Ocak - Şubat 2010 Sayı:16
Transkript
Ocak - Şubat 2010 Sayı:16
MAKRO VİZYON l OCAK-ŞUBAT 2010 SAYI 16 MAKRO | Editör 2010 mutluluk getirsin! Yepyeni bir yılda, yepyeni sayımızla sizlerle beraberiz. 2010 yılıyla beraber, Makro Vizyon olarak 3 yılı arkamızda bıraktık. Dolu dolu 3 yıldır, bu sayfalar aracılığıyla evlerinize konuk oluyoruz. Sizler için en güzel ve güncel konulara sayfalarımızda yer vermeye çalışıyoruz. Umuyoruz ki bu çabamızın bir karşılığı oluyordur ve sizler Makro Vizyon’u okurken keyif alıyorsunuzdur. 2010 geldi! 2009 yılı hem ülkemiz hem de dünya açısından çok olumlu geçmedi. Özellikle ekonomik kriz dolayısıyla oluşan kötü atmosfer herkesi etkiledi. Bu açıdan bakıldığında, 2010’un daha umut vaat edici olduğunu söylemek mümkün. Siz de 2010 yılını kendiniz için en doğru şekilde geçirmeye çalışın. Alacağınız sağlam kararlar ve koyacağınız güzel hedeflerle hayatınızı kendiniz ve çevrenizdeki insanlar için daha mutlu kılmak elinizde… Karar almak kolaydır ancak uygulamak oldukça zordur. Biz de sizler için, karar alırken ve uygulamaya koyarken neler yapmanın doğru olduğunu gösteren ipuçları yazdık. Karar alma sürecinden uygulamaya kadar karşılaşacağınız her türlü sorunun üstesinden kolayca gelebilirsiniz. Tüm sorunlara doğal çareler Bu sayımızın kapak konusu olan “Her Derdin Çaresi Doğada” konusu, her geçen gün tahrip ettiğimiz doğanın bize ne tür faydaları olduğunu açıkça ortaya koyuyor. En kötü hastalıklardan psikolojik sorunlarımıza kadar pek çok derdimizi, doğal ürünler kullanarak engellemek mümkün. Ama tabi ki önemli olan, böyle bir yaşam sürmeyi istemek. Meyve ve sebze ağırlıklı beslenmek, her gün spor yapmak ve dengeli bir hayat sürmek, zaten pek çok sorunu ortadan kaldırıyor. Her sayımızda vurguladığımız bu konuları, bu sayımızda da bulabileceksiniz. Hepinize mutlu bir yıl ve keyifli okumalar diliyorum. 2 | O c a k - Ş u b at 2010 MAKRO | İçindekiler s 34 RÖPORTAJ 6 Mustafa Songör s GÜNCEL 26 l 2010 mutlu ve sağlıklı günlerle geçsin! l Yürekleri sevgiyle dolu olanlara 14 Şubat Sevgililer Günü s SAĞLIK 32 Tüm yönleriyle organ bağışı s GIDA KÜLTÜRÜ 38 %100 doğal ve sağlıklı KONSERVE s SAĞLIK 42 En yaygın 10 sağlık sorunu s KONUK 48 Özgü Namal s KAPAK 34 Her derdin çaresi DOĞADA s HABERLER 10-24 l l l l l l l l l l l 04 | O c a k - Ş u b at 2010 Makro Vizyon’dan hediye kuponları Kırıkkale Makro AVM 4. yılını kutladı Makromarket’ten Eryaman’a bir mağaza daha... Makromarket Beştepe mağazası açıldı! Makromarket Samsun’da yatırımlarına devam ediyor Makromarket ve Cappy Makromarket çalışanlarını ödüllendirdi 2010 yılının ilk Makromarket mağazası açıldı Makromarket’e müşteri memnuniyeti ödülü 2010 Makromarket’e muhteşem kampanyalarla geldi Makromarket’ten Öğretmenler Günü’ne özel... Makromarket’te Aşure Festivali 42 12 s RÖPORTAJ 50 Şerbet-i Şahlı’nın şanı nereden geliyor? s RÖPORTAJ 56 Musa Çakır s SAĞLIK 58 Maden suyuyla vücut direncinizi arttırın 50 s 68 GÜZELLİK 60 Hamilelik sonrası güzellik sırları s GIDA KÜLTÜRÜ 64 Hem lezzetli, hem sağlıklı... KURUYEMİŞ s ÇOCUK SAĞLIĞI 68 Her 30 saniyede 1 çocuk pnömokok nedeniyle ölüyor s DEKORASYON 72 Evinizi yenilemeniz için küçük dekorasyon oyunları s GIDA KÜLTÜRÜ 76 Gıdalarınızı saklamanız için en doğru yöntemler Makromarket Adına Sahibi Mustafa Songör Genel Yayın Yönetmeni Nuray Erdoğan Yazı İşleri Müdürü Hünkar Sibel Görel Yazı İşleri Özlem Bayrak Grafik Tasarım Murat Çakır Reklam Tasarım Zafer Mert Coşkun Işıkgül Cenk Atarer Mücahit Aktaş Fotoğraf Salih Yılar Yayına Hazırlık BESLENME 78 Şifa kaynağı BAL s 82 s 72 MAKRO VİZYON OCAK-ŞUBAT 2010 SAYI: 16 RÖPORTAJ 82 Fatih Kılıçarslan s ÇOCUK 88 Dino’nun eğlence sayfaları s s 90 Lezzetli tarifler 94 Ödüllü bulmaca Tel: (0212) 503 88 08 [email protected] www.medyapan.com Renkayrım/Baskı ve Cilt Arkadaş Form Matbaa Yayın Türü Yerel Süreli Yönetim Yeri Şeref Makromarket A.Ş. Saray Mah. Gıdacılar Cad. No: 11 06980 Sarayköy - Kazan / Ankara T: (0312) 815 47 05 www.makromarket.net [email protected] O c a k - Ş u b at 2 0 1 0 | 05 MAKRO | Röportaj Makromarket 2010’a hazır! 2010 yılında da yatırımlarına ve büyümesine devam edecek olan Makromarket, “Anadolu’nun Yerli Markası” ünvanına yaraşır bir şekilde çalışmalarını sürdürüyor. Her geçen gün zincirine yeni halkalar katarak hizmetini tüm yurtta yaygınlaştıran Makromarket, bu yolla istihdamı arttırarak ülkemizin kanayan yaralarından biri olan işsizliğin önüne geçmek için de üstün çaba sarf ediyor. 2009 yılının “Gıda Yılı” ilan edilmesi sebebiyle bu yıl ilk kez düzenlenen “Güvenilir Gıda Zirvesi ve Ödül Töreni"nde Müşteri Memnuniyeti Ödülü’ne layık görülerek çalışmalarının sonucunu en doğru ödülle alan Makromarket’in Genel Müdürü Mustafa Songör’le bir röportaj gerçekleştirdik. Makromarket’in perakende sektöründeki başarısı ile ilgili söylenecek çok fazla söz yok... Özellikle 2009 yılında yüksek tempolu bir grafik çizdiniz. Başka ne gibi gelişmelerle karşılaşacağız? 2010 yılında da organik ve inorganik büyümelerimiz aynı hızla devam edecek. Ülkemize olan güvenimizi her geçen yıl tazeleyip yatırımlarımıza ve kurumsallaşma çalışmalarımıza ara vermeden devam edeceğiz. 2010 yılında da, daha önce yapmış olduğumuz IT ve İK anlamındaki yatırımlarımızı geliştirmeye devam edeceğiz. Özellikle illere yapmış olduğumuz yeni bölge müdürlükleri ve lojistik merkezlerimizle birlikte, mağaza sayılarımızı çoğaltarak bulunduğumuz bölgeleri etkin ve en verimli şekilde geliştirme yolunda ilerleyeceğiz. 06 | O c a k -Şu b at 2010 Son zamanlarda Vipaş’tan satın aldığınız mağazaları Makromarket konseptine dönüştürme çalışmalarıyla meşgul oldunuz. Bu çalışmalar tamamlandı mı? Uyum sorunları yaşadınız mı? Bildiğiniz gibi, Vipaş’tan satın aldığımız 5 mağazayı, 31 Aralık 2009 tarihine kadar Makromarket konseptine dönüştürdük ve açılışlarını yaptık. Bunun sonucunda, özellikle Ankara’nın Eryaman bölgesindeki varlığımızı net bir şekilde hissettirdik. Aynı şekilde yine Başkent’te mağazalarımızın bulunmadığı Beştepe, Etlik ve Akdere bölgelerinde de müşterilerimize en yakın Makromarket noktalarını konumlandırdık. Uyum noktasında herhangi bir sorun yaşamadık çünkü Makromarket olarak artık bu konuda çok ciddi bir deneyime ve bilgi birikimine sahibiz. Konseptini değiştirdiğimiz mağazalarda sunduğumuz “Hep Ucuz Hep Kaliteli” alışveriş karşısında müşterilerimizin yüksek memnuniyetiyle karşılaştık. Bu durum bizi son derece memnun ediyor. Satın almalar ya da birleşmeler konusunda yeni gelişmeler yaşanacak mı? Şu sıralarda görüştüğünüz perakende markaları mevcut mu? Tarafımıza gelen teklifler içinde bize uygun olanları değerlendirmeye devam ediyoruz. Görüştüğümüz yeni markalar var ama bunları netleşmeden ifade etmemiz söz konusu olamaz. Makro Ekspres konseptinden de bahsedebilir misiniz? Bu konseptte büyümeyi düşünüyor musunuz? Makromarket olarak, mevcut kadromuz, sistemsel alt yapımız, tecrübe ve bilgi birikimimizle, farklı metrekarelerdeki mağazaları zorlanmadan yönetebiliyoruz. 2009 yılı itibariyle, marketlerimizi metrekare yapısına göre 3 gruba ayırdık. Makro Hiper (1000 metrekare ve üzeri), Makro Süper (500 metrekare ve üzeri) ve Makro Ekspres (300 metrekareye kadar) adı altında mağazalarımız bulunuyor. Biz farklı konseptteki mağazalarımızı, hem ürün çeşitliliği anlamında hem de IT anlamında farklı tutup doğru yönetebiliyoruz. Bulunduğunuz illerde büyümeye devam ediyorsunuz... Peki, yatırım planlarınız arasında var olmadığınız illerde şube açmak da var mı? Bunu hep satın alma ya da birleşmelerle mi yapacaksınız? Yeni dönemde de zaman, fırsat ve mekan neyi gerektiriyorsa bunun gereğine uygun hareket edeceğiz. Makromarket olarak kurumsallaşırken hızlı yapımızı asla kaybetmedik; işin özü olan “kurumsallaşırken kurum tutmamak” ilkesine bağlı kalarak, hızlı ve doğru kararlar verme adına yatırımlarımıza ve çalışmalarımıza devam edeceğiz. Lojistik yapılanmanızı 2004 yılında tamamladınız. Sonrasında daha da geliştirdiğiniz kompleksleriniz ve birimlerinizden bahseder misiniz? Makromarket’in 9 ilde 114 mağaza sayısına ulaşmasıyla beraber, Ankara Merkez ve Lojistik Merkez’in yanı sıra Konya, Kayseri ve Samsun’da da hem bölge müdürlüklerimizi hem de lojistik merkezlerimizi oluşturduk. Daha hızlı, doğru ve etkin bir zaman periyodu kapsamında aktif hizmet verebiliyoruz ve her geçen gün hizmet kalitemizi arttırıyoruz. İnternet perakendeciliğine nasıl bakıyorsunuz? Makromarket.net web adresinizi kısa bir süre önce yenilediniz ve güncelliği konusunda da hassas davranıyorsunuz. Müşterileriniz bir süre sonra internet sitenizden de alışveriş yapabilecek mi? İnternet perakendeciliğine son derece sıcak bakıyoruz. Bu yöndeki çalışmalarımız sonuçlanmak üzere… Perakendede e-ticaret yapmak, bugün için sahip olduğumuz sistemsel alt yapımızla çok kolay. Bu anlamda kontrol edilebilir ve ölçülebilir bir yapımız var. Bunun yanında, özellikle kargo firmalarında oluşan hızlı hizmet ve daha uygun bedeller sayesinde, gönderilerimizi müşterilerimize ulaştırabileceğiz. 2009 yılının “Gıda Yılı” ilan edilmesi sebebiyle bu yıl ilk kez Oc a k - Ş ubat 2010 | 07 MAKRO | Röportaj bir yatırım dalı olmamakla beraber, zor bir sektörde bu mücadeleyi veriyorlar. Demek oluyor ki, bizler de aynı şartlarda yurt dışına açılmalıyız. Perakende sektöründe, Türk yatırımcılarının da yurt dışına açılması bu durumu dengeler. Böylece Türk markalarının global bir değer kazanması da söz konusu olur. düzenlenen “Güvenilir Gıda Zirvesi ve Ödül Töreni"nde müşteri memnuniyeti ödülüne layık görüldünüz. Bu ödül sizin için ne ifade ediyor? Ne gibi çalışmalar yapılıyor, gıda güvenliği ile ilgili? Makromarket olarak birinci önceliğimiz, her zaman müşteri memnuniyetidir. Müşterimiz bizden memnunsa bunun altında Makromarket’in yapmış olduğu yatırımlar var. İyi tarım ürünlerini, yapmış olduğumuz özel anlaşmalarla, en taze ve doğal haliyle müşterilerimize ulaştırıyoruz. Ayrıca, özellikle kırmızı et konusunda, bölgelerimizde ve genel merkezimizde dünya ve Avrupa standartlarının üzerinde hijyenik ve sağlıklı ortamlarda üretim yapıyoruz. Kendi soframızda bulundurmayacağımız, çocuklarımıza yedirip içirmeyeceğimiz, giydirmeyeceğimiz hiçbir marka ve çeşidi raflarımızda bulundurmuyoruz. Bu konuda son derece hassasız. Müşterilerimizin bize duyduğu güvene daima layık olmaya çalışıyoruz. Bunun sonucunda da Bakanlığımız tarafından müşteri memnuniyeti ödülüne layık görülmemiz mutluluk verici. 08 | O c a k -Şu b at 2010 2009, kriz yılı oldu. Sizce 2010 perakende sektörü için nasıl bir yıl olacak? 2010 yılı sadece perakende sektörü için değil tüm sektörler için yeniden yapılanma ve büyüme, herkesin şapkasını önüne koyarak geçmişte yaptığı hataları ve doğruları analiz edip geleceği doğru şekilde planlamaya çalıştığı bir yıl olacak. Bu çalışmalar neticesinde de, hem perakende sektöründe hem de diğer sektörlerde, markaların sağlamlaşacağı bir yıl geçireceğimize inanıyorum. Markalaşma sürecini tamamlamış ve daha uzun süreli -Avrupa ve Amerika’da da örneklerini gördüğümüz asırlık şirketler gibifirmaların temel taşlarının atıldığı bir yıl olacak. Son zamanlarda dünyaca ünlü perakendecilerin Türkiye pazarına girerek mağaza açmalarını izliyoruz. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde dünyaya açılma anlamında bir politika izliyorsanız bu tür gelişmeler kaçınılmazdır. Tabi ki yatırım yapıp aradığını bulanlar olduğu gibi, bulamayanlar da var. Esasında Türkiye adına çok arzu edilen Makromarket hizmetini yurt dışına da taşıma planlarınız var mı? Yatırım yapmak için hangi bölgeleri mercek altına alıyorsunuz? Önümüzdeki 5 yıllık büyüme planlarımız kapsamında yurt dışına yatırım yapmayı düşünüyoruz. Özellikle Orta Asya ve komşu ülkelerimizi mercek altına alıp inceliyor ve fırsatları değerlendirmeyi planlıyoruz. 2009 yılı sizin için nasıl geçti? 2010 yılı hedefleriniz arasında neler var? 2009 yılı, global ekonomik krizin etkileriyle birlikte tabi ki Türkiye’de de olumsuz bir hava estirdi. Bu da, ülkemizin artık global ekonomik kurallar ve koşullara bağlı bir şekilde, orada söz sahibi bir ekonomi büyüklüğüne sahip olduğunu gösterdi. Dünyanın birçok ülkesine baktığımızda, tabi ki ülkemiz bu ekonomik krizden, nispeten daha az yara alarak çıktı. Bu kadar olumsuzluğa rağmen ülkemizin ihracatı 101 milyarın üzerinde. Daha bundan 7 yıl önce 36 milyar dolar olan ihracatımızın, bugün, krize rağmen 101 milyarın üzerine çıkması, ülkemiz için olumlu bir gelişmedir. Şirketimiz özeline baktığımızda ise, küçümsenmeyecek bir büyüme rakamıyla 2009 yılını kapatmış durumdayız. Bu büyüme rakamlarının üzerine, 2010 yılında daha ciddi büyüme planlarıyla çalışmalarımıza ekip olarak devam edeceğiz. MAKRO | Haberler Makro Vizyon’dan hediye kuponları 3 yıldır evlerinize konuk olan Makro Vizyon’da artık sizler için çok özel avantajlar bulacaksınız. Makro Vizyon sayfalarında bulacağınız çeşitli indirim kuponları alışverişlerinizde avantajlı çıkmanızı sağlayacak. 2010’un ilk sayısı, Makro Vizyon okurlarının indirim kuponlarıyla tanışma sayısı olacak. Bu sayımızda, Elidor’un yeni serisi ve Molped günlük pedleri alırken Makromarket mağazalarında kullanabileceğiniz indirim kuponları bulabilirsiniz. Elidor ürünleri alırken %20, Molped günlük ped çeşitlerini alırken %30 indirim sizleri bekliyor. Tek yapmanız gereken, kuponları belirtilen yerden kesip bir Makromarket mağazasına gitmek… Makro Vizyon’un bundan sonraki sayılarında da, birbirinden avantajlı hediye kuponları sizleri bekliyor. Makro Vizyon okumaya devam edin! Makromarket Beştepe mağazası açıldı 2009 yılında satın alımı gerçekleşen Vipaş mağazalarının Makromarket’e dönüşüm sürecinin yeni bir halkası daha tamamlandı. Hızla başlayan konsept değişikliği sürecine Vipaş’lardan satın alınan Beştepe mağazası da dahil oldu. Kısa bir süre içerisinde Makromarket konseptine dönüşen Beştepe mağazası, her yönüyle değişti ve şu anda ferah ve rahat bir ortamda alışveriş imkanı sunuyor. 5 Aralık Cumartesi günü Makromarket olarak faaliyete başlayan Beştepe Mağazası, 400 metrekare satış alanında, binlerce ürün çeşidi, deneyimli ve güler yüzlü 15 personeliyle hizmet veriyor. Makromarket Beştepe Mağazası bünyesinde, toplam 3 kasa aktif olarak çalışıyor. Açılışa özel olarak yapılan şok indirimlere, tiyatro gösterilerine ve yarışmalara çevre sakinleri büyük bir ilgi gösterdi. 10 | O c a k -Şu b at 2010 MAKRO | Haberler Kırıkkale Makro AVM 4. yılını kutladı 4 yıl önce büyük bir coşkuyla açılan ve Kırıkkale halkının sosyal hayatında önemli bir rol oynayan Kırıkkale Makro Alışveriş Merkezi’nde, 12-31 Aralık 2009 tarihleri arasında düzenlenen etkinliklerle 4. açılış yıldönümü kutlandı. Düzenlediği etkinliklerle her zaman Kırıkkale halkının gönlünü fetheden Kırıkkale Makro AVM, 4. açılış yıldönümünü kutladığı Aralık ayında da pek çok etkinliğe ev sahipliği yaptı. 4. yıl etkinlikleri kapsamında, 1231 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen Grup Yağmur Konseri, Ahmet Selçuk İlkan Şiir Dinletisi, MCD Gençlik Kulübü Halk Dansları Topluluğu ve Makromarket Tiyatro Ekibi’nin gösterilerine Kırıkkale halkı büyük ilgi gösterdi. Düzenlediği kampanyalarla uygun alışveriş imkanı sağlamanın yanı sıra alışveriş yapmak için Kırıkkalelileri civar illere gitmekten kurtaran Makro AVM, sinema salonları, kafeleri ve restoranlarıyla 4. yılında da Kırıkkale halkından büyük ilgi görüyor. 12 | O c a k -Şu b at 2010 MAKRO | Haberler Makromarket’ten Eryaman’a bir mağaza daha... 2009 yılının son çeyreğinde satın alımı gerçekleşen Vipaş mağazalarının Makromarket’e dönüşüm süreci hızla devam ediyor. Bu süreçte ele alınan Eryaman mağazası geçtiğimiz günlerde açıldı. Vipaş’lardan satın alınan ve Eryaman Arya Alışveriş Merkezi’nde bulunan mağaza, konsept değişimini tamamladı ve Makromarket ailesine dahil oldu. Kısa bir süre içerisinde Makromarket konseptine dönüşen Eryaman 4, 400 metrekare satış alanıyla, ferah ve rahat bir mağaza olarak bölge halkının hizmetine sunuldu. 21 Aralık Cumartesi günü Makromarket olarak faaliyete başlayan Eryaman 4 Mağazası, bölge halkının tüm ihtiyaçlarını karşılayacak binlerce ürün çeşidi, deneyimli ve güler yüzlü 15 personeli ve 3 kasasıyla hizmet veriyor. Açılan bu mağazayla Makromarket’in Eryaman’da hizmet veren şube sayısı 5’e yükselmiş oldu. Açılış dolayısıyla Eryaman 4 Mağazası’na özel olarak yapılan şok indirimlere, tiyatro gösterilerine ve yarışmalara, çevre sakinleri büyük bir ilgi gösterdi. 14 | O c a k -Şu b at 2010 MAKRO | Haberler Makromarket Samsun’da yatırımlarına devam ediyor Makromarket Samsun’daki altıncı mağazasını açtı A’dan Z’ye tüm temel gıda ve ihtiyaç ürünlerinin bulunduğu Ömürevler şubesinde birçok üründe şok indirimler, özel promosyonlar ve hediyeli satışların yanı sıra açılışa özel birçok farklı aktivite uygulandı. Müşteri odaklı hizmeti her şeyin üzerinde tutan Makromarket, Atakum semtinde açılan mağazasıyla kaliteli mağazacılık anlayışını Samsun’un her yerine taşımayı hedefliyor. Makromarket, makro kalite hizmet anlayışını, Samsun Ömürevler mağazasında, 550 metrekare alana sahip modern ve ferah bir mağazada tüketicilere sunuyor. Tüm gıda ve ihtiyaç ürünlerinin bulunduğu Ömürevler şubesi, nitelikli 18 çalışanı ve 3 kasasıyla hizmet veriyor. Makromarket, 9 ilde bulunan 110’u aşkın mağazası ve 4000’in üzerinde personeliyle çalışmalarına hızını kesmeden devam ediyor. 2009 yılının fırsat yatırımlarını değerlendirmeye devam eden Makromarket, 2010 yılında da zirveye doğru emin adımlarla ilerleyecek. 16 | O c a k -Şu b at 2010 Türkiye’nin dört bir köşesine kaliteli hizmet ve mikro fiyatları taşımayı hedefleyen Makromarket, Samsun ilindeki yatırımlarla yoluna devam ediyor. Samsun ilinde başlattığı yatırımlarla Karadeniz Bölgesi’ne ilk adımları atan Makromarket, hizmet ağına eklediği yeni mağazalarla bölgedeki ve Samsun ilindeki yatırımlarını büyütüyor. Makromarket Samsun’un İlk Adım ve Atakum semtlerinde hizmete açılan mağazalarıyla Samsun’daki mağaza sayısını arttırmaya devam ediyor. Açılışı yapılan İlkadım TÜRKİȘ MAĞAZASI DURUȘEHİR MAĞAZASI semtindeki Makromarket Duruşehir Mağazası, 310 metrekare alan üzerinde kurulu olup güler yüzlü ve eğitimli 15 personeli ve 3 kasasıyla bölge halkına hizmet veriyor. Samsun Atakum semtinde faaliyete giren Türkiş Mağazası da, 605 metrekarelik bir satış alanına sahip. Modern ve ferah bir mağaza konseptine sahip olan Türkiş Mağazası’nda, toplam 25 personel hizmet veriyor. Makro kaliteyi ilke edinen Makromarket tüm mağazalarında olduğu gibi Samsun’da bulunan mağazalarında da modern ve ferah alanlar oluşturarak müşterilerin rahat alışveriş yapmasını sağlıyor. MAKRO | Haberler Makromarket ve Cappy Makromarket çalışanlarını ödüllendirdi Çalışmayı ve başarmayı her zaman ödüllendiren Makromarket, bunu bir kez daha gösterdi. Türkiye genelinde bulunan tüm Makromarket mağazalarında Cappy satış ve teşhir yarışması düzenlendi. Yarışma sonucunda verilen ödüller, bir bowling turnuvasında sahiplerini buldu. Makromarket’in Coca Cola ile birlikte organize ettiği Cappy satış ve teşhir yarışması Türkiye genelinde bulunan tüm Makromarket mağazalarında büyük bir heyecanla başladı ve ödüller geçtiğimiz günlerde sahiplerini buldu. Birinci olan bölge 18 | O c a k -Şu b at 2010 mağazalarının belli olmasının ardından bir bowling turnuvası organize edildi. Yarışma sonucunda Kayseri Bölgesi satış birincisi oldu. Malatya Makromarket mağazası ise teşhir dalında birincilik ödülü kazandı. Ödüllerin dağıtılması için düzenlenen bowling turnuvasında, ilk 3’e giren takımlara da hediyeler verildi. Makromarket mağaza yöneticilerinin moral ve motivasyon depoladıkları bu güzel gün, çalışmanın zaferini bir kere daha gösterdi. Çalışanlarının motivasyonu için piknik, yemek, yarışma gibi pek çok etkinlik düzenleyen Makromarket, düzenlediği etkinliklerle çalışanlarının yanında olduğunu gösteriyor. Makromarket ailesi sık sık bir araya gelerek bağlarını güçlendiriyor. 2010 yılının ilk Makromarket mağazası açıldı Türkiye genelinde yaşanan ekonomik krize rağmen 2009 yılında da hızını kesmeden yatırımlarına, mağaza alımlarına ve mağaza açılışlarına devam eden Makromarket, 2010 yılına da bir mağaza açılışıyla giriş yaptı. 2010 yılında da yatırımlarına devam edeceğinin sinyalini veren Makromarket, 2009 yılında bünyesine kattığı Vipaş mağazalarının dönüşüm sürecini Etlik 3 mağazasıyla tamamladı. Vipaş mağazalarının son halkası olan Etlik 3 mağazası, 2 Ocak Cumartesi günü hizmete girdi. Hızlı bir dönüşüm sürecinden sonra faaliyete geçen Etlik 3 mağazası, Etlik semtinde Makromarket’in 3. mağazası konumunda olup 700 metrekare satış alanında hizmet veriyor. Açılışa özel olarak, birçok ürün grubunda yapılan şok indirimlerin yanı sıra eğlenceli tiyatro gösterileri ve yarışmalar da düzenlendi. Yeni konseptiyle ferah ve rahat bir alışveriş ortamına sahip olan Etlik 3 mağazası, 20 personeli ve 5 kasasıyla bölge halkına “Hep Ucuz Hep Kaliteli” ilkesi çerçevesinde hizmet veriyor. MAKRO | Haberler 2009 yılının “Gıda Yılı” ilan edilmesi sebebiyle bu yıl 1.’si düzenlenen “Güvenilir Gıda Zirvesi ve Ödül Töreni” 23 Kasım 2009 tarihinde Rixos Grand Ankara Oteli’nde gerçekleştirildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker himayesinde ve Ekonomize Dergisi ve Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı işbirliği ile düzenlenen törende Makromarket’e, 2009 yılı Müşteri Memnuniyeti Ödülü verildi. Makromarket’e müşteri memnuniyeti ödülü 20 | O c a k -Şu b at 2010 Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Ekonomize Ekonomi ve İş Dünyası Dergisi tarafından ilki düzenlenen ve geleneksel hale getirilecek olan “Güvenilir Gıda Zirvesi ve Ödül Töreni” Rixos Grand Ankara Oteli’nde gerçekleştirildi. Tarım ve Köyişleri Bakanı M. Mehdi Eker, Bakanlık Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları, Müsteşar Yardımcısı Nihat Pakdil, Türkiye Perakendeciler Federasyonu üyesi market sahipleri, gıda sektörü temsilcileri ve çok sayıda davetlinin katıldığı törende konuşan Bakan Eker; Türkiye’nin gıda kalitesiyle ilgili standartlarının her geçen gün yükselirken, gıda güvenlik ve denetimiyle ilgili mevzuatının da her geçen gün bir adım daha ileri gittiğini belirtti. Konuşmanın ardından geçilen ödül töreninde Makromarket’e verilen Yılın Müşteri Memnuniyeti ödülünü Makromarket Genel Müdürü Mustafa Songör Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’in elinden aldı. Daha sonra Mehdi Eker, Makromarket Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Songör’e destekleri ve katkılarından dolayı bir plaket takdim etti. Müşteri memnuniyeti için çalışmalarına hız kesmeden devam eden ve bu konuda pek çok yatırım yapan Makromarket, 2009 Yılı Müşteri Memnuniyeti Ödülü’nü de alarak bu alandaki birinciliğini kanıtlamış oldu. MAKRO | Haberler 2010 Makromarket’e muhteşem kampanyalarla geldi Makromarket her yılbaşında olduğu gibi bu yılbaşında da Makromarket müşterilerinin yılbaşı sofralarını şenlendirdi. Düzenlenen birbirinden avantajlı kampanyalarla, Makromarket müşterileri 2010’a Makromarket avantajlarıyla girdi. Makromarket 2010’da da “hep ucuz hep kaliteli”. “Hep ucuz hep kaliteli” sloganıyla müşterilerinin her zaman yanında olan Makromarket, yılbaşı sofralarını renklendirmek için de birbirinden avantajlı kampanyalar düzenledi. Makromarket’in birbirinden lezzetli ve taze yaş pastalarından alanlar, 2,5 litrelik Fruko Gazoz’u hediye olarak kazandı. Ayrıca çıtır çıtır ve taptaze kokteyl kuruyemişlerden 1 kilogram alan Makromarket müşterilerine de 2,5 litrelik Coca Cola hediye edildi. Doritos Parti Paket ve Pepsi 2,5 litre ise beraber özel bir fiyata satışa sunuldu: 3.50 TL. 31 Aralık’a kadar Makromarket’e giden Makromarket müşterileri, yılbaşı sofralarını benzersiz avantajlarla donattı. Ayrıca yeni yıla özel, çok avantajlı bir kampanya, 21-31 Aralık 2009 tarihleri arasında tüm Makromarket mağazalarında uygulandı. Ariel, Alo, Ace, Prima, Pantene, Head & Shoulders, Blendax, Rejoice, Orkid, Discreet, Olay, Koleston, İpana, Oral-B, Gilette Blue 3, Gilette Mach 3 ve Duracell markalı ürünlerden tek seferde 40 TL ve katlarında alışveriş yapan 5 bin Makromarket müşterisi, 10 TL değerinde Makromarket Hediye Çeki kazandı. Makromarket’in makro avantajları 2010 yılında da yüzünüzü güldürmeye devam edecek! Makromarket’ten Öğretmenler Günü’ne özel... Makromarket, her yıl olduğu gibi bu yıl da, bilgi kaynağımız öğretmenlerimizi unutmadı ve 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne özel olarak Makro Kart Gold sahibi öğretmenlerimize tüm mağazalarında, %10 indirim uyguladı. Hem de 30 Kasım’a kadar! 1981 yılından beri kutlanan Öğretmenler Günü, her yılın 24 Kasımında büyük bir coşkuya sahne oluyor. Öğretmenlere adanan 24 Kasım, Millet Mektepleri’nin açıldığı ve Atatürk’ün başöğretmenliği kabul ettiği gün olarak 22 | O c a k -Şu b at 2010 biliniyor. Makromarket de öğretmenlerimizin bu anlamlı gününü unutmadı ve her yıl olduğu gibi bu yıl da öğretmenlere verdiği değeri, onlara özel indirimler uygulayarak gösterdi. Makro Kart Gold sahibi tüm öğretmenlere, Makromarket mağazalarında anında %10 indirim uygulandı. 24-30 Kasım 2009 tarihlerinde Makromarket’ten alışveriş eden tüm öğretmenler, anında %10 indirim hakkı elde etti. Makro Kart Gold’u olmayan öğretmenlerse, hemen bir kart edinerek bu indirimden faydalanabildi. MAKRO | Haberler Makromarket’te Aşure Festivali Hicri takvime göre, Muharrem ayının onuncu günü, geleneksel olarak kutlanan Aşure Günü, tüm bereketiyle Makromarket’te de kutlandı. Makromarket, aşure geleneğimizi yaşamak ve yaşatmak için, 26 Aralık Cumartesi günü Ankara İstanbul Yolu, Konya Merkez, Karaman, Malatya, Samsun, Kayseri ve Kırıkkale mağazalarında olmak üzere, toplam 7 ilde aşure yarışması ve konserin olduğu “Aşure Festivali” düzenledi. Kullanılan malzeme, tarif ve püf noktalarına göre her ilden, finalde yarışmak üzere 20 aday, yarışmaya hak kazandı. Finale kalan 20 aday arasından seçilen birinciye 500 TL, ikinciye 300 TL, üçüncüye 150 TL ve kalan 17 yarışmacıya da 50 TL değerinde Makro Para Kart verildi. Aşure Festivali kapsamında, 26 Aralık Cumartesi günü saat 13.00’de Karaman ve saat 16.00’da da Konya illerinde meşhur ezgi sanatçısı Umut Murare, sevenlerine ve Makromarket 24 | O c a k -Şu b at 2010 müşterilerine hoş bir konser verdi. 27 Aralık Pazar günü de Ilgın Cumhuriyet İlköğretim Okulu Halk Dansları Topluluğu, saat 14.00’de Karaman’da ve saat 16.00’da Konya’da güzel bir gösteri sundular. Kırıkkale Makro AVM’de de Grup Yağmur konseriyle beraber MCD Halk Dansları Gençlik Kulübü’nün gösterisi yer aldı. Ayrıca Kırıkkale Makro AVM’de, 27 Aralık Pazar günü Ahmet Selçuk İlkan’ın şiir dinletisiyle Aşure Festivali bir şölen havasında geçti. Malatya, Kayseri ve Samsun Makromarket mağazalarında da yapılan aşure yarışmaları, çeşitli etkinlikler ve aşure dağıtımıyla sona erdi. Yarışmaların sonunda, Makromarket aşçıları tarafından hazırlanan aşureler ve ayrıca müşterilerin yarışma için hazırlamış olduğu aşureler, Makromarket mağazalarında bulunan diğer katılımcılar ve alışveriş için gelen müşterilere dağıtıldı. MAKRO | Güncel mutlu ve sağlıklı günlerle geçsin! Doğum günleri, evlilik yıldönümleri, yeni yılın başlangıcı… Her yıl dönümünde olduğu gibi, yeni bir yılın başlangıcında da hepimiz mutlu ve uzun bir yıl geçirmek için çeşitli kararlar alırız. Bu yüzden her yeni yılda bazı hedefler koyarız ve bu hedeflerimize ulaşmak için elimizden geleni yaparız. Gelin bu yıl da çok güzel ve bizi mutlu edecek kararlar alıp bütün bir yıl boyunca bunları uygulayalım. Mutlu ve sağlıklı yıllar geçirmek, bizim elimizde… Karar alma süreci… Karar almak herkes için çok kolay bir süreçtir. Hayatımız boyunca pek çok karar alırız ve bunları uygulamaya geçirmeye çalışırız; pek çoğu maalesef sadece karar olarak kalır. Ancak aldığımız kararları gerçek hayatımızda uygulamamız için bazı yollar var. İşte size, yeni yılda kararlarınızı uygulamanız için küçük ipuçları… l Öncelikle kendinize güvenin. Kendine güven, motivasyonu arttıran çok önemli bir öğedir. Başarmanın büyük bir kısmı, kendine güvenden geçer. Bir konu hakkında karar alırken o konuyu mutlaka başarmanız 26 | O c a k -Şu b at 2010 gerektiğine ve böyle daha mutlu olacağınıza dair kendinizi motive edin. Koyduğunuz hedef ne kadar yüksek olursa olsun, bu hedefe ulaşmanın size ne kadar keyif vereceğini düşünün. l Örneğin, sigara içiyorsunuz ve 2010 yılında sigarayı bırakmayı hedefliyorsunuz. Öncelikle bu konuda bilinçli ve tutarlı davranın. Tek başınıza bu sorunun üstesinden gelemeyeceğinizi düşünüyorsanız mutlaka uzmanlardan yardım alın. Aldığınız kararla ilgili araştırma yapmayı unutmayın! Bir konuyla ilgili bilgi sahibi olmak, bilinçli ve güçlü olmayı da beraberinde getirir. l Alacağınız kararların uygulayabileceğiniz kararlar olmasına dikkat edin. Çünkü uygulayamayacağınız kararlar alıp hüsrana uğramak motivasyonunuzu düşürebilir. 2010 yılı hedefleriniz arasında para biriktirmek varsa, sadece bu kararla kalmayın; ne kadar para biriktireceğinizi de hesaplayın. Kararlı olmak, planlı olmayı da gerektirir. Her ay ne kadar tasarruf edebileceğinizi hesaplarsanız, ne kadar para biriktirmeniz gerektiğini de bulmuş MAKRO | Güncel olursunuz. Soyut kararlar yerine somut olanları seçin. l Aldığınız kararları yazılı hale getirin. Yazı aşaması, her türlü fikrin bilinçaltınıza yerleşmesini sağlar. Böylece hem kararlarınızı unutmaz hem de her gördüğünüzde motive olarak ilk Aldığınız kararları gün duyduğunuz gerçekleştirdiğiniz heyecanı günün hayalini kurun. yaşarsınız. Ayrıca Hayal kurmak, bu kararları buzdolabının üstü insanın en doğal ya da ajandanız gereksinimlerinden gibi her gün biridir. Eğer para görebileceğiniz biriktirmeyi ve bu yerlere de yazılı olarak koyarsanız, parayla küçük bir tatil hedefiniz yapmayı bilinçaltınıza daha planlıyorsanız, kolay yerleşir. tatilinizle ilgili güzel hayaller kurun. l Aldığınız kararları gerçekleştirdiğiniz günün hayalini kurun. Hayal kurmak, insanın en doğal gereksinimlerinden biridir. Eğer para biriktirmeyi ve bu parayla küçük bir tatil yapmayı planlıyorsanız, tatilinizle ilgili güzel hayaller kurun. Kendinizi tatil için yeni aldığınız kıyafetleri bavula yerleştirirken ya da sahilde arkadaşlarınızla yürürken hayal edin. Bu hayallerin verdiği keyif beyninize işliyor ve hedefinize ulaşana kadar geçen zamanda kendinizi daha mutlu hissetmenizi sağlıyor. Emin olun, hayal etmek, kararlarınıza ulaşana kadar sizi motive edecek. l 2010’da gerçekleştirmeyi hedeflediğiniz konuları size destek olacak birileriyle mutlaka paylaşın. Örneğin sigarayı bırakmayı hedeflediğinizi eşinize, kardeşinize ya da sigarayı bırakmayı hedefleyen başka bir arkadaşınıza söyleyin. Böylece bu insanlar sizi, hedeflerinize giden yolda bolca motive edebilir, destek olabilir. l Son olarak, başarabilme olasılığınız olan kararlar alın. Örneğin 1 ayda 810 kilo vermek neredeyse imkansızdır ama “2010 yılının Haziran ayında 10 28 | O c a k -Şu b at 2010 kilo vermiş olacağım” demek daha gerçekçi bir hedeftir. Gerçekleşen hedefler, sizi diğer kararlarınızı uygulamanız konusunda motive eder. 1 ayda 8 kilo veremediğinizde, başka bir kararınız da tehlikeye girebilir. Yeni yıl ve yeni umutlar Her insan yeni bir yılla beraber yeniliklerin getireceği heyecanı sever. Yeni bir yıl, yeni bir umut demektir. Yeni yılda, pozitif düşünmeyi kendinize ilke edinin. Sevdiklerinizle ve sizi sevenlerle vakit geçirmeyi asla ihmal etmeyin. Yeni kararlarınız arasında daha sağlıklı günler geçirmek de olmalı! Bunun için de dengeli beslenmeye ve düzenli spor yapmaya çalışın. Mutlu ve sağlıklı yıllar geçirmeniz dileğiyle… MAKRO | Güncel Yürekleri sevgiyle dolu olanlara… 14 Şubat Sevgililer Günü 14 Şubat’ta Sevgililer Günü’nü bir kez daha kutlayacağız. Aşkın ve sevginin derinden bağlarla sardığı yürekler, bir kez daha büyük bir heyecan duyacak. 14 Şubat’ta sevgilinize ya da sevdiğiniz birine, güzel bir hediye ya da bir buket çiçek verirken onu ne kadar sevdiğinizi söyleyin! Böylece sevginiz büyüyecek ve tazelenecek. Bazısına göre ekonomik bir dayatma, bazısına göre minik de olsa bir hediyeyle sevdiğini gösterme günü olan Sevgililer Günü, sevgiyi hatırlamak için bir vesile… 30 | O c a k -Şu b at 2010 Sevgi bir güne sığar mı? Sevgililer Günü her ne kadar geçmişten günümüze aşıkların günü olarak kutlansa da bugün bu kavramı daha geniş anlamıyla ele alan ve 14 Şubat’ı bir çeşit sevgi günü olarak kutlayanlar da var. Arkadaşına, çocuğuna, annesine küçük de olsa bir hediye alıp sevgisini anlatanların sayısı hiç de az değil. Her ne kadar sevgi bir güne sığmayacak kadar önemli bir duygu olsa da modern hayatın karmaşası içinde sevgiyi hatırlayacağımız bir gün, bizim için çok önemli bir hale geliyor. Dünyanın her yerinde, pek çok farklı ırktan, ülkeden, dilden insan aşkı farklı bir şekilde yorumluyor ama aynı duyguları hissediyor. Şarkıların, romanların, kısacası pek çok sanatsal eserin ilham kaynağı olan aşk, her insan için çok önemli bir duygu… Anadolu topraklarında așk Aşk, Adem ve Havva’dan beri var. Gelenekler, görenekler, baskılar, kısıtlamalar hiçbir zaman aşkı önleyemedi. En güçlüsünden, en güçsüzüne kadar aşk, herkesi kendine tutsak etti. Bu tutsaklık bazen çok güzel bazense çok acı sonuçlandı. Anadolu topraklarında da pek çok unutulmayan aşk yaşandı. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını en geniş düzeyine ulaştıran Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın aşkı, bu aşklar MAKRO | Güncel arasında belki de en şiirsel olanı… Ukraynalı olan Hürrem daha çocukken Kırım Hanı tarafından Osmanlı Sarayı’na sunuldu ve burada güzelliği, zarafeti ve daha da önemlisi zekasıyla kendini kabul ettirdi. Sarayda yetiştirilen bu kızı Kanuni çok beğendi ve gözde eşi olarak seçti. Padişah, Hürrem için pek çok şiir yazdı ve ona “Aşk zincirinle kapında esir oldum” diye seslendi. Hürrem Sultan da Kanuni seferdeyken yazdığı mektuplarında Kanuni’ye olan aşkını gözler önüne seriyor: “Ey sabah rüzgarı… Git sultanıma söyle ki, Hürrem onun hasretiyle inler ve perişandır. Onun gül yüzünü göremediğinden içi bülbül gibi feryat etmektir.” Kanuni ve Hürrem’in bu şiirsel aşkı tam 30 yıl sürdü. Hürrem Kanuni’den önce hayata gözlerini yumunca padişah perişan oldu; 8 yıl sonra da Kanuni vefat etti. Geriye ise, dillere destan olan bir aşk öyküsü kaldı. 14 Șubat’ın hikayesi… 14 Şubat’ın tarihi çok eskilere, Aziz Valentine’in 14 Şubat 270 günü idam edilmesine dayanıyor. Aziz Valentine’in suçu, mutlu bir yuva kurmak isteyenleri evlendirmekti. O devirde yaşayan savaşçı Roma İmparatoru II. Claudius’un en büyük sıkıntısı, ordusuna yeterli sayıda erkek bulamamasıydı. Evli erkekler evlerini bırakıp savaşa gitmek istemiyorlardı. Claudius durumun kötüye gittiğini görünce bir bildiri yayınladı ve evliliği yasakladı. Ancak Valentine buna karşı çıktı ve sevgilileri gizlice evlendirmeye başladı. Bunun üzerine imparator Valentine’in idamını emretti. İdam, 14 Şubat 270 günü gerçekleştirildi. Bu olayın üzerinden tam 226 yıl geçtikten sonra 496 yılında Valentine, “Aşıkların Koruyucusu” ilan edildi ve onu onurlandırmak için 14 Şubat Aziz Valentine Günü olarak belirlendi. 19. yüzyılın başında Amerikalı Esther Howland’ın ilk Sevgililer Günü kartını göndermesiyle başlayan kutlama, yıllar içinde tüm dünyaya yayıldı. Ülkemizde ise 1990’lı yıllardan itibaren Sevgililer Günü’ne ilgi giderek arttı. Günümüzde artık insanlar sadece sevgililerine değil, sevdikleri yakınlarına da hediye ve çiçek vererek bu güzel günü kutluyor. Sevgi dolu yüreklere… Hepimiz sevgilimize küçük de olsa bir hediye almayı sevgi dolu yüreğimizi anlatmak için çok istiyoruz. Siz de sevgi dolu yüreğinizi tüm sevdiklerinize açın ve bir hediye alamasanız bile onları ne kadar sevdiğinizi anlatan sözcükleri seçin. Yüreği sevgiyle dolu olan herkesin Sevgililer Günü kutlu olsun! Oc a k - Ş ubat 2010 | 31 MAKRO | Sağlık TÜM YÖNLERİYLE ORGAN BAĞIŞI Söz konusu organ bağışı olunca, bazı insanların acı kayıpları, diğerlerinin umudu haline gelebiliyor. Tabi ki başına gelmeyenlerin kolay kolay anlayabileceği bir durum değil bu! “Organ nakli” denilen mucizeyle pek çok hayat kurtuluyor. Ancak ülkemizde organ bekleyen 100 kişiden 93’ü hayatını kaybediyor. Lütfen organlarınızı bağışlayın; organ bağışı hayat kurtarır! Organ bağıșı nedir? Organ bağışı, kişinin hayattayken kendi iradesiyle, organlarının bir kısmını veya tamamını ölümünden sonra başkalarının tedavisi için kullanılmak üzere izin vermesidir. 18 yaşını aşmış, akli dengesi yerinde olan herkes organ bağışında bulunabilir. Bağış yapılabilecek yerler; tüm devlet hastaneleri ve bazı özel hastaneler, sağlık ocakları-sağlık grup başkanlıkları, sağlık müdürlükleri, organ nakli yapan merkezlerdir. Bu kurumlara veya konuyla ilgili çalışma yürüten dernek ve vakıflara başvurarak herkes organ bağış kartı alabilir. Size bir form doldurtulup organ bağış kartınız veriliyor. Yaklaşık 5 dakikalık bir işlem… Organ bağıșı yaptığım nereden biliniyor, ya kartım yanımda olmazsa? Kişi organ bağışı yapmış ancak kartını yanında taşımıyor diyelim. Ama bir şekilde yaşamını yitirdi ve organ bağış kartı yanında yok. Böyle bir durumda ne olacak? Organ nakli sadece beyin ölümü olmuş kişilerden yapılır. Bunun anlamı şudur; kişi bir yoğun bakımda solunum cihazına bağlı olarak yaşamını yitirmiştir. Böyle bir durumda ölen kişilerin yakınlarına Türkiye’nin her neresinde olursa olsun, kişinin organ 32 | O c a k -Şu b at 2010 bağış kartı olsun olmasın, mutlaka organ nakli koordinatörleri tarafından bilgi verilip organ bağışı konusunda fikirleri alınıyor. Yaklaşımları olumluysa yazılı onay alınarak bu kişilerden organ nakli yapılıyor. Kişinin kartı olsa dahi aileden mutlaka yazılı onay alınıyor. Bu kanuni bir zorunluluk değil ancak toplumun hassasiyetleri ve etik değerler göz önünde bulunduruluyor. Yani organ bağış kartı olsa dahi, ölen kişinin yakınları organ bağışını istemezlerse organları alınmaz. Organ bağıș kartım birilerinin eline geçerse bana zarar verirler mi? Toplumda şöyle bir inanış var; “Organ bağışı yaptığımı ya organ mafyası öğrenir de peşime düşerse”, bunlar bazılarına komik gelebilir ama bu endişelerini dile getirenlerin oranı hiç de az değil maalesef. Biraz bilgi eksikliği biraz da asparagas haberler bunlara sebep oluyor. Organ mafyası diye tabir edilen insanların sizin organ bağış kartınıza ihtiyacı yok. Neden? Çünkü zaten yaptıkları işler yasal değil. Dolayısıyla sizin kartınızla ilgilenmezler. Zaten herkesin organ çıkarıp takmaya yetkisi ve de becerisi yoktur. Türkiye’de bu ameliyatları yapan insan ve merkez sayısı belli. Ve bir organ bağışı olduğunda bu bir koordinasyon sistemi tarafından idare edilir, çeşitli araştırmalar ve aşamalar sonucunda uygun alıcılara nakledilir. Koordinasyon sistemi, hastanelerdeki Organ Nakli Koordinatörlerinden başlar, sırayla Bölge Koordinasyon Merkezi ve Ulusal Koordinasyon Merkezi olarak yapılanır. İsteyen hekim, istediği kişiden organ alamaz, organ nakli yapamaz. Bunun mutlaka koordinasyon sisteminden, bilim kurullarından geçmesi ve şeffaf olması şartı vardır. Ayrıca her alınan organ herkese nakil edilemez. Doku ve kan grubu gibi uygunlukların olması gerekir. Her ölen kișiden organ nakli yapılabilir mi? Organ nakli iki şekilde yapılır. Bunlar canlıdan canlıya veya beyin ölümü gelişmiş kişilerden yapılan nakillerdir. Canlıdan canlıya organ nakli böbrek, karaciğer ve akciğer gibi organlar için geçerlidir. Örneğin anneniz, babanız veya kardeşiniz diyalize giren bir böbrek hastası; siz, uygun koşullar varsa, böbreğinizin birini ona verebilirsiniz. İnsanlar tek böbrekle de hayatta kalabilirler ancak bu, tıpta istenmeyen bir durumdur. Tek böbreği alınan kişi açısından da ileride sakıncalar ortaya çıkabilir. Kalıtsal bir hastalık sonucu böbrekler çalışmaz durumda ise bunun sizde görülme olasılığı da vardır. Dolayısıyla ileride siz de bir böbrek hastası olabilirsiniz. Veya bir kaza sonucu tek böbreğinizi kaybederseniz diğerine ihtiyaç duyabilirsiniz. Yine karaciğer ve akciğer için de aynı sebepler geçerlidir. Siz sağlıklıyken, organınızın birini veya bir parçasını (karaciğer ve akciğer için geçerli) birine vererek, yani MAKRO | Sağlık Makromarket ailesinin büyük hüznü sağlıklıyken bir risk alıp takip edilmesi gereken potansiyel hasta grubuna giriyorsunuz. Ama maalesef bağışların yetersiz oluşu, organ nakli bekleyen insanların çokluğu, yakınlarımızın acı çekmesi, onların hastalıkla mücadele edememesi, son çare olarak bazen canlıdan canlıya nakli zorunlu kılıyor. Kalp, pankreas gibi hayati organlar içinse, kadavradan nakil zorunludur. Kadavradan (beyin ölümü gelişmiş kişi) organ nakli, sadece yoğun bakımlarda, çoğunlukla beyin kanaması, ağır kafa travmaları, trafik kazaları gibi sebeplerle solunum cihazına bağlı yatan, beyin ölümü gelişmiş kişilerden yapılabilir. Toplumda her ölen kişiden organ nakli yapılabilir diye bilinir ama maalesef yapılamıyor. Kişi hastanenin herhangi bir kliniğinde bile ölmüş olsa, solunum cihazına bağlı değil ve beyin ölümü olmamışsa, bu kişilerden organ nakli yapılamaz. Yani bazen basın-yayın organlarında yazılan haberlerde olduğu gibi trafik kazaları veya depremler gibi doğal afetlerde kimsenin organını alıp birine nakil edemezsiniz. Bu tıbben mümkün değildir. Organ bağıșının artmasının önündeki engeller nelerdir? Bu engellerden en önemlisi, bilgi eksikliği. İnsanlar organ bağışının ne olduğunu, nasıl yapıldığını bilmiyorlar. Dolayısıyla bilinmeyen bir konuya yaklaşımları da temkinli oluyor. Ölen bir yakınının organlarını bağışlamayı düşünen bir aile, kişinin bedensel bütünlüğünün tamamen bozulacağı endişesini taşıyor. Oysaki organ nakli Makromarket grup şirketlerinden biri olan Makrobirlik Sigorta’nın çalışanlarından Didar Fulya Can vefat etti. Çocuğunu dünyaya getirirken hayata gözlerini yuman Didar Fulya Can, beyin ölümünün gerçekleşmesinin ardından organlarının bağışlanmasıyla pek çok kişiye can verdi. Merhumeye Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Makromarket ailesi çalışanlarından Can’ın ailesinin bu davranışının herkese örnek olmasını diliyoruz. Çocuğunu dünyaya getirirken hayata veda eden Didar Fulya Can’ın, doğumun ardından beyin ölümü gerçekleşti ve ailesi Can’ın organlarını ihtiyaç sahiplerine bağışlayarak başka insanlara can verdi. Didar Fulya Can’ın ailesinin bu tavrının önemini hepimiz bilmeliyiz. Türkiye’de organ bağışının istenilen düzeye ulaşmamasında ve toplumda yeterli duyarlılığın oluşmamasında bilgi eksikliği, önyargılar ve yanlış inanışlar önemli rol oynuyor. Bağışlanacak organlar sayesinde hayata tutunabilecek pek çok kişi, organ bağışlanmaması yüzünden ölüyor. Ülkemizde bunun bilincine varmak için yapılan çalışmalar günden güne daha çok kişinin organ bağışlamasını sağlıyor. Makromarket yetkilileri de bu vesileyle, organ bağışının önemini vurguluyor ve Didar Fulya Can’ın ailesinin, bilinçli ve örnek davranışları nedeniyle çok önemli bir adım attıklarının altını çiziyor. Çok büyük bir üzüntünün içinde olan tüm Makromarket ailesi, merhumeye Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyor. ameliyatının herhangi bir ameliyattan (bir mide veya barsak ameliyatı) hiçbir farkı yok. Hatta aşırı özen gösteriliyor. Vücut üzerinde, ameliyat izi dışında kötü bir görüntü olmuyor. Her gün onlarca trafik kazası yaşanıyor ve insanlar bu nedenle yaşamlarını yitiriyorlar. Sonuçta çok daha kötü görüntüler ortaya çıkabiliyor, ama organ nakli ameliyatında böyle bir durum söz konusu değil. Kişinin vücut bütünlüğüne saygı gösteriliyor. Sevdiğiniz birini kaybedip üzülüyorsunuz ama aynı anda verdiğiniz bir kararla başkaları için bir yaşam armağan ediyorsunuz. Yani sizin verdiğiniz bu önemli karar belki de kısa süreli ömrü kalan birileri için yepyeni bir başlangıç olacak. Buna maddi ve manevi bir değer biçilmesi mümkün değil. En kötü anınızda başkalarına bir yaşam armağan ederek teselli olabilir, olumlu bir sonuca ulaşabilirsiniz. Bu büyük bir güç ve sizin elinizde! Bağıșlanan organlar kimlere naklediliyor? Bağışlanan organlar, öncelikle doku ve kan grubu uygunluğuna göre acil bekleyen hastalara naklediliyor. Her hasta için organ nakli kriterleri vardır. Bu kriterleri bilim kurulları belirliyor. Organ paylaşımında en önemli öncelik, 1. Tıbbi aciliyet, 2. Doku ve kan grubu uyumudur. Bağışlarda din, dil, ırk, cinsiyet, zengin-fakir ayrımı gözetilmez. Dağıtım Ulusal Koordinasyon Sistemi tarafından yapılır. Karaciğer ve kalp hastaları için ülkedeki tüm bekleyen acil hastalar taranır. En uygun alıcıya nakil yapılır. Böbrek alıcıları sırasına göre belirlenir. Bu esnada yapılan tüm işlemler kayıt altına alınıp belgelenir. * Daha ayrıntılı bilgi için, http://www.sislietfal.gov.tr/ organbagisi.html sitesini ziyaret edebilirsiniz. Oc a k - Ş ubat 2010 | 33 MAKRO | Kapak Kansere HER savaș açın! DERDİN ÇARESİ DOĞADA Doğru şekilde kullanıldığı takdirde her derdin çaresini doğada bulmak mümkün. Bitkilerin hastalıkları önleme ve tedavide olan etkileri yadsınamayacak kadar çok. Her an elimizin altında bulunan bitkilerle, sindirim problemlerinden uykusuzluğa, kırışıklardan halsizliğe kadar pek çok derde deva bulabiliriz. Kanserle savaşan, yorgunluğa iyi gelen ve genç kalmanıza yardımcı olan doğal gıdalar, belki de şu anda buzdolabınızda. Bu sayımızda sizler için, pek çok dert için doğal reçeteler sunuyoruz. 34 | O c a k -Şu b at 2010 Kanser, günümüzün en önemli hastalıklarından biri. Kötü huylu urların anormal bir biçimde büyümesiyle ortaya çıkan kanser, yaşlı-genç ayrımı yapmadan pek çok insanı tehdit ediyor. Yapılan araştırmalar, bazı gıdaların kanser riskini kısmen de olsa önlediğini ortaya koyuyor. Çay, brokoli, havuç ve kırmızı pancar, bu gıdalardan sadece birkaçı. l Çay, özellikle rahim ve göğüs kanserine yakalanma riskinin düşürülmesinde önemli bir rol oynuyor. Çay, kalp krizi riskine karşı da vücudu koruyor. Böbrek iltihabından şişmanlığa, öksürükten saç dökülmesine kadar pek çok sorunun önlenmesinde rol oynuyor. l İçeriğinde bolca bulunan beta karotenin ile brokoli, kansere karşı savaşta önemli bir yere sahip. Mide ve bağırsak kanseri tehlikesini düşüren brokoli, mineral ve demir eksikliğini de gideriyor. MAKRO | Kapak Vücutta Doğa ödem varsa yorğunluğa birebir Vücutta sıvı birikmesi olarak bilinen ödem, pek çok insanın sıkça karşılaştığı bir sorun. Özellikle eller ve ayaklarda şişme olarak bilinen bu sorundan maydanoz ve limon sayesinde kurtulabilirsiniz. Yarım demet maydanoz ve bir tane limonu blender yardımıyla karıştırın ve sabahları aç karnına yiyin. Ardından da bir bardak su için. l En önemli C vitamini kaynaklarından biri olan maydanoz, sindirim problemleri için çok faydalı. İdrar ve gaz söktürücü özelliği, vücuttaki zararlı maddelerin atılmasında büyük rol oynuyor. Bu açıdan maydanozun, cilt tazeliğinin ve güzelliğinin geri kazanılmasında ve korunmasında da önemli bir yeri var. Sağlıksız çalışan karaciğer, cildin güzelliğini ve canlılığını yitirmesine ve kişinin yorgun görünmesine neden oluyor. Bunun için maydanoz tüketmek çok önemlidir. l Limon da maydanoz gibi sindirim sistemi için önemli bir yere sahip. C vitamininin yanı sıra, A ve B vitaminleri açısından da zengin bir besin olan limon, kan dolaşımını arttırmasının yanı sıra kanı da temizler. Her şeyin çok hızlı geliştiği ve değiştiği bir zamanda yaşıyoruz. Günlük hayatta yaşadığımız stres bile bizi fazlasıyla yoruyor. Zamana yetişebilmek için harcadığımız çaba, yanlış beslenme alışkanlıkları ve sporsuz günler, bizi zihinsel ve bedensel yorgunluğa itiyor. Ancak doğayla iç içe olarak bu sorundan kurtulmak mümkün. l Sağlıklı ve dengeli beslenin. Sebze ve meyve yemediğiniz bir gün olmasın. l Radikal diyetlerden uzak durun. Bunun yerine dengeli ve düzenli beslenmeyi kendinize bir hayat biçimi olarak uygulayın. l Temiz havada bolca yürüyüş yapın. Böylece hem bedeniniz hem de ruhunuz rahatlar. l Kendinize mutlaka bir hobi edinin. Rutin işleriniz dışında edineceğiniz bir uğraş, sizi günlük hayatın sıkıntılarından bir nebze de olsa uzaklaştırır. Sergi gezin, konsere gidin ya da bolca kitap okuyun… l Düzenli bir uyku programınız olsun. Aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya çalışın. En başta zorlanabilirsiniz ama daha sonra biyolojik saatiniz bu duruma uyum sağlayacaktır. Yatağa yatmadan önce balla tatlandırılmış melisa çayı, sakinleştirici bir etki göstereceğinden uyumanıza yardımcı olur. Melisayı sadece uykusuzluk için değil, gergin ve kaygılı olduğunuz zamanlarda da kullanabilirsiniz. Hava değișimiyle gelen sorunlar Hava değişimleri hepimizi bir şekilde etkiler. Sağlığımızla hava durumu arasında garip bir ilişki olduğunu hepimiz kabul edebiliriz. Ani değişen hava şartlarına uyum sağlamakta zorlanan bedenimiz bize çeşitli sinyaller verir. Yüksek tansiyon, yorgunluk ve tedirginlikten şikayetçiyseniz, özellikle mevsim değişimi dönemlerinde, hava durumunu takip etmeli ve ona göre çözümler bulmalısınız. Örneğin, rüzgarla gelen fiziksel ya da beyinsel gerilimlerden korunmak için doğal çarelere başvurup kekik, nane veya papatya çayı hazırlayabilirsiniz. 1 fincan kaynar suda 1 tatlı kaşığı karışık şifalı otları 10 dakika demlendirin. Süzüp ılık olarak için. Tatlandırıcı olarak bal koyabilirsiniz. Ayrıca nemli havalarda da kan dolaşımını hızlandıran besinleri tercih etmelisiniz. Bu gibi dönemlerde melekotu gibi bitkilerle şifalı çaylar hazırlayıp için ve yağ tüketiminizi en aza indirin; bol bol balık ve tahıl tüketin. Oc a k - Ş ubat 2010 | 35 MAKRO | Kapak Ayaklara doğal çözümler Kırıșıkların çaresi de doğada... Yaşlandıkça deri şekil değiştirir ve esnekliğini yitirir. İlk önce mimik kırışıkları baş gösterir, ardından da derinin kıvrımları derinleşir ve kırışıklar iyice kendini belli etmeye başlar. Uyku düzensizliği, sigara, alkol, aşırı yorgunluk ve stres gibi pek çok etken kırışıklığa neden olur. Ancak evlerimizde bulunan pek çok madde, bu kırışıklar için geciktirici olarak kullanılabilir. Buğday, ekinezya, salatalık, gül, biberiye, susam, badem, üzüm ve zeytin gibi gıdalar, kırışıklara çok iyi geliyor ve zaten kırışık önleyici kremlerin pek çoğunun içeriğinde de bu maddeler bulunuyor. Örneğin acıbadem yağı, bal ve susam kökü ile hazırlayacağınız bir merhem, yüz kırışıklarınız için çok faydalıdır. 36 | O c a k -Şu b at 2010 Ayaklarımızın sertleşmesinden ve pul pul dökülüp kötü görünmesinden hepimiz şikayet ederiz. Ancak çok basit yöntemlerle bu sorunun üstesinden gelinebilir. Büyükçe bir kabın içine bir miktar ılık su koyun. Ardından bir miktar nane yağını bu suya ekleyin. Ayaklarınızı naneli suda 15 dakika kadar bekletin. Bu işlemden sonra bir miktar deniz tuzunu doğal bir kesenin içine doldurarak ayaklarınızı ve özellikle topuklarınızı ovun. Ovma işlemini kese kullanmadan, avucunuza aldığınız deniz tuzuyla da yapabilirsiniz. Son olarak bir miktar lavanta ve susam yağını kuruladığınız ayaklarınıza masaj yaparak yedirin. Ayaklarınızın ihtiyacı olan rahatlığı bu bakımda bulacaksınız. Yașlanma sürecini yavașlatmak elinizde... İnsanların nasıl yaşlanacağını belirleyen başlıca iki faktör sayabiliriz: Kalıtım ve çevresel faktörler. Genetik kodlarımızı değiştiremeyeceğimize göre, çevresel faktörleri kontrol altında tutarak yumuşak bir yaşlanma süreci yaşayabiliriz. Bu noktada doğru gıdalar tüketmenin ve yaşam şeklimizi bir düzene koymanın büyük bir önemi var. l Kızartma ve kavurma şeklinde yapılmış olan gıdalardan uzak durmak gerekiyor. l Her gün, özellikle ara öğün olarak 4-5 porsiyon meyve yemeliyiz. l Yediğimiz gıdalarda yağdan olabildiğince uzak durmalıyız. l Her gün enerji verici olarak bilinen badem, ceviz, fındık gibi yemişleri yemeliyiz. l Balık tüketimini düzenli hale getirmeliyiz. MAKRO | Gıda Kültürü %100 doğal ve katkısız in ve zetten ödün vermeyenler lez n su ol sa ur ol sim ev Hangi m dalar pratik, leziz ve sağlıklı gı de in ris içe u uğ nl ğu yo hayatın an numaralı seçimi, her zam r bi in ler en ey ist ek tm tüke bze ve , mevsiminde toplanan se ler ve er ns Ko r. di ve i er ns ko katkı maddesi içermediğ r bi gi an rh he ve ı ığ ld pı meyvelerden ya yatımızı kolaylaştırarak ha a, sır nı ya ın ın as m ol ı için çok sağlıkl or. sofralarımıza renk katıy 38 | O c a k -Şu b at 2010 İlk konserve nasıl yapıldı? 15 yıl süren Napolyon Savaşları, askerler için pek çok sıkıntı doğuruyordu. Bunlardan biri de beslenmeyle ilgili problemlerdi. Çok uzak yerlerde yaşayan askerlerin, hele denizcilerin, yiyeceklerini yanlarında taşımaları ve bunların uzun süre dayanmasını sağlamaları gerekiyordu. Taze et bulunmadığından etin fümesi, kurusu ya da salamurasıyla yetinmek zorunda olan askerler, bunların yanına reçel ve peynir katarak besleniyorlardı. Savaşlar çok uzun yıllar sürdüğü için sadece kuru gıdalarla beslenmek zorunda olan askerler zayıflıyor ve daha çabuk hastalanıyordu. Bu durum sağlık bakımından kötü sonuçlar vermeye başlayınca, Fransız hükümeti, çareyi bilim adamlarına başvurmakta buldu. Et ve sebzeleri, besleyici niteliklerini ve tazeliklerini kaybetmeden uzun zaman saklayabilmeyi sağlayacak bir yöntem bulana, 12 bin Franklık ödül vaat edildi. Bunun üzerine Parisli Nikolas Appert, yiyeceklerin iyice sterilize edildikten sonra kalaylı teneke kutularda uzun süre saklanabileceği fikrini ortaya attı. Bu fikirden yola çıkılarak üretilen konserve şişelerinden bazıları, savaş sırasında İngiliz askerlerin eline geçti. İngiliz teknisyenler bu konserveleri incelediler ve 1812’de Bermondsey’de aynı yöntemle konserve yapan bir fabrika kuruldu. Bir yıl sonra İngiliz Peter Durant, kalayla kaplanmış silindirik konserveyi keşfetti ve patentini aldı. Konservenin keşfi ve sanayinin gelişmesi, yalnız askerlerin değil denizcilerin ve kaşiflerin de çok işine yaradı. Çok geçmeden, uzun seferlere çıkan denizciler, gemilerini çok yer kaplamayan konservelerle doldurmaya başladılar. Şimdiyse yiyecek sektörü dev bir gıda endüstrisine dönüştü. Artık her türlü MAKRO | Gıda Kültürü yiyeceğin konservesi yapılıyor. Üstelik yapılan konserveler hiçbir katkı maddesi içermiyor, doğal yollardan hazırlanıyor ve sofralarımıza sağlık getiriyor. Ispanağın bile konservesi var Gıda teknolojileri geliştikçe konservelerin de pek çok çeşidi olmaya başladı. Türk Mutfağı’nda beğenilen birçok çeşidiyle sofralarımızın vazgeçilmezi olan ıspanak, özellikle ayıklanması ve iyice yıkanması gerekliliği nedeniyle ev hanımları için problemli bir sebzedir. Bu zorluklar göz önüne alınınca Sadece Türkiye değil, Avrupa da Penguen Gıda’yı tercih ediyor Konserve sektörünün köklü firması Penguen Gıda, gücünü kalitesinden alıyor. Penguen Gıda, satışlarının yüzde 50’sini yurt dışına; Almanya, İsveç, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere, gelir seviyesi yüksek AB ülkelerine gerçekleştiriyor. Penguen Konserveleri tamamı yerli ve doğal ürünlerden üretiliyor Sektöründe, Avrupa’nın en modern üretim tesislerinden birine sahip olan Penguen Gıda, taze ürünlerden ürettiği konserveleriyle hem sağlıklı hem de lezzetli hazır gıdalar sunuyor. Penguen Gıda’nın nefis konserveleri arasında mısır, bezelye, garnitür, közlenmiş biber, taze fasulye, bamya, türlü, mantar, közlenmiş patlıcan, enginar ve ıspanak bulunuyor. Bu sene bezelyede Aralık ayında 2. hasadını yapan Penguen Gıda, tüm konserve çeşitlerinde tüketiciye en taze ve kaliteli ürünleri sunuyor. 10 bin çiftçi ile çalışan Penguen Gıda, 40 bin dekar alanı kapsayan ekim alanıyla Türkiye’nin en büyük zirai hammadde alıcılarından biri. Hiçbir ürününde GDO’lu tohumdan elde edilmiş sebze ve meyveler kullanmıyor. Konservelerinde ve diğer hazır gıda ürünlerinde, tamamen doğal tohumlardan elde edilmiş yerli ürünleri kullanıyor. “BRC-A Kalite” belgesine sahip bir kuruluș Penguen Gıda, sebze konserveleri, hazır yemekler, salça, turşu, reçel ve dondurulmuş gıda gibi hem yerli hem de yabancı tüketicilerin mutfaklarına lezzet getiriyor. Gücünü kalitesinden alan Penguen Gıda, ISO 22000 (HACCP) ve ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Standartları’nın yanı sıra EFSIS (Avrupa Gıda Güvenliği Denetim Kurumu) tarafından dünyada sayılı markalara verilen en üst düzey kalite belgesi olan “BRC-A Kalite” belgesine sahip bir kuruluş. konserve ıspanağın ne kadar parlak bir fikir olduğunu anlayacaksınız. En taze ve kaliteli ıspanakların toplanması, özenle ayıklanması, tertemiz yıkanması, soğanla zeytinyağında bir güzel pişirilmesiyle üretilen ıspanak konservesi, yemeğe hazır halde satılıyor. Sofralarımızın vazgeçilmezi olan ıspanak, bundan böyle konserve olarak her mevsim elinizin altında olacak. İster yumurtalı, ister yoğurtlu, ister kıymalı, ister börek içinde, dilerseniz garnitür olarak ızgara etlerin yanında kullanın. Her şeye yakışan nefis tadıyla, ıspanak çeşitleri oluşturmak artık sizin hünerli ellerinizde... 40 | O c a k -Şu b at 2010 Türkiye’de gıda ve tarım sektöründe ilklerin öncüsü olan Penguen Gıda, mevsiminde toplanmış, özenle seçilmiş meyve ve sebzeleri lezzet, kalite ve besin değerlerini koruyarak tüketicilerine ulaştırabilmek ve Türk tarımının modernleşmesine katkı sağlayabilmek için, en önde yer alarak Türkiye’de konserve sektöründe makineli tarımı başlatan ilk ve tek firma olma özelliğini taşıyor. MAKRO | Sağlık Baș ağrıları Baş ağrılarının 300’den fazla farklı tipi var. Birçoğunun kökeni henüz tam olarak anlaşılmış değil fakat genellikle iyi huylu özellikler sergiliyor. Ancak ciddi ve yaşamı tehdit eden nedenlerle ilişkisi olan baş ağrıları da yok değil. Bu yüzden baş ağrılarınızı ciddiye almalı ve dindirmek için düzenli bir yaşam sürmeye dikkat etmelisiniz. Baş ağrılarından uzak durmak için, l Her gün aynı saatte uyuyup aynı saatte uyanmaya dikkat edin. l Sigara kullanımı, baş ağrılarını tetikleyen en önemli sebeplerden biri olarak biliniyor. Sigarayı bırakmak için elinizden geleni yapın. l Düzenli spor yapan insanlarda baş ağrıları çok nadir görülüyor. Her sabah en az 20 dakika yürüyün. l Stres günümüzde tüm hastalıkların ana sebeplerinden biri olarak gösteriliyor. Stresten olabildiğince uzak durmaya çalışın. EN YAYGIN 10 SAĞLIK SORUNU Baş ağrıları, yüksek tansiyon ya da reflü… Neredeyse tüm insanlarda zaman zaman açığa çıkan bu tip hastalıkları çok fazla ciddiye almıyoruz ama onlar hayatımızı zorlaştırmaya devam ediyor. İşte size, en sık karşılaştığınız 10 sağlık sorunuyla ilgili merak ettikleriniz… Grip Viral bir hastalık olan grip, sağlıklı insanlarda ortalama bir hafta içinde geçmesine rağmen, şeker, kalp-akciğer hastalıkları, AIDS gibi vücut direncini düşüren kronik hastalığı olan kişilerde ve yaşlılarda zatürree, beyin iltihabı, kalp kası iltihabı gibi ölümle sonuçlanabilecek hastalıklara yol 42 | O c a k -Şu b at 2010 MAKRO | Sağlık açabiliyor. Gripten uzak kalmanın en kolay yolu, her sene düzenli olarak grip aşısı yaptırmaktır. Bunu yanı sıra, l Yeterli miktarda C vitamini alın. l Sağlıklı bir yaşam tarzını benimseyin. l Dengeli beslenin ve bol bol sıvı tüketin. Yüksek tansiyon Her 7 kişiden birinde görülen yüksek tansiyon (hipertansiyon), kan basıncının sürekli olarak 14/9’un üzerinde olması hali olarak tanımlanıyor. Yüksek tansiyon baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlere yol açıyor. Ancak alışkanlıklarınızda yapacağınız küçük değişikliklerle, tansiyonunuzun düşmesini sağlayabilirsiniz. İlk olarak sağlıklı ve dengeli beslenerek fazla kilolarınızdan kurtulmanız gerekiyor. Ayrıca normalden daha fazla hareket etmeye de özen göstermelisiniz. Tuz, yüksek tansiyonun tetikleyicisi olduğundan tuz tüketiminizi olabildiğince düşürüp, süt ürünleri, sebze ve meyve yemeniz gerekiyor. Bel ağrıları Doktora müracaat nedeni olarak bel ağrısı, soğuk algınlığından sonra ikinci sırada yer alıyor ve insanların yaklaşık yüzde 80’i hayatları boyunca en az bir defa bel ağrısı çekiyor. Bel ağrılarınız arttıysa hemen uzman bir doktora başvurmanız gerekiyor: Nöroloji uzmanı, ortopedist ya da fizik-tedavi uzmanı… Ancak bel ağrılarından uzak durmak için yapabileceğiniz çok basit şeyler var: l Yürürken ya da ayakta dururken belinizi ve sırtınızı mutlaka dik ve dengeli tutun. l Uzun süre aynı pozisyonda durmayın. Oturuyorsanız, kalkıp biraz yürüyün ya da ayakta durmanız gerekiyorsa pozisyonunuzu sık sık değiştirin. Her iki omuz ve kalçalarınızın aynı hizada olmasına özen gösterin. l Stres de bel ağrılarının en önemli sebeplerinden biridir. Günlük hayatta yaşadığımız endişe, üzüntü gibi duygular, bel ağrılarına neden olabiliyor. l Aldığınız her kilo, belinizin ağrımasına davetiye çıkarıyor. Bunun için kilonuzu dengede tutmanız ve omurga kaslarınızı çalıştıracak egzersizler yapmanız çok gerekli. Her gün süt içmeyi ve süt ürünleri yemeyi de ihmal etmeyin. Detoks yapın Haftada bir kere sindirim sisteminizi rahatlatmak ve vücudunuzda biriken toksinlerden kurtulmak için detoks yapın. O gün, hayvansal gıdaları, işlenmiş yiyecekleri, şekeri ve kafeini beslenme listenizden çıkarın. Bol bol sebze ve meyve, kuruyemiş ve bitki çayları tüketin. Böylece vücudunuz dinlenecek ve birikmiş olan toksinler atılarak rahatlayacak. Bu yolla, sadece sindirim sisteminizde değil, cildinizde de bir fark olduğunu hissedeceksiniz. Detoks, güzel ve sağlıklı görünmek için de birebir. Oc a k - Ş ubat 2010 | 43 MAKRO | Sağlık bağların ağrı ve hareket kısıtlılığına ve hatta bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara romatizma adı veriliyor. Ağrı, halsizlik ve yorgunluk başta olmak üzere pek çok şikayetin nedeni olan romatizma önlenebilir mi? Pek çok farklı çeşidi olan romatizmanın bazı türleri önlenebiliyor ancak önemli bir bölümünün asıl nedeni bilinmiyor. Örneğin vücudun bağışıklık sisteminin yanlış çalışması sonucu ortaya çıkan iltihaplı romatizmalar henüz önlenemiyor. Düzenli egzersiz yapmak ve ideal kiloda olmak, kireçlenme kaynaklı romatizmaları önleyebiliyor. Reflü Bağırsak sorunları Kabızlık pek çok insanın zaman zaman yaşadığı bir rahatsızlık. Kabızlığın nedenlerinin başında hareketsizlik ve hatalı beslenme geliyor. Bağırsaklarınızın düzenli çalışması için olabildiğince lifli gıdalar tüketmeye dikkat edin. Fast-food tipi beslenmekten ve aşırı et tüketiminden kaçının. Her gün en az 2 litre su içmeyi ve kuru kayısı, kuru şeftali tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Lifli gıdalar: Her gün yeterince tüketilmesi söylenen lifli gıdalar, vücudumuzu pek çok hastalıktan koruyor; bunlardan biri de bağırsak sorunları. Çözünebilir lif içeren yiyecekler arasında elma, arpa, yulaf, fasulye ve diğer kuru baklagiller, 44 | O c a k -Şu b at 2010 Reflü hastalığı, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanıyor. Erişkin insanların yaklaşık yüzde 20’sinde görülen reflü, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini Gün içinde en az koruma özelliğinin yok olmasından 15-20 dakikayı kaynaklanıyor. kendinize ayırın ve Reflüden kaçınmak sırt, kalça, karın meyve ve sebzeler için öncelikle kaslarınızı hareket yer alıyor. Bir de beslenme çözünemeyen alışkanlıklarınıza ettin. Özellikle 40’lı lifler bulunuyor. dikkat etmeniz yaşlardan sonra bu Bu liflerse, mide, gerekiyor. Fazla egzersizlerin çok ince bağırsaklar yemek yemek, mide daha önemli ve kalın içi basıncını arttırdığı bağırsakların için reflüyü olduğunu çalışmasını şiddetlendirir. Bu unutmayın! güçlendiriyor. nedenle bir defada Buğday ekmeği, çok yemek yerine, sık kahverengi pirinç gibi tohumlu, taneli sık ve azar azar yemek yemek sadece yiyeceklerin tümü, çözünemeyen lif reflü için değil, dengeli beslenme için kaynağıdır ve mutlaka tüketilmesi de çok önemli bir olgu. Yağlı ve çok gerekir. baharatlı yiyecekler ile çikolata tüketiminden olabildiğince kaçının. Romatizma Ayrıca yatmadan en az iki saat önce Vücudumuzun hareket etmesini yemek yiyin ve yemek yedikten sağlayan tüm kasların, kemiklerin, hemen sonra uzanmamaya dikkat eklemlerin ve bu yapıları birleştiren edin. MAKRO | Sağlık Uykusuzluk Osteoporoz Uykusuzluk deyince, hiç uyuyamama, az uyuma ya da kötü uyku durumu anlaşılıyor. Ruhsal ve bedensel zindeliğimiz için çok önemli bir yeri olan uyku, yaş, alışkanlıklar, iklim koşulları gibi pek çok durumdan etkileniyor. Yapılan çeşitli araştırmalara göre erişkinlerin üçte biri uykusuzluk sorunu yaşıyor ve bunların yarısı ağır uykusuzluk durumunda… Peki, deliksiz uyumanın püf noktaları nelerdir? l Öncelikle uyku saatlerinize ve süresine dikkat edin. Aynı saatte yatıp aynı saatte uyanmak ve her gün eşit miktarda uyumak çok önemli. l Akşam öğünlerinizde ağır yiyeceklerden kaçının. Bu tip gıdalar midenizi yorup uyumanızı zorlaştırır. l Yatmadan önce bir bardak ılık süt, ıhlamur, papatya ya da melisa çayı için. Bu içecekler, sizi rahatlatır ve uyumanızı kolaylaştırır. l Sigara, uyku kalitesini bozan en önemli faktörlerden biridir. Bu alışkanlığınızı en kısa zamanda bırakın. En sık görülen kemik hastalıklarından biri olan osteoporoz, düşük kemik kütlesi ve kemik yapısının bozulması sonucu, kemik kırılganlığının ve kırık olasılığının artmasına neden olan bir iskelet sistemi sorunudur. 50 yaşın üzerinde her üç kadından birinde ve 50 yaş üzerinde olan her 5 erkekten birinde görülen osteoporoz, daha çok kadınları tehdit ediyor. Osteoporozla mücadelenin anne karnında başlaması gerekiyor. Hamilelik döneminde annenin yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini takviyesi alması çok önemli. Çocukluktan itibaren yeterli güneş ışığı almak, kalsiyum içeren gıdalar tüketmek ve düzenli spor yapmak, ilerleyen yaşlarda osteoporoz riskini en aza düşürüyor. 18 yaşına kadar maksimuma ulaşan kemik kütlesi 30 yaşından itibaren yıkılmaya başlar. Bu yüzden beslenmeye dikkat etmek bu yaşlardan sonra olduğu kadar öncesinde de çok gerekli. Yatmadan önce bir bardak ılık süt, ıhlamur, papatya ya da melisa çayı için. Bu içecekler, sizi rahatlatır ve uyumanızı kolaylaştırır. 46 | O c a k -Şu b at 2010 Halsizlik Halsizlik günümüzde pek çok insanın ortak sorunu. Yoğun ve stresli iş yaşamı, günlük hayatın sıkıntıları, pek çoğumuzu yoğun bir halsizliğin pençesine düşürüyor. Ayrıca kansızlık ve hormon bozuklukları da halsizliğin önemli sebeplerinden olabiliyor. Günümüzde yeterli ve dengeli beslenen insanlar bile gıdalardaki vitamin ve minerallerin kendilerine yetmeyeceği düşüncesiyle aşırı derecede vitamin desteği kullanıyor. Halbuki normal bir beslenme düzeninde bu tip destek ürünleri yüksek dozlarda kullanmak faydalı olmamasının yanı sıra tehlikeli de olabiliyor. Aşırı dozda vitamin takviyesi, böbrek rahatsızlıklarından kansere kadar çok önemli sağlık sorunlarına yol açıyor. Eğer günlük yaşantınızı engelleyecek seviyede bir halsizlik durumunuz varsa, öncelikle sorununuzun ne olduğunu bir uzman doktora başvurarak öğrenmelisiniz çünkü halsizliğin vitamin eksikliği dışında pek çok sebebi olabilir. Ayrıca uygun vitamin takviyesi için de mutlaka bir doktora başvurmalısınız. MAKRO | Konuk Çok beğenilen ve başarılı bir oyuncusunuz. Pozitif bir insan olmanızın bunda etkisi olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu benim hayat felsefem aslında, ama ben de her dakika pozitif gezdiğimi söyleyemem. Tabii ki benim de sinirlendiğim, üzgün ve kırgın olduğum, dertlendiğim zamanlar oluyor. Ancak işimi çok seviyorum. Dert, tasa, yorgunluk… Her şeyi kapının dışında bırakabiliyorum. Bu benim hayat felsefem, geçmişi ve geleceği düşünüp kaygılanmıyorum, anı yaşıyorum. Mesela, sette çalışırken çok gerginimdir, asık suratlı gezinirim, ama aslında bu işime çok sahip çıktığımdandır. Yeri geldiği zaman da gülerim, eğlenirim, eğlendiririm. Ben bankacı olsaydım da şu an olduğum gibi olurdum. Bence, hayata pozitif yaklaştığım için işlerim yolunda yürüyor. Pozitif olmak, hayata dışarıdan bakmaktır ve bu her meslekte çok önemlidir. Bunun faydalarını her zaman görürsünüz. SON ZAMANLARIN EN SEVİMLİ YÜZÜ ÖZGÜ NAMAL Özgü Namal son dönemlerin en ışıklı ve sevimli ekran yüzlerinden biri. Sinemadan televizyon dizilerine, reklam filmlerinden tiyatro oyunlarına kadar pek çok projede yer alan Özgü Namal, her seferinde ne kadar yetenekli bir oyuncu olduğunu ortaya koyuyor. 1978, İstanbul doğumlu olan Namal, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunu. Şu anda televizyon ekranlarının en çok izlenen dizilerinden biri olan Hanımın Çiftliği’nde Güllü olarak karşımıza çıkan Özgü Namal, bu sayımızın konuğu… 48 | O c a k -Şu b at 2010 Özellikle ‘Mutluluk’ filminde birçok ödül aldınız. Ödül kazanmak bir oyuncu için önemli midir? Ben ödül almanın oyunculuğun tescillenmesi olduğunu düşünmüyorum. Ödül almayanlar kötü oyuncu mu yani? Tabii ki hayır, böyle bir şey yok. Bir yıl içinde bir takım yapımlar gerçekleştirilir, televizyonda, tiyatroda, sinemada çeşitli işler yapılır. O yıl içinde yapılan yapımlar arasında en iyiler seçilir. O yılki en iyi film, en iyi müzik, en iyi oyuncu seçilir. Bu sadece o yılın değerlendirmesidir. Ama tabi ki ödül töreninin tören olması için birinin birinci seçilmesi gerekiyor ki bu, geri kalanların kötü olduğu anlamına gelmez. Kimsenin sizi tescillemesine ve elinize ödül vermesine gerek yok. Bu tabii ki onur verici bir şey, ama çok de gerekli değil. Bir gün kendi filminizi çekmek gibi bir hayaliniz var mı? Pek çok oyuncunun olduğu gibi kesinlikle benim de böyle bir hayalim var, ama şimdi değil; haddimi biliyorum. Geleceğe yönelik çalışmalar yapıyorum. İşin mutfağına ve tekniğine çok kafa yoruyorum, her şeyi öğrenmeye çalışıyorum… Ayrıca senaryo yazmaya kafayı taktım. “Neden bu ülkede iyi senaryolar yazılmıyor ya da neden iyi senaryolar az sayıda çıkıyor?” gibi sorular kafamı kurcalıyordu. Böylelikle senaryo yazmayı öğrenmeye başladım. İlk bununla başlarsam daha iyi olur diye düşündüm. Çünkü iyi bir senaryonuz yoksa siz istediğinizi kaydedin, yine de olmuyor. Bize senaryolarınızdan bahsedebilir misiniz? Üzerinde çalıştığım ve inandığım bir hikaye var ama çok fazla konuşmak istemiyorum. Uzun zamandır aklımda olan bir hikâye… Bu önce bir kısa metraj projesiydi, ama zamansızlık ve mekansızlıktan dolayı uzun metraja döndü. Kendi hikayemi yazabilmek için öncelikle senaryo yazmanın inceliklerini öğreniyorum. İleride herkesle paylaşmayı umuyorum. Türk sineması son zamanlarda bir atağa kalktı. Siz Türk sinemasının durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Türk sineması zor zamanlar yaşadı, geri planda kaldı, ama artık durum parlak görünüyor. Gelecek gerçekten umut verici. Genç yönetmenler çok başarılı işler yapıyor. Yurt dışındaki festivallerde adımızı duyurmaya başladık. Dünya festivallerine gittiğimizde çok güzel karşılanıyoruz, Türk sinemasına, oyuncularına ve yönetmenlerine çok değer veriyorlar, yaptığımız işleri çok önemsiyorlar. Artık seyircimiz de kendi filmlerine sahip çıkıyor. İyi işler her zaman seyircisini bulur, bu ister sinemada ister tiyatroda olsun, iyi yapılan işler başarıyı yakalıyor. Son diziniz olan Hanımın Çiftliği çok büyük bir başarı yakaladı. Bize biraz canlandırdığınız karakter olan Güllü’den bahsedebilir misiniz? Güllü 19 yaşında, çırçır fabrikasında çalışan, asi, emeğine sahip çıkan bir kızdı ve Kemal’e çok aşıktı. Son bölümlerdeyse, bambaşka bir noktaya doğru gidiyor. Artık o çiftliğin gerçek hakimi olma yolunda ilerliyor. Bu karaktere hazırlanırken neler yaptınız? Öncelikle tabii ki bütün oyuncu arkadaşlarla Orhan Kemal’in “Vukuat Var”, “Hanımın Çiftliği” ve “Kaçak” romanlarını okuyup inceledik. Daha sonra karakterle ilgili olarak yönetmenimiz Faruk Teber’le ve sonra da senaristimiz Zülküf Yücel’le çalışmalar yaptık. Ardından da kostüm ve saç denemeleriyle karakterleri oluşturmaya başladık. Bu dizide en çok neyi seviyorsunuz? Romandan müthiş bir şekilde uyarlanmış olması beni çok heyecanlandırıyor hatta uzun zamandan beri hiçbir senaryo beni bu kadar heyecanlandırmamıştı. 13 bölümün hazır olması ve diyalogların ve hikayenin doğallığı beni en çok çeken noktalar… Oc a k - Ş ubat 2010 | 49 MAKRO | Röportaj ı n a ş ın ’n lı n a Ş i t e Şerb nereden geliyor? Makromarket’in özel markalı ürünlerinden olan Şerbet-i Şanlı’nın taze ve günlük tatlılarının üretim adresi olan Özdemir Baklava, 35 senelik, güven uyandıran bir firma. Birbirinden lezzetli pek çok tatlı üretiminin yapıldığı Özdemir Baklava, yüksek standartlardaki üretim tesisleriyle dikkat çekiyor. Özdemir Baklava Genel Müdürü Ahmet Özdemir’le, Özdemir Baklava’nın hizmetleri ve yeni geliştirdiği ürünleri hakkında bir söyleşi yaptık. AHMET ÖZDEMİR 50 | O c a k -Şu b at 2010 Bize Özdemir Baklava hakkında bilgi verebilir misiniz? 1975 senesinde Ankara’ya gelerek, baklavacılık sektörüne ilk adımımızı attık. 1990 yılında ise, Özdemir Baklava adıyla kendi imalatımızı kurduk. O günden bugüne, kaliteli hizmet ve hijyenik koşullarda üretimi kendimize ilke edindik. Bu doğrultuda, her biri konusunda uzman kadromuz ve teknolojinin sağladığı imkanlarla sürekli kendimizi geliştiriyoruz. Baklava üretiminde nelere dikkat ediyorsunuz? Gıda üretim izin ve sertifikalarıyla, sağlık koşullarına uygun ortamda müşteri memnuniyetini daima ön planda tutarak üretim yapıyoruz. Gıda üretimi çok hassas bir iştir. Hata kabul etmez; telafisi yoktur. Çok büyük dikkat ve titizlik gerektirir. Baklava üretilirken, içerisinde kullanılan 1. sınıf, hijyenik koşullarda muhafazası sağlanan malzemelerin defalarca kontrolleri yapılır ve üretim sorumlumuz olan Ali Özdemir başta olmak üzere uzman kadromuz üretime geçer. Üretime başlamadan önce ilk olarak personelin şahsi temizliği, üretim kısmının temizliği ve en önemlisi de kullanılan ekipmanların ve malzemelerin temizliği sağlanır. Amacımız, hijyenik bir ortamda üretilmiş ve lezzetiyle akılda kalan baklavalar imal edip tüketiciye ulaştırmak. Bunu da en iyi şekilde gerçekleştirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Baklava severlere de önemli bir uyarımız var; aldıkları ürünlerin MAKRO | Röportaj sağlık koşullarına uygun ortamlarda üretilmesine ve gıda üretim izni bulunan yerlerden alınmış olmasına dikkat etmeliler. Bilirsiniz ki, sağlık asla ihmale gelmez. Tatlı severlere, satın aldıkları tatlıları saklama koşullarının nasıl olması gerektiği konusunda bilgi verebilir misiniz? Baklava, yaz günlerinde 3-4 gün, kış günlerinde ise 7 gün içerisinde tüketilmelidir. Oda sıcaklığında ve hijyenik kaplarda muhafaza edilmelisi çok önemlidir. Tatlıyı buzdolabına koymamak gerekir. Yeni çıkardığınız tatlı çeşitleriniz var. Bu tatlılar hakkında bilgi verebilir misiniz? Özdemir Baklava olarak, hijyen ve kaliteyi bir arada sunup müşterilerimize yeni lezzetlerle hizmet vermeye devam ediyoruz. Yeni ürünlerimizden bazılarını kısaca anlatabilirim. Sütlü nuriye: Baklavanın süt ve fındıkla müthiş uyumu, Özdemir Baklava kalitesiyle birleşti ve yeni bir damak tadı olan “sütlü nuriye” tüketiciden aldığı olumlu tepkilerle bizleri gururlandırdı. Cevizli bülbül yuvası: Tam bir ceviz şöleni olan bu ürün, lezzeti ve görüntüsüyle baklava severlerin büyük beğenisini topladı ve kısa bir süre önce tezgahlardaki yerini aldı. Çikolatalı baklava: Tatlı tercihinde çikolata ve baklava arasında kalanların bir numaralı tercihi olan çikolatalı baklava, içerisindeki çikolata, fıstık ve kaymakla beğeni topladı. Bu ürün de kısa süre önce tezgahlardaki yerini aldı. Halep baklavası: Bu çeşidimiz, baklava severlere farklı bir damak tadı sunuyor ve etkileyici görüntüsüyle iştah açıyor. Halep baklavası, üretim esnasında büyük ustalık gerektiren bir ürün. Biz de Özdemir Baklava olarak ustalığımızı gösteriyoruz. Makromarket’te Șerbet-i Șanlı markasıyla satılan ve Özdemir Baklava tarafından üretilen tatlı çeșitleri l Cevizli baklava l Fıstıklı baklava l Ev baklavası l Havuç dilimi l Kaymaklı baklava l Şöbiyet l Sarı burma l Bülbül yuvası l Padişah l Kıvırcık l Dürüm (spesiyal) l Antep sarma l Tel kadayıf l Fıstıklı burma kadayıf l Cevizli burma kadayıf l Cevizli bülbül yuvası (yeni) l Cevizli şöbiyet (yeni) l Sütlü nuriye (yeni) l Çikolatalı baklava (yeni) l Halep baklavası (yeni) Makromarket mağazalarında satılan Şerbet-i Şanlı isimli tatlıların üretimini siz yapıyorsunuz. Makromarket hakkında neler düşünüyorsunuz? Marketçilik sektörüne senelerdir damgasını vuran ve 100’ü aşkın mağazası, güler yüzlü personeli ve kaliteli hizmet anlayışıyla çalışan bir ailenin, Makromarket ailesinin bir üyesi olmaktan gurur ve mutluluk duyuyoruz. 52 | O c a k -Şu b at 2010 MAKRO | Röportaj EN GÜZEL YATIRIM GELECEĞE YAPILAN YATIRIMDIR Makromarket Mali Müşaviri Musa Çakır’la Makromarket’in başarıları ve 2009 yılı ekonomik verileri ile 2010 tahminleri üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. En güzel yatırımın çocuklara ve gençlere, yani geleceğe yapılan manevi yatırım olduğunu söyleyen Çakır, 2010 yılında ekonomik açıdan Türk Lirası ve gayrimenkul yatırımlarının karlı olacağını vurguluyor. MUSA ÇAKIR 56 | O c a k -Şu b at 2010 Bize biraz kendinizden ve Makromarket’teki görevinizden bahsedebilir misiniz? 2 Şubat 1963 tarihinde, Ankara Güdül’de doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi Ankara’da tamamladım. 1981 yılında, ticaret lisesini bitirdikten sonra, çeşitli muhasebe bürolarında çalıştım. Çalışıyor olmam nedeniyle, fakülte eğitimimi dışarıdan tamamladım. 1986 yılında kendi büromu açarak muhasebe ve müşavirlik hizmeti vermeye başladım. 3568 sayılı meslek yasası çıktığında Serbest Muhasebeci ünvanı aldım. 1994 yılında yeterlilik sınavlarını başarıyla vererek mali müşavir oldum. Makromarket ile ilk tanışmamız, Nisan 1993 tarihine dayanıyor. Nisan 1993 tarihinde alışverişe gitmem dolayısıyla tesadüfen markette karşılaştığım arkadaşım Lütfi Özdemir’in işverenlerimize “işinin uzmanı, güvenilir kişi” diyerek referans olması ve düzenli çalışmalarım sonucu, Makromarket ailesinin bir ferdi olmaya hak kazandım. Nisan 1993 tarihinden bu yana Makromarket’e hizmet veriyorum. Hizmet verdiğim yıllarda olduğu gibi, gelecek yıllarda da meslek etiği gereği, tarafsızlık ilkesi altında, şirketimizin ileri düzeye ve zamana uygun olarak daha da gelişmesine katkıda bulunmak benim büyük arzum ve isteğim. Makromarket’ in mali verileri ve bulunduğu konum hakkında bilgi verebilir misiniz? Çalıştığım günden bugüne, şirketimiz hızlı, bilinçli ve saygın bir şekilde büyüyor. Bu durum, herkes tarafından biliniyor ve takip ediliyor. Şirketimizin konumunu kısaca şöyle açıklayabilirim: Makromarket, Anadolu’nun üzerinde doğan bir güneş, bir yıldızdır. Yerli bir MAKRO | Röportaj markadır; ülke ekonomisine ve istihdama yönelik katkıları devam edecektir. Tek şubeli iken şu anda 114 şubeli bir mağazalar zinciri, çalışan sayısı da ilk açıldığında 8 iken şu anda 3850 kişi civarında. Şirketimizin bu durumunun, mali verileri ve bulunduğu konum hakkında her şeyi anlattığını düşünüyorum. Siz Makromarket’ in başarısını neye bağlıyorsunuz? Ben Makromarket’in başarısını saygınlığına bağlıyorum. Saygınlık, kolay kazanılan veya parayla alınıp satılan bir değer değildir. Saygınlığın kazanılması, her şeyden önce çalışma usul ve esasları ile ilgili ilkelere, gelişmekte olan teknolojileri takip etmeye, iyi niyete, denetime ve disipline bağlıdır. Ayrıca gelişmelere açık olmak, yardımlaşmak, ekonomiye katkıda bulunmak ve istihdam sağlamak da, saygınlığın kazanılmasında önemli rol oynar. Ben Makromarket’ in başarısını, yukarıda saydığım nedenlere dayandırıyorum. Perakende sektörü açısından bakıldığında geçtiğimiz yıl ve önümüzdeki yıl hakkında neler söyleyebilirsiniz? Bu sorunuza cevap vermeden önce perakendeciliğin tanımını yapmak gerekir. Bildiğiniz gibi perakendecilik, üretici ve tüketici arasındaki malların naklini sağlayan aracılık hizmetleridir. Perakende sektörü, üreticilerin temsilcisi, tüketicilerin de garantörüdür. Ülkemizde perakendecilik sektörü, önemli değişmeler ve gelişmeler gösteriyor. Küçük ölçekli perakendeciliğin yerini, büyük ölçekli, teknolojik gelişmelere ayak uyduran ve uluslararası pazarlara girebilen ve bu pazarlardan pay alan bir perakende sektörü almaya başladı. Daha önce de belirttiğim gibi, 2009 yılında dünyayı etkisi altına alan ekonomik kriz, perakendecilik sektörünü de derinden yaraladı. 2009 yılında, organize perakendecilik, küresel krize karşı gerekli önlemleri alarak kampanyalarla ayakta durmayı başardı ve krizin gölgesinde bir yıl daha geride bırakıldı. Devlet, 2009 yılı krizini atlatmak ve iç piyasanın hareketlenmesini sağlamak amacıyla iç ve dış ticaretle uğraşanlara KDV, ÖTV gibi teşvikler sağladı. Bunun yanında faizsiz veya hibe şeklinde verilen finansal teşvikler de krizin atlatılmasında önemli bir etken oldu. Krizin getirdiği ağır şartlarda bile perakende sektörü 2009 yılında yatırımlarına ara vermeden devam etti; istihdam oluşmasına katkıda bulundu. 2010 yılında, yeni AVM’lerin açılması durumunda perakende sektörü yeniden gelişmeye ve büyümeye devam edecek. Perakende sektörünün, 2010’un 2’nci çeyreğine doğru bugünkü noktadan daha iyi bir noktaya geleceğini ümit ediyorum. Mali yönden kurumlara ve bireylere ne gibi önerileriniz olur? Mali yönden kurumlara ve bireylere 2010 yılında tavsiyem, ekonominin vazgeçilmezlerinden olan “istikrar” olacaktır. Ekonomide istikrar, kişiden başlar; kurumlar ve ülkelere kadar yaygınlaşır. Ülkemizde yaşanan ekonomik kriz, birçok kişi ve kuruluşta yaralar açtı. Bundan dolayı kişilere ve kurumlara istikrarlı olmalarını tavsiye ederim. Bir ülkede istikrarın sağlanabilmesi için kişilere, siyasilere, fikir adamlarına önemli görevler düşüyor. Söylediğim kişiler de görevlerini tam olarak yerine getirdiklerinde ülke ekonomisinin istikrara kavuşmasına katkı sağlamış olurlar. Bence istikrarın sağlanması için en gerekli nokta, istihdamdır. Makro Vizyon okuyucularına, 2010 yılında ne gibi yatırımlar yapmalarını önerirsiniz? En güzel yatırım çocuklara ve gençlere, kısaca geleceğe olan yatırımdır. Ekonomik açıdansa şunları öneririm: 1. Türk Lirası’na yatırım, karlı yatırım olacaktır. 2. Ucuz konut kredisi, gayrimenkule olan yatırımı karlı yapacaktır. 3. Yatırımcıların gelişen teknolojileri de takip etmesi gerekir. Bu da yatırım verimliliğini arttırdığı gibi işgücü maliyetini de azaltır. Oc a k - Ş ubat 2010 | 57 MAKRO | Sağlık Maden suyuyla vücut direncinizi arttırın! Daha çok kış aylarında karşılaştığımız gribe karşı vücudumuzun direncini arttırmak ve sağlığımızı korumak elimizde. Bunun için yapmamız gereken tek şey “günde en az 2 şişe” mineral yönünden zengin ve doğal olan maden suyu içmek. İçeriğinde bulunan 2767,50 mg/lt mineral değeriyle yönetmelikçe belirlenen “zengin mineralli maden suyu” kategorisine giren Beypazarı Maden Suyu, 1957 senesinden bu yana teknolojik yenilikleri en iyi şekilde değerlendirip kendini sürekli geliştirerek tüketiciye en iyisini sunmaya çalışıyor. Kışın, içine limon sıkıp içeceğiniz maden suyu, grip başta olmak üzere kış hastalıklarından korunmada gerekli C vitaminiyle birlikte maden suyunda bulunan zengin mineralleri de almanızı sağlıyor. Birçok içeceğe ferahlatıcı bir tat veren maden suyu ile farklı lezzetler oluşturabilir, damak zevkinize özel tatlar bulabilirsiniz. Doğal mineralli maden suyu, zengin magnezyum içeriği sayesinde kalp ve damar hastalıklarına karşı ve içerdiği kalsiyum sayesinde osteoporoza karşı vücudunuzu koruyor ve vücut direncinizi arttırıyor. Günün her anında her zaman içilmesi gereken maden suyu, sağlığınızı korurken cildinizin güzelliği için de önem taşıyor. Kışın soğuk ve rüzgarın etkisiyle kuruyan cildinize uygulayacağınız maden suyu, cildi temizlerken gergin ve pürüzsüz bir görünüm sağlıyor. Maden suyuyla 58 | O c a k -Şu b at 2010 cildinizi yıkayıp kendi halinde kurumaya bıraktığınızda, ciltteki pürüzleri yok edip yorgun ve solgun görünümü ortadan kaldırıyor, ayrıca cildi yenileyerek yaşlanmayı geciktiriyor. Beypazarı Doğal Maden Suyu, 2009’un en iyi maden suyu seçildi 3 gün süren, uluslararası katılımlı, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da katıldığı, kongrenin gala yemeğinde 2009 yılının en iyileri ödülleri sahiplerini buldu. Sektörde 53. senesine girmenin haklı onurunu yaşayan Beypazarı Maden Suyu, Gazi Üniversitesi’nin hazırladığı anket sonucu II. Ulusal Spa&Wellness Kongresi’nde en iyi maden suyu kategorisinde birinci gelerek 2009 yılının en iyi maden suyu ödülünü aldı. 2010 yılında da aynı başarıyı yakalamayı hedefleyen Beypazarı Doğal Maden Suyu, yeni yıla yeni etiketi ve logo dizaynıyla girdi. İçeriğindeki zengin minerallerle sağlığınıza hitap etmenin yanı sıra, dışındaki renk uyumuyla da gözlerinize hitap edecek olan Beypazarı, içerisinde hiçbir katkı maddesi bulunmadığını, logosunun altında kullandığı yaprak yeşili tonu ile bir kez daha vurgulamış oluyor. Zengin mineralli maden suyu kategorisine giren Beypazarı Doğal Maden Suyu, saatte 252 bin şişe üretim kapasitesi ve meyve aromalı çeşitleriyle tüketicilerine en iyi şekilde ulaşmaya 2010 yılında da devam edecek. MAKRO | Güzellik Hamilelik dönemi bittikten sonra aynaya baktığımızda ilk olarak karın, basen ve bel bölgemizdeki kalınlaşmayı, depolanan yağları görüyor ve ilk düşmanımızı ilan ediyoruz: Kilolar! Annenin sağlığı da en az bebeğin sağlığı kadar önemli. Bu nedenle beslenmeyle ilgili planlamalar yapılırken, vücudun dengesini bozmadan, hem anne hem de bebek sağlığı için, uygun bir beslenme planı HAMİLELİK SONRASI GÜZELLİK SIRLARI Hamilelik ve annelik, kadınlar için belki de yaşamlarının en güzel, en heyecan verici ve özel dönemi. Ancak bu güzel dönemin ardından kalan kilo, mantar, varis gibi fiziksel sorunlar, bazen bu mutluluğa gölge düşürebiliyor. Çoğu kadın bu duruma, fiziksel ve duygusal anlamda uyum sağlamakta güçlük çekiyor. Ancak unutmayın ki, bu sorunların hiç biri kalıcı değil ve biraz uğraşla üstesinden gelinebilir. 60 | O c a k -Şu b at 2010 hazırlanmalı. Hızlı kilo kaybı için yapılan düşük kalorili diyetler, annenin süt verimini olumsuz yönde etkiler ve özellikle karbonhidrat ve proteince fakir beslenme, annenin sütünü azaltır. Ayrıca karbonhidrat ihtiyacını şekerli ve basit karbonhidratlardan almak yerine, tam tahıl ürünlerinden almak daha doğrudur. Sütümüz artsın diye tükettiğimiz şekerli sıvıların sütümüzü değil kilomuzu arttırdığını da unutmamalıyız. Evet, su içmek gerekiyor ama günde 3 litreden fazla suyun, sütü arttırıcı bir etkisi yok! Çatlaklar Hamilelikteki kilo değişimleri ve cildin aşırı gerilmesi, derinin elastik yapısını bozuyor ve çatlaklar oluşuyor. Çatlaklara engel olabilmek için karın, göğüs ve bacakları, esnemeye alıştırmak gerekiyor. Ayrıca bu bölgelere çeşitli bitkisel yağlarla masaj yapılması, kan dolaşımını MAKRO | Güzellik hızlandıracağından, çatlaklara karşı koruyucu Hamilelikteki kilo etkisi olabiliyor. Dengeli değişimleri ve cildin beslenmek ve bol su aşırı gerilmesi, içmek de cildin sağlıklı derinin elastik bir yapıya sahip yapısını bozuyor ve olmasında ve kendini çatlaklar oluşuyor. korumasında önemli faktörler. Cildinizi her Çatlaklara engel gün uzmanlar tarafından olabilmek için karın, tavsiye edilmiş bir göğüs ve bacakları, kremle nemlendirin. esnemeye alıştırmak Kremler hem çatlamaya gerekiyor. karşı cilde gereksinim duyduğu suyu verecek, hem de cildin esneme kapasitesini arttıracaktır. Bol bol su içmek ve A, E ve C vitaminleri yönünden zengin yiyeceklerle beslenmek de hamilelik dönemi ve sonrasında alınabilecek önlemler arasında sayılabilir. Kașıntılar Büyüyen ve gerilen karındaki çatlaklarla birlikte oluşan kaşıntılar, normal koşullarda doğumdan sonra geçer. Kaşıntıları bazen nemlendirici kremlerle önlemek mümkünken bazen ağızdan ilaç alınarak gerçekleşen tıbbi tedavi gerekebilir. Böyle bir durumda mutlaka uzman bir doktora başvurmalı ve yalnızca doktorun önerdiği ilaçları kullanmalıyız. Mantar hastalıkları Hamilelik dönemi ve sonrasında, ayaklarda, kasıklarda, parmak aralarında, mantar oluşabilir veya mantara olan eğilim artar. Kilo alımıyla beraber gelen aşırı terleme mantara zemin hazırlarken, vücudun asit dengesinin bozulması ve çeşitli bölgelerin havasız kalması, mantarı tetikler. Bu noktada hijyen çok önemli bir hale geliyor. Ayrıca fazla şeker yememek, hamurlu ve mayalı besinlerden uzak durmak da bu konuda alınabilecek tedbirlerden. Gün boyu kapalı kalan bölgelerin havalandırılması ve olabildiğince kuru kalması gerekiyor. Uzman bir doktorun önerdiği uygun ilaçlar ve nem-hava dengesine dikkat ederek mantardan kurtulmak mümkün. Varisler Varislerden kurtulmak için fazla ayakta kalmamak ve oturduğumuzda bacaklarımızın altına bir yükseltici koymak ilk kural. Uzak durmamız gereken şeylerse, sıkı pantolon, dar iç çamaşırları ve ayağımızı sıkan ayakkabılar… Bol C vitaminli gıdalar, taze sıkılmış meyve suları ve brokoli ise, varislerden kurtulmamıza yardımcı olacak dostlarımız… Saç dökülmeleri Ruh dünyamızda yaşadığımız değişiklikleri önce saçlarımıza yansıtırız. Saçlarımızda yaptığımız küçük değişiklikler bizi mutlu eder. Saçımızın her teli bizim için çok önemlidir. Fakat hamilelikteki hormonal değişiklikler bazen saçımızı canlandırırken bazen de bizleri saçlarımızı kaybetme endişesiyle karşı Oc a k - Ş ubat 2010 | 61 MAKRO | Güzellik karşıya bırakıyor. Ancak alabileceğimiz bazı önlemlerle bu sorunun da üstesinden gelebiliriz. Saçlarınızı kısa kestirerek dolgunluğunu koruyabilir; özel bakımlar uygulayabilirsiniz. Saçlarınız için de dengeli beslenme çok önemlidir. Fön çekilmemesi, sert tarak kullanılmaması, ıslakken saçların gerilmesine neden olabilecek ince aralıklı tarakların kullanılmaması, saç kurutucularının soğuk ayarda kullanılması gibi tedbirlerin dışında, biotin ve silica içeren şampuanları kullanabilirsiniz. Ayrıca multivitamin kullanımı da saç dökülmesini azaltabilir. Renk değișiklikleri “Hamilelik lekesi”, özellikle açık tenli kadınların cildinde oluşan koyu cilt lekeleri olarak karşımıza çıkıyor. Çoğunlukla yüzde ve göğüste oluşan bu lekeler, bazı hamilelik hormonlarının bir sonucu. Cilt bu hormonların artışına uyum sağlayamazsa, bazı bölgelerde daha fazla melanin salgılanıyor ve lekeler oluşuyor. Hamilelik lekesi, güneş ışığının etkisiyle daha da belirginleşebiliyor. Bunu önlemenin en iyi yolu, sürekli 15 ya da 20 62 | O c a k -Şu b at 2010 Saçlarınızı kısa kestirerek dolgunluğunu koruyabilir; özel bakımlar uygulayabilirsiniz. Saçlarınız için de dengeli beslenme çok önemlidir koruma faktörlü güneş kremi sürmek ve mümkün olduğu kadar güneşten uzak durmak. Bu lekeler, normalde bebeğiniz doğduktan sonra kaybolur. Ancak kaybolmazlarsa, bir çeşit A vitamini olan retinol içeren bir krem kullanmakta fayda var. Tabii bütün bu önlemler ve tavsiyelerin yeterli olmadığı durumlar olabilir. Bu yüzden her türlü sorununuz için öncelikle aklınıza gelen, doktorunuza danışmak olmalı. Ayrıca en önemlisi, hamileyken de, öncesinde de, sonrasında da, kendinizle barışıksanız çok daha güzel olduğunuzu unutmayın! MAKRO | Gıda Kültürü Hem lezzetli, hem sağlıklı... KURUYEMİŞ Hepimizin ağzımıza tat, sağlığımıza sağlık katan kuruyemişler, dar vakitlere, aceleci sofralara uygun gıdalar değildir. Kuruyemişlerin en güzel tarafı da budur; mutlaka bir eğlenceli zamanı renklendirmek için gelir sofraya… Bir film keyfi sırasında, konuk ikramında, kına gecelerinde ya da yılbaşı sofralarında baş köşeyi kuruyemişler alır. Ayrıca bu eğlenceli taneler, ölçüyü kaçırmadığınız sürece tam bir sağlık ve enerji kaynağıdır. Fındık Dünya fındık üretiminde ilk sırada yer alan ülkemiz, toplam fındık üretiminin yaklaşık yüzde 65 kadarını gerçekleştiriyor. Ülkemizde yetiştirilen fındık, yüksek miktarlarda olmasının yanı sıra, lezzet bakımından da oldukça üstün bir seviyede. Antik çağlardan beri bilinen ve tüketilen fındık, oldukça enerji verici ve besleyici bir gıda olarak karşımıza çıkıyor. Son zamanlarda sıkça duyduğumuz gibi, fındığın en büyük yararlarından biri kalbedir. Her gün düzenli olarak yiyeceğiniz bir avuç fındık, kalbinizin sağlığı için çok değerlidir. Ayrıca fındığın, böbrek rahatsızlıklarına da faydası çok fazladır. Böbreklerdeki taş ve kumdan kurtulmak için düzenli olarak fındık yemek gereklidir. Zihni kuvvetlendirmesi açısından da çok faydalı olan fındık, akciğer rahatsızlıklarına ve üşütmelere de iyi gelir. Bağırsakların çalışması ve kansızlığı gidermek için de fındık yenilmesi tavsiye ediliyor. 64 | O c a k -Şu b at 2010 Ceviz A vitamini, B1, B2 vitaminleri, C vitamini, sodyum, magnezyum, potasyum, kalsiyum, demir, fosfat, kükürt ve klor içeren ceviz, kolesterolü ayarlar ve kronik kalp hastalıkları riskini azaltır. Ceviz kan ve kemik için gerekli kireci de ihtiva ettiğinden özellikle kalp için çok faydalıdır. Hayati öneme sahip olan insülini arttırdığından şeker hastaları için de faydalı olan cevizden her gün 2-3 tane yemek kanı sulandırır. Hazım bozukluklarının giderilmesi için de tavsiye edilen ceviz, bademle beraber tüketildiğinde, mideyi güçlendirir, kusmaları önler ve zihne kuvvet verir. Taze ve kuru olarak tüketilebilen ceviz, her türlü yemekte ve özellikle salatalarda lezzet unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Badem Çok leziz bir kuruyemiş çeşidi olan badem, kalp krizine ve kansere karşı koruyucu özelliğiyle ön plana çıkıyor. E vitamini yönünden oldukça zengin olan badem, bu özelliği ile yaşlılık etkilerinden ve pek çok hastalıktan koruyucu olarak biliniyor. Özellikle de çocuklar için sağlık deposu olan badem, ağız yoluyla alındığında göğüs yumuşatıcı, öksürük kesici etkisi olmakla birlikte yüksek dozda alındığında zehirlenme etkisi yapacağı için çok dikkatli olunmalıdır. Besleyici pek çok maddeyi içinde bulundurması nedeniyle badem özellikle kuru ciltlerin en büyük dostudur. Badem yağı, cilt bakımı, vücut bakımı, tırnak ve saç bakımında kullanıldığı gibi, hazımsızlığa da iyi gelir. MAKRO | Gıda Kültürü Ay çekirdeği Antep fıstığı Pek çoğumuzun en çok sevdiği kuruyemişlerden biri olan Antep fıstığı, adını, en çok yetiştiği kentlerden biri olan Gaziantep’ten alıyor. Ülkemizde çok lezzetli cinsleri yetişen Antep Fıstığı hakkında pek çok araştırma yapılıyor. Gaziantep’te yapılan bilimsel bir araştırmanın bulgularına göre, Antep fıstığının insan sağlığı için önemi çok büyük. İnsanlar üzerinde ilk defa yapılan bilimsel çalışmada, damar tıkanıklığını önlemekte faydalı olan Antep fıstığının kolesterolü düşürdüğü de belirlendi. Antep fıstığının damar tıkanıklığını önleyici etkisi olduğu belirlenirken, bu etkinin cevizden daha fazla olduğu da ortaya çıktı. Antep fıstığının kötü kolesterol olarak isimlendirilen LDL’yi düşürdüğü ayrıca insan vücuduna zararlı toksinleri engelleyen antioksidan miktarını artırdığı da gözler önüne serildi. 66 | O c a k -Şu b at 2010 Leblebi Leblebi nohutun işlenmesiyle elde edilen ve çok uzun uğraşlar sonucu ortaya çıkan bir kuruyemiş türüdür. Nohutun leblebiye dönüşmesi neredeyse 1 buçuk aylık bir zaman dilimini alır: Eleme işleminden geçirilen nohutlar önce ayrılır. Birinci kavurma işleminden sonra sıcak olarak çuvallara doldurulup iki gün dinlendirilir. İkinci kavurmadan sonra yine iki gün dinlendirilen nohutlar, kuru bir yere serilerek 15-20 gün bekletilir. Bu kavurma ve dinlendirme işlemleri leblebinin kalitesi açısından son derece önemlidir. Nohutlar 3. kavurmadan önce nemlendirilip çuvallarda 1 gün daha bekletilir. 3. kavurmada, nohutların kabukları ayrılır. Buna “tek kavrum leblebi” denir. Leblebinin acılı, tuzlu veya karanfilli çeşitlere dönüşmesi, bu son kavurma aşamasında gerçekleştirilir. “Leblebi şekeri” ise kısa bir son kavurmadan sonra elde edilir. Leblebi, doyurucu oluşu ve yağının az olması sebebiyle özellikle diyet menüleri ve mide rahatsızlığı yaşayanların ara öğünleri için önerilir. İyi bir stres atma kaynağı olarak hepimizin tükettiği ay çekirdeği, özellikle barındırdığı değerli yağlar açısından sağılığımız için çok faydalıdır. Ay çekirdeğinin içeriğinde, folik asit B9, nikotinik asit B3 ve pantotenik asit B5, piridoksin B6, E vitamini, D vitamini, K vitamini, çinko, kalsiyum, magnezyum ve demir bulunur; ay çekirdeği “omega-6” da içerir. Proteinler açısından yumurtadan bile daha zengin olan ay çekirdeği, zihin ve beden ağırlıklı olarak çalışanlara her gün önerilen bir kuruyemiş çeşidi. İdrar söktürücü ve yorgunluk giderici olan ay çekirdeği, kalp ve damar hastalıkları için de faydalıdır. Lifli ve posalı bir gıda olduğundan bağırsak problemi olanlara önerilen ay çekirdeğinin az kavrulmuş olarak tüketilmesi tavsiye ediliyor. MAKRO | Çocuk Sağlığı Pnömokok nedir? HER 30 SANİYEDE 1 ÇOCUK PNÖMOKOK NEDENİYLE ÖLÜYOR Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı araştırmalara göre, dünyada her 30 saniyede 1 çocuk, pnömokok mikrobunun neden olduğu hastalıklar sebebiyle hayatını kaybediyor. Küçük yaştan itibaren gerekli aşılar yapılmazsa pek çok hastalığa sebep olan pnömokok mikrobu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak, çocuklarımızı korumamız için hayati önem taşıyor. İşte size, pnömokok hakkında bilmeniz gerekenler… 68 | O c a k -Şu b at 2010 Pnömokok, bebeklik ve çocukluk çağında sık rastlanan ve menenjit, zatürre, kan iltihabı, orta kulak iltihabı, sinüzit gibi hastalıklara yol açan bir mikrop. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre pnömokoklara bağlı hastalıklar, dünya üzerinde her yıl 5 yaşından küçük yaklaşık 1 milyon çocuğun ölümüne neden oluyor. Pnömokoklar bebeklik ve çocukluk çağında burun, geniz ve boğazda yaygın olarak bulunuyor. Bebeklerin bağışıklık sistemleri henüz tam olarak gelişmediğinden, pnömokok hastalıklarına karşı daha savunmasızdırlar. Burun içinde ve boğaz bölgesinde pnömokok bulunan bebek ve çocuklar, mikrobu diğer bireylere bulaştırabilirler. Bulaşma, öksürme veya hapşırma esnasında havaya yayılan damlacıkların solunması, yıkanmamış ellerin ağız ve burun bölgesiyle teması veya yakın temas yoluyla olur. Pnömokok özellikle çocukların toplu halde bulunduğu kreş ve anaokulu gibi yerlerde çok hızla yayıldığından, kreşe giden çocuklarda pnömokok taşıma oranları ve buna bağlı hastalıkların görülme sıklığı daha yüksektir. Pnömokok mikrobunun sebep olduğu hastalıklar Zatürre Zatürre, çocukluk çağında en sık ölüm nedenlerinden biri olarak MAKRO | Çocuk Sağlığı karşımıza çıkıyor. Zatürre, akciğerlerde bulunan hava keseciklerinin iltihapla dolduğu ve yeterli hava alışverişinin yapılamadığı ciddi ve tehlikeli bir solunum yolu hastalığı olarak biliniyor. Pnömokoklar insandan insana genellikle hava yoluyla bulaşıyor. Zatürrenin belirtileri arasında, koyu kıvamlı, sarı-yeşil renkli veya kanlı balgamın eşlik edebildiği öksürük, yüksek ateş ve titreme, nefes darlığı, göğüs ağrısı, halsizlik, zor ve hızlı soluk alma sayılabilir. Menenjit Pnömokoklar beyin ve omuriliği koruyan sıvıya ulaştıkları zaman menenjite neden olur. Menenjit, beyin ve omuriliği kaplayan ince zarların ve kan damarlarının iltihaplanmasıdır. Son derece ciddi bir hastalık olan menenjit, ölümle veya işitme kaybı, görme bozukluğu, zeka geriliği, hareket bozuklukları gibi kalıcı sakatlıklarla sonuçlanabilir. Menenjitin belirtileri arasında, yüksek ateş, ense sertliği, baş ağrısı, kusma, aşırı yorgunluk, huzursuzluk ve iştahsızlık sayılabilir. Tedavisi çoğunlukla hastaneye yatırılarak yapılır. Kan iltihabı Pnömokoklar, bazı durumlarda kana karışarak burada çoğalabilirler. Pnömokokların kanı istila etmesi durumuna kan iltihabı denir. Vücut, mikroplara ve mikropların salgıladığı maddelere karşı organ yetmezliğiyle sonuçlanan bir tepki verebilir. Kan iltihabı ölümle sonuçlanabilen son derece ciddi bir hastalıktır. Hastalık belirtileri arasında, yüksek ateş, böbrek, karaciğer gibi organların fonksiyonlarında bozulma, bilinç bozulması, davranış bozuklukları ve nefes darlığı sayılabilir. Orta kulak iltihabı Pnömokokların neden olduğu önemli hastalıklardan biri de orta kulak iltihabıdır. 0-2 yaş arasındaki her 10 çocuktan 9'u en az bir kez orta kulak iltihabına yakalanıyor. Bu hastalık, soğuk algınlığı, grip gibi diğer solunum yolu hastalıklarıyla birlikte de görülebiliyor. Orta kulak iltihabının uzun sürmesi ve tekrarlaması, işitme kaybına ve buna bağlı olarak konuşma bozukluklarına yol açabilir. Bazı durumlarda, tedavi edilmeyen orta kulak iltihabı, kulak çevresinde kemik hastalıklarına, menenjite veya yüz felcine dahi neden olabilmektedir. Orta kulak iltihabı belirtileri arasında, kulak ağrısı, çocuğun ağrı nedeniyle kulaklarını kaşıması veya çekiştirmesi, ateş, huzursuzluk ve ağlama sayılabilir. Sinüzit Yüz kemiklerinde, sinüs adı verilen içi hava dolu boşluklar bulunur. Pnömokokların bu boşlukları kaplayan zarlara yerleşmesi sonucunda sinüzit oluşabilir. Sinüzit belirtileri arasında, göz arkasında basınç hissi, yüzde ağrı, burundan soluk alıp verme güçlüğü, genizde akıntı, uzun süreli ve bazen kanlı burun akıntısı ve yüksek ateş sayılabilir. Pnömokoklar bebeklik ve çocukluk çağında burun, geniz ve boğazda yaygın olarak bulunur. Bebeklerin bağışıklık sistemleri henüz tam olarak gelişmediğinden, pnömokok hastalıklarına karşı daha savunmasızdırlar. Oc a k - Ş ubat 2010 | 69 MAKRO | Çocuk Sağlığı (zatürre) aşısı, 2008 yılı Kasım ayı itibariyle ülkemizde Sağlık Bakanlığı aşı takvimi kapsamında ücretsiz olarak uygulanmaya başlandı. Pnömokok hastalıklarından korunmak için neler yapılmalıdır? Pnömokok hastalıkları nasıl teșhis ve tedavi edilir? Pnömokok hastalıklarının teşhisi için röntgen, kan testleri ve bazen de bel bölgesinden su alma işlemine gerek duyulabilir. Pnömokok hastalıklarının tedavisinde genel olarak antibiyotikler kullanılıyor. Ne yazık ki, pnömokoklar her geçen gün antibiyotiklere karşı daha fazla direnç kazandığından, pnömokok hastalıklarının tedavisi giderek zorlaşıyor ve tedavi başarısı düşüyor. Pnömokok hastalıklarından korunmanın en etkili yollarından biri aşılamadır. Çocukları hastalıklara karşı aşıyla koruyarak sık antibiyotik kullanımının azaltılması, mikropların antibiyotiklere karşı direncini de düşürebilir. Konjuge pnömokok 70 | O c a k -Şu b at 2010 Pnömokok hastalıklarından korunmada anne sütü ve beslenmenin yeri çok büyük. Uzmanlar sadece anne sütü verilen çocuklarda mikroplara bağlı hastalıkların daha az görüldüğünü ve bu bebeklerde, sadece anne sütü verilmeyenlere kıyasla, daha az ciddi hastalık geliştiğini belirtiyorlar. Yetersiz ve yanlış beslenen çocuklar hastalıklara yakalanma ve bunun sonucunda çocuk ölümleri ve sakatlıklar bakımından daha yüksek risk altında bulunuyor. Kötü beslenme, çocuklarda zatürre gelişmesi riskini iki şekilde arttırır. Birincisi, bağışıklık sisteminin düzgün çalışması için yeterli miktarda protein ve enerji alınması gereklidir. Kötü beslenme, çocuğun bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olur. İkincisi, kötü beslenen çocuğun solunum kasları daha güçsüzdür, bu nedenle çocuk solunum yollarındaki salgıları gerektiği kadar iyi temizleyemez. Hijyen ve temiz havanın da bu mikroptan korunmada önemli bir yeri vardır. Bazı araştırmalar, el yıkama ve ev içi hava kirliliğinin azaltılmasının da gelişmekte olan ülkelerde pnömokoklara bağlı ölümlerin azaltılmasında önemli bir role sahip olduğunu gösteriyor. Hastalıkların önlenmesinde en etkin korunma yolu ise tabi ki aşılama. Halk arasında zatürre aşısı olarak bilinen konjuge pnömokok aşısı, bebek ve çocukları zatürre, menenjit, kan iltihabı, orta kulak iltihabı ve sinüzit gibi pnömokok hastalıklarına karşı korumak amacıyla üretilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü “konjuge pnömokok” aşısının dünyada beş yaş altı ölümlerin azaltılmasında önemli bir katkısı olduğunu kabul ediyor ve tüm ülkelerde rutin aşı takvimine alınmasını öncelikle tavsiye ediyor. Bu konu hakkında bilgi almak için mutlaka doktorunuza veya size en yakın Sağlık Ocağı’na başvurun. Bu aşı, 2008 yılı Kasım ayı itibariyle ülkemizde Sağlık Bakanlığı aşı takvimi kapsamında ücretsiz olarak uygulanmaya başlandı. * Pnömokok hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için www.pnomokok.com adlı web sitesini ziyaret edebilirsiniz. MAKRO | Dekorasyon Rengarenk raflarla boș köșeleri canlandırın EVİNİZİ YENİLEMENİZ İÇİN KÜÇÜK DEKORASYON OYUNLARI Hayatımızın çok büyük bir bölümü evimizde geçiyor. Günün tüm işlerini bitirdikten sonra ayaklarımızı uzatıp bir fincan çay yudumlarken ya da işten çıkıp kendimizi sıcak yuvamıza attığımızda tüm aile beraber yemek yerken bulduğumuz huzuru başka bir yerde bulamayız. Evimiz, hepimizin sığınağı… Ancak her ev, zaman zaman bazı değişikliklere ihtiyaç duyuyor. Siz de evinizde ufak tefek yenilikler yapıp sıkıntıları evinizden kovalamak istiyorsanız, bazı ipuçlarına ihtiyacınız olacak. İpuçları bizden; gerisi, sizin hayal gücünüze kalmış! İnsan psikolojisinde renklerin çok büyük bir önemi var. Günümüzde renkler, tedavi yöntemi olarak bile kullanılabiliyor. Daha huzurlu hissetmek için, işe evinizdeki renkleri değiştirmekle başlayabilirsiniz. 72 | O c a k -Şu b at 2010 Hepimizin evinde kullanmadığımız alanlar vardır. Bunların başında da girintili-çıkıntılı köşeler, kapı ve dolap üstleri geliyor. Bu tür alanlarda uygulayabileceğiniz en iyi ve basit çözüm, raflardır. Böylece hem depolama için yeni alanlar elde edeceksiniz hem de bu alanları dolu ve canlı bir hale getireceksiniz. Yüksek bir tavanınız varsa, kapılarınızın ve pencerelerinizin üzerine koyacağınız raflara kitaplarınızı yerleştirebilirsiniz. Artık hepimizin çok sık kullandığı kutular da depolama için bu raflara yerleştirilebilir. Ferah bir ev için… Evinizi ferahlatmanın pek çok yolu var. Örneğin duvarlarınızı mavi gibi rahatlık veren bir renge boyayabilirsiniz. Aksesuarlarınızda da camı tercih edin. Camın şeffaflığı evinizi daha aydınlık ve ferah gösterecek. Eğer bütçenizi aşmayacaksa, kalın ve ağır perdelerinizden de kurutulun. Kumaştan, hafif görünümlü perdeleri tercih edebilirsiniz. Dokuma ve doğal görünümlü, yalın desenlerden oluşan kumaşlar mekanları daha aydınlık ve şık gösterir. Odanızın içinde bulunan tüm renk tonlarının duvarlarınızla uyum için olmasına da özen gösterin. Ferah bir ev için, odalarınıza giren güneş ışığını özgür bırakmayı unutmayın! MAKRO | Dekorasyon Eviniz dar mı? Eğer bu soruya “evet” cevabı veriyorsanız, duvarlarınıza bol bol ayna asın. Ayna, odalarınızı belli açılardan bakıldığında neredeyse iki kat daha geniş gösterir ve hacim katar. Bu durum, tabi ki daha çok eşya koymanızı sağlamaz ama en azından odanızda içinizin sıkılmasını önler. Sadece aynalar değil, açık renk duvar boyası da odalarınızı olduğundan daha geniş gösterir. Ayrıca uzun mobilya ve perde seçimi yaparak bu etkiyi pekiştirebilirsiniz. Dar odalarınıza eşya alırken, alacağınız eşyaları iki işlevli olarak düşünüp alırsanız daha az eşyayla daha çok iş yapmış olursunuz. Örneğin bir sehpa alırken, altında raflar olmasına dikkat edin. Böylece ayrı bir gazetelik almak zorunda kalmayacaksınız. Șık ve aydınlık bir hol Eviniz hakkındaki ilk izlenimi holünüz verir. Holler genellikle penceresi olmayan ancak çok sayıda 74 | O c a k -Şu b at 2010 Evinizde yeşili fazla kullanmanız, huzur ve güven yansıtır. Turuncu sayesinde algılarınız açık olur. Mavi sayesinde, içinizdeki ferahlık ve serinlik açığa çıkar. kolon barındıran, karanlık alanlardır. Ancak bu alanlar da birkaç küçük hileyle çekici bir hale gelebilir. İlk olarak holünüzü, açık renk bir boyayla boyamayı veya renkli bir duvar kağıdıyla kaplamayı deneyin. Ortamın birden rahatladığını göreceksiniz. Ayrıca holdeki ışık almayan köşelere küçük spot lambaları yerleştirin. Holünüzdeki duvarları, işlevsel ve dekoratif öğelerle bezemelisiniz. Örneğin holünüze koyacağınız küçük bir konsol ve üzerindeki raflar sayesinde, hem postalarınızın ve anahtarlıklarınızın dağınıklığını engelleyeceksiniz hem de farklı bir atmosfer oluşacak. Dolap niyetine, merdiven boșlukları Merdiven boşluğu olan evlerin en büyük sorunlarından biri, bu boşluğun nasıl değerlendirileceği sorunudur. Yapmanız gereken, holde de olduğu gibi, olabildiğince aydınlık bir boşluk olmasını sağlamak. Işık almayan bu boşluğu aydınlatmak için merdivenlerin altına çeşitli aydınlatma elemanları uygulayabilirsiniz. Ancak bizim size tavsiyemiz, merdiven boşluğuna uygun bir dolap edinmeniz veya yaptırmanız. Ayakkabılar, sık kullanılmayan eşyalar, yazın kışlıklar, kışın yazlıklar, bu dolapta saklanabilir. MAKRO | Gıda Kültürü Gıdalarınızı saklamanız için en doğru yöntemler Soğan, sarımsak… Soğan, sarımsak ve patatesleri, olabildiğince ışık görmeyen yerlerde muhafaza etmeye çalışın. Bu gıdalar ışık gördüklerinde daha hızlı filizlenir ve bozulur. Çürümeyi yavaşlatmak için serin ve karanlık bir mekanda, sepette ya da kendi filesinde saklayın. Meyve ve sebzeler Meyve ve sebzelerinizi buzdolabının bunun için ayrılmış kısmında saklamanız gerekiyor. Her grup için ayrı bir poşet kullanın ve bu poşetlerin üzerinde birkaç tane delik olmasına dikkat edin. Ayrıca, özellikle meyvelerinizi sık sık dışarı çıkarıp oda sıcaklığında tutarsanız çok çabuk pörsür ve bozulması hızlanır. Bakliyat ürünleri Bakliyatlarınızı cam kavanozlarda veya bez torbalarda saklamaya özen gösterin. Kavanozların bulunduğu ortamın kuru ve serin olmasına dikkat edin. Kavanozun ya da torbanın içine 1-2 diş sarımsak koyarsanız, kurtlanmanın da önüne geçebilirsiniz. 76 | O c a k -Şu b at 2010 Sosis, salam, peynir gibi hafif yaş besinleri, yağlı kağıtlara sararak saklayın. Salçalarınız için Hepimiz salçalarla ilgili problem yaşarız. Kapağını açtıktan sonra salçaları mutlaka buzdolabında saklamalısınız. Ancak bu da yeterli olmayabilir; salçaların üzerinde hemen bir yeşillenme oluşur. Bunu önlemek için salçanızın üzerine 1-2 parmak kadar zeytinyağı koyabilirsiniz. Kalan yemekler Öncelikle önerimiz, tabi ki günlük yemek yapmanız olacak. Ancak tabi ki bu her zaman mümkün olmuyor. Akşamdan kalan yemekleri zaman zaman saklamak ve daha sonra tüketmek gerekebiliyor. Bu yemekleri buzdolabında uzun süre saklamak için hava geçirmeyen özel plastik kapları tercih edebilirsiniz. Eğer saklama kabınız yoksa, herhangi bir kaba koyduğunuz yemeği, üzerini streç filmle iyice sararak birkaç gün saklayabilirsiniz. Ayrıca bazı markaların ürettiği vakumlama aletleri ve kaplar sayesinde yiyecekleri çok uzun süreler, tadından hiçbir şey kaybetmeden muhafaza edebilirsiniz. MAKRO | Gıda Kültürü Konserveler… Konserveleri, kutusunu açtıktan sonra hemen tüketmek gerekiyor. Eğer konservenizi bekletmeden tüketemeyecekseniz ya da hepsini kullanamayacaksanız, bir cam kavanozda ve buzdolabında muhafaza etmeniz gerekir. Kurabiyeler, kekler… Fırından çıktığı ilk anda mis gibi kokan ve tazecik olan kurabiyeler ve kekler, kısa sürede bayatlayabiliyor. Bu gıdaların çabuk bayatlamaması için, kapağı çok iyi kapanan teneke bir kutu ya da plastik bir kap kullanabilirsiniz. Ayrıca bu kabın içine 1-2 dilim de elma koyarsanız, kurabiyeleriniz uzun süre taze kalır. Atıștırmalıklar Ayçiçeği, zeytin ya da mısır… Atıştırmalıklar hepimiz için çok cazip lezzetler. Ancak ambalajını bir kere açtıktan sonra çok çabuk bayatladığından zaman zaman sinir bozucu olabiliyor. Cips ve kuruyemiş gibi atıştırmalıkları poşetini açtıktan sonra tamamen tüketemiyorsanız, poşetin içine hava girmesini engellemeye çalışın. Tazelik mandalları ya da başka bir poşete koyup ağzını sıkıca kapatmak uygun bir yöntem olacaktır. Ayçiçek yağı, zeytinyağı ya da mısırözü yağı, yemeklerimizde kullandığımız başlıca yağlar... Bu yağları genellikle tenekelerde alıyoruz ve uzun süre kullanıyoruz. Ancak karanlık yerde muhafaza edilmeyen yağların tadının bir süre sonra acılaştığını unutmayın ve yağlarınızı her zaman mutfağınızın ışık almayan bir bölümünde saklayın. Et, tavuk ve balık Et, tavuk ve balık üzerinde, dışarıda kaldığı her dakika daha fazla bakteri ürer ve bu da insan sağlığı için hiç uygun değildir. Bu gıdaları aldıktan sonra en kısa süre içinde pişirmeli ya da derin dondurucuya koymalısınız. Ekmekler israf olmasın Ülkemizde en çok israf edilen gıdaların başında ekmek geliyor. Gereğinden fazla alınan ve tüketilemeyen ekmekler, küfleniyor ve çöpe atılıyor. Ayrıca sıcak havalar da ekmeğin çabucak küflenmesine neden oluyor. Bunu önlemek için yiyemediğiniz ekmekleri bir poşete koyup buzdolabında saklayabilirsiniz. Yiyeceğiniz zaman buharda ya da tost makinesinde ısıtıp tüketebilirsiniz. Oc a k - Ş ubat 2010 | 77 MAKRO | Beslenme ŞİFA KAYNAĞI Bal üretimi çok eskiye dayanıyor Balın, bir hayvanın salgıladığı, ona zarar vermeden alınabilecek, süt haricindeki tek salgı olduğunu biliyor muydunuz? Ve daha da önemlisi bal, sütten farklı olarak çok uzun yıllar dayanabilir. Bal, düzgün bir şekilde ambalajlanıp depolandığında bozulmayan tek gıdadır. Arıcılık ve bal üretimi, Anadolu topraklarında özellikle Osmanlı döneminde çok güzel günler yaşadı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında sekteye uğrayan arıcılık bugün yine altın günlerini yaşıyor. Ülkemizde üretilen bal çeşitleri, çok değerli olarak tanımlanıyor ve bu balların sağlık açısından pek çok faydası olduğu biliniyor. 78 | O c a k -Şu b at 2010 Mısırlıların arı ve balla ilgilendiklerini gösteren papirüslere çizilmiş resimler bulunuyor. Eski Hint, Yunan, Roma, Sümer, Hitit ve Babil uygarlıkları ile Ortadoğu’da İsrailoğulları incelendiğinde de arı ve balla ilgili oldukları ve tedavi amaçlı olarak balı kullandıkları görülmüş. Mısır piramitlerinde bulunan resimler ve içi bal dolu çanaklar, Mısırlıların en az 5 bin yıl öncesinden beri arıcılıkla ilgilendiğini ve balı bir tedavi ve beslenme aracı olarak gördüklerini gösteriyor. Tutankamon’un mezarında ahşap bir kutu içerisinde bulunan 13 kiloluk bal, 3800 yıldır bozulmadan bugüne kadar ulaşmış. Balın bileşimi Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği, balı şöyle tanımlıyor: “Bal; bal arılarının çiçek nektarlarını, bitkilerin veya bitkiler üzerinde yaşayan bazı canlıların salgılarını topladıktan sonra, kendine özgü maddelerle değişikliğe uğratıp, bal peteklerine depoladıkları tatlı maddeyi ifade eder.” Yani bal, arıların ve bitkilerin ortak ürünüdür. Arı, bal toplamaz; bal yapar. Balın yaklaşık yüzde 80’i değişik şekerlerden, yüzde 17’si sudan oluşur. Geriye kalan yüzde üçlük kısmı, çeşitli değerli enzimler ve maddeler oluşturur. MAKRO | Beslenme Balın içerisindeki mineraller potasyum, klor, kükürt, kalsiyum, sodyum, fosfor, magnezyum, silis, demir, mangan ve bakırdır. Bu minerallerden potasyum, kalsiyum ve fosfor biraz fazladır. Balın içeriğinde bulunan enzimlerin bir kısmı arının salgı bezlerinden bir kısmı da bitkilerden gelir. Doğal ballarda enzim miktarı çok fazla olduğundan en değerli ve kaliteli ballar, doğal olanlarıdır. Bal, bağırsaklardaki probiyotik bakteri florasını çoğaltabildiği için bağışıklık sistemini güçlendirdiği gibi kolesterolü düşürmekle beraber sindirimi kolaylaştırıyor ve kolon kanserini önlemede etkili oluyor. Balın tedavi amaçlı kullanım alanları Bal en az 3000 seneden beri birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılıyor. Son zamanlarda yapılan bilimsel araştırmalar da, balın mucizevi etkilerini gözler önüne seriyor. Balın antiseptik, osmotik, hidrojen peroksit ve asiditesine bağlı çok çeşitli iyileştirici etkileri olduğu, yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıktı. Bal, özellikle böbrek yetmezliği tedavilerinde çok önemli bir yere sahip. Mikroorganizmaların hayatta kalmasını sağlayacak nemden ve sudan yoksun olan balda hiçbir mikroorganizma canlı kalamaz. Bunun içindir ki bal, asırlardır yanık, yara ve deri ülserlerini iyileştirmek için kullanılıyor. Balın yüksek şeker oranı, hipertonisitesini arttırdığı için, etrafındaki bakterilerin suyunu hipertonik alana çekip bakteri hücrelerinin büzüşmesini sağlıyor. Balın içindeki hidrojen peroksit, tıbbi Ülkemizde üretilen bazı bal cinsleri • Kestane Balı • Çam Balı • Narenciye Balı • Yayla Çiçek Balı 80 | O c a k -Şu b at 2010 olarak kullanılan hidrojen peroksitten çok daha üstün. Balın içindeki hidrojen peroksit faal hale, sulandırma sonucunda geliyor. Yani, bal yara üzerine sürüldüğünde hidrojen peroksit yavaşça vücut sıvıları tarafından sulandırılarak etkili hale geliyor. Hem yavaş olarak etkinlik kazanması hem de tıbbi hidrojen peroksitten daha düşük bir yoğunlukta bulunması, balın mikropları öldürüp vücudun hücrelerinin zarar görmemesini sağlıyor. Bal pH’ı 3.2 ve 4.5 arasında olduğu için enfeksiyondan sorumlu bakterilerin çoğalmasını da önlüyor. Bal, içinde birçok polifenol, yani doğal antioksidan olarak işlev gören madde barındırdığı için uzun dönem tüketimi sonucu kanseri önlediği de söyleniyor. Ayrıca, içindeki demir, vücuttaki zararlı oksijen radikallerini zararsız hale getiriyor. Araştırmalara göre bal, aynı zamanda bağırsaklardaki probiyotik bakteri florasını çoğaltabildiği için bağışıklık sistemini güçlendirdiği gibi kolesterolü düşürmekle beraber sindirimi kolaylaştırıyor ve kolon kanserini önlemede etkili oluyor. Bal çeşitleri Bal, temelde çiçek balı ve orman balı olmak üzere iki gruba ayrılabilir. Meyve yetiştiriciliği yapılan ve çiçek veriminin yüksek olduğu bölgelerde genellikle karma çiçek balı elde edilir. Çünkü pek çok bitki aynı anda ya da ardı ardına çiçek açar ve bu da arının karma bir bal yapmasına neden olur. Çeşitli çiçeklerden elde edilen bu karışım, zengin içerikli ve dolgun aromalı olduğu için tercih edilir. Genellikle açık renk ve sıvı halde olan bu ballar, çok değerlidir. Saf çiçek balları, ancak bir bitkinin büyük alanlarda ekildiği yerlerde alınabilir. Örnek olarak, ayçiçeği ve pamuk ballarını verebiliriz. Orman ballarında da durum aynıdır. Karışık ve saf orman balları bulmak mümkün. Örneğin çam balı zamanında doğada az çiçek olduğu için çam balı genelde saf olur. Salgıya çiçek özü karışmaz. Kızılçam ve köknar da salgı sunumu açısından bazen çok zengin olur. Böyle zamanlarda kovanlardan, saf kızılçam ve saf köknar balı hasat edilebilir. MAKRO | Röportaj Çocuk ve gençlerin uyuşturucu ve uçucu madde kullanmaya başlamasının sebepleri nelerdir? Madde bağımlılığına başlamanın, merak, arkadaş grubunun yönlendirmesi, çocukların arkadaşlarına hayır diyememesi gibi birçok nedeni var. Çocuğun arkadaşları tarafından sürekli kullanılması ya da çocuğun örtülü bir depresyon geçirmesi, aile FATİH KILIÇARSLAN içi sorunlar, aile içerisinde anne ya da babadan birinin madde bağımlısı olması, alkol bağımlısı olması da, çocuğun madde bağımlılığında bir etkendir. Bu nedenlerin hepsi ya da sadece biri bile çocuğun yönlenmesinde etkilidir. Madde kullanmayı özellikle çocuğun modelleme ilişkisine bağlayabiliriz. Çocuk ya arkadaşlarından birini ya da anne-babasından birini model olarak alır. Çocuğun çevresinde ve ailesinde böyle modeller varsa, maddeye yönelme riski çok daha yüksektir. Ailede sigara içen ebeveynin olması, çocuğu sigara bağımlılığına yatkın hale getiren en etkin sebeplerden birisidir. Madde bağımlılığı bir sebep değil bir sonuçtur Ülkemizde madde bağımlılığı her geçen gün artıyor ve bu kötü durumdan en büyük yarayı ne yazık ki çocuklar ve ergenler alıyor. Madde bağımlılığına başlamanın birçok sebebi var ancak arkadaş çevresi ve aile faktörü bunların başında geliyor. Makro Vizyon olarak bu sayımızda, Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Sosyal Hizmet Uzmanı Fatih Kılıçarslan’la çocuk ve ergenlerde madde bağımlılığı ve tedavisi üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Madde bağımlılığının bir sonuç olduğunu vurgulayan Kılıçarslan tedavide aile terapisinin çok önemli bir yeri olduğunun altını çiziyor. 82 | O c a k -Şu b at 2010 Bir gencin uyuşturucu madde kullandığı nasıl anlaşılır? Belirtileri nelerdir? Madde ve uyuşturucu kullanan bir çocuğun her şeyden önce tutum, davranış ve psikolojisinde belirgin değişiklikler yaşanır. İçine kapanabileceği gibi aşırı hareketlilik de gözlenebilir. Öfke, kızgınlık patlamalarının yanı sıra yalan söyleme gibi uyum ve davranış sorunları baş gösterebilir. Çocuğun ders kalitesinde düşme, sınıfta kalma ya da okulda öğretmenleri tarafından sürekli uyarı cezaları aldığı gözlenir. Bedeninde belirgin değişiklikler ortaya çıkar. Aşırı kilo kaybı, kollarında iğne izleri, sürekli öksürmesi, gözlerinde kızarıklık, uyku MAKRO | Röportaj düzeninde bozukluk oluşur. Arkadaş grubu değişir, giyim tarzı değişir, kollarında da kesikler görülebilir. Aile içi ilişkilerin bozuk olması madde kullanmaya yönlendirebilir mi? Madde bağımlısı çocukların anne ve babalarının tutumlarında, çocukluk dönemi gelişim sürecinde ciddi olumsuz ve yanlış yaklaşımlar olduğu anlaşılıyor. Madde bağımlılığının, çocuğun yaşadığı birçok olumsuzluğun sonucu olduğunu bilmek gerekiyor. Bunun sebepleri önce aile içerisinde, anne ve babanın çocukla ilişkilerinde aranmalı. Eşler evlilik yaşantısında bir ahenk sağlayamazsa, ilişkilerini duygusal anlamda uyumlu yürütemezse, bu durum çocukların doğumuyla birlikte ortaya çıkan anne ve babalık rolüne de olumsuz yansıyor. Özellikle ekonomik ve eğitim düzeyi yüksek ailelerde, eşler arasındaki iletişim sorunları, boşanmış anne-baba sorunları neticesinde çocuklar psikolojik olarak etkileniyor. Annebabasının çatışma alanı haline gelen çocuk onlardan uzaklaşıyor. Eşler, kendi aralarındaki çatışma ve problemi çocuk üzerinden gidermeye çalışıyor. Dolayısıyla çocuk, sorunun bir parçası haline geliyor. Eşiyle ilişki sorunu yaşayan bir kadın, çocuklarını evi bırakıp gitmekle tehdit ediyor. Anne-baba arasında işbirliği 84 | O c a k -Şu b at 2010 yoksa ilişki problemlerini çocuklar üzerinden gidermeye çalışıyor, çocuklarını kendi sorunlarına alet ediyorlar. Bu, çocukları duygusal ve ruhsal yönden, kişilik gelişimi yönünden olumsuz etkiliyor. Çocuklarını olumsuz alışkanlık ve davranışlardan korumak için anne ve babalar nasıl davranmalıdır? Ebeveynlerin çocuklarıyla açık, duygularını anlamaya dönük ve güvenli iletişim kurabilmeleri gerekiyor. Çocuğun ergenleşme sürecinde yaşadığı ruhsal değişimlerinde destekleyici, yol gösterici yaklaşımlarda bulunulmalı, ihmal ve şiddetten kaçınılmalıdır. Ayrıca çocuğun sınırlarını, yaşamın kural ve değerlerini oluşturabilmesi için rehberlik etmeli ve sağlıklı model oluşturulabilmelidir. Klinik tecrübelerime göre madde bağımlısı çocuklar, çevresinde var olan kötülük karşısında sınırlarını belirleme ve kendisini madde kullanımına teşvik eden arkadaşlarına hayır diyebilme konusunda güçlük yaşıyor. Burada anababanın koruyucu, bağımlı, otoriter ve baskıcı tutumlardan kaçınmaları, hayatın sorumluklarını gelişimine uygun olarak vermeleri, yanlışlıklar karşısında önce ebeveynlerin ‘hayır’ diyerek örnek olmaları önemli rol oynar. Çocuğumuza hayır diyebilmeyi, sınırlarını oluşturmayı eğiterek öğretmeliyiz. Aksi halde yanlış ebeveyn tutumlarımız çocukları riskli hale getirecek ve birçok olumsuz alışkanlık karşısında çocuğumuzu koruyamaz hale geleceğiz. Madde bağımlısı çocuklar nasıl bir tedavi sürecinden geçiyorlar? Anne-babalar, madde kullanan çocuklarda meydana gelen davranış ve fizikî değişiklikler konusunda bilgi sahibi değil. Birçok aile çocuğunun madde bağımlılığını geç fark ediyor. Madde bağımlısı çocuklar genellikle kurban oluyor. Eşler ayrılma noktasına geliyor, uyum sorunu var ve çocuk bu yuvayı kurtarmak için kendini kurban olarak ortaya koyuyor. MAKRO | Röportaj Bir, hatta iki yıl sonra çocuğunun madde kullandığını fark eden anne ve babalar var. Dolayısıyla bu geç kalış, tedavi sürecini de olumsuz etkileyerek, güçleştiriyor. Tedaviyi öncelikle çocuğun istemesi, tedavi sürecine anne ve babanın da katılması gerekiyor. Madde bağımlılığı tedavisi bir ekip işidir. Psikiyatr, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, hemşire ve aile birlikte çalışır. Tedavide koruyucu ve önleyici aile ruh sağlığı yaklaşımlarını ve aile terapisini önemsiyorum. Madde bağımlılığı tedavisinde, sürece aileyi katmadan, ailenin tedavide etkin rol oynamasını desteklemeden kalıcı bir tedavi olması mümkün değil. Öncelikle aileyi tedavi sürecine katılmaya inandırmak lazım. Aile buna inanırsa çocuğuna sonuna kadar yardımcı olur. Madde kullanan çocuklar kendilerini sorunlu hissediyor, problemin kendilerinde olduğunu sanıyorlar. Burada sorunu dışsallaştırmak gerekiyor. Çocuğu soruna madde kullanmanın ittiğini kabul ettirmek gerekiyor. “Ben sorunlu değilim, madde beni sorunlu hale getirdi, ailemle ilişkilerimi bozdu” diye düşünmesini sağlamak lazım. Tedavi sürecinden bahsederken ailenin önemine değindiniz? Aile terapisinin tedavide önemi nedir? Her ailede bir döngü vardır ve aile 86 | O c a k -Şu b at 2010 Madde kullanan çocuklar kendilerini sorunlu hissediyor, problemin kendilerinde olduğunu sanıyorlar. Burada sorunu dışsallaştırmak gerekiyor. Çocuğu soruna madde kullanmanın ittiğini kabul ettirmek gerekiyor. içi problemler kuşaklar boyu artar. Sorunlar miras kalır. Mesela bir vakadan söz edeyim: 4 yaşındayken, yuvaya getirilen bir kadının hikâyesi… Annesi akıl hastası, baba ise evi terk etmiş. Kendisi de 4 yaşında yuvaya bırakılmış. O da küçük yaşta evlenmiş, 16 yaşında hamile kalmış. Şiddet gördüğü için boşanıp kadın sığınma evine gelmiş. Bu patoloji ailede oluşuyor. Babasının 4 yaşında evi terk etmesi bir problem. Annesinin akıl hastası olması problem. Kendisinin küçük yaşta evlenip şiddet görmesi, ayrılıp kadın sığınma evine gelmesi, kendisinin de çocuğunu yuvaya vermesi başka ve daha büyük bir problem. İkinci bir evlilik yapmış, tekrar şiddet gördüğü için ayrılmış. Yine kadın sığınma evine girip ikinci çocuğunu da yuvaya vermiş. Sonuçta da kendisinin sokaklarda yaşaması bir problem… Üçüncü kuşak yani yuvaya bırakılan iki çocuk da muhtemelen problemli olacaklardır. Aile içi patolojiyi çocuk temsil ediyor. Kuşaklar boyu problem var. Muhtemelen kadının anne ve babasının geldiği ailelerde de, yani ondan önceki kuşakta da problem vardı. İkinci vaka ise, ailenin bir probleminin çocukta patolojik olarak ortaya çıkması… Madde bağımlısı çocuklar genellikle kurban oluyor. Eşler ayrılma noktasına geliyor, uyum sorunu var ve çocuk bu yuvayı kurtarmak için kendini kurban olarak ortaya koyuyor. Aile, çocuğun sorunlarını çözmek için bir araya geliyor. Tüm bunlar aile terapisinde ortaya çıkan sonuçlar… Çocuk farkında olmadan madde bağımlısı oluyor. Terapi sırasında, seanslar ilerledikçe hikâyeyi öğreniyorsunuz ki, çocuk bir kurban… Madde bağımlılığı bir sebep değil bir sonuçtur. MAKRO | Çocuk Sözcük kutusundaki sözcükleri dairelerin içine öyle yerlefltir ki birinin son hecesi di¤erinin ilk hecesi olsun. Haz›rlayan: Orhan Akcan MESL E SARM K AL LAMA MANDAL CEREN LEMAN G‹TAR PINAR DESEN MASA LATA GALA DALGA RENG‹ 8 7 JALE TARLA SENCE TAKA SADE KAPI NARLAR 4 LE MAN 2 3 JA 6 1 5 1. Yemek yapan kifli. 2. Mektuplar›m›z› getirir. 3. Mevye ve sebze satar. 4. Bizi tehlikelerden korur. 5. Hastaland›¤›m›zda ona gideriz. 6. Topra¤a ekin eker. 7. ‹laç satar. 8. Ekmek yapar. FIKRA NASIL ANLAYAYIM? Can, bakkaldan bir paket çikolata al›r. Aradan on dakika geçmeden k›zg›n bir flekilde bakkala geri döner: -Az önce ald›¤›m çikolata bozuk ç›kt› bakkal amca. Param› geri istiyorum, deri. Bakkal: -Peki Can ama çikolatan›n hepsini yemiflsin, der gülümseyerek. Can’›n cevab› ilginçtir. -Yemeden bozuk oldu¤unu nas›l anlayacakt›m bakkal amca. 88 | O c a k -Şu b at 2010 Uzay arac›n› Dünya’ya indirebilir misin? MAKRO | Çocuk Oc a k - Ş ubat 2010 | 89 MAKRO | Tarif Şefin Salatası (4 kişilik) Malzemeler 1 adet iceberg, 1 bağ roka, 1 bağ maydanoz, 4 adet orta boy kabuğu soyulmuş domates, 2 adet kabuğu soyulmuş salatalık, 5 adet orta boy kornişon turşu, 4 kibrit kutusu büyüklüğünde küp doğranmış beyaz peynir, 1 çay bardağı haşlanmış tane mısır, 1 çay kaşığı pul biber, zeytinyağı ve limon suyu. Hazırlanışı Zeytinyağı, limon suyu ve mısır hariç tüm malzemeler iri doğranıp karıştırılarak servis tabağına alınır. Malzemelerin üzerine zeytinyağı, limon ve mısır ilave edilerek servise sunulur. Sahanda Patlıcanlı Kuzu Pirzola (4 kişilik) Malzemeler 16 parça kuzu pirzola, 2 adet patlıcan, 4 adet kabuğu soyulmuş orta boy domates, 2 adet orta boy kuru soğan, 4 adet sivri biber, 4 diş sarımsak, 100 gram margarin, yarım demet maydanoz, yarım demet dereotu, 1 yemek kaşığı kekik, tuz ve su. Hazırlanışı Tavaya yağın yarısı konularak eritilir ve etler alt-üst yapılarak kızartılıp geniş bir tavaya dizilir. Etlerin üzerine halka şeklinde kesilmiş patlıcanlar dizilerek ayrı bir tavada kalan yağ eritilip ince kıyılmış soğan ve sarımsak kavrulur. Biber, küp doğranmış ve kabuğu soyulmuş domates ilave edilerek 4-5 dakika daha kavrulur. Tuz ve su ilave edilip 3 dakika daha kaynatılır. Tepsideki etlerin üzerine dökülür ve kapağı kapatılarak 10 dakika daha pişirilir. Maydanoz ve kekikle süslenerek servis edilir. 90 | O c a k -Şu b at 2010 MAKRO | Tarif Kakaolu Muffin (4 kişilik) Malzemeler 2 su bardağı un, yarım su bardağı toz şeker, 1 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya, 1 su bardağı süt, 3 çorba kaşığı kakao, 1 çay bardağı bitkisel sıvı yağ, 1 yumurta, bir tutam tuz. Hazırlanışı Fırınınızı 180 dereceye ayarlayın. Muffin kalıplarınıza kağıtlarını koyup hazırlayın. Yumurta ve şekeri mikserle iyice çırpın. Bu esnada vanilyayı ekleyin. Ardından süt ve yağı ekleyip çırpmaya devam edin. Un, kabartma tozu, tuz ve kakaoyu da ekleyip pürüzsüz bir hale gelene kadar çırpın. Ardından hazırladığınız hamuru kalıplara döküp önceden 180 dereceye ısıttığınız fırında, 20 dakika pişirin. Sakız Kabağı Çorbası (4 kişilik) Malzemeler 2 adet orta boy kabak, 1 adet orta boy kuru soğan, 1 tutam dereotu, 1 su bardağı yoğurt, 2 yemek kaşığı un, 50 gram margarin, su ve tuz. Hazırlanışı Tencereye yağ konularak eritilir ve soğan ilave edilip pembeleşene kadar kavrulur. İnce kıyılmış kabak ve tuz ilave edilip 3-4 dakika karıştırılır. Ardından su ilave edilir ve 20 dakika ağır ateşte pişirilir. Pişen malzeme blender’dan geçirilip tekrar tencereye konur. Ayrı bir kapta yoğurt ve un koyu bir kıvam alana kadar karıştırılıp çorbanın içerisine ilave edilir. 3-4 dakika daha kaynatılıp dereotu ilavesiyle servis edilir. 92 | O c a k -Şu b at 2010 MAKRO | Bulmaca 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 94 | O c a k -Şu b at Soldan sağa: Yukarıdan aşağıya: 1. Bir atasözümüz. 2. Bir soru sözü – Karışık renkli – Kaz Dağları’nın mitolojik devirlerdeki adı – Taneli bir meyve. 3. Bir organımız – Dalkavuk – Boyun eğen. 4. Güven – Samsun’un bir ilçesi. 5. Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama – Osmanlı İmparatorluğu’nda, Macaristan ve Hırvatistan’daki sancak beylerine verilen isim – İnsan vücudunun dış yüzü – Telgraf alfabesi. 6. Öğüt – Çeşit – Kişi, kimse. 7. Yılın on iki bölümünden her biri – Damarlarda dolaşan yaşamsal sıvı – Ülkemizin en büyük gölü – Kriptonun simgesi. 8. Engel – Yol üzerindeki çukur – Kimi yörelerde ağa yerine kullanılan sözcük. 9. Bir nota – Değiş tokuş – Güreşte bir oyun. 10. Dingil – Taşıt dizisi – Baston. 1. Çocuk sahibi kadın – Makromarket’in 2010 yılının ilk mağazasını açtığı Etlik semtinin bulunduğu ilimiz. 2. Bir bağlaç – Bir işi yapma, yerine getirme - Bir şeyin eksiğini tamamlamak için ona katılan parça. 3. Bir besin maddesi – Gözü açık, uyanık. 4. Yenme, yengi. 5. Vilayet – Gökteki ay – Bayramlarda, şenliklerde kurulan süslü kemer. 6. Mesnet – Kiloamperin kısaltması. 7. Satrançta bir taş – Güç, derman. 8. Afrika’da bir ırmak – Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi’nin kısaltması. 9. Hak ve hukuka uygunluk. 10. Osmanlılarda tarih yazarlarına verilen ad. 11. İsim – Gözlem. 12. En kısa zaman süresi – Anlamlı işaret. 13. Ameliyattan önce verilen uyutucu madde – Gözleri görmeyen. 14. Karakter – Sarkaç, pandül. 15. Örnek, göstermelik. 2010 Bulmacay› do€ru çözüp gönderen 30 flansl› okuyucumuza 27 TL değerinde Gilette Fusion Power Tıraş Makinesi armağan ediyoruz. Ad, Soyad Doğum Tarihi Meslek Adres : : : : Telefon (cep) : (iş) (ev) E-mail : POSTA ADRESİ: Şeref Makromarket San. ve Tic. A.Ş. Saray Mah. Gıdacılar Cad. No:11 PK: 06980 Kazan-Ankara / Tel: (0312) 815 47 05 MAKRO VİZYON l OCAK-ŞUBAT 2010 SAYI 16
Benzer belgeler
Ocak - Şubat 2009 Sayı:10
Makromarket Adına Sahibi
Mustafa Songör
Genel Yayın Yönetmeni
Nuray Erdoğan
Yazı İşleri Müdürü
Hünkar Sibel Görel
Yazı İşleri
Özlem Bayrak
Grafik Tasarım
Murat Çakır
Reklam Tasarım
Zafer Mert
Coşku...
Ocak - Şubat 2011 Sayı:22
Makromarket Adına Sahibi
Mustafa Songör
Genel Yayın Yönetmeni
Nuray Erdoğan
Yazı İşleri Müdürü
Hünkar Sibel Görel
Yazı İşleri
Özlem Bayrak
Grafik Tasarım
Murat Çakır
Reklam Tasarım
Zafer Mert
Coşku...