Ocak - Şubat 2009 Sayı:10
Transkript
Ocak - Şubat 2009 Sayı:10
MAKRO | Editör 2009’da Makro Vizyon ile gülümseyelim 2008 yılını geride bıraktık ve 2009 yılına yepyeni umutlarla başladık. Yeni bir yıla başlamış olmanın coşkusu ne yazık ki geçmiş senelerdeki gibi yoğun değil. Dünyada yaşanan olumsuzluklar ve küresel ekonomik kriz, 2009 yılının nasıl geçeceği konusunda pek çok kişiyi kaygılandırıyor. Yılın bu ilk sayısında Makro Vizyon, sizlere umut dolu mutlu bir yıl geçirmenin ipuçlarını veriyor. Mutlu olmak çok zor değil. Önemli olan, umudumuzu asla yitirmemek ve daha ulaşılabilir hayallerin peşinden koşmak. Geçtiğimiz yıl neler konuştuk, neler yaşadık, nelere sevindik ve nelere ağladık şöyle bir geriye dönüp baktığımızda, 2008 yılını her anlamda nasıl dolu bir gündemle geçirdiğimiz gözler önüne seriliyor. Tüm dünyada, hakkında felaket senaryoları yazılan 2009 yılını güzel kılmaksa, yine sizlerin elinde. Bayram ve yılbaşı bitti derken, özel günlerin heyecanı sürmeye devam ediyor. Dayanışmanın ve paylaşımın önemini ortaya koyan Aşure Günü’nde Makromarket olarak müşterilerimizi unutmadık ve hem mağazalarımızda Aşure dağıtarak, hem Keçiören Huzurevi’ndeki yaşlılarımızı ziyaret ederek hem de muhteşem hediyeli bir Aşure Yarışması düzenleyerek bu özel günü daha da özel hale getirmeye çalıştık. Hemen ardından gelen 14 Şubat Sevgililer Günü’yse, sevgimizi ifade etmek için yine çok özel bir gün. Yılın ilk aylarından itibaren sevgi dolu günler geçirmeye ve gülümsemeye başlayabilirsiniz. Dopdolu içeriğimizle her sayımızda pek çok önemli konuya yer vermeye özen gösteriyoruz. Dünya ve Türkiye açısından ekonomik anlamda sıkıntılı günler geçirdiğimiz bu günleri daha rahat atlatmak için biraz tasarruf etmekte fayda var. Evlerinizde enerji tasarrufu yapabileceğiniz gibi, uygulayacağınız basit yöntemlerle kağıt israfının da önüne geçebilirsiniz. Böylece hem ev ekonominize hem de çevrenize büyük katkı sağlayabilirsiniz. Makro Vizyon’un Ocak-Şubat sayısı, tasarruf konusunda önemli ipuçlarına yer veriyor. Her sayıda insanlık tarihi açısından önemli kişilerin portrelerine yer verdiğimiz Makro Vizyon’da, bu sayı da yine çok önemli bir ismi sayfalarımızda bulacaksınız. Büyük Türk ve İslam bilginlerinden biri olan ve tıp alanındaki çalışmalarıyla bugün modern tıbba bile ışık tutan İbn-i Sina’yı şimdi çok daha yakından tanıyacaksınız. Makro Vizyon’da nostalji Issız Adam filmiyle bir nostalji furyasıdır gidiyor. Unutulan 45’likler saklandıkları yerlerden çıktı ve bizleri çok sevdiğimiz eski şarkılara yeniden kavuşturdu. Biz de sizi bu sayımızda çok özlediğimiz ve şarkılarını büyük-küçük ezbere bildiğimiz Nil Burak ile buluşturuyoruz. Nil Burak ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, televizyonun olmadığı radyolu yıllara uzanacak ve geçmiş günleri bir kez daha anma fırsatı bulacaksınız. Makro Vizyon olarak yeni yılınızı kutluyor ve keyifli okumalar diliyoruz. MAKRO | İçindekiler s 30 GÜNCEL 24 Bir kaşıkta kırk tane: Aşure s ÖYKÜ 26 Yunus Meşkul: Yoldan Ötesi Gurbettir s EĞİTİM 28 Ayşe Gür: Bazen Susmak Lazım s TEMİZLİK 32 Doğaya konsantre olun Konsantre deterjan kullanın s GÜNDEM 34 Enerjiyi harcama değil depolama zamanı s TASARRUF 36 Nefes almak istiyorsanız, kağıt israf etmeyin s HABERLER 6-22 2008 GÜNDEMİ 38 2008’de bunları konuştuk! s 2009’da ve her zaman gülümseyelim! s s KAPAK 30 GÜNCEL 46 Yasak elmayla başladı aşkımız l 365 Makromarket müşterisi muhteşem hediyelerine kavuştu l Makromarket Keçiören Huzurevi’nde l “1 Milyon İyi İnsan Aranıyor” kampanyasına Makromarket’ten tam destek l Tüketicilerinden Makromarket’e teşekkür l Makromarket’te eğlence eksik olmuyor l Makromarket’ten Aşure yarışması l Makromarket mağazalarında Aşure Günü coşkusu l Şeref Songör’e 3 anlamlı ödül birden l Makromarket büyümeye devam ediyor l Mersin’de makro kaliteli hizmet yaygınlaşıyor l Makromarket’ten zihinsel engelli gençlere büyük destek l Makro Kart Gold’dan 1200 süper hediye l Makromarket’ten yeni yıla özel kampanyalar l Makromarket’ten cebinizi ısıtan bir kampanya l Nestle’den bol “parapuan”lı 100. yıl kutlaması l Makromarket’te Yayla Bakliyat ürünleri kazandırıyor 4 | O c a k - Ş u b at 2009 s GÖZ NURU 48 Kışın vazgeçilmezi örgüler s SAĞLIK 50 Aç bir soda! İlaç niyetine… s RÖPORTAJ 52 Nil Burak s 48 RÖPORTAJ 54 Atalay Baytek Baytekler Gıda Genel Müdürü s 52 RÖPORTAJ 56 Kadir Çobanoğlu s RÖPORTAJ 58 Ankara Bölge Müdürlüğü s RÖPORTAJ 62 Kayseri Bölge Müdürlüğü s RÖPORTAJ 64 Konya Bölge Müdürlüğü s RÖPORTAJ 68 Mete Kurt s BİR PORTRE 72 İbn-i Sina Makromarket Adına Sahibi Mustafa Songör Genel Yayın Yönetmeni Nuray Erdoğan Yazı İşleri Müdürü Hünkar Sibel Görel Yazı İşleri Bikem Öğünç Grafik Tasarım Murat Çakır Reklam Tasarım Zafer Mert Aydın Güdüllü Cenk Atarer Mücahit Aktaş Fotoğraf Salih Yılar Yayına Hazırlık s SAĞLIK 76 Sağlık için hijyenik ambalaj 80 s GIDA KÜLTÜRÜ 78 Dört mevsim dondurma keyfi s 82 MAKRO VİZYON OCAK/ŞUBAT 2009 SAYI: 10 GÜNDEM 80 Filistin yanıyor, İsrail ölüm saçıyor, bu zulmü lanetliyoruz s s s 82 Lezzetli Tarifler 84 Pratik Bilgiler 86 Ödüllü Bulmaca Bahçelievler Mh. Talatpaşa Cd. Köroğlu Sk. Keskin 2 Apt. No:9/2 Bahçelievler / İstanbul Tel: 0212 441 37 08 www.medyapan.com Renkayrım/Baskı ve Cilt Impress Yayın Türü Yerel Süreli Yönetim Yeri Şeref Makromarket A.Ş. Saray Mah. Gıdacılar Cad. No: 11 06980 Sarayköy - Kazan / Ankara www.makromarket.net [email protected] O c a k - Ş u b at 2 0 0 9 | 5 MAKRO | Haberler 365 Makromarket Araba talihlileri... müşterisi muhteşem hediyelerine kavuştu Makromarket, düzenlediği kampanyalarla tüketicilerini mutlu etmeye devam ediyor. Her yıl düzenlediği kampanyalarına kriz ortamında da devam eden ve tüketicilerinin yüzünü güldüren Makromarket, “Makromarket’ten 365 Muhteşem Hediye” kampanyası sonucunda, ödül kazanan talihlilere hediyelerini dağıttı. 8 Kasım tarihinde gerçekleştirilen tören, oldukça renkli geçti. Makromarket, düzenlediği kampanyalarla ödül dağıtmaya hız kesmeden devam ediyor. “Makromarket’ten 365 Muhteşem Hediye” kampanyası kapsamında tüketicilerine hediye dağıtan Makromarket, tüketicilerinin yüzünü güldürüyor. Gerçekleştirilen ödül töreninde kampanya kapsamında 25 adet Renault Symbol, 100 adet Datron Plazma, 125 adet Samsung Digital Fotoğraf Makinesi ve 115 adet Datron Notebook dağıtan Makromarket, Ankara’dan 16, Konya’dan 3, Malatya’dan, Samsun’dan, Mersin’den, Kırıkkale’den, Antalya’dan ve Karaman’dan birer kişi olmak üzere toplamda 25 kişiyi araba sahibi yaptı. Ödül törenine katılan ve talihli tüketicilerin mutluluğunu paylaşan Makromarket Genel Müdürü Mustafa Songör, “Bu tür kampanyaları yılda bir yapıyoruz ve Makromarket’in kampanyaları bitmiyor. Bunları basın aracılığıyla da tüketicilerimize duyuruyoruz. Tüketicilerimizle el ele olmak, onları mutlu etmek bizim için en güzel 6 | O c ak - Ş u b at 2009 duygu” diye konuştu. Yaşanan ekonomik krizin kampanyalarını etkilemeyeceğinin altını çizen Songör şunları söyledi: “Her geçen gün Türkiye’de rekabet koşulları ağırlaşıyor. Bu kriz ortamında müşterilerimize daha kazançlı alışveriş olanakları sunmalıyız ki onlar da bizleri daha çok tercih etsinler. Bu anlamda üzerimize düşen her şeyi tüketicilerimiz için yapmaya hazırız. Tabi israfla masrafı birbirine karıştırmadan hareket etmeye çalışıyoruz. Kriz olmasına rağmen yatırımlarımıza da devam ediyoruz.” Mustafa Kuş İstanbul Yolu mağazasından alışveriş yaptım ve şansım bana güldü. Telefon geldi ve bir hanımefendi müjdeli haberi bana iletti. İnanamadım önce, buraya gelince inandım doğru olduğuna. Firma çalışanlarına ve sahiplerine çok teşekkür ederim. Allah onlara daha bol kazanç versin. Bütün kazananlara hayırlı olsun. Kazasız belasız gezmeler nasip etsin. Nuhit Olgu Alışverişlerimizi Abidinpaşa’daki Makromarket’ten yapıyoruz. Aşağı yukarı 2 ay önce kuponları teslim etmiştik. Daha sonra bir arkadaşım vasıtasıyla kazandığımı öğrendim. Makromarket’e büyük listeler asılmıştı zaten. Sonra da internetten sorguladık ve doğru olduğunu gördük. Çok sevindik tabi. Makromarket gerçekten tüketicilerin tüm ihtiyaçlarına cevap veren bir zincir. Çok teşekkür ediyoruz. Şansımızı denemeye devam edeceğiz. bizim için. Hayatta böyle şeylerin olduğuna inanmazdım. Makromarket bunu gerçekleştirdi, teşekkür ediyorum. Özgür Şahin Çekilişe Abidinpaşa Makromarket’ten katıldık. Arabayı kazandığımızı öğrendiğimiz gün, bir pazar günüydü. Bize haber vermek için gelmişler ancak biz o ara alışveriş merkezinde olduğumuz için karşılaşamadık. Komşularımız telefon açtılar, “Araba kazandınız” diye. Biz de o ara tesadüfen gezdiğimiz alışveriş merkezinde bir arabaya bakıyorduk. Makromarket’in çekilişine katılmıştık acaba bize de çıkar mı derken, aradan yarım saat geçti, bu haberi aldık. Çok mutluyuz. Makromarket’ten alışveriş yapmaya devam edeceğiz. Onur Hazinadaroğlu Çok ciddi bir sürpriz oldu bu benim için. İstanbul Yolu mağazasından alışveriş yapmıştım. Haberi aldığımda kuzenimin düğünündeydim; çifte mutluluk oldu Şerife Cengiz Abidinpaşa mağazasından alışveriş yaptım. Eşimin bir arkadaşı telefon edip araba kazandığımızı haber verdi. Çok sevinçliyim. İnsan herhalde hayatında böyle büyük hediyeleri nadiren alır. O yüzden çok güzel bir duygu. Yıllardır Makromarket’ten alışveriş yapıyorum; bu bize çok güzel bir jest oldu. Çok teşekkür ediyoruz. edeceğiz. Makromarket’e böyle kampanyalar düzenlediği için çok teşekkür ediyoruz. Nurullah Tokmak Abidinpaşa mağazasından alışveriş yapıyoruz, çekilişe de oradan katıldık. Tüm ihtiyaçlarımızı Makromarket’ten temin ediyoruz. Çekiliş sonuçlarını telefonla arayıp bildirdiler, çok sevindik. Eşe dosta da söylemişler, herkes çok sevindi. Yakında oğlumuz evlenecek; çok güzel bir düğün hediyesi oldu bu. Arabayı da gelin arabası yapacağız. Halime Aydın Her zaman Keçiören Makromarket mağazasından alışveriş yapıyoruz. Araba kazandık ve çok mutluyuz. Telefonda müjdeli haberi verdiler ve çok sevindik. Hem alışveriş yapmaya hem de şansımızı denemeye devam Oc a k - Ş ubat 2009 | 7 MAKRO | Haberler Keçiören Huzurevi’nde kalan kimsesiz yaşlılarla birlikte geçirdi. Bereket, paylaştıkça artar; gelenekler de yaşatıldıkça devam eder. Bu inançla hareket eden Makromarket, Aşure Günü’nün manevi tadını ve bereketini zamanında çok güzel yaşamış olan büyüklerimizle birlikte tekrar yaşadı ve onların yüzünü güldürdü. Makromarket yönetimi ve personeliyle Keçiören Huzurevi’ne yapılan ziyarette yaşlılarımıza ve Huzurevi personeline Makromarket tarafından Aşure ikramı yapıldı. Ziyarette yaşlılar, eskiden Aşure Günü’nde yaşadıkları güzel hatıralarını ve geleneklerini de paylaştı. Aşure ikramının yanı sıra Huzurevi’nde kalan yaşlılara 200 adet çiçek, çikolata ve kolonya da hediye edildi. Ziyaretten dolayı çok memnun olduklarını dile getiren Huzurevi sakinleri, Makromarket’e böyle bir geleneği yaşatmaya devam ettikleri ve kendileriyle de güzel bir günü paylaştıkları için teşekkür ettiler. MAKROMARKET KEÇİÖREN HUZUREVİ’NDE Hicri takvime göre Muharrem ayının onuncu günü geleneksel olarak kutlanan Aşure Günü, tüm manevi gücü ve bereketiyle Makromarket’te de yaşanıyor. Makromarket, bu yıl Aşure Günü vesilesiyle Keçiören Huzurevi’ni ziyaret etti ve bu anlamlı günde yaşlılarımızın yüzünü güldürdü. Anadolu’da, “Her kim Aşure Günü’nde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da yılın tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder” inancına göre, Aşure Günü’nde aile ve komşunun yanı sıra kimsesiz, 8 | O c ak - Ş u b at 2009 yetim ve fakir kişilere de ikramda bulunularak bu inanç yaşatılmaya çalışılıyor. Paylaşmanın ve ikramın çok güzel ifade edildiği ve her yıl geleneksel olarak yaşattığımız geleneklerimizden biri olan Aşure Günü’nü, Makromarket çalışanları, MAKRO | Haberler ” r o ıy n a r A n a s İn i İy “1.000.000 KAMPANYASINA MAKROMARKET’TEN TAM DESTEK Makromarket, Türk Kızılay Derneği’nin 2008 yılında başlattığı “1.000.000 İyi İnsan Aranıyor” kampanyasına tam ve gönüllü destek veriyor. Ülkemizdeki toplam gönüllü kan bağışı miktarını 600 binden 1 milyona yükseltmek ve kan ihtiyacının tamamen gönüllü, bilinçli ve düzenli kan bağışçılarından karşılanmasını sağlamak amacıyla Kızılay tarafından yürütülen “1.000.000 İyi İnsan Aranıyor” kampanyasına, Makromarket, 4 bin çalışanı ve milyonlarca müşterisiyle tam destek veriyor. Bu destek kapsamında, Makromarket bünyesinde de gerçekleştirilen “1.000.000 İyi İnsan Aranıyor” kampanyasının ilk adımı atıldı. 20 Aralık Cumartesi günü, Makromarket Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Songör ve Türk Kızılayı adına Orta Anadolu Bölge Kan Merkezi Müdürü Uz. Dok. Mehmet Sayğan arasında Makromarket Genel 10 | O c a k -Şu b at 2009 Merkezinde imzalanan protokol kapsamında Makromarket, Ankara’da bulunan 70 mağazasının personeli, sonrasında Türkiye genelindeki mağaza personelleri ve milyonlarca müşterisiyle birlikte resmi olarak “1.000.000 İyi İnsan Aranıyor” kampanyasının gönüllü bağışçısı oluyor. Törende konuşma yapan Makromarket Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Songör, “Kızılay’a yardımcı olmayı, insan olarak kendimize yardımcı olmak olarak görüyoruz. Bu tarz uygulamaları her zaman desteklemeye gayret ettik. Bundan sonra buna devam edeceğiz” dedi. Bu kampanyayla birlikte, çok sayıda Makromarket personeli ve müşterisinin gönüllü kan bağışında bulunması bekleniyor. MAKRO | Haberler TÜKETİCİLERİNDEN MAKROMARKET’E TEŞEKKÜR Makromarket düzenlediği kampanyalarıyla ve sosyal sorumluluk bilinciyle, tüketicilerinin yanında olmaya devam ediyor. İhtiyacı olanların yanında durmaya ve tüketicilerinin yüzünü güldürmeye devam eden Makromarket’e teşekkür mektupları yağıyor. Perakende sektöründe hizmet vermeye başladığı günden beri kaliteli çizgisini bozmayan ve hizmette çizgi ötesi anlayışıyla faaliyetlerini sürdüren Makromarket, tüketicilerinden takdir topluyor. Makromarket, sosyal sorumluluk anlamında gerçekleştirdiği yardımlarla ihtiyaç sahiplerine ulaşmayı başarıyor. Son olarak Ekim ayında Huggies çocuk bezleriyle birlikte bir kampanya düzenleyen Makromarket’e, Hüseyin Özgü isimli tüketici, 18 Aralık tarihli mektubunda şu cümlelerle teşekkürlerini iletiyor: “Sizlere çok teşekkür ederim. Ekim ayında Makromarket & Huggies bezleri olarak düzenlemiş olduğunuz kampanya ile 16 yıldır çocuk bezi kullanan 16 yaşındaki yüzde yüz özürlü kızım Elif Özgü’nün bir yıllık çocuk bezi ihtiyacını (27 adet İkiz Paket bez ile) karşılamanızdan dolayı minnettarlığımı belirtmek isterim. Makromarket olarak vermiş olduğunuz kaliteli hizmeti sürekli izlemekteyim. Hele hele ihtiyaç sahiplerine yapılan bu destek, bu farklı hizmet, her türlü takdirin üzerindedir. Gazino-1 şubenizden Sn. Ercan Berber Bey’e bilhassa yakın ilgisinden dolayı çok teşekkür ederim.” MAKROMARKET’TE EĞLENCE EKSİK OLMUYOR Makro kaliteli hizmet anlayışıyla hareket eden Makromarket, satış hizmeti dışında gerçekleştirdiği aktivite ve sosyal sorumluluk çalışmalarıyla da müşterilerine ve topluma karşı sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmeyi hedefliyor. Çizgi ötesi hizmet anlayışına uygun bir şekilde belirlediği bu hedef doğrultusunda Makromarket, mağazalarında müşterilerine yönelik gerçekleştirdiği eğlence ve sosyal içerikli aktivitelerle, onlara hayatın koşuşturması içinde farklı 12 | O c a k -Şu b at 2009 mutluluklar yaşatıyor. Sosyal sorumluluk çalışmalarında müşterilerini de çalışmalarına ortak ederek, topluma karşı olan sosyal ve manevi yükümlülüklerini gönülden yerine getirmeye çalışıyor. Makromarket Karaman Mağazası’nda 29 Kasım Cumartesi günü düzenlenen aktivite kapsamında, konserden tiyatro gösterisine kadar farklı eğlence seçenekleriyle 7’den 77’ye herkese hitap eden bir eğlence düzenlendi. Etkinlikler kapsamında, genç ve başarılı bir grup olan Grup Yağmur, kendi şarkılarından ve herkesin bildiği, sevdiği popüler şarkılardan oluşan bir konser verdi. Büyük bir coşkuyla geçen konserin ardından Makromarket bünyesinde bulunan profesyonel oyunculardan oluşan tiyatro ekibi, herkes tarafından sevilen geleneksel oyunlarımızdan orta oyunu ve Hacivat-Karagöz gösterilerini sahneledi. Aktivite kapsamında çocuklara yönelik yarışmalar düzenlendi ve sürpriz hediyeler dağıtıldı. “Şimdi Eğlence Zamanı” adı altında gerçekleştirilen etkinliklere, Makromarket Konya Bölge Müdürü Hamdi Cömert, Makromarket Konya Bölge Yöneticileri ve çok sayıda müşteri katıldı. Makromarket, Karaman’da düzenleyeceği farklı ve sürpriz etkinliklerle Karaman halkıyla her zaman bir araya gelmeyi hedefliyor. MAKRO | Haberler Makromarket mağazalarında Aşure Günü coşkusu Makromarket’e 3 anlamlı ödül birden Perakende sektöründe hizmet vermeye başladığı günden beri sosyal sorumluluk projelerinden desteğini esirgemeyen Makromarket Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Songör, Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği (TOFD), Kızılay ve Zihinsel Engellileri Koruma ve Aileleri Dayanışma Derneği (ZİENKAD) tarafından 3 ayrı ödüle layık görüldü. Makromarket ödüle doymuyor Tüketicilerinin hiçbir özel gününü unutmayan Makromarket, Aşure Günü’nü de unutmadı. Konya’daki mağazalarında Aşure dağıtan Makromarket, müşteri memnuniyetine verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu. Yatırımlarına hızla devam eden Makromarket, özel günleri de unutmuyor. Aşure gününde Mevlana, Aydınlık ve Konya Merkez mağazalarında, yemekhanelerde yapılan aşureleri dağıtan Makromarket, müşterilerinden takdir topladı. Hem tatlı yiyen hem de alışveriş yapan tüketiciler, Makromarket’e bu duyarlı davranışından ötürü teşekkürlerini iletti. 14 | O c a k -Şu b at 2009 Türkiye’deki pek çok derneğe maddi ve manevi destek sağlayan Makromarket, üç ayrı dernekten ödül ve teşekkür plaketiyle onurlandırıldı. Son olarak merkezi İstanbul’da bulunan ve Bakanlar Kurulu kararıyla kamu yararına çalışan, izinsiz yardım toplayan dernekler statüsünde bulunan TOFD’nin Ankara şubesinden teşekkür plaketiyle ödüllendirilen Şeref Songör, Kızılay ve ZİENKAD’dan da 2 ayrı ödül aldı. Makromarket sosyal sorumluluk projelerine destek vermeyi sürdürecek. Makromarket’ten Aşure yarışması Makromarket, mutfağına güvenen hanımları çok anlamlı bir yarışmaya davet ediyor: Aşure Yarışması. Besleyici özelliğinin yanı sıra bereketi de vurgulayan bu tatlının önemini belirtmek için düzenlenen yarışmaya tüm Makromarket müşterisi hanımlar katılabiliyor. Yarışmaya katılmak için öncelikle Makromarket mağazalarında bulacağınız katılım formunu doldurmanız ve 15 Ocak akşamına kadar Makromarket mağazalarında bulunan müşteri hizmetlerine teslim etmeniz gerekiyor. 6 ilimizin en güzel aşureleri, 17 Ocak Cumartesi günü saat 13.00’da, Ankara İstanbul Yolu, Konya Merkez, Karaman, Malatya, Samsun ve Kırıkkale Makromarket mağazalarında seçilecek. Makromarket müşterileri ve mağaza yöneticilerinden oluşacak jüri tarafından seçilecek olan en güzel Aşureler, ‘Makro Para Kart’ların yanı sıra birçok sürprizle ödüllendirilecek. 1.’ye 500 TL değerinde Makro Para Kart, 2.’ye 300 TL değerinde Makro Para Kart, 3.’ye 150 TL değerinde Makro Para Kart ve sonraki 17 yarışmacıya 50 TL değerinde Makro Para Kart hediye edilecek. En güzel Aşureyi siz hazırlayın, en büyük hediyeyi kazanın. Aşure geleneğimizi hep beraber yaşayalım, yaşatalım! MAKRO | Haberler Makromarket büyümeye devam ediyor Mersin’de makro kaliteli hizmet yaygınlaşıyor Perakende sektöründeki büyümesini hızla sürdüren Makromarket, Samsun Kaya Alışveriş Merkezi’ni de bünyesine kattı. Kısa zamanda ulusal bir perakende zinciri olmayı başaran Makromarket, geçtiğimiz dönemde de Ankara Nazar mağazalarını ve farklı illerde faaliyet gösteren Afra ve Kayseri Ofis-Evim marketlerini bünyesine katmıştı. Daha önce Samsun’da da şubesi bulunan Afra’ları satın alan Makromarket, Samsun Perakendeciler Derneği (SAMPER) Eski Başkanı Nihat Kaya’ya ait Kaya Alışveriş Merkezi’ni de bünyesine katarak Samsun’daki faaliyetlerine bir yenisini ekledi. Perakende sektöründe ulusal bir marka olma yolunda ardı ardına önemli adımlar atan Makromarket, tüm Türkiye’de büyümeye devam ediyor. 16 | O c a k -Şu b at 2009 Makromarket, Mersin’de makro kalite hizmet farkını daha çok müşterisine ulaştırmak adına Lider Güven Çağdaşkent Mağazası’nı satın aldı. Lider Güven Çağdaşkent Mağazası, 1500 metrekare depolama ve ofis alanı ve 1260 metrekare müşteri satış alanıyla hizmet veriyor. Makromarket Çağdaşkent Mağazası, 45 çalışanı, 6 kasası ve 80 araç kapasiteli açık otoparkıyla Mersin Çağdaşkent halkına makro kalite hizmeti mikro fiyatlarla sunacak. Mersin’in Silifke ve Erdemli ilçelerinde önemli mağazaları bulunan Makromarket, Çağdaşkent mağazasının satın alınmasıyla birlikte Mersin Bölge Müdürlüğü’nü de yapılandırıyor. Bu mağazaların yanında yakında Mersin Merkezde 2500 metrekare müşteri satış alanına sahip mağazasını da faaliyete açmayı planlayan Makromarket, Mersin Bölge Müdürlüğü ile 4 büyük mağazasına daha hızlı ve daha etkin lojistik hizmet sunacak. Tüm dünyanın içinde bulunduğu finansal krizi, perakende sektöründe fırsata çevirmek için çalışmalarına istikrar ve tedbir çerçevesinde devam eden Makromarket “Hizmet Tüm Türkiye’ye” sloganıyla yatırımlarını sürdürüyor. MAKRO | Haberler MAKROMARKET’TEN ZİHİNSEL ENGELLİ GENÇLERE BÜYÜK DESTEK Sosyal sorumluluk projelerini her zaman gönülden destekleyen Makromarket, zihinsel engelli gençleri de unutmadı. Eğitilebilir zihinsel engelli gençlerin velileri tarafından kurulan “Zihinsel Engellileri Koruma ve Aileleri Dayanışma Derneği”ne (ZİENKAD) destek veren Makromarket, “18 Yaş Üstü Gençlerimizi Market Reyonlarında Çalışmaları İçin Yetiştirme Kursu Projesi” kapsamında, zihinsel engelli gençlere istihdam sağlanmasına katkıda bulundu. Makromarket ZİENKAD’a destek vererek zihinsel engelli gençlere istihdam yaratılmasına katkı sağladı. Proje çerçevesinde 18 yaş üstü zihinsel engelli gençlere destek veren Makromarket, genel merkezde teorik eğitimler vererek gençlerin market reyonlarında kurs almasına olanak tanıdı. Eğitimler sırasında gençleri ziyaret eden Makromarket Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Songör, gençlerle sohbet ederek her birine birer Makro Kart Gold hediye etti. Eğitim almış zihinsel engelli gençler, Makromarket mağazalarında refakatçilerinin eşliğinde günde dört saat olmak üzere stajlarına devam ediyor. “Asıl engel bizde değil” Makromarket, Genel Merkezde eğitimlerine devam eden gençlerin doğum günü ve diğer özel günlerini de unutmayarak, aile sıcaklığını korumayı ihmal etmedi. Zihinsel engelli gençlerden Gökhan Canıtez’e sürpriz bir doğum günü partisi düzenleyen Makromarket Eğitim 18 | O c a k -Şu b at 2009 Müdürlüğü, gençlerin yüzünün bir kez daha gülmesini sağladı. Kutlamadan dolayı oldukça duygulanan Canıtez, sürpriz partide bir konuşma yaparak Makromarket’e teşekkür etti ve asıl engelin kendilerinde değil, onlara tuhaf davranan insanlarda olduğunu dile getirdi. Canıtez’in konuşmasını destekleyen Şeref Songör ise her zaman yanlarında olacağını belirterek derneğin bir diğer projesi olan atölye çalışmalarına da Makromarket olarak destek vermeye devam edeceklerinin altını çizdi. MAKRO | Haberler E İY ED H ER P Ü S 0 0 2 1 N A ’D LD O G T R A K O MAKR Makromarket, 2008 yılının Aralık ayında müşterilerine 1200 hediye vererek muhteşem bir kampanyaya imza attı. Makro Kart Gold’la alışveriş eden Makromarket müşterileri, birbirinden süper 1200 hediyenin sahibi oldu. Müşterileri için her zaman kaliteli hizmet sunan ve bu hizmeti uygun fiyatla birleştiren Makromarket, kampanyalarıyla da göz dolduruyor. Aralık ayı boyunca Makro Kart Gold ile alışveriş yapan Makromarket müşterileri, fritözden çay setine, meyve sıkacağından ütüye, epilasyon aletinden tost makinesine kadar birbirinden farklı hediyeler kazandılar. l Tüm yağ grubu ürünlerinden en çok alışveriş eden ilk 100 Makromarket müşterisi, Moulinex Fritöz kazandı. l Tüm çay ve kahve grubu 20 | O c a k -Şu b at 2009 ürünlerinden en çok alışveriş eden ilk 100 Makromarket müşterisi, Arzum Çay Seti kazandı. l Makromarket raflarında yer alan tüm soğuk içeceklerden en çok satın alan ilk 100 Makromarket müşterisi, katı meyve sıkacağı kazandı. l Tüm hijyen, temizlik ve kağıt grubu ürünlerinden en çok satın alan ilk 100 kişi, Tefal Ütü; sonraki 100 kişi, ütü masası kazandı. l Tüm kozmetik ürünlerinden en çok alışveriş yapan ilk 100 Makromarket müşterisi, Braun Epilasyon Aleti; sonraki 100 kişi, Braun Saç Şekillendirici kazandı. l Tüm non-food grubu ürünlerinden en çok satın alma yapan ilk 100 Makromarket müşterisiyse, Arzum Çay-Kahve Makinesi kazandı. l Lipton ürünlerinden 10 YTL ve üzeri en çok tutarda Lipton bardak ve demlik poşet çay alan ilk 200 kişi de karlı çıktı. İlk 100 kişiye, Sinbo Tost Makinesi; sonraki 100 kişiye, Sinbo Kettle hediye edildi. l Makro Kart Gold ile 25 Kasım-31 Aralık 2008 tarihleri arasında Orçay ürünlerinden 15 TL ve üzeri en çok alışveriş yapan 150 Makromarket müşterisi de, birbirinden güzel hediyeler kazandı. İlk 50 kişiye, Tefal Ekmek Yapma Makinesi; ikinci 50 kişiye, Sinbo Çay Makinesi; üçüncü 50 kişiye, çelik çaydanlık hediye edildi. l Makromarket’ten en çok Tursilmatik alan da kazandı. Makromarket’ten Makro Kart Gold ile en çok Tursilmatik alan ilk 50 kişi, 70 YTL değerinde Henkel temizlik setinin sahibi oldu. MAKRO | Haberler Makromarket’ten yeni yıla özel kampanyalar Yeni bir yılın hepimiz için farklı anlamları var ancak hepimiz bir noktada buluşabiliriz; o da yeni bir başlangıç olması… Makromarket de yeni yılın bize getirdiği bu umudun farkında olarak müşterilerine özel birbirinden güzel kampanyalar düzenledi. Makro Kart Gold, 2008’in son günlerinde de birbirinden kazançlı alışverişler sundu. 24-31 Aralık tarihleri arasında Makro Kart Gold ile tek seferde 30 YTL ve üzerinde alışveriş yapan tüm Makromarket müşterileri, anında Akat Ganji Edt sahibi oldular. Ayrıca Omo ve Makro Kart Gold, birlikte çok anlamlı bir kampanyaya daha imza attı. 19-31 Aralık tarihleri arasında Makro Kart Gold ile Omo Matik Konsantre 6 kg. alanlara, Milli Piyango 2009 Özel Çekilişi’nden çeyrek bilet hediye edildi. Ayrıca Makro Kart Gold ile, 28-31 Aralık 2008 tarihleri arasında, Makromarket mağazalarından 1 kg. lux veya kokteyl kuruyemiş alana, 2.5 litre Coca Cola veya 2.5 litre Fanta hediye edildi. Makromarket’ten cebinizi ısıtan bir kampanya Makromarket müşterilerini şaşırtmaya ve onlara yönelik avantajlı kampanyalar sunmaya devam ediyor. 19 Aralık 2008-10 Ocak 2009 tarihleri arasında Makromarket’e gelen Makromarket müşterileri pek çok üründe, şaşırtıcı bir fiyatla karşılaşıyor: 1TL. Kışa özel olarak düzenlediği bu kampanyayla çizgi ötesi hizmet kalitesini kanıtlayan Makromarket, cebinizi ısıtmaya ve birbirinden değişik kampanyalar düzenlemeye devam ediyor. Nestle’den bol ‘parapuan’lı 100. yıl kutlaması Nestle Türkiye’de 100. yılını kutluyor. 100. yıl sebebiyle 100 Makromarket müşterisi 100 TL değerinde Makro Parapuan kazandı. 16-31 Aralık tarihleri arasında, Makro Kart Gold ile Nestle, Nescafe, Maggi, Haribo, Nestum, Coffee Mate ve Nesquik ürünlerinden en çok alışveriş yapan ilk 100 Makromarket müşterisi, 100 TL değerinde Makro Parapuan kazandı. Makromarket’te Yayla Bakliyat ürünleri kazandırıyor Makro Kart Gold avantajları, 2009’un ilk günlerinde de büyük bir hızla devam ediyor. Makromarket ve Yayla Bakliyat, müşterileri için çok cazip bir kampanya gerçekleştiriyor ve Yayla ürünlerinden alanlar kazanıyor. 1-31 Ocak 2009 tarihleri arasında Makro Kart Gold ile Yayla Bakliyat ürünlerinden en çok alışveriş yapan ilk 50 Makromarket müşterisi, 50 TL değerinde Makro Parapuan kazanacak. 22 | O c a k -Şu b at 2009 MAKRO | Güncel Bir kaşıkta kırk tane e r u ş A İçinde bulunan bin bir faydalı gıdayla en sevilen tatlılar arasında baş sıralarda yer alıyor, Aşure. Besleyici özelliğinin yanı sıra bereketiyle de nam salan bu özel tatlıya, dini anlamı da ayrı bir önem katıyor, elbette. Her yıl Muharrem ayının onuncu günü kapılar çalınıyor ve komşular birbirlerine Aşurelerini ikram ediyor. Aşure Günü olarak bildiğimiz Muharrem ayının onuncu günü, Müslümanlar arasında Kurban Bayramı’na benzer bir yardımlaşma ve dayanışma günü olarak kabul ediliyor. Peki, neden Muharrem ayının onuncu günü Aşure Günü, bileniniz var mı? Aşure Günü nereden geliyor? Aşure Günü, hemen herkesin, kapısının çalınmasını beklediği önemli bir gün. Peki nedir Aşure Gününü bu kadar önemli kılan? Aşr kelimesinden gelen aşure, “on” anlamına geliyor ve Muharrem Ayının onuncu günü Aşure Günü olarak önem kazanıyor. Başkalarına da Aşure dağıtılan bu önemli gün, geçmiş tüm peygamberlerce farklı ve önemli bir gün olarak kabul edilmiş ve aynı gün, tarihte pek çok önemli olayın yaşandığı bir gün olarak kayıtlara geçmiş. İlk olarak bugün, Hz. Adem’in tövbesinin kabul edildiği gün olarak biliniyor. Yine aynı gün Hz. Musa düşman 24 | O c a k -Şu b at 2009 takibinden kurtuluyor ve arkasından gelen firavun, Kızıldeniz’de boğuluyor. Hz. Nuh’un da tufandan kurtuluşu yine aynı tarihe denk geliyor. Bu nedenle de Muharrem ayının 10. gününde çeşitli tahıllar bir araya getirilerek Aşure yapılıyor. Arapça’da “aşere” on, “aşir” de onuncu demek. Bu nedenle de onuncu gün manasına gelen aşir, Aşure Günü olarak günümüze ulaşıyor. Hz. Nuh’un, gemisinden çıkarak, çeşitli tahılları bir araya getirip pişirdiği şükür tatlısı, bugün Aşure olarak kabul ediliyor. Vitamin deposu bir tatlı Tüm bunların yanı sıra yapılışı esnasında içine koyulan malzemeler göz önüne alınınca, Aşure tam anlamıyla bir vitamin deposu. Büyük-küçük hemen herkesçe sevilerek tüketilen Aşurenin sağlık açısından pek çok faydası bulunuyor. Nohut, buğday, pirinç, kuru üzüm, kuru kayısı gibi pek çok faydalı besinin bir arada kullanıldığı Aşure, demir, çinko, fosfor, kalsiyum gibi MAKRO | Güncel mineraller ile A, B ve C vitaminleri yönünden son derece zengin. Yapılışı ve içeriği bölgelere göre değişebilen Aşure, elbette bakliyatlar olmadan düşünülemiyor. Özellikle çocukların tüketmesi gereken bu özel tatlı, Türk mutfağında çok besleyici olması açısından önemli bir yere sahip. ediliyor. Kış mevsiminde, soğuklar nedeniyle yaşanan direnç kaybını önleyen Aşure, yüksek enerji vererek hastalıklara karşı dayanıklılık kazandırıyor. Öte yandan Aşure, hiçbir hayvansal yağ içermediği ve aksine ceviz, badem ve fıstık gibi ürünlerle hazırlandığı için, kalp ve damar sağlığı için de oldukça faydalı. Saray Usulü Süzme Aşure Aşurenin hazırlanışı, pek çok geleneksel yemekte olduğu gibi bölgeden bölgeye, hatta aileden aileye bir takım farklılıklar gösterebiliyor. Aşureyi koyu bir çorba kıvamında sevenler de var, iyice pelteleşmiş olarak tercih edenler de… Bazı kişiler kuş üzümü ve mısır koymayı tercih etmezken, bazıları da yerken ağzına tanelerin gelmesini istemeyebiliyor. Osmanlı döneminden günümüze ulaşmış olan Saray Usulü Süzme Aşure de işte buradan geliyor. Bu Aşurede, bazı malzemeler ve özellikle de baklagiller iyice ezilip süzgeçten geçirilirken kuru meyveler taneli olarak bırakılıyor. 41 çeşit farklı malzeme kullanılabilen Aşure bal, tuz ve biraz da süt olmadan tadını alamıyor. Zira bu üç malzeme de tüm besinlerin özü olarak kabul ediliyor. Aşurenin faydaları Et yemeyenler aşure yiyebilir Aşure, et yemeyenlerin de yardımına yetişiyor. Yüksek protein içeriğiyle Aşure, etle beslenmeyenler için çok önemli bir tatlı olarak kabul l Aşurenin içeriğinde yalnızca bitkisel yağlar ve bakliyatlar bulunduğu için Aşure kolesterole yol açmaz. l Aşure, B1, B2, C ve A vitaminleriyle bol miktarda demir, çinko, fosfor, kalsiyum ve sodyum içerdiğinden, çocuklar için son derece faydalı. Özellikle çocukların belirli aralıklarla bu tatlıyı mutlaka tüketmesi gerekiyor. Lezzetli bir Aşure tarifi Aşure Gününde, ben de Aşure pişirerek komşularıma dağıtacağım diyorsanız, işte size tarifi: Malzemeler: 2 su bardağı Aşurelik buğday, 1 su bardağı nohut, 5 su bardağı tozşeker, 1 su bardağı kuru fasulye, 15 su bardağı su, yarım su bardağı pirinç, 1 su bardağı kuru üzüm, 1 su bardağı küp doğranmış kayısı, 1 su bardağı doğranmış kuru incir, 1 adet portakal. Süsleme için: 1 su bardağı kuş üzümü, çekilmiş ceviz içi, Antep fıstığı, tarçın ve nar taneleri Hazırlanışı: Buğday, fasulye, nohut ve üzümü yıkayıp ayrı kaplarda bir gece önceden ıslatın. Ertesi gün buğdayı süzüp bir büyük tencereye alın. 15 su bardağı su ekleyip kaynatın. Üzerinde biriken köpüğü bir kevgirle alıp tencerenin kapağını kapatın ve 30 dakika kaynatın. Fasulye ve nohudu süzüp ayrı kaplarda haşlayın. Pirinci yıkayıp süzün ve buğdaya ilave edin. Buğday taneleri iyice yumuşayıncaya kadar yaklaşık 4.5 saat, kısık ateşte, ara sıra karıştırarak pişirin. Buğdayın suyu, un çorbası kıvamına gelmek üzereyken toz şekere, nohut ve kuru fasulyeyi ekleyin. Portakalın kabuğunu ince ince doğrayıp karışıma ekleyin. Kuru üzüm ve kuru kayısıyı ilave edip karıştırın. Birkaç taşım kaynattıktan sonra ateşten alın. Aşure piştikten sonra doğranmış inciri ekleyip karıştırın. Sıcakken kaselere boşaltın. Soğuyunca üzerini süsleyin. İsteğe bağlı olarak gül suyu da ekleyebilirsiniz. Oc a k - Ş ubat 2009 | 25 MAKRO | Öykü Yoldan ötesi gurbettir Yunus Meşkul Arkasında kocaman bir şehir bırakan insanlar tanıdım; istasyon banklarının soğuk tahtaları üzerine serpiştirilmiş gençliklerini çantalarında taşıyan, yüzlerinde kavruk bir acıdan süzülen tebessümleri vardı. Saçlarında karlardan arta kalan beyazlıkları, hayatın resmettiği alın çizgilerinden sarkıyordu. Her birinin ciğerden gelen dumanlı türküleri vardı, gurbet akşamlarında söyledikleri, içinde hasret, içinde özlem ve bir nebze umut barındıran yanık türküleri… Geride kalmak nasıldır bilmem, ama gitmek, vagonları sırtlanmak kadar ağırdır. İnsanın yüreğinin tam orta yerinden geçer raylar, ışıl ışıl, soğuk soğuk… Bunu bilirim! Bir de incecik ışıklar yanar, küçük ve metruk istasyonların bahçelerinde. Gözyaşlarınız içinize akarken, yüzünüze vuran ışıklar belli belirsiz bir özlemi taşır, kalbinizin atar damarlarına. Her yolculuk bir seremoniye dönüşür, Anadolu istasyonlarında. Gizli gizli ağlarken anneniz, babanızın susuşları çığlık olur; makas seslerinin gürültülerini bastırır kulaklarınızda. Gitmek zordur, kalmaksa sabrı perçinlemektir geceler boyu. Kimi aşının peşinden, kimi aşkının, kimi rüyalarını süsleyen bir dal kağıt parçasının peşi sıra koşar, gurbet denilen karanlık tünellere. Anıları valizinden ağır insanlarla dolar taşar Ankara Tren Garı. Bir gece vakti uğurlanırken Sivas Tren İstasyonu’ndan, ilk kez bağrına basmıştı babam dönmeyeceğimi biliyormuşçasına… Annem, peşim sıra sürüklemişti yüreğini rayların üzerinden. Tıkırtılarını beynime kazıdığım mavi tren, usul usul kenti geride 26 | O c a k -Şu b at 2009 bırakırken, camın ardı sıra soluk soluğa koşarken buldum ruhumu. Bir veda… Kocaman bir veda, şehre, anaya, babaya, kardeşe, dosta, akrabaya… Herkese sunulacak bir damla veda idi benimkisi… Kendi kendisinin dublörü olan insanlar da tanıdım, bu istasyonların bekleme odalarında. Bir mahmur sabaha uyandıklarında içlerine çöreklenen gurbetin tortularıyla evlerinin yolunu tutan adamlar. Ki hepsinin geriye doğru giden yürekleri ve kocaman ayaklarıyla, paltolarına sarılırken memleket havalarında uzaklara sabitlenirdi bakışları. “Merhaba insanlar, burası metropol” edaları çınlardı kulaklarında her adım atışlarında. Yozgat’tan , Kayseri’den, Kars’tan, Malatya’dan… Bilinmez diyarlardan hikayeler taşır dururlar bu insanlar. Yalnızlıkları evlerindeki odalardan geniş, hasreti ve özlemi üç oda bir salon duvarlara gömülü insanlar. Sıla denilince yüreğimi sızlatan bu insanlarla omuz omuza yürüyen ben, her sabah kenti, doğduğum büyüdüğüm sokakların kaldırımlarına benzetirim. Bir tozlu sayfanın ardına gömerek tüm anılarımı, hayalimi, süslerim mahallem dediğim kara parçasının sokak lambalarının loş aydınlıklarıyla. Bilirim, biliriz ve bilinir ki gurbetten öteye yol yoktur buralarda. Ve aslında dünya denilen bu kocaman misafirhanede her gelen yolcudur ve her yolun sonu bir yoldur, kent mezarlıklarının bahçelerine açılan. İşte bundandır ki, gurbet bir okuldur, sömestri belli olmayan ve ne zaman biteceği bilinmeyen… İnsanı etten kemikten ziyade, erdeme dönüştüren bir okul. Yetiştiren, yalnızlaştıran, ağlatan ve her şeyden önemlisi, dağların arkalarını düşündüren bir heyula. Selam olsun, yollara ve yolculara… GELDİM İŞTE ANNEM Geldim, geldim işte, Yüreği avuçlarında, gözleri yollarda olan vefakar annem. Umudu sırtlayarak, dağları aşarak kenti arkada bırakarak. Geldim, geldim işte… Geldim, geldim işte… Sevincin bayram çocuklarının öksüz bakışlarını anımsattı, Duyguları köreltip, hüzünleri unutaraktan. Geldim, geldim işte… MAKRO | Eğitim Bazen susmak lazım! “Konuşurken hiçbir şey söylemeyebilirsiniz; ama susarken değil.” Elazar Benyoetz AYŞE GÜR Olaylar karşısında, kurduğumuz cümlelerden çok verdiğimiz tepkilere dikkat edilir. Konuşurken çoğu zaman kendimizi doğru ifade edemeyebiliriz; fakat bir bakışımızla veya başımızın bir hareketiyle karşımızdakine çok şey anlatabiliriz. Öyle ki; susmak bazen en büyük cevaptır. Beden dili, her zaman doğruyu söyler; çünkü iradenin zincirine bağlı değildir. Temel dilimiz olan bu dil ile ilgili işaretlerin öğrenilmesi kendimize ayna tutmamızı ve ilişkilerimizde daha etkili olmamızı sağlar. Etkili bir iletişim için dikkat etmemiz gereken noktaları şöyle sıralayabiliriz: l İletişim halinde olduğunuz kişiyi etkili dinleyin l Konuştuğunuz konuya hakim olun l Siz ne kadar bilirseniz bilin; bilginiz karşınızdakinin algıladığı kadardır l Açık ve anlaşılabilir bir dil kullanın l Karşınızdaki kişiyle empati kurmaya çalışın 28 | O c a k -Şu b at 2009 l Karşınızdaki kişi veya konuşulan konu hakkında önyargılı olmayın l Ne zaman susacağınızı iyi bilin l Kişilere değil düşüncelere tepki gösterin l Beden dilinizi kontrol edin Karşımızdaki insana bir mesaj iletirken, ses, söz ve beden dilinden oluşan iletişim kanallarından yararlanırız. Sosyal psikologlar tarafından yapılan hemen hemen bütün araştırmalarda, duygu aktarımında bu kanalların etkisi şu şekilde açıklanmıştır: Söz, %7; ses, %38; beden dili, %55 (Ferris&Mahrebian,1967, The Journal of Counselling Psychology). “Aman” kelimesini düşünelim… Değişik tonlamalarla kaç farklı anlamda kullanabilirsiniz? Bıkkınlık veya beğeni belirtmek için, uyarırken, rica ederken ve öfke duyduğumuzda, aynı kelimeyi sadece ses tonumuz ve hareketlerimizle, birçok farklı ortam ve durumda kullanabiliriz. İletişimde beden dili, bu kadar önemli bir rol oynarken, bu dili öğrenmek için çaba harcamayız ya da öğrenmeyi gerekli görmeyiz; ama bu konuda zannettiğimizden fazlasını biliriz. Bazı insanlara karşı daha ilk görüşte negatif duygular beslememiz, hareketlerinden hoşlanmayışımız, o kişinin duruşundan yani beden dilinden kaynaklanmaz mı? Unutmamalıyız ki, kalıcı izlenimlerin %90’ı ilk 30 saniyede oluşur ve hiçbir ilk izlenimin ikinci bir şansı yoktur. İlk izlenimler genelde çatıdaki yağmur damlaları kadar sığdır. Ancak beton kadar kalıcıdır ve eğer siz de diğer pek çok insan gibiyseniz, onları değiştirmek için en az bir manivela ya da Tanrısal bir eylem gerektirecektir. (İlk 5 Dakika, Mary Mitchell&John Corr) İnsanlar, hissetmedikleri halde hissediyormuş gibi konuşabilirler. Oysaki beden dili, kontrol edilemediğinden, kendiliğinden tepki verir. Örneğin, hoşlanmadığımız hatta varlığından rahatsız olduğumuz birisi ile konuşmak zorunda olduğumuz zaman bunu belli etmemeye, kelimelerimizle ört bas etmeye çalışsak da gözlerimiz -ki iletişimin %87’si gözlerle kurulur- duruşumuz ve ses tonumuzla karşımızdakine “Senden hoşlanmıyorum ve hatta varlığından bile rahatsızım” deriz. Davranışlarımız ve duruşumuzla, farkında olarak veya olmayarak, karşımızdaki kişileri etkileyip yönlendirebiliriz. Bazı kişiler için, “Bu adamda şeytan tüyü var”, “Farklı bir havası var”, “Karizmatik”, “Ne olduğunu daha çözemedim ama rüzgarı bile başka” gibi sözler kullanırız. Bu ancak onların bize yansıtmak istediği taraflarıyla yani dilleriyle değil, görünüş, hareket ve duruşlarıyla ifade edilebilir. Lider diye adlandırdığımız yöneticiler, beden dillerini çok iyi kullanan kişilerdir. Çünkü liderin hedef kitleyi etkileyerek peşinden sürüklemesi gerekir. Bu da temel dili olan beden diline hakimiyeti ölçüsünde gerçekleşir. Birebir iletişimin etkili rol oynadığı hizmet sektöründe, beden dilinin iletişimde bu kadar geniş bir etki alanına sahip olduğunu da göz önünde bulundurarak Makromarket Eğitim Müdürlüğü olarak tüm çalışanlarımıza “Etkili İletişim ve Beden Dili Eğitimi” veriyoruz. MAKRO | Kapak Pozitif düşünün, pozitif bir yıl geçirin Durmadan olumsuz düşünen, bir işe başlarken kaygı duyan insanların ve her an kötü bir şey olacakmış gibi bekleyişte olanların mutluluğu yakalaması pek kolay olmuyor. İlk önce işe, bu yıl için duyduğunuz kaygıları bir kenara bırakarak başlayın. Etrafınıza negatif elektrik saçmak yerine olumlu düşünmeye ve bunu çevrenizdekilere de yansıtmaya çalışın. 2009 yılından umudunuzu asla kesmeyin. Aksi takdirde, umutsuzluk ve güvensizlik hayatı size zehir edebilir. Pozitif kitaplar, dergiler okuyun Günlük yaşamda, yalnızca etrafımızdan duyduklarımızdan ve ana haber bültenlerindeki olumsuz haberlerden etkilenmiyoruz elbette. Gördüğümüz bir reklam panosu, okuduğumuz güncel bir kitap ya da haftalık bir dergi de moralimizi alt üst edebiliyor. Bu nedenle olumsuzluk içeren kitap, gazete ve dergilerden, televizyonda yayınlanan dramatik programlardan bir süre için uzaklaşın. Onun yerine hoş vakit geçirmenizi sağlayacak, yüzünüzü gülümsetecek anı ve gezi kitapları ve hoşlandığınız konularla ilgili dergiler okumaya özen gösterin. Düzenli beslenin, sevdiğiniz gıdaları tüketin Beslenme, yaşamın her anında oldukça önemli. Hastalıklardan uzak, sağlıklı bir yıl geçirmek de mutlu olmak için son derece gerekli. Bu nedenle de düzenli ve dengeli beslenme kurallarını yerine getirmek gerekiyor. Ancak bunun yanı sıra, kişiye mutluluk veren gıdaları ve sevdiğiniz yemekleri de es geçmeyin. Kısa süreli de olsa yemek yeme anları, sevdiğimiz tatlarla birlikte küçük mutluluklara 30 | O c a k -Şu b at 2009 ’DA VE HER ZAMAN GÜLÜMSEYELİM Yepyeni bir yıl başladı ve bu yıla dair yepyeni umutlarımız var. Ancak gerek dünyaya şöyle bir baktığımızda gördüğümüz tablo ve gerekse 2009 için söylenenler, umutlarımızı giderek yitirmemize yol açıyor. Ortadoğu’da yaşanan savaş, faturalara yansıyan yüklü zamlar ve tabi ki küresel ekonomik kriz, bizleri tozpembe dünyanın içinden çıkarıp gerçeklerle yüzleştiriyor ne yazık ki… Yine de henüz umutsuzluğa kapılmak için çok erken. Yılın başındayız ve 2009’da kendimizi iyi hissetmemiz ve bu yılı zarar görmeden mutlu bir şekilde geçirmemiz mümkün. Mutluluk sanatını öğrenmeye ve hatta kendi mutluluk sanatınızı icra etmeye başlamanız, bu sorunu çözmenize yardımcı olacak. İşte size 2009 yılını mutlu olarak geçirmeniz için bazı küçük ipuçları… ve huzur dolu gülümsemelere dönüşebiliyor. Unutmayın... Hormonsuz mevsim meyveleri, soğuk günlerde içimizi ısıtan demli bir çay ya da salep, sıcak günlerde dondurma ve her zaman çikolata, size mutlu anların kapılarını açıyor. en mutlu insanı durumuna getiriyor. Çok uzun zamandır görüşülmeyen bir dosttan telefon almak, en yakın arkadaşınızın size yolladığı epostada anlattığı bir gençlik hatıranız, mutlu olmanızı sağlayabiliyor. Örnekler çoğaltılabilir elbette. Mutlu olmak için sevdiklerinizi aklınıza geldikleri anda arayın. Yapmak istediklerinizi ertelemeyin. Onlarla sık sık bir araya gelin. Birlikte sinemaya gidin, evde film izleyin ya da yalnızca sohbet edin. Bütün bunlar, sizi de onları da mutlu etmeye yetecek. Hayal kurun, ama gerçekçi olun Stresli ortamlardan kaçının Çağın hastalığı stres, ne yazık ki giderek mutsuzlaşan insanların ortaya çıkmasına neden oluyor. Her şeye çabuk sinirlenen, tahammülsüz ve güvensiz yaşayan bireyler durumuna geliyoruz yavaş yavaş. Öte yandan stres, pek çok hastalığı da tetiklediği için sağlığımızı da ciddi anlamda tehdit ediyor. Bu nedenle 2009 yılının kötü söylentilerinden etkilenmemek ve güzel bir yıl geçirmek için kesinlikle stresli ortamlardan uzak durun. Sinirlendiğiniz anlarda içinizden 10’a kadar sayın ve ses tonunuzu ayarlayın. Tahammül sınırlarınızı genişletin ve karşılaştığınız sorunlara soğukkanlılıkla, olumsuz olaylara ise hoşgörüyle yaklaşmaya özen gösterin. Böylelikle stresten uzak yaşamış ve gülümsediğiniz anları çoğaltmış olacaksınız. Sevdiklerinizi arayın, onlarla vakit geçirin Bazen sevdiğimiz insanların sesini duymak bile, bizi o anda dünyanın Hayal kurmak elbette oldukça önemli. Ancak kurduğumuz hayallerin ulaşılabilir hayaller olması gerekiyor. Aksi takdirde yaşayacağınız hayal kırıklığı sizi bunalıma sürükleyebilir ve kendinizden son derece mutsuz bir insan ortaya çıkarmış olursunuz. Bu nedenle olumsuzluklarla dile getirilen 2009’da, kuracağınız hayallerin kısa sürede ulaşabileceğiniz ya da olmazsa çok büyük hayal kırıklıklarına yol açmayacak isteklerden oluşmasına dikkat edin. Para her şeyin üstünde mi? İsteklerimizi gerçekleştirmek, sosyal hayatın içinde aktif olarak rol almak ve hatta sevdiğimiz pek çok şeye sahip olmak adına para elbette olmazsa olmaz bir faktör. Ancak yine de her şeyin üstünde değil. Mutlu olabileceğiniz anları çok küçük rakamlarla da çoğaltabilmeniz mümkün. Dışarı çıkmak yerine arkadaşlarınızla evde toplanmayı tercih edebilirsiniz. Evdeki yemek kitaplarından değişik bulduğunuz yemekleri yapmayı deneyebilir ve bunları dışarıda yemekten kendinizi alıkoyabilirsiniz. Sevdiklerinizle yaptığınız mutlu bir sabah kahvaltısı, paranın her şeyin üstünde olmadığını görmenize yeter. Mevsimlerin tadını çıkarın Dört mevsimi de yaşayabildiğimiz Anadolu toprakları bile, mutlu olmamız için yeterli aslında. Her mevsimin kendine özgü farklılıkları olduğu için, yaşanan anlar da mevsimsel değişiklikler gösterebiliyor. Kışın yağan ilk karda kendinizi dışarı atın, kardan adam yapın, kartopu oynayın… Soğuğu hissetmeyecek ve ne kadar eğlendiğinizi fark edeceksiniz. İlkbahardaysa renkli çiçeklerle süslenen ağaçları görmezden gelmeyin. Pırıl pırıl güneşli havalarda yürüyüşler yapın. Yazın içinizi ısıtan güneşin sizi gülümsetmesine izin verin. Bol bol dondurma yiyin, bisiklete binin, yüzün… Sonbaharın ilk yağmurunda ıslanmayı ihmal etmeyin. Ve yılın bu son üç ayında koca bir yılı nasıl da mutlu geçirdiğinizi düşünerek bir sonraki yıl için mutlu hayaller kurmaya başlayın. Oc a k - Ş ubat 2009 | 31 MAKRO | Temizlik Doğaya e r t n a s kon konsantre olun deterjan kullanın Kimyasal atıklar, küresel ısınma nedeniyle zaten günden güne azalan sulak alanlarımız için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bununla da kalmıyor, deniz kirliliğinin artışı, pek çok türün soyunu tehdit ediyor. Deterjanlar da su kirliliğine sebep olan kimyasal atıklar arasında yer alıyor. Ancak artık hepimiz, konsantre deterjanlar kullanarak bu kirliliği önlemeye önemli bir katkıda bulunabiliriz. Dünyanın manzarasına bakıldığında, durumun pek de iç açıcı olmadığı ortada. Gelecek kuşaklara daha yaşanılır bir dünya bırakabilmek adına günlük yaşantımızda ufak tefek değişiklikler yapmak, hiçbirimiz için zor olmasa gerek. Günümüz teknolojisi, ev yaşamında artık pek çok kolaylık sağlıyor. Artık hiçbirimiz elde çamaşır yıkamadığımız gibi, her çamaşıra özel ayrı bir deterjan kullanıyoruz. Kokuları bile birbirinden farklı olan deterjanlar, evlerimizi çiçek bahçesine döndürüyor. Ancak bilinçsiz deterjan kullanımı, çevreyi tehdit eden unsurların başında bulunuyor. Kimyasal atıklar nedeniyle tonlarca litre su kirlenirken, bu kimyasallardan zarar gören canlılar da yaşamını yitiriyor. Tüm bunlara karşılık olarak uzmanlar evlerde konsantre deterjan kullanılmasını öneriyor. 32 | O c a k -Şu b at 2009 Konsantre deterjan da nedir? Çamaşır deterjanlarında bir süredir yeni bir dönem başladı. Bu yeni dönemde konsantre deterjanları duymayan kaldı mı bilinmez, ancak hala kullanmayanlar olduğu biliniyor. Oysa bu yeni nesil çamaşır deterjanları diğer çamaşır deterjanlarıyla aynı oranda temizleme kapasitesine sahip olmasına rağmen daha az katkı maddesi kullanılarak üretiliyor. Bu deterjanlar, çevreye olan duyarlılığı ön plana çıkarmanın yanı sıra, daha az deterjan, su ve enerji tüketimi harcanmasına da yardımcı oluyor. Bu da beraberinde doğru çamaşır yıkama alışkanlıklarını getiriyor. Daha az kimyasal atık, daha temiz bir çevre Günümüzde çevresel sorunlar giderek daha da kaygı verici boyutlara ulaşıyor. Bu durum, sanayinin pek çok alanında ekolojik üretim aşamalarını ve ekolojik ürün denemelerini beraberinde getiriyor. Bunlardan biri de, deterjanların doğaya verdiği zararı azaltmaya yönelik olarak yapılan üretim çalışmaları… Dünyada 1990’lı yıllardan bu yana “Laundry Sustainability Project” (LSP) yani Sürdürülebilir Çamaşır Projesi olarak uygulanan teknikler sayesinde, standart çamaşır deterjanlarına oranla daha az miktarda madde kullanılarak aynı temizliği elde etmek mümkün oluyor. Konsantre deterjanlar sayesinde bir yılda doğaya bırakılan toz deterjan miktarı 250 bin ton kadar azalıyor. Böylece 150 gramla yıkanan çamaşır 100 gramla yıkanabilir hale geliyor ve üstelik elektrikten de tasarruf edilebiliyor. Uzmanlar “sürdürülebilir üretim”e katkıda bulunmak adına bu ürünlerin üretimi, dağıtımı ve evsel tüketiminde kullanılan kimyasallar, ambalaj malzemesi ve enerjinin azaltılmasını destekleyerek, toz deterjan sektörünün etkisini azaltmanın mümkün olduğunu söylüyor. MAKRO | Gündem Enerjiyi a m a l depo harcama değil zamanı Dünyanın doğal kaynakları ve enerjisi hızla tükeniyor. Bu da bir süre sonra alıştığımız bu konforlu yaşamdan vazgeçmemiz gerekebileceğini gösteriyor. Tabloya şöyle bir bakıldığında, durumun o kadar da korkutucu olmadığını siz de göreceksiniz aslında. Yaşamınızda elektrikli cihazların bu kadar etkin olmadığını bir düşünün… Mesela televizyon olmadığı için kitap, gazete ve dergi okumaya, tiyatroya ve sinemaya daha sık gitmeye bol bol vaktiniz olacak. Yıllardır yüzünü görmediğiniz akrabalarınızı görme veya 3 yıldır yan yana oturduğunuz ama tanımadığınız kapı komşunuzla tanışma fırsatı bulacaksınız. Ya da mutfak robotlarını bir süre kaldırıp soğanı kendiniz doğrayın, bakın gözleriniz nasıl da parlayacak. Elektrik süpürgesinden de vazgeçince, size düzenli sporun ve formda bir vücudun kapıları açılıyor. İşe olumlu tarafından bakmaya çalışırsak tablo bu. Ancak tüm bunları mecburiyetten değil keyiften yapmak istiyorsanız, bir an önce tasarruf etmeye başlamalısınız. Dünya tasarrufa yöneliyor Dünya enerji konusunda yeni yöntemler üretmeye ve insanları tasarrufa yönlendirmeye çalışıyor. Bu nedenle her yıl 11-18 Ocak tarihleri arası Enerji Tasarrufu Haftası olarak 34 | O c a k -Şu b at 2009 kabul ediliyor. Enerji tasarrufuyla ilgili yıl boyunca hazırlanan raporlar sunuluyor ve değerlendirmeler yapılıyor. Çıkan sonuçlarda enerji kullanımını minimuma indirmek gerektiği gözler önüne serilmeye devam ediyor. Dikkatli tüketim bilinci Hazırlanan raporlara göre, hem faturaların cep yakmaması hem de enerji kaynaklarının kullanımında ciddi bir kaybın önüne geçilmesi için elektrik tasarruf yöntemlerinin öneminin çok iyi anlaşılması gerekiyor. Öte yandan toplum olarak enerjiyi daha dikkatli tüketme bilincine sahip olmak da büyük önem taşıyor. Konutlar çok elektrik harcıyor Yapılan araştırmalara göre elektrik tüketiminin yüzde 25’i konutlarda gerçekleşiyor. Bunun büyük çoğunluğu da ev içi aydınlatma için kullanılıyor. Ancak bunun da bir çaresi var. Konut içinde kompakt floresan kullanımı, harcanan enerji açısından yüzde 80 civarında tasarruf sağlıyor. Eğer her evde bu şekilde bir tasarrufa gidilebilirse yılda 458 milyon YTL tasarruf sağlanabileceği bildiriliyor. Evde alınabilecek diğer tedbirler l İhtiyacınız yoksa buzdolabının geniş olanlarını almayın. l Fırın ve diğer ısı kaynaklarını buzdolabından uzak tutun. l Küçük ekranlı televizyonlar büyük ekranlılara göre daha az elektrik enerjisi tüketir. Ses düzeyinin düşük tutulması da elektrik enerjisi tüketimini azaltır. l Aletleri tam kapatmayı unutmayın. Çünkü elektronik ürünler çalışmıyorken, bekleme modunda da enerji tüketmeye devam ediyor. l Çamaşırları nemli olarak ütülemeyin. l Bir saç kurutma makinesinin ortalama 10 dakika çalışması durumunda, 60 Watt’lık bir lambanın 3 saat yanmasına eşdeğer enerji tüketeceğini unutmayın. l Elektrikli süpürgelerin torbalarını ve filtrelerini sık sık değiştirin. MAKRO | Tasarruf z ı n a s r o y i t s i k a Nefes alm KAĞIT israf etmeyiniz Her yıl yüzlerce hektar ormanlık alan kül oluyor. Haber bültenlerinde cayır cayır yanan ormanlarımızı izlerken ciğerlerimizin tükenişine de tanıklık ediyoruz aslında. Öte yandan ağaçlar ve ormanlar yalnızca yangınlardan ötürü de yok olmuyor tabi. Yakacak sıkıntısı ve kağıt israfı da ağaçların yok olmasına sebep olan nedenler arasında yer alıyor. Yangınlara ve yakacak sıkıntısına yönelik yapacaklarımız hemen her yerde anlatılıyor. Peki, kağıt israfını önlemek için bunlar dışında neler yapabileceğinizi biliyor musunuz? Geri dönüşüm artık tüm dünyada plastikten, metale ve kağıda kadar tercih edilir oldu. Böylece israftan kaçınılıyor ve özellikle kağıt geri dönüşümüyle yeniden değerlendirilen kağıtlar yeni ağaçların kesilmesinin de önünü kesiyor. Bütün olumsuz tablolara rağmen artık Türkiye’de yılda yaklaşık olarak bir milyon ton atık geri kazanılıyor. Sevindirici nokta ise, Türkiye’nin bu konuda pek çok Avrupa ülkesinden de önde bulunuyor olması. Bu geri kazanım sayesinde her yıl 300 trilyon lira kazanç elde ediliyor. Amaç tabi ki yalnızca maddi kazanç sağlamak da değil… Bu kazanım, beraberinde enerjiden tasarruf etmeyi ve çocuklarımıza daha temiz bir yarın bırakmayı da getiriyor. 36 | O c a k -Şu b at 2009 Bunları biliyor muydunuz? l İnsanların birbirine gönderdiği mektupların yüzde 44’ü okunmuyor. l Türkiye’de çöp miktarının yaklaşık yüzde 20’sini geri kazanılabilir nitelikte atıklar oluşturuyor. l Yalnızca 100 bin aile gereksiz yazışmayı durdurursa her yıl 150 bin ağaç kesilmekten kurtulabiliyor. l Bir ofis elemanı yılda 81 kilo kullanılabilir kağıdı çöpe atıyor. l Kağıt fabrikaları, en çok su kullanılan tesisler arasında yer alıyor. 1 ton kağıt üretimi için 64 bin litre suya ihtiyaç duyuluyor. l Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) tahminine göre 2010 yılına kadar dünyanın kağıt ve karton talebi yıllık yüzde 3.1 oranında artış gösterecek. Bu oran yaklaşık 900 yeni kağıt fabrikasının üretimine eşit. l Yüz yapraklı bir defter veya bir ders kitabı çöpe atıldığı takdirde yılda 13 bin litre oksijen üretimini de çöpe atıyoruz. Buna paralel olarak aynı oranda oksijen üreten bitkinin de oksijen üretimini durdurmuş oluyoruz. Bu da 2050 WH elektrik enerjisinin heba edilmesine neden oluyor. Neler yapabiliriz? Tüm olumsuzlukları önlemek ve kağıt israfının önüne geçmek istiyorsanız yapacaklarınız çok basit. 21. yüzyıl koşullarına uyarak artık mektuplaşmak yerine elektronik posta ile haberleşmeyi tercih edin. Faturalarınızın size mail olarak gönderilmesini bildirin. Ayrıca dolduracağınız resmi formları internet üzerinden doldurabiliyorsanız, interneti tercih edin. Çocuğunuzun ders kitaplarını çöpe atmak yerine okullara bağışlayın veya ihtiyacı olanlara yardım olarak gönderin. Semtinize bağlı kurumlarla irtibata geçerek geri dönüşüm kutuları talep edin ve oturduğunuz binanın sakinlerine de kağıt atıklarını bu kutulara atmalarını tembihleyin. Böylece kağıt israfının bir nebze de olsa önüne geçebilirsiniz. MAKRO | 2008 Gündemi e d ’ 8 200 bunları konuştuk Dünya dönüyor, zaman hızla ilerliyor. 2008 yılını da iyi kötü olayları ve karmaşık gündemiyle geride bıraktık. Biz de sizin için geçmişe dönüp 2008’e damgasını vuran olaylara şöyle bir göz attık. Oldukça önemli ve gündem yaratan konularıyla Türkiye Cumhuriyeti tarihine damgasını vuran 2008 yılı, hafızalardan kolay silineceğe benzemiyor. 2008’de siyasi gündem Şehitler son yolculuklarına uğurlandı 2008 yılının en acı olayları şehit cenazeleri oldu, ne yazık ki. Hepimizin yüreğini yakan, siyasi sivil herkesi gözü yaşlı bırakan şehit haberleri bu yıla damgasını vurdu. Hain terör, Şırnak’ta, Hakkari’de, Diyarbakır’da, Mardin’de kanlı operasyonlarına devam etti. Düzenlenen sınır ötesi operasyonları, tüm dünya basını oldukça yakından izledi. Hemen her gün Türk bayrağına sarılı bir şehit cenazesi görüntüsü izlediğimiz 2008’de, Türkiye dünya basınının gündeminden hiç düşmedi. AKP kapatılmadı Siyasi parti tarihinde sıkça karşılaşılan kapatma davalarından biri de yine 2008 yılına damgasını vurdu. Laiklik karşıtı uygulamaları nedeniyle hakkında kapatma davası açılan AKP kapatılmaktan kurtuldu, yalnızca ceza aldı. Ergenekon yeniden destan oldu Ucunun 3 Kasım 1996 yılında Susurluk’ta gerçekleşen trafik kazasına kadar uzandığı söylenen Ergenekon, 2008 yılına siyasi anlamda çok farklı bir boyut getirdi. Ordu, basın, üniversiteler ve sivil 38 | O c a k -Şu b at 2009 MAKRO | Röportaj toplum örgütlerine kadar pek çok kurumu içine aldığı iddia edilen Ergenekon kapsamında pek çok ünlü gazeteci, sanatçı, komutan ve akademisyen gözaltına alındı. Oldukça uzun süren iddianamenin hazırlık aşamasından sonra davalar ve duruşmalar hala tüm hızıyla sürüyor. Deniz Feneri Derneği kafaları karıştırdı Almanya’daki Deniz Feneri Derneği’ne ilişkin yolsuzluk iddiaları diğer tüm yolsuzlukları gölgede bırakır nitelikteydi. Pek çok üst düzey devlet yetkilisinin de isimlerinin içinde geçtiği Deniz Feneri Derneği ve Kanal 7’ye Almanya polisi tarafından yapılan baskın sonucu kara para aklandığı ve yardımların gerekli yerlere ulaştırılmadığı ortaya çıkarıldı. 2008’de ekonomi Makromarket, 2008’i de yeni satın almalarla geçirdi Kosova artık bağımsız 2008 yılı, Balkan tarihi açısından da oldukça önemli bir gelişmeye sahne oldu. 1999 NATO operasyonunun ardından Birleşmiş Milletler denetiminde olan Kosova, bağımsızlığını ilan etti. 20 yıllık hayalini gerçekleştiren Kosova, Avrupa’daki 49. ülke oldu. Balkanların en yeni ülkesine Türkiye, AB ve ABD’den de destek geldi. Bush’a ayakkabı fırlattı, tüm dünya onu konuştu Iraklı bir gazeteci, ülkesini ziyaret eden ABD Başkanı George Bush’a basın toplantısı sırasında ayakkabılarını fırlattı. Tüm yayın organlarında uzun süre gündemde kalan gazeteci, Amerikan askerleri tarafından işkenceye uğrayınca tüm dünyadan destek mesajları yağdı. Dinleniyor muyuz? 2008’de en çok konuştuğumuz ve hatta konuşmaya çekindiğimiz olaylardan biri de ‘telekulak’tı. Ergenekon ve derin devlet ilişkileri nedeniyle pek çok kişinin dinlendiği ortaya çıkınca, sivil halk bile dinlendiğinden şüphe etmeye başladı. 40 | O c a k -Şu b at 2009 Makromarket, 2008 yılı içerisinde pek çok satın alma gerçekleştirdi. Nazar Market’in ardından Afra’yı bünyesine katan Makromarket, 2008 yılı içinde de Kayseri’nin en önemli zincirlerinden biri olan Ofis Evim mağazalarını bünyesine kattı. Makromarket bu satınalmayla; Ankara, Çankırı, Samsun, Kırıkkale, Malatya, Konya, Karaman, Mersin ve Antalya’dan sonra, hizmet ağına Kayseri’yi de ekledi ve ulusallaşma yolunda çok önemli bir adım daha attı. 2008’in sonlarına doğru, Samsun Kaya Alışveriş Merkezi ve Mersin Lider Güven zincirinin Çağdaşkent halkası da Makromarket ailesine katıldı. Küresel kriz dünyayı salladı Gürcü Ordusu Güney Osetya’ya girdi Gürcistan ordusu, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Güney Osetya’ya karşı sessiz kalamadı ve bölgeye girdi. Yaşanan şiddetli çatışmalar Rusya’nın Gürcistan’a girmesiyle alevlenirken Kafkasya dünya tarihi açısından çok ciddi bir savaşın eşiğine geldi. Yeni ABD Başkanı, Barack Obama 2008’de yalnızca Türkiye değil dünya siyasetini de oldukça yakından ilgilendiren gelişmelerden biri de ABD Başkanlık seçimleri oldu. Oyların yüzde 52’sini almayı başaran Barack Obama, ABD’nin ilk siyahi başkanı olarak dünya tarihine de geçmeyi başardı. 2008 yılı dünya ekonomisi için oldukça kötü bir yıl oldu. Yaşanan global kriz nedeniyle Amerika’nın dev bankaları, birer birer batarken borsada da inanılmaz bir çöküş yaşandı. Doların hızlı bir yükselişe geçmesi, zamları ardı ardına sıraladı. Tekstil, otomotiv, inşaat ve emlak sektörü kriz nedeniyle büyük yara aldı, pek çok yabancı yatırımcı yatırımlarını geri çekerken, bazı uluslararası tekstil firmaları mağazalarına kilit vurmayı tercih etti. Ekonomik krizin 2009’da da devam edeceği bildirilirken buna paralel olarak işsizlik de hızlı bir şekilde artıyor. MAKRO | 2008 Gündemi i 2008’de bilim ve teknoloj Dumansız hava sahası AVM’leri vurdu Zamlar ve küresel kriz derken perakende sektörünü bir de sigara yasağı vurdu. 19 Mayıs 2008 tarihinden itibaren kapalı alanlarda tümüyle yasaklanan sigara, alışveriş merkezlerindeki sirkülasyonun azalmasına neden oldu. Ziyaretçi sayısı iyice azalan alışveriş merkezleri, çareyi çeşitli kampanyalar düzenlemekte buldu. İnternet’in ünlü web sitesi Youtube’da Atatürk’e hakaret içeren görüntülerin yer aldığı yönünde basında çıkan haberler üzerine harekete geçen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, olayla ilgili geniş kapsamlı bir soruşturma başlatarak, siteye erişimin engellemesini sağladı. Ceplerimiz yandı NASA’nın Mars’ta yaptığı araştırmalar bilim tarihine bomba gibi düştü. NASA’nın Mars’ta hayat izleri aramak üzere gönderdiği Spirit isimli keşif aracının çektiği görüntüler, uzmanları ve tüm dünyayı şaşkına çevirdi. Uzun süre fotoğrafları inceleyen uzmanlar, yürüyen veya tepeciğe oturmuş şekilde duran bir yaratık tespit etti. 2008’e damgasını vuran en önemli konularında biri de elektrik, su ve doğalgaza yapılan yüklü zamlardı. Ev ekonomisini alt üst eden ve yıl boyunca cep yakan bu zamlar, memurları sokağa döktü. Vatandaş, ısınmak için doğalgaza alternatif oluşturacak yeni çözümler aramaya devam ediyor. Pirinç bu yıl başroldeydi Dünya piyasalarında son 1 yılda yüzde 68 oranında artan kaliteli pirincin fiyatı, Türkiye’de yüzde 130 oranlarında artış gösterdi. Bu zamla beraber ekonomide uzun süre başrol oynayan pirinç, 2008’de vatandaşın mutfağında uzun süre figüran bile olamadı. KEY ödemeleri çok konuşuldu Konut Edindirme Yardımı’nın (KEY) tasfiyesi kapsamında ödemeler başladı. 8.5 milyon kişiye 2.8 milyar YTL ödeme yapıldı. Ancak yapılan hatalı ödemeler ve eksik tutarlar nedeniyle KEY, ana haber bültenlerinde uzun süre yer aldı. 42 | O c a k -Şu b at Artık ‘youtube’a erişilemiyor 2009 Mars’ta yaşam izleri bulundu 2008’de gündemi meşgul eden olaylar ATV ve Sabah Gazetesi satıldı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından Aralık 2007’de satışa çıkarılan Merkez Grup’a ait ATV televizyonu ve Sabah gazetesinin satışı gerçekleşti. İhale sonucu Çalık Grubu’na satılan ATV ve Sabah günlerce konuşuldu. Kan kanserinde kemoterapi devri kapanıyor Halk arasında kan kanseri olarak bilinen ve kanser türleri arasında kulağa en kokutucu gelenlerden biri olan Lösemi tedavisinde yaşanan gelişmeler yüzleri güldürdü. İlerleyen tıp sayesinde her yeni gün yaşanan gelişmeler kanser hastalarının yüzünü güldürür nitelikte oldu. Bilim adamlarınca keşfedilen yeni yöntemler ve ilaçlar sayesinde Lösemi tedavisinde acı veren kemoterapi tedavilerinin devri kapanıyor. Güngören’de bombalı saldırı İstanbul’un en kalabalık ve işlek semtlerinden biri olan Güngören’de gerçekleştirilen bombalı saldırı, uzun süre gündemden düşmedi. Sivil halkı hedef alan saldırı sonucu savaş alanına dönen meydanda ardı ardına 2 ayrı patlama gerçekleşti. 16 kişinin hayatını kaybettiği hain terör saldırısında yaklaşık 160 kişi de yaralandı. MAKRO | 2008 Gündemi Onlar 2008’de aramızdan ayrıldılar Acısıyla, tatlısıyla geride kalan koskoca bir yılda elbette aramızdan ayrılanlar da oldu... Antalya kül oldu 2008 yılında da ciğerlerimiz yanmaya devam etti. Antalya’da Manavgat ve Serik ilçelerinde başlayan ve rüzgarlı hava nedeniyle günlerce kontrol altına alınamayan yangın nedeniyle yüz binlerce kızılçam kül oldu. Yaşam merkezlerine kadar inen yangın, pek çok hayvanın da yanarak can vermesine neden oldu. Birçok köy tahliye edildi. Çöken Kur’an kursu akıllarda soru işaretleri bıraktı Konya’nın Taşkent İlçesi’ne bağlı Balcılar Beldesi’nde bulunan bir derneğe ait Boğaziçi Özel Öğrenci Yurdu, büyük bir patlamayla çöktü. Yurtta yaz tatilinde Kur’an Kursu gören kız öğrencilerden 17’si enkaz altında yaşamını yitirdi, 29’u yaralandı. Kur’an kursunun bulunduğu bölge akıllarda pek çok soru işareti bırakırken yaşanan olay gündemdeki yerini uzun süre korudu. İstiklal Savaşı’nın son iki Gazisinden Yakup Sartar Nisan ayında, emekli Albay Mustafa Şekip Birgör ise Kasımda hayata veda etti. Siyaset dünyası da acı kayıplar verdi. MHP İstanbul Milletvekili Gündüz Aktan, AKP İstanbul Milletvekili ve aynı zamanda sevilen sanatçı Osman Yağmurdereli gözlerini hayata yumdu. Dünyanın ayakta alkışladığı “La Diva Turca” olarak tanınan opera sanarçısı Leyla Gencer, besteci ve devlet sanatçısı Avni Anıl, tiyatro sanatçılarından Suna Pekuysal, Hadi Çaman, bestekar Necdet Tokatlıoğlu, söz yazarı Aysel Gürel, müzisyen Tanju Duru, bu yıl sanat dünyasında aramızdan ayrılan isimler oldu. “Türkçenin yaşayan en büyük şairi” olarak nitelendirilen Fazıl Hüsnü Dağlarca, şair İlhan Berk, şair ve düşünce adamı Erdem Bayazıt, yazar ve bilim adamı Metin And ve gazeteci Cüneyt Koryürek geride kelimelerini bıraktılar. Spor dünyası da bu yıl acı kayıplar verdi. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan, şampiyon güreşçi Gazanfer Bilge ve Türkiye’nin en sevilen spor yazarlarından Kazım Kanat da, ne yazık ki yaşama veda etti. 44 | O c a k -Şu b at 2009 “Mustafa” filmi uzun süre konuşulacağa benziyor Atatürk belgeseli denilince akla gelen ilk isim olan Can Dündar da 2008’in son çeyreğinde en çok konuşulan isimlerden biri oldu. 29 Ekim’de gösterime giren “Mustafa” filmi Atatürk’e getirdiği farklı bakış açısı nedeniyle farklı kesimlerden oldukça farklı eleştiriler aldı. Issız Adam olay oldu Çağan Irmak’ın yönettiği ve özellikle 70’li yılların hit parçalarının kullanıldığı Issız Adam, Türk izleyicisinden tam not aldı. İzleyen herkesi gözyaşlarına boğan Issız Adam günlerce konuşuldu. Türkiye’nin Love Story’si olarak kabul edilen film, büyük, küçük, yaşlı, genç demeden her yaş ve kesimden beğeni toplamayı başardı. MAKRO | Güncel Yasak elmayla başladı z ı m ı k aş Şimdiden 14 Şubat Sevgililer Günü’nü nasıl çok daha özel ve anlamlı geçirebileceğinin planını yapmaya başlayanlar, hatta hediyesini bile hazırlayanlar var. Pek çok önemli gün ve haftanın arasında Sevgililer Günü biraz farklılaşıyor aslında. Yasak elmadan bugüne kadar kadın ve erkek arasında yaşanan tarif edilmez çekim gücü, mitolojiye, tarihe, destanlara ve hatta savaşlara bile konu olmuş. Birbirimize karşı duyduğumuz sevgiyi kutladığımız Sevgililer Günü, belki de karşılıklı duyulan sevginin dünyaca kutlandığı tek gün. Peki, nereden çıktı bu Sevgililer Günü? Neden özellikle son yıllarda bu kadar popüler oldu? Şimdilerde daha mı çok seviyoruz birbirimizi, yoksa sevgimizi daha mı az gösterir olduk? Antik Roma’nın 14 Şubat Lupercalia Bayramı Sevgililer Günü’yle ilgili tarihi bir yolculuk yaptığımızda, bu kutlamaların antik çağlara kadar uzandığını görüyoruz. Eski Roma İmparatorluğu’na kadar uzanan Sevgililer Günü, esasen Roma tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi Juno için yapılan bir tören olarak biliniyor. Hikayesine gelince; Juno Roma halkı tarafından kadınlık ve evlilik tanrısı olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle de 46 | O c a k -Şu b at 2009 her yıl 14 Şubat Lupercalia bayramında evlenmemiş gençler birbiri arasında kura çekiyor ve bayramda beraber eğleniyordu. Bu eğlenceler birbirine aşık olan gençlerin evlilikleriyle son buluyordu. Dönemin zalim hükümdarı İmparator 2. Cladius ordusunda savaşacak asker bulamayınca tüm nişan ve evlilikleri yasakladı. Ancak papaz olan Aziz Valentine imparatordan gizlice, gençleri evlendirmeye devam etti. Bir zaman sonra durumu öğrenen imparator Azia Valentine’i ölümle cezalandırdı. O gün bugündür 14 Şubat, tüm dünyada sevginin, bağlılığın, aşkın ve evliliğin simgesi haline geldi ve Sevgililer Günü olarak kutlanıyor. “Seni seviyorum” Aşkın sözcükleri tüm dünyada aynı. Hangi dilde olursa olsun, sevgimizi şu iki kelime ifade ediyor; “seni seviyorum.” Duyduğumuz bu sözcükler hemen kalbimizi yumuşatıyor hepimizin. Dünya üzerinde en yalın ve en sevgi dolu bu iki sözcüğü nerede duyarsak duyalım duygulanıyoruz. Film replikleri, şarkılar veya okuduğumuz kitaplarda bizi en çok etkileyen, bu iki kelime işte. Ama en çok da sevgilimizden duyunca mutlu oluyoruz. Geçmişi nereye uzanırsa uzansın Sevgililer Günü’nü de anlamlı yapan bu iki kelime aslına bakılırsa. O nedenle hangi hediyeyi alırsanız alın, isterseniz oyuncak bir ayı, isterseniz kalp bir yastık, dilerseniz de bir demet çiçek; 14 Şubat’ta sevgilinize tüm kalbinizle verin hediyenizi. Ancak şunu da unutmayın ki, “seni seviyorum” demek için 14 Şubat’ı beklemeniz gerekmiyor. MAKRO | Göz Nuru k ı ş e v Sıcak kışın vazgeçilmezi örgüler Artık tamamen hissettiğimiz, içimize işleyen bu soğuk günlerde, rengarenk ve şık örgülerle ısının. Şallar, atkılar, hırkalar ve hatta çantalar... Çeşit çeşit iplikler ve sıcacık renkler, dolabınıza yepyeni bir soluk getirirken, siz de çok faydalı bir hobi sahibi olacaksınız. Haydi, koyu gri kış günlerini atkı ve eldivenlerimizle renklendirelim. İnsanın kendi ördüğü bir kazağı giymesinin verdiği haz duygusu çok az şekilde yaşanabilir. Geçmişte, anneannelerimiz ve annelerimizin gözdesi olan örgüler, günümüzde de çok revaçta. Eğer siz de boş vakitlerinizi değerlendirmek istiyor ve kendinize bir hobi bulmaya çalışıyorsanız, “örgü” çok iyi bir fikir olabilir. Tığ işi, takı tasarımı, ahşap boyama, kanaviçe ve örgü, kadınların çokça devam ettiği el işleri arasında bulunuyor. Artık el işleri, hem çok rağbet görüyor, hem de kadınlar için sosyalleşmenin kolay bir yolu olarak karşımıza çıkıyor. Bu tip hobilerle ilgili pek çok kurs ve seminer düzenleniyor. Ayrıca yayınlanan dergiler de yol gösterici olması açısından önem kazanıyor. Özellikle örgüyle ilgili olarak hazırlanan dergi ve kitaplar, hem hiç bilmeyenlere hem de kendini geliştirmek isteyenlere A’dan Z’ye kadar örgüyle ilgili her noktayı anlatıyor. İşin teknik kısmını ve modellerin yapımını öğrendikten sonra, gerisi size kalmış! Hayal gücünüzün sınırlarını zorlayın ve rengarenk ve olabildiğince şık örgüler örün. Tüm renkler, iplikler ve modeller, emrinize amade… 2009’da hangi renk moda? Örgü örerken en güzeli, hayal gücünüzü sınırlamamanız. Çünkü örgü örmenin ve daha sonra o kıyafeti giymenin en güzel tarafı, renginden desenine, kesiminden modeline kadar tamamıyla sizin zevkinizi yansıtıyor olması. Ama siz gene de, sezonu takip etmek istiyorsanız, hemen söyleyelim: 2009’un kış sezonunda, metalik renkler, siyahın her hali, nar kırmızısı ve doğal renkler tüm kıyafetlere hakim 48 | O c a k -Şu b at 2009 olacak. Ancak dediğimiz gibi, önemli olan, sizin göz zevkiniz. İstediğiniz çeşitte ve renkte aldığınız ipliklerle, istediğiniz modelde bir kazağınız olabilir. Hem de çok düşük maliyetlerle… Örgüleriniz için bakım kılavuzu Tüm kıyafetlerinizi olduğu gibi örgülerinizi de doğru yıkama ve saklama metotlarını uygulayarak daha uzun süre kullanabilirsiniz. El örgüleriniz diğer çamaşırlarınızdan biraz daha fazla özen ister. Pek çok çamaşır makinesi de bu isteği karşılamak için, yünlüler ve narin kumaşlar için farklı yıkama ayarlarına sahip. Bu programlar, kumaş liflerinin yüksek ısı ve sıkmadan kaynaklanan bozulmalarını önlemek için kullanılıyor. Yani örgülerinizi rahatlıkla makinede yıkayabilirsiniz ancak yıkama talimatlarına mutlaka uymanız gerekiyor. Ayrıca örgülerinizi, makinede yıkarken bir yastık kılıfına koyabilirsiniz. Böylece örgünüz esnemez ve şekli bozulmaz. Ancak her şeye rağmen makineyle ilgili şüpheleriniz varsa, elde yıkamayı tercih edebilirsiniz. Bunun için yumuşak sabun ve ılık su kullanmanız gerekiyor. Örgülerinizi kesinlikle sıkmayın. Sabunun gitmesi için birkaç defa sudan geçirdikten sonra bastırarak suyunu süzün. Asla çitilemeyin ya da sıcak su kullanmayın. Örgü kıyafetinizi mutlaka sererek kurutun. İster makinede, ister elde yıkamış olun, bütün örgülerinizi yatay bir şekilde kurutun ve aşırı ısıya maruz bırakmayın. Asla kurutucuya atmayın çünkü yüksek ısı, örgülerin baş düşmanıdır. Örgülerimi nasıl saklayacağım? Bin bir zahmetle ördüğünüz ve mutlulukla giydiğiniz örgülerinizi saklarken de dikkat etmeniz gereken pek çok nokta var. Bunların ilki ve en önemlisi, örgü kıyafetlerinizi kesinlikle asmamanız gerektiği… Çünkü asmak, bu kıyafetlerin sünmesine ve şekillerinin bozulmasına neden olur. Bunun yerine katlayıp bir çekmecede muhafaza edebilirsiniz. Eğer örgünüzü saf yünden yaptıysanız, lavanta torbası ya da naftalin gibi koruyucularla birlikte saklamanız gerekir. Eğer kıyafetlerinizde güve delikleri bulursanız, bu delikleri derhal onarın. Ardından ya hemen kuru temizlemeye gönderin ya da bir poşete koyarak 24 saat buzlukta bekletin. Böylece güve larvalarının hakkından gelmiş olursunuz. Ayrıca kışlık kıyafetlerinizi yazın hurçlara koyup, naftalinle saklamanız daha uzun süre giymenize yardımcı olur. Örgülerinizi arada bir, özellikle güneşli günlerde, havalandırmayı da unutmayın. Boncuklar, kumaşlar ve daha niceleri… Hayal gücünden bahsetmiştik ya… Örgü örerken hayal gücünüzü sadece renklerle ve desenlerle sınırlandırmayın! Mesela örgüyü, uyumlu kumaş çeşitleriyle birlikte kullanabilirsiniz. Örgü ve deri ikilisi de her zaman çok şık olur. Mesela, oğlunuza öreceğiniz kazağın dirsek ve omuz kısımlarına deri dikerek farklı bir hava meydana getirebilirsiniz. Atkınızın kenarlarına tığ yardımıyla minik çiçekler işleyebilirsiniz. Ördüğünüz kıyafetlere boncuklarla desenler yapmak, onların daha göz alıcı olmalarını sağlayacaktır. Bu tür ince işçiliklerle, daha şık ve göz alıcı kıyafetler giymek elinizde. Hayal edin, örün, süsleyin ve giyin. Oc a k - Ş ubat 2009 | 49 MAKRO | Sağlık Aç bir soda ilaç niyetine... Buzdolaplarının soğuk içecekler köşesinde mutlaka bulunan içecekler arasında yer alıyor, soda. Susuzluğu gidermede birebir etkili olan, mide şişkinliğine iyi gelen sodanın faydaları, günlük olarak tüketildiğinde bunlarla da sınırlı değil. Soda cilt güzelliğinde de son derece etkili. Sodanın, kemik yapısından, cilt bakımına, sinir sisteminden, kalp sağlığına ve hazımsızlıktan diş bakımına kadar pek çok olumlu etkisi olduğunu biliyor muydunuz? Her gün içeceğiniz bir bardak soda sayesinde, yemek sonrası mide rahatsızlıklarınızın son bulduğunu ve hafiflediğinizi 50 | O c a k -Şu b at 2009 hissedeceksiniz. Gaz yapan pek çok gıdanın etkisini anında yok eden soda, yatmadan önce içilip yatıldığında hem vücuttaki toksinleri temizliyor, hem de gece boyunca oluşabilecek susuzluk hissini engelliyor. Güçlü kemiklerin doğal formülü Doğal yapısı ve içeriğinde bulunan mineraller sayesinde insan sağlığında pek çok etkisi bulunan soda, kemik gelişiminde oldukça önemli bir rol oynuyor. İçeriğinde bulunan kalsiyum miktarı nedeniyle özellikle gelişme çağındaki gençler tarafından her gün tüketilmesi gereken soda, kadınların da tercih etmesi gereken içeceklerin de başında geliyor. Kemikleri güçlendiren soda, osteoporoz bakımından risk altında olan kadınların kalsiyum ihtiyacının giderilmesine katkıda bulunuyor. Cildinizi sodayla sıkılaştırın İçeriğinde pek çok vitamin ve mineral bulunan soda, pahalı kozmetik ürünlerinin yanı sıra oldukça masrafsız bir güzellik iksiri olarak kabul ediliyor. Bütün yapmanız gerekense temizlediğiniz yüzünüzü sabah ve akşam olmak üzere günde iki kere sodayla yıkamak veya pamuk yardımıyla silmek. Zamanla cildinizin sıkılaştığını ve çok daha genç bir görünüme sahip olduğunuzu fark edeceksiniz. Öte yandan dilerseniz bir bardak sodaya bir çay kaşığı limon veya limon kolonyası, bir çay kaşığı gliserin ve bir yemek kaşığı elma sirkesi ilave ederek çok daha etkili bir cilt maskesi de hazırlayabilirsiniz. Hazımsızlığın çaresi, soda Akşam yemeğini fazla kaçırdığımız zamanlarda veya alışkın olmadığımız bir lezzet denediğimizde, midemiz alarm verebiliyor. Midede şişkinlik ve yanma gibi durumlarla kendini belli eden hazımsızlık, kişiyi son derece rahatsız ediyor ve hatta uykusuzluğa yol açabiliyor. İşte böyle durumlarla karşı karşıya kalındığında uygulanması gereken en basit ve etkili yöntem, hemen bir soda içmek… Böylece mideniz rahatlayacak ve yediğiniz yemekten pişmanlık duymayacaksınız. MAKRO | Röportaj 1975 yılında bir şarkı söylemek için sahneye çıktığı gece, hayatının değişeceğini tahmin bile edemiyordu, Nihal Munsif. Sadri Alışık’ın daveti üzerine gittiği bir gece kulübünde yalnızca bir şarkı söylemek için sahneye çıktı ve bir daha da o sahneden hiç inmedi. “Hangi soyadını seviyorsun?” diye sordu, onu sahnede dinleyenler arasında bulunan Sanat Güneşimiz Zeki Müren. Nihal, “Burak efendim” diye cevap verdi. “Olmaz” dedi, Zeki Müren, “Nihal Burak olmaz, Nil Burak olsun senin sahne adın…” Böylece başlayan sanat yaşamı, gazino ve plak çalışmaları derken Nil Burak şarkıları hala dillerde dolaşıyor. Issız Adam filmiyle beraber arşivlerden çıkan 45’likler ise, geçmişe duyulan büyük özlemi kanıtlıyor. Nil Burak ile gerçekleştirdiğimiz bu çok özel söyleşiyle özlemimiz biraz olsun diniyor. 1975 yılından bu yana müzik piyasasının içindesiniz. Sanat yaşamınızdan kısaca bahseder misiniz? Müziğe olan ilgim, ilkokul yıllarına uzanıyor. Kıbrıs’ta Güzel Sanatlar Derneği’nin korosunda şarkı söyleyerek başladı diyebileceğim sanat yaşamım, Londra Galipolli Restaurant’ta sahneye çıkmamla ciddi bir boyut kazandı. 1975 yılında tatil için İstanbul’a geldim ve Türk sinemasının usta sanatçısı Sadri Alışık’ın daveti üzerine gittiğim gece kulübünde yalnızca bir şarkı söylemek için sahneye çıktım. Bir şarkı diye çıkıp on tane şarkı söyledim. O gece orada kimler yoktu ki… Zeki Müren, Ayhan Işık, Sadri Alışık, Çolpan İlhan, Ekrem Bora, Nebahat Çehre ve Erol Simavi gibi çok değerli isimler, bu müzik ziyafetine tanık oldular. Daha sonra Fahrettin Aslan’ın transferiyle Maksim Gazinosu’nda “Yalnızım ben, çok yalnızım”, “Nasıl da tatlı tatlı gülerdin yüzüme”, “Boşvere boşvere ne hale geldik”, “Sen de başını alıp gitme ne olur” ve NIL BURAK 52 | O c a k -Şu b at 2009 MAKRO | Röportaj çalışmaya başladım. Ardından televizyonda canlı orkestra eşliğinde program yaparak o dönemin en sevilen şarkılarını seslendirmeye başladık. Derken sırasıyla plak çalışmaları, kabare çalışmaları ve Eurovision şarkı yarışması geldi. Orada üçüncülük alarak o dönem için oldukça iyi bir başarı yakaladık. O yıllardan bu zaman kadar pek çok şarkınız hala dillerde. Bu durum size neler hissettiriyor? Her sanatçının mesleğiyle ilgili arzu ettiği tek şey vardır. O da, klasikleşmek. Ben kendimi klasikleşmiş bir sanatçı olarak görüyorum. Bu nedenle de şarkılarım hala dillerde. Hem bugünün gençleri hem de onların anne ve babalarının eski şarkılara aynı coşku ve duygularla eşlik ettiğini görmek, beni elbette çok duygulandırıyor. Günümüzde şarkılar kolay ezberleniyor ama çabuk unutuluyor. Şarkılarınızı unutulmaz kılan ve her kesim tarafından sevilmesini sağlayan sizce nedir? Yıllar sonra bir kez daha hem de… O şartlarda yaptığımız işlerin ne kadar kaliteli olduğunu ve emek verilerek yapıldığını görüyoruz. Bu da şarkılarımızı unutulmaz kılıyor. Emek verilerek yapılan işlerin samimiyeti de dinleyiciye daha kolay geçiyor. Ayrıca, maalesef günümüzde her şey çok çabuk tüketiliyor. “En İyilerle Nil Burak” ve “Bir Numaramsın” albümleriyle hayranlarınızla yeniden buluştunuz. Albümlerde orijinal kayıtlara sadık kalma fikri nasıl oluştu? Uzun bir aradan sonra yepyeni bir albüm yapmak üzere İstanbul’a döndüm. Yapımcım ve prodüktörüm sevgili Hakan Eren ile yeni albümümün yanı sıra 1975 ile 1985 yılları arasındaki plak ve kasetlerde kalan 90 şarkıdan 20 hit şarkımı seçtik. Orijinal halleriyle ikinci albümü yaptık. Aslında sevgili Hakan Eren’e beni ikna ettiği için teşekkür ediyorum. Çünkü bu şarkılarımızın master bantları, maalesef kapanmış plak şirketlerinde kaldı. Biz de bu şarkıları orijinal halleriyle gençliğe yeniden kazandırmak istedik ve sanırım bunu da başardık. Bu bir arşiv çalışması olduğu için orijinal kayıtların kullanılması gerekiyordu ve bu çalışmayı çok da güzel bir kitapçıkla tamamladık. Şarkılar arasında neler yok ki… “Boşvere Boşvere”, “Yalnızım Ben”, “Bağışladın”, “Ben Anlamam”, “Olmaz Olmaz Deme” ve bunun gibi orijinal plak kayıtlarını yeniden mastering yaparak pırıl pırıl kayıtlarla sevenlerime sunduk. “Nasıl da tatlı tatlı gülerdin yüzüme”, Boşvere boşvere ne hale geldik” ve “Sen de başını alıp gitme ne olur”, hala insanın içini titreten şarkılarınızın unutulmayan nakaratları. Bugün dinlediğiniz ve gelecekte sizin içinizi titretebilecek olan şarkılar var mı? Düşünüyorum da; güzel şarkılar var. Fakat henüz bu dönemde içimi titreten bir şey maalesef yok. Radyolu günlerden, Altın Plak’lardan sonra, bugün görselliğin her alanda ön plana geçtiği günleri yaşıyoruz. Gelişmeler ve değişimler, sizi ve sanat yaşamınızı ne ölçüde ve nasıl etkiledi? Gerçek sanatçılar bu olumsuzluklardan her zaman etkileniyor. Ben 11 yıl ara verdiğim için şahsen herhangi bir şeyden etkilenmiş değilim. Çünkü ben her zaman hem göze hem kulağa hitap ettim. Geçmiş yıllarda da sinemadan sahnelere geçen çok sayıda sanatçı vardı. Onları görsel olarak dinliyor ve seyrediyorlardı. Günümüzde bu daha da çok arttı. Çünkü herkes her işi becerebileceğini zannediyor. Ses Allah vergisi bir şeydir... Issız Adam filmiyle beraber, geçmiş dönem plakları arşivlerden çıktı ve yine dillere dolandı. Sizce geçmişe bir özlem mi var? Kesinlikle. Gençler iyi ve kötü şarkıları ayırt etmeye başladılar. Bizim jenerasyonun ise anıları canlandı. Zaten bu şarkıları herkes ezbere biliyor. Önümüzdeki günlerde ne gibi projeler gerçekleştirmeyi hedefliyorsunuz? Yeni bir albüm hazırlığı var mı? Bu yıl yurtiçi ve yurtdışında konserlerim olacak. Şarkı söylemeyi ve sahneyi çok özlemiştim. Sanırım bu özlemimi gidereceğim. Bir uzun metrajlı film ve dizi film teklifleri var. Onları da değerlendireceğim. Oc a k - Ş ubat 2009 | 53 MAKRO | Röportaj Emekle yıllarla sabırla eşdeğer bir hikaye Rivayet edilir ki, dünya üzerinde yetişen ilk ağaçtır, zeytin ağacı. Nuh tufanından sonra “Ben varım” diyen ilk ağaçtır. Nazlanmaz, su istemez, havanın bahşedeceği nem yeter ona. Gölgesinde aşıklar, çobanlar, yorgunluktan bitap düşen insanlar barındırır çoğu zaman. Yaşamı simgeler, bilgeliği simgeler, barışı simgeler en başta. Vakti gelince zeytin kaplar dört yanını; nazlanmaz, sahibinin eline bırakır kendini. Anadolu insanı kendi gözleri gibi bakar zeytinlere; sofralara gelene kadar kim bilir kaç kişinin emeğine ortak olur. Ve bir sabah siz uyandığınızda, yayılırken taze çayın buğulu kokusu sofralara, siyah inciler ve yeşil zümrütler arz-ı endam eyler. Baytekler Gıda’nın hikayesi de, zeytin ağaçları gibi emekle, yıllarla, sabırla eş değer… Baytekler Gıda Genel Müdürü Atalay Baytek ile Türkiye’de zeytin üretimi, tüketimi ve Baytek zeytinlerinin hikayesi üzerine konuştuk. 54 | O c a k -Şu b at 2009 Baytekler Gıda’nın hikayesini sizden dinleyebilir miyiz? Zeytin ağaçları nasıl ağaçların en eskisi ise, bizler de bu sektörün en eski firmalarından biriyiz. 1970’li yıllarda başladık zeytin üretimine. Yıllardır tıpkı zeytin ağaçlarının göstermiş olduğu dirayet ve sabır gibi, bizler de dirayetle, sabırla, yorulmadan, sızlanmadan çalışmaya devam ediyoruz. Kuruluşumuzdan bu yana, zeytin ağaçlarının güneşle sürekli renk değiştirmesi gibi, biz de zamanla kendimizi yeniledik, zamana, teknolojiye ve gelişmelere ayak uydurduk. Bugün geldiğimiz noktada, Gemlik’te yaklaşık 4800 metrekarelik kapalı alan üzerine kurulu fabrikamızla imalatlarımızı gerçekleştiriyor, Ankara Gimat Ticaret Merkezi’ndeki 2000 metrekarelik yönetim binamızla Türkiye’nin dört bir yanına hizmet veriyoruz. Baytek zeytinlerini tüketiciler güvenle tüketiyorlar. Bu güvenin altında yatan nedir? Teşekkür ederim. Bunu şöyle açıklayayım. Gıda sektöründe hizmet vermek pek çok sorumluluğu omuzlarınızda taşıyorsunuz, demektir. Her şeyden önce, üretim sorumluluklarınızı belirlemeniz gerekir. Fabrikanızla, üretim alanlarınız ve makine parkınızla sizin hizmet verdiğiniz sektörün son teknolojisini yakalayabilmeniz, belirli bir kalite stratejisi yazıp bu minval üzere çalışmanız gerekir. Birlikte çalışacağınız her personel, sizinle aynı bakış MAKRO | Röportaj rağmen bu standardı yakalayabilmektir. Baytekler Gıda olarak bizler, tüm sorumluluklarımızın bilincindeyiz ve bunları tek tek, hatasız, eksiksiz ve koşulsuz olarak yerine getiriyoruz. Atalay Baytek açısına sahip olmalıdır. Onlara kurum kültürünüzü aşılayabilmek, onların hem üreticiymiş hem de tüketiciymiş gibi düşünerek çalışmalarını sağlayabilmek, üretime sizin gözlerinizle bakmalarını öğretebilmek gerekir. Bunları onlara benimsetmek bir başka sorumluluk olarak çıkar karşınıza. Üretimden tüketime kadar ortaya çıkan her süreçte çözüm ortağı olarak belirlediğiniz her kurum, sizin için ayrı bir enerjidir ve muhakkak en az sizin kadar profesyonel olan kurumlarla çalışmanız gerekir. En büyük sorumluluk ise, tüketiciye karşı olan sorumluluğunuzdur. Tüketicinin sizden tek beklentisi, hijyenik, kaliteli ve lezzetli ürünleri her seferinde aynı standartla almaktır. Oysa topraktan elde ettiğiniz ürünlerde, bir dönem aldığınız mahsulle bir sonraki dönem alacağınız mahsulün aynı olma garantisi yoktur. Aynı tohumu ekseniz dahi, iki farklı ağaçtan iki farklı lezzet ve ürün almanız muhtemeldir. İşte en büyük sorumluluk, tüm olumsuzluklara ve tabii şartlara Zeytin üretiminizin yanı sıra peynir üretiminiz de var değil mi? Tüketici gözüyle baktığımızda, zeytin ve peynirin sofraların ayrılmaz bir parçası olduğunu gördük. Bu ürünler, şarküterilerde genellikle yan yana sergileniyor ve tüketiciler alışveriş esnasında bildikleri, tanıdıkları, aşina oldukları markaları tercih ediyorlar. Baytek zeytinlerinin az evvel sizin de belirttiğiniz gibi zaten belli bir bilinirliği, tüketicinin gözünde güvenilirliği vardı. Biz de aynı güven, lezzet ve kaliteyi Baytek peynirleri ile tüketiciye ulaştırmak istedik. Peynir üretimimizde bizlere, kurucumuz Sayın Zeki Baytek’in büyük yardımları dokundu. Kendisinin deneyimi ve çabalarıyla Baytek peynirlerini de bir marka haline getirdik. Zaman zaman basında zeytinlerin katkı maddeleri ile renklendirildiğine dair haberler yer alıyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir? Baytek zeytinleri tamamen doğal ve katkı maddesiz olarak üretiliyor. Üretimini yaptığımız Gemlik zeytinlerinin bir emsali daha yok. Evet, bazen basında zeytinin tekstil boyası ve ferroglukonat ile karartıldığına dair haberler görüyoruz. Bundan 200 yıl önce de zeytin boyayla mı karartılıyordu? Bu tip zeytinler, Gemlik yöresi zeytinleri değildir; Gemlik zeytinlerinin gerek tat gerekse renk yönünden hiçbir katkı maddesine ihtiyacı yoktur. Gerçek Gemlik zeytini siyah renkte, ince kabuklu, çekirdeği küçük ve etlidir. Kızıl zeytinlerin boya ile renklerinin değiştirilmesi, daha çok merdiven altı tabir edilen firmalarda gerçekleştirilmektedir. Bu tip firmalara yönelik kontrol mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum. 2009 yılında yeni üretim tesislerinizin de üretime başlayacağını biliyoruz. Bu konuda bilgi alabilir miyiz? Evet, Gemlik’te inşasını gerçekleştirdiğimiz yeni üretim tesislerimiz, çok yakın bir zamanda tamamlandı. Üretime Ocak ayı başında başladık. Yeni tesislerimizin her noktasını tüm ayrıntılarıyla düşündük ve inşasında büyük titizlik gösterdik. İçerisini son teknoloji makinelerle donattık. Yaklaşık 4800 metrekare üzerine kurulu, Avrupa Birliği standartlarındaki yeni üretim tesislerimizle, yıllık üretim kapasitemizi 10.000 tona çıkartmayı hedefliyoruz. Fakat elbette ki en büyük hedefimiz, Baytekler kalitesini koruyabilmek. Tüm Türkiye’de Baytek kalitesi Başta sofralık zeytin, sele zeytini, çizik zeytin ve biberli yeşil zeytin olmak üzere pek çok yeşil ve siyah zeytin çeşidini, peynir ve turşu çeşidini ürün gamında bulunduran Baytekler Gıda, tüm Türkiye’ye aynı kaliteyi taşıyor. Zeytinlerin toplanmasından yıkanmasına, ön kalibrasyon işlemlerinden fermantasyona, fermantasyon sonrası yıkamadan son kalibrasyona, ambajlamadan depolamaya, sevkiyattan satışa kadar her hususta büyük bir titizlik ve özveriyle işlenen ürünler, yine aynı titizlik ve dikkatle sofralarınıza ulaştırılıyor. Baytekler Gıda, ürünlerinin yağ, lif, protein, kül, şeker, karbonhidrat ve su oranları bakımından oldukça besleyici ve sağlıklı olmasına büyük dikkat gösteriyor. Gıda sektöründe hizmet vermenin insan sağlığına hizmet etmekle eş değer olduğunun bilincinde olan Baytekler Gıda, üretiminde kalite ve hijyene azami özen veriyor. Oc a k - Ş ubat 2009 | 55 MAKRO | Röportaj Takım çalışması çok önemli Makromarket giderek büyümeye devam ediyor. Bu büyümede, hem kaliteli hizmet anlayışı hem de çalışanlarıyla kurduğu doğru ve samimi iletişimin payı oldukça büyük elbette. Ulusal olma ve kurumsallaşma adına oldukça emin adımlarla ilerleyen Makromarket’in müşteri trafiğinin en yoğun yaşandığı mağazalarından biri olan İstanbul Yolu Mağazası’nın Müdürü Kadir Çobanoğlu’yla Makromarket’in hizmet anlayışını ve yılların birikimini konuştuk. 56 | O c a k -Şu b at Bize biraz kendinizden ve Makromarket’teki görevinizden bahseder misiniz? 1998 yılında bu yana Makromarket ailesi içerisinde çeşitli görevlerde bulundum. Çalışma hayatıma mağaza müdürü olarak devam ediyorum. Sektörün lider ve öncü firmasında çalışmanın haklı gururunu yaşıyorum. Mağaza müdürü olarak sektörün gelişen ve değişen yönlerini titizlikle takip ediyor ve perakendenin parlayan yıldızı Makromarket’in İstanbul Yolu şubesinde müşteri memnuniyetini gözeten bir anlayışla hizmet vermeye devam ediyorum. sunmaya özen gösteriyoruz. Gıda, giyim, elektronik eşya, ayakkabı ve fast-food bölümleriyle hizmet ediyoruz. Mağazamız İstanbul Yolu üzerinde olduğu için, yoğun bir müşteri kitlesine hitap ediyoruz. Düzayak girişimiz ve oto parkımız da bize avantaj sağlıyor. Geniş ve ferah ortamıyla rahat bir alışveriş imkanı sunan şubemizde geniş ürün yelpazemizle çizgi ötesi hizmet anlayışımızı sürdürüyoruz. Müşterilerimize aradığı her türlü ürünü bulma avantajını sunduğumuz mağazamızda, düzen ve temizliği üst seviyede tutmak, birinci ilkemiz. Makromarket İstanbul Yolu mağazası hakkında bilgi verebilir misiniz? Mağazamız 2004 yılında hizmete girdi. 2800 metrekare alanda 70 kişiden oluşan personel ekibimizle müşterilerimize en iyi hizmeti İstanbul Yolu mağazası metrekare olarak büyük ve müşteri yoğunluğu yüksek bir mağaza. Mağazanızı yönetirken nelere dikkat ediyorsunuz? İş disiplini son derece önemli. Yönetim anlayışımın bir parçası olarak düzen ve 2009 Kadir Çobanoğlu temizlik ilkelerine verdiğim önemin yanı sıra en önemli ilkelerimden biri de müşteri memnuniyetini sağlamak. Hayat, zaman kavramıyla sınırlı olduğuna göre insan zamanı doğru ve etkin bir biçimde kullanmalı, diye düşünüyorum. Teknolojinin tüm imkanlarından faydalandığımız kurumumuzda etkin ve verimli çalışmaya özen gösteriyor ve başarımızı yineleyerek çalışmayı sürdürüyoruz. Makromarket teknolojiyi çok etkili olarak kullanan bir kurum. Önemli bir yenilik olan Makro Kart Gold’a karşı müşterilerin tepkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz? Makro Kart Gold, kurumsallaşmanın önemli bir ürünü. Bununla ilgili olarak zaman zaman müşterilerimizin memnuniyetlerini ifade ettiklerine şahit oluyorum. Şahsım adına puan ve promosyon çalışmalarına gerekli desteği vererek Makro Kart Gold’un ciromuzun artmasında önemli bir araç olduğunu düşünüyorum. Ayrıca müşterilerimize özel hediye çalışmaları da onlara verdiğimiz önemi gösteriyor. MAKRO | Röportaj Koşulsuz müşteri memnuniyetine odaklıyız İlk olarak Ankara’da, perakende sektöründe kaliteli hizmet sunmaya başlayan, daha sonra bu hizmet anlayışını çeşitli illere de taşıyan Makromarket, uluslararası arenada takip edilen bir marka olmayı hedefliyor. Bu çerçevede attığı adımlarla her geçen gün büyüyen Makromarket’in tüm bölge müdürlükleri de bir elden yönetiliyor. Makromarket Genel Koordinatörü Uğur Songör’ün denetimindeki Ankara, Konya ve Kayseri bölge müdürlükleri, çalışmalarını müşteri memnuniyeti odaklı bir şekilde yürütüyor. Biz de bu sayımızda Makromarket’in tüm bölge müdürlükleriyle röportajlar gerçekleştirdik. Hedefine uygun adımları sırasıyla atan Makromarket’in Ankara Bölge Müdürleri ile gerçekleştirdiğimiz bu sayfalarımızdaki söyleşide, Ankara Bölge Müdürlüğü’nü ve Makromarket’in marka olma sürecini konuştuk. Makromarket Ankara Bölge Müdürlüğü’nün kadrosundan ve hizmetlerinden bahseder misiniz? Ankara Bölge Müdürlüğü olarak Genel Koordinatörlüğe bağlı olarak çalışıyoruz. Ankara bölge müdürleri olarak, asli faaliyetlerimiz arasında, yönetim kurulu adına mağazaları denetleyen ve kontrol eden, satış ve karlılığı arttırıcı, değişken maliyetleri azaltıcı her türlü tedbirleri alan, bununla birlikte mağazalar için planlanan tüm faaliyetleri yürüten ve uygulatan çalışmalar yer alıyor. Ayrıca merkez birimlerle mağazalar arasında her türlü eşgüdümü sağlayarak mağazalarımızı fiziki ve görsel yönden düzenleyici faaliyetleri yürüten, müşterilerimize huzurlu ve keyifli bir 58 | O c a k -Şu b at 2009 alışveriş dünyası yaratmak için azami çabayı ve hizmeti esirgemeyen bir mantıkla çalışıyoruz. Ankara Bölge Müdürlüğü olarak kaç mağazanın sorumluluğunu taşıyorsunuz? Ankara’da 74 mağazada, 2 bin personelle hizmet veriyoruz. Mağazalar arası koordinasyonu sağlarken nelere dikkat ediyorsunuz? Organize perakendeciliğin prensiplerine uygun olarak, Makromarket’in vizyon, misyon ve ilkeleri doğrultusunda modern, şık ve tüketiciyi memnun eden mağaza konseptleri oluşturmak, asli görevimiz. Çalışmalarımızı gerçekleştirirken koşulsuz müşteri memnuniyetine odaklanıyoruz. Bu amaçla, tüm mağazalarımızda çizgi ötesi hizmet anlayışımıza paralel olarak müşterilerimize konforlu bir alışveriş ortamı sunma gayreti içerisindeyiz. Çalışmalarımızda, mevcut rakiplerimizi, değişen tüketim alışkanlıklarını ve müşteri taleplerini çok iyi takip ve analiz etmek zorundayız. Günümüzün yıpratıcı rekabet şartları içinde pazarda etkin olabilmek için, alınan her türlü pazarlama ve satış geliştirici kararı destekleyerek, sadık müşteri sayımızı arttırıcı faaliyetler gerçekleştiriyoruz. Bu nedenle mağaza yöneticilerimizi ve personelimizin eğitim faaliyetlerine büyük önem gösteriyoruz. Özgür Șengül Erhan Kurtoğlu 60 | O c a k -Şu b at 2009 Ankara’daki Makromarket başarısının sırrı nedir? Kanaatimizce Makromarket’in başarısının gerçekleşmesindeki ana faktör, müşterileriyle kuruduğu sıcak aile ortamı. Bu ortam sağlıklı bir şekilde gelişti ve dejenere olmadan günümüze kadar taşındı. Ayrıca gelişime ve değişime açık olması, mağazacılık alt yapısına yatırım yapması, insan kaynakları ve Ar-Ge faaliyetlerine önem vermesi ve profesyonel yöneticileri bünyesine katmasıyla mevcut yapısı daha da güçlenerek büyüdü. 2009 yılı hedefleriniz nelerdir? Öncelikle ölçülebilir verilerden beslenerek giderleri minimize eden, reel karlılığı arttıran verimli mağazalar tesis etmek, ana hedefimiz. Bununla birlikte maksimum müşteri memnuniyetinin artarak sağlandığı, ürün çeşitliliğinin ve sunumunun profesyonelce yapıldığı temiz, ferah ve keyifli alışveriş ortamları olan mevcut mağazalarımızı bu yönde daha da geliştirmeyi ve uluslararası perakende sektöründe kendine özgü ve takip edilen bir zincir haline gelmeyi hedefliyoruz. Uğur Songör Murat Aksu MAKRO | Röportaj Kayseri’de de makro kalite Türkiye’de farklı noktalarda hizmet vermeye devam eden Makromarket, son olarak Kayseri Ofis-Evim mağazalarını da bünyesine katarak hizmet ağını genişletti. Kayserilileri makro hizmet kalitesine kavuşturan Makromarket’in Kayseri Bölge Müdürü Yalçın Taş ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, Kayseri’deki yapılanmayı konuştuk. Yalçın Taş Makromarket 2008 yılı Ağustos ayında Ofis-Evim mağazalarını da bünyesine katarak Kayseri’yi de makro hizmet kalitesiyle buluşturdu. Kayseri’deki Makromarket yapılanmasından bahsedebilir misiniz? Günümüzde her geçen gün gelişen ve hızla büyüyen perakende sektöründe “Hizmet tüm Türkiye’de” sloganıyla istikrarlı büyüme çizgisini sürdüren Makromarket, hizmet ağına Kayseri’yi de dahil etti. Anadolu’nun yerli markası olmakla birlikte aynı memleketin insanı ve hemşeri olmanın vermiş olduğu duygu ve düşüncelerle, Makromarket’in kültürünü, kaliteli hizmet anlayışını, 62 | O c a k -Şu b at 2009 müşteri memnuniyeti sağlayan cazip fırsatlarını ve özlem duyulan keyifli alışveriş hizmetini burada da sunmak istiyoruz. Kayseri’de 14 şubesiyle hizmet veren Ofis-Evim marketlerin Makromarket bünyesine katılmasıyla birlikte, 350 çalışanı 12 bin metrekare müşteri alanına sahip mağazalarıyla, 6 bin metrekare kapalı alana sahip lojistik merkezi bulunan Makromarket, Kayseri’de Bölge Müdürlüğü’nü kurmuş bulunuyor. Makromarket Kayseri Bölge Müdürlüğü olarak kadronuz ve hizmetleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Kayseri Organize Sanayi Bölgesi içerisinde bulunan bölge müdürlüğümüz, lojistik depoları ve etkin personel kadrosuyla, bölge mağazalarımızın ve müşterilerimizin talepleri doğrultusunda çalışmalar ve analizler yaparak mağazalarımızın verimliğini arttırıyor. Bölge müdürlülüğümüz bünyesinde, geniş ürün yelpazesiyle müşteri taleplerine hesaplı ve kaliteli ürünler sunabilmek için son derece modern bir et işleme tesisi bulunuyor. Böylece soğuk zincir bozulmadan vakumlu bir şekilde, veteriner hekim kontrolünde hazırlanan etlerimizi müşterilerimizin beğenisine sunuyoruz. Manav reyonlarında geniş ürün portföyümüzle müşteri taleplerini göz önüne alıyoruz. Ürünlerin tazeliğini korumak ve aynı zamanda maliyetleri düşürmek adına bünyemizde yaş sebze ve meyve lojistik deposu da bulunuyor. Ürünlerin tedarik edilmesi ve mağazalara dağıtılması aşamasında nasıl bir yol izliyorsunuz? Lojistik depomuzda ürün eksikleri tespit ediliyor ve merkez satın alma birimine siparişler gönderiliyor. Merkez satın alma tarafından oluşturulan sistem üzerinden siparişleri oluşturuluyor. Daha sonra e-posta yoluyla siparişlerimiz tedarikçi firmalar tarafından depomuza teslim ediliyor. Mağazalarımız günlük olarak sistem üzerinden eksiklerini ve siparişlerini oluşturduktan sonra, lojistik depomuzdan mağazalar tarafından oluşturulan listeler, peronlar bazında hazırlanıyor ve son kontroller yapılarak mağazalarımıza ulaştırılıyor. Yaş meyve ve sebze lojistik depomuz ise, günlük olarak mağazalardan aldığı siparişleri Kayseri sebze-meyve halinden tedarik ederek mağazalarımıza dağıtım yapıyor. Et işleme tesisimiz de yine aynı şekilde, günlük olarak mağazalarımızın sistem üzerinden girmiş olduğu siparişleri hazırlayıp soğuk zincirin tezgâhlarımıza ulaşmasını sağlıyor. 2009 yılı hedefleriniz nelerdir? 2009 yılında, bölgemizde bulunan birçok şehrimizi Makromarket hizmet ağına katarak bölge insanımıza kaliteli hizmetimizi ulaştıracağız. Daha çok istihdam sağlayıp ülke ekonomisine katkıda bulunarak, daha geniş kitlelere ulaşmak istiyoruz. MAKRO | Röportaj Her zaman en iyi olmayı hedefliyoruz Makromarket’te tüm departmanlar birbirleriyle koordineli olarak çalışmaya devam ediyor. Bu şekilde çalışarak başarısını her gün biraz daha arttıran Makromarket, perakende sektöründeki konumunu da her geçen gün biraz daha sağlamlaştırıyor. Makromarket Konya Bölge Müdürü Hamdi Cömert ile yaptığımız söyleşide Makromarket’in Konya’daki yapılanmasını ve önümüzdeki süreçte neler hedeflediğini konuştuk. Konya Bölge Müdürlüğü olarak Konya, Karaman, Antalya ve Mersin illerinde bulunan Makromarket mağazalarına hizmet veriyorsunuz. Bu şehirlerdeki hizmetlerinizden bahseder misiniz? Konya Bölge Müdürlüğü, bünyesinde bulunan tüm mağazalara tam bir bütünlük içerisinde A’dan Z’ye her konuda hizmet veriyor. Satın almadan ürün tedarikine, pazarlamadan lojistiğe, bilgi işlemden teknik servise ve personel alımına kadar eksiksiz kadrosu ve tüm departmanlarıyla sorumluluğumuzda olan tüm mağazalara ihtiyaçları ve gereklilikleri noktasında yardımcı oluyoruz. Pazarlama, satın alma, bilgi işlem, teknik servis, lojistik, insan kaynakları ve finans departmanlarının görev ve sorumlulukları kapsamında 64 | O c a k -Şu b at 2009 gece ve gündüz fark etmeden, her türlü konuda mağazalarımızın noksansız müşterilerimize hizmet vermesi için tüm imkanlarımızı kullanarak destek veriyoruz. Farklı illerde farklı kültürlere de hizmet ettiğimizin bilincindeyiz. Bölgesel farklılıkları göz önünde bulundurarak satın alma ve pazarlama noktasında Ankara Genel Merkez’deki ilgili departmanlara önerilerde bulunuyor, müşterilerimizin ihtiyaçlarını karşılamak ve temin etmek noktasında da mağazalarımızla işbirliği ve paylaşım içerisinde oluyoruz. Konya Bölge Müdürlüğü olarak kaç mağazanın sorumluluğunu taşıyorsunuz? Konya Bölge Müdürlüğü sorumluluğunda toplam 16 Hamdi Cömert mağazamız var. Mağazalarımız Konya, Karaman, Antalya ve Mersin illerinde faaliyette. Konya’da 10, Karaman’da 2, Antalya’da 2 ve Mersin’de de 2 adet mağazamız hizmet veriyor. Konya’da bulunan 10 mağazamızın 2’si Beyşehir ve Kadınhanı ilçelerinde. Karaman merkezde bulunan mağaza ve Konya merkez mağazası, diğer mağazalara göre farklı bir konseptte olup Uyum Alışveriş Merkezleri içerisinde yer alıyor. Çok yakın bir zamanda da Mersin’de yeni bir mağaza açacağız. Bölge müdürlüğündeki departmanlar ve bu departmanların çalışmaları hakkında bilgi verebilir misiniz? Konya Bölge Müdürlüğü’nde satın alma, pazarlama, kalite kontrol, insan kaynakları, finans, bilgi işlem, teknik servis ve idari işler departmanları bulunuyor. Tün departmanlarımız Ankara Genel Merkez’in belirlediği çalışma planları dâhilinde ve genel merkezle koordineli olarak hareket ediyor. Ankara’daki satınalma departmanı tarafından yapılan anlaşmalar ve planlamalar dahilinde Konya Bölge Müdürlüğü’nde bulunan satınalma departmanımızdaki yetkili arkadaşlarımız, ulusal ve yerel MAKRO | Röportaj 66 | O c a k -Şu b at firmalarla görüşerek ürün tedarikini sağlıyor, bölgesel ihtiyaçlara göre yerel ürün önerisinde bulunuyor ve temin ediyor. Konya depo ile koordineli olarak Konya merkez ve diğer illere ürün sevkiyatını sağlıyor, eksiksiz ve doğru teşhirle ürün satışının yapılmasını sağlamak için mağaza denetimlerinde bulunuyor. Pazarlama departmanımız, yıl boyunca planlanan reklâm ve tanıtım çalışmalarının yürütülmesi noktasında yardımcı oluyor, mağazalarımızın görsel kontrolü gibi konularda denetimlerini gerçekleştirerek hijyenik ortamlarda ve sağlıklı ürünlerle müşterilerimize satış yapılmasını sağlıyor. İnsan Kaynakları departmanı, iş alımları sürecinde gelen başvuruları değerlendirerek personel alımını gerçekleştiriyor, mağazalardaki kadro fazlalığı ve kadro eksikliklerini gidererek dengeyi sağlıyor. Bilgi işlem ve teknik servisteki arkadaşlarımız da mağazalarımızdaki kurulu sistemlerin ve teknik işlerin aksamadan bütünlüğünün sağlanması ve reklâm araçlarının eksiksiz uygulanması noktasında satış operasyonla birlikte denetimler yapıyor, halkla ilişkiler faaliyetleri ve sosyal içerikli aktiviteler düzenliyor. Kalite kontrol departmanı bünyesinde bulunan gıda mühendisimiz, mağaza temizliği, personel temizliği, reyonların ve ürün ambalajının temizliği, son kullanma tarihi kontrolü, depo düzen ve temizliği, reyonların sıcaklık kontrolü, ürünlerin depolama ve muhafaza şartları kontrolü, iade depo düzeni yürütülmesinden sorumlu. Mağazalarımızda meydana gelecek arıza ve aksaklıkları aynı gün içerisinde çözebilecek teknik donanım ve hıza sahip olan Bilgi İşlem ve Teknik Servis departmanları, Konya ve Konya dışındaki tüm mağazalara da hizmet götürüyor. Tüm departmanlarımızdaki arkadaşlarımız, departmanlar arası iletişimi sağlayarak organize bir şekilde çalışmalarını yürütüyor ve bir bütün içinde Konya Bölge Müdürlüğü’nün daha iyi yerlere 2009 gelebilmesi, mağazaların daha iyi şartlarda hizmet verebilmesi ve müşteri memnuniyetinin sağlanması için emek harcıyor. Konya Bölge Müdürlüğü olarak 2008 yılı hedeflerinizi gerçekleştirebildiniz mi? 2009 yılı hedefleriniz nelerdir? Konya Bölge Müdürlüğü için 2008 yılı, doğum yılıydı. 2008 yılında sancılı, zorlu ve bir o kadar da keyifli bir süreç yaşadık. Afra Alışveriş Merkezleri’nin satın alınmasından sonra Konya Bölge Müdürlüğü’nün 2008 yılı içerisindeki en büyük hedefi, hızlı bir şekilde adım attığımız Afra mağazalarının Makromarket konseptine dönüşüm projesini tamamlamaktı. 2008 yılını tamamlamadan bu hedefimizi başarıyla gerçekleştirdik. Tüm Afra mağazaları genel bir değerlendirme altına alındı, Makromarket konseptine uymayan birkaç mağaza kapatıldı ve şu an mevcutta olan 16 Afra mağazası Makromarket konseptine dönüştürüldü. Diğer bir önemli hedef ise, Makromarket’in Konya Bölge’de bilinirliliğini sağlamaktı ki Ankara Genel Merkez’in de bize verdiği satın alma ve pazarlama desteğiyle bunu gerçekleştirdik. Bundan sonraki önemli süreç, Konya pazarında yakaladığımız başarıyı korumak ve daha ileriye taşıyarak makro hizmet kalitesini mikro fiyatlarla müşterilerimize sunmaktır. 2009 yılında Konya Bölge Müdürlüğü olarak mevcut illerde yeni mağazalarla pazarımızı büyütmek, yeni illerde açacağımız mağazalarla bölgede yaygınlaşmak ve Konya Bölge’de pazar lideri olmak amacındayız. Bu amacın gerektirdiği koşulsuz müşteri memnuniyetini sağlamak, kaliteli hizmet vermek ve vereceğimiz eğitim desteğiyle personelimizi kaliteli hizmet koşullarına taşımak diğer önemli amaçlarımız arasında yer alıyor. MAKRO | Röportaj Ar-Ge Koordinatörü Mete Kurt’u kısaca tanıyabilir miyiz? 1959 yılında Elbistan’da doğdum. Silahlı Kuvvetlerin değişik kademelerinde yönetici olarak görev aldım ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde yüksek lisans eğitimimi tamamladım. ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemleri üzerine sistem dokümantasyon ve Uluslararası Baş Denetçi Sertifikası’na sahibim. 20002005 yılları arasında, enerji sektöründe MET Enerjide İnsan Kaynakları ve Kalite Yönetim Sistem Müdürlüğü görevlerinde bulundum. 2006 yılı itibariyle de Makromarket’te İnsan Kaynakları Müdürü olarak göreve başladım. 2007 yılında Ar-Ge Koordinatörlüğü’nün kuruluşunu organize ettim. Halen İnsan Kaynakları Müdürlüğü, Eğitim Müdürlüğü ve ArGe Koordinatörlüğü görevlerini bir arada yürütüyorum. Makromarket araştırıyor geliştiriyor Perakende sektöründe başarısını kanıtlayan Makromarket, her geçen gün kendini geliştirmeye devam ediyor. Piyasadaki rakiplerini çok iyi analiz eden, yeniliklere son derece açık olan ve planlı büyümeyi hedefleyen Makromarket’in Ar-Ge Koordinatörü Mete Kurt ile Ar-Ge departmanının çalışmalarını konuştuk. Mete Kurt 68 | O c a k -Şu b at 2009 Makromarket’in Ar-Ge departmanı hakkında bilgi verebilir misiniz? Ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz? Makromarket Ar-Ge departmanı, 2007 yılında sektörel ihtiyaçlar göz önünde bulundurularak Yönetim Kurulu Başkanının öngörüsüyle kuruldu. Ar-Ge Koordinatörlüğü’nün pek çok görev ve sorumlulukları var. Sektörel araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin detaylı olarak incelenmesi ve elde edilen bulgular doğrultusunda yönetime, bilgilendirme ve uygulama raporları sunmak görevlerimiz arasında bulunuyor. Makromarket bünyesinde yürütülen tüm faaliyetleri kapsayacak şekilde karşılaştırmalı analizler yaparak MAKRO | Röportaj bunları istatistiksel süreç yönetimi içersinde değerlendirmek önemli görevlerimizden biri. Öte yandan Makromarket’te standart oluşturmak adına kalite yönetim sistemlerinin kurulması, dokümantasyon oluşturulması uygulanması ve denetlenmesi, mağazacılık faaliyetlerinin dokümante edilmiş prosedürlere ve standartlara uygunluğunun tarafsız, bağımsız ve objektif kanıt toplama yöntemiyle yönetim kurulu adına tetkik edilmesi ve raporlanması, yatırım proje değerlendirmelerinin kapsamlı bir format içersinde incelenerek üst yönetime rapor edilmesi, üniversite ve perakende sektörü işbirliği kapsamında ihtiyaç duyulduğunda üniversitelerin ilgili birimleriyle proje çalışmaları yürütülmesi ve Makromarket’te uygulanabilir hale getirilmesi şeklinde çalışmalar yürütüyoruz. Bir organizasyonda Ar-Ge’nin başarıyla ilerlemesi için temel kurallar nelerdir? İnovasyona açık olmak ve hızlı kararlar almak, yetenekli, eğitimli ve tecrübeli insanlardan oluşan bir takımın çalışmasının plan ve program 70 | O c a k -Şu b at 2009 çerçevesinde hayata geçirilmesi ve takip edilmesiyle mümkün. Bunu yapmak için, yetişmiş insan kaynağının çok iyi seçilmiş olmasıyla birlikte ulusal ve uluslararası literatürün takip edilmesi de önem taşıyor. Her şeyden önce şirket bünyesinde bir kalite yönetim sisteminin oluşturulması, tüm faaliyetlerin bu sistem içerisinde belirlenen ilkeler doğrultusunda icra edilmesi, yine tüm faaliyetlerin söz konusu sisteme bağlı olarak tetkik edilmesi ve nihayetinde tetkik bulgularındaki uygunsuzlukların giderilmesi için düzeltici ve önleyici faaliyetlerin ilgili departmanlar tarafından başlatılması gerekiyor. Biz şirketimizde PUKO yöntemi doğrultusunda faaliyetlerimizi yönetme ve yürütme gayreti içerisindeyiz. Makromarket olarak, bir yıl içinde ciddi yol kat ettik. Ar-Ge için bilgi, diğer birimlerde olduğundan çok daha önemli. Bilgiyi elde etme yolunda rakiplerinizden önde olmanızı sağlayan nedir? Makromarket Ar-Ge Departmanı, perakende sektöründeki tüm yenilikleri ve rakiplerin piyasa hareketlerini takip ediyor. Günümüz teknolojisinin bugün geldiği nokta, bilgiye ulaşmayı son derece kolaylaştırdı. Burada önemli olan, bu bilgiyi sektörün diğer aktörlerinden önce, hızlı ve sağlıklı bir biçimde doğru metotlarla bilimsel bir şekilde analiz ederek, Makromarket A.Ş. Yönetim Kurulu tarafından alınacak kararlarda destek mekanizması olarak kullanılması. Tüm çalışmalarımızda görmüş olduğumuz yönetim desteği, rakiplerimizden önde olmamıza katkı sağlıyor. Müşteri memnuniyetinin ön plana çıkarılması ve bunu sağlayıcı aktivitelerin belirlenmesinde tüm araçlar kullanılıyor. İçinde yaşadığımız bilgi çağında amacımız, bilgiye ulaşmak ve elde edilen verileri çok yönlü değerlendirerek saha uygulamaları gerçekleştirmek. Entelektüel sermayenin rekabet avantajı sağladığı bir ortamda, bilginin çalışanlar arasında paylaşımı büyük önem kazanıyor. Özellikle Ar-Ge departmanında bilgi yönetimi can damarı niteliğinde. Bilginin yönetimi konusunda neler yapıyorsunuz? Yapılan her türlü araştırma ve geliştirme faaliyeti, Ar-Ge bünyesindeki proje gruplarında değerlendirdikten sonra uygulanabilirlik açısından pilot çalışmalarla sahada aktif hale getiriliyor. Daha sonra, ortaya revizyon ihtiyacı çıkarsa revize ediliyor ve uygulanıyor. Yapılan tüm Ar-Ge çalışmaları, çalışanlarımıza inovasyon amaçlı olarak açık ve onların bilgi ve düşüncelerinden her zaman faydalanılıyor. Özellikle yeni bir program veya uygulama geliştirileceği zaman, onun saha uygulayıcılarıyla beyin fırtınası yapılıyor ve uygulanabilirliği değerlendiriliyor. Bu çerçevede Makromarket, iç müşterilerinin firmayı başarıya götürecek olan her türlü görüş ve önerisine açık. MAKRO | Bir Portre İbn-i Sina: “İşte ilim, nerede insan? Büyük Türk ve İslam bilginleri ve Ortaçağ filozofları arasında dünyaca tanınan isimlerden biri, İbn-i Sina. Tıp, matematik ve felsefe alanında gerçekleştirdiği çalışmalarla bugün hala dünyaya ışık tutan bu büyük isim, dünyaya bıraktığı hazine değerindeki 150’den fazla eseriyle anılmaya devam ediyor. Öyle ki tıp biliminde Hipokrat’tan sonra İbn-i Sina’nın ismi geçiyor pek çok kaynakta. “İşte ilim, nerede insan?” sözleriyle unutulmayan ve dünyanın şifa kaynağı olan İbn-i Sina’yı daha yakından tanımaya ve onun felsefesini bir kez daha hatırlamaya ne dersiniz? 72 | O c a k -Şu b at 2009 150’den fazla eseriyle İbn-i Sina Tüm dünyada, özellikle de Avrupa’da karanlık bir dönemin yaşandığı sırada aydınlık düşünceleri ve ilim adına gerçekleştirdiği araştırmalarıyla dünyaya nam salıyor, İbn-i Sina. O zamanki koşullarda dahi, tıpta gerçekleştirdiği yenilikler bugün hala pek çoğumuzu hayretler içerisinde bırakır nitelikte. Geride bıraktığı 150’den fazla eseriyle İbn-i Sina, gerek felsefesiyle gerek çalışmalarıyla aydınlık düşüncelerini bugünlere kadar ulaştırmayı başarmış olan ender isimler arasında yer alıyor. Bu büyük şahsiyet, 17 yaşında bütün ilimleri öğrendikten sonra “İşte insan, nerede ilim?” diyor. Ancak musikiyle tanıştıktan sonra düzeltiyor; “İşte ilim, nerede insan?” Genç İbn-i Sina okumaya başlıyor Ailesi Belh’ten gelerek Buhara’ya yerleştiğinde İbn-i Sina henüz bir çocuktu. Ancak olağanüstü bir zekaya sahip olduğunu henüz 10 yaşındayken Kur’an-ı Kerim’i ezberleyerek kanıtladı. 18 yaşına bastığındaysa, çağın bütün ilimleri hakkında bilgi sahibi olmuştu bile. Gece gündüz demeden vaktinin çoğunu okuyarak geçiren İbn-i Sina, çok az uyuyor ve gerekirse mum ışığında saatlerce çalışmaya devam ediyordu. Bir gün çalışmaları sonuç verdi ve Buhara Emiri Nuh İbn-i Mansur’u çok ağır bir MAKRO | Bir Portre hastalığın pençesinden kurtardı. Bu başarısı ona Samanoğulları sarayındaki kütüphanenin kapılarını açtı. Saray kütüphanesinde çalışma izni alan İbn-i Sina, hükümdarın ölümünden sonra Buhara’dan ayrılarak Harezm’e yerleşti. Burada o zamanın en ünlü bilginlerinden biri olan El Biruni ile çalışmaya başladı. Bu onun için çok büyük bir fırsattı. Hekimlerin piri Hayatını okumakla ve ilmi araştırmakla geçiren İbn-i Sina, tıp alanında gerçekleştirdiği çalışmalarla kısa zamanda çevresinde ünü yayılan bir hekim olmuştu. Ancak İbn-i Sina’nın çalışmaları elbette yalnızca tıp ile sınırlı değildi. Matematik, felsefe, mantık ve musiki de onun ilgi alanları arasında büyük yer tutuyordu. İbn-i Sina, çoğu fizik olmak üzere astronomi ve felsefeyle ilgili olarak 150’yi aşkın eser yazdı. Birkaçı Farsça olmak üzere eserlerin geri kalanı Arapçaydı. Eserlerinin Arapça ve Farsça olması nedeniyle, İbn-i Sina’nın Türk olmadığı iddia edilse de, o dönemde ilim eserlerini Arapça yazmanın adet olduğu da göz önünde tutulmalı. Tıp araştırmaları sırasında, bazı hastalıkların bulaşmasında gözle görülmeyen organizmaların etkisi olduğundan eserlerinde sıklıkla bahseden İbn-i Sina, mikroskobun olmadığı dönemde mikroplardan bahsediyor olmasıyla bilgisini ve dehasını kanıtlıyor. İbn-i Sina’nın pek çok eseri bulunsa da, en ünlüleri Şifa ve el-Kanun fi’t Tıb isimli kitapları. Tıp ansiklopedisi niteliğinde olan bu eserlerde astronomiden geometriye, mantıktan musikiye kadar pek çok konuyla ilgili bilgiye ulaşılabiliyor. Eserleri Latince ve Almanca başta olmak üzere pek çok dile çevrilen İbn-i Sina’nın araştırmalarının bugün bile kabul edilir doğruları oluşturması da oldukça ilginç bulunuyor. Doğu ve batı hekimliğine tam olarak 600 yıl hükmetmiş olan İbn-i Sina, bugün tıp ilminin gelişmesine en büyük katkıyı sağlayan isimler arasında kabul ediliyor. Akılcı bir Ortaçağ filozofu Aristotales’in görüşlerini benimseyen İbn-i Sina, varlık anlayışıyla örnek bir Ortaçağ filozofu olarak kabul ediliyor. Deney ve akla dayanarak elde edilen verileri değerlendiren İbn-i Sina, varlığı da yine akılla açıklıyor. İslam’ı Platon’un görüşleriyle bağdaştırmaya çalışan İbn-i Sina’nın din felsefesi ise dört temel konuda toplanıyor: Yaratılış, ahret, peygamberlik, Allah bilgisi. İbn-i Sina’ya göre tasavvufun temelini aşk oluşturuyor. İnsan, aşk sayesinde sınırlı olan varlığından kurtuluyor ve sonsuzluğa ulaşıyor. Her şeyin kaynağını, insan varlığının özünde sürekli eylem halinde olan aşkla açıklayan İbn-i Sina, tasavvufuysa aşkın dışa vuruluşu ve o şekilde ortaya konuluşu olarak tanımlıyor. İslam felsefesinde başlı başına bir okul Büyük düşünür ve İslam bilgini İbni Sina, İslam felsefesi içinde başlı başına bir okul olarak kabul ediliyor. Kendisine en yakın öğrencisi, Behmenyar olarak biliniyor. En sevdiği öğrencilerinden biri olan Ebu Abdullah Masumi ise İbni Sina’nın hayatını kaleme alan ilk isim olması nedeniyle tarih açısından önem taşıyor. Öte yandan tanınmış astronom ve şair Ömer Hayyam, onun öğrencisi Ebu’l Mali ve Ebu’l Abbas Zevkeri, geometri, mantık ve felsefeye yönelik çalışmalarıyla tanınan Abdürrezzak EtTürki de İbni Sina okulundan sayılan isimler arasında yer alıyor. Felsefesi Ortaçağı etkiledi Ortaçağ filozofları arasında oldukça büyük bir üne sahip olan İbni Sina, Ortaçağ Avrupasını da son derece etkiledi. Eserleri 12. yüzyılda Latinceye çevrilen ünlü düşünür ve bilim adamı, Batı üniversitelerinde, temel ders kitaplarında uzunca süre yer aldı. Hatta gerçekleştirdiği çalışmalar ders olarak okutuldu. İbni Sina, Ortaçağlı batılı düşünürlerin bile sık sık başvurdukları kaynak bir isim ve düşüncelerin üstadı olarak ün kazandı. Oc a k - Ş ubat 2009 | 73 MAKRO | Sağlık Sağlıklı ik n e y ij h in iç k e m n besle ambalaj Artan tüketim ve üretim oranı market reyonlarındaki seçenekleri de giderek arttırıyor. Ancak her geçen gün ortaya çıkan yeni tür hastalıklar ve beslenmeye dayalı sağlık sorunları, gıda güvenliği açısından pek çok önlem alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle satın alınan gıda maddelerinin ne kadar hijyenik koşullarda üretildiği ve ambalajlandığı da son derece büyük önem taşıyor. Bu konuda bilinçlenen tüketiciler yiyecek maddelerinde ambalaja dikkat ediyor, ancak uzmanlar içecek maddelerinde de ambalaja dikkat edilmesi ve Tetra Pak kutularda satılan süt ve meyve sularının sağlıklı tüketim için tercih edilmesi gerektiğini söylüyorlar. 76 | O c a k -Şu b at 2009 Hijyenik ambalaj, Tetra Pak Eskiden mahalle aralarında sütçüler dolaşır, annelerimiz de onlardan litreyle süt alırdı. Daha sonra alınan açık süt kaynatılır, mikropları öldürüldükten sonra da çocuklara içirilirdi. Oldukça zahmetli ve aslında sütün vitaminlerini de öldüren bu süreç, Tetra Pak ambalajlar sayesinde tarihe karıştı. Aseptik karton ambalaj adı verilen bu ambalajlar sayesinde, yalnızca süt değil diğer tüm sıvı gıdalar da sağlık koşullarına uygun olarak uzun süre saklanabiliyor. Sıvı gıdayı uzun süre korumak için tasarlanmış altı katmanlı malzemeden oluşan Tetra Pak ambalajlar, içeriye mikroorganizma, gaz ya da buharın sızmasını önlüyor. Böylece sıvı gıdalar, hiçbir şekilde hava ve ışıkla temas etmeden saklanmış oluyor. MAKRO | Sağlık Uzun ömrün güvencesi Aseptik ambalajlama teknolojisi sayesinde meyve suları gıda güvenliği konusunda sorunsuz olarak tüketicilere ulaşıyor. Işıkla ve havayla temas etmeyen sıvı gıdalarda böylece vitamin kaybı önlenmiş oluyor. 6 katmanlı karton kutular sayesinde hiçbir katkı maddesine gerek duyulmuyor. Bu nedenle Tetrapak kutular, sıvı gıdalar için uzun ömrün güvencesi olarak kabul ediliyor. UHT işlemi nedir? Ultra High Tempeture (Ultra Yüksek Isı) sözcüklerinin baş harflerinden ismini alan UHT işlemi sayesinde Tetra Pak kutular sağlıklı ve güvenli beslenmek için birebir etkili. Bu teknoloji, çabuk bozulabilen bir gıda olan süt için büyük bir avantaj. Modern UHT tesislerinde, süt, kapalı bir sistem içinde dolaşarak ön ısıtma, yüksek ısı işlemi, homojenizasyon, soğutma ve son olarak da aseptik olarak paketleme işlemlerinden geçiriliyor. Böylece sütte meydana gelebilecek bozulma ve her türlü mikroorganizma yok ediliyor. Bu işlemin ardından hazır haldeki süt, aseptik kutulara dolduruluyor. UHT logosuna dikkat Süt gibi bozulmaya müsait ve içeriğinde mineral ve vitaminleri bolca bulunduran sıvı gıdalar, UHT işleminden geçiriliyor. Bu da aseptik ambalajlama teknolojisinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. 6 katmanlı kutularda sütü çok hızlı bir şekilde çok yüksek derecelerde ısıtıp aynı hızla soğutan UHT işlemi, sıvı gıdanın ilk anki tazeliğinde ve besin değerlerinde korunabilmesini sağlıyor. Aseptik ambalajdan ve sıvı gıdanın güvenliğinden emin olmak için de ürün satın alırken kutuların üzerindeki UHT logosuna dikkat etmek gerekiyor. Açık süt yerine ambalajlı süt alın Yapısı nedeniyle süt, içinde mikroorganizmaların oluşmasına kolaylıkla zemin hazırlayan bir besin maddesi. Sağımdan önce aslında süt, ineğin memesinde son derece steril bir durumda bulunuyor. Ancak sağma işlemi esnasında hijyen kurallarına uyulmadığı için süte sağlığı tehdit eden pek çok yabancı madde bulaşabiliyor. Böylece süt, modern koşullarda işlenmemiş olduğu için tüberküloz, ishal, tifo ve brusella gibi hastalıkların yanı sıra besin zehirlenmelerine bile yol açıyor. Sütü kaynatmaksa, besin değerini yüzde 60 ile 100 oranında yok ederken, mikroorganizmaları da temizlemiyor. Oysa aseptik karton ambalajlarda tüketicilere sunulan sütler, sanıldığının aksine hiçbir katkı maddesi içermiyor. Hijyenik koşullarda ve modern teknolojiyle üretilen Tetra Pak ambalajdaki süt ve diğer sıvı gıdalar, sağlık için diğerlerine kıyasla çok daha faydalı. Oc a k - Ş ubat 2009 | 77 MAKRO | Gıda Kültürü Dört mevsim dondurma keyfi Serinleten etkisiyle eskiden yalnızca yaz mevsiminde tüketilen dondurma, kış mevsiminde hasta olunabileceği sanılarak pek tüketilmiyordu. Ancak son yıllarda durum değişti. Dondurmanın sağlık açısından ne kadar faydalı olduğunun her geçen gün daha da anlaşılması, dondurmayı her mevsim tüketilen bir gıda haline getirdi. Ana maddesi süt olan ve doğal meyvelerle tatlandırılan dondurmanın sağlık açısından pek çok faydası olduğu artık pek çok uzman tarafından özellikle vurgulanıyor. Yazın serinlemek için tükettiğiniz dondurmayı, kışın da yemeklerden sonra, son derece hafif bir tatlı olarak tüketebilirsiniz. Tatlılarınızın üstünü bir top dondurmayla da süsleyebilirsiniz. Kışın da yiyebiliriz Dondurma hemen herkesçe sevilen ve tüketilen, 78 | O c a k -Şu b at 2009 besin değeri oldukça yüksek bir gıda. Dünyanın her ülkesinde tüketimi giderek artan dondurma, sağlıklı bir şekilde üretilmesi ve bilinçli tüketilmesi halinde kışın da yenebilir. Günümüz üretim tekniğindeki gelişmeler ve değişen tüketim alışkanlıları sayesinde dondurma artık her mevsim tercih edilen lezzetlerin başında geliyor. Sağlık için son derece faydalı 100 gram dondurmanın 100 gram sütten vitamin ve mineraller, besin öğeleri ve enerji açısından çok daha etkili olduğunu biliyor muydunuz? Hijyen kurallarına uygun olarak üretilen ve sağlıklı ambalajlarla tüketicilere sunulan dondurma, her mevsimde büyük-küçük herkesin tüketmesi gereken bir besin maddesi. Dondurmanın yararlarının tam olarak bilinmediğini söyleyen uzmanlar da sağlıklı koşullarda üretilen dondurmaların hiçbir zararı olmadığını, aksine insan sağlığına sayısız faydası olduğunu vurguluyor. Mutluluk kaynağı, dondurma Son yıllarda yapılan araştırmalar, dondurmanın kişileri mutlu ettiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar tarafından pek çok kişi üzerinde yapılan araştırmaların sonucuna göre dondurma, kişilerin beynindeki keyif noktalarını aktive ediyor. Çok tüketildiğinde kilo problemlerine yol açabilen dondurma, bilinçli ve yeterli miktarda tüketildiğinde mutluluğa mutluluk katıyor. Yaşlanmayı geciktiren etkisi de olduğu bilinen dondurmanın 100 gramında yaklaşık 135 mg kalsiyum, 135 mg fosfor, 100 mg sodyum ve 160 mg potasyum bulunuyor. A, B, C ve D vitaminleri bakımından da oldukça zengin olan dondurma, kemik erimesi sorunu olanlar ve çocuklar için de oldukça faydalı bir besin. MAKRO | Gündem İsrail 50 yıldır üç maymunu oynuyor Kutsal Topraklar, Ortadoğu’da 50 yıldır çatışmalara neden oluyor. BM ve Avrupa ülkelerinin de onaylaması sonucunda Filistin topraklarında 1948 yılında kurulan İsrail, o tarihten beri rahat durmuyor. Yapılan ateşkes anlaşmaları, dünyanın uyguladığı politikalar, sivil halkın kınayıcı protesto eylemleri bile üç maymunu oynamaya devam eden İsrail’e engel olamıyor. İsrail ne yaptığını bilmiyor, savaşın ve kanlı katliamının bilançosunu görmüyor, barış çağrılarınıysa duymazlıktan geliyor. Filistin yanıyor İsrail ölüm saçıyor bu zulmü lanetliyoruz, kınıyoruz Ortadoğu’da 1948 yılında açılan büyük yara, bugün hala kanamaya devam ediyor. Dünyanın önleyemediği savaş ve hiç kimseyi gözü görmeyen İsrail, Ortadoğu’yu kana bulamayı sürdürüyor. Ateşkesin bitmesiyle birlikte Gazze’ye yönelik saldırılarını başlatan İsrail, sivil halk, kadın ve çocuk dinlemeden yakıyor, yağmalıyor, yok ediyor. Savaş tüm dünyaya acı yüzünü bir kez daha gösterirken, olan yine çocuklara oluyor. Bugünün savaş çocukları, yarın nerede büyüyeceğini bilemeden ateşin ortasında yardım eli bekliyor. 80 | O c a k -Şu b at 2009 Ortadoğu’da savaşın tarihi İsrail devletinin kurulması süreci, 1897 yılında başladı. Theodor Herzl’in İsviçre’de Birinci Dünya Siyonist Kongresi’ni toplamasıyla beraber başta İngiltere olmak üzere Batılı devletler, Filistin topraklarında kurulması düşünülen İsrail devletine destek verdi. Tüm bunların üzerine 29 Kasım 1947 yılında BM Filistin topraklarının yüzde 56’sının 650 bin kişiden oluşan Yahudilere, geri kalanınsa 1 milyon 300 bin kişilik nüfusuyla Filistin’e verilmesi planını onayladı. Kudüs ise uluslararası statüye alındı. İşte o günden bugüne ne olduysa, ne yaşandıysa, 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail devletinin dünya siyasi haritalarında yerini almasıyla başladı. Küçük bir kıvılcım büyük bir savaşa yol açabiliyor 50 yıldır buluttan nem kapan İsrail, yakaladığı her fırsatta ve en küçük bir bahaneyle Gazze Şeridi’ne ve Batı Şeria’ya saldırmaya devam ediyor. Kudüs, su sorunu, Süveyş bunalımı derken İsrail bugün bahaneye de gerek duymuyor. 50 yıldır yapılan ateşkes anlaşmaları çözüm olmazken tüm dünya İsrail’e dur çağrısında bulunmaya devam ediyor. Gazze’de insani kriz yaşanıyor İsrail, Gazze Şeridi’ne gerçekleştirdiği hava saldırılarıyla hayatı cehenneme çevirdi. 27 Aralık tarihinde başlayan saldırılar nedeniyle Filistinli ölü sayısı her geçen gün artıyor. Yaralılaraysa acil müdahale için destek bekleniyor. 3 bini aşan yaralı sayısının yanı sıra sağ kurtulanların büyük kısmı ne yazık ki temiz içme suyu olanaklarından tamamen mahrum yaşıyor. Ölümün kol gezdiği Filistin’de salgın hastalıkların başlaması da olası durumlar arasında yer alıyor. Hipotermi tehdidi Yapılan saldırılar nedeniyle Gazze karanlığa gömüldü. Elektrik olmaması nedeniyle geceleri göz gözü görmeyen şehirde halk, olumsuz hava koşullarında yaşıyor. Bu durum, başta yeni doğan bebekler olmak üzere çocukların Gazze acil yardım bekliyor! hipotermi hastalığıyla karşı karşıya kalmasına sebep oluyor. İngiliz yardım kuruluşu “Save the Children” (Çocukları Kurtarın) hava sıcaklığının geceleri sıfır derecenin altını düştüğü Gazze Şeridi’ndeki evlerin ve hastanelerin ısınma imkanı olmadığını bildirerek dünyayı yardıma çağırıyor. Gazze’de ölüm kokusu var Gazze’ye yönelik yapılan saldırılar yalnızca Hamas’a ve siyasi liderlere yönelik değil. İsrail, sivil halkın sığındığı okulları ve camileri de bombalamaktan çekinmiyor. Kaçacak ve sığınacak yer bulamayan ve nereye giderse gitsin İsrail askerlerinin gölgesini üzerinde taşıyan sivil halksa, attığı acı çığlığı ne yazık ki duyuramıyor. En büyük yara çocukların... 50 yıldır süregelen Ortadoğu sorununda en büyük yara, elbette çocuklarda açılanlar… Küçücük dünyalarında kan ve vahşet dışında bir şey bulunmayan Gazzeli çocuklar, silahların gölgesinde, yakınlarından ayrı ve yalnız değil, yaşıtları gibi oyun tadında büyümek istiyor. İsrail’i yaşattığı bu dehşetten dolayı kınıyoruz Oc a k - Ş ubat 2009 | 81 MAKRO | Tarif Biftekli Yeşil Salata Malzemeler: (4 kişilik) 1 adet iceberg, 1 bağ roka, 1 bağ maydanoz, 4 adet kabuğu soyulmuş orta boy domates, 2 adet kabuğu soyulmuş salatalık, 8 adet kornişon turşu, 1 bağ taze nane, 200 gram dana konturfile, zeytinyağı ve limon suyu. Hazırlanışı: Iceberg, roka ve maydanoz, iri doğranıp servis tabağına alınır. Dana konturfile küçük parçalar halinde kesilerek ince dövülür ve ızgarada pişirilerek hazırlamış olduğumuz tabaktaki salatanın kenarlarına üst kısma doğru dik olacak şekilde dizilir. Tabağın kenarları turşu, domates ve salatalık yardımıyla süslenip naneyle dekore edilerek zeytinyağı ve limonla soslanarak servis edilir. Arzuya göre, tabağa eti dizmeden önce salatanın üzerine 1 yemek kaşığı mayonez, 1 yemek kaşığı ketçap ve 1 tatlı kaşığı hardalla sos hazırlanıp konularak üzerine etler dizilip servis edilebilir. Lale Çorba Malzemeler: (4 kişilik) 1 adet orta boy kuru soğan, 200 gram süt, 2 yemek kaşığı un, 1 yemek kaşığı krema, 100 gram margarin, su, bir miktar rende kaşar, kıtır ekmek ve tuz. Hazırlanışı: Tencereye margarin konularak eritilir. İçerisine piyaz doğranmış soğan ilave edilerek renk alana kadar karıştırılarak kavrulur. Un ilave edilerek kavurmaya devam edilir. Biraz kavrulduktan sonra renk almadan soğuk suyla yavaş yavaş açılır ve süt ilave edilerek karıştırmaya devam edilir. Kaynamaya yakın, tuz ve krema ilave edilerek 2 dakika daha kaynatıldıktan sonra ocaktan alınır. Çorba kaseye konulduktan sonra üzerine 1 tutam kaşar peyniri konulur. 180 derece fırında 1 dakika kadar fırınlanır ve yanında kıtır ekmekle servis edilir. 82 | O c a k -Şu b at 2009 MAKRO | Tarif Patlıcan Gizli Kebap Malzemeler:(4 kişilik) 4 adet orta boy patlıcan, 2 adet orta boy kuru soğan, 4 diş sarımsak, 4 adet sivribiber, 1 adet orta boy kabuğu soyulmuş domates, 200 gram kaşar peyniri, yarım demet maydanoz, 2 su bardağı ayçiçek yağı, 400 gram kuşbaşı kuzu eti, 1 yemek kaşığı salça, 1 yemek kaşığı un, tuz ve su. Hazırlanışı: Tencerede yağ eritilip ince kıyılmış soğan ve sarımsak tencerede kavrulur. Daha sonra et ilave edilir. Et pişene kadar kavrulduktan sonra, un ve salça konularak suyla açılır. Küp doğranmış biber, domates ve tuz ilave edilip pişirmeye devam edilir. Maydanoz ilave edilerek pişirme işlemi tamamlanır. Kızgın yağda kızartılmış olan patlıcanların ortası açılarak hazırlamış olduğumuz iç, susuz bir şekilde patlıcanların arasına doldurulur ve üzeri kaşar peyniriyle kapatılır. Patlıcanlar, fırın tepsisine alınıp tabanına sos dökülerek fırınlanır. 180 derece fırında 15 dakika pişirilir ve servise sunulur. Ayva Tatlısı Malzemeler: (4 kişilik) 2 adet büyük boy ayva, 2 su ve 1 çay bardağı toz şeker, 6 adet karanfil, 1 çay kaşığı şeker boyası, 20 gram (1 tatlı kaşığı) toz yeşil fıstık, 4 su bardağı su. Hazırlanışı: Ayvaların kabuğu soyularak ikiye bölünür ve içleri temizlenir. Su dolu bir tencereye alınarak 10 dakika kadar kaynatılır. Ayrı bir tencereye 1 litre su, şeker, karanfil ve şeker boyası konularak kaynatılır. Şerbet kıvamına gelince ayvalar ilave edilerek 10 dakika daha kaynatılır ve pişmesine yakın fırın tepsisine alınarak önceden ısıtılmış 180 derece fırında 8-10 dakika pişirilir ve soğumaya alınır. Üzerine toz fıstık ve arzuya göre krem şanti konularak servis edilir. Oc a k - Ş ubat 2009 | 83 MAKRO | Pratik Bilgiler HAYATINIZI KOLAYLAȘTIRACAK İPUÇLARI l Kaynar suya birkaç dakika süreyle batıracağınız şeftaliler ve domatesler, kabuklarından kolaylıkla ayrılır. l Herhangi bir nedenle giysilerinize yapışan sakızlardan kurtulmanın çok kolay bir yolu var. Sakızın yapıştığı yerin altında naylona sarılmış buz bekletin ve sakızın donmasını sağlayın. Sonra temiz bir fırça yardımıyla sakızın kolayca çıktığını göreceksiniz. l Yeni boya yapılmış evlerin camlarında mutlaka boya izleri olur. Bunları kazımak, çoğu kez sonuç vermez. Bu lekelerden kurtulmanın en kolay yolu, keskin ve kaynar sirkeye batırılan bir bezle lekeyi silmektir. l Kavanozlarda ya da hoşunuza giden şişelerdeki etiketlerden kurtulabilirsiniz. Önce etiketi sökebildiğiniz kadar sökün. Sonra kalanların üzerine zeytinyağı dökün ve kuru bir bezle ovun. Etiketin tamamen çıktığını göreceksiniz. l Vazonuzda bulunan taze çiçeklerin daha uzun süre dayanabilmesi için suyuna bir aspirin atın. Aspirin dışında, mangal kömürü parçası atmanız da faydalı olacaktır. l Uzun bir süre kullanılmayan çaydanlıklar, zamanla pek hoş olmayan kokular edinir. Bunu önlemenin en kolay yolu, içine bir parça kesme şeker koymaktır. l Sağlığınız için sofranızda sık l Ateşte közlenmiş mısırlara yeni bir tat vermek için közden aldığınız mısırları hemen bol tuzlu suya batırın. Hem çok lezzetli olur hem de közlerinden arınır. 84 | O c a k -Şu b at 2009 l Şeker de tuz gibi, bekletildiği kavanozun içinde zamanla nemlenir. Bunu, kavanozunuzun içine kurutma kağıdı sererek önleyebilirsiniz. l Kesik limonun üzerine dökeceğiniz tuz, onu ikinci kullanıma kadar kurumadan saklamanıza yardımcı olur. İkinci bir yöntem ise, limonu, kesik kısmı aşağıda kalacak şekilde bir tabağa almanız ve üzerine bardak koymanız. Hava alamayacak olan limon kurumayacaktır. sık salata bulundurmanız gerekir. Her gün salataya ayrı ayrı koyduğunuz zeytinyağı ve sirkeyi bir kapta birleştirmeyi denediniz mi? İstediğiniz oranda zeytinyağı ve sirkeyi bir kapta saklayın. Kullanacağınız zaman çalkalayıp salatanıza dökün. MAKRO | Bulmaca 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Soldan Sağa: 1. Makromarket’in para, puan ve hediyeler kazandıran kartı – Üçüncü tekil kişi. 2. Halk dilinde ağabey – “… Alço” (Bir sinema sanatçımız) – Öğütülmüş tahıl – Birinci sırada olan. 3. Krallık – Kayak. 4. Gözleri görmeyen – Havalandırma aracı – Eşi olmayan, biricik. 5. Duyuru yapan kimse, çağırtmacı – Teras. 6. Anadolu Ajansı (Kısa) – Kölelik, tutsaklık – Karayolu taşımacılığında kullanılan uzun kamyon. 7. Meltem Cumbul ve Özcan Deniz’in başrol oynadığı tv dizisi – Bir Mısır Tanrısı. 8. İlave – Motorlu araçlarda fren yapmayı sağlayan alet. 9. Hayali, bir kaynağa dayanmayan – Bir binek hayvanı – Kadınların ziynet eşyası. 10. Ün – Dişi geyik – Kesici araç kabı. 86 | O c a k -Şu b at 2009 Yukarıdan Aşağıya: 1. Bir ilimiz – En kısa zaman birimi, lahza. 2. Beyaz – Kuzu sesi – Hastalıktan kurtulma, onma. 3. Bir hamam böceği türü – Amerikyumun simgesi. 4. Bir kimseye uygun olan, yaraşan. 5. Tasvip etme – Anlamlı işaret. 6. Tanrıya göre insan – Kirliliği gösteren iz. 7. Çok anlayışlı, sezgili kimse – Önemsiz kazalar yapan kimse. 8. İkiyüzlü – Uzaklık anlatır. 9. Genişlik. 10. Damla hastalığı – Değme, dokunma. 11. İki basamaklı bir sayı – Lezzet. 12. Baş, kafa – Maddenin bir hali. 13. Uyanıklık, ilgi, özen – Alacakaranlık, fecir. 14. Lityumun simgesi – Zanaat öğrenmek için bir ustanın yanında çalışan kimse. 15. Yayla atılan – Ödeme aracı, nakit – Halk dilinde şiir, ezgi, türkü. Bulmacay› do€ru çözüp gönderen 30 flansl› okuyucumuza Hayat Yayınları’ndan Kitap Seti hediye ediyoruz. Ad, Soyad Doğum Tarihi Meslek Adres : : : : Telefon (cep) : (iş) (ev) E-mail : POSTA ADRESİ: Şeref Makromarket San. ve Tic. A.Ş. Saray Mah. Gıdacılar Cad. No:11 PK: 06980 Kazan/Ankara TELEFON: (0312) 815 47 05
Benzer belgeler
Ocak - Şubat 2010 Sayı:16
Yazı İşleri Müdürü
Hünkar Sibel Görel
Yazı İşleri
Bikem Öğünç
Grafik Tasarım
Murat Çakır
Reklam Tasarım
Zafer Mert
Aydın Güdüllü
Cenk Atarer
Mücahit Aktaş
Fotoğraf
Salih Yılar
Yayına Hazırlık