Derginin tamamını okumak için buraya tıklayınız
Transkript
Derginin tamamını okumak için buraya tıklayınız
Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği’nin Resmi Yayın Organı Official Journal of Turkish Association of Colorectal Surgeons Editörler Kemal ALEMDAROĞLU Editör Ergun ERDOĞAN Yardımcı Editör B. Bülent MENTEŞ Yardımcı Editör M. Levhi AKIN Yardımcı Editör Cem TERZİ Yardımcı Editör Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Yönetim Kurulu Kemal ALEMDAROĞLU Başkan Necmettin SÖKÜCÜ II. Başkan Ergun ERDOĞAN Genel Sekreter Ahmet Nejat ÖZBAL Sayman Yılmaz AKGÜN Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Diyarbakır Musa AKOĞLU Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi, Ankara Ali AKYÜZ İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, İstanbul Ömer ALABAZ Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Adana Selçuk ATAMANALP Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Erzurum Süha AYDIN Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mersin Türker BULUT İstanbul Üniversitesi, İstanbul Adil BAYKAN Üye Mehmet FÜZÜN Üye Abdullah ZORLUOĞLU Üye Dursun BUĞRA Üye Yayın Kurulu (Alfabetik Sıra İle) Tarık AKÇAL İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İstanbul Nur DANİŞMEND Üye Tıp Fakültesi, İstanbul Yılmaz BÜYÜKUNCU İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, İstanbul Saadettin ÇETİNER Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Ankara Sezai DEMİRBAŞ Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, İstanbul Emin Uğur ERKOÇAK Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Adana Hayri ERKOL Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Bolu Tayfun KARAHASANOĞLU İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İstanbul Feza REMZİ Cleveland Clinic, Cleveland, Ohio-USA Neşet KÖKSAL Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul Selman SÖKMEN Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, İzmir Mehmet MİHMANLI Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul Mehmet OĞUZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ankara Halit OSMANOĞLU Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, İzmir Mustafa ÖNCEL Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul Erdoğan SÖZÜER Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kayseri Uğur SUNGURTEKİN Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Denizli Sümer YAMANER İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, İstanbul Ethem GEÇİM Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ankara Durkaya ÖREN Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Erzurum Tuncay YILMAZLAR Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Bursa İsmail HAMZAOĞLU İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İstanbul Şükrü Bülent ÖZER Selçuk Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Konya Serdar YÜCEYAR İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İstanbul Editorial Office İnönü Cad. Gümüş Apt. No: 49/4 Taksim - İSTANBUL Tel: (212) 251 00 66 - Faks: (212) 293 36 55 Üç ayda bir, yılda dört sayı olarak yayınlanır. www.turkkolonverektum.com • www.turkishcolorectal.com • www.turkishcolorectal.org Tasarım: Fikirci Reklam Ajansı (312) 424 00 99 • Baskı : Barem Matbaacılık (312) 341 44 31 Volüm 17 • Sayı 2 • Haziran 2007 YAZIM KURALLARI Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği’nin Resmi Yayın Organı Kolon ve Rektum Hastalıkları Dergisi, Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği’nin resmi yayın organıdır ve yılda dört sayı olmak üzere üç ayda bir yayınlamaktadır. Dergi, kolorektal hastalıklar hakkında bilgilerin ilerlemesinde önemli katkı sağlayan orijinal çalışmaların yayınlanması amacıyla tasarlanmıştır. Tüm hakları saklıdır ve yayınlanan çalışmalar Kolon ve Rektum Hastalıkları Dergisi izni olmadan herhangi bir formda kopyalanamaz. Editörler kurulu, klinik veya deneysel orijinal makaleleri, nadir gözlenen sendrom ve hastalıklar hakkında bilgi veren olgu sunumlarını, bir konu hakkında en son araştırmalar ve yazarın kendi deneyimleri ışığı altında hazırlanan derlemeleri, özel metot ve ekipmanlar hakkında teknik raporları içeren çalışmaları kabul etmektedir. Ayrıca daha önce yayınlanmış olan makalelere yönelik yorumları veya ilgi duyulan bir konu hakkında bilgi içeren editöre gönderilmiş mektuplar yayınlanabilir. MetinGiriş: Makalenin amacı açık olarak belirtilmelidir. Makaleye zemin oluşturan bilgiler kısaca derlenmeli ve sunulmalıdır. YAZILARIN GÖNDERİLMESİ Elektronik ortamda başvuru gerekmektedir. Metinler, Word formatında, fotoğraflar GIF veya JPG formatında elektronik ortamda e-posta olarak [email protected], [email protected] veya [email protected] adreslerinden birine veya hepsine (e-posta alımı sırasında oluşabilecek olası risklere karşı – posta kutusunun dolu olması, teknik sorunlar, vs.) gönderilmelidir. Kısa bir süre sora başvurular ilan edilecek olan web sayfası üzerinden ilgili sayfada belirtilecek kurallar çerçevesinde yapılacaktır. Web sayfası ilanına kadar başvurular yukarıda belirtilen e-posta adreslerine aşağıdaki kurallar çerçevesinde yapılacaktır. Tüm çalışmalar editörler kurulu üyeleri tarafınca değerlendirilir ve çalışma hazırlıkları için gerekli şartlar yerine getirilmiş ise konu hakkında uzman olan en az iki bağımsız eleştirmen tarafınca tekrar değerlendirilir. Yazılar, başka bir dergide ve başka bir dilde yayınlanmamış ve yayınlanmayacak olmak şartıyla kabul edilir. Özet formunda dahi sözlü olarak daha önce sunulmuş olan çalışmalar dergiye bildirilmelidir. Makale e-posta ile gönderilirken, tüm yazarlar tarafınca çalışmanın ya da bir parçasının daha önce herhangi bir dergide yayınlanmadığı ve yayınlanma aşamasında olmadığını belirttiği ve onayladığı “editöre sunum sayfası (cover letter)” 0216 4494480 numaralı faksa ayrıca gönderilmelidir. Bu mektup, çalışmada adı geçen tüm yazarlar tarafınca imzalanmalı ve yazarlardan birisi iletişim kurulacak kişi olarak belirtilerek adresi (telefon ve/veya faks numarası) bildirilmelidir. Yazarlar, bulguları, alıntıları, onayları ve referansları içeren çalışmanın doğruluğu ve güvenilirliği için tam sorumluğu kabul etmelidirler. Yazarlar çalışmanın reddedilmesi durumunda, kararın bağımsız hakemler tarafınca verildiğini kabul etmeli ve sonuç sorgulanmamalıdır. Editörler kurulu kabul edilen çalışmada, bilimsel verilerle çelişmemek kaydıyla şeklen düzeltme yapma hakkına sahiptir. Bulgular: Veriler tablolar ve figürler ile sunulmalı, önemli gözlemler metinde belirtilmelidir. Ölçümlerde kullanılan birimler “Systeme International d’Unites (SI Units) ile uyumlu olarak verilmelidir. MAKALELERİN HAZIRLANMASI Makaleler Türkçe ve imla açısından Türk Dil Kurumu Sözlüğü kuralarına uygun olarak yazılmalıdır. Metin kağıdının (A4) bir kenarından 2.5 cm boşluk kalacak şekilde, iki satır halinde (başlık sayfası hariç) yazılmalıdır. Yazı karakter büyüklüğü 10’un altında olmamalıdır. Makalenin yazı bölümü, orijinal makaleler için 10’u, derlemler için 12’yi, olgu sunumları, teknik raporlar için 4’ü ve mektuplar 1 sayfayı geçmemelidir. Başlık sayfasından başlayarak tüm sayfalarda sayfa numarası üst sağ köşeye yazılmalıdır. Her bir bölüm ayrı bir sayfalara yazılmalıdır. Şekil, grafik ve fotoğraflar yine e-posta ile JPG veya GIF formatında makale içine monte edilmiş şekilde veya ayrı olarak gönderilecektir. Başlık sayfası – makalenin başlığı, yazarların isimleri ile birlikte unvanları ve derecelerini içermelidir. Kısa başlık - en fazla 40 karakter olan (karakterler ve boşluklar dahil)- belirlenmelidir. İletişim kurulacak olan yazar tam adres, telefon ve/veya faks numarası belirtilmelidir. Çalışmanın destekleyen kurum ve bölümler, tebliğ edildi ise tebliğ edildiği yer ayrı paragraflarda belirtilmelidir. Özet – Makalenin tam başlığı ile başlamalıdır. Yazarların adları yazılmamalıdır. Klinik ya da deneysel çalışmalar bölümlenmiş özet (structured abstract) ile başlamalıdır. Bu özetler, kısa ve açık olarak amaç, (hastalar ve) yöntemler, bulgular ve sonuçlar olmak üzere 4 başlık altında olmalı ve 300 kelimeyi aşmamalıdır. Olgu sunumları ve teknik notlar için bölümlenmiş özet yerine tek paragraftan oluşan, 200 kelimeyi aşmayan özet gerekir. Özet sayfasının altında 3 ile 10 kelimeden oluşan anahtar kelime listesi bulunmalıdır. (Hastalar ve) Yöntemler: Hasta seçimi ya da deney hayvanlarının ve kontrol grubunun seçimi tarif edilmelidir. Yöntemler, kullanılan ekipman ve prosedürler, bulguların yeniden üretilebilmesi için yeterli olacak ayrıntı ile anlatılmalıdır. Kullanılan tüm ilaçlar ya da kimyasallar jenerik isimleri, dozları ve uygulama yollarını içerecek şekilde belirtilmelidir. İnsan veya hayvan denekler üzerinde yapılacak tüm araştırmalar kurumsal yada bölgesel etik kurul tarafından onaylanmış olmalı ve onaylayan kurul açık olarak belirtmelidir. Bulgular değerlendirilirken kullanılan istatistiksel yöntemler hakemler tarafından bulguların doğrulanabileceği kadar yeterli ayrıntıda belirtilmelidir. İrdeleme: Çalışmanın önemli ve yeni sonuçları ortay konmalı, bulgular bölümündeki tüm veriler tekrarlanmamalıdır. Bulgular temelinde olası çıkarımlar ve sonuçlar tartışılmalıdır. Olgu sunumu giriş, olgu sunumu ve sonuç bölümlerinden; teknik not ise giriş, yöntem, (varsa bulgular) ve sonuç bölümlerinden oluşmalıdır. Bilgilendirme: Eğer varsa, akademik çevrede olanlar dışında teknik, finans veya malzeme yardımı/desteği sağlayan kişiler veya kuruluşlar belirtilmelidir. Kaynaklar – referanslar yazı içinde geçtikleri sırayla, arabik sayılarla ve üst simge olarak numaralandırılmalı ve aynı sıralamayla referanslar listesinde yer almalıdır. Dergi isimleri Index Medicus sistemine uygun olarak kısaltılmalı ve noktalamalar kullanılmalıdır. Index Medicus’un kapsamadığı bir dergi kaynak olarak gösterildiğinde, ismi kısaltılmamalı ve tüm isim yazılmalıdır. Kişisel sohbetler ve yayınlanmamış veriler parantez içinde açıkça belirtilmelidir. Altıdan fazla yazarı olan kaynaklarda ilk üç yazar ve sonrasında et al. kullanılmalıdır. Örnekler: (a) Periyodik dergilerde yayınlanan makaleler: Wylds AC, Richard MT, Karow AMA. A model for thermal gradients during renal vascular anastomoses. J Surg Res 1988;43:532-534. (b) Kitap bölümleri: Mosley JW, Galambos J. Viral hepatitis. In. Schiff L(ed): Diseases of the Liver. 5th ed. Philadelphia: J B Lippincot; 1975. p500-593. (c) Tüm kitaplar: Matthews DE, Farewell VT. Using and Understanding of Medical Statistics. Basel: Karger; 1985. Tablolar - Metindeki sırasıyla tablolar numaralandırılmalıdır. Her tablo tek başına ayrı sayfada çift satır aralığı kullanılarak yazılmalıdır. Her tablo için ayrı bir numara ve kısa başlık belirtilmelidir. Ayrıntılar başlıkta değil dipnotta belirtilmelidir. Dipnotlar için tablo içinde semboller (*, +) kullanılmalıdır. Tablolar fotoğraf şeklinde gönderilmemeli ve yatay ya da dikey çizgiler kullanılmamalıdır. Standart istatistiksel ölçümler verilmelidir (ortalama, SD, SEM). Şekil başlıkları – ayrı bir sayfada metinde geçen sırada verilmelidir. Kısa ve açık olmalıdır. Mikroskopi fotoğrafları kullanıldı ise boyama tekniği ve büyütme oranı belirtilmelidir. Şekiller – (fotoğraflar, grafikler ve çizimler) metinde geçtikleri sıra ile numaralandırılmalıdır. Şekil üzerindeki belirteçler özellikle mikroskopi fotoraflarında bulunmalıdır ve bu belirteçler zemin ile zıtlık oluşturacak renklerde seçilmelidir. Şekiller makalenin içinde değilse ve ayrı olarak gönderildiyse dosya adında ilgili makalenin başlığı vurgulanmalıdır. Fotoğraflarda kişiler kullanıldı ise kişinin kimliği anlaşılmamalıdır. Şekil daha önceden yayınlanmış ise kaynak ve yazılı izin belgesi sağlanmalıdır. Standart kısaltmaların, metinde ilk geçtikleri yerde açıklanacak şekilde kullanılması tercih edilir. biyokimyasal kısaltmalar için “Journal of Biological Chemistry” kaynak gösterilmelidir. Tüm ticari ürünlerin üretici firması, şehir ve ülkesi parantez içinde belirtilmelidir. Ek bilgi için, lütfen editörlüğe telefon ya da e-posta ile ulaşınız. [Yazım kuralları, Uniform Requirements for Manuscripts Submitted to Biomedical Journals - the fifth edition - 1997 (The New England Journal of Medicine 1997; 336 : 309-315) ile uyumludur.] www.turkkolonverektum.com • www.turkishcolorectal.com • www.turkishcolorectal.org © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Volüm 17 • Sayı 2 • Haziran 2007 İçindekiler/Contents Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği’nin Resmi Yayın Organı Official Journal of Turkish Association of Colorectal Surgeons Temel Konu - Güncelleme Main Topic-Update Rekrorektal Tümörler.............................................................................................................................................61 Retrorectal Tumors Sezaİ Leventoğlu, B.Bülent Menteş Özgün Makaleler Original Articles Kolorektal Kanser Cerrahisi Uygulanan Hastalarda P-Possum Skorlama Sisteminin Değerlendirilmesi..............71 Evaluation of P-Possum Scoring System in Patients Undergoing Colorectal Cancer Surgery Haluk Recaİ Ünalp, Erdİnç Kamer, Kemal atahan, Fevzİ Cengİz Stoması Kapatılan Bireylerin İlk Barsak Boşaltımına İlişkin Duygu ve Düşünceleri Bir Pilot Çalışma...................................................................................................................................................76 Individual Feelings and Opinions Regarding the First Intestinal Excretion Following Stoma Closure: A Pilot Study Zehra Göçmen BAYKARA, Sezaİ Leventoğlu, B. Bülent Menteş Sol kolon Patolojileri Nedeniyle Hartmann Kolostomi Uygulanan Olgularda Kolostomi Kapatılması İçin Geçmesi Gereken Sürenin Önemi ve Mekanik Barsak Temizliğinin Gerekliliği.......................82 Timing of Hartmann’s Colostomy Reversal and Necessity of Mechanical Bowel Preparation in Patients Undergoing Urgent Left-sided Colonic Surgery Alper Akcan, Erdoğan Sözüer, Hızır Akyıldız, Can Küçük, Mehmet Çetİn Ülseratif Kolitte Cerrahi Tedavinin Hastaların Yaşam Kalitesi Üzerindeki Etkilerinin Değerlendirilmesi..........88 The Effects of Surgical Treatment for Ulcerative Colitis on Patient Comfort and Quality of Life Nuray Akyüz, Emre Balık, Nevİn Kanan, Sümer Yamaner, Sabahattİn Kaymakoğlu, Alİ Akyüz, Sadakat Özdİl, Türker Bulut, Yılmaz Büyükuncu, Necmettİn Sökücü, Dursun Buğra Pratik Konusu Practice Point Laparoskopik Appendektomi .............................................................................................................................102 Sezaİ Leventoğlu, B. Bülent Menteş, Hasan Bostancı, Tugan Tezcaner, Cem Azılı, Arİf Emre Olgu Sunumları Case Reports Sağ Kolonda Dieulafoy Lezyonu: Vaka Takdimi.................................................................................................103 Dieulafoy’s Lesion of the Right Colon: Report a Case Sezaİ Leventoğlu, B.Bülent Menteş, Mehmet Oğuz, T. UTKU YILMAZ, Pelİn Börcek, Ayşe Dursun Yutulmuş Balık Kılçığına Bağlı Olarak Gelişen Perianal Apse Olgusu...............................................................107 A Case of Perianal Abscess Due to Ingented Fish Bone Uğur Sungurtekİn, HAcı Bolat, Sevda Yılmaz, A. Özgür Atalay, Hülya Sungurtekİn Düzeltme...............................................................................................................................................................................109 Erratum Seçilmiş Özetler....................................................................................................................................................................110 Selected Abstracts © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği TEMEL KONU - GÜNCELLEME Retrorektal Tümörler Retrorectal Tumors Sezaİ Leventoğlu, B.Bülent Menteş Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, ANKARA ABSTRACT Retrorectal tumors are rare, the differential diagnosis is extensive, and their discovery is notoriously difficult and late. A high index of suspicion is needed to identify these patients. Once a benign or malignant retrorectal lesion is discovered and histologically diagnosed, it should be treated, even if the patient is asymptomatic. CT and MRI imaging can help differentiate between benign and malignant, cystic and solid and accurately define extent of adjacent organ and bony involvement to guide operative planning. Completely cystic lesions, in general, do not require preopera- tive biopsy unless malignancy is suspected. All solid tumors and heterogenous cysts should be considered for biopsy to rule out malignancy, guide neoadjuvant therapy, and plan extent of resection. Biopsies should be done transperineally or parasacrally. An aggressive approach, by an experienced, multidisciplinary team, that can achieve a tumor-free, en bloc resection, avoid tumor violation, restore spinopelvic stability, and minimize intraoperative and postoperative complications, should decrease the risk of local recurrence and improve survival. Retrorektal ya da presakral bölgedeki kitleler nadiren görülmektedir. Referans merkezlerde bu tümörlerin insidansı 1/40.000-63.000 olarak bildirilmiştir.1 Çok nadir görülmesine rağmen, genel cerrahların çoğu kariyerlerinin bir döneminde en az bir kez retrorektal tümörler ile karşılaşmıştır.1 Tümoral kitlelerin büyük bir kısmı benign olmakla beraber malign de olabilmektedir. Bu yüzden agresif cerrahilere ihtiyaç duyulabilmektedir. Retrorektal bölgedeki kitlelere hatalı tanı konulması ve uygunsuz cerrahi tedavi edilmesi sonucunda ciddi ve geri dönüşümü olmayan komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle retrorektal kitle ile gelen hastanın semptomatolojisinin bilinmesi, tanı için doğru algoritmin seçilmesi ve de en önemlisi uygun şekilde cerrahi olarak tedavi edilmesi gerekmektedir.2 Görüntüleme yöntemlerinde ileri teknolojilerin uygulanması, tümör biyolojisinin daha iyi anlaşılması, adjuvant kemoradyoterapi uygulama- İletişim Adresi: Dr. Sezai LEVENTOĞLU, 76. Sokak 3/4 06510 EmekANKARA e-posta: [email protected] Kolon Rektum Hast Derg 2007;17:61-69 M R RRA Resim 1. Retrorektal bölge. M: Mesane, R:Rektum, RRA: Retrorektal alan 62 LEVENTOGLU ve ark. Tablo 1. Retrorektal tümörlerin sınıflandırılması.3 Konjenital Benign Gelişimsel kistler (teratoma, epidermoid, dermoid, mukus salılayan) Rektal duplikasyon (Resim 2) Anterior sakral meningosel Malign Kordoma Teratokarsinoma Nörojenik Benign Nörofibroma Şvannoma (Nörilemoma) Ganglionöroma Malign Nöroblastoma Ganglionöroblastoma Ependimoma Periferik sinir kılıfından kaynaklana malign tümörler (Malign şvannoma, nörofibrosarkoma, nörojenik sarkoma) Osseöz Benign Giant-cell tümör Osteoblastoma Anevrizmal kemik kisti Malign Osteojenik sarkoma Ewing sarkoma Myeloma Kondrosarkoma Diğerleri Benign Lipoma Fibroma Leomyoma Hemanjioma Endotelioma Desmoid (lokal agresif ) Malign Liposarkoma Fibrosarkoma/malign fibröz histiositoma Leomyosarkoma Hemanjioperistoma5 (Resim 3) Metastatik karsinoma Diğer Ektopik böbrek Hematoma Abse © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 A B Resim 2. Rektal duplikasyon kisti A. CT görünümü, B. Peroperatif görünümü (B. Menteş arşivinden). ları ve de daha agresif cerrahi yaklaşımlar sayesinde, retrorektal alandaki tümörlerin tanı ve tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler olmaktadır.3 Retrorektal tümörlerin değerlendirilmesinde ve tedavi yaklaşımında yumuşak dokuları, sinir ve kemik yapıları içeren pelvik anatominin doğru anlaşılması çok önemlidir. Retrorektal ya da presakral alan anteriorde rektumun fasya propriası, posteriorde sakrumun üzerini örten presakral fasya, laterallerde rektum, üreterler ve iliak damarların bulunduğu alan olarak tanımlanmıştır (Resim 1). Retrorektal alan superiorde rektum Vol. 17, No. 2 RETROREKTAL TÜMÖRLER A 63 B Resim 3. A. MRI’da radyopak tutan retrorektal kitle görünümü, B. Kitlenin makroskopik görünümü (Hemangioperisitoma) (B. Menteş arşivinden). peritoneal refleksiyonuna, inferiorde anorektal bileşkenin 3-5 cm proksimaline uzanan Waldeyer fasyaya uzanım göstermektedir.2 Retrorektal alanda bulunan lezyonlar konjenital ya da akkiz, benign ya da malign olarak sınıflandırılmaktadır. Bu lezyonların 2/3’ü konjenital olup bunların da 2/3’ü benign olarak bildirilmiştir. Yumuşak doku, sinir, yağ ve vasküler yapılardan oluşan bu potansiyel alan oldukça karmaşık embriyolojik gelişime sahiptir. Bölgedeki üç farklı germinal tabakadan kaynaklanan totipatansiyel hücreleri içerdiğinden bunlardan meydana gelen tümöral lezyonlar da farklı farklıdır. Uhlig ve Johnson tarafından ilk kez retrorektal tümörler konjenital, nörojenik, osseöz ve diğerleri olmak üzere A 4 ana başlık altında toplanmış ve daha sonraları bu sınıflama modifiye edilmiştir (Tablo 1).3,4 Alt gruplardaki lezyonların benign ve malign olarak sınıflanmasının cerrahi yaklaşımlar açısından çok önemli olduğu vurgulanmıştır. Konjenital Kistler Epidermoid kistler, ektodermal tübün kapanma defekti sonucu ortaya çıkmaktadır. Histolojik olarak stratifiye skuamoz hücrelerden köken almaktadır. Tipik olarak benigndir (Resim 4). Dermoid kistler, histolojik olarak stratifiye skuamoz hücreleri ve deri ekleri içermesine rağmen ektodermden kaynaklanmaktadır. Genellikle benign B Resim 4. Epidermoid kist A. Peroperatif görünümü, B. Makroskopik görünümü (B. Menteş arşivinden). © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği 64 LEVENTOGLU ve ark. Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 B Resim 5. Tailgut kist A. CT görünümü, B. Makroskopik görünümü (B. Menteş arşivinden). olarak bilinmektedir. Epidermoid ve dermoid kist cidarları ince olduğundan sıklıkla deri yüzeyi ile ilişkilidir ve de postanal gamzelenmeyle karekterizedir. Kadınlarda daha sıklıkla bulunmaktadır ve infekte olma riski yüksektir. Bu nedenle perianal abse hatalı tanısı konularak drene edilebilmektedir. Enterojenöz kistler, endodermal dokudan köken aldığı için skuamöz, kuboidal ve kolumnar epitelleri içerebilmektedir. Bu lezyonlar, bir dominant kist ve birden çok küçük kistler şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Sıklıkla kadınlarda görülüp, infekte olma şansı çok yüksektir. Genellikle benigndirler, ancak çok nadir olarak rektal duplikasyon içinde malign transformasyon gösteren tipleri vaka takdimi olarak bildirilmiştir.6 Tailgut kistler, kistik hemartoma ya da multilokuler kist olarak da bildirilmektedir.6 Malign transformasyonu nadirdir (Resim 5). Teratomalar, üç germ tabakasını içeren totipotansiyel hücrelerden köken olan gerçek bir neoplazmdır. Malign transformasyon gösterebilir. Hücre farklılaşmasına göre matür ya da inmatür tümörler olarak bildirilebilir. Pediatrik yaş grubunda bayanlarda sıklıkla görülmektedir. Sıklıkla vertebra, üriner sistem ve anorektumun anomalileri birliktelik göstermektedir. Yetişkinlerde malign dejenerasyon %40-50 olarak bildirilmiştir.8,9 Cerrahi olarak yetersiz ya da parsiyel olarak çıkarılması malign dejenerasyon olasılığını arttırır. Bu nedenle infekte olup, perianal abse ya da fistül gelişebildiği bildirilmiştir. Tanı gecikmesi durumunda kitle gözle görülebilir boyutlara kısa sürede ulaşabilmektedir.10 © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Sakrokoksigeal kordoma, sıklıkla maligndirler. Spinal vertebranın herhangi bir yerinden kaynaklanabilmektedir. %50 sinden fazlası sakrumdan köken almaktadır. Özellikle erkeklerde ve nadiren de 30 yaşından gençlerde ortaya çıkabilmektedir.11 Yumuşak, jelatinöz kıvamda olan bu tümörler kemik ve de yumuşak dokulara yayılım göstermektedir. Tümördeki hemoraji ve nekroz sonucu kalsifikasyonlar ortay çıkabilir ve psödokapsül formasyonu meydana getirebilir. Sıklıkla otururken pelviste, gluteal bölgelerde ve belde ağrı semptomları verir ve ayağa kalkınca, yürüyünce bu şikayetlerinin rahatladığını ifade etmektedirler. Tanı konulması çoğunlukla geciktiği için, kitle belirgin boyutlara ulaşabilmektedir. Anterior sakral menengioma, presakral kist ya da lipomların kombinasyonu gibi görülebilir. Konsti- Resim 6. Retrorektal gastrointestinal stromal tümör MR görünümü (B. Menteş arşivinden). Vol. 17, No. 2 RETROREKTAL TÜMÖRLER pasyon, bel ağrısı, öksürürken ya da ıkınırken sıklıkla agreve olan baş ağrısı tipik semptomlarıdır. Spina bifida, uterin/vajinal duplikasyon, üriner trakt ya da anal malformasyonlar gibi diğer konjenital anomalilerle ilişkili olabilmektedir. Cerrahi tedavisi dural defektin kapatılmasıdır. Nörojenik tümörler, nörilemoma, ganglionöroma, ganglionöroblastoma gibi tümörleri içermektedir. Mayo kliniğin geniş serilerinde en sık görülen malign nörojenik lezyonlardan biri nörilemoma olup, sıklıkla erkeklerde ve de herhangi bir yaş grubunda görülmektedir.1 Nörojenik tümörler yavaş büyüyerek, belirgin hale gelebilmektedir. Preoperatif benign ya da malign ayrımı yapılması zordur, ancak operatif yaklaşımın seçiminde oldukça önemlidir. Osseöz tümörler, kondrosarkoma, osteosarkoma, myeloma ve Ewing sarkomu gibi tümörlerdir. Kemik, kıkırdak, fibröz doku ve kemik iliğinden orjin alırlar. Hızlı olarak büyüdükleri için sıklıkla belirgin hale gelir. En çok akciğere metastaz yapmaktadır. Tüm retrorektal alandaki osseöz tümörler sakral yıkımla birliktelik gösterir. Benign olup, lokalize sakral yıkım yapıp, akciğer metastazı da yapabildiği bildirilmiştir. Genel olarak retrorektal tümörler çoğunlukla kadınlarda görülmektedir ve sıklıkla da kistik lezyonlardır. Kordoma gibi çoğu solid tümörler ise sıklıkla erkeklerde ortaya çıkmaktadır. Benign lezyonlar sıklıkla asemptomatik olup, kadınlarda jinekolojijk muayene esnasında insidental olarak saptanmaktadır. Bunun aksine malign tümörler ise çoğunlukla semptomatiktir, ancak yine de tespit edilmesi gecikebilmektedir. Tanı ve tedavi Retrorektal tümörler genellikle klinik olarak sessiz tümörler olduğu için rektal ya da jinekolojik muayene esnasında rastlantısal olarak saptanmaktadır. Semptomları geniş yelpaze de olduğu için, uzun süren perineal ve bel ağrısı durumlarında akla getirilmelidir. Ağrı genellikle otururken artmakta, ayağa kalkmakla, yürümekle kaybolmaktadır. Mayo kliniğin serisinde ağrı en sık görülen semptom olarak bildirilmiştir. Malign ve benign lezyonlar karşılaştırıldığında malign lezyonlarda ağrı daha çok ön plana çıkmaktadır (sırası ile %88, %39).1 Perineal bölgede uzun süreli ağrılarının olması nedeniyle perineal abse ya da pilonidal sinüs apsesi ile sıklıkla karıştırılmaktadır. Tekrarlayan anal fistül operasyonlarında, dentate çizgide süregelen infeksiyon varlığında, postanal gamzelenme, dolgunluk 65 hissi ve prekoksigeal hassasiyette klinisyen retrorektal kitleler yönünden uyanık olmalıdır. Osseöz tümörler bel ağrısı ve/veya perineal ağrı şikayetleri ile kendini göstermektedir. Hatta bazı hastalar çeşitli kliniklerde perineal ve bel ağrısı için herhangi bir çözüm bulamayıp, psikiyatri servislerine konsülte edilmektedir. Makroskopik olarak büyük tümörleri olan hastalarda konstipasyon, fekal ya da üriner inkontinens, sakral sinir kökünün tutulmasına bağlı seksüel disfonksiyon şikayetleri ortaya çıkabilmektedir. Bu şikayetleri olan hastalar dikkatli olarak değerlendirilmeli, perineal ve rektal muayeneleri mutlaka özenli bir şekilde yapılmalıdır. Mayo kliniğin serisinde, retrorektal tümörlerin %97’sinin rektal muayenede palpe edildiği bildirilmiştir.1 Rektal muayene ile kitlenin üst seviyesi, fisksasyon derecesi, prostat gibi diğer pelvik organlarla ilişkisinin değerlendirilmesi önemlidir. Rijit ya da fleksible sigmoidoskopi ile retrorektal kitlenin rektum mukozasına penetrasyonu ve intralumünal patolojinin varlığı ekarte edilmelidir. Nörolojik muayene ile sakral sinir ve kas reflekslerinin değerlendirilmesi zorunludur. Bu muayene ekstensif lokal tümör invazyonunun tanısında yardımcı olabilir. Tanısal testler Retrorektal kitlelerin varlığında basit görüntüleme tetkiklerinden (iki yönlü sakral grafi) başlayarak daha kompleks yöntemlerden (CT, MRI, endorektal ultrasonografi) yararlanılmaktadır. Sakral direkt grafilerde, kordoma gibi retrorektal tümörlerde sakral kemikte osseöz genişleme, yıkım, kalsifikasyonlar görülebilmektedir. Pelvik CT lezyonun solid ya da kisti ayırıcı tanısında ve mesane, üreterler ve rektum gibi komşu organlarla ilişkisi açısından önemli rol oynamaktadır. MRI ise birçok planda çekilebildiğinden retrorektal lezyonun sakruma göre seviyesini ve de özellikle sagital kesitlerinde sakrektomi gerekip gerekmediği konusunda bilgi vermektedir. MRI kord anomalilerinin değerlendirilmesinde CT’ye göre daha sensitiftir. Diğer bir üstünlüğü de kemik yapıların tutulumun daha net olarak değerlendirilebilmesidir. Gadolinyum MRI’ın neoadjuvant tedavi öncesinde, uygulanması aşamasında ve sonrasında mevcut retrorektal kitlenin volümünün ve tedaviye yanıtının değerlendirilmesinde oldukça etkili olduğu gösterilmiştir. Preoperatif biopsi Tarih boyunca retrorektal tümörlerden preoperatif © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği LEVENTOGLU ve ark. 66 Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 Resim 7. Posterior sagital yaklaşım (B. Menteş arşivinden). Resim 8. Posterior sagital yaklaşımda retrorektal kitlenin görünümü (B. Menteş arşivinden). dönemde tanısal amaçlı alınan biyopsi ve uygulama yöntemleri genel cerrahlar tarafından tartışılmaktadır. Biyopsinin nereden uygulanacağı çok önemli bir konudur. Daha önceleri rezektabl bir retrorektal kitleden preoperatif biyopsi yapılması kesinlikle kontrindikasyon olarak kabul edilmekteydi. Özellikle Mayo klinik yetersiz doku tanısı, farklı planlarda geçiş–tumor spillage, kanama, infeksiyon ve cerrahi stratejiyi değiştirmemesi gibi nedenlerle preoperatif biyopsiyi önermemektedir.1,12 Bazı yayınlarda ise sadece solid kitlelerden örnekleme yapılmasının faydalı olabileceği bildirilmiştir.13-15 Ewing sarkoma, osteojenik sarkoma ve nörofibrosarkoma gibi neoadjuvant tedaviye iyi yanıt veren retrorektal tümörlerin tedavi öncesi tanısı için biyopsi gerekli olmaktadır. Retrorektal kitlelerden preoperatif biyopsinin transrektal ya da transvajinal yoldan yapılması kesinlikle önerilmemektedir.3 Çünkü kistik lezyonların biyopsi ile infekte olması durumunda mevcut kitlenin tamamen çıkarılması çok daha zor olacak ve de postoperatif komplikasyon gelişme ve tekrarlama olasılığı artacaktır. Dikkatsiz bir şekilde transrektal yoldan retrorektal Semptomlar Rektal muayene A Retrorektal kitle Tanısal görüntüleme CT, MR ya da PET CT, Sakral grafi Pür kistik lezyon Tablo 2. Retrorektal kitlelere yaklaşım (A).3 © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Solid ya da heterojenöz kistik lezyon RETROREKTAL TÜMÖRLER Vol. 17, No. 2 67 bölgedeki meningeosel gibi bir kitleden biyopsi alınılması durumunda menenjit gelişme ihtimali artacak ve hatta mortal seyredebilecektir. Önemli olan bir diğer konu ise, mevcut biyopsi traktının da en blok çıkarılacak spesimene dahil etme zorunluluğudur. Pelvik tümörlere yaklaşımda ve değerlendirilmesinde oldukça deneyimli olan bir radyolog tarafından retrorektal alandaki lezyonlara biyopsi yapılması gerekmektedir. Genellikle transperineal ve parasakral biyopsi yapılması en ideal olarak kabul edilmektedir.3 Özellikle transperitoneal, transvajinal ve transrektal biyopsiden kaçınılmalıdır. Neoadjuvant tedavinin rolü Kondrosarkoma, kordoma gibi bazı retrorektal tümörlerin kemoradyoterapiye cevabı kötüyken, bazılarının ise özellikle radyoterapiye cevabı çok iyidir. Bu sayede radyoterapi sonrası lokal nüks oranları gerilemiştir. Radyoterapi özellikle çok büyük tümörlerde preoperatif dönemde kitlenin küçültülmesi ve rezeksiyon yapılabilir hale gelmesi açısından oldukça etkilidir.3 Böylece daha sınırlı miktarda doku çıkarılmış olunmaktadır. Aynı zamanda intraoperatif komplikasyon gelişme ihtimali de azalacaktır. Neoadjuvant kemoterapi özellikle Ewing sarkoma ve osteojenik sarkomada çok değerlidir. Hatta bazen lenfoma ve Ewing sarkoma neoadjuvant kemoterapi sonrası tamamen B Resim 9. Perineal yaklaşım (B. Menteş arşivinden). kaybolmakta ve cerrahi dahi gerektirmeyebilmektedir. Adjuvant kemoterapi konusunda deneyimler sınırlıdır. Ancak 3 yıllık yaşam beklentisi açısından kemoterapi verilen grupta hastalıksız yaşam %72 iken, verilmeyen grupta %60 olarak bildirilmiştir.3 İstatistiksel olarak belirgin bir fark saptanmamıştır. Bu konu ile ilgili klinik ve deneysel çalışmalar devam etmektedir. Cerrahi tedavi Cerrahideki en önemli problem retrorektal kitlelere nasıl yaklaşılacağıdır. Cerrahi yaklaşımın seçimi ret- Pür kistik lezyon Meningeosel Gelişimsel kist S3 S3 Duranın bağlanması Posterior yaklaşım Kist+/- koksiks eksizyonu Anterior ya da Kombine yaklaşım Kist+/- koksiks Tablo 2. Retrorektal kitlelere yaklaşım (B).3 © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği LEVENTOGLU ve ark. 68 C Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 Solid ya da Heterojenöz kistik lezyon Biopsi Benign Primer Malignensi Primerin metastatik hastalığı SSS* tutulumu Evet Hayır Hayır S3 Laminektomi Posterior yaklaşım S3 Anterior ya da kombine yaklaşım Neodjuvent tedavi Evet Evet Evet Rezektable Hayır En-blok onkolojik rezeksiyon Hayır Kemoterapi +/Palyatif rezeksiyon Tedavi sonrası yeniden evreleme Rezektable kitle Tablo 2. Rekrorektal kitlelere yaklaşım (C).3 Evet Hayır * SSS: Santral sinir sistemi. rorektal kitlelerin en blok rezeksiyonunda çok önemlidir. Anterior (abdominal), posterior sagital ya da perineal ve kombine yaklaşımlar tercih edilebilmektedir (Resim 7-9). CT ve MRI, retrorektal kitlenin rezeksiyon sınırlarının belirlenmesinde ve de özellikle tümörün sakruma göre seviyesinin belirlenmesinde çok değerli tanı yöntemleridir. Sakral 3 (S3) seviyesinin retrorektal kitlelere cerrahi yaklaşımda kritik rolü bulunmaktadır. Küçük ve S3 seviyesinin altındaki lezyonlar transperineal olarak parasakral insizyonla çıkarılabilir. Bunun aksine S3 seviyesinin üzerindeki ve de büyük tümörlerde ise genellikle tercih edilen anterior+posterior kombine yaklaşımdır. Bu yaklaşımlardan posterior sagital yaklaşımın seçilmesindeki nedenler olarak ulaşılabilirlik (accessibility), exposure ve koksiks rezeksiyonu sayılabilmektedir.2 Retrorektal kitlelere yaklaşım ve cerrahi tedavi Tablo © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği 2 (A,B,C)’de özetlenmiştir. Retrorektal kitlelerin cerrahi tedavisinin başarılı sonuçları lezyonun doğal seyrine ve rezeksiyonun yeterliliğine bağlı olduğu bildirilmiştir. Malign tümörlerde özellikle çevreye geniş tutulum gösteren ya da cerrahi esnasında tümör bütünlüğü bozulmuş vakalarda lokal nüks oranı yüksek olup, kümülatif sonuçlarının kötü olduğu gösterilmiştir. Literatüre bakıldığında malign tümörlerinin çoğunun yetersiz rezeke edilmesi ve onkolojik prensipler dışında hareket edilmesi nedeniyle kötü prognoz sergilediği bildirilmiştir. Kaiser ve ark. perioperatif tümör bütünlüğünün bozulduğu vakalara lokal nüks oranının %28’lerden %64’lere yükseldiğini rapor etmiştir.16 1985’de bildirilen Mayo kliniğin serisine bakıldığında cerrahi sonrası 5 yıllık yaşam beklentisi %75 iken, son bildirilerinde (1980-1992 yılları arasındaki vakaların sonuçları) 5, 10 yıllık yaşam beklentileri sırasıyla %80-%50 olarak bulunmuş- Vol. 17, No. 2 RETROREKTAL TÜMÖRLER tur.1 Lokal nükslerin sıklıkla 4-14. yıllarda ortaya çıktığı klinik ve radyolojik olarak gösterilmiştir.1 Cody ve ark. 39 vakalık retrorektal tümör serilerinde %48 oranında lokal nüks, 5, 10 15 ve 20 yıllık takiplerinde sırasıyla %69, %50, %37, %20 oranında da survival rapor etmişlerdir.17 Wang ve ark. ise 22 vakalık serilerinde hiçbir hastaya preoperatif neoadjuvant tedavi uygulamadıklarını, preoperatif biyopsi yapmadıklarını, sadece 5 hastanın en blok rezeke edildiğini ve de 5 yıllık survival oranlarının da %41 olduğunu deklare etmiştir.18 Konjenital kistik lezyonların cerrahi sonrası takiplerine bakıldığında ise Mayo kliniğin serisinde 49 vakanın başarılı şekilde tedavi edildiği sadece 10 hastada lokal nüks olduğu ve bularında reeksizyon ile tedavi edildiği gösterilmiştir.1 Lev-Chelouche ve ark. ise 21 vakalık benign presakral lezyonun komplet çı- 69 karıldığını ve 10 yıllık takiplerinde lokal nüks saptamadıklarını bildirmiştir.19 Sonuç olarak, retrorektal tümörler nadir olarak görülmektedir. Genellikle rastlantısal olarak ve de hasta semptomatikse akla gelip fark edilir. Bu nedenle saptandıklarında büyük boyutlara ulaşmış olabilmektedir. Lezyonların detaylı tanısı için gelişmiş görüntüleme yöntemleri olan CT, MRI ve PET-CT taramasından yararlanılmaktadır. Komplet kistik lezyonların varlığında malignite şüphesi yoksa preoperatif biyopsi yapılması önerilmemektedir. Solid tümörler ve heterojen kistlerde maligniteyi ekarte etmek, neoadjuvant tedaviyi planlamak için transperineal ya da parasakral preoperatif biyopsi yapılması önerilmektedir. Multidisipliner yaklaşımlarla retrorektal kitleler başarılı bir şekilde takip edilebilmektedir. Kaynaklar 1. Jao S-W, Beart RW, Spencer RJ, Reiman HM, Ilstrup DM. Retrorectal tumors: Mayo Clinic experience, 1960–1979. Dis Colon Rectum 1985;28:644-52. 2. Hobson KG, Ghaemmaghami V, Roe JP, Goodnight JE, Khatri VP. Tumors of the retrorectal space. Dis Colon Rectum 2005;48:1964-1974 3. Wolff BG, Fleshman JW, Beck DE, Pemberton JH, Wexner SD. The ASCRS Textbook of Colon and Rectal Surgery. Dozois EJ, Jacofsky DJ, Dozois RR. Presacral Tumors. Springer, New York, 2007; 501-14. 4. Uhlig BE, Johnson RL. Presacral tumors and cysts in adults. Dis Colon Rectum 1975;18:581-596. 5. Leventoglu S, Mentes BB, Kurukahvecioğlu O, Oğuz M, Barıt G, Uluoğlu Ö. Retrorectal Hemangiopericytoma : A Case Report. Acta Chir Belg 2007; 107 (baskıda). 6. Springall RG, Griffiths JD. Malignant change in rectal duplication. J R Soc Med 1990;83:185–187. 7. Gonul II, Baglan T, Pala I, Mentes B. Tailgut cysts: diagnostic challenge for both pathologists and clinicians. Tailgut cysts: diagnostic challenge for both pathologists and clinicians. Int J Colorectal Dis. 2006 May 16; [Epub ahead of print]. 8. Izant RJ Jr, Filston HC. Sacrococcygeal teratomas. Analysis of forty-three cases. Am J Surg 1975;130:617– 621. 9. Finamore PS, Kontopoulos E, Price M, Giannina G, Smulian JC. Mirror syndrome associated with sacrococcygeal teratoma: a case report. J Reprod Med. 2007;52:225-7. 10. Gabra HO, Jesudason EC, McDowell HP, Pizer BL, Losty PD. Sacrococcygeal teratoma--a 25-year experience in a UK regional center. J Pediatr Surg. 2006;41:1513-6. 11. Konrad EA, Meister P, Lob G, Kessler M. Chordoma with a predominant retrosacral tumor mass. J Cancer Res Clin Oncol. 1981;101:213-7. 12. Hannon J. Subramotiy C. Scott-Conner CE. Benign retrorectal tumors in adults: the choice of operative approach. Am Surg 1994;60:267-72. 13. Cody HS III, Marcove RC, Quan SH. Malignant retrorectal tumors: 28 years’ experience at Memorial Sloan- Kettering Cancer Center. Dis Colon Rectum 1981;24:501–6. 14. Singer MA, Cintron JR, Martz JE, Schoetz DJ, Abcarian H. Retrorectal cyst: a rare tumor frequently misdiagnosed. J Am Coll Surg 2003;196:880–6. 15. Bohm B, Milsom JW, Fazio VW, Lavery IC, Church © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği 70 LEVENTOGLU ve ark. JM, Oakley JR. Our approach to the management of congenital presacral tumors in adults. Int J Colorectal Dis 1993;8:134–8. 16. Kaiser TE, Pritchard DJ, Unni KK. Clinicopathologic study of sacrococcygeal chordoma. Cancer 1984;53:2574–2578. 17. Cody HS 3rd, Marcove RC, Quan SH. Malignant retrorectal tumors: 28 years’ experience at Memorial Sloan-Kettering Cancer Center. Dis Colon Rectum © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 1981;24:501–506. 18. Wang JY, Hsu CH, Changchien CR, et al. Presacral tumor: a review of forty-five cases. Am Surg 1995;61:310– 315. 19. Lev-Chelouche D, Gutman M, Goldman G, et al. Presacral tumors: a practical classification and treatment of a unique and heterogeneous group of diseases. Surgery 2003;133:473–478. ÖZGÜN MAKALE Kolorektal Kanser Cerrahisi Uygulanan Hastalarda PPossum Skorlama Sisteminin Değerlendirilmesi Evaluation of P-Possum Scoring System in Patients Undergoing Colorectal Cancer Surgery Haluk Recai Unalp,1 Erdinç Kamer,1 Kemal atahan,2 Fevzi Cengiz1 1 2 Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 4. Genel Cerrahi Kliniği - İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Genel Cerrahi Kliniği - İzmir ÖZET Amaç: Kolorektal kanser nedeniyle ameliyat yapılan hastalarda P-POSSUM kullanarak öngörülen mortalite ve morbidite oranları ile gözlemlenen mortalite ve morbidite oranlarını karşılaştırmak ve bu skorlama sisteminin gözlemlenen cerrahi sonuçları yansıtıp yansıtamayacağını belirlemektir. Hasta ve Yöntemler: Bu retrospektif çalışma ile 20022006 yılları arasındaki 5 yıllık dönemde kolorektal kanser nedeniyle ameliyat edilen hastaların mortalite ve morbidite riskleri P-POSSUM kullanılarak hesaplandı ve postoperatif dönemde gözlemlenen sonuçlar ile karşılaştırıldı. Cerrahi sonuçların ölçümünde hastaların hastanede kalış süresini uzatan postoperatif morbidite ve postoperatif 30 günde ortaya çıkan mortalite oranları temel alındı. Bulgular: Kolorektal kanser nedeniyle ameliyat edilen ve çalışma formatımıza göre tüm bilgilerine ulaşılan 90 hasta çalışmaya alındı. P-POSSUM ile öngörülen mortalite oranı %23 iken gözlemlenen mortalite oranı %4.4 (p=0.000), öngörülen morbidite oranı %65.1 iken gözlemlenen morbidite oranı %58.9 (p=0.007) bulundu. Sonuç: P-POSSUM skorlama sistemi sadece elektif şartlarda ve yaşı 70’ten küçük olan hastalarda gelişebilecek morbidite oranını öngörmede başarılı olarak bulundu. Sonuçlarımız P-POSSUM skorlamasının kolorektal kanserli hastalar için fizyolojik ve operatif değişiklikleri standardize etmekte yetersiz olduğu ve postoperatif dönemde ortaya çıkabilecek mortalite ve morbidite öngörüsü için kullanılamayacağını gösterdi. Anahtar kelimeler: P-POSSUM, Kolon, Rektum, Kanser İletişim Adresi: Dr. Haluk Recai Ünalp, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 4. Genel Cerrahi Kliniği -Yeşilyurt/İZMİR e-posta: [email protected] Kolon Rektum Hast Derg 2007;17:71-75 ABSTRACT Purpose: The objectives of this study were to compare the observed mortality and morbidity rates in patients who underwent colorectal cancer surgery with those which were predicted using P-POSSUM scoring system and to determine whether this scoring system represented the observed surgical outcomes. Methods: In this retrospective study, the mortality and morbidity risks of patients who underwent colorectal cancer surgery during the 5-year period between the years 2002 and 2006 were evaluated using P-POSSUM, and these results were compared with the outcomes observed in postoperative period. Postoperative morbidity which increases the residing times of patients in the hospital and mortality rates that occurred within postoperative 30 days was taken as a basis for evaluations of surgical outcomes. Results: Ninety patients who underwent colorectal cancer surgery and whose complete hospital records for our study design were collected were included in the study. The predicted mortality rate by P-POSSUM was 23%, whereas the observed mortality rate was 4.4% (p=0.000); and the predicted morbidity rate by P-POSSUM was 65.1%, whereas the observed morbidity rate was 58.9% (p=0.007). Conclusion: P-POSSUM scoring system was found to be successful only in the prediction of morbidity rates in elective surgeries and in patients younger than 70 years of age. Our results showed that P-POSSUM scoring was an inadequate system in standardizing physiological and operative changes in colorectal cancer patients and could not be a useful tool for the prediction of mortality and morbidity which occurred during the postoperative period. Key words: P-POSSUM, Colon, Rectum, Cancer 72 UNALP ve ark. Giriş Son zamanlara kadar cerrahi girişimlerin sonuçlarını karşılaştırmak için sadece mortalite ve morbidite oranları kullanılmıştır. Ancak hastaların fizyolojik durumlarındaki farklılıklar, çalışma grupların homojen olmaması ve cerrahın kişisel beceri farklılıkları karşılaştırılan sonuçların rasyonel olmasını önlemektedir.1 Bu nedenle farklı özellikteki hastaların ve homojen olmayan grupların cerrahi sonuçlarını değerlendirmek amacıyla POSSUM (Physiological and Operative Severity Score for the enUmeration of Morbidity and Mortality) ve daha sonra bu sistem modifiye edilerek günümüzde kullanıldığı şekliyle “Portsmouth” (P) POSSUM skorlama sistemi geliştirilmiştir.2-6 Bu retrospektif çalışmada kolorektal kanserli (KRK) hastaların cerrahi tedavisi öncesi P-POSSUM kullanılarak öngörülen mortalite ve morbidite oranları ile postoperatif dönemde gerçekleşen mortalite ve morbidite oranları karşılaştırılmış ve KRK’li hastalarda P-POSSUM skorlama sisteminin kullanılmasının uygun olup olmadığı araştırılmıştır. Hastalar ve Yöntemler 01.01.2002-31.12.2006 tarihleri arasında İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1 ve 4. Genel Cerrahi Kliniğinde KRK nedeniyle ameliyat edilen hastaların verilerinin retrospektif incelenmesi sonucu çalışma formatına uygun 90 hasta çalışmaya alındı. P-POSSUM skorlama sistemi için preoperatif 12 fizyolojik skor parametreleri (yaş, kardiyak ve respiratuvar öykü, tansiyon, nabız, Glaskow Koma Skoru, hemoglobin düzeyi, lökosit sayısı, kan elektrolitleri, kan üre ve nitrojen düzeyi, son EKG sonuçları) ve cerrahiden hemen sonra kaydedilen 6 operatif şiddet skor parametreleri (cerrahinin şiddeti, prosedür sayısı, total kan kaybı, peritoneal yayılım, tümörün yaygınlığı, cerrahinin zamanlaması) kullanıldı. Hastanın yatış süresinin uzamasına neden olan durumlar için (anastomoz kaçağı, kanama, enfeksiyöz, renal, metabolik, tromboembolik, kardiyak, respiratuvar veya yara yeri sorunları) “morbidite”, postoperatif 30 gün içinde olan ölümler için “mortalite” terimi kullanıldı. 30 gün içinde hastaneden taburcu edilen hastaların mortalite kontrolü için postoperatif takip formları ve poliklinik kayıtları incelenirken, kontrole gelmeyen hastaların bilgilerine telefon ile ulaşıldı. Hastaların olası morbidite ve mortalite oranları P© 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 POSSUM skorlama sistemi kullanılarak hesaplandı. Verilerin hesaplanmasında www.sfar.org/scores2/p_ possum2.html adresi kullanıldı. P-POSSUM ile öngörülen ve postoperatif dönemde gerçekleşen mortalite ve morbidite oranlarının istatistiksel olarak birbiri ile karşılaştırılmasında Chi-square testi kullanıldı. Bulgular KRK nedeniyle opere edilen 90 hastanın yaş ortalaması 64.8 (25-89) olup kadın:erkek 35:55 olarak bulundu. Hastaların 42’sinde (%46.6) tümörün rektuma, 48’inde (%53.4) ise kolona lokalize olduğu saptandı. Hastaların 66’sına (%73.3) elektif, 24’üne (%73.3) acil şartlarda ameliyat yapıldığı ve 42 olguya (%46.7) küratif cerrahi uygulandığı belirlendi. Modifiye Dukes sınıflamasına göre tümör olguların 2’sinde (%2.2) evre-A, 33’ünde (%36.7) evre-B, 20’sinde (%22.2) evre-C ve 35’inde (%38.9) evre-D idi. Postoperatif mortalite oranı %4.4, morbidite oranı ise %58.9 olarak bulundu (Tablo 1). P_POSSUM ile öngörülen morbidite ile gerçekleşen morbidite oranları arasında fark saptanmazken (p=0.466), öngörülen mortalite oranları gerçekleşen mortalite oranları arasında istatistiksel fark olduğu belirlendi (p=0.000). Hem acil hem de elektif şartlarda ameliyat edilen hastalarda P-POSSUM ile öngörülen ve postoperatif dönemde gerçekleşen mortalite oranları arasında fark olduğu saptandı (sırasıyla p=0.000 ve 0.000). İlave hastalığın varlığı (p=0.000) veya yokluğu (p=0.018), uygulanan cerrahinin küratif (p=0.032) veya palyatif (p=0.000) olması ve hastanın <60 yaş (p=0.000), 6070 yaş arası (p=0.000) veya >70 yaş (p=0.000) olması halinde de P-POSSUM ile öngörülen ve postoperatif dönemde gerçekleşen mortalite oranları arasında da fark olduğu belirlendi. Benzer şekilde P-POSSUM 70 yaşından büyük ve acil şartlarda ameliyat edilen hastaların mortalite oranları konusundaki öngörüsü de doğru çıkmadı (sırasıyla p=0.020 ve 0.000). Hasta özellikleri, operasyon bilgileri ve istatistiksel sonuçlar tablo 2’dedir İrdeleme Kolorektal kanser (KRK) cerrahisi sonrası mortalite oranlarının %8-30 arasında olduğu bildirilmektedir.7 Bu geniş yelpaze içindeki farklı oranlar, KRK cerrahisi konusunda hastaların kişisel özelliklerinin standardize edilememesi ve çalışma gruplarının homojen P-POSSUM SKORLAMA SİSTEMİ Vol. 17, No. 2 Tablo 1. Öngörülen ve gelişen mortalite ve morbidite. P-Possum öngörüsü % (aralık) Gelişen % (n) p Mortalite 23.0 (5.2-77.4) 4.4 (4) 0.000 Morbidite 65.1 (28.7-98.4) 58.9 (53) 0.007 olmamasına bağlıdır. Bu nedenle bildirilen oranlar mortalite ve morbiditenin kaba göstergeleridir ve sonuçlar bir hastane ya da kliniğin istatistiksel sonuçlarından farklı bir anlam taşımazlar. Örneğin daha yaşlı hastaların oluşturduğu grubun ameliyat sonuçları ile daha genç hastaların oluşturduğu grubun sonuçlarını karşılaştırmak veya acil hasta sirkülasyonu fazla olan bir kliniğin sonuçlarını ağırlıklı olarak elektif şartlarda cerrahi uygulayan bir başka klinikle karşılaştırmak gerçekçi olmaz.8-10 Bu sonuçlarla klinikler arası başarı veya cerrahın performansını belirlemek de yanıltıcı olacaktır. Klinik bir çalışmayı veya belirli bir grup hastayı bir diğeri ile değil, ‘olması gereken ile’ karşılaştırmak daha ideal bir yaklaşımdır. Bu nedenle hastaların preoperatif fizyolojik durumlarını ve operatif 73 şiddeti göz önüne alacak bir skorlama sistemine gereksinim doğmuştur.11 POSSUM ve P-POSSUM; 12 fizyolojik ve 6 operatif şiddet parametresi kullanarak postoperatif dönemde gelişebilecek mortalite ve morbidite oranlarını preoperatif dönemde öngörebilmek amacıyla kullanılan bir skorlama sistemidir.1-6,10 Bu yöntem ile öngörülen mortalite ve morbidite oranlarının altında gerçekleşen oranlar cerrahın veya kliniğin başarısı kabul edilir.9,12-17 Benzer şekilde POSSUM ve P-POSSUM skorlama sistemi kullanılarak bir cerrahi kliniğin tedavi sonuçları ile farklı cerrahi kliniklerin sonuçlarının veya cerrahların kişisel performanslarının karşılaştırılması da yapılabilir.8-10 Hastaların preoperatif fizyolojik parametrelerini ve operatif şiddeti dikkate aldığı için POSSUM ve PPOSSUM skorlama sisteminin postoperatif dönemde gözlemlenen mortalite ve morbidite oranlarına yakın öngörüde bulunduğu ve bu nedenle tüm cerrahi branşlarda kullanılabileceği bildirilmektedir.1,8,10,16,1922 Özellikle acil laparotomi geçiren hastalarda morbidite ve mortalite oranlarını tahmin etmek için PPOSSUM’un iyi bir skorlama sistemi olduğuna dikkat çekilmektedir.19,23 Ancak postoperatif sonuçları P-POSSUM öngörüleri ile örtüşmediği için P-POSSUM parametrelerinin tekrar gözden geçirilmesi ge- Tablo 2. Hasta özellikleri ve operasyon bilgileri. P-POSSUM öngörüsü % Morbidite Gelişen % (n) P-POSSUM öngörüsü % Mortalite Gelişen % (n) p p ≤60 (26) 51.5 53.8 (14) 0.777 13.6 - 0.000 71< (34) 77,7 61.7 (21) 0.020 32.1 8.8 (3) 0.000 Yaş 61-70 (30) Ek hastalık Var (59) Yok (31) Ameliyat Acil (24) Elektif (66) Cerrahi Küratif (55) Palyatif (35) 62.3 60.0 (18) 0.539 20.9 3.3 (1) 0.000 74.9 69.5 (41) 0.431 30.7 5.1 (3) 0.000 87.8 62.5 (15) 0.000 42.7 12.5 (3) 0.000 58.2 54.5 (30) 0.669 17.9 7.3 (4) 0.032 52.1 56.8 75.7 38.7 (12) 57.6 (38) 65.7 (23) 0.088 1.000 0.160 12.9 15.9 31.0 3.2 (1) 1.5 (1) - 0.018 0.000 0.000 © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği 74 UNALP ve ark. rektiğini savunanlar da vardır.10,20,24,25 Bu çalışmada ortaya çıkan sonuçlar da KRK’li hastaların postoperatif dönemde gelişebilecek mortalite ve morbidite riskinin belirlenmesinde P-POSSUM skorlama sisteminin uygun olmadığını göstermektedir. POSSUM skorlamasının kolorektal cerrahide kullanımı ve sonuçları ile ilgili literatürde fazla yayın yoktur ve mevcut yayınlarda klinikler arasında cerrahi performansın karşılaştırmalı analizi üzerine yoğunlaşılmıştır. Tekkis ve arkadaşları POSSUM ve P-POSSUM skorlama sisteminin mortaliteyi genç hastalarda gerçekleşenden daha fazla oranda, yaşlı hastalarda ise daha düşük oranda tahmin ettiğini belirledi.25 Menon ise kolorektal kanser nedeniyle rezeksiyon yapılan hastalarda saptanan mortalite oranlarının POSSUM ile öngörülen sonuçlar ile uyumsuz olduğunu ancak morbidite oranlarının POSSUM ile öngörülen sonuçları ile uyumlu bulunduğunu bildirdi. 26 Whiteley ve arkadaşlarına göre de POSSUM skorlamasında genç ve yaşlı hastalar için “kalibrasyon eksikliği” vardır.1 Diğer yandan kolorektal cerrahi sonuçlarının sadece hastaların yaşından değil, “acil hasta yükünden” de etkilendiği, POSSUM skorlama sisteminin bu klinikler için “yeterli olmadığı” da bildirilmektedir.24,26 Sağlık sistemimize göre hastanemiz 3. basamak bir hastane olduğundan, perifer hastanelerden sevk edilen komplike hastalar nedeniyle morbidite oranı bek- Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 lenenden daha yüksek gibi görünmektedir. Bununla birlikte biz bu çalışmada P-POSSUM skorlama sisteminin KRK’li hastalarda postoperatif dönemdeki “ne olabileceği konusundaki öngörülerinin” pratik ile uyuşup uyuşmadığını araştırmak istedik. Çalışmamızda ameliyatların acil veya elektif şartlarda yapılıp yapılmadığına, hastalarda eşlik eden ek hastalık olup olmamasına, küratif veya palyatif cerrahi yapılıp yapılmamasına ve hastanın yaşına bağlı olmaksızın KRK’li hastalarda P-POSSUM’un postoperatif mortalite riski öngörüsünde başarısız olduğunu saptandı. Benzer şekilde P-POSSUM skorlama sistemi acil şartlarda yapılan ameliyatlarda ve yaşı 70’ten büyük hastalarda da gelişebilecek morbidite oranı öngörüsünde başarılı olarak bulunmamıştır. Diğer yandan sadece 70 yaşından genç ve elektif şartlarda ameliyat yapılan KRK’li hastalarda morbiditeyi doğru tahmin etmesi bu sistemin pratikte kullanımını kısıtlayacaktır. Sonuç olarak KRK’li hastaların cerrahi tedavisinde PPOSSUM skorlama sistemi mortalite öngörüsünde hastaların tümü için ve morbidite öngörüsünde hastaların bir kısmı için doğru sonuç vermemektedir. Bu nedenle mortaliteye yönelik olarak P-POSSUM parametreleri çok sayıda hastanın incelendiği multisentrik çalışmalarla revizyondan geçirilmesi, doğru morbidite öngörüsü için de kalibre edilmesi gereklidir. Kaynaklar 1. Whiteley MS, Prytherch DR, Higgins B, Weaver PC, Prout WG. An evaluation of the POSSUM surgical scoring system. Br J Surg 1996;83:812-15. 2. Copeland GP, Jones D, Walters M. POSSUM: a scoring system for surgical audit. Br J Surg 1991;78:35560. 3. Copeland GP, Jones D, Wilcox A, Harris PL. Comparison of vascular audit using the POSSUM scoring system. Ann R Coll Surg Eng 1993;75:175-77. 4. McIlroy B, Miller A, Copeland GP, Kiff R. Audit of emergency preoperative resuscitation. Br J Surg 1994;81:200-02. 5. Jones DR, Copeland GP, De Cossart L. Comparison of POSSUM with APACHE II for prediction of outcome from a surgical high dependency unit. Br J Surg 1992;79:1293-96. 6. Copeland GP. The POSSUM scoring system. Med Audit News 1992;2:1-4. 7. Stamatakis J, Thompson M, Chave H, Kinsman R. Na- © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği tional Audit of Bowel Obstruction due to Colorectal Cancer April 1998 - March 1999. The Association of Coloproctology of Great Britain & Ireland. 2000 8. Menon KV, Farouk R. An analysis of the accuracy of P-POSSUM scoring for mortality risk assessment after surgery for colorectal cancer. Colorectal Disease 2002;4:197-200 9. Ramkumar T, Ng V, Fowler L, Farouk R. A comparison of POSSUM, P-POSSUM and colorectal POSSUM for the prediction of postoperative mortality in patients undergoing colorectal resection. Dis Colon Rectum 2006;49:330-35. 10. Senagore AJ, Warmuth AJ, Delaney CP, Tekkis PP, Fazio VW. POSSUM, p-POSSUM, and Cr-POSSUM: implementation issues in a United States health care system for prediction of outcome for colon cancer resection. Dis Colon Rectum 2004;47:1435-41. 11. Tekkis PP, Kocher HM, Bentley AJ, et al. Operative mortality rates among surgeons: comparison of POS- Vol. 17, No. 2 P-POSSUM SKORLAMA SİSTEMİ SUM and p-POSSUM scoring systems in gastrointestinal surgery. Dis Colon Rectum 2000;43:1528-32 12. Jones HJ, De Cossart L. Risk scoring in surgical patients. Br J Surg 1999;86:149-57. 13. Bull AR. Audit and research: complementary but distinct. Ann R Coll Surg Engl 1993;75:308-11. 14. Copeland GP, Sagar P, Brennan J, et al. Risk-adjusted analysis of surgeon performance: a 1-year study. Br J Surg 1995;82:408-11. 15. Neary WD, Heather BP, Earnshaw JJ. The Physiological and Operative Severity Score for the enUmeration of Mortality and morbidity (POSSUM). Br J Surg 2003;90:157-65. 16. Julious SA, Mullee MA. Crude rates of outcome. Br J Surg 2000;87:8-9. 17. Sagar PM, Hartley MN, Mancey-Jones B, Sedman PC, May J, Macfie J. Comparative audit of colorectal resection with the POSSUM scoring system. Br J Surg 1994;81:1492-94. 18. Sagar PM, Hartley MN, Macfie J, Taylor BA, Copeland GP. Comparison of individual surgeons performance. Risk-adjusted analysis with POSSUM scoring system. Dis Colon Rectum 1996;39:654-58. 19. Bennett-Guerrero E, Hyam JA, Shaefi S, et al. Comparison of P-POSSUM risk-adjusted mortality rates after surgery between s in the USA and the UK. Br J Surg 2003;90:1593-98. 20. Khan AW, Shah SR, Agarwal AK, Davidson BR. Evaluation of the POSSUM Scoring System for Compa- 75 rative Audit in Pancreatic Surgery. Digestive Surgery 2003;20:539-45. 21. Prytherch DR, Whiteley MS, Higgins B, Weaver PC, Prout WG. POSSUM and Portsmouth POSSUM for predicting mortality. Physiological and Operative Severity Score for the enUmeration of Mortality and morbidity. Br J Surg 1998;85:1217-20. 22. Wijesinghe LD, Mahmood T, Scott DJ, Berridge DC, Kent PJ, Kester RC. Comparison of POSSUM and the Portsmouth predictor equation for predicting death following vascular surgery. Br J Surg 1998;85:209-12. 23. Mohil RS, Bhatnagar D, Bahadur L, Rajneesh, Dev DK, Magan M. POSSUM and P-POSSUM for risk-adjusted audit of s undergoing emergency laparotomy. Br J Surg 2004;91:500-03. 24. Isbister WH, Al-Sanea N. POSSUM: a re-evaluation in patients undergoing surgery for rectal cancer. The Physiological and Operative Severity Score for Enumeration of Mortality and Morbidity. ANZ J Surg 2002;72:421-25. 25. Tekkis PP, Kessaris N, Kocher HM, Poloniecki JD, Lyttle J, Windsor AC. Evaluation of POSSUM and P-POSSUM scoring systems in patients undergoing colorectal surgery. Br J Surg 2003;90:340-45. 26. Menon KV, Farouk R. An analysis of the accuracy of P-POSSUM scoring for mortality risk assessment after surgery for colorectal cancer. Colorectal Dis 2002;4:197-200. © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği ÖZGÜN MAKALE 76 Stoması Kapatılan Bireylerin İlk Barsak Boşaltımına İlişkin Duygu ve Düşünceleri Bir Pilot Çalışma Individual Feelings and Opinions Regarding the First Intestinal Excretion Following Stoma Closure: A Pilot Study Zehra Göçmen BAYKARA,1 Sezai Leventoğlu,2 B. Bülent Menteş2 1 2 Gazi Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı, ANKARA Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, ANKARA ÖZET Amaç: Bu çalışma, stoması kapatılan bireylerin ilk barsak boşaltımına ilişkin duygu ve düşüncelerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Yöntem: Çalışmanın evrenini, Temmuz 2006-Nisan 2007 tarihleri arasında Gazi Hastanesi Stomaterapi Ünitesi’nde takip edilen ve stoması kapatılan 26 birey oluşturmuştur. Veriler stoma bakım hemşiresi tarafından, yapılandırılmış veri toplama formu kullanılarak görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik hesabı yapılmıştır. Bulgular: Stoması kapatılan hastaların yarıdan fazlası erkek (%65.4), evli (%76.9) ve yaş ortalamaları 45.23± 15.86’dir. Hastaların çoğunluğu 0-6 aylık bir süre stoma ile yaşamışlardır. Hastalar stomayla ilgili olarak yaşadıkları zorlukları; ev dışında ostomi torbasını boşaltma ihtiyacı duyma, istemsiz gaz ve gaita çıkış, sosyal yaşamın sınırlanması ve bağımlı hale gelme şeklinde belirtmişler. Hastalar stoma ile yaşamlarını sürdürürken sıkıntı, rahatsızlık, çaresizlik gibi duygular yaşadıklarını, stoma kapatılmadan hemen önce ve kapatıldıktan sonra ise sevinç, mutluluk, heyecan, memnuniyet hissettiklerini ifade etmişlerdir. Sonuç: Stomalı bireylerin olumsuz duyguları ile baş etmelerine yönelik eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Stoma, stomayla yaşam, stoma bakımı. İletişim Adresi: Dr. B. Bülent MENTEŞ, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Emek-ANKARA e-posta: [email protected] Kolon Rektum Hast Derg 2007;17:76-81 ABSTRACT Purpose: This study was conducted to determine individual feelings and opinions regarding the first intestinal excretion following stoma closure. Method: Twenty-six individuals in whom stoma was closed and followed at Stomatherapy Unit, Gazi University Medical School between of July 2006 and April 2007 have formed the environment of study. The data was obtained by means of interview method using the structured data collecting form by the stoma care nurse. Number and percentage calculations were conducted. Results: More than half of the patients (65.4%) in whom stoma was closed were male and their mean age was 45.23± 15.86. Most of the patients have lived with stoma in a time of 0 to 6 months. The patients stated the difficulties such as the need of emptying ostomy bag while they are out of the home, involuntary gas and fecal incontinence, being restricted of social life and becoming dependent. The patients stated that they felt pleasure, happiness, excitement and satisfaction just before stoma was closed and after closure while they had feelings like difficulty, discomfort, and desperation during the time they lived with stoma. Conclusion: It’s suggested that training and consultancy services should be required to become widespread for the people with a stoma to overcome negative feelings. Key Words: Stoma, living together stoma, stoma care. Vol. 17, No. 2 STOMASI KAPATILAN BİREYLERİN DUYGULARI Giriş Savaşlarda ve cerrahinin gelişimi sırasında barsak yaralanmalarının fazla olması nedeniyle barsak ameliyatları ilk cerrahi girişimlerden biri olmuştur. Ancak stoma açılmasının bir yöntem olarak benimsenmesi 18. yüzyıla rastlamaktadır.1 Formal olarak 1700’lü yıllardan itibaren başlayan ve birinci ve ikinci dünya savaşları sırasında yaşamı kurtarıcı bir cerrahi işlem olarak önerilen stoma açılması işlemi her geçen gün yaygınlaşmıştır.2,3 Hastaların yaşam şanslarını artıran bir uygulama olarak stoma, bir çok nedene bağlı olarak açılabilmektedir. Barsak stomalarının açılma nedenleri arasında; kolorektal kanserler, ülseratif kolit, crohn hastalığı, divertiküler hastalıklar, imperfore anüs, travmalar, barsak tıkanıklıkları, ailesel polipozis ve konjenital anomaliler yer almaktadır. Tıbbi sebep ne olursa olsun insanın temel gereksinimlerinden biri olan barsak boşaltımı işlevini gerçekleştirmek amacıyla stoma açılması, bireylerin yaşantılarında bazı sorunlara yol açmaktadır. Stomalı bireylerin yaşadığı fizyolojik, psikolojik ve sosyal sorunlar literatürde yeterince ele alınmıştır.4,5 Böyle bir durumla ilk defa karşılaşan bireylerin stomayı kabullenmeleri ve yeni boşaltım şekline uyum sağlamaları zaman almaktadır. Stoma basit bir cerrahi işlem gibi algılansa da stoma ameliyatı sonrasında komplikasyon oranı oldukça fazla olabilmektedir. Yeterli danışmanlık ve bakım hizmeti almayan hastalarda, peristomal cilt problemleri, iskemi, nekroz, fistül, kanama, retraksiyon, prolapsus, herniasyon, stenoz gibi komplikasyonlar, gaz, koku gibi fizyolojik sorunlar ve beden imajında bozulma, sosyal izolasyon, depresyon, işten ayrılma gibi psikososyal sorunlar gelişmektedir.4-6 Barsak stomaları kalıcı veya feçesin farklı bir yoldan dışarı çıkmasını sağlamak amacı ile saptırıcı olarak geçici açılmaktadır. Liretatürde stoması olan hastaların karşılaştıkları sorunlara oldukça fazla yer verilmiştir. Ancak barsak boşaltımını geçici bir süre stoma aracılığı ile gerçekleştiren bireylerin, stoma kapatıldıktan sonra, özellikle ilk defekasyona ilişkin tepkilerinin, duygu ve düşüncelerinin neler olduğu konusunda yeterli çalışma bulunmamaktadır. Geçici stomaya sahip olan hastanın stomayla yaşamaya alışma süreci gibi stoma kapatıldıktan sonra da normal boşaltım alışkanlığına yeniden uyum sağlaması gerekecektir. Bu nedenle stomanın kapatılması amacıyla ameliyat olacak hastalara 77 yönelik eğitim programlarında, stomanın kapatılmasından sonra hissedilen duygular, düşünceler ve ilk defekasyon işlevinde yaşanan tepkilere ilişkin konuların yer alması önemlidir. Yöntem Bu çalışma; stoması kapatılan bireylerin ilk barsak boşaltımına ilişkin duygu ve düşünceleri belirlemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmanın evrenini, Temmuz 2006-Nisan 2007 tarihleri arasında Gazi Hastanesi Stomaterapi Ünitesi’nde takip edilen ve stoması kapatılan 26 birey oluşturmuştur. Çalışma evren üzerinden gerçekleştirilmiştir. Veriler stoma bakım hemşiresi tarafından, yapılandırılmış veri toplama formu kullanılarak görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Görüşme stoması kapatılan hastalar hastaneden taburcu olmadan önce gerçekleştirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesabı yapılmıştır. Bulgular ve İrdeleme Tablo 1. Stoması kapatılan bireylerin kişisel özellikleri. Özellikler Cinsiyet Kadın Erkek Medeni durum Evli Bekar Yaş Sayı (n) (%) 9 17 34.6 65.4 20 6 76.9 23.1 x = 45.23± 15.86 Stoması kapatılan hastaların % 65.4’ü erkek, 76.9’u evli ve yaş ortalamaları 45.23±15.8’dır (Tablo 1). Stomaya sahip olan bireylerin çoğu evli, orta yaşlı ve erkektir. Ataerkil bir toplum yapısına sahip olan Türkiye’de aile reisinin stomaya sahip olmasının o bireyde otorite kaybına neden olabileceği, bu durumda tüm aile bireylerinin psikososyal ve ekonomik yönden olumsuz yönde etkilenebilecekleri düşünülebilir. Stoması kapatılan hastaların 13’ü kanser tanısı almış ve hastaların 11’ine low anterior rezeksiyon yapılmıştır (Tablo 2). Amerika’da üçüncü önemli kanser türüne giren kolorektal kanserler ölümlere neden olan hastalıkların da ikincisini oluşturmaktadır. Amerikan Kanser Birliği © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği BAYKARA ve ark. 78 Tablo 2. Stoması kapatılan bireylerin stomaya ilişkin özellikleri. Özellikler Tıbbi Tanı Sayı (n) Kanser Ülseratif kolit Travma Kolon perforasyonu FAB Diğer 13 4 2 3 2 2 Low anterior rezeksiyon Hartmann prosedürü Total proktokolektomi 11 10 5 Ameliyat Stoma ile yaşama süresi 0-3 ay 4-6 ay 7-12 ay 6 11 9 2005 yılında 145.290 kişin kolorektal kanser tanısı aldığını ve 56.290 kişinin bu nedenle öldüğü bildirmiştir.7 TC. Sağlık Bakanlığı 2001 verilerine göre ise 7.333 hastanın rektum ve sigmoid kanseri nedeniyle tedavi görüp taburcu olurken, 224 hastanın bu nedenle öldüğü, 8.218 hastanın rektum dışı barsak kanseri tanısı nedeniyle tedavi görüp taburcu olurken 429 hastanın bu nedenle öldüğü belirlenmiştir.8 Kolorektal kanserler kadınlarda (ikinci) ve erkeklerde ( üçüncü) oldukça önemli oranda görülen kanser türüdür. Kanser, başlı başına birey ve ailesi için kabullenmesi oldukça zor olan bir olgudur. Kanser genellikle ölümü ve yaşam üzerindeki kontrolün kaybını simgelemesi bakımından fobi yaratan bir hastalıktır.9 Tüzel’in10 yaptığı çalışmada hastaların %66.7’sine kanser, %10.2’sine ülseratif kolit nedeni ile stoma açıldığı tespit edilmiştir. Bu bulgular ışığında kanserin stoma açılma nedenleri arasında önemli bir yere sahip olduğu düşünülebilir. Kanser hastalarının psikolojik sağlığını korumak ve böylece onlara yarar sağlamak amacı ile tanılarının bazen onlara bildirilmemesi, hastanın ameliyat sonrası kemoterapi ve radyoterapi gibi ağır tedavi programlarına alınması hasta ve yakınlarının stomaya uyum sağlamalarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Araştırmada kanserin, stoma açılmasının başlıca ne© 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 denlerinden birisi olması dolayısıyla stoma bakımı, eğitimi ve danışmanlık hizmeti veren hemşirelerin, hastaların tanılarına ilişkin bilgi, düşünce ve duygularını öğrenmeleri ve bakım planlarken hastaların bu özel durumlarını dikkate almalarının gerektiğini düşündürmektedir. Ayrıca kanser hastası ile çalışan hemşireler; hasta beklentilerinin fazla olması, hastaların beden imajında bozulma olması, hasta ve yakınlarının psikolojik sorunlar yaşaması gibi zorluklarla baş etmek durumundadırlar.9 Bu nedenle stoma bakımı yapan hemşirelerin kendi psikolojik yapılarını koruyacak ve aynı zamanda hastaya bakım verebilecek nitelikte yetiştirilmesi gerekmektedir. Serimizde, 6 hasta 0-3 ay süre ile stoma ile yaşarken 20 hasta üç aydan fazla bir süre stoma ile yaşamıştır. İpekçi ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada geçici kolostomilerin ortalama 75 gün içinde kapatıldığı saptanmıştır. Bu iki bulgu karşılaştırıldığında çalışmamızda stoma kapatılma süresinin daha uzun olduğu belirlenmiştir. Hastalarımızın stoma ile yaşadıkları zorluklar incelenmiş ve hastaların yarıdan fazlasının ev ortamı dışında torba değişiminde (14), önemli bir bölümünün ise sızıntı ve istemsiz gaz çıkışında zorluk yaşadıkları (9) belirlenmiştir. Hastaların yaşadığı bu tür sorunlar sosyal yaşama uyumlarını zorlaştırmakta ve ameliyat öncesi yaptıkları sosyal aktivitelerini azaltmaktadır. Yapılan bir çalışmada stoma ameliyatını takip eden ilk üç ayda hastaların sosyal yaşantılarında azalma olduğu, hastaların anksiyete ve depresyon oranlarının %23 oranında arttığı belirlenmiştir.12 Stomalı hastaların en fazla ameliyat sonrası ilk dönemde sıkıntı yaşamaları geçici stomaya sahip olan hastaların bir çok sorunla karşılaşabileceklerini göstermektedir. Bu nedenle Tablo 3. Stoması kapatılan bireylerin stomayla yaşamaya ilişkin yaşadıkları zorluklar. Yaşanan zorluklar Ev dışında torbayı boşaltmak Stomayla yaşamanın zorluğuna alışmak Sızıntı ve gaz çıkışı Sosyal yaşamda sınırlılık Bağımlı hale gelme Stoma bakım malzemelerinin temini Zorluk yaşamayan * “n” katlanmıştır Sayı (n)* 14 9 9 6 2 1 2 STOMASI KAPATILAN BİREYLERİN DUYGULARI Vol. 17, No. 2 geçici stomaya sahip hastaların kalıcı stomaya sahip olanlar gibi bakım, eğitim, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmeti almaları gerekmektedir. Ayrıca stomaya tam uyum sağlamaya başladıkları bir zamanda yeniden stomanın kapatılması ve yeniden eski barsak boşaltımına uyum sağlamaları yaşayacakları güçlükleri artırabilecektir. Tablo 4 de stoması kapatılan bireylerin stoma ile yaşamlarına ilişkin duygularına yer verilmiştir. Sonuçlara göre hastaların yarıya yakını stomaya alışmanın zor olduğunu ve stomanın yaşamlarını zorlaştırdığını belirtmişlerdir. Literatürde stomanın bireylerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği belirtilmektedir.13 Araştırmadan elde edilen bu bulgular literatür ile paralellik göstermektedir. Stomayla yaşamak bireylere negatif duygular hissettirmiştir. Stomalı bireylerin stomayı kendi vücutlarından bir parça gibi görmekten çok yabancı, ürkütücü bir olgu olarak algıladıkları düşünülebilir. Stoması olan bireylerin gaita ve gaz çıkışı istemleri dışında gerçekleşmektedir. Bireylerin mahrem alanı içinde olan barsak boşaltım alışkanlığı bu şekilde başkaları tarafından fark edilebilecek bir durum almaktadır. Bu durum birey ve ailesi için utanç verici ve aşağıTablo 4. Stoması kapatılan bireylerin stoma ile yaşamlarına ilişkin duygu ifadeleri. Duygular Alışması çok zor, yaşamı zorlaştırıyor Sıkıntı ve rahatsızlık verici Çaresi olmadığından alışılıyor Zahmetli ve rahatsızlık verici Hiç çekilmez, rezil bir durum n 11 5 4 3 3 layıcı olarak algılanabilmektedir. Dolayısı ile bireyler mahrem olan barsak boşaltım işlevlerini başkalarının duymayacağı bir alanda gerçekleştiremediklerinden toplumdan uzak olmayı tercih edebilmekte ve yalnız kalabilmektedirler. Stomalı birey kendini normal bir kişi olarak kabul etmeyebilir. Kişi kendinin artık normal bir yaşam sürdüremeyeceğini, işe yaramayacağını düşünebilmektedir.14 Ayrıca sosyal yaşantılarının yanında cinsel yaşantıları ve iş yaşantılarına da sınırlılık getirebilmektedirler. Bu nedenle de bireyler özgürlüklerinin kısıtlandığını 79 ifade edebilmektedirler. Tablo 5. Stoması kapatılan bireylerin stoma kapatılmadan hemen önce yaşadıkları duygular. Duygular Stomadan kurtulacağım için çok sevindim Mutlu oldum ve rahatladım Mutlu oldum ancak ameliyat olacağım için endişelendim Şaşkınlık hissettim Heyecanlandım Dua ettim, şükrettim Memnuniyet Stoma kapatılacağını bilmiyordum, ameliyatta belli oldu Cevap yok Sayı (N) 10 5 4 2 1 1 1 1 1 Tablo 5’te stoması kapatılan bireylerin stoma kapatılmadan hemen önce yaşadıkları duygular verilmiştir. Hastaların önemli bir bölümü stoma kapatılacağı için sevinç, mutluluk hissettiklerini belirtmişlerdir. Dört hasta mutluluk hissetmenin yanı sıra ameliyat olacakları için endişeli olduklarını belirtmişlerdir. Geçici stomaların kapatılması lokal anestezi altında da yapılabilmektedir ve minimal invaziv bir işlemdir.15 Tıbbi uygulamalar açısından minimal bir işlem olsa da ameliyat olmak birey için stres kaynağıdır. Hastalar ameliyatın kendileri için yararlı olacağını kabul etmelerine rağmen riskleri ve süreci nedeni ile endişe ve korku duyabilmektedirler.16 Stomalı bireylerde her ne kadar ameliyat öncesinde stomanın kapatılmasına yönelik mutluluk, sevinç, memnuniyet hissetseler de, aynı zamanda heyecan, şaşkınlık, endişe yaşayabilmektedirler. Araştırmamız kapsamında yer alan hastaların bu tür duygu ifadelerinde bulunmaları beklenen bir sonuçtur. Tablo 6. Stoması kapatılan bireylerin stoma kapatıldıktan sonra yaşadıkları duygular. Duygular Mutluluk ve güven hissettim Sevindim Rahatladım Özgür oldum Endişelendim Sayı (n) 11 7 6 1 1 © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği BAYKARA ve ark. 80 Tablo 6’da stoması kapatılan bireylerin stoma kapatıldıktan hemen sonra yaşadıkları duygular incelenmiştir. Hastaların hemen hemen hepsi ameliyattan sonra mutluluk, güven, sevinç, rahatlık ve özgürlük gibi olumlu duygular içinde olduklarını belirtirken yalnızca bir hasta yeniden stoma açılma endişesi yaşadığını ifade etmiştir. Hastaların stomalarının kapatılmasına ilişkin olumlu duygulara sahip olmalarının stomanın olumsuz bir yaşam deneyimi olarak algılamalarından kaynaklandığı düşünülmektedir. Stomanın yaşmalarını sınırlaması nedeni ile “ondan kurtulmak” özgürlük olarak ifade edilmiştir. Tablo 7. Stoması kapatılan bireylerin stoma kapatıldıktan sonra stoma bölgesini görünce yaşadıkları duygular. Duygular Çok sevindim Duygulandım ve ağlamaklı oldum İlk anda hiçbir şey hissetmedim Kendimi iyi hissettim Endişelendim Cevap Yok “Bedenimden bir şey eksilmiş gibi geldi, kendimi kuş gibi özgür hissettim” “ Karnıma kavuştum. Kırmızı çiçeğim gitmiş dedim.” Sayı (n) 18 2 1 1 1 1 1 1 Tablo 7’de stoması kapatılan bireylerin stoma kapatıldıktan sonra stoma bölgesini ilk defa gördüklerinde yaşadıkları duygular yer almaktadır. Hastaların yarıdan fazlası kapatılan stoma bölgesini ilk gördüklerinde çok sevindiklerini ifade ederken, bir hasta ilk anda hiçbir şey hissetmediğini belirtmiştir. Hastalardan biri duygusunu “Bedenimden bir şey eksilmiş gibi geldi, kendimi kuş gibi özgür hissettim” şeklinde ifade etmiştir. Bu ifade, stomanın bireyin yaşamını olumsuz yönde etkilediğini ve özgürlüğünü sınırlandırdığını göstermiş olması bakımından önemlidir. Bir başka hastanın “Karnıma kavuştum, kırmızı gülüm gitmiş dedim.” sözlerinin stomayı hiç kabullenemediğinin bir göstergesi olarak düşünülmüştür. Çünkü bedeninde var olan değişikliklere isim takma beden imajındaki bozulmayı kabullenmemenin bir göstergesidir. © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 Tablo 8. Stoması kapatılan bireylerin stoma kapatıldıktan sonra gaz ve dışkı çıkışında yaşadıkları duygular. İlk Gaz Çıkışında Yaşanan Duygular Sayı (n)* Sevindim Çok rahatladım Fistül nedeniyle gaz olmadı, üzüldüm Cevap Yok 15 8 1 2 İlk Dışkı Çıkışında Yaşanan Duygular Sevindim Rahatladım Ağrı hissettim Fistül olduğundan büyük abdestim vajinadan çıktı ve üzüldüm 20 3 2 1 * “n” katlanmıştır. Tablo-8’de stoması kapatılan bireylerin stoma kapatılması sonrası ilk gaz ve dışkı çıkışında yaşadıkları duygular yer almaktadır. İlk gaz ve dışkı çıkışında bireylerin en fazla yaşadıkları duygu sevinç’tir. İkisi hasta ise ilk dışkı çıkışında ağrı hissettiklerini ifade etmişlerdir. Hastalar ilk gaz ve dışkı çıkışında farklı duygular yaşayabilmektedirler. Örneğin hastalardan birisi “Ağrı oldu. Büyük abdestim ishal gibi çıktı. Kolostomim varken daha rahat çıkarıyordum”. ifadesi ile stomalı olmanın daha rahat olduğunu belirtirken, bir başka hasta ise “O anda normal tuvalete çıkmanın çok önemli olduğunu anladım. Halime şükrettim. Mutlu oldum…” ifadesi ile stomalı olmaktan duyduğu memnuniyetsizliği dile getirmiştir. Araştırmada stoması kapatılan bir (%3.8) hastada vajinal fistül geliştiği belirlenmiştir. İpekçi ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada ise 98 hastanın 9’unda (%9.2) stoma kapatıldıktan sonra komplikasyon yaşandığı tespit edilmiştir.11 Araştırma sonuçları karşılaştırıldığında araştırmamız kapsamında yer alan hastalarda stoma kapatıldıktan sonra oluşan komplikasyon oranının daha düşük olduğu görülmektedir. Sonuç ve Öneriler Sonuç olarak geçici stoması olan hastalar, stoma kapatılmadan hemen önce ve kapatıldıktan sonra sevinç, mutluluk, heyecan, memnuniyet hissettiklerini ifade etmişlerdir. Vol. 17, No. 2 STOMASI KAPATILAN BİREYLERİN DUYGULARI Stomalı bireylerin stoma ile yaşadıkları süre içerisinde psikososyal yönden desteklenmeleri, stoma ile yaşamaya ilişkin daha olumlu duygular geliştirmelerine yönelik faaliyetlerin planlaması yaşam kalitelerinin 81 yükseltilmesi açısından önemlidir. Ayrıca stoması kapatılan hastaların duygu, düşünce ve yaşadıkları sorunlara yönelik araştırmaların daha büyük örneklem grubunda tekrarlanması önerilmektedir. Kaynaklar 1. Hardy KJ. “Evolutıon of The Stoma” Aust NZ Journal Surg. 1989; 59: 71-77. 2. Ertekin C. “Kolon rektum cerrahi yaralanmalar”. Genel Cerrahi. Cilt-1. Nobel Tıp Kitabevi. Baskı: Tayf Ofset. 2002. İstanbul. 3. Addis G “Kalıcı Stomaya alternatif Bir Çalışma: Elektrik Uyaranlı Neo-Anal Sfinkter” Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yükseokulu Dergisi. 2001; 8: 60-67. 4. Erkoçak EU, Alabaz Ö, Karadağ A. “Stoma” Kolon Rektom ve Anal Bölge Hastalıkları. Türk Kolon Rektum Cerrahi Derneği. Ofset Hazırlık ve Baskı. İstanbul. 2004. s. 309-329. 5. Karadağ A, Menteş. B, Ayaz S ve ark. Kolostomili ve ileostomili Hastaların Bakımına Yönelik Rehber Kitap. I. Basım. Baskı. Ayhun Ofset. Ankara. 2003. 6. Karadağ A, Menteş B, Ayaz S. Colostomy irrigation: results of 25 cases with particular reference to quality of life. Journal of Clinical Nursing 2005; 14:479–485. 7. “Colorectal Cancer An Understanding” http://www. copays.org/ ET. 02.04.2007. 8. http//www. saglik.gow.tr. E.T. 24.05.2007. 9. Akıncı F, Seven G. “Kanser Nedeniyle Kolostomi Uygulanan Hastalara Bakım Veren Hemşirelerin Yaşadıkları Güçlükler” Cerrahi Ostomi Dergisi 2003;4:1-3. 10. Tüzel H. “Abdominal Stomalı Hastaların Stoma Bakımına İlişkin Bilgi Düzeylerinin Belirlenmesi” Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik Programı Yüksek Lisans Tezi. Ankara. 2007. 11. İpekçi F, Yıldırım M, Coşkun A ve ark. “ 5 Yıllık Ostomili Olgularımızın Analizi” 3. Çukurova Üniversitesi Kolo-Proktoloji & Stomaterapi Sempozyumu Özet Kitabı. Adana. 2007. s130. 12. Cheung YL, Molassıotıs A, Chang AM. “The Effect Of Progressıve Muscle Relaxatıon Traınıng On Anxıety And Qualıty Of Lıfe After Stoma Surgery In Colorectal Cancer Patıents”. Psycho-Oncology 2003; 12: 254–266. 13. Brown H. “Living with a stoma: a review of the literature”. Journal of Clinical Nursing. 2004;14: 74–81. 14. Aşti N. “Stoma Bakımında Eğitim Nasıl Olmalı?: hasta ve Hasta Yakınlarının eğitimi Nerede? Nasıl? Ne Zaman olmalı?” Çukurova Koloproktoloji & Stomaterapi Sempozyumu Özet Kitabı. 2005. s156. 15. Öncel M. “Gastrointestinal Stomalar” Çukurova Koloproktoloji & Stomaterapi Sempozyumu Özet Kitabı. 2005. s131-133. 16. Erdil F, Elbaş NÖ. Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği. Kaya Matbaacılık. Ankara. 1996. © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği ÖZGÜN MAKALE 82 Sol Kolon Patolojileri Nedeniyle Hartmann Kolostomi Uygulanan Olgularda Kolostomi Kapatılması İçin Geçmesi Gereken Sürenin Önemi ve Mekanik Barsak Temizliğinin Gerekliliği Timing of Hartmann’s Colostomy Reversal and Necessity of Mechanical Bowel Preparation in Patients Undergoing Urgent Left-sided Colonic Surgery Alper Akcan, Erdoğan Sözüer, Hızır Akyıldız, Can Küçük, Mehmet Çetİn Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, KAYSERİ ÖZET Amaç: Sol kolon patolojileri nedeniyle uygulanan kolostomilerin ne zaman kapatılacağı ve mekanik barsak temizliği (MBT) gerekliliği hala tartışmalıdır. Bizde çalışmamızda acil cerrahi gerektiren sol kolon patolojileri nedeniyle uygulanan kolostomilerin kapatılması için gerekli olan süreyi ve bu olgularda barsak temizliğinin gerekliliğini değerlendirmeyi amaçladık. Hastalar ve Yöntem: Ocak 2000 ve Mayıs 2007 tarihleri arasında kolostomi uygulanan ve sonrasında kolostomisi kapatılan 112 hasta çalışmaya alındı. İlk cerrahi ile kolostomi kapatılması arasında geçen süreye göre hastalar 4 gruba ayrıldı. İlk 60 günde kapatılanlar Grup I, 61-120 gün içinde kapatılanlar Grup II, 121-180 gün arasında kapatılanlar Grup III, 181 günden daha sonra kapatılan olgular ise Grup IV olarak sınıflandı. Bulgular: Grup IV ile diğer gruplar arasında yaş açısından istatistik olarak anlamlı fark saptanırken (p=0.001) cinsiyet, eşlik eden hastalık ve hastalığın benign yada malign olası yönünden anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Kolostomi kapatılması sonrası en sık solunumsal komplikasyonlar ile karşılaşılırken cerrahi olarak en sık morbidite nedeni yara enfeksiyonu idi. Gruplar arasında gerek medikal gerek cerrahi komplikasyonlar açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Hastalar yoğun bakım ünitesi (YBÜ) ve hastanede İletişim Adresi: Dr. Alper AKCAN, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı-KAYSERİ e-posta: [email protected] Kolon Rektum Hast Derg 2007;17:82-87 kalma süreleri yönünden karşılaştırıldığında YBÜ’de kalma süreleri arasında anlamlı fark saptanmazken (p>0.05), hastanede kalma süresi Grup IV’te Grup I ve II’den daha uzun bulunmuştur (p<0.05). Sonuçlar: Elde ettiğimiz sonuçlar Hartmann kolostomi kapatılması işleminin iki aydan daha kısa sürede ve MBT yapılmaksızın uygulanabileceğini göstermiştir. Ancak çalışmamızın retrospektif olması ve homojen bir hasta grubundan oluşmaması en önemli kısıtlayıcı unsurlardır. Bu nedenle uygun yaklaşımın belirlenmesinde ileriye dönük, randomize çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar kelimeler: Hartmann kolostomi, zamanlama, mekanik barsak temizliği ABSTRACT Purpose: Timing for colostomy closure and mechanical bowel preperation (MBP) need are still controversial in patients who had urgent Hartmann’s colostomy (HC) for leftsided colon diseases. In this study we aimed to investigate the timing and MBP need in these emergent operations. Patients and Methods: A total of 112 patients who had HC and after closure between January 2000 and May 2007 were the study group. Patients were divided into four groups according to timing for colostomy closure. Group 1 had HC in first 60 days, group 2 in 61 to 120 days, group 3 in 121 to 180 days, finally group 4 in more than 180 days. Vol. 17, No. 2 KOLOSTOMİ KAPATILMASINDA ZAMANLAMA Results: Mean age of group 4 was significantly different from other groups (p=0.001),but sex, concomitant diseases and neoplastic courses were not different (p>0.05). The most often complications were pulmonary ones, and wound infections were the most often surgical complications. Medical and surgical complication rates of the groups were not different (p>0.05). When compared, the durations of intensive care unit (ICU) stay were not statistically different (p>0.05), but mean total hospital time was longer in group 83 4 than groups 1 and 2 (p>0.05). Conclusions: Our results show that colostomy closure can be performed in less than two months without MBP. Our patient groups were non-homogenous and study is retrospective, so prospective and randomised studies should be performed on this subject. Key words: Hartmann’s colostomy, timing, mechanical bowel preparation Giriş Kolorektal cerrahi sonrası morbidite ve mortalite oranları her geçen gün azalmaktadır.1 Kolon cerrahisinde temel amaç postoperatif enfeksiyöz komplikasyonların özelliklede anastomoz ayrışmalarının önlenmesidir. Sağ kolon patolojilerinde acil sağ hemikolektomi ve aynı seansta ileokolik anastomoz kolay ve güvenli kabul edilirken sol kolon patolojilerinde cerrahlar aynı seansta rezeksiyon ve anastomoz uygulamasına şüphe ile bakmaktadırlar. Bu durum sol kolon patolojilerinde kolostomi uygulamasının daha sık uygulanmasına neden olmaktadır. Ancak sol kolon patolojileri nedeniyle uygulanan kolostomilerin ne zaman kapatılacağı ve mekanik barsak temizliği (MBT) gerekliliği hala tartışmalıdır. Bazı yazarlar etkin barsak temizliğinin kolorektal cerrahi sonrası enfektif komplikasyonların önlenmesinde son derece önemli olduğunu bildirmişlerdir.2,3 Buna karşın bir çok çalışmada MBT etkinliği gösterilememiştir.4,5 Acil kolorektal patolojiler sonrası uygulanan kolostomilerin kapatılma zamanı ile ilgili literatürde az sayıda çalışma vardır.6,7 Bizde çalışmamızda sol kolon patolojileri nedeniyle uygulanan kolostomilerin kapatılması için gerekli süreyi ve bu olgularda barsak temizliğinin gerekliliğini değerlendirmeyi amaçladık. Hastalar ve Yöntemler Hastalar Kliniğimizde Ocak 2000 ve Mayıs 2007 tarihleri arasında sol kolon patolojisi nedeniyle 132 hastaya Hartmann kolostomi uygulanmıştır. Aynı tarihler arasında bu olguların 112 tanesine kolostomi kapatılması uygulandı. Bu 112 hasta iki ameliyat arası süre göz önüne alınarak 4 gruba ayrıldı. İlk 60 günde kolostomisi kapatılanlar; Grup I (n=22), 61-120 gün arasında kolostomisi kapatılanlar; Grup II (n=46), 121-180 gün arasında kolostomisi kapatılanlar; Grup III (n=24) ve 181 gün ve üstü sürede kolostomisi kapatılan olgular; Grup IV (n=18) olarak sınıflandı. Rezeksiyon yapılmaksızın kolostomi uygulanan, hartman prosedürü dışında kolostomi uygulanan ya da total kolektomi yapılan hastalar çalışma dışında bırakıldı. Tanı Hastaların tanısı ilk cerrahi sırasında saptanan klinik bulgular ve görüntüleme yöntemleri ile konuldu. Tüm rezeksiyon materyalleri patolojik inceleme için gönderildi. Preoperatif hazırlık Hastalar kolostomi kapatılması için yatırıldıklarında ise cerrahi öncesi 2 gün sure ile sulu diyet ile beslendi. Kolostomi kapatılması öncesinde hastaların %71’ine MBT uygulandı. Rutin hazırlıkların dışında hastalara endoskopi ve poş grafileri uygulandı. Eğer fekalom saptanmış ise boşaltıcı lavmanlar yapıldı. Bütün hastalara anestezi indüksiyonu sırasında profilaktik antibiyotik uygulandı. Cerrahi işlem Kolostomi kapatılması sırasında iki kat şeklinde uçuca anastomoz yapıldı. Anastomozun ilk katı 3/0 polidiakson sütür materyali ile sürekli sütür tekniği ile yapılırken ikinci katta 3/0 ipek ile tek tek sütürler kullanıldı. Daha sonra kolonik anastomozun alt kısmına ya da pelvise bir adet kavuçuk dren yerleştirildi. © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği 84 AKCAN ve ark. İstatistiksel analiz Veriler ortanca (min-max) olarak ifade edildi. Grupların karşılaştırılmasında kikare, Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanıldı. İstatistiksel analizler, Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) for Windows (13.0 version) programında yapıldı. P<0.05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular Kolostomi uygulamasını gerektiren en sık etiyolojik nedenler kolorektal kanserler, volvulus ve penetran karın travması idi (Tablo 1). Hastalara ait demografik bilgiler tablo 2 de görülmektedir. Grup I, II, III ve IV’ün yaş ortalamaları sırası ile 44.4± 15.4, 49.1±16.1, 45.2±13.8 ve 65.9±7.8 olup grup IV diğer gruplardan istatistik olarak farklı bulunmuştur (p=0.001). Gruplar cinsiyet (p=0.904), etiyolojik neden (benign/malign) (p=0.954) ve eşlik eden hastalık (p=0.978) yönünden karşılaştırıldığında gruplar arasında fark saptanmazken, cerrahi işlem süresi grup I’de istatistiksel olarak anlamlı olarak uzun bulunmuştur (p=0.001) (Tablo 2). Kolostomi kapatılması sonrası en sık solunumsal komplikasyonlarla karşılaşılırken cerrahi olarak en sık morbidite nedeni yara enfeksiyonu (n=13) idi. Bunu Tablo 1. Cerrahi nedenleri ve olgu sayıları. Cerrahi nedenleri n (%) Kanser Obstruksiyon 19 (16.9) Perforasyon 11 (9.8) Fistül 3 (2.7) Kanama 5 (4.4) Volvulus 29 (25.9) Divertiküler hastalık 6 (5.3) Travma Künt travma 4 (3.5) Penetran travma 11 (9.8) İatrojenik yaralanmalar 3 (2.7) Lavman ve yabancı cisme bağlı yaralanmalar 5 (4.4) Fiili livata 2 (1.7) Fournier gangreni 13 (11.6) Doğum sonrası rektovajinal fistül 3 (2.7) İnkarsere insizyonel herni 4 (3.5) © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 uzamış ileus (n=9) ve yara ayrışması (n=5) izledi. Anastomoz ayrışması ise 2 hastada saptandı. Her iki hasta reopere edilerek Hartmann kolostomi uygulandı. Kolostomi uygulanması sırasında mortalite %6.5 iken iken kolostomi kapatılması sonrası perioperatif morbidite (ilk 30 gün) saptanmadı. Gruplar arasında gerek medikal gerekse cerrahi komplikasyonlar açısından anlamlı fark saptanmadı (Tablo 3). Hastaların cerrahi sonrası yoğun bakım ünitesi (YBÜ) ve hastanede kalma süreleri tablo 4’te görülmektedir. Yoğun bakım ünitesinde kalma süreleri arasında anlamlı fark saptanmazken (p>0.05), hastanede kalma süresi grup IV’te grup I ve grup II’den daha uzun bulunmuştur (p<0.05). Seksen olguya MBT uygulanırken 32 olguya uygulanmadı. Hastalar mekanik barsak temizliği uygulanması ve etiyolojik nedene (benign/malign) göre gruplanarak postoperatif morbidite ve hastanede ve YBÜ’de kalma süreleri yönünden karşılaştırıldığında da gruplar arasında istatistik olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). İrdeleme Geçtiğimiz yüzyılın başlarında acil sol kolon patolojilerinde üç aşamalı yaklaşım standart yaklaşım iken8 70’li yıllardan itibaren Hartmann prosedürü taraftar bulmaya başlamıştır.9 Hasta kolon segmentinin rezeksiyonunu sağlayan bu yöntemin avantajları anastomozun olası risklerinden korunulması, iyileşme süresinin ve hastanede kalma süresinin kısa olmasıdır. Dezavantajları ise ikincil cerrahi gereksinimi ve bu işlem sırasında ortaya çıkabilecek komplikasyonlardır. Benign sol kolon patolojilerinde özellikle komplike olmamış olgularda primer anatomoz uygulanan olgularda morbidite ve mortalite iki aşamalı prosedürlerin kümülatif morbidite ve mortalitesinden daha az bulunmuştur.10 Son zamanlarda, özellikle intraoperatif kolonik lavajın yaygınlık kazanması ile primer anastomoz uygulaması malign sol kolon patolojilerinde de kabul görmesine karşın nekroz, perforasyon, peritonit gibi komplikasyonların varlığında Hartmann prosedürü hala vazgeçilmez bir alternatif olarak yerini korumaktadır. Yine son dönemde cerrahiden önce kolonun endoskopik stent uygulaması ve laser ablasyonu gibi palyasyon sağlayan yöntemlerle dekompresyonu taraftar bulmaktadır.11,12 Dekompresyonun en önemli avantajı obstruksiyon nedeniyle bozulmuş fizyolojinin Vol. 17, No. 2 KOLOSTOMİ KAPATILMASINDA ZAMANLAMA 85 Tablo 2. Hastalara ait demografik veriler Yaş* Cinsiyet (E/K) Benign/Malign Eşlik eden hastalık varlığı Cerrahi süresi* Grup I n= 22 45 (19-67) 13/9 (59/41) 15/7 (68/32) Grup II n= 46 47 (19-78) 26/20 (56/44) 30/16 (65/35) 7 (32) 14 (30) 90 (50-150) 60 (45-120) Grup III n= 24 43 (22-71) 12/12 (50/50) 15/9 (62/38) 7 (29) 60 (45-90) Grup IV n= 20 67 (43-77) 12/8 (60/40) 14/6 (70/30) p 0.001 0.904 0.954 7 (35) 0.978 60 (45-90) 0.001 Değerler ortanca (min-max) ya da sayı (%) olarak ifade edilmiştir. *Kruskal-Wallis test normale dönmesidir. Böylece acil cerrahinin elektif yada yarı-elektif koşullarda yapılması sağlanabilir. Kolostomi kapatılması için geçmesi gereken süre hala tartışmalıdır. Pearce ve ark. yaptıkları çalışmada kolostomi kapatılması sonrası ortaya çıkan morbidite ve mortalitede en etkin faktörün zamanlama olduğunu belirtmişler, ilk 3 ay içinde kapatılan olgularda morbide ve mortalite oranlarını yüksek bulmuşlar ve kolostomi kapatılma işleminin 6 ay sonunda yapılmasını önermişlerdir.13 Buna karşın Keck ve ark. yaptıkları çalışmada 15 haftadan daha önce ve sonra kolostomi kapatılan olguları karşılaştırdıklarında geciktirilen olgularda işlemin daha kolay olduğunu buna karşın morbidite ve mortalitede belirgin fark olmadığını bildirmişlerdir.7 Çalışmamızda da benzer şekilde gruplar arasında morbidite yönünden anlamlı fark saptanmamıştır. Bu sonuç genel görüşün aksine kolostomilerin erken dönemde de kapatılabileceğini göstermektedir. Ancak cerrahi işlem süresi kolostominin ilk 2 ay içinde kapatıldığı hastalarda daha uzun bulunmuştur. Bunun nedeni ikinci cerrahi sırasında karın duvarına ve barsaklara yaygın yapışıklıklar olması ve bunun karna girmeyi ve diseksiyonu zorlaştırmasıdır. İlk operasyon sonrasında adezyon oluşumunu önlemek için adezyon önleyici bariyerlerin kullanılması ikinci cerrahinin kaçınılmaz olduğu bu hastalarda yararlı olabilir. Kolon cerrahisi konusunda bir diğer tartışmalı nokta MBT gerekliliğidir. MBT sonrası yapılan elektif kolon cerrahileri sonrası mükemmel sonuçlar bildirilmiştir; Duthie ve ark. 100 hastada sadece 1 hastada anastomoz kaçağı, 7 hastada yara enfeksiyonu bildirmişlerdir.2 Tersine elektif sol kolon cerrahisinin MBT yapılmaksızın güvenle uygulanabileceğini belirten prospektif randomize çalışmalarda literatürde mevcuttur.14 MBT ile ilgili temel kaygı anatomoz iyileşmesi üzerine olumsuz etkilerinin olabileceğinden kaynaklanmaktadır. Polietilenglikol (PEG) ile yapılan bir deneysel çalışmada anastomoz iyileşmesi üzerine olumsuz etkisi saptanmazken,15 yine PEG ile yapılan bir diğer çalışmada MBT’nin kolon duvarında inflamatuar ve strukturel birtakım değişikliklere neden olduğu bildirilmiştir.15,16 Barsak duvarında inflamasyon varlığını anatomoz kaçağı için son derece önemli bir risk faktörüdür. Çalışmamızda olguların %71’ine MBT uygulanmıştır. Çalışmamızda MBT yapılan ve yapılmayan hastalar kolostomi kapatılma süresi ve kolostomi uygulama nedeni gözardı edilerek karşılaştırıldığında gerek morbidite (p=0.673) gerekse hastanede (p=0.537) ve YBÜ’de kalma (p=0.612) süreleri açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Kolostomi kapatılması sırasında ve sonrasında hastalar sıklıkla birtakım komplikasyonlarla karşılaşmaktadırlar. Ayrıca bir çok hastada kolostomi kapatılamamaktadır. Çalışmalarda Hartmann prosedürü kapatılması sonrasında %30’lara ulaşan anastomoz kaçakları, %0 ile %14.3 arasında mortalite bildirilmiştir.17 Buna karşın kolorektal karsinoma bağlı sol kolon obstruksiyonu olan olgularda segmenter kolon rezeksiyonu ve primer anastomoz sonrası anastomoz kaçağı %4-6 arasında bildirilmektedir.18 Bu sonuç primer anastomozun iki aşamalı cerrahilere tercih edilebileceğini düşündürmektedir. Tarafımızdan yapılan bir başka © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği AKCAN ve ark. 86 Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 Tablo 3. Cerrahi sonrası komplikasyonlar. Grup I n= 22 (%) Grup II n= 46 (%) Grup III n= 24 (%) Grup IV n= 20 (%) 1(4.5) 2 (9) 1 (4.5) 1 (2.2) 4 (8.7) 2 (4.3) 1 (4.1) 3 (12.5) - 2 (10) 2 (10) 1 (5) 3 (13.6) 1 (4.5) 2 (9) 4 (8.7) 1 (2.2) 1 (2.2) 3 (6.5) 3 (12.5) 1 (4.1) 2 (8.3) 2 (8.3) 3 (15) 1 (5) 2 (10) - 2 (4.3 ) 2 (8.3) 1 (5) Medikal komplikasyonlar* Kardiyak Solunumsal Diğer Cerrahi komplikasyonlar Yara enfeksiyonu Anastomoz ayrışması İntra-abdominal abse Uzamış ileus (7 günden fazla) Evantrasyon/evisserasyon p 0.816 0.447 * Kardiyak komplikasyonlar disritmi, kalp yetmezliği ve myokard infaktüsünü, solunumsal komplikasyonlar atelektazi, pnömoni ve ARDS’yi, diğer komplikasyonlar ise üriner system enfeksiyonu ve alt ekstremite akut tromboembolik hastalığını ifade etmektedir. çalışmada komplike olmamış sigmoid volvulus nedeniyle opere edilerek primer anastomoz uygulanan olgularla iki aşamalı cerrahi uygulanan olgular karşılaştırıldığında morbiditenin anlamlı olarak daha düşük olduğu saptanırken, nekroz ya da perforasyon ile komplike olmuş olgularda anlamlı fark saptanmamıştır.10 Çalışmamızda anastomoz kaçağı olan olguların her ikisinin kolorektal kanserli ve bir tanesinin radyoterapi almış olgular olması dikkat çekicidir. Radyoterapi dışında anastomoz ayrışması için bir diğer önemli faktör sıklıkla sigara içimi ve hipertansiyon ile birlikte olan perianastomotik iskemidir. Ancak çalışmamızda kolostomi uygulanan hastalar bening ya da malign olup olmamalarına göre karşılaştırıldığında morbidite (p=0.339), hastanede kalma (p=0.185) ve YBÜ’de kalma (p=0.448) süreleri açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Yaygın görüş kolostomi kapatılması için geçmesi gereken sürenin üç aydan daha uzun olması ve MBT ile birlikte uygulanması yönünde iken, çalışmamız bu işlemin daha kısa süre içinde ve MBT yapılmaksızın güvenli bir şekilde yapılabileceğini göstermiştir. Çalışmamızı sınırlayan iki önemli nokta retrospektif olması ve homojen bir hasta grubunu içermemesidir. Ancak rezeksiyon ile birlikte Hartmann prosedürü uygulaması patolojiyi ortadan kaldırması ve özellikle yaşlı, ek problemleri olan ve peritonit tablosunun eşlik ettiği hastalarda hala son derece güvenli bir tedavi alternatifi olarak önemini korumaktadır. Ayrıca kolostomi kapatılması işlemi sırasında kabul edilebilir cerrahi morbidite ve mortalite oranlarına sahip olması bir diğer önemli avantajıdır. Uygun yaklaşımın belirlenmesinde ileriye dönük ve randomize çalışmalara gereksinim vardır. Tablo 4. Postoperatif hastanede ve yoğun bakım ünitesinde kalma süreleri Grup I n= 22 Grup II n= 46 Grup III n= 24 Grup IV n= 20 p Hastanede kalma süresi (gün) 9 (5-22) 9.5 (6-23) 10 (7-18) 12 (8-24)* 0.010 YBÜ kalma süresi (gün) 0 (0-2) 0 (0-4) 0 (0-5) 0 (0-6) 0.721 Değerler ortanca (min-max) olarak ifade edilmiştir. *Grup IV, Grup I ve Grup II’den istatistik olarak farklı olup Grup III ile arasında anlamlı fark saptanmamıştır. © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Vol. 17, No. 2 KOLOSTOMİ KAPATILMASINDA ZAMANLAMA 87 Kaynaklar 1. Edwards DP. The history of colonic surgery in war. J R Army Med Corps 1999; 145:107-108. 2. Duthie GS, Foster ME, Price-Thomas JM, Leaper DJ. Bowel preparation or not for elective colorectal surgery. J R Coll Surg Edinb 1990; 35: 169-171. 3. Nichols RL, Smith JW, Garcia RY, Waterman RS, Holmes JWC. Current practices of preoperative bowel preparation among North American colorectal surgeons Clin Infect Dis 1997; 24: 609-619. 4. Nichols RL, Gorbach SL, Condon RE. Alteration of intestinal microflora following preoperative mechanical preparation of the colon. Dis Colon Rectum 1991; 14: 123-127. 5. Dunphy JE. Preoperative preparation of the colon and other factors affecting anastomotic healing. Cancer 1971; 28: 181-182. 6. Chua CL. Surgical considerations in the Hartmann’s procedure. Aust N Z J Surg 1996; 66: 676-679. 7. Keck JO, Collopy BT, Ryan PJ, Fink R, Mackay JR, Woods RJ. Reversal of Hartmann’s procedure: effect of timing and technique on ease and safety. Dis Colon Rectum 1994; 37:243-248. 8. Goligher JC, Smiddy FG. The treatment of acute obstruction or perforation with carcinoma of the colon and rectum. Br J Surg 1957; 45: 270-274. 9. Deans GT, Krukowski ZH, Irwin ST. Malignant obstruction of the left colon. Br J Surg 1994; 81:12701276. 10. Akcan A, Akyildiz H, Artis T, et al. Feasibility of single-stage resection and primary anastomosis in patients with acute noncomplicated sigmoid volvulus. Am J Surg 2007;193: 421-426. 11. Wong KS, Cheong DM, Wong D. Treatment of acute malignant colorectal obstruction with self-expandable metallic stents. ANZ J Surg 2002; 72: 385-388. 12. Eckhauser ML, Mansour EG. Endoscopic laser therapy for obstructing and/or bleeding colorectal carcinoma. Am Surg 1992; 38: 358-363. 13. Pearce NW, Scott SD, Karan SJ. Timing and method of reversal of Hartmann’s procedure. Bri J Surg 1992; 79: 839-841. 14. Zmora O, Mahajna A, Bar-Zakai B, et al. Is mechanical bowel preparation mandatory for left-sided colonic anastomosis? Results of a prospective randomized trial. Tech Coloproctol 2006; 10: 131-135. 15. Fa-Si-Oen P, van de Gender P, Putter H, et al. The effect of polyethylene glycol and butyrate on anastomotic healing in the rat colon. Tech Coloproctol 2006; 10: 308-311. 16. Bucher P, Gervaz P, Ebber JF, et al. Morphologic alterations associated with mechanical bowel preparation before elective colorectal surgery: a randomized trial. Dis Colon Rectum 2006; 49: 109-112. 17. Salem L, Flum DR. Primary anastomosis or Hartmann’s procedure for patients with diverticular peritonitis? A systematic review. Dis Colon Rectum 2004; 47: 19531964. 18. Poon RT, Law WL, Chu KW, et al. Emergency resection and primary anastomosis for left-sided obstructing colorectal carcinoma in the elderly. Br J Surg 1998; 85: 1539-1542. © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği ÖZGÜN MAKALE 88 Ülseratif Kolitte Cerrahi Tedavinin Hastaların Yaşam Kalitesi Üzerindeki Etkilerinin Değerlendirilmesi The Effects of Surgical Treatment for Ulcerative Colitis on Patient Comfort and Quality of Life Nuray Akyüz,1 Emre Balık,2 Nevİn Kanan,1 Sümer Yamaner,2 Sabahattİn Kaymakoğlu,3 Alİ Akyüz,2 Sadakat Özdİl,3 Türker Bulut,2 Yılmaz Büyükuncu,2 Necmettİn Sökücü,2 Dursun Buğra2 İstanbul Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitütüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı 3 İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Gastroenterloji Bilim Dalı 1 2 ÖZET Amaç: Araştırma, ülseratif kolit tanısıyla ameliyat olan hastalar ile ameliyatsız ilaç tedavisi gören hastaları, yaşam kaliteleri ve diğer faktörler açısından retrospektif olarak karşılaştırmak amacıyla planlandı. Metod: İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı B Servisi’nde ülseratif kolit nedeniyle cerrahi girişim uygulanan (total proktokolektomi, ileoanal J poş anal anastomoz yapılan - IPAA) hastalar ile İç Hastalıkları Anabilim Dalı’nda takip edilmekte olan ve ilaç tedavisi gören toplam 55 hasta araştırma kapsamına alındı. Verilerin toplanmasında, literatür önerisi doğrultusunda ameliyat olanlar ve olmayanlar için ayrı ayrı hazırlanmış hasta bilgi formu ve geçerli ve güvenilir bulunan “MOS 36 Item Short Form Health Survey – SF 36” ile “Cleveland Global Quality of Life (CGQL) – Fazio Score” yaşam kalitesi ölçekleri kullanıldı. İletişim Adresi: Dr. Emre BALIK, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, İSTANBUL E-posta: [email protected] Kolon Rektum Hast Derg 2007;17:88-101 Bulgular: Gündüz ve gece dışkılama sayısı, inkontinans, acilen tuvalete gitme ihtiyacı, ped kullanımı sayısı, dışkı kıvamı, ishal önleyici ilaç kullanımı, yemeklerde kısıtlama, özel diyet uygulaması gereksinimi, günlük aktiviteleri, sosyal aktivite, kendini iyi hissetme hali gibi parametreler değerlendirildiğinde cerrahi tedavi uygulanan hastalarda ilaç tedavisi alan hastalara göre daha tatminkar sonuçlar elde edildiği saptandı. Sonuç: Sonuç olarak, ülseratif kolit hastalarının gerek ilaç tedavisi, gerekse de cerrahi tedavi sonrası yaşam kalitelerinin, öncesine göre daha iyi düzeylerde olduğu; cerrahi tedavi sonrası fonksiyonel sonuçların ve yaşam kalitelerinin ilaç alan gruba göre anlamlı olarak daha tatminkar olduğu, hastaların cerrahi girişimden memnun kaldıkları ve diğer hastalara da önerdikleri belirlendi. Anahtar kelimeler: Ülseratif kolit, yaşam kalitesi, hemşirelik bakımı Vol. 17, No. 2 ÜLSERATİF KOLİTLİ HASTALARDA YAŞAM KALİTESİ ABSTRACT Purpose: The aim of this retrospective study was to compare the group of patients having undergone surgery for ulcerative colitis with those treated on drugs. The quality of life of the patients and the other affecting factors were evaluated. Methods: The study was carried out on 55 patients in two different departments of the Istanbul Medical Faculty, Istanbul University. The first group of patients had been operated for ulcerative colitis (total proctocolectomy ileoanal J pouch anal anastomosis IPAA) in the Department of General Surgery whereas the second group of patients had been recieving medication in the Department of Internal Medicine. The following tools were used for the collection of the data: two different types of patient information forms prepared separately in consideration of the present literature for those who were operated and for those who were treated non-operatively; the MOS 36 Item Short Form Health Survey – SF 36 and the Cleveland Global Quality of Life (CGQL) Score – Fazio Score, which was tested for validity and reliability. The data obtained from this study was analysed by means of the SPSS programme. Along with the usual statistical methods (average, standard deviation), the below tests were also used for evaluating the data: Student’s 89 t test; Mann Whitney U; Mc Nemar; chi- square and Fisher Exact Chi-Square tests. Results: Following the evaluation of the parameters including the number of defecations at day time and at night, incontinence, urgency, the degree of pad consumption, consistency of stool, the need for antidiarrheal drug consumption, the need for special diet regulation, the degree of regular daily and social activities and the feeling of well being; it has been found out that more satisfactory results were obtained in patients that underwent surgical treatment when compared with those treated with medical therapy. Conclusions: In conclusion, the level of the quality of life of patients with ulcerative colitis was higher than it was either before the operation or before the initiation of medication. Following surgical treatment, functional results and the quality of life of the patients were found to be even better than the group of patients who were in the group treated on drugs. Patients were satisfied with the surgical intervention and they recommended the procedure to other patients suffering from the same disease. Key Words: Ulcerative colitis, quality of life, nursing care and management GİRİŞ Ülkemizde yaşam kalitesine ilişkin çalışma ve yayınların son yıllarda arttığı, ancak ülseratif kolitli hastaların yaşam kalitelerini inceleyen çalışmalara ise az rastlandığı görülmektedir. Ülseratif kolitli hastaların büyük bir çoğunluğunda sıkıntılı yaşamalarına neden olan gündüz ve gece dışkılama sayılarında artış, acilen tuvalete gitme ihtiyacı, aşırı kilo kaybı, dışkı ve gaz kaçırma sorunları, kullanılan ilaçların yan etkileri, hastalığın bağırsak dışı etkileri ve yemeklerdeki kısıtlamalar hastaların günlük yaşam aktivitelerini, sosyal yaşamlarını ve dolayısıyla da yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışma, ülseratif kolit nedeniyle ameliyat olanlar ile ameliyat olmaksızın ilaç tedavisi gören hastaların yaşam kalitelerini karşılaştırmak amacıyla yürütül- müştür. Bu karşılaştırmada ameliyat olanların ameliyat öncesi ve sonrası, ilaç tedavisi görenlerin ise ilaç tedavisi öncesi ve sonrası dönemdeki yaşam kaliteleri ve etkileyen diğer faktörler retrospektif olarak belirlenmiş ve yaşam kalitesine yönelik gelecekteki çalışmalara rehberlik etmesi amacıyla tanımlanmıştır. Araştırmanın birincil amacı, ülseratif kolit hastalarında ameliyat olanlar ile olmayanların yaşam kaliteleri ile yaşam kalitelerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi, yaşam kalitesi ile sosyodemografik değişkenler ve hastalık ile ilgili değişkenler arasındaki ilişkilerin irdelenmesidir. İkincil amaç ise ülseratif kolit tanısıyla ameliyat olmuş hastalar için geliştirilen ölçeğin (Cleveland Global Quality of Life (CGQL) – Fazio Score) ülkemiz © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği AKYÜZ ve ark. 90 şartlarına uyarlanması, geçerlilik ve güvenilirliğinin saptanması, böylece geçerli ve güvenilir bir ölçeğin Türk literatürüne kazandırılmasıdır. GEREÇ VE YÖNTEM Araştırma 20 Haziran 2003 - 20 Şubat 2004 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı B Servisi’nde ülseratif kolit nedeniyle cerrahi girişim (total proktokolektomi ileoanal J poş anastomoz – IPAA) uygulanan hastalar (hastalar ile geçici ileostomileri kapatıldıktan en az 6 ay sonra görüşülmüştür) ile İç Hastalıkları Anabilim Dalı İnterferon Polikliniği’nde takip edilmekte olan ve ilaç tedavisi gören hastalar araştırma kapsamına alınmıştır. Ülse- Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 ratif kolit için ilaç tedavisi görenler “kontrol grubu”, ülseratif kolit ameliyatı geçirenler ise “çalışma grubu” olarak tanımlanmıştır. Araştırma; kontrol grubunda 30, çalışma grubunda ise 25 olmak üzere toplam 55 olgu üzerinde gerçekleştirilmiştir. Hastalara çalışmanın amaç ve yararları açıklandıktan sonra araştırmaya katılmaya isteklilik, gönüllülük ilkesine özen gösterilerek sözlü ve yazılı onam/onayları alınmış ve uygulamaya başlanmıştır. Araştırma verilerinin elde edildiği İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi’ne, çalışmanın amaç ve kapsamını içeren bilgi formu ile yazılı başvuruda bulunulmuş ve izin alınmıştır. Ayrıca, gerekli belgeler düzenlenerek aynı fakültenin Etik Komitesi’ne de başvurulmuş ve izin alınmıştır. Dışkılama sayısı Tablo 1. Olguların dışkı/dışkılama özelliklerinin dağılımı. Gündüz Gece Kontrol grubu Ort. S.D. Çalışma grubu Ort. S.D. Öncesi 10.80 6.01 13.44 4.60 Sonrası 2.93 1.89 5.44 3.23 Test ist; p t•=7.546; 0.0001** t•=7.175; 0.0001** Öncesi 4.40 3.48 5.92 4.31 Sonrası 0.50 0.94 2.32 2.50 Test ist; p t•=6.634; 0.0001** Öncesi 6.73 5.66 8.76 5.03 2.07 3.71 1.80 2.97 Acilen tuvalete gitme gereksinimi Sonrası Dışkı kaçırma sayısı Test ist; p Gece sıvı dışkı t•=6.156; 0.0001** Öncesi 1.13 2.03 2.24 2.85 Sonrası 0.23 0.78 1.04 1.46 Test ist; p Gündüz sıvı dışkı t•=3.380; 0.001** t•=3.606; 0.001** t•=2.728; 0.011* t•=2.089; 0.047* Öncesi 1.40 2.66 2.84 3.96 Sonrası 0.23 0.77 0.68 1.55 Test ist; p t•=2.719; 0.011* t•: İki eş örneklem t testi, U: Mann Whitney U testi, t: student t testi ** p<0.01 ileri düzeyde anlamlı © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği t•=2.961; 0.007** Test istatistiği; p t=-1.844; 0.071 U=170.000; 0.001** U=288.000; 0.138 U=181.500; 0.0001** U=280.500; 0.108 U=365.000; 0.850 U=304.000; 0.163 U=250.500; 0.006** U=302.000; 0.146 U=335.000; 0.270 ÜLSERATİF KOLİTLİ HASTALARDA YAŞAM KALİTESİ Vol. 17, No. 2 91 Tablo 2. Gündüz ve gece pet kullanma durumunun dağılımı. Ameliyat/ İlaç tedavisi sonrası pet kullanımı Kullanıyor Kullanmıyor Gece Gündüz Ameliyat/ İlaç tedavisi öncesi pet kullanımı Kontrol Çalışma Kontrol Çalışma Kullanıyor 4 (%13.3) Kullanmıyor 5 (%16.7) Toplam Test istatistiği; p* 9 (%30.0) McN=10.769; 8 (%32.0) 0.063 McN=3.586; Kullanıyor 5 (%20.0) - 21 (%70.0) 21 (%70.0) Kullanmıyor 4 (%16.0) 13 (%52.0) 17 (%68.0) Kullanıyor 4 (%13.3) 5 (%16.7) 9 (%30.0) McN=10.769; 8 (%32.0) Kullanmıyor Kullanıyor 3 (%12.0) - 21 (%70.0) 21 (%70.0) 0.063 McN=6.005; 4 (%16.0) 13 (%52.0) 17 (%68.0) 0.687 6 (%24.0) Kullanmıyor 1.000 2 (%8.0) * p<0.05 düzeyinde anlamlı Verilerin Toplanması Literatür önerisi doğrultusunda ameliyat olanlar ve olmayanlar için ayrı ayrı hazırlanmış hasta bilgi formu, “SF 36” yaşam kalitesi ölçeği ve geçerli ve güvenilir bulunan “Cleveland Global Quality of Life (CGQL) – Fazio Score” ölçeği ile veriler toplanmıştır. Veriler hastalar ile yüz yüze, İstanbul ili dışındakilerle ise telefonla görüşülerek elde edilmiştir. BULGULAR Çalışma 28’i (%50.9) kadın ve 27’si (%49.1) erkek olmak üzere toplam 55 olgu üzerinde gerçekleştirilmiştir. Ülseratif kolit için ilaç tedavisi görenler “kontrol grubu”, ülseratif kolit ameliyatı geçirenler ise “çalışma grubu” olarak tanımlanmıştır. Kontrol grubu 30, çalışma grubu ise 25 olgudan oluşmaktadır. Olguların yaşları 18 – 61 arasında değişmektedir ve ortalama yaş 40.62±10.3 olarak hesaplanmıştır. Kontrol grubunda kadın olguların oranının (%63.3), çalışma grubunda ise erkek olguların oranının (%64.0) anlamlı düzeyde yüksek olduğu (p<0.05) görülmektedir. Gruplarda bulunan olguların mesleki durumları arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0.01). Kontrol grubundaki olguların büyük çoğunluğu (%36.7) memur veya ev hanımı- Verilerin Değerlendirilmesi Araştırma sonuçları istatistik uzmanı tarafından bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. Veri analizinde SPSS programı ile ortalama, standart sapma, Student t test, Mann Whitney U, Mc Nemar, Ki-Kare ve Fisher Exact Ki-Kare testleri kullanılmıştır. Tablo 3. Ameliyat/ilaç tedavisi öncesi/sonrasına ve gruplara göre dışkının kıvamının dağılımı. Ameliyat/İlaç ted. öncesi Dışkının kıvamı Kontrol Çalışm. Normal =Ki-kare n Normal Yumuşak % n % n - - - - 2 22.7 Sulu 7 77.8 17 100.0 Yumuşak - - 1 7.1 Yumuşak Normal Sulu Gruplar arası p 2 Ameliyat/İlaç tedavisi sonrası - 3 - 100.0 - - 13 - Sulu - % n - - - % 2 6.7 - 4 100.0 28 93.3 1 12.5 2 8.0 - 1 92.9 6 =4.204; 0.122 2 Toplam 12.5 75.0 1 22 4.0 88.0 Test istatistiği; p =1.036; 0.596 Gruplar arası p 2 MN=2.821; =2.620; 0.270 2 0.001** ** p<0.01 ileri düzeyde anlamlı © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği AKYÜZ ve ark. 92 Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 Tablo 4. Ameliyat/ilaç tedavisi öncesi/sonrasına göre kilo kaybının dağılımı. Ameliyat/İlaç tedavisi sonrası Ameliyat/ İlaç ted. Öncesi Kilo kaybı Kontrol Çalışma Evet Hayır Evet Hayır n 26 Hayır % 86.7 4 13.3 3 12.0 22 Gruplar arası p 88.0 =0.022; 0.883 2 = Ki-kare 2 dır. Çalışma grubundakilerin büyük oranı (%44.0) ise serbest meslek ile uğraşmaktadır. Çalışma grubundaki olguların hastalık sürelerinin, kontrol grubundaki olgulardan anlamlı düzeyde yüksek olduğu (p<0.05), sigara ve alkol tüketiminin ise gruplara göre anlamlı farklılık göstermediği (p>0.05) bulunmuştur. Olguların gündüz ve gece dışkılama sayılarına bakıldığında, kontrol grubunda ilaç tedavisi öncesi dışkılama sayısının ortalama olarak gündüz 11 / gece 4 ve ilaç tedavisi sonrası gündüz 3 / gece 1 olduğu; çalışma grubunda ise ameliyat öncesi dışkılama sayısının ortalama olarak gündüz 13 / gece 6 iken ameliyat sonrası gündüz 5 / gece 2 olduğu saptanmıştır. Ameliyat / ilaç tedavisi öncesi gündüz dışkılama sayısı gruplara göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). Gündüz dışkılama sayısı ameliyat olan hastalarda olmayanlara göre istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı farklılık yaratacak şekilde yüksektir (p<0.01). Kontrol ve çalışma grubu olgularında ilaç tedavisi / ameliyat sonrası gündüz dışkılama sayısı istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı olacak şekilde azalmıştır (p<0.01) (Tablo 1). Ameliyat / ilaç tedavisi öncesi gece dışkılama sayısı gruplara göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). Ameliyat / ilaç tedavisi sonrası gece dışkılama sayısı ameliyat olan hastalarda olmayan hastalara göre istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı farklılık yaratacak şekilde yüksektir (p<0.01). Kontrol ve çalışma grubu olgularında ilaç tedavisi / ameliyat öncesine göre sonrası gece dışkılama sayısı istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı olacak şekilde azalmıştır (p<0.01) (Tablo 1). Acilen tuvalete gitme gereksinimine bakıldığında, kontrol grubunda ilaç tedavisi öncesi acilen tuvalete gitme gereksinimi gün içerisinde ortalama 7 iken, ilaç tedavisi sonrası 2; çalışma grubunda ise ameli© 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği yat öncesi 9 iken, ameliyat sonrası 2 olarak bulunmuştur. Ameliyat / ilaç tedavisi öncesi ve sonrasında acilen tuvalete gitme gereksinimi gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). Kontrol ve çalışma grubu olgularında ilaç / ameliyat tedavisi öncesine göre, tedavi sonrasında acilen tuvalete gitme gereksinimi istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı olacak şekilde azalmıştır (p<0.01) (Tablo 1). Dışkı kaçırma sayılarına bakıldığında, kontrol grubunda ilaç tedavisi öncesi gündüz ve gece sıvı dışkı kaçırma sayısının ortalama 1 olduğu, ilaç tedavisi sonrası dışkı kaçırmanın olmadığı; çalışma grubunda ise ameliyat öncesi sıvı dışkı kaçırma sayısının ortalama gündüz 3 / gece 2, ameliyat sonrası gündüz 0 / gece 1 defa olduğu belirlenmiştir. Ameliyat / ilaç tedavisi öncesi gece sıvı dışkı kaçırma sayısı gruplara göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). Ameliyat / ilaç tedavisi sonrası gece sıvı dışkı kaçırma sayısı ameliyat olan hastalarda olmayan hastalara göre istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı farklılık yaratacak şekilde yüksektir (p<0.01). Kontrol ve çalışma grubu olgularında ilaç tedavisi / ameliyat öncesine göre tedavi sonrasında gece sıvı dışkı kaçırma sayısı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmıştır (p<0.05). Ameliyat / ilaç tedavisi öncesi ve sonrasında gündüz sıvı dışkı kaçırma sayısı gruplara göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). Kontrol grubu olgularında ilaç tedavisi öncesine göre sonrası gündüz sıvı dışkı kaçırma sayısı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmıştır (p<0.05) Çalışma grubu olgularında da ameliyat öncesine göre ameliyat sonrası gündüz sıvı dışkı kaçırma sayısı istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı olacak şekilde azalmıştır (p<0.01) (Tablo 1). ÜLSERATİF KOLİTLİ HASTALARDA YAŞAM KALİTESİ Vol. 17, No. 2 93 Tablo 5. İlaç kullanımı ve yemeklerde kısıtlama durumunun dağılımı. Kontrol grubu İlaç kullanma durumu Yemeklerde kısıtlama n % Evet 27 90.0 Bazen Her şeyi yiyebiliyor Bazı şeyleri kısıtlıyor - - Hayır * p<0.05 düzeyinde anlamlı 3 Çalışma grubu n % n Toplam % 3 12.0 30 54.5 6 24.0 6 10.9 10.0 16 5 16.7 11 44.0 16 29.1 25 83.3 14 56.0 39 70.9 ** p<0.01 ileri düzeyde anlamlı Olgulara gündüz koruyucu hijyenik pet kullanıp kullanmadıkları sorulduğunda; kontrol grubu olgularında ilaç / ameliyat öncesi gündüz pet kullanımı ile sonrası pet kullanımı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Ameliyat / ilaç tedavisi öncesi gündüz pet kullanımına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmezken (Χ2 =0.026; p=0.873; p>0.05), ameliyat / ilaç tedavisi sonrası gündüz pet kullanımına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık elde edilmiştir (Χ2 =3.882; p=0.049<0.05). Ameliyat olmayan olgularda ilaç tedavisi sonrası gündüz pet kullanmayanların oranı (% 47.3), ameliyat olan (% 29.1) olgulara göre anlamlı düzeyde yüksektir (Tablo 2). Kontrol ve çalışma grubu olgularında ilaç tedavisi / ameliyat öncesi gece pet kullanımına göre sonrası pet kullanımı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Ameliyat / ilaç tedavisi öncesi gece pet kullanımına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmazken (Χ2 =0.026; p=0.873>0.05) , ameliyat / ilaç tedavisi sonrası gece pet kullanımına göre ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (Χ2 =5.110; p=0.024<0.05). Ameliyat olmayan olgularda ilaç tedavisi sonrası gündüz pet kullanmayanların oranı (% 47.3), ameliyat olan (% 27.3) olgulara göre anlamlı düzeyde yüksektir. Tablo 3’e bakıldığında; ameliyat / ilaç tedavisi öncesi ve sonrası dışkının kıvamına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığı (p>0.05) gözlenmektedir. Kontrol grubu olguların ilaç tedavisi öncesi / sonrası dışkılarının kıvamı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0.05). Çalışma grubu olgularında istatistiksel ola- 64.0 2 19 34.5 Test istatistiği; p =33.921; 0.0001** 2 =4.939; 0.026* 2 = Ki-kare rak ileri düzeyde anlamlı bir biçimde ameliyat öncesi dışkılarının kıvamı sulu iken ameliyat sonrasında normal ya da yumuşak kıvamda olduğu belirlenmiştir (p<0.01). Ameliyat / ilaç tedavisi öncesindeki kilo kaybına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Ameliyat / ilaç tedavisi sonrası hiçbir olguda kilo kaybı olmadığı görülmektedir (Tablo 4). Kontrol grubundaki olguların istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bir oranı (%90.0) ilaç kullanırken; çalışma grubu olgularında bu oran (%12.0) olarak görülmektedir (p<0.01) (Tablo 5). Yemeklerde kısıtlama yapılması gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermektedir (p<0.05). Kontrol grubundaki olguların %16.7’si her şeyi yiyebildiğini belirtirken, bu oran çalışma grubundaki olgularda %44 olarak görülmektedir. Kontrol grubundaki olguların %83.3’ü bazı gıdalarda kısıtlama yaptıklarını ifade ederken, bu oran çalışma grubu olgularında %56 olarak görülmektedir (Tablo 5). Hastalığın olguların günlük aktivitelerini, aile içi yaşamlarını, sosyal yaşamlarını, seksüel yaşamlarını, sinema ve tiyatro gibi aktivitelerini, sportif faaliyetlerini etkileme düzeyi gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05) (Tablo 6). Olguların kendilerini ameliyat / ilaç tedavisi öncesine göre tam enerjik ve aşırı enerjik hissetmeleri gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p<0.05). Ameliyat olan olguların %23.6’sı kendilerini çoğunlukla tam enerjik hissettiklerini ifade ederken ameliyat olmayan olgularda bu oran %10.9 olarak görülmektedir. Ameliyat olmayan olguların © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği AKYÜZ ve ark. 94 istatistiksel olarak anlamlı bir oranı (%27.3) kendilerini bazen tam enerjik olarak hissettiklerini ifade etmişlerdir. Ameliyat olmayan olguların istatistiksel olarak anlamlı bir oranı (%41.8) kendilerini önceki durumlarına göre çok az aşırı enerjik hissettiklerini ifade ederlerken bu oran ameliyat olan olgularda %20 olarak görülmektedir (Tablo 6). Olguların kendilerini ameliyat / ilaç tedavisi öncesine göre sakin, mutlu ve huzurlu, çok sinirli, çok sıkıntılı, moralsiz ve kederli, yorgun veya çok yorgun ve bitkin hissetmeleri gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05) (Tablo 6). Olguların şu andaki yaşam kaliteleri gruplara göre Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). Ameliyat olan olguların şu andaki sağlık kaliteleri ve enerji düzeyleri ameliyat olmayan olgulara göre istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı farklılık yaratacak şekilde yüksektir (p<0.01) (Tablo 7). Ameliyat olan olguların fonksiyonel durum puan ortalamaları, ameliyat olmayan olguların fonksiyonel durum puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Ameliyat olan olguların esenlik puanları, ameliyat olmayan olguların esenlik puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Ameliyat olan olguların Tablo 6. Hastalığın günlük aktiviteleri etkileme düzeyinin dağılımı. Hastalık Günlük aktivitelerinizi Aile içi yaşamınızı Sosyal yaşamınızı Seksüel yaşamınızı Sinema, tiyatro gibi aktivitelerinizi Koşu, yüzme gibi sportif faaliyetlerinizi Öğrenciyseniz okul yaşamınızı Kontrol grubu Çalışma grubu Toplam n % n % n % Çok etkiliyor 4 13.3 2 8.0 6 10.9 Biraz etkiliyor 16 53.3 9 36.0 25 45.5 Pek etkilemiyor 10 33.3 14 56.0 24 43.6 Çok etkiliyor 2 6.7 1 4.0 3 5.5 Biraz etkiliyor 11 36.7 6 24.0 17 30.9 Pek etkilemiyor 17 56.7 18 72.0 35 63.6 Çok etkiliyor 2 6.7 1 4.0 3 5.5 Biraz etkiliyor 7 23.3 6 24.0 13 23.6 Pek etkilemiyor 21 70.0 18 72.0 39 70.9 Çok etkiliyor 1 3.4 - - 1 2.0 Biraz etkiliyor 11 37.9 4 20.0 15 30.6 Pek etkilemiyor 17 58.6 16 80.0 33 67.3 Çok etkiliyor 3 14.3 1 4.8 4 9.5 Biraz etkiliyor 5 23.8 3 14.3 8 19.0 Pek etkilemiyor 13 61.9 17 81.0 30 71.4 Çok etkiliyor 2 10.5 4 19.0 6 15.0 Biraz etkiliyor 8 42.1 4 19.0 12 30.0 Pek etkilemiyor 9 47.4 13 61.9 22 55.0 Çok etkiliyor - - - - - - Biraz etkiliyor - - - - - - Pek etkilemiyor - - 3 100.0 3 100.0 © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Test istatistiği; p =2.862; 0.239 2 =1.389; 0.499 2 =0.188; 0.910 2 =2.736; 0.255 2 =2.033; 0.362 2 =2.634; 0.238 2 - Vol. 17, No. 2 ÜLSERATİF KOLİTLİ HASTALARDA YAŞAM KALİTESİ genel sağlık anlayışı puan ortalamaları, ameliyat olmayan olgulardan istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı farklılık yaratacak düzeyde yüksektir (p<0.01). Ameliyat olan olguların global yaşam doyumu / kalitesi puanları da ameliyat olmayan olgulardan istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı farklılık yaratacak düzeyde yüksektir (p<0.01) (Tablo 8). Ameliyat olmayan olgularda; global yaşam doyumu ile yaşam kalitesi ve sağlık kalitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmamaktadır (p>0.05). Global yaşam doyumu ile enerji düzeyi arasında pozitif yönde, orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon bulunmaktadır (p<0.05). Ameliyat olan olgularda; global yaşam doyumu ile yaşam kalitesi ve enerji düzeyi arasında pozitif yönde, orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı korelasyon (p<0.05) bulunurken; global yaşam doyumu ile sağlık kalitesi arasında pozitif yönde, iyi düzeyde ve istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı korelasyon bulunmaktadır (p<0.01). Tüm olgularda; global yaşam doyumu ile yaşam kalitesi arasında pozitif yönde, orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı korelasyon (p<0.05) bulunurken; global yaşam doyumu ile sağlık kalitesi ve 95 enerji düzeyi arasında pozitif yönde, iyi düzeyde ve istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı korelasyon bulunmaktadır (p<0.01) (Tablo 9). TARTIŞMA Çalışma grubundaki olguların hastalık sürelerinin anlamlı derecede yüksek olması, uzun süre ilaç tedavisi sonrasında son seçenek olarak ameliyat kararı verilmesine bağlanabilir. Tıbbi ya da cerrahi tedavi uygulanmasının amaçlarından birisi de hastaların dışkılama sayılarının azaltılarak yaşam kalitelerinin artırılması olduğu için, Tablo 1’deki dışkı sayılarındaki azalma beklenen bir sonuçtur. Kontrol ve çalışma grubu arasında anlamlı bir farklılık olmaması, her iki tedavi şeklinin de dışkılama sayılarını azalttığını göstermektedir. Ameliyat sonrasında bu hastaların dışkılama sayısının normal kişilere göre daha fazla olması, kolon ve rektumun tamamen ortadan kalkması nedeniyle doğaldır. Ameliyat öncesine göre dışkılama sayısındaki belirgin azalmanın hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde artırdığı açıktır. Buğra’nın1 restoratif proktokolektomi tekniği ile ilgili bir makalesinde, restoratif proktokolektomi sonrası dışkılama sayısının gün içerisinde ortalama 4-6, gece ise 0-2 arasında Şekil 1. Olguların fonksiyonel durum, esenlik, genel sağlık ve global yaşam kalitesi puanlarının gruplara göre dağılımı. © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği AKYÜZ ve ark. 96 Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 Tablo 7. Olguların yaşam, sağlık kaliteleri ve enerji düzeylerinin dağılımı. Kontrol grubu Çalışma grubu Toplam Ort. S.D. Ort. S.D. Ort. S.D. Yaşam kalitesi 6.17 1.93 7.04 1.79 6.56 1.90 Sağlık kalitesi 5.63 1.3 7.68 1.44 6.56 1.71 Enerji düzeyi 5.90 1.94 7.32 1.52 6.55 1.88 ** p<0.01 ileri düzeyde anlamlı Test istatistiği; p t= -1.726; 0.090 t= -5.491; 0.0001** t= -2.980; 0.004** t: Student t test değişmekte olduğu; dışkı kaçırmaya çoğunlukla gece rastlandığı, ciddi inkontinansın ise çok nadir görüldüğü belirtilmektedir. Soravia ve arkadaşlarının2 yaptıkları bir araştırmada, ameliyat sonrası günlük dışkılama sayısı olguların % 75’inde <6, % 25’inde >6 ; Fujita ve arkadaşlarının3 yaptıkları bir çalışmada 4-6 ; McIntyre ve arkadaşlarının4 yaptıkları bir araştırmada ise ortalama 7 olarak bulunmuştur. Yine, McIntyre ve arkadaşlarının4 yaptıkları aynı araştırmada hastaların % 19’unda gündüz inkontinans, % 11’inde ise gece inkontinans saptanmıştır. Jimmo ve arkadaşlarının5 yaptıkları bir çalışmada ise ameliyat sonrası günlük dışkılama sayısı ortalama 5, inkontinans 2, pet kullanımı 2 olarak belirtilmiştir. Hastaların çoğu yaşam kalitelerini “iyi” olarak tanımlamışlardır. Kayaalp ve arkadaşlarının6 ülseratif kolitli hastalarda restoratif proktokolektomi sonrası yaşam kalitesi ile ilgili yaptıkları bir araştırmada, ameliyat sonrası günlük ortalama dışkılama sayısı gündüz 5 / gece 2 ve toplam 7 olarak belirlenmiştir. Aynı araştırmada ameliyat sonrasında hastaların normal kişilere göre daha fazla sayıda dışkılama gereksinimi hissetmelerine karşın, ameliyat öncesine göre dışkılama sayısında olan belirgin azalmanın (21.7/gün ve 7.3/gün, p<0.001) hastaların yaşam kalitelerini anlamlı ölçüde artırdığı vurgulanmaktadır. Dışkılama sayısının yaşam kalitesini doğrudan etkilediği bilindiğinden bu azalmanın hastalar açısından oldukça önemli olduğu açıktır.2,5-9 Acilen tuvalete gitme gereksinimine bakıldığında, kontrol grubunda ilaç tedavisi öncesi acilen tuvalete gitme gereksinimi gün içerisinde ortalama 7 iken, ilaç tedavisi sonrası 2; çalışma grubunda ise ameliyat öncesi 9 iken, ameliyat sonrası 2 olarak bulunmuştur. Ameliyat / ilaç tedavisi öncesi ve sonrasında © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği acilen tuvalete gitme gereksinimi gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). Kontrol ve çalışma grubu olgularında ilaç / ameliyat tedavisi öncesine göre, sonrası acilen tuvalete gitme gereksinimi istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı olacak şekilde azalmıştır (p<0.01). Fazio ve arkadaşlarının8 yaptıkları bir araştırmada, hastaların %13-20’si pet kullandıklarını ifade etmişlerdir. Dışkı kaçırma sıklığı da buna yakın bulunmuştur. Hastaların %28-31’inde özellikle geceleri sızıntı olduğu belirlenmiştir. Fazio ve arkadaşlarının9 yaptıkları diğer bir araştırmada da, ameliyat sonrası olguların %17’si sürekli olarak acilen tuvalete çıkma ihtiyacı hissettiklerini; %29’u gece, %17’si ise gündüz sızıntı olduğunu ifade etmişlerdir. Soravia ve arkadaşlarının2 bir araştırmasında, ameliyat sonrası acilen tuvalete gitme gereksinimi değerlendirildiğinde olguların %75’i “hiç”, %25’i ise “bazen” yanıtını vermişlerdir. Ameliyat olan olgularda pet kullanma oranının yüksek olması, restoratif proktokolektomi sonrası poşa uyumun ve sfinkter kontrolünün tam olarak kazanılmasının zamanla olacağı bilindiğinden, normal olarak kabul edilebilir.1,6-8,11 Kayaalp ve arkadaşlarının6 ülseratif kolitli hastalarda restoratif proktokolektomi sonrası yaşam kalitesi ile ilgili yaptıkları bir araştırmada, ameliyat sonrası hastaların gündüz 1/3’ü koruyucu hijyenik pet kullanırken, geceleri ise bu oran 1/2 olarak bulunmuştur. Ameliyat olmayan olgularda ilaç tedavisi sonrası gündüz pet kullanmayanların oranı (%47.3), ameliyat olan (%27.3) olgulara göre anlamlı düzeyde yüksektir. Soravia ve arkadaşlarının2 bir araştırmasında, ameliyat sonrası koruyucu pet kullanımı sorulduğunda %81’i “hiç”, %25’i ise “bazen” yanıtını vermiş- Vol. 17, No. 2 ÜLSERATİF KOLİTLİ HASTALARDA YAŞAM KALİTESİ 97 Tablo 8. Olguların sağlığa ilişkin yaşam kalitesi puan ortalamalarının karşılaştırılması (SF 36 ölçeğine göre). Kontrol grubu Çalışma grubu Toplam Ort. S.D. Ort. S.D. Ort. S.D. Fonksiyonel durum 71.92 29.38 86.94 17.38 78.74 25.59 Esenlik 60.30 17.30 70.05 14.47 64.73 16.67 Genel sağlık anlayışı 58.22 19.50 79.94 14.22 68.09 20.33 Global yaşam doyumu/ kalitesi 63.48 19.16 78.98 13.76 70.52 18.49 Test istatistiği; p t= -2.350; 0.023* t= -2.238; 0.029* t= -4.766; 0.001** t= -3.482; 0.001** * p<0.05 düzeyinde anlamlı ** p<0.01 ileri düzeyde anlamlı t= Student t test lerdir. Çalışma sonuçlarının bulgularımıza paralellik gösterdiği söylenebilir. IPAA sonrası dışkı kıvamının ve diğer fonksiyonel sonuçların zamanla normale dönmesi nedeniyle bu sonuç sevindiricidir. Kayaalp ve arkadaşlarının6 yaptıkları araştırmada, ameliyat sonrası hastaların %75.9’unun dışkılarının kıvamını “yumuşak” olarak ifade ettiklerini belirlemeleri bulgularımızı desteklemektedir. Kontrol grubundaki olguların istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bir oranı (%90.0) ilaç kullanırken; çalışma grubu olgularında bu oranın (%12.0) olduğu görülmektedir (p<0.01). Bu oranın ilaç tedavisi görenlerde yüksek olması doğal karşılanmalıdır. Ameliyat olan olgularda ilaç kullanma oranının %12’lerde kalması ameliyatın hastaların yaşam kalitesini artırması açısından önemlidir. Fazio ve arkadaşlarının10 yaptıkları bir başka araştırmada, ameliyat sonrası olguların %15’i sürekli olarak, %47’si ise bazen ishal önleyici ilaçlar kullandıklarını ifade etmişlerdir. Kayaalp ve arkadaşlarının6 yaptıkları bir araştırmada, ameliyat sonrası hastaların %72.4’ünün herhangi bir ilaç kullanma ihtiyacı göstermediği belirlenmiştir. Soravia ve arkadaşlarının bir araştırmasında,2 ameliyat sonrası olguların %25’i ishal önleyici ilaçlar kullanmak zorunda kaldıklarını ifade etmişlerdir. Fazio ve arkadaşlarının8 yaptıkları bir araştırmada ise restoratif proktokolektomi sonrası ishal önleyici ilaçların kullanım oranının %80’lerden %20’lere düştüğü belirlenmiştir. Tüm bu bulgular, çalışmamızın sonuçları ile paralellik göstermektedir. Yemeklerde kısıtlama yapma durumu gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermektedir (p<0.05). Kontrol grubundaki olguların %16.7’si her şeyi yiyebildiğini belirtirken, bu oranın çalışma grubundaki olgularda %44 olduğu görülmektedir. Kontrol grubundaki olguların %83.3’ü bazı gıdalarda kısıtlama yaptıklarını ifade ederken, bu oran çalışma grubu olgularında %56 olarak bulunmuştur (Tablo 11). Kısıtlanan gıdalar incelendiğinde; her hasta ken- Tablo 9. Olguların yaşam, sağlık kaliteleri ve enerji düzeylerinin (Cleveland global quality of life (CGQL)), global yaşam doyumu/kalitesi ile (SF 36) korelasyonu. CGQL SF 36 r Kontrol grubu Global yaşam doyumu/kalitesi p Çalışma grubu r Yaşam kalitesi 0.068 0.722 0.437 Enerji düzeyi 0.417 0.022* Sağlık kalitesi 0.225 0.233 p r Toplam p 0.536 0.029* 0.006** 0.272 0.045* 0.050 0.001** 0.396 0.050* 0.503 0.001** * p<0.05 düzeyinde anlamlı ** p<0.01 ileri düzeyde anlamlı r: Pearson Korelasyon katsayısı © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği 98 AKYÜZ ve ark. dine göre bazı gıdaları kısıtladığını ifade ettiği için belli bir sınıflandırma yapılamamıştır. Ameliyat olan grupta diğer gruba göre yemeklerde kısıtlama oranının düşük bulunması yaşam kalitesini artırıcı olumlu bir sonuç olarak düşünülebilir. Hastalıklarının ilaç/ameliyat öncesi ve sonrası günlük aktivitelerini, aile içi yaşamlarını, sosyal yaşamlarını, cinsel yaşamlarını, sinema ve tiyatro gibi aktivitelerini, sportif faaliyetlerini etkileme düzeyi gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05) (Tablo 12). Kayaalp ve arkadaşlarının6 yaptıkları bir araştırmada hastaların yemek yeme, günlük iş faaliyetleri, sosyal yaşantı ve cinsel yaşantılarında ameliyat sonrası olumlu değişiklikler olduğu, hastaların hemen hemen tamamında (%96) ameliyat öncesi yaşanan seyahat etme güçlüğünün ameliyat sonrası dönemde önemli bir ölçüde azaldığı (%21.5); spor etkinliklerinde de anlamlı düzeyde artışlar olduğunu (%25.9’a karşı %65.5) belirledikleri görülmektedir. Fujita ve arkadaşlarının3 yaptıkları bir çalışmada da, araştırmaya katılan ve öğrenci olan hastaların tümünün yapılan ameliyat nedeniyle güreş ve futbol da dahil olmak üzere sportif etkinliklerinin hiçbir şekilde etkilenmediklerini ifade ettikleri; Fazio ve arkadaşlarının10 yaptıkları bir araştırmada ise ameliyat sonrası olguların %46’sının diyet kısıtlamalarına Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 gittiklerini; sadece %6’sının cinsel yaşamlarında sorun yaşadıklarını belirttiklerinden söz edilmektedir. Ameliyat sonrası hastalıklı bağırsak ortadan kalktığı ve hastalığa ait belirti ve bulgular gerilediği için hastaların kendilerini daha enerjik hissettikleri ve sağlık kalitelerinin düzeldiği, dolayısı ile yaşam kalitelerinin de yükseldiği düşünülebilir. Ülseratif kolit ameliyatı geçiren olgulara ameliyat öncesine göre ameliyat sonrası yaşantıları sorulduğunda % 92’sinin “daha iyi”; sağlık durumları sorulduğunda % 84’ünün “daha iyi”; ameliyattan memnun olup olmadıkları sorulduğunda %96 gibi büyük bir çoğunluğunun “evet”; ameliyatı diğer hastalara önerip önermeyecekleri sorulduğunda ise yine %92 gibi büyük bir çoğunluğunun “evet” yanıtını verdikleri görülmektedir (Tablo 16). Kayaalp ve arkadaşları6 yaptıkları bir araştırmada, ameliyat sonrası hastaların hepsinin kendilerini normal sağlıklı ya da normale yakın olarak gördüklerini ifade ettikleri, sosyal yaşantılarında da belirgin düzelmeler olduğunu ortaya koydukları anlaşılmaktadır. Fazio ve arkadaşlarınca8 restoratif proktokolektomi sonrası hastaların yaşam kalitelerinin değerlendirildiği bir araştırmada, bu cerrahi yöntem sonucu tam bir memnuniyet elde edildiği bulunmuştur (0=En kötü, 10=En iyi olarak kabul edilerek yapılan puanlamada 8.9-9.3 arası). Aynı araştır- Şekil 2. Global yaşam kalitesi (SF 36) ile enerji düzeyi, sağlık kalitesi ve yaşam kalitesi (CGQL) arasındaki ilişki durumu. © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Vol. 17, No. 2 ÜLSERATİF KOLİTLİ HASTALARDA YAŞAM KALİTESİ mada hastaların % 98’inin ameliyatı diğer hastalara önereceklerini ifade ettikleri belirtilmektedir. Araştırmamızda ülseratif kolit nedeniyle ilaç tedavisi gören hastalara ameliyat olmayı isteyip istemedikleri sorulduğunda %40’ı “evet”; aralıklı yapılan kolonoskopi incelemelerinden rahatsızlık duyup duymadıkları sorulduğunda ise %76.7 gibi büyük bir çoğunluğu “evet” yanıtını vermiştir. Yine %63.3 gibi büyük bir çoğunluğu “kanser olma endişesi yaşadıklarını” ifade etmişlerdir (Tablo 17). Soravia ve arkadaşlarının2 bir araştırmasında, ameliyat sonrası olguların %31’inin diyet kısıtlamalarına gittikleri belirlenmiştir. Olgulara yaşam kaliteleri sorulduğunda, çoğunluğu “mükemmele çok yakın” olarak değerlendirme yapmışlardır. Olguların %94’ü IPAA’nın günlük etkinliklerini (sportif aktiviteler, hobileri, iş yaşamları) hiç etkilemediğini, yine %94’ü kendilerini enerji yönünden daima / genellikle iyi hissettiklerini ifade etmişlerdir. Kendilerini fiziksel olarak “çok iyi ya da mükemmel” hissedenlerin oranı %94, psikolojik olarak ise %81 bulunmuştur. McLeod ve arkadaşlarının9 yaptıkları bir araştırmada, ülseratif kolitli hastaların yaşam kalitelerini geliştirmede IPAA’nın genellikle başarılı bir cerrahi girişim olduğu vurgulanmaktadır. Warren’in12 inflamatuar bağırsak hastalıklarına ilişkin makalesinde, restoratif proktokolektominin sonuçlarının memnuniyet verici olduğu; hastaların %90’ında özgüven, temizlik, cinsel yaşam, iş, sosyal ve sportif faaliyetlerinin etkilenmemesinin kalıcı ileostomiye oranla bu cerrahi girişimin tercih nedeni olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, restoratif proktokolektomi sonrası uzun dönemde beslenmeyle ilgili hiçbir ciddi sorun yaşanmadığı vurgulanmaktadır. Yine Buğra’nın1 restoratif proktokolektomi tekniği ile ilgili bir makalesinde, restoratif proktokolektomiyi takiben yaşam kalitesini belirleyen etkenler göz önüne alındığında, genel olarak %90 dolayında “mükemmel” ve “iyi” sonuç elde edildiği; işlevsel sonuçların ameliyat sonrasında aylar içerisinde giderek iyileşmekte olduğu ve 6-12 ay içerisinde kalıcı sonuçlara ulaşıldığı; tıbbi tedavi ile izlenen hastaların yaşam kaliteleri ile restoratif proktokolektomili olgularınki karşılaştırıldığında çoğunlukla ameliyat lehine veriler elde edildiği ifade edilmektedir. Fazio ve arkadaşlarının8 yaptıkları bir araştırmada, ameliyat sonrası kanser riskinin elimine edilmesinin gelecek yaşama 99 ilişkin kaygıyı azalttığı, dolayısı ile yaşam kalitesini artırıcı olduğu vurgulanmaktadır. Fazio ve arkadaşlarının10 IPAA yapılan 1005 hasta üzerinde yaptıkları retrospektif bir araştırmada, IPAA’nın güvenli bir yöntem olduğu vurgulanmaktadır. Olguların %93’ünde fonksiyonel sonuçlar ile yaşam kalitesinin “mükemmel” olarak ifade edilmesi bizim bulgularımızı desteklemektedir. Kaymakoğlu’nun11 bir yazısında, iyileşme ve alevlenmelerle birlikte giden kronik ülseratif kolitli hastaların büyük çoğunluğunun çeşitli nedenlerle yaşamlarının bir döneminde cerrahi tedaviye gereksinim duyacakları, bu nedenle ülseratif kolitli hastaların dahiliyecerrahi işbirliği içerisinde izleminin yararlı olacağı vurgulanmaktadır. Ülseratif kolitli olguların cerrahi girişim sonrası yaşamlarının anlam kazanması, dışkılama sıklığında azalma ve günlük yaşam aktivitelerine uyumlarının üst düzeyde olduğunu gösteren verilerimiz, olgularımızın yaşam kalitesinin yükselmesinde etkili olduğunu göstermektedir. Fazio ve arkadaşlarının8 yaptıkları bir araştırmada da, CGQL ile SF 36 arasındaki korelasyon “en iyi” düzeyde bulunmuş, ameliyat sonrası zamanla yaşam kalitesinde herhangi bir azalmanın olmadığı belirlenmiştir. Turina ve arkadaşlarının13 IPAA sonrası kronik poşiti olan ve olmayan hastalar üzerinde yaptıkları ve CGQL’nin kullanıldığı bir araştırmada, kronik poşiti olmayan hastalarda araştırmanın yapıldığı andaki yaşam kaliteleri 8.3-9.2; sağlık düzeyleri 7.8-8.4; enerji düzeyleri 6.5-7.6 olarak bulunmuştur. Yine aynı hastaların %94’ü, şu anda ameliyat olacak olsalar yine aynı yöntemi tercih edeceklerini ve ameliyatı arkadaşlarına önereceklerini ifade etmişlerdir. Kronik poşiti olan hastaların olmayanlara göre yaşam kalitesi skorları ve cerrahi yönteme güvenleri daha düşük olmasına rağmen, yine de hastalar bu yöntemi diğerlerine önereceklerini belirtmişlerdir. Lichtenstein ve arkadaşlarının14 bir araştırmasında, IPAA sonrası yaşam kalitesinin araştırıldığı 10 klinik çalışma incelenmiş ve bunların 8’inde IPAA sonrası yaşam kalitesinin yükseldiği, 1’inde değişmediği, 1’inde ise genel popülasyona göre daha kötü olduğu bulunmuştur. Delaini ve arkadaşlarının15 IPAA’nın uzun dönemli sonuçlarını araştırdıkları “critical review” çalışmalarında, yazarların hastaların poşu ileostomiye tercih ettiklerini bildirdikleri ifade edilmektedir. © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği 100 AKYÜZ ve ark. Sonuç olarak; ülseratif kolit hastalarının gerek ilaç tedavisi, gerekse de cerrahi tedavi sonrası yaşam kalitelerinin, öncesine göre daha iyi düzeylerde olduğu; cerrahi tedavi sonrası, fonksiyonel sonuçların ve yaşam kalitelerinin ilaç alan gruba göre daha tatminkar olduğu, hastaların cerrahi girişimden memnun oldukları ve diğer hastalara da önerdikleri belirlenmiştir. Bu doğrultuda önerilerimiz; • İyileşme ve alevlenmelerle birlikte giden kronik ülseratif kolitli hastaların büyük çoğunluğunun, yaşamlarının bir döneminde cerrahi tedaviye gereksinim duyacak olmaları nedeniyle dahiliyecerrahi işbirliği içerisinde izlenmesi, • Ameliyat olan hastalarda ameliyat sonrası fonksiyonel sonuçların ve yaşam kalitesi düzeylerinin diğer gruba göre daha iyi olması nedeniyle, “hasta için en iyi seçenek ilaç tedavisi mi, yoksa cerrahi tedavi mi ?” konusunda hastaların çok iyi değerlendirilmesi, • Hastaların kendi kendilerinin bakımını sağlamada ve danışman gereksinimi duyduğunda, başvurabi- Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 leceği yazılı bir kaynağın kendilerine verilmesi, • Yazılı ve görsel iletişim araçları yoluyla bireylerin sağlık kontrollerine duyarlılığının artırılması, • Ülseratif kolitli ilaç tedavisi gören ve/veya ameliyat olan bireylerin ve ailelerinin yaşam kaliteleri, etkileyen faktörler ve bunları nasıl kontrol altına alabilecekleri konularında bilgilendirilmesi, • Hastalar arasında etkileşim ve iletişimi sağlamak için, kendileri ile aynı sorunu paylaşan kişilerle bir araya gelmelerine veya bir dernek kurmalarına öncülük edilmesi, • Ülseratif kolit hastalarının sorunlarına çözüm getirmek ve etkilenen yaşam kalitelerini yükseltmek amacına yönelik kurulacak olan kuruluşlara rehberlik edilmesi, • Ülseratif kolit hastalarının tedavi ve bakımında görev üstlenen hemşirelerin de, temel eğitimde kazanılan bilgi ve becerilerini geliştirmek amacıyla sürekli hizmet içi eğitim programlarıyla desteklenmesi olarak sıralanabilir. Kaynaklar 1. Buğra D. Restoratif proktokolektomi tekniği. Kolon ve Rektum Hastalıkları 2000 7.Uzmanlık Sonrası Eğitim Kursu, Crowne Plaza Hotel, İstanbul, 11-12 Ekim 2002; 47-50. 2. Soravia C, O’Connor BI, Berk T, et al. Functional outcome of conversion of ileorectal anastomosis to ileal pouch-anal anastomosis in patients with familial adenomatosis and ulcerative colitis. Dic Colon Rectum 1999;42: 903-08. 3. Fujita S, Kusunoki M, Shoji Y, et al. Quality of life after total proctocolectomy and ileal J-pouch-anal anastomosis. Dis Colon Rectum 1992;35:1030-39. 4. McIntyre PB, Pemberton JH, Beart RW Jr, et al. Double-stapled vs. handsewn ileal pouch-anal anastomosis in patients with chronic ulcerative colitis. Dis Colon Rectum 1994;37:430-33. 5. Jimmo B, Hyman NH. Is ileal pouch-anal anastomosis really the procedure of choice for patients with ulcerative colitis? Dis Colon Rectum 1998;41;41-5. 6. Kayaalp C, Ulaş M, Neşşar G, ve ark. Ülseratif kolitli hastalarda restoratif proktokolektomi sonrası yaşam kalitesi. Ulusal Cerrahi Dergisi 2003;19:34-40. © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği 7. Coffey JC, Winter DC, Neary P, et al. Quality of life after ileal pouch-anal anastomosis : An evaluation of diet and other factors using the Cleveland Global Quality of life instrument. Dis Colon Rectum 2002;45:30-8. 8. Fazio VW, O’Riordan MG, Lavery IC, et al. Long-term functional outcome and quality of life after stapled restorative proctocolectomy. Ann Surg 1999;23:575-86. 9. McLeod RS, Churchill DN, Lock AM, et al. Quality of life of patients with ulcerative colitis preoperatively and postoperatively. Gastroenterology 1991; 101: 1307-13. 10.Fazio VW, Ziv Y, Church JM, et al. Ileal pouch-anal anastomoses complications and function in 1005 patients. Ann Surg 1995;222: 120-27. 11.Kaymakoğlu S. Ülseratif kolitte ne zamana kadar tıbbi tedavi? İndetermine kolit tanısının önemi. Kolon ve Rektum Hastalıkları 2000 5. Uzmanlık Sonrası Eğitim Kursu. Eresin Hotel, İstanbul, 20-21 Ekim 2000;70-1. 12.Warren BF. Inflammatory Disease of the Colon. In: Morris PJ, Wood WC (eds). Oxford Textbook of Surgery. 2. ed. Oxford University Press, New York, 2000;1443-69. Vol. 17, No. 2 ÜLSERATİF KOLİTLİ HASTALARDA YAŞAM KALİTESİ 13.Turina M, Pennington CJ, Kimberling J, Stromberg AJ, Petras RE, Galandiuk S. Chronic pouchitis after ileal pouch-anal anastomosis for ulcerative colitis: Effect on quality life. J Gastrointest Surg 2006;10:600-06. 14.Lichtenstein GR, Cohen R, Yamashita B, Diamond RH. Quality of life proctocolectomy with ileoanal 101 anastomosis for patients with ulcerative colitis. J Clin Gastroenterol 2006;40:669-77. 15.Delaini GG, Scaglia M, Colucci G, Hulten L. The ileoanal pouch procedure in the long-term perspective : a critical review. Tech Coloproctol 2005; 9:187-92. © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği PRATİK KONUSU 102 Laparoskopik Appendektomi Laparoscopic Appendectomy Akut abdominal ağrı, 7 günden az orta ya da şiddetli karın ağrısı şeklinde tanımlanmıştır. Akut abdominal ağrı yapan nedenler yaşamı tehdit edebilmektedir. 1975’lerin başından itibaren Sugarbaker tarafından hastaların %90’nından fazlasının tanısında tanısal laparoskopi kullanılmış, ancak bunların çok az bir kısmı laparoskopik olarak tedavi edilebilmiştir. 2000’li yıllara gelindiğinde ise tanısal laparoskopi yapılan hastaların %75-94’ü laparoskopik olarak tedavi edilmiştir. Tanısal laparoskopide karın içi panoramik olarak görülebildiğinden acil patolojilerin %86 ile 100’üne kesin tanı konulabilmektedir. Tanısal laparoskopide şüphenilen ve nedeni bilinmeyen patolojiler şeklinde 2 klinik senaryo söz konusudur. Haziran 2005’de Avrupa Endoskopik Cerrahlar Birliği (EAES) tarafından abdominal acillerde tanısal laparoskopi için öneri dereceleri (GoR) bildirilmiş ve bir konsensusa varılmıştır. Buna göre kolorektal acillerde öneri dereceleri şu şekildedir: o Akut divertikülit (GoR C) o İntestinal obstrüsiyonlar (Adhezyon) (GoR C) o Mezenterik iskemi (GoR C) o Jinekolojik orjinli (GoR A) o Akut non-spesifik karın ağrısı (GoR A) o AKUT APPENDİSİT(GoR A) Akut appendisit; kolorektal cerrahilerde en sık karşılaşılan acil patoloji nedenlerinden biridir. Yardımcı görüntüleme yöntemlerine rağmen gereksiz appendektomi insidansi açık cerrahide %34, laparoskopide %7 olarak bildirilmiştir. Tanısal laparoskopi akut appendisit şüphesi olan durumlarda mutlaka akla gelmelidir (GoR A). Laparoskopi negatif appendektomi oranını belirgin olarak azaltmıştır. Laparoskopik appendektomide yara yeri infeksiyonunun düşük olması ve hastaların postoperatif normal günlük aktivitelerine dönüş süresinin kısa olmasına rağmen açık cerrahiye bir üstünlüğü yapılan çalışmalarda saptanmamıştır. Bu nedenle akut appendisit tedavisinde laparoskopik Nissen ve kolesistekomide olduğu gibi laparoskopik appendektomi altın standart olarak kabul edilmemektedir. Ancak şüphelenilen durumlarda tanısal ve tedavi amaçlı laparoskopi yapılmalıdır. Akut appendisit şüphelenilmesi sonrası tanısal laparoskopide kozmezis açısından 3 adet trokar tercih edilmektedir. Appendiks vizüalize edildikten sonra mezoappendiks unipolar koter, bipolar koter, ultrasonik disektör, ligasure, endoclip ve endoGIA aletlerinden biriyle, yine appendiks güdüğü tek ya da çift bağlama, intra ya da ekstra corporeal sütur ile rodeo düğümü (düğüm itici), endoloop endoGIA ve endoclip aletlerinden biriyle appendektomi yapılmaktadır. Laparoskopik appendektominin avantajları olarak tanısal doğruluğu, abdominal eksplorasyon, eksplorasyonla birlikte eşlik eden patolojinin tedavi edilmesi, postoperatif komplikasyonların azalması, adhezyon formasyonunun azalması, postoperatif ağrının az olması, hastanede postoperatif kalış süresinin daha kısa olması, normal aktivitelerine dönüş süresinin daha kısa olması, daha iyi kozmetik sonuç elde edilmesi ve yara yeri infeksiyonunun daha düşük olması bildirilmiştir. Operasyon süresinin açığa göre biraz daha uzun sürmesi, laparoskopiye özgü komplikasyonların olabilmesi, prosedürün açığa göre daha fazla maliyetli olması ve laparoskopik yaklaşımın üstünlüğünün henüz kanıtlanmamış olması laparoskopik appendektominin dezavantajları olarak gösterilmiştir. Geleneksel olarak Kolon ve Rektum Hastalıkları Dergisi ilavesi olarak verilen DVD de laparoskopik appendektomi ile ilgili filmleri seyredebilirsiniz. Lost opportunities (laparoscopic appendectomy) “A pessimist sees the difficulty in every opportunity; an optimist sees the opportunity in every difficulty.” Sir Winston Churchill (1874–1965) Dr. Sezai Leventoğlu Dr. B. Bülent Menteş Dr. Hasan Bostancı Dr. Tugan Tezcaner Dr. Cem Azılı Dr. Arif Emre OLGU SUNUMU Sağ Kolonda Dieulafoy Lezyonu: Vaka Takdimi Dieulafoy’s Lesion of the Right Colon: Report a Case Sezaİ Leventoğlu,1 B.Bülent Menteş,1 Mehmet Oğuz,1 T. UTKU YILMAZ,1 Pelİn Börcek,2 Ayşe Dursun2 1 2 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, ANKARA Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA ÖZET Dieulafoy lezyonu ciddi alt gastrointestinal kanamanın nadir bir nedenidir. Sıklıkla midede görülmesine rağmen gastrointestinal sistemin herhangi bir yerinde de ortaya çıkabilir. Tanı ve tedavi için tekrar tekrar endoskopik inceleme gerekebilir. Güncel tedavi metodu endoskopik kombine terapidir. Burada kolonik Dieulafoy lezyonu nedeniyle, masif alt gastrointestinal kanaması ile başvuran hastayı sunuyoruz. Hastanın yapılan kolonoskopisinde sağ kolondaki kanama odağından şüphelenildi. Hastanın endoskopik tedavi yöntemlerine yanıt vermemesi, kanamanın tekrarlaması ve hipovolemik şoka girmesi üzerine acil olarak ameliyata alındı ve sağ hemikolektomi yapıldı. Spesimenin histolojik değerlendirmesinde Dieulafoy lezyonu ile uyumlu olarak, kolonik mukozada ülserasyon ve submukozada birkaç adet düzensiz, dilate vasküler yapılar tespit edildi. Anahtar kelimeler: Dieulafoy’s lezyon, kolonik hemoraji, gastrointestinal kanama ABSTRACT Dieulafoy’s lesion is a rare cause of severe lower gastrointestinal hemorrhage. Although usually found in the stomach, the lesion may occur anywhere within the gastrointestinal tract. Prompt endoscopic examination and possibly multiple repeated endoscopies may be needed to make the diagnosis. The current therapy of choice is endoscopic combined therapy. We describe a female patient who presented with massive lower gastrointestinal bleeding caused by a colonic Dieulafoy’s lesion. The source of the bleeding was suspected to be in the right colon by colonoscopy. Our case also experienced recurrent bleeding; endotherapy failed to achieve hemostasis and lapsed into hypovolemic shock. She was taken up for emergency surgery with right hemicolectomy. The histological sections of this lesion revealed an ulceration in the colonic mucosa which covered a number of irregular and dilated vascular structures with varying wall thicknesses. Keywords: Dieulafoy’s lesion, Colonic hemorrhage, Gastrointestinal bleeding Giriş Dieulafoy lezyonu, ilk defa 1884 yılında Gallard tarafından tarif edilmiş olup,1 1898 yılında Fransız cerrah George Dieulafoy tarafından masif gastrik kanama ile ilişkili arteriyal lezyon şeklinde tam olarak tanımlanmıştır.2 Dieulafoy lezyonu gastrointestinal mukozadaFor correspondence: Dr. Sezai LEVENTOĞLU, 76. Sokak 3/4 06510 Emek-ANKARA e-posta: [email protected] Kolon Rektum Hast Derg 2007;17:103-106 ki küçük defekt ile birlikte geniş submukozal arterin lümen içine yırtılması şeklinde tarif edilir.3 Arterin subintimal fibrozisi ve mukoza hasarın kenarlarında inflamasyonun olmaması ile karakterizedir.4 Dieulafoy lezyonları akut gastrointestinal kanamaların %1.9’unu oluşturur.5 Olguların çoğunda mide proksimalinin 1/3 kısmında yerleşmiş olsa da, kolon yerleşimi Dieulafoy lezyonlarının %10’unu oluşturur.5 Endoskopik tedavi, %95’lere varan başarı oranları ile 104 LEVENTOGLU ve ark. standart yaklaşım haline gelmiştir.6 Başarılı ilk hemostaz sonrası görülen tekrar kanama oranı %6-28 arasında olup, sık olarak kabul edilmektedir.7 Diğer taraftan, inatçı kanaması olan veya endoskopik tedaviden fayda görmeyen vakalarda cerrahi savunulmaktadır. Bu çalışmada endoterapinin hemostaz sağlamada başarılı olamadığı ve acil cerrahi gereken olgu sunulmuştur. Olgu Sunumu Ani başlayan rektal kanama ile 50 yaşında bayan hasta hastanemize başvurmuştur. Hikayesinden hastanın alkolik siroz ve kronik karaciğer yetmezliği hastası olduğu öğrenildi. Daha önce herhangi bir kanama hikayesi olmayan hastanın ilk hemoglobin değeri 4g/dl, trombosit değeri 85.000 mm3 olarak saptandı. Koagulasyon parametreleri anormal bulundu. Fizik muayenede karın distandü görümündeydi. Rektal muayenede çok miktarda pıhtılı taze kırmızı kan görüldü. Hasta hemodinamik olarak stabil değildi ve nazogastrik lavajı temizdi. Hastaya 5Ü eritrosit süspansiyonu verildi. Özefagogastroduodenoskopisinde patolojik bulguya rastlanmadı. 4 gün arayla iki kere kolonoskopi yapıldı. İlk kolonoskopide, çıkan kolonda belirgin mukozal hasar veya ülserasyon olmadan aktif arterial kanamadan kaynaklanan fazla miktarda taze kan ve pıhtının varlığı gözlendi (Şekil 1). 1/10000 lik epinefrinin 1.5ml injeksiyonu ile hemostaz sağlandı. Fakat birkaç gün sonra taze rektal kanama tekrar meydana geldi. İkinci kolonoskopide Diuelofay lezyonuna benzeyen atipik kanayan lezyon doğrulandı. Heater probun bir- Şekil 1. İlk kolonoskopide belirgin mukozal hasarın olmadığı çıkan kolon. © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 çok kez uygulanmasıyla kanama tekrar durduruldu. Hasta stabilize hale geldi fakat 12 saat sonra kanaması tekrarladı ve hipovolemik şoka girdi. Hastanın hemoglobini 12g/dl’den 7g/dl’ye düştü ve hastaya taze kan verilmeye başlandı. Son non-operatif müdahele olan acil mezenterik arteriografi de kanayan bölgeyi belirlemede yetersiz kaldı. Hasta acil olarak ameliyata alını, sağ hemikolektomi yapıldı. Sağ hemikolektomi materyalinin makroskopik incelemesinde kahve-mor renkli, mukozal düzensizlik ile çevrili, 1cm boyutunda çukur bir alan gözlendi (Şekil 2). Bu lezyonun histolojik kesitleri; kolon mukozasında, düzensiz ve dilate vasküler yapılarla çevrili, değişik duvar kalınlıklarına sahip olan bir ülserasyonun varlığını ortaya koydu. Bu vasküler yapılar yüzeyel mukozadan, muskularis mukozanın derin katlarına ve serozaya kadar uzanıyordu (Şekil 3A). Bu damarların intimal tabakası bağ doku elemanlarının birikimiyle kalınlaşmıştı ve lümeni trombüs oluşumları ile tıkanmıştı. Damarları çevreleyen endotelyal tabaka immünohistokimyasal olarak değerlendirildiğinde CD31 pozitif bulundu (Şekil 3B). Tekrar kanaması olmayan hasta, postoperatif 11. günde intrakranial kanama nedeni ile kaybedildi. İrdeleme Dieulafoy lezyonu nadir görülen fakat gastrointestinal kanamanın kabul edilmiş bir nedenidir. Gastrointestinal sistemin hemen hemen her yerinde tanımlanmıştır. Bununla beraber Dieulafoy lezyonu midede daha sık görülmektedir.8 Tüm gastrointestinal sistemde sadece %10’u kolon yerleşimlidir. Kolondaki en Şekil 2. Sağ hemikolektomi materyali, kahve-mor renkli, mukozal düzensizlik ile çevrili, 1cm boyutunda çukur alan. Vol. 17, No. 2 KOLONİK DİEULAFOY LEZYONU 105 Şekil 3. Genişlemiş lümenli vasküler yapılar ve süperficial mukozadan, muskularis mukozanın derin katlarına uzanan değişen duvar kalınlıkları. Damarları çevreleyen mukoza ülserasyonları (HE X20), (A). Vasküler yapıların endotel kaplamasının immünohistokimya ile CD 31 pozitifliği (CD 31X100), (B). sık yerleşim rektum (%42) olup, bunu çekum (%17) ve çıkan kolon (%17) takip etmektedir.5 Tüm diğer yerleşimlerde olduğu gibi, kolonik Dieulafoy lezyonu orta yaş ve yaşlı hastalarda yaygındır, literatürde 20 ay ile 90 yaş arası hastalar da rapor edilmektedir.8 Goldman kanamayı, ektazik damarları kaplayan epitelyumdaki basınç erozyonu sonucu meydana geldiğini savunmaktadır.9 Mide veya barsak içeriğine maruz kalması sonucunda damarda erozyon ve arteriel yırtılma meydana gelebilir. Kolon ve rektumdaki mevcut lezyonlardaki olası en önemli sorumlu faktör olarak daha katı barsak içeriğinin geçişinden etkilenmesi görülmektedir.9,19 Miko ve Thomazy, submukozal tabaka içinde nispeten hareketli olmaları yerine muskularis mukoza tabakasında anormal yerleşen damarların, normal peristaltizmde hareket ederken anormal streslere maruz kaldığını tespit etmiştir.11 Subintimal fibrozis, nekrotik arter duvarına komşu elastik liflerin kaybı, yırtılma noktasında görülen arterin sirküler liflerinin kaybı ve incelmesi ile kanıtlanan displastik değişimler son patolojik olay olarak damar duvarının belki de olası lokalize dilatasyonla zayıflaması teorisini desteklemektedir. Komorbiditeler, özellikle kardiyovasküler hastalık, hipertansiyon, kronik böbrek yetmezliği, diabet veya alkolün aşırı kullanımı hastaların %90’nında tanımlanmaktadır.5 Bu faktörler belki de vasküler ektazinin, mukozal atrofinin, yaşlanmaya ve kardiyovasküler hastalıklara bağlı olan muhtemel iskemik hasarının birleşik etkileri sonucu damardaki yırtılmanın meydana geldiğini ileri sürmektedir. Sunulan vakamız da alkolik sirozdur. Tipik klinik bulguları akut masif gastrointestinal kanama, sonrasında gelen hemodinamik instabilite ve çeşitli kan transfüzyon gereksinimleridir. Alt gastrointestinal sistem masif kanamalarının sebepleri en sık olarak soliter rektal ülser, daha önce tanımlanan Dieulafoy lezyonunu içeren arteriyel malformasyonlar ve divertülozis kolidir. Daha seyrek olarak da hemoroidal hastalıkları içermektedir.12,13 Klinik olarak Dieulafoy lezyonu, bazen beliren hacimli hemorajiye neden olan anjiodisplazilerden daha çok kanayan divertikül gibi davranmaktadır. Dieulafoy lezyonunun tanısı genellikle endoskopi ile konulmaktadır. İlk endoskopi ile tanı oranı %49-92 arasındadır.14 Endoskopik muayene tekrarı sıklıkla gerekir, çünkü kanama noktası fazlasıyla küçük olabilir, kanama aralıklı olabilir veya bölge kan pıhtısıyla kaplanmış olabilir.14 Dieulafoy lezyonunun geleneksel tedavisi cerrahi olmasına rağmen vakaların yaklaşık olarak %96’sında hemostazın sağlandığı endoskopik terapi son zamanlarda altın standart olarak görülmektedir.5 Bir çok çalışmada epinefrin, sklerozan madde injeksiyonu, alkol sitanoakrilat glue veya hipertonik glikoz solüsyonu enjeksiyonları gibi endoskopik modaliteler; monopolar, bipolar, heat veya Nd:YAG lazer ile yapılan termal ablasyon; elastik band ligasyonu, hemoklipin ayrı ayrı veya kombine kullanıldığı mekanik hemostaz tekniklerinden yararlanılarak başarılı bir hemostaz sağlanabilmektedir.5,14 Yöntemlerin tercihi mevcut imkanlara ve bu konudaki deneyimlere bağlıdır. Vakamızda endoterapi ile ilk hemostaz sağlamıştır, ancak tekrarlayan kanamalarda başarısız © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği 106 LEVENTOGLU ve ark. olmuştur. Anjiografi tanı ve tedavide endoskopik tedavinin başarısız olduğu ve akut alt gastrointestinal kanamalı vakalarda önemli bir seçenektir. Dieulafoy lezyonlarındaki kanamanın tedavisinde selektif arteriyel embolizasyonun rolü kesin değildir. Bir çalışmada 4 hastanın 3’ünde gel-foam embolizasyon ile anjiyografinin hemorajiyi başarılı bir şekilde durdurduğu rapor edilmiştir.15 Anjiografik embolizasyon, endoskopik terapinin başarısız olduğu durumlarda ve düşük cerrahi adayı olduğu düşünülen hastalarda kısmen faydalı olabilmektedir. Hastamızda mezenterik arteriyografi uygulanmasına rağmen kanama bölgesi lokalize edilememiştir. Dieulafoy lezyonlarında veya tanımlanamayan alandan kontrolsüz şekilde kanayan hastalarda cerrahi son seçenektir. Endoskopik hemostazın yüksek başarı oranına rağmen hastaların hala %3-16’sına cerrahi gerekmektedir.141,16 Vakamızda kanamanın tekrarlaması sonrası hasta hipovolemik şoka girmiştir. Hasta acil şartlarda ameliyata alınarak, sağ hemikolektomi Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 yapılmıştır. Son serilerde mortalite oranları anlamlı bir şekilde %20’ nin altında bildirilmiştir.5,6,15,17 Müdaheleden sonraki mortalitenin ya ilerleyen yaşla ya da komorbiditelerle ilişkili olduğu ve devam eden gastrointestinal kanamayla doğrudan ilişkili olmadığı bildirilmiştir. Hastamızın da eşlik eden alkolik sirozu mevcut olup, koagülasyon parametreleri bozulmuştu. Tekrarlayan kanaması olmayan hasta, postoperatif 11. günde intrakranial kanama nedeni ile kaybedildi. Sonuç olarak, Dieulafoy lezyonu nadir görülen bir hastalıktır, ama hastalıkla ilişkili olan hemoraji nispeten yüksek morbidite ve mortaliteye yol açabilmektedir. Endoskopik muayeneye ve belki birçok kere tekrarlanan endoskopilere tanı koymak için ihtiyaç olabilir. Tekrarlayan kanamaların önlenmesinde kombine terapinin, monoterapiden daha etkili olduğu gösterilmektedir. Kontrolsüz kanayan Dieulafoy lezyonlarında cerrahi son seçenektir. Müdahale sonrası mortalitenin ilerleyen yaş ve komorbiditelere bağlı olduğu tespit edilmiştir. Kaynaklar 1. Gallard MT. “Aneurysmes milliares de l estomac, donnant leu à des hematéméses mortelles.” Bull Soc Med Hop Paris 1884;1: 84-91 2. Dieulafoy C. “Exulceratio simplex L intervention chirurgicale dans les hémateméses foudroyntes consecutives a l exulceration simple de l estomac.” Bull Acad Natl Med 1898;39: 49-84 3. Fockens P, Tytgat GN. «Dieulafoys disease.» Gastrointest Endosc Clin N Am 1996;6:739-52 4. Juler GL, Labitzke HG, Lamb R, Allen R. The pathogenesis of Dieulafoy’s gastric erosion. Am J Gastroenterol 1984;79:195-200 5. Norton ID, Petersen BT, Sorbi D, Balm RK, Alexander GL, Gostout CJ. Management and long-term prognosis of Dieulafoy lesion. Gastrointest Endosc 1999;50:7627 6. Schmulewitz N, Baillie J. Dieulafoy lesions: a review of 6 years of experience at a tertiary referral center. Am J Gastroenterol 2001;96:1688-94 7. Walmsley RS, Lee YT, Sung JJ. Dieulafoy’s lesion: a case series study. World J Gastroenterol 2005;11:35747 8. Meister TE, Varilek GW, Marsano LS, Gates LK, AlTawil Y, de Villiers WJ. Endoscopic management of rectal Dieulafoy-like lesions: a case series and review of literature. Gastrointest Endosc 1998;48:302-5 © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği 9. Goldman R. Submucosal arterial malformation (aneurysm) of the stomach with fatal hemorrhage. Gastroenterology 1964;46:589-94. 10. Barbier P, Luder P, Triller J, Ruchti C, Hassler H, Stafford A. «Colonic haemorrhage from a solitary minute ulcer. Report of three cases.» Gastroenterology 1985;88:1065-1068 11. Miko TL, Thomazy VA. The caliber persistent artery of the stomach: a unifying approach to gastric aneurysm, Dieulafoy’s lesion, and submucosal arterial malformation. Hum Pathol 1988;19:914-21 12. Schiller LR, Lichliter W. Acute lower gastrointestinal tract bleeding. In: Wexner SD, Stollman N, eds. Disease of the colon. New York. 2006:369-376 13. Amaro R, Petruff CA, Rogers AI. Rectal Dieulafoy’s lesion: report of a case and review of the literature. Dis Colon Rectum 1999;42:1339-1341. 14. Lee YT, Walmsley RS, Leong RW, Sung JJ. Dieulafoy’s lesion. Gastrointest Endosc 2003;58:236-43. 15. Reilly HF, Al-Kawas FH. Dieulafoy‘s lesion. Diagnosis and management. Dig Dis Sci 1991;36:1702-7. 16. Vogel C, Thomschke D, Stolte M. Dieulafoy’s lesion of the right hemicolon. Z Gastroenterol 2006;44:661-5. 17. Baettig B, Haecki W, Lammer F, Jost R. Dieulafoy’s disease: endoscopic treatment and follow up. Gut 1993;34:1418-21. OLGU SUNUMU Yutulmuş Balık Kılçığına Bağlı Olarak Gelişen Perianal Apse Olgusu A Case of Perianal Abscess Due to Ingented Fish Bone Uğur Sungurtekin,1 HAcı Bolat,1 Sevda Yılmaz,1 A. Özgür Atalay,1 Hülya Sungurtekin2 1 2 Pamukkale Üniversitesi, Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Pamukkale Üniversitesi, Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Reanimasyon Anabilim Dalı ÖZET Bu çalışmada yutulmuş balık kılçığına bağlı olarak gelişmiş perianal apse olgusu sunulmuştur. Klinik görünüm perianal apse, fissür veya tromboze hemoroid gibi akut anal ağrıya neden olan nedenleri taklit edebilir. Genel anestezi altında yapılacak rektal muayene ve/veya proktoskopik tetkik anal apse tanısını koydurursa da balık kılçığı gibi yabancı cisimlerin varlığını göstermeyebilir. Apsenin insizyon ve drenajı hızla ağrının düzelmesini ve hastanın uzun dönemde tedavisini sağlayabilir. Perianal apselerin olağan dışı sebebleri arasında yutulmuş yabancı cisimlerin varlığı unutulmamalıdır. ABSTRACT A case of perianal abscess due to ingested fish bone is presented in this study. The clinical presentation mimics common causes of acute anal pain such as perianal abscesses, fissures or thrombosed haemorrhoids. Digital rectal examination under general anaesthesia and/or proctoscopy can establish the diagnosis of anal abscess, but may miss the presence of foreign bodies like fish bone. Incision and drainage of the abscess along with removal of the FB resulted in immediate pain relief and long-term cure of the patient. Ingested foreign bodies must not be overlooked as an unusual cause of perianal abscess. Giriş Perianal sepsise neden olan çok sayıda neden bulunmaktadır. Bunları spesifik ve non spesifik nedenler başlığı alında toplayabiliriz. Non spesifik olanlar kriptoglandüler orijinli iken, nonspesifik nedenler arasında Crohn hastalığı, kronik ülseratif kolit, tüberküloz, aktinomikoz, yabancı cisim varlığı, karsinoma, lenfoma, lenfogranüloma venarum, travma, radyasyon gibi çok sayıda durum mevcuttur. Fazla sık görülmemekle birlikte literatürde yutulan yabancı cisimlere bağlı olarak perianal sepsis olguları bildirilmiştir.1-3 Bu yazımızda kliniğimizde tedavi edilen bir olgu sunulmuş olup literatür gözden geçirilmiştir. Olgu Sunumu 56 yaşında erkek diyalize bağımlı kronik böbrek yetmezlikli hastada son iki gündür akşamları yükselen ateş varlığı nedeniyle nefroloji kliniğine yatırılmış. Hastada istenen infeksiyon hastalıkları konsültasyonu sonrasında antibiyotik tedavisine (Tazobactam ve Ciprofloxacin başlanan hastada şikayetlerinin 48 saat geçmesine rağmen gerileme olmaması üzerine genel cerrahi konsültasyonu istenmiştir. Hastanın yapılan muayenesinde: Karın muayenesi normal, karaciğer ve dalak palpabl değil, barsak sesleri normokinetik, periton irritasyonu bulguları olumsuz olarak saptanmıştır. Rektal muayenede: rektum dış görünümü normal, rektal tuşede rektum posteriorunda aşırı ağrılı fluktuasyon veren dolgunluk hissinin varlığı saptanmıştır. Hasta ağrılı olması nedeniyle endorektal ultrasonog- İletişim Adresi: Dr. Uğur SUNGURTEKİN, 593 Sk. No: 17 Lalekent Sitesi 20055 Servergazi-DENİZLİ e-posta: [email protected] Kolon Rektum Hast Derg 2007;17:107-109 108 SUNGURTEKİN ve ark. Resim 1: Apsenin radyolojik görünümü rafiyi (ERUS) tolere edemediğinden yapılamamıştır. Bilgisayarlı Tomografide (BT) ve Magnetik Rezonans Görüntüleme’de (MRG) solda daha belirgin olmak üzere bilateral iskioanal fossada 5.5x1.5 cm boyutunda apse ile uyumlu görüntü saptanması üzerine (Resim 1) hastaya genel anestezi altında muayene ve takiben drenaj önerilmiştir. Hastanın apse yerleşim yerinin 18 G spinal iğne ile tespit edilmesi sonrasında buradan drenaj uygulanmış olup apse boşluğundan bol pü ile birlikte bir adet sert 1.5–2 cm boyutunda ince uzun yabancı cismin geldiği, bunun bir balık kılçığı olduğu saptanmıştır (Resim 2). Apse boşluğu bol serum fizyolojik ile yıkanmış, bir adet dren konarak ve girişim sonlandırılmıştır. Postoperatif seyri sorunsuz seyreden hasta ameliyat sonrası 3. gün taburcu edilmiştir. 7. gün yapılan kontrolünde bulgularının ortadan kalktığı ve akıntısın olmadığı görülmüştür. Hastanın ameliyat sonrası tekrar alınan anamnezinde 2 hafta önce bir öğününde balık yediği ve ilk şikayetlerinin hastaneye başvurusundan 5 gün önce başladığı saptanmıştır. İrdeleme Yabancı cisimlerin rektum ve/veya anal kanal duvarından dışarı çıkarak apse oluşumuna neden olmaları © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği Kolon Rektum Hast Derg, Haziran 2007 Resim 2: Apse boşluğundan çıkan balık kılçığı çok sık rastlanan bir durum değildir. Hastalarda gelişen apse nedenin açığa kavuşturulmasında başlangıçta alınan anamnez yardımcı değildir. Hastalar genellikle ağızda his duyusu azalmış, dental problemleri ya da geçirilmiş anal cerrahiye ikincil anal stenozu olan ya da alkolikler gibi şuurun zaman zaman kapandığı kişilerdir.4-6 Ağrı başlangıçta sıkışmış yabancı cisimlerin eksternal anal sfinkterdeki spazm nedeniyle duvar dışına yönlendirilmesine bağlı iken daha duvar dışına çıkan yabancı cisim etrafında oluşan yangısal reaksiyona bağlıdır.7-9 Perianal apsenin varlığı rektal tuşe ve/veya proktoskopi ile yapılabilirse de yabancı cisim varlığının saptanması nadirdir.10,11 Bazen şüpheli olgularda apse tanısı için ERUS, BT ve MRG gibi yardımcı tanı araçlarına gereksinim duyulabilir.1214 Anestezi altında yapılan muayene ve proktoskopik inceleme mevcut patolojinin aydınlatılmasında yardımcıdır. Proktoskopik incelemenin bir diğer faydası ise gelişmiş olan lokal hasarın büyüklüğünü ortaya koymasıdır. Daha sonra yapılacak yeterli insizyon ve drenaj ise mevcut patolojinin hızla tedavisini sağlayacaktır.3,5,9 Sonuç olarak perianal apse olgularında yabancı cisim varlığı da akılda bulundurulması gereken patolojilerden birisidir. Vol. 17, No. 2 YUTULMUŞ BALIK KILÇIĞI 109 Kaynaklar 1. Esber EJ, Davis WR, Mullen KD, McCullough AJ. Toothpick in ano: an unusual cause of syncope. Am J Gastroenterol 1994;89: 941–2. 2. Gilbert PM. Multiple foreign bodies impacting in the rectum. Br J Clin Pract 1990; 44: 160. 3. Delikoukos S, Zacharoulis D, Hatzitheofilou C. Perianal abscesses due to ingested foreign bodies. Int J Clin Pract 2005; 59: 856–7 4. Singh RP, Gardner JA. Perforation of the sigmoid colon by swallowed chicken bone: case reports and review. Int Surg 1981; 66: 181–3. 5. Munoz C, Mendarte U, Sanchez A, Bujanda L. Acute abdomen due to perforation of colon by ingested chicken bone: diagnosis and endoscopic treatment. Am J Gastroenterol 1999; 94: 3069–71. 6. Lai AT, Chow TL, Lee DT et al. Risk factors predicting the development of complication after foreign body ingestion. Br J Surg 2003; 90: 1531–5. 7. Ooi BS, Ho YH, Eu KW, Nyam D, Leong A, SeowChoen F. Management of anorectal foreign bo- 8. 9. 10. 11. 12. 13. 14. dies: a cause of obscure anal pain. Aust N Z J Surg. 1998;68:852–5. Carlson GL, Ingram G. Acute anal pain and ingested foreign body impaction. Br J Clin Pract 1990;44:244– 6. Seow C, Leong AF, Goh HS. Acute anal pain due to ingested bone. Int J Colorectal Dis 1991;6: 212–3. Kyrik KR, Brattebo G. The potential hazards of eating fish. Gastroenterology 1990;99:602. Over HH, Tozum N, Ausar E. Toothpick impaction: treatment by colonoscopy. Endoscopy 1997;29:60–61. Reddy SK, Griffith GS, Goldstein JA et al. Toothpick impaction with localized sigmoid perforation: successful colonoscopic management. Gastrointest Endosc 1999;50:708–9. Berk RN, Russell JR. Intra-abdominal chicken-bone abscess. Radiology 1971;101:311–3. Takada M, Kashiwagi R, Sakane M et al. 3D-CT diagnosis for ingested foreign bodies. Am J Emerg Med 2000;18:192–3. DÜZELTME Anogenital Buschke Loewenstein Tümörlerinde Gluteal Yerleşimli Yaygın Hidradenitis Surgical Approach to Anogenital Giant Condyloma Surgical Approach to Extensive Hidradenitis Suppurativa in Acuminata the Perineal /Peri-anal and Gluteal Regions Emre Balık, Tayfun Eren, Sümer Yamaner, Emre Balık, Tayfun Eren, Sümer Yamaner, Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz, Necmettin Yılmaz Büyükuncu, Necmettin Sökücü Cerrahi Deneyimlerimiz Türker Bulut, Dursun Buğra, Sökücü İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Supurativa ile İlgili Cerrahi Deneyimlerimiz Türker Bulut, Dursun Buğra, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, İSTANBUL Cerrahi Anabilim Dalı, İSTANBUL Kolon Rektum Hast Derg 2007;17:16-21 sayısındaki özgün makaledeki yazarların isminde dizgi aşamasında yanlışlık olmuştur. Konu başlığı ve yazar isimleri aşağıdaki gibidir. Anogenital Buschke Loewenstein Tümörlerinde Cerrahi Deneyimlerimiz Surgical Approach to Anogenital Giant Condyloma Acuminata Emre Balık, Tunç Eren, Sümer Yamaner, Türker Bulut, Dursun Buğra, Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz, Necmettin Sökücü İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, İSTANBUL Kolon Rektum Hast Derg 2007;17:27-32 sayısındaki özgün makaledeki yazarların isminde dizgi aşamasında yanlışlık olmuştur. Konu başlığı ve yazar isimleri aşağıdaki gibidir. Gluteal Yerleşimli Yaygın Hidradenitis Supurativa ile İlgili Cerrahi Deneyimlerimiz Surgical Approach to Extensive Hidradenitis Suppurativa in the Perineal /Peri-anal and Gluteal Regions Emre Balık, Tunç Eren, Sümer Yamaner, Türker Bulut, Dursun Buğra, Yılmaz Büyükuncu, Necmettin Sökücü İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, İSTANBUL © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği seçilmiş özetler 110 Kolorektal kanserli hastalarda ameliyat öncesi ve sonrası serum karsinoembriyonik antijen düzeylerinin prognostik önemi Wang JY, Lu CY, Chu KS, et al. European Surgical Research 2007; 39: 245–50. AMAÇ: Kolorektal kanserli (KRK) hastalarda ameliyat öncesi ve sonrası serum karsinoembriyonik antijen (CEA) düzeylerinin prognostik öneminin değerlendirilmesidir. METODLAR: Enstitümüzde 425 KRK hastaya küratif amaçlı rezeksiyon uygulanmıştır. Bu hastalarda ameliyat öncesi ve sonrası serum CEA değerleri konsantrasyonlarına göre normal (<5.0ng/ml) ve anormal (≥ 5.0 ng/ml) olmak üzere iki guruba ayrılmıştır. SONUÇLAR: Tüm hastalarda anormal ameliyat öncesi ve sonrası serum CEA düzeyleri sırasıyla 181 (42,6%) ve 48 (11,3%) olarak saptanmıştır. Ameliyat öncesi anormal serum CEA düzeyleri ile tümörün kolonda yerleşimi, tümör invazyon derinliği, lenf nodu metastazlarının durumu, IUCC evresi ve ameliyat sonrası nüks varlığı arasında korelasyon saptanmıştır(p < 0.05). Buna paralel olarak ameliyat sonrası anormal CEA düzeylerinin de tümör yerleşimi dışında yukarıda parametrelerle korelasyon gösterdiği saptanmıştır(p < 0.05). Ameliyat öncesi anormal CEA düzeyleri saptanan ve ameliyat sonrası düzeyleri ise normal değerlere inmeyen hastalar toplam sağ kalım açısından en kötü gurubu oluşturmuşlardır. Ameliyat öncesi ve sonrası anormal serum CEA düzeylerinin yaşama şansı ve ameliyat sonrası nüks açısından bağımsız tek belirleyici olmuştur. TARTIŞMA: Ameliyat öncesi ve sonrası serum CEA düzeylerinin tanımlanması kolorektal kanserli hastalarda prognozu ve ameliyat sonrası izlemde yardımcı olabilir. - Dr. Uğur Sungurtekİn Rektal kanserlerde ameliyat öncesi kemoradyoterapi sonrası patolojik cevabın saptanmasında yeniden evrelendirmenin yeri Maretto I, Pomerri F, Pucciarelli S, et al. Annals of Surgical Oncology 2007;14:455–61. AMAÇ: Bu çalışma prospektif olarak rektal kanser hastalarında kemoradyoterapi sonrasında patolojik tam cevabın olup olmadığının değerlendirilmesi için transrektal ultrasonografi (TRUS), pelvik bilgisayarlı tomografi (CT),manyetik rezonans görüntüleme (MRI), ve endoskopik biyopsinin yerini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. METODLAR: Ameliyat öncesi kemoradyoterapinin tamamlanmasından dört hafta sonra orta ve alt yerleşimli rektal kanseri olan ardışık 46 hasta proktoskopi, TRUS ve pelvik bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmiştir. T ve N evrelerine göre hastalar T0 veya T1-4 ve N-negatif veya N-pozitif olarak sınıflandırılmıştır. Her bir evrelendirme yöntemi için sensitivite, spesifite, pozitif tahmin değeri, negatif tahmin değeri ve doğruluk oranları hesaplanmıştır. Bu bulgular patolojik tümör-nodül-metastaz evresine göre karşılaştırılmıştır. SONUÇLAR: Değerlendirmeye alınan 45 hastanın histolojik analizinde 12 hastada pT0 ve 34 hastada pT1–4 lezyonlar saptanmıştır. T durumunun tahmin edilmesinde (T0 ile T≥ 1) TRUS için sensitivite, spesifite, tahmin değeri, negatif tahmin değeri ve doğruluk sırasıyla %77, %33, %74, % 36 ve % 64; CT için sırasıyla 100%, 0%, 74%, değerlendirilemez, 74%; ve MRI için 100%, 0%, 77%, değerlendirilemez, 77% olarak bulunmuştur. Lenf nodülünün tahmin edilmesinde ise ( N-negatif, N-Pozitif ) sırasıyla TRUS için %37, %67, %21, %81; CT için %61; %78, %58, %32%, %91, % 62; ve MRI için %33, %74, %25, % 81, ve % 65 olarak bulunmuştur. TARTIŞMA: Günümüzde elde mevcut evrelendirme’de kullanılan tanı yöntemleri lenf nodülü negatif olguların tahmin edilmesine izin vermekteyse de bunların hiçbiri rektum duvarında tam yanıtı göstermede yeterli değildir. - Dr. Uğur Sungurtekİn Kolon Rektum Hast Derg 2007;17:110-111 Vol. 17, No. 2 SEÇİLMİŞ ÖZETLER 111 Kolorektal metastazlar için ilk ve ikinci karaciğer rezeksiyonlarının klinik sonuçlarının meta analizi Antoniou A, Lovegrove RE, Tilney HS, et al. Surgery 2007;141:9-18. AMAÇ: Kolorektal kanserden karaciğer metastazı olan hastalar için yinelenen hepatektomilerin perioperatif risk ve uzun dönemdeki yaşama şansları ile ilk defa karaciğer rezeksiyonu uygulananların karşılaştırmalı sonuçları hakkında literatürde farklı sonuçlar bildirilmiştir. METODLAR: 1992 ile 2006 yılları arasında yayınlanan çalışmalardan Medline, Ovid ve Cochrane veri bankası kullanılarak literatür gözden geçirilmiştir. İki yazar ameliyat sonrası komplikasyonlar ve mortalite, hastalık nüksü ve uzun süreli yaşam sonuçlarını kullanarak birbirlerinden bağımsız olarak verileri çıkarmışlardır. Denemelerde modifiye Newcastle-Ottowa Skoru kullanılmıştır. Analizlerde gelişigüzel etkili meta analitik teknikler kullanılmıştır. SONUÇLAR: 3741 hastadan oluşan 21 çalışma dahil edilme kriterleri karşılamıştır. Adjuvan kemoterapi (odds oranı [OR] = 0.97; 95% güvenilirlik aralığı [CI] = 0.54, 1.74; P=.92) ve ilk ve daha sonraki karaciğer rezeksiyonlarda saptanan hepatik nodüllerin sayısı (ağırlıklı orta farklılık [WMD] =0.18; 95% CI = -0.22, 0.57; P= .380) her iki gurupta eşitti. İkinciye oranla ilk kez hepatektomi uygulanan hastalarda kanama kaybı önemli derecede az olmuştur (WMD=238 ml; 95% CI=90, 385; P=.002). Guruplar arasında perioperatif morbidite (OR=1.01; 95% CI=0.65, 1.55; P=.98), mortalite (OR=1.01; 95% CI= 0.18, 5.72; P= .99) veya uzun süreli yaşam açısından (HR =0.90; 95% CI= .66, 1.24; P=.530) farklılık saptanmamıştır. TARTIŞMA: Kolorektal kanser metastazları olan hastalarda tekrarlayan hepatektomilerin uygulanması güvenilir olup ilk uygulanan karaciğer rezeksiyonundakine eşdeğer yaşama şansı sağlar. - Dr. Uğur Sungurtekİn © 2007 Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği
Benzer belgeler
Untitled - TÜRK KOLON ve REKTUM CERRAHİSİ DERNEĞİ
Kolon ve Rektum Hastalıkları Dergisi, Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi
Derneği’nin resmi yayın organıdır ve yılda dört sayı olmak üzere üç ayda bir
yayınlamaktadır. Dergi, kolorektal hastalıklar hakk...
Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği`nin Resmi Yayın Organı
Yazarlar, bulguları, alıntıları, onayları ve referansları içeren çalışmanın doğruluğu ve güvenilirliği için tam sorumluğu kabul etmelidirler. Yazarlar çalışmanın reddedilmesi durumunda, kararın bağ...