ziraat fakültesi dergisi - Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Transkript
ziraat fakültesi dergisi - Gaziosmanpaşa Üniversitesi
GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ Journal of the Agricultural Faculty of Gaziosmanpasa University ISSN: 1300 – 2910 CİLT: 26 SAYI: 2 YIL: 2009 Sahibi Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Adına Prof.Dr. Kadir SALTALI Dekan Yayın Kurulu Prof.Dr. Kemal ESENGÜN Prof.Dr. Sabri GÖKMEN Prof.Dr. Gazanfer ERGÜNEŞ Doç.Dr. Zeliha YILDIRIM Yrd.Doç.Dr. Metin SEZER Yayına Hazırlayan Yrd.Doç.Dr. Murat SAYILI BU SAYIDA HAKEMLİK YAPAN BİLİM ADAMLARI Prof.Dr. Abdurrahman HANAY Prof.Dr. Zehra SARIÇİÇEK Prof.Dr. Ali Kerim ÇOLAK Doç.Dr. Bahattin TANYOLAÇ Prof.Dr. Ali Osman ÖZDEMİR Doç.Dr. Hüseyin ŞİMŞEK Prof.Dr. A. Zafer GÜRLER Doç.Dr. Vedat CEYHAN Prof.Dr. Emine Erman KARA Yrd.Doç.Dr. Emin BARLAS Prof.Dr. Ergün DEMİR Yrd.Doç.Dr. Emine TURGUT Prof.Dr. Fahri YAVUZ Yrd.Doç.Dr. Halil KIZILASLAN Prof.Dr. İbrahim YILDIRIM Yrd.Doç.Dr. Murat SAYILI Prof.Dr. Hasan Rüştü KUTLU Yrd.Doç.Dr. Rasim KOÇYİĞİT Prof.Dr. Kadir SALTALI Yrd.Doç.Dr. Ümran ENSOY Prof.Dr. Yaşar AKÇAY Yrd.Doç.Dr. Yonca YÜCEER Yazışma Adresi Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanlığı (Yayın Kurulu Başkanlığı) 60240 Taşlıçiftlik Yerleşkesi – TOKAT Dizgi ve Baskı: GOÜ Matbaası, 60240 Taşlıçiftlik Yerleşkesi - TOKAT GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ YAYIN VE YAZIM KURALLARI A. YAYIN KURALLARI 1. GOÜ Ziraat Fakültesi Dergisinde, tarım bilimleri alanında öncelikle orijinal araştırmalar ile özgün derlemeler, kısa bildiri ve editöre mektup türünde Türkçe ve İngilizce yazılar yayınlanır. 2. Yapılan çalışma bir kurum/kuruluş tarafından desteklenmiş ya da doktora/yüksek lisans tezinden hazırlanmış ise, bu durum ilk sayfanın altında dipnot olarak verilmelidir. 3. İlk başvuruda eser, biri orijinal ve üçü yazar isimsiz olmak üzere toplam dört kopya halinde, imzalanmış “Telif Hakkı Devri Formu’’ ile birlikte Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayın Kurulu Başkanlığı’na gönderilmelidir. 4. Hakemler tarafından yayınlanmaya değer bulunan ve son düzeltmeleri yapılarak basılmak üzere yayın kuruluna teslim edilen makalelerin basım ücreti ve posta giderleri makale sahiplerinden alınır. Bu ödeme yapılmadan makalelerin son şekli teslim alınmaz ve basım işlemlerine geçilmez. 5. Basımına karar verilen ve düzeltme için yazarına gönderilen eserde, ekleme veya çıkartma yapılamaz. 6. Yayına kabul edilen makalelerin son şekli, bir disket ile birlikte bir nüsha halinde Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayın Kurulu Başkanlığına iletilir. Yayın süreci tamamlanan eserler geliş tarihi esas alınarak yayınlanır.Yayınlanmayan yazılar iade edilmez. 7. Bir yazarın derginin aynı sayısında ilk isim olarak bir, ikinci ve diğer isim sırasında iki olmak üzere en fazla üç eseri basılabilir. 8. Dergide yayınlanan eserin yazarına 10 (on) adet ücretsiz ayrı baskı verilir. 9. Yayınlanan makalelerdeki her türlü sorumluluk yazar(lar)ına aittir. 10. Hakemlere gönderilme aşamasından sonra iki defa makalesini geri çeken araştırıcıların makaleleri bir daha dergide yayınlanmaz. 11. Yukarıda belirtilen kurallara uymayan eserler değerlendirmeye alınmaz. 12. Hazırlanan makaleler, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi Yayın Kurulu Başkanlığı, 60250 TOKAT adresine gönderilmelidir. B. YAZIM KURALLARI 1. Dergiye gönderilecek eser, A4 (210 x 297 mm) boyutundaki birinci hamur kağıda üst 3.5, alt 2.5, sol 3.0, sağ 2.5 ve cilt payı 0 cm olacak şekilde, makale başlığı, yazar ad ve adresleri, özet, abstract, anahtar kelimeler ve keywords bölümleri tek sütun halinde; metin ve kaynaklar bölümü ise ortada 0,5 cm boşluk bırakılarak 7,5 cm’lik iki sütun halinde hazırlanmalıdır. Makaleler, Word 7 kelime işlemcide, Times New Roman yazı tipinde ve tek satır aralığı ile yazılmalı ve makale toplam 10 sayfayı geçmemelidir. 2. Makale başlığı (Türkçe ve İngilizce) kısa ve konuyu kapsayacak şekilde olmalı, kelimelerin baş harfi büyük olmak üzere küçük harflerle, 13 punto ve bold olarak yazılmalıdır. Yazar adları makale başlığından sonra bir satır boş bırakılarak 11 punto ile kelimelerin baş harfi büyük olacak şekilde yazılmalıdır. Yazar adları ortalı yerleştirilmeli ve ünvan kullanılmamalıdır. Adresler kelimelerin ilk harfi büyük olacak şekilde adların hemen altında ortalı olarak 10 punto olarak yazılmalıdır. Makalelerin metin bölümlerindeki ana başlıklar ile alt başlıklar numaralandırılmalıdır (1. Giriş, 2. Materyal ve Metot, 3. Bulgular ve Tartışma, 3.1. Tane Verimi vb.). Başlıklar paragraf başından başlamalı, kelimelerin ilk harfi büyük olmak üzere küçük harfle yazılmalıdır. Tüm başlıklar bold olmalıdır. Başlıklarda üstten bir satır boş bırakılmalıdır. Parağraf girintisi 0.75 cm olmalıdır. 3. Dergiye gönderilecek eser özet, abstract, giriş, materyal ve metot, bulgular ve tartışma, sonuç, teşekkür (gerekirse) ve kaynaklar bölümlerinden oluşmalıdır. Makalelerin metin bölümleri tek satır aralığında ve 11 punto olarak yazılmalıdır. 4. Özet ve abstract 200 kelimeyi geçmeyecek şekilde 10 punto ve bir aralık ile yazılmalıdır. Türkçe yazılan makalelerde İngilizce, İngilizce yazılan makalelerde de Türkçe özetin başına eserin başlığı aynı dilden yazılmalıdır. Beş kelimeyi geçmeyecek şekilde Türkçe özetin altına anahtar kelimeler, İngilizce özetin altına da keywords yazılmalıdır. 5. Eserde yararlanılan kaynaklar metin içinde yazar ve yıl esasına göre verilmelidir. Üç veya daha fazla yazarlı kaynaklara yapılacak atıflarda makale Türkçe ise ‘ark.’, İngilizce ise ‘et al.’ kısaltması kullanılmalıdır. Aynı yerde birden fazla kaynağa atıf yapılacaksa, kaynaklar tarih sırasına göre verilmelidir. Aynı yazarın aynı tarihli birden fazla eserine atıfta bulunulacaksa, yıla bitişik biçimde ‘a, b’ şeklinde harflendirme yapılmalıdır. Yararlanılan eserlerin tümü ‘Kaynaklar’ başlığı altında alfabetik sıraya göre numarasız ve 9 punto olarak verilmelidir. Yararlanılan kaynak makale ise; Avcı, M., 1999. Arazi Toplulaştırmasında Blok Öncelik Metodunu Esas Alan Yeni Dağıtım Modeline Yönelik Bir Yaklaşım. Türk Tarım ve Ormancılık Dergisi, 23, 451-457. Yararlanılan kaynak kitap ise; Düzgüneş, O., Kesici, T., Kavuncu, O., ve Gürbüz, F., 1987. Araştırma ve Deneme Metotları (İstatistik Metotları II). A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayın No: 1021, 381 s., Ankara. Yararlanılan kaynak kitaptan bir bölüm ise; Ziegler, K.E. and Ashman, B., 1994. Popcorn. in: Specialty Corns. Edited Arnel R. Hallauer. Publ. By the CRS Press, 189-223. Yararlanılan kaynak bildiri ise; Uzun, G., 1992. Türkiye’de Süs Bitkileri Fidanlığı Üzerinde Bir Araştırma. Türkiye I. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi, 13-16 Ekim 1992, İzmir, Cilt 2: 623-628. Anonim ise; Anonim, 1993. Tarım istatistikleri Özeti. T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü,Yayın No:1579, Ankara. İnternet ortamından alınmışsa; http://www.newscientist.com/ns/980228/features.html olarak verilmelidir. 6. Çizelge halinde olmayan tüm görüntüler (fotoğraf, çizim, diyagram, grafik, harita vb.) şekil olarak adlandırılmalı ve ardışık biçimde numaralandırılmalıdır. Her bir çizelge ve şekil metin içinde uygun yerlere yerleştirilmeli, açıklama yazılarıyla bir bütün sayılıp üst ve altlarında bir satır boşluk bırakılmalıdır. Şekil ve çizelgeler iki veya tek sütun halinde verilebilir. Ancak genişlikleri, tek sütun kullanılması halinde 15 cm’den, iki sütun olması durumunda ise 7.5 cm’den fazla olmamalıdır. Şekil ve çizelge adları şekillerin altına, çizelgelerin ise üstüne, ilk kelimelerin baş harfi büyük olacak şekilde küçük harf ve 9 punto ile yazılmalıdır. Çizelge ve şekil içerikleri en fazla 9 punto, varsa altlarındaki açıklamalar 8 punto olmalıdır. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 1-7 Prunus spinosa L. (Çakal Eriği)’nin Peyzaj Mimarlığı Çalışma Sahasında Kullanım Olanakları Serkan Özer Ömer Atabeyoğlu Murat Zengin Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 25240 Erzurum Özet: Peyzaj mimarlığı çalışmalarında bitkiler vazgeçilmez elemanlardır. Bazı bitkiler yanlızca fonksiyonel özellikleri nedeniyle tercih nedeni olurken, bazıları ise estetik özellikleri nedeniyle tercih edilirler. Bazı bitkiler ise hem fonksiyonel hem de estetik özellikleriyle kullanım alanı bulurlar. Ancak kullanılan bitkilerin kullanım amaçları ve kullanıldıkları yerler birbirinden çok farklıdır. Doğu Anadolu Bölgesi ve özellikle Erzurum’da peyzaj mimarlığı çalışmalarında çok az sayıda bitki seçeneği bulunması en büyük sorunlardan birini oluşturmaktadır. Bu amaçla çalışmada Erzurum’un kuzey ilçelerinde doğal olarak yetişen Prunus spinosa L. (Çakal Eriği)’nin peyzaj mimarlığı çalışma sahasında kullanım olanakları araştırılmış olup, fonksiyonel ve estetik işlevleri açısından değerlendirmeye alınmıştır. Anahtar kelimeler: Prunus spinosa L., Erzurum, Peyzaj Mimarlığı Use potentials of Blackthorn Prunus spinosa L. in the Work Field of Landscape Architecture Abstract: Plants are indispensable elements in landscape architecture works. While some plant species have use potentials in landscape architecture with their functional characteristics some can take place in these works with their aesthetical features. Some plants are used for both features also. However, the aims why these species are used and the places where they are chosen are very different from each other. One of the most important problems faced in landscape architecture in Eastern Anatolian Region of Turkey, especially in Erzurum, is that there are few plant species that can be used in landscape works. In this study, it was aimed to determine the use potentials of blackthorn (Prunus spinosa L.), which can naturally grow in the northern districts of Erzurum, in landscape architecture work field and to evaluate its functional and aesthetical characteristics. Keywords: Prunus spinosa L., Erzurum, Landscape architecture 1. Giriş Peyzaj mimarlığı ekolojik tabanlı çevre düzenlemeye, doğa ve kaynak korumaya yönelik bir bilim ve meslek dalıdır. Bunun için kullandığı materyaller çoğu zaman doğanın kendisi ve doğanın ürünleridir. Bu nedenle de ister kentsel, ister kırsal mekanlarda olsun bitkisel materyalin önemi her zaman büyüktür. Ülkemizde doğal bitki bölgelerinin oluşmasına neden olan etmenler Anadolu’nun özel doğal yapısına bağlıdır. Özellikle Anadolu’nun doğal bitki bölgelerini sınıflamada bu bakımdan bazı güçlükler ortaya çıkmaktadır. Bunardan ilki, ülkenin çok keskin yükselti basamaklarına ayrılmasına neden olan dağlık morfolojik yapıdır. Buna bağlı olarak ülkenin kuzeyinde, kuzey-batıdan ve güneyinde ise güney-batıdan esen rüzgarların kıyıdan hemen yükselen dağlık bölgede bakılar nedeniyle değişik iklimler yaratmasıdır. Bu nedenlerle bitki örtüsü sadece düşey yönden değişmekle kalmaz, aynı zamanda bakılara görede büyük değişiklik gösterir (Altan 1988). Ülkemizin coğrafik yapısının çok fazla değişkenlik göstermesi bir yandan peyzaj mimarlığı çalışmalarında kullanılan bitki çeşitliliğini artırırken, diğer taraftan bölgeler arasında kullanılan bitki türleri yönünden büyük farklılıklar ortaya çıkartmaktadır. Ancak özellikle odunsu bitki çeşitliliği yönünden en fakir bölge Doğu Anadolu Bölgesi’dir. Erzurum, Ağrı, Kars, Ardahan kentlerinde peyzaj mimarlığı çalışmalarında kullanılan ağaç türü sayısı 20’yi geçmemekle birlikte bunların çoğu estetik açıdan değerli özellikler taşımamaktadır. Plantasyon çalışmalarında bitkiler, fonksiyonel ve estetik veya daha etkili olması için her iki açıdan da kullanılabilirler. Ayrıca, ekonomik nedenlerle de yetiştirilebilmektedir. Özellikle ekonomik nedenlerle yetiştirilenleri meyve ağaçları oluşturur. Ancak, çoğu zaman meyve ağaçları da ticari getirilerinin dışında estetik amaçlı olarak kullanılmaktadırlar. Bu nedenle en yaygın kullanımları hem meyvelerinden istifade etmek, hem de çiçek ve meyvelerinin görsel etkisinden faydalanmak şeklinde olmaktadır. Peyzaj mimarlığı çalışmalarında bitkiler değişik estetik ve fonksiyonel amaçlarla kullanılırlar. Bitkilerin estetik amaçlı kullanımında renk, doku, form, meyve, çiçek, Prunus spinosa L. (Çakal Eriği)’nin Peyzaj Mimarlığı Çalışma Sahasında Kullanım Olanakları mevsimsel renk değişimleri gibi özellikleri dikkate alınırken; fonksiyonel kullanımların da ise gölgeleme, biyolojik onarım, erozyon kontrolü, rüzgar ve gürültü perdesi oluşturma gibi özellikleri dikkate alınır. Çok büyük bir doğal zenginliğe sahip olan Türkiye’de peyzaj mimarlığı mesleği ve çalışma alanları son yıllardaki atağıyla hızlı bir gelişim seyri göstermektedir. Buna paralel olarak, bitkisel materyallerin tespiti, teşhisi, kullanım olanaklarının, fonksiyonel ve estetik değerlerinin tespiti ile tasarım çalışmalarına kazandırılması da hızlı bir gelişim göstermektedir. Bu çalışmada, soğuğa dayanıklı olan ve bu yüzden Erzurum ili ve yakın çevresindeki illerde yetişebilecek olan Prunus spinosa L. (Çakal eriği)’nin peyzaj mimarlığı çalışmalarında kullanım olanakları belirlenmeye çalışılmıştır. 2. Materyal ve Yöntem 2.1. Materyal Eriklerin önde gelen gen merkezlerinden birini meydana getiren, Dogu Avrupa, Hazar Denizi arasında uzanan coğrafi bölgedir. Ülkemizin başta kuzey tarafları olmak üzere büyük bir kısmını içine almaktadır. Bunun sonucu olarak bugün dünya erik üretimini sağlayan çeşitlerin önemli bir kısmı doğduğu (Prunus cerasifera EHRARD, Prunus myrobolona LOISEL, Prunus institia L., Prunus spinosa L. ve Prunus domestica L.) erik Şekil 1. Doğal yaşam alanından görünüm (Orjinal) 2 türlerinin ülkemizin yukarıda işaret edilen bölgelerinde bulunmaktadır (Ünlü ve ark. 2007). Prunuslar, peyzaj mimarlığı çalışmalarında en çok kullanılan bitkiler arasında yeralır. Bu cinste bulunan ağaç, ağaççık ve çalıların bir kısmı bahçelerin vazgeçilmez elemanlarındandır. Erik, kiraz, badem ve karayemiş gibi türler prunus cinsi içerisinde yeralmaktadır. Prunuslar genel olarak yapraklarını dökmelerine karşılık, nadiren sürekli yeşil olarak kalırlar. Yapralar dal üzerinde sarmal dizilişli ve çok farklı formlar oluşturabilmektedir. Prunuslar genede dayanıklı bitkiler olup, güneşten ve bol ışıktan hoşlanırlar. Bitkilerin yaygın üretim şekli aşı olmasına karşın tohum ve çelikle de üretimleri mümkündür (Güçlü 1993). Çalışmanın materyalini yerel ismi “Salor” olan “Prunus spinosa L.” oluşturmaktadır. Erzurum’un kuzeydeki ilçeleri olan Olur, Şenkaya, İspir ve Oltu ilçelerinde doğal olarak bulunmaktadır (Şekil 2). Bu bölgelerde yaklaşık 1200 m’lerden itibaren rastlanan Prunus spinosa L. 2000 m’lere kadar doğal olarak gözlenmektedir. Erzurum’un yakın çevresi ve ilçelerinde yaygın şekilde doğal olarak bulunmaktadır. Sarı ve kırmızı renkli meyveleri ile oldukça estetik görünen ağaç kuraklığa ve rüzgara da dayanıklıdır. Sarkık türleri daha estetik bir yapıya sahiptir (Şekil 3, 4, 5, 6). Ayrıca Prunus spinosa L.’nin dikenli ve dikensiz çeşitleri bulunmaktadır. Şekil 2. Erzurum kentinin coğrafik konumu ve ilçeleri S.ÖZER, Ö.ATABEYOĞLU, M.ZENGİN Şekil 3. Bitkinin doğal formu (Orjinal) Şekil 4. Bitkinin sarı renkli meyvelere sahip çeşidi (Orjinal) Şekil 5. Kırmızı renkli meyvelere sahip çeşidi (Orjinal) Şekil 6. Bitkinin meyve ve yaprakları (Orjinal) Türkiye’de bulunan erik türleri; Prunus cerasifera Ehrh., Prunus domestica L., Prunus institia L., Prunus spinosa L. ve Prunus salicina Lindley ve Prunus simonii carr. olarak bildirilmektedir (Davis, 1972). Prunus spinosa L. bitkisi, sert çekirdekli ve ılıman iklim koşullarında yetişebilen meyve türlerindendir (Ağaoğlu ve ark., 1997). Ayrıca alçak, yayvan, çok dallı bir ağaçtır (Şekil 1). Dalcıklar bariz şekilde tüylüdür. 4-8 m arasında boy yapabilen bitki 3-5 m çap yapmaktadır. Nisan ayının başından itibaren yaklaşık bir ay çiçekli kalır. Çiçekleri oldukça güzel görünümlüdür ve etkili bir kokuya sahiptir. Çiçeklenme 3-4 ay sürer, çalılıklar içinde ve orman kalıntılarında 0-1700 m’de yayılış gösterir (Karaer ve Adak, 2006). Çiçeklenme döneminin sonlarına doğru yapraklanmaya başlar. Yaprakları 3 cm büyüklüğünde olup, üstleri parlak tüysüz, alt yüzleri mat ve tüylüdür. Tek gövde üzerine çıkan dikenli ve dikensiz formları bulunmaktadır. Çiçekler, beyaz renklidir ve yapraklardan önce görünür, tek tek ve nadiren 2-3 tanesi bir arada bulunur. Meyvesi, büyüme devresinde yeşil, olgunlaşınca sarı ve kırmızıya dönüşmektedir. Meyveleri etli, sulu, sert, tatlımsı ekşi olup, nadiren sofralık olarak yenilebilir. Bitki mayıs-kasım ayları arasında yapraklı olup, ağustos-kasım ayları arasında çarpıcı renk değişimleri gösterir. Ayrıca yapraklanmadan önce çiçeklenmekle birlikte nisan ve mayıs aylarında iki ay süresince çiçekli kalmaktadır. Ağustos-aralık ayları arasındaki 5 aylık süreç boyunca da meyveleriyle etkili olmaktadır. Bitkinin özellikle sarkık formları kaligrafik özellik açısından çarpıcıdır (Çizelge 1). Prunuslar bahar ayında çiçeklenirler, çiçekleri hoş kokuludur, bitki genelde ağaç formundadır, sonbaharda dekoratif renklenmeler gösterirler, hafif tekstürlü ağaçlardır, duvar ve çitlerde kullanıldıklarında kolay şekil verilebilen bitkiler olup, aynı zamanda da iyi birer avlu bitkisidirler. Nötr ve alkaki topraklarda yetişebilirler (Ceylan 1998). 3 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 1-7 Çizelge 1. Prunus spinosa L.’nin yıl içerisindeki dendrolojik özellikleri Ocak Yapraklı peryot Şubat Mart Nisan Mayıs Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık olduğu Yapraklarda renk değişimi Çiçek güzelliği Meyve etkisi Kaligrafik etki (sarkık formlular) Bitki soğuk iklim şartlarına ve rüzgar zararına karşı son derece dayanıklı olup, kuvvetli ve yaygın bir kök gelişimi sağlar (Çizelge 2). Bitkinin doğal yayılım gösterdiği Erzurum’un Oltu ilçesinin yıllık ortalama sıcaklığı 9,8 oC, en yüksek ve en düşük sıcaklıklar ise 40,1 ve -24,2 oC’dir. Ortalama nispi nem %61 olup, yıllık 393,3 mm yağış düşmektedir (Çizelge 3). Erzurum kenti Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi kampüsü içerisinde de yaklaşık 4 yaşında olan Prunus spinosa L. örneği bulunmakta olup, son derece sağlıklı ve güçlü bir gelişim gösterdiği gözlenmiştir. Erzurum kenti merkezinde yıllık ortalama sıcaklık 5,3 o C, en yüksek ve en düşük sıcaklıklar 35,6 ve 37,2 oC’dir. Ortalama nem %65 olup, yıllık 411,1 mm yağış düşmektedir (Çizelge 4). Çizelge 2. Prunus spinosa L.’nin dayanım ve gelişimine ait veriler Az Orta Çok Soğuk şartlara dayanıklılık Rüzgar etkisine dayanıklılık Kök gelişimi Boy Çap Çizelge 3. (Erzurum) Oltu ilçesine ait yıllık meteorolojik veriler Ocak Şubat Ortalama sıcaklık (C) -3,7 -1,9 3,3 9,9 14,2 18,3 22,7 En Yüksek Sıcaklık (C) 14,0 14,6 24,3 27,0 32,3 34,6 Ortalama Bağıl Nem (%) 68 65 61 60 61 En Düşük Bağıl Nem (%) 29 24 16 13 16,6 22,4 28,2 Ortalama Rüzgar Hızı (m/s) 1,8 2,0 Günlük Ortalama Güneşlenme Süresi (saat, dakika) 04:00 05:27 Ortalama Toplam Yağış Miktarı (mm) Mart Nisan Mayıs Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık Yıllık 22,7 18,0 11,4 4,5 -1,4 9,8 40,1 39,2 35,2 29,2 22,2 15,4 40,1 58 55 54 54 62 67 70 61,0 11 12 7 6 7 13 17 25 6,0 46,7 56,5 57,7 37,3 21,1 20,2 35,7 27,7 23,2 393,3 2,2 2,6 2,1 1,9 2,0 2,2 2,2 1,9 1,8 1,7 2,0 03:35 05:07 05:57 09:24 10:42 09:09 07:46 06:22 04:24 03:33 06:17 S.ÖZER, Ö.ATABEYOĞLU, M.ZENGİN Çizelge 4. (Erzurum) Erzurum ilçesine ait yıllık meteorolojik veriler Ocak Şubat Mart Nisan Ortalama sıcaklık (C) -9,6 -8,6 -2,9 5,4 10,3 14,8 19,3 19,3 En Yüksek Sıcaklık (C) 7,6 9,6 21,4 23,4 27,2 31,0 35,6 Ortalama Bağıl Nem (%) 77 77 75 66 63 58 En Düşük Bağıl Nem (%) 30 30 12 6 8 20,1 25,8 31,9 57,1 Ortalama Rüzgar Hızı (m/s) 2,1 2,3 2,6 Günlük Ortalama Güneşlenme Süresi (saat, dakika) 02:48 03:46 04:47 Ortalama Toplam Yağış Miktarı (mm) Mayıs Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık Yıllık 14,3 7,5 0,2 -6,4 5,3 35,4 32,0 27,0 17,8 14,0 35,6 52 49 51 64 73 78 65 8 2 2 3 7 14 23 2 71,2 41,7 25,9 15,0 20,3 47,0 32,0 23,1 411,1 3,3 3,1 2,8 3,1 2,9 2,7 2,5 2,3 2,1 2,7 06:00 07:34 10:00 11:04 10:48 08:55 06:27 04:17 02:27 06:34 Ayrıca meyveleri bölge halkı tarafından da değerlendiriliyor olup, marmelatı yapılmaktadır. Prunus spinosa Flore-Pleno ve Prunus sipinosa Purpurea varyeteleri beyaz ve koyu menekşe renkli, katmer çiçekli, çok güzel süs formları vardır (Özbek 1978). Çiçekleri mart ve nisan aylarında toplanıp, kurutulmaktadır. Ayrıca, pek çok hastalığın tedavisi için de kullanılabileceği düşünülmektedir (Anonim, 2008). 2.2. Yöntem Çalışmanın yöntemini temel olarak yerinde tespit çalışmaları ile zamana bağlı değişimlerin gözlemlenmesi oluşturmaktadır. Doğal olarak yetişen, çiçek ve meyveleri ile etkili olan Prunus spinosa L.’nin değişik ekolojik koşullarda (Kurak iklim şartlarında, rüzgarlı alanlarda ve soğuk iklim bölgelerinde) dayanıklılığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, yine doğal ortamlarında yıl boyunca habitüsleri de tarihler kaydedilerek gözlemlenmiştir. Gözlemlerde yardımcı olması açısından fotoğraflama yapılmıştır. Çalışmada, gözlemler ile birlikte bitki hakkında daha önce yapılan çalışmalar toplanmıştır. Son olarak ise, bu gözlemler ve veriler sentezlenerek peyzaj mimarlığı mesleği açısından Prunus spinosa L.’nin kullanım olanakları değerlendirilmiştir. 3. Bulgular Bitkiler fonksiyonel, estetik ve ekonomik amaçlar için kullanılmaktadır. Başarılı bir bitkisel tasarım için bitkinin özelliklerini çok iyi bilmek gerekir. Sorunlu alanlarda daha çok bitkilerin fonksiyonel özellikleri ön plana çıkmaktadır. Bununla birlikte estetik değerleri de göz önünde bulundurmak gereklidir. Bitkiler fonksiyonel olarak genelde gürültü önleme, rüzgar için perdeleme bitkisi ve ticari olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, havayı temizleme, iklimi düzenleme, erozyonu önleme, su dengesini sağlama, biyolojik çeşitliliği koruma, mekansal değeri artırma gibi de artı fonksiyonel etkileri mevcuttur. Bunun dışında, formu, çiçekleri, meyveleri, kokusu, mekan oluşturma, sert görünümleri yumuşatma, sürpriz oluşturma ve insan boyutuna indirgeme gibi estetik katkıları da vardır. Prunus spinosa L. çok yönlü bir ağaç olup, hem kullanılış amacı hem de kullanılabileceği yer açısından büyük çeşitlilik göstermektedir. Prunus spinosa L., fonksiyonel ve estetik özelliklerinin her ikisiyle de etkilidir. 3.2.1. Estetik Açıdan Kullanım Olanakları Meyvelerin Görsel Etkisi; Peyzaj mimarlığı çalışmalarında estetik amaçla kullanılan bazı ağaçlarda meyvelerin etkisi ön plana çıkmaktadır. Meyveleriyle oldukça etkili olan çakaleriği, meyve yoğunluğu ve rengi nedeniyle vurgulu mekanların oluşturulmasında değerlendirilebilir. Sarı ve kırmızı renkli meyveleri nedeniyle kentsel mekanlara doğal etkiler kazandırmak için ev bahçelerinde ve parklarda rahatlıkla kullanılabilir. Çiçeklenme Etkisi; Estetik amaçla kullanılan bitkilerde en çok aranan özellik çiçek 5 Prunus spinosa L. (Çakal Eriği)’nin Peyzaj Mimarlığı Çalışma Sahasında Kullanım Olanakları güzelliğidir. Yoğun çiçekleriyle de etkili olan bitki estetik bitkisel tasarımların oluşturulmasında ve peyzaj mimarlığı çalışma sahasında kullanım özelliği göstermektedir. Bitkinin özellikle parklarda yoğun ve guruplar halinde kullanımı uygundur. Soliter kullanımları ise özellikle ev bahçelerinde değerlendirilmeli, ayrıca soliter kullanımları için sarkıcı formları tercih edilmelidir. İstenmeyen kokuları engelleme; Çiçeklerinin etkili ve güzel kokusu ile özellikle kentsel mekanlarda, parklarda, yürüyüş aksları üzerinde ve ev bahçelerinde rüzgar yönü üzerinde kullanımları uygundur. Ayrıca, kötü kokuları gizlemek amaçlı olarak da değerlendirilebilir. Kokusuyla etki sağlayabilmesi veya kötü kokuları gizleyebilmesi içinde yoğun guruplar halinde kullanılması daha doğru olur. Derinlik ve dekoratif görünümler yaratma; Bitki dallanma yapısı, yaprakları, formu, çiçekleri ve meyveleri ile dekoratif görünümler yaratmaktadır. Turuncu, kırmızı renkli, salkım formlu meyveleri dekoratif özelliklerini ön plana çıkaran başlıca öğesidir. Ayrıca renkli yapısı ile vurgu ve odak etkisi de yaratmaktadırlar. 3.2.Fonksiyonel Açıdan Kullanım Olanakları Toprak koruma; kök sistemi ve yayvan dal yapısı ile toprağı tutarak, rüzgar ve yağmur gibi doğal dış etkenlerden toprağın zarar görmesini engellerler ve böylece toprağın bulunduğu yerde stabil kalmasına yardımcı olur. Yazın şiddetli yağan ve sel oluşturan yağmur tanelerini dal ve yaprak yapısı ile tutup, enerjisini kırarak toprağa yavaş ve küçük damlalar şeklinde düşmesini sağlayarak erozyona engel olur. Ayrıca toprağı şiddetli rüzgar etkisinden de korur. Bunun dışında, altında oluşturduğu, gölgeli, sıcak, rüzgardan korunmuş ve nemli alan sayesinde de yakın çevresinde ve altında toprak yüzeyindeki biyolojik aktivitelerin devamlılığını sağlar. Bu özellikleriyle yol kenarlarında, şevlerde ve kırsal alanlarda kullanıma uygundur. Rüzgar kırma; Yerden dallanma ve yoğun tekstürü ile rüzgar perdelerinin oluşturulmasında iyi bir destek ve tamamlayıcı bitki özelliği gösterir. Rüzgarın etkisinin azalarak ve geçmesine müsaade ettiği için hem hava harketini destekler hem de rüzgardan 6 korunma sağlar. Bu nedenle tarım alanlarında rüzgar perdesi oluşturulmasında diğer bitkilerle birlikte ve kent içi mekanlarda, ev bahçelerinde rüzgar etkisini azaltmakta kullanılabilirler. Karayolu bitkilendirmesi; kanaatkar bitkiler olup ek bir bakım ihtiyacı olmadan doğal olarak yetiştikleri için özellikle bölgede yapılan karayolu çalışmalarında ve sert iklim koşulların da kullanımları uygundur. Bitki karayolu çalışmalarında özellikle kırsal mekanlardan kentlere veya kentlerden kırsal mekanlara geçişlerde geçiş bitkisi olarak da tercih edilebilir. Ayrıca yerden dallanması ve küçük yapılı bir bitki olduğundan orta refüjlerde far ışıklarını engellemek için de kullanıbilir. Kötü görüntüleri maskeleme; kırsal ve kentsel mekanlardaki moloz ve çöp alanları gibi yerlerin gizlenmesi için bitkilerden yararlanılmaktadır. Prunus spinosa L. yoğun dokulu yapısı ile perdeleme özelliği gösterir ve bu nedenle istenilmeyen görüntüleri maskelemekte etkili bir bitkidir. Gürültü önleme; Gürültü kirliliği, son yıllarda önemli bir kirlilik çeşidi olmuştur. Gürültü kirliliğini azaltmak için bitkilerin estetik, fonksiyonel ve ekolojik özellikleri tercih edilir. Bitkiler seçilirken özellikle yoğun dokulu ve alttan dallanan bitkiler ön plana çıkmaktadır. Bu bakımdan Prunus spinosa L. gürültü önleme çalışmalarında iyi bir destek ve tamamlayıcı bitkidir. Kuşatma ve Sınır Teşkili; bazı bitkiler özellikle tarım alanlarında ve özel bahçelerde sınırları belirlemek ve sınırlandırılmış alanlara insan ve hayvanların girmesini engellemek için kullanılırlar. Prunus spinosa L., dikenli türlerinin yoğun dokusu ve alttan itibaren yayılım gösteren formu ile iyi bir çit ve kuşatma bitkisi olma özelliğine sahiptir. Özellikle kentsel mekanlarda ve bahçelerin sınırlandırılmasında kullanılmaya uygun bitkilerdir. Ayrıca sıkı dokusu, bodur ve yaygın formuyla perde teşkil etmekte de başarılıdır. Ekonomik getiri; Çakal eriği meyveleri ile ekonomik getiri de sağlamaktadır. Tatlımsı ekşi tada sahip meyveleri lezzetli olup, yetiştiği bölgedeki halk tarafından toplanarak tüketilmekte, marmelatı ve içeceği yapılmaktadır. Yaban Hayatına Katkı; Ayrıca bu meyveler doğal hayata da katkı sağlamakta, S.ÖZER, Ö.ATABEYOĞLU, M.ZENGİN yaban hayvanlarının beslenmesinde faydalı olmaktadır. Kırsal ve kentsel mekanlarda yaşayan tavşan, kuş, sincap gibi hayvanların beslenmesine yardımcı olabilirler. Ayrıca çiçekleri arılar için önemli fayda sağlayabilir. 4. Tartışma ve Sonuç Bitkiler, peyzaj mimarlığı çalışmalarının temel elemanlarıdır. Bitkilerin en iyi şekilde faydalanmak için gerek fonksiyonel, gerekse estetik özelliklerinin iyi bilinmesi gereklidir. Kullanılacak bitkinin birincil amacının dışında ikincil ve üçüncül özelliklerinin de bulunması başarıyı artırmaktadır. Özellikle ekstrem şartlarda yetişen bitki çeşidinin az olması her bitkiyi çok önemli yaparken, çok yönlü kullanılan bitkiler bu alanlarda oldukça değerli olmaktadır. Prunus spinosa L. estetik ve fonksiyonel özellikleri nedeniyle hem kentsel, hem de kırsal mekanlarda fazlasıyla kullanılma imkanına sahiptir. Her mevsim etkili görünümler ve dokular oluşturan bitki, mekan oluşturulması, mekanların ayrılması, perdeleme, vurgu, renk ve doku etkisi gibi özellikleriyle bir tasarım bitkisi, meyveleri nedeniyle de yaban hayatını destekleyici ve ticari amaçla değerlendirilebilme şansına sahiptir. Yetişme istekleri ve iklim gerekleri bakımından da kanaatkar olan bitkinin kentsel ortamlara adaptasyonu da kolay olacağından uyum sorunu da ortadan kalkacak ve alternatif bir ağaç olabilecektir. Özellikle Prunus spinosa L., bitki çeşitliliği bakımından sorunlu olan Erzurum, Kars, Ağrı ve Ardahan gibi yüksek rakımlı bölgelerde bitkisel tasarım çalışmalarına yeni bir tür kazandırılması açısından da önemlidir. Ayrıca bu çalışma ile daha sonra yapılacak benzer çalışmalara destek olarak, bölgede doğal olarak bulunan diğer bitkilerin ıslahı ile peyzaj mimarlığı çalışmalarında kullanıma sunulmasının Erzurum ve çevresine bitkisel anlamda önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Kaynaklar Ağaoğlu, Y., S., Çelik, H., Çelik, M., Fidan, Y., Gülşen, Y., Günay, A., Halloran, N., Köksal, A., İ. ve Yanzam, R., 1997. Genel Bahçe Bitkileri. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ağitim, Araştırma ve Geliştirme Vakfı Yayınları No:4, Ankara. Altan, T., 1988. Türkiye’nin Doğal Bitki Örtüsü. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Kitapları No: 70, Adana. Anonim, 2008. http://www.draligus.com/1929sbcakalerigi-prunus-spinosa.html Ceylan, G., 1998. Dış mEkan Süs Bitkileri ve Peyzajda Kullanımları. Flora Yayınları, İstanbul. Davis, P.H., 1972. Flora of Turkey and East Aegean Islands, Vol:4, Edinburgh Üniv. Press. Güçlü, K., 1993. Geniş Yapraklı Süs Ağaç ve Ağaççıkları. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Notları: 146, Erzurum. Karaer, F. ve Adak, Y., 2006. Türkiye Florasında Üzümsü Meyve Olarak Kullanılan Taksonların Yayılış Alanları ve Ekolojik Özellikleri. II. Ulusal Üzümsü Meyveler Sempozyumu, Özbek, S., 1978. Özel Meyvecilik. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları: 128, Ders Kitabı: 11, Adana. Ünlü, H., M., Çukadar, K., Aslay, M. ve Bozbek, Ö., 2007. Erik Çeşit Adaptasyon Denemesi. V. Bahçe Bitkileri Kongresi, Erzurum. 7 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 9-17 Hassas Uygulamalı Tarım Teknolojilerinin Sulama Alanında Kullanımı Nefise Yasemin Emekli1 Mehmet Topakçı2 1- Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, 07070 Antalya 2- Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Makinaları Bölümü, 07070 Antalya Özet: Bitkisel üretimde girdilerin minimize edilerek optimum verimin sağlanması en önemli konulardan biridir. Hassas uygulamalı tarım, tarlada bitki ve toprak özelliklerine göre zamansal ve konumsal farklılıkları göz önüne alarak tohum, gübre, ilaç vb. girdilerin daha etkin ve çevreye duyarlı bir şekilde kullanımını sağlar. Bu yeni yöntem tarımda yeni teknolojilerin kullanımını olanaklı kılan bir yaklaşımdır. Uzaktan Algılama, Coğrafi Bilgi Sistemleri, Küresel Konum Belirleme sistemleri hassas uygulamalı tarımın, ekonomik ve çevresel faydalarını artırmada çiftçiler için ihtiyaç duyulan teknolojik çözümleri sağlamaktadır. Bu çalışmada, Hassas Tarım Teknolojileri literatür bilgileri altında incelenmiş ve tarımsal sulamada kullanımları belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hassas Tarım, Değişken Düzeyli Uygulama, Sulama Precision Agriculture Technologies Using in Irrigation Abstract: One of the most important subjects in crop production is to optimise yield while minimizing inputs. Precision Agriculture could obtain efficient use of inputs such as seed, fertilizer, pesticide etc. as respect to environment by considering the spatial and temporal changes in field according to crop and soil properties. This new method is an approach which can provide with the new technologies using in agriculture. Remote sensing, Geographic Information Systems, and Global Positioning Systems may provide the technologic solutions for farmers requirments to maximize the economic and environmental benefits of precision agriculture. In this study, Precision Agriculture Technologies were investigated under literature informations and using areas of these technologies was determined in irrigation. Key Words: Precision Agriculture, Variable Rate Application, Irrigation 1. Giriş Günümüz dünya nüfusu yaklaşık 6 milyar civarındadır. Gelecek yüzyıllar içerisinde ise bu sayının yaklaşık 9 milyar olacağı tahmin edilmektedir (Ekdahl, 2000). Dünya nüfusunun hızlı artışı karşısında arazi ve diğer üretim faktörlerinin aynı oranda artırılamaması, toplumların gıda maddeleri ihtiyacını karşılamak amacıyla tarımda yoğun olarak gübre, ilaç, sertifikalı tohum ve suni tohumlama uygulamalarını beraberinde getirmiştir. Bilim adamlarını nüfusun hızlı artışı, artacak nüfusun beslenmesi ve açlıkla mücadele etmek amacıyla tarımda yeni arayışlara yöneltmiştir. Bu kapsamda tarımda uygulanan yeni teknolojilerden biri “Information ManagementSite Specific Management- Precision Farming (PF)” şekillerindeki deyimlerle İngilizce literatürde ifade edilen “Hassas Uygulamalı Tarım” olmaktadır (Peker ve ark., 2005). Geleneksel tarımsal üretimde toprak yönetimi, üretim ortamının yeknesak bir şekilde ele alınıp işletilmesiyle yapılmaktadır. Üreticiler her ne kadar üretim alanlarının değişik bölümlerinden farklı miktarlarda ürün aldıklarını veya farklı toprak bünyesine sahip olduklarını bilseler de, bu bilgiyi üretime yönelik değerlendirememektedirler. Bu nedenle geleneksel olarak, büyüklüğü ne olursa olsun bir bütün olarak ele alınan tarlada yetiştirilen bitkinin ihtiyaç duyduğu gübre ve ilaç gibi girdileri de hep aynı miktarda uygulamaktadırlar. Bu yaklaşım arazideki bazı yerlerin fazla, bazı yerlerin ise daha az girdi almasına neden olmaktadır (Vatandaş ve ark., 2005). Buna bağlı olarak da, bitkilerin tarlada homojen bir şekilde gelişimi değişebilmektedir. Bu nedenle bir tarlanın alt bölümlerindeki heterojenliği incelemek hassas tarımın önemli bir konusunu oluşturmaktadır. Bu heterojenlik toprağın kimyasal ve fiziksel özelliklerine göre değişebilen parametrelerle tanımlanabilmektedir (McBratney and Pringle, 1999; Ehlert, 2000). Genel anlamda hassas tarım (PF); ileri teknolojilerin kullanılması suretiyle, tarlanın bütününe yapılan alışagelmiş sabit düzeyli uygulama yöntemleri yerine, çok daha küçük kısımlarına ait toprak ve bitki özelliklerinin (toprak nemi, topraktaki bitki besin elementlerinin düzeyi, toprak bünyesi, ürün koşulları, verim, vb.) belirlenmesi sayesinde Hassas Uygulamalı Tarım Teknolojilerinin Sulama Alanında Kullanımı değişken düzeyli uygulamayı esas almaktadır (her bir kısma kendi ihtiyacı kadar gübre veya ilaç uygulanması, farklı derinlikte toprak işleme, farklı normlarda ekim, farklı düzeylerde sulama ve drenaj). Bütün bunların sonucu olarak Hassas Tarım daha ekonomik ve çevreye duyarlı üretimi hedefleyen bir işletmecilik ve tarımsal üretim yöntemidir (Tekin ve Sındır, 2006). Bu sistem modern teknolojilerin sağladığı bilgiler ve yeni aletlere dayanır. Bu yeni yöntemin bileşenleri; küresel konum belirleme sistemi (Global Positioning System, GPS), coğrafi bilgi sistemleri (Geographic Information Systems, GIS), ürün izleme aletleri, bitki, toprak ve yabancı ot sensörleri, uzaktan algılama ve değişken düzeyli uygulama (Variable Rate Application, VRA) şeklinde sıralanabilir (Seelan et al., 2003). Hassas tarım uygulamalarının temelini arazide mevcut durumun doğru bir şekilde belirlenip ihtiyaçlar doğrultusunda uygulamaların yapılması oluşturmaktadır. Bunu hassas tarımın sloganı haline gelen “doğru uygulamaların doğru zamanda doğru yere yapılması gerekmektedir” ifadesi açıklamaktadır (Güler ve Kara, 2005). Bu çalışmada, hassas tarım teknolojisinin tarımsal sulamada kullanım alanının incelenmesi amaçlanmıştır. 2. Hassas Tarımın Aşamaları Hassas tarımın temel unsurlarını veri toplama, veri değerlendirme (işleme) ve girdilerin değişken düzeyli uygulanması olmak üzere 3 ana grupta toplamak mümkündür (Fountas et al., 2005). Bunlara ek olarak, hassas uygulamalı tarımın agronomik, ekonomik ve çevresel etkilerinin ele alındığı değerlendirme aşaması da bulunmaktadır. Bu aşamada, yapılan uygulamaların başarısı incelenmekte ve daha sonra yapılacak uygulamaların planlanması gerçekleştirilmektedir (Kirişçi ve ark., 1999). 3. Veri Toplama Veri toplama işleminin esasını ve başlangıcını verim değerlerinin elde edilmesi oluşturmaktadır. Diğer taraftan, üretim alanının incelenen büyüklükteki kısmının toprak özellikleri toprak testleri ile belirlenmek zorundadır. Ürün verim değerleri ve toprak özelliklerinin üretim alanındaki gerçek yerleriyle ilişkilendirilmesi gerekir. Bu temel 10 bilgilerin yanı sıra, aşağıdaki bilgilere de gereksinim duyulabilmektedir: Bir önceki üretim sezonuna ait verim değerleri, Yağış miktarı değerleri, Topoğrafik veriler, Arazinin yabancı ot yoğunluğu, Bir önceki üretim sezonuna ait gübre ve ilaç uygulama normları, Uzaktan algılanmış bilgiler. Söz konusu bu verilerin elde edilmesi için yararlanılacak yöntemler çok farklı olabilmektedir (Kirişçi ve ark., 1999). 3.1. Küresel Konum Belirleme Sistemleri Hassas tarım kavramının gelişimini sağlayan temel teknoloji, 1970’li yılların sonuna doğru ABD Savunma Bakanlığı tarafından dünyanın yörüngesine yerleştirilen uydulardan alınan verilere dayalı GPS’in ortaya çıkartılmasıdır. Bu sistem dünyanın herhangi bir yerine ilişkin anlık olarak birkaç cm’lik bir hassasiyet ile o yere ilişkin enlem, boylam ve yükselti değerlerini elde etme olanağı sağlamaktadır (Stafford, 2000). 1980’li yılların sonunda ise GPS’in yanı sıra NAVSTAR-GPS, GLONASS gibi yeni küresel konum belirleme sistemleri ortaya çıkmıştır. Söz konusu sistemlerle elde edilen koordinatlar başta askeri amaçlı kullanılırken daha sonra sivil amaçlar içinde kullanılabilir hale gelmiştir (Auernhammer, 2001). Son yıllarda ise uydu navigasyon teknolojileri tarımsal uygulamalarda kullanılmaya başlamıştır (Lechner and Baumann, 2000). Hassas tarımın ilk uygulamalarında arazide hareket halindeyken konum belirleme amacıyla GPS kullanımı uygun değildi. Tipik bir GPS alıcısı ile elde edilen bilgilerin doğruluk düzeyi oldukça düşüktü. Uyduların tam olarak yerleştirilmemiş olması nedeniyle sinyal alımında ağaçlar ve binalardan kaynaklanan sıkıntılar ve çok değişik yansımalar nedeniyle önemli hatalar meydana gelmekteydi (Stafford and Ambler, 1994). Ayrıca GPS alıcıları oldukça büyük ve pahalıydı. 2000’li yıllarda GPS’in kullanım olanakları ve öneminin anlaşılması sonucunda ticari kuruluşların devreye girmesi sağlanmış ve bu olay fiyatlarda önemli bir şekilde düşüşü gerçekleştirmiştir (Stafford, 2000). GPS ile gerçekleştirilen yer belirleme işlemi; N.Y.EMEKLİ, M.TOPAKÇI Uydu saati hatası, Uydu yörünge hatası, Atmosfer nedeniyle radyo sinyalinde meydana gelen gecikme ve bu sinyallerin birden fazla yol izleyerek alıcıya ulaşması, Alıcıdan kaynaklanan hata, güvenlik nedeniyle sisteme eklenen hata ve uyduların uzaydaki yerleşimi, gibi faktörlerin yarattığı hatalar sonucunda elde edilen verilerin doğruluğu yaklaşık olarak 100 m dolaylarında idi. Bu doğruluk değeri hassas uygulamalı tarımsal üretimde kullanım için uygun değildi (Kirişçi ve ark., 1999). GPS’in hassasiyetini artırmak için diferansiyel veri düzeltmeli sistem geliştirilmiş ve bu sistem Hata Düzeltmeli Küresel Konum Belirleme Sistemi (Differential Global Positioning System, DGPS) olarak adlandırılmıştır (Kirişçi ve ark., 1999, Lechner and Baumann, 2000). GPS benzeri diğer konum belirleme sistemleri de mevcuttur. Bunlar Rusya küresel konum belirleme sistemi (GLONASS) ile şimdilerde Avrupa Uzay Ajansı tarafından geliştirilen GPS’in tamamlayıcısı olarak düşünülen ve 2008 yılında faaliyete geçen Avrupa Küresel Konum Belirleme Sistemi (Galileo Global Navigation Satellite System, GNSS)’dır (Keefe et al., 2006; Güler ve Kara, 2005). Keefe et al. (2006), GPS, GNSS ve GPS ile GNSS’nin kombine edildiği 3 farklı küresel konum belirleme sisteminin konumlandırma hassasiyeti, verilerin elde edilebilirlik ve güvenirlilik performanslarını simülasyon yöntemi ile karşılaştırdıkları çalışmalarında; kombine edilmiş sistemde verilerin elde edilebilirlik ve hassasiyetinin daha yüksek olduğunu bildirmişlerdir. 2009 yılında GPS’ in hassasiyetini artırmak için, tüm Türkiye’de CORS-TR ağı oluşturulmuştur. Bu ağdan düzeltme sinyalleri alınarak, düzeltilmiş konum bilgileri elde edilmektedir. 3.2. Verim Görüntüleme ve Haritalama Sistemleri Yetiştiricilerin karşılaştıkları en büyük sorun, çeşitli faktörlere bağlı olarak ürün veriminin veya ekonomik getirinin azalmasıdır. Bu nedenle rekabetçi bir pazarda bunun üstesinden gelebilmek için, yetiştirdikleri ürün hakkında her şeyi bilmek zorundadırlar. Gelişmiş ülkelerde çiftçiler arazilerini bilgi teknolojilerinden yararlanarak izlemekte ve değişen koşullara göre karar vermede oldukça güvenilir bilgilerden yararlanabilmektedirler. Bu teknolojiler çiftçilerin arazilerini daha küçük alt parseller halinde izlemelerine olanak sağladığından, toprak özelliklerindeki değişikliğin yanında ürün verimi hakkında da bilgi sağlayabilmektedir. Çeşitli ürünler için elektronik verim izleme ve kayıt sistemleri geliştirilmiştir. Burada ürün çeşitlerine yönelik olarak verim sensörleri de çeşitlilik göstermektedir. Günümüzde kullanılan bazı verim sensörleri ve kullanıldıkları ürünler aşağıda sıralanmıştır: Ağırlık esaslı sensör-(buğday, mısır gibi taneli ürünler), Hacimsel esaslı sensör (buğday, mısır gibi taneli ürünler), Konveyöre bağlı yük sensörü (patates, havuç, şekerpancarı gibi ürünlerde), Tarım makinası yük sensörü (pamuk, üzüm, domates gibi ürünlerde), Moment dönüştürücüler (domateste), En yaygın kullanılan verim görüntüleme ve haritalama sistemi biçerdöverlerle tahıl hasadında kullanılan sistemlerdir (Vatandaş ve ark., 2005). 3.3. Toprak Özellikleri Geleneksel tarım sistemlerinde, çiftçiler tarladan tesadüfi olarak toprak örneklerini alırlar ve daha sonra sonuçların ortalamalarından yararlanırlar. Tüm tarla bu ortalama değerler esas alınarak işleme tabi tutulmakta ve sadece tek bir gübre normu tarlaya uygulanmaktadır. Hassas uygulamalı tarım tekniğinde ise tarlanın değişik yerlerinden düzenli bir biçimde örnekler alınmakta ve analiz sonuçlarına göre gübre normu değiştirilebilmekte ve gübre sadece tarlada ihtiyaç duyulan yere ve gerekli miktarda uygulanmaktadır. Değişken gübreleme ve kireç uygulama normunu belirlemek için toprak örnekleme ve analizleri yürütülmektedir (Kirişçi ve ark., 1999). Hassas tarım verim açısından toprak verimliliği (organik madde içeriği, N, P, K vb.), toprağın fiziksel (toprağın tekstürü, toprağın yapısı, hacim ağırlığı, su tutma kapasitesi vb.) ve kimyasal özellikleri (toprağın pH düzeyi) ile yakından ilişkilidir (McBratney and Pringle, 1999). 11 Hassas Uygulamalı Tarım Teknolojilerinin Sulama Alanında Kullanımı 3.4. Uzaktan Algılama Bir çok teknik ve bilimsel kaynak incelendiğinde uzaktan algılama için, genel anlamda “cisimlere fiziksel bir temasta bulunmaksızın onların fiziksel özellikleri hakkında bilgi sahibi olabilmek” şeklindeki ifadelerin en açıklayıcı tanımlar olduğu söylenebilmektedir (Maktav, 2006). Uzaktan algılama, hassas uygulamalı tarım için önemli bir işletmecilik aracı olma özelliğine sahiptir. Hassas tarımda uzaktan algılama, bitki ile fiziksel temasın zor olduğu veya bitkiye zarar verme durumunun söz konusu olduğu durumlarda bitkilerin uzaktan algılanabilmesidir. Buna bağlı olarak UA geniş alanların görüntüsünün hızlı ve tekrarlanabilir bir şekilde daha az işgücüyle alınabilmesi ve tüm yetiştirme periyodu boyunca kullanılabilmesi nedeniyle geleneksel tarla gözlemlemesine bir alternatif olarak kullanılabilmektedir (Kirişçi ve ark., 1999). 4. Veri Değerlendirme Arazinin coğrafi durumuna ilişkin olarak bilgi toplama işlemleri için GIS sistemlerinden yararlanılmaktadır. GIS tarafından sağlanan sayısal bilgiler, analiz edilebilmekte, farklı ortamlarda değerlendirilebilmekte veya saklanabilmektedir. Verilerin girilmesi, saklanması veya analiz edilmesi, bu amaçla geliştirilmiş paket programlarla yapılmaktadır. Bir GIS veri tabanı sistemi; konum bilgisi, tarla sınırları, verim, bitki besin elementleri düzeyleri ve pH gibi tarla ve bitkiye ait özellikleri içerebilmektedir. Verim görüntülenmesi ve verim haritasının elde edilmesi, hassas tarımın en önemli veri toplama işlemlerindendir. Verim görüntüleme sistemleriyle elde edilen konum verisi ile birlikte verim değerleri uygun bir GIS yazılımı kullanılarak verim haritasına dönüştürülmektedir. Bu harita üzerinde GIS yardımıyla değişik harita işleme ve analiz fonksiyonları gerçekleştirilebilmektedir. En yaygın kullanılan GIS yazılımları Arc Info ve Arc View’dir (Vatandaş ve ark. 2005). 5. Değişken Düzeyli Uygulama (Variable Rate Application, VRA) Yerine göre bilgi teknolojileri (SiteSpecific Information Technologies) değişken düzeyli uygulamalardaki girdilerin (gübreleme, ilaçlama, sulama vb) etkinliğini artırmak için 10 bir tarla içindeki bölgesel farklılık hakkında bilgi edinmemizi sağlar (Torbett et al., 2007). Değişken düzeyli uygulamada bitkisel üretimde kullanılan girdilerin azaltılması ile hem nisbi bir ekonomik tasarruf sağlanmakta hem de bu girdilerin çevreye verdiği zararlı etkiler azaltılmaktadır (Reyns et al., 2002). Arazide değişkenlik belirlenmesi harita esaslı (mapbased) ve duyarga esaslı (sensor-based) olmak üzere 2 yöntemle belirlenebilmektedir. Harita esaslı yaklaşımda GPS, uzaktan algılama, verim görüntüleme teknolojileri ve toprak örneklerinden yararlanarak değişken düzeyli uygulamayı gerçekleştirmek daha kolaydır. Bu yaklaşım; Tarlada hücrelerden alınan örnekler, Toprak örneklerinin laboratuar analizleri, Bu analizlere göre verim haritalarının oluşturulması, Değişken düzeyli uygulamada kullanılan alıcıyı kontrol etmek için verim haritasının kullanılması aşamalarından oluşmaktadır (Zhang et al., 2002). Duyarga esaslı VRA sistemi, uygulama haritası uygulama aracına yerleştirilen duyargalardan elde edilen verileri kullanmaktadır. Duyargalar, toprak veya ürünle ilgili özellikleri algılamakta ve bunu bilgisayara göndermektedir. Bilgisayar uygulanacak girdi miktarını belirlemekte ve bu miktar, uygulama elemanını kontrol eden kontrol elemanına gönderilmektedir. Bu VRA tipi, konumlandırma sistemine gereksinim duymaktadır (Kirişçi ve ark., 1999). Timmermann et al., (2003), değişken düzeyli herbisit uygulamanın ekomomik ve ekolojik yararlarını değerlendirmek için CBS teknolojisi ile 5 tarlada mısır, arpa, buğday ve şekerpancarı bitkilerinde 4 yıllık bir çalışma yürütmüşlerdir. Çalışmada tarlanın tamamının ilaçlanması, bant şeklinde+çapalayarak uygulama ve değişken düzeyli uygulama olmak üzere üç farklı konu denenmiştir. Uygulanan örnekleme yöntemi ile verim haritaları oluşturulmuş ve haritalara göre değişken düzeyli herbisit uygulaması yapılmıştır. Araştırmacılar, yaptıkları çalışmanın sonucunda herbisit uygulamasındaki azalmanın yıla ve bitkiye göre değiştiğini ve bu azalmanın mısırda 42 Euro/ha, buğdayda 32 Euro/ha, arpada 27 Euro/ha, şeker pancarında 20 Euro/ha N.Y.EMEKLİ, M.TOPAKÇI olduğunu; ortalama 33 Euro/ha oranında gerçekleştiğini bildirmişlerdir. Ayrıca bu kazanımın değişken düzeyli uygulama teknolojisinin doğruluğunu ispatladığını belirtmişlerdir. Machado et al., (2000), sulanan mısırın dane veriminin tarlada bölgesel ve zamansal değişikliği üzerinde sulamanın (Evapotranspirasyon' un %80 ve %50 düzeylerine göre), hibrit tohum seçimi, deniz seviyesinden yükseklik, toprak tekstürü, toprağın nitrat azot oranı, bitki yoğunluğu, toprak verimliliği, pestisit uygulamaları gibi biyotik ve abiyotik faktörlerin etkilerini inceledikleri çalışmalarında bu etkilerin hassas tarımın uygulanmasında nasıl değerlendirilmesi gerektiğini araştırmışlardır. Bu amaç için tarla hücrelere bölünmüş ve her bir bölüm DGPS alıcısıyla donatılmıştır. Çalışmada istatistiksel değerlendirme için, varyans analizi, en küçük kareler yöntemi, faktör analizi, çoklu regresyon analizi, Pearson korelasyon analizleri kullanılmıştır. Çalışmanın sonunda, dane veriminin; Biyotik ve abiyotik faktörler arasındaki karşılıklı ilişkiden etkilendiğini, Kil ve silt içeriği fazla olan topraklarda yüksek nem düzeylerine bağlı olarak verimin arttığını, Nitrat azotunun yüksek nem düzeylerinde verimi arttırdığını bildirmişlerdir. Araştırmacılar dane verimi üzerindeki biyotik ve abiyotik faktörlerin etkileri bir bütün (sistem) olarak değerlendirildiği zaman hassas tarım uygulamalarının daha etkin olabileceğini bildirmişlerdir. 6. Sulamada Hassas Tarım Uygulamaları Ülkemizde bir yandan yeni alanlar sulamaya açılırken diğer yandan çok büyük yatırımlarla sulama şebekeleri kurulmuş araziler, yanlış tarım ve sulama uygulamaları nedeniyle hızla bozulmakta ve kirlenmektedir. Sulamaya açılan alanların büyük bir bölümü tuzluluk ve sodyumluluk problemi ile karşı karşıyadır. Aşırı ve yanlış gübreleme toprakbitki-su dengesi, nitrit ve nitrat kalıntılarıyla toprak yapısını bozmakta, yer altı sularını kirletmektedir. Bilinçsiz sulama uygulamaları da toprağı tuzlulaştırmakta ve taban suyu kalitesini düşürmektedir. Taban suyu ve tuzluluk ile ilgili problemler, tarımdaki çevre sorunlarının büyük bir bölümünü oluşturmaktadır (Çakmak ve Kendirli, 2002). Verimli ve sürdürülebilir bir tarımsal üretim için sulama en önemli girdilerin başında gelmektedir (Gündoğdu ve ark., 2001). Son yıllarda tarımda yanlış uygulamalar sonucunda meydana gelen çevre sorunlarını önlemek ve daha etkin bir bitkisel üretim gerçekleştirebilmek için gelişen teknolojiden de yararlanılmaktadır. Literatür bilgileri incelendiğinde sulamanın farklı uygulama alanlarında da bu teknolojiden yararlanılmaktadır. Nitekim Uçar ve Kara (2001), Isparta-Atabey sulama şebekesinin fiziksel yeterliliğinin belirlenmesinde Uzaktan Algılama (UA) ve coğrafi bilgi sistemlerinin (CBS) kullanım olanaklarını araştırmışlardır. Bu amaç için deneme alanına ait LANDSAT uydu verisi kullanılmış ve bu veri ile arazi kullanım türü ve vejetasyon indeksi belirlenmiştir. Alana ait kanalların ölçülmesi ve karşılaştırılmasında ise CBS’den yararlanmışlardır. Araştırmacılar Atabey sulama şebekesinin 1974 yılında işletmeye açılmasına rağmen sulama oranının %26 düzeyinde olmasını şebekede planlama, uygulama ve işletme aşamalarındaki hataların sebebiyet verdiğini ve sulama şebekelerinin fiziksel yeterliliğinin belirlenmesinde UA ve CBS’nin kullanılmasıyla daha hızlı, güvenilir ve objektif bilgilerin elde edilebileceğini ayrıca karar vericilerin daha sağlıklı kararlar alabileceğini bildirmişlerdir. Uydu verileriyle evapotranspirasyonun (ET) belirlenmesinde; uydudan alınan verilerden, bitkilerin albedo haritası, yaprak alan indeksi haritası ve bitki yüksekliği haritası çıkarılmaktadır. Burada uydulardan alınan farklı bantlardaki yansımalar spektroradyometre ile yapılan yer ölçümleri ile ilişkilendirilmekte ve geliştirilen amprik denklemlerle ET belirlenmektedir (Uçar ve Başayiğit, 2001). Josiah et al. (2001), karık sulama yöntemi ile sulanan domateste verim ve toprak nem düzeyi arasındaki ilişkiyi belirlemek için toprak infiltrasyon hızı ile verim arasındaki değişimin haritalanmasından aynı zamanda bitki su tüketimindeki değişimle verim arasındaki değişimin haritalanmasından yararlanmışlardır. Bu amaç için tarla alt gruplara bölünmüş, 4040 m grid’ler oluşturularak toplam 56 adet DGPS istasyonu oluşturulmuştur. Toprağın 90 cm’lik profilindeki nem değişimini 11 Hassas Uygulamalı Tarım Teknolojilerinin Sulama Alanında Kullanımı gözlemlemek için 15, 45 ve 75 cm derinliğe nem sensörleri yerleştirilmiş ve değerlerin araziden aynı derinlikten alınan toprak örnekleri ile kalibrasyonları yapılmıştır. Çalışmada ET su bütçesi yöntemiyle belirlenmiştir. Elde edilen verilere göre ET ve infiltrasyon hızına ilişkin verim haritaları oluşturulmuştur. Ayrıca denemede geliştirilen bir verim monitörüyle hasat esnasında verim değerleri kaydedilip verim haritaları oluşturulmuştur. Çalışmanın sonunda araştırmacılar karık sonlarına yeterli su girmediği için ET, infiltrasyon hızı ve verimin düşük olduğunu buna karşılık karık başlarında anılan değerlerin yüksek olduğunu bildirmişlerdir. Ancak, araştırmacılar nemin yeterli olduğu yerlerde verimin istenilen düzeylerde olmadığını dolayısı ile verim değişikliği üzerinde nemin tek başına etkili olmadığını diğer faktörlerin de etkili olduğunu belirtmişlerdir. Sulama programlamasının toprak nem içeriğine göre yapılması durumunda topraktaki nem değişiminin çeşitli sensörlerle izlenmesi gerekir. Bu amaçla kablosuz olarak data loggera veri aktarabilen elektronik tansiyometre, TDR (Time Domain Reflectometer), EC (Elektriksel iletkenlik) ve GMS (Granular Matrix Sensor) gibi sensörler geliştirilmiştir. Bu sensörler hassas tarıma uygun olarak hızlı ve hassas biçimde toprak nemini ölçebilmektedirler. Schmitz ve Sourell (2000), yaptıkları çalışmada üç farklı toprak nem sensörünün (TDR, EC ve GMS sensör) tarla koşullarında ölçüm doğruluğunu araştırmışlardır. Araştırmacılar toprak nem düzeyinin anılan sensörlerle hassas olarak ölçülebilmesi için doğru bir şekilde kalibrasyonlarının yapılması ve bir arazi içerisinde yerleştirilmesi gereken aralıklara özen gösterilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Aksi durumda aynı sensörün aynı toprak koşullarında farklı düzeylerde ölçüm değeri verebileceğini belirtmişlerdir. Thompson ve ark. (2006), damla sulama yöntemiyle sulanan kavun ve biber bitkisinde sulama programlaması amacıyla toprağın matrik potansiyelini ölçen özel bir sensör (Watermark 200SS sensör) ile elektronik tansiyometrelerin kullanılabilirliğini araştırmışlardır. Araştırmacılar her iki sensör tipinin uygun bir şekilde kalibrasyonlarının yapılarak topraktaki nem değişiminin izlenmesinde kullanılabileceğini belirtmişlerdir. 10 Kesmez ve ark. (2008), toprak tuzluluğunun toprağın hacimsel elektriksel iletkenliğinin (EC a) arazide ölçülmesiyle belirlenebileceğini ve bu amaç için EC a değerinin arazide ya toprağa yerleştirilen elektrotlar (dört prob (Wenner dizilimi), TDR probu) yardımıyla veya elektromanyetik dalgalar yayan cihazlarla (Geonics EM-31 veya EM-38 ölçüm cihazı) uzaktan algılama yoluyla ölçülebileceğini belirtmişlerdir. Araştırmacılar arazi ölçüm yöntemleri GIS tabanlı yapıldığı için tuzluluğun ölçüm yapılan alandaki yayılımının haritalanabileceğini ve yersel olarak değişimin değerlendirilebileceğini bildirmişlerdir. Sönmez ve ark. (2008), spektroradyometre aleti ile farklı düzeyde sulanan çim bitkisindeki yansıma değerleri ve çim kalitesini incelemişlerdir. Yapılan tarla denemesinde günlük buharlaşmanın %100, %75, %50 ve %25 düzeylerinde sulama yapılmıştır. %100 ve %75 düzeylerinde sulanan parsellerde en iyi çim kalitesi elde edilmiştir. Sulama suyu miktarındaki azalma ile çim kalitesinin azaldığını ayrıca yansıma değerlerinin farklı sulama düzeylerine göre değiştiğini saptamışlardır. Karataş ve ark. (2006), uzaktan algılama ile ET’nin belirlenmesinde kullanılan SEBAL yöntemini bir uygulama ile örneklendirmişlerdir. Bu amaç için araştırmacılar bulutsuz bir gün olan 14 Ağustos 2004 tarihli ve Aşağı Gediz Sulama Sistemini kapsayan bir NOAA-16/AVHRR uydusundan alınan görüntüyü işleyerek gerçek (ETa) ve potansiyel (ETp) evapotranspirasyona ilişkin sonuç haritaları belirlemişler ve bir örnek olarak Gökkaya Sulama Birliğinde belli bir periyot için ETa değerlerini saptamışlardır. Araştırmacılar UA ile sistem ve havza bazında ET hesaplamalarının yapılabileceğini, arazi yüzeyinin tarımsal ve hidrolojik koşullarıyla ilgili geleneksel yöntemlere göre daha sık, objektif ve güvenilir bilgiler sağlanabileceğini ayrıca su kullanımının alansal ve zamansal değişiminin izlenmesiyle su kaynaklarının sürdürülebilirliğinin korunacağını belirtmişlerdir. Sulama ve drenaj birbirlerini tanımlayan iki önemli mühendislik dalıdır. Sulama ile kuru koşullara göre, 3-7 kat verim artışının sağlandığı açıklanmakla birlikte, drenajın sulama ile ilişkisinin yeterli ölçüde N.Y.EMEKLİ, M.TOPAKÇI önemsenmemesi, sulu tarım alanlarında tuzluluk, alkalilik ve taban suyu gibi, geri dönüşü çok güç olan sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Tarımsal drenajın önemi bilinmekle birlikte, çoğu kez sulama sistemlerinden sonra düşünüldüğünden anılan problemler hemen tüm sulanan alanlarda karşılaşılmaktadır (Kanber ve ark., 2005). Nitekim Çetin ve Diker (2003), Aşağı Seyhan Ovasında 8494 ha’lık bir pilot alanda drenaj sorunu olan yerlerin belirlenmesi için CBS’den yararlanmışlardır. Yapılan çalışmada anılan bölgeye en uygun drenaj sistemleri önermek için taban suyunun derinliği, tuzluluğu ve deniz seviyesinden yüksekliğinin bölgesel ve zamansal değişimi incelenmiştir. Bu amaç için 1991-1998 yılları arasında ayda bir kez 85 gözlem kuyusundan ölçülen taban suyu derinliği ve sulamanın en yoğun olduğu Temmuz aylarına ilişkin taban suyu tuzluluk değerlerinin bölgesel ve zamansal değişimi anılan yıllar için incelenmiştir. Elde edilen veriler ve CBS’den yararlanılarak verim haritaları oluşturulmuştur. Araştırmacılar yaptıkları çalışmada, çalışma alanının %99.8’lik kısmında değişik düzeylerde drenaj problemi olduğunu, bu drenaj probleminin birincil nedeninin aşırı sulama suyunun sebebiyet verdiğini, bölgedeki ana, sekonder ve tersiyer drenaj kanallarının otlanma ve siltasyondan dolayı etkin çalışmadığını, taban duyu derinlik değişimin bir toprakaltı drenaj sistemi gerektirecek kadar önemli değişim göstermediğini ancak çalışma alanı içerisindeki bazı alanların aşırı sulama suyu uygulamaları devam ederse değinilen alanların taban suyu tuzluluk değerlerinin sulamanın yoğun yapıldığı Temmuz aylarında artmasının olası olduğunu bildirmişlerdir. Ayrıca araştırmacılar geniş arazilerde geleneksel yöntemlerle drenaj problemlerinin bölgesel ve zamansal değişiminin incelenmesinin çok fazla işgücü ve zaman kaybına sebebiyet verdiğini CBS ile bu değişimin daha kısa sürede ve güvenilir verilerle saptanabileceğini belirtmişlerdir. Harmel et al. (2004), mısırda yağışlarla yüzey akışa geçen suyun kalitesinde değişken düzeyli azot ile geleneksel uygulamaları iki yıllık bir çalışma ile karşılaştırmıştır. Değişken düzeyli uygulamada tarla düşük, orta ve yüksek düzeyli azot uygulaması olmak üzere 3 gruba bölünmüş ve her bir bölüm DGPS alıcısı ile donatılmıştır. Elde edilen veriler CBS’den yararlanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonunda değişken düzeyli uygulama ile geleneksel yöntemlere göre N miktarında %4-7 azalma sağlandığını saptamışlardır. Bu durumunun hem gübre hem de çevre kirliliğini azaltacağını bildirmişlerdir. Araştırmacılar yüzey akışa geçen suyun kalitesi üzerinde ortalama değerlere göre N konsantrasyonunun değişken düzeyli uygulama ile özellikle 2. yılda düştüğünü saptamışlardır. Apaydın ve Öztürk (2003), AnkaraYenimahalle-Güvenç havzasının yüzey akış ve sediment tahmininin belirlenmesinde dünyada yaygın bir şekilde kullanılan yağış-yüzey akışerozyon modellerinden olan AGNPS, SWRRB ve GLEAMS’ın CBS yardımıyla uygulanışı, CBS’nin bu modellere sağlayacağı yararları ve modellerin geçerliliğini incelemişlerdir. Çalışmada CBS ile havza alanı ve alt havza sınırlarının belirlenmesi yanında akımın geldiği hücre, hücrenin ait olduğu alt havza, hücre alanı, ortalama yüksekliği, eğimi, yöneyi, topografik katsayısı, akım uzunluğu, akım yolu eğimi, konsantrasyonun başladığı eğim ve uzunluk belirlenmiştir. Araştırmacılar çalışmanın sonunda aylık, yıllık ve uzun yıllar sonuçlarına göre üç modelin de ölçülen değerlere yakın veya paralel sonuçlar vermediğini ancak bu durumun Güvenç havzası için geçerli olduğunu ve modellerin Türkiye’deki geçerliliğinin belirlenebilmesi için benzer çalışmaların farklı büyüklük ve yerlerdeki havzalarda yapılması gerektiğini bildirmişlerdir. Gündoğdu ve ark. (2001), sulama projelerinin izlenmesi ve değerlendirilmesinde CBS destekli bir veri tabanı oluşturmasına yönelik SUGIS modeli üzerinde çalışmışlardır. Model veri girişi, proje bilgileri, su yöntemi ve değerlendirme olmak üzere 4 bölümden oluşmakta ve bu bölümlerin farklı alt menü seçenekleri bulunmaktadır. Araştırmacılar yaptıkları çalışma ile büyük emek ve harcamalarla gerçekleştirilen geniş kapsamlı projelerin her türlü aktiviteyi içeren bu tip izleme ve değerlendirme bilgi sistemleri ile kısa dönemde uygulamada ortaya çıkacak sorunların çözümüne, uzun vadede ise yeni politikaların oluşumuna katkı sağlayacağını bildirmişlerdir. Köseoğlu ve Gündoğdu (2004), arazi toplulaştırma çalışmalarının önemli bir aşaması olan planlama çalışmalarının yürütülmesinde gereksinim duyulan verilerin (arazi kullanım 11 Hassas Uygulamalı Tarım Teknolojilerinin Sulama Alanında Kullanımı durumu, arazi parçalılığı ve parsellerin fiziksel durumu, yerleşim yerleri ve proje alanındaki sabit tesisler, sulama ve drenaj sistemi, yol sistemi, doğal kaynaklar ve sorunlu alanların belirlenmesi) UA teknikleriyle elde edilebilirliğinin belirlenmesi amacıyla bir çalışma yapmışlardır. Çalışma BursaKaracabey ilçesi, Eskisarıbey-YenisarıbeyOrtasarıbey ve Sazlıca köylerinde toplam 2677,5 ha’lık bir alanda yürütülmüştür. Çalışmada örnek alanı kapsayan 06.08.1998 tarihli Landsat 5 TM uydu görüntüsü kullanılmıştır. Elde edilen verilerde görüntü işleme ve haritalama, haritaların sayısallaştırılması aşamaları uygulanmıştır. Çalışmanın sonunda, planlama verilerinden arazi parçalılığı ve parselasyon durumuna ilişkin bilgilerin kullanılan uydu görüntüsü ile sağlanamadığını, daha fazla yersel çözünürlüğe sahip olan uydu görüntüsünden yada hava fotoğraflarından yararlanılması gerektiğini bildirmişlerdir. Bu bilgiler kapsamında tarımsal üretimde sulamanın farklı uygulama alanlarında hassas uygulamalı tarımın teknolojisinin bileşenlerinden yararlanıldığı görülmektedir. 7. Sonuç Hassas uygulamalı tarım, sürdürülebilir bir tarımsal üretimin gerçekleştirilmesi için gelenekselleşmiş uygulamalardan farklı olarak tarlayı alt gruplara ayıran ve her bir alt gruba gereksinim duyduğu kadar girdi kullanımını sağlayan bir tarım uygulamasıdır. Hassas uygulamalı tarım bu yönü ile girdilerin etkinliği arttırılmakta, maliyet azalmakta, homojen bir verim ve en önemlisi çevre dostu bir tarım uygulanması sağlanmaktadır. Ancak hassas tarımda başarı kullanılan teknolojiye bağlıdır ve bu teknolojinin alt yapısı oldukça pahalıdır. Bu nedenle araştırma düzeyinde çalışmalar yapılmakla birlikte, üretici düzeyinde kullanımı henüz yaygın değildir. Hassas uygulamalı tarım teknolojisinin uzaktan algılama ve CBS gibi bileşenlerinin sulamanın farklı uygulama alanlarında kullanıldığı ve birçok araştırmacının da belirttiği gibi bu teknolojiler ile kısa sürede daha hızlı ve güvenilir veriler elde edilebileceği ve üretim alanlarını tanımlayıcı veri tabanı oluşturulmasının sağlanacağı söylenebilir. Kaynaklar Apaydın, H., Öztürk, F., 2003. Yüzey Akış ve Sediment Modellerinin Coğrafi Bilgi Sistemi Yardımıyla Uygulanması. Tarım Bilimleri Dergisi, 9(4), 381-389 Auernhammer, H., 2001. Precision Farming-The Environmental Challenge. Computers and Electronics in Agriculture, 30(1-3), 31-43. Çakmak, B., Kendirli, B., 2002. Sürdürülebilir Tarımda Sulama ve Çevre. Türktarım Dergisi, 145, 21-23. Çetin, M., Diker, K., 2003. Assessing Drainage Problem Areas By GIS: A Case Study In The Eastern Mediterranean Region of Turkey. Irrigation and Drainage, 52, 343–353. Ehlert, D., 2000. Measuring Mass Flow by Bounce Plate for Yield Mapping of Potatoes. Precision Agriculture, 2(2), 119-130. Ekdahl, H., 2000. Agricultural Technology and the Total System. J. Agric. Engng. Res., 76, 249-250. Fountas, S., Blackmore, S., Ess, D., Hawkins, S., Blumhoff, G., Lowenberg-Deboer, J., Sorensen, C.G., 2005. Farmer Experience with Precision Agriculture in Denmark and the US Eastern Corn Belt. Precision Agriculture, 6(2), 121-141. Güler, M., Kara, T., 2005. Hassas Uygulamalı Tarım Teknolojisine Genel Bir Bakış. OMÜ Zir. Fak. Derg., 20(3), 110-117. Gündogdu, K.S., Akkaya Aslan, Ş.T., Değirmenci, H., Demir, A.O., Demirtaş, C., Arıcı, İ., 2001. Sulama Projelerinin İzlenmesi ve Değerlendirilmesinde GIS Destekli Veri Tabanı Oluşturulması. I. Ulusal Sulama Kongresi, 8-11 Kasım 2001, Antalya: 233-239. 10 Harmel, R.D., Kenimer, A.L., Searcy, S.W., Torbert, H.A., 2004. Runoff Water Quality Impact of Variable Rate Sidedress Nitrogen Application. Precision Agriculture, 5(3), 247-261. Josiah, M.N., Upadhyaya, S.K., Rosa, U., Andraden, P., Mattson, M., 2001. Mapping Field Variability In Infiltration Rate and Evaportransporation In A Tomato Production Sytem. Transaction of The Asae Paper No: 99-1147. Kanber, R., Çullu, M.A., Kendirli, B., Antepli, S., Yılmaz, N., 2005. Sulama, Drenaj ve Tuzluluk. Türkiye Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongresi, 3-7 Ocak 2005, Ankara, Cilt 1: 213-251. Karataş, B.S., Akkuzu, E., Avcı, M., 2006. Uzaktan Algılama Teknigiyle Evapotranspirasyonun Belirlenmesi. 4. Cografi Bilgi Sistemleri Bilişim Günleri, 13-16 Eylül 2006, İstanbul: 1-8. Keefe, K.O., Julien, O., Cannon, M.E., Lachapelle, G., 2006. Availability, Accuracy, Reliability, and Carrier-Phase Ambiguity Resolution With Galileo and GPS. Acta Astronautica, 58(8), 422-434. Kesmez, D., Suarez, D.L., Lesch, S.M., Ünlükara, A. Yurtseven, E., 2008. Tarım Alanlarında Tuzluluğun Belirlenmesinde Yeni Yaklaşımlar. DSİ SulamaTuzlanma Konferansı, 12-13 Haziran 2008, Şanlıurfa, Bildiri Kitabı: 207-218. Kirişçi, V., Keskin, M., Say, S.M., Görücü, S., 1999. Hassas Uygulamalı Tarım Teknolojisi. Nobel Yay. 88, 186 s., Adana. Hassas Uygulamalı Tarım Teknolojilerinin Sulama Alanında Kullanımı Köseoğlu, M., Gündoğdu, K.S., 2004. Arazi Toplulaştırma Planlama Çalışmalarında Uzaktan Algılama Tekniklerinden Yararlanma Olanakları. Uludağ Üniv. Zir. Fak. Derg., 18(1), 45-56. Lechner, W., Baumann, S., 2000. Global Navigation Satellite Systems. Computers and Electronics in Agriculture, 25(1-2), 67-85. Machado, S., Bynum, E.D., Archer, T.L., Lascano, R.J., Wilson, L.T., Bordovsky, J., Segarra, E., Bronson, K., Nesmith, D.M., Xu, W., 2000. Spatial and Temporal Variability of Corn Grain Yield: SiteSpecific Relationships of Biotic And Abiotic Factors. Precision Agriculture, 2(4), 359-376. Maktav, D., 2006. Uzaktan Algılama-CBS Entegrasyonu. 1.Ulusal Uzaktan Algılama-CBS Çalıştay ve Paneli, 27-29 Kasım 2006, İstanbul. McBratney, A.B., Pringle, M.J., 1999. Estimating Average and Proportional Variograms of Soil Properties and Their Potential Use in Precision Agriculture. Precision Agriculture, 1(2), 125-152. Peker, K., Çelik, Y., Oğuz, C., Direk, M., 2005. Hassas Uygulamalı Tarım Teknolojilerinin Üretim Ekonomisi ve Şanlıurfa İlinde Pamuk Üretimi Yapılan İşletmelerde Kullanılabilme Olanakları. GAP IV. Tarım Kongresi, 21-23 Eylül 2005, Şanlıurfa, Cilt 1: 389-394. Reyns, P., Missotten, B., Ramon, H., Baerdemaeker, J.D., 2002. A Review of Combine Sensors for Precision Farming. Precision Agriculture, 3(2), 169-182. Schmitz, M., Sourell, H., 2000. Variability in Soil Moisture Measurements. Irrigation Sci., 19: 147-151. Stafford, J.V., Ambler, B., 1994. In-field Location Using GPS for Spatially Variable Field Operations. Computers and Electronics in Agriculture, 11(1), 2336. Stafford, J.V., 2000. Implementing Precision Agriculture in The 21st Century. J. Agric. Engng. Res., 76(3), 267-275. Seelan, S.K., Laguette, S., Casady, G.M., Seielstad, G.A., 2003. Remote Sensing Applications for Precision Agriculture:A Learning Community Approach. Remote Sensing of Environment, 88, 157-169. Sönmez, K., Emekli, Y., Sarı, M., Baştuğ, R., 2008. Relationship Between Spectral Reflectance and Water Stress Conditions of Bermudagrass (Cynodon Dactylon L.). New Zealand Journal of Agricultural Reseach, 51, 223-263. Tekin, A.B., Sındır, K.O., 2006. Tarımsal Üretimde Hassas Tarım. XI. Türkiye İnternet Konferansı, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Ankara. Timmermann, C., Gerhards, R., Kühbauch, W., 2003. The Economic Impact of Site-Specific Weed Control. Precision Agriculture, 4(3), 249-260. Thompson, R.B., Gallardo, M., Agüera, T., Valdez, L.C., Fernandez, M.D., 2006. Evaluation of The Watermark Sensor for Use With Drip İrrigated Vegetable Crops. Irrigation Sci., 24: 185-202. Torbett, J.C., Roberts, R.K., Larson, J.A., English, B.C., 2007. Perceived Importance of Precision Farming Technologies İn Improving Phosphorus and Potassium Efficiency In Cotton Production. Precision Agriculture, 8(3), 127-137. Uçar, Y., Başayiğit, L., 2001. Sulu Tarımda Uzaktan Algılama Tekniklerini Kullanma Olanakları. Tarımsal Bilişim Teknolojileri 4. Sempozyumu, 2022 Eylül 2001, Kahramanmaraş: 224-231. Uçar,Y., Kara, M., 2001. Sulama Şebekelerinin Fiziksel Yeterliliğinin Belirlenmesinde Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemlerinin Kullanımı. I. Ulusal Sulama Kongresi, 8-11 Kasım 2001, Antalya: 227232. Vatandaş, M., Güner, M., Türker, U., 2005. Hassas Tarım Teknolojileri. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası 6. Teknik Kongresi, 3-7 Ocak 2005, Ankara: 347–365. Zhang, N., Wang, M., Wang, N., 2002. Precision Agriculture-A Worldwide Overview. Computers and Electronics in Agriculture, 36(2-3), 113-132. 10 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 19-25 Solarizasyon ve Solarizasyonun Tavuk Gübresi ile Kombinasyonunun Bazı Yabancı Otlar ile Buğdayın Verim ve Verim Unsurlarına Etkisi Ünal Asav1 İzzet Kadıoğlu2 1- Trabzon Zirai Karantina Müdürlüğü, 61040 Trabzon 2- Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü, 60240 Tokat Özet: Bu çalışma, toprak solarizasyonu ve solarizasyonun tavuk gübresi ile kombinasyonunun bazı yabancı otlara, buğday verim ve verim unsurlarına etkisini belirlemek amacıyla 2003–2005 yılları arasında yürütülmüştür. Tarla denemeleri Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi uygulama alanında kurulmuştur. Solarizasyon denemelerinde 0,02 mm kalınlığında şeffaf polietilen örtüler kullanılmıştır. Tavuk gübresi uygulaması ise solarizasyon uygulamasından hemen önce yapılmıştır. Solarizasyonlu uygulamalarda toprağın bütün derinliklerinde sıcaklıklar uygulamasız kontrole oranla 9–15 ºC arasında artmıştır. Solarizasyon uygulaması bazı yabancı otların yoğunluğunu azaltmıştır. Tek başına solarizasyon ve tavuk gübresi+solarizasyon uygulamaları buğday gelişimine ve verimine de olumlu yönde etki göstermiş, buğday veriminde tek başına solarizasyon birinci yıl %12,02, ikinci yıl %9,05 ve tavuk gübresi+ solarizasyon uygulaması birinci yıl %16,49, ikinci yıl %19,11 artış sağlamıştır. Aynı uygulamalar buğdayın diğer gelişme unsurlarını da olumlu olarak etkilemiştir. Anahtar kelimeler: Solarizasyon, tavuk gübresi, yabancı ot, buğday verimi Effect of Soil Solarization and Poultry Manure Combination with Solarization on some Weeds, Wheat Yield and Yield Components Abstract: This study was conducted to determine the effects of soil solarization and poultry manure combinations on some of the common weeds, wheat yield and yield component during 2003-2005 growing seasons. Field experiments were conducted in the research field of Gaziosmanpasa University, Agricultural Faculty Tokat/Turkey. Solarization experiments were done by using 0,02 mm transparent polyethylene sheets. Solarization increased soil temperatures by 9-15 ºC in soil depths as compared to control. Solarization was reduced some weeds densities. Solarization and poultry manure+solarization applications were good effect on wheat growth and yield. Wheat yield was increased 12,02%, 9,05% and first season 16,49%, second season 19,11% by solarization application and poultry manure+solarization application respectively. Keywords: Solarization, poultry manure, weeds, wheat yield 1. Giriş Ekilebilir tarım alanlarının hızlı bir şekilde azalmasının tersine artan dünya nüfusunu besleyebilmek için birim alandan daha fazla ürün almak gerekmektedir. Birim alandan fazla ürün almanın en önemli yollarından biri de bitki koruma yöntem ve uygulamalarının geliştirilmesidir. Herbisitler, yabancı ot savaşımında en etkili ve en hızlı çözüm olarak düşünülürse de bu her zaman istenilen sonucu vermeyebilir. Herbisitlerin çevreye ve insan sağlığına olumsuz etkilerinin yanında, yabancı otlarda herbisitlere dayanıklılığın ortaya çıkması, ülkemiz açısından küçümsenmeyecek döviz kayıplarına neden olmaktadır (Zengin, 1997). Bütün bunlar değerlendirildiğinde kültür bitkilerinde ekonomik seviyede zarar oluşturan yabancı otlara karşı halihazırda bulunan mücadele yöntemlerinin yerine geçebilecek yeni mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu alternatif yöntemlerden birisi de toprak solarizasyonudur. Toprak solarizasyonu; toprağın güneş enerjisi ile ısıtılmasıdır. Uygulama yaz mevsimi sıcak geçen bölgelerde, sıcaklığın yüksek ve güneş ışığının şiddetli olduğu aylarda ve uygulama yapılacak alanın ekili olmadığı durumlarda, nemli toprağın mümkün olduğu kadar ince şeffaf polietilen örtü ile kapatılması işlemidir (Anonim,1995). Solarizasyonun yabancı otlar üzerindeki öldürücü etkisi uygulama yapılmış topraktaki sıcaklık yükselmesi sonucu meydana gelir ve genellikle tohumla çoğalan tek yıllık yabancı otlar üzerinde daha etkilidir. Tohumları sıcaklığa tolerant olanlar daha az duyarlıdırlar (Elmore,1991). Toprak solarizasyonunda örtülü ve örtüsüz parseller arasında 5-9 ºC sıcaklık farkının solarizasyonda yeterli olduğu bildirilmektedir (Ragon and Vilson, 1985). İsrail’de domateste Solarizasyon ve Solarizasyonun Tavuk Gübresi ile Kombinasyonunun Bazı Yabancı Otlar ile Buğdayın Verim ve Verim Unsurlarına Etkisi toprak solarizasyonu ile yapılan bir çalışmada 6 haftalık bir solarizasyon süresinin yabancı otları azalttığı, ürünü arttırdığı bildirilmiştir (AbuIrmaileh, 1991). Solarizasyon yabancı otlar, hastalık ve zararlıları kontrol etmesinin yanı sıra toprakta eriyebilirliği artan NO3, NH4, Ca, Mg++ ve K’nın bitkilerde alınımını kolaylaştırmakta ve bitkinin vejetatif gelişiminde, ürünün kalite ve miktarında artış sağlamaktadır (Stapleton, 1997). Tavuk gübresi, bahçe ve tarla tarımı için değerli bir besin maddesi kaynağıdır. Taze tavuk gübresinin içerdiği nem miktarı % 70 ile %80 arasında değişmektedir (Öğün ve Uluocak, 1978). Tavuk gübresi ve solarizasyon uygulamasının kombinasyonu ile toprak sıcaklığında artış görülür ve toprak nemi daha iyi muhafaza edilebilir ve yabancı otlarla mücadelede başarı artabilir. Bu çalışma ile; Tokat ve çevresinde sorun olan bazı yabancı otlara karşı toprak solarizasyonu uygulanması ile yabancı ot yoğunluğunun azaltılması, toprak solarizasyonunun buğday verimine etkisi ve tavuk gübresinin tarımda kullanılmasının artırılması amaçlanmıştır. 2. Materyal ve Yöntem 2.1. Materyal Gaziosmanpaşa Üniversitesi Taşlıçiftlik Kampüsü Ziraat Fakültesi Deneme Alanında yürütülen denemede 0,02 mm kalınlığında şeffaf polietilen örtü (200 m²), Huger marka dijital toprak termometresi, deneme alanına ekilen buğday ve bu alanda çıkan yabancı otlar denemenin asıl materyalini oluşturmuştur. 2.2. Yöntem 2.2.1. Arazi Çalışmaları Denemeler, tesadüf blokları deneme desenine göre 4 tekerrürlü ve 4 karakterli olarak kurulmuştur. Deneme alanı toprak solarizasyonu için uygun hale getirilmiştir. Deneme karakterleri solarizasyon, solarizasyon + tavuk gübresi, tavuk gübresi ve uygulamasız kontroldür. Tavuk gübresi + solarizasyon ve yalnız tavuk gübresi parsellerine 1 kg/m² tavuk gübresi karıştırıldıktan sonra salma sulama yapılmıştır (Anonim, 2003). Daha sonra parseller 0,02 mm kalınlığında şeffaf polietilen örtü ile kapatılmıştır. Denemede parsel arası boşluklar 0,5 m, bloklar arası boşluklar 1,5 m olarak bırakılmış, parsel büyüklükleri ise 3 x 4 = 12 m² olarak alınmıştır. Denemeler iki yıl üst üste aynı yerde (çakılı olarak) kurulmuştur. Denemelerde yapılan işlemlere ait tarihler Çizelge 1’de verilmiştir. Toprağın nemi azaldığında polietilen örtü kaldırılarak parseller salma sulama ile sulanmış ve sonra tekrar kapatılmıştır. Her iki yılda da 6 hafta süre ile toprak yüzeyi şeffaf polietilen örtü ile kapalı tutulmuştur. Çizelge 1. Tarla denemesinde yapılan işlemler ve tarihleri İŞLEMLER 2003–2004 sezonu Örtünün kapatıldığı tarih 05.07.2003 Örtünün açıldığı tarih 16.08.2003 Buğday ekim tarihi 13.11.2003 I. sayım 06.04.2004 Yabancı ot yoğunlukları II. sayım 25.04.2004 Sayım tarihleri III. sayım 11.05.2004 Buğday hasat tarihi 14.07.2004 Dijital toprak termometresi ile 0, 2, 5 ve 10 cm toprak derinliklerindeki toprak sıcaklıkları solarizasyon süresince her gün saat 14ºº’de ölçülmüştür. Farklı uygulamaların toprakta bulunan yabancı ot tohumlarına ve kültür bitkisine etkilerini belirlemek amacıyla, solarizasyon uygulama periyodunu takiben toprak 10-15 cm derinliğinde işlenerek ekime hazır hale 20 2004–2005 sezonu 18.07.2004 29.08.2004 15.11.2004 08.04.2005 18.05.2005 01.06.2005 22.07.2005 getirilmiştir. Birinci yıl kışlık makarnalık sert buğday (Triticum durum Desf.) olan Üveyik çeşidi, ikinci yıl ekmeklik buğday (Triticum aestivum ssp. vulgare Will) olan Momtchill çeşidi ekilmiştir. Dekara 20 kg olacak şekilde her parsele 240 g buğday elle ekilmiştir. Deneme parsellerinde çıkış yapan yabancı ot türleri ve ortalama yoğunlukları (adet / m²) 3 ayrı dönemde her parsele 4 çerçeve (¼ m²) Ü.ASAV, İ.KADIOĞLU atılarak belirlenmiş ve ortalamaları alınmıştır. Yabancı otların teşhisinde Davis (19651988)’ten, Türkçe isimlendirmelerde ise Uluğ ve ark. (1993)’dan yararlanılmıştır. Solarizasyon periyodunu takiben ekilen buğday parsellerinde aşağıdaki unsurlar incelenmiştir; Bitki boyu; buğday başaklanmasını tamamladıktan sonra her parselden tesadüfi olarak 10 buğday bitkisinin toprak yüzeyinden başak üst kısmına kadar boyları ölçülmüş daha sonra parsel ortalamaları alınarak bitki boyları elde edilmiştir (Özbek ve Özgümüş, 1997). 1000 tane ağırlığı; hasat edilen her parselin buğday tanelerinden 100’er adet 4 grup sayılmıştır. Bu grupların ağırlık ortalamaları alınmış ve 10 ile çarpılarak 1000 tane ağırlığı elde edilmiştir (Çölkesen ve ark.,1993). Tane verimi; parsellerin içerisinden 4 m²’lik bir alanda bulunan buğdaylar hasat edilmiş ve taneleri ayrılarak dekara verim hesaplanmıştır (Taban ve ark.,1997). 2.2.2. Uygulamaların Değerlendirilmesi Uygulamalar arasındaki farklılığı belirlemek amacıyla buğday verimine, buğday 1000 tane ağırlığına ve buğday bitki boyuna SAS programında istatistiki analiz yapılarak uygulamalara varyans analizi yapılmış ve LSD testiyle (P<0,05) aralarında farklılığın olup olmadığı belirlenmiştir. 3. Sonuçlar ve Tartışma 3.1. Solarizasyonun toprak sıcaklığına ve yabancı otlanmaya etkisi Yapılan solarizasyon çalışması sonucunda en yüksek sıcaklık birinci yıl 2 cm derinlikte 47,61ºC, ikinci yıl 50,79 ºC ile tavuk gübresi + solarizasyondan elde edilmiştir. Tavuk gübresi + solarizasyon toprak sıcaklığını kontrole oranla 9–15 ºC arttırmıştır. Çizelge 2’de uygulamaların farklı derinliklerdeki ortalama toprak sıcaklıkları verilmiştir. Uygulamaların ekilen buğday içindeki yabancı ot yoğunluklarına etkisi Çizelge 3’te görülmektedir. Uygulamalardan birinci ve ikinci yılda kontrol ile tavuk gübresi arasında yabancı ot yoğunluklarında fark görülmezken, solarizasyon ve tavuk gübresi + solarizasyon uygulamalarında çok az yabancı ot tür ve yoğunluğu görülmüştür. Uygulamaların birinci ve ikinci yılları arasında yabancı ot yoğunlukları açısından önemli farklılık yoktur. 3.2. Farklı Uygulamaların Buğday Bitki Boyu, 1000 Tane Ağırlığı ve Tane Verimine Etkileri Uygulamaların buğday verimi ve verim unsurlarına etkileri Çizelge 4, 5 ve 6’de verilmiştir. Çizelgelerden de anlaşılacağı gibi uygulamalarda her iki yılda da en düşük bitki boyu, 1000 tane ağırlığı ve tane verimi kontrolde görülmektedir. Tavuk gübresi + solarizasyon sonuçları ise en yüksek bulunmuştur. Solarizasyon ve tavuk gübresi + solarizasyon kombinasyonunun yabancı otlanmaya ve buğday verimi ile verim unsurlarına etkilerini belirlemek amacıyla iki yıl üst üste deneme yerine ekilen buğday içerisinde bulunan yabancı otlar ve yoğunlukları Çizelge 3’de verilmiş olup yıllar arasında kontrol ile tavuk gübresi ve solarizasyon ile tavuk gübresi + solarizasyon uygulamaları arasında yabancı ot yoğunluğu bakımından önemli bir fark görülmemiş, solarizasyon uygulaması yabancı ot yoğunluğunu azaltmıştır. Dalmau et al. (1993), Chenopodium album, Polygonum convolvulus ve P. aviculare’ye, Vizantinopoulos ve Katranis (1993) Portulaca oleracea, Solanum nigrum’a, Serim ve Öngen (1995) P. oleracea’ye, Tekin et al.(1997) Amaranthus retroflexus’a, Economou ve Mavrogiannopoulos (1997) Sinapis arvensis’e, Campiglia et al. (1998) P. oleracea, S. nigrum, S. arvensis ve Senecio vernalis’e, Tekin ve Çimen (1999) P. oleracea’ye solarizasyon uygulamasının yeterli etkiyi gösterdiğini bildirmektedirler. Anonim (1995), Moya ve Furukawa (2000) solarizasyon uygulaması ile kısmen veya tamamen kontrol edilen yabancı otlar olarak A. retroflexus, Anagallis arvensis L., Capsella bursa-pastoris (L.) Medik., S. vernalis., Stellaria media (L.) Vill, Cynodon dactylon (L.) Pers., Digitaria sanguinalis (L.) Scop., Echinochloa crus-galli (L.) P. Beauv., S. nigrum, Sonchus oleraceus L., Xanthium strumarium L. , C. album ve Urtica urens L. olduğunu, Convolvulus arvensis, Cyperus esculentus ve C. rotundus gibi tohum dışında rizom gibi üreme organları bulunan yabancı otların ise kontrol edilemediğini bildirmektedirler. 21 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 19-25 Çizelge 2. Farklı derinliklerdeki ortalama toprak sıcaklıkları (ºC) UYGULAMALAR Uygulamasız kontrol Tavuk gübresi Solarizasyon Tavuk gübresi + Solarizasyon 0 1. yıl 32,75 33,54 42,75 45,60 2 2. yıl 35,94 38,16 48,70 50,79 1. yıl 33,89 34,02 44,49 47,61 Derinlikler (cm) 5 2. yıl 1. yıl 2. yıl 33,85 30,59 30,30 35,85 31,24 31,50 45,10 40,63 40,43 46,55 42,74 41,55 1. yıl 27,46 28,19 36,13 37,96 10 2. yıl 27,26 28,30 36,63 37,92 Çizelge 3. 2003–2004 ve 2004–2005 sezonu deneme yerinde bulunan buğday içerisindeki yabancı otlar ve yoğunlukları (adet/ m²) UYGULAMALAR Uygulamasız Solarizasyon+ YABANCI OTLAR Tavuk gübresi Solarizasyon kontrol Tavuk Gübresi 1. yıl 2. yıl 1. yıl 2. yıl 1.yıl 2.yıl 1.yıl 2.yıl Agrostemma githago L. 3 2 2 2 Bifora radians Bieb. 1 2 1 2 Chenopodium album L. 1 1 1 Cirsium arvense (L.) Scop. 3 3 3 3 1 2 2 Conium maculatum L. 1 1 Convolvulus arvensis L. 3 3 3 3 2 2 2 2 Cyperus rotundus L. 2 2 2 2 2 2 2 2 Delphinium consolida L. 2 1 Fumaria officinalis L. 2 1 1 2 Galium aparine L. 1 3 1 2 Lactuca serriola L. 1 2 1 3 1 Lamium amplexicaule L. 1 1 1 1 Papaver rhoeas L. 2 2 Polygonum convolvulus L. 1 2 1 1 1 1 Portulaca oleracea L. 2 2 1 1 Reseda lutea L. 1 1 Senecio vulgaris L. 1 1 2 1 Setaria verticillata (L.) P. Beauv. 3 3 Sinapis arvensis L. 2 1 2 1 1 Solanum nigrum L. 1 1 Xanthium strumarium L. 2 2 2 2 1 Vaccaria pyramidata Medik 1 2 Veronica hederifolia L. 2 2 Toplam 32 32 31 33 8 9 5 6 Çizelge 4. Farklı uygulamaların buğday bitki boyuna etkisi (cm) Bitki boyu UYGULAMALAR 1. yıl 2. yıl Uygulamasız Kontrol 128,50 d 87,58 d Tavuk gübresi 132,15 c 90,23 c Solarizasyon 141,73 b 96,30 b Tavuk gübresi + Solarizasyon 145,55 a 100,63 a LSD (P<0,05) (+): artış (-): azalış 2,03 1,64 Kontrole göre değişim (%) 1. yıl 2. yıl + 2,84 + 3,02 + 10,29 + 9,96 + 11,32 + 14,90 - Ü.ASAV, İ.KADIOĞLU Çizelge 5. Farklı uygulamaların buğday 1000 tane ağırlığına etkisi (g) 1000 Tane Ağırlığı UYGULAMALAR 1. yıl 2. yıl Uygulamasız Kontrol 50,30 c 44,35 c Tavuk gübresi 52,92 b 46,24 b Solarizasyon 53,31 b 47,15 b Tavuk gübresi + Solarizasyon 55,19 a 49,37 a LSD (P<0,05) (+): artış (-): azalış 1,47 1,15 Kontrole göre değişim (%) 1. yıl 2. yıl + 5,20 + 4,26 + 5,98 + 6,31 + 9,72 + 11,32 - Çizelge 6. Farklı uygulamaların buğday tane verimine etkisi (kg/da) Verim UYGULAMALAR 1. yıl 2. yıl Uygulamasız Kontrol 363,75 d 415,80 d Tavuk gübresi 377,50 c 430,51 c Solarizasyon 407,50 b 453,41 b Tavuk gübresi + Solarizasyon 423,75 a 495,24 a LSD (P<0,05) (+): artış (-): azalış 5,81 8,51 Kontrole göre değişim (%) 1. yıl 2. yıl + 3,78 + 3,54 + 12,02 + 9,05 + 16,49 + 19,11 - Albay ve Boz (2004)’da C. rotundus’un solarizasyonla önlenemediğini bildirmişlerdir. Bazı kaynaklarda Polygonum convolvulus (Dalmau et al., 1993) ve C. rotundus (Kumar et al., 1993; Serim ve Öngen, 1995; Anonim, 2003) için solarizasyon etkili deniyorsa da bu farklılığın iklim, toprak yapısı, deneme yerinde yapılan kültürel işlemler ve tohumun toprakta bulunduğu derinlikle bağlantılı olduğu kanısındayız. Bu çalışmada da yukarıdaki araştırıcı-ların bulgularını doğrulayan sonuçlar alınmış, çok yıllık ve rizomla çoğalan C. arvensis, C. arvense ve C. rotundus gibi yabancı otlar az etkilenerek solarizasyon ve tavuk gübresi+solarizasyon uygulamalarında görülmüşlerdir. Ancak bu yabancı otlar uygulamasız kontrol ve tavuk gübresi uygulamalarında daha fazla bulunmuştur. Diğer tek yıllık yabancı otlar ise solarizasyondan yüksek oranda etkile-nerek buğday içerisinde görülmemişlerdir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi kapalı ortam ile açık ortam arasındaki 9–11 ºC’lik sıcaklık farkı ve yüksek rutubettir. Çünkü her iki yılda da 0 ve 2 cm toprak derinliklerinde sıcaklık 45 ºC’nin üzerinde çıkmıştır. Topraktaki farklı uygulamaların buğday bitki boyuna etkisine bakılırsa, birinci yıl Üveyik çeşidinde tavuk gübresi+solarizasyon uygulamasız kontrole göre %11,32 arttırmıştır. İkinci yıl Momtchill çeşidinde ise tavuk gübresi+solarizasyon %14,90 arttırmıştır. Yaduraju ve Ahuja (1996) yaptıkları solarizasyon çalışmalarında kışlık buğday (HD 2329 çeşidi)’ın parsellerdeki bitki gelişimi daha iyi olmuş ve bitki gelişimi % 42 oranında artmıştır. Topraktaki farklı uygulamaların buğday 1000 tane ağırlığının etkisine bakılırsa, birinci yıl Üveyik çeşidinde tavuk gübresi + solarizasyon uygulaması uygulamasız kontrole göre buğday bitki boyunu %9,72 oranında artırmıştır. İkinci yıl Momtchill çeşidinde tavuk gübresi + solarizasyon uygulaması 1000 tane ağırlığını uygulamasız kontrole oranla % 11,32 oranında arttırmıştır. Topraktaki farklı uygulamaların buğday tane veriminin etkisine bakılırsa birinci yıl Üveyik çeşidinde tane verimi kontrole göre tavuk gübresi+solarizasyon uygulaması %16,49 oranında arttırmıştır. İkinci yıl tavuk gübresi + solarizasyon uygulaması tane verimini uygulamasız kontrole göre %19,11 oranında arttırmıştır. Yukarıdaki ifade edilen verim artışının ekonomik olarak analizinde buğday verimi ve fiyatı, buğday çeşiti, solarizasyonun ve tavuk gübresinin maliyeti, yabancı otlara karşı uygulanacak ilaç ve ilaçlama maliyeti gibi unsurlar önemli olarak bulunmuştur. Gelecekte uygulamalar yapılırken bu kriterler esas alınarak ekonomik olup olmayacağı hesaplanmalıdır. Kanaatimizce uzun vadede üst üste yapılacak uygulamaların yabancı otları azaltacağı dikkate alınmadan, sadece aynı yıl içerisindeki uygulama dahi bugün için ekonomik olmaktadır. Sonuç olarak; bu çalışmada toprak solarizasyonu ile tavuk gübresi 23 Solarizasyon ve Solarizasyonun Tavuk Gübresi ile Kombinasyonunun Bazı Yabancı Otlar ile Buğdayın Verim ve Verim Unsurlarına Etkisi kombinasyonunun bazı yabancı otlara ile buğday verim ve verim unsurlarına etkisi araştırılmıştır. Stapleton (1997) solarizas-yonun yabancı otlar, hastalık ve zararlıları kontrol etmesinin yanında toprakta eriyebilirliği artan NO3, NH4, Ca, Mg++ ve K gibi elementlerin bitkiler tarafından alımını kolaylaştırmakta ve bitkinin vejetatif gelişmesinde, ürün kalite ve miktarında artış sağladığını ifade etmektedir. Bu çalışma ile yabancı otlar solarizasyondan yoğunluk olarak etkilenmiş, ancak bunun dışında solarizasyonun tavuk gübresinin de etkisiyle bitki besin maddesi açısından toprağı zenginleştirdiği de kanaatindeyiz. Toprak solarizasyonu ve tavuk gübresi kombinasyonunun özellikle tek yıllık yabancı otlar üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Denemede kullanılan buğday çeşitlerinin de bu kombinasyonda daha iyi geliştiği ve daha fazla verim alındığı saptanmıştır. Kullanılan bu yöntemin çok yıllık yabancı otlar üzerinde azaltıcı, tek yıllık yabancı otlar üzerinde öldürücü etkiye sahip olduğu, buğday verimini ise yaklaşık olarak %20 arttırdığı kanaatine varılmıştır. Kaynaklar Elmore, C.L., 1991. Weed control by soil solarization. In: Katan, J. and J.E. DeVay (eds.), Soil Solarization, CRC Press, London, 266 p. Kumar, B., Yaduraju, N.T., Ahuja, K.N. and Prasa, D., 1993. Effect of soil solarization on weeds and nematodes under tropical Indian conditions. Weed Research, 33: 5, 423-429. Moya, M. and Furukawa, G., 2000. Use of solar energy (solarization) for weed control in greenhouse soil for ornamental crops. New Zealand Plant Protection, 53: 34-37. Öğün, S. ve Uluocak, N., 1978. Kuru Tavuk Gübresinin Etçi Melez Civciv Yemeklerinde Protein Kaynağı Olarak Kullanılma Olanaklarının Araştırılması. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları Yıl: 9 Sayı: 1 Adana. Özbek, V. ve Özgümüş, A., 1997. Farklı Çinko Uygulamalarının Değişik Buğday Çeşitlerinin Verim ve Bazı Verim Kriterleri Üzerine Etkileri. I. Ulusal Çinko Kongresi, 12-16 Mayıs 1997, 183-190, Eskişehir. Ragon, D. and Vilson, J.B., 1985. Control of Weeds, Nematodes and Soil- Borne Pathogens by Soil Solarization Alafua, Agricultural Bultein 13(1): 1320. Serim, İ. ve Öngen, K.N., 1995. Ege Bölgesinde Toprak Solarizasyonunun Yabancı Ot Mücadelesinde Kullanılma Olanakları Üzerine Araştırmalar. VII. Fitopatoloji Kongresi Bildiri Kitabı, 26-29 Eylül 1995, 452-455, Adana. Stapleton, J.J., 1997. Modes of Action of Solarization and Biofumigation. Second International Conference on Soil Solarizatioan and Integrated Management of Soilborne Pets, 16-21 March 1997, Syria. Taban, S., Alpaslan, A., Güneş, A., Aktaş, M., Erdal, İ., Eyüboğlu, H. ve Baran, İ., 1997. Değişik Şekillerde Uygulanan Çinkonun Buğday Bitkisinde Verim ve Çinkonun Biyolojik Yarayışlılığı Üzerine Etkisi. I. Ulusal Çinko Kongresi, 12-16 Mayıs 1997, 147-155, Eskişehir. Tekın, I., Kadıoglu, I. and Uremıs, I., 1997. Studies on soil solarization against root-knot nematode and weeds in vegetable greenhouses in the mediterranean region of Turkey. Proceedings of the Second International Conference on Soil Solarization and Integrated Management of Soilborne Pests, Aleppo, Syrian Arab Republic, 16-21 March 1997, 604-615. Abu-Irmaıleh, B.E., 1991. Weed Control in Vegetables by Soil Solarization Weed Abst. 40: 11. Albay, F. ve Boz, Ö., 2004. Çilek Alanların-daki Yabancı Otların Mücadelesinde Solarizasyon, Zeytin Karasuyu ve Mısır Gluten Ununun Etkinliğinin Saptanması. Türkiye I. Bitki Koruma Kongresi Bildirileri, 8-10 Eylül 2004, Samsun, s. 225. Anonim, 1995. Toprak Solarizasyonu Uygu-laması Geçici Teknik Talimatı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Adana Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Adana. Anonim, 2003. Doğu Akdeniz Bölgesinde Örtü Altı Çilek, Biber ve Patlıcan Yetiştiriciliğinde Metil Bromid’e Alternatif Uygulamaların Geliştiril-mesi Projesi. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı T.C. Adana Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü, Adana. Campıglıa, E., O. Temperını, R. Mancınellı, A. Maruccı and Saccardo, F., 1998. La Solarizzazione Del Suolo in Ambiente Mediterraneo: Effecto Sul Controllo Delle Erbe Infestanti e Sulla Produzione Della Lattuga Romana (Lactuca sativa L., var. longifolia Lam.). Italus Hortus, 5: 3, 36-42. Çölkesen, M., Eren, N., Öktem, A. ve Akıncı, C., 1993. Şanlıurfa’da Kuru ve Sulu Koşullara Uygun Makarnalık Buğday Çeşitlerinin Saptanması Üzerine Bir Araştırma. Makarnalık Buğday ve Mamulleri Sempozyumu 30 Kasım-3 Aralık 1993, 533-539, Ankara. Dalmau, L., Plana, E. and Verdu, A.M., 1993. Solarizacion, Trabajo Del Suelo y Control de Mas Malas Hierbas En el Valles Oriental (Barcelona). Proceedings of the 1993 Congress of the Spanish Weed Science Society, Lugo, Spain, 1-3 December 1993, 264-267. Davıs, P.H., 1965-1988. Flora of Turkey and East Aegean Islands. University Press Edinburg. Volume 1-10, Edınburg. Economou, G. and Mavrogıannopoulos, G., 1997. Soil Solarization for Controlling Avena sterilis L., Bromus diandrus L. and Sinapis arvensis L. in Greenhouse in Greece. Second International Conference on Soil Solarization and Integrated Management of Soilborne Pests. Program and Abstracts Book. March 16-21 1997, Syria. 24 Ü.ASAV, İ.KADIOĞLU Tekin, A. S. ve Çimen, İ., 1999. Diyarbakır Koşullarında Toprak Solarizasyonunun Yeşil Soğan ve Ispanak Verimi ile Semizotu (Potulaca oleracea L.) Populasyonuna Etkisi.Türkiye IX. Fitopatoloji Kong. Bildiri Kitabı, 578-585, Adana . Uluğ, E., Kadıoğlu, İ. ve Üremiş, İ., 1993. Türkiye’nin Yabancı Otları. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Adana Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Yayın no: 78. Adana, s.: 513 Vizantinopoulos, S. and Katranis, N., 1993. Soil solarization in Greece. Weed Research, 33: 225-230. Yaduraju, N.T. and Ahuja, K.N., 1996. Effect of Soil Solarization with or without Weed Control on Weeds and Productivity in Soybean-wheat System. Proceedings of the Second International Weed Control Congress, Copenhagen, 25-28 June 1996: Volumes 1-4, 721-727. Denmark. Zengin, H., 1997. Yabancı Otlarda Biyolojik Mücadele Yöntemleri. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 28(3): 496-514. 25 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 55-61 Topraksız Ortama Arbusküler Mikoriza Aşılamanın Patlıcan (Solanum melongena L.) Yetiştiriciliği Üzerine Etkileri* Emin Yılmaz1 Ayşe Gül2 1- Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü, 60240 Tokat 2- Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü, 35100 İzmir Özet: Bu çalışma, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne ait ısıtmasız cam serada 2001 ve 2003 yıllarında topraksız tarım tekniği kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmada bitkisel materyal olarak patlıcan (cv. Faselis F1), yetiştirme ortamı olarak ise pomza kullanılmıştır. Denemede mikoriza uygulaması (+ mikoriza, - mikoriza) ve fosfor uygulaması (15, 30 ve 45 ppm) olmak üzere 2 faktörün etkisi incelenmiştir. Glomus caledonium mikoriza türü kullanılmış, inokulasyon tohum ekiminde 50 spor/bitki ve dikimde 1000 spor/bitki olacak şekilde yapılmıştır. Denemede fide gelişimi, kök infeksiyon oranı, verim ve atılan element miktarları incelenmiştir. Mikoriza ilavesi yapılmasının, dikime hazır fidelerde incelenen gelişme parametrelerini kontrole göre artırdığı saptanmıştır. Her iki yılda da vegetasyon süresi ilerledikçe, tüm P dozlarında kök infeksiyonu önemli düzeyde artmış, besin çözeltisinin P dozu arttıkça kök infeksiyonu azalmıştır. Maksimum kök infeksiyon oranı birinci ve ikinci yılda sırasıyla %97.3 ve 98.3’ e ulaşmıştır. “+ Mikoriza uygulaması” ile bitkilerin besin elementi alımı artmış, bu durumla ters orantılı olarak drenaj ile atılan element miktarı ise azalmıştır. Mikorizanın bitkide meydana getirdiği bu etkilerin uzantısı olarak, bitki gelişimi ve ona bağlı olarak da verim artışı söz konusu olmuştur. Uygulamalara bağlı pazarlanabilir verimin birinci yılda 10.16-13.54 t/da, ikinci yılda ise 11.16-14.50 t/da arasında değiştiği saptanmıştır. Pomzada patlıcan yetiştiriciliği için “+ mikoriza uygulaması” ile birlikte 15 ppm P dozunun yeterli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. “+ Mikoriza uygulaması” ile 15 ppm P dozunda kontrole (-15) kıyasla verim artışının %23’e çıkabileceği saptanmıştır. Diğer yandan “+ mikoriza uygulaması”nın yüksek P dozunda atılan element miktarını azaltarak olumlu katkı sağlayabildiği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler : Mikoriza (Glomus caledonium), topraksız tarım, patlıcan, fosfor dozu The Effects of Mycorrhizal Fungi Inoculation to Soilless Medium on Eggplant Production Abstract: This study was carried out in 2001 and 2003 using soilless cultivation technique in an unheated glasshouse of Agricultural Faculty of Gaziosmanpaşa University. In the study, eggplant (cv. Faselis F1) was used as plant material and pumice as growing medium. In the trials, the effects of two factors, mycorrhiza inoculation (+mycorrhiza and –mycorrhiza) and phosphourus levels (15, 30 and 45 ppm) were examined. Glomus caledonium mycorrhiza species was used; inoculation was applied at seed sowing or seedling planting as 50 spores/plant and as 1000 spores/plant, respectively. In the trial, seedling growth, root infection ratio, yield and disposed mineral amounts were determined. “+ Mycorrhiza inoculation” increased the growth parameters in the seedlings ready to be planted with respect to control. In two years, as vegetation periods advanced, in all P levels root infection considerably increased, and root infection decreased as P rate of nutrient solution increased. Maximum root infection ratios were 97.3% and 98.3% respectively in first and second years. For eggplant growing in the pumice, 15 ppm P rate was concluded to be enough with “+ mycorrhiza application”. It is concluded that in the 15 ppm P rate with “+ mycorrhiza application”, yield increase could be up to 23% compared to control (-15). On the other hand, it was concluded that in high P dosage “+ mycorrhiza application” could make a positive contribution by reducing the amounts of disposed minerals. Keywords: Mycorrhiza (Glomus caledonium), soilless culture, eggplant, phosphorus rate 1. Giriş Seralarda toprağın örtü altında bulunması ve üst üste aynı ya da yakın türlerin yetiştirilmesi nedeni ile, toprakta hastalık etmenleri ve nematodların artışı, toprak yorgunluğu, tuzluluk gibi topraktan kaynaklanan sorunlar verimi ciddi bir şekilde etkilemektedir. Sera yetiştiriciliğinde topraktan kaynaklanan bu sorunlara çözüm olarak önerilen topraksız tarım, pek çok ülkede ticari sera üretiminde önemli ölçüde benimsenmiştir. Tarımsal üretimi artırmak için kullanılan fosforlu gübrelerle birlikte birçok element (ağır metal) de yetiştirme ortamına gelmektedir. Yüksek konsantrasyonlarda kadmiyum içeren fosforlu gübrelerin fazla miktarda her yıl Topraksız Ortama Arbusküler Mikoriza Aşılamanın Patlıcan (Solanum melongena L.) Yetiştiriciliği Üzerine Etkileri uygulanmasına bağlı olarak, tarım topraklarında kadmiyum miktarının artması, bu ağır metale ait birikimin tarımsal ürünlerde de insan sağlığını olumsuz etkileyecek düzeyde artmasına neden olabilir (Mortevedt, 1987). Fosfor toprakta, azot ise havada bol miktarda fakat bağlı formda bulunmaktadır. Mikrobiyal gübreler, havada ve topraktaki yarayışlı besin maddelerinin bitkiler tarafından faydalanılmasında yardımcı olur ve bu nedenle kimyasal gübrelerin daha az kullanılmasına imkan tanırlar. Birçok toprak mikroorganizması bitkinin besin maddesi alımını artırabilir. Bitkiler üzerinde direkt olarak faydalı etkisi olan bu organizmalar biyogübre olarak büyük bir potansiyele sahiptir. Bitkilere yararları açısından mikro organizmalar 3 grupta sınıflandırılabilir: a) Azot fiske eden organizmalar, b) Mikoriza mantarları, c) Bitki gelişimini artıran rizosfer bakterileri (Arcak ve Güder, 2004). Mikoriza kelimesi, kök mantarı anlamındadır. Mikoriza, bitki kökleri ile belirli mantar türleri arasındaki karşılıklı bir yaşam biçimi olarak da tanımlanmaktadır. Bitkilerin Mikroorga- nizmalarla yaptığı karşılıklı simbiyotik veya mutualistik ilişki sayesinde bitki köklerinin topraktan besin elementi ve su alımında mikoriza mantarlarının rolü son yıllarda bilimsel araştırmalarla belirlenmiştir (Ortaş,1998). Topraksız tarımda bitki besleme kaynağı olarak genelde kimyasal kaynakların kullanıldığı göz önüne alındığında; mikorizanın topraksız tarımda kullanımı oldukça önem arz etmektedir. Çünkü mikoriza kullanımı ile, başta fosfor olmak üzere kimyasal gübre kullanımı azaltılabilecektir (Arcak ve Güder, 2004). Bu çalışmada; ülkemizde yerel olarak mevcut pomza ortamına aşılanan mikorizanın, farklı fosfor düzeylerinde patlıcanda fide gelişimi, kök infeksiyon oranı, verim ve atılan element miktarları üzerine olan etkileri incelenmiştir. Çalışmanın amacı topraksız tarımda sürdürülebilirliğin sağlanmasıdır. 2. Materyal ve Yöntem 2.1. Materyal Bu çalışma; 2001 ve 2003 yıllarında Tokat Merkez İlçede Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Uygulama ve Araştırma alında bulunan 420 m²’lik bir cam serada yürütülmüştür. Araştırmada bitkisel materyal olarak, mikorizaya karşı olumlu tepki veren türler arasında yer alan (Al- Raddad,1987; Matsubara et. al., 1995; Ortaş, 1998; Karagiannidis, 2002; Greipsson and El-Mayas, 2002) patlıcan (Solanum melongena L.) seçilmiştir. Çeşit olarak ise Agromar firmasına ait olan Faselis F1 çeşidi kullanılmıştır. Denemede endomikoriza fungusu olarak, daha önceki çalışmalarda iyi sonuç verdiği bildirilen; (Ravnskov and Jakobsen, 1999; Karandashow et. al., 2000; Akpınar et al., 2001; Paydaş et al., 2001; Sarı ve ark., 2001; Greipsson and El-Mayas, 2002) Glomus caledonium türü kullanılmıştır. Mikorizal materyal, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü’nden temin edilmiştir. Fide yetiştirme ortamı olarak steril torf, bitki yetiştirme ortamı olarak ise, topraksız tarım çalışmalarında yaygın olarak kullanılan pomza (Balaguer et al., 1991; Gül, 1995; Gül ve ark., 1996; Sevgican, 1999) kullanılmıştır. Bitki yetiştirmede, derinliği 18, iç genişliği 20 cm ve iç uzunluğu 71 cm olan yaklaşık 25.6 litre hacimli ayaklı sert PVC saksılar kullanılmıştır. Deneme alanından genel bir görünüm Resim 1’de görülmektedir. Resim 1. Deneme alanından genel bir görünüm 56 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 55-61 2.2. Yöntem Deneme; tesadüf parselleri deneme desenine uygun şekilde 3 tekrarlı olarak düzenlenmiştir. Denemede 2 faktörün etkisi incelenmiş olup ele alınan faktörler ve seviyeleri aşağıda belirtilmiştir: 1. Mikoriza uygulaması (+ Mikoriza , – Mikoriza) 2. Fosfor uygulaması (15 ppm, 30 ppm, 45 ppm ) Mikorizalı fide elde edebilmek için, torfla doldurulan çoklu saksı gözlerinin ortasına Çizelge 1. Üretim takvimleri Yıl Ekim Tarihi 2001 01 Mart 2003 01 Mart açılan çukurlara yaklaşık 5 g mikorizal materyal eklendikten sonra tohum ekimi yapılmıştır (Çığsar ve ark, 2000). Mikoriza inokulumu, fide dikimi için saksılara açılan dikim çukuru tabanına 100 g (1000 spor)/fide olacak şekilde yerleştirildikten sonra fideler dikilmiştir. Üretim takvimleri Çizelge 1’dedir. Denemede kullanılan besin çözeltisi Sevgican (1999)’a göre Çizelge 2’deki gibi hazırlanmıştır. Besin çözeltisinin pH değeri 6 ve EC değeri ise 2 mmhos/cm, civarında tutulmuştur (Savvas and Lenz, 1994). Dikim Tarihi 22 Nisan 05 Mayıs İlk Hasat Tarihi 01 Temmuz 27 Haziran Çizelge 2. Denemede kullanılan besin çözeltisinin element içeriği (mg/l) Element N P K Ca Mg Fe Mn Zn Doz (mg/l) 180 15, 30, 45 240 160 50* 3 0.75 0.50 Son Hasat Tarihi 10 Kasım 10 Kasım B 0.4 Cu 0.1 Mo 0.05 * Kullanılan suda yeterli düzeyde bulunduğundan ilave edilmemiştir. 3. Bulgular ve Tartışma Fide Gelişimi: Mikoriza uygulamasının dikime hazır fidelerde bazı özellikler üzerine etkisi Çizelge 3’te verilmiştir. Birinci deneme yılında, fide özelliklerinin tümü üzerine, mikoriza uygulamasının etkisi istatistiksel önem düzeyinde (P<0.01) gerçekleşmiştir. İkinci yılda; gövde uzunluğu, kök uzunluğu, yaprak sayısı, gövde yaş ağırlığı, gövde kuru ağırlığı ve kök kuru ağırlığı üzerine, mikoriza uygulamasının etkisi istatistiksel önem düzeyinde (P<0.01) gerçekleşmiştir. Kök İnfeksiyonu: Kök infeksiyonunun fosfor uygulamalarına bağlı olarak değişimi Çizelge 4’de verilmiştir. Birinci yılda en yüksek kök infeksiyonu değeri 3 Haziran’da %31 olarak saptanmış iken, 18 Ekim’de %97.3’e ulaşmıştır. Her iki deneme yılında da, besin çözeltisinin P konsantrasyonu arttıkça, kök infeksiyonu azalmıştır. Vejetasyon süresi ilerledikçe, tüm P dozlarında kök infeksiyonu artmıştır. Bu artış, ilk ve son kök inceleme zamanları karşılaştırıldığında; 15 ppm için %214, 30 ppm için %379 ve 45 ppm için ise %520 düzeyinde gerçekleşmiştir. Toplam Verim: Mikoriza ve P uygulamalarının toplam verim üzerine etkileri Çizelge 5’te verilmiştir. Birinci yıl yapılan denemede, “+ mikoriza uygulaması” toplam meyve ağırlığı ve sayısını kontrole göre artırmıştır (P<0.01) ve bu artış oranları sırasıyla %15 ve %19 seviyesinde gerçekleşmiştir. Toplam verim üzerine P uygulamasının esas etkisi ise istatiksel önem düzeyinde olmamıştır. Ortalama meyve ağırlığı üzerine, mikoriza uygulamasının esas etkisi önemli olmamakla birlikte, P uygulamasının esas etkisi ve faktörler arasındaki etkileşim önemli bulunmuştur. Mikoriza uygulaması ve P uygulaması arasındaki etkileşim incelendiğinde, –45 uygulamasının diğer uygulamalara göre ortalama meyve ağırlığını artırdığı (P<0.05) saptanmıştır. +15 ppm uygulamasından elde edilen toplam verim, diğer tüm uygulamaların gösterdiği değerlerden daha yüksektir (Şekil 1). İkinci yılda, toplam verim değerleri üzerine mikoriza ve P uygulamasının esas etkisi ve uygulamaların birlikte etkisi istatistiksel önem düzeyinde olmamıştır. Ortalama meyve ağırlığı üzerine P uygulamasının etkisi istatistiksel açıdan önemlidir (P<0.05) (Şekil 2). Topraksız Ortama Arbusküler Mikoriza Aşılamanın Patlıcan (Solanum melongena L.) Yetiştiriciliği Üzerine Etkileri Çizelge 3. Mikoriza uygulamasının dikime hazır fidelerde bazı özellikler üzerine etkisi Gövde Uzunluğu (cm) Kök Uzunluğu (cm) Gövde Kalınlığı (mm) –M +M LSD0.05 11.2 b 12.6 a 0.52** 12.6 b 15.4 a 1.36** 3.2 b 3.6 a 0.12** –M +M LSD0.05 14.0 b 14.7 a 0.76** 11.6 b 13.1 a 0.81** 3.7 3.6 Ö.D. Yaprak Gövde Yaş Sayısı Ağırlığı (adet/fide) (g/fide) 1. DENEME YILI 5.5 b 3.88 b 6.2 a 5.37 a 0.31** 0.29** 2. DENEME YILI 5.5 b 4.78 b 5.9 a 5.31 a 0.31** 0.38** Gövde Kuru Ağırlığı (g/fide) Kök Yaş Ağırlığı (g/fide) Kök Kuru Ağırlığı (g/fide) 0.68 b 0.92 a 0.05** 2.04 b 2.70 a 0.24** 0.16 b 0.20 a 0.02** 0.95 b 1.06 a 0.08** 4.62 5.07 Ö.D. 0.46 b 0.64 a 0.10** Çizelge 4. Fosfor uygulamasının kök infeksiyonu (%) üzerine etkisi 1. DENEME YILI 15 ppm 30 ppm 45 ppm LSD0.05 2. DENEME YILI 15 ppm 30 ppm 45 ppm LSD0.05 03 Haziran 31.0 a 19.0 b 14.3 b 11.2* 20 Haziran 33.0 a 22.3 b 13.3 c 2.7** 13 Temmuz 60.0 a 40.0 b 30.3 b 19.8* 30 Temmuz 68.0 a 44.7 b 29.3 c 5.5** 23 Ağustos 89.7 a 78.3 ab 63.3 b 19.1* 15 Eylül 93.3 a 76.7 b 53.7 c 5.0** 18 Ekim 97.3 91.0 88.7 Ö.D. 01 Kasım 98.3 a 86.7 b 71.3 c 6.3** Çizelge 5. Mikoriza ve P uygulamalarının toplam verim üzerine etkileri t/da Mikoriza uygulaması P uygulaması Mikoriza x P Mikoriza uygulaması P uygulaması Mikoriza x P 58 – + LSD0.05 15 30 45 LSD0.05 –15 –30 –45 +15 +30 +45 LSD0.05 13.82 b 15.90 a 0.64** 14.90 15.08 14.61 Ö.D. 13.37 d 13.99 cd 14.12 cd 16.42 a 16.18 ab 15.11 bc 1.11** – + LSD0.05 15 30 45 LSD0.05 –15 –30 –45 +15 +30 +45 LSD0.05 14.45 14.86 Ö.D. 13.75 15.56 14.65 Ö.D. 12.82 16.05 14.48 14.69 15.07 14.82 Ö.D. kg/bitki 1. DENEME YILI 4.67 b 5.37 a 0.22** 5.03 5.09 4.93 Ö.D. 4.51 d 4.72 cd 4.77 cd 5.54 a 5.46 ab 5.10 bc 0.38** 2. DENEME YILI 4.88 5.01 Ö.D. 4.64 5.25 4.95 Ö.D. 4.33 5.42 4.89 4.95 5.09 5.00 Ö.D. adet/bitki Ortalama Meyve Ağırlığı (g) 32.53 b 38.67 a 4.67* 37.25 36.13 33.42 Ö.D. 33.33 33.13 31.13 41.17 39.13 35.70 Ö.D. 144.07 139.28 Ö.D. 135.59 b 140.96 b 148.47 a 7.31** 135.83 b 142.45 b 153.93 a 135.35 b 139.47 b 143.01 b 10.34* 31.08 31.86 Ö.D. 30.33 32.13 31.93 Ö.D. 28.47 33.03 31.73 32.20 31.23 32.13 Ö.D. 156.70 157.78 Ö.D. 152.87 b 163.53 a 155.32 ab 8,70* 151.75 164.08 154.26 153.98 162.99 156.37 Ö.D. Toplam Verim Verim (ton/da) 20 Pazarlanabilir Verim Iskarta Verim 15 10 5 0 M– M+ 15 ppm 30 ppm 45 ppm P P P (-15) (-30) (-45) (+15) (+30) (+45) Şekil 1. Mikoriza ve fosfor uygulamalarının verim üzerine etkileri (1.yıl) Verim (ton/da) 20 15 10 5 0 M– M+ 15 ppm P 30 ppm P 45 ppm P (-15) (-30) (-45) (+15) (+30) (+45) Şekil 2. Mikoriza ve fosfor uygulamalarının verim üzerine etkileri (2.yıl) Drenaj Çözeltisi İle Atılan Element Miktarı: Mikoriza ve fosfor uygulamalarının drenajla atılan element miktarları üzerine etkisi Çizelge 6’da verilmiştir. Her iki deneme yılında da, “+ mikoriza uygulaması”, genel olarak drenajla atılan toplam element miktarlarını kontrole göre azaltmıştır, ancak bu etki sadece çinko için istatistiksel önem düzeyinde (P<0.01) gerçekleşmiştir. “+ mikoriza uygulaması”, drenajla atılan toplam çinko miktarlarını kontrole göre birinci yıl %37, ikinci yıl ise % 36 azaltmıştır. Fosfor uygulamasının esas etkisi ile, mikoriza ve P uygulamalarının birlikte etkisi ise, atılan fosfor miktarı açısından istatistiksel önem düzeyinde (P<0.01) gerçekleşmiştir. Uygulanan fosfor dozu arttıkça, drenajla atılan toplam fosfor miktarı da artmıştır. Mikoriza uygulaması ve P uygulaması arasındaki etkileşim incelendiğinde; drenajla atılan en yüksek toplam P miktarı –45 uygulamasında ve en düşük toplam P miktarı ise – ve +15 ppm uygulamasında elde edilmiştir. Mikoriza uygulamasının atılan fosfor miktarını azaltıcı etkisi, özellikle 45 ppm P dozunda daha belirgin olarak ortaya çıkmıştır. “+ Mikoriza uygulaması” ile atılan element miktarında meydana gelen azalış, artan fosfor dozlarında oransal (%) olarak daha yüksektir. Bu durum Çizelge 7’de verilmiştir. 4. Sonuç Elde edilen sonuçlar toplu olarak değerlendirildiğinde, denemede vegetasyon süresi ilerledikçe, tüm P dozlarında köklerdeki mikorizal infeksiyon önemli düzeyde artış göstermiş ve iyi bir kök infeksiyonu ile bitkilerin besin elementi alımı artmıştır. Bu durumla ters orantılı olarak drenaj ile atılan element miktarı ise azalmıştır. Mikorizanın bitkide meydana getirdiği bu etkilerin uzantısı olarak, bitki gelişimi ve ona bağlı olarak ta verim artışı söz konusu olmuştur. Pomzada patlıcan yetiştiriciliği için 15 ppm P dozunun yeterli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. “+ Mikoriza uygulaması” ile 15 ppm P dozunda kontrole (-15) kıyasla verim artışının %23’e çıkabileceği saptanmıştır. 45 ppm dozunda ise + mikoriza ile elde edilen verim artışı ancak %7’ye ulaşabilmiştir. Diğer yandan “+ mikoriza uygulaması” nın yüksek P dozunda atılan element miktarını azaltarak olumlu katkı sağlayabildiği ortaya konmuştur. Elde edilen sonuçların uygulamaya aktarılması, ülkemizde şu anda gelişme aşamasında olan topraksız tarımın çevre ile uyumlu tarzda gelişmesine katkı sağlayacaktır. 59 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 55-61 Çizelge 6. Mikoriza ve fosfor uygulamalarının drenajla atılan element miktarlarına etkisi P (g/bitki) Mikoriza uygulaması P uygulaması Mikoriza x P Mikoriza uygulaması P uygulaması Mikoriza x P – + LSD0.05 15 30 45 LSD0.05 –15 –30 –45 +15 +30 +45 LSD0.05 0.83 0.62 Ö.D. 0.31 c 0.70 b 1.17 a 0.35** 0.32 c 0.79 bc 1.38 a 0.30 c 0.61 bc 0.96 ab 0.49** – + LSD0.05 15 30 45 LSD0.05 –15 –30 –45 +15 +30 +45 LSD0.05 0.74 0.57 Ö.D. 0.28 c 0.67 b 1.01 a 0.33** 0.31 c 0.73 abc 1.19 a 0.26 c 0.62 bc 0.84 ab 0.47** K Ca (g/bitki) (g/bitki) 1. DENEME YILI 16.73 17.77 12.71 13.43 Ö.D. Ö.D. 16.15 17.27 12.95 14.45 15.07 15.07 Ö.D. Ö.D. 17.32 18.36 14.51 16.27 18.37 18.68 14.98 16.18 11.40 12.64 11.76 11.46 Ö.D. Ö.D. 2. DENEME YILI 4.29 5.76 3.86 5.25 Ö.D. Ö.D. 4.03 6.46 3.82 5.11 4.38 4.93 Ö.D. Ö.D. 4.01 6.60 4.06 5.33 4.81 5.34 4.05 6.33 3.58 4.90 3.94 4.52 Ö.D. Ö.D. Mg (g/bitki) Fe (mg/bitki) 5.33 4.42 Ö.D. 5.81 4.41 4.41 Ö.D. 5.89 4.87 5.21 5.72 3.94 3.60 Ö.D. 182.68 130.56 Ö.D. 193.83 131.92 144.11 Ö.D. 209.67 154.71 183.65 178.00 109.12 104.57 Ö.D. 71.15 a 45.04 b 11.01** 50.85 63.37 60.07 Ö.D. 59.60 76.28 77.58 42.10 50.45 42.57 Ö.D. 0.90 0.83 Ö.D. 0.95 0.78 0.86 Ö.D. 0.97 0.80 0.93 0.93 0.77 0.79 Ö.D. 80.07 72.39 Ö.D. 84.63 71.23 72.83 Ö.D. 85.05 76.22 78.95 84.21 66.23 66.71 Ö.D. 10.00 a 6.40 b 0.26* 13.97 a 6.29 b 4.34 b 0.32** 15.88 a 7.99 bc 6.14 bc 12.06 ab 4.59 c 2.53 c 5.73** Çizelge7. Mikoriza (+) uygulaması ile atılan element miktarında meydana gelen azalışlar (%) 1. DENEME YILI 2. DENEME YILI 15 ppm 30 ppm 45 ppm 15 ppm 30 ppm P 26 23 30 16 15 K 14 21 36 1 12 Ca 12 22 39 4 8 Mg 3 19 31 4 4 Fe 15 29 43 1 13 Zn 29 36 45 24 43 Zn (mg/bitki) 45 ppm 29 18 15 15 16 59 Kaynaklar Akpınar, C., Ortaş, İ., Üstüner, O., Coşkan, A., Kaya, Z., 2001. The Effect of Various Mycorrhizal Species and Growth Media On Citruz Seedlin Growth And Nutrient Uptake. Workshop on “Managing Arbuscular Mycorhizal Fungi For Improving Soil Quality and Plant Healt İn Agriculture.” P. 52, June, 7-9, University of Çukurova, Adana, Turkey. Al-Raddad, A.M., 1987. Effect of VA Mycorrhizal Izolates on Growth of Tomato, Eggplant and Pepper in Field Soil. Dirasat (Jordon), 14(11): 161-168. Arcak, S., Güder, N., 2004. Biyolojik Gübrelemenin Sürdürülebilir Ekosistemdeki Önemi. Türkiye 3. Ulusal Gübre Kongresi, Tarım-Sanayi-Çevre, 11-13 Ekim, 837-844, Tokat. Balaguer, M.D., Vıcent, M.T., Parıs, J.M., 1991. Utilisation of Pumice Stone As Support For The Anaerobic Treatment of Vınasse With a Fluidized Bed Reactor. Environmential Technology, 12: 11671173. Çığsar, S., Sarı, N., Ortaş, İ., 2000. Hıyarda VesikülerArbusküler Mikorizanın Bitki Büyümesi ve Besin Maddeleri Alımı Üzerine Etkileri. Turk Journal of Agriculture and Foresty, 24: 571-578. Greipsson, S., El-Mayas, H., 2002. Synergistic Effect of Soil Pathogenic Fungi and Nematodes Reducing Bioprotection of Arbuscular Mycorrhizal Fungi on The Grass Leymus Arenarius. Bio Control, 47, 715– 727. Topraksız Ortama Arbusküler Mikoriza Aşılamanın Patlıcan (Solanum melongena L.) Yetiştiriciliği Üzerine Etkileri Gül, A., 1995. Sera Hıyar Yetiştiriciliğinde Topraksız Ortamların Kullanım Süresinin Verime Etkileri. Türkiye II. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi., 3-6 Ekim, 181-185, Adana. Gül, A., Sevgican, A., Kılınç, N.A., 1996. Sera Hıyar Üretiminde Farklı Yetiştirme Ortamlarının Meyve Kalitesine Etkileri. GAP 1. Sebze Tarımı Sempozyumu. 7-10 Mayıs, 393-398, Şanlıurfa. Karagiannidis, N., Bletsos, F., Stavropoulos, N., 2002. Effect of Verticullium Wilt (Verticillium Dahlie Kleb.) and Mycorrhiza (Glomus Mosseae) on Root Colonization, Growth and Nutrient Uptake in Tomato and Eggplant Seedlings. Scientia Horticulturae, 94(1): 145-156. Karandashow, V., Kuzuovkına, I., Hawskıns, H. J, George, E., 2000. Growth and Sporulation Of The Arbuscular Mycorrhizal Fungus Glomus Caledonium İn Dual Culture With Transformed Carrot Roots. Mycorrhiza , 10 (1) : 23-28. Matsubara, Y., Tamura, H., Harada, T., 1995. Growth Enhancement and Verticillium Wilt Control By Vesicular-Arbuscular Mycorrhizal Fungus Inoculation in Eggplant Journal of The Japanese Socıety For Hortıcultural Scıence, 64(3): 555-561. Mortevedt, J.J., 1987. Cadmium Levels in Soils and Plants From Some Long-Term Soil Fertility Experiments in The United State Of America. J. Environ. Qual. 16, 137-142. Ortaş, İ., 1998. Toprak ve Bitkide Mikoriza. Workshop Kurs Kitapçığı, Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü. 20-22 Mayıs, Adana. Paydaş, S., Kafkas, E., Uğurluay, A., Yiğit, A., Ortaş, İ., 2001. Responses of Various Arbuskuler Mycorrhizae (Am) Spesies on Yield and Fruit Quality Characteristics of Strawberries. Workshop on “Managing Arbuscular Mycorhizal Fungi For Improving Soil Quality and Plant Healt in Agriculture.”, June, 7-9, P. 56, University Of Çukurova, Adana, Turkey. Ravnskov, S., Jakobsen, I., 1999. Effects of Pseudomonas Fluorescens Df57 on Growth and P Uptake of Two Arbuscular Mycorrhizal Fungi in Symbiosis With Cucumber. Mycorrhiza , 8 (6) : 329-334. Sarı, N., Ortaş, İ., Yetişir, N., Köksal, G., Sayılıkan, B., Çetiner, B., Çığsar, S., Akpınar, Ç., Arslan, A.K., Üstüner, Ö., 2001. Examples of Someapplication of Mycorrhization of Vegetable Production in Turkey.Workshop on Mananing Arbuscular Mycorrhizal Fungi For Improving Soil Quality and Plant Health in Agriculture. June 7-9, University of Çukurova, Adana, Turkey. Savvas, D., Lenz, F., 1994. Influence of Nacl Salinity on The Vegetative and Reproductive Growth of Eggplant (Solanum melongena L) in Soilless Culture, Gartenbau-wissenschaft, 59 (4) : 172-177. Sevgican, A., 1999. Örtüaltı Sebzeciliği (Topraksız Tarım) Cilt-2. Ege Üniv. Ziraat Fak. Yayınları, No. 526, İzmir. 56 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 27-33 Süt İneklerinin Beslenmesinde Süt Üre Nitrojenin Önemi Tugay Ayaşan Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Adana Özet: Üre, sütün çok önemli ve küçük yapılı bir molekülüdür. Sütteki ürenin büyük konsantrasyonda olması, potansiyel süt kayıplarına, infertilite riskine neden olurken, karma yemde dengesizliğe neden olmaktadır. Süt üre nitrojen değeri, ineklerin sağlığı ve beslenmesiyle ilgili bilgiler sağlaması nedeniyle sürü sağlığı ve besleme ekonomisi açısından büyük önem arz etmektedir. Süt üre nitrojeni, rasyondaki karbonhidrat ve protein arasındaki dengeyi yansıtır. Anahtar Kelimeler: Süt üre nitrojen, besleme, üreme Importance of Milk Urea Nitrojen in Dairy Cow Nutrition Abstract: Urea is a quite small molecule yet and important part of milk component. A large concentration of milk urea show dietary disbalance, potential milk losses and risk of infertility. Milk urea may be used as a management tool to improve dairy herd nutrition and the monitoring the nutritional status of lactating dairy cows. Concentrations of milk urea nitrogen may be used as an indicator of dietary protein excess or deficiency. Keywords: Milk urea nitrogen, nutrition, reproduction 1. Giriş Günümüzde dünyada ve ülkemizde süt ineği işletmelerinde en önemli problem, üreme performansında yaşanan hızlı azalmadır. Her yıl üreme güçlüğü, meme hastalıkları, yaşlılık ve ölüm gibi nedenlerle sürüden ayıklanmak zorunda olan ineklerin yerini yeni düveler almaktadır (Ayaşan ve Yaman, 2007). Özellikle son 20 yıllık süreçte ineklerde genetik ilerleme ve süt verimindeki artışa rağmen döl veriminde yaşanan kayıplar, sektörde konu ile ilgili yeni çözüm önerileri ve araştırmaların sayısını artırmıştır. Üreme performansını iyileştirmeye yönelik son yapılan araştırmalar döl verimibeslenme arasındaki ilişkiyi işaret etmektedir. Çünkü beslemede yapılan yanlışlıklar yanında eksik ya da fazlalıklar ineklerin üreme fonksiyonlarını tam olarak gerçekleştirmelerini engellemektedir. Süt ineklerinin proteince besleme durumunun biyolojik göstergesi olarak kullanılan “süt üre nitrojen” terimi son yıllarda ilgi çekmeye başlamıştır (Amaral-Philips, 2005). Süt ineklerinin 5 farklı dönemde beslenmesinin gerekliliği, bu konuya dikkati çekmiştir. Özellikle doğumdan sonraki ilk dönemde hayvanın enerji ve proteince zengin yemlerle beslenmesi, negatif enerji bilânçosunun azaltılmasına ve hayvanın daha yüksek süt vermesine yol açacaktır. Buna karşılık yüksek düzeyde proteinli yemlerle beslenen ineklerde süt verimi artmasına rağmen; döl veriminde önemli kayıplar meydana gelmekte; ilk kızgınlığın görülme sıklığı artmakta, uterus pH’ı aside doğru kaymakta, bu da erken embiryonik ölümlere neden olmaktadır. Üre, kan ve vücut sıvılarında bulunan organik bir moleküldür. Aynı zamanda sütün normal bir bileşeni olup, süte geçen üre miktarına süt üre nitrojeni denir. Süt üre nitrojen konsantrasyonunun azalması, rumendeki ekosistem üzerinde ilk pozitif değişikliğe neden olurken; rumendeki amonyak oluşumu, sütteki üre boşalımın temel sebebidir. Üre, dokulardaki proteinlerin katabolizması sonucu oluşmakta, hayvanların yetersiz miktarda protein alması halinde özellikle de barsak kısımlarda emilmektedir. Üre aynı zamanda pirimidin katabolizması sonucu da oluşmaktadır (Sederevicius et al., 2008). Kanda bulunan üre düzeyi değişik olup; protein tüketimi, enerji tüketimi ve su tüketiminden etkilenmektedir. Yüksek düzeyde protein tüketimi (özellikle de yüksek düzeyde yıkılabilir proteinli yemler) yüksek kan üre düzeyine yol açarken, enerji ve su tüketiminin artması kan üre konsantrasyonunun azalmasına neden olacaktır (Laranja and Amaral-Philips, 2005). Günümüzde süt üre nitrojen değeri, saha şartlarında ölçümü ve değerlendirilmesinin pratik ve kolay olmasından dolayı sürü kayıtları ve işletmenin besleme profilinin Süt İneklerinin Beslenmesinde Süt Üre Nitrojenin Önemi incelenmesinde standart kullanılmaktadır. yöntem olarak 2. Süt Üre Nitrojen Değerini Etkileyen Faktörler Karma yemdeki proteinin kullanım etkinliğinin göstergesi olarak kullanılan süt üre nitrojen değeri, besleme ve besleme dışı (sezon, bölge, yaş, laktasyon durumu) gibi faktörlere bağlı olarak farklı değerler almaktadır (Abdouli et al., 2008). Bazı çalışmalarda süt üre nitrojeni ile süt verimi arasında olumlu bir ilişki saptanırken (Johnson and Young 2003, Hojman et al. 2004), bazılarında negatif ilişki bulunmuş (Ismail et al., 1996), bazılarında ise hiçbir ilişki bulunamamıştır (Baker et al., 1995). Bununla birlikte süt üre nitrojenine etki eden faktörlerin sindirilebilir protein tüketimi, yıkıma uğramayan protein tüketimi, su tüketimi, yapısal olmayan karbonhidrat miktarı, kuru madde tüketimi, besleme zamanı, besleme metodu (Toplam karışım rasyonu, TMR veya kaba yem/kesif yemin ayrı verilmesi gibi), karaciğer ve böbrek fonksiyonu olduğu da ifade edilmiştir (Amaral-Phillips, 2005). Sütteki üre konsantrasyonu, hayvanlara dengeli rasyon verilmek şartıyla besin maddelerinin konsantrasyonundan etkilenecektir. Mikrobial protein sentezi amacıyla rumen mikroorganizmalarının optimum miktarda amonyak kullanması için, yıkıma uğrayan protein tüketimi ile yapısal olmayan karbonhidrat oranının düzgün olması ve doğru zamanda verilmesi gerekmektedir. Yıkıma uğrayan proteince yüksek olan yemler ile yapısal olmayan karbonhidratça yetersiz olan yemler, süt üre nitrojenin yüksek olmasına yol açacaktır. Amonyağın optimum kullanımı için doğru zamanda, uygun yapıdaki karbonhidratların belirli bir düzeyde bulunması gerekmektedir. Besleme metodu, optimum mikrobial protein sentezi için önemlidir. Proteince eksik yemler düşük süt üre nitrojenine neden olurlar. Zhai et al. (2006), süt verimi, süt komposizyonu ve süt üre nitrojeni değerlerinin, protein yıkılabilirliğinden önemli derecede etkilenmediğini bildirirlerken (Davidson et al. 2003), önemli ölçüde etkilendiğini ifade etmişlerdir. İneklerin tükettiği su miktarı süt üre nitrojeni miktarını da etkiler. Su tüketiminin artışı, kan ve süt üre nitrojen değerlerinin 28 azalmasına neden olmaktadır (Amaral-Phillips, 2005). Süt üre nitrojenine ineklerin içinde bulundukları laktasyon sırası da etki eder. Hojman et al. (2004) laktasyon sayısı arttıkça süt üre değerlerinin 14.4 mg/dl’den 14.6 mg/dl’ye arttığını, süt üre konsantrasyonunun birinci laktasyonda ikinci laktasyondaki ineklerden daha düşük değer aldığını ifade etmişlerdir. Bu konuda yapılan başka bir araştırmada, laktasyon sırası arttıkça süt üre nitrojen değerinin arttığı bildirilmiştir (Anonim, 1996a). Ray et al. (1992), birinci ve altıncı laktasyondaki ineklerin daha yüksek gebe kalma oranına; ikinci ve beşinci laktasyondaki ineklerinde daha yüksek verim performansına sahip olduğunu ifade etmişlerdir. Süt üre nitrojenine mevsim de etki etmektedir. Yapılan bir araştırmada süt üre değerinin ilkbaharda (Nisan ve Haziran arasında) en yüksek değeri aldığı (17.13 mg/dl); en düşük değeri ise kış mevsiminde (OcakMart) aldığı (12.82 mg/dl) bildirilirken (Abdouli et al., 2008); yaz sezonunda süt üre değerinin arttığını bildiren çalışmalarla (Gustaffson and Carlsson, 1993; Faust et al. 1997; Frank and Swensson, 2002) uyumlu bulunmamıştır. Abdouli et al. (2008), süt üre nitrojen değerinin ilkbaharda yüksek çıkmasının sebebinin, daha fazla taze otların tüketilmesi olabileceğini de ifade etmiştir. Jonker et al. (2002), süt üre nitrojen değerlerinin ilkbaharda artış gösterdiğini bildirmiştir. Süt üre nitrojen konsantrasyonu, ırklara göre değişim gösterir. Sütçü ırklarda süt üre konsantrasyonundaki varyasyon, etçi ırklara göre daha azdır (Velazquez, 2000). Irklar içerisinde en yüksek süt üre nitrojenine sahip olan ırkın Brown Swiss (14.98±4.48), en aza sahip olan ırkın ise Ayrshine (12.52±4.24) olduğu; Holstein ırkında ise bu değerin 12.96±3.94 olduğu belirtilmektedir (Anonymous, 1996a). Center for Animal Health and Productivity (2000)’de benzer olarak en düşük süt üre nitrojenin Ayrshine ırkında (12.57 mg/dl); en yüksek değerin ise Brown Swiss (15.01 mg/dl) ve Jersey ırkında (14.69 mg/dl) olduğunu tespit etmiştir. Zhai et al. (2007) ırklardaki farklılıklar nedeniyle sütteki üre nitrojen ve protein değerlerinin farklılık gösterdiğini, süt üre nitrojen değerinin uriner T.AYAŞAN yolla dışarı atılan miktarı saptamada parametre olarak kullanılabileceğini ifade etmişlerdir. Süt üre nitrojene sütün bileşimi de etki eder. Karma yemdeki protein düzeyinin veya yıkılabilirliğin süt üre nitrojen üzerindeki etkisi kesin değildir. Yapılan bazı çalışmalarda önemli ölçüde etkilenirken (Promkot and Wanapat, 2005); diğerinde ise etkilenmemiştir (Flis and Wattiaux, 2005). Hatta aynı yemi alan inekler arasında bile farklılıklar olabilmektedir. Süt üre nitrojen değeri ile sütteki toplam protein konsantrasyonu ve toplam protein yüzdesi arasında negatif bir ilişki varken; yağ verim yüzdesi arasında pozitif bir ilişki bulunmaktadır. Eicher et al. (1999), Johnson and Young (2003) ile Hojman et al. (2005), süt üre nitrojen ile süt verimi arasında pozitif bir ilişkinin varlığını bildirmişlerdir. Abdouli et al. (2008), sütteki protein yüzdesinin 3.0 ve 3.2 olması durumunda, sütteki üre nitrojen değerlerinin 12 ile 16 mg/dl arasında değişim gösterdiğini, süt protein yüzdesi arttıkça süt üre nitrojen değerinde bir azalma olduğunu, bunun sebebini ise daha fazla nitrojen tüketiminin süt proteini olarak kullanılması olduğunu saptamışlardır. Rasyonun enerji düzeyi, süt üre nitrojeni ile negatif bir ilişki içerisindedir. Enerji düzeyi, protein kalitesini ve mikroorganizmalar tarafından kullanılan NPN bileşiklerini etkilemektedir. Bu yüzden rasyondaki enerji miktarının artması, süt üre nitrojen değerinin azalmasına yol açmaktadır. Kirchgessner et al. (1986), rasyonun enerji düzeyinde oluşacak bir sınırlamanın süt üre nitrojeni değerini artırdığını bildirmişlerdir. Rasyondaki enerji/protein oranı süt üre nitrojenine etki eden bir diğer faktördür. Yapılan bir araştırmada enerji/protein oranının toplam kuru madde, ham protein, rumende yıkılan protein ve rumende yıkıma dirençli proteine hatta enerjiye göre daha fazla süt üre nitrojen değerini etkilediği bildirilmiştir (Depatie, 2000). Süt üre nitrojen değeri, rumende yıkıma uğrayan protein tüketimi ile yıkıma dirençli protein tüketiminden etkilenebilmektedir. Baker et al. (1995), rasyonun rumende yıkıma dirençli proteince eksik olması durumunda, aşırı proteince veya rumende yıkıma uğrayan proteini aşırı tüketmesi sonucunda sütteki NPN ve üre nitrojen değerlerinde bir artış olduğunu bulurken; Rodriguez et al. (1997) hiçbir olumlu etki görmemişlerdir. Rumende yıkıma dirençli proteinin yemdeki oranının yüksek olması, rumende daha az seviyede amonyak oluşumuna yol açacağından kanda ve sütteki üre düzeyi de düşük olacaktır. Besleme sıklığının kan üre nitrojen ve süt üre nitrojeni üzerindeki etkilerine yönelik çok az çalışma bulunmaktadır. Hayvanların günde 2 defa beslenmesi veya önünde sürekli yem bulunmasının etkisinin araştırıldığı bir çalışmada besleme sıklığının kan üre değerini etkilediği, günde 2 defa beslenen hayvanların beslemeden sonraki 2 ile 4. saatlerde plazma üre değerinin pike ulaştığı saptanmıştır (Thomas and Kelly, 1976). Sütteki üre düzeyi, canlı ağırlıkla ters orantılıdır. Bu negatif etkinin nedeni, cüssece büyük hayvanlarda üre dağılımı için mevcut alanın, küçük hayvanlardan daha yüksek olması ve karaciğerde benzer miktarlarda üre sentezlenmesi durumunda ağır hayvanların kan ve sütündeki üre düzeylerinin buna bağlı olarak daha düşük gerçekleşmesidir (Oltner et al., 1985). Yapılan çalışmalarda canlı ağırlığın süt üre düzeyi üzerine etkisinin olmadığı saptanırken (Ropstad et al., 1989); ürenin ineklerin büyüklüğüne bağlı kalmaksızın aynı düzeyde verilmesi durumunda, kan ve sütteki üre konsantrasyonunun, küçük yapılı ineklerde daha yüksek olacağı da tespit edilmiştir (Oltner et al., 1985). Somatik hücre sayısı, süt üre nitrojen değerini etkilemezken (Depatie, 2000); NgKwai-Hang et al. (1985), somatik hücre sayısındaki artışın süt üre nitrojeni artırdığını ifade etmişlerdir. Süt üre nitrojen değeri, somatik hücre sayısı fazla olan örneklerde en düşük bulunmuştur (Faust et al., 1997). Najafi et al. (2009), süt tankındaki hücre sayısı ile sütün protein içeriği arasında pozitif bir ilişkinin olduğunu, sütün protein fraksiyonlarının ilkbahar ve kış aylarında diğer aylara göre daha fazla değişim gösterdiğini bildirmişlerdir. Süt üre nitrojeni ölçümü, bireysel ölçümlerden ziyade süt tankından alınan numunelerde yapılarak sürü besleme sağlığı ve doğruluğu hakkında kolaylıkla bilgi vermesi, saha uygulamalarını ve sonuçlarını işletmeler açısından daha değerli hale getirmektedir (Anonim, 1996b; Arunvipas et al., 2004). Schepers and Meijer (1998), süt tankındaki üre nitrojen değerinin, rasyondaki rumende 29 Süt İneklerinin Beslenmesinde Süt Üre Nitrojenin Önemi yıkılabilir protein dengesini saptamada değerli bir araç olacağını ifade etmiştir. Süt örnekleri fermentasyonu önleyici inhibitör yardımıyla korunmalı veya analiz edilinceye kadar buzdolabında saklanmalıdır. Oda sıcaklığında 48 saat koruyucusuz saklanan süt örneklerindeki süt üre nitrojen değerinin %50 oranında azalma gösterdiği, süt örnekleri alınırken de daha çok başlangıçta ki değil de sona doğru toplanan süt örneklerinin analiz edilmesinin iyi olacağı bildirilmektedir (Amaral-Phillips, 2005). Normal süt üre nitrojeni değeri birçok faktöre bağlı olmakla birlikte 12–16 mg/dl arasında değişim göstermektedir. Abdouli et al. (2005), Akdeniz koşullarında yetiştirilen ineklerin sütündeki süt üre nitrojeni değerinin 30.39 mg/dl olduğunu saptamışlardır. Buna karşılık Wambugu et al. (1998), süt üre değerini 15-17 mg/dl; Frank and Swensson (2002), 20.43 ile 32.49 mg/dl, Arunvipas et al. (2008), 11.15 mg/dl; Meeske et al. (2009) ise 12.7-13.9 mg/dl olarak tespit etmişlerdir. Analiz yöntemleri de süt üre nitrojeni değerini etkilemektedir. Yapılan bir çalışmada süt üre nitrojeni değerinin infrared analiz metodunda ortalama 13.78 mg/dl (4.1 ile 26.3 mg/dl arası), enzimatik analiz metodunda da ortalama 13.73 mg/dl (4.5 ile 29.1 mg/dl arasında) olduğu, gruplar arasında istatistiki bir farklılık bulunmadığı ifade edilmiştir (Arunvipas et al., 2003). Sağılma miktarı da süt üre nitrojeni değerini etkiler. Günde 3 defa sağılan ineklerde, 2 defa sağılan ineklere göre daha yüksek süt üre nitrojen değeri vardır (Hutjens and Chase 2004). Sabah sütlerindeki süt üre konsantrasyonu, akşam sütlerine göre daha yüksektir (Gustafsson and Palmquist, 1993). Sıcaklık stabilitesi ile süt üre nitrojeni arasındaki ilişkinin araştırıldığı bir çalışmada sütteki üre değeri ile kandaki üre içeriği arasında yakın bir ilişkinin olduğu, süt üre içeriğinin koagulasyon zamanını saptamada tek bir parametre olmadığı, sıcaklık stabilitesini artırmak için süt üre içeriğini manipule etmenin gerekli olduğu ifade edilmektedir (Banks et al., 2006). Süt veren ineklerin gliserolle beslenmesinin etkisinin araştırıldığı çalışmalarda rasyonda gliserol düzeyi arttıkça süt üre nitrojeni değerinin azaldığı ve gruplar arasında istatistikî bir farklılığın olduğu 30 bildirilmiştir (Donkin et al., 2007; Drackley, 2008). Hayvanlara uygulanan ilaçlar ile yakalandıkları hastalıklar, yüksek süt üre nitrojene de sebep olabilir. Özellikle böbreklerle ilişkili hastalıklar, idrarla ürenin atılımında olumsuzluk oluşturuyorsa, kanda ve dolayısıyla da sütteki üre miktarı artmaktadır. Her bir hastalık veya vücut kondüsyonu, dehidrasyon, kalp krizi ve renal hastalıklar, glomerular filtrasyonunu azaltırken; protein katabolizmasının artışı, kan üre nitrojeni düzeyinin artmasıyla sonuçlanmaktadır. 3. Süt Üre Nitrojeni ile Üreme İlişkisi Süt üre nitrojeni değerlerinin belirtilen aralıkların üstünde olması, o sürüde döl verimi performansında yaşanan olumsuzluklara işaret etmektedir. Ayrıca yüksek süt üre nitrojen değeri, rasyonda proteine yapılan fazladan ödemeden dolayı birim süt maliyetinin arttığını ve daha da önemlisi vücutta fazla protein alımından dolayı oluşan ürenin atılması için çok değerli enerjinin harcandığını göstermektedir (Sederevicius et al., 2008). Rajala-Schultz et al. (2000), süt üre nitrojeni değeri 10 mg/dl’nin altında olan ineklerin, süt üre nitrojen değeri 10.0-12.7 mg/dl arasında olan ineklere göre 1.7 kez daha fazla gebe kalma oranına sahip olduğunu; süt üre değeri 15.4 md/dl olanlara göre ise 2.4 kez daha fazla gebe kalma oranına sahip olduğunu ifade etmişlerdir. Melendez et al. (2000) ise ilk buzağılamadan sonraki süt üre nitrojeni ile gebe kalmama riski arasındaki ilişkiyi araştırdıkları çalışmalarında, yüksek düzeyde süt üre nitrojenine sahip ineklerin yaz mevsiminde, 18 kat daha fazla gebe kalmama oranına sahip olduğunu bildirmişlerdir. Kolay fermente edilebilir karbonhidratların yarayışlılığına ve rumendeki proteinin doğasına bağlı olarak gereksinmenin üzerinde protein alımı, kan üre N konsantrasyonunun değişmesine yol açacaktır. Ürenin verim üzerine olan direkt etkisi, uterin sekresyonundaki diğer iyonlar ile uterin luminal pH’daki değişikliklerle ilişkilidir. Kan üre konsantrasyonunun 19 mg/dl’nin üzerinde olması, uterusun mikro çevresi üzerine progesteron işlevini sağlamaktadır. Etkisi, normal embriyo gelişimini sağlamaktır. Negatif enerji dengesi, sadece ovarian aktivitesinin gecikmesini ve luteal progesteronun azalmasını sağladığı gibi, aynı zamanda da kötü verim T.AYAŞAN performansıyla ortaya çıkan problemleri artırmakta; protein metabolizmasında yetersizliğe yol açmaktadır. Guo et al. (2004), yüksek süt üre nitrojen değerinin uterindeki pH’ı azalttığını; bunun da erken embriyo gelişimi için uygun olmayan bir durum oluşturduğunu bildirmişlerdir. Araştırıcılar süt üre nitrojeninin gebe kalma oranı üzerine etkisinin minimal olduğunu da tespit etmişlerdir. Süt üre nitrojen değerleri arttıkça, gebelik oranında azalma oluşmaktadır (Melendez et al., 2000; Tallam and Wu, 2003). Süt tankındaki süt üre nitrojen değeri, ait olduğu sürünün döl verimi ile negatif bir ilişki içerisindedir. Süt tankındaki süt üre konsantrasyonunun çok fazla veya çok düşük düzeyde olması, süt ineklerinde düşük fertiliteye neden olmaktadır (Gustaffson and Carlsson, 1993). Arunvipas et al. (2004), süt tankındaki üre nitrojen değerinin ortalama 11.79 mg/dl olduğunu, süt üre nitrojen değerlerinin 4.1 ile 23.8 mg/dl arasında değişim gösterdiğini bildirmişlerdir. Gebelik oranında azalma olması için süt üre nitrojeni değerinin 19 mg/dl olduğuna dair yayınların yanında (Buttler et al., 1996), düşük üre konsantrasyonuna sahip hayvanların, buzağılama ve ilk döllenme arasında uzun bir aralığa sahip olduğuna ait bildirişlerde bulunmaktadır (Carlsson and Pehrson, 1993). Buttler et al. (1996), sütteki üre ile buzağılama oranı arasında pozitif bir ilişki olduğunu, en yüksek gebelik oranına 17.2 mg/dl’lik süt üre nitrojeni değerinde rastlanıldığını ifade etmişlerdir. 4. Sonuç Bir işletmedeki beslemenin doğru olarak yapılıp yapılmadığının, rasyon formulasyonlarının sonuçlarının sürü sağlığı üzerindeki etkilerinin incelenmesi ve optimum süt verimi için işletmede süt üre nitrojen değerinin saptanması ve etki eden faktörlerin gözönüne alınması gerekmektedir. Kaynaklar Abdouli, H., Rekik, B. and Haddad-Boubaker, A., 2008. Non-nutritional factors associated with milk urea concentrations under Mediterranean conditions. World Journal of Agriculture Science, 4(2):183-188. Amaral-Philllips, D.M., 2005. Milk urea nitrogen-a nutritional evaluation tool?. http://www.uky.edu/Ag/AnimalSciences/dairy/exten sion/nut00029.pdf. Erişim Tarihi: 15 February 2009. Anonymous, 1996a. Milk urea nitrogen, Pennsylvania MUN values. http://cahpwww.vet.upenn.edu/mun/pa_mun_summ. htm (1996). Erişim Tarihi: 31 January 2008. Anonim, 1996b. Üreme. www.erfa.com.tr/dosyalar/teknik/ureme.pdf . Erişim Tarihi: 02 January 2009. Arunvipas, P., VanLeeuwen, J.A., Dohoo, I.R., Kefe, G.P., 2003. Evaluation of the reliability and repeatability of automated milk urea nitrogen testing. The Canadian Journal of Veterinary Research, 67: 60-63. Arunvipas, P., Van Leeuwen, J.A, Dohoo, I.R, Kefe, G.P., 2004. Bulk tank milk urea nitrogen: Seasonal patterns and relationship to individual cow milk urea nitrogen calues The Canadian Journal of Veterinary Research, 68: 169-174. Arunvipas, P., VanLeeuwen, J.A., Dohoo, I.R., Keefe, G.P., Burton, S.A., and Lissemore, K.D., 2008. Relationships among milk urea-nitrogen, dietary parameters, and fecal nitrogen in commercial dairy herds. The Canadian Journal of Veterinary Research, 72: 449-453. Ayaşan, T., Yaman, S., 2007. Buzağı, Dana ve Düvelerin Bakım ve Beslenmesi. S: 87-110. Editör: Aziz Öztürk. Pratik Sığırcılık. TKB Yaygın Çiftçi Eğitim Projesi (YAYÇEP), Ankara. Baker, L.D., Ferguson, J.D., Chalupa, W., 1995. Responses in urea and true protein of milk to different protein feeding schemes for dairy cows. Journal of Dairy Science, 78(11): 2424–2434. Banks, W., Clapperton, J.L., Muir, D.D., Powell, A.K., Sweetsur, A.W. M., 2006. The effect of dietaryinduced changes in milk urea levels on the heat stability of milk. Journal of The Science of Food and Agriculture. 35(2): 165-172. Buttler, W.R., Calaman, J.L., Bearn, S.W., 1996. Plasma and milk urea nitrogen in relation to pregnancy rate in lactating dairy cattle. Journal of Animal Science. 74: 858-865. Carlsson, J., and Pehrson, B., 1993. The relationship between seasonal variations in the concentration of urea in bulk milk and the production and fertility of dairy herds. J. Veto Med. A, 40: 205-212. Center for Animal Health and Productivity, 2000. http://cahpwww.nbc.upenn.edulmunlpa_mun_summ.htlm. Davidson, S., Hopkins, B.A., Diaz, D.E., Bolt, S.M., Brownie, C., Fellner, V., and Whitlow, L.W., 2003. Effects of amounts and degradability of dietary protein on lactation, nitrogen utilization, and excretion in early holstein cows. Journal of Dairy Science, 86: 1681-1689. Depatie, C., 2000. Nutritional, managerial, physiological, and environmental factors affecting milk urea nitrogen in quebec holstein cows: A field trial. Master of Sci, digitool.library.mcgill.ca:8881/dtl_publish/8/30815.html Donkin, S.S., Pallatin, M.R., Doane, P.H., Cecava, M.C., White, H.M., Barnes, E., Koser, S.L., 2007. Performance of dairy cows fed glycerol as a primary feed ingredient. Journal of Dairy Science, 90 (Suppl. 1): 350. 31 Süt İneklerinin Beslenmesinde Süt Üre Nitrojenin Önemi Drackley, J.K., 2008. Opportunies for glycerol use in dairy diets. Four-State Dairy Nutrition and Management Conference, 11-12 June 2008, p.118. Eicher, R., Bouchard, E. and Bigras-Poulin, M., 1999. Factors affecting milk urea nitrogen and protein concentrations in Quebec dairy cows. Prev. Vet. Med. 39: 53-63. Faust, M.A., Kimler, L.H., and Funk, R., 1997. Effects of laboratories for milk urea nitrogen and other milk components. Journal of Dairy Science, 80 (Suppl. 1), 206. Abstr. Flis, S.A, and Wattiaux, M.A., 2005. Effect of parity and supply of rumen-degrated and undegraded protein on production and nitrogen balance in Holsteins. Journal of Dairy Science, 88: 2096-2106. Frank, B., and Swensson, C., 2002. Relationship between content of crude protein in rations for dairy cows and milk yield, concentration of urea in milk and ammonia emissions. Journal of Dairy Science, 85: 1829-1838. Guo, K., Russek-Cohen, E., Varner, M.A., Kohn, R.A., 2004. Effects of milk urea nitrogen and other factors on probability of conception of dairy cows. Journal of Dairy Science, 87: 1878-1885. Gustafsson, A.H, and Carlsson, J., 1993. Effects of silage quality, protein evaluation systems and milk urea content on milk yield and reproduction in dairy cows. Livestock Production Science, 37: 91–105. Gustafsson, A.H., and Palmquist, D.L., 1993. Diurnal Variation of Rumen Ammonia, Serum Urea, and Milk Urea in Dairy Cows at High and Low Yields. Journal of Dairy Science, 76: 475–484. Hojman, D., Kroll, O., Adin, G., Gips, M., Hanochi, B., and Ezra, E., 2004. Relationship between milk urea and production, nutritional fertility traits in Israel dairy herds. Journal of Dairy Science, 87(4): 10011011. Hojman, D., Gips, M., Ezra, E., 2005. Association between live body weight and milk urea concentration in Holstein cows. Journal of Dairy Science, 88(2): 580-584. Hutjens, M., and Chase, L.E., 2004. Interpreting milk urea nitrogen (MUN) values. http://www.extension.org/pages/Interpreting_Milk_ Urea_Nitrogen_(MUN)_ Values. Ismail, A., Dab, K., and Hillers, J.K., 1996. Effect of selection for milk yield and dietary energy on yield traits; bovine somatotropinand plasma urea nitrogen in dairy cows. Journ of Dairy Sci, 79(4): 682-688. Johnson, R.G., and Young, A.J., 2003. The association between milk urea nitrogen and DHI production variables in Western commercial dairy herds. Journal of Dairy Sci, 86(9): 3008-3015. Jonker, J.S., Kohn, R.A., and High, J., 2002. Use of milk urea nitrogen to improve dairy cow diets. Journal of Dairy Science, 85: 939-946. Kirchgessner, M., Kreuzer, M., and Roth-Mailer, D.A., 1986. Milk urea and protein content to diagnose energy and protein malnutrition of dairy cows. Arch. Animal Nutrition, 36: 192-197. 32 Laranja, L.F., and Amaral-Phillips, D.M., 2005. Milk urea nitrogen (MUN). How can you utilize these numbers. http://www.uky.edu/Ag/AnimalSciences/dairy/exten sion/nut00044.pdf. Erişim Tarihi: 06 March 2009. Meeske, R., Botha, P.R., Van der Merwe, G.D., Greyling, J.F., Hopkins, C., and Marais, J.P., 2009. Milk production potential of two ryegrass cultivars with different total non-structural carbohydrate contents. South African Journal of Animal Science, 39(1): 1521. Melendez, P., Donovan, A., and Hernandez, J., 2000. Milk urea nitrogen and infertility in florida holstein cows. Journal of Dairy Science, 83: 459–463. Ng-Kwai-Hang, K.F., Hayes, J.F., Moxley, J.E., Monardes, H.G., 1985. Percentages of protein and nonprotein nitrogen with varying fat and somatic cells in bovine milk. Journal of Dairy Science, 68: 1257-1262. Najafi, M.N., Mortazavi, S.A., Koocheki, A., Khorami, J., Rekik, B., 2009. Fat and protein contents, acidity and somatic cell counts in bulk milk of holstein cows in the Khorasan Razavi province, Iran. International Journal of Dairy Techn, 62(1): 19-26. Oltner, R., Emanuelson, M., and Wiktorsson, H., 1985. Urea concentrations in milk in relation to milk yield, live weight, lactation number and amount and composition of feed given to dairy cows. Livestock Production Science. 12: 47-57. Promkot, C., and Wanapat, M., 2005. Effect of level of crude protein and use of cottonseed meal in diets containing cassava chips and rice straw for lactating dairy cows. Asian-Australian Journal of Animal Science, 18: 502-511. Rajala-Schultz, P.J., Saville, J.A., Frazer, G.S., and Wittum, T.E., 2000. Association between milk urea nitrogen and fertility in ohio dairy cows. Journal of Dairy Science, 84: 482-489. Ray, D.E., Halbach, T.J., and Armstrong, D.V., 1992. Season and lactation number effects on milk productional reproduction of dairy cattle in Arizona. Journal of Dairy Science, 75: 2976-2983. Rodriguez, L.A., Stallings, C.C., Herbein, L.H., and McGilliard, M.L., 1997. Diurnal variation in milk plasma urea nitrogen in holstein and jersey cows in response to degradable dietary protein and added fat. Journal of Dairy Science. 80: 368-3376. Ropstad, E., Vik-Mo, L., and Refsdal, A.O., 1989. Levels of milk urea, plasma constituents and rumen liquid ammonia in relation to the feeding of dairy cows during early lactation. Acta. Vet. Scand. 30:199-208. Schepers, A.J., and Meijer, R.G.M., 1998. Evaluation of the utilization of dietary nitrogen by dairy cows based on urea concentration in milk. Journal of Dairy Science, 81: 579-584. Sederevicius, A., Kabasinskiene, A., Savickis, S., Svedaite, V., and Makauskas, S., 2008. Milk urea nitrogen as an important indicator of dairy cow: nutrition review. Veterinarjia Ir Zootechnika. 44 (66). T.AYAŞAN Tallam, S.K., and Wu, Z., 2003. Reducing N excretion may benefit dairy cow reproductive perforormance. Dairy Digest. Thomas, P.C., and Kelly, M.E., 1976. The effect of frequency of feeding on milk secretion in the Ayrshire cow. 1. Dairy Res. 43: 1–7. Velazquez, M., 2000. Udder health and milk composition with special reference to beef cows. Swedish University of Agricultural Sciences Skara 2000. Faculty of Veterinary Medicine, Department of Animal Environment and Health. Wambugu, M., Wahome, R.G., Gachuiri, C., Tanner, J., and Kaitho, R., 1998. Evaluation of the use of milk urea nitrogen (MUN) as an indicator of nutritional status of dairy cattle in smallholder farms in kiambu district. Paper presented at the Faculty of Vet. Med. Biennial Conference, Kabete Campus, University of Nairobi, 5-7 August. Zhai, S.W., Liu, J.X., Wu, Y.M., Ye, Y.A., and Xu, Y.N., 2006. Responses of milk urea nitrogen content to dietary crude protein level and degradability in lactating holstein dairy cows. Czech Journal Animal Science, 51(12): 518-522. Zhai, S.W., Liu, J.X., Wu, Y.M., and Ye, J., 2007. Predicting urinary nitrogen excretion by milk urea nitrogen in lactating Chinese Holstein cows. Animal Science Journal, 78(4): 395-399. 33 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 35-43 Tokat İli Almus İlçesinde Ailelerin Balık Tüketim Durumu Faruk Adıgüzel Onur Civelek Murat Sayılı Esen Oruç Büyükbay Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, 60240 Tokat Özet: Bu araştırmada, Tokat-Almus ilçesinde hanelerin balık tüketim durumları incelenmiştir. Veriler Mayıs 2009 tarihinde 104 haneden anket yoluyla elde edilmiştir. İncelenen haneler gelir grupları itibariyle 3 farklı gruba ayrılmış ve balık tüketimine ilişkin değerlendirmeler bu gelir grupları itibariyle yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre; kişi başına yıllık balık tüketim miktarı 14.71 kg olup, en fazla içsu balıkları (özellikle alabalık ve sazan) tüketilmektedir. Tüketilen balıklar daha çok sabit satıcılardan satın alınmaktadır. Ailelerin çoğunluğunun balık tüketimlerinin normal olduğu ve daha çok kışın balık tükettikleri belirlenmiştir. Balığın taze olması, satın alınmasındaki en önemli faktör olarak belirlenmiştir. Ailelerin büyük çoğunluğu (%90.43) balığı taze olarak tüketmektedirler. Anahtar kelimeler: Tüketici, balık, tüketim tercihleri, Tokat-Almus Fish Consumption of Households in Almus County of Tokat Province Abstract: In this research, fish consumption of households in Almus County of Tokat province was investigated. Data were collected from 104 households via survey in May 2009. Households were divided into three income groups and fish consumption were evaluated taking into account these income groups. According to research findings, fish consumption per capita was 14.71 kg. The most consumed fish type were inland fishes (especially rainbow and carp). Consumers generally buy fish from fixed fish sellers. Great majority of the fish consumption by households are normal and they generally consume fish in winter season. While buying fish the most important factor is freshness. Great majority of the households (90.43%) consume fish in fresh. Key words: Consumer, fish, consumption preference, Tokat-Almus 1. Giriş Su ürünleri, Türkiye tarım sektörünün ana alt sektörlerinden biri olup; insan beslenmesine katkısı, sanayi sektörüne hammadde sağlaması, istihdam imkanı oluşturması ve yüksek ihracat potansiyeline sahip bulunması nedeniyle önemli bir konumdadır. Su ürünleri protein, vitamin ve mineral elementler açısından son derece zengin besinler olması nedeniyle insan beslenmesinde önemli ideal unsurlara sahiptir. Balık etinin diğer etlere (kırmızı et) kıyasla daha yüksek protein ve mineral elementler, daha düşük düzeyde yağ içermesi nedeniyle özellikle son yıllarda önemi ve tüketimi artmaktadır (Sayılı ve ark., 1999). Üç tarafı denizlerle çevrili, 8333 km kıyı uzunluğuna sahip Türkiye’de halen 200 adet doğal göl, 206 adet baraj gölü ve 952 adet sulama göleti olmak üzere toplam 1358 adet iç su kaynağı mevcuttur. Ayrıca 178000 km uzunluğundaki nehir yanında yetiştiriciliğe müsait olan ve üzerinde yetiştiricilik yapılan pek çok su kaynağı da dikkate alınırsa, ülkenin su ürünleri potansiyelinin ne denli büyük olduğu görülmektedir (Anonim, 2007). Türkiye’de 2007 yılı itibariyle su ürünleri üretim miktarın 772323 ton, ihracatı 47214 ton, ithalatı 58022 ton, iç tüketimi 604695 ton, işlenen miktarı 170000 ton ve değerlendirilemeyen kısmı ise 8436 tondur. Türkiye su ürünleri üretiminin; %67.10’unu avlanan deniz balıkları (özellikle hamsi), %9.18’ini avlanan diğer deniz ürünleri, %5.61’ini avlanan tatlısu ürünleri (özellikle sazan ve inci kefali) ve %18.11’ini ise kültür balıkları (özellikle alabalık, levrek ve çipura) oluşturmaktadır (Anonim, 2009). Dünyada bir çok ülke ile kıyaslandığında Türkiye’de su ürünleri tüketimi çok düşük düzeydedir. Kişi başına yıllık balık tüketim ortalaması; İtalya’da 24.6, Fransa’da 31.2, İspanya’da 44.7, Japonya’da 70.6, İzlanda’da 91.0 kg ve dünya ortalaması ise 15-16 kg arasındadır (FAO, 2004). Buna karşın, 2007 yılı itibariyle Türkiye’de kişi başına yıllık balık tüketimi 8.57 kg (Anonim, 2009) olup, dünya ve AB ülkeleri ile kıyaslandığında oldukça düşüktür. Bunun temel nedeni, özellikle denize kıyısı olmayan şehirlerde balığın yeterince tanıtılmaması veya daha pahalı maliyetlerle o bölgelere ulaştırılması olarak ifade edilmektedir. Ayrıca halkın gelir seviyesinin düşmesi de bunda etkili olmaktadır (Arık Çolakoğlu ve ark., 2006). Tokat İli Almus İlçesinde Ailelerin Balık Tüketim Durumu Son yıllarda su ürünleri tüketimine (özellikle balık tüketimi) ilişkin çalışmalarda artış gözlenmektedir. Araştırma sahasında ise, şimdiye kadar böyle bir çalışma yapılmamış olup, orijinal niteliktedir. Bu çalışmada, Tokat ili Almus ilçesindeki hanelerin balık tüketimleri (deniz ve içsu) ve bu tüketimlere etki eden faktörler ortaya konulmuştur. 2. Materyal ve Yöntem 2.1. Materyal Araştırmanın esas materyalini, TokatAlmus İlçesinde örnekleme yöntemi ile seçilen 104 hane ile anket yapılarak elde edilen orijinal nitelikli veriler oluşturmaktadır. Bununla birlikte, konu ile ilgili yapılmış olan araştırma sonuçlarından da yararlanılmıştır. Anketler, Mayıs 2009 döneminde yapılmıştır. 2.2. Yöntem İlçedeki tüm bireylerle anket yapmak gerek zaman ve gerekse maddi imkanlar açısından mümkün olamadığından dolayı, örnekleme yapılarak örnek hacmi (anket sayısı) belirlenmiştir. Örnek hacminin belirlenmesinde, aşağıdaki eşitlik kullanılmıştır (Baş, 2008): N *t2 * p*q n 2 d * ( N 1) t 2 * p * q Eşitlikte; N = Hedef kitledeki birey sayısı, n = Örnek hacmi (anket sayısı), p = Olayın gerçekleşme olasılığı q = Olayın gerçekleşmeme olasılığı t = Belirli anlamlılık düzeyinde t tablo değeri, d = Olayın görülüş sıklığına göre kabul edilen örnekleme hatasıdır. Hesaplamada N=4400, p=0.80, q=0.20, t=2.58 ve d=0.10 olarak kabul edildiğinde örnek hacmi 104 olarak hesaplanmıştır. Hanelerin aylık gelirlerinin frekans dağılımdan hareketle, haneler üç farklı gelir grubuna ayrılmış ve analizler bu gelir gruplarına göre yapılmıştır (Çizelge 1). Çizelge 1. Araştırmanın Örnekleme Büyüklüğü Gelir Anket Sayısı Oran Tabaka (TL) (adet) (%) I ≤ 1000 38 36.54 II 1001 – 1750 35 33.65 III 1751 ≥ 31 29.81 Toplam 104 100.00 36 Balık tüketimi ile buna etki eden faktörler (kişilerin öğrenim durumu, ailedeki birey sayısı, kişi başına yıllık gelir, mesleki durum ve ailelerdeki 15 yaş altı çocuk sayısı) arasındaki ilişkileri analiz etmek için khi-kare (χ2) testi uygulanmıştır. Khi-karenin formülü aşağıdaki gibidir (Gujarati, 1995; Mirer, 1995): 2 k i 1 (Oi Ei ) 2 Ei Formülde; χ2 = Khi-kare değeri, Oi = gözlenen frekans değeri, Ei = beklenen frekans değeridir. 3. Araştırma Bulguları 3.1. İncelenen Hanelerin Sosyo-Ekonomik Özellikleri Ankete katılan kişilerin sosyo-ekonomik özelliklerine ilişkin bilgiler Çizelge 2’de verilmiştir. Kişilerin yaşları, gelir grupları itibariyle 35-41 arasında değişmekle birlikte, genel ortalamada 38.17 yıl olarak saptanmıştır. Gelir grupları ve genel ortalama itibariyle ankete katılan kişilerin büyük bir çoğunluğu (%85 civarında) erkeklerden oluşmaktadır. Yörede ataerkil bir aile yapısı söz konusudur. Kişilerin meslekleri incelendiğinde; memur, esnaf ve emekli olanların oranlarının tüm gelir gruplarında en yüksek olduğu görülmektedir. Nitekim genel ortalamada bunların payları, sırasıyla %38.46, %24.04 ve %12.50 olarak tespit edilmiştir. Bireylerin genel ortalamada en fazla lise (%33.65), fakülte (%20.19) ve ilkokul (%20.19) mezunu oldukları belirlenmiştir. Lise mezunları tüm gruplarda yüksek iken, ilkokul mezunları I. ve fakülte mezunları ise II. grupta en yüksektir. Ailelerin büyük çoğunluğu 3-4 kişiden oluşmakta olup, ailelerin gelirleri ile ailedeki birey sayısı arasında doğru yönde bir ilişki söz konusudur. Ailelerde ortalama birey sayısı 4.06 kişidir. Bireylerin yaşları en fazla 21-50 arasındadır. Toplam birey sayısının yaklaşık 1/3’ü 15 yaş altı çocuklardan oluşmaktadır. İncelenen ailelerde, gelir gruplarına göre değişmekle birlikte, genel ortalama itibariyle aylık gelirin %30.36’sı gıda harcamasına yöneliktir. Toplam aile geliri içerisinde gıda harcamasının payı ile ailenin geliri arasında ters yönde bir ilişki söz konusudur. Aile geliri artıkça, bu gelirden gıda harcaması için ayırdığı F.ADIGÜZEL, O.CİVELEK, M.SAYILI, E.ORUÇ BÜYÜKBAY değer mutlak değer olarak artarken, oransal olarak azalmaktadır. Nitekim, gıda harcamasının toplam aile geliri içerisindeki payı, gelir grupları itibariyle sırasıyla %41.53, %30.27 ve %26.01 olarak hesaplanmıştır. Çizelge 2. Ankete Katılan Kişilerin Sosyo-Ekonomik Özellikleri Yaş (yıl) Erkek Kadın Serbest Meslek İşçi Memur Esnaf Meslek (%) Emekli Ev Hanımı Çiftçi Öğrenci Okur-yazar İlkokul Ortaokul Öğrenim Durumu Lise (%) Yüksekokul Fakülte Lisansüstü <3 Ailedeki Birey Sayısı 3-4 (%) 5≥ Ailedeki Ortalama Birey Sayısı (adet) ≤ 15 16-20 Ailedeki Bireylerin Yaşları (%) 21 – 50 51 ≥ Ailedeki 15 Yaş Altı Çocuk Sayısı (adet) Ailedeki Toplam Çalışan Sayısı (adet) Ailenin Ortalama Geliri (TL/ay) Ailenin Gıda Harcaması (TL/ay) Cinsiyet (%) 3.2. İncelenen Hanelerin Et Tüketim Durumları İncelenen ailelerin tümü itibariyle hane başına ortalama 158.59 kg/yıl et tüketilmekte olup, balık en fazla tüketilen et (%37.65) durumundadır (Çizelge 3). Ailelerde kişi başına yıllık toplam et tüketimi; I. grupta 42.93 kg, II. grupta 35.75 kg, III. grupta 38.84 kg ve genel ortalamada ise 39.07 kg’dır. Ailelerin tümünde kırmızı etten ziyade beyaz etin (tavuk, hindi ve balık eti) tüketildiği saptanmıştır. Düşük gelirli ailelerin (I. grup) orta gelirli ailelere (II. grup) kıyasla beyaz et, balık ve toplam et I 41.13 86.84 13.16 13.16 15.79 10.53 23.68 23.68 7.90 2.63 2.63 2.63 44.74 15.79 28.95 0.00 5.26 2.63 18.42 57.89 23.69 3.63 21.01 13.77 47.83 17.39 0.74 1.13 811.05 336.84 Gelir Grupları II III 35.71 37.32 88.57 80.65 11.43 19.35 2.86 3.23 5.71 6.45 68.57 38.71 14.29 35.48 0.00 12.90 5.71 0.00 2.86 0.00 0.00 3.23 2.86 0.00 5.71 6.45 17.14 12.90 31.43 41.94 5.71 6.45 34.29 22.58 2.86 9.68 14.29 6.45 28.57 54.83 57.14 38.72 4.14 4.48 27.59 20.86 13.79 7.19 53.79 59.71 4.83 12.23 1.14 0.94 1.34 1.68 1 430.00 2 517.74 432.86 654.84 Genel 38.17 85.58 14.42 6.73 9.62 38.46 24.04 12.50 4.81 1.92 1.92 1.92 20.19 15.38 33.65 3.85 20.19 4.81 13.46 47.12 39.42 4.06 23.22 11.61 53.79 11.37 0.93 1.37 1 528.08 463.94 tüketimlerinin daha yüksek, buna karşın kırmızı et tüketimlerinin ise aynı olduğu belirlenmiştir. Yüksek gelirli ailelerin ise, tüm et türlerinden en fazla tüketime sahip oldukları görülmektedir. Yapılan araştırmada et tüketimine ilişkin değerler, daha önce yapılmış bazı araştırmalara göre daha yüksektir. Hane başına yıllık et tüketimleri; Tokat-Merkez ilçede 123.16 kg (Sayılı ve ark., 1999), Konya ili şehir merkezinde 106.8 kg (Koç ve Oğuz, 1997), Van ilinde 64.8 kg (Yıldırım ve ark., 1998) olarak saptanmıştır. Kişi başına yıllık et tüketimleri ise; Tokat-Merkez ilçede yapılan bir 37 Tokat İli Almus İlçesinde Ailelerin Balık Tüketim Durumu araştırmada kırmızı et olarak 19.38 kg ve beyaz et olarak da 6.17 kg olmak üzere toplam 25.55 kg (Çivi ve ark., 1993a ve b) ve diğer bir araştırmada 34.02 kg (Sayılı ve ark., 1999), Adana ili şehir merkezinde 20.5 kg (Koç ve ark., 1996) ve Van ilinde 12.5 kg (Yıldırım ve ark., 1998) olduğu hesaplanmıştır. Çizelge 3. Ailelerin Yıllık Ortalama Et Tüketim Miktarı (kg) Gelir Grupları I II III Et Türleri Hane Kişi Hane Kişi Hane Kişi Başına Başına Başına Başına Başına Başına Kırmızı Et 37.92 10.45 37.92 9.16 54.00 12.05 Beyaz Et 49.56 13.65 45.24 10.93 54.96 12.27 Balık 63.29 17.44 57.62 13.92 57.73 12.89 Sakatat 5.04 1.39 7.20 1.74 7.32 1.63 Toplam 155.81 42.93 147.98 35.75 174.01 38.84 3.3. İncelenen Hanelerin Balık Tüketim Durumları Araştırma bulgularına göre, gelir grupları ve ortalama itibariyle kişi başına yıllık balık tüketimleri, sırasıyla; 17.44, 13.92, 12.89 ve 14.71 kg’dır (Çizelge 3). Aile geliri ile balık tüketim miktarı arasında ters yönlü bir ilişki söz konusudur. Kişi başına balık tüketimi; Tokat ilinde 9.31 kg (Sayılı ve ark., 1999), Konya ilinde 5.5 kg (Öztürk ve ark., 1991), İzmir ili kıyı kesiminde 36.7 kg ve karasalda 13.9 kg (Elbek ve ark., 1997) olarak saptanmıştır. Kişi başına balık tüketim miktarı ile ankete katılan kişilerin öğrenim durumları, kişi başına Genel Hane Kişi Başına Başına 42.72 10.52 49.68 12.24 59.71 14.71 6.48 1.60 158.59 39.07 gelir ve meslek durumları arasında istatistiksel açıdan bir ilişki bulunamamıştır (Çizelge 4). Buna karşın ailedeki birey sayısı ile balık tüketim miktarı arasında %5 önem düzeyinde bir ilişki söz konusudur. Ailedeki birey sayısının artması, beklendiği üzere balık tüketimini artırmaktadır. Aynı şekilde ailelerde 15 yaş altı çocuk sayısı ile balık tüketim miktarı arasında da %1 önem düzeyinde bir ilişki bulunmaktadır. Balığın beslenmedeki önemini dikkate alan çok çocuklu ailelerin daha fazla balık tükettikleri ifade edilebilir. Çizelge 4. Kişi Başına Balık Tüketim Miktarları İle Sosyo-Ekonomik Özellikler Arasındaki İlişki ≤9 Frekans 18 4 5 Öğrenim Durumu İlköğretim Ortaöğretim Üniversite Ailedeki Birey Sayıları ≤3 4 5≥ 4 9 14 Kişi Başına Yıllık Gelir (TL) ≤ 3000 3001-5999 6000 ≥ 10 11 6 Meslek Sabit Ücretli Değ. Ücretli Ücretsiz 18 8 1 15 Yaş Altı ≤ 1 Çocuk Sayısı ≥ 2 38 14 13 % 36.73 17.39 22.73 2 X = 4.713 11.11 42.86 37.83 X2 = 9.514 29.42 37.93 19.35 X2 = 2.773 31.58 26.67 14.29 X2 = 1.991 20.29 52.00 2 X = 9.376 Kişi Başına Balık Tüketim Miktarı (kg/yıl) 10- 17 18 ≥ Frekans % Frekans % 18 36.73 13 26.54 8 34.78 11 47.83 8 36.36 9 40.91 P = 0.318 df = 4 15 41.67 17 47.22 6 28.57 6 28.57 13 35.14 10 27.03 P = 0.049 df = 4 12 35.29 12 35.29 10 34.48 8 27.59 12 38.71 13 41.94 P = 0.596 df = 4 20 35.09 19 33.33 10 33.33 12 40.00 4 57.14 2 28.57 P = 0.737 df = 4 29 42.03 26 37.68 5 20.00 7 28.00 P = 0.009 df = 2 Toplam Frekans % 49 100.00 23 100.00 22 100.00 36 21 37 100.00 100.00 100.00 34 29 31 100.00 100.00 100.00 57 30 7 100.00 100.00 100.00 69 25 100.00 100.00 F.ADIGÜZEL, O.CİVELEK, M.SAYILI, E.ORUÇ BÜYÜKBAY İncelenen ailelerde hane başına yıllık balık tüketimi 59.71 kg olarak hesaplanmış olup, bunun %30.41’ini (18.16 kg) deniz ve %69.59’unu (41.55 kg) ise içsu balıkları oluşturmaktadır (Çizelge 5). Bu oransal dağılım gelir grupları itibariyle de yaklaşık değerlere sahiptir. Aileler tarafından en çok tüketilen balık türleri; deniz balıkları içerisinde hamsi, içsu balıkları içerisinde ise alabalık ve sazandır. Daha önce Tokat ilinde yapılan araştırmada da deniz balıkları içerisinde hamsi ve içsu balıkları içerisinde ise alabalığın en çok tüketilen balık türleri olduğu saptanmıştır (Sayılı ve ark., 1999). Özellikle düşük gelirli ailelerin fiyatı diğer balık türlerine göre ucuz olan hamsiyi daha çok tükettikleri, diğer bir ifadeyle aile geliri düştükçe hamsi tüketimlerinin de arttığı görülmektedir. Buna karşın yüksek gelirli ailelerin fiyatı daha yüksek olan balık türlerini (lüfer, çinekop, palamut, sardalya, çipura) tercih ettikleri saptanmıştır. Diğer taraftan aile geliri ile alabalık tüketim miktarı arasında da doğru yönde bir ilişki söz konusudur. Çizelge 5. Ailelerin Tükettikleri Balık Türleri ve Yıllık Tüketim Miktarları (kg) Gelir Grupları Balım Türleri Hamsi İstavrit Barbunya Lüfer D Çinakop e n Palamut i Sardalya z Çipura Mezgit Levrek Toplam Alabalık Sazan İ Kefal ç Yayın s Gümüş u Kaya Balığı Toplam Genel Toplam Miktar 19.15 0.15 0.00 0.00 0.00 0.15 0.00 0.00 0.00 0.00 19.44 17.62 25.00 0.00 0.74 0.00 0.50 43.85 63.29 I %* 98.49 0.76 0.00 0.00 0.00 0.76 0.00 0.00 0.00 0.00 100.00 40.17 57.01 0.00 1.68 0.00 1.14 100.00 - * Kendi grubu içerisindeki yüzdesi %** 30.25 0.23 0.00 0.00 0.00 0.23 0.00 0.00 0.00 0.00 30.72 27.83 39.50 0.00 1.16 0.00 0.79 69.28 100.00 Miktar 16.38 0.97 0.07 0.00 0.41 0.72 0.00 0.07 0.38 0.07 19.07 20.17 16.83 0.24 0.59 0.48 0.24 38.55 57.62 II %* 85.90 5.06 0.36 0.00 2.17 3.80 0.00 0.36 1.99 0.36 100.00 52.33 43.65 0.63 1.52 1.25 0.63 100.00 - %** 28.43 1.68 0.12 0.00 0.72 1.26 0.00 0.12 0.66 0.12 33.09 35.01 29.20 0.42 1.02 0.84 0.42 66.91 100.00 Miktar 13.77 0.19 0.00 0.10 0.74 0.87 0.13 0.10 0.00 0.00 15.90 23.16 15.94 0.48 1.21 0.97 0.06 41.82 57.73 III %* 86.61 1.22 0.00 0.61 4.67 5.48 0.81 0.61 0.00 0.00 100.00 55.38 38.10 1.16 2.89 2.31 0.15 100.00 - %** 23.86 0.34 0.00 0.17 1.29 1.51 0.22 0.17 0.00 0.00 27.55 40.12 27.61 0.84 2.10 1.68 0.11 72.45 100.00 Miktar 16.52 0.41 0.02 0.03 0.37 0.56 0.04 0.05 0.12 0.02 18.16 20.23 19.49 0.23 0.85 0.47 0.28 41.55 59.71 Genel %* 90.98 2.28 0.12 0.18 2.05 3.10 0.23 0.29 0.64 0.12 100.00 48.70 46.91 0.56 2.04 1.13 0.67 100.00 - %** 27.67 0.69 0.04 0.05 0.62 0.94 0.07 0.09 0.20 0.04 30.41 33.89 32.64 0.39 1.42 0.78 0.46 69.59 100.00 ** Toplam içindeki yüzdesi Tokat ilinde yapılan araştırmada, tüketilen balık miktarının %75.38’inin (7.02 kg/kişi) deniz ve %24.62’sinin ise (2.29 kg/kişi) içsu balıklarından oluştuğu saptanmıştır (Sayılı ve ark., 1999). 2000 yılında Avrupa’da halkın %86’sı deniz, %11’i ise kültür orijinli balık tüketmişlerdir. 2002 yılında ise bu oranın %14 olduğu belirtilmektedir (Saygı ve ark., 2006). Aileler tarafından tüketilen deniz balıkları büyük çoğunlukla sabit satıcılardan satın alınmaktadır (Çizelge 6). Bunda, satış fiyatları daha yüksek olan balık türlerinin (lüfer, palamut, sardalya, çipura, levrek) sabit satıcı tezgahlarında satılmasının etkisi bulunmaktadır. Buna karşın, özellikle içsu balıkların satın alınmasında ise genellikle seyyar satıcılar tercih edilmektedir. Sayılı ve ark. (1999) tarafından yapılan araştırmada; hanelerin balık teminini %69.29 ile sabit satıcı, %15.05 ile sokak satıcısı ve sabit satıcı, %13.98 ile sokak satıcısı, %4.30 ile süpermarket ve sabit satıcı, %3.22 ile üretici ve sabit satıcı, %1.08 ile süpermarket, üreticiden satın alma ve olta avcılığı şeklinde sağladıkları tespit edilmiştir. Deniz balıklarının tamamı satın alınırken, içsu balıklarında ise satın alma ile birlikte avcılık yoluyla temin etme de söz konusudur. Tüm aileler itibariyle içsu balık türlerini tüketen ailelerin %91.36’sı alabalık, %89.33’ü sazan, %100’ü kefal, %72.73’ü yayın, %75’i gümüş, %66.67’si ise kaya balığını satın alırken, diğerleri avcılık yoluyla temin etmektedirler. Ailelerin tümü balıkları taze olarak satın almayı ve tüketmeyi tercih etmektedirler. Ailelerin genel itibariyle daha çok tercih ettikleri balık tüketim şekli ızgara (istavrit, lüfer, çinakop, palamut, çipura, mezgit, alabalık, sazan, kefal, yayın, gümüş, kaya balığı) olup, kızartma-tava (hamsi, barbunya, sardalya, çipura, gümüş, kaya balığı) ve fırın 39 Tokat İli Almus İlçesinde Ailelerin Balık Tüketim Durumu (levrek) usulü tüketimler de söz konusudur (Çizelge 7). Bu durum aynı ilde yapılan başka bir araştırma sonucu ile de benzerlik göstermektedir. Nitekim, Sayılı ve ark. (1999) yaptıkları araştırmada, balık tüketim şeklinin en fazla (%73.12) ızgara şeklinde olduğunu, bunu tava (%64.52) ve fırın-sebzeli (%58.06) izlediğini tespit etmişlerdir. Çizelge 6. Ailelerin Tükettikleri Balık Temin Yerleri (%)* Gelir Grupları Balık Türleri D e n i z İ ç s u Hamsi İstavrit Barbunya Lüfer Çinakop Palamut Sardalya Çipura Mezgit Levrek Alabalık Sazan Tatlı Su Kefali Yayın Gümüş Kaya Balığı I Seyyar Satıcı 40.00 0.00 0.00 0.00 0.00 0.00 0.00 0.00 0.00 0.00 72.00 59.26 0.00 33.33 0.00 33.33 II Sabit Satıcı 70.00 100.00 0.00 0.00 0.00 100.00 0.00 0.00 0.00 0.00 36.00 51.85 0.00 66.67 0.00 66.67 Seyyar Satıcı 34.48 0.00 0.00 0.00 33.33 0.00 0.00 0.00 33.33 0.00 65.38 63.64 50.00 75.00 100.00 100.00 Sabit Satıcı 72.41 100.00 100.00 0.00 66.67 100.00 0.00 100.00 66.67 100.00 50.00 50.00 50.00 75.00 66.67 50.00 III Seyyar Satıcı 17.24 50.00 0.00 0.00 0.00 0.00 0.00 0.00 0.00 0.00 80.00 65.38 100.00 75.00 100.00 100.00 Sabit Satıcı 82.76 50.00 0.00 100.00 100.00 100.00 100.00 100.00 0.00 0.00 23.33 46.15 0.00 25.00 0.00 0.00 Genel Seyyar Sabit Satıcı Satıcı 30.68 75.00 16.67 83.33 0.00 100.00 0.00 100.00 16.67 83.33 0.00 100.00 0.00 100.00 0.00 100.00 33.33 66.67 0.00 100.00 72.84 35.80 62.67 49.33 66.67 33.33 63.64 54.55 100.00 50.00 66.67 50.00 *Birden fazla cevap verildiğinden, toplam %100’ü geçmektedir Çizelge 7. Ailelerin Balık Tüketim Şekilleri* Gelir Grupları Balık Türleri I Izgara Kızartma Fırın Izgara Hamsi 70,00 63,33 43,33 48,28 İstavrit 100,00 0,00 0,00 100,00 Barbunya 0,00 0,00 0,00 0,00 D Lüfer 0,00 0,00 0,00 0,00 e Çinakop 0,00 0,00 0,00 100,00 n Palamut 100,00 0,00 0,00 100,00 i Sardalya 0,00 0,00 0,00 0,00 z Çipura 0,00 0,00 0,00 0,00 Mezgit 0,00 0,00 0,00 66,67 Levrek 0,00 0,00 0,00 0,00 Alabalık 72,00 64,00 52,00 61,54 Sazan 70,37 51,85 51,85 59,09 İ Tatlı Su Kefali 0,00 0,00 0,00 100,00 ç Yayın 100,00 0,00 66,67 100,00 s Gümüş 0,00 0,00 0,00 100,00 u Kaya Balığı 66,67 66,67 33,33 100,00 *Birden fazla cevap verildiğinden, toplam %100’ü geçmektedir II Kızartma 58,62 0,00 100,00 0,00 0,00 50,00 0,00 100,00 33,33 0,00 38,46 50,00 0,00 25,00 66,67 50,00 Hane başına yıllık balık tüketim harcaması; I. grupta 404.52 TL, II. grupta 384.84 TL, III. grupta 443.28 TL ve genel ortalamada 411.24 TL’dir. Balık tüketim harcamasının gıda harcaması içerisindeki oranı, gelir grupları ve genel ortalama itibariyle sırasıyla; %10.01, %7.41, %5.64 ve %7.39’dur. Bu durum ailelerin gelirleri artıkça balık harcamalarının gıda harcamaları içerisindeki oranlarının azaldığını göstermektedir. 40 Fırın 41,38 0,00 0,00 0,00 33,33 50,00 0,00 0,00 33,33 100,00 50,00 50,00 50,00 50,00 33,33 50,00 III Izgara Kızartma 55,17 62,07 0,00 100,00 0,00 0,00 100,00 0,00 66,67 33,33 80,00 60,00 0,00 100,00 100,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 76,67 40,00 53,85 46,15 100,00 0,00 100,00 25,00 0,00 100,00 0,00 100,00 Fırın 37,93 0,00 0,00 0,00 0,00 60,00 0,00 0,00 0,00 0,00 23,33 34,62 0,00 0,00 0,00 0,00 Izgara 57,95 66,67 0,00 100,00 83,33 87,50 0,00 50,00 66,67 0,00 70,37 61,33 100,00 100,00 75,00 66,67 Genel Kızartma 61,36 33,33 100,00 0,00 16,67 50,00 100,00 50,00 33,33 0,00 46,91 49,33 0,00 18,18 75,00 66,67 Fırın 40,91 0,00 0,00 0,00 16,67 50,00 0,00 0,00 33,33 100,00 40,74 45,33 33,33 36,36 25,00 33,33 İncelenen ailelerde balık tüketimlerine ilişkin genel bilgiler Çizelge 8’de verilmiştir. Ailelerin balık tüketme nedenleri incelendiğinde, genel ortalama itibariyle en yüksek payı balığın lezzetli olması (%53.19) alırken, bunu sırasıyla protein kaynağı olması, damak zevki, diğer etlere kıyasla ucuz olması, kolesterol açısından düşük olması, alışkanlık ve hazmı kolay olması izlemektedir. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 35-43 Çizelge 8. Ailelerin Balık Tüketim Durumlarına İlişkin Genel Bilgiler Balık Tüketme Nedeni (%)* Balık Tüketim Düzeyi (%) Piyasadaki Balık Çeşidi (%) Balık Tüketim Mevsimi (%) Balık Tüketim Öğünü (%) Balık Satın Alırken Taze Olup Olmadığını Anlayabilme Durumu* Balık Satın Almada Etkili Olan Faktörlerin Önem Düzeyi** Lezzetli Protein Kaynağı Olması Damak Zevki Ucuz Olması Doymamış Yağ Asidince Zenginliği Alışkanlık Hazmı Kolay Çok Fazla Normal Az Çok Az Yeterli Yetersiz Fikri Yok İlkbahar Yaz Sonbahar Kış Öğle Akşam Fark etmez Evet Solungacına Bakarak Gözüne Bakarak Genel Görünüş Anlama Kokusu Şekli Rengine Bakarak Etinin Sertliği Pullarına Bakarak Taze Olması Besin Değeri Üretim Şekli Kolay Temin Edilmesi Fiyat Alışkanlık Ağırlığı I 58.82 17.65 26.47 32.35 14.71 8.82 8.82 11.76 67.65 8.82 11.76 47.06 44.12 8.82 8.82 14.71 2.94 73.53 26.47 38.24 35.29 85.29 72.41 41.38 44.83 17.24 17.24 6.90 10.34 4.94 4.18 3.91 3.56 3.47 3.41 3.47 Gelir Grupları II III 48.28 51.61 48.28 58.06 37.93 48.39 20.69 9.68 13.79 25.81 24.14 16.13 24.14 16.13 13.79 9.68 51.72 64.52 27.59 22.58 6.90 3.23 37.93 32.26 48.28 54.84 13.79 12.90 10.34 6.45 20.69 12.90 3.45 6.45 65.52 74.19 34.48 29.03 31.03 54.84 34.48 16.13 93.10 74.19 62.96 56.52 40.74 52.17 29.63 13.04 37.04 21.74 22.22 13.04 18.52 17.39 18.52 13.04 4.76 4.58 4.10 4.32 4.17 4.03 3.86 3.58 3.55 3.32 3.52 3.32 2.97 3.45 Genel 53.19 40.43 37.23 21.28 18.09 15.96 15.96 11.70 61.70 19.15 7.45 39.36 48.94 11.70 8.51 15.96 4.26 71.28 29.79 41.49 28.72 84.04 64.56 44.30 30.38 25.32 17.72 13.92 13.92 4.77 4.20 4.03 3.66 3.45 3.41 3.31 *Birden fazla cevap verildiğinden, toplam %100’ü geçmektedir **1 = Çok Önemsiz, 2 = Önemsiz, 3 = Belirsiz, 4 = Önemli, 5 = Çok Önemli Sayılı ve ark. (1999) tarafından yapılan araştırmada ailelerin balık etini; lezzetli (%75.27), beslenme değeri yüksek (%53.76), ucuz (%43.01), kolesterolü düşük (%32.26), diyetetik bir gıda (%18.28), damak zevki (%4.30) ve hazmının kolay (%2.15) olması nedeniyle tercih etmektedirler. Bununla birlikte balık tüketmeyen aileler ise tüketmeme nedeni olarak balığı sevmemelerini belirtmişlerdir. Genel ortalama itibariyle ailelerin %61.70’i balık tüketimlerinin normal olduğunu, buna karşın %19.15’i az, %11.70’i çok fazla ve %7.45’i ise çok az olduğunu belirtmişledir. Balık tüketen ailelerin yarıya yakını (%48.94) piyasadaki balık çeşidini yetersiz görmektedirler. Bu durum araştırma alanının il merkezinin uzağında olması, bölgede içsu kaynaklarının olması (baraj gölü gibi) ve Tokat İli Almus İlçesinde Ailelerin Balık Tüketim Durumu dolayısıyla piyasada daha çok içsu balıklarının bulunması ve tüketilmesiyle de açıklanabilir. Ailelerin gelir durumları ile piyasadaki balık çeşidini yetersiz bulma arasında doğrusal bir ilişki söz konusudur. Ailelerin büyük çoğunluğu (¾’ü) kışın balık tükettiklerini (özellikle hamsi) ifade etmişlerdir. Balığın çoğunlukla akşam öğününde tüketildiği saptanmıştır. Balık tüketen ailelerin büyük çoğunluğu (%84.04), satın alma sırasında balığın taze olup olmadığını anlayabildiklerini ifade etmişlerdir. Balığın taze olup-olmadığı ise; solungacına bakma (%64.56), gözüne bakma (%44.30), genel görünüş (%30.38), kokusu (%25.32), rengi (%17.72), etinin sertliği (%13.92) ve pullarına bakma (%13.92) şeklinde belirlenmektedir. Sayılı ve ark. (1999)’nın yaptığı araştırmada, balık tüketen bireylerin çoğunluğunun (%75.27) balıkların taze olup olmadıklarını anlayabildikleri, bunu solungaç (%55.91), göz (%47.31), genel görünüş (%25.81), etinin sertliği (%17.20), rengi (%6.45), kokusu (%4.30) ve pullarına bakma (%2.15) şeklinde tespit ettikleri belirlenmiştir. İncelenen ailelerin tümü itibariyle balık satın almada etkili olan faktörler incelendiğinde; balığın taze olmasının çok önemli olduğu; besin değerinin olması, üretim şekli (avcılık veya yetiştiricilik) ve kolay temin edilmesinin önemli olduğu; fiyat, alışkanlık ve ağırlığın ise etkisi belirsizdir. I. gruptaki aileler ürünün taze olmasını ve ağırlığına; II. gruptakiler üretim şekline, kolay temin edilmesine, fiyatına ve alışkanlığa; III. gruptakiler ise besin değerine daha fazla önem vermektedirler. İncelenen ailelerin %90.43’ünün balığı taze olarak tüketmelerine karşın, %9.57’si işlenmiş (konserve) olarak da tüketmektedirler. Bunun nedenleri arasında; ürünün tüketime hazır olması, firma/markaya güven duyma, piyasada bulanamayan balık çeşidi olması, lezzetli olması, sağlıklı olması ve sevme olarak tespit edilmiştir. Balık konservesini tercih etmeyenler (%90.43) bunun nedenleri arasında; ürünün taze olmaması, alışkın olmama, tadını ve kokusunu sevmeme, yağlı olması, pahalı olması, sağlıklı bulmamayı belirtmişlerdir. Çanakkale ilinde balık tüketimine ilişkin yapılan araştırmada; ailelerin %65.10’unun taze 42 ve %34.90’ının ise işlenmiş ürünü tercih ettikleri saptanmıştır (Arık Çolakoğlu ve ark., 2006). Türkiye geneli itibariyle balığı taze tüketme şekli %70 civarındadır. Bunun tersi olarak, dünya genelinde insan tüketiminde kullanılan su ürünlerinin tüketim şekli incelendiğinde; taze tüketim %39.8, donmuş muhafaza %19.0, tuzlanmış %7.1 ve konserve ise %8.2’dir (Anonim, 2002). 4. Sonuç ve Öneriler Tokat ili Almus ilçesinde hanelerin balık tüketimleri üzerine yapılan bu araştırmada, balık tüketim durumunun Türkiye geneli ile kıyaslandığında (8.57 kg/kişi) çok yüksek ve dünya ortalamasına (15-16 kg/kişi) ise yakın düzeydedir. Balık türleri açısından deniz balıklarından hamsi, içsu balıklarından ise alabalık en çok tüketilen balıklardır. Ailedeki toplam birey sayısı ve 15 yaş altı çocuk sayısı ile balık tüketim miktarı arasında istatistiksel açıdan önemli bir ilişki bulunmuştur. Tüketilen balıkların büyük çoğunluğu, seyyar satıcıdan ziyade sabit satıcılardan satın alınmaktadır. Bunun için balık satış noktalarında hijyene daha fazla önem verilmeli, balık satış hali gibi yerler kurulmalı ve balık satışları buralarda yapılmalıdır. Özellikle içsu balıklarından bazıları (bölgede içsu kaynaklarının varlığından dolayı) satın alınma ile birlikte avcılık yoluyla da temin edilmektedir. Özellikle içsu kaynaklarının balık yetiştirilmesi açısından daha fazla değerlendirilmesi gerek bölge ve gerekse ülke ekonomisi açısından fayda sağlayacaktır. Aileler balık tüketimlerinin normal olduğunu ifade ederlerken, piyasadaki balık çeşidini yetersiz görmektedirler. Bu anlamda, özellikle deniz balıkları olmak üzere piyasadaki balık çeşit ve miktarları artırılmalıdır. Tüketicilere balık tüketiminin önemi değişik yollarla anlatılmalı ve tüketimi artırıcı çalışmalar yapılmalıdır. Daha çok taze balık tüketmeyi tercih eden ailelerin çoğunluğu balığın taze olup olmadığını rahatlıkla anlayabilmektedirler. Tüketicilerin taze balık tüketme istek ve beklentileri göz önüne alınarak, özellikle deniz balıklarının tazeliğini kaybetmeyecek süre ve şekilde pazara arz edilmesi gerekmektedir. F.ADIGÜZEL, O.CİVELEK, M.SAYILI, E.ORUÇ BÜYÜKBAY Kaynaklar Anonim, 2002. DİE, Fishery Statistics, Ankara. Anonim, 2007. Zirai ve İktisadi Rapor 2003-2006. TZOB Yayını No:265, Ankara. Anonim, 2009. www.tuik.gov.tr (Erişim Tarihi: 22.06.2009) Arık Çolakoğlu, F., İşmen, A., Özen, Ö., Çakır, F., Yığın, Ç. ve Ormancı, H.B., 2006. Çanakkale İlindeki Su Ürünleri Tüketim Davranışlarının Değerlendirilmesi. E.Ü. Su Ürünleri Dergisi, 23-Ek (1/3): 387-392. Baş, T., 2008. Anket. Araştırma Yöntemleri Dizisi:2, Seçkin Yayıncılık, 5. Baskı, Ankara. Çivi, H., Gürler, A.Z., Esengün, K. ve Karkacıer, O., 1993a. Tokat İli Merkezinde Yaşayan Hanehalklarının Kırmızı Et Tüketimi Üzerine Bir Araştırma. GOÜ Ziraat Fakültesi Dergisi, 10(1): 108-115. Çivi, H., Gürler, A.Z., Esengün, K. ve Karkacıer, O., 1993b. Tokat İli Merkezinde Yaşayan Hanehalklarının Beyaz Et Tüketimi Üzerine Bir Araştırma. GOÜ Ziraat Fakültesi Dergisi, 10(1): 116-122. Elbek, A.G., İşgören Emiroğlu, D. ve Saygı, H., 1997. Balık Tüketimi ve Tüketimine Yönelik Survey. Akdeniz Balıkçılık Kongresi, 9-11 Nisan, İzmir, 431-439. FAO, 2004. Fisheries Department. Databases and Statistics. (http:www.fao.org/fi/statist/statist.asp) Gujarati, D. N. 1995: Basic Econometrics. 3rd edition, McGraw - Hill, Inc.: New York. Koç, A., Aktaş, E. ve Akdemir, Ş., 1996. Adana Şehir Merkezinde Ailelerin Et Tüketim ve Satın Alma Davranışları. Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisi. Koç, A. ve Oğuz, C., 1997. Et Tüketimi ve Harcama Esneklikleri: Konya İli Şehir Merkezinde Bir Yatay-Kesit Çalışması. Türk Tarım ve Ormancılık Dergisi, 21(2):157-164. Mirer, T. W. 1995: Economic Statistics and Econometrics. 3rd edition, Prentice Hall, Inc.: New Jersey. Öztürk, A., Boztepe, S. ve Kara, M.K., 1991. Konya’daki Balık Tüketimi Üzerine Bir Araştırma. S.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisi, 1(1):123-128. Saygı, H., Saka, Ş., Fırat, K. ve Katağan, T., 2006. İzmir Merkez İlçelerinde Kamuoyunun Balık Tüketimi ve Balık Yetiştiriciliğine Yaklaşımı. E.Ü. Su Ürünleri Dergisi, 23(1-2):133-138. Sayılı, M., Esengün, K., Kayım, M. ve Akça, H., 1999. Tokat-Merkez İlçede Balık Tüketimini Etkileyen Faktörlerin Ekonometrik Analizi. GOÜ Ziraat Fakültesi Dergisi, 16(1): 9-28. Yıldırım, İ., Acar, İ. ve Uluat, Ş., 1998. Van İli Merkez İlçede Kırmızı Et Tüketim Yapısı. Doğu Anadolu Tarım Kongresi, Cilt:2, 14-18 Eylül, Erzurum, 16361644. 43 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 45-53 Gıda Güvenliği Konusunda Öğrencilerin Bilgi Düzeylerinin İncelenmesi Bilge Gözener Esen Oruç Büyükbay Murat Sayılı Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, 60240 Tokat Özet: Bu çalışmada, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencilerinin gıda güvenliği konusundaki bilgi düzeyleri incelenmiştir. Öğrencilerin bazı özellikleri ile gıda güvenliğini bilmeleri ve güvenli gıdalara fazladan ödeme yapma isteklerini etkileyen faktörler arasındaki ilişki khi-kare analizleri ile ortaya konulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre, öğrencilerin %75’inin gıda güvenliği kavramını bildikleri, %76.92’sinin tükettikleri gıdaları sağlık açısından riskli veya çok riskli buldukları, %65.87’sinin ise güvenli gıdaya fazladan ödeme yapabilecekleri belirlenmiştir. Öğrencilerin bölümleri, yaşları, cinsiyetleri, gelmiş oldukları bölge ve yerleşim birimi kriterleri ile gıda güvenliği kavramını tanımaları arasında herhangi bir ilişki bulunmamaktadır. Gıda güvenlik araçlarını bilme ile bölüm ve gelinen yerleşim birimi kriterleri arasında istatistiksel olarak %90 önem düzeyinde bir ilişkinin bulunduğu, buna karşın yaş, cinsiyet ve öğrencilerin gelmiş oldukları bölge faktörlerinin bu kavramların bilinmesi üzerinde etkili olmadığı sonucuna varılmıştır. Güvenli olan gıda için fazladan ödeme isteği ile öğrencilerin bölüm, yaş, cinsiyet, geldiği bölge ve yerleşim birimi kriterleri arasında istatistiksel anlamda bir ilişki bulunamamıştır. Anahtar kelimeler: Gıda güvenliği, bilgi düzeyi, öğrenci Investigating Knowledge Level of Students about the Term of Food Safety Abstract: The study investigates conscious level of students at Agricultural Faculty of Gaziosmanpasa University about food safety. The relationship between features of students and knowing food safety and factors affecting willing to pay for safety foods were determined using chi-square analysis. It was determined that 75% of students knew meaning of food safety. According to 76.92% of the respondents, the food consumed was risky/more risky. Two-thirds of students were willing to pay for food that is safety. There was no relationship between knowing the meaning of food safety and features of students such as departments at the university, age, gender, region, settlement area. There was a relationship between knowing food safety tools and department, and settlement are at 90% level but no relationship was found between food safety tools and age, gender, and region. There was no statistically relationship between willing to pay for safety food and department, age, gender, region and department. Keywords: Food safety, knowledge level, student 1. Giriş Gıda, insan ihtiyaçlarının birinci basamağı olan fizyolojik ihtiyaçlar arasında yer almaktadır. Dolayısıyla insan yaşamı için vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Ancak bu kaynağın varlığının yanında güvenirliliğinin de büyük önemi vardır. Gıda güvenliğinin yoksunluğu ülkesel ve küresel sorunlara neden olmaktadır. Kamu sağlığını tehdit eden durumlar tedavi harcamalarını artırmakta ve kişilerin iş verimliliğini düşürmektedir (Dölekoğlu, 2003). Son yıllarda gıda güvenliği anlamında önemli gelişmeler söz konusudur. Gerek üretim, gerekse tüketim aşamasında gıda güvenliğine eskiye oranla üretici ve tüketici açısından daha fazla önem verilmektedir. Gıda maddelerinde, kalitenin tüketicinin algısı ile ilgili olması ve kalitenin tam ölçümünde tüketicinin doğrudan görüşünü alabilecek yöntemlerin kullanılması, bilinçli tüketici kavramının önemini arttırmıştır (Dölekoğlu ve Yurdakul, 2004). Tüketime sunulan gıdanın ne ölçüde sağlıklı olduğu, pek çok aşamada yapılan kontroller ile belirlenmektedir. En iyi kontrol denetleyicileri ise; üreticinin bizzat kendisi, yasal kontrol kuruluşları ve tüketicilerdir. Dolayısıyla tüketici davranışları bu noktada önemli hale gelmektedir (Kızılaslan ve Kızılaslan, 2008). Gıda güvenliği ve tüketici davranışları üzerine bir çok araştırma yapılmaktadır (Gülse Bal ve ark., 2006; Ceylan ve Koç, 2008; Kızılaslan ve Kızılaslan, 2008; Koç ve Ceylan, 2008a; Koç ve Ceylan, 2008b; Topuzoğlu ve ark., 2007; Uzunöz ve ark., 2008;). Gıda üretimi (bitkisel ve hayvansal) konusunda öğrenim gören GOÜ Ziraat Fakültesi öğrencilerinin, gıda güvenliği konusunda belirli bir düzeyde bilgiye sahip olması gerektiği düşüncesinden hareketle bu araştırma gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada, öğrencilerin gıda maddeleri satın alırken bilgi düzeyleri ve Gıda Güvenliği Konusunda Öğrencilerin Bilgi Düzeylerinin İncelenmesi tutumlarının ortaya konulması ve satın almada en fazla önem verdikleri faktörlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. 2. Materyal ve Yöntem Araştırmanın ana materyalini, 2009 yılı Nisan-Mayıs aylarında fakülte öğrencileri ile yapılan anketten sağlanan veriler oluşturmuştur. Anket uygulanacak öğrenci sayısının tespiti için ilk olarak fakültedeki toplam öğrenci sayısı resmi kayıtlardan tespit edilmiştir. Bu popülasyondan aşağıdaki formül kullanılarak örnek hacim belirlenmiştir (Baş, 2008): n N *t2 * p*q d 2 * ( N 1) t 2 * p * q Formülde; n = Örnekleme alınacak birey sayısı N = Hedef kitledeki birey sayısı (877) p = İncelenen olayın gerçekleşme olasılığı (0,50) q = İncelenen olayın gerçekleşmeme olasılığı (0,50) t = Standart normal dağılım değeri (1,65) d = Örnekleme hatası (0.05) dır. Örnek hacminin (anket sayısı) tespitinde %90 güven sınırları içerisinde %5 hata payı ile çalışılmıştır. Yapılan hesaplama sonucu, örnek hacmi 208 olarak belirlenmiştir. Fakülte içerisindeki bölümler itibariyle yapılacak anket sayısının belirlenmesinde, ilgili bölümlerin öğrenci sayılarının toplam içindeki oranları dikkate alınmıştır. Anketler farklı sınıflardaki öğrenciler ile gerçekleştirilmiştir. Gıda güvenliği kavramını bilme, gıda güvenlik araçlarının tamamını bilme ve güvenli olduğuna inandığı gıdaya fazladan ödeme isteği ile kişilerin bazı özellikleri (yaş, cinsiyet, bölüm, geldiği bölge ve geldiği yerleşim birimi) arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını ortaya koyabilmek amacıyla khi-kare (χ2) analizi yapılmıştır. Khi-karenin formülü aşağıdaki gibidir (Gujarati, 1995; Mirer, 1995): k 2 i 1 (Oi Ei )2 Ei Formülde; χ2 = Khi-kare değeri, Oi = Gözlenen frekans değeri, Ei = Beklenen frekans değeridir. 46 3. Araştırma Bulguları ve Tartışma Ankete katılan öğrencilerin çoğunluğu (%61.54) 21-25 yaş arasında yer almakta olup, bunu %30.77 ile 18-20 yaş ve %7.69 ile 26 yaş ve üzeri kişiler izlemektedir. Öğrencilerin çoğunluğu (%61.54) erkektir. Fakülte öğrencilerinin geldiği bölgeler incelendiğinde, mesafe açısından yakın olma nedeniyle İç Anadolu bölgesinin ilk sırada (%30.77) olduğu saptanmış olup bunu sırasıyla Akdeniz (%18.75), Karadeniz (%17.79), Marmara (%14.90), Ege (%11.54), Doğu Anadolu (%4.81), Güney Doğu Anadolu (%1.44) bölgeleri izlemektedir. Gelinen bölgenin yanı sıra yerleşim birimleri de incelendiğinde; öğrencilerin %36.54’ünün ilçe, %31.73’ünün il, %20.67’sinin büyükşehir, %6.73’ünün kasaba ve %4.33’ünün ise köyden geldikleri belirlenmiştir. Özellikle küçük yerleşim yerlerinden gelenlerin oranlarının düşük olduğu dikkat çekicidir. Öğrencilerin %75.00 gibi çok yüksek bir çoğunluğunun gıda güvenliği kavramını bildikleri tespit edilmiştir. Bunda; öğrencilerin tarım ile ilgili bir fakültede okumaları, burada gıda güvenliği ile doğrudan yada dolaylı ders görme gibi faktörler etkilidir. Tokat ilinde yapılan çalışmalarda, gıda güvenliği kavramını duyma oranı kırsal kadınlarda %38.20 (Uzunöz ve ark., 2008) ve Merkez ilçedeki tüketicilerde %48.39 (Gülse Bal ve ark., 2006) olarak tespit edilmiştir. Araştırmada, öğrencilerin öğrenim gördükleri bölüm, yaş, cinsiyet, geldikleri bölge ve yerleşim birimi kriterleri ile gıda güvenliği kavramını tanıma arasında bir ilişki olup olmadığı ortaya koymak amacıyla khi-kare analizi yapılmış ve sonuçlar Çizelge 1’de verilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, öğrencilerin bölümleri, yaşları, cinsiyetleri, gelmiş oldukları bölge ve yerleşim birimi kriterleri ile gıda güvenliği kavramını tanımaları arasında herhangi bir ilişki bulunmamaktadır. Gıda güvenliği konusu ürün yetiştirme aşamasında, iyi tarım uygulamaları ile başlamakta, daha sonra ürünün tüketiciye ulaşıncaya kadar geçirdiği her aşamayı ilgilendirmektedir. Bu nedenle, gıda güvenliği kavramının, ziraat fakültesi öğrencileri tarafından bilinmesi, hatta ders içeriklerinde öğrenilmiş olması ve bu biliş durumunun, öğrencilerin bölüm, yaş, cinsiyet, yaşanan bölge B.GÖZENER, E.ORUÇ BÜYÜKBAY, M.SAYILI yada yerleşim birimi gibi faktörlere bağlı olmaksızın geçerli olması olağan bir durum olarak nitelenebilir. Ancak burada, ziraat fakültesinde ve özellikle gıda mühendisliği bölümünde halen gıda güvenliği kavramını bilmeyen öğrencilerin bulunması, asıl ilgi çekici sonuç olarak değerlendirilebilir. Çizelge 1. Öğrencilerin Bazı Özellikleri İle Gıda Güvenliği Kavramını Bilmeleri Arasındaki İlişki Durumu Gıda Güvenliği Kavramını; ÖZELLİKLER Biliyor Bilmiyor Toplam Frekans % Frekans % Frekans % 18 - 20 46 71.88 18 28.12 64 100.00 Yaş (yıl) 21 - 25 100 78.13 28 21.87 128 100.00 25 - + 10 62.50 6 37.50 16 100.00 2 χ = 2.333 P = 0.311 df = 1 Gıda Mühendisliği 27 67.50 13 32.50 40 100.00 Bölüm Ziraat Mühendisliği 127 75.60 41 24.40 168 100.00 χ2 = 1.101 P = 0.294 df = 1 Kadın 94 73.44 34 26.56 128 100.00 Cinsiyet Erkek 62 77.50 18 22.50 80 100.00 2 χ = 0.433 P = 0.510 df = 1 72 76.60 22 23.40 94 100.00 Öğrencinin Geldiği Ege, Akdeniz, Marmara Bölge Diğer 84 73.68 30 26.32 114 100.00 χ2 = 0.233 P = 0.629 df = 1 34 79.07 9 20.93 43 100.00 Öğrencinin Geldiği Büyük Şehir Yerleşim Birimi Diğer 122 73.94 43 26.06 165 100.00 χ2 = 0.479 P = 0.489 df = 1 Son yıllarda yaşamın her alanında artarak devam eden kalite arayışları, üretim ve hizmet sektörlerinde de etkisini göstermiştir. Bu arayışlar sonucu kaliteyi oluşturmak, sağlamak yada devam ettirmek amaçlarına yönelen kalite sistemleri ortaya çıkmıştır (Topoyan, 2003). Üreticiden tüketiciye kadar geçen süreçte ürünlerin üstün özelliklerinin korunması olan kalite kontrolünün yerini, önce toplam kalite, daha sonra HACCP (Kritik Kontrol Noktalarında Tehlike Analizi), GLOBALGAP (İyi Tarım Uygulamaları), GMP (İyi Üretim Uygulamaları), GHP (İyi Hijyen Uygulamaları) gibi sistemler almıştır (Dölekoğlu, 2003). Diğer bir ifadeyle, güvenli gıda üretim ve satışında, tüm işlem basamaklarının sistematik bir şekilde kontrol altında tutulması ve bu konuda yeterli güvencenin sağlanması, belirli standart kuralları içeren metotların kullanılması ile mümkün olmaktadır. GLOBALGAP, ISO (Kalite Yönetim Sistemi), HACCP, Çevre Yönetim Sistemleri ve OHSAS (İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi), Türkiye ve AB’de bu amaçla en yaygın olarak kullanılan araçlardandır. Bu kavramların ne anlama geldiği, her birinin hangi konuları güvence altına almaya yönelik olduğu, herhangi bir ürün üzerinde yer almasının ürün ile ilgili ne gibi özellikleri ifade ettiği gibi konular hakkında, yalnız ziraat fakültesi öğrencilerinin değil, aynı zamanda tüm tüketicilerin bilgi sahibi olması gerekli hale gelmiştir. Buna karşın, herhangi bir tüketiciye göre, ziraat fakültesi öğrencilerinin bu konuya ilişkin bilgi düzeyleri çok daha ayrı bir önem taşımaktadır. Bu nedenle, öğrencilerin bu kavramların hangilerini, ne ölçüde tanıdıkları belirlenmek istenmiştir. Öğrencilerin gıda güvenliği araçlarını bilme durumları incelendiğinde; en fazla duyulan ve anlamı bilinen gıda güvenlik aracının ISO olduğu, buna karşın OHSAS gibi yeni gıda güvenlik araçlarının çok az bilindiği belirlenmiştir (Çizelge 2). Bunun nedeni ise OHSAS güvenlik aracının işçi sağlığı ile ilgili olup tüketiciyi doğrudan ilgilendirmemesi olarak nitelendirilebilir. Araştırmada, öğrencilerin öğrenim gördükleri bölüm, yaş, cinsiyet, geldikleri bölge ve yerleşim birimi kriterleri ile ele alınan gıda güvenlik araçlarının tamamını bilme arasında bir ilişki olup olmadığını ortaya koymak amacıyla khi-kare analizi yapılmıştır. Ulaşılan 47 Gıda Güvenliği Konusunda Öğrencilerin Bilgi Düzeylerinin İncelenmesi sonuçlara göre, ele alınan gıda güvenlik araçlarının (GLOBALGAP, ISO, HACCP, Çevre Yönetim Sistemleri ve OHSAS) tamamını duymuş olan ve ne anlama geldiğini bilen öğrencilerin oranı %5.77 gibi çok düşük düzeydedir (Çizelge 3). Bu kavramları bilmekle bölüm ve gelinen yerleşim birimi kriterleri arasında istatistiksel olarak %90 önem düzeyinde bir ilişkinin bulunduğu, buna karşın yaş, cinsiyet ve öğrencilerin gelmiş oldukları bölge faktörlerinin bu kavramların bilinmesi üzerinde etkili olmadığı sonucuna varılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, ziraat fakültesinin gıda bölümü dışında kalan öğrencileri arasında, gıda güvenlik araçlarını bilen öğrenciler daha yüksek orandadır. Gıda bölümünde, güvenlik araçlarının tamamının anlamını bilen öğrenci bulunmamaktadır. Yerleşim birimi ile ilgili khikare dağılımı ise, büyük şehirlerden gelen öğrencilerin, gıda güvenlik araçlarını daha fazla tanıdıklarını göstermektedir. Çizelge 2. Öğrencilerin Gıda Güvenliği Araçlarını Bilme Durumu Duydu, Anlamını Duydu, Anlamını Biliyor Bilmiyor Gıda Güvenlik Araçları Frekans % Frekans % GLOBALGAP 54 25.96 63 30.29 ISO 136 65.38 45 21.63 HACCP 101 48.56 45 21.63 Çevre Yönetim Sistemleri 71 34.13 54 25.96 OHSAS 33 15.87 50 24.04 Fikri Yok Frekans 35 13 28 40 38 % 16.83 6.25 13.46 19.23 18.27 Hiç Duymadı Frekans 56 14 34 43 87 % 26.92 6.73 16.35 20.67 41.83 Çizelge 3. Öğrencilerin Bazı Özellikleri İle Gıda Güvenlik Araçlarını Tanımaları Arasındaki İlişki Durumu Ele Alınan Gıda Güvenlik Araçlarının* Tamamını; ÖZELLİKLER Biliyor Bilmiyor Toplam Frekans % Frekans % Frekans % 3 4.69 61 95.31 64 100.00 18 - 20 Yaş (yıl) 9 6.25 135 93.75 144 100.00 21 - + χ2 = 0.199 P = 0.656 df = 1 0.00 100.00 100.00 Gıda Mühendisliği 0 40 40 Bölüm 7.14 92.86 100.00 Ziraat Mühendisliği 12 156 168 χ2 = 3.032 P = 0.082 df = 1 Kadın 8 6.25 120 93.75 100.00 128 Cinsiyet Erkek 4 5.00 76 95.00 100.00 80 χ2 = 0.141 P = 0.707 df = 1 6 88 94 100.00 Öğrencinin Geldiği Ege, Akdeniz, Marmara 6.38 93.62 Bölge 6 108 114 100.00 Diğer 5.26 94.74 χ2 = 0.119 P = 0.730 df = 1 100.00 Öğrencinin Geldiği Büyük Şehir 6 13.95 37 86.05 43 Yerleşim Birimi 100.00 Diğer 6 3.64 159 96.36 165 2 χ = 6.679 P = 0.010 df = 1 * GLOBALGAP, ISO, HACCP, Çevre Yönetim Sistemleri ve OHSAS Ankete katılan öğrencilerin tamamı, piyasada satılan gıdaları içerdikleri maddeler (kalıntı, hormon, katkı, koruma vb.) bakımından az yada çok riskli görmektedirler. Nitekim öğrencilere göre gıdaların risk dereceleri incelendiğinde, %46.63’ü riskli, %30.29’u çok riskli, %12.98’i az riskli ve %10.10’u ise hayati derecede riskli olarak nitelendirilmektedir. Gülse Bal ve ark. (2006), Tokat-Merkez ilçede piyasada satılan gıdaları, 48 içerdikleri maddeler açısından tüketicilerin %38.31’i riskli, %36.29’u çok riskli, %13.71’i az riskli, %10.08’i hayati derecede riskli ve %1.61’i ise risksiz gördüğünü belirtmişlerdir. Türkiye’de yalnız gıda güvenliği konusunda değil, halk sağlığını ilgilendiren bir çok konuda, denetim ve kontrol sürecinde ortaya çıkan aksamalar nedeni ile etkinliğin sağlanamadığı bilinmektedir. Öğrencilerin %94.71’inin tükettikleri gıdaların üretiminden B.GÖZENER, E.ORUÇ BÜYÜKBAY, M.SAYILI tüketimine kadar olan süreçte ilgili kurum/kuruluş yada kişiler tarafından mutlaka denetlenmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Bu durum, kişilerin yukarıda da belirtildiği üzere tükettikleri gıdaları riskli görmeleri ile yakından ilişkili olduğunu ve aynı zamanda bilinçli bir tüketici topluluğunun varlığını göstermektedir. Araştırmada, öğrencilerin insan ve çevre sağlığı açısından güvenilirliği yüksek olan bir ürüne, bu niteliği nedeniyle fazladan ödeme yapmak isteyip istemedikleri araştırılmıştır. Tüm öğrencilerin %65.87’sinin içeriklerinden dolayı gıdaları riskli buldukları ve daha güvenilir bir gıda için fazladan ödemede bulunma isteklerinin olduğu saptanmıştır. Fazladan ödeme yapmak isteyen öğrencilerin %72.26’sı %1-15, %16.79’u %16-35, %7.30’u %36-50 ve %3.65’i ise %51 ve üzeri fazladan ödeme yapabileceklerini belirtmişlerdir. TokatMerkez ilçede tüketicilerin %89.92’si güvenilir gıda için fazladan ödemede bulunabilecekleri tespit edilmiştir (Gülse Bal ve ark., 2006). Bu konudaki tutum ile ele alınan kriterler arasında bir ilişki olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, öğrencilerin öğrenim gördükleri bölüm, yaş, cinsiyet, geldikleri bölge ve yerleşim birimi kriterleri ile güvenli olduğuna inandığı gıdalara fazladan ödeme isteği arasında bir ilişki olup olmadığına ilişkin khi-kare analiz sonuçları Çizelge 4’te verilmiştir. Çizelge 4. Öğrencilerin Bazı Özellikleri İle Güvenli Olduğuna İnandığı Gıdalara Fazladan Ödeme İsteği Arasındaki İlişki Durumu Güvenli Olduğuna İnandığı Gıdalara Fazladan Ödeme; ÖZELLİKLER Yapar Yapmaz Toplam Frekans % Frekans % Frekans % Yaş (yıl) Bölüm Cinsiyet Öğrencinin Geldiği Bölge Öğrencinin Geldiği Yerleşim Birimi 18 - 20 21 - 25 25 - + χ2 = 2.566 Gıda Mühendisliği Ziraat Mühendisliği χ2 = 2.600 Kadın Erkek χ2 = 0.154 Ege, Akdeniz, Marmara Diğer χ2 = 0.822 Büyük Şehir Diğer χ2 = 0.014 44 80 13 68.75 62.50 81.25 P = 0.277 22 115 P = 0.907 Araştırma sonuçları, fazladan ödeme isteğinin, bölüm, yaş, cinsiyet, gelinen bölge ve yerleşim birimi kriterleriyle ilişkili olmadığını göstermiştir. Güvenli olduğundan emin oldukları gıdalara fazladan ödemede bulunabileceklerini belirten öğrencilerin oranına bakıldığında, bu grubun çoğunluğu oluşturduğu (%65.87), hemen hemen her üç öğrenciden ikisinin, bu tür bir maliyeti kabul ettikleri görülmektedir. Khi-kare sonuçları da, güvenli gıdalara olan bu olumlu tutumun, Türkiye’nin doğusu ya da batısından, büyükşehir ya da kırsal kesimden gelen tüm öğrencilerde yaklaşık aynı düzeyde 100.00 100.00 100.00 18 53 45.00 31.55 40 168 100.00 100.00 26 45 32.50 35.16 80 128 100.00 100.00 30.85 36.84 94 114 100.00 100.00 34.88 33.94 43 165 100.00 100.00 df = 1 69.15 63.16 P = 0.364 28 109 64 128 16 df = 1 67.50 64.84 P = 0.694 65 72 31.25 37.50 18.75 df = 1 55.00 68.45 P = 0.107 54 83 20 48 3 29 42 df = 1 65.12 66.06 15 56 df = 1 görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu durum, söz konusu öğrencilerin bu tutumlarını üniversite öğrenimleri sırasında geliştirmiş olabilecekleri olasılığını ortaya çıkarmaktadır. Üniversite öğreniminin, çok farklı bölge, yerleşim birimi ve kültürel ortamdan gelen bireylerde ortak ve arzu edilen yönde bir bilinç oluşturma işlevini yerine getirmesinin sonucu olarak değerlendirilebilir. Sağlığı açısından daha güvenli olduğu garanti altına alınmış olsa bile, herhangi bir ürüne fazladan ödemede bulunmak istemeyeceğini ifade eden öğrencilerin oranı da göz ardı edilmeyecek bir düzeydedir. Ancak, fazladan ödeme isteğinin, 49 Gıda Güvenliği Konusunda Öğrencilerin Bilgi Düzeylerinin İncelenmesi ele alınan kriterler arasında yer almayan, gelir faktörüyle çok yakından ilişkili olduğu ve bu ödemeyi yapmak istemeyen öğrencilerin düşük gelirli olabilecekleri düşünülmektedir. Bu nedenle konu ile ilgili yapılacak daha sonraki araştırmalarda, gelir faktörünün de çalışmaya dahil edilmesinin yararlı olacağı ifade edilebilir. Uygun teknoloji gerekleri olarak ifade edilen GMP, istenilen kalitede bir gıda üretimi için gerekli ilkeleri, uygulamaları ve araçları içeren bir sistemdir. (Gülse Bal ve ark., 2006). Diğer bir ifadeyle, ürünlerde kalite sağlamak için hammadde, işleme, ürün geliştirme, üretim, paketleme, depolama, dağıtım aşamalarında kesintisiz uygulanması gereken bir teknikler dizisidir (Topal, 1996). Gıda güvenliği konusunda bir diğer uygulama ise GHP’dir (Parseker Yönel ve ark., 2008). Araştırmada, öğrencilerin yalnızca %9.14’ü gıda ürünlerinin üretim ve satış yerlerinde sağlık koşullarına dikkat edildiğini ifade etmişken, %38.46’sı dikkat edilmediğini, %52.40 gibi büyük bir çoğunluk ise bu konuda net bir fikre sahip olmayıp, sağlık koşullarına kısmen dikkat edildiğini belirtmiştir. Gıdaların üretildiği ve satıldığı yerlerde insan sağlığı ile ilgili uygulamalara dikkat edilmediğini düşünen öğrencilerin iyi üretim ve iyi hijyen uygulamaları konusundaki düşünceleri incelendiğinde, öğrencilere göre iyi üretimin en yüksek olarak tarımsal hammadde üretimi aşamasında olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin yarıdan fazlası; toptan perakende satış noktalarındaki raflarda, nakliye esnasında, pastane, lokanta vb. hazır yemek üreten yerlerde, depolarda ve hammaddenin sanayide işlenmesi aşamasında iyi hijyen uygulamalarının olduğunu belirtmişlerdir (Çizelge 5). Çizelge 5. Öğrencilerin İyi Üretim ve İyi Hijyen Uygulamaları Konusundaki Düşünceleri İyi Üretim İyi Hijyen Uygulamaları (GMP) Uygulamaları (GHP) Frekans % Frekans % Hammadde üretiminde (tarımsal) 59 73.75 21 26.25 Hammaddenin sanayide işlenmesinde 36 45.00 44 55.00 Nakliye esnasında 30 37.50 50 62.50 Depolarda 34 42.50 46 57.50 Toptan perakende satış noktalarındaki raflarda 27 33.75 53 66.25 Pastane, lokanta vb. hazır yemek üreten yerlerde 30 37.50 50 62.50 Tokat-Merkez ilçede tüketicilere göre hammadde üretiminde (%60.34), sanayide işlemede (%54.74), fırın, restoran, lokanta vb. yerlerde (%34.05), depo, toptan ve perakende satış raflarında (%20.26) ve nakliye sırasında (%10.78) riskli üretim söz konusudur. Hijyen eksikliği ise, aynı unsurlar için sırasıyla %31.90, %38.79, %65.52, %52.59 ve %41.38 olarak tespit edilmiştir (Gülse Bal ve ark., 2006). Van ili kent alanında yapılan araştırmada, gıda güvenliği açısından tüketicilerin %28.33’ünün gıda üreten/işleyen işletmelere güvenmediği, %21.34’ünün gıda paketlerini güvenli bulmadığı, %21.66’sının gıda taşınmasının güvenli yapılmadığı, %40.67’sinin depo ve reyonların güvenli olmadığı ve %28.67’sinin ise evlerdeki kiler ve mahzenlerin güvenli olmadığı saptanmıştır (Koç ve Ceylan, 2008b). 50 Öğrencilerin %46,63’ü çalışanların bu konuyu istismar ettiklerini, %42,70’i cezaların caydırıcı olmadığını, %29,21’i ise çalışanların yetkilerinin kısıtlı olduğunu düşünmektedir. Öğrencilerin sadece %14.42’sine göre “piyasaya satılan gıdaları üreten firmalar, denetleyici kurumlar (Tarım Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Belediye gibi) tarafından yeterince kontrol edilmektedir” fikrini savunmaktadır. Buna karşın %85.58’i ise tam tersini düşünmektedir. Bu düşüncenin altında yatan neden, öğrencilerin %46.63’üne göre denetleyici kurumlarda çalışanların bu konuyu istismar etmeleri, %42.70’ine göre cezaların caydırıcı olmaması, %29.21’ine göre denetleyici kurumlarda çalışanların yetkilerinin sınırlı olması, %26.97’sine göre kontroller için laboratuar imkanlarının kısıtlı olması, %21.35’ine göre mevzuatlardaki eksikliklerdir. B.GÖZENER, E.ORUÇ BÜYÜKBAY, M.SAYILI Yapılan çalışmalar da göstermektedir ki Türkiye’de tarım işletmeleri ve gıda firmalarında gelişmiş ülkelerdeki boyutta ve etkin kalite kontrol sistemleri oluşturulamamıştır. Kaliteli gıda için, firma içindeki kalite kontrolünün yanı sıra resmi kontroller ve laboratuarların da yeterli düzeyde olması gerektiği vurgulanmaktadır. Firmalarda ileri teknoloji kullanımının yetersizliğinin, ürünün niteliğini olumsuz yönde etkilediği, bu açıdan kalite kontrol çalışmalarının ürün ve tüketici açısından bir zorunluluk olduğu belirtilmektedir (Emeksiz ve ark., 2005). Öğrencilerin %56.73’ünün gıda güvenliği konusunda program ve/veya yayınlarla ilgilenmekte olduğu saptanmıştır. Bu konudaki kaynak yada araçlar; %72.03 ile ilk sırada internet olup, bunu sırasıyla %58.47 ile gazete ve televizyon, %33.05 ile dergi, %22.88 ile konferans, %10.17 ile kitap ve %9.32 ile radyo izlemektedir. Tokat-Merkez ilçedeki tüketicilerin gıda güvenliği kavramı ile ilgilenmedeki kaynakları; %92.86 ile televizyon ve radyo, %57.65 ile gazete, dergi, kitap vb., %11.22 ile internet ve %7.14 ile konferans olarak belirlenmiştir (Gülse Bal ve ark., 2006). Öğrencilerin bir gıda maddesi satın alırken öncelikli olarak dikkat ettikleri kriterler çizelge 6’da görülmektedir. Ankete katılan öğrencilerin %57,69’u öncelikle olarak gıdaların sağlık açısından güvenli olmasına dikkat ederken, %16,83’ü bir ürünü alırken markasına bakmakta, % 16,35’i ise fiyatını dikkate almaktadır. Bir gıda maddesi alırken öncelik olarak promosyonlara dikkat eden öğrenci bulunmamakta, promosyonlar en son bakılan kriter olarak görülmektedir. Öğrencilerin gıda satın almada dikkat ettikleri hususların öncelik sıralaması incelendiğinde; en fazla önem verilen hususun ürüne sağlık açısından güvenebilme gelirken, bunu marka, fiyat, lezzet, dayanıklılık ve promosyonların olması izlemektedir (Çizelge 6). Bu durum öğrencilerin gıda satın almada daha bilinçli hareket ettiklerini göstermektedir. Çizelge 6. Öğrencilerin Gıda Satın Almada Dikkat Ettikleri Hususlar (%) DİKKAT EDİLEN Öncelik Sıralaması HUSUSLAR 1 2 3 4 Fiyat 16.35 15.87 23.56 27.88 Sağlık açısından güvenirlilik 57.69 17.31 12.98 9.13 Lezzet 6.73 28.37 25.48 21.15 Dayanıklılık 2.40 14.90 17.31 26.44 Marka 16.83 22.60 19.23 12.50 Promosyonlar 0.00 0.96 1.44 2.88 Yasal düzenlemeler, firmaların gıda ambalajlaması konusundaki çalışmaları ve tüketici bilinçlenmesi sonucunda ambalaj kadar etiket bilgileri de önemini arttırmıştır. Etiketleme ile ürün ve üretici firma hakkında bilgiler (ürün adı, içeriği, firma adı, kalite belgesi, varsa bunların neler olduğu gibi) sunulmaktadır. Günümüzde tüketiciler etiket bilgilerini daha dikkatli bir şekilde izlemektedirler (Emeksiz ve ark., 2005). Öğrencilerin büyük bir çoğunluğunun (%90.38) satın aldıkları gıda ambalajı üzerindeki etiketlerde öncelikli olarak son kullanma tarihine, %45.67’sinin üretim tarihine, %45.19’unun içindekiler kısmına, %12.98’inin logolara ve %9.13’ünün ise ağırlığına dikkat ettikleri belirlenmiştir. Bu sonuçlar, bilinçli bir tüketim şeklinin olduğunu göstermektedir. 5 12.98 2.40 16.83 29.33 23.56 14.90 6 3.37 0.48 1.44 9.62 5.29 79.81 Ankara ilinde yapılan bir araştırmada, tüketicilerin %96’sı gıdaların ambalajlı olması gerektiğini savunurken, %37.7’si etiket bilgilerinin yeterli olmadığını (kullanma ve saklama bilgilerini yetersiz görmekte, son kullanma tarihi ve içeriklerini güvenilir bulmamakta, bilgiler okunaklı olmamakta – silinebilmekte), %94.4’ü yasalar hakkında bilgisiz olduklarını, %53.4’ü barkodun anlamını bilmediklerini belirtmişlerdir (Albayrak, 2000). Ankete katılan öğrencilerin ambalajlı ürün satın alırken ambalaj tercihleri incelendiğinde; %57.69 gibi büyük bir çoğunluğu cam, %13.46’sı karton, %5.77’si plastik ve %5.29’u tenekeyi tercih ederlerken, %31.25’i ise fark etmeyeceğini belirtmişlerdir. İstanbul’da yapılan bir araştırmada, tüketicilerin büyük çoğunluğunun; ürün 51 Gıda Güvenliği Konusunda Öğrencilerin Bilgi Düzeylerinin İncelenmesi ambalajının sağlam olup olmaması, yiyecek maddelerinin satıldığı yerin koşulları, lezzet, gıda maddelerinin üretildiği yerlerin hijyeni ve temizliği, fiyat gibi faktörlere önem verildiği ve/veya dikkat edildiği belirlenmiştir (Topuzoğlu ve ark., 2007). Gıda ile ilgili bazı konularda öğrencilerin düşüncelerinin neler olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda; - “Gıda güvenliği denetimlerini artırmak gerekmektedir” düşüncesine, öğrencilerin büyük bir çoğunluğunun (%94.23) katıldığı, %1.44’ünün katılmadığı ve %4.33’ünün ise fikrinin olmadığı saptanmıştır. - Öğrencilerin %91.82’si “gıda güvenliği konusunda toplumun bilinçlendirilmesi için eğitim ve yayım faaliyetlerine önem verilmelidir” fikrine katıldıklarını belirtirlerken, %3.37’si bu fikre katılmamakta ve %4.81’i ise bu konuda herhangi bir fikirlerinin olmadıklarını ifade etmişlerdir. - Öğrencilerin küçük bir bölümü (%13.46) “gıda güvenliği konusu bu kadar tartışılmamalı” fikrine katılırken, %80.77 gibi büyük bir bölümü ise bu fikre katılmamaktadır. %5.77’lik bir grup öğrenci ise bu konuda fikri olmadığını belirtmiştir. 4. Sonuç Yapılan çalışmada, Ziraat Fakültesi öğrencilerinin gıda güvenliği konusundaki bilgi düzeyleri araştırılmış ve öğrencilerin bazı özellikleri (öğrenim gördükleri bölüm, yaş, cinsiyet, geldikleri bölge ve yerleşim birimi kriterleri) ile gıda güvenliğine ilişkin bilgi ve tutumları (gıda güvenliği kavramını ve araçlarını tanımaları, güvenli gıdalara fazladan ödeme istekleri) arasında ilişki olup olmadığı khi-analizi ile ortaya konulmuştur. Yapılan analizde öğrencilerin öğrenim gördükleri bölüm, yaş, cinsiyet, geldikleri bölge ve yerleşim birimi kriterlerinin gıda güvenliği kavramını tanımalarında etkili faktörler olmadığı saptanmıştır. Araştırma bulgularına göre, öğrencilerin küçük bir kısmının (%25) gıda güvenliği kavramını bilmedikleri tespit edilmiştir. Ancak öğrencilerin gıda üretimi ile ilişkili bir fakültede öğrenim görmelerine karşın, gıda güvenliği kavramını bilmeyen bir grup öğrencinin bulunması dikkate değerdir. Öğrencilerin gıda güvenliği araçları içerisinde en fazla duydukları ve anlamını bildikleri gıda güvenlik aracı ISO, buna karşın 52 en az bildikleri ise yeni gıda güvenlik araçlarından biri olan OHSAS’dır. Bu sonuç; ISO’nun gerek gıda firmaları tarafından daha yaygın olarak kullanılması, gerek daha önceden kullanılan bir güvenlik aracı olması ve gerekse tüketici sağlığı ile direkt ilişkili olması ile açıklanabilir. Araştırma sonucunda, gıda güvenlik araçlarının (GLOBALGAP, ISO, HACCP, Çevre Yönetim Sistemleri ve OHSAS) tamamını duymuş olan ve ne anlama geldiğini bilen öğrencilerin oranı çok düşük (%5.77) olduğu belirlenmiştir. Bu kavramları bilmekle bölüm ve gelinen yerleşim birimi kriterleri arasında istatistiksel olarak %90 önem düzeyinde bir ilişki bulunmuştur. Ziraat Fakültesinde öğrenim gören ve büyük şehirlerden gelen öğrenciler, gıda güvenlik araçlarını daha fazla tanımaktadır. Öğrencilerin çoğunluğu daha güvenilir bir gıda için fazladan ödemede bulunma eğilimdedir. Hemen hemen her üç öğrenciden ikisi, bu tür bir maliyeti kabul etmektedir. Fazladan ödeme isteğinin, bölüm, yaş, cinsiyet, gelinen bölge ve yerleşim birimi kriterleriyle ilişkili olmadığı belirlenmiştir. Öğrencilere göre, en fazla iyi üretim uygulamalarının tarımsal hammadde üretimi ve en fazla iyi hijyen uygulamalarının ise toptan perakende satış noktalarındaki raflarda olduğu düşünülmektedir. Her iki durum da, tüketicileri yakından ilgilendiren ve dikkat edilmesi gereken bir husustur. Öğrencilerin büyük çoğunluğu, değişik nedenlerle gıda üretimi yapılan firmaların ilgili kurum/kuruluşlar tarafından yeterince denetlenmediğini düşünmektedirler. Gıda güvenliği konusunda öğrencilerin başta internet olmak üzere gazete, televizyon, dergi, konferans, kitap ve radyo gibi iletişim araçlarından yararlandığı belirlenmiştir. Gıda maddesi satın alırken öğrencilerin bilinçli davrandıkları saptanmıştır. Bu bağlamda, en fazla dikkat edilen hususun gıdanın sağlık açısından güvenli olması gelirken, bunu sırasıyla lezzet, fiyat, dayanıklılık, marka ve promosyon takip etmektedir. Aynı hassasiyetin ambalajlı gıdaların satın alınmasında (en fazla dikkat edilen husus ambalaj üzerindeki son kullanma tarihi) ve ambalaj tercihinde de gösterildiği (en fazla cam kavanoz tercih edilmektedir) belirlenmiştir. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 45-53 Kaynaklar Albayrak, M., 2000. Ankara İlinde Gıda Maddeleri Paketleme ve Etiketleme Bilgileri Hakkında Tüketicilerin Bilinç Düzeyinin Ölçülmesi, Gıda Maddeleri Alım Yerleri ve Ambalaj Tercihleri Üzerine Bir Çalışma. TZOB Yayını, Ankara. Baş, T., 2008. Anket. Araştırma Yöntemleri Dizisi:2, Seçkin Yayıncılık, 5. Baskı, Ankara. Ceylan, M. ve Koç, B., 2008. Gıda Ürünlerinin Satınalma Davranışları Konusunda Tüketici Yaklaşımları: Van İli Örneği, Bahçe Ürünlerinde IV. Muhafaza ve Pazarlama Sempozyumu, 08-11 Ekim, Antalya. Dölekoğlu, C.Ö., 2003. Tüketicilerin İşlenmiş Gıda Ürünlerinde Kalite Tercihleri, Sağlık Riskine Karşı Tutumları ve Besin Bileşimi Konusunda Bilgi Düzeyleri (Adana Örneği), Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü, Yayın no: 105, Ankara. Dölekoğlu, C.Ö. ve Yurdakul, O., 2004. Adana İlinde Hane Halkının Beslenme Düzeyleri ve Etkili Faktörlerin Logit Analizi ile Belirlenmesi, Akdeniz İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 8: 62-86. Emeksiz, F., Albayrak, M., Güneş, E., Özçelik, A., Özer, O.O. ve Taşdan, K., 2005. Türkiye’de Tarımsal Ürünlerin Pazarlama Kanalları ve Araçların Değerlendirilmesi. Türkiye Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongresi, Cilt:2, 1155-1171, Ankara. Gujarati, D.N., 1995. Basic Econometrics. 3rd Edition, McGraw - Hill, Inc., New York. Gülse Bal, H.S., Göktolga, Z.G. ve Karkacıer, O., 2006. Gıda Güvenliği Konusunda Tüketici Bilincinin İncelenmesi (Tokat İli Örneği), Tarım Ekonomisi Dergisi, 12(1): 9-18. Kızılaslan, N. ve Kızılaslan, H., 2008. Tüketicilerin Satın Aldıkları Gıda Maddeleri ile İlgili Bilgi Düzeyleri ve Tutumları (Tokat İli Örneği), U.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisi, 22(2): 67-74. Koç, B. ve Ceylan, M., 2008a. Tüketicilerin Seçilmiş Bir Grup Gıda Ürününün İçerdiği Katkı Maddelerinin Olumsuz Etkileri Konusunda Görüşleri ve Bu Ürünlerden Satın Alma Düzeyleri, VIII. Tarım Ekonomisi Kongresi, 25-27 Haziran, Bursa. Koç, B. ve Ceylan, M., 2008b. Tüketicilerin Gıdaların Üretimi, Dağıtımı ve Satış Sürecini Gıda Güvenliği Açısından Değerlendirme Tutum Ve Davranışları, Bahçe Ürünlerinde IV. Muhafaza ve Pazarlama Sempozyumu, 08-11 Ekim, Antalya. Mirer, T.W., 1995. Economic Statistics and Econometrics. 3rd Edition, Prentice Hall, Inc., New Jersey. Parseker Yönel S., İncedayı B. ve Yonak S., 2008. Gıda Sanayinde Uygulanan Kalite Yönetim Sistemleri, VIII. Tarım Ekonomisi Kongresi, 25-27 Haziran, Bursa. Topal, Ş., 1996. Gıda Güvenliği ve Kalite Yönetim Sistemleri. TUBİTAK- Marmara Araştırma Merkezi, Gebze, İstanbul. Topoyan, M., 2003. Gıda Sektöründe Kritik Kontrol Noktaları ve Tehlike Analizleri (HACCP) ve ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemi İlişkisinin İncelenmesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi. İzmir. Topuzoğlu, A., Hıdıroğlu, S., Ay, P., Önsüz, F. ve İkiışık, H., 2007. Tüketicilerin Gıda Ürünleri İle İlgili Bilgi Düzeyleri ve Sağlık Risklerine Karşı Tutumları, TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni, 6(4): 253-258. Uzunöz, M., Oruç Büyükbay, E. ve Gülse Bal, H.B., 2008. Kırsal Kadınların Gıda Güvenliği Konusunda Bilinç Düzeyleri (Tokat İli Örneği), VIII. Tarım Ekonomisi Kongresi, 25-27 Haziran, Bursa. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 63-70 Effects of Different Emitter Spaces and Irrigation Levels on Yield and Yield Components of Processing Tomato* Aynur Özbahçe Ali Fuat Tarı Soil and Water Resources Research Institute, PO 48, Konya Abstract: This study was carried out in order to determine the effects of different emitter spaces and water stress on total fruits yield (TFY); yield suitable for processing (PFY) and paste output (PO) of processing tomato (Lycopersicon esculentum Mill cv. Shasta) and some quality characteristics (mean fruit weight-MFW, fruit diameter-FD, penetration value of fruit-PV, pH, total soluble solids-TSS and ascorbic acid-AA contents) under ecological conditions of Konya Plain in 2004 and 2005 years. The randomized split block experimental design with three replications was applied in the study. Drip irrigation laterals were arranged in such a way that every row had one lateral. Emitter spacing of 25, 50 and 75 cm (A, B and C respectively) were the main treatments while four levels of water supply irrigation at 7 days intervals with water amount enough to fill the soil depth of 0-60 cm till field capacity (I1), and 25, 50 and 75% decreased water supply levels (I2, I3 and I4) were applied as sub treatments of the experiment. According to results of the main treatments for two years showed that the highest total fruits yield (51.75-52.43 t ha-1), as well as yield suitable for processing (47.2349.33 t ha-1) were obtained from A treatment (p<0.01). On the other hand, the highest TFY, PFY and PO of the sub treatments were obtained from I1 application. MFW, FD and TSS were significantly affected from the sub treatments (p<0.05). High stress resulted in the highest soluble solids. Total irrigation water amount and water consumptive use of the treatment A were determined as 250-376 mm and 414-425 mm, in 2004-2005. Total irrigation water amount and water consumptive use of I1 treatments were 426-587 mm and 520-623 mm for two years, respectively. Key Words: emitter space, irrigation level, processing tomato, yield, quality Farklı Damlatıcı Aralıklarının ve Sulama Düzeylerinin Salçalık Domatesin Verim ve Kalite Bileşenleri Üzerine Etkisi Özet: Bu çalışma, 2004-2005 (2 yıl) yılları arasında, Konya ekolojik koşullarında salçalık domatesin (Lycopersicon esculentum Mill cv. Shasta) toplam meyve verimi (TFY), salçalık meyve verimi (PFY), salça verimi (PO) ve bazı kalite kriterleri (ortalama meyve ağırlığı-MFW, meyve çapı-FD, meyve delinme direnciPV, pH, toplam suda çözünebilir katı madde-TSS ve askorbik asit içeriği-AA) üzerine farklı damlatıcı aralığı ve su stresinin etkisini araştırmak amacı ile yürütülmüştür. Deneme Tesadüf Bloklarında Bölünmüş Parseller Deneme Deseni’nde ve 3 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Lateraller her bitki sırasına bir lateral olacak şekilde yerleştirilmiştir. Denemenin ana konuları 3 farklı damlatıcı aralığı 25 cm, 50 cm ve 75 cm (A,B ve C koşulları) şeklinde oluşturulurken; alt konuları da 4 farklı sulama suyu; I1= (tam sulanan) 0-60 cm’deki eksik nemin 7 günde bir tarla kapasitesine tamamlanması, I2= %25 kısıntı, I3= %50 kısıntı ve I4= %75 olacak şekilde kısıntı konularından oluşturulmuştur. İki yıllık deneme sonuçlarına göre; her iki yılda da ana konuların en iyi toplam meyve verimi (51.8.-52.4 t ha-1) ve salçalık meyve verimi (47.2-49.3 t ha-1) A konusundan elde edilmiştir (p0.01). Diğer taraftan, alt konularda en yüksek TFY (66.2-66.8 t ha-1), PFY (60.7-63.7 t ha-1) ve PO (11.4-12.4 t ha-1) I1 konusundan elde edilmiştir. MFW, FD ve TSS uygulamalardan etkilenmiştir (p0.05). Yüksek stress koşullarında suda çözünebilir katı madde içeriği artmıştır. Deneme yıllarında, A konusunun sulama suyu miktarı sırasıyla 250-376 mm ve su tüketim miktarı 414-425 mm olmuştur. Alt konulardan I1 konusunun sulama suyu mikarı ise 426-587 mm iken su tüketimi 520-623 mm’dir. Anahtar kelimeler: damlatıcı aralığı,sulama düzeyi, salçalık domates, verim, kalite 1. Introduction Drip irrigation is quite different from the previously conventional irrigation systems. The wetted soil area may be considerably less than the full extent of the crop root zone, thus less irrigation water is needed compared with other irrigation methods. Since the wetted soil volume is relatively small, so this must be refilled more frequently. So, drip irrigation is one of the best techniques to use applying water to vegetables. Approximately 1/3 of the total vegetable produced in Turkey is tomato, and almost half of tomatoes in the country are produced for the * This article is a part of the research project (KHGM-03220F01) carried out by the authors from 2004 to 2005 in Soil and Water Resources Research Institute of Konya, Turkey. Effects of Different Emitter Spaces and Irrigation Levels on Yield and Yield Components of Processing Tomato purposes of processing industry. The total tomato production in Konya region is 223.837 tons (Anonymous 2008). Water research studies in Konya clearly showed severe depletion of groundwater. Therefore, recently, use of drip irrigation for tomatoes in the region has rapidly increased due to both increasing in yield of tomatoes by using drip irrigation and subsidizing of drip irrigation systems by government. In drip irrigation planning for vegetable crops, a lateral line should be establish for each crop row if the crop row spacing is wider than the dripper spacing along the lateral line (Yıldırım 1996). Some researchers have shown that higher tomatoes yields and increased water use efficiency has been very often attributed to drip irrigation than the conventional irrigation methods. Oweis et al. (1988) determined a quadratic relationship between total yield and transpiration for drip-irrigated tomatoes. A maximum yield of about 158 t/ha could be produced with 600 mm of net irrigation. Weekly crop-pan coefficients (Kpc) were derived using transpiration data observed and Ep data from the site. Sanders et al. (1989) determined that yields of red fruit and all fruit increased with increasing drip irrigation rate; concentrations of soluble solids (SS) and total solids (TS) decreased with increasing irrigation rates, while fruit colour, size, and acidity increased, as did the yield of SS and TS per ha. Tekinel et al. (1989) compared drip irrigation and conventional irrigation methods for tomatoes in the Çukurova region and obtained the highest and water use efficiency (WUE) with drip irrigation. Jadhaw et al. (1990) tested drip and furrow methods for tomatoes. Tomatoes yields were 48 t ha-1 for drip irrigation systems with pressure-compensating emitters and 32 t ha-1 when furrow irrigation was used. The drip system showed a 31% saving in irrigation water. The water saved was available to irrigate a further 0.4 ha. Keller and Bliesner (1990) presented and demonstrated equations for computing the wetted area as a percentage of the total crop area for a range of crop geometry and lateral layouts based on the dimensions of the spacing between emitters and lines. May (1993) carried out a research under properly controlled moisture stress through irrigation management during fruit development and ripening of processing 64 tomatoes, which results in maximum yield of raw products and paste. Main plot treatments of the experiment were water applications at 20, 40, and 60% depletion in the top four feet of soil while the sub-plots were the dates of last irrigation application (20, 40, and 60 days before harvest). Low stress resulted in maximum yield of raw product, and best viscosity, but resulted in low soluble solids. High stress resulted in the lowest yields, highest soluble solids, and poorest viscosity. Intermediate stress resulted in some yield loss, but, substantially improved soluble solids with good viscosity. Branthome et al. (1994) investigated processing tomato plants dripirrigated at 0.7, 1.0 or 1.3 ETM and fertigated with 60, 120 or 180 kg N/ha. Yield and fruit weight were highest at 1.0 ETm, but higher amounts of quality components (acidity, colour and total soluble solids content (TSS)) were determined in the conditions of 0.7 ETM. Tan (1995) compared tomatoes grown on a sandy loamy soil that were either irrigated by a drip or sprinkler system or not irrigated at all. In general, drip irrigation resulted in higher fruit yields than did sprinkler irrigation. Irrigation for maximum yield was found to reduce SS of processing tomatoes (Hanson et al. 1997). Yohannes and Tadesse (1998) examined the effects of drip and furrow irrigation systems and plant spacing (35, 50 and 70 cm) on yield of tomato and water use efficiency (WUE) on clay loam soil. Higher yields of tomato, fruit size and WUE were obtained with drip irrigation compared to furrow irrigation. Balçın and Güleç (1998) found out no significant differences in the effect of different (0.75, 1.00 and 1.25) kpc coefficients applied to furrow irrigated bush tomato. Thus, the treatment irrigated at 7-day intervals, with 0.75 kpc and providing the highest yield of 92.7 t ha-1 under 487 mm irrigation water was recommended. pH and ascorbic acid content was not significantly affected from treatments. Candido et al. (2000) carried out an experiment with the aim of evaluating the influence of different irrigation regimes on yield and quality characteristics of processing tomato. In this research, four irrigation levels, i.e. unirrigated control, and 100%, 66%, 50% and 33% of ETc were applied. The highest marketable yields were obtained under conditions of 100% of ETc application, while the highest dry matter content (6.1%) was A.ÖZBAHÇE, A.F.TARI determined under conditions of rain fed treatment. Çetin et al. (2002a) conducted an experiment aiming to investigate the irrigation scheduling for drip-irrigated tomatoes using Class A pan evaporation. Irrigation water was determined as a certain ratio of Class A pan evaporation (kpc = 0.50, 0.75, 1.00, and 1.25) applied at different irrigation intervals (2, 4, and 6 days). As a result of the experiment, it was determined that the maximum marketable fruit yield was obtainable under conditions of 1.00 kpc applied. There are not significant among difference different irrigation intervals. Yield, fruit weight and fruit diameter were highest at 1.0 Kpc, but quality components (pH and ascorbic acid) had not significant differences. This study was especially carried out to determine effect of emitter space on yield and yield components because there are wide range of emitter space used in our region. In such a way that, region’s the farmers used to use emitter space of 25-33 cm in every kind of soil. On the other hand, according to result of infiltration test done in the experimental site, the most appropriate emitter space is 50 cm. This value is calculated from an ampric equalition (taken into consideration discharge of emitters and infiltration rate). Considering emitter test results in the experiment area, emitter space should be around 75-80 cm in respect of results of emitter tests in that place. Therefore, this study was compared to three different emitter spaces. Furthermore, this study was also to evaluate whether limited irrigation water affected yield and yield components of processing tomato. 2. Material and Methods 2.1. Experimental site This experiment was conducted on the fields of Soil and Water Resources Research Institute in Konya, in 2004 and 2005. The experimental site is located at latitude of 37052' N and longitude of 32030' E, with prevailing terrestrial climate type. Recorded precipitation amounts and evaporation values in the experimental years were 99.5-28.3 and 1004.31094.7 mm, respectively, during growing season (from May to September). Mean temperatures were 19.9 and 20.8 oC in the same periods of the both years, respectively. The soils of experimental site have a clay texture. Some of the physical and chemical properties of the experimental soil are summarised in Table 1. Properties of irrigation water using at the experiment were also showed in Table 2. Irrigation water was classified in C2S1 class according to the USSL classification. Table 1. Basic physical and chemical properties of the soil at the experimental site Soil layers (cm) 0-30 30-60 60-90 pH ECx10-3 (dS m-1) 7.9 7.9 8.0 0.74 0.68 0.62 Organic matter (%) 1.49 0.89 0.60 Field capacity (%) 28.71 27.12 28.71 Wilting point (%) 19.54 19.41 21.34 Bulk Density (g cm-3) 1.39 1.61 1.61 Texture C C C Infiltration rate (mm h-1) 11 Table 2. Properties of irrigation water used in the experiments pH 7.60 EC dSm-1 0.580 Na 0.29 Cations (me/l) K Ca 0.01 2.13 Mg 3.39 2.2. Irrigation System The drip system used in the experiment consisted of PE laterals with diameter of 16 mm, laid out along each tomatoes rows. Each plot had a PE manifold pipeline 50 mm in diameter. In-line pressure controlled drippers of 4 l/h discharge at 1.5 atm operating pressure, were spaced at distance of 25, 50 or 75 cm (depending the treatment) along the lateral. The control unit of the irrigation system had a CO3 0.0 Anions (me/l) HCO3 Cl 4.39 0.55 SO4 0.88 Top SAR 5.82 0.17 fertilizer tank, screen-mesh filters and pressure gauges. 2.3. Irrigation Water Amount Estimation In accordance with experimental procedure irrigation applications were done at seven days intervals (Oweist et al. 1988, Balçın and Güleç 1998, Çetin et al. 2002a). Irrigation water amount required to fill the 0-60 cm soil depth to field capacity was applied to the treatments without any reductions (I1), and 25, 50 and 75% 65 Effects of Different Emitter Spaces and Irrigation Levels on Yield and Yield Components of Processing Tomato decreased water supply was provided to I2, I3 and I4 subplots, respectively. Canopy cover measurements were taken on 5 labelled plants prior to each irrigation application and irrigation water amount was adjusted using the determined averaged canopy cover percentage. The least canopy cover value used for adjustment in water amount was 30%, applied during the early weeks following planting. Irrigation duration was determined dividing the total irrigation amount to the number and total discharge of the drippers in the plot. Moisture soil water content was observed by gravimetric method. Before neck filling total of 70 mm irrigation water was applied as transplanting water at two or three times in both 2004 and 2005. After neck filling, water applications according to the experimental procedure were performed. We assumed that there is not deep leakage for completing field capacity deficit moisture in soil. a lateral in each rows and 6 plant rows in per plot. Total parcels are 36 numbers ((3 × 4) x 3). The distance among blocks among was 3 m and the distance among plots among are 1.4 m. 2.4. Irrigation Treatments The field experiments were conducted in the experimental design of split plots in randomized blocks with three replications. Irrigation treatments are showed in Table 3. The main factor treatments consisted of three emitter spaces (ES) (A= 25 cm, B= 50 cm and C= 75 cm). The second factor tested (i.e. treatments in the split plots) was different irrigation levels (IL) applied at 7-days intervals with depleted water from field capacity (0-60 cm) (I1), and 25, 50 and 75% reductions (I2, I3 and I4). 2.6. Calculated Parameters Total fruit yield (TFY) was reckoned from total of both matured and immature fruits in the last harvest and total of the other harvests. Fruit yield suitable for processing (PFY) was calculated from only matured fruits of the whole of harvest. Paste output (PO) (28 brix) was calculated from the total yield per hectare and TSS (total soluble solids) values. Some quality characteristics of fruits were investigated during the second harvest. Mean fruit weight (MFW-g), fruit diameter (FD-mm, with a compass at the middle of fruit) and penetration value of fruit (PV-kg/cm2, by the hand penetrometer) determined on thirty fruits, randomly collected as subsamples from the each plot for quality assessment. Then, fruits were homogenized in a blender and portions of the homogenate were taken to determine the pH (determined by the pH-meter), total soluble solids (TSS) (%, determined by tusing a refract meter) and ascorbic acid content (AA) (mg/100 g). Ascorbic acid content was measured by classical titration method using 2,6dichlorophenol indophenol solution. Table 3. Treatments applied for the experiment Main plots (emitter space) A= 25 cm B= 50 cm C= 75 cm Subplots (irrigation level) I1= (full irrigation) I2= 75 % of I1 I3= 50 % of I1 I4= 25 % of I1 The seedlings were planted at 1,40 m (row with) × 0.25 m spacing on May, 21 and 17, respectively in the first and second experimental years (Özbahçe 2003). Plot dimensions were 6 m × 8.4 m (50.40 m2) in planting. One row in each sides was not taken in harvest, four rows were taken in the middle, 0.50 m parts of the beginning and end of the plots were not harvested. Plot dimensions were 5.6 m x 5.0 m (28 m2) in the harvest. There are 66 2.5. Agricultural Applications Seedlings of Shasta variety (Lycopersicon esculentum cv. Shasta F1) were supplied by TAT Canned Company (Bursa-Turkey). Water applications according to treatments were carried out between 1 July-9 September in 2004 and 23 June-1 September in 2005. Yield harvesting were made 4 times in each year. Totally, 160 kg N ha-1 and 75 l/ha phosphoric acid (85%) fertilizers were applied during the growing season. Part of the fertilizers, 2/4 and 2/5 for phosphorous and nitrogen respectively were applied with irrigation water in the first fertilization, and the remainder parts were supplied during the growing period, using the irrigation system. 2.7. Statistical Evaluation Data related to fruit yield suitable for processing, paste output and quality components obtained from the experiment were subjected to an analysis of variance using the A.ÖZBAHÇE, A.F.TARI procedure given by Yurtsever (1984), and Duncan Mean Separation Test procedure was applied. In order to compare the experimental years, experimental data subjected to an ANOVA test, and year x treatment interactions were evaluated. Evapotranspiration (ET) from each plot was determined using the soil water balance equation. Water use efficiency and irrigation water use efficiency under various regimes of water supply was determined using the equation given by Howell et al. (1990). WUE = (Ey/ET), IWUE= (Ey/I), where, WUE= Water use efficiency (kgha-1 mm), WUE= Irrigation water use efficiency (kgha-1 mm), Ey= Yield (kgha -1), I= applied water amount (mm), ET= Seasonal water consumption (mm). 3. Results and Discussion 3.1. Some Quality Characteristics of Processing Tomato The effects of emitter space on some quality characteristics of processing tomato are summarized in Table 4. Considering the statistical evaluation, there were significant (p<0.05) effects of the different emitter spaces on MFW, FD and TSS whereas of the different irrigation levels on MFW, FD, PV and TSS values in both experimental years. Table 4. Quality characteristics of processing tomato in response to different emitter space and irrigation levels The main plots ES A B C The subplots IL I1 I2 I3 I4 * p0.05 MFW FD (g) * (mm) * 2004 2005 2004 2005 45.32a 46.62 a 41.26a 41.76a 43.65a 44.61ab 40.12b 40.78b 41.56b 41.90 b 39.09c 38.45c MFW FD (g) * (mm) * 2004 2005 2004 2005 50.64a 52.30a 43.04a 42.47a 44.92b 46.51b 40.79a 41.39a 43.17bc 43.31bc 38.89ab 39.59a 35.31c 35.39c 37.89b 37.87b ns non-significant PV (kg/cm2) ns 2004 2005 1.25 1.24 1.18 1.18 1.16 1.15 PV (kg/cm2) 2004* 2005* 1.25a 1.22a 1.19b 1.20a 1.17b 1.18a 1.15b 1.15b MFW and FD were significantly (p0.05) affected by emitter spacing and irrigation level in both years (Table 4). The highest MFW was obtained from A and I1 applications (45.3246.62 g, 50.64-52.30 g) in 2004-2005, respectively. But, for the main plots, the difference between A and B treatments (43.65 g and 44.61 g, respectively) was not found significant in both years (p0.05). The highest FD was obtained from the same treatments (A and I1) (41.26-41.76 mm, 43.04-42.47 mm, respectively). Although emitter spaces had not significant effect on PV, irrigation treatments significantly affected PV. The highest PV was obtained from I1 treatment (1.25-1.22 kg/cm2, respectively). Both emitter space and irrigation levels (p0.05) affected TSS for two years. pH and AA contents for emitter space treatments changed between 4.19-4.32 and 17.27-17.77 mg/100g for both years. Whereas the highest TSS content was obtained from C treatment (6.30-6.87%), AA was obtained from B treatment (17.62-17.77, respectively) in the pH ns 2004 4.21 4.20 4.19 2005 4.32 4.30 4.26 pH ns 2004 4.18 4.21 4.25 4.17 2005 4.29 4.28 4.30 4.30 TSS (%)* 2004 2005 5.73b 5.96c 6.29a 6.56b 6.30a 6.87a TSS (%)* 2004 2005 5.28c 5.54c 5.55c 6.34b 6.43b 6.74b 7.15a 7.12a AA (mg/100 g) ns 2004 2005 17.27 17.74 17.62 17.77 17.50 17.58 AA (mg/100 g) ns 2004 2005 17.57 17.98 17.12 17.35 17.42 17.78 17.73 17.69 main plots. The lowest TSS was obtained from A treatment (5.73-5.96%, in 2004-2005, respectively). The lowest TSS (5.28-5.54%, respectively) among the subplots was obtained from full irrigated treatment (I1) while the highest TSS (7.15-7.12%, respectively) was obtained from the least water application treatment (I4) (Table 4). The treatments did not significantly affect pH and AA in both years. Similar results were obtained by Sanders et al. (1989) and Branthome et al. (1994). They determined that fruit sizes the highest for the treatments whose water requirements were supplied completely. May (1993) reported that no stress resulted in low soluble solids. High stress resulted in highest soluble solids and poorest viscosity. Furthermore, similar results were also found Hanson et al. (1997) and Candido et al. (2000). Balçın and Güleç (1998) and Çetin et al. (2002a) determined that water application treatments did not affect pH and ascorbic acid contents. 67 Effects of Different Emitter Spaces and Irrigation Levels on Yield and Yield Components of Processing Tomato 3.2. Total Fruit Yield, Fruit Yield Suitable for Processing (PFY) and Paste Output (PO) Data related to yield suitable for processing and paste output obtained from the experiments carried out in 2004 and 2005 are presented in Table 5. Data obtained from the 2year study showed that tomato yields (TFY, PFY and PO) was significantly (p<0.01) affected both emitter spaces and water supply levels. Table 5. Total fruit yield, fruit yield suitable for processing and paste output obtained from the treatments during the experimental years (t ha-1) TFY* The main plots 2004 2005 A 51.8a 52.4a B 49.0a 49.7a C 43.2b 42.9b * p<0.01 ** PFY* 2004 2005 47.2a 49.3a 43.5a 43.1b 36.6b 39.4b p<0.05 ns 2004 9.2 9.5 7.7 POns 2005 10.0 9.7 9.4 TFY* 2004 2005 66.2a 66.8a 55.3b 57.7b 42.1c 39.9c 28.4d 29.0d PFY* 2004 2005 60.7a 63.7a 49.8b 53.8b 36.4c 35.7c 22.9d 22.7d PO** 2004 2005 11.4a 12.4a 9.9a 12.1a 8.2ab 8.5ab 5.8b 5.8b non-significant Yields suitable for processing were obtained from A-I1, the treatment consisting of 25 cm emitter space and irrigated at 7-day intervals with water amount enough to fill soil depth of 60 cm to field capacity. As could be concluded from data included in table 5, the highest TFY (51.8-52.4 t ha-1, respectively) and PFY (47.2-49.3 t ha-1, respectively) were obtained from plants growing in the plots with 25 cm emitter space (A treatment). The treatments did not significantly affect among emitter spaces in both years. According to the subplots’ results, the highest TFY (66.2-66.8 t ha-1), PFY (60.7-63.7 t ha-1) and PO (11.4-12.4 t ha-1) were obtained from fully irrigated treatment (I1) for both years, respectively. The results with fruit yield obtained by some researchers were similar to our results. The results obtained from the study discussed here are comparable with those published earlier. In a similar way, May (1993) found that light stress imposed to tomato resulted in maximum yield. According to a study carried out by Yrisarry et al. (1993), the total yield increased with the amount of water applied. Moreover, Balçın and Güleç (1998), reported that there were no significant differences between coefficients of kpc (0.75, 1.00 and 1.25), applied to bush tomatoes irrigated by furrow method. Thus, they recommended lowest kpc value for tomato irrigation, applied at 7-day intervals. In studies conducted in different parts of the world and Turkey showed that maximum marketable tomato yields are obtainable under irrigation with water amounts based on 100 % ETc (Candido et al. 2000), or irrigation at 4-day intervals with water amounts determined using kpc 1.00 (Çetin et al. 2002a-b). 68 The subplots I1 I2 I3 I4 3.3. Irrigation Water (IWA) - Water Consumptive Amounts (WCA) and Irrigation Water Use Efficiency (IWUE) - Water Use Efficiency (WUE) Recorded seasonal precipitation amounts for the first and second experimental years were 99.5 mm and 28.3 mm, respectively. Total of 11 irrigation applications were done during the both experimental years. Results for irrigation water amounts and water consumptive uses of tomato are summarized in Table 6. Data included in the table showed that averaged (250-376 mm) amounts of the main plots’ irrigation water are applied to all treatments. The water consumptive use values of the mentioned treatments were estimated as 414 and 425 mm, respectively for 2004 and 2005. The difference of mentioned values in terms of years may be resulted from not only variations at precipitation amounts but also second year’s higher dry than first year between years. Data included in the table showed that averaged (426-587 mm) amounts of the subplots’ irrigation water are applied to I1 treatment. The water consumptive use values of the same treatment were estimated as 520 and 623 mm, respectively for 2004 and 2005 (Table 6). Irrigation water use efficiencies ranged from 11.4 to 20.7 kg m-3 depending on the main treatments and experimental years while the subplot treatment’s IWUE ranged from 11.4 to 33.4 kg m-3 (Table 6). WUE of the main and subplots were 10.112.5 kg m-3 and 9.9-12.7 kg m-3, respectively. IWUEs, WUEs of the main and subplot treatments differ considerable among the treatments and generally tends to increase with a decline in irrigation (Fig. 1). The higher yield A.ÖZBAHÇE, A.F.TARI (21.9 kg m-3) was obtained. Çetin et al. (2002b) were determined that WUE was 23.8 kg m-3. Howell (2006) and Yohennes and Tadesse (1998) obtained similar results. obtains also the higher IWUE and WUE. Similarly, Mbarek and Boujelben (2004) showed that IWUE was greatest with double rows in the tomatoes grown in the greenhouse. But, approximately the same value of IWUE Table 6. Irrigation Water (IWA) Amounts -Water Consumptions (WCA) and WUE-IWUE (kg- m-3) of the main and subplots treatments for the two years 520 470 377 288 2005 IWUE (2005) WUE (2005) -3 IWUE-WUE (kg- m ) 20 40 15 20 10 10 0 5 a b 2005 11.4 13.1 13.2 16.5 2004 12.7 11.8 11.2 9.9 2005 12.3 11.7 10.1 WUE 2004 IWUE (2004) WUE (2004) 80 50 30 2004 12.5 11.8 10.4 IWUE 2004 15.5 18.8 21.8 33.4 623 477 357 242 25 WUE 2005 13.9 13.2 11.4 2005 10.7 12.1 11.2 11.9 2005 IWUE (2005) WUE (2005) 40 70 35 60 30 50 25 40 20 30 15 20 10 10 5 c IWA and WCA (mm) 0 -3 414 425 414 425 414 425 WCA (mm) -1 Total Yield (t ha ) 60 IWUE 2004 20.7 19.6 17.3 -1 2004 IWUE (2004) WUE (2004) WCA (mm) IWUE-WUE (kg mm ) IWA (mm) 2004 2005 250 376 250 376 250 376 IWA (mm) 2004 2005 426 587 294 440 193 302 85 176 Total Yield (t ha ) The main plots A B C The subplots I1 I2 I3 I4 0 I1 I2 I3 I4 IWA and WCA (mm) (a) (b) Figure 1. Total yield and irrigation water use efficiency (IWUE)-water use efficiency (WUE) for each treatment and amounts of irrigation water and water consumptive applied (the main (a) and subplots (b)) 4. Conclusions As a result of a 2-year study it was concluded that yield suitable for processing as well as past out output and some quality characteristics (MFW, FD and TSS) are strongly affected both the space between emitters and water supply levels. As a general rule; total fruit yield, yield suitable for processing and MFW, FD and PV increased with decreasing space between emitters and increasing irrigation water amounts. On the other hand, the results of the study also showed that increasing emitter space to 50 cm lead to increased paste output during the experimental years. Results for paste output obtained from treatments with moderate emitter space of 50 cm and light reduction (% 25) in irrigation level could be used as a good basis for economically irrigation system design and reduced irrigation strategy development in regions with a serious water scarcity problem. References Anonymous, 2008. Agricultural Structure and Production. Government Statistic Inst. of Prime Minister Pub. (http://www.tuik.gov.tr). Balçın, M. and Güleç, H., 1998. Irrigation scheduling of drip-irrigated tomatoes using class A pan evaporation in Tokat region (in Turkish). Soil and Water Sources Research Result Report, TokatTurkey. Branthome, X.Y., Ple, J., Machado R. and Bieche, B.J. 1994. Influence of drip irrigation on the technological characteristics of processing tomatoes. Fifth International Symposium on The Processing Tomato. 23-27 Nov. 1993, Sorrento, Italy. Acta Horticulturae, No: 376, 285-290. 69 Effects of Different Emitter Spaces and Irrigation Levels on Yield and Yield Components of Processing Tomato Candido, V., Miccolis V. and Perniola, M., 2000. Effects of irrigation regime on yield and quality of processing tomato (Lycopersicon esculentum Mill.) cultivars. III International Symposium on Irrigation of Horticultural Crops. Acta Hort., (ISHS) 537:779788 Çetin, Ö., Uygan, D., Boyacı, H. and Yıldırım, O., 2002a. Effects of different irrigation treaments on yield and quality of drip-irrigated tomatoes under Eskisehir conditions (in Turkish). IV. Vegetable Agriculture Symposium. 17-20 September, Bursa-Turkey. Çetin, Ö., Yıldırım, O., Uygan, D. and Boyacı, H., 2002b. Irrigation scheduling of drip-irrigated tomatoes using class A pan evaporation. Turk. J. Agric. For. 26: 171-178. Hanson B.R., May D.M., and Schwankl L.J., 1997. Drip irrigation of processing tomatoes. In ‘ASAE Annual International Meeting’. Minneapolis, Minnesota, USA, 10–14 August, 1997. Howell, T.A., Cuenca, R.H. and Solomon, K.H., 1990. Crop Yield Response. Management of Farm Irrigation Systems (Ed. Hoffman et al.). ASAE, 311312 http://www.actahort.org/books/335/335_16.htm Howell, T.A., 2006. Challenges in increasing water use efficiency in irrigated agriculture. In: The proceedings of International Symposium on Water and land Management For Sustainable Irrigated Agriculture, April 4-8, 2006, Adana-Turkey. Jadhaw, S.S., Gutal, G.B. and Chougule, A.A., 1990. Cost economies of the drip irrigation system for tomatoes crop. Department of Agricultural Engineering, College of Agriculture, Pune, India. Keller, J. and Bliesner, R.D., 1990. Sprinkle and trickle irrigation (Chapman and Hall: New York). May, D.M., 1993. Moisture stress to maximize processing tomato yield and fruit quality. International Symposium on Irrigation of Horticultural Crops. 1 April1993. http://www.actahort.org/books/335/335_67.htm Mbarek, K.B. and Bouljelben, A., 2004. Behavior of tomato (Lycopersicon esculentum Mill) and red pepper (Capsicum annum L.) crops under greenhouse conditions conducted in single and twin rows. Tropicultura 22 (3), 97-103. 70 Oweis, T.Y., Shatanawi, M.R. and Ghavi, I.O., 1988. Optimal irrigation management for protected tomato in the Jordan Valley. Dirasat: Human and Social Sciences 15, 104-118. Özbahçe, A., 2003. The problems of processing tomato agriculture and the solution proposals. Agriculture Associations Union in Turkey. Pub.No: 141, Ankara. Sanders, D.C., Howell, T.A., Hile, M.M.S., Hodges, L., Meek, D. and Phene, C.J., 1989. Yield and quality of processing tomatoes in response to irrigation rate and schedule. Journal of the American Society for Horticultural Science 114, 904–908. Tan, C.S., 1995. Effect of drip and sprinkler irrigation on yield and quality of five tomatoes cultivars in Southeastern Ontario. Canadian Journal of Plant Science, 1995, 75: 1, 225-230. Tekinel, O., Kanber, R., Önder, S., Baytorun, N. and Baştuğ, R., 1989. The effects of trickle and conventional irrigation meyhods on some crop yields and water use efficiency under Çukurova conditions. Irrigation: Theory and practice (edited by Rydzewski, J.R. and Ward, C.F.J. 1989) 641-651, Southampton, UK. Yıldırım, O., 1996. Irrigation Techniques of Horticultural Crops (in Turkish). Ankara University, Agricultural Faculty, Publication Number 1438/420, p.188. Yıldırım, O., 2003. Design of irrigation systems (in Turkish). Ankara University, Agricultural Faculty, Publication No: 11536/489, Ankara-Turkey. Yohannes, F. and Tadesse, T., 1998. Effect of drip and furrow irrigation and plant spacing on yield of tomato at Dire Dawa, Ethiopia. Agricultural Water Management, Volume 35, Issue 3, 201-207. Yrisarry, B.J.J., Losada, P.M.H. and Podriguez, A.R., 1993. Response of processing tomato to three different levels of water and nitrogen applications. International Symposium on Irrigation of Horticultural Crops. 1 April 1993. Yurtsever, N., 1984. Experimental Statistics Methods (in Turkish). Republic of Turkey, Ministry of Agriculture The Former General Directorate of Rural Service, Soil-Fertilizer Research Inst. Pub. No: 121, Techniques Pub. No: 56, Ankara-Turkey. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 71-80 Hayvancılık İşletmelerindeki Atık Yönetimi Uygulamalarının Su Kirliliği Üzerine Etkileri* H. Eylem Polat1 Metin Olgun2 1- Kastamonu Üniversitesi, Kastamonu Meslek Yüksekokulu, Kuzeykent Kampüsü, Kastamonu 2- Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, 06110 Ankara Özet: Tarım alanlarının kontrolsüz bir biçimde yerleşim ve ticaret faaliyeti alanlarına dönüşmesi, başta su kaynakları olmak üzere, toprak ve hava gibi doğal kaynakların kirlenmesine ve sonuçta da geri dönüşümü olmayan çevre sorunlarına yol açmaktadır. Türkiye, diğer aday ülkeler gibi, Avrupa Birliği’ne uyum sürecine paralel olarak tarımsal kaynaklı su kirliliği çalışmalarını son yıllarda daha da önem vererek sürdürmektedir. İyi tarım uygulamaları ve uygun atık yönetimi sistemlerinin birkaç pilot bölgede başlatılması da iyi bir örnek olmaktadır. Bu çalışmada, hayvancılık işletmelerine yakın olarak seçilen 3 adet yüzey su kaynağı ve 10 adet içme suyu amaçlı kullanılan kuyu araştırma materyali olarak seçilmiştir. Gözlemlerin ve deneysel çalışmaların sürdürüldüğü 2005 – 2007 yılları arasında, seçilen su kaynaklarındaki nitrat ve fosfor düzeyleri ile bunların değişimleri belirlenmiştir. Buna göre yüzey sularında, nitrat düzeyleri 62.9±0.090 mg/L, fosfor düzeyleri 3.2±0.092 mg/L aralıklarında değişim göstermiştir. Yeraltı sularında ise bu değerler sırasıyla, 21.3±0.088 mg/L ve 0.4±0.086 mg/L olarak belirlenmiştir. Bölgedeki hayvancılık işletmelerinden kaynaklanan sıvı atıkların doğrudan yüzey sularına deşarjı, yüzey ve yeraltı sularında nitrat ve fosfor konsantrasyonlarının artmasına neden olmaktadır. Özellikle de yağışlı günlerden sonra bu konsantrasyonlardaki artışın daha da fazla olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, hayvancılık işletmelerindeki uygun olmayan atık yönetimi uygulamalarının yüzey ve yer altı su kaynaklarına zarar verdiği ve önümüzdeki yıllarda kirliliğin boyutlarının daha da artış göstereceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Atık yönetimi, atık depolama, su kirliliği, nitrat, fosfor Effects of Livestock Waste Management Practices on Water Pollution Abstract: Turning into a settlement and commercial or industrial areas of agricultural lands by the uncontrolled way causes pollution of natural resources firstly such a water, soil and air etc. has been resulting serious non-recovering environmental problems. Works of protection of waters against pollution caused by agricultural activities of Turkey has been carried out with efforts that increasing recently in process of adapting to the European Union like the other candidate countries. It has been a very good case that best management practices and appropriate livestock waste management systems applications have been started on a few pilot regions in Turkey. Aim of this study, to determine the effect of existing waste managements systems to the water sources. Three surface water sources and ten drinking water wells had been selected as a material of this research. It has been carried out between the 2005-2007 years with observations and laboratory works. Samples had been taken for one years from the water sources and nitrate and phosphorous levels and variations had been determined by laboratory works. It has been analyzed nitrate and phosphorus levels in surface water sources samples were 62.9±0.090 mg/L N and 3.2±0.092 mg/L found. In underground water sources these values were found that 21.3±0.088 mg/L N and 0.4±0.086 mg/L. Liquid wastes from cattle breeding enterprises has been directly discharged to surface water sources in this region causing nitrate and phosphorus levels have been increased in water contents. Especially after rainy days these levels have been increased more than normal conditions. Result of this study has been inappropriate applications of waste management systems in livestock enterprises causes environmental problems such a surface and ground waters pollution by nitrate and phosphorous with increasingly upcoming years. Keywords: Waste management, waste storage, water pollution, nitrate, phosphorous 1. Giriş Endüstriyel ve tarımsal faaliyetler sonucu ortaya çıkan atıklar, su kirliliğinin başlıca nedenleridir (Kaplan ve ark., 1999). Bu bağlamda, özellikle azot ve fosfor hem yeraltı sularında kirlilik hem de yüzey sularında ötrofikasyon açısından oldukça önemlidir. Ötrofikasyon ve buna bağlı olarak ortaya çıkan ekolojik etkiler tüm su kaynaklarının içme ve kullanma suyu olarak kullanılmalarını kısıtlamakta ve tehlike altına sokmaktadır (Sharpley, 1995, Anonymous, 2000). Hahne et al. (1996), çiftlik hayvanlarının atıklarının çevreye olan etkilerinin derecesinin hayvan sayısına ve yoğunluğuna bağlı olduğunu bildirmektedirler. Bunun yanında hayvansal * Bu makale Yrd. Doç. Dr. H. Eylem POLAT’ın “Ankara İli Büyükbaş Hayvancılık İşletmelerinde Atık Yönetim Sistemlerinin Değerlendirilmesi” adlı Doktora Tezi’nden üretilmiştir. Hayvancılık İşletmelerindeki Atık Yönetimi Uygulamalarının Su Kirliliği Üzerine Etkileri atıkların iyi tarım uygulamalarına göre uygun alanlarda değerlendirilme durumları da çevre kirliliğini önleme açısından önemli olmaktadır. Hayvansal atıkların çevreye olan negatif etkileri; iklim koşulları, atık karakteristikleri, yemleme tekniği ve atık yönetiminde uygulanan teknikler gibi faktörlere bağlıdır (Morlacchini et al., 1992). Hayvansal atıklar, kontrolsüz atık yönetimi sonucu, yüzey ve yer altı su kaynaklarını kirletebilmektedir. Bu olay; hayvanların doğrudan bir su kaynağına ulaşması, gübre yığınlarından, barınaklardan ve açık yemleme alanlarından gelen yüzey akış suları, gübre depolama yapılarından oluşan sızıntılar, depolama alanlarının sular altında kalması gübre uygulanan alanlardan gelen yüzey akış suları ve meralardan olan yüzey akış suları etkisiyle gerçekleşir (Anonymous, 2005a). İçinde bulunduğumuz yüzyıl içerisinde, Fransa’da sulak alanların %67’si kaybolmuş durumdadır. Aynı durum 1950’li yıllardan bu yana İngiltere’deki sulak alanların %84’ünde gerçekleşmektedir. Almanya’da %57 ve İspanya’da da %60 oranında sulak alanlar kayba uğramıştır. Bunun nedeni, hayvancılık ve diğer tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan atıkların bu alanlara drene edilmesi ve bu alanların şehirsel yerleşime açılmasıdır. Bu tip sulak alanlarda yılda 0.8 ton azot / ha denitrifikasyonla kayba uğramaktadır (Risse et al., 1997, Philips and Sneath, 2000). İngiltere’de, elde edilen atık miktarına bağlı olarak oluşturulmuş iyi tarım uygulamalarına ilişkin yönetmelik uygulanmaktadır. Besi sığırı bir hayvan birimi olarak alınmakta ve en az 10 hayvan birimine sahip işletmelerde mutlaka bir depolama yapısının bulunması gerektiği bildirilmektedir. Hollanda’da, tüm depolama tesisleri koku ve amonyak yayılımı ve su kaynaklarının kirlenme riskine karşı tamamen kapalı yapılmalıdır. Özellikle toprak altı depolama yapılarının kullanımı giderek artmaktadır (Bertrand, 1998). Fransa’da, depolama yapılarına, kamp, spor ve yerleşim alanlarına en az 100 m uzaklıkta olma koşulu getirilmiştir. Bu yapılar, akarsu yataklarından en az 35 m, yüzülen sulardan, plajlardan ve balık üretim tesislerinden en az 200m uzaklıkta olmalıdır. Özellikle kümes hayvancılığından elde edilen yarı sıvı haldeki gübre depolama yapıları yerleşim alanlarından en az 500 m uzaklıkta bulunmalıdır. Süt hayvancılığında, 72 sağım merkezlerinin, diğer yardımcı tesislerinin temizlenmesinden ortaya çıkan atık sular doğrudan 5-6 ay süreyle betonarme havuzlarda depolanmalıdır. Silaj tesislerinden gelen yüzey akış ise yarı sıvı atıkların depolandığı havuzlara verilmelidir (Bertrand, 1998). Besi hayvancılığında, atıkların depolanması için belirtilen süre 4-6 ay olarak belirlenmiştir. Yarı sıvı şekilde elde edilen gübre tamamen betonarme havuzlarda, katı atıklar ise kapalı ve betonarme rampalı havuzlarda depolanmalıdır. Hollanda’da tüm depolama yapıları hangi koşullarda olursa olsun tamamen kapalı olmalıdır (Abler and Shortle, 2000). İyi tarım uygulamaları kapsamında, yağış suyu ve yüzey akışın, atıkların işlenmesi sonucu ortaya çıkan atık sularından ayrı bir sistemde toplanması gerektiği bildirilmektedir (Brussard and Grosman, 1992). Üye ülkelerin tümü atıkların araziye uygulanması için, toprak, bitki ve iklim koşulları uygun olana kadar gereksinim duyulabilecek atık depolama yapılarının projelendirilmesine ilişkin düzenlemeler getirmişlerdir. Çoğu ülkede uygun depolama yapılarının yapılabilmesi için devlet eliyle çiftçilere finansal ve teknik destek sağlanmaktadır (Kofoed et al., 1996). Avrupa Birliği’nin tarımsal politikası, hayvanlardan elde edilen gübrelerden çevreye yayılan zararlı gaz ve maddelerle ilgili konuları tarımsal çevre kapsamına alarak, gerekli önlemlerin alınması yönünde olmuştur. Bu süreç içerisinde Agenda 2000 CAP-REFORM’da (Genel Tarım Politikası Reformu) da bu amaçla düzenlemeler getirilmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde hayvancılık faaliyetlerinin yoğunlaşması, buna bağlı olarak atık depolama yapılarının, arazi uygulamalarının artması havadaki amonyak ve diğer sera gazlarının miktarını, toprak koşullarını ve su kaynaklarının kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir (Anonymous, 1999, Anonymous, 2002). Gübreden kaynaklanan kirlilik içerisinde üzerinde en fazla durulan konu suların nitrat (NO3) ile kirlenmesidir. Çünkü nitrat (NO3), hayvansal üretimde çıktı ve bitkisel üretimde ise girdi olarak nitelenen gübrelerle gün geçtikçe artan miktarlarda toprakta birikmektedir. Biriken bu nitrat (NO3)’ın toprak, topografya, iklim vb. koşullara göre değişen miktarları yıkanarak toprak derinliğine hareket etmekte ve çoğunlukla da yüzey ve yer H.E.POLAT, M.OLGUN altı su kaynaklarına karışmaktadır(Kaplan ve ark. 1999). Yer altı su kaynaklarında nitrat kirliliği bütün dünyada tarımsal alanlara yakın olan bölgelerde önemli bir problem olarak göze çarpmaktadır(McLay et al., 2001). Çiftliklerdeki gübreliklere ya da foseptiğe yakın olarak bulunan kuyu sularındaki nitrat düzeyi insanlar ve hayvanlar için tehlikeli seviyelere çıkabilmektedir. Yüksek miktarda nitrat alımı hayvanlarda sancı, kusma ile koma ve ölümlere yol açmaktadır (Kaya, 2002). İnsanlarda ise bağışıklık sisteminin bozulmasından çeşitli türde kalıtsal hastalıkların oluşumuna yol açabilmektedir (Weyer, 2002). Belli koşullar altında nitrat, çok daha zehirli olan nitrit’e ve daha sonrada kanserojen özellikteki nitrozamine dönüşebilmektedir. Yetişkinlerde yüksek tansiyona, altı aydan küçük bebeklerde methemoglobinemiye (mavi bebek hastalığı) neden olmaktadır. Su ortamlarındaki fosfor kirliliğini oluşturan kaynaklar, toprak erozyonu, fosforlu gübre uygulamaları, hayvan gübresi, kanalizasyon sızıntıları, gıda ve deterjan endüstrisi atıklarıdır (Gilliam et al., 1998). Fosfor, toprakta hareketsiz olduğu için yeraltı sularına fazla sızamaz. Ancak yüzey su kaynaklarında kirlilik oluşturur. Yüzey su kaynaklarına karışan fosfor içme suyu tesisleri, balıkçılık işletmeleri ve göller gibi insan sağlığına doğrudan etkili kaynakları kirletmektedir. Suda mavi-yeşil alglerin gelişmesine ve böylece dengenin bozularak, ötrofikasyon olayının gerçekleşmesine yol açmaktadır. Algler 50 mg/l fosfor konsantrasyonları ve üzerinde hızla gelişirler. Sudaki oksijeni azaltarak, diğer su canlılarının ölümüne ve ortamda daha fazla fosfor birikimine neden olurlar (Zhang et al., 2002). Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Örgütü, sularda nitrat için en fazla 10 mg/L, nitrit için ise l mg/L düzeylerinde sınırlama getirmiştir (Anonymous, 2006). Dünya Sağlık Örgütü, içme suyu kalitesinde nitrat değerini 50 mg/L olarak tavsiye etmektedir (Anonymous, 2004). Avrupa Ekonomik Komitesi de (EEC) içme suyunda nitrat için belirlenen düzeyi 50 mg/L olarak bildirmektedir. Ülkemizde içme suyu Yönetmeliği' ne göre sularda nitrit miktarı en fazla 0.05 mg/ L, nitrat miktarı ise 45 mg/L'dir (Anonim, 2004a). Hayvanların tükettiği sulardaki nitrat düzeyi 100 ppm'e kadar güvenli olarak kabul edilir. Yüzey suyu nitrat konsantrasyonu tarımsal sulama, insan ya da hayvan atıklarıyla kirlenme sonucu yüksek düzeylere ulaşabilir (0-18 mg/L). Nitrat konsantrasyonu son yıllarda birçok Avrupa ülkesinde artış eğilimindedir. Örneğin İngiltere'de bazı ırmaklarda ortalama yıllık 0.7 mg/L artış belirlenmiştir. ABD'de bazı domuz çiftliklerindeki kuyu sularında yaptıkları ölçümlerde nitrat düzeylerinin %11.7'nin 45 ppm'in üzerinde ve %4.3'ünün ise 100 ppm' den daha fazla olduğu belirlenmiştir (Bruning-Fann et al., 1994). Türkiye’de de yeraltı ve yüzey sularındaki nitrat ve fosfor miktarlarına ilişkin birçok çalışma yapılmıştır. Omurtag (1992) tarafından yapılan araştırmada, Marmara Bölgesi yeraltı ve yüzey sularının sentetik gübre atıklarıyla kirlenmesini ortaya çıkarmak amacıyla, kaynak, musluk, artezyen, dere, baraj ve kuyu sularındaki nitrat düzeyleri sırasıyla 2,2–46,5, 1,8–59,3, 6,2–81,9, 6,2–81,9, 1,8–32,3, 2,2– 305,5 mg/L olarak belirlenmiştir. Dağoğlu ve ark. (1995) Van Yöresi'nde yaptıkları çalışmada kaynak sularındaki nitratın 50 ppm'in altında, kuyu sularında ise %46'sının 50 ppm'in altında, %6'sının ise 100 ppm'in üzerinde olduğunu belirlemişlerdir. Bursa Yöresi tavuk çiftliklerinin içme sularındaki nitrat düzeylerinin 1,5–129,5 ppm arasında olduğu; örneklerin %72,5’inde 50 ppm'in altında, %20'sinde 50- 100 ppm arasında, %7,5'inin ise 100 ppm'in üzerinde bulunduğu Yılmaz ve ark. (1993) tarafından bildirilmektedir. 2. Materyal ve Metot Araştırma alanı olarak, büyükbaş hayvancılığın yoğun olduğu, Ankara İli’nin Akyurt ve Çubuk İlçeleri seçilmiştir. Yüzölçümü 30715 km2 olan Ankara ili, 39o57` kuzey enlemi ile 32o53` doğu boylamları arasında yer almaktadır (Şekil 1). Ortalama olarak deniz seviyesinden yüksekliği 890 m’dir. Araştırmanın yürütüldüğü ilçelerden biri olan Akyurt, 258 km2’lik bir alanda bulunmaktadır. Nüfus sayımı sonuçlarına göre, 1997 nüfus sayımı 8100 iken, 2000 nüfus sayımında ilçenin nüfusu 18907 olmuştur (http://www.akyurt-bel.tr/, 2006). Bu durum, ilçedeki iş olanaklarının özellikle hayvancılık faaliyetlerinin artmasının bir sonucu olmaktadır. İlçede büyükbaş hayvancılık oldukça yoğun bir şekilde yapılmaktadır. Araştırmanın yürütüldüğü diğer bir ilçe olan 73 Hayvancılık İşletmelerindeki Atık Yönetimi Uygulamalarının Su Kirliliği Üzerine Etkileri Çubuk, Ankara İli’nin kuzeyinde ve şehir merkezine 39 km uzaklıkta bulunmaktadır. Yüzölçümü 1341 km2 ve 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre ilçenin nüfusu 75119’dir. İlçede 1990-2000 yılları arasında meydana gelen nüfus artışı merkezde %100, köylerde %2, toplamda %36.7’dir. İlçede km2 başına düşen kişi sayısı 50 olup, 1990-2000 yılları arası yıllık nüfus artış hızı %3.7’dir (http://www.cubuk-bel.tr/. 2006). İlçede, özellikle köylerden merkeze olan göçler, ilçe merkez nüfusunu ve yeni yerleşim alanlarını arttırmaktadır. Köylerden göç eden aileler geçimlerini hayvancılıkla sürdürmektedirler. Bu durum şehirsel yerleşim alanlarına hayvan barınaklarının yapılmasına neden olmaktadır. İlçe merkezinde alanın kısıtlı olması yeni yerleşim alanlarının kırsal alanlara ve bitkisel üretim yapılan verimli arazilere doğru kaymasına neden olmaktadır. Bu durum, hayvancılık faaliyetlerinde bulunan işletmeler ile şehirsel yerleşmelerin iç içe girmesine neden olmaktadır. Şehirsel yerleşim alanlarında yoğun olarak hayvancılık faaliyetlerinin yapılması ve kırsal alanlara plansız olarak kaydırılan şehirsel yerleşmeler bölgede çevre kirliliği riskini arttırmaktadır. ARAŞTIRMA ALANI ANKARA İLİ Şekil 1. Ankara İli ve araştırma alanı Çubuk İlçesi, verimli tarımsal arazilerin olduğu düz bir ova üzerine kurulmuştur. Akyurt ilçesinde de kuzey doğuya doğru arazinin topografik yapısı biraz engebeli özellik gösterse de çoğunlukla düz bir yapı görülmektedir (Anonim, 1992). Çubuk ilçesi merkezinden geçen Çubuk Çayı ilçeyi ikiye böler. Çubuk 74 Çayı kuzeyden güney doğrultusunda akarak ilçe dışına çıkar ve Çubuk I barajını besler. Ankara`nın sulama, içme ve kullanma su ihtiyacının temin edilmesi, ağaçlandırma ve rekreasyon gibi amaçlarla kurulmuştur. Çubuk II Barajı, Ankara`nın 54 km. kuzeyinde Çubuk Çayı üzerinde Çubuk`un 5 km. kuzeyinde, vadinin nispeten daraldığı bir yerde şehrin su ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuştur. Akyurt ilçesinde bulunan yüzey suları çoğunlukla sulama için kullanılmaktadır (Anonim, 1992). Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Esenboğa Meteoroloji İstasyonu’ndan elde edilen 25 yıllık meteorolojik verilere göre, araştırma alanında ortalama en düşük sıcaklık Ocak ayında -5.8, ortalama en yüksek sıcaklık Temmuz ayında 29.0, ortalama sıcaklık ise 9.9 olarak ölçülmüştür. Ortalama en düşük bağıl nem %51, ortalama en yüksek bağıl nem %79 ve ortalama bağıl nem ise %64 olarak ölçülmüştür. En hızlı esen rüzgarın yönü güneybatı, en çok esen rüzgarın yönleri ise kuzey, ikinci olarak da kuzeydoğu olmaktadır. Çubuk İlçesi’nde %40.2’lik oranla tarım arazileri en fazla yayılımı göstermektedir. Akyurt İlçesi’nde ise %45.2’lik oranla mera alanları en fazla yayılımı göstermektedir. Bunu %30.2’lik bir oranla 2. sınıf tarım arazileri izlemektedir ((http://www.cubuk-bel.tr/., 2006). Akyurt’ta toprak kaybı olan köy sayısı 15’tir. Toprak koruma çalışması 7 köyde sürdürülmektedir. Bu köylerde nöbetli otlatma ve eğime dik yönde sürüm uygulamaları yapılmaktadır. Çubuk’ta 20 köyde toprak kaybı vardır. Önlem olarak yalnızca 2 köyde nöbetli otlatma yapılmaktadır. Toprak analizi yaptıran işletme sayısı Akyurt’ta 10, çubukta ise 250 adettir. Araştırma alanının %56.2’si tarıma elverişli 1. ve 2. sınıf arazilerdir. Ancak bu arazilerde gün geçtikçe yeni yerleşim alanları, hayvancılık işletmeleri kurulmaktadır. Hayvancılık faaliyetleri ve şehirsel yerleşimin etkileri sonucu toprak verimliliğinin azalması da olasıdır (Anonim, 1997). Akyurt’ta çiftlik gübresi kullanan işletme sayısı 116, kimyasal gübre kullanan işletme sayısı 372, çiftlik ve kimyasal gübreyi bir arada kullanan işletme sayısı ise 500, gübre kullanmayan işletme sayısı ise 47 adettir. Çubuk’ta çiftlik gübresi kullanan işletme sayısı 131, kimyasal gübre kullanan işletme sayısı 1775, çiftlik ve kimyasal gübreyi bir arada H.E.POLAT, M.OLGUN kullanan işletme sayısı ise 1750, gübre kullanmayan işletme sayısı ise 475 adettir. Araştırma alanında kimyasal gübre kullanımının oldukça fazla olduğu görülmektedir (Anonim, 1997). Akyurt İlçesi’nde toplam 1480 tarım işletmesi bulunmaktadır. Tarım işletmelerinin %57.3’ü hem bitkisel hem de hayvansal üretim yapmaktadırlar. İşletmelerin %4.4’ü yalnız bitkisel, %12.6’sı yalnız hayvansal üretim yapmaktadır. Akyurt İlçesi’nde yerleşik olmayan ancak tarımsal faaliyette bulunan işletmelerin oranı ise %25.7 olmaktadır. bu işletmelerin yalnızca 10’u bitkisel üretim yapmakta geriye kalan işletmeler ise hayvancılıkla uğraşmaktadırlar (Anonim, 2004b). Çubuk ilçesinde toplam 4948 tarım işletmesi bulunmaktadır. Bu işletmelerin %65.9’u hem bitkisel hem de hayvansal üretim, % 17.6’sı yalnızca bitkisel ve %5.3’ü ise yalnızca hayvansal üretim yapmaktadırlar. Yerleşik olmayan ancak tarımsal faaliyette bulunan işletmelerin oranı ise %11.2 dir. Yerleşik olmayan işletmelerin %49.4’ü hem bitkisel hem de hayvansal, %36’sı yalnızca hayvansal ve %18’i ise yalnızca bitkisel üretim yapmaktadır. Araştırma alanında baskın olarak hayvancılık yapıldığı bu bilgilerden de anlaşılmaktadır (Anonim, 2004b). Atık yönetim sistemlerinin etkinliğinin ve uygulamada karşılaşılan sorunların daha iyi bir biçimde belirlenmesi açısından araştırma alanında amaçlı örnekleme yöntemine göre 140 adet büyükbaş hayvancılık işletmesi seçilmiştir. Bu işletmelerdeki atık yönetim uygulamalarına ilişkin olarak, gözlem, anket, fotoğraf çekimi ve işletmedeki atık yönetimine ilişkin yapıların ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Araştırma alanındaki büyükbaş hayvan barınaklarından elde edilen gübre ve diğer atıklar, tüm işletme tiplerinde açıkta ve uygunsuz koşullarda bekletilmektedir. Depolama yapısında gübrenin bekletilme süresi en az 6 ay olmaktadır. Araştırma alanındaki büyükbaş hayvancılık işletmelerinin %24.1’inde (123 adet) bir gübre depolama havuzu bulunmamaktadır. İşletmelerin %17’si zemin üzerinde tabanı toprak duvarları betondan yapılmış, %8’i tamamen betonarme malzemeden yapılmış, %48’i toprak havuz ya da çukur şeklinde bırakılmış, %2.9’u ise ızgara tabanlı sistemlerde ızgaralar altındaki betonarme çukurlar şeklindedir. Arazi çalışması sırasında yapılan gözlemler, birkaç işletme dışında, bu havuzların gübreyi depolama amacından oldukça uzak olduklarını ortaya koymuştur. Bazı işletmeler elde edilen gübrenin bir bölümünü havuzlarda, artan kısmını da çevredeki araziye yayarak bekletmektedir. İnşa edilen depolama havuzları elde edilecek gübrenin hacmi hesaplanmadan gelişigüzel yapıldığından yeterli olmamaktadır. Bu havuzların yetersizliği; atıkların bir depolama periyodunda havuzdan taşması, yağış sonrası depolama havuzlarındaki seviyenin yükselerek kendiliğinden çevreye yayılması ile kendini göstermektedir. Araştırma alanındaki büyükbaş hayvancılık işletmelerinde hayvansal atıkların sıvı kısmının çevreye zarar vermeden uzaklaştırılması için herhangi bir önlem alınmamaktadır. Gübre yığınından sızan bu sıvı kısım, çevredeki yüzey sularına karışmakta, çoğunlukla bitkisel üretim yapılan alanlarda göllenmekte, koku ve sinek oluşumuna yol açmaktadır. Kuyu suyu ile içme- kullanma suyunun sağlandığı işletmelerde sıvı atıkların toprağa sızması da sağlık koşulları açısından bir tehlike oluşturmaktadır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, mevcut atık yönetimi uygulamalarının su kaynakları üzerinde olumsuz etkileri olduğu söylenebilir. Araştırmanın yürütüldüğü 140 adet işletmenin alan üzerindeki yoğunluklarını ve yerleştikleri arazinin özelliklerini belirlemek amacıyla, büyükbaş hayvancılık işletmelerinin GPS (Coğrafik konum belirleme) yardımıyla koordinatları belirlenmiştir. Elde edilen koordinatlar, NETCAD programı kullanılarak araştırma alanının haritası üzerine yerleştirilmiştir. Bu şekilde işletmelerin hangi tip araziler üzerinde oldukları ve su kaynaklarına olan yakınlık durumları belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın yürütüldüğü işletmeler içerisinden amaçlı örnekleme yöntemine göre seçilen işletmelerde bulunan 10 adet kuyudan ve bu işletmelerin yakınında bulunan 3 adet yüzey su kaynağından (Şekil 2) bir yıl boyunca aylık periyotlarda örnekler alınarak, su örnekleri üzerinde nitrat ve fosfor tayini yapılmış ve miktarlarındaki değişimler standart analiz yöntemleri kullanılarak, belirlenmeye çalışılmıştır (Gündüz, 1986, Anonim, 2005, Anonymous, 2004b). 75 Hayvancılık İşletmelerindeki Atık Yönetimi Uygulamalarının Su Kirliliği Üzerine Etkileri Şekil 2. Araştırmanın yürütüldüğü Çubuk ve Akyurt ilçelerinin köyleri ve örnek alınan su kaynakları Hayvancılık işletmelerinin yüzey ve yer altı sularına yakınlığı da su kaynaklarının kirlenmesine büyük ölçüde etki etmektedir. Bu amaca uygun olarak bu tip işletmeler de seçimde göz önüne alınmıştır. Yine hayvancılık işletmelerinin şehir yerleşmelerinin bulunduğu yerlerde olması çevre ve halk sağlığı açısından bir tehlike oluşturmaktadır. Bu tip işletmeleri de temsil edecek şekilde işletmeler seçilmiştir. 3. Bulgular ve Tartışma 3.1Yüzey su kaynaklarına olan etkiler Araştırmanın yürütüldüğü işletmelerden su kaynağına çok yakın olan bir işletmenin görüntüsü Şekil 3’te verilmektedir. Şekil 3. Araştırmanın yürütüldüğü Akyurt Balıkhisar Köyü’nde hayvansal atıklarını dereye deşarj eden bir işletme 76 Şekil 3‘ten de anlaşılacağı üzere, hayvan barınaklarında ortaya çıkan atıkları doğrudan dereye boşaltan hayvancılık işletmeleri, su kaynaklarını büyük ölçüde kirletmektedirler. Büyükbaş hayvancılık işletmelerinin %21.5’i barınaklarını yüzey su kaynaklarına 1.0m ile 50.0m arasında değişen oldukça yakın mesafelerde inşa etmişlerdir. Bu durum Avrupa Birliği’nin hayvancılık ve atık depolama tesislerinin atık yönetimi standartlarında ve su kirliliği koruma yönergelerinde belirtilen içme suyu kaynaklarına 300m, dere, çay gibi yüzey suyu kaynaklarına en az 90m olarak belirtilen değerlere uymamaktadır (Anonymous, 2005b). Yüzey suyu kaynaklarına olan etkileri belirlemek amacıyla yapılan yüzey sularının nitrat seviyelerindeki değişimlerin izlenmesi çizelge 1’de verilmiştir. Yüzey sularında izlenen nitrat seviyesi ortalama olarak 62.9 mg/L, zamanın %95’inde görülen en düşük değer 56.0 mg/L, en büyük değer 68.4 mg/L, ortalama standart sapma değeri 0.092 olmaktadır. Bu sonuçlara göre yüzey sularındaki nitrat seviyelerinin değişimi önemli olarak bulunmuştur (p<0.01). Yüzey suyu kaynaklarına olan etkileri belirlemek amacıyla yapılan yüzey sularının fosfor seviyelerindeki değişimlerin izlenmesi Çizelge 2’de verilmiştir. Yüzey sularında izlenen fosfor seviyesi ortalama olarak 3.2 mg/L, zamanın %95’inde görülen en düşük değer 2.7 mg/L, en büyük değer 3.7 mg/L, ortalama standart sapma değeri 0.092 olmaktadır. Bu sonuçlara göre yüzey sularındaki fosfor seviyelerinin değişimi önemli olarak bulunmuştur (p<0.01). Şekil 4’te yüzey sularında izlenen nitrat ve fosfor seviyelerinin aylık ortalama değerlerinin zamana bağlı olarak değişimleri verilmektedir. Şekil 4’e göre, hem nitrat hem de fosfor seviyeleri Avrupa Birliği ve Amerika’da uygulanan standart değerlerin üzerindedir (nitrat 50 mg/L; fosfor 0.02 mg/L). Yüzey sularında nitrat ve fosfor seviyelerinin değişimi mevsim özelliklerine bağlı olarak artıp azalmaktadır. Özellikle yağışların olduğu sonbahar – kış geçişlerinde bu değerlerde artış miktarı önceki dönemlere göre daha da fazla olmaktadır. Arazi çalışmaları sırasında, barınaklardan çıkartılan gübrenin sıvı kısmının bu sulara verildiği gözlenmiştir. H.E.POLAT, M.OLGUN Çizelge 1. Yüzey sularında Su kaynağı M N 1* 35.3 39.3 2** 65.3 70.2 3*** 74.3 75.7 Ortalama 58,3 71.7 nitrat seviyelerinin değişimi , mg/L M H T A E 39.6 39.6 38.2 38.1 41.9 65.7 65.7 65.2 65.7 67.0 66.8 66.8 66.5 66.7 67.4 57.3 57.4 56.7 56.8 58.8 E 45.8 72.6 71.3 63.2 K 50.9 75.4 75.8 67.3 A 52.2 70.2 73.5 63.5 O 52.2 70.5 73.5 65.4 Ş 52.6 71.6 71.9 65.3 M 55.5 71.9 72.5 66.6 Ortalama 44.7 69.0 71.0 62.2 E 3.2 2.2 4.6 3.3 K 3.2 2.5 4.5 3.4 A 3.2 2.6 4.5 3.4 O 3.3 2.8 4.0 3.4 Ş 3.3 2.8 4.0 3.4 M 3.7 3.1 4.0 3.6 Ortalama 3.1 2.6 4.0 3.2 *; Ravlı deresi, **; Kışlacık deresi; *** Çubuk çayı Çizelge 2. Yüzey sularında Su kaynağı M N 1* 2.1 3.5 2** 3.7 3.8 3*** 3.6 3.8 Ortalama 3.1 3.7 fosfor seviyelerinin değişimi , mg/L M H T A E 3.2 2.7 2.7 2.7 2.9 1.9 1.9 1.9 1.9 2.1 3.8 3.5 3.6 3.7 3.9 3.0 2.7 2.7 2.7 3.0 *; Ravlı deresi, **; Kışlacık deresi; *** Çubuk çayı Yüzey sularında Nitrat değişimi 85 75 65 1 55 2 45 3 35 25 15 n m h t a k a ş m e e o m ar isa ay azi emm ğus ylü kim as ı ral cak uba ar n m ık ıs r a t t l t t o u n s z Yüzey sularında Fosfor değişimi 5 4,5 mg/L 4 3,5 1 3 2 2,5 3 2 1,5 1 n m h t a k a ş m e e o m ar isa ay azi emm ğus ylü kim as ı ral cak uba ar ıs m ık n ra l t t t n uz tos Aylar Şekil 4. Yüzey sularında nitrat ve fosfor seviyelerinin aylık ortalama değerlerinin değişimleri Sonuç olarak, yüzey sularına deşarj edilen sıvı gübre ve diğer hayvansal atıklar sudaki nitrat ve fosfor seviyelerini arttırmaktadır. 3.2 Yeraltı sularına olan etkiler Araştırmanın yürütüldüğü 10 adet işletmeye ait kuyu sularından bir yıl boyunca aylık olarak su örnekleri alınmıştır. Kuyu sularının nitrat seviyelerindeki değişimler Çizelge 3’te verilmiştir. Çizelgeye göre yer altı sularında bir yıl süre içerisinde ortalama nitrat seviyesi 21.3 mg/L olmaktadır. Zamanın %95’inde görülen en düşük değer 18.2mg/L, en yüksek değer 24.4 mg/L ve ortalama standart sapma 0.088 77 Hayvancılık İşletmelerindeki Atık Yönetimi Uygulamalarının Su Kirliliği Üzerine Etkileri belirlenmiştir. Yer altı sularında fosfor seviyelerinin zamana göre değişimi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.01). Çizelgede verilen, işletmelerde bulunan kuyu sularına ilişkin bu sonuçlara göre, 10 işletmede de kuyudan alınan suların içilemez olduğu yönündedir. Avrupa Birliği ve Amerika’da uygulanan standartlara göre içilebilir nitelikteki su için nitrat seviyesi 25 mg/L’ye kadar tehlikesi yoktur ve maksimum 50 mgL’ye kadar izin verilebilir şeklindedir. Ortalama değerler göz önüne alındığında, bu sınırlar aşılmamış olsa da; aylık değişimler incelendiğinde, 4, 6 ve 7 numaralı işletmelerde özellikle yağışların olduğu sonbahar – kış döneminde 25 mg/L değerinin aşıldığı görülmektedir. Araştırmanın yürütüldüğü işletmelere ait kuyu sularında fosfor seviyelerindeki değişimler çizelge 4’te verilmiştir. Çizelge 4‘e göre yer altı sularında bir yıl süre içerisinde ortalama nitrat seviyesi 0.4 mg/L olmaktadır. Zamanın %95’inde görülen en düşük değer 0.3 mg/L, en yüksek değer 0.5 mg/L ve ortalama standart sapma 0.088 belirlenmiştir. Yer altı sularında fosfor seviyelerinin zamana göre değişimi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.01). Çizelge 4’e bakıldığında, kuyu sularında fosfor seviyeleri Avrupa Birliği standartlarında belirtilen 0.02mg/L sınır değerinden çok daha yüksektir. İncelenen işletmelerde kuyulara çok yakın yerlerde gübrenin açık alanlarda yığılması, bekletilmesi sonucunda gübreden sızan sıvı kısmın toprak aracılığıyla kuyulara sızdığı söylenebilir. Çizelge 3. Kuyu sularında zamana bağlı olarak Nitrat seviyelerindeki değişim (mg/L) İşletme No M N M H T A E E K A 1 17.4 21.8 24.4 21.1 20.6 20.4 21.2 23.5 25.9 25.5 2 15.4 16.6 10.8 11.1 11.0 10.6 10.4 12.0 13.1 13.6 3 19.2 22.8 26.5 26.3 24.0 22.2 22.2 23.0 25.8 25.4 4 19.7 21.2 23.6 21.3 21.5 23.5 23.8 25.0 25.1 21.4 5 18.5 19.4 19.6 19.3 19.1 18.4 20.0 21.0 21.9 22.7 6 19.4 22.6 21.5 23.4 24.1 24.4 25.7 25.8 26.4 26.5 7 18.8 20.1 20.1 21.6 21.7 21.4 23.6 25.4 25.4 25.6 8 18.2 21.0 21.0 21.4 21.6 21.0 22.4 23.6 23.7 23.8 9 18.6 19.8 20.4 21.0 21.5 21.2 22.1 23.5 23.8 24.0 10 17.8 18.6 19.6 19.5 19.0 18.0 18.6 19.2 20.2 20.8 Ortalama 18.3 20.6 20.9 20.6 20.3 20.1 21.0 22.2 23.3 23.0 O 24.2 14.5 26.0 20.0 19.8 25.7 25.8 23.8 23.9 20.5 22.3 Ş 24.6 16.5 26.1 21.2 16.9 25.6 24.5 22.4 22.8 20.2 22.2 M Ortalama 24.1 22.7 16.3 13.2 25.4 24.2 21.1 22.2 16.2 19.4 24.3 24.3 23.8 23.0 21.2 21.8 21.0 22.0 20.0 19.4 21.6 21,3 Çizelge 4. Kuyu sularında zamana bağlı olarak fosfor seviyelerindeki değişim İşletme No M N M H T A E E K 1 0.5 0.6 0.4 0.4 0.4 0.3 0.3 0.3 0.4 2 0.2 0.2 0.2 0.2 0.1 0.2 0.2 0.2 0.2 3 0.7 0.7 0.6 0.6 0.6 0.6 0.6 0.7 0.8 4 0.3 0.3 0.1 0.2 0.1 0.1 0.1 0.2 0.2 5 0.3 0.3 0.2 0.2 0.2 0.2 0.2 0.2 0.2 6 0.5 0.5 0.5 0.5 0.5 0.5 0.5 0.7 0.8 7 0.2 0.2 0.2 0.2 0.2 0.2 0.2 0.3 0.3 8 0.5 0.4 0.3 0.2 0.2 0.1 0.1 0.2 0.3 9 0.3 0.3 0.2 0.1 0.1 0.2 0.2 0.3 0.4 10 0.3 0.3 0.3 0.2 0.2 0.1 0.1 0.3 0.4 Ortalama 0.4 0.4 0.3 0.3 0.3 0.3 0.3 0.3 0.4 O 0.4 0.2 0.8 0.2 0.2 0.9 0.3 0.5 0.5 0.4 0.4 Ş 0.4 0.2 0.8 0.2 0.2 0.9 0.3 0.6 0.5 0.4 0.4 M Ortalama 0.4 0.4 0.2 0.2 0.8 0.7 0.2 0.2 0.2 0.2 0.9 0.7 0.3 0.2 0.6 0.3 0.5 0.3 0.4 0.3 0.4 0.4 Elde edilen değerler içme suyu standartları için tehlikeli bir durum yarattığından bu suların içme ve kullanma suyu olarak kullanılması sakıncalı olabilir. Bu konu ile ilgili analizleri yapan Köy Hizmetleri Ankara İl Müdürlüğü ve Hıfzısıhha’dan elde edilen önceki yıllara ilişkin analiz sonuçları da, araştırma alanında bulunan kuyu sularının gelecekte risk altında olduğunu göstermektedir. Çubuk ilçesi’nde 6 yıllık 78 A 0.4 0.2 0.8 0.2 0.2 0.9 0.3 0.5 0.4 0.5 0.4 (1999-2005) içme suyu analiz raporlarının ortalama sonuçlarına göre gelen kuyu suyu örneklerinin %19.7’sine nitrat, amonyum, organik madde ve fosfor yönünden içilemez raporu verilmiştir. Bu raporlarda, ortalama olarak, nitrat seviyeleri 0-21.1 mg/L, fosfor seviyeleri 0-0.2 mg/L arasında değişmektedir. Fosforda izin verilebilen maksimum değer 0.02 mg/L ve nitratta tavsiye edilen değer 25 mg/L H.E.POLAT, M.OLGUN (maksimum 50 mg/L) olduğu düşünülürse; kuyu sularının, içme ve kullanma için uygun olmadığı ve kirlilik riski altında bulunduğu söylenebilir. 4. Sonuç Araştırma sonucunda, yeraltı ve yüzey sularından alınan örneklerde nitrat ve fosfor seviyelerinin aylara göre değişiminin yağış, sıcaklık gibi iklimsel faktörlerin etkisi altında olduğu ve bu değişimlerin önemli olduğu (p<0.01) sonucuna varılmıştır. Özellikle yağışlı mevsimlerde meydana gelen yüzey akışlar ile açıkta ve uygunsuz koşullarda bekletilen gübrelerden besin maddesi kaybı daha çok olmaktadır. Bu olay su kaynaklarındaki nitrat ve fosfor seviyelerinin yükselmesine yol açmaktadır. Yapılan bu analizlerden sonra, mevcut atık yönetimi uygulamalarının çevre kirliliği yaratma potansiyelinin oldukça yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırma alanına uygun olabilecek atık yönetimi stratejilerinin geliştirilmesi ve iyi tarım uygulamalarına uygun olabilecek atık yönetim sistem planının gerçekleştirilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, öncelikle araştırmanın yürütüldüğü büyükbaş hayvan barınaklarının yapısal ve fonksiyonel özellikleri açısından gözlemlenen sorunlar iyileştirilmeli ve çevre dostu atık yönetimi uygulamaları için yeterli toplama, depolama, değerlendirme yapıları planlanmalıdır. Ülkemizde su kalitesinin iyileştirilmesine ilişkin yasaların ve yönetmeliklerin düzenlenmesi çalışmaları, tehlikeli maddelerin su ortamına deşarjı, su çerçeve direktifi, arıtma çamurlarının kullanılması, atık su arıtımı, içme ve kullanma suyu kalitesi ve yüzey ve yeraltı suyu kalitesi konularında da yapılmıştır. Yapılan tüm bu çalışmalar Avrupa Birliği uyum sürecinde oldukça yararlı olacaktır. Ancak bu çalışmaların içerisinde ayrı bir başlık altında hayvansal atık yönetimi konusunda ulusal bir eylem planı ve hayvancılık işletmeleri ile ilgili olarak da özel standartlar geliştirilmelidir. Bu şekilde sağlık koşulları ile toprak ve su kirliliği daha kolay kontrol altına alınabilecektir. Bu amaçla izlenebilecek stratejiler aşağıda özetlenmiştir. Hayvancılık faaliyetlerinin yoğun olarak yapıldığı yerlere 1000 m den daha yakın olan alanlarda yeni kentsel yerleşim yerlerinin kurulmasına izin verilmemelidir(T.C. Çevre Mevzuatı 1999’a göre). Mevcut kentsel yerleşim yerlerine çok yakın olan hayvancılık işletmelerinin de kapatılması düşünülmelidir. Su kaynaklarının kirlenmeye karşı korunması için gübre depoları ile bir yüzey su kaynağı ya da bir drenaj sistemi arasında en az 10m, kuyularla ise en az 50m mesafe bulunmalıdır (The Forthcoming Water Framework Directive. 2000/60/EC; Code of Good Agricultural Practice for the Prevention of Pollution of Water 2005’e göre). Gübre uygulaması yapılan alan ile özellikle içme suyu olarak kullanılan kaynaklar arasındaki mesafe en az 250m olmalıdır (T.C. Çevre Mevzuatı 1999; The Directives on WEEE and ROHS 2002/96/EC; Nitrate Directive 2005’e göre). Hayvansal atıkların çevre kirliliği yönünden önemli riskler oluşturduğu alanlar belirlenmeli, toprak ve su kaynakları düzenli olarak izlenmelidir. Kaynaklar Abler, D.G. and Shortle, J.S. 2000. Potential for environmental and agricultural policy linkages and reforms in the European Community. American Journal of Agricultural Economics. Vol. 74, No: 3. Anonim, 1992. Ankara İli arazi varlığı. KHGM yayınları. Anonim, 1997. Köy envanteri, istatistikler. Türkiye İstatistik Kurumu. Anonim, 1999. T.C. Çevre Mevzuatı. Çevre Vakfı Yayınları. Anonim, 2004a. 2001 Tarım sayımı sonuçları. Türkiye İstatistik Kurumu, Ankara. Anonim, 2004b. Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği. T.C. Resmi Gazete, Tarih 31 Aralık Cuma 2004 Sayı :25687, 2004. Anonim, 2005. Su Temini ve Denetimi İle ilgili Yasal Düzenlemeler. Sağlık Bakanlığı, Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Gıda Güvenliği Daire Başkanlığı, Ankara, 2005. Anonymous, 2004. WHO, Rolling Revision of the WHO Guidelines for Drinking-Water Quality Draft for Review and Comments, Nitrates and nitrites in drinking-water. WHO. Anonymous, 2005a. Code of Good Agricultural Practice for the Prevention of Pollution of Water Department of Agriculture and Rural Development. ISBN: 1 85527 577 5, North Ireland. www.scotland.gov.uk 79 Hayvancılık İşletmelerindeki Atık Yönetimi Uygulamalarının Su Kirliliği Üzerine Etkileri Anonymous, 2005b. Principles of Environmental Stewardship – Manure and water quality concerns 2005. Midwest Plan Service, Iowa State University. www.lpes.org Anonymous, 2006. EPA, U. S. Enviromental Protection Agency. Consumer Factsheet on: NITRATES/ NITRITES. http://www.epa.gov/safewater/dwh/cioc/nitrates.html]. Anonymous, 1999. Prooceedings, workshop on atmospheric nitrogen compounds II. Emissions, transport, transformation, deposition and assessment. George Murray and James Southerland eds. N.C. Department of Environment and Natural Resources, Raleigh, NC., June 7-9. Anonymous, 2000. Manure production and characteristics. American Society of Agricultural Engineers, 1998. In: ASAE Standards, 45th Edition. ASAE, St. Joseph, MI, pp. 646–648. Anonymous, 2002. Implementation of council directive 91/676/EC concerning the Protection of waters against pollution caused by nitrates from agricultural sources. Synthesis from year 2000 Member states Reports. European CommissionDirectorate General for Environment. Anonymous, 2004. Nomenclature/Terminology and standards for livestock manure handling equipment. /ASAE S466.1 FEB04. American Society of Agricultural engineers, ASAE standards, 2950 Niles Rd. St. Joseph, MI 490859659, USA. Bertrand, R., 1998. Manure management in Europe. Soils branch, BC. Ministry of Agriculture and Fisheries. Abbotsford. Bruning-Fann CS, Kaneene JB, Miller RA, Gardner I, Johnson, R. and Ross, F., 1994. The use iof epidemiological concepts and techniques to discern fadors associated with the nitrate concentration of well wate,.,1o1n swine farms in the USA. Sci Total Environ, 153, 85-96. Brussard, W. and Grossman, M.R., 1992. Legislation to abate pollution from manure: The Dutch approach. The North Carolina Journal of International Law and Commercial Regulation. Vol. 15, No:1. Dağoğlu, G., Bildik, A. ve Aksoy, A., 1995. Van yöresindeki sularda nitrat ve nitrit düzeyi. Fırat Üniv Sağlık Bil Derg, 9, 240-244. Gelberg K.I.J., Church, L., Casey, G., London, M., Roerig, D.S., Body, J. and Hill, M., 1999. Nitrate; levels in drinking water in rural New York State. Envirod Res, Section A 80, 34-40. Gilliam, J.W., Baker, J.L. and Reddy, K.R., 1999. “Water quality effects of drainage in humid regions”, in R. W. Skaggs and J. van Schilfgaarde (eds.), Agricultural drainage, Agron. Monogr. 38. ASA, CSSA, and SSSA, Madison, WI, pp. 801–830. Gündüz, T., 1986. Instrümental Analiz Ders Notları, A.Ü. Fen Fakültesi Matbaası, Ankara. 80 Hahne, J., Beck, J. and Oechsner, H., 1996. Management of livestock manure in Germany – a brief overview. Ingénieries-EAT. Animal manures in Europe, pp. 11-22. .Waste Management, Vol.23, Issue 10, 2003, pp.917-932, Elsevier Kaplan, M., Sönmez, S. ve Tokmak, S., 1999. Antalya Kumluca Yöresi Kuyu Sularının Nitrat İçerikleri. Turkish. Journal of Agriculture and Forestry 23(1999) 309- 313© Tübitak, Ankara. Kaya, S. ve Akar, F., 2002. Metaller, Diğer Organik Maddeler ve Radyoetkin Maddeler 240243.Veteriner Hekimliğinde Toksikoloji 2. Baskı. Ed: S. Kaya, İ. Pirinçci, A. Bilgili., Ankara. Kofoed, A., Williams, J.H. and Hermite, P.L., 1996. Efficient Land use of sludge and manure. Commission of the European Communities, England. McLay, C.D.A, Dragten, R, Sparling, G. and Selvarajah, N., 2001. Predicting groundwater nitrate concentration a region of mixed agricultural land use: a comparison of three approaches. Environmental Pollution Journal, 115,191-204. Morlacchini, M., Amerio, M. and Piva, G., 1992. L’alimentazione quale mezzo per ridurre l’azione inquinante dele deiezioni suine supplemento a l’informatore agrario. N.18, April 1992, pp. 7-10. Omurtag, G.Z., 1992. Marmara ve Trakya bölgelerindeki yeraltı ve yüzey sularının sentetik gübre atıklarıyla kirlenmeleri bakımından nitrat düzeylerinin saptanması. İstanbul Üniv Vet Fak Derg, 18, 9-21. Phillips, V.R. and Sneath, R.W., 2000. Inventory of Ammonia Emission from UK Agriculture 1998. MAFF Contract WA0630. IGER, North Wyke, Devon, UK. Risse, L.M., Cabrera, M.L., Franzluebbers, A.J., Gaskin, J.W., Gilley, J.E., Killorn, R., Radcliffe, D.E., Tollner, W.E. and Zhang, H., 2001. Land application of manure for beneficial reuse. White paper on Animal Agriculture and the Environment for National Center for Manure and Animal Waste Management. MWPS, Ames, IA, 38 p Sharpley, A.N., 1995. Dependence of runoff phosphorus on extractable soil phosphorus. J. Environ. Qual. 24, pp.920-926. Elsevier, UK. Weyer P.J., Cerhan J.R., Kross B.C., Hallberg, G.R., Kantamneni J., Breuer G., Jones M.P., Zheng W. and Lynch C.F., 2001. Municipal Drinking Water Nitrate Level and Cancer Risk in Older Women: The Iowa Women's Health Study. Epidemiology. May 12(3). 327-338. Yılmaz, O., Sonal, S. ve Ceylan, S., 1993. Bursa yöresi tavuk çiftliklerinin içme sularındaki nitrat düzeyleri. Uludağ Üniversitesi Vet Fak Dergisi, 12, 20-23. Zhang, H., Johnson, G. and Farm, M., 2002. Managing phosphorus from animal manure. Oklahoma state University Extension Service, F-2249, USA. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 81-86 Kanatlılarda Bağışıklık Sistemi ve Bağışıklık Sistemini Etkileyen Besinsel Faktörler Şenay Sarıca Ümit Karataş Raziye Gözalan Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, 60240 Tokat Özet: Kanatlı yetiştiriciliğinde, infeksiyöz hastalıkları önlemek için bağışıklık sistemini iyileştirmek çok önem taşımaktadır. Son yıllarda kanatlılarda, infeksiyözlere karşı direnç ile hücresel ve sıvısal bağışıklığı iyileştirmek için bağışıklığı artırıcılara ilgi artmıştır. Bu makalede, kanatlılarda bağışıklık sistemi ile bağışıklık sistemi üzerine besin maddelerinin ve yem katkı maddelerinin etkileri ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kanatlı, Bağışıklık Sistemi, Besinsel Faktörler, Yem Katkı Maddeleri Immune System in Poultry and Affecting Nutritional Factors the Immune System Abstract: In poultry production, it is very important to improve immunity to prevent infectious diseases. Interest in using immunomodulators to improve cellular and humoral immune functions, and resistance to infections in chickens has increased in the last decade. The present study was undertaken to evaluate the immune system and the effects of nutrients and feed additives on immunity of poultry. Keywords: Poultry, Immune System, Nutritional Factors, Feed Additives 1. Giriş Tüm canlıların, yaşamak ve üremek için, içinde bulunduğu çevre ile uyum içerisinde olmaları gerekmektedir. Kanatlılarda dahil tüm omurgalılarda özel olmayan fagositosis yanında, belirli bir yabancı maddenin tanınıp yok edilmesi esasına dayanan özel korunma mekanizmaları ve bir immunolojik hafızanın varlığı da bulunmaktadır. Entansif kanatlı yetiştiriciliğinde amaç; birim yem tüketimi başına daha fazla canlı ağırlık ve maksimum yumurta üretimi sağlamaktır. Kanatlı hayvanlarda performans ile bağışıklık arasında negatif bir ilişki bulunmakta olup, performans arttıkça kanatlıların bağışıklık sisteminin baskılanması da artmaktadır. Ayrıca kanatlı karma yemlerinin besin maddesi içerikleri ve miktarları gibi faktörler de antikor oluşumu ve bağışıklık sisteminin gelişimi üzerine etki etmektedir. Yetersiz ve dengesiz besin maddesi tüketimi veya toksisite durumları kanatlıların bağışıklık sistemini zayıflatmak suretiyle metabolizmasını ve performansını olumsuz yönde etkilemektedir. Günümüzde kanatlı yetiştiriciliğinde, hayvan beslemeciler kanatlının metabolizması ve bağışıklık sistemi üzerine çevresel stres faktörlerinin etkilerini ve hayvanların besin maddesi gereksinimlerinin belirli dönemlerde artırılmasının gerekliliğini daima göz önünde bulundurmalıdır. 2. Kanatlı Bağışıklık Sistemi Enfeksiyona yol açan virüs, bakteri, mantar ve parazit gibi mikroorganizmaların vücuda girmelerinin engellenmesine veya girmiş ise girdikleri yerde yutulmalarına, yayılmalarının engellenmesine veya geciktirilmesine bağışıklık veya immun yanıt denilmektedir. Vücut, kendisine yabancı mikroorganizmaların yapısını tanımladıktan sonra bu yapıları etkisiz hale getirebilecek savunma cisimciklerini oluşturmaktadır ki bu savunma cisimciklerine antikor denmektedir. Kanatlılarda bağışıklık sistemi, kendine özgü yapısal ve işlevsel özelliklere sahip olup, lenfoid sistemi vasıtasıyla gelişmektedir (Cooper et al., 1966; Panda and Reddy, 2007). Bağışıklık sisteminin organları; primer ve sekonder lenfoid organlar olarak iki şekilde sınıflandırılmaktadır. Primer veya merkezi lenfoid organları; Bursa fabricius ve timustur. Bursa Fabricius: Kloakın dorsalinde tütün kesesi şeklindedir. Sadece kanatlılarda bulunmakta olup B lenfositlerinin olgunlaşmasından, otoreaktif B hücrelerinin öldürülmesinden ve hormon (bursin) sentezinden sorumludur. Timus: Tiroid bezinin altında, göğüs boşluğunun önünde bulunmaktadır. Bağ dokudan yapılmış ince bir kapsülle çevrilidir. Timus bezinin bölmelerinde, retikular hücreler ve lenfositler bulunmaktadır. Timus bezi doğumdan önce ve hemen doğum sonrası Kanatlılarda Bağışıklık Sistemi ve Bağışıklık Sistemini Etkileyen Besinsel Faktörler lenfositleri aktifleştirerek, vücudu enfeksiyondan korumaktadır. Kanatlılarda T lenfositlerinin olgunlaşmasından, otoreaktif T hücrelerinin öldürülmesinden ve timik hormon sentezinden sorumludur. Sekonder lenfoid organları; dalak, kemik iliği, Harderian bezi (göz çukurunda), pineal bezi (beyinde), mukozal yüzeyle ilgili lenfoid dokuları (MALT), bronşlarla ilgili lenfoid dokuları (BALT), bağırsaklarla ilgili lenfoid dokuları (GALT), bağlayıcı özellikteki lenfoid dokuları (CALT)’dır. Dalak: Sekonder lenfoid organlarının en büyüğü olup bağ dokudan yapılmış bir kapsülle çevrilidir. Dalaktaki hücrelerin yaklaşık %50’si B lenfositleri, %30-40’ı ise T lenfositleridir. Dalak; yaşlanan eritrositleri yok etmek, fötal hayatta eritrositlerin, postnatal hayatta ise granülositlerin yapımı ile ilgilenmek, B lenfositleri aracılığıyla antikor oluşumuna katkıda bulunmak, makrofaj aracılığıyla fagositoz yapmak ve alyuvarları depo etmek gibi görevlere sahiptir. Kemik İliği: Ağsı doku hücrelerinden ve çok sık bulunan kılcal damarlardan oluşmaktadır. Kemik iliğinin çok potansiyelli kök hücreleri olan stem hücrelerinden bazılarının B lenfositlerine dönüşümünü sağlamakta ve bir çok olgun T hücresi ve plazma hücresini içermektedir. Antijenin ikinci girişinde antikorların çoğu bu organda üretilmektedir. MALT, BALT, GALT ve CALT lenfoid dokuları: Bu lenfoid dokular, deriden veya mukozal yüzeyden vücuda giren yabancı antijenlerin olduğu bölgede yoğunlaşmaktadırlar. Ayrıca bağışıklık sisteminde hücresel ve sıvısal bağışıklık sistemleri de bulunmaktadır. Hücresel Bağışıklık: Lenfositler, T ve B hücreleri, makrofajlar, NK hücreleri bu grupta yer almaktadır. Sıvısal Bağışıklık: Immunglobulinleri ve sitokinleri içermektedir. 3. Kanatlılarda Bağışıklık Sisteminin Mekanizması Gelişmekte olan civciv embriyosuna ait ilk hücresel yapı; özel olmayan bağışıklık sistemine aittir ve fagositik hücreler tarafından temsil edilmektedir. Bunlar kuluçkanın ilk günlerinde ortaya çıkar ve hemen çoğalırlar. Tve B- lenfositleri ise; özel bağışıklık sisteminin 82 üyeleri olarak 10. günden hemen sonra ortaya çıkar ve çoğalırlar. Embriyonal gelişmenin son aşamasında T- ve B- lenfositleri; dalak, sekal tonsiller, bezli mide ve bronşlarla ilgili lenfoid dokular ve Harderian bezleri gibi periferal organlara göç etmektedir. Lenfositler, perifer sisteme ulaştıklarında, fagositik hücrelerin de yardımı ile vücuda giren antijene karşı reaksiyonun oluşmasına yardımcı olmaktadırlar. T- ve B- lenfositlerinin perifer organlara ulaşmasından sonra ve buna bağlı olarak bağımsız perifer bağışıklık merkezlerinin oluşmasından sonra Timus ve Bursa fabriciusun merkezi görevleri azalmaktadır. Sonuçta; hem timus hem de bursa fabricius giderek küçülmekte ve ergin tavukta tamamen kaybolmakta ve yukarıda bahsedilen periferal lenfoid organlar aktif duruma gelmektedir. Ayrıca başlangıçta tam anlamıyla bağışıklık sistemine dahil olmayan gonadlar, böbrekler, tiroid bezi, karaciğer, hipofiz bezi ve karaciğer gibi organlarda bağışıklık olayına karışmaktadır (Panda and Reddy, 2007). 4. Kanatlılarda Bağışıklık Sistemi Üzerine Besin Maddelerinin Etkisi 4.1. Enerji Karma yemin enerji düzeyindeki değişiklik kanatlının bağışıklık sistemini etkilemektedir. Şöyleki; enerji tüketimi; bağışıklık hücrelerinin aktivitesinin yanı sıra bağışıklığı etkileyen tiroksin, kortikosteroid, glukagon, kateşölamin gibi hormonların aktivitesini etkilemektedir (Rama Rao et al., 1990). Benson et al. (1993), ticari etlik piliç karma yemlerinde metabolik enerjiyi artırmak amacıyla mısır yağı yerine mısır nişastasının kullanımıyla, immunolojik stresin yem tüketimi ve canlı ağırlık artışı üzerine olan olumsuz etkilerini azalttığını bildirmişlerdir. Karma yemin yağ asidi kompozisyonunun ve miktarının, prostaglandin sentezini düzenleyerek kanatlılarda humoral bağışıklığı ve çeşitli patojenlere karşı korunmayı artırdığı ifade edilmektedir (Parmentier et al., 2002). Timusun, dalağın ve bursa fabricius’un büyüklüğünün rasyon çoklu doymamış yağ asidi miktarından, omega-6/omega-3 yağ asitleri oranından ve omega-3 çoklu doymamış yağ asidi bileşenlerinden önemli derecede etkilendiği de saptanmıştır. Özellikle doymamış yağ asitlerinin yüksek düzeylerinin makrofajları Ş.SARICA, Ü.KARATAŞ, R.GÖZALAN artırarak bağışıklığı (Wang et al., 2000). artırdığı bildirilmiştir 4.2. Protein Bursa fabriciusun ve timusun büyümesinin kanatlının vücut gelişiminden daha fazla olması nedeniyle, büyüme döneminin başlangıcındaki protein yetersizliği lenfoid organların gelişiminin bozulmasına neden olmaktadır. Protein yetersizliği antikor üretimini ve T lenfositlerinin üretimini önlemektedir (Deif et al., 2007). Glick et al. (1983) karma yemdeki protein düzeyinin azaltılmasının (ihtiyacın %33’ü düzeyinde) tavuklarda timustaki lenfositlerin sayısını azalttığını saptamışlardır. Payne et al. (1990) normal protein düzeyi (%21) ile yetersiz protein düzeyli (%7) karma yemlerle beslenen New Hampshire tavukları karşılaştırdıkları çalışmalarında; protein yetersizliğinin lenfositlerin ve tüm beyaz kan hücrelerinin miktarı ile fitohemagglutinin-M hücrelerinin çoğalmasını önlediğini özellikle protein yetersizliğinin hücresel bağışıklığı olumsuz yönde etkilediğini saptamışlardır (Kidd, 2004). 4.3. Amino Asitler Kanatlılarda bağışıklığı artırmak için gerekli olan metiyonin düzeyi maksimum büyüme için gerekli olandan daha fazla olup (Swain et al., 2000), yüksek düzeylerde metiyonin içeren rasyonla beslenen etlik piliçlerin daha yüksek antikor titresine sahip olduğu bildirilmektedir. Özellikle metiyonin yetersizliğinde; lenfosit düzeyi ciddi şekilde azalmış, bursa fabricius atrofiye uğramış ve timus bezinin fonksiyonları bozulmuştur (Rama Rao et al., 2003). Metiyonin ve sistin ilavesinin hücresel ve humoral bağışıklığın artırılmasında önemli rol oynadığı bildirilmektedir (Tsiagbe et al., 1987). Karma yemdeki lizin düzeyinin artırılması haemaglutinasyon ve aglutinin titreleri ile IgG ve IgM düzeylerini iyileştirmektedir. Karma yemdeki arjininin düzeyi tavuklarda makrofajların nitrik oksit üretimini, lenfoid organların ağırlıklarını ve viral bir enfeksiyon durumunda heterofil/lenfosit oranını önemli düzeyde artırdığı saptanmıştır (Kidd, 2004). Valin’in maksimum büyüme için kullanılan miktarından daha fazlası, bağışıklığı ve antikor üretimini artırmak için gereklidir. Lösin, izolösin ve valin gibi yan zincirli amino asitlerin yetersizliği timusun ve bursa fabriciusun nispi büyüklüğünü ve etlik piliçlerde SRBC (sheep red blood cell)’e karşı antikor titrelerini azaltmıştır. Ayrıca immunglobulinlerin yüksek düzeylerde treonin ve valin amino asidi içerdiği, yetersizliği durumunda bağışıklığın zayıfladığı gözlenmiştir (Konashi et al., 2000). 4.4. Vitaminler 4.4.1. Vitamin A Vitamin A, lenfoid organların ve epitel dokuların canlılığının devamını sağlamak suretiyle; hücresel ve humoral bağışıklığın artırılmasında önemlidir. A vitamini, B lenfositlerinin gelişimini ve farklılaşmasını yönetmektedir. A vitamininin yetersizliği veya fazlalılığı, kanatlılarda bağışıklık sistemini kötüleştirmekte ve E. coli infeksiyonuna olan hassasiyetini artırmaktadır. Vitamin A yetersizliğinde, serum immunglobulinlerin düzeyi düşmekte, IgG, IgA ve mitojenlere cevap azalmakta ve doğal öldürücü hücre aktivitesi azalmaktadır (Friedman et al., 1991; Lin et al., 2002). Ayrıca vitamin A yetersizliği; bursa fabriciusun bazal hücrelerinin keratinizasyonuna ve T-lenfosit yanıtında azalmaya da neden olmaktadır (Kidd, 2004). Vitamin A fazlalığında; civcivlerin belirli protein antijenlerine ve hücresel bağışıklığa olan yanıtları düşmekte ve vitamin E’nin etkinliği de kötüleşeceği için bağışıklık azalmaktadır. Vitamin A fazlalığı durumunda, yetersizliğine kıyasla civcivlerin E. coli’ye karşı daha hassas oldukları bildirilmektedir (Kidd, 2004; Friedman et al., 1991). 4.4.2. Vitamin D Monositleri ve makrofajları içeren bağışıklık hücrelerinde, vitamin D’nin reseptörleri veya metabolitleri bulunmaktadır. Vitamin D3, promonositlerin ve monositlerin makrofajlara farklılaşması ve makrofajların düzgün fagositik ve sitotoksik aktivitelerinde önemli rol oynamaktadır. Vitamin D3’ce yetersiz karma yemle beslenen etlik piliçlerde timus ağırlığının, makrofaj fonksiyonunun ve hücresel bağışıklığın önemli derecede gerilediği görülmüştür (Aslam et al., 1998). 4.4.3. Vitamin E E vitamini timusta ve dalakta bulunan T yardımcı hücrelerin oranını ve çoğalmasını 83 Kanatlılarda Bağışıklık Sistemi ve Bağışıklık Sistemini Etkileyen Besinsel Faktörler değiştirmek suretiyle hücresel ve humoral bağışıklığı artırmaktadır. Vitamin E yetersizliğinin makrofajların fagositik aktivitelerini düşürdüğü bildirilmektedir (Konjufca et al., 2004). Leshchinsky and Klasing (2001), kanatlılarda bağışıklığı artıran optimum vitamin E düzeyinin; 25-50 IU/kg olduğunu saptamışlardır. Ayrıca Konjufca et al. (2004), 300 mg/kg düzeyinde vitamin E ilaveli rasyonu tüketen etlik piliçlerde E. coli enfeksiyonundan kaynaklanan ölüm oranının 3 veya 8 kat azaldığını saptamışlardır. Bu çalışma vitamin E ilavesinin, etlik piliç besisinin erken döneminde makrofajın fagositik aktivitesini artırdığını ortaya koymuştur. 4.4.4. B kompleksi vitaminleri B kompleksi vitaminleri, birçok enzimin kofaktörü olarak görev yapmaktadır. Özellikle vitamin B6 ve bağışıklık üzerinde çalışılmış olup bu vitaminin yetersizliğinde SRBC’ye karşı antikor yanıtı ile IgG ve IgM üretiminin düştüğü görülmüştür. Çünkü lenfoid organların gelişimi ve devamlılığı için vitamin B6’nın gerekli olduğu saptanmıştır (Nockels, 1989). 4.4.5. C vitamini C vitamini, antioksidan özelliğinden dolayı lökosit membranlarının yapısındaki bozulmayı önlemektedir. Ayrıca glukokortikoidlerin sentezini azaltarak kanatlıların, stresin olumsuz etkilerine ve bir çok hastalıklara (E. coli, Newcastle hastalığı, Gumboro ve Marek hastalığı) karşı direncini artırmaktadır (McCorkle et al., 1980; Pardue et al., 1985). 4.5. Mineral Maddeler Mineral maddeler; enzimlerin kofaktörleri olmaları ve hormon fonksiyonunu ayarlamaları nedeniyle, metabolizmanın ve bağışıklığın düzenlenmesinde önemli rol oynamaktadırlar. Minerallerin organik-şelat formları, inorganik formlarına nazaran daha iyi absorbe edildikleri için; şelat formundaki mineral maddeler karma yeme ilave edildiğinde bağışıklık önemli derecede artırılmıştır (Digby et al., 2003). Özellikle selenyum, çinko, sodyum, klor, bakır, demir ve kobalt gibi mineral maddelerin bağışıklık sistemini etkilediği bildirilmektedir (Kidd, 2004; Hegazy and Adachi, 2000). 84 5. Kanatlılarda Bağışıklık Sistemi Üzerine Yem Katkı Maddelerinin Etkileri Kanatlı karma yemlerine katılan yem katkı maddelerinin bağışıklık sistemi üzerine olan etkilerine ilişkin çok değişik araştırmalar yapılmıştır. Shashidhara and Devegowda (2003), etçi damızlıkların rasyonuna 0.5 g/kg mannanoligosakkarit ilavesinin tavuğun ve civcivin infeksiyöz bursal hastalık virusüne karşı antikor titresini önemli derecede artırdığını ve bu etkinin, Zn, Cu, Se gibi bazı mineral maddelerin ince bağırsaktaki emilimlerinin artmasından kaynaklandığını bildirmişlerdir. Panda et al. (2000a,b), karma yeme ticari bir probiyotik (Probiolac) ilavesiyle etlik piliçlerde ve yumurta tavuklarında SRBC antijenine karşı antikor üretiminin önemli derecede arttığını saptamışlardır. Huang et al. (2004), etlik piliç karma yemlerine probiyotik olarak yüksek düzeyde Lactobacillus casei ve düşük düzeylerde Lactocaillus acidophilus ilavesi durumunda serum KLH (keyhole limpet hemocyanin)spesifik IgA titrelerinin, negatif kontrol grubundakilerden önemli derecede daha yüksek olduğunu bulmuşlardır. Chen et al. (2003), genç etlik piliçlerin karma yemlerine 2 farklı çin bitkisi olan Astragalus membranaceus ve Achyranthes bidentata’dan elde edilen düşük molekül ağırlığına sahip polisakkarit olan achyranthanı (ACH) ve yüksek molekül ağırlığına sahip polisakkarit olan astragalanı (APS) 200 mg/kg düzeylerinde ilave ederek yaptıkları çalışmalarında; kontrol grubuyla karşılaştırıldığında ACH ilavesinin 28. günde etlik piliçlerde mikrohemagglutinasyonu önleyen antikor titrelerini, bursa fabricius indeksini ve serum nitrik oksit konsantrasyonunu önemli derecede artırdığını tespit etmişlerdir. Yang et al. (2007), ince bağırsakta somatostatin miktarını azaltmak suretiyle bölgesel mukozal dokudaki bağışıklık sistemini artıran cysteamini, Newcastle hastalığına karşı aşılanmış etlik piliçlere oral yolla 40 mg/kg düzeyinde vermişlerdir. Cysteamin ilavesiyle duodenumdaki somatostatin-pozitif hücrelerinin miktarının azaldığı görülmüştür. Ayrıca Newcastle hastalığına karşı aşılamadan sonra cysteamin ilavesinin duodenumdaki ve Ş.SARICA, Ü.KARATAŞ, R.GÖZALAN jejunumdaki IgA pozitif hücrelerini ve ince bağırsak iç epitel lenfositlerinin miktarını artırdığını bildirmişlerdir. 6. Sonuç Kanatlılarda civciv döneminde ve yaşamın ileriki safhalarında bağışıklığın artırılması; gerek hayvanların yaşama gücünü gerekse de ileri dönemdeki besi performansını ve besi sonu canlı ağırlığını önemli derecede etkilemektedir. Bu nedenle normal besleme koşullarında veya bağışıklığı etkileyen hastalık vb. çevresel faktörlerin söz konusu olduğu durumlarda bağışıklığın artırılması amacıyla karma yemdeki besin maddesi yoğunluğunun iyileştirilmesi gerekmektedir. Özellikle karma yemin yapısındaki besin maddelerinde söz konusu olabilecek dengesizlik ve yetersizlik ile hayvanların bağışıklık sistemi, yaşama gücü ve besi performansı arasında yakın bir ilişki olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Kaynaklar Aslam, S.M., Garlich, J.D. and Qureshi, M.A., 1998. Vitamin D Deficiency Alters the Immune Responses of Broiler Chicks. Poultry Science, 77, 842-849. Benson, B.N., Calvert, C.C., Roura, E. and Klasing, K.C., 1993. Dietary Energy Source and Density Modulate the Expression of Immunologic Stress in Chicks. Journal of Nutrition, 123, 1714-1723. Chen, H.L., Li, D.F., Chang, B.Y., Gong, L.M., Dai, J.G. and Yi, G.F., 2003. Effects of Chinese Herbal Polysaccharides on the Immunity and Growth Performance of Young Broilers. Poultry Science, 82, 364-370. Cooper, M.D., Raymond, D.A., Peterson, M.D., South, M.D., Robert, A. and Good, M.D., 1966. The Functions of the Thymus System and the Bursa System in the Chicken. The Journal of Experimental Medicine, 75-102. Deif, E.A., Galal, A., Fathi, M.M. and El-Dein, A.Z., 2007. Immunocompetence of Two Broiler Strains Fed Marginal and High Protein Diets. Poultry Science, 6(12), 901-911. Digby, S.N., Revell, D.K. and Hughes, B.J., 2003. Can Nutritional Manipulation Enhance Immune Competence in Broiler Chickens? Asia Pac. J Clin. Nutr., 12, 58. Friedman, A., Meidovsk, A., Leitner, G. and Sklan, D., 1991. Decreased Resistance and Immune Response to Escherichia Coli Infection in Chicks with Low or High Intakes of Vitamin A. The Journal of Nutrition, 121, 395-400. Glick, B., Taylor, R.L., Jr Martin, D.E., Watabe, H., Day, E.L. and Thompson, D., 1983. Calorie-Protein Deficiencies and the Immune Response of the Chicken. II. Cell-Mediated Immunity. Poultry Science, 62, 1889-1893. Hegazy, S.M. and Adachi, Y., 2000. Comparison of the Effects of Dietary Selenium, Zinc and Selenium and Zinc Supplementation on Growth and Immune Response between Chick Groups that were Inoculated with Salmonella and Aflatoxin or Salmonella. Poultry Science, 79, 331-335. Huang, M.K., Choi, Y.J., Houde, R., Lee, J.W., Lee, B. and Zhao, X., 2004. Effects of Lactobacilli and an Acidophilic Fungus on the Production Performance and Immune Responses in Broiler Chickens. Poultry Science, 83, 788-795. Kidd, M.T., 2004. Nutritional Modulation of Immune Function in Broilers. Poultry Science, 83, 650-657. Konashi, S., Takahashi, K. and Akiba, Y., 2000. Effects of Dietary Essential Amino Acid Deficiencies on Immunological Variables in Broiler Chickens. British Journal of Nutrition, 83, 449-456 Konjufca, V.K., Bottje, W.G., Bersi,T.K. and Erf, G.F., 2004. Influence of Dietary Vitamin E on Phagocytic Functions of Macrophages in Broilers. Poultry Science, 83, 1530-1534. Leshchinsky, T.V. and Klasing, K.C., 2001. Relationship between the Level of Dietary Vitamin E and the Immune Response of Broiler Chickens. Poultry Science, 80, 1590-1599. Lin, H., Wang, L.F., Song, J.L., Xie, Y.M. and Yang, Q.M., 2002. Effect of Dietary Supplemental Levels of Vitamin A on the Egg Production and Immune Responses of Heat Stressed Laying Hens. Poultry Science, 81, 458-465. McCorkle, F., Taylor, R., Stinson, R., Day, E.J. and Glick, B., 1980. The Effects of a Mega Level of Vitamin C on the Immune Response of the Chicken. Poultry Science, 59, 1324-1329. Nockels, C.F., 1989. Vitamin Needs Increase during Stress, Disease . Poultry Digest., 218-226. Panda, A.K., Reddy, M.R., Ramarao, S.V. and Praharaj, N.K., 2000a. Effect of Dietary Supplementation of Probiotic on Performance and Immune Response of Layers in Decline Phase of Production. Indian Journal of Poultry Science, 35, 102-104. Panda, A.K., Reddy, M.R., Ramarao, S.V., Raju, M.V.L.N. and Praharaj, N.K., 2000b. Growth, Carcass Characteristics, Immunocompetence and Response to Escherichia Coli of Broilers Fed Diets with Various Levels of Probiotic. Archiv für Geflügelkunde, 64, 152-156. Panda, A.K. and Reddy, M.R., 2007. Boosting the Chick’s Immune System through Early Nutrition. Poultry International, 22-26. Pardue, S.L.,Thaxton, J.P. and Brake, J., 1985. Role of Ascorbic Acid in Chicks Exposed to High Environmental Temperature. Journal of Applied Physiology, 58, 1511-1516. Parmentier, H.K., Awati, A., Nieuwland, M.G., Schrama, J.W. and Sijben, J.W., 2002. Different Sources of Dietary n-6 Polyunsaturated Fatty Acids and Their Effects on Antibody Responses in Chickens. British Poultry Science, 43, 533-544. Payne, C.J., Scott, T.R., Dick, J.W. and Glick, B., 1990. Immunity to Pasteurella Multocida in ProteinDeficient Chickens. Poultry Science, 69, 2134-2142. 85 Kanatlılarda Bağışıklık Sistemi ve Bağışıklık Sistemini Etkileyen Besinsel Faktörler Rama Rao, S.V., Satyanarayana Reddy, P.V.V., Ravindra Reddy, V. and Reddy, P.S., 1990. Effect of Early Restriction of Protein and Energy on Performance of Broiler Chickens. Cherion, 19, 1477-1452. Rama Rao, S.V., Praharaj, N.K., Ramasubba Reddy, V. and Panda, A.K., 2003. Interaction between Genotype and Dietary Concentrations of Methionine for Immune Function in Commercial Broilers. British Poultry Science, 44, 104-112. Shashidhara, R.G.and Devegowda, G., 2003. Effect of Dietary Mannan Oligosaccharide on Broiler Breeder Production Traits and Immunity. Poultry Science, 82, 1319-1325. Swain, B.K., Johri, T.S. and Majumdar, S., 2000. Effect of Supplementation of Vitamin E, Selenium and Their Different Combinations on the Performance and Immune Response of Broilers. British Poultry Science, 41, 287-292. 86 Tsiagbe V.K., Cook, M.E., Harper, A.E. and Sunde, M.L., 1987a. Efficacy of Cysteine in Replacing Methionine in the Immune Responses of Broiler Chicks. Poultry Science, 66, 1138-1146. Wang, Y.W., Field, C.J. and Sim, J.S., 2000. Dietary Polyunsaturated Fatty Acids Alter Lymphocyte Subset Proportion and Proliferation, Serum Immunoglobulin G Concentration, and Immune Tissue Development in Chicks. Poultry Science, 79, 1741-1748. Yang, Q., Lian, G. and Gong, X., 2007. Enhancement of Mucosal Immune Responses in Chickens by Oral Administration of Cysteamine. Poultry Science, 86, 1323-1328. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 87-95 Sivas İlinin Tarımsal Mekanizasyon Düzeyinin 1997-2007 Yılları Arasındaki Değişiminin İncelenmesi Ebubekir Altuntaş1 İhsan Aslan2 1- Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Makinaları Bölümü, 60240, Tokat 2- Sivas Tarım İl Müdürlüğü, Proje ve İstatistik Şube Müdürü, 58100, Sivas Özet: Bu çalışma, Sivas ilinin merkez ve diğer ilçelerindeki tarımsal mekanizasyon düzeyinin, 1997-2007 yılları arasındaki değişimini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada tüm veriler, Sivas Tarım İl Müdürlüğü istatistiklerinden alınmıştır. Sivas ilinin tarımsal mekanizasyon düzeyinin belirlenmesinde; işlenen tarım alanına düşen traktör gücü (kW/ha), 1000 ha işlenen tarım alanına düşen traktör sayısı (traktör/1000 ha) ve birim traktöre düşen işlenen tarım alanı (ha/traktör) gibi işlenen tarım alanı, traktör güç ve sayısal yoğunluğunu belirten kriterler kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sivas ili, tarımsal mekanizasyon düzeyi The Evaluation of the Agricultural Mechanization Level of Sivas Province Between 1997-2007 Years Abstract: The aim of this study was to determine the mechanizaton level of Sivas Province between 19972007 years. The datas of study were collected from statistical database of Sivas Province Agriculture Directorship. In determination of the agricultural mechanization level of Sivas province; the criteria such as tractor power per cultivated land unit (kW/ha), tractor number per 1000 ha cultivated land unit (tractor/1000 ha) and cultivated land per tractor number (ha/tractor) were used. Key Words: Sivas province, agricultural mechanization level 1. Giriş Sivas ilinin topografyası, batıdan doğuya doğru gittikçe yükselmektedir. Sivas ili genel olarak bir yayla görünümünde, dağlar arasında açılan vadiler, çukurlarda oluşan ovalar ve yüksek düzlükler şeklindedir. İlin önemli akarsu kaynakları Kızılırmak ve Yeşilırmak’tır. Topraklarının Kızılırmak havzası bölümünde karasal iklim, Yeşilırmak havzası bölümünde Karadeniz iklimi ve Fırat Havzası bölümünde ise Doğu Anadolu iklimi görülmektedir. Meteorolojik verilere göre, ortalama yıllık yağış 362,9 mm, en yüksek sıcaklık ortalaması 36,1ºC, minimum sıcaklık ortalaması, -23,1ºC ve bağıl nem %59 dolayındadır (Anonymous, 2006). Tarımsal mekanizasyon; tarımsal üretimde diğer tarım girdilerinin etkinliğini arttıran, ekonomikliğini sağlayan ve çalışma koşullarını iyileştiren bir tarımsal üretim teknolojisidir. Tarım işletmelerinin tarımsal mekanizasyon düzeyi, işletmenin teknik ve ekonomik yapısına bağlılık gösterir (Zeren ve ark., 1995). Ülkemiz, tarımsal mekanizasyon düzeyi kriterleri, dünya ortalamasının üzerinde; ancak gelişmiş ülkeler düzeyinden daha düşük seviyededir. Türkiye’nin tarımsal mekanizasyon düzeyinin planlanması; traktör ile tarım alet- makina parkının çeşitliliğinin birlikte etkin halde kullanımını gerekli kılmaktadır. Tarımsal mekanizasyon düzeyini belirlemede; işletme alan büyüklükleri, traktör güç gruplarının uyumu ile traktörle kullanılan alet ve makinaların sayısal yoğunluğu esas alınmaktadır. Araştırmacılar tarafından, ülkemiz geneli, bölgeleri, farklı il ve ilçelerinin tarımsal mekanizasyon düzeylerine yönelik birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar, güncel verilerle de her geçen gün yeni çalışmalarla yenilenmektedir (Sabancı ve ark., 1988; Erkmen ve ark., 1990; Çalışır ve ark., 1991; Evcim ve Keçecioğlu, 1994; Sabancı ve Akıncı, 1994; Zeren ve ark., 1995; Kasap ve ark., 1997; Altuntaş ve ark., 1997; Baydar ve Yumak, 2000; Saral ve ark., 2000; Turgut ve ark., 2000; Önal ve Çakmak., 2000; Polat ve Sağlam, 2001; Özpınar, 2001; Onurbaş Avcıoğlu ve Atasoy, 2002; Altuntaş ve Demirtola, 2004; Evcim ve ark., 2005; Koçtürk ve Onurbaş Avcıoğlu, 2007). Bu çalışmayla, Sivas ilinin tarımsal mekanizasyon düzeyinin, 1997-2007 yılları arasındaki döneme ait değişimi, traktör-tarım alet makina varlığı ve işletme alan büyüklükleri dikkate alınarak belirlenmiştir. Sivas İlinin Tarımsal Mekanizasyon Düzeyinin 1997-2007 Yılları Arasındaki Değişiminin İncelenmesi 2. Tarımsal Yapı Sivas ili, %43’ü tarım, %42’si çayır-mera, %12’si orman ve fundalık ve %3’ü de tarım dışı alanlar olmak üzere toplam 2.848.767 ha alana sahiptir. Tarım dışı alanlar %3 oranında bulunmaktadır. Sivas ili topraklarının %65’lik bölümünün tarıma elverişli olmayan V-VIII. sınıf arazilerden oluşması, ilin tarımsal gelişimini sınırlayan önemli faktörlerin başında gelmektedir. Sivas’ta tarımsal faaliyetler, genelde, I-IV. sınıf tarım arazileri olan 986.518 da arazide yapılmaktadır (Anonymous, 2006). Sivas ilinde tarım ve hayvancılığın büyük bir ekonomik etkinliğe sahip olması dolayısıyla, ekonomik anlamdaki faal nüfusun %66,5’i tarım sektöründe çalışmaktadır. Bu değerin %54,7’sini kadınlar, %45,3’ünü erkekler oluşturmaktadır. Tarım sektöründe yer alan faal nüfusun %91,6’sı ise kırsal kesimde yaşamaktadır (Anonymous, 2006). 2001 Devlet İstatistik Enstitüsü Genel Tarım Sayımı’na göre, Sivas ilinde yer alan tarımsal işletmelerin ortalama arazi büyüklüğü 95 da olmak üzere, Türkiye ortalamasından %36,8 oranında daha büyüktür. Sivas’ta bulunan toplam 78.953 adet tarımsal işletme sayısının %98,74’ünün 7.467.539 da alanda tarımsal faaliyette bulunmaktadır. Toplam işletme sayısının %32,25’i, 20-49 da, %35,41’i ise 200-499 da arazi büyüklüğüne sahiptir (Anonymous, 2006). 3.Tarımsal Mekanizasyon Düzeyi Türkiye genelinde işlenen tarım alanlarında 2002 ve 2006 yılları arasında %3,75 oranında bir azalma (18,12 milyon ha - 17,44 milyon ha ) ve traktör sayısında ise %4,28 oranında bir artış (970.083 adet - 1.011.577 adet) görülmektedir (Anonymous, 2007b). Tarımsal mekanizasyon düzeyinin belirlenmesinde; işlenen tarım alanına düşen traktör gücü (kW/ha), 1000 ha işlenen tarım alanına düşen traktör sayısı (traktör/1000 ha) ve birim traktöre düşen işlenen tarım alanı (ha/traktör) gibi mekanizasyon kriterleri kullanılmaktadır. Sivas ilinin de içinde bulunduğu İç Anadolu Bölgesindeki tarımsal mekanizasyon düzeyi kriterleri olarak kW/ha, traktör/1000 ha ve ha/traktör değerlerinin, 2001 yılı için sırasıyla 1,01 kW/ha; 24,8 traktör/1000 ha ve 40,3 ha/traktör değerlerinde; 2004 yılı 88 içinse bu değerlerin sırasıyla 1,03 kW/ha; 25,5 traktör/1000 ha ve 39,2 ha/traktör olduğu açıklanmaktadır (Koçtürk ve Onurbaş Avcıoğlu, 2007). Sivas il genelinde, 1997, 2001 ve 2007 yıllarını kapsayan dönemde toplam işlenen tarım alanları, sırasıyla 382.105 ha, 454.974 ha ve 504.035 ha olarak değişirken, traktör sayısındaki değişimler ise 15.779, 16.282 ve 18.068 adet olarak belirlenmiştir (Çizelge 1). Buna göre, Sivas ilinin 1997 yılı ile 2007 yılı arasındaki dönemde işlenen tarım alanlarında %31,91 oranında; traktör varlığında ise %14,51 oranında bir artış görülmüştür. İşlenen tarım alanı, traktör sayısına göre 2,5 kat artış göstermiştir. Sivas ilinin merkez ilçe dahil 17 ilçesi bulunmaktadır. Bu çalışmada, Merkez ilçe 1 numara ile tanımlanırken, diğer ilçeler ise alfabetik sıraya göre 2-17 arasındaki numaralarla (1-Merkez, 2-Akıncılar, 3Altınyayla, 4-Divriği, 5-Doğanşar, 6-Gemerek, 7-Gölova, 8-Gürün, 9-Hafik, 10-İmranlı, 11Kangal, 12-Koyulhisar, 13-Suşehri, 14-Şarkışla, 15-Ulaş, 16-Yıldızeli, 17-Zara ilçeleri) ifade edilmiştir. Ayrıca, Çizelge 1’den görüleceği gibi, 1997-2007 yılları arasında işlenen tarım alanı miktarı açısından en fazla alana sahip olan ilçe, Kangal ilçesiyken; traktör kullanımında ise ilçeler arasında ilk sırayı Yıldızeli ilçesi almıştır. Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, traktörler, güç grupları ve yürüme organlarına göre tekerlekli (2 ve 4 tekerlekli) ve paletli olmak üzere sınıflandırılmaktadır. Yapılan incelemede, Sivas ilinde, 2 tekerlekli ve paletli traktörlerin sayısının yok denecek kadar az miktarlarda olmasından dolayı, çalışmada traktör açısından değerlendirmelerde 4 tekerlekli traktör grupları esas alınmıştır. Sivas ilinde, 1997, 2001 ve 2007 yıllarına ait 4 tekerlekli traktörlerin dağılımları, Çizelge 2’de verilmiştir. Sivas ilinde 1997 ile 2007 yılı arasında değişime göre, 4 tekerlekli traktör sayısında %14,50 oranında bir artış görülmüştür. Bu artış, 2001 ve 2007 yılları arasındaki 5 yıllık dönemde %10,96 dolayındadır. 4 tekerlekli traktörler içerisinde en fazla ve en az traktör varlığına sahip ilçeler sırasıyla Yıldızeli ve Doğanşar ilçeleridir (Çizelge 2). E.ALTUNTAŞ, İ.ASLAN Çizelge 1. Sivas ilinin ilçelerine göre işlenen tarım alanları ve traktör dağılımındaki değişimi (Anonymous, 1997, 2001a, 2007b)* İLÇE 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 Toplam İşlenen alan (ha) 61700 4030 11950 23820 3500 24800 2110 9605 21650 2450 65850 8910 23030 48900 11450 23850 34500 382105 1997 Traktö r sayısı (adet) 16,1 1843 1,05 400 3,13 371 6,23 443 0,92 140 6,49 990 0,55 204 2,51 368 5,67 1020 0,64 148 17,2 994 2,33 260 6,03 1560 12,8 1447 3,00 580 6,24 3092 9,03 1919 100 15779 Oranı (%) Oranı (%) 11,70 2,54 2,35 2,81 0,89 6,27 1,29 2,33 6,46 0,94 6,3 1,65 9,89 9,17 3,68 19,6 12,2 100 İşlenen alan (ha) 63847 8508 17375 31230 8246 26465 6808 13098 26691 1795 67360 9136 26685 54095 11943 43803 37890 454974 2001 Traktö r sayısı (adet) 14,00 1875 1,87 463 3,82 450 6,86 470 1,81 163 5,82 998 1,50 224 2,88 465 5,87 712 0,39 151 14,80 1160 2,01 266 5,87 1605 11,90 1544 2,62 595 9,63 3210 8,33 1931 100 16282 Oranı (%) Oranı (%) 11,52 2,84 2,76 2,89 1,00 6,13 1,38 2,86 4,37 0,93 7,12 1,63 9,86 9,48 3,65 19,72 11,86 100 İşlenen alan (ha) 81140 7580 18573 9099 1333 26729 9665 51270 23288 4007 84054 9460 17058 38146 40740 52157 29738 504035 2007 Traktö r sayısı (adet) 16,10 2060 1,50 500 3,68 520 1,81 525 0,26 100 5,30 1032 1,92 242 10,20 112 4,62 790 0,79 168 16,7 2000 1,88 275 3,38 1746 7,57 1682 8,08 649 10,3 3800 5,90 1867 100 18068 Oranı (%) Oranı (%) 11,40 2,77 2,88 2,91 0,55 5,71 1,34 0,62 4,37 0,93 11,07 1,52 9,66 9,31 3,59 21,03 10,33 100 * Bazı ilçelerde 5 yıllık dönemlerdeki artış ve azalışların görülme nedeni, İl Müdürlüğü İstatistik Şubesi’nden alınan bilgilere göre verilerdeki herhangi bir hatadan değil sadece, ilçeler arasındaki bazı köylerin ilçeler arasında yer değiştirmesi ve tarımsal desteklemelerin işlenen tarım alanlarına göre verilmesinden kaynaklanmaktadır. Çizelge 2. Sivas’ta 4 tekerlekli traktörlerin güç gruplarına göre dağılımları (Anonymous, 1997, 2001a, 2007b) İLÇE 1997 4 tekerlekli traktör güç grupları (BG) 1-10 11-24 25-34 35-50 >50 Toplam 2001 4 tekerlekli traktör güç grupları (BG) 1-10 11-24 25-34 35-50 >50 Toplam 2007 4 tekerlekli traktör güç grupları (BG) 1-10 11-24 25-34 35-50 >50 Toplam 10 46 1334 453 1843 10 46 1349 470 1875 30 1380 650 1 350 50 400 400 63 463 70 350 80 2 15 356 371 30 420 450 2 3 515 3 41 31 268 103 443 45 45 272 108 470 2 45 48 300 130 4 10 80 40 10 140 15 90 44 14 163 100 5 10 10 510 460 990 10 10 512 466 998 12 12 510 480 18 6 60 144 204 2 73 149 224 2 75 165 7 3 25 66 223 51 368 7 32 67 289 70 465 2 10 100 8 3 356 440 221 1020 3 257 222 230 712 215 575 9 148 148 151 151 168 10 650 344 994 760 400 1160 750 1250 11 2 213 45 260 1 215 50 266 1 274 12 2 15 45 1198 300 1560 32 1263 310 1605 1320 425 13 360 1087 1447 394 1150 1544 418 1264 14 3 10 202 365 580 3 10 211 371 595 4 12 250 383 15 92 2000 1000 3092 1402 1808 3210 500 3300 16 4 160 310 1445 1919 4 161 315 1447 4 1931 136 300 1408 23 17 Top. 19 279 1546 9406 4529 15779 21 282 1374 8988 5617 16282 14 200 974 7627 9252 Oranı 0,12 1,77 9,80 59,61 28,7 100 0,13 1,73 8,44 55,20 34,5 100 0,08 1,11 5,39 42,22 51,21 (%) (*) 2007 yılı toplam traktör varlığı, Çizelge 1’de 18 068 olarak verilmiştir. Buradaki fark, 2 tekerlekli >5BG’lü 1 traktörün Suşehri ilçesinde bulunmasından kaynaklanmaktadır. Tarımsal mekanizasyon düzeyi içerisinde, traktör güç dağılımı da önemli bir ölçüttür. Traktör güç gruplaması; genelde 1-10 BG, 1124 BG, 25-34 BG, 35-50 BG ve >50 BG’lü traktörler şeklinde yapılır. Bu güç gruplamasına göre, 1997 ve 2001 yılları arasında 35-50 BG’lü traktörlerin yoğunluğu daha fazlayken, 2007 yılında ise traktör güç yoğunluğu sayısal olarak >50 BG’lü traktörlere doğru kaymıştır. 19972007 yılları arasındaki dönemde 35-50 BG’lü traktörlerde %18,91 oranında azalma görülürken, >50 BG’lü traktörlerde ise %104,28 oranında çok ciddi artışlar gözlenmiştir. 50 BG gücünden fazla olan traktörler içerisinde, traktör gücü 70 BG üstündeki traktörlerin yaklaşık %25 civarında olduğu istatistik veriler 2060 500 520 525 100 1032 242 112 790 168 2000 275 1745 1682 649 3800 1867 18067* 100 incelendiğinde görülmüştür. Bu durum, tarımsal işlemlerde daha güçlü traktörlerin kullanıldığı anlamına da gelmektedir (Çizelge 2). Sivas ilinin ilçeler bazındaki tarımsal mekanizasyon düzeylerinin 1997-2007 yılları arasındaki değişimi ise Çizelge 3’te verilmiştir. Hesaplamalarda ortalama traktör gücü 40,6 kW olarak alınmıştır (Koçtürk ve Onurbaş Avcıoğlu, 2007). Buna göre, 1997, 2001 ve 2007 yıllarına ait verilere göre, işlenen tarım alanına düşen traktör gücünü ifade eden kW/ha değerleri belirtilen yıllara göre sırasıyla 1,68 kW/ha; 1,45 kW/ha ve 1,46 kW/ha olarak değişiklik göstermiştir. 1997-2007 yılları arasındaki değişime göre kW/ha değerlerinde %13,10 oranında bir azalma görülmüştür. 199789 Sivas İlinin Tarımsal Mekanizasyon Düzeyinin 1997-2007 Yılları Arasındaki Değişiminin İncelenmesi 2007 yılları arasındaki dilimde, işlenen tarım alanı miktarındaki artışın, traktör sayısı artışına göre 2,5 kat daha fazla olması bu azalışa neden olarak gösterilebilir. İlçeler açısından bakıldığında en yüksek kW/ha değerleri 1997 yılı için 5,26 kW/ha değeriyle Yıldızeli ilçesinde; 2001 yılı için 3,42 kW/ha değeriyle İmranlı ilçesinde ve 2007 yılı içinse, 4,16 kW/ha değeriyle de Suşehri ilçesinde görülmüştür. Çizelge 3. Sivas ilinin ilçeler bazında 1997, 2001 ve 2007 yıllarına ait tarımsal mekanizasyon düzeyi değerleri (Anonymous, 1997, 2001a, 2007b) 1997 2001 2007 İLÇE kW ha traktör 1000ha ha traktör kW ha traktör 1000ha ha traktör kW ha traktör 1000ha ha traktör 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 Toplam 1,21 4,03 1,26 0,76 1,62 1,62 3,93 1,56 1,91 2,45 0,61 1,18 2,75 1,20 2,06 5,26 2,26 1,68 29,87 99,26 31,05 18,60 40,00 39,92 96,68 38,31 47,11 60,41 15,09 29,18 67,74 29,59 50,66 129,60 55,62 41,29 33,48 10,08 32,21 53,77 25,00 25,05 10,34 26,10 21,23 16,55 66,25 34,27 14,76 33,79 19,74 7,71 17,98 24,22 1,19 2,21 1,05 0,61 0,80 1,53 1,34 1,44 1,08 3,42 0,70 1,18 2,44 1,16 2,02 2,98 2,07 1,45 29,37 54,42 25,90 15,05 19,77 37,71 32,90 35,50 26,68 84,12 17,22 29,12 60,15 28,54 49,82 73,28 50,96 35,79 34,05 18,38 38,61 66,45 50,59 26,52 30,39 28,17 37,49 11,89 58,07 34,35 16,63 35,04 20,07 13,65 19,62 27,94 1,03 2,68 1,14 2,34 3,05 1,57 1,02 0,09 1,38 1,70 0,97 1,18 4,16 1,79 0,65 2,96 2,55 1,46 25,39 65,96 28,00 57,70 75,02 38,61 25,04 2,185 33,92 41,93 23,79 29,07 102,40 44,09 15,93 72,86 62,78 35,85 39,39 15,16 35,72 17,33 13,33 25,90 39,94 457,80 29,48 23,85 42,03 34,40 9,77 22,68 62,77 13,73 15,93 27,9 Tarımsal mekanizasyon düzeyi açısından Türkiye için kW/ha değerlerinin değişimleri, 2001 ve 2004 yılları için sırasıyla 1,70 kW/ha ve 1,75 kW/ha olarak açıklanmaktadır. Sivas ilinin özgül traktör yoğunluğu (traktör/1000 ha) değerleri, 1997-2007 yılları arasındaki dönem için %13,18 oranında (41,29 - 35,85 traktör/1000 ha) bir azalma göstermiştir. Özgül traktör yoğunluğu değerleri, 2001 ve 2004 yılları için Türkiye ortalaması olarak sırasıyla, 41,20 ve 43,3 traktör/1000 ha değerlerinde; İç Anadolu Bölgesi için de 2001 ve 2004 yılları için sırasıyla 24,80 ve 25,50 traktör/1000 ha olarak verimektedir (Koçtürk ve Onurbaş Avcıoğlu, 2007). Buna göre, Sivas ili için özgül traktör yoğunluğu değerleri, Türkiye ortalama değerlerine göre düşük, İç Anadolu Bölgesi değerlerine göre yüksektir.Sivas ilinin de içinde bulunduğu İç Anadolu Bölgesinde ise kW/ha değerleri, 2001 ve 2004 yılları için sırasıyla 1,01 kW/ha ve 1,03 kW/ha olarak açıklanmaktadır (Koçtürk ve Onurbaş Avcıoğlu, 2007). Buna göre Sivas il geneli için kW/ha değerleri, Türkiye ortalama değerlerine göre nispeten düşük, İç Anadolu Bölgesi için 90 verilen değerlere göre daha yüksek değerde bulunmuştur. Sivas ili ilçeleri arasında inceleme yapıldığında, 1997, 2001 ve 2007 yılları için en yüksek özgül traktör yoğunluğu değerleri belirtilen yıllara göre sırasıyla Yıldızeli (129,60 traktör/1000 ha), İmranlı (84,12 traktör/1000 ha) ve Suşehri (102,4 traktör/1000 ha) ilçeleri olarak sıralanabilir. İlçeler bazındaki yapılan traktör/1000 ha sıralamasının, kW/ha değerlendirmesindeki gibi olduğu görülecektir. Sivas ili için, ha/traktör değerleri 19972007 yılları arası dönem için %15,19 oranında (24.22 ha/traktör -27,9 ha/traktör) bir artış şeklindedir. Ülkemiz için ha/traktör değerlerine bakıldığında, 2001 ve 2004 yılları için sırasıyla, 24,30 ve 23,10 ha/traktör değerlerinde olduğu açıklanmakta, İç Anadolu Bölgesi için de aynı yıllar için sırasıyla 40,3 ve 39,2 ha/traktör değerleri verilmektedir (Koçtürk ve Onurbaş Avcıoğlu, 2007). Bu açıdan, Sivas il geneli için ha/traktör değerleri, Türkiye’nin ortalama değerlerine çok yakın değerlerde, İç Anadolu Bölgesinin verilerine göre ise değerlerin daha düşük olduğu söylenebilir. İlçeler arasında ha/traktör değerleri incelendiğinde, 1997, 2001 E.ALTUNTAŞ, İ.ASLAN ve 2007 yıllarında en yüksek değerler yıllar açısından sırasıyla, Kangal (66,25 ha/traktör), Divriği (66,45 ha/traktör) ile Gürün (457,8 ha/traktör) şeklinde sıralanmaktadır. Tarımsal mekanizasyon düzeyi kriterlerine genel olarak incelenirse, Yıldızeli ilçesi, hem traktör varlığı, özgül traktör yoğunluğu ve güç dağılımları açısından Sivas ilinin en yüksek mekanizasyon düzeyi değerlerine sahip olan ilçesidir. Bunun nedeni, Yıldızeli ilçesinde işlenen tarım alanına göre traktör sayısının diğer ilçelere göre en yüksek değerde olmasındandır (Çizelge 1). 4. İlçelerin Bazı Tarımsal Alet-Makina Varlığı Tarımsal mekanizasyon düzeyini belirten diğer önemli bir ölçüt, bir traktör başına düşen tarım alet ve makina varlığıdır. Sivas ili merkez ve diğer ilçeleri için birim traktöre düşen tarım alet ve makina varlığı 1997, 2001 ve 2007 yılları için sırasıyla Çizelge 4, 5 ve 6’da verilmiştir. Çizelge 4 incelendiğinde 1997 yılı verilerine göre, Sivas ili tüm ilçeleri toplamında birim traktör başına düşen kulaklı pulluk sayısı 0,79’dur. İlçeler bazında birim traktöre düşen kulaklı pulluk sayısı en yüksek 1,37 değerleriyle Gemerek ilçesindedir. Sivas il geneli için birim traktör başına düşen kültüvatör ve tırmık sayıları sırasıyla 0,82 ve 0,62 değerinde bulunurken, ilçeler bazında en yüksek değer (11,6) Koyulhisar ilçesine aittir. Birim traktör başına düşen ekim makinaları ve kimyevi gübre dağıtıcıların sayısal değerleri Sivas il geneli için sırasıyla, 0,25 ve 0.07 değerinde; birim traktör başına düşen harman makinası ve tarım arabası değerleri de sırasıyla 0,56 ve 0,93 olarak değişmektedir. Tarımdaki teknolojik gelişmeye paralel olarak traktör ve tarım alet ve makinalarında gelişme ve çeşitlilik artarken, traktörle kullanılmayan karasaban, hayvan pullukları, tınaz makinası ve döven gibi ilkel tarım alet ve makine grupları ülkemizde ve Sivas’ta az oranda olsa da mevcuttur. Bu açıdan inceleme yapıldığında, Sivas ilinde karasaban ve hayvan pulluğu sayıları, 1997 yılı verilerine göre sırasıyla 1327 ve 1210 adettir. Biçerdöver kullanımı oldukça Sivas il genelinde çok az olup, sadece 14 adettir. Gemerek ve Şarkışla ilçesi 4’er adet biçerdövere sahiptir. İşlenen tarım alanına düşen biçerdöver sayısını ifade eden, ‘biçerdöver/1000 ha’ değerleri Sivas geneli için oldukça düşük (0,04) düzeydeyken, ilçeler bazında en yüksek değer 0,16 ile Gemerek ilçesinde görülmüştür (Çizelge 4). Çizelge 4. Sivas ilinin ilçelerine göre traktör başına düşen bazı tarım alet ve makinaları ile traktörle kullanılmayan bazı tarım alet ve makinalarının dağılımları (Anonymous, 1997) TARIM ALET-MAKİNE TİPİ Kulaklı pulluk (*) Diskli pulluk Toprak frezesi Kültüvatör Merdane Tırmıklar Çapa mak Ekim makinası Patates dikim makinası Çiftlik gübre dağıtma mak. Kimyevi gübre dağıtma mak. Kanatlı orak makinası Biçer bağlar makinası Balya makinası Harman makinası Patates hasat makinası Şekerpancarı hasat mak. Çayır biçme makinası Silaj makinası Pülverizatör Atomizör Tarım arabası Su tankeri İLÇELER 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 0,96 0,98 0,57 1,37 1,09 1,15 0,59 0,90 0,63 0,91 0,76 0,63 0,97 0,45 0,04 0,02 0,36 0,01 0,05 0,58 0,10 1 0,20 0,13 0,06 0,06 0,25 0,01 0,01 0,01 0,92 0,87 1,01 0,03 0,80 0,61 0,63 0,44 1,15 0,77 0,59 0,73 0,91 0,14 0,02 0,13 0,02 0 0,74 0,10 0,08 0,06 0,09 0,01 0,32 0,50 0,10 0,07 1,21 0,90 0,03 1,20 0,74 1,61 11,6 0,47 0,23 0,23 0,14 0,09 0,03 0,23 0,10 0,01 0,75 0,09 0,14 0,61 0,24 0,81 0,01 0,53 0,77 0,09 0,11 0,01 0,13 0,03 0,04 0,06 0,02 0,31 0,04 0,21 0,09 0,01 0,01 0,49 0,10 0,42 0,35 0,68 0,04 0,01 0,25 0,07 0,18 0,08 0,02 0,02 0,02 0,17 0,01 0,59 0,18 0,51 0,53 0,67 0,50 0,71 0,14 0,62 0,9 0,67 0,20 0,72 0,47 0,11 0,01 0,01 0,11 0,01 0,01 0,04 0,01 0,08 0,05 0,07 0,03 0,05 0,63 0,38 0,04 0,06 0,08 0,06 0,09 0,03 0,51 0,07 0,03 0,13 0,01 0,14 0,01 0,03 0,02 0,09 0,01 0,01 0,05 0,01 0,10 0,01 0,02 0,02 0,98 1 1 1 0,71 1,11 0,28 1 1 0,90 0,90 1,05 0,87 0,98 1 0,01 0,1 0,01 0,02 0,05 0,07 0,01 0,01 0,05 0,01 0,01 TRAKTÖRLE KULLANILMAYAN BAZI TARIM ALET VE MAKİNALARI Karasaban (adet) 100 20 105 20 2 1 415 18 50 20 48 11 17 500 Hayvan pulluğu (adet) 55 4 20 20 93 2 16 320 10 145 14 11 500 Tınaz makinası 47 80 80 180 1250 6 150 Döven 130 3 20 27 20 15 750 15 66 12 500 Biçerdöver / adet) 2 2 4 2 4 Biçerdöver/1000 ha 0,03 0,16 0,03 0,08 Selektör (adet) 12 2 2 5 6 3 5 3 7 1 5 10 5 3 8 Süt sağma makinası (adet) 14 3 6 1 10 3 59 6 7 1 (*) Kulaklı pulluk : kulaklı traktör pulluğu, döner kulaklı traktör pulluğu ve ark pulluğu Diskli pulluk : diskli traktör pulluğu ve diskli anız pulluğu Tırmıklar : diskli ve diğer tırmıklar, dişli tırmık, karma ve ot tırmık değerleri Çapa makinası : traktörle çekilen çapa makinası; Ekim mak. : tahıl ekim mak., kombine tahıl ekim mak., pancar ve üniversal ekim mak Pülverizatör : kuyruk milinden hareketli pülverizatör Harman mak. : harman makinası ve sapdöver Patates hasat mak.: patates sökme mak.; kombine patates sökme mak. Şekerpancarı hasat mak: pancar sökme makinası; kombine pancar sökme makinası Silaj makinaları : silaj makinası ve mısır silaj makinası 1 0,85 0,10 1,09 0,02 0,18 0,11 0,19 0,12 0,15 0,05 0,39 0,01 0,04 0,02 0,03 0,97 0,01 2 0,85 0,08 0,70 0,74 0,2 0,43 0,25 0,13 0,02 0,09 0,79 0,04 0,04 0,20 0,03 1 0,05 Toplam 0,79 0,18 0,02 0,82 0,13 0,62 0,06 0,25 0,07 0,15 0,04 0,56 0,01 0,01 0,15 0,03 0,02 0,93 0,02 1327 1210 1793 1558 14 0,04 77 110 91 Sivas İlinin Tarımsal Mekanizasyon Düzeyinin 1997-2007 Yılları Arasındaki Değişiminin İncelenmesi Çizelge 5. Sivas ilinin ilçelerine göre traktör başına düşen bazı tarım alet ve makinaları ile traktörle kullanılmayan bazı tarım alet ve makinalarının sayısal dağılımları (Anonymous, 2001a) TARIM ALET-MAKİNE TİPİ Kulaklı pulluk (*) Diskli pulluk Toprak frezesi Kültüvatör Merdane Tırmıklar Çapa mak Ekim makinası Patates dikim makinası Çiftlik gübre dağıtma mak. Kimyevi gübre dağıtma mak. Kanatlı orak makinası Biçer bağlar makinası Balya makinası Harman makinası Patates hasat makinası Şekerpancarı hasat mak. Çayır biçme makinası Silaj makinası Pülverizatör Atomizör Tarım arabası Su tankeri İLÇELER 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 0,84 0,96 0,60 1,36 1,01 1,06 0,88 0,98 0,62 0,95 0,84 0,63 0,94 0,46 0,04 0,06 0,35 0,01 0,01 0,10 0,81 0,11 1,05 0,17 0,15 0,07 0,07 0,26 0,01 0,003 0,02 0,01 0,003 0,80 0,83 1,01 0,04 0,73 0,88 0,65 0,45 0,89 0,83 0,59 0,76 0,92 0,13 0,03 0,13 0,02 0,002 0,91 0,11 0,11 0,06 0,09 0,012 0,32 0,45 0,10 0,10 1,22 0,82 0,06 1,59 0,7 1,77 9,99 0,50 0,25 0,25 0,15 0,10 0,03 0,02 0,24 0,1 0,02 0,002 0,67 0,10 0,16 0,02 0,65 0,36 0,01 0,94 0,034 0,61 0,79 0,10 0,15 0,002 0,02 0,003 0,003 0,11 0,04 0,05 0,01 0,09 0,04 0,03 0,37 0,05 0,21 0,08 0,02 0,01 0,39 0,10 0,42 0,31 0,57 0,04 0,02 0,24 0,08 0,18 0,08 0,02 0,02 0,04 0,02 0,17 04 0,01 0,01 0,003 6.e0,010 0,47 0,16 0,50 0,53 0,62 0,46 0,96 0,13 0,55 0,89 0,66 0,23 0,72 0,41 0,004 0,02 0,003 0,10 0,01 0,01 0,004 0,02 0,06 0,02 0,010 0,09 0,05 0,07 0,03 0,06 0,92 0,46 0,04 0,09 0,09 0,07 0,11 0,04 0,5 04 04 0,002 0,004 0,01 0,01 0,01 6e0,01 0,003 3e0,07 0,03 0,02 0,13 0,01 0,17 0,01 0,12 0,01 0,02 0,10 0,012 0,01 0,04 0,01 0,10 0,02 0,02 0,002 0,003 0,002 0,02 0,91 1,01 0,96 1 0,72 0,97 0,98 0,93 1 0,87 0,99 1,09 0,87 1,00 1 0,12 0,10 0,01 0,02 0,06 0,10 0,01 0,01 0,04 0,02 0,05 0,010 0,01 TRAKTÖRLE KULLANILMAYAN BAZI TARIM ALET VE MAKİNALARI Karasaban (adet) 30 15 70 2 1 280 9 40 40 6 14 430 Hayvan pulluğu (adet) 20 3 20 80 2 13 170 10 120 8 9 380 Tınaz makinası 47 80 40 190 1050 7 150 Döven 60 2 20 28 18 9 550 55 10 450 Biçerdöver / adet) 2 1 2 4 4 Biçerdöver/1000 ha 0,03 0,12 0,24 0,15 0,07 Selektör (adet) 14 2 2 15 6 5 3 3 7 1 5 12 6 4 8 Süt sağma makinası (adet) 12 5 9 10 10 20 10 7 90 15 15 17 (*): Kulaklı pulluk : kulaklı traktör pulluğu, döner kulaklı traktör pulluğu ve ark pulluğu Diskli pulluk : diskli traktör ve diskli anız pulluğu değerleri Tırmıklar : diskli ve diğer tırmıklar, dişli tırmık, karma ve ot tırmık değerleri Çapa makinası : traktörle çekilen çapa makinası Ekim mak. :tahıl ekim makinası, kombine tahıl ekim makinası, pancar ve üniversal ekim makinası Pülverizatör : kuyruk milinden hareketli pülverizatör Harman mak. : harman makinası ve sapdöver; Patates hasat mak.: patates sökme, kombine patates sökme m. Şekerpancarı hasat mak: pancar sökme makinası; kombine pancar sökme makinası Silaj makinaları : silaj makinası ve mısır silaj makinası 1 1,05 0,15 0,01 1,12 0,03 0,20 0,10 0,27 0,14 0,11 0,04 0,50 0,01 0,04 0,01 0,02 0,03 0,97 0,01 2 0,75 0,13 0,62 0,64 0,18 0,39 0,23 0,12 0,05 0,08 0,69 0,03 0,18 0,004 0,02 0,02 0,94 0,05 Toplam 0,82 0,20 0,02 0,82 0,13 0,62 0,06 0,29 0,09 0,15 0,04 0,56 0,02 0,15 0,04 0,02 0,99 0,02 937 835 1564 1202 13 0,03 93 220 Çizelge 6. Sivas ilinin ilçelerine göre traktör başına düşen bazı tarım alet ve makinaları ile traktörle kullanılmayan bazı tarım alet ve makinalarının dağılımları (Anonymous, 2007b) TARIM ALET-MAKİNE TİPİ Kulaklı pulluk (*) Diskli pulluk Toprak frezesi Kültüvatör Merdane Tırmıklar Çapa mak Ekim makinası Patates dikim makinası Çiftlik gübre dağıtma mak. Kimyevi gübre dağıtma mak. Kanatlı orak makinası Biçer bağlar makinası Balya makinası Harman makinası Patates hasat makinası Şekerpancarı hasat mak. Çayır biçme makinası Silaj makinası Pülverizatör Atomizör Tarım arabası Su tankeri İLÇELER 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 0,85 0,95 1,12 1,34 0,95 4,27 0,94 1 0,34 0,59 1,12 0,98 0,64 0,93 0,59 0,03 0,04 0,44 0,02 0,029 0,54 0,59 0,01 0,16 0,2 0,08 0,02 0,26 0,01 0,01 0 0,01 0,01 0,01 0,02 0,85 0,78 0,12 0,99 0,045 3,35 0,84 0,86 1,13 0,47 0,89 0,88 0,57 0,65 0,93 0,13 0,05 0,13 0,15 0,85 0,11 0,04 0,16 0,07 0,09 0,02 0,36 0,47 0,07 0,99 1,17 0,351 0,4 0,33 0,03 0,64 2,52 0,48 0,27 0,08 0,12 0,09 0,04 0,01 0,14 0,7 0,19 0,02 0,18 0,054 2,99 0,72 0,02 0,68 0,01 0,03 0,67 0,74 0,21 0,22 0,01 0,01 0,01 0,05 0,1 0,06 0,03 0,06 0,083 0,63 0,35 0,26 0,17 0,22 0,12 0,03 0,03 0,38 0,04 0,42 0,041 1,61 0,02 0,08 0,21 0,08 0,16 0,1 0,033 0,1 0,06 0,02 0,01 0,01 0,01 0,05 0,01 0,01 0,05 0,01 0,38 0,16 0,8 0,53 0,579 1,74 0,96 0,33 0,09 0,47 0,9 0,54 0,18 0,59 0,43 0,01 0,01 0,01 0,08 0,03 0,01 0,02 0,08 0,02 0,01 0,12 0,06 0,08 0,03 0,13 0,85 0,51 0,05 0,1 0,19 0,17 0,12 0,08 0,53 0,01 0,01 0,04 0,04 0 0,01 0,02 0,01 0,06 0,02 0,13 0,89 0,04 0,07 0,01 0,03 0,14 0,09 0,01 0,03 0,01 0,01 0,06 0,01 0,02 0,01 0,01 1 0,95 0,95 1,07 0,78 3,53 1,01 0,95 0,97 0,95 1,15 1,07 0,92 0,92 0,97 0,12 0,1 0,03 0,07 0,58 0,03 0,01 0,01 0,21 0,05 0,02 0,01 0,02 TRAKTÖRLE KULLANILMAYAN BAZI TARIM ALET VE MAKİNALARI Karasaban (adet) 8 1 35 3 50 Hayvan pulluğu (adet) 3 2 25 5 14 20 54 Tınaz makinası 49 82 281 7 100 Döven 1 19 10 18 485 32 380 Biçerdöver / adet) 18 2 10 2 4 6 Biçerdöver/1000 ha 0,22 0,26 1,10 0,09 0,05 0,16 Selektör (adet) 22 3 4 4 6 7 2 2 11 1 5 8 6 5 8 Süt sağma makinası (adet) 55 40 12 15 17 55 35 25 4 160 146 20 25 50 (*) Kulaklı pulluk : kulaklı traktör pulluğu, döner kulaklı traktör pulluğu ve ark pulluğu Diskli pulluk : diskli traktör pulluğu ve diskli anız pulluğu değerleri Tırmıklar : diskli ve diğer tırmıklar, dişli tırmık, karma ve ot tırmık değerleri Çapa makinası : traktörle çekilen çapa makinası Ekim mak. : tahıl ekim makinası, kombine tahıl ekim makinası, pancar ve üniversal ekim makinası Pülverizatör : kuyruk milinden hareketli pülverizatör Harman mak. : harman makinası ve sapdöver Patates hasat mak.: patates sökme mak.; kombine patates sökme mk Şekerpancarı hasat mak : pancar sökme makinası; kombine pancar sökme makinası Silaj makinaları : silaj makinası ve mısır silaj makinası 92 1 1,07 0,17 0,01 1,1 0,07 0,19 0,1 0,34 0,01 0,01 0,15 0,09 0,06 0,01 0,5 0,01 0,02 0,06 0,03 0,03 0,05 0,98 0,02 2 1,27 0,08 0,51 0,1 0,02 0,41 0,06 0,07 0,07 0,44 0,2 0,01 0,02 0,03 0,88 0,07 Toplam 0,91 0,11 0,02 0,85 0,14 0,35 0,03 0,36 0,13 0,14 0,01 0,01 0,51 0,02 0,18 0,01 0,05 0,02 1 0,05 97 123 519 945 42 0,08 94 659 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 87-95 Çizelge 5 incelendiğinde, 2001 yılı verilerine göre Sivas il genelinde, birim traktör başına düşen kulaklı pulluk, kültüvatör ve tırmıkların sayısal dağılımları sırasıyla; 0,82; 0,82 ve 0,62’dir. İlçeler açısından bakıldığında, bahsedilen bu değerlerin 2001 yılı için en yüksek kulaklı pullukta Gemerek ilçesinde (1,36 değeriyle); kültüvatör için Merkez ilçede (1,12 değeri) ve tırmık için de Koyulhisar ilçesinde (9,99 değeri) olduğu görülmüştür. Birim traktör başına düşen çayır biçme makinası ve harman makinasının sayıları, Sivas il geneli için sırasıyla; 0,15 ve 0,56 değerleriyle gözlemlenirken, ilçeler arasında da çayır biçme makinası ve harman makinası değerleri, her iki makine için en yüksek Hafik ilçesinde 0,92 ve 0,96 değerleriyle bulunmuştur. Sivas il geneli için birim traktör başına düşen tarım arabası sayısı yaklaşık 1 değerinde (0,99) iken, tüm ilçelerde de, yaklaşık bir traktör kullanımına birer adet tarım arabası olacak şekilde görülmüştür. İlçeler açısından birim traktör başına düşen diğer tarım makinaları dağılımında ise farklılıklar görülmektedir. Traktörle kullanılmayan karasaban, hayvan pullukları, tınaz makinası ve döven için değerler, 1997 yılına göre 2001 yılında ciddi azalmalar göstermiştir. Bu değerler, karasaban, hayvan pullukları, tınaz makinası ve döven için sırasıyla 937, 835, 1564 ve 1202 adettir. İlçeler açısından bakıldığında tınaz makinası ve döven sayısı en yüksek Koyulhisar ilçesinde sırasıyla 1050 ve 550 adet değerleriyle bulunmuştur. Biçerdöver sayıları, 2001 yılında 1997 yılına göre il geneli ve ilçe bazında fazla bir değişiklik göstermemiştir. Selektör ve süt sağım makinası kullanımlarında da il genelinde değerler sırasıyla 93 ve 220 adettir (Çizelge 5). Çizelge 6 incelendiğinde 2007 yılı verilerine göre, Sivas il genelinde birim traktör başına düşen kulaklı pulluk sayısı 0,91 değerine yükselerek 1997 ve 2007 yılları arasındaki değişimi, %15,19 oranında olmuştur. Birim traktör başına düşen kültüvatör ve tırmık değerleri, il genelinde 0,85 ve 0,35 değerlerindedir. 1997 ve 2007 yılları arasında birim traktöre düşen kültüvatör kullanımında %3,66 oranında küçük bir artış şeklinde iken, tırmıkta ise %43,55 oranında bir azalma gözlenmiştir. Sivas il genelinde, birim traktör başına düşen ekim makinaları, pülverizatör kullanım oranları 0,36 ve 0,05 değerlerinde gözlenmiş, ekim makinalarında 1997 ve 2007 yılları arasında %44 oranında bir artış, pülverizatör kullanımında ise, %66,67 oranında bir artış gözlenmiştir. Sivas il genelinde, birim traktöre düşen çayır biçme makinası, harman makinası ve tarım arabası sayısal değerleri sırasıyla 0,18; 0,51 ve 1,00’dir. 1997-2007 yılları arasındaki değişimler, birim traktöre düşen çayır biçme makinası, harman makinası ve tarım arabası için %20,00 artış, %8,93 oranında azalış ve %7,53 oranında artış şeklinde olmuştur (Çizelge 6). Tüm ilçelerde yaklaşık birim traktör başına birer adet tarım arabası olmasına rağmen, Gürün ilçesinde 2007 verilerine göre bu değer 3,53’tür. Ayrıca Gürün ilçesinde, benzer şekilde kulaklı pulluk için 4,27; kültüvatör için 3,35 ve ekim makinasında da 2,99 değerleri gözlenmiştir. Bunun nedeni, Gürün ilçesinde 2007 yılındaki traktör sayısının en düşük düzeyde olması dolayısıyla, birim traktöre düşen tarım arabası, kulaklı pulluk, kültüvatör ve ekim makinası gibi alet ve makinalarının değerleri, diğer ilçelere göre daha yüksek değerde çıkmıştır. Traktörle kullanılmayan karasaban, hayvan pullukları, 1997-2007 yılı arasındaki döneme göre, %92,69 ve %89,83 oranında oldukça büyük azalış görülürken, tınaz makinası ve dövende de, %71,05 ve %39,35 oranlarında azalmalar görülmüştür. 2007 yılı verilerine göre, biçerdöver kullanımı 1997 yılına göre 2007 yılında %200 artışla il genelinde 42 sayısına ulaşmıştır. Merkez ilçede bu değer 18 adet olarak gözlenmiştir. Biçerdöverdeki bu artışa paralel olarak harman makinası kullanımında da il genelinde azalmalar söz konusudur. 1000 ha işlenen tarım alanına düşen biçerdöver sayısı değerlerinde, 1997-2007 yılları arası dönem için %50 oranında bir artış görülmüştür. Biçerdöver/1000 ha değeri açısından ilçeler incelendiğinde en yüksek değer 1,10 değeriyle Hafik ilçesindedir. 5. Sonuç Bu çalışmada, Sivas ilinin tarımsal mekanizasyon düzeyinin 1997-2007 yılları arasındaki değişimleri veriler ışığında incelenerek belirlenmeye çalışılmıştır. Sivas ilinin, 1997 yılı ile 2007 yılı arasındaki işlenen tarım alanları ile traktör varlığında sırasıyla %31,91 ve %12,67 oranlarında bir artış görülmüştür. 1997-2007 yılları arasındaki sürede traktör güç grupları içerisinde özellikle 35-50 BG’lü traktörlerde %29,17 oranında Sivas İlinin Tarımsal Mekanizasyon Düzeyinin 1997-2007 Yılları Arasındaki Değişiminin İncelenmesi azalma; >50 BG’lü traktörlerde ise %78.43 oranında ciddi artışlar görülmüştür. Sivas ilinde işlenen tarım alanına düşen traktör gücünü ifade eden kW/ha ve özgül traktör yoğunluğu değişimleri, 1997-2007 yılları arasındaki dönemde %13,10 ve %13,18 oranında bir azalma gösterirken, ha/traktör değerlerinde ise %15,19 oranında bir artış görülmüştür. Tarımsal mekanizasyon düzeyi kriterleri açısından, Sivas ilindeki işlenen tarım alanına düşen traktör gücü (kW/ha) ve özgül traktör yoğunluğu, Türkiye ortalama değerlerine göre düşük, İç Anadolu Bölgesi değerlerine göre yüksek değerde bulunmuştur. Sivas il geneli için ha/traktör değerleri, Türkiye ortalamasına yakın değerlerdeyken, İç Anadolu Bölgesi verilerine göre ise değerler düşük düzeyde bulunmuştur. Sivas ili ilçeleri arasında Yıldızeli ilçesi, hem traktör varlığı, özgül traktör yoğunluğu ve güç dağılımları açısından en yüksek mekanizasyon değerlerine sahiptir. Yapılan bu çalışmayla görülen tarımsal mekanizasyon düzeyi düşük düzeyde bulunan Sivas ilinde, makina kullanım etkinliği de düşük düzeydedir. Ülke genelinde olduğu gibi, Sivas ilinde de, tarım arazilerinin parçalı yapıda olması, traktör ve tarım alet-makina kullanımını sınırlandırmaktadır. Sivas’ta tarımsal nüfusun da fazla olması ve işletme başına düşen tarımsal gelirin düşüklüğü gibi faktörler, il genelinde traktör ve tarım alet-makina satın alma talebini azaltmaktadır. Düşük gelirli ve küçük işletmelere sahip Sivas’ta, tarımsal üretim verimliliğini geliştirmek için ortak makina kullanımının yaygınlaştırılması, ayrıca farklı tip ve büyüklükteki işletmelere uygun traktör ve tarım alet-makina kullanımının da geliştirilmesi önem arz etmektedir. Kaynaklar Altuntaş, E., H. Öğüt, Ö.F. Taşer, 1997. Ülkemizin Coğrafik Bölgelere Göre Tarımsal Mekanizasyon Durumu. 17. Tarımsal Mekanizasyon 17. Ulusal Kongresi, 17-19 Eylül 1997, 68-75, Tokat. Altuntaş, E., H. Demirtola, 2004. Ülkemiz Tarımsal Mekanizasyon Düzeyinin Coğrafik Bölgeler Bazında Değerlendirilmesi. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 21(2), 63-70, Tokat. Anonymous, 1997. Sivas Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Bilgileri, İl Tarım Müdürlüğü, Sivas. Anonymous, 2001a. Sivas Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Bilgileri, İl Tarım Müdürlüğü, Sivas. Anonymous, 2001b. Tarım Alet ve Makinaları Sanayii, Sekizinci Beş yıllık Planı Özel İhtisas Komisyonu Raporu. Yayın No: DPT 2546-ÖİK : 562. Ankara. Anonymous, 2006. Sivas Tarım ve Kırsal Kalkınma Stratejisi. T.C. Sivas Valiliği, İl Tarım Müdürlüğü, Sivas. Anonymous, 2007a. Sivas Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Bilgileri, İl Tarım Müdürlüğü, Sivas. Anonymous, 2007b. Türkiye İstatistik Yıllığı, http:/www.tuik.gov.tr/yillik/yillik.pdf.Erişim: Eylül 2008. Baydar, S., H. Yumak, 2000. Van ve Bitlis İllerinin Tarımsal Mekanizasyon Durumu ve Sorunları Üzerine Bir araştırma. Tarımsal Mekanizasyon 19. Ulusal Kongresi, 1-2 Haziran, 62-67, Erzurum. Çalışır, S., M. Güney, C. Aydın, 1991. Konya Bölgesinin Tarımsal Mekanizasyon Sorunları ve Çözüm Önerileri. Tarımsal Mekanizasyon 13. Ulusal Kongresi, 25 – 27 Eylül 1991, Konya. Erkmen Y., S. Bastaban, 1988. Doğu Anadolu Bölgesinin Tarımsal Mekanizasyonunun Sorunları ve Çözüm Yolları. Tarımsal Mekanizasyon 11. Ulusal Kongresi, 10-12 Ekim 1988, Erzurum. 94 Erkmen Y., S. Bastaban, A. Çelik, İ. Öztürk, 1990. Türkiye’nin Coğrafik Bölgelere Göre Tarımsal Mekanizasyon Sorunları ve Çözüm Olanakları, 4. Uluslararası Tarımsal Mekanizasyon ve Enerji Kongresi, 1- 4 Ekim 1990, Adana. Evcim, Ü., G. Keçecioğlu, 1994. Avrupa Ülkeleri Traktör Parkındaki Gelişmeler ve Türkiye ile Karşılaştırılması. Tarımsal Mekanizasyon 15. Ulusal Kongresi, 20-22 Eylül 1994, Antalya. Evcim, H.Ü., E. Ulusoy, E. Gülsoylu, K.O. Sındır, K.O., E. İçöz, 2005. Türkiye Tarımı makinelaşma Durumu. Türkiye Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongresi Tarım Haftası 2005 Kongresi, 3-7 Ocak 2005, Ankara. Kasap, A., A. Demir, M. Dilmaç, 1997. Tokat İlinde tarımda makinelaşmanın Genel Yapısı ve Sorunları Üzerine Bir araştırma. 17. Tarımsal Mekanizasyon 17. Ulusal Kongresi, 17-19 Eylül 1997, 35-43, Tokat. Koçtürk, B., A. Onurbaş Avcıoğlu, 2007. Türkiye’de Bölgelere ve İllere göre Tarımsal mekanizasyon Düzeyinin Belirlenmesi. Tarım makineları Bilimi Dergisi, 3(1), 17-24, 2007. Kurtay, T., T. Kut, 1995. Küçük Entansif Tarım işletmelerinin Mekanizasyonu ve Sorunları. Tarımsal Mekanizasyon Kurul Toplantısı Raporları, Eylül, 1995. Bursa. Onurbaş Avcıoğlu, A., Z.D. Atasoy, 2002. A Reaserch on Agricultural Mechanization Level of Turkey. 5 th Int. Conf. On Agricultural and Forest Engineering. 19-20 June 2002, 497-503, Warsaw. Önal, İ., Çakmak, B. 2000. 21, Yüzyıla girerken Türkiye’nin Tarımsal Mekanizasyon Durumu ve Tarım İş Makinaları Sanayi. Tarımsal Mekanizasyon 19. Ulusal Kongresi, 1-2 Haziran, s. 1-6, Erzurum. E.ALTUNTAŞ, İ.ASLAN Özpınar, S. 2001. Marmara Bölgesinin Tarımsal Mekanizasyon Özelliklerinin Belirlenmesi. Tarımsal Mekanizasyon 20. Ulusal Kongresi, 13-15 Eylül, s. 41-46, Şanlıurfa. Polat, R., R. Sağlam, 2001. GAP Bölgesinini Mekanizasyon Durumu ve Sorunları. Tarımsal Mekanizasyon 20. Ulusal Kongresi, 13-15 Eylül, s. 617-621, Şanlıurfa. Sabancı, A., A. Işık, Y. Zeren, 1988. Türkiye’de Mekanizasyon Düzeyi Gelişimi ve Sorunları. Tarımsal Mekanizasyon 11. Ulusal Kongresi, 10-12 Ekim 1988, Erzurum. Sabancı, A., Akıncı, İ., 1994. Dünyada ve Türkiye’de Tarımsal Mekanizasyon Düzeyi ve Son Gelişmeler. Tarımsal Mekanizasyon 15. Ulusal Kongresi, 20-22 Eylül 1994, Antalya. Saral, A., M. Vatandaş, M. Güner, M. Ceylan, T. Yenice, 2000. Türkiye Tarımının makinelaşma Durumu. Ziraat Mühendisliği V. Teknik Kongresi, 17-21 Ocak, s. 901-923, Ankara. Turgut, N., A. Çelik, İ. Öztürk, 2000. Doğu Anadolu Bölgesinin Tarımsal mekanizasyon Özellikleri. Tarımsal Mekanizasyon 19. Ulusal Kongresi, 1-2 Haziran, s. 37-42, Erzurum. Zeren, Y., E. Tezer, İ.K. Tuncer, Ü. Evcim, E. Güzel, K.O. Sındır, 1995. Tarım Alet-Makine ve Ekipman Kullanım ve Üretim Sorunları. Ziraat Mühendisliği Teknik Kongresi Tarım Haftası 95 Kongresi, 9-13 Ocak 1995, Ankara. 95 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2009, 26(2), 97-107 Samsun İlinde Alabalık İşletmelerinin Yapısal ve Ekonomik Analizi* Oğuz Aydın1 Murat Sayılı2 1- Adnan Menderes Üniversitesi, Nazilli Meslek Yüksekokulu, İktisadi ve İdari Programlar, 09800 Aydın 2- Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, 60240 Tokat Özet: Bu araştırmada, Samsun ilinde ağ kafes ve karadaki havuzlarda alabalık üretimi yapan işletmelerin yapısal ve ekonomik analizi yapılmıştır. Veriler, işletmeler ile 2008 yılında yapılan anket ile elde edilmiştir. İşletme başına ortalama, ağ kafeste alabalık üretimi yapan işletmelerde 1 093.67 m3 ve karada üretim yapan işletmelerde ise 108.60 m2’lik havuz alanı bulunmaktadır. İşletme başına üretilen balık miktarı, ağ kafeste 42.43 ton ve karadaki havuzlarda ise 6.60 ton olarak saptanmıştır. Tüm işletmelerde alabalıklar ortalama 250 gr civarında ve 5-5.5 TL/kg arasında satılmaktadır. Ağ kafeste alabalık yetiştiren işletmelerde, işletme başına düşen toplam aktif sermaye içerisinde en önemli payı balık sermayesi (%57.27) almaktadır. Karadaki alabalık işletmelerinde ise aktif sermaye içerisindeki en büyük pay bina-havuz sermayesine (%51.88) aittir. İşletmelerde gayrisaf hasıla içerisinde en büyük payı büyük boy (porsiyonluk) balık satışları oluşturmaktadır. Yem masrafı, ağ kafeste alabalık üretimi yapılan işletmelerde işletme ve üretim masrafları içerisinde en yüksek paya (sırasıyla %47.86 ve %44.38) sahiptir. Karadaki işletmelerde ise en yüksek pay yavru balık giderine (sırasıyla %28.49 ve %25.41) aittir. Tüm işletmelerin alabalık üretiminden kar sağladıkları hesaplanmıştır. Rantabilite oranları; ağ kafes işletmelerinde %19.66 ve karadaki işletmelerde ise %11.18 olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Alabalık işletmesi, yapısal ve ekonomik analiz, Samsun ili Structural and Economic Analysis of Trout Breeding Farms in Samsun Province Abstract: In this research, Samsun province in the net cages and to do enterprises in the pools of trout production of structural and economic analysis has been done. Data, with enterprise in 2008 were obtained by questionnaire. Average each Enterprise, production of trout in cages in the enterprises production 1 093.67 m3 and enterprises on land in the pool area is 108.60 m2. The amount of fish produced per enterprises fish net in the cage is 42.43 tons and 6.60 tons of land in the pool has been identified as. All enterprises in trout average around 250 grams, and 5 - 5.5 TL/kg, is sold at. Trout in fishnet cages in enterprises to grow the enterprise in total assets per share of capital in the most important fish in capital (57.27%) are. Land of the largest trout in the share of enterprises capital in the building-the active pool of capital (51.88%) belongs to. The largest share in gross revenues for enterprises large size (portion of) fish are selling. Feed costs, production of trout in the lattice fishnet of business enterprises and the highest share of production costs (respectively 47.86% and 44.38%) has. The highest share of land in the enterprises to fry expenses (respectively 28.49% and 25.41%) belongs to. All enterprises that provide trout production was calculated from the profit. Rantabilite rates; fishnet lattice and 19.66% in business enterprises in the land is determined as 11.18%. Keywords: Rainbow trout, stuctural and economic analysis, Samsun province 1. Giriş Balık, insanlar için mükemmel bir gıda ve yüksek kalitede protein kaynağıdır. Büyüme çağındaki çocukların, hamile kadınların ve hasta insanların beslenmesinde oldukça önemlidir. Balık eti kırmızı etlere göre, besin değeri açısından daha iyi, hazmı daha kolay ve yağ oranı daha düşüktür. Kandaki kolesterol seviyesini azaltıcı etkiye de sahiptir. Su ürünlerinin insan beslenmesine katkısı, istihdam oluşturması, sanayiye hammadde temini ve yüksek ihracat potansiyeli nedeniyle ülke ekonomisi için önemlidir. Artan dünya nüfusu için çok önemli bir gıda kaynağı olan su ürünleri stoklarında değişik nedenlerle görülen azalma, denizler ve iç sulardaki kaynakların değerlendirilmesini gündeme getirmiştir. Bundan dolayı da, su ürünleri yetiştiriciliği günümüzde tarımın diğer tiplerinden daha hızlı bir şekilde büyümektedir. Son yıllarda Türkiye’de su ürünleri yetiştiriciliği gelişen teknoloji ve ekonomik büyümeye paralel olarak bir ivme kazanmış durumdadır. Aşırı avcılık ve popülasyondaki azalma sonucunda da yetiştiriciliğin önemi her geçen gün artmaktadır. Su ürünleri yetiştiricilik çalışmaları ilk önceleri iç sularda başlamış, * Bu araştırma, GOÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalında hazırlanan Yüksek Lisans Tezi’nin özetidir. Samsun İlinde Alabalık İşletmelerinin Yapısal ve Ekonomik Analizi daha sonra yerini deniz ortamlarına bırakmış, ekonomik yetiştirme yöntemlerinin saptanması ve uygulanması ile de girişim boyutundaki çalışmalar sektörel yapıya kavuşmuştur. İlk yıllarda yetiştiriciliği daha kolay olan sazan yetiştiriciliğine yönelme olmuşsa da, bugün ekonomik değeri yüksek olan alabalık, çipura ve levrek türlerinin yetiştiriciliğine geçilmiştir (Sayılı ve ark., 1999). Türkiye’de 2007 yılı itibariyle su ürünleri sektörüne ilişkin veriler incelendiğinde; üretim miktarı 772 323 ton, ihracat 47 214 ton, ithalat 58 022 ton, iç tüketim 604 695 ton, işlenen miktar 170 000 ton ve değerlendirilemeyen kısım ise 8 436 ton’dur. Kişi başına balık tüketimi 8.567 kg’dır. Türkiye’deki su ürünleri üretiminin; %67.10’unu avlanan deniz balıkları (özellikle hamsi), %9.18’ini avlanan diğer deniz ürünleri, %5.61’ini avlanan tatlısu ürünleri (özellikle sazan ve inci kefali) ve %18.11’ini ise kültür balıkları (özellikle alabalık, levrek ve çipura) oluşturmaktadır. Türkiye’de tatlı su ve kısmen deniz balıkları yetiştiriciliğindeki en önemli türlerden biri alabalıktır. 2000 yılındaki alabalık üretimi toplamı 44 533 ton (42 572 tonu içsu ve 1 961 tonu deniz olmak üzere) iken, bu değer 2007 yılında %37.37’lik bir artışla 61 173 ton’a (58 433 tonu içsu ve 2 740 tonu deniz alabalığı) yükselmiştir. 2007 yılındaki toplam balık üretiminin (139 873 ton) %41.78’ini içsu ve %1.96’sını ise deniz olmak üzere alabalık üretimi oluşturmaktadır (Anonim, 2009). Ülkedeki projeli işletmelerin sayısı 1 500’ün üzerindedir. Araştırma alanı olarak seçilen Samsun ili, su ürünleri üretimi açısından önemli bir potansiyele (deniz ve iç su açısından) sahiptir. Bu potansiyelin değerlendirilmesi açısından da baraj gölü ve karada alabalık üretim işletmeleri kurulmuş durumdadır. Ancak bu işletmelerin yapısal durumları ile faaliyetlerinin ekonomik açıdan kârlılığına yönelik bilimsel bir araştırmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle yapılan bu araştırmanın amacı, Samsun ilindeki gökkuşağı alabalık üretimi yapan işletmelerin yapısal ve ekonomik durumlarının ortaya konulması, üretim ve pazarlama aşamalarında karşılaşılan sorunların tespiti ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerinin getirilmesidir. Araştırmadan elde edilen bulgular, konu ile ilgili daha önce yapılmış araştırma sonuçları ile de karşılaştırılmıştır. 107 2. Materyal ve Yöntem 2.1. Materyal Araştırmanın ana materyalini, tam sayım yöntemi kullanılarak, Samsun ilinde alabalık yetiştiriciliği yapan toplam 12 adet işletme ile yapılan anket çalışmaları sonucunda elde edilen birincil nitelikli veriler oluşturmaktadır. Bu materyalin yanı sıra, ilgili kamu kurumlarından alınan kayıt, rapor ve istatistikler ile daha önce değişik yörelerde yapılmış benzer bilimsel çalışmaların sonuçları araştırmanın ikincil materyalini oluşturmaktadır. Anketlerde elde edilen veriler 2007 – 2008 üretim dönemini içermektedir. 2.2. Yöntem Samsun ilinde alabalık yetiştiriciliği yapan tüm işletmelerde düzenli muhasebe kayıtlarının bulunmaması nedeniyle, araştırmanın analizinde kullanılan veriler anket yöntemi ile toplanmıştır. Samsun Tarım İl Müdürlüğü kayıtları incelendiğinde, ilde 14 adet alabalık üretimi yapan işletmenin olduğu tespit edilmiş olup, ancak bu işletmelerden 12 adeti faal durumdadır. Araştırma bölgesindeki popülasyonun küçük sayıda ve her bir işletmeye ulaşma imkanının olmasından dolayı, verilerin toplanması aşamasında tam sayım yöntemi uygulanmıştır. Anketler 2008 yılının Nisan–Haziran aylarında üreticilerin mahallerinde işletme yöneticisi ile görüşmek suretiyle yapılmıştır. İşletmelerin sermaye yapılarının ortaya konulmasında, sermayenin fonksiyonlarına göre sınıflandırılması esas alınmıştır (Açıl ve Demirci, 1984; Aras, 1988). İşletmelerde mevcut sermaye unsurlarının kıymetlerinin belirlenmesinde aşağıdaki yöntemler esas alınmıştır (Sayılı ve ark., 1999): a) Arazi sermayesi için; araştırma yöresinde geçerli olan ortalama alımsatım değeri, b) Arazi ıslahı ile bina ve havuz sermayesi için; yenilerde maliyet bedeli, eskilerde ise bugünkü durumlarına ve kullanılmasındaki yıpranmalara göre alternatif maliyetleri, c) Alet-makine sermayesi için; cari yılda kullanılarak dönem sonunda kullanılmayacak durumda olan aletler tümüyle masrafa geçmiş, diğerleri için O.AYDIN, M.SAYILI yeni olanlarda satın alma bedelleri, eskilerde ise yarayışlılık durumlarına göre alım-satım değeri, d) Balık sermayesi için; hali hazırdaki fiyatlar esas alınmış, damızlık balıklar için ise yıpranma payı, e) Malzeme-mühimmat sermayesi için; alım-satım değeri, f) Para mevcudu ve alacaklar ile borçlar için; işletmecinin beyanı. İncelenen işletmelerin sabit sermaye unsurlarının amortisman paylarının hesabında; arazi ıslah sermayesi için %5, bina ve havuz sermayesi için %3, damızlık balık sermayesi için %25, alet-makine sermayesi için ise %1025 oranları kullanılmıştır (Açıl ve Demirci, 1984). Bina, havuz ve alet-makinelerin yıllık tamir-bakım masrafları için işletmeci tarafından fiilen yapılmış masraflar esas alınmıştır. Araştırmada; gayrisaf hasıla, işletme masrafları, üretim masrafları, saf hasıla, safi kâr ve rantabilite oranı hesaplanmıştır. Gayrisaf hasıla; bir tarım işletmesinde bir üretim dönemi içinde tarımsal faaliyet sonucu elde edilen nihai mal ve hizmetlerin değer toplamını ifade etmektedir (Aras, 1988). Araştırmada gayrisaf hasıla; yavru ve porsiyonluk boy balık satışlarından oluşmaktadır. Ayrıca işletme başına ve birim üretim alanına (100 m3 ve 100 m2) düşen gayrisaf hasıla ile gayrisaf hasıla değerinin aktif sermayeye oranı (her bir liralık aktif sermayeye karşılık elde edilen gayrisaf hasıla değeri) da hesaplanmıştır. İşletme masrafları; işletmecinin, gayrisaf hasılayı elde etmek için işletmeye yatırdığı aktif sermayenin faizi hariç, yapmış olduğu masrafların toplamıdır (Erkuş ve ark., 1995). Bu çalışmada, işletmeleri birbirleri ile karşılaştırmak için bütün işletmeler ekonomik yönden bağımsız ya da borçsuz ve mülk arazide faaliyette bulunan, diğer bir ifade ile kirasız olarak düşünülmüş ve borç faizleri ile arazi kirası giderleri işletme masraflarına dahil edilmemiştir. Üretim masrafları; aktif sermaye faizi değerinin işletme masrafları değerine ilavesi ile bulunmuştur (Sayılı ve ark., 1999). Saf hasıla; gayrisaf hasıladan işletme masraflarının çıkartılması ile hesaplanmaktadır. Gayrisaf hasıladan üretim masraflarının çıkartılması ile de safi kâra ulaşılmaktadır (Sayılı ve ark., 1999). Rantabilite; bir işletmenin belirli bir sürede elde ettiği kârın, bu kârı elde etmek için kullanılan sermayeye (aktif sermaye) oranı olarak tanımlanmakta (Açıl ve Demirci, 1984) olup, ekonomik faaliyette olan işletmelerin yıl sonu faaliyet sonuçlarını göstermede ve işletmelerin mukayesesinde kullanılan önemli bir ölçüdür (Sayılı ve ark., 1999). İşletme masrafları içerisinde yer alan unsurlardan; genel idare giderlerin hesabında gayrisaf hasılanın %3’ü; döner sermaye faizinin hesabında T.C. Ziraat Bankası’nın incelenen dönemde tarımsal kredilere uyguladığı faiz oranının yarısı; aktif sermayenin faiz oranı olarak ise %5 esas alınmıştır (Sayılı ve ark., 1999). 3. Araştırma Bulguları ve Tartışma 3.1. İncelenen İşletmelerin Yapısal Özellikleri Samsun ilinde incelenen alabalık işletmelerinin %58.33’ü (7 adet) ağ kafeslerde ve %41.67’si (5 adet) karada üretim yapmaktadır. Karada alabalık üretimi yapan işletmelerin %20’si vadiler arasında, %40’ı dağ eteklerinde ve %40’ı ise açık arazilerde üretim yapmaktadır. Ağ kafeste üretim yapan alabalık işletmelerinin tamamı, üretim yaptıkları araziyi 15 yıllığına devletten (Özel İdare) kiralamış durumdadır. Buna karşın karada alabalık üretimi yapan işletmelerin ise %80’i kendi mülk arazilerinde, %20’si ise kiraladıkları arazide üretimlerini gerçekleştirmektedirler. İşletmeler genelde yavru alabalık satın almak suretiyle üretim yapmaktadırlar. Ağ kafeslerde üretim yapanların %71.43’ü yavru balık satın almak, %28.57’si sağım yapmak ve %14.29’u ise büyük boy balık satın almak suretiyle alabalık üretmektedirler. Karada üretim yapan işletmelerin ise %40’ı sağım yaparak, yavru ve büyük boy satın alarak üretimlerini devam ettirmektedirler. İşletme sahiplerinden; ağ kafes işletmelerinde %54.19’u ve karadaki işletmelerde ise %60’ı alabalık üretiminden (balıkçılık) başka iş yada mesleğe sahip durumdadır. Yine ağ kafes işletmelerinin %28.57’si ve karadaki işletmelerin ise %20’si alabalık üretimi ile birlikte tarımla da (tarla ürünleri üretimi, meyvecilik ve hayvancılık) uğraşmaktadır. 99 Samsun İlinde Alabalık İşletmelerinin Yapısal ve Ekonomik Analizi 3.1.1. İncelenen İşletmelerde Nüfus Durumu Ağ kafeslerde alabalık üretimi yapan işletmelerde, işletme başına düşen nüfus miktarı 6.58 kişi olup, bunun %50’sini daimi işçiler, %45.59’unu işletme sahipleri ve %4.41’ini ise geçici işçiler oluşturmaktadır (Çizelge 1). Karada alabalık üreten işletmelerde bu oranlar sırasıyla; %30.77, %46.15 ve %23.08 olarak belirlenmiştir. Çizelge 1. İncelenen İşletmelerde Nüfus Durumu ve Özellikleri Nüfus Miktarı Yaş (yıl) Adet % İlkokul İşletme Sahibi 3.00 45.59 42.95 23.81 Ağ Kafeste Daimi İşçi 3.29 50.00 27.65 69.56 Balık Geçici İşçi 0.29 4.41 26.50 100.00 Üreten Toplam 6.58 100.00 ----İşletmeler Ortalama ----34.59 50.00 İşletme Sahibi 1.20 46.15 47.50 40.00 Karada Daimi İşçi 0.80 30.77 33.50 25.00 Balık Geçici İşçi 0.60 23.08 27.67 66.67 Üreten Toplam 2.60 100.00 ----İşletmeler Ortalama ----38.62 38.46 Ağ kafes ve karada alabalık yapan işletmelerdeki kişilerin yaşları incelendiğinde, işletme sahiplerinin en yüksek yaşa sahip olduğu görülmektedir. Yaş ortalamaları; ağ kafes işletmelerinde işletme yöneticisinin 42.95 yıl, daimi işçilerin 27.65 yıl, geçici işçilerin 26.50 yıl, tüm kişiler itibariyle 34.59 yıl; karadaki işletmelerde işletme yöneticisinin 47.50 yıl, daimi işçilerin 33.50 yıl, geçici işçilerin 27.67 yıl ve tüm kişiler itibariyle ise 38.62 yıl olarak tespit edilmiştir. Tüm işletmelerdeki kişiler çoğunlukla ilkokul ve lise mezunu durumundadırlar. Karadaki işletmelerde ise az da olsa üniversite mezunu olan işletme sahibi ve daimi işçiler mevcuttur. Alabalık yetiştirmedeki tecrübeler incelendiğinde; işletme sahiplerinin 7-10 yıldır bu işi yaptıkları belirlenmiştir. Daimi ve geçici işçilerde ise 2-3.5 yıllık bir tecrübe söz konusudur. 3.1.2. İncelenen İşletmelerde Su Kaynağı ve Özellikleri Karada alabalık üretimi yapan işletmelerde su kaynağı; %40 ile dere suyu, %20 ile ırmak suyu, %20 ile kendi veya civar arazilerden çıkan kaynak suyu ve %20 ile artezyendir. Bu işletmelerde su getirme uzaklığı 20-300 m arasında değişmekte olup, ortalama 149 m’dir. Ağ kafeste alabalık üretimi yapan işletmelerde, kafeslerin bulunduğu suyun 7-17 m arasında değişmekle birlikte, ortalama su derinliğinin 10.85 m olduğu belirlenmiştir. 107 Eğitim Durumu (%) Tecrübe (yıl) Ortaokul Lise Üniversite 4.76 71.43 0.00 10.00 21.74 8.70 0.00 3.44 0.00 0.00 0.00 2.00 --------21.74 32.60 0.00 4.80 0.00 40.00 20.00 7.80 25.00 25.00 25.00 3.25 0.00 33.33 0.00 3.00 --------7.69 30.77 15.38 4.69 Karadaki işletmelerde suların pH derecesinin maksimum 8.5 ve minimum 5.5 olduğu ifade edilmiştir. Suların çözünmüş oksijen değerlerinin; ağ kafes işletmelerinde maksimum 9-9.50 arasında değişmekle birlikte ortalamada 9.13 mg/lt, minimumda 7-8 arasında ve ortalamada 7.57 mg/lt; karadaki işletmelerde maksimum 7-9.50 arasında ve ortalamada 8.50, minimumda 5-7 arasında ve ortalamada 5.70 mg/lt olduğu belirtilmiştir. Karadaki alabalık üreten işletmelerin; %80’inde su, havuzlarda bir defa kullanılmaktadır. Aynı şekilde işletmelerin %80’inde havuzlara su giriş ve çıkışlarının hatalı olduğu belirlenmiştir. Bu durumun, havuz tabanının kirlenmesine ve balıklarda gelişme zayıflığına yol açtığı ifade edilmiştir. Suların havuzlara gelişi; işletmelerin %20’sinde su beton, toprak yada yan duvarları toprak kanaletler ile olurken, %80’inde ise PVC borularla (kapalı boru sistemi) gerçekleşmektedir. Ağ kafes işletmelerinin %71.43’ü yaz aylarında su seviyesinde düşme olduğu, bu durumda DSİ’nin önlem alması ve kafeslerin daha ileriye (derinlere) götürülmesi gibi tedbirlerin alındığı belirlenmiştir. Karadaki işletmelerin %40’ı sulama vb. nedenlerle yaz aylarında su miktarında azalma olduğunu, bu durumda önlem olarak artezyen suyunun ek kaynak olarak kullanıldığını belirtmişlerdir. Karadaki işletmelerin tamamı, 1-3 gün arası olmak üzere yağışlı havalarda suların Samsun İlinde Alabalık İşletmelerinin Yapısal ve Ekonomik Analizi bulanık aktığını belirtmişlerdir. Ağ kafes işletmelerinin ise %71.43’ü yağışlı havalarda genelde 1-3 gün arası olmak üzere suların hafif düzeyde bulanık olduğunu ifade etmişlerdir. Bütün bunlara karşın ise gerek karada ve gerekse ağ kafeslerde alabalık üretimi yapan işletmelerin herhangi bir önlem aldıkları saptanamamıştır. 3.1.3. İncelenen İşletmelerde Havuz ve Kafes İle İlgili Özellikler Ağ kafeslerde kafes suyu sıcaklığının; işletmelere göre değişmekle birlikte yazın yüzeyde minimum 18 ºC ve maksimum 25 ºC, dipte minimum 6 ºC ve maksimum 12 ºC; kışın ise yüzeyde minimum 4 ºC ve maksimum 9 ºC, dipte minimum 6 ºC ve maksimum 11 ºC olduğu belirtilmiştir. Karadaki işletmelerde ise havuzlardaki su sıcaklığı; yazın minimum 5 ºC ve maksimum 20 ºC; kışın ise minimum 5 ºC ve maksimum 9 ºC olarak ifade edilmiştir. Alabalık işletmelerinde; anaç (damızlık), kuluçka, yavru bakım ve geliştirme, yetiştirme ile pazarlama olmak üzere değişik havuzlar bulunmaktadır (Elbek, 1981). Ağ kafeste alabalık üretimi yapan işletmelerde, işletme başına ortalama 1 093.67 m3 hacminde havuz-kafes bulunmakta olup, bunun %71.04’ünü yetiştirme havuzu (ağ kafes), %26.06’sını yavru bakım-geliştirme havuzu ve %2.90’ı ise kuluçka havuzudur (Çizelge 2). İşletme başına düşen ortalama 23 adet havuzun en önemli kısmını yetiştirme havuzu (ağ kafes) oluşturmaktadır. Havuzlar, kare ve dikdörtgen şeklindedir. Kafeslerin %57.14’ü ahşap+profil demir, %28.57’si polyester ve %14.29’u ise polyester + plastik malzemeden yapılmıştır. İşletmelerin %57.14’ünde kafeslerin yüzdürülmesinde strafor (köpük) ve %57.14’ünde ise bidon kullanılmaktadır. Kafeslerin kıyıdan uzaklığı yaz ve kışa göre değişmektedir. Kışın kıyıya 50 m kadar yakın olan kafesler, yazın 100 - 125 m kadar uzağa götürülebilmektedir. Tüm işletmeler itibariyle kafeslerin kıyıdan ortalama uzaklığı 82.14 m olarak saptanmıştır. Çizelge 2. Ağ Kafeste Alabalık Üretimi Yapan İşletmelerde Havuz-Kafes ve Özellikleri Hacim Sayı Havuz - Kafes Cinsi Şekil m3 – m2 % Adet % 31.67 2.90 3.67 15.96 Kare, Dikdörtgen Ağ Kafeste Kuluçka Yavru Bakım-Geliştirme 285.00 26.06 4.33 18.82 Kare Balık Üreten Yetiştirme (Ağ Kafes) 777.00 71.04 15.00 65.22 Dikdörtgen İşletmeler Toplam 1 093.67 100.00 23.00 100.00 Kuluçka 5.40 4.97 5.50 27.96 Dikdörtgen Yavru Bakım-Geliştirme 6.20 5.71 3.50 17.79 Dikdörtgen Karada Yetiştirme 41.00 37.75 5.50 27.96 Dikdörtgen Balık Üreten Pazarlama 48.00 44.20 3.50 17.79 Dikdörtgen İşletmeler Damızlık 8.00 7.37 1.67 8.50 Dikdörtgen Toplam 108.60 100.00 19.67 100.00 Karada alabalık üretimi yapan işletmelerde ise, işletme başına ortalama 108.60 m2 hacminde havuz bulunmaktadır (Çizelge 2). Bunun %44.20’sini pazarlama, %37.75’ini yetiştirme, %7.37’sini damızlık, %5.71’ini yavru bakım-geliştirme ve %4.97’sini ise kuluçka havuzu oluşturmaktadır. İşletme başına ortalama 19.67 adet havuz düşmekte olup, en fazla yetiştirme havuzu bulunmaktadır. Tüm havuzlar dikdörtgen şeklindedir. İncelenen İşletmelerin tamamında havuzların yapımında beton ve briket tuğla kullanılmıştır. Ağ kafes işletmelerinin %71.43’üne göre kafeslerdeki su sirkülasyonu yeterli durumdadır. Karadaki işletmelerin tamamı ise havuzlardaki su sirkülasyonunun yeterli olduğunu belirtmişlerdir. Havuzların günlük bakımı olarak havuz giriş ve çıkışlarının kontrolü ile ölü balıkların toplanması gelmektedir. Bununla birlikte; kültür balıkçılığında ve özellikle alabalık yetiştiriciliğinde balıkların yaşam ortamını oluşturan havuzların, diğer hayvansal üretim dallarında olduğu gibi canlı materyale uyumlu, hijyenik koşulları taşıyan bir yapıda inşa edilmeleri gerekmektedir (Elbek, 1981). Gerek ağ kafes ve gerekse karada üretim yapan işletmelerin tamamında hem yaz ve hem de kışın kafes ve havuzların temizliğine dikkat edildiği belirlenmiştir. Bununla birlikte ağ 107 Samsun İlinde Alabalık İşletmelerinin Yapısal ve Ekonomik Analizi kafese sahip işletmelerin %71.53’ünde kafeshavuzların temiz olmasına karşın, %28.57’sinde ise dipte yem kalıntılarının olduğu gözlemlenmiştir. Karadaki işletmelerin ise ancak %40’ında havuzların temiz olduğu, buna karşın %40’ında havuzların su yüzeylerinde kirli bir tabakanın ve %20’sinde ise havuz duvarlarının yosunlu olduğu belirtilmiştir. Gerek teorik ve gerekse fiili balık üretim durumu, karadaki işletmelere nazaran ağ kafeslerde çok yüksek durumdadır. Nitekim, ağ kafeslerde alabalık üreten işletmelerde işletme başına ortalama 90 ton olan teorik balık üretim kapasitesinin %47.14’ünde (42.43 ton/işletme) fiili balık üretilmektedir. İşletmelerin %57.14’ü mevcut üretim kapasitelerini yaklaşık iki katına çıkarmak/artırmak istediklerini belirtmişlerdir. Karada balık üreten işletmelerde ise, teorik balık üretim kapasitesi 9.20 ton/işletme, fiili balık üretim kapasitesi 6.60 ton/işletme, kapasite kullanım oranı %71.74, kapasite artırmayı düşünen işletme oranı %25 olup, kapasitelerini iki katına çıkarmak istemektedirler. Hastalıktan korunmak üzere ağ kafes işletmelerinin %57.14’ü günlük kafes bakımı yaptıklarını, %85.71’i ise ağlarını temizlemekte (yüzeylerini fırçalamakta ve yıkamaktalar) olduklarını ifade etmişlerdir. Ağların temizliği, işletmelerin %57.14’ünde haftada bir ve %42.86’sında ise ayda bir kez olmak üzere makine ile yıkama şeklinde yapıldığı ve/veya gerektiğinde bazı ağların değiştirildiği belirlenmiştir. Karadaki havuzların temizliği için ise tüm işletmelerde granül toz (240 kg/işletme) ve kireç (110 kg/işletme) kullanıldığı belirlenmiştir. Hastalıktan korumak için, işletmelerin %100’ünde günlük havuz bakımı ile günlük su giriş ve çıkış debi kontrolünün yapıldığı, %80’inde mantarlaşmaya karşı mahalit yeşili uygulandığı, %20’sinde günlük ölü balıkların toplandığı, %20’sinde ise havuzların boşaltılarak temizlendiği ve kireçbadana yapıldığı ifade edilmiştir. 3.1.4. İncelenen İşletmelerde Yem ve Yem Temini İle İlgili Özellikler Gerek ağ kafes ve gerekse karada havuzlarda alabalık üretimi yapan işletmelerin tamamında, balık üretiminde hazır pelet (granül) yemler kullanılmaktadır. Yemler çoğunlukla İzmir olmak üzere Trabzon ve 107 Samsun illerinden temin edilmektedir. Tüm işletmeler yem teminindeki en önemli sorunu, “yemin pahalı olması” olarak belirtmişlerdir. Alabalıklara günde ortalama olarak kışın 1.42 kez/işletme ve yazın ise 2.43 kez/işletme yemleme yapıldığı belirlenmiştir. İşletmeler ortalaması olarak, alabalıklara kışın canlı ağırlığının %2.5 ve yazın ise %2.36’sı kadar yem verilmektedir. Ağ kafes işletmelerinin %46.86’sı ve karadaki işletmelerin ise %40’ının balıkları hastalıktan korumak üzere yeme antibiyotik kattıkları tespit edilmiştir. 3.1.5. İncelenen İşletmelerde Alabalık Üretimi İle İlgili Özellikler Ağ kafes işletmelerinin tamamı yavru balık satın alarak üretim yapmaktadır. İşletme başına satın alınan yavru balık sayısı ortalaması 282 857.14 adet olarak saptanmıştır. Karada üretim yapan işletmelerin ise %20’si damızlık balıklardan sağım yapmakta, %40’ı yavru balık (310 000 adet/işletme) ve %40’ı ise büyük boy balık (66 000 adet/işletme) satın almak suretiyle alabalık yetiştirdiklerini belirtmişlerdir. Sağım yapan işletmelerde, alabalık yumurtalarının ortalama çıkış oranın %62.67 olduğu saptanmıştır. Firenin yüksek olmasında etkili olan faktörler; %20 oranlarında yetersiz ve kalitesiz su kaynağı, su bulanıklığı, yumurta hastalıkları, bilinçsiz kimyasal kullanımı, kuluçkalıkların direkt olarak güneşe maruz kalması olarak tespit edilmiştir. Yavru ve büyük boy balıklar; Giresun, Sivas, Tokat, Kastamonu ve bölgedeki diğer işletmelerden satın alınmaktadır. Karadaki işletmelerde yaşları 3-4 arasında değişen işletme başına ortalama 300 adet damızlık alabalık düştüğü belirlenmiştir. Ancak işletmelere göre mevcut damızlık sayısı yetersiz olup, işletme başına ortalama 383.33 adet damızlık düşmesi gerektiği ifade edilmiştir. Gerek ağ kafes ve gerekse karada havuzda alabalık üreten tüm işletmelerde üretim aşamasında boylara göre bir ayırım (küçükorta-büyük) söz konusudur. Üretim aşamasında hastalık giderme veya önlem olarak; ağ kafes işletmelerinin %85.71’i kullanılan malzemenin dezenfeksiyonu, %42.86’sı antibiyotik, %28.57’si vitamin desteği, %28.57’si ise aşılama; karadaki işletmelerin %40’ının ise tuz solüsyonu O.AYDIN, M.SAYILI uygulaması yaptıkları belirlenmiştir. Ağ kafes işletmelerinde alabalık üretiminde karşılaşılan sorunlar olarak; %100 ile kuşlar, %100 ile klimatik faktörler ve %57.14 ile de yırtıcı hayvanlar ifade edilmiştir. Karadaki alabalık işletmelerinden sadece %20’sinin üretim aşamasında bir problemle (yem temini) karşılaştığı saptanmıştır. Üretimde karşılaşılan sorunların çözümünde; ağ kafese sahip işletmelerin %71.43’ü Tarım İl-İlçe Müdürlükleri ile görüşme, %57.14’ü Üniversite ile görüşme, %42.86’sı Su Ürünleri Mühendisi çalıştırma, %28.57’si ise kendi tecrübesini kullanmakta; karadaki işletmelerin ise %80’i kendi tecrübesini kullanmakta, %40’ı Tarım İlİlçe Müdürlükleri ve %20’si ise Üniversite ile irtibat halinde olmayı tercih ettikleri belirlenmiştir. Alabalık işletmelerinin kurulmasında başvurulan kaynaklar; ağ kafes işletmelerinde Üniversite (%57.14), Tarım İl-İlçe Müdürlüğü (%42.86) ve diğer işletmeler (%14.29); karadaki işletmelerde ise Tarım İl-İlçe Müdürlüğü (%80) ve Üniversite (%20) olarak saptanmıştır. Tüm işletmeler içerisinde sadece karadaki alabalık işletmelerinden bir tanesinin işletme kuruluş aşamasında yatırım kredisi kullandığı (T.C. Ziraat Bankası) belirlenmiştir. Buna karşın, hiçbir işletmenin üretim aşamasında işletme kredisi kullanmadıkları tespit edilmiştir. İşletmelere göre, kredi teminindeki en önemli sorunlar; kredi faizlerinin yüksek, kredi miktarlarının düşük ve teminat göstermenin zor olması olarak belirlenmiştir. 3.1.6. İncelenen İşletmelerde Alabalık Pazarlaması İle İlgili Özellikler Ağ kafeslerde üretim yapan işletmelerde alabalıkların satışları, %28.57 ile perakende ve %71.43 ile toptan şekilde yapılmıştır. Karadaki işletmelerde ise tersi bir durum söz konusudur. Nitekim işletmelerin %86’sı alabalıkları perakende olarak satarken, toptan satanların oranları ise yalnızca %14’tür. Ağ kafes işletmelerinin %100’ü işletmede, %42.86’sı büyük marketlere, %42.86’sı mahalli pazarlarda ve %14.29’u ise kendi restoranında alabalık satışı yapmaktadır. Karadaki alabalık işletmelerinin ise %100’ü işletmesinde ve %20’si yerel pazarda satış yapmaktadırlar. Ağ kafes işletmelerinin tümünde balık satışında boya göre ayrım yapılmaktadır. Buna karşın karadaki işletmelerde ise boy (%80) ve kiloya (%20) göre satış bulunmaktadır. Ağ kafes işletmelerinde ortalama balık satış ağırlığı 252.14 gr, ortalama balık satış fiyatı 4.89 TL/kg ve satılan toplam balık miktarı ise 12 857.14 adet olarak tespit edilmiştir. Karadaki alabalık işletmelerinde ise bu değerlerin, sırasıyla, 266 gr, 5.58 TL/kg ve 88 400 adet olduğu ifade edilmiştir. Özellikle ağ kafeslerde daha fazla balık üretimi söz konusu olduğundan, satılan balık miktarı da diğerine göre çok daha yüksek (iki kattan daha fazla) durumdadır. Ağ kafeste üretim yapan işletmelerin pazarlama aşamasında karşılaştıkları sorunlar; balık satış fiyatlarının düşük olması (%100) ve talebin fazla fakat arzın yetersiz olması (%14.29) olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte, karadaki havuzlarda alabalık üreten işletmelerin ise yalnızca %60’ının pazarlama aşamasında probleminin olduğu (talebin fazla, arzın yetersiz olması) saptanmıştır. Alabalık üretimi ve pazarlama aşamasında karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik üreticiler arasında herhangi bir örgütlenme veya kooperatifleşmenin olmadığı tespit edilmiştir. Buna karşın, ağ kafes balık işletmelerinin %85.71’i pazarlama, %42.86’sı yem temini, %28.57’si yavru balık temini, %14.29’u ihracat yapma konularında örgütlenme ihtiyaçlarının olduğunu belirtirlerken, %14.29’u ise böyle bir ihtiyacın söz konusu olmadığını ifade etmişlerdir. Karadaki işletmelerin ise %80’i pazarlama, %40’ı yem temini ve %20’si ise yavru balık temini konularında örgütlenmenin fayda sağlayacağını beyan etmişlerdir. 3.2. İncelenen İşletmelerin Ekonomik Analizi 3.2.1. İncelenen İşletmelerin Sermaye Yapısı İncelenen alabalık işletmelerinde aktif sermaye; ağ kafes işletmelerinde arazi, binahavuz-kafes, alet-makine, balık, malzememühimmat, para; karada üretim yapan işletmelerde ise arazi, arazi ıslah, bina-havuz, damızlık balık, alet-makine, balık, malzememühimmat ve para sermayelerinden oluşmaktadır. Pasif sermaye ise; borçlar ve öz sermayeden meydana gelmektedir. Ağ kafeste alabalık yetiştiren işletmelerde, işletme başına düşen toplam aktif sermaye değeri 294 957.15 TL olarak hesaplanmıştır. Aktif sermaye içerisinde en önemli payı balık sermayesi (%57.27) almakta olup, bunu 99 Samsun İlinde Alabalık İşletmelerinin Yapısal ve Ekonomik Analizi sırasıyla bina-havuz-kafes sermayesi (%25.19), para sermayesi (%11.82), malzeme-mühimmat sermayesi (%3.94), alet-makine sermayesi (%1.36) ve arazi sermayesi (%0.42) izlemektedir (Çizelge 3). Pasif sermayesinin ise %5.33’ü borçlardan ve geriye kalan %94.67’si ise öz sermayeden oluşmaktadır. Çizelge 3. İncelenen İşletmelerde Sermaye Yapısı Sermaye Unsurları A. Aktif Sermaye B. Pasif Sermaye I. Çiftlik Sermayesi 1. Arazi Sermayesi 2. Arazi Islah Sermayesi 3. Bina-Havuz-Kafes Sermayesi II. İşletme Sermayesi 1. Sabit İşletme Sermayesi a) Damızlık Balık Sermayesi b) Alet-Makine Sermayesi 2. Döner İşletme Sermayesi a) Balık Sermayesi b) Malzeme-Mühimmat Sermayesi c) Para Sermayesi Toplam Aktif Sermaye 1. Borçlar 2. Öz Sermaye Toplam Pasif Sermaye Karada alabalık yetiştiren işletmelerde ise işletme başına düşen toplam aktif sermaye değeri 272 190 TL’dir. Bu aktif sermayenin %51.88’si bina-havuz sermayesi, %21.45’i balık sermayesi, %15.06’sı arazi ıslah sermayesi, %5.51’i para sermayesi, %4.65’i arazi sermayesi, %0.84’ü malzeme-mühimmat sermayesi, %0.37’si alet-makine sermayesi ve %0.24’ü ise damızlık balık sermayesidir. Pasif sermayenin ise %97.43 gibi çok yüksek bir oranını öz sermaye oluştururken, borçların oranı ise %2.57 gibi çok düşük düzeylerdedir. Daha önce yapılmış araştırmalarda, işletmeler ortalamasında aktif sermaye içerisinde en büyük pay; %62.5 (Elbek, 1981), %53.2 (Yavuz ve ark., 1995), %49.7 (Çetin ve Bilgüven, 1991) ve %31.7 (Sayılı ve ark., 1999) ile balık sermayesi; %77.26 (Korkmaz, 2000), %40.91 (Adıgüzel ve Akay, 2005), %38.4 (Aydın, 2000), %38.4 (Kocaman ve ark., 2002) ve %35.63 (Karataş ve ark., 2008) ile bina ve havuz sermayesi; %35.69 (Soylu, 1995) ile havuz sermayesine ait olduğu hesaplanmıştır. Araştırma konusu ile ilgili benzer bazı çalışmalarda pasif sermaye içerisinde öz sermaye ve borçların dağılımı, sırasıyla; %100 107 Ağ Kafeste Balık Üreten İşletmeler Değer (TL) % 1 257.14 --74 285.70 --4 000.00 168 928.60 11 628.57 34 857.14 294 957.15 15 714.29 279 242.86 294 957.15 Karada Balık Üreten İşletmeler Değer (TL) % 0.42 12 650.00 0.00 41 000.00 25.19 141 200.00 0.00 1.36 4.65 15.06 51.88 660.00 1 000.00 0.24 0.37 57.27 58 380.00 3.94 2 300.00 11.82 15 000.00 100.00 272 190.00 5.33 7 000.00 94.67 265 190.00 100.00 272 190.00 21.45 0.84 5.51 100.00 2.57 97.43 100.00 (Yavuz ve ark., 1995), %99.22 ve %0.78 (Soylu, 1995), %96.33 ve %3.67 (Karataş ve ark., 2008), %96.1 ve %3.9 (Aydın, 2000), %96.1 ve %3.9 (Kocaman ve ark., 2000), %95.89 ve %4.11 (Adıgüzel ve Akay, 2005), %92.2 ve %7.8 (Elbek, 1981), %87.3 ve %12.7 (Sayılı ve ark., 1999), %85.0 ve %15.0 (Rad ve Köksal, 2001) olarak hesaplanmıştır. 3.2.2. İncelenen İşletmelerin Yıllık Faaliyet Sonuçları 3.2.2.1. İncelenen İşletmelerde Gayrisaf Hasıla Ağ kafeslerin yer aldığı işletmeler sadece büyük boy balık satış yaparlarken, karadaki işletmeler ise hem yavru balık ve hem de büyük boy balık satışından gelir elde etmektedirler. Diğer bir ifadeyle, ağ kafes işletmelerinin gayrisaf hasıla değerinin tamamı (260 478.57 TL/işletme) büyük boy balık satışından oluşmaktadır. Karada havuzlarda alabalık yetiştiren işletmelerde ise, toplam gayrisaf hasıla değerinin (156 352 TL/işletme) yavru balık (%6.91) ve büyük boy balık (%93.09) satışlarından meydana geldiği belirlenmiştir (Çizelge 4). Samsun İlinde Alabalık İşletmelerinin Yapısal ve Ekonomik Analizi Çizelge 4. İncelenen İşletmelerde Gayrisaf Hasıla Değeri Ağ Kafeste Balık Üreten İşletmeler Değer (TL) % Yavru Balık Satışı --0.00 Büyük Boy Balık Satışı 260 478.57 100.00 Toplam Gayrisaf Hasıla 260 478.57 100.00 Gayrisaf Hasıla / 100 m2 --Gayrisaf Hasıla / 100 m3 23 816.93 Gayrisaf Hasıla / Aktif Sermaye 0.88 Benzer araştırmalarda; gayrisaf hasıla değerini oluşturan unsurlar içerisinde; %96.5 ile büyük boy balık satışı ve %3.5 ile yavru balık satışı (Sayılı ve ark., 1999), %80.25 ile porsiyonluk boy balık satışı, %17.32 ile yavru balık satışı ve %2.43 ile öz tüketimleri (Adıgüzel ve Akay, 2005), %86.16 ile büyük boy balık satışı, %14.15 ile yavru balık satışı ve %1.69 ile öz tüketim (Karataş ve ark., 2008) olduğu belirlenmiştir. Ağ kafeslerde balık üreten işletmelerde birim alana düşen (100 m3) gayrisaf hasıla değeri 23 816.93 TL, gayrisaf hasılanın aktif sermayeye oranı (her bir liralık aktif sermayeye karşılık elde edilen gayrisaf hasıla değeri) ise 0.88 olarak hesaplanmıştır. Bu değerler karadaki havuzlarda balık üreten işletmelerde ise sırasıyla 143 970.53 TL ve 0.57’dur. Gayrisaf Hasıla/Aktif Sermaye oranı, daha önce yapılmış bazı araştırmalarda da 1.24 Karada Balık Üreten İşletmeler Değer (%) % 10 800.00 6.91 145 552.00 93.09 156 352.00 100.00 143 970.53 --0.57 (Çetin ve Bilgüven, 1991), 1.17 (Sayılı ve ark., 1999), 0.57 (Adıgüzel ve Akay, 2005), 0.48 (Kocaman ve ark., 2002) ve 0.41 (Karataş ve ark., 2008) olarak saptanmıştır. 3.2.2.2. İncelenen İşletmelerde İşletme ve Üretim Masrafları Ağ kafeste alabalık üretimi yapılan işletmelerde, işletme masrafları toplamı 187 743.20 TL/işletme ve üretim masrafları toplamı ise 202 491.06 TL/işletme olarak hesaplanmıştır (Çizelge 5). İşletme masrafları içerisinde en yüksek payları yem (%47.86) ve yavru balık (%22.83) giderleri oluşturmaktadır. Üretim masrafları içerisinde ise en yüksek payları yine yem (%44.38) ve yavru balık (%21.16) masrafları yer almaktadır. Birim alana (100 m3) düşen işletme masrafları 17 166.35 TL/işletme ve üretim masrafları ise 18 514.82 TL/işletme olarak tespit edilmiştir. Çizelge 5. İncelenen İşletmelerde Alabalık Üretiminde İşletme ve Üretim Masrafları Ağ Kafeste Balık Üreten İşletmeler Karada Balık Üreten İşletmeler Masraf Unsurları Değer (TL) %* %** Değer (TL) %* %** Yavru Balık 42 857.14 22.83 21.16 32 000.00 28.49 25.41 Yem 89 857.14 47.86 44.38 27 850.00 24.80 22.12 İşçilik 26 235.71 13.97 12.96 28 420.00 25.30 22.57 Kimyasal ve Dezenfektan Madde --0.00 0.00 199.50 0.18 0.16 Isıtma-Aydınlatma 1 064.29 0.57 0.53 1 020.00 0.91 0.81 Bina ve Tesislerin Tamir-Bakımı 2 550.03 1.36 1.26 3 180.00 2.83 2.53 Alet-Makine Tamir-Bakımı 171.43 0.09 0.08 200.00 0.18 0.15 Değişken Masraflar Toplamı (1) 162 735.74 86.68 80.37 92 869.50 82.69 73.75 Döner Sermaye Faizi (%17.50) 14 239.38 7.58 7.03 8 126.08 7.24 6.45 Genel İdare Giderleri (%3) 7 814.36 4.16 3.86 4 690.56 4.18 3.72 Bina ve Tesislerin Amortismanları 2 228.57 1.19 1.10 6 286.00 5.60 4.99 Alet-Makine Amortismanı 725.15 0.39 0.36 175.00 0.16 0.14 Damızlık Balık Amortismanı --0.00 0.00 165.00 0.15 0.14 Sabit Masraflar Toplamı (2) 25 007.46 13.32 12.35 19 442.64 17.31 15.44 İşletme Masrafları Toplamı (3=1+2) 187 743.20 100.00 92.72 112 312.14 100.00 89.19 Aktif Sermaye Faizi (%5) (4) 14 747.86 --7.28 13 609.50 --10.81 Üretim Masrafları Toplamı (5=3+4) 202 491.06 --100.00 125 921.64 --- 100.00 İşletme Masrafları / 100 m3 17 166.35 103 418.18 Üretim Masrafları / 100 m3 18 514.82 115 949.95 * İşletme Masrafları içerisindeki oranı ** Üretim Masrafları içerisindeki oranı 107 Samsun İlinde Alabalık İşletmelerinin Yapısal ve Ekonomik Analizi Karada havuzlarda alabalık üretimi yapılan işletmelerde ise, işletme masrafları toplamı (112 312.14 TL/işletme) içerisinde yavru balık (%28.49), işçilik (%25.30) ve yem (%24.80) giderleri en yüksek paya sahiptir (Çizelge 5). Üretim masrafları (125 921.64 TL/işletme) içerisinde ise yine yavru balık (%25.41), işçilik (%22.57) ve yem (%22.12) giderleri en yüksek düzeydedir. Birim alana (100 m2) düşen işletme masrafları 103 418.18 TL/işletme ve üretim masrafları ise 115 949.95 TL/işletme olarak hesaplanmıştır. Daha önce yapılan benzer araştırmalarda, işletme masrafları içerisinde en yüksek payın yem giderleri olduğu belirlenmiştir. Nitekim, işletme masrafları içerisinde yemin oranı; Yavuz ve ark. (1995) tarafından %63.4, Karataş ve ark. (2008) tarafından %51.48, Aydın (2000) tarafından %50.9, Kocaman ve ark. (2002) tarafından %50.9, Sayılı ve ark. (1999) tarafından %32.7, Adıgüzel ve Akay (2005) tarafından %27.98 gibi çok farklı oranlarda tespit edilmiştir. Korkmaz (2000) tarafından yapılan araştırmada ise üretim masrafları içerisinde en yüksek paya (%32.87) işçilik masraflarının sahip olduğu tespit edilmiştir. 3.2.2.3. İncelenen İşletmelerde Saf Hasıla ve Safi Kar Ağ kafeste balık yetiştirilen işletmelerde işletme başına saf hasıla 72 735.37 TL ve safi kar ise 57 987.50 TL olarak hesaplanmıştır (Çizelge 6). Bu değerler, karadaki alabalık işletmelerinde ise sırasıyla 44 039.86 TL ve 30 430.36 TL’dir. Buna göre, ağ kafeste alabalık yetiştiriciliği yapan işletmelerde daha yüksek gelir ve kar elde edildiği görülmektedir. Buna karşın, birim alan başına (m2 ve m3) karadaki alabalık işletmeleri diğerine göre daha yüksek kar elde etmişlerdir. Çizelge 6. İncelenen İşletmelerde Saf Hasıla ve Safi Kar Değeri Ağ Kafeste Balık Üreten İşletmeler Gayrisaf Hasıla (1) 260 478.57 İşletme Masrafları (2) 187 743.20 Üretim Masrafları (3) 202 491.06 Saf Hasıla (4 = 1 - 2) 72 735.37 Safi Kar (5 = 1 - 3) 57 987.50 Saf Hasıla / 100 m3 6 650.58 Saf Hasıla / 100 m2 --Safi Kar / 100 m3 5 302.10 Safi Kar / 100 m2 3.2.2.4. İncelenen İşletmelerde Rantabilite İncelenen işletmelerde rantabilite oranları; ağ kafes işletmelerinde %19.66 ve karadaki işletmelerde ise %11.18 olarak hesaplanmıştır. Benzer araştırmalarda rantabilite oranları; %64.24 (Çetin ve Bilgüven, 1991), %63.0 (Elbek, 1981), %37.89 (Sayılı ve ark., 1999), %24.7 (Yavuz ve ark., 1995), %13.03 (Adıgüzel ve Akay, 2005), %5.85 (Karataş ve ark., 2008) ve %4.063 (Korkmaz, 2000) gibi çok farklı değerlerde hesaplanmıştır. 4. Sonuç ve Öneriler Samsun ilinde alabalık üretimi (ağ kafes ve karadaki havuzlarda) yapılan işletmelerin yapısal ve ekonomik analizinin yapıldığı bu araştırmada; kapasite kullanım oranının karadaki işletmelerde daha yüksek olduğu, işletmelerin çoğunlukla yavru balık satın almak 107 Karada Balık Üreten İşletmeler 156 352.00 112 312.14 125 921.64 44 039.86 30 430.36 --40 552.36 --28 020.59 suretiyle üretim yaptıkları, birim alan başına elde edilen karın karadaki işletmelerde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. İldeki alabalık üretim faaliyetinin daha da karlı bir hale gelebilmesi için gerekli öneriler şu şekilde sıralanabilir: İldeki alabalık üreticileri arasında herhangi bir örgütlenmenin olmadığı tespit edilmiştir. Yavru ve yem temini, pazarlama gibi bir çok aşamalarda üreticiler arasında kurulacak böyle bir yapı büyük avantajlar sağlayacaktır. İşletmelerde kapasite kullanım durumu düşük olup, bunu artırmaya yönelik tedbir ve/veya teşvikler uygulanmalıdır. Özellikle işletme kredilerinin miktarlarının artırılması ve faiz oranlarının düşük tutulması sağlanabilir. Üreticilere teknik bilgi anlamında destek verilmelidir. Alabalığın tüketiciye sunumunda Samsun İlinde Alabalık İşletmelerinin Yapısal ve Ekonomik Analizi sadece taze değil, işleme ve değerlendirme tesisleri de kurularak katma değeri ve albenisi daha yüksek şekilde sunulması sağlanmalıdır. İlin su potansiyelinin daha fazla değerlendirilmesine yönelik yeni ve modern tesislerin kurulması sağlanabilir. Kaynaklar Açıl, A.F. ve Demirci, R., 1984. Tarım Ekonomisi Dersleri. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları No:880, Ankara. Adıgüzel, F. ve Akay, M., 2005. Tokat İlinde Gökkuşağı Alabalık İşletmelerinin Ekonomik Analizi. GOÜ Ziraat Fakültesi Dergisi, 22(2): 31-40. Anonim, 2009. TUİK, 2007 Yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Durumu (www.tuik.gov.tr) Aras, A., 1988. Tarım Muhasebesi. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınlan, Ege Üniversitesi Basımevi, No:486, İzmir. Aydın, A., 2000. Erzurum İli Sınırlan İçerisinde Projelendirilmiş Olarak Faaliyet Gösteren Alabalık İşletmelerinin Yapısal ve Ekonomik Analizi. Atatürk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Su Ürünleri Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Erzurum. Çetin, B. ve Bilgüven, M., 1991. Güney Marmara Bölgesinde Alabalık Üretimi Yapan İşletmelerin Yapısal ve Ekonomik Analizi. Su Ürünleri Sempozyumu, 12-14 Kasım, İzmir, 180-195. Elbek, A.G., 1981. Ege Bölgesinde Tatlısu Ürünleri Üreten İşletmelerin Yapısal ve Ekonomik Analizi. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ziraat Ekonomisi ve İşletmeciliği Bölümü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İzmir. Erkuş, A., Bülbül, M., Kıral, T., Açıl, A.F. ve Demirci, R., 1995. Tarım Ekonomisi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Vakfı Yayınları No:5, Ankara. Karataş, M., Sayılı, M. ve Koç, B., 2008. Sivas İli Gökkuşağı Alabalığı İşletmelerinin Yapısal ve Ekonomik Analizi. Biyoloji Bilimleri Araştırma Dergisi (BİBAD), 1(2): 55-61. Kocaman, E.M., Aydın, A. ve Ayık, Ö., 2002. Erzurum’da Faaliyet Gösteren Alabalık İşletmelerinin Yapısal ve Ekonomik Analizi. Ege Üniversitesi Su Ürünleri Dergisi, 19(3-4):319-327. Korkmaz, A., 2000. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Eskişehir Çifteler Su Ürünleri İşletmesindeki Alabalık Yetiştiriciliğinin Ekonomik Analizi. Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara. Rad, F. ve Köksal, G., 2001. Türkiye’deki Gökkuşağı Alabalığı (Oncorhynchus mykiss) İşletmelerinin Yapısal ve Biyo-teknik Analizi. Türk Veteriner ve Hayvancılık Dergisi, 25: 567-575. Sayılı, M., Karataş, M., Yücer, A. ve Akça, H., 1999. Tokat İlinde Alabalık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Yapısal ve Ekonomik Analizi. Ekin Dergisi, 7: 66-72. Soylu, M., 1995. Trakya Bölgesi Alabalık İşletmelerinin Ekonomik Analizi. Su Ürünleri Dergisi, 12(3-4): 203-217. Uygur, Ş.Ö., 1999. Erzurum İli Alabalık Üretim Tesislerinin Teknik Özellikleri Üzerine Bir Araştırma. Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Zootekni Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir. Yavuz, O., Kocaman, M. ve Ayık, Ö., 1995. Erzurum'da Alabalık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Yapısal ve Ekonomik Analizi. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 26(1): 64-75. 107
Benzer belgeler
ziraat fakültesi dergisi - Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Yararlanılan kaynak kitaptan bir bölüm ise;
Ziegler, K.E. and Ashman, B., 1994. Popcorn. in: Specialty Corns. Edited Arnel R.
Hallauer. Publ. By the CRS Press, 189-223.
Yararlanılan kaynak bildiri ...
ziraat fakültesi dergisi - Gaziosmanpaşa Üniversitesi
tamamlanan eserler geliş tarihi esas alınarak yayınlanır.Yayınlanmayan yazılar iade edilmez.
7. Bir yazarın derginin aynı sayısında ilk isim olarak bir, ikinci ve diğer isim sırasında iki olmak
üze...