ziraat fakültesi dergisi - Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Transkript
ziraat fakültesi dergisi - Gaziosmanpaşa Üniversitesi
GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ Journal of the Agricultural Faculty of Gaziosmanpasa University ISSN: 1300 – 2910 CİLT: 27 SAYI: 2 YIL: 2010 Sahibi Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Adına Prof. Dr. Güngör YILMAZ Dekan YAYIN KURULU Prof. Dr. Gazanfer ERGÜNEŞ Doç. Dr. Mehmet Ali SAKİN Doç. Dr. Rüstem CANGİ Doç. Dr. Hikmet GÜNAL Doç. Dr. Nuray KIZILASLAN YAYIN KOMİSYONU Doç. Dr. Mehmet Ali SAKİN (Editör) Tarla Bitkileri Bölümü Prof. Dr. Kenan YILDIZ Bahçe Bitkileri Bölümü Doç. Dr. Ebubekir ALTUNTAŞ Biyosistem Mühendisliği Bölümü Doç. Dr. Murat SAYILI Tarım Ekonomisi Bölümü Yrd. Doç. Dr. Ekrem BUHAN Su Ürünleri Mühendisliği Bölümü Yrd. Doç. Dr. Rasim KOÇYİĞİT Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Yrd. Doç. Dr. Dürdane YANAR Bitki Koruma Bölümü Yrd. Doç. Dr. Arda YILDIRIM Zootekni Bölümü Yayına Hazırlayan Arş. Gör. Ahmet KINAY Editör Adresi : Doç. Dr. Mehmet Ali SAKİN Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi 60250 Taşlıçiftlik Yerleşkesi – TOKAT Telefon : (356) 252 1616 / 2123 Faks : (356) 252 1488 E-Posta : [email protected] http://ziraat.gop.edu.tr/fkdergi.asp Dizgi ve Baskı: GOÜ Matbaası, 60250, Taşlıçiftlik Yerleşkesi – TOKAT HAKEM LİSTESİ Prof. Dr. Cengiz ACAR KaradenizTeknik Üniversitesi Prof. Dr. İbrahim AKINCI Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Ayşe GÜL Ege Üniversitesi Prof. Dr. Ahmet GÜLER Ondokuz Mayıs Üniversitesi Prof. Dr. Zafer GÜRLER Gaziosmanpaşa Üniversitesi Prof. Dr. Kenan KARA Gaziosmanpaşa Üniversitesi Prof. Dr. Yaşar KARADAĞ Gaziosmanpaşa Üniversitesi Prof. Dr. Saliha KIRICI Çukurova Üniversitesi Prof. Dr. Bülent MİRAN Ege Üniversitesi Prof. Dr. Mustafa OKUROĞLU Atatürk Üniversitesi Prof. Dr. Abuzer SAĞIR Dicle Üniversitesi Prof. Dr. Meryem UYSAL Selçuk Üniversitesi Doç. Dr. İrfan Ersin AKINCI Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Doç. Dr. Ebubekir ALTUNTAŞ Gaziosmanpaşa Üniversitesi Doç. Dr. Ömer AZABAGAOĞLU Namık Kemal Üniversitesi Doç. Dr. Murat BOYACI Ege Üniversitesi Doç. Dr. Vedat CEYHAN Ondokuz Mayıs Üniversitesi Doç. Dr. Ahmet ERTEK Süleyman Demirel Üniversitesi Doç. Dr. Naif GEBOLOĞLU Gaziosmanpaşa Üniversitesi Doç. Dr. Hakan GEREN Ege Üniversitesi Doç. Dr. Atila GÜL Süleyman Demirel Üniversitesi Doç. Dr. Uğur GÖZEL Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Doç. Dr. Sedat KARAMAN Gaziosmanpaşa Üniversitesi Doç. Dr. A. Habip ÖZEL Harran Üniversitesi Doç. Dr. Murat SAYILI Gaziosmanpaşa Üniversitesi Doç. Dr. Nuray ŞAHİNLER Mustafa Kemal Üniversitesi Doç. Dr. İsa TELCİ Gaziosmanpaşa Üniversitesi Doç. Dr. Yusuf YANAR Gaziosmanpaşa Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. İzzet AKÇA Ondokuz Mayıs Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. İsmail ERPER Ondokuz Mayıs Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Zeki GÖKALP Erciyes Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Galip KAŞKAVALCI Ege Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Ekrem KURUM Ankara Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Beşir KOÇ Bingöl Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Can Burak ŞİŞMAN Namık Kemal Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Atnan UĞUR Ordu Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Musa YAVUZ Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Halil YENİAR Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ YAYIN VE YAZIM KURALLARI A. YAYIN KURALLARI 1. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisinde, tarım bilimleri alanında öncelikle orijinal araştırmalar ile özgün derlemeler yayınlanır. 2. Dergide yayınlanacak makaleler Türkçe ve İngilizce yazılabilir. 3. İlk başvuruda eser, biri orijinal ve üçü yazar isimsiz olmak üzere toplam dört kopya halinde, “Telif Hakkı Devri Formu’’ ile birlikte Ziraat Fakültesi Dergisi Editörlüğüne gönderilmelidir. 4. Dergiye gönderilen makaleler, değerlendirilmek üzere üç danışmana gönderilir. Danışman görüşleri doğrultusunda makalenin yayını konusunda karar verilir. 5. Basımına karar verilen ve düzeltme için yazarına gönderilen eserde, ekleme veya çıkartma yapılamaz. 6. Yayına kabul edilen makalelerin son şekli Ziraat Fakültesi Yayın Kurulu Başkanlığınca değerlendirilir. Yayın süreci tamamlanan eserler geliş tarihi esas alınarak yayınlanır. Yayınlanmayan makaleler yazarlarına iade edilmez. 7. Bir yazarın derginin aynı sayısında ilk isim olarak bir, ikinci ve diğer isim sırasında iki olmak üzere en fazla üç eseri basılabilir. 8. Yayınlanan makalelerdeki her türlü sorumluluk yazar(lar)ına aittir. 9. Yukarıda belirtilen kurallara uymayan eserler değerlendirmeye alınmaz. 10. Yayınlatılmak istenen makaleler aşağıdaki posta ve/veya e-mail adresine gönderilmelidir. Posta Adresi: Doç. Dr. Mehmet Ali SAKİN Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi Editörlüğü 60 250 TOKAT E-posta adresi: [email protected] B. YAZIM KURALLARI 1. Dergiye gönderilecek eser, A4 boyutundaki kağıdın tek yüzüne 11 punto Times New Roman tipi harflerle ve 1,5 satır aralıklı yazılmalıdır. Sayfa boşlukları 3’er cm olmalıdır. Makalenin her sayfası ve satırları numaralandırılmalıdır. Makale toplam 15 sayfayı geçmemelidir. 2. Yapılan çalışma bir kurum/kuruluş tarafından desteklenmiş ya da doktora/yüksek lisans tezinden hazırlanmış ise, bu durum ilk sayfanın altında dipnot olarak verilmelidir. 3. Yazar ad(lar)ı açık olarak yazılmalı ve herhangi bir akademik unvan belirtilmemelidir. Adresler kelimelerin ilk harfi büyük olacak şekilde adların hemen altında yazılmalıdır. 4. Dergiye gönderilecek eser özet, abstract, giriş, materyal ve metot, bulgular ve tartışma, sonuç, teşekkür (gerekirse) ve kaynaklar bölümlerinden oluşmalıdır. Makalelerin metin bölümlerindeki ana başlıklar ile alt başlıklar numaralandırılmalıdır. 5. Özet ve abstract 200 kelimeyi geçmeyecek şekilde 10 punto ve 1,5 aralık ile yazılmalıdır. Türkçe yazılan makalelerde İngilizce, İngilizce yazılan makalelerde de Türkçe özetin başına eserin başlığı aynı dilden yazılmalıdır. Beş kelimeyi geçmeyecek şekilde Türkçe özetin altına anahtar kelimeler, İngilizce özetin altına da keywords yazılmalıdır. 6. Eserde yararlanılan kaynaklar metin içinde yazar ve yıl esasına göre verilmelidir. Üç veya daha fazla yazarlı kaynaklara yapılacak atıflarda, ve ark. kısaltması kullanılmalıdır. Aynı yerde birden fazla kaynağa atıf yapılacaksa, kaynaklar tarih sırasına göre verilmelidir. Aynı yazarın aynı tarihli birden fazla eserine atıfta bulunulacaksa, yıla bitişik biçimde ‘a, b’ şeklinde harflendirme yapılmalıdır. Yararlanılan eserlerin tümü ‘Kaynaklar’ başlığı altında alfabetik sıraya göre numarasız ve 9 punto olarak verilmelidir. Yararlanılan kaynak makale ise; Avcı, M., 1999. Arazi Toplulaştırmasında Blok Öncelik Metodunu Esas Alan Yeni Dağıtım Modeline Yönelik Bir Yaklaşım.Türk Tarım ve Ormancılık Dergisi, 23, 451-457. Yararlanılan kaynak kitap ise; Düzgüneş, O., T. Kesici, O. Kavuncu ve F. Gürbüz, 1987. Araştırma ve Deneme Metotları (İstatistik Metotları II). Ankara Üniv. Zir. Fak. Yay. No. 1021, 381 s., Ankara. Yararlanılan kaynak kitaptan bir bölüm ise; Ziegler, K.E. and B. Ashman, 1994. Popcorn. in: Specialty Corns. Edited Arnel R. Hallauer. Publ. By the CRS Press, 189-223. Yararlanılan kaynak bildiri ise; Uzun, G., 1992. Türkiye’de Süs Bitkileri Fidanlığı Üzerinde Bir Araştırma. Türkiye I. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi, 13-16 Ekim 1992, İzmir, Cilt 2:623-628. Anonim ise; Anonim, 1993. Tarım istatistikleri Özeti. T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü,Yayın No:1579, Ankara. İnternet ortamından alınmışsa; http://www.newscientist.com/ns/980228/features.html olarak verilmelidir. 7. Çizelge halinde olmayan tüm görüntüler (fotoğraf, çizim, diyagram, grafik, harita vb.) şekil olarak adlandırılmalı ve ardışık biçimde numaralandırılmalıdır. Her bir çizelge ve şekil metin içinde uygun yerlere yerleştirilmeli, açıklama yazılarıyla bir bütün sayılıp üst ve altlarında bir satır boşluk bırakılmalıdır. Şekil ve çizelgeler tek sütun kullanılması halinde 15 cm’den, iki sütun olması durumunda ise 7.5 cm’den fazla olmamalıdır. Şekil isimleri şekillerin altına, çizelge isimleri ise çizelgelerin üstüne, ilk kelimenin baş harfi büyük olacak şekilde küçük harf ve 9 punto ile yazılmalıdır. Çizelge ve şekil içerikleri en fazla 9 punto, varsa altlarındaki açıklamalar 8 punto olmalıdır. Araştırma sonuçlarını destekleyici nitelikteki resimler 600 dpi çözünürlüğünde ”jpg” formatında olmalıdır. Renkli resimler yerine gri tonlu resimler tercih edilmelidir. İÇİNDEKİLER Sayfa No Çukurova Koşullarında Yetiştirilen Bazı Yaygın Fiğ (Vicia sativa L) Çeşitlerinin İn Vitro Yem Sindirilebilirliği Üzerine Farklı İnkubasyon Zamanlarının Etkisi…………….……………….……. C.YÜCEL, T.AYAŞAN 1 Türkiye Karantina Listesinde Yer Alan Yazıcı Böcekler (Coleoptera; Scolytidae)…………………... A.YEŞİLAYER, S.ÇOBANOĞLU 9 Effect of Some Cover Systems on Total and Early Season Yields of Pepper Under The Samsun Province Conditions of Turkey.………………………………………………………………………. A.APAYDIN, H.KAR, O.KARAAĞAÇ 21 Tokat İli Erbaa ve Niksar Ovası Sebze Alanlarında Bulunan Meloidogyne incognita (Kofoid & White, 1919) (Nemata: Meloidogynidae) Irklarının Belirlenmesi…………………………………….. F.AKYAZI, O.ECEVİT 25 Antepfıstığı Üretiminde İşletme Başarısına Etki Eden Faktörlerin Belirlenmesi; Dağ ve Ova Köyleri Karşılaştırması……………………………………………………………………………………….... A.AKSOY, M.KÜLEKÇİ, E.AKSOY 31 Ankara Ekolojik Koşullarında Japon Nanesi (Mentha arvensis L.) Bitkisinde Uçucu Yağ ve Bileşenlerinin Ontogenetik Varyabilitesinin Belirlenmesi..………………...………………………… Y.ARSLAN, D.KATAR, İ.SUBAŞI 39 Farklı Peyzaj Karakter Alanlarına Göre Doğal ve Kültürel Kaynak Değerlerinin Görsel Analizi: Erzurum Örneği…..……………………………………………………………………………………. M.A.IRMAK, H.YILMAZ 45 An Investigation on Clubroot Disease (Plasmodiophora brassicae Wor.) Races in The Black Sea Region of Turkey..…………………………….……………………………………………………… A.APAYDIN, İ.DELİGÖZ, H.KAR, B.KİBAR, O.KARAAĞAÇ 57 Güney Marmara Bölgesinde Çeltik Üretiminin Genel Bir Değerlendirmesi…..…………..……..…… D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY 61 Analysis of Lateral Design Pressures, Vertical Frictional Forces and Bending Stresses on Horizontally Corrugated Steel Silo Wall Panels…….…………………………………...……………. Z.GÖKALP, D.S.BUNDY 71 Ana Arı Üretiminde Farklı Koloni Populasyonuna Sahip Analı ve Anasız Başlatma Kolonileri İle Üretim Mevsiminin Ana Arı Kalitesi ve Yetiştiricilik Parametreleri Üzerine Etkileri……………….. S.ARSLAN, B.HAMGİR 81 Türkiye’nin Tarımsal Yapısı ve Mekanizasyon Durumu…..…………...……………………………... M.M.ÖZGÜVEN, U.TÜRKER, A.BEYAZ 89 Salinity Distrubution, Water Use Efficiency and Yield Response of Grafted and Ungrafted Tomato (Lycopersicon esculentum) under Furrow and Drip Irrigation with Moderately Saline Water in Central Anatolian Condition………………………………...……….……………………………... G.D.SEMİZ, E.YURTSEVEN 101 The Potato Storage in The Volcanic Tuff Storages in Turkey………………………………………… T.ÖZTÜRK 113 Tarım Arazilerinin Parçalanmasını Önlemeye Yönelik Mevzuat Üzerine Bir İnceleme……………… K.EKİNCİ, M.SAYILI 121 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 1-8 Çukurova Koşullarında Yetiştirilen Bazı Yaygın Fiğ (Vicia sativa L) Çeşitlerinin İn Vitro Yem Sindirilebilirliği Üzerine Farklı İnkubasyon Zamanlarının Etkisi Celal Yücel Tugay Ayaşan Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Adana Özet: Bu araştırma, Çukurova koşullarında yetiştirilen bazı yaygın fiğ (Vicia sativa L) çeşitlerinin, farklı inkubasyon zamanlarının (12, 24, 36 ve 48 saat) in vitro gerçek kuru madde (IVKMS) ve nötr deterjan lif (NDF) sindirilebilirliklerine (IVNDFS) etkisini belirmek amacıyla yürütülmüştür. Bazı fiğ çeşitlerinin yer aldığı tarla çalışması, Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü deneme alanında (Doğankent), kışlık ara ürün olarak 2002/03–2003/04 yıllarında, tesadüf blokları deneme deseninde 4 tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. İlgili enstitü tarafından seleksiyon metodu ile geliştirilen Özveren çeşidi ile Kubilay–82, Selçuk–99 ve Uludağ çeşitleri materyal olarak kullanılmıştır. Laboratuar çalışmaları, tarladan alınan 2 yıllık veriler üzerinde, farklı çeşitler ve inkübasyon zamanları da dikkate alınarak bölünmüş parseller deneme deseninde yapılmıştır. İki yıllık ortalamalara göre, Kubilay-82 çeşidinin en yüksek kuru madde verimine (613 kg/da) ve ham protein (HP) oranına (%19.65) sahip olduğu görülmüştür. Bu çalışmada, yemin in vitro kuru madde sindirilebilirlik (IVKMS) değerleri bakımından yıllar, çeşitler ve inkubasyon süreleri istatistikî olarak önemli bulunurken, NDF sindirilebilirliği bakımından yıllar, inkübasyon süreleri ile araştırmanın 2. yılında çeşitler arasında istatistikî olarak önemli farklılıklar bulunmuştur. Araştırmada, inkubasyon süreleri arttıkça IVKMS değerleri artmış ve IVNDFS değerleri de paralel olarak azalma göstermiştir. Anahtar kelimeler: Yaygın fiğ, Vicia sativa L., in vitro sindirilebilirlik, inkubasyon zamanı, kuru madde verimi, Çukurova bölgesi The Effect of Different Incubation Times on In Vitro Digestibility of Some Common Vetch (Vicia Sativa L.) Cultivars Grown Under Cukurova Conditions Absract: The aim of this research was to determine the effect of different incubation times on in vitro dry matter (IVDMD) and NDF digestibility (IVNDFD) % of some common vetch cultivars, which grown under Cukurova conditions. In the research, the effect of IVDMD of different incubation times (12, 24, 36, 48 h) was investigated. The field experiment was carried out in the Cukurova Agriculture Research Experiment Area (Doğankent) in Adana, 2002-03 and 2003-04 as the winter season cropping. The field trials were established in a complete randomized block design with four replications. Özveren cv., developed by the related Institute through election methods, and along with Kubilay-82, Selçuk-99 and Uludağ cvs. formed the experimental material. The laboratory trials were established in a simple plot design with eight replications. According to the results of two-years average, Kubilay-82 cv. produced the highest dry matter yield (613 kg/da) and crude protein ratio (19.65%). In this study, in both years the values of in vitro dry matter digestability (IVDMD %) were significantly different between cultivars and between incubation times, while the values of nitrogen detergent fiber (NDF) differed between incubation times for both years, but only differed between cultivars in the first year. The lowest in vitro DMD and highest in vitro NDF were reached at 12 h, while the highest IVTD and the lowest in vitro NDF were attained at 48 h. Keywords: Common vetch, Vicia sativa L., in vitro digestibility, incubation time, dry matter yield, Cukurova region 1. Giriş Hayvanlarımıza kaliteli bir yem yedirmek, çayır ve meralarımızın aşırı derecede ve erken otlatılmasını önlemek için yem bitkileri üretimine gereken önem verilmelidir. Bunu yapmak içinde yem bitkileri ekim alanını artırmak, yem bitkilerinin fayda ve önemini iyi anlatmak, ekimini teşvik etmek, yeni tür ve çeşitleri kazandırmanın yanı sıra tarımı yapılmakta olan yem bitkilerinin ıslah edilerek verim ve kalitelerinin yükseltilmesi gerekmektedir (Özköse ve Ekiz, 2005; Ayaşan, 2010). Bu bağlamda kuraklığa dayanıklı baklagil kaba yemleri önem kazanmaktadır (Canbolat ve Karaman, 2009). Fiğ (Vicia sativa L), tek yıllık bir baklagil yem bitkisi olup, dünyanın bir çok bölgesinde ot ve tane amaçlı olarak bitkisel-hayvansal üretim sistemlerinde yetiştirilmekte ve ruminant beslenmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır 1 Çukurova Koşullarında Yetiştirilen Bazı Yaygın Fiğ (Vicia sativa L) Çeşitlerinin İn Vitro Yem Sindirilebilirliği Üzerine Farklı İnkubasyon Zamanlarının Etkisi (Ramos ve ark., 2000; Açıkgöz, 2001; Cabellero ve ark., 2001; Chowdhurry ve ark., 2001; Han, 2010). Adi (yaygın) fiğ, Çukurova bölgesi gibi benzer ekolojilere sahip bölgelerde, halen uygulanmakta olan ekim nöbeti sistemleri içerisinde buğdaygillerle karışım şeklinde yetiştirilerek hayvancılığın ihtiyacı olan kaba yem üretimini karşılaması yanında, geleneksel tarım yapan işletmelerde ekonomik sürdürülebilirliğe katkıda bulunmaktadır (Yücel ve Avcı, 2009). Ayrıca, yağışlı sezonda örtü bitkisi görevini görmekte, toprağın organik madde ve azot içeriğinin zenginleştirilmesine de katkıda bulunmakta, hastalık, zararlı ve yabancı ot zararını da azaltmaktadır (Caballero ve ark., 1996). Canbolat ve Bayram (2007), in vivo yöntemin zaman alıcı ve pahalı olması nedeniyle in vitro çalışmaların önem kazandığını ifade etmiştir. Bu teknik, çeşitli yem maddelerinin naylon keseler içerisinde belli sürelerde inkubasyona bırakılması ve ham besin maddelerinin naylon keselerden uzaklaşma miktarının hesaplanmasına dayanmaktadır (Erasmus ve ark., 1988; Ayed ve ark., 2000a). Bunun yanında rumen sıvısından çeşitli örnekler alınarak da yemlerdeki in vitro sindirilebilirlik tespit edilebilmektedir (Luc ve ark., 2009). Rumendeki fermentasyon, ruminantlar için önemli bir kalite ölçüsüdür. Fermentasyon düzeyini ölçmek için in vitro metot geliştirilmiştir (Tilley ve Terry, 1963). Yavuz (2005) in vitro metodunda farklı inkübasyon süreleri kullanılarak yemin rumende zamana bağlı fermentasyonun ölçüldüğünü ifade etmiştir. Literatürler incelendiğinde yaygın fiğin yem sindirilebilirliği konusunda fazla bir çalışmaya rastlanmamıştır. Ayed ve ark., (2000b), yaygın fiğ-yulaf kuru otu karışımının rumendeki sindirilebilirliğini, KM ve HP değerlerini araştırdıkları denemelerinde, ince bağırsakta potansiyel olarak sindirilen bu karışımın by-pass içeriğinin düşük olduğunu, karışımdaki yaygın fiğ düzeyindeki artışın, yemin besin değerinde bir artış oluşturduğunu ifade etmişlerdir. Özkan (2006), çeşitli zamanlarda elde edilen ak üçgül, kırmızı üçgül, taş yoncası ve adi fiğ ‘den elde edilen otların beslenme 2 değerleri ve kimyasal kompozisyonlarının hasat zamanlarından etkilendiğini, hasat zamanının gecikmesiyle NDF, ADF ve yağ içeriklerinin yükselip, protein ve kül içeriklerinin azaldığını tespit etmiştir. Bu araştırma, Çukurova bölgesi’nde yetiştirilen bazı yaygın fiğ çeşitlerinin kuru madde verimlerinin yanı sıra, in vitro metotları kullanarak farklı inkubasyon zamanlarının in vitro kuru madde (IVKMS) ve NDF sindirilebilirliklerine (IVNDFS) olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. 2. Materyal ve Metot 2.1. Materyal: Araştırmada, Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından tescil ettirilen Kubilay–82 ve Selçuk-99, Uludağ Üniversitesi tarafından tescil ettirilen Uludağ ve Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından tescil ettirilen Özveren gibi bazı yaygın fiğ çeşitleri materyal olarak ele alınmıştır. Ayrıca, çalışmanın in vitro kısmında kullanılan rumen sıvısının temini için hayvan materyali olarak da 500 kg canlı ağırlığındaki Siyah alaca süt ineği kullanılmıştır. 2.2. Araştırma Alanının Toprak ve İklim Özellikleri Araştırmada denemelerin kurulduğu alandan 0-30 cm derinlikte alınan toprak örneklerinin ortalama pH’sı 7.72, kireçi %20, organik maddesi %2.0, kumu %27.8, kili %31.2, silti %41 olarak saptanmıştır (Köy Hizmetleri Adana 3. Bölge Müdürlüğü). Araştırmanın yürütüldüğü 2002/03 ve 2003/04 yıllarına ait bazı iklim parametrelerinin ortalama değerleri, Çizelge 1’ de verilmiştir. Araştırmanın yürütüldüğü Kasım-Nisan dönemine ait deneme alanındaki ortalama sıcaklığın uzun yıllar ortalama sıcaklığa yakın olduğu, toplam yağışın ise 1. yılda uzun yıllar değerinin altında 2. yılda ise uzun yıllar değerinin üstünde olduğu saptanmıştır. Tarla denemeleri 2002/03-2003/04 yıllarında kışlık ara ürün yetiştirme döneminde Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü deneme alanında (Doğankent) kurulmuş olup, iki yıl süreyle yürütülmüştür. Araştırma, tesadüf blokları deneme desenine göre dört tekrarlı olarak yürütülmüştür. Araştırmada yer alan materyalin ekimleri, birinci yıl 20 Kasım 2002; C.YÜCEL, T.AYAŞAN Çizelge 1. Araştırmanın Yürüldüğü Dönemlerin Bazı İklim Verileri* Sıcaklık o Aralık Ocak Şubat Mart Nisan C Yıllar Kasım 2002/03 10.4 8.8 11.1 8.2 11.5 17.1 11.2 2003/04 15.4 11.0 12.6 9.5 14.0 16.3 13.1 Uzun dönem ortalaması 10.3 6.5 9.8 10.4 13.3 17.5 11.3 Toplam Yağış mm Ortalama 2002/03 25.7 77.9 84.5 111.7 92.3 61.1 453.2 2003/04 22.3 167.2 251.9 102.1 2.4 32.8 578.7 Uzun dönem ortalaması 86.4 115.6 95.0 82.5 61.1 50.3 490.9 *Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü Meteoroloj İstasyonundan alınmıştır. ikinci yıl 15 Kasım 2003’de yapılmıştır. Özveren, Kubilay-82 ve Selçuk-99 çeşitlerinin ot amaçlı biçimleri, tam çiçeklenme dönemine denk gelen birinci yılda 14 Nisan 2003, ikinci yılda 19 Nisan 2004 tarihlerinde; Uludağ çeşidi diğer çeşitlere göre daha geçci olduğu için biçimler daha geç dönemde olup, birinci yılda 30 Nisan 2003, ikinci yıl da 26 Nisan 2004 tarihlerinde yapılmıştır. 2.3. Kimyasal Analizler Farklı yaygın fiğ çeşitlerinden alınan kuru ot örnekleri, 1 mm elek çapına sahip yem değirmeninde öğütülerek kalite analizlerinin yapılması için hazırlanmıştır. Yemlerin KM içeriklerini saptamak için 100 oC’de 6 saat etüvde bekletildikten sonra, kuru madde miktarı tespit edilmiş ve ham protein oranı tespitinde Kjeldahl metodundan yararlanılmıştır (AOAC, 1998). 2.4. İn vitro çalışmaları İn vitro çalışmaları için hayvan materyali olarak Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitisü Müdürlüğünden temin edilen 500 kg canlı ağırlığındaki Siyah alaca süt ineği kullanılmıştır. Hayvana, araştırmanın in vitro kısmında kullanılacak rumen sıvısının temini için deneme başlamadan bir ay önce kanül takılmıştır. Hayvan, %60:40 kesif:kaba yem içeren toplam karışım rasyonuyla yemlenmiş ve ayrıca hayvanın yaşama payı besin madde gereksinimini karşılayacak düzeyde 4 kg KM içeren rasyonlarla beslenmiştir. Denemede yemlemeyi takiben 2–3 saat içerisinde hayvandan rumen sıvısı alınarak, aynı gün analizleri yapılmıştır. İn vitro metodu için kullanılan Ankom Daisy II 200/220 Inkubator (Ankom Technology, 2004) aletine uygun bir şekilde solusyon ve örnekler hazırlanıp 12, 24, 36 ve 48 saatleri süresince inkübe edilmiştir (Van Soest, 1994). Her çeşide ait örnekten 8 adet inkübe saatine göre alete konulmuştur. Aynı zamanda 2 adet boş torba inkübe edilerek boş torbadaki ağırlık artışına bağlı olarak düzeltmeler yapılmıştır. Örneklerin NDF değerleri, Ankom 200/220 Fiber Analyzer (Ankom Technology, 2004) aleti ile analiz edilmiştir. 2.5. İstatistiki Analizler Tarla denemeleri sonucu elde edilen KM ve HP oranları tesadüf blokları deneme deseninde, laboratuarda saptanan IVKMS ve IVNDFS değerleri ise bölünmüş parseller deneme deseninde MSTAT-C istatistik paket programında varyans analizleri yapılmış olup, istatistiki olarak önemli çıkan ortalamalar LSD (%) olarak gruplandırılmıştır. Bölünmüş parseller deneme deseninde çeşitler ana faktor ve inkubasyon süreleri ise alt faktör olarak ele alınmıştır (Düzgüneş ve ark. 1987). 3. Bulgular Araştırmada çeşitli fiğ örneklerinden elde edilen KM verimleri ve HP düzeyleri, Çizelge 2’de verilmektedir. Çizelge 2’de görüleceği üzere, KM verimleri bakımından araştırmanın 3 Çukurova Koşullarında Yetiştirilen Bazı Yaygın Fiğ (Vicia sativa L) Çeşitlerinin İn Vitro Yem Sindirilebilirliği Üzerine Farklı İnkubasyon Zamanlarının Etkisi Çizelge 2. Yaygın fiğ çeşitlerinin KM verimleri ve HP oranları. Çeşitler KM (kg/da) HP (%) 2003 2004 Ort. 2003 2004 Ort. Özveren 722 b* 487 c 604 ab 17.96 21.22 19.59 Kubilay-82 831 a 395 d 613 a 17.49 21.81 19.65 Selçuk-99 682 b 393 d 538 b 16.59 20.50 18.54 Uludağ 691 b 391 d 541 ab 16.87 22.14 19.51 Ort. 732 a 416 b 574 17.23 b 21.42 a 19.33 V.K. (%) 5.32 10.86 7.35 4.09 3.80 3.94 KM, Yılx Çeşit Int: önemli, LSD (53.05) *Aynı sütün içerisindeki farklı harf grubu ile gösterilen ortalamalar, LSD (%5)’e göre farklıdır. 1. yılı ve ikinci yılı ile birleştirilmiş ortalamalarda çeşitler arasında istatistiki olarak önemli farklılıklar görülmüş olup, yıl x çeşit interaksiyonun da istatistiki olarak önemli olduğu saptanmıştır. En yüksek KM verimi araştırmanın 1. yılında Kubilay-82 çeşidinde, en düşük KM verimi araştırmanın 2. yılında Uludağ çeşidinde saptanmıştır. Yıllara bakıldığında ise araştırmanın 2. yılına ait KM verimleri (416 kg/da), 1. yıla göre (732 kg/da) düşük bulunmuştur. Demede HP oranı bakımından çeşitler arasında araştırmanın her iki yılında da istatistiki olarak önemli bir farklılık saptanmamıştır. HP oranları, araştırmanın 1. yılında %16-59-17.96, 2. yılında %20.50-22.14 arasında değişmiş, iki yıllık ortalamalarda %18.54-19.65 arasında değiştiği ve en yüksek değerin Kubilay-82 çeşidinden elde edildiği görülmüştür. IVKMS bakımından araştırmanın 1. yılında çeşitler, inkubasyon zamanı ortalamaları ve çeşit x inkubasyon zamanı interaksiyonu önemli bulunmuştur (Çizelge 3). Araştırmanın 1. yılında en yüksek IVKMS değeri %60.48 ile Özveren çeşidinin 48 saatlik inkubasyon zamanı uygulamasından, en düşük değerin ise %36.13 ile Uludağ çeşidinin 12 saatlik inkubasyon zamanı uygulamasından elde edildiği görülmektedir. Çeşitlerin ve inkubasyon uygulamalarının ortalamaları incelendiğinde (Çizelge 3), en yüksek değerin %50.69 ile Selçuk-99 çeşidinde saptandığı, inkubasyon zamanlarının artmasına paralel olarak IVKMS değerlerinin arttığı ve en yüksek değerin %58.06 ile 48 saat uygulamasından elde edildiği görülmektedir. Araştırmanın 2. yılında ise çeşitler ve inkubasyon zamanı uygulamalarının ortalamaları istatistiki olarak önemli bulunmuştur. Çeşitler arasında en yüksek IVKMS değerine, Kubilay-82 çeşidinde (%68.97) saptanmıştır. Araştırmanın 2. yılındaki IVKMS değeri (%67.61), 1. yıla göre (%49.13) yüksek bulunmuştur. Çizelge 3. Yaygın fiğde farklı inkubasyon zamanlarında elde edilen IVKMS değerleri (%) Çeşitler Yıllar (2003) Yıllar (2004) İnkubasyon zamanı İnkubasyon zamanı 12 s 24 s Ort. 12 s 24 s 36 s 48 s Ort. 39.10 hı* 44.23 g* 50.68 de 60.48 a 48.62 b 51.90 67.53 77.40 76.30 68.28 a Kubilay-82 37.60 ı 47.83 ef 51.08 d 58.60 ab 48.78 b 50.73 71.48 77.98 75.70 68.97 a Selçuk-99 40.95 h 50.58 de 54.63 c 56.63 bc 50.69 a 50.25 70.28 77.35 75.08 68.24 a Uludağ 36.13 ı 45.40 fg 55.70 bc 56.53 bc 48.44 b 46.28 66.05 74.78 72.73 64.96 b Ortalama 38.44 d 47.00 c 53.02 b 49.79 d 68.83 c 76.88 a 74.95 b 67.61 Özveren 36 s 48 s 58.06 a 49.13 2003 yılı: yıl, inkubasyon zamanı (LSD, 1.585) ve ÇxİZ Int (LSD 3.171) 2004 yılı: yıl, inkubasyon zamanı önemli (LSD, 1.087), * Aynı sütün içerisindeki farklı harf grubu ile gösterilen ortalamalar, LSD (%5)’e göre farklıdır. 4 C.YÜCEL, T.AYAŞAN Araştırmanın 1. yılındaki IVNDFS değerleri incelendiğinde, inkubasyon zamanı ortalamaları ve çeşit x inkubasyon zamanı interaksiyonu önemli bulunmuştur. Araştırmanın 1. yılında en yüksek IVNDFS değeri %48.00 ile Uludağ çeşidinin 12 saatlik inkubasyon zamanı uygulamasında, en düşük değerin ise %28.65 ile Özveren çeşidinin 48 saatlik inkubasyon zamanı uygulamasında elde edildiği görülmektedir. Çeşitlerin ortalamalarının istatistiki olarak önemli görülmemesine rağmen en düşük değerin Selçuk-99 çeşidinde (%38.36) elde edildiği ve inkubasyon uygulamalarının ortalamaları incelendiğinde (Çizelge 4), en düşük değerin %31.33 ile 48 uygulamasından saptandığı görülmektedir. Araştırmanın 2. yılında ise çeşitler ve inkubasyon zamanı uygulamalarının ortalamaları istatistiki olarak önemli bulunmuştur. Çeşitler arasında en düşük IVNDFS değerine, Kubilay-82 çeşidinde (%23.26) saptanmıştır. Denemede inkubasyon zamanının 12 saatten 48 saate çıktığında IVNDFS değerinin paralel olarak azaldığı ve en düşük değerin 48 saat uygulamasından (%19.17) elde edildiği görülmüştür. Ayrıca, araştırmanın 2. yılındaki ortalama IVNDFS değerinin (%24.23), 1. yıla göre daha düşük (%38.99) bulunduğu da tespit edilmiştir. Çizelge 4. Yaygın fiğde farklı inkubasyon zamanlarında elde edilen IVNDFS (%) değerleri Yıllar (2003) Yıllar (2004) İnkubasyon zamanı Çeşitler 24 s 36 s 43.23 bc 37.90 def Kubilay-82 45.68 ab 40.90 cd Selçuk-99 44.78 ab Uludağ 48.00 a Özveren Ortalama 12 45.85 ab* 46.08 a İnkubasyon zamanı Ort. 12 s 24 s 36 s 48 s Ort 38.91 34.00 24.55 19.38 18.63 24.14 b 37.28 ef 30.60 ıj 38.61 34.18 22.03 18.85 18.00 23.26 c 39.73 de 36.70 efg 32.25 hı 38.36 34.53 22.85 19.50 19.43 24.08 b 43.43 bc 35.03 fgh 33.80 ghı 40.06 36.23 26.60 21.43 20.63 26.22 a 38.99 34.73 a 24.01 b 41.82 b 36.73 c 48 s 28.65 j 31.33 d 19.79 c 19.17 c 24.43 2003 yılı: yıl, inkubasyon zamanı (LSD, 1.619) ve ÇxİZ Int (LSD 3.237) 2004 yılı: yıl; inkubasyon zamanı ve çeşitler önemli (LSD, 0,8113) * Aynı sütün içerisindeki farklı harf grubu ile gösterilen ortalamalar, LSD (%5)’e göre farklıdır. 4. Tartışma Denemede kullanılan farklı yaygın fiğ çeşitlerine ait KM verimleri ile HP oranları Çizelge 2 verilmiştir. Söz konusu çizelgeden görüleceği üzere, KM verimleri bakımından yaygın fiğ çeşitlerinin yıllara göre farklılık gösterdikleri (P<0.05), Kubilay-82 ve Özveren çeşitlerinin 2 yıllık ortalamalar söz konusu olduğunda diğer çeşitlere göre daha yüksek KM verimine sahip olduğu tespit edilmiştir. Yıllara bakıldığında ise araştırmanın 2. yılına ait KM verimleri (416 kg/da), 1. yıla göre (732 kg/da) düşük bulunmuştur. Araştırmanın 2. yılına ait Mart ve Nisan aylarındaki yağış miktarının düşük olması (Çizelge 1), bitki gelişimini olumsuz etkilemiş, bu da birim alandaki KM veriminin olumsuz yönde etkilenmesine yol açmıştır. Nitekim, Caballero (1984), fiğ ve diğer tek yıllık baklagillerde kuru ot veriminin, yarı kurak koşullarda Mart, Nisan ve Mayıs dönemindeki yağış miktarı ve dağılımı ile yüksek oranda ilişkili olduğunu ifade etmiştir. Avcıoğlu ve ark. (1999), yem bitkilerinde büyüme ve gelişme dönemi ilerledikçe yeşil ot veriminin özellikle de KM birikimini artırdığını, buna karşılık kaliteyi olumsuz yönde etkileyen unsurların da yükseldiğini bildirmişlerdir. Yaygın fiğde, Çukurova bölgesi gibi sahil kesimlerde 407-801 kg/da arasında kuru ot alınabileceği çeşitli araştırıcılar tarafından bildirilmektedir (Yücel ve ark. 2007; Yücel ve ark. 2008). Çizelge 2’de görüleceği üzere, KM verimleri bakımından araştırmanın 1. yılı ve iki yılı birleştirilmiş ortalamalarda çeşitler arasında istatistiki olarak önemli farklılıkların görülmesinin yanısıra, yıl x çeşit interaksiyonu da önemli bulunmuştur. Farklı yıl ve genotiplerle yapılan çalışmalarda kuru ot verimi bakımından yıl x çeşit interaksiyonun önemli bulunduğu çeşitli araştırıcılar tarafından da 5 Çukurova Koşullarında Yetiştirilen Bazı Yaygın Fiğ (Vicia sativa L) Çeşitlerinin İn Vitro Yem Sindirilebilirliği Üzerine Farklı İnkubasyon Zamanlarının Etkisi bildirilmektedir (Yücel ve ark. 2004; Yücel ve ark. 2008). Denemede HP oranı bakımından 2 yıllık ortalamalara göre çeşitler arasında çok büyük farklılıkların olmamasına karşın, Kubilay-82 çeşidinin en yüksek HP değerine (%19.65) sahip olduğu görülmüştür. Araştırmanın 2. yılındaki HP oranının (%21.42) 1. yıla göre (%17.23) yüksek olduğu da saptanmıştır. Araştırmanın 2. yılının Mart ayındaki yağışların, bitki büyümesi ve gelişmesi için yetersiz olması, bitkilerin 1. yıla göre daha az gelişmesine ve bitkilerde daha az KM birikimi olması, diğer bir ifadeyle daha az sindirilemeyen maddelerin oluşması nedeniyle HP gibi kalite değerlerinin yüksek olmasına yol açmıştır. KM verimi ile HP oranı arasında negatif bir ilişkinin olduğu Yücel ve ark. (2004) ile McDonalds ve ark. (1984) tarafından da bildirilmiştir. Yaygın fiğ ile farklı ekolojilerde ve genotiplerle yapılan çalışmalarda HP düzeylerinin %16.5-26.5 arasında değiştiği bildirilmiştir (Gohl, 1981; Caballero ve ark.,1995; Avcıoğlu ve ark., 1999; Pinkerton ve Pinkerton, 2000; Alzueta ve ark., 2001; Hadjipanayioou ve Economides, 2001; Geren ve ark. 2003; Yücel ve ark., 2004). Araştırmada elde edilen HP oranlarının daha önce yapılan çalışmalarla benzerlik gösterdiği saptanmıştır. Yemlerin sindirilme derecesi bitkinin yaşlanması sonucu ham selüloz ve lignin miktarının artmasına bağlı olarak azalmaktadır (Wilson ve ark., 1991; Van Soest, 1994). Çeşitli bitkilerde hasat zamanının gecikmesiyle kuru madde sindirilme derecesindeki düşüşün 3 ile 6 g/gün arasında olduğu bildirilmiştir (Buxton ve Homstein, 1986). Vejatatif dönemde bulunan bitkinin ham protein içeriği olgunlaşmış ve büyümesini tamamlamış bitkilerden daha yüksektir. Bitki olgunlaştıkça yaprakların sap kısmına olan oranını azaltmakta ve olgunlaşmayla birlikte ham protein içeriği de azalmaktadır (Buxton, 1996). Yaygın fiğde farklı inkubasyon zamanlarında elde edilen IVKMS değerleri (%) Çizelge 3’de gösterilmiştir. IVKMS’ye bakıldığında inkubasyon zamanlarının artırılmasının IVKMS değerlerinde bir artış sağladığı görülmüştür. Yemlerin IVKMS değerleri, araştırmanın 1. yılında inkubasyon süresinin artışına bağlı olarak artmış, en yüksek değerin 48 saat uygulanmasından elde edildiği, 6 2. yılda ise IVKMS değerinin 36 saatten sonra düşüş gösterdiği belirlenmiştir. Yemlerin ortalama IVKMS değerleri 1. yıl, %49.13, 2. yıl ise %67.61 olarak saptanmıştır. Araştırmanın 2. yılındaki IVKMS değerlerinin 1. yıla göre daha yüksek olmasının 2. yılda biçim dönemindeki bitkilerin gelişim dönemleri ile ilgili olduğu düşünülmektedir. 2. yıldaki iklim koşullarının bitki gelişimini etkilediği ve bitkilerin 1. yıla göre daha az gelişim gösterdiği ve bunun da daha az sindirilemeyen (lignin gibi) maddelerin birikmesine neden olduğu görülmüştür. Denemede IVKMS değerlerinin çeşitlere göre de değişiklik gösterdiği saptanmış, 1. yıl değerlerine bakıldığında Selçuk-99, 2. yıl verilerine bakıldığında da Kubilay-82 çeşidinin IVKMS içeriklerinin (sırasıyla %50.69 ve %68.97) diğer çeşitlere göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu durum söz konusu çeşitlerdeki ligninleşmenin daha düşük olduğunu ve dolayısıyla da sindirimin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Yemlerin protein içeriğinin artması, IVNDFS içeriğinin düşmesine neden olmaktadır. Denememizde Kubilay-82 çeşidinin HP değerinin diğer yaygın fiğ çeşitlerine göre yüksek olması, IVNDFS içeriğinin düşük olmasına neden olmuştur. Bitki hücresinde bulunan karbonhidratların yapısı çok çeşitlilik gösterir. Bu yapıda şeker, nişasta, pektin, hemiselüloz, selüloz ve lignin bulunur (Sniffen ve ark., 1994). Bu karbonhidratların bitki içersindeki miktarları bitki çeşidine, bitki aksamına (kök, gövde, yaprak ve meyve), bitki olgunluğuna, hasat zamanı, kimyasal ve fiziksel muameleye göre farklılık arz eder. Yaygın fiğde farklı inkubasyon zamanlarında elde edilen IVNDFS (%) değerlerine bakıldığında (Çizelge 4), inkubasyon süresi uzadıkça IVNDFS değerlerinde bir düşme olduğu görülmüştür. Fiğ gibi yem bitkilerinde ruminantlara enerji sağlayan yapısal karbonhitratlar, NDF sindirilebilirliği ile ilişkilidir. Genel görüş, ligninin sindirilebilir selülozun oranını azalttığıdır (Rebole ve ark., 2004). Yemlerin yapısında yer alan ve sindirimi yavaşlatan NDF ve ADF düzeylerinin artması, fiziksel olarak hayvanın tokluk hissetmesine neden olarak, hayvanların yem tüketimini sınırlamaktadır. Hasat zamanın gecikmesiyle gaz üretiminde meydana gelen azalma başta C.YÜCEL, T.AYAŞAN ham proteindeki azalma yanı sıra hücre duvarını oluşturan ve mikroorganizmalar tarafından sindirimi zor olan ham sellüloz, NDF, ADF ve ADL gibi unsurların artmasının bir sonucudur. Yapılan birçok çalışmada zamana bağlı gaz üretimleri NDF, ADF ve ADL gibi hücre duvarını oluşturan unsurlar arasında negatif bir ilişki olduğu bildirilmektedir (Traxler ve ark., 1998; Larbi ve ark., 1998; Karabulut ve ark. 2006). 5. Sonuç Ele alınan sonuçlar değerlendirildiğinde, KM verimleri ve HP oranlarının çeşitlere ve yıllara göre farklılk gösterdiği, Kubilay-82 ve Özveren çeşitlerinin KM verimleri ve HP oranlarının diğer çeşitlerden daha yüksek olduğu görülmektedir. IVKMS bakımından çeşitler ve inkübasyon süreleri bakımından farklılıkların görüldüğü, inkübasyon süresi artıkça kuru madde sindirilebilirliğin genelde artığı ve en yüksek değerlerin 48 saat uygulamasında elde edildiği, ancak araştırmanın 2. yılında 36 saat uygulamasından sonra ortlamaların azaldığı saptanmıştır. IVNDFS bakımından inkübasyon süreleri arasında önemli farklılıkların görüldüğü, inkübasyon süresi artıkça NDF sindirilebilirliğin azaldığı ve en düşük değerlerin 48 saat uygulamasında elde edildiği saptanmıştır. Yemin IVKMS ile IVNDFS ortalamaları çeşitlere göre değişmekle birlikte, çeşitler arasında çok büyük bir farklılığın olmadığı ancak yıllar arasındaki farklılığın daha çok çevre koşullarında kaynaklandığı görülmektedir. Kaynaklar Açıkgöz, E., 2001. Yem bitkileri. Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı Yayın No:182, Vipaş Yayın No:58, Bursa, 633 s. Alzueta, C., Caballero, R., Rebole, A., Trevino, J., Gil, A., 2001. Crude protein fractions in common vetch (Vicia sativa L.) fresh forage during pod filling. Journal of Animal Science, 79, 2449-2455. Ankom Technology, 2004. The ANKOM200 Fiber Analyzer. Fairport, NY. http://www.ankom.com AOAC, 1998. Official methods of analysis. Association of Official Analytical Chemists, Arlington, VA. Avcıoğlu, R., Soya, H., Geren, H., Demiroğlu, G., Salman, A., 1999. Hasat dönemlerinin bazı değerli yem bitkilerinin verimine ve yem kalitesine etkileri üzerinde araştırmalar. Türkiye 3. Tarla Bitkileri Kongresi, 15-20 Kasım 1999, Cilt III Çayır-Mera Yem Bitkileri ve Yemeklik Tane Baklagiller, s:29-34, Adana. Ayaşan, T., 2010. Burçağın (Vicia ervilia L.) hayvan beslemede kullanılması. Kafkas Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi, 16 (1): 167-171. Ayed, M.H., Gonzalez, J.G., Caballero, R., Alvir, M.R., 2000a. Nutritive value of on farm vetch-oat hay. I: Voluntary intake and nutrients digestibility. Annales de Zootechnie, 49, 381-389. Ayed, M.H., Gonzalez, J., Caballero, R., Alvir, M.R., 2000b. Nutritive value of on-farm common vetch-oat hays. II. Ruminal degradability of dry matter and crude protein. Annales de Zootechnie, 49, 391–398. Buxton, D.R., Homstein, J.S., 1986. Cell-wall concentration and components in stratified canopies of alfalfa, birds food trefoil and red clover. Crop Science. 29, 429-435. Buxton, D.R., 1996. Quality related characteristics of forages as influenced by plant environment and agronomic factors. Animal Feed Science and Technology. 40, 109-119. Caballero, R., 1984. Los sistemas agrícolas en Castilla-La Mancha y el lugar de la producción forrajero pratense. Proc. II Jornadas Ganaderas de Castilla-La Mancha. Diputación Provincial de Guadalajara-SINA, Guadalajara, Spain, December 12-14. pp. 205-251. Caballero, R., Haj, Ayed., Galvez, J.F., Hernaiz, P.J., 1995. Yield components and chemical composition of some annual legumes under continental mediterranean conditions. Agriculture Mediterranea, 125, 220-230. Caballero, R., Barro, C., Rebolé, A., Arauzo, M., Hernaiz, P.J., 1996. Yield components and forage quality of common vetch during pod filling. Agronomy Journal, 88, 797–800. Caballero, R., Alzueta, C., Ortiz, L.T., Rodrique, M.L., Baro, C., Rebole, A., 2001. Carbohydrate and protein fractions of fresh and dried common vetch at three maturity stages. Agronomy Journal, 93, 1006-1013. Canbolat, Ö., Bayram, G., 2007. Bazı baklagil danelerinin in vitro gaz üretim parametreleri, sindirilebilir organik madde ve metabolik enerji içeriklerinin karşılaştırılması. Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 21 (1): 3142. Canbolat, Ö., Karaman, Ş., 2009. Bazı baklagil kaba yemlerinin in vitro gaz üretimi, organik madde sindirimi, nispi yem değeri ve metabolik enerji içeriklerinin karşılaştırılması. Tarım Bilimleri Dergisi, 15 (2): 188195. Chowdhurry, D., Tate, M.E., McDonald, G.K., Hughes, R., 2001. Progress towards reducing seed toxin levels in common vetch (V. sativa L.). Proceeding of the Australian Society of Agronmy. The regional institute Ltd. Online Community Publishing. Australia. Düzgüneş, O., Kesici, T., Kavuncu, O., Gürbüz, F., 1987. Araştırma Deneme Metotları. Ankara Üniv Ziraat Fak Yayın No:1021. Ders Kitabı: 295, s.381, Ankara. Erasmus, L.J., Prinsloo, J., Meissner, H.H., 1988. The establishment of a protein degradability data base sources. South African Journal of Animal Science, 18 (1): 23-29. Geren, H., Avcıoğlu, R., Soya, H., 2003. Bazı ümitvar yeni fiğ (vicia sativa l.) çeşitlerinin Ege bölgesindeki hasıl performansları üzerinde araştırmalar. Türkiye 5. Tarla Bitkileri Kongresi, 13-17 Ekim 2003, s:363-367, Diyarbakır. 7 Çukurova Koşullarında Yetiştirilen Bazı Yaygın Fiğ (Vicia sativa L) Çeşitlerinin İn Vitro Yem Sindirilebilirliği Üzerine Farklı İnkubasyon Zamanlarının Etkisi Gohl, B., 1981. Tropical feeds. Feed information summaries and nutrive values. FAO Animal Production and Health Series 12. FAO, Rome, Italy. Hadjipanayiotou, M., Economides, S., 2001. Chemical composition, in situ degradability and amino acid composition of protein supplements fed to livestock and poultry in Cyprus. Livestock Research Rural Development, 13 (6): 2001. http://www.cipav.org. colrrd/lrrd13/6hadjl36.htm. Han, Y., 2010. Diyarbakır koşullarında yetiştirilen farklı baklagil kaba yem kaynaklarının besin değerlerinin ve in vitro kuru madde sindirilebilirliğinin belirlenmesi. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Yeni Teklif Projesi. 2010 Büyükbaş ve Küçükbaş Hayvancılık Proje Değerlendirme Toplantısı, Kemer-Antalya. Karabulut, A., Canbolat, O., Kamalak, A., 2006. Effect of maturity stage on the nutritive value of birdsfoot trefoil (Lotus corniculatus L) hays. Lotus Newsletter, 36 (1): 11-21. Larbi, A., Smith, J.W., Kurdi, İ.O., Raji, A.M., Ladipo, D.O., 1998. Chemical composition rumen degradation and gas production characteristics of some multipurpose fodder trees and shrubs during wet and dry season in humid tropics. Animal Feed Science and Technology, 72, 81-96. Luc, D.H., Thu, N.V., Preston, T.R., 2009. Effect of different levels and sources of crude protein on in vitro digestibility and gas production from rice straw and Para grass. Livestock Research Rural Development, 21 (7): 17. McDonalds, P., Edwards, R.A., Greenhalgh, J.F.D., 1984. Animal Nutrition. (3rd Ed), Longman UK group, Essex. England. Özkan, Ç.Ö., 2006. Farklı dönemlerinde hasat edilen bazı baklagil yem bitkilerinin sindirim derecesinin ve metabolik enerji değerlerinin in-vitro gaz tekniği ile belirlenmesi. Yüksek Lisans Tezi. K. Maraş Sütçü İmam Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü. K. Maraş. Özköse, A., Ekiz, H., 2005. Burçak (Vicia ervilia (L.) Willd)’ta ekim zamanının verim ve verim öğeleri üzerine etkisi. Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 19 (37): 13-20. Pinkerton, B., Pinkerton, F., 2000. Managing forages for meat goats. In: Meat goat production handbook. Extension services. College of Agric Forestry and Life Sci, Clemson University. USA. Ramos, E., Alcaide, E.M., Yanez-Ruiz, D., Fernandez, J.R., Sanz Sampelayo, M.R., 2000. Use of different leguminous seeds for lactating goats. Amino acid 8 composition of the raw material and the rumen undegrable fraction. Options Mediter, 74, 285-290. Rebole, A., Alzueta, C., Ortiz, L.T., Baro, C., 2004. Yield and chamical composition of different parts of the common vetch at flowering and two seed filling stages. Spanish Journal of Agriculture Research, 2 (4): 550-557. Sniffen, C.J., O’Conner, J.D., Van Soest, P.J., Fox, D.G., Russell, J.B., 1994. A net carbohydrate and protein system for evaluating cattle diets: II. Carbohydrate and protein availability. Journal of Animal Science, 70, 3562 – 3577. Tilley, J.M.A., Terry, R.A., 1963. A two-stage technique for the in vitro digestion of forage crops. Journal of British Grassland Society. 18:104. Traxler, M.J., Fox, D.G., Van Soest, P.J., Pell, A.N., Lascano, C.E., Lanna, D.P.D., Moore, J.E., Lana, R.P., Vélez, M., Flores, A., 1998. Predicting forage indigestible NDF from lignin concentration. Journal of Animal Science, 76, 1469–1480. Van Soest, P.J., 1994. Nutritional Ecology of the Ruminant (2nd Ed.). Ithaca, N.Y. Cornell University Press. Wilson, J.R., Deinum, H., Engels, E.M., 1991. Temperature effects on anatomy and digestibility of leaf and stem of tropical and temperate forage Species. Netherland Journal of Agriculture Science. 39, 31–48. Yavuz, M., 2005. Bazı Ruminant Yemlerinin Nispi Yem Değeri ve İn vitro Sindirim Değerlerinin Belirlenmesi. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 22 (1), 97-101. Yücel, C., Avcı, M., Yücel, H., Çınar, S., 2004. Çukurova taban koşullarında adi fiğ (Vicia sativa L.) hat ve çeşitlerinin ot verimi ve kalitesi ile ilişkili özelliklerin saptanması. Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü Dergisi, 13 (1-2): 47-57. Yücel, C., Gültekin, R., İnal, İ., Avcı, M., 2007. Bazı Adi fiğ (Vicia sativa ) hatlarının verim ve önemli bazı tarımsal özellikleri. Türkiye VII. Tarla Bitkileri Kongresi, 25-27 Haziran 2007 Erzurum, (Poster Bildiri), 2007. Yücel, C., Gültekin, R., İnal, İ., Avcı, M., 2008. Çukurova koşullarında bazı adi fiğ (Vicia sativa l.) hatlarının verim ve verim karakterlerinin belirlenmesi. Anadolu Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Dergisi, 18 (2): 38-54. Yücel, C., Avcı, M., 2009. Effect of different ratios of common vetch (Vicia sativa L.) - triticale (Triticosecale Whatt) mixtures on forage yields and quality in Cukurova plain in Turkey. Bulgarian Journal of Agriculture Science, 15 (4): 323-332. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 9-19 Türkiye Karantina Listesinde Yer Alan Yazıcı Böcekler (Coleoptera; Scolytidae) Ayşe Yeşilayer1 Sultan Çobanoğlu2 1. Toprak ve Su Kaynakları AraĢtırma Enstitüsü, Tokat, 2. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü DıĢkapı, Ankara Özet: Dünyada ve ülkemizde karantinada yer alan zararlılar oldukça önemlidir. Türkiye‟de 6968 sayılı Zirai Karantina Kanunu‟na bağlı zirai karantina yönetmeliğinde yer alan 66 adet böceğin 28 tanesi ormanlarda zarara neden olurlar ve bunlardan sadece 17‟si Scolytidae familyasına bağlı yazıcı böcek türüdür. Bu makalede Türkiye ormanlarında bulunan ve ülke karantina listesinde yer alan yazıcı böcekler (Scolytidae; Coleoptera) ele alınmıĢtır. Anahtar Kelimeler: Orman, yazıcı böcekler Scolytidae, Coleoptera Abstract: Quarantine pests are very important in the world. There were 66 insects listed in agricultural quarantine regulations in law no. 6968 in Turkey, 28 of there are causing damage in the Turkey forests. Among them 17 scolytid species. The bark beetles listed in the forest quarantine list of Turkey were discussed in this paper. Key Words: Coleoptera, Scolytidae, quarantine 1. Giriş Ülkeler ve Bölgesel Bitki Koruma Organizasyonları karantina listelerini oluĢturmak, bitki sağlığı düzenlemeleri yapmak ve spesifik zararlılar ve malların oluĢturduğu risklerin değerlendirilmesi ve yönetilmesi için karantinaya ihtiyaç duymaktadırlar. Ülkeler bitki sağlığına iliĢkin olarak kendi bünyelerinde Zararlı Risk Analizlerini baĢlatmak (ZRA), yürütmek ve yönetimi amacıyla tavsiyelerde bulunmakla sorumlu olan birimler kurmuĢlardır. Bu birimleri kuran ve etkin bir Ģekilde çalıĢtıran A.B.D, Kanada, Ġngiltere, Hollanda gibi ülkeler, Bölgesel Bitki Koruma Organizasyonlarının karantina organizma listelerinin oluĢturulmasında, bu organizmalara iliĢkin uluslararası standartların belirlenmesinde ve ayrıca tarımsal ürünlerin ticaretindeki standartların tespitinde daha etkin bir role sahip olmaktadırlar (Anonim, 2009). Ülkemizde ise; Bitki veya bitkisel ürünlerdeki karantina listesinde yer almayan bir zararlı organizmanın teĢhisi durumunda ilgili Karantina Müdürlüğü aracılığıyla Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü Zirai Karantina ve Tohum Hizmetleri Daire BaĢkanlığı 6968 nolu Zirai Karantina Kanununun 15/05/1957 sayılı tüzüğüne göre bilgilendirilir. Bunun içinde bir zararlı organizma bulgusunun öncelikle analizini yapmakla sorumlu Zirai Mücadele AraĢtırma Enstitüsü veya karantina laboratuarındaki konu uzmanları tarafından organizmanın tam teĢhisinin yapılmıĢ olması gereklidir. Tam teĢhisi yapılmıĢ zararlı organizmaya iliĢkin olarak araĢtırmacılardan oluĢmuĢ Zararlı Risk Analiz grubunun hızlı tarama ve zararlı risk analizini yapması çok önemlidir. Hızlı tarama sonuçlarını yorumlamak, acil tedbirler alınıp alınmamasına ve tam bir zararlı risk analizi (ZRA)‟ne gerek olup olmadığına iliĢkin bakanlığa 24 saat, en geç 48 saat içinde tavsiyede bulunmak zorundadır. Ülkemizde bu konuyla ilgili çalıĢmalar yeterli değildir. 1.1 Zirai Karantina: Ülkemizde bulunmayan veya belirli bir alanda bulunan tüm bitki hastalık ve zararlıları ile ithali yasak bitki ve bitki aksamının dıĢ ülkelerden gelerek yurda giriĢ ve yayılıĢını önlemek, ihraç edilecek olan bitki ve bitkisel ürünlerin muayene ve kontrolünü yapmak amacı ile çıkarılmıĢ olan yasal mevzuat ve buna yardımcı olan teknik kontroller bütünüdür. Dünyada ve bizde geliĢen tarım ürünlerinde artan ithalat ve ihracatın ekonomik olarak getirisinin yanı sıra olumsuz etkileri de olmaktadır. Ayrıca; zaman zaman yetersiz karantina uygulamaları yüzünden de ülkeye birçok yeni hastalık ve zararlı giriĢi olmaktadır. Örneğin; Karantinaya tabi ve 9 Türkiye Karantina Listesinde Yer Alan Yazıcı Böcekler (Coleoptera; Scolytidae) sınırlı alanlarda bulunan yazıcı böceklerden Ips sexdentatus (Boern)‟un Türkiye‟de tüm çam ormanlarında, özellikle de Doğu Karadeniz Ladin ormanlarında zarar yaptığı belirlenmiĢ olup sadece bu alanda kayda geçmiĢ zararlarının 1928-1999 yılları itibariyle 1.682.390 m3 olduğu rapor edilmiĢtir (Anonim 2001). Ülkemiz orman açısından oldukça geniĢ bir alana sahiptir (ġekil, 1). Genellikle kıyı bölgelerimizde yoğunlaĢan ormanlık alanımız 20.703.12 hektar olup, bunun %51‟i verimli, %49‟u verimsiz alanlardır (Anonim 2010a). ġekil 1. Türkiye orman varlığı (Anonim 2010b). Ülkemiz ormanlarında, böcek, mantar ve diğer canlıların (Parazit bitkiler, omurgalı hayvanlar vs.) meydana getirdikleri zararlar içerisinde, böceklerden kaynaklanan kayıplar önemli yer tutmaktadır. Bu nedenle ülkemizde orman zararlıları ile mücadele çalıĢmaları daha çok zararlı böceklerle mücadele konusunda yoğunlaĢmaktadır. Böcekler hayvanlar aleminin sayı bakımından en büyük gurubunu oluĢtururlar. Üreme kapasiteleri, çok yüksek olup kısa zamanda çoğalarak bütün bir ormanı tehdit edebilirler. (Anonim, 2006). Ülkemizde feromon tuzaklar kullanılarak zararlı böceklerin kitle halinde yakalanması yöntemi, orman alanlarında 1982 yılında baĢlamıĢ ve kabuk böceklerine karĢı baĢarılı sonuçlar alınmıĢtır (Serez, 1987). Orman ürünlerinin ithalat ve ihracatta önemli bir yeri vardır. Bununla ilgili olarak da yurda giriĢ ve çıkıĢı olan orman ürünleriyle ilgili karantina yönetmeliği uygulanmaktadır. Karantina açısından zararlı organizmalardan bazıları ya tamamen yoktur ya da sınırlı olarak bulunur ve ithale mani teĢkil eder. 6968 sayılı kanunun dayandığı karantina yönetmeliğine göre Türkiye‟de bulunmayan (A) ve Türkiye‟de varlığı sınırlı olarak bilinen (B) böcekler çizelge 1‟de verilmiĢtir. Çizelge 1. Türkiye Karantina Yönetmeliğinde yer alan ithale mani yazıcı böcek türleri Varlığı Bilinmeyen Türler Varlığı Sınırlı Türler Ips calligraphus Germar Dendroctonus micans Kugelann Ips cembrae Heer Ips acuminatus (Gyllenhal) Ips confusus Leconte Ips sexdentatus (Boerner) Ips grandicollis (Eichhoff) Ips lecontei Swanie Ips paraconfusus Lanier Ips plastographus (LeConte) Ips pini (Say) Dendroctonus adjunctus Blandford Dendroctonus brevicornis Leconte Dendroctonus frontalis Zimmermann Dendroctonus ponderosae Hopkins Dendroctonus rufipennis (Kirby) Dendroctonus pseudotsugae Hopkins 10 A.YEġĠLAYER, S.ÇOBANOĞLU 2. Türkiye’de Varlığı Bilinmeyen ve İthale Mani Teşkil Eden Zararlı Organizmalardan Yazıcı Böcekler (Coleoptera; Scolytidae) (A) 2.1 Ips calligraphus Germar Sinonimi: Bostrichus calligraphus Germar Ips ponderosae Swaine Ips interstitialis (Eichhoff) Kısa tanımı ve zarar şekli: Ergin 3.5-6 mm boyunda, vücudunun her iki tarafında 6 tane diĢ Ģeklinde çıkıntı vardır (ġekil, 2). Ağacın kabuk (floem) kısmında beslenir. Ölü ya da yeni kesilmiĢ ağaçların ana zararlısıdır. Erginler Blue-stain (Ceratocystis laricicola Redfern & Minter) fungusunu taĢır (Yearian et al. 1972). 2.2 Ips cembrae Heer Sinonim: Bostrichus cembrae Heer Kısa tanımı ve zarar şekli: Erginleri 4-6 mm boyunda siyahımsı renktedir. Sekonder zararlıdır, ağaçta 10 cm uzunluğunda ana galeri ve düzensiz yan galeriler açar (ġekil,3) I. cembrae I. calligraphus gibi Blue-stain (C. laricicola) fungusunun taĢıyıcısıdır (Schneider 1977, Redfern et al 1987, Yamaoka et al. 1988). Kabuk altında ana galeriye dik yan galeriler açarlar, yeni ya da zayıf ağaçlarda zarar verirler. Almanya‟da karaçamlarda oldukça büyük zararlar vermiĢtir (Elsner, 1997). Seconder zararlıdır, blue-stain fungusu ( Ceractocystis laricicola)‟nun vektörüdür (Redfern et al. 1987, Yamaoka et al. 1988). ġekil 3. Ips cembrae (Heer) ergin ve zarar Ģekli (Anonymous 2010o). ġekil 2. Ips calligraphus Germar ergini ve açtığı galeriler (Anonymous 2010 n). Not: Türlerin sinonimleri için http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.html. adresinden yararlanılmıĢtır. Konukçuları: 16 farklı çam türünde zararlıdır. P. palustris Mill, P. echinata Mill. (Connor and Wilkinson 1983). Ayrıca, Güney Amerika‟da çam türlerinden P. elliottii and P. taeda, ve P. echinata „nın ana zararlısı olarak tespit edilmiĢtir (Furniss and Carolin 1977, Wood 1982). Dağılımı: Philipinler, Kanada, Meksika, USA, Gürcistan, Küba, Guetemala, Honduras (Browne, 1979). Konukçuları: Ana konukçusu Larix türleridir, ayrıca, Pinus sylvestris,Pinus sibirica, Pinus koraiensis, Picea spp. ve Abies spp.‟dir. Dağılımı: Avusturya, Hırvatistan, Fransa, Sırbistan ve Karadağ, Almanya, Polonya, Ġtalya, Hollanda, Slovakya, Rusya, Romanya, Ġsviçre ve Ġngiltere (Luitjes, 1974). 2.3 Ips confusus Leconte Sinonim: Tomicus confusus (LeConte) Kısa tanımı ve zarar şekli: Ergin 3-5.5 mm boyunda sarı, kahve ve siyah renktedir. Ağacın floem-kambiyum bölgesinde zarar verir (ġekil, 4). Ana galeri Y Ģeklinde, yan galeriler buna paraleldir (Amman et al. 1985). 11 Türkiye Karantina Listesinde Yer Alan Yazıcı Böcekler (Coleoptera; Scolytidae) Dağılımı: I. grandicollis Florida‟da çamların olduğu bölgede tespit edilmiĢtir, ayrıca Kanada ve Amerika‟da da kaydedilmiĢtir (Eickwort et al, 2006, Anonymous, 2010c). ġekil 4. Ips confusus (Leconte) ergin ve zarar Ģekli (Anonymous 2010o). Konukçuları: Genellikle çamlarda zararlıdır. Cane et al. (1990) göre, diĢileri için özellikle pinyon çamları (Pinus edulis ve P. monophylla) cezbedicidir ve erkeklerde bu sayede burada toplanırlar ( Anonymus 2010b). Dağılımı: Meksika, Güney Batı Amerika (Arizona, Kalifornya, Kolorado, Nevada, New Meksika, Oregon, Teksas, Utah, Wyoming) (Anonymous, 2010b). 2.4 Ips grandicollis (Eichhoff) Sinonimi: Ips chagnoni Swaine Ips cloudcrofti Swaine Tomicus grandicollis Eichhoff Kısa tanımı ve zarar şekli: Ergin 3-5.5 mm boyunda sarı, kahve ve siyah renktedir (ġekil, 5). Sekonder zararlı olarak konukçusunda 1438 cm uzunluğunda çatal Ģeklinde ana galeri açarlar (Anonymous, 2010c). 2.5 Ips lecontei Swanie Kısa tanımı ve zarar şekli: Ergin 3-5.5 mm boyundadır (ġekil 6). Sekonder zararlıdır, açtıkları galeriler ters “Y” görünümündedir (Wilkinson 1963, Furniss and Carolin 1977). ġekil 6. Ips lecontei Swanie ergin ve zarar Ģekli (McMillin and. DeGomez , 2008). Konukçuları: Meksika‟daki çamlarda ana konukçu olarak Pinus panderosa‟da kaydedilirken aynı zamanda P. pseudostrobus üzerinde de zararlı olduğu rapor edilmiĢtir. I. lecontei Amerika‟nın belirli kısımlarında (merkez ve güney Arizona) Pinus ponderosa‟da zararlı bir tür olduğu rapor edilmiĢtir (Massey and Rodriguez Lara, 1967). Dağılımı: Meksika, Amerika, Guetemala, Honduras (Anonymous, 2010d). 2.6 Ips paraconfusus Lanier Kısa tanımı ve zarar şekli: Erginleri 4-6 mm boyundadır. Ana galeri 3 koldan oluĢan tipik çatal Ģeklindedir (ġekil, 6). Çok yoğun populasyonlarda ağaçların ölümüne neden olur (Furniss and Carolin, 1977). Konukçuları: Konukçuları genellikle çamlar olmakla birlikte, spesifik bir konukçusu yoktur (Anonymous, 2010b). Dağılımı: Amerika (Kaliforniya ve Oregon)‟da bulunduğu rapor edilmiĢtir (Anonymous, 2010b). ġekil 5. Ips grandicollis (Eichhoff) ergin ve zarar Ģekli (Anonymous, 2010p). Konukçuları: Ana konuçu Pinus türleridir. Amerika‟da, Pinus echinata, P. elliottii, P. palustris, P. taeda, P. virginiana; Karayipler‟de, P. caribaea, P. cubensis, P. kesiya, P. maestrensis, P. oocarpa ve P. tropicalis; ve Avustralya‟da, ise P. elliottii, P. pinaster, P. radiata ave P. taeda üzerinde bulunmuĢtur (Anonymous, 2010c). 12 2.7 Ips plastographus (LeConte) Sinonim: Tomicus plastographus LeConte Kısa tanımı ve zarar şekli: Erginleri 4-6 mm büyüklüğündedir. Ana galeriye paralel açtıkları yan galeriler 5cm uzunluğundadır (ġekil, 7).Yeni kesilmiĢ ya da zayıf ağaçlarda zarar yapar (Bright and Stark 1973). Konukçuları: I. plastographus‟un çoğunlukla ibrelilerden Pinus contorta‟da ve çok nadir A.YEġĠLAYER, S.ÇOBANOĞLU olarakta P. ponderosa’da zarar yaptığı bildirilmiĢtir (Anonymous, 2010e). Dağılımı: Kanada ve Amerika (Anonymous, 2010e). 2.8 Ips pini (Say) Sinonim: Bostrichus pini Say Ips laticollis Swaine Ips oregonis (Eichhoff) Kısa tanımı ve zarar şekli: Erginleri 3.5-4.2 mm boyundadır. Elytranın her iki tarafında 4 tane diĢ Ģeklinde çıkıntı bulunur. Scutellum geniĢ ve düzdür. I. pini ana galeriye paralel X ya da Y‟ye benzer uzunlamasına 3 ya da 4 tane yumurta koyma galerisi açar (Bright 1976). I. pini genellikle ölü yada zayıf düĢmüĢ ağaçlarda enfekte olur fakat yoğun populasyonda sağlıklı ağaçlarında ölümüne neden olacak kadar zarar yapabilecekleri belirlenmiĢtir (Poland and Borden, 1994). Konukçuları: I. pini birçok çam türünde (Pinus banksiana, P. contorta, P. flexilis, P. jeffreyi, P. ponderosa, P. resinosa, P. strobus ve P. sylvestris.) bulunmuĢtur. Batı Amerika‟da ladin (Picea) üzerinde kaydedilirken en yaygın olduğu konukçuları P. ponderosa, P. jeffreyi ve P. contorta olduğu belirtilmiĢtir (Anonymous, 2010f). Genellikle birçok Yazıcı böcek türü bluestain fungusunu taĢırken, I. pini Ophiostoma ips ve O. nigrocarpa funguslarının vektörüdür (Raffa and Smalley, 1988). Dağılımı: Kanada ve Amerika (Anonymous, 2010f). 2.9 Dendroctonus adjunctus Blandford Sinonim: Dendroctonus convexifrons Hopkins Kısa tanımı ve zarar şekli: Büyük bir kabuk böceğidir, erginler, 3-8 mm boyunda olabilirler. GiriĢ tüneli genellikle kısadır ve basit tünellerden oluĢur (ġekil, 7). Dendroctonus türleri monagamdır. Konukçusu olduğu koniferlerde açmıĢ oldukları tünellerinin15 cm içeriye kadar uzadığı kaydedilmiĢtir. Lucht et al. (1974), D. adjunctus‟un güney Meksika ve Amerika‟da 1950‟den 1980‟ne kadar salgın yaptığını rapor etmiĢtir. Konukçuları: D. adjunctus Pinus spp.‟lerde zarar yapar, özellikle Meksika‟da P. montezumae ve Güney-batı Amerika‟da P. ponderosa‟da zarar yaptığı belirlenmiĢtir. Ayrıca P. ayacahuite, P. hartwegii, P. leiophylla, P. maximinoi, P. pseudostrobus ve P. rudis üzerinde de bu tür kaydedilmiĢtir. Dağılımı: Meksika, Amerika, Guatemala (Anonymous, 2010g). ġekil 7. Dendroctonus adjunctus (Blandford) zarar Ģekli (Anonymus 2010r). 2.10 Dendroctonus brevicornis LeConte Sinonim: Dendroctonus barberi Hopkins Kısa tanımı ve zarar şekli: D. brevicornis diğer kabuk böceklerinde olduğu gibi sekonder zararlı olmakla birlikte toplu olarak atak yaptığında, normalde koyu yeĢil olan yapraklar, daha sonra limon renginden saman rengine doğru sararır ve en sonunda ise koyu kırmızıya döner (Wood, 1982) (ġekil, 8). ġekil 8. Dendroctonus brevicornis (LeConte) zarar Ģekli (Anonymus 2010s). 13 Türkiye Karantina Listesinde Yer Alan Yazıcı Böcekler (Coleoptera; Scolytidae) Konukçuları: Pinus coulteri ve P. ponderosa‟da bulunmuĢtur (Anonymous, 2010h). Dağılımı: Kanada, Meksika, Amerika (Anonymous, 2010h). 2.11 Dendroctonus frontalis Zimmermann Sinonim: Dendroctonus arizonicus Hopkins Kısa tanımı ve zarar şekli: Erginler 3mm boyunda koyu kahve renkli ve silindirik Ģekillidir (ġekil 9). AçmıĢ oldukları ana galeri, yumurta ve larval galerilerin Ģekilleri teĢhiste kullanılır. D. frontalis yumurta niĢleri sıralı olarak floemin yanında kambiyumla iliĢkide olacak Ģekildedir, her galeride yaklaĢık 40 niĢ ve her bir niĢte sadece 1 yumurta bulunur (Miller & Keen, 1960). Enfekte olan ağaçlar koyu kızıl renge dönerken, yumurta galerilerinin bulunduğu kabuk kısmında dıĢarı doğru reçine Ģeklinde akıntı yapar ve kabuklarda çatlama meydana gelir (Anonymous, 2010i). ġekil 9. Dendroctonus frontalis (Zimmermann)‟in ergini (Ferro 2006). Konukçuları: Pinus spp.‟lerde zarar yapar. Özellikle Amerika ve Karayiplerde P. taeda, P. echinata, P. elliottii, P. virginiana, P. rigida, P. palustris, P. serotina, P. pungens‟de zararlıdır (Anonymous, 2010i). Dağılımı: Ġsrail, Meksika, Amerika, Karayipler (Anonymous, 2010i). 2.12 Dendroctonus ponderosae Hopkins Sinonim: Dendroctonus monticolae Hopkins Kısa tanımı ve zarar şekli: Erginler 4-7.5 mm boyunda, silindir Ģeklinde siyah renklidir (ġekil 10). Konukçusu olduğu Pinus contorta‟da yeĢil olan ağacın solduğunu, ibrelerin yeĢilden koyu turuncuya döndüğü görülmüĢtür. D. ponderosae’nın zararı sonucunda enfekte olan ağacın öldüğü tespit edilmiĢtir (Anonymous, 2010j). ġekil 10. Dendroctonus ponderosae (Hopkins) ergin ve zarar Ģekli (Anonymous, 2010Ģ). Konukçuları: Ana konukçusu Pinus contorta ve P. ponderosa‟dır. Bunların yanı sıra P. aristata, P. balfouriana, P. coulteri, P. edulis, P. flexilis, P. monophylla çam türlerinde de kaydedilmiĢtir (Anonymous, 2010j). Pinus contorta‟da yeĢil olan ağacın solduğunu, ibrelerin yeĢilden koyu turuncuya döndüğü görülmüĢtür. D. ponderosae’nın zararı sonucunda enfekte olan ağacın öldüğü tespit edilmiĢtir (Anonymous, 2010j). Dağılımı: Kanada, Meksika ve Amerika 2.13 Dendroctonus rufipennis (Kirby) Sinonim: Dendroctonus borealis Hopkins Dendroctonus engelmanni Hopkins Dendroctonus piceaperda Hopkins Dendroctonus similis LeConte Hylurgus rufipennis Kirby Kısa tanımı ve zarar şekli: D. panderosa’ya benzer, erginin elytrası kırmızımsı kahvedir, ilk pupadan çıkınca ise elytra açık kahve renkli olarak görülür, 4-6 mm boyundadır. (ġekil 11) Ladinlerin önemli zararlısıdır. mayıs ayının sonlarında baĢlayan zararları hazirana kadar devam eder. Böcek zararından 1-2 yıl sonrasında yapraklar sarıdan kızıl kahveye döner. Açtıkları galeri 24cm civarındadır, galeriler içinde böceklerin beslenme sonucunda oluĢturduğu talaĢlar görülür. Toplu ataklar sonucunda açmıĢ oldukları yoğun galeriler sonucunda ağaçların kuruyarak öldüğü belirlenmiĢtir (Schmid and Frye 1977). ġekil 11. Dendroctonus rufipennis (Kirby)‟in ergin ve açmıĢ olduğu galerilerdeki zararı (Anonymous 2010t). 14 A.YEġĠLAYER, S.ÇOBANOĞLU Konukçuları: D. Amerika‟da Ladin bulunmuĢtur. Dağılımı: Amerika, (Anonymous, 2010k). rufipennis kuzey (Picea spp.)‟lerde Kanada, omorika ve P. pungens‟de de zararlı olduğu rapor edilmiĢtir (Grégoire, 1988). Meksika 2.14 Dendroctonus pseudotsugae Hopkins Kısa tanımı ve zarar şekli: Erginleri 4-7 mm boyunda, elytranın üstü siyah, koyu kahveden kırmızımsı değiĢen renklerde olur. Zarar verdiği ağaçların yaprakları sararır ve kırmızmsı kahve renkli olur (ġekil 12), ağacın kabuklarında çatlamalar görülür (Anonymous, 2010l). ġekil 12. Dendroctonus pseudotsugae (Hopkins)‟nın ergini ve açmıĢ olduğu galeriler (Anonymous 2010u). Konukçuları: Ana konukçusu Pseudotsuga menziesii (yalancı köknar)‟dir. Nadiren P. macrocarpa, Larix occidentalis ve Tsuga heterophylla‟da zarar yapsada bunları konukçu olarak tercih etmemektedir (Anonymous, 2010l). Dağılımı: Amerika, Kanada, Meksika (Anonymous, 2010l). 3.Türkiye’de Sınırlı Olarak Bulunan ve İthale Mani Teşkil Eden Orman Zararlıları 3.1 Dendroctonus micans Kugelann (B) Sinonim: Bostrichus micans Kugelann Hylesinus lingiperda Gyllenhal Hylesinus micans Ratzeburg Kısa tanımı ve zarar şekli: Ergin 6-8 mm boyundadır. Koyu kahve renklidir (ġekil 13) Enfekte olmuĢ ağaçlarda reçine akıntısı görülür. Böceklerin açmıĢ olduğu galerilerin yoğunluğuna göre enfekte olan ağaçlar birkaç ay ya da yıl canlı olarak kalabilir, böcek ataklarının devamında ağaçlarda solgunluk, kırılma ve kabuklarda siyahlaĢma görülür (Bevan and King, 1983, Bevan 1987). Konukçuları: Ana konukçuları P. abies, P. sitchensis ve P. orientalis‟dir, bunların yanı sıra P. breweriana, P. engelmannii, P. glauca, P. jezoensis, P. mariana, P. obovata, P. ġekil 13. Dendroctonus micans (Kugelann)‟ın ergin ve Picea sp‟de yaptığı zarar (Anonymous 2010ü). Dağılımı: Avustralya, Belçika, Çekoslovakya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Macaristan, Ġtalya, Hollanda, Norveç, Polonya, Romanya, Ġsveç, Ġsviçre, Türkiye, Rusya, Yugoslavya (Grégoire, 1988). 3.2 Ips acuminatus (Gyllenhal) Sinonim: Bostrichus acuminatus Gyllenhal,1827 Tomicus acuminatus Thomson, 1867 Kısa tanımı ve zarar şekli: Ergin 2.8-3.8 mm boyundadır. Vücudunun her iki yanında 3 tane diĢ Ģeklinde çıkıntı bulunur (ġekil 14). Özellikle zayıflamıĢ ağaçların sekonder zararlısıdır, genellikle Pinus sp.‟lerde daha çok zarara neden olur. Ülkemizde 1966- 200 yılları arasında 15 milyon ladinin kurumasında etkili olmuĢtur (Anonymous 2010v) ġekil 14. Ips acuminatus (Gyllenhal)‟un ergini (Anonymous 2010y). Konukçuları: Picea jezoensis, Larix leptolepis, Pinus densiflora, P. koraiensis, P. pentaphylla. Dağılımı: Japonya, Sibirya, Çin ve Kore (Nobuchi, 1974). 15 Türkiye Karantina Listesinde Yer Alan Yazıcı Böcekler (Coleoptera; Scolytidae) 3.3 Ips sexdentatus (Boerner) Sinonim: Dermestes sexdentatus Börner Ips typographus De Geer Bostrichus pinastri Bechstein Tomicus stenographus Duftschmidt Kısa tanımı ve zarar şekli: Erginleri 4.9-7.6 mm büyüklüğündedir. Vücudu uzunlamasına silindirik biçimde olup, elytra kahverengindedir (ġekil 15). Kanat örtülerinin sağrısının yan tarafında 6‟Ģar diĢ bulunmaktadır. 1. diĢin uç kısmı belirgin Ģekilde kalınlaĢmıĢtır. 4. diĢ en uzun diĢ olup, uç kısmı kalınlaĢmıĢ ve 3. diĢ ile birlikte bulunmaktadır (Sarıkaya, 2008). I. sexdentatus kabuk altında açtığı galerilerde blue-stain fungusunu taĢır (Chararas 1962, Lieutier et al. 1989). I. sexdentatus Türkiye‟de Picea orientalis‟de salgın yapmıĢ ve ekonomik zarara neden olmuĢtur (Schimitschek 1939, Schönherr et al. 1983). ġekil 15. Ips sexdentatus (Boerner)‟un ergin ve kabuk altında açmıĢ olduğu galeriler (Anonymous 2010z). Konukçuları: I. sexdentatus kuzey Avrupada Pinus sylvestris, güney Avrupada ise, P. pinaster, P. heldreichii ve P. nigra‟da bulunmuĢtur. Türkiye, Gürcistan ve Güney Rusya‟da Picea orientalis‟detespit edilmiĢtir, bu tür nadiren Larix spp‟lerde de kaydedilmiĢtir (Anonymous, 2010m). Dağılımı: Avustralya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Finlandiya, Almanya, Makedonya, Norveç, Yunanistan, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, Ġspanya, Ġsveç, Ġsviçre, Solvakya, Ġngilter, Ukrayna, Türkiye, Kore (Anonymous, 2010m). Ülkemizde türün Karadeniz, Ġç Anadolu, Ege, Akdeniz ve Doğu Anadolu Bölgeleri‟nde Abies nordmanniana subsp. bornmülleriana, A. nordmanniana, Picea orientalis, Pinus brutia, P. nigra ve P. sylvestris‟lerde yayılıĢ yaptığı bildirilmektedir (Defne 1954, Chararas 1966, Tosun 1975, 16 Serez, 1984, Sekendiz, 1991, Yüksel 1998, Yüksel ve ark. 2000, Yüksel ve ark. 2005). 4. Sonuç ve Tartışma Orman zararlılarında makroskobik teĢhis genellikle açmıĢ oldukları delikler ve galerileri yoluyla yapılabilir. Mikroskobik teĢhis ise zararlının teĢhis anahtarı yardımıyla morfolojik karakterlerinden faydalanarak teĢhisinin yapılması esasına dayanır. Kabuk böceklerinin ortak özellikleri; kabuk altındaki floem (phloem) tabakasında veya odunda galeriler açmalarıdır. Avrupa‟da Ladin ormanlarında önemli zararlar yapan Ips typographus L.isimli kabuk böceği de ilk olarak 1984 tarihinde Artvin‟de Türkiye böcek faunasına girmiĢ olup, 14 yıllık bir dönemin ardından 1998 yılında 170 bin hektar alana yayılmıĢ ve Artvin Orman Bölge Müdürlüğündeki Ladin ormanlarında 100 hektarlık alanda yaptığı kitle üremesi sonucu önemli zararlara sebep olmuĢtur (Anonim, 2001). Yine karantina listelerimizde yer alan I. sexdentatus‟un ormanlarda yaygın olarak bulunduğu ve önemli zararlara yol açtığı belirlenmiĢtir. Türkiye’de orman kaynaklarının korunmasında; orman yangınları ve böcek zararı en önemli sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır (Geray,1998). Bunun dıĢında Türkiye‟de kabuk böcekleri, göknar, ladin ve çam ağaçlarının bulunduğu ormanlık alanlarda zarar yapmakta ve ekonomik kayıplara yol açmaktadırlar (Öymen, 1992; Yüksel, 1996; Yüksel, 1998; Öymen ve Selmi, 1997; Çanakçıoğlu ve Mol, 1998; Selmi, 1998). Böcekler ve konukçuları farklı ekolojik faktörlerle olumlu veya olumsuz bir iliĢkileri vardır. Bu iliĢki bazen kabuk böceklerinin kitlesel üreme yapmalarına neden olmakta ve böylece mücadelede zorluklarla karĢılaĢılmaktadır. Dünyada ormanlar için yangın dahil tüm abiyotiklerden daha da tehlikeli bir biyotik mevcudiyetinin olduğu ve bu canlıların lokal iklim koĢullarına göre yaĢam döngülerinin etkileĢimsel iliĢkilerinin değerlendirilmesi gerekir. Böceklerin sonsuz üremelerin ve yayılmalarını sınırlayan abiyotik çevre direnci faktörlerinden en önemlisi iklimin sıcaklık ve nem etkenleridir (Çanakçıoğlu ve Mol 1998). Christiansen ve Bakke (1997) sıcak hava koĢullarının, kuraklılıkla birlikte hassas konukçu ağaçları etkileyerek kabuk böceklerinin A.YEġĠLAYER, S.ÇOBANOĞLU kitle üremesine doğrudan etki yapabildiğini belirtmektedirler. Ips spp. ile genel olarak mücadele ederken gübreleme, sulama ve budamaya dikkat edilmeli, budama artıkları ortamdan uzaklaĢtırılmalıdır. Feromon tuzakları ile doğaya zarar vermeden mücadele yapılabilir. Yine kurulacak meĢcerelerde monokültür kullanılmamalıdır, Aynı türden oluĢan meĢcereler Kabuk böceklerinin çoğalması ve epidemi yapabilmesi için oldukça uygun ortamı oluĢturmaktadır. Ayrıca Kabuk böceği türlerinin doğal düĢmanı olan böceklerin ve böcekçil kuĢların barınabilmesi için ormanda ölü ağaçların bırakılması faydalı olacaktır. Bunun için, Avrupa‟nın kuzeyindeki serin ve ılıman kuĢak ormanları için, dikili ve devrik olarak 20-30 m³/ha ya da birim alandaki toplam ağaç hacminin %3-8‟i kadar uygun bir miktar ölü ağacın ormanda bırakılması Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından önerilmektedir (Anonim, 2007). Yazıcı böcekler sekonder zararlı olmakla birlikte herhangi bir nedenle ormanın zayıf düĢmesi ve ekolojik koĢulların uygun olması durumunda her zaman primer duruma geçerek sağlıklı ağaçları ölümüne yol açabilecekleri nedeniyle de bulaĢık ormanların sürekli izlenmesinin ve böcek çoğalmasını baskı altında tutabilen silvikültürel, biyoteknik yöntemlerin uygulanmasının yanı sıra bu böceklerle ilgili faydalılarının yetiĢtirilerek ormanlara salınıp zararlı böcekleri baskı altına alması sağlanmalıdır. Sonuç olarak; Ormanlarımızda bulunan zararlıları iyi tanımlamak, etmenin zararlı olduğu konukçuları belirlemek, zararlılarla ilgili olarak yapılacak mücadele yöntemini doğru seçmek ve uygulamak, ithalat ve ihracat sırasında karantina önlemlerine uymak ve uygulamak, eğer yeni bir zararlıysa mutlaka zararlı risk analizini yapmak, uygulamak ve bakanlığa bu konuda bilgi vermek, zararlı Karantinaya tabi bir etmense gerekli analizleri yapmak ve öneminin yetiĢtiricilere anlatmak ve bu dalda çalıĢacak uzmanlara gerekli önem ve eğitimi vermek gerekmektedir. Ayrıca bu konu ile ilgili yasal düzenlemeler ile mevcut kanunların titizlikle uygulanması, yasal boĢlukların doldurulması gerekmektedir. Kaynaklar Amman, G. D.; M. D. McGregor; R. E. and Dolph, Jr. 1985. Mountain pine beetle. USDA Forest Service. Forest Insect and Disease Leaflet 2. 11 p. Anonim, 2001. Sekizinci BeĢ Yıllık Kalkınma Planı, Ormancılık Özel Ġhtisas Komisyonu Raporu. DPT: 2531 . ÖĠK: 547, 553 s. Anonim, 2006. http://www.ogm.gov.tr/yangin/z1.htm.. Anonim, 2007. Ölü Ağaçlar-YaĢayan Ormanlar. WWF Teknik Bülteni, 15 s. Anonim, 2009. Zararlı Risk Analizinin GeliĢtirilmesi Eppo Panel Toplantısı (Panel on PRA Development). 14-17 Aralık York/Ġngiltere. Anonim, 2010a. http://www.kuzeymavi.com/firtina/f4.html. Anonim 2010b. http://www.ogm.gov.tr/maps/turkiye/orman1.html. Anonymous, 2010a. Data Sheets on Quarantine Pests, Ips calligraphus. Prepared by CABI and EPPO for the EU under Contract 90/399003, 1-6. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.h tml Anonymous, 2010b. Data Sheets on Quarantine Pests, Ips confusus and Ips paraconfusus, EPPO quarantine pest Prepared by CABI and EPPO for the EU under Contract 90/399003, 1-5. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.h tml Anonymous, 2010c. Data Sheets on Quarantine Pests, Ips grandicollis EPPO quarantine pest Prepared by CABI and EPPO for the EU under Contract 90/399003, 1-5. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.h tml Anonymous, 2010d. Data Sheets on Quarantine Pests, Ips lecontei EPPO quarantine pest Prepared by CABI and EPPO for the EU under Contract 90/399003, 1-4. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.h tml. Anonymous, 2010e. Data Sheets on Quarantine Pests, Ips plastographus EPPO quarantine pest Prepared by CABI and EPPO for the EU under Contract 90/399003,1-4. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.h tml. Anonymous, 2010f. Data Sheets on Quarantine Pests, Ips pini EPPO quarantine pest Prepared by CABI and EPPOfor the EU underContract90/399003,1-5. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.h tml. Anonymous, 2010g. Data Sheets on Quarantine Pests, Dendroctonus adjunctus EPPO quarantine pest Prepared by CABI and EPPO for the EU under Contract 90/399003, 1-5. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.h tml. Anonymous, 2010h. Data Sheets on Quarantine Pests, Dendroctonus brevicornis EPPO quarantine pest Prepared by CABI and EPPO for the EU under Contract 90/399003, 1-5. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.h tml 17 Türkiye Karantina Listesinde Yer Alan Yazıcı Böcekler (Coleoptera; Scolytidae) Anonymous, 2010i. Data Sheets on Quarantine Pests, Dendroctonus frontalis EPPO quarantine pest Prepared by CABI and EPPO for the EU under. Contract 90/399003, 1-6. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.html Anonymous, 2010j. Data Sheets on Quarantine Pests, Dendroctonus ponderosae EPPO quarantine pest Prepared by CABI and EPPO for the EU under Contract 90/399003, 1-5. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.html. Anonymous, 2010k. Data Sheets on Quarantine Pests, Dendroctonus rufipennis EPPO quarantine pest Prepared by CABI and EPPO for the EU under Contract 90/399003, 1-5. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.html. Anonymous, 2010l. Data Sheets on Quarantine Pests, Dendroctonus pseudotsugae EPPO quarantine pest Prepared by CABI and EPPO for the EU under Contract 90/399003, 1-5. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.html Anonymous, 2010m. Data Sheets on Quarantine Pests, Dendroctonus sexdentatus EPPO quarantine pest Prepared by CABI and EPPO for the EU under Contract 90/399003, 1-3. http://www.eppo.org/QUARANTINE/quarantine.html. Anonymous, 2010n. http://www.forestryimages.org/images/768x512/25160 21.jpg. Anonymous, 2010o. http://www.sl.kvl.dk/Forskning/FagdatacenterSkov/Sko vSundhed/Skader/Insekter.aspx Anonymous, 2010ö. http://www.forestryimages.org/images/768x512/213908 0.jpg. Anonymous, 2010p. http://www.forestryimages.org/images/192x128/21090 69.jpg. Anonymous, 2010r. http://www.forestryimages.org/images/192x128/12414 58.jpg. Anonymous, 2010s. http://www.forestryimages.org/images/192x128/12361 22.jpg.. Anonymous, 2010Ģ. http://byfiles.storage.live.com. Anonymous, 2010t. http://www.animalpicturesarchive.com/Thumb03/thum b-1132897409.jpg.05.2010 Anonymous, 2010u. http://www.forestry.ubc.ca/fetch21/FRST308/lab6/den droctonus_pseudotsugae/boring.jpg.05.2010 Anonymous, 2010ü. http://www.inspection.gc.ca/english/plaveg/pestrava/de nmic/images/denmica.jpg.05.2010 Anonymous, 2010v. http://www.angelfire.com/fl4/yuksel.05.2010 Anonymous, 2010y. http://www.invasive.org/images.05.2010. Anonymous, 2010z.http://www.kaparorganik.com.tr/sub/sayfaici_li nkler/m_36_clip_image.05.2010 Bevan, D. 1987. Forest insects. A guide to insects feeding on trees in Britain. Forestry Commission, Handbook No. 1. HMSO, London, UK. 18 Bevan, D.and King, C.J. 1983. Dendroctonus micans Kug., a new pest of spruce in U.K. Commonwealth Forest Review 62, 41-51. Browne, F.G. 1979. Additions to the scolytid fauna (Coleoptera: Scolytidae) of the Philippines. Philippine Journal of Science 106, 85-86. Bright, D.E. 1976. The insects and arachnids of Canada, Part 2. The bark beetles of Canada and Alaska. Canada Department of Agriculture Publication No. 1576. Information Canada, Ottawa, Ontario, Canada. Bright, D.E.; Stark, R.W. 1973. The bark and ambrosia beetles of California. Coleoptera: Scolytidae and Platypodidae. Bulletin of the California Insect Survey No. 16, pp. 1-169. Cane, J.H., M.W. Stock, D.L. Wood, and S.J. Gast. 1990. Phylogenetic relationships of Ips bark beetles (Coleoptera, Scolytidae): electrophoretic and morphometric analyses of the grandicollis group. Biochem. Syt. Ecol. 18: 359-368. Chararas, C. 1962 A biological study of the scolytids of coniferous trees,. Encyclopedie Entomologique 38. p. Lechevalier, Paris, France. 556p. Chararas, C., 1966. Picea orientalis‟e Arız Olan Ips sexdentatus ve Diğer Kabuk Böcekleri. Ormancılık AraĢtırma Enstitüsü Dergisi, 12(1): 3–37. Christiansen, E and; Bakke, A., 1997. Does drought reallyenhance Ips typographus epidemics?- A Scandinavian perspective, J.C. Grégoire, A.M. Liebhold, F.M. Stephen, K.R. Day, and S.M. Salom, editors, Interating cultural tactics into the management of bark beetle and reforestation pests, Usda Forest Service General Technical Report NE-236, 204-212. Connor, M.D. and Wilkinson, R.C. 1983. Ips bark beetles in the South. Forest Insect & Disease Leaflet 129, U.S. Department of Agriculture Forest Service. Çanakçıoğlu, H. ve Mol, T. 1998. Orman Entomolojisi: Zararlı ve Yararlı Böcekler, Ġ.Ü. Yayın No: 4063, Orman Fakültesi Yayın No: 451, Ġstanbul, 541 s. Defne, M., 1954. Ips sexdentatus Boerner Kabuk Böceğinin Çoruh Ormanlarındaki Durumu Ve Tevlit Ettiği Zararlar. Ġ.Ü. Orman Fakültesi Dergisi, 4(2): 80–91. Eickwort, J.M., Mayfield, A.E. and Foltz, J.L. 2006. Ips Engraver Beetles (Coleoptera: Curculionidae: Scolytinae) Florida Dept. Agriculture & Con. Serv. Division of Plant Industry. Entomology Circular No. 417 May 2006, 4pp. Elsner G 1997 Relationships between cutting time in winter and breeding success of Ips cembrae in larch timber. Mitteilungen der Deutschen Gesellschaft für Allgemeine und Angewandte Entomologie 11, 653– 657. Ferro, M.L. 2006. The Bark and Ambrosia Beetles (Curculionidae: Scolytinae) of Louisiana: An Interactive Web-based Key. Furniss, R.L. and Carolin, V.M. 1977. Western forest insects (Scolytidae, Platypodidae). Miscellaneous Publications, United States Department of Agriculture, Forest Service No. 1339,pp. 1-654. Geray, U., 1998. Orman Kaynakları Yönetimi, DPT Yayını, 115, Ankara. Grégoire, J.C. 1988. The greater European spruce beetle. In: Dynamics of forest insect populations (Ed. by Berryman, A.), pp. 455-478. Plenum Publishing Corporation, New York, USA. A.YEġĠLAYER, S.ÇOBANOĞLU Lieutier, F.,Cheniclet, C. and Garcia, J. 1989. Comparison of the defense reactions of Pinus pinaster and Pinus sylvestris to attacks by two bark beetles (Coleoptera: Scolytidae) and their associated fungi. Environmental-Entomology 18, 228-234. Luitjes J 1974. Ips cembrae, a new noxious forest insect in the Netherlands. Nederlands Bosbouw Tijdschrift 46, 244–246 (in Dutch). Lucht, D.D., Frye, R.H. and Schmid, J.M. 1974. Emergence and attack behavior of Dendroctonus adjunctus near Cloudcroft, New Mexico. Annals of the Entomological Society of America 67, 610-612. Joel D. McMillin, J.D.and. DeGomez, T. E. 2008. Arizona Fivespined Ips, Ips lecontei Swaine, in the Southwestern United States. Revised, December, 2008. US Deparment of Agculture, 8 pp. McMillin, J.D. and DeGomez, T. 2008. Arizona Fivespined Ips, Ips lecontei Swaine, in the Southwestern United States. Forest Insect and Disease Lealeft 116. US Department of Agriculture, Forest Service, 8p. http://www.fs.fed.us/r6/nr/fid/fidls/fidl-116.pdf. Massey, C.L.and Rodriguez Lara, R. 1967. Arizona fivespined engraver. In: Important forest insects and diseases of mutual concern to Canada, the United States and Mexico, Department of Forestry and Rural Development, Ottawa, Canada 219-220. Miller, J.M.and Keen, F.P.1960. Biology and control of the western pine beetle. A summary of the first fifty years of research. Miscellaneous Publications, United States Department of Agriculture No. 800, pp. 1-381. Nobuchi, A. 1974. Studiee on Scolytidae XII . The bark beetles of the tribe Ipini in Japan (Coleoptera). Bull. Gov. For. Exp. Ta. No. 266, 33-60. Öymen, T. 1992. The Forest Scolytidae of Turkey. Ġ.Ü. Orman Fakültesi Dergisi Seri:A, 42: 77-91. Öymen, T and Selmi, E. 1997. The Forest Bark Beetles of Turkey and their Epidemi. In: Proceedings of XI. World Forestry Congress, 13-22 October, 1997 Antalya, Vol. 1 .200p. Poland, T.M.and Borden, J.H. 1994. Attack dynamics of Ips pini and Pityogenes knechteli in windthrown lodgepole pine trees. Journal of Applied Entomology 117, 434-443. Raffa, K.F.; Smalley, E.B. 1988. Seasonal and long-term responses of host trees to microbial associates of the pine engraver, Ips pini. Canadian Journal of Forest Research 18, 1624-1634. Redfern D.B, Stoakley J.T, Steele H and Minter D.W 1987. Dieback and death of larch caused by Ceratocystis laricicola sp. nov. following attack by Ips cembrae. Plant Pathology 36, 467–480. Sarıkaya, O., 2008. Batı Akdeniz Bölgesi Ġğne Yapraklı Ormanlarının Scolytidae (Coleoptera) Faunası. Süleyman Demirel Üniv. Fen Bilimleri Enst., Isparta Orman Mühendisliği Ana Bilim Dalı, yayımlanmamıĢ doktora tezi, 240 s. Sekendiz, O.A., 1991. Abies nordmanniana (Stev.) Spach.‟nın Doğu Karadeniz Bölümü Ormanlarındaki Zararlı Böcekleri Ġle Koruma ve SavaĢ Yöntemleri. OGM Yayınları, Yayın No: 678, Sıra No: 73, 200 s. Schmid, J.M. and Frye, R.H., 1977 Spruce beetle in the Rockies. USDA Forest Service, General Technical Report RM-49 Schneider, H.J. 1977. Exxperience in the control of the large larch bark betle in stands of low vitality. Allgemeine Forst Zeistschrft 32, 1115-116 (in German). Schimitschek, E. 1939. The mass reproduction of Ips sexdentatus Börner in regions of oriental spruce. Zeitschrift für Angewandte Entomologie 26, 545-588. Schönherr, J.; Vité, J.P.and Serez, M. 1983. Monitoring and control of Ips sexdentatus populations by using synthetic pheromone. Zeitschrift für Angewandte Entomologie 95, 51-53. Selmi, E. 1998. Türkiye Kabuk Böcekleri ve SavaĢı, Ġ. Ü. Yayınları, Emek Matbaacılık, Ġstanbul. Serez, M., 1984. Ips sexdentatus SavaĢında Ips typographus‟un Feromon Dispenseri “Ipslure” nin Kullanılması. Karadeniz Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, 1: 35–43. Serez, M., 1987. Bazı önemli kabuk böcekleriyle savaĢta feromonların kullanılma olanakları, Karadeniz Teknik Üniversitesi Dergisi, 10 (1-2) : 99-131. Tosun, Ġ., 1975. Akdeniz Bölgesi, Ġğne Yapraklı Ormanlarda Zarar Yapan Böcekler ve Önemli Türlerin Parazit ve Yırtıcıları Üzerine AraĢtırmalar, Ġstanbul, 200s. Wilkinson, R. C. 1963. Larval instars and head capsule morphology in three souteastern Ips bark beetles. Florida Entomologist 46, 19-22. Wood, S.L. 1982 The bark and ambrosia beetles of North and Central America (Coleoptera: Scolytidae), a taxonomic monograph. Great Basin Naturalist Memoirs 6, 1-1359. Yamaoka Y, Wingfield MJ, Ohsawa M and Kuroda Y (1998) Ophiostomatoid fungi associated with Ips cembrae in Japan and their pathogenicity to Japanese larch. Mycoscience 39, 367–378. Yearian, W.C., Gouger, R.J. and Wilkinson, R.C. 1972. Effects of the bluestain fungus, Ceratocystis ips, on development of Ips bark beetles in pine bolts. Annals of the Entomological Society of America 65, 481-487. Yüksel, B. 1996. Türkiye‟de Doğu Ladini (Picea orientalis (L.) Link.)‟nde zarar yapan böcekler ve bazı türlerin yırtıcı ve parazitleri üzerine araĢtırmalar, Ph.D. Dissertation, KTÜ, Trabzon, 224 pp. Yüksel, B., 1998. Türkiye‟de Doğu Ladini (Picea orientalis (L.) Link.) Ormanlarında Zarar Yapan Böcek Türleri ile Bunların Yırtıcı ve Parazitleri, Doğu Karadeniz rmancılık AraĢtırma Enstitüsü, Teknik Bülten No: 4, VII+143 s. Yüksel, B., Tozlu, G., ġentürk, M., 2000. SarıkamıĢ Sarıçam (Pinus sylvestris L.) Ormanlarında Etkin Zarar Yapan Kabuk Böcekleri ve Bunlara KarĢı Alınabilecek Önlemler. T.C. Orman Bakanlığı Doğu Akdeniz Ormancılık AraĢtırma Müdürlüğü, Teknik Bülten No: 3, Orman Bakanlığı Yayın No: 107, DAOA Yayın No:8, 66 s. Yüksel, B., Akbulut, S., Serin, M., Erdem, M., Baysal, Ġ., (2005). Doğu Ladini, Sarıçam ve Göknar Ormanlarında Rhizophagus depressus (Fabr.) (Coleoptera: Rhizophagidae)‟un BaĢlıca Avları Ġle ĠliĢkileri Ve Biyolojik Mücadeledeki Rolü. Ladin Sempozyumu Bildiriler Kitabı, I. Cilt, 20-22 Ekim 2005, Trabzon, 195-205. 19 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 21-24 Effect of Some Cover Systems on Total and Early Season Yields of Pepper Under The Samsun Province Conditions of Turkey Aydın Apaydın Hayati Kar Onur Karaağaç Black Sea Agricultural Research Institute, Department of Horticultural Plants, 55001 Samsun-Turkey Abstract: This study was conducted to determine effectiveness of some cover systems on the early season yield and total yield of pepper in the Black-Sea region of Turkey between the years 2001–2003. As experiment materials, green pepper cultivar Çetinel 150 which has being grown in the region conventionally, black, yellow and transparent polyethylene covers as well as Agryl were used. Three planting dates, black mulch and low plastic tunnel treatments were combined in different ways and experiments were designed with total 10 treatments and four replications. Growing in open field conditions which was a producer practice was tested in the experiments as a comparison treatment. As a result of the study, maximum yields regarding early, medium, late seasons (9,150-30,470-6,470 tons/ha respectively) as well as maximum total yield (46,110 Tons/ha) were obtained from April 1 planting and Agryl cover combination whereas minimum yields regarding early, medium, late seasons (4,130-19,170-3,680 tons/ha respectively) as well as minimum total yield (26,980 tons/ha) were obtained from May 1 planting which was conventional farmer treatment or comparison treatment. April 1 planting and Agryl cover combination increased the total, early, medium and late season yields 1.70, 2.21, 1.58 and 1.75 fold more comparing to May 1 planting, respectively. Key Words: Pepper, Cover systems, Total yield, Early season yield Samsun İli Şartlarında Bazı Örtü Sistemlerinin Biberin Verim ve Erkenciliği Üzerine Etkisi Özet: Bu araştırma Karadeniz bölgesinde bazı örtü sistemlerinin biberin verim ve erkenciliğine etkisini belirlemek üzere 2001-2003 yıllarında yürütülmüştür. Denemelerde materyal olarak Karadeniz Bölgesinde yetiştirilen Çetinel 150 sivri biber çeşidi, siyah, sarı ve saydam polietilen örtü ayrıca Agryl kullanılmıştır. Çalışmada 3 dikim zamanı, siyah malç ve alçak plastik tünel uygulamaları farklı şekilde kombine edilerek 10 konulu ve 4 tekerrürlü olarak denenmiştir. Açıkta yetiştiricilik deneme konuları arasında bir mukayese kriteri olarak yer almıştır. Elde edilen sonuçlara göre erkenci, orta mevsim ve geççi verim yönünden en yüksek verimler 01 Nisan dikimi+Agryl Örtü uygulamasından elde edilirken en düşük verimler üretici uygulaması olan 1 Mayıs dikimlerinden elde edilmiştir. 01 Nisan dikimi+Agryl Örtü uygulaması 1 Mayıs dikimi uygulamasına göre toplam verimi 1.70 kat, erkenci verimi 2.21 kat, orta mevsim verimini 1.58 kat ve geççi verimi de 1.75 kat artırmıştır 1.58 kat ve geççi verimi de 1.75 kat artırmıştır. Anahtar Kelimeler: Biber, Örtü sistemleri, Verim, Erkencilik 1. Introduction Turkey’s total pepper production is 1.200.000 tons. The most important provinces regarding pepper production in Turkey are Samsun 185.100 tons (15.4%), Bursa 180.900 tons (15.1%), Antalya 110.225 tons (9.2%) and Ġzmir 100.750 tons (8.4%) (Anonymous, 2009). That is Samsun is in the first rank in respect to pepper production in Turkey. Greenhouse cultivation has been developing fast in especially Samsun and Ordu provinces as well as Amasya, Tokat, Giresun, Kastamonu, Sinop, Trabzon, Zonguldak provinces in the Black-Sea region of Turkey. Pepper production has been intensifying during the summer period so pepper prices have been decreasing to a great extent comparing the winter period. That is to say early and late season pepper growing is very important for the pepper similar to other summer vegetables. It was established by the previous investigations in the Black-Sea region that polyethylene mulch treatments had positive effects on the total and early season yields of pepper. On the other hand it was determined by the investigations 21 Effect of Some Cover Systems on Total and Early Season Yields of Pepper Under The Samsun Province Conditions of Turkey conducted in Turkey and foreign countries that Agryl treatment had the positive effects on the total and early season yields of vegetables (Gül and Tüzel, 1990), (Faouzi et al., 1993), (Tekin and Akıllı, 1995). Gül ve Tüzel (1990) declared that Agryl P 17 treatment increased the yield from 2.15 kg to 4.93 kg per parcel for the carrot and from 3.0 kg to 3.9 kg for the lettuce. In addition Agryl treatments increased the average root weight and root length for the carrot and average core weight for the lettuce according to their investigations. Pakyürek at al. (1991) established that black polyethylene mulch treatment increased early season and total yields of the pepper from 18.3 tons to 19.2 tons per hectare and from 79.0 tons to 84.7 tons, respectively. Faouzi at al. (1993) conducted a research on the effects of Agryl treatment on the winter squash. According to results first virus symptoms were observed in the thirty days after the planting in the control plots whereas first virus symptoms were observed in the thirty days after the removing of the Agryl cover from the plots on which Agryl was applied. After the harvest infection rate in the plots on which Agryl was applied was lower at the rate of 50% than the control plots. First harvest date in the plots on which Agryl was applied was 8 days earlier than the control plots. Early season and total yields per each plant in the plots on which Agryl was applied were 640.2 g and 2219 g whereas 539.6 g and 1190 g in the control plots, respectively. Tekin and Akıllı (1995) investigated the effects of different cover materials on the yield and quality of the pickled cucumber grown in the field conditions and they used low plastic tunnel and Agryl P 17 as cover material. As a result of the experiment Agryl P 17 gave the best results in respect to total fruit yield and number. Total fruit yield was 334.06 g in the control plots; 396.68 g in the low plastic tunnel plots and 471.40 g in the Agryl P 17 plots. Türkmen at al. (1995) searched the effects of mulch on green pepper and found that its effect was important. Total and early season yields on mulched plots were 396.2 g/plant, 134.8 g/plant and were 269.0 g/plant, 127.9 g/plant on nonmulched plots, respectively. The effects of mulch 22 on stuff pepper and it was determined that its effect was important. Total and early season yields on mulched plots were 454.9 g/plant, 187.0 g/plant and were 241.7 g/plant, 105.8 g/plant on non-mulched plots, respectively. Apaydın et al.(1996) declared that black mulch and April 1 planting date as well as black mulch and April 15 planting date combinations were the most profitable two treatments in tomato according to their research conducted in the Black-Sea Region of Turkey during the years 1994 and 1995. But they were established that because end of the March and beginning of the April were cold and freezing as well as April 1 planting date was less profitable comparing to April 15 planting date in the Black-Sea Region of Turkey, black mulch + April 15 planting date was advisable for the region farmers and this treatment increased the total and early season yields 1.4 and 22.6 fold more comparing to conventional farmer growing. Kaplan (1998) declared that vegetable growing in different planting dates under the low plastic tunnel was profitable comparing to open field conditions. In addition referencing to Yazgen (1992) he mentioned that the temperature under the plastic tunnel comparing to open conditions was 50C and 150C higher in cloudy days and in sunny days, respectively. This investigation was aimed to determine the effectiveness of polyethylene mulch, Agryl and low plastic tunnel treatments on total and early yields of the pepper which has economic importance in the Black-Sea region of Turkey. 2. Material and Method Agryl P 17 of which thickness was 0.05 mm and light permeability was 74.4% as well as black, yellow and transparent polyethylene covers of which thickness was 0.05 mm and the pepper cultivar Çetinel 150 was used as material in the experiments. Average climatic values during the period in which cover materials were used have been presented in Annex 1. Three planting dates; black, yellow and transparent polyethylene mulch; Agryl P 17 and low plastic tunnel treatments were combined in different ways and the experiments were designed with 10 treatments and with 4 replications. The A.APAYDIN, H.KAR, O.KARAAĞAÇ treatments applied in the experiments were as follow: 1-April 1 planting + Agryl tunnel 2-April 1 planting + transparent polyethylene tunnel 3-April 1 planting + yellow polyethylene tunnel 4-April 1 planting + Agryl cover 5-April 15 planting + Agryl tunnel 6-April 15 planting + transparent polyethylene tunnel 7-April 15 planting + yellow polyethylene tunnel 8-April 15 planting + Agryl cover 9- April 15 planting + black polyethylene mulch 10-May 1 planting (conventional farmer treatment) May 1 planting was used as comparison criteria because it was a conventional farmer treatment. Experiments were established in accordance with randomized complete block design. Plant spacing was 50x75x100 cm. There were two rows in each parcel and 10 plants in each rows. Mulch, Agryl and low plastic tunnels were established in the experiment area in 15 days before the planting and removed in May 1. Height of the low plastic tunnels was 120 cm and tunnel covers were punched so that there were 50 pores per square meter and pore diameter was 1 cm. Harvests were done once a week and yield values were recorded. Obtained results were evaluated by Duncan test statistically. 3. Results and Discussion Seeds were sown at the dates of March 1, March 15 and April 1 and after the sowings seedlings were ready to plant in one month. According to treatments harvests were begun during the end of June- middle of July and were continued up to early period of November. Obtained total yield values varied between 26,980-46,110 tons/ha (Table 1). Generally the yields obtained from April 1 plantings were higher than April 15 plantings and the yields obtained from April 15 plantings were higher than May 1 planting which was conventional farmer treatment as well as comparing criterion in this research. Maximum yield (46,110 tons/ha) was obtained from April 1+Agryl cover treatment; minimum yield (26,980 tons/ha) was obtained from May 1 treatment. End of JuneJuly period has been accepted as early season yield period; August-September months as middle season yield and October as late season yield, respectively. April 1 plantings increased the total, early season and late season yields at the rate of 15 %, 13% and 19% respectively comparing to April 15 plantings. Maximum values (9,150-30,470-6,470 tons/ha) were obtained from April 1 planting +Agryl cover combination in respect to early season, middle season and late season yields; minimum yields (4,130-19,170-3,680 Tons/ha) was obtained from May 1 planting respectively. That is to say April 1 planting +Agryl cover treatment increased the early season, medium season and late season yields 2.21, 1.58 and 1.75 fold more than May 1 planting, respectively (Table 2). The data obtained from this study is similar to the data obtained from Faouzi at al (1993). So April 1 planting and Agryl cover combination is advisable for the region producers. The data about positive effects of Agryl treatment on the total yield and was obtained from this research is in accordance with the data obtained by Tekin and Akıllı (1995), Gül and Tüzel (1990), Faouzi et all (1993). 4. Conclusion April 1 planting and Agryl cover combination has increased the total, early, medium and late season yields 1.70, 2.21, 1.58 and 1.75 fold more, respectively comparing to conventional farmer treatment May 1 planting in the open field conditions for pepper growing in the Black Sea region of Turkey. So April 1 planting and Agryl cover combination is advisable for the region producers. References Anonymous, 2001. Agricultural Structure and Production. Department of Turkish Prime Minister. State Statistic Institute. Apaydın, A. 1998. Effect of polyethylene mulch and low plastic tunnel treatments on early season and total yields of tomato. Journal of Ondokuzmayıs University 1988,13,(2):105-116 23 Effect of Some Cover Systems on Total and Early Season Yields of Pepper Under The Samsun Province Conditions of Turkey Faouzi, E.H., Allah, R.C.,Reyd, G.1993. lnfluence of nonwowens on growing winter courgettes in Southern Morocco. Plasticulture. No:98-1993/2 Gül, A., Tüzel, Y.1990. Effects of non-wowen direct covers in carrot and lettuce production. Plasticulture. No:93 1992/1 Kaplan, N. 1992. The result report on the planting date of tomato in low plastic tunnel. Turkish Ministry of Agriculture. Directorate of Southeast Anatolia Agricultural Research Institute Publication No:1992/7.Diyarbakır.Turkey Pakyürek, A,Y., Abak, K., Sarı, N., Güler, Y. 1991.The effects of soil mulch usage on the early season yield and total yield as well as quality of tomato, pepper and eggplant under the Harran plain conditions of Turkey. Turkey First National Horticultural Congress. Volume ll. Page:165. Ege Uni. Agr. Fac. Bornova. Ġzmir. Turkey Tekin, A., Akıllı, M.1995. Effects of the different cover types on the yield and quality of pickling cucumber. Turkey Second Horticultural Congress. Volume ll Page:178 Türkmen,Ö., Karataş, A., Akıncı, S. S. 1995. The effects of mulch and pruning on the yield and quality of green and stuff peppers grown in plastic greenhouse. Turkey Second Horticultural Congress. Volume ll Page: 87 Table 1. First and Last Harvest Periods and Average Total Yield Values in the Pepper During the Years 2001-2003 Treatments (Planting Dates+ Cover The Days between the Planting and The Days between the First Systems) the First Harvest (First Harvest Harvest and the Last Period) Harvest (Last Harvest Period) 1-April 1+Agryl Tunnel 88 (End of June) 129 (beginning of November) Total Yield (Tons/ha)* 39,100 bd 2- April 1+Transparent Tunnel 94 (beginning of July) 123 (beginning of November) 41,390 b 3- April 1+Yellow Tunnel 94 (beginning of July) 123 (beginning of November) 39,890 bc 4-April 1+ Agryl Cover 88 (End of June) 129 (beginning of November) 46,110 a 5- April 15+Agryl Tunnel 73 (End of June) 129 (beginning of November) 37,740 cd 6- April 15+Transparent Tunnel 79 (beginning of July) 123 (beginning of November) 34,390 ef 7- April 15+Yellow Tunnel 79 (beginning of July) 123 (beginning of November) 37,920 cd 8- April 15+ Agryl Cover 79 (beginning of July) 123 (beginning of November) 37,040 de 9-April 15 + Black Polyethylene Mulch 79 (beginning of July) 123 (beginning of November) 33,670 f 10-May 1 (Farmer Practice) 71 (middle of July) 115 (beginning of November) 26,980 g C.V : 7.93 P0.05 Differences among the averages marked by same letter aren’t important in respect to statistical analysis Table 2. Average Early Season, Middle Season and Late Season Yields in the Pepper Between the Years 2001 and 2003 Treatments (Planting Dates+ Cover Early Season Yield Middle Season Yield Late Season Systems) (Tons/ha)* (Tons/ha)* Yield (Tons/ha)* 1-April 1+Agryl Tunnel 8,560 ab 24,670 cd 5,860 b 2- April 1+Transparent Tunnel 7,840 bc 27,850 b 5,700 bc 3- April 1+Yellow Tunnel 7,490 cd 26,900 b 5,490 cd 4-April 1+ Agryl Cover 9,150 a 30,470 a 6,470 a 5- April 15+Agryl Tunnel 7,950 bc 24,520 cd 5,270 de 6- April 15+Transparent Tunnel 6,890 d 22,920 d 4,570 gh 7- April 15+Yellow Tunnel 7,050 d 26,030 bc 4,830 fg 8- April 15+ Agryl Cover 8,040 bc 23,970 cd 5,030 ef 9-April 15 + Black Polyethylene Mulch 5,940 e 23,880 cd 4,410 h 10-May 1 (Farmer Practice) 4,130 f 19,170 e 3,680 ı CV:11.15 *P<0.05 CV:9.37 *P<0.05 CV:7.30 *P0.05 Differences among the averages marked by same letter aren’t important in respect to statistical analysis 24 *P<0.05 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 25-30 Tokat İli Erbaa ve Niksar Ovası Sebze Alanlarında Bulunan Meloidogyne incognita (Kofoid & White, 1919) (Nemata: Meloidogynidae) Irklarının Belirlenmesi Faruk Akyazı1 Osman Ecevit2 1 Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü, ORDU 2 Ondokuzmayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü Emekli Öğretim Üyesi, SAMSUN Özet: Araştırma, 2007-2008 yıllarında Tokat ili Erbaa ve Niksar ovası sebze alanlarında bulunan kök ur nematodu Meloidogyne incognita (Kofoid & White, 1919) (Nemata: Meloidogynidae)’nın ırklarını saptamak amacıyla yürütülmüştür. Bu amaç için kök ur nematodu M. incognita’ya ait 33 populasyon incelenmiştir. Irklar “Kuzey Karolina Konukçu Testi”ne göre tespit edilmiştir. Sonuç olarak incelenen 33 populasyondan M. incognita’ya ait %87,8 oranında ırk 1, %12,2 oranında ırk 2 tespit edilmiştir. Irk 2’ye yalnızca Erbaa ilçesinde rastlanmıştır. Anahtar kelimeler: Meloidogyne incognita, ırk, sebze, Tokat Determination of Meloidogyne incognita (Kofoid & White, 1919) (Nemata:Meloidogynidae) Races in Vegetable Fields in Erbaa and Niksar plains in Tokat Abstract: Research was conducted to find out the races of Meloidogyne incognita (Kofoid & White, 1919) (Nemata: Meloidogynidae) in Erbaa and Niksar vegetable fields in Tokat in 2007-2008. For this purpose, 33 root knot nematode M. incognita populations were determinated. Races determined by the North Carolina host test. As a result, two races of M. incognita (race 1 and race 2) were found in 33 population. The ratio of race 1 was 87,8% while race 2 was 12,1%. Race 2 was only found in Erbaa plain. Keywords: Meloidogyne incognita, race, vegetable, Tokat 1. Giriş Kök ur nematodları (Meloidogyne spp.) ekonomik önemi büyük olan endoparazitlerdir. Tropikal ve subtropikal ülkelerde ekim ve dikim alanlarında yetiştirilen ürünlerde verimi sınırlayan en önemli faktörlerden biridir (Siddiqi, 2000). Bugüne kadar Dünya’da Meloidogyne cinsine ait 80’den fazla tür tespit edilmiştir (Karssen, 2002). Bunların geniş alanlara yayılmış olan ve değişik konukçular üzerinde bulunan tür Meloidogyne incognita (Kofoid & White, 1919) (Nemata: Meloidogynidae)’dır (Netscher ve Sikora, 1990; Eisenback ve Triantaphyllou, 1991). Türkiye’de Enneli (1980), Elekçioğlu (1992), Pehlivan ve Kaşkavalcı (1992), Elekçioğlu ve Uygun (1994), Mennan (1996), Kaşkavalcı ve Öncüer (1999), Basım ve ark. (2002) gibi araştırıcılar çalışmalarında bu tür’e farklı ürünlerde ve alanlarda yaygın olarak rastladıklarını belirtmişlerdir. Kök ur nematodları, konukçusu olan bitkilerin verimlerinde gerek miktar gerekse kalite olarak önemli derecede kayıpların meydana gelmesine neden olmaktadırlar (Eisenback ve Triantaphyllou, 1991). Ancak zarar şiddeti pek çok faktöre özellikle de çevre koşulları ve konukçuya bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bu nedenle Dünya’da farklı birçok ülke ve üründe kök ur nematodlarından dolayı oluşan kayıp oranları farklı değerlerde verilmiştir. Örneğin Davis ve May (2005), Amerika’da tütünlerde kök ur nematodlarından dolayı ortaya çıkan ürün kaybının %47,0 oranında olduğunu ifade etmişlerdir. Yine kök ur nematodlarından dolayı ortaya çıkan ürün kaybının İtalya’da %50,0’ye kadar çıktığı belirtilmiştir (Lamberti, 1978). Reddy (1986), M. incognita’nın Hindistan’da patlıcan ve fasulyede %28,0%43,0 oranında ürün kaybına neden olduğunu belirtmiştir. Türkiye’de ise Ağdacı (1978), Antalya’da kök ur nematodlarının meydana getirdiği zararın %16,7, Adana’da ise %47,0 olduğunu bildirmiştir. Tüm bu veriler kök ur 25 Tokat İli Erbaa ve Niksar Ovası Sebze Alanlarında Bulunan Meloidogyne incognita (Kofoid & White, 1919) (Nemata: Meloidogynidae) Irklarının Belirlenmesi nematodu zararının konukçu bitki veya ülkelere göre değişiklik gösterdiğini kanıtlar nitelikte olsa da hepsinin ortak yanı, bu zararlıdan dolayı oluşan ürün kayıplarının gerek miktar gerek ise ekonomik anlamda göz ardı edilemeyecek kadar yüksek olduğunu işaret etmiş olmalarıdır. Ürünlerde bu kadar yüksek kayıplara neden olabilen kök ur nematodları ile mücadele oldukça zordur. Özellikle de açık alanlarda kimyasal mücadelenin ekonomik olmaması, kullanılan geniş spektrumlu ilaçların insan ve çevre sağlığına olan zararları ve taban suyunda tehlikeli boyutlarda kalıntı meydana getirmesi gibi olumsuz etkileri nedeni ile son yılarda Dünya’da kimyasal mücadeleye alternatif mücadele yöntemleri üzerinde yoğun çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Kök ur nematodlarına karşı dayanıklı çeşitlerin kullanımı bunlardan bir tanesidir. Kimyasal mücadeleye göre ekonomik olması ve çevreye olumsuz herhangi bir etkisinin bulunmaması bu yöntemi avantajlı hale getirmiştir. Nematodlara karşı dayanıklı kültür bitkisi çeşitlerinin geliştirilmesinde nematod ırklarının belirlenmesi önemli rol oynamaktadır. Bazı nematod ırkları kültür bitkilerindeki dayanıklılığı kırabilmektedir (Cook ve Evans,1987). Bu yüzden dayanıklı çeşitlerin belirlenmesi için öncelikle bir bölgede mevcut türlerin ve bunlara ait ırklarının belirlenmesi önemlidir. Türkiye’de Akdeniz Bölgesinde Söğüt ve Elekçioğlu (2000), Karadeniz Bölgesinde Mennan ve Ecevit (2001) kök ur nematodu ırklarının belirlenmesine yönelik çalışmalar yapmışlardır. Türkiye genelinde kök ur nematodu tür ve ırklarına yönelik çalışmalar az olduğu gibi, Türkiye’nin sebze üretiminde özellikle Erbaa ve Niksar Ovaları ile geniş bir paya sahip olan Tokat ili’nde kök ur nematodu ırklarına yönelik bugüne kadar herhangi bir çalışma yapılmadığı tespit edilmiştir. Bu çalışma ile Tokat ili’nde dayanıklı çeşit üretim çalışmalarına öncülük etmesi açısından kök ur nematod tür’ü M. incognita ırklarının tespit edilmesi hedeflenmiştir. 2. Materyal ve Yöntem Kök ur nematodu M. incognita ırklarını tespit etmek için 2007 yılında çalışmanın yapıldığı Tokat ili Erbaa ve Niksar ovası sebze alanlarından kök ur nematodu ile bulaşık bitki materyalleri toplanmıştır. Sebze yetiştirilen sera 26 ve açık alanlardan kök ur nematodu ile bulaşık olan toplam 33 yerden örnekler toplanmıştır (Çizelge 1). Örnekler, özellikle ur oluşumunun en iyi olduğu Ağustos-Eylül aylarında toplanmıştır. Bitki örnekleri alınırken kılcal köklerin zarar görmemesine dikkat edilmiştir. Alınan bitki kökleri naylon torbalara konularak gerekli etiket bilgileri kaydedildikten sonra inceleme yapılmak üzere laboratuvara getirilmiştir. Kök ur nematodu M. incognita’yı saf olarak elde etmek için araziden getirilen urlu bitki köklerindeki tek bir dişinin meydana getirdiği yumurta kümesi ok uçlu iğne yardımı ile stereobinoküler altında toplanmıştır. Toplanan yumurta kümeleri yaklaşık olarak 15 cm boyuna ulaşan H 2274 domates çeşidi fidelerine bulaştırma yapılmıştır. Bulaştırma, urlu köklerden alınan tek bir dişinin yumurta kümesi bitkilerin kök bölgesi çevresine 2 cm derinliğinde açılan delik içerisine bırakılarak yapılmıştır. Bulaştırma yapılan bitkiler, Netscher ve Sikora (1990)’ya göre kök ur nematodlarının gelişmesini tamamladığı 6 hafta bekletildikten sonra sökümleri gerçekleştirilmiştir. Saf olarak elde edilen dişilerin prineal veya vulva bölgeleri %45,0’lik laktik asit içerisinde bisturi ve pens yardımı ile kesilip içerisi boşaltılarak gliserin ile preparatları yapılmıştır (Taylor ve Netscher, 1974). Teşhisler Thorne (1961) ve Jepson (1987)’den yararlanılarak Prof. Dr. Osman ECEVİT tarafından yapılmıştır. Saf kültürlerin çoğaltılması da aynı şekilde gerçekleştirilmiştir (Şekil 1). 2.1. Saf Kültürlere Kuzey Karolina Konukçu Testi Uygulaması ve Irk Tespiti Elde edilen M. incognita saf kültürlerinden alınan yumurta kümeleri, ırk tespiti için inokulum kaynağı olarak kullanılmıştır. Irk tespitinde Sasser ve Carter, (1985)’de belirtilen, kök ur nematodlarına hassas olduğu bilinen pamuk (Deltapine 61), tütün (NC 95), Biber (California Wonder), domates (Rutgers yerine H 2274) çeşitlerinin tohumları steril topraklara ekilmiştir. Çizelge 2’de belirtilen karpuz ve yerfıstığı’nın ırk 1 ve ırk 2 belirlenmesinde ayırt edici olmadığından kullanılmasına ihtiyaç F.AKYAZI, O.ECEVİT duyulmamıştır. Çimlenen fideler 3-4 yapraklı döneme geldiğinde birer tane olacak şekilde 7x8 (çapxboy) cm’lik plastik kaplara aktarılmıştır. Bitkiler yaklaşık 15 cm boyuna ulaştıklarında ise, saf kültürlerin yumurtaları inokule edilmiştir. Bunun için her bir kapta açılan 2 cm derinliliğindeki deliklere saf kültür yumurtaları konulmuştur. İnokulasyon bitki başına yaklaşık 3000 yumurta olacak şekilde yapay bulaştırma ile yapılmıştır. Kök ur nematodu bulaştırılan bitkiler Netscher ve Sikora (1990)’nın belirttiği gibi dişiler olgun hale gelene kadar bekletilmiştir. Bu süre içinde günlük bakımları yapılmıştır. Deneme 4 tekerrürlü olarak yapılmıştır. Bu sürenin sonunda ise bitkiler kök boğazından sökülerek musluk altında dikkatlice yıkanıp köklerdeki ur oluşumu, Sasser ve ark., (1984) tarafından belirlenen 0-5 skala indeksine göre dayanıklı ve hassas olarak değerlendirilip, “Kuzey Karolina Konukçu Testi”ne göre mevcut ırklar belirlenmiştir (Çizelge 2). 3. Araştırma Sonuçları ve Tartışma Tokat ili Erbaa ve Niksar ovalarında sebze yetiştirilen alanlardan tek tür olarak elde edilen M. incognita’ya ait 33 populasyon incelenmeye alınmıştır. Bu tür’ün test bitkilerinden domates, tütün, pamuk ve biber’de ur oluşturup oluşturmadığı tespit edilmiştir. Test bitkilerinin verdikleri reaksiyona göre Çizelge 2’den faydalanılarak değerlendirme yapılmış ve sonuçlar Çizelge 3’de verilmiştir. Domates ve biber’de gelişip, pamuk ve tütün bitkisinde belirti oluşturmayanlar ırk 1, tütün’de gelişip pamuk bitkisinde gelişmeyenler ise ırk 2 olarak değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonucunda 33 populasyondan 29 tanesinin (%87,8) ırk 1, 4 tanesinin ise (%12,1) (Erek2, Erek36, Hacıpazar41, Çandır45) ırk 2 olduğu belirlenmiştir. Niksar ovasında yalnızca ırk 1’e rastlamış olup, Erbaa ovasında ise her iki ırk’ı da görmek mümkün olmuştur. Dünya’da ve Türkiye’de ırk tespiti ile ilgili bazı çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Decker ve Fritzsche (1991), Dünya genelinde M. incognita’nın 4 ırkının bulunduğunu belirtmişlerdir. Hartman ve Sasser (1985) ise M. incognita’nın 4 ırk’ından en yaygın olanının % 72’lik oranla ırk 1 olduğunu, bunu %13,0 ile ırk 2’nin takip ettiğini bildirmişlerdir. Çalışma sonuçları da bunu doğrular niteliktedir. Khan ve Khan (1991), Hindistan’ın 8 farklı bölgesinde sebze alanlarında bulunan M. incognita populasyonlarının %62,0’sinin ırk 1 ve ırk 2’den oluştuğunu belirterek benzer bir sonuç bulmuşlardır. Türkiye’de kök ur nematodu ırk tespit için çalışmalar yapılmış ve Akdeniz Bölgesi sebze alanlarından toplanan 38 kök ur nematodu (Meloidogyne spp.) popülasyonunda M. incognita’ya ait 2 ırk (Irk 2 ve Irk 4) saptanmıştır (Söğüt ve Elekçioğlu, 2000). Mennan ve Ecevit (2001) ise, Karadeniz Bölgesi’nde Bafra ve Çarşamba Ovaları’ndan elde ettikleri bazı M. incognita popülasyonlarındaki ırkları tespit etmişlerdir. Araştırmacılar, ovalardan aldıkları 3 popülasyonun M. incognita ırk 2 olduğunu ifade etmişlerdir. Bitki çeşitlerindeki dayanıklılık durumu nematod ırklarına göre değişiklik gösterebildiğinden, araştırma ile daha sonra Erbaa ve Niksar ovalarında kullanılacak dayanıklı bitki çeşidinin belirlenmesine katkı sağlanmış olacaktır. Sonuç olarak Tokat ili’nde var olan M. incognita ırkları tespit edilmesi ile Tokat ili Erbaa ve Niksar ovaları için önemli bir adım atılmıştır. Şekil 1. Meloidogyne incognita’nın perineal yapısı 27 Tokat İli Erbaa ve Niksar Ovası Sebze Alanlarında Bulunan Meloidogyne incognita (Kofoid & White, 1919) (Nemata: Meloidogynidae) Irklarının Belirlenmesi Çizelge 1. Tokat İli Erbaa ve Niksar Ovasında Örnekleme Yapılan Yer, Bitki ve Üretim Şekli İlçeler Niksar Erbaa Yer Bitki Üretim Şekli 1 Şahinli9 Hıyar Sera 2 Şahinli12 Hıyar “ 3 Yolkonak34 Hıyar “ 4 Erek1 Hıyar “ 5 Erek2 Domates “ 6 Erek3 Patlıcan “ 7 Erek4 Domates “ 8 Erek6 Hıyar “ No 9 Erek7 Patlıcan “ 10 Erek8 Domates “ 11 Erek9 Hıyar “ 12 Erek10 Hıyar “ 13 Erek11 Hıyar “ 14 Erek13 Hıyar “ 15 Erek15 Domates “ 16 Erek17 Fasulye “ 17 Erek18 Hıyar “ 18 Erek19 Hıyar “ 19 Erek21 Domates “ 20 Erek24 Hıyar “ 21 Erek29 Hıyar “ 22 Erek36 Hıyar “ 23 Erek37 Hıyar “ 24 Erek 9 Marul Açık Alan 25 Hacıpazar41 Hıyar Sera 26 Çandır45 Hıyar “ 27 Çandır46 Hıyar 28 Karayaka13 Domates Açık Alan 29 Karayaka14 Fasulye “ 30 Tepekışla20 Domates “ 31 Bölücek24 Domates “ 32 Bölücek25 Patlıcan “ 33 Kızılçubuk26 Domates “ “ Çizelge 2. Meloidogyne incognita Irklarının Belirlemesi İçin “Kuzey Karolina Konukçu Testi” (Sasser ve Carter, 1985). M. incognita Test Bitkileri ırkları Pamuk Tütün Biber Karpuz Yer Fıstığı Domates (Deltapine61) (NC 95) (California Wonder) (Charleston Gray) ( Florunner) (Rutgers) M. incognita + + + Irk 1 + + + + Irk 2 + + + Irk 3 + + + + + Irk 4 + +: Hassas -:Dayanıklı 28 F.AKYAZI, O.ECEVİT Çizelge 3. Tokat İli Erbaa ve Niksar Ovalarında Elde Edilen Meloidogyne incognita’nın Test Bitkilerinde Verdikleri Reaksiyonlar ve Tespit Edilen Irklar. Test Bitkileri İlçeler Niksar Yer Tür Tütün Pamuk Biber Domates Irk Şahinli9 M. incognita - - + + Irk 1 Şahinli12 M. incognita - - + + Irk 1 Yolkonak34 M. incognita - - + + Irk 1 Erek1 M. incognita - - + + Irk 1 Erek2 M. incognita + - + + Irk2 Erek3 M. incognita - - + + Irk 1 Erek4 M. incognita - - + + Irk 1 Erek6 M. incognita - - + + Irk 1 Erek7 M. incognita - - + + Irk 1 Erek8 M. incognita - - + + Irk 1 Erek9 M. incognita - - + + Irk 1 Erek10 M. incognita - - + + Irk 1 Erek11 M. incognita - - + + Irk 1 Erek13 M. incognita - - + + Irk 1 Erek15 M. incognita - - + + Irk 1 Erek17 M. incognita - - + + Irk 1 Erek18 M. incognita - - + + Irk 1 Erek19 M. incognita - - + + Irk 1 Erek21 M. incognita - - + + Irk 1 Erek24 M. incognita - - + + Irk 1 Erek29 M. incognita - - + + Irk 1 Erek36 M. incognita + - + + Irk2 Erek37 M. incognita - - + + Irk 1 Erek 9 M. incognita - - + + Irk 1 Hacıpazar41 M. incognita + - + + Irk2 Çandır45 M. incognita + - + + Irk2 Çandır46 M. incognita - - + + Irk 1 Karayaka13 M. incognita - - + + Irk 1 Karayaka14 M. incognita - - + + Irk 1 Tepekışla20 M. incognita - - + + Irk 1 Bölücek24 M. incognita - - + + Irk 1 Bölücek25 M. incognita - - + + Irk 1 Kızılçubuk26 M. incognita - - + + Irk 1 Erbaa 29 Tokat İli Erbaa ve Niksar Ovası Sebze Alanlarında Bulunan Meloidogyne incognita (Kofoid & White, 1919) (Nemata: Meloidogynidae) Irklarının Belirlenmesi 4. Teşekkür Bu projeye desteklerinden dolayı Gaziosmanpaşa Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Projesi (BAP) Komisyonuna teşekkür ederiz. Kaynaklar Ağdacı, M. 1978. Güney Anadolu Bölgesi’nde Seralarda Yetiştirilen Kabakgillerde (Cucurbitaceae) Zarar Yapan Kök Ur Nematodu Türlerinin (Meloidogyne spp) Tespiti İle Zarar Dereceleri Ve Yayılış Alanları Üzerine Araştırmalar. T. C. Gıda tar. ve Hayv. Bak. Zir. Müc. ve Zir. Karant. Gn. Md., Adana Bölge Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Teknik Bülteni, No:47, Ankara, 56s. Basım, E., Yardımcı, N., Arıcı, E., ve Sögüt, M. A., 2002. Isparta İlinde Sera Sebzelerindeki Bakteriyel, Viral Ve Fungal Hastalıklar İle Nematod Zararlılarının Belirlenmesi. Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi. 6 (3): 92-105. Cook, R. and Evans, K., 1987. Resistance and Tolarence. In: Principles and Practice of Nematode Control in Crop. Eds: B.R. Kerry, and R. H. Brown. Academic pres, Australia:179-220. Decker, H. and Fritzsche, R., 1991. Resistenz von Kultupflanzen Gegen Nematoden. Akademie-verlagBerlin.340 pp. Davis, R. F. and May, O. L., 2005. Relationship Between Yield Potential and Percentage Yield Suppression Caused by The Southern Root-Knot Nematode in Cotton. Crop Sci. 45: 2312–2317. Eisenback, D. E. and Triantaphyllou, H. H., 1991. Meloidogyne Species and Race. In:Manual of Agricultural Nematology,Ed. By: W.R. Nickle, Newyork, USA, Marcel Dekker Inc.191-250. Elekçioğlu, İ. H., 1992. Untersuchungen Zum Auftreten und zur Verbreitung Phytoparasitärer Nematoden in den Landwirtschaftlichen Hauptkulturen des Ostmediterranen Gebietes der Türkei. (Doğu Akdeniz Bölgesi önemli kültür bitkilerindeki nematod türleri ve bölgedeki dağılışları üzerine araştırmalar) Plits, 10 (5), 120 pp. Elekçioğlu, İ. H. and Uygun, N., 1994. Occurence and Distribution of Plant Parasitic Nematodes in Crash Crop in Eastern Mediterranean Region of Turkey, 9 th Congress of The Mediterranean Phytopathological Union, September 18-24, 1994, Kuşadası-AydınTürkiye, 409-410 pp. Enneli, S. 1980. İç Anadolu Bölgesinde Yetiştirilen Domateslerde Zararlı Kök ur Nematodu (Meloidogyne incognita Chitwood)’nun Tanımı, Biyolojisi, Histopatolojisi ve Patojenitesi Üzerine Araştırmalar. A. Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi, Ankara, 129 s. Hartman, K. M. and Sasser, J. N., 1985. Identification of Meloidogyne Species on The Basis of Differential Host Test and Perineal Pattern Morphology. In K.R., Barker, C.C., Carter and J.N., Sasser, eds, An Advanced Treatise on Meloidogyne, Vol 2, 30 Methodology. North Carolina State University Graphics, Raleigh, NC, 69–77 pp. Jepson, S. B. 1987. İdentification of Root Knot Nematodes. C.A.B. International, 265 pp. Karssen, G. 2002. The Plant Parasitic Nematode Genus Meloidogyne Goldi, 1892 (Tylenchida) in Europe. Leiden, The Netherlands: Brill Academic Publishers. Kaşkavalcı, G. ve Öncüer, C., 1999. Aydın İlinin Yazlık Sebze Yetiştirilen Önemli Bölgelerinde Bulunan Meloidogyne Goeldi, 1887 (Tylenchida; Meloidogynidae) Türlerinin Yayılışları ve Ekonomik Önemleri Üzerinde Araştırmalar. Türkiye Entomoloji Dergisi, 23(2): 149-160. Khan, A. A. and Khan, M. W., 1991. Race Composition of Meloidogyne incognita and M. arenaria Population in Vegetable Field in Utar Pradesh. Supplement to Journal of Nematology, 23(4): 615-619. Lamberti, F., 1978. Root Knot Nematodes in Italy. In: Roc. First IMP Res. Plann. Conf. on Root Knot Nematodes, Meloidogyne spp Region VII, Cario Egypt, 85 pp. Mennan, S. 1996. Çarşamba ve Bafra Ovaları Yazlık Sebze Üretim Alanlarındaki En Yaygın Tür Olan M. incognita’nın Morfolojisi, Domatesteki Biyolojisi ve Kök ur Nematodları (Meloidogyne spp)’nın Ovalardaki Yayılışı ile Bulaşıklık Oranları Üzerinde Araştırmalar. O.M.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Samsun, 63 s. Mennan, S. ve Ecevit, O., 2001. Bafra ve Çarşamba Ovaları’ndaki Bazı Meloidogyne incognita (Nemata ; Heteroderidae) Popülasyonlarının Irk Tespiti. Türkiye Entomoloji Dergisi, 25(1): 33-39. Netscher, C. and Sikora, R. A., 1990. Nematode Parasites on Vegetables. In: M., Luc, R.A., Sikora, andJ., Bridge, (eds). Plant Parasitic Nematodes in Subtropical and Tropical Agriculture. C.A.B. International, 231-283 pp. Pehlivan, E. ve Kaşkavalcı, G., 1992. Sanayi Domatesi Üretim Alanlarında Kök Ur Nematodlarının (Meloidogyne spp.) Yayılışı ve Bulaşıklık Oranı Üzerine Araştırmalar. SWandom Çalışma Raporu, Yayın No:6, 61-68. Reddy, P. P., 1986. Analysis of Crop Losses in Certain Vegetables Due to Meloidogyne incognita. International Nematology Network Newsletter,3, 35. Sasser J. N. and Carter, C. C., 1985. An Advanced Treatise on Meloidogyne, Vol: 1, Biology and Control. North Carolina State Un. Graphics. Siddiqi, M. R., 2000. Tylenchida Parasites of Plants and Insects. CABI publishing. CAB International, Wallingford, UK. Söğüt, M. A. ve Elekçioğlu, İ. H., 2000. Akdeniz Bölgesi’nde Sebze Alanlarında Bulunan Meloidogyne Goeldi, 1892 (Nemata : Heteroderida) Türlerinin Irklarının Belirlenmesi. Türkiye Entmoloji Dergisi., 24(1): 33-40. Taylor, D. P. and Netscher, C., 1974. An Improved Technique for Preparing Perineal Patterns of Meloidogyne spp. Nematologica, 20 : 268-269. Thorne, G., 1961. Principles of Nematology. Mc GrawHill Book Company, Inc. Newyork, Toronto, London.553 pp. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 31-37 Antepfıstığı Üretiminde İşletme Başarısına Etki Eden Faktörlerin Belirlenmesi; Dağ ve Ova Köyleri Karşılaştırması Adem Aksoy1 Murat Külekçi1 Eyüp Aksoy2 1 Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü 25240 Erzurum 2 Ziraat Yüksek Mühendisi Nizip, Gaziantep Özet: Çalışmada, Antepfıstığı üretiminde işletme başarısına etki eden faktörlerin, dağ ve ova köyleri karşılaştırması yapılarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma için gerekli olan verilerin toplanacağı köylerin seçiminde gayeli örnekleme yöntemi, anket yapılacak birimlerin seçiminde ise basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Gaziantep ili’nin Nizip ve Karkamış İlçelerine bağlı toplam 14 köyde antepfıstığı yetiştiren 124 işletme ile anket yapılmıştır. Elde edilen verilerin ışığı altında, 3 regresyon modeli oluşturulmuştur. Birinci modelde dağ ve ova köyleri ayrımı yapılmaksızın, ikinci modelde sadece dağ köylerindeki ve üçüncü modelde ise sadece ova köylerindeki antepfıstığı üreten işletmelerin başarısına etki eden faktörler belirlenmiştir. Antepfıstığı brüt kar modeli tahmin sonuçlarına göre işletmenin ova köyünde olması işletmenin başarılı olmasına önemli katkı sağlamaktadır. Ayrıca, eğitim seviyesi düşük olan, meyve veren ağaç sayısı fazla olan, tarımsal bilgi kaynaklarına daha fazla başvuran ve kredi kullanmayan işletmeler kullananlara göre daha başarılı bulunmuştur. Tarımsal bilgi kaynaklarına başvurma sayısı ile başarı arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. İşletmelerde brüt karı artırmak için kısa zamanda verim çağına gelen çeşitlerle çalışmak önem arz etmektedir. Çiftçilerin tarımsal yayım hizmetlerinden daha iyi faydalanmalarını sağlayacak politikaların geliştirilmesi ile çiftçi gelirlerinde artış elde edilecektir. Anahtar Kelimeler: Antepfıstığı, Regresyon Analizi, Dağ ve Ova Köyleri, Karşılaştırma The Determination of Factors Affecting Farms’ Success in Pistachio Production; Comparison of Mountain and Plain Villages Abstract: In this study, it was aimed to determine the factors affecting farm success in pistachio production by comparing the farm in mountain and plain villages. To collect data required for this research, purposive sampling method in selection of villages and simple random sampling method in selection of farms was used. 124 questionnaires were conducted with the pistachio farmers in 14 villages of Karkamış and Nizip Districts in Gaziantep Province. According to data obtained, 3 models were formed. In the first model, the factors affecting farms’ gross margin analyzed. In the second model, the factors affecting farms’ success in only mountain villages were analyzed. In the third model, the factors affecting farms’ success in only plain villages were determined. According to the results of the gross margin, the parameter estimates showed that the farms in plain villages were more successful than the farms in mountain villages. Moreover, farmer’s with low education level, who seek more technical information, farms having more bearer tree of pistachio, less usage of agricultural credit resulted in higher farm success. It was found that there was a positive relation between the number of agricultural information source usage and gross margin. It was important to produce early growing pistachio varieties to increase gross margin in the farms. This study suggests that improving agricultural extension services in the region. Keywords: Pistachio, Regression Analysis, Mountain and Plain Villages, Comparison 1.Giriş Türkiye, Dünya Antepfıstığı üretiminde çok önemli bir potansiyele sahiptir. 2007 yılı itibariyle 517823 ton olarak gerçekleşen dünya Antepfıstığı üretiminin 73400 tonu (% 14.17’si) Türkiye tarafından gerçekleştirilmektedir. Türkiye bu üretim miktarıyla dünyada üçüncü sırada yer almaktadır. Birinci sırada 230000 ton üretim ve % 44.42 oranla İran bulunurken, ikinci sırada 108598 ton üretim ve % 20.97’lik oranla ABD yer almaktadır (Anonim, 2009). Türkiye’de farklı iklim bölgeleri nedeniyle bazı ürünler ekonomik olarak belirli bölgelerde yetiştirilmektedir. Antepfıstığı da bu ürünlerden biri olmakla birlikte Güneydoğu illerimizden Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Siirt illerinde ticari amaçlı olarak yetiştirilen bir üründür (Aksoy ve ark., 2008). Son beş yılın ortalamasına göre Türkiye’nin antepfıstığı üretiminin yaklaşık % 85.3’ü bu 5 il tarafından gerçekleştirilmektedir. Türkiye’de bu illerin dışında, yaklaşık olarak 56 ilde de antepfıstığı üretilmektedir. Ancak bunlar çok az miktarda ve çok sınırlı alanlarda üretim yapmaktadırlar (Anonim, 2007). 31 Antepfıstığı Üretiminde İşletme Başarısına Etki Eden Faktörlerin Belirlenmesi; Dağ ve Ova Köyleri Karşılaştırması Antepfıstığı üretiminde rekolte bazı yıllar yüksek, bazı yıllar düşük olarak gerçekleşmektedir. Bu istikrarsızlıklar dünyada ilk sıralarda yer alan ülkelerde, ülkemiz kadar fazla değildir. Ülkemizdeki antepfıstığı üretim ve verim değerlerinin düşük olması bu ürünün üretiminde bazı problemlerin olduğu anlamına gelmektedir. Bu açıdan başarılı işletmelerin başarısını etkileyen faktörleri belirlemek, buna göre ulusal veya bölgesel tarım politikasına yön vermek önem arz etmektedir. Tarım işletmelerinde başarı derecesi hakkında fikir sahibi olabilmek için faaliyet sonuçlarının ekonomik analizini yapmak zorunludur. Bir işletmenin başarılı yada başarısız oluşu, o işletmeden sağlanan sonucun standart ölçülerle karşılaştırılması ile anlaşılabilir. Ekonomik analizlerle, gerçekte, bu gibi karşılaştırmalara elverişli veriler sağlanmaktadır (Karagölge, 2001). Tarım işletmelerinde başarı, işletmenin faaliyet sonuçları neticesinde elde ettiği gelirle ilgilidir. Yıllık faaliyet sonuçlarında belirli bir kritere göre (arazinin birimine veya hayvan başına vb.) işletmenin elde ettiği gelir ne kadar yüksek ise o işletmenin daha başarılı olduğu söylenir. İşletmeden elde edilen gelir, işletmeyi yöneten işletmeci tarafından alınan kararların tutarlılığına bağlıdır. Aynı bölgede benzer şartlara sahip (arazinin verim kabiliyeti, arazi büyüklüğü, işletmenin sermaye yapısı vb), farklı tarım işletmeleri arasında faaliyet sonuçları açısından farklılıklar olabilmektedir. İşletmeci tarafından alınan kararlar ne kadar tutarlı ise, işletme de o ölçüde gelir elde etmekte ve işletmenin başarısı artmaktadır. Bu nedenledir ki işletmenin başarısı aynı zamanda işletmecinin başarısı sayılmaktadır. Tarım sektörü riskli bir faaliyet koludur. Hem ekonomik hem de doğal risklere sahiptir. Bu nedenle, tarımsal faaliyet gerçekleştirilirken bazı şartlar işletmecinin kontrolü dışında gelişir. Buna işletmecinin müdahalesi ya hiç olmamakta ya da çok sınırlı olmaktadır. Ancak, karar alma sürecinde işletmeci tarafından verilen kararlar ve alınan tedbirler ile üretim faaliyetini olumsuz etkileyebilecek olan bu risklerin kısmen önüne geçilebilmektedir. Bu çalışmada, antepfıstığı üretiminde işletme başarısına etki eden faktörlerin, dağ ve ova köyleri karşılaştırması yapılarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla araştırma bölgesinde yer alan işletmelerin sadece antepfıstığı üretim 32 alanları ve üretim miktarları göz önüne alınmıştır. Diğer bir deyişle işletmelerde sadece antepfıstığı üretim faaliyetine ilişkin rakamlar dikkate alınmıştır. İşletmelerden elde edilen brüt karlar hesaplanarak başarı ölçütü olarak değerlendirilmiştir. 2. Materyal ve Metot Çalışmanın ana materyalini 2009 yılında Gaziantep’in Karkamış ve Nizip ilçelerinde bulunan 14 köyde çiftçilerle yapılan yüz yüze görüşmeler neticesinde doldurulan anket formları oluşturmaktadır. Arazi büyüklükleri ve köy sayıları İlçe Tarım Müdürlüklerinden alınmıştır. Elde edilen verilere göre, Karkamış ve Nizip ilçelerinde gayeli örneklemeye göre seçilen 14 köyde anket yapılacak işletme sayısı basit tesadüfi örnekleme metoduna göre aşağıdaki gibi bulunmuştur (Güneş ve Arıkan, 1988). n= N . 2 = N 1D 2 4220 * 327 124 62,67 * 0,052 4219 * 327 1,96 2 124+(124*0,1)=136 anket Bu metot vasıtasıyla birimlerin örneğe girme şansları eşittir. Bu açıdan metot sınırlandırılmamış örnekleme olarak da isimlendirilir. Örnek istatistiklerin hesaplanmasında her bir birimin ağırlığı eşit olarak alınır. Bu metot nüfusun çok fazla olmadığı yerler için uygun bir metottur. Ayrıca örnek birimlerine ulaşmak kolay ve ucuzdur (Çiçek ve Erkan, 1996). Araştırmada anket uygulanacak işletme sayısının belirlenmesinde %5 hata payı ve %95 güvenilirlik sınırları içerisinde çalışılmıştır. Basit tesadüfi örnekleme metodu formülü ile bulunan 124 anket, özellikle antepfıstığı yetiştiren işletmelerle anket yapamama ve anketlerin bir kısmının tutarsız olması gibi nedenlerle %10 artırılarak toplam yapılacak anket sayısı 136 olarak belirlenmiştir. Bu 136 anket için belirtilen ilçelerde gayeli olarak 14 köy belirlenmiş ve bu köylerde anketler yapılmıştır. Formülde, n = Anket yapılacak işletme sayısı, N= Popülasyondaki işletme sayısı, A.AKSOY, M.KÜLEKÇİ, E.AKSOY σ2= Popülasyonu oluşturan işletmelerin sahip oldukları antepfıstığı yetiştirilen arazinin büyüklüğüne göre varyansı, D = (d2/ z2) değeri, d = Örnek ortalamasından müsaade edilen hata miktarı, z = Hata oranına göre Standart Normal Dağılım tablosundaki z değerini göstermektedir. 124 adet anketten elde edilen ham veriler basit hesaplamaları yapmak için LİMDEP istatistik programına aktarılmış ve sonuçlar “crosstable” yöntemiyle tablolar halinde verilmiştir (Greene, 2008). Üç denklemden oluşan antepfıstığı brüt kar modelinin tahmininde ise En Küçük Kareler Metodu kullanılmıştır. Model SHAZAM ekonometri bilgisayar programında tahmin edilmiştir (White, 1997; Yavuz, 2001). Antepfıstığı sektörü ova ve dağ köyleri üretici gelirine etki eden faktörlerin belirlenmesinde bağımlı değişken olarak brüt kar alınmıştır. Brüt kar işletmelerin başarılı ya da başarısız oluşlarını belirleyen en iyi kriterlerden biridir. Bu açıdan bağımlı değişken olarak alınmıştır. Bağımsız değişken olarak ise işletmelerin dağ yada ova köylerinde olması, üreticilerin yaşı, işletmenin en yakın il yada ilçe merkezine uzaklığı, aile reisinin eğitim durumu, işletmenin sahip olduğu meyve veren antepfıstığı ağaç sayısı, yıl içerisinde antepfıstığı yetiştiriciliği konusunda bilgi alınan kaynaklarından yararlanma durumu ve tarımsal kredi kullanım durumu alınmıştır. Çalışmanın yapıldığı Gaziantep’in Nizip ve Karkamış ilçeleri Türkiye antepfıstığı üretiminin %20.1’ini elinde bulunduran ve özellikle Nizip piyasa fiyatının oluşmasında önemli bir paya sahiptir (Anonim, 2009).Bu özelliğinden dolayı çalışmanın Nizip ve Karkamış ilçelerinde yapılması uygun bulunmuştur. Çalışma materyali 2008 yılı üretim dönemine ait bilgileri kapsamaktadır. Antepfıstığı sektörü brüt kar modeli: BKk = ƒ ( KONk, YASk, UZAk, EGTk, MASk, BASk, KREk ) Burada; BKk : Brüt kar (TL/işletme) KONk: İşletmenin konumu (Ova=1, Dağ=0) YASk : İşletmecinin yaşı (yıl) UZAk : İşletmenin il yada ilçe merkezine uzaklığı (km) EGTk : İşletmecinin eğitim gördüğü süre (yıl) MASk : Meyve veren ağaç sayısı (adet) BASk :Yıl içerisinde yetiştiricilik konusunda yararlanılan kaynaklar (Tarım ilçe müdürlüğü, Üniversite, Fıstık araştırma vb.) müracaat sayısı KREk : Tarımsal kredi kullanım durumu (kullanan:1, kullanmayan:0) k : Toplam, Ova Köyleri, Dağ Köyleri (k=1,2,3) 3. Araştırma Bulguları Antepfıstığı bölge çiftçisinin en önemli geçim kaynaklarından birisidir. Antepfıstığı diğer birçok ağaç türünün ekonomik olarak yetişmediği eğimi fazla olan kıraç arazilerde yetişebilmektedir. Bu özelliğinden dolayı dağ köylerinde yaşayan çiftçilerin arazilerinin tamamına yakınında antepfıstığı yetiştiriciliği yapılmaktadır. Antepfıstığı bakımının kolay olması ve kuru tarımda diğer alternatiflerine göre gelirinin fazla olmasından dolayı ova köylerinde de arazilerin önemli kısmında antepfıstığı yetiştiriciliği yapılmaktadır. Anket sonuçlarına bakıldığında girdi kullanım düzeyinin ova köylerinde daha yüksek olduğu görülmektedir. Dağ köylerinde dekara ilaç ve gübre masrafı 14 TL iken, ova köylerinde bu gider 31 TL’dir. Yine ova köylerinde sermaye yoğun üretim yapılırken dağ köylerinde emek yoğun üretim yapılmaktadır. Dağ köylerinde antepfıstığı bahçeleri daha çok atlarla sürüm yapılırken ova köylerinde traktörle sürüm yapılmaktadır. Yıldan yıla verimde önemli dalgalanmalar olmakla birlikte anket çalışmasının yapıldığı yılda ova köylerinde antepfıstığı verimi 43.2 kg/da iken, dağ köylerinde 25.7 kg/da ve genel ortalama ise 34.4 kg/da olarak hesaplanmıştır. 1993 yılında yapılan bir çalışmada 1977-1992 yıllarını kapsayan 16 yıllık dönemde ortalama antepfıstığı veriminin 3.46 kg/da ile 58.19 kg/da arasında değiştiği, verimdeki dalgalanmaya neden olan en önemli faktörün ise üretimde görülen periyodisite olduğu ifade edilmiştir (Kızılaslan, 1993). 2002 yılında yapılmış bir çalışmada Antepfıstığı veriminde Türkiye ortalamasının 17.8 kg/da olduğu tespit edilmiştir (Aksoy, 2002). Araştırma bölgesinde işletmelerdeki ortalama brüt kar 6.059 tl/işletme olarak tespit edilmiştir (Çizelge 1). Eğitim görülen süreye 33 Antepfıstığı Üretiminde İşletme Başarısına Etki Eden Faktörlerin Belirlenmesi; Dağ ve Ova Köyleri Karşılaştırması bakıldığında anket uygulanan üreticilerin ortalama eğitim süresinin 6 yıl olduğu görülmektedir. Bu da üreticilerin büyük kısmının ilkokul mezunu olduğunu göstermektedir. Antepfıstığı yetiştiricilerinin ortalama işletme büyüklüğü 62,8 da’dır. Dağ köylerinde üreticilerin %22,9’ü değişik kaynaklardan kredi kullanmaktadırlar. Üreticiler yetiştiricilik konusundaki bilgi ve becerilerini artırmak için yıl içerisinde ortalama 4 defa Tarım İl Müdürlüğü, özel ziraat mühendisleri, Fıstık Araştırma Enstitüsü vb. kaynaklara başvurmaktadırlar. Çizelge 1. Araştırma bölgesinin sosyo-ekonomik yapısını ve modelin değişkenlerini tanımlayıcı istatistik rakamları Değişkenler Ortalama Standart sapma Min. Maks. Brüt Kar (TL) 17577,6 6059.0 3725.4 1787.5 İşletmenin konumu (0: dağ 1: ova) 0.47 0.6 0.0 1.0 İşletmecinin yaşı (yıl) 48.8 8.8 29.0 70.0 İşletmenin il yada ilçe merkezine uzaklığı (km) 23.8 8.0 5.0 45.0 İşletmecinin eğitim gördüğü süre (yıl) 6.2 2.4 5.0 15.0 956.2 835.3 60.0 6000.0 Yıl içerisinde yetiştiricilik konusunda bilgi kaynaklarına başvuru sayısı (adet) 2.6 0.9 0.0 6.0 Tarımsal kredi kullanmayan:0) 0.2 0.4 0.0 1.0 Meyve veren ağaç sayısı (adet) kullanım durumu (kullanan:1, Ailedeki fert sayısı (adet) 4.2 1.8 1.0 8.2 Antep fıstığı dikili alan (da) 62.8 66.4 5.0 500.0 3.1. Antepfıstığı Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Başarısına Etki Eden Faktörlere Ait Model Tahmin Sonuçları Antepfıstığı brüt kar modeli 0.712’lik bir R² değeri ile açıklanmaktadır (Çizelge 2). Yani modelde yer alan bağımsız değişkenler bağımlı değişkeni %71 oranında açıklamaktadır. Modelde yer alan parametrelerin katsayılarının işaretleri eğitim haricinde beklenen yönde çıkmıştır. Yatay kesit verilerinde çok rastlanan farklı varyans (heteroskedasticity) olup olmadığı BreushPagan testi ile irdelenmiştir. Test sonucunda %1 seviyesinde olmadığı tespit edilmiştir. Yine model spesifikasyon testi yapılmış ve ikinci dereceden terimlere ihtiyaç olmadığı tespit edilmiştir. Çizelge 2. Antepfıstığı brüt kar modeli tahmin sonuçları Katsayı Standart hata T değeri Elastikiyet SABİT 193.040** 84.600 2.282 2.761 KON 77.273** 29.970 2.579 0.536 YAS -0.918 1.287 -0.713 -0.641 UZA -0.954 1.936 -0.493 -0.324 EGT -1.083*** 0.393 -2.756 - 0.539 MAS 0.231*** 0.033 6.886 3.589 BAS 0.134*** 0.026 5.233 2.747 KRE -54.154*** 16.79 -3.224 - 1.638 R² = 0.712 Breusch-Pagan Test = 4.366 Ramsey Reset Test = 0.368 P değeri = 0.279 P değeri = 0.546 (*)0.10 seviyesinde önemli. (**) 0.05 seviyesinde önemli. (***) 0.01 seviyesinde önemli. 34 A.AKSOY, M.KÜLEKÇİ, E.AKSOY İşletmecinin yaşı ve işletmenin ilçe merkezine uzaklık durumu dışındaki bütün parametrelerin değerleri istatistiki açıdan önemlidir. Regresyon analiz sonuçlarına göre, işletmenin ova köyünde olması işletmenin başarılı olmasına önemli katkı sağlamaktadır. Ayrıca, eğitim seviyesi düşük olan, meyve veren ağaç sayısı fazla olan, tarımsal bilgi kaynaklarına daha fazla başvuran ve kredi kullanmayan işletmeler kullananlara göre daha başarılı bulunmuştur. Eğitim seviyesi ile başarı durumu arasında ilişkinin negatif olmasının en önemli nedenlerinde birisi olarak, eğitimli insanların köylerde bulunmaması, daha çok şehirlerde istihdam edilmeleri gösterilebilir. Çizelge 3’te ova köyleri brüt kar modeli ile ilgili sonuçlar verilmiştir. Model 0.768’lik bir R² değeri ile açıklanmaktadır. Katsayılara bakıldığında işletmecinin eğitim seviyesi ve işletmenin il yada ilçe merkezine uzaklığı arasında ters ilişki olduğu görülmektedir. Ova köyleri için işletmecinin yaşı, eğitim seviyesi ve kredi kullanma durumu dışındaki bütün parametreler istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur. İşletmenin en yakın il veya ilçe merkezine olan uzaklığı ve işletmecinin eğitim seviyesi arttıkça daha başarısız oldukları belirlenmiştir. Meyve veren ağaç sayısı fazla olan, yıl boyunca bilgi kaynaklarına daha fazla başvuran ve kredi kullanan işletmeler daha başarılı olarak tespit edilmiştir. Çizelge 3. Antepfıstığı ova köyleri brüt kar modeli tahmin sonuçları Katsayı Standart hata T oranı Elastikiyet SABİT 165.230 99.000 1.661 2.215 YAS 1.606 1.624 0.989 1.044 UZA -5.677* 3.096 -1.834 -1.419 EGT -1.725 0.529 -3.263 -0.955 MAS 0.286*** 0.040 7.198 3.546 BAS 0.182*** 0.031 5.917 3.651 KRE 8.651 24.68 0.351 0.218 R² = 0.768 Breusch-Pagan Test = 5.293 Ramsey Reset Test = 0.267 P değeri = 0.507 P değeri = 0.768 (*)0.10 seviyesinde önemli. (**) 0.05 seviyesinde önemli. (***) 0.01 seviyesinde önemli. Dağ köylerinde antepfıstığı üreten tarım işletmelerinin başarısına etki eden faktörlere ait regresyon analiz sonuçları çizelge 4’te görülmektedir. İşletmecinin yaşı, işletmenin en yakın il veya ilçe merkezine olan uzaklığı ve eğitim seviyesi dışındaki bütün parametreler istatistiki açıdan önemli bulunmuştur. Çizelge 4. Antepfıstığı dağ köyleri brüt kar modeli tahmin sonuçları Katsayı Standart hata T oranı Elastikiyet SABİT 368.000*** 114.000 3.385 5.895 YAS -2.900 2.075 -1.398 -2.169 UZA -1.781 2.586 -0.688 -0.773 EGT -0.393 0.541 -0.727 -0.172 MAS 0.211*** 0.062 3.440 4.015 BAS 0.139*** 0.048 2.935 2.943 KRE -80.050*** 23.48 -3.409 -2.853 R² = 0.760 Breusch-Pagan Test = 6.228 Ramsey Reset Test = 1.338 P değeri = 0.398 P değeri = 0.279 (*)0.10 seviyesinde önemli. (**) 0.05 seviyesinde önemli. (***) 0.01 seviyesinde önemli. 35 Antepfıstığı Üretiminde İşletme Başarısına Etki Eden Faktörlerin Belirlenmesi; Dağ ve Ova Köyleri Karşılaştırması Dağ köylerinde işletme başarısına etki eden tüm faktörlerin katsayı işaretleri beklenen yönde çıkmıştır. Analiz sonuçlarına göre, işletmecinin yaşı, işletmenin en yakın il veya ilçe merkezine olan uzaklığı, eğitim seviyesi ve tarımsal kredi kullanımı arttıkça işletmenin başarısı azalmaktadır. Diğer yandan işletmecinin meyve veren ağaç sayısının ve yıl içerisinde tarımsal bilgi kaynaklarına başvurma sayısının artması işletmenin başarısını artırmaktadır. 4. Tartışma Çalışmanın yapıldığı bölgede genç nüfus Türkiye ortalamasının oldukça altındadır. Bu da bölgede yaşayan nüfusun daha yaşlı olduğunu, gençlerin ise köylerde olmadığını göstermektedir. Dağ köylerindeki üreticilerin antepfıstığı yetiştiriciliğinden başka alternatif üretim alanları azdır. Bu nedenle arazilerinin tamamına yakınında antepfıstığı yetiştiriciliği yapılmaktadır. Oysa ova köylerindeki üreticiler arazilerinde antepfıstığının yanı sıra arpa, buğday, mercimek ve nohut gibi bitkisel ürünleri de üretmektedirler. Ova köylerinde girdi kullanım düzeyi daha fazladır. Bunun sonucu olarak ta verim daha yüksektir. Regresyon analiz sonuçları incelendiğinde, başarı durumunun (brüt karın) artmasında işletmenin ova köylerinde olması dağ köylerine göre daha önemli etkiye sahiptir. Üreticilerin yaşı ova köylerinde işletmenin brüt karında pozitif etkiye sahipken dağ köylerinde ise negatif etkiye sahiptir. Ova köylerinde üretimde makina kullanımı oldukça fazla iken dağ köylerinde daha çok bedenen çalışılmaktadırlar. Antepfıstığı yetiştiriciliği oldukça zahmetli ve yorucudur. Ova köylerindeki yaşlı çiftçiler alet makina kullanarak üretim işini kendi başlarına gerçekleştirdikleri halde dağ köylerindeki yaşlı çiftçiler bakım, hasat işlerinde sıkıntı çekmektedirler. Dağ köylerindeki yaşlı çiftçiler kendi ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde üretim yaparken ova köylerindeki çiftçiler piyasa için üretim yapmaktadırlar. Buda ova köylerindeki yaşlı üreticilerin brüt karlarını olumlu etkilemektedir. Tarımsal kredi kullanımı ova köylerinde brüt karı pozitif yönde etkilerken dağ köylerinde negatif yönde etkilemektedir. Dağ köylerindeki üreticilerin bir çoğu alınan krediyi nakite çevirip amaç dışı kullanmaktadırlar. 36 Aynı bölgede yapılan bir çalışmada ova köylerindeki üreticilerin dağ köylerindeki üreticilerden daha fazla kredi kullandıkları tespit edilmiştir (Aksoy ve ark., 2010). Yine aynı çalışmada, dağ köylerindeki üreticilerin daha çok gübre, tohumluk gibi ayni kredi alırken ova köyleri ekipman ve traktör şeklinde ve daha büyük kredi aldıkları tespit edilmiştir. Üç modelde de tarımsal bilgi kaynaklarına başvuru sayısının artması işletmenin brüt karını pozitif yönde etkilemektedir. Antepfıstığı brüt karın artırmak için üreticilerin bilgi ve becerilerini artırmak gerekmektedir. Bu amaçla üreticilerin Tarım il ve ilçe müdürlükleri, antepfıstığı araştırma enstitüsü ve piyasada serbest çalışan ziraat mühendisleriyle ilişkilerinin güçlendirilmesi işletmelerin gelirini arttırmada önemli katkı sağlayacaktır. Günümüzde yayım hizmetlerinin özelleşmeye başlamış olması da çiftçilerle olan ilişkilerin güçlenmesine ve hizmetlerin daha kaliteli ve etkin şekilde alınmasına katkı sağlayacaktır. Ova köylerinde verim dağ köylerindekine göre oldukça fazla olmasına rağmen üretimin başka alternatifi olmayan dağ köylerinde yoğunlaşmanın sağlanması arazilerin daha verimli kullanılması açısından son derece önem arz etmektedir. Dünya nüfusunun sürekli artması ve buna karşın arazilerin sınırlı olması her geçen gün arazilerin daha rasyonel kullanımınım ön plana çıkmasına neden olmaktadır. Antepfıstığı yetiştiriciliğinde yeni tesis edilen bahçeden ürün alıncaya kadar çok uzun yıllar geçmesi gerekmektedir. Buda maliyetlerin artmasına neden olmaktadır. İşletmelere ait brüt karı artırmak için yeni bahçe tesislerinde kısa süre içerisinde verim çağına gelebilecek çeşitlerle çalışmak önem arz etmektedir. Analiz sonuçlarında, meyve veren ağaç sayısı ile brüt kar arasında pozitif ve önemli ilişki de bunu desteklemektedir. Çalışma alanı olarak üretim miktarı bakımından önemli bir potansiyele sahip olan rağmen Nizip ve Karkamış ilçeleri seçilmiştir. Çalışma alanı Gaziantep, Şanlıurfa, A.AKSOY, M.KÜLEKÇİ, E.AKSOY Kahramanmaraş ve Siirt illerini alacak şekilde daha geniş alanda farklı değişkenler modele katılarak yapılabilirse daha farklı bir bakış açısı sağlanabilir. Kaynaklar Aksoy, A. 2002. Türkiye Antepfıstığı Sektörünün Ekonomik Bir Analizi. Atatürk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü (Yüksek Lisans Tezi). Erzurum. Aksoy, A, Işık, H. B. Külekçi, M. 2008. Outlook on Turkish Pistachio Sector. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi. 39(1) 137-144. ISSN 1300-9036 Aksoy, A, Işık, H. B., İkikat Tümer, E. 2010. Antep Fıstığı işletmelerinde Tarımsal Kredi Kullanımına Etki Eden Faktörlerin Analizi. IX Tarım Ekonomisi Kongresi 22-24 Eylül. Şanlıurfa. Anonim. 2007. Tarımsal Yapı Üretim. Fiyat. Değer. Türkiye İstatistik Kurumu. Yayın No: 3202. ISSN: 1300-963X. Ankara. Anonim. 2009. Türkiye İstatistik Kurumu Web Sitesi . http://www.turkstat.gov.tr (18.09.2009) Çiçek, A. ve Erkan, O. 1996. Tarım Ekonomisinde Araştırma ve Örnekleme Metotları. Gaziosmanpaşa Universitesi Ziraat Fakültesi Yayınları. Yayın No: 12. Ders Kitapları Serisi No: 6. Tokat. Güneş, T. ve Arıkan, R. 1988. Tarım Ekonomisi İstatistiği. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları No: 1049. Ders Kitapları No: 305. Ankara. Greene, W. H. 2008. Econometric Analysis. Sixth Edition. Pearson Prentice Hall Upper Saddle River. New Jersey. 07458. Karagölge, 2001. Tarımsal İşletmecilik; Tarım İşletmelerinin Analiz ve Planlanması. Atatürk Üniversitesi Yayınları No: 827. Ziraat Fakültesi Yayınları No: 326. Ders Kitapları Serisi No:74. Erzurum. Kızılarslan, H, 1993. Gaziantep İlinde Antepfıstığı Dikim Alanı. Verim ve Net Kar da Görülen Değişmeler. Güneydoğubirlik Dergisi, 7, 13-15 White, Kenneth. J, 1997. SHAZAM The Econometrics Computer Program. Version 8.0. Users’s Reference Manuel. Irwin/McGraw-Hill. Yavuz, F, 2001. Ekonometri; teori ve Uygulama. ders Notları. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayın No: 185. Erzurum. . 37 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 39-43 Ankara Ekolojik Koşullarında Japon Nanesi (Mentha arvensis L.) Bitkisinde Uçucu Yağ ve Bileşenlerinin Ontogenetik Varyabilitesinin Belirlenmesi Yusuf Arslan Duran Katar İlhan Subaşı Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü- ANKARA Özet: Bu çalışma 2009 yılında Ankara ekolojik koşullarında Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü kampüsü içerisindeki deneme tarlasında yürütülmüştür. Araştırma da üç farklı biçim zamanının (çiçeklenme öncesi, çiçeklenme başlangıcı ve % 40–60 çiçeklenme) Japon nanesi (Mentha arvensis L.) uçucu yağ oranı ve bileşenleri üzerine olan etkisi incelenmiştir. Uçucu yağ oranı % 0.80–1.77 arasında değişirken, kuru herba/yaş herba oranı % 22.67–38.67 arasında değişmiştir. Uçucu yağın en önemli bileşeni L-mentol olup biçim zamanlarına göre % 44,27–47,90 arasında değişmiştir. Çalışmada, uçucu yağ, uçucu yağ bileşeni ve kuru herba/yaş herba oranının bitkinin farklı gelişim dönemlerinde hasat edilmesinden etkilendiği görülmüştür. En yüksek uçucu yağ oranı, en yüksek L-mentol oranı ve en yüksek kuru herba/yaş herba oranı % 40–60 çiçeklenme döneminde yapılan hasattan alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Japon Nanesi, Mentha arvensis L., Uçucu Yağ, Uçucu Yağ Bileşenleri, Mentol Determination of Ontogenetic Variability Of Essential oil Content and Components in Menthol Mint (Mentha arvensis L.) in Ankara Ecological Conditions Abstract: This research was carried out to determine on ontogenetic variability of essential oil content and components in Menthol Mint (Mentha arvensis L.) in Ankara ecological conditions. The experiment was set up in Randomized Block Design in 2009. In this research, essential oil content, components and dry herb/ fresh herb in menthol mint (Mentha arvensis L.) were determined at the pre-flowering, initial flowering and at 40–60 % flowering stages. The essential oil content varied from 0,80–1,77. The dry / fresh herb ratio varied from 22,67–38,67 %. L-menthol of major component of essential oil varied from 44,27–47,90 %. In this research, essential oil content, essential oil component and dry herb / fresh herb ratio were affected by harvesting at different developmental stages. The highest essential oil content, L-menthol and dry herb/ fresh herb ratio were determined at 40-60 % flowering stage. Key Words: Menthol Mint, Mentha arvensis L., Essential Oil, Essential Oil Components, Menthol 1. Giriş Lamiaceae familyasına ait Mentha cinsinin dünyanın her tarafına yayılmış olan 18 tür, 11 türler arası hibrit tür ve bunlara ait pek çok alttür ve varyete bulunmaktadır (Tucker ve Nazcı 2007). Ülkemizde ise 7 farklı Mentha türü tespit edilmiştir (Baytop 1999). Çok farklı morfolojik yapıya sahip tiplerinin bulunması ve doğal melezlenebilmesi nedeniyle kemovaryabilitesi yüksek bir taksondur (Ceylan 1983). Ekolojik koşullardan da oldukça etkilendiği bilinen Mentha taksonlarının ıslah edilmiş tohumları ile ilgili sitotaksonomik ve kemotaksonomik çalışmalar mevcuttur (Morton 1977). Mentha cinsinin sistematiği form zenginliğinden dolayı tamamlanamamıştır. Doğal taxonları içermeyen, kültür formları üzerinden, menton içerenler ve karvon içerenler olarak genel tasnifler yapılmıştır (Ceylan 1983). Japon nanesi (Mentha arvensis L.), Brezilya ve Arjantin’in yanı sıra Japonya da uçucu yağ üretimi (özellikle mentol) amaçlı tarımı yapılan bir bitkidir. Uçucu yağının % 8085’i mentolden oluşmaktadır. Mentol, ilaç sanayisinin yanı sıra gıdalara aroma kazandırmada ve kozmetik sanayisinde de kullanımı giderek artan önemli bir hammaddedir (Hornok 1990, Froogi and Sharma 1988). Mentolün sanayide kullanımının giderek artmasına paralel olarak mentolün en önemli kaynağı olan Mentha arvensis L. bitkisinin tarımı da önem kazanmıştır. Japon nanesi (Mentha arvensis L.), tropikal ve subtropikal iklime sahip bölgelerde mentol üretimi için ticari olarak tarımı yapılan bir bitkidir (Singh et al. 2005, Froogi and Sharma 1988). Mentha arvensis L.' den yılda bir-iki biçim alınabilmekte olup, toplam yaş 39 Ankara Ekolojik Koşullarında Japon Nanesi (Mentha arvensis L.) Bitkisinde Uçucu Yağ ve Bileşenlerinin Ontogenetik Varyabilitesinin Belirlenmesi herba verimleri 1250–1500 kg/da, uçucu yağ oranı % 1,28–2,0 ve uçucu yağ verimi ise 5–6 kg/da olmaktadır (Morton 1977). Farklı lokasyonlarda denemeye alınan M. arvensis L. ve M. piperita L. genotiplerinin uçucu yağ içeriği ve veriminin genotip ve çevreden önemli derecede etkilendiği, sırasıyla, uçucu yağ oranının % 0,44 ve % 1,54, uçucu yağ veriminin ise 0,68 ve 3,06 l/da arasında değiştiği bildirilmiştir (Hadipoentyanti 1990). Farklı M. arvensis genotiplerinde yaş herba veriminin 946–3750 kg/da, uçucu yağ oranının % 0,42–0,68 (kuruda % 1,68–2,72), iki hasatta elde edilen toplam uçucu yağ veriminin 4,3– 16,9 kg/da arasında değiştiği, bu uçucu yağın % 75,9–79,3 oranında mentol içerdiği, bütün karakterler çevre değişikliklerinden etkilenirken, yağ kalitesinin bunların dışında kaldığı belirtilmektedir (Sharma et al. 1992). Tıbbi bitkilerin tarımında maksimum düzeyde etkili madde oranına ve en uygun bileşene sahip ürünün üretilmesinde bitkinin hangi gelişim döneminde hasat edileceği büyük bir öneme sahiptir. Bu açıdan en uygun hasat dönemi ise bitkinin tarımının yapıldığı bölgenin iklim koşullarına bağlı olarak değişiklik göstermektedir (Özgüven ve Tansı 1998). Bu nedenle değişik bölgelerde tarımı yapılacak olan tıbbi bitkiler için, çevrelere bağlı olarak en uygun hasat zamanının, yapılacak olan çalışmalarla belirlenmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu araştırmanın amacı, Ankara ekolojik koşullarında Mentha arvensis L. bitkisinin ontogenetik variabilitesini belirleyerek uçucu yağ ve bileşenleri açısında en uygun hasat zamanının belirlenmesidir. 2. Materyal ve Metot Bu araştırmada materyal olarak KÜTAŞ A.Ş.’den 2008 yılında temin edilen ve Gazi Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümünde teşhis ettirilmiş olan Japon nanesi (Mentha arvensis L.) kullanılmıştır. Bu çalışma 2009 yılında Ankara ekolojik koşullarında Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü kampüsü içerisindeki deneme tarlasında yürütülmüştür. Deneme Tesadüf Blokları Deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak kurulmuştur. Parsel boyutları 4 m x 1,6 m = 6,4 m2 olarak alınmıştır. Parsellere sıra arası 40 cm ve sıra üzeri 20 cm olacak şekilde viollerde köklendirilmiş olan fideler Haziran 40 ayında dikilmiştir (Ceylan 1983, Özgüven ve Kırıcı 1999). Deneme, her blokta 3 parsel olmak üzere toplam 9 parselden oluşmuştur. Toplam deneme alanımız 58,6 m2’dir. Araştırmada blokların ilk ve son parsellerinde birer sıra ve parsellerin her iki ucundan ikişer bitki kenar tesiri için atılmıştır. Hasad; bloklarda bulunan her bir parsel farklı zamanlarda olmak üzere 3 farklı gelişim (çiçeklenme öncesi, çiçeklenme başlangıcı ve % 40–60 çiçeklenme) döneminde 14.08.2009, 27.08.2009 ve 25.09.2009 tarihlerinde toprak yüzeyinden 4–5 cm yükseklikten yapılmıştır. Her parselden alınan 500 g ’lık iki örnekten birincisinde yaprak- sap ayrımı yapılmış diğeri ise yeşil herba olarak kurutma dolabında 35 °C’de, 3 gün süre ile bekletilerek kurutulmuştur. Kurutma dolabından çıkarılan drog yaprağın 100 gr’ında uçucu yağ oranları 3 saat süreyle su distilasyonu yöntemiyle belirlenmiştir. Su distilasyonu yöntemiyle elde edilen uçucu yağların bileşenleri Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Laboratuarlarında Gaz Kromotografisi (GC) ile belirlenmiştir. Gaz Kromotografisi (GC) analizleri HP-5 MS kapiler kolon (30 m x 0.25 µm) ve HP 5973 mass selektif dedektore sahip Hewlett Packard 6890 N model GC-FID ve GC-MS (Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometresi) cihazı ile gerçekleştirilmiştir. GC-MS tespitinde, 70 eV iyonizasyon enerjiye sahip elektron iyonizasyon sistemi kullanılmıştır. Taşıyıcı gaz olarak helyumdan yararlanılmış ve akış oranı 1 mL/dk olarak düzenlenmiştir. Enjektör sıcaklığı 220 oC’ye MS transfer sıcaklığı ise 290 oC’ye ayarlanmıştır. Kolon sıcaklığı ilk 3 dk için 50 o C’ye, ardından 3 oC/dk’lık artışlarla 150 oC’ye artırılarak ve bu sıcaklıkta 10 dk tutulduktan sonra 250 oC/dk’ya yükseltilmiştir. Splitless yöntemde 1.0 µL seyreltilmiş örnekler (1/100 aceton, v/v) otomatik olarak enjekte edilmiştir. Uçucu yağlardaki bileşenlerin karakterizasyonu elektronik kütüphaneler (Flavor2.L, Wiley7n.1 and NIST98.L) kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonunda elde edilen veriler Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre varyans analizine tabi tutulmuştur. Uygulamalar arasındaki farklılıkların önem düzeylerini belirleyebilmek amacıyla Duncan Testi kullanılmıştır (Düzgünes ve ark. 1987). Tüm Y.ARSLAN, D.KATAR, İ.SUBAŞI istatistikî hesaplamalar bilgisayarda MSTAT-C paket programı kullanılarak yapılmıştır. 3. Bulgular 3.1. Kuru Herba/Yaş Herba Oranı Japon nanesinde farklı gelişim dönemlerinde yapılan hasadın kuru herba/yaş herba oranı üzerine olan etkisi % 1 düzeyinde önemli bulunmuştur (Çizelge 1). Çalışmamızda, farklı gelişim dönemlerinde hasat edilen Japon nanesinde (Mentha arvensis L.) kuru herba/ yaş herba oranına ait elde edilen ortalama değerler ve gruplandırılması Çizelge 2’de görülmektedir. Çizelge 2’de görüldüğü gibi kuru herba/yaş herba oranı % 22,67–38,67 arasında değişmiştir. Uygulamalar arasındaki farklılıklar bakımından kuru herba/yaş herba oranı değerleri 2 farklı grup oluşturmuştur. En yüksek kuru herba/yaş herba oranı % 38,67 ile % 40– 60 çiçeklenme döneminde yapılan hasattan alınmıştır. En düşük kuru herba/ yaş herba oranı da % 22,67 ile çiçeklenme öncesi yapılan hasattan alınmıştır. Çizelge 1. Farklı hasad zamanlarının Japon nanesi (Mentha arvensis L.) uçucu yağ oranı ve kuru herba/yaş herba oranı üzerine olan etkisine ait varyans analizi Kareler ortalaması Varyasyon kaynakları Serbestlik derecesi Kuru herba/Yaş herba oranı Uçucu yağ oranı (%) Tekerrürler 2 0,000 0,040 Biçim Zamanı 2 0,019** 0,763** Hata 4 0,001 0,008 Genel 8 0,010 0,210 (*) %5 düzeyinde önemli, (**) %1 düzeyinde önemli Çizelge 2. Farklı hasad zamanlarının Japon nanesi (Mentha arvensis L.) uçucu yağ oranı ve kuru herba/yaş herba oranına ait ortalama değerler Biçim Zamanı Kuru herba/Yaş herba oranı Çiçeklenme Öncesi Çiçeklenme Başlangıcı % 40–60 çiçeklenme 0,227b 0,317a 0,387a Uçucu yağ oranı (%) 0,800c 1,033b 1,767a EGF (% 5) VK % 0,072 8,74 0,203 7,61 Aynı sütun içerisinde farklı harfle gösterilen ortalamalar Duncan testine göre p≤ 0.01 hata sınırları içerisinde istatistik olarak birbirinden farklıdır. 3.2. Uçucu yağ oranı (%) Araştırmada farklı gelişim dönemlerinde hasat edilen Japon nanesine (Mentha arvensis L.) ait uçucu yağ oranları (%) ortalama değerleri Çizelge 2’de verilmiştir. Farklı gelişim dönemlerinde yapılan hasadın Japon nanesinde uçucu yağ oranı üzerine olan etkisi istatistikî olarak % 1 düzeyinde önemli bulunmuştur (Çizelge 1). Çizelge 2’de görüldüğü gibi uçucu yağ oranları % 0,80 -1,77 arasında değişmekte olup, uygulamalar arasındaki farklılıklar bakımından uçucu yağ oranı değerleri 3 farklı grup oluşturmuştur. En yüksek uçucu yağ oranı % 1,77 ile % 40–60 çiçeklenme döneminde yapılan hasattan alınırken, en düşük uçucu yağ oranı da % 0,80 ile çiçeklenme öncesi yapılan hasattan alınmıştır. Çiçeklenme öncesi dönemde % 0,80 olan uçucu yağ oranı çiçeklenme başlangıcında % 1,03’e ve % 40-60 çiçeklenme döneminde ise % 1,77’e çıktığı tespit edilmiştir. Elde edilen bu veriler dikkate alındığında Japon nanesi için bölgemizde uçucu yağ oranının en yüksek olduğu % 40–60 çiçeklenme dönemi hasat için uygun bir zaman olarak kabul edilebilir. 3.3. Uçucu Yağ Bileşenleri Araştırmada farklı gelişim dönemlerinde hasat edilen Japon nanesinin (Mentha arvensis L.) uçucu yağ bileşenlerine ait oranlar Çizelge 41 Ankara Ekolojik Koşullarında Japon Nanesi (Mentha arvensis L.) Bitkisinde Uçucu Yağ ve Bileşenlerinin Ontogenetik Varyabilitesinin Belirlenmesi 3’de verilmiştir. Farklı gelişim dönemlerinde yapılan hasadın Japon nanesinin (Mentha arvensis L.) uçucu yağ bileşenlerinin yüzde değerleri üzerine etkisinin olduğu görülmüştür. Çizelge 3’de görüldüğü gibi Japon nanesinin (Mentha arvensis L.) uçucu yağının ana bileşeni olan L-mentol’ün yüzde değeri % 44,27–47,90 arasında değişmiştir. En yüksek L-mentol oranı % 40–60 çiçeklenme döneminde, en düşük L mentol oranı ise çiçeklenme başlangıcında olduğu görülmektedir. L-mentol oranı çiçeklenme öncesi yapılan hasatta % 45,58 iken çiçeklenme başlangıcında % 44,27’e düşmüş ve % 40-60 çiçeklenme döneminde ise tekrar % 47,90’a çıktığı belirlenmiştir. Menthone oranı ise çiçeklenme öncesi dönemde % 3,69 iken çiçeklenme başlangıcında % 15,76’a çıkmış ve % 40-60 çiçeklenme döneminde % 12,49’a düştüğü tespit edilmiştir. Ayrıca menthyl acetate oranı çiçeklenme öncesinde % 23,85 iken çiçeklenme başlangıcında % 12,57’e ve % 40-60 çiçeklenme döneminde ise % 9,49’a indiği görülmüştür. Çizelge.3. Japon nanesinde (Mentha arvensis L.) farklı gelişim dönemlerindeki yapılan hasadın uçucu yağ bileşenleri üzerine etkisi Çiçeklenme Çiçeklenme % 40–60 çiçeklenme Öncesi (%) Başlangıcı (%) (%) Bileşenler alpha-Pinene 0,52 0,485 0,485 sabinene 0,445 0,36 0,415 beta-pinene 0,84 0,68 0,77 limonene 1,575 1,705 1,45 Eucalyptol 4,405 3,01 4,565 gamma-Terpinene 3,03 2,615 4,295 menthone 3,69 15,76 12,49 menthofuran 3,285 6,325 3,89 neo-mentol 5,405 5,565 5,845 L-mentol isomentol d-piperitone menthomenthene menthyl acetate Carvacrol beta-Caryophyllene germacrene-D ledene 45,575 1,42 0,44 2,44 23,845 0,77 1,12 1,185 0,57 4.Tartışma Ankara ekolojik koşullarında yürütmüş olduğumuz çalışmamızda Japon nanesinin (Mentha arvensis L.) uçucu yağ oranı bitkinin farklı gelişim zamanlarında yapılan hasat zamanlarından etkilendiği ve % 0,80 -1,77 arasında değiştiği görülmüştür. Nane bitkisinin farklı gelişim döneminde yapılan hasatlar uçucu yağ oranının değişiminde etkili bir faktör olarak dikkat çekmektedir (Marotti and at.al., 1993, Soonthorn and at.al., 1986 ). Değerlerimiz Garlet and at.al. (2007)’nin farklı nane türleri ile yürüttükleri çalışmalara dayanarak bildirmiş oldukları % 0,79–1,07 uçucu yağ oranı değerinden bir miktar daha yüksek görülmektedir. Diğer taraftan Ceylan 42 44,265 1,04 0,485 1,345 12,57 0,655 1,005 1,05 0,375 47,895 1,205 0,49 0,94 9,49 3,575 0,885 0,985 0,33 (1996)’nın bildirmiş olduğu % 3,01–4,05 uçucu yağ oranı, Özel ve Özgüven (1999)’nin çalışmasından bildirdiği % 3,95–6,43 oranı ve Özgüven ve Kırıcı (1999)’nın farklı ekolojilerde nane türleri ile yürütmüş olduğu çalışmadan bildirdiği % 4,75–6,29 uçucu yağ oranları ile karşılaştırıldığında değerlerimiz daha düşük görülmektedir. Aynı zamanda Morton (1977)’nun bildirmiş olduğu % 1,28–2 uçucu yağ oranı bulgularımızla uyum içerisindedir. Çalışmada elde edilen değerlerin birçok araştırmaya göre daha düşük görülmesinin nedeni çalışmaların yürütüldüğü ekolojik farklılıklardan kaynaklanmış olabildiği düşünülmektedir. Y.ARSLAN, D.KATAR, İ.SUBAŞI Çalışmamızda Japon nanesinin (Mentha arvensis L.) farklı gelişim dönemlerinde hasat edilmesi ile uçucu yağ bileşenlerinin de oranının değiştiği görülmektedir. Japon nanesi (Mentha arvensis L.) uçucu yağının en önemli bileşeni olan L-mentol’ün yüzde değeri % 44,27–47,90 arasında değişmiştir. Özel ve Özgüven (2002)’nin çalışmasından bildirdiği % 22,55–38,89 L-mentol oranı bulgularımızdan daha düşük görülmektedir. Diğer taraftan Murray and Hefendehl (1972)’ın bildirdiği % 70-75 L-mentol oranı, Ceylan (1983)’nın bildirmiş olduğu % 72,27–82,64 L-mentol oranı, Baytop (1983)’un bildirdiği % 80–90 Lmentol oranı, Akgün (1983)’ün bildirdiği % 60–80 L-mentol oranı ve Tanker ve Tanker (2003)’in bildirdiği % 80 L-mentol oranına kıyasla değerlerimiz daha düşük görülmektedir. Uçucu yağların bileşenleri değişen çevre koşullarından yüksek oranda etkilenmekte olup, bulgular arasındaki farklılığın değişen çevre koşullarından kaynaklandığı düşünülmektedir. Kuru herba/yaş herba değerlerine ilişkin daha önceden yapılmış benzer çalışmalar bulunamadığı için herhangi bir karşılaştırma yapılamamıştır. 5. Sonuç Ankara ekolojik koşullarında Japon nanesi (Mentha arvensis L.)’nden en yüksek oranda uçucu yağ ve mentol elde etmek amacıyla en uygun hasat zamanının bitkilerin % 40–50 çiçeklenme dönemi olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte konu üzerinde başka çalışmaların da yapılmasında yarar olduğu düşünülmektedir. Kaynaklar Akgün, A., 1993. Baharat Bilimi ve Teknoloji. Gıda Teknolojisi Derneği Yayın No: 15. Sayfa: 127–131. Ankara. Baytop, A., 1983. Farmasötik Botanik. İstanbul Ünv. Yayınları No: 3158. Eczacılık Fak. Yayınları No: 36, 284. Baytop, T., 1999. Türkiye’de Bitkiler ile Tedavi, s:302304, İstanbul. Ceylan A. 1983. Tıbbi Bitkiler-II, E.Ü.Ziraat Fak. Yayınları, s:175, İzmir. Ceylan A. 1996. Tıbbi ve Aromatik Bitkiler.E.Ü. Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayın Bülteni 29 Farooqi, A. H. A. and Sharma, S., 1988. Effect of Growth Retardants on Growth and Essential Oil Content in Japanese Mint. Journal Plant Growth Regulation. Volume 7, Number 1. Garlet, T., Santos, O., Medeiros, S., Manfron, P., Garcia, D., Sinchak, S., 2007. Growth And Essential Oil Content of Mints at Different Potassium Concentrations in The Nutrient Solution. Hortic. Bras. Vol.25. No: 2, ISSN 0102–0536. Hadipoentyanti, E., 1990.Yield Stability Analysis of Oil Yield and Quality of Mentha Spp. Pemberitaan, Penelitian Tanaman Industri, 16 (1), 18-23. Hornok, L., 1990. Gyógynövenyek Terméesztese Es Feldolgozasa, Mez_Gazdasagi Kiadó, Budapest, 175-183. Marotti, M., Dellacecca, V., Piccaglia, R. and Giovanelli E., 1993. Effect Of Harvestıng Stage On The Yıeld And Essentıal Oıl Composıtıon Of Peppermınt (Mentha X Pıperıta L.). ISHS Acta Horticulturae 344: International Symposium on Medicinal and Aromatic Plants. Morton, J.F., 1977. Major Medicinal Plants, Charles C. Thomas-Publisher, Springfield, Illinois, ABD (381s). Murray, M. J. and Hefendehl, F. W., 1972. Changes in monoterpene composition of Mentha aquatica produced by gene substitution from M. Arvensis. Phytochemistry Volume 11, Issue 8, Pages 24692474 Özel, A., Özgüven, M., 1999. Harran Ovası Koşullarında Farklı Dikim Zamanlarının Bazı Nane (Mentha spp.) Tiplerinin Verim ve Bazı Tarımsal Karakterlerine Etkisi. Tr. J. of Agriculture and Forestry 23, Ek Sayı 4, 921-928. TÜBİTAK. Özel, A., Özgüven, M., 2002. Effect of Different Planting Times on Essential Oil Components of Different Mint (Mentha spp.) Varieties. Turk J Agric For 26 (2002) 289–294. TÜBİTAK. Özgüven, M.ve Kırıcı, S., 1999. Farklı Ekolojilerde Nane (Mentha) Türlerinin Verim ile Uçucu Yağ Oranı ve Bileşenlerinin Araştırılması. Tr. J. Of Agriculture and Forestry 23, 465–472. TÜBİTAK. Özgüven, M.ve Tansı, S., 1998. Drug Yield and Essential Oil of Thymus vulgaris L. as in Influenced by Ecological and Ontogenetical Variation. Tr. J. Of Agriculture and Forestry 22, 537–542. TÜBİTAK. Sharma, S., Tyagi, B.R., Naqvi, A.A., Thakur, R.S., 1992. Stability of Essential Oil Yield And Quality Characters in Japanese Mint (M.Arvensis L.) Under Varied Environmental Conditions, J. Essential Oil Research, 4, 411-416. Singh, A. K., Raina, V. K., Naqvi, A. A., Patra, N. K., Kumar, B., Ram P. and Khanuja, S. P. S., 2005. Essential Oil Composition and Chemoarrays of Menthol Mint (Mentha Arvensis L. F. Piperascens Malinvaud Ex. Holmes) Cultivars. Flavour and Fragrance Journal Flavour Fragr. J. 20: 302–305. Soonthorn, D., Britten, E. J. and Basford, K. E., 1986. The Effect of Temperature on Growth, Oil Yield and Oil Quality of Japanese Mint. Oxford Journals, Life Sciences Annals of Botany, Volume 58, Issue 5 Pp. 729-736. Tanker, M. ve Tanker, N., 2003. Farmakoknozi Cilt :2. Ankara Ünv. Eczacılık Fak. Yayınları No: 65. Sayfa: 318–319. Ankara. Tucker, A.O., Nazcı, R.F.C., Mentha : An Overview of Its Classification and Relationships. In Mint: Genus Mentha, B. M. Lawrence eds. Taylor & Francis Group Boca Raton FL, (2007). Pp: 3-39. 43 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 45-55 Farklı Peyzaj Karakter Alanlarına Göre Doğal ve Kültürel Kaynak Değerlerinin Görsel Analizi: Erzurum Örneği M. Akif Irmak* Hasan Yılmaz Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 25240, Erzurum, Türkiye Özet: Bu çalışma, Erzurum ili ve çevresinde, farklı peyzaj karakterlerine sahip 8 çalışma bölgesinde, alanları temsil eden çiçekli bitki, tarihi eser, nehir, göl gibi su öğeleri, orman, çayırlık alanlar, jeolojik oluşumlar ve kırsal peyzaj karakterlerine ilişkin öğeleri barındıran kaynak değerlerinin görsel peyzaj kalitesini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma alanlarından elde edilen fotoğraflar 150 katılımcıya sunularak, çalışma bölgelerinin 15 ayrı parametrede değerlendirilmesi sağlanmıştır. Değerlendirme sonucunda 9 parametrede 8. Bölge (Erzurum-Tortum-Uzundere Yol Güzergahı) en yüksek puanları alırken, 3 parametrede 4. Bölge (Narman-Oltu-Şenkaya Yol Güzergahı), 2 parametrede 3. Bölge (Palandöken Dağları) ve 1 parametrede ise 7. Bölge (Erzurum Ovası) en yüksek puan ortalamalarını almıştır. Anahtar Kelimeler: Görsel Peyzaj Analizi, Peyzaj Karakterleri, Anket, Erzurum Visual Analysis of Natural and Cultural Source Values Considering Different Landscape Character Sites; The Sample of Erzurum Abstract: This study was conducted to determine the visual landscape quality of source values of eight study sites in and around the city of Erzurum sheltering different landscape characteristics and their representative flowering plants, historical remains, water elements like river and lake, forest, grasslands, geological formations and rural landscape. These sites were evaluated for 15 different parameters by presenting the images taken from the area to 150 participants. As the consequence of the evaluation, 8th site (ErzurumTortum-Uzundere route) got the highest scores for nine parameters, 4 th (Narman-Oltu-Şenkaya route)site got the highest scores for 3 parameters while 3rd site (Palandöken mountains) was the first for two parameters and 7th site (Erzurum plain) was the at the first row for one parameter. Keywords: Visual Landscape Assessment, Landscape Characteristics, Questionnaire, Erzurum 1.Giriş İnsanlar, turizmin hangi çeşidi olursa olsun görsel açıdan ilgi çekici olan yer ve mekanlarda bulunmayı tercih etmektedirler. Görsel güzellik ve ilgi çekicilik her ne kadar kişiden kişiye değişse de bir bakış açısı içerisinde; su öğesi, orman, bitkisel çeşitlilik, renklilik, tarihsel öğeler, ilginç jeolojik oluşumlar, otantik yapılar, bozulmamış doğa parçaları ve benzeri unsurlardan bir veya birkaçını barındıran mekanlar ilgi çekici özellikler taşımaktadırlar. Son yıllarda artan çevresel kaliteye ilgi, aynı zamanda halkın geneli için peyzaj kalitesinin önemini artırmıştır. Günümüzde peyzaj yalnızca çevresel açıdan değil, ekonomik açıdan da en önemli doğal kaynaklardan biri olarak düşünülmektedir (Real et al. 2000). İnsanlar dünyadaki nesneleri görür, algılar ve bu algılamaları sonucu benimser veya benimsemez. Çevredeki objelerin hepsi duygusal bir yük taşır, diğer bir ifade ile biçimsel ve simgesel bir anlama sahiptir. Bir bütün olarak ya da belli bir özelliği ile algılanan bir nesne bireyde oluşturduğu duygularla özdeşleşmekte ve onun duygusal ve bilişsel belleğini harekete geçirmektedir. Kısaca kişiyi düşünceye yönelterek onda pozitif veya negatif beğenme veya beğenmeme ya da benimseme veya reddetme gibi bir değer oluşturmaktadır (Kalın 1997). Görsel kalite ölçülebilir kaynaklardan elde edilen bulguların dışında, sadece peyzajın fiziksel özelliklerine değil, aynı zamanda peyzajla iç içe olan, onu izleyen gözlemciler tarafından bireysel düşüncelerin de ortaya konulması ile elde edilebilir (Bergen et al. 1995). Görsel peyzaj kalitesi değerlendirmelerinde şimdiye kadar genel olarak iki yaklaşım ele alınmaktadır. Bunlardan ilki olan uzman yaklaşımı, çevre yönetimi uygulamalarına dayanan bir yaklaşımdır. İkinci yaklaşım olan algılama yaklaşımı ise temeli algılamaya ve araştırmaya dayanan *Bu çalışma doktora tezinden üretilmiştir. 45 Farklı Peyzaj Karakter Alanlarına Göre Doğal ve Kültürel Kaynak Değerlerinin Görsel Analizi: Erzurum Örneği bir yaklaşımdır. Yaklaşımları ayıran temel özellik, birbiri ile bağlantılı peyzaj özelliklerinin nasıl tanımlandığıdır. Uzman yaklaşımı; peyzaj kalitesinin genel belirleyicileri olarak kabul edilen çeşitlilik, birlik, zıtlık, uygunluk, proporsiyon gibi tasarım öğelerinin insanların algıları ile ölçülmesini temel almaktadır. Algılama yaklaşımı ise peyzajın biyofiziksel özelliklerini doğrudan duyulara dayalı algılanabilir süreçler yoluyla değerlendiren, kavrama ile ilgili özellikleri kullanan bir yaklaşımdır. 20. yüzyılda bu yaklaşımlar beraber değerlendirilerek analiz çalışmalarına bu şekilde yön verilmiştir. Her iki yaklaşımda peyzajın görsel estetik kalitesi ile ilgilenir. Peyzaj kalitesi; insanların kavrama özellikleri, uzman bakısı ve doğrudan duyulara dayalı algılanabilir süreçler yolu ile ortaya konulabilecek bir kavramdır (Daniel 2001). Algıya dayanan değerlendirme yönteminde, gözlemcilerden peyzaj kalitesini puanlama yaparak değerlendirmeleri ya da genellikle fotoğraflarla sunulan peyzaj manzaraları arasından seçim yapmaları istenir (Daniel 2001). Daniel (2001); Arriaza et al. (2004); Önder ve Polat (2004); Müderrisoğlu ve Eroğlu (2006); Kaplan et al. (2006); Bulut ve Yılmaz (2007) ve Kıroğlu (2007) görsel kalite analizinde temel olarak, belirli bir yörenin peyzajından elde edilen fotoğrafların katılımcılar tarafından, 1’den 10’a kadar puanlandırılarak değerlendirildiğini, daha sonra beğenilme oranlarının fiziksel peyzaj özellikleri ile ilişkilendirildiğini belirtmişlerdir. Bu çalışma, Erzurum ili ve çevresinde, farklı peyzaj karakterlerine sahip 8 çalışma bölgesinde, alanları temsil eden çiçekli bitki, tarihi eser, nehir, göl gibi su öğeleri, orman, çayırlık alanlar, jeolojik oluşumlar ve kırsal peyzaj karakterlerine ilişkin öğeleri barındıran kaynak değerlerinin görsel peyzaj kalitesini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Elde edilen veriler ışığında çalışmanın yürütüldüğü yörelerde öne çıkan peyzaj unsurları irdelenerek turizm potansiyeli belirlenmiştir. 2.Materyal ve Yöntem 2.1.Materyal Çalışmanın materyalini, Erzurum ve çevresinde farklı peyzaj karakterlerine sahip 8 çalışma alanında (Şekil 1), alanları temsil eden çiçekli bitki, tarihi eser, nehir, göl gibi su öğeleri, orman, çayırlık alanlar, jeolojik oluşumlar ve kırsal peyzaj karakterlerine ilişkin öğeleri barındıran görüntüler oluşturmaktadır. Şekil 1. Araştırma yapılan alanlar Erzurum ili nüfusu; 2008 yılı içerisinde ilan edilen sonuçlara göre 784. 941 kişi olarak belirlenmiştir. Kent merkezinde yaşayan nüfus ise 348.156 kişidir. Türkiye’nin orta ve batı kesimlerine göre, yükseltilerin fazla olduğu bir ildir. 25.066 km² olan il toplam alanının yaklaşık %64’ü dağlardan oluşmaktadır. Erzurum ili topoğrafik yapısı, rakımı ve coğrafi konumu, il genelinde şiddetli bir karasal 46 iklimin oluşmasına neden olmuştur. Türkiye’nin sıcaklık ortalaması en düşük illerden biri olan Erzurum’da kışlar oldukça soğuk ve sert, yazlar ise sıcak ve kurak geçmektedir. Uzun yıllar ortalamasına göre yıllık ortalama sıcaklığı 5,60C olan Erzurum, yıllık ortalama 460,5 mm yağış değerlerine sahiptir. İlde ortalama yağışlı gün sayısı 29,3 gün olup, yağışlar genelde kar şeklinde M.A.IRMAK, H.YLMAZ görülmektedir. Kar yağışlı günler Ekim ayının sonlarında başlamakta Mayıs ayına kadar sürmektedir. Ortalama karla örtülü gün sayısının 113,6 gün olduğu Erzurum’da şiddetli don olayları yaşamı olumsuz yönde etkilemektedir (Anonim 2004). Erzurum ve çevresi, 3000 m’ye varan yükseltisi ve toprak yapısı, özgün, çeşitlenen bir bitki örtüsünü beraberinde getirmiştir. Yörede hakim bitki örtüsü bozkır dağ stepidir. Bunun yanı sıra uzun boylu step çayırlar ve yer yer ormanlar da görülmektedir. Bitki örtüsünde çeşitlenme ve bölgeye özgü karakterler, turizm aktiviteleri açısından önemlidir. Doğal ve özgün türleri barındıran bitki örtüsü, bölgedeki turizm ve rekreasyon olanaklarının yaratılmasında etkin bir unsur olmaktadır (Anonim 2005). Yörenin tarihsel süreç içerisinde farklı kültürlere ev sahipliği yapmış olması ve farklı bir coğrafyaya sahip olması, sivil ve anıtsal mimari değerlerinden, el sanatlarına, gelenekgörenek, folklor ve yaşam kültürüne kadar yansımıştır. Tarihin farklı dönemlerinden gelen bu izler önemli turizm potansiyeli oluşturmaktadır. Erzurum ve yöresi yüksek dağ sıraları, platolar, yaylalar, ovalar, yer altı ve yer üstü zengin su kaynaklarının yanı sıra peyzajı, florası ve faunasındaki çeşitliliği ile turizm açısından tercih edilen yörelerden biridir. 2.2.Yöntem Çalışma alanları belirlenirken ulaşım kolaylıklarını, bitkisel çeşitlilikleri, güvenliği, turizm çeşitliliği sağlayabilecek tarihi eserleri, ormanlık alanları, göl ve nehir gibi suya dayalı peyzajları, ilginç jeolojik oluşumları ve yöresel kırsal peyzaj oluşumlarının bir veya birkaçını barındıran alanlar tercih edilmiştir. Farklı peyzaj karakterlerine sahip 8 çalışma bölgesinde görsel peyzaj kalitesini belirlemek amacıyla, alanları temsil eden çiçekli bitki, tarihi eser, nehir, göl gibi su öğeleri, orman, çayırlık alanlar, jeolojik oluşumlar ve kırsal peyzaj karakterlerine ilişkin öğeleri barındıran görüntüler tercih edilmiştir. 3 yıl süreyle 30 civarında arazi ve fotoğraflama çalışmalarının sonucunda 8 bölgeye ait 3000 civarında görüntü elde edilmiştir. Görsel peyzaj kalitesinde bu görüntülerden herbir çalışma alanını en iyi şekilde temsil edeceği düşünülen 12’şer görüntü seçilmiştir. Görüntülerin seçim işlemi, çalışılan 8 bölgenin biri veya birkaçını daha önceden peyzaj, coğrafik, sosyal veya zirai açıdan çalışmış uzmanlar yardımı ile yapılmıştır. 8. çalışma alanına ait 12’şer görüntü aynı anda sunuda yansıtılarak katılımcılara sunulmuştur. Çalışmada katılımcı olarak botanik ve turizm gibi konularda eğitim almış olmalarından dolayı Peyzaj Mimarlığı Bölümü ve Ziraat Mühendisliği Bölümü öğrencileri tercih edilmiştir ve bu amaç için 150 öğrencinin görsel değerlendirmesi alınmıştır. Her çalışma alanına ait 12’şer resim üzerinde ve her bölgedeki bu resimleri bir bütün olarak değerlendirilerek; bitkisel çeşitlilik, doğallık/doğal manzara etkisi, orman varlığı, çayır-mera varlığı, etkili su öğesi, dağ manzarası, tarihi ve arkeolojik değerlere sahip olma, kırsal yerleşim öğelerine sahip olma, etkili jeomorfolojik öğelerin varlığı, renk etkisi/canlılık, orijinallik/özgünlük, heyecan vericilik, güven vericilik, ulaşılabilirlik ve en fazla ilgi çeken bölge olmak üzere toplam 15 parametre kullanılmıştır. Bu parametreler belirlenirken, daha önce belirli bir yörenin peyzajından elde edilen fotoğrafların katılımcılar tarafından puanlandırılarak değerlendirildiği çalışmalardan (Daniel 2001; Arriaza et al. 2004; Önder ve Polat 2004; Kaplan et al. 2006; Müderrisoğlu ve Eroğlu 2006; Bulut ve Yılmaz 2007; Kıroğlu 2007) yararlanılmıştır. Ayrıca konu hakkında uzman olan, ABD Arizona Üniversitesi, Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Terry C. Daniel’in görüşleri de alınmıştır. Katılımcılardan yukarıda ismi geçen parametrelerle ilgili olarak her bir bölgeyi değerlendirmesi ve 1’den 5’e kadar puanlandırması istenmiştir. 8 bölgeye ait görüntülerin tamamı objektif olarak ve aynı anda görülerek değerlendirilebilmesi için 2 bilgisayar ve 2 yansıtıcı yardımı ile yansıtılmıştır. Çalışma konusunda katılımcılara konu ve puanlandırma sistemi hakkında ön bilgi verilmiştir.Görsel peyzaj kalite analizi çalışmalarının değerlendirilmesi için SPSS 13.0 paket programında yer alan Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonucu önemli bulunan ortalamaların karşılaştırılmasında LSD çoklu karşılaştırma testinden yararlanılmıştır. 3.Bulgular Çalışmada katılımcıların 8 farklı bölge için görsel peyzaj kalite değerlendirmesinde vermiş oldukları puanlar sonucunda, 8 bölgenin 15 47 Farklı Peyzaj Karakter Alanlarına Göre Doğal ve Kültürel Kaynak Değerlerinin Görsel Analizi: Erzurum Örneği parametrede aldıkları puan ortalamaları Çizelge görüldüğü 2’de gibidir. 1. Bölge 2. Bölge 3. Bölge 4. Bölge 5. Bölge 6. Bölge 7. Bölge 8. Bölge Çizelge 2. Çalışma alanlarının görsel peyzaj kalite parametrelerinden aldıkları puan ortalamaları Bitkisel Çeşitlilik Standart Sapma 3,05D 4,13AB 4,20A 3,06D 3,51C 3,23D 2,73E 3,89B ±1,185 ±0,879 ±0,998 ±1,031 ±1,091 ±1,095 ±1,185 ±1,188 Doğallık /Doğal Manzara Standart Sapma 2,86E 4,04A 3,29D 3,76B 3,43CD 3,62BC 3,26D 4,21A ±1,190 ±0,968 ±1,138 ±1,107 ±1,113 ±1,053 ±1,155 ±1,059 Orman Varlığı Standart Sapma 2,15E 3,46B 2,40DE 3,23B 2,76C 3,33B 2,48CD 3,86A ±1,230 ±1,229 ±1,237 ±1,244 ±1,207 ±1,229 ±1,180 ±1,209 Çayır Mera Varlığı Standart Sapma 3,00DE 3,16CD 2,80E 3,60AB 3,42BC 3,26CD 3,82A 3,66AB ±1,290 ±1,215 ±1,237 ±1,074 ±1,076 ±1,125 ±1,215 ±1,214 Su Öğesi Etkisi Standart Sapma 1,74G 4,12B 1,83FG 2,04F 3,26D 3,72C 2,52E 4,39A ±1,171 ±0,957 ±1,217 ±1,203 ±1,119 ±1,193 ±1,191 ±1,122 Dağ Manzarası Standart Sapma 2,70CD 3,46B 2,92C 3,60AB 3,36B 3,38B 2,58D 3,80A ±1,308 ±1,109 ±1,353 ±1,197 ±1,119 ±1,145 ±1,367 ±1,272 Tarihi ve Arkeolojik Uns. Standart Sapma 1,79E 2,02DE 2,20D 4,33A 3,03BC 3,19B 2,20D 2,77C ±1,057 ±1,195 ±1,187 ±1,072 ±1,260 ±1,278 ±1,170 ±1,311 Etkili Kırsal Yerleşim Standart Sapma 2,98BC 2,58D 2,72CD 3,59A 3,21B 3,03B 3,05B 3,00BC ±1,338 ±1,259 ±1,182 ±1,170 ±1,223 ±1,217 ±1,350 ±1,336 Jeomorfolojik Öğeler Standart Sapma 2,38E 2,68D 2,57DE 3,75A 3,02C 3,62AB 2,48DE 3,44B ±1,277 ±1,182 ±1,160 ±1,186 ±1,203 ±1,168 ±1,145 ±1,217 Renk Etkisi/ Canlılık Standart Sapma 2,92E 3,83AB 4,00A 3,46CD 3,53C 3,26D 3,00E 3,68BC ±1,221 ±1,119 ±1,071 ±1,173 ±1,103 ±1,133 ±1,141 ±1,215 Orijinallik / Özgünlük Standart Sapma 3,03DE 3,46BC 3,50BC 3,60B 3,28CD 3,48BC 3,00E 3,95A ±1,276 ±0,967 ±1,034 ±1,116 ±1,183 ±1,066 ±1,231 ±1,238 Heyecan Vericilik Standart Sapma 2,41D 3,33C 3,34C 3,66B 3,24C 3,30C 3,64D 4,16A ±1,124 ±1,168 ±1,252 ±1,128 ±1,163 ±1,115 ±1,176 ±1,147 Güven Vericilik Standart Sapma 2,92C 3,34AB 3,15BC 3,37AB 3,16BC 3,05C 2,96C 3,55A ±1,228 ±1,128 ±1,127 ±1,126 ±1,187 ±1,116 ±1,116 ±1,250 Ulaşılabilirlik Standart Sapma 3,16BC 3,00C 3,37AB 3,44A 2,95C 3,04C 3,22ABC 3,47A ±1,321 ±1,132 ±1,338 ±1,120 ±1,172 ±1,152 ±1,299 ±1,213 En Fazla İlgi Çeken Bölge Standart Sapma 2,41E 3,52C 3,28C 3,80B 3,42C 3,46C 2,75D 4,25A ±1,270 ±1,145 ±1,187 ±1,133 ±1,154 ±1,133 ±1,181 ±1,182 *Ortalamalar arasındaki farklar p <0,01 önem düzeyinde test edilmiştir. Şekil 2. Görsel peyzaj karakter analizi sonucunda 9 parametrede en yüksek puanları alan 8. bölgeye ait görüntüler 48 Şekil 3. Görsel peyzaj karakter analizi sonucunda 9 parametrede en düşük puanları alan 1. bölgeye ait görüntüler M.A.IRMAK, H.YLMAZ Toplam 15 parametrenin 9’unda 8.bölge (Erzurum-Tortum-Uzundere yol güzergahı ve Tortum Şelalesi çevresi)en yüksek puanları alırken, 15 parametrenin 9’unda ise 1.bölge (Aşkale ve Aşkale-Tercan arası) en düşük puanları almışlardır 8. bölgenin en yüksek ortalama puanı aldıkları parametreler Çizelge 3’te görüldüğü gibi; Doğallık/Doğal Manzara Etkisi, Etkili Orman Varlığı, Su Öğesi Etkisi, Etkili Dağ Manzarası, Orijinallik/ Özgünlük, Heyecan Vericilik, Güven Vericilik, Ulaşılabilirlik ve En Fazla İlgi Çeken bölge’dir. 1. bölgenin en düşük puanı aldıkları parametreler ise; Doğallık/ Doğal Manzara Etkisi, Etkili Orman Varlığı, Su Öğesi Etkisi, Tarihi ve Arkeolojik Değerler, Jeomorfolojik Öğelere Sahip Olma, Renk Etkisi/ Canlılık, Heyecan Vericilik, Güven Vericilik ve En Fazla İlgi Çeken bölgedir. Çizelge 3. Görsel peyzaj kalite parametrelerinde en yüksek puanı alan bölgeler Çalışma Bölgesi Ortalama Puan Bitkisel Çeşitlilik 3. Bölge 4,20 Doğallık/Doğal Manzara Etkisi 8. Bölge 4,21 Orman Varlığı 8. Bölge 3,86 Çayır Mera Varlığı 7. Bölge 3,82 Su Öğesi Etkisi 8. Bölge 4,39 Dağ Manzarası 8. Bölge 3,80 Tarihi ve Arkeolojik Değerler 4. Bölge 4,33 Kırsal Yerleşim Öğelerine Sahip Olma 4. Bölge 3,59 Jeomorfolojik Öğelere Sahip Olma 4. Bölge 3,75 Renk Etkisi/Canlılık 3. Bölge 4,00 Orijinallik/Özgünlük 8. Bölge 3,95 Heyecan Vericilik 8. Bölge 4,16 Güven Vericilik 8. Bölge 3,55 Ulaşılabilirlik 8. Bölge 3,47 En Fazla İlgi Çeken Bölge 8. Bölge 4,25 GPK Parametreleri Çizelge 3’de görüldüğü gibi “Bitkisel Çeşitlilik” parametresinde alpin kuşakta yer alan ve birçok bitki çeşidini bünyesinde barındıran 3. bölge (Palandöken Dağları Kuzey ve Güney Yamaçları) katılımcılar tarafından en yüksek puan verilen bölge olmuştur. “Doğallık ve Doğal Manzara Etkisi” parametresinde katılımcıların en yüksek puanı verdikleri bölge, 8. bölge (Erzurum-Tortum-Uzundere yol güzergahı ve Tortum Şelalesi çevresi) olmuştur. “Orman Varlığı” parametresinde katılımcıların en yüksek puan verdikleri bölge Erzurum ve çevresinde en iyi durumdaki ormanları barındıran 8. bölge (Erzurum-TortumUzundere yol güzergahı ve Tortum Şelalesi çevresi) olmuştur. “Çayır-Mera Varlığı” parametresinde katılımcılar tarafından en yüksek puanı alan bölge ise 7. bölge (Erzurum Ovası-Erzurum Havalimanı ve Erzurum Bataklıkları çevresi) olmuştur. Bünyesinde Tortum Gölü ve Tortum Çayı’nı barındıran 8. bölge (ErzurumTortum-Uzundere yol güzergahı ve Tortum Şelalesi çevresi) “Su Öğesi Etkisi” parametresinde en yüksek puanı alan bölge olmuştur. Yine aynı bölge “Etkili Dağ Manzarası” parametresinde de en yüksek puanı alarak birinci olmuştur. “Tarihi ve Arkeolojik Değerler” bakımından, bünyesinde iyi durumda birçok tarihi eseri barındıran 4. bölge (Narman-Oltu-Şenkaya Yol Güzergahı) katılımcılar tarafından en yüksek puanın verildiği bölge olmuştur. Yine aynı bölge “Kırsal Yerleşim Öğelerine Sahip Olma” parametresinden “Jeomorfolojik Öğelere Sahip Olma” parametresinden ise katılımcılar tarafından en yüksek puanları 49 Farklı Peyzaj Karakter Alanlarına Göre Doğal ve Kültürel Kaynak Değerlerinin Görsel Analizi: Erzurum Örneği alan bölge olmuştur. Katılımcıların “Heyecan Vericilik”, “Güven Vericilik”, “Ulaşılabilirlik” ve “En Fazla İlgi Çeken Bölge” parametrelerinden en fazla puanları verdikleri bölge 8. Bölge (Erzurum-TortumUzundere yol güzergahı ve Tortum Şelalesi çevresi) olmuştur (Şekil 4). Çalışma alanlarının bünyesinde barındırdığı önemli geofit bitkiler, odunsu bitkiler ve turizm açısından önemli kaynak değerleri Çizelge 4’de verilmiştir. Şekil 4. Görsel Peyzaj Kalitesi Parametrelerinin çalışılan 8 bölgeye göre ortalama puanlarının dağılımı 50 M.A.IRMAK, H.YLMAZ Çizelge 4. Çalışma bölgelerinin turizm açısından önemli kaynak değerleri Aşkale ve Aşkale Tercan Arası (1.bölge) Önemli Odunsu Bitkiler *Hypophae rhamnoides *Juniperus excelsa *Tamarix parviflora *Cotoneaster *Quercus macranthera integerrimus *Quercus robur *Populus tremula *Berberis vulgaris *Pyrus elaeagrifolia *Juniperus communis *Rosa dumalis Serçeme VadisiKuzgun Barajı ve Çevresi (2.bölge) *Berberis vulgaris *Betula pendula *Cotoneaster integerrimus *Daphne oleides *Ephedra major *Euonymus latifolius *Hippophae rhamnoides Palandöken Dağları (3.bölge) *Cotoneaster nummularia *Rosa canina NarmanOltuŞenkaya Yol Güzergahı (4.bölge) *Acer divergens *Tilia rubra *Pinus divaricata *Cerasus vulgaris *Cerasus avium *Persica vulgaris *Cydonia oblonga *Pyrus communis *Punica granatum *Juglans regia *Cornus mas *Olea europea *Eleagnus angustifolia *Morus alba *Corylus avellana *Vitis sylvestris *Ficus carica Hınıs Ovası (5.bölge) *Acer tatricum *Alnus glutinosa *Populus tremula *Pyrus elaeagnifolia *Quercus macranthera *Quercus petraea *Salix alba *Salix caprea *Salix excelsa *Tamarix sp. *Lonicera caucasica *Pinus sylvestris *Populus tremula *Quercus macranthera *Rosa canina *Salix alba *Salix caprea *Salix triandra *Sorbus sp. Önemli Odunsu Önemli Geofit Bitkiler ve Çiçekli Olduğu Aylar *Allium rotundum(5-6) *Iris aucheri (5-6) *Crocus biflorus(4-5) *Ornithogalum *Dactylorhiza osmanica (5-6) platyphyllum (5-6) *Gladiolus atroviolaceus(6-7) *Muscari comosum(4-5) *Iris spuria (5-6) *Muscari armeniacum(4-5) *Iris sari (5-6) *Schilla siberica (5) *Tulipa armena (4-5) *Allium rotundum (6-7) *Muscari comosum (4-5) *Colchicum szovitsii *Ornithogalum (4-5) oligophyllum (5-6) *Dactylorhiza *Tulipa armena (4-5) osmanica (5-6) *Scilla siberica (5) *Gagea fistulosa (4-5) *Gladiolus atroviolaceus(6-7) Önemli Tarihi Eserler *Hacıbekir Kervansarayı *Topalçavuş Camii *Osmanlı Hanı *Çeşitli Höyükler *Colchicum nivale (56) *Dactylorhiza osmanica (5-6-7) *Fritillaria caucasica (5) *Gagea bulbifera (5) *Palandöken Tabyası *Abdurrahmangazi Türbesi *Iris caucasica (6) *Scilla siberica (5-6) *Ornithogalum sp. (6-7) *Muscari armeniacum (5) *Narman Şehitliği *Samikale Köyü Kalesi *Aslanpaşa Camii *Güvenlik Köyü Camii *Oltu Kalesi *Ünlükaya Köyü Kalesi *Aslanpaşa Hamamı *Kinoposi Manastırı *Gürcü Kilisesi *Bahçelikışla Kilisesi *Allium sp. (5-6) *Tulipa armena (4-5) *Hınıs Ulu Camii *Bellevalia forniculata (5-6) *Tulipa julia (4-5) *Hınıs Kalesi *Colchicum armenum (4-5)*Tulipa sintenisii (4-5) *Kazan Kalesi *Iris caucasica (5-6) *Merendera trigyna (4-5) *Çeşitli Höyük ve *Scilla sp. (4-5) *Muscari armeniacum(4-5) Tabyalar *Colchicum szovitsii (4-5) *Gagea glacialis(4-5) *Gladiolus atroviolaceus (5-6) *Scilla siberica (4-5) *Muscari armeniacum (4-5) *Ornithogalum sp.(5-6) *Iris toachia (5-6) Önemli Geofit Bitkiler ve Önemli Tarihi Su ve Orman Varlığı *Karasu Irmağı *Tuzla Çayı *Tercan Baraj Göleti Diğer Kaynak Değerleri *Kükürtlü Önemli Bitki Alanı *Serçeme Çayı *Kuzgun Baraj Göleti *Kuzgun Ormanlık Alanlar *Kuzgun Piknik ve Mesire Yeri *Kuzgun Barajı Balık Üretim Tesisleri *Sonbahar yaprak renklenmeleri *Palandöken Kent Ormanı *Palandöken Kayak Merkezi *Palandöken Önemli Bitki Alanı *Erzurum bakı alanı *Oltu Çayı *Şenkaya Ormanları *Narman Ormanlık Alanları *Narman Peri Bacaları *Uzunoluk Piknikve Mesire Yeri *Narman Kaymakamlığı Piknik Alanı *Yaban Hayatı Koruma Sahası *Renkli Kum Tepeleri *Sonbahar yaprak renklenmeleri *Tarımsal peyzajlar *Hınıs Çayı *Hınıs Kanyonu *Bingöl Dağları Önemli Bitki Alanı *Geleneksel kırsal yaşam örnekleri Diğer Kaynak Su ve Orman 51 Farklı Peyzaj Karakter Alanlarına Göre Doğal ve Kültürel Kaynak Değerlerinin Görsel Analizi: Erzurum Örneği LaleliHasankale OvasıDemirdöven Barajı ve Çevresi (6.bölge) Erzurum OvasıErzurum HavalimanıErzurum Bataklıkları (7.bölge) ErzurumTortumUzundere Yol Güzergahı (8.bölge) 52 Bitkiler *Cotoneaster *Quercus sp. integerrimus *Rhamnus pallasii *Crataegus orientalis *Rosa pimpinellifolia *Crataegus monogyna *Sorbus sp. *Ephedra major *Tamarix tetrandra *Hypophae rhamnoides *Populus tremula *Pyrus sp. *Populus alba *Rosa dumalis *Rosa pimpinellifolia Çiçekli Olduğu Aylar *Allium akaka (5-6) *Muscari comosum (4-5) *Allium sp. (5-6) *Muscari massayanum *Dactylorhiza (4-5) osmanica (5-6) *Ornithogalum *Fritillaria sp. (5) narbonense (5-6) *Iris iberica (5-6) *Tulipa armena (4-5) *Muscari armeniacum *Tulipa julia (4-5) (4-5) Acer divergens Aillanthus altissima Berberis vulgaris Carpinus betulus Celtis glabrata Colutea armena Cornus mas Cotinus coggyria Cotoneaster nummularia Crateagus oriantalis Cydonia oblonga Diospyros kaki Diospyros lotus Elaeagnus angustifolia Ephedra major Euonymus latifolius Ficus carica Hippophea rhamnoides Juglans regia Juniperus comminus Juniperus foetidissima *Allium anatolicum (4-5-6) *Allium akaka (4-5-6) *Allium rotundum (4-5-6) *Dactylorhiza Osmanica (5-6) *Fritillaria whittalii (5) *Gagea luteoides(4-5) *Gladiolus Atroviolaceus(5-6-7) *Irıs caucasica (5-6) *Irıs iberica (5-6) *Iris toachia (5-6) *Muscari aucheri (4-5) *Muscari comosa (4-5) *Scilla siberica (4-5) *Orchis mascula (5-6) *Ornithogalum platypyllum (4-5-6) Juniperus oxycedrus Lonicera iberica Malus communis Mespilus germanica Morus alba Ostrya carpinifolia Paliurus spina-christii Persica vulgaris Pinus sylvestris Populus tremula Prunus avium Prunus cerasus Pyrus salicifolia Quercus macranthera Rhamnus pallasii Rosa canina Rubus caesicus Salix triandra Sorbus umbellata Tamarix symrnensis Ulmus minor Eserler *Pasinler Kalesi *Ferruh Hatun Kümbeti *Pasinler Ulu Camii *Emirşeyh Camii *Çeşitli Höyükler *Çobandede Köprüsü *Köprüköy Şehitliği *Güzelhisar Kalesi *Allium atroviolaceum (5-6)*Iris spuria (5-6) *Allium vineale (5-6) *Crocus kotschyanus(4-5) *Orchis sp. (5-6) *Dactylorhiza *Gladiolus osmanica (5-6) Atroviolaceus(6-7) *Tortumkale Hamamı *Çeşitli Gürcü Kiliseleri *Tortum Merkez Camii *Kaleboynu Köyü Kalesi *Derekapı Köyü Şapeli *Pehlivanlı Camii *Şenyurt Merkez Camii *Uzundere Çamlıyamaç Kilisesi *Engüzekkapı Kalesi Varlığı *Aras Nehri *Tımar Çayı *Demirdöven Baraj Göleti *Tımar Yaylası Ormanlık Alanları Değerleri *Laleli Kayak Tesisleri *Pasinler Kaplıcaları *Köprüköy Önemli Bitki Alanı *Tımar Yaylası *Köprüköy çamur Banyosu *Tarımsal peyzaj Karakterleri *Erzurum Bataklıkları Geçici Sulak Alanları *Erzurum Bataklıkları Önemli Kuş Alanı *Erzurum Ovası Önemli Bitki Alanı *Tortum Şelalesi *Tortum Gölü *Yedigöller *Tortum Çayı *Uzundere Ormanları *Organik tarım *Geleneksel yaşam *Otantik köy yerleşimleri *Mikroklimatik iklim karakterleri *Konaklama İmkanları *İlginç su kıyısı oluşumları M.A.IRMAK, H.YLMAZ 4.Tartışma ve Sonuç Erzurum ve çevresi, karasal iklimin ve zorlu kış şartlarının hüküm sürdüğü bir coğrafyada bulunmakta olup, halkın temel geçim kaynakları tarım, hayvancılık ve kış turizmidir. Yöre M.Ö. IV. binden itibaren, önemli ticari ve askeri yolların kavşak noktasında yer alması, zengin akarsu ağını bünyesinde bulundurması, doğal savunma zeminine sahip olması, tarım ve hayvancılığa uygun alanları barındırması nedeniyle yoğun yerleşimlere ve siyasi olaylara tanıklık etmiştir (Anonim 2008a). Bu nedenle de eski dönemlerden kalma birçok tarihi eseri bünyesinde barındırmaktadır. Bölge barındırdığı tarihi miras örneklerine ilaveten, birçoğu 3000 m civarında olan dağlara, akarsulara, göllere, farklı kültürel özellikleri barındıran kırsal yerleşimlere ve bitkisel çeşitliliği ile alternatif turizm tipleri için önemli potansiyele sahiptir. Erzurum ve çevresi topoğrafik yapısı, 3000 m’ye kadar çıkan, rakımı, iklimsel özellikleri ve farklı ekolojik özellikleri nedeniyle alpin ve yayla vejetasyonlarının zengin bitki örtüsünü bünyesinde bulundurmaktadır (Yılmaz ve ark. 1996). Erzurum sınırları içerisinde tür ve alt türlerle birlikte 255’i endemik 1388 takson bulunmaktadır (Anonim 2008b). Çalışma kapsamında yapılan Görsel Peyzaj Kalitesi (GPK) analizinde amaç; çalışılan 8 alandan hangilerinin, bitkisel çeşitlilik, doğallık/doğal manzara etkisi, orman varlığı, çayır-mera varlığı, etkili su öğesi, dağ manzarası, tarihi ve arkeolojik değerlere sahip olma, kırsal yerleşim öğelerine sahip olma, etkili jeomorfolojik öğelerin varlığı, renk etkisi/canlılık, orijinallik/özgünlük, heyecan vericilik, güven vericilik, ulaşılabilirlik ve en fazla ilgi çeken bölge gibi parametrelerde daha üstün olduğunun belirlenmesidir. Bu şekilde turizm açısından barındırdığı bütün değerler ele alınarak, bölgelere yapılacak turizm planlamalarına yön verecek veriler elde edilmiştir. Nitekim Bergen et al. (1995) yaptığı çalışmada görsel kalitenin ölçülebilir kaynaklardan elde edilen bulguların dışında, sadece peyzajın fiziksel özelliklerine değil, aynı zamanda peyzajla iç içe olan, onu izleyen gözlemciler tarafından bireysel düşüncelerin de ortaya konulması ile elde edilebilineceğini vurgulamıştır. Yapılan GPK değerlendirmesi sonucunda, flora turizmi açısından önemli bir parametre olan bitkisel çeşitlilik parametresinde, bünyesinde 150’yi aşkın çiçekli bitkiyi (alpin bitkiler, geofit bitkiler, step bitkileri, odunsu bitkiler) barındıran 3. bölge (Palandöken Dağları Kuzey ve Güney Yamaçları) toplam 5 puan üzerinden 4,20 puan ortalaması ile en fazla tercih edilen bölge olurken bu bölgeyi, 4,13 puan ortalaması ile 2. bölge (Serçeme Vadisi-Kuzgun Barajı ve Çevresi) ve 3,89 puan ortalaması ile 8. bölge (Erzurum-Tortum-Uzundere Yol güzergahı ve Tortum Şelalesi çevresi) takip etmişlerdir. 3. bölgenin mikroklimatik özellikler içermesi ve Karadeniz Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi arasında geçiş güzergahında yer almasından dolayı bitkisel çeşitlilik bakımından zengin bir potansiyeli barındırmaktadır. Bu parametrede en düşük puanı ise 7. bölge (Erzurum OvasıErzurum Bataklıkları ve Erzurum Havalimanı çevresi) almıştır. 7. bölge birçok endemik ve kendine özgü bitki türlerini bünyesinde barındıran bir bölge olmasına rağmen bu bitkilerin görsel açıdan yeterince çekici olmaması katılımcı tercihlerine yansımıştır. Etkili orman varlıklarının bölgelerdeki görüntü kalitesinin ölçüldüğü parametrede en yüksek puanı, 5 puan üzerinden 3,86 puan ortalaması alan 8. bölge (Erzurum-TortumUzundere Yol güzergahı ve Tortum Şelalesi çevresi) almıştır. Bu bölge barındırdığı yaklaşık 22 000 ha orman alanı ile Erzurum ve çevresindeki en büyük ormanlık alanlardan birini barındırmaktadır. Bölgelerin barındırdığı su öğelerinin görsel peyzaja olan katkıları belirlenmiştir. Buna göre, 5 puan üzerinden 4,39 puan ortalaması alan ve bünyesinde Tortum Gölü, Tortum Şelalesi ve Tortum Çayı gibi önemli suya dayalı peyzajları barındıran 8. bölge (Erzurum-Tortum-Uzundere Yol güzergahı ve Tortum Şelalesi çevresi) birinci olmuştur. Bu parametrede ikinci en yüksek puanı alan bölge ise 4,12 puan ortalaması ile bünyesinde Serçeme Çayı ve Kuzgun Baraj Gölü’nü barındıran 2. bölge (Serçeme Vadisi-Kuzgun Barajı ve Çevresi) olmuştur. Üçüncü en yüksek puanı alan bölge ise 3,72 puan ortalaması alan, bünyesinde Demirdöven Baraj Gölü’nü ve Aras Nehri’ni barındıran 6. bölge (Laleli-Hasankale Ovası-Demirdöven Barajı ve Çevresi) olmuştur. 53 Farklı Peyzaj Karakter Alanlarına Göre Doğal ve Kültürel Kaynak Değerlerinin Görsel Analizi: Erzurum Örneği Litton (1977) akarsu peyzajlarının görsel değerlendirmesini yaptığı çalışmasında suyun; görüntüsüyle, hareketiyle, yansımalarıyla, rengiyle ve yakınında bulunan yüzeylerle oluşturduğu kontrastlarla her zaman peyzajın baskın bir unsuru olduğunu vurgulamıştır. Yamashita (2002), konu olarak peyzajda suyun önemini işlediği çalışmasında suyun peyzajın en önemli estetik elemanlarından biri olduğunu vurgulayarak, peyzaj planlama ve yönetiminde suyun görsel özelliklerinin bilinmesinin gerekli olduğunu belirtmiştir. Dağ ekosistemleri görsel peyzaja olan katkılarının yanı sıra, topoğrafik yapılarındaki değişkenlik ve denize olan uzaklıklar gibi etmenlere bağlı olarak farklı floralara ve pek çok hayvan türüne yaşam ortamı sağlamaktadır. Ekosistem çeşitliliği açısından ise dağlar; alpin ve subalpin çayırları, hareketli yamaçları ve orman formasyonlarını barındırmaktadırlar (Anonim 2006). Bölgelerde etkili dağ manzaralarının görsel kalite yönünden değerlendirildiği parametrede, 3,80 ortalama puan alan 8. bölge (Erzurum-Tortum-Uzundere Yol güzergahı ve Tortum Şelalesi çevresi) en yüksek görsel kaliteye sahip bölge olmuştur. Tarihi ve arkeolojik değerler günümüz turizmi için önemli bir kaynak değeri olarak görülmektedir. Yaşam koşullarının, geleneklerin ve yapım tekniklerinin hızla değiştiği bir dünyada, tarihi ve arkeolojik değerler geçmişte nasıl yaşandığını gösteren açık hava müzeleridir (Önder ve Aklanoğlu 2004). Bölgeler içerisinde var olan tarihi değerlerin görsel kalite yönünden değerlendirildiği bu parametrede, bünyesinde birçok tarihi eseri barındıran 4. bölge (Narman-Oltu- Şenkaya yol güzergahı) 4,33 puan ortalaması ile ilk sırada yer almıştır. Bu parametrede ikinci sırayı ise 3,19 puan ortalaması alan 6. bölge (Laleli-Hasankale Ovası-Demirdöven Barajı ve Çevresi) olmuştur. 3,03 puan alan ve katılımcılar tarafından üçüncü en yüksek puanın verildiği bölge ise 5. bölge (Hınıs Ovası) olmuştur. Her üç bölgenin de geçmişlerinin milattan önceye dayanması ve bünyelerinde birçok tarihi eseri barındırması, katılımcılar tarafından yüksek puan ortalamaları almalarını sağlamıştır. Daniel (2001) ve Kıroğlu (2007), yaptıkları çalışmalar neticesinde manzara güzelliği değerlendirmeleri ile doğallık 54 değerlendirmeleri arasında önemli ve pozitif düzeyde bir ilişki saptamışlardır. Bu nedenle bölgeler içerisinde doğal manzara güzelliklerinin sayısının ve etkinliğinin değerlendirilmesinde “doğallık/doğal manzara etkisi” parametresi adı altında doğallık ve doğal manzara etkisi birleştirilerek kullanılmıştır. Bu parametrede en yüksek puanı alan bölge 5 puan üzerinden 4,21 puan ortalaması ile 8. bölge (Erzurum-TortumUzundere Yol güzergahı ve Tortum Şelalesi çevresi) olmuştur. En yüksek puanı alan ikinci bölge 4,04 puan ortalaması ile 2. bölge (Serçeme Vadisi- Kuzgun Barajı ve Çevresi) olurken, üçüncü olan bölge ise 3,76 ortalama puan alan 4. bölge (Narman-Oltu-Şenkaya yol güzergahı) olmuştur. Aynı parametrede en düşük puanı ise 2,86 puan ortalaması ile 1. bölge (Aşkale ve Aşkale-Tercan arası) almıştır. Kırsal turizm etkinliklerinde önemli bir yeri olan kırsal yerleşim öğelerinin, barındırdığı kültürel, tarihsel, etnik özellikler, coğrafi karakteristikler ve mistik özelliklerinden dolayı özel bir çekicilikleri vardır (Oruç 2004). Po-Ju and Deborah (1999)’ göre ise kırsal yerleşim öğeleri ve kırsal alanların, rahatlatan atmosferleri, temiz havası, kentsel alanlara göre güvenli olması ve barındırdığı sessiz-samimi insanları nedeniyle tercih edildiğini vurgulamıştır. Çalışma bölgeleri arasında etkili görünüme sahip kırsal yerleşim öğelerinin görsel kalitesinin değerlendirildiği parametrede 3,59 puan ortalaması alan 4. bölge (Narman-OltuŞenkaya yol güzergahı) en yüksek puan ortalaması alan bölge olmuştur. Katılımcıların, bölgeleri, barındırdığı tüm öğeleri ile bir bütün olarak değerlendirdikleri “en fazla ilgi çeken bölge” parametresinde katılımcılar tarafından en yüksek puan ortalaması alan bölge 4,25 puan ortalaması alan 8. bölge (Erzurum-Tortum-Uzundere Yol güzergahı ve Tortum Şelalesi çevresi) olmuştur. Katılımcıların en yüksek ikinci puanı verdikleri bölge ise 3,80 puan ortalaması alan 4. bölge (Narman-OltuŞenkaya yol güzergahı) olmuştur. Üçüncü en yüksek puanı alan bölge ise 3,52 puan ortalaması alan 2. bölge (Serçeme VadisiKuzgun Barajı ve Çevresi) olmuştur. Doğal kaynakların korunması, ancak sahip olunan kaynak değerlerinin tespiti ile M.A.IRMAK, H.YLMAZ mümkündür. Gerek bitkisel açıdan ve gerekse diğer doğal kaynak değerleri bakımından zengin olduğu tespit edilmiş alanların turizmle birlikte tahrip olmasının engellenmesi için planlamaların iyi yapılması gerekmektedir. Erzurum ve çevresi, bünyesinde barındırdığı 255’i endemik, 1388 bitki taksonu ile flora turizmi için önemli bir potansiyelin yanında, tarihi dokusu, kırsal yerleşimleri, suya dayalı peyzaj öğeleri ve ilgi çeken jeomorfolojik bileşenleri ile ekoturizmin diğer alt dalları için de uygun potansiyeli barındırdığı belirlenmiştir. Erzurum’un sahip olduğu bu potansiyellerin turizme kazandırılmasının Erzurum’un gelişmesine sağlayacağı katkılar büyük ve önemlidir. Kaynaklar Anonim, 2004. Erzurum İli Çevre Durum Raporu. T.C. Erzurum Valiliği, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, Erzurum. Anonim, 2005. Erzurum-Erzincan-Bayburt Bölgesel Gelişme Planı, Analitik Rapor. T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı- Yıldız Teknik ÜniversitesiAtatürk üniversitesi, Tayf Matbaacılık, LTD. ŞTİ. İstanbul. Anonim, 2006. Orman Varlığımız. Çevre ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü yayını, s.160. Anonim, 2008a. Erzurum Valiliği Resmi İnternet Sitesi. www.erzurum.gov.tr. Anonim, 2008b. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu, Türkiye Bitkileri Veri Servisi. www.tubitak.gov.tr/tubives Arriaza, M., Canas-Ortega, J.F., Canas-Madueno, J.A. and Ruiz-Aviles, P., 2004. Assessing the visual quality of rural landscapes. Landscape and Urban Planning. 69, 115–125. Bergen, S. D., Ulbricht, C. A., Fridley, J. L. and Ganter, M. A., 1995. The validity of computer generated graphic images of forest landscapes. Journal of Environmental Psychology, 15, 135- 146. Bulut, Z. and Yılmaz, H., 2007. Determination of landscape beauties through visual quality assessment method: a case study for Kemaliye (Erzincan/Turkey). Environ Monit Assess, in press. Daniel, T. C. 2001. Whither scenic beauty? Visual landscape quality assessment in the 21 st century. Landscape and Urban Planning, 54 (1-4), 267281. Kalın, A. 1997. Bitkilerin Anlamsal Boyutu: Fonksiyonlardaki Bina ve Mekanlarla Anılabilen Bitkiler Üzerine Bir Araştırma. KTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Trabzon. Kaplan, A., Taşkın, T., Önenç, A., 2006. Assessing the Visual Quality of Rural and Urban-fringed Landscapes surrounding Livestock Farms. Biosystems Engineering (2006) 95 (3), 437–448. Kıroğlu, E. 2007. Erzurum Kenti ve Yakın Çevresindeki Bazı Rekreasyon Alanlarının Görsel Peyzaj Kalitesi Yönünden Değerlendirilmesi. Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, Fen Bilimleri Ens. s. 186, Erzurum. Litton Jr, R.B. 1977. River Landscape quality and its assessment. In: Proceeddings of the symposium on River Recreation Management and Research. Gen. Tech. Rep. NC-28, Northcentral For. Exp. Stn. US Departman of Agriculture, St. Paul, MN, pp. 4654. Müderrisoğlu, H. ve Eroğlu, E. 2006. Bazı İbreli Ağaçların Kar Yükü Altında Görsel Algılanmasındaki Farklılıklar. Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, Seri: A, Sayı: 1, Yıl: 2006, ISSN: 1302- 7085, Sayfa: 136146, Isparta. Oruç, O. 2004. Bir Alternatif Turizm Türü Olan DoğaAtlı Spor Turizminin Kastamonu Örneği Üzerinde İrdelenmesi. Yüksek Lisans Tezi, YTÜ, Fen Bilimleri Ens. Mimarlık Anabilim Dalı, s.132. Önder, S. ve Aklanoğlu, F. 2004. Konya kent merkezinde tarihi çevrenin peyzaj planlama ilkeleri açısından irdelenmesi. Peyzaj Mimarlığı II. Kongresi, 170-179. Önder, S. ve Polat, A.T. 2004. Konya İli Karapınar İlçesi’nin Ekoturizm Yönünden Görsel Kalite Değerlendirmesi ve Swot Analizi. S.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisi 18 (33): (2004) 80 – 86. Isparta. Po-Ju, C. and Deborah, L.K. 1999. “International Students Image of Rural Pennsylvania As a Travel Destination” Journal of Travel Research, 37:256. Real, E., Arce C. and Sabucedo J. M. 2000. Classıfıcatıon of landscapes usıng quantıtatıve and categorıcal data, and predıctıon of theır scenıc beauty ın north-western spaın. Journal of Environmental Psychology 20, 355-373. Yamashita, S. 2002. Perception and evaluation of water in landscape:use of Photo-Projective Method to compare child and adult resident perceptions of a Japanese river environment. Landscape and Urban Planning, 62/1, 3-17. Yılmaz, H., Kelkit, A., Bulut, Y. ve Yılmaz, S. 1996. Erzurum ve Yöresi Doğal Çayır Mer’a ve Yayla Vejetasyonlarında Yetişen Otsu ve Odunsu Bitki Türlerinin Peyzaj Mimarlığındaki Önemi. Türkiye III. Çayır Mer’a ve Yem Bitkileri Kongresi, 17-19 Haziran 1996, s:212-218, Erzurum. 55 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 57-60 An Investigation on Clubroot Disease (Plasmodiophora brassicae Wor.) Races in The Black Sea Region of Turkey Aydın Apaydın1 İlyas Deligöz2 Hayati Kar1 Beyhan Kibar1 Onur Karaağaç1 1 Black Sea Agricucultural Research Institute, Department of Horticultural Plants, 55001 Samsun-Turkey 2 Black Sea Agricucultural Research Institute, Department of Plant Protection, 55001 Samsun-Turkey Abstract: The races of the cabbage clubroot disease (Plasmodiophora brassicae Wor.) in the Black Sea region of Turkey were determined in this study. Some species belonging to cruciferous family, European Clubroot Differential set, isolates of the cabbage clubroot disease and cabbage areas in Ordu province were used as material. According to studies by using European Clubroot Differential Set and host rape (Brassica napus) it was found that there were ECD 16/31/31 race and pathotype 1 respectively in the Black Sea region of Turkey. This was first record for Turkey. Key words: Cruciferous, Plasmodiophora brassicae races Karadeniz Bölgesinde Lahana Kök Ur Hastalığının Irkları (Plasmodiophora brassicae Wor.) Üzerinde Bir Araştırma Özet: Bu araştırmada Karadeniz Bölgesinde lahana kök ur hastalığının (Plasmodiophora brassicae Wor.) ırkları araştırılmıştır. Lahanagiller familyasına ait bazı türler, Avrupa Irk Ayrım Seti, lahana kök ur hastalığının izolatları ve Ordu ilindeki lahana yetiştirme alanları çalışmada materyal olarak kullanılmıştır. Avrupa Irk Ayrım Seti ve konukçu olarak kolza kullanılarak yapılan araştırmalara göre Karadeniz Bölgesinde ECD 16/31/31 ırkının ve patotip 1 in bulunduğu tespit edilmiştir. Bu Türkiye için ilk kayıttır. Anahtar kelimeler: Lahanagiller, Plasmodiophora brassicae, ırklar 1. Introduction Cabbage clubroot disease (Plasmodiophora brassicae Wor.) has been harmful at Ordu, Ġstanbul and Ġzmir provinces in the Black Sea region of Turkey. It hasn’t been seen in the other provinces of the Black Sea region so far (Anonymous, 1995; 2010). But some warnings regarding presence of clubroot disease in Giresun and Trabzon provinces have been announced by official institutions in the last one year. Ordu province has a good potential in respect to cabbage growing. Cabbage (Brassica oleracea) production in Ordu province rose to 5263 tons in 2007 (Anonymous, 2007). However one of the factors limiting cabbage production in this province is clubroot disease. In addition, cabbage clubroot disease is a potential hazard for the other provinces growing cabbage in the region because the most intensive production with total 248759 tons has been realized in the Black Sea Region of Turkey. Turkey’s total production is 647678 tons (Anonymous, 2007). On the other hand, this fungal agent can infest by drainage water, animals with motion, infested soil, diseased plant parts, infested appliances, tools, seedling and plants (Walker, 1952; Porth at al, 2003). The aim of the present study was to determine races of the clubroot disease (P. brassicae) in the Black Sea region. 2. Material and Methods Some species belonging to cruciferous family, European Clubroot Differential Set, clubroot isolates, cabbage areas in Ordu province were used as material in this study. Inoculations were made according to modified Gerrick and Duffus (1988) method. According to this method plastic meshes with 7.5 cm diameter and 7.5 cm depth were filled with stream sand and disease infected soil (1:1 volume). 1000 mg gall was placed in each mesh at 2.5 cm depth. Cruciferous seeds were sown in these meshes and were covered with the same soil mixture. Meshes were irrigated and incubated at the temperature 20-25 0C. After 70 days incubation period, cruciferous roots were examined (Gerrick and Duffus, 1988). Meshes weren’t irrigated 2-3 days during seedling development stage to promote zoospore formation. Infestation of growing media by 57 An Investigation on Clubroot Disease (Plasmodiophora brassicae Wor.) Races in The Black Sea Region of Turkey Other microorganisms was inhibited by application of 2.5 g/lt PCNB and 0.5 g/lt Metalaxyl mixture on the growing media (Campell, 1988). Disease evaluation was made according to 0-3 scale. Scale used was as follow: 0= There was no gall formation on the roots, 1= There was only gall formation on the lateral roots. 2= There was less than 50% gall formation on the main roots, 3= There was more than 50% gall formation on the main roots (Port et al., 2003). Disease index (DI) was calculated by means of disease scale values to identify races (Dobson et al., 1983). The formula used to calculate disease index was as follow: DI: (n0x0)+(n1x1)+(n2x2)+(n3x3)/n0+n1+n2+n3 x(100/3) In this formula: n0=plant number having 0 value according to 0-3 scale n1= plant number having 1 value according to 0-3 scale n2= plant number having 2 value according to 0-3 scale n3= plant number having 3 value according to 0-3 scale If DI was equal to 0, reaction was accepted as resistant. If DI was between the 0-33 values, reaction was accepted unknown and if DI was more than 33, reaction was sensitive. Race identification was done according to obtained reaction categories (Donald et al., 2006, Some et al., 1996). Race numbers were calculated according to race identification codes in European Differential Set and host rape (Brassica napus) reactions. 3. Results and Discussion Eight clubroot isolates were collected from different parts of the Kabadüz country of Ordu province in 2006. There was no diseased sample in the other counties of Ordu province so isolate wasn’t collected from the other counties of Ordu province. As material 7 white cabbages, 1 black cabbage (Brassica oleracea var. nigra), 1 rape (Brassica napus), 1 Chinese cabbage (Brassica campestris subsp. pekinensis) and 1 cress (Lepidium sativum) cultivars, total 11 cultivars, in 2006 were used to test the differences among the isolates. When the reaction of the cruciferous materials against clubroot was observed it was established that all tested materials but cress gave sensitive reaction against all tested isolates in 2006. Cress gave resistant reaction against all isolates. This data showed that there was no difference in respect to pathological among the isolates brought from Kabadüz country (Table 1). This result might be possibly originated from the reason that the disease didn’t distribute in a wide area in the Black Sea region. Different isolates showing different reactions on the same hosts might be found from wider areas. Table 1. Test plants inoculated to identify different isolates and their reactions to the clubroot disease in the year 2006 Disease Cultivar name Cultivar species Firm or origin of the cultivar scale value Reaction category 1.Fieldstar F1 White cabbage Ayer Seed Company 3 Sensitive 2.Mostar F1 White cabbage Ayer Seed Company 3 Sensitive 3.Santa Ayer F1 White cabbage Ayer Seed Company 3 Sensitive 4.745 Ayer F1 White cabbage Ayer Seed Company 3 Sensitive 5.Brunswick St. White cabbage May Seed Company 3 Sensitive 6.Bafra Lahanası St. White cabbage Bursa Seed Company 3 Sensitive 7.Dürme St. White cabbage Ordu province 3 Sensitive 8.Karadeniz Yaprak L. St Black cabbage 3 Sensitive 9.Bristol Rape 3 Sensitive 10.Kasumi F1 Chinese cabbage Bursa Seed Company Black Sea Agricultural Research Institute Nickerson-Zwaan Seed Company 3 Sensitive 11.Bahar Cress Istanbul Seed Company 0 Resistant In a study conducted in Germany, a set of 48 accessions comprising species of the genus Brassica as well as species taxonomically more distantly related to Brassica were inoculated 58 with 10 ECD-coded clubroot (Plasmodiophora brassicae) race populations as well as a mixture of them. Up to 1998, 42 isolates of clubroot were collected in Germany and Switzerland, A.APAYDIN, Ġ.DELĠGÖZ, H.KAR, B.KĠBAR, O.KARAAĞAÇ especially on fields of cole crops producing companies and coded with the European Clubroot Differential (ECD) set. Race populations and their ECD codes were as follows: R1(16/0712), R2(16/14/31), R3(16/31/31), R4(17,31,13), R5(16,31,30), R6(16,13,31), R7(16,22,08), R8(16,02,30), R9(16,15,31), R10(16,03,31). In this study it was also found that some Brassica rapa cultivars were resistant to ECD 16/31/31 but Brassica oleracea, Brassica nigra, Brassica napus and Brassica oxyrrhina species were sensitive to ECD 16/31/31 (Scholze et al., 2002). In another study variation in pathogenicity of Plasmodiophora brassicae in Australia was studied using the European Clubroot Differential series of brassica hosts. From 41 collections of P.brassicae originating from important vegetable brassica production regions in Victoria, Western Australia, Tasmania, Queensland and New South Wales, 23 triplet codes were generated. These were more similar to populations of P.brassicae reported from the USA than those from Europe. It couldn’t be found 16/31/31 pathotype in these studies but most common Australian pathotypes had triplet codes of 16/3/12 and 16/3/31 (Donald et al., 2006). On the other hand at least nine physiologic races or pathotypes of P.brassicae are known to exist and have been reported from Germany, Canada, England, the Netherlands and the United States (Sherf and MacNab, 1986). In a study, variation for virulence was examined amongst 20 field collections of Plasmodiophora brassicae from France. Good pathotype discrimination was obtained using a set of three cultivars of Brassica napus. Five pathotypes, P1, P2, P3, P4 and P5 were detected and their occurrence was unrelated to host type. The five other isolates were classified as pathotypes P3, P6 and P7 (Some et al., 1996). In this study inoculum materials were collected from Kabadüz county of Ordu province for race identification tests in 2007. Inoculations were made on 18 materials. 15 materials from these were belonging to European Clubroot Differential Set and 3 materials were rape cultivars (Brassica napus) . All tested materials but some turnip (Brassica rapa var. rapifera) species gave sensitive reaction in race identification tests. According to studies using European Clubroot Differential set and host rape (Brassica napus) cultivars there was ECD 16/31/31 race and pathotype 1 respectively in the Black Sea region of Turkey in 2007(Table 2, 3). This was a first record for Turkey. References Anonymous, 1995. Ministry of Agriculture and Rural Affairs. General Directorate of Plant Protection and Pest Control. Plant Protection Technical Instructions. Vol 2. Ankara. Anonymous, 2007. Agricultural Structure and Production. State Statistical Institute. Anonymous, 2010. Ministry of Agriculture and Rural Affairs. General Directorate of Plant Protection and Pest Control. Principles of Plant Protection and Demonstration in 2010. Ankara. Campell, R N., 1988. Cultural Characteristics and Manipulative Methods. Pages 153-165 in Viruses With Fungal Vectors J., l. Cooper and M .J. C Asher,eds. Association of Applied Biologists,Wellesbourne,UK. Dobson, R L., Robak, J., Gabrielson, R L., 1983. Pathotypes of Plasmodiophora brassicae in Washington, Oregon and California. Plant Disease, 67: 269-271. Donald, E C., Cross, S J., Lawrence, J M., Porter, I J. 2006. Pathotypes of Plasmodiophora brassicae, the cause of clubroot, in Australia. Annual of Applied Biology 148: 239-244 Gerrik, J.S., Duffus, J.E.1988. Differences in vectoring ability and aggressiveness of isolates of Polymxa Betae. Phytopathology 78:1340-1343 Porth, G., Mangan, F., Wick, R., Autio, W., 2003. Evaluation of Management Strategies For Clubroot Disease of Brassicae Crops. Vegetable Notes. March 2003. Volume 13, No:25 University of Massachusetts, Amherst MA (http: //www.umassvegetable. org/ newsletters /archive/ 2003/ 2003_03. pdf) Scholze, P., Malorny, M., Dippe, R., 2002. A comparative study of reaction to clubroot (Plasmodiophora brassicae Wor.) by inoculating plants with single races or a race mixture. Journal of Plant Diseases and Protection. 109 (3), 217-226, 2002, ISSN 03408159. Some, A., Manzaranes, M J., Laurens, F., Baron, F., Thomas, G., Rouxel, F., 1996. Variation for virulence on Brassica napus L. amongst Plasmodiophora brassicae collections from France and derived single-spore isolates. Plant Pathology 45, 432-439 Sherf, A F. and Chubb. M. N., 1986. Vegetable disease and their control, second edition.Pp.256-260. John Wiley&Sons, Inc. New York. 728 pp. Walker, J C., 1952. Diseases of Vegetable Crops. McGraw-Hıll Book Company, Inc. New York. Toronto. London 59 An Investigation on Clubroot Disease (Plasmodiophora brassicae Wor.) Races in The Black Sea Region of Turkey Table 2. Plant species used as European Clubroot Differential to identify the races of Clubroot in the year 2007 and their reactions to the clubroot disease Race differential Reaction Disease index (DI) Number of host Name of the hosts code category 20-chromosome Brassica rapa group DI =0 01 var.rapifera line aaBBCC 01 Resistant 02 03 04 05 38-chromosome group 06 var.rapifera line AAbbCC var.rapifera line AABBcc var.rapifera line AABBCC var.chinensis cv. Granaat 02 DI =0 Resistant 04 DI =0 Resistant 08 DI =0 Resistant 16 DI 33 Sensitive Sensitive Brassica napus Line Dc101 01 07 Line Dc119 02 DI 33 DI 33 08 Line Dc128 04 DI 33 Sensitive 09 Line Dc129 08 DI 33 Sensitive 10 Line Dc130 16 DI 33 Sensitive 01 DI 33 Sensitive Sensitive 18-chromosome group 11 Sensitive Brassica oleracea var.capitata cv. Badger Shipper 12 var.capitata cv.Bindsachsener 02 DI 33 13 var.capitata cv. Jersey Queen 04 DI 33 Sensitive 14 var.capitata cv. Septa 08 DI 33 Sensitive 15 var.capitata cv. Verheul 16 DI 33 Sensitive Table 3. Rape cultivars used as race differential set in the year 2007 and their reactions to the clubroot disease Name of the host Disease index (DI) Reaction category Rape cultivars (Brassica napus) 1.Nevin DI33 Sensitive 2.Wilhelmsburger DI33 Sensitive 3.Brutor DI33 Sensitive 60 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 61-70 Güney Marmara Bölgesinde Çeltik Üretiminin Genel Bir Değerlendirmesi Derya Öztürk1 Yaşar Akçay 2 1- Balıkesir Üniversitesi, Gönen Meslek Yüksekokulu, İktisadi ve İdari Programlar, 10900 Balıkesir 2- Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, 60240 Tokat Özet: Çeltik ve çeltikten üretilen ürün, Dünyadaki birçok insan için temel gıda maddesi niteliğindedir. Dolayısıyla bu alanda yapılacak üretimin pazarlama sorunu bulunmamaktadır. Dünya geneli açısından bakıldığında 11.188 milyon Amerikan Doları bir ekonomik büyüklüğü bulunan çeltik tarımından Türkiye’nin aldığı pay oldukça düşüktür. 2007 yılı itibariyle 113 milyon Amerikan Doları bir ithalata karşılık 1 milyon Amerikan Doları bir ihracat gerçekleştirilebilmiştir. Bu anlamda Türkiye’de çeltik açısından oldukça yetersiz bir üretimin bulunduğu ifade edilebilir. Çeltik tarımının yapıldığı bölgelerde bu işle uğraşan insanların gelişmişlik düzeylerinin yüksek oluşu, makineye dayalı tarım konusundaki istekli davranışları ve uygulamaları, çeltiği işleyecek fabrikaların kurulmuş olması ve tohumluk çeltik konusunda dışa bağımlılığın bulunmaması çeltik tarımının geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Çeltik tarımının yaygınlaştırılması ile bölgesel gelişmişlik farklılıklarının da azaltılabileceği ve istenen refah seviyesinin yakalanabileceği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çeltik Tarımı, Ekonomik Katkı, Güney Marmara Bölgesi A General Evaluation of Rice Production in Southern Marmara Region Abstract: Paddy and the crops produced from rice have the characteristics of primary food for many people in the world. Thus, there is no marketing problem for production in this field. From worldwide point of view, Turkey’s share is rather low in rice agriculture which has economic magnitude of 11.188 million American $. By 2007, 1 million American $ export was made in return for 113 million American $ import. In this sense, that Turkey has inadequate rice production can be stated. That the people working in the field of rice where the rice agriculture is done have a high level of development, their eagerly behaviors and implementations in agriculture driven by a machine, that the factories to process the rice have been established and that there is no external dependence in rice seed necessitate the improvement of rice agriculture. It can be seen that with the dissemination of rice agriculture, the regional differences in the level of development can be decreased and ideal level of welfare can be reached. Key Words: Rice Agriculture, Economical Contribution, Southern Marmara Region 1. Giriş İnsanoğlunun temel gıdasını oluşturan hayati maddeler, özellikle gelişmekte olan ülkelerde nüfus artış hızının tersine bir seyir izleyerek her gün biraz daha azalmakta ve tüm dünyada sorun haline gelmeye devam etmektedir. 2007 yılında Dünyada yaklaşık 1.5 milyar hektar olan tarım alanlarının, 696 milyon hektarında yani %47.00’ında tahıl ekilmekte ve 2.3 milyar ton üretim yapılmaktadır. Dünya tahıl ekilişinin %22.40’ını karşılayan çeltik, üretiminde ise %28.05 pay almaktadır (Anonim, 2010a). 2008 yılında ise Dünya çeltik üretiminin yaklaşık %91.00’ı Asya’da gerçekleşmektedir. Dünya çeltik üretimi bakımından Çin (%28.23) ilk sırada yer alırken, bunu sırasıyla Hindistan (%21.64), Endonezya (%8.80), Bangladeş (%6.85) ve Vietnam (%5.65) ülkeleri izlemektedir. Türkiye Dünya çeltik üretiminin %0.11’ini karşılamakta olup başlıca çeltik üreticisi ülkeler arasında son sıralarda yer almaktadır (Anonim, 2010a). Tropik ve ılıman bölgelerde tarımı yapılan çeltik, su içerisinde çimlenebilen tek tahıl cinsi olup suda erimiş oksijeni kullanarak gelişmektedir. Tuzlu ve alkali arazilerde yetişebilmesi, bu arazilerin ıslahında etkili olması ve bu topraklardan ekonomik verim alınması açısından Türkiye tarımında da önemli rol oynamaktadır. 2009 yılında Türkiye’nin toplam 27 milyon hektar olan tarım alanının, 12.07 milyon hektarında yani %44.70’inde tahıl ekilmekte, yaklaşık 33.58 milyon ton tahıl üretilmektedir. Türkiye’de çeltiğin toplam tahıl ekilişi içerisindeki payı %0.80, üretimi içerisindeki payı ise %2.23’dür. Türkiye çeltik yetiştiriciliğinde Güney Marmara Bölgesi önemli bir potansiyele sahiptir. Bölge, Türkiye çeltik ekilişinin %29.58’ini üretiminin ise %28.20’ini karşılamaktadır (Anonim, 2010b). 61 Güney Marmara Bölgesinde Çeltik Üretiminin Genel Bir Değerlendirmesi Bölge kalkınmasında, tarımın ve tarımsal ürünlere dayalı sanayi üretiminin önemi büyük olmasına rağmen, işletme arazilerinin dar ve parçalanmış olması, tarım dışında bölgeye yapılan yatırımların yetersiz ve iş olanaklarının sınırlı olması gibi nedenlerden dolayı bölge halkının ekonomik durumu olumsuz etkilenmiş ve büyük şehirlere doğru göçler gerçekleşmiştir. Bu göçlerin gerçekleştiği bölgeler, özellikle endüstriyel ürünlerin üretiminin yapılmadığı bölgelerdir. Bu nedenledir ki bu üretim faaliyetinin, köylerden şehirlere göçlerin azaltılmasında ve çeltik tarımının yoğun olarak yapıldığı alanlarda çeltik fabrikalarının kurulmasının özendirilmesinde önemli katkıları bulunmaktadır. Çeltik yetiştiriciliği kırsal kesimde yaşayan milyonlarca insanın esas işi veya yan işi niteliğindedir. Bu sebeple çok önemli bir istihdam kaynağıdır. Çalışmanın amacını, Güney Marmara Bölgesinde çeltik tarımının mevcut durumu ortaya konularak temel sorunlarının belirlenmesi ve bu sorunlara çözüm önerileri getirmek oluşturmaktadır. Bölge ve Türkiye açısından pirincin önemi ortaya çıkarılmıştır. 2. Materyal ve Yöntem Çalışmanın ana materyalini konu ile ilgili yapılmış her türlü basılı araştırma, kitap, tez ve makaleler ile çeşitli devlet kuruluşlarının konu ile ilgili istatistik verilerinden elde edilen ikincil veri kaynakları oluşturmaktadır. Yöntem olarak farklı kaynaklardan alınarak kullanılan istatistikî veriler arasında yüzde hesaplamalar yapılmıştır. Basit indeks yöntemleri kullanılarak karşılaştırmalara gidilmiş ve böylece baz alınan yıla göre yıllık oransal artış ve azalışlar ortaya konulmuştur. 3. Araştırma Bulguları Çeltik tarımının Güney Marmara Bölgesine ekonomik etkilerinden bahsetmeden önce Dünya genelinde çeltik tarımının genel durumunu ve dünyadaki çeltik ve pirinç üretiminden bahsetmek yararlı olacaktır. 3.1. Dünya’da Çeltik Tarımının Genel Durumu Dünya’da çeltik tarımını ve çeltik üretimini, genel durum ve çeltik üretiminden kaynaklanan ticaret olmak üzere ele alınması yerinde olacaktır. Böyle bir sınıflandırma ile 62 çeltik tarımının dünya için ifade ettiği önem, çeltik ve pirinç ticaretinin ekonomik büyüklüğü daha net olarak ortaya konulabilecektir. Dünya toplam çeltik ekiliş alanı 2008 yılı rakamlarıyla 159 milyon hektar, üretim miktarı 685 milyon ton ve verim 431 kg/da olarak gerçekleşmiştir. Çeltik, buğday (224 milyon ha) ve mısırdan (157 milyon ha) sonra ekim alanı bakımından üçüncü, 441 milyon tonluk üretimi ile ise mısır (787 milyon ton) ve buğdaydan (684 milyon ton) sonra üretimde üçüncü sırada yer almaktadır. Dünyada en fazla çeltik ekim alanı, toplam çeltik ekili alanın %27.68’ini oluşturan Hindistan’a aittir. Bunu %18.55 pay ile Çin izlemektedir. Türkiye’nin Dünya çeltik ekiliş alanındaki payı %0.06 olup dünyadaki çeltik ekiliş alanında en son sırada yer almaktadır. Dünya çeltik üretiminin yaklaşık %91.00’ı Asya’da gerçekleşmektedir. Çeltik üretimi bakımından Çin, Hindistan, Endonezya, Bangladeş ve Vietnam önde gelen ülkelerdir. En büyük üretici ülke durumunda olan Çin Halk Cumhuriyeti, 2008 yılı rakamlarıyla dünya çeltik üretiminin %28.23’üne sahip olup, bu ülkeyi %21.64’lük bir payla Hindistan izlemektedir. Bu iki ülke, dünya üretiminin yarısına sahip oldukları halde ülke nüfusları oldukça fazla ve temel besin kaynakları pirinç olduğu için ürettikleri ürünlerin büyük bir kısmını kendi ülkelerinde tüketmektedirler. Türkiye’de 2008 yılında üretilen çeltik miktarı 753 bin ton olup dünya toplam pirinç üretiminin %0.11’ini oluşturmaktadır. 2008 yılı itibariyle Dünya’da ortama çeltik verimi 431 kg/da civarındadır. Çeltik verimi dünyadaki önemli üretici ülkelerden Çin Halk Cumhuriyeti’nde 655 kg/da, Japonya’da 649 kg/da, Vietnam’da 522 kg/da, Amerika’da ise 519 kg/da arasında değişmektedir. Ülkemizde ise çeltik verimi dünya ortalamasının çok üzerinde olup son 5 yıldır 691 kg/da’ın altına hiç düşmemiştir. Türkiye’de birim alandan alınan verim 757 kg/da olup hem dünyada pirinç yetiştiren diğer ülkelerden hem de dünya ortalamasından çok yüksektir (Anonim, 2010a). Dünya toplam pirinç ihracatı 2007 yılı itibariyle yaklaşık 27.4 milyon ton’dur. Dünya’da en fazla pirinç ihracatı yapan ülkelerin başında dünya toplam ihracatının %27.80’ini oluşturan Tayland gelmektedir. Bunu sırasıyla %19.50’lik payla Hindistan, %13.78’lik payla Vietnam ve %9.46’lık payla Pakistan izlemektedir (Anonim, 2010a). Türkiye’nin dünya D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY ihracatındaki payı ise %3.40’dır. Dünya toplam pirinç ithalatı 2007 yılı rakamlarına göre 21.6 milyon ton’dur. Dünya ülkeleri arasında en fazla pirinç ithal edenler %8.80 payla Filipinler ve %6.50 payla Endonezya’dır. Bu ülkeleri sırasıyla Suudi Arabistan, Güney Afrika, İran ve Irak izlemektedir. Türkiye’nin dünya ithalatındaki payı %0.90’dır. Türkiye 2007 yılında 1.127 ton pirinç ihraç ederken 193.661 ton pirinç ithal etmiştir (Anonim, 2010a). Çizelge 1. Dünya Pirinç Ticareti (Miktar: bin ton, Değer: milyon $) Yıllar 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 İhracat Miktar 19.592 21.922 22.697 Değer 5.372 8.004 5.493 22.962 Miktar 15.720 15.896 18.815 18.546 19.820 Değer 4.955 4.403 4.819 5.384 6.541 5.732 24.315 24.305 25.352 27.434 7.349 7.973 8.751 11.188 18.422 20.985 21.627 6.715 7.775 9.573 İthalat Kaynak: FAO 2010 yılı istatistikleri. http://www.fao.org. (12.06.2010). 2009 yılı istatistiklerine göre %100 beyaz 2.derece Tayland pirincinin FOB fiyatı 601 $/ton olarak gerçekleşmiştir. 2007 yılı itibariyle Dünya pirinç tüketimi 423 milyon ton olup tüketimde önde gelen ülkeler Çin, Hindistan, Endonezya ve Bangladeş’ dir. 2007 yılı verilerine göre Dünya’daki toplam pirinç tüketiminin %30.36’ını Çin, %21.66’ını Hindistan, %8.59’unu ise Endonezya oluşturmaktadır. Türkiye’nin dünya toplam pirinç tüketiminden payı ise %0.14’tür. (Anonim, 2010a). 3.2. Türkiye’de Çeltik Tarımının Genel Durumu Türkiye pirinç bitkisinin yetişmesi için oldukça uygun iklimsel koşullara sahip bir ülkedir. Ülkemizin sahip olduğu sıcaklık koşulları yaz aylarında pirinç yetişmesi için optimum koşullar sunmaktadır. Özellikle ülkemizde bu ürünün yetiştirildiği alanlarda yaz aylarında sıcaklık ortalamaları 25 °C civarındadır. Bu sıcaklık değeri de pirincin yetişmesi açısından oldukça uygundur. Bu yüzden pirinç ülkemizde yaz aylarında yetiştirilmektedir (Özşahin, 2008). Türkiye’de yıllar itibariyle çeltik ekim alanlarında önemli artışlar sağlanmıştır. Türkiye’de çeltik ekim alanları bir önceki yıla göre 2007 yılına kadar sürekli bir artış gösterirken, 2007 yılına gelindiğinde kuraklığın verdiği su sıkıntısı nedeniyle %5.05 azalmıştır. Çeltik ekiliş alanlarındaki bu %5.05’lik azalma çeltik üretimine %6.90’lık, verime %1.71’lik bir azalış olarak yansımıştır. Ancak 2008 yılında Türkiye çeltik ekilişi tekrar yükselişe geçerek üretimde bir önceki yıla göre %16.20’lik verimde ise %9.55’lik bir artış sağlamıştır. 2009 yılı rakamlarına göre 778 kg/da olan çeltik verimi dünya verim ortalamasının oldukça üzerindedir. 2010 TÜİK tahminine göre bir önceki yıla göre çeltik üretiminin %16.70 oranında artarak yaklaşık 875 bin ton olması beklenmektedir (Anonim, 2010b). Son yıllarda yüksek verimli çeşitlerin ekilişlerinin artması ve çeltik yetiştirme tekniği uygulamalarının iyileştirilmesi, birim alan veriminin yükselmesinde önemli rol oynamıştır. Türkiye’de 2000 yılında 224 bin ton olan pirinç üretimi 2008 yılında %115 artarak 482 bin ton’a yükselmiştir. Üretim miktarının artmasına ve dekara verim açısından dünya ortalamasının üzerinde çeltik verimi alınmasına rağmen sınırlı ekim alanları nedeniyle çeltik üretimi Türkiye ihtiyacını karşılayamamaktadır. Özellikle 1984 sonrası uygulanan ekonomi politikaları gereği, yurtdışından yapılan çeltik ithalatı gün geçtikçe artmış ve artmaya devam etmektedir (Gaytancıoğlu, 2009). Türkiye’nin son yıllardaki pirinç tüketimi 300–613 bin ton arasında değişmektedir. 2000 yılında 479 bin ton olan tüketim, 2004 yılında 300 bin tona gerilemiş, 2008 yılında 613 bin tona çıkmıştır. TÜİK tarafından; dışsatım, stok değişimi, kayıplar göz önüne alınarak hazırlanan denge tablolarına göre; yılda kişi başına tüketilen pirinç miktarları 2000 yılında 7 kg iken, 2005 yılında 8.0 kg’a ve 2008 yılında 8.7 kg’a çıkmıştır. TMO tarafından hazırlanan “ 2007 yılı Hububat Raporu”nda kişi başına yıllık 63 Güney Marmara Bölgesinde Çeltik Üretiminin Genel Bir Değerlendirmesi pirinç tüketimimiz 7.5-8.0 kg olarak açıklanmaktadır. Pirinç üretimimiz, tüketimi karşılayamamaktadır. 2000 yılında üretimin tüketimi karşılama oranı % 41.30 iken, 2003 yılında % 69.30’a ve 2007 yılında % 71.20’ye ulaşılmıştır. Son yıllarda ekim alanlarının genişlemesi ve birim alan veriminin yükseltilmesi sonucu çeltikte sağlanan üretim artışları ile Türkiye, tükettiği pirincin %75’ini üretecek düzeye gelmiştir (Gençtan ve ark., 2010). Çizelge 2. 2000-2009 Yılları Arası Türkiye Çeltik ve Pirinç Üretimindeki Gelişmeler Ekiliş Alanı Çeltik Ekiliş Alanı Çeltik Üretimi Çeltik Üretim Verim Çeltik Verim 2000 (ha) 58.000 İndeks (%) 100.00 (ton) 350.000 İndeks (%) 100.00 (kg/da) 603 İndeks (%) 100.00 2001 59.000 101.72 360.000 102.86 610 101.16 2002 60.000 103.45 360.000 102.86 600 99.50 2003 65.000 112.07 372.000 106.28 572 94.86 2004 70.000 120.69 490.000 140.00 700 116.09 2005 85.000 146.55 600.000 171.43 706 117.08 2006 99.000 170.69 696.000 198.86 703 116.58 2007 94.000 162.07 648.000 185.14 691 114.59 2008 99.000 170.69 753.000 215.14 757 125.54 2009* 96.754 166.82 750.000 214.29 778 129.02 Yıllar Kaynak: FAO 2010 yılı istatistikleri. http://www.fao.org. (12.06.2010). http://nkutr.nku.edu.tr/celtik/Tekirdağ-24%20Eylul%202009-okan1.ppt, (04.05.2010). Çizelge 3’de de görüldüğü gibi 2007 yılı pirinç ihracatı 1.125 ton olarak gerçekleşmiş ve karşılığında 1.1 milyon Amerikan Doları döviz sağlanmıştır. Türkiye’nin pirinç ithalatı ise 193.661 ton olarak gerçekleşmiş ve karşılığında 112.8 milyon Amerikan Doları döviz ödenmiştir. Çizelge 3. Türkiye Pirinç Ticareti (Miktar: Ton, Değer: 1000$) Yıllar 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 İhracat Miktar 5.667 4.202 1.935 4.267 967 726 5.634 1.125 Değer 1.788 1.214 699 1.404 1.267 1.046 1.844 1.124 Miktar 341.747 225.762 325.457 385.293 153.465 267.044 235.858 193.661 Değer 108.215 57.683 86.382 122.785 62.025 97.186 89.104 112.751 İthalat Kaynak: FAO 2010 yılı istatistikleri. http://www.fao.org. (12.06.2010). Çeltik Türkiye’nin bütün bölgelerinde yetiştirilmektedir, fakat en fazla ekiliş alanı ve üretim miktarına sırasıyla Marmara ve Karadeniz Bölgeleri sahiptir. Buna karşılık Ege ve Doğu Anadolu Bölgelerinde ekiliş çok azdır. Türkiye’nin üretimi iç tüketimine yetmemekte ve Türkiye gittikçe artan oranlarda pirinç ithal etmektedir. Pirinç ithalatı son yıllarda hızla artarak iç üretim miktarını dahi geçmiştir. Türkiye’de çeltik tarımı ağırlıklı olarak, 64 Marmara bölgesinin Trakya ve Güney Marmara kesimleri ile Karadeniz bölgesinin bazı bölümleri ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yapılır. Diğer bölgelerde yapılan çeltik tarımının Türkiye ekiliş üretimindeki payı %10’u geçmemektedir (Karbuz ve ark., 2009). Türkiye’de çeltik 40 ilde tarımı yapılabilen bir üründür, 2005 yılı ÇKS (Çiftçi Kayıt Sistemi) verilerine göre ise 36 ilde ekimi yapılmaktadır. Türkiye’de 110 civarında çeltik fabrikası D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY bulunmakta olup 30 binden fazla çiftçi ailesi çeltik tarımı ile iştigal etmektedir (Dönmez, 2007). 2009 yılı itibariyle çeltik tarımının en fazla yapıldığı bölge Türkiye çeltik ekilişinin %64.35’ini karşılayan Batı Marmara Bölgesine aittir. İkinci sırada ise Türkiye çeltik ekişinin %24.92’ini oluşturan Batı Karadeniz Bölgesi yer almaktadır (Çizelge 4). Çizelge 4. 2004-2009 Yılları Arası Bölgelere Göre Çeltik Ekiliş Alanları (ha) 2004 2005 2006 2007 2008 2009 1.390 1.817 1.121 910 987 1.099 182 113 176 176 24 12 Batı Karadeniz 23.858 27.043 27.750 23.435 24.283 24.113 Batı Marmara 40.416 49.137 63.038 62.658 66.440 62.260 Akdeniz Batı Anadolu Doğu Karadeniz Doğu Marmara 132 136 142 142 49 45 1.266 1.948 3.019 1.046 1.349 2.018 Ege 108 Güneydoğu Anadolu 2.107 2.298 2.323 4.380 4.833 5.264 Kuzeydoğu Anadolu 26 28 29 29 424 960 18 1.694 591 542 571 450 275 366 371 295 311 264 Orta Anadolu Ortadoğu Anadolu İstanbul 320 329 376 188 223 270 Toplam 69.990 84.909 99.044 93.801 99.494 96.755 Kaynak: TÜİK 2010 yılı istatistikleri. http://www.tuik.gov.tr (27.08.2010). Çizelge 5’den de görülebileceği gibi çeltik üretim miktarları 2007 yılına kadar sürekli bir artış gösterirken 2007 yılında çeltik ekim alanlarının azalmasına bağlı olarak düşmeye başlamış ve 2008 yılında tekrar artmaya başlamıştır. 2009 yılı verilerine göre üretim miktarı bakımından Batı Marmara Bölgesi (%69.32) ilk sırada yer alırken ikinci sırada Batı Karadeniz Bölgesi (%23.07) yer almaktadır. 2009 yılında Türkiye’de çeltik veriminin en yüksek olduğu bölge dekara 858 kg üretim ile Batı Anadolu Bölgesi’dir. Bunu sırasıyla 836 kg/da çeltik verimi ile Batı Çizelge 5. 2004-2009 Yılları Arası Bölgelere Göre Çeltik Üretim Miktarları (ton) 2004 2005 2006 2007 2008 2009 Akdeniz 5.737 11.080 5.669 4.289 5.067 5.793 Batı Anadolu 1.182 803 795 1.147 116 103 Batı Karadeniz 159.799 172.557 192.299 152.958 174.920 173.053 Batı Marmara 302.224 378.001 458.867 460.982 535.254 519.881 378 971 961 904 338 322 10.220 12.935 20.603 6.056 9.122 14.399 Doğu Karadeniz Doğu Marmara Ege 799 Güneydoğu Anadolu 7.671 9.130 8.918 17.269 20.906 25.803 Kuzeydoğu Anadolu 37 38 42 36 2.203 5.027 Orta Anadolu 87 11.247 3.917 2.664 3.155 2.806 840 1.051 1.090 733 809 755 İstanbul 1.825 2.187 2.040 962 1.435 2.058 Toplam 490.000 600.000 696.000 648.000 753.325 750.000 Ortadoğu Anadolu Kaynak: TÜİK 2010 yılı istatistikleri. http://www.tuik.gov.tr (27.08.2010). 65 Güney Marmara Bölgesinde Çeltik Üretiminin Genel Bir Değerlendirmesi Marmara ve 762 kg/da çeltik verimi ile İstanbul ekim alanları izlemektedir (Anonim, 2010b). Türkiye çeltik ve pirinçte Dünya Ticaret Örgütüne (DTÖ) taahhüt ettiği gümrük vergisi oranlarını uygulamaktadır. Bu oranlar pirinç için %44.00, çeltik için %34.00’dır (Gümüş, 2007). Türkiye’de çeltik fiyatları genellikle TMO tarafından belirlenmektedir. Çoğu kez maliyetin altında kalan çeltik fiyatları, üreticileri memnun etmemektedir. 2007 yılında çeltik fiyatları %4.21 oranında artarak pirimle birlikte 75 kuruş, 2008 fiyatları ise pirimle birlikte 96 kuruş olmuştur. Ürün fiyatlarındaki artışların, girdi fiyatları artışının altında kalması çeltik üreticilerinin her yıl daha fakirleşmesine yol açmaktadır. İzlenen bu fiyat politikası ile çeltik üreticilerinin, dış pazarlar ile rekabet edebilmesi ve ayakta kalabilmesi olanaksızdır. Türkiye’de üretilen 1 ton çeltiğin maliyeti yaklaşık 330 Amerikan Doları iken, A.B.D.’de 1 ton çeltik 160 Amerikan Doları harcanarak üretilmektedir (Gaytancıoğlu, 2009). 4. Çeltik Tarımının Güney Marmara Bölgesi Ekonomisine Katkıları Marmara Bölgesi 2009 yılı verilerine göre 64.548 ha çeltik ekiliş alanı ile Türkiye çeltik ekilişinin %66.71’ini sağlamıştır. Bölgede başta Edirne olmak üzere Balıkesir, Çanakkale, Tekirdağ, Kırklareli ve Bursa illerinde çeltik tarımı yapılmaktadır. Marmara bölgesinin çeltik üretiminde söz sahibi olmasının en büyük nedeni Trakya kesiminde yapılan çeltik tarımıdır. Bu kesimdeki çeltik tarımı Edirne ilinde yoğunlaşmıştır. Edirne ili Marmara Bölgesi çeltik alanının %62.53’ünü (40.360) karşılamaktadır. Bu ili sırasıyla 13.433 ha ile bölge ekiliş alanının %20.81’ini oluşturan Balıkesir, 5.297 ha ile bölge ekiliş alanının %8.21’ini oluşturan Çanakkale ili takip etmektedir (Anonim, 2010b). Marmara Bölgesinde çeltik tarımı yapılan illere ait çeltik üretim miktarları Çizelge 6’da verilmiştir. Marmara Bölgesi 2009 yılı verilerine göre Türkiye çeltik üretiminin %71.32’ini sağlamıştır. Bölge çeltik üretiminde en büyük pay 351.758 ton üretim ile bölge çeltik üretiminin %65.76’ını sağlayan Edirne iline aittir. Bunu sırasıyla bölge üretiminde %18.57 pay ile Balıkesir, %7.58 pay ile Çanakkale izlemektedir. Bursa ilinin Marmara Bölgesi çeltik üretim miktarı içindeki payı ise %2.42’dir. Marmara Bölgesindeki illerin 2009 yılı çeltik verilerine bakıldığında ise bölgede çeltik veriminin en yüksek olduğu il dekara 952 kg ile Kırklareli’ne aittir. Gerek çeltik ekiliş alanında gerekse üretim miktarında en büyük paya sahip olan Edirne ilinde ise verim dekara 872 kg olup bölge verim sıralamasında ikinci sırada yer almaktadır. Balıkesir ilinde 2008 yılı çeltik verimi 694 kg/da olup Dünya çeltik veriminin (431 kg/da) çok üstündedir (Anonim, 2010b). Güney Marmara’da çeltik tarımının yapılma nedenlerinin başında yer altı suyu kaynaklarının zenginliği gelmektedir. Bu nedenle çoğu yerlerde su kaynağı olarak artezyenler kullanılmakta ayrıca DSİ tarafından yapılan baraj ve göletler önemli su kaynakları arasında bulunmaktadır. Bölgede Balıkesir iline bağlı Gönen’de yaklaşık 19’a yakın çeltik fabrikası bulunmaktadır. Bölgede diğer önemli çeltik ekim alanlarına sahip ilçelerden Biga ve Orhangazi’de üretilen çeltik bu ilçede bulunan Çizelge 6. Marmara Bölgesinde İllere Ait Çeltik Üretim Miktarları (ton) 2004 2005 2006 2007 2008 2009 52.320 65.266 74.917 73.715 94.195 99.346 9.475 12.208 19.873 5.415 8.336 12.940 221.754 266.055 306.999 322.411 371.601 351.758 Kırklareli 2.434 8.783 11.859 11.019 14.375 10.576 Tekirdağ 12.255 12.960 25.785 31.895 29.946 17.673 Çanakkale Balıkesir Bursa Edirne 13.461 24.937 39.307 21.942 25.137 40.528 İstanbul 1.825 2.187 2.040 962 1.435 2.058 Toplam 313.524 392.396 480.780 467.359 545.025 534.879 Kaynak: TÜİK 2010 yılı istatistikleri. http://www.tuik.gov.tr (27.08.2010). 66 D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY çeltik fabrikalarında değerlendirilmektedir (Anonim, 2010c). 2009 yılı verilerine göre, Türkiye çeltik ekilişinin %29.58’ini üretiminin ise %28.20’ini oluşturan Güney Marmara Bölgesinde çeltik tarımı Balıkesir, Bursa ve Çanakkale illerine bağlı ilçelerde yoğunlaşmıştır. En önemli üretim merkezleri Balıkesir iline bağlı Gönen ilçesi, Çanakkale iline bağlı Biga ilçesi, Bursa iline bağlı Karacabey ilçesidir. Güney Marmara Bölgesinin en önemli çeltik üretim alanı olan Balıkesir ilinde 2009 yılında ekilebilir toplam Çizelge 7. Güney Marmara Kesimi Çeltik Ekiliş Alanları (ha) Balıkesir 2004 2005 2006 2007 2008 2009 5.296 6.212 6.840 7.788 8.836 8.150 58 57 89 88 109 120 1.917 2.823 4.886 3.709 4.240 4.800 114 263 293 295 381 363 Toplam 7.385 9.355 12.108 11.880 13.566 13.433 Biga 1.552 2.823 5.374 2.928 2.718 4.666 80 235 215 613 245 206 216 254 293 254 359 390 5 6 18 19 5 15 283 35 87 20 1.853 3.318 5.900 3.814 3.327 5.297 Karacabey 502 1.184 1.661 473 707 1.220 Orhangazi 616 612 586 313 454 500 615 100 Gönen Susurluk Manyas Bandırma Çanakkale Ezine Gelibolu Lapseki Diğer Toplam Bursa Diğer Toplam Genel Toplam 17 1.118 1.796 2.247 786 1.161 1.737 10.356 14.469 20.255 16.480 18.054 28.617 Kaynak: TÜİK 2010 yılı istatistikleri. http://www.tuik.gov.tr (27.08.2010). arazi miktarı 513.946 ha’dır. Bu alanın %2.61’i çeltik tarımına ayrılmış geri kalanında ise sırasıyla buğday (%32.20), mısır (%3.91) ve ayçiçeği ve arpa (%3.70) gelmektedir. Çeltik ise %2.61’lik oranla 5.sırada bulunmaktadır. Bu sonuç Türkiye genelinde üretilen ürün miktarlarının sıralamasına uygun bir durumdur (Kün ve ark., 2005). 2006 yılı verilerine Balıkesir ilinde çeltik ithalatı 49.243 ton olarak gerçekleşmiştir (Anonim, 2010c). Çanakkale, Güney Marmara Bölgesinde en fazla çeltik tarımı yapılan ikinci ildir. Bu ilde ekilebilir tarım arazisi 2009 yılı itibariyle 330.337 ha’dır. Ekilebilir bu alanının %32.90’unda buğday, %6.91’inde arpa ve %6.80’inde ise ayçiçeği ekilmektedir. Çeltik ekim alanı ise toplam tarım alanı içerisinde %1.60’lık paya sahiptir. (Anonim, 2010d). Çanakkale iline ait çeltik ithalatı konusunda herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Bursa ilindeki ekilebilir tarım arazisi ise 2009 yılı itibariyle 393.608 ha’dır. Bu alanın %4.49’unda ayçiçeği, %3.58’inde mısır, %3.10’unda arpa ve %3.11’inde buğday ekilidir. Çeltik ekili alanın oranı ise %0.44’dür. Bursa ilinde 2006 yılı verilerine göre çeltik ithalatı 2.683 ton olarak gerçekleşmiştir. 2009 yılında Bursa’nın Karacabey ilçesinde 1 adet çeltik fabrikası faaliyetine devam etmektedir (Anonim, 2010e). Güney Marmara Bölgesinde çeltik tarımının en yoğun yapıldığı il Balıkesir’dir. Balıkesir ili 2009 yılı rakamlarına göre Türkiye çeltik ekilişinin %13.88’ini, üretiminin ise %13.25’ini karşılamaktadır. Bölge içindeki payı ise; çeltik ekilişinde %46.94, üretimde ise %46.98 olarak gerçekleşmiştir. 2009 yılı verilerine göre Balıkesir ili Bandırma ilçesi ile Çanakkale ili Gelibolu ilçesi 858 kg/da ile dekara verimin en yüksek olduğu yerlerdir. 67 Güney Marmara Bölgesinde Çeltik Üretiminin Genel Bir Değerlendirmesi Çizelge 8. Güney Marmara Kesimi Çeltik Üretim Miktarları (ton) Balıkesir Gönen Susurluk Manyas Bandırma 2004 2005 2006 2007 2008 2009 36.550 44.185 45.750 47.742 60.945 58.664 359 463 684 524 850 972 14.603 18.744 26.496 23.685 29.250 36.593 Çanakkale 808 1.874 1.987 1.764 3.150 3.117 Toplam 52.320 65.266 74.917 73.715 94.195 99.346 Biga 11.821 21.422 34.004 16.455 20.000 35.571 Ezine Gelibolu Lapseki 382 1.785 1.457 3.654 1.575 1.372 1.236 1.687 1.855 1.513 2.970 3.345 22 43 Diğer Toplam 145 116 35 107 1.846 204 557 240 Bursa 13.461 24.937 37.461 21.738 24.580 40.528 Karacabey 3.825 7.857 12.012 2.821 5.200 9.301 Orhangazi 5.650 4.351 3.974 2.001 3.136 3.574 3.887 593 Diğer Toplam Genel Toplam 65 9.475 12.208 15.986 4.822 8.336 12.940 75.256 102.411 128.364 100.275 127.111 211.478 Kaynak: TÜİK 2010 yılı istatistikleri. http://www.tuik.gov.tr (27.08.2010). En büyük çeltik ekilişine sahip ilçelerin başında Türkiye çeltik ekilişinin %8.42’ine ve bölge çeltik ekilişinin %28.48’ine sahip Gönen ilçesi gelmektedir. Dolayısıyla bu ilçeye ait veriler çeltiğin bölge ekonomisine katkılarını belirleme açısından önem taşımaktadır. Bununla ilgili veriler Çizelge 9’da görülmektedir. Gönen ilçesinde 2005 yılında, Çeltik komisyonuna kayıtlı 1.308 çiftçinin, 64 bin dekarlık bir alana, Gönen Baldosu ve Osmancık çeltiği ektiği tespit edilmiştir. Çeltik tarımı sektörüne bağlı olarak 15 civarındada irili ufaklı çeltik fabrikası ve bir o kadar da toptancılık yapan çeltik tüccarı bulunmaktaydı. 2009 yılına gelindiğinde ise çeltik ekiliş alanı 2005 yılına göre %30.92 oranında artarak 84 bin dekara yükselmiş ve pirinç üretimi yapan 19 adet faal fabrikada 1.520 kişi istihdam edilerek üretime geçilmiştir. Kısaca denilebilir ki Gönen ilçesinde son dört yıl içerisinde çeltik ekim alanı %30.92 oranında artış göstermiş ve bu alanda çalışan kişi sayısı da buna paralel olarak %15.68 oranında artmıştır. Marmara Bölgesinin Balıkesir ilinde çeltik üretimi sonucunda çiftçinin eline 2004 yılında 0.72 YTL/Kg geçerken, 2008 yılına gelindiğinde bu miktar 1.41 YTL/Kg’a yükselmiştir. Çizelge 9. Gönen İlçesinde Yıllar itibariyle Çeltik Ekiliş Alanları ve Fabrikada Çalışan Kişi Sayıları Yıllar Ekiliş Alanı (da) İndeks(%) Çalışan Kişi Sayısı İndeks(%) 2003 57.090 100.00 1.314 100.00 2004 58.696 102.81 1.244 94.67 2005 64.072 112.23 1.308 99.54 2006 67.667 118.53 1.254 95.43 2007 79.000 138.38 1.327 100.99 2008 81.141 142.13 1.437 109.36 2009 83.883 146.93 1.520 115.68 Kaynak: Balıkesir Tarım İl Müdürlüğü 2010 yılı Çalışma Raporu Kayıtları, Balıkesir. 68 D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY Çizelge 10. Marmara Bölgesinde Çiftçinin Eline Geçen Fiyatlar (YTL/Kg) 2004 2005 2006 2007 2008 Balıkesir 0.72 0.75 0.80 0.80 1.41 Bursa 0.81 0.80 0.75 0.77 1.16 Edirne 0.67 0.70 0.71 0.74 1.15 Kırklareli 0.84 0.75 0.74 0.74 1.01 Tekirdağ 0.80 0.75 0.73 0.71 0.90 Çanakkale 0.98 0.99 0.91 0.80 0.97 İstanbul 0.83 0.84 0.77 0.71 1.02 Kaynak: TÜİK 2010 yılı istatistikleri. http://www.tuik.gov.tr (27.08.2010). 5. Tartışma İlgili yazından ve dünya ve Türkiye geneli istatistiklerden elde edilen verilere göre çeltik tarımıyla ilgili fiyatlama sorunlarından bahsedilmektedir. Gaytancıoğlu (2009), çeltik fiyatlarının TMO tarafından belirlenmesinin dünya üzerindeki diğer ülkelerle rekabet edebilme gücünü azalttığını ifade etmektedir. Oysaki TMO tarafından belirlenen fiyatlar temel baz fiyatlarıdır. Bu fiyatların çeltik açısından tek belirleyici fiyat olduğunu söylemek mümkün değildir. Üreticilerin ürettikleri çeltiğin çok önemli bir miktarı özel sektör tarafından alınmaktadır. Dolayısıyla fiyat konusunda temel belirleyici TMO değil serbest piyasadır. Bununla birlikte çeltik fabrikalarının çok düşük kapasite kullanım oranlarıyla çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu noktadan hareketle çeltik açısından önemli sorunlardan birinin Türkiye’deki çeltik üretim miktarlarında yetersizlik olduğu da ifade edilebilir. Çeltik fabrikalarının işleme kapasitesi ve ürettikleri ürünlerin kalitesi dikkate alındığında üretilen çeltiğin çok daha fazlasının kolaylıkla işlenebileceğini söylemek mümkündür. Son yıllarda özellikle Gönen Bölgesi’nde özellikle Arap ülkelerinden getirilen çeltiklerin işlenmesi işlemleri yoğunluk kazanmıştır. Araştırma verilerinden elde edilenlere göre çeltik üretiminin belli bölgelerde yoğunlaşması önemli bir başka tartışma konusudur. Her ne kadar kümelenmesin işletmeler açısından önemli üstünlükleri (nakliye, uzmanlaşma, kaliteli işgücü gibi) bulunsa da çeltik üretimi yapılan yerlerin yaygınlaştırılması ve farklı bölgelere yayılması bölgesel kalkınmışlık farklılıklarının azaltılması açısından oldukça önemlidir. Bu açıdan bakıldığında elde edilecek imkanlar kümelenmenin getirisinden çok daha fazla olabilecektir. 6. Sonuç ve Öneriler Çeltik ve pirinç temel gıda maddesidir. Özellikle Uzakdoğu ülkelerinde temel ihtiyaç maddesi olarak çok fazla miktarda tüketilmektedir (Dönmez, 2007). Dolayısıyla dünya genelindeki her bir insan bu ürünün potansiyel müşterisi konumundadır. Potansiyel müşteri sayısının oldukça yüksek olması çeltiği çok önemli ve ekonomik değeri yüksek bir ürün haline getirmektedir. Bu noktadan hareketle bu ürünün tarımıyla uğraşan ülkelerde ekonomik hareketliliğin artacağını ve elde edilen gelirin paylaşımıyla özellikle kırsal bölgelerdeki kalkınmışlık düzeyinin artırılabileceğini söylemek olanaklıdır. Çeltik tarımının dünya genelindeki üretim büyüklüğü 2008 yılı itibariyle 685 milyon tona ulaşmıştır. 2007 yılında dünyada çeltik ve pirinç ihracatı yapan ülkelerin bu ticaretten sağladıkları kazanç 11.188 milyon Amerikan Doları bir büyüklüğe ulaşmıştır. Bu veriler çeltik tarımının dünya için ifade ettiği anlamı daha net bir şekilde ortaya koymaktadır. Türkiye’de çeltik üretiminin büyüklüğü 2009 yılı itibariyle 750 bin tona ulaşmıştır. Bu üretimle birlikte ortaya çıkan ekonomik büyüklük ise 113 milyon 875 bin Amerikan Dolarıdır. Türkiye’de ihtiyaç duyulan çeltiğin çok önemli bir kısmı ithal edilmektedir. 2007 yılında yapılan çeltik ithalatı 112 milyon 751 bin Amerikan Dolarıdır. Yapılan ihracat ise 1 milyon 124 bin Amerikan Doları olarak gerçekleşmiştir. Bölgesel olarak bakıldığında, Türkiye’de çeltik üretiminin en yoğun yapıldığı yer Marmara Bölgesidir. Bu bölgede en fazla 69 Güney Marmara Bölgesinde Çeltik Üretiminin Genel Bir Değerlendirmesi üretimin yapıldığı il Edirne olup ardından Balıkesir gelmektedir. Dolayısıyla Balıkesir’in de içinde bulunduğu Bursa ve Çanakkale illerini de kapsayan Güney Marmara Bölgesinin çeltik tarımı açısından bölgeye olan katkılarının ortaya konulması ilgili yazın açısından önemlidir. Balıkesir, Bursa ve Çanakkale illerini kapsayan Güney Marmara Bölgesinde 20 adet fabrikada yaklaşık 1.600 işçi çalışmaktadır. Bunun yanında Çeltik Üretici Birlikleri ve Çeltik Komisyonları kayıtlarına göre yaklaşık 1.600 çiftçi çeltik tarımıyla uğraşmaktadır. 2009 yılında bu çiftçiler üretmiş oldukları 211.478 tonluk çeltik üretimi sonucu yaklaşık 300 milyon TL’lik bir ekonomik kazanç sağlamışlardır. Çeltik fabrikalarının ve çalışanların kazançları da dikkate alındığında çeltiğin Güney Marmara Bölgesi için önemi daha net anlaşılabilecektir. Çeltik tarımının Türkiye ekonomisine katkılarını aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür: Çeltik tarımının yapıldığı bölgelerdeki aile yapısının bu tarım çeşidine uygun olması (genellikle geniş aile yapısı olmayıp aileler çekirdek aile şeklindedir, çocuk sayısı azdır ve ailede işgücüne katılabilecek insan sayısı azdır) çeltik tarımı açısından bu bölgelere önemli avantajlar sağlamaktadır. Bunun yanında çeltik tarımının sanayileşmeyi de etkilediği ve üreticilerin pazarlama sorunlarının da ortadan kalktığı gözlenmektedir. Sanayileşmeyle birlikte aynı zamanda istihdam olanakları artmakta ve bireylerin sosyo-ekonomik durumlarında iyileşmeler meydana gelmektedir. Çeltik tarımı yapılan bölgelerde özellikle de Güney Marmara Bölgesindeki Gönen’de bilinilirliği artıran ve ilçenin ismiyle birlikte anılan “Gönen Baldosu” ilçe tanıtımının artmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Çeltik tarımının; bataklık alanlarda yapılabilmesi, makineleşmeye uygun olması, pazarlama sorunlarının bulunmaması, önemli 70 bir istihdam sağlaması, işlenmiş ürünlerin üretiminin Türkiye içinde yapılabiliyor olması ve bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılabilmesine katkı sağlaması açısından önemi büyüktür. Fakat Türkiye’nin ihtiyacını karşılayabilecek miktarda çeltik üretimi yapılamamaktadır. Dışa bağımlılığın azaltılması ve milli kaynakların daha verimli kullanılabilmesi açısından çeltik üretiminin artırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Kaynaklar Anonim, 2010a. FAO İstatistikleri. http://www.fao.org., (12.06.2010). Anonim, 2010b. Türkiye İstatistikleri Kurumu, . http://www.tuik.gov.tr (27.08.2010). Anonim, 2010c. Balıkesir Tarım İl Müdürlüğü Çalışma Raporu Kayıtları, Balıkesir. Anonim, 2010d. Çanakkale Tarım İl Müdürlüğü Çalışma Raporu Kayıtları, Çanakkale. Anonim, 2010e. Bursa Tarım İl Müdürlüğü Çalışma Raporu Kayıtları, Bursa. Dönmez, D.,2007. Pirinç, TEAE/Bakış. Sayı: 9, Nüsha:4, ISSN 1303-8346 (http://www.aeri.org.tr) Gaytancıoğlu, O., 2009. Türkiye’de Pirinçte Uygulanan Politikalar ve Trakya’da Çeltik Üretimini Artırmanın Gerekliliği. http://nkutr.nku.edu.tr/celtik/Tekirdağ24%20Eylul%202009-okan1.ppt, (04.05.2010). Gençtan, T., Öktem, A., Sürek, H., Gevrek, M., ve Balkan, A., 2010. “Sıcak İklim Tahılları Üretiminin Artırılması Olanakları”, Türkiye Ziraat Mühendisliği 7. Teknik Kongresi, 1-22, Ankara. Gümüş, H., 2007. Türkiye’deki Pirinç Piyasasının İşleyişi ve Sorunları Üzerine Bir Araştırma, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Tez No: 179512, Namık Kemal Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Tekirdağ. Karbuz, F., Öztürk, İ., Savaş, Deniz Okan., 2009. Türkiye’de Üretilen Tarım Ürünleri ve Ekonomideki Yeri. İstanbul Ticaret Odası, 1-144, http://www.ito.org.tr/Dokuman/Sektor/1-99.pdf, (08.07.2010). Kün, E., Çiftçi, C.Y., Birsin, M., Ülger, A.C., Karahan, Zencirci, N., Öktem, A., Güler, M., Yılmaz, N., Atak, M., 2005. Tahıl ve Yemeklik Dane Baklagiller Üretimi, Türkiye Ziraat Mühendisliği 6.Teknik Kongresi, 367 – 408. Özşahin, E., 2008. Gönen Ovasında Pirinç Tarımı, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 18, 2, 49-70 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 71-79 Analysis of Lateral Design Pressures, Vertical Frictional Forces and Bending Stresses on Horizontally Corrugated Steel Silo Wall Panels* Zeki Gökalp1 Dwaine S. Bundy2 1 Erciyes University Seyrani Agricultural Faculty, Department of Biosystems Engineering, Kayseri Lowa State University Agricultural Faculty Department of Biosystems Engineering, Ames, Iowa, USA 2 Abstract: This study investigated the theoretical lateral design pressures, vertical frictional forces and bending stresses exerted by shelled corn on a wall configuration made of folded steel plates. Silo walls panels with trapezoidal corrugations were considered. Lateral design pressures and vertical frictional forces were calculated by using Janssen’s equations for pressures in deep bins and bending stresses exerted by ensiled corn were calculated by using principle of engineering mechanics. Inclined sections of corrugations with 135º from the horizontal plane had the highest lateral design pressures and vertical frictional forces. Corrugations with tie bars had significantly lower bending stresses than the corrugations without tie bars. Using the results of this theoretical work, further studies can be performed for a complete silo model with a roof structure and a hopper bottom and wind forces and the shear stresses can be added to the model. This may give a better interpretation of the theoretical results on real models. Key Words: Storage Bins, Silo Design, Wall Pressures, Steel Silos Trapez Kesitli Çelik Silo Duvarlarında Yanal Basınç, Sürtünme Kuvveti ve Eğilme Gerilmesi Analizi Özet: Bu çalışmada oluklu çelik silo duvarlarında mısır tarafından oluşturulan yanal tasarım basınçları, düşey sürtünme kuvvetleri ve eğilme gerilmeleri analiz edilmiştir. Silo duvarları trapez kesitli oluklara sahip duvar panellerinden oluşmaktadır. Yanal tasarım basınçları ve sürtünme kuvvetleri derin silolar için geliştirilmiş Janssen eşitlikleri kullanılarak ve eğilme gerilmeleri ise mühendislik mekaniği ilkeleri kullanılarak hesaplanmıştır. Trapez kesitlerin yatayla 135º derece açıya sahip olan kısımları en yüksek yanal basınca ve düşey sürtünme kuvvetine maruz kalmaktadır. Karşılıklı duvarları birbirine bağlayan bağlantı demirlerinin olduğu oluklar diğerlerine nazaran oldukça daha düşük eğilme gerilmesine maruz kalmaktadır. Bu teorik çalışmanın sonuçları kullanılarak çatı ve taban kısmı ile birlikte tam bir silo modeli dikkate alınarak rüzgar ve kesme kuvvetleri de eklenip daha ileri bir model çalışması yürütülebilir. Bu tür bir model, sonuçların daha iyi bir şekilde yorumlanabilmesine olanak sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Depolama Yapıları, Silo Tasarımı, Duvar Basınçları, Çelik Silolar 1. Introduction Bins are designed to store materials which are more or less in granular forms. When the word ‘silo’ is mentioned, it usually brings to mind the storage facilities of large dimensions normally constructed in circular, square or rectangular plan-view configurations with vertical walls. Silos are often made of timber, steel or concrete. The size of a storage structure for granular materials can vary based on the type and maximum quantity of the material to be stored, storage duration, filling and discharge rates and the material handling system to be used. Filling and discharge rates have an effect on determination of size and flow characteristics of the solid. The first bins and silos with large dimensions were built as early as the 1880s for storing large quantities of grain. In many industries, bulk solids are stored prior to processing. Early silo designs were based on the assumption that the bulk solids behave like liquids. A granular material or powder, unlike a liquid material, can resist static shear stresses. Furthermore, a cohesive material is capable of forming a pattern that obstructs the steady flow of the bulk solids. *This paper is derived from M.S. Thesis 71 Analysis of Lateral Design Pressures, Vertical Frictional Forces and Bending Stresses on Horizontally Corrugated Steel Silo Wall Panels Unlike other structures, storage structures have an unusually high rate of structural failures (Molenda et al. 2009). This brings a need for more studies on silo design. Most of the failures occur primarily because the pressures on the walls of the structure cannot be exactly predicted when the grain is in motion. There are many reasons for silo failures and most occurrences were due to foundation failures, discharge over pressures, friction forces, pressure on silo bottom and abnormal outlets. The non-homogenous make up of grain makes the determination of the pressures exerted on bin walls difficult. Roberts (1882) studied the pressures exerted by wheat on the floor of square and hexagonal wood bins and concluded that in any silo cell which has parallel sides, the pressure of wheat on floor ceased when the grain was filled up to twice the diameter of the inscribed circle. Janssen (1895) made a significant contribution on the estimation of lateral and vertical pressures on silo walls and bottoms. Janssen studied deep bins made of wood. His study along with the corresponding pressure theories for lateral and vertical pressures on silo walls became the basis for calculating loads on silo walls for the next sixty years. Wall friction is an important factor in determining the pressure exerted by grain on walls. Airy (1897) made some investigations to determine the coefficients of friction between the grain and the material of the bin. With the new materials used for bins in the beginning of 20th century, Jamieson (1904) conducted a series of grain pressure tests. Jamieson conducted his tests on round, square and rectangular model silos constructed with wood and steel. Results of these initial studies have been used for almost a century. Reimberts (1976) carried out tests on bins with sizes varying from small-scale models up to actual silos. He also developed his own formulas for lateral and vertical pressures exerted by the ensiled material on bin walls and floors. The proper design of bulk storage structures requires knowledge of individual and bulk properties of the particulate material under static and dynamic loading conditions. Several researchers studied the bulk properties of various grains like bulk density, angle of repose, internal and external angles of friction and flow properties (Jenike (1964); Carr 72 (1965); Reimberts (1987); Gaylord (1984), MWPS (1993), Ünal (2009), Thompson et al. (1998), Öztürk et al. (2008)). In this study, lateral design pressures, vertical friction forces and bending stresses due to loads exerted by ensiled corn over the folded steel plates of silo walls were analyzed. Especially the difference in wall pressures over the different sections of corrugations and effects of tie bars on bending stresses were investigated. 2. Materials and Methods The bin analyzed in this study has 500 x 500 cm square cross-section with a height of 725 cm. Bin walls were made of prefabricated folded steel plate wall panels. Corrugations were trapezoidal and height of each corrugation was 100 cm. There are seven corrugations along the height of the bin. Four tie bar sets were placed between opposite walls. A prefabricated wall panel made of folded steel plates with trapezoidal corrugations and bin configuration were shown in figure 1. Figure 1. Pre-fabricated wall panel and bin configuration The structure was composed of four walls made of horizontally corrugated steel wall panels. The wall panels are prefabricated and assembled at job site. The vertical sides of wall panels have side plates. The panels are welded to each other at corners and steel plate is used to form a triangular hollow core at corners. The bottom of structure is fixed to a flat bottom to prevent lateral movement and rotation. Because of the square cross-section of the bin, no corner Z.GÖKALP, D.S.BUNDY rotations were considered. The top of the structure is open. There are no loads coming from the bottom and the top and the only loads considered are the design pressures and frictional forces due to ensiled grain inside the wall segments. Grain Pressure Calculations Grain pressures were calculated by using Janssen’s equations for horizontal and vertical wall pressures. Loads acting on a bin were shown in Figure 2. Figure 2. Loads acting in a silo Janssen developed grain pressure equations for grain pressures on the walls of both shallow and deep bins. The first item to be determined to use Janssen’s equations is to evaluate if the bin is a deep or shallow bin. Although there is no absolute or universally accepted definition of difference between shallow and deep bins, one reasonable distinction is based on whether or not the rupture plain within the grain mass intersects the bin wall. Applying these geometric criteria, bins can be classified as deep or shallow bins as shown in Table 1. The variables for height conditions were listed below in Table 1. Table 1 . Silo classification Height Condition Bin Classification H (a / 2) tan (45 + / 2 ) Shallow Bin H (a / 2) tan (45 + / 2 ) Deep Bin H= Height of the grain to centroid of surcharge (cm); a = Length of the side of square bin (cm); = Angle of internal friction, usually taken as the emptying angle of repose. Static vertical pressures at any depth were calculated by using Eq. (1) (MWPS, 1983); kY ( R)( w) 1 e R F , ( )(k ) , (1) Where; F = Vertical pressure exerted by the stored granular material, (kg/cm2) R = Hydraulic radius (cm) w = Weight of the stored material (g/cm3) ’= Coefficient of friction between the stored material and the bin wall k = Lateral-to-vertical pressure ratio Y= Depth of grain mass from the level or sloping surface usually from the centroid of conical grain mass to the point where the bin loads are to be calculated, (cm) Lateral static pressures were calculated by using Eq. (2); (2) Ls (F ) (k ) Lateral-to-vertical pressure ratio is calculated by using Eq. (3) (MWPS, 1983); k sin2 ( ) sin2 ( ) sin( , ) T 2 (3) With T 1 sin( , ) sin( ) sin( ) sin( 2 ) 1/ 2 (4) Where; = Internal angle of friction (degrees) = Angle of wall from the horizontal plane (degrees) = Filling angle of repose (degrees) ´ = External angle of friction (degrees) The grain pressures developed by Janssen apply for only static load conditions. Because the grain is in motion during the filling and unloading of silos, there is a significant increase in lateral pressure. To estimate the lateral grain pressures for dynamic load conditions, lateral grain pressures for static load conditions should be multiplied by appropriate over-pressure coefficient, Cd. The over-pressure coefficient converts static-load pressures to expected dynamic-load pressures. Over-pressure coefficients to be used were taken from Figure 3. Over-pressure factors do not apply to 73 Analysis of Lateral Design Pressures, Vertical Frictional Forces and Bending Stresses on Horizontally Corrugated Steel Silo Wall Panels frictional forces. Then, the lateral design pressures are expressed as; Ld = (Ls) (Cd) Vw (Fn ) ( , ) (5) The grain pressures normal to sloping surfaces, Fn, is calculated by (MWPS, 1983); Fn F cos 2 Ld sin 2 Friction forces on sloping sections of corrugations were calculated by using Eq.(8); (6) Where, is the angle of sloping part from horizontal plane (degrees) Vertical friction forces on the vertical sections of corrugations were calculated by using Eq.(7); (7) Vw ( Ld ) ( , ) Shelled corn was considered as the ensiled grain to calculate the wall pressures and frictional forces exerted by the ensiled grain. Following grain properties were used in calculations (MWPS, 1983): Bulk density of the shelled corn, w = 768,89 kg/m3 Coefficient of friction between ensiled corn and steel, ’= 0.20 Internal angle of friction, = 27º Filling angle of repose, = 16 º External angle of friction, ´, equal to tan-1 ´= 11.3 º Figure 3. Minimum over-pressure factors, Cd, for deep bins (MWPS, 1983) 74 (8) Z.GÖKALP, D.S.BUNDY Bending stresses calculation Cross-section of a corrugation was given in Figure 4. Sections of corrugations were numbered as shown in the figure. The moment of inertia of one corrugation along the Y-Y axis (Ravenet, 1984) was calculated by using Eq.(9); 2 1 2 b (9) 3 I e L cos 2 (45) 2 L e 3 eL 12 12 1 2 2 2 Where, e = thickness of the plate (cm) L1 = Length of the inclined straight profile (cm) L2 = Length of the vertical straight profile (cm) b = Width of the corrugation (cm) Section modules of the corrugation with respect to Y-Y axis was calculated by using Eq.(10); S 2I b (10) Maximum bending moment at the ends of corrugations due to lateral design pressures and frictional forces were calculated by using Eq.(11); M max wT L2 12 (11) Where; wT = Total uniformly distributed load over a corrugation due to lateral design pressures and frictional forces (kg/cm2) L = length of the corrugation (cm) The maximum bending moment at the ends of corrugations due to tension forces at the ends of tie bars was calculated by using Eq. (12); M max PL 8 (12) Where, P is the tension force (kg). Bending stresses for each corrugation were calculated by using Eq. (13); fb M max S (13) The corrugations were numbered from 1 to 7 starting from the bottom of the bin. The corrugation numbers and corresponding bin elevations were given in Figure 4. Figure 4. Corrugation numbers, elevations, dimensions and sections 75 Analysis of Lateral Design Pressures, Vertical Frictional Forces and Bending Stresses on Horizontally Corrugated Steel Silo Wall Panels 3. Results and Discussion Initially, calculations were performed to determine whether the bin is classified as shallow or deep bin and classification was made based on the criteria given in Table 1. The bin was classified as a deep bin. Since horizontally corrugated steel silo wall panels and trapezoidal corrugations were taken into consideration, each segment of corrugations had different T and corresponding k values for pressure calculations. Values were calculated by using Equation 3 and 4. Following T and k values were used in calculation of lateral design pressures; T =1.3474 and k = 0.446 for vertical sections of corrugations (section 1) T =1.4506 and k = 0.109 for the sections with 45 º from the horizontal plane (section 2) T =1.2739 and k = 2.010 for the sections with 135 º from the horizontal plane(section 3) Over-pressure factors were taken from Figure 3 by using the criteria specified within the table. Over-pressure coefficients used to convert static pressures into dynamic pressures were given in Table 2. Table 2. Over-pressure factors, Cd, for each depth segment of bin wall Y (cm) Cd 0 – 248 1.35 248 – 367 1.45 367 – 486 1.55 486 – 605 1.65 605 – 724 1.65 Lateral design pressures and vertical friction forces calculated by using Janssen’s equations for each depth segment of wall panels were given in Table 3. Change in lateral design pressures were presented in Figure 5. Lateral design pressures exerted by ensiled grain over different sections of the corrugations were presented as separate lines for each section. While section 3 of corrugations with 45 degrees from the horizontal plane had the highest lateral design pressures, section 2 with 135 degrees had the lowest pressures. Vertical sections of corrugations had pressure in between 2 and 3. Pressure calculations over section 2 were based on Eq. 6 developed for pressures over sloping surfaces. Therefore section 2 of corrugations had the highest lateral design pressures. Change in vertical frictional forces was presented in Figure 6. Again, separate lines represent different sections of corrugations. Vertical frictional forces also yielded similar results with lateral design pressures. While section 3 of corrugations with 45 degrees from the horizontal plane had the highest vertical frictional forces, section 2 with 135 degrees had the lowest frictional forces. Vertical sections of corrugations had frictional forces in between 2 and 3. While grain-to-steel friction coefficients are effective for sections 2 and 3, grain-to-grain friction coefficient is effective for hallow sections of the corrugations. Figure 5. Change in lateral design pressures 76 Z.GÖKALP, D.S.BUNDY Table 3. Lateral design pressures and vertical frictional forces F(kg/cm2) Y(cm) Ls(kg/cm2) k Ld(kg/cm2) Cd Vw(kg/cm2) 0 0 0.446 0 1.35 0 0 25 0,019686 0.446 0,00878 1.35 0,011853 0,002371 50 0,038669 0.109 0,004215 1.35 0,00569 0,001138 75 0,056949 0.446 0,025399 1.35 0,034289 0,006858 100 0,066089 2.009 0,132772 1.35 0,179242* 0,035848 125 0,093508 0.446 0,041705 1.35 0,056301 0,01126 150 0,115303 0.109 0,012568 1.35 0,016967 0,003393 175 0,127959 0.446 0,05707 1.35 0,077044 200 0,113897 2.009 0,22882 1.35 0,308906 225 0,161706 0.446 0,072121 1.35 0,097363 0,019473 250 0,191235 0.109 0,020845 1.45 0,030225 0,006045 275 0,194047 0.446 0,086545 1.45 0,12549 0,025098 300 0,147645 2.009 0,296618 1.45 0,430096* 0,086019 325 0,225685 0.446 0,100656 1.45 0,145951 0,02919 350 0,265057 0.109 0,028891 1.45 0,041892 0,008378 375 0,255917 0.446 0,114139 1.55 0,176916 0,035383 400 0,172252 2.009 0,346054 1.55 0,536384* 0,107277 425 0,284743 0.446 0,126995 1.55 0,196843 0,039369 450 0,337473 0.109 0,036785 1.55 0,057016 0,011403 475 0,312866 0.446 0,139538 1.55 0,216284 0,043257 500 0,189829 2.009 0,381366 1.65 0,629254* 0,125851 525 0,339583 0.446 0,151454 1.65 0,249899 0,04998 550 0,409186 0.109 0,044601 1.65 0,073592 0,014718 575 0,365596 0.446 0,163056 1.65 0,269042 0,053808 600 0,201781 2.009 0,405378 1.65 0,668874* 0,133775 625 0,390907 0.446 0,174344 1.65 0,287668 0,057534 650 0,47879 0.109 0,052188 1.65 0,08611 0,017222 675 0,414811 0.446 0,185006 1.65 0,305259 700 0,210921 2.009 0,42374 1.65 0,699171 725 0,438012 0.446 0,195354 1.65 0,322333 * Calculated by using 0,015409 * 0,061781 0,061052 * 0,139834 0,064467 Fn F cos 2 Ld sin 2 77 Analysis of Lateral Design Pressures, Vertical Frictional Forces and Bending Stresses on Horizontally Corrugated Steel Silo Wall Panels Figure 6. Change in vertical frictional forces Change in bending stresses was presented in Figure 7. Bending stresses were presented for each corrugation. Corrugations 1, 2, 4 and 6 with tie bars had lower bending stresses than corrugations 3, 5 and 7. Results clearly indicate the effect of tie bar on bending stresses developed due to grain pressures over the walls. Kibar et al (2006) developed a software for grain pressure calculations in grain bins and used Janssen equations for grain pressure and frictional force calculation. Researchers obtained increasing pressures with increasing height of grain ensiled into silo. Figure 7. Change in bending stresses 78 Z.GÖKALP, D.S.BUNDY 4. Conclusions This study investigated the theoretical lateral design pressures and vertical frictional forces and bending stresses exerted by shelled corn on a wall configuration made of folded steel plates. For the future studies, instead of analyzing only the walls, a complete silo model with a roof structure and a hopper bottom can be analyzed and wind forces and the shear stresses can be added to the model. Studies can be performed on a full scale model of the structure with the same characteristics mentioned above recommended study and a comparison can be made between a theoretical and a real model. This may give good interpretations of the theoretical results on real models. References Airy, W., 1897. The Pressures of Grain, Minutes of Proceedings, Institution of Civil Engineers, London, Vol. 131, pp. 347-358 Carr, R. L., 1965. Evaluating Flow Properties of Solids, Chemical Engineering, Jan.18, pp. 163-168 Gaylord, E. H. Jr. and Gaylord C. N., 1984. Design of Steel Bins for Storage of Bulk Solids, Prentice-Hall, Inc. pp. 39 Jamieson, J. A., 1904. Grain Pressures in Deep Bins, Trans. Canadian Society of Civil Engineers, Vol. 17, pp. 554-607 Janssen, H. A., 1895. Versuche uber Getreidedruck in Silozellen, Zeitschrift, Vereines Deutscher Ingenieure, Vol. 39, Aug. 31, pp. 1045-1049 Jenike, A. W., 1964. Storage and flow of solids, Bulletin No. 123, Utah Engineering Experiment Station, University of Utah, Salt Lake City, Utah, USA. Kibar, H., Öztürk, T., Murat, N., 2006. Taneli Ürün Depo ve Silolarında Ürün Basıncının Belirlenmesinde Kullanılabilecek bir Bilgisayar Programının Geliştirilmesi, J. of Fac. of Agric., OMU, 21(1):7681. Molenda, M., Montross, M., Thompson, S.A., Horabik, J., 2009. Asymmetry of Model Bin Wall Loads and Lateral Pressure Induced from Two- and ThreeDimensional Obstructions Attached to the Wall. Transactions of the ASABE, Vol. 52, No:1, pp. 225233. MWPS, 1983. Grain bin loads and pressures, Structures and Environment Handbook, 11th Ed., 1983, pp. 103.4-103.5 Öztürk, T., Esen, B., Kibar, H., 2008. Silindirik Mısır Depolama Yapılarında Tane Nem Kapsamına Bağlı Projeleme Yükleri, J. of Fac. of Agric., OMU, 23(2):110-115 Ravenet, J., 1984. Grain and Meal Silos in Latin America, Part II, Bulk Solids Handling, Volume 4, Number 3, September 1984, pp. 671-681 Reimbert, M. and Reimbert, A., 1976. Silos- Theory and Practice , Trans. Tech Publications, ClausthalZellerfeld, West Germany, Reimbert, M., and Reimbert, A., 1987. Design and Calculation of the Walls of Horizontal Silos (and Retaining Walls), Bulk Solids Handling, Vol. 7, Number 4, Aug. pp. 561-571. Roberts, I., 1882. Pressures of Stored Grain, Engineering, Vol. 34, Oct. 27, p. 399. Thompson, S.A., Galili, N., Williams, R.A., 1998. Floor and wall pressures in a full-scale corrugated grain bin during unloading. Transactions of the ASABE, Vol. 41, No:6, pp. 1799-1805. Ünal, G.H., 2009. Some Physical and Nutritional Properties of Hulled Wheat, Journal of Agricultural Sciences, Ankara University Agricultural Faculty, 15 (1) 58-64. 79 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 81-88 Ana Arı Üretiminde Farklı Koloni Populasyonuna Sahip Analı ve Anasız Başlatma Kolonileri İle Üretim Mevsiminin Ana Arı Kalitesi ve Yetiştiricilik Parametreleri Üzerine Etkileri Servet Arslan1 Bayram Hamgir2 1- GOÜ. Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü 60240 Taşlıçiftlik/TOKAT 2- İlçe Tarım Müdürlüğü Ortaköy/ÇORUM Özet: Ardahan İlinde 2006 yılı Haziran-Eylül ayları arasında değişik tip ve koloni gücünde başlatıcı kolonileri kullanılarak ana arı yetiştirilmiş ve bu ana arıların larva kabul oranı, çıkış randımanı, çiftleşme öncesi canlı ağırlığı, yumurtlama öncesi süre, çiftleşme randımanı, çiftleşme sonrası canlı ağırlığı ve spermateka çapları belirlenmiştir. Çalışma sonucunda, üretim döneminin larva kabul oranı, çıkış randımanı, çiftleşme öncesi canlı ağırlığı, yumurtlama öncesi süre, çiftleşme randımanı ve spermateka çapı üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0,01). I. dönemde üretilen ana arılarda yumurtlama öncesi süre (9.96 gün) kısa olurken, II. Ve III. dönemde üretilen ana arılarda daha uzun (10-12 gün) olmuştur. Larva kabul oranı I, II ve III dönemde sırasıyla %62,92; %50,83 ve %41,90, çıkış randımanı sırasıyla % 93,78; %92,13 ve%80,67, çiftleşme öncesi canlı ağırlık sırasıyla 182,00; 178,50 ve166,20 mg, çiftleşme oranı sırasıyla %94,06; %83,43 ve %65,28 olarak ve spermateka çapları sırasıyla 0,97; 0,96 ve 0,95 mm olarak saptanmıştır. Başlatıcı kolonilerinin analı ve anasız olmasının çiftleşme öncesi canlı ağırlık üzerine etkisi istatistikî olarak önemli bulunmuştur (P<0,05). Ayrıca, başlatıcı kolonilerinin farklı güçlerde olmasının larva kabul oranına ve bu kolonilerde üretilen ana arıların çiftleşme öncesi canlı ağırlığına etkisinin önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0.01). Anasız ve güçlü başlatıcı kolonilerinde üretilen ana arıların çiftleşme öncesi canlı ağırlıklarının daha fazla olduğu görülmüştür. Başlatıcının analı veya anasız olması larva kabul oranına etkisi önemli çıkmamış ancak, güçlü başlatıcı kolonilerinde larva kabul oranı daha yüksek olmuştur. Anahtar Kelimeler: Balarısı, Apis mellifera L., Başlatıcı Kolonileri, Larva Kabul Oranı, Ana Arı Kalitesi. The Effects of Different Colony Population Sized Quennright & Queenless Starting Colonies and Rearing Season on Queen Bee (Apis mellifera L.) Quality and Rearing Parameters Abstract: In this study, queens were reared using the starting colonies with several type and colony strength in June-September, 2006. The Doolittle larvae grafting method was used to rear the queens. The larvae acceptance rates, hatching ratios, live weight before & after mating, duration period before mating, mating performance and diameter of spermatecha were determined. The effects of production period, the status and power of starting colonies (with or without queen) and the effect of larva acceptance power of starting colonies on the quality of queens were investigated. The effect of production period on larvae acceptance rate, hatching performance, live weight before mating, duration period before mating, mating performance, live weight after mating and dimensions of spermateka was important (P<0,01). The duration period before mating was shorter for queens produced in June than that of July and August. The larva acceptance rate, hatching performance, live weight before mating, duration period before mating, mating performance, live weight after mating and dimensions of spermateka were higher in June than those obtained in July and August. The effect of status of starting colonies (with or without queen) on live weight after mating was statistically significant (P<0, 05). The effect of differences in strength of starting colonies on larva acceptance rate and the live weight of bees produced in the such colonies was also statistically significant (P<0.01). The live weights of queens produced in the strong colonies and queenless were greater as compared to the others. The hive type was not found significant on larva acceptance rate; however, the larva acceptance rate obtained in stronger colonies was greater as compared to the others. Key Words: Apis mellifera L., Queen Rearing Season, Starter colonies, Queen Quality. Giriş Bal arısı kolonilerinde ana arı yaşı arttıkça kolonilerin gelişme hızının azaldığı, ekonomik bir üretim için ana arıların her yıl veya en geç 1. iki yılda bir değiştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (Morse, 1979). Türkiye’de koloni sayısı 5.339.224’e, toplam bal üretimi 82.003 tona ulaşmış, çerçeveli kovan kullanım 81 Ana Arı Üretiminde Farklı Koloni Populasyonuna Sahip Analı ve Anasız Başlatma Kolonileri İle Üretim Mevsiminin Ana Arı Kalitesi ve Yetiştiricilik Parametreleri Üzerine Etkileri oranı ise % 99’u aşmıştır. Bu dönemde koloni başına üretilen bal miktarı 16,99 kg olarak hesaplanmıştır (Anonim, 2010a). Uzun yıllar ülkemizde ana arı yetiştiriciliği ve üretilen ana arıların bir kantite sorunu olduğu vurgulanmıştır. Ekonomik arıcılık açısından kolonilerin her iki yılda bir ana arılarının yenilenmesi gerekmektedir. Bu durumda ülkemizde yıllık 2.669.612 adet kaliteli ana arıya ihtiyaç bulunmaktadır. Türkiye’de toplam 448.000 adet/yıl kapasiteli 136 ana arı üretim işletmesi ruhsatlı olup; bu işletmelerden 2 adeti damızlık ana arı üretim izinli işletme, 8 adedi ana arıları, damızlık amaçlı kullanılan işletmeler ve 126 adedi ise ana arı üretim lisanslı işletmelerdir (Anonim, 2010b). Ayrıca Türkiye’de 143 kayıtlı işletmede, 320.000 adet ana arı üretilmiştir (Fıratlı, 2007). Türkiye’de ana arı ihtiyacının büyük kısmı doğal yöntemlerle üretilen ana arılardan oluşmaktadır. Oysa doğal yöntemle ana arı üretiminde, ıslah programlarının uygulanamaması, ana arı üretimi için çok fazla işçi arı kullanılması, yetiştirilecek ana arının yumurtaya başlayıncaya kadar kolonide kuluçka faaliyetinin durması ve ana arıların larva döneminde yeteri kadar beslenememesi gibi nedenlerle üretilen ana arılarda kalite düşmesi gibi birçok olumsuzluklar söz konusu olabilmektedir. Doğal koşullar altında bal arısı kolonileri, acil ana arı yenileme (ana arı öldüğünde), yenileme (yaşlılık, sakatlık, görevini yerine getirememe) ve oğul verme hazırlığında iken kendisine ana arı yetiştirirler. Bu durumların her birinde yapılan yüksük sayısı ve petek üzerinde yapıldığı yer bakımından tipik farklılıklar vardır (Cale ve ark., 1975). Bu üç doğal zorunluluk sonucu yetiştirilen ana arılar nitelik bakımından da farklıdırlar. Oğul verme durumundaki koşullar ana arı yetiştirmeye en uygun koşullar olduğundan, fizyolojik özellikler bakımından en nitelikli ana arıların yetiştirilmesi söz konusudur (Morse, 1979; Genç, 1992). Ana arıların yıllık yenilenmemesi, ekolojik uyumluluğa bakılmaksızın her türlü genotiple her yerde arıcılık yapılması, hastalık ve parazitlere dayanıklı genetik materyalin ıslah edilmemesi gibi sorunlar ülkemiz arıcılığının damızlık ana arı yetiştiriciliğine bağlı olarak verimsiz oluşunu büyük ölçüde açıklamaktadır (Fıratlı ve ark., 2000). 82 Ana arı kalitesi üzerine birçok unsurun önemli etkisi bulunmaktadır. Bu etmenler genotipin seçimi, damızlık materyal temini, yetiştirme yöntemi, başlatıcı kolonisinin durumu, larva yaşı ve sayısı, yetiştirme mevsimi, erkek arı sayısı ve beslenme durumudur (Doğaroğlu, 2004; Şahinler ve Kaftanoğlu, 1997). Ayrıca kaliteli ana arı üretimini çevrede yeterince nektar ve polen üreten çiçekli bitkilerin olması, kovan içi ve dışı çevre sıcaklığı etkilemektedir. Ana arı yetiştirmek için en uygun dönem genelde kolonilerin oğul verdikleri mevsimdir (Morse, 1979; Genç, 1992). Larva transferinin uygulandığı Doolittle yöntemin diğer yöntemlere göre birçok avantajları bulunması nedeniyle, Dünyada ve Türkiye’de ticari ana arı yetiştiriciliğinde en çok kullanılan yöntemdir. Aşılama işleminden sonra larvaların konulduğu çerçevelerin verildiği koloniye başlatıcı kolonisi adı verilir. Başlatıcı kolonisi analı veya anasız olarak düzenlenebilir. Bu çalışmada ana arı üretim döneminin, başlatma kolonisinin gücünün ve başlatma kolonisinin analı veya anasız olmasının larva kabul oranı ve ana arı kalitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. 2. Materyal ve Metot Araştırmada genetik materyal olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Ardahan Arıcılık Üretme İstasyonu Müdürlüğünde üretilen Kafkas ırkı (A.mellifera caucasica) bal arıları kullanılmıştır. Ayrıca çalışmada özel yapılmış değişik ölçülerde başlatma kovanları, ana arı yüksüklerinin yapımında kullanılan yüksük kalıbı, larva transfer kaşığı, balmumu eritme kabı, taşıyıcı ana arı kafesleri, ana arı ızgarası, Langstroth tipi kovanlar ve 200 adet çiftleştirme kutusu kullanılmıştır. Deneme Haziran-Eylül 2006 tarihleri arasında üç ayrı dönemde Ardahan koşullarında yapılmıştır. Başlatıcı kolonisinde 4 adet ana arısız, 4 adet ana arılı koloni ve bir adet de larva transferi amacıyla damızlık kolonisi olmak üzere toplam dokuz koloni kullanılmıştır. Başlatıcı kolonileri, ana arılı ve ana arısız guruplarda 6, 7, 8 ve 9’ar çerçeveli olacak şekilde düzenlenmiştir. Bu kolonilerin 2’şer çerçevesi ergin arı, diğerleri ise yavrudur. Ballıklarda en az biri ballı ve polenli, diğerleri ise açık ve kapalı yavrulu çerçeve olacak şekilde ayarlanmıştır. Ana arılı başlatıcı S.ARSLAN, B.HAMGİR kolonilerinde aynı yaşta ve genç ana arılar kullanılmış olup, analar ana arı ızgarası yardımı ile kuluçkalıkta hapsedilmiştir. Kovanlarda gerekli yer daraltmaları bölme tahtası yardımıyla yapılmıştır. Başlatıcı kolonilerinin hepsi de bütün dönemler dâhil olmak üzere larva transferinden üç gün önce başlayarak 1/1 oranında hazırlanmış, şeker şerbeti ile 7 gün boyunca beslenmiştir. Başlatıcı kolonilerinin her birisine her defasında 30 adet olmak üzere bir dönemde (30x8) 240 ve üç dönemde toplam 720 (240x3) adet larva transferi yapılmıştır (Laidlaw, 1985). Yetiştirilen ana arıların doğal çiftleşmelerinin sağlanması için 200 adet çiftleştirme kutusu kullanılmış ve çiftleştirme kutularındaki arılar devamlı olarak kekle (bal/pudra şekeri) beslenmiştir. Cinsel olgunluğa erişerek çiftleşme uçuşuna çıkan bakire ana arılar çevrede bulunan kolonilerin erkek arıları ile doğal döllenmişlerdir. Deneme 15 Haziran–15 Temmuz (I.Dönem), 15 Temmuz–15 Ağustos (II. Dönem) ve 15 Ağustos–15 Eylül (III. Dönem) tarihleri arasında olmak üzere 3 dönemi kapsamaktadır. Aşılama odası 25–30 ºC sıcaklık, %50–60 nispi nem ve yeterli ışık seviyesi olacak şekilde düzenlenmiştir (Genç, 1997). Kuru aşılama yöntemi ile 12–24 saatlik yaştaki larvalar, ana arı yüksüklerine nakledilmiştir. Başlatıcı kolonilerine verilen transfer çerçeveleri 10. günde çıkartılıp kontrolleri yapılmış ve larva kabul oranı aşağıdaki formül ile hesaplanmıştır: Larva Kabul Oranı = (Kabul edilen miktar/Transfer edilen miktar) x 100 Her başlatma kolonisindeki ana arı memeleri 10. günde kafeslere alınarak ana arıların kafes içerisinde çıkışları sağlanmış ve çıkış randımanı aşağıdaki formül ile hesaplanmıştır: Çıkış Randımanı = (Çıkış yapan miktar/Verilen toplam hücre miktar) x 100 Her başlatıcı kolonisinden 15’er adet ana arının çıkış canlı ağırlıkları 1/10.000 hassasiyetindeki terazi ile tartılarak kaydedilmiş ve ana arı kafesleri ile çiftleştirme kutularına verilmiştir. Ana arıların çıkışından sonra çiftleşme kutularına yumurta bırakıp bırakmadığı günlük olarak kontrol edilerek yumurtlama öncesi süre hesaplanmıştır. Ana arının çıkışından ilk yumurtanın görüldüğü gün arasındaki süre yumurtlama öncesi süre olarak alınmıştır. Çiftleşme öncesi canlı ağırlık, çiftleşme sonrası canlı ağırlık, yumurtlama öncesi süre ve spermateka çapı parametrelerinin analizinde dönem, koloni gücü ve analılık faktörleri için tesadüf bloklarında faktoriyel deneme tertibi (3x4x2) uygulanmıştır. Larva kabul oranı, çıkış randımanı ve çiftleşme oranı parametreleri için varyans homojenliği yapılan açı transformasyonu sonucu da sağlanamadığı için tesadüf parselleri deneme deseninde permütasyon testleri dönem, koloni gücü ve analılık faktörleri için ayrı ayrı olarak yapılmıştır. Analizler SPSS paket programı kullanılarak yapılmıştır. Farklılığın önemli çıktığı özelliklerde ortalamalar Duncan testine göre karşılaştırılmıştır (Bek ve Efe, 1989). 3. Bulgular 3.1. Larva Kabul Oranı Üç ayrı dönemde, değişik tip ve koloni gücünde başlatıcı kolonilerinde belirlenen larva kabul oranlarına ilişkin ortalama değerler Çizelge 1’de verilmiştir. Çizelge 1. Larva Kabul Oranlarına (%) İlişkin Ortalama ve Standart Hata Değerleri N En Az X± Dönem Kovan Tipi Koloni Gücü 1 2 3 Analı Anasız 6 Çerçeveli 7 Çerçeveli 8 Çerçeveli 9 Çerçeveli 8 8 7 11 12 5 6 6 6 62,92 ± 19,47 a 50,83 ± 2 0,91 ab 41,90 ± 20,54 b 44,55 ± 20,13 59,44 ± 20,44 32,00 ± 11,69 c 41,11 ±18,22 bc 61,11 ± 16,28 ab 71,67 ± 13,12 a 33,33 20,00 13,33 13,33 23,33 20,00 13,33 36,67 46,67 En Çok 83,33 80,00 73,33 76,67 83,33 50,00 70,00 83,33 83,33 P P<0,05 P>0,05 P<0,01 N; Koloni sayısı, X ± ; Ortalama ve Standard hata; P; Önem seviyesi; a-c; aynı özellik için farklı harflerle gösterilen ortalamalar birbirinden istatistiki olarak farklıdır (P<0,05; P<0,01) 83 Ana Arı Üretiminde Farklı Koloni Populasyonuna Sahip Analı ve Anasız Başlatma Kolonileri İle Üretim Mevsiminin Ana Arı Kalitesi ve Yetiştiricilik Parametreleri Üzerine Etkileri Araştırmada dönemlerin ve koloni gücünün larva kabul oranına etkisinin istatistiki olarak önemli (P<0,05) olduğu, ana arılı ve ana arısız başlatıcı kolonilerindeki larva kabul oranı ise önemsiz (P>0,05) olduğu saptanmıştır. Birinci dönem ortalama % 62,92 larva kabul oranıyla birinci gurupta, ikinci dönem ortalama % 50,83 larva kabul oranıyla hem birinci hem de ikinci gurupta yer alırken; üçüncü dönem ise ortalama % 41,90 larva kabul oranıyla ikinci gurupta yer almıştır. Koloni gücünün larva kabul oranına etkisi istatistikî olarak önemli bulunmuştur (P<0,01). 9 çerçeveli başlatıcı kolonisi birinci gurupta, 8 çerçeveli başlatıcı kolonisi hem birinci hem de ikinci gurupta, 7 çerçeveli başlatıcı kolonisi ikinci ve üçüncü gurupta yer alırken, 6 çerçeveli ergin arıya sahip başlatıcı kolonisi ise üçüncü gurupta yer almıştır. 3.2. Çıkış Randımanı Üç ayrı dönemde, değişik kovan tipi ve populasyon gücünde başlatıcı kolonilerinde ana arı çıkış oranlarına ilişkin ortalama değerler belirlenerek Çizelge 2’de verilmiştir. Çizelge 2. Ana Arı Çıkış Oranlarına (%) İlişkin Ortalama ve Standart Hata Değerleri N En Az X± 1 8 93,78±5,61 a 85,00 Dönem 2 8 92,13±6,30 a 81,82 3 7 80,67±16,04 b 50,00 Kovan Analı 11 88,34±14,33 50,00 Tipi Anasız 12 90,02±8,08 71,43 6 Çerçeveli 5 89,62±11,78 71,43 Koloni 7 Çerçeveli 6 82,49±16,80 50,00 Gücü 8 Çerçeveli 6 91,83±7,70 83,33 9 Çerçeveli 6 93,00±5,00 85,71 En Çok 100 100 100 100 100 100 95,24 100 100 P P<0,01 P>0,05 P>0,05 N; Koloni sayısı, X ± ; Ortalama ve Standard hata, P; Önem seviyesi, a-b; aynı özellik için farklı harflerle gösterilen ortalamalar birbirinden istatistiki olarak farklıdır (P<0,05) Çıkış randımanın 1 dönemde % 93,78; 2. dönemde % 92,13; 3. dönemde % 80,67 olarak bulunduğu; 1. dönemden 3. döneme gidildikçe çıkış randımanının düştüğü görülmektedir (P<0,01). Birinci ve ikinci dönemlerde yetiştirilen ana arılar, üçüncü döneme göre daha yüksek çıkış randımanına sahiptir. Başlatıcı kolonilerin ana arılı veya ana arısız olması ve koloni gücünün çıkış randımanı üzerine etkisi istatistikî (P>0,05). olarak önemsiz bulunmuştur 3.3. Ana Arı Çiftleşme Öncesi Canlı Ağırlığı Üç ayrı dönemde, farklı koloni tipi ve değişik populasyon gücündeki başlatıcı kolonilerinde üretilen ana arıların çiftleşme öncesi canlı ağırlıklarına ait değerler Çizelge 3’de verilmiştir. Çizelge 3. Ana Arı Çiftleşme Öncesi Ağırlığına (mg) İlişkin Ortalama ve Standart Hata Değerleri N En Az En Çok X± 1 109 182,00±0,0171 b 133,70 222,10 Dönem 2 95 178,50±0,0178 a 138,80 211,10 3 70 166,20±0,0220 a 112,60 203,40 Kovan Analı 119 175,60±0,0194 b 118,10 212,40 Tipi Anasız 155 177,60±0,0199 a 112,60 222,10 6 Çerçeveli 43 172,30±0,0192 b 128,90 208,90 Koloni 7 Çerçeveli 60 170,30±0,0208 b 112,60 206,30 Gücü 8 Çerçeveli 84 178,90±0,0196 a 119,90 211,10 9 Çerçeveli 87 181,30±0,0179 a 136,40 222,10 P P<0,01 P<0,05 P<0,01 N; Koloni sayısı, X ± ; Ortalama ve Standard hata; P; Önem seviyesi; a-b; aynı özellik için farklı harflerle gösterilen ortalamalar birbirinden istatistiki olarak farklıdır (P<0,05; P<0,01) Üretim döneminin çiftleşme öncesi canlı ağırlık üzerine etkisi istatistiki olarak önemli 84 bulunmuştur (P<0,01). Dönemler itibariyle en yüksek çıkış canlı ağırlığı ortalama 182 mg. ile S.ARSLAN, B.HAMGİR birinci dönemde yetiştirilen ana arılardan elde edilmiştir. Ana arısız başlatma kolonilerinde yetiştirilen ana arıların çıkış ağırlıkları, ana arılı başlatma kolonilerinde yetiştirilen ana arıların çıkış ağırlıklarından daha yüksek ortalamaya sahip olması istatistiki farklılık oluşturmuştur (P<0,01). Başlatma kolonisi gücü arttıkça, yetiştirilen ana arıların çıkış ağırlıkları da artmaktadır. 9 ve 8 çerçeveli ergin arıya sahip başlatma kolonilerinde üretilen ana arılar, 7 ve 6 çerçeveli ergin arıya sahip başlatma kolonilerinden üretilen ana arılardan daha yüksek çıkış ağırlığına sahiptir (P<0,01). 3.4. Ana Arı Çiftleşme Oranları Üç ayrı dönemde, farklı kovan tipi ve populasyon gücündeki başlatıcı kolonilerde yetiştirilen ana arıların çiftleşme oranlarına ilişkin değerler Çizelge 4’de verilmiştir. Çizelge 4. Ana Arı Çiftleşme Oranlarına (%) İlişkin Ortalama ve Standart Hata Değerleri N En Az X± 1 8 94,06±5,04 a 84,62 Dönem 2 8 83,43±11,63 b 66,67 3 7 65,28±9,54 c 50,00 Kovan Analı 11 81,30±17,39 50,00 Tipi Anasız 12 81,88±12,71 60,00 6 Çerçeveli 5 80,04±16,42 60,00 Koloni 7 Çerçeveli 6 73,25±17,65 50,00 Gücü 8 Çerçeveli 6 84,95±13,25 63,64 9 Çerçeveli 6 87,91±10,52 75,00 En Çok 100,00 95,00 75,00 100,00 95,83 100,00 95,00 95,83 100,00 P P<0,01 P>0,05 P>0,05 N; Koloni sayısı, X ± ; Ortalama ve Standard hata; P; Önem seviyesi; a-c; aynı özellik için farklı harflerle gösterilen ortalamalar birbirinden istatistiki olarak farklıdır ( P<0,01) I.dönemden III. döneme doğru elde edilen ana arıların çiftleşme oranı azalmakta ve bu azalışta istatistiki farklılık oluşturmaktadır (P<0,01). Kovan tipinin ve koloni gücünün ana arıların çiftleşme oranlarına etkisi istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur (P>0,05). 3.5. Yumurtlama Öncesi Süre Ayrı dönemlerde, farklı kovan tipi ve değişik güçteki başlatıcı kolonilerde yetiştirilen ana arıların yumurtlama öncesi süreleriyle ilgili değerler Çizelge 5’de verilmiştir. Çizelge 5 incelendiğinde; yumurtlama öncesi süreye ilişkin kovan tipi ve koloni gücünün herhangi bir farklılık oluşturmadığı görülmektedir. Yani çiftleşme öncesi süreye kovan tipinin ve koloni gücünün etkisinin olmadığı belirlenmiştir(P>0,05). Ancak dönemin etkisi istatistiki yönden önemli bulunmuştur (P<0,01). Yumurtlama öncesi süre en kısa 9,96 gün olarak birinci dönem (Haziran-Temmuz), en uzun ise 12,15 gün olarak üçüncü dönemde (Ağustos-Eylül) gerçekleşmiştir. Çizelge 5. Yumurtlama Öncesi Süreye(gün/ana arı) İlişkin Ortalama ve Standart Hata Değerleri N En Az En Çok X± 1 106 9,96±1,37 c 8,00 13,00 Dönem 2 85 10,88±1,55 b 8,00 14,00 3 52 12,15±1,82 a 9,00 15,00 Kovan Analı 104 10,78±1,77 8,00 15,00 Tipi Anasız 139 10,73±1,73 8,00 15,00 6 Çerçeveli 36 10,28±1,58 8,00 14,00 Koloni 7 Çerçeveli 48 10,75±1,54 8,00 14,00 Gücü 8 Çerçeveli 75 10,89±1,90 8,00 15,00 9 Çerçeveli 84 10,83±1,78 8,00 15,00 P P<0,01 P>0,05 P>0,05 N; Koloni sayısı, X ± ; Ortalama ve Standard hata; P; Önem seviyesi; a-c; aynı özellik için farklı harflerle gösterilen ortalamalar birbirinden istatistiki olarak farklıdır ( P<0,01) 3.6. Ana Arı Çiftleşme Sonrası Canlı Ağırlığı Üç ayrı dönemde, değişik tip ve güçte başlatıcı kolonilerde üretilen ana arılara ait çiftleşme sonrası canlı ağırlıklarıyla ilgili değerler belirlenerek Çizelge 6’da verilmiştir. 85 Ana Arı Üretiminde Farklı Koloni Populasyonuna Sahip Analı ve Anasız Başlatma Kolonileri İle Üretim Mevsiminin Ana Arı Kalitesi ve Yetiştiricilik Parametreleri Üzerine Etkileri Çizelge 6. Ana Arı Çiftleşme Sonrası Ağırlığına (mg) İlişkin Ortalama ve Standart Hata Değerleri N En Az En Çok X± 1 106 192,20±0,0170 139,30 230,70 Dönem 2 85 186,80±0,0174 150,00 215,10 3 52 176,20±0,0201 140,70 215,10 Kovan Analı 104 185,70±0,0180 139,30 226,50 Tipi Anasız 139 187,70±0,0194 140,70 230,70 6 Çerçeveli 36 180,10±0,0195 139,30 212,20 Koloni 7 Çerçeveli 48 180,80±0,0179 141,60 214,00 Gücü 8 Çerçeveli 75 189,90±0,0182 147,40 220,10 9 Çerçeveli 84 190,60±0,0181 148,50 230,70 N; Koloni sayısı, X ± P P>0,05 P>0,05 P>0,05 ; Ortalama ve Standard hata; P; Önem seviyesi Analiz sonucunda ana arı üretim döneminin, başlatma kolonisinin analı veya anasız olmasının, çiftleşme sonrası canlı ağırlık üzerine etkisinin istatistikî olarak önemli olmadığı görülmektedir (P>0,05). Aynı şekilde başlatma kolonisi gücünün de çiftleşme sonrası canlı ağırlık üzerine etkisinin önemli olmadığı belirlenmiştir (P>0,01). 3.7. Spermateka Çapı Ayrı dönemlerde, farklı kovan tipi ve değişik güçteki başlatıcı kolonilerde yetiştirilen ana arıların spermateka çaplarıyla ilgili değerler Çizelge 7’de verilmiştir. Ardahan koşullarında yürütülen bu çalışmada, ana arı üretim döneminin, spermateka çapı üzerine olan etkisi istatisitiki olarak önemli bulunmuştur (P<0,05). Dönemler itibariyle birinci ve ikinci dönem ortalama 0,97 mm ve 0,96 mm spermateka çapıyla birinci gurupta yer alırken, üçüncü dönem ise 0,95 mm değeriyle ikinci grupta yer almıştır. Yani ana arılara ait spermateka çapı 1. ve II. dönemde en yüksek değeri oluştururken, III. döneme gidildikçe azaldığı görülmüştür. Başlatıcı kolonisinin analı veya anasız olmasının ve koloni gücünün spermateka çapı üzerine etkisi istatistiki yönden önemsiz bulunmuştur (P>0,05). Çizelge 7. Ana Arı Spermateka Çaplarına (mm) İlişkin Ortalama ve Standart Hata Değerleri N En Az X± 1 106 0,97±0,12 b 0,73 Dönem 2 85 0,96±1,12 b 0,74 3 52 0,95±1,11 a 0,75 Kovan Analı 104 0,97±0,11 0,74 Tipi Anasız 139 0,96±0,13 0,73 6 Çerçeveli 36 0,96±0,08 0,81 Koloni 7 Çerçeveli 48 0,96±0,11 0,81 Gücü 8 Çerçeveli 75 0,97±0,13 0,73 9 Çerçeveli 84 0,97±0,13 0,74 En Çok 1,28 1,29 1,22 1,28 1,29 1,18 1,29 1,27 1,28 P P<0,05 P>0,05 P>0,05 N; Koloni sayısı, X ± ; Ortalama ve Standard hata; P; Önem seviyesi; a-b; aynı özellik için farklı harflerle gösterilen ortalamalar birbirinden istatistiki olarak farklıdır (P<0,05) 4. Tartışma ve Sonuç Bu çalışmada yetiştirme döneminin, başlatıcı kolonilerinin analı veya anasız olmasının ve başlatıcı koloni gücünün larva kabul oranı ve ana arı kalitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Ana arı üretiminde başarıyı sağlamanın ilk aşaması larva kabul oranının yeterli seviyede olmasıdır. Ardahan koşullarında yürütülen bu çalışmada larva kabul oranına, ana arı üretim dönemi ve farklı güçteki başlatıcı kolonilerinin etkisinin önemli olduğu, ancak başlatıcı 86 kolonilerinin ana arılı yada ana arısız olmasının herhangi bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Güler ve Alpay (2005)’de yetiştirme döneminin larva kabul oranına etkisinin önemli olduğunu belirtmektedirler. Bu çalışmada en yüksek larva kabul oranı I. dönemde ve güçlü (9 arılı çerçeve) başlatıcı kolonilerinde gerçekleşmiştir. Bunun sebebi, güçlü kolonilerde bakıcıbesleyici genç işçi arı mevcudunun çok olması ve birinci dönemde polen ve nektar kaynaklarının bol olması sebebiyle larvaların daha iyi beslenmesinden kaynaklandığı S.ARSLAN, B.HAMGİR düşünülmektedir. Bu durumu Avetisyen ve ark., (1976), Koç ve Karacaoğlu (2004) ve Güler ve ark., (1999)’ı yaptıkları çalışmalarda en kaliteli ana arıların ilkbaharda yetiştirilebileceğini belirterek desteklemektedirler. Ana arı çıkış randımanı da dediğimiz, ana arıların gözlerden çıkış oranlarında ise sadece ana arı üretim döneminin etkisinin önemli olduğu, başlatıcı kolonisinin analı veya anasız olması ve farklı güçlerde olmasının herhangi bir etkisinin olmadığı görülmektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda, farklı iklim koşullarına sahip olan ve arıcılık mevsiminin çok kısa olduğu Ardahan koşullarında ana arı üretiminin I.dönemde ve güçlü başlatma kolonileri kullanılarak yapılmasının larva kabul oranında başarıyı attıracağı anlaşılmaktadır. Ana arı kalite kriterleri arasında, ana arı çıkış ağırlığı da denilen çiftleşme öncesi canlı ağırlığı oldukça önemlidir. Araştırmada, ana arı üretim dönemi, başlatıcı kolonisinin gücü ve analı veya anasız olmasının ana arı çıkış ağırlığına etkisi önemli bulunmuştur. Birçok araştırmacı çıkış ağırlığı ile ovaryum ağırlığı, ovariol sayısı, spermateka çapı ve spermatekada depolanan spermatozoa miktarı arasında yüksek düzeyde pozitif ilişki olduğunu belirlemiştir (Woyke, 1971; Fıratlı, 1982; Güler ve ark., 1999; Koç ve Karacaoğlu, 2005). Nitekim ana arıların çiftleşme öncesi canlı ağırlıklarının seleksiyon kriteri olarak kullanılmasının isabet oranını artırabileceği kaydedilmektedir (Woyke, 1971). Araştırma sonuçlarından, ana arı çiftleşme oranına, yumurtlama öncesi süreye ve spermateka çapına sadece yetiştirme döneminin etkisinin önemli olduğu belirlenmiştir. Bu sonuç Güler ve Alpay (2005)’ın sonuçlarıyla uyum içerisindedir. Bahsedilen özelliklere başlatıcı kolonisi gücünün ve analı veya anasız olmasının herhangi bir etkisinin olmadığı görülmektedir. Çiftleşme sonrası canlı ağırlığa ise ne yetiştirme döneminin nede başlatıcı kolonisinin tipi ve koloni gücünün herhangi bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Türkiye’de kontrollü şartlarda ana arı üretiminin geçmişi yirmi otuz yıla dayanmaktadır. Dolayısıyla ana arı üretiminin daha yeni olması nedeniyle, arı yetiştiricilerinin ana arı hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması, damızlıkçı ana arı işletmesinin sadece iki tane olması, aynı zamanda yeterli miktarda ana arı üretiminin yapılamaması gibi olumsuzlukların giderilemediği görülmektedir. Ardahan bölgesi Türkiye’de Kafkas arı ırkının gen merkezi olarak izole edilmiştir. Bu bölgede Kafkas arı ırkı saf olarak yetiştirilmekte ve burada üretilen ana arılar diğer bölgelere satılmaktadır. Dolayısıyla üretilen ana arıların hem kalitesi hem de miktarı önem arz etmektedir. Yapılan bu çalışmada Ardahan koşullarında en iyi ana arı üretim mevsiminin I.dönem olduğu anlaşılmaktadır. Bu dönemden sonra yapılan üretimlerde hem larva kabul oranında hem de ana arı kalitesinde düşmeler görülmektedir. Sonuç olarak, Ardahan koşullarında Ana arı üretimi yapacak işletmelerin yetiştirme mevsimi olarak I.dönemi ve başlatıcı kolonilerini ise güçlü ve ana arısız kolonilerden oluşturmaları önerilebilir Kaynaklar Anonim, 2010a. UN Agricultural Statistics, Last visit, 12.11.2010 http://faostat.fao.org/site/573/DesktopDefault.aspx? PageID=573#ancor Anonim, 2010b. Tarım Bakanlığı, Üretim İstatistikleri. http://www.tarim.gov.tr/Files/uretim/aricilik/anaari_ ureticileri_2010.xls Avetisyen, G. A., Rakhmatov, K. K and Ziedov, M., 1976. Influence of Reaering Periods on The External and Internal Characteristics of Queen Bees. XXI. Internaional Apicultural Congress of Apimondia, Bucharest Romania, pp 227-284 Bek, Y. ve Efe, E., 1989. Araştırma Deneme Metodları. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Kitabı, No:71, Adana. Cale, G. H., Banker, R. ve Power, J. 1975. Management for Honey Production. pp.335-412. Forom the Hive and the Honeybee. Eds. Dadant and Sons. USA. Doğaroğlu, M., 2004. Modern Arıcılık Teknikleri Kitabı. T.Ü. Ziraat Fakültesi. Tekirdağ. 975:21, 204–205 Fıratlı, Ç., 1982. Ana Arı Üretim Yöntemleri Üzerine Bir Araştırma, A.Ü. Ziraat Fakültesi. Zootekni Bölümü. Doktora Tezi, Ankara. s59. Fıratlı, Ç., Genç, F., Karacaoglu, M. ve Gençer, H. V., 2000. Türkiye’de Arıcılığın Karşılaştırmalı Analizi, Sorunlar-öneriler. Türkiye Ziraat Mühendisligi V. Teknik, Kongresi, (17-21 Ocak 2000), Ankara. Fıratlı, Ç., 2007. Türkiye’de Ana Arı Yetiştiriciliği. Ege Bölgesi Arıcılık Semineri 15-16 Şubat 2007. İzmir. s13. Genç, F., 1992. Bal Arısı (Apis mellifer L.) Kolonilerinde Farklı Yaşta Ana Arı Kullanımının Koloni Performansına Etkileri. Doğu Anadolu Bölgesi 1. Arıcılık Semineri, Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ofset Tesisi, Erzurum, s76–95. Genç, F., 1997. Arıcılığın Temel Esasları. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ofset Tesisi, Erzurum. 166:189–199 87 Ana Arı Üretiminde Farklı Koloni Populasyonuna Sahip Analı ve Anasız Başlatma Kolonileri İle Üretim Mevsiminin Ana Arı Kalitesi ve Yetiştiricilik Parametreleri Üzerine Etkileri Güler, A., Korkmaz, A. ve Kaftanoğlu, O., 1999.Türkiye’nin Önemli Balarısı (Apis mellifera L.) Genotiplerinin Üreme Özellikleri. Hayvansal Üretim, 39-40:113-119. Güler, A. ve Alpay, H., 2005. Reproductive Characteristics of Some Honeybee (Apis mellifera L.) Genotypes. Journal of Animal and Veterinary Advences, 4:864-870. Koç, A. U. ve Karacaoğlu, M., 2004. Ege Bölgesi Koşullarında Ana Arı (Apis mellifera L.) Yetiştirme Mevsiminin Ana Arı Niteliklerine Etkileri. Mellifera, 4: 2-5 Koç, A. U. ve Karacaoğlu, M., 2005. Anadolu Arısı Ege Ekotipi (Apis mellifera anatolica) Ana Arılarında 88 Üreme Özellikleri. ADÜ Ziraat Fak. Dergisi, 2: 7377 Laidlaw, H. H. J., 1985. Contemporary Queen Rearing. A Dadant Publication, Dadant and Sons, Hamilton Illinois, U.S.A. Morse, R.A., 1979. Rearing Queen Honey Bees, Wicwas Press, İthaca. N.Y. 128. Şahinler, N. ve Kaftanoğlu, O., 1997. Yumurta ve Larva Transferinin Anaarı (Apismellifera) Kalitesi Üzerine Etkileri, M.K.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisi, 1, 124138. Woyke, J., 1971. Correlation Between the Age at Which Honeybee Brood Was Grafted Characteristics of Resultant Queen and Insemination. J. of Apic. Res., 10:45-55. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 89-100 Türkiye’nin Tarımsal Yapısı ve Mekanizasyon Durumu Mehmet Metin Özgüven1 Ufuk Türker2 Abdullah Beyaz2 1 GaziosmanpaĢa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Biyosistem Mühendisliği Bölümü, Tokat 2 Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makinaları Bölümü, Ankara Özet: Ülkemizde tarım makinaları sektörü 58 yıllık bir geçmiĢe sahiptir. Bu sektörde, mekanizasyon düzeyinin önemli kriterleri olan birim alan baĢına traktör gücü, birim tarım alanındaki traktör yoğunluğu, traktör baĢına alan ve iĢletme baĢına düĢen traktör sayısı 2009 yılı ortalaması sırasıyla 2,42 (kW/ha), 56,25 (traktör/1000ha), 17,78 (ha/traktör) ve 444,65 (traktör/1000iĢletme) değerleri ile geliĢmiĢ ülke değerlerinin gerisinde yer almaktadır. Tarım bölgeleri arasındaki yapısal farklılık, bölgelerin mekanizasyon düzeylerinde artarak gözlenmektedir. Traktör yoğunluğu, Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde Türkiye ortalamasının üstünde, diğer bölgelerde ise ülke ortalamasının altındadır. Traktör yoğunluğu değeri açısından bakıldığında, yoğunluğun en yüksek olduğu bölgeler ile düĢük yoğunluklu bölgeler arasındaki fark 4-5 kata kadar çıkabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tarımsal Yapı, Tarımsal Mekanizasyon Düzeyi, Tarım Makinaları, Traktör Agricultural Structure and Mechanization Level of Turkey Abstract: In Turkey, agricultural machinery sector has a history of 58 years. In this sector, a significant criteria for the level of mechanization is that the tractor power per area (ha), the number of tractor per area (ha), area (ha) per tractor and the number of tractors per 1000 enterprises respectively 2,42 (kW/ha), 56,25 (tractors/1000ha), 17,75 (ha/tractor) and 444,65 (tractor/1000enterprises) stay behind the values for the developed countries for the average number in 2009. The more structural differences among regions are observed, the more increase in the levels of mechanization of the regions. Tractor density, Marmara, Aegean, Mediterranean and Black Sea regions are above the average value for Turkey, while those of the other regions are below the average value for Turkey. When the density value of the tractor is compared, the ratio between the highest density and the lowest tractor density can be differed 4-5 times between the regions in Turkey. Key Words: Agricultural Structure, Agricultural Mechanization Level, Agricultural Machinery, Tractor 1.Giriş Tarım sektörü, son yıllarda gerçekleĢen küresel piyasa istikrarsızlıkları, ekonomik kriz, hayvan hastalıkları ve iklim değiĢimlerinden olumsuz etkilenmektedir. Ayrıca, tarım ürünlerinin biyoyakıt gibi alternatif kullanım alanlarının ortaya çıkması, ortalama iĢletme büyüklüğünün verimliliği arttıracak yatırımlara olanak sağlayacak düzeyde olmaması, tarımsal arazilerin çok parçalı olması, eğitim yetersizliği, tarımsal istihdam ve nüfus artıĢı gibi yapısal sorunları nedeniyle verimsizliğe neden olmaktadır. Verimlilik artıĢı, girdilerin (gübre, ilaç ve tohum) birbirleriyle uyumlu olarak kullanılmasıyla mümkündür. Tarımsal mekanizasyon bu amacın en önemli araçlarından biridir. Türkiye, farklı iklim koĢullarına sahip bir ülke durumundadır. Ülke; iklim ve coğrafik koĢullara göre dokuz tarımsal bölgeye ayrılabilmektedir. Bu bölgeler Çizelge 1’de verilmektedir. Çizelge 1. Tarımsal Bölgeler (TZOB, 2010) Orta Kuzey Ankara, Bilecik, Bolu, Çankırı, Çorum, EskiĢehir, KırĢehir, Kütahya, UĢak, Yozgat, Kırıkkale Ege Aydın, Balıkesir, Burdur, Çanakkale, Denizli, Isparta, Ġzmir, Manisa, Muğla Marmara Bursa, Edirne, Ġstanbul, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ, Yalova, Düzce Akdeniz Adana, Antalya, Gaziantep, Hatay, Mersin, K.MaraĢ, Kilis, Osmaniye Kuzey Doğu Ağrı, Artvin, Erzincan, Erzurum, Kars, Ardahan, Iğdır Güney Doğu Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkari, Mardin, MuĢ, Siirt, ġanlıurfa, Van, Batman, ġırnak Karadeniz Giresun, GümüĢhane, Ordu, Rize, Samsun, Sinop, Trabzon, Bayburt, Zonguldak, Kastamonu, Bartın, Karabük Orta Doğu Adıyaman, Amasya, Elazığ, Malatya, Sivas, Tokat, Tunceli Orta Güney Afyon, Kayseri, Konya, NevĢehir, Niğde, Aksaray, Karaman 89 Türkiye’nin Tarımsal Yapısı ve Mekanizasyon Durumu 2. Makroekonomik Göstergeler ve Tarımsal Yapı 2.1. Büyüme ve İstihdam Tarım sektörünün gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYĠH)’daki payı ve büyüme hızı (1998 sabit fiyatlarına göre) değerleri ile istihdam ve tarım sektör payı Çizelge 2’de verilmektedir. Çizelge 2. Tarım sektörünün GSYĠH’daki payı ve büyüme hızı ile istihdam ve tarım sektörü payı (TÜĠK, 2010a.b.c) 2005 2006 2007 2008 2009 Genel GSYĠH (milyar TL) 90,50 96,74 101,25 101,92 97,09 Tarım sektörü GSYĠH (milyar TL) 9,28 9,39 8,74 9,14 9,45 Tarım sektörünün GSYĠH’daki payı (%) 10,25 9,71 8,63 8,97 9,73 Tarım sektörünün büyüme hızı (%) 6,6 1,0 -7,0 4,6 3,4 Toplam istihdam (milyon kiĢi) 20,1 20,4 20,7 21,2 21,3 Tarımsal istihdam (milyon kiĢi) 5,2 4,9 4,9 5,0 5,3 Tarım sektörü payı (%) 25,7 24,0 23,5 23,7 24,7 ArtıĢ (%) 2,2 -4,8 -0,8 3,1 4,7 ĠĢsizlik oranı (%) 10,3 9,9 10,3 11,0 14,0 Çizelge 2’den görüleceği üzere, 2005 yılında 90,50 milyar TL olan GSYĠH, 2009 yılında 97,09 milyar TL’ye yükselmiĢtir. Aynı dönemde tarım sektörünün GSYĠH’sı da 9,28 milyar TL’den 9,45 milyar TL’ye ulaĢmıĢtır. Tarım sektörünün toplam GSYĠH’daki payı ise yıllar içerisinde dalgalanmasına karĢın %10,25’den, %9,73’e azalmıĢtır. Dönemin genelinde pozitif yönlü olan sektörel büyüme trendi, 2007 yılında %‒ 7,0 ile negatife dönmüĢ ve sektörün küçülmesine neden olmuĢtur. Ekonomik kriz ve tarımsal üretimde meydana gelen gerilemeler, bu negatif geliĢimin etkenleri olmaktadır. Tarım sektörünün iĢgücü talebini belirleyen faktörler, teknoloji kullanımı, arazi yapısı ve iklim özellikleridir. Artan aletekipman kullanımı, tarımsal üretim desenindeki değiĢim ve göç tarımsal istihdamı azaltan unsurlar olmaktadır. Buna rağmen, gizli iĢsizlik ve tarımsal üretimin yapısından kaynaklanan mevsimlik iĢsizlik söz konusudur. Çizelge 2’den yine izlenebileceği gibi, toplam istihdam 2005-2009 döneminde 20,1 milyondan 21,3 milyona yükselmesine rağmen, tarımsal istihdamın aynı oranda artmadığı görülmektedir. ĠĢsizlik oranı ise 2005 yılında %10,3 iken, 2006 yılında %9,9’a düĢmüĢ ve 90 tekrar yükseliĢe geçerek 2009 yılında %14’e çıkmıĢtır. Bu rakamlara göre istihdamda çok yüksek oranlı dalgalanma olmadığı halde iĢsizlik oranı yükselmektedir. Her yıl artan iĢgücüne katılım olmasına karĢın istihdam olanaklarının sınırlı kalmasının yanı sıra mevcut istihdamda da global ve ulusal piyasalardaki ekonomik kriz veya dalgalanmalara bağlı olarak artan maliyetler gibi nedenler iĢsizlik oranındaki artıĢı hızlandırmaktadır. 2.2. Bitkisel Üretim 2009 yılı itibarıyla ülkemizde 24,32 milyon hektar tarım arazisi vardır. %67,27’si tarla ürünleri, %17,78’i nadas alanları, %3’ü sebze üretim alanları, %11,9’u meyve alanları olarak değerlendirilmektedir. ĠĢlenen tarla alanının %69,96’sında tahıl, %5,27’sinde baklagil, %8,13’ünde endüstri bitkileri, %6,79’unda yağlı tohumlar, %1,26’sında yumru bitkiler ve %8,58’inde yem bitkileri yetiĢtirilmektedir. Çizelge 3’de Türkiye tarım alanları görülmektedir. EkiliĢ alanlarından en büyük payı tahıllarda buğday, baklagillerde nohut, endüstri bitkilerinde pamuk, yağlı bitkilerde ayçiçeği, yumrulu bitkilerde ise patates almaktadır (TÜĠK, 2010d). M.M.ÖZGÜVEN, U.TÜRKER, A.BEYAZ Çizelge 3. Türkiye tarım alanları (1000 ha) (TÜĠK, 2010d) Sebze Meyve Yıl Toplam Ekilen Nadas bahçeleri bahçeleri 2005 26 607 18 148 4 876 806 2 776 2006 25 876 17 560 4 691 777 2 849 2007 24 887 17 063 4 219 741 2 865 2008 24 505 16 582 4 259 761 2 904 2009 24 319 16 360 4 323 741 2 894 Çizelge 3’den görüldüğü gibi, 2005-2009 yılları arasında, toplam tarım alanlarında genelde bir azalma gerçekleĢmiĢtir. Benzer Ģekilde ekilen tarla alanları, nadas alanları, sebze bahçeleri alanları da azalmıĢ, buna karĢın meyve bahçeleri alanlarında artıĢ gözlemlenmektedir. 2.3. Tarım İşletmelerinin Yapısı Ülkemizde özel mülkiyete dayalı küçük aile iĢletmelerinin hakim olduğu bir tarımsal yapı mevcuttur. Zaman içinde iĢlenen arazilerdeki geniĢlemeyle birlikte, iĢletme sayısı da artıĢ göstermektedir. 2001 yılı genel tarım sayımı sonucuna göre, Türkiye’de ortalama iĢletme büyüklüğü 61,00 dekar olup 194,85 dekar ile ġanlıurfa ilinde en yüksek, 11,51 dekar ile Rize ilinde en düĢüktür. Tarım iĢletmelerinin parçalı ve küçük yapıda olması, tarımsal yatırımları ve buna bağlı olarak yeni teknolojilerin kullanımını kısıtlamakta, beklenen üretimin sağlanmasını önlemekte, arazilerin verimli bir Ģekilde kullanılmasına da engel teĢkil etmektedir. ġekil 1’de iĢletme büyüklüğüne göre Türkiye’de tarım bölgelerinin iĢletme sayıları, ġekil 2’de ise iĢletme büyüklüğüne göre Türkiye’de tarım bölgelerinin tarım arazisi büyüklükleri görülmektedir. ġekil 1. ĠĢletme büyüklüğüne göre Türkiye’de tarım bölgelerinin iĢletme sayıları (%) (Anonim, 2004) ġekil 1’e göre büyük iĢletmelere sahip bölgeler sırasıyla Ortagüney, Ortakuzey ve Güneydoğu bölgeleridir. Bu bölgelerdeki büyük iĢletmeler sayısal olarak Türkiye genelindeki büyük iĢletmelerin sırasıyla %20,92, %20,88 ve %19,92’sine sahip olmaktadır. Bu da Türkiye genelindeki büyük iĢletmelerin yaklaĢık %62’sini oluĢturmaktadır. ĠĢletmeleri daha çok küçük ölçekli olan bölge ise dağlık yapısı nedeniyle Karadeniz bölgesidir. ġekil 2 incelendiğinde, 200 da ve daha büyük iĢletmelerin Türkiye genelindeki payları sırasıyla Güneydoğu (%24,97), Ortakuzey (%20,18) ve Ortagüney (%19,92) bölgeleri olarak yaklaĢık %65 civarında olmaktadır. Karadeniz bölgesi yine tarım alanları yönünden de en olumsuz bölge olma özelliğini korumaktadır. Buna göre Ortakuzey bölgesi gerek iĢletme sayısı ve gerekse bu iĢletmelerin sahip oldukları arazi büyüklüğü yönünden diğer bölgelerden daha iyi durumdadır. 91 Türkiye’nin Tarımsal Yapısı ve Mekanizasyon Durumu ġekil 2. ĠĢletme büyüklüğüne göre Türkiye’de tarım bölgelerinin tarım arazisi büyüklükleri (%) (Anonim, 2004) 2.4. Türkiye ve AB Tarım Sektörlerinin Karşılaştırılması Dünyada artan nüfus baskısı ve doğal kaynakların sınırlı kullanımı zorunluluğu, dünya ülkelerini daha sıkı bir Ģekilde ekonomik iĢbirliği ve yardımlaĢmaya zorlamaktadır. Bu oluĢumlardan en önemlilerinden bir tanesi Avrupa Birliği (AB)’dir. AB’ye katılma Türkiye’nin en öncelikli politikaları arasında yer almaktadır. Çizelge 4’de tarımın ekonomideki önemini ortaya koyan baĢlıca göstergeler ve TürkiyeAB karĢılaĢtırılması verilmektedir. Çizelge 4. Tarım sektörüne iliĢkin Türkiye-AB karĢılaĢtırılması (Ġleri, 2009) Türkiye ĠĢletme Sayısı 3 000 000 Ortalama ĠĢletme Büyüklüğü (ha) 6 Parsel Sayısı 12 300 000 5 Hektardan Küçük ĠĢletme Sayısı 2 000 000 50 Hektardan Büyük ĠĢletme Sayısı 22 000 Toplam Tarım Alanı (ha) 26 672 000 Nüfus 71 500 000 Tarım Ġstihdamı ve Ġstihdamdaki Payı 6 098 000 (%27,3) Tarımsal Nüfus 21 375 000 (%30) Tarım Kesiminin GSMH’dan Aldığı Pay (%) 7,6 Tarımda KiĢi BaĢına DüĢen GSMH ($) 1 681 Toplam Tarımsal Üretim (milyar €) 57,5 Traktör BaĢına DüĢen Ekipman Ağırlığı (ton) 4,2 Traktör BaĢına DüĢen Ekipman Sayısı 5,2 1000 ha Alana DüĢen Traktör Sayısı 38 Traktör BaĢına DüĢen Tarım Arazisi (ha) 26 Traktör Sayısı (adet) 1 000 000 Ortalama Traktör Gücü (kW) 60 1 ha Alana DüĢen Traktör Gücü (kW) 1,68 Ortalama Traktör YaĢı 15 4 Çeker Traktör Oranı (%) 2 Tahıl Üretimi (milyon ton) 34 Buğday Verimi (kg ha-1) 2 490 ĠĢletme BaĢına DüĢen Hayvan Sayısı 4 Süt Verimi (kg) 2000 Karkas Ağırlığı (kg) 180 Sanayiye Teslim Edilen Süt Miktarı (%) 27 Tarım Destekleri/GSMH’dan Aldığı Pay (milyar €) 5 (%0,05) 92 Avrupa Birliği 13 700 000 15,8 11 239 900 7 223 000 698 000 171 878 000 493 000 000 12 564 000 (%5,9) 28 000 000 (%6) 1,9 10 807 347,7 12 10 89 11,3 15 000 000 100 6 90 290 5 700 39 5500 280 95 - M.M.ÖZGÜVEN, U.TÜRKER, A.BEYAZ Çizelge 4’de yer alan, tarımın ekonomideki önemini ortaya koyan baĢlıca göstergelerde, Türkiye ve AB geneli açısından bazı farklılıklar olduğu görülmektedir. AB’de tarım sektörünün GSMH içindeki payı %1,9 iken, Türkiye’de %7,6 milli gelirin önemli bir payını oluĢturmaktadır. AB nüfusunun %6’sı kırsal alanda yaĢamakta ve istihdamda tarımın payı %5,9 düzeyinde iken, Türkiye nüfusunun %30'u kırsal alanda yaĢamakta, tarımın istihdama katkısı %27,3 oranında olmaktadır. Bu oran nüfusun önemli bir bölümünün tarım kesiminden geçimini sağladığını göstermektedir. Tarımda nüfus yoğunluğuna bağlı olarak Türkiye’de tarımsal iĢletme sayısı da oldukça yüksek ve ortalama iĢletme geniĢliği AB’nin üçte biri kadardır. 50 hektarın üzerinde bulunan iĢletme sayısı Türkiye’de 22000 ve toplam iĢletmelerin sadece %0,7’sini ifade etmekte iken, AB’de 698000 iĢletmenin toplam iĢletme içerisindeki oranı %5,1’dir. Büyük ölçekli iĢletmelerde iĢletme baĢına üretim hacmi ve verimlilik yüksek olduğundan, AB’deki üreticiler Türkiye’deki üreticilerden 6,4 kat yüksek gelir elde etmektedir. Tarımsal üretim/verimlilik yönünden karĢılaĢtırıldığında, Türkiye'nin AB'nin çok gerisinde olduğu görülmektedir. Buğday ve süt verimi değerleri sırasıyla, Türkiye'de 2490 kg ha-1 ve 2000 kg iken AB'de 5700 kg ha-1 ve 5500 kg’dır. 3. Tarımsal Mekanizasyon Durumu Tarımsal mekanizasyon, tarımsal iĢlemlerin makina ve enerji kullanımıyla gerçekleĢtirilmesini ifade etmektedir. Bu yolla daha hızlı ve daha büyük kapasitede üretim mümkün olabilmektedir. Tarımda makina kullanımı, diğer tarım teknolojisi uygulamalarından farklı olarak, verim artıĢını dolaylı etkilemekte; kırsal kesimde yeni üretim yöntemlerinin uygulanmasını sağlamaktadır. Bu yönüyle diğer teknolojik uygulamaların etkinliğini ve ekonomikliğini artırmakta ve çalıĢma koĢullarını iyileĢtirmektedir. Böylece, uygun teknolojilerin kullanımına olanak sağlayarak belirli büyüklüğe sahip üretim alanlarından daha fazla verimin alınmasına yardımcı olmaktadır (Saral ve ark., 2000). Mekanizasyon yüksek maliyetli bir üretim girdisidir. Doğru seçilmemesi ve uygulanmaması durumunda iĢletme ölçeğinde üretimin kârlılığını olumsuz etkileyebilmekte, plansız mekanizasyon sonucu tarım ve sanayi kesimleri arasındaki denge tarım aleyhine bozulabilmekte ve kırsal kesimdeki iĢsizliğin artmasına neden olabilmektedir. Bu girdinin en ekonomik kullanımı ancak yöresel koĢullara uygun planlama modelleri ile mümkün olabileceği için, tarımsal mekanizasyonun artırılabilmesi ancak tarımsal mekanizasyon planlamasının doğru bir Ģekilde yapılması ile sağlanabilir (Toğa, 2006). 3.1. Tarım Alet - Makinaları ve Traktör Dış Ticareti 2009 yılı sonu itibariyle, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Sanayi Sicil Belgesi sahibi olan, tarımsal amaçlı traktör imalatı’nın yer aldığı 29.31 NACE kodu altında 30 firma ve diğer tarım ve ormancılık makinelerinin imalatı’nın yer aldığı 29.21 NACE kodu altında 469 firma mevcuttur. Yerli traktör üretim kapasitesi yaklaĢık 75000 adet/yıl’dır. 130 adet civarında farklı tarım makinasının imalatı yapılmaktadır. Sektör yaklaĢık olarak 14000 kiĢiye direkt istihdam sağlamaktadır. Traktör grubu 2300 kiĢi ile toplam istihdamdan pay almaktadır. ĠĢçi/toplam personel oranı %70 civarındadır (Ġleri, 2009). Çizelge 5’de Ülkemiz tarım alet ve makinaları ve traktör dıĢ ticareti değerleri verilmektedir. Çizelge 5. Ülkemiz tarım alet - makinaları ve traktör dıĢ ticareti (1000 $) (Köse, 2010) 2005 2006 2007 2008 2009 ihracat 64 433 77 687 114 173 157 345 130 091 ithalat 217 101 276 993 260 882 211 089 130 415 ihracat 123 938 147 903 159 501 221 535 178 697 ithalat 163 806 210 551 148 994 161 915 90 562 Tarım alet - makinaları Tarım traktörleri 93 Türkiye’nin Tarımsal Yapısı ve Mekanizasyon Durumu Çizelge 5’den izlenebileceği gibi, 20052008 yılları arasında istikrarlı bir ihracat artıĢı olan sektörün, 2009 yılı tarım alet ve makina ihracatı 2008 yılına göre %17 gerileyerek 130 milyon dolar olarak gerçekleĢmiĢtir. 2009 yılında 130 milyon dolar düzeyinde tarım alet ve makinası ithalat edilmiĢtir. Sektörde 2009 yılında dıĢ ticaret açığı olmadığı söylenebilmektedir. Ġthalatta en önemli kalem %23’lük oranla biçerdöverdir. yaĢanabilmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik tescil bilgileri ve TÜĠK verileri arasında bulunan farkların çapraz doğrulanması sektörün daha rasyonel çalıĢmasını sağlayacaktır. Türkiye’de trafiğe kayıtlı yaklaĢık 1350000 traktörün en az %45’i 25 yaĢın üstündedir. Uluslararası standartlarda, traktörlerin mekanik ömrü eski teknoloji için 10000 saat, yeni teknoloji için ise 12000 saat kabul edilmektedir. Ülkemizdeki yıllık traktör kullanım süresi 500 saat gibi çok düĢük bir değer olarak kabul edilse bile, ömrünü tamamlayan 600000 traktörün artık hurdaya çıkarılması gerekmektedir. Bu traktörlerin 200000 adedinden fazlasının 35 yıldan daha yaĢlı olması, durumun ne kadar kritik olduğunu açıkça göstermektedir. Rasyonel ömrünü tamamlamıĢ traktörlerin kullanılmaya devam edilmesi sadece teknik ve ekonomik kayıplara değil, ekolojik zararlara ve can güvenliğinin azalmasına da yol açmaktadır (Ulusoy ve ark., 2010). Çizelge 6’da 2005-2009 yılları arası traktör parkının bölgelere göre dağılımı ve Çizelge 7’de 2009 yılı traktör güç gruplarının bölgelere göre dağılımı verilmektedir. 3.2. Traktör Parkının Özellikleri Bir ülkenin tarımsal mekanizasyon derecesini tanımlayan en önemli göstergeler, traktör parkının nicesel ve nitesel durumu, yıllara göre geliĢimi, tarım iĢ makinalarıyla iliĢkisi, birim tarım alanındaki yoğunluğu ve güç düzeyi gibi kriterlerdir. Tarımsal yapı bakımından farklılıklar gösteren yörelerin mekanizasyon durumunu objektif olarak tartıĢabilmek için bu kriterlerin bölgelere göre karĢılaĢtırılmasında yarar vardır (Evcim ve ark., 2005). Traktör üretimi/ithalatı programlanması ve pazar Ģeffaflığı bakımından çok önemli olan sağlıklı veri elde etmede de sıkıntı Çizelge 6. Traktör parkının bölgelere göre dağılımı (2005-2009) (TÜĠK, 2010e ve TÜĠK, 2010f) Tarımsal Bölgeler Yıllar Orta Kuzey Ege Marmara Akdeniz Kuzey Doğu Güney Doğu Karadeniz Orta Doğu Orta Güney 2005 164 527 238 671 142 256 106 370 28 623 42 350 77 010 82 636 139 922 2006 166 839 240 716 141 498 109 271 31 118 43 287 75 597 84 072 144 985 2007 167 696 244 930 143 940 113 219 31 336 45 064 78 471 83 595 147 877 2008 169 699 249 343 144 293 115 092 31 952 45 559 80 454 84 093 150 261 2009 170 377 251 204 143 952 113 847 32 363 46 271 80 811 83 581 151 132 2009 Trafik 206 739 313 603 194 913 167 909 43 216 71 758 98 649 106 781 164 464 Çizelge 6’da verilen 2005-2009 yılları arasındaki traktör parkının bölgelere göre dağılımı değiĢimi incelendiğinde, 5 yıllık dönemde bütün bölgelerde traktör parkının büyümüĢ olduğu, ancak traktörce zaten zengin olan Ege ve Ortagüney bölgesinde bu büyümenin daha fazla olduğu dikkati çekmektedir. 94 Tarım bölgeleri itibariyle traktör varlığı büyük farklılıklar göstermektedir. Ege, Ortakuzey, Ortagüney, Marmara ve Akdeniz bölgeleri traktör varlıklarıyla önde gelmektedir. Ortadoğu, Karadeniz, Güneydoğu ve Kuzeydoğu bölgeleri ise düĢük traktör sayılarıyla dikkati çeken bölgelerdir. M.M.ÖZGÜVEN, U.TÜRKER, A.BEYAZ Çizelge 7. Traktör güç gruplarının bölgelere göre dağılımı (2009) (TÜĠK, 2010e) Tek akslı Ġki akslı Traktör Güçleri BG Tarımsal Bölgeler Orta Kuzey Ege Marmara Akdeniz Kuzey Doğu Güney Doğu Karadeniz Orta Doğu Orta Güney TÜRKĠYE 1-10 424 1 139 559 351 136 183 668 479 914 4 853 11-24 2 133 6 749 2 991 1 197 276 822 2 911 1 361 2054 20 494 25-34 10 338 23 836 9 806 8 618 1234 1 403 6 765 4 953 9554 76 507 35-50 79 169 129 058 55 631 54 719 9 258 11 779 35 866 33 758 55999 465 237 51-70 63 706 78 060 54 305 40 387 16 341 26 820 26 439 33 026 64948 404 032 70+ 12 887 11 336 16 135 5 496 5 017 4 283 3 802 6 330 16100 81 386 1-5 467 248 1 046 921 38 66 800 561 256 4 403 5+ 1 249 761 3 426 2 052 63 912 3 540 3 112 1307 16 422 4 17 53 106 3 20 1 170 377 251 204 143 952 113 847 46 271 80 811 83 581 Paletli TOPLAM Çizelge 7’den de görüleceği gibi, 2009 yılı traktör parkının neredeyse tamamı 4 tekerlekli traktörlerden ibarettir. Parkın yarıdan fazlası 50 BG’den küçük traktörlerden oluĢmakta, bunları % 37,6’lık payla 51-70 BG güç grubu izlemektedir. 70+ BG traktörlerin payı ise %7,6 ile sınırlı bulunmaktadır. 3.3. Tarım Makinaları Parkı ve Bölgeler İtibariyle Durumu Tarım makinalarıyla ilgili istatistik veriler, değiĢik tipte çok sayıda makina bulunması ve terminolojik sorunlar nedeniyle, mekanizasyon düzeyi hakkında sağlıklı değerlendirme yapmaya elveriĢli değildir. Ancak temel iĢlemlerde yaygın olarak kullanılan makina ve ekipmanlardan seçilmiĢ olan bazılarının yer aldığı veriler Çizelge 8’de verilmiĢtir. Toprak iĢleme, ekim, gübreleme, ilaçlama, harman, taĢıma iĢlemlerine iliĢkin genel bir çerçeve çizmektedir. Ülkelerin mekanizasyon düzeyini belirten önemli bir ölçüt de, bir traktör baĢına düĢen tarım alet ve makina varlığı ve ağırlığıdır. Traktör baĢına düĢen ekipman ağırlığı, ülkemizde 4,2 ton iken AB ülkelerinde 12 ton değerindedir (Ġleri 2009). Traktörle belli baĢlı tarım makinaları arasındaki iliĢkiyi belirlemek üzere Çizelge 8 düzenlenmiĢtir. Traktör baĢına düĢen makina sayısı, söz konusu makinanın yaygınlık derecesini gösterdiği gibi, bölgeler itibariyle ne oranda kullanıldığı hakkında da bir fikir vermektedir. Çizelge 8’den traktörce zengin bölgelerin tarım makinaları varlığının da, diğer bölgelere 32 363 204 151132 1 073 538 oranla daha fazla olduğu görülmektedir. Bunun yanı sıra, ürün desenine bağlı olarak bazı tarım makinalarının belirli bölgelerde yoğunlaĢtığı görülmektedir; kuru tarımın egemen olduğu bölgelerde sap döver ve harman makinalarının, hayvancılığın yoğun olduğu Ege, Marmara bölgelerinde silaj makinası ve balya makinalarının yoğunlaĢması gibi. Çizelge 8’den yine görülebileceği gibi, 2009 yılı itibarıyla ülke genelinde mekanizasyon düzeyi olarak traktör baĢına yaklaĢık bir pulluk, ve bir tarım arabası düĢtüğü, bunları 0,34, 0,26, 0,19, 0,14, 0,13 ve 0,05 oranlarıyla kültüvatör, kimyevi gübre dağıtma makinası, kuyruk milinden hareketli pülverizatör, sap döver ve harman makinası, kombine hububat ekim makinası ve orak makinasının izlediği görülmektedir. Bu değerler ülkemiz tarımında, mekanizasyon düzeyinin ne kadar yetersiz olduğunu açıklar. Yeteri kadar tarım iĢ makinası içermeyen bir traktör parkı, potansiyel kapasitesinin altında çalıĢıldığının göstergesidir, ki bu durumda toplam traktör sayısı ve güç değerinde ulaĢılan düzey de anlamını bir ölçüde yitirir. Genelde en yüksek mekanizasyon değerlerine sahip olan Ege bölgesinin ekim makinaları yoğunluğu bakımından bazı bölgelerin gerisinde olması, bu makinanın önemli ölçüde ortak kullanıldığı olasılığını akla getirmektedir. Kuzeydoğu’da harman makinasının dikkati çeken yoğunluğu, bu bölgede biçerdöverle hasat oranının azlığı ile açıklanabilmektedir. 95 Türkiye’nin Tarımsal Yapısı ve Mekanizasyon Durumu Çizelge 8. Tarım bölgelerine göre çeĢitli makina sayıları (2009) (TÜĠK, 2010e) Alet - Makina Tarımsal Bölgeler Kuzey Güney Marmara Akdeniz Karadeniz Doğu Doğu 147733 89146 27553 34915 70727 Orta Doğu 76418 Orta Güney 137132 TÜRKĠYE 0,72 0,72 0,83 0,73 31528 26519 54606 58668 466727 0,44 0,27 0,51 0,36 0,34 7582 3214 8701 49168 179048 Orta Kuzey 166043 253067 0,80(*) 0,81 0,76 0,53 0,64 0,49 97363 68834 57067 63902 8240 0,47 0,22 0,29 0,38 0,19 Kombine Hububat Ekim Makinası 59538 10599 31567 7860 819 0,29 0,03 0,16 0,05 0,02 0,11 0,03 0,08 0,30 0,13 Kimyevi Gübre Dağıtma Makinası 66140 75177 56090 39069 6783 14504 5720 14581 76909 354973 0,32 0,24 0,29 0,23 0,16 0,20 0,06 0,14 0,47 0,26 12722 7694 767 2852 2041 9975 10136 6702 18526 71415 0,06 0,02 0,00 0,02 0,05 0,14 0,10 0,06 0,11 0,05 1887 3160 3625 495 768 112 1074 521 971 12613 0,009 0,01 0,02 0,00 0,02 0,00 0,01 0,00 0,01 0,01 Kulaklı Traktör Pulluğu Kültüvatör Orak Makinası Balya Makinası Kombine Pancar Hasat Makinası Ot Silaj Makinası Ege 1002734 1109 48 75 132 29 11 47 293 2188 3932 0,005 0,000 0,000 0,001 0,001 0,000 0,000 0,003 0,013 0,003 277 1628 502 126 48 30 168 145 232 3156 0,001 0,005 0,003 0,001 0,001 0,000 0,002 0,001 0,001 0,002 169326 231317 148642 106306 32551 41786 69049 77356 164906 1041239 0,82 0,74 0,76 0,63 0,75 0,58 0,70 0,72 1,00 0,76 Kuyruk Milinden Hareketli Pülverizatör 58131 57973 43972 28669 794 6010 4391 11584 52897 264421 0,28 0,18 0,23 0,17 0,02 0,08 0,04 0,11 0,32 0,19 Sap Döver ve Harman Makinası 44066 15350 2597 9286 20549 9658 27799 25170 36381 190856 0,21 0,05 0,01 0,06 0,48 0,13 0,28 0,24 0,22 0,14 Tarım Arabası Traktörsüz Kullanılan Bazı Alet ve Makinalar Karasaban 1058 7912 214 18415 11127 14562 8524 4179 2472 68463 Hayvan Pulluğu 5734 46665 3572 21252 4560 10209 46492 4324 12388 155196 Selektör 1141 456 545 275 56 547 298 345 715 4378 Süt Sağma Makinası 28113 71546 42816 9099 1196 620 (*): Bir traktör baĢına düĢen alet ve makina sayısı (**) traktör sayısı olarak trafikte kayıtlı traktör sayıları (TÜĠK 2010f) kullanılmıĢtır. 4140 2833 26760 187123 Ülkemizde biçerdöverler, iklimsel koĢul avantajı nedeniyle, müteahhitlik yoluyla dünyaya örnek olabilecek etkinlikte kullanıldığından ayrıca ele alınarak, 2005-2009 yılları Türkiye Biçerdöver parkının bölgelere yıllar itibariyle dağılımı Çizelge 9’da ve 2009 yılı Biçerdöver parkının bölgelerde yaĢ grupları itibariyle dağılımı Çizelge 10’da verilmektedir. Çizelge 9. Türkiye biçerdöver parkının bölgelere yıllar itibariyle dağılımı (TÜĠK, 2010e) Tarımsal Bölgeler Yıllar 96 Kuzey Doğu Güney Doğu 1 502 29 2 691 1 520 374 3 129 4 156 744 4 176 782 Orta Kuzey Ege Marmara Akdeniz 2005 3 824 677 2 571 2006 4 049 700 2007 4 173 2008 2009 TÜRKĠYE Orta Güney Karadeniz Orta Doğu 317 288 377 2 226 11 811 33 350 310 402 2 304 12 359 1 533 41 382 356 405 2 382 12 775 2 887 1 539 102 418 378 416 2 444 13 084 2 795 1 542 86 491 411 467 2 610 13 360 M.M.ÖZGÜVEN, U.TÜRKER, A.BEYAZ Çizelge 9’dan görüleceği üzere, Ortakuzey, Marmara ve Ortagüney bölgeleri biçerdöver sayısının en çok olduğu bölgelerdir. Alternatif ürün arayıĢları doğrultusunda tahılların yanı sıra ayçiçeği, mısır, kolza gibi ürünlerin yaygınlaĢması özellikle yeni biçerdöverlerin önemini arttıracaktır. Çizelge 10. Biçerdöver parkının bölgelerde yaĢ grupları itibariyle dağılımı (2009) (TÜĠK, 2010e) Tarımsal Bölgeler YaĢ Grubu Orta Kuzey Ege Marmara Akdeniz Kuzey Doğu Güney Doğu Karadeniz Orta Doğu Orta Güney TÜRKĠYE 0-5 787 202 593 117 63 179 97 124 481 2 643 6-10 1 027 201 509 234 20 108 90 92 669 2 950 11-20 1 128 193 864 336 2 176 125 115 730 3 669 21+ 1 234 186 829 855 1 28 99 136 730 4 098 4 176 782 2 795 1542 86 491 411 467 2 610 13 360 TOPLAM Türkiye’deki bir biçerdöverin mekanik ömrü ortalama 3 yılda dolmaktadır. Ekonomik olarak, 3. yıldan itibaren biçerdöver kullanıcısının kâr marjı düĢmekte ve ürün kalitesi azalmaktadır. (Anonim, 2009). Çizelge 10’dan, parkın %58’inin 10 yaĢ ve üzeri, mekanik ve ekonomik ömrünü fazlasıyla doldurmuĢ biçerdöverlerden oluĢtuğu görülmektedir. 3.4. Mekanizasyon Düzeyi Tarımsal mekanizasyon düzeyinin belirlenmesinde birçok kriter tanımlanmakla beraber, en çok kullanılanları aĢağıda verilmektedir (Kadayıfçılar ve ark. 1990; Yavuzcan, 1994): a. Toplam tarım alanı baĢına düĢen traktör motor gücü, b. Traktör baĢına düĢen tarım alanı, c. 1000 ha’lık tarım alanına düĢen traktör sayısı, d. Traktör baĢına düĢen ekipman miktarı, e. Birim alana düĢen mekanik enerji miktarı, f. Birim alana düĢen elektrik enerjisi tüketimi. Bu kriterlerden ilk beĢi, tarla ve bahçe tarımının mekanizasyon derecesini gösterirken, sonuncusu içsel tarım kesiminin mekanizasyon düzeyini belirlemede kullanılabilmektedir. Tarımsal mekanizasyonda söz konusu gösterge değerlerinin irdelenmesinde, sadece sayısal verilerin yüksekliği yeterli olmamaktadır. Göstergelerin birbiriyle uyumu, verimlilik ve karĢılaĢtırmada kullanılan iĢletmelerin veya ülkelerin benzerlikleri de göz önünde tutulmalıdır. Mekanizasyonla ilgili olarak alınacak yatırım kararları konusunda, özellikle son yirmi yıldan bu yana optimizasyon teknikleri yoğun olarak kullanılmaktadır (Saral ve ark., 2000). Çizelge 11’de 2005-2009 yılları arası Türkiye tarımında mekanizasyon düzeyinin geliĢimi, Çizelge 12’de ise bölgeler itibarıyla mekanizasyon düzeyi verilmektedir. Çizelge 11. Türkiye tarımında mekanizasyon düzeyinin geliĢimi (2005-2009). Mekanizasyon Düzeyi Ortalama Traktör ĠĢletme Yıllar Tarım Alanı Güce** Göre Traktör/ kW/ Sayısı* Sayısı*** (1000 ha) Park Gücü 1000 ha ha (adet) (adet) (kW) 2005 1 247 767 26 607 52 406 214 3 076 655 46,89 1,97 ha/ Traktör Traktör/ 1000 iĢletme 21,32 405,56 2006 1 290 679 25 879 54 208 518 3 076 655 49,87 2,09 20,05 419,51 2007 1 327 334 24 887 57 075 362 3 076 655 53,33 2,29 18,75 431,42 2008 1 358 577 24 505 58 418 811 3 076 655 55,44 2,38 18,04 441,58 2009 1 368 032 24 319 58 825 376 3 076 655 56,25 2,42 17,78 444,65 * Traktör sayısı olarak trafikte kayıtlı traktör sayıları (TÜĠK, 2010f) kullanılmıĢtır. ** Ortalama traktör gücü olarak 2005-2006 yılları için 42 kW (Anonim 2007), 2007-2009 yılları için 43 kW (Evcim 2008a) alınmıĢtır. *** ĠĢletme büyüklüğü ve iĢletme tipine göre iĢletme sayısı verileri (Anonim 2004) kullanılmıĢtır. 97 Türkiye’nin Tarımsal Yapısı ve Mekanizasyon Durumu Çizelge 11’den görülebileceği gibi, 20052009 yılları arasındaki beĢ yıllık dönemde Türkiye tarımı mekanizasyon düzeyinde geliĢmeler olmuĢtur. Traktör parkına iliĢkin yukarıda bazı sonuçları verilen analiz bulgularından hareketle hesaplanan mekanizasyon düzeyi göstergelerinden, alan birimi baĢına traktör gücü (kW/ha) değeri yaklaĢık %23 artarak 1,97’den 2,42 (kW/ha)’a, birim tarım alanındaki traktör yoğunluğu ve iĢletme baĢına düĢen traktör sayısı değerleri de 46,89 ha’dan 56,25 ha’a ve 405,56’dan 444,65 (traktör/1000 iĢletme)’ye çıkmıĢ; traktör baĢına alan değeri ise 21,32’den 17,78 (ha/traktör)’e gerilemiĢtir. Çizelge 12. Bölgeler itibariyle mekanizasyon düzeyi (2009) Mekanizasyon Düzeyi Bölgeler Traktör Sayısı (adet) Tarım Alanı (1000 ha) Ortalama Güce Göre Park Gücü (kW) ĠĢletme Sayısı (adet) Traktör/ 1000 ha kW/ ha ha/ Traktör Traktör/1 000 iĢletme ORTA KUZEY 206 739 4450 8 889 777 321 870 46,46 2,00 21,52 642,31 EGE 313 603 2877 13 484 929 534 550 109,00 4,69 9,17 586,67 MARMARA 194 913 1708 8 381 259 271 487 114,12 4,91 8,76 717,95 AKDENĠZ 167 909 2473 7 220 087 361 395 67,90 2,92 14,73 464,61 KUZEY DOĞU 43 216 1292 1 858 288 190 218 33,45 1,44 29,90 227,19 GÜNEY DOĞU 71 758 3219 3 085 594 307 099 22,29 0,96 44,86 233,66 KARADENĠZ 98 649 1527 4 241 907 541 603 64,60 2,78 15,48 182,14 ORTA DOĞU 106 781 2351 4 591 583 287 314 45,42 1,95 22,02 371,65 ORTA GÜNEY 164 464 4421 7 071 952 261 119 37,20 1,60 26,88 629,84 1 368 032 24319 5 882 5376 3 076 655 56,25 2,42 17,78 444,65 TÜRKĠYE Çizelge 12’de verilen 2009 yılına iliĢkin bölgeler itibarıyla mekanizasyon düzeyi değerlerinden de görüleceği gibi, birim alanda traktör yoğunluklarına göre, Marmara, Ege bölgeleri en yüksek, Güneydoğu Anadolu bölgesi ise en düĢük değerlere sahip olmaktadır. Birim alanda kullanılan güç değeri yönünden Marmara ve Ege bölgeleri 4,91 kW/ha ve 4,69 kW/ha değerleri ile en yüksek değerlerde iken, Güneydoğu Anadolu bölgesi 0,96 kW/ha değeriyle en düĢük seviyededir. Ortakuzey, Kuzeydoğu, Ortadoğu ve Ortagüney bölgeleri Türkiye ortalaması değeri olan 2,42 kW/ha’ın altında, Akdeniz ve Karadeniz bölgeleri ise bu değerin üzerindedir. Bölgeler arasında traktör varlığı ikinci büyük olan Ortakuzey bölgesinde iĢlenen alanın fazlalığından dolayı, güç değeri de 5. sırada kalmaktadır. Çizelge 13’de 2006 yılı Türkiye ve bazı ülkelerde traktör yoğunluğu değerleri verilmektedir. 98 Çizelge 13. 2006 Yılı Türkiye ve bazı ülkelerde traktör yoğunluğu (Evcim ve ark., 2010) ÜLKELER Traktör /1000 ha Mısır 33 Fransa 62 Almanya 80 Yunanistan 100 Meksika 13 Pakistan 21 Ġspanya 79 Ġngiltere 82 Amerika 28 Türkiye 45 Çizelge 13’den birim alandaki traktör yoğunluğunda sağlanan geliĢmenin, seçilmiĢ bazı ülkelerle karĢılaĢtırıldığında Mısır, Pakistan ve Meksika gibi ülkelerin üstüne çıkıldığı, ancak Avrupa ülkelerinin henüz çok gerisinde olduğumuz anlaĢılmaktadır. Bunun nedeni Avrupa ülkelerinde entansif tarım uygulamaları ve yüksek düzeydeki hayvansal üretim mekanizasyonudur. ABD’nin düĢük traktör yoğunluğu, bu ülkedeki ortalama traktör gücünün çok yüksek olması ve uygun iĢletme M.M.ÖZGÜVEN, U.TÜRKER, A.BEYAZ yapısı nedeniyle sağlanan yüksek mekanizasyon etkinliği ile açıklanabilmektedir. 4. Sonuç Çiftçilerin alım gücündeki dalgalanma ve düĢüĢler, tarımsal girdiler içinde en esnek girdi olan sektörümüzü doğrudan etkilemektedir. Tarım sektörü bütün dünyada desteklenen bir sektördür. Tarım destekleri olarak akla hep yakıt, tohum ve gübre gelmekte fakat bu girdileri bir araya getiren mekanizasyona gereken önem verilmemektedir. Üretim girdilerinin yaklaĢık %35’i mekanizasyon girdisidir. Bu yüksek maliyet payına rağmen mekanizasyon; tohum, gübre, ilaç ve yakıttan daha az önemli görülmektedir. Halbuki yakıtın da bir mekanizasyon girdisi olduğu düĢünülürse konunun ne denli önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Mekanizasyon girdisi, verimlilikten ziyade günü kurtarma endiĢesi ön planda tutulduğu için göz ardı edilmektedir. Mekanizasyon araçlarının eski teknolojiye sahip olmaları ürün verimini son derece düĢürmektedir. Mekanizasyona gerekli kaynağın aktarılamaması; Birim alandan elde edilen verimin ve ürünün kalitesinin düĢmesi, Tarlaya fazla gübre, bitkiye fazla ilaç atılması, daha fazla egzoz emisyonu gibi insan, çevre ve canlılar için çok olumsuz sonuçlar doğurması, Bakım-onarım giderlerinin, mazot, yağ gibi iĢletme masraflarının artması, Arıza ve kaza yapma riski olasılığının artması gibi sonuçlar doğurabilmektedir (Ġleri, 2009). Mevcut traktör parkının yarıya yakınını (%43) mekanik ömrünü doldurmuĢ traktörlerden oluĢtuğu ve bu traktörler; Yenilerine oranla %30 oranında daha fazla yakıt (1620 lt) tüketmektedirler. Bunun maddi karĢılığı yaklaĢık yılda 4000 TL dir. 1 yılda 1400 TL daha çok bakım-onarım masrafına neden olmaktadırlar. 1 yılda 150 saat iĢ kaybına neden olmaktadırlar. Havayı 10 kata varan oranda daha fazla kirletmektedirler. En az 7 dbA daha fazla gürültüyle çalıĢmaktadırlar (Evcim, 2008b). Çiftçilerimizce de bilinen bu olumsuzluklarına karĢın hala hurdaya çıkarılamamıĢ olmaları, ülkemiz tarımındaki iĢletme yapısının elveriĢsizliğinden kaynaklanan gelir yetersizliğinin bir sonucudur. Bu ömrünü tamamlamıĢ traktörlerin bir plan dahilinde uygulamaya konacak bir teĢvik programıyla hurdaya ayrılarak parkın yerli üretim traktörlerle yenilenmesi, ülke tarımı, sanayi ve ekonomisinde, programın getireceği mali yükün çok ötesinde kazançlar yaratacak, ayrıca çevre kirliliği ve iĢ güvenliği açısından da ciddi kazanımlar sağlayacaktır (Evcim, 2008b). Kaynaklar Anonim, 2004. Genel tarım sayımı 2001, T.C. BaĢbakanlık Devlet Ġstatistik Enstitüsü, yayın no:2924, Ankara. Anonim, 2007. Dokuzuncu Kalkınma Planı 2007-2013, Bitkisel Üretim Özel Ġhtisas Komisyonu Raporu, Yayın No: DPT 2713- ÖĠK : 666. Ankara. (http://ekutup.dpt.gov.tr/bitkiure/öik666.pdf). Anonim, 2009. Türkiye Biçerdöver Parkının Yenilenme Ġhtiyacı ve Yenilenme ile Sağlanacak Katkılar Raporu. Türk Traktör, Ankara. Evcim, Ü., Ulusoy, E., Gülsoylu, E., Sındır, K. ve Ġçöz, E., 2005. Türkiye Tarımı MakinalaĢma Durumu, TMMOB Ziraat Odası Etkinlikleri, Ankara. Evcim, H.Ü., 2008a. Türkiye Traktör Parkı (2007), Türk Traktör ve Zir.Mak.A.ġ. Ankara, (YayımlanmamıĢ AraĢtırma Raporu; 185 s.) Evcim, H.Ü., 2008b. Türkiye YaĢlı Traktör Parkı Yenilenme Ġhtiyacı ve Çözüm Önerisi. Türk Traktör ve Zir.Mak.A.ġ., Ankara, 5 s. (Yayımlanmamıs Proje Önerisi; 4 s.) Evcim, H.Ü., Ulusoy, E., Gülsoylu, E., Tekin, B., 2010. Tarımsal Mekanizasyon Durumu, Sorunları ve Çözüm Önerileri. Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi", 11-15 Ocak, Ankara. Ġleri, M.S., 2009. Türk Tarım Alet ve Makinaları Ġmalatçıları Birliği Tarım Makinaları Sektör Raporu. (http://www.tarmakbir.org). EriĢim Tarihi: 21.04.2010. Kadayıfçılar, S., Öztürk, R. ve Acar, A. Ġ., 1990. Tarımsal Mekanizasyon Derecesinin Değerlendirilmesi. Tarım Makinaları Bilimi ve Tekniği Dergisi, 2(1):14, Ankara. Köse,H., 2010. Tarım Alet ve Makineleri. T.C. BaĢbakanlık DıĢ Ticaret MüsteĢarlığı Ġhracatı GeliĢtirme Etüd Merkezi, Ankara. Saral, A., VatandaĢ, M., Güner, M., Ceylan., M. ve Yenice, T., 2000. Türkiye Tarımının MakinalaĢma Durumu. TMMOB Ziraat Odası 5. Teknik Kongresi, 901- 923, Ankara. Toğa, N., 2006. Ülkemizin Tarımsal Mekanizasyon Durumu, Sorunları ve Çözüm Önerileri. Tarımsal Mekanizasyon 23. Ulusal Kongresi, 6-8 Eylül 2006, Çanakkale. TÜĠK, 2010a. Web sitesi. Sabit fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla - Ġktisadi faaliyet kollarına ve 1998 temel fiyatlarına göre. 99 Türkiye’nin Tarımsal Yapısı ve Mekanizasyon Durumu http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?tb_id=55&ust_id=16 EriĢim Tarihi: 12.08.2010. TÜĠK, 2010b. Web sitesi. Ġstihdam edilenlerin yıllar ve cinsiyete göre iktisadi faaliyet kolları, nace rev.1 http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?tb_id=25&ust_i d=8 EriĢim Tarihi: 12.08.2010. TÜĠK, 2010c. Web sitesi. ĠĢ gücü istatistikleri. http://www.tuik.gov.tr/isgucuapp/isgucu.zul EriĢim Tarihi: 24.08.2010. TÜĠK, 2010d. Web sitesi. Bitkisel üretim istatistikleri. http://www.tuik.gov.tr/bitkiselapp/bitkisel.zul. EriĢim Tarihi: 10.08.2010. TÜĠK, 2010e. Web sitesi. Tarım alet ve makine sayıları. http://www.tuik.gov.tr/bitkiselapp/tarimalet.zul EriĢim Tarihi: 04.06.2010. TÜĠK, 2010f. Web sitesi. UlaĢtırma özet tabloları. http://www.tuik.gov.tr/ulastirmadagitimapp/ulastirm a.zul EriĢim Tarihi: 26.08.2010. TZOB, 2010. Web sitesi. http://www.tzob.org.tr. EriĢim Tarihi: 26.08.2010. Ulusoy, E., Evcim, H.Ü., Yazgı, A., Ġleri, M.S., Sabancı, A., Acar, A.Ġ., 2010. Traktör ve Tarım Makinaları Ġmalat Sanayinin Bugünü ve Geleceği. Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi", 11-15 Ocak, Ankara. Yavuzcan, G., 1994. Tarımsal Elektrifikasyon (5. Baskı). A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları: 1342, Ankara. 100 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 101-111 Salinity Distrubution, Water Use Efficiency and Yield Response of Grafted and Ungrafted Tomato (Lycopersicon esculentum) Under Furrow and Drip Irrigation with Moderately Saline Water in Central Anatolian Condition* G. Duygu Semiz Engin Yurtseven Ankara University, Faculty of Agriculture, Department of Agricultural Structures and Irrigation, Ankara Abstract: A field study with tomato was carried out at Ankara University, Horticultural Research Station in two consecutive years. The aim of the study is to determine the effects of grafting and irrigation methods on yield and water use of tomato and salinity distribution within the soil. Grafted and ungrafted tomato cultivars were grown using drip and furrow irrigation methods. Salinity of irrigation water (electrical conductivity) was 1.9 dS/m and the SAR (sodium adsorption ratio) was below 1.0. The mean fruit yields were 4671, 4391, 4109 and 3457 g/plant for drip-grafted, drip-ungrafted, furrow-grafted and furrow-ungrafted treatments, respectively. Seasonal total evapotransprations were 810.0 and 771.5 mm under drip irrigation, 957.0 and 928.2 mm under furrow irrigation in 2005 and 2006, respectively. Total irrigation water requirement (applied water) were 731 and 714 mm under drip irrigation, 881 and 871 mm under furrow irrigation in 2005 and 2006, respectively. Water use efficiencies (WUE) were 12.92, 12.14, 9.38 and 7.90 kg/m3 for drip-grafted, drip-ungrafted, furrow-grafted and furrow-ungrafted treatments, respectively. Monthly soil samplings indicated that the salinity distribution decreased towards the root zone (wetted area beneath the emitters and plants) with drip irrigation and increased towards the root zone (furrow ridges and plants) with furrow irrigation. Keywords; Tomato, Lycopersicon esculentum, Grafting Vegetable, Salinity, Drip Irrigation, Furrow Irrigation. Orta Anadolu Koşullarında Aşılı ve Aşısız Domateste (Lycopersicon esculentum) Damla ve Karık Yöntemlerinin Toprakta Tuz Dağılımı, Meyve Verimi ve Su Kullanım Etkinliği Üzerine Etkileri Özet: Ankara Üniversitesi, Ayaş Bahçe Bitkileri Araştırma İstasyonunda, 2005 ve 2006 yıllarında yürütülen bu çalışmada, aşılı ve aşısız fide kullanılan domates, damla ve karık yöntemleri ile sulanmıştır. Çalışmanın amacı, aşılı ve aşısız domateste sulama yöntemlerinin, verim, su kullanım etkinliği ve toprak profilindeki tuzluluk dağılımına etkilerinin belirlenmesidir. Bu amaçla aşılı ve aşısız domates bitkileri damla ve karık yöntemleri ile sulanmıştır. Sulama suyunun elektriksel iletkenliği 1.9 dS/m ve SAR değeri 1.0’dan küçüktür. Ortalama meyve verimi, damla-aşılı, damla-aşısız, karık-aşılı ve karık-aşısız için sırasıyla, 4671, 4391, 4109 ve 3457 g/bitki olarak belirlenmiştir. Sırasıyla, 2005 ve 2006 yıllarında, toplam mevsimlik bitki su tüketimi, damla yönteminde 810. ve 771.5 mm, karık yönteminde ise 957.0 ve 928.2 mm olarak bulunmuştur. Toplam sulama suyu ihtiyacı (uygulanan sulama suyu miktarı) 2005 ve 2006 yılları için sırayla, damla yönteminde, 731 ve 714 mm, karık yönteminde, 881 ve 871 mm olarak bulunmuştur. Su kullanım etkinliği, damla-aşılı, damla-aşısız, karık-aşılı ve karık-aşısız için sırasıyla, 12.92, 12.14, 9.38 ve 7.90 kg/m 3 olarak ölçülmüştür. Her ay alınan toprak örnekleri sonucunda elde edilen profil tuzluluk dağılımları, damla yönteminde damlatıcılardan ıslak çepere doğru, karık yönteminde ise karıklardan bitki köklerine doğru artış gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Domates, Lycopersicon esculentu), Aşılı Sebze, Tuzluluk, Damla Sulama, Karık Sulama 1. Introduction The limited quality and quantity of water and thus the need to save water is of growing concern throughout the world but especially in arid and semi arid regions. This concern forces irrigated agriculture to meet ‘more yield per drop’, which is technically called water use efficiency. By means of water saving irrigation techniques like drip, this problem is alleviated to some extent. Increasing the salt tolerance of crops through plant breeding could increase the sustainability of irrigation with low quality water by reducing the need for leaching and *Bu çalışma Ekim 2009’da savunulan ‘Karık ve Damla Sulama Yöntemlerinin Aşılı Domateste (Lycopersıcon esculentum) Meyve Verimi, Kalitesi İle Toprak Tuzluluğuna Etkileri’ isimli doktora tezinin özetidir. 101 Salinity Distrubution, Water Use Efficiency and Yield Response of Grafted and Ungrafted Tomato (Lycopersicon esculentum) under Furrow and Drip Irrigation with Moderately Saline Water in Central Anatolian Condition allowing the use of poorer quality water. The selection of the appropriate irrigation method can increase water use efficiency and reduce the demand on fresh water (Gawad et al., 2005). Tomato could act as a model crop for saline land recovery and use of poor-quality water as there is a wealth of knowledge on the physiology and genetics of this species (Cuartero and Fernandez-Munoz, 1999). Tomato is one of the most important horticultural crops in the world, and its production is very concentrated in semi-arid regions, where saline waters are frequently used for irrigation., It is thus of great interest to know whether the grafting technique is a valid strategy for improving the salt tolerance in tomato (Santa-Cruz and Cuartero, 2002). The cultivated area of grafted Solanaceous plants has increased in recent years. The main objective of grafting is to obtain cultivars with a higher fruit production and quality (Lee, 1994). However, grafting has also been carried out to reduce infection by soil-borne diseases caused by pathogens (Biles et al., 1989) and to increase low-temperature resistance (Tachibana, 1982, 1988, 1989). Salinity is an increasingly expansive problem for agriculture, as it reduces growth and development of salt-sensitive plants (Greenway and Munns, 1980). There are several studies conducted in greenhouse and sand tanks reporting the interaction between salinity and grafting tomato yield (Santa-Cruz and Cuartero, 2002; Fernandez-Garcia et al, 2002; Fernandez-Garcia et al., 2003; Fernandez-Garcia et al., 2004; Estan et al., 2005; Khah et al., 2006; Qaryouti et al., 2007; Martorana et al., 2007; Öztekin et al., 2009). These authors all agree that grafted tomato has higher yield than ungrafted tomato cultivars. Therefore, there are several studies on the effects of irrigation methods on ungrafted tomato yield and fruit quality (Ayars et al., 2001; Çetin et al., 2001; Ashcroaft et al., 2003; Singandhupe et al., 2003; Hanson and May, 2004; Malash et al., 2005; Sutton et al., 2006; Kahlon et al., 2007; Malash et al., 2008). Yet, there is no report, to our knowledge, comparing the effects of irrigation methods on grafted and ungrafted tomato yield, water requirement and use efficiency, under moderate salinity field conditions. The aim of the study is thus to 102 address this need and better understand the role of grafting in irrigated agriculture. 2. Material and Methods The experiment was conducted in two consecutive years (2005-2006) in Ayas, Ankara (Turkey) region where tomato is economically the most important crop. Half of the field was utilized in 2005 and other half in 2006, thus the uniformity of variables was maximized. For both study years, water source and pipes were the same. Initial soil physical and chemical parameters are shown in Table 1 and 2, respectively. Texture of the experimental soil was clay loam and initial soil was not saline and SAR (sodium adsorption ration, defined as Na/(Ca+Mg)0.5 where concentration is expressed in mmol/L) was less than 1.0. Monthly sampled irrigation water composition is shown in Table 4. Grafted and ungrafted tomato seedlings were commercially purchased from a seedling company. The shoot of grafted and ungrafted plants was the same genotype. The distance between drip lines and furrow beds was one meter. The length of each drip line and furrow bed was 8 meters. Tomato seedlings were sown 0.5 m apart in each row. Soil moisture content at a depth of 30-120 cm was monitored by neutron probe (CPN 503 DR Hydroprobe) and the moisture in the 0-30 cm interval was monitored gravimetrically. At the begining of the experiment a calibration equation was developed for the measurements and statistical analyses were performed. The obtained calibration equation (eq. 1) and regression coefficient is; Pv = - 6.52 + 32.31 (SO) ; r = 0.912 Pv= Volumetric water content, % (1) Probes were installed 30 cm away from plants for both soil moisture measurement methods. Every other day, soil samples and neutron readings were taken to monitor water content. Irrigations were performed when 4050% and 30-40% of readily available water content was depleted for drip and furrow irrigation respectively. Irrigation water requirements were calculated for drip (eq. 2) and furrow (eq. 3) by means of the following equations. G.D.SEMİZ, E.YURTSEVEN FC 030 MC0.30 FC 3060 MC3060 FC 6090 MC6090 d DP 100 100 100 (2) FC 030 MC0.30 FC 3060 MC3060 FC 6090 MC6090 d D 100 100 100 (3) d FC MC D P : : : : : Irrigation water depth, mm. Field capacity at addressed soil layer, %. Moisture content at addressed soil layer, %. Depth of each layer, 300 mm. The ratio of wetted area, %. ET d b d Re d s d r For drip irrigation, P (the ratio of wetted area) was measured at the begining of the experiment. The value of P was 0.750 and equal for both study years. The same amounts and source of fertilization and pesticides were applied uniformly to the field. Seasonal evapotranspration was determined by means of the following equation (Jensen et al., 1989); (4) ET : Seasonal evapotranspration, mm. db : Soil moisture at the beginning of the experiment, mm. d : Total irrigation water, mm. Re : Total effective rainfall, mm. ds : Soil moisture at the end of the experiment, mm. dr : Runoff, mm. Table 1. Soil physical parameters. Bulk density 3 Depth (cm) (g/cm ) Texture Field Capacity Wilting point Pw (%) Pw (%) (%) CaCO3 2005 0-30 SCL 0.94 40.99 27.46 13.41 30-60 CL 1.21 36.63 24.87 12.87 60-90 CL 1.32 38.00 26.36 13.27 90-120 CL 1.29 35.23 24.44 15.35 2006 0-30 CL 1.21 40.39 26.65 13.10 30-60 CL 1.25 38.50 26.67 13.55 60-90 CL 1.21 37.34 25.54 14.71 90-120 CL 1.11 36.52 26.03 15.65 103 Salinity Distrubution, Water Use Efficiency and Yield Response of Grafted and Ungrafted Tomato (Lycopersicon esculentum) under Furrow and Drip Irrigation with Moderately Saline Water in Central Anatolian Condition Table 2. Initial soil chemical parameters. Cations (me/L) Depth Anions (me/L) ECe pHe (cm) Na K Ca+Mg Alk. Cl SO4 (dS/m) 2005 0-30 1.46 0.40 4.7 4.00 1.24 1.30 8.19 0.64 30-60 2.11 0.58 11.0 7.68 1.51 4.45 8.20 1.37 60-90 2.48 0.49 13.6 8.26 2.09 6.22 8.60 1.67 90-120 2.62 0.23 11.0 7.78 2.00 4.05 8.20 1.39 2006 0-30 1.64 0.57 10.6 5.28 2.78 4.76 8.38 0.96 30-60 1.85 0.62 11.1 6.96 2.38 4.23 8.27 1.14 60-90 1.92 0.61 11.2 6.50 2.18 6.05 8.26 1.00 90-120 1.97 0.52 14.9 8.50 2.80 6.08 8.39 1.23 Some meteorological data of the study years was shown in Table 3. Water use efficiency (WUE) has been defined as the ratio of economical yield (kg) to total amount of applied water (m3). Soil samples to determine the salinity distribution were taken monthly at 2 locations for drip and 2 locations for furrow irrigation, for each of the grafted and ungrafted treatments. The samples were taken at the depth intervals of 0-30, 30-60, 60-90 cm and at 0-25, 25-50, 50-75 and 75-100 cm laterally. Table 3. Some meteorological data of the study years. Months 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 Annually 2005 Prec. (mm) 29.2 48.2 69.4 62.7 27.5 47.6 18.7 1.8 4.8 15.9 43.9 17.0 386.2 Temp.(°C) 3.6 3.0 6.8 12.5 17.6 20.9 26.3 26.6 20.3 12.2 7.1 3.6 13.4 Rel. Hum. (%) 73 66 66 56 49 51 46 50 54 60 70 74 60 Wind Speed (m/s) 0.9 1.2 1.3 1.2 1.2 1.3 1.4 1.2 1.0 0.9 0.8 0.6 1.1 2.9 4.0 5.6 6.7 8.4 10.8 11.9 11.3 9.2 6.6 2.9 2.7 6.9 Sunshine Hours (h/day) 2006 Prec. (mm) 60.9 84.7 43.0 14.1 13.3 9.2 39.1 0.3 82.8 19.9 17.5 1.8 386.6 Temp.(°C) -0.8 -0.4 8.1 14.3 18.1 23.1 24.7 28.7 19.5 14.9 6.3 1.3 13.2 Rel. Hum. (%) 72 81 62 49 49 45 44 42 54 67 69 70 58 Wind Speed (m/s) 0.7 0.6 1.0 1.2 1.3 1.5 1.4 1.4 1.0 0.6 0.8 0.6 1.0 2.8 2.3 5.7 8.2 8.9 10.6 12.0 11.7 7.7 5.3 5.2 4.3 7.1 Sunshine Hours (h/day) 104 G.D.SEMİZ, E.YURTSEVEN Table 4. Irrigation water composition. Sample EC Date dS/m Cations (me/L) SAR Na Anions (me/L) K Ca+Mg Alk Cl SO4 2005 May 1.9 0.76 2.2 0.22 16.9 13.1 2.43 3.75 June 1.9 0.88 2.5 0.35 15.6 13.3 2.5 2.86 July 1.9 0.95 2.7 0.33 16.2 13.4 2.5 3.27 August 1.9 0.87 2.5 0.38 16.6 12.8 2.7 3.96 2006 May 1.9 0.89 2.51 0.39 15.7 12.5 2.1 3.97 June 1.89 0.96 2.67 0.41 14.8 11 2.4 4.45 July 1.91 0.91 2.62 0.37 16.7 13.2 2.3 4.17 August 1.93 0.90 2.54 0.38 15.9 12.8 2.8 3.21 3. Results 3.1. Yield Statistical analyses revealed that a three-way interaction of year, irrigation and grafting did not exist for yield data. However, the interaction of grafting and irrigation method on yield was found significant, p<0.005. The highest mean yield (4671 g/plant) was obtained from the drip-grafted treatment (Table 5). Comparing the irrigation methods, drip irrigation had the higher yield in both grafted and ungrafted cultivars. Under drip irrigation, the yield difference between grafted and ungrafted plants was 6%, while under furrow irrigation it was 18.9%. Comparing drip-grafted to the other treatments, the yield differences were 6%, 13.7% and 35.1% for drip-ungrafted, furrow-grafted and furrow-ungrafted, respectively. These results indicate that under furrow irrigation, the yield of grafted plants were still lower than drip irrigation, but the magnitude of the yield decrease was more severe in ungrafted plants. The results are in general agreement with Estan et al, (2005) who stated that the positive effect of grafting on the fruit yield was not found under favorable growth conditions but only under saline conditions. Correspondingly, our results shows that under environmentally ‘good’ conditions for tomato like drip irrigation practices, the yield difference between grafted and ungrafted plants is as little as 6%, but under furrow irrigation, which we consider not as good as drip irrigation, (salinity built up, ineffective fertilization utilization, lower irrigation interval etc), the yield difference is as high as 18.9%. We suggest that grafted tomato is beneficial under severe stress conditions. 105 Salinity Distrubution, Water Use Efficiency and Yield Response of Grafted and Ungrafted Tomato (Lycopersicon esculentum) under Furrow and Drip Irrigation with Moderately Saline Water in Central Anatolian Condition Table 5. Yield (g/plant) and statistical results. Years (Y) 2005 2006 Cultivar (C) Grafted Ungrafted Grafted Ungrafted Drip 4404 4269 4939 4513 Furrow 3447 2971 4771 3942 Interaction of Y x I (A↓) (b→) Drip Furrow 2005 2006 4337 b A(1) 4726 a A 3209 b B 4357 a B Interaction of C x I (A↓) (b→) Grafted Drip 4671 a A Furrow Sources Ungrafted (2) 4391 b A 4109 a B DF 3457 b B SS dj SS Adj MS F P Year (Y) 1 21294379 21294379 21294379 80,77 0,000**(3) Cultivar (C) 1 7838600 7838600 7838600 29,73 0,000** method (I) 1 20163842 20163842 20163842 76,49 0,000** YxC 1 934928 934928 934928 3,55 0,062ns YxI 1 5179038 5179038 5179038 19,65 0,000** CxI 1 1248993 1248993 4,74 0,031* YxCxI 1 8479 8479 8479 0,03 0,858ns Error 136 35853248 35853248 263627 Total 143 92521507 Irrigation (1) 1248993 Lowercases show Duncan groups of years in each irrigation method and capitals show Duncan groups of irrigation method in each year. (2) Bold lowercases show Duncan groups of cultivars in each irrigation method and bold capitals show Duncan group of irrigation methods in each cultivar. ns , *, ** : Difference is not significant, P<0.05, P<0.001 . 3.2. Water requirement and seasonal evapotranspration Irrigation practices are shown on Figures 1-4. On the figures, the depths of applied water, target initial water content for each method, amount of water at field capacity and wilting point are presented. Soil moisture contents were not allowed to drop below the target levels set 106 for initiation of irrigations. Total amounts of irrigation water for furrow were 881 and 871 mm and for drip 731 and 714 mm, in 2005 and 2006, respectively. Water quantities saved by means of drip method were 17% and 18%, in 2005 and 2006 respectively. Accordingly, comparing drip to furrow irrigation, seasonal evapotranspration (Table 6) was 15% and G.D.SEMİZ, E.YURTSEVEN 21.5% lower, in 2005 and 2006, respectively. The main reason for this is likely the coefficient representing the wetted area (eq. 1). Because of the nature of the drip technique, the cropped area is not completely wetted, so the water requirement is lower than for surface methods where there is more surface evaporation. Table 6. Seasonal evapotranspration. Soil moisture (mm 120 cm-1) planting harvest methods date Drip 510.2 Furrow Drip 520.3 Furrow Irrigation rainfall Evapotranspration water (mm) (mm) (mm) 515.7 731 518.7 881 513.3 714 513.6 871 84.5 50.5 810.0 957.0 771.5 928.2 Furrow Irrigation Events in 2005 Amount of Water, mm 450 Irrigation water depth, mm 400 350 Field Capacity, mm 300 250 200 40% of Easily avaible water capacity, mm Wilting point, mm Date of Irrigation Figure 1. Irrigation events for furrow method in 2005. Drip Irrigation Events in 2005 Irrigation water depth, mm 450 400 350 300 250 200 Field Capacity, mm 25 .0 5 08 .20 .0 05 6 22 .20 .0 05 6 06 .20 .0 05 7 20 .20 .0 05 7 03 .20 .0 05 8 17 .20 .0 05 8 31 .20 .0 05 8 14 .20 .0 05 9. 20 05 2006 Irrigation Effective 25 .0 5 08 .20 .0 05 22 6.20 .0 05 6 06 .20 .0 05 7 20 .20 .0 05 03 7.20 .0 05 8 17 .20 .0 05 8 31 .20 .0 05 14 8.20 .0 05 9. 20 05 2005 At the last Amount of Water, mm Study years At the 30% of Easily avaible water capacity, mm Wilting point, mm Date of Irrigation Figure 2. Irrigation events for drip method in 2005. 107 Salinity Distrubution, Water Use Efficiency and Yield Response of Grafted and Ungrafted Tomato (Lycopersicon esculentum) under Furrow and Drip Irrigation with Moderately Saline Water in Central Anatolian Condition Amount of Irrigation, mm Furrow Irrigation Events in 2006 Irrigation water depth, mm 450 400 350 300 250 200 14.09.2006 31.08.2006 17.08.2006 03.08.2006 20.07.2006 06.07.2006 22.06.2006 08.06.2006 25.05.2006 Field Capacity, mm 40% of Easily avaible water capacity, mm Wilting point, mm Date of Irrigation Figure 3. Irrigation events for furrow method in 2006. 450 Irrigation water depth, mm 400 Field Capacity, mm 350 300 250 25 .0 5. 2 08 006 .0 6. 2 22 006 .0 6. 2 06 006 .0 7. 2 20 006 .0 7. 2 03 006 .0 8. 2 17 006 .0 8. 2 31 006 .0 8. 2 14 006 .0 9. 20 06 Amount of Water, mm Drip Irrigation Events in 2006 40% of Easily avaible water capacity, mm Wilting point, mm Irrigation Date Figure 4. Irrigation events for drip method in 2006. 3.3 Water use efficiency Water use efficiency (WUE) has been defined as the ratio of economical yield to total amount of applied water. Figure 5 shows water use efficiencies of the treatments. The mean WUE values for both years, for drip-grafted and drip-ungrafted treatments were 12.92 and 12.14 kg/m3, respectively. The mean WUE values for both years for furrow-grafted and furrowungrafted were 9.38 and 7.90 kg/m3, respectively. Comparing drip-grafted to other treatments, WUE were 6%, 27% and 38% higher than drip-ungrafted, furrow-grafted and furrow-ungrafted treatments, respectively. WUE under drip irrigation is higher than that of 108 furrow irrigation, which is very expected because of the water saving feature of the drip method. Under furrow irrigation WUE is 18.7% higher with grafted than ungrafted tomato, while under drip irrigation WUE is 6.4% higher with grafted than ungrafted tomato. The differences in WUE are more notable under furrow irrigation as compared to drip irrigation. Our interpretation is that the benefits of grafting increase when unfavorable growing conditions occur, again confirming the results of Lykasand et al, (2007) who reported that in an open hydroponic system, grafted tomato had higher WUE relative to ungrafted tomato. G.D.SEMİZ, E.YURTSEVEN Water Use Efficiency Water use efficiency, kg/m 3 14 12 10 8 6 4 Drip Furrow 2 0 Grafted Ungrafted Cultivar Figure 5. Water use efficiency of grafted and ungrafted tomato under furrow and drip irrigation. 3.4 Salinity Distribution Soil salinity was monitored with monthly sampling (and measurement of EC in an extract with a soil: water ratio of 1:2.5). Figures 6 and 7 represent seasonal mean EC distributions for furrow and drip method in mS/m, respectively. Plants were located at 12.5 cm away from the position 0 (Figure 6 and 7) in the row where drip lines and furrow ridges were placed. Soil salinity increased towards the furrow ridges and decreased towards the drip lines. These Figures show that the drip method provides a more favorable salinity distribution for plants as compared to the furrow method. Figure 6. The mean salinity (EC1:2.5 in mS/m ) distribution for furrow irrigation. Figure 7. The mean salinity (EC1:2.5 in mS/m ) distribution for drip irrigation. 109 Salinity Distrubution, Water Use Efficiency and Yield Response of Grafted and Ungrafted Tomato (Lycopersicon esculentum) under Furrow and Drip Irrigation with Moderately Saline Water in Central Anatolian Condition 4. Conclusion We conclude that the advantages of the grafting technique appear better when the environmental conditions for the plant are less than ideal. The current study revealed that the yield increase with the drip-grafted combination versus furrow-ungrafted combination is 35% in the semi-arid central Anatolian climatic condition. While, the yield of grafted plants is 6% higher than ungrafted plants under drip irrigation, it is 18.9% higher under furrow irrigation. In spite of the fact that the yield of grafted tomato under furrow irrigation is lower than under drip irrigation (13.6%), the yield decrease is more notable for furrow when comparing grafted to ungrafted (27%). Irrigation water requirement and seasonal mean evapotranspration are 722.5-876 mm and 790942.6 mm for drip and furrow irrigation, respectively. With drip irrigation, saved irrigation water is 21% of the total. Water use efficiencies of grafted tomatoes are higher than ungrafted tomatoes under both drip (6%) and furrow (18.7%) irrigation, however the difference is greater for furrow irrigation. Actual salinity which plants experience alters between EC at field capacity and moisture level where irrigation starts. Actual soil water salinity increases with decreasing water content in the root zone, but ECe value of sampled soil from root zone stays constant, since the water content at saturation or reference water content does not change. It is also important to know salinity distribution to understand the severity of salinity experienced by plants. Consequently, we consider that salinity reports should maintain irrigation intervals which directly represent moisture content for allowed driest period. In brief, soil salinity at a moisture level of either saturated or any soil-water ratio alone may not give an exact idea about severity of salinity experienced by the plant. References Ayars, J.E., Schoneman, R.A., Dale, F., Meso, B., and Shouse, P., 2001. Managing subsurface drip irrigation in the presence of shallow ground water. Agricultural Water Management 47 (2001) 243±264 Biles, C.L, Martyn, R.D, and Wilson, H.D., 1989. Isozymes and general proteins from various watermelon cultivars and tissue types. HortScience 24: 810–812 Çetin, Ö., Yıldırım, O., Uygan, D., ve Boyacı, H., 2001. Irrigation scheduling of drip irrigated tomatoes using 110 class A pan evaporation. Turk. J Agric For. 26:171178. Cuartero, J. and Fernandez-Munoz, R., 1999. Tomato and salinity. Scientia Horticulturae 78, 83–125. Estan, M., Martinez-Rodriguez, M. M., Perez-Alfocea, F., Flowers, J.T., and Bolarin, M. C., 2005. Grafting raises the salt tolerance of tomato through limiting the transport of sodium and chloride to the shoot. Journal of Experimental Botany, Vol. 56, No. 412, pp. 703–712. Fernandez-Garcia, N. and Carvajal, M. 2003. Grafting, a Useful Technique for Improving Salinity Tolerance of Tomato?. Proc. IS on Greenhouse SalinityEds: A. Pardossi vdActa Hort 609. Fernandez-Garcia, N., Martinez, V., Cerda, A. and Carvajal, M. 2002. Water and nutrient uptake of grafted tomato plants grown under saline conditions. J Plant Physiol.159:899-905. Fernandez-Garcia, N., Martinez, V., Cerda, A. and Carvajal, M. 2004 Fruit quality of grafted tomato plants grown under saline conditions. Journal of horticultural Science & Biotechnology . vol. 79, no:6, pp. 995-1001 Gawad, G. A., Arslan, A., Gaihbe, A., and Kadouri, F., 2005. The effects of saline irrigation water management and salt tolerant tomato varieties on sustainable production of tomato in Syria (1999– 2002) Agricultural Water Management 78 (2005) 39–53 Greenway, H. and Munns, R., 1980. Mechanisms of salt tolerance in nonhalophytes. Annu Rev Plant Physiol 31: 149-190 Hanson, D. and May, D., 2004. Effect of subsurface drip irrigation on processing tomato yield, water table depth, soil salinity, and profitability. Agricultural Water Management. 68 (1). pp 1–17. Jensen M.E., and Burman R.D., (Ed.), Allen R.G., 1989. Evapotranspiration and irrigation water requirements. ASCE Manual Rep. Eng. Pract. No: 70, NY. Kahlon, M.S., Josan, A.S., Khera, K.L. and Choudhary, O.P., 2007. Effect of drip and furrow methods of irrigation on tomato under two irrigation levels. Indian Journal of Agricultural Research. Vol. 41, Issue : 4. Print ISSN : 0367-8245. Khah, E.M., Kakava, E., Mavromatis, A., Chachalis, D., and Goulas, C., 2006. Effect of grafting on growth and yield of tomato (Lycopersicon esculentum Mill.) in greenhouse and open-field. Journal of Applied Horticulture, 8(1): 3-7. Lee, J.M., 1994. Cultivation of grafted vegetables I. Current status, grafting methods, and benefits. HortScience 29: 235–239 Malash, N., Flowers, T. J., and Ragab, R., 2005. Effect of irrigation systems and water management practices using saline and non-saline water on tomato production. Agricultural Water Management. 78 (1), pp 25-38. Malash, N. M., Ali, F. A., Fatahalla, M. A., Khatab, E. A., Hatem, M. K. and Tawfic, S., 2008. Response of tomato to irrigation with saline water applied by difrent irrigation methods and water management strategies. International journal of plant protection, 2 (101-116). G.D.SEMİZ, E.YURTSEVEN Martorana, M., Giuffrida, F., Leonardi, C., and Kaya, S., 2007. Influence of Rootstock on Tomato Response th to Salinity Proc. VIII IS on Protected Cultivation in Mild Winter Climates Eds.: A. Hanafi and W.H. Schnitzler Acta Hort. 747, ISHS. Öztekin, G. B., Leonardi, C., Caturano, E., and Tüzel, Y., 2009. Role of Rootstocks on Ion Uptake of Tomato Plants Grown under Saline Conditions. Proc. IS on Prot. Cult. Mild Winter Climate Eds.: Y. Tüzel et al. Acta Hort. 807, ISHS. Qaryouti, M.M., Qawasmi, W., Hamdan H. and Edwan, M., 2007. Tomato Fruit Yield and Quality as st Affected by Grafting and Growing System Proc. I IS on Fresh Food Quality Eds. A.N. Fardous vd Acta Hort. 741. Santa-Cruz, A. and Cuartero, J., 2002. Response of Plant Yield And Leaf Ion Contents to Salinity in Grafted Tomato Plants. Proc. 5th IS Protect. Cult. Mild Winter Clim. Acta Hort. 559, ISHS 2001. Singandhupe, R.B., Rao, G.G.S.N., Patil, N.G., and Brahmanand, P.S., 2003. Fertigation studies and irrigation scheduling in drip irrigation system in tomato crop (Lycopersicon esculentum L.) Europ. J. Agronomy 19 (2003) 327/340. Sutton, K.F., Lanini, W. T., Mitchell, J. P., Miyao, E. M., and Shrestha, A., 2006. Weed Control, Yield, and Quality of Processing Tomato Production under Different Irrigation, Tillage, and Herbicide Systems. Weed Technology Vol 20 (4) pp 831–838. Tachibana, S., 1982. Comparison of effects of root temperature on the growth and mineral nutrition of cucumber cultivars and figleaf gourd. J Jpn Soc Hort Sci 51(3): 299–308. Tachibana, S., 1988. The influence of root temperature on nitrate assimilation by cucumber and figleaf gourd. J Jpn Soc Hort Sci 57: 440–447. Tachibana, S., 1989. Respiratory response of detached roots to lower temperatures in cucumber and figleaf gourd grown at 20 °C root temperature. J Jpn Soc Hort Sci 58: 333–337. 111 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 113-120 The Potato Storage in The Volcanic Tuff Storages in Turkey Turgut Öztürk University of Ondokuz Mayis, Faculty of Agriculture, Department of Agricultural Structures and Irrigation, 55139 Atakum - Samsun, Turkey Abstract: The quality of potato, and its storage life, is reduced by the loss of moisture, decay and physiological breakdown. These deteriorations are directly related to storage temperature, relative humidity, air circulation and gas composition. Potatoes being a living organism require an effective management for storage. Many studies have been carried to investigate the suitability of various storage systems for safe storage of potatoes. In this study, the knowledge about volcanic tuff storages used in potato storage in Niğde and Nevşehir regions in Turkey, does not have an example in the world has been given. These storages have not any cooling and heating equipment. Hence, potato storage in these warehouses brings an important cost advantage for companies. In Turkey, many commercial companies wishing to benefit from this cost advantage prefer to volcanic tuff storages for the storage of potatoes. There are over two thousand volcanic tuff storage formed for this purpose in the region. Key words: Potato, Storage, Volcanic Tuff Türkiye’de Volkanik Tüf Kaya Depolarda Patates Depolaması Özet: Patatesin kalitesi ve depolama ömrü; yumru nem kaybı, çürüme ve fizyolojik bozulmayla azalmaktadır. Bu bozulmalar doğrudan doğruya depo sıcaklığı, bağıl nemi, havalandırma ve gaz kompozisyonuyla ilişkilidir. Patates canlı bir organizma olduğu için depolamada etkin bir yönetim ister. Patatesin güvenli bir şekilde depolanabilmesi için uygun depolama sistemlerini saptamak amacıyla birçok çalışma yürütülmüştür. Bu çalışmada Türkiye’de Niğde ve Nevşehir yörelerinde patates depolamak amacıyla kullanılan ve dünyada bir örneği daha olmayan volkanik tüf kaya depolama sistemi hakkında bilgi verilmiştir. Bu depolar herhangi bir soğutma veya ısıtma donanımına sahip değildir. Bundan dolayı bu depolarda patates depolama firmalar için büyük bir maliyet avantajı sağlamaktadır. Türkiye’de birçok ticari firma bu fiyat avantajından faydalanmak amacıyla patates depolamasında volkanik tüf kaya depoları tercih etmektedir. Bu amaçla bölgede depo olarak kullanılmak amacıyla iki binin üzerinde volkanik tüf kaya depo bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: Patates, Depolama, Volkanik Tüf 1. Introduction The common potato (Solanum tuberosum) is one of around 150 tuber-bearing species of the genus Solanum (family Solanaceae). The potatoes cultivated in South America as early as 1800 years ago probably consisted of a mixture of varieties; in the same area today, as many as 60 varieties may be distinguished in a single village market ( Ooster ,1999). The potato (Solanum tuberosum L.) is the most important food crop in the world after wheat, rice and maize. China is the biggest producer potatoes (approx. 65 million tones). The other important countries in the potato cultivation are Russia (32 million tones), India (24 million tones), U.SA (21 million tones) and Ukrainian (16 million tones) respectively (FAOSTAT, 2010). In the year 2008, the world’s potato production is 322.412.701 tones, also Turkey’s potato production is 4 246 207 tones (FAOSTAT, 2010). Potatoes are consumed in different forms such as cooked, roasted, french-fried, chipped etc. Cooking often reduces mineral and vitamin constituents. If potato flour is mixed with bread flour 3-5% ratio, bread taste enhances and staling delays. Besides, potato starch is widely used in making salami and sausages. (Arıoğlu, 2000; Eltawil et al., 2006). 113 The Potato Storage in The Volcanic Tuff Storages in Turkey Potatoes are rich in carbohydrate and provide significant quantities of proteins, minerals (iron), vitamins (B complex and vitamin C) and dietary fiber and antioxidants (Tarn et al., 2006). The quality of potatoes is dynamic and continues to change as a result of physiological activity owning to accumulation of reducing sugars and depletion of starch. Therefore, sugar and starch are the main components affected by post-harvest metabolism in potato tubers (Nourian et al., 2003). Recently, the concept of potato starch has sparked new interest in the bioavailability of potato starch and its use as a source dietary fiber, particularly in adults (Sajilata et al.,2006).The beneficial physiological effects of potato starch include prevention of colon cancer, hypoglycemic effects providing improved metabolic control in type II diabetes, as a prebiotic, reduction of gall stone formation, hypocholesterolemic effects, inhibition of fat accumulation, and absorption of minerals (Leeman et al., 2005). Potato is a seasonal crop. There is but one potato crop per year in temperate climates. Storage is necessary for a continuous supply to the market of fresh potatoes. This means that part of the crop must be stored during 8 to 10 months. The demands for steady supply of potatoes increased ever since potato has been used for industrial processing. Storage of potato has therefore become an essential part of the potato industry. Potato is a perishable but storable crop. Storability of potato, however, can be affected by weather conditions during growth and at harvest time. Given favorable conditions, quality potato can be stored well during extended periods of time (Rastovski, 1988). The potato is a semi-perishable commodity. In Turkey, the potato is harvested at the end of summer. The purpose of storage is to maintain tubers in their most edible and marketable condition and to provide a uniform flow of tubers to market and processing plants throughout the year. In this study, the knowledge about volcanic tuff storages used for potato storage in Niğde and Nevşehir regions in Turkey, does not have an example in the world has been given. 2. Storage of Potato Potato can be stored in any farm building. Storage of potato can be bulk storage, storage in crates, and storage in sacks. Potato warehouses must be properly insulated to keep stored potatoes healthy. It is recommended that enough insulation be installed to achieve a minimum thermal resistance (*RSI) of 6.1 (**R). This is equivalent to 10 inches (250 mm) fiberglass or 6 inches (150 mm) of polyurethane insulation. In addition, ventilation is the most important factor for maintaining desired temperature, relative humidity, and air quality in the storage. The warehouses can be mechanically ventilated or naturally ventilated. Bulk storage can be vertically or horizontally ventilated. The design of ventilation system in the potato storages structure is similar to the ventilating systems of other farm structures (Ooster, 1999 ; Small and Pahl, 2009). Potatoes are stored successfully when the storage environment conditions are set to match the requirements of the crop and the purpose for which it is stored. Ideally, potatoes are harvested when the pulp temperatures are around 15°C. A continuous supply of air, at a slow rate, will help equilibrate the pile temperature reducing the chances of temperature differential in different areas of the pile. The relative humidity should be maintained at 90-95%. Once the storage is filled to capacity the temperature of the pile is maintained at 10-12°C for two weeks to cure the potatoes. This would include the time for bringing the pulp temperature to 10-12°C. Once the curing is complete the pile temperature is cooled to the holding conditions. The holding temperature is determined by the end use of the potatoes (Shetty, 2010). During storage, weight and quality loss should be minimized. Storage losses are determined mainly by potato condition, storage conditions, and duration of the storage period. Weight losses are caused by; -Respiration, - Evaporation of inter- or intracellular moisture from the potato, m2 .0 C h. ft 2 .0 F , * *R * RSI W Btu -Sprouting, - Storage diseases. 114 T.ÖZTÜRK Four variables to determine storage losses are the potato variety, pre-storage conditions, storage conditions and storage duration. It must be realized that storage losses cannot be avoided even by optimal storage.The approximately values of storability of potatoes at different temperatures was shown in Table 1 and ideal storage temperature for potato as per different uses was shown in Table 2. Critical for good storage environment are successful management of temperature, relative humidity, CO2 level of the store and air change system. Daily monitoring of these factors is crucial for maintaining good quality. The temperature within the storage facility and the outside ambient air can be measured with a simple minimum and maximum thermometer situated away from external influences, particularly direct sunlight. Relative humidity should be monitored by using a wet and dry bulb thermometer in a sling or battery–operated psychrometer. Portable CO2 meters are useful tools when monitoring potato storages. (Booth and Shaw, 1987; Kleinkopf, 1995). Numerous factors affect potato quality and many them relate to the chemical composition of tuber which is influenced by the environment during storage. The extent of biochemical changes occurring in tubers during storage. Post-harvest quality losses in stored potatoes can also occur through both physiological and disease related processes. Two of the most important physiological processes affecting potato storage and market quality (Salunkhe et al., 1989). Climatic factors, but particularly temperature, influence both the choice of storage systems and the details of store design. Good storage should prevent excessive loss of moisture, development of rots, and excessive sprout growth. It should also prevent accumulation of high concentration sugars in potatoes, which results in dark-coloured processed products. Temperature, humidity, CO2 and air movement are the most important factors during storage (Robert, 1988). Systems used for potato storage all over the world are characterized in Fig. 1. As can be seen in Fig.1, the potatoes can be stored in different systems. This study focused on storage systems of potatoes in volcanic tuff storages. The volcanic tuff storages used for long-term storage of potato are located in Niğde Nevşehir regions in Turkey. Table1. Storability of potatoes at different temperatures (Eltawil et al., 2006). Average storage temperature, °C Storability, months 5 6 10 15 3-4 2-3 20 2-3 25 2 30 1 Table 2. Recommended storage temperature for potatoes for different usage (Ooster, 1999). Potato Destination Storage temperature, °C Seed potatoes 2-4 Consumer potatoes 4-5 French fry dried products 5-8 Chip industry 7-10 Starch and derivatives 6 115 The Potato Storage in The Volcanic Tuff Storages in Turkey Figure1. The storage systems for potatoes (Ooster, 1999). 3. Volcanic Tuff Storages Fifty percent of potatoes (approx.2.5 million ton) produced in Turkey are stored in the volcanic tuff storages in Niğde-Nevşehir region. The volcanic tuff storages used for potato storage in the region are formed by Tunnel Boring Machine (Fig. 2).Volcanic tuff in the area around Niğde-Nevşehir in Turkey consists of glassy particles of variable silica (SiO2), alumina (Al2O3) and iron oxide (Fe2O3) content. The abundant phase is silica (69 %). The bulk density of volcanic tuff is 702 kg/m3 .The proportion of bulk water absorption in volcanic tuff ranges between 30.4 and 44.75%. These rocks in the region formed as a result of 116 suddenly cooling and suddenly leave of the gases during volcanic activities. According to the Mohs scale, the hardness of volcanic tuff is 6.5-8.0. The pores aren’t usually interconnected. The porosity is 44-52% (Bekar et al., 2006; Stück et al., 2008). Hence, the thermal conductivity of volcanic tuff in the region is very low. It is preferred for the potato storage (Fig .3). Volcanic rocks have been drilled in the form of a long corridor. There are many partitions in the form of lodge and in length 10 to 200 meters on the corridor. These partitions are connected to alley corridor (Fig 4). T.ÖZTÜRK Figure 2. Tunnel boring machine (TBM) Figure 3. The exterior view of volcanic tuff storages Figure 4. The hallway 117 The Potato Storage in The Volcanic Tuff Storages in Turkey The partitions are average 5m in width, 7 m in height and L or U cross section. In this context, 10-15 trucks could drive on the hallway for enter-exit at the same time (Fig. 5). The cross -section of chambers are vary according to the storage capacity. In the ceiling of chambers are natural ventilation chimneys. These chimneys are opened to exterior environment (Fig. 6). Figure 5. The truck on hallway The volcanic rocks can be easily dilled by Tunnel Boring Machine (TBM). When the volcanic tuff that contain excessive moisture contact with air is becoming harder. While the volcanic tuff moisture out, the evaporation has occurred. Depending on evaporation, the ambient temperature in the storage falls. In this context, although the outside temperature at the storage season is kept at 35 0C, temperature in the storages is between 0 and 5 0C.The average storage period for potatoes stored in the volcanic tuff storages is eight months. These storages have not any cooling and heating equipment. Hence, potato storage in these warehouses brings an important cost advantage for companies. Many commercial firms wishing to benefit from this cost 118 advantage prefer to volcanic tuff storages for the storage of potatoes. There are over two thousand volcanic tuff storages formed for this purpose in the region. In the volcanic tuff storages, onion and citrus fruits brought from other regions as well as potato produced in this region are also stored. Some commercial firms can store over sixty thousand tones potato in this rock stores. Potatoes are placed in the volcanic tuff storages from October to November, kept on hold until the end of May after 7-8 months storage (Fig. 7). At the end of storage period, the storage walls are washed with pressure water. In addition to this, fumigation is done against disease and pests (Fig. 8). T.ÖZTÜRK a) Storage entry b) Panoramic view from the natural ventilation chimneys Figure 6. Volcanic tuff storages Figure 7. Taking of potatoes to the volcanic tuff storages Figure 8. Cleaning in the storages 119 The Potato Storage in The Volcanic Tuff Storages in Turkey References Arıoğlu, H., 2000. Starch and sugar crops. Çukurova Tarn, T. R., Tai, G. C. C. and Liu, Q., 2006. Quality University, Agriculture Faculty, General Publication improvement. In:J.Gopal, S. M. Paul Khurana No:188, Textbooks Publication No: A-57, Adana. (in /Eds.),Handbook of potato production, improvement and Turkish). postharvest management, pp. 147-178.Food Products Bekar, M., Sapcı, N. and Gündüz, L., 2006. The use of Press, New York. volcanic tuffs from Aksaray region as plaster material. IVth National crushed stone symposium, 2-4 December, 2006,İstanbul. Booth, R. H. and Shaw, R. L., 1987. Principles of potato storage. International Potato Centre, Lima, 105p. Eltawil, M. A, Samuel, D.V.K. and Singhal, O. P., 2006. Potato storage technology and store design aspects. Agricultural Engineering International: the CIGR Ejournal. Invited Overview, April, .No. 11. Vol. VIII. FAOSTAT,2010. World crop production statistics. Available < http://faostat.fao.org>. Kleinkopf, G. E., 1995. Early season storage. American Potato Journal,(72),pp. 449-462. Leeman, A. M., Barström, L.M. and Björk, I.M., 2005. In vitro availability of starch in heat-treated potatoes as related to genotype, weight and storage time. Journal of Sci. Food Agric.,(85),pp.751-756. Nourian, F., Ramaswany, H.S. and Kushalappa, A. C., 2003. Kinetic changes in cooking quality of potatoes stored at different temperatures. Journal of Food Engineering (60), pp. 257-266. Ooster A., 1999. Storage of Potatoes. CIGR Handbook of Agricultural Engineering, Volume IV, Agro-Processing Engineering Edited by CIGR–The International Commission of Agricultural Engineering, Volume Editor:F. W. Bakker-Arkema, The American Society of Agricultural Engineers, U.S.A. Rastovski, A., 1988. Agrometeorology of the Potato Crop. In: Rastovski, A, Stigter, C.J.; Rijks, D.A (eds.) Storage of Potato in Temperate Climates. Stigter, C.J.; Rijks, D.A. Acta Horticulturae 214, Special issue co-published by ISHS and WMO (1988) 201 pp. Wageningen, Netherlands. Robert H. B., 1988. Agrometeorology of the Potato Crop. In: Robert H. B., Stigter, C.J.; Rijks, D.A (eds.) Agrometeorology and Potato Storage in third World Countries. Acta Horticulturae 214, Special issue copublished by ISHS and WMO (1988) 201 pp. Wageningen. Sajilata, M. G., Singhal, R. S. and Kulkarni P.K., 2006. Resistant starch –a review, Comprehensive Reviews in Food Science and Food Safety 5 (2006), pp. 1–17. Salunkhe, D. K., Desai, B.B. and Chavan, J.K., 1989. Pototes.In:.Michhael Eskin (eds.).Quality and preservation of vegetables,pp.1-52,CRC Press INC:, Florida. Shetty, K. K., 2010. Potato storage management for disease control. Potato Storage Research, University of Idaho, 3806 North 3600 East Kimberly, ID 83341. Small, D. and Pahl, K., 2009. Potato Storage Management Storage Structures and Ventilation, Agriculture and Rural Development, Government of Alberta. Stück, H., Forgo, L. Z., Rüdrich J., Siegesmund, S. and Török, A., 2008. The behavior of consolidated volcanic tuffs: weathering mechanisms under simulated laboratory conditions. Environmental Geology, (56), pp. 699–713 120 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2010, 27(2), 121-129 Tarım Arazilerinin Parçalanmasını Önlemeye Yönelik Mevzuat Üzerine Bir İnceleme Kadir Ekinci 1 Murat Sayılı 2 1- 19 Mayıs İlçesi Kaymakamlığı, 55420 Samsun 2- Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, 60240 Tokat Özet: Türkiye’de tarım işletmesi sayısı çok fazla, işletme büyüklüğü düşük ve araziler çok parçalıdır. Bu parçalanma nedenleri; arazilerin sanayi ve turizm tesisleri, baraj, yol, konut yapımı gibi amaç dışı kullanılması ile birlikte kiracılık ve/veya ortakçılık şeklinde işletilmesi gibi faktörlerdir. Tarım arazilerinin parçalanması neticesinde önemli ekonomik kayıplar meydana gelmektedir. Bu çalışmada, Türkiye’deki tarım arazilerinin parçalanmasını önlemeye yönelik olarak çıkarılan mevzuat incelenmiş, uygulamada görülen aksaklıklar ve eksiklikler tespit edilmiş, bu aksaklık ve eksikliklere karşı gerekli öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Tarım Arazisi, Parçalanma, Yasal Düzenlemeler A Review of Legislation to Prevent Fragmentation of Agricultural Land Abstract: In Turkey, the number of agricultural farms is too, farm size is low and land is very fragmented. The causes of land fragmentation are the use of lands except for purposes such as industrial and tourism facilities, dams, roads, housing etc. and tenancy and/or partnership. Significant economic losses as a result of agricultural land fragmentation has occurred. In this study, to prevent fragmentation of agricultural land in Turkey, issued the legislation reviewed in the application of common defects and deficiencies are identified, the necessary recommendations to the faults and shortcomings are presented. Keywords: Agricultural Land, Fragmentation, The Legal Arrangements 1. Giriş Son yıllarda tarım, toplumlar için nüfus artışına bağlı olarak önemli bir sektör niteliğine kavuşmuştur. Dünyadaki nüfus artışı ile birlikte günümüzde bazı ülkelerde görülen ve gelecekte diğer ülkelerde de ortaya çıkma riski bulunan açlık sorunu, toplumları tedirgin etmektedir. Bu durum, bir yandan mevcut ekilebilir alanlarda üretimi artırıcı yeni tekniklerin uygulanmasını, diğer yandan bugün için verimsiz kabul edilen toprakların da üretime açılarak, tarımsal ürün üretim hacminin artırılması mümkün hale getirmiştir. Böylece tarımsal üretim teknolojilerinin artırılması ile mevcut üretimi 5-6 kat çoğaltmak mümkün olabilmektedir (Bayraç ve Yenilmez, 2006). Uzmanların görüşleri; 21. yüzyılda gıdanın stratejik konumda olacağı, artan dünya nüfusunun beslenme gereksiniminin karşılanması bakımından gıda üretimi yönünde, vazgeçilemez üretim faktörlerinden birisinin toprak olduğu saptaması, ülke topraklarının yetenek ve niteliklerinin belirlenmesi ve arazi kullanım planlamasının yapılmasını zorunluluk olarak ortaya koymaktadır (Anonim, 2000). Toprak kaynakları sınırlı olduğundan istenilen düzeyde ihtiyaç duyulan tarımsal üretim artışı; ancak birim alandan sağlanan verimin artırılmasının temini ile mümkündür. Birim alandan sağlanan verimin artırılması; teknoloji seviyesi, üretimde kullanılan tohum, gübre, ilaç, sulama vb. girdilerin miktarı ve kalitesinin yanı sıra, tarımsal bünye ile de yakından ilgilidir. Tarımsal bünyedeki yapısal bozukluklar verimi azaltıcı tesirlerde bulunduğu gibi, verimi artırıcı tedbirlerin alınmasını da engellemektedir. Bu nedenle tarımsal bünyenin ıslah edilmesi hususu ön plana çıkmaktadır. Türkiye’de tarım işletmelerinin çoğunluğu yeter büyüklükte olmadığı gibi, tarım toprakları çok parçalanmış ve verimli biçimde işlenemeyecek duruma gelmiştir. Parçalılık ve dağınıklılık nedeniyle tarımsal yapıda görülen bozukluklar verim üzerine olumsuz etki yaptığı gibi verim artırıcı önlemlerin alınmasını zorlaştırmakta ve maliyetlerin yükselmesine de neden olmaktadır. Sermaye veya işgücü sıkıntısı içerisinde bulunan tarım işletmelerinden bir bölümü arazilerin tümünü işleyemedikleri için, bir bölümünü kiracılık ve/veya ortakçılık yoluyla işlemektedirler. Bu durum, arazilerin kullanma yönünden parçalanmasına neden olmaktadır. Ayrıca kentlerde oturup köydeki arazilerin bir bölümünü veya tamamını kiracı ve/veya ortakçıya verenler de parçalanmada etkendirler (Almus, 1999). 121 Tarım Arazilerinin Parçalanmasını Önlemeye Yönelik Mevzuat Üzerine Bir İnceleme İşletmelerin sahip olduğu arazi büyüklüklerinin yetersiz olması, işletmelerde ulaşım ve taşıma kayıplarını, dolayısıyla maliyeti arttırmaktadır. Bunun sonucunda çiftçiler arazilerine gereken önemi verememekte, modern girdileri uygulayacak ortam bulamamakta ve sermaye birikimini yaratamamaktadır. Belirlenen yapı içerisindeki bu işletmelerde yer alan arazi parçalarına yol, su, drenaj ve tesviye gibi altyapı hizmetleri güçleşmekte ve maliyeti de yüksek olmaktadır. Tarımsal yapıda yukarıda belirtilen bu bozuklukları gidermek için uygun yöntemlerden biri de arazi toplulaştırma çalışmalarıdır. Tarım işletmelerinin, küçük parçalar halinde değişik yerlere dağılmış olan arazilerinin uygun olanlarını, üretimi ve verimi artıracak şekilde birleştirilmesi dar anlamda arazi toplulaştırmasıdır. Arazi toplulaştırması; fazla parçalanmış, dağılmış arazilerin modern işletmecilik esaslarına göre birleştirilmesi, tarla içi yol şebekelerinin, sulama kanallarının tahliye sistemlerinin, arazi tesviyesi, toprak ıslahı, drenaj ve toprak muhafaza hizmetlerinin inşası, çevre planlaması, kırsal alanın korunması, sosyal ve kültürel hizmetler için arsa gereksiniminin karşılanması, köy içi yolların, baraj, karayolu, sulama ve drenaj kanallarına ait ortak tesisler için arazi kayıplarının karşılanması gibi konuları kapsamaktadır (Takka, 1993). Tarım arazilerinin parçalanması neticesinde önemli ekonomik kayıplar meydana gelmekte ve elde edilen tarımsal ürünlerin maliyetlerin artması nedeniyle de özellikle dış ticarette üreticiler dezavantajlı konuma düşmektedir. Ayrıca teknolojinin durmadan ilerlediği günümüzde, modern teknoloji adına Türkiye’de istenilen düzeyde ilerlemeler sağlanamamaktadır. Bu nedenle tarımda üretim artışı ve verimliliği sağlamanın, hem kırsal kesim hem de ülke ekonomisi açısından önemi vardır. Kırsal alanların geliştirilmesi ve kentsel alanlarla arasındaki farklılığın azaltılmasında odak noktası tarımsal işletme olmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’deki tarım arazilerinin parçalanmasını önlemeye yönelik olarak çıkarılan mevzuat incelenmiş, uygulamada görülen aksaklıklar ve eksiklikler tespit edilmiş, bu aksaklık ve eksikliklere karşı gerekli öneriler sunulmuştur. 122 2. Materyal ve Yöntem Çalışmada, Türkiye’de tarım arazilerinin parçalanmasını önlemeye yönelik çıkarılan kanunlar, yönetmelikler ve tüzükler kullanılmıştır. Ayrıca Türkiye İstatistik Kurumu’nun web sitesinde bulunan bilgilerden ile konu ile ilgili kurum ve kuruluşlarla birebir görüşmelerden de yararlanılmıştır. Bununla birlikte daha önce yapılmış benzer çalışmalardan da faydalanılmıştır. Elde edilen tüm veriler birleştirilerek değerlendirme yapılmıştır. İstatistiksel veriler tablolar halinde düzenlenmiştir. 3. Türkiye’de Arazi Parçalanmasının Belli Başlı Nedenleri ve Sonuçları Arazi parçalanması, bir işletme toprağının birbirinden ayrı çok sayıda parçalara ayrılarak, toprak genişliğinin küçülmesi olarak tanımlanmaktadır (Aksöz, 1969). Böylelikle bir tarımsal işletme, tarımın temel öğesi olan toprağın kullanılması açısından verimli olamayacak derecede küçülebileceği gibi, tarlalar da birbirinden uzak yerlerde dağınık durumda bulunabilmektedir (Aksoy, 1984). Parçalara ayrılma ve işletmelerin küçülmesi çoğunlukla birlikte gelişen bir olay olmaktadır (Aksoy ve ark., 1995). Türkiye’deki tarımsal işletmelerde verimliliği büyük ölçüde düşüren arazi parçalanmasının en önemli nedenlerini; “miras ve intikal yoluyla parçalanma” ile “hisseli ve bölünerek yapılan satışlarla parçalanmalar” oluşturmaktadır. Bunların haricinde daha az etkili de olsa; “coğrafi ve topoğrafik konumdan dolayı oluşan parçalanmalar”, “muhtelif amaçlarla yapılan kamulaştırmalar yoluyla parçalanmalar” ile “sermaye ve işgücü yetersizliğinden dolayı yapılan kiracılık ve ortakçılık yoluyla parçalanmalar”a da rastlanmaktadır. Tarımsal yapıyı iyileştirmeye yönelik düzenlemelerin ve tarım topraklarının yanlış kullanımından kaynaklanan sorunları önlemede başarısı geniş kapsamlı bir planlamaya bağlıdır. Bu iyileştirmeler, tarım topraklarının kullanımı ve korunmasına ilişkin bütün planlamaların etkin bir biçimde gerçekleştirildiği bir uygulama olmalıdır. Tarım topraklarının tarımsal işlevlerini birincil olarak ele alan planlamalara göre düzenlenmesi ve gereken iyileştirmelerin yapılması, doğal alanların K.EKİNCİ, M.SAYILI oluşturulması ve korunması çok yönlü bir programı gerektirmektedir (Gün, 2001). Türkiye’deki tarım işletmeleri yeterli genişliğe sahip değildir. Çiftçilerin işledikleri arazi miktarı; sınırlı ve birbirinden uzak çok sayıda parçalardan meydana geldiği için de, bunlar üzerinde düzenli işletmeler kurulamamakta ve mevcut durumuyla istenilen üretim artışı sağlanamamaktadır. Türkiye’de tarım işletmelerinin sayısı parçalanmadan dolayı devamlı artmaktadır. 1950 yılında 2 274 675 adet olan işletme sayısı, 1980 yılında 3 650 910 adet, 1991 yılında 4 068 432 adet ve 2001 yılında 3 022 127 adet olmuştur (Anonim, 2009a). 2001 yılı Tarım Sayımı’na göre, tarımsal işletme sayısı 3 022 127 adet, işletmelerin sahip olduğu toplam parça sayısı 12 323 405 adet ve toplam arazi miktarı ise 184 348 223 da’dır. İşletme sayısı ve toplam parça sayısının çoğunluğu (sırasıyla %31,46 ve %31,09) 20-49 da arazi sahip işletmelerde bulunmaktadır. Arazi miktarı ise çoğunlukla 20-500 da arazi arasındadır (Çizelge 1). Çizelge 1. 2001 Tarım Sayımına Göre İşletme Büyüklüğü ve Parça Sayısına Göre İşletme Sayısı, Arazi Parça Sayısı ve Arazi Büyüklüğü İşletme Büyüklüğü İşletme Sayısı Toplam Parça Sayısı Arazi Miktarı (da) adet % adet % da % <5 5- 9 10- 19 20- 49 50- 99 100- 199 200- 499 500- 999 1000-2499 2500-4999 5000 + TOPLAM Kaynak: Anonim, 2009a. 178 006 290 461 539 816 950 840 560 049 327 363 153 685 17 429 4 199 222 57 3 022 127 5,89 9,61 17,86 31,46 18,53 10,83 5,09 0,58 0,14 0,01 0,00 100,00 Türkiye’de tarımsal yapının iyileştirilmesi hedefindeki temel unsur işletme büyüklüğü kavramında aranmaktadır. Türkiye’de mevcut tarım işletmelerini belirli büyüklüklere getirdiğimiz takdirde kırsal alandaki tarım işletmesi sayısı bir ailenin, yıllık geçimini (4,2 Milyar TL gelir) sağlayacak işletme büyüklüğü; kuru tarım alanlarında asgari 200 da, sulu tarım alanında asgari 100 da olması zorunluluğu vardır. Türkiye’nin sulanan tarım alanı yaklaşık 4,5 milyon ha’dır. Sulu tarım alanında 450 bin işletme, yaklaşık 22,5 milyon ha’lık kuru tarım alanında ise 1 125 bin adet işletme olmak üzere Türkiye’nin toplam 1 575 bin adet tarım işletmesi olması gerekmektedir. Bu işletmelere, örtü altı ve diğer tarımsal faaliyetler yapan 425 bin adet işletme ilave edildiğinde, ülkede olması gereken tarım işletmesi sayısı 2 milyon adet olarak hesaplanmaktadır (Anonim, 2000). 2001 yılı tarım sayımına göre işletmelerin, %19,48’i 1 parsel, %20,98’i 2 parsel, %16,06’sı 292 514 664 173 1 650 312 3 831 683 2 836 069 1 881 198 997 015 135 983 32 760 1 189 509 12 323 405 2,37 5,39 13,39 31,09 23,01 15,27 8,09 1,10 0,27 0,01 0,00 100,00 481 987 1 952 471 7 378 022 29 531 619 38 127 032 43 884 395 42 075 497 11 218 554 5 476 930 695 541 3 526 175 184 348 223 0,26 1,06 4,00 16,02 20,68 23,81 22,82 6,09 2,97 0,38 1,91 100,00 3 parsel, %20,96’sı 4-5 parsel, %16,03’ü 6-9 parsel, %7,08’i ise 10 ve daha fazla parsel üzerinde üretim yapmaya çalışmaktadır (Çizelge 2). Başka bir ifadeyle, 1-99 da arasında araziye sahip işletmeler toplam işletmelerin %83,3’ünü oluşturmalarına karşın toplam arazinin %42’sine sahiptirler. Bu gruba dahil işletmelere ait arazi parça sayısı ise tüm parsellerin %75’ini kapsamaktadır. Bu durum, Türkiye’deki tarımsal işletmelerin büyük çoğunluğunun 99 da’ın altında ve bu işletmelerin arazi parça sayılarının çok fazla olduğu gerçeğini göstermektedir. Kuşkusuz; işletmelerin sahip olduğu arazinin miktar olarak azlığı ya da çokluğu tek başına işletmenin büyük veya küçük olduğunu göstermeye yetmez. Arazinin bulunduğu bölge, ekolojik koşullar, kullanılan tarım tekniği, yetiştirilen ürünler ve toprağın verim gücü gibi etmenler de işletmenin arazi varlığı ile birlikte düşünülmesi gereken konulardır. Örneğin, 123 Tarım Arazilerinin Parçalanmasını Önlemeye Yönelik Mevzuat Üzerine Bir İnceleme Akdeniz sahil kuşağında bulunan ve pazar değeri yüksek olan ürünlerin yetiştirildiği 4 ha araziye sahip işletme, Doğu Anadolu yada İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan 30 ha kuru araziye sahip işletmeden daha değerlidir. Bu nedenle işletmelerin arazi büyüklüklerinin coğrafi bölgeler itibariyle incelenmesinde yarar vardır (Anonim, 2000). Çizelge 2. 2001 Tarım Sayımına Göre Türkiye Tarım İşletmelerindeki Arazi Parçalılık Durumu İşletme Sayısı (adet) İşletme büyüklüğü (da) 1 Parça 2 Parça 3 Parça 4-5 Parça 6-9 Parça <5 109 996 40 138 17 976 8 058 1 771 5- 10 - + Parça 67 9 106 387 91 067 45 809 34 787 11 448 964 10- 19 20- 49 50- 99 127 077 141 829 62 493 152 162 198 325 83 884 93 148 167 776 85 786 103 860 228 515 135 105 53 358 162 582 131 739 10 211 51 812 61 043 100- 199 26 805 47 895 50 056 69 482 80 865 52 261 200- 499 11 692 19 071 21 931 31 585 37 596 31 812 500- 999 1 967 1 022 2 397 3 328 3 933 4 782 1000-2499 493 526 464 528 1 134 1 054 2500-4999 18 48 6 63 83 4 5000 + TOPLAM Oran (%) Kaynak: Anonim, 2009a. 9 3 3 5 11 26 588 766 634 141 485 352 615 316 484 520 214 036 19,48 20,98 Kuşkusuz; işletmelerin sahip olduğu arazinin miktar olarak azlığı ya da çokluğu tek başına işletmenin büyük veya küçük olduğunu göstermeye yetmez. Arazinin bulunduğu bölge, ekolojik koşullar, kullanılan tarım tekniği, yetiştirilen ürünler ve toprağın verim gücü gibi etmenler de işletmenin arazi varlığı ile birlikte düşünülmesi gereken konulardır. Örneğin, Akdeniz sahil kuşağında bulunan ve pazar değeri yüksek olan ürünlerin yetiştirildiği 4 ha araziye sahip işletme, Doğu Anadolu yada İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan 30 ha kuru araziye sahip işletmeden daha değerlidir. Bu nedenle işletmelerin arazi büyüklüklerinin 16,06 20,36 16,03 7,08 coğrafi bölgeler itibariyle incelenmesinde yarar vardır (Anonim, 2000). 1980-2001 yılları arasında toprak parçalılığı bakımından 1-3 parçalı işletmelerin oransal olarak artış göstermesi (1980’de %35,7, 1991’de %43,3 ve 2001’de %56,5) (Çizelge 3) ve tarım işletmesi sayılarında azalış olması (1980’de 3 558 675, 1991’de 3 967 000 ve 2001’de 3 022 127 adet) bir iyileşme olarak görülebilir. Toprak parçalılığında istatiksel veriler iyileşmeyi gösteriyorsa da 2001 yılında yaklaşık 700 bin işletmenin ortalama parça sayısının 6 ve üzeri olması parçalılığın önemli bir yapısal sorun olduğunu göstermektedir. Çizelge 3. Parsel sayılarına göre işletmelerin Farklı Tarım sayılarındaki oranları (%) Parça sayısı (adet) 1980 1991 1 9,5 43,3 2-3 26,2 2001 19,5 37,0 4-5 6-9 22,4 22,2 22,8 19,1 20,4 16,0 10 + Toplam 19,7 100,0 14,8 100,0 7,1 100,0 Kaynak: Anonim, 1980; Anonim, 1994; Anonim, 2009a. Yukarıda açıklanmaya çalışılan veriler ışığında, Türkiye’de nüfusun artışına paralel, işlenebilir arazilerin artmaması neticesinde, 124 toprak üzerindeki nüfus baskısının giderek arttığı ve tarımsal işletme arazisinin devamlı parçalandığı açık bir şekilde görülmektedir. K.EKİNCİ, M.SAYILI Artan nüfusun tarım dışı sektörlere çekilememesi ve diğer parçalanma nedenlerinden dolayı tarım işletmelerinin sahip olduğu araziler, belirtilen şekilde sürekli parçalanmakta ve ekonomik işletme büyüklüğünün altına düşmektedir. Her koşulda korunması gereken doğal kaynakların başında gelen toprağın amacı doğrultusunda kullanılması sürdürülebilir bir yaşam için gerekmektedir. Ancak Türkiye’nin tarım topraklarının Toprak Kullanım Planlamaları bulunmamaktadır. Ayrıca bu planlamalara ülke genelinde temel oluşturacak ayrıntılı çalışmalar ve veri tabanları çok az düzeyde bulunmaktadır (Cangir ve ark., 1995). Türkiye’nin tarım kesimindeki yapısal sorunlarını gidermede çözümsüz kalması etkin bir toprak politikasının olmamasından kaynaklanmaktadır. Tarım topraklarının korunmasına ilişkin yasal düzenlemeler eksik olup, yürürlükteki yasaların da uygulanmasında sürüp giden yanlışlıklar vardır. Bütünlükten uzak, tutarsız önlemlerle oluşturulan politikaların sonucu tarım toprakları hızlı bir biçimde sanayi, turizm ve inşaat gibi sektörlerin kullanımına açılarak geri dönüşü olmayan bir süreç içine girmiş bulunmaktadır. Yürürlükteki yasal düzenlemeler göz ardı edilerek toprakların kullanımı kamu yararı dikkate alınmadan, günün koşullarına ve siyasilerin eğilimlerine uygun olacak biçimde düzenlenmektedir (Gün, 2001). 4. Tarım Arazilerinin Parçalanmasını Önlemeye Yönelik Mevzuat 4.1. Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu 19.07.2005 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile tarım arazileri 4 ana sınıfa ayrılmıştır: 1- Mutlak Tarım Arazisi: Bitkisel üretimde; toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinin kombinasyonu yöre ortalamasında ürün alınabilmesi için sınırlayıcı olmayan, topografik sınırlamaları yok veya çok az olan; ülkesel, bölgesel veya yerel önemi bulunan, hâlihazır tarımsal üretimde kullanılan veya bu amaçla kullanıma elverişli olan arazilerdir. 2- Özel Ürün Arazisi: Mutlak tarım arazileri dışında kalan, toprak ve topografik sınırlamaları nedeniyle yöreye adapte olmuş bitki türlerinin tamamının tarımının yapılamadığı ancak özel bitkisel ürünlerin yetiştiriciliği ile su ürünleri yetiştiriciliğinin ve avcılığının yapılabildiği, ülkesel, bölgesel veya yerel önemi bulunan arazilerdir. 3- Dikili Tarım Arazisi: Mutlak ve özel ürün arazileri dışında kalan ve üzerinde yöre ekolojisine uygun çok yıllık ağaç, ağaççık ve çalı formundaki bitkilerin tarımı yapılan, ülkesel, bölgesel veya yerel önemi bulunan arazilerdir. 4- Marjinal Tarım Arazisi: Mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri ve dikili tarım arazileri dışında kalan, toprak ve topografik sınırlamalar nedeniyle üzerinde sadece geleneksel toprak işlemeli tarımın yapıldığı arazilerdir. Ayrıca bu kanunda; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından tarım arazilerinin korunması, geliştirilmesi ve kullanımı ile farklı sınıflandırmalar yapılabileceği 8. maddede belirtilmiştir. Bu kanunda yeter büyüklükte tarımsal arazi parseli, makineli tarımda toplam işlem zamanları ve alan kayıplarını optimum yapabilen, arazi nitelikleri, ürün deseni ve potansiyeline göre Bakanlık tarafından belirlenen ve daha fazla küçültülemeyecek en küçük parsel büyüklüğü olarak belirtilmiştir. Bu kanun ile beraber her ilde valinin başkanlığında Toprak Koruma Kurulları oluşturulmuştur. Kanunun uygulanmasındaki sekretarya hizmetleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yapılmaktadır (Anonim, 2005a). 4.2. Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu Uygulama Yönetmeliği 15.12.2005 tarih ve 26024 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin amacı; 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda öngörülen toprak ve arazi varlığının belirlenmesi, arazi kullanım planlarının yapılması, tarımsal amaçlı arazi kullanım ile toprak koruma plan ve projelerinin hazırlanması, erozyona duyarlı alanların, yeter büyüklükteki tarımsal arazi parsel büyüklüğünün tespiti ve toprak koruma kurulunun çalışmalarına ilişkin usul ve esasları belirlemek üzerine çıkarılmıştır. 125 Tarım Arazilerinin Parçalanmasını Önlemeye Yönelik Mevzuat Üzerine Bir İnceleme Bu yönetmelikte arazi yetenek sınıfları; toprak koruma ve kullanma verilerinin birlikte değerlendirilerek nitelikleri Bakanlık tarafından belirlenen, arazi kullanma kabiliyet sınıfları da denilen I – VIII arası sınıflamayı yapmıştır. Bu yönetmeliğin 11. maddesi, tarımsal arazi parsel büyüklüklerini; “tarım arazilerinde parsel büyüklüğü yörelere göre toplumsal, ekonomik ve ekolojik veriler gözetilerek belirlenir. Belirlenen parsel büyüklüğü; mutlak tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 1 ha, dikili tarım arazilerinde 0,5 ha, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 ha ve marjinal tarım arazilerinde 2 ha’dan küçük olmamak kaydı ile tarım makinelerinin arazi bozulmasına neden olmadan verimli çalışmasını mümkün kılacak büyüklükte oluşturularak kullanılır. Tarım arazileri bu büyüklüklerin altında ifraz edilemez, bölünemez. Arazi eğimi %3’ten fazla olan yerlerde parselin uzun kenarı eğime dik olarak planlanır. Ancak çay, fındık, zeytin gibi özel iklim ve toprak istekleri olan yerler ile seraların bulunduğu alanlarda, yörenin arazi özellikleri daha küçük parsellerin oluşmasını zorunlu kılıyor ise yukarıda belirtilen parsel büyüklüklerinden daha küçük parseller oluşturulabilir” şeklinde belirtmiştir (Anonim, 2005b). 4.3. Tarım İşletmelerinin Yeterli Tarımsal Varlığa Sahip Olup Olmadığının Tespitine Dair Yönetmelik 26.01.2003 tarih ve 25005 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Tarım İşletmelerinin Yeterli Tarımsal Varlığa Sahip Olup Olmadığının Tespitine Dair Yönetmelik, 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 659. maddesinin son fıkrası ve 441 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine dayanılarak hazırlanmış olup amacı ise; tarım işletmelerinin ekonomik bütünlüğünü korumak, işletme arazilerinin bölünmesini önleyerek sürdürülebilirliğini sağlamak ve yapılacak paylaşımlarda işletmelerin yeterli ekonomik varlığa sahip olup olmadıklarını tespit etmektir. Bu yönetmelik kapsamında; tarımsal işletmelerin değerinde azalmaya sebep olan ve ekonomik bütünlüğünü bozacak nitelikte miras yolu ile paylaşımlarını önlenmek için yapılacak çalışmalarda; paylaşıma konu işletmenin yeterli büyüklüğe ve varlığa sahip olup olmadığı, işletme varlığının bölünüp bölünemeyeceği 126 veya ne şekilde bölüneceğinin tespitinde uyulacak usul ve esaslardır. Bu yönetmelikte; “tarım işletmesinin değerinde azalmaya neden olan parsel bölünmelerinin önlenmesi için bölünemez tarımsal parsel büyüklüğü; nitelikleri Bakanlık tarafından çıkarılacak uygulama tebliği ile belirlenecek; mutlak tarım arazilerinde ve özel ürün arazilerinde 10 da, dikili tarım arazilerinde 5 da, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 3 da, marjinal tarım arazilerinde 20 da’dır. Bu rakamların iki katından küçük parseller bölünmez. Büyük parseller bölündüğünde bu rakamlardan küçük parseller oluşturulamaz” denilmektedir (Anonim, 2003). Ayrıca Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri’nce bu yönetmeliğin 5. maddesi gereği en az 2 ziraat mühendisinden oluşan komisyonların kurulması gerekmektedir. Bu komisyon yönetmeliğe uygun olarak belirlenen ekonomik bütünlüğe ve yeterli tarımsal varlığa sahip işletme büyüklüğü ile mevcut işletmenin birden fazla mirasçıya özgülenip özgülenemeyeceği, parsellerin özgülenmesinde ifraz ile ilgili göz önünde bulundurulacak hususları Sulh Hukuk Hakimliği’ne bildirilir. Bu husus günümüzde halen tüm ilgililerce ihmal edilmektedir. 4.4. Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanunu 01/12/1984 tarih ve 18592 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 3083 Sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun amaçlar kısmında 1. maddesi (c) bendi, ekonomik üretime imkan vermeyecek şekilde parçalanan tarım topraklarının gerektiğinde ve imkanlar ölçüsünde genişletilmesi suretiyle de toplulaştırılmasını, tarım arazisinin ailenin geçimini sağlamaya ve aile işgücünü değerlendirmeye yeterli olmayacak derecede parçalanmasını ve küçülmesini önlemek şeklindedir. Bu kanuna göre dağıtımı yapılan topraklar bölünemez ve haczedilemez ve kiraya verilemez. Çiftçilikten vazgeçilecek olursa toprak uygulayıcı kuruluşa rayiç bedeli karşılığında iade edilebilir (Madde 11). Yine bu kanunla mirasçıların tasarrufu; mirasın açılmasından itibaren 6 ay içinde kendi aralarında aile ortaklığı şeklinde işletmedikleri veya rızaen kendi aralarında devir ve temlik işlemlerini yapmadıkları hallerde, dağıtılan K.EKİNCİ, M.SAYILI toprak ve mevcutsa işletmeyle ilgili gayrimenkullerin bedeli, bu kanun hükümlerine göre ödenmek kaydıyla uygulayıcı kuruluş tarafından geri alınmakta ve uygulayıcı kuruluş, geri alınan işletmeyi, öncelikle mirasçılara veya topraksız veya az topraklı çiftçilerden birine tahsis edebilmektedir (Anonim, 1984). 4.5. Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Arazi Toplulaştırmasına İlişkin Tüzük 24.07.2009 tarih ve 27298 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2009/15154 Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Arazi Toplulaştırmasına İlişkin Tüzük ile; arazi toplulaştırması yapılmasına karar verilen yerlerdeki parsellerin tapu kütüğü sayfalarının beyanlar hanesine toplulaştırma alanına girdiğine dair şerh konulularak, bu şerh tarihinden itibaren toplulaştırma işlemi tamamlanıp tapuya tescili sonuçlandırılıncaya kadar taşınmazlar üzerindeki her türlü devir, temlik, ipotek ve satış vaadi, ifraz ve taksim, ayni ve şahsi haklar ile şerh işlemleri proje idaresinin talebi ve Bakanlık veya Valiliklerin izni ile yapılmaktadır. Toplulaştırma şerhinden sonra araziyi satın alan malik, önceki malikin taahhütlerini aynen kabul etmiş sayılır. Anlaşmazlıklara çözüm getirmek için gerekirse toplulaştırma amacına uygun olarak değerlendirilmek üzere, taşınmazlar 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince kamu kurumları tarafından satın alınabilmekte ve toplulaştırma kapsamında değerlendirilerek kanunun 17. maddesine uygun olarak satışı yapılabilmektedir (Anonim, 2009b). 4.6. Türk Medeni Kanunu 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 659. maddesi; “Terekede bulunan, ekonomik bütünlüğe ve yeterli tarımsal varlığa sahip bir tarımsal işletme, işletmeye ehil mirasçılardan birinin istemde bulunması hâlinde bu mirasçıya gelir değeri üzerinden bölünmeksizin özgülenir. Bir işletme, değerinde azalma olmaksızın birden çok yeterli tarımsal varlığa sahip işletmeye bölünebilecek nitelikte ise, sulh hâkimi bunları, istemde bulunan ve işletmeye ehil olan birden çok mirasçıya ayrı ayrı özgüleyebilir. İşletmenin yeterli tarımsal varlığa sahip olup olmadığı, tarım bölgeleriyle tarım türlerinin özellikleri göz önünde tutularak ilgili bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir” diye belirtilmektedir. Mirasçılardan birinin özgülenme istemine itiraz etmesi veya isteklilerin birden çok olması durumunda hakim kişisel yetenek ve durumları göz önüne alınarak kime özgüleyeceğine karar verebilir. Mirasçılar arasında ergin olmayan ayırt etme gücüne sahip altsoy varsa; paylaşma, bunlar ergin oluncaya kadar ertelenebilir veya mirasçılar arasında özgülemeye karar verilebilecek tarihe kadar aile malları ortaklığı kurulur. Mirasçılardan hiç biri tarımsal işletmenin bir bütün olarak kendisine özgülenmesini istemez veya özgülenme istemi reddedilirse, mirasçılardan her biri işletmenin bir bütün olarak satılmasını isteyebilir (Anonim, 2001). Miras yasaları (Türk Medeni Kanunu, madde 659-668) her ne kadar tarım topraklarının bölünmezliğini öngörmekte ise de, uygulamalarda, aile reisinin ölümü halinde topraklar çocukları arasında yasal hakları oranında parçalanarak paylaşılmaktadır. 4.7. Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 09.02.2007 tarih ve 26429 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5578 sayılı bu kanun ile bölünemez parsel büyüklüğü, önceden 10 da olan mutlak tarım arazileri 20 da’a çıkarılmıştır. Bu önemli bir gelişme olup mutlak tarım arazileri arazi yeteneği ve kabiliyeti olarak I. sınıf tarım arazileridir. Türkiye’nin en önemli ve en verimli tarımsal ovaları mutlak tarım arazileri grubu içerisinde yer almaktadır. Bu kanunun 2. maddesi son paragrafında; bölünemez büyüklükteki parsellerin mirasa konu olmaları ve üzerinde birlikte mülkiyetin olması durumunda ifraz edilemeyeceği belirtilmiştir (Anonim, 2007a). 4.8. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Arasında Yapılan Protokol Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü arasında 05.03.2007 tarihinde 127 Tarım Arazilerinin Parçalanmasını Önlemeye Yönelik Mevzuat Üzerine Bir İnceleme imzalanan bu protokol, 5578 sayılı kanunun 2. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak yapılmıştır. Türkiye’deki hisseli satış işlemleri günümüzde bu protokole bağlı kalınarak uygulanmaktadır. Hisseli satış yapacaklar önce Tapu Müdürlüklerine gitmekte daha sonra Tarım Müdürlüklerinden hisseli satışın olabileceği konusunda rapor almaktalar. Bu rapor Tapu Müdürlüğüne sunularak ilgili hisseli satış işlemi gerçekleşmektedir. Söz konusu protokolün (b) bendi; bölünemez büyüklüğün üzerinde olan tarım arazileri belirtilen miktarların (mutlak, marjinal ve özel ürün arazileri 20 da, dikili tarım arazilerinde 5 da ve örtü altı tarım yapılan yerlerde 3 da) üzerinde alana sahip parsellerin ifraz edilmemek şartıyla oranına bakılmaksızın hisseli olarak satılabileceği belirtilmiştir. Bölünemez büyüklükte ve birlikte mülkiyetin olduğu tarım arazilerinde, paydaşların veya iştirakçilerin tamamının birlikte katılımı ile üçüncü kişilere parselin tamamının satışı yapılabilmektedir (Anonim, 2007b). 5. Sonuç ve Öneriler Türkiye’de arazilerin parçalanmasının tehlike boyutlarını aştığı artık tamamen gün yüzüne çıkmıştır. Tarım arazilerinin parçalanmasını engellemek sadece mevzuatla değil, tarımsal yayım elemanlarınca bu konuda eğitim programları düzenlenerek, tarımsal işletmelerin bu konuda bilinçlendirilmelerinin sağlanması ile olacaktır. Çünkü özellikle Medeni Kanunda zorlayıcılığa dair bir madde bulunmamaktadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın çiftçi eğitim programları incelendiğinde bu konuya ilişkin bir eğitim programı bulunmamaktadır. Sadece eğitim programları Tarım Reformu Bölge Müdürlükleri’nce kısıtlı olarak toplulaştırma yapılan köylerde yapılmaktadır. Eğitim programlarının tüm üreticileri kapsayacak şekilde planlanması gerekmektedir. Parçalanmanın en büyük nedenlerinden biri olan Medeni Kanunun eşit paylaşımı öngören miras sistemi gösterilmekle beraber bu sistemin tarımsal işletmeler ile ilgili olan bölümlerinin uygulanabilirliğinin sağlanabilmesi için tarımda artan nüfus baskısının sanayiye kaydırılması en başta gelen çare olarak görülmektedir. Aksoy ve ark. 128 (1995), bu nüfusun başka alanlarda çalışma olanakları bulunmadıkça parçalanma riskinin her zaman olduğunu belirtmiştir. Kırsala yönelik olarak, sanayiye nitelikli ve kaliteli eleman sağlamaya dönük iş kursları düzenlenmesi düşünülebilinir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun tarımsal işletmeler bölümündeki ilgili maddeler ile ilgili hakimlere konu uzmanı ziraat mühendislerince kısa süreli eğitim programı verilmesi veya konunun yüksek öğretim derslerinin içinde yer alması kanunun uygulanmasını daha da kolaylaştıracaktır. Türkiye’de yıllardır süregelen hisseli satışlardaki başı boşluk son senelerde yeni yeni düzenlemeye girmiş olmakla beraber tam anlamıyla oturmamış olup, günümüzde bölünemez ve bölünebilir parseller karmaşası sona erdirilmelidir. Örneğin mutlak, özel ürün veya marjinal tarım arazisi 19 da olan hisseli satış yapamazken, 21 da’ı olan istediği oranda hisseli satış yapabilmektedir. Her ne kadar mevzuat ifraz edilmesini önlüyorsa da tarım arazilerinin fiili olarak parçalanmasına neden olmaktadır. Ayrıca mevzuatta “dikili tarım arazisi” kavramı ilgililer tarafından tam anlaşılır değildir. Dün mutlak tarım arazisi olan yer ertesi gün yeni fidan veya ağaç dikildiğinde dikili tarım arazisi olarak nitelendirilmemelidir. 2008 yılında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından “Toprak Sınıflandırma Talimatı” çıkarılmış olup bu talimattaki nitelendirmenin ancak laboratuar ortamında veya konu uzmanı Toprak Bölümü mezunlarınca yapılacağı görülmektedir (Toprak ve Arazi Sınıflaması Standartları Teknik Talimatı ve İlgili Mevzuat – 2008). Uygulamada buna benzer durumlar görülmekte olup tarım elemanlarınca mevzuat gereği inisiyatif kullanılamadığı da görülmektedir. 15 da’lık mutlak tarım arazisi hisseli satışı yapılamazken 6 da’lık dikili tarım arazisinin hisseli satışında sakınca görülmemektedir. Bu durum mevzuatın eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bir diğer husus ise arazi kullanım planlarında tarım arazilerinin bütünlüğünün olduğu yerlere konut yapım izni verilmemelidir. Günümüzde Türkiye’nin çok değişik yörelerindeki verimli ovalar üzerine gitgide artan bir şekilde konutlar yapılmakta ve arazilerin parçalanmasına neden olmaktadır. Özellikle yerleşim alanları belirlenirken K.EKİNCİ, M.SAYILI verimsiz yerler seçilmeli ve yeni konut yapacaklara bu arazilerden tahsis yapılmalıdır. Tarım arazilerinin parçalanmaması için kurumlar arasında özellikle Tarım Bakanlığı, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri ve Tapu Kadastro Müdürlükleri olarak bir koordinasyon sağlanmalıdır. Bu koordinasyon, yeni kurulacak bir üst kurul şeklinde olabilmeli veya her ilde bulunan Toprak Koruma Kurulları bu anlamda daha aktif hale getirilmelidir. En son olarak miras kanunu gereği işletmenin tek bir kişiye özgülendiği durumlarda, arazinin özgülendiği mirasçıya diğer mirasçılara borcunu daha rahat ödeyebilmesi ve tarımsal üretimine devam edebilmesi için düşük faizli ve uzun vadeli tarımsal krediler sağlanmalıdır. Kaynaklar Aksoy, S., 1984. Tarım Hukuku. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları: 907, Ders Kitabı: 254, Ankara. Aksoy, S., Gün, S. ve Gülçubuk, B., 1995. Tarım Topraklarının Parçalanması ve Miras Hukuku. Türkiye Ziraat Mühendisliği IV. Teknik Kongresi, 9-13 Ocak 1995, T.C. Ziraat Bankası Kültür Yayınları, No:26, Ankara. Aksöz, İ., 1969. Türkiye’de Arazi Toplulaştırmasının Önemi. Topraksu Dergisi, Sayı: 29, s. 13-15. Almus, S., 1999. Tokat – Zile - Güzelbeyli Kasabasında Uygulanan Arazi Toplulaştırmasında Benimsemeyi Etkileyen Faktörlerin ve Çiftçi Eğilimlerinin Belirlenmesi Üzerine Bir Araştırma. GOP Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Tokat. Anonim, 1980. 1980 Genel Tarım Sayımı Hanehalkı Anketi Sonuçları. DİE Yayın No:1028, Ankara, s. 86. Anonim, 1984. 01.12.1984 tarihli Resmi Gazete. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, Sayı: 18592, Ankara. Anonim, 1994. 1991 Genel Tarım Sayımı Tarımsal İşletmeler Araştırma Sonuçları. DİE Yayın No:1691, Ankara, s. 34.35. Anonim, 2000. Devlet Planlama Teşkilatı, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Tarımsal Politikalar ve Yapısal Düzenlemeler Özel İhtisas Komisyonu Raporu, DPT:2516-ÖİK:534, Ankara, s. 7. Anonim, 2001. 08.12.2001 tarihli Resmi Gazete. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, Sayı: 24607, Ankara. Anonim, 2003. 26.01.2003 tarihli Resmi Gazete. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, Sayı: 25005, Ankara. Anonim, 2005a. 19.07.2005 tarihli Resmi Gazete. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, Sayı: 25880, Ankara. Anonim, 2005b. 15.12.2005 tarihli Resmi Gazete. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, Sayı: 26024, Ankara. Anonim, 2007a. 09.02.2007 tarihli Resmi Gazete. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, Sayı: 26429, Ankara. Anonim, 2007b. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Ankara. Anonim, 2009a. Tarım Sayımları. Türkiye İstatistik Kurumu Web Sitesi. (http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?tb_id=44&ust_ id=13 (Erişim Tarihi: 29.09.2009) Anonim, 2009b. 24.07.2009 tarihli Resmi Gazete. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, Sayı: 27298, Ankara. Bayraç, H.N. ve Yenilmez, F., 2006. Tarım Sektörünün Yapısal Analizi ve Avrupa Ortak Tarım Politikası. (http://www.econturk.org/Turkiyeekonomisi/Naci2.d oc) Cangir, C., Ekinci, H. ve Yüksel, O., 1995. Tarım Topraklarının Amaç Dışı Kullanımı. Türkiye Ziraat Mühendisliği IV. Teknik Kongresi, 9-13 Ocak 1995, T.C.Ziraat Bankası Kültür Yayınları No:26, Ankara, s. 227-252. Gün, S, 2001. Türkiye’de Tarım Topraklarının Mülkiyet Durumu ve Uygulanan Politikalar. Cumhuriyetin 100. Yılına Türk Tarımının Hedefleri Sempozyumu, 30 Nisan-1 Mayıs 2001, Ankara. Takka, S., 1993. Arazi Toplulaştırması, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı Dergisi, Sayı: 89, Ankara, s. 3437. 129
Benzer belgeler
ziraat fakültesi dergisi - Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Yararlanılan kaynak kitaptan bir bölüm ise;
Ziegler, K.E. and B. Ashman, 1994. Popcorn. in: Specialty Corns. Edited Arnel R. Hallauer. Publ.
By the CRS Press, 189-223.
Yararlanılan kaynak bildiri i...