Çeşm- i Dil
Transkript
ALIŞVERİŞ VE YAŞAM KÜLTÜRÜ DERGİSİ OCAK - ŞUBAT 2014 YIL 8 / SAYI 95 / FİYATI 1 TL AHŞAPLARA YANSIYAN GÖNÜL GÖZÜ: Çeşm-i Dil BU SAYIDAKİ KONUĞUMUZ HÜSEYİN KÖROĞLU ÇOCUKLAR YARIYIL TATİLİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİ? DOĞALGAZ FATURASI ÇOK MU GELİYOR? UÇAN HALI GERÇEK OLSAYDI, DİLE GELEN RENKLER… YAGCIBEDIR OLURDU OTANTİK SOKAKLARA AÇILAN RENKLİ ÜLKE CAHİDE SULTAN’IN BİRBİRİNDEN LEZİZ YEMEK TARİFLERİYLE YİNE DOPDOLU! FAS 1 2 3 95. SAYI İÇİ İÇİNDEKİLER 28 14 40 AHŞAPLARA YANSIYAN GÖNÜL GÖZÜ: ÇEŞM-İ DİL DOĞALGAZ FATURASI ÇOK MU GELİYOR? UÇAN HALI GERÇEK OLSAYDI YAĞCIBEDİR OLURDU 52 58 ULUS’UN MANEVİ İKLİMİ DİLE GELEN RENKLER TİDE EDİTÖRDEN ko iligves abahreM niribrib adzımıyas Merhaba sevgili okurlar, 95’inci sayımızda sizlerle tekrar buluşmanın sevincini yaşıyoruz. Bu sayımızda birbirinden yine ilginç ve güzel dosyalar sizleri bekliyor. ejbo adzımıyas uB ç rib nib ,uğudluş ub ,ücürüdnöd şaB nirelkner lişey ev ymey ,tani en’ülöÇ Objektiflerimizi yine bir Kuzey Afrika ülkesine çevirdik. 11 değişik dilin konuşulduğu, bin bir çeşit insanın yaşadığı bir ülke olan Fas’a doğru kısa bir yolculuğa çıktık. Baş döndürücü, buğulu, renkli, sıcak, görkemli binalar, ihtişamlı kapılar... Kırmızı, beyaz, sarı ve yeşil renklerin hâkim olduğu bir dünya olan Fas, karlı Atlas Dağları’nın sırtındaki Sahra Çölü’ne inat, yemyeşil bir yer. lnayamlo ılaraknA ev ılkraf ,irg ,ikse rıdısatkon amşul ehirat ub eV ...irey dessih koç ne ed ik ssih imilki ivenam Ankaralı olmayanlar için garip bir mekândır ulus meydanı, çünkü her gidildiğinde Ankara’nın eski, gri, farklı ve asıl halini hissettiren birkaç yerden biridir. Anadolu’nun kilim desenli buluşma noktasıdır Ulus. Ankara’nın ilk yerleşim yeri olmasından mütevellit tarih kokar her yeri... Ve bu tarihe sırtını dayamış semtte bir camii var ki Anadolu’nun manevi iklimini belki de en çok hissedeceğiniz bir imkân sunuyor ziyaretçilerine. Hacı Bayram-ı Veli Camii… Bu manevi iklimi hissedebilmek için Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde bir keşfe çıktık. zid ,amenis koçriB ruK edizid ılda ”ral b nizimigred ulğor ev irelşürög nikşili Birçok sinema, dizi ve tiyatro projesinde yer alan ve halen Samanyolu TV’de “Ötesiz İnsanlar” adlı dizide Kurmay Albay Sancar Aydın karakterini oynamaya devam eden Hüseyin Köroğlu dergimizin bu ayki konuğu. Hüseyin Köroğlu ile hayatı, tiyatro ve sinema dünyasına ilişkin görüşleri ve beklentileri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. ışA ridebıcğaY riB k nın’ısılaH ridebıc Y merkE nayukod Bir Yağcıbedir Aşığı’nın ağzından dünyanın en eski halısı olarak bilinen Pazırık Halısı ile Yağcıbedir Halısı’nın kardeşlik öyküsünün izinden gittik ve Beyaz Saray’a bile Yağcıbedir halısı dokuyan Ekrem Yavaş ile bir söyleşi gerçekleştirdik. ,maytO ilA ıçtanaS ikadağod ,inilemet neB“ .royurutşulo neden o ev midnel Sanatçı Ali Otyam, yeni bir sanat dalı ile çıktı karşımıza. “Çeşm-i Dil” ismini verdiği sanatın temelini, doğadaki ahşap parçalarının çok az rötuşla çok derin anlamlara büründürülmesi oluşturuyor. “Ben bu ahşaplarda gördüğüm şekilleri “Rabbim’in eseri” diye algıladım, kabullendim ve o nedenle topladım” diyor. kacnuyo rib lısaN i rib ulodpod ad ya Nasıl bir oyuncak seçmeli? Sağlıklı bir kış için ipuçları, çocuk ve aktüalite dosyalarımızla bu ay da dopdolu bir içerikle karşınızdayız. Hepinize huzur dolu günler diliyoruz. 4 8 ÇOCUKLAR YARIYIL TATİLİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİ Aydoğan Yüce İmtiyaz Sahibi Yeşilimsi Yayıncılık Ltd. Şti. Adına - Tekin Güner Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Tekin Güner Editör Aydoğan Yüce Sanat Danışmanı R. Yeşim Güner YAPIM GREENS DESIGN Yayın Kurulu Aydoğan Yüce, Ayşe Esra Atlı Hasan Güvercinci, Hakan Başbuğ, Salih Yılmaz, Lider Anaç, Yıldız Liva, Yönetim Yeri Hoşdere Cad. Reşat Nuri Sok. 2/5 Y.Ayrancı / ANKARA Tel: 0312 468 52 22 Fax: 0312 468 52 24 Baskı Dumat Ofset Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. Bahçekapı Mah. 2477. Sok. No: 6 Şaşmaz/ ANKARA Tel: 0312 278 82 00 Baskı Tarihi 13. 01. 2014 Aylık yerel süreli yayındır. ISSN 1306-1739 [email protected] [email protected] Reklam Rezervasyon Halil Arslanpınar [email protected] 5 BİZDEN HABERLER ADESE’DEN ARALIK AYINDA 4 YENİ MAĞAZA YENİ AÇILIŞLARIYLA HIZLA BÜYÜMEYE DEVAM EDEN ADESE, ARALIK AYINDA KONYA VE BOLU’DA AÇILIŞINI GERÇEKLEŞTİRDİĞİ 4 YENİ MAĞAZASINI MÜŞTERİLERİNİN HİZMETİNE SUNDU. AÇILIŞLARIN ARDINDAN ADESE’NİN MAĞAZA SAYISI 135’E ULAŞTI. İttifak Holding’in ulusal perakende markası Adese, yeni mağaza açılışlarıyla hizmet ağını genişletmeye devam ediyor. Konya Aydınlıkevler’de bulunan mağazasını baştan aşağı yenileyen Adese, 6 Aralık 2013, Cuma günü düzenlenen törenle Aydınlıkevler Adese yeniden hizmet vermeye başladı. Aydınlıkevler mağazasının açılışından bir hafta sonra, Konya’nın gelişen bölgelerinden Yazır Mahallesi’nde yer alan Şelale Adese 13 Aralık 2013 Cuma günü müş- terilerine kapılarını açtı. Konya’nın kaplıcaları ile ünlü ilçesi Ilgın’da ikinci marketi olan Ilıca Adese’nin açılışını 20 Aralık 2013 Cuma günü gerçekleştiren Adese, 30 Aralık 2013, Pazartesi günü ise Türkiye’nin en önemli deri üretim merkezi olan Bolu Gerede’deki ilk, Bolu’daki altıncı mağazası Gerede Adese’yi müşterileri ile buluşturdu. Açılışlar ile ilgili konuşma yapan Adese Genel Müdürü Sıtkı Erben; “Son 1 ay içe- AYDINLIKEVLER ADESE Yenilenen Aydınlıkevler Adese; artan ürün çeşitliliği, genişletilen şarküteri ve manav reyonlarının yanı sıra yeni hizmet vermeye başlayacak unlu mamuller ve kasap reyonlarında 6500 çeşit farklı ürün sunuyor. Aydınlıkevler Adese; 300 metrekarelik alanda 2 kasa ve 12 personel ile hizmet verecek. 6 risinde dört mağazamızın açılışını gerçekleştirdik. 2013 yılının son günlerinde açtığımız Gerede Adese ile birlikte mağaza sayımızı 135’e yükselttik. Adese olarak, 2600 çalışanımız ve 135 mağazamızla yılda 35 milyonun üzerinde müşteriye hizmet vermenin mutluluğunu yaşıyoruz. 2014 yılında da yeni hizmet noktalarımızı müşterilerimizle buluşturmaya devam edeceğiz.’’ dedi. BİZDEN HABERLER ŞELALE ADESE Konya Selçuklu’da açılışı gerçekleştirilen Şelale Adese, 376 metrekare market alanında, 2 kasa ve 13 personelle hizmet verecek. Şelale Adese, müşterilerine 7000 çeşit farklı ürün sunacak. ILICA ADESE Adese’nin Konya Ilgın’da ikinci mağazası olan Ilıca Adese’de gıdadan temizliğe, manavdan şarküteriye, kozmetikten oyuncağa, züccaciyeden ev tekstiline, konfeksiyondan ayakkabıya kadar 8000 çeşit ürün yer alıyor. Ilıca Adese toplam 678 metrekarelik alanda 3 kasa ve 18 personelle müşterilerine hizmet veriyor. GEREDE ADESE Adese’nin 135’inci mağazası olan Gerede Adese; toplam 500 metrekarelik alanda 2 kasa ve 20 personelle müşterilerine hizmet veriyor. Reyonlarında 10.000 çeşit ürün sunan Gerede Adese, müşterilerine 365 gün kaliteli ve hesaplı alışverişin keyfini yaşatacak. 7 BİZDEN HABERLER ADESE, FOTOĞRAF YARIŞMASIYLA ÇALIŞANLARINI ÖDÜLLENDİRDİ ADESE’NİN KURUM İÇİ İLETİŞİM VE ÇALIŞANLARIN KÜLTÜREL GELİŞİMLERİNİ GÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI KAPSAMINDA, 22 EKİM – 6 ARALIK 2013 TARİHLERİ ARASINDA ‘EMEK’ KONULU FOTOĞRAF YARIŞMASI DÜZENLENDİ. TOPLAM 1047 FOTOĞRAFIN KATILDIĞI YARIŞMANIN BİRİNCİSİ İSE ZAFER ADESE MAĞAZASINDAN FATİH TUNA OLDU. Türkiye’nin en önemli perakende markaları arasında yer alan Adese, çalışanlarının motivasyonunu artırmaya yönelik aktiviteler düzenlemeye devam ediyor. Adese, bu bağlamda 22 Ekim – 6 Aralık 2013 tarihleri arasında ‘Emek’ konulu fotoğraf yarışması düzenledi. Adese çalışanlarının yoğun ilgi gösterdiği yarışmaya 406 çalışan toplam 1047 fotoğrafla katıldı. Dereceye girenlere profesyonel fotoğraf makinesinin verildiği yarışmanın birincisi Zafer Adese mağazasından Fatih Tuna oldu. Zafer Adese mağazasından elemelere katılan Sıddık Mercan ikinci, Aksaray Parksite Adese mağazasından yarışmaya katılan Tülay Şen üçüncü oldu. Kule Adese mağazasından Mahmut Esat Birol ise yarışmada mansiyon ödülüne layık görüldü. Törende Fatih Tuna’ya birincilik ödülünü takdim eden Adese Genel Müdürü Sıtkı Erben, tüm Adese ailesine yarışmaya gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür ederken, kazananları da tebrik etti. Erben, “Adese olarak çalışan memnuniyetini önemsiyor ve bu konuda adımlar atıyoruz. Düzenlediğimiz fotoğraf yarışmasıyla çalışanlarımız hem eğlendiler hem de yeteneklerini sergileme fırsatı yakaladılar. Takım arkadaşlarımızla birlikte bu tür etkinlikler düzenlemeye devam edeceğiz. Tüm katılımcılarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum.” dedi. 8 BİZDEN HABERLER SELVA MAKARNA’YA ‘ÜSTÜN LEZZET ÖDÜLÜ’ İTTİFAK HOLDİNG BÜNYESİNDE FAALİYET GÖSTEREN SELVA MAKARNA, MERKEZİ BRÜKSEL’DE BULUNAN ULUSLARARASI TAT VE KALİTE ENSTİTÜSÜ (İTQİ)’NÜN DÜZENLEDİĞİ, MÜKEMMEL TAT VE KALİTEDEKİ YİYECEK VE İÇECEKLERİ TEST ETTİĞİ “ÜSTÜN LEZZET ÖDÜLÜ’NE” LAYIK GÖRÜLDÜ. ÜNLÜ ŞEFLERDEN EN YÜKSEK NOT OLAN 3 YILDIZ ALAN SELVA MAKARNA’NIN, TÜKETİCİLERİNE EN KALİTELİ ÜRÜNÜ EN İYİ LEZZETTE SUNDUĞU TESCİLLENMİŞ OLDU. Alanında uzman profesyoneller tarafından detaylı tadım testlerinden geçirildikten sonra çeşitli kategorilerde değerlendirilen yiyecekler, kazandıkları yıldızlarla lezzet ve kalite sertifikası almaya hak kazanıyor. Marka ismi gizlenerek yapılan testlerde ürünler, ilk izlenim, renk, koku kontrolü ardından ağızda bıraktığı tat bununla birlikte ürünün dokusu dikkate alınarak derecelendiriliyor. duğu lezzetlerle tüm paydaşları için sürekli değer üreten, yenilikçi bir firma olmayı kendisine misyon edinerek, sektöre girdiği ilk günden itibaren insanın yaşadığı her yerde, damaklarda ve akıllarda kalıcı tat olma vizyonuyla bilindi. Selva; makarna, un, irmik ile birlikte Sağlıklı Yaşam Ürünleri, Anadolu Lezzetleri, Premium Ürünler, Tatlı Yardımcıları, Mutfak Yardımcıları, Taş Değirmen Bulguru, adı altında yeni ürünlerini de tüketicisi ile buluşturmuştur. Kazanılan Üstün Lezzet Ödülü hakkında düşüncelerini dile getiren Selva Gıda Genel Müdürü Mehmet Karakuş, “Selva Gıda olarak tüketicimize en kaliteli ürünü en iyi lezzette sunmak her zaman ilk hedefimiz olmuştur. Bu nedenle 25 yıldır tüm ürünlerimizi Konya Ovasında yetişen en kaliteli durum buğdayıyla üretiyoruz. Tüketici artık damak tadına çok daha fazla önem veriyor. Selva Makarna bu ödülle, tüketicisine üstün lezzet garantisini vermiş oluyor” dedi. Bilgi için: Tuğçe Hatipoğlu / Tel: 0554 850 53 58 / tugce.hatipoglu@bersay. com.tr İLKLERİ SELVA GERÇEKLEŞTİRİR Selva Gıda 1988 yılında un ve irmik üretmek üzere, İttifak Holding’in ilk işletmesi olarak kuruldu. 1998 yılında, kalite ve lezzetten ödün vermeyen tecrübesini makarnaya aktardı. Yıllar içerisinde, bulunduğu sektörlerde yaptığı yenilikler ve ilklerle anıldı. Hep aynı lezzet ve hep aynı kaliteyle tanındı. Sun- 9 ÇOCUKLAR YARIYIL TATİLİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİ? Sevil Yavuz Uzman Pedagog SEVGİLİ ANNE BABALAR, SÖMESTR TATİLİ İLE İLGİLİ MERAK ETTİĞİNİZ SORULARINIZI BU YAZIMDA CEVAPLAMAK İSTEDİM. Tatil için çocuklara yeni ödev verilmeli mi? Bazen öğretmenler ödev konusunu abartabiliyorlar. Yarıyıl tatili adı üstünde “tatil”, dinlenme zamanı demek. Yarıyıl tatilini verimli geçirmek, tatil süresince ders çalışmak değil; çocuğun ikinci döneme enerjiyle başlaması için yeteri kadar dinlenmesi, eğlenmesi ve okulu özleyerek büyük bir hevesle okula başlaması ve okulda başarılı olmasıdır. Geride olduğu bir ders varsa ya da anlamadığı konular varsa bu konularda çocuk özel destek alabilir. Aile ya da özel bir öğretmen ders verebilir. Ama sürekli ders çalış diye sıkmak yerine doğru zamanda çocuğun ders çalışması için desteklenmesi, motive edilmesi gerekir. Anne-babalar tatilde nelere dikkat etmeli? Bırakın çocuklar gönüllerince eğlensinler, dinlensin. Okula gittiği günlerde ya- pamadıklarını ne varsa yapsınlar: Uykusu gelene kadar TV izlemek, yorulana kadar bilgisayar oynamak, arkadaşında istediği kadar oynama, geç yatmak, geç kalkmak çocuğun tatilde olduğunu hissetmesini sağlayacaktır. Çocuğunuz okulu, dersleri 15 gün gibi kısa bir süre için unutsun. Beraber hafta sonları, akşamları gezmeye gidebilirsiniz. Müzeleri gezebilirsiniz. Çocukların yaşayarak öğrenmesine izin verin. Okulda yeterince kitap okuyor, ödev yapıyorlar. Tatilde kitap oku, şu alıştırma kitabını çöz gibi çocuğunuzun yapması gereken şeylere siz karar vermeyin. Yoğun programdan sonra çocuğun bu tatili hak ettiğini unutmayın. çaba harcanmalı. Daha çocuk tatile girmeden “tatilde bu kitabı okuyacaksın, şu konuları bitireceksin” gibi her şeyi 15 güne saklamak çok yanlış. Bu nedenle aile çocuğuyla eğitim yılı boyunca ilgili olmalı, okuldaki programını takip etmeli, öğretmenle iletişim içinde olmalı. Tatiller çocukların başarısını artırmak için değerlendirilebilir mi? 15 gün gibi kısa bir sürede fazla yol alınacağına inanmıyorum. Çocukların akademik başarısını yıl boyu artırmak için Çocuklar tatil zamanlarının tümünü aileleriyle mi geçirmeli? Çocuklar tatilin tadını çıkarmalı. Ailesiyle, akrabalarıyla, arkadaşlarıyla, kimle isterlerse onlarla doya doya zaman ge- Tatil süresince ailelerin çocuklarıyla birlikte belirli zaman dilimlerinde ders çalışması doğru mu? Çocuk dinlendikten sonra uygun bir zaman dilimde geride kaldığı ders konuları tekrarlanabilir. Fakat çocuk sıkıldığında ısrar edilmemeli, başka zaman devam edilmeli ve olabildiğince eğlenerek konuları öğretmeye gayret edilmeli. OKULA GİTTİĞİ GÜNLERDE YAPAMADIKLARINI NE VARSA YAPSINLAR: UYKUSU GELENE KADAR TV İZLEMEK, YORULANA KADAR BİLGİSAYAR OYNAMAK... 10 çirmeli. Buna yine çocuk kendisi karar vermeli. Çocukların sıkılmasını önlemek için özel programlar mı yapmak gerekli? Eğer çalışan anne babaysa ve çocuk evde babaanne veya anneanneyle tek kalıyorsa tüm gün evde sıkılabilir. Çocuk gezmeye tek başına gidemeyeceği için çocukla bu kısa dönemde ilgilenecek bir abi veya abla bulunabilir. Bu abisiyle, ablasıyla birlikte çocuk hem ders çalışabilir, hem de gezmeye giderek eğlenceli zaman geçirebilir. Notları düşük bir öğrenciye ek ders aldırmak yerine, onu pedagoga mı götürmeli? Çocuğun tüm derslerde notları düşükse bunun nedeni araştırılmalı. Aile ile ilgili çocuğu olumsuz etkileyen bir sorun mu var, okulda onu üzen bir olay mı oldu, çocukta öğrenme güçlüğü mü var, bunları bilip, ona göre bir program uygulamak gerekir. Bunları tespit edecek kişi ise pedagogdur. Eğer başarısızlığın nedeni araştırılmaz ve bunun için bir program uygulanarak olumsuz koşullar değiştirilmezse sadece ek dersle çocuğun başarısı artırılamaz. Çocuklar tatili dilediği gibi geçirmeli. İstediği kadar TV izleyebilir, istediği kadar bilgisayarla oynayabilir. Sadece tatilde bilgisayarla ilgi zaman geçirmesi kısıtlanmalı. Bu konuda etkili bir program hazırlanmalı. Bir bütün olarak aile ve çocuk arasında da iyi bir iletişim olmalı. Çocuklar tatil programlarını kendileri mi yapmalı? Çocuklara sorumluk verilmeli. Çocuklara bir birey olarak saygı duyduğunuzu, ona kendi hayatıyla ilgili kararlar almasına izin vererek gösterebilirsiniz. Tatilini nasıl geçirmek istediğine kendisi ka- rar verebilir, kendi programını kendisi yapabilir. Çocukların tatilde kaçta yatıp kalkacakları önceden belirlenmeli mi, yoksa çocukların isteklerine göre mi şekillenmeli? Çocuklar okula giderken erken kalktığı için düzenli bir uyku saatinin olması önemlidir. Fakat tatil zamanı çocuk erken kalkmayacağı için geç saatte de yatabilir. Çocuklara uyku saatleri için baskı uygulanmamalı ve istedikleri saatte uyumasına izin verilmeli. Kısaca özetlemek gerekirse, çocuğunuz ile her dönem ilgili olun ve akademik başarısını sevginizin, ilginizin ölçütü olarak görmeyin. Akademik başarısını çocuğun kişiliği ve hayat başarısı gibi görerek, çocuğa okul başarısı için sürekli baskı uygulamayın. Böyle ilgili bir anne baba olursanız yarıyıl tatilinde çocuğunuza ders çalış diye baskı uygulamanıza gerek kalmayacak ve çocuklar tatilin tadını çıkaracaktır. Çocukların tatili eğlenerek geçirmesi dileğiyle… Tatilde en büyük sorun, çocukların tüm zamanlarını bilgisayar başında geçirmeleri. Buna nasıl bir çizgi çekilmeli? 11 NASIL BİR OYUNCAK SEÇMELİ? Damla Til Psikolog Oyun ve oyuncaklar sayesinde çocuklar kendi bedenlerini ve çevrelerini tanıma imkânı bulurlar. Bilişsel işlevleri, sosyal ve psiko-motor becerileri gelişir, duygusal ve dil gelişimleri hızlanır. Çocuklar oyun oynarken küçük çaplı sorunlarla uğraşır, problem çözmeyi deneyimler. Böylece oyun çocuklara yetişkinlik dünyasının provasını yapabilecekleri ve deneyimleyerek öğrenebilecekleri güvenli ve rahat bir ortam sunmuş olur. Okul öncesi dönemde oynanan sade oyuncaklar ve oyunlar zamanla yerlerini daha karmaşık olanlara bırakır; 6 yaş sonrası dönemde çocuklar yavaş yavaş basit ve kısa oyunlardan daha çok kişiyle oynanan, daha uzun süren, detaylı ve organize oyunlara geçerler. 6-9 YAŞ ARASI DÖNEM 12 6-9 yaş arası dönemde çocukların ilkokul hayatı başlar; yepyeni sorumluluklar, kurallar ve farklı bir arkadaş çevresi ile tanıştıkları bir döneme girerler. Bu yeni sürece adapte olmak için zamana ihtiyaçları olabilir. Bu dönemde bir yandan derslerini, ödevlerini ve yeni so- HER ÇOCUK ERKEN YAŞLARDAN İTİBAREN OYUN VE OYUNCAKLA İÇ İÇE BÜYÜMELİDİR. OYUN BAZI YETİŞKİNLERİN ZANNETTİĞİ GİBİ ÇOCUKLARIN BOŞ ZAMANLARINDA BAŞVURDUKLARI BİR OYALANMA YÖNTEMİ DEĞİL BAŞLI BAŞINA BİR UĞRAŞ, BİRÇOK AÇIDAN OLDUKÇA ÖĞRETİCİ VE KIYMETLİ BİR ALAN OLARAK GÖRÜLMELİDİR. HER ÇOCUĞA ÇOCUKLUK YILLARI BOYUNCA YAŞINA VE İLGİ ALANLARINA UYGUN OYUNCAKLAR VE OYUN ORTAMI SUNULMASI OLDUKÇA ÖNEMLİDİR. rumluluklarını yerine getirdiklerinden bir yandan da çocukluklarını yaşamaya ve oyuna vakit ayırabildiklerinden emin olunmalıdır. Bu yeni dönemde daha önce de olduğu gibi bir yandan çocukların kendilerini ifade etmelerine olanak veren bir yandan da gelişimlerini destekleyen uğraşlar sağlıklı gelişimleri açısından son derece önemlidir. Kâğıtlar, boyalar, kum, hamur gibi sanat malzemeleri kullanarak kendi deneyimlerini oluşturabilecekleri ve iç dünyalarını yansıtabilecekleri yöntemler sayesinde hayal güçlerini kullanarak kendi eserlerini oluşturur ve keyifli vakit geçirirler. Bu dönemde çocukların gelişimlerini harekete geçirmek için her zaman önlerine çeşit çeşit boyalar ve kâğıtlar dizmek gerekmez. Eskimiş ve atmak üzere olduğunuz eşyalar çocuklar tarafından hayal bile edemeyeceğiniz yepyeni ürünlere dönüştürülebilir. Annesinin eskidiği için ayırdığı bir şal çocuklar için keserek şekil verebilecekleri yepyeni bir bebek kıyafeti, atılmak üzere olan bir ayakkabı kutusu oyuncak bir ev demek olabilir. Resimli renkli hikâye kitapları okumak; doktorculuk, evcilik gibi yetişkin hayatının provasını yapabilecekleri oyunlar oynamak ve el becerilerini geliştirebilecekleri yapı&montaj gerektiren oyuncaklarla uğraşmak bu dönemde çocukların ilgisini çeker. HANGİ YAŞTA OLURSA OLSUN ÇOCUĞUNUZUN İLGİ VE BECERİLERİNİN FARKINDA OLMAK VE OYUNCAK SEÇİMİ SIRASINDA YAŞI VE KİŞİSEL ÖZELLİKLERİNİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURMAK ÇOK ÖNEMLİDİR. Aynı zamanda artık toplu halde oynanan oyunlar tek oynanan oyunlara ter- SATRANÇ GİBİ ÇOCUKLARIN BİLİŞSEL GELİŞİMİNİ DESTEKLEYEN VE SORUN ÇÖZME BECERİLERİNİ GELİŞTİREN OYUNLAR SEÇİLMELİ VE ÇOCUKLAR BU YÖNDE DESTEKLENMELİDİRLER. cih edilmeye başlanır. Çocuklar arkadaş gruplarıyla oynanan seksek, kovalamaca, saklambaç gibi oyunlardan ve kurallarını kendilerinin kurguladıkları topluca oynanan oyunlardan büyük keyif alırlar. Topluca oynanan oyunlar yetişkinlerin çocukları kendi sosyal çevreleri içinde gözlemlemeleri için de eşsiz bir fırsattır. Kendilerini ifade etme şekilleri, oynamayı tercih ettikleri oyunlar, oyunlarda üstlendikleri/kaçındıkları roller onların iç dünyalarıyla ilgili çok önemli bilgiler verir. Bazen keyfi yerinde olmadığını düşündüğünüz çocuğunuza bunun sebebini sorduğunuzda bir türlü alamadığınız cevabı onu arkadaşlarıyla vakit geçirirken gözlemlediğinizde kendiliğinizden keşfedebilirsiniz. 9-12 YAŞ ARASI DÖNEM 9-12 yaş arası olan dönemde tercih edilen oyunlar eskiye oranla daha karmaşık ve detaylıdırlar. Bu dönemde çocuklar kendilerine fırsat verildiği takdirde evde ailece oynanan karmaşık ve kurallı masa üstü oyunlarına katılım gösterebilmeye, video ve bilgisayar oyunlarına ilgi duymaya, karmaşık yapbozlar ve üç boyutlu maketlerle uğraşmaya ve bunlardan keyif almaya başlarlar. Bu dönemde seçilen oyunlar çocukların sağlıklı gelişimini destekleyebileceği gibi sekteye de uğratabilir. Satranç gibi çocukların bilişsel gelişimini destekleyen ve sorun çözme becerilerini geliştiren oyunlar seçilmeli ve çocuklar bu yönde desteklenmelidirler. Öte yandan şiddet veya korku öğeleri içeren video ve bilgisayar oyunlarına özellikle dikkat etmek gerekir. Bilgisayar veya oyun konsollarının başında denetimsiz ve uzun vakitler geçirmeleri çocukların sağlıklı gelişimlerine, okul ve sosyal hayatlarına olumsuz etki edebileceği gibi çeşitli davranış bozukluklarına da yol açabilir. Dolayısıyla oynadıkları oyunların ve bilgisayar başında geçirdikleri va- kitlerin bir yetişkin denetiminde olması ve seçilen oyunların çocuklara zararı değil yararı olacak şekilde seçilmesi oldukça önemlidir. 12 YAŞ VE SONRASI 12 yaş sonrası ise soyut düşünme ve akıl yürütmeye yönelik oyunlar, bağımsız yaşam becerilerini destekleyen sportif aktiviteler, keşfe yönelik oyun ve oyuncaklar çocukların ilgisini çekmeye başlar. Kimya setleri, elektronik oyun setleri veya gelişimlerine destek olacak bilgisayar oyunları soyut düşünme ve akıl yürütme konusunda çocukları geliştirecektir. Kamp yapmak, bisiklete binmek, doğada keşif yürüyüşlerine çıkmak, izcilik gruplarına katılmak bu dönemde çocukların bağımsız yaşam becerileni geliştirmelerine yardımcı olacaktır. Bu noktada çocukların keşfetme isteklerine darbe vurmamak için onlara karşı aşırı koruyucu ve engelleyici bir tutum sergilenmemelidir. Anne-babaların “Bi- 13 siklete bineceksen gözümün önünden ayrılma”, “Sen o kampta çok zorlanırsın, bence hiç gitme” şeklindeki olumsuz mesajlar içeren yorumları çocukların kendilerine güvenlerini zedeleyecek ve keşif duygularına gem vuracaktır. Anne-babalar çocuklarını çeşitli spor dallarına ve hobilere yönlendirirken kendi hayalleri doğrultusunda değil çocuklarının beceri ve ilgilerini göz önünde bulundurarak tercih yapmalıdırlar. Dolayısıyla çocukların belirli spor dalları veya hobilere zorlanmaması çok önemlidir. Çocukların bu dönemde oynadıkları oyunlar, yaptıkları sportif aktiviteler ve keşifler sırasında zaman zaman da olsa onlara eşlik etmeniz hem desteğinizi arkasında hissetmesini sağlayacaktır hem de çocuklarınızla keyifli vakit geçirebileceğiniz fırsatlar sağlayacaktır. YAŞINA UYGUN OLMAYAN OYUNCAKLARLA OYNAMAK Hangi yaşta olursa olsun çocuğunuzun ilgi ve becerilerinin farkında olmak ve oyuncak seçimi sırasında yaşı ve kişisel özelliklerini göz önünde bulundurmak çok önemlidir. Seviyesinin çok altında oyuncaklar alınan çocukta bıkkınlık ve oyuna karşı isteksizlik oluşabileceği gibi kendi seviye ve becerilerinin çok üstünde oyuncaklarla oynamaya itilen çocukta yetersizlik duygusu ve kaygı oluşabilir. 14 “NE KADAR FAZLA O KADAR İYİ” Mİ? “Ne kadar fazla oyuncak alınırsa çocuk için o kadar iyi olacaktır” diye düşünmek hatalı olur. Çocuklara ihtiyaçlarından fazla oyuncak almak onlarda doyumsuzluğa neden olacak, her alınan kısa sürede önemini yitirecek ve çocuk fazla talepkâr bir şekilde alınandan keyif alamayarak sürekli yenilerini istemeye başlayacaktır. Dolayısıyla çocuğa ihtiyacı olduğu kadar oyuncak almak ve çocuğun ısrarlarına karşı net ve kararlı davranmak önemlidir. Sırf “hayır” diyemediğiniz için fazladan alacağınız oyuncakların çocuğunuza yarardan çok zararı olabilir. HER ÇOCUK EŞSİZDİR, GELİŞİM HIZLARI FARKLILIK GÖSTEREBİLİR Yaş aralıklarına uygun oyun ve oyuncaklardan bahsederken gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir nokta var. Her çocuk eşsizdir ve yapılan genellemelerin bazı durumları açıklamakta yetersiz kalması son derece normaldir. Çocuğunuz bazı alanlarda ortalamaya göre daha yavaş veya daha hızlı gelişim gösterebilir. Dolayısıyla kendi çocuklarını en iyi tanıyan kişiler olarak onların gelişimini yakından takip etmek ve ilgi ve becerilerine en uygun olan oyun ve oyuncağı seçmek konusunda ebeveynlere büyük iş düşüyor. SEVİYE VE BECERİLERİNİN ÇOK ÜSTÜNDE OYUNCAKLARLA OYNAMAYA İTİLEN ÇOCUKTA YETERSİZLİK DUYGUSU VE KAYGI OLUŞABİLİR. 15 DOĞALGAZ FATURASI ÇOK MU GELİYOR? HAVALAR SOĞUDU, SOĞUKLARIN ARTMASI İLE KOMBİLER DE ÇALIŞTI. SOĞUK KIŞ GÜNLERİNİN YAŞANDIĞI BU DÖNEMLERDE DOĞALGAZIN VERİMLİ KULLANILMASI İÇİN YAPILMASI GEREKENLER KONUSUNDA UZMANLAR ÖNERİLERİNİ SIRALADI. PEKİ, DOĞALGAZ VE ELEKTRİK FATURALARINDAN NASIL TASARRUF EDİLİR? İŞTE, KIŞ AYLARINDA VATANDAŞLARI DÜŞÜNDÜREN DOĞALGAZLA ISINMA MALİYETLERİNİ DÜŞÜRMEK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER... Çatı izolasyonunuz yetersiz ise izolasyonunuzu uygun bir şekilde yaptırınız. Sistemlerinize ısı ayarlı termostat monte ettirdiğinizde veya ısı ayarlı termostatı bulunan cihazlar kullandığınızda gaz tüketiminiz optimize olacaktır. 16 Kapı ve pencerelerinizi yeniden yaptırırken izoleli malzemeler tercih ediniz. Konutlardaki tüm ısı kaybının yüzde 25’i pencere ve kapılardan olmaktadır. Mevcut izolesiz kapı ve pencerelerinizin kenarlarındaki boşlukları pencere süngeri ile kaplayınız. Doğalgaz sobası kullanıyorsanız, soba filtrenizi cihazı kullanmaya başladığınız mevsime girdikten sonra her ay kontrol ediniz, gerekiyorsa değiştiriniz. VERİMLİ KULLANIMDA ODA SICAKLIĞI 19 DERECEDİR VE 1 DERECELİK FARK YAKIT TÜKETİMİNDE YÜZDE 6 TASARRUF SAĞLAR. Çatı yalıtımı ile yüzde 25, dış duvar yalıtımı ile yüzde 35, kapı ve pencerelerin yalıtımı ile yüzde 25, sızdırmazlık önlemleri ile de yüzde 15 oranında tasarruf sağlayabilirsiniz. Bilindiği gibi binalar pencereler, dış duvarlar, merdiven, ev duvarları, tavanlar, ısıtılmayan hacimler üzerindeki döşemeler, zemine oturan döşemeler ve açık geçitler üzerindeki döşemelerden ısı kaybetmekte ve bu yüzden binaların yakıt faturaları yüksek gelmektedir. Nasıl ki bir cihaz alırken satıcıdan cihaz ile ilgili garanti ve kalite belgesi isteniyorsa, artık bizler de bir bina alırken veya kiralarken o binada ısı yalıtımı projesinin uygulanıp uygulanmadığını ve yıllık yakıt tüketimini sorarak yakıt tüketimi az binaları tercih etmeliyiz. Verimli kullanımda oda sıcaklığı 19 derecedir ve 1 derecelik fark yakıt tüketiminde yüzde 6 tasarruf sağlar. Termostatınızı, bir günden fazla evden uzak kalacaksanız, kapatınız. Sıcaklığın içeride kalması için geceleri perdelerinizin örtülü olması büyük enerji tasarrufu sağlar. Pencerelerinizden güneş çekildiği zaman perdelerinizi kapatınız. Soğuk havalarda sıcaklığı içeride tutmak için duvar veya pencere klimalarının dış havayla temas eden bölgelerini engelleyiniz. Tüm ısı kayıplarının yüzde 15’i yeniden ısıtılmak zorunda olan hava hareketlerinden dolayı gerçekleşir. Fakat bacalı veya bacasız tipte doğalgaz cihazlarının bulunduğu ortamlarda bulunması zorunlu olan 100 santimetrekare net geçişli havalandırma menfezini kesinlikle kapatmayınız. Radyatörleri mobilya ve benzeri eşyalar veya perdeler ile engellemeyiniz, kapatmayınız. Radyatörler örtülürse yüzde 15 yakıt tüketimi artar. Bacalı cihazları dolapların içerisine yerleştirmeyiniz. Bu durum cihazların ortamdan yanma havası almasını engeller ve yanma verimi düşer. Doğalgaz tüketim cihazı ve yeni bir su ısıtıcısı satın alırken verimi yüksek olanın tercih edilmesi gerekiyor. Pişirme ocağını ısınma amaçlı kullanmayınız. Bulunduğunuz ortamın konfor şartlarına uygun olarak ısınma cihazını ayarlayınız. Sıcak su termostatınızı 50 dereceye ayarlayınız. Aşırı sıcak su sadece fazla enerji tüketmez aynı zamanda insan cildi için yanık tehlikesi oluşturur. Bu nedenle de sağlıksızdır. Su ısıtma kontrol vanasını “pilot” konumuna getiriniz, eğer evden bir hafta veya daha fazla uzak kalacaksanız kapatınız. Elle bulaşık yıkarken soğuk su ile durulama yapınız, bulaşık makinesinde yıkama yapıyorsanız makineyi tam dolu olarak çalıştırınız. Sıva üstünden döşenmiş sıcak su borularının yalıtımını yapınız. Bunların dışında uygulayacağınız basit yöntemlerle de doğalgaz faturanızda tasarruf edebilirsiniz. Binanın mantolanması ve duvarların izolasyonu yapılmalı. Pencerelerin çift camlı olması ve yalıtım yapılması gerekir. Isı merkezlerinin bodrum yerine çatıda kurulması ile binalar daha tasarruflu, daha çevreci ve daha emniyetli olacaktır. Evlerde ısı kazanlarını düşük sıcaklıkta gece-gündüz yakmak, gündüzleri yakıp, gece söndürmekten daha ekonomik. Antre, koridor, merdiven holü, bodrum ve kullanılmayan kiler ve odalardaki radyatörler iptal edilmeli, her radyatöre termostatik vana monte edilmeli ve uygun sıcaklıkta ayarlanmalı. Odalarda masa, sandalye ve yatakları dış duvarlardan uzak tutmalı. Güney cephesi pencerelerden gündüzleri güneş girmesini sağlamalı. Güneş alan camları her gün temizlemeli ve güneşin pasif ısıtmasını sağlamalı. Gece, gündüz ısınan evleri yüzde 5055 oranında nemlendirmeli. Çünkü nemli hava, sıcaklığı daha iyi tuttuğundan buharlaşma azalacak; vücut daha az ısı kaybedecektir. Kullanılmayan oda, kiler antre ve merdiven radyatörlerini kapatmalı, radyatörlerin üstlerini kapatmamalı. Pencere ve kapıların hava sızdırmazlığı kontrol edilmeli. Hava sızıntısı olabilecek yerleri, hava sızdırmaz şeritlerle, bantlarla kaplamalı. Çatı odanız varsa üst katını uygun şekilde yalıtmalı, mümkünse pencereler çift camlı olmalı. Radyatörlerden taşınım ve ışınım yoluyla çıkan ısı radyatörün arkasındaki duvarı ısıtır. Dışarıya olan ısı kaybını önlemek için alüminyum folyo kaplı ısı yalıtım levhaları yerleştiriniz. Isıtılmayan bölgelerden geçen sıcak su borularınızı yalıtın. Binaların içindeki 40 derecenin üzerindeki ısı kaybetmesini istemediğiniz her türlü sıcak yüzeyi yalıtın. Mümkünse sıcak su elde etmek için, güneş panellerini kullanın. Kombi, klima, kalorifer, ısı merkezlerinin yıllık bakımları mutlaka yaptırılmalı Hazırlayan: Ferit Kantar 17 SAĞLIKLI BİR KIŞ İÇİN İPUÇLARI SOĞUK AYLARIN MEVSİMİ OLAN KIŞ, HASTALIKLARIN EN ÇOK GÖRÜLDÜĞÜ VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN DÜŞTÜĞÜ BİR MEVSİM OLDUĞU İÇİN, KIŞ AYLARINDA İÇECEĞİNİZ BİTKİ ÇAYLARI SAYESİNDE VÜCUDUNUZU TEHDİT EDEN VE HASTALIKLARA SEBEP OLAN BAKTERİ VİRÜSLERE KARŞI DAYANIKLILIĞINIZI ARTTIRACAKTIR. KIŞ HASTALIKLARINDAN ETKİLİ BİR ŞEKİLDE KORUNMANIN DOĞAL YOLU OLAN BİTKİ ÇAYLARI, VÜCUDUNUZDA ANTİBAKTERİYEL ETKİSİ GÖSTERECEK VE BÖYLECE KIŞ MEVSİMİNİ SON DERECE SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE ATLATMANIZA YARDIM EDECEKTİR. PEKİ, KIŞ MEVSİMİNDE HANGİ BİTKİ ÇAYLARI İÇİLMELİDİR? Kış mevsiminde vücut direncini arttırmak ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için içilmesi gereken bitki çaylarının başında ıhlamur gelmektedir. Baharatlarla zenginleştirilmiş birçok bitki çayı da, kış mevsiminde içilmesi için uzmanlar tarafından önerilir. Özellikle de karanfil, kakule, karabiber, zencefil ve tarçın baharatları ile zenginleştirilmiş olan yeşil çay, uzmanlarca şiddetle önerilir. Tarçın çayı da kış mevsiminde içilmesi tavsiye edilen bitki çaylarındandır. Soğuk algınlığına çok iyi gelen tarçın çayını ister için, isterseniz de boğaz ağrılarınızı geçirmek için gargara yapın. Karanfil çayı da, tarçın gibi ağız ve boğaz enfeksiyonlarına iyi gelmektedir. Bunların yanı sıra muhakkak salep de içmelisiniz. Alternatif tıbbın faydalarından yararlanarak her daim sağlıklı bir bünyeye sahip olmak ve vücut direncini arttırmak için kışın en çok zencefil çayı tüketilmelidir. Zencefil içine bir parça karanfil ya da tarçın eklemek sizi kış hastalıklarından korur. Aynı zamanda yorgun olduğunuz kış günlerinde sadece karanfil çayı demleyip içmeniz bile yorgunluğunuzun giderilmesine ve rahat bir uyku çekmenize yardım eder. 18 Çocukları kış hastalıklarından korumak için ise, zencefil ve bal karışımı bir bitki çayı hazırlayıp çocuklara içirilmelidir. Kışın hasta olmamak ve boğaz ağrısını geçirmek için balla karıştırılmış zencefil çayı çok etkili olur. Soğuk havalarda içilmesi gereken bitki çayları arasında ye- VÜCUT DİRENCİNİ ARTTIRMAK VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN İÇİLMESİ GEREKEN BİTKİ ÇAYLARININ BAŞINDA IHLAMUR GELMEKTEDİR. şil çay da yer alıyor. Tüm bunların yanı sıra kışın içilecek bitkisel çaylar arasında nane-limon çayı da yer almaktadır. Hangi bitki, neye iyi geliyor? Adaçayı: Bedeni güçlendirir. Kalp krizi tehlikesini azaltır. Lavanta çiçeği ile birlikte aşırı terlemelere iyi gelir. Aşırı güçsüzlüğe, canlandırıcı etkisi sayesinde son verir. Papatya: Ateş düşürücü ve mikrop öldürücü etkisi vardır. İştahı açar. Sinirleri yatıştırıcı özelliği mevcuttur. Bel ve baş ağrısı gibi rahatsızlıkları dindirir. Diş ağrısına da faydalıdır. Vücuda rahatlık verir. Zencefil: Bulantılara karsı çok iyi gelir. Migren ağrılarını önler. Migrenle ilgili bulantıyı önlemeye yardımcı olur. Kolesterolü düşürücü etkiye sahiptir. Nezle ya da soğuk algınlığı belirtilerini yatıştırır. Ihlamur: Soğuk algınlığı ve gribe iyi gelir. Göğsü yumuşatır. Sinirleri yatıştırır ve rahatlatır. Kan dolaşımını düzenlemeye yardımcı olur. Uykusuzluğa iyi gelir. Sindirime yardımcı olur. İdrar söktürücüdür. Bağırsak ve böbrekleri temizler. Kansızlığı giderir. Terlemeye yardımcı olarak vücuttaki zararlı maddelerin uzaklaştırılmasını sağlar. Bronşları açar ve balgamı söker. Burkulma ağrılarını hafifletir. Romatizmaya ve gut hastalığına iyi gelir. Nane: Kusmayı, mide bulantısını ve ağrısını önler. Grip, bronşit ve soğuk algınlığına iyi gelir, öksürüğü keser. İştah açar. Sinirleri yatıştırır. Vücuda rahatlık verir. Strese ve baş ağrısına iyi gelir. Ateşi düşürür. Sindirim sistemi ve mide için çok faydalıdır. Gaz söktürücüdür. Bağırsak kurtlarını düşürmeye yardımcı olur. Ülsere ve mide yanmasına iyi gelir. Hazırlayan: Banu Öztürk R E L İ G L İ B K İ T A R P E EVD BAYANLARIN LGİLER, TÜM Bİ K Tİ N A PR K ALIŞVERİŞTE ŞTIRACA ÇA KOLAYLA N TEMİZLİĞE, K TA U K LD A O TF İ U İZ ... M İN İLER İNİZ ATTA İŞ OLACAK BİLG LAYABİLECEĞ GÜNLÜK HAY ZE YARDIMCI LAYCA UYGU Sİ O K A D TE IN İŞ N . IR LA A KURTARICISID ATINIZIN HER A KADAR HAY CİLT BAKIMIN Limon, portakal gibi asitli meyveleri sakın mutfağınızın tezgâhı üzerinde kesmeyin. Asit, mermere zarar verir ve tezgâhınızda lekeler oluşur. Kuş üzümlerini ayıklamak için, onları bir avuç unla ovuşturun ve kalın delikli bir süzgece atın, un ile beraber çöpler de düşer. Kivi ve ananasla yapılan kremalarda sulanma oluyorsa, bu meyveleri dilimleyip, çok kısa bir süre sıcak suya batırıp çıkartın, kremanın sulanmadığını göreceksiniz. Muz buzdolabında değil, oda sıcaklığında rüzgârsız bir yerde saklanır. Kurabiyeleriniz sıcakken daha kolay tepsiden çıkar. Soğumaya bırakıldıktan sonra bazen tepsiye yapışır ve parçalanmadan çıkmaz. Eğer tepsi sıcakken kurabiyeleri almayı unuttuysanız, kurabiye tepsisini kızdırın, böylece kurabiyeler daha kolay çıkacaktır. Bisküvilerin ve kurabiyelerin taze kalması için teneke bir kaba koyun ve yanına bir avuç pirinç bırakın bayatlama sorunu ortadan kalkacaktır. Pandispanya hamuru çok pişerse kuru ve kırılgan olur. Pişme süresi bitmesinden 5 dakika önce pişip pişmediğini kontrol edin. Parmağınızla üstüne bastırın, çukur kalırsa henüz pişmemiş, eğer çukur düzelirse pişmiş demektir. Ağzınızdaki kötü kokuları gidermenin birkaç yolu vardır: Tuza veya sirkeye ELMAYI YIKADIKTAN SONRA KABUKLARINI SU İLE KAYNATIN VE ELMA ÇAYI HAZIRLAYIN. BAL İLE TATLANDIRDIKTAN SONRA GÜN BOYUNCA İÇİN. batırılmış birkaç maydanoz yaprağı yemek, rezene tohumu veya kahve çiğnemek. Klorofilli ağız tabletleri de ağız kokusunu gidermede işe yarar. 100 ml. Suya 10 gram kadar ıhlamur koyup kaynatın. Günde birkaç kez 15’er dakika, boğazınız yanan yerlerine kompres yapın. Taze naneyi birkaç dakika kaynar suda bekleterek içerseniz baş ağrısına iyi gelir. Gözünüze kum tanesi kaçtıysa bir parça pamuğu ılık ve şekersiz çaya batırıp gözünüze kompres yapın. Eğer uykusuzluk çekiyorsanız yatağa girmeden önce bir bardak şekerli su iç- meyi deneyin. Sinirleriniz gevşeyecek, rahatça uykuya dalmanızı sağlayacaktır. Cildi büyük gözenekli olanlar için killi toprak ve havuç suyu yüze sürülüp 1 saat sonra yıkanır. Cildinizin canlı görünmesini istiyorsanız bol bol limon suyu için ya da akşamları yatmadan önce limonla ıslatılmış bir küçük tabak kuş üzümü veya mürdüm eriği yiyin. Yorucu bir günün ardından önce soğuk su ile yüzünüzü yıkayın, kurulayın. Daha sonra gül suyuna batırdığınız bir pamukla yüzünüzü silin. Rahatladığınızı hissedeceksiniz. Yemek hazırlarken elleriniz soğan koktuysa kereviz ile ovmayı deneyin. Kokusu gidecektir. Sarımsak kokuyorsa da maydanoz ile ovabilirsiniz. Saç kurutma makinenizi kullanırken ılık havayı tercih edin ve elinizle sürekli havalandırarak kurutun. Kahverengi ayakkabıyı siyaha çevirmek istiyorsanız önce deriyi çiğ bir patatesle iyice ovaladıktan sonra siyaha boyayın ve cilalayın Bol ayakkabılar çorapların kaçmasına ve nasırlara sebep olur. Hâlbuki bunun da çaresi vardır. Ayakkabı derisinin topuk kısmını ara sıra bir mum parçası ile ovun. Göreceksiniz bu dertlerin hepsi kaybolacaktır. Hazırlayan: Ayşegül Güvenir 19 Cahide Sultan’dan LEZZET SIRLARI www.cahidejibek.com ANALI KIZLI KÖFTE (Malatya Yöresi) ::::: 6 KİŞİLİK:::::: Malzemeler 1.5 su bardağı çiğ köftelik sarı bulgur (simit) Islatmak için: 1,5 su bardağı sıcak su 300 g yağsız kıyma 2 yemek kaşığı irmik 1 adet yumurta akı 1 çay kaşığı karabiber 1 tatlı kaşığı tuz İç malzemesi 2 adet iri boy kuru soğan 4-5 yemek kaşığı zeytinyağı 200 g yağlı kıyma 7-8 dal maydanoz 2 yemek kaşığı ceviz 1 çay kaşığı karabiber Yarım çay kaşığı kimyon 1 tatlı kaşığı kırmızı biber Haşlama suyu için 1 adet orta boy kuru soğan 1 yemek kaşığı karışık biber ve domates salçası 1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber Tuz 20 Hazırlanışı Köftenin içi için soğanları küçük doğrayın. Üzerine çok az zeytinyağı ekleyip kavurmaya başlayın. Sararmaya başlayınca kıymayı ekleyin. Kıyma kavrulunca baharat, ince doğranmış maydanoz, ceviz ve tuzu da ekleyip karıştırın. Soğumaya bırakın. Bulguru sıcak suyla ıslatıp üstünü kapatın. 1 saat kadar bekledikten sonra, içine kıyma, irmik, yumurta akı, karabiber ve tuzu ekleyip yoğurmaya başlayın. Yoğururken, arada bir elinizi suya batırın. Çok kuru gibiyse biraz su ilave edin. Malzemeler bütünleşmiş ve rahat şekil alabilen bir kıvama gelince, hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alıp yuvarlayın. Parmağınızla orta kısmına bastırıp, çevire çevire açın. İç malzemesinden içine biraz koyup ağzını kapatın (El alışkanlığı gerekiyor elbette). Kalan hamurdan bilyeden daha küçük parçalar alıp yuvarlayın. Bir tencereye 1 adet soğanı küçük doğrayın. Yağla beraber soteleyin. Salçayı ilave edip karıştırın. Suyu ve tuzu ekleyip kaynamaya bırakın. Kaynayan suya köfteleri ekleyip, ocağın altını en yüksek ayara getirin. Su yeniden kaynamaya başlayınca köftelerin havalanmasını bekleyin. Pişen köfteler hafifçe yukarı doğru kalkar. Piştiğini bu şekilde anlarız. Eğer hemen yenmeyecekse; köfteleri bir kevgirle ayrı bir kaba alalım. Yemeden evvel suyunu kaynatıp, köfteleri içine atalım. Bir taşım kaynatıp servis edelim. Afiyet şifa olsun. NOT: İç malzemesinde kullanılan et yağlı değilse, biraz iç yağı veya kuyruk yağı kullanın. İç malzemesindeki yağın donmuş olması lazım ki şekil verirken, yağı dışarı çıkmasın. Aksi halde ağzını kapatırken zorlanırsınız. Hamur malzemeleri (1 büyük fırın tepsisi ve 1 küçük yuvarlak tepsi pizza için) 2 su bardağı süt Yarım su bardağı zeytinyağı 1 yumurta 1.5 tatlı kaşığı instant kuru maya veya dörtte bir paket yaş maya 1 yemek kaşığı şeker 1 dolu tatlı kaşığı tuz 5 veya 5 buçuk su bardağı un (ben 2 su bardağını kepekli un kullandım) DOMATESLİ PİZZA ::::: 6 KİŞİLİK:::::: Üzeri için 5-6 adet orta boy domates 250 g kaşar peyniri rendesi Kuru dereotu (arzuya göre maydanoz, kekik de eklenebilir) Karabiber, isteğe bağlı acı pul biber Hazırlanışı Hamur malzemeleriyle yumuşak bir hamur yoğurun. (Ben yine akşamdan yoğurup dolabın alt kısmına koydum. Sabahleyin dolaptan çıkarır çıkarmaz açıp hazırladım.) Mayalanan hamurdan yeteri kadar alıp, hafif unlayarak merdaneyle açın. Tepsinize yerleştirin. Üzerine rendelenmiş kaşar peynirini serpin. Onun üzerine kuru dereotu, maydanoz veya kekik serpin. Ben bol miktarda acı pul biber de kullandım. En üste dilimlenmiş domatesleri aralıksız dizin. Üzerlerine biraz tuz serpin. Önceden ısıtılmamış 200 derecelik fırında kenar kısımlar kızarana kadar pişirin. Afiyet şifa olsun. KIRMIZI PANCAR SALATASI ::::: 6 KİŞİLİK:::::: Malzemeler 1 Orta boy kırmızı pancar 200 g kadar beyaz lahana 7-8 adet acı biber veya salatalık turşusu Yarım demet dereotu Bir avuç ceviz içi Yarım çay bardağı zeytinyağı Tuz Ayrıca: 1 orta boy kâse, koyu kıvamlı sarımsaklı yoğurt. Hazırlanışı Kırmızı pancarı rendenin iri gözünden rendeleyin. Lahanayı ince ince doğrayın. Zeytinyağını tavaya koyun. Pancar ve lahanayı ekleyin. 10-15 dakika kadar ara sıra karıştırarak pişirin. Hafifçe diri kalırsa daha iyi olur. Tuzu ekleyip karıştırın. Hafif ılıyınca içine küçük doğranmış turşuyu, dereotunu ve ceviz içinin yarısını ekleyip karıştırın. Sarımsaklı yoğurdu üzerine döküp karıştırın. Servis tabağına alıp, üzerini dereotu ve kalan cevizle süsleyin. Afiyet şifa olsun. 21 YUMURTALI KUŞ YUVASI ::::: 12 KİŞİLİK:::::: Malzemeler Kişi sayısına göre ekmek dilimi ve aynı sayıda yumurta 1 yemek kaşığı kadar tereyağı (Yarı yarıya zeytinyağıyla karıştırılabilir) İsteğe bağlı çok az kaşar peyniri Tuz, karabiber 22 Hazırlanışı Ekmeklerin orta kısmını bir bardakla, kalıpla veya bıçakla keserek çıkarın. Ben bıçakla keserek çıkardım. Tavaya tereyağını koyup eritin. Ortası çıkarılmış ekmekleri tavaya alıp bir yüzünü hafif kızartın. Ekmekleri çevirin. Her dilimin ortasına bir yumurta kırın. Bıçakla doğranmış kaşar peynirini üzerine serpiştirin. Tuz ve karabiberini atıp ocağın altını kısın. 2 dakika sonra bir spatula yardımıyla ekmekleri yavaşça ters çevirin. 2-3 dakika da diğer yüzünü pişirip, servis tabağına alın. Mutlaka sıcakken yenmeli. Soğuyunca aynı lezzeti yakalayamazsınız. Not: Yumurtayı tam pişmiş isterseniz, kısık ateşte 5-6 dakika kadar pişirmelisiniz. Bayat veya taze ekmekle olabilir. Kepekli ekmek veya beyaz ekmek fark etmez. Malzemeler 6 adet yufka 1 su bardağı su (Yufkalar kalınsa 1,5 bardak su ekleyin) 1 su bardağından 1 parmak eksik zeytinyağı İç malzemesi 200 g beyaz peynir Yarım demet maydanoz BÜZGÜLÜ BÖREK ::::: 10 KİŞİLİK:::::: Üzeri için: 1 yumurta sarısı 1 yemek kaşığı zeytinyağı 1 yemek kaşığı su Hazırlanışı Su ve yağı aynı kapta karıştırın. Yufkanın birini serin. Üzerine 4-5 yemek kaşığı kadar karışımdan döküp fırçayla her tarafına yayın. Yufkayı dörde bölün. Her parçanın uç kısmını geniş kısma doğru büzerek toparlayın. İki uçtan birini diğerinin üzerine bindirin. İç malzemesinden biraz ortaya doğru koyup en uç kısmı için üzerine, büzdürülüp toparlanmış kısmı da için üzerine kapatın. Bütün yufkalara aynı işlemi uygulayın. Fırın tepsisine dizin. Üzerine su, yağ ve yumurta sarısı karışımından sürüp 200 derecelik fırında üzeri kızarana kadar pişirin. Afiyet şifa olsun. ÇATLAK KURABİYE ::::: 8 KİŞİLİK:::::: Malzemeler İki buçuk kare paket bitter çikolata (toplam 200 g) 100 g tereyağı 1 yemek kaşığı kakao Yarım su bardağı toz şeker 3 yemek kaşığı süt veya yoğurt suyu 2 yumurta 2 su bardağından 1 parmak eksik un 1 çay bardağı çekilmiş fındık (un gibi olmayacak) 1 paket kabartma tozu Vanilya 1 tutam tuz Bulamak için; Pudra şekeri Hazırlanışı Önce tereyağı ve çikolatayı benmari usulü eritin. İçine kakaoyu karıştırıp ılımaya bırakın. Yumurta ve şekeri, bir tutam tuzu, rengi açılana kadar çırpın. Sütü ve erimiş çikolatalı karışımı ekleyip tekrar karıştırın. Unu, kabartma tozunu, çekilmiş fındığı ve vanilyayı eleyerek biraz daha çırpıp kabın üzerini streç folyoyla kaplayıp buzdolabına kaldırın. (Ben akşamdan hazırlayıp sabaha kadar beklettim) Sakın akışkan diye un eklemeye kalkmayın. Tereyağı ve çikolata donunca kıvamını alacak… Donmuş hamurdan yemek kaşığıyla parçalar alıp elinizle hızlı bir şekilde yuvarlayın. Bol pudra şekerine bulayıp fırın tepsisine aralıklı olarak dizin. Çikolatalar pişince epeyce yayılıp büyüdüğü için oldukça aralıklı dizmenizi tavsiye ederim. 190 derecelik önceden ısıtılmış fırına tepsiyi sürün. Kabarmaya başlayınca ısıyı 180 dereceye düşürün. Toplam 12-13 dakika kadar sonra fırından alın. Browni tadında kurabiyelerimiz hazır. Afiyet şifa olsun 23 KREM KARAMEL ::::: 8 KİŞİLİK:::::: Malzemeler: Karamel kısmı için 1 su bardağı şeker 5 yemek kaşığı su 4-5 damla limon suyu Krem kısmı için 3 su bardağı süt (600 ml.) 5 adet orta boy yumurta (65-70 g’lık) 1 su bardağından 1 parmak eksik şeker 1 tatlı kaşığı vanilya 1 portakal kabuğu rendesi (Limon rendesi de olur) 24 Hazırlanışı Önce karameli hazırlayın. Bunun için şeker, su ve limon suyunu tercihen çelik bir tavaya alıp karıştırın. Kısık ateşte karamelize olana kadar hiç karıştırmadan pişirin. Çok fazla yakmayın şeker acılaşır. Karameli kullanacağınız kâselerin dibine 1 er yemek kaşığı olacak şekilde paylaştırın. Fakat bunu kaşıkla değil, tavayla göz kararı yaparsanız daha iyi olur. Diğer tarafta, 2 bardak sütü kaynama derecesine gelene kadar ısıtın. Yumurta ve şekeri 2-3 dakika kadar mikserle çırpın. Kalan 1 bardak soğu sütü ilave edip karıştırın. Sıcak sütü de azar azar ilave ederek, el çırpıcısıyla hızla karıştırın. (Bu kısımda elektrikli mikser kullanmıyoruz ki fazla köpük olmasın.) Karışıma portakal kabuğu rendesi ve vanilyayı ekleyip karıştırın. Üzerinde fazla köpük varsa kevgirle alıp atın. Yoksa bu köpükler tatlınızın kıvamını etkileyip, sönmesine sebep olabilir. Krem kısmını kâselere paylaştırın. Kâseleri derin bir fırın kabına oturtup, en az kâselerin üçte birine gelecek kadar sıcak su ekleyin. Önceden ısıtılmış 150 derecelik fırına krem karamelleri sürün. Yarım saat bu şekilde pişirip, fırının ısısını 175 dereceye yükseltin. Üzeri kızarana kadar pişirin. Fırından tatlıları alıp oda sıcaklığında ılımaya bırakın. Ilıyan tatlıları buzdolabına kaldırıp en az 12 saat bekletin. 12 saatin sonunda ince uçlu bir bıçakla kâselerin kenarından geçerek, kâseleri servis tabaklarına ters çevirin. NOT: Kâselerin dibinde bir miktar karamel kısmından mutlaka kalıyor. 25 TABLETTEN DEĞİL KÂĞITTAN ÇALIŞIN! YENİ TABLETLER VE TEKNOLOJİLER ÇOCUKLARA İÇERİKLE ETKİLEŞİM KURMALARI İÇİN İLGİ ÇEKEN BİR YOL SUNARKEN YAPILAN YENİ BİR ARAŞTIRMA, BASILI NOTLARDAN ÖĞRENMENİN BİLGİYİ ANLAMADA ÇOK ETKİLİ BİR SÜREÇ OLABİLECEĞİNİ GÖSTERİYOR. ARAŞTIRMAYA GÖRE ÖĞRENCİLERİN YÜZDE 70’İNDEN FAZLASI, BASILI KAYNAKLARDAN SOMUT OLARAK NOT ALDIKLARINDA DAHA İYİ ÇALIŞMA SONUÇLARI ELDE EDİYOR.UZMANLAR DA ÇOCUKLARIN SADECE TABLETTEN ÇALIŞMAMASI, BASILI NOTLA ÇALIŞMASININ DAHA VERİMLİ OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. DERS NOTLARININ BASKISINI ALIN 26 Öğrencilerin yüzde 70’inden fazlası basılı kaynaklardan somut olarak not aldıklarında daha iyi çalışma sonuçları elde ediyor. Öğrenciler öğretici materyallerin içerisine dalarken ya da odaklanırken yeni yollar bulmaya ihtiyaç duyuyorlar ve bu odaklanmaya her zaman ekran üzerinden olanak tanınmıyor. Basılı materyaller göze daha hoş görünürler. Bu sebeple çalışılacak notların baskısını almak uzun süre bilgisayar ekra- nına bakmaktan dolayı oluşan göz yorgunluğunun önüne geçmeye yardımcı olabilir. Öğrenciler doğrudan bilgisayar ekranından okumaya kıyasıyla notların basılı kopyalarıyla daha rahat hissediyorlar. Uzmanlar, ödevleri ya da raporları yazarken yaptığınız işi geliştirmenin en iyi yolunun her taslak ardından baskı almak olduğunu ve kâğıt üzerinde düzeltme yapmak olduğunu belirtiyor. Böylelikle yapılan iş de geliştirilebiliyor. ÇALIŞMA TEKNİĞİ AÇISINDAN YAŞ GRUPLARINA GÖRE ÖNERİLER 7-10 yaşları arası Bu yaş grubundakiler için okula dönmek ilgi çekici olabileceği gibi can sıkıcı da olabilir. Arkadaşlıkların ve sosyal becerilerin inşa edilmesi bu yaş için çok önemlidir. Bu yüzden çocuğunuzu tüm yaz dönemi boyunca görmediği arkadaşlarıyla yeniden bağ kurması için zaman ayırmaya teşvik ettiğinizden emin olun. Gelişimin bu evresindeyken çocuklar ebeveynlerinden ve öğretmenlerinin sözlerine olumlu yanıt vermeye eğilimliler. Dolayısıyla onlara bolca cesaret vermeyi unutmayın. • 11-13 yaşları arası Ergenlik çağının başında olanlar yaşıtları tarafından nasıl algılandıklarıyla ilgilenirler ve okula dönüş için hazırlanırlarken de en büyük endişelerinden biri yine bu olacaktır. İlerideki yıla hazırlanırken onları daha büyük bir rol oynadıkları konusunda cesaretlendirirken destek vermeyi unutmayın. • 14-17 yaşları arası Daha büyük ergenler sınav kaygıları ortaya çıktıkça ve gelecekteki kariyer seçimlerini düşünmeye başladıkça okula dönüşü ürkütücü bulabilirler. Ebeveyn olarak kızınızın ya da oğlunuzun nasıl hissettiğini hafife almayın, endişeleri konusunda onlarla konuşun ve önlerindeki zorlu yıl için hazırlanmalarına yardımcı olun. ÇOCUKLAR İÇİN ÖNERİLER Öğrenmeyi eğlenceli hale getirin Okul rutinine geri dönmenize yardımcı olacağı için aklınızı meşgul tutmak önemlidir. Bulmacalar ve zekâ oyunları alışmanızı kolaylaştıracaktır. Hobilerinizden geri kalmayın Yazın öğrendiğiniz yeni hobilerinizi yeni okul yılında da yapmaya devam edin. İster yeni bir dil öğrenmiş olun, ister yeni bir spor dalına veya aktiviteye başlamış olun ya da yaz aylarında okul dışından yeni arkadaşlar edinmiş olun, size sınıfta güven oluşturmanıza yardımcı olacak hayati beceriler öğrettiği aşikâr! ÖĞRENCİLERİN YÜZDE 70’İNDEN FAZLASI, BASILI KAYNAKLARDAN NOT ALDIKLARINDA DAHA İYİ ÇALIŞMA SONUÇLARI ELDE EDİYOR. Karnenize bir daha bakın Her ne kadar geçmişte kalan bir hatıra gibi gözükse de karnelerinize bakmak, gelecek yıl için hazırlıklı olmanın ve plan yapmanın en iyi yolu. Güçlü olduğunuz yanların yanı sıra Eylül ayında odaklanmak isteyebileceğiniz herhangi bir alanı da hatırlamanıza yardımcı olacaktır. Günlük rutin işlerinize geri dönün Örgütsel beceriler, ekip çalışması ve yansıma gibi çocukların sınıftayken de ihtiyaç duyduğu yetenekleri beslemek için ev aktiviteleri oluşturmaya çalışın. Ergenlik çağının başındakileri okula dönüş hazırlığı için sorumluluk alma konusunda cesaretlendirin. EBEVEYNLER İÇİN ÖNERİLER Eğitici oyunlar oynayın Zekâ oyunları ve bulmacalardan aritmetik oyunları ve yapbozlara kadar hem eğlenceli ve ilgi çekici hem de beyni aktif tutmaya yardımcı olacak eğitici oyunları okul dışında da oynamaları için çocukları teşvik edin. Keyif için okuyun Kendinize meydan okumak, akıcı okumayı sürdürmek, beyninizi aktif tutmak ve hayal gücünüzü kullanmak için keyif aldığınız ve okul saatleri dışında da okumak istediğiniz bir kitaptan şaşmayın. Düzenli Olun Düzenli olmak ve gelecek okul yılı için hazır olmak bazen iç karartıcı olabilir. Kitap ve kırtasiyeden spor ve okul kıyafetlerine kadar ailenizin sonbahar için ihtiyaç duyduğu tüm eşyaların listesinin çıktısını alın. Yılın en başından iyi bir programa sahip olmak gelecek zorluklar için iyi hazırlanmış olmanızı sağlar ve çocukların rutine geri dönmesini kolaylaştırır. Motivasyonunuzu koruyun Öğrencilerin tamamı uzun yaz tatilinin ardından konsantre olamayacakları konusunda endişelenir. Okul hakkında en çok keyif aldığınız şeyleri düşünün ve gelecek yıl başarmak ve öğrenmek istediklerinizin bir listesini oluşturup baskısını alın. Okula tazelenmiş ve enerjik bir şekilde başlamanıza yardımcı olacaktır. Anılarınızı kaydedin Çocuklarınızı tüm yaz hatıralarını toplamak ve okula dönmeden önce tüm deneyimlerini yansıtmaları için günlük ya da anı defteri tutmaya teşvik edin. Yazı yazmak ve analitik beceriler gibi okul için gerekli olan en önemli becerilerin eğlenceli ve doğal yollarla kullanılmasını sağlayacaktır. Renklendirin! Araştırma, renklerin öğrenmeyi geliştirdiğini gösteriyor. Çocuklar siyah-beyaz düşünmüyorlar. Okul dönemi başladığında, farklı amaçlar için farklı renkli kalemlerle metinlerin altını çizmesi için çocukları teşvik edin ve kalem kutularında renkli kalemler bulundurduklarına emin olun. Notların renkli baskılarını almak bilgiyi ezberlemeye yardımcı olmak için daha karmaşık materyalleri daha kolay sindirilebilen parçalara bölen görsel işaretler sağlayabilir. Hazırlayan: Serap Kaya 27 NEDEN BAŞIM DÖNÜYOR? Op. Dr. Hakan Çetinkaya KBB Hastalıkları Uzmanı Vücudun dengesinin sağlanmasında aşağıdaki üç sistem rol oynar: İç kulaktaki denge sistemi Görmeyle sağlanan denge Kas-İskelet sistemiyle sağlanan denge Bu üç sistemin ne olduğuna kısaca göz atalım: VERTİGO, BAŞ DÖNMESİ VE HAREKET DUYGUSUNUN YİTİRİLMESİ ANLAMINA GELMEKTEDİR. VERTİGO BİR HASTALIK DEĞİL, ALTTA YATAN BİR HASTALIĞIN BELİRTİSİDİR. TOPLUMDA ÇOK SIK GÖRÜLÜR. HAFİF BAŞ DÖNMESİ VE DENGESİZLİK HİSSİNDEN, ÇOK ŞİDDETLİ, HASTAYI YATAKTAN KALKAMAZ HALE GETİREBİLECEK KADAR ÇOK GENİŞ BİR KLİNİK GÖRÜNTÜSÜ OLABİLİR. HASTA SARHOŞLUK HİSSİ DUYABİLİR, SABİT DURAMAMA VE BAYILACAKMIŞ HİSSİNE KAPILABİLİR. BU DUYGULAR HASTADA ÇARESİZLİĞE, UZUN VADEDE KORKU VE DEPRESYONA NEDEN OLUR. VERTİGO ÖNEM VERİLMESİ GEREKEN BİR DURUMDUR. ACİL BİR ŞEKİLDE HEKİME BAŞVURULMASI GEREKİR. BÖYLE BİR DURUMDA KULAK-BURUN-BOĞAZ HASTALIKLARI VEYA NÖROLOJİ UZMANINA GİDİLMELİDİR. İç kulaktaki denge sistemi İç kulakta bulunan üç adet yarım daire kanalları ve bunların uçlarında bulunan iki küçük torbadan oluşur. Yarım daire kanallarının içinde de bir sıvı bulunur. Başımızın en ufak bir hareketiyle bile bu yarım daire kanalları da hareket eder. VERTİGO BİR HASTALIK DEĞİL, ALTTA YATAN BİR HASTALIĞIN BELİRTİSİDİR. Hızla giden ve hızla yön değiştiren bir aracın içindeki ters yöne savrulan yolcu misali bu kanalların içindeki sıvı da tam tersi yönde hareket eder. Buradaki duyu hücreleri bu hareketle değişen sıvı basıncını algılar ve sinirsel bir uyarı oluşturur. Bu uyarılar beyne ve beyinciğe gider. Buradaki bir takım işlevden sonra da denge sağlanır. Görmeyle sağlanan denge Gözden başlayıp beyindeki görme merkezine kadar uzanan ve aralardaki bir dizi sinirsel yoldan oluşan, görme yoluyla dengenin sağlanmasına yardımcı olan sistemdir. Kas-iskelet sistemiyle sağlanan denge Kas, eklem ve tendonlarda bulunan özelleşmiş reseptörler ve bu reseptörlerin oluşturduğu sinirsel uyarıyı merkezi sinir sistemine ileten sinir yollarından oluşur. Bu reseptörler vücudun uzaydaki konumunu algılar. Dengenin sağlanabilmesi için hangi kasın ne kadar kasılması ve hangi eklemin hangi hareketi yapması gerektiğini belirler. Bu üç sistemden herhangi birinin bozulması sebebiyle vertigo görülebilir. VERTİGOYA EN SIK SEBEP OLAN HASTALIKLAR Baş Pozisyonuna Bağlı Vertigo Belli baş pozisyonlarında kendini gösteren ani baş dönmesi durumudur. Toplumda yüz binde on yedi oranında görülür. Baş dönmesi çok kısa sürer. Baş dönmesiyle birlikte anormal göz hare- 28 HASTA SARHOŞLUK, SABİT DURAMAMA VE BAYILACAKMIŞ HİSSİNE KAPILABİLİR. ketleri görülür. Göz küreleri istemsiz bir şekilde hareket eder. Bu hareket ritmik bir harekettir. İşitme normaldir, çınlama ve ek şikâyet bulunmaz. Tedavisinde yüzde doksanlara varan başarı oranına sahip Epley manevrası yapılır. Bu manevra birer hafta arayla uygulanır ve her seans sonrasında hastaya başını 48 saat boyunca öne ve arkaya eğmesi kesinlikle yasaklanır. Atakların tekrarlaması halinde bu manevra tekrar uygulanır. Epley manevrası şu şekilde yapılır: Hasta baş ve boynu boşlukta kalacak şekilde düz bir zemine yatırılır. Baş ve boyun uygulayıcı tarafından kontrol edilecek şekilde önce hastalıktan etkilenmiş tarafa 45 derece çevrilir. Bu pozisyonda 20 saniye beklenir. Gözdeki anormal hareketler gözlenir. Daha sonra başın 90 derece diğer tarafa yani sağlam olan tarafa döndürülmesiyle beraber vücudun da o tarafa dönmesi sağlanır. Hasta bu şekilde 20 saniye daha yatar ve en sonunda yavaş hareketlerle doğrulur ve oturur. İç kulaktan başın pozisyonunu beyne ileten sinirin iltihabı Orta kulak ve iç kulak arasındaki anormal bağlantılar Orta kulak iltihabı İç kulaktan başın pozisyonunu beyne ileten sinirde tümör Kulağa toksik ilaçlar Yaşlılığa bağlı vertigo Migren ilişkili vertigo Boyun kireçlenmeleri ve boyun fıtığı Psikiyatrik nedenler TANISI Hasta hekime başvurduğunda, hekim hastadan aldığı bilgiler doğrultusunda hastayı muayene eder ve bu bilgiler ışığında bazı testler yapar. Hekimin hangi testleri yapacağı hastanın yaşına, cinsiyetine, vertigonun zamanlamasına, süresine, tipine ve ek şikâyetlerin, hastalıkların bulunup bulunmamasına göre değişir. Hekim kulak muayenesi ve nörolojik muayene yaparak sorunun kulakta mı yoksa beyinde mi ol- duğu ile ilgili fikir edinmeye çalışır. Hekim kulak ile ilgili bir sorun düşünüyorsa işitme testi ve iç kulakla ilgili denge testi yapar. Eğer nörolojik muayenede bir anormallik saptarsa sinir sisteminde olabilecek bir sorunu düşünür ve EEG, Bilgisayarlı Tomografi veya MR çekilir ya da hekim bir kalp-damar problemi düşünüyorsa EKG ve Ekokardiyografi yapılır. Tüm bu işlemlere rağmen tanı konulamazsa KBB ve Nöroloji uzmanı dışında hastaya Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanına ya da bir Psikiyatri uzmanına başvurması önerilir. TEDAVİSİ Vertigonun tedavisi sebebine yönelik yapılır. Bu tedavi şu şekilde planlanır: 1. Tetikleyici faktörlerin ortadan kaldırılması (stres, alkol, sigara, kafein, tuz) 2. Tetikleyici pozisyondan kaçınılması 3. İlaç tedavisi 4. Cerrahi tedavi İç Kulak Tansiyonu (Menier Hastalığı): Daha önce yukarıda belirttiğimiz yarım daire kanallarının içindeki sıvının artışına bağlı iç kulak tansiyonudur. Nedeni kesin olarak bilinememektedir. Ancak aşırı tuz tüketimi, stres, gebelik ve menopoz gibi çeşitli tetikleyici faktörler saptanmıştır. Herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Ancak en sık 40-60 yaş arası kişilerde görülür. Hastalık genelde tek kulakta olur. Ancak dört hastadan birinde çift taraflı görülür. Sıklıkla kusmanın eşlik ettiği baş dönmeleri ve genellikle baş dönmesinden önce başlayan kulakta çınlama, kulakta dolgunluk hissi, işitme kaybı bu hastalığının en önemli belirti ve bulgularıdır. Tanısı hastanın şikâyetlerine, işitme testi ve denge testleriyle koyulur. Bu hastalığın kesin, tam iyileşme sağlayan tedavisi yoktur. Atakları sayısını azaltmak veya daha hafif seyretmesini sağlamak amaçlı tetikleyici faktörler ortadan kaldırılabilir. Buna ek olarak ilaç tedavisi ve iyileşmeyen olgularda cerrahi tedavi düşünülebilir. Vertigoya sebep olan diğer hastalıklar ise şunlardır; Kalp-damar hastalıkları Santral sinir sistemi hastalıkları 29 “Ya Sabır” AHŞAPLARA YANSIYAN GÖNÜL GÖZÜ: Çeşm-i Dil Sanatçı Ali Otyam, yeni bir sanat dalı ile çıktı karşımıza. “Çeşm-i Dil” ismini verdiği sanatın temelini, doğadaki ahşap parçalarının çok az rötuşla çok derin anlamlara büründürülmesi oluşturuyor. “Ben bu ahşaplarda gördüğüm şekilleri “Rabbim’in eseri” diye algıladım, kabullendim ve o nedenle topladım” diyor. Otyam, ahşap üzerindeki yazıları ince uçlu divitlerle yazarken hiç zorlanmıyor. Hatta bazı ağaçlara kâğıttan bile daha kolay yazıldığını söylüyor. 30 Otyam’ın yeni oluşturduğu sanat dalına verdiği isim olan ve Osmanlıca’dan günümüze taşınan “Çeşm-i Dil” sözü “Gönül Gözü” anlamına geliyor. “Bakmak değil, görmek gerek” fikrini taşıyan sanatçı, evrende fark edilen ve insanlarca tanımlanmış her nesnenin, yaradılışından itibaren sebepleri ile varlığını sürdürdüğünü düşünüyor. Bu görüşünden dolayı, sıradan bulunan birçok nesnenin gönül gözü ile incelendiğinde, hayata farklı anlamlar kazandırabileceğini, sanatını aracı kılarak kanıtlamak hedefinde. KENDİ İÇERİSİNDE BİR FELSEFESİ OLAN BİR SANAT DALI. YARADAN’A SEVGİYİ, YARADILANA SAYGIYI ÖĞRETİYOR ÇEŞM-İ DİL. Sanatçı, Çeşm-i Dil çalışmalarında yurdun pek çok yerinden topladığı, sadece tabiat şartları ile şekil almış, tamamı doğal ahşap malzemeler kullanıyor. Bu malzemeleri bir araya getirerek tanımlanan figürler türetiyor, zaman zaman ise tematik yazı, ayet ve öğretiler ekleyerek derin kompozisyonlar oluşturuyor. Bu sebeple eser tekrarı olamayan ve gönüle göre hayat bulan sanat dalında her parça ayrı bir tasarım ve eşsiz olma özelliğine sahip. Sanatçı Ali Otyam ile Çeşm-i Dil üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Ailedostu: Sizi biraz yakından tanıyabilir miyiz? Kimdir Ali Otyam? Ali Otyam: 1966 yılında Marmara Ereğlisi’nde bir yaz çocuğu olarak dünyaya merhaba demişim. Sonrasında bütün tahsil hayatımı İstanbul’da tamamladım. Daha 5 yaşındayken bir gün eve annemle geldiğimizde, salonda bir bayan oturuyordu. Rahmetli babamın “Bak oğlum seni piyano hocanla tanıştırayım” demesi, bundan sonraki hayatımın müzik ve sanat olacağının ilk habercisi oldu. Babam Nedim Otyam, Türkiye’nin özgün film müziği bestecisi olduğu için zaten doğduğum andan itibaren hayatımda müzik olmuştu. Ardından konservatuar eğitimi, Şehir Tiyatroları Müzisyenliği, tiyatro müzikler, film ve dizi müzikleri derken, başladığım andan itibaren müzikle geçen 43 yıl. Her zaman kendimi şanslı görmüşümdür. Zira herkesin hayata bir hediye ile geldiğini düşünürüm. Başarı ise bu hediyenin keşfedilip doğru yönlendirilmesi ile gelir. Benim şansım ailemin hediyemi zamanında ve doğru yönlendirmiş ol- ETRAFIMIZA BAKMAYI DEĞİL, GÖRMEYİ ÖĞRETİYOR. BU SAYEDE KÖTÜLÜKLERDEN UZAK KALARAK İNSAN-I KÂMİL OLMAYA ADIM ATTIRIYOR. YARADILIŞIMIZIN ÖZÜNE İNİYOR ÇEŞM-İ DİL. “dağ keçisi ” “dahilek yâ resulullâh ” ması diye düşünüyorum. Kaldı ki bir insanın tüm ailesi sanat camiasının içinde olunca fazla bir şansı da kalmıyor. Eskiler ne der bilirsiniz “Armut dibine düşermiş”. A.D.: Ahşap malzemeler ile tanışmanız nasıl oldu? Ahşapların sanat eseri haline gelmesinin hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz? A.O.: 18 yaşında ilk film müziğimi yaptım, 25 yaşında Türkiye’nin ilk Rock Operasını besteledim ve üç sezon Şehir Tiyatroları’nda sahnelendi. Yaklaşık 80 dizinin 4 binden fazla bölümünün müziğini yaptım. Yurt içi ve yurt dışında pek çok yarışmaya besteci ve aranjör olarak katıldım ve sayısız ödüller aldım. Tiyatro müzikleri, çocuk müzikalleri. Bunları neden söylüyorum? Görüyorsunuz ki sadece müziğin üretim kısmında bulundum. Yıllarca ürettim. Bir sanatçı belli sınırlar içinde kalmamalıdır. Üretkenli- Sanatçının 1998 yılında bestelediği ‘yılan hikayesi dizi müziği’nin notaları. ğin sınırı olmamalıdır. Size verilen hediyeyi belli bir yere hapsolmadan hakkını vermelisiniz. Bu arada bir tartışma başlatmak için söylemiyorum bunları, sadece kendi düşüncelerimi dile getiriyorum. Ahşap malzemelerle tanışmam da şöyle oldu. Her sanatçı ruhunu beslemek için gıdaya ihtiyaç duyar. Ben de uzun ve uykusuz geçen günlerin yorgunluğu- nu atmak için sahilde dolaşmayı çok severim. Doğa ile baş başa kalmak iyi gelmiştir her zaman. Sahil gezilirim esnasında denizden karaya vurmuş ve dalgaların kumlara, kayalara sürterek şekil verdiği ahşap parçaları toplardım. Her biri doğa harikası. Gel zaman, git zaman artık evde koyacak yer bulamaz oldum. Yine bir sahil gezisi sırasında yanımda gelen arkadaşlarımdan birinin ‘’Ne o, “Amme suresi’ nin tamamı” 31 “BUNLARI BEN YAPIYORUM” DEMİYORUM. SADECE “BEN ARACIYIM” DİYORUM. cam içinde saklanan şeyin aslında çok değerli bir şey olduğu hissini uyandırdı. Peki, bu sanatın adı ne olacaktı? “Bakan değil gören göz görür” mantığı ile adını “Çeşm-i Dil” koydum. Yani, “Gönül Gözü”. Ancak gönül gözü ile baktığımız zaman etrafımızdaki güzelliklerin farkına varabiliriz. Ve o zaman anlarız ki yaradılan hiçbir şey nedensiz değil. akşam mangal mı yakacaksın’’ demesi içimde bir şeylerin cız etmesine sebep oldu. Zira ben bunları en büyük sanatçının eserleri olarak topluyordum ve bakarken bile mutlu oluyordum. Ama ne yazık ki, bazı gözler bu güzellikleri mangallık olarak görebiliyordu. Eve geldim ve hemen ahşaplarımı gözden geçirmeye başladım. Nasıl olur da bu güzellikleri insanlara gösterebilirdim? Nasıl olur da insanlar bunları en büyük sanatçının (Yaradan’ın) eserleri olarak görebilir- 32 lerdi? Kimisinin üzerlerine ayetler yazdım, kimisini birkaç parçayı bir araya getirerek kompozisyonlar oluşturdum. Arkalarına fon yaptım, çerçeveledim ve önlerine cam koydum. Çünkü en değerli şeyleri insanlık tarihi boyunca birilerine sunarken yastıklar üzerinde sunmuşuzdur, yumuşak zemin üzerinde taşınan şeye değer katar. Yine her birimizin evinde mutlaka bir vitrin vardır. En değerli şeylerimizi, en narin eşyalarımızı vitrinde saklarız. İşte önüne koyulan İşte bu yüzden “bunları ben yapıyorum” demiyorum. Sadece “ben aracıyım” diyorum. Zaten Yaradan yaratmış. Ben sadece insanlara bunların çok değerli şeyler olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Gönül gözlerini açmalarına yardımcı oluyorum. İşte Çeşm-i Dil’in hikâyesi bu. A.D.: Eserlerinizde ahşabın özüne fazla dokunmadan, hareket katan küçük rötuşlar yaparken, aynı zamanda Arapça alfabesini kullanıp çeşitli ayetler yazıyorsunuz. Bunun nedeni nedir? A.O.: Çeşm-i Dil yaparken kesinlikle kesme, şekil verme, vernik, koruyucu herhangi bir şey, zımpara, oyma, delme işlemi uygulamıyorum. Aynı doğa- “SEVGİLİ ALİ OTYAM; RABBİMİN KURAN’DAKİ AYETLERİ İLE DOĞADAKİ AYETLERİNİ BİR ARAYA GETİREN YÜREĞİNE SAĞLIK”. dan nasıl bulunmuşsa tamamen doğal hali ile bırakıyorum. Sadece bir araya getirdiğim parçaları birbirine ekliyorum. Sonuçta dediğim gibi ben aracıyım ve tamamen ahşabın özüne sadık kalıyorum. Üzerine yazdığım ayetler konusuna gelirsek; Ankara sergisi sırasında çok sevdiğim bir gazeteci arkadaşımın bir yorumu olmuştu. Çok hoşuma gitmişti. Yorum şuydu: “Sevgili Ali Otyam; rabbimin Kuran’daki ayetleri ile doğadaki ayetlerini bir araya getiren yüreğine sağlık”. Evet, gerçekten yapmak istediğim de buydu. Ayrıca sadece ayet yazmıyorum. Çıkan kompozisyonu anlamlandıracak yazıları Osmanlıca yazıyorum. Yani Arap alfabesini okuyabilen ve Türkçe bilen herkes anlayabiliyor. Kimine hiç yazı yazmıyorum, zira bakıldığı anda çok net anlaşılıyor. Bir kısmına özellikle yazmıyorum, bakan kişinin gönül gözüne bırakıyorum yorumu. A.D.: Neden Arap alfabesi? A.O.: Hat sanatı ile ilk tanışan batılılar “Müslümanlar modern sanata son noktayı koymuş” yorumunu yapmışlar. Gerçekten de çok estetik ve sanatsal bir yazı türü. Zaten bu yüzden tarihi- mizde de ayrı bir yeri vardır. Hat sanatı hem içeriği hem görselliği açısından çok önemli bir sanat dalıdır. Yanlış anlaşılmasın, kesinlikle hat yazıyorum demiyorum. Elimden geldiğince güzel yazmaya çalışıyorum. Hat sanatı dersem bir ömür gerekir öğrenmeye ve hat sanatı ustalarına böyle bir saygısızlığı asla yapmam. Kaldı ki Çeşm-i Dil çok farklı bir sanat dalı. A.D.: Peki, Arapça biliyor musunuz? A.O.: Ne yazık ki bilmiyorum. Ayetleri bakarak yazıyorum. Tematik olarak yazmak istediğim şeyleri de çok değer verdiğim kişilere danışarak yazıyorum. Ama yaza yaza biraz mantığını çözmeye başladım. “Ha gayret Ali, az kaldı çözeceksin” diyorum kendi kendime. A.D.: İlk serginizi İstanbul yerine Ankara’da açtınız. Bunun nedeni nedir? A.O.: Çeşm-i Dil yeni bir sanat dalı. Tür- 33 “aşkın dili kuş dilidir” 34 kiye ve dünyada örneği yok. Hal böyle olunca tanıtımının Ankara’da daha doğru olacağını düşündüm. Zira İstanbul daha magazin ve ticari kaygı olduğunda doğru adres olmuştur. Konu yeni bir sanat dalı olunca, bu sanatın duyulması ve desteklenmesi adına Ankara çok daha doğru olur diye düşündüm. Sergi sonrası ne kadar doğru düşündüğümü de anladım. Ama Ankara sergisi sonrası değil İstanbul sergisi sonrasında anladım. Zira basın danışmanı arkadaşlarım gazetelere ve televizyonlara haber verdiğinde, (şimdi adını zikretmeyeyim ayıp olmasın), ünlü bir şarkıcının adını söyleyerek ‘’o gelsin sergiye biz de 15 muhabir 8 kamera yollayalım’’ cevabı- çok daha kolay yazılıyor. Ben de zaman içerisinde öğrendim hangi ahşaba neyle yazılması gerektiğini. Çok sevdiğim birkaç parçayı mundar ettim öğrenene kadar ama onlara da eğitim zayiatı diyorum. nı aldılar. Oysa Ankara basını ulusalından, mahallisine yaklaşık 70 haberle duyurdu sanatseverlere. Galiba ufak bir sitem ettim ama ne derler ‘’yarası olan gocunur’’. Bu konuda biraz üzgünüm. İşin acı olan kısmı İstanbul’dan hala ses yok ama bakın siz yine Ankara’dan bana ulaştınız. Teşekkür ederim. A.D.: Ahşaba yazı yazmak zor olsa gerek… A.O.: Her ahşap farklı kalem ve yazı stili kabul ediyor. Zımpara kullanılmadığı için kimi yüzeyler fazla pütürlü oluyor. İnce uçla yazılamıyor. O zaman fırça ile yazmak zorunda kalıyorum. Ama öyle ahşaplar var ki defter kâğıdından A.D.: Böyle bir eseri isteyen bir kişi de yapabilir mi? A.O.: Bu işe başladığımı ve mantığını anlayan bazı arkadaşlarım tatil dönüsü torbalar dolusu ahşapla döndüler. Ve birçoğu çok işime yaradı. Yani anlayacağınız gönül gözünü açan, kompozisyon yeteneği olan herkes yapabilir. Zaten en çok istediğim şeylerden biri de bu. Zira Çeşm-i Dil tahta parçasını bul üzerine bir şeyler yaz, çerçeveye koy değil. Kendi içerisinde bir felsefesi olan bir sanat dalı. Yaradan’a sevgiyi, yaradılana saygıyı öğretiyor Çeşm-i Dil. Etrafımıza bakmayı değil, görmeyi öğretiyor. Bu sayede kötülüklerden uzak kalarak insan-ı kâmil olmaya adım attırıyor. Yaradılışımızın özüne iniyor Çeşm-i Dil. Ne kadar çok insan bu sanat dalı ile ilgilenirse o kadar mutlu olurum. Çorbada benim de tuzum olmasından dolayı çok daha huzurlu uyurum. Hatta keşke okullarda ders olarak gösterilse. Evlatlarımızın gelişimine çok faydası olur diye inanıyorum. Doğru inanç, doğayı tanıma, “ya hak” (tasavvufta hak yolunda yürüyenlere dervişlere balık denir) hayal güçlerini geliştirme, el becerilerini güçlendirme konularında çok faydalı bir sanat dalı. A.D.: Çevrenizden ve eserlerinizi görmeye gelenlerden nasıl geri bildirim aldınız? İlk başladığınız zaman ve şimdi çevrenizin de fikirleri değişmiş olmalı. A.O.: Rabbime şükürler olsun ki şu ana kadar olumsuz hiçbir eleştiri gelmedi. Tam aksine gören insanlardan aldığım güçle hedeflerim de büyüdü. Şu anda hayatımın merkezinde Çeşm-i Dil var. İlk başladığımda da olumsuz bir yorum almamıştım. Zaten o güçle kendi içerisinde çok çabuk gelişti bu sanat dalı. Eve gelip başlamamdan sonra üzerinden yaklaşık bir yıl geçti. Ve şu anda 3’üncü sergi olarak Edirne sergisi var. Onun için hazırlanıyorum. Benim için fikir değişimi konusunda birinci sırada benim bu işe başlamama sebep olan ahşapları mangallık gören arkadaşım var. Artık onunda evinde bir Çeşm-i Dil’i var. Ve gittiği yerlerden en güzel parçaları o getiriyor. Ne mutlu bana. A.D.: Bundan sonra neler yapacaksınız? Bir belgesel çalışması olacak sa- nırım. A.O.: Evet, şu anda Çeşm-i Dil’in bir belgeseli yapılıyor. Daha geniş kitlelere tanıtabilmek için faydalı olacak diye düşünüyorum. Bundan sonra ne yapacağım konusuna gelirsek. Çeşm-i Dil çok kısa süre içinde çok hızlı ilerledi. Demin anlattığım gibi gelen olumlu yaklaşımlardan kaynaklı olarak hedefte çok büyüdü. Bu güne kadar kendi başıma gelmiştim ama şu anda çok büyük bir ekiple hazırlanacak Cumhuriyet tarihinin en büyük sanat organizasyonu üzerinde çalışıyoruz. Yaklaşık 50 kişin görev alacağı bir proje bu. Yapımı ve sunumu yaklaşık 2 yıl sürecek. Çok büyük bir proje olduğu için kendimizin yapmasına imkân yok. Bu yüzden şu anda sponsor görüşmeleri devam ediyor. Şu ana kadar bir hayli yol aldık. Yine hep söylediğimi söylemek istiyorum. İleride neler olacağını hep beraber göreceğiz. Rabbim sonunu hayır etsin. A.D.: Ali Bey, umarız hepimiz sizin vesilenizle baktığımızı gönül gözümüzle görebiliriz. Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. A.O.: Ben teşekkür ederim; vakit ayırıp Çeşm-i Dil sanatını anlatma fırsatı verdiğiniz için. Röportaj: Aydoğun Yüce 35 FAS OTANTİK SOKAKLARA AÇILAN RENKLİ ÜLKE Hazırlayan: Deniz Doğan 36 FAS DENİLDİĞİNDE HEMEN HEMEN HERKESİN AKLINA HUMPHREY BOGART, INGRİD BERGMAN VE PAUL HENREİD’İN OYNADIĞI MEŞHUR CASABLANCA FİLMİ VE EN AZ FİLM KADAR HATIRLANAN “PLAY İT AGAİN, SAM” (BİR DAHA ÇAL SAM) REPLİĞİ GELİR. NEDENSE AKLIMIZDA CASABLANCA BİRAZ MİSTİK, OTANTİK, ORYANTAL VE BÜYÜLÜ BİR İMAJ OLUŞTURMUŞTUR YILLAR İÇERİSİNDE. ŞEHİRDE GÖRÜLECEK EN ÖNEMLİ YAPI DÜNYANIN EN BÜYÜK CAMİSİ OLAN KRAL HASSAN-II CAMİİ. Fas’ın Atlas Okyanusu kıyısında kalan Kazablanka “Büyük Kazablanka” bölgesinin başkenti konumunda. Hollywood’un unutulmaz filmi “Casablanca”daki görüntüler artık yerini çoktan modern bir kente bırakmış. Kazablanka, 1956 yılında Fransa’dan bağımsızlığını alan Fas’ın endüstrinin önde gelen şirketlerini barındırıyor. İstatistikler, tarihsel konumu ülkenin endüstri hattının merkezinde olduğunu gösteriyor. Kazablanka Limanı, Fas’ın en önemli limanı olmasının yanında dünyada da en büyük yapay limanlarından biri. Kentin tarihi dokusu en çok, her ne kadar yenilenmiş binaları da barındırsa Old City “Eski Şehir”de hissediliyor. Kazablanka sakinlerinin sıklıkla ziyaret ettiği The Corniche Avenue üzerinde, uzun plajlar, kafeler, oteller ve restoranlar bulunuyor. Anfa ise 1930’ların mimarisini yansıtan bahçelerin ve çiçeklendirilmiş geniş caddelerin bulunduğu bölge. The Old Medina, sahil kısmını da kapsayan şehir duvarlarıyla koruma altına alınmış. 1755 yılındaki deprem, eski Müslüman yerleşimi yerle bir etmiş. Tangier Caddesi’ndeki üç kilise 1891 yılında İspanyol Fransiskanlar tarafından inşa edilmiş. Kazablanka eğlence için geniş bir yelpaze sunar. Eğlence parkı ve restoranları iyi vakit geçirebileceğiniz yerlerdir. Deniz çok dalgalı olduğu için sörfçüler için ise başlı başına bir nimet! Şehirde görülecek en önemli yapı dünyanın en büyük camisi olan Kral Hassan-II Camii. Bu cami, nispeten yeni ve Fas’ın en büyük camisi. Ayrıca bu caminin minareleri dünya üzerindeki en yüksek olanlarıymış. Kral Hassan-II Camii ayrıca Müslüman olmayan ziyaretçilere de açık ilan ikinci cami olma özelliğine sahip olmakla birlikte Mekke’den sonra Dünya’nın ikinci büyük camii olma özelliğini taşıyor. Uzaktan baktığınızda her ne kadar sıradan büyük bir cami gibi görünse de, Hassan II’ye doğru attığınız her adımda bu önyargınız dağılıyor. Minarenin yanında durup şöyle yukarıya doğru kafanızı kaldırdığında ise, bir minareden çok devasa boyutta bir kaleye bakıyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Bu görkemli camii, 25 bin kişiye aynı anda ibadet imkânı sağlayabiliyor. Bu güzel eseri 2500 işçi ve 10 bin sanatkâr, geceli gündüzlü çalışarak altı senede tamamlayabilmiş. Cami, Fas Kralı II. Hasan’ın doğumunun 60’ıncı yılı şerefine yapılmış ve 30 Ağustos 1993 tarihinde ibadete açılmış. Bu güzel sanat eserinin diğer bir teknik özelliği ise, her ne kadar ilk bakışta öyle durmasa da, birçok inanan insanın bir araya geldiği ibadet saatlerinde ve özellikle de yaz aylarında, içeride daha ferah bir ortam sağlama amacıyla yapılan ve otomatik açılıp kapanabilen bir çatı sistemine sahip olması. Caminin üzerine inşa edildiği alan Atlantik Okyanusu kıyısında bulunuyor ve denizin doldurulması sonucu elde edilmiş. Kral Hassan-II camiine yürüme mesafesinde, dar sokakları, ekmekten kumaşa kadar hemen hemen her şeyi bulabileceğiniz köhne dükkânlarında çalışan 37 BAŞ DÖNDÜRÜCÜ, BUĞULU, RENKLİ, SICAK, GÖRKEMLİ BİNALAR, İHTİŞAMLI KAPILAR... KIRMIZI, BEYAZ, SARI VE YEŞİL RENKLERİN HÂKİM OLDUĞU BİR DÜNYA; BURASI FAS… esnafı-tüccarı ile eski çarşı bulunmakta. Şayet fotoğrafa meraklıysanız eski şehir ve çarşı (Medina) bölgesi size oldukça cömert davranacaktır. Bu son derece hareketli ve otantik çarşıda gerçekten çok düşük fiyatlara aklınıza gelebilecek her türlü şeyi satın almanız mümkün. Burada dikkat etmeniz gereken nokta pazarlıklarınızda son derece kararlı olmanız. Genelde istediğiniz şeyi ilk söylenilen fiyatın en kötü ihtimalle yarısı fiyatına satın alabiliyorsunuz. Eski pazar yerinden çıkıp kraliyet sarayının hemen yanında yer alan ve Quartier Habous denilen yeni çarşıya geçiyoruz. Aslında burası da oldukça tarihi bir bölge… Mistik havası, zengin ürün çeşitliliği ve etkileyici ambiyansıyla şüphesiz Kazablanka’nın en güzel yerlerinden. Fas ve Arap kültürünü yansıtan en güzel, en egzotik ürünleri buradan satın almanız mümkün. Kazablanka, alışveriş için gezip mağazadan mağazaya araştırma yapabileceğiniz bir yer değil. Alışveriş ağırlıkla sokak pazarlarında yapılıyor. Kumaş, giysi özellikle de uzun pelerinler tam bir Fas hatırasıdır. Fas porselenleri, çanak çömlek, takı, gümüş objeler, kilim, dokuma halılar, eşarp hediyelikler listesinin başında geliyor. Elişi eşyaların fiyatlarının yüksek olması dışında genel olarak bir ucuzluktan söz etmek mümkün. KIZIL ŞEHİR MARAKEŞ Atlantik kıyısındaki Kazablanka’dan güneyde yer alan Marakeş’e gitmek için şehrin en önemli tren garı olan Casa Voyeur ‘un yolunu tutuyor ve yaklaşık üç saat süren bir tren yolculuğunun ardından Marakeş’e varıyoruz. Daha ilk bakışta Marakeş’in Kazablanka’dan oldukça farklı bir şehir olduğu söylenebilir. Aslında burası da kafalarındaki Fas’ı yaşamaya gelen yabancılara aradıklarını sunan, daha korunmuş, daha mistik ve keyifli bir yer. Portakal ağaçlarıyla süslü bulvarları, renkli Suk’larıyla (pazar yeri) meşhur olan Marakeş, Fas Sultanlığı’nın ilk başkentlerinden bir saltanat şehridir. 1062 yılında kurulmuş. Sahra Çölü’ne açılan kervan yollarının bu kuzey kapısına, bi- 38 nalardan yollara, duvarlardan toprağa kadar her yer kızıl olduğundan “Kızıl Şehir” deniliyor. Marakeş’te kırmızı olmayan tek bina, özel izinle yapılmış olan, Royal Theater binası. Atlas Dağları’nın eteğinde verimli bir vahada kurulu olan Marakeş’te, kentin sembolü olan ve 67 metrelik görkemli minaresiyle ziyaretçilere göz ve gönül ziyafeti sunan ve adını bir zamanlar etrafındaki kütüphanelerden alan Kutubiye Camisi’dir. Camii, 800 yıldır dimdik ayakta. Şehri gezmeye başladığımızda gözümüze ilk çarpan şey Kutubiye Camisi’nin büyük minaresi. Bu devasa yapı şehrin hemen hemen her yerinden görüldüğü için labirenti andıran Marakeş sokaklarından kaybolmamak için büyük bir yardımcı. 12’inci yüzyıldan kalma bu yapı şeh- rin en önemli sembolü olarak kabul ediliyor. Caminin etrafında da Kutubiye bahçeleri yer alıyor. Marakeş’e gidenlere sorarsanız hemen hemen herkes size ilk olarak aynı yerden bahsedecektir. Djemaa El Fna Meydanı… Surların içinde, eski şehirde yer alan bu meydan Marakeş ruhunu en iyi hissedebileceğiniz nokta. Bu meydan başlı başına yaşayan bir organizma gibi, hareket günün hiçbir saati eksik olmuyor. Başınızı çevirdiğiniz an ustasının enstrümanından çıkan nağmelerle dans eden bir kobra, boynunuza dolanmaya çalışan bir şempanze ya da Atlas Dağları’ndan gelen otantik yerel dansçılar görebilirsiniz. Fas’ın kalbi Marakeş, Marakeş’ in kalbi ise Djemaa El Fna Meydanı’dır. Meydan fal bakıcılarının, yılan oynatıcılarının, geleneksel dansçıların, zehirli akrepler ile gösteri yapanların, hikâye anlatıcılarının bulunduğu büyük bir panayır alanı. Meydanda saatlerin nasıl geçtiğinin farkına varamıyorsunuz. Çevresi restoranlar ile çevrili meydanda akşam saatleri çökmeye başlayınca dekor değişiyor. Küçük kamyonetler, at arabaları, demir ayaklı masalar meydanın büyük bir bölümünü doldurmaya başlıyor. Akşam saatlerinde açık hava restoranlarına dönüyor. sanatkârlar, tatlıcılar, zeytinciler, fenerciler, balıkçılar, çömlekçiler, yazmacılar, baharatçılar ve bütün bu atmosfer içinde yol üzerinde sağlı sollu sıralanan tarihi eserler keşfedilmeyi bekliyor. Marakeş egzotik ile modernin bir arada bulunduğu bir şehir… Surların dışına çıktığınızda ortam hemen değişiyor ve sizi son derece modern bir batı şehri karşılıyor. Özellikle Beşinci Muhammet Caddesi üzerinde şık restoranlar, kafeler ve dünyaca ünlü markaların mağazalarına rastlamanız mümkün. OTANTİK FEZ KENTİ Fez şehrine geldiğinizde günün saatine göre şehri tepeden görmek için şehrin doğu ve batı tarafında bulunan iki küçük kaleden birini tercih edip tepeyi tırmanmaya başlıyorsunuz. Kurak, sapsarı dağların ortasında aynı renk taşlardan yapılmış, kendini tümüyle gizlemiş, surlarla çevrili bir şehir. Fas’ın kültürel başkenti olan Fez, Arap dünyasındaki en iyi korunmuş ortaçağ şehrinin de merkezi. Fez’in eski kent merkezi, kalbi Eski Fez’e (Fes el Bali) girmek için devasa Bab Bou Jeloud’dan, yani Mavi Kapı’dan geçmek gerekiyor. Sürp- Semmarin Çarşısı Marakeş’in tarihi Semmarin Çarşısı’nda gezmeye başlıyoruz. Burası çarşıdan çok bir labirenti andırıyor. Bu çarşıda aradığınız her şeyi bulmak mümkün; halılar, deri ürünleri, vazolar, gümüşten yapılmış eşyalar, değişik modellerde yapılmış geleneksel takılar, seramik eşyalar, boyacılar, sele yapanlar, çeşit çeşit geleneksel giyim eşyaları… Üzeri kamışlardan örülü ve dar sokaklar boyunca uzayıp giden çarşıda, oryantal dünyanın tüm egzotizmini en ufak ayrıntısına kadar yaşamanız mümkün. Faslıların milli giysileri kukuletalı cellabiyelerini ve sivri burunlu pabuçlarını üreten, deriden yapılma çanta ve diğer ürünlere ve inanılmaz güzellikteki ağaç işleme ürünlerine göz nuru döken 39 YEMEKLERİN ANA MALZEMELERİ OLARAK KOYUN, SIĞIR, KÜMES HAYVANI VE DENİZ ÜRÜNLERİ ÖNE ÇIKIYOR. rizli bir kapı burası. Dışarıdan bakınca mavi, içeriden yeşil. Girişi olduğu bölgeyle karşılaştırıldığında çok genç. Sadece 100 yıllık. Mavi, Fez şehrinin rengi. Yeşil ise İslam dininin. Fez, UNESCO’nun dünya kültür mirası listesine aldığı Medina’sı ile ünlü. Medina Fas’ta şehir merkezi demek. Fez’de iki tane Medina var; Eski Medina ve Yeni Medina. Yeni Medina yakın geçmişte inşa edilmiş modern binaların olduğu kesimdeki günümüz şehir merkezi. Gerçek Medina, yani “Old Medina” ise daha çok bizim Kapalı Çarşı’yı andıran, ama daha büyüğü ve için de yerleşim yerleri de olan, etrafı surlarla çevrili bir merkez. Halk hala buradan alışverişini yapıyor, hatta oradaki evlerde yaşıyor. Bu evler çok eski olmalarına rağmen kültür mirası oldukları için izin alınmadan tamir edilemiyorlar. 40 Fez, Fas’ın en otantik şehirlerinden biri. Dünyanın en büyük trafiğe kapalı şehir yerleşimi de yine burada. Araç trafiğine kapalı ama eşek ve motosiklet trafiği en az insan trafiği kadar yoğun. Bizim dilimizde ülke için kullandığımız Fas ismi de Fez şehrinden geliyor ve dünya üzerinde sadece Türkçe’de ülkenin adı Fas olarak kullanılıyor. Fez’in eski şehri tam bir labirent. Eğer Mardin’e ya da Diyarbakır’a gittiyseniz oralardaki eski şehirdeki daracık sokaklar ve taş evler size çok tanıdık gelecek. Fez’de 9 binden fazla sokak olduğu sanılıyor. Oktagonal işaretleri takip ederek, dileğiniz rotadan Fez’i gezebilirsiniz. 6 ayrı rotada şehri gezmeniz mümkün ve haritalar sıkça köşe başlarında size nerede ve hangi rota üzerinde olduğunuzu gösteriyor. Rotalar, mavi-yeşil-sarı gibi renklerle ayrıştırılmış. Bu rotaların sonunda R’cif Meydanı’na ulaşırsınız. Böyle- ce Fez’in ana hattını gezmiş olursunuz. Motorsuz araçların giremediği bu daracık sokaklarda yegâne ses kaynağı canlılar. Önce insanlar tabii. Her sokakta karşınıza çıkan insanlar, bir de taş döşeli yollarda emin adımlarla yürüyen eşekler. Tıkkada, tıkkada, tıkkada... Daracık sokaklarda bolca duyacaksınız bu sesi. Eşekler yüzlerce yıldır olduğu gibi bugün de bu devasa araçsız kentin taksi, çöp arabası, ambulansı, kamyoneti ve servis araçları olarak çalışıyor. FAS MUTFAĞI Yemeklerin ana malzemeleri olarak koyun, sığır, kümes hayvanı ve deniz ürünleri öne çıkıyor. Tabii her Kuzey Afrika ülkesinde olduğu gibi baharatlar da bu mutfağın vazgeçilmezleri arasında. Hemen hemen her yemekte yüzyıllardır baharat kullanılıyor. Tencere yemekleri Tunus’ta olduğu gibi “tanjine” adıyla tüketiliyor. Ekmeğin ülke mutfağında büyük bir ağırlığı var. Hem besleyici hem de oldukça güzeller. Oldukça sıcak bir iklime sahip olan Fas’ta serinlemek için en çok başvurulan yöntem ise bol meyve yemektir. Ülke, Akdeniz’e özgü tropik meyve ve sebze üretimi konusunda oldukça zengin. Hurmanın bol miktarda yetiştirilmesinin yanında manevi olarak da ayrı bir yeri var. Serinlemek için soğuk içecekler yerine nane çayı tercih ediliyor. 41 UÇAN HALI GERÇEK OLSAYDI, YAGCIBEDIR OLURDU ADI EKREM YAVAŞ. KENDİSİ 1970 YILINDA BALIKESİR’İN SINDIRGI İLÇESİNDE DOĞAN BİR MANAV YÖRÜĞÜ. MANAVLAR YERLEŞİK HAYATI SEÇEN YÖRÜKLERDİR BİLİYORSUNUZ. ONU, ANKARA’DA, AVRASYA EL SANATLARI FUARI’NDA TANIDIK. STANDINI GEZEN ZİYARETÇİLERDEN BİRİNE YAĞCIBEDİR MOTİFLERİNDEN BİRİNİ ANLATIYORDU. BİRAZ KULAK MİSAFİRİ OLUNCA, SADECE İSİM OLARAK BİLDİĞİMİZ, GÖRÜNCE DE, “BU, YAĞCIBEDİR HALISIDIR” DİYECEK KADAR TANIDIĞIMIZ BU LACİVERT HALININ, NE KADAR ÖZEL BİR HALI OLDUĞUNU ANLIYORUZ. 42 BİR YAĞCIBEDİR AŞIĞI’NIN AĞZINDAN DÜNYANIN EN ESKİ HALISI OLARAK BİLİNEN PAZIRIK HALISI İLE YAĞCIBEDİR HALISI’NIN KARDEŞLİK ÖYKÜSÜ… Hemen bir söyleşi teklif ediyoruz kendisine. Kırmıyor. Yağcıbedir’i bir yer sandığımız zamanları geride bırakıyoruz artık… Bu arada fark ediyoruz ki, Ekrem Bey aynı zamanda iyi de bir anlatıcı. O, bir Halı tüccarı, öğretmen, dernek yöneticisi, politikacı, gezgin ve insan. Halıcılık baba mesleği. Ama öyle sıradan bir halı tüccarı sanmayın onu. O, yaptığı işe tüm gönlünü koyanlardan. Ankara’da, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde öğrenciyken de halı tüccarlığını sürdürmüş Ekrem Bey. Bu yüzden öğrencilik hayatı hep yollarda geçmiş. “Sındırgı Yağcıbedir’i, onu dokuyan kişinin kimliğidir ve onu ele verir” diyen Ekrem Yavaş’ın sözleri, bu işi öylesine yapmadığını ispatlıyor hemen. “Sayın Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız Yağcıbedir kullanıyor. Hatta Obama’nın Beyaz Sarayı’na bile Yağcıbedir dokuduk. Çünkü Türkiye’deki en ciddi, ağırbaşlı halı Yağcıbedir halısıdır. Gerek renkleri ve gerekse desenindeki ağırbaşlılık onu önemli mekiklerin protokol halısı yapıyor diyebiliriz. Halı kültürü olan, halıdan anlayan insanların tercihidir Yağcıbedir. Çünkü rengiyle farklıdır” diyor Ekrem Yavaş. Ailedostu: Yağcıbedir adı nereden geliyor? Ekrem Yavaş: Yağcıbedir bir Yörük aşiretinin adı. Yağcıbedir, bir halının adından öte bir kültürün adı. Bunlar Türkiye’de 18 tane köyde yaşıyor. Balıkesir sındırgının 5 köyünde, Bigadiç’te 1 köyde, geri kalan kısmı da Dikili ve Bergama’da yaşıyor. Balıkesir ve Bigadiç’te yaşayan grubu erkek tarafı, Bergama ve Dikili tarafında olanı kız tarafı. İkisi de Yağcıbedir aşireti. Bunlar 4-5 yüzyıl önce bir düğün sebebiyle kavga etmişler. Oğlan tarafı Sındırgı’ya gelmiş. Kız tarafı Bergama’da kalmış. Yağcıbedir Türklerde yay yapan Yörük boyunun adıdır. Yani Yaycı Bey’den gelir. Yay yapan bey anlamına gelir. Şu anda Yağcıbedir olarak geçiyor. Seslendirme olarak değişime uğramış. Eski Türklerde, Selçuklu’da ve Osmanlı’da orduya yay yapan Yörük Beyliği’nin adı olarak anılıyor. Bunların dokuduğu halıya da Yağcıbedir halısı deniyor. Bu halı da Orta Asya’dan günümüze kadar gelen bir halı. Dünyanın bilinen bilimsel olarak kanıtlanmış en eski halısı Pazırık halısıdır. 1949 yılında Tibet Yaylası’nda Moğolistan’da bulunmuş bir halıdır. 2x2 ebatındadır. Şu anda St. Petersburg’da müzede sergilenmekte. Rusya soğuk bir bölge olduğu için, Kurgan denilen 43 “PARLAK LACİVERT RENGİNİN SIRRINI SADECE ANALAR BİLİR VE ONLAR DA SADECE KIZ EVLATLARINA VERİR BU SIRRI” mezarlarda bulunmuş. Eskiden biliyorsunuz insanlar ölünce eşyalarıyla birlikte gömülürmüş. Bu halı da böyle bir mezarda bulunmuş. Bu halı bulununcaya kadar dünyanın en eski halısının İran halısı olduğu iddia ediliyordu. Bu halıyla beraber dünyanın en eski halısının bir Türk halısı olduğu ispat edilmiş oldu. 44 A.D.: Pazırık halısı neden önemli? E.Y.: Pazırık halısındaki bulunan bütün teknik özelliklerin aynısı Yağcıbedir halısında da bulunmaktadır. Desen itibariyle de aynı desenler Yağcıbedir’de vardır. Yani Yağcıbedir halısının tarihi ile Pazırık halısının tarihinin eşdeğer olduğunu yani tarihinin 3 bin yıla dayandığını söyleyebiliriz. Yağcıbedir halısı, 1950’li yıllara kadar sadece köylünün kendi ihtiyacını karşılamaya yönelik dokunmuş. 1950’den bu yana da ticari bir değer olarak dokunmaya başlanmış. Yağcıbedir halısı Sındırgı’nın 5 köyünde dokunur. Bunlar Eşmedere, Eğridere, Alakır, Karakaya, Çakıllı ve Bigadiç’e bağlı Kayalıdere köylerinde dokunur. Bu köylere eskiden divan adı verilirmiş. Divanı-ı Hümayun’dan da geliyor. Bu di- vanın merkezi de Eşmedere. 6 köye 1 divan adı verilmiş. Tabii Cumhuriyet’in ilanıyla beraber bu köyler ayrılmış. Ama hala akrabalık bağları olduğu için bu köyler birbiriyle yakın ilişki içindedir. Birbirlerinin düğünlerine gelir giderler. Bizim halımız 4 ana renkten oluşur. Kırmızı, kahverengi, lacivert, siyah. Beyaz da vardır. Bazı köylerde 3 renktir. Ana renk laciverttir. Gökyüzünü ve özgürlüğü temsil eder. Halıdaki en önemli renktir. Anneler bilir bu rengin nasıl elde edildiğini. Anaerkil bir toplumdur. Soyu sürdüren anneler sadece kız çocuklarına öğretir rengin sırrını. Erkek çocuklara öğretmezler. Çünkü bizim kültürümüzde anne yuvayı kollayan ve sahip çıkan, soyu sürdüren, sır tutan kişidir. Erkeklere ise, ilerde şaşar da belki kötü alışkanlıklar edinir de bir zayıf anında bu rengin sırrını verir diye söylenmez. A.D.: Çok enteresan… E.Y.: Yağcıbedir’deki mavi boya özgürlüğün sembolüdür. Kadın kendini özgür hisseder. A.D.: Şu anda hangi marka boyayı kul- lanırsanız kullanın lacivert rengi güneşi görünce solar değil mi? E.Y.: Normal şartlarda lacivert en kolay solan renklerden biridir. İşte bizim Yağcıbedir halısının lacivertinde asla solma olmaz. Güneşte ne kadar kalırsa kalsın iyi yapılmış bir lacivert isterse yüzyıllık olsun hiçbir solma emaresi göstermez. Aynı parlaklığını sürdürür. Bütün boyalar kaynatma yöntemiyle elde edilirken bu boya mayalama tekniğiyle elde edilir. Kadınlar yoğurdun maya kısmını, o çalmalık dediğimiz kısmını, maya kısmını üretir ve sürekli olarak komşu komşuya verir. Eskiden toprak kaplarda şimdi ise cam kavanozlara koyuyorlar, toprağa gömer, 1 sene toprakta saklar bozulmasın diye. 1 sene sonra da, 1 litreden 2 litre, 2 litreden 4 litre boya 4’ten 8-16 diye katlanarak gider. Parlaklığını da meşe külünden elde ederler. Kaynatmadan ve başka bir işleme tabi tutmadan, vücut ısısına en yakın derecede bu boyayı elde eder. Onun için iyi bir Yağcıbedir halısının olmazsa olmaz kriteri lacivert boyasının güzelliğindedir. İyi dokunup dokunmama- sı onun değerini ölçmede bir kriter değildir. Onun tek değer tespit kriteri lacivert boyasının iyi yapılıp yapılmadığındadır. Eğer lacivert boya iyi yapılmadıysa halının rengi hemen solar. A.D.: Hep aynı renk ve desen midir? E.Y.: Köy köy renklerin tonu değişir. En iyisi Eşmedere Köyü’nün Yağcıbediri’dir. Eşmedere tam ayarını tutturmuştur. Diğer köylerin kimi açık kimi koyu yapar. Sadece Eşmedere en iyi ayarı bulmuştur. Yani Yağcıbedir için değer tespiti lacivert renginin kalitesiyle ölçülür. Bunun için de lacivertin yanında kahverengi, diğer adıyla narınç kullanılır. Koyusuna kahverengi, yani narınç, açığına kırmızı denir. Anlamı da “topraktan geldik toprağa gideceğiz”dir. Lacivertin dışındaki renkler kök boyasıdır. Kırmızı daha çok portakal rengine bakarsa makbuldür. Halıyı halı yapacak diğer şey de yapağı dediğimiz kıldan, yün elde edilecek hayvanın mayıs ayında kırkılmış olması gerekir. Çünkü kıştan yeni çıkmış hayvanın kılı soğuğa mukavemet ettiği için güçlü ve güzel olur. Onun için eylül ayında kırpılmış hayvanın kılından elde edilmiş ip makbul değildir. Daha kötüsü daha ucuza mal oluyor diye, tabakhanelerde hayvanın derisinden zırnıkla kazıyarak alınan yapağıdan elde edilen ipler zamanla erir ve dökülür. Ama iyi bir yapağıdan elde edilen halı yıllar geçtikçe daha da değerli hale gelir. Parlaklığını kaybetmez. Ama kötü yün, kötü boya, halının ilk güneşle temasında hemen kendini ortaya koyar. Solar ve dökülmeye başlar. Dünyanın en eski halısı olan Pazırık Halısı’nda özel bir düğüm tekniği kullanılmıştır. Aynı düğüm tekniği Yağcıbedir halısında da kullanılmaktadır. Bu da bir diğer temel benzerliktir. Bu düğüm tekniğinin adı Türk Düğümüdür. Kement gibidir. Düğümü atarsınız, çekersiniz, bir daha çözemezsiniz. Geri alamazsınız. Halıyı halı yapan ana unsurlardan biri de düğüm tekniğidir. Yağ cıbedir’de de bütün dünyada Türk Düğümü olarak bilinen düğüm tekniği kullanılır. Gördes Düğümü de denir. Bu teknik sadece Yağcıbedir’de, Yahyalı’da, ve Milas’da dokunan halılarda vardır. Yağcıbedir halısında metrekarede 1200-1500 arası Türk Düğümü atılır. Yağcıbedir eğer sürekli kullanılırsa ve temizleniyorsa 150-200 yıl dayanır. Ama hiç kullanılmadan uygun koşullarda saklanırsa, asırlarca ömür sürebilir. Halının güve olmaması ve temizlenmesi için, toz veya rendelenmiş granül şeklinde doğal sabunla silinmesi daha doğrudur. Kimyasal kullanılmamalıdır. A.D.: Peki, halıyı kullanmayacaksak güvelenmesini nasıl engelleriz? E.Y.: Yün halının güvelenmemesi için kurutulmuş kekiği halının içine tıpkı naftalin atar gibi attıktan sonra üzerine gazete kâğıdını sereriz. Halı nemlenmesin diye. Sonra yuvarlayıp kaldırabiliriz. Halınızı ilkbahardan yaza geçerken yani kirazlar çiçeklenmiş iken Sındırgı’da kurulan pazarda köylü evinde dokuduğu Yağcıbedirleri pazara getirir ve birinci elden tüketiciye sunar. A.D.: Kullanılan renklerin bir anlamı var mıdır;? E.Y.: Bu renklerin her birinin bir anlamı vardır. Bu renkler rastgele elde edilmiş değildir. Mesela kırmızının bir tonu bordo kırmızısı tam da al dediğimiz cesare- 45 sındaki yılan sembolü şimdiki tıbbın sembolüdür. Aslında yeniden dirilişi simgeler; “Doğduk, yaşıyoruz, öleceğiz ve tekrar dirileceğiz” anlamını taşır. Hayat yerle gök arasında geçer. Bordürün iç kısmındaki kocabaş deseni gücü sembolize eden devlet kuran anlamına gelir. Hayat ağacı soyu temsil eder. Zümrüt-ü Anka ile canavarın kavgasını temsil eden desen ilkbahar yağmurlarına sebep olur. Yağmurlar da bereketi temsil eder. Kenar bordüründe heybe suyu dediğimiz desen vardır. Dünyada iyilikler yaparsan eğer ahrette cennet karanfili ile müjdelenirsin. Genel anlamı ile Yağcıbedir halısı bütün bir hayatı anlatır. ti temsil eden bir kırmızıdır Yağcıbedir kırmızısı. A.D.: Neden bu renkler? E.Y.: İnsanı rahatlatan renklerdir aslında bu halının renkleri. Mavi rahatlatır, kırmızı hırs, cesaret ve gücü temsil eder. Kahverengi ise “Büyüklenme senden büyük Allah var” demektir. O da bir tür nötrleşmektir. Toprağı temsil eder aynı zamanda negatif enerjiyi alır. Bir kız evlenene kadar 13 yaşından diyelim 20-23 yaşına kadar itibaren en az 9-10 tane halı dokur. Her sene bir halıya tekabül eder. Kıza evlenirken dokuduğu kadar halı verilmez. 10 dokuduysa 9 verilir. 10 halıda bir halı beyaz olarak dokunur. Sebebi de lacivert zeminde beyaz da nazarlıktır. Allah kem gözlerden saklasın anlamındadır. İnsan bir şeye bakarken ilk önce gözünü beyaza diker. Beyaz gözündeki negatifi alır. Bu nedenle de genç kız halısında da lacivert yerine beyaz zemin dokur. İkincisi 10 halıda 9’u lacivert birisi beyazdır. Bizim yörede Sepi dediğimiz çeyiz sergisinde kızın halılarının en üstüne beyaz konur ki nazarı kessin. A.D.: Peki ya desenler? Her desenin de bir anlamı var mıdır? E.Y.: Her desenin bir hikâyesi var. Kişi kederini, neşesini, hüznünü desene yansıtır. Günümüzdeki halılardan ziyade 50 yıl öncesinde bunu daha çok görüyoruz. Gerçek ebattır. Seccade dediğimiz o ebattır. Yağcıbedir halısında altın oran vardır. Ebatları 120x130’dur veya 130x190’dır. Orijinal olanlarda dörtte biri desenin tamamını vermez. Hiçbir orijinal Yağcıbedir halısı hazır desen verilip dokutulmaz. Annesinden öğrendiği gibi veya kendi özgür desenini dokur kızlar. Yağcıbedir halısı, sadece Sındırgı’nın 5 köyünde dokunursa orijinal Yağcıbedir olur. Onun dışındakiler orijinal sayılmaz. Bir, ebadı; iki, boyası; üç, düğüm tekniği; dört, deseni. Bütün bu kriterleri topyekûn tutturmak zorunludur. Aksi takdirde orijinal olmaz. Çünkü işin kültürel boyutu ve ruh tarafını ancak o lokasyonda dokutursanız tutturursunuz. Kenar suyunda 7 bordür vardır. Asla 8 olmaz, 6 olmaz. Orta- 46 HER DESENİN BİR HİKÂYESİ VAR. KİŞİ KEDERİNİ, NEŞESİNİ, HÜZNÜNÜ DESENE YANSITIR. Bir köylü kızı evlenme çağına geldiğini bununla ifade eder. Halıda bir hata yapar. Cumartesi günleri Sındırgı’da kurulan Pazar yerine babası halıyı pazara getirir. Halıya ederinden daha düşük fiyat biçer. Babası neden diye sorduğunda ise “Ah amca git kızına sor. Evlenme çağı gelmiş senin kızın“ dediğinde durumu anlar ve köyüne gider, gereğini yapar. Hiçbir Yağcıbedir halısı diğerinin aynısı değilmiş. Bir Yağcıbedir halısının hangi köyde ve hangi kişi tarafından dokunduğunu dahi bilen Ekrem Hoca’nın, bu konuda Türkiye’de, belki de en bilirkişi durumunda olduğunu görüyoruz. Kendisi de bizi tevazuyla teyit ediyor. Son yıllarda kendini tamamen Yağcıbedir’e veren Ekrem Bey, Balıkesir Sındırgı’daki dükkânını üs olarak kullanıyor. Diğer zamanlarda da gerek yurtiçindeki, gerekse yurtdışındaki fuarlara katılarak, bu yürekten vurgunu olduğu halıyı ve onun kültürünü tanıtmak ve yaşatmak için çalışıyor, Yağcıbedir’i meraklılarıyla, sevenleriyle buluşturmaya devam ediyor. “Uçan halı gerçek olsaydı, Yağcıbedir olurdu” diyerek de, Yağcıbedir sevdasını, şahane bir fantastik slogana dönüştürüyor. Röportaj: Pelin Duruser 47 “TIYATRO ER MEYDANIDIR” HÜSEYIN KÖROGLU En büyük tutkum: AİLEM En büyük korkum: ÇARESİZLİK En büyük hayalim: 2002 YILINDA GERÇEKLEŞTİRDİM... Othello Kalesi’nde “Othello” oynamak... OYNADIM En tahammül edemediğim: YALAN, İKİYÜZLÜLÜK En iyi alışkanlığım: SİGARA İÇMEMEK 48 BEN ÇOCUKKEN AİLEM, ŞİMDİ OLDUĞU GİBİ ÇİFTLİK İŞLERİ İLE UĞRAŞIYORDU. KOYUN KIRKMAKTAN TUTUN DA, TRAKTÖR KULLANIP TARLA SÜRMEKTEN, EL İLE TARLAYA ARPA, BUĞDAY SAÇMAYA KADAR YAPMADIĞIM İŞ KALMADI. Hüseyin Köroğlu 1964 yılında KKTC’de, Gönendere’de çiftçi bir ailenin ilk çocuğu olarak doğdu. İlkokul ve ortaokulu Gönendere’de, liseyi de Lefkoşa Türk Lisesi’nde okudu. 1974 yılında Kıbrıs’ta yaşanan savaşın hayatında önemli bir iz bıraktığı bir gerçek; bu yüzden “BARIŞ”ın dünya için ne kadar önemli olduğunu hep dile getiriyor ve nefes aldığı sürece de getirmeye devam edeceğini söylüyor. Othello, Cem Sultan, Troilos ile Kressida, Savaş ve Barış, Bir Ata… Krallığım, Kafkas Tebeşir Dairesi, Önce İnsan, 4. Murat ve Coriolanus adlı oyunlar başta olmak üzere birçok oyunda İ.B.B. Şehir Tiyatroları’nda önemli rollerde görevler aldı. İlişkiler, Şaban Askerde, Mahallenin Muhtarları, Palavra Aşklar, Baba Evi, Tatil Aşkları, Kollama, Hızır Ekip başta olmak üzere birçok dizide; Hititler, Koltuk Belası, Bir Nefes Sevgi, Geçmişin İzleri, Kaçık Gelin-Şaşkın Damat başta olmak üzere birçok sinema filminde önemli rollerde görev aldı. Halen Samanyolu TV’de “Ötesiz İnsanlar” adlı dizide Kurmay Albay Sancar Aydın karakterini oynamaya devam ediyor. Hüseyin Köroğlu ile hayatı, tiyatro ve sinema dünyasına ilişkin görüşleri ve beklentileri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Ailedostu: Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü kazanmanızla birlikte sanat hayatına adım atmışsınız. Peki, konservatuar öncesi döneminizden biraz bahseder misiniz? Nasıl bir çocuktu Hüseyin Köroğlu? Tiyatroya olan ilgisini ve becerisini nasıl keşfetti? Çocukken aklınızdan geçen başka bir meslek var mıydı? Hüseyin Köroğlu: Ben çocukken ailem, şimdi olduğu gibi çiftlik işleri ile uğraşmakta idi. Diyebilirim ki, liseyi bitirene kadar bir çiftlikte yapılabilecek her türlü işi yaptım, Aynı zamanda da okula gittim. Örneğin; koyun kırkmaktan tutun da, traktör kullanıp tarla sürmekten, el ile tarlaya arpa, buğday saçmaya kadar (tarlanın ekilmesi) yapmadığım iş kalmadı. Üstelik, yaşam koşullarından dolayı öyle parlak bir öğrenci de değildim. Sadece ovalarda ders çalışma fırsatım oluyordu. O da olduğu kadar işte. Anlayacağınız bazı önemli derslerde sınıfımı geçebilecek kadar not alabiliyordum o kadar. Zaman dardı, evdeki işler ise çok ama çok yoğundu. Bu yüzden oturup ders çalışma lüksüm hiç olmadı. Nur içinde yatsın babam, öğretim yılı sonunda bana “Sınıfı geçtin mi?” diye sorardı, ben de “Geçtim” derdim, o kadar. Aramızda okul ile ilgili konuşma sadece bu kadardı. İlkokulu ve ortaokulu G. Mağusa’ya bağlı olan Gönendere’de okudum. Yani doğduğum köyde. Daha sonra da liseyi okumak için de KKTC’nin başkenti olan Lefkoşa’daki, Lefkoşa Türk Lisesi’ne gittim. İşte ne oldu ise orda oldu ve daha lise birinci sınıftayken kendimi okulun müsamerelerinde sahneye çıkarken buldum. Sahne tozunu yutuş o yutuş yani. Zaten çocukluk yıllarımdan beri, nedenini bilemediğim bir dürtü ile oyuncu olmak istiyordum. Gönendere’de, bir yazlık sinemamız vardı. Hiç unutmam sinemanın adı da “HÜRRİYE SİNEMASI” idi. Cumartesi akşamları benim için sanki bir karnavaldı. Kemal Sunal’ı, Kartal Tibet’i, Yılmaz Güney’i, Ayhan Işık’ı, Türkan Şoray’ı, Fatma Girik’i, Hülya Koçyiğit’i ve daha pek çok sanatçıyı “Hürriyet Sineması”nda izledim. Eve gelince de aynanın karşısına geçip “Senin onlardan ne eksiğin var?” diye sorardım kendi kendime. Çok mutluyum, çünkü nur içinde yatsın Kemal Sunal usta ile, Kartal Tibet’le, sinemamızın sultanı Türkan Şoray’la, Fatma Girik’le, Memduh Ün’le, yine nur içinde yatsın Atıf Yılmaz ile, Aytaç Arman ağabeyimle ve 49 ŞİMDİ SAHNEDE, EKRANLARDA VE BEYAZ PERDEDE HER TÜRLÜ MESLEĞİ OYNAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE SAHİBİM. daha birçok kıymetli sanatçı ile sinemada, televizyonda çalışma fırsatı buldum. Türk Tiyatrosu’nda çalıştığım dev isimleri ve yaşadıklarımı da söylemeye kalkarsam bu röportaj bitmez. 1982 yılında Lefkoşa’da da liseyi bitirdim. Malum sonra da konservatuvar macerası başladı. Biliyor musunuz, çocukken hep pilot olmak isterdim. Şimdi nedenini anlıyorum aslında. Anne karnında başlayan ve çocukluğu silah sesleri ile devam eden bir insan, doğal olarak özgürlüğü seçecektir. Pilot olmak da özgürlüktü benim için. Ama KKTC’de Hava Kuvvetleri olmadığı için ne yazık ki bu isteğimi gerçekleştirme şansım olmadı. Şimdi sahnede, ekranlarda ve beyaz perdede her türlü mesleği oynama özgürlüğüne sahibim. Bilgi Kitabı gibi olan bu dünya toprağından insanlara ayna tutmak, üstelik son nefesimize kadar ayna tutmak, emin olun daha büyük özgürlük benim için. A.D.: Herkesin büyük bir hayranlıkla izlediği Kemal Sunal, Kartal Tibet, Türkan Şoray, Fatma Girik ve daha birçok ünlü isimle çalıştınız. Bu önemli isimlerle birlikte çalışmanın size nasıl bir katkısı oldu? H.K.: Evet, hepsi ile çalışmak, onlarla aynı sette var olmak, özellikle Kemal Sunal usta ile aynı kamera önüne geçmiş olmak, büyük bir onurdur benim için. Nefes aldığım sürece de, bütün bu ustalarla çalışmış olmanın onurunu ve gururunu taşıyacağım. Kemal abi, Şaban Asker’de dizisini çekerken, Dinçer Çekmez ve Halit Akçatepe ustalarla beraber olduğumuz bir çay molasında bana “Oğlum, hangi rolü oynarsan oyna, insanların dediği gibi ister iyi adam, istersen kötü adam oyna, yeter ki iyi oyna, seyirciyi inandır. Seyirci sana inandığı için seni hep sever, hep takdir eder” demişti. Bana ne büyük bir ders vermiş usta. Bu güne kadar televizyon çalışmalarımda çok roller oynadım. Bu anlamda iyi roller de var, kötü roller de var. Kemal ağabeyin bu sözlerini hiç unutmadım. Elimden geldiğince, hayat verdiğim rolleri de tip olmaktan çıkarıp, senaryonun verdiği olanaklar çerçevesinde karakter, yani “insan” yapmaya çalıştım hep. 50 Tiyatro ise bambaşka. Tiyatro hayatın tam aynası. Orada verilen emeğin karşılığı yok. Biliyor musunuz, Amerika’da yapılan “Dünyanın en zor meslekleri” sıralamasında “BİR” numarada iki meslek var. Biri maden işçiliği, diğeri de tiyatro sanatçılığı. İşte bizler bu zor mesleği yapıp, ülke koşulları ve hayat şartları nedeni ile aynı zamanda da dizilerde, sinema filmlerinde oynamaya gayret ediyoruz. Dünyada, özellikle gelişmiş ülkelerde el üstünde tutulur, saygı duyulur gerçek tiyatro sanatçılarına. Bizde tiyatro sanatçılarının çoğu fark edilmiyor bile. Ne zaman TV’de bir dizide oynuyorlar, o zaman kıymetli oluyorlar. O zaman değerleniyorlar. Ne acı, ne utanç verici bir durum değil mi? Oysa onlar, yılların dev oyuncuları. Tuncel Kurtiz, Müşfik Kenter, Savaş Dinçel, Dinçer Çekmez, Suna Pekuysal, Adile Naşit, hatta Kemal Sunal hepsi de tiyatro sanatçısı. Ama onları çoğu kişi ekranlardan tanıyor. Kaç kişi onları gidip sahnede canlı canlı izledi acaba? A.D.: Oyunculuk yanında şehir tiyatrolarında yönetmenlik de yapıyorsunuz? Sizce oyuncu olmak mı yönetmek mi daha zor? H.K.: İ.B.B. Şehir Tiyatroları, benim evim dışında, ikinci yuvam. Her ne kadar son zamanlarda tiyatro, var olan sistem tarafından yanlış anlaşılıp, kolu-kanadı kırılmaya çalışılsa da, inancım odur ki, zamanla değeri daha da anlaşılacaktır. Ben hep, insanın yanında duran tiyatroya inandım, o tiyatroyu savundum. Tiyatronun her zaman iyiyi de, kötüyü de gösteren, insanlara ibret verecek aynalar tuttuğuna inandım. Eğlendirirken bile düşündürmesi gerektiğinin arkasında durdum. Unutmayalım ki, Roma İmparatorluğu, insanlar evlerinden çıkıp tiyatrolara gidememeye başladığı andan bir süre sonra “çöktü”. İşte, hem İ.B.B. Şehir Tiyatroları’nda, hem Kozmoz Alfabeler Kumpanyası’nda, hem de henüz çok genç olan ve ilk gösterisi “Hüseyin Köroğlu ile IŞIĞA YÜRÜTEN ADAM” oyununu Tiyatro AŞHK’da sahneye taşırken bu düşüncelerin peşinde koştum. Biz toplum olarak sanatı “su” gibi ihtiyaç haline getirmediğimiz sürece, üzgünüm ama hem düşünsel olarak ilerlememiz, hem de refah seviyemizi özlenen adil bir düzeye getirmemiz mümkün değil. Sanat sizi düşündürür, doğal olarak hayatı doğru yorumlamanızı sağlar. Yoksa üzgünüm ama sanattan uzaklaştıkça kabalaşır insanoğlu, hayvansı yönleri ortaya çıkar, insan yönleri azalır. Bu yüzden de ben hep, “Sanatı seven insan, insanı sever ve saygı duyar; insanı seven ve saygı duyan insan da, bırakın insanı hiç bir canlıya zarar vermez, veremez” derim. TİYATRO, CANLI PERFORMANS OLDUĞU İÇİN SAHNEDE SON SÖZÜ OYUNCU SÖYLER. OYUNCULAR OYNANAN O OYUNDA İYİYSE, OYUN DA İYİ OLUR, KÖTÜYSE, YÖNETMENİN İYİ OLMASI OYUNU KURTARAMAZ. FAKAT TV DİZİSİNDE YA DA SİNEMADA SON SÖZÜ OYUNCU DEĞİL, YÖNETMEN SÖYLER. Verdiğim cevaptan da anlaşılacağı gibi, sonuç olarak tiyatroda yönetmen olmak, oyuncu olmaktan çok daha zor. Oyuncu olduğunuz bir oyunda o bütünün içinde kendi rolünüzü canlandırıyorsunuz. Bütün dünyayı yönetmen kurar doğal olarak. Ama tiyatro, canlı performans olduğu için sahnede son sözü oyuncu söyler. Oyuncular oynanan o oyunda iyiyse, oyun da iyi olur, kötüyse, yönetmenin iyi olması oyunu kurtaramaz. Fakat TV dizisinde ya da sinemada son sözü oyuncu değil, yönetmen söyler. Montajda seni vezir de ederler, rezil de. İşin özeti bu. A.D.: Bu camiada ayakta kalmak için yeteneğin yanında şansın da olması gerekiyor. Yetenek ve şansın dışında başka hangi faktörlerin olması gerekiyor sizce? H.K.: Doğrudur, yetenek, ayrıca doğru eğitim ve şans ki ben bunlara doğru projeler diyorum, bunlar olmazsa olmaz gerçekler. Tiyatro bu anlamda tam bir er meydanıdır. İstediğiniz kadar hani derler ya “torpille size başrol versinler, cumhurbaşkanın çocuğu olsanız kötüyseniz sahne sizi kusar”. O yüzden belki tiyatroda bir kere başrol, ya da rol alırsınız, ama kötüyseniz ömür boyu, iyi oyuncu olmamanın ezikliği ile bu acıyla yaşarsınız. Bu verdiğim duruma örnek çok kişi tanıyorum ne yazık ki. Yani tiyatroda torpil bir yere kadar, bir yerden sonra zor. Tiyatro seyircisine torpil işlemez... Şimdi gelelim torpilin TV ve sinema ayağına. Çok özür dileyerek söylüyorum, sinemaya gidiyorsunuz, ormanda yaşayan bir ayının hayatını anlatan bir filmi izliyorsunuz. Sonra bu filmden o kadar çok etkileniyorsunuz ki, bir de oturup ağlıyorsunuz iyi mi. Doğal olarak insanı tabii ki oynatırlar. Yani TV ve sinema canlı performans olmadığı için son söz yönetmenindir. Dolayısı ile TV ve sinemanın arka sokakları o anlamda çok çetrefillidir, dolambaçlıdır, adil değildir. Hep arkanızda tırnak içinde “birileri” olmalıdır. Eğitimli, çok yetenekli, çok yakışıklı olmanız bu gerçeği ne yazık ki değiştirmez. Birileri size “yürü ya kulum” der, bunu demesi için de siz gerekli “diyetleri” ödersiniz, yürürsünüz. Yüzde doksan bu gerçek böyle. Ya bu düzene uyarsınız, ya da arkanızdan çığlıklar atılmaz... Benim gibi, insandan yana olursanız, kimsenin adamı olmazsanız, TV ve sinemanın karanlık arka sokaklarında dolanmazsanız, genç yaşta evlenirseniz, aileniz her şeyden önce gelirse; onurunuzla, şerefinizle bu mesleği yaparsınız, doğal olarak kimse sokakta sizi görüp çığlık atmaz, bileğine jilet de atmaz. Çünkü siz onların gözünde insansınız sadece. Yani, siz hangi yolu tercih ederseniz o yolda yürürsünüz. Ben gece kâbuslar görerek uyanıyorsam, kukla gibi bir hayat yaşıyorsam, sokağa çıkarak; elimde simit yiyerek dolaşamıyorsam, ne yapayım o şöhreti, o sanatı? Zaman zaman gözlem yapmak için dolmuşa ve otobüse de biniyorum. Yoksa lüks arabalarla, özel uçaklarla gezerek, sadece belirli lüks mekânlara takılarak nasıl kendi halkıma ayna tutabilirim ki? Bunları yapanlar bir de bence utanmadan, zorla kendilerine sanatçı dedirtiyor. Neyse, gerçekleri Allah görüyor ve biliyor. Bu dünyadan göçtükten sonra, herkes vereceği hesabı düşünsün. Benim açımdan işin özü şu, yönetmiş olduğum oyunları yönetmen olarak değerlendirebilirim, ama oyuncu olarak bakın TV’de, sinemada, tiyatroda oynadığım rollere, koyun bütün karakterlerin fotoğraflarını yan yana, çoğunun Hüseyin Köroğlu değil de başka insanlar olduğunu sanabilirsiniz. Hepsi de farklı karakterler çünkü. Karakterleri iyi ya da kötü yorumladım bilemem, bildiğim bir şey varsa ben, bildiğim doğrular doğrultusunda, meslektaşlarıma ve ustalarıma saygı ve sevgi duyarak yolumda ilerliyorum. Kanımca maraton koşuyorum, zaman bana göstermiştir ki yüz metre koşanların ise işi çok ama çok zor. A.D.: Hüseyin Köroğlu kimleri izler? Dram, komedi, aksiyon tercih ettiğiniz bir tür var mı? Takip ettiğiniz diziler neler? H.K.: İç dünyamı etkileyen her tiyatro, film ve dizi kıymetlidir benim için. Dürüstçe söylemeliyim ki, ülkemizde izlediğim dizi, o da nasıl oynadığımı görmek adına sadece “Ötesiz İnsanlar”. Vakit buldukça daha çok yabancı dizileri izlemeyi tercih ediyorum. Sinema filmlerinde de daha çok Avrupa filmlerini tercih ediyorum. Tiyatro ise hayatımın bir parçası zaten. Tiyatroyu izlemiyorum, yaşıyorum... A.D.: Oyuncu olarak tanıdığımız birçok isim farklı projelerde de karşımıza çıkıyorlar. Kimi yarışma veya şov programı sunuyor kimi de çeşitli yarışmalarda jüri üyesi oluyor. İleriki dönemlerde oyunculuk dışında farklı projelerde de yer almayı planlıyor musunuz? H.K.: Aslında başka etkinliklerde de 51 emek harcıyorum. Bu da benim yaşama ve sanata bakış açımın bir parçası. Örneğin her ay ki Küçükçekmece Belediyesi ve Şiir Derneği’nin katkıları ile Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde “ŞİİR MEYDANI” etkinliğinde hem sunuculuk yapıyorum, hem de iki kıymetli şairimizi anarak, şiirlerini okuyorum. Ama “popüler” değil, “meraklısına” ve görmesini bilene. Kaldı ki, oyunculuk öyle bir meslek ki, son nefesinizi verene kadar, öğrenmeye devam ediyorsunuz. Yani, hala öğreniyorum... A.D.: Bugün hala gündemde olan 28 Şubat sürecini ve o dönemde yaşanan baskıları anlatan “Ötesiz İnsanlar” dizisinde Albay Sancar karakterine can veriyorsunuz. Biraz bize bu karakteri anlatır mısınız? Karakterin sizinle benzeşen veya ayrılan tarafları neler? H.K.: Kurmay Albay Sancar Aydın, Harbiye mezunu tam bir asker. Deyim yerinde ise onun için mesleğinde “Emir demiri keser”. Bir de ailesi var tabii. Eşi ve oğlu. Ailesine çok düşkün, onları koruma adına yapamayacağı şey yok. Emir aldığı Kudret komutanla ilgili bilmediği yok. Dizide dikkat ederseniz, ailesini ve özellikle oğlu Deniz’i korumak için, başına bir dert gelmemesi için çırpınıp duruyor. Dizimizde Elif karakteri açısından bakarsak Sancar Albay kötü adam, ama Sancar Albay ve ailesi açısından bakarsak iyi adam. O zaman gerçek ne değil mi? Aslında, insanları bu duruma düşüren sistem. Sancar Albay konumunda olan her insan aynı tepkiyi gösterebilir. Sancar Albay da Elif’e değil de, doğal olarak emir-komuta sistemi içinde bir üstü olan Kudret komutana inanıyor. Bu noktada insanların empati yapması gerekiyor. Kendileri Sancar Albay yerinde olsa ne yaparlardı? Bilemem, belki bir gün dış dünyadaki gerçekleri görür Sancar Albay. O zaman ne yapar? Unutmayalım ki oğlu Deniz’i yetiştiren de Sancar Albay ve eşi Şenay. Ben hep ailenin, yani çocukluğun hayatımızda çok önemli olduğuna inanırım. Bir insanda psikolojik sorunlar varsa, bence kesinlikle dönüp çocukluğuna bakmak gerekir. Tahmin edeceğiniz gibi, Sancar Albay’ın benimle benzeşen tek yönü ailesine olan düşkünlüğü. Ama bunun dışında benimle uzaktan yakından alakası yok. Hüseyin Köroğlu olarak ben ırk, din, dil gözetmeksizin “İNSANDAN” yana duruyorum. 52 TAHMİN EDECEĞİNİZ GİBİ, SANCAR ALBAY’IN BENİMLE BENZEŞEN TEK YÖNÜ AİLESİNE OLAN DÜŞKÜNLÜĞÜ. A.D.: Örnek aile hayatınızla, bu camiada düzenli bir aile hayatı olmaz diyenlere karşılık vermiş oluyorsunuz. Sizce, siz nasıl bir eş ve nasıl bir babasınız? H.K.: Takdir edersiniz ki benim bu soruya cevap vermem doğru olmaz. Eşime ve kızıma sormak gerekir. Eşim Şenay Saçbüker Köroğlu da tiyatro sanatçısı. Şu kadarını söylemeliyim ki, evlenmeden bir süre önce Şenay’a “Benim bir gün karım olursan boşanırız, hep sevgilim ol” demiştim. Bu yüzden biz 22 yıldır saygı, sevgi ve kabullenme üçgeninde “SEVGİLİ”yiz. Ben hala, kendi evimizde bile, kapalı bir kapı varsa, kapıyı çalmadan içeri girmem. Eşimin, pardon sevgilimin çantasını 22 yıldır, bir kere bile karıştırmadım. Karıştırmaya da niyetim yok. Ona ya güvenirim, ya güvenmem. Bir gün, yaşım kaç olursa olsun ona karşı inancımı, saygımı, sevgimi yitirirsem; o gün çantamı alır ve çıkar giderim. Sanırım, işin sırrı da burada. A.D.: Şimdilerde doğal yaşam moda. Günün birinde her şeyi bırakıp tekrar doğal yaşamı seçerseniz nasıl bir çift- lik kurmak istersiniz kendinize? H.K.: Şu sıralar yoğunluktan ne yazık ki toprakla gerektiği kadar uğraşamıyorum. Fırsat buldukça İstanbul’un dışında yakın yerlere gidip, bu özlemimi gidermeye çalışıyorum. Şimdilik, 18 yılda biriktirdiğimi, yani keseden yiyorum diyelim. Ama tabii ki ileriye dönük, doğduğum topraklarda hayallerim hep var. Kendi fidanlarımı ekeceğim, kendi keçimden sütümü sağacağım, kendi tavuğumun altından yumurtamı alacağım, bahçesinde gerçek dostlarımla, çekirdek ailemle, kendi sinema perdemde filmler izleyeceğim, gürültünün olmadığı; yemyeşil, yazın üzüm asmalarının altında kahveler-çaylar içeceğimiz, kendi kuyumdan sulayarak yetiştireceğim domatesler, salatalıklar, kabaklar, karpuzlar, kavunlar, üzümler yetiştireceğim bir cennet hayalim var... A.D.: Bu güzel sohbet ve samimi açıklamalarınız için çok teşekkür ederiz. H.K.: Ben teşekkür ederim. Benim için gayet hoş bir sohbetti. Röportaj: Ayşe Esra Atlı İTQİ (Uluslararası Tat ve Kalite Enstitüsü) tarafından üç yıldızlı “Üstün Lezzet Ödülü’ne” layık görüldük. Türkiye’nin ilk ve tek “Üstün Lezzet Ödüllü” makarnasını sizlere sunmaktan onur duyuyoruz. 53 ULUS’UN MANEVİ İ KLİMİ ANKARALI OLMAYANLAR İÇİN GARİP BİR MEKÂNDIR ULUS MEYDANI, ÇÜNKÜ HER GİDİLDİĞİNDE ANKARA’NIN ESKİ, GRİ, FARKLI VE ASIL HALİNİ HİSSETTİREN BİRKAÇ YERDEN BİRİDİR. ANADOLU’NUN KİLİM DESENLİ BULUŞMA NOKTASIDIR ULUS. HER NE KADAR 70’LERDEN SONRA KENTİN ÜST GELİR GRUBU İÇİN ALBENİSİNİ TAMAMEN YİTİRMİŞ OLSA DA, ANKARA’NIN İLK YERLEŞİM YERİ OLMASINDAN MÜTEVELLİT TARİH KOKAR HER YERİ... VE BU TARİHE SIRTINI DAYAMIŞ SEMTTE BİR CAMİİ VAR Kİ ANADOLU’NUN MANEVİ İKLİMİNİ BELKİ DE EN ÇOK HİSSEDECEĞİNİZ BİR İMKÂN SUNUYOR ZİYARETÇİLERİNE. HACI BAYRAM-I VELİ CAMİİ… 54 İsterseniz öncelikle Hacı Bayram-ı Veli’nin hayatına kısaca değinelim. Doğum ismi, Numan bin Ahmed, lakabı “Hacı Bayram”dır. 1352 tarihinde Ankara’nın Çubuk Çayı üzerinde Zülfadl (sol-fasol) Köyü’nde doğdu. Hacı Bayram-ı Veli, 14. ve 15. yüzyıllarda Anadolu’da yetişti. Eserlerini Türkçe olarak yazarak Türkçe kullanımını Anadolu’da önemli şekilde etkiledi. Sultan Murad Han verdiği ünlü bir fermanda, Hacı Bayram-ı Veli’nin talebelerinin, yalnız ilim ile meşgul olmaları için, onların vergi ve askerlikten muaf tutulduğunu bildirmiştir. Hacı Bayram-ı Veli, hocasının vefatından sonra Ankara’ya gelerek doğduğu köye yerleşti. Yeniden talebe yetiştirmekle meşgul oldu. Sohbetleriyle hasta kalplere şifa dağıttı. Talebelerini daha çok sanata ve ziraata sevk ederdi. Kendisi de geçimini ziraatla sağlardı. Açtığı ilim ve irfan ocağına, devrinin meşhur âlimleri, hak âşıkları akın etti. Damadı Eşrefoğlu Rumi, Şeyh Akbıyık, Bıçakçı Ömer Sekini, Göynüklü Uzun Selahaddin, Edirne ve Bursa ziyaretlerinde talebeliğe kabul ettiği Yazıcızade Ahmet (Bican) ve Mehmet (Bican) kardeşler ile Fatih Sultan Mehmet Han’ın hocası Akşemseddin, bunların en meşhurlarıdır. Sultan İkinci Murad Han kendisinden nasihat isteyince; İmam-ı Azam’ın, talebesi Ebu Yusuf’a yaptığı uzun nasihati yapar: “Teban içinde herkesin yerini tanıyıp bil; ileri gelenlere ikramda bulun. İlim sahiplerine hürmet et. Yaşlılara saygı, gençlere sevgi göster. Halka yaklaş, fasıklardan uzaklaş, iyilerle düşüp kalk. Kimseyi küçümseyip hafife alma. İnsanlığında kusur etme. Sırrını kimseye açma. “SENİ ZİYARETE GELENLERE FAYDALANMALARI İÇİN İLİMDEN BİR ŞEY ÖĞRET VE HERKES ÖĞRETTİĞİN ŞEYİ BELLEYİP TATBİK ETSİN.” İyice yakınlık peyda etmedikçe kimsenin arkadaşlığına güvenme. Cimri ve alçak kimselerle ahbaplık kurma. Kötü olduğunu bildiğin hiçbir şeye ülfet etme. Bir şeye hemen muhalefet etme. Sana bir şey sorulursa ona herkesin bildiği şekilde cevap ver. Seni ziyarete gelenlere faydalanmaları için ilimden bir şey öğret ve herkes öğrettiğin şeyi belleyip tatbik etsin. Onlara umumi şeyleri öğret, ince meseleleri açma. Herkese itimat ver, ahbaplık kur. Zira dostluk, ilme devamı sağlar. Bazen de onlara yemek ikram et. İhtiyaçlarını temin et. Onların değer ve itibarlarını iyi tanı ve kusurlarını görme. Halka yumuşak muamele et. Müsamaha göster. Hiçbir şeye karşı bıkkınlık gösterme, onlardan biri imişsin gibi davran.” Hacı Bayram-ı Veli, ömrünün sonuna kadar İslamiyet’i yaymak için çalıştı. Edirne’deki eski camide hutbe verdiği kürsüye kendisinden sonra hiç kim- 55 se çıkmamıştır saygıdan. Bu gelenek günümüzde de devam etmektedir. 1429 tarihinde Ankara’da vefat etti. Türbesi kendi ismiyle anılan Hacı Bayram-ı Veli Camii’ne bitişik olup, ziyaret mahallidir. Son zamanlarda Hacı Bayram-ı Veli Camii ve türbesi ziyaretçi akınına uğruyor. Camii içinde ve çevresinde birçok değişiklik yapılmış. Namaz sonrası cemaat dağıldıktan sonra hem iç mekânları hem de dış çevreyi mümkün olan her ayrıntıyı incelemeye çalıştık. Cami uzunlamasına dikdörtgen bir plana sahip. Kuzeyde ve batıdaki son cemaat yeri sonradan ilave edilmiş. Türbenin güneydoğu duvarında kare planlı taş kaideli, silindirik tuğla gövdeli ve iki şerefeli minare bulunuyor. Caminin son cemaat yerinin güneye bakan çıkıntı duvarında sülüsle yazılmış kelime-i tevhid mevcut. 56 Tek sahınlı iç mekân ahşap tavan ile örtülü. Tavanın ortasındaki altıgen biçimli büyük rozet altı sıra çiçekli bordürle çevrelenmiş. Aynı rozet daha küçük ölçüde kadınlar mahfilinin batısındaki ek mekân tavanının ortasındaki dikdörtgen panoda da yer alıyor. Caminin iç mekân tavanındaki pervazlarda çiçek desenleri yer alıyor. Kadınlar mahfilinde de aynı tip pervazlar kullanılmış. Caminin alt pencereleri dikdörtgen biçiminde ve demir parmaklıklar var. Dışta sivri kemerli nişlerle kuşatılmış. Üst pencereler sivri kemerli, alçı şebekeli ve vitraylı olup etrafları kalem işi bitkisel desenlerle çevrili. İç mekânın duvarlarındaki Kütahya çinileri pencere üstlerine kadar yerleştirilmiş. Alçı mihrap kalıplama tekniği ile yapılmış. Mihrap alınlığında beş sıra halinde nesih yazılı Kur’an sureleri yer alıyor. Kelime-i tevhid yazısını süsleme olarak mihrap bordürlerinde de görüyoruz. Boyalı minberde de güzel bir işçilik sergilenmiş. Camideki ahşap üzerine boyama nakışlar Nakkaş Mustafa’ya ait. Caminin 1714 yılında Hacı Bayram-ı Veli’nin torunlarından Mehmet Baba tarafından tamir edildiği kıble tarafındaki iki kitabede yazıyor. Kapasite iki katına çıkarıldı deniliyorsa da iç mekân değil cami avlusu olan dış mekân genişletilmiş. O kadar genişletilmesine rağmen yine de taleplere cevap veremiyor. Cuma vaktine yarım saat kala gittiğimiz halde dışarıda dahi zor yer buluyoruz. Dış mekânda bile bir kişilik yer bulamayanlar oldu. Camiin orijinal otantik mimari yapısı muhafaza edilmekle birlikte her milim karesi yenilenmiş. İç mekân bölümleri aynen korunmuş. Dış çevrede mümkün olan sınırların hepsi değerlendirilmiş, yekpare düzgün bir zemin yapılmış. Abdest ve tuvaletler zemin altına alınmış, yürüyen merdivenlerle inilip çıkılıyor. Oldukça lüks denilebilecek derecede yapılmış. Fıskiyeler enstrümantal ilahilerin ritmine göre akıyor. Müziğin ses şiddeti, suyun yukarı fışkırması, artan ve azalan bir ahenkli görünüm hoş bir hava meydana getiriyor. Aydınlatma kulesi iki ÇEVREDE BİRÇOK YAPI YIKILMIŞ. YIKIMDA TARİHİ ÖNEMİ OLANLAR DIŞINDA ÖMRÜNÜ TAMAMLAMIŞ YAPILAR VAR. ÇEVRENİN UFKU AÇILMIŞ. yere dikilmiş. Gece aydınlığı gündüzle ayırt edilemeyecek derecede güçlü bir sistem. Gece gündüz nur deryası havası veriyor. Camii arka yakınındaki ahşap binalar aslına uygun görünümle yeniden yapılmış. Bir kısmının yapımı devam ediyor. O binalar hayır hizmetleri yapan vakıflara uzun yıllara mütevakkıf kiraya verilmiş. Dini hizmetlerde kullanılıyor. Çevrede birçok yapı yıkılmış. Yıkımda tarihi önemi olanlar dışında ömrünü tamamlamış yapılar var. Çevrenin ufku açılmış. Görüntü kirliliği asgariye inmiş. Caminin yakın çevresinin dışında düzenleme halen devam ediyor. Hacı Bayram-ı Veli Camii ve çevresinde başlayan, Güvercin Sokak, Ankara Kalesi ve çevresi, Hisar Parkı Caddesi, Roma Antik Tiyatro ile devam eden çalışmalarla Ulus’ta yavaş yavaş ortaya çıkan tarihi yolculuk güzergâhı şimdiden, geçmişten bugüne muhteşem bir seyir zevki sunmaya başlıyor. Hacı Bayram-ı Veli, kendi döneminde çok sayıdaki sevenleri sayesinde sahip olduğu büyük nüfuzu daima devlet için kullanmış, onun tavsiye, fikir ve dualarını alan idareciler bunun bereketini görmüşlerdir. Onun fikirlerinin ve manevi tasarrufunun hâlen geçerliliğini sürdürdüğü, kabrinin her gün binlerce mümin tarafından ziyaret edilmesinden ve ismi geçtiğinde hayırla yâd edilmesinden anlaşıyor. Hacı Bayram’da namaz kılmak bir başka güzel. Öyle bir manevi iklim ki, o bölgeden geçen herkesi sarıyor, kuşatıyor. Yolunuz Ankara’ya düşerse mutlaka Hacı Bayram’a uğramadan geçmeyin. Yeni hâlini görmekten memnun ve mutlu olacağınızdan eminiz. Hazırlayan: Barış Bozkaya Fotoğraflar: Burak Kaynakoğlu 57 UÇAN ARABA ENGEL TANIMAYACAK Uçan araba yola çımaya hazır. Uzun yıllardır prototipleri yapılan ve 2000’li yılların en büyük hayali olan uçan araba ile seyahatte geri sayım başladı. Slovakya’da üretime hazır hale getirilen otomobilin altışar metre uzunluğunda iki kanadı bulunuyor ve 450 kilogramlık otomobil en fazla iki kişiyi taşıyabiliyor. 7.5 litre benzin ile 160 kilometre yol yapan araç, maksimum saatte 200 kilometre hıza ulaşıyor. 52 yaşındaki tasarımcı mühendis Stefan Klein, amatör bir pilot olarak geliştirdiği uçan otomobili Brastivala Modern Sanatlar Akademisi’nde tanıttı. Yeni seri uçan otomobilin 2014 yılında piyasaya sürülmesi bekleniyor. Yalnız araştırma ekibi uçan otomobillerin trafikte nasıl havalanacağı sorusuna hala cevap bulamadı. Bu durum şehir yakınlarına pist kurulmasını gerektiriyor. TABLET SAVAŞLARI KIZIŞIYOR Teknoloji dünyasında tablet savaşları kızışıyor. Pazarın öncüsü Apple yeni model tableti iPad Air’i görücüye çıkardı. Eski modellere göre 2 milimetre daha ince olan iPad Air, 150 gram kadar da daha hafif. 9.7 inç retina ekrana sahip olan yeni tablet, 10 saate kadar dayanan şarjıyla eskiye oranla daha uzun ömürlü bir kullanım sağlıyor. Apple’in bu yeni gözdesi 1 Kasım’da Amerika Birleşik Devletleri’nde piyasaya çıkacak. Asıl şaşırtıcı atak ise Nokia’dan geldi. Akıllı telefon pazarında liderliği Apple ve Samsung’a kaptıran Nokia, şansını tablet dünyasında denemeye karar verdi. Microsoft’un satın almasının ardından Nokia, Lumia 2520 modeliyle ilk tablet bilgisayarını piyasaya tanıttı. Windows RT tabanlı Lumia, 10.1 inç dokunmatik ekrana sahip. Kullandığı Zeiss objektifli kameralarıyla iddialı olan Lumia tablet, Apple’i en yumuşak karnı olan şarj süresinden vuruyor. 11 saat batarya ömrü olan tablete entegre edilen klavye, 5 saatlik ekstra batarya desteği sunuyor. 58 SU GEÇİRMEYEN KUMAŞLAR Hangimiz bizleri yağmurda ıslanmaktan koruyacak su geçirmeyen kumaştan imal edilen elbiseleri hayal etmedi ki? Dünya üzerinde bunu başarmak için çalışan birçok araştırmacı var. Yakınlarda bu yönde önemli bir ilerleme kat edildiği haberi Polonya’dan geldi. Polonya Lodz Teknoloji Üniversitesi bilim adamları suyu tamamıyla geçirmeyen bezden bir kumaş ürettiklerini söylediler. Kumaş, yüzeyi iyonlaştırılmış gaz olan soğuk plazma ile doldurularak üretilmiş. Bilim adamları soğuk plazmanın bez kumaş üzerini mum gibi bir tabaka ile kaplayacağını açıklıyor. Ancak dış yüzeye işlenen bu tabaka kumaşın içyapısını değiştirmiyor. Şu an 5’e 5 ebatlarında ufak kumaş bezler üreten araştırmacılar, ilerde daha büyük ebatlarda kumaş üretebilme imkânlarını geliştirmeyi umut ediyorlar. PARMAK İZİ VE GÖZ TARAMA SİSTEMLERİ GÜNLÜK HAYATIMIZDA Gelişen teknoloji günlük hayatımızda şifre kullanımını durduracak. Amerika Birleşik Devletleri Indiana Purdue Üniversitesi araştırma ekibince yürütülen yeni projede yakın geleceğin şifresiz olacağının sinyalleri veriliyor. Araştırmacılar her alana parmak izi, iris kontrolü gibi biometrik güvenlik aplikasyonları yerleştirmeyi planlıyor. Purdue Üniversitesi, biometrik teknolojilerin güvenliğini de her fırsatta ölçüyor. Bilim insanları parmak izinin karakteristik yapısını incelerken, iris tarama teknolojisinin %1 oranda yanılma payı olduğunun altı çiziliyor. Indiana’da bulunan bir restoranda kasayı açmak için parmak izi tarama sistemi kullanılıyor. Gelişmeden memnun olan Purdue Üniversitesi bilim insanları da çok yakın bir gelecekte şifre almayı hayatımızdan çıkaracaklarını ümit ediyor. 59 DİLE GELEN RENKLER… Hazırlayan: Sibel Yolak RENKLER YAYDIKLARI TİTREŞİMLER SAYESİNDE YAŞAMIMIZDA DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDEN DAHA DA ÖNEMLİ BİR YERE SAHİPLER. Renkler yaydıkları titreşimler sayesinde yaşamımızda düşündüğümüzden daha da önemli bir yere sahipler. Gün içinde gözünüze takılan herhangi bir renk içinizi karartabilir, sizi neşelendirebilir, sakinleştirebilir ya da gerginlik yaratabilir. Kıyafetlerinizde sıkça kullandığınız renkler karakterinizi, zihinsel süreçlerinizi etkiler. Örneğin sıklıkla kırmızı renkteki giysileri tercih eden biri saldırgan ve atak olurken, iş toplantılarına sarı gömlek giyinerek gidenler zihinsel güçlerini artırırlar. Renkler kimi zaman gününüzün daha iyi geçmesini sağlarken, kimi zaman da insanlarla ilişkilerinizin hiç sebepsiz yere kötüye gitmesine sebep olabilir. Hem de siz hiç fark etmeden... 60 Renkleri, bazı hastalıkların tedavisinde şifa veren bir güç kaynağı, bir terapi şekli olarak kullanabiliriz. Her rengin kendine özgü bazı tedavi edici özellikleri vardır. “Renk Terapisi” metabolizmada denge sağlamak için renklerin ener- jilerinden faydalanma prensibine dayanır. Ruhsal dalgalanmalar vücudumuzdaki enerji merkezleri olan çakralarda enerji dengesizliği oluşturur. Bu durumda belirli bir rengin fazlalığı veya azlığı söz konusudur. Renkler kullanılarak vücudun bozulan dengesi tekrar sağlanabilir. Renklerin çevrelerine yaydıkları titreşimler, vücudun elektromanyetik ışınımıyla doğrudan bir etkileşim içindedir. Bu titreşimler çakralar tarafından emildikten sonra omurgaya iletilir. Omurgaya ulaşan titreşimler, sinirler yardımıyla gerekli organlara ve dengesi bozulan sistemlere taşınarak fiziksel rahatsızlıklara yol açabilecek olan duygusal ve zihinsel şikâyetler en aza indirilir. İşte “Renk Terapisi” çerçevesinde renklerin dili ve yaşamınız üzerindeki etkileri: RENKLERİN ÇEVRELERİNE YAYDIKLARI TİTREŞİMLER, VÜCUDUN ELEKTROMANYETİK IŞINIMIYLA DOĞRUDAN BİR ETKİLEŞİM İÇİNDEDİR. KIRMIZI Renklerden titreşimi en kuvvetli ve en dinamik olan kırmızıdır. Kırmızı, arzu ve enerji demektir. Kırmızıyı tercih edenler dürtüsel davranan, kazanmak isteyen, sert, cesur, hırslı, tutkulu, enerjik kişilerdir. Yaşamı dolu dolu hisseder ve tüm zevkleri bir an önce yaşamak isterler. İyi birer lider olurlar. Olaylar karsısında çok çabuk kızıp sinirlenirler. Kendi doğrularına inanırlar. Tartıştıkları kişiyi kırıp sonra pişmanlık duyarlar. Maddi zenginliğe ve dış görünüme önem veren bu rengin insanları için yaşanılan o an önemlidir; geleceğe yönelik planlar yapmazlar. Âşık olmayı severler. Aslında yumuşak ve duygusaldırlar. Kırmızı tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır. Sahip olduğu yoğun enerji sebebiyle psikolojik olarak uyanık ve tetikte olmayı teşvik eder. Kan basıncını artırır ve adrenalin salgılar. Mutluluğu temsil eder ve iştah açar. Bu renk, üşütmelerde, dolaşım bozukluklarında ve tükürük bezi rahatsızlıklarında tedavi amacıyla kullanılabilir. İYİMSERLİK VE KENDİNE GÜVEN DUYGULARINI ARTIRIR. SİNDİRİM, MİDE, BAĞIRSAK VE MESANE RAHATSIZLIKLARINI SARI RENK KULLANARAK TEDAVİ ETMEK MÜMKÜNDÜR. SARI PEMBE Pembe huzur veren ve rahatlatan bir renktir. Pembeyi sevenler oldukça nazik kişilerdir. Renkli ve hayalperest bir kişilikleri vardır. Uçarı davranışları onları komik ve neşeli yapar. Bu nedenle girdikleri ortamlarda kahkaha sesleri hiç eksik olmaz. Her zaman mutlu gözükürler. Ancak hayalleri ve istekleri gerçekleşmezse oturup ağlarlar. Her zaman yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalışırlar. Diğer insanları korumayı ve onlara yardım etmeyi severler. Mutluluğun, zekânın, canlılığın, dikkat çekiciliğin ve geçiciliğin simgesidir. Bu rengi seçenler aklı başında ve mantık sahibi kişilerdir. Genellikle nazik, abartısız, müşfik, cömert ve sosyaldirler. Öğrenmeye ve öğretmeye meraklıdırlar. Girdikleri ortamlarda bilgelikleri ve özlü sohbetleriyle tanınırlar. Romantik bir sevgiliden çok, iyi bir koca olurlar. Bu rengin enerjisi, kişinin zihinsel faaliyetlerini her yönüyle harekete geçirir. Ayrıca moral çöküntüsünü ortadan kaldırarak kişiye yaşama sevinci ve gücü aşılayabilir. İyimserlik ve kendine güven duygularını artırır. Sindirim, mide, bağırsak ve mesane rahatsızlıklarını sarı renk kullanarak tedavi etmek mümkündür. SİYAH Siyah matemi, karamsarlığı, çaresizliği, kötümserliği, gücü ve tutkuyu temsil eder. Konsantrasyonu en çok artıran renktir. Bu rengi sevenler kincidirler, yaşamı bir ceza alanı olarak görürler. Sınırlarını zorlamak, onlar için tehlike alanına girildiği sinyallerini verir. Öfkelerini fazlasıyla belli ederler. Gizemli görünmekten hoşlanırlar. İkna etme kabiliyetleri yüksektir. Mantıklarına kimse direnemez. Siyah çoğu toplumda keder ve ölüm için tercih edilen bir renktir. Güç, otorite ve saygı belirtir. Akıl hastalıkları ve psikolojik rahatsızlıklara karşı kullanılır. 61 YEŞİL Doğayı çağrıştıran yeşil sessizlik, huzur, iyimserlik ve özgüvenin rengidir. Konsantrasyon, uyum, paylaşım, yardımseverlik, sebatkârlık, tutuculuk ve değişime direnç rengidir. Bu rengi sevenler, sağlam bir iradeye ve başkalarını kontrol etme yeteneğine sahiptir. Umutludurlar. Aktif yaşamı sever ve canlı ilişkileri tercih ederler. Her ortama ayak uydurur, yeni insanlarla kolaylıkla tanışırlar. Sevimli ve güler yüzlüdürler. Öfkelerini pek dışa vurmazlar. Yeşil, sakinleştirici bir özellik taşıdığı için, enerjinizi dengeler ve şefkat duygularını artırır. Ateş düşürücü etkiler de gösterir. Kalp rahatsızlıklarında, yüksek tansiyonda, mide ülseri, baş ağrısı ve bitkinlik hallerinde tedavi amaçlı olarak kullanılır. MAVİ Mavi sükûnet, huzur, nezaket ve sadakat rengidir. Mavi rengini sevenler genellikle romantik, duygusal ve gizemlidirler. Kendi dünyalarında yaşar ve az konuşurlar. Olayları önceden hisseder ve yaşamlarını buna göre ayarlarlar. İyi bir dinleyicidirler. Sakin ve rahat tavırlar sergilerler. Her şeyi önceden uzun uzun planlarlar. Ekip çalışmalarına uygundurlar. Mantıklarını kullanmayı tercih ederler. Çok çalışkan, sebatkâr, sadık, vefalı, dikkatli ve gayretlidirler. Mavi üretkenlik, hayalcilik, zekâ, ciddiyet ve idealizm getirir. Dinlendirici bir özellik taşır. Yüksek tansiyonu ve kan basıncını düşürür, boğaz sorunlarını çözer. Ses kısıklığı, guatr ve kalp çarpıntılarına karşı kullanılır. RENKLER KİMİ ZAMAN GÜNÜNÜZÜN DAHA İYİ GEÇMESİNİ SAĞLARKEN, KİMİ ZAMAN DA İNSANLARLA İLİŞKİLERİNİZİN HİÇ SEBEPSİZ YERE KÖTÜYE GİTMESİNE SEBEP OLABİLİR. KAHVERENGİ Doğumun ve bereketin rengidir. Kahverengiyi seven insan fiziksel olarak çok duyarlıdır ve teni çok hassastır. Hareketli ve sportiftir. Oldukça zeki ve şüphecidir. Planlarını asla başkaları için ertelemez ya da değiştirmez. Fiziksel rahatlığa çok önem verir. Her şeyi eleştirir. Sevilmeye çok ihtiyacı vardır. Kahverengi insanı hızlandırır, çabuklaştırır. Bu yüzden kahverengi ağırlıklı yerlerde uzun süre oturmak zordur. Evhamlı kişiler, kendini fazla dinleyenler kahverengiyi çok severler. Psikologlara göre, kahverengi tercih eden kişilerin duygusal tatmine, kendilerine yakın insanların arkadaşlığına, güvende hissedebilecekleri rahat bir ortama ihtiyaçları vardır. TURUNCU Turuncu bilgeliği, sıcakkanlılığı, girişkenliği, yürekliliği, iyimserliği ve neşeyi ifade eder. Turuncu tercih eden kişi cesur ve maceracı bir kişiliğe sahiptir. Diyalog ve mizah yeteneğini ortaya çıkarır. Sorumluluğu ve uyumlu ilişkiler kurmayı sever. Arkadaşlık konusunda kimseye güvenmez, ancak doğru insanı bulunca ona sonsuza kadar güvenebilir. Vücut içinde en etkin olduğu yer, adale sistemidir. Turuncunun aşırı kullanımı, sinir sistemini olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle onu yeşil ve mavinin tonlarıyla birlikte kullanmak daha yararlıdır. Astım, bronşit ve romatizma gibi hastalıklara karşı kullanılır. 62 KIYAFETLERİNİZDE SIKÇA KULLANDIĞINIZ RENKLER KARAKTERİNİZİ, ZİHİNSEL SÜREÇLERİNİZİ ETKİLER. LACİVERT Kozmik bir renktir. Sonsuzluğu, otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır. Tercih edenler, dikkat çekici, zevkli, yaşamayı seven insanlardır. Olayları bir bütün olarak kavrayabilme yeteneğine sahiptirler. Hoşgörülü ve iyimserdirler. Evrensel boyutta düşünürler. Barışçıl yaklaşımları onları aranılan bir elçi durumuna sokar. Huzurlu ve mutlu bir görüntüleri vardır. Konsantre olmakta güçlük çekerler. Dingin ve sakindirler. Etraflarına yaydıkları ışık onları çekici kılar. Sezgileri çok yüksektir. Kızdıkları zaman çok zor affederler. Lacivert, ruhsal ve fiziksel rahatsızlıkların giderilmesinde çok etkin bir yere sahiptir. Bu rengin en önemli etki alanı kas bölgesinde bulunur. Lenf ve salgı bezleriyle birlikte, vücuttaki bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Vücudun toksinlerden arınmasını kolaylaştırır. Göz, kulak, burun, ağız, sinüsler gibi yüzle ilgili tüm rahatsızlıkların tedavisinde kullanılır. MOR Mor duygu rengidir. Zenginliği, saygıyı, asalet ve kibarlığı çağrıştırır. Metafizik gücün simgesidir. Bu nedenle büyük sanatçılar ve düşünürler tarafından kullanılır. Mor rengini sevenler aldıkları sorumlulukları başarıyla yerine getirirler. Son derece idealist olurlar. Olacakları önceden sezer ve ona göre önlem alırlar. İnançlarına ve değerlerine çok önem verirler. Mükemmel birer eş olurlar. Gizemli, çekici, anlayışlı, insanları etkilemeyi seven ve asla bencil olmayan bir yapıları vardır. Mor renk vücudun iskelet yapısını etkiler. Ayrıca ruhsal ve fiziksel açıdan vücudu toksinlerden arındırıcı, mikrop kırıcı bir özellik taşır. Çeşitli kanser türlerinin tedavisinde kullanılabilir. Ayrıca, bazı sindirim sistemi sorunlarının giderilmesinde bu renge başvurulur. İnsanlardaki rüya aktivitelerini de geliştirir. Fizyolojik olarak da uykusuzluğa iyi gelir. BEYAZ Bilgeliği, istikrarı, temizliği, masumiyeti ve saflığı simgeler. Bu rengi seçen insanların doğasında tepkisizlik ve sessizlik vardır. Tutkulu, hırslı ve kıskançtırlar. Asil bir ruhları vardır, takdir etmeyi bilirler. Bazen kendilerini diğer insanlardan farklı ve üstün görürler. Bu rengi sevenler, çatışmadan uzak, farklı ve özgür bir dünyanın arayışı içinde olan insanlardır. Beyaz, çok pozitif bir renktir. İnsanlardan kaçma ve kendine acıma gibi psikolojik rahatsızlıklara karşı kullanılır. Hazırlayan: Sibel Yolak 63 Ayva PEKÇOK HASTALIĞA ŞİFADIR AYVA, 10 İLE 1000 M ARASINDAKİ YÜKSEKLİKLERDE HEMEN HER BÖLGEDE YETİŞTİRİLEBİLİR. KUMLU-TINLI SICAK VE GEÇİRGEN TOPRAKLARDA YETİŞİR. ÜRETİMİ, TOHUMLA, KÖK SÜRGÜNLERİ VE ÇELİKLEME YAPILIR. AYVA YETİŞTİRİCİLİĞİNİN ANADOLU’DAN YUNANİSTAN VE İTALYA’YA GEÇTİĞİ, MİLATTAN ÖNCE 650 YILINDA YUNANİSTAN’DA YETİŞTİRİLDİĞİ VE ORADAN DİĞER AVRUPA ÜLKELERİNE YAYILDIĞI TARİHİ ARAŞTIRMALARDAN ANLAŞILMAKTADIR. AYVAYA BUGÜN AVUSTRALYA HARİÇ TÜM DÜNYA ÜLKELERİNDE RASTLANABİLMEKTEDİR. Dünyada ayva üretiminde Türkiye birinci sıradadır. Yıllık üretim ortalama 100 bin tondur. İkinci sırada Çin, üçüncü sırada İran, dördüncü sırada Fas vardır. Ayva yaprakları boya ve kozmetik sanayiinde, tıpta da ilaç yapımında kullanılmaktadır. Meyvesi reçel, jel, marmelat ve meyve suyu olarak değerlendirilir. 64 Kış mevsiminde kolayca ve bol miktarda bulunan ayva, birçok hastalığa karşı şifalı bir meyvedir. İçerisinde protein, karbonhidrat, şeker, organik asit; A,B2 ve C vitaminleri; kalsiyum, demir, fosfor, potasyum, sodyum ve bakır bulundurduğundan vücut için pek çok faydası var. Bu mevsimde ayvayı her yerde olduk- BİRÇOK HASTALIĞA ŞİFA OLAN AYVA, KALP, AKCİĞER, BOĞAZ, MİDE, GÖZ, BAĞIRSAK VE AĞIZ RAHATSIZLIKLARININ TEDAVİSİNDE FAYDALI. ça ucuz fiyata ve bol miktarda ayva bulmak mümkün. Ayvanın meyvesi gibi çekirdeği ve yaprakları da işe yarıyor; boya ve kozmetik sanayinde, tıpta da ilaç yapımında kullanılıyor. Ayva, protein, şeker, organik asit, A, B2 ve C vitami- ni ve demir, bakır, potasyum gibi minerallerden zengin, tohumları ise yağ ve protein içeriyor. AYVANIN FAYDALARI Birçok rahatsızlığın giderilmesi ve korunmasında etkin olan ayva, çocuklarda sağlığı korur, büyüme ve gelişmeyi hızlandırır. Birçok hastalığa şifa olan ayva, kalp, akciğer, boğaz, mide, göz, bağırsak ve ağız rahatsızlıklarının tedavisinde faydalıdır. Her yaşta sinir sistemini güçlendirir, mide ve bağırsakları zararlı mikroplardan koruyarak hazımsızlık gibi sorunları önler. Cildi ve tırnakları zinde, parlak ve daha sağlıklı hale getirir. ROMALILAR PARFÜMDEN, BALA KADAR HER ŞEY İÇİN AYVANIN MEYVE VE ÇİÇEKLERİNİ KULLANMIŞLAR. Grip ve nezle de iyileşmeyi hızlandırır. Ayva ya da ayva suyu ishalin geçmesi için de çok faydalıdır. Meyvesi veya meyvesinden hazırlanan şurup ve komposto ishale iyi gelmektedir. Vücudun gücünü artırarak, zinde tutmaya yardımcı olarak yorgunluk ve bitkinlikten korur. Ağız kokusunu önler. İçerdiği vitamin ve minarelerle kalp ve damar hastalıklarından koruduğu, varisi önlediği ve varis tedavisine yardımcı olur. Kandaki kötü kolesterolü düşürerek damar sertliğinden korur. Ayva hoşafı ağızdaki yaraların iyileşmesini hızlandırır. Tereyağında pişirilen ayva, balgamı söker, kronik öksürüğe, solunum sistemi hastalıklarına ve bronşite iyi gelmektedir. Ayva çiçeği ve kabuklarının da çok faydalıdır. Ayva çiçeği kaynatılıp içildiğinde annelerin sütünü artırır, kalbi güçlendirir ve baş ağrısına iyi gelir. Ayva kabuklarının kaynatılıp içilmesi, idrar yolu iltihaplarında iyileşmeyi hızlandırır. Ağızdaki yaralar, boğazdaki şişlik ve ağrı için ayvanın kendisi ya da yapraklarının kaynatılıp suyu ile gargara yapılabilir. Dudak çatlamalarını önlemek ya da iyileştirmek için de ayva çekirdeklerinin kaynatılıp dudakların bu suyla yıkanması gerekiyor. Çocukların sağlığı açısından da oldukça önemli. Onların sağlıklarını korumakla kalmıyor aynı zamanda büyümelerini ve gelişmelerini de hızlandırıyor. Her yaştaki kişinin sinir sistemini güçlendiriyor. Ayrıca vücut gücünü arttırarak yorgunluk ve bitkinlikten koruyor. Soğuk kış günlerinde sık sık yaşadığımız grip ve nezlenin hızla iyileşmesini sağlıyor. Tabi bunlardan koruma özelliğine de sahip. Ayva yapraklarının çay gibi demlenip içildiğinde sakinleştirici bir etkisi vardır. Ayrıca uykusuzluğa da iyi gelir. Öksürüğü kesmek için ayva yapraklarından demlenen çay da etkili olmakta. Bu çay, ince kıyılmış 1 tatlı kaşığı ayva yaprağını, kaynamış suda 1-2 dakika daha kaynatarak hazırlanıyor. Şeker içeriğinin düşük olması nedeniyle şeker hastaları tarafından da yenilebilen bir meyve olan ayvanın hem meyvesi, hem yaprağı, çiçek hatta tohumları ile son derece faydalı bir meyvedir. Hazırlayan: Sevim Livaoğlu 65 B U L M AC A BİLMECE Verilen sözcükleri hecelere ayıralım. Numaralı heceleri birleştirerek gizli cümlemizi oluşturalım. 10 SAKARYA VALİDE 6 ISPARTA KONYA 1 BAŞARI 3 YILBAŞI 66 4 11 2 5 ANTARTİKA 12 ISINMA 7 BAŞKAN 8 ANLADI 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 BULMACA Tabloya bakarak şifreleri örnekteki gibi çözelim. Alttaki kutulara harfleri yazarak gizli sözcükleri bulalım. BİLMECE A B C Ç D 1 İ V Ü I K 2 U E D Z N 3 T O R L B 4 M Ğ S A Y 3A 1C T Ü 4Ç 1A 3C 4C 2B 1D R 2D 1A K 1D 4D İ 4Ç Y 3C 2Ç 4A 1A 3C 1D 3B 2D 4D 4Ç 3A 4Ç 2D 3D 4Ç 4B 3C 1Ç 2C 1A 3C 2D 4Ç E 4Ç 1A 1B 2B 2A 3Ç 2B 2D 67 Kibriti Kim Buldu? 1680’de Robert Boyle, kükürtlü kibrit aracılığı ile ateşi elde etmeyi başardı. Keşfedilmesinin üzerinden binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen ateş pratik halde elde edilemiyordu. Önceleri bir çelik, bir metal parçasına sürtülüyor ve ateş elde ediliyordu. Boyle’un kibriti zımpara kâğıdına sürtülmek suretiyle ateş alıyordu. Ardından fosforlu kibritler de üretilmeye başlandı. Kar eridiği zaman beyazlığı nereye kaybolur? Su donup kara dönüştüğünde kristal dediğimiz ve herkesin kar tanesi diye bildiği özel bir biçime sahip olur. Bu kar taneciğinin beyazlığı, ışığın yansımasından kaynaklanmaktadır. Kar eridiğinde artık eski biçiminde değildir ve dolayısıyla ışık da eskisi gibi kristalden yansıyamaz. Kar eridiğinde artık su olur. Kalan su etraftaki toprak ve tozlarla birleşerek bir çamur deryası bırakır. 68 Bilgisayar mı yoksa insan beyni mi daha hızlı çalışır? Görsel tanımlama gibi bir işlemde insan beyni bir süper bilgisayara göre çok daha hızlıdır. Matematikte ise bir el hesap makinesinden daha yavaştır çünkü yapısı çok farklıdır. Beyin ile bilgisayar arasındaki en büyük farklardan biri doğrusal işlemcilerle donanmış tipik bir bilgisayarda bu işlemcilerin belli bir anda tek bir şey yapmasıdır. Bu da bir saniyede ne kadar iş çıkarıldığının hesaplanabilmesine olanak tanır. Tipik bir bilgisayarda bir işlemci ve geniş bir bellek bulunur. Beyinde ise milyarlarca işlemci (nöronlar) ve sınırlı bir bellek bulunur. Dolayısıyla bilgisayarla kıyaslandığında beyin mükemmel bir işlemcidir. Güneşin asıl rengi nedir? Güneş gözümüzün algıladığı tüm dalga boylarında ışıma yapar. Yani Güneş ışığı tüm renkleri içerir. Bu nedenle Güneş’in ışığı beyazdır. Güneşten çıkarak atmosferimize kadar yol alan güneş ışınlarının çoğunluğu teğet geçerken, bir kısmı atmosferimiz tarafından emilir. Bu ışık atmosferden geçerken mor tarafındaki ışıklar, kırmızı tarafındakine göre daha fazla dağılırlar ve atmosferde çoğunlukla mavi renk kırılarak yeryüzüne yansıtılır. Bu durumda biz gökyüzünü mavi renkte görürken, güneşi de beyaz – sarı karışımı bir renkte görürüz. Köpeklerin bıyıkları ne işe yarar? Köpeklerin vücudunun hemen hemen tamamı kıllarla kaplıdır. Kıllar ısı, yalıtım ve dokunma duyusunu algılama görevini yapar. Her birinin kökü, duyusal sinir ağıyla basket filesi gibi çevrilidir. Köpeklerde bıyıklar diğer kıllara göre oldukça uzundur. Koku alma duyularını çok kullandıklarından her şeyi koklamak isterler. Bu arada bıyıklarını da kullandıklarından çevreyi algılamada bıyıklar işe yarar. Kesilirse algılamalarında zorlanırlar. 69 E D N İ M E AL AR L N A HAYV LIM A Y I N TA U ’ Ş U BAYK Ben Kimim? Ben Kimim? Ben Baykuş. Gündüzleri çok sık rastlayamayacağınız, insan içine çıkmayı pek sevmeyen bir kuşum. Uçan diğer pek çok arkadaşımdan farklı olarak, geceleri de görebilirim. Kalabalıktan hoşlanmadığım için genellikle geceleri gezmeyi severim. Bu nedenle insanların bir kısmı benden korkar ve uğursuzluk getireceğime inanır. Oysa ben de diğer kuşlar gibi rahatsız edilmedikçe kimseye zarar vermeyen bir canlıyım. Hem biliyor musunuz, eskiden yaşamış olan Kızılderililer, bizim bilgelik ve yardımseverliği temsil ettiğimize inanırlarmış. Harry Potter sayesinde de artık çocuklar bizi daha iyi tanıyor ve seviyor. Türlerimiz Biz baykuşlara Antarktika hariç dünyadaki tüm kıtalarda rastlayabilirsiniz. 100’den fazla çeşidimiz vardır. Ülkemizdeki bazı türlerimiz, keçeli baykuş, kulaklı orman baykuşu, puhu kuşu ve alaca baykuştur. Türümüze göre çeşitli boylarda oluruz. En küçüğümüz 12 cm’lik pigme baykuşu, en büyüğümüz ise 84 cm’lik büyük gri baykuştur. Nasıl Görürüz? Göz yapımız diğer kuşlarınkinden farklıdır. Onların gözleri başlarının iki yanında bulunurken, bizimkiler öndedir. Başımızı geriye doğru tam olarak çevirebildiğimiz için arkamızı da görebiliriz. Gözlerimizi koruyan tam üç kat göz kapağımız bulunur. Gözbebeklerimizin yapısı sayesinde karanlıkta bile çok iyi görebiliriz, ama renkleri birbirinden pek ayıramayız. Bazı insanlar bizim çok güçlü ışıkta kör olduğumuzu zannederler, oysa bu doğru değildir. Çok güçlü ışıkta bazen insanlardan bile daha iyi görebiliriz. 70 Nasıl Davranırız? Sessizliği severiz. Bu nedenle gece ya da sabaha karşı dolaşır, gündüz saatlerinde ise kendimize sessiz bir yer buluruz. Uyandığımızda gerinir, kendimizi gagamız ile temizleriz, tırnaklarımızla başımızdaki tüyleri tararız. Zaten yıkanmayı da çok severiz, özellikle derin sularda ve yağmur altında yıkanırız. Genellikle tek başımıza, bazen de eşimizle gezeriz. Başımızı hafifçe eğiyorsak, meraklanmışız demektir. Rahat ettiğimiz zaman tüylerimiz yumuşar ve gevşer. Eğer bir tehlike varsa tüylerimiz dikilir. Böylece daha büyük görünerek düşmanımızı korkutabiliriz. Uzun ve esnek bir boynumuz vardır ama tüylerin altından görünmez. Başımızı aşağı yukarı hareket ettirebilir, 180 derecelik bir açıyla arkaya çevirebiliriz. Islık, tiz çığlık, mırıltı, homurtu, tıslama gibi çeşitli sesler çıkarırız. Belki de insanlar bu nedenden ötürü geceleri bizi duyunca korkarlar. Oysa bizim doğal sesimiz bu, korkmanıza hiç gerek yok. Nasıl Besleniriz? İyi avcıyızdır. Ucu aşağı doğru dönük ve keskin bir gagamız, kuvvetli pençelerimiz vardır. Üstelik görme ve duyma yeteneklerimiz de çok güçlüdür. Avımızın hareketlerini çok uzaktan duyabilir, keskin gözlerimizle yerlerini belirleriz. Geniş kanatlarımızla fazla enerji harcamadan ve ses çıkarmadan uzun süre uçabiliriz. Dolayısıyla kolaylıkla avlanabiliriz. Böcekler, örümcekler, küçük memeliler, sürüngenler ve kuşlarla besleniriz. Bazı türlerimiz suyun yüzeyine yakın yüzen balıkları da avlayabilir. Yuvamız Ve Ailemiz Biz baykuşlar göç eden kuşlardan değilizdir. Sadece, kutuplar gibi dünyanın soğuk bölgelerinde yaşayan bazı türlerimiz, kışın çok soğuk olursa güneydeki daha sıcak yerlere giderler. Evimize bağlıyızdır. Yeni yuva yapmaya üşendiğimiz için genellikle terk edilmiş evleri sahipleniriz. Bu tip bir yer bulamazsak ağaç kovuklarında veya kayaların aralıklarında yaşarız. Tek eşliyizdir. Türümüze ya da mevsime bağlı olarak dişilerimizin bir seferde 1 ile 13 arası yumurtası olur, ama ortalama sayı 3 veya 4’tür. Yavrular 30 gün kuluçkada kalırlar, sonra yumurtadan çıkarlar. Onları çok iyi koruruz, birileri zarar vermeye kalkarsa mutlaka saldırırız. 2 resim arasındaki 7 fark nedir? İki resim arasındaki 7 farkı bulun. Karadandır kazanı, bacadan çıkar dumanı Orta yerde oturur, nice işler bitirir. Ben giderim, o gider. Ben dururum, o gider. (Soba) Uzun uzun zurnaya benzer, Sıra sıra turnaya benzer, Tel tel kadifeye benzer, Kat kat yufkaya benzer. (Mısır) (Dünya) Yokuştur ayak ayak, çık yürü kata bak. Gençlere kolay gelir, ninem istemez çıkmak. (Merdiven) Bir kutuda bin asker. (Kibrit) Ben giderim, o gider; kolumda tık tık eder. 71 (Kol Saati) ER Kİ L DA ZY ON Vİ YUNUS EMRE AŞKIN SESİ Tür : Macera, Tarih Yönetmen : Kürşat Kızbaz Oyuncular : Altan Erkekli, Devrim Evin, Burak Sergen, Bülent Emin Yarar, Sinan Albayrak Senaryo : Kürşat Kızbaz Aşkı arayan bir dervişin şair olma öyküsüdür, ‘Yunus Emre Aşkın Sesi’. Anadolu’nun derinliklerinden yayılan ışığın; sevgiyi ve aşkı harmanlama öyküsüdür. Kan ve savaşın ortasında kalan Anadolu köylüsü Yunus, Hacı Bektaş-ı Veli’nin verdiği nefesi kabul etmez, buğday ile avunur. Kısa sürede yaşadığı pişmanlık Yunus’u zamansız bir ilahi aşk arayışına sürükler. Artık ne buğday vardır ne de Yunus. Aşkı arama yolunda Yunus tüm sevdiklerini feda ederken dünyevi aşkla bağlandığı Balım Kızı da görmezden gelir. Yunus Anadolu’nun tüm erenlerini ilahi aşkı arama yolunda ziyaret edecek, gerçek sevgiyi ve aşkı bulmaya çalışacaktır. Aradığının kendi içinde saklı olduğunu bilemeden... HALAM GELDİ Tür : Dram Yönetmen : Erhan Kozan Oyuncular : Burçin Terzioğlu, Turgay Tanülkü, Dilek Çelebi, Necip Memili, Berke Hürcan Senaryo : Evrim Kanpolat Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Rum köyü Limya (Lympia) sınırında Ezan seslerine Kilise çanının, Türk müziğine Yunan ezgilerinin eşlik ettiği sınır köyü AKINCILAR’da geçiyor. Köyde üç çocuk, üçü de Diyarbakırlı, üçü de 13 yaşında, üçü de kaderine tutsak yol arkadaşları, çözüldükçe karışan bir törenin, ÇOCUK GELİNLERİN hikâyesi bu... Film, 2013 Altın Portakal Film Festivali’nde Sosyal Sorumluluk Ödülü’nü aldı. DURSUN ÇAVUŞ Tür : Komedi Süre : 98 dakika Yönetmen : Ali Engin Oyuncular : Sinan Bengier, Selahattin Taşdöğen, Tarık Pabuççuoğlu, Perihan Savaş, Naci Taşdöğen Senaryo : Burak Tarık, Handan Öztürk, Ali Engin 1973 yıllarında Adıyaman’da yaşayan Dursun Çavuş postacılık yaparak geçimini sağlayan sade bir vatandaştır. Oğlu Abuzer’in belediye başkanı Reşat ağanın kızına âşık olması ile işler karışır, ağayla ters düşen Dursun Çavuş karısı Server ve arkadaşlarının ısrarıyla emekliliği ister ve belediye başkanlığına adaylığını koyar. Seçim kampanyaları boyunca Dursun Çavuş‘un yanından ayrılmayan binlerce Adıyamanlı Dursun Çavuş’un başkan olacağına kesin gözle bakarlar. Ama Dursun Çavuş bir seçim oyununa gelmiştir. Ve sandıktan 3 oyla ayrılır. 72 REYONDAKİLER JACOBS MONARCH MILLICANO Jacobs Monarch Millicano, çözünebilir kahve ve öğütülmüş kahve çekirdeklerinin enfes bir karışımıdır. Kahve çekirdeklerinin zengin aroması ve tadını Jacobs Monarch Millicano ile çözünebilir kahve dünyasında bulacaksınız. Jacobs Monarch Millicano, yeni nesil eşsiz kahve üretim teknolojisi sayesinde Jacobs kahve uzmanları tarafından sizin için özenle hazırlanmıştır. Jacobs Monarch Millicano hem kendinize hem de sevdiklerinize enfes kahve deneyimini günün her anı sunar. SHAZİLİ’DEN YEPYENİ BİR TAT ! Dünyada bir ilk olan Shazili Sütlü Hazır Türk Kahvesi, çocukluğunuzdan kalma özleminizi sona erdiriyor. Geleneksel Türk Kahvesi lezzeti, dinlendirici ve keyif verici Süt ile artık daha kalıcı bir tat haline dönüşüyor. Shazili Sütlü Hazır Türk Kahvesi çocuklarında keyifle tadabileceği ve besin değeri içerisindeki süt ile zenginleştirilmiş nefis bir tat. EKİCİ SÜZME PEYNİR %100 doğal ve taptaze sütlerden üretilen Ekici Süzme Peynir, ağızda eriyen yumuşak kıvamı ve pürüzsüz dokusu ile tüm ailenin severek tüketeceği benzersiz bir peynirdir. Ekici kalitesi ile üretilen bu enfes lezzet, 500 g ve 850 g ’lık ambalajları ile Adese reyonlarındaki yerini aldı. COLGATE MAKSİMUM ANTİ-ÇÜRÜK DİŞ MACUNU Dünya diş macunu pazarının lideri Colgate, yeni ürünü Colgate Maksimum Antiçürük + Şeker Asidi Dengeleyici ile ağız ve diş sağlığında çığır açıyor. 14.000 kişiyle yapılan ve 8 yıl süren klinik araştırmaların sonucunda geliştirilen yeni ürün, diş minesinin bir numaralı düşmanı olan şeker asidini dengeleyerek diş çürüklerini oluşum sürecinde kontrol edip önlüyor. 73 BÜ M AL ÜMİT SAYIN: “KENDİLİĞİNDEN” 9 yıldır solo albüm yapmayan ve en son 2011’de çıkardığı “Söz Müzik: Ümit Sayın” isimli düet albümüyle karşımıza çıkan Ümit Sayın “Kendiliğinden” isimli yeni solo albümüyle müzikseverlerle buluştu. Bu albümde Ümit Sayın, aynı zamanda ilk defa bir albümün yapımcılığını ve prodüktörlüğünü üstlendi. “Kendiliğinden” albümü 4 yıl ön hazırlık ve 10 aylık stüdyo çalışması sonucunda meydana getirildi ve Ümit Sayın’ın ilk akustik albümü olma özelliğini taşıyor. Albümde 10 yeni şarkı mevcut olup, tüm şarkılar Ümit Sayın’a ait. Şarkılar oluşum sürecine göre sıralanmış ve şarkı aralarına koyulan efektlerle birbirine bağlanmış ve zenginleştirilmiş. Efektlerin bu şekilde kullanımı açısından Ümit Sayın, Türkiye’de bir ilke imza attı... EMRE AYDIN: “EYLÜL GELDİ SONRA” Emre Aydın’ın yeni albümü “Eylül Geldi Sonra” müzik marketlerde ve dijital müzik platformlarında yerini aldı. Çıkardığı tüm albümler ile satış rekorları kıran Türkçe Rock Müziğin güçlü ismi Emre Aydın, yeni albümünün stüdyo kayıtlarını İsveç’te tamamladı. Düzenlemelerde Mustafa Ceceli ve Mats Valentin ile çalışan Emre Aydın; 10 şarkılık albümde 8 şarkının da söz ve müziğini yaptı. Sezen Aksu’nun “Belalım” ve Nazan Öncel’in “Geceler Kara Tren” şarkılarını da kendi yorumuyla seslendiren Emre Aydın, yeni albümüyle yine hayranlarının gönlünü fethedeceğe benziyor. 2008 yılında MTV Avrupa Müzik Ödüllerinde “Türkiye’nin En İyi Sanatçısı” seçilen, ardından Liverpool’da yapılan finalde 21 ülkenin birincisini geride bırakarak “Avrupa’nın En İyi Sanatçısı” ödülüne layık görülen Emre Aydın’ın şarkıları dijital ortamda da 100 milyon adetin üzerinde hit almış durumda. FARID FARJAD 5 Kimi zaman hüzünleri vardır insanların, melankolik ve kırgın hallerinde gözyaşlarının, söylenemeyen kelimeleri, kimseye açık edilmemişleri parmaklarıyla yüreğinden akıp gelen hisleriyle Fars Kültüründe yüzyıllar önce Rebab diye bilinen ve modern kültürde gelişip azda olsa değişen kemanıyla gam ve kederi harmanlayıp içinizi yakarcasına, kemanını ağlatarak nağmelerini gözünüzde bir damla yaşa, boğazınızda takılı kalan bir nefese, yüreğinizi yakan bir kora çevirir; sözün bittiği yerdedir, ezgileri tanıdıktır dinleyene onun adı; Farid Farjad’tır… 74 75 76
Benzer belgeler
Baharat Mevsimi
Aydoğan Yüce
Sanat Danışmanı
R. Yeşim Güner
YAPIM
GREENS DESIGN
Yayın Kurulu
Aydoğan Yüce, Ayşe Esra Atlı
Hasan Güvercinci, Hakan Başbuğ,
Salih Yılmaz,
Lider Anaç, Yıldız Liva,
Yönetim Yeri
Hoşdere...
bizden haberler
İmtiyaz Sahibi
Yeşilimsi Yayıncılık Ltd. Şti. Adına - Tekin Güner
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Tekin Güner
Editör
Aydoğan Yüce
Sanat Danışmanı
R. Yeşim Güner
YAPIM
GREENS DESIGN
Yayın Kurulu
Aydoğan ...
kânun kaligrafi - İttifak Holding
Aydoğan Yüce
Sanat Danışmanı
R. Yeşim Güner
YAPIM
GREENS DESIGN
Yayın Kurulu
Aydoğan Yüce, Ayşe Esra Atlı
Hasan Güvercinci, Hakan Başbuğ,
Salih Yılmaz,
Lider Anaç, Yıldız Liva,
Yönetim Yeri
Hoşdere...
cenevre parıs
Aydoğan Yüce
Sanat Danışmanı
R. Yeşim Güner
YAPIM
GREENS DESIGN
Yayın Kurulu
Aydoğan Yüce, Ayşe Esra Atlı
Hasan Güvercinci, Hakan Başbuğ,
Salih Yılmaz,
Lider Anaç, Yıldız Liva,
Yönetim Yeri
Hoşdere...