. None of the patients had a systemic infection whereas two patients had local wound infections. Complete recovery was achieved with appropriate antibiotic treatment and wound care. The vascular injuries are summarized in Table 3. Four (14.3%) patients received primary revascularization to the extremity, 18 (64.3%) received autologous graft interposition with great saphenous vein, and 5 (17.9%) received polytetrafluoroethylene (PTFE) graft interposition and 1 (3.6%) received PTFE and saphenous vein graft interposition. Nine patients (32.1%) received fasciotomy after the operation. Fasciotomy was performed because of reperfusion injury. Amputation rate was 7.1% performed in 2 patients. In one patient, there was a huge tissue defect under the knee, and amputation was performed after the saphenous vein bypass was performed. In another patient, multiple bullet emboli occurred, and after embolectomy, a vessel dissection was seen under the knee. When we compare patients with fasciotomy and without Damar Cer Derg 2014;23(1) Muhammet Onur HANEDAN et al. fasciotomy, there were no statistically differences. The inhospital mortality rate was 14.2% (4 patients). The most important factor associated with mortality was presence of preoperative shock and intubation (p=0.001) (Table 4). DISCUSSION Vascular injuries occur frequently in the lower extremity due to gunshot or shell fragment injuries. Severe bone fracture and soft tissue damage are mostly accompanied with these injuries. Similar to our study, most frequently femoral artery injuries have been reported in the literature. Bleeding, an enlarging hematoma or the ischemia of the limb may all guide the physician for the correct diagnosis. Penetrating and shotgun wounds have different mechanisms of injury along with their direct effects on the vessels. Although angiography remains the gold standard for the diagnosis, presence of some physical findings may be enough.5 In Van Waes et al.’s series, the authors described a selective TABLE 3: Vascular injuries. Patient group (n=28) Arm artery 7 (25%) Arm vein 1 (3.6%) Leg vein 2 (7.1%) Leg artery 7 (25%) Leg artery&vein 11 (39.3%) TABLE 4: Factors associated with mortality. Age* Admission time* Gender Female Male Preoperative Shock& Intubation Bone fracture Fasciotomy *Median (25%-75%). (-) (n:24) Mortality 25 (22-29.75) 12 (8.50-19) 4 (16.7%) (+) (n:5) p value 9 (8-14.50) 0.372 26.50 (25.25-33) 0 1.000 4 (100%) 0.001 20 (83.3%) 4 (100%) 10 (41.7%) 1 (25%) 1 (4.2%) 9 (37.5%) 0.428 0 1.000 0.273 3 Muhammet Onur HANEDAN et al. CIVIL WAR SURGICAL EXPERIENCE: GUN SHOT OR SHELL FRAGMENT INJURIES non-operative management based on clinical examination and additional investigations for penetrating vascular injuries, and suggested additional investigations just in hemodynamically stabilized patients.6 In this study, we used physical examination and only Doppler US for diagnosis to be as fast as possible. Mechanism of injury varies between different countries, and certainly when injuries in the peace and war conditions are compared.7 A review of vascular trauma in a big USA city, Boston, reported that gunshot wounds occurred 50%.8 On the other hand, there were no gunshot wounds in Oxford, but 23% of injuries were due to knife wounds.9 In our study, all wounds were military, and they consisted of gunshot or shell fragment injuries. The severity of tissue ischemia depends on its duration, level of arterial injury and the extent of soft tissue damage. Tolerance of muscle tissue to ischemia without any irreversible damage is generally agreed to be 4-6 hours. Early de-compression fasciotomy prevents this damage.10 In this study, we performed fasciotomy to those who needed just after the operation, in ICU. Amputation rate is small in our series when compared with previous reports in the literature. 1. 2. 3. 4. 4 Lafçı B, Yetkin U, Yaşa H, Özsöyler İ, Özbek C, Gürbüz A. A pseudoaneurysm at the distal of tibioperonealtruncus developed after gunshot injury; a case report. Turkish J Vasc Surg. 2007;16(1):35-8. Becit N, Ateş A, Özyazıcıoğlu A, Ünlü Y, Balcı AY, Ceviz M, ve ark. Periferik arter yaralanmalarında değerlendirme ve cerrahi tedavi. Türk Göğüs Kalp Damar Cer Derg 2000; 8(1): 540-5. Pretre R, Bruschweiler I, Rossier J, Chilcott M, Bednarkiewicz M, Kursteiner K. Lower limb trauma with injury to the popliteal vessels. J Trauma 1996;40(4):595-601. Özkökeli M, Günay R, Kalaycıoğlu İ, Sarıkaya S, Yazar M, Akçar M. Periferik Damar Yaralanmaları. Türk Göğüs Kalp Damar Cer Derg 1998;6(3):249-53. 5. 6. 7. 8. Dua et al. compared military and civilian popliteal artery trauma outcomes and amputation rates, and reported them as 29% in the military group and 13% in the civilian group.11 Mullenix et al. identified four factors independently associated with amputation: ipsilateral fracture, complex soft tissue injury, nerve injury and high extremity abbreviated injury score.12 In our assay, amputation rate is 7.1%, seen only in 2 patients. One had a huge tissue defect, just as described in the literature. CONCLUSION Mortality is rarely seen after extremity trauma.5 In our series, mortality rate was 14.2% (4 patients). All of the mortal cases were intubated before their admission to hospital. They were all in hypovolemic shock. When we compare our results with the literature, mortality rate is quite high. This can be associated with the patients’ preoperative conditions. Our study showed that preoperative clinical findings affected the mortality associated with vascular trauma. A correct basic medical intervention would help to further reduce mortality rates. Conflict of Interest Authors declared no conflict of interest or financial support. REFERENCES Mataracı İ, Polat A, Songur M, Kıran B, Çevirme D, Sunar H, et al. Amputation-freetreatment of vasculartraumapatients. Türk Göğüs Kalp Damar Cer Derg 2010;18(1):1722. Van Waes OJ, Van Lieshout EM, Hogendoorn W, Halm JA, Vermeulen J. Treatment of penetrating trauma of the extremities: ten years’ experience at a dutch level 1 trauma center. Scand J Trauma Resusc Emerg Med 2013; 21:2. Jaha L, Andreevska T, Rudari H, Ademi B, İsmaili-Jaha V. A decade of civilian vascular trauma in Kosova. World J EmergSurg 2012; 7(1):24. Menzonian JO, Doyle JO, Doyle JE, Conelmo RE, Logerfo FW, Hirsche E. A comprehensive approach to extremity vascular trauma. Arch Surg 1985;120(7):801-5. 9. Magee TR, Collin J, Hands LJ, Gray DW, Roake J. A ten year audit of surgery for vascular trauma in a British Teaching Hospital. Eur J Vasc Endovasc Surg 1996;12(4):424-7. 10. Topal AE, Eren MN, Celik Y. Lowerextremityarterialinjuriesover a six-yearperiod: outcomes, risk factors, andmanagement. Vasc Health Risk Manag 2010;6:1103-10. 11. Dua A, Patel B, Desai SS, Holcomb JB, Wade CE, Coogan S, et al. Comparison of military andcivilian popliteal artery trauma outcomes. J Vasc Surg 2014. pii: S0741-5214(13)02313-6. doi: 10.1016/j.jvs.2013.12.037. [Epub ahead of print] 12. Mullenix Ps, Steele SR, Andersen CA, Starnes BW, Salim A, Martin MJ. Limp salvage and outcomes among with traumatic popliteal vascular injury: an analysis of the National Truma Data Bank. J Vasc Surg 2006;44(1):94100. Damar Cer Derg 2014;23(1) ORİJİNAL ARAŞTIRMA Periferik Arter Hastalıkları Aortik Lezyonların Endovasküler Tedavisinde İlk Klinik Deneyimlerimiz ve Kısa Dönem Takip Sonuçlarımız Celalettin KARATEPE,a Celalettin DAĞLI,b Hanefi BAYAROĞULLARI,c Ayşe OĞUZHAN AKKOCAd Cem LALE,a Onur GÖKSELe Kalp ve Damar Cerrahisi AD, Radyoloji AD, d Aile Hekimliği AD, Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi, b Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, Antakya Devlet Hastanesi, Hatay e Kalp ve Camar Cerrahisi AD, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, İstanbul a c Geliş Tarihi/Received: 13.02.2014 Kabul Tarihi/Accepted: 21.03.2014 Yazışma Adresi/Correspondence: Celalettin KARATEPE Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kalp ve Damar Cerrahisi AD, Hatay, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] doi: 10.9739/uvcd.2014-39338 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği Damar Cer Derg 2014;23(1) ÖZET Amaç: Çalışmamızda, kliniğimizde endovasküler aort tamiri yapılan torasik ve abdominal aort patolojilerinde ilk deneyimlerimizi ve 6 aylık sonuçlarımızı sunmayı amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Ocak 2012-Nisan 2013 tarihleri arasında endovasküler aort tamiri yapılan 14 hasta (13 erkek, 1 kadın; ortalama yaş 68,43±9,89 yıl) retrospektif olarak incelendi. On dört hastanın 9’una abdominal endovasküler aort tamiri (EVAR), 5’ine endovasküler torakal aort tamiri (TEVAR) yapılmıştı. Tüm Olguların birinci ve 6. ay kontrol kontrastlı bilgisayarlı tomografileri değerlendirildi. Bulgular: Hastaların komorbidite sebeplerine bakıldığında birinde diabetes mellitus, 5'inde hipertansiyon, ikisinde geçirilmiş aorta koroner bypass greft operasyonu, ikisinde kronik obstruktif akciğer hastalığı, ikisinde malignite, birinde geçirilmiş batın operasyonu, ikisinde kronik böbrek yetmezliği ve 4 hastada sigara kullanımı mevcuttu. İşlemlerin tümünde başarı oranı %100 idi. İşlem sırasında major komplikasyon ve açık cerrahiye gereksinim olmadı. Hiçbir hastada greft enfeksiyonu ya da anevrizma rüptürüne bağlı ölüm gözlenmedi. Sonuç: Endovasküler aortik tamir işlemi açık cerrahi için yüksek riskli olgularda (ileri yaş, komorbidite varlığı, geçirilmiş batın operasyonu) düşük mortalite ve morbidite oranlarına sahip olması, bu hastalarda güvenli bir şekilde uygulanılabilmesi, hastanede kalış süresinin daha az olması ve daha kısa süreli anestezi kullanımının yanı sıra, yüksek teknik başarıya sahip bir yöntem olmasın nedeniyle tercih edilebilir bir uygulama haline gelmiştir. Uygun endikasyonlarda yapıldığında hastayı daha az travmatize eden, hekim açısından ise açık cerrahiye göre daha kolay ve daha az riskli ve işlem süresi kısa olan bir tedavi yöntemi olduğu kanaatindeyiz. Daha kesin sonuçlar için daha büyük serilere ve daha uzun dönem takiplere ihtiyaç duymaktayız. Anahtar Kelimeler: Aort diseksiyonu; aort anevrizması; endovasküler aortik tamir ABSTRACT Objective: In this study, we aimed to present our preliminary experience and 6 month follow up results in patients who underwent endovacular aorta repair for thoracic and abdominal aortic pathologies. Material and Methods: Fourteen patients who underwent endovascular aorta repair (13 men, 1 woman; mean age 68.43±9.89 years) between January 2012- April 2013 were analyzed retrospectively. Nine of patients had endovascular abdominal aorta repair, 5 of them had endovascular thoracic aorta repair. All patients had computerized tomography with contrast in the first and sixth months. Results: One of the patients had diabetes mellitus, 5 had hypertension, 2 had aorta coronary bypass graft operation, 2 had chronic obstructive lung disease, 2 had malignancy, 1 had abdominal surgery, 2 had chronic renal insufficiency and 4 patients were smokers. The success of intervention was 100%.There were no major complications or need for an open surgery. None of the patients died due to graft infection or aneurysm rupture. Conclusion: Endovascular aortic repair is one of the preferred procedures in high risk cases (advanced age, comorbidities, history of abdominal surgery). This method has low mortality and morbidity ratios, can be performed safely in these patients, has a short hospital stay, short anesthesia duration and high technical success. We suppose that, when performed in correct indications, it causes less harm to the patients, it is easier an less risky for the surgeon compared to open surgery, and it takes a shorter time. For more precise results, a larger study population and a longer follow-up period are needed. Key Words: Aortic dissection; aortic aneurysm; endovascular aorta repair Damar Cer Derg 2014;23(1):5-13 5 A Celalettin KARATEPE ve ark. AORTİK LEZYONLARIN ENDOVASKÜLER TEDAVİSİNDE İLK KLİNİK DENEYİMLERİMİZ... ort anevrizma ve diseksiyonları özellikle yaşlı populasyonda sık karşılaşılan vasküler patolojiler olduğundan, giderek yaşlanan dünyanın ciddi bir sağlık sorunudur. Bu patolojilerin görülme sıklığının giderek artmasının nedenleri; yaşam sürelerinin artması ve tanısal metotlarda zaman içinde yaşanan gelişmelerdir.1 Abdominal aort anevrizması (AAA) tüm anevrizmalar içinde en sık görülenidir ve 50 yaş üzeri nüfus un %3’ ünü ve erkek nüfus unun %5’ini ilgilendiren bir patolojidir. Dünyada her 200 ölümden birinin AAA’ya bağlı olduğu düşünülür. İnfrarenal düzeyde elastin tabakası daha zayıf olduğundan, abdominal aort anevrizmaları en sık (%95) bu düzeyde görülür. Sol subclaviyan arterin distalinden itibaren, desendan torasik aortanın herhangi bir yerinden başlayan anevrizmalara torakal aort anevrizmaları (TAA) denir ve bunlar Crawford sınıflandırılmasına göre 4 sınıfa ayrılır. Bu tip anevrizmaların nedeni; %24 oranında diseksiyon, %76 oranında ise dejeneratiftir. TAA’da 2 yıllık sağ kalım oranı %24’tür ve ölümlerin yaklaşık yarısının nedeni anevrizma rüptürüdür. Aortik anevrizmalarının büyük çoğunluğunda etiyoloji non-spesifik olup belirli bir neden bulunmazken, %5’inden daha azında altta yatan bir patoloji vardır.2,3 Aort diseksiyonu bir aort duvar hastalığıdır ve aortun media tabakasındaki yırtılma sonucu meydana gelen patolojidir. Aort diseksiyonları rüptüre abdominal aort anevrizmalarından yaklaşık 2-3 kez daha fazla görülmesine rağmen, birçok hasta daha hastaneye ulaşamadan kaybedildiğinden, insidansı tam olarak bilinememektedir. Aort diseksiyonları klinik olarak akut, subakut ve kronik olarak sınıflandırılmalarının yanında, topografik olarak da DeBakey tarafından 3 ana başlıkta sınıflandırılmıştır. Aort diseksiyonlarının etiyolojik faktörleri arasında en sık neden hipertasiyondur. Çalışmamızda, kliniğimizde Ocak 2012-nisan 2013 tarihleri arasında açık cerrahi için yüksek riskli kabul edilen ve endovasküler aortik tamir yöntemini uyguladığımız 14 hastadaki ilk deneyimlerimizi, ve hastaların 6 aylık sonuçlarını sunmayı amaçladık. 6 GEREÇ VE YÖNTEMLER Kliniğimizde Ocak 2012-Nisan 2013 tarihleri arasında 6’sı AAA, 3’ü abdominal+biiliac aort anevrizması, 3’ü tip B TAA, 2’si tip III torakal aort diseksiyonu olan ve endovasküler aort tamiri yapılan 13’ü erkek 1’i kadın, ortalama yaşları 68,4±9,89 yıl olan 14 hasta, retrospektif olarak incelendi. Hastaların tanıları, demografik özellikleri, komorbitide faktörleri, lezyonların morfolojik özellikleri, hastalara yapılan işlemler, işlem özellikleri ve hastaların 6 aylık kontrol bulguları kaydedildi. Hastaların tamamı açık cerrahi için riskli kabul edilen hastalardı. Hastaların risk faktörleri ve eşlik eden hastalıklar Tablo 1’de gösterilmiştir. Hastaların tanıları ultrasonografi (USG) ve bilgisayarlı tomografi (BT) ile konulmuştur. İşlem öncesinde tüm hastalar 0,5 mm kesit aralıklı kontrastlı BT ile endovasküler tedaviye uygunluk açısından değerlendirildi. Bu değerlendirmede; aortun çapı, duvar kalsifikasyonu, lümendeki trombüsün varlığı, anevrizma boyunun uzunluğu, ve açısı hesaplandı. Ayrıca infrarenal aorta, iliak arterler ve femoral arterler de değerlendirildi. Bu yöntemlerle greftin proximal de ve distalde sağlam damara oturma yerleri değerlendirildi (Resim 1, preoperatif BT). Tüm bunlar sonunda kullanılacak greft tipi ve ölçülerine karar verildi. Çalışmamızdaki olguların morfolojik özellikleri Tablo 2’de gösterilmiştir. TABLO 1: Hastaların risk faktörleri ve eşlik eden hastalıkları. Değişkenler n Hipertansiyon 5 Yaş>65 yıl Geçirilmiş ACBG Sigara öyküsü Malignite Tip II DM Kronik böbrek yetmezliği ASA Sınıf II ASA Sınıf III ASA Sınıf IV % 8 57,14 2 14,28 2 14,28 4 1 35,7 28,57 7,14 2 14,28 11 78,57 1 2 7,14 14,28 ACBG: Aorta koroner bypass greft; DM: Diabetes mellitus; ASA: American Society of Anesthesiologists. Damar Cer Derg 2014;23(1) AORTİK LEZYONLARIN ENDOVASKÜLER TEDAVİSİNDE İLK KLİNİK DENEYİMLERİMİZ... Celalettin KARATEPE ve ark. Girişimler kalp damar cerrahi ve anestezi ekibi tarafından hastanemizin anjiografi laboratuarında gerekli sterilizasyon ve ameliyat ortamının sağlanmasından sonra gerçekleştirildi. Operasyon öncesinde hastalara santral juguler kateter ve arter kanulasyonu yapıldı, ve operasyon sırası boyunca hastalar arteriel kan basıncı, elektrokardiyografi ve oksijen saturasyonu yönünden monitörize edildi. Uygulamaların tamamı genel anestezi altında gerçekleştirildi. İşleme başlamadan önce intravenöz 1 gram sefazolin uygulandı. İşlem sırasında lezyonun moorfolojisine ve iliak arterlerin durumuna göre, common femoral arter (CFA) tek ya da çift taraflı eksplore edildi. Tek taraflı girişimlerde karşı taraftan perkütan girişim yapıldı. İşlem öncesinde yapılan aortografi ile anevrizmanın uzunluğu, genişliği, renal arter ve internal iliak arter çıkış yerleri öncelikle değerlendirilerek, BT görüntüleri teyit edildi. İşlem esnasında aortografiyi takiben 1 ml (5000 ünite) heparin yapıldı ve işlem süresine bağlı olarak gerek görüldüğünde uygulama tekrar edildi. Tüm olgularda Endologix IntuiTrak Powerlink XL® (Endologix) marka stent-greft (Bifurcated system) kullanıldı. RESİM 1: Preoperatif bilgisayarlı tomografi. İŞLEM Hastalara ve yakınlarına yapılacak endovasküler prosedür hakkında bilgi verildi ve hasta ve yakınlarının imzalı onayları alındı. Hastaların preoperatif hazırlıkları tamamlanarak hastalar işleme alındı. Stent greft yerleştirildikten sonra kontrol anjiografi yapılarak endoleak olup olmadığı değerlendirildi. Endoleak varlığında endoleakin şekline göre balon dilatasyon, aortik uzatma ya da iliak uzatma ile endoleak kapatıldı. Endoleak saptanma- TABLO 2: Lezyonların morfolojik özellikleri. Lezyon sınıflaması Abdominal aort anevrizması Abdominal+biiliac aort anevrizması Torasik aort anevrizması Aort anevrizma çapı (mm) (min-maks) Ortalama±SS Proksimal boyun uzunluğu (mm) (min-maks) Ortalama±SS Proksimal boyun çapı (mm) (min-maks) Ortalama±SS 69,5±18,5 24,1±12,8 22,1±4,2 30,8±15,6 17,1±12,6 17,6±12,2 3 87±24,6 25,6±18,4 27,3±3,5 30±21,7 26,6±12,5 30,3±11,1 3 65,6±13,6 16,6±11,5 30,6±1,5 n 6 Min-maks: Minimum- maksimum; SS: Standart sapma. Damar Cer Derg 2014;23(1) 55-100 61-110 50-75 15-50 15-47 10-30 19-30 24-31 29-32 Proksimal açı İliak çap İliak çap (derece) sağ (mm) sol (mm) (min-maks) (min-maks) (min-maks) Ortalama±SS Ortalama±SS Ortalama±SS 15-55 15-55 11-43 15-40 10-42 22-43 7 Celalettin KARATEPE ve ark. AORTİK LEZYONLARIN ENDOVASKÜLER TEDAVİSİNDE İLK KLİNİK DENEYİMLERİMİZ... ması durumunda işleme son verildi. Tüm hastaların 1. ve 6.ay torako-abdominal kontrastlı BT ile kontrolleri yapılarak, hastalar greft migrasyonu ve endoleak açısından değerlendirildi. İşlem sonrası, hastalar ekstübe edilerek Kalp Damar Cerrahi yoğun bakım ünitesine alındı. Monitörize edilerek vital bulguları yakından takip edilen hastaların vital bulgularının stabil olmasıyla, postoperatif 1. gün hastalar Kalp Damar Cerrahi servisine transfer edildi. Postoperatif 1. günden itibaren hastalara Clopidogrel 75 mg 1x1 başlandı. İşlem sırasında veya sonrasında yapılan uygulamaya bağlı komplikasyon gelişmeyen hastalar, ortalama 3 gün hastane kalış süresini takiben, gerekli bilgilendirmeler yapılarak taburcu edildi. İşlem sonrası herhangi bir şikâyeti olmayan hastalar 10 günde klinik olarak kontrol edildi ve sonra 1. ay ve 6. ay torakal ve abdominal kontrastlı BT ile greft migrasyonu, lümen açıklığı ve endoleak açısından değerlendirildi (Resim 2, kontrol BT). İSTATİSTİKSEL ANALİZ Bu çalışmada sürekli değişken ortalama ± standart sapma (SS) ile gösterildi. Kategorik değişkenler ise frekans ve yüzde şeklinde gösterildi. Tanımlayıcı istatistikler için SPSS 15.0 (SPSS Chicago, Illinois) paket programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alındı. BULGULAR Hastaların 13’ü erkek 1’i kadın, ve ortalama yaş 68,4±9,89 yıl idi. Hastaların preoperatif risk faktörlerine bakıldığında, %35,71’inde hipertansiyon (HT) (n=5), %28,57’sinde sigara kullanımı (n=4), %14,29’unda kronik böbrek yetmezliği (KBY) (n=2), %14,29’unda kronik obstruktif akciğer hastalığı (KOAH) (n=2), %14.29’unda malignite (n=2), %14,29’unda geçirilmiş aorta koroner bypass greft (ACBG) operasyonu (n=2), %7,14’ünde diabetes mellitus (DM) (n=1), ve %7,14’ünde geçirilmiş batın operasyonu (n=1) mevcuttu. Preoperatif risk değerlendirilmesinde hastaların %78,57’si American Society of Anesthesiologists (ASA) 3 (n=11), %14,29’u ASA 4 (n=2), ve %7,14’ü ASA 2 (n=1) idi. Hastaları 2 tanesi (%14,28) asemptomatikti ve başka servislerden (nöroloji ve göğüs hastalıkları), 8 RESİM 2: Kontrol bilgisayarlı tomografi. başka endikasyonlar nedeniyle çekilen USG’de AAA tespit edmişti. On iki hasta %85,71 semptomatikti. Hastaların primer semptomları %42,85 (n=6) hastada sırt ağrısı, %28,57 (n=4) hastada karın ağrısı, %14,28 (n=2) hastada ise göğüs ağrısı idi. AAA olan olgularda; anevrizma çapı ortalama 69,5±18,5 mm (aralık: 55-100 mm), proksimal boyun uzunluğu ortalama 24,1±12,8 mm (aralık: 1550 mm), proksimal boyun çapı ortalama 22,1±4,2 mm (aralık: 19-30 mm), proksimal açı ortalama 30,8±15,6 derece (ortalama: 15-55 derece), sağ iliak arter çapı ortalama 17,1±12,6 mm (aralık: 11-43 mm), sol iliak arter çapı ise ortalama 17,6±12,2 mm (aralık: 10-42 mm) idi. Abdominal+biiliac aort anevrizması olan olgularda; anevrizma çapı ortalama 87±24,6 mm (aralık: 61-110 mm), proximal boyun uzunluğu ortalama 25,6±18,4 mm (aralık: 15-47 mm), proksimal boyun çapı ortalama 27,3±3,5 mm (aralık: 24Damar Cer Derg 2014;23(1) AORTİK LEZYONLARIN ENDOVASKÜLER TEDAVİSİNDE İLK KLİNİK DENEYİMLERİMİZ... Celalettin KARATEPE ve ark. 31 mm), proksimal açı ortalama 30±21,7 derece (aralık: 15-55 derece), sağ iliak arter çapı ortalama 26,6±12,5 mm (aralık: 15-40 mm), sol iliak arter çapı ise ortalama 30,3±11,1 mm (aralık: 22-43 mm) idi. kullanılan kontrast miktarı ortalama 96,6±25,1 ml (70-120 ml), hastanede ortalama kalış süresi ise 3,5 gün idi. AAA nedeniyle abdominal aortada endovasküler aort tamiri (EVAR) uygulanan olguların tümünde sağ CFA cerrahi olarak eksplore edilirken, sol CFA’dan perkütan girişim yapıldı. Bu olgularda ortalama işlem süresi 68,3±6,8 dakika (60-75 dakika), kullanılan kontrast miktarı ortalama 84,1±14,9 ml (65-100 ml), hastanede ortalama kalış süresi ise 3,5 gün idi. Hastaların tümümde yapılan işlemlerin ayrıntıları Tablo 3’te özetlenmiştir. TAA’sı olan olgularda; anevrizma çapı ortalama 65,6±13,6mm (aralık: 50-75 mm), proksimal boyun uzunluğu ortalama 16,6±11,5 mm (aralık: 10-30 mm), proksimal boyun çapı ise ortalama 30,6±1,5 mm (aralık: 29-32 mm) idi. Abdominal+biiliac aort anevrizması nedeniyle EVAR uygulanan olguların tümünde CFA cerrahi olarak çift taraflı eksplore edildi. Bu olgularda işlem süresi ortalama 80±8,6 dakika (70-85 dakika), kullanılan kontrast miktarı ortalama 115±13,2 ml (100-125 ml) ve hastanede ortalama kalış süresi 3,6 gün idi. Torakal aort anevrizma nedeniyle endovasküler torakal aort tamiri (TEVAR) uygulanan tümünde sağ CFA cerrahi olarak eksplore edilirken, sol CFA’dan perkütan girişim yapıldı. Bu olgularda işlem süresi ortalama 55±5 dakika (50-60 dakika), Tip III aort diseksiyonu nedeniyle TEVAR uygulanan hastalarda sol CFA cerrahi olarak eksplore edilirken, sağ CFA’dan perkütan girişim yapıldı. Bu olgularda işlem süresi ortalama 52,5 dakika (4560 dakika), kullanılan kontrast miktarı ortalama 55 ml (50-60 ml) ve hastanede ortalama kalış süresi 3 gün idi. İşlemlerin tümünde başarı oranı %100 idi. İşlem sırasında major komplikasyon ve açık cerrahiye gereksinim olmadı. Sadece bir hastaya 1 ünite kan transfüzyonu yapıldı, diğer hastaların hiçbirinde işlem sırasında veya takiplerde kan transfüzyonu ihtiyacı olmadı. Hastalar ekstübe olarak yoğun bakıma alındı. Bir hasta, genel durumunun stabil olmamasından dolayı postoperatif 3. gün servise alındı. Diğer hastalar postoperatif 1. gün servise alınd,ı ve ortalama 3 günde taburcu edildi. Bir hastada postoperatif 5. günde, serviste iken kardiak arrest gelişmesi sonucu, hasta eksitus oldu. Bu hastamız 71 yaşında KOAH ve geçirilmiş ACBG operasyonu olan, ASA IV, ve 110 mm’lik AAA olan hastamız idi. İşlem öncesi de genel durumu orta olan, işlemden sonra genel durum bozukluğu nedeniyle 3 gün kardiyovasküler cerrahi yoğun bakımda takip ettiğimiz, postoperatif 5. günde TABLO 3: Hastaların işlemlerine ait bulgular. Lezyon Sınıflaması Abdominal aort anevrizması Yapılan İşlem EVAR n 6 Abdominal+biiliac aort anevrizması EVAR 3 Torasik aort anevrizması TEVAR 3 Tip III torakal aort diseksiyonu TEVAR 2 Kullanılan kontrast miktarı (ml) (min-maks) Ortalama±SS 65-100 84,1±14,9 100-125 115±13,2 70-120 96,6±25,1 50-60 55±SD İşlem Süresi (dakika) (min-maks) Ortalama±S 60-75 68,3±6,8 70-85 80±8,6 50-60 55±5 45-60 52,5±SD Hastanede ortalama kalış süresi (gün) Yapılan cerrahi (min-maks) insizyon Ortalama±SS Sağ femoral 3,5±SS Bifemoral 3,6±SS Sağ femoral 3,5±SS Sol femoral 3±SS Min-maks: Minimum- maksimum; SS: Standart sapma; EVAR: Abdominal endovasküler aort tamiri; TEVAR: Endovasküler torakal aort tamiri. Damar Cer Derg 2014;23(1) 9 Celalettin KARATEPE ve ark. AORTİK LEZYONLARIN ENDOVASKÜLER TEDAVİSİNDE İLK KLİNİK DENEYİMLERİMİZ... serviste mobilize durumdaki bu hastamızın servis takibinde kardiak arrest gelişti. Altı aylık takipte bir hastanın da işlemden sonraki 2,5 ayda solunum yetmezliğinden eksitus olduğu öğrenildi. Bu hasta KBY nedeniyle haftada 3 gün diyaliz uygulanan, ve prostat kanseri nedeniyle takip edilen hasta idi. Bir hastada 10. gün kontrol BT’de tip 2 endoleak gözlendi. Bir ay sonraki kontrol BT’de endoleakin spontan tromboze olduğu gözlendi. Bir hastada ise femoral insizyon yerinde yüzeyel cilt enfeksiyonu gözlendi ve hasta antibiyoterapi ile düzeldi. Hiçbir hastada greft enfeksiyonu ya da anevrizma rüptürüne bağlı ölüm gözlenmedi. TARTIŞMA Anevrizmalar genelde normal lümen çapının %50’sinden daha geniş lokal dilatasyonlar olarak tanımlanır. Çoğu anevrizma (%80) büyüme eğilimindedir ve anevrizmaların korkulan sonucu olan rüptür riski, doğrudan anevrizma çapı ve büyüme hızı ile orantılıdır. Dört santimetreden küçük anevrizmalarda rüptür riski %10 iken, 5 cm’nin üzerindeki anevrizmalarda rüptür riski %25’e yükselmektedir. AAA rüptürü, kardiyovasküler ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almaktadır. AAA’da elektif olgularda cerrahi mortalite %2’lerdeyken, rüptür durumunda mortalite %50’lere varmaktadır. Bu durum, anevrizmanın rüptüre olmadan tamirinin önemini göstermektedir, ve yapılan çalışmalarda rüptürde rol oynayan en önemli faktör, anevrizma çapı ve anevrizma çapının büyüme hızı olarak görülmektedir. Birçok anevrizma rüptüre olmadıkça asemptomatiktir. Semptomatik olanlarda abdomen, göğüs ve sırt ağrısı, hipovolemik şok ve pulsatil abdominal kitle bulguları olabilir. Anevrizma çapı 5,5 cm’den büyük olan anevrizmalar, ve çapı 4,5 cm olan ve son 6 ayda aylık 0,5 cm ve üzeri, yıllık 1 cm ve üzeri gelişme hızına sahip olan anevrizmalara müdahale edilmesi önerilmektedir.4 Anevrizma çapı 4,5-5,5 cm arasında olanlara 3-6 aylık USG takibi, ve çapı 4,5 cm’den küçük olan anevrizmalara 6 aylık USG takibi önerilmektedir.5 10 Aort anevrizmaları ve aort diseksiyonlarında cerrahi mortalitenin yüksek seyretmesi, nedeniyle bu lezyonların tedavisinde minimal invaziv bir tedavi yöntemi olan endovasküler girişimlerin gelişmesi bir umut olmuştur. Endovasküler tedavinin öncüsü kabul edilen çalışmalar, 1800’lü yıllarda Moore ve Corradi‘nin yapmış olduğu denemeler olarak kabul edilir. EVAR ilk olarak 1989 yılında tarif edilmiştir. 1991 yılında Volodos ve ark. aort rekontruksiyonu için kendiliğinden fikse olan sentetik endoprotezlerin kullanımı ile ilgili deneyimlerini yayınlamışlardır.6 Parodi ve ark. 1991yılında 5 AAA’nın ilk endovasküler stent greft tedavisi bildirilmiştir.6,7 Minimal invaziv bir yöntem olan EVAR, Ekim 1999 yılında Food&Drug Administration (FDA) onayı almıştır. Abdominal aortadaki anevrizmatik lezyonlara cerrahi yaklaşım hala sık olarak yapılmaktadır.8,9 Son yıllarda gelişen teknik ile cerrahi uygulamalarda artan bilgi ve tecrübeye rağmen, abdominal aort anevrizmalarında açık cerrahide operasyon mortalitesi %2-8 arasında değişmektedir.10 Özellikle yüksek riskli, ileri yaşlı ve komplike vakalarda. açık cerrahideki morbidite ve mortalite oranları daha da yüksektir.11,12 Parodi ve ark. 1991 yılında AAA’yı endovasküler olarak tedavi ettiklerini yayınladıktan sonra, EVAR açık cerrahiye alternatif olmaya başlamıştır.7 EVAR, uygun endikasyonda düşük morbidite ve mortalite oranlarına sahip olması, hastanede kalış süresinin kısalığı, hastaya ait komplikasyonların azlığı ve hekim açısından açık cerrahiye göre daha kolay bir tedavi yöntemi olmasından dolayı, giderek daha yaygın bir tedavi seçeneği olmaktadır.13,14 Ancak teknolojik ilerlemeler ve deneyimlerin artmasına rağmen endoleak oranının %11-44 olarak belirtilmesi, genç ve düşük riskli hastaların kısa ve orta dönem takiplerinde cerrahi grup ve EVAR grubunda mortalite oranında bir fark bulunmaması, AAA’da EVAR’ın ilk tedavi yöntemi olmasını engellemektedir.15-17 EVAR’daki gelişmelere ve düşük mortalite oranlarına rağmen, AAA’da ilk tedavi seçeneği tüm dünyada hala cerrahidir, ve bu işlem tüm dünyada 50 000’den fazla hastaya uygulanmaktadır.16 Cerrahi tedavide mortalite oranı %5’tir, rüptür varlığınDamar Cer Derg 2014;23(1) AORTİK LEZYONLARIN ENDOVASKÜLER TEDAVİSİNDE İLK KLİNİK DENEYİMLERİMİZ... da ise bu oran %50’lere yaklaşmakta, ve ilave risk faktörlerinin varlığında (koroner arter hastalığı, KOAH, KBY, ileri yaş) bu oranlar daha da artmaktadır.18 Yapılan çalışmalarda, rüptüre aort anevrizmalarında perioperatif mortalite oranı açık cerrahi ile %50 iken, endovasküler tedavide %30 olarak bulunmuştur.19-21 AAA’da endovasküler tedavi, yüksek riskli hastalarda kabul edilen bir tedavi yöntemidir. Birçok araştırmacı, seçilmiş hasta gruplarında AAA tedavisinde tedavisinde kısa dönem sonuçları açısından en uygun tedavi yöntemi olduğunu savunmuşlardır.22,23 Yapılan çalışmada, 30 günlük mortalite oranları açık cerrahide %4,7 iken, EVAR ile yapılan tamirlerde %1,7 olarak bulunmuştur.24 Son zamanlarda rüptüre AAA tamirinde EVAR yaygın olarak kullanılmakta, ve perioperatif hayatta kalım oranlarının cerrahiye oranla daha iyi olduğunu belirten yayınlar bulunmaktadır.25,26 EURUSTAR çalışması2004 yılında endogreft yerleştirilmesini takiben ortalama rüptür oluşum riskini yılda %0,4 olarak rapor etmiştir.27,28 Hollanda’da yapılan DREAM çalışması ve İngiltere de yapılan EVAR 1 geniş kapsamlı randomize çalışmada; ameliyat zamanı, transfüzyon ihtiyacı, yoğun bakım ünitesinde kalış süresi açık cerrahiye kıyasla EVAR yapılan hastalarda anlamlı şekilde az bulunmuştur. Hastalarımızın bir tanesine işlem sırasında 1 ünite eritrosit suspansiyonu verilmiştir ve hastalarımızın serviste kalış süreleri ortalama 3 gündür. Raval ve Eskandari’nin çalışmalarında 30 günlük mortalite EVAR grubunda %1,8 olarak saptanırken, açık cerrahi grubunda %6,1 olarak tespit edilmiştir.29 Yine aynı çalışmada, 30 günlük morbidite EVAR grubunda %13,6 iken, açık cerrahi grubunda %33,2 olarak tespit edilmiştir.30 Bizim olgularımızda kısa dönem mortalite oranımız %7,14’dür (n=1). Bu hastamız 71 yaşında KOAH ve geçirilmiş ACBG operasyonu olan, ASA IV, 110 mm’lik AAA’sı olan hastamız idi. İşlem öncesi de genel durumu orta olan, işlemden sonra genel durum bozukluğu nedeniyle 3 gün kardiyovasküler cerrahi yoğun bakımda takip ettiğimiz, postoperatif 5. günde serviste mobilize durumdaki hastamızda, servis takibinde kardiak arrest gelişti. Damar Cer Derg 2014;23(1) Celalettin KARATEPE ve ark. Teufelsbauer ve ark. 454 hastalık AAA hastasında açık cerrahi ve endovasküler tedaviyi karşılaştırmış, preoperatif risk faktörü bulunmayan hastalarda kısa ve orta dönemde her iki yöntem arasında mortalite oranlarında bir fark olmamasına rağmen, yüksek riskli hastalarda endovasküler tedavinin mortaliteyi önemli ölçüde azalttığını bildirmişlerdir.30 Uzun dönem sonuçlarının bilinmemesi ve yüksek endoleak oranlarına rağmen; işlem kolaylığı, hastanede kalış süresinin kısalığı, erken mobilizasyon imkanı sağlaması ve yüksek riskli hastalarda düşük mortalite oranlarına sahip olmasından dolayı, hem doktorlar tarafından, hem de hastalar tarafından giderek yaygınlaşan şekilde tercih edilen bir tedavi yöntemi olmaktadır. Torasik aort anevrizmalarının cerrahi tedavisi ilk olarak 1953 yılında Debakey ve Cooley tarafından gerçekleştirilmiştir.31 Zamanımıza kadar Cerrahi teknik olarak birçok aşama kaydedilmesine rağmen, mortalite açısından hala kalp cerrahisinin en sıkıntılı konularındandır. TEVAR 1994 yılında Dake tarafından gerçekleştirilmiştir.32 TEVAR, TAA’da ciddi morbidite ve mortalite avantajı sunmaktadır.33,34 Tüm bunların sonucu olarak TEVAR, TAA’da tüm dünyada ve ülkemizde yaygınlaşarak, %60’lara varan oranı ile açık cerrahiyi geride bırakmış ve ilk tedavi seçeneği olmuştur. TAA’da açık cerrahide en iyi merkezlerde bile mortalite oranı %5-7 iken, birçok merkezde %10-22 arasında değişmektedir. TEVAR bu hastalarda önemli derecede mortalite ve morbidite avantajı sunmaktadır.33,34 EVAR’ın aksine, TEVAR ile açık cerrahiyi karşılaştıran randomize çalışmalar bulunmamaktadır. Sonuçlar çoğunlukla tek merkezli çalışmaların sonucudur. TEVAR kullanımında en büyük sorun aortadan çıkan büyük damarların mevcudiyetidir. Tüm bu avantajlarının yanında, endovasküler tedavininde ömür boyu BT ve /veya manyetik rezonans görüntüleme takibine ihtiyaç duyulması, ikincil müdahaleye gerek duyulabilmesi, açık cerrahiye dönme ihtimalinin varlığı ve yetişmiş personele ihtiyaç duyulması dezavantajlardır.35,36 EVAR uygulamalarında %2-15 oranında açık cerrahiye 11 Celalettin KARATEPE ve ark. AORTİK LEZYONLARIN ENDOVASKÜLER TEDAVİSİNDE İLK KLİNİK DENEYİMLERİMİZ... dönme oranı bildirilmiştir.36 Uygun hasta seçimi ile bu oran düşmektedir. Açık cerrahiye dönüşüm laparotomi ile stent-greftin çıkartılarak, anevrizma tedavisinin gerçekleştirilmesi olarak tariflenir. Eğer bu işlem endovasküler tedavi sırasında gerçekleştirilirse primer, daha sonraki bir dönemde gerçekleşirse sekonder cerrahi dönüşüm olarak tariflenir.21 Bizim hiçbir hastamızda açık cerrahiye dönüşe gerek olmamıştır. Bu dezvantajların yanında, endovasküler tedavinin de işleme bağlı komplikasyonlar ve stentgrefte ait komplikasyonlar ana başlıkları altında toplanabilecek komplikasyonları mevcuttur. İşleme bağlı komplikasyonlar: Aort diseksiyonu, arter perforasyonu, distal embolizasyon, stentgreftin yerleştirilememesi, post-implantasyon sendromu, giriş bölgesinde hematom, psodoanevrizma ve enfeksiyondur. Bizim hastalarımızın hiçbirinde bu tür komplikasyonlara rastlanmadı. Sadece bir hastamızda femoral insizyon yerinde cilt enfeksiyonu gelişti ve antibiyoterapi ile düzeldi. Stent grefte bağlı komplikasyonlar ise endoleak, anevrizmanın büyümesi ve rüptürü, stent greft migrasyonu, greft enfeksiyonu, greft bacak obstruksiyonu ve internal iliak arterin kapanmasından dolayı olan kalça klodikasyonudur.21 Hiçbir hastamızda bu tip komplikasyonlara rastlanmadı. Endovasküler tedavinin en sık komplikasyonu endoleaktir ve endovasküler tedavi sonrasında sekonder girişimlerinde en sık nedenidir. Endoleak oranı çeşitli çalışmalarda %11-44 arasında bulunmuştur.15-17,37 Bizim hastalarımızın %7,14’ünde (n=1) tip 2 endoleak gözlendi ve kontrollerinde spontan tromboze oldu. Endoleaklerin ilk tanımlamasını ve sınıflandırmasını White ve ark., 1997 yılında yapmıştır.17 Primer endoleakler genelde spontan tromboze olarak kapanır, ancak hastaların %10-15’inde endoleak persistan olabilir ve ayrıca %5-10 hastada da geç endoleakler gelişebilir.35 Tromboze olmayıp kapanmayan endoleaklere persistan endoleak denir, ve tüm endoleakler potansiyel olarak anevrizmanın büyümesi, rüptür ve ölüme neden olabilir.17,26,38 Er- 12 ken belirlenen endoleaklerin %50’si spontan tromboze olur ve bu hastaların uzun dönem takipleri endoleak gelişmeyen hastalarla aynıdır.39 Endolekler 3 tipe ayrılır, ve her birine farklı tedavi yaklaşımları vardır. Persistan tip 1-3 endoleakler anevrizma kesesinin reperfüzyonuna neden olduğundan, anevrizma kesesinin büyümesine ve rüptürüne sebep olabilirler ve riskli endoleakler olarak kabul edilirler; bu nedenle de erken dönemde tedavi edilmelidirler.21,40 Bunların tedavisinde kullanılan rutin yöntem ek stent greft yerleştirilmesidir.21 Bunun yanında koil embolizasyon, sıvı embolizasyon ve siyanoakrilat ile embolizasyon da uygulanmaktadır.40 Tip 2 endoleakler ise anevrizma kesesine patent yan dallardan retrograd yollarla akım oluşturur ve bunlar düşük basınçlı endoleakler olarak değerlendirilirler.21 Bu kaçak tipinin literatürde birkaç vakada anevrizma genişlemesine ve rüptürüne sebep olduğu bildirilmişse de, çoğunluğunun herhangi bir soruna neden olmadan spontan tromboze olduğu rapor edilmiştir.37 Bu nedenle günümüzde Tip 2 kaçağa erken dönemde tedavi yerine, anevrizmanın boyut takibi önerilmektedir. Endovasküler aortik tamir işlemi, açık cerrahi için yüksek riskli olgularda (ileri yaş, komorbidite varlığı, geçirilmiş batın operasyonu) düşük mortalite ve morbidite oranlarına sahip olması, bu hastalarda güvenli bir şekilde uygulanılabilmesi, hastanede kalış süresinin daha az olması, daha kısa süreli anestezi kullanımının yanında yüksek teknik başarıya sahip bir yöntem olmasından dolayı, daha tercih edilebilir bir uygulama haline gelmiştir. Uygun endikasyonlarda yapıldığında hastayı daha az travmatize eden, hekim açısından ise açık cerrahiye göre daha kolay ve daha az riskli ve işlem süresi kısa olan bir tedavi yöntemi olduğu kanaatindeyiz. Daha kesin sonuçlar için daha büyük serilere ve daha uzun dönem takiplere ihtiyaç duymaktayız. Çıkar Çatışması Yazarlar herhangi bir çıkar çatışması veya finansal destek bildirmemiştir. Damar Cer Derg 2014;23(1) AORTİK LEZYONLARIN ENDOVASKÜLER TEDAVİSİNDE İLK KLİNİK DENEYİMLERİMİZ... 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. García-Madrid C,Josa M, Riambau V, Mestres CA, Muntaña J, Mulet J. Endovascular versus open surgical repair of abdominal aortic aneurysm: a comparison of early and intermediate results in patients suitable for both techniques. Eur J Vasc Endovasc Surg 2004; 28(4):365-72. Numan F, Gülşen F, Arbatlı M, Cantaşdemir M, Solak S. Aort anevrizmalarının endovasküler tedavisinde yeni ufuklar. Türk Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Dergisi 2011;19 Suppl 2:27-32. Sanfelippo PM. Abdominal aortic aneurysm2003: what we know, what we don’t know a review. Int J Angiol 2003;12(3):145-52. Buket S, Bilgen F, Battaloglu B, Gurbuz A, Alhan C. Aort Cerrahisinde Tanı ve Tedavi Klavuzu. İstanbul: Oncu Basimevi; 2008. p. 41. Craig SR, Wilson RG, Walker AJ, Murie JA. Abdominal aortic aneurysm: still missing the message. Br J Surg 1993;80(4):450-2. Volodos NL, Karpovich IP, Troyan VI, Kalashnikova YuV, Shekhanin VE, Ternyuk NE, et al. Clinical experience of the use of self-fixing synthetic prostheses for remote endoprosthetics of the thoracic and the abdominal aorta and iliac arteries through the femoral artery and as intraoperative endoprosthesis for aorta reconstruction. Vasa Suppl 1991;33:93-5. Parodi JC, Palmaz JC, Barone HD. Trans femoral intraluminal graft implantation for abdominal aortic aneurysms. Ann Vasc Surg 1991;5(6):491-9. Geraghty PJ, Sicard GA. Abdominal aortic aneursym repairin high risk and elderly patients. J Cardiovasc Surg (Torino) 2003;44(4):5 43-7. Bush RL, Lin PH, Lumbsden AB. Endovascular management of abdominal aortic aneurysms. J Cardiovasc Surg (Torino) 2003; 44(4):527 34. 10. Hovsepian DM, Hein AN, Pilgram TK, Cohen DT, Kim HS, Sanchez LA, et al. Endovascular abdominal aortic aneurysm repair in 144 patients: correlation of aneurysm size, proximal aortic neck length, and procedure-related complications. J Vasc Interv Radiol 2001; 12(12):1373-82. 11. Faries PL, Bernheim J, Kilaru S, Hollenbeck S, Clair D, Kent KC. Selecting stent grafts for the endovascular treatment of abdominal aortic aneurysms. J Cardiovasc Surg (Torino) 2003;44(4):511-8. 12. Sönmez B, Arbatlı H, Yağan N, Arpaz M, Demirsoy E, Tükenmez F, ve ark. Aort hastalıklarında endovasküler gelişmeler. Duran E, editör. Kalp ve Damar Cerrahisi. 1. Baskı. İstanbul: Çapa Tıp Kitabevi; 2004. p.1651-72. 13. Ouriel K, Clair DG, Greenberg RK, Lyden SP,O’Hara PJ, Sarac TP, et al. Endovascular repair of abdominal aortic aneurysms: device-specific outcome. J Vasc Surg 2003; 37(5):991-8. 14. Carpenter JP, Baum RA, Barker CF, Golden MA, Velazquez OC, Mitchell ME, et al. Durability of benefits of endovascular versus conventional abdominal aortic aneurysm repair. J Vasc Surg 2002;35(2):222-8. Damar Cer Derg 2014;23(1) KAYNAKLAR 15. Buth J, Laheij RJ. Early complications and endoleaks after endovascular abdominal aortic aneurysm repair: report of a multicenter study. J Vasc Surg 2000;31(1 Pt 1):134-46. 16. Stone DH, Brewster DC, Kwolek CJ, Lamuraglia GM, Conrad MF, Chung TK, et al. Stent-graft versus open surgical repair of the thoracic aorta: midterm results. J Vasc Surg 2006;44(6):118897. 17. White GH, Yu W, May J, Chaufour X, Stephen MS. Endoleak as a complication of endoluminal grafting of abdominal aortic aneurysms: classification, incidence, diagnosis, and management. J Endovasc Surg 1997;4(2):152-68. 18. Glimaker H, Holmberg L, Elvin A, Nybacka O, Almgren B, Björck CG, et al. Natural history of patients with abdominal aortic aneurysm. Eur J Vasc Surg 1991;5(2):125-30. 19. Du Toit DF, Saaiman JA, Carpenter JP, Geldenhuys KM. Endovascular aortic aneurysm repair by a multidisciplinary team: lessons learned and six-year clinical update. Cardiovasc J S Afr 2005;16(1):36-47. 20. Dereume JPE, Fereira J. The Corvita system. In: Hopkins B, Yusuf W, Whitaker S, Veith F, eds. Endovascular Surgery for Aortic Aneurysms. London: WB. Saunders; 1997. p. 122-39. 21. Golzarian J, Maes EB, Sun S. Endoleak: treatment options. Tech Vasc Interv Radiol 2005;8(1):41-9. 22. Johnston KW. Multicenter prospective study of nonruptured abdominal aortic aneurysm. Part II. Variables predicting morbidity and mortality. J Vasc Surg 1989;9(3):437-47. 23. Arko FR, Lee WA, Hill BB, Olcott C 4th, Dalman RL, Harris EJ Jr, et al. Aneurysm-related death: primary endpoint analysis for comparison of open and endovascular repair. J Vasc Surg 2002;36(2):297-304. 24. Greenhalgh RM, Brown LC, Kwong GP, Powell JT, Thompson SG; EVAR trial participants. Comparison of endovascular aneurysm repair with open repair in patients with abdominal aortic aneurysm (EVAR trial 1), 30-day operative mortality results: randomised controlled trial. Lancet 2004;364(9437):843-8. 25. Mehta M, Taggert J, Darling RC III, Chang BB, Kreienberg PB, Paty PSK, et al. Establishing a protocol for endovascular treatment of ruptured abdominal aortic aneurysms: Outcomes of a prospective analysis. J Vasc Surg 2006; 44(1):18. 26. Sadat U, Boyle JR, Walsh SR, Tang T, Varty K, Hayes PD. Endovascular vs open repair of acute abdominal aortic aneurysms - A systematic review and meta-analysis. J Vasc Surg 2008;48(1):227-36. 27. van Marrewijk CJ, Fransen G, Laheij RJ, Harris PL, Buth J; EUROSTAR Collaborators. Is a type II endoleak after EVAR a harbinger of risk? Causes and outcome of open conversion Celalettin KARATEPE ve ark. and aneurysm follow up. Eur J Vasc Endovasc Surg 2004;27(2):128-37. 28. Blankensteijn JD, de Jong SE, Prinssen M, van der Ham AC, Buth J, van Sterkenburg SM, et al. Two-year outcomes after conventional or endovascular repair of abdominal aortic aneurysms. N Engl J Med 2005;352(23): 2398-405. 29. Raval MV, Eskandari MK. Outcomes of elective abdominal aortic aneurysm repair among the elderly: endovascular versus open repair. Surgery 2012; 151(2): 245–260. 30. Teufelsbauer H, Prusa AM, Wolff K, Polterauer P, Nanobashvili J, Prager M, et al. Endovascular stent grafting versus open surgical operation in patients with infrarenal aortic aneurysms: a propensity score-adjusted analysis. Circulation 2002;106(7):782-7. 31. DeBakey ME, Cooley DA. Successful resection of aneurysm of thoracic aorta and replacement by graft. J Am Med As Soc 1953; 152(8):673-6. 32. Dake MD, Miller DC, Semba CP, Mitchell RS, Walker PJ, Liddell RP. Transluminal placement of endovascular stent-grafts for the treatment of descending thoracic aortic aneurysms. N Engl J Med 1994;331(26):1729-34. 33. Leshnower BG, Szeto WY, Pochettino A, Desai ND, Moeller PJ, Nathan DP, et al. Thoracic endografting reduces morbidity and remodels the thoracic aorta in DeBakey III aneurysms. Ann Tho rac Surg 2013;95(3): 914-21. 34. Shah AA, Barfield ME, Andersen ND, Williams JB, Shah JA, Hanna JM, et al. Results of thoracic endovascular aortic repair 6 years after United States Food and Drug Ad ministration approval. Ann Thorac Surg 2012;94(5):1394-9. 35. Schoder M, Zaunbauer L, Hölzenbein T, Fleischmann D, Cejna M, Kretschmer G, et al. Internal iliac artery embolization before endovascular repair of abdominal aortic aneurysms: frequency, efficacy, and clinical results. AJR Am J Roentgenol 2001;177(3): 599-605. 36. Çil BE, Canyiğit M, Çiftçi TT, Peynircioğlu B, Hazırolan T, Pamuk AG ve ark. Aortik lezyonların Medtronic ®Talent stent-greft ile endovasküler tedavisi: Tek merkez deneyimi ve orta dönem takip sonuçları. Anadolu Kardiyol Derg 2008;8(2):134-8. 37. Becquemin JP, Allaire E, Desgranges P, Kobeiter H. Delayed complications following EVAR. Tech Vasc Interv Radiol 2005;8(1):30-40. 38. Chuter TA, Faruqi RM, Sawhney R, Reilly LM, Kerlan RB, Canto CJ, et al. Endoleak after endovascular repair of abdominal aortic aneurysm. J Vasc Surg 2001;34(1):98-105. 39. Arbatlı H, Yağan N, Onat L. İki Abdominal Aort Anevrizması Olgusunun Endovascular Stent Greft ile Tedavisi. T Goğus Kalp Damar Cer Derg 2001;9(4):260-4. 40. Sheehan MK, Barbato J, Compton CN, Zajko A, Rhee R, Makaroun MS. Effectiveness of coiling in the treatment of endoleaks after endovascular repair. J Vasc Surg 2004; 40(3): 430-4. 13 ORİJİNAL ARAŞTIRMA Aortik Anevrizmalar, Cerrahi ve Endovasküler Tedavisi Sedation and Local Anesthesia can be the First Choice for Endovascular Repair of Abdominal Aortic Aneurysms Hakkı Tankut AKAY,a Ali HARMAN,b Erdal ASLIM,a Bahadır GÜLTEKİN,a Atilla SEZGİN,a Fatih BOYVATb Departments of a Cardiovascular Surgery, b Radiology, Başkent University Faculty of Medicine, Ankara Geliş Tarihi/Received: 10.02.2014 Kabul Tarihi/Accepted: 01.04.2014 Yazışma Adresi/Correspondence: Hakkı Tankut AKAY Başkent University Faculty of Medicine, Department of Cardiovascular Surgery, Ankara, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] ABSTRACT Objective: The aim of this study was to report and analyse the results of a our patients undergoing elective endovascular aneurysm repair (EVAR) under local anesthesia. Material and Methods: Between April 2004 and August 2012, a total of 137 consecutive patients (80 men, median age 76 years, range 61 to 88 years) underwent elective EVAR under LA. We compared mortality, morbidity, surgical and endovascular difficulties and endoleaks between the procedures performed under local and epidural anesthesia (EA). Results: LA was applied in 127 (97%), EA was performed in 7 (5.1%) and general anesthesia (GA) was performed in 3 patients (2.1%). Anesthetic conversion from LA to GA was necessary in 3 patients (2.1%). Four patients were morbid obese. Three patients were having re-operations. Anxiety and airway obstruction during the procedure was the causes for conversion to GA. Overall 30-day mortality rate was 0.79 %, with the one patient in LA group. There were 4 type I endoleaks in patients with in challenging aneurysm morphologies regardless, of the type of anesthesia. The number of type 2 endoleaks was 13 (9.4%). Paraplegia developed in one patient in the EA group. Conclusion: LA is feasible and offers advantages regardless of being obese or not or having previous surgery in the inguinal region in vast majortiy of patients. Key Words: Aorta, abdominal; endovascular procedures ÖZET Amaç: Elektif endovasküler abdominal aorta tamiri (EVAR) yapılan hastalarda lokal anestezi kullanımının sonuçlarını irdelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Nisan 2004 ve Ağustos 2012 arasında tedavi olan ardışık 137 hastaya (80 erkek, median yaş 76 yıl, aralık: 81-88 yıl) lokal anestezi ile elektif EVAR uygulandı. Mortalite, morbidite, cerrahi ve endovasküler güçlükler ile endoleakler iredelendi. Bulgular: Lokal anestezi 127 hastada (%97), epidural anestezi 7 hastada (%5,1) ve genel anestezi 3 hastada uygulandı (%3,1). Dört hasta morbid obez idi. Üç hastada re-operasyon yapılmaktaydı. İşlem sırasında hava yolu tıkanması ve endişe, genel anestezye dönme sebebi idi. LA grubundaki bir hastada 30 günlük genel mortalite oranı %0,79 idi. Anestezi şeklinden bağımsız olarak zor anevrizma morfolojisine bağlı olarak 4 hastada tip I endoelak mevcuttu. Tip 2 endoleak sayısı 13 idi (%9,4). Epidural anestezi grubundan bir hastada parapleji gelişti. Sonuç: Lokal anestezi uygulanabilir bir yöntem olup, morbid obez veya kasık bölgesinde geçirilmiş operasyon olmasından bağımsız olarak, hastaların büyük bir çoğunluğunda avantaj sağlayabilen bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: Aort, abdominal; endovasküler prosedürler P Damar Cer Derg 2014;23(1):14-8 doi: 10.9739/uvcd.2014-39293 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği 14 atients who are candidates for abdominal aortic surgery represent a group carrying a high risk of significant morbidity and mortality due to the nature of the surgery and the commonly associated comorbidities. Therefore, endovascular aneursym repair (EVAR) has become a very good alternative. The performance of EVAR procedures can be feasiDamar Cer Derg 2014;23(1) SEDATION AND LOCAL ANESTHESIA CAN BE THE FIRST CHOICE FOR ENDOVASCULAR REPAIR... ble under multiple types of anesthesia, including general, epidural, spinal and local anesthesia (LA).1,2 There is growing evidence that the use of regional or local anesthesia may confer a reduction in postoperative complications in patients undergoing EVAR.1,2 The aim of this study was to report and analyse the results of a our patients undergoing EVAR under LA. MATERIAL AND METHODS A total of 137 consecutive patients undergoing infrarenal EVAR between 2004 and 2012 were analysed in this retrospective study. Our protocol was using epidural anesthesia when we first started EVAR, but the clinic protocol has changed since 2005, and we started to use LA after we operated 7 patients under epidural anesthesia. The main reason for changing the anesthesia strategy was paraplegia in one patient after epidural anesthesia. Emergency procedures such as dissections and ruptured aneursyms were excluded from the study. There were two groups is the study. In group I, LA was applied in 127 patients (97%), and in group II epidural anesthesia (RA) was applied in 7 seven patients (5.1%). Anaesthetic conversion from LA to general anesthesia (GA) was necessary in 3 patients (2.1%). For preoperative risk stratification, the patients were scored using the American Society of Anesthesiologists (ASA) classification. The same team performed all procedures, which included cardiovascular surgeons, interventional radiologists and anesthesiologists in a peripheral angiography suite. All patients received a detailed explanation of the procedure before surgery, and the study was approved by the hospital review board. The following stent grafts were used: Talent (Medtronic, Santa Rosa, CA, USA; n=84 ), and Excluder (W.L. Gore & Associates, Flagstaff, AZ, USA; n=53). Demographic data such as gender, age, patient status, risk factors, and body mass index were recorded and compared between the groups (LA, GA and epidural anesthesia). Patient data were collected from the computer-based data system. Endovascular treatment was indicated for aneurysms greater than 5.5 cm in diameter. All diagnoses were made by computerized tomography Damar Cer Derg 2014;23(1) Hakkı Tankut AKAY et al. angiograms, and the preoperative measurements were made by the same team. All patients were evaluated by the Anesthesia and Cardiology Departments for determining the risk status according to ASA. Patients were not allowed to get any oral feeding 8 hours before the procedure. In the preoperative period, the medications of the patients were continued except antiaggregant agents. Premedication was administered with midazolam. A radial arterial line, two peripheral venous catheters (14 or 16 gauge) and a urinary Foley catheter were placed. Routinely, a central venous catheter was used in all patients (jugular vein). Intraoperative monitoring included continuous electrocardiogram (ECG), invasive arterial blood pressure, transcutaneous oxygen saturation, and urine output. Cefazolin sodium was administered intravenously (IV) an the antibiotic prophylaxis in the operating room Oxygen was supplied by nasal cannula, mask, or an endotreacheal tube, when necessary. LA was achieved using lidocaine 1% into the femoral cut down site (maximum dose 4 mg/kg). For intravenous sedation, propofol was used. Clinical end point of the sedation titration was the minimal amount of propofol that created a still operation field but maintained the airway. If necessary, a fentanyl bolus was given (50-150 mg IV) for pain treatment. Femoral artery was accessed via a cut down under direct vision, and the arteriotomy site was closed with 6/0 propylene sutures. When GA was mandatory after failure of LA, it was done in the standart fashion. GA was induced with fentanyl 0.7-2.0 mg/kg or sufentanil 0.2-0.6 mg/kg, followed by oxygenation and administration of etomidate 0.1-0.4 mg/kg. After loss of the lash reflex, patients were ventilated by a mask with 100% O2, and rocuronium in an intubation dose of 0.6 mg/kg was injected. After that, maintenance doses of etomidate were given, or the patient was ventilated with isoflurane. Anesthesia was maintained with a mixture of fentanyl, rocuronium, and an oxygen-isoflurane mixture. Lumbar spinal anesthesia was delivered through a 26 Gauge needle using a marcaine 0.5% solution as a single bolus of 15-17.5 mg. Lumbar 15 Hakkı Tankut AKAY et al. SEDATION AND LOCAL ANESTHESIA CAN BE THE FIRST CHOICE FOR ENDOVASCULAR REPAIR... epidural anesthesia was delivered through an epidural catheter, when epidural anesthesia was used. Procedure time, fluoroscopy time, an the contrast amount given were compared between the two groups. Procedure time did not include the time necessary for the placement of the epidural or regional anesthetic agents In the postoperative period, cardiac, respiratory and renal complications, intensive care unit (ICU) and hospital stay times, and endoleaks were compared between the groups. Renal failure was defined as the need for temporary or permanent dialysis or a increase in creatinine levels (more than 1.5 mg/dL). Respiratory complications were defined as the occurrence of pneumonia, respiratory failure requiring pharmacologic intervention, or ventilatory support. Cardiac complications were defined when there was the presence of precordial pain, electrocardiographical changes, an increase of the cardiac enzymes, the symptoms and signs of pulmonary congestion, and ventricular failure. Endoleaks were categorised as described by White et al.3 STATISTICAL ANALYSIS In this study, normally distributed continous variables are shown as mean±standard deviation (SD). Continous variables which were not distributed normally are shown as median (%25-%75), and Mann Whitney U test was performed. Categorical variables are shown as frequency and percentage (%), and Fisher Exact Chi square test was performed. We used SPSS 17.0 (SPSS Chicago, Illinois) program for the statistical analysis. p<0.05 was considered as statistically significant RESULTS The demographic characteristics and comorbidities of the patients undergoing EVAR are summarized in Table 1. There were no significant differences for the demographic data between the groups. There were 4 morbid obese patients in LA group and 3 patients had a previous operation in the groin. Anaesthetic conversion from local to gen16 TABLE 1: The demographic data. Gender (Female) Age ASA III ASA IV Smoking Hypertension COPD Hyperlipidemia Body mass index Local anesthesia (n=127 patients, 97%) 47 (80 male) 74.1±3.6 74 (58%) 26 (20.4%) 76 (59.8%) 94 (74%) Epidural anesthesia (n=7 patients, 5.1%) p value 3 (4 male) 0.356 2 (28%) 0.125 5 (71%) 0.427 72.7±3.1 2 (28%) 5 (71%) 42 (33%) 4 (57.1%) 26 (19-37) 25 (17-34) 39 (30.7%) 4 (57.1%) 0.1 0.044 0.588 0.183 0.148 0.237 ASA: American Society of Anesthesiologists; COPD: Chronic obstructive pulmonary disease. eral anesthesia was necessary in 3 patients (2.3%). Anxiety (2 patients) and airway obstruction during the procedure were the causes for conversion to GA. Transfusion of blood products was not required in any patient undergoing EVAR. There was not a statistically significant difference in procedure time, fluoroscopy time or the contrast amount used (p=0.59, 0.67 and 0.61 respectively). In 95 patients, intravenous sedation was used in combination with LA. No allergic reactions developed due to LA. Overall 30-day mortality rate was 0.79 %, with the one patient in LA group. In that patient, there was a conversion to GA. The cause of death was multi-organ failure triggered by penumonia. The patient was a 85-year-old male with ASA IV status. Cardiac complications were observed in four patients (3 in LA, 1 in epidural group) (myocardial infarction, atrial fibrillation in two patients and congestive heart failure). Pulmonary complications included decompensation of pre-existing chronic obstructive pulmonary disease requiring ventilatory support in two patients, pneumonia and pleural effusion. Renal complications (4 patients) included contrast-induced acute renal failure in three patients, and these patients recovered after 2 or 3 dialysis periods without being dialysis dependent permanently. One patient with compansated renal failure became dialysis dependent (in that patient LA to GA conversion was necesDamar Cer Derg 2014;23(1) SEDATION AND LOCAL ANESTHESIA CAN BE THE FIRST CHOICE FOR ENDOVASCULAR REPAIR... sary). Mean contrast volume was 163±53 ml. There were no statistically signicant differences between the groups for postoperative complications. There was no accidental coverage of renal arteries.ICU and hospital stay times were significantly shorter in LA group (p=0.034). There was no conversion to open surgery. In one patient, bilateral lower extremity paralysis occured due to epidural anesthesia. Access-related complications were observed in two patients (one groin haematoma and one groin infection). None of these access sites required surgery. Postoperative pain management was handled by use of steroidal anti-inflammatory drugs, paracetamol or opioids, when needed. Postoperative pain management was not different between the groups. Patients were mobilized in the first postoperative day. Type I endoleak was observed in four patients (2.7%). Three type I endoleaks were observed in the LA group and one in GA group with challenging aneurysm morphologies, short landing zones and angulated necks. The solution for type I endoleaks were maintained by endovascular procedures. There were 23 type II endoleaks in LA group and one in epidural anesthesia group. There was one type III endoleak in LA group. DISCUSSION Abdominal aortic aneurysm (AAA) is a life-threatening conditions, and a successful outcome depends on many factors, including surgical and anesthetic expertise, adequate hospital infrastructure to deal effectively with complications (e.g. cardiology, critical care and renal support) and also general cooperation on perioperative management between different specialties. As in all fields of surgery, developments have occurred in the direction of minimally invasive techniques to reduce mortality, morbidity, and discomfort to patients, In vascular surgery, this direction has been embodied by the development of endovascular aneurysm repair. EVAR has been performed under regional or general anesthesia. Since mortality, postoperative complications, and length of stay are the consequences of surgical and anesthetic techniques, a change in the latter may contribute to reduce morDamar Cer Derg 2014;23(1) Hakkı Tankut AKAY et al. bidity and costs after EVAR. As experience in EVAR has increased, the use of regional/local anesthesia has also increased. There is growing evidence that the use of regional or local anesthesia may confer a reduction in postoperative complications in patients undergoing EVAR.1-7 Despite this growing evidence, it still has not become accepted on a large scale as a first-line anesthesia option, and is only applied in a small percentage of EVAR patients Reasons include the possibility for optimised imaging and exact placement of the graft, a traditional surgical attitude preferring GA, or the fear for either emergency anaesthetic (LA to GA) or surgical conversion (EVAR to open repair) due to intra-operative complications.8-11 The use of LA in EVAR was described in small studies. De Virgilio et al.1 reported a retrospective study of 71 patients treated under LA compared with 158 patients treated under GA.8 No differences in cardiopulmonary complications were observed between the GA and LA groups. In our series, the complication rate was not different between the groups. Blood loss, volume of ionized contrast, and exposure to radiation were also not different between the groups. Some studies report a very low anesthesiological conversion rate (1%) which compares favourably with our rate of 2.3 %.8 This might be explained by their more rigid contraindications for LA. A concern of LA is the issue of airway security, especially when sedation is applied. This resulted in anesthetic conversion in one patient in our study. Other reasons for conversion to GA in the remaining two patients included patient movements caused by anxiety and discomfort. Some patients also failed holding their breaths for a prolonged time period. All of these factors have negative effects on the imaging quality in LA, and thus precise endograft placement. Fortunately, we did not experience any misplacement due to this issue. Allergic reactions due to LA are problems. There was no allergic reaction due to LA. Another issue is the patient’s and surgeon’s discomfort. Patient movements are caused by dis17 Hakkı Tankut AKAY et al. SEDATION AND LOCAL ANESTHESIA CAN BE THE FIRST CHOICE FOR ENDOVASCULAR REPAIR... comfort or persistent coughing. In addition, many patients were not capable of holding their breath for a prolonged time period. All these factors may have an impact on imaging quality in LA, and thus precise endograft placement. This situation may lead to multiple images, and more exposure to radiation. Therefore, we may comment that extremely challenging anatomies may be a relative contraindication for LA at present. We experienced 4 renal complications with to challenging morphology. In our series, patients operated under GA spent significantly longer time in the operating room, in the recovery room, and in the hospital when compared to those operated under LA. In one patient with epidural anesthesia there was paraplegia, and 3 patients operated under GA had comorbid situations, and this may be the reason of prolonged ICU and hospital stay. Today, the discharge time after EVAR is decreasing, and routine ICU stay for EVAR patients has been abandoned in some centers, which may lead us to think about the ways to decraese the financial burden of the procedure. 1. 2. 3. 4. 18 Ruppert V, Leurs LJ, Steckmeier B, Buth J, Umscheid T. Influence of anesthesia type on outcome after endovascular aortic aneurysm repair: an analysis based on EUROSTAR data. J Vasc Surg 2006;44(1):16-21. Parra JR, Crabtree T, McLafferty RB, Ayerdi J, Gruneiro LA, Ramsey DE, et al. Anesthesia technique and outcomes of endovascular aneurysm repair. Ann Vasc Surg 2005;19(1):1239. White GH, Yu W, May J, Chaufour X, Stephen MS. Endoleak as a complication of endoluminal grafting of abdominal aortic aneurysms: classification, incidence, diagnosis, and management. J Endovasc Surg 1997;4(2):152-68. Bettex DA, Lachat M, Pfammatter T, Schmidlin D, Turina MI, Schmid ER. To compare general, epidural and local anaesthesia for endovascular aneurysm repair (EVAR). Eur J Vasc Endovasc Surg 2001;21(2):179-84. 5. 6. 7. 8. This study has limitations due to its retrospective design and small number of patients operated under general and epidural anesthesia. Besides, pulmonary complications related to GA are lacking, because there is not a control group. However, we may comment that LA is feasible and offers advantages regardless of the patient being obese or not or having previous surgery in the inguinal region. Another potential advantage of LA may be the discomfort of the patient caused by overstretching the arterial system by the delivery sheath, which can alert the physician of the risk of injury or rupture. Although the recently published practice guidelines of the Society of Vascular Surgery categorise the level of recommendation and evidence for the use of regional anesthesia or LA for EVAR as weak and low, respectively.11 We believe that LA and sedation can be used safely in patients who are candiates for endovascular stent grafting with low mortality and morbidity. Conflict of Interest Authors declared no conflict of interest or financial support. REFERENCES Henretta JP, Hodgson KJ, Mattos MA, Karch LA, Hurlbert SN, Sternbach Y, et al. Feasibility of endovascular repair of abdominal aortic aneurysms with local anesthesia with intravenous sedation. J Vasc Surg 1999;29(5):7938. Papazoglou K, Christu K, Iordanides T, Balitas A, Giakoystides D, Giakoystides E, et al. Endovascular abdominal aortic aneurysm repair with percutaneous transfemoral prostheses deployment under local anaesthesia. Initial experience with a new, simple-to-use tubular and bifurcated device in the first 27 cases. Eur J Vasc Endovasc Surg 1999;17(3):202-7. Verhoeven EL, Cinà CS, Tielliu IF, Zeebregts CJ, Prins TR, Eindhoven GB, et al. Local anesthesia for endovascular abdominal aortic aneurysm repair. J Vasc Surg 2005;42(3):402-9. De Virgilio C, Romero L, Donayre C, Meek K, Lewis RJ, Lippmann M, et al. Endovascular 9. abdominal aortic aneurysm repair with general versus local anesthesia: a comparison of cardiopulmonary morbidity and mortality rates. J Vasc Surg 2002;36(5):988-91. Geisbüsch P, Katzen BT, Machado R, Benenati JF, Pena C, Tsoukas AI. Local anaesthesia for endovascular repair of infrarenal aortic aneurysms. Eur J Vasc Endovasc Surg 2011; 42(4):467-73. 10. Karthikesalingam A, Thrumurthy SG, Young EL, Hinchliffe RJ, Holt PJ, Thompson MM. Locoregional anesthesia for endovascular aneurysm repair. J Vasc Surg 2012;56(2):5109. 11. Chaikof EL, Brewster DC, Dalman RL, Makaroun MS, Illig KA, Sicard GA, et al; Society for Vascular Surgery. The care of patients with an abdominal aortic aneurysm: the Society for Vascular Surgery practice guidelines. J Vasc Surg 2009;50(4 Suppl):S2-49. Damar Cer Derg 2014;23(1) ORİJİNAL ARAŞTIRMA Aortik Anevrizmalar, Cerrahi ve Endovasküler Tedavisi Elektif Vasküler Cerrahi Sonrası Mortalite: Konuşmadığımız Gerçekler Serhat HÜSEYİN,a Volkan YÜKSEL,a Ümit HALICI,b Gönül SAĞIROĞLU,c Selami GÜRKAN,d Özcan GÜR,d Ahmet OKYAY,a Suat CANBAZ,a Turan EGE,a Hasan SUNARa Kalp ve Damar Cerrahisi AD, Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Edirne b Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Samsun d Kalp ve Damar Cerrahisi AD, Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tekirdağ a c Geliş Tarihi/Received: 25.02.2014 Kabul Tarihi/Accepted: 18.03.2014 Yazışma Adresi/Correspondence: Serhat HÜSEYİN Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kalp ve Damar Cerrahisi AD, Edirne, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] ÖZET Amaç: Periferik arter hastalığı ilerleyici ve tıkayıcı nitelikte sistemik bir hastalıktır ve cerrahi sonrasında 30 günlük mortalite oranı %2-8,5 arasında değişmektir. Bu çalışmamızda, kliniğimizdeki elektif vasküler cerrahi sonrası mortalite nedenlerini araştırmayı hedefledik. Gereç ve Yöntemler: Kliniğimizde Ocak 2006 ile Aralık 2012 tarihleri arasında periferik arter hastalığı nedeniyle elektif vasküler cerrahi uygulanan toplam 864 hasta çalışmaya dahil edildi. On sekiz yaşın altındaki bireyler, acil müdahale edilen hastalar ve travma nedeniyle vasküler cerrahi uygulanan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Hastaların preoperatif demografik özellikleri, operatif risk faktörleri, eşlik eden komorbid sistemik hastalıkları ile, yapılan operasyonlar, postoperatif yoğun bakımda kalış süreleri ve mortaliteye sebep olan faktörler incelenip değerlendirildi. Bulgular: Opere edilen 864 hastanın 20’sinde (%2,3) mortalite gelişti. Mortalite gözlenen 20 hastanın 19’u erkek (%95), 1’i kadın (%5) idi. Hastaların tamamı elektif şartlarda genel anestezi altında opere edilmişti. Mortalite sebeplerinin; hastaların 7’sinde (%35) kardiyak nedenlere (düşük kardiyak debi sendromu, aritmi, postoperatif miyokard enfarktüsü), 3’ünde (%15) multipl organ yetmezliğine, 3’ünde (%15) akciğer nedenlerine (pnömoni, ventilatörden ayrılamama), 3’ünde (%15) gastrointestinal sistem komplikasyonlarına (mezenter iskemi, gastrointestinal kanama), 1’inde (%5) sepsise, 1’inde (%5) dissemine intravasküler koagülasyona (DİK), 1’inde (%5) nörolojik problemlere (postoperatif serebrovasküler olay) ve 1’inde (%5) peroperatif gelişen malign hipertermiye bağlı olduğu görüldü. Sonuç: Elektif vasküler cerrahi uygulanacak hastalarda preoperatif iyi bir kardiyak ve diğer sistemlere ait değerlendirmenin yapılması ileri derecede önem arz etmekte olup, alınacak tedbirler ile özellikle kardiyovasküler risk faktörlerini en aza indirerek, mortalite ve morbiditeyi önemli ölçüde azaltılabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Periferik arter hastalıkları; damar cerrahisi uygulamaları; risk faktörleri; ölüm oranı ABSTRACT Objective: Peripheral arterial disease is a progressive and systemic disease with a 30-day mortality rate between 2-8.5%. In this study, we aimed to investigate the causes of mortality after elective vascular surgery in our clinic. Material and Methods: Between January 2006 and December 2012, 864 patients underwent elective vascular surgery for peripheral artery disease in our clinic. Patients under 18 years of age, trauma patients and the emergent cases undergoing vascular surgery were excluded. Demographic characteristics of the patients, preoperative and operative risk factors, co-morbidities associated with systemic diseases, operations, postoperative length of stay in the intensive care unit and mortality causes were examined. Results: Twenty of 864 patients died (2.3%); 19 males (95%) and 1 female (5%). All patients were operated under general anesthesia, under elective conditions. Mortalities were due to cardiac complications (low cardiac output syndrome, arrhythmia, postoperative myocardial infarction) in 7 patients (35%), multiple organ failure in 3 patients (15%), pulmonary complications (pneumonia the ventilator be separated) in 3 patients (15%), gastrointestinal tract complications (acute mesenteric ischemia, gastrointestinal bleeding) in 3 patients (15%), sepsis in 1 patient (5%), disseminated intravascular coagulation (DIC) in 1 patient (5%), neurological problems (postoperative cerebrovascular accident) in 1 patient (5%) and perioperative malignant hyperthermia in 1 patient (5%). Conclusion: A detailed evaluation of cardiac and other systems in patients undergoing elective vascular surgery is crucial for minimizing risk factors especially related to cardiovascular morbidity and mortality. Key Words: Peripheral arterial disease; vascular surgical procedures; risk factors; mortality Damar Cer Derg 2014;23(1):19-23 doi: 10.9739/uvcd.2014-39526 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği Damar Cer Derg 2014;23(1) eriferik arter hastalığı (PAH) ilerleyici ve tıkayıcı nitelikte sistemik bir hastalıktır ve sıklıkla ateroskleroza sekonder gelişmektedir. Görülme sıklığı yaş ile birlikte artmaktadır. PAH’ın tedavisinde esas 19 Serhat HÜSEYİN ve ark. ELEKTİF VASKÜLER CERRAHİ SONRASI MORTALİTE: KONUŞMADIĞIMIZ GERÇEKLER amaç, sistemik ve ekstremite ile ilişkili iskemik hadiseleri önlemektir.1 Alt ekstremite bypass cerrahisi başarılı olsa bile, 30 günlük mortalite oranı %2-8,5, yıllık greft yetmezliği %20-90, ve 5 yıllık amputasyon riski %20 kadardır.2 Ekstremite amputasyonu; fonksiyonel yetmezlik, azalmış yaşam kalitesi ve yüksek mortalite ile ilişkilidir.2 Vasküler cerrahi sonrasında mortalite hastalarda genellikle sistemik sorunlar sebebiyle karşımıza çıkmaktadır. Vasküler cerrahi girişimlerde mortalite ve morbiditenin en önemli sebepleri arasında kardiyak komplikasyonlar gelmektedir.3 Bu çalışmamızda, kliniğimizdeki elektif vasküler cerrahi sonrası erken dönemde gelişen mortalite nedenlerini araştırmayı hedefledik. GEREÇ VE YÖNTEMLER Kliniğimizde Ocak 2006 ile Aralık 2012 tarihleri arasında periferik arter hastalığı nedeniyle elektif vasküler cerrahi uygulanan toplam 864 hasta çalışmaya dahil edildi. Veriler AVICENNA (Datasel, İstanbul, Türkiye) hastane bilgi yönetim sisteminden elde edildi. On sekiz yaşın altındaki bireyler, acil müdahale edilen hastalar, ve travma nedeniyle vasküler cerrahi uygulanan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Fizik muayenede ayak bileği-kol basıncı indeksi (ABI) <0,9, <100 m klodikasyo ya da ekstremitede yarası olan, istirahat ağrısı olan periferik arteriyel sistem cerrahisi planlanıp uygulanan hastalar dahil edildi. Hastalara preoperatif kardiyolojik değerlendirme yapıldı, ve gerekli görülen hastalara koroner anjiografi işlemi uygulandı. Operasyon kararı hastalara manyetik rezonans anjiografi, bilgisayarlı tomografik anjiografi ve konvansiyonel anjiografi yapılarak verildi. Hastaların preoperatif demografik özellikleri, operatif risk faktörleri, eşlik eden komorbid sistemik hastalıkları ile yapılan operasyonlar, postoperatif yoğun bakımda kalış süreleri ve mortaliteye sebep olan faktörler incelendi. İSTATİSTİKSEL ANALİZ Bu çalışmada sürekli değişkenler ortalama ± standart sapma (SS) şeklinde verildi. Kategorik değişkenler ise frekans ve yüzde şeklinde gösterildi. 20 Tanımlayıcı istatistikler için Microsoft Excel 2007 (Washington, USA) programı kullanıldı. BULGULAR Opere edilen 864 hastanın 768’i (%88,8) erkek ve 96’sı (%11,2) kadın idi. Bunların 362’sinde (%42) hipertansiyon, 103’ünde (%12) diyabet, 69’unda (%8) koroner arter hastalığı mevcuttu. Hastaların 20’sinde (%2,3) mortalite gelişti. Mortalite gözlenen 20 hastanın 19’u erkek (%95), 1’i kadın (%5) idi. Hastaların tamamı elektif şartlarda genel anestezi altında opere edilmişti. Bu hastaların yaş ortalaması 66±10,3 (49-85) yıl idi. Mortalite gelişen hastaların verileri Tablo 1’de sunulmuştur. Cerrahi sonrası mortalite gelişen hastalara uygulanan operasyonlar Tablo 2’de verilmiştir. Hastaların ortalama yoğun bakımda kalış süresi 8.1±7.3 (1-23) gün idi. Mortalitenin en sık sebebi kardiyak nedenler idi (düşük kardiyak debi sendromu, aritmi, postoperatif miyokard enfarktüsü). Diğer nedenler ise; multipl organ yetmezliği, akciğere bağlı nedenler (pnömoni, ventilatörden ayrılamama), gastrointestinal sistem komplikasyonları (mezenter iskemi, gastrointestinal kanama), sepsis, dissemine intravasküler koagülasyon (DİK), nörolojik problemler (postoperatif serebrovasküler olay) ve intraoperatif gelişen malign hipertermiye idi (Tablo 3). TARTIŞMA Periferik arter hastalığının yaşlı hasta popülasyonunda artan bir prevalansı mevcuttur. Erkek cinsiTABLO 1: Mortalite görülen hastaların demografik verileri. Sayı % Erkek 19 95 Toplam 20 100 Koroner arter hastalığı 8 40 Diyabet 3 15 Cinsiyet Kadın Preoperatif morbidite Hipertansiyon Serebrovasküler olay geçmişi Kronik böbrek yetmezliği 1 5 3 1 5 25 5 1 Damar Cer Derg 2014;23(1) ELEKTİF VASKÜLER CERRAHİ SONRASI MORTALİTE: KONUŞMADIĞIMIZ GERÇEKLER TABLO 2: Uygulanan operasyonlar. Aorto-bifemoral bypass Sayı Femoro-popliteal bypass Aortobifemoral + bilateral femoro-popliteal bypass Karotis endarterektomi Aorto-Femoral + femoro-popliteal bypass Aorto-femoral bypass Aksillo-femoral bypass Kros-femoral bypass TABLO 3: Mortalite nedenleri. % 4 20 3 15 4 20 3 15 3 15 1 5 1 5 1 5 Sayı % postoperatif MI) 7 35 (ventilatör bağımlığı, pnömoni, ARDS) 3 15 Gastrointestinal sistem komplikasyonları 3 15 Kardiyak komplikasyonlar (düşük debi, mortal aritmi, Pulmoner komplikasyonlar Multipl organ yetmezliği Sepsis DİK gelişimi Malign hipertermi SVO geçirme 3 1 1 1 1 15 5 5 5 5 MI: Miyokard infarktüsü; ARDS: Akut respiratuar distres sendromu; DİK: Dissemine intravasküler koagülasyon; SVO: Serebrovasküler olay. yet, ileri yaş, serebrovasküler hastalık, renal has- talık, diyabet, hipertansiyon ve sigara kullanımı risk faktörleri olarak saptanmıştır.4 Konservatif tedavi; risk faktörlerinden kaçınma (sigaranın bırakılması, diyabet, hipertansiyon ve hiperkolesteroleminin kontrol altında tutulması, diyetin düzenlemesi (LDL kolesterol ve obezitenin önlenmesi amacıyla), egzersiz programları ve medikal tedaviyi kapsar. Hayat kalitesini düşürücü klodikasyo intermittans ve istirahat ağrısı olan hastalar, revaskülarizasyon amaçlı cerrahi girişim için adaydır.5 Cerrahi revaskülarizasyonun, medikal tedaviye rağmen yaşam kalitesini sınırlayan klodikasyonun devam ettiği durumda tercih edilmesi ile, periferik revaskülarizasyon cerrahisine bağlı peroperatif mortalite oranlarında düşüş sağlanabilir.6 Başarısız revaskülarizasyon ya da medikal tedaviye yanıtsızlık durumunda ortaya çıkan iskemik ekstremite durumunda uygulanan amputasyon sonrası, yaşlı hastaların yaklaşık yarısı postoperatif birinci yılda kaybedilmektedir.7 Biz de kliniğimizde operasyon Damar Cer Derg 2014;23(1) Serhat HÜSEYİN ve ark. sonrası taburcu olmadan gelişen mortalite (hastane mortalitesi) sebeplerini retrospektif olarak inceledik. Periferik arter hastalığı multisistem tutulumu ile seyrettiğinden, yüksek mortalite ve morbidite ile ilişkilidir. Tedavi edilmezse miyokard enfarktüsü, strok, amputasyon veya ölüm riski artar.8 Kardiyovasküler risk faktörlerinin tedavisinin aterosklerozun ilerlemesini yavaşlattığı ve kardiyovasküler olayları azaltmak suretiyle yaşam süresini uzattığı ve kalitesini arttırdığı bilinmektedir.9,10 Kliniğimizde opere olan hastalara postoperatif kardiyovasküler risk faktörlerine yönelik uygun tedaviyi, mümkün olan en kısa sürede başlamaktayız. Hastalığın takip ve tedavi sürecinde bayan cinsiyette başarı şansı erkeklere göre daha düşüktür. Biyolojik farklılıklar, aterosklerotik değişikliklerin bayanlarda daha geç yaşta gelişmesi ve tedavi gereksinimi doğduğunda ileri yaşta bulunmaları, ilerlemiş hastalık ve mevcut yaş grubunda bulunan diğer komorbid faktörler, bayan cinsiyette vasküler cerrahiye bağlı mortalite oranlarının yüksek olmasını açıklayabilir.11 Diyabet ve arteriyel hipertansiyonun eşlik ettiği renal yetmezlik, periferik arter hastalarında mortalite riskini arttırmıştır.12 Karabay ve ark.4 çalışmalarında,ABI ≤0,9 grubunda hastaların %49’unda hipertansiyon, %35’inde koroner arter hastalığı ve %16’sında serebrovasküler hastalığın periferik arter hastalığına eşlik ettiğini göstermişlerdir. Bizim kliniğimizde de mortalite gelişen hastalarımızın %40’ında koroner arter hastalığı, %25’inde hipertansiyon ve %15’inde diyabet mevcut olması, bu riskin ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir. Periferik arter hastalığı ile koroner arter hastalığının bir arada değerlendirildiği Pereg ve ark.nın13 9950 katılımcılı ve 5,6±2,3 yıl ortalama takip süreli çalışmasında, 1283 hastanın (%12,9) yaşamını yitirmiş olduğu saptanmış, periferik arter hastalığına sahip bireyler uzun dönem takipte koroner arter hastalarına göre değerlendirildiğinde, herhangi bir nedene bağlı mortalite riskinde artış olduğu bildirilmiştir. Bu hastalığa sahip kişilerin koroner arter hastalığına sahip bireylere göre statinler, anjiyotensin konverting enzim inhibitörleri, anjiyotensin II reseptör blokerleri, aspirin ve klopidogrel gibi ilaçlar ile daha nadir tedavi almaları, sebep olarak 21 Serhat HÜSEYİN ve ark. ELEKTİF VASKÜLER CERRAHİ SONRASI MORTALİTE: KONUŞMADIĞIMIZ GERÇEKLER bildirilmiştir. Mortalite gelişen hastalarımızın çoğununun genellikle preoperatif dönemde uygun tedavi almadıklarını ve düzenli bir takipte olmadıklarını gözlemledik. Elektif cerrahi operasyon planlanan hastalarda yapılan bir çalışmada ise, kontrol altında olmayan kardiyovasküler risk faktörlerinin bu hasta grubunda yaygın olduğunu göstermiştir.14 Yine aynı çalışmada 2 yıllık mortalite %24 olarak saptanmış, ilerlemiş yaş ve aspirin kullanmamanın mortalite ile ilişkili olduğu ileri sürülmüştür. Bizim hasta grubumuzda 60 yaş ve üzeri hastalarda mortalitenin arttığını gözlemledik. Yine mortalite gelişen hastalarımızın %40’ında koroner arter hastalığı mevcuttu. Oshin ve Torella 14 periferik arter cerrahisinde preoperatif aneminin ve plansız cerrahinin, peroperatif istenmeyen majör kardiyak olaylar açısından risk faktörü olduğunu, hemoglobin değerinde her 1 gr/dl düşmenin mortalite ve beklenen yaşam süresi açısından bağımsız bir risk etmeni olduğunu belirtmişlerdir. Bizim hastalarımızda da muhtemel benzer sonuçlar olabileceğini düşünmekteyiz. Zanati ve ark.8 yaptıkları bir çalışmada, mortalite gözlemlenen 11 hastanın serebrovasküler iskemi veya miyokard infarktüsü neticesinde öldüğünü bildirmişlerdir. Vasküler cerrahi uygulanacak hastalarda mortalite açısından kreatinin >3,5 mg/dl olması, konjestif kalp yetmezliği bulunması, ventriküler aritmilerin varlığı ve acil cerrahi girişimin gerekliliği, yüksek riskli bulunmuştur.15 Yapılan diğer bir çalışmada yandaş kardiyak hastalık, diyabet varlığı ile ilerlemiş yaşta, uzun dönem mortalite oranlarının yüksek olduğu bildirilmiştir.16 Bizim hastalarımızda kardiyak nedenler, multiorgan yetmezliği ve akciğer ile ilgili postoperatif problemlerin mortalite sebepleri ile daha fazla ilişkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca batının açıldığı olgulardaki vasküler girişimlerde daha fazla mortalite geliştiğini gözlemledik. Ayrıca karotis endarterektomi yapılan bir hastamız da malign hipertermi gibi çok nadir bir sebepten kaybedildi. Mortalite açısından yüksek riskli bu hastalara, lezyonun yerine ve uygunluğuna göre genel anestezi yerine spinal ya da epidural anestezi altında cerrahi girişim tercih edilebilir. Ayrıca yüksek riskli vakalarda lokal anestezi altında uygulanabilecek endovasküler yöntemler veya hibrid cerrahi yöntemlere öncelik 22 verilmesinin daha uygun olacağını düşünmekteyiz. Genel durum bozukluğu olan veya eşlik eden risk faktörleri ile birlikte değerlendirildiğinde, yüksek riskli olarak tespit edilen hastalarda medikal tedavi altında takip de geçerli bir seçenek olabilir. Chen ve ark.17 retrospektif çalışmalarında, periferik arter hastalığına sahip bireylerde distal yerleşimli hastalık profilinin diğer komorbid durumlar ve istirahat ABI’den sonra, azalmış yaşam süresi ile ilişkili olduğunu bildirmişlerdir. Buna karşın Ballotta ve ark. yaptıkları bir çalışmada, 80 yaş ve üzeri major elektif vasküler cerrahi operasyon yaptıkları hastalarının 30 günlük mortalite sebeplerinde konjestif kalp yetmezliği, perioperatif kardiyak ve pulmoner komplikasyonlar, preoperatif hipertansiyonun yüksek derecede etkili olduğunu, ayrıca 80 yaş üzerindeki hastalarda peroperatif fatal ve non-fatal komplikasyonlar ile mortalite riskininin yaşla arttığını bildirmişlerdir.18 Yapılan diğer bir çalışmada, yaşlı hastalarda hastane mortalitesi %8,1 ve uzun dönem mortalite %28,5 olarak bulunmuş olup, yaş, koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, serebrovasküler yetmezlik, diyabet, renal yetmezlik ve artmış hastanede kalım süresi uzun dönem mortalite ile ilişkili bulunmuştur.19 Aynı çalışmada, preoperatif kardiyak medikasyonun mortaliteyi engelleme üzerinde olumlu etkide bulunacağı da ileri sürülmüştür. Olası bir strok ve enfarktüs açısından, operasyon süresini kısa tutarak ve hastanın intraoperatif hemodinamiğini yakın takip ederek, yine olası bir kalp ve renal yetmezliği önlemek açısından perioperatif uygun hidrasyon ile sıvı dengesini sağlayarak hastaları takip etmeliyiz. Ayrıca konvansiyonel cerrahi ya da endovasküler cerrahi uygulanacak periferik arter hastalarında statin kullanımı, yararlı etkilere sahiptir. Perioperatif ve uzun dönem mortalite - morbidite oranlarını düşürdüğü, infrainguinal bypass greft patensi oranını arttırdığı, greft restenozunu ve bu bacaklarda amputasyon oranlarını düşürdüğü gösterilmiştir.20 Periferik arteriyel cerrahi girişimin orta - yüksek kardiyak riski vardır ve basit klinik skorlama sistemleri perioperatif risk hesaplamasını kolaylaştırarak, bu yüksek riskli hastaların tanımlanmasında kullanılmalıdır. Kardiyak açıdan riskli hastalarda ileri tanı yöntemleri uygulanması, perioperatif morbidite ve mortalite oranlarının azaltılDamar Cer Derg 2014;23(1) ELEKTİF VASKÜLER CERRAHİ SONRASI MORTALİTE: KONUŞMADIĞIMIZ GERÇEKLER ması için gereklidir, ve bu hastaların beta blokör ve statin tedavisinin preoperatif olarak düzenlenmesi ve preoperatif dönemde devam edilmesi önemlidir. Bunun yanında, sigaranın preoperatif dönemde bırakılması perioperatif ilişkili komplikasyonların yaşanmaması için tüm hastalarda unutulmamalıdır.21 Biz de vasküler cerrahi planladığımız tüm hastalara preoperatif maksimum medikal tedavi vermekteyiz ve postoperatif olabildiğince en erken dönemde antikoagulan tedavi ile birlikte statin ve antiagregan tedavisini başlamaktayız. Ayak bileği-kol basıncı indeksi, hastalığın takip sürecinde ekstremitenin perfüzyonu hakkında bilgi verirken, beklenen yaşam süresi hakkında da önemli değere sahiptir. Lahoz ve ark.221300 periferik arter hastası üzerinde yapılan ortalama 49,8 ay takip süreli çalışmalarında düşük ABI değerinin (<0,9), kardiyovasküler olaylara bağlı ölüm ile kuvvetli ilişkisi olduğunu, yüksek ya da komprese edilemeyen ABI değerinde bu riskin geçerli 1. 2. 3. 4. 5. Hirsch AT, Haskal ZJ, Hertzer NR, Bakal CW, Creager MA, Halperin JL et al. ACC/AHA 2005 Practice Guidelines for the management of patients with peripheral arterial disease (lower extremity, renal, mesenteric, and abdominal aortic): a collaborative report from the American Association for Vascular Surgery/Society for Vascular Surgery, Society for Cardiovascular Angiography and Interventions, Society for Vascular Medicine and Biology, Society of Interventional Radiology, and the ACC/AHA Task Force on Practice Guidelines (Writing Committee to Develop Guidelines for the Management of Patients With Peripheral Arterial Disease): endorsed by the American Association of Cardiovascular and Pulmonary Rehabilitation; National Heart, Lung, and Blood Institute; Society for Vascular Nursing; TransAtlantic Inter-Society Consensus; and Vascular Disease Foundation. Circulation 2006; 113(11):463-654. Collins TC, Beyth RJ, Nelson DB, Petersen NJ, SuarezAlmazor ME, Bush RL et al. Process of care and outcomes in patients with peripheral arterial disease. J Gen Intern Med 2007;22(7):942-8. Eagle KA, Brundage BH, Chaitman BR, Ewy GA, Fleisher LA, Hertzer NR, et al. Guidelines for perioperative cardiovascular evaluation for noncardiac surgery.Report of the American College of Cardiology/American Heart Association Task Force on Practice Guidelines. Committee on Perioperative Cardiovascular Evaluation for Noncardiac Surgery. Circulation 1996;93(6):1278-317. Karabay Ö, Karaçelik M, Yılık L, Tekin N, İriz AB, Kumdereli S ve ark. [Ischemic peripheral arterial disease: A screening survey]. Turk Gogus Kalp Dama 2012;20(3):450-7. Gardner AW, Afaq A. Management of lower extremity peripheral arterial disease. J Cardiopulm Rehabil Prev 2008;28(6):349-57. Damar Cer Derg 2014;23(1) 6. 7. 8. 9. 10. 11. 12. 13. 14. Serhat HÜSEYİN ve ark. olmadığını bildirmişlerdir. Bizim mortalite gelişen hastalarımızın da ortalama ABI değerleri <0,9’un altında idi. Sonuç olarak; elektif vasküler cerrahi uygulanacak hastalarda preoperatif iyi bir kardiyak ve diğer sistemlere ait değerlendirmenin yapılması, ileri derecede önem arz etmektedir. Cerrahi ve yoğun bakımdaki gelişmelere rağmen periferik arter cerrahisi, kardiyak cerrahi kadar, bazen de daha yüksek oranda mortaliteye sebep olmaktadır. Hastaların perioperatif dönemde sigaranın bırakılması ve hiperlipidemi, hipertansiyon ve antiagregan tedavilerine elverdiğince devam edilmesi yoluyla, özellikle kardiyovasküler risk faktörlerinin en aza indirilmesinin, mortalite ve morbiditeyi önemli ölçüde azaltabileceği kanaatindeyiz. Çıkar Çatışması Yazarlar herhangi bir çıkar çatışması veya finansal destek bildirmemiştir. KAYNAKLAR Hennion DR, Siano KA. Diagnosis and treatment of peripheral arterial disease. Am Fam Physician 2013;88(5):306-10. Jones WS, Patel MR, Dai D, Vemulapalli S, Subherwal S, Stafford J et al. High mortality risks after major lower extremity amputation in Medicare patients with peripheral artery disease. Am Heart J 2013;165(5):809-15. Zanati SG, Mouraria GG, Matsubara LS, Giannini M, Matsubara BB. Profile of cardiovascular risk factors and mortality in patients with symptomatic peripheral arterial disease. Clinics (Sao Paulo) 2009;64(4):323-6. Faxon DP, Creager MA, Smith SC Jr, Pasternak RC, Olin JW, et al.Atherosclerotic Vascular Disease Conference: Executive summary: Atherosclerotic Vascular Disease Conference proceeding for healthcare professionals from a special writing group of the American Heart Association. Circulation 2004;109(21):2595-604. Grundy SM, Benjamin IJ, Burke GL, Chait A, Eckel RH, et al. Diabetes and cardiovascular disease: a statement for healthcare professionals from the American Heart Association. Circulation 1999;100(10):1134-46. Grundmann RT, Meyer F. [Gender-specific influences on the results of vascular surgery]. Zentralbl Chir 2013;138(2):210-8. Mlekusch W, Exner M, Sabeti S, Amighi J, Schlager O, Wagner O, et al. Serum creatinine predicts mortality in patients with peripheral artery disease: influence of diabetes and hypertension. Atherosclerosis 2004;175(2): 361-7. Pereg D, Elis A, Neuman Y, Mosseri M, Segev D, Granek-Catarivas M et al. Comparison of mortality in patients with coronary or peripheral artery disease following the first vascular intervention. Coron Artery Dis 2014;25(1):79-82. Oshin OA, Torella F. Low hemoglobin concentration is associated with poor outcome after peripheral 15. 16. 17. 18. 19. 20. 21. 22. arterial surgery. 2013;47(6):449-53. Vasc Endovascular Surg McFalls EO, Ward HB, Moritz TE, Littooy F, Santilli S, Rapp J, et al. Clinical factors associated with long-term mortality following vascular surgery: outcomes from the Coronary Artery Revascularization Prophylaxis (CARP) Trial. J Vasc Surg 2007;46(4):694-700. Dawson I, Sie RB, van der Wall EE, Brand R, van Bockel JH. Vascular morbidity and mortality during long-term follow-up in claudicants selected for peripheral bypass surgery. Eur J Vasc Endovasc Surg 1998;16(4):292-300. Chen Q, Smith CY, Bailey KR, Wennberg PW, Kullo IJ. Disease location isassociated with survival in patients with peripheral arterial disease. J Am Heart Assoc 2013;2(5). Ballotta E, Da Giau G, Militello C, Terranova O, Piccoli A. Major elective surgery for vascular disease in patients aged 80 or more: perioperative (30-day) outcomes. Ann Vasc Surg 2007;21(6):772-9. Feringa HH, Bax JJ, Karagiannis SE, Noordzij P, van Domburg R, Klein J, et al. Elderly patients undergoing major vascular surgery: risk factors and medication associated with risk reduction. Arch Gerontol Geriatr 2009;48(1): 116-20. Paraskevas KI, Giannoukas AD, Mikhailidis DP. Statins and infrainguinal vascular bypass procedures. Curr Vasc Pharmacol 2013;11(1): 51-7. Mahlmann A, Rodionov RN, Ludwig S, Neidel J, Weiss N. How to asses and improve cardiopulmonary risk prior to vascular surgery? Vasa 2013;42(5):323-30. Lahoz C, Barrionuevo M, García-Fernández T, Vicente I, García-Iglesias MF, Mostaza JM. Cardiovascular morbidity-mortality associated to ankle-brachial index in the general population. Rev Clin Esp 2014;214(1):1-7. 23 ORİJİNAL ARAŞTIRMA Arteriyo-Venöz Erişim Endovasküler Uygulamalarda Total Perkütanöz Girişim: ‘Prostar XL’ Tecrübemiz Ünal AYDIN,a Korhan ERKANLI,a Onur ŞEN,a Mehmet KARAÇALILAR,a Aydın YILDIRIMb Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, Kardiyoloji Kliniği, İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim Araştıma Hastanesi, İstanbul a b Geliş Tarihi/Received: 28.12.2013 Kabul Tarihi/Accepted: 26.03.2014 Yazışma Adresi/Correspondence: Ünal AYDIN İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim Araştıma Hastanesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, İstanbul, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] ÖZET Amaç: Endovasküler girişimler her geçen gün yaygınlık kazanmaktadır. Buna bağlı olarak femoral arter perkütanöz girişim yöntemlerinin de kullanım sıklığı artmıştır. Çalışmamızda, kliniğimizde uygulanan endovasküler girişimlerde kullanılan total perkütanöz kapatma sisteminin sonuçlarını değerlendirmek ve başarısızlık sebeplerini ortaya çıkarmayı amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Mart 2010-Mart 2013 tarihleri arasında 29 olguya ‘Prostar XL’ cihazı ile total perkütanöz girişim uygulandı. Olgular 14 kadın ve 15 erkekten oluşmaktaydı ve yaş ortalaması da 75,86±8,8 yıldı. Bu seriden 3 (%4) olguya torasik endovasküler replasman (TEVAR), 7 (%24) olguya endovasküler aort replasmanı (EVAR) ve 19 (%65) olguya da transkateter aort valv implantasyonu (TAVİ) işlemleri uygulandı. Tüm olgularda 10F Prostar XL cihazı kullanıldı. Bulgular: Prostar XL ile gerçekleştirilen total perkütanöz girişimlerde 22 (%75) olguya başarılı işlem yapıldı. Diğer 7 (%25) olguda ise açık cerrahi tamir gerçekleştirildi. Cerrahi girişim uygulanan olgularda ise 4 olguya primer tamir, 3 olguya safen ven grefti ile kısa segment bypas ve 2 olguya da embolektomi yapıldı. İşlem sonrası postoperatif dönemde tüm olguların arter distal akımı ve akım formu, skopi ve Doppler ultrasonografi ile kontrol edildi, trifazik akım sağlandığı izlendi. Sonuç: Total perkütanöz yaklaşım seçilmiş olgularda oldukça başarılıdır. Ancak, tüm olgularda yüksek başarı oranı ileri araştırmalara ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak beklenebilir. Anahtar Kelimeler: Endovasküler girişim; total perkütanöz kapatma ABSTRACT Objective: Endovascular procedures are getting more popular recently. Relatedly, use of percutaneous femoral artery procedures have increased. In this study we analyzed the results of total percutaneous closure devices and the factors causing failure in this procedure. Material and Methods: Total percutaneous closure with ‘Prostar XL’ device was performed in 29 cases between March 2010 and March 2013. There were 14 (48%) females and 15 (52%) males, with a mean age of 75.86±8.8 years. The main procedures were ; thoracic endovascular aortic repair (TEVAR) (n: 3, 4%), endovascular aortic repair (EVAR) (n: 7, 24%), and transcatheter aortic valve implantation (TAVİ) (n: 19, %65). Prostar XL (10F) device was used in all cases. Results: Total percutaneous closure procedures performed with ‘Prostar XL’ were successful in 22 (75%) cases. However, the device failed in 7 (25%) cases, and a surgical cut-down was performed to those. The surgical procedures were: Primary surgical closure (n:4), embolectomy (n:3), and short segment bypass (n:2). The arterial distal flow form was detected with Doppler USG in all cases, and it was established as a triphasic flow. Conclusion: Total percutaneous closure system is successful in selected cases. However, high success rates for all cases could be possible with further studies and technological advances. Key Words: Endovascular procedures; total percutaneous closure E Damar Cer Derg 2014;23(1):24-8 doi: 10.9739/uvcd.2013-38587 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği 24 ndovasküler yöntemler ile abdominal veya torasik anevrizmalara yapılan girişimlerin yanı sıra, son yıllarda aort kapak replasmanı da popülerite kazanmıştır. Bu girişimlerde de yaygın olarak femoral arter Damar Cer Derg 2014;23(1) ENDOVASKÜLER UYGULAMALARDA TOTAL PERKÜTANÖZ GİRİŞİM: “PROSTAR XL” TECRÜBEMİZ kullanılmaktadır. Femoral arter girişimleri ise cerrahi veya perkütanöz yöntemlerle yapılmaktadır.1,2 Total perkütanöz girişimlerle endovasküler işlemlerin yapılmasında kullanılan resmi onaylı tek perkutan kapatma sistemi ‘Preclose Prostar XL (Abbott Laboratories Abbott Vascular Inc. 400 Saginaw Drive Redwood City, CA 94063 ABD)’dir.3 Perkütanöz yöntemle endovasküler girişimlerin uygulanabilirliği birçok çalışmada gösterilmiştir.1-4 Buna rağmen yine endovasküler aort replasmanı (EVAR) işlemlerinde total perkütanöz uygulamalarının (Prostar XL) oranı %46 ile %100 arasında değişkenlik gösterdiği tespit edilmiştir.1-4 Obezite, femoral arter kalsifikasyonu ve büyük çaplı girişim cihazları, perkütanöz girişimlerde başarısızlık faktörleri olarak öne sürülmüştür.1,3 Biz bu çalışmamızda total perkütanöz yöntemlerle yapılan EVAR, torasik endovasküler replasman (TEVAR) ve transkateter aort valv implantasyonu (TAVİ) uygulamalarında Prostar XL sisteminin başarı düzeyini, başarısızlık sebeplerini ve hastaya kattığı avantajları ortaya çıkarmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEMLER Kliniğimizde, Mart 2010-Mart 2013 tarihlerinde 29 olguya ‘Prostar XL’ cihazı ile total perkütanöz girişim uygulandı. Bu seriden 3 (%4) olguya TEVAR, 7 (%24) olguya EVAR ve 19 (%65) olguya da TAVİ işlemleri yapıldı. Olgular 14 kadın ve 15 erkekten oluşmaktaydı ve yaş ortalaması 75,86±8,8 yıldı (Tablo 1). Girişimler 20 olguya genel anestezi altında, 9 olguya ise sedasyon destekli lokal anestezi ile yapıldı. İşlem öncesi yapılan renkli Doppler ultrasonografide (RDUSG), 9 (%31) olguda femoral arter kalsifikasyonu tespit edildi. Obezite (n:3, %10), femoral arter kalsifikasyonu (n:9, %31), geçirilmiş kasık operasyonu (n:1, %3) ve kullanılacak endovasküler cihaz tipi ve çapı, total perkütanöz girişim için kontrendikasyon teşkil etmedi. Olgular cerrahi operasyon yapılacak şekilde örtülüp hazırlandı. Komon femoral artere kontralateral taraftan yapılan kontrast enjeksiyonu ile komon femoral skopi ile görüntülenip, pigtail kakater ilerletildi ve bu noktadan ponksiyon yapılarak işleme başlandı. Tüm olgular aktive pıhtılaşma zama- Damar Cer Derg 2014;23(1) Ünal AYDIN ve ark. nı (ACT) >250 (100 IU/kg) olacak şekilde heparinize edildiler. İşlem sonrasında yarı doz protamin ile antagonize edildiler. Tüm olgulara 10F Prostar XL (Abbott Laboratories Abbott Vascular Inc. 400 Saginaw Drive Redwood City, CA 94063 ABD) uygulandı (Resim 1). Prostar XL girişimleri tecrübe düzeyleri benzer iki hekim tarafından yapıldı. Komon femoral artere girişim yapıldıktan sonra, girişim yeri cihaz yerleştirilmesinden önce genişletildi. Kapak ya da vasküler replasman tamamlandıktan sonra sütürler düğümlendi ve sıkıca oturtuldu (Resim 2). Takiben, hasta yoğun bakım ünitesine (YBÜ) alındı ve tedavisine devam edildi. TABLO 1: Demografik veriler ve klinik özellikleri. Değişkenler Erkek/Kadın Yaş (ort±ss) DM n 51/49 8 27 6 20 75,86 ±11,18 KOAH 13 HT 26 Obezite 3 Kalp Yetmezliği KBY % 15/14 8 -- 44 89 27 10 ort±ss: Ortalama±standart sapma; DM: Diabetes mellitus; KOAH: Kronik obstruktif akciğer hastalığı; HT: Hipertansiyon; KBY: Kronik böbrek yetmezliği. RESİM 1: Prostar XL Uygulaması. 25 Ünal AYDIN ve ark. ENDOVASKÜLER UYGULAMALARDA TOTAL PERKÜTANÖZ GİRİŞİM: “PROSTAR XL” TECRÜBEMİZ girişimde 2 Prostar XL cihazı kullanıldı. Cerrahi girişim uygulanan olgularda ise 4 olguya primer tamir, 3 olguya safen ven grefti ile kısa segment bypas, ve 2 olguya da embolektomi yapıldı. Cerrahi girişime dönülen 1 olguda femoral sahada enfeksiyon izlendi. Bu olguya debridman ve antibiyoterapi uygulandı ve başarılı bir şekilde tedavi edildi (Tablo 2). Tüm olguların ortalama hastane yatış süresi 19 gün (maksimum/minimum: 130/3) olarak seyretti. YBÜ yatış süresi ise ortalama 3,62 gün (maksimum/minimum: 12/0) olarak tespit edildi (Tablo 3). Prostar XL uygulamalarında 16-20 Fr arasında değişen çaplarda portlar kullanıldı. Bununla birlikte, port çapı ile cerrahiye dönüş arasında bir korelasyon izlenemedi. RESİM 2: Prostar XL işlem sonrası görünüm. İSTATİSTİKSEL ANALİZ Bu çalışmada sürekli değişkenler ortalama ± standart sapma (ss) ile, kategorik değişkenler ise frekans ve yüzde şeklinde gösterildi. İstatiksel analiz için SPSS 11.5 (SPSS Inc., Chicago, Illinois, ABD) programı kullanıldı. BULGULAR Total perkütanöz yaklaşımla 29 olguya TEVAR, TAVİ ve EVAR girişimleri yapıldı. Mortalite 3 (%10) olguda gerçekleşti. Mortaliteler femoral arter girişimine bağlı değil, olguların patolojilerine ve işlem öncesi mevcut olan hemodinamik instabiliteye bağlı olarak gerçekleşti. Yine 3 olguya da işlem sonrası ek vasküler cerrahi işlem yapıldı. Ek cerrahi girişimler; 2 olguda psödoanevrizma, 1 olguda da arter tamiri olarak gerçekleşti. Tüm olgularda işlem sonrası postoperatif dönemde arter distal akımı ve akım formu, skopi ve RDUSG ile kontrol edildi, trifazik akım sağlandığı izlendi. Prostar XL ile gerçekleştirilen total perkütanöz girişimlerde 7 (%24) olguda işlem başarısızlığına bağlı cerrahi tamir yapıldı. Ayrıca 5 olguda tek 26 TABLO 2: Risk faktörleri ve komplikasyonlar. Değişkenler Femoral arter kalsifikastonu Ortalama sheat çapı Geçirilmiş kasık operasyonu Aynı olguda ikinci cihaz kullanımı n 9 18,88±2,02 1 % 31 -3 5 17 Primer tamir 4 13 Bypas 3 10 Cerrahiye dönüş Cerrahi girişim tipi Yama ile tamir Trombektomi 7 0 2 TABLO 3: Operatif veriler ve sonuçlar. Değişkenler Operasyon süresi (ort±ss) n 63,6±13,10 Kan transfüzyonu-ünite 3,44± 0,51-- Genel anestezi 20 Anestezi yöntemi Lokal anestezi 3,62±2,75 Ek cerrahi girişim 3 Mortalite -6 % -- 9 YBÜ yatış süresi Hastane yatış süresi 24 19 ± 23,3 5 ort±ss: Ortalama±standart sapma; YBÜ: Yoğun bakım ünitesi. 10 17 Damar Cer Derg 2014;23(1) ENDOVASKÜLER UYGULAMALARDA TOTAL PERKÜTANÖZ GİRİŞİM: “PROSTAR XL” TECRÜBEMİZ TARTIŞMA Total perkütanöz girişimler, endovasküler girişim alanında son yıllarda popülarite kazanmaktadır. Bu girişim tekniği ile cerrahi sonrası oluşabilecek komplikasyonlar azaltılmaktadır.5 Ayrıca endovasküler girişim, yıllar içinde tekrar girişim oranı yüksek bir tekniktir. Dolayısıyla, femoral sahaya tekrar tekrar cerrahi işlem yapılması komplikasyon oranını ve işlem zorluğunu artırmaktadır.6 Perkütanöz girişim tekniğinin dezavantajları ise; kanama, açık cerrahiye dönülmesi ve vasküler yaralanmalardır.7 Perkütanöz girişim yöntemi ile işlem başarısı; kommon femoral arterin cerrahi bir girişime gerek duyulmadan kapatılması, doku bütünlüğünün korunması ve distal trifazik akımın da sağlanmasıdır. Dolayısıyla bu yöntem ile yapılan girişimlerin başarı oranı birçok çalışmada farklı oranlarda bildirilmiştir. Tablo 4’te bu çalışmaların bildirdikleri başarı oranlarına yer verilmiştir. Bu bildirimlerde başarı oranı ortalama %91,1 (minimum/maksimum 71/100).1,3,7-14 Malkawi ve ark. yaptıkları derlemede; hasta seçimi, cihaz seçimi, obezite, skarlı femoral saha, kalsifiye femoral arter ve cihaz çapı alt başlıklarında başarısızlık oranlarını değerlendirmişler, ve femoral arter kalsifikasyonu, skarlı femoral saha ve cihaz seçiminin başarı oranına etkide bulunmaTABLO 4: Total perkütanöz girişim başarı oranları. Ekip Yıl n Başarı oranı (%) 88 95 19 92 Heyer ve ark. 2009 14 McDonnell ve ark. 2008 17 Najjar ve ark. 2007 Arthurs ve ark. Jean Baptiste ve ark. Lee ve ark. Döşlüoğlu ve ark. Watelet ve ark. Starnes ve ark. Peterson ve ark. Damar Cer Derg 2014;23(1) 2008 2008 11 2008 292 2006 29 2007 2006 2005 17 49 7 77 96 71 96 94 90 83 94 100 Ünal AYDIN ve ark. dığını bildirmişlerdir.4 Ayrıca uygulanacak cihaz kılıf çapının ve obezitenin başarısızlıkta etkili olduğunu öne sürmüşlerdir. Kliniğimizde yapılan çalışmada ise cihaz kılıf çapının ve obezitenin başarısız olgularda daha belirgin olduğu saptandı. Ek olarak, obezite ile birlikte ileri femoral arter kalsifikasyonun da başarısızlıkta etkili bir faktör olduğunu gözlemledik. Diğer klinik çalışmalarda da geniş kılıf çapının başarısızlıkta önemli olduğu bildirilmiştir,1,15,16 Total perkütanöz girişimde erken dönem uygulamalarda (öğrenme dönemi) başarısızlık, kanama, iskemi gibi komplikasyonlar bildirilmiştir.7,11 Kliniğimizdeki uygulamalarda da erken dönemde hematom, cerrahiye dönülme gibi komplikasyonlarla karşılaşıldı. Öğrenme periyodunun önemli olduğunu düşünmekteyiz, ancak femoral arter kalsifikasyonu, obezite gibi risk faktörleri ile bu periyotta karşılaşılması komplikasyon oranını artırmıştır. Aksi takdirde normal arter ve dokuların bu girişime toleransının yüksek olduğunu düşünmekteyiz. Tüm uygulamalarda gerek diğer uygulayıcıların gerekse de kliniğimizin tecrübesi ve önerisi, kontralateral enjeksiyon ile skopi altında ponksiyon yapılması ve cihazın yerleştirilmesidir. Bu yöntem ile daha doğru ve güvenli bir girişim olanağı elde edilir.9 SONUÇ Endovasküler girişimlerde total perkütanöz yaklaşım, etkili ve güvenli bir girişim tekniğidir. Seçilmiş olgularda başarı oranı oldukça yüksektir. Ancak risk faktörleri yüksek olan olgularda da cerrahi yaklaşım yerini korumaktadır. Bununla birlikte, tüm olgularda yüksek başarı oranı elde edilmesi için ileri çalışmalara ve teknolojik gelişmelere ihtiyaç vardır. Çıkar Çatışması Yazarlar herhangi bir çıkar çatışması veya finansal destek bildirmemiştir. 27 Ünal AYDIN ve ark. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 28 ENDOVASKÜLER UYGULAMALARDA TOTAL PERKÜTANÖZ GİRİŞİM: “PROSTAR XL” TECRÜBEMİZ Starnes BW, Anderson CA, Ronsivalle JA, Stockmaster NR, Mullenix PS, Statler JD. Totally percutaneous aortic aneurysm repair: experience and prudence. J Vasc Surg 2006; 43(2):270-6. Cockburn J, de Belder A, Brooks M, Hutchinson N, Hill A, Trivedi U, et al. Large calibre arterial access device closure for percutaneous aortic valve interventions: use of the Prostar system in 118 cases. Catheter Cardiovasc Interv 2012;79(1):143-9. LeeWA, BrownMP, NelsonPR, HuberTS, Seeger JM. Midterm outcomes of femoral arteries after percutaneous endovascular aortic repair using the Preclose technique. J VascSurg 2008;47(5):919-23. Malkawi AH, Hinchliffe RJ, Holt PJ, Loftus IM, Thompson MM. Percutaneous access for endovascular aneurysm repair: a systematic review. Eur J Vasc Endovasc Surg 2010;39(6): 676-82. Chuter TAM, Lukaszewicz GC, Kerlan RB, Reilly LM, Sawhney R, Canto C, et al. Is percutaneous endovascular AAA repair feasible? J Endovasc Ther 2000;7 (Suppl):1-6. Hölzenbein TJ, Kretschmer G, Thurner S, KAYNAKLAR 7. 8. 9. Schoder M, Aslim E, LammerJ, et al. Midterm durability of abdominal aortic aneurysm endograft repair: a word of caution. J Vasc Surg 2001;33(suppl):S46-54. Percutaneous closure devices for endovascular repair of infrarenal abdominal aortic aneurysms: a prospective, non-randomized comparative study. Eur J Vasc Endovasc Surg 2008;35(4):422-8. Watelet J, Gallot JC, Thomas P, Douvrin F, Plissonnier D. Percutaneous repair of aortic aneurysms: a prospective study of suturemediatedclosure devices. Eur J Vasc Endovasc Surg 2006;32(3):261-5. 12. Najjar SF, Mueller KH, Ujiki MB, Morasch MD, Matsumura JS, Eskandari MK. Percutaneous endovascular repair of ruptured abdominal aorticaneurysms. Arch Surg 2007;142(11):1049-52. Arthurs ZM, Starnes BW, Sohn VY, Singh N, Andersen CA. Ultrasound-guided access improves rate of access-related complications for totally percutaneous aortic aneurysm repair. Ann Vasc Surg 2008;22(6): 736-41. 14. Peterson BG, Matsumura JS, Morasch MD, West MA, Eskandari MK. Percutaneous endovascular repair of blunt thoracic aortic transection. J Trauma 2005;59(5):1062-5. Heyer KS, Resnick SA, Matsumura JS, Amaranto D, Eskandari MK. Percutaneous Zenith endografting for abdominal aorticaneurysms. Ann Vasc Surg 2009;23(2):167-71. 10. McDonnell CO, Forlee MV, Dowdall JF, Colgan MP, Madhavan P, Shanik GD, et al. Percutaneous endovascular abdominal aortic aneurysm repair leads to are duction in wound complications. Ir J Med Sci 2008;177(1):4952. 11. Jean-Baptiste E, Hassen-Khodja R, Haudebourg P, Bouillanne PJ, Declemy S, Batt M. 13. Dosluoglu HH, Cherr GS, Harris LM, Dryjski ML. Total percutaneous endovascular repair of abdominal aortic aneurysms using Perclose ProGlide closure devices. J EndovascTher 2007;14(2):184-8. 15. LeeWA, BrownMP, NelsonPR, Huber TS. Total percutaneous access for endovascular aortic aneurysm repair (‘‘Preclose’’ technique). J VascSurg 2007;45(6):1095-101. 16. Rachel ES, Bergamini TM, Kinney EV, Jung MT, Kaebnick HW, Mitchell RA. Percutaneous endovascular abdominal aortic aneurysmr epair. Ann VascS urg 2002;16(1):43-9. Damar Cer Derg 2014;23(1) ORİJİNAL ARAŞTIRMA Ven Hastalıkları Endovenöz Lazer Ablasyon ile Semptomatik Varislerin Tedavisi Sonrası Hasta Memnuniyetinin Vizüel Analog Skala ile Değerlendirilmesi: Olgu Serisi Arif GÜCÜ,a Burak ERDOLU,a Derih AY,a Faruk TOKTAŞ,a Cüneyt ERİŞ,a Ahmet Hakan VURAL,a Mehmed Tuğrul GÖNCÜa Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bursa a Geliş Tarihi/Received: 12.12.2013 Kabul Tarihi/Accepted: 28.01.2014 Yazışma Adresi/Correspondence: Arif GÜCÜ Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, Bursa, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] ÖZET Amaç: Safenofemoral yetmezliğe bağlı varikoziteler sık karşılaşılan, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen sorunlardır ve konvansiyonel tedavileri cerrahidir. Endovenöz lazer ablasyon (EVLA) son yıllarda konvansiyonel cerrahiye alternatif olarak öne çıkmaktadır. EVLA lokal anestezi altında uygulanmakta ve hastalar aynı gün içinde günlük yaşamlarına dönebilmektedir. Vizüel analog skala (VAS), sayısal olarak ölçülemeyen bazı değerleri sayısal hale çevirmek için kullanılır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada, Nisan 2011-Nisan 2013 sürecinde semptomatik safenofemoral yetmezlik nedeniyle EVLA uygulanan hastaların memnuniyet oranı VAS kullanılarak araştırıldı. Çalışmaya yaşları 18 ile 66 arasında değişen 47’si erkek 51’i kadın, 98 hasta dâhil edildi. Bulgular: EVLA sonrası hastaların % 37,7’si şikâyetlerinin tamamen kaybolduğunu, %58,8’i şikâyetlerinde belirgin iyileşme olduğunu ifade etti. Şikâyetlerinde iyileşme olmadığını belirten hasta olmadı. Sonuç: EVLA yöntemi ile semptomatik varis tedavisi; klinik ve estetik sonuçlarıyla güvenilir, düşük komplikasyon oranlarıyla etkin bir minimal invaziv tedavi seçeneği olmasının yanı sıra, hasta memnuniyeti yönünden de etkili bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: Variköz venler; endovenöz lazer ablasyon; vizüel analog skala ABSTRACT Objective: Varicosities due to saphenofemoral insufficiency are common, they adversely affect the quality of life, and its conventional treatment method is surgery. Endovenous laser ablation (EVLA) emerged as an alternative to surgery in recent years. EVLA is performed under local anesthesia, and patients can continue to their daily life on the same day of operation. Visual analog scale (VAS) is used to convert the non-numeric data to numeric values. Material and Methods: In this study, satisfaction of the patients who were treated with EVLA due to symptomatic saphenofemoral insufficiency between April 2011 and April 2013 was investigated by using VAS. Ninety eight patients; 47 males and 51 females with ages between 18 to 66 years were included in the study. Results: Among all, 37.7% of the patients reported that their symptoms disappeared completely while 58.8% of the patients expressed that the symptoms markedly improved. No patients declared that their symptoms did not improve at all. Conclusion: As a minimal invasive treatment option, EVLA method is reliable with its clinical and esthetic results, effective with its low complication rates, and efficient in terms of patient satisfaction. Key Words: Varicose veins; endovenous laser ablation; visual analog scale Damar Cer Derg 2014;23(1):29-33 doi: 10.9739/uvcd.2013-38402 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği Damar Cer Derg 2014;23(1) ndovenöz lazer ablasyonun (EVLA) safenofemoral yetmezliğe bağlı varikoziteler için başarılı bir tedavi yöntemi olduğu 10 yılın üzerinde bir tecrübe ile kanıtlanmıştır. Gerçekleştirilen çalışmalar klasik ligasyon ve stripping yöntemi ile karşılaştırıldığında EVLA yönteminin 29 Arif GÜCÜ ve ark. ENDOVENÖZ LAZER ABLASYON İLE SEMPTOMATİK VARİSLERİN TEDAVİSİ SONRASI... %90’ın üzerinde bir başarı oranıyla daha efektif bir yöntem olduğunu göstermiştir.1 Vizüel analog skala (VAS), sayısal olarak ölçülemeyen bazı değerleri sayısal hale çevirmek için kullanılır. Çoğunlukla 10 cm uzunluğunda, yatay ya da dikey, “Ağrı Yok” ile başlayıp “Dayanılmaz Ağrı” ile biten bir hattır. Bu hat sadece düz bir hat olabileceği gibi, eşit aralıklar halinde bölünmüş, ya da ağrı tanımlamada kullanıldığında hat üzerine konan tanımlama kelimelerine sahip olabilir. Genel olarak, vertikal hattın daha kolay anlaşıldığı kabul edilmektedir. GEREÇ VE YÖNTEMLER Bu çalışmada, kliniğimizde Nisan 2011 - Nisan 2013 sürecinde EVLA uygulanan hastaların postoperatif 6. hafta sonundaki hasta memnuniyetinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışma, Kurumsal Değerlendirme Kurulu tarafından onaylanmış ve çalışmaya alınan tüm hastalar bilgilendirilmiştir. Çalışmaya semptomatik safenofemoral yetmezliği bulunan ve yaşları 18-66 yıl arasında değişen 47’si erkek (yaş ortalaması: 42,1±13,4) ve 51’i kadın (yaş ortalaması: 44,68±10,6) 98 hasta dahil edildi. Hastaların preoperatif incelemesinde 5 hastada hipertansiyon, 4 hastada diabetes mellitus tespit edildi. Preoperatif değerlendirmede en sık semptom, alt ekstremitede ağrı ve kramptı (%53). Rastlanan diğer semptomlar sırasıyla alt ekstremitede şişlik ve çap artması (%18) ve ciltte pigmentasyondu (%4). Yirmi dört hasta (%24) kozmetik nedenle operasyona alındı. Hastalar klinik tablo, etiyoloji, anatomik ve patofizyolojik (CEAP) olarak sınıflandı. Tüm hastalar CEAP sınıf 2 ve üzerindeydi. Hastaların preoperatif özellikleri Tablo 1’de verilmiştir. Dupleks Ultrasonografi (US) İnceleme: Dupleks US inceleme, deneyimli radyoloji uzmanı tarafından hastalar ayakta durur pozisyondayken, GE Logiq 400 Pro (Milwaukee, WI, ABD) ultrason cihazı kullanılarak gerçekleştirildi. Derin ve yüzeysel venöz sistem (büyük ve küçük safen ven ve perforatörler) yetmezlik açısından değerlendirildi. Perforatör venlerin kompadansı ölçüldü. Büyük safen venin çapı 5,5 mm’nin üstündeyse ve 0,5 30 TABLO 1: Hastaların preoperatif özellikleri. Değişkenler Yaş (ort±ss; kadın/erkek) Cins (kadın/erkek) HT DM CEAP sınıflaması n % 51/47 52/48 5 5 44,68±10,6 / 42,1±13,4 7 - 7 Sınıf 2 73 74 Sınıf 4 8 8 Sınıf 3 Sınıf 5 Semptomlar 15 15 0 0 Ağrı, kramp 52 53 Pigmentasyton 4 4 Şişlik, çap artışı 18 18 ort±ss: Ortalama±standart spama; CEAP: Klinik tablo, etiyoloji, anatomik ve patofizyolojik. sn’den daha yüksek ters akım varsa, bu safenofemoral yetmezlik olarak tanımlandı. Perforatörlerin çapı 4 mm’den fazlaysa veya 0,5 saniyeyi aşan dış yönlü akım varsa, bu perforan ven yetmezliği olarak değerlendirildi.2 Büyük safen ven çapı safenofemoral bileşkenin 3 cm altından, küçük safen ven çapı safenopopliteal bileşkenin 1,5 cm altından ölçüldü. Endovenöz Lazer Ablasyon Tekniği: Hastalara diz altı uygun bölgeden safen ven ponksiyonu yapıldı ve lazer fiber ucu dupleks US kontrolünde uygun lokasyona yerleştirildi. Tümesan anestezi 500 ml serum fizyolojik, 5 ml %10 lidocain, 10 ml %8,4 sodyum bikarbonat ve 1 ml adrenalin ile hazırlandı ve 250-500 ml safen ven trasesi boyunca uygulandı. 300-600 μm bare-tip lazer fiber kullanıldı. 1 sn interval ve 1 sn süresince 10-12 W güç ile işlem yapıldı (940 nm / 70-100 joule/ cm). Ablasyon sonrası kateter çıkartıldı ve ponksiyon bölgesi steril olarak kapatıldı. Bacak elastik bandaj ile sarıldı. Postoperatif enoxaparin 100 anti-Xa IU/kg subkütan profilaksi uygulandı. Bu çalışmada hastaların EVLA sonrası memnuniyet seviyesini belirlemek için VAS kullanıldı. Postoperatif 6. hafta sonunda tüm hastalar kontrole çağrıldı ve şikâyetlerindeki iyileşme derecesini 10 cm’lik bir gösterge çizelgesi üzerinde işaretlediler. Damar Cer Derg 2014;23(1) ENDOVENÖZ LAZER ABLASYON İLE SEMPTOMATİK VARİSLERİN TEDAVİSİ SONRASI... ‘0’ değeri hastanın şikâyetlerinde hiçbir azalma olmadığını gösterirken, ‘10’ değeri hastanın şikâyetlerinin tamamen kaybolduğunu göstermekteydi (Şekil 1). İstatistiksel Analiz: Bu çalışmada sürekli değişkenler için ortalama±standart sapma ve kategorik değişkenler için frekans (n) ve yüzde (%) değerleri verildi. Analizler SPSS 16.0 (SPSS Inc., Chicago, Illinois) istatistik programı kullanılarak elde edildi. BULGULAR Postoperatif 6. hafta sonunda hastaların % 37,7’si (n=37) şikâyetlerinin tamamen kaybolduğunu, % 58,8’i (n=58) şikâyetlerinde 5 ila 9 puan arasında iyileşme olduğunu, % 3,6’sı (n=3) ise şikâyetlerinde 1 ila 4 puan düzelme olduğunu ifade etti. Şikâyetlerinde hiç değişiklik olmadığını belirten hasta olmadı. VAS kullanılarak, hastaların % 96,4‘ünün (n=95) şikâyetlerinde EVLA işlemi sonrası belirgin azalma olduğu ve yaşam kalitelerinde belirgin düzelme olduğu belirlendi. TARTIŞMA Safen ven yetmezliğinin konvansiyonel tedavisi cerrahi olup, safenofemoral veya safenopopliteal bileşke ligasyonu, yetmezlik gösteren safen venin çıkarılması (stripping) ve variköz pakelerin eksizyonu şeklindedir.3,4 Son yıllarda endovenöz lazer ablasyon (EVLA), radyofrekans ablasyon (RFA) ve skleroterapi gibi yöntemler, yüzeyel venöz yet- Arif GÜCÜ ve ark. mezlik tedavisinde kullanılmaya başlanılmıştır. US kılavuzluğunda ve lokal veya spinal anestezi altında yapılan bu yöntemler, cerrahi yöntemlere alternatiftir.5-7 Minimal invaziv olması, komplikasyon oranlarının oldukça düşük olması sebebiyle, EVLA ve skleroterapi günümüzde uygulanılan en güncel tedavi şekilleridir. VAS,8-11 çoğunlukla 10 cm uzunluğunda, yatay ya da dikey, “Ağrı Yok” ile başlayıp “Dayanılmaz Ağrı” ile biten bir hattır. Bu hat sadece düz bir hat olabileceği gibi, eşit aralıklar halinde bölünmüş, ya da ağrı tanımla için kullanıldığında hat üzerine konan tanımlama kelimelerine sahip olabilir. Genel olarak yatay hattın daha kolay anlaşıldığı kabul edilmektedir. VAS’ın düz hattan başka şekle dönüştürülmesi için bölünme ve tanımlama kelimelerinin konmuş haline; “Grafik Değerlendirme Skalası” denilir. VAS, tedavi etkilerine karar vermede birçok çalışma için başarılı bir değerlendirme yöntemi olmuştur. VAS’ın kullanımı hastaya çok iyi anlatılmalıdır. Hasta ağrısının şiddetini bu hat üzerinde uygun gördüğü yerde işaret ile belirtir. “Ağrı yok” başlangıç noktası ile işaretlenen nokta arası ‘’cm’’ olarak ölçülüp kayda alınır. Ancak VAS’ın doğruluğunu kanıtlamanın olası olmadığı bilinmektedir.18 VAS kullanmanın avantajları şunlardır: Ağrı şiddetinin değerlendirilmesinde, diğer yöntemler ile yapılan karşılıklı değerlendirmeler sonucunda VAS’ın uygun bir yöntem olduğu saptanmıştır. ŞEKİL 1: Çalışmada kullanılan vizüel analog skala. Damar Cer Derg 2014;23(1) 31 Arif GÜCÜ ve ark. ENDOVENÖZ LAZER ABLASYON İLE SEMPTOMATİK VARİSLERİN TEDAVİSİ SONRASI... 5 yaş üzerindeki hastalar bu yöntemi, kolay anlaşılır ve kolay uygulanabilir olarak tanımlamışlardır. VAS ile değerlendirmelerde düzenli bir dağılım gerçekleştirilir. Sözlü ağrı değerlendirilmesi ile karşılaştırıldığında, tedavi etkilerinin değerlendirilmesinde yeterli hassasiyete sahip olduğu görülür. Ölçüm yeniden yapılabilir. VAS’ın diğer ağrı ölçüm yöntemlerine göre dezavantajları: Hastalar işaretlenmeyi rastgele yapabilmekte, bu da değerlendirmede yanılgılara neden olabilmektedir. Hastanın yorgun, şaşkın ya da işbirliği yapamaz durumda olması VAS’ın yeterli olmasını engelleyebilir. Ağrı değerlendirilmesinin yapıldığı zamanın seçimi de yanılgılara neden olabilir. Bu yanılgıları önlemek için ağrı değerlendirilmesini düzenli aralıklar ile yapmak uygun olur. VAS’ın değerlendirme ve kayıtlarının aynı skala üzerinde yapılması durumunda önceki ağrı şiddeti değerini görmek, sonraki ağrı şiddetinin değerlendirilmesinde etkileyici rol oynayabilir. Yaşlılarda, VAS hattının algılanması, işaretler ile koordinasyon sağlanmasının güçlüğü nedeni ile uygulamada sorun olabilmektedir. Değerlendirmelerde, teknik detay nedeni ile olabilecek sorunlar ile de (formun baskı ve çoğaltma işlemlerindeki gibi) karşılaşılabilir. VAS çocuklarda yararlı bir ölçüm olarak görünmesine karşılık, yaşlılarda en iyi ağrı değerlendirme yöntemi olarak önerilmemektedir. uygulaması günlük olarak VAS ile değerlendirilmiştir. 0 cm ağrı yok-10 cm şiddetli ağrı olarak hazırlanan VAS skorlamasında hastaların ortalama VAS skoru 1,64 olarak saptanmıştır. Ayrıca bu çalışmada hastaların %74,4‘üne posoperatif 6 hafta sonra dupleks US incelemesi yapılmış ve %93,7’sinde komplet büyük safen ven oklüzyonu saptanmıştır. Biz çalışmamızı postoperatif hasta memnuniyetinin VAS ile değerlendirilmesi üzerine kurduk ve postoperatif 6. hafta VAS skorlarını çalışmamızda belirttik. Postoperatif 6. hafta sonunda hastaların % 37,7’si (n=37) şikâyetlerinin tamamen kaybolduğunu, % 58,8’i (n=58) şikâyetlerinde 5 ila 9 puan arasında iyileşme olduğunu, % 3,6’sı (n=3) ise şikâyetlerinde 1 ila 4 puan düzelme olduğunu ifade etti. Şikâyetlerinde hiç değişiklik olmadığını belirten hasta olmadı. Hastaların %96,4’ü (n=95) EVLA işlemi sonrası şikâyetlerinde ve yaşam kalitelerinde belirgin düzelme olduğunu ifade etti (Şekil 2). Sonuç olarak, EVLA yöntemi ile semptomatik varis tedavisi klinik ve estetik olarak sonuçlarıyla güvenilir, düşük komplikasyon oranlarıyla etkin bir minimal invaziv tedavi seçeneği olması yanı sıra, hasta memnuniyeti yönünden da etkili bir yöntemdir. Çalışma Limitasyonları: Çalışmanın en büyük limitasyonu EVLA işlemi sonrası dönemdeki büyük safen ven kompedansının dupleks US ile değerlendirilmemiş olmasıdır. Çalışma postoperatif hasta memnuniyetinin değerlendirilmesi üzerine kurulmuştur ve postoperatif 6. hafta VAS skorlaması ile Hasta tarafından VAS ile yapılan değerlendirmenin aynı anda sayısal olarak değerlendirilebilmesi amacıyla bir ölçek geliştirilmiştir.19 Bu ölçeğin üzerinde hasta ağrı şiddetini işaret ederken, ölçeğin cetveli üzerindeki sayısal değeri göstermektedir. Van den Bremer ve ark.nın12 büyük safen ven yetmezlikli 323 kişi ve 403 bacakta EVLA uygulamasının sonuçlarını değerlendirdiği çalışmada, postoperatif 1-7. günlerde toplam 261 EVLA 32 Hasta sayısı ŞEKİL 2: EVLA sonrası hastaların şikâyetlerindeki iyileşmenin vizüel analog skala ile değerlendirilmesi. Damar Cer Derg 2014;23(1) ENDOVENÖZ LAZER ABLASYON İLE SEMPTOMATİK VARİSLERİN TEDAVİSİ SONRASI... hasta memnuniyeti ölçülmüştür. İlerleyen dönemde bu karşılaştırmamın yapıldığı ve klasik strripping ile EVLA’nın VAS ile değerlendirilip karşılaştırılacağı bir çalışma planlanmaktadır. 1. 2. 3. 4. 5. Bos R, Arends L, Kockaert M, Neumann M, Nijsten T. Endovenous therapies of lower extremity varicosities: a meta-analysis. J Vasc Surg 2009;49(1): 230-9. Tan KK, Nalachandran S, Chia KH. Endovenous laser treatment for varicose veins in Singapore: a single centre experience of 169 patients over two years. Singapore Med J 2009;50(6): 591-4. Teruya TH, Ballard JL. New approches for the treatment of varicose veins. Surg Clin North Am 2004;84(5):1397-417, viii-ix. Almeida JI, Raines JK. Radiofrequency ablation and laser ablation in the treatment of varicose veins. Ann Vasc Surg 2006;20(4):547-52. Brasic N, Lopresti D, McSwain H. Endovenous laser ablation and sclerotherapy for treatment Damar Cer Derg 2014;23(1) Çıkar Çatışması Yazarlar herhangi bir çıkar çatışması veya finansal destek bildirmemiştir. KAYNAKLAR 6. 7. 8. 9. Arif GÜCÜ ve ark. of varicose veins. Semin Cutan Med Surg 2008;27(4):264-75. Navarro L, Min R, Bone C. Endovenous laser: a new minimally invasive method of treatment for varicose veins- preliminary observations using an 810 nm diode laser. Dermatol Surg. 2001;27(2):117-22. Puggioni A, Kalra M, Carmo Mozes G, Gloviczki P. Endovenous laser therapy and radiofrequency ablation of the great saphenous vein: Analysis of early efficacy and complications. J Vasc Surg 2005;42(3):488-93. Gracely RH. Methods of testing pain mechanisms in normal man. In: Wall RM. Textbook of Pain. Singapore: Churchill Livingstone; 1989. p.257. Aexander JI, Hill RG. Pain, the size and meas- ure of the problem. Postoperative Pain Control. Oxford, London, Boston: Blackwell Scientific Publications; 1987. p.6. 10. Bird HA, Dixon JS: The measurement of pain, Baillieres Clin Rheumatol 1987;1(1):7189. 11. Logas WG, EI-Baı N, EI-Ganzouri A, Cullen M, Slaren E, Faber P, et al. Continuous thoracic epidural analgesia for postoperative pain relieve, following thoracotomy, A randomized prospective study. Anesthesiology 1987; 67(5):787-91. 12. Van den Bremer J, Joosten PP, Hamming JF, Moll FL. Implementation of endovenous laser ablation for varicose veins in a large community hospital: the first 400 procedures. Eur J Vasc Endovasc Surg 2009;37(4) 486-91. 33 ORİJİNAL ARAŞTIRMA Kök Hücre Uygulamaları ve Deneysel Çalışmalar Akut Alt Ekstremite İskemi Reperfüzyon Sonrasında Gelişen Böbrek Hasarına İloprost ve Levosimendanın Etkilerinin Araştırılması Atalay KARAKAYA,a Seyhan BABAROĞLU,b Fatih YILMAZ,c Mustafa SEREN,d Orçun ÜNAL,e Kanat ÖZIŞIK,b Emine DÜNDAR,f Recep ASLANa Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, Patoloji Kliniği, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Eskişehir b Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, TDV 29 Mayıs Hastanesi, Ankara c Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kayseri d Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara e Göğüs Cerrahisi Kliniği, Yedikule Göğüs Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul a f Geliş Tarihi/Received: 13.11.2013 Kabul Tarihi/Accepted: 25.02.2014 Yazışma Adresi/Correspondence: Kanat ÖZIŞIK TDV 29 Mayıs Hastanesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, Ankara, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] doi: 10.9739/uvcd.2013-38083 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği 34 ÖZET Amaç: Bu çalışmada sıçan infrarenal abdominal aortasında oklüzyon-reperfüzyon sonrası, böbreklerde oluşan iskemi-reperfüzyon hasarına iloprost ve levosimendanın etkileri araştırılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Otuz iki adet Sprague-Dawley cinsi dişi sıçan randomize olarak, eşit sayıda (n=8) dört gruba ayrıldı. Grup K kontrol grubu idi. Grup IR’de 60 dakika iskemi oluşturuldu, daha sonra 120 dakika reperfüze edildi. Grup IR+IL ve grup IR+LV’de reperfüzyondan 15 dakika önce sırası ile 20 ng/kg/dk iloprost, 0,2 µg/kg/dk levosimendan infüzyonu verildi. Ratlardan alınan böbrek doku örnekleri formaldehit fiksasyonu sonrası ışık mikroskobunda histolojik olarak değerlendirildi. Bulgular: Histopatolojik incelemede, K grubu ile IR grubunda anlamlı patolojik değişiklik tespit edilmedi. IR+IL ve IR+LV gruplarında bulanık şişme, tübüler nekroz, iltihabi hücre infiltrasyonu, ödem ve konjesyon, istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Sonuç: Histolojik analizler iloprost ve levosimendanın reperfüzyon hasarı oluşan rat böbrekleri üzerinde koruyucu etkileri olduğunu göstermemiştir. Anahtar Kelimeler: İskemi-reperfüzyon hasarı; iloprost; levosimendan ABSTRACT Objective: In this study, we investigated the effects of iloprost and levosimendan in ischemia-reperfusion injury after infrarenal abdominal aorta occlusion in rats. Material and Methods: Thirty two adult female Sprague-Dawley rats were randomly divided in to 4 groups. Group K was the control group. In Group IR, ischemia was produced for 60 minutes and then they were reperfused for 120 minutes. In Group IR+IL, 20 ng/kg/min iloprost, and in Group IR+LV 0.2 µg/kg/min levosimendan were given 15 minutes before reperfusion. Renal samples were put into formaldehyde solution and were histologically examined under the light microscope. Results: Histopathological investigations showed no pathologic damage in the control and ischemia groups. In IR+IL group and in Group IR+LV group tubular necrosis, hydropic degeneration, neutrophilic infiltration, edema and congestion were statistically non-significant. Conclusion: The histological analyses have revealed that iloprost and levosimendan have no protective effect against reperfusion injury in rat kidney. Key Words: Ischemia-reperfusion injury; iloprost; levosimendan A Damar Cer Derg 2014;23(1):34-9 kut ekstremite iskemisi ciddi morbidite ve mortaliteye neden olan klinik bir problemdir. Akut iskemik duruma yol açan neden ortadan kaldırılıp reperfüzyon sağlandığında da morbidite ve mortalite riski devam etmektedir.1 Alt ekstremite iskemi reperfüzyon hasarında lokal ve sistemik etkiler gözlenir. Lokal etkiler iskelet kası ve damar endotelinde gözlenirken, siste- Damar Cer Derg 2014;23(1) AKUT ALT EKSTREMİTE İSKEMİ REPERFÜZYON SONRASINDA GELİŞEN BÖBREK HASARINA... mik etkiler başlıca akciğer, kalp, beyin ve böbrekler olmak üzere tüm dokularda gözlenebilir.2 İskemi reperfüzyon hasarının temelinde reperfüzyon esnasında dokunun oksijenizasyonu sonucu ortaya çıkan serbest oksijen radikalleri bulunmaktadır. Reaktif oksiradikaller birçok kaynaktan salınabilirler, bunlar arasında en önemli olanı reperfüzyon esnasında dokuya gelen aktive olmuş nötrofillerdir. Lökosit aktivasyonu ile karakterize enflamatuar yanıt uç organ hasarında en önemli rolü oynar.3 Renal hasar öncelikle tubuluslarda oluşur. Nedeni iskemiye bağlı gelişen tübüler nekrozdur. Genellikle geriye dönüşümlüdür, reperfüzyonla birlikte 1-2 hafta içinde tübül fonksiyonları normale dönmektedir.4 İloprost, lökosit aktivasyonunu ve adezyonunu inhibe eder. Lökositlerden lökotrien, serbest oksijen radikalleri, proteolitik enzim salınımı azalır. Bu şekilde endotel koruyucu etki göstermiş olur.5 İskemi reperfüzyon hasarına bağlı gelişen böbrek uzak organ hasarında da iloprostun hasarı azaltmada etkin olduğu gösterilmiştir.6-8 Levosimendan, myokardın kalsiyuma olan duyarlılığını artıran ve vazodilatatör etkiye sahip bir inotorpik ajandır.9 Levosimendanın vazodilatatör etkinliği, yapılan çalışmalarda iki yönlü olarak ortaya konmuştur. Birincisi, ATP bağımlı potasyum kanallarını uyararak etkili olmaktadır.10 İkinci yolda ise levosimendanın vasküler düz kasta desensitizasyon yaptığı düşünülmektedir. Potasyum kanallarının açılması hem kalsiyum miktarını, hem de kontraktil proteinlerin kalsiyum duyarlılığını azaltarak kalsiyum duyarsızlaşması yaratmaktadır.11 Myozit kültürleri üzerinde yapılan bir çalışmada, oksidatif strese bağlı apopitozis, levosimendan ile engellenmiştir.12 Ayrıca oksijen tüketimi üzerine olumlu etkilerinin olması ve iskemi reperfüzyon sonrası enerji dengesi üzerinde nötral etkisinin olması, bileşiğin anti-iskemik etkisine katkıda bulunmaktadır.13 Bizim çalışmamızda iloprost (PgI2 analoğu) ve levosimendanın (kalsiyum duyarlaştırıcı) alt ekstremite iskemi reperfüzyon hasarı sonrası böbrek Damar Cer Derg 2014;23(1) Atalay KARAKAYA ve ark. dokusuna etkilerinin histopatolojik olarak incelenmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEMLER Deney hayvanları, Tıbbi ve Cerrahi Deneysel Araştırma Merkezi’nden (TİCAM) temin edildi. Ortalama ağırlıkları 250-300 g olan 32 adet Sprague-Dawley cinsi dişi sıçan randomize olarak eşit sayıda (n=8) 4 gruba ayrıldı. Sıçanlar deney süresince 12’şer saatlik aydınlık-karanlık ışıklandırması olan, ısısı 20-22oC ve nemi %45-50 otomatik olarak ayarlanan odalarda yaşatıldı. Bu süreçte tüm sıçanlar şeffaf kafeslerde tutuldu, standart sıçan yemi ile beslendi ve çeşme suyu verildi. DENEKLERİN HAZIRLANMASI VE OPERASYON TEKNİĞİ Deneyde kullanılacak tüm sıçanlar yapılacak işlemler öncesinde tartılarak vücut ağırlıkları kaydedildi. Tüm sıçanlara 8 saat açlık sonrasında intramuskuler olarak 50 mg/kg ketamin hidroklorür (Ketalar® 50 mg/mL flakon, Pfizer) anestezisi verildi. Gerekli olduğunda deney süresince bir kez olmak üzere ek doz yapılması planlandı. Sıçanlar ısıtıcı lamba altında supin pozisyonda masaya yatırıldı. Denekler sarı renkli intraket ile kuyruk veninden kanüle edildi. Ciltleri aseptik olarak hazırlanan sıçanlara ksifoidin hemen altından, pubisin 0,5 cm üstüne kadar orta hat median laporotomi yapıldı. Laporotomi sonrası barsaklar nemli gazlı bez yardımı ile sağa deviye edildi. İnfrarenal abdominal aorta ve sol böbrek künt diseksiyonla eksplore edildi. Tüm sıçanlara antikoagülan amaçlı düşük doz (100 ü/kg) heparin (Nevparin® 25 000 IU 5 mL flakon, Mustafa Nevzat) yapıldı. Deney süresince sıvı resüsitasyonu amacıyla kuyruk veninden 10 mL/kg %0,9’luk NaCl verildi. İnfüzyon Braun® Perfüzatör yardımı ile gerçekleştirildi. İnfrarenal abdominal aortaya atravmatik mikrovasküler klemp (Nova® 12 mm Angle) kondu. Klemp sonrasında peritoneal boşluğa yaklaşık 5 mL serum fizyolojik sıkıldı. Batın 3 adet ipek dikiş ile yaklaştırıldı. Bir saatlik iskemiyi takiben, 2 saatlik reperfüzyon periyodu uygulandı. Aortik iskemi klempleme işlemi sonrasında aortada pulsasyon kaybı, reperfüzyonda ise klempin kaldırılmasından sonra aortada pulsasyon varlığı ile takip edildi. De35 Atalay KARAKAYA ve ark. AKUT ALT EKSTREMİTE İSKEMİ REPERFÜZYON SONRASINDA GELİŞEN BÖBREK HASARINA... neyin sonunda tüm gruplarda sıçanların sol böbrekleri alındı. İşlem sonrası sıçanlar sakrifiye edildi. Böbrek dokuları %10’luk formaldehit solüsyonu içinde saklandı. DENEY GRUPLARI Kontrol grubunda (Grup K) genel cerrahi hazırlık ve anestezi indüksiyonu sonrasında median laparotomi yapılarak infrarenal aort eksplore edildi. Aort oklüde edilmedi. Batın içine serum fizyolojik enjekte edilerek batın 3 adet ipek ile yaklaştırıldı. Diğer gruplara uygulanan 1 saat iskemi, 2 saat reperfüzyon süresi tamamlandı. İskemi reperfüzyon grubunda (Grup IR) aort künt diseksiyonla dönüldü ve atravmatik mikrovasküler klemp yerleştirildi. Bir saatlik iskemi ardından mikrovasküler klemp kaldırıldı, 2 saat reperfüzyon uygulandı. İloprost grubunda (Grup IR+IL) 1 saatlik iskemi periyodu sonrasında reperfüzyon periyodunda 20ng/kg/dk dozunda iloprost (Ilomedin® 20 mcg/mL, Schering) infüzyonuna başlandı ve 2 saat boyunca devam edildi. Levosimendan grubunda (Grup IR+LV) 1 saatlik iskemi periyodu sonrasında reperfüzyon periyodunun başlamasıyla birlikte ilk 15 dakika 25 µg/kg dozunda levosimendan (Sımdax® 2,5mg/mL, Abbott) yükleme dozu infüzyon olarak verildi. Ardından 0,2 µg/kg/dk idame olarak infüzyon verildi. İnfüzyonlar kuyruk veninden, Braun® Perfüzatör yardımıyla gerçekleştirildi. Reperfüzyon süresi dolduğunda sıçanların sol böbrekleri alınarak sakrifiye edildi. BÖBREK DOKULARININ HİSTOPATOLOJİK İNCELENMESİ Histopatolojik inceleme için böbrek dokuları ayrı ayrı %10’luk tamponlu nötral formaldehit çözeltisinde fikse edildi. Örneklerden parafin bloklar ha- RESİM 1: İskemi reperfüzyon grubunda yoğun bulanık şişme ve orta tübüler nekroz (H&E, x40). RESİM 2: İskemi reperfüzyon grubunda glomerülde yoğun konjesyon (H&E, x40). RESİM 3: Levosimendan grubunda glomerülde minimal konjesyon ve tübül epitelinde minimal ödem (H&E, x20). RESİM 4: İloprost grubunda tübüllerde minimal bulanık şişme (H&E, x20). 36 Damar Cer Derg 2014;23(1) AKUT ALT EKSTREMİTE İSKEMİ REPERFÜZYON SONRASINDA GELİŞEN BÖBREK HASARINA... Atalay KARAKAYA ve ark. terilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. İstatiksel analiz için IBM SPSS Statististics 20 (IBM Corporation, Chicago, USA) kullanılmıştır. BULGULAR RESİM 5: Levosimendan grubunda minimal PMNL ve lenfosit infiltrasyonu (H&E, x40). zırlandı. Bu parafin bloklardan mikrotom yardımı ile kesitler alınarak, hematoksilen eozin (H&E) ile boyandı. Histopatolojik inceleme ışık mikroskobu ile yapıldı (Resim 1-5). Kruskall Wallis Testi ile dört grup karşılaştırması yapıldı (Tablo 1). Bulanık şişme değişkenine ait ölçümler 4 bağımsız grup arasında farklılık göstermemiştir (p=0.895). Tübüler nekroz değişkenine ait ölçümler 4 bağımsız grup arasında farklılık göstermemiştir (p=0,895). İltihabi hücre infiltrasyonu değişkenine ait ölçümler 4 bağımsız grup arasında farklılık göstermemiştir (p=1,000). Ödem değişkenine ait ölçümler 4 bağımsız grup arasında farklılık göstermemiştir (p=1,000). Konjesyon değişkenine ait ölçümler 4 bağımsız grup arasında farklılık göstermemiştir (p=0,849). HİSTOPATOLOJİK SKORLAMA Skorlama yapılırken preparatlarda; bulanık şişme, akut tubuler nekroz, iltihabi hücre ifiltrasyonu, ödem, konjesyon değerlendirildi. Akut tübüler nekroz (ATN) için; 0: Değişiklik yok 1: Minimal ATN, %5’den daha az 2: Hafif ATN, %5-%25 3: Orta ATN, %25-%75 TABLO 1: Dört grubun Kruskall Wallis testi ile karşılaştırması. Değişkenler Bulanık şişme 4: Şiddetli ATN, %75’den fazla 0: Değişiklik yok İltihabi hücre infiltrasyonu +1: Fokal, minimal +2: Multifokal, orta +3: Multifokal, yoğun İSTATİSTİKSEL ANALİZ Bu çalışmada sürekli değişkenler için normallik testi yapılmıştır. Değişkenler normal dağılım göstermediği için gruplar arası karşılaştırma için Kruskal Wallis testi uygulanmıştır. Tanımlayıcı istatistik olarak medyan (minimum-maksimum) olarak gösDamar Cer Derg 2014;23(1) K İR İlloprost Tübüler nekroz Bulanık şişme, iltihabi hücre infiltrasyonu, ödem, konjesyon için: Gruplar Levosimendan K İR İlloprost Levosimendan K İR İlloprost Ödem Levosimendan K İR İlloprost Konjesyon Levosimendan K İR İlloprost K: Kontrol; İR: İskemi reperfüzyon. Levosimendan Medyan (Min.-Maks.) 1 (0-8) 1 (0-8) p 0,895 3 (0-8) 2 (0-8) 0 (0-8) 3 (0-8) 0,895 2 (0-8) 2 (0-8) 3 (0-8) 0 (0-8) 1,000 3 (0-8) 3 (0-8) 0 (0-8) 0 (0-8) 1,000 0 (0-8) 0 (0-8) 1 (0-8) 3 (0-8) 0,849 3 (0-8) 2 (0-8) 37 Atalay KARAKAYA ve ark. AKUT ALT EKSTREMİTE İSKEMİ REPERFÜZYON SONRASINDA GELİŞEN BÖBREK HASARINA... TARTIŞMA Alt ekstremitelerde akut iskemi reperfüzyon hasarı özellikle aort cerrahisinde abdominal aortaya geçici süre kros klemp uygulamasında ve tek veya çift taraflı akut femoral arter tıkanıklıklarında ortaya çıkmaktadır. Özellikle infrarenal aortaya kros klemp yerleştirilmesiyle oluşan alt ekstremite iskemi reperfüzyon dönemi sonrasında oluşan uzak organ hasarında, böbrekler hedef organ konumundadır ve bu durum klinik olarak önemlidir. İskemi reperfüzyon sonrası böbrek hasarının patofizyolojisi oldukça karmaşıktır ve çok sayıda mediyatör işe karışır. İskemi reperfüzyon sırasında; mitokondrial oksidatif fosforilasyonun değişmesi, ATP’nin azalması, hücre içi kalsiyum artışı ve hücre iskeleti ve membran fosfolipidlerinin bozulmasına öncülük eden proteaz ve fosfotazların aktive olması sonucu aşırı miktarda serbest oksijen radikalleri oluşarak oksidatif strese neden olur.14 Böbreklerde deneysel iskemi reperfüzyon hasarının etkilerinin ortaya çıkması için belli bir iskemi süresine gerek vardır. Paller ve ark. sıçan böbreğinde 60 dakikalık iskemi süresinden sonra reperfüzyon hasarının ortaya çıktığını göstermişlerdir.15 Aynı çalışmada, doku örneklerinin en erken 4 saatte ortaya çıktığı, tepe noktasınada 24 saatte ulaştığı saptanmıştır. Bizim çalışmamızda da 60 dakikalık iskemi süresini 120 dakikalık reperfüzyon süresi izlemiştir. İskemiye uğramış böbrekte tedavinin tek yolu kan akımını artırmak, yani reperfüzyondur. Ancak bu durumda da kaçınılmaz olarak reperfüzyon hasarı oluşmaktadır. Böyle bir durumda reperfüzyon hasarının önlenmesi veya azaltılmasında çare aramak zorunluluğu vardır. En uygun ve en etkin tedavi halen tartışma konusudur. Reperfüzyon komponentini azaltmak için çeşitli terapotik ve farmakolojik stratejiler üzerinde çalışmalar sürmektedir. Hipoksiye bağlı böbrek hasarının patogenezinde serbest oksijen radikal ve antioksidan enzimlerin rolünün belirlenmesi, antioksidan tedavi denemelerini gündeme getirmiştir.16,17 Oksidatif streste serbest oksijen radikalleri ve antioksidanlar 38 arasındaki denge serbest radikaller lehine bozulur.18 Serbest oksijen radikallerinin etkisini önlemede tiklopidin, mannitol, allopürinol, askorbik asit, süperoksit dismutaz gibi bazı maddeler denenmiş, ve deneysel olarak iskemi reperfüzyon hasarını önlemede etkili oldukları gösterilmiştir.19 Endojen PgI2 ve nitrik oksit böbrek damar direncini azaltan ve glomerüler filtrasyonu artıran otakoidlerdir.20 Nitrik oksitin böbreklerde iskemi reperfüzyona bağlı hasarda potansiyel koruyucu ajan olduğu kabul edilmektedir. Bu koruyucu etki muhtemelen anjiotensin, katekolaminler ve endotelin’in vazokonstrüktör etkilerine karşı kendisi vazodilatasyon yaparak sağladığı şeklinde açıklanabilmektedir.19 Çeşitli çalışmalarda iskemi reperfüzyon hasarına bağlı gelişen böbrek uzak organ hasarında, iloprostun hasarı azaltmada etkin olduğu gösterilmiştir.6-8 Biz çalışmamızda iloprostun, nitrik oksitte olduğu gibi vazodilatasyon yapıcı etkisinin yanında, antiagregan, antioksidan, sitoprotektif etkileri düşünülerek böbreklerdeki iskemi reperfüzyona bağlı hasarın önlenmesinde faydalı olabileceğini düşündük. Levosimendan hücre içi kalsiyum miktarını artırmadan etki göstermektedir. İskemi sonrası nekrozun en temel işareti olan kalsiyum artışını engellemektedir. K+ ATP kanallarını açarak sistemik vasküler yatakta vazodilatasyon oluşturması mikrosirkülasyonu korumakta ve anti-iskemi oluşturmaktadır. İskemi reperfüzyon sonrası enerji dengesi üzerine nötr etkisi bulunmaktadır. Aktif metaboliti olan OR-1896’nında aynı etkilere sahip olması, ilacın etkinliğini ve etki süresini artırmaktadır. Kendisinin ve aktif metabolitinin renal yetmezlikten etkilenmemesi pozitif bir özelliğidir. Tüm bu etkiler sonucunda levosimendanın iskemi reperfüzyon sonrası böbrek uç organ hasarında etkili olduğunu söyleyebiliriz. Kertsen ve ark.nın yaptığı çalışmada, köpeklerde sol inen arterin deneysel olarak tıkanmasına bağlı oluşan infarkt alanının levosimendan verilmesi ile sınırlandığı gözlemlenmiştir.21 Yapılan bir çalışmada levosimendanın portal kan akımını iyileştirdiği tespit edilmiştir.22 Levosimendanın K+ ATP kanal açıcı etkisi, ilacın iskemiye karşı koruyucu etkilerinin olmasını sağlar ve kardiyoprotekDamar Cer Derg 2014;23(1) AKUT ALT EKSTREMİTE İSKEMİ REPERFÜZYON SONRASINDA GELİŞEN BÖBREK HASARINA... tif etkiyi ortaya çıkarır.23 Katırcıoğlu ve ark.nın yaptığı çalışmada, levosimendanın iskemi reperfüzyona bağlı spinal kord hasarına karşı etkili olduğu ortaya konmuştur.24 İskemiye uğramış böbrekte tedavinin tek yolu kan akımını artırmak, yani reperfüzyondur. Ancak bu durumda da kaçınılmaz olarak reperfüzyon hasarı oluşmaktadır. Böyle bir durumda reperfüzyon hasarının önlenmesi veya azaltılmasında çare aramak zorunluluğu vardır. En uygun ve en etkin tedavi halen tartışma konusudur. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. Haimovici H. Metabolic complications of acute arterial occlusions and skeletal muscle ischemia:myonephropatic metabolic syndrome. In: Haimovici’s Vascular Surgery. Principal and Techniques.4th ed. Cambridge: Blackwell Science; 1996. p. 509-30. Blaisdell FW. The pathophysiolgy of skeletal muscle ischemia and the reperfusion syndrome: a rewiew. Cardiovasc Surg 2002;10(6): 620-30. Tassiopoulos AK, Carlin RE, Gao Y, Pedoto A, Finck CM, Landas SK, et al. Role of nitric oxide and tumor necrosis factor on lung injury caused by ischemia-reperfusion of the lower extremities. J Vasc Surg 1997;26(4): 647-65. Brady HR, Singer GG. Acute renal failure. Lancet 1995;346(8989):1533-40. Rademaker M, Cooke ED, Almond NE, Beacham JA, Smith RE, Mant TG, et al. Comparison of intravenous infusion of iloprost and oral nifedipine in treatment of Raynoud’s phenomenon in patient with systemic sclerosis: aterosclerosis double blind randomized study. Br Med J 1989;298(6673):561-4. Aytacoglu BN, Sucu N, Tamer L, Polat A, Gul A, Degirmenci U, et al. İloprost fort he attenuation of ischemia-reperfusion injury in a distant organ. Cell Biochem Funct 2006;24(4): 341-6. Yakut N, Yasa H, Bahriye Lafci B, Ortac R, Tulukoglu E, et al. The influence of levosimendan and iloprost on renal ischemia reperfusion: an experimental study. Interact Cardiovasc Thorac Surg 2008;7(2):235-9. Ozcan AV, Sacar M, Aybek H, Bir F, Demir S, Onem G, et al. The effect of iloprost and vita- Damar Cer Derg 2014;23(1) Çalışmamızda histolojik analizler, iloprost ve levosimendanın reperfüzyon hasarı oluşan rat böbrekleri üzerinde koruyucu etkileri olduğunu gösterememiştir. Reperfüzyon komponentini azaltmak için çeşitli terapotik ve farmakolojik stratejiler üzerinde çalışmaların yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Çıkar Çatışması Yazarlar herhangi bir çıkar çatışması veya finansal destek bildirmemiştir. KAYNAKLAR 9. Atalay KARAKAYA ve ark. min C on kidney as a remote organ after ischemia reperfusion of lower extremities. J Surg Res 2007;140(1):20-6. Moiseyev VS, Poder P, Andrejev N, Ruda MY, Golikov AP, Lazebnik LB, et al. Safety and eficacy of a novel calcium sensitizer, levosimendan, in patients with left ventricular failure due to an acute myocardial infarction.A randomized,placebo-controlled,double-blind study (RUSSLAN) Eur Heart J 2002;23(18): 142232. 10. Yildiz O. Vasodilating mechanism of levosimendan: Involvement of K Channels. J Pharmacol Sci 2007;104(1):1-5. 11. Yokoshiki H, Sperelakis N. Vasodilating mechanism of levosimendan. Cardiovasc Drugs Ther 2003;17(2):111-3. 12. Kwon SH, Pimental DR, Remondino A, Sawyer DB, Colucci WS. H2O2 regulates cardiac myocyte phenotype via concentration-dependent activation of distinct kinase pathways. J Mol Cell Cardiol 2003;35(6):615-21. 13. Figgitt DP,Gillies PS,Goa KL. Levosimendan. Drugs 2001;61(5):613-27. 14. Aydoğdu N, Kaymak K, Yalçın Ö. Sıçanlarda böbrek iskemi/reperfüzyon hasarında N-asetil sisteinin etkileri. Fırat Tıp Dergisi 2005; 10(4): 151-5. 15. Paller MS, Hoidal JR, Ferris TF. Oxygen free radicals in ischemic acute renal failure in rat. J Clin İnvest 1984;74(4):1156-64. 16. Sahna E, Parlakpinar H, Cihan OF, Turkoz Y, Acet A. Effects of aminoguanidine against renal ischemia-reperfusion injury in rats. Cell Biochem Funct 2006;24(2):137-41. 17. Sahna E, Parlakpinar H, Ozturk F, Cigremis Y, Acet A. The protective effects of physiological and pharmacological concentrations of melatonin on renal ischemia-reperfusion injury in rats. Urol Res 2003;31(3):188-93. 18. Memişoğulları R. Diyabette serbest radikallerin rolü ve antioksidanların etkisi. Düzce Tıp Fakültesi Dergisi 2005;3:30-9. 19. Enkaya I, Ökten B, Saba D, Güven H, Dirican M, Serdar Z, et al. İskelet kası iskemi reperfüzyon hasarının azaltılamasında tiklopidin. Türk Göğüs Kalp Damar Cerahisi Dergisi 1999;7:405-10. 20. Navar LG, Carmine PK, Mitchell KD. Renal circulation. In: Text Book of Nephrology. Baltimore: Williams&Wilkins; 1995. p. 41-54. 21. Kersten JR, Montgomery MW, Pagel PS, Warltier DC. Levosimendan, a new positive inortopic drug, decreases myocardial infarct size via activation of KATP channels. Anesth Analg 2000;90(1):5-11. 22. Oldmer A, Konrad D, Weitzberg E, Rudehill A, Rossi P, Wanecek M. Effect of levosimendan, anovel inotropic calcium sensitizing drug, in experimental septic shock. Crit Care Med 2001;29(11):2185-93. 23. Tritapepe L, De Santis V, Vitale D, Santulli M, Morelli A, Nofroni I, et al. Preconditioning effect of levosimendan in coronary artery bypass grafting--a pilot study. Br J Anaesth 2006;96(6):694-700. 24. Katircioglu SF, Seren M, Parlar AI, Turan NN, Manavbasi Y, Aydog G, et al. Levosimendan effect on spinal cord ischemia reperfusion injury following aort clamping. J Card Surg 2008;23(1):44-8. 39 DERLEME Aortik Anevrizmalar, Cerrahi ve Endovasküler Tedavisi Endovasküler Aort Tamirinde Chimney, Periskop ve Sandviç Teknikleri Murat CANYİĞİT,a Mete HIDIROĞLU,b Aslıhan KÜÇÜKER,b Gökçe ANNAÇa Radyoloji Kliniği, Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara a b Geliş Tarihi/Received: 08.10.2013 Kabul Tarihi/Accepted: 11.01.2014 Yazışma Adresi/Correspondence: Murat CANYİĞİT Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Radyoloji Kliniği, Ankara, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] ÖZET Visseral ve supraaortik ana yan dalların içerisinden çıktığı ya da aortik stent-greft için proksimal ve distalde yeterli tutunma bölgesi olmayan sorunlu aort patolojilerine yönelik yapılan endovasküler tedaviler arasında son dekatta uygulanmaya başlanan ve kullanımı giderek artan chimney, periskop ve sandviç teknikleri, cerrahiye ve fenestre/dallı endogreftlere karşı başarılı alternatif bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Bu tekniklerin en büyük avantajı cerrahiye uygun olmayan acil hasta grubunda da uygulanabilir olmalarıdır. Kullanılan bu tekniklerin orta dönem sonuçları umut verici olu,p bu konuda daha ileri çalışmaların yapılması gereklidir. Bu makalenin amacı, az sayıda tecrübeli merkezde uygulanan bu ileri endovasküler teknikleri literatür eşliğinde gözden geçirmektir. Anahtar Kelimeler: Aort anevrizması; endovasküler tamir; chimney; periskop; sandviç ABSTR ACT Among endovascular treatments intended to problematic aortic pathologies like aneurysms including visceral or supra-aortic branches or with a lacking safe proximal or distal landing zone, techniques like chimney, periscope and sandwich techniques have been increasingly used as alternatives to surgery and fenestrated/branched endografts in the last decade. The greatest advantage of these techniques is their applicability in emergency patients who are not eligible for surgery. Mid-term results of these techniques are encouraging with a certain need for further studies. The aim of this report is to review these advanced endovascular techniques that are performed in a few experienced centers, in the light of the literature data. Key Words: Aortic aneurysm; endovascular repair; chimney; periscope; sandwich E Damar Cer Derg 2014;23(1):40-6 doi: 10.9739/uvcd.2013-37805 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği 40 ndovasküler aort tamirinde stent-greftin aortaya düzgün bir şekilde yerleşebilmesi için aortadan çıkan ana yan dalların bulunmadığı güvenli bir segment olması gerekmektedir. Bu mesafe infrarenal abdominal aort anevrizmalarında (AAA), stent-greftin markasına göre 10 mm ya da 15 mm iken, inen torasik aort anevrizmalarında sol subklavyen arterin distalinde ve çölyak arterin proksimalinde en az 20 mm uzunluğunda güvenli bir tutunma bölgesi olmalıdır. Bunun yanında, infrarenal AAA için boyun açısının 60 derecenin altında olması, boyun kesiminde çevresel kalsifikasyon ve trombüs olmaması stent-greftin aortaya oturması için önemlidir.1 Aortik stent-greft için proksimal ve distalde yeterli tutunma bölgesi olmayan sorunlu aort anevrizmalarında endovasküler aort tamiri (EVAT) tekDamar Cer Derg 2014;23(1) ENDOVASKÜLER AORT TAMİRİNDE CHIMNEY, PERİSKOP VE SANDVİÇ TEKNİKLERİ nik olarak tehlikeli ve zahmetli olmaktadır. Günümüzde, stent-greft teknolojisindeki gelişmeler ile birlikte (daha düşük kalınlıkta taşıyıcı sistemi, daha esnek endogreft ve suprarenal fiksasyon yapılabilmesi), 10 mm altında boyun uzunluğu ve 60 derecenin üzerinde boyun açısına sahip infrarenal anevrizmalar da tedavi edilebilmektedir.1 Buna rağmen, visseral ve arkus aorta dallarının anevrizma içerisinden çıktığı durumlarda standart EVAT işlemi yetersiz kalmaktadır. Cerrahi ile birlikte endovasküler stent-greftin birlikte uygulandığı hibrid işlemler,2-4 fenestre ya da dallı endogreftler5 veya chimney, periskop ya da sandviç tekniklerinin uygulandığı kompleks endovasküler uygulamalar6-21 ve son zamanlarda geliştirilen kaplı olmayan çok katmanlı stentler,22,23 bu anevrizmaların tedavisindeki seçenekler arasındadır. İlk olarak 1999 yılında tanımlanan ve açık aort cerrahisine oranla daha az invaziv olan hibrid işlem sayesinde, aortik yan dalların içerisinden çıktığı anevrizmalar da endovasküler tedavi sınırına girmiştir[2 Hibrid işlem, aortanın tüm hattı boyunca cerrahi olarak değiştirilmesi yerine, ana yan dalların sağlam aorta veya iliyak arterler üzerine ekstraanatomik olarak cerrahi greftler ile taşınması ya da supra-aortik damarlar arasına ekstra-anatomik cerrahi greft yerleştirilmesi sonrası endovasküler yolla aortik stent-greftin anevrizmatik segmente yerleştirilmesi esasına dayanmaktadır. Böylece visseral ve supraaortik damarların beslediği organlar ekstra-anatomik bypas sayesinde beslenmeye devam ederken, aort anevrizması güvenli bir şekilde endogreft ile vasküler sistemden uzaklaştırılmış olmaktadır. Hibrid tedavideki cerrahi ve endovasküler işlemlerin aynı seansta mı yoksa farklı seanslarda mı uygulanması gerekliliği üzerinde görüş birliği bulunmamaktadır. Hibrid işlemler standart açık cerrahiye göre daha az invaziv olmasına rağmen, bazı çalışmalarda mortalite oranları standart açık cerrahiye oranla daha yüksek bulunmuştur. Bunun nedeni olarak, hibrid tedavi yapılan hastaların standart açık cerrahi için uygun olmayan yüksek riskli hastalardan seçilmiş olması gösterilmektedir.3,4 İnfrarenal boyun uzunluğu 10 mm’den kısa olan hastalarda teknolojik gelişmelerle birlikte standart stent-greftler kullanılabilmesine rağmen Damar Cer Derg 2014;23(1) Murat CANYİĞİT ve ark. (uzun dönemde yüksek proksimal endoleak riski mevcut), fenestre greftler daha uzun yerleşme alanı sunması açısından standart stent-greftlere üstünlük sağlamaktadır. Hibrid tedavi ile aynı yıl içerisinde kullanıma giren fenestre greftlerin aorta içerisine uygun şekilde yerleşebilmesi için infrarenal boyun açısının 45 derecenin altında olması gerekmektedir. Bunun yanında, planlama aşamasında stent-greft üzerine pencerelerin açılabilmesi için belli kurallar bulunmaktadır ve bu kuralların dışındaki anatomilerde fenestre greft kullanılamamaktadır. Bu kurallardan biri olan renovisseral arterlerin anevrizma içerisinden çıkması durumunda ise, yan dallı endogreftler kullanılabilmektedir. Her iki greftin kullanımı özel bir eğitim ve yüksek endovasküler tecrübe gerektirmektedir. Ayrıca hastaya özel olarak üretilen bu greftlerin hazır hale gelmesi için yaklaşık 2 ay gibi bir süreye ihtiyaç vardır. Bu da fenestre ve yan dallı greftlerin özellikle akut rüptüre hastalarda olmak üzere kullanımını sınırlayan diğer etkendir.5 İlk olarak 2003 yılında Greenberg ve ark. tarafından kısa infrarenal boyunu olan hastalarda renal arterlerin ostiumlarının birkaç milimetre üzerinde sonlanacak şekilde yerleştirilen renal stentlerin aortik stent-greftin proksimal kesimini aorta lümenine doğru itmesi hedeflenerek, renal perfüzyonun devamlılığı sağlanmıştır.6 Bu teknik sayesinde stent-greftin oturduğu boyun mesafesi birkaç milimetre daha proksimale doğru uzatılmıştır. Günümüzde “chimney” (baca) tekniği olarak adlandırılan bu işlem başlangıçta sadece renal arterlerin perfüzyonunun devamı için uygulanırken, daha sonraları diğer visseral ve supraaaortik arterlerin perfüzyonu için de kullanılmaya başlanmıştır.7-9 Literatürde “şnorkel” olarak da adlandırılan chimney tekniğinde amaç, kaplı veya çıplak metal stentin endogreftin dışında kranial yönde paralel seyretmesi, yani endogreft ile aorta arasında kalacak şekilde yerleştirilmesidir (Şekil 1, 2). Endogrefte paralel olarak yerleştirilen stentin yönü kaudale doğru ise teknik “reversed chimney” ya da “periskop” olarak adlandırılmaktadır (Şekil 2). Bunun dışında, eğer yerleştirilen stent aorta ile endogreft arasında değil de iki endogreft arasında ise 41 Murat CANYİĞİT ve ark. ENDOVASKÜLER AORT TAMİRİNDE CHIMNEY, PERİSKOP VE SANDVİÇ TEKNİKLERİ ortik damarların kanülasyonu sonrası öncelikli olarak Rosen (Cook Inc., Bloomington, IN, ABD) ya da Amplatz (Boston Scientific, Global Park, Heredia, Kosta Rika) kılavuz teller tercih edilmektedir. Chimney ya da periskop tekniğinde öncelikle aortik stentgreft serbestleştirilir, ardından aortik balonun stent-greft içerisinde şişirilmesi ile eş zamanlı olarak chimney ve periskop stentler açılır. Daha sonra aortik balon stent-greft içerisindeyken chimney ve periskop stentler içerisine balonlar ilerletilirerek eş zamanlı olarak tüm balonlar şişirilir ve stentlerin yeterli genişliğe ulaşması sağlanır. Sandviç tekniğindeki tek fark çölyak arterin süperior kesimine önce bir aortik stent-greft yerleştirilmesidir. Daha sonraki aşamalar chimney ve periskop tekniği ile benzerdir. Sağlıklı bir tutunma için, stentlerin visseral ve supraaortik damarlar içerisine yaklaşık 2 cm uzanması yeterlidir. Barsak iskemisi açısından süperior mezenterik arterden çıkan yan dalların kesinlikle korun- ŞEKİL 1: Renal arterlerin hemen inferiorundan başlayan abdominal aort anevrizmasının tedavisi için uygulanan chimney tekniği. Renal arterlerden süperiora doğru uzanan chimney greftlerin endogreft ile aorta arasında seyir gösterdiği ve chimney greftlerin proksimalde endogreft ile aynı seviyede sonlandığı görülmektedir. bu tekniğin adı “sandviç” olmaktadır (Şekil 3). Tüm bu tanımlanan ileri endovasküler teknikler sayesinde, cerrahiye ihtiyaç kalmadan anevrizmaya çok yakın orjin alan ya da anevrizma içerisinden çıkan ana yan dal arterlerinin kanlanmasının devamı sağlanmış olmaktadır.10-12 Tanımlanan bu tekniklerin fenestre ve dallı endogreftlere göre en büyük avantajı, visseral arterlerin içerisinden çıktığı acil rüptüre aort anevrizmalı hastaların tedavisinde de başarılı bir şekilde kullanılabilmesidir.13-15 Aortik stent-greft femoral arterden ilerletilirken, chimney greftlerin yerleştirilmesi için brakial ya da aksiller arterler kullanılmaktadır. Eğer tek üst ekstremiteden birden fazla chimney stentin aynı anda gönderilmesi planlanıyorsa, giriş arteri olarak subklavyen arter tercih edilmektedir. Subklavyen artere yerleştirilen sheath genişliği 18 Fr ya da 20 Fr olacağından, subklavyen arterin çapının uygun olup olmadığı işlem öncesi mutlaka değerlendirilmelidir. Eğer periskop greft kullanılması planlanıyorsa giriş arteri karşı femoral arterdir. Visseral ya da supraa42 ŞEKİL 2: Renal arterlerin hemen süperiorunda yer alan ve superior mezenterik arter ile çölyak arterin içerisinden köken aldığı torakoabdominal aort anevrizmasının tedavisi için uygulanan chimney ve periskop teknikleri. Süperior mezenterik arter ve çölyak arterden süperiora doğru uzanan chimney greftler ile renal arterlerden inferiora doğru uzanım gösteren periskop greftlerin endogreft ile aorta arasında seyir gösterdiği görülmektedir. Chimney greftler endogreftin proksimal ucu ile aynı seviyede, periskop greftler endogreftin distal ucu ile aynı seviyede sonlanmaktadır. Damar Cer Derg 2014;23(1) ENDOVASKÜLER AORT TAMİRİNDE CHIMNEY, PERİSKOP VE SANDVİÇ TEKNİKLERİ Murat CANYİĞİT ve ark. özellikle renal arterler için balon ile açılabilen kaplı stentler öncelikle tercih edilmektedir. Bunun nedeni olarak da bu stentlerin daha az recoil (ilk haline dönme) olması, yerleştirildikten sonra sert bir şekilde olduğu yerde kalabilmesi ve kısa bir oturma mesafesinde doğru bir şekilde yerleşebilme yeteneği gösterilmektedir. Kendiliğinden açılan kaplı stent tercih edilecek ise, bazı yazarlar bu stentlerde oluşabilecek kırılmayı önlemek için içerisine ikinci bir çıplak stent yerleştirmeyi önermektedirler (Şekil 4).11 Eğer torakoabdominal aort ŞEKİL 3: İnen torasik aorta orta kesimden başlayıp terminal aortaya kadar uzanım gösteren torakoabdominal aort anevrizmasının tedavisi için uygulanan sandviç tekniği. Çölyak arter, süperior mezenterik arter ve renal arterlerden süperiora doğru uzanan sandviç greftler izlenmektedir. Sandviç greftler sol subklavyen arterin hemen distalinden itibaren yerleştirilen tübüler endogreft ile bunun içerisine yerleştirilen ikinci tübüler endogreft arasında yer almaktadır ve proksimal uçları ikinci endogreftin proksimali ile aynı seviyede sonlanmaktadır. Ayrıca ikinci tübüler endogreftin distaline aorta-biiliac endogreft yerleştirildiği görülmektedir. A ması gerekirken, çölyak arterden çıkan sol gastrik arter gibi dalların korunması zorunlu değildir.6-15 Chimney tekniğinin başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için, chimney greftin yerleştirileceği hedef damar ile bu hedef damara en yakın aortadan çıkan ana yan dal arasında en azından 10 mm ile 15 mm arasında bir mesafenin olması gerektiği söylenmesine rağmen, bu konuda kesin bir görüş birliği yoktur. Örneğin; chimney greftlerin her iki renal artere yerleştirilmesi planlanıyorsa, süperior mezenterik arter ile en yakın renal arter arasında 10 mm ile 15 mm arasında bir mesafe olmalıdır. Mesafe daha kısa olursa proksimal tip-1 endoleak olasılığının arttığı belirtilmektedir. Literatürde balon ile açılabilen ve kendiliğinden açılabilen stentler arasında patensi, endoleak, mortalite ve renal disfonksiyon açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmamasına rağmen, chimney greft olarak Damar Cer Derg 2014;23(1) B ŞEKİL 4: Sol renal arterin anevrizma içerisinden çıktığı jukstarenal abdominal aort anevrizması olan hastada, sol renal arterin çıktığı seviyeden geçen aksiyel planda preoperatif bilgisayarlı tomografik anjiyografi (A) ve postoperatif 3-boyutlu tomografi (B) görüntüleri. Preoperatif dönemde aksiyel planda elde edilmiş tomografi kesitinde sol renal arterin (ok) anevrizma içerisinden köken aldığı görülmektedir. Postoperatif dönemde elde edilmiş 3-boyutlu görüntüde bilateral renal arterlere yerleştirilmiş chimney greftlerin endogreftin kaplı kesimi ile aynı seviyede, süperior mezenterik arterin hemen distalinde sonlandığı görülmektedir. 43 Murat CANYİĞİT ve ark. ENDOVASKÜLER AORT TAMİRİNDE CHIMNEY, PERİSKOP VE SANDVİÇ TEKNİKLERİ anevrizma tedavisi için sandviç tekniğinin kullanılması düşünülüyorsa, kendiliğinden açılan kaplı stentler ilk tercih sırasına yükselmektedir. Bunun nedeni, olası tip-1 endoleak’ın en aza indirilebilmesi için iki stent-greft arasında önerilen üst üste binme mesafesinin en az 5 cm olmasındandır. Bu kadar uzun mesafede yerleştirilebilecek balon ile açılabilen kaplı stentler piyasada halihazırda mevcut değildir. Sandviç tekniğinde distaldeki aortik stent-greftin proksimaldekine göre daha geniş olması gerekmektedir ve önerilen büyültme miktarı %30’dur (Şekil 5A-C).3,12 Chimney greftler için uzun dönem açık kalım oranları hakkında bilgi bulunmamasına rağmen, kısa dönem açık kalım sonuçları %93 ile %100 arasında değişmektedir.11 Geriye dönük literatür taraması yapılan bir derleme çalışmasında, pararenal aortik patolojiler nedeniyle chimney ve fenestre greft uygulanmış hasta grupları karşılıklı olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada chimney greft yapılan toplam 123 hasta ve fenestre greft yapılan toplam 631 hasta değerlendirmeye alınmıştır. Bu çalışmaya göre chimney greft uygulanan hastalarda ilk 30 günlük mortalite oranları %0,58 iken fenestre grubunda %1,17; tip-1 endoleak oranları chimney grubunda %1,93 iken fenestre grubunda A %2,06, erken postoperatif dönemde renal kötüleşme oranları chimney grubunda %12,43 iken fenestre grubunda %9,67 ve kalıcı diyaliz ihtiyacı olan hasta oranları chimney grubunda %0,57 iken fenestre grubunda %1,33 olarak saptanmıştır. Bu derleme çalışmasında her iki grup arasında istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamış, chimney greft tekniğinin güvenli ve fenestre greftlere iyi bir alternatif olduğu vurgulanmıştır.16 Bunun dışında yakın zamanda basılan bir çalışmada, pararenal aortik patolojiler için chimney ve periskop greft uygulanmış hastaların 24 aylık radyolojik takip sonuçları yayınlanmıştır. Erken ve orta dönem mortalitenin sıfır, teknik başarının %100 olduğu bu çalışmada, 73 paralel greftin sadece 2’sinde (%2,7) tıkanma gözlenmiştir. Tıkalı renal greftlerin bir tanesi için ileorenal bypas yapılırken, diğer greft içerisine girilip trombolitik tedavi uygulanmıştır. Ayrıca bir hastada chimney greftteki %80 darlığa yönelik ikinci bir balon anjiyoplasti işlemi uygulanmıştır.17 Torasik EVAT uygulanan hastaların %40’ından fazlasında patoloji subklavyen arterin yakınından başlamaktadır.18 Bu hasta grubunda aortik stent-greft ya subklavyen arterin başlangıç noktasından itibaren ya da subklavyen arteri de kapsayacak şekilde sol ana karotid arterin başlangıç B C ŞEKİL 5: Renal arterlerin hemen süperiorunda yer alan ve superior mezenterik arter ile çölyak arterin içerisinden köken aldığı torakoabdominal aort anevrizmasına sahip bir hastanın tedavi öncesi (A) ve tedavi sonrası (B ve C) 3-boyutlu bilgisayarlı tomografi görüntüleri. Çölyak arter ve süperior mezenterik arter için uygulanmış sandviç greftler (oklar) ile renal arterler için uygulanmış periskop greftler (ok başları) izlenmektedir. 44 Damar Cer Derg 2014;23(1) ENDOVASKÜLER AORT TAMİRİNDE CHIMNEY, PERİSKOP VE SANDVİÇ TEKNİKLERİ noktasından itibaren yerleştirilmektedir. Torasik EVAT uygulanması sırasında sol subklavyen arteri kapatılan hastaların %6’sında kol iskemisi, %4’ünde spinal kord iskemisi, %2’sinde vertebrobaziler iskemi, %5’inde anterior serebral dolaşımda inme ve %6’sında ölüm riski bulunmaktadır. Bu riskleri en aza indirmek için endovasküler tedavi öncesi mutlaka vertebrobaziler sistemin değerlendirilmesi ve ihtiyaç halinde ya da rutinde sol subklaviyan arter transpozisyonu veya karotiko-subklavyen bypas gibi cerrahi prosedürlerle, önce sol subklavyen arter revaskülarizasyonu yapılması gerekmektedir. Buna rağmen özellikle acil hastalarda ekstra-anatomik bypas için yeterli vakit olmayabilmektedir.19 Son zamanlarda ekstra-anatomik bypas cerrahisine alternatif olarak seçilmiş hasta grubunda çıkan aorta, arkus aorta ve proksimal inen torasik aort patolojilerinde supraaortik dalların korunması için chimney, periskop ve sandviç greftler kullanılmaya başlanmıştır. Bu greftlerin yerleştirilmesi için giriş arteri olarak aksiller ya da subklavyen arterler, karotid arterler ve femoral arterler kullanılmaktadır.12,19,20 Torasik stent greftin ilerletilmesi için ise öncelikle femoral arterler tercih edilmesine rağmen, çok daha nadir olarak transapikal yaklaşım da, daha çok asendan aort anevrizmalarının tedavisinde kullanılmaktadır.21 Transapikal yaklaşım, transfemoral yaklaşıma göre oldukça invaziv bir işlem olup stent-greftin ilerletilmesi için en son seçilecek yol olmalıdır. Supraaortik damarlara yönelik uygulanan bu işlemlerde unutulmaması gereken bir diğer konu, serebral kan akışının mümkün olduğunca kısa bir süre için kesilmesi gerekliliğidir. Serebral iskemiye yol açmamak için serebral dolaşımı sağlayan arterlere yerleştirilen stentlerin hızlı bir şekilde açılması sağlanmalıdır. Bu nedenle işlem öncesi planlama çok iyi yapılmalıdır ve bu işlemleri yapacak ekipte yüksek endovasküler ve cerrahi tecrübeye sahip yeteri kadar doktor bulunmalıdır. Visseral arterleri içeren torakoabdominal aort anevrizma tedavisinde son yıllarda yeni kullanıma giren akım, yönlendirme özelliğine sahip kendilinden genişleyebilen kaplı olmayan çok katmanlı stentlerin (multilayer stent) başarısı hakkındaki bilgilerimiz olgu sunumu düzeyindedir ve henüz Damar Cer Derg 2014;23(1) Murat CANYİĞİT ve ark. yeterli değildir.22 Tipik olarak anevrizma içerisindeki akım türbülan bir akımdır ve anevrizma duvarı üzerinde bir strese neden olmaktadır. Çok katmanlı stentin anevrizma içerisine yerleştirilmesi sonrası stentin üzerindeki porların çok küçük (0,1 mm) olmasına bağlı olarak bu türbülan akımın laminar akım haline geldiği ve anevrizma üzerindeki duvar basıncını azalttığı belirtilmektedir. Çok katmanlı stent zaman içerisinde stent dışında kalan anevrizma kesesinin tromboze olmasını sağlarken anevrizma içerisinden çıkan yan dalların açık kalmasına olanak sağlamaktadır.23 Bu stentin dezavantajları; tekrar pozisyon vermeye izin vermeyen bırakım sisteminin olması, aletin esnekliğinin yetersiz olması, geniş çaplı sheathlere ihtiyaç duyması, stentin bırakılması sırasında ileriye doğru zıplama yapması ve kontrolsüz kısalması olarak belirtilmektedir.22 Bunun ötesinde çok katmanlı stentlerin yan dalların ağzını kapattığı unutulmamalıdır. Bu da hastanın kalan hayatında ortaya çıkabilecek gastrointestinal kanama, karaciğerde yaygın tümör, renal psödoanevrizma gibi patolojilerde girişimsel tedavi uygulama şansını ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca bu stentler anevrizmanın zaman içerisinde trombozuna neden olduklarından acil hastalarda kullanılamazlar. Sonuç olarak, aortik stent-greft için proksimal ve distalde yeterli tutunma bölgesi olmayan sorunlu aort patolojilerine yönelik yapılan chimney, periskop ve sandviç greft uygulamaları cerrahiye ve fenestre/dallı endogreftlere alternatif başarılı, riskli ve zahmetli ileri endovasküler tekniklerdir. Bu tekniklerin en büyük avantajı cerrahiye uygun olmayan acil hasta grubunda da uygulanabilir olmasıdır. Bununla birlikte bu karmaşık endovasküler teknikler, yüksek endovasküler tecrübe gerektirmesi nedeniyle her EVAT yapılan birimde gerçekleştirilememektedir. Uzun dönem sonuçları olmamasına rağmen orta dönem sonuçları umut verici olup, bu konuda daha ileri çalışmaların yapılması gerekmektedir. Çıkar Çatışması Yazarlar herhangi bir çıkar çatışması veya finansal destek bildirmemiştir. 45 Murat CANYİĞİT ve ark. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 46 Arko FR 3rd, Murphy EH, Boyes C, Nussbaum T, Lalka SG, Holleman J, et al. Current status of endovascular aneurysm repair: 20 years of learning. Semin Vasc Surg 2012;25(3):131-5. Quinones-Baldrich WJ, Panetta TF, Vescera Cl, Kashyap VS. Repair of type IV thoracoabdominal aneurysm with a combined endovascular and surgical approach. J Vasc Surg 1999;30(3):555-60. Lobato AC, Camacho-Lobato L. A new technique to enhance endovascular thoracoabdominal aortic aneurysm therapy--the sandwich procedure. Semin Vasc Surg 2012;25(3):15360. Markatis F, Petrosyan A, Abdulamit T, Bergeron P. Hybrid repair with antegrade visceral artery debranching: the preferred treatment option for thoracoabdominal aneurysms in high-risk patients. J Endovasc Ther 2012; 19(3):356-62. Scurr JR, McWilliams RG. Fenestrated aortic stent grafts. Semin Intervent Radiol 2007; 24(2):211-20. Greenberg RK, Clair D, Srivastava S, Bhandari G, Turc A, Hampton J, et al. Should patients with challenging anatomy be offered endovascular aneurysm repair? J Vasc Surg 2003;38(5):990-6. Allaqaband S, Jan MF, Bajwa T. "The chimney graft"-a simple technique for endovascular repair of complex juxtarenal abdominal aortic aneurysms in no-option patients. Catheter Cardiovasc Interv 2010;75(7):1111-5. Ohrlander T, Sonesson B, Ivancev K, Resch T, Dias N, Malina M. The chimney graft: a technique for preserving or rescuing aortic branch vessels in stent-graft sealing zones. J Endovasc Ther 2008;15(4):427-32. Donas KP, Torsello G, Austermann M, Schwindt A, Troisi N, Pitoulias GA. Use of ab- ENDOVASKÜLER AORT TAMİRİNDE CHIMNEY, PERİSKOP VE SANDVİÇ TEKNİKLERİ KAYNAKLAR dominal chimney grafts is feasible and safe: short-term results. J Endovasc Ther 2010; 17(5):589-93. not significantly different: a systematic review with pooled data analysis. J Endovasc Ther 2012;19(6):723-8. 10. Cariati M, Mingazzini P, Dallatana R, Rossi UG, Settembrini A, Santuari D. Endovascular treatment of a symptomatic thoracoabdominal aortic aneurysm by chimney and periscope techniques for total visceral and renal artery revascularization. Cardiovasc Intervent Radiol 2014;37(1):251-6. 17. Donas KP, Pecoraro F, Bisdas T, Lachat M, Torsello G, Rancic Z, et al. CT angiography at 24 months demonstrates durability of EVAR with the use of chimney grafts for pararenal aortic pathologies. J Endovasc Ther 2013; 20(1):1-6. 12. Lobato AC, Camacho-Lobato L. Endovascular treatment of complex aortic aneurysms using the sandwich technique. J Endovasc Ther 2012;19(6):691-706. 19. Lee KN, Lee HC, Park JS, Kim BW, Cha KS, Kim SP, et al. The modified chimney technique with a thoracic aortic stent graft to preserve the blood flow of the left common carotid artery for treating descending thoracic aortic aneurysm and dissection. Korean Circ J 2012; 42(5):360-5. 11. Shuja F, Kwolek CJ. Treating the paravisceral aorta with parallel endografts (chimneys and snorkels). Semin Vasc Surg 2012;25(4): 200-2. 13. Siani A, Accrocca F, Gabrielli R, Marcucci G. Is the chimney graft technique a safe and feasible approach to treat urgent aneurysm and pseudoaneurysm of the abdominal aorta? An analysis of our experience and technical considerations. Interact Cardiovasc Thorac Surg 2013;16(5):692-4. 14. Kolvenbach RR, Yoshida R, Pinter L, Zhu Y, Lin F. Urgent endovascular treatment of thoraco-abdominal aneurysms using a sandwich technique and chimney grafts--a technical description. Eur J Vasc Endovasc Surg 2011; 41(1):54-60. 15. Papazoglou KO, Karkos CD, Giagtzidis IT, Kalogirou TE, Eliescu A. Spontaneous rupture of the visceral abdominal aorta: endovascular management using the periscope graft technique. J Endovasc Ther 2012;19(4):558-62. 16. Donas KP, Torsello G, Bisdas T, Osada N, Schönefeld E, Pitoulias GA. Early outcomes for fenestrated and chimney endografts in the treatment of pararenal aortic pathologies are 18. Feezor RJ, Martin TD, Hess PJ, Klodell CT, Beaver TM, Huber TS, et al. Risk factors for perioperative stroke during thoracic endovascular aortic repairs (TEVAR). J Endovasc Ther 2007;14(4):568-73. 20. Shu C, Luo MY, Li QM, Li M, Wang T, He H. Early results of left carotid chimney technique in endovascular repair of acute non-a-non-B aortic dissections. J Endovasc Ther 2011; 18(4):477-84. 21. Krankenberg H, Bader R, Sixt S, Tübler T, Schwencke C, Kivelitz D, et al. Endovascular repair of ascending aortic aneurysm by transapical approach and periscope technique. J Endovasc Ther 2013;20(1):13-7. 22. Natrella M, Castagnola M, Navarretta F, Cristoferi M, Fanelli G, Meloni T, et al. Treatment of juxtarenal aortic aneurysm with the Multilayer stent. J Endovasc Ther 2012;19(1):121-4. 23. Numan F, Gulsen F, Arbatli H, Cantasdemir M, Solak S. New horizons in the endovascular treatment of aortic aneurysm. Turkish J Thorac Cardiovasc Surg 2011;19 Suppl 2: 2732. Damar Cer Derg 2014;23(1) OLGU SUNUMU Arteriyo-Venöz Malformasyonlar, Vaskülitler ve Lenf Hastalıkları Surgical Therapy for Disseminated Arterial Involvement in Behcet’s Disease: Case Report Mehmet KALENDER,a Ayşe Gül KUNT,a Okay Güven KARACA,a Mehmet TAŞARa Clinic of Cardiovascular Surgery, Konya Education and Research Hospital, Konya a Geliş Tarihi/Received: 27.09.2012 Kabul Tarihi/Accepted: 15.04.2013 Yazışma Adresi/Correspondence: Mehmet KALENDER Konya Education and Research Hospital, Clinic of Cardiovascular Surgery, Konya, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] ABSTRACT Surgical treatment of arterial Behcet’s Disease has a higher incidence of anastomotic pseudoaneurysm or graft occlusion. A 59-year-old male patient presented with arm pain and shortness of breath. Medical history revealed Behcet’s disease. Magnetic resonance imaging and computerized tomography showed aneurysms of main pulmonary, right innominate and left subclavian arteries and occlusion of bilateral subclavian arteries. Main pulmonary artery was plicated. Right innominate artery was bypassed to right subclavian artery, and left carotid artery was bypassed to left subclavian artery with 8 mm biological grafts. Scans showed progressive pulmonary artery aneurysm and patent grafts 12 months postoperatively. Surgery for aneurysm of main pulmonary artery in Behcet’s disease should be planned carefully because Behçet’s vascular disease can be progressive even after surgery. Key Words: Behçet’s disease; arterial involvement; surgical therapy ÖZET Behçet Hastalığı’nın arteriyel tutulumunda, cerrahi tedavide anastomotik psödoanevrizma ve greft oklüzyonu insidansı yüksektir. Elli dokuz yaşında erkek hasta kol ağrısı ve nefes darlığı şikayeti ile başvurdu. Özgeçmişinde Behçet Hastalığı mevcuttu. Manyetik rezonans görüntüleme ve bilgisayarlı tomografi ile ana pulmoner arter, sağ innominate arter ve sol subklavian arter proksimalinde anevrizma, bilateral subklavian arterlerde oklüzyon tespit edildi. Ana pulmoner artere plikasyon uygulandı. Sağ innominate arter, sağ subklavian artere ve sol karotis arter de sol subklavian artere 8 mm biyolojik greft ile bypass edildi. Postoperatif 12. ay takibindeki görüntülemede pulmoner arter anevrizmasında ilerleme görüldü ve greftler açık olarak izlendi. Vasküler tutulum gösteren Behçet hastalarında ana pulmoner arter anevrizma cerrahisi dikkatlice düşünülmelidir, çünkü operasyon sonrasında da tutulum progresyon gösterebilir. Anahtar Kelimeler: Behçet hastalığı; arteriyel tutulum; cerrahi tedavi Damar Cer Derg 2014;23(1):47-9 doi: 10.9739/uvcd.2012-32206 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği Damar Cer Derg 2014;23(1) ehcet’s syndrome is a multisystemic vasculitis characterized by mucocutaneous, ocular, arthritic, vascular, and central nervous system manifestations. The prevalence is 80 to 370 cases per 100,000 population in Turkey.1 The male to female ratio is 7:1 in symptomatic forms.2 It involves all size and type of vessels including, both arterial and venous system. Venous disease is more common than arterial involvement, and prevalence may account for 14-39% and 3-5% respectively in patients with Behcet’s disease respectively.1-3 Thrombosis and/or aneurysms are observed; being predominantly false aneurysms.4 Surgical treatment is controversial due to frequent occurrence of graft occlusion and anastomotic pseudoaneurysms. 47 Mehmet KALENDER et al. SURGICAL THERAPY FOR DISSEMINATED ARTERIAL INVOLVEMENT IN BEHCET’S DISEASE: CASE REPORT CASE REPORT A 59-years-old male patient had suffered from right arm pain and shortness of breath for 3 years. Medical history revealed Behcet’s disease for 14 years. His vital signs were stable on admission. Pulses of both upper extremities were not palpable. There was no other system involvement. Magnetic resonance (MR) angiography of the extremities and computerized tomography of thorax showed that main pulmonary artery was 50 mm; right and left pulmonary arteries were 31 mm and 29 mm, respectively in diameter; right innominate artery aneurysm was 26 mm; left subclavian artery was 20 mm. Right subclavian artery was occluded starting from 1 cm distal to the bifurcation of innominate artery as in these scans (Figures 1A and 1B). The patient was operated under general anesthesia with median sternotomy to reach the main pulmonary artery, right and left subclavian arteries. Main pulmonary artery was plicated primarily. Anastomoses of left carotico-subclavian and right innominate arteries to the axillary artery were performed using 8 mm biological grafts. Aneurysmatic segment of left subclavian artery was tied up. One mediastinal drainage tube was placed after hemostasis. Sternum was closed with steel wires, as usual. Postoperative course was uneventful. The patient was discharged on postoperative fourth day. MR angiographies of both extremities and computerized tomography of thorax were obtained 12months postoperatively. Scans showed that all grafts were patent and progressive native main pulmonary artery aneurysm reached 52 mm in diameter (Figures 2A and 2B). DISCUSSION Behcet’s Disease is a multisystemic chronic autoimmune inflammatory disease characterized by recurrent oral and genital aphthous ulcers and ocular lesions. Arterial involvement in Behcet’s disease is rare, thrombosis and/or aneurysms are observed, being mainly false aneurysms.4 These “arterial aphtae” are localized on pulmonary arteries, aorta, renal and peripheral arteries. Vascular surgery is obligatory, but graft thrombosis and relapse of 48 FIGURE 1A: Magnetic resonance imaging: Aneurysm of right innominate artery and occlusion of left subclavian artery. FIGURE 1B: Computerized tomography of thorax: Aneurysm of the main pulmonary artery. aneurysm at the site of bypass are frequent. The pulmonary aneurysms have a severedreadful prognosis.5 Previous papers reported that graft occlusion or anastomotic pseudoaneurysm tend to occur earlier compared to other diseases.3,6 These findings cause difficulties in selecting the surgical procedure and graft material in patients with Behcet’s disease. Based on this information, we avoided use of a graft for treatment of pulmonary artery aneurysm. While performing pulmonary artery aneurysm plication, we preferred off-pump clamp and sew technique. The main reason for choosing this technique was to maintain minimal invasion especially to major vascular structures. Although there is not enough evidence to avoid cardiopulmonary bypass, high complication rates of complications and catastrophic risks motivated us to chose off-pump technique. Endovascular stent grafting for recurrent aneurysms is noteworthy for Behcet’s disease.7 Aneurysms of the distal vessels in Behçet’s disease are very infrequent and each case should be evaluated Damar Cer Derg 2014;23(1) SURGICAL THERAPY FOR DISSEMINATED ARTERIAL INVOLVEMENT IN BEHCET’S DISEASE: CASE REPORT FIGURE 2A: Magnetic resonance imaging: Biological graft of left carotico-subclavian bypass and right innominate artery to axillary artery bypass are patent. FIGURE 2B: Computerized tomography: Relapsed main pulmonary artery aneurysm. on an individual basis. Endovascular treatment can be a good alternative therapeutic technique.8 This particular case herein fulfilled the diagnostic criteria of Behcet’s disease and the aneurysm of the pulmonary artery has been included in the characteristics of the presentation of vascular Behcet’s disease. Therefore, we selected pulmonary ar- 1. 2. 3. 4. 5. Saadoun D, Wechsler B. Behcet’s disease. Orphanet J Rare Dis 2012;7:20. Yazici H, Fresko I, Tunc R, et al. Behcet s syndrome: pathogenesis, clinical manifestations and treatment in Vasculitis by Gene V. In: Ball, S. Louis Bridges ed. 1st ed. Oxford University Press, USA; 2002. p.40632. Saadoun D, Asli B, Wechsler B, Houman H, Geri G, Desseaux K, et al. Long-term outcome of arterial lesions in Behçet disease: a series of 101 patients. Medicine (Baltimore) 2012;91 (1):18-24. Hamuryudan V, Er T, Seyahi E, Akman C, Tüzün H, Fresko I, et al. Pulmonary artery aneurysms in Behçet syndrome. Am J Med 2004;117(11):867-70. Seyahi E, Melikoğlu M, Akman C, Hamuryudan V, Ozer H, Hatemi G, et al. Pulmonary artery involvement and associated lung disease in Behçet disea- Damar Cer Derg 2014;23(1) tery plication and biological grafts for peripheral bypasses. The scans in the follow-up showed patent grafts and no pseudoaneurysms at the site of the anastomosis. On the other side, pulmonary arterial aneurysm relapsed at postoperative 12 months. Despite the increase in the diameter, we decided to follow up the patient, because he did not have hemodynamic problems and there was no accompanying hemoptysis. In addition, pulmonary artery aneurysm was seen only in the main pulmonary artery. Seyahi et al. reported pulmonary arterial involvement as a poor prognostic factor.5 Additionally, Hamuryudan et al. and Tuzun et al. reported series with pulmonary artery aneurysms and concluded that prognosis was poor with high mortality rates in surgically treated patients, especially when accompanying hemoptysis was seen.9,10 Saba et al. reported 25% survival rate in 8 patients with a pulmonary artery aneurysm. In this paper, the authors included 23 patients with arterial aneurysms accompanying Behcet’s Disease.11 On the other hand, some papers claim that proper immunosuppressant therapy may regress pulmonary artery aneurysm, but these papers have smaller patient numbers.13,14 Surgery for aneurysm of main pulmonary artery in Behcet’s disease should be evaluated carefully because Behcet’s vascular disease can progressive even after surgery. Conflict of Interest Authors declared no conflict of interest or financial support. REFERENCES 6. 7. 8. 9. Mehmet KALENDER et al. se: a series of 47 patients. Medicine (Baltimore) 2012;91(1):35-48. Hosaka A, Miyata T, Shigematsu H, Shigematsu K, Okamoto H, Ishii S, Hosaka A, Miyata T, Shigematsu H, et al. Long-term outcome after surgical treatment of arterial lesions in Behcet’s disease. J Vasc Surg 2005;42(1):116-21. Watanabe H, Oda H, Yoshida T, Yamaura M, Takahashi K, Miida T, et al. Endovascular stent-grafting for recurrent aneurysm in Behcet's disease. Int Heart J 2005;46(4):745-9. Rico JV, Pedrajas FG, González IC, Segura Iglesias RJ. Urgent endovascular treatment of a ruptured tibioperoneal pseudoaneurysm in Behet's disease. Ann Vasc Surg 2011;25(3): 385.e11-4. Hamuryudan V, Yurdakul S, Moral F, Numan F, Tüzün H, Tüzüner N, et al. Pulmonary arterial ane- urysms in Behçet's syndrome: a report of 24 cases. Br J Rheumatol 1994;33(1):48-51. 10. Tüzün H, Hamuryudan V, Yildirim S, Beşirli K, Yörük Y, Yurdakul S, et al. Surgical therapy of pulmonary arterial aneurysms in Behçet's syndrome. Ann Thorac Surg 1996; 61(2):733-5 11. Saba D, Saricaoğlu H, Bayram AS, Erdoğan C, Dilek K, Gebitekin C, et al. Arterial lesions in Behçet's disease. Vasa 2003;32(2):75-81. 12. Agha A, Bella AM, Assiri AH, Al-Hakami M. Can Behcet's Disease Related Pulmonary Arterial Aneurysms be Completely Resolved? Open Rheumatol J 2011;5:88-90. 13. Tunaci M, Ozkorkmaz B, Tunaci A, Gül A, Engin G, Acunaş B. CT findings of pulmonary artery aneurysms during treatment for Behçet's disease. AJR Am J Roentgenol 1999;172(3): 729-33. 49 OLGU SUNUMU Arteriyo-Venöz Malformasyonlar, Vaskülitler ve Lenf Hastalıkları Combined Treatment of Both Arterial and Deep Venous Thrombosis in a Young Adult with Antiphospholipid Syndrome: Case Report Selami GÜRKAN,a Özcan GÜR,a Serhat HÜSEYİN,b Volkan YÜKSEL,b Suat CANBAZb Department of Cardiovascular Surgery, Namık Kemal University Faculty of Medicine, Tekirdağ b Department of Cardiovascular Surgery, Trakya University Faculty of Medicine, Edirne a Geliş Tarihi/Received: 08.02.2013 Kabul Tarihi/Accepted: 09.04.2013 Yazışma Adresi/Correspondence: Selami GÜRKAN Namık Kemal University Faculty of Medicine, Department of Cardiovascular Surgery, Tekirdağ, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] doi: 10.9739/uvcd.2013-34481 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği 50 ABSTRACT Antiphospholipid syndrome (APS) is an autoimmune hypercoagulability syndrome that induces a wide variety of thromboembolic events. Deep venous thrombosis is complicated by pulmonary embolism and infarction in 35% of cases. The clinical manifestations of the syndrome include venous and arterial thromboses and embolisms, disseminated large and small vessel thromboses with accompanying multiorgan ischemia and infarction, premature coronary artery disease, stroke and pregnancy losses. In this paper, we describe a rare case of both venous and arterial thromboembolic event in a 25-year-old young male age who had surgical treatment with medical treatment. Key Words: Thrombosis; antiphospholipid syndrome; venous thrombosis ÖZET Antifosfolipid sendromu değişik tromboembolik olaylara sebep olabilen, otoimmün hiperkoagülabilite sendromudur. Olguların %35’inde pulmoner emboli ve infarktla komplike olabilen derin ven trombozu görülebilir. Hastalığın klinik görünümleri arasında; venöz ve arteriyel trombozlarla birlikte emboliler, multiorgan iskemisi ve infarktına neden olabilen küçük ve yaygın büyük damar trombozları, prematür koroner arter hastalığı, strok ve düşükler sayılabilir. Bu yazıda 25 yaşındaki genç erkek hastada görülen arteriyel ve venöz trombozu ile cerrahi ve medikal tedavi birlikteliğini sunduk Anahtar Kelimeler: Tromboz; antifosfolipid sendromu; venöz tromboz Damar Cer Derg 2014;23(1):50-2 ntiphospholipid syndrome (APS) is an autoimmune hypercoagulability syndrome that induces a wide variety of thromboembolic events. In the general population, APS is the most common acquired cause of hypercoagulability. Vascular complications have been diagnosed mainly by Doppler ultrasonography, computerized tomography (CT) or angiography.1 Antiphospholipid antibodies are known to induce a prothrombotic state causing arterial and venous thromboembolism. There is a growing evidence regarding the interrelations of these antibodies and their mechanisms causing endothelium activation and hypercoagulation.2 Sapporo classification criteria for the APS were defined in an international consensus conference to simplify the diagnosis.3 In this paper, we describe a rare case of venous and arterial thromboembolic event in a 25-year-old young male. Damar Cer Derg 2014;23(1) COMBINED TREATMENT OF BOTH ARTERIAL AND DEEP VENOUS THROMBOSIS IN A YOUNG ADULT... Selami GÜRKAN et al. CASE REPORT A 25-year-old young male was admitted to our institution with subacute lower limb ischemia, necrosis of the distal phalanxes of right foot and deep venous thrombosis of right lower extremity. He had history of intermittant claudication and swelling during the past two weeks and a Doppler ultrasonography showing deep venous thrombosis of right lower extremity. He had no family history of a clotting disorder. Upon admission, magnetic resonance angiography demonstrated total occlusion of right iliac, tibioperoneal trunk arteries and left superficial femoral and popliteal artery (Figure 1A). Screening for thrombophilia including activated protein C (APC) resistance, protein C, protein S, antithrombin III (ATIII) were within normal ranges and Factor V-Leiden mutation was negative. Furthermore, plasma dilute Russell’s viper venom time (dRVVT) and lupus anticoagulant (LA) levels were positive at admission and at least six weeks apart. Anticardiolipin (aCL) antibody of IgG and IgM isotype in blood were negative both at admission and at six weeks control. Left supragenicular, right infragenicular and right femoral Fogarty catheter-thrombo-embolectomy operations were performed consecutively, accompanied by amputation of the necrotic toes. Postoperatively, the patient received intravenous unfractionated heparin (aPTT 50-70 s) and oral anticoagulation therapy was started with a target international normalized ratio (INR) range of 2.5-3.5. Control magnetic resonance angiography showed bilateral normal iliac and lower extremity arteries (Figure 1B). DISCUSSION Antiphospholipid syndrome has recently drawn the attention of numerous clinicians because of its close relationship with thrombembolic events.1 Antiphospholipid syndrome is considered as an autoimmune disorder where vascular thrombosis and/or recurrent pregnancy pathologies occur in patients with laboratory evidence for antibodies against phospholipids.4 The most frequently reported association with APS is deep venous thrombosis which is multiple and bilateral, affecting particuDamar Cer Derg 2014;23(1) FIGURE 1: A) Magnetic resonance angiography of distal abdominal aorta and bilateral lower extremities in a patient with antiphospholipid syndrome. There is occlusion of the right iliac, tibioperoneal trunk arteries and left superficial femoral and popliteal arteries. B) Control magnetic resonance angiography showing that both iliac arteries and bilateral lower extremity arteries were normal. larly lower limbs.5 Deep venous thrombosis is also complicated by pulmonary embolism and infarction in 35% of cases. Recurrent thromboembolism can lead to pulmonary hypertension and clinical findings of right ventricular insufficiency. In addition, coexistence of pulmonary embolism and intracardiac thrombus can lead to sudden death.6 The clinical manifestations of the syndrome include venous and arterial thromboses and embolisms, disseminated large and small vessel thromboses with accompanying multiorgan ischemia and infarction, premature coronary artery disease, stroke and pregnancy losses.7 The diagnosis of APS is based on the presence of at least one clinical and one laboratory criteria as defined in Sapporo classification system.3 We did not investigate pulmonary embolism since the ecocardiographic evaluation did not show any evidence of right ventricular failure or pulmonary hypertension, and there was no clinical signs for pulmonary embolism. We report a rare condition in the literature where both arterial and venous thrombosis occurred in a young male patient who had intermittent 51 Selami GÜRKAN et al. COMBINED TREATMENT OF BOTH ARTERIAL AND DEEP VENOUS THROMBOSIS IN A YOUNG ADULT... cladication and gangrenous necrosis at lower extremity with high plasma levels of dRVVT and LA without any evidence of connective tissue disease. Remarkably, aCL antibodies and β2-GP-1 antibodies were not elevated. The first evidence of large peripheral arterial occlusions in systemic lupus erythematosus patients appeared in 1960s.8 During the following years, more studies on large arterial occlusions and gangrene in patients with APS were published. In addition, occlusions of the abdominal aorta in aPL positive patients were also observed.9,10 Shortell et al. reported in their study that antiphospholipid syndrome should be suspected in young, female nonsmokers with vascular disease, especially those with involvement of the upper extremity and premature graft failure.11 Similar to this study, the case was young and a non-smoker, contrarily thrombosis occurred at the lower extremity. Opinions concerning treatment of APS vary widely. The main treatment of APS is anticoagulant/antiaggregant medications. Corticosteroids may be useful in hematological manifestations (thrombocytopenia, hemolytic anemia and myelo- 1. 2. 3. 4. 5. 52 Khamashta MA, Cuadrado MJ, Mujic F, Taub NA, Hunt BJ, Hughes GR. The management of thrombosis in the antiphospholipid-antibody syndrome. N Engl J Med 1995;332(15):993-7. Galli M, Barbui T. Antiphospholipid antibodies and thrombosis: strength of association. Hematol J 2003;4(3):180-6. Robertson B, Greaves M. Antiphospholipid syndrome: an evolving story. Blood Rev 2006;20(4):201-12. Mutlu LC, Türker G, Gülbaş G, Yıldırım Z, Aydoğdu İ. Nadir bir hemoptizi nedeni: antifosfolipid antikor sendromu. Solunum Hastalıkları 2004;15:43-6. Hughes GR. The antiphospholipid syndrome: pathy). Prevention of recurrent thrombosis is achieved by prolonged oral anticoagulation. Intensive therapy to a target INR higher than 3.0 is the most effective.12 All patients with thrombosis associated with APS should undergo long-term (lifelong) warfarin therapy. In this case, anticoagulation with heparin was initiated at admission and consecutive Fogarty catheter-thrombo-embolectomies were performed successfully. Vena cava filter insertion before operation was not planned due to absence of clinical symptoms for pulmonary embolism and since this was an acute situation. CONCLUSION In conclusion, we have reported an APS patient complicated by both arterial and venous thrombosis with gangrenous toes. We suppose that immediate surgical treatment in addition to long term anticoagulation may be justified for the patients with occlusive vascular disease in APS. Conflict of Interest Authors declared no conflict of interest or financial support. REFERENCES 6. 7. 8. 9. ten years on. Lancet 1993;342(8867):341-4. Gündoğdu F, Ünlü Y, Barış N, Arslan S. Antiphospholipid antibody syndrome leading to massive pulmonary embolism and sudden death. Arch Turk Soc Cardiol 2008;36(7):467-9. Rand JH. Molecular pathogenesis of the antiphospholipid syndrome. Circ Res 2002;90(1): 29-37. Alarcon Segovia D, Osmundson PJ. Peripheral vascular syndromes associated with systemic lupus erythematosus. Ann Intern Med 1965;62:907-19. Bird AG, Lendrum R, Asherson RA, Hughes GR. Disseminated intravascular coagulation, antiphospholipid antibodies, and ischaemic necrosis of extremities. Ann Rheum Dis 1987;46(3):251-5. 10. Drew P, Asherson RA, Zuk RJ, Goodwin FJ, Hughes GR. Aortic occlusion in systemic lupus erythematosus associated with antiphospholipid antibodies. Ann Rheum Dis 1987;46(8):612-6. 11. Shortell CK, Ouriel K, Green RM, Condemi JJ, DeWeese JA. Vascular disease in the antiphospholipid syndrome: a comparison with the patient population with atherosclerosis. J Vasc Surg 1992;15(1):158-65. 12. Khamashta MA. Management of thrombosis in the antiphospholipid syndrome. Hughes’ syndrome. London: Springer; 2000. p.391-6. Damar Cer Derg 2014;23(1) OLGU SUNUMU Arteriyo-Venöz Erişim Hemodializ Amaçlı Arteriyovenöz Fistül Sonrası Gelişen Rüptüre Dev Anevrizma Mehmet YILMAZ,a Olcay Murat DİŞLİ,b Ercan KAHRAMAN,b Barış AKÇA,b Köksal DÖNMEZ,b Mehmet Cengiz ÇOLAK,b Nevzat ERDİL,b Bektaş BATTALOĞLUb Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, Malatya Devlet Hastanesi, b Kalp ve Damar Cerrahisi AD, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Malatya a Geliş Tarihi/Received: 26.09.2013 Kabul Tarihi/Accepted: 03.03.2014 Bu çalışma, Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği XII. Ulusal Kongresi (8-11 Ekim 2012, Kemer, Antalya)’nde poster olarak sunulmuştur. Yazışma Adresi/Correspondence: Ercan KAHRAMAN İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kalp ve Damar Cerrahisi AD, Malatya, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] ÖZET Arteriyovenöz fistül (AVF) operasyonları, kronik böbrek yetmezliği olan olgularda hemodiyaliz uygulanmasını kolaylaştıran ve olgunun yaşam standartlarını yükseltmek amacıyla en sık kullanılan yöntemlerdir. Fistülün kullanılmasına bağlı geç dönemde en sık rastlanan komplikasyonlardan biri anevrizma gelişimidir. Bu çalışmada hemodiyaliz amaçlı açılan AVF’nin, geç dönem komplikasyonu olarak ortaya çıkan rüptüre dev bir anevrizma olgusuna uyguladığımız cerrahi tedavi yaklaşımımız ve sonrasındaki klinik düzelmeyi özetlemeyi amaçladık. Anahtar Kelimeler: Arteriyovenöz fistül; venöz anevrizma ABSTRACT Arteriovenous fistula (AVF) operations are the most frequent procedures performed for hemodialysis and they are made in order to increase quality of life in chronic renal failure. One of the most frequent late complications of the AVF is aneurysm formation. In this study, we aimed to present our diagnostic and surgical therapy procedures for a ruptured giant aneurysm developed as a late complication of an AVF. Key Words: Arterio-venous fistula; venous aneurysm K Damar Cer Derg 2014;23(1):53-5 ronik böbrek yetmezliği (KBY) olan hastalarda transplantasyon asıl tedavi, hemodiyaliz ise transplantasyonu bekleme sürecindeki destek tedavidir. Son yıllarda artan hasta sayısı ve bu talebi karşılayacak donör eksikliği nedeniyle hemodiyaliz, hastalar için en sık kullanılan tedavi seçeneği olmuştur. Bu makalede amacımız KBY’li hastalarda açılan arteriyovenöz fistülün (AVF) geç dönemde rastlanan ve bazen mortaliteye sebeb olabilen kanamalı dev anevrizmanın cerrahi olarak tamiri ve postoperatif kliniğini paylaşmaktır. OLGU SUNUMU doi: 10.9739/uvcd.2013-37699 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği Damar Cer Derg 2014;23(1) Yirmi yedi yaşında erkek hastaya, 17 yaşındayken son dönem KBY tanısı konulmuş ve 9 yıl önce başka bir merkezde canlıdan canlıya renal transplantasyon yapılmıştır. Renal transplantasyondan üç hafta önce sol ön kola radiyosefalik (RS), uç-yan AVF açılmış ve 5 yıl sonra AVF kapatılmıştır. Takiplerinde fistülün açık olduğu fark edilen hastaya tekrar operasyon plan53 Mehmet YILMAZ ve ark. HEMODİALİZ AMAÇLI ARTERİYOVENÖZ FİSTÜL SONRASI GELİŞEN RÜPTÜRE DEV ANEVRİZMA lanmamıştır. Sol ön kolda progresif olarak büyüme gösteren AVF anevrizması zamanla dev boyuta ulaşmış, ve hasta kanama oluşması üzerine kliniğimize başvurmuştur (Resim 1a). Hastanın fizik muayenesinde sol ön kol bölgesinde ileri derecede anevrizmatik, yaklaşık olarak 13x10 cm boyutlarında, cilt-cilt altı dokusunu incelten ve cilde fistülize AVF, ve bu bölgeden pulsatil şekilde kanama mevcuttu. Hasta acil olarak genel anestezi altında ameliyata alındı. Kanama bölgesine kompresyon yapılarak ameliyata alınan hastanın sol brakiyal bölgeye tansiyon aleti manşonu ile yaklaşık 350 mmHg basınç uygulanıp, kan akımı kesildi. Ekstremite distalinde kritik iskemi oluşmaması için her 15-20 dk. aralıklarla manşon açıldı. Anevrizma kesesinin her iki yanından longitudinal olarak ciltcilt altı kesi yapıldı.Anevrizma kesesinin venöz komponentini oluşturan sefalik ven çevre dokulardan diseke edildi, ardından ligate edilerek anevrizma kesesi ile olan bağlantısı kesildi. Anevrizma kesesine nervus radialis superficialis komşuluk ediyordu. N. radialis superficialis korunarak anevrizmatik kese çıkartıldı. Radial arter uç uca anastomoz edildi. Operasyon sonrası takiplerinde hastanın sol üst ekstremitesinde herhangi nörolojik defisit veya arterial iskemi bulgusu görülmedi. Hasta postoperatif ikinci gün taburcu edildi (Resim 1b). TARTIŞMA Son dönem renal yetmezlikli olgularda en yaygın tedavi yolu hemodiyalizdir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de en ideal yöntem, otojen arter ile ven arası AVF oluşturulmasıdır.1 AVF operasyonları sonrası erken dönemde; tromboz, hematom, hemoraji, enfeksiyon, geç dönemde ise; tromboz, ekstremite ödemi, arterial steal, ekstremite iskemisi, pseudoanevrizma, greft enfeksiyonu gibi lokal komplikasyonlar, ya da fistül debisinin yüksekliğine bağlı kalp yetmezliği gibi sistemik komplikasyonlar nedeniyle hospitalizasyon ve cerrahi revizyon gerekliliği olabilmektedir.2,3 AVF’ye bağlı uzun dönem en sık komplikasyonlardan biri de venöz anevrizmadır. AVF operasyonları sonrası anastomoz bölgesi ya da venöz ponksiyon bölgesinde gerçek veya pseudoanevrizma görülebilir. Fistül alt ekstremitede ise, bu oran 54 RESİM 1a: Rüptüre anevrizma, operasyon öncesi görünüm. RESİM 1b: Operasyon sonrası görünüm. %4-16’ya kadar çıkabilir.4,5Anastomoz tekniği hatalarının yanı sıra, venöz damar duvarındaki kollajen yapı yetersizliği, devamlı tekrarlayan enjeksiyon giriş travmasına maruz kalma ve enfeksiyon psödo- ve gerçek venöz anevrizma gelişimine neden olan diğer etmenlerdir. Gerçek venöz anevrizma formasyonu endojen venlerde görüldüğü gibi, prostetik greft materyalindeki dejenerasyona bağlı olarak da ortaya çıkabilir.6 Psödoanevrizma genellikle tekrarlanan ven ponksiyon bölgesinde gelişirken, gerçek anevrizma daha çok anastomoz bölgesinde oluşur.7 AVF’lere bağlı gelişen anevrizmalarda öykü ve fizik muayene bulguları ile kolayca tanı konabilir. Tanı ve uygulanacak cerrahi girişimin belirlenmesi açısından noninvaziv bir metot olan renkli Doppler ultrasonografi (RDUS) tetkiki yeterli bilgiler vermektedir. Birçok olguda dupleks taramasının Damar Cer Derg 2014;23(1) HEMODİALİZ AMAÇLI ARTERİYOVENÖZ FİSTÜL SONRASI GELİŞEN RÜPTÜRE DEV ANEVRİZMA mükemmel sensitivite ve spesifite yelpazesi ile çok faydalı olduğu saptanmıştır. Bu teknik, kaviteye dolan kanı göstermekle kalmaz, aynı zamanda arteriyal defektten geçen jet akımını da gösterir.8,9 Yapılacak olan cerrahi işlem öncesinde görüntüleme yöntemlerin kullanılması cerrahi stratejinin belirlenmesi için gereklidir. Ancak olgumuz aktif kanama ile başvurduğundan görüntüleme yapılamadan acil olarak ameliyata alınmıştır. AVF komplikasyonu olan anevrizmaların tedavisinde uygulanan tedavi yöntemleri; RDUS eşliğinde manüel kompresyon, ligasyon, endovasküler greft implantasyonu, embolizasyon, ultrason kılavuzluğunda trombin enjeksiyonu ve cerrahi rekonstrüksiyon olarak sayılabilir.10,11 Cerrahi tamir bu lezyonlar için en sık ve en geleneksel tedavi yöntemidir.12 AVF komplikasyonu olan anevrizma oluşumunu engellemek için, fistül çapı arter çapının %75’ini geçmemeli, ve devamlı aynı yere ponksiyon yapılması önlenmelidir. Anevrizma geliştiğinde ya anevrizma kısmen rezeke edilerek fistülün devamlılığı korunmalı ya da fistül tamamen kapatılarak yeni fistül açılmalıdır.13 Damar defektlerinin tamirinde önemli olanlar; damarı daraltmaktan kaçınarak bir transvers sütürle birlikte primer tamir yapmak, ya da eğer direkt 1. 2. 3. 4. 5. Connall TP, Wilson SE. Vascular access for haemodialysis. In: Rutherford RB, ed. Vascular Surgery. 4th ed. Philadelphia (ABD): WB Saunders; 1995. p: 1233-44. Dikow R, Schwenger V, Zeier M, Ritz E. Do AV fistulas contribute to cardiac mortality in hemodialysis patients. Semin Dial 2002;15(1): 14-7. Konner K, Hulbert-Shearon TE, Roys EC, Port FK. Tailoring the initial vascular access for dialysis patients. Kidney Int 2002;62(1):329-38. Simoni G, Bonalumi U, Civalleri D, Decian F, Bartoli FG. Endtoend A-V fistula for chronic hemodialysis;11 years experience. Cardiovasc Surg 1994;2(1):63-6. Burkhart HM, Cikrit DF. Arteriovenous fistulas for hemodialysis. Semin Vasc Surg 1997; 10(3):162-5. Damar Cer Derg 2014;23(1) 6. 7. 8. 9. Mehmet YILMAZ ve ark. tamir daralmaya yol açacaksa, otojen safen ven ile yama arteriyoplasti yapmayı planlamaktır. Olgumuzdaki anevrizma kesesi rezeke edilmiş, arter uç uca tamir edilmiştir. Hasta başarılı renal transplantasyon, olduğundan yeni AVF açılmamıştır. Sonuç olarak; AVF’lerin bir komplikasyonu olan anevrizma, geç dönemde fistülün uzun süre kullanılmasına bağlı gelişen bir patolojidir. Uygun tedavi ile cerrahi tamir sonuçları mükemmele yakındır. AVF’nin uzun dönem boyunca kullanılabilirliği; olguların damar yapısının elverişli olması, uygun anastomoz tekniğinin seçilmesinin yanında, kullanım sırasındaki olumsuz iyatrojenik etkenlerin ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Fistül aracılığı ile hemodiyalize gerek kalmamış olgularda ileriki dönemlerde anevrizma gelişmesinin önüne geçmek için, kullanılmayacak fistüllerin kapatılması gerekmektedir. Ayrıca olgumuzda olduğu gibi antekübital bölgede oluşturulan fistüllerde komplikasyonların daha sık görüldüğü dikkate alınarak, ön kolda fistül açılabilecek anatomik segmentlerin özenle kullanılması gerektiği unutulmamalıdır. Çıkar Çatışması Yazarlar herhangi bir çıkar çatışması veya finansal destek bildirmemiştir. KAYNAKLAR Bhama JK, Guinn G, Fisher W. Venousaneurysmfollowingconstruction of a polytetrafluroethylenearteriovenousdialysisgraft. Ann Vasc Surg 2002;16(2):239-41. Dix FP, Khan Y, Al-Khaffaf H. The brachial artery basilic vein arterio-venous fistula in vascular access for haemodialysis-a review paper. Eur J Vasc Endovasc Surg 2006; 31(1):70-9. Finlay DE, Longley DG, Foshager MC, Letourneau JG. Duplex and color Doppler sonography of hemodialysis arteriovenous fistülas and grafts. Radiographics 1993;13(5): 983-9. Eugster T, Wigger P, Bölter S, Bock A, Hodel K, Stierli P. Brachialarterydilatationafterarteriovenousfistulae in patients after renal transplantation: a 10-year follow-up with ultrasound scan. J Vase Surg 2003;37(3):564-7. 10. Najibi S, Bush RL, Terramani TT, Chaikof EL, Gunnoud AB, Lumsden AB, et al. Coveredstentexclusion of dialysis Access pseudoaneurysms. J SurgRes 2002;106(1):159. 11. Witz M1, Werner M, Bernheim J, Shnaker A, Lehmann J, Korzets Z. Ultrasound-guidedcompressionrepair of pseudoaneurysms complicating a forearm dialysis arteriovenous fistula. Nephrol Dial Transplant 2000;15(9): 1453-4. 12. Bourquelot P, Stolba J. Surgery of vascular Access for hemodialysis and central venous stenosis. Nephrologie 2001;22(8):491-4. 13. Haberal C, Karsli M, Kalko Y, Korkut K, Özcan V, Tireli E, ve ark. Arteriyovenöz fistül komplikasyonları ve cerrahi tedavisi. Damar Cerrahisi Dergisi 1999;2:80-3. 55 Ven Hastalıkları OLGU SUNUMU Superficial Femoral Vein Dysgenesis: CT Venography: Case Report Kamil BOYACIOĞLU,a Ramazan ALBAYRAK,b Hüseyin KUPLAY,a Mehmet TOKSÖZ,b Adil POLATa Clinics of a Cardiovascular Surgery, b Radiology, Bağcılar Research and Training Hospital, İstanbul Geliş Tarihi/Received: 15.01.2013 Kabul Tarihi/Accepted: 25.02.2013 Yazışma Adresi/Correspondence: Kamil BOYACIOĞLU Bağcılar Research and Training Hospital, Clinic of Cardiovascular Surgery, İstanbul, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] ABSTRACT A 17-year-old male patient was admitted to our outpatient clinic with the initial diagnosis of perforating vein insufficiency. Lateral marginal vein which was not noticed by radiologist was detected by vascular surgeonby using M-Mode and duplex ultrasound. Then, computerized tomography venography was performed. There were common venous malformations distal to the knee in the lateral aspect of the leg, and popliteal vein was continuous with the lateral marginal vein. A rudimentary superficial femoral vein was detected. Before surgical intervention, vascular surgeons should evaluate patients by duplex ultrasound. Key Words: Venous insufficiency; vascular malformation ÖZET On yedi yaşındaki erkek hasta, polikliniğimize perforan venöz yetmezlik ön tanısı ile başvurdu. Polikliniğimizde vasküler cerrah tarafından yapılan M-Mod ve Doppler ultrasonografide (USG) radyolog tarafından tespit edilemeyen lateral marginal ven tespit edildi. Hastaya yapılan bilgisayarlı tomografi (BT) venografide diz altında yaygın venöz malformasyonlar mevcuttu, popliteal ven lateral marginal venle devam etmekteydi ve yüzeyel femoral ven rudimenter olarak gözlendi. Cerrahi işlem öncesi mutlaka vasküler carrahlar da Doppler USG ile hastaları değerlendirmelidirler. Anahtar Kelimeler: Venöz yetmezlik; vasküler malformasyon Damar Cer Derg 2014;23(1):56-9 ateral marginal vein (LMV) is a kind of persistent fetal vein that has failed to regress. It is typically located along the lateral aspect of lower extremity. The presence of LMV as an isolated lesion is quite rare and this congenital venous malformation is usually associated with Klippel-Trenaunay syndrome.1 This anomaly is usually seen in childhood and young adulthood.1-3 The presence of LMV is not uncommon in patients with lower extremity venous malformations (VM). LMVs are often associated with deep venous anomalies such as aplasia or hypoplasia. We present a case of LMV with lower extremity VM which was diagnosed by detection of LMV in our clinic. doi: 10.9739/uvcd.2013-33920 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği 56 CASE REPORT A 17-year-old male patient was admitted to our outpatient clinic with pain and multiple giant varicosities in his right leg. He had leg pain since his Damar Cer Derg 2014;23(1) SUPERFICIAL FEMORAL VEIN DYSGENESIS: CT VENOGRAPHY: CASE REPORT childhood. He had no limb hypertrophy, capillary malformations or limb discrepancy on physical examination. The patient’s C score according to CEAP classification was C3. The patient was referred to our clinic with an initial diagnosis of perforating vein insufficiency based on his venous duplex ultrasonography performed by a radiologist in another hospital. The diagnosis on the report was great saphenous vein and perforating vein insufficiency. Before the planning the operation, duplex ultrasonography was performed in our clinic by a vascular surgeon. The proximal part of the great saphenous vein was not visualized, and we noticed that the superficial femoral vein diameter was quite small. Therefore, we suspected the possibility of a venous malformation. We followed the dilated vein along the lateral aspect of lower extremity andLMV was detected. After consulting with radiology clinic, a computed tomographic venography was performed subsequently, and common venous malformations were detected below the knee. The popliteal vein was continuous with LMV and a hypoplastic superficial femoral vein was present (Figures 1, 2A-C). Lateral marginal vein was draining into the common femoral vein. Coil embolization was recommended for the malformed venous malformations below the knee. Kamil BOYACIOĞLU et al. FIGURE 1: Varicosities constitute collateral channels with deep venous system and lateral marginal vein (arrow). DISCUSSION The marginal vein is an abnormal superficial vein of the lateral lower limb and this valveless vein may lead venous stasis. Limb length discrepancy and nevus may coexist. Venous insufficiency caused by LMV ultimately creates persistent venous hypertension of the lower extremity. LMV consti- FIGURE 2: Popliteal vein is continuous with lateral marginal vein (arrow) and hypoplasia of superficial femoral vein (big arrow) is seen. Damar Cer Derg 2014;23(1) 57 Kamil BOYACIOĞLU et al. SUPERFICIAL FEMORAL VEIN DYSGENESIS: CT VENOGRAPHY: CASE REPORT tutes a collateral venous channel for the affected limb with other venous collaterals in patients with deep venous aplasia of the lower extremity.4 Sometimes, lateral marginal vein is connected with bifid great saphenous vein; but in our patient, great saphenous vein was draining into the varicosities below the knee; not into the common femoral vein, and there was no bifid great saphenous vein. The most common is the persistence of the LMV, found in 68-80% of Klippel-Trenaunay syndrome patients.3,5 Klippel-Trenaunay syndrome is a rare condition. It consists of a combination of vascular malformations (capillary malformations, most commonly port-wine stains which usually has an irregular margin and a clear, sharp border, venous malformations and varicose veins) and hypertrophy (bone and/or soft tissue). There is a tendency to affect the lower limb unilaterally.6 In a study, capillary malformations (port-wine stains) were observed in 98%, varicosities or venous malformations in %72, and limb hypertrophy in 67% of patients with Klippel-Trenaunay syndrome.7 Our patient had only venous malformations and hence we did not diagnose this syndrome. Lateral marginal vein treatment depends on the patient’s symptoms and condition of the deep venous system. Compression stockings are sometimes recommended when LMV is not prominent or the patient is asymptomatic. The best treatment is complete surgical resection of the vein.8 Surgical excision indications of LMV are (i) prominent LMV accompanied with clinical symptoms of chronic venous insufficiency; (ii) thrombus in LMV and (iii) significant limb length discrepancy (>2 cm) in pediatric patients.3 Symptomatic marginal veins with venous stasis and limb-length discrepancy in childhood should be treated as soon as possible to achieve length discrepancy correction.9 Closed stripping should not be preferred because of the hazard of massive bleeding and hematomas. A semi- 58 closed resection is recommended with clear exposure of the veins, especially for large perforators to be ligated. Even though embolo-sclerotherapy procedure can be recommended in complex form of congenital venous malformation;10 this management or laser treatment can cause skin damage and uncomfortable scar and long-lasting painful inflammation especially in a visible vein. Surgical resection should be avoided if LMV is associated with the deep venous agenesis or hypoplasia of the ipsilateral leg. Therefore, an assessment of the deep venous system is mandatory, because LMV excision in patients with aplasia or hypoplasia of the deep venous system subsequently leads to worsening of the venous hypertension. Moreover, even if not specified by ultrasound, when the absence of proximal or distal part of greater saphenous vein is detected during the closed stripping orientation of the wire to the lateral aspect of the limb intraoperatively, VM can be considered. However, in our opinion, most of the time it is not possible and detection of the deep venous anomaly is impossible intraoperatively. In conclusion, especially in young adulthood, venous system anomaly should be kept in mind in patients who suffer from chronic venous insufficiency the possibilityand superficial capillary malformations such as nevus flammeus, limb-length discrepancy andlimb hypertrophy should be examined. Nevertheless, every vascular surgeon should perform duplex ultrasonography by himself before the surgical intervention, and in case of any suspicion, duplex ultrasonography should be performed by another qualified radiologist. Although these VMs are rare, all venous structures should be examined to avoid an inappropriate surgical procedure. Conflict of Interest Authors declared no conflict of interest or financial support. Damar Cer Derg 2014;23(1) SUPERFICIAL FEMORAL VEIN DYSGENESIS: CT VENOGRAPHY: CASE REPORT 1. 2. 3. Rojas Martinez R, Puech-Leão P, Guimarães PM, Netto BM. Persistence of the embryonic lateral marginal vein: report of two cases. Rev Hosp Clin Fac Med Sao Paulo 2001;56(5): 159-62. Abdul-Rahman NR, Mohammad KF, Ibrahim S. Gigantism of the lower limb in Klippel-Trenaunay syndrome: anatomy of the lateral marginal vein. Singapore Med J 2009;50(6): e223-5. Kim YW, Lee BB, Cho JH, Do YS, Kim DI, Kim ES. Haemodynamic and clinical assessment of lateral marginal vein excision in patients with a predominantly venous malformation of Damar Cer Derg 2014;23(1) Kamil BOYACIOĞLU et al. REFERENCES 4. 5. 6. 7. the lower extremity. Eur J Vasc Endovasc Surg 2007;33(1):122-7. Servelle M. Klippel and Trenaunay’s syndrome. 768 operated cases. Ann Surg 1985;201 (3):365-73. Capraro PA, Fisher J, Hammond DC, Grossman JA. Klippel-Trenaunay syndrome. Plastic Reconstr Surg 2002;109(6):2052-60. Usta S, Günday M Klippel Trenaunay sendromu. Türk Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Dergisi 2013;21(1):179-182. Jacob AG, Driscoll DJ, Shaughnessy WJ, Stanson AW, Clay RP, Gloviczki P. KlippelTrénaunay syndrome: spectrum and mana- 8. 9. gement. Mayo Clin Proc 1998;73(1):28-36. Mattassi R, Vaghi M. Management of the marginal vein: current issues. Phlebology 2007;22 (6):283-6. Belov S. Correction of lower limbs length discrepancy in congenital vascular-bone diseases by vascular surgery performed during childhood. Semin Vasc Surg 1993;6(4):24551. 10. Lee BB, Kim DI, Huh S, Kim HH, Choo IW, Byun HS, et al. New experiences with absolute ethanol sclerotherapy in the management of a complex form of congenital venous malformation. J Vasc Surg 2001;33(4):764-72. 59 OLGU SUNUMU Ven Hastalıkları Port Katetere Bağlı Gelişen Vena Kava Superior Sendromu Murat KADAN,a Erkan KAYA,a Gökhan ARSLAN,a Barış DURGUN,a Suat DOĞANCI,a Ufuk DEMİRKILIÇ,a Mehmet ARSLANa Kalp Damar Cerrahisi AD, GATA, Ankara a Geliş Tarihi/Received: 02.04.2013 Kabul Tarihi/Accepted: 10.05.2013 Yazışma Adresi/Correspondence: Murat KADAN GATA, Kalp Damar Cerrahisi AD, Ankara, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] ÖZET Santral venöz kateterlerin kullanımlarında artma olması ile birlikte buna bağlı komplikasyonlarda da ciddi artış görülmektedir. Günümüzde özellikle kanser hastalarında sıklıkla kullanılan port kateterlerin en önemli komplikasyonlarından birisi şüphesiz venöz trombozlardır. Katetere bağlı trombozlar, nadiren de olsa vena kava superior sendromuna ve venöz dönüş anomalisine de neden olabilirler. Trombozun sağ atriyum içerisine ilerlemesi, sebep olabileceği pulmoner emboli nedeniyle mortalite ve morbidite oranlarını arttırabilir. Uygun antikoagülan tedaviye rağmen bu hastalarda kateterin çıkartılıp çıkartılmaması da ayrı bir tartışma konusudur. Yazımızda, infiltratif duktal karsinom nedeniyle tedavi alan ve port kateter implantasyonu sonrasında vena kava superior sendromu gelişen 40 yaşında bir hastayı sunmayı amaçladık. Anahtar Kelimeler: Superior vena kava sendromu, kalıcı kateter ABSTRACT There has been a significant increase in the catheter-related complications as the use of central venous catheters increased. One of the most important complications of the port catheter, which is routinely used in cancer patients, is venous thrombosis. Catheter-related thrombosis may be the reason for vena cava superior syndrome and impaired venous drainage. Progression of the thrombus into the right atrium can increase the rate of mortality and morbidity due to potential of pulmonary embolism. There is another debate whether to remove the catheters or not in such patients, in spite of optimal anticoagulant treatment. We aimed to report a 40-year-old patient who was treated for infiltrative ductal carcinoma and diagnosed with vena cava superior syndrome secondary to port catheter-related thrombosis. Key Words: Superior vena cava syndrome, indwelling catheters S Damar Cer Derg 2014;23(1):60-3 doi: 10.9739/uvcd.2013-35563 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği 60 antral venöz kateterizasyon; hemodinamik monitorizasyon, parenteral beslenme, yoğun içerikli ya da toksik mayilerin (örneğin kemoterapotik ajanların) verilmesi amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. Periferik venleri korumak ve sıklıkla yapılan invaziv girişimleri azaltmak amacıyla genellikle lokal anestezi eşliğinde yerleştirilen bu kateterlerin kullanımlarının artması ile komplikasyon oranlarında da artış görülmektedir. Sıklıkla acil uygulamalarda, hematom, kanama, pnömotoraks gibi erken dönem komplikasyonlar sık görülürken, geç dönemde katetere bağlı gelişen enfeksiyon ve venöz tromboz ile daha sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu yazımızda, kemoterapi tedavisi amacıyla port kateter takılmasının sonrasında erken dönemde vena kava superior (VKS) sendromu gelişen bir Damar Cer Derg 2014;23(1) PORT KATETERE BAĞLI GELİŞEN VENA KAVA SUPERİOR SENDROMU hasta, onam formu ve yazılı onayının alınmasının ardından sunulmaktadır. Murat KADAN ve ark. OLGU SUNUMU İnvaziv duktal karsinom tanısı ile 2 yıl önce sağ meme lumpektomi ameliyatı ve sonrasında toplamda 6 kür kemoterapi öyküsü olan, yaklaşık on gün önce lokal anestezi altında dış merkezde sağ subklaviyan ven içerisine kalıcı port kateter yerleştirilen 40 yaşında bir bayan hasta, kateter takılmasından sonraki 48 saat içerisinde sağ kolunda ve yüzünün özellikle sağ yarısında şişme, ağrı ve hareket kısıtlılığı yakınmaları başladığını ifade ederek kliniğimize başvurdu. Hastanın fizik muayenesinde; sağ üst ekstremitesinde biceps bölgesinin simetriğine göre 2 cm daha geniş, sert ve hassas olduğu, sağ yüz yarısında daha fazla olmak üzere yüz bölgesinde şişlik olduğu ve sağ subklavikuler bölgede belirginleşmiş venöz yapılar ve yüzeyel telenjiektaziler olduğu saptandı (Resim 1). Derin ven trombozu ön tanısı ile acil olarak yapılan ultrasonografi (USG) sonucunda sağ brakiyal venden aksiller vene kadar uzanım gösteren hipoekoik trombüs saptanırken, trombüsün distal ucu net olarak değerlendirilemedi. Juguler ven ve superior kaval venin de duruma iştirakli olabileceği değerlendirilen hastaya yapılan transtorasik ekokardiyografide, sağ atriyum içerisinde trombüs gözlenmedi ancak VKS net olarak değerlendirilemedi. Transözefageal ekokardiyografi yapılmasını kabul etmeyen hastaya yapılan venografide, sağ üst ekstremitede aksillar venin trombüs ile tıkalı olduğu ve distalinin kollateral yapılar ile revaskülarize olduğu saptandı (Resim 2). Karşı üst ekstremite venlerine yönelik yapılan değerlendirmede ise sol üst ekstremite venlerinin VKS başlangıcına kadar açık olduğu ve VKS hizasından itibaren ciddi darlık oluşturarak, VKS boşalmasında ciddi gecikmeye neden olduğu saptandı (Resim 3). Bu esnada port kateterden verilen opak maddenin VKS’ye geçmekte olduğu gözlendi (Resim 4). Hasta ivedilikle düşük molekül ağırlıklı heparin (DMAH) tedavisine alındı. Kemoterapi planlanması nedeniyle oral antikoagülasyon tedavisi onkoloji birimi tarafından uygun görülmedi. DMAH tedavisi ile üst ekstremite ödem ve sertliği gerileyen hasta 7. günde taburDamar Cer Derg 2014;23(1) RESİM 1: Hastadaki asimetrik fasiyal ödem ve yüzeyel telenjiektazilerin görünümü. RESİM 2: Sağ üst ekstremitede aksiller ven trombozunun ve yaygın kollateral vasküler yapıların görünümü. RESİM 3: Karşı ekstremiteden verilen opak madde ile vena kava superiora kadar dolum görünümü (** vena kava superior boşalmasındaki gecikme gösterilmiştir). 61 Murat KADAN ve ark. RESİM 4: Port kateterin açıklığı içerisinden verilen opak madde ile gösterilmiştir (**Opak maddenin vena kava superiora ulaştığı gösterilmiştir). cu edildi. Hastanın port kateteri aktif olarak çalışmakta olduğu, enfeksiyon bulgusu ya da ciddi bir komplikasyon olmadığı ve en önemlisi hastanın tedavisinin devam etmekte olması nedenleriyle, tedavide kullanılmak üzere taburcu olurken yerinde bırakıldı. Tekrar trombozun önlenmesi amacıyla DMAH tedavisinin kateter kaldığı müddetçe devamına karar verildi. Tedavinin birinci ayında yapılan kontrolde, hastanın semptomlarının gerilediği, ultrasonografik olarak mevcut trobüsün organize olduğu ve kateterin açık olduğu gözlendi. Hasta kemoterapi tedavisinin sonlanmasının ardından endovasküler tedaviye alınmak üzere DMAH tedavisi eşliğinde takibe alındı. TARTIŞMA Katetere bağlı gelişen vena kava superior sendromu (VKSS) için risk faktörleri temelde Virchow triadına (vasküler endoteliyal hasar, venöz staz ve hiperkoagülabilite) dayanmaktadır.1-3 Santral venöz girişim yapılmış kanser hastalarında hiperkoagülabilite sık görülürken, kateter yerleştirme esnasında görülebilen endotel hasarı tromboz oluşumunu tetikleyebilmektedir.1 Venografi kullanılarak yapılan çalışmalarda, santral venöz kateter yerleştirilen kanser hastalarında tromboz görülme sıklığı %12-87 olarak saptanmıştır. Bu çalışmalarda, trombüs oluşumunun en sık ilk 30 gün içerisinde gerçekleştiği ve sol 62 PORT KATETERE BAĞLI GELİŞEN VENA KAVA SUPERİOR SENDROMU subklaviyan ven aracılığı ile yerleştirilen kateterlerin, sağdan yerleştirilenlere oranla daha fazla tromboza meyilli oldukları bildirilmektedir (%87 sol ve %62 sağ).4,5 VKSS saptanan hastaların %29’u asemptomatiktir.5 Semptomatik vakalarda en sık görülen semptomlar yüzde, kolda, vücut yarısında şişlik (%45-70) olup, dispne (%50), öksürük (%20), göğüs ağrısı (%20) ve disfaji (%20) de görülebilmektedir.5,6 Asemptomatik vakalarda genellikle rastlantısal olarak yapılan Doppler USG ile tanı konulurken, semptomatik vakalarda ultrasonografiye ek olarak yapılacak klasik venografi, bilgisayarlı tomografi (BT) ya da manyetik rezonans (MR) venografi tıkanıklığı ve seviyesini ortaya koymak açısından önem taşımaktadır. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda USG, transözefageal ekokardiyografi ve kontrastlı BT’nin tanı koymak için yeterli olduğu, hatta sadece bu verilerle bile trombolitik tedavi verilebileceği bildirilmektedir.1 Her ne kadar her merkezde uygulanamasa da, MR venografi, santral venler ve çevre dokular hakkında en iyi görüntülemeyi sağlayan tekniktir. Transtorasik ve transözefageal ekokardiyografi, trombüsün kardiyak uzanımını ve VKS iştirakini göstermek için olduğu gibi, ayırıcı tanı için de kullanılabilir. Yine pulmoner emboli (PE) şüphesi olan olgularda pulmoner BT anjiyografi ya da ventilasyon/perfüzyon sintigrafisi yardımcı olabilir.1 VKSS’nin en önemli ve fatal komplikasyonu pulmoner emboli ve sepsistir. Katetere bağlı üst ekstremite derin ven trombozu (DVT) gelişen hastaların yaklaşık %6’sında semptomatik PE gelişirken, ilave %5’lik bir grupta asemptomatik PE varlığı saptanmıştır. Katetere bağlı sepsis vakaların %23’ünde gözlenmiş olup, en sık görülen iki patojen, Staphylococcus epidermidis ve gram negatif enterik basillerdir.1,5 Sistemik antikoagülasyon, tedavide ilk basamağı oluşturmaktadır. Bir çok kateter bağımlı VKSS’nin, malignite zemininde gelişmesi nedeniyle, oral antikoagülasyon her zaman seçilemeyebilmektedir. Böyle durumlarda DMAH tedavisi önemli bir seçenek olmaktadır. Benzer şekilde yeni nesil antikoagülan ve antiplatelet ajanlar da (daDamar Cer Derg 2014;23(1) PORT KATETERE BAĞLI GELİŞEN VENA KAVA SUPERİOR SENDROMU bigatran, rivoksaban vb.) tedavide kullanılabilir. Ancak bu moleküllerin bu patolojinin tedavisinde kullanımı hakkında geniş kapsamlı çalışmalar henüz mevcut değildir. Trombolitik tedavi ise, özellikle masif PE ya da hemodinamik instabilite durumlarında endikedir.6 Kronik dönemdeki VKSS’li hastalarda ise endovasküler tedavi faydalı olabilmektedir.7 Tanı konulduğu anda kateterin çıkartılması ile ilgili henüz bir fikir birliği olmamakla birlikte, kateter bağımlı VKSS’de kateterin erken çıkartılmasının PE gelişimini önlediğine dair literatürde bir veri bulunmamaktadır. Yapılan çalışmalarda bu tür hastalarda kateterin kullanılma durumu söz konusu ise, kateter yerinde bırakılarak kullanılabileceği bildirilmektedir.8 Bu durumun tek istisnası, katetere bağlı sepsis tablosudur. Bu tür durumlarda kateterin ivedilikle çıkartılması ve sistemik geniş spektrumlu antibiyoterapinin başlanması önerilmektedir.9 Sunduğumuz olgunun periferik venöz sistemindeki yaygın flebit tablosu santral kateter kullanımını zorunlu kılmış idi. Bu nedenle ve ilerleyici bir tablo ya da gelişmiş bir komplikasyon ol- 1. 2. 3. 4. Aggarwal SK, McCauley W. Tunnelled central venous catheter-induced thrombosis: a rare case of superior vena cava syndrome. CJEM 2005;7(4):273-7. Wudel JL Jr, Nesbitt JC. Superior vena cava syndrome. Curr Treat Options Oncol 2001; 2(1):77-91. Venturini E, Becuzzi L, Magni L. Catheter-induced thrombosis of the superior vena cava. Case Rep Vasc Med 2012;2012:469619. doi: 10.1155/2012/469619. Epub 2012 Nov 6. De Cicco M, Matovic M, Balestreri L, Panarello G, Fantin D, Morassut S, et al. Central ve- Damar Cer Derg 2014;23(1) Murat KADAN ve ark. mamasını da değerlendirerek, literatür verilerine uygun biçimde vakamızda kateteri yerinde bıraktık. Sonuç olarak, özellikle kalıcı port kateter yerleştirilmiş olan hastalarda gelişen DVT, solunum sıkıntısı, yüz ve kol bölgelerinde şişme durumunda katetere bağlı VKSS akılda tutulmalıdır. Her ne kadar bu tür hastalarda oral antikoagülasyon her zaman mümkün olmasa da, tanı konulduğunda antikoagülasyonun başlanması hayati önem taşır. Bu hastaların tedavilerinde santral venöz kateterler önemli bir yer tuttuğu için, komplikasyonsuz seyreden bu tür vakalarda, hastalar yakından takip edilmek koşuluyla kateter güvenle yerinde bırakılabilir ve kullanılabilir. Uzun dönemde kateter çekildikten sonra VKSS için endovasküler tedavi iyi bir seçenek gibi görünmekle birlikte, uzun dönemde daha geniş çalışmalara da ihtiyaç duyulmaktadır. Çıkar Çatışması Yazarlar herhangi bir çıkar çatışması veya finansal destek bildirmemiştir. KAYNAKLAR 5. 6. 7. nous thrombosis: an early and frequent complication in cancer patients bearing long-term silastic catheter. A prospective study. Thromb Res 1997;86(2):101-13. Kuter DJ. Thrombotic complications of central venous catheters in cancer patients. Oncologist 2004;9(2):207-16. Sculier JP, Feld R. Superior vena cava obstruction syndrome: recommendations for management. Cancer Treat Rev 1985;12(3): 209-18. Burns KEA, McLaren A. Catheter-related right atrial thrombus and pulmonary embolism: a 8. 9. case report and systematic review of the literature. Canadian Respiratory Journal 2009; 16(5):163-5. Lentini S, Barone M, Benedetto F, Spinelli F. Superior vena cava syndrome in a patient with polycytemia vera: diagnosis and treatment. Cardiol Res Pract 2010;2010:791648. doi: 10.4061/2010/791648. Epub 2010 Jun 3. McGee DC, Gould MK. Preventing complications of central venous catheterization. N Engl J Med 2003;348(12):1123-33. 63 EDİTÖRE MEKTUP Arteriyo-Venöz Erişim Femoral Access Choice for Endovascular Procedures: Open Cut-down or Percutaneous Suture-Mediated Closure Devices?: Letter to the Editor Aslıhan KÜÇÜKER,a Murat CANYİĞİT,b Şeref Alp KÜÇÜKER,a Mete HIDIROĞLU,a Erol ŞENERa Clinics of a Cardiovascular Surgery, b Radiology, Ankara Atatürk Training and Research Hospital, Ankara Geliş Tarihi/Received: 10.09.2013 Kabul Tarihi/Accepted: 23.10.2013 Yazışma Adresi/Correspondence: Aslıhan KÜÇÜKER Ankara Atatürk Training and Research Hospital, Clinic of Cardiovascular Surgery, Ankara, TÜRKİYE/TURKEY [email protected] Key Words: Femoral artery; endovascular procedures Anahtar Kelimeler: Femoral arter; endovasküler prosedürler Damar Cer Derg 2014;23(1):64-6 doi: 10.9739/uvcd.2013-37462 Copyright © 2014 by Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği 64 P ercutaneous procedures are widely used for endovascular treatment of aortic pathologies and for transcatheter valve interventions. Safe and effective vascular access is mandatory for these percutaneous procedures. Femoral arteries are the most preferred route and are traditionally exposed via surgical cut-down. In order to avoid surgery, percutaneous suture-mediated closure devices are also available. These percutaneous access devices have become popular especially among interventional radiology and cardiology colleagues, as well as vascular surgeons. Despite some authors clearly did put into words that ‘surgeon input for these interventions are not compulsory anymore’,1 this could be true only if nonsurgeon interventionists would repair vascular access complications by themselves or when the complication rates of these percutaneous devices become zero. This statement needs definitely to be challenged as percutaneous closure devices are not totally free of vascular complications. It is recommended that the physicians performing endovascular repair should be experienced in open arterial exposure, should the closure device fail to close the arteriotomy.2 Although success rates for percutaneous devices are reported to be high, the obtained data show that complication rates are not zero. The reported technical success rates vary widely from 46.2% to 100% for percutaneous endovascular aneurysm repair.3 Besides, although everything may seem successful initially, there are some late complications requiring surgery. With the literature data showing that better closure rates with smaller sheaths (<18F) compared to the larger ones, Lee et al. reported the overall success rate as 94.3% with higher successful closure for 12F to 16 F sheaths in their series.4 Mathisen et al. reported 99.0% technical success rate, and 5 patients required additional surgical interventions for complications including bleeding, occlusion or pseudoaneurysm in the early postoperative period, resulting in 30-day technical success rate of 92.6%.5 Minion and Davenport compared open cutdown (n=2,802) with Damar Cer Derg 2014;23(1) FEMORAL ACCESS CHOICE FOR ENDOVASCULAR PROCEDURES... Aslıhan KÜÇÜKER et al. percutaneous femoral access (n=1,781) in elective EVAR cases using the American College of Surgeons National Surgical Quality Improvement Program database, and showed that the main advantage of percutaneous access was a shorter operative time (159±63 min v 150±68 min; p<0.05.). However, they reported that 30-day serious morbidity was more common in percutaneous access, with no significant differences either in the 30-day mortality rate or the mean length of stay between the two groups. The authors concluded that with all access options, safeguards, and procedural protocols, prompt treatment of the complications were essential to maintain good outcomes.6 Montán et al. reported 91.3% technical success rate in 160 fascia suture technique closures with 8.8% (n=14) technical failures requiring conversion to open cutdown intraoperatively due to bleeding, inadequate limb perfusion and a broken guidewire.7 A recent study by Bechara et al. reported the overall percutaneous endovascular aneurysm repair technical success rate as 82%.3 mon femoral artery (CFA) is exposed for a short segment and suspended with vascular tapes distally and proximally. Then, a circular purse string suture is placed using a 5-0 polyprolen suture, large enough for the size of the delivery system. At the end of the procedure, the purse string suture is tied down without a need for additional sutures to repair the vessel in most cases, and a small vacuum or penrose drain is placed to avoid even minimal collection that can lead to local infection. These precautions result in rapid and clean healing of the incision. The length of surgical incision is not much longer than the one that is done for a percutaneous closure device insertion (Figure 1). Exposure for the common femoral artery adds about 10 minutes to overall procedure in most instances. We allow some back bleeding during catheter withdrawal to avoid distal embolization, which we have never experienced. Especially in thin patients with no subcutaneous fat, femoral incision is minimized to about 2 cm at a very short time indeed, without a need for expensive percutaneous devices. On the other hand, some authors report that more wound complications including hematomas or wound breakdowns are seen with an open surgical cut-down.8 In order to reduce wound complications and infection, we reduced the size of the skin incision. Our technique consists of a very limited skin incision to avoid infection. Com- FIGURE 1: Incision for open femoral access. Nevertheless, the technical success is not 100% and conversion to open incision is not rare. The procedure becomes an emergency surgery necessitating a more complicated femoral artery repair when conversion to open surgery is necessary. The skin incision in such a situation must be much larger in most cases compared to an initial open surgical cut-down procedure, facilitating wound infections. We believe that surgical approach to femoral artery and insertion of the sheets on direct vision is an easy and safe way for endovascular aortic and/or valve procedures. We therefore perform endovascular aortic procedures as a cardiovascular surgeoninterventional radiologist team, and we prefer to use open access approach for femoral artery. Damar Cer Derg 2014;23(1) Small incisions may make the delivery system insertion to CFA more difficult in obese patients since CFA is located deeper anatomically and this causes the insertion of the delivery system in a perpendicular fashion. This way of insertion may complicate the insertion process and may lead to arterial wall dissection or injury of the posterior vessel wall. To avoid this and deliver the catheters in an oblique way, we prefer to make a small puncture on the skin distal to the incision and insert the catheter from there under direct vision while entering to CFA (Figure 2). This approach prevents enlarging the skin incision and perpendicular insertion. 65 Aslıhan KÜÇÜKER et al. FEMORAL ACCESS CHOICE FOR ENDOVASCULAR PROCEDURES... FIGURE 2: Incision for an obese patient. A. Access of the needle is from distal intact skin to avoid perpendicular entry of the delivery system. B. Insertion of the delivery system. The cost-effective use of public resources is another aspect that worths considering since these percutaneous devices are much more costly compared to open surgical cut-down.4 For an average size patient, surgical cut-down is very small in size, 1. 2. 3. 66 Zhong-han Ni, Jian-fang L, Wen-hui H, Yuan L, Ling X, Ji-yan C. Totally percutaneous thoracic endovascular aortic repair preclosing technique: a case-control study. Chin Med J 2011;124(6):851-5. Shafique S, Murphy MP, Sawchuk AP, Cikrit D, Dalsing MC. Femoral arterial access management for endovascular aortic aneurysm repair: evolution and outcome. Perspect Vasc Surg Endovasc Ther 2009;21(1):29-33. Bechara CF, Barshes NR, Pisimisis G, Chen H, Pak T, Lin PH, et al. Predicting the learning curve and failures of total percutaneous endo- adds not much time to overall procedure and heals fast with almost no complications. We believe that femoral access with percutaneous devices should not be performed in all the patients undergoing endovascular procedures, but they should be reserved for difficult cases like very obese patients. Protocols for patient selection for open access and percutaneous devices need to be constituted. The rational for using percutaneous devices or open cut-down for endovascular therapies should not relay on the idea of avoiding surgeons’ interface, but on patients’ benefit and good use of scarce public resources. Conflict of Interest Authors declared no conflict of interest or financial support. REFERENCES 4. 5. 6. vascular aortic aneurysm repair. J Vasc Surg 2013;57(1):72-6. Lee WA, Brown MP, Nelson PR, Huber TS. Total percutaneous access for endovascular aortic aneursym repair (‘Preclose’ technique). J Vasc Surg 2007;45(6):1095-101. Mathisen SR, Zimmermann E, Markström U, Mattsson K, Larzon TJ. Complication rate of the fascia closure technique in endovascular aneurysm repair. Endovasc Ther 2012;19(3): 392-6. Minion DJ, Davenport DL. Access techniques for EVAR: percutaneous techniques and wor- 7. 8. king with small arteries. Semin Vasc Surg 2012;25(4):208-16. Montán C, Lehti L, Holst J, Björses K, Resch TA. Short- and midterm results of the fascia suture technique for closure of femoral artery access sites after endovascular aneurysm repair.J Endovasc Ther 2011;18(6):78996. Al-Khatib WK, Zayed MA, Harris EJ, Dalman RL, Lee JT. Selective use of percutaneous endovascular aneurysm repair in women leads to fewer groin complications. Ann Vasc Surg 2012;26(4):476-82. Damar Cer Derg 2014;23(1)
Benzer belgeler
Olgu Sunumu / Case Report
bilgisayarlı toraks tomografisi. Solunum Hastalıkları 1993;4:163–70.
Çakmak F, Ünsal M, Başkaptan Y, Berktaş B. Normal akçiğer grafisi olan hemoptizili
baş editör - türk pediatrik kardiyoloji ve kalp cerrahisi derneği
olarak, arteryel, venöz ve lenfatik sistem hastalıkları ve tedavi yöntemleri konusunda retrospektif, prospektif veya deneysel araştırmaları içeren özgün makaleler, derlemeler, olgu
sunumları, editö...