5`DE Çorum`da ne olmuştu? 27 Mayıs 1980`de
Transkript
5`DE Çorum`da ne olmuştu? 27 Mayıs 1980`de
Sulucakarahöyük/VAN Van'daki depremlerin ardýnda kent merkezinde kurulan 9 çadýrkent ve Mevlana kentlerde Van Valiliði koordinasyonunda çeþitli kurumlar tarafýndan depremzede çocuklar için Yýlbaþý etkinlikleri düzenlendi. Van'daki depremlerin ardýnda kent merkezinde kurulan 9 çadýrkent ve Mevlana kentlerde Van Valiliði koordinasyonunda çeþitli kurumlar tarafýndan depremzede çocuklar için Yýlbaþý etkinlikleri düzenlendi. Çadýrkentlerde öðle saatlerinden itibaren baþlayan etkinlikler gece geç saatlere kadar devam etti. Mahalli sanatçýlarýn seslendirdiði Türkçe ve Kürtçe þarkýlarla eðlenen çocuklara büyükler de eþlik etti. Çadýr kentlerindeki etkinliklere katýlan depremzedelerle bir araya gelen Vali Münir Karaloðlu, çocuklarýn sevincine ortak oldu. Karaloðlu, "Ben bu kentin geleceðinin bu günden çok daha iyi olacaðýna inanýyorum, buna siz de inanýn" dedi. Dünya Motokros Þampiyonu Kenan Sofuoðlu ile Türkiye Bayanlar Ralli Þampiyonu Burcu Çetinkaya da, Gençlik ve Spor Bakanlýðý ile Türkiye Motosiklet Federasyonu Baþkanlýðý tarafýndan Et Balýk Kurumu çadýrkentindeki etkinlik çadýrýnda depremzede çocuklarla Yýlbaþý gecesinde bir araya geldi. Sofuoðlu, çocuklarla sohbet ederek sýkýntýlarýný dinledi. Ýstanbul Emek ve Demokrasi Güçleri olarak bir araya gelen binlerce kiþi, Þýrnak Uludere’de yaþanan katliama protesto etti. Protestocular, ‘’Barýþ istiyoruz’’ ve ‘’Susma haykýr savaþa hayýr’’ pankartlarýyla Galatasaray Lisesi önüne kadar yürüdü. ‘’Katil AKP hesap verecek’’ ve ‘’Faþizme ölüm halka hürriyet’’ sloganlarý atan protestocular, Galatasaray Lisesi önünde bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. Açýklamadan önce katliamda hayatýný kaybeden 36 yurttaþ için 1 dakikalýk saygý duruþunda bulunuldu. “HERKES ‘TERÖRÝST’ ÝLAN EDÝLMEYE ÇALIÞILIYOR” Ýstanbul Emek ve Demokrasi Güçleri Sözcüsü Barýþ Uluocak’ýn okuduðu basýn açýklamasýnda, insanlarýn temel haklarýnýn göz ardý edildiði, herkesin yok edilmesi gereken ‘ayrýk otu’ olarak görüldüðü politikalarýn artýk yaþam hakkýnýn yok edilmesine kadar ulaþtýðý vurgulandý. 2’DE Çorum’da ne olmuþtu? 27 Mayýs 1980’de MHP’li Bakan Gün Sazak’ýn öldürülmesi üzerine, ertesi gün Çorum’da ülkücüler, Alevi ve solcularýn dükkân ve evlerine saldýrdý. Alevilerin oturduðu Milönü Mahallesi ablukaya alýndý. Olaylar 30 Haziran’a kadar sürdü ve tam yatýþtýðý düþünülürken, 4 Temmuz’da “Komünistler Alaattin Camisi’ne bomba attý” þayiasý ile ikinci kýyým dalgasý baþladý. Polisin de taraflý davrandýðý olaylarda 57 yurttaþ öldü. Türkiye'nin kireçtaþý oluþumlarý içine oyma peribacalarý, kaya kiliseleri ve yýllýk 2,5 milyon yerli ve yabancý turiste ev sahipliði yapan en önemli kültür merkezi Kapadokya’da Flintstones tarzý konutlarýn bir hikâye kitabýna dönüþmesi ve sýra dýþý manzaralarý sayesinde bütün Dünya’yý büyülüyor. Sýcak hava balonculuðunun en etkin þekilde gerçekleþtirildiði ve gelen ziyaretçilere unutamayacaklarý eþsiz doða güzelliklerinin yaþatýldýðý dünyanýn en iyi yerlerden birisi olan Kapadokya’da en prestijli ödüllerden birisine sahip olan ve sýra ... Avrupa Turizm Komisyonu (ETC) tarafýndan “Trend Cards 2011” de “Tasarým Otelleri” arasýnda gösterilen, oldukça genç yaþýna raðmen dünyanýn ... Nevþehir Üniversitesi akademik ve idari personeli ile öðrencileri, kan baðýþýnda bulundu. Nevþehir Üniversitesi Öðrenci Konseyi Baþkanlýðý ve Kýzýlay Kan Merkezi Nevþehir Þubesi iþbirliðiyle ... 5’DE Ýçiþleri Bakaný Ýdris Naim Þahin “ileri demokrasi”nin özünü aþaðýdaki veciz sözlerle anlattý. Anlayan için yeter de artar: “Terör örgütünün yürüttüðü çalýþma sadece daðda, bayýrda, þehirde, sokakta, arka sokaklarda haince pusu kurarak yaptýðý saldýrýlardan ibaret deðil. Bir baþka ayaðý daha var. Bilimsel terör var... Resim yaparak, tuvale yansýtarak, þiir yazarak, þiire yansýtýyor, günlük makale yazarak. Hýzýný alamýyor. Terörle mücadelede görev almýþ askeri ve polisi, sanatýna çalýþmasýna konu yaparak demoralize etmeye çalýþýyorlar. Terörle mücadele edenle bir þekilde mücadele ediliyor. Arka bahçe Ýstanbul’dur, Ýzmir’dir, Bursa’dýr, Viyana’dýr, Londra’dýr, Washington’dur, üniversitede kürsüdür, dernektir, sivil toplum kuruluþudur... Arka bahçede ayrýk otuyla ayrýk otlarý birbirine karýþýyor. Bir kýsmý faydalý, bir kýsmý zehirli...” Bakanýn sözleri þaþkýnlýk yarattý. “Bu kadar da olmaz” dedirtti. Ama aslýnda bu zihniyet yeni deðil. Þaþýlacak bir þey yok. Ýdris Naim’ler geçmiþte de vardý. Türkiye’nin muhafazakar sað geleneði pek çok Ýdris Naim yetiþtirdi. Onlardan biri DP’nin Çalýþma Bakaný Mümtaz Tarhan’dý. 1950’li yýllarda Ýstanbul Üniversitesi Ýktisat Fakültesi tarafýndan düzenlenen Sosyal Siyaset Konferanslarýnda verilen derslerin bazýlarýný beðenmeyen Çalýþma Bakaný Mümtaz Tarhan bu konferanslarý verenleri gizli komünist olmakla suçlamýþtý. Tarhan iþçi konferansýnýn Ýstanbul Üniversitesi Ýktisat Fakültesinde yapýlmasýna karþý çýktý ve sendikacýlarý yabancý ideolojilere hizmet etmekle suçladý. Tarhan, 20 Mart 1957’de yaptýðý açýklamada sosyal siyaset seminerleri veren üniversite hocalarýný þu ifadelerle suçluyordu: “(...) komünist uþaklýðý veya þahýs ihtiraslarý için, sendikalara siyaset sokmak isteyenler (...) Ellerinde sosyal adaletin bayraðýný taþýyanlarýn, þimdiye kadar günlük ve iþçi gazetelerindeki baþmakaleleri, gazetelerde yazdýklarý seminer ve kürsülerde söyledikleri birer birer dökülür ve saçýlýrsa, bu gibi insanlarýn gizli maksatlarýnýn, maskeli yaygaralarýnýn kökünün nerde olduðunu, bu zakkum aðacýnýn nereden sulandýðýný bu memlekette anlamayan Türk kalmayacaktýr.” Tarhan’ýn Ýdris Naim’den daha mahir olduðuna þüphe yok! Çalýþma Bakaný Tarhan’ýn aðýr suçlamalarýnýn ardýndan Çalýþma Bakanlýðý tarafýndan yazýlý yapýlan açýklamada daha da aðýr ifadeler yer alýyordu: “Çalýþma Vekili, bu beyanatýnda, iþçi ve sendika muhitlerine müteveccih ve Türk Ýþçisini ideolojik bakýmdan tahrik etmeye veya muayyen bir siyasetin rengini ve zehrini sendikalarýmýzýn bünyesine aþýlamaða matuf sözde ilmi faaliyetlerin hakiki mahiyetini bütün ehemmiyetiyle ortaya koymuþ bulunuyor.” Metinde yer alan “Birkaç sahte ilim bezirgânýnýn ve iþçilikle alâkasý meþkûk sendika esnafýnýn tahrikleri” gibi ifadeler, DP’nin sendikalara ve sosyal politikaya yönelik tutumunun geldiði vahim noktayý göstermektedir. Tarhan ve zamanýn Çalýþma Bakanlýðý Ýdris Naim Þahin’i kýskandýracak akýl yürütmelerde bulunuyor ve inanýlmaz taktikleri savunuyordu: “Halbuki bugün Komünizmle mücadele etmek mevkiinde bulunan bütün Dünya memleketlerinin içinde bulunduðu durum öylesine bir mücadele taktiðini zaruri kýlmaktadýr ki, elle tutulur deliller halinde tecellisi beklenerek menfi ideolojik propagandalarýn alýp yürümesine müsamaha etmek milli bir intihar teþkil eder. Filhakika, suç sayýlan fiillerin muayyen bir ideolojik üniforma ile karþýmýza çýkmasý düþünülemeyeceði gibi, çok kere masum fakat gafil kalemlerin açtýðý bir hazýrlayýcý zemin üzerinde isyankâr ve ihtilâlci tahriklerin kolayca neþvünema bulmasýna imkân verilmiþ olabilir.” Aslýnda Ýdris Naim yeni bir vaka deðil. Muhafazakar Türk saðý müesses nizamý korumak için her daim bir umacýya ihtiyaç duymuþ, her daim komplo teorilerini sevmiþtir. Ýdris Naim de DP geleneðinin devamcýsý bir partinin bakaný deðil mi? Türkiye saðýnýn demokrasi sýnýrý bu kadar. Þaþýracak ne var. Gelenek sürüyor! (BirGün) ALÝ CEMAL KARABUDAK Ýstanbul Emek ve Demokrasi Güçleri olarak bir araya gelen binlerce kiþi, Þýrnak Uludere’de yaþanan katliama protesto etti. Protestocular, ‘’Barýþ istiyoruz’’ ve ‘’Susma haykýr savaþa hayýr’’ pankartlarýyla Galatasaray Lisesi önüne kadar yürüdü. ‘’Katil AKP hesap verecek’’ ve ‘’Faþizme ölüm halka hürriyet’’ sloganlarý atan protestocular, Galatasaray Lisesi önünde bir basýn Tayyip Erdoðan’ýn bir yandan saldýrýyý sahiplenen, bir yandan da sorumluluðu üstünden atan üslubuna TRT'den de destek geldi. TRT Haber "Hain terörün kanlý taktikleri" baþlýklý haberinde Uludere Katliamý’nýn sorumluluðunu AKP’nin üzerinden atma derdine düþtü Baþbakan Tayyip Erdoðan, Uludere Katliamý’nýn yaþanmasýndan 27 saat sonra yaptýðý ilk açýklamasýnda köylülerin kalabalýk gezdiðini, daha önce kaçakçýlarýn silah taþýdýðýný iddia ederek saldýrýyý sahiplenen bir dil kullandý. Gediktepe ve Hantepe’de yaþanan saldýrýlarý da hatýrlatan Erdoðan, ”Bu defa ise böyle bir þeye, yanlýþa güvenlik güçlerimizin düþmemesi” ifadelerini kullandý. Erdoðan, bu sözleri ile yaþananýn bir ‘hata’ deðil, bilinçli bir saldýrý olduðunu itiraf etmiþ oldu. açýklamasý gerçekleþtirdi. Açýklamadan önce katliamda hayatýný kaybeden 36 yurttaþ için 1 dakikalýk saygý duruþunda bulunuldu. “HERKES ‘TERÖRÝST’ ÝLAN EDÝLMEYE ÇALIÞILIYOR” Ýstanbul Emek ve Demokrasi Güçleri Sözcüsü Barýþ Uluocak’ýn okuduðu basýn açýklamasýnda, insanlarýn temel haklarýnýn göz ardý edildiði, herkesin yok edilmesi gereken ‘ayrýk otu’ olarak görüldüðü politikalarýn artýk yaþam Erdoðan açýklamasý sýrasýnda olaylarý ‘katliam’ diyerek veren medyaya ‘insafsýz’, istihbarat bilgilerini sorgulayan köþe yazarlarýna ‘cambaz’, BDP’ye ise ‘þov ve istismar peþinde’ diyerek saldýrmýþ, saldýrý ile ilgili AKP’nin üzerindeki yükü hafifletmeye çalýþmýþtý. AKP üzerindeki oklarý baþka yönlere çekmeye çalýþan isimlerden birisi de Baþbakan Yardýmcýsý Bülent Arýnç oldu. Sýnýrötesi harekat tezkeresinin TBMM’den geçirildiðini ve Beþir Atalay’ýn askeri-siyasi operasyonlarý tek elden yönettiklerini açýkladýðýný es geçen Arýnç, “Olaya bir siyasi boyut vermek, bu boyut üzerinden hükümete yüklenmek doðru deðildir. Hava kuvvetlerine baðlý uçaklar tarafýndan yapýlan bombalama var. Bundan dolayý Ýçiþleri Bakaný’nýn sorumluluðu nedir ki?” sözleriyle istifa hakkýnýn yok edilmesine kadar ulaþtýðý vurgulandý. Uluocak konuþmasýnda, ‘’Ýçiþleri Bakaný Ýdris Naim Þahin’in herkesi ‘terörist’ ilan etmeye varan açýklamalarýnýn ardýndan bu katliamýn gerçekleþmesi bu kaygýlarýmýzý artýrýyor’’ dedi. “MERKEZ MEDYA AKP’NÝN GAZABINDAN KORKUYOR’’ ‘’Kültürü, bilimi, sanatý, eðitimi terörle iliþkilendirecek kadar ileri giden bu zihniyet herkesi düþmanlaþtýrmakta ve yok etmeye çalýþmaktadýr’’ diyen Uluocak, merkez medyanýn da olayý görmezden gelmesini eleþtirdi. Türkiye’de basýn özgürlüðünün ibretlik durumunun bu katliamla gözler önüne serildiðinin altýný çizen Uluocak, ‘’36 yurttaþýn öldüðü bu katliamý haber yapmanýn dahi AKP’nin gazabýna uðrama endiþesi yaratmasý son derece düþündürücüdür’’ diye konuþtu. ‘’Daha fazla kan ve göz yaþý dökülmemesi, operasyonlarýn durdurulmasý ve barýþ ortamýnýn tesis edilmesi için herkesi üzerine düþen görevi yapmaya davet ediyoruz’’ diyen Uluocak, sorumlularýn açýða çýkarýlmasýný ve yargý önünde hesap vermesini talep ederek sözlerini sonlandýrdý. BÝRGÜN çaðrýsý yapan muhalefete çýkýþtý. TRT imdada yetiþti AKP’li yetkililerin bir yandan saldýrýyý sahiplenen, diðer yandan saldýrýnýn sorumluluðundan kurtulmaya çalýþan üslubuna TRT’den destek geldi. TRT Haber, Uludere Katliamý ile ilgili “Hain terörün kanlý taktikleri” baþlýðýyla verdiði haberde ”35 canýn kaybýnda 1 numaralý sorumlu bölücü örgüt” ifadelerine yer verdi. Uludere Katliamý’nýn sorumluluðunu AKP’den alýp Kürt hareketine yüklemeye çalýþan TRT Haber, örgütün ilk amacýnýn askerin son dönemde yürüttüðü operasyonlarýn önünün almak ve silahlý kuvvetleri etkisiz kýlmak olduðunu iddia etti. TRT Haber’in bir baþka iddiasý da hayatýný kaybeden 35 kiþinin bölgede devlet birliðini destekleyen aþiretlere mensup olduðu, bu eylem sayesinde geleneksel aþiretler ile devletin arasýnýn açýlmak istendiði. Kürt hareketinin bölgedeki Kürtlere “Devlet sizden nefret ediyor” mesajýný vermek istediðini de öne süren TRT Haber’e göre örgüt, 35 kiþinin ölümünü saðlayarak dünyaya ‘Bakýn Türkiye Cumhuriyeti nasýl da zulüm ediyor’ mesajý da vermek istemiþ. 2954 Sayýlý TRT Kanunu’na göre tarafsýz, yansýz ve doðru haber yapmasý gereken TRT, haberini ”Bu planlar sayesinde bölgede ve dünya genelinde Türkiye’nin güçlenmesinden rahatsýz olan kimi ülkelerin, uluslararasý desteðini arkasýna alabileceðini zannediyor. En nihayetinde onlarca yýldýr devam edegelen ve bu topraklarýn insanýnýn saðduyusu sayesinde asla baþarýya ulaþamayacak bölme planýnýn gerçekleþebileceðini umuyor.” ifadeleriyle sonlandýrdý. Sendika.Org 2011'i geride býrakýrken; hem yýl içinde yaþadýklarýmýzý hatýrlamak ve hem de önümüzdeki yýla dair beklentilerimizin neler olabileceðine iliþkin bir þeyler yazmak istedim… Sondan baþlayacak olursak… Þýrnak’ýn Uludere Ýlçesi Ortasu (Roboski) Köyü’nde köylülerin savaþ uçaklarýyla bombalanarak katledilmesi, bizleri bir kez daha “devlet” dediðimiz olgunun acýmasýzlýðýyla tanýþtýrdý. Yýllar öncesinde, ayný ilin bu kez Güçlü konak köyünde benzer bir duruma þahit olmuþtuk. Üzülerek anýmsayacak olursak; “korucu olduklarý halde” köylüler bir minibüste yakýlarak katledilmiþlerdi. AKP’nin hükümetlik yaptýðý son yýllarda katliam gerçekleriyle sarsýlýyor ve ’90’lý yýllarýn benzeyen acýlarýný hatýrlamak zorunda býrakýlýyoruz. “Unutma, unutturma” þiarlarýyla dikkat çektiðimiz katliamlar için, “istesek de”, AKP sayesinde hafýzalarýmýzýn zayýflamasý mümkün olmuyor! Zaten, artýk ’90'lý yýllar ve þimdiler için bir ayrým yapmanýn da ehemmiyeti kalmadý. Sözkonusu faþizm olunca, birbirinden ayrýlmayan onyýllar geçiriyoruz. Halbuki AKP, Türkiye’de siyasal iktidar olmasýnýn ardýndan geçmiþi anýmsatmayacak çözümler üretmeye aday olduðu iddiasýndaydý. Toplumsal barýþýn inþasý açýsýndan hepimizi umutlandýrmasýnýn nedenini de böyle gerekçelendirebiliriz. Yanýlmýþýz ve dahasý yanýldýðýmýzý anlamak için de çok fazla beklediðimizi düþünüyorum. AKP’yi bir “iyilik perisi” olarak gören ve hâlâ böyle gösterme derdi taþýyan herkes de, tanýðý olduðumuz bu kanlý sürecin sorumlularýdýr. ERGENEKON, “DEMOKRATÝK AÇILIM”, ALEVÝ ÇALIÞTAYLARI; YALANLAR! Ayný zamanda, sözde “demokratikleþmenin bir ayaðý” olarak baþlatýlan Ergenekon yargýlamalarýnýn da, giderek, toplumun geniþ muhalif kesimlerini kapsayan bir tutuklama sürecine dönüþtürüldüðünün tanýðý olduk. AKP, faili meçhul cinayetler iþleyenlerin ‘yargýlayaný’ deðil; bizzat cinayetlerin öznesi haline geldi. “Demokratik açýlým” aldatmacasýyla da, Kürt halkýnýn siyasal kimlik talebini bir kenara atýp, soruna þiddet ve savaþ mantýðý içinde çözüm arayan bir yeni konseptin AKP tarafýndan hayata geçirildiði de, çok geçmeden gördük, yaþadýk. Alevi çalýþtaylarý düzenleyerek Alevilerin eþit yurttaþlýk temelinde talep ettikleri haklarýnýn saðlanacaðý vaadinde bulunan AKP, yine kandýrýyordu! Zira, bugüne deðin Aleviler lehine, onlarýn talepleri etrafýnda atýlmýþ tek adýmýn bile þahitliðini yapamadýk! Sivas katliamýyla yüzleþmek adýna da, Madýmak Oteli kamulaþtýrýlýp, güya bir müzeye dönüþtürüldü. Ancak Alevi toplumunun beklentilerinin aksine hükümet kendi bildiðini okudu ve Sivas þehitlerinin isimlerinin yazýlý olduðu yere katillerin adýný kazýmayý ihmal etmedi! DERSÝM’E ÜZÜLEN MARAÞ KATLÝAMINI KINAYANLARA SALDIRIR MI?.. Ýl baþkanlarýný topladýðý bir parti toplantýsýnda, dünya literatüründe görülmemiþ gayri ciddi bir üslupla ve alaycý bir tavýrla Dersim’den ‘özür dileyen’ ancak bu özrün gereðini yerine getirmekten kaçýnan da, AKP’nin ve devletin baþýndaki isimdi; Erdoðan’dý. Ýlginç ki, bir süre Türkiye kamuoyu ve medyanýn birinci gündemi olan Dersim, hükümetin talimatlarý doðrultusunda ve bir anda gündemden ilga edildi! Dersim’den “yarým aðýz özür dileyen” ayný AKP, Maraþ Katliamý ile yüzleþmekten de kaçýndý ve býrakalým yüzleþmeyi; henüz geçtiðimiz günlerde Maraþ þehitlerini anmak isteyenlerin üzerine jandarma komandolarýný ve polisini saldýrttý. REFERANDUMLA SADECE KENDÝ ÖZGÜRLÜÐÜNÜ GENÝÞLETTÝ! AKP, referandumda özgürlük ve adalet vaadinde bulunmaktan da, referandumdan sonra halklar için kutsal olan bu iki kavramý hýrpalamaktan da, geri kalmadý. Yargýnýn ve ordunun demokrasi karþýtlýðýna -ki haklýydý- vurgu yapan AKP, referandumdan sonra ayný karþýtlýðý bu kez kendisi sürdürecekti. Öyle de oldu. 12 Eylül zihniyetiyle hesaplaþacaðýný söyleyen Baþbakan Erdoðan, 12 Eylül uygulamalarýna “rahmet okutacak” yeni “terörle mücadele” konseptini devreye soktu; hak ve özgürlüklerden bahsedenin, “terörist” sayýldýðý ve nihayetinde tutuklandýðý bir yeni devre imzasýný attý. Farklý kimlikler kadar, emekçilere de düþman kesilmiþti AKP. Oysa, yine referandum sýrasýnda emekçilere grev hakkýndan, örgütlenme özgürlüðünden dem vuruyordu. Buna raðmen; daha on gün önce, 21 Aralýk’ta greve giden eðitim ve saðlýk emekçilerine AÝHM ve Danýþtay kararlarýný hiçe sayarak soruþturma baþlattý. Yani, yalan söylemediði kimse kalmadý AKP’nin! SANATA “TERÖR” DÝYEN, TERÖRE SUSAN BAKAN! Sanatçýlarýn artýk özgürlükleri kýsýtlanmadan sanatlarýný üretebileceklerini vaat eden de, Erdoðan’ýn ta kendisiydi. “Yeni Ahmet Kaya hadiselerine” izin vermeyeceðini ileri sürdükten hemen sonra, þahsýmýn da içinde bulunduðu çok sayýda sanatçý için onlarca yargýlama dosyasý hazýrlanmýþtý bile. ‘Þaka’ olduðunu farkettiðimiz bu süreci, þaka gibi bir bakanla da taçlandýrdý Erdoðan; müzisyeni, ressamý ve diðer sanat alanlarýný icra eden herkesi “terörist”ten sayan yeni bir Ýçiþleri Bakanýmýz olmuþtu bile! Onun algýsý, AKP’nin politikalarýndan kesinkes baðýmsýz görülmemeli. Ýçiþleri Bakaný ne söylüyorsa, AKP Hükümeti de o söylenenleri düþünen bir siyasi güçtür zaten. Býkmadan usanmadan toplumda muhalif olan herkese sataþan Ýçiþleri Bakaný, ne hikmetse 35 Kürdün katledilmesiyle bir sessizliðe büründü. O herþeye sözü olan, enerjisi hiç tükenmeyen Bakan, anlaþýlan o ki bir tek katliamcýlara laf söylemiyordu! NE DEMÝÞTÝ AHMED ARÝF… Bu konuda zaten AKP yetkililere sözü býrakmak haksýzlýk olur! Son sözü Ahmed Arif, 30 Temmuz 1943'de, Van’ýn Özalp ilçesinde 33 Kürt köylüsünün, General Muðlalý’nýn emriyle kurþuna dizilmesi üzerine söylemiþti. En anlamlýsý, o sözleri bir kez daha hatýrlatmaktýr: “…Vurulmuþum Daðlarýn kuytuluk bir boðazýnda Vakitlerden bir sabah namazýnda Yatarým Kanlý, upuzun… Vurulmuþum Düþüm, gecelerden kara Bir hayra yoraným çýkmaz Canim alýrlar ecelsiz Sýðdýramam kitaplara Þifre buyurmuþ bir pasa Vurulmuþum hiç sorgusuz, yargýsýz..” Sulucakarahöyük/KAPADOKYA Hüseyin KAÝM Türkiye'nin kireçtaþý oluþumlarý içine oyma peribacalarý, kaya kiliseleri ve yýllýk 2,5 milyon yerli ve yabancý turiste ev sahipliði yapan en önemli kültür merkezi Kapadokya’da Flintstones tarzý konutlarýn bir hikâye kitabýna dönüþmesi ve sýra dýþý manzaralarý sayesinde bütün Dünya’yý büyülüyor. Sýcak hava balonculuðunun en etkin þekilde gerçekleþtirildiði ve gelen ziyaretçilere unutamayacaklarý eþsiz doða güzelliklerinin yaþatýldýðý dünyanýn en iyi yerlerden birisi olan Kapadokya’da en Sulucakarahöyük/NEVÞEHÝR Cuma Onuýr ÞAHÝN Evli ve 1 çocuk annesi 34 yaþýndaki Özlem Yardýmcý, mide aðrýsý, midede þiþkinlik ve hazýmsýzlýk þikayetleriyle özel bir hastaneye baþvurdu. Yardýmcý'nýn yapýlan tetkikinde, safra kesesinde çok sayýda taþ olduðu tespit edildi. Ameliyata alýnan ve yaklaþýk bir saat süren operasyon sonucu Yardýmcý'nýn safra kesesinden 370 adet taþ çýkarýldý. Ameliyatý yapan genel cerrahi uzmaný Opr. Dr. Zeki Döþeyen, bugüne kadar birçok hastanýn safra kesesinden onlarca taþ çýkardýklarýný, ancak ilk bu kadar çok taþa rastladýðýný ifade etti. Hastanýn saðlýk durumunun iyi olduðunu belirten Döþeyen, Yardýmcý'yý taburcu ettiklerini söyledi. Yardýmcý ise yaklaþýk 5 yýldýr mide aðrýsý, þiþkinlik, hazýmsýzlýk gibi þikayetlerle çeþitli saðlýk kuruluþlarýna baþvurduðunu, ancak sadece ilaç tedavisi gördüðünü anlattý. Aðrýlarýnýn artmasý üzerine tekrar hastaneye baþvurduðunu belirten Yardýmcý, safra kesesinden çýkan yüzlerce taþý görünce þaþýrdýðýný, ameliyatýn ardýndan saðlýðýna kavuþmanýn sevincini yaþadýðýný kaydetti. prestijli ödüllerden birisine sahip olan ve sýra dýþý gezi mekânlarýný bütün Dünya’ya tanýtan OffBeat Traveller isimli internet sitesi, Dünya’daki en iyi 10 balon destinasyonunda ilk sýraya Kapadokya’yý koydu. 1992 yýlýndan bu yana balon turizminin yapýldýðý Kapadokya, böylece bir kez daha en seçkin ve sýra dýþý balon etkinliðinin yapýldýðý bölge olarak ismini duyurdu. Kapadokya semalarýnda bir gökkuþaðý gibi fantastik hava yaratan sýcak hava balonlarý yýlýn her döneminde uçabiliyor Yazar, yönetmen, senarist, oyuncu, müzisyen, siyasetçi. Sýrrý Süreyya Önder için söylenecek çok þey var. 7 Temmuz 1962’de Adýyaman’da doðan Önder sanatla iç içe olmasýna raðmen onun için siyaset hep ön plandaydý. Ýlk kez 1978 yýlýnda Adýyaman Lisesi’nde öðrenciyken Maraþ Katliamý protestosu nedeniyle tutuklandý. Tahliye olduktan ve A.Ü. Siyasal Bilimler Fakültesi’ni kazandýktan sonra Ankara dönemi baþladý. 12 Eylül darbesi hayatýnýn akýþýný deðiþtirdi ve yýllarca hapis yattý. O dönemi sanat yoluyla anlatmayý seçen Önder için, 2006 yýlýnda çekilen Beynelmilel filmi de 12 Eylül’le bir hesaplaþmaydý. Beynelmilel’i izleyene kadar kimsenin aklýna 12 Eylül darbesini konu alan bir filme kahkahalarla güleceði gelmiþ midir, bilmiyoruz. Filmin hem senaryosuna hem de yönetmenliðine imza atan Sýrrý Süreyya Önder, bizi önce türlü absürtlüklerle dolu bir dünyaya tanýk etti; filmin sonunda ise belki de çoðu dram filminin yaratamadýðý bir burukluk ve boðamýzda bir düðümle sinema salonundan uðurladý. Önder, þimdilerde, kendi tabiriyle araya bir fragman olarak aldýðý sanat hayatýný ikinci plana itmiþ ve artýk BDP Ýstanbul milletvekili olarak Ankara’da. Ankara’yý sýkýcý buluyor. Ancak, kah Genel Kurul’da kavga ayýrýr, kah Uzlaþma Komisyonu’nda yeni anayasa çalýþmalarýna katýlýr, kah cezaevindeki öðrencilerle dayanýþma için üniversite bahçesinde saçýný kestirir ve Ankara dýþýndaki pek çok eyleme de yetiþmek için koþtururken, sýkýlmaya vakit kalmasa gerek. Onca koþuþturma arasýnda, bir de biz ODTÜ Medya ve Kültürel Çalýþmalar yüksek lisans öðrencilerine sinema ve siyaset üzerine sýmsýcak bir röportaj verdi. Haydi, buyurun… “Aðlamak gülmenin kardeþidir…” Senaryo yazma nedenlerinizden birinin 12 Eylül’e olan öfkeniz olduðunu söylemiþtiniz. 12 Eylül’ü konu alan filmler hep dram aðýrlýklý, Beynelmilel ise mizah. Oysa o filmlerin yönetmenleri ile sizin hayat hikâyeleriniz bunun tam tersi. Ýsteseydiniz, çok daha sert bir film yapabilirdiniz. Bu tercihiniz bilinçli miydi, yoksa hikâye mi öyle gerektirdi? - Ben 40 yaþýndan sonra sinemaya heveslendim. Sinemayla alaylý ya da mektepli bir iliþkim yok. Barýþ Pirhasan’ýn Senaryo Atölyesi’nde kendisine öðrenci olmaya gittiðimde, Barýþ Pirhasan, ‘Neden sinema?’ diye sormuþtu. ‘Vallahi öfkem var’ demiþtim. O da ‘Baþlamak için iyi bir sebep’ demiþti. O eðitimin sonunda Barýþ’ýn bana kattýðý en temel þey, öfkenin böyle bir yolculuða baþlamak için iyi bir sebep olduðu, devam ettirmek içinse engel olduðu bilgisidir. Dolayýsýyla, Barýþ bana öfkemi muhafaza etmem ama sanatsal bir üretimde öfkemle arama bir mesafe koymam gerektiðini öðretti. Ýkinci nedense, mizah çok etkili bir muhalefet silahýdýr. Tarihinde diktatörlük olan her yeri inceleyin þunu göreceksiniz; muhalefet ilk olarak mizah ve mizahçýlar tarafýndan baþlatýlmýþtýr. Ne zaman bir ülkede mizah muhalefet yapmaya baþlar, o ülkedeki diktatör için geri sayým baþlamýþ demektir. Bizim tarihimize de baktýðýnýzda, bütün sultanlara aðýrlýklý olarak mizah yoluyla kafa tutulmuþtur. Timur’un karþýsýna Nasreddin Hoca çýkar. Bektaþi diye bir tiplememiz vardýr ki bütün egemen anlayýþlara muhalefet etmektedir. Dünyaya da baktýðýmýzda Hitler’in günleri Þarlo ile geri sayýlmaya baþlanmýþtýr. Ýþte ben de mizahýn böyle etkili bir muhalefet dili olduðunu bildiðim için bu tarafa yöneldim. Ama bu arada mizahla gülünç olma arasýnda çok ince bir çizgi var. Cývýk mizah yapmadan, gülünç olmadan mizah yapabilmek de ciddi bir çaba gerektirmektedir. Zannedildiði gibi kolay bir iþ deðildir. Ayrýca, hayatýn diyalektiðine baktýðýnýzda, salt acý yoktur; salt güldürü de yoktur. Bunlardan herhangi birinin salt olmasý durumu patolojik bir haldir. Hatta Beynelmilel’de karakterlerden Gülendam bunu ‘Aðlamak gülmenin kardeþidir’ diyerek ifade eder. “Öyle bir film yaparsýnýz ki artýk hiçbir þey eskisi gibi olmaz” Sanatla siyaset arasýndaki iliþki hakkýnda ne düþünüyorsunuz? Örneðin Ýki Dil Bir Bavul filmi anadilde eðitim konusunu ele aldý ve bu alandaki sorunlara iliþkin bir farkýndalýk yarattý. Sizce sanat siyaseti yönlendirebilir mi? - Sanatla siyasetin farký þudur; Sanat sorunu sadece görünür kýlar. Siyasetin ise sorun çözmek gibi bir yükümlülüðü ve gücü vardýr. Aradaki en temel fark budur. Bu, birinin önemsiz, diðerinin önemli olduðu anlamýna gelmez çünkü bir sorun, görünür olmadýkça o soruna bir çözüm bulunamaz. Görünür olmaktan kast ettiðim, sizin de söylediðiniz farkýndalýk yaratmaktýr. Bunu sanat siyasetten daha iyi becerir çünkü duygulara ve algýlara hitap eder. Siyasetin dili kurudur, sanat ise kalbe dokunur. Farkýndalýk yaratma gücü de buradan gelir. Öyle bir þey yaparsýnýz ki artýk hiçbir þey eskisi gibi olamaz. Anadil konusunda böyle bir film yapmýþsanýz, artýk hiç kimse: ‘Bunlar bilinmeyen bir dilde konuþuyorlar.’ diyemez. Siyaset de bu farkýndalýk üzerinden sorunu çözme yoluna gider. Sizin gibi ‘öfkesi olan’ insanlar daha sanatsal, dramatik filmlere yönelirken siz kitlesel filmler yapýyorsunuz. Bunun sebebi nedir? - Doðrusu, sanat filmi, festival filmi ya da piyasa filmi gibi kategorizasyonlara inanmýyorum. Çok sanatsal bir iþin çok fazla izleyeni olabilir ya da ‘piyasa’ tabir edilen bir filme 5 kiþi bile gitmeyebilir. Burada ayýrt edici nokta ve yanlýþ algýlama þudur; sinemayý resimden ya da romandan ayýran nokta maliyetli bir iþ olmasýdýr. Genelde derdi çok olanýn parasý az olduðundan, bir yapýmcýyý yaptýðýnýz iþe ikna etmek zorundasýnýz. Yapýmcý da sizin iþinize bir yatýrým gözüyle baktýðý için kendi açýsýndan daha popüler öðelerle filme müdahale etmek ister. Yapýmcý ile yönetmen arasýnda bir mücadele baþlar. Ýki tarafýn kesiþtiði yerde ise film ortaya çýkar. Ben de bu mücadele sýrasýnda Beynelmilel’in finalini deðiþtirmek zorunda kaldým. Sene 2006. TCK’nin 301. maddesinin çok sýk uygulandýðý, Hrant Dink’in de bu maddeden yargýlandýðý yýl. Politik olarak o final yapýmcýya büyük cezai sorumluluklar getirebilecek durumdaydý. Yapýmcý da böyle bir hukuki cezayý yaþamak istemediðini belirtti. Bu yüzden, filmin 25 dakikasýný attýk, 7 dakika ek çekim yaptýk. Onun da sebebi finalinin deðiþtirilmesiydi. “Beni güldürmeyen þeye güler geçerim” Engin Günaydýn’la, Zeki Demirkubuz’un son filmi hakkýnda söyleþtiðiniz bir videonuz var. Esprili bir dille ‘Bence Zeki hümanist deðil. Bir insan bir insana hiç böyle muamele eder mi?’ diye soruyorsunuz. Engin Günaydýn da ‘Yönetmense eder’ diye yanýtlýyor. Sizin yönetmenliðiniz nasýldýr? - Setler, týrnak içine alarak söylüyorum ‘faþist’ ortamlardýr. Yönetmen her þeyin tek hakimi þeklinde bir algýlayýþ biçimi vardýr. Biraz da böyledir çünkü film kötü olduðunda ya da derdini anlatamadýðýnda kimse gidip ýþýkçýdan hesap sormaz, herkes yönetmene söylenir. Bu yüzden yönetmenler biraz fazla telaþ ederler. Genelde böyle bir yaklaþým vardýr fakat ben buna inanmam. Film çekmek kolektif bir üretimdir ve tüm kolektif ürünler gibi bu da bir zincir þeklindedir. Zincirin halkalarý koparsa faturasýný bütün ekip öder. Yönetmene bu kadar mana yüklenmesini doðru bulmuyorum. Yönetmen bir hayal kurar, bu hayal bir düþ biçimindedir. Önemli olan yönetmenin ekibine bunu ne kadar iyi anlattýðýdýr. Iþýkçýsý, sesçisi, hatta çay getireni bile yönetmeni çok iyi anlamalý. Dolayýsýyla yönetmen zaten hayalini iyi anlatabildiyse bu bütün ekibe bir yol haritasý, bir pusula olur. Baðýrýp çaðýrmasýna gerek yoktur. Birazda mizaçla ilgilidir, ben günlük hayatta da kimseye baðýran kýzan bir adam deðilim. Setimde de böyle oldu. Biz güle oynaya bir film çektik. Sanatýnýzda Brecht ekolüne mensupmuþsunuz. Bunun sebebi toplumu dönüþtürme etkisine olan inancýnýz mý? - Brecht’i diðerlerinden ayýran en önemli nokta, katharsis’i reddetmesidir. Seyircisine der ki ‘Sen bir oyunu izleyip ya da bir metni okuyup, günahlarýndan arýnýp rahatlayýp gidemezsin’. Burada sanat sarsýcý, yeni sorular sorucu ve mevcut manüpülatif algýyý bozucu bir iþlev görmelidir. Bu yönüyle hepimiz Elhamdülillah Brecht’yeniz. Beni daha çok etkileyen tarafý ise, yine tiyatro metinleri için söylediði ‘Beni güldürmeyen þeye güler geçerim’ lafýdýr. Beynelmilel’de film müziklerinde de isminiz geçiyor. O süreci biraz anlatabilir misiniz? - Ayný zamanda müzisyenim. Nota, solfej bilgim yok ama cümbüþ, keman ve baðlama çalarým. Öðrencilik yýllarýmýzda pavyonlarda çalýþýrken öðrendiðimiz bir durumdur bu. Filmde müzik kullanýmý bakýmýndan kendimi aþýrýya kaçmýþ hissediyorum. Ýþte burada kendimi Brecht’in ruhuna bir miktar ihanet etmiþ sayýyorum. Filmde bir duyguyu yeterince çýkartabildiðinden þüpheye düþtüðün yerlerde müzikle takviye edersin. Beynelmilel’de bir iki sahne var ki, utanýyorum bu müziði neden bu kadar çok fazla kullanmýþým diye. Ama müzik hiç girmemeli diyen ekolden de deðilim. Ýdeali, müziðin sinemanýn önüne geçmeyecek þekilde kullanýlmasýdýr. “Önceliðim her zaman siyaset” Sanatta kendinizi ifade etmek daha kolay deðil miydi? Siyaset yerinizi keskinleþtirerek, size bir sýnýr çizmiyor mu? - Haklýsýnýz ama ben zaten köken olarak sanattan deðil siyasetten geliyorum. Bu anlamda siyaset benim sonradan yaptýðým bir þey deðil. Siyasetin çizdiði çerçeve onu nasýl kullandýðýnýza baðlýdýr. Ben aslýnda sinemayý, siyasi emellerime alet etmiþ birisiyim. -Ýlk defa cezaevine 16 yaþýnda girdim. O günden bugüne ayný çizgide duran bir siyasi duruþum var. Araya bir fragman olarak sanatý aldýk. Yine alabiliriz. Bu belki bir roman belki bir film olur. Ancak bu anlamda her zaman birincil önceliðim siyasi uðraþýmdýr. “Bir Ankara hikayesi çekmek istiyorum” Milletvekilliðiniz devam ederken, yakýn bir gelecekte uzun metrajlý bir film düþünüyor musunuz? - Elimde bir roman var. Önce onu bitirmek istiyorum. Daha sonra hazýr buralardayken bir Ankara hikâyesi çekebilirim. Müslüm Gürses biyografisi ve Maraþ Katliamý’yla ilgili projelerinizi gerçekleþtirmeyi düþünüyor musunuz? - Müslüm Gürses’ten vazgeçtim ama Maraþ’ý çekmek istiyorum. Müslüm Baba banka reklamlarýnda oynayýnca vazgeçtim. Senaryo, tam da bunu yadsýyan bir karakter üzerineydi. Ýnsanlarý filmin samimiyetine ikna edemem diye düþündüm. Cansu AKKUÞ, Ezgi BORA, Can KARAKULLUKÇU, Yudum KAVUÇUKER, Can MERÝÇ BirGün Çaðdaþ Günerbüyük Ýlk bakýþta söylenecek söz, sonuna geldiðimiz yýlýn sinemasal olarak pek verimli geçmediði. Rakamlara bakarak bunu söyleyenleri ciddiye almaya gerek yok aslýnda, çünkü onlar bu yýl geçen birkaç yýldan daha düþük bir izleyici rakamý çýkmasýný dert ediyorlar. Oysa seneye bu sene olmayan bir Cem Yýlmaz, bir Þahan Gökbakar filmi çekilir, istatistik kurtulur. Ama, Bir Zamanlar Anadolu’da ve yanýna ekleyeceðimiz birkaç filmin daha adýný anamasak, “2011’de de þu film vardý, hatýrlar mýsýn” diyeceðimiz ne var, cevap vermek zor. Özellikle yýlýn sonuna doðru düzenlenen iki festivalin, Altýn Koza ile Altýn Portakal’ýn yarýþma filmlerinin bize söyledikleriyle baþlamak gerek. Yarýþan filmlerin çoðunluðunu ilk filmlerin oluþturmasý, bu yarýþmalarýn ilk dikkat çeken yanýydý. Yani, Altýn Koza’da ulusal yarýþmaya seçilen 14 filmden 9’u, Altýn Portakal ulusal yarýþmasýnda 13 filmden 9’u yönetmenlerin ilk filmleriydi. Son yýllarda çekilen film sayýsýnýn artmasý, izleyici sayýsýnýn artmasý, genç yönetmenlerin yetiþmesi, dünya festivallerinden ödüllerle dönmesi gibi unsurlarla birlikte, Türkiye sinemasýnýn olumlu bir geliþme gösterdiðinin ispatý olarak sayýlan özelliklerden biriydi. Son yýllarda yakalanan sayý, -sinemalarda gösterime giren filmleri sayarak bulunduðunu belirtmeli- 70 civarý, ki 10 yýl 15 yýl öncenin on civarý film çekilen hasýlatýyla karþýlaþtýrýldýðýnda ümit verici olarak yorumlanýyor. Festival yarýþmalarýný izleyenler ise, meselenin çok film çekilmesiyle, genç yönetmenlerin çýkmasýyla bitmediðini, yeni baþladýðýný hemen fark edebildiler. Çünkü filmler, mutlaka içlerinde umut vadedenler vardý ama, bayaðý düþük bir kalite ortalamasýna sahipti. “Eline kamerayý alanýn film çekmesi” gibi seçkinci yorumlarýn üste çýkmasýna izin vermemek için, henüz çok sayýda film çekilmesinin bir gelenek yaratmaya yetmediðini düþünmek gerek belki. Yani, genelde bir usta çýrak iliþkisiyle ilerleyen sinemada, bu kez de bir kuþak öncesinin baþarýlý yönetmenlerinin öðrencilerinin filmlerini görmüþ olsaydýk, manzara baþka türlü olabilirdi ama onun yerine en iyi ihtimalle klip ve televizyondan yetiþmiþ yönetmenler çoðunluktaydý. ‘ÖTEKÝ’ ÝLE SINIRLI TOPLUMSAL ALAKA Bu filmlerin toplamý üstüne söylenebilecek bir baþka þey, toplumsal bir dikkatlerinin olmasý ama bunu çok yüzeysel bir “öteki” vurgusu ile sýnýrlamalarýydý. Hani, yine Saklý Hayatlar’daki Alevi meselesi, Geriye Kalan’daki kadýn sorununun çeþitli yönleri, Zenne’nin dikkat çektiði eþ cinsellerin yaþadýðý sorunlar, Yurt’un çevre ile iliþkisi, Aþk ve Devrim’in Türkiye solu sorgulamasý, Yürüyüþ’teki 12 Eylül vurgusu, nispeten düþünülmüþ, tasarlanmýþ konulardý. Ödüle bile konan Güzel Günler Göreceðiz gibi adeta “ne bulursa” doldurmuþ, organ mafyasýndan fuhuþa, töreden insan kaçakçýlýðýna her türlü üçüncü sayfa haberini buluþturmuþ örnekler bu yüzeysellik hissini güçlendiriyordu. Sonunda, Altýn Portakal’ýn ödül töreninde Yürüyüþ ile Kürtlerin de katýldýðý “öteki” baþlýðýna, evli bir adamla iliþkisi olan kadýný oynayarak hak ettiði ödülünü “öteki kadýnlar adýna” alan oyuncu, bambaþka bir boyut kattý! Bu yarýþmalar, geçmiþ yýllarda iyi ilk filmleri ödüllendirerek öne çýkarmayý da bilmiþti. Çok geriye gitmeden Sonbahar’ý, Çoðunluk’u, Press’i, Min Dît’i, Ýki Dil Bir Bavul’u saysak bunlarýn da son derece toplumsal duyarlýðý olan, hatta bu saydýðýmýz örneklerden çok daha politik filmler olduðunu hatýrlamalýyýz. Bu duyarlýk sahibi görünen ilk filmlerin çoðundaki yüzeysellik ise, meselelerini derinleþtirmekten, ayrýntýlandýrmak, zenginleþtirmekten uzak, güdük kalmalarýna yol açýyor. CEYLAN’IN TAÞRASI Bunca filmin yarýþmalarda yan yana gelmesinin elbette rastlantýsal bir yaný var, her yönetmen her yýl film çekmiyor ve 2011’de böyle bir denk geliþ bu nedenle mümkün olabildi. Ne kadar yüzeysel olursa olsun, geçmiþ yýllarýn filmlerinin daha apolitik ortalamasýyla karþýlaþtýrýldýðýnda, yüzünü yaþadýðý topluma dönmeye çalýþan yönetmenler olduðundan söz edebiliriz bir yandan da. Tek baþýna bu veriyle Türkiye sinemasýnýn geleceðine dair daha bütünlüklü bir deðerlendirme yapmak da haksýzlýk olacak zaten. En çok konuþmaya devam edeceðimiz film, herhalde Nuri Bilge Ceylan’ýn taþra hikayeleri anlattýðý, aydýnýnýn yüzünü Anadolu’ya döndürdüðü -belki de barýþtýrdýðý demeli- Bir Zamanlar Anadolu’da’sý olmalý. Tayfun Pirselimoðlu’nun hasta perukçusunun içine baktýðý Saç, yine en çok akýlda kalan filmlerden biri. Bir de dünyadan örnek analým da, öyle bitirelim. Altýn Ayý ödüllü Asgar Ferhadi imzalý Ýran filmi Bir Ayrýlýk, yýlýn en izlenesi filmi, kuþkusuz. Ýnce ince iþlenmiþ öyküsünü anlatmak bile çok güç; ayrýlan bir karý koca, kýzlarý, adamýn hasta babasý ve onun bakýcýsý arasýndaki, kadýn erkek, aile, en çok da sýnýf iliþkilerini deþifre eden bir mesele iþliyor. Kalanýný önümüzdeki yýl konuþacaðýz demek. [email protected] Nilay VARDAR [email protected] Sessizliðin Sesi: Türkiyeli Ermeniler Konuþuyor kitabý, gencinden yaþlýsýna, Türkiye'nin farklý yerlerindeki 15 Türkiyeli Ermeni'nin yaþam hikayelerinden oluþan bir sözlü tarih çalýþmasý. Hrant Dink Vakfý Yayýnlarý'ndan çýkan ve Ferda Balancar'ýn derlediði kitap Cezayir Toplantý Salonu'nda Balancar, Ali Bayramoðlu ve Arus Yumrul'un katýlýmýyla tanýtýldý. Kitabýn ön sözünü yazan Bayramoðlu, hafýza çalýþmalarýnýn belleðinin yeniden kurulmasý için ilk adým olduðunu söyleyerek bu kitabýn Türkiye'de daha önce kendini ifade edememiþ Ermeni toplumunu anlatmasý açýsýndan bir ilk olduðunu söyledi. Bayramoðlu, Ermeni meselesinin Türkiye'de siyasi bir amnezi olduðunu ancak Ermeniler için bunun kendini koruma iç güdüsüyle zorunlu olarak bir hafýzasýzlýða dönüþtüðünü söyledi. Proje hakkýnda bilgi veren Balancar, toplamda 40 kiþiyle derinlemesine mülakat yöntemiyle sözlü tarih çalýþmasý yapýldýðýný, farklýlaþan hikayelerden sekiz kadýn, yedi erkek 15 tanesini seçtiklerini söyledi. Kitapta, 19 ila 70 yaþ arasýnda Ermeni olarak doðup büyüyenler, ailesi Müslümanlaþtýrýlmýþ olanlar, Müslümanlaþýp kendi kimliðine geri dönenler konuþuyor. Ortak duygu geleceðe bakan hüzün Kitabýn son sözünü yazan Arus Yumrul, sözlü tarih çalýþmasýnýn, tarihsizliðe mahkum edilmiþ, resmi belgelerin kayýt altýna almadýðý, bastýrdýðý sýradan insanlara, tarihin öznesi olma ayrýcalýðýný verdiðini söyledi. "Bireysel yaþamlarýn tarihsel toplumsal baðlamda yorumlanmasýna olanak saðlýyor. Her birinin belleðinde 1915'ten varlýk Vergisine, 6-7 Eylül olaylarýndan, 20 kura askerlik, 19 Ocak 2007'ye yaþananlar iz býrakmýþ. Ama gençlerin çoðunun ailesi çocuklarýna olanlarý kin duymasýn diye anlatmamýþ. " Yumrul, görüþmelerin hepsinde ortak olanýn hüzün olduðunu ancak bu hüznü yaþayanlarýn, geçmiþle baðlarýný koparmadan geçmiþe de saplanýp kalmadan gelecekle yeni bir iliþki kurarak aþtýklarýný söylüyor. Tekrar söz alan Balancar, konuþtuklarý Ermenilerin 1915 meselesinin etkilerinden çok asýl günümüzde Ermenilerin yaþadýklarýnýn önemli olduðunu vurguladýklarýný söylüyor. Balancar, genç, yaþlý birçok Ermeni'nin son yýllarda kimliðini daha çok sahiplendiðine dikkat çekerek hepsinin Ermenistan'da kültürlerinin yaþatýldýðýný düþündüðünü ancak kendilerini Türkiye'ye ait hissettiklerini söylediklerini aktardý. Toplantýya katýlan Agos Gazetesi Genel Yayýn Yönetmeni Rober Koptaþ da, Ermenilerin kimiliðini sahiplenmesinin içe kapalý bir milliyetçilik olarak algýlanmamasý gerektiðini söyledi ve ekledi: "Eskiden Ermeniler Türkiye'de kendilerine gelecek göremedikleri için göç etti ama þimdi burada yaþamak için bir umut görüyorlar. Bu son yýllarda konuþulan Türkiyeli kimliðinin de hayat bulmasýdýr ."(NV) * Kitabý 6 Ocak'tan itibaren kitabevlerinden alabilirsiniz. * Sessizliðin Sesi: Türkiyeli Ermeniler Konuþuyor, Derleyen Ferda Balancar, Uluslararasý Hrant Dink Yayýnlarý, 159 sayfa. BÝA Haber Merkezi Sulucakarahöyük/NEVÞEHÝR Hasan KANKAL Avrupa Turizm Komisyonu (ETC) tarafýndan “Trend Cards 2011” de “Tasarým Otelleri” arasýnda gösterilen, oldukça genç yaþýna raðmen dünyanýn en prestijli kurumlarýndan birçok ödüle layýk görülen ve baþarý elde eden Argos in Cappadocia; Conde Nast Johansens, Fodor’s Travel ve Travel Weekly’den aldýðý üç yeni ödülle yoluna devam ediyor. Argos in Cappadocia, dünyanýn önde gelen seyahat endüstrisi otoritelerinden Conde Nast Johansens’ýn 2012 Mükemmellik Ödülleri kapsamýnda “ En Mükemmel Manzara” ödülünün sahibi oldu. Ýki yýldýr en çevreci ve en romantik otel kategorilerinde finalist olan Argos in Cappadocia, Conde Nast Johansens 2012 Mükemmellik Ödülleri kapsamýnda bu yýl “The Most Excellent View” kategorisinde ödülün sahibi oldu. Küresel turizm standartlarýný belirleyen Conde Nast Johansens, 30. yýlýnda toplam 16 kategoride ödül verdi. Online oylama, müþteri raporlarý, denetçi raporlarý ve Conde Nast merkez ofisinin deðerlendirmelerinin ortak sonucuna göre kazananlarýn belirlendiði yarýþmada, otelin Conde Nast tarafýndan aday gösterilebilmesi için deneyimli denetçiler tarafýndan yýllýk teftiþler yapýlýyor. FODOR’S TRAVEL,“DÜNYANIN EN ÝYÝ 100 OTELÝ”NDEN BÝRÝ SEÇTÝ Otel, seyahat enformasyonu alanýnda dünyanýn lider yayýnlarýndan biri olan Fodor’s Travel tarafýndan, “Fodor’s 100 Hotel 2011” listesinde "Local Flavor" kategorisinde gösterildi. Fodor’s Travel tarafýndan, “Fodor’s 100 Hotel 2011” seçkisinde “Local Flavor” kategorisinde bulunduðu bölgenin geleneksel yerleþim biçimine sadýk kalarak, gerçek otantik deneyimi yaþatan dünyadaki 13 otelden biri oldu. Fodor’s 100 Hotel 2011 seçkisi, her yýl olduðu gibi bu yýl da Fodor’s editörleri ve seyahat uzmanlarý tarafýndan belirlenen kaliteli hizmet ve stil sahibi oteller arasýnda yapýlan seçim ile oluþturuldu. Fodor’s Travel 75.yýlý þerefine dünyanýn en iyi 100 otelini seçerken 8 farklý kategori belirledi. TRAVEL WEEKLY, DÜNYANIN EN ÝYÝ LÜKS OTEL VE RESORT’LARINDAN BÝRÝ OLARAK SEÇTÝ Seyahat endüstrisinin önde gelen yayýnlarýndan Travel Weekly tarafýndan “Travel Weekly 2011 Silver Magellan Ödülü”ne layýk görülerek "Dünyanýn En Ýyi Lüks Otel ve Resort"larý arasýna yerleþti. Argos in Cappadocia, Travel Weekly tarafýndan, dünyanýn en iyi lüks otel ve resort kategorisinde “Travel Weekly Silver Magellan” ödülünü kazandý. Travel Weekly, deðiþen ve rekabet eden seyahat endüstrisinde sektörün nabzýný tutuyor ve seyahat profesyonellerine küresel perspektifte geniþ kapsamlý ve önde gelen haberleri saðlýyor. Her yýl verilen “Travel Weekly Magellan Awards”da seyahat endüstrisinden uzman isimlerin bir araya geldiði jüri kadrosu tasarýmdan pazarlamaya bir çok farklý kategoride en iyileri belirliyor Sulucakarahöyük/NEVÞEHÝR Ýnsan Haklarý hukuku profesörü ve sanatçý Nergis Canefe, Kanada ve Türkiye'nin çeþitli bölgelerinde çektiði fotoðraflardan oluþan sergiyi, Kapadokya Fotoðraf ve Sinema Amatörleri Derneði (KAFSÝD) binasýnda sanatseverlerle buluþturdu. Türkiye'nin peri bacalarý ile ünlü önemli kültür ve turizm merkezi Kapadokya'da fotoðrafçýlýk ve sinema branþlarýnda açtýðý eðitici kurslarla ve sergilerle ön plana çýkan Kapadokya Fotoðraf ve Sinema Amatörleri Derneði (KAFSÝD)'nde yeni dönem etkinlikleri hýz kesmeden devam ediyor. Prof. Dr. Nergis Canefe, Kanada ve Türkiye'nin çeþitli bölgelerinde çektiði fotoðraflardan oluþan sergiyi Nevþehir Merkez Alibey Camii karþýsýnda bulunan dernek binasýnda fotoðraf severlerle paylaþtý. Yaklaþýk 25 fotoðraftan oluþan sergiyi dernek üyeleri dikkatle inceledi. Prof. Dr. Nergis Canefe fotoðraf sergisinin ardýndan KAFSÝD'in bölgedeki faaliyetlerini yakýndan takip ettiðini ve bu faaliyetleri takdir ettiðini belirterek derneðe üye olmak istediðini belirtti. Canefe, ileride bu fotoðraflarý KAFSÝD adýna bir sergiye dönüþtürmek istediðini söyledi. Sulucakarahöyük/KAPADOKYA Cuma Onur ÞAHÝN Nevþehir Üniversitesi akademik ve idari personeli ile öðrencileri, kan baðýþýnda bulundu. Nevþehir Üniversitesi Öðrenci Konseyi Baþkanlýðý ve Kýzýlay Kan Merkezi Nevþehir Þubesi iþbirliðiyle 'Haydi Türkiye, Ýnsanýmýz Ýçin Gönüllü Kan Baðýþçýsý Olmaya' kampanyasý düzenlendi. Öðrenci Konseyi Baþkanlýðýnýn talebi üzerine üniversitenin ana yerleþkesine stant kuran Kýzýlay Kan Merkezi ekibi, gönüllülerden kan baðýþý kabul etti. Kampanya çerçevesinde akademik ve idari personel ile öðrenciler, toplam 150 ünite kan verdi. Kýzýlay Kan Merkezi Nevþehir Þube Merkezi Baþhekimi Dr. Süleyman Kurt, 18 yaþýný doldurmuþ saðlýklý herkesin kan verebileceðini söyledi. 18 yaþýný doldurmuþ saðlýklý herkesin kan verebileceðini belirten Kýzýlay Kan Merkezi Nevþehir Þube Merkezi Baþhekimi Dr. Süleyman Kurt “Kan verecek arkadaþlarýn öncelikle tok olmasýna dikkat ederek tansiyonlarýný ölçüyoruz. Böylelikle herhangi bir hastalýðýn olup olmadýðýný da öðrenmiþ oluyoruz. Kan verecek kiþilerin 18 yaþýný doldurmuþ ve saðlýk sorunu olmayan kiþiler olmasýna dikkat ediyoruz. Bugün de üniversitemizde kan baðýþý kampanyamýzý düzenlerken 100-150 ünite kan almayý bu sayýyý ileriki dönemlerde daha iyi organizasyonla artýrmayý hedefliyoruz. Þu anda yoðun bir kan baðýþý isteðiyle karþý karþýyayýz. Bu da bizleri oldukça mutlu etti. Hatta bu yoðun kan baðýþý talebi karþýsýnda bizler dahi yetersiz kaldýk.”dedi. Türk Kýzýlay’ý tarafýndan baþlatýlan “Hedef 25” konseptinin Nevþehir Üniversitesi Temsilcisi Zülfikar Ulusoy, “Türk Kýzýlay’ý tarafýndan düzenlenen “Hedef 25” konseptinin Nevþehir Üniversitesi Temsilcisiyim. Bu proje kapsamýnda 31 Kasým - 2 Aralýk 2011 tarihlerinde Antalya’da eðitim gördükten sonra Türk Kýzýlay’ý Nevþehir Þubesi Kan Merkezi Baþhekimimiz olan Dr. Süleyman Kurt hocamla görüþerek böyle bir kampanya düzenlemeyi planladýk ve bunun içinde afiþler ve broþürler hazýrladýk. Düzenlemiþ olduðumuz kan baðýþý kampanyamýza ilgi oldukça büyük. Bizler için önemli olan gönüllü kan verenlerin olmasý. Çünkü bunlar senede 2 defa gönüllü olarak kan verebiliyorlar. Önümüzdeki zaman diliminde daha kapsamlý bir kan baðýþý etkinliði düzenlemek içinde çalýþmalarýmýz olacak." dedi. Genel Kurmayýn yaptýðý açýklamanýn bir maddesinde “Çeþitli kaynaklardan alýnan istihbarat ve yapýlan teknik analizler sonucunda, içlerinde örgüt elebaþýlarýnýn da bulunduðu terörist gruplarýn bölgede bir araya geldikleri ve sýnýr hattýndaki karakol ve üs bölgelerimize yönelik saldýrý hazýrlýðý içinde olduklarý anlaþýlmýþ ve ilgili birlikler ikaz edilmiþtir.”diye yazýyor. Bu nasýl istihbaratmýþ ki? kaçakçýyý ayýrt edemiyor. Uyarmak, caydýrmak varken üzerlerine bomba yaðdýrýyor. Termal kameralar boþuna mý alýndý?Ýnsanýmýzýn hiç mi deðeri yok. Baþbakanýmýzýn bir sözünü hatýrlatalým.” "KENDi HALKINI KATLEDEN BiR YÖNETÝMÝN MEÞRUÝYETÝ KALMAZ" iHD ve MAZLUMDER Heyeti bombardýmandan sað kurtulanlarla görüþtü.(Hacý Encü 19 yaþýnda; Davut Encü (22)) Sað kurtulanlar” Irak'a geçtik: 28 Aralýk günü saat 16.00'da kýrk elli kiþilik bir grupla, yine bu sayýda katýrla beraber sýnýrýn Irak tarafýna geçtik. Karakol biliyordu: Karakola özellikle bir bilgilendirme yapmadýk ancak gidip geldiðimizi zaten biliyorlardý. Amacýmýz þeker ve mazot getirmekti. Hatta giderken Ýnsansýz Hava Aracýnýn sesini dahi duyduk ancak sürekli gidip geldiðimiz için yolumuza devam ettik. Köyün yaylasýna döndük: Akþam 19.00'da katýrlarý yükleyerek yola çýktýk. Saat 21.00 gibi sýnýra yaklaþtýk. Bizim köyün yaylasýna vardýk, yayla tam sýnýrdadýr. Önce top atýþý: Orada önce aydýnlatma fiþeði ve akabinde de top-obüs atýþý yapýldý. Biz yükümüzü sýnýrýn diðer tarafýnda býraktýk. Bombardýman baþladý: Hemen ardýndan uçaklar geldi ve bombardýman baþladý. Ýki gruptuk, öndeki grup ile arkadaki grup arasýnda 300-400 metre mesafe vardý, ilk top atýþýndan hemen sonra uçak geldi, askerler bizim yaylayý tuttuklarý için, bu tarafa geçebileceðimiz baþka yol yoktu, bu nedenle gruplar sýkýþarak bir araya gelmek zorunda kaldý. Ýkiye ayrýldýk: Sonunda iki büyük grup olduk. Ýlk uçak bombardýmanýnda sýnýrýn sýfýr noktasýnda bulunan yaklaþýk 20 kiþilik grup imha oldu; hemen geriye kaçmaya baþladýk. Kayalýklar arasýnda kalanlarýn üzerine bomba yaðmaya baþladý. Benim de içinde bulunduðum grup altý kiþiydi. Kayalýða sýðýndýk: Bu gruptan üç kiþi kurtulduk, üzerimizde günlük sivil elbiselerimiz vardý, hiç kimsede silah yoktu, olay bir saat kadar sürdü, üç katýrla beraber küçük bir deredeki suya girdik, bir saat bekledikten sonra bir kayalýðýn altýna sýðýndýk, arkadaþlarýmýzdan haber alamadýk.”,diye ifade vermiþler kurulan heyete. Þimdi hükümete soruyoruz. Dünyanýn baþka ülkelerindeki vahþete karþý meydan okuyan hükümetimiz, kendi halkýnýn kendi askerleri tarafýndan bombalanmasý karþýsýnda kimi çaðýracaktýr?" Yeni bir Muðlalý vakýasýdýr, bu yaþananlar. Geregi yapýlarak sorumlular derhal istifa etmeli, ettirilmelidir. Ailelerden özür dilenerek madddi, manevi kayýplarý giderilmelmeye çalýþýlmalýdýr. Þakir Þenol ÖDP Ýl Baþk. Tarým sektörü açýsýndan 2011’de çok önemli geliþmeler yaþandý. Dünya nüfusu 7 milyara ulaþtý. Gezegendeki 7 milyar insanýn 1 milyarýnýn açlýkla karþý karþýya olduðu dikkate alýndýðýnda tarým ve gýdanýn önemi her geçen gün daha da artýyor. Dünyaya yön verenlerin ortak görüþü geleceðin en stratejik sektörünün tarým ve gýda olacaðý yönünde. Yeni bir yýla giriyoruz. Gelenek oldu. Geçmiþ yýlýn deðerlendirmesini yapacaðýz. 2011’de tarýma damgasýný vuran geliþmeler özetle þöyle: 1-Bu yýlýn en önemli geliþmesi genel seçimdi. Seçim yýllarý geçmiþten bu yana tarýmda çok önemsenir. Siyasilerin tarýma bakýþý seçim yýllarýnda farklýlaþýr. Üreticiler hatýrlanýr. Destekler daha erken ödenir. Geçmiþten kalan çiftçi alacaklarý ödenir. Vaatler havada uçuþur. Bu seçimde de öyle oldu.12 Haziran 2011’de yapýlan genel seçimde iktidardaki Adalet ve Kalkýnma Partisi(AKP) büyük bir baþarý ile çýktý. Bu baþarýda tarýma yönelik seçim yatýrýmlarý da etkili oldu. Seçim öncesinde ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) kapsamlý bir tarým raporu hazýrladý. Fakat raporu anlatmakta zorlandý. Hükümetin uygulamalarýndan þikayetçi olan tarýmcýlar ezici bir çoðunlukla yine AKP’ye oy verdi. Seçimden sonra kurulan hükümette Gýda Tarým ve Hayvancýlýk Bakaný Mehdi Eker koltuðunu korudu. 2-Bakanlýðýn adý deðiþti. 12 Haziran seçimine 4 gün kala 8 Haziran 2011’de Resmi Gazete’de yayýnlanan Kanun Hükmünde Kararname ile Tarým ve Köyiþleri Bakanlýðý’nýn adý 37 yýl önce olduðu gibi Gýda, Tarým ve Hayvancýlýk Bakanlýðý oldu. Bakanlýk yeniden yapýlandýrýlýyor.Tarýmsal Üretim ve Geliþtirme Genel Müdürlüðü(TÜGEM), Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüðü, Teþkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüðü, Tarýmsal Araþtýrmalar Genel Müdürlüðü, Dýþ Ýliþkiler ve Avrupa Birliði Koordinasyon Daire Baþkanlýðý ve daha bir çok birim kapatýldý.Yerine Gýda ve Kontrol Genel Müdürlüðü, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüðü, Hayvancýlýk Genel Müdürlüðü, Balýkçýlýk ve Su Ürünleri Genel Müdürlüðü, Tarýmsal Araþtýrmalar ve Politikalar Genel Müdürlüðü, Avrupa Birliði ve Dýþ Ýliþkiler Genel Müdürlüðü gibi yeni birimler kuruldu. Bakanlýk taþra teþkilatý da yeniden yapýlandýrýldý. Tarým Ýl Müdürlükleri, Gýda Tarým ve Hayvancýlýk Ýl Müdürlüðü oldu. 3- Ýlk kez bakan yardýmcýsý atandý. Önceki dönem AKP Diyarbakýr Milletvekili olan Kudbettin Arzu Gýda Tarým ve Hayvancýlýk Bakan Yardýmcýsý oldu. 4- Geçen yýl baþlayan canlý hayvan, karkas et ve kurbanlýk hayvan ithalatý 2011’de artarak devam etti. Et ve Balýk Kurumu ihaleler yaparak ithalatý sürdürdü. 28 Aralýk 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayýnlanan Bakanlar Kurulu Kararý ile Et ve Balýk Kurumu’na verilen ithalat yetkisi 31 Aralýk 2012’ye kadar uzatýldý. 5-Gýda Tarým ve Hayvancýlýk Bakaný Mehdi Eker, büyük hayvancýlýk iþletmelerini “spekülatör” olmakla ve et fiyatýný yükseltmekle suçladý. Koç Holding, Banvit gibi dev iþletmeler yerli besi danasý almaktan vazgeçti. En küçük iþletmeden en büyük iþletmeye kadar hemen herkes ithalatçý oldu. Türkiye’nin karkas et ve canlý hayvan ithalatý 1.5 milyar dolarý aþtý. Ýthalat devam ederken yerli besici hayvanýný kesmekte zorlandý. Çok sayýda iþletme hayvanlarýný zararýna satarak sektörden çekilmek zorunda kaldý. Hükümet et ve canlý havan ithalatýndaki vergi oranlarýný defalarca deðiþtirdi. 6-Yýllar sonra Almanya ve Fransa gibi Avrupa’nýn en önemli hayvancýlýk ülkeleri ithalata açýldý. Avrupa’nýn ithalata açýlmasý ile deli dana (BSE) hastalýðý riski gündeme geldi. Macaristan ile ithalatta sorunlar yaþandý. 7- Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan’ýn talimatý ile toptan et satýþlarýnda katma deðer vergisi(KDV) yüzde 8’den yüzde 1’e indirildi. Fakat, bu indirim tüketici fiyatlarýna yansýmadý. Binlerce ton et, binlerce baþ canlý hayvan ithalatýna ve toptan etteki katma deðer vergisinin düþürülmesine raðmen kýrmýzý et fiyatý düþürülemedi. Ýthal edilen etin büyük bölümü yerli et diye satýþa sunuldu. 8-Türkiye Ýstatistik Kurumu verilerine göre, tarým sektörü 2011’in ilk 9 aylýk döneminde yüzde 5.1 oranýnda büyüme kaydetti. Ayný dönemde ekonomideki büyüme yüzde 9.2 oldu. Yýlýn son çeyreðine iliþkin veriler yýlbaþýndan sonra açýklanacak. Tarým sektörünün 2011’i büyüme ile kapatmasý bekleniyor. 9-Tarýma 2011’de 6.9 milyar lira destek verildi. Bu destekte en büyük payý hayvancýlýk sektörü aldý. Hayvancýlýða verilen desteðin 1.4 milyar lira seviyesinde olmasý bekleniyor. 10- Avrupa Birliði,Türkiye’ye iliþkin 2011 Ýlerleme Raporu’nda tarýmdaki geliþmeleri deðerlendirirken bazý ilerlemelerin kaydedilmesine raðmen yeterli olmadýðý özellikle canlý hayvan ve et ithalatýndan kapýlarýn sonuna kadar açýlmasý istendi. 11-Hayvansal ürünlerde piyasa düzenine geçilmesi için yasa taslaðý hazýrlandý. Ancak, çalýþmalar 2012’ye kaldý. 12-Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan imzasý ile 6 Eylül 2011 tarihli Resmi Gazete’de 2011/13 Sayýlý “Yerli Ürün Kullanýlmasý” genelgesi yayýnlandý. Ancak, canlý hayvan ve et olmak üzere tarýmda ithalat aynen devam etti. Türkiye’nin yýlsonu itibariyle tarýmsal ürün ihracatýnýn 12 milyar dolara, ithalatýnýn ise 13 milyar dolara ulaþmasý bekleniyor. 13-Güney Afrika Boynuzu’nu kasýp kavuran kuraklýða baðlý olarak on binlerce insan açlýktan öldü. Özellikle Somali’de yaþananlar, dünyada tarýmsal üretimin, gýdaya ulaþmanýn önemini gösterdi. Kendi kendine yeterliliðin palavra olmadýðý bir kez daha kanýtlandý. 14-Ziraat Bankasý’nýn 2010’da baþlattýðý sýfýr faizli kredi uygulamasý 1 Aðustos 2011 itibariyle sona erdi. Ziraat Bankasý’nda baþarýlý bir dönem geçiren Can Akýn Çaðlar’ýn yerine Hüseyin Aydýn getirildi. Hüseyin Aydýn göreve geldikten sonra 11 genel müdür yardýmcýsýný deðiþtirdi. Tarýmsal kredi hacmi 24 milyar liraya ulaþtý. 15-Biyogüvenlik Kurulu kararý ile genetiði deðiþtirilmiþ organizmalý (GDO) 3 çeþit soya ve 13 çeþit mýsýrýn ithalatýna resmen izin verildi. Böylece ilk kez yasal olarak GDO’ lu ürünler Türkiye’ye girdi. Tarýmla ilgili elbette daha bir çok geliþme yaþandý.Yukarýda özetlediðimiz ve yer veremediðimiz bir çok haberi ilk kez siz DÜNYA okurlarýna sunmanýn heyecanýný ve mutluluðunu yaþadýk. Kiþisel yaþamýmda da 2011’de önemli geliþmeler oldu. Siz okurlarýmla bir bölümünü paylaþmýþtým. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Nezih Demirkent Özel Ödülü’nden sonra GDO ile ilgili haberlerle “ekonomi gazetecisi” ödülünü aldým. Kaynak : Tarým Dünyasý.net Sulucakarahöyük/HACIBEKTAÞ 12 Eylül soruþturmasý için ifade veren dönemin valisi Rafet Üçelli, Çorum olaylarýnda askerin seyirci kaldýðýný söyledi. Çorum’da ne olmuþtu? 27 Mayýs 1980’de MHP’li Bakan Gün Sazak’ýn öldürülmesi üzerine, ertesi gün Çorum’da ülkücüler, Alevi ve solcularýn dükkân ve evlerine saldýrdý. Alevilerin oturduðu Milönü Mahallesi ablukaya alýndý. Olaylar 30 Haziran’a kadar sürdü ve tam yatýþtýðý düþünülürken, 4 Temmuz’da “Komünistler Alaattin Camisi’ne bomba attý” þayiasý ile ikinci kýyým dalgasý baþladý. Polisin de taraflý davrandýðý olaylarda 57 yurttaþ öldü. 12 Eylül askeri darbesiyle ilgili soruþturma kapsamýnda, ‘kanlý Çorum olaylarý’ sýrasýnda kentte valilik yapan Rafet Üçelli’nin ifadesine baþvuruldu. Radikal’in haberine göre, Üçelli olaylar çýkmasý üzerine Amasya’daki tugaydan yardým istediklerini ancak gelen askerlerin olaylara müdahale etmeden kýþlalarýna geri döndüðünü söyledi Savcý Kamel Çetin’e talimatla ifade veren Üçelli, olaylar sýrasýnda askerlerin takýndýðý tutuma iliþkin çarpýcý açýklamalarda bulundu. Amasya’da bulunan Tugay Komutanlýðý’ndan yardým istediklerini belirten Üçelli, “Ancak kente gelen askerler müdahale etmeden geri döndü. Paþanýn tutumunu anlayamadýk. Arkadaþlarla birlikte çareler aradýk. Durumu telefonla Ýçiþleri Bakanlýðý’na arz ettim. Yozgat’tan gönderilen 60 jandarmanýn çok yetersiz olduðunu belirterek baþka birlikler gönderilmesi istendi. Polisin çok yorgun düþmesi, sayýsý ve rütbelilerin azlýðý nedeniyle toplum zabýtasý ile desteklenmeyi ve iki emniyet müdür yardýmcýsý görevlendirilmesini de arz etmiþtik. Olaylarýn ciddiyetini muhafaza ettiðini de vurgulamýþtýk. Taleplerin sonucunu göremeden Çorum’daki görevimizden alýndýk” dedi. Olaylar planlýydý Çorum olaylarý sürerken, benzer olaylarýn Merzifon’da da patlak verdiðini anlatan Üçelli, “Doðal olarak elimizdeki kolluk kuvveti bölündü. Merzifon’a da sýçramasý, bu olaylarýn planlý bir þekilde yapýldýðý kanýsýný uyandýrdý bende” dedi. Emekli Vali Üçelli, olaylar sýrasýnda kentte kurulan barikatlarýn kaldýrýlmasý için verdiði talimatýn dönemin askeri yetkilileri tarafýndan yerine getirilmediðini de anlatarak, “Cuma günü barikatlarýn kaldýrýlmasý talimatýný verdim. Ancak Tugay Komutaný Paþa, bu kararýn çok önemli olduðunu, silahlý bir çatýþmaya neden olabileceðini ifade ederek, bir defa daha belediye baþkaný ile görüþmek istediðini kararýn bu sebeple bir süre ertelenmesi talebi olduðunu iletti. Bunun üzerine bir süre bekleme kararý alýndý” þeklinde konuþtu. Komutan ‘Kan akar’ dedi Vali Üçelli, cumartesi sabahý yanýna aldýðý 15 asker ve bazý vatandaþlarla söz konusu barikatlarý kaldýrdýðýný ifade ederek, þunlarý kaydetti: “3 saat içinde Samsun-Ankara yolu açýldý. O arada Ýçiþleri Bakaný beraberindeki zevatla meþgulken CHP milletvekilleri ile polis arasýnda tartýþma çýkmýþ ve polis CHP milletvekilinin silahýný almýþ. Bu olay Milönü’ne intikal etmiþ ve barikatlar yeniden kurulmuþtur. Bu barikatlarýn yeniden kaldýrýlmasý talimatýný Jandarma Komutaný’na bildirdim. O da cevaben bunun birkaç saat içinde mümkün olmayacaðýný iletti. Jandarma Komutaný, bu iþe giriþmesinde ciddi bir risk bulunduðunu, silah kullanmak gerekebileceðini, kan akabileceðini, halkýn itiraz ettiðini ve kalabalýk olduðunu söylüyordu. Ben arkadaþýmýn o an hangi þartlarda bulunduðunu bilemezdim. Benim barikatlarý kaldýrma emrim, mahalle belirtmeden genel anlamdaydý. Ýtirazlarý da paþanýn bir gün önce yaptýðý itirazlara benziyordu. O sabah yaptýðýmýz çalýþmada barikatlarýn kaldýrabileceðini de hep beraber görmüþtük. Demek ki bu mümkündü. Ayrý bir yöntem ve yolla kaldýrýlabilirdi.” Ertem Dinçer (Dönemin Çorum Baþsavcýsý): Çorum, Maraþ ve Sivas olaylarýnýn bütün olarak incelenmesinde fayda var. Çünkü bu olaylar spontane deðildi. Bir tertibin mahsulüydü. Çorum özeli itibariyle ise olaylarý münferit almayacaksýnýz. Biz bunu beceremedik, her olayý ayný deðerlendirip sýkýyönetim savcýlarýna gönderdik. Münferit gönderiliyorduk. Sýkýyönetim savcýlýðý bunlarý birleþtirip bütün olarak ele almalýydý. Bu basit bir yangýn ve katl olayý deðildi. Yeni soruþturma iyi olur diye düþünüyorum. Sadýk Eral (Çorum Olaylarý Maðduru ve Avukatý): Gerçeklerin ortaya çýkmasýndan yanayýz. Fakat son dönemde davalar toplumu dizayn etmek amacýyla kullanýlýyor. Bu çekincemiz var. Eðer soruþturma bu amaçla, yani toplumumuzu dizayn amacýyla açýlýyorsa daha kötü olur; suçlular aklanýr. Ýyi niyetli bir çalýþma için þu andaki sistem tarafýndan deðil, baðýmsýz ve tarafsýz, hatta uluslararasý bir yargý sistemi tarafýndan yapýlmasý isabetli olur. Gerçeklerin ortaya çýkmasý için öncelikle maðdurlar dinlenmeli. Devlet görevlileri deðil, olaylarý yaþayanlar dinlenmeli. Soruþturma, parça parça deðil toplu yürütülmeli; uzaktan deðil, bizzat mahallinde yapýlmalý. Sulucakarahöyük/ANKARA TBMM Baþkaný Cemil ÇÝÇEK baþkanlýðýnda, aralarýnda BDP Ýstanbul Milletvekili Sýrrý Süreyya ÖNDER’in de bulunduðu Anayasa Uzlaþma Komisyonu, Demokratik kitle örgütlerinin katkýlarýný almak için ziyaretlerini sürdürüyor. Daha önce KESK’i ziyaret eden Komisyon bugün de Ankara’da DÝSK’i ziyaret etti. DÝSK’e baðlý Genel – Ýþ Genel Merkezinde, saat: 11:00’de gerçekleþen ziyarete, DÝSK Genel Sekreteri Tayfun GÖRGÜN, DÝSK Yönetim Kurulu Üyesi Celal OVAT ve Ýsmail YURTSEVEN’le birlikte, Ankara’da bulunan sendika merkez ve þube yöneticileri de iþtirak etti. Komisyon 29 Aralýk Perþembe günü Ankara’da DÝSK’i ziyaret etti Komisyon üyelerinin ziyaretlerinden duyduklarý memnuniyeti ifade ederek konuþmasýna baþlayan DÝSK Genel Sekreteri Tayfun GÖRGÜN, konfederasyonun “yeni Anayasa” ve tartýþmalarý hakkýndaki görüþlerini bir dosya ve kitap olarak komisyon baþkaný Cemil ÇÝÇEK’e teslim etti. 12 Eylül Anayasasý yapýldýðý dönemin antidemokratik baskýcý ruhunu günümüze taþýdý Olaðanüstü, baskýcý otoriter bir dönemin ürünü olan 1982 Anayasasý’nýn deðiþtirilmesi ihtiyacý ve talebinin, Anayasa’nýn yürürlüðe girmesiyle birlikte dile getirilmeye baþlanýldýðýný hatýrlatan GÖRGÜN, 1982 Anayasasý yapýlan onca deðiþikliðe raðmen, yapýldýðý dönemin antidemokratik, baskýcý ruhuyla varlýðýný günümüze kadar devam ettirdiðini söyledi. 12 Eylül’ün yarattýðý tahribatlar ancak yeni demokratik bir anayasa ile düzelebilir Taþýdýðý özellikler ve yarattýðý tahribatlar açýsýndan 12 Eylül Darbe Anayasasýnýn bugün ülkemizin en temel sorunlarýndan biri olduðunu belirten GÖRGÜN, bu sorunun ancak yeni demokratik bir anayasa ile ortadan kalkabileceðine inandýklarýný kaydetti. Yeni anayasa genel toplumsal ve siyasal iklimin uygun hale gelmesiyle gerçekleþebilir Yeni bir anayasanýn içeriðinden felsefesine, yenilenme yönteminden konusuna kadar toplumsal mutabakatý gerektirdiðini belirten GÖRGÜN, özgürlükçü ve demokratik bir anayasa deðiþikliði için genel toplumsal ve siyasal iklimin de uygun hale getirilmesinin önemine iþaret etti. Anayasa çalýþmalarý sürerken yasa ve mevzuat deðiþikliði yoluyla gerginlikler giderilebilir 24. Dönem yasama seçimleri sonrasýnda gündeme gelen Anayasayý yenileme giriþiminin, uzun soluklu bir çalýþmayý gerektirdiðini ifade eden GÖRGÜN, bu çalýþma sürerken, yasa ve mevzuat deðiþikliði yoluyla, toplumda çeþitli gerilimlere yol açan, demokrasi ve insan haklarýnýn önündeki engellerin kaldýrýlmasýnýn þart olduðunu ve bunun ayný zamanda, demokratikleþme sürecinin önemli bir parçasý olduðuna dikkat çekti. Kurumlar baþlarýnýn aðrýyacaðý kaygýsýyla görüþ beyan etmekten kaçýnýyor Basýnda yer alan haberlerde, kimi sivil toplum örgütlerinin, anayasa konusunda görüþ beyan ettikleri takdirde baþlarýnýn derde gireceðine dair endiþeler taþýdýklarýna tanýk olunduðunu belirten GÖRGÜN, yaþananlar dikkatle izlenildiðinde hiçte haksýz sayýlmayacaklarýný söyledi. Seçimden önce tanýk olunan saldýrýlar sonrasýnda da ayný hýzla devam ediyor GÖRGÜN, seçimlerden önce baþlayan operasyonlarla seçilmiþ birçok yerel yöneticinin, siyasetçinin, bilim insanýnýn, gazetecinin, yazarýn, hukukçunun, sendika yöneticisinin, öðrencinin ve muhalif kimlikli insanlarýn tutuklandýðýný hatýrlatarak, seçimlerden sonra da insan haklarý ihlallerinin ayný hýzýyla devam ettiðini kaydetti. Egemenlerin baský, tehdit ve gözaltýlarý sorunlarý çözülemez bir noktaya taþýyor AKP’nin insan haklarýna bakýþý ve uygulamalarýnýn toplumda olumsuz gerilimlere zemin hazýrladýðýna dikkat çeken GÖRGÜN, muhalefet partilerine mensup seçilmiþ milletvekillerinin tutukluluklarýnýn devam ettirilmesinin, uzun süren yargýlamalarýn, Kürt açýlýmýnýn sekteye uðramasý bir yana, soruna operasyonel yöntemlerle yaklaþýlmasýnýn, iktidarýn en önemli bakanlýklarýndan Ýçiþleri Bakaný’nýn tüm sivil toplum kuruluþlarýný, sendikalarý ve muhalif örgütleri hedef alarak, düþünceyi, þiiri, karikatürü terör silahý saydýðý tehditkâr konuþmalarýnýn sorunlarý çözülemez bir noktaya taþýdýðýný söyledi. Siyasal iktidarýn uygulamalarý toplumdaki gerginlikleri artýrýyor Yaþatýlan gerilimlerin anlatýlanlarla sýnýrlý kalmadýðýný belirten GÖRGÜN, zaman, zaman kentsel dönüþüm, hidroelektrik, nükleer santral inþaatý vb. olaylarda, barýnma hakký, çevre hakký için mücadele eden halka, sosyal ve ekonomik haklarý için mücadele eden emekçilere, inanç özgürlüðü için mücadele eden Alevilere karþý yöneltilen þiddet ve ötekileþtirme kampanyalarýnýn, Emekli-Sen, Genç-Sen ve Yargý-Sen gibi sendikalarýn kapatýlmasýnýn da toplumdaki diðer gerginlikleri artýrdýðýný kaydetti. Böyle gergin bir ortamda özgürlükçü, demokratik bir anayasa yapýlabilir mi? Anayasalarýn ayný zamanda bir toplumsal uzlaþma belgesi olduðunu belirten GÖRGÜN, bu özelliðin dikkate alýndýðýnda, böyle gerilimli bir ortamda özgürlükçü, demokratik yeni bir anayasanýn yapýlamayacaðýnýn net olarak görüleceðini söyledi. Gerçek bir demokratikleþme için gerekli adýmlar acilen atýlmalý AKP iktidarýnýn, TBMM’de mevcut sayýsal çoðunluðunun da avantajý ve etkisiyle, gerek yasal planda, gerekse de uygulama planýnda, gerçek bir demokratikleþme için gerekli adýmlarý acilen atmalýdýr diyen GÖRGÜN konuþmasýný þöyle sürdürdü. “Bu baðlamda, 12 Eylül ürünü, Siyasi Partiler Kanunu, Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkýnda Kanun, Milletvekili Seçimi Kanunu ile düþünce ve örgütlenme özgürlüðü önünde engel teþkil eden Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu hükümleri, özel yetkili mahkemeleri düzenleyen, adil yargýlanma hakkýný ihlal eden, CMK maddeleri deðiþtirilmelidir.” Ülkemizin ihtiyaçlarýna uygun, ILO sözleþmeleriyle uyumlu yasa deðiþikliði yapýlmalý Bu süreçte, Anayasa’nýn 90. Maddesine göre yasa hükmünde olan, uluslararasý sözleþmelerin iç hukukumuzdaki etkisinin saðlanmasý için gerekli önlemlerin alýnmasýný isteyen GÖRGÜN, “sendikal planda, Anayasa ve ILO sözleþmelerine aykýrý mevzuat hükümleri kaldýrýlarak, ülkemizin ihtiyaçlarýna uygun, ILO sözleþmeleri ile uyumlu yasa deðiþiklikleri yapýlmalýdýr” dedi. DÝSK’in geçmiþte yaptýðý ve toplumla paylaþtýðý Anayasa çalýþmasý yol gösterici Yeniden faaliyete geçtiði 1991 yýlýndan bu yana DÝSK’in, 12 Eylül Anayasasý’nýn deðiþtirilmesi, özgürlükçü, eþitlikçi, demokratik ve sosyal bir anayasa için kararlý bir þekilde mücadele ettiðini belirten GÖRGÜN, genel kurullarýnda bununla ilgili kararlar aldýðýný, 2007 yýlýnda yoðunlaþan yeni anayasa tartýþmalarý üzerine oluþturduðu bilim kurulunca hazýrlanan “ÖZGÜRLÜKÇÜ, EÞÝTLÝKÇÝ, DEMOKRATÝK VE SOSYAL BÝR ANAYASA ÝÇÝN TEMEL ÝLKELER RAPORU”nu 2009 Haziran’da kamuoyuna açýkladýðýný, kitap haline getirilerek bütün siyasi partilere, TBMM üyelerine, üniversitelere, iþçi ve iþveren konfederasyonlarý ile sivil toplum kuruluþlarýna gönderildiðini söyledi. Yeni Anayasa konusundaki düþünce ve çabalarýnýn bununla sýnýrlý kalmadýðýný ifade eden GÖRGÜN, 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleþen Anayasa deðiþikliði öncesinde konuyla ilgili görüþlerini, o dönemde DÝSK’i ziyaret eden AKP heyetine ve kamuoyuna da sunduklarýný hatýrlattý. Sulucakarahöyük/HACIBEKTAÞ Pir Sultan Abdal Kültür Derneðinin basýn açýklamasýný aynen yayýnlýyoruz. *Devlet katliam politikalarýndan vazgeçmelidir. *Dün Maraþ’ta, bu gün Uludere’de katliamlar devam etmektedir. *Tüm katliamcýlara karþý, demokrasi mücadelemizi sürdüreceðiz. Bundan tam 33 yýl önce, 19-27 Aralýk 1978 tarihleri arasýnda bu ülke, tarihinin en büyük katliamýna tanýklýk etti. Maraþ’da yüzyýllardýr birlikte yaþayan Alevi ve ilericiler, faþist zihniyetçiler tarafýndan katledildi. Günlerce süren katliamda; Alevi ve ilerici yurttaþlarýn evleri iþaretlendi, yüzlerce insan vahþice katledildi. Aradan 33 yýl geçmesine raðmen ülkeyi yönetenlerin, bu katliamý aydýnlatmasý hiç de umurlarýnda olmadý. Ýþin daha kötü tarafý, öyle bir dönemdeyiz ki artýk katliamlar da yitirdiklerimiz anamaz hale geldik. 33 yýl önce yitirdiðimiz canlarýmýzý anmak için Maraþ’a gittiðimizde, devletin kolluk kuvvetleri tarafýndan Maraþ’a sokulmadýðýmýz gibi, adeta düþman karþýlanýr gibi barikatlarla, jandarma dipçiði, polis copu, göz yaþartýcý bombalarla karþýlandýk. Daha dün ise Þýrnak'ýn Uludere Ýlçesi'ne baðlý Ortasu Köyü'nde, F-16 savaþ uçaklarý köylüleri vurdu. Bombalama sonucu 35 kiþi parçalanarak öldü ve çok sayýda kiþiye de henüz ulaþýlamadý.Bu katliam rejimin ve siyasal iktidarýn tam anlamýyla iflas ettiðinin ve AKP hükümetinin Kürt sorununun çözümünde, samimi olmadýðýnýn bir göstergesidir.Bizde bir atasözü vardýr. “Ýðneyi kendine, çuvaldýzý ele batýr.” diye. Bu söz tam da AKP hükümetine yakýþýyor. Baþkalarýný “Kendi halkýyla savaþtýðý ve yurttaþlarýný öldürdüðü” gerekçesiyle eleþtiren AKP hükümeti, kendisini birden bire kendi yurttaþlarýný öldürürken bulmuþtur. Tarih bunu AKP’nin boynuna bir yafta gibi asmýþtýr.Hâlbuki 21. yüzyýl insan haklarý, özgürlükler ve bilim çaðý olmalýdýr. Devletin gizli çekmecelerinde ki arþivler açýlmalý, katliamlarý yaþayan tanýklarý dinlenmelidir. Arþivlerin, yaþayan tanýklarýn, kitap, belge ve o dönemdeki mahkeme tutanaklarýnýn ýþýðýnda katliamda suçu, hatasý ve ihmali bulunan birey ve kurum her kim varsa evrensel hukuk verileri çerçevesinde yargýlanmalý, gerekli cezalar verilmelidir. Oysa katliamlar; katliamlarda yitirdiklerini anmak isteyenleri engellemekle ve zamanaþýmlarýyla, görmezden gelmelerle unutulmaz. Unutulmuþ gibi yapýlsa bile toplum vicdaný rahatlamaz. Bu ülkenin kardeþliði; çok kültürlü bir yapý içerisinde herkesin kendisini özgürce ifade etmesine baðlýdýr. Bu tür katliamlarýn gerçek faillerinin belirlenmesine baðlýdýr. Aksi halde bu katliamlar ülkemiz halklarýnýn arasýnda yapay bir sorun olarak kalmaya devam edecektir. Bu da ülke çaðdaþlaþmasýna ve demokratikleþmesine katký saðlamayacaktýr. Ülkemizin geleceði; ülkemiz insanlarýnýn tüm farklýlýklarýna raðmen kardeþçe bir arada yaþamalarýna baðlýdýr. Bu doðrultuda baþta Sivas, Dersim, Çorum, Maraþ, Gazi, Uludere olmak üzere, tüm katliamlarýn gerçek failleri bulunmalý, bu katliamlar aydýnlatýlmalýdýr. Bu gün ise dünden faklý deðil, hatta daha da kötü bir durumdayýz. Artýk yitirdiðimiz canlarýmýzý anmamýza dahi izin verilmemektedir. Hâlbuki biz tüm insanlarýn barýþ içerisinde, bir arada, birlikte kardeþçe yaþamasýný isteyen bir gelenekten gelmekteyiz. Günümüzde ülkeyi yönetenlerden bu beklenebilir mi? Beklenemez. Çünkü daha dün Uludere’de kendi yurttaþýnýn üzerine uçaklarla bomba yaðdýrarak 35 yurttaþýn katline neden oldular.Bunun çözümü; katliamlarýn tüm sorumlularý belirlenip yargý önüne çýkarýlmadýkça, en yüksek devlet yetkilisinden, tetikçisine kadar adalet önünde hesap sorulmadýkça, bu tür yaralar kanamaya devam edecek ve bu katliamlar unutulmayacaktýr, unutturulamayacaktýr. Devleti yönetenlerin görevleri katliamlarda yitirdiklerini anmak isteyenleri engellemek deðil, katliamlarý aydýnlatmak, yapanlarý ve planlayanlarý yakalayýp yargýlayýp hesap sormaktýr. Bizler her yýldönümlerinde olduðu gibi bütün katliamlarda yitirdiklerimizi anacaðýz. Bu nedenle, Sivas, Dersim, Maraþ, Çorum, Gazi, Malatya, Uludere’de katledilenleri bir kez daha özlemle anýyor; onlara aydýnlýk, çaðdaþ ve barýþ içinde bir ülke sözü veriyor ve katliamlarý anmak isteyenleri engelleyenleri ve bu katliamlarý yapanlarý da nefretle kýnýyoruz. Hüseyin GÜZELGÜL Pir Sultan Abdal Kültür Derneði Genel Baþkaný 30 ARALIK 2011
Benzer belgeler
Sarı sendikacılık, esasen patrondan yana
“terörist” sayýldýðý ve nihayetinde
tutuklandýðý bir yeni devre imzasýný attý.
Farklý kimlikler kadar, emekçilere de
düþman kesilmiþti AKP. Oysa, yine
referandum sýrasýnda emekçilere grev
hakkýndan...
255. Sayı - 24 Haziran 2006
yaný yok. Türkiye tarihinde yeni
liberal politikalarý en hayasýzca
uygulayan parti. Bunun son
örneði Genel Saðlýk Sigortasý
Yasasý. Bir defada bütün saðlýk
sistemi "düzeltiyoruz" palavrasý
ile özel...