ziraat fakültesi dergisi - Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Transkript
ziraat fakültesi dergisi - Gaziosmanpaşa Üniversitesi
GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ Journal of the Agricultural Faculty of Gaziosmanpasa University ISSN: 1300 – 2910 CİLT: 21 SAYI: 2 YIL:2004 Sahibi Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Adına Prof.Dr. Cevdet AKDAĞ Dekan Yayın Kurulu Prof.Dr. Kemal ESENGÜN Prof.Dr. Sabri GÖKMEN Doç.Dr. Gazanfer ERGÜNEŞ Doç.Dr. Zeliha YILDIRIM Yrd.Doç.Dr. Metin SEZER Yayına Hazırlayan Dr. Murat SAYILI BU SAYIDA HAKEMLİK YAPAN BİLİM ADAMLARI Prof.Dr. Abdulkadir YAĞCIOĞLU Prof.Dr. M. Emin TUĞAY Prof.Dr. Ahmet ÖZÇELİK Prof.Dr. Metin GÜNER Prof.Dr. Alper DURAK Prof.Dr. Mustafa ÇÖLKESEN Prof.Dr. Ayten ONURBAŞ Prof.Dr. Nihat ÖZEN Prof.Dr. A.Zafer GÜRLER Prof.Dr. Nuthullah ÖZDEMİR Prof.Dr. Bahri KARLI Prof.Dr. Sabri GÖKMEN Prof.Dr. Bülent MİRAN Prof.Dr. Sait GEZGİN Prof.Dr. Cahit KONAK Prof.Dr. Selahattin ERAKTAN Prof.Dr. Canan ABAY Prof.Dr. Serdar TEZCAN Prof.Dr. Dursun EŞİYOK Prof.Dr. Süeda ÇELİK Prof.Dr. Ergün DEMİR Prof.Dr. Yılmaz YILDIZ Prof.Dr. Fahri YAVUZ Prof.Dr. Zehra SARIÇİÇEK Prof.Dr. Hasan YUMAK Doç.Dr. Ali KASAP Prof.Dr. İbrahim AKINCI Doç.Dr. Celal TUNCER Prof.Dr. İbrahim ÖRÜNG Doç.Dr. Fatih KILLI Prof.Dr. İ.Hakkı İNAN Doç.Dr. Gülat ÇAĞLAR Prof.Dr. Kamil ALİBAŞ Doç.Dr. Hüseyin EKİNCİ Prof.Dr. Kayıhan Z. KORKUT Doç.Dr. İrfan ASLAN Prof.Dr. Kazım ÇARMAN Doç.Dr. Ö.Faruk TAŞER Prof.Dr. Mahmut YÜKSEL Doç.Dr. Zeliha YILDIRIM Prof.Dr. Mahzar KARA Yrd.Doç.Dr. Ali ECE Prof.Dr. Mehmet KILINÇ Yazışma Adresi Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanlığı (Yayın Kurulu Başkanlığı) 60240 Taşlıçiftlik Yerleşkesi – TOKAT Dizgi ve Baskı: GOÜ Matbaası, 60240 Taşlıçiftlik Yerleşkesi - TOKAT GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ YAYIN VE YAZIM KURALLARI A. YAYIN KURALLARI 1. GOÜ Ziraat Fakültesi Dergisinde, tarım bilimleri alanında öncelikle orijinal araştırmalar ile özgün derlemeler, kısa bildiri ve editöre mektup türünde Türkçe ve İngilizce yazılar yayınlanır. 2. Yapılan çalışma bir kurum/kuruluş tarafından desteklenmiş ya da doktora/yüksek lisans tezinden hazırlanmış ise, bu durum ilk sayfanın altında dipnot olarak verilmelidir. 3. İlk başvuruda eser, biri orijinal ve üçü yazar isimsiz olmak üzere toplam dört kopya halinde, imzalanmış “Telif Hakkı Devri Formu’’ ile birlikte Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayın Kurulu Başkanlığı’na gönderilmelidir. 4. Hakemler tarafından yayınlanmaya değer bulunan ve son düzeltmeleri yapılarak basılmak üzere yayın kuruluna teslim edilen makalelerin basım ücreti ve posta giderleri makale sahiplerinden alınır. Bu ödeme yapılmadan makalelerin son şekli teslim alınmaz ve basım işlemlerine geçilmez. 5. Basımına karar verilen ve düzeltme için yazarına gönderilen eserde, ekleme veya çıkartma yapılamaz. 6. Yayına kabul edilen makalelerin son şekli, bir disket ile birlikte bir nüsha halinde Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayın Kurulu Başkanlığına iletilir. Yayın süreci tamamlanan eserler geliş tarihi esas alınarak yayınlanır.Yayınlanmayan yazılar iade edilmez. 7. Bir yazarın derginin aynı sayısında ilk isim olarak bir, ikinci ve diğer isim sırasında iki olmak üzere en fazla üç eseri basılabilir. 8. Dergide yayınlanan eserin yazarına 10 (on) adet ücretsiz ayrı baskı verilir. 9. Yayınlanan makalelerdeki her türlü sorumluluk yazar(lar)ına aittir. 10. Hakemlere gönderilme aşamasından sonra iki defa makalesini geri çeken araştırıcıların makaleleri bir daha dergide yayınlanmaz. 11. Yukarıda belirtilen kurallara uymayan eserler değerlendirmeye alınmaz. 12. Hazırlanan makaleler, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi Yayın Kurulu Başkanlığı, 60250 TOKAT adresine gönderilmelidir. B. YAZIM KURALLARI 1. Dergiye gönderilecek eser, A4 (210 x 297 mm) boyutundaki birinci hamur kağıda üst 3.5, alt 2.5, sol 3.0, sağ 2.5 ve cilt payı 0 cm olacak şekilde, makale başlığı, yazar ad ve adresleri, özet, abstract, anahtar kelimeler ve keywords bölümleri tek sütun halinde; metin ve kaynaklar bölümü ise ortada 0,5 cm boşluk bırakılarak 7,5 cm’lik iki sütun halinde hazırlanmalıdır. Makaleler, Word 7 kelime işlemcide, Times New Roman yazı tipinde ve tek satır aralığı ile yazılmalı ve makale toplam 10 sayfayı geçmemelidir. 2. Makale başlığı (Türkçe ve İngilizce) kısa ve konuyu kapsayacak şekilde olmalı, kelimelerin baş harfi büyük olmak üzere küçük harflerle, 13 punto ve bold olarak yazılmalıdır. Yazar adları makale başlığından sonra bir satır boş bırakılarak 11 punto ile kelimelerin baş harfi büyük olacak şekilde yazılmalıdır. Yazar adları ortalı yerleştirilmeli ve ünvan kullanılmamalıdır. Adresler kelimelerin ilk harfi büyük olacak şekilde adların hemen altında ortalı olarak 10 punto olarak yazılmalıdır. Makalelerin metin bölümlerindeki ana başlıklar ile alt başlıklar numaralandırılmalıdır (1. Giriş, 2. Materyal ve Metot, 3. Bulgular ve Tartışma, 3.1. Tane Verimi vb.). Başlıklar paragraf başından başlamalı, kelimelerin ilk harfi büyük olmak üzere küçük harfle yazılmalıdır. Tüm başlıklar bold olmalıdır. Başlıklarda üstten bir satır boş bırakılmalıdır. Parağraf girintisi 0.75 cm olmalıdır. 3. Dergiye gönderilecek eser özet, abstract, giriş, materyal ve metot, bulgular ve tartışma, sonuç, teşekkür (gerekirse) ve kaynaklar bölümlerinden oluşmalıdır. Makalelerin metin bölümleri tek satır aralığında ve 11 punto olarak yazılmalıdır. 4. Özet ve abstract 200 kelimeyi geçmeyecek şekilde 10 punto ve bir aralık ile yazılmalıdır. Türkçe yazılan makalelerde İngilizce, İngilizce yazılan makalelerde de Türkçe özetin başına eserin başlığı aynı dilden yazılmalıdır. Beş kelimeyi geçmeyecek şekilde Türkçe özetin altına anahtar kelimeler, İngilizce özetin altına da keywords yazılmalıdır. 5. Eserde yararlanılan kaynaklar metin içinde yazar ve yıl esasına göre verilmelidir. Üç veya daha fazla yazarlı kaynaklara yapılacak atıflarda makale Türkçe ise ‘ark.’, İngilizce ise ‘et al.’ kısaltması kullanılmalıdır. Aynı yerde birden fazla kaynağa atıf yapılacaksa, kaynaklar tarih sırasına göre verilmelidir. Aynı yazarın aynı tarihli birden fazla eserine atıfta bulunulacaksa, yıla bitişik biçimde ‘a, b’ şeklinde harflendirme yapılmalıdır. Yararlanılan eserlerin tümü ‘Kaynaklar’ başlığı altında alfabetik sıraya göre numarasız ve 9 punto olarak verilmelidir. Yararlanılan kaynak makale ise; Avcı, M., 1999. Arazi Toplulaştırmasında Blok Öncelik Metodunu Esas Alan Yeni Dağıtım Modeline Yönelik Bir Yaklaşım. Türk Tarım ve Ormancılık Dergisi, 23, 451-457. Yararlanılan kaynak kitap ise; Düzgüneş, O., Kesici, T., Kavuncu, O., ve Gürbüz, F., 1987. Araştırma ve Deneme Metotları (İstatistik Metotları II). Ankara Üniv. Zir. Fak. Yay. No. 1021, 381 s., Ankara. Yararlanılan kaynak kitaptan bir bölüm ise; Ziegler, K.E. and Ashman, B., 1994. Popcorn. in: Specialty Corns. Edited Arnel R. Hallauer. Publ. By the CRS Press, 189-223. Yararlanılan kaynak bildiri ise; Uzun, G., 1992. Türkiye’de Süs Bitkileri Fidanlığı Üzerinde Bir Araştırma. Türkiye I. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi, 13-16 Ekim 1992, İzmir, Cilt 2: 623-628. Anonim ise; Anonim, 1993. Tarım istatistikleri Özeti. T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü,Yayın No:1579, Ankara. İnternet ortamından alınmışsa; http://www.newscientist.com/ns/980228/features.html olarak verilmelidir. 6. Çizelge halinde olmayan tüm görüntüler (fotoğraf, çizim, diyagram, grafik, harita vb.) şekil olarak adlandırılmalı ve ardışık biçimde numaralandırılmalıdır. Her bir çizelge ve şekil metin içinde uygun yerlere yerleştirilmeli, açıklama yazılarıyla bir bütün sayılıp üst ve altlarında bir satır boşluk bırakılmalıdır. Şekil ve çizelgeler iki veya tek sütun halinde verilebilir. Ancak genişlikleri, tek sütun kullanılması halinde 15 cm’den, iki sütun olması durumunda ise 7.5 cm’den fazla olmamalıdır. Şekil ve çizelge adları şekillerin altına, çizelgelerin ise üstüne, ilk kelimelerin baş harfi büyük olacak şekilde küçük harf ve 9 punto ile yazılmalıdır. Çizelge ve şekil içerikleri en fazla 9 punto, varsa altlarındaki açıklamalar 8 punto olmalıdır. İÇİNDEKİLER Sayfa No Bahçe Bitkileri Bölümü Çarşamba Ovası’nda Bazı Bodur Taze Fasulye Çeşitlerinin Verimliliklerinin Belirlenmesi………... S. H. MADAKBAŞ, H. KAR, B. KÜÇÜKOMUZLU 1 Bitki Koruma Bölümü Tokat İlinde Bazı Yabancı Otlar Üzerinde Beslenen Yaprak Böcekleri (Coleoptera, Chrysomelidae) H. ÇAM, T. ATAY 7 Gıda Mühendisliği Bölümü Characterization of Recombinant Soyacystatin Expressed in E.coli…………………………………. Ö. AKPINAR, H. AN 15 Tarım Ekonomisi Bölümü Dünya’da ve Türkiye’de Buğday Üretimi ve Uygulanan Politikaların Karşılaştırılması…...……....... H. KIZILASLAN 23 Türkiye’de Süt Üretiminde İç Ticaret Hadleri ve Risk Analizleri…………………………………... M. UZUNÖZ, Y. AKÇAY, K. ESENGÜN 39 İşlenmiş Süt ve Süt Ürünleri Sanayinde Süt Teşvik Pirimi Politikasının Analizi…………………… Z.G. GÖKTOLGA, O. KARKACIER, A. ÇİÇEK 49 Tarım Makinaları Bölümü Bitki Gelişimi ve Enerji Ekonomisi Açısından Fotoperiyodik Aydınlatma Yöntemlerinin Karşılaştırılması……………………………………………………………………………………… A. DENİZ, G. ERGÜNEŞ 56 Ülkemizin Tarımsal Mekanizasyon Düzeyinin Coğrafik Bölgeler Bazında Değerlendirilmesi……... E. ALTUNTAŞ, H. DEMİRTOLA 63 Physical Principles of Vibration and Measurement Techniques……………………………………... M. YILMAZ, O. TEKELİOĞLU, S. YILDIRIM, M. ÇETİN 71 Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Seraların Jeotermal Enerji ile Isıtılmasında Ortaya Çıkabilecek Çevresel Etkiler……………….…... S. KARAMAN, A. KURUNÇ 80 Tarla Bitkileri Bölümü Bazı Makarnalık Buğday Çeşitlerinin (T.durum Desf.) Erbaa Şartlarında Adaptasyonlarının İncelenmesi………………………………………………………………………………………....... F. SÖNMEZ, A.S. KIRAL Tokat-Kazova Şartlarına Uygun Maltlık Arpa Çeşitlerinin Belirlenmesi……………………………. N. KANDEMİR 86 94 Toprak Bölümü Gediz Havzası Salihli Sağ Sahil Sulama Birliği Alanlarının Temel Toprak Sorunları…...………….. M. USUL, İ. BAYRAMİN, O. DENGİZ, Y. YİĞİNİ 101 Eşmekaya Organik Topraklarının Fiziksel, Kimyasal, Morfolojik Özellikleri ve Sınıflandırılması… O. DENGİZ, O.BAŞKAN 111 Zootekni Bölümü Kanatlı Hayvan Beslemede Genetik Yapısı Değiştirilmiş Yem Maddelerinin Kullanımı…...………. Ş. SARICA, K. KILINÇ 119 E.ALTUNTAŞ, H.DEMİRTOLA Ülkemizin Tarımsal Mekanizasyon Düzeyinin Coğrafik Bölgeler Bazında Değerlendirilmesi Ebubekir Altuntaş1 1 Hilal Demirtola2 Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Makinaları Bölümü, 60240, Tokat 2 Ziraat Mühendisi – GOÜ. Fen Bilimleri Enstitüsü, Tarım Makinaları ABD, Tokat Özet: Ülkelerin tarımsal mekanizasyon düzeyinin belirlenmesinde; traktör başına tarım alet-makina sayısı, traktör başına tarım alet-makina ağırlığı (kg/traktör), işlenen alana düşen traktör gücü (kW/ha), 1000 ha işlenen alana düşen traktör sayısı (traktör/1000 ha) ve traktöre düşen işlenen alan (ha/traktör) gibi işlenen alan ile traktörün güç ve sayısal yoğunluğunu gösteren kriterler kullanılmaktadır. Bu çalışmada, ülkemizin coğrafik bölgelerine göre, traktör ve tarım alet-makina varlığı incelenmiş, bölgeler bazında tarımsal mekanizasyon düzeyi, Devlet İstatistik Enstitüsü’nün 2001 yılı istatistik verileri değerlendirilerek belirlenmiştir. Buna göre, bölgeler açısından, Marmara ve Ege Bölgelerinde mekanizasyon düzeyi daha yüksek, fakat Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ise daha düşük düzeyde bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Coğrafik bölgeler, tarımsal mekanizasyon düzeyi The Evaluation of the Agricultural Mechanization Level of Turkey According to the Geographical Regions Abstract: In determination of the agricultural mechanization level of the countries; the criteria such as the number of the agricultural implement-machine per a tractor, weight of the agricultural implement-machine per a tractor (kg/tractor), tractor power per cultivated land unit (kW/ha), tractor number per 1000 ha cultivated land unit (tractor/1000 ha) and cultivated land per tractor number (ha/tractor) were used. In this study, the tractor and agricultural implement-machinery inventory of Turkey were investigated according to geographical regions. The agricultural mechanization level of the geographical regions were evaluated according to 2001 year statistically values. The mechanization levels were found lower in East and Southeast Anatolian region and higher in Marmara and Ege regions than the others. Key Words: Geographical regions, agricultural mechanization level 1. Giriş Tarımsal mekanizasyon; tarımsal üretimde diğer tarım girdilerinin etkinliğini arttırmak, ekonomikliğini sağlamak ve çalışma koşullarını iyileştirme yönünden tamamlayıcı bir öğe olmak üzere bir tarımsal üretim teknolojisidir. Tarım işletmelerinde tarımsal mekanizasyon, işletmenin teknik ve ekonomik yapısına bağlı olarak farklı düzeylerde uygulanmaktadır (Zeren ve ark.,1995). Pahalı bir tarımsal girdi özelliğini de taşıyan tarımsal mekanizasyonun girdi olarak ülkemiz tarımındaki payının %52 olduğu görülmektedir. Türkiye’de mekanizasyon düzeyi 1965 – 1975 yılları arasında bağıl olarak hızlı bir değişim göstermiştir. 1975 yılındaki %171 oranındaki büyük artıştan sonra 1980’lerden itibaren bu oran azalmıştır (Sabancı ve ark., 1988). 1985 yılında %63’lere ve 1998 yılında ise, % 12’lere kadar gerilemiştir. Bu azalışlarla beraber tarım makinaları sektörüyle ilgili tüm iş kollarında büyük sıkıntılar yaşanmış ve bu sıkıntılar halen yaşanmaktadır (Anonymous, 2001 c). Türkiye, coğrafik yapısı, değerlendirilebilecek toprak ve su kaynakları ile tarımsal üretim açısından elverişli bir yapıya sahip olmasına rağmen tarımsal üretimde ekonomik, teknolojik ve doğal bazı engellerle karşılaşmaktadır (Erkmen ve ark., 1990). Ülkemiz bugünkü tarımsal mekanizasyon düzeyini oluşturan kriterler açısından dünya ortalamasının üzerinde olmasına rağmen, hızla artan tarımsal ürün talebinin karşılanması için mevcut üretim düzeyinin arttırılması ve verimin yükseltilmesi gerekmektedir. Türkiye’nin bölgelerine göre tarımsal mekanizasyon düzeyinin planlanması; traktör ile tarım aletmakina parkının çeşitliliğinin arttırılarak etkin hale getirilmesi ile sağlanabilir. Ülkemiz tarım bölgelerinin makinalı tarım verimliliğine; bölgenin arazi varlığı, şekli ve büyüklüğü, bitki ve toprak cinsi, üretim sistemi, iklim, yetişmiş iş gücü ve makinalaşma etkili olmaktadır (Çalışır ve ark., 1991). Tarımsal mekanizasyon, tarımda ana kuvvet kaynağı olan traktöre uygun şekilde ve yeterli ekipmanın mevcut olması ile amacına ulaşabilir. Ülkemiz, tarım 67 Ülkemiz Tarımsal Mekanizasyon Düzeyinin Coğrafik Bölgeler Bazında Değerlendirilmesi makinalarındaki gelişmeye rağmen mevcut makinaların ekonomik kapasitede çalıştırılamaması, yapılan masrafların artması, makina parkının ekonomik süreler içerisinde yenilenememesi gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Ülkelerin mekanizasyon düzeylerini değerlendirmede, işletme alan büyüklükleri ile traktör güç grupları arasında uyum olması da gerekmektedir. Bununla beraber, traktörle kullanılan alet ve makinaların sayısal yoğunluğu da dikkate alınmaktadır. Ülkelerin tarımsal mekanizasyon düzeyinin belirlenmesinde; traktör başına tarım aletmakina sayısı, traktör başına tarım alet-makina ağırlığı (kg/traktör), işlenen alana düşen traktör gücü (kW/ha), 1000 ha işlenen alana düşen traktör sayısı (traktör/1000 ha) ve traktöre düşen işlenen alan (ha/traktör) gibi işlenen alan ile traktörün güç ve sayısal yoğunluğunu gösteren kriterler kullanılmaktadır. Tarımsal mekanizasyon düzeyi; kıtalar arasında, en yoğun Avrupa kıtasındadır. Mekanizasyon düzeyi olarak da kW/ha yerine özgül traktör yoğunluğu (traktör/1000 ha) değerleri kullanılmaktadır (Zeren ve ark., 1995). Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) tarafından belirlenen ülke traktör varlığı ve işletme büyüklüğü değerleri günümüze kadar en yaygın kullanılan veri kaynağıdır. Bunun yanında, OSD (Otomotiv Sanayi Derneği) verilerinden de yararlanılmaktadır (Sabancı ve ark., 1988). Dünyada ise bu konuda en yaygın kullanılan veriler FAO değerleridir (Sabancı ve Akıncı, 1994). Bu çalışmada, ülkemizin coğrafik bölgelerine göre, traktör ve tarım alet makina varlığı, DİE verilerine göre incelenmiş, bölgeler bazında tarımsal mekanizasyon düzeyi 2001 yılı istatistik verileri değerlendirilerek belirlenmeye çalışılmıştır. 2. Tarımsal Yapı Türkiye nüfusunun yaklaşık %35’i kırsal kesimde yaşamakta ve tarımla uğraşmaktadır (Anonymous, 1999). Türkiye’nin tarımsal yapısında küçük işletmeler önemli bir yer tutmaktadır. Ülkemizdeki küçük işletmelerin büyük bir orana sahip olması; miras yoluyla işletmelerin parçalanması, kırsal kesim nüfusunun sanayiye yeterince yönelememesi ve ülkemizdeki sağlıksız tarımsal yapıyı 64 düzeltmeye yönelik olarak yapılan toprak reformu çalışmaları sonucu, işletme sayılarının artmış olmasına rağmen, tarımsal makinalaşma oranının tarım bölgelerinde işletme büyüklükleri ile aynı düzeyde gelişmediği görülmektedir (Erkmen ve ark., 1990). Ülkemizde 2001 yılı DİE verilerine göre; işlenen alan toplamı 18 087 544 ha, nadas alanları 4 913 634 ha, sebze alanı 798 844 ha, meyve, zeytin ağaçlarının kapladığı alan, bağ alanı ve çay yetiştirmeye ayrılan alan 2 550 453 ha olarak görülmektedir (Anonymous, 2001 b). Ülkemiz tarım bölgelerine göre işletme büyüklüklerinin genel dağılımı 1981, 1991 ve 2001 yılları için Çizelge 1’de verilmiştir. 2001 yılı genel tarım sayımı sonuçlarına göre, tüm köyler ve nüfusu 25 000’den az olan il ve ilçe merkezlerinde 6 189 782 değeri ile toplam hane halkının, % 66.36’sı tarımsal faaliyetle uğraşmaktadır. 2001 genel tarım sayımı sonuçlarına göre, arazi kullanım biçimi coğrafik bölgelere göre farklılıklar göstermektedir. Buna göre, Türkiye genelinde tarla arazisi, toplam işlenen alanın %22.78’sini oluşturmakta olup, en yüksek oran Marmara Bölgesinde %30.16 ile en düşük oran ise, % 13.79 ile Karadeniz Bölgesindedir. Türkiye’nin örtü altı sebze üretimi oransal olarak, Ege ve Marmara Bölgelerinde yoğun bulunmaktadır. Nadas alanları, Orta kuzey ve Orta güney Bölgelerinde %5.6 olan Türkiye oranının iki katı değerinde, en düşük Akdeniz Bölgesinde %1.87 oranındadır (Anonymous, 2001 a). Çizelge 1’e göre, 2001 yılı genel tarım sayımı sonuçları incelendiğinde, 50 da’ dan küçük işletme sayısı % 64.82 ve 100 da’ dan küçük işletme sayısı ise % 83.35 oranındadır. 1981 yılı verilerine göre ise, 50 da’ dan küçük işletme sayısı % 62.15 ve 100 da’ dan küçük işletme sayısı ise % 82.39’dur. Türkiye’de, 1981-2001 yılları arasında, 20 yıllık dönem içerisinde toplam işletme sayısında % 20.73, tarım alanı sayısında ise % 22.70 oranında bir düşüş gözlenmiştir. İşletme büyüklüğü açısından 50 da’ dan küçük işletme sayısı ve tarım alanında, yaklaşık %15.77 oranında düşüş gözlenirken, 50-99 da arası işletme büyüklüğü için işletme sayısı, % 31.85 ve tarım alanı sayısında ise, % 26.94 oranında bir düşüş gözlenmiştir. Buna karşın, 1000-2499 da işletme büyüklükleri için, işletme sayısı artışı % 40.48 oranında, tarım alanı sayısında ise, % 35.95 oranında bir artış E.ALTUNTAŞ, H.DEMİRTOLA gözlenmiştir. 2001 yılı istatistiklerine göre, ülkemizin traktör parkı 948 416 adettir. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) 8. kalkınma planına göre, ekonomik park durumuna (traktör ömrünün 15 yıl olduğu ve bunun üzerindeki yaşta bulunan traktörlerin park dışında olduğu varsayılarak yapılan hesaplamalara) göre 1990 yılı, 1995 yılı ve 1998 yılları için ülkemizin mekanizasyon düzeyleri yıllara göre sırasıyla; 1.15 kW/ha, 1.07 kW/ha ve 1.22 kW/ha ile ortalama güç değerleri ise, yıllara göre sırasıyla; 39.8 kW, 42.2 kW ve 43.2 kW olarak belirlenmiştir(Anonymous, 2001 c). DİE verilerinde ekonomik traktör parkı dikkate alınmamaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada hesaplamalarda ekonomik traktör parkı dikkate alınmamıştır. 3.Tarımsal Mekanizasyon Düzeyi Türkiye genelinde işlenen arazi miktarı, 2001 yılı itibariyle 18.08 milyon ha olup, traktör sayısı potansiyeli ise geçen yıllara göre artmaktadır. Ülkemizdeki coğrafik bölgelere göre işlenen alanlar ile traktör dağılımındaki değişim Çizelge 2’de verilmiştir. Çizelge 2 incelendiğinde, traktör kullanımında bölgeler arasında ilk sırayı İç Anadolu Bölgesi almakta olup, bunu sırasıyla Marmara ve Ege bölgeleri izlemektedir. En az traktör kullanımına sahip bölgeler ise, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgeleridir. İşlenen alan yönünden ise, traktör kullanımında olduğu gibi, ilk sırayı İç Anadolu Bölgesi almakta olup, bunu sırasıyla Güneydoğu Anadolu ve Marmara Bölgeleri izlemektedir. En az işlenen alana sahip bölge ise Doğu Anadolu Bölgesi’dir. İşlenen alan ile traktör kullanımı birlikte değerlendirildiğinde, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin işlenen alana oranla traktör kullanımının en düşük düzeyde olduğu, buna rağmen Ege ve Marmara Bölgesinde ise, işlenen alana göre kullanılan traktör sayısı oldukça yüksek düzeydedir. Ülkemizdeki traktör parkının iller bazındaki görüntüsü de bölgesel açıdan verilen düzeyle paralellik göstermektedir. İller düzeyinde en çok traktör kullanımı olan Konya ili 44 701 adet traktörle birinci sırayı almakta, Konya’yı sırasıyla, Manisa (44 073), Bursa (37 992), Balıkesir (33 273) ve Samsun (32 154) illeri izlemektedir. Sayılan illerimizin ülke traktör parkı içerisindeki payı %20.26 olup oldukça büyük bir orana sahiptir(Anonymous, 2001 b ). DİE verilerine göre, traktörlerin güç gruplarına ve yürüme organlarına göre dağılımları, tekerlekli (2 ve 4 tekerlekli) ve paletli olmak üzere sınıflandırılmıştır. Tekerlekli traktörler sırasıyla, 2 tekerlekli (1-5 BG ile >5 BG’lü), 4 tekerlekli olanlar (1-10 BG, 11-24 BG, 25-34 BG, 35-50 BG ve >50 BG’lü) ve paletli traktörler (1-25 BG, 26-40 BG, 41-60 BG ve >60 BG’lü) olmak üzere güç gruplarına göre sınıflandırılmaktadır. Ülkemizdeki mevcut traktörlerin güç gruplarının, 2 ve 4 tekerlekli ile paletli traktörler için 2001 yılı için coğrafik bölgelere göre dağılımları, Çizelge 3’de verilmiştir. Çizelge 1. Genel tarım sayımlarına göre, işletme büyüklükleri ve tarım alanlarının değişimi (Anonymous, 2001 b) İşletme büyüklüğü (da) 0-49 50-99 100-199 200-499 500-999 1 000-2 499 2 500-4 999 5 000+ İ.S. T.A. İ.S. T.A. İ.S. T.A. İ.S. T.A. İ.S. T.A. İ.S. T.A. İ.S. T.A. İ.S. T.A. Toplam (İ.S.) Toplam (T.A.) İ.S. : İşletme sayısı (adet) 1981 2 267 021 45 555 886 738 376 48 392 133 421 523 54 244 977 192 800 5 171 6340 24 785 16 762 086 2 500 3 507 951 373 1 214 931 159 4 779 514 3 647 537 226 173 818 Genel tarım sayımı 1991 2 659 738 51 889 612 713 149 46 750 693 383 323 49 216 633 173 774 46 487 432 24 201 14 982 201 10 266 13 856 622 1 930 6 538 082 441 4 789 427 3 966 822 234 510 702 2001 1 958 266 39 331 129 559 995 38 123 218 327 343 43 881 628 153 689 42 076 324 17 426 11 218 557 4 200 5 476 930 221 695 542 56 3 526 174 3 021 196 184 329 502 T.A. : Tarım alanı (da) 65 Ülkemiz Tarımsal Mekanizasyon Düzeyinin Coğrafik Bölgeler Bazında Değerlendirilmesi Çizelge 2. Ülkemizin coğrafik bölgelerine göre işlenen alanlar ve traktör dağılımındaki değişim (Anonymous, 2001 a). Bölgeler İşlenen alan (ha) Ülke oranı (%) Traktör sayısı (adet) Ülke oranı (%) İç Anadolu 5 622 736 31. 09 213 388 22. 50 Güneydoğu Anadolu 2 599 640 14. 37 46 956 4. 95 Doğu Anadolu 1 873 859 10. 36 49 756 5. 25 Marmara 2 041 026 11. 28 193 339 20. 39 Ege 1 955 938 10. 81 182 900 19. 28 Akdeniz 1 969 826 10. 90 111 288 11. 73 Karadeniz 2 024 519 11. 19 150 789 15. 90 TÜRKİYE 18 087 544 100.00 948 416 100. 00 Çizelge 3. Ülkemizin coğrafik bölgelerine göre mevcut tekerlekli ve paletli traktörlerin güç gruplarına göre dağılımları (Anonymous, 2001 a) Bölgeler Traktör İç Güneydoğu Doğu Traktör tipi Marmara Ege Akdeniz Karadeniz TÜRKİYE gücü (BG) Anadolu Anadolu Anadolu 1-5 577 1 136 585 105 142 502 2 048 2 tekerlekli % 28. 17 0. 05 6. 64 28. 57 5. 13 6. 93 24. 51 100 >5 570 0 448 1974 105 680 4 950 8 727 % 6. 53 0 5. 14 22. 62 1. 20 7. 79 56. 72 100 1-10 256 10 497 674 845 827 1 134 4 243 % 6. 03 0. 24 11. 71 15. 88 19. 92 19. 49 26. 73 100 11-24 2 866 40 772 4 695 4 995 1 740 4 847 19 955 % 14. 36 0. 20 3. 87 23. 53 25. 03 8. 72 24. 29 100 4 tekerlekli 25-34 13 252 720 3 936 15 034 16 239 12 705 12 647 74 533 % 17. 78 0. 97 5. 28 20. 17 21. 79 17. 04 16. 97 100 35-50 88 722 16091 18 699 92 452 97 661 60 521 76 306 450 452 % 19. 70 3. 57 4. 15 20. 52 21. 68 13. 44 16. 94 100 >50 107 131 27 970 25 211 77 912 62 890 36 581 50 403 388 098 % 27. 60 7. 21 6. 50 20. 07 16. 20 9. 43 12. 99 100 1-25 0 0 0 0 2 0 0 2 % 0 0 0 0 100 0 0 100 26-40 0 1 20 0 11 16 0 48 Paletli % 0 2. 08 41. 67 0 22. 92 33. 33 0 100 41-60 0 0 24 10 45 111 0 190 % 0 0 12. 63 5. 26 23. 69 58. 42 0 100 >60 14 25 13 3 2 63 0 120 % 11. 67 20. 83 10. 83 2. 50 1. 67 52. 50 0 100 TOPLAM 213 388 44 858 49 756 193 339 182 900 113386 150 789 948 416 Çizelge 3 incelendiğinde, 2001 yılı verilerine göre ülkemizde, 2 tekerlekli traktörlerin toplam sayısı 10775 adettir. Bu traktörler içerisinde 1-5 BG ve >5 BG’lü güç gruplarına göre traktörlerin oransal dağılımı ise sırasıyla, %19.01 ve % 80.99’dur. 2 tekerlekli traktörler, Türkiye toplam traktör varlığının %1.14’ünü oluşturmaktadır. Bölgeler bazında incelendiğinde ise, 2 tekerlekli 1-5 BG’lü traktörler, en fazla Marmara ve İç Anadolu Bölgelerinde; >5 BG’lü traktörler ise, Karadeniz ve Marmara Bölgelerinde bulunmakta, diğer bölgelerde ise, bu oranlar daha düşük düzeydedir. En düşük değerler, her iki traktör tipi için Güneydoğu ve Ege Bölgelerinde bulunmaktadır. 66 4 tekerlekli traktör güç gruplarını oluşturan 1-10BG, 11-24 BG, 25-34 BG, 35-50 BG ve >50 BG’lü traktörlerin toplamı 937 281 adet olup, Türkiye toplam traktör yoğunluğunun % 98.83’ünü oluşturmaktadır. 4 tekerlekli traktörlerin oransal dağılımı ise, 1-10 BG, 1124 BG, 25-34 BG, 35-50 BG ve >50 BG’lü traktörler için sırasıyla; %0.47, %2.13, %7.95, %48.06 ve % 41.41’dir. Bölgeler bazında incelendiğinde ise, 4 tekerlekli 1-10 BG ve 1124 BG’lü traktörler, sırasıyla en fazla Karadeniz ve Ege Bölgesinde bulunmaktadır. Türkiye’de kullanılan küçük güçlü traktörlerin son derece yetersiz sayıda olduğu, bahçe traktörlerinin %2.5’ler civarında olduğu, fakat gelişmiş ülkelerde bu oranın %50’leri aştığı görülmektedir (Kurtay ve Kut, 1995). E.ALTUNTAŞ, H.DEMİRTOLA 25-34 BG ve 35-50 BG’lü traktörler, sırasıyla en fazla, Ege ve Marmara Bölgelerinde ve >50 BG’lü traktörler ise, sırasıyla en fazla İç Anadolu, Marmara ve Ege Bölgelerinde bulunmaktadır. 4 tekerlekli tüm grupları için en düşük değerler, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinde bulunmaktadır. Paletli traktör güç grupları içerisinde 1-25 BG, 26-40 BG, 41-60 BG ve >60 BG’lü traktörlerin toplamı, 360 adet olup, Türkiye toplam traktör yoğunluğunun %0.04’ünü oluşturmaktadır. Paletli traktörlerin güç gruplarına göre oransal dağılımı ise, 1-25 BG, 25-40 BG, 41-60 BG ve >60 BG’lü traktörler için sırasıyla, %0.56, %13.33, %52.78 ve %33.33’dür. Bölgeler bazında incelendiğinde ise, 1-25 BG’lü paletli traktörler, sadece Ege Bölgesinde bulunmakta olup, diğer bölgelerde bu tip traktör hiç bulunmamaktadır 26-40 BG’lü paletli traktörler, sırasıyla en fazla, Doğu Anadolu ve Akdeniz Bölgelerinde bulunmakta olup, İç Anadolu, Marmara ve Karadeniz Bölgelerinde bu güç grubunda paletli traktörler bulunmamaktadır. 41-60 BG’lü paletli traktörler ise, sırasıyla en fazla Akdeniz ve Ege Bölgelerinde bulunmakta, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgelerinde 41-60 BG’lü paletli traktörler bulunmamaktadır. >60 BG’lü paletli traktörler ise, sırasıyla en fazla Akdeniz, Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde bulunmakta, Karadeniz Bölgelerinde ise, paletli traktörlerden hiç bulunmamaktadır. Tarımımızda traktör park oranı, gerek talebin yükselişi; tarımsal yapının iyileşmesi ve tarımsal nüfusun azalması ölçüsünde gelişmektedir. Tarımda modern üretim teknolojileri için ürün desenine bağlı olarak bağ, bahçe ve sebze alanındaki mevcut gelişmeler bu türe özgü traktör talebini arttıracaktır(Evcim ve Keçecioğlu, 1994). Çizelge 4’de 2001 yılı verilerine göre, ülkemizin coğrafik bölgelerine göre tarımsal mekanizasyon düzeyleri verilmiştir. Çizelge 4 incelendiğinde 2001 yılı verilerine göre, ülkemiz coğrafik bölgeleri içerisinde 1 ha tarım alanına düşen traktör gücü (kW cinsinden), Marmara Bölgesi’nde 4.09 kW/ha değeri ile en yüksek değerinde iken, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 0.78 kW/ha değeriyle en düşük seviyededir. İç Anadolu, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgeleri Türkiye ortalaması değeri olan % 2.27’nin altında bir değerde iken, diğer bölgeler ise, bu değerin üzerindedir. Avrupa Birliği ülkelerinde ise, birim alana düşen traktör gücü 5-7 kW/ha düzeyinde olup ülkemizin iki katıdan fazla değerdedir. 2001 yılı verilerine göre ülkemizde özgül traktör yoğunluğu (traktör/1000 ha) 52.43 seviyesindedir. Bölgeler arasında traktör varlığı en çok olan İç Anadolu Bölgesinde işlenen alanın fazlalığından dolayı, güç değeri de 5. sırada kalmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin güç değeri en düşük düzeyde olup, bir traktöre düşen tarım alanı yönünden en yüksektir. Marmara Bölgesinde, traktör/1000 ha düzeyi, 10.56 değeriyle en düşük düzeydedir. Çizelge 4. Ülkemizin coğrafik bölgelerine göre tarımsal mekanizasyon düzeyleri (Anonymous, 2001 a) Tarımsal mekanizasyon düzeyleri Bölgeler (kW/ha) traktör/1000 ha ha/traktör İç Anadolu 1. 64 37. 95 Güneydoğu Anadolu 0. 78 18. 06 Doğu Anadolu 1. 15 26. 55 Marmara 4. 09 94. 73 Ege 4. 04 93. 51 Akdeniz 2. 44 56. 50 Karadeniz 3. 22 74. 48 TÜRKİYE 2. 27 52. 43 4. Bölgelerin Bazı Tarımsal Alet ve Makine Varlığı Ülkelerin mekanizasyon düzeyini belirten önemli bir ölçüt de, bir traktör başına düşen tarım alet ve makina varlığıdır. Ülkemizin 26. 35 55. 36 37. 66 10. 56 10. 69 17. 70 13. 43 19. 07 coğrafik bölgelerine göre traktör başına düşen bazı tarım alet ve makinaları ile traktörsüz kullanılan karasaban, hayvan pulluğu ve biçerdöver ve selektör dağılımı, Çizelge 5’de verilmiştir. 67 Ülkemiz Tarımsal Mekanizasyon Düzeyinin Coğrafik Bölgeler Bazında Değerlendirilmesi Çizelge 5. Ülkemizin coğrafik bölgelerine göre traktör başına düşen bazı tarım alet ve makinaları ile karasaban, hayvan pulluğu ve biçerdöver ve selektör dağılımı (Anonymous, 2001 a) Bölgeler Tarım alet-makina tipi Kulaklı pulluk Diskli pulluk Kültüvatör Toprak frezesi Tırmıklar Ekim makinası Çiftlik gübre dağıtma makinası Çapa makinası Kimyevi gübre dağıtma makinası Pülverizatör Çayır biçme makinası Orak makinası Harman makinası Tarım arabası Balya makinası Silaj makinası İç Anadolu 0. 96 0. 16 0. 51 0. 03 0. 36 0. 57 Güneydoğu Anadolu 0. 85 0. 21 0. 77 0. 02 0. 11 0. 43 9. 10-3 0. 09 2. 10-3 0. 06 3. 10-3 0. 03 0. 49 0. 39 0. 03 0. 11 0. 36 1. 06 4. 10-3 3.10-3 0. 28 0. 14 0. 04 0. 02 0. 17 0. 91 5. 10-4 1.10-3 Karasaban (adet) Türkiye oranı (%) Hayvan pulluğu (adet) Türkiye oranı (%) Biçerdöver (adet) Türkiye oranı (%) Biçerdöver/1000 ha Selektör (adet) Türkiye oranı (%) 8302 5.66 24952 9.39 5381 44.86 0.96 1421 38.64 26363 17.96 12856 4.84 429 3.58 0.17 441 11.89 0. 16 0. 34 0. 32 0. 32 0. 07 0. 21 0. 22 0. 27 0. 20 0. 02 0. 01 3. 10-3 0. 14 9. 10-3 0. 05 0. 07 0. 46 0. 04 0. 16 0. 17 0. 98 1. 01 0. 96 0. 95 0. 01 0. 02 6. 10-3 4. 10-3 3.10-3 0.01 0.01 2.10-3 Traktörsüz kullanılan bazı alet ve makinalar 33158 3624 12700 26823 22.59 2.47 8.65 18.28 19862 14717 69202 32843 7.48 5.54 26.05 12.36 77 2907 734 1488 0.64 24.24 6.12 12.41 0.04 1,42 0.38 0.76 204 635 248 319 5.55 17.26 6.74 8.67 (*): Kulaklı pulluk Diskli pulluk Tırmıklar Ekim makinaları Çapa makinası Pülverizatör Harman makinaları Silaj makinaları Doğu Anadolu 0. 92 0. 07 0. 44 0. 01 0. 67 0. 10 Marmara 1. 12 0. 11 0. 40 0. 04 0. 92 0. 35 Ege 1. 09 0. 06 0. 25 0. 05 0. 72 0. 33 Akdeniz 1. 01 0. 12 0. 48 0. 05 0. 28 0. 24 Karadeniz 0. 92 0. 03 0. 40 0. 02 0. 73 0. 10 TÜRKİYE 1. 01 0. 10 0. 43 0. 03 0. 60 0. 33 1. 10-3 0. 09 2. 10-3 0. 27 2. 10-3 0. 29 7. 10-4 0. 04 1. 10-3 0. 14 0. 09 0. 10 0. 06 0. 10 0. 41 0. 89 6. 10-3 5.10-3 0. 31 0. 23 0. 04 0. 07 0. 24 0. 98 9. 10-3 6.10-3 35798 24.39 91243 34.34 978 8.15 0.48 410 11.15 146768 100 265675 100 11994 100 0.66 3678 100 : kulaklı traktör pulluğu, döner kulaklı traktör pulluğu ve ark pulluğu değerleri, : diskli traktör pulluğu ve diskli anız pulluğu değerleri; : diskli ve diğer tırmıklar, dişli tırmık ve karma tırmık değerleri; : tahıl ekim makinası, kombine tahıl ekim makinası ve üniversal ekim makinası : traktörle çekilen çapa makinası; : kuyruk milinden hareketli pülverizatör, : harman makinası ve sapdöver; : silaj makinası ve mısır silaj makinası değerleri Çizelge 5 incelendiğinde 2001 yılı verilerine göre, ülkemizin coğrafik bölgeleri içerisinde birim traktör başına düşen 1. sınıf toprak işleme aletleri içerisinde kulaklı pulluk oransal dağılımı yönünden tüm bölgelerimizde, birim traktör başına birer kulaklı pulluk düşmekte olup, en az Güneydoğu, Doğu Anadolu ile Karadeniz Bölgelerinde %0.9 oranında bulunmuştur. Birim traktör başına düşen 2. sınıf toprak işleme aletleri içerisinde kültüvatörlerin oransal dağılımı, en fazla Güneydoğu Bölgesinde, %0.70 oranında bulunurken, diğer bölgelerimizde %0.40’lara yakındır. Birim traktör başına düşen ekim makinalarının oranları en fazla İç Anadolu Bölgesinde %0.57 oranında, en düşük Doğu Anadolu Bölgesinde %0.10 oranı düzeylerindedir. Birim traktöre düşen bakım, gübreleme ve ilaçlama makinaları içerisinde 68 kimyevi gübre dağıtıcılarının dağılım oranları en fazla, İç Anadolu Bölgesinde % 0.49 oranında, en az ise Karadeniz Bölgesinde %0.09 oranında gözlenmiştir. Birim traktöre düşen pülverizatör kullanım oranları en fazla, İç Anadolu Bölgemizde % 0.39 oranında, en az ise %0.07 oranında gözlenmiştir. Birim traktör başına düşen hasat ve harman makinalarının oranları içerisinde, çayır biçme makinaları oranları en fazla Doğu Anadolu Bölgesinde %0.20 oranında, en az ise, Akdeniz Bölgesinde %0.003 oranında bulunmuştur. Birim traktöre düşen harman makinalarının oransal dağılımı, en fazla Doğu Anadolu Bölgesinde %0.46 oranında en az ise Marmara Bölgesinde % 0.04 oranında bulunmuştur. Dolayısıyla, Doğu Anadolu Bölgemiz, hayvansal üretim potansiyeline bağlı olarak, hasat ve harman makinaları kullanımında ön sıraları almaktadır. Birim traktöre düşen balya E.ALTUNTAŞ, H.DEMİRTOLA ve silaj makinalarının oransal dağılımları ise oldukça düşüktür. Birim traktör başına düşen en önemli taşıma iletim aracı olan tarım arabasının kullanım oranı, tüm bölgelerimizde yaklaşık birim traktöre birer adet tarım arabası olacak şekilde görülmektedir. Tarımda teknolojik gelişmeyle beraber, traktör ve tarım alet ve makinalarında gelişme ve çeşitliliğin artmasına rağmen, traktörsüz kullanılan karasaban ve hayvan pullukları, ülkemizde hala her geçen yıl azalmasına rağmen önemini korumaktadır. Karasaban ve hayvan pulluğu kullanım oranları, 2001 yılı verilerine göre toplamları sırasıyla 146768 ve 265765 adet ile en fazla Karadeniz Bölgesinde sırasıyla, %24.39 ile %34.34 oranlarında bulunmaktadır. Bu bölgemizi, karasaban kullanımında, Doğu Anadolu Bölgesi, hayvan pulluğu kullanımında % 26.05 oranıyla Ege Bölgesi izlemektedir. Biçerdöver kullanımı açısından bölgelerimiz incelendiğinde, Türkiye biçerdöver toplamı 11994 adet olup, Ege Bölgesi, Türkiye ortalamasının % 44.86 oranı ile ilk sırayı alırken, bu bölgemizi %24.24 ile Marmara Bölgesi izlemekte ve en az kullanım ise, %0.64 ile Doğu Anadolu Bölgesi almaktadır. Biçerdöver sayısının işlenen alan açısından bölgelerimizin durumu incelendiğinde, biçerdöver/1000 ha oranları en fazla 1.42 ile Marmara Bölgesinde ve bunu İç Anadolu Bölgemiz 0.96 ile izlemekte olup, en düşük oran ise, 0.04 değeriyle Doğu Anadolu Bölgesinde olduğu görülmektedir. Doğu Anadolu Bölgemizin mekanizasyon düzeyinin belirlendiği bir çalışmada, bölgenin doğal şartları ve çiftçini ekonomik durumunun iyi olmaması, çoğu tarım alet ve makinaları kullanımını sınırlandırırken, biçerdöver kullanımı da bundan etkilenmiştir (Erkmen ve Bastaban, 1988). Ülkemiz biçerdöver kullanım ortalaması son yıllar itibariyle 0.66 değerinde olup, Fransa’da 8.41, ABD’de ise 3.74 değeriyle bizdeki değerden oldukça yüksektir(Anonymous, 2001 c). Ülkelerin tarımsal mekanizasyon düzeyinin belirlenmesinde; birim traktör başına düşen toplam tarım alet-makina sayısı ve traktör başına tarım alet-makina ağırlığı (kg/traktör) gibi kriterler de önemlidir. Çalışmada, incelenen tarım alet ve makinaları açısından birim traktör başına düşen tarım aletmakinası değerleri yaklaşık olarak ; Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgelerinde 4 adet, diğer bölgelerimizde ise 5 adet olarak kabul edilebilir. Bu değerlere bağlı olarak, birim traktör başına düşen tarım aletmakina ağırlığı (kg/traktör) ise yaklaşık bir değer olarak; İç Anadolu Bölgesinde 3.5 ton, Güneydoğu Anadolu’da 2 ton, Doğu Anadolu’da 2.5 ton civarında , diğer bölgelerde ise, 3 ton civarında olduğu söylenebilir. Uluslararası düzeyde kabul gören sayı ise, birim traktör başına 10 farklı tarımsal iş makinası düşmesidir. (Zeren ve ark., 1995). DPT’nın sekizinci beşyıllık kalkınma planı araştırma raporuna göre, AB ülkeleri için birim traktör başına düşen tarım alet ve makine ağırlığı 12 ton olup, ülkemizde bu değerler 4.2 ton civarındadır. Dolayısıyla ülkemiz oldukça geri durumdadır (Anonymous, 2001 c). Akdeniz Bölgesinde özellikle Adana, Hatay ve İçel İllerinde birim tarım traktörüne yaklaşık 7 adet tarım alet ve makinası düşmektedir. Traktör başına düşen tarım aletmakine ağırlığı ise, yaklaşık bu iller için ortalama 4.5 ton civarındadır(Işık, 1996). Altuntaş ve ark., (1997), yaptıkları çalışmada, Türkiye’nin coğrafik bölgeler göre mekanizayon düzeyini, sırasıyla, 1.64 kW/ha, 41.25 traktör/1000 ha ve 24.25 ha/traktör değerleriyle bulmuşlardır. Buna göre, 1994 yılı ve 2001 yılları arasındaki Türkiye ortalamalarına bakıldığında, kW/ha değerlerinde %27.75 oranında, traktör/1000 ha değerlerinde %21.32 oranlarında artış olurken, ha/traktör değerlerinde ise, %27.16 oranında azalma gözlenmiştir. 5. Sonuç Bu çalışmada, ülkemizin coğrafik bölgelerine göre, tarımsal mekanizasyon düzeyi 2001 yılı verileri incelenerek belirlenmeye çalışılmıştır. 2001 genel tarım sayımına göre, çeşitli işletme büyüklükleri ve tarım alanlarında azalmalar görülmektedir. İşlenen alan ve traktör sayıları değişimleri incelendiğinde, işlenen alanlar % 1.54 oranında azalma görülürken, traktör sayılarında %20.13 oranında artış gözlenmiştir. Bölgeler açısından İç Anadolu Bölgesi en fazla traktör sayısına sahiptir. Traktör güç gruplarına göre, bölgeler açısından 4 tekerlekli traktörler, toplam traktör varlığımızın %98.83’ünü oluşturmaktadır. Tarımsal mekanizasyon düzeyleri açısından, bölgelerimiz 69 Ülkemiz Tarımsal Mekanizasyon Düzeyinin Coğrafik Bölgeler Bazında Değerlendirilmesi içersinde Marmara ve Ege Bölgeleri en yüksek düzeyde, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri ise, en düşük oranlara sahiptir. Ülkemizde son yıllardaki yaşanan ekonomik sıkıntılar, traktör ve tarım alet ve makinaları imalatçıları ve çiftçilerimizin alım gücünü etkilemiştir. Ülke tarımındaki gelir düşüklüğü, devlet tarım politikalarındaki üretici ve üretimi etkileyen faktörler, tarım işletmelerinin yapısal bozukluğu ortak makine kullanımı ve işletme yapısına uygun traktörtarım alet-makinası ilişkisinin geliştirilememesi ve ekonomik kullanımını yitirmiş traktör ve tarım alet ve makinalarının mevcut varlığı gibi nedenlerle tarımsal mekanizasyon düzeyi gelişmesine rağmen istenen düzeye ulaşamamıştır. Türkiye’nin mekanizasyon düzeyinin istenilen ölçüde olmadığı görülmektedir. Bu nedenle, bölgeler bazında tarımsal mekanizasyon düzeyini oluşturan kriterler açısından bölgelerimize ve üretim desenlerine uygun bir tarımsal mekanizasyon planlamasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bölgelerimizin ihtiyacına uygun traktör parkı ile tarım alet ve makinalarına sahip olması ve etkin kullanımı, üretimi ve pazarlanması yapılabilmelidir. Ekonomik yönden yetersiz durumda bulunan bölgelerimizin istenen tarım alet ve makinalarına kavuşabilmesi açısından çiftçilerimizin ortak makine kullanımını sağlayacak şekilde bilinçlenmeleri, ayrıca işletmelerin küçük işletmeler halinde oluşmasını önleyecek gerekli kanuni düzenlemelerin yapılması gerekli olmaktadır. Kaynaklar Altuntaş, E., Öğüt, H., Taşer, Ö.F., 1997. Ülkemizin Coğrafik Bölgelere Göre Tarımsal Mekanizasyon Durumu.,17. Tarımsal Mekanizasyon 17. Ulusal Kongresi, 17-19 Eylül 1997, Tokat. Anonymous, 1999. T.C. Başbakanlık D.İ.E. Haber Bültenleri (3’er aylık dönem itibariyle 1998 GSMH Sonuçları) Web Sayfası http:/www. die.gov.tr (Genel Tarım Sayımı.) Anonymous, 2001 a. T.C. Başbakanlık D.İ.E. Web Sayfası http:/www. die.gov.tr (Genel Tarım Sayımı.) Anonymous, 2001 b. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer), T.C. Başbakanlık D.İ.E., Ankara, Anonymous, 2001 c. Tarım Alet ve Makinaları Sanayii, Sekizinci Beş yıllık Planı Özel İhtisas Komisyonu Raporu. Yayın No: DPT 2546-ÖİK : 562. Ankara. Çalışır, S., Güney, M. Aydın, C., 1991. Konya Bölgesinin Tarımsal Mekanizasyon Sorunları ve Çözüm Önerileri. Tarımsal Mekanizasyon 13. Ulusal Kongresi, 25 – 27 Eylül 1991, Konya. Erkmen Y., Bastaban, S., 1988. Doğu Anadolu Bölgesinin Tarımsal Mekanizasyonunun Sorunları ve Çözüm Yolları. Tarımsal Mekanizasyon 11. Ulusal Kongresi, 10-12 Ekim 1988, Erzurum. Erkmen Y., Bastaban, S., Çelik, A., Öztürk, İ., 1990. Türkiye’nin Coğrafik Bölgelere Göre Tarımsal Mekanizasyon Sorunları ve Çözüm Olanakları, 4. Uluslararası Tarımsal Mekanizasyon ve Enerji Kongresi, 1- 4 Ekim 1990, Adana. 70 Evcim, Ü., Keçecioğlu, G., 1994. Avrupa Ülkeleri Traktör Parkındaki Gelişmeler ve Türkiye ile Karşılaştırılması. Tarımsal Mekanizasyon 15. Ulusal Kongresi, 20-22 Eylül 1994, Antalya. Işık, A., 1996. Çukurova Bölgesi tarım işletmelerinin Tarımsal Yapı ve Mekanizasyon Özelliklerinin Belirlenmesi Üzerine Bir Araştırma. 6. Uluslar arası Tarımsal Mekanizasyon ve Enerji Kongresi Bildiri Kitabı. S. 565-580, Ankara. Kurtay, T., Kut, T., 1995. Küçük Entansif Tarım işletmelerinin Mekanizasyonu ve Sorunları. Tarımsal Mekanizasyon Kurul Toplantısı Raporları, Eylül, 1995. Bursa. Sabancı, A., Işık, A., Zeren, Y., 1988. Türkiye’de Mekanizasyon Düzeyi Gelişimi ve Sorunları. Tarımsal Mekanizasyon 11. Ulusal Kongresi, 1012 Ekim 1988, Erzurum. Sabancı, A., Akıncı, İ., 1994. Dünyada ve Türkiye’de Tarımsal Mekanizasyon Düzeyi ve Son Gelişmeler. Tarımsal Mekanizasyon 15. Ulusal Kongresi, 20-22 Eylül 1994, Antalya. Zeren, Y., Tezer, E., Tuncer, İ.K., Evcim, Ü., Güzel, E., Sındır, K.O., 1995. Tarım Alet-Makine ve Ekipman Kullanım ve Üretim Sorunları. Ziraat Mühendisliği Teknik Kongresi Tarım Haftası 95 Kongresi, 9-13 Ocak 1995, Ankara. jgfjgf GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2004, 21 (2), 86-93 Bazı Makarnalık Buğday Çeşitlerinin (T.durum Desf.) Erbaa Şartlarında Adaptasyonlarının İncelenmesi Fahri Sönmez A.Safi Kıral Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, 60240, Tokat Özet: Tokat Erbaa şartlarında 2000-2001 ve 2001-2002 yıllarında yürütülen bu araştırmada dokuz makarnalık buğday çeşidi kullanılmıştır. Araştırmada tane verimi yanında başaklanma süresi, başaklanmaerme süresi, metrekarede başak sayısı, bitki boyu, başak tane sayısı, başak tane ağırlığı, bin tane ağırlığı ve hektolitre ağırlığı gibi özellikler incelenmiştir. İncelenen karakterler bakımından her iki yılda da çeşitler arasında önemli (P<0.05) farklılıklar bulunmuştur. İki yılın ortalamasına göre tane verimi 434.0-578.0 kg/da arasında değişmiştir. En yüksek tane verimi Harran çeşidinde elde edilmiş ve bu çeşidi Sarıçonak, Yılmaz ve Sham-I çeşitleri izlemiştir. Bu çeşitler yöre için ümitvar görünmekle beraber, ikinci yılda bütün çeşitlerde çok yüksek oranda dönme görülmüştür. Elde edilen bulgulara göre, bölgedeki çalışmaların azot miktarı ve azot verme zamanlarının birlikte kombine edilerek sürdürülmesinin yararlı olacağı kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Makarnalık buğday çeşitleri, tane verimi ve verim komponenetleri Investigation of Adaptation of Some Durum Wheat Cultivars (T.durum Desf.) in Erbaa Conditions Abstract: Nine wheat cultivars were used in this study which was carried out at the farmer fields in Erbaa, Tokat conditions in 2000-2001 and 2001-2002. In this study, observations such as heading time and headingmaturity time, the number of spikes per square, plant height, number of grain per spike, weight of grain per spike, grain yield, 1000-grain weight, and test weight were investigated. There were significant differences between cultivars for all studied characters in both years. According to mean results of two years, grain yield varied from 434.0 kg/da to 578.0 kg/da and the highest yield was obtained from cultivar Harran, and this cultivar was followed by Sarıçonak, Yılmaz and Sham-I. These cultivars were found as promising cultivars for this region, but all cultivars in second year didn’t produce vitreous grains. Results from this study indicated that factors such as nitrogen levels and nitrogen application times should be combined together. Keywords: Durum wheat cultivars, grain yield and yield components 1. Giriş Ülkemiz tarımında en geniş üretim alanına sahip buğday tarımında makarnalık buğday üretimi % 20-30’luk bir paya sahiptir. Makarnalık buğday üretiminin % 15-20’si Sahil, % 25-30’u Güneydoğu Anadolu, ve % 50-55’i İç Anadolu ve Geçit Kuşağında gerçekleştirilmektedir (Uysal, 1999). Makarnalık buğdayda verim ve kalite genetik faktörler kadar çevre şartlarından da önemli derecede etkilenmektedir (Sade ve ark., 1999). Bu nedenle, dünyada ve ülkemizde ekim alanları sınırlıdır. Bunun yanında, ekmeklik buğdaya oranla daha zahmetli ve girdilerinin daha yüksek oluşu bir başka olumsuzluktur. Bu dezavantajların yanında, son yıllarda uygulanan düşük fiyat politikaları nedeniylede üretim ekmeklik buğdaya kaymaktadır. Makarnalık buğdaylar sahil ve geçit kuşakları dışında yazlık olarak ekilmekle beraber, uygun ekolojilerde kışlık olarak ekildiklerinde ekmeklik buğdaylarla rekabet edebilecek düzeyde ürün verebilmektedirler (Korkut ve Başer, 1993; Bilgin ve Korkut, 2000). Bugüne kadar farklı ekolojilerde makarnalık buğdayla ilgili olarak bir çok çalışma (Genç ve ark., 1987; Yürür ve ark., 1987; Korkut ve Başer, 1993; Şener ve ark., 1997; Öztürk ve Çağlar, 2001) yapılmış olup, tane verimi ve incelenen karakterler bakımından çeşitler arasında önemli farklılıklar olduğu ve bu karakterlere ilişkin değerlerin ekolojik şartlara göre önemli derecede farklı oldukları belirlenmiştir. Çukurova koşullarında bazı makarnalık buğday genotiplerinin tarımsal özelliklerini araştıran Genç ve ark. (1987), başaklanma süresinin 85-111 gün, başakta tane sayısının 34.0-45.4, bin tane ağırlığının 44.156.8 g, hektolitre ağırlığının 79.5-83.9 kg, tane veriminin ise 587-651 kg/da arasında değiştiğini belirlemişlerdir. Şener ve ark. (1997) ise Hatay koşullarında yaptığı bir başka araştırmada çeşitlerin başaklanma sürelerini 107.2-123.5 gün, başaklanma-erme sürelerini F.SÖNMEZ, A.S.KIRAL 39.8-48.5 gün, başaktaki tane sayılarını 42.964.8, başak tane verimlerini 52.1-67.7 g, hektolitre ağırlıklarını 77.5-82.9 kg, tane verimlerini ise 551-823 kg/da olarak tespit etmişlerdir. Yılmaz ve Dokuyucu (1994) tarafından Kahramanmaraş koşullarında yürütülen diğer bir araştırmada çeşitlere ait bitki boyları 91.3-99.1 cm, başak tane sayıları 35.0-50.0, bin tane ağırlıkları 33.7-44.9 g, hektolitre ağırlıkları 78.8-82.5 kg, tane verimleri ise 468-566 kg/da arasında bulunmuştur. Diğer taraftan, Yürür ve ark. (1987) tarafından Bursa koşullarında yapılan araştırmada makarnalık buğday genotiplerinin bitki boylarını 70.0-129.4 cm, bin tane ağırlıklarını 25.8-46.3 g, tane verimlerini ise 230-408 kg/da arasında bulmuşlardır. Konya şartlarında yapılan diğer bir araştırmada (Sade ve ark., 1999), metrekaredeki başak sayısının 349.3-485.5, başaktaki tane sayısının 28.1-43.7, başak tane veriminin 1.38-2.17 g, tane veriminin 342.3-563.2 kg/da, bin tane ağılığının 38.9-46.1 g, hektolitre ağırlığının 79.09-81.6 kg arasında değişim gösterdiği saptanmıştır. Öztürk ve Çağlar (2001), bazı makarnalık buğday çeşitleri ile ekolojisi biraz daha farklı olan Erzurum da yaptıkları bir başka araştırmada ise başaklanma süresini 70.2-86.7 gün, başaklanma-erme süresini 34.8-42.3 gün, metrekaredeki başak sayısını 135-438, bin tane ağırlığını 35.5-45.3 g, hektolitre ağırlığını 74.579.9 kg, tane verimini ise 68.4-175.6 kg/da arasında bulmuşlardır. Tokat ve yöresi tarımında buğday yetiştiriciliği önemli bir yer tutmaktadır. Tokat’ta kışlar nispeten sert geçmesine rağmen, ilin kuzey-batısında yer alan Erbaa’da daha ılıman bir iklim hakim sürmektedir. İklim şartları elverişli olmasına rağmen Erbaa’daki çiftçiler alternatif ürün, düşük verim, düşük fiyat ve düşük kalite gibi faktörler nedeniyle makarnalık buğday üretimini tercih etmemektedirler. Uygun çeşitler getirilmesi ve çiftçinin bilinçlendirilmesi durumunda, ekolojisi uygun olan bu yörede makarnalık buğday yetiştiriciliği arzu edilen seviyeye gelebilir. Bu çalışmada, Erbaa şartlarında makarnalık buğday yetiştirme imkanlarının araştırılması amaçlanmıştır. 2. Materyal ve Yöntem Araştırma 2000-2001 ve 2001-2002 üretim yıllarında Tokat ili Erbaa ilçesinde çiftçi tarlalarında yapılmıştır. Deneme alanı toprakları orta alkali (pH=8,50) toprak reaksiyonunda olup, organik madde bakımından fakir (% 1.68), yarayışlı fosfor bakımından ise yeterli (7.32 P2O5 kg/da) durumdadır. Tokat’ta ürün yılını kapsayan Kasım, Aralık, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarındaki aylık ortalama sıcaklıklar bakımından deneme yılları arasında Ocak ayı hariç, çok belirgin farklılık olmamıştır (Çizelge 1). Buna karşılık, aynı dönemdeki toplam yağış miktarı birinci yıla göre daha fazla olmuştur. Ayrıca, ikinci üretim yılında yağışın aylara dağılımı da daha düzenli olmuştur. Çizelge 1.Tokat iline ait bazı iklim faktörlerinin uzun yıllar ile 2000-2001 ve 2001-2002 yıllarındaki durumu (*) Yağış (mm) Ortalama Sıcaklık ( oC) Uzun 20002001Uzun 20002001Yıllar 2001 2002 Yıllar 2001 2002 Eylül 17.9 19.6 18.8 17.9 20.4 11.4 Ekim 12.5 11.6 11.6 34.2 24.0 15.6 Kasım 7.1 5.6 7.4 50.1 0.2 73.4 Aralık 3.3 3.4 5.1 47.2 29.4 50.5 Ocak 1.3 2.6 -4.5 41.7 2.6 45.1 Şubat 2.9 4.9 4.1 33.4 35.6 20.4 Mart 7.1 11.3 9.3 40.2 19.3 29.2 Nisan 12.5 13.5 11.1 61.6 39.6 68.4 Mayıs 16.3 14.4 15.6 60.5 92.2 16.8 Haziran 19.6 20.2 18.8 40.6 5.6 57.6 Temmuz 22.0 23.6 23.2 10.5 1.0 37.6 Ağustos 21.7 23.3 21.4 7.1 1.2 11.2 Ort./Toplam 11.9 12.8 11.8 445.0 271.1 437.2 * Köy Hizmetleri Tokat Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Kayıtlarından Alınmıştır Aylar Uzun Yıllar 58.0 63.7 67.8 69.7 66.5 61.8 57.9 59.1 56.5 53.7 55.4 56.5 60.6 Nispi Nem 20002001 66.8 80.9 74.3 85.0 82.9 73.4 64.4 68.0 75.9 60.6 64.4 65.5 71.9 20012002 75.0 74.2 79.6 77.2 90.6 76.7 63.8 76.6 65.1 76.4 70.4 72.1 74.8 87 Bazı Makarnalık Buğday Çeşitlerinin (T.durum Desf.) Erbaa Şartlarında Adaptasyonlarının İncelenmesi İki yıl süreyle yürütülen bu araştırmada Altın, Altıntaç, Altıntoprak Amonos, Haran, Kızıltan, Sarıçonak, Sham-I ve Yılmaz, çeşitleri kullanılmıştır. Araştırmada parsel büyüklüğü 6.00 m x 1.20 m = 7.20 m² (20 cm aralıklı 6 sıra) olup, deneme, “Tesadüf Blokları Deneme Planına” göre üç tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Ekimler metrekareye 400 bitki hesabıyla 2000 yılında 25 Kasım, 2001 yılında 3 Aralıkta elle ekilmiştir. Ekimle birlikte her parsele dekara 5 kg P2O5 (Triplesüperfosfat) ve 6 kg N (Amonyumsülfat) hesabıyla gübre verilmiştir. Bitkiler sapa kalktıklarında tekrar her parsele dekara 6 kg N (Amonyumsülfat) verilmiştir (Sade ve ark. 1999). Genç ve ark. (1987), Kırtok ve ark. (1988) gibi araştırmacıların izledikleri yöntemler kullanılarak her parsel için; bitki boyu, metrekarede başak sayısı, başakta tane sayısı, başak tane verimi, tane verimi, bin tane ağırlığı, hektolitre ağırlığı, başaklanma süresi ve başaklanma-erme süresi belirlenmiştir. Hasatta, her parselin kenarlarından birer sıra, parsel başlarından 0.50’şer metre kenar tesiri olarak bırakılmış ve geri kalan bitkiler orakla hasat edilmiştir. Üç gün süreyle kurumaya bırakılan bitkiler parsel harman makinesiyle harmanlanmış ve elde edilen parsel verimleri kg/da’a çevrilmiştir. Elde edilen sonuçların deneme planına uygun olarak COSTAT programında varyans analizleri yapılmış ve ortalamalar Duncan Testine göre (P<0.05) gruplandırılmıştır. 3. Bulgular ve Tartışma Araştırmada kullanılan çeşitlere ait başaklanma süresi ve başaklanma-erme süresine ilişkin değerler Çizelge 2’de sunulmuştur. Çizelge den de görüldüğü gibi her iki deneme yılında da başaklanma süresi ve başaklanma-erme süresi bakımından çeşitler arasında önemli (P<0.05) farklılıklar bulunmuştur. Başaklanma süresi 2001 yılında 119-138 gün, 2002 yılında ise 128-140 gün arasında değişmiştir. İlk yılda en erken Altıntaç, Kızıltan, Yılmaz ve Altın çeşitleri başaklanırken, Amonos en geç başaklanmıştır. İkinci yılda ise Sarıçonak en erken başaklanırken, Amonos yine en geç başaklanan çeşit olmuştur. Yılların ortalamasına göre ilk olarak Yılmaz (126 gün), son olarak ise Amonos (139 gün) çeşidi başaklanmış ve çeşitler arasında görülen farklılıklar istatistiksel olarak da önemli bulunmuştur. Çeşitlerden Amonos çeşidinde başaklanma belirgin bir biçimde uzun sürerken, diğer çeşitler ortalama olarak yaklaşık aynı günlerde başaklanmayı tamamlamışlardır. Farklı ekolojik şartlarda yapılan araştırmalarda (Çölkesen ve ark., 1994; Şener ve ark, 1997; Öztürk ve Çağlar, 2001) da başaklanma yönünden önemli farklılık olduğu bildirilmiştir. Çizelge 2. Çeşitlerin başaklanma süresi, başaklanma-erme süresi ve metrekarede başak sayısına ait değerler* Altın Altıntaç Altıntoprak Amonos Harran Kızıltan Sarıçonak Sham-I Yılmaz Ortalama Başaklanma Süresi (gün) 2001 2002 Ort. 120 c 137 c 128.5 bcd 119 c 136 d 127.5 de 128 b 131 fg 129.5 b 138 a 140 a 139.0 a 127 b 131 fg 129.0 bc 119 c 138 b 128.5 bcd 126 b 128 h 127.0 cde 129 a 130 g 129.5 b 119 c 133 e 126.0 e 125 b 134 a Başaklanma-Erme Süresi (gün) 2001 2002 Ort. 37 a 38 f 38 b 38 a 39 e 39 ab 28 c 44 c 36 c 32 b 35 h 34 d 27 c 44 bc 36 c 33 b 37 g 35 cd 24 d 47 a 36 c 25 d 45 b 35 cd 37 a 42 d 40 a 31.3 b 41.3 a M²de Başak Sayısı (adet) 2001 2002 Ort. 485.0 ab 658.3 a 572 ab 398.3 b 636.0 a 517 a-d 416.7 b 535.0 ab 476 cd 577.0 a 580.3 a 579 a 485.0 ab 650.0 a 567 ab 398.3 b 580.3 a 464 bcd 401.7 b 581.0 a 491 bcd 470.0 ab 612.0 a 541 abc 470.0 ab 433.0 b 452 d 455.7 b 585.1 a *Aynı harfle gösterilen ortalamalar arasındaki fark P<0.05 seviyesinde önemsizdir. Başaklanma-erme süresi 2001 ve 2002 yıllarında sırasıyla 24-38 ve 35-47 gün, yılların ortalamasında ise 34-40 gün arasında değişmiş ve çeşitler arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak da önemli (P<0.05) bulunmuştur (Çizelge 2). Genel olarak ikinci yılda çeşitlerin başaklanma-erme süreleri daha uzun sürmekle birlikte, çeşitler değişen iklim şartlarından 88 farklı biçimlerde etkilenmiştir. Sham-I, Harran, Sarıçonak ve Altıntoprak çeşitlerinin başaklanma-erme süreleri (24-28 gün) ilk yıl diğer çeşitlerden önemli derecede kısa olmasına rağmen, yağışın daha fazla olduğu ikinci yılda daha uzun (44-47 gün) sürmüştür. İki yılın ortalaması olarak değerlendirildiğinde en uzun başaklanma-erme süresi Yılmaz, Altıntaç, Altın F.SÖNMEZ, A.S.KIRAL çeşitlerinde sırasıyla 40, 39 ve 38 gün olarak belirlenirken, diğer çeşitlerde bu süre 34-37 gün arasında belirlenmiştir. Her iki deneme yılında da başaklanma-erme süresinin tekabül ettiği Mayıs ve Haziran aylarında sıcaklığın artmasının yanında yağışın da giderek düşmesi, bitkiden ve topraktan su kaybını artırmıştır. Bu durum, erken ve geç başaklanan çeşitlerin yaklaşık olarak aynı tarihlerde olgunlaşmalarına neden olmuştur. Bunun sonucu olarak, erken başaklanan hatlarda başaklanmadan olgunlaşmaya kadar geçen süre uzamış, buna karşılık geç başaklanan hatlarda bu süre kısalmıştır. Başaklanma-erme süresinin çeşitlere göre önemli derecede değiştiği Gebeyehou ve ark.(1982), Genç ve ark. (1987) ile Knott and Gebeyehou (1987) tarafından da tespit edilmiştir. Metrekaredeki başak sayısı bakımından çeşitler arasındaki farklılık hem 2001, hem de 2002 yılında istatistiksel olarak önemli (P<0.05) bulunmuştur (Çizelge 2). Çeşitlere ait metrekaredeki başak sayısı ilk yıl 398.3-577.0 arasında değişmiş ve en yüksek değer başaklanması da en geç olan Amonos çeşidinde saptanırken, en düşük değer ise Kızıltan çeşidinde saptanmıştır. İkinci deneme yılında metrekaredeki başak sayısı değerleri 433.0658.3 adet arasında değişmiştir. Bu yıldaki en yüksek değer Altın çeşidinden elde edilmiş, fakat sadece en düşük değere sahip Yılmaz çeşidinden önemli düzeyde farklı olduğu görülmüştür. Deneme yıllarının ortalamasına göre ise, metrekaredeki başak sayısı 452-579 arasında değişmiş olup, en yüksek değer Amonos çeşidinde saptanmış ve bu çeşidi önemli olmayan farklılıklar ile Altın, Harran, Sham-I ve Altıntaç çeşitleri izlemiştir. Son sırada ise Yılmaz çeşidi yer almıştır. Genel olarak metrekaredeki başak sayısı çeşitlerin genotipik özellikleri yanında, yağış ve sıcaklık gibi çevre faktörlerinden de önemli derecede etkilenmektedir. Bu çalışmada, çeşitlerin değişen iklim şartlarına tepkileri farklı düzeylerde olmuştur. Özelikle ikinci yılda toplam yağış miktarında meydana gelen artış metrekarede başak sayısını da artırmıştır. Makarnalık buğday çeşitleri arasında metrekaredeki başak sayısı bakımından önemli farklılıklar olduğu Kılınç ve ark. (1996) ile Sade ve Akçin (1994) tarafından da bildirilmiştir. Çeşitlere ait bitki boyu ortalamaları 2001 yılında 77.4-111.1 cm, 2002 yılında ise 77.0120.7 cm arasında değişim göstermiş ve çeşitler arasındaki farklarda önemli (P<0.05) olmuştur (Çizelge 3). 2002 Yılı yetiştiricilik açısından daha uygun geçmiş ve bu farklılık ikinci yılda Amonos ve Altıntoprak çeşitlerinde belirgin bir biçimde görülmüştür. Yılların ortalamasına bakıldığında, çeşitlerin ortalama bitki boylarının 77.2 ile 114.7 cm arasında değiştiği ve çeşitlerin söz konusu karakter bakımından önemli düzeyde farklı oldukları görülmektedir. Her iki yılda da Altıntaç ve Amonos çeşitlerinin dikkat çekecek kadar diğer çeşitlerden daha uzun oldukları gözlemlenmiştir. Bitki boyunun uzun olmasında çevre faktörlerinin etkisi yanında genotip faktörü de önemli derecede etkili olmaktadır. Benzer olarak yapılan bir çok araştırmada (Şener ve ark., 1997; Çölkesen ve ark., 1994; Yılmaz ve Dokuyucu, 1994) da elde ettiğimiz bulgulara benzer olarak bitki boyu bakımından genotipler ve yıllar arasında önemli farklıklar bulunmuştur. Çizelge 3 incelendiğinde, çeşitlerin ortalama başak tane sayılarının 2001 yılında 33.3-43.3 arasında, 2002 yılında ise 42.0-53.0 arasında değiştiği ve çeşitler arasında önemli (P<0.05) farklılıklar olduğu görülmektedir. Çizelge 3’de görüldüğü üzere hem başak tane sayısı, hem de başak tane verimi 2002 yılında belirgin bir biçimde artmıştır. Çiçeklenme dönemindeki yüksek sıcaklıklar ve düşük nem şartları döllenmeyi aksatabilmekte ve başakta tane bağlayan çiçek sayısını, buna bağlı olarak da başak tane sayısını ve başak tane verimini azaltmaktadır. Bu sebeple, birinci üretim yılının daha kurak geçmesi, 2001 yılında başak tane sayısının ve başak tane veriminin düşmesinde en önemli faktör olmuştur. İki yıllın ortalamasına göre de çeşitler arasındaki farklar önemli bulunmuş ve başak tane sayısı 37.8-47.2 adet arasında değişmiştir. Yılların ortalaması olarak başak tane sayısı bakımından en yüksek değer Altıntaç çeşidinde elde edilmiş ve bu çeşidi önemsiz farklılıklar ile Sarıçonak, Harran, Yılmaz ve Altıntoprak çeşitleri izlemiştir. Amonos ise çok düşük bir değer ile diğer çeşitler arasında dikkati çekmiştir. Genç ve ark. (1987), Sade ve ark. (1999), Şener ve ark. (1997), Öztürk ve Çağlar (2001) gibi araştırmacılarda başaktaki tane sayısının yıllara ve çeşitlere göre önemli derecede değişebildiğini tespit etmişlerdir. 89 Bazı Makarnalık Buğday Çeşitlerinin (T.durum Desf.) Erbaa Şartlarında Adaptasyonlarının İncelenmesi Çizelge 3. Çeşitlerin bitki boyu, başak tane sayısı ve başak tane verimine ait değerler* Bitki Boyu (cm) Başak Tane sayısı (adet) Başak Tane Verimi (g) 2001 2002 Ort. 2001 2002 Ort. 2001 2002 Ort. Altın 80.7 de 83.0 de 82.9 de 33.3 d 46.7 abc 40.0 cd 1.82 b 2.50 bc 2.16 cd Altıntaç 111.1 a 116.3 a 114.7 a 41.7 a 52.7 a 47.2 a 2.38 a 3.05 a 2.72 a Altıntoprak 77.4 e 81.0 e 79.2 de 33.7 d 53.0 a 43.3 abc 1.88 b 2.81 ab 2.35 bc Amonos 105.3 ab 120.7 a 113.0 a 33.7 d 42.0 c 37.8 d 1.85 b 2.16 c 2.01 d Harran 84.7 de 87.7 cd 86.2 cd 43.3 a 45.3 bc 44.3 ab 2.30 a 2.32 c 2.31 bc Kızıltan 98.0 bc 98.7 b 98.4 b 36.7 d 47.0 abc 41.8 bc 1.87 b 2.72 ab 2.30 bc Sarıçonak 77.4 e 77.0 e 77.2 e 43.3 a 47.3 abc 45.3 ab 1.95 b 2.52 bc 2.24 c Sham-I 80.7 de 83.3 de 82.1 de 37.3 bc 48.7 abc 43.0 bc 1.96 b 2.49 bc 2.23 c Yılmaz 90.1 cd 92.3 c 91.2 c 40.3 ab 49.0 ab 44.3 ab 2.00 b 2.96 a 2.48 b Ortalama 90.0 92.9 38.1 b 48.0 a 2.00 b 2.61 a *Aynı harfle gösterilen ortalamalar arasındaki fark P<0.05 seviyesinde önemsizdir. Çizelge 3’de görüldüğü üzere, her iki yılda da başak tane verimi bakımından çeşitler arasında önemli (P<0.05) farklılık meydana gelmiş ve başak tane sayısı yüksek olan çeşitlerin genelde başak tane verimleri de belirgin bir şekilde yüksek bulunmuştur. Yıllar ayrı ayrı ele alındığında en yüksek başak tane veriminin hem 2001, hem de 2002 yılında Altıntaç çeşidine, en düşük başak tane veriminin ise 2001 yılında Altın, 2002 yılında ise Amonos çeşidine ait olduğu görülmektedir. Benzer durum yılların ortalamasında da görülmektedir. Deneme yıllarının ortalamasına göre, Altıntaç çeşidi diğer bütün çeşitlerden önemli derecede üstün iken, Yılmaz, Altıntoprak, Harran ve Kızıltan çeşitleri de yüksek başak tane verimleri ile dikkate değer bulunmuştur. Konuyla ilgili olarak yapılan bir çok çalışmada (Yılmaz ve Dokuyucu, 1994; Yağdı ve Ekingen, 1993; Sade ve ark., 1999,) da bizim bulgularımıza benzer olarak, başak tane verimi bakımından çeşitler arasında önemli farklılıklar olduğu, başakta tane sayısı ve bin tane ağırlığı yüksek olan çeşitlerin başak tane verimlerinin de daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Elde edilen tane verimi yıllara göre çok farklı olmuş ve 2001 yılında ortalama 391.8 kg/da olan tane verimi 2002 yılında 613.7 kg/da’a yükselmiştir (Çizelge 4). İlgili çizelgelerden de anlaşıldığı üzere, tane verimini birinci derecede etkileyen metrekarede başak sayısı, başak tane sayısı ve tane ağırlığı gibi karakterlere ait değerler 2002 yılında daha yüksek olmuş ve buna bağlı olarak da daha yüksek tane verimi elde edilmiştir. Yıllar arasında görülen bu farklılıklar deneme yıllarındaki yağış farklılığından kaynaklanmıştır. Hem ekim öncesi, hem de 90 yetişme dönemi içerisinde alınan yağış miktarı ikinci deneme yılında daha fazla olmuştur (Çizelge 1). Ayrıca, yağışın ayları dağılımı da ikinci deneme yılında daha düzenli seyretmiştir. İkinci yıl görülen bu farklılıklar, incelenen bütün karakterler üzerinde olumlu bir etki yapmıştır. Çünkü, bitkide kuru madde oluşumunu sınırlayan önemli faktörlerden birisi de sudur. Özellikle başaklanma öncesi meydana gelen su stresi hem başakta tane bağlayan çiçek sayısını, hem de tane ağırlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Diğer taraftan, başaklanma sonrası görülen su stresi ise başaktaki tane sayısından ziyade tane dolum süresini, dolayısıyla da tane ağırlığını ve tane verimini etkilemektedir (Genç ve Koç, 1988). 2001 Yılında ortalama tane verimi 298.3422.0 kg/da arasında değişmiş ve en yüksek tane verimi 422.0 kg/da olarak Sarıçonak çeşidinde elde edilmiştir (Çizelge 4). Fakat, istatistiksel olarak yapılan değerlendirmede Sarıçonak çeşidi sadece son iki sırada yer alan Altın (336.7 kg/da) ve Altıntoprak (298.3 kg/da) çeşitlerinden farklı bulunmuştur (Çizelge 4). Diğer çeşitlerin tane verimleri ise birbirlerine daha yakın olup, 400.0-418.7 kg/da arasında değişmiştir. 2002 Yılında artan yağışa bağlı olarak çeşitlerin ortalama tane verimlerinde de belirgin artışlar görülmüş ve tane verimi 494.3 ile 738.3 kg/da arasında değişmiştir. Bu yılda en yüksek tane verimi 738.3 kg/da olarak Harran çeşidinde elde edilmiş ve bu çeşidi 701.7 kg/da ile Sarıçonak izlemiş fakat aralarındaki fark istatistiksel olarak önemli olmamıştır. Diğer çeşitlerden Sham-I, Altın, ve Yılmaz çeşitleri 600 kg/da’ı aşan tane verimleri ile dikkat çekmişlerdir. Son sırada ise 2001 yılının başarılı çeşitlerinden biri olan Kızıltan yer almıştır. Çeşitleri iki yılın F.SÖNMEZ, A.S.KIRAL ortalamasına göre değerlendirdiğimizde, Harran çeşidi 577.7 kg/da ile ilk sırada yer almış ve bu çeşidi Sarıçonak, Yılmaz ve Sham-I çeşitleri sırasıyla 561.8, 544.0 ve 506.0 kg/da tane verimleri ile izlemişlerdir. Tane verimi bakımından çeşitler arasında önemli farklılıklar olduğu ve iklim şartlarındaki değişimlerin çeşitlerin performanslarını önemli derecede etkilediği şeklindeki bulgular, diğer bazı araştırmacılar (Genç ve ark., 1987; Yürür ve ark., 1987; Kılınç ve ark., 1996; Şener ve ark., 1997; Sade ve ark., 1999; Öztürk ve Çağlar, 2001) tarafından da bildirilmiştir. Çizelge 4. Çeşitlerin tane verimi, bin tane ağırlığı ve hektolitre ağırlığına ait değerler* Tane Verimi Bin Tane Ağırlığı Hektolitre Ağırlığı (kg/da) (g) (kg) 2001 2002 Ört. 2001 2002 Ört. 2001 2002 Ört. Altın 336.7 b 609.7 c 473.2 bc 46.5 aba 50.9 c 48.7 cd 77.7 cde 76.0 ab 76.8 c Altıntaç 416.0 a 582.0 cd 499.0 b 48.2 ab 53.9 b 51.0 b 81.2 b 76.0 ab 78.6 a Amonos 400.0 a 544.0 de 472.0 bc 46.3 c 48.0 de 47.2 d 77.2 def 71.0 e 74.1 f Altıntoprak 298.3 c 570.3 cd 434.3 d 47.8 ab 52.9 b 50.4 b 78.5 c 74.0 cd 76.3 cd Harran 417.3 a 738.3 a 577.7 a 49.0 a 49.9 cd 49.5 bc 77.5 de 75.7 ab 76.3 cd Kızıltan 418.7 a 494.3 e 456.5 cd 41.7 d 52.8 b 47.3 d 76.5 f 73.0 d 74.8 e Sarıçonak 422.0 a 701.7 a 561.8 a 46.0 c 48.5 de 47.3 d 82.2 a 76.0 ab 79.1 a Sham-I 403.0 a 609.0 c 506.0 b 44.0 cd 46.9 e 45.5 e 77.0 ef 75.0 bc 76.0 d Yılmaz 414.3 a 673.7 b 544.0 a 48.6 ab 58.0 a 53.3 a 78.0 cd 77.0 a 77.5 b Ortalama 391.8 b 613.7 a 46.6 b 51.3 a 78.4 a 74.8 b *Aynı harfle gösterilen ortalamalar arasındaki fark P<0.05 seviyesinde önemsizdir. Çeşitlerin bin tane ağırlığına ilişkin bulgular Çizelge 4’de sunulmuştur. Her iki yılda da çeşitler arasında belirlenen farklılıklar istatistiksel olarak önemli (P<0.05) bulunmuştur. Yıllar itibarıyla karşılaştırma yapıldığında, çeşitlerin bin tane ağırlıklarının araştırmanın ikinci yılında daha yüksek olduğu görülmektedir. İlgili bölümlerde de daha önce ifade edildiği üzere, ikinci yılda vejetasyon süresince düşen yağış miktarının fazla oluşu, genel olarak denemede kullanılan çeşitlerin bin tane ağırlıklarını artırmıştır (Kılınç ve ark., 1996; Sade ve ark., 1999; Öztürk ve Çağlar, 2001). Araştırmada yer alan çeşitlere ait bin tane ağırlıkları 2001 yılında 41.7 ile 49.0 g arasında değişmiş ve en yüksek bin tane ağırlığı Harran çeşidinde, en düşük ise Kızıltan çeşidinde elde edilmiştir (Çizelge 4). 2002 Yılında ise çeşitlerin bin tane ağırlıkları 46.9 ile 58.0 g arasında değişim göstermiş ve bu yılda çeşitlerin sıralanışı da değişmiştir. En yüksek değer Yılmaz, en düşük değer ise Sham-I çeşidinde elde edilmiştir. Yılların ortalamasına bakıldığında, yine çeşitler arasındaki farkların önemli olduğu Yılmaz, Altıntaç ve Altıntoprak çeşitlerinin sırasıyla 53.3, 51.0 ve 50.4 g bin tane ağırlıkları ile ilk sıralarda yer aldıkları, Sham-I çeşidinin ise diğer çeşitlerden önemli derecede düşük bin tane ağırlığına sahip olduğu görülmektedir. Konuya ilişkin olarak yaptıkları araştırmalarda Şener ve ark.(1997), Sade ve ark. (1999) ile Öztürk ve ark. (2001) çeşitlerin bin tane ağırlıklarının önemli derecede farklı olduklarını rapor etmişlerdir. Çeşitlere ait ortalama hektolitre ağırlığı 2001 ve 2002 yıllarında sırasıyla 76.5-82.2 ve 71.0-77.0 kg arasında değişmiş ve çeşitlere ait değerler arasında farklılıklar istatistiksel olarak önemli (P<0.05) bulunmuştur (Çizelge 4). İlk yıl en yüksek hektolitre ağırlığı Sarıçonak ve Altıntaç gibi çeşitlerde ölçülürken, en düşük değer Kızıltan çeşidinde ölçülmüştür. Ortalama ağırlığın düştüğü ikinci yılda sıralama değişmiş ve Yılmaz, Altın, Altıntaç ve Sarıçonak gibi çeşitler birbirlerine yakın değerler ile ilk sıralarda yer almışlardır. Son sırada ise Amonos çeşidi yer almıştır. Araştırma yıllarının ortalamasına göre Sarıçonak ve Altıntaç ilk iki sırada yer almış ve bu çeşitler istatistiksel olarak da diğer çeşitlerden üstün bulunmuştur. Son sırada ise Kızıltan çeşidi yer almıştır. Diğer taraftan, toplam yağış miktarı ikinci yılda daha yüksek olmasına rağmen bu yılda bütün çeşitlerde hektolitre ağırlığı düşmüştür. Özellikle Altıntaç, Amonos ve Sarıçonak çeşitlerinde daha belirgin bir düşüş meydana gelmiştir. Çizelge 4’de görüldüğü üzere 2002 yılında çeşitlerin bin tane ağırlıklarında önemli artışlar olmuş ve muhtemelen tanelerin hacimleri de artmıştır. Buna bağlı olarak da ikinci yılda hektolitre ağırlığı düşmüş olabilir. Benzer konularda yapılan araştırmalarda (Genç 91 Bazı Makarnalık Buğday Çeşitlerinin (T.durum Desf.) Erbaa Şartlarında Adaptasyonlarının İncelenmesi ve ark., 1987; Yılmaz ve Dokuyucu, 1994; Şener ve ark., 1997; Sade ve ark., 1999; Öztürk ve Çağlar, 2001) da hektolitre ağırlığı bakımından çeşitler arasında önemli farklar olduğu ve bu karakterin yıllara göre önemli ölçüde değişebildiği ortaya konmuştur. Diğer taraftan, laboratuar testleri ayrıca yapılmamakla beraber ikinci yıldaki tüm çeşitlere ait tane ürünlerinde çok yüksek oranda dönme olayı görülmüştür. Oysa, makarnalık buğdaylarda en önemli kalite özelliklerinden biri camsılıktır. Tanelerde görülen dönme, çeşit özelliği yanında tanenin protein kapsamı ile yakından ilişkilidir (Kün, 1988). Özellikle sarı olum döneminin uzun sürmesi camsılık oranını olumsuz yönde etkilemektedir. Zira tanedeki proteinin yarısı döllenme öncesi, diğer yarısı ise süt olum döneminde oluşmaktadır (Kün, 1988). Bu araştırmada, başaklanma-erme süresi 2002 yılında yaklaşık 10 gün daha uzun olmuştur. Bu durum, ikinci yılda tanede karbonhidrat birikimini proteine birikimine oranla daha fazla artırarak tanelerdeki protein ağlarının yırtılmasına, dolayısıyla tanelerde dönmeye neden olmuştur. 4. Sonuç İki yıl süreyle yürütülen bu araştırmada tane verimi açısından olumlu sonuçlar alınmış ve Harran, Sarıçonak, Yılmaz ve Sham-I çeşitleri yöre için ümitvar görülmektedir. Yöredeki ekolojik şartlar, tane verimi açısından her ne kadar uygun görülse de, dönme açısından risk taşımaktadır. Bu yörede makarnalık buğday yetiştiriciliği hakkında daha güvenilir sonuç elde edebilmek için araştırmaların uzun süre devam ettirilmesi yanında, dönme olayının daha iyi etüd edilebilmesi için araştırmalarda azot dozu ve azot verme zamanlarının birlikte değerlendirilmesine ihtiyaç varıdır. Zira, yapılan araştırmalarda (Barutçular ve ark.,1999; Tiryakioğlu ve ark., 1999) yüksek ve/veya geç (çiçeklenme başlangıcı) verilen azot ile tane protein oranında ve camsı tane oranında önemli artışlar sağlanabildiği belirlenmiştir. Kaynaklar Barutçular, C., Genç, İ., ve Koç, M. 1999. Yerel ve güncel makarnalık buğday çeşitlerinde dane kalite özelliklerinin iki azot uygulamasında çukurova koşullarında karşılaştırılması. Türkiye 3. Tarla Bitkileri Kongresi, 15-18 Kasım, 1999, Adana, Cilt 1, 109-114. Bilgin, O. ve K. Z. Korkut, 2000. Assestment of stability parameters and yield stability levels in some durum wheats genotypes. Agronomica, Hungarica, 48(2):197-201. Çölkesen, M., Öktem, A., Eren, N., Yağbasanlar, ve T., Özken, H. 1994. Çukurova ve Harran koşullarına uygun ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin saptanması üzerine bir araştırma. Tarla Bitkileri Kongresi, 25-29 Nisan 1994, İzmir, Cilt 1, 18-21. Gebeyehou, G., Knott, D. R., and Baker, R. J. 1982. Relationship among durations of vegetative and grain filling phases, yield components and grain yield in durum wheat cultivars. Crop Sci. 22:287-290. Genç, İ., Kırtok, Y., Ülger, A. C., ve Yağbasanlar, T. 1987. Çukurova koşullarında ekmeklik (T. aestivum l. em thell) ve makarnalık (T.durum desf.) buğday hatlarının başlıca tarımsal karakterleri üzerinde araştırmalar. Türkiye Tahıl Simpozyumu, 6-9 Ekim 1987, Bursa, 71-82. Genç, İ. ve M. Koç. 1988. Tahıllarda Ürün Oluşumunun Morfolojik ve Fizyolojik Esasları. Çukurova Üniv., Zir.Fak., Yardımcı Ders kitabı, No:8, 18-40. Kılınç, M., Şener, O., ve Gözübenli, H. 1996. Hatay koşullarında uygun makarnalık buğday (T.durum Desf.) çeşitlerinin belirlenmesi. MKU Zir. Fak. Derg., 1(1):125-138. 92 Kırtok, Y., Genç, İ., Yağbasanlar, T., Çölkesen, M., ve Kılınç, M. 1988. Tescilli bazı ekmeklik (T. aestivum L. em Thell) ve makarnalık (T.durum Desf.) buğday çeşitlerinin Çukurova koşullarında başlıca tarımsal karakterleri üzerinde araştırmalar. Çukurova Univ. Zir. Fak. Derg., 3 (3):96-106. Knott, D. R., and G. Gebeyehou. 1987. Relationships between the lengths of the vegetative and grain filling periods and agronomic characters in Three Wheat Crosses. Crop Sci. 27:857-860. Korkut, K. Z. ve İ. Başer. 1993. Bilir, S. makarnalık buğdaylarda korelasyon ve path katsayıları üzerine çalışmalar. Makarnalık Buğday ve Mamülleri Sempozyumu, 30 Kasım-3 Aralık 1993, Ankara, 183187,1993. Kün, E. 1988. Serin İklim Tahılları. Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Yayınları: 1032, Ders Kitabı: 299, Ankara. 322 s. Öztürk, A. ve Ö. Çağlar. 2001. Bazı makarnalık buğday çeşitlerinin erzurum koşullarına adaptasyonu. Atatürk Üniv. Zir. Fak. Derg. 32 (2):117-123. Sade, B., ve A. Akçin. 1994. Farklı sulama seviyeleri ve azot dozlarının makarnalık buğday çeşitlerinin (T.durum desf.) verim ve verime etkili başlıca karakterleri üzerine etkileri. Tarla Bitkileri Kongresi, 25-29 Nisan 1994, İzmir, Cilt 1, 26-31. Sade, B., Topal, A., ve Soylu, S. 1999. Konya sulu şartlarında yetiştirilebilecek makarnalık buğday çeşitlerinin belirlenmesi. Türkiye 3. Tarla Bitkileri Kongresi, 15-18 Kasım, 1999, Adana, Cilt 1, 91-96. F.SÖNMEZ, A.S.KIRAL Şener, O., Kılınç, M., Yağbasanlar, T., Gözübenli, H., ve Karadavut, U. 1997. Hatay koşullarında bazı ekmeklik ve makarnalık çeşit ve hatlarının saptanması. Türkiye 2. Tarla Bitkileri Kongresi, 2225 Eylül 1997, Samsun, 1-5. Tiryakioğlu, M., Barutçular, C., ve Koç, M. 1999. Güncel makarnalık buğday çeşitlerinde geç dönemde uygulanan azotun verim ve protein verimine etkisi. Türkiye 3. Tarla Bitkileri Kongresi, 15-18 Kasım, 1999, Adana, Cilt 1, 139-144. Uysal, F. 1999. Türkiye Buğday ve Arpa Çeşitleri İtibarıyla Ekilişler ve Tohumluk Dağıtımları. GKTAE, Eskişehir. Yağdı, K. ve R. Ekingen. 1993. Güney Marmara ve Geçit Bölgeleri için makarnalık buğday çeşitlerinin geliştirilmesi. Makarnalık Buğday ve Mamülleri Sempozyumu, 30 Kasım-3 Aralık 1993, Ankara. Yılmaz, H. A. ve T. Dokuyucu. 1994. Kahramanmaraş koşullarına uygun ve yüksek verimli makarnalık buğday çeşitlerinin saptanması. Tarla Bitkileri Kongresi, 25-29 Nisan 1994, İzmir, Cilt 1, 9-12. Yürür, N. Turan, Z. M., ve Çakmakçı, S. 1987. Bazı ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin bursa koşullarında verim ve adaptasyon yeteneği üzerinde araştırmalar. Türkiye Tahıl Simpozyumu, 6-9 Ekim 1987, Bursa, 59-69. 93 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2004, 21 (2), 56-62 Bitki Gelişimi ve Enerji Ekonomisi Açısından Fotoperiyodik Aydınlatma Yöntemlerinin Karşılaştırılması Aytekin Deniz1 Gazanfer Ergüneş2 1 2 Ziraat Yüksek Mühendisi – Tarım il Müdürlüğü, Çorum Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Makinaları Bölümü, 60240, Tokat Özet: Bu çalışma, fotoperiyodik aydınlatma yöntemlerinden yararlanılarak, krizantem bitkisinin çiçeklenme zamanının değiştirilmesi, bitki gelişimi ve enerji ekonomisi yönünden en uygun aydınlatma yönteminin tespit edilmesi için yapılmıştır. Denemeler, tesadüf blokları deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak, Çorum İlinde yürütülmüştür. İncelenen yöntemler şunlardır; M1- Gün uzatma yöntemi (Gün batımından sonra 6,5 saat aydınlatma), M2- Geceyi bölme yöntemi (22. 00-02.00 arasında 4 saat aydınlatma), M3- Geceyi kesintili bölme yöntemi (22. 00-02.00 saatleri arasında 15 dakika aydınlık, 15 dakika karanlık), M4- Kontrol yöntemi (Aydınlatma yok). Araştırma sonuçlarına göre, bitki gelişimi yönünden M1 ve M2 en iyi sonuçları vermiştir. Enerji ekonomisi de dikkate alınarak bir değerlendirme yapılacak olursa, M2 Yöntemi tercih edilmelidir. Ancak, uygulamada büyük alanlarda yetiştiricilik yapıldığı düşünülürse, M3 de kullanılabilir. Sonuç olarak, kapalı alanlarda yapılan bitkisel üretimde, bitki gelişimi için gerekli olan aydınlık ve karanlık süreler yapay olarak ayarlanmak suretiyle yıl boyu ürün elde etmek mümkündür. Aydınlık süreyi sağlamak için de M1 yerine M2 ya da M3'ün kullanılması enerji ekonomisi sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler : Fotoperyodizm, Fotoperiyodik aydınlatma, gün uzatma, kesintili aydınlatma, krizantem Comparison of The Photoperiodic Lighting Methods in Plant Growth and Energy Abstract: The aim of this study is to change the blossom time of chrysanthemum plant and to determine the optimum lighting method for the plant growth and energy economy by using the photoperiodic lighting methods. The experiments were conducted according to randomized block design with three replications under Çorum conditions. Rescarched treatments are as follows; M1-Day lengthening method (6,5 hours lighting after the sunset), M2-Night break method (4 hours lighting between 22.00 - 02.00 hours), M3-Cyclic night break method (15 minutes lighting and 15 minutes darking between 22.00 - 02.00 hours), M4-Controlling method (No lighting). M1 and M2 methods gave better results based on the LSD test performed over the treatment means. M2 method is better than the other method with regard to energy economy. However, we need to know which one gives us the best result in the farming of large areas. Our results showed that M3 method had the optimum conditions in economic lighting in the farming of large areas. As a result, farming in the large areas is possible by adjusting the lighting and darking times as artificial way through the year. According to the optimum energy economy, the M2 or M3 Methods is useful. Key Words : Photoperiodism, Photoperiodic lighting, day lengthening, cyclic lighting, chrysanthemum 1. Giriş Bitkiler için ışık, bir enerji ve bilgi kaynağıdır. Işık, bitkilerin fotosentezi gerçekleştirebilmesi için gerekli tek enerji olması yanında, ışıklı ve karanlık sürelerin gün içindeki uzunlukları nedeniyle, bitkilerin mevsimsel değişimlerini sağlayan bir bilgi kaynağıdır (Yağcıoğlu 1996). Bitkilerde istenilen gelişmeyi kontrol edebilmek amacıyla, gereksinim duyulan ışıklı sürenin yapay olarak düzenlenmesi uygulamalarına "fotoperiyodik aydınlatma" adı verilir. Fotoperiyodik aydınlatma uygulamalarında amaç; elektriksel aydınlatıcılar yardımıyla günü uzatıp (geceyi kısaltıp), bitki bünyesindeki fitokrom kırmızı ötesi/fitokrom kırmızı (Fkö/Fk) oranını uzun gün etkisi yaratacak kritik değerin üzerinde tutabilmektir (Yağcıoğlu 1996). Bitkilerde meydana gelen fotoperiyodik tepkiler, fotokimyasal bir hormon sistemine bağlı olarak ortaya çıkar. Bu sistemin aktif unsuru "fitokrom" adı verilen bir pigmenttir. Fitokromun birbirine dönüşebilen, fitokrom kırmızı (Fk) ve fitokrom kırmızı ötesi (Fkö) olmak üzere iki kimyasal formu bulunmaktadır. Üzerine düşen ışığın kırmızı (660 nm dalga boyu) veya kırmızı ötesi (735 nm dalga boyu) bandında olmasına göre, bir kimyasal formdan diğerine geçebilir. Fakat, fitokrom kırmızı ötesinin fitokrom kırmızıya dönüşmesi için 735 nm dalga boylu kırmızı ötesi ışınlara mutlak zorunluluk yoktur. Karanlıkta da fitokrom kırmızı ötesi, çevre sıcaklığına bağlı olarak, yavaş yavaş fitokrom kırmızı formuna dönüşür (Kendrick ve Frankland 1978). A.DENİZ, G.ERGÜNEŞ Fotoperiyodik aydınlatma yöntemleri üç grupta toplanabilirler (Anonim 1973 ve 1987; Yağcıoğlu 1982 ve 1996): a) Gün Uzatma: Aydınlatıcılar, gün batımından başlamak suretiyle yeterli bir süre sürekli çalıştırılırlar. Bu yöntem, lambaların, gün doğumundan bir süre önce açılıp, gün doğumunda kapatılması şeklinde de uygulanabilir. b) Geceyi Bölme: Bu yöntemde aktif fitokrom kırmızı ötesinin, pasif fitokrom kırmızıya dönme hızının çok yavaş olması nedeniyle; aktif kimyasal yapıdaki fitokrom kırmızı ötesinin karanlıkta da etkisini bir süre devam ettirebilmesi, yöntemin temel hareket noktasıdır. Aydınlatıcılar, gece yarısı bir süre çalıştırılırlar. Yöntemin uygulanmasında önemli nokta, lambalar yakılmadan önceki ve söndürüldükten sonraki karanlık periyodun; Fkö/Fk oranının kısa gün etkisi yaratacak kritik değere inmesine yetmeyecek sürelerde kalmasının sağlanmasıdır. c) Geceyi Kesintili Bölme: Aydınlatıcılar gece yarısı belirli bir süre içinde belli bir düzenle periyodik olarak çalıştırılırlar. Bu yöntemde de aktif fitokrom kırmızı ötesinin, pasif fitokrom kırmızıya dönüş hızının çok yavaş olmasından yararlanılır. Aktif fitokrom kırmızı ötesinin karanlıkta da etkisini bir süre devam ettirebilmesi, geceyi bölme yöntemi sırasında, ışıkların sürekli yakılmayabileceği düşüncesini doğurmuştur. Buna göre, geceyi bölme aydınlatması süresi içinde, ışıkların belli bir düzene göre yakılıp söndürülmesi de aynı sonucu doğuracaktır. Bu çalışmadaki amaç, fotoperiyodik aydınlatma yöntemlerinden yararlanarak, krizantem bitkisinin çiçeklenme zamanının değiştirilmesi, bitki gelişimi ve enerji ekonomisi yönünden en uygun aydınlatma yöntemini tespit etmektir. 2. Materyal ve Metod Denemelerde materyal olarak, üç fotoperiyodik aydınlatma yönteminin de etkili olduğu, krizantem (kasımpatı) bitkisinin, Chrysanthemum indicum hibritlerinden sekiz haftalık olan Cream Daymark çeşidi kullanılmıştır. Denemeler, Çorum Hayvancılık Üretme İstasyonu Müdürlüğü kampüs alanı içerisine kurulan 8 m x 2 m'lik taban alanına ve 2 m yüksekliğe sahip doğu-batı doğrultusunda kurulmuş plastik tünel içerisinde 2001 sezonunda gerçekleştirilmiştir. Krizantem çelikleri kuzey-güney doğrultusunda hazırlanan sıralara dikilmiştir. Havalandırma ise, doğu ve batı kenarlarına yapılmış kapıların açılıp kapatılması ile sağlanmıştır. Çalışmada, gün uzatma, geceyi bölme, geceyi kesintili bölme aydınlatma yöntemleri; bitki boyunu uzatmak için gerekli aydınlatma gün sayısı ve harcanan elektrik enerjisi, aydınlatma sonu ve deneme bitimindeki bitki boyu ile çiçek sayısı, bitki yaş ağırlığı, sap çapı ve kök uzunluğu kriterleri bakımından incelenmiş, yöntemler birbirleriyle ve kontrol uygulamasıyla karşılaştırılmıştır. Denemedeki gözlem ve ölçümler aşağıda belirtildiği şekilde yapılmıştır: Aydınlatma gün sayısı: Yöntemlerde uygulanan aydınlatma gün sayısı, Bitki boyu: Toprak yüzeyinden itibaren en uzun yaprak ya da çiçeğe kadar olan yükseklik (cm), Çiçek sayısı: Parsellerde bulunan bitkilerdeki açan çiçeklerin toplam sayısı, Bitki yaş ağırlığı: Bitki çiçeklenme durumunda toprak yüzeyinden itibaren kesilip tartılarak bulunan ağırlık (gr), Sap çapı: Bitki boyunun tabandan 1/3 'lük kısımdaki sap çapı (mm), Kök uzunluğu: Toprak yüzeyinden itibaren en büyük kök uzunluğu (cm). Deneme konuları şunlardan oluşmaktadır; M1- Gün uzatma yöntemi (Gün batımından itibaren 6,5 saat aydınlatma) (Kofranek 1980), M2- Geceyi bölme yöntemi (22.00-02.00 saatleri arasında 4 saat aydınlatma) (Yelboğa ve Özçelik 1991), M3- Geceyi kesintili bölme yöntemi (22.0000 02. arasında 15’er dakika aydınlık-karanlık), M4- Kontrol yöntemi (Aydınlatma yok). Denemeler, tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü, zeminden 10 cm yükseklikte hazırlanan 1 m x 0,4 m parsel boyutlarında kurulmuştur. Bloklar arası mesafe 50 cm, parseller arası mesafe ise 10 cm olup, şansa bağlı olarak dağıtılmıştır. Her parsele 8 adet olmak üzere toplam 96 adet köklü krizantem çeliği 16 x 16 cm dikim mesafesiyle dikilmiştir (Ertan 1982). Köklü çeliklere, dikimden hemen sonra uzun gün için ilave ışıklandırma yapılmaya başlanmıştır. Fotoperiyodik aydınlatmada en ideal lamba olması nedeniyle akkor telli lamba 61 Bitki Gelişimi ve Enerji Ekonomisi Açısından Fotoperiyodik Aydınlatma Yöntemlerinin Karşılaştırılması tercih edilmiştir (Yağcıoğlu 1996). Aydınlatma sisteminde, her parsel için 100 W gücünde olmak üzere toplam 9 adet akkor telli lamba kullanılmıştır. Her parselde ayrı sürelerde yapılan aydınlatmadan diğer parsellerdeki bitkilerin etkilenmemesi için gece peryodunda aralarına kalın siyah perde çekilmiştir (Yelboğa ve Özçelik 1991). Uygulanacak yöntemler için 3 adet zaman saati kullanılmış ve her zaman saatine de 3 adet lamba bağlanmıştır. Lambalar, toprak yüzeyinden itibaren 150 cm yükseklikten asılmışlardır (Anonim 1973, Ertan 1982, Yağcıoğlu 1982). Günlük ortalama sıcaklığı 16-20 oC, gece sıcaklığını da 12-16 oC'de tutmak için elektrikli ısıtıcıdan yararlanılmıştır (Hatipoğlu 1982). Aydınlatılan parsellerdeki uzun gün uygulamasına, köklü krizantem çeliklerinin dikimi ile başlanmış ve parsellerdeki bitki boyu ortalaması 35 cm oluncaya kadar devam edilmiştir. Aydınlatma Çizelge 1. Toprak tahlil sonuçları % Kireç % İşba PH CaCO3 38 (Tınlı) 6.74 sonunda bitkiler, doğal kısa gün koşullarına bırakılmış ve sap uzunluğunun 75 cm olması beklenmiştir (Yelboğa ve Özçelik 1991). Deneme yürütülürken yapılan ölçümlerde; Bitki sap uzunluğu, sap çapı ve kök uzunluğunun ölçümü için şerit metre ve 1/50 mm duyarlılığındaki kumpastan, Bitki yaş ağırlığının ölçümü için 0.05 gr duyarlılığındaki teraziden, Ortam sıcaklığının ölçümünde elektriksel termometreden, Ortam havası oransal neminin ölçümünde higrometreden, Günlük en yüksek ve en düşük sıcaklıkların ölçümünde ise maksimumminimum termo-metreden yararlanılmıştır. Dikim öncesi toprak numunesi alınmış, Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü Laboratuarında tahlil yaptırılmıştır. Sonuçlar Çizelge 1'de verilmiştir. % Total Tuz P2O5 kg/da (Fosfor Asidi) K2O kg/da (Potasyum) % Organik Madde 0.7 4.503 78.21 1.66 4.5 Gübreleme; laboratuar önerilerine göre yapılmış ve metrekareye 5 kg çiftlik gübresi, 60 gr 20-20-0 kompoze gübre kullanılmıştır. Sulama; dikimden hemen sonra bir hafta süresince üsten süzgeçli bir kovayla sık sık, sonraki haftalarda toprağın nem durumu göre 2 ya da 3 günde bir tekrarlanmıştır. Aydınlatmanın bitiminden itibaren çiçek tomurcuğu oluşumunu teşvik etmek amacıyla sulama araları biraz daha uzatılmıştır. Yabancı ot kontrolü için herhangi bir kimyasal ilaç kullanılmamıştır. Her hafta çıkan yabancı otlar el ile kopartılarak ortamdan uzaklaştırılmıştır. 3. Bulgular ve Tartışma 3.1. Sıcaklık ve Nem Değerleri Yetiştirme dönemi süresince plastik tünel içerisinde günlük ortalama sıcaklık, maksimum ve minimum sıcaklık ve ortalama bağıl nem değerleri ölçülmüş ve elde edilen değerlerin aylık ortalamaları Çizelge 2'de verilmiştir. Parsellere uygulanan; aydınlatma gün sayıları, toplam aydınlatma süreleri ve harcanan elektrik enerjisi değerleri Çizelge 3, Şekil 1 ve Şekil 2 de verilmiştir. Ayrıca, yapılan varyans analizi sonuçları Çizelge 4 de yer almaktadır. Çizelge 2. Yetiştirme dönemine ait sıcaklık ve bağıl nem değerleri Ölçülen Değerler Kasım Aralık Ocak Şubat Mart Ortalama sıcaklık (0C) 12.25 15.50 17.50 18.25 19.75 Minimum sıcaklık (0C) 3.5 10.25 11.50 11.75 12 Maksimum sıcaklık (0C) 27 32 34 33 35 Ortalama bağıl nem (%) 65 63 57 60 48 62 A.DENİZ, G.ERGÜNEŞ Çizelge 3. Parsellerde aydınlatma gün sayıları, aydınlatma süreleri ve harcanan elektrik enerjisi ortalama değerleri Aydınlatma yapılan gün Toplam aydınlatma Harcanan elektrik enerjisi Uygulama sayısı (adet) süresi (saat) (kWh) M1 43.3 281.7 28.2 M2 50.7 202.7 20.3 M3 63.0 126.0 12.6 M4 0 0 0 Çizelge 3 incelenecek olursa, aydınlatma yapılan gün sayısı en düşük uygulama 43.3 ile M1’de daha sonra 50.7 ile M2’de ve 63.0 ile de M3 uygulamasında görülmektedir. Benzer durum toplam aydınlatma sürelerinde de görülmektedir (Şekil 1). En fazla aydınlatma 281.7 saat ile M1 uygulamasında olup, onu sırasıyla M2 ve M3 uygulaması 202.7 ve 126.0 saat ile izlemektedir. Harcanan elektrik enerjisi değerleri de toplam aydınlatma sürelerine bağlı olarak en düşük 12.6 kWh ile M3’de olup, onu 20.3 kWh ile M2 ve 28.2 kWh ile de M1 uygulaması izlemiştir (Çizelge 3 ve Şekil 2). Çizelge 4. Aydınlatma gün sayısı ve toplam aydınlatma süresi için varyans analizi Aydınlatma gün sayısı Toplam aydınlatma süresi (h) f değeri 1845.60 43.33 50.67 63.00 00.00 3.34 Toplam Aydınlatma Süresi (h) M1 M2 Ortalama M3 Değerler M4 LSD değeri (% 1'e göre) ** b c d a 3785.90 ** 281.67 d 202.67 c 126.00 b 00.00 a 10.20 350 300 281,7 250 202,7 200 126 150 100 50 0 0 M1 M2 M3 M4 Aydınlatma Yöntemleri Şekil 1. Yöntemlere göre uygulanan toplam aydınlatma süreleri 35 Enerji Tüketimi (kWh) 30 28,2 25 20,3 20 12,6 15 10 5 0 0 M1 M2 M3 M4 Aydınlatm a Yöntem leri Şekil 2. Aydınlatma yöntemlerine göre harcanan elektrik enerjisi değerleri 61 Bitki Gelişimi ve Enerji Ekonomisi Açısından Fotoperiyodik Aydınlatma Yöntemlerinin Karşılaştırılması 3.2. Bitki Gelişimine Ait Bulgular Çiçeklenmenin habercisi olan tomurcuk oluşumu, tomurcuklarda renk gösterme ile ilk ve son çiçek hasadına ilişkin tarihler Çizelge 5' de verilmiştir. Çiçeklenmeyi tamamlayan parsellerde bitkiler yerlerinden sökülmüş, su ile kök kısımları yıkanarak toprağından temizlenmiş ve ölçümler yapılmıştır. Yapılan ölçümlerle ilgili varyans analizi sonuçları Çizelge 6' da ve çiçek sayısı, bitki boyu ve yetişme gün sayısı arasındaki ilişkiler de Şekil 3’de verilmiştir. Çizelge 5. Tomurcuk oluşum, renk gösterme ve hasat tarihleri Uygulama M1 Tomurcuk oluşum tarihi 10 – 12 Ocak Renk gösterme tarihi 13 – 16 Şubat Hasat tarihi 28 Şubat - 05 Mart M2 15 – 18 Ocak 15 - 17 Şubat 01 – 06 Mart M3 25 – 28 Ocak 26 – 28 Şubat 15 - 25 Mart M4 28 – 31 Aralık 25 - 30 Ocak 10 - 18 Şubat Çizelge 6. Bazı özellikler için varyans analizi ile ortalama karşılaştırma sonuçları Çiçek sayısı Bitki boyu Sap çapı Bitki yaş (adet) (cm) (mm) ağırlığı (gr) F değeri 37.50 ** 685.80 ** 21.78 ** 152.41 ** Ortalama Kök uzunluğu (cm) 0.47 Yetişme gün sayısı 103.54 ** M1 40.67 a 81.03 a 5.46 b 162.44 a 15.53 a 111.67 b M2 40.00 a 79.30 a 5.48 b 161.14 a 15.63 a 112.00 b M3 37.33 a 75.47 b 5.65 b 146.84 b 15.33 a 128.67 c M4 31.00 b 53.37 c 6.06 a 135.69 c 15.10 a 93.67 a 3.77 2.57 0.35 5.39 1.79 7.36 LSD değeri (% 1'e göre) 120 100 80 60 40 20 0 M1 M2 M3 M4 Aydınlatma Yöntemleri Çiçek sayısı Bitki boyu Yetişme gün sayısı Şekil 3. Aydınlatma yöntemlerine göre çiçek sayısı, bitki boyu ve yetişme gün sayısı değerleri Aydınlatma gün sayısı bakımından yapılan analizde, aydınlatma yapılmayan M4 uygulamasından sonra, en uzun aydınlatma süresine sahip M1 ikinci, M2 üçüncü, M3 de dördüncü 62 grubu oluşturmuştur. Bunlardan 35 cm 'lik bitki boyuna en erken M1, sonra M2 ve daha sonra M3 ulaşmıştır. Çalışmadaki aydınlatma sürelerinin uzamasında, dikimden sonraki A.DENİZ, G.ERGÜNEŞ birinci ay içerisinde istenen sıcaklık değerlerinin tam olarak sağlanamaması etkili olmuştur. Toplam aydınlatma süresi için yapılan analizde; hiç aydınlatma yapılmayan M4 'ten sonra sırasıyla M3, M2 ve M1 yer almıştır. Günlük aydınlatma sürelerine bakıldığında böyle bir sonucun çıkması doğaldır. Bitki gelişimi dikkate alınarak aydınlatmaya son verildiği için aydınlatma süreleri arasında teorikte olması gereken enerji tasarrufu teoriyi destekler yönde, fakat; beklenenden az olmuştur. Günlük aydınlatma süreleri dikkate alındığında M1'e göre M2 % 38.46 ve M3 %69.23, M2'ye göre M3 % 50 ve hiç aydınlatma yapılmadığı için M4 de hepsine göre % 100 ekonomik olmaktadır. Bitki gelişimindeki farklılıklar değişik sayıda aydınlatma gün sayısının geçmesine neden olmuştur. Buna göre toplam aydınlatma süresi dikkate alınarak bir oranlama yapıldığında M1'e göre M2 % 28.04 ve M3 % 55.27; M2 'ye göre M3 % 37.83 daha fazla enerji tasarrufu sağlamıştır. En erken çiçeklenme ve hasat, istenilen 75 cm bitki boyuna ve çiçek sayısına sahip olmamasına karşın M4 yönteminde, en geç çiçeklenme ve hasat ise istenen bitki boyu ve çiçek sayısı açısından yeterli sayılan M3 yönteminde olmuştur. Çiçek sayısı bakımından yapılan varyans analizi önemli çıkmış, M1, M2 ve M3 ortalamaları farklı olmasına karşın istatistiki yönden fark bulunmadığı için birinci grubu, M4 ikinci grubu oluşturmuştur. Bu sonuç, aydınlatma yapılan yöntemlerin çiçek sayısı yönünden M4 'ten daha üstün olduklarını ve aralarında da aydınlatma süreleri değişik olmasına karşın fark olmadığı için enerji ekonomisi yönünden en tasarruflu aydınlatma yönteminin uygulanmasının daha yerinde olacağını göstermektedir. Bitki boyu yönünden yapılan varyans analizi önemli çıkmış, ortalamalar dikkate alındığında M1 ve M2 en yüksek bitki boyu ile birinci grubu, M3 ikinci, M4 'te üçüncü grubu oluşturmuştur. Fakat; M3 yönteminde bitki boyları, M1 ve M2 'den daha kısa olmasına karşın, literatürlerde belirtilen ve piyasada istenen bitki boyu olan 75 cm' den büyük olduğundan bitki boyu yönünden uygun kabul edilmiştir (Yelboğa ve Özçelik 1991). Bu nedenle M1 ve M2 kadar uzun olmasa da istenen boy uzunluğunu sağladığı ve enerji yönünden en tasarruflu yöntem olduğu için M3 yönteminin uygulanması burada da yerinde olacaktır. Sap çapı yönünden yapılan varyans analizi de önemli çıkmış, ortalamalara bakıldığında yapılan LSD testi sonucunda M4 birinci, M1, M2 ve M3 ikinci grubu oluşturmuştur. Toplanan literatürlerde sap çapı ile ilgili belirli bir değer bulunmamaktadır. Fakat, bitki gelişiminde kontrol edilebilecek bir değer olduğu düşüncesi ile ölçümleri ve değerlendirmesi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar ise, bitki boyu uzadıkça sap çapının biraz küçüldüğünü göstermiş ve en kısa bitki boyuna sahip M4' te en büyük çap değerleri elde edilmiştir. Bitki yaş ağırlığı yönünden yapılan varyans analizi önemli çıkmış, ortalamalar açısından M1 ve M2 birinci, M3 ikinci ve M4 üçüncü grubu oluşturmuştur. Bu sonuç bitki gelişimi iyi olan yöntemlerde bitkilerin daha ağır olduğunu göstermektedir. Bitki kök uzunluğu yönünden yapılan varyans analizi önemsiz çıkmış ve tüm yöntemler aynı grupta yer almıştır. Toplanan literatürlerde kök uzunluğu ile ilgili belirli bir değer bulunmamaktadır. Fakat, bitki gelişiminde kontrol edilebilecek bir değer olduğu düşüncesi ile değerlendirilmiştir. Yetişme gün sayısı yönünden yapılan varyans analizinde yöntemlerin etkisi önemli çıkmış ve M4 birinci, M1 ve M2 ikinci, M3 de üçüncü grubu oluşturmuştur. M4 her ne kadar yetişme gün sayısı yönünden erken yetişmiş görünse de, elde edilen çiçekler ve bitki gelişimi yönünden uygun değildir. M1 ve M2 yöntemleri arasında ise fark görülmemiştir. Aralarındaki fark aydınlatma döneminde M2 yönteminin sağladığı enerji tasarrufu olmuştur. M3 ise elde edilen çiçekler ve bitki gelişimi yönünden M1 ve M2'ye yakın değerler göstermiştir. Örneğin, bitki boyu açısından M1 ve M2 kadar olmasa bile 75 cm 'den uzun bitkiler elde edilmiştir. Ayrıca, ilk aylarda istenilen sıcaklık değerlerinin tam sağlanamaması, aydınlatma yapılan metotlar içinde aydınlatma süresi en az olan M3'te bulunan bitkilerdeki gelişmeyi olumsuz etkilemiştir. Yapılan istatistiki analizlerden anlaşıldığı üzere, bitki gelişimi yönünden M1 ve M2 yöntemleri en iyi sonuçları vermiştir. Enerji ekonomisi de dikkate alınarak bir değerlendirme yapılacak olursa, M2’nin tercih 61 Bitki Gelişimi ve Enerji Ekonomisi Açısından Fotoperiyodik Aydınlatma Yöntemlerinin Karşılaştırılması edilmesi gerekir. Ancak, uygulamada büyük alanlarda yetiştiricilik yapıldığı düşünülür ve bu alanların aydınlatılması söz konusu olursa, en ekonomik yöntem olması nedeniyle M3 yöntemi de kullanılabilir seviyede sonuç vermiştir. 4. Sonuç Doğal şartlar altında uzun yaz günlerinde vejetatif gelişmesini tamamlayan, gün uzunluğunun kısalmaya başladığı sonbahar aylarında çiçek açan ve yılda bir ürün alınabilen krizantem bitkisi, gün uzunluğunun kısa olduğu kış günlerinde diğer çevre şartlarının da sağlanması koşuluyla ek aydınlatma ile uzun gün hissi verilerek vejetatif gelişmesi tamamlattırılıp, sonra kısa gün şartlarına bırakılarak yetiştirilebilir. Doğal gün uzunluğunun fazla olduğu yaz aylarında ise vejetatif gelişmesini tamamlayan krizantemlerin üzerleri ışık geçirmeyen kalın siyah bezlerle örtülüp kısa gün hissi verilerek çiçek vermeleri sağlanabilir. Yapılan denemeler, krizantem bitkisinin fotoperiyodik tepki gösterdiğini ortaya koymuştur. Böylelikle yılda bir defa çiçek elde edilen krizantemlerden, daha fazla çiçek elde etmek ve yapılacak bir üretim programlaması ile de yıl boyunca krizantem üretmek ve piyasaya sunmak mümkün olacaktır. Uygulanacak aydınlatma yöntemi ve seçilecek uygun lamba tipiyle de, elde edilecek enerji ekonomisi başarıyı artıracaktır. Kaynaklar Anonim, 1973. Lighting in Greenhouses. Grow Electric Handbook 2. The Electricity Council, London. Anonim, 1987. Lighting for Horticultural Production. Grow Electric Handbook. The Electricity Council, Warwickshire. Canham, A.E., 1966. Artificial Lighting in Horticulture. Centrex Publishing Comp., Eindhoven. Ertan, N., 1982. Önemli Kesme Çiçeklerin Yetiştiriciliği, Yıl boyu Kasımpatı Üretimi. Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Yayın No:52, Yalova. Hatipoğlu, A., 1992. Gül, Karanfil, Krizantem Yetiştiriciliği ve Mezat Fiyatlarının Aylara ve Yıllara göre değişimi, Izmir. Kendrick, R.E., B. Frankland, l978. Phytochrome and Plant Growth. Edward Arnold Pub. Lmt, London. Kofranek, A., 1980. Cut Chrysanthemums Introduction to Floriculture. Edited by Roy A. Larson Acad. Press, NY. 62 Yağcıoğlu, A., l982. Bitkisel Üretimde Enerji Ekonomisi Yönünden Fotoperiyodik Aydınlatma Teknikleri. 7. Ulusal Tarımsal Mekanizasyon Semineri, İzmir. Yağcıoğlu, A.,l996. Tarımsal Elektrifikasyon. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayın No:488. Bornova- İzmir. Yağcıoğlu, A.,1999. Sera Mekanizasyonu. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Notu: 59/1. İzmir. Yavuzcan, G., 1994. Tarımsal Elektrifikasyon. Ankara Üniv.Ziraat Fakültesi Yayın No: 1342, Ankara. Yelboğa, Ş. Ve A. Özçelik, 1991. Ülkesel Süs Bitkileri Araştırma Projesi Sonuç Raporu. Antalya Şartlarında Yıl Boyu Kasımpatı Yetiştiriciliği. Seracılık Araştırma Enst. Müdürlüğü, Antalya. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2004, 21 (2), 49-55 İşlenmiş Süt ve Süt Ürünleri Sanayinde Süt Teşvik Pirimi Politikasının Analizi Z.Gökalp Göktolga Osman Karkacıer Adnan Çiçek Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, 60240, Tokat Özet: Bu çalışmada Türkiye’deki süt ve süt ürünleri sanayinde işlenmiş süt miktarına etki eden faktörlerin analizi yapılmıştır. Özellikle 1987 yılından beri uygulanan süt teşvik primi politikalarının etkileri incelenmiştir. Çalışmanın verileri 1973-2001 yıllarını kapsamaktadır. Kurulan modelde sanayide işlenmiş süt miktarı bağımlı değişken; ihracat, ithalat, süt fiyatları, trend, süt teşvik pirimi değişkeni (kukla) ve istihdam sayıları bağımsız değişkenler olarak alınmıştır. Bulunan sonuca göre; istihdam sayısının negatif, diğer değişkenlerin ise bağımlı değişkeni pozitif yönde etkilediği görülmüştür. Ancak ithalat değişkeni önemli bulunmamıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, süt teşvik pirimi politikası uygulamalarına devam edilmesi, hatta uygulanan süt teşvik primi miktarlarının daha da artırılması gerektiği hususunda öneride bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Regresyon Analizi, Süt Teşvik Primi The Analysis of Milk Incentive Premium Policy for Proceed Milk and Milk Products Industry Abstract: In this study, factors effecting the amount of milk used to manufacture the dairy products in Turkey were analysed. Particularly, the effects of applied incentive premium policy was analysed since 1987. Data used to estimate the model cover the period of 1973-2001. In the model, the amount of processed milk in the industry was considered as independent variable. The dependent variables were the value of milk product export and import, milk prices, trend, incentive payments as dummy variable and the number of workers employed in the industry. According to the result, while the number of workers had negative effect, the other variables had positive effects on the independent variable but export variable insignificant. The results of the study suggest that milk incentive premium policy application should continue and milk incentive premium should be increased. Key words: Regression Analysis, Milk Incentive Premium 1. Giriş Türkiye’de halen 9.7 milyon ton civarında üretilen çiğ süt ağırlıklı olarak yoğurt, beyaz peynir ve taze kaşar olarak değerlendirilmektedir. Bu sütün büyük bir kısmını da sokak sütü teşkil etmektedir. Türkiye’de sokak sütçülüğü oldukça yaygındır. Sokak sütçülüğü neredeyse bir sektör haline gelmiştir. İstatistiklere göre üretilen çiğ sütün yaklaşık % 40’ının kaynakta tüketildiği, % 60’ının ise pazara indiği belirtilmektedir. Pazara inen sütün de % 45’i mandıralara, % 15’i modern işletmelere gitmektedir. Geriye kalan % 40’lık bölüm ise sokak sütü olarak satılmaktadır. Oysa gelişmiş ülkelerde üretilen çiğ sütün % 90’ından fazlası modern fabrikalara satılmaktadır (Anonim, 2001). Türkiye’de süt ve süt ürünleri sanayinin en fazla karşı karşıya kaldığı sorunlardan birisi ham madde akışının yeterli ve düzenli olmamasıdır. Süt sanayi, iç piyasadaki nüfus ve tüketim artışını karşılayacak miktarda ve kalitede ham madde sağlayamamaktadır. Çiğ süt üretiminde mevsimlere göre arz-talep farklılıkları bulunmaktadır. Süt üretiminin %88,6’sını teşkil eden inek sütü üretimi ilkbahar aylarında artmakta, koyun ve keçi sütlerinin de üretime katılmasıyla arz fazlası oluşmaktadır. Diğer mevsimlerde ise yetersizlik söz konusudur (Açıkgöz, 2001). Sektörde çok sayıda küçük işletmenin olması, beraberinde kayıt dışı ekonomi ve haksız rekabeti getirmektedir. Bu durum ise devletin vergi kaybına uğramasının yanısıra kontrolsüz üretim yapan küçük işletmelerin halkın sağlığı ile oynamaları sonucunu doğurmaktadır. Süt üreticilerine Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonundan (DFİF) 1987 Mayıs ayından itibaren belirlenen kriterlere haiz süt işletmelerine satılan süt için, litre başına süt teşvik primi ödenmektedir. Primin ödenmesinin amacı, ticari pazarlama için üretim artışını, işletmeleri ilkel mandıra özelliğinden İşlenmiş Süt ve Süt Ürünleri Sanayinde Süt Teşvik Primi Politikasının Analizi uzaklaştırıp modernize olmasını ve büyük kapasiteli, modern süt işleme tesislerinde daha yüksek kapasite kullanımını sağlamak olmuştur (Kıymaz, 2000). Çizelge 1’de yıllar itibariyle süt teşvik primi için yapılan ödeme miktarları gösterilmiştir. Çizelge incelendiğinde reel fiyatlarla en fazla ödemenin 1996 yılında yapıldığı görülür. Süt teşvik primine yapılan ödemeler 1996 yılından sonra reel olarak azaldığı görülmektedir. Çizelge 1’den gözlenen süt teşvik primi ödeme miktarlarının reel olarak azaltılmasının yanında litre başına süt teşvik priminin süt fiyatına oranı da azalmaktadır (Yavuz ve ark, 2004). Çizelge1: Türkiye’de Süt Teşvik Primi Ödeme Miktarları (Milyon TL) Ödeme Miktarı Ödeme Miktarı YILLAR (Cari Fiyatlar İle) (1994 Yılı Reel Fiyatları İle) 1992 138 000 511 111 1993 96 000 213 333 1994 609 000 609 000 1995 1 825 000 986 486 1996 4 825 000 1 475 535 1997 6 425 000 1 081 650 1998 9 540 000 933 464 1999 10 000 000 639 386 2000 12 000 000 506 543 2001 12 000 000 337 363 Kaynak: Anonim, 1999, Türkiye Tarımında Sürdürülebilir Kısa Orta ve Uzun Dönem Stratejileri, DPT, Elektronik Dosya. Anonim, 2004 Tarım Bakanlığı İnternet Sitesi, www. tarim.gov.tr Bu çalışmada, süt teşvik primi uygulamaları ile süt ve süt ürünleri sanayinde kullanılan süt miktarının nasıl etkilediğinin, uygulanan bu politika sonucunda işlenmiş süt miktarında ne kadar değişim yaşandığının bulunması amaçlanmıştır. Ayrıca işlenmiş süt miktarını etkileyen diğer faktörlerin işlenmiş süt miktarına ne yönde etkide bulunduğunun belirlenmesi çalışmanın bir diğer amacıdır. Türkiye’de geçmiş yıllardan günümüze kadar tarımda bir çok destekleme politikaları uygulanmıştır. Uygulanan bu politikaların ne derece etkin olduğunu ancak zaman içerisinde görmek mümkündür. Bu tip çalışmalar zaman içerisinde uygulanan politikaların ne gibi sonuçlar verdiğini görmek açısından önemlidir. Bu yönüyle çalışma özellikle politika yapıcılara ve karar alıcı mercilere ışık tutucu bir nitelik taşımaktadır. Çalışma ile özellikle süt teşvik primi politikalarının işlenmiş süt ve süt ürünleri sanayinde kullanılan süt miktarı üzerine etkileri analiz edilmiştir. Bu yönüyle çalışma bir politika analizi niteliği taşımaktadır. Daha önceki benzer çalışmalarda da çeşitli politikaların analizi regresyon yöntemi ile 50 yapılmıştır. Bu çalışmaların bazıları aşağıda verilmiştir. Türkiye’de sığırcılık sektöründe uygulanan ıslah ve destekleme politikaları etkinliğinin analiz edildiği bir çalışmada Islah ve destekleme politikalarının belirlenmesinde regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler, 1960-2000 dönemine ait yıllar itibariyle kültür ırkı ve melez sığırların toplam sığır sayısına oranları, toplam süt ve et üretimleri, sığır başına süt verimleri, sığır başına karkas ağırlıkları, et ve süt fiyatları ve yem fiyatları, et ve süt teşvik pirimi uygulamaları ve damızlık kültür ırkı gebe düve ithalatı kukla değişkenleri modele konulmuştur. Toplam süt ve et üretimine sığır başına süt ve et verimleri, süt ve et fiyatları ve 1972’den beri uygulanan hayvancılık politikalarının etkileri pozitif yönde, yem fiyatlarının etkisi ise negatif yönde istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (Yavuz, ve ark., 2003). Süt sektöründe uygulanan alternatif fiyat politikalarının bölgesel etkilerinin analiz edildiği başka bir çalışmada, son yıllarda dikkate alınan iki alternatif sütçülük destekleme politikasının bölgesel etkilerini analiz etmek Z.G.GÖKTOLGA, O.KARKACIER, A.ÇİÇEK için spatial bir denge modeli kullanılmıştır. Bu politikalar, teşvik primi ve hedef fiyat/fark ödemesidir. Her iki politika da, 1980 sonrasındaki trendin Türkiye’nin gelişmiş batı bölgelerinde üretilen sütün payının daha büyük bir oranda artmasına katkıda bulunmuştur. Bölgeler arasındaki dengesizlik, süt teşvik primi politikasına göre hedef fiyat politikası altında daha fazla artmakta olduğunu belirlemiştir (Yavuz ve ark, 2004). Süt ve süt ürünlerinin ithal talebinin incelendiği başka bir çalışmada, süt ithal talebinin dünya fiyatlarından, hükümetlerin hayvancılık programları ve politikalarından etkilendiği belirlenmiştir. Türkiye süt ve ürünleri ithal talebi, yurtiçi fiyatlar, kişi başına milli gelir, gecikmeli ithal miktarı (t-1), Amerikan doları (USD)–Türk lirası değişim oranı (döviz kuru)’nun ve trend faktörünün bir fonksiyonu olarak ele alınmıştır. Regresyon analizi ile parametreler tahmin edilmiştir. Araştırma bir zaman serisi analizi olup, veriler 1982- 1997 arası dönemi kapsamakta ve yıllıktır. Türkiye’nin süt ve ürünleri ithal talebinin en fazla kişi basına düşen milli gelir düzeyi, yurt içi fiyatlar ve dolar (USD) döviz kurundan etkilendiği belirlenmiştir (Karkacıer, 2000). Ayrıca McCarthy, et al., 2002; Diven, 2001; Sanchez, et al., 2002 gibi çalışmalarda çeşitli tarımsal politikaların incelemesi için regrasyon analizi kullanılmıştır. Bu çalışmalardan özellikle araştırmanın yöntem kısmında faydalanılmıştır. 2. Materyal ve Yöntem Çalışmada kullanılan veriler Gıda ve Tarım Organizasyonu (FAO), Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE), ve Devlet Planlama Teşkilatının (DPT) hazırlamış olduğu istatistiklerden elde edilmiştir. Çalışmanın verileri 1973-2001 yıllarına ait olup, 29 yıllık zaman dilimi incelenmiştir. Süt teşvik pirimi uygulamalarının etkisini görmek için kukla değişkeni kullanılmıştır. Regresyon analizi kullanılarak yapılan çalışmada; kurulan modelin matematiksel kalıbı doğrusal seçilmiştir. Çalışmada bir çok fonksiyon tipi denenmiş ancak istatistiksel testlerin ve çalışmada kullanılan değişkenlerin istatistiksel önem seviyelerinde en anlamlı sonuçları doğrusal kalıpta vermesi sebebi ile doğrusal kalıp tercih edilmiştir. Model genel formda aşağıdaki gibidir; Yt = f(Emt , Ext , İmt, Mpt,, Tt, d) Yt : Süt ve süt ürünleri sanayinde işlenen süt miktarı (ton) Emt: Süt ve süt ürünleri sanayindeki istihdam sayıları (adet) Ext : Süt ve süt ürünleri sanayindeki ihracat değeri (1981=100 reel fiyatları ile) İmt : Süt ve süt ürünleri sanayindeki ithalat değeri (1981=100 reel fiyatları ile) Mpt : Süt fiyatları (1981=100 reel fiyatları ile TL/KG) Tt : Trend faktörü (1,2,3,.....29) D : Kukla değişkeni, süt teşvik pirimi uygulanan yıllar için 1, diğer yıllar için 0. (1973-86=0, 1987-2001=1). Çalışmada bağımlı değişken süt ve süt ürünleri sanayinde işlenmiş süt miktarıdır. Sanayide işlenmiş süt içerisine; işlenmiş içme sütü, yoğurt, peynir, tereyağı, süttozu, dondurma ve diğer süt ürünleri girmektedir. Süt ürünlerinin birbirinden farklı olması sebebi ile hepsinin ortak ham maddesi olan süt miktarı bağımlı değişken olarak alınmıştır. Bağımsız değişkeni etkileyen faktörler ve modeldeki durumu aşağıda belirtilmiştir. Çalışmada istihdam durumu değişkeni, süt ve süt ürünleri sanayinde verimliliği etkileyebileceği düşüncesiyle modele konulmuştur. Azalan verimlerden dolayı gereğinden fazla işçi kullanılıyorsa katsayının negatif, az kullanılıyorsa pozitif olması beklenmektedir. Aynı zamanda süt sanayindeki kullanılan istihdam sayıları ile bu sanayideki kapasite miktarları arasında yakın ilişki vardır. Zira istihdam sayılarındaki artış üretimdeki artışa bağlı olarak kapasitenin artmasına neden olacaktır. Dolayısı ile istihdam sayıları ile kapasite arasında aynı yönlü bir ilişki söz konusudur. Benzer değişkenlerin çoklu doğrusallık problemi meydana getireceği gerekçesi ile kapasite değişkeni modele konulmamıştır. Çalışmada kullanılan bir diğer değişken ihracat değişkenidir. Süt ve süt ürünleri ihracatının işlenmiş süt miktarını artırıcı yönde etkilemesi beklenen bir gelişmedir. İthalat değişkeni yerli üretime rakip olarak düşünülerek modele konulmuştur ve katsayısının negatif olması beklenmektedir. Fiyat değişkeni bir malın üretimini etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Ekonomik teorilerde malın fiyatı ile üretilecek 51 İşlenmiş Süt ve Süt Ürünleri Sanayinde Süt Teşvik Primi Politikasının Analizi miktarı arasındaki ilişki aynı yönlüdür (arz kanunu) bu yüzden değişkenin katsayısı pozitif olarak beklenmektedir. Trend değişkeni (T) modele, işlenmiş süt ve süt ürünleri üretiminin seyrini izlemek için konulmuştur. Trend değişkeni bir zaman serisinin ana temayülünü ifade eder (Başar ve Oktay, 2000). Kurulan modelde, trend değişkeni modele konmadığı taktirde bir çok değişken istatistiksel olarak anlamsız hale gelmektedir. Bunun için trend değişkeninin modelde önemli bir açıklayıcı değişken olduğu sonucuna ulaşılmış ve zaman içerisinde teknolojik gelişmeleri yansıtmak için modele konulmuştur. Çoğu zaman trend değişkeni bağımlı değişkeni etkileyen temel değişkenin yerine geçebilir. Sözgelimi üretim kuramındaki teknoloji böyle bir değişkendir (Gujarati, 1999). Daha önceki benzer çalışmalarda da trend değişkeni çeşitli modellere konulmuştur (Lordkipanidze et al., 1996, Karkacıer, 2000, Colyer, 2000). Kukla değişkeni (d), süt teşvik pirimi politikalarını temsil etmektedir. süt teşvik pirimi uygulamasına 1987 yılında başlandığı için, 1987 yılına kadar 0, 1987 yılından 2001 yılına kadar 1 şeklinde modele konulmuştur. Daha önce Türkiye’de yapılmış bir çalışmada da süt teşvik pirimi kukla değişkeni olarak regresyon denklemine alınmıştır (Yavuz, 2003). Kurulan modele başka değişkenler de eklenerek (süt verimi , kapasite, sabit sermaye yatırımları) denenmiştir. Ancak bu değişkenler hem istatistiki açıdan anlamlı bulunmamış hem de diğer değişkenlerin anlamlarını bozmuşlardır. Zaten ilerde de ifade edileceği gibi kurulan modele spesifikasyon hataları için testler yapılmış ve kurulan modelde spesifikasyon hatalarının yapılmadığı tespit edilmiştir. Kurulan modelin doğrusal kalıpta olması nedeniyle, modeldeki değişkenlerin elastikiyet katsayılarının hesaplanmasında e b* X Y formülü kullanılmıştır. 3. Bulgular ve Tartışma Tahmin edilen işlenmiş süt üretimi eşitliğine ait parametreler ve istatistiksel sonuçlar Çizelge 2’de verilmiştir. Çizelgeden de görüleceği üzere tahmin edilen eşitliğin çoklu determinasyon katsayısı 0,849 olup, 52 işlenmiş süt üretimindeki değişimin %84,9’u modele dahil edilen değişkenler tarafından açıklanmaktadır. Tahmin edilen eşitliğin Fhesap değeri 11,28 olarak hesaplanmış ve %1 seviyesinde Ftablo değerinden yüksek bulunmuştur. Çalışmada kullanılan verilerin bir zaman serisi olması ve otokorelasyonun daha çok zaman serilerinde ortaya çıkması nedeni ile kurulan modelde otokorelasyon problemi araştırılmıştır (Tarı, 1999). Durbin-Watson testinde kararsızlık bölgesinde kalındığı için Von-Neumann testi yapılmış ve %1 seviyesinde otokorelasyon olmadığı belirlenmiştir. (Kritik değerler 1,14 < 2,74 < 3,03). Ramsey Model kurma hataları için genel bir sınama önermiştir (Ramsey,1969). Ekonometrik bir modelin spesifikasyon hatasına sahip olup olmadığını tesbit etmek için Ramsey tarafından Reset testi önerilmiştir (Akkaya ve Pazarlıoğlu, 1998). Bu çalışmada kurulan modelde spesifikasyon hatası yapmamak için Ramsey Reset testi uygulanmış ve bulunan yeni modelin F değeri (0,28) anlamsız bulunduğu için kurulan modelde spesifikasyon hatası yapılmadığına karar verilmiştir. Modelde eşanlılık sorunu olabileceği düşüncesiyle hausman testi yapılmıştır. Eşanlılık sorunu bazı değişkenlerin içsel olmaları, dolayısıyla da bozucu terim yada hata terimiyle ilişkili olmalarından kaynaklanmaktadır (Hausman, 1976). Test sonuçlarına göre elde edilen kalıntı (wi=1,09) değerleri t sınamasına göre anlamlı değildir ve bu yüzden eşanlılık problemi yoktur. Tahmin edilen eşitlikteki değişkenlerin herbiri student–t testine tabi tutulmuştur. İstihdam değişkeni %1 önem seviyesinde, ihracat değişkeni %1 önem seviyesinde, süt fiyatları değişkeni %1 önem seviyesinde, trend değişkeni %3 önem seviyesinde ve kukla değişkeni %2 önem seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İthalat değişkeni %10 önem seviyesinden daha yüksek bulunduğu için yorumunda ihtiyatlı davranılmıştır. Tahmin edilen eşitlikte, ithalat değişkeni dışındaki değişkenlerin, istatistiki testleri ve önem seviyelerinin anlamlı çıkması bu değişkenler hakkında yorum yapabilme imkanı tanımaktadır. Z.G.GÖKTOLGA, O.KARKACIER, A.ÇİÇEK Çizelge2: Tahmin Edilen İşlenmiş Süt Üretimi Regresyon Eşitliğine İlişkin Parametreler ve İstatistiksel Testler Consta. Emt Ext Coef. 2789326 -153,33 90,03 T 10,46 -5,83 2,99 P (0,000) (0,000) (0,011) St 266541 26,29 30,12 dev İmt Mpt Tt D R-Sq R-Sq (adj) F -41,66 -1,67 (0,122) 20635 2,73 (0,018) 26809 2,36 (0,036) 165582 2,53 (0,026) 84,9% 77,4% 11,28 25,01 7547 11364 65377 Tahmin edilen eşitlikteki değişkenlerin elastikiyet katsayıları çizelge 3’de verilmiştir. Kukla değişkeninin elastikiyet katsayıları hesaplanmamıştır. İstihdam sayısı değişkeninin (Emt) elastikiyet katsayısı negatif bulunmuştur. Elastikiyet katsayısının negatif olması süt sanayinde istihdamın fazla yapıldığı anlamındadır. Fazla istihdam işyerindeki VonReset Neu 2 mann 2,74 0,28 verimliliği düşürerek işlenmiş süt miktarının azalmasına neden olmaktadır. Emt değişkenin elastikiyet katsayısının –0,236 olarak bulunması %1 oranında işgücü kullanımı artışı yapıldığında % 0,236 oranında süt ve süt ürünleri sanayinde işlenen süt miktarında düşüş yaşandığını göstermektedir. Çizelge3: Bağımsız Değişkenlerin Esneklik Katsayıları Değişkenler Elastikiyetler Emt -0,236 Ext 0,037 İmt -0,040 Mpt 0,253 Tt 0,121 İhracat değişkeni (Ext) katsayısı pozitiftir. Süt ürünleri ihracatındaki artış sanayide işlenmiş süt miktarını artırmaktadır. İhracat değişkeninin elastikiyet katsayısı 0,037 olarak hesaplanmıştır. Bu katsayı süt ve süt ürünleri ihracatının %1 oranında artırıldığında, işlenmiş süt miktarının %0,037 oranında artırdığını göstermektedir. İthalat değişkeninin (İmt) elastikiyet katsayısı negatiftir. Katsayının negatif bulunması, yurt dışından giren süt ve süt ürünlerinin yerli işlenmiş süt ve süt ürünleri üretimini azalttığı anlamına gelmektedir. İthalat değişkenin elastikiyet katsayısı -0,04 olarak hesaplanmıştır. Bu katsayı; yurt dışından yurt içine giren süt ve süt ürünlerinin %1 artışı halinde yerli işlenmiş süt ve süt ürünleri üretiminin %0,04 oranında düştüğünü göstermektedir. Student t testine göre İthalat değişkeni anlamlı bulunmadığı için bu değişken hakkında yorum yapılırken ihtiyatlı davranmak gerekmektedir. Reel süt fiyatları (Mpt) değişkeninin katsayısı pozitif ve 1’den küçüktür. İşlenmiş süt ürünleri ile süt fiyatları arasında aynı yönlü bir ilişki vardır. Süt fiyatları arttığında işlenmiş süt miktarı da artmaktadır. Fiyat elastikiyeti 0,253 olup inelastiktir. Bu katsayı süt fiyatlarının %1 oranında artması halinde işlenmiş süt miktarında % 0,253 oranında artış olacağını göstermektedir. Trend (Tt) değişkeninin katsayısı pozitif bulunmuştur. Trend değişkeni teknolojik gelişmelerin işlenmiş süt üretimine zaman içerisinde yaptığı katkıyı izlemek için modele konulmuştur. Çalışma sonuçlarına göre; teknolojik gelişmelerin işlenen süt miktarını her yıl 26809 ton artırdığı görülmektedir. Modelin son değişkeni kukla (d) değişkenidir. kukla değişkeni süt teşvik pirimi uygulamalarını temsil etmektedir. Modelde kukla değişkeni pozitif katsayılıdır. Bu Türkiye’de süt sanayinde uygulanan süt teşvik primi uygulamalarının olumlu sonuçlar verdiğini göstermektedir. Kukla değişkeninin bi katsayısı teşvik yapılan yıllardaki üretim ile teşvik yapılmayan yıllar arasındaki farkı yansıtmaktadır. Buna göre, süt teşvik priminin uygulandığı yıllarda süt teşvik priminin uygulanmadığı yıllara göre işlenmiş süt 53 İşlenmiş Süt ve Süt Ürünleri Sanayinde Süt Teşvik Primi Politikasının Analizi miktarında 165 582 ton artış olmuştur. 2001 yılı verilerine göre sanayide işlenen süt miktarı 3 146 050 tondur (Anonim, 2004b). Süt teşvik primi ile meydana gelen üretim artışı, 2001 yılındaki toplam işlenmiş süt miktarına oranı %5,26’dır. Yani 1987 yılından beri uygulanan süt teşvik primi politikaları, Türkiye’de modern işletmelerde süt ve süt ürünlerinin işlenmesine katkı sağlamış, ancak bu artış çok düşük oranda kalmıştır. 4. Sonuç Türkiye’de süt ve süt ürünleri sanayinin en fazla yaşadığı sorunların başında bazı dönemlerde ham madde yetersizliği gelmektedir. Türkiye’de süt ve süt ürünleri hala çok büyük bir kısmı hiçbir kontrolden geçmeden, gıda güvenliğine dikkat edilmeden tamamen piyasada üreticiler ile tüketiciler arasında alınıp satılmakta, bu durum ise halk sağlığı açısından büyük riskler taşımaktadır. Süt ve süt ürünleri sanayinde bir taraftan ham madde sıkıntısı çekilmesi, diğer taraftan üretilen sütlerin sanayi dışında gıda güvenliğinden uzak bir şekilde pazarlanması, hem sanayinin meydana getireceği katma değeri azaltmakta, hem de halk sağlığının daha fazla tehdit altında olmasına neden olmaktadır. Türkiye’de denetimsiz üretilen sütlerin azaltılarak, modern işletmelerde uzmanlar gözetiminde üretilen işlenmiş süt ve süt ürünleri üretiminin artırılması için alınması gereken tedbirler araştırılmalıdır. Bu tedbirlerin başında bu konuda düzenleyici politikaların oluşturulması ve oluşturulan politikaların etkinliğinin araştırılması gelmektedir. Süt teşvik primi gibi politikaların amacı hem sanayie ham madde akışının düzenini sağlamak hem de tüketicilerin sağlığını bozacak riskleri azaltmaktır. Çalışmada özellikle süt teşvik pirimi ödemelerinin sanayide işlenmiş süt miktarını nasıl etkilediği analiz edilmiştir. Ayrıca sanayide işlenmiş süt miktarını etkileyen diğer değişkenler de analiz edilmiştir. Bu değişkenler istihdam sayıları, ihracat, fiyat ve trenddir. Tahmin edilen modele göre bu değişkenler sanayide işlenmiş süt miktarındaki değişimin %84’ünü açıklamaktadır. Bulgular kısmında da değinildiği gibi; Türkiye’de 1987 yılından beri uygulanan süt teşvik primi uygulamalarının, sanayide işlenmiş süt miktarını artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Daha önce yapılmış bir çalışmada da süt teşvik pirimi politikaları analiz edilmiş ve süt teşvik politikalarının toplam süt üretimini olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir (Yavuz, 2003). Bu iki çalışmanın sonuçlarına bakıldığında süt teşvik priminin; hem toplam süt üretimini hem de sanayide işlenmiş süt miktarını artırdığı görülmektedir. Çalışmada işlenmiş süt miktarını artırdığı tespit edilen diğer değişkenler süt ve süt ürünleri ihracatı, süt fiyatı ve trend değişkenidir. İstihdam değişkeninin ise işlenmiş süt ve süt ürünleri üretimini azalttığı belirlenmiştir. Elde edilen bu bulgular ekonomi teorisi yaklaşımlarına uymaktadır. Sonuç olarak, Süt teşvik primi uygulaması modern işletmelerde süt ve süt ürünleri üretimini artırmış, ama bu etki düşük düzeyde (%5,26) bulunmuştur. Bu etkinin düşük düzeyde olması, süt teşvik primi için ayrılan payların Türkiye’deki enflasyon dikkate alınarak artırılmadığından kaynaklandığı söylenebilir. İşlenmiş süt ve süt ürünlerinin pazarlama olanaklarının geliştirilmesi, ihracatının artırılması, daha fazla katma değer yaratılması ve insan sağlığının korunması açısından, süt teşvik politikalarının uygulanmasına devam edilmeli hatta uygulanan süt teşvik desteği miktarları daha da artırılmalıdır. Avrupa standartlarındaki gibi üretilen sütün %90’ının modern işletmelerde işlenmesi için bu gibi politikaların uygulanması gereklidir. Kaynaklar Anonim, 1999, Türkiye Tarımında Sürdürülebilir Kısa Orta Ve Uzun Dönem Stratejileri, DPT, Elektronik Dosya, Ocak, 1999. Anonim, 2001, Gıda Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Süt Ve Süt Ürünleri Alt Komisyon Raporu, DPT: 2636-ÖİK:644 , Ankara. Anonim, 2004, Tarım Bakanlığı İnternet Sitesi, www. tarim.gov.tr/ Anonim, 2004b, Food and Agricultural Organization İnternet Sitesi, www.fao.org/ 54 Açıkgöz, M., 2001, Süt Sanayiinin Ham Madde Sorunları, Türkiye-Hollanda Besi Ve Süt Hayvancılığı Sempozyumu,11-12 Haziran, Hilton, Ankara. Başar, A., Oktay, E., 2000, Uygulamalı İstatistik 2, Aktif Yayın Evi, ISBN:975-6755-08-3, Erzurum. Colyer, D., 2000, A Comparison Of Annual, Quarterly And Monthly Turkey Export Models, Southern Agricultural Economics Annual Meeting, Lexington, KY, January 29-February 2. Z.G.GÖKTOLGA, O.KARKACIER, A.ÇİÇEK Diven, J.P., 2001, The Domestic Determinants Of US Food Aid Policy, Food Policy Volume 26, Issue 5, Pages 455–474. Gujarati, N.D., 1999, Temel Ekonometri, Çev: Ümit ve Gülay Şenesen, Literatür Yayıncılık, ISBN: 9757860-99-9, İstanbul. Hausman, J.A., 1976, Specification Tests in Econometrics, Econometrica V: 46 P: 1251-1271. Heltberg, R., Tarp, F., 2002, Agricultural Supply Response And Poverty In Mozambique, Food Policy Volume 27, Issue 2, Pages 103-124. Karkacıer, O., 2000, An Analysis Of Import Demand For Dairy Products In Turkey, Turkish Journal Of Agriculture And Forestry, Tübitak, Volume: 24, Issue:3, P:421-427, Ankara. Kıymaz, T., 2000, Avrupa Birliğinde Ve Türkiye’de Temel Ürünlerde (Hububat, Şeker Ve Süt) Uygulanan Tarımsal Destekleme Politikaları Ve Bunların Ham Madde Temini Açısından Gıda Sanayiine Etkileri, DPT Uzmanlık Tezi, Mayıs 2000, Yayın No: 2504, Ankara. Lordkipanidze, N., Epperson, E.J., Ames, C.W.G, 1996, An Economic Analysis Of Import Demand For Canola Oil In The United States, Dep. Of Agricultural And Applied Economics University Of Georgia, Athens, GA. 30602 Faculty Series 96-05, University Of Georgia, Athens, GA 30602. McCarthy, S., Matthews, A., Riordan, B., 2003, Economic Determinants of Private Afforestation in he Republic of Ireland, Land Use Policy V: 20 P: 51–59. Ramsey, J.B., 1969, Test For Specification Errors In Classical Linear Squares Regression Analysis Journal Of The Royal Statistical Society, B Series, V.31, 1969, P: 350-371. Sanchez, R.M., Kraybill, D.S., Thompson, S. R., 2002, An Economic Analysis Of Coca Eradication Policy İn Colombia, AAEA Annual Meeting, July 28 – 31, 2002, Long Beach, CA. Tarı, R., 1999, Ekonometri, Alfa Basım Yayım Ve Dağıtım Yayınları, Yayın No: 609, ISBN 975-316264-2, İstanbul. Yavuz, F., Akbulut, Ö., Keskin, A., 2003, A Study On The Effectiveness Of Breeding And Support Policies In Turkey's Cattle Sector, Turkish Journal Of Veterinary And Animal Sciences, Tübitak, Volume:27, Issue:3, P:645-650, Ankara. Yavuz, F. Tan, S., Zulauf, C.R., 2004, Regional Impacts of Alternative Price Policies for Turkey’s Dairy Sector, Turkish Journal Of Veterinary And Animal Sciences, Tübitak, Volume:28, Issue:3, P: 537-543, Ankara. Akkaya, Ş., Pazarlıoğlu, M.V., 1998, Ekonometri II, Erkan Matbacılık, 2.Baskı,İstanbul. 55 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2004, 21 (2), 23-38 Dünya’da ve Türkiye’de Buğday Üretimi ve Uygulanan Politikaların Karşılaştırılması Halil Kızılaslan Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, 60240, Tokat Özet: Bu araştırmada, Türkiye’de ve Dünya’daki tahıl üretim durumu incelenmiştir. Araştırma konusu buğday ürünü olarak seçilmiştir. Dünyada ve Türkiye’de buğday ürününe ilişkin ekim alanı, üretim miktarı, verim, ihracat, ithalat değerlerine ve fiyat seyirlerine yer verilmiştir. Araştırmada AB ve OECD Ülkeleri ile tarım politikaları açısından karşılaştırmalara yer verilerek uygulanan destekleme politikaları değerlendirilmiştir. Araştırma sonucuna göre, son yıllarda Dünya buğday üretiminde belirgin dalgalanmalar yaşandığı görülmüştür. Bunun en önemli nedeni ise Dünya buğday üretiminde ilk sıralarda yer alan ülkelerde yaşanan afetler sonucu üretimin azalması ve dolayısıyla ithalata yönelmeleri olarak açıklanmıştır. Türkiye’de izlenen destekleme politikalarındaki istikrarsızlık nedeniyle üretimde ve verimde istenen başarı elde edilememektedir. Türkiye ve Dünya şartlarına uygun, Türkiye’deki tarımsal yapı ve tarımsal sorunları esas alan, Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi göz önünde bulunduran bir tarım politikası oluşturulmalı, modern ve güçlü bir tarım sektörü hedefine ulaşılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Buğday, Dünya Buğday Üretimi, Türkiye Buğday Üretimi, Avrupa Birliği, OECD Wheat Production and Comparison of Applied Policies in Turkey and in the World Abstract:In this study, grain production statuses in Turkey and in the world were examined. The research topic was chosen for wheat. Area of planting amounts of yield, productivity import-export values, and price trend of wheat crop in Turkey and in the worl given in this study. In this research, supporting policies have been considered by comparing agricultural policies at EC, OECD countries and Turkey. According to results, definite fluctuations on wheat production has been seen in the world. The most important reason of this fact is decreased production in countries which are in the first line in the production of wheat as a result of natural disasters. Targeted production and yield has not been reached due to irradical supporting policies followed in Turkey. Agricultural policies should be developed and it must be considering the relationship of Turkey with EC and OECD countries, and it must be suitable to Turkey and world’s standards. In addition it must be targeted to reach modern and powerfull agriculture. Keywords: Wheat, wheat production in the world, wheat production in Turkey, European Community, OECD 1.Giriş Tarım ülke halkının beslenmesi için gerekli besin maddelerini sağlama görevini yüklenmiştir. Her ülke, beslenme açısından önemli ürünlerde kendine asgari bir yeterlilik derecesi sağlama gayreti içerisindedir. Kendine yeterliliğin sağlanabilmesi, ürün fazlalığı verilmeden yurtiçi arzın gereksinimi karşılamasını gerektirir (Eraktan, 2001). Dünya’nın ve Türkiye’nin neredeyse her bölümünde üretimi yapılan buğday; gerek çok büyük üretici kitlesini ilgilendirmesi, gerekse insanların temel gıdası olan ekmeğin hammaddesini oluşturması bakımından oldukça önemli bir üründür. Üretim açısından yaklaşık 4 milyon işletmeyi başka bir ifade ile 15 milyon civarında insanı, tüketim açısından ise Türkiye’nin tüm nüfusunu ilgilendirmektedir. Sayılan nedenlerden dolayıdır ki, dünyadaki buğday üretim teknolojisindeki gelişmeler yakından izlenerek Türkiye’ye adapte edilmeye çalışılmaktadır. Ancak, Türkiye’de oldukça fazla çeşit olmasına rağmen buğdayda uygun çeşit standardı, verim ve kalite sorunları henüz tam anlamıyla çözümlenememiştir. Üretiminin çok geniş alana yayılmış olması, kuru koşullarda ve marjinal alanlarda bile üretimin yapılması birim alandan elde edilen üretim miktarını düşürmektedir. Türkiye’de buğday tarımı, büyük ölçüde kuru koşullarda yapıldığı için verim düşük ve dolayısıyla buğday üreticisinin geliri de diğer ürün üreticilerine göre daha azdır. Ayrıca bazı bölgelerimizde buğdayın alternatifi hemen hemen yoktur. Yani bu yörelerde zorunlu olarak buğday-nadas münavebesi yapılmaktadır. Bununla beraber polikültür tarımın yapıldığı yörelerimizde de buğday veriminin fazla olması Dünya’da ve Türkiye’de Buğday Üretimi ve Uygulanan Politikaların Karşılaştırılması işçiliğinin daha az olması nedeniyle üretici buğday ürününü tercih etmektedir. Türkiye’de iç ve dış pazar isteklerine uygun buğday üretimi yapılan bölgeler İç Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgeleridir. Ancak bu bölgelerde verim diğer bölgelere göre oldukça düşüktür. GATT, Gümrük Birliği Anlaşmaları ve alınan ekonomik kararlardan sonra tarımsal destekleme politikalarına yenilikler getirilmiş olup, destekleme alım kapsamına alınan ürün sayısı sınırlandırılmış ve 1994 yılından itibaren sadece hububat, şekerpancarı ve tütün fiyat yoluyla desteklenmektedir. Ürün borsaları, buğday ve diğer hububatın alım satımında küçük bir rol oynamaktadır. 1993 yılında borsalarda buğday, aktif olarak alınıp satılmakla birlikte, Türkiye genelindeki borsalarda işlem gören toplam miktar, yurtiçi üretimin % 6,1’ini, pazarlanan miktarın ise %9’unu oluşturmaktadır (Anonim, 2001). Araştırmanın temel amacı, Dünya’da ve Türkiye’de hububatta özellikle de buğdayda üretim durumu ve uygulanan politikaların değerlendirilmesidir. Bu amaçla Dünya’daki ve Türkiye’deki buğday üretimi, tüketimi, verimi, ihracat-ithalat değerleri incelenmiştir. Uygulanan destekleme politikalarına değinilerek, Türkiye ve diğer bazı Dünya ülkeleri (özellikle Avrupa Birliği) arasında tarım politikaları açısından karşılaştırmalara yer verilmiştir. 2.Materyal ve Yöntem Çalışma makro düzeyde olması nedeniyle literatür taramasına yönelik olarak yürütülmüştür. Çalışmanın hazırlanması sırasında konu ile ilgili olan kitap, dergi, makale gibi çeşitli kurum ve kuruluşların yayınlarının yanı sıra kongre ve sempozyum bilgilerinin yer aldığı kaynaklarla birlikte; Tarım Bakanlığı, Toprak Mahsulleri Ofisi, Türkiye Ziraat Odaları Birliği, üniversiteler ve diğer ilgili kişilerce yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Çeşitli bilgilere ilişkin istatistikler; Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu BaşkanlığıAraştırma ve İstatistik Dairesi Başkanlığından ve Toprak Mahsulleri Ofisinden elde edilmiştir. Çalışmada literatür taraması yapılarak konuyla ilgili veriler ortaya konulup değerlendirilmesi yapılmıştır. 24 3.Araştırma Bulguları 3.1.Dünyada Tahıl Üretim Durumu FAO verilerine göre, 1998-2003 dönemi itibariyle, gerçekleşen dünya tahıl üretimi değerleri Çizelge 1’de gösterilmiştir. Çizelge’den de görüldüğü üzere 2003 yılında dünya buğday üretimi 557,31 milyon ton, arpa üretimi 139,38 milyon ton, çavdar üretimi 16,16 milyon ton, yulaf üretimi 26,18 milyon ton, mısır üretimi 635,71 milyon ton ve pirinç üretimi de 584,98 milyon tondur. 208 milyon hektarlık ekim alanı ile buğday dünyada en fazla ekim alanına sahip hububattır. En az ekim alanına ise çavdar sahiptir. Çavdar gibi yulaf ve arpanın da ekim alanları yıllar itibari ile giderek azalmalar göstermiştir. Ülkelere göre 2003 yılı dünya hububat üretimi Çizelge 2’de gösterilmiştir. Üretimde buğdayda ve arpada birinci sırada Avrupa Birliği, mısırda birinci sırada ise, ABD bulunmaktadır.2003 yılında 86,10 milyon ton buğday üreten Çin’de arpa üretimi 3,12 milyon ton, mısır üretimi ise 114,18 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde buğday üretimi toplamı 91,59 milyon ton iken, arpa üretimi 47,21 milyon ton ve mısır üretimi ise 34,07 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Amerika Birleşik Devletlerinde ise buğday üretimi 63,59 milyon ton, arpa üretimi 6,01 milyon ton, mısır 256,90 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Türkiye ise, dünya buğday üretimi içerisinde %3,41, arpa üretiminde %5,74 ve mısır üretimi içerisinde de %0,35 oranında bir paya sahip bulunmaktadır. 3.1.1. Dünya Buğday Üretim ve Tüketim Durumu Çizelge 3’de dünya buğday üretimi ve başlıca üretici ülkeler gösterilmiştir. Buğday retiminde ilk sıralarda Çin Halk Cumhuriyeti, Avrupa Birliği Ülkeleri, Hindistan ve ABD yer almaktadır. Çizelge 4’de dünya durum buğdayı üretimi ve üretici ülkeler verilmiştir. Dünya durum buğdayı üretimi toplam buğday üretiminin ancak %6' sı kadardır. Üretimde ilk sırayı 2001 yılı itibariyle %24,2 oranında AB alırken, sonra sırasıyla; %11,7 oranında Türkiye, %10.7 oranında ise, İtalya gelmektedir. H.KIZILASLAN Çizelge 1. Dünya Hububat Üretimine İlişkin Değerler 1998 Buğday 1999 2000 2001 Alan (ha) 219 625 630 211 964 973 212 206 487 214 719 701 213 485 144 208 132 956 Üretim(ton) 592 342 030 584 697 385 580 014 595 590 309 180 572 666 861 557 308 497 26 971 27 585 27 333 27 492 26 825 26 777 56 700 689 52 962 133 55 472 207 56 162 829 53 903 393 55 336 169 137 594 089 127 180 604 132 896 783 144 069 528 135 661 359 139 375 906 24 267 24 013 23 957 25 607 25 167 25 187 Alan (ha) 10 182 666 9 490 905 9 758 920 9 909 258 9 230 840 8 258 188 Üretim(ton) 20 819 829 19 968 895 19 971 448 23 343 842 20 919 286 16 157 698 20 446 21 040 20 465 23 558 22 662 19 566 Alan (ha) 13 407 218 12 911 740 12 815 176 13 102 692 12 464 944 13 000 405 Üretim(ton) 26 319 704 24 505 475 25 994 503 27 303 359 25 450 849 26 181 790 19 631 18 979 20 284 20 838 20 418 20 139 Alan (ha) 138 627 306 138 910 114 138 510 155 139 081 441 137 830 111 141 151 308 Üretim(ton) 614 354 923 605 203 834 589 355 356 614 751 705 604 407 521 635 708 696 44 317 43 568 42 550 44 201 43 852 45 037 Alan (ha) 151 998 271 157 175 931 154 996 427 151 696 922 147 589 246 150 938 100 Üretim(ton) 578 768 853 606 656 025 597 154 664 597 889 044 575 429 633 584 975 923 38 077 38 597 38 527 39 413 38 989 38 756 Verim(kg/ha) Alan (ha) Arpa Üretim(ton) Verim(kg/ha) Çavdar Verim(kg/ha) Yulaf Verim(kg/ha) Mısır Verim(kg/ha) Pirinç Verim(kg/ha) 2002 2003 Kaynak: http://faostat.fao.org/faostat/form?collection=Production .Crops.Primary.Crops. Çizelge 2. Dünya’da Bazı Ülkelerde Hububat Üretimi (2003)(Milyon ton) ÜLKELER ÇİN AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİ HİNDİSTAN ABD RUSYA KANADA AVUSTRALYA TÜRKİYE UKRAYNA ARJANTİN DİĞER ÜLKELER DÜNYA TOPLAMI BUĞDAY Üretim % 86,10 15,44 91,59 16,43 69,32 12,44 63,59 11,41 34,03 6,11 23,56 4,23 24,08 4,32 19,00 3,41 3,85 0,69 12,40 2,23 129,79 23,29 557,31 100,00 ARPA Üretim % 3,12 2,24 47,21 33,87 1,28 0,92 6,01 4,31 17,95 12,88 12,33 8,85 7,33 5,26 8,00 5,74 6,80 4,88 0,57 0,41 28,78 20,64 139,38 100,00 MISIR Üretim % 114,18 17,96 34,07 5,36 14,70 2,31 256,90 40,41 2,11 0,33 9,59 1,51 0,32 0,05 2,20 0,35 5,48 0,86 15,50 2,44 180,66 28,42 635,71 100,00 Kaynak: http://faostat.fao.org/faostat/form?collection=Production .Crops.Primary.Crops. Çizelge 3. Dünya Buğday Üretimi ve Başlıca Üretici Ülkeler (Bin Ton) ÜLKELER KANADA ÇİN HİNDİSTAN PAKİSTAN RUSYA TÜRKİYE UKRAYNA AB ABD DÜNYA TOPLAMI 1996/97 8 200 113 000 64 555 19 700 37 800 16 300 16 500 79 700 35 611 571 315 1997/98 7 336 113 773 69 246 20 258 39 809 16 751 15 643 82 793 34 210 584 116 1998/99 8 077 114 701 63 707 21 284 34 838 16 886 12 819 88 210 37 579 585 792 1999/00 7 621 115 625 68 793 20 452 35 365 16 777 12 586 86 821 35 407 591 501 2000/01 8 215 113 895 66 426 20 500 35 158 16 700 11 355 91 518 36 339 589 421 2001/02 8 200 113 500 60 363 19 500 38 000 17 000 14 850 90 274 33 367 588 985 Kaynak: Anonymous, Fas USDA Grain World Markets and Trade, 2003. 25 Dünya’da ve Türkiye’de Buğday Üretimi ve Uygulanan Politikaların Karşılaştırılması Çizelge 4. Dünya Durum Buğdayı Üretimi ve Belli Başlı Üretici Ülkeler (Milyon Ton) ÜLKELER İTALYA FRANSA YUNANİSTAN AB KANADA ABD TÜRKİYE CEZAYİR DİĞER ÜLKE. DÜNYA TOPL. 1997 Üretim % 3,7 12,3 0,9 2,9 1,4 4,6 7,2 23,8 4,4 14,6 2,3 7,6 4,0 13,2 0,5 1,7 5,8 19,3 30,2 100,0 1998 Üretim % 4,8 13,1 1,5 4,1 1,4 3,8 9,2 25,1 6,0 16,3 3,8 10,4 4,0 10,9 1,5 4,1 4,5 12,2 36.7 100,0 1999 Üretim % 4,0 12,5 1,5 4,7 1,0 3,1 7,4 23,1 4,3 13,4 2,7 8,4 3,8 11,8 0,9 2,8 6,5 20,2 32,1 100,0 2000 Üretim % 4,2 12,3 1,6 4,7 0,9 2,6 8,9 26,0 5,6 16,4 3,0 8,8 4,0 11,7 0,6 1,8 5,4 15,7 34,2 100,0 2001 Üretim % 3,5 10,7 1,4 4,3 1,0 3,1 7,9 24,2 3,1 9,5 2,3 7,1 3,8 11,7 1,4 4,3 8,2 25,1 32,6 100,0 Kaynak: Anonymous, International Grains Council (Grain Market Report ), 2003. Buğday üretimindeki en büyük gerilemelerin Kuzey Amerika, Avrupa ve uzun süren bir kuraklığın etkisinde kalan Çin’de olacağı belirtilmektedir. Buna karşılık Güney Amerika ve BDT ülkelerinde ise üretimde ciddi artışlar olacağı öngörülmektedir (Aydoğuş, Ege, Köse, 1997-1998, 1999). Çizelge 5’de dünya buğday stok miktarı verilmiştir. Çizelge 5’de görüldüğü gibi, 2001/2002 dönemi itibariyle en yüksek buğday stokuna %14,6 oranı ile ABD sahiptir. Bunu %10.0 oran ile AB ülkeleri takip etmektedir. Stok miktarları, sezon kapanış miktarlarını göstermektedir. 2001 / 2002 yılında arzdaki büyük düşüş ve büyük düşüş ve kullanımdaki önemli artışa bağlı olarak yıl sonu dünya buğday stoklarında yaklaşık 22 milyon tonluk bir düşüş olmuştur. Stok-kullanım oranının çok ciddi bir gerileme yaşaması sonucu dünya fiyatlarının yükselme eğilimine geçmesi tahmin edilmektedir. Çizelge 6’da yıllar itibariyle dünya buğday tüketimi ve başlıca tüketici ülkeler verilmiştir. Çizelge 6’dan da görüleceği gibi, 2001/2002 dönemi itibariyle, %19,3 oranı ile Çin buğday tüketiminde ilk sırada yer almaktadır. Bunu %15.3 oranı ile AB ülkeleri ve %10,3 oranı ile de Hindistan takip etmektedir. Çizelge 5 . Dünya ve Bazı Ülkelerde Buğday Stok Durumu (Bin Ton)* ÜLKELER AVUSTRALYA KANADA AB ABD DİĞER ÜLKE. DÜNYA TOPL. 1997/98 Stok % 1 348 0,9 5 989 4,3 14 500 10,5 19 663 14,2 97 225 70,1 138 725 100,0 1998/99 Stok % 1 868 1,4 7 435 5,4 18 022 13,1 25 744 18,8 84 104 61,3 137 173 100,0 1999/00 Stok % 2 900 1,8 7 700 4,8 14 300 9,0 25 900 16,3 108 400 68,1 159 200 100,0 2000/01 Stok % 3 800 2,6 9 200 6,2 14 700 10,0 23 800 16,1 96 100 65,1 147 600 100,0 2001/02 Stok % 3 800 3,0 6 200 5,0 12 600 10,0 18 300 14,6 84 500 67,4 125 400 100,0 *Stok miktarları, sezon kapanış miktarlarını göstermektedir. Kaynak: Anonymous, International Grains Council (Grain Market Report ), 2003. Çizelge 6. Dünya Buğday Tüketimi ve Başlıca Tüketici Ülkeler(Bin Ton) KANADA 1997/98 Tüketim % 7 336 1,3 ÇİN 113 773 19,4 114 701 19,6 115 625 19,5 HİNDİSTAN PAKİSTAN RUSYA TÜRKİYE UKRAYNA AB ABD DİĞER ÜLKE. DÜNYA TOPL 69 246 20 258 39 809 16 751 15 643 82 793 34 210 184 297 584 116 11,9 3,4 6,8 2,9 2,7 14,2 5,9 31,5 100,0 63 707 21 284 34 838 16 886 12 819 88 210 37 579 187 691 585 792 10,9 3,6 5,9 2,9 2,2 15,1 6,4 32,0 100,0 68 793 20 452 35 365 16 777 12 586 86 821 35 407 192 054 591 501 11,6 3,5 6,0 2,8 2,1 14,7 6,0 32,5 100,0 ÜLKELER 1998/99 Tüketim % 8 077 1,4 1999/00 Tüketim % 7 621 1,3 2000/01 Tüketim % 8 215 1,4 113 19,3 895 66 426 11,3 20 500 3,5 35 158 5,9 16 700 2,9 11 355 1,9 91 518 15,5 36 339 6,2 189 315 32,1 589 421 100,0 Kaynak: Anonymous, Fas USDA Grain World Markets and Trade, 2003. 26 2001/02 Tüketim % 8 200 1,4 113 500 19,3 60 363 10,3 19 500 3,3 38 000 6,4 17 000 2,9 14 850 2,5 90 274 15,3 33 367 5,7 193 931 32,9 588 985 100,0 H.KIZILASLAN Dünya buğday ihracatında yıllar itibariyle 3.1.2. Dünya Buğday İhracat ve İthalat dalgalanmalar olmasına rağmen ortalama Durumu Dünya ticaretine konu olan buğday miktarı ihracat 100 milyon ton dolayındadır. Çizelgede üretilen buğdayın yaklaşık %10’nu kadar verilen önemli beş ihracatçı ülke, toplam olmaktadır. Çizelge 7’de dünya buğday ihracatı dünya ihracatının yaklaşık %88' sini ve başlıca ihracatçı ülkeler verilmiştir. oluşturmaktadır. 2001/02 yılı içinde belirtilen Çizelge’de görüldüğü gibi, dünya buğday ihracatçı ülkeler dışında, Kazakistan, Hindistan, ihracatında ABD söz sahibi durumundadır. Bulgaristan, Çin’de buğday ihracatı artan ABD dünya buğday ihracatında 2001/2002 ülkeler olarak dikkati çekmektedir. döneminde %26,6’lık bir oranla birinci sırada yer almaktadır. . Çizelge 7 . Dünya Buğday İhracatı ve Başlıca İhracatçı Ülkeler(Bin Ton) ÜLKELER ABD ARJANTİN KANADA AVUSTRALYA AB DİĞER ÜLKE. DÜNYA 1997/98 İhracat % 28 576 28,3 10 000 10,1 21 000 21,4 15 000 14,0 13 100 12,0 11 424 14,2 99 100 100,0 1998/99 İhracat % 29 800 30,2 8 900 9,0 14 000 14,2 16 100 16,3 13 700 13,9 16 200 16,4 98 700 100,0 1999/00 İhracat % 29 800 27,4 10 800 10,0 18 400 17,0 17 300 15,9 16 700 15,4 15 500 14,3 108 500 100,0 2000/01 İhracat % 27 700 27,5 11 200 11,1 16 900 16,8 16 700 16,6 14 500 14,3 13 800 13,7 100 800 100,0 2001/02 İhracat % 28 000 26,6 11 500 10,9 16 500 15,7 17 500 16,6 11 000 10,4 20 900 19,8 105 400 100,0 Kaynak: Anonymous, International Grains Council (Grain Market Report ),2003. Çizelge 8’ de Dünya durum buğday ihracatı ve önemli ihracatçı ülkeler verilmiştir. Durum buğday ihracatına irmik ihracatı dahildir. Çizelgeden de görüleceği gibi dünya buğday ihracatının %6-7 sini durum buğday ihracatı oluşturmaktadır. Dünya durum buğdayı ihracatında %56,5 oranında Kanada en önemli ülke konumundadır. Bunu %18,8 oranla ABD, %4,4 oranla da AB ülkeleri izlemektedir. Dünya buğday ithalatı ve önemli ithalatçı ülkeler verilmektedir. Buğday ithalatında ilk sırayı yaklaşık % 45'lik payla Asya , ikinci sırayı % 25'lik payla Afrika, üçüncü sırayı % 20'lik payla Amerika ve dördüncü sırayı ise %10'luk payla Avrupa ülkeleri (Bağımsız Devletler Topluluğu dahil) almaktadır. Çizelge 8 . Dünya Durum Buğday İhracatı ve Başlıca İhracatçı Ülkeler(Bin Ton) ÜLKELER KANADA ABD AB DİĞER ÜLKE. DÜNYA 1997/98 İhracat % 4 412 57,2 1 507 19,6 285 3,7 1 500 19,5 7 704 100,0 1998/99 İhracat % 3 572 57,6 1 427 23,0 287 4,6 919 14,8 6 205 100,0 1999/00 İhracat % 3 786 56,0 1 264 18,7 293 4,3 1 419 21,0 6 762 100,0 2000/01 İhracat % 3 386 48,4 1 800 25,7 674 9,6 1 140 16,3 7 000 100,0 2001/02 İhracat % 3 900 56,5 1 300 18,8 300 4,4 1 400 20,3 6 900 100,0 Kaynak: Anonymous, International Grains Council (Grain Market Report ),2003. Ayrıca Çizelge 9'un incelenmesinden de görüleceği gibi, buğday ithal eden ülkelerin başında Brezilya, İran, Mısır ve Japonya gelmektedir.Bu dört ülke dünya buğday ithalatının yaklaşık %25’lik kısmını oluşturmaktadır. Türkiye’nin yıllar itibariyle buğday dış ticaretini Çizelge 10’da verilmiştir. Çizelgeden de görüleceği gibi, Türkiye’nin ihraç ettiği buğday miktarı ve değeri yıllar itibariyle önemli ölçülerde dalgalanmalar göstermektedir. Türkiye özellikle son yıllarda yapmış olduğu ihracatına karşılık önemli ölçülerde buğday ithal eden bir ülke konumundadır. 27 Dünya’da ve Türkiye’de Buğday Üretimi ve Uygulanan Politikaların Karşılaştırılması Çizelge 9 . Dünya Buğday İthalatı ve Başlıca İthalatçı Ülkeler(Bin Ton) ÜLKELER CEZAYİR BREZİLYA ÇİN MISIR HİNDİSTAN IRAN JAPONYA G.KORE DİĞER ÜLKEL. DÜNYA 1996/97 3 800 5 900 2 700 7 000 4 000 7 000 5 900 3 300 55 600 95 200 1997/98 5 200 5 900 1 900 7 200 2 000 3 600 5 700 3 600 64 000 99 100 1998/99 4 500 7 300 800 7 400 1 200 2 500 5 700 5 000 64 300 98 700 1999/00 4 600 7 100 1 000 6 200 1 100 7 200 6 000 3 800 71 500 108 500 2000/01 5 000 7 400 2 00 6 200 100 6 300 5 800 3 000 66 800 100 800 2001/02 5 000 6 600 2 000 6 100 100 6 000 5 800 4 000 69 800 105 400 Kaynak: Anonymous, International Grains Council (Grain Market Report ) ,2003. Çizelge 10. Türkiye’nin Buğday Dış Ticareti YILLAR 1998 1999 2000 2001 2002 İhracat İthalat Miktar (Ton) Değer (Bin $) Miktar (Ton) Değer (Bin $) 1.109.347 163.366 1.720.825 232.101 1.864.702 190.525 1.613.025 185.897 1.782.048 196.308 963.668 126.143 1.117.969 136.225 346.827 49.621 55.173 9.750 1.097.766 148.010 İhracat - İthalat Miktarı (Ton) -611.478 251.677 818.380 771.142 -1.042.593 Kaynak:Anonim, İGEME Kayıtları, Çeşitli Yıllar. 3.2. Türkiye’de Buğday Üretim ve Tüketim Durumu Türkiye’de hububat üretimi, tarım sektörünün olduğu kadar genel ekonominin de temelini oluşturmaktadır. Hububatın insan beslenmesinde temel gıda maddesi olarak önemli bir yere sahip olması, milyonlarca üreticinin yıllık gelirini sağlayan önemli bir kaynak olması ve çok sayıda sanayi kuruluşunun ham maddesi olması özelliklerinden dolayı ekonomik ve sosyal yaşantımızda diğer tarım ürünlerine göre önemi büyüktür. Türkiye’de hububat üretiminin tarımsal gelire katkısı bitkisel ürün türleri içerisinde en yüksek düzeydedir. Bu yönüyle tarım ürünleri bakımından milli gelire katkısı da büyüktür. Hububat dünyada da en çok tüketilen ürün grubunu oluşturduğu için ihracat yönünden de önem taşımaktadır. 1980’li yıllarda %78,7’lik bir paya sahip olan tahıl ekim alanları alternatif ürünlere yönelişle birlikte günümüzde %73 düzeylerine düşmüştür. Türkiye sahip olduğu iklim ve toprak özellikleri bakımından bir çok ürünün yetiştirilmesine uygundur. Bitkisel üretim tarım sektörü içerisinde yaklaşık %65’lik bir pay ile önemini korumaktadır (Anonim, 2000/a). Türkiye’de buğday ekim alanı, üretim ve verim düzeyindeki gelişmeler Çizelge 11’de verilmiştir. Çizelge 11. Türkiye’de Buğday Ekim Alanı, Üretim Miktarı ve Verimi YILLAR Ekim Alanı (Bin Ha) Üretim Miktarı (Bin Ton) Verim (Kg/Da) 1996 9350 18515 198 1997 9340 18663 200 1998 9400 21000 223 1999 9380 18000 192 2000 9400 21000 223 2001 9350 19000 203 2002 9400 19500 208 2003 9400 19000 202 Kaynak: http://faostat.fao.org/faostat/form?collection=Production .Crops.Primary.Crops... 28 H.KIZILASLAN Buğday üretimi Türkiye’nin hemen her bölgesinde yapılmakta olup, tarla ürünleri içerisinde ekiliş alanı ve üretim miktarı bakımından ilk sırayı almaktadır. Ekili alanların % 51’inde buğday ekilmektedir. Türkiye’de buğday ekim alanlarında fazla bir değişim görülmemekte olup, ekili alanlar 99,4 milyon hektar dolayında değişim göstermiştir.Yine, buğday üretimi 19 milyon ton dolayında olup, bu üretim düzeyi buğday talebini karşılayabilmektedir. Verim düzeyi ise, dekara 200 kg dolayında seyretmektedir. Buğday ekili alanların yaklaşık %19'unda(1.8 milyon hektar) makarnalık buğday yetiştirilmektedir. Türkiye’nin buğday üretimi iç tüketimi karşılamaya yeterlidir. Ancak bazı yıllar gerek kötü hava koşullarından, gerekse süne ve kımıl zararlıları dolayı buğday kalitesi düşmektedir. Buğday veriminde en önemli faktörlerden biri kuşkusuz sertifikalı tohum kullanımıdır. Türkiye’de buğday ekim alanları dikkate alındığında, yıllık tohumluk gereksinimi 1.8 milyon ton dolayındadır. Buğdayın kendine döllenen bir bitki olması nedeniyle kullanılan tohumluğun 5 yılda bir değiştirilmesi gerekmektedir. Dağıtılan tohum miktarı yıllık gerekli tohumluk miktarının ancak %29'unu karşılamaktadır (Anonim, TMO, 2004). Türkiye’de yıllar itibariyle buğday talebi Çizelge 12’de verilmiştir. Türkiye’de artan nüfusa paralel olarak buğday talebi de artmaktadır. 2002 yılı itibariyle Türkiye’nin buğday talebi yaklaşık 18.14 milyon tondur. Çizelge 12. Türkiye’de Buğday Talebi YILLAR Buğday Talebi (Bin Ton) 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 17165 17341 17545 17677 17891 17933 18136 Kaynak: Anonim, DPT Yıllık Programlar, Çeşitli Yıllar. OECD tarafından yapılan PSE (Üretici Destek Eşdeğeri) ve CSE (Tüketici Destek Eşdeğeri) hesaplamalarında kullanılan buğday denge cetveli Çizelge 13’de verilmiştir. Çizelge genel olarak değerlendirildiğinde, Türkiye’nin buğday toplam arzını oluşturan unsurların toplam talebinin üzerinde olduğunu göstermektedir. 2001 yılı itibariyle 22 904 bin ton olan toplam arzına karşılık talep 17 382 bin ton olarak gerçekleşmiştir. Ancak toplam arzının içerisinde ithalat miktarının bu yıl itibariyle artması dikkat çekicidir. Çizelge 13.OECD (PSE-CSE) İçin Yapılan Buğday Denge Cetveli (Bin Ton) YILLAR 1996 1997 1998 1999 2000 2001 Üretim 16650 16785 18900 16200 18900 17100 Kayıp 1332 1342,8 1512 1296 1512 1368 Net Üretim 15318 15442,2 17388 14904 17388 15732 İthalat 2149 2558 1785 2281 908 4838 Baş.Stoku 1037 1571 2255 3399 2526 2334 Toplam Arz 18504 19571,2 21428 20584 20822 22904 İnsan Tük. 13030 13000 13352 13000 13300 13100 Tohumluk 1683 1610 1631 1600 1650 1700 Hayvan Tük. 1050 1050 1150 1100 1100 1050 Toplam Tük. 15763 15660 16133 15700 16050 15850 İhracat 1170 1656 1896 2358 2438 1532 Toplam Talep 16933 17316 18029 18058 18488 17382 Yıl sonu Stoku 1571 2255,2 3399 2526 2334 5522 Kaynak :www.tarim.gov.tr/arayuz/5/icerik.asp?efl=üretim/ürün-raporları/ürün-index-2002. (Not: ihracat, İthalat ve stok miktarları takvim yılına göre alınmıştır.) 29 Dünya’da ve Türkiye’de Buğday Üretimi ve Uygulanan Politikaların Karşılaştırılması 3.3.Dünyada ve Türkiye’de Buğday Fiyatları Dünya’da ticarete konu olan ABD ve Arjantin kaynaklı buğday fiyatları Çizelge 14’ de verilmiştir. Dünya buğday fiyatları arz talep ve stok durumuna göre yıllık, haftalık, aylık olarak değişmektedir. Çizelgeden de görüldüğü gibi, genel olarak kışlık sert buğday fiyatları diğer buğday çeşitlerine göre ton başına daha yüksek fiyata sahiptir. Çizelge 14. ABD ve Arjantin Kaynaklı Buğday Fiyatları (FOB $/Ton) BD No 2 Kışlık ABD Kışlık YILLAR ARJANTİN Trigo Pan Sert Buğday Yumuşak Buğday 1990/91 118 112 85 1991/92 150 147 114 1992/93 143 142 124 1993/94 143 132 120 1994/95 157 145 136 1995/96 216 198 218 1996/97 181 158 157 1997/98 142 129 137 1998/99 120 100 118 1999/00 112 97 104 OCAK 2000 111 98 93 AĞUSTOS 2000 115 90 111 ARALIK 2000 130 105 109 MAYIS 2001 130 107 119 Ocak 2002 144 122 133 Nisan 2002 142 127 Kaynak: Anonymous, International Grains Council (Grain Market Report ) ,2003. Çizelge 15’de buğdayın ABD Borsalarında gerçekleşen fiyatları verilmiştir. Çizelgeden de görüldüğü gibi, borsalar itibariyle fiyatlar değerlendirildiğinde, Amerika Minneapolis borsasında fiyatların daha yüksek düzeylerde oluştuğu görülmektedir. Çizelge 16’da Reuter Buğday fiyatları verilmiştir. 2002 yılı dünya buğday fiyatları önceki yıla göre % 10 dolayında bir düşme göstermiştir. Çizelge 15. ABD Borsalarındaki Buğday Fiyatları ( Dolar/Ton) BORSALAR 9 Ocak 2001 20 Mart 2001 05 Nisan 2002 CHICAGO 86, 3 77 ,2 104 KANSAS CITY 108, 4 98 ,1 121 MINNEAPOLIS 124, 9 117 ,6 116 Kaynak: Anonymous, International Grains Council (Grain Market Report ),2003. Çizelge 16. Dünya Buğday Fiyatları ($/Ton) BUĞDAY ÇEŞİDİ ABD 2 Nolu Sert Kırmızı Arjantin Sert Ekmeklik Avustralya Standart Sert Kanada 1 Nolu Yazlık ABD 2 Nolu Durum Kanada 1 Nolu Durum Kanada 2 Nolu Durum NİSAN 2002 124,2 123,0 150,2 142,5 167,8 199,4 198,0 MAYIS 2002 124,2 121,0 151,7 142,5 - Kaynak: Anonim, TMO Kayıtları, Çeşitli Yıllar. 30 HAZİRAN 2002 123,3 110,2 153,2 - TEMMUZ 2002 123.3 154.7 - H.KIZILASLAN AB tarafından buğday ticaretinde uygulanan ihracat geri ödemeleri ve ithalat vergilerinde DTÖ Tarım Anlaşması taahhütleri doğrultusunda aşağıda belirtilen değişiklikler olmuştur. AB, üçüncü ülkelere hububat ve hububat mamulü ihraç eden kurum ve kişilere Kasım 2001 yılından itibaren geri ödeme yapmamaktadır. AB’de 16 Mart 2001 tarihi itibariyle, yüksek kaliteli ve durum buğdaylarından vergi alınmamaktadır. Ocak 2002 tarihinde orta ve düşük kaliteli buğdaylardan alınan gümrük vergisi miktarı orta kalite için, 1.19 Dolar/Ton ve düşük kaliteli buğdaylardan içinse 2.4 Dolar/Ton iken 16 Ocak 2002 tarihinden itibaren bu vergilerde sıfırlanmıştır. Buğday, 1938 yılından itibaren (TMO ) devlet destekleme alımları kapsamında olup, alım fiyatları Bakanlar Kurulunca belirlenerek resmi gazetede ilan edilmektedir. Destekleme alımlarında alıcı kuruluş olarak TMO görevlendirilmektedir. 1938 -1988 yılları arasındaki hububat alım politikasında hemen hemen hiç bir değişiklik yapılmamıştır. Bir yıl geçerli olan baş alım fiyatı açıklanmakta ve ödemeler peşin yapılmaktaydı. 1988/89 alım sezonunda; baş alım fiyatı yerine destekleme alım fiyatı ilan edilmiş, aynı kararnamede asgari alım fiyat tespit yetkisi TMO'ya verilmiştir.Ürün bedellerinin %50'si peşin, %50'si iki ay içinde ödenmesi hükmü getirilmiştir. 1990/91 alım sezonunda; destekleme alım fiyatı ilan edilerek bu fiyatlara haftada 4 TL/Kg. ilave yetkisi ve asgari alım fiyat tespiti TMO'ya verilmiştir. 1991/92 alım sezonunda; Destekleme Temel fiyatı ve Üretici Destekleme Primi şeklinde fiyatlar ilan edilmiştir. Üreticiden alınan ürünlere miktar sınırlaması getirilmiştir(50 ton). Fiyatlara haftada 4 TL/Kg. ilave yetkisi ve asgari alım fiyat tespiti TMO'ya verilmiştir.Destekleme Temel Fiyatı ile Üretici Destekleme Priminin yarısının peşin ödenmesi kararlaştırılmıştır. 1992/93 alım sezonunda; Haziran ayından başlamak üzere Ekim ayına kadar devam eden ve aylar itibariyle değişen Destekleme alım fiyatları ilan edilmiştir. İlk defa bu sezon hububat satış fiyatları alım kararnamesinde belirlenmiştir. Buna göre TMO tarafından hububat satış fiyatları alım fiyatlarının asgari %15 fazlası olarak tespit edilir hükmü getirilmiştir. 1993/1994 alım sezonunda; 18 Temmuza kadar geçerli Destekleme alım fiyatları ilan edilmiş, 19 Temmuz dan itibaren Temmuz ayı için ilave 50 TL/Kg. ve Ağustos, Eylül, Ekim ayları için ise 100 TL/kg ’lık ilave ödeme kararlaştırılmıştır. Bu dönemde ayrıca TMO'nun Umumi Mağazacılık Faaliyetlerinde bulunulması kararlaştırılmış ve TMO hububat satış fiyatları yine kararnamede belirtilmiştir.(Alım fiyatının asgari %15 fazlası) 1994/95 alım sezonunda; Destekleme alım fiyatı, Destekleme Temel fiyatı ve Üretici Destekleme Primi'nden oluşacak şekilde ilan edilmiştir. İlan edilen fiyatlara Temmuz ayında 300 TL/Kg. Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım aylarında 200 TL/Kg. ilave ödeme yapılması kararlaştırılmıştır. Umumi Mağazacılık Faaliyetlerine bu dönemde de devam edilmesi kararlaştırılmış ve hububat satış fiyatları yine kararnamede belirtilmiştir(Alım fiyatının asgari %20 fazlası). Ayrıca kaliteyi ve ihtiyaç duyulan Makarnalık buğday üretimini teşvik etmek amacıyla buğday fiyatları arasındaki parite yeniden düzenlenmiş ve Anadolu Durum Buğdaylarla(Makarnalık), Anadolu Kırmızı Sert Buğdaylar arasındaki fiyat paritesi 1.4 olarak belirlenmiştir. 1995/96 alım döneminde ; Destekleme alım fiyatına ilave olarak Temmuz ayında 300 TL/Kg., Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım aylarında 500 TL/Kg. olmak üzere ek ödeme yapılması kararlaştırılmıştır. Umumi Mağazacılık Faaliyetlerine bu dönemde de devam edilmiştir. Hububat satış fiyatları yine kararnamede belirtilmiştir(Alım fiyatının asgari %20 fazlası). Ayrıca kaliteyi ve ihtiyaç duyulan Makarnalık buğday üretimini teşvik etmek amacıyla buğday fiyatları arasındaki parite yeniden düzenlenmiş ve Anadolu Durum Buğdaylarla(Makarnalık) , Anadolu Kırmızı Sert Buğdaylar arasındaki fiyat paritesi 1.6 olarak belirlenmiştir. 1996/97 alım döneminde; Destekleme alım fiyatına ek olarak Temmuz ayında 500 TL/Kg., Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım aylarında 800 TL/Kg. olmak üzere ek ödeme yapılması kararlaştırılmıştır. 31 Dünya’da ve Türkiye’de Buğday Üretimi ve Uygulanan Politikaların Karşılaştırılması 1997/98, 1998/99, 1999/2000 ve 2000/01 alım dönemlerinde; Destekleme alım fiyatına ilave olarak Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında 2000 TL/Kg. olmak üzere ek ödeme yapılması kararlaştırılmıştır. Umumi Mağazacılık Faaliyetlerine bu dönemde de devam edilmiştir. Hububat satış fiyatları yine kararnamede belirtilmiştir. - Makarnalık buğday fiyatı olarak; 1987 yılına kadar I.Derece Makarnalık Buğday fiyatı, 1988 yılından sonra Anadolu Durum Buğday fiyatı esas alınmıştır. - Ekmeklik buğday fiyatı olarak; 1987 yılına kadar II.Grup Ekmeklik Buğday fiyatı, 1988 yılından sonra Anadolu Kırmızı Sert Buğday fiyatı alınmıştır. - 1986 yılında buğday alım fiyatlarında kademeli alım sistemi uygulanmıştır. - 1989, 1990 ve 1991 yıllarında buğday alım fiyatlarında haftalık ödeme planı yapılmıştır. - 1992, 1993, 1994, 1995, 1996, 1997, 1998, 1999 ve 2000 yıllarında aylık kademeli alım sistemi uygulanmıştır. 2001/02 döneminde TMO buğday için alım fiyatı açıklamamış ve buğday fiyatları serbest piyasada oluşmuştur. TMO’nin yıllar itibariyle buğday alım fiyatları Çizelge 17’de verilmiştir. Çizelge’de görüldüğü gibi, son yıl itibariyle en fazla fiyat artışı kırmızı ve beyaz yarı sert ekmeklik buğday fiyatlarında oluşmuştur. 2003 yılında 2002 yılına göre bu çeşitlerde %46,5 düzeyinde bir artış meydana gelmiştir. Çizelge 17. Türkiye’de Toprak Mahsülleri Ofisi(TMO) Alım Fiyatları (TL/Kg) BUĞDAY ÇEŞİTLERİ I.MAKARNALIK BUĞ. 1.Anadolu Durum 2.Diğer Durum II.EKMEKLİK BUĞ. 1.Beyaz Sert 2.Anadolu Kır.Sert 3.Kırmız Yarı Sert 4.Beyaz Yarı Sert 1999 2000 %’de Artış 2001 %’de Artış 2002 %’de Artış 92.000 84.000 117.300 107.100 27,5 27,5 188.600 172.200 60,8 60,8 259.000 241.500 37,3 367.000 40,2 345.000 41,7 42,9 80.000 80.000 72.000 72.000 102.000 102.000 98.940 91.800 27,5 27,5 37,4 27,5 164.000 164.000 147.600 131.200 60,8 60,8 49,2 42,9 230.000 230.000 211.600 211.600 40,2 40,2 43,4 61,3 41,3 41,3 46,5 46,5 2003 325.000 325.000 310.000 310.000 %’de Artış Kaynak: Anonim, TMO Kayıtları, Çeşitli Yıllar. Polatlı, Konya, Eskişehir borsaları esas alınarak, borsada işlem gören Ekmeklik Sert Buğday fiyatı Mayıs 2001 tarihinde 141.000-167.500 TL/Kg arasında gerçekleşirken, Mayıs 2002 tarihleri arasında borsada işlem gören Ekmeklik Sert Buğday, 229.000-296.000 TL/kg arasında işlem görmüştür. Çizelge 18’de 2003 yılı itibariyle yurtiçi borsa fiyatları verilmiştir. Çizelgeye göre, Polatlı borsasında en yüksek fiyat Mayıs 2003 yılında gerçekleşirken, diğer borsalarda tüm buğday çeşitleri itibariyle en yüksek fiyatların Haziran 2003 yılında gerçekleştiği görülmektedir. Çizelge 18. Türkiye’de Buğday İçin Oluşan Borsa Fiyatları (TL/Kg) BORSA FİYATLARI 30.05.2003 16.06.2003 20.06.2003 386.500 330.000 350.000 Polatlı (Ek.Kır.Sert) 347.400 358.306 354.275 Edirne (Kır.Yarı Sert) 333.823 364.461 334.550 Konya (Kır.Sert) 297.500 337.000 314.400 Eskişehir (Kır.Sert) 341.670 358.482 Çorum (Ek.Kır.Sert) Kaynak: Anonim,TZOB, Buğday Çalışma Grubu Raporu, Sayı:1, Haziran 2003. 32 H.KIZILASLAN 3.4. Türkiye’nin Bazı Ülkelerle Tarım Politikaları Açısından Karşılaştırılması OECD (İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) Ülke Raporu’nda Türkiye’de bazı incelemelerin yapıldığı belirtilmektedir. Bu incelemelere göre, Türk ekonomisi içinde tarım sektörünün göreceli önemi azalmışsa da, hala toplam üretimde ve istihdamdaki ağırlığının diğer OECD ülkelerinden fazla olduğu belirlenmiştir. Türk ekonomisinin bugün içinde olduğu değişim sürecinin özellikleri, 1950 ve 1960’larda aynı süreci yaşayan birçok batı Avrupa ülkeleriyle benzerlik gösterir. Bununla beraber, Türkiye’de tarım sektörünün büyüklüğü, makro ekonomik gelişmelerin tarıma etkisi diğer ülkelerde olduğundan daha büyüktür. Bitkisel üretimdeki artış daha çok ekili alanların genişletilmesi, ikinci ürün ve nadas alanlarının daraltılması yoluyla sağlanmıştır. Ürün verimliliği Avustralya seviyesinde, fakat Avrupa’daki verim oranlarının yarısı kadardır. Rapor’da yer verilen konulardan biride Türk tarımının kronikleşmiş bazı yapısal ve kurumsal sorunların ağırlığı altında olmasıdır. Tarım işletmelerinin genel özelliği küçük ve parçalanmış olmalarıdır. Çoğunluk aile işletmeciliğidir ve eğitime katılma oranı düşüktür (Anonim, 1994). Ayrıca yine kalkınma planlarında Türkiye' nin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)' ne yönelik yükümlülükleri ve Avrupa Birliği’ne üyelik konusundaki gelişmeler çerçevesinde mevzuat ve yapısal uyum için gerekli çalışmaların tamamlanması hedef edinilmiştir. Son olarak, tarım sektörüne yönelik olarak OECD bünyesinde, Türkiye'nin de dahil olduğu Tarım Bakanları düzeyinde yapılan değerlendirmeler sonucunda, Türkiye' de tarıma yapılan desteğin yüksek olduğu sonucuna varılmış ve bu çerçevede tarım sektörüne yönelik bir reform paketi hazırlanmıştır. Bu reform paketinde de Tarımda Yeniden Yapılandırma ve Destekleme Kurulu kurulması kararlaştırılmıştır (21 Aralık 1999 ve 23913 mükerrer sayılı resmi gazetede yayınlandı, ayrıca yine aynı Kurulun çalışma usulü ve esasları da 23 Şubat 2000 tarihli ve 23973 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir). Bu çerçevede, tarım sektörünün desteklenmesine yönelik finansmanın sağlanması amacıyla da bir fon oluşturulmuş ve tarım sektörüne yönelik tüm hizmetlerin tek elden yürütülmesini hedefleyen bir kanun tasarısı da hazırlanmıştır. Böylelikle hem AB tarım politikalarına hem de tarım ürünleri uluslararası ticaretinin serbestleştirilmesi yolundaki girişimlere uyum sağlanmaya çalışılmıştır. Diğer taraftan IMF' ye verilen niyet mektubunda doğrudan gelir desteğinin 2000 yılında pilot uygulaması, 2001 yılında ülke geneline yayılması ve 2002 yılında da tam anlamıyla uygulanması hedeflenmiştir. Türkiye’de vergi verenlerden tarıma transferlerin seyri 3 ile 5 milyar dolar arasında değişmektedir. Zamanla vergi verenlerin payı giderek azalmıştır (Çakmak, Akder 1999). Türkiye’deki tarım politikalarının amaçları diğer OECD ülkeleriyle büyük benzerlik içindedir. Fakat, Türkiye’nin ekonomik ve demografik gelişme eğilimi göz önüne alındığında, politika tercihlerinde ağırlık, tarımsal verimin arttırılması ve gıda üretiminin devamlı genişleyen iç pazarı karşılaması yönünde gelişmiştir. Tarım politikaları amaçlarının gerçekleşmesi için, esasta üretici fiyatlarının desteklenmesine yönelik önlemler, ticari tedbirler, tarım girdilerine sübvansiyon verilmesi, altyapı yatırımlarına, özellikle sulama yatırımlarına fon aktarılması gibi bir dizi kararla da takviye edilmektedir. Tarım politikaları ve bunlarla bağlantılı dış ticaret önlemleri Türk çiftçilerini dünya fiyat mekanizmalarının dışında tutmuştur. Yıldan yıla büyük sapmalar gözlenmekle birlikte, son yıllarda toplam destek seviyesinde genel bir artış izlenmektedir. Türk tarım ürünlerinin üretim değeri olarak sadece 2/5’ si için standart üretici ve tüketici destek eşdeğeri (ÜDE ve TDE) hesaplamaları yapılmıştır. Bu oran OECD içinde en düşük olanıdır. ÜDE ve TDE hesaplamalarının dışında kalan belli başlı ürünlerin hemen hepsi girdi maliyet indirimlerinden, bir çoğu da örneğin; fındık ve tütün gibi destekleme alımlarından faydalanmaktadırlar (Anonim, 1994). Üretici Destek Tahmini, belirli bir yılda uygulanan tarım politikalarının sonucunda üreticilere yapılan parasal transferlerin değerine ilişkin bir tahmindir (Özkaya, Işın, Uzmay, 2000). İnceleme dönemi süresince, her yıl ÜDE yüzde oranlarıyla ölçülen toplam destekleme değeri, OECD ortalamasının altında kalmıştır. Toplam destekleme içerisinde asıl ağırlık pazar fiyatı desteklenmesinde ve girdi maliyetlerinin düşürülmesindedir. Buna karşılık doğrudan 33 Dünya’da ve Türkiye’de Buğday Üretimi ve Uygulanan Politikaların Karşılaştırılması ödemeler pek önemli bir yer tutmamaktadır (Anonim, 1994). 1999 yılında OECD ülkelerinde buğdayda Üretici Destek Tahmini 21 483 milyon $, ABD’ de 4 861 milyon $, AB ülkelerinde 12 556 milyon ECU ve Türkiye’de de 508,6 trilyon TL’dir. Mısırda ise bu değer, diğer ülkelerin tersine ABD’de buğdayın değerinden oldukça yüksektir. OECD ve AB ülkeleri ile Türkiye’de Mısırın Üretici Destek Tahmini Buğdayın Üretici Destek Tahmininin oldukça altında gerçekleşmektedir (Anonim, 2000/b). Çizelge 19’da bazı önemli göstergeler verilerek Türkiye ve bazı dünya ülkeleri arasında karşılaştırma yapılmıştır. Çizelge 19. Türkiye ve Bazı Ülkelerde Tarım Sektörüne İlişkin Önemli Göstergeler GÖSTERGELER ABD Toplam Nüfus (Milyon) 272 Tarım Nüfusu (Milyon) 6,6 Trm.Nfs.Top.Nfs. Oranı (%) 2,4 GSMH’da Tarımın Payı (%) 1,7 Tar. Dest. GSMH’ya Oranı(%) 1,1 Top.Destek Miktarı (Milyar$) 15 İşletme Büyüklüğü (Ha) 180 İstihdamda Tarımın Payı (%) 2,8 AB 374 18,5 4,9 1,9 1,4 45,5* 17,4 5 TÜRKİYE 64,5 22,5 34,4 14 1,4 2,9 5,9 45 MEKSİKA 94,3 24 25 4,6 1,4 18 180 23 BREZİLYA ROMANYA 160 22,6 32,8 9,7 20,5 43 9 16 18 5,9 24,5 36 ARJANTİN 36 4,1 11,4 8 8 Kaynak: Anonim 2000/b, “Türkiye’de Tarımsal Destekleme Politikaları-Türk Tarımının Sorunları ve Reform Gereği”, T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Yayını, Yayın No:5, Mayıs 2000, Ankara (*)EURO Not: Türkiye için üreticiye ödenen destek miktarları esas alınmıştır. Çizelgeden görüleceği gibi, tarımsal nüfusun toplam nüfusa oranı ABD’de %2,4; AB’de %4,9; Arjantin’de %11,4; Brezilya’da %20,5; Meksika’da %25; Türkiye’de %34.4 ve Romanya’da ise en yüksek oranla % 43 düzeyindedir. Tarımın GSMH’ da ki payı Romanya ve Türkiye’de en yüksek düzeydedir. ABD ve AB’de tarımın GSMH’ da ki payı %1,7 ile %1,9’dur. İstihdamda tarımın payının en yüksek olduğu ülke ise %45 ile Türkiye’dir. Çizelge 20’de özellikle AB ve Türkiye’deki bazı göstergelerin karşılaştırılması verilmiştir. Türkiye’deki toplam 27 milyon ha olan tarım alanında işletme sayısı 4 milyon dolayında iken; AB’de yaklaşık 134 milyon ha olan tarım alanında işletme sayısı 7 milyon dolayındadır. Tarımsal nüfus Türkiye’de 22,5 milyon iken AB’de 18,5 milyondur. GSMH’ da tarımın payı %14 olan Türkiye’de tarımın ihracattaki payı %11 ve ithalattaki payı da %4,9’dur. Avrupa Birliğinde ise tarımın GSMH’ da ki payı %1,9; ihracattaki payı %7,5 ve ithalattaki payı da % 10,5’tir. Çizelge 20. Türkiye ve AB’ deki Bazı Göstergelerin Karşılaştırılması GÖSTERGELER TÜRKİYE AVRUPA BİRLİĞİ Toplam Tarım Alanı (1000 ha) 27 000 134 261 Toplam İşletme Sayısı (1000 adet) 3 967 7 370 Ortalama İşletme Büyüklüğü(ha) 5,9 17,4 Toplam Nüfus (Milyon) 64,5 374 Tarım Nüfusu(Milyon) 22,5 18,5 Tarımda İstihdam(Milyon) 9,4 7,4 Toplam İstihdamda Tarımın Payı(%) 45 5 GSMH’ da Tarımın Payı (%) 14 1,9 İhracatta Tarımın Payı(%) 11 7,5 İthalatta Tarımın Payı (%) 4,9 10,5 Kaynak: Anonim, 2000/b, “Türkiye’de Tarımsal Destekleme Politikaları-Türk Tarımının Sorunları ve Reform Gereği”, T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Yayını, Yayın No:5, Mayıs 2000, Ankara. AB tarıma sağlanan desteklemelerle tarım sektörünü istediği düzeye getirmeyi başarmıştır. ÜDT içinde AB fiyat desteklemelerini azaltırken zaman içinde ekilen alan ve hayvan 34 sayısına bağlı olarak yapılan ödemeleri arttırmıştır. Türkiye ise yoğun olarak fiyat desteklemeleriyle tarım sektörünü desteklemiş ve zaman içinde bu yöndeki desteklemeleri H.KIZILASLAN artırmıştır. ÜDT açısından bir değerlendirme yapıldığında ise, AB’de üreticiye yapılan desteğin Türkiye’ den daha fazla olduğu görülmektedir. Ancak AB ile Türkiye’de üretici fiyatlarında yapılan doğrudan karşılaştırmalar, Türkiye’ deki bazı ürün fiyatlarının (buğday, mısır, arpa, ayçiçeği, tavuk eti, yumurta, süt) AB fiyatlarının üzerinde kaldığını bazılarının ise yaklaşmakta olduğunu (sığır eti) göstermektedir. AB’ de Agenda 2000 kapsamında fiyatların özellikle tahılda, süt ve sığır etinde daha da aşağı çekilecek olması Türkiye’nin AB’ ne üyeliğinde sorun yaratabilecektir. Ancak AB’ nin fiyat desteklemelerini düşürmesi üreticiye daha az destek uygulanıyor şeklinde yorumlanmamalıdır. AB fiyat desteklemelerini doğrudan ödemelere kaydırmıştır. Bugün için Türkiye'de iç desteklerde DTÖ Tarım Anlaşmasında belirtilen gelişmekte olan ülke sınırı olan % 10 sınırına gelinmemiştir. Bu nedenle fiyat yoluyla yapılan desteklemeleri tamamen kaldırma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak Türkiye’ nin fiyat desteklemelerini bu şekilde sürdürmesi DTÖ tarafından belirlenen iç desteklemelerde % 10 sınırına yaklaşılması nedeniyle de başka destekleme araçlarının kullanımını gerekli kılabilecektir (Özkaya,Işın,Uzmay, 2000). OECD tarafından hesaplanan bir başka kavram ise Genel Hizmet Desteği Tahmini’ dir. Bu kavram araştırma-geliştirme, tarım okulları, kontrol hizmetleri, altyapı, pazarlama ve tanıtım, kamu stokları ve diğerlerinden oluşmaktadır. Genel hizmet desteklerinin toplam desteklerdeki oranı incelendiğinde; AB’ de % 6 ile % 8 arasında değiştiği Türkiye’ de ise 1993 yılında % 4 ile % 5 arasında iken bu yıldan sonra % 30-31 düzeyine ulaştığı dikkati çekmektedir. AB'de 1998 yılında bu desteklerin içinde araştırma geliştirme (%22), altyapı (%24), pazarlama-tanıtım (%26,9), kamu stokları (%21) birbirlerine yakın oranlarda iken, Türkiye'de 1993 yılından önce yer almayan pazarlama ve tanıtım bu yıldan sonra toplam desteklerin % 98' ini oluşturmuştur. Türkiye'de genel hizmet desteklerinin yükselmesinin nedeni bilindiği gibi Ziraat Bankasının 1993 yılında pamuk primi uygulaması için yapılan harcamaların sonucunda ortaya çıkan borç ve bunun üzerine işletilen yüksek faizlerden kaynaklanmaktadır. Bu değerler de Ziraat Bankasının görev zararı alacağı olarak değerlendirilmesi sonucunda oluşmuştur. Bu nedenle de bu değerlerin tarıma yapılan toplam transferler hesabında dikkate alınmasının yanlış olacağı da belirtilmektedir (Yükseler, 1999). OECD tarafından yapılan hesaplamada ise bu şekilde ortaya çıkan sonuç tarıma yapılan transfer olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle de Toplam Transfer Tahmini (TTT)’ nde son yıllarda bir yükselme dikkati çekmektedir. Türkiye için TTT’ nin GSYİH içindeki payı bakımından bir değerlendirmeye gidildiğinde OECD ülkeleri içinde en yüksek değere sahip ülke konumunda olduğu görülmektedir. Bu oran Türkiye’ de % 10,7 iken AB’de % 1,4 düzeyindedir. Bu verilere göre, gerçekten Türkiye’ de tarıma yapılan desteklemelerin nispi olarak yüksek olduğunu söylemek mümkündür. Ancak Türkiye’ de ekonomik olarak aktif nüfusun % 45’i tarım alanında çalışmaktadır. Bu oran AB’ de % 5 düzeyindedir. Yine aynı oran Almanya’da %3, İngiltere’de %2, Yunanistan’da % 21’dir. Böylelikle nüfus bakımından bir karşılaştırma yapılmadığı takdirde, desteklemelere yönelik değerlendirmelerin anlamlı olmadığı dikkati çekmektedir. Buradan anlamlı bir sonuca varmak için tarımda çalışan başına yapılan destek düzeyinin ortaya konmasının da gerekli olduğu belirtilmek durumundadır. Diğer yandan destekleme araçlarına yönelik değişimler sadece AB' de değil diğer ülkelerde de söz konusudur. Örneğin; Kanada' da fiyat desteklemeleri artan bir şekilde doğrudan ödemelere kaydırılmakta ancak bazı ürünlerde (sütte) yoğun müdahalelere devam edilmektedir. ABD' de benzeri durum söz konusudur. Görüldüğü gibi gelişmiş ülkeler, tarım dışı sektörlerin ulusal gelirdeki payının yüksek olması nedeniyle kolaylıkla tarım sektörüne kaynak aktarabilmekte ve destekleme araçlarında kısa dönemde değişikliğe gidebilmektedir. Ayrıca tarım sektöründe istihdam edilenler ülke nüfusunun küçük bir bölümünü oluşturduğundan, tarımsal nüfus başına destek yüksek olmaktadır. Yine, AB ve ABD gibi gelişmiş ülkelerle Türkiye arasındaki en önemli farklılıklardan biri de kooperatifler olmaktadır. AB' de birçok ürün % 100' lere varan oranlarda kooperatifler tarafından işlenmekte ve pazarlanmaktadır. Türkiye’de ise kooperatifçilik yaygın değildir. 35 Dünya’da ve Türkiye’de Buğday Üretimi ve Uygulanan Politikaların Karşılaştırılması Kooperatifçilik küçük işletmelere büyük işletmelerin sahip olduğu avantajları sağlayan bir örgütlenme biçimidir. Ancak Türkiye’de yeterince devlet tarafından desteklenmemektedir. Tarımda yüksek katma değer elde etmek için ürünün işlenmesi ve en iyi şekilde pazarlanması gerekmektedir (Özkaya,Işın,Uzmay, 2000). Avrupa Topluluğu, hububatta Ortak Piyasa Düzenine geçilmesi kararını 1962 yılında almış ve karar 1967/68 üretim yılında yürürlüğe girmiştir. Hububatta kampanya dönemi 1 Temmuz da başlayıp takip eden yılın 30 Haziran'ında sona ermektedir. Avrupa Birliği Komisyonu, hububat fiyatlarının tesbiti konusunda ilgili kuruluşlarla görüştükten sonra dünya hububat piyasası ve stokları, topluluk piyasası ve stokları, üretim, tüketim maliyetleri gibi faktörleri Ortak Tarım Politikasının hedefleri çerçevesinde inceleyerek konseye sunmaktadır. Konsey tarafından fiyatlar kampanya dönemi başında ilan edilir. Bu fiyatlar Hedef, Müdahale ve Eşik fiyatlardır. Birlikte hububatın üçüncü ülkelere ihraç edilmesini sağlamak amacıyla firmalara, Birlik limanında gerçekleşen fiyat ile düşük düzeyde gerçekleşen dünya fiyatları arasındaki farka eşit ihracat ödemesi(Refund) yapılmaktadır. İhracat iadeleri FEOGA'nın (Avrupa Tarımsal Garanti ve Yön Verme Fonu) Garanti Fonundan karşılanmaktadır. Birlik içi ihracatta ise telafi edici tazminat (Monetary Compensatory Amounts) ödenmektedir. Genellikle Birlik fiyatlarının, dünya fiyatlarından yüksek olması nedeniyle; Birlik dışı hububatın iç pazarlara Birliğin arzuladığı destekleme fiyatlarının altında bir fiyatla girmesini önleyen Prelevman adı altında bir vergi sistemi getirilmiştir.Bu değişken bir Gümrük Vergisi özelliği taşımaktadır. Diğer bir deyişle Prelevman, Birlik üreticisine sağlanması öngörülmüş olan tavan fiyatın bir türevini oluşturan Eşik Fiyat ile en elverişli dünya CIF fiyatı arasındaki farka karşılık gelen ve Birliğin bütün giriş gümrüklerinde ithalatçıdan alınmakta olan bir değişken vergi özelliğindedir. Birlik dış ticareti lisansa bağlıdır. Bu lisans, Birlik içinde tesisin yeri nerede olursa olsun istekliye her üye ülke tarafından verilmektedir. Buradaki amaç, piyasa fiyatlarının belli asgari seviyelerin altına düşmesini önlemektir. Aynı zamanda hem zorunlu hemde ihtiyari olarak yapılan müdahale alımları ile Birlik üretimi, üçüncü ülkelerin 36 rekabetinden korunurken, sübvansiyonlar vasıtasıyla dış satım kolaylaştırılmaktadır. Birlik piyasasında fiyatlar, müdahale fiyatlarının altına düşme eğilimi gösterirse üye devlet tarafından görevlendirilen müdahale kuruluşları devreye girer ve getirilen hububatı müdahale fiyatından satın alır. Müdahale kuruluşları tarafından alınıp stoklanan hububat iç pazara ihale yoluyla satılmaktadır.OTP reformunun tahıllarla ilgili en önemli özelliği tüm tahıllara tek bir müdahale fiyatının uygulanmasıdır. Çiftçi, ister buğday ister arpa veya başka bir tahılı müdahale alım ajansına getirdiği zaman kendisine yukarıdaki alım fiyatlarından ödeme yapılmaktadır. Ancak bu fiyatlar geçmişte uygulanmakta olan müdahale fiyatlarından düşük olduğu için(örneğin 1992/93 yılındaki müdahale fiyatı ekmeklik buğday için 165.55 ECU/Ton.idi.) aradaki fark çiftçilere gelir telafi edici destek olarak ödenmektedir.Bu destekten yararlanabilmek için çiftçinin topraklarının bir kısmını(%15) ekmemesi gerekmektedir.Ürün arzını yıl boyuna yaymak için uygulanan aylık fiyat artış sistemine 1994/95 pazarlama döneminde de devam edilmiştir. Ancak 1994/95 yılında garanti edilen aylık fiyat artışlarında %7.7 lik bir azaltma öngörülmüştür. Yıllık kredi faizlerindeki düşüş dikkate alınarak müdahale ve eşik fiyatlar için aylık 1.16 ECU/Ton artış tesbit edilmiştir. Hedef fiyatlarında ise aylık artış uygulaması kaldırılmıştır.1995/96 döneminde buğday için 119.19 ECU/Ton Müdahale fiyatı, 131.11 Hedef fiyat belirlenmiştir.1992 yılında buğday için kabul edilen 119,19 ECU/Ton müdahale fiyatı 1999 yılına kadar uygulanmış, 2000 yılında 110.25 ECU/Ton’a, 2001 yılında ve daha sonraki yıllarda (2006 yılına kadar) 101.31 ECU/Ton’a düşürülmüştür. Buna karşılık 1992 yılında kabul edilen 54,34 ECU/Ton telafi edici ödeme 1999 yılına kadar uygulanmış, 2000 yılında 58.67 ECU/Ton’a, 2001 yılında ve daha sonraki yıllarda ( 2006 yılına kadar ) 63 ECU/Ton’a yükseltilmiştir (Anonim, 2001). AB bütçesinin % 48,7' si tarım ürünleri desteklerine, % 34,7' si ise, çoğunluğu kırsal bölgelere yönelik olarak yapısal politika önlemlerinde kullanılmaktadır. Dolayısıyla AB bütçesinin % 83' ü tarım kesimine gitmektedir. Eğer Türkiye AB üyesi olsaydı 1998 yılında, başta çok sayıda tarım işletmesi nedeniyle AB bütçesinden net olarak 7.423 milyar ECU katkı H.KIZILASLAN sağlamış olacaktır. Ancak günümüzdeki gelir yardımlarının bugünkü şekliyle Orta Avrupa ülkelerine aktarılmasının AB bütçesinde önemli yük yaratacağı bildirilmiştir. İlk beş adayın AB' ne girmesinin AB bütçesinde doğuracağı ek yükün 12 milyar Euro olduğu belirlenmiştir. Doğrudan gelir ödemelerinin fiyat düşürmek için telafi edici olarak Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri' nde kullanımları durumunda bu ülkelerde fiyat düşüşlerinin aksine fiyat yükselişleri gerçekleşeceğinden, önemli problemler yaşanabileceği bildirilmiştir. AB' nin , Ortak Tarım Politikası için bu tür fazladan ödemelere razı olamayacağı hatta gelir yardımlarının tamamen veya en azından kısmen hem finansmanları hem de oluşturulmaları bakımından tek tek üye ülkelerin sorumluluğuna bırakılmasının gündeme gelebileceği belirtilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde; ülke içi fiyatları düşürücü ve doğrudan gelir desteğine bağlı uygulamaların uluslararası ticarette bir karşılıklı üstünlük yaratma çabası olduğu da tahmin edilebilecektir (Özkaya,Işın,Uzmay, 2000). 4.Sonuç ve Öneriler Tahılların ülke ekonomisine katkısı çok yönlü olmaktadır. Bu katkılar tarım arazilerinin kullanılmasında, tarımsal üretimde, halkın beslenmesinde, iç ve dış ticarette ve milli gelirde kendini göstermektedir. Nüfus artış hızının ve kişi başına tahıl tüketiminin yüksek olduğu Türkiye’de üretim miktarının arttırılması, bunun için de verimi arttırıcı tedbirlerin alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle toprak işleme, gübreleme, hastalık ve zararlılarla mücadele gibi yetiştirme tekniklerinin iyileştirilmesi, ekolojik koşullara ve yetiştirme tekniğine uygun kaliteli tohumluk kullanımı, ürün kayıplarının azaltılması ve ürün kalitesine göre fiyat saptanmasıyla kaliteli üretim yapmaya yönlendirilmesi sağlanarak üretim miktarı arttırılabilir. Buğday, Türkiye için çok önemli bir tarımsal ürün grubunu oluşturmaktadır. Bugün dünyadaki ülkelerin büyük bir kısmı buğdayı stratejik bir ürün olarak kabul etmekte, bu yönde politikalar uygulamaktadır. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu miktar ve özellikte buğday üretiminin sağlanması için, işletmelerin özelliklerini de dikkate alan bir destekleme politikasına ihtiyaç vardır. Her ne kadar bu yönde bir destekleme politikası izlense de, politikalarda işletmelerin özelliklerinin ve iç pazarın talebinin dikkate alındığının söylenmesi güçtür. Bu nedenle kaliteli buğday üretiminin desteklenmesi ve depolanarak pazara sunumu konusunda politikalara ihtiyaç vardır. Avrupa Birliğinin kuruluşundan bu yana tarımsal yapı ve tarımın ekonomi içindeki yerinde önemli değişimler yaşanmıştır. Bunda hem topluluğun uyguladığı tarım politikası önlemleri hem de topluluğun genişleme sürecinde yeni üye ülkelerin katılımları etkili olmuştur. AB ve Türkiye’de uygulanan tarım politikaları farklı olduğu için tarımsal yapıda farklılık göstermektedir. Türkiye’de tarımsal üretime ayrılan alan AB’dekinin yaklaşık % 20’sidir. Buna bağlı olarak da Türkiye’de, tarımsal işletme başına düşen tarım arazisi AB’den çok düşüktür. Türkiye ve Avrupa Birliği tarımında verimlilik de çok farklıdır. Çoğu tarım ürününde verimlilik AB’de Türkiye’nin 3-4 katıdır. AB tarımında büyük işletmeler tarım arazilerinin büyük bir bölümünü kullanmakta ki bu da AB tarımına büyük işletmelerin hakim olduğunu göstermektedir. Türkiye’deki durum ise bunun tam tersidir ve Türk tarımında küçük aile işletmeleri hakimdir. Arazi tasarruf şekli de AB ve Türkiye arasında farklılık göstermekte, AB’de tarım arazilerinin büyük kısmı kiracılık ve ortakçılıkla işletilirken Türkiye’de mülk işletme daha yoğundur. Bu da AB’de mülk işletmecilik dışındaki, kiracılık ve ortakçılık gibi tasarruf şekilleriyle ilgili yasal düzenlemelerin sağlıklı ve iyi işletildiğini göstermektedir. AB ile Türkiye arasında tarımsal üretim değerinin bileşiminde de farklılıklar vardır. AB’de toplam tarımsal üretimde hayvancılığın yeri çok daha yoğunken Türkiye’de hayvancılık daha düşük düzeylerdedir. İşletmelerimizdeki yapısal bozukluk, örgütsüzlük ve pazar araştırmalarının eksikliği üretim maliyetini artırdığı gibi, dış rekabeti de güçleştirmektedir. Miras yolu ile bölünmelerle küçülen işletmeler nedeniyle, bir işletmenin arazisi ortalama 5-6 parçadan oluşmaktadır. Bu tarımsal yapı ve işletme büyüklüğü ile tarımda istenilen ölçüde teknoloji kullanılamamakta ve kullanılan girdilerden de istenilen verimlilik sağlanamamaktadır. Bu durum, çiftçilerimizin gelirini artırmadığı gibi, tam tersine refah düzeylerini düşürmüş, böylece köyden kente göçü hızlandırmıştır. 37 Dünya’da ve Türkiye’de Buğday Üretimi ve Uygulanan Politikaların Karşılaştırılması Türkiye’de uygulanan fiyat politikası üretici gelirlerini arttırmaktan çok, üretim düzeyini koruma ve üreticiye belli bir fiyat ve pazar sağlama amacına yöneliktir. Ayrıca politikaların uygulama biçimleri arasında çok önemli farklılıklar vardır. Topluluk’ ta tarımsal ürünlerin çok önemli bir bölümünü fiyat politikası uygulamaları ile sürekli korunmakta ve yeni katılan ülkelerin tarım ürünleri de Ortak Tarım Politikası kapsamına alınırken, Türkiye’de bu alanda belirsizlik yaşanmaktadır. Toplulukta destekleme harcamaları içinde en önemli yeri hayvancılık kesimi alırken, Türkiye’de hayvansal ürünler, 1980 yılından sonra destekleme kapsamından çıkarılmışlardır. Toplulukta fiyat düzenlemelerinin yanı sıra bazı ürünler ve üreticiler lehine yardım sistemleri bulunmaktadır. Toplulukta tarım ürünleri dış rekabete karşı değişken vergilerle korunmaktadır. Bu bakımdan, Türkiye’de tarım politikalarını belirlerken, AB’nin Ortak Tarım Politikasına (OTP) uyumunu da göz önüne almak gerekmektedir. AB’nin Ortak Tarım Politikası’nın dinamik bir yapıya sahip olduğu ve reformlar çerçevesinde kendini yenilediği de göz önünde bulundurularak, Türkiye’nin AB’nin OTP’ye ve reformlarına uyumunu gerçekleştirmesi gerekmektedir. Kaynaklar Anonim, DİE, Türkiye İstatistik Yıllığı, Çeşitli Yıllar. Anonim, DPT, Yıllık Programlar, Çeşitli Yıllar. Anonim, TMO Kayıtları, Çeşitli Yıllar. Anonim, İGEME Kayıtları, Çeşitli Yıllar. Anonim, 1994, “Ülke Tarım Politikaları ve Ticareti”, OECD Ülke Raporu Türkiye, s:61-65, Paris, 1994. Anonim, 2000/a,“Zirai ve İktisadi Rapor 1999-2000”, Türkiye Ziraat Odaları Birliği, Yayın No:204, Ankara, 2000. Anonim, 2000/b, “Türkiye’de Tarımsal Destekleme Politikaları-Türk Tarımının Sorunları ve Reform Gereği”, T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Yayın No:5, Ankara, Mayıs 2000. Anonim, 2001,“Buğday Raporu”, T.C.Tarım Ve Köy İşleri Bakanlığı Araştırma Planlama Ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Araştırma ve İstatistik Dairesi Başkanlığı, Ankara, Nisan 2001. Anonim, 2003, TZOB, Buğday Çalışma Grubu Raporu, Sayı:1, Haziran 2003. Anonymous, Fas Usda Grain World Markets and Trade,2003. Anonymous, International Grains Council (Grain Market Report ), 2003. Aydoğuş, O.,Ege, H.,Ertürk Y.E., Zöğ N., 1997, “Buğday Durum ve Tahmin:1997/98”, TEAE Yayını, Ankara, Aralık 1997. 38 Bu uyum sonucunda; - Teknik ilerlemenin üretime yansıması ile tarımda verimliliğin artırılması, - Tarımda çalışan nüfusun refah düzeyinin yükseltilmesi, - Piyasalarda istikrar sağlanması, - Ürün arz-talebinin dengelenmesinin sağlanması, - Tarım sektörünün milli gelire olan katkısının artırılması, Bilgi ve teknolojinin üretilip yaygınlaşabildiği bir ortamın sağlanması, - Gıda güvenliği ve emniyetinin sağlanması, - Doğal kaynakların korunması ve yaşanabilir bir çevrenin oluşması beklenmektedir. Türkiye, gerekli reformları yaparak tarım sektörünü güçlendirip, geliştiremediği takdirde, AB’ne tam üyelik gerçekleştiğinde ve tarım ürünleri serbest dolaşıma girdiğinde, tarım sektörünün bugünkü yapısıyla AB ile rekabet etmesi mümkün olamayacak ve Türkiye tarım ürünlerinde AB’ne açık bir pazar haline gelecektir. Aydoğuş O., Ege, H., Ertürk Y., 1998, “Buğday Tahmin:1998/99”, TEAE Yayını, Ankara, Temmuz 1998. Aydoğuş O., Ege,H., Köse,N.,1999, “Buğday Durum ve Tahmin:1999/2000”, TEAE Yayını, Ankara,Haziran 1999. Çakmak, E., H.,Akder H., 1999,“Dünya Ticaret ÖrgütüTarım Anlaşması’nın Yeni Görüşme Dönemi ve Türkiye: Olanaklar, Kısıtlar ve Stratejiler”, TEAE Yayını, Yayın No:34, Ankara, Aralık 1999. Eraktan,G., 2001., Tarım Politikası Temelleri ve Türkiye’de Tarımsal Destekleme Politikası, Uzel Yayınları,ISBN 975-8437-01-1, İstanbul. Özkaya T., Işın F., Uzmay, A., 2000, “Türkiye ve Avrupa Birliği’nde Tarım Sektörüne Yönelik Desteklemeler” Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü, İzmir, 2000. Yükseler, Z., 1999, “Tarımsal Destekleme Politikaları ve Doğrudan Gelir Desteği Sisteminin Değerlendirilmesi”, Ağustos 1999. Yararlanılan İnternet Adresleri: http://tarim.gov.tr/arayuz/5/icerik.asp?efl=üretim/ürünraporları/ürün-index-2002.. http://faostat.fao.org/faostat/form?collection=Production .Crops.Primary.Crops. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2004, 21 (2), 7-14 Tokat İlinde Bazı Yabancı Otlar Üzerinde Beslenen Yaprak Böcekleri (Coleoptera, Chrysomelidae) Halit Çam Turgut Atay Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü, 60240, Tokat Özet: Bu çalışmada, Tokat ilinde yabancı otlar üzerinde beslenerek önemli derecede zarar veren yaprak böceklerinin (Coleoptera, Chrysomelidae) tespiti amaçlanmıştır. Bu amaçla yapılan çalışmada Chrysomelidae familyasına bağlı altfamilyalardan, Chrysomelinae’ den 4, Clytrinae’ den 1, Criocerinae’ den 1, Alticinae’ den 2 ve Cassidinae’ den 1 olmak üzere toplam 9 tür tespit edilmiştir. Bu türlerden Entomoscelis adonidis (Pall.) ‘ın Sinapis arvensis L., Gastrophysa polygoni (L.)’ nin Polygonum convolvulus L. ve Rumex sp., Chrysolina herbacea (Duft.)’ nin Mentha spicata L., Phaedon cochleariae (F.)’ nin Nasturtium officinale L., Clytra novempunctata Oliv.’ nın P. convolvulus L., Crioceris duodecimpunctata (L.)’ nın Bryonia alba L., Chaetocnema tibialis (Ill.)’ in Chenopodium album L., Altica oleracea (L.)’ nın Sangiosorba minor Scop. ve Geranium dissectum L., Cassida nebulosa L.’ nın C. album üzerinde beslenerek zarar verdikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler : Chrysomelidae, yaprak böcekleri, yabancı otlar, Tokat, Türkiye The Leaf-Beetles (Coleoptera, Chrysomelidae) Feed On Some Weeds In Tokat Province Abstract: This study was carried out to determine the leaf-beetles (Coleoptera, Chrysomelidae) which causes extensive damage on weeds in the vicinity of Tokat, Turkey. Total 9 taxa including 4 species of Chrysomelinae, 1 species of Clytrinae, 1 species of Criocerinae, 2 species of Alticinae and 1 species of Cassidinae were found to be destructive on different weed species. These species were; Entomoscelis adonidis (Pall.) on Sinapis arvensis L., Gastrophysa polygoni (L.) on Polygonum convolvulus L. and Rumex sp., Chrysolina herbacea (Duft.) on Mentha spicata L., Phaedon cochleariae (F.) on Nasturtium officinale L., Clytra novempunctata Oliv. on P. convolvulus L., Crioceris duodecimpunctata (L.) on Bryonia alba L., Chaetocnema tibialis (Ill.) on Chenopodium album L., Altica oleracea (L.) on Sangiosorba minor Scop. and Geranium dissectum L., Cassida nebulosa L. on C. album. Key words : Chrysomelidae, leaf–beetles, weeds, Tokat, Turkey 1. Giriş Kültür bitkilerinde üretimi etkileyen en önemli faktörlerden birisi de yabancı otlardır. Yabancı otlar kültür bitkileriyle aynı ortamda yaşayarak onlarla su, besin ve ışık yönünden rekabete girerler ve ürünün gerek kalitesini gerekse kantitesini olumsuz yönde etkileyerek dünyada her yıl 150 milyar dolar civarında ürün kaybına neden olurlar (Döken ve ark., 2000). Herbisitler yabancı ot kontrolünde en etkili çözüm yolu olarak düşünülse de bu her zaman istenilen sonucu vermeyebilir. Herbisit kullanımının çevreyi kirletmesi, insan sağlığını olumsuz etkilemesi, mevcut herbisitlere karşı yabancı otların dayanıklılık kazanması ve girdileri yükseltmesi gibi nedenlerden dolayı yabancı otlarla biyolojik mücadele son yıllarda gittikçe önem kazanmaktadır. Biyolojik olarak yabancı ot kontrolünde amaç, yabancı ot yoğunluğunu ekonomik zarar eşiğinin altında tutmaktır. Pratikte istenilmeyen otların biyolojik kontrolü, faydalı bitki türlerine zarar vermeden, üzerinde bulunduğu konukçu bitkilere doğrudan veya dolaylı olarak zarar veren yada zayıflatan doğal düşmanların kullanılması ile gerçekleştirilmektedir (Zengin, 1997). Yabancı otlarla biyolojik mücadele yaygın olarak ABD, Avustralya, Kanada ve İngiltere’ de uygulanmakta ve bu ülkelerde yabancı orijinli 86 yabancı ot türüne karşı 192, yerli türlere karşı da 33 organizmanın salımı yapılmıştır (Rosenthal et al., 1984). Yabancı otlarla biyolojik mücadele, ilk olarak bir kaktüs türü olan Opuntia vulgaris Mill.’ e karşı 1860’ lı yıllarda Dactylopius ceylonicus Green (Hem.: Dactylopiidae)’ un salınmasıyla başlamıştır. Diğer bir kaktüs türü olan O. stricta Haw’ nın kontrolü ise A.B.D.’ n den Avustralya’ ya getirilen Cactoblastis cactorum Berg (Lep.: Pyralidae) ile sağlanmıştır (Rosenthal et al., 1984). Tokat İlinde Bazı Yabancı Otlar Üzerinde Beslenen Yaprak Böcekleri (Coleoptera, Chrysomelidae) Yabancı otların biyolojik mücadelesinde kullanılan böcek kökenli etmenler içerisinde Coleoptera takımının önemli bir yeri vardır. Bu takımdan da Chrysomelidae familyası etmen sayısı açısından önde gelmektedir. Konukçu açısından da son derece zengin olan Chrysomelidler Brassicaceae, Chenopodiaceae, Cruciferae, Fagaceae, Polygonaceae, Ranunculaceae ve Salicaceae gibi familyaların türleri üzerinde hayat dönemlerini geçirmekte ve onları değişik oranlarda zararlandırmaktadırlar. Bu familyadan 26 tür, 70 ülkede, 101 adet yabancı ot türüne karşı denenmiş ve 48 türün bu böcek türleriyle kontrolü sağlanmıştır (Kısmalı ve Madanlar, 1990). Chrysomelidae türlerinin konukçularıyla ilgili olarak ülkemizde de çeşitli araştırmalar yapılmış ve tespit edilen konukçuları Çizelge 1’ de verilmiştir. Ülkemizde yabancı otlarla biyolojik mücadele çalışmaları oldukça sınırlı sayıda ve yapılan çalışmalar da sadece böcek kökenli doğal düşmanların tespiti düzeyinde olup önemli bazıları; Lodos (1971), Alptekin (1974), Giray ve Nemli (1983), Cerman (1985), Önder ve Karsavuran (1986), Karaat ve ark. (1986), Gürsoy (1989), Kısmalı ve Madanlar (1990), Uygun ve ark. (1994), Kedici ve ark. (1994), Aslan ve Özbek (1995; 1999a; 2002), Civelek ve Demirkan (1998) ve Aslan et al. (2003) tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada, Tokat ilindeki kültür bitkilerinde zararlı olan yabancı otlarda beslenen Chrysomelidae türlerinin tespiti amaçlanmıştır. 2. Materyal ve Yöntem Çalışmanın ana materyalini Tokat ili ve ilçelerinden ağırlıklı olarak 2003 yılının değişik tarihlerinde imkanlar ölçüsünde gidilerek toplanan Chrysomelidae familyası türleri ve bunların üzerinde beslendiği yabancı otlar oluşturmuştur. Ancak daha önceki yıllarda toplanarak G.O.P. Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümünde muhafaza edilen çeşitli habitatlardaki yabancı otlardan toplanan Chrysomelid türleri de çalışmaya dahil edilmiştir. Chrysomelidae familyasının yabancı otlar üzerindeki beslenmeleri arazide ve laboratuarda tel kafesler içinde izlenmiştir. Yabancı otların teşhisleri bölümümüzdeki ilgili uzmanlarca, böceklerin teşhisleri ise Doç.Dr. İrfan ASLAN 8 (Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - Erzurum) ve yazarlar tarafından yapılmıştır. Çalışma konuyla ilgili literatür bilgileriyle de desteklenmiştir. 3. Araştırma Sonuçları ve Tartışma Yapılan çalışmalar sonucunda Chrysomelidae familyasına bağlı alt familyalardan Alticinae’ den 2, Cassidinae’ den 1, Chrysomelinae’ den 4, Clytrinae’ den 1 ve Criocerinae’ den 1 olmak üzere toplam 9 türün değişik yabancı otlarda beslenerek bu bitkileri önemli derecede zararlandırdıkları tespit edilmiştir. Altfamilya : Chrysomelinae Entomoscelis adonidis (Pallas, 1771) Dünyada; Batı Rusya, Çin, Sibirya, Ukrayna, Kazakistan, Moğolistan, Orta Asya, Orta ve Güney Avrupa, Iran, Suriye ve Pakistan’ da bulunmuştur (Gruev, 1992). Türkiye’de ise; Afyon, Ankara, Erzurum, Eskişehir, İzmir, Kayseri, Konya, Nevşehir, Sivas ve Yozgat’ ta rastlanmıştır (GülZümreoğlu, 1972; Tuatay ve ark., 1972; Kasap, 1988a; Aslan ve Özbek, 1999b). Kasap (1988a), bu türün Adonis aestivalis L. (Ranunculaceae), Neslia apiculata Fisch. (Brassicaceae), Verbascum sp. (Scrophulariaceae), Lopidium califolium, Alyssum lepidonotum (Cruciferae) ve Sysimbrium sp. (Brassicaceae) üzerinde bulduğunu ilk olarak kaydetmiştir. Tokat ilinde yapılan çalışmalarda bu türün erginlerine özellikle buğday, patates ve şeker pancarı kültürlerinde sorun olan Sinapis arvensis L. (Brassicaceae) üzerinde, yoğun olarak Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında rastlanmıştır. Erginlerin özellikle bitkinin yapraklarında beslendiği ve yer yer yaprakları tamamen yedikleri gözlemlenmiştir. Gastrophysa polygoni (Linneus,1758) Dünyada; Avrupa, Iran, Kafkasya, Çin, Kazakistan, Kore, Kuzey Afrika, Moğolistan, Kuzey Amerika, Orta Asya ve Sibirya’da bulunmuştur (Gruev, 1992). Türkiye’de ise Ankara, Edirne, Erzurum, İstanbul, Kars, Kayseri, Nevşehir, Samsun ’da rastlanmıştır (Kasap, 1988a; Aslan ve Özbek, 1999b). Asıl konukçusu Polygonum aviculare L., P. convolvulus L. ve Rumex sp. (Polygonaceae) H.ÇAM, T.ATAY olan bu tür, İtalya’ da Cynara scolymus L., Senecio aquaticus Hill. ve Silybum marianum L. (Asteraceae) üzerinde bulunduğu belirtilmektedir. (Remaudiere, 1963 atfen Kısmalı ve Madanlar, 1990). Ayrıca Wilcox (1954), da bu türün Polygonum aviculare üzerinde bulunduğu belirtilmektedir. Aslan ve Özbek (1999a), türün P. convolvulus ve Rumex sp. üzerinde bulunduğunu ve özellikle yaprakları delik deşik ettiğini bildirmişlerdir. Kısmalı ve Madanlar (1990)’ da bu türün ergin ve larvalarını P. aviculare üzerinden toplandığını kaydetmektedirler. Ayrıca Campobasso et al. (1999), ise İtalya’ da Rumex crispus L. üzerinde beslendiğini bildirmişlerdir. Bu çalışmada G. polygoni erginleri Ayçiçeği ve Şekerpancarı kültürlerinde sorun olan P. convolvulus ve Rumex sp. üzerinden Haziran-Temmuz aylarında yoğun olarak toplanmış olup, özellikle erginlerin yapraklar üzerinde oburca beslendiği görülmüştür. Chrysolina herbacea (Duftschmidt, 1825) Dünyada; Batı Sibirya, Hindistan, Kafkaslar, Orta ve Güney Avrupa’da bulunmuştur (Gruev, 1992). Türkiye’de ise; Ankara, Artvin, Bilecik, Bursa, Çankırı, Çorum, Edirne, Erzurum, İstanbul, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Samsun, Sivas, Trabzon ve Yozgat, da rastlanmıştır (Kasap 1988b; Aslan ve Özbek, 1999b). Kasap (1988b), bu türün Mentha pulegium L.ve M. spicata L. (Lamiaceae) üzerinde oldukça fazla sayıda, Coronilla rostrata Boiss. & Spruner (Fabaceae)’ da ise diğer ikisine oranla daha az yoğunlukta bulunduğunu bildirmiştir. Ayrıca Aslan ve Özbek (1999b), bu türün M. longifolia L. ve sucul bitkiler üzerinde bulunduğunu bildirmişlerdirler. Yine Vig (1997), bu türün aynı şekilde sulak bitkilerde ve Mentha türlerinde bulunduğunu kaydetmiştir. Tokat ilinde ise bu tür M. spicata’ nın üzerinden Temmuz, Ağustos aylarında toplanmış olup, ergin ve larvalarının bitkinin yapraklarıyla oburca beslenerek bitkiyi yer yer tamamen kuruttukları gözlemlenmiştir. Phaedon cochleariae (Fabricius, 1792) Dünya genelinde Avrupa, Kafkaslar, Kazakistan, Orta Asya, Sibirya ve Türkiye’de bulunmuştur (Gruev, 1992). Türkiye’de ise Ankara, Erzurum, Kayseri, Kırşehir ve Niğde’ de bulunduğu bildirilmiştir (Tuatay ve ark, 1972; Kasap; 1988a; Aslan ve Özbek; 1999b). Kasap (1988a), bu türün bir su bitkisi olan Cardamine impatiens L. (Brassicaceae) üzerinde yoğun olarak bulunduğunu bildirmektedir. Tokat ilinde ise bu tür özellikle sulama kanallarının tıkanmasına neden olan Nasturtium officinale L. (Brassicaceae) üzerinden MayısHaziran aylarında toplanmış olup, ergin ve larvalarının bitki üzerinde yoğun olarak bulunduğu ve bu bitkinin yapraklarını tamamen yedikleri gözlemlenmiştir. Altfamilya : Clytrinae Clytra novempunctata Oliver, 1808 Dünyada; Kuzey Afrika, Avrupa, Balkanlar, Orta Asya, Iran, Irak ve Rusya da bulunmuştur (Medvedev, 1961; Tomov and Gruev, 1975). Türkiye’ de ise; Amasya, Ankara, Aydın, Denizli, Erzurum, Giresun, İçel, İzmir, Manisa, Muğla, Niğde, Konya ve Uşak’da rastlanmıştır (Gül-Zümreoğlu, 1972; Kasap, 1987a; Aydın ve Kısmalı, 1990; Aslan ve Özbek; 1998). Kasap (1987a), bu türün Papaver spp. ve Glaucium corniculatum Juss. (Papaveraceae) üzerinden bulduğunu kaydetmiştir. Yine Aydın ve Kısmalı (1990), türü Avena sp. (Gramineae), Rumex sp. ve Verbascum sp. (Scrophulariaceae) üzerinden bulduklarını bildirmişlerdir. Aslan ve Özbek (1998) ise bu türün Berberis sp. (Berberidaceae) üzerinden bulunduğunu belirtmişlerdir. Bu çalışmada C. novempunctata Polygonum convolvulus üzerinden Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında fazla sayıda toplanmış olup, yapraklarda oburca beslendiği gözlemlenmiştir. Altfamilya : Criocerinae Crioceris duodecimpunctata (Linnaeus, 1758) Dünyada; Güney Sibirya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Iran, Avrupa ve Bulgaristan’da bulunmuştur (Lopatin, 1977; Gruev and Tomov, 1984). Türkiye’de ise; Amasya, Erzurum ve Samsun’ da bulunmuştur (Medvedev, 1970; Tomov and Gruev, 1975; Aslan, 2000). 9 Tokat İlinde Bazı Yabancı Otlar Üzerinde Beslenen Yaprak Böcekleri (Coleoptera, Chrysomelidae) Wilcox (1954), bu türün larvasının Asparagus officinalis L. (Asparagaceae) ’ in meyvesi üzerinde beslendiğini bildirmiştir. Yine Vig (1997)’ de aynı şekilde bu türün A. officinale üzerinde beslendiğini bildirmektedir. Tokat ilinde ise bu türün erginlerinin yoğun olarak Temmuz ayında Bryonia alba L. (Cucurbitaceae)’nın tespit edilmiştir. yapraklarında beslendiği Altfamilya : Alticinae Chaetocnema tibialis (Illiger, 1807) Dünyada; Avrupa, Fransa, Güney Almanya, Alpler, Güney Polonya, Çekoslovakya, Batı Rusya, Romanya, Yugoslavya ülkeleri, Bulgaristan, Yunanistan, Kafkaslar, Orta Asya, Türkiye, Afganistan, Kıbrıs, Iran, Irak, Israil, Ürdün, Kazakistan, Suriye, Cezayir, Mısır, Akdeniz Adaları, Kuzey Afrika, Fas ve Tunus’ da bulunmuştur (Gruev 1992). Türkiye’ de; Ankara, Balıkesir, Erzurum, Eskişehir, İzmir, İzmit, Kars, Konya, ve Samsun’ da bulunmuştur (Medvedev, 1970; Kısmalı, 1973; Gruev and Kasap, 1985; Yıldırım ve Özbek, 1992; Aslan et al., 1999; 2003). Kısmalı (1973), bu türün Portulaca oleracea var. sativa D.C. (Portulacaceae)., Spinacia oleracea L., Chenopodium album L., C. vulvaria L. Atriplex sp., Amaranthus albus L., A. retroflexus L. (Chenopodiaceae), Raphanus raphanistrum L., Sinapis arvensis (Brassicaceae), Onobrychis sativa Lam. (Leguminesae), Curpressus sp. (Pinaceae) ve Ipomoea batatas Poir (Convolvulaceae) üzerinde zararlı olduğunu tespit etmiştir. Aslan ve Özbek (1999a) ve Aslan et al. (2003), bu türün erginlerinin patates tarlalarının önemli bir yabancı otu olan Amaranthus retroflexus’ un yapraklarını tahrip ettiği ve bitkiyi yer yer kuruttuğunu belirtmişlerdir. Tokat’ da ise bu tür C. album, A. retroflexus ve S. arvensis üzerinden Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında toplanmış olup, özellikle Şekerpancarı, Mısır ve Patates kültürlerinde önemli derecede sorun olan C. album üzerinde erginlerinin yoğun olarak bulunduğu ve yapraklarda beslenerek bitkiyi yer yer kuruttuğu gözlemlenmiştir. 10 Altica oleracea (Linnaeus, 1758) Dünyada ; Avrupa’ nın tamamı, Türkiye, Iran, Israil, Kafkaslar, Orta Asya, Çin, Kore ve Japonya’ da bulunmuştur (Gruev, 1992). Türkiye’ de ise; Ankara, Artvin, Erzurum, Kayseri, Konya, Nevşehir ve Sivas’ da rastlanmıştır (Gruev and Kasap, 1985; Aslan et al., 1999). Cagán et al. (2000), bu türün Amaranthus retroflexus ve A. caudatus L. üzerinde bulunduğunu bildirmişlerdir. Campobasso et al. (1999)’ da bu türün Convolvulus althaeoides L., ve C. arvensis L. üzerinde beslendiğini kaydetmişlerdir. Tokat’ da bu türün Temmuz ve Ağustos aylarında Sangiosorba minor Scop. (Asteraceae) ve Geranium dissectum L. (Geraniaceae) üzerinde yoğun olarak bulunduğu gözlemlenmiştir. Altfamilya : Cassidinae Cassida nebulosa Linnaeus, 1758 Dünya genelinde Avrupa, Doğu Sibirya, Kuzey Çin, Kore ve Japonya’ da bulunmuştur (Gruev, 1992). Türkiye’de; Adapazarı, Artvin, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Giresun, Gümüşhane, İzmir, Kastamonu, Konya ve Tokat illerinde rastlanmıştır (İyriboz , 1935; Kısmalı and Sassi, 1994). Campobasso et al. (1999), bu türün Chenopodium album L. üzerinde beslendiğini bildirmişlerdir. Yine Jıanqıng et al. (1999)’ da bu türün Polygonum perfoliatum L.’un yapraklarında beslendiğini kaydetmişlerdir. Tokat ilinde bu tür bir çok kültürde önemli derecede sorun olan Chenopodium album L. üzerinden Nisan ve Mayıs aylarında bulunmuş olup, özelikle yağmurlu havalarda erginlerin yoğun olarak ortaya çıkıp bitkinin yapraklarıyla oburca beslenerek, yaprakları delik deşik ettiği gözlemlenmiştir. H.ÇAM, T.ATAY Çizelge 1. Ülkemizde Çeşitli Yabancı Otlar Üzerinde Tespit Edilen Chrysomelidae Türleri Chrysomelidae Türü Konukçu Yabancı Ot Türü ve Literatür Altica anycrensis (Wse.) Aphthona flava Guill. A. nigriscutis Foudras A. semicyanea All. Chaetocnema tibialis (Ill.) Epilobium angustifolia L. (Aslan ve Özbek, 1999a) Euphorbia chamaesyce L. (Aslan ve Özbek, 1999a) E. chamaesyce L. (Aslan ve Özbek, 1999a) Iris germanica L. (Aslan ve Özbek, 1999a) Amaranthus retroflexus L.Portulaca oleracea var.sativa DC Spinacia oleracea L., Chenopodium album L.,C. vulvaria L., Atriplex sp., Raphanus raphanistrum L., Sinapis arvensis L. (Kısmalı, 1973; Aslan ve Özbek 1999a; Aslan et al., 2003) Mentha longifolia (L.) (Aslan ve Özbek, 1999a) Hyascyamus niger L. (Aslan ve Özbek, 1999a) Solanum dulcamara L. (Aslan ve Özbek, 1999a) S. dulcamara L. (Aslan ve Özbek 1999a) Anchusa italica Retz. (Aslan ve Özbek, 1999a) Typha latifolia L. (Aslan ve Özbek, 1999a) Anchusa orientalis (L.) (Aslan ve Özbek, 1999a) Senecio jacobaea L., S. vulgaris L. (Aslan ve Özbek, 1999a) Anchusa italica Retz. (Aslan ve Özbek, 1999a) Plantago lanceolata L., P. major L. (Aslan ve Özbek, 1999a) Anchusa orientalis (L.) (Aslan ve Özbek, 1999a) Plantago lanceolata L., P. major L. (Aslan ve Özbek 1999a) Brassica oleracea L., Raphanus raphanistrum L., Urtica urens L. (Kısmalı, 1973) Malva silvestris L. (Kısmalı ve Madanlar, 1990; Aslan ve Özbek, 1999a) Carduus hamulosus Ehrh. (Aslan ve Özbek, 1999a) Hyascyamus niger L. (Aslan ve Özbek, 1999a) Crambe orientalis L. (Aslan ve Özbek, 1999a) Convolvulus arvensis L., Sinapis sp. (Kısmalı and Sassi, 1994) Matricaria sp. (Kısmalı and Sassi, 1994) Convolvulus arvensis L. , Chenopodium album L. (Cerman, 1985; Kısmalı and Sassi, 1994) Convolvulus arvensis L. (Aslan ve Özbek, 1999a) Cirsium acaule Scop. , Chenopodium sp. (Aslan ve Özbek, 1999a; Kısmalı and Sassi, 1994) Chenopodium album L. (Kısmalı and Sassi, 1994) Convolvulus arvensis L. (Kısmalı ve Madanlar, 1990; Cerman, 1985) Salsola sp. (Kısmalı and Sassi, 1994) Mentha spp., Coronilla rostrata Boiss (Kasap, 1988b; Aslan ve Özbek, 1999a) Hypericum perforatum L. (Aslan ve Özbek, 1999a) Artemisia spp., Matricaria spp. ( Kasap, 1988b; Aslan ve Özbek, 1999a) Mentha spp. (Aslan ve Özbek, 1999a; Aslan ve Özbek, 1999b) M. piperita L., M. longifolia (L.) (Kısmalı, 1973) Rosmarinus officinalis L., Brassica oleracea var. botrytis L. (Kısmalı, 1973) Mentha pulegium L. (Kasap, 1988b) Hypericum triquetrifolium Tura. (Alptekin, 1974; Kasap, 1988b) Glaucium corniculatum (L.) , Mentha pulegium L., Salvia sp. (Kasap, 1988b) Vicia sativa L., Trifolium sp. (Kasap, 1988b) Adonis aestivalis L., Neslia apiculata Fischer, Verbascum sp, Sysymbrium sp. (Kasap, 1988a; Aslan ve Özbek, 1999b) Glaucium flavum Crantz. (Kısmalı ve Madanlar, 1990) Glaucium sp. (Kasap, 1988a; Aslan ve Özbek, 1999b) Rumex spp., Polygonum spp. (Kasap, 1988a; Kısmalı ve Madanlar, 1990; Aslan ve Özbek, 1999a) Rumex spp., Polygonum spp. (Aslan ve Özbek, 1999a,b) Dibolia occultans (Koch) Epitrix caucasica (Heikertinger) E. intermedia Foudras E. pubescens (Koch) Longitarsus anchusa (Paykull) L. brisouti Heikertinger L. exoletus (L.) L. jocobaeae (Wat.) L. linnaei (Duft.) L. lycopi (Foudras) L. rufulus (Foudras) L. scutellaris (Rey.) Phyllotreta crucifera Goeze Podagrica malvae (Ill.) Psylliodes chalcomerus (Ill.) P. hyoscyami (L.) P. sophia (Heikertinger) Cassida fausti Spaeth and Reitter C. hexastigma Suffiran C. nobilis L. C. subferruginae Schrank C. rubiginosa Mueller C. seraphina Menetries Hypocassida subferruginea Schrank Ischironota brisouti (Reitter) Chrysolina herbacea (Duft.) C. hyperici (Forster) C. marginata (L.) C. modesta coerulans (Scriba) C. menthastri (Suffr.) C. americana (L.) C. coerulans (Scriba) C. didymata (Scriba) C. gypsophilae (Kuester) C. sexpunctata Pan. Entomoscelis adonidis (Palll.) E. sacra (L.) E. suturalis Wse. Gastrophysa polygoni (L.) G. viridula (DG.) 11 Tokat İlinde Bazı Yabancı Otlar Üzerinde Beslenen Yaprak Böcekleri (Coleoptera, Chrysomelidae) (Çizelge 1’in devamı) G. viridula caucasica Jolivet Rumex spp., Polygonum spp. (Aslan ve Özbek, 1999a) Colaphellus sophia Schaller Sinapis arvensis L. , Descuiriana sp., Lepidium latifolium L., Sysimbrium sp. (Kasap, 1988a; Kısmalı ve Madanlar, 1990; Aslan ve Özbek, 1999a) Hyoscyamus niger L. (Kasap, 1988b) Cardamine impatiens L. (Kasap, 1988a) Ranunculus sp. (Kasap, 1988a) Cardamine impatiens L. (Kasap, 1988a) Lytrum salicaria L. (Aslan ve Özbek 1999a) L. salicaria L. (Aslan ve Özbek, 1999a) Cirsium sp., (Kısmalı, 1989) Leptinotarsa decemlineata (Say.) Phaedon cochleariae Fab. P. pyritosus (Rossi) Prasocuris junci (Brahm) Galerucella calmariensis (L.) G. pusilla (Duft.) Dicladispa testacea (L.) Hispa atra (L.) Clytra valerianae Menetries C. novempunctata Oliver Labidostomis beckeri Wse. L. propinqua Faldermann L. mesopotamica Heyden Smaragdina biornata (Lef.) S. limbata (Steven) S. xanthaspis (Germar) Captocephala gebleri (Gebler) C. unifasciata (Scop.) Cryptocephalus fulvus Goeze C. aureolus Suff. C. hypochoerides (L.) C. moarei (L.) C. sericeus (L.) C. violaceus Laicharting Verbascum sp. (Kısmalı, 1989) Euphorbia sp. (Kasap, 1987a; Aslan ve Özbek, 1999b) Verbascum sp. , Avena sp.(Aydın ve Kısmalı, 1990) Cardaria draba (L.) (Aslan ve Özbek, 1998) Ranunculus constantinopolitanus (DC.) (Kasap, 1987b; Aslan ve Özbek, 1998) Rumex acetosella L. (Aydın ve Kısmalı, 1990; Aslan ve Özbek, 1998) Lopidium latifolium, Adonidis aestivalis L. , Anchusa spp., Ranunculus spp. (Kasap, 1987a; Aslan ve Özbek, 1998) Matricaria chamomilla L. (Aydın ve Kısmalı, 1990) Rumex sp. (Aslan ve Özbek, 1998) Cirsium sp. (Aslan ve Özbek, 1998) Thymus sp., Matricaria chamomilla L., Cirsium sp. (Aydın ve Kısmalı, 1990; Aslan ve Özbek, 1998) Artemisia spp. (Aslan ve Özbek, 1997) Centaurea solstitialis L. (Aslan ve Özbek, 1997) C. solstitialis L. (Aslan ve Özbek, 1997) Hypericum sp. (Aslan ve Özbek, 1997) Centaurea solstitialis L. (Aslan ve Özbek, 1997) C. solstitialis L. (Aslan ve Özbek, 1997) Teşekkür Türlerin teşhisinde ve bazı kaynakların sağlanmasındaki yardımlarından dolayı Doç. Dr. İrfan ASLAN’ a teşekkür ederiz. Kaynaklar Alptekin, H., 1974. Denizli İlinde Hypericum türlerinin Yayılışı, Taksonomisi ve Biyolojisi Üzerinde Araştırmalar. Gıda-Tarım ve Hay. Bak. Zir. Müc. Gn. Müd. Arş. Es. Ser., 65s. Aslan, İ. ve Özbek, H., 1995. Borçka (Karagöl) Orman Fidan Üretim Alanlarında Problem Oluşturan Rumex alpinus L. Bitkisi ile Mücadelede Gastrophysa virudula caucasica Jolivet’ in Kullanılma Olanakları. I. Ulusal Karadeniz Ormancılık Kongresi, 23-25 Ekim 1995 Trabzon, Cilt 3: 182-189. Aslan, İ. ve Özbek, H., 1997. The Check-List of the Subfamily Cryptocephalinae (Coleoptera, Chrysomelidae) in Turkey. Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Derg. 28(2), 135-255. Aslan İ. ve Özbek, H., 1998. Erzurum, Erzincan ve Artvin İlleri Clytrinae (Coleoptera, Chrysomelidae) Altfamilyası Türleri Üzerinde Faunistik ve Sistematik Çalışmalar. Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Derg., 29(1), 58-78. Aslan, İ., Gruev, B. and Özbek, H., 1999. A. Preliminary Review of the Subfamily Alticinae (Coleoptera, Chrysomelidae) in Turkey. Tr. J. of Zoology, 23 (1999), 373-414. 12 Aslan, İ. ve Özbek, H.,1999a. Erzurum İlinde Bazı Yabancı Otlarda Beslenerek Önemli Derecede Zarar veren Yaprak Böcekleri (Coleoptera, Chrysomelidae). Türkiye 4. Biyolojik Mücadele Kongresi Bildirileri, 26-29 Ocak 1999, Adana, 7586. Aslan İ. ve Özbek, H., 1999b. Erzurum, Erzincan ve Artvin İlleri Chrysomelinae (Coleoptera, Chrysomelidae) Alt Familyası Üzerine Faunistik ve Sistematik Bir Araştırma. Tr. J. of Zoology 23 (1999) Ek Sayı 3, 751-767. Aslan, İ., 2000. Doğu Anadolu’da Criocerinae (Coleoptera, Chrysomelidae) Altfamilyası Üzerinde Faunistik ve Sistematik Çalışma. Türkiye 4. Entomoloji Kongresi, 12-15 Eylül, Aydın, 511-522. Aslan İ. ve Özbek, H., 2002. Erzurum Koşullarında Cassida rubiginosa Mueller (Coleoptera, Chrysomelidae)’nın Biyolojisi ve Cirsium arvense (L.) Scop.’nın Biyolojik Mücadelesinde Kullanılma Olanakları. Türkiye 5. Biyolojik Mücadele Kongresi, 4-7 Eylül, Erzurum, 209-216. H.ÇAM, T.ATAY Aslan İ., Özbek, H. and Konstantinov, A., 2003. Flea Beetles (Coleoptera, Chrysomelidae) Occuring on Amaranthus retroflexus L. In Erzurum Provience, Turkey and Their Potential As Biological Control Agents. Proc. Entomol. Soc. Wash., 105(2), 441446. Aydın, E. ve Kısmalı, Ş., 1990. Ege Bölgesi Clytrinae (Coleoptera, Chrysomelidae) Altfamilyası Üzerine Faunistik Çalışmalar. Türk entomol. derg., 14(1): 2335. Cagán, L., Vráblová, M. and Tóth, P., 2000. Flea Beetles (Chrysomelidae, Alticinae) Species Occuring on Amaranthus spp. in Slovakia. JCEA, 1(1). Campobasso, G., Colonnelli E., Kunutson, G.T. and Cristofaro, M., 1999. Wild Plants and Their Associated Insects in the Palearctic Region, Primarily Europe and the Middle East. U.S. Department of Agriculture, Agricultural Research Service, ARS-147, 249 pp. Cerman, Y. U., 1985. Samsun ve Çevresinde Tarla Sarmaşığı (Convolvulus arvensis L.)’ na Karşı Biyolojik Savaşta Esas Alınacak Fauna Tespiti. E.Ü. Zir. Fak. Bit. Kor. Böl., Bornova, 37s (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi). Civelek, H. ve Demirkan, H., 1998. Marmara Bölgesi Sanayi Yetiştirme Alanlarında Sorun Olan Canavar Otu (Orobanche spp.) türlerinin Doğal Düşmanı Phtomyza orobanchia Kaltenbach (Diptera, Agromyzidae) ile Bulaşıklığı Üzerinde Araştırmalar. Türkiye II. Herboloji Kongresi, 1-4 Eylül 1997, İzmir. 45-51. Döken, M.T., Demirci, E. ve Zengin, H., 2000. Fitopatoloji. Atatürk Üniv. Yayınları No: 729, Ziraat Fak. Yayınları No:314, Ders Kitapları Serisi No:66, Erzurum, 121-122. Giray, H. ve Nemli, Y., 1983. İzmir İlinde Orobanche’ nin Doğal Düşmanı Olan Phytomyza orobanchia Kalt. (Diptera, Agromyzidae)’ nın Morfolojik Karakterleri, Kısaca Biyolojisi ve Etkinliği Üzerinde Araştırmalar. Bitki Koruma Dergisi, 7(3), 183-192. Gruev, B. and Tomov, V., 1984. Fauna Bulgarica, 13, Coleoptera, Chrysomelidae, Part I, Orsodacninae, Zeugophorinae, Donaciinae, Criocerinae, Clytrinae, Cryptocephalinae, Lamprosomatinae, Eumolpinae. In Aedibus Academia Scientiarum Bulgarica, 220p. Gruev, B. and Kasap, H., 1985. A List of Some Alticinae from Turkey with Descriptions of Two New Species (Coleoptera, Chrysomelidae). Dtsch. Ent. Z., N.F.,32 (1-3):59-73. Gruev, B.A., 1992. Geographical of the Leaf Beetle Subfamilies Lamprosomatinae, Eumolpinae, Chrysomelinae, Alticinae, Hispinae and Cassidinae (Coleoptera, Chrysomelidae) on the Balkan Peninsula, Plovdiv Universty Press, p 510. Gül-Zümreoğlu, S., 1972. İzmir Bölge Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü Böcek ve Genel Zararlılar Katoloğu, 1928-1969, I. Kısım. Türkiye Cumhuriyeti ve Zirai Karantina Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 48-52. Gürsoy, O. V., 1989. Arthropod and Phytopathogen Natural Enemies of Several Weeds in Turkey. Proc. VII. Int. Symp. Biol. Contr. Weeds, 6-11 March 1988, Rome, İtaly. İyriboz, Ş.N., 1935. Şekerpancarı Hastalıkları. Resimli Ay Matbaası, İstanbul, 164s. Jıanqıng, D., Weidong, F., Wu, Yun. and Reardon, R. C., 1999. Insects Associated with Mile-A-Minute Weed (Polygonum perfoliatum L.) in China : a Three-YearSurvey Report. Proceedings of the X International Symposium on Biological Control of Weeds 4-14 July 1999, Montana State University, Bozeman Montana, USA Neal R. Spencer [ed.]. pp. 225-231. Karaat, Ş., Göven, M.A. ve Mart, C., 1986. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Bazı Yabancı Otların Zararına Yaşayan Böcek Türleri Üzerinde İlk İncelemeler. Türkiye I. Biyolojik Mücadele Kongresi, 12-14 Şubat 1986, Adana, 186-194. Kasap, H., 1987a. A List of Some Clytrinae (Col.: Chrysomelidae) from Turkey (Part II) Clytra, Smaragdina, Cheilotoma. Türk. entomol. derg., 11 (2) : 85-95. Kasap, H., 1987b. A List of Some Clytrinae (Col.: Chrysomelidae) from Turkey Labidostomis, Lachnea, Antipa, Coptocephala (Part I). Türk. entomol. derg.,11 (1) : 41-52. Kasap, H., 1988a. A List of Some Chrysomelinae (Col.: Chrysomelidae) From Turkey. (Part II). Colaphellus, Gastroidae, Phaedon, Prasocuris, Plagiodera, Melasoma, Phytodecta, Phyllodecta, Timarcha, Entomoscelis. Türk. entomol. derg., 12 (2) : 85-95. Kasap, H., 1988b. A List of Some Chrysomelinae (Col.: Chrysomelidae) From Turkey. (Part I). Leptinotarsa, Crosita and Chrysomela (= Chrysolinae). Türk. entomol. derg., 12 (1) : 23-31. Kedici, R., Melan, K., Erçiş, A. ve Ural, H., 1994. Ankara ve Çankırı İlleri Hububat Tarlalarındaki Önemli Yabancı Otlarda Tespit Edilen Fitofag Böcekler ve Bunların Biyolojik Mücadele Yönünden Değerlendirilmesi. Türkiye 3. Biyolojik Mücadele Kongresi, 25-28 Ocak 1994, İzmir, 309-320. Kısmalı, Ş., 1973. İzmir İli ve Çevresinde Kültür Bitkilerinde Zarar Yapan Chrysomelinae ve Halticinae (Coleoptera, Chrysomelidae) Altfamilyalarına Ait Türler, Tanınmaları, Konukçuları, Yayılışlar ve Kısa Biyolojileri Üzerinde Araştırmalar. E.Ü. Zir. Fak. Derg., 10(2): 341-378. Kısmalı, Ş., 1989. Preliminary List of Chrysomelidae with Notes on Distribution and İmportance of Species in Turkey. I.Subfamily Hispinae Gemminger & Harold. Türk. entomol. derg., 13(2) : 85-89. Kısmalı, Ş. ve Madanlar, N., 1990. Chrysomelidae (Coleoptera) Familyası Türlerinin Yabancı Otlarla Biyolojik Mücadeledeki Rolü ve İzmir İlinde Türlerin Durumu. Türkiye II. Biyolojik Mücadele Kongresi Bildirileri, 26-29 Eylül, Ankara, 299-308. Kısmalı, Ş. and Sassi, D., 1994. Preliminary List of Chrysomelidae with Notes on Distribution and İmportance of Species in Turkey. II. Subfamily Cassidinae Spaeth. Türk. entomol. derg., 18(3) : 141156. Lodos, N., 1971. Yabancı Otlarla Biyolojik Savaş ve Yurdumuzda Tribulus terrestris L. (Demir dikeni, pıtırak), Üzerinde Bulunan İki Faydalı Böcek Türü: Microlarinus lareynii ve M. lypriformis (Coleoptera, Curculionidae). E.Ü.Zir. Fak. Der., 8(2):55-74. 13 Tokat İlinde Bazı Yabancı Otlar Üzerinde Beslenen Yaprak Böcekleri (Coleoptera, Chrysomelidae) Lopatin, I., 1977. Leaf- Beetles (Chrysomelidae) of Middle Asia and Kazakhistan, Nauka, Leningrad, 268 p. Medvedev, L. N., 1961. Obzor Palearktiçeskih Vidov Roda Clytra Laich. (Col., Chrysomelidae). Entom. Obozr., 40(3): 636-651. Medvedev, L.N., 1970. A list of Chrysomelidae Collected by Dr. W. Wittmer in Turkey (Coleoptera). Rev. Suis. Zool., 77, 2(22): 309-319. Önder, F. ve Karsavuran, Y., 1986. İzmir Çevresinde Çiriş Otu (Asphodelus microcarpus Viv.)’ na Karşı Uygulanacak Biyolojik Savaşta Capsodes infuscatus Brul. (Heteroptera, Miridae)’ un Etkinliği Üzeride Gözlemler. Türkiye I. Biyolojik Mücadele Kongresi Bildirileri, 12-14 Şubat 1986, Adana, 270-279. Rosenthal, S. S., Maddox, K. and Brunetti, K., 1984. Biological Methods of Weed Control. Monography No. 1, California Weed Conference, 88 p. Tomov, V. and Gruev, B., 1975. Chrysomelidae (Coleoptera) Collected by. K. M. Guichard in Turkey, Greece and Yugoslavia. Univ. Plovdiv “Paissi Hilendarski”, 13(4): 134-150. Tuatay, N., Kalkadelen, A. ve Aysev, N., 1972. Nebat Koruma Müzesi Katoloğu, 1961-1971. T.C. Tarım Bakanlığı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 55-57. 14 Uygun, N., Koç, N.K., Uygur, N., Karaca, İ., Uygur, S. ve Küsek, M., 1994. Doğu Akdeniz Bölgesi ÇayırMeralarındaki Yabancı Ot Türleri ve Doğal Düşmanları Üzerinde Araştırmalar. Türkiye 3. Biyolojik Mücadele Kongresi, 25-28 Ocak 1994, İzmir, 321-330. Vig, K., 1997. Leaf Beetle Collection of the Mátra Museum, Gyöngyös, Hungary (Coleoptera, Chrysomelidae sensu lato). Folia Historico Naturalia Musei Matraensis, 22:175-201. Wilcox, J.A., 1954. Leaf Beetles of Ohio (Chrysomelidae: Coleoptera). Bull. Ohi. Biol. Sor., 43, 8(3), 353-506. Yıldırım, E. ve Özbek, H., 1992. Erzurum Şeker Fabrikasına Bağlı Şeker Pancarı Üretim Alanlarındaki Zararlı ve Yararlı Böcek Türleri. Türkiye II. Entomoloji Kongresi, 28-31 Ocak 1992, Adana, 621-635. Zengin, H., 1997. Yabancı Otlarla Biyolojik Mücadele Yöntemleri. Atatürk Üniv. Zir. Fak. Der., 28(3), 496514. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2004, 21 (2), 101-110 Gediz Havzası Salihli Sağ Sahil Sulama Birliği Alanlarının Temel Toprak Sorunları Mustafa Usul1 İlhami Bayramin2 Orhan Dengiz3 Yusuf Yiğini4 1 KHGM Ankara Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü, Ankara Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, Ankara 3 KHGM Ankara Araştırma Enstitüsü, Ankara 4 Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, Çanakkale 2 Özet: Bu çalışma Gediz havzasındaki Manisa-Salihli sağ sahil sulama birliği alanında bulunan toprakların önemli sorunlarının belirlenmesi ve yayılımlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla bölgede daha önce yapılmış olan sayısal 1:5.000 ölçekli detaylı toprak haritası kullanılmıştır. Araştırma alanında yaygın olarak % 85,4 ile Entisol ve % 14, 6 ilede Inceptisol ordoları bulunmaktadır. Analiz sonuçlarına göre, toprakların en önemli sorunları bor içeriklerindeki yüksek olması, tuzluluk, alkalilik ve drenajdır. Toplam alanın % 45,4 de bor problemi, % 61,2 de alkalilik ve tuzluluk sorunu varken %27,4’ünde kötü drenaj koşulları belirlenmiş ve yayılım alanları haritalanmıştır. Bu sorunların çözümüne yönelik önerilerde de bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Toprak haritası, bor, tuzluluk ve alkalilik Basic Soil Problems of Irrigation Association’s Areas in Right Coast of Gediz Basin-Salihli Abstract: The aim of this research was carried out determination of soil problems of right side of the Gediz Basin-Salihli. For this purpose, 1:5.000 scale digital basic soil map which was detaily prepared before was used as material. Most part of the study area’s soil is Entisol (% 85,4) and rest of the it is Inceptisol (% 14, 6). According to labarotory results, It was determinated that the most important problems are high born consantraction, salinity, alkalinity and drenage in study area. While % 45,4 of total area’s soil has born problem, % 61,2 of soils were effected by salinity and alkalinity. In addition that, It was found that 27,4 % of study area has badly drenage. Futhermore, some necessary recommendations were given to solve these problems in this study. Key words: Soil map, born, salinity and alkalinity 1. Giriş Bir toplumun ekonomik ve sosyal gelişimi, doğal kaynaklarının zenginliğine ve bu kaynakların sürdürülebilir, etken ve bilinçli kullanılmasına bağlıdır. Bu doğal kaynakların en önemlilerinden birisi de topraktır. Toprak çeşitli süreçlerin etkisi altında çok uzun bir sürede oluşan dinamik ve kıt bir varlıktır. Bunu yapay olarak artırmak mümkün olmadığı gibi doğal oluşumunu da hızlandırmak imkansızdır. Bilindiği gibi toprak tarımsal üretimi artırmak için birincil bir ortamdır. Bunun yerini uzun vadede alabilecek bir ikamesi hemen hemen mevcut değildir. Bundan dolayı bu üretim ortamını tanımak, muhafaza etmek ve zarar vermeden kalite ve karakteristiklerine uygun ürünlerin yetiştirilmesi, dengeli kullanılması ve planlanması artan nüfusuın ihtiyaçlarını karşılamak için kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Optimum bitki gelişimi için gereksinim duyulan uygun toprak ortamının sağlanması amacıyla, sulama ve drenaj beraberce yapılan işlemlerdir. Dünyanın birçok bölgesinde bitkilerin uygun gelişimi için gerekli olan nem, yüzey ve yeraltı sularından sağlanır. Tuzlu ve sodyumlu toprakların orijinleri ile ilgili Toprak Genesisi konusuna ait doğal nedenler dışında, sulama, tuzluluğu ve sodyumluluğu artırabilir. Artışın derecesi ise, sulama suyunun kimyasal bileşimi, miktarı ve toprak profilinden uzaklaştırılan drenaj suyu arasındaki dengeye bağlıdır. Tuzluluk sorunu içermeyen araziler, uygun olmayan su ve toprak yönetimleri nedeniyle, zamanla arzu edilmeyen düzeyde tuz ve sodyum birikmesiyle verimsiz hale gelerek tarımda kullanılamayacak bir duruma dönüşebilirler (Sönmez ve ark., 1996). Sulanan arazilerde tuz birikiminin başlıca iki kaynağı vardır. Bunlardan birincisi sulama suyu, diğeri ise yüksek taban suyudur. Sulamada kullanılan sular, içerdikleri tuzların cins ve miktarına bağlı olarak çok değişik nitelikte olabilirler. Tuzlar, sulama sularında oransal olarak daha düşük, ancak önemli miktarlarda bulunur- Gediz Havzası Salihli Sağ Sahil Sulama Birliği Alanlarının Temel Toprak Sorunları lar. Bu tuzların esas kaynağı ise kayaların ve toprak zerrelerinin ayrışma ve parçalanma olaylarıdır. Bunlar içerisinde kireç, jips ve diğer yavaş ayrışabilen toprak mineralleri vardır. Bunlardan ayrışan tuzlar sularla arazilere taşınarak bitki kök bölgesinde birikirler. Çözünmüş tuz konsantrasyonu 250 mg/l olan sulama suyu, araziye yılda 100 mm uygulandığında, her yıl hektara 2500 kg tuz taşınır. Eğer kök bölgesinden yağış veya yıkama ile uzaklaştırılamaz ise toprakta tuzluluk sorunu zamanla kaçınılmaz hale gelir (Sönmez ve ark., 1996) Günümüzde dünyada birçok ülke, tuz etki etmiş toprakların üretkenliğini artırmak ve degredasyonu durdurmak amacıyla ulusal stratejiler geliştirmek için çaba sarfetmekte, fakat alınan önlemler ne yazıkki her zaman sorunun merkezine yönlendirilememektedir. Tuzlanma ve alkalileşme halen arazi verimliliği üzerinde büyük bir etkiye sahiptir ve artarak yaygınlaşmaktadır. Bununla beraber, tuz etki etmiş topraklarda, belirtilerden çok sebepler kontrol edilirse ve bu topraklarda uygun tarım ve yönetim teknikleri uygulanırsa, üretimi sınırlandıran bir çoğunun üstesinden gelinebilir (Munsuz ve ark., 2001). Toprak Sınıflandırması ve Fiziksel Arazi Değerlendirilmesi yapılan Salihli Sağ Sahil Sulama Birliği alanının topraklarında karşılaşılan toprak sorunları ve bunların birbirleri ile ilişkileri bu araştırmada ortaya koyulmaya çalışılmıştır. 2. Materyal ve Metot Bu çalışma; 1/25000 ölçekli harita indeksinde İzmir-K20-c4, İzmir-K20-d3 ve İzmirK20-d4 paftaları içerisinde yer alan Manisa ili Salihli ilçesinde Gediz ırmağının üzerindeki Adala Regülâtöründen başlayıp, Çapaklı, Süleymaniye, Poyrazdamları ve Kemerdamlar köylerinin güneyinden geçen sağ ana kanalının güneyi; Karayahşi, Çayköy, Karapınar, Çavlı köylerinin yine güneyinden geçen Gediz ırmağının kuzeyi; Marmara gölü ve bu gölün Gediz ırmağına boşaltım kanalının doğusu ve Adala Beldesinin batısı ile çevrili; 587106 ve 610943 doğu boylamları ile 4263293 ve 4275858 kuzey enlemleri arasındaki toplam 10714,7 ha. alanda yürütülmüştür (Şekil 1) . Şekil 1 Araştırma alanı yer buldur haritası Usul ve Bayramin (2003) tarfından hazırlanmış olan sayısal 1:5.000 ölçekli detaylı toprak haritası materyal olarak kullanılmıştır (Şekil 2). Buna göre çalışma alanında 18 farklı toprak serisi ve bunların pH, % tuz, bor konsantrasyonları, Değişebilir Sodyum Yüzdesi ve drenaj fazları değerlendirmeye alınmıştır. 3. Bulgular ve Tartışma Tamamı düz eğime (% 0-2) sahip, Gediz ırmağının taşıdığı aluviyal depozitler üzerinde oluşan ve sulu tarım yapılan çalışma alanı topraklarından horizon esasına, göre farklı serilerine ait toprak örneklerinde toprağın morfolojik ve karakteristik özelliklerini belirleyici fiziksel ve kimyasal analizleri Çizelge 3 de verilmiştir. Salihli Sağ Sahil Sulama Birliği alanı toprakların Toprak Taksonomisine (Soil Survey Staff,1999) göre en fazla Entisol ordosuna ait topraklarla Inceptisol ordosuna ait topraklar yer almaktadır. Toplam 18 adet seri bulunmaktadır ve bu serilerden Kadı Mezarı serisi en küçük alana sahip olup 185,0 ha (% 1,7) alan kaplamakta, Poyraz Ovası sersi ise toplam alanın % 11,3 (1207,7 ha ) ile en fazla alana sahiptir (Çizelge 1). Çizelge 1. Araştırma alanıında bulunan toprak serilerinin alansal dağılımları ve sınıflandırmadaki yerleri 102 178,6 1,8 301,6 2,8 Çapaklı 249,2 2,3 Çayköy 516,0 4,8 Çavlı 475,6 4,4 Çökelek Tını 746,7 7,0 Dana Yolu 560,3 5,2 Çizelge 3 incelendiğinde bölge topraklarının en önemli sorunları yetersiz ve kötü drenaj koşulları, tuz kapsamları, sodyum ve bor konsantrasyonlarıdır. Her bir serinin toprak özelliklerine bakıldığında; Adala serisi (profil No 17) topraklarında baskın toprak tekstürü kumlu tındır. Profilde bulunan yüksek kum oranı nedeniyle hızlı hidrolik iletkenlik ve aşırı geçirgenlik göstermektedir. Toprak pH’sı profil boyunca 7,63-7,95 arasında değişerek hafif alkali sınıfa girmektedir. Tuz miktarı bütün profil boyunca % 0,076’nın altında olup tuzluluk problemi bulunmamaktadır. Değişebilir Sodyum Yüzdesi % 2,34-5,22 arasında değişmekte ve alt horizonlara doğru bir miktar artış göstermektedir. Bor içeriği 0,64-1,84 ppm arasında değişerek orta borlu sınıfa girmekte ve yine alt horizonlarda birikme üst horizonlardan daha fazladır. Bağırgan kili (profil No 6) serisi topraklarında baskın toprak tekstürü kil’dir. Toprak pH’sı etkili kök bölgesi boyunca 7,61-7,81 arasında değişerek hafif alkali sınıfa girmektedir. Tuz miktarı % 0,060- 0,089 arasında değişen topraklar tuzsuzdur. Değişebilir Sodyum yüzdesi etkili kök derinliğinde % 0,88-2,49 arasında değişerek kritik değerin altında kalmıştır. Bor içeriği üst horizonlarda 0,01 ppm düzeyinde iken 44-60 cm derinlikte birden 3,43 ppm seviyesine ulaşarak yüksek borlu seviyeye girmiştir. Muhtemelen bu birikme horizondaki yüksek kil içeriği ve kötü drenaj koşuları neden olmaktadır. 1007,2 Gediz 833,4 Kumu Kadı 185,0 Mezarı Karayahşi 1079,7 Ormanlık 243,4 Mevkii Pazarköy 726,1 Poyraz 1207,7 Ovası Tavuk 832,7 Çitliği Yumurta 187,7 Tepe Ordo Alan (ha) Oran (%) 58,9 9,8 Alan Oran (ha) (%) 9,4 7, 8 1,7 10,1 2,3 6, 8 ENTISOL 1050 Seri Adı Eldelek 14,6 Süleymaniye Oran (%) 26,5 3,1 Alan (ha) 1562,4 333,8 Ordo 2849,4 Bağırgan Kili Turtem Çiftliği Adala Oran (%) INCEPTISOL Alan (ha) ENTISOL Seri Adı 6302,9 M.USUL, İ.BAYRAMİN, O.DENGİZ, Y.YİĞİNİ 11,3 7,7 1,8 Çapaklı serisi (profil No 14), Çavlı serisi (profil No 10), Çayköy serisi (profil No 4), Çökelek Tını (profil No 7), Danayolu serisi (profil No 8), Gediz Kumu serisi (profil No 18), Kadı Mezarı serisi (profil No 15), Ormanlık Mevkii serisi (profil No 13), Poyraz Ovası serisi (profil No 2), Türtem Çiftliği serisi (profil No 12) ve Yumurta Tepe serisi (profil No 16) topraklarında toprak pH’sı hafif alkali sınırları içersindedir. Tuz; Danayolu serisi topraklarında alt horizonlara doğru artarak hafif tuzlu sınıfa girmektedir. Bu durum bu seri içerisinde yerleştirilmiş drenaj kanallarının kısmen tıkanmış olmasından ileri geldiği sanılmaktadır. Diğer toprak gruplarının tuz ve değişebilir sodyum yüzdesi de kritik değerlerin çok altındadır. Bor içeriği Çapaklı serisi topraklarının A horizonu, Çökelek Tını serisinin C1 horizonu, Gediz Kumu serisinin C1 horizonu, Ormanlık Mevkii serisinin Ap horizonu, Poyraz Ovası serisinin Ap horizonu 1,21 -1,05- 1,83-1,31-1,14 ppm ile orta borlu sınıfa girmektedir. Diğer horizonlarda ise az borlu sınıf içersinde yer alır. Eldelek serisi (profil No 9) topraklarının pH’sı 7,50-8,50 arasında değişmekte, alt horizonlara doğru inildikce pH hafif alkaliden orta düzeyde alkali sınıfa ulaşmaktadır. Tuz A horizonunda % 0,063 iken bu oran C1 horizonunda % 0,375 ile çok tuzlu sınıfa ulaşmaktadır. Değişebilir sodyum yüzdesi A horizonunda % 1,1 iken C2 horizonunda % 12,52 ulaşmakta ve kritik sınır olan DSY 15 sınıra yaklaşmaktadır. Yine bor miktarı A horizonunda 0,55 ppm iken C2 horizonunda 103 Gediz Havzası Salihli Sağ Sahil Sulama Birliği Alanlarının Temel Toprak Sorunları 5,84 ppm ile çok yüksek borlu sınıfa girmektedir. Toprak tekstürü ağır olmamasına (tınlı) rağmen bu bitki gelişimini kısıtlayan etmenlerin toprak profilinin alt horizonlarında birikmesi yine sulama alanının tamamında olduğu gibi drenaj kanalının sağlıklı bir şekilde çalışmadığını bize göstermektedir. Karayahşi serisi (profil No 5) topraklarında toprak pH’sı 8,27-8-70 arasında değişmekte ve alt horizonlarda orta düzeyde alkali sınıfa ulaşmaktadır. Tuz miktarı hafif tuzlu, değişebilir sodyum yüzdesi ise A horizonunda % 8,07 iken alt horizonlarda % 19,06 değerine ulaşarak kritik sınır geçmektedir. Bor içeriği A horizonunda 6,1 ppm ve diğer horizonlarda ise 2-5,6 ppm arasında değişerek çok yüksek borlu sınıfa ulaşmaktadır. Bor miktarının muhtemelen bu bölgede uygulanan sulama suyundan kaynaklandığı, yüsek sodyum miktarı ise yine diğer serilerde olduğu gibi drenaj kanalından olduğu sanılmaktadır. Pazarköy serisi (profil No 1) topraklarının pH değeri Ap horizonunda 8,22 iken bu değer C3 horizonunda 9,21 değerine ulaşarak kuvvetli alkali sınıfa girmektedir. Buna karşın değişebilir sodyum yüzdesi A horizonunda 16,59 iken bu değer C3 horizonunda 52,90 değerine ulaşarak aşırı alkali değere ulaşmaktadır. Tuz değeri yine A horizonunda % 0,160 iken bu değer de C3 horizonunda % 0,510 değeri ile çok tuzlu değere girmektedir. Bor içeriği horizonlar arasında düzensiz olarak 2,24 ppm ile 9,67 ppm arasında değişmekte ve bu değerler ile çok yüksek borlu sınıfa ulaşmaktadır. Bu seri toplam alan içerisinde kısıtlayıcı değerleri ile başattır. Bu kısıtlayıcı değerler sulama şebekesinin kurulduğu aşamada seri topralarının bulunduğu alanlardaki tuzluluk ve alkalilik durumlarının ıslahının yapılmadan sulamaya başlanması ve zamanla drenaj kanallarının tıkanarak tuzluluk ve alkalilik problemlerinin yüksek değerlere ulaşmasına neden olmuştur. Süleymaniye serisi (profil No 11) ve Tavuk Çitliği serisi (profil No 3) topraklarının pH değerleri Pazarköy serisinde olduğu gibi üst horizonlardan alt horizonlara doğru artarak kuvvetli alkali sınıfa ulaşmakta, değişebilir sodyum yüzdeleri ise üst horizonlardan başlayarak artmış ve yüksek alkali sınıfına ulaşmıştır. Tuz miktarı Süleymaniye serisinin alt horizonlarında artarak orta tuzluluğa ulaşmıştır. Tavuk Çitliği serisinde ise tuzluluk hafif tuzlu sınıftadır. Bor içeriği Süleymaniye serisinde yüksek borlu sınıfa girerken Tavuk çitliği serisinde bu oran çok yüksek borlu sınıfa girmiştir. Yine burda da sorun drenajın yeterince sağlanamamasından ileri gelmektedir. Çalışma alanının pH, tuz, Değişebilir Sodyum Yüzdesi (DSY) ve Bor içeriklerinin yayılım durumları Şekil 3,4,5,6 da verilmiştir. Ayrıca çalışma alanı topraklarının sulandığı suyun ve drenaj suyunun genel durumu Çizelge 2 de verilmiştir. Çizelge 2’de de görüldüğü gibi sulama suyunun kalitesi T2A1 ile tahliyenin kalitesi ise T3A1 dir. Özellikle bor miktarının 1,25 ppm civarında olduğu gözlenmiştir. Bu miktar yıllar itibarıyla topraklarda birikmenin sebebini ortaya koymaktadır. Tahliye kanalında borun 0,93 ppm olması sulama suyu kanallarından drenaj kanallarına alanın tamamında büyük kaçaklar olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca yine tahliye kanalında Sodyumun 7,25 me/l olması da ana tahliye kanalına şehir kanalizasyonun karışmasından ileri gelmektedir. Ana Kanal 7,33 0,558 1,16 0,26 2,22 2,57 6,21 Tahliye Kanalı 7,84 1,340 7,25 0,36 3,43 3,67 14,71 104 - Tuz ve Alk. Sınıfı SAR BakiyeNaCO3 (me/l) B (ppm) SO4 (me/l) Cl (me/l) HCO3 (me/l) CO3 (me/l) Toplam Katyonlar (me/l) Mg (me/l) Ca (me/l) K (me/l) Na (me/l) EC (dS/m) PH Kanallar Çizelge 2 Sulama suyu ve drenaj (Tahliye) suyu analiz sonuçları 3,55 0,80 1,85 1,25 - 0,74 T2A1 7,29 1,90 5,51 0,93 0,19 3,85 T3A1 M.USUL, İ.BAYRAMİN, O.DENGİZ, Y.YİĞİNİ Şekil 2 Salihli Sağ Sahil Sulama Birliği Alanının Temel Toprak Haritası (Usul ve Bayramin, 2004) 105 Gediz Havzası Salihli Sağ Sahil Sulama Birliği Alanlarının Temel Toprak Sorunları 106 Derinlik (cm) Top. Tuz % Çamurda pH Kireç % O.M % Kum % Silt % Kil % Bünye Sınıfı Bor (ppm) KDK meq/100 g Değiş. Kat. % Na Değiş.Kat %K Değiş.Kat % Ca Değiş.Ka. % Mg 1 1 1 1 2 2 2 2 2 2 3 3 3 3 3 3 4 4 4 5 5 5 5 5 5 6 6 6 6 6 6 6 Horizon Profil No Çizelge 3 Çalışma alanı topraklarının fiziksel ve kimyasal analiz sonuçları Ap C1 C2 C3 Ap A2 C1 C2 C3 C4 Ap A2 C1 C2 C3 C4 Ap C1 C2 A1 A2 C1 C2 2C3 2C4 Ap A2 Bw1 Bw2 C1 2C2 2C3 0-25 25-54 54-93 93+ 0-26 26-41 41-60 60-75 75-125 125+ 0-28 28-50 50-65 65-100 100-135 135+ 0-26 26-63 63+ 0-31 31-47 47-58 58-72 72-119 119+ 0-20 20-44 44-60 60-79 79-104 104-124 124+ 0.160 0.213 0.168 0.510 0.098 0.074 0.070 0.054 0.041 0,031 0.086 0.082 0.120 0.114 0.049 0.104 0.038 Eseri Eseri 0.103 0.070 0.078 0.051 0.147 0.136 0.060 0.074 0.087 0.089 0.078 0.061 eseri 8.22 8.97 9.15 9.21 7.92 8.12 8.17 8.29 8.41 7,86 7.89 8.77 8.66 8.87 8.65 8.87 8.25 8.28 8.23 8.27 8.27 8.49 8.52 8.70 8.54 7.65 7.63 7.61 7.87 8.14 8.27 8.71 11.4 10.1 8.8 11.5 6.3 8.5 9.2 16.4 12.8 6,7 10.5 11.4 26.9 18.0 11.9 22.2 5.4 5.4 3.4 10.5 17.5 14.1 12.4 18.8 18.3 7.7 10.2 11.1 11.3 12.4 8.1 2.5 1.9 0.06 0.12 0.13 1.56 0.83 0.52 0.43 0.16 0,19 1.62 1.01 0.61 0.37 0.25 0.25 0.92 0.34 0.22 1.9 0.58 0.31 0.16 0.46 0.46 1.44 1.50 1.16 1.10 1.35 0.61 0.19 8.5 65.0 32.8 48.5 37,3 26,0 26,9 44,9 59,5 90,4 9,4 24,6 14,9 37,2 69,8 27,6 54,0 75,1 96,0 12,2 42,5 57,8 67,2 8,3 8,3 45,4 27,4 5,9 4,9 12,7 40,8 98,0 47,9 25,7 53.4 48,5 29,6 34,5 36,9 34,6 32,2 6,5 63,8 43,2 53,8 51,6 22,4 60,2 36,6 21,6 4,00 48,0 47,3 21,4 22,3 56,0 49,7 25,7 31,9 32,1 37,6 45,6 36,5 0,0 43,6 9,4 13,8 12,4 33,1 39,5 36,2 20,5 8,3 3,1 26,8 32,2 31,3 11,2 7,8 12,3 9,4 3,3 0,0 39,8 10,3 20,8 10,5 35,7 42,0 28,9 40,7 62,0 57,5 41,9 22,7 2,0 SiC SL SiL L CL CL CL L SL S SiL CL SiCL SiL SL SiL SL LS S SiCL L SCL SL SiCL SiC SCL C C C SiC L S 2,24 9,67 6,42 7,66 1,14 0,09 0,29 0,46 0,81 0,76 0,19 2,04 3,29 4,43 2,17 3,16 0,01 0,06 0,11 6,1 2,33 2,53 5,59 3,28 2,04 0,01 0,01 3,43 0,11 0,11 0,8 0,62 25,50 15,19 13,54 15,27 23,90 27,92 24,68 17,26 13,61 8,17 23,84 23,78 27,78 17,22 13,57 16,54 13,96 11,05 7,24 28,57 28,21 16,54 15,82 35,06 33,12 29,56 30,60 37,80 37,70 35,25 25,71 10,99 16,59 47,95 40,94 52,90 1,79 1,25 1,58 1,74 3,02 3,46 1,58 10,02 21,79 31,93 17,70 31,09 2,26 1,84 2,93 8,07 8,16 14,10 11,05 19,06 16,35 0,88 1,40 1,28 2,49 5,30 7,43 4,17 7,76 5,14 4,39 3,47 8,84 5,03 7,42 8,99 8,97 10,59 4,29 8,26 6,70 8,27 6,62 7,88 3,49 2,65 1,95 6,70 4,06 5,57 3,94 3,94 4,14 2,96 4,22 3,27 2,47 1,68 1,46 0,82 57,23 36,24 33,84 29,38 56,54 53,81 51,45 49,83 45,79 60,93 60,06 34,87 21,60 21,69 38,79 29,10 63,34 62,07 62,13 40,61 20,71 24,38 28,84 16,92 22,02 40,74 48,78 46,30 40,74 28,17 24,01 46,82 19,30 7,26 7,72 10,14 24,26 30,73 40,26 37,34 33,11 21,91 33,79 33,24 31,07 33,60 22,76 26,08 26,95 24,47 27,15 41,16 63,23 56,31 56,71 46,56 42,18 36,61 33,65 48,34 50,34 46,70 58,17 39,81 M.USUL, İ.BAYRAMİN, O.DENGİZ, Y.YİĞİNİ Profil No Horizon Derinlik (cm) Top. Tuz % Çamurda pH Kireç % O.M % Kum % Silt % Kil % Bünye Sınıfı Bor (ppm) KDK meq/100 g Değiş. Kat. % Na Değiş.Kat %K Değiş.Kat % Ca Değiş.Ka. % Mg Çizelge 3 (Devam) 7 7 7 8 8 8 8 8 8 8 9 9 9 9 9 10 10 10 11 11 11 11 11 12 12 12 12 12 12 13 13 13 13 Ap C1 C2 Ap A2 C1 2C2 2C3 2C4 2C5 A1 A2 C1 C2 C3 Ap C1 C2 Ap A2 Bw1 Bw2 C Ap A2 Bw C1 C2 C3 Ap C1 C2 C3 0-33 33-67 67+ 0-25 25-44 44-63 63-87 87-112 112-150 150+ 0-17 17-37 37-70 70-100 100+ 0-20 20-48 48+ 0-22 22-40 40-68 68-118 118+ 0-30 30-52 52-71 71-88 88-97 97+ 0-16 16-42 42-80 80+ 0.060 0.066 eseri 0.070 0.068 0.060 0.100 0.089 0.127 0.136 0.063 0.192 0.375 0.150 0.052 0.080 0.070 0.065 0.076 0.086 0.165 0.350 0.330 0.056 0.042 0.106 Eseri 0.090 eseri 0.066 0.088 0.109 0.038 7.67 7.61 7.78 7.49 7.64 7.86 7.72 7.79 7.81 7.61 7.50 7.51 7.67 8.52 8.50 7.48 7.78 7.96 7.48 8.05 8.50 8.94 8.87 7.68 7.72 7.73 7.86 7.78 7.94 7.58 7.59 7.65 7.81 7.2 7.7 3.4 10.0 12.7 9.3 12.2 11.7 13.8 14.3 8.8 7.4 7.5 10.8 7.9 11.3 11.3 10.1 11.3 12.0 11.9 19.1 30.7 12.4 12.1 12.8 4.1 9.3 4.3 9.0 9.9 9.3 3.8 1.35 0.49 0.16 1.29 1.24 0.46 0.91 0.89 0.98 0.65 1.56 1.56 1.01 0.31 0.49 1.23 0.74 0.40 2.60 1.90 1.75 0.77 0.95 1.65 0.70 1.10 0.22 0.68 0.25 1.13 1.04 0.71 0.19 37,9 31,7 94,8 27,7 10,3 39,4 4,2 7,1 7,4 11,0 38,5 31,3 29,8 61,5 76,7 17,4 23,4 28,7 18,2 5,3 3,2 7,8 6,4 32,7 24,2 16,8 94,3 39,5 98,8 29,8 26,8 29,0 91,1 41,7 53,5 1,1 45,0 49,5 46,2 49,3 56,6 56,2 51,2 40,6 43,9 44,4 27,4 15,2 53,2 47,6 50,7 52,3 58,8 55,9 49,6 42,8 41,3 68,4 39,4 4,5 47,0 0,9 48,3 50,3 55,7 7,6 20,5 14,8 4,1 27,3 40,2 14,4 46,5 36,3 36,5 37,8 21,0 24,8 25,8 11,2 8,1 29,5 29,0 20,6 29,4 35,9 41,0 42,6 50,9 26,0 7,4 43,8 1,3 13,6 0,3 21,9 22,9 15,2 1,3 L SiL S CL SiC L SiC SiCL SiCL SiCL L L L SL SL SiCL CL SiL SiCL SiCL SiC SiC SiC L SiL C S L S L SiL SiL S 0,06 1,05 2,5 0,1 0,01 0,15 0,01 0,42 0,62 0,02 0,55 2,27 3,54 5,84 0,94 0,02 0,09 0,79 0,81 1,15 2,44 3,27 2,55 4,17 1,03 0,88 0,83 0,66 0,77 1,31 0,35 0,17 0,86 19,45 15,98 9,79 21,21 27,34 17,90 34,69 30,10 28,72 28,57 21,10 19,55 19,55 15,82 9,74 21,53 22,23 19,50 25,91 33,12 34,51 36,32 33,94 21,47 15,90 35,71 15,70 21,68 7,22 19,18 19,82 18,49 9,11 1,01 1,18 1,31 0,86 1,01 0,78 1,23 1,51 1,52 1,34 1,10 1,48 7,28 12,52 9,83 0,95 1,00 2,17 0,65 6,18 17,63 26,25 25,15 2,34 3,09 2,72 2,11 2,26 3,34 1,29 2,11 2,64 3,32 5,86 2,43 2,48 5,05 3,85 2,09 2,21 1,93 2,02 1,75 10,49 9,42 6,89 4,80 4,44 5,50 3,62 4,09 7,49 11,16 16,23 19,44 19,56 7,22 2,02 2,31 0,74 1,48 1,25 4,86 3,98 1,68 1,55 52,16 48,98 74,97 59,69 59,05 57,21 46,58 42,57 46,08 44,04 56,14 62,09 52,42 33,43 52,56 64,29 49,81 41,72 57,89 34,82 27,06 12,48 16,27 45,31 46,25 49,89 28,71 46,33 61,99 63,34 72,16 50,56 59,08 28,45 40,47 16,66 33,03 34,83 39,34 39,91 50,81 50,57 50,36 31,00 23,81 28,53 36,37 29,98 29,11 45,47 48,25 34,77 40,35 39,76 41,27 39,55 34,03 45,69 45,11 54,76 48,99 25,92 23,17 20,05 29,08 28,46 107 Gediz Havzası Salihli Sağ Sahil Sulama Birliği Alanlarının Temel Toprak Sorunları 108 Kireç % O.M % Kum % Silt % Kil % Bünye Sınıfı Bor (ppm) KDK meq/100 g Değiş. Kat. % Na Değiş.Kat %K Değiş.Kat % Ca Değiş.Ka. % Mg Derinlik (cm) 0-25 25-80 80+ 0-20 20-41 41-65 65+ 0-26 26-71 71-97 97-136 136+ 0-21 21-46 46-88 88+ 0-23 23-54 54+ Çamurda pH Ap C1 C2 Ap C1 C2 C3 Ap C1 C2 C3 C4 Ap C1 C2 C3 Ap C1 C2 Top. Tuz % 14 14 14 15 15 15 15 16 16 16 16 16 17 17 17 17 18 18 18 Horizon Profil No Çizelge 3 (Devam) 0.061 0.053 0.056 Eseri Eseri Eseri Eseri 0.139 0.058 0.078 0.060 0.060 0.037 Eseri 0.034 0.047 Eseri Eseri Eseri 7.60 7.70 7.48 7.48 7.57 7.54 7.60 7.53 7.81 7.77 7.72 7.68 7.63 7.63 7.69 7.95 7.48 7.82 7.87 7.7 10.1 10.9 5.8 7.2 8.3 4.7 10.9 11.9 13.2 7.8 8.3 9.6 9.2 10.4 8.6 2.7 4.0 2.9 1.07 0.86 0.46 0.92 0.52 0.55 0.43 1.47 0.68 0.58 0.57 0.52 0.95 0.58 0.55 0.71 0.83 0.16 0.01 39,9 28,9 49,9 60,2 70,7 74,2 93,9 11,1 14,8 11,0 42,2 35,9 61,1 86,2 76,2 60,6 91,7 99,8 99,8 38,3 37,8 28,0 32,5 24,9 19,5 6,1 66,7 68,0 57,7 44,3 48,6 24,5 10,3 17,6 30,6 7,2 0,2 0,2 21,8 33,5 22,9 7,4 4,3 6,4 0,0 22,2 17,2 31,3 13,5 15,5 14,5 3,6 6,2 8,9 1,1 0,0 0,0 L CL SCL SL SL SL S SiL SiL SiCL L L SL LS LS SL S S S 1,21 0,52 0,58 0,67 0,41 0,55 0,88 0,37 0,75 0,54 0,51 0,4 0,64 0,34 0,65 1,84 0,8 1,83 0,9 20,46 24,61 22,70 10,44 11,05 9,76 9,11 21,74 19,13 24,48 17,81 18,49 15,27 12,63 12,72 15,23 9,11 5,64 6,28 1,36 1,66 1,63 2,24 2,11 2,90 2,76 1,67 3,60 2,60 2,47 2,12 2,34 2,48 3,69 5,22 1,88 3,38 3,04 6,96 4,93 2,55 5,63 4,02 3,25 2,65 6,98 5,90 4,61 4,46 4,31 5,87 3,32 3,32 2,93 4,47 4,71 5,04 54,77 58,83 56,24 67,60 66,22 67,05 60,64 54,60 57,02 51,52 53,64 57,09 62,30 61,42 59,89 46,48 66,89 66,27 63,53 35,69 33,20 38,46 20,38 28,20 22,05 26,07 32,12 33,72 41,83 35,73 36,40 26,35 27,87 28,70 44,85 26,28 19,42 21,28 M.USUL, İ.BAYRAMİN, O.DENGİZ, Y.YİĞİNİ Şekil 3 Çalışma alanı drenaj sınıfı dağılım haritası Şekil 5 Çalışma alanı tuzlulukj sınıfı dağılım haritası Şekil 4. Çalışma alanı bor sınıfı dağılım haritası Şekil 6 Çalışma alanı alkalilik sınıfı dağılım haritası 109 Gediz Havzası Salihli Sağ Sahil Sulama Birliği Alanlarının Temel Toprak Sorunları 4. Sonuç ve Öneriler 10714,7 ha. alanın tamamı Salihli Sağ Sahil Sulama Birliği tarafından sulanmaktadır. Sulama karık usulü ve salma sulama sistemi şeklinde yapılmaktadır. Bu alanının 3683,5 ha (% 35, 2) kısmında Alkalilik, 2778,3 ha (% 26) kısmında Tuzluluk, 2941 ha (% 27,4) alanda kötü drenaj ve 4869,3 ha (% 45,4) alanda ise yüksek Bor problemi mevcuttur. Tamamen veya kısmen dolmuş olan drenaj kanallarının bir an önce temizlenmesi gerekmektedir, böylece özellikle alt horizonlarda biriken tuzların yıkanması sağlanacaktır. Pazarköy serisinde görülen bitkisel üretim için aşırı toprak sınırlayıcı faktörlerin giderilmesi amacıyla, seri içerisinde ve etrafında bulunan drenaj kanallarının taban suyu seviyesinin altında olacak şekilde derinleştirilerek bu alanlarda yeni bir ıslah planlaması yapılıp seriyi oluşturan toprakların yeniden üretken hale getirilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca diğer sorunlu toprak serilerinKaynaklar Çağlar,K .Ö. 1949. Toprak Bilgisi.A.Ü.Zir. Fak. Yayını No.10.Ankara. Doğan, O., Denli, Ö. 1999. Türkiye’nin yağış-kuraklıkerozyon indisleri ve kurak dönemleri. KHGM.Ankara Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü.Genel Yayın No : 215, Teknik Yayın No 60. Ankara. IWMI and General Directorate Of Rural servıces; Turkey: 2000. Irrigation in basin context: The Gediz study. olombo. Sri Lanka: International Water Manegement Institute (IWMI) xvii, 124p. Köyişleri Bakanlığı, 1971. Gediz ovası toprakları. Topraksu Genel Müdürlüğü, Yayın No: 220, Raporlar Serisi: 8.Güven Matbaası, Ankara. Munsuz, N., Çaycı, G., Ok Sözüdoğru, S. 2001. Toprak Islahı ve Düzenleyiciler. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayın No : 1518, Yardımcı Ders Kitabı :471. Ankara Üniversitesi Basımevi. Ankara. Olsen, S.R.,Cole,C.V., Watanebe, F.S., Dean, L.A. 1954. Estimation of available phosphorus in soil by extraction with sodium bicarbonate. USDA Circular No.939 Washington DC. Soil Survey Staff. 1993. Soil Survey Manual, USDA.Handbook No:18 Washington D.C. Soil Survey Staff. 1999. Soil Taxonomy. A Basic of Soil Classification for Making and Interpreting Soil Survey. USDA Handbook No: 436, Washington D.C. 110 de de etkin bir ıslah çalışması uygulanmalıdır. Araştırma alanında dağılım gösteren serilerin topraklarındaki bor miktarının yoğun olmasının sulama suyundan olduğu düşünülmektedir. Ana sulama barajı etrafındaki kaplıca sularının baraja katılımı önlenmeli, ayrıca artezyen sulaması yapılan alanlarda sulama suyu kalitesinin tespit edilmesi gerekmektedir. Çalışma alanının büyük bir kısmı olan 5257,4 ha da yetersiz drenaj bulunmaktadır. Bu alanlarda gerekli tedbirler alınmadığı taktirde, ileride mevcut 2941 ha olan kötü drenaj koşulları taşıyan topraklara dahil olacaklardır. Mevcut su yönetimi gözden geçirilerek bitki gelişimini kısıtlayacak unsurların birikimini sağlayacak su yönetiminden kaçılarak etkin bir su yönetimi uygulanmalı, bitki çeşitlerine göre su uygulamaları hesaplanarak sulama zamanı ve miktarını belirlemede teknolojik imkanlardan yararlanılmalıdır. Sönmez, B., Ağar, A., Bahçeci, İ., Mavi, A., Yarpuzlu, A. 1996. Türkiye çoraklık ıslahı rehberi. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü APK Daire Başkanlığı Yayın No: 93, Rehber No: 12. Ankara. Sönmez, B. 2003. Türkiye Çoraklık Kontrol Rehberi. 2. baskı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Teknik Yayın No 33. 53-57 s. Ankara. Tarım Bakanlığı, 1960. Salihli – Manisa Ovası arazi tasnif raporu. Topraksu Umum Müdürlüğü Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü. Toprak Etüt Raporu No: 3.Ankara. Tüzüner A. 1990. Toprak ve su analiz laboratuarları el kitabı.Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Yayınları. Ankara. Uzunoğlu, S. 1992. Toprak bünyesi ve analiz metotları. Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü.Yayın No.184. Usul, M., Bayramin, İ. 2004. Physical land evaluation of Salihli right coast irrigation area. Soil Science Society of Turkey, International Soil Congress (ISC) on “Natural Resource Management for Sustainable Development”. Page: 89. Türkiye’de Süt Üretiminde İç Ticaret Hadleri ve Risk Analizleri Türkiye’de Süt Üretiminde İç Ticaret Hadleri ve Risk Analizleri Meral Uzunöz Yaşar Akçay Kemal Esengün Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, 60240, Tokat Özet: Bu çalışmada; iç ticaret hadlerinin 1984-2001 döneminde tarım (özellikle hayvansal ürünler ve süt) ve sanayi sektörlerinden hangisi lehine geliştiğini saptamak ve incelenen hayvancılık sektöründe önemli bir yere sahip olan süt ürününde verim, fiyat ve brüt gelirlerinin seyirleri, dalgalanma dereceleri ve brüt gelirlerde yıldan yıla görülen istikrarsızlığın hangi oranlarda verim ve fiyat bileşenlerindeki dalgalanmalardan kaynaklandığını belirlemek amaçlanmıştır. İç ticaret hadleri; net değişim ve gelir ticaret hadleri olmak üzere iki şekilde hesaplanmıştır. Verim, fiyat ve brüt gelirdeki dalgalanmaların dereceleri, değişim ve tesadüfi değişim katsayılarının hesaplanması ile ortaya konulmuştur. Serilere uygun trend modeli olarak üssel model kullanılmıştır. Baz olarak 1987 yılı dikkate alındığında net değişim ticaret hadleri 1985-1990 döneminde süt üreticisinin aleyhine ve 1990-1993 döneminde süt üreticisi lehine bir seyir izlemiştir. 1994 yılı krizi nedeniyle düşüşe geçen iç ticaret hadleri 1998 yılında yeniden oldukça yüksek bir değere ulaşmıştır. Ancak 1999 yılı itibariyle tekrar düşüşe geçmiş ve şubat krizinin de etkisiyle 2001 yılında %95,28’e gerilemiştir. Ayrıca incelenen dönemde gelir ticaret hadlerinde yıllık ortalama artış hızı pozitiftir. Sonuçta, çiftçilerin gelirlerinde meydana gelen dalgalanmaların büyük oranda fiyat dalgalanmalarından kaynaklandığı belirlenmiştir. Hayvan başına süt veriminin azlığı, kesif yem fiyatlarının yüksekliği hayvan beslemede meraların ve kaba yemlerin yeterince kullanılmaması vb. faktörler süt maliyetlerini yükseltmektedir. Süte uygulanan teşvik primi uygulamalarının yeniden düzenlenmesi ve ödemelerinin düzenli olarak yapılmasının, süt üretimini artıracağı ifade edilebilir. Bunun için de ürün ve girdi fiyatları arasındaki dengeyi koruyabilecek politikaların etkin bir şekilde uygulanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: İç Ticaret Hadleri, Süt Üretimi, Risk Analizi Internal Terms of Trade for Milk Production in Turkey and Risk Analyses Abstract: This study aimed to determine which of the two sectors, agriculture (especially animal products and milk) or industry improved internal terms os trade during the period of 1984-2001 and at what levels the milk productivity which has an important role in the stockbreeding sector which was studied, the course of price and gross incomes, fluctuating degrees, and inconsistency experienced in gross incomes year by year are affected by the fluctuations in the productivity and price components . Internal terms of trade were computed using two ways: net barter and income terms of trade. The levels of fluctuations in productivity and gross incomes were determined by computing the coefficients of variation and random variation. Exponential model was used as an appropriate trend model for the series. Taking 1987 into consideration as the base year, the net barter and income terms of trade were not favourable for milk producers during the 1985-1990 period but favourable during the 1990-1993 period. Internal terms of trade which decreased due to the 1994 crisis reached a very high point again in 1998. However, it declined again in 1999 and in 2001 it receded to 95.28 % under the influence of the February crisis. In addition, the annual average increase rate was positive in income terms of trade in 1984-2001. In conclusion, it was determined that the fluctuations occuring in the income of the farmers were mainly due to the floats in prices. Milk production cost increases because of the factors such as insufficient milk production per animal, high prices of thick feed, insufficient use of pastures and coarse food. It can be said that rearranging of regulations of financial incentives for milk producers and regular milk Premium payments will increase milk production. To that end, effective implementation of policies which will maintain the balance between product prices and input prices is needed. Key words: Internal Terms of Trade, Milk Proıduction, Risk Analysis 1. Giriş Tarım sektörü Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Türkiye ekonomisinin gelişmesinde nüfus, istihdam, beslenme, hammadde temini, GSMH ve dışsatıma katkısı nedeniyle önemli bir rol oynamış olup, halen ülke ekonomisindeki önemi devam etmektedir. 46 Tarımın 2003 yılı itibariyle GSMH’daki payı %11,8, toplam ihracattaki doğrudan payı %5,6; ithalattaki payı ise %3,1’dir. Ancak tarıma dayalı sanayilerin ihracatı da eklendiğinde bu oran %48,0’e kadar çıkmaktadır (Anonim, 2003a). Tarım sektöründe istihdam edilenlerin toplam istihdama oranı %35,9’dur. Tarımın Türkiye’de Süt Üretiminde İç Ticaret Hadleri ve Risk Analizleri GSMH ve toplam ihracat içindeki payı oransal olarak azalırken, tarımdaki aktif nüfus ve istihdamın yüksek düzeyde olması ve beslenme ile doğrudan ilişkisi nedeniyle tarım, stratejik önemini korumaktadır. Hayvancılık sektörü; Türkiye’de ulusal beslenmenin yanında ihracatın artırılması, sanayiye hammadde sağlanması, bölgeler ve sektörler arası dengeli kalkınmanın istikrar içinde başarılması, kırsal alanda gizli işsizliğin önlenmesi ve sanayi ve hizmetler sektörlerinde yeni istihdam alanlarının yaratılması vb. gibi önemli birçok sosyo-ekonomik fonksiyonlar üstlenmiştir (Kutlu ve ark, 2003). Tarım sektörü içinde hayvancılık faaliyetinin yeri, sanayileşmiş ve aynı zamanda tarımda ileri olan ülkelere göre oldukça geridir. Tarımsal üretimde hayvancılığın payı su ürünleri ve ormancılık hariç %23 seviyesindedir. Türkiye doğal kaynaklar ve ekolojik şartlar itibariyle süt hayvancılığına elverişlidir. Ancak planlı dönemin başladığı yıllardan itibaren hayvancılık sektörü bitkisel üretim kadar teşvik edilmediği için gerektiği hızda büyüyememiştir. Tarım sektöründen tarım dışı sektörlere kaynak aktarımının en önemli yolu tarımsal kazançların vergilendirilmesidir. Ancak tarımda etkin bir vergilendirme yoluna da gidilmemektedir. Bununla birlikte iç ticaret hadlerini tarım aleyhine çevirerek, vergi etkisindeki bir fiyat politikası ile tarımı vergileme imkanı bulunmaktadır. Ancak ticaret sektörünün sanayi sektöründen daha güçlü olduğu az gelişmiş ülkelerde iç ticaret hadlerinin tarım aleyhine gelişmesi sonucu yaratılacak kaynaklardan tüccar ve aracı kesimin daha çok yararlandığı ifade edilmektedir. Bu durumda yatırım, istihdam ve üretimin artmaması olağan bir hal almaktadır. İç ticaret hadlerinin tarım veya sanayi lehine dönmesinin ülke ekonomisinin gelişme yönü ve derecesi üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu ifade edilebilir. Ayrıca tarımın doğal karakteristiğinden kaynaklanan yüksek verim ve fiyat dalgalanmaları, tarımsal gelirde önemli ölçüde istikrarsızlıklara sebep olmakta ve oluşan dalgalanmaların şiddeti tarım üreticisinin en önemli belirsizlik kaynağını teşkil etmekte, üretici geleceğe yönelik yatırım ve kararlarda risk ve belirsizlik ile karşı karşıya kalmaktadır (Akçay ve ark., 2000). 40 Çalışmanın temel amacı; iç ticaret hadlerinin uzun dönem içinde (1984-2001) tarım (özellikle hayvansal ürünler ve süt) ve sanayi sektörlerinden hangisi lehine geliştiğini saptamak ve elde edilen sonuca göre, iç ticaret hadlerinin tarımdan sanayiye kaynak aktarıcı bir araç olarak kullanılıp kullanılmadığını tespit etmek, incelenen hayvancılık sektöründe önemli bir yere sahip olan süt ürününde verim, fiyat ve brüt gelirin uzun dönem (1984-2001) içindeki seyirleri, dalgalanma dereceleri ve brüt gelirlerde yıldan yıla görülen istikrarsızlığın hangi oranlarda verim ve fiyat bileşenlerindeki dalgalanmalardan kaynaklandığını belirlemektir 2. Materyal ve Yöntem Çalışma 1984-2001 dönemini kapsamakta ve 18 yıllık verilerin değerlendirilmesini ele almaktadır. Çalışmanın ana materyalini bu dönemdeki veriler oluşturmaktadır. Veriler DİE’den elde edilmiştir. Çalışmada iç ticaret hadleri; net değişim ve gelir ticaret hadleri olmak üzere iki şekilde hesaplanmış ve yorumlanmıştır. 2.1. İç Ticaret Hadleri Bağımsız çiftçiliğin ve küçük-orta ölçekli üreticiliğin yaygın olduğu bir tarımsal yapıda, çiftçinin eline geçen fiyatlarla, çiftçinin sanayi kesimine ödediği fiyatlar arasında oluşan makasın hareketleri, sanayi sermayesi ile çiftçi arasındaki bölüşüm ilişkilerinin seyrini belirler. Bu makas “iç ticaret hadleri” olarak tanımlanmaktadır (Tanör ve ark., 1995) ve sektörler arasındaki kaynak transferini ve sektörlerin enflasyonist gelişmeden nasıl etkilendiğini belirlemenin en iyi yolu iç ticaret hadleridir (Mazgirt ve Uysal, 1996). Tarımın ticaret hadlerinin bozulması, bölüşüm ilişkilerinin çiftçi aleyhine, sanayi sermayesi (ya da sanayi ürünlerini pazarlayan ticaret sermayesi) lehine döndüğü anlamına gelir. 2.1.1. Net Değişim Ticaret Hadleri Çiftçinin yetiştirerek piyasaya arz ettiği ürünler karşılığında eline geçen fiyatlar indeksinin, çiftçinin kendi tüketim ihtiyaçları veya tekrar üretimde bulunabilmek için satın aldığı girdilere ödediği fiyatlar indeksine oranıdır ve şu şekilde formüle edilir (Kip, 1981). N= Pt / Ps Türkiye’de Süt Üretiminde İç Ticaret Hadleri ve Risk Analizleri N= Net değişim ticaret hadleri, Pt= Çiftçinin eline geçen fiyatlar indeksi, Ps= Çiftçinin ödediği fiyatlar indeksi’ni tanımlamaktadır. Net değişim ticaret hadlerinin, tarım sektöründeki ekonomik refah değişmelerinin göstermek bakımından bazı eksiklikleri bulunmaktadır. Birincisi, tarım ve sanayi sektörleri arasındaki ticaret hacminde ortaya çıkan değişmeleri kapsamaz. Net değişim ticaret hadlerindeki bir yükselme reel tarımsal gelirin kesin olarak arttığı anlamına gelmez. Örneğin; tarımsal ürünlerin ticaret hadlerindeki yükselme, tarım ürünleri satışının büyük ölçüde daralması pahasına gerçekleşmişse, bu durumda tarım sektörü belki de öncekine göre daha düşük bir refah düzeyine inmiş olacaktır (Çolakoğlu, 1986). İkincisi, bu tanım verimlilik değişmelerini de yansıtmaktadır. Eğer ticaret hadlerindeki düşmenin nedeni, örneğin tarım kesiminde daha ileri tekniklerin uygulanışı sonucu çiftçinin eline geçen fiyatlardaki düşme ise, ya da sanayi kesiminde ileri teknik kullanımı sonucu çiftçinin ödediği fiyatlardaki düşme ise, bu, ülkenin bir refah kaybına uğradığı anlamına gelmeyebilir (Kip, 1981). 2.1.2. Gelir Ticaret Hadleri Fiyat değişmeleri sonucunda, tarım kesiminin elde ettiği toplam kazanç veya toplam kayıplar, sattığı ürün hacmine bağlıdır. Gelir ticaret hadleri, tarım kesiminin sattığı ürünler hacim indeksinin çarpımı yoluyla elde edilir. I= Pt / Ps *Qt I= Gelir ticaret hadleri, Qt= Tarım kesiminin sattığı ürünler hacim indeksi, Pt= Çiftçinin eline geçen fiyatlar indeksi, Ps= Çiftçinin ödediği fiyatlar indeksi’ni tanımlamaktadır. Gelir ticaret hadleri, tarım kesiminin sattığı mallara dayanan satın alma kapasitesindeki değişmeleri gösterir. O yüzden bu tanımlamaya “satın alma gücü indeksi” de denilebilir. Gelir ticaret hadlerindeki bir değişme, net değişim ticaret hadleri ve/veya tarım kesimini sattığı mal hacmi gibi iki etkene bağlı olarak ortaya çıkar. Bu etmenlerden birisindeki düşüşe rağmen diğerinde daha yüksek bir artış olması, ticaret hadlerinin yükselmesi sonucunu doğurur (Kip, 1981). Çalışmada kullanılan toptan eşya fiyatları indeks sayıları DİE tarafından düzenlenip yayınlanan tarım, sanayi ve hayvansal ürünler 46 indeks sayılarından oluşmaktadır. Kullanılan indeks sayılarında 1987=100 esasına göre hesaplamalar yapılmıştır. Burada tarım ürünleri (genel) ve hayvansal ürünler karşısındaki iç ticaret hadleri söz konusu olduğu için çalışmada imalat sanayi genel indeksi kullanılması yoluna gidilmiştir. Sanayi indeks sayılarının alt bölümlerinde yer alan sanayi ürünlerinin bir kısmı tarım kesimi ile değişime konu olmayan mallar olsa da çiftçinin satın aldığı mallara ödediği fiyatları yansıtan bir indeksin hesaplamasındaki güçlük karşısında kullanımı daha uygun görülmektedir. Türkiye’de üretilen sütün 1984-2001 yıllarına ait üretim miktarları ve çiftçinin eline geçen fiyatlarla ilgili veriler kullanılmıştır. Fiyat serisinde “Çiftçi Eline Geçen Fiyatlar “ Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE) (1987=100) kullanılarak deflate edilmiştir. 2.2. Risk Analizleri 2.2.1. Değişim Ölçüleri İncelenen üründe, verim, fiyat ve brüt gelir serilerinin mutlak değişim ölçüsü olarak bu serilerin “standart sapmaları”, nispi değişim ölçüsü olarak da standart sapmalar ve seri ortalamaları yardımıyla hesaplanan değişim katsayıları kullanılmaktadır. Mutlak değişim ölçüsü olan standart sapma hesap edildiği serinin ortalama etrafındaki dağılışını gösterir. Standart sapma ne kadar büyükse dağılma o oranda fazladır, kuvvetlidir denilebilir. Ancak standart sapma, birimlerin büyüklüğüne de bağlıdır. Büyük birimlerden oluşan bir seride dağılma şiddetli olmasa bile standart sapma büyük çıkar. Bu durumda, incelenen ürünlerin farklı değerlere sahip olan verim, fiyat ve brüt gelir serilerinin dağılmalarının karşılaştırılmasında standart sapma iyi bir ölçü olmamaktadır. İncelenen üründe verim, fiyat ve brüt gelir serilerinin mutlak değişimleri için bir ölçü olmakla beraber, nispi değişimleri hakkında bir fikir vermemektedir. Verim, fiyat ve brüt gelir değişimleri arasında mukayeseler yapabilmek için bir oransal değişim ölçüsü olan “değişim katsayısı” kullanılmaktadır. Değişim katsayısı formülle; DK= S / x*100 şeklinde ifade edilebilir. Burada “S” herhangi bir serinin standart sapmasını, x ise aynı serinin aritmetik ortalamasını göstermektedir. Türkiye’de Süt Üretiminde İç Ticaret Hadleri ve Risk Analizleri 2.2.2. Tesadüfi Değişim Ölçüleri Herhangi bir olayın belirli bir yıldaki tesadüfi bileşen kıymetini tahmin etmek mümkün değilse de bu tesadüfi bileşene ait dağılımın parametrelerini (ortalama, varyans ve standart sapma gibi) tahmin etmek mümkündür. Zaman serilerinde tesadüfi bileşen sistematik bileşen etrafında birtakım dalgalanmalar (yani, beklenen değerler dışındaki sapmalar) şeklinde görüldüğüne göre, tesadüfi bileşeni tahmin edebilmek için önce sistematik bileşenin tespit edilmesi gerekmektedir. Zaman serilerinin de sistematik bileşeni (ve dolayısıyla bu bileşenden sapmaları) ampirik olarak tayin edebilmek için bazı alternatif yaklaşımlar bulunmaktadır. Çoğunlukla bilinen bir teknik trendlerden sapma yöntemidir. Bu yöntemde, zaman serisine ait sistematik bileşeni uygun bir trend çizgisi ile ortaya çıkararak, bu trend etrafındaki dalgalanmaların tesadüfi bileşeni temsil ettiğini kabul etmektir. İkinci yöntem olarak, sistematik bileşenin her yıl bir önceki yılla aynı olduğunu kabul etmektir. Bu durumda tesadüfi bileşen, eldeki verilerin birinci derece farkları olmaktadır. Üçüncü yöntemde, sistematik bileşen uygun bir hareketli ortalama ile tespit edilmekte ve bu hareketli ortalamadan sapmalar ise tesadüfi bileşen olarak kabul edilmektedir (Kip, 1975). Bu çalışmada “trendlerden sapmalar yöntemi” kullanılmıştır. Bu yöntemde, zaman serilerinin sistematik bileşeninin (teknoloji, genel fiyat düzeyi, vs. ) doğrusal, polinomial veya diğer şekillerde bir matematiksel fonksiyonla temsil edilebileceği varsayılmakta ve serilerdeki bileşeni ayrıldıktan sonra tesadüfi bileşen ortaya çıkarılmaktadır. Verim, fiyat ve gelir serilerinin tesadüfi değişim ölçülerinin hesaplanabilmesi için bu serilere ait tesadüfi bileşenlerin tahmin edilmesi gerekmektedir. Gerçek serilere ait değerler ile trend değerleri arasındaki farkların (trenden sapmalar) tesadüfi bileşeni vereceği varsayımı altında; serilere ilişkin trend denklemleri üssel olarak tahmin edilmiştir. Doğrusal trend doğrusu dönemler itibariyle sabit mutlak değişmeleri ifade ettiğinden ve uygulamada pek çok durumda sabit mutlak değişmelerden çok, dönem başına artış hızı veya nispi değişmeler anlamlı olduğundan, trend analizlerinde üssel model kullanılmıştır (Korum, 1981). 42 Üssel trend denkleminin kapalı formu ; Y= a*bt olarak ifade edilir (Akaya ve Pazarlıoğlu, 1995) ve açık formu lnY= lna + ln b (t) (Cillov, 1984) şekline dönüştürülebilir. . Yıllık ortalama nispi artışları ( r ) hesaplayabilmek için; r = (antilog b-1)*100 formülü kullanılır (Akaya ve Pazarlıoğlu, 1995). Verim, fiyat ve brüt gelir serilerine uygun trendler tahmin edildikten sonra bu trend çizgilerinin etrafında görülen verim, fiyat ve brüt gelire ait sapma (dalgalanma) değerleri hesaplanmıştır. Bunun için, süte ait verim , fiyat ve brüt gelir değerleri (Yi) ile trend denklemlerinden hesaplanan verim, fiyat ve brüt gelir değerleri (Ŷi) arasındaki farklar (Yi Ŷi = ei) alınarak bakiye (residual) serileri oluşturulmuştur. Bu değerler incelenen ürünlerin verim, fiyat ve brüt gelirlerinin beklenen değerler (trend) dışındaki sapmalarını yani tesadüfi bileşenlerini vermektedir. Böylece, yıldan yıla ortaya çıkan verim, fiyat ve brüt gelir sapmalarından teknolojik gelişmeler, genel fiyat düzeyi ve enflasyon gibi faktörler nedeniyle beklenen verim, fiyat ve brüt gelirdeki artış ve eksilişler, trend değerleri ayıklanmış ve geriye doğal koşullar ve diğer tesadüfi faktörlerden dolayı ortaya çıkan dalgalanmaların sayısal değerleri kalmıştır. İncelenen ürünlerin verim, fiyat ve brüt gelirlerinin beklenen değerler dışındaki sapmalarını, yani tesadüfi bileşenlerini temsil eden bu bakiye (residual) serilerinden de “tesadüfi değişim ölçüleri “ hesaplanmıştır (Kip, 1975). Çalışmada kullanılan değişim ölçüleri regresyonun standart sapması (standart deviation of regression) istatistiği ile tesadüfi değişim katsayısı (coefficient of random variation) olarak adlandırılan istatistiklerden oluşmaktadır. Regresyonun standart sapması trend etrafındaki dalgalanmaların varyanslarından elde edilmektedir ve bir mutlak değişim ölçüsü olarak kullanılmaktadır. Regresyonun standart sapması istatistiğine ait formül aşağıdaki gibidir: n (Y i S yi Y i )2 1 n2 M.UZUNÖZ, Y.AKÇAY, K.ESENGUN Burada; Syi= i ürününün verim, fiyat veya brüt gelirinin regresyon eğrisinden standart sapması, (verimlerde kg/baş; fiyatlarda TL/Kg ve brüt gelirde TL/baş’tır. ) Yi = i ürününün verimi (Kg/baş), fiyatı (TL/Kg) veya brüt geliri (TL/baş) Yi = i ürününün Yi’deki birimlerle verim, fiyat ve brüt gelire ait regresyon tahminleri n= gözlem sayısı ’nı ifade etmektedir. Çalışmada incelenen ürünün verim, fiyat ve brüt gelirlerinde beklenen değerler dışında ortaya çıkan sapmalar arasında anlamlı mukayeseler yapabilmek için “ tesadüfi değişim katsayısı” kullanılmıştır. Bu katsayı aşağıdaki şekildedir: TDK Syi yi *100 Burada; Syi = i ürününün verim, fiyat ve brüt gelirinin regresyon eğrisinden standart sapması, y i = i ürününün verim, fiyat ve brüt gelirinin aritmetik ortalamasıdır. Tesadüfi değişim katsayısı, regresyonun standart sapmasının tersine yüzde şeklinde ifade edildiğinden farklı birimlerle ifade edilen dağılımların mukayesesinde kullanılmaktadır. Ele alınan ürünün verim, fiyat ve brüt gelir serilerinden ampirik olarak tahmin edilen bazı dağılım ve değişim ölçülerinin, bu ürünlerin verim, fiyat ve brüt gelirlerindeki belirsizlik dereceleri hakkında bir fikir verebileceği varsayılmaktadır. Süt ürününün bu serilere ait aritmetik ortalama, varyans standart sapma ve değişim (dalgalanma) katsayıları yıllık veriler esas alınarak hesaplanmıştır. Çalışmada sütün verim, fiyat ve brüt gelirlerindeki belirsizlik iki çeşit “değişim katsayısı” ile ölçülmüştür. Birinci yaklaşımda değişim katsayıları, orijinal verim, fiyat ve brüt gelir serilerinden hesaplanan toplam (yapısal+ tesadüfi) varyanslara dayanılarak hesaplanmakta, ikinci yaklaşımda ise, değişim katsayıları, bu serilere ait uygun trendlerden sapmaların (sistematik bileşenlerinden tamamen arınmış) varyanslarından hesaplanarak belirsizlik ölçüsü olarak kullanılmıştır (Akçay, 1999). Verim, fiyat ve gelir serilerinin tesadüfi değişim ölçülerinin hesaplanabilmesi için bu serilere ait tesadüfi bileşenlerin tahmin edilmesi gerekmektedir. Gerçek serilere ait değerler ile trend değerleri arasındaki farkların (trendden sapmalar) tesadüfi bileşeni vereceği varsayımı altında; serilere ilişkin trend denklemleri üssel olarak tahmin edilmiştir. 3. Araştırma Bulguları ve Tartışma 3.1. Net Değişim Ticaret Hadleri 3.1.1. Toptan Eşya Fiyat Endekslerine Göre Net Değişim Ticaret Hadleri DİE tarafından düzenlenip yayınlanan tarım, sanayi ve hayvansal ürünler kesimi indekslerinden faydalanılarak toptan eşya fiyatları endekslerine göre net değişim ticaret hadleri hesaplanmış olup çizelge 1’de verilmiştir. Çizelgede verilen 1984-2001 yılları arasındaki 18 yıllık döneme ilişkin toptan eşya fiyat endeksleri incelendiğinde serinin geometrik bir şekilde değiştiği göze çarpmaktadır. Tarım kesimi indeksi 1984 yılına göre 2583,76 kat, sanayi indeksi 3809,38 kat ve hayvansal ürünler indeksi 2614,83 kat kadar yükselme göstermiştir. Sözü edilen indekslerin dönem içerisinde kaçar kat arttıkları, bu indekslerin ilk ve son yıl değerlerine göre hesaplandığı için dönem içinde yıllık ortalama artış hızları hakkında bir fikir vermemektedir. Bu yüzden indekslere orijinal değerler itibariyle yarı logaritmik trend denklemleri uygulanmıştır (Geometrik artış gösteren indekslerin (Y) doğal logaritması alındığında seri doğrusal özellikler gösterecektir. Böylece regresyonun varsayımlarından biri olan “doğrusallık” gerçekleşmiş olacaktır) (Çolakoğlu, 1986). Ayrıca doğrusal trend doğrusu dönemler itibariyle sabit mutlak değişmeleri ifade ettiğinden ve uygulamada birçok durumda sabit mutlak değişmelerden çok, dönem başına artış hızı ya da nispi değişmeler anlamlı olduğundan, regresyon analizlerinde üssel trend kullanılmıştır(Korum,1981). 43 Türkiye’de Süt Üretiminde İç Ticaret Hadleri ve Risk Analizleri Çizelge 1. Toptan Eşya Fiyatları Endeks Sayıları (1987=100) ve Net Değişim Ticaret Hadleri (%) Tarım Sanayi Hayvansal Net Değişim Ticaret Net Değişim Ticaret Hadleri Yıllar (1) (2) Ürünler (3) Hadleri (Tarım)(1/2) (Hay.Ürünler) (3/2) 1984 44,8 39,8 44,2 112,69 111,01 1985 61,6 56,5 58,1 109,05 102,82 1986 77,1 74,9 77,1 103,02 102,98 1987 100,0 100,0 100,0 100,00 100,00 1988 144,0 181,5 147,9 79,33 81,49 1989 247,3 293,3 248,3 84,32 84,66 1990 421,9 430,8 404,8 97,93 93,96 1991 636,4 669,1 661,2 95,11 98,82 1992 1035,6 1068,4 1234,7 96,93 115,56 1993 1679,6 1672,9 1592,2 100,40 95,18 1994 3323,6 3837,8 3033,7 86,60 79,05 1995 7267,3 7040,6 6798,9 103,22 96,57 1996 12924,8 12083,5 9324,4 106,96 77,17 1997 23172,4 22060,6 14966,1 105,04 67,84 1998 44059,4 36263,1 29936,2 121,50 82,55 1999 61532,6 57369,5 53038,3 107,26 92,45 2000 83008,1 90723,9 82379,6 91,50 90,80 2001 115752,6 151613,5 115575,5 76,35 76,23 Kaynak: Anonim, 1996. DİE. İstatistik Göstergeler (1923-1995), DİE Yayınları No: 1883, ISBN 975-19-1396-9, Ankara. Anonim, 2002b. DİE. Türkiye İstatistik Yıllığı 2001, DİE Yayınları No: 2690, ISBN 975-193179-7,DİE Matbaası, Ankara. Buna göre ; Tarım = 1862,09*1,285t Sanayi =1905,46*1,288t Hayvansal ürünler = 1698,24*1,279t NDTH Tarım = 97,72*1,0001t (r = %171,8) Δt= 6 ay 1992=1 Yukarıdaki serilere ilişkin trend denklemi yıllık ortalama artış hızı açısından önemlidir. Buna göre tarım kesiminin ve hayvansal ürünlerin net değişim ticaret hadlerinde yıllık ortalama artış hızı %1 ile oldukça düşük değerdedir. Fiyatlardaki ortalama artış hızı tarım kesiminde %171,8 iken hayvansal ürünler kesiminde %172,05 olarak gerçekleşmiştir. İç ticaret hadleri fiyat makasının açılması oranında tarım lehine veya aleyhine olabilir. Fiyat makası iki mal veya mal grupları arasındaki fiyat hareketlerini gösteren bir şekildir.Fiyat makasını oluşturan eğrilerin gittikçe açılması tarım ya da sanayi lehine fiyatların değiştiğini gösterir (Eraktan, 1988). Net değişim ticaret hadlerinin indeks değerinin 100’ün üzerinde olması , net değişim ticaret hadlerinin o endeksin temsil ettiği tarım kesimi lehine, 100’ün altınsa olması ise aleyhine olduğunu göstermektedir. Yani tarımın ticaret 44 NDTH Hayvansal Ürünler = 91,20*1,0008t (r = %172,05) Δt= 6 ay 1992=1 hadlerinin bozulması, bölüşüm ilişkilerinin çiftçi aleyhine, sanayi sermayesi (ya da sanayi ürünlerini pazarlayan ticaret sermayesi) lehine döndüğü anlamına gelir. 1970’li yılların ortalarından başlayarak iç ticaret hadleri sürekli olarak üreticinin aleyhine gelişmiştir (Kip,1981; Çolakoğlu, 1986; Güçlü ve Bilen, 1995). Özellikle 1980 yılı sonrası uygulanan politikalar gereği tarım kesimine yapılan desteklerin en aza indirilmesi, tarımdan diğer sektörlere sürekli kaynak akışına neden olmuştur (Kutlu ve ark, 2003). Baz yıl olarak 1987 dikkate alındığında, iç ticaret hadleri 1984-1987 yılları arasında 100’ün üzerinde gerçekleşse de 1984 yılından 1987 yılına kadar %12,69’luk bir azalma göstermiştir. 1988 yılında ise %79,33 oranına kadar gerileme meydana gelmiştir. 1988-1993 yılları arasında tarıma yönelik destekleme politikaları canlanmış, %21 oranında tarım lehine bir düzelme meydana gelmiştir. M.UZUNÖZ, Y.AKÇAY, K.ESENGUN 1984-1988 yılları arasında tarım sektöründen sanayi sektörüne fiyat hareketler yoluyla kaynak transferi yapıldığı söylenebilir. 1994 krizi nedeniyle tarımın girdi fiyatları yaklaşık %14,00 oranında aşınmış ve iç ticaret hadleri %86,60’a gerilemiştir. 1995-1998 yılları arasında iç ticaret hadlerinde %18,28’lik bir düzelme meydana gerçekleşmiştir. 1999 yılında iç ticaret hadleri %107,26’a gerilemiş (aynı zamanda GSMH tarihin en büyük gerilemelerinden birisi yaşanmış, tarım sektörü katma değerinde de benzer bir gelişme olmuş ve tarımsal gelirler %4,6 oranında azalmıştır. Bu azalma çiftçilik ve hayvancılık alt sektöründe %4,8 oranındadır. Ancak hayvancılık kesiminde %4,2 büyüme gerçekleşmiştir (Anonim, 2003a; Anonim, 2002b) ve 2000 yılında sanayi fiyatları %56,1; 2001 yılında %66,7 oranında artmasına rağmen, tarım ürünleri fiyatları 2000’de %38,0; 2001’de %42,3 oranında artmış ve çiftçiler reel gelir kaybına uğramışlardır. Dolayısıyla şubat krizinin de etkisi ile (Anonim, 2001) 2001 yılında iç ticaret hadleri %76,35’e gerilemiştir. 3.1.2. Çiftçinin Eline Geçen Fiyatlar Endeksine Göre Net Değişim Ticaret Hadleri İnek sütü için çiftçinin eline geçen fiyatlar endeksi ve net değişim ticaret hadleri çizelge 2’de verilmiştir. Endeksin ilk ve son yılına bakılarak 2001 yılında 1984 yılına göre 3611,5 kat artış görülmektedir. Diğer yandan yıllık ortalama artış hızını belirlemek için seriye uygulanan trend denklemi şu şekildedir. Yçefe = 2137,96*1,294t (r= %264,73) Δt= 6 ay 1992=1 Yndth = 112,20*1,005t (r= %173,19) Δt= 6 ay 1992=1 Sütün net değişim ticaret hadlerinde yıllık ortalama artış hızı %1 ile oldukça düşük değerdedir. Fiyatlardaki ortalama artış hızı ise %173,19 olarak gerçekleşmiştir. İnek sütü açısından hesaplanan net değişim ticaret hadleri çiftçinin eline geçen fiyat endeksinin sanayi fiyat endeksine oranlanması sonucu elde edilmiştir. 1985 yılında %116,62 olan süt için iç ticaret hadleri 1990 yılına kadar düşüşe geçerek süt üreticileri aleyhine bir seyir izlemiştir. 1990 yılında 119,80 olan iç ticaret hadleri 1993 yılında %126,55 oranına ulaşmış bu dönemde süt üreticisi lehine bir durum ortaya çıkmıştır. 1994 yılı krizi nedeniyle %20’lik bir düşüşle 108,00 değerine ulaşan iç ticaret hadleri 1998 yılında %144,78 gibi oldukça yüksek bir değere ulaşmıştır. Ancak 1999 yılı itibariyle düşüşe geçmiş ve şubat 2001 krizinin de etkisiyle 2001 yılında %95,28’e gerilemiştir. Çizelge 2. Çiftçinin Eline Geçen Fiyatlar Endeksi ve Net Değişim Ticaret Hadleri (%) Yıllar 1984 1985 1986 1987 1988 1989 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 Çiftçinin Eline Geçen Fiyatlar (TL/kg) 82 135 158 205 341 566 1058 1673 2802 4340 8497 16661 28298 51110 107632 166573 221610 296144 Çiftçinin Eline Geçen Fiyatlar Endeksi (1987=100) 40,00 65,85 77,07 100,00 166,34 276,10 516,10 816,10 1366,83 2117,07 4144,88 8127,32 13803,90 24931,71 52503,41 81255,12 108102,40 144460,49 Net Değişim Ticaret hadleri (%)(*) 100,55 116,62 102,94 100,00 91,65 94,13 119,80 121,97 127,93 126,55 108,00 115,44 114,24 113,01 144,78 141,63 119,15 95,28 (*) Çiftçinin eline geçen fiyatların sanayi fiyat endeksine bölünmesi suretiyle elde edilmiştir. Kaynak: Anonim, Çeşitli Yıllar a, Türkiye İstatistik Yıllığı, DİE Yayınları, Ankara. Anonim, 2003b. DİE. Tarımsal Yapı 2001 (Üretim, Fiyat, Değer), DİE Yayınları Yayın No: 2758, ISBN 975-19-3332-3, Ankara. 45 Türkiye’de Süt Üretiminde İç Ticaret Hadleri ve Risk Analizleri 3.2. Gelir Ticaret Hadleri Tarımsal ürünlerin net değişim ticaret hadlerinde tarım kesiminin sattığı ürünler hacmine yer verilmemektedir. Oysa, fiyat değişmeleri sonucunda tarım kesiminin elde ettiği toplam kazanç veya uğradığı toplam kayıp sattığı ürünler hacmine bağlıdır (Kip, 1981). Çizelge 3’de gelir ticaret hadleri, pazarlanan miktar endeksine ilişkin değerler verilmiştir. Çizelgeden de görülebileceği gibi 1985’de 112,07 olan gelir ticaret hadleri yaklaşık %20 oranında düşerek 1989’da %92,54’e gerilemiştir. Ancak 1990 yılından itibaren hafif dalgalanmalarla birlikte sürekli süt üreticisi lehine olan gelir ticaret hadleri 1998’de %157,66 ile en yüksek değere ulaşmış ancak daha sonra önemli bir düşüşle (şubat 2001 krizi etkisiyle) 2001 yılında %99,73’e gerilemiştir Çizelge 3. Pazarlanan Miktar Endeksi (1987=100) ve Gelir Ticaret Hadleri (%) Süt Üretimi Pazarlanan Miktarlar Pazarlanan Miktar Gelir Ticaret Yıllar (Bin Ton) (Bin Ton) (*) Endeksi (1987=100) Hadleri (%)(**) 1984 7768 1475,92 95,78 96,31 1985 7794 1480,86 96,10 112,07 1986 8134 1545,46 100,29 103,24 1987 8110 1540,90 100,00 100,00 1988 8156 1549,64 100,57 92,17 1989 7973 1514,87 98,31 92,54 1990 7961 1512,59 98,16 117,59 1991 8617 1637,23 106,25 129,59 1992 8715 1655,85 107,46 137,47 1993 8904 1691,76 109,79 138,94 1994 9129 1734,51 112,56 121,56 1995 9275 1762,25 114,36 132,02 1996 9466 1798,54 116,72 133,34 1997 8914 1693,66 109,91 124,21 1998 8832 1678,08 108,90 157,66 1999 8965 1703,35 110,54 156,56 2000 8732 1659,08 107,67 128,29 2001 8489 1612,91 104,67 99,73 (*)Süt üretim miktarı ile pazarlama oranı (%19) (Anonim, Çeşitli Yıllar b) çarpımı sonucu elde edilmiştir. (**)Pazarlanan miktar endeksi ile net değişim ticaret hadlerinin çarpımı suretiyle elde edilmiştir. Kaynak: Anonim, 2002a. DİE. Tarım İstatistikleri Özeti (1981-2000), DİE Yayınları Yayın No: 2527, ISBN 975-19-2984-9, Ankara. 3.3. Süte İlişkin Risk Analizi Herhangi bir ürünün verim, fiyat ve gelirindeki dalgalanmalar (tesadüfi ve öngörülemeyen değişim) üretici açısından iki şekilde ele alınmaktadır. Birincisi uzun dönem ortalamalarından herhangi bir sapmayı tesadüfi olarak kabul etmeleri ki, esas olarak bu yaklaşım bilgisizlik durumunu yansıtmaktadır. İkincisi, üreticilerin, teknolojik gelişmeler, fiyat değişmeleri gibi bazı teknik ve ekonomik faktörlerin farkında olup, ürünün verim ve fiyatında ortaya çıkan tesadüfi değişmeyi uzun dönem ortalamasından bir sapma değil, verim ve fiyat trendlerinden bir sapma olarak düşünmeleri şeklindedir (Akçay, 1999). Üreticinin geleceğe yönelik yapacağı yatırım ve vereceği kararlarda karşılaştığı 46 dalgalanmalar içerisinde verim, fiyat ve gelirdeki dalgalanmalar en önemlileridir. Verim ve fiyat dalgalanmaları, üreticilerin ürün seçimindeki tercih ve kararları üzerinde önemli bir etkiye sahip olmaktadır. Şiddetli verim ve fiyat dalgalanmalarının olduğu durumlarda üreticinin üretim fonksiyonu hakkında önceden bilgi sahibi olmasına imkan bırakmamakta ve üretici önemli bir risk ile karşı karşıya kalmaktadır. Verim ve fiyat dalgalanmalarının etkileşimi sonucu ortaya çıkan brüt gelir dalgalanmaları, verim ve fiyat dalgalanmalarından daha önemli olmaktadır Çünkü üreticilerin gelirlerinde meydana gelen aşırı sapmalar, üretici ve ailesini zor durumda bırakacak ve geleceğe yönelik etkin kararlar almasını engelleyebilecektir (Sayılı ve Uzunöz, 1998). M.UZUNÖZ, Y.AKÇAY, K.ESENGUN Süt üretimine ait verim, fiyat ve brüt gelir serileri için hesaplanan değişim ve tesadüfi değişim ölçüleri çizelge 4’de verilmiştir. Standart sapma ve değişim katsayıları, üreticinin verimindeki dalgalanmaların tamamını önceden görülemeyen veya tesadüfi olarak nitelediği varsayımı altında hesaplanmıştır. Çizelgeden de görülebileceği gibi verime ilişkin değişim katsayısı (%9,70), tesadüfi değişim katsayısından (%2,58) yüksek olmakla birlikte değişim katsayısı düşük değerde gerçekleşmiştir. Tersine bu katsayının yüksek değerlerde olması ve değişmelerin hangi yönde olacağının bilinmediği bir durumun tekrarı, üreticiyi ileriye yönelik yapacağı üretim planlarında çok zor duruma sokacak ve belki de üretimden vazgeçmeye zorlayacaktır (Dilmen, 1984). Çizelge 4. Verim, Reel Fiyat ve Brüt Gelir Serilerine İlişkin Değişim ve Tesadüfi Değişim Ölçüleri (1984-2001) Seri Verim Reel Fiyat Brüt Gelir Verim Reel Fiyat Brüt Gelir Standart Sapma (S) 0,1417 27,34 63,2 Değişim Katsayısı (DK) Ortalaması ( y i ) (%) 0,03752469 1,46 9,70 24,92 230,17 11,89 40,4496 349,10 18,10 Serileri En İyi Temsil Eden Trend Denklemleri Y= 1,455*1,00878 t Y= 232,27*1,005 t Y= 338,05*1,01424 t Trendin Standart Sapması (Sy) 1984-2001 Dönemi Teknolojik ve ekonomik olaylardan haberdar olan üretici için dalgalanmaların şiddetinin yüksek olmaması gerekmektedir. Nitekim süt üretimi için tesadüfi değişim katsayısı, değişim katsayısından daha düşük hesaplanmıştır. Bu durum üreticilerin bazı olaylar (ekonomik ve teknik) hakkında bilgi sahibi olmaları durumunda riske katlanabileceklerini göstermektedir. Reel fiyat serisi için hesaplanan değişim katsayısı (%11,89), tesadüfi değişim katsayısından (%10,83) daha yüksek bulunmuştur. Bu durum süt için uzun dönem fiyatlarının takip ettiği trendin üretici tarafından bilinmesi halinde, önceden görülmeyen tesadüfi dalgalanmaların yüksek olacağını göstermektedir. Reel fiyat serisinde değişim katsayısının verim serisi değişim katsayısından yüksek olması, üründeki riskin verim dalgalanmalarından çok fiyat dalgalanmalarından ileri geldiğini göstermektedir. Ayrıca bu katsayıların yüksek düzeyde olmaması bu ürünün destekleme kapsamında olması ile açıklanabilir. Bilindiği gibi Türkiye’de son yıllarda dikkate alınan iki alternatif sütçülük destekleme politikası bulunmaktadır. Süt teşvik primi ve hedef fiyat/fark ödemesi politikalarıdır. Süt teşvik primi uygulamaları 1987 yılında başlamış ve bu Tesadüfi Değişim Katsayısı (TDK) (%) 2,58 10,83 11,59 kapsamda üreticilere ürettikleri sütün kg’ı başına fiyat teşviği yoluyla sabit ödeme yapılmaktadır. Fark ödemesinde ise üreticiye hedef fiyat ile piyasa fiyatı arasında oluşan fark devlet tarafından ödenmektedir. Her iki politika uygulamasının da Türkiye’nin süt üretimi üzerindeki etkileri sınırlı kalmıştır. Örneğin 1990’lı yılların ikinci yarısında teşvik primindeki artışlar süt fiyatlarındaki artıştan daha az gerçekleşmiştir (Yavuz ve ark, 2004). Dolayısıyla süt teşvik primi ödemelerinde bu iki unsur arasındaki dengenin gözetilmesine ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. Destekleme politikalarının çoğu zaman yeterince ve amacına uygun bir şekilde uygulanamaması, süreklilik göstermemesi gibi nedenler bu politikaların etkinliğini azaltmaktadır. Uzun dönemli yapısal politikalar yerine, kısa dönemli destekleme politikalarının öne çıkarılmasının bununla ilgili problemlerin çözümünü engellediği ifade edilmektedir (Kutlu ve ark, 2003). Brüt gelir için hesaplanan değişim katsayısı (%18,10), tesadüfi değişim katsayısından (%11,59) daha yüksektir. Süt üretimi için brüt gelir riskinin büyük oranda fiyat dalgalanmalarından kaynaklandığı söylenebilir. Süt üretiminin mevsimlere hatta aylara göre değişmesi fiyatı da etkilemektedir. Ayrıca depolama, taşıma, işleme tesisleri, girdiler, pazarlama gibi nedenlerle fiyat etkilenmekte, 47 Türkiye’de Süt Üretiminde İç Ticaret Hadleri ve Risk Analizleri bazı bölgelerde üretim artışları meydana gelmekte, üreticiler sütlerini, buldukları fiyattan satma zorunluluğu ile karşı karşıya kalmaktadır. Üreticilerin komisyoncu, tüccar gibi kişilere önceden borçlanmaları, depolama, muhafaza güçlükleri de sütün değer fiyatını bulmadan satılmasını zorlamakta, fiyat dalgalanmalarına neden olmaktadır (Anonim, 2002b). 4. Sonuç Bu çalışmada Türkiye’de süt üretimde 19842001 dönemi itibariyle iç ticaret hadleri ve risk analizleri incelenmiştir. Ortaya çıkan bulgular dikkate alındığında, ele alınan dönem itibariyle iç ticaret hadleri tarım lehinde bir seyir izlese de, genel olarak süt üreticisinin reel gelirinde bir azalma olduğunu söylemek mümkündür. Tarım kesimi için çiftçinin eline geçen fiyatlar endeksine göre iç ticaret hadleri incelendiğinde, çiftçilerin fiyatlardaki değişmelerden süt üreticilerine göre daha fazla etkilendiği söylenebilir. Son yıllarda Kaynaklar Akçay, Y., 1999. “Türkiye’de Sert Kabuklu Meyvelerde Verim, Fiyat ve Gelir Üzerine Belirsizlik Analizleri (1978-1997)”, Üçüncü Sektör Kooperatifçilik Dergisi, Sayı: 125, ISSN 1300-1469, Ankara. Akçay, Y., K. Esengün, H. Kızılaslan, M. Uzunöz, 2000.” Türkiye’de Önemli Bazı Tarla Ürünlerinde İç Ticaret Hadleri ve Belirsizlik Analizleri (1978-1998)”, Türkiye IV. Tarım Ekonomisi Kongresi, Tekirdağ. Akkaya, Ş., M.V. Pazarlıoğlu, 1995. Ekonometri I, Gözden Geçirilmiş 3. Baskı, Berk Masa Üstü Yayıncılık, İzmir. Anonim, Çeşitli Yıllar a. DİE. Türkiye İstatistik Yıllığı, DİE Yayınları, Ankara. Anonim, Çeşitli Yıllar b. DİE. Tarımsal Yapı ve Üretim, DİE Yayınları, Ankara. Anonim, 1996. DİE. İstatistik Göstergeler (1923-1995), DİE Yayınları Yayın No: 1883, ISBN 975-19-1396-9, Ankara. Anonim, 2001. TUSİAD. Türkiye Ekonomisi 2001, TÜSİAD Yayınları No: TÜSİAD – T 2001-12-316, Aralık 2001, İstanbul. Anonim, 2002a. DİE. Tarım İstatistikleri Özeti (1981-2000), DİE Yayınları Yayın No: 2527, ISBN 975-19-2984-9, Ankara. Anonim, 2002b. TZOB. Zirai ve İktisadi Rapor 1999-2000, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yayın No: 204, Ankara. Anonim, 2003a. DİE. die.gov.tr, (Ekonomik ve Sosyal Göstergeler). Anonim, 2003b. DİE. Tarımsal Yapı 2001 (Üretim, Fiyat, Değer), DİE Yayınları Yayın No: 2758, ISBN 975-193332-3, Ankara. Cillov, H., 1984. İstatistik Metodları, İstanbul Üniversitesi Yayınları No: 3235, İktisat Fakültesi Yayın No: 501, Gür-Ay Matbaası, İstanbul. Çolakoğlu, 1986. Türkiye’de İç Ticaret Hadleri, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ekonometri Bölümü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara. 48 hem net değişim ticaret hadlerinin hem de gelir ticaret hadlerinin düşme eğilimine girmesinin süt üreticilerinin reel gelirlerinde de bir gerileme yaşamalarına neden olduğu ifade edilebilir. Hayvan başına süt veriminin azlığı, kesif yem fiyatlarının yüksekliği hayvan beslemede meraların ve kaba yemlerin yeterince kullanılmaması vb. faktörler süt maliyetlerini yükseltmektedir. Süte uygulanan teşvik primi uygulamalarının yeniden gözden geçirilmesi (özellikle ödenen primlerin düzeyinin artırılması) ve ödemelerinin düzenli olarak yapılmasının, süt üretimini artıracağı ifade edilebilir. Bu tür nakdi ödemelerin amacına ve gerçek kişilere ulaştırılması sağlanabilmelidir. Süt üreticisi için olumlu gelişmelerin sağlanabilmesi için, ürün ve girdi fiyatları arasındaki dengeyi koruyabilecek politikaların etkin bir şekilde uygulanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Dilmen, B., 1984. “Tarımsal Ürünlerde Belirsizliğin Etkileri: Gaziantep İlinde Yetiştirilen Bazı Ürünlerin Belirsizlik Analizleri”, MPM Verimlilik Dergisi, Cilt:13, Sayı:2, Ankara. Eraktan, G., 1988. Tarım Politikası II, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları: 1038, Ders Kitabı: 301, Ankara. Güçlü, S., M. Bilen, 1995. “1980 Sonrası Dönemde Gelir Dağılımında Meydana gelen Değişmeler”, Yeni Türkiye Dergisi Sayı:6, Eylül-Ekim,1995, ss 160-171, İstanbul. Kip, E., 1975. “Türkiye ve Kuzeydoğu Anadolu Tarımında Belirsizlik ve Ekonomik Etkileri, Atatürk Üniversitesi Yayın No: 397 Erzurum Kip, E., 1981. Tarımsal Ürünlerde İç Ticaret Hadleri, Atatürk Üniversitesi Yayınları Yayın No. 580, Ziraat Fakültesi Yayınları No: 263, Araştırma Serisi No: 174, Atatürk Üniversitesi Basımevi, Erzurum. Korum, U., 1981. İstatistiğe Giriş, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayın No: 483, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara. Kutlu, H.R., A. Gül ve M. Görgülü, 2003. Türkiye Hayvancılığı; Hedef 2023 – Sorunlar, Çözüm Yolları ve Politika Arayışları, Adana. Mazgirt, İ., Y. Uysal, 1996. “Sektörel Fiyat Hareketleri ve İç Ticaret Hadlerinin Gelişimi”, Türkiye II. Tarım Ekonomisi Kongresi, Ayrı Basım, Adana. Sayılı, M., M. Uzunöz, 1998. “Türkiye’de Önemli Tarla Ürünlerinde Risk Analizleri ve Belirsizliğe Karşı Alınacak Önlemler”, Türkiye 3. Tarım Ekonomisi Kongresi, 7-9 Ekim, T.C. Ziraat Bankası Kültür Yayın No: 35, Ankara. Tanör, B. ve Ark., 1995. Türkiye Tarihi 5: Bugünkü Türkiye 1980-1995, Cem Yayınevi, İstanbul. Yavuz, F., S. Tan ve C.R. Zulauf, 2004. “Regional Impacts of Alternative Price Policies for Turkey’s Dairy Sector”, Turkish Journal of Veterinary and Animal Science, Volume: 28, Issue:3, p: 537-543, Ankara. M.YILMAZ, O.TEKELİOĞLU, S.YILDIRIM, M.ÇETİN Physical Principles of Vibration and Measurement Techniques 1 2 Mehmet Yılmaz1 Oğuz Tekelioğlu2 Saadettin Yıldırım2 Mustafa Çetin2 Celal Bayar University, Faculty of Engineering, Department of Mechanical Engineering, Manisa, Turkey Gaziosmanpasa University, Faculty of Agriculture, Department of Agricultural Engineering, Tokat, Turkey Abstract: On the fresh fruit transportation, excessive vibration may cause severe damage on fruits. To determine effect of vibration on the quality of fruits, vibration mechanism should be carefully analysed on transports. In the analysis of vibration phenomenon, which occurs during fresh fruits transportation, knowing the physical principles of vibration and selecting the most proper sensors to measure and understand vibration characteristics are very important. This paper investigates the physical principles of vibration and introduces most widely used vibration detection sensors/techniques for vibration measurements on the fresh fruits transportation. Key words: physics of vibration, vibration measurement techniques Titreşimin Fiziksel Prensipleri ve Ölçme Teknikleri Özet: Taze meyve taşımacılığında, aşırı titreşim meyve üzerinde ciddi hasara neden olabilir. Meyvelerin kalitesi üzerinde titreşimin etkisini belirlemek için taze meyve taşıyan araçlar üzerinde titreşim mekanizması dikkatlice incelenmelidir. Taze meyve taşımacılığı esnasında oluşan titreşim olayında titreşimin fiziksel prensiplerinin bilinmesi ve titreşimin özelliklerinin ölçülmesi ve anlaşılması için en uygun sensörün seçimi çok önemlidir. Bu makale titreşimin fiziksel özelliklerini inceler ve taze meyve taşımacılığında en yaygın olarak kullanılan titreşim ölçme sensörlerini/ tekniklerini tanıtır. Anahtar Kelimeler: titreşimin fiziği, titreşim ölçme teknikleri 1. Introduction Mechanical vibration is dynamic phenomena, i.e. their intensity varies with time. When the track is stationary and engine is started, vibration usually occurs because of the dynamic effects of manufacturing tolerances, rolling and rubbing contact between machine parts and out-of-balance forces in rotating and reciprocating members. When the track, which carries fresh fruits is mobile extra vibrations may involve to the vibrations phenomena due to road conditions. Although most of roads conditions of Turkey are suitable for fruits transportation, some road conditions are not well qualified. Fruits are damaged during transportation from agricultural production areas to other areas. In practice, it is very difficult to avoid vibration during fresh fruits transportation due to road conditions. Therefore, to know the level of damage on fruits due to road conditions, vibration and shock measurements should be carried out by suitable sensors/transducers. Accelerometer transducers are used almost all vibration measurements. In market, there are many kinds of option on accelerometer transducers. To measure real vibration and shock effect on road conditions, the most suitable sensor/transducer should be selected. In this paper, most widely used vibration detection sensors are introduced for vibration measurements on the fresh fruits transportation. 2. Theory of vibration Vibration is an oscillatory motion. A body is said to vibrate when it describes an oscillating motion about a reference position. Motion is a vector quantity, exhibiting a direction as well as a magnitude. By definition, the motion is not constant but alternately greater and less than some average values. The extent of the oscillation determines the magnitude of the vibration and the repetition rate of the cycles of oscillation determines the frequency of vibration (Griffin 1994). 2.1. Periodic Vibration Oscillatory motion may repeat itself regularly. When the motion is repeated in equal intervals of time T, it is called periodic motion. The repetition time t is called the period of the oscillation, and its reciprocal, f 1 , is called frequency. T 73 Physical Principles of Vibration and Measurement Techiques 2.2. Spring-Mass System Most vibratory responses of structures can be modelled as single-degree-of-freedom spring mass systems, and many vibration sensors use a spring mass system as the mechanical part of their transduction mechanism. In addition to physical dimensions, a spring mass system can be characterised by the stiffness of the spring, K, and the mass, M, or weight, W, of the mass. These characteristics determine not only the static behaviour (static deflection, d) of the structure, but also its dynamic characteristics. If g is the acceleration of gravity (Wilson 1999): F M .A 2.5. Forced Vibration Forced vibration is the case when energy is continuously added to the spring mass system by applying oscillatory force at some forcing frequency, ff. Two examples are continuously pushing a child on a swing and an unbalanced rotating machine element. If enough energy to overcome the damping is applied, the motion will continue as long as the excitation continues. Forced vibration may take the form of self-excited or externally excited vibration. Self-excited vibration occurs when the excitation force is generated in or on the suspended mass; externally excited vibration occurs when the excitation force is applied to the spring. This is the case, for example, when the base to which the spring is attached is moving. W M .g F W K d d d F W M .g K K K 2.3. Dynamics of a Spring Mass System The dynamics of a spring mass system can be expressed by the system's behaviour in free vibration and/or in forced vibration. 2.4. Free Vibration Free vibration is the case where the spring is freely deflected and then released and allowed to vibrate. Examples include a diving board, a bungee jumper, and a pendulum or swing deflected and left to freely oscillate. Two characteristic behaviours of the system should be noted. First, damping in the system causes the amplitude of the oscillations to decrease over time. The greater the damping, the faster the amplitude decreases. Second, the frequency or period of the oscillation is independent of the magnitude of the original deflection (as long as elastic limits are not exceeded). The naturally occurring frequency of the free oscillations is called the natural frequency, fn: fn 1 K 2 M 78 1 12 K .g W 2 1 2 (1) 2.6. Displacement, Velocity, and Acceleration The simplest form of periodic vibration is the so-called harmonic motion which when plotted as a function of time, is represented by a sinusoidal curve (Broch 1980). Since vibration is defined as oscillatory motion, it involves a change of position, or displacement (Figure 1). Velocity is defined as the time rate of change of displacement; acceleration is the time rate of change of velocity. 2.7. Sinusoidal Motion Equation The single-degree-of-freedom spring mass system, in forced vibration, maintained at a constant displacement amplitude, exhibits simple harmonic motion, or sinusoidal motion. If the vibration has the form of pure translational oscillation along one axis only, the instantaneous displacement of the particle (or body) from the reference position can be mathematically described by means of the equation: t X sin 2 . f .t T X sin .t (2) where 2f angular velocity x X sin 2 X = peak displacement, f = frequency, x = instantaneous displacement, t = time M.YILMAZ, O.TEKELİOĞLU, S.YILDIRIM, M.ÇETİN Figure 1. Phase relationships among displacement, velocity, and acceleration As the velocity of moving particle body) is the time rate of change displacement, which is the derivative of time function of displacement, the motion also be described in terms of velocity. instantaneous velocity, v: v (or of the can For V . f .D where: V = peak velocity The acceleration (a) of the motion is the time rate of change of velocity, the derivative of the velocity expression: dx dt X cos .t 2 . f . X cos 2 . f .t (5) (3) Since vibratory displacement is most often measured in terms of peak-to-peak, double amplitude, displacement D = 2X: (4) v . f .D cos 2 . f .t If we limit our interest to the peak amplitudes and ignore the time variation and phase relationships: a dv d 2 x dt dt 2 2 . X sin .t 4 2 . f 2 . X sin 2 . f .t (6) and A 2 2 . f 2 .D (7) 73 Physical Principles of Vibration and Measurement Techiques where: A= peak acceleration It can be shown that: V . f .D Even though this quantity takes into account the time history of the vibration over one period (T) it has been found to be of limited practical interest. A much more useful descriptive quantity which also takes the time history into accounts, is the RMS (root mean square) value (Figure 2): A 2 2 . f 2 .D X RMS V D . f D A 2 . f 2 2 It can be seen that the form and period of vibration remain the same whether it is the displacement, the velocity or the acceleration that is being studied. However, the velocity leads the displacement by a phase angle of 90 (/2) and the acceleration again leads the velocity by a phase angle of 90 (/2). It can also be seen that low-frequency motion is likely to exhibit low-amplitude accelerations even though displacement may be large. A further descriptive quantity, which does take the time history into account, is the average absolute value, (Figure 2) defined as (Broch 1980), X Average 1 T x dt T 0 1 T 2 x t dt T 0 The major reason for the importance of the RMS-value as a descriptive quantity is its simple relationship to the power content of the vibrations. For a pure harmonic motion the relationship between the various values is: X RMS 1 X Average X peak 2 2 2 A more general form of these relationships may be given by: X RMS F f . X Average Ff X RMS X Average 1 . X peak Fc X peak Fc X RMS (9) The factors Ff and Fc are called “Form-factor” and “crest-factor”, respectively, and give some indication of the vibrations being studied. Figure 2. Example of harmonic vibration signal with indication of the peak, the RMS and the average absolute value 78 (8) M.YILMAZ, O.TEKELİOĞLU, S.YILDIRIM, M.ÇETİN 3. Measurement Techniques 3.1. Measuring Vibratory Acceleration The types of sensor used to measure acceleration, shock, or tilt include electromechanical servo, piezoelectric, bulk micro-machined piezo-resistive, capacitive, and surface micro-machined capacitive. Each has distinct characteristics in output signal, development cost, and type of operating environment in which it best functions. Transducers designed to measure vibratory acceleration are called accelerometers. Accelerometers (acceleration sensors) are available in a wide variety of sizes, shapes, and performance characteristics. Despite the different electromechanical transduction mechanisms, all use a variation of the spring mass system, and are classified as seismic transducers. 3.1.1. Seismic Accelerometer Principle The basic physical principle behind MassSpring system accelerometers used for measuring acceleration is that of a simple mass spring system (Figure 3). Figure 3. Mass-Spring system used for measuring acceleration Springs (within their linear region) are governed by a physical principle known as Hooke's law. Hooke's law states that a spring will exhibit a restoring force, which is proportional to the amount it has been stretched or compressed. Specifically, F=kx, where k is the constant of proportionality between displacement (x) and force (F). The other important physical principle is that of Newton's second law of motion which states that a force operating on a mass which is accelerated will exhibit a force with a magnitude F=ma. Figure 3 shows a mass connected to a spring. If this system undergoes acceleration, then by Newton's law, there will be a resultant force equal to ma. This force causes the mass to either compress or expand the spring under the constraint that F=ma=kx. Hence an acceleration a will cause the mass to be displaced by x m.a or k alternatively, if we observe a displacement of x, we know that the mass has undergone an acceleration of a k .x . In this way we have turned the m problem of measuring acceleration into one of measuring the displacement of a mass connected to a spring. 3.2. Accelerometer Types The most common seismic transducers for shock and vibration measurements are: Piezoelectric (PE); high-impedance output Integral electronics piezoelectric (IEPE); low-impedance output Piezoresistive (PR); silicon strain gauge sensor Variable capacitance (VC); low-level, low-frequency Servo force balance 3.2.1. Piezoelectric (PE) These sensors use the piezoelectric effects of the sensing element to produce a charge output. Specifically, when a pressure (piezo means pressure in Greek) is applied to a polarised crystal, the resulting mechanical deformation results in an electrical charge. Because a PE sensor does not require an external power source for operation, it is considered self-generating. The "spring" sensing elements provide a given number of electrons proportional to the amount of applied stress. If a sufficient force is applied to the piezoelectric crystal, a deformation will take place. This deformation disrupts the orientation of the electrical dipoles and creates a situation in which the charge is not completely cancelled (Figure 4). This results in a temporary excess of surface charge, which subsequently is manifested as a voltage, which is developed across the crystal. 79 Physical Principles of Vibration and Measurement Techiques is generally more fragile and has limited bandwidth (Bruel & Kjaer 1982). Piezoelectric measuring devices are widely used today in the laboratory, on the production floor, and as original equipment for measuring and recording dynamic changes in mechanical variables including shock and vibration. Figure 4. A sensor based on the piezoelectric effect Figure 4 shows a common method of using a piezoelectric crystal to make a force sensor. Two metal plates are used to sandwich the crystal making a capacitor. As mentioned previously, an external force cause a deformation of the crystal results in a charge, which is a function of the applied force. In its operating region, a greater force will result in more surface charge. This charge results in a voltage , where is the charge resulting from a force f, and C is the capacitance of the device. In the manner described above, piezoelectric crystals act as transducers, which turn force, or mechanical stress into electrical charge, which in turn can be converted into a voltage. A common unit of charge from a PE accelerometer is the picocoulomb. Because they are self-generating, PE transducers cannot be used to measure steadystate accelerations or force, which would put a fixed amount of energy into the crystal (a oneway squeeze) and therefore a fixed number of electrons at the electrodes. Conventional voltage measurement would give electrons away. Energy would be drained and the output would decay, despite the constant input acceleration (Endevco TP No. 293) Most PE transducers are extremely rugged. The most common types of this transducer are compression and shear designs. Shear design offers better isolation from environmental effects such as thermal transient and base strain, and is generally more expensive. Beam-type design, a variation of the compression design, is also quite popular due to its lower manufacturing cost. But beam design 78 3.2.2. Integral Electronics Piezoelectric (IEPE) Many piezoelectric accelerometer transducers include integral miniature hybrid amplifiers, which, among their other advantages, do not need noise-treated cable. Most require an external constant current power source. Both the input supply current and output signal are carried over the same two-wire cable. The low-impedance output of the IEPE design (Figure 5) provides relative immunity to the effects of poor cable insulation resistance, and stray signal pickup (PCB Piezotronics 1985). Figure 5. This IEPE accelerometer has an inverted compression seismic system and an electronic module in the connector. Output-to-weight ratio of IEPE is higher than with PE transducers. The sensitivity of IEPE accelerometer transducers, in contrast to PR, is not significantly affected by supply changes. Instead, dynamic range, the total possible swing of the output voltage, is affected by bias and compliance voltages. Only with large variations in current supply would there be problems with frequency response when driving high-capacitance loads (Endevco, 1995). M.YILMAZ, O.TEKELİOĞLU, S.YILDIRIM, M.ÇETİN A disadvantage of built-in electronics is that it generally limits the transducer to a narrower temperature range. In comparison with an identical transducer design that does not have internal electronics, the highimpedance version will always have a higher mean time between failures rating (Wilson 1999). 3.2.3. Piezoresistive A PR accelerometer (Figure 6) is a Wheatstone bridge of resistors incorporating one or more legs that change value when strained. A piezoresistive material's resistance value decreases when it is subjected to a compressive force and increases when a tensile force is applied. reverse side of the glass, a seismic mass is fabricated at the centre of the sensor die. This mass behaves like a pendulum, responding to acceleration and causing deflection of the diaphragm. Anodic bonding attaches the silicon third layer to the glass second layer. This final silicon layer limits the travel of the seismic mass, preventing the sensor diaphragm from being damaged by excessive acceleration and serving as a base to which the unit is attached (Wu and Ko. 1989). Most PR sensors use two or four active elements. Voltage output of a two-arm, or halfbridge, sensor is half that of a four-arm, or full bridge. The response of strain gauges with higher gauge factors is dominated by the piezoresistive effect, which is the change of resistivity with strain (Endevco 1978, Entran 1987). 3.2.4. Capacitance Technique Capacitors are electrical components which store charge. A simple capacitors is formed by placing two metal plates in parallel with each other as shown in Figure 7. The amount of capacitance that a device such as this would exhibit is given by , where k is a property of the material between the two plates. Using this, if one knew k and could measure capacitance, they would be able to determine , the spacing between the plates. Figure 7. A simple capacitor Figure 6. The 3-axis silicon piezoresistive accelerometer is shown from the top (a) and in a cross-sectional view (b). On the surface of the first layer of silicon, three sets of Wheatstone bridges are separately formed for use as detection circuits. Each circuit consists of four piezoresistors made by the semiconductor planar process. On the reverse side is a thin silicon diaphragm fabricated by anisotropic etching. The glass layer is anodically bonded to the diaphragm side of the first layer. By dicing from the Variable Capacitance: VC transducers are usually designed as parallel-plate air gap capacitors in which motion is perpendicular to the plates. In some designs the plate is cantilevered from one edge, so motion is actually rotation; other plates are supported around the periphery, as in a trampoline. Changes in capacitance of the VC elements due to acceleration are sensed by a pair of current detectors that convert the changes into voltage output (Wilson 1999). In a VC accelerometer, a high-frequency oscillator provides the necessary excitation for the VC 79 Physical Principles of Vibration and Measurement Techiques elements. Changes in capacitance are sensed by the current detector. Output voltage is proportional to capacitance changes, and, therefore, to acceleration. (Endevco- TP 296). The sensor of a typical micro-machined VC accelerometer is constructed of three silicon elements bonded together to form a hermetically sealed assembly (Figure 8). drives or rebalances the mass back to the equilibrium position. Servo accelerometer manufacturers suggest that open loop instruments that rely on displacement (i.e., straining of crystals and piezoresistive elements) to produce an output signal often cause non-linearity errors. In closedloop designs, internal displacements are kept extremely small by electrical rebalancing of the proof mass, minimising non-linearity (Wilson 1999). The servomechanism (see Figure 9) was primarily based on electromagnetic principles. Force is usually provided by driving current through coils on the mass in the presence of a magnetic field. In the pendulous servo accelerometer with an electromagnetic rebalancing mechanism, the pendulous mass develops a torque proportional to the product of the proof mass and the applied acceleration. Figure 8. An exploded view of a variable capacitance accelerometer shows its primary elements. Two of the elements are the electrodes of an air dielectric, parallel-plate capacitor. The middle element is chemically etched to form a rigid central mass suspended by thin, flexible fingers. Damping characteristics are controlled by gas flow in the orifices located on the mass. Disadvantages are the cost and size associated with the increased complexity of the onboard conditioning (Wilson 1999). 3.2.5. Servo (Force Balance) Servo accelerometers are used predominantly in inertial guidance systems, some of their performance characteristics make them desirable in certain vibration applications. All the accelerometer types described previously are open-loop devices in which the output due to deflection of the sensing element is read directly. In servo-controlled, or closedloop, accelerometers, the deflection signal is used as feedback in a circuit that physically 78 Figure 9. The servo force balance accelerometer produces an output proportional to the force required to maintain the mass in an equilibrium position. Motion of the mass is detected by the position sensors (typically capacitive sensors), which send an error signal to the servo system. The error signal triggers the servo amplifier to output a feedback current to the torque motor, which develops an opposing torque equal in magnitude to the acceleration-generated torque from the pendulous mass. Output is the applied drive current itself, which, analogous to the deflection in the open-loop transducers, is proportional to the applied force and therefore to the acceleration. Bias stability of these accelerometers depends solely on the characteristics of the sensing element (s), it is the feedback electronics in the closed - M.YILMAZ, O.TEKELİOĞLU, S.YILDIRIM, M.ÇETİN loop design that controls bias stability. In general, they are designed for use in applications with comparatively low acceleration levels and extremely low frequency components (Wilson 1999). 4. Conclusion The sensor/transducer types introduced in this paper have many advantages and disadvantages for any specific purpose use. When the road conditions are considered, most of the selection criteria such as frequency response, acceleration level, noise free signal, robustness, portability and usability are satisfied by piezoelectric sensors for fresh fruits transportation even though some of the other type sensors can be adaptable. For more specific purpose, to select right sensor, attention should be given to sensitivity (mV/g), weight (small size is recommended), shock limit and frequency response characteristics. References Broch, J.T. 1980. Mechanical Vibration and Shock Measurements, Brüel&Kjaer. Bruel & Kjaer, 1982. Measuring Vibration Endevco, TP No. 293. Chu, A., Zero Shift of Piezoelectric accelerometers in Pyroshock Measurements. Endevco, TP No. 296. Link, B., Shock and Vibration Measurement Using Variable Capacitance. Endevco, 1978. Instruction Manual for Endevco Piezoresistive Accelerometers, #121. Endevco, 1995. Isotron Instruction Manual, Endevco IM 31704 Entran, 1987. Entran Accelerometer Instruction and Selection Manual. Entran Devices. Griffin, M.J. 1994. Handbook of Human Vibration, Academic Press. London. PCB Piezotronics, 1985. Introduction to Piezoelectric Sensors. March, PCB Piezotronics, #018. Wilson, J.S. 1999. A Practical Approach to Vibration Detection and Measurement: Part1: Physical Principles and Detection Tech. February, Sensors. Wu, P. and Wen H. Ko., 1989. Sensors and Actuators, Vol. 18:207-215. 79 S.H.MADAKBAŞ, H.KAR, B. KÜÇÜKOMUZLU Çarşamba Ovası’nda Bazı Bodur Taze Fasulye Çeşitlerinin Verimliliklerinin Belirlenmesi Seher Yıldız Madakbaş Hayati Kar Beyhan Küçükomuzlu Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Samsun Özet: Bu çalışma 2002-2003 yıllarında Samsun Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde bölgeye en uygun bodur fasulye çeşitlerini tespit etmek ve performanslarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Deneme tesadüf blokları deneme desenine göre üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. İki yıllık dekara verim ortalamaları 1112.5-2278.7 kg arasında değişmiştir. 2002 yılında en yüksek verim 1847.7 kg/da Sima , 2003 yılında da 2905.3 kg/da ile Gina çeşidinden alınmıştır. İki yıllık bitki boyu ortalama değerleri 50.0-33.5 cm arasında değişmiştir. Her iki yılda da en yüksek bitki boyu 47.3cm ve 52.6 cm ile Gina çeşidinde elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Taze fasulye, Bodur, Verim, Adaptation of Dwarfing Fresh Bean Varieties on Çarşamba Plain Abstract:The study was carried out to determine some suitable fresh bean cultivars for Samsun-Blacksea Agricultural Research Institute in 2002-2003 growing season. The research was designed according to randomized block design with tree replications. Dwarfing fresh bean cultivars were examined according to two year results from point of view fenologic and morfologic characteristics, and there were no showed differences. The average yield of two years varied between 1112.4 and 2278.7 kg/da. The highest yield was obtained from Sima as 1847.7 kg/da in 2002 and Gina as 2905.3 kg/da in 2003 .The average plant lenght of two years varied between 33.5-50.0. Longest was Gina with 47.3 and 52.3 cm in 2002 and 2003 respectively. Key words: Fresh bean, Dwarf, , Yield, 1. Giriş Taze fasulye, insan beslenmesi ve sağlığında önemli yer tutan ve severek tüketilen bir sebzedir. Farklı şekillerde değerlendirilen (taze, konserve, turşu, kurutularak) taze fasulye, genel olarak ülkemizin her yöresinde rahatlıkla yetiştirilmekte, halkın yaş sebze gereksinimini karşılamada önemli bir yer tutmaktadır. Orta Amerika kökenli bir sebze türü olan fasulye dünyada çok geniş bir yayılım alanı bulmuştur. 2003 yılında dünyada taze fasulye üretimi 5.632.050 ton’dur. Bu üretimde Asya ve Avrupa ülkeleri önemli bir paya sahiptir. Dünyada en fazla taze fasulye üreticisi ülke olan Çin’in üretimi yılda ortalama 1.950.000 ton’dur. Türkiye Çin’den sonra 514.000 tonla 2. sırada yer almaktadır (Fao, 2003). Ülkemizde açık alanda taze fasulye yetiştiriciliğinin en yaygın olduğu bölge, Orta Karadeniz Bölgesi’dir. Sırık ve bodur çeşitler açıkta yetiştirilmektedir. Burada üretilen taze fasulye hem aynı bölgede tüketime sunulmakta hem de diğer illere gönderilmektedir. Ülkemizde taze fasulye üretimi iller bazında incelendiğinde Samsun ili yılda ortalama 67.250 ton’luk bir üretim değeriyle en önemli taze fasulye üretim merkezi olarak 1. sırada yer alır (Anonim, 2001). Bu ilimizi sırasıyla Antalya, Hatay, Bursa ve Aydın illeri izlemektedir. Günümüzde taze fasulye yetiştiriciliği artan tüketime bağlı olarak karlı olması nedeniyle büyük önem kazanmıştır. Yetiştiriciler geniş alanlarda işçiliği ve masrafı az olan bodur formlu fasulyeleri tercih etmektedir. Çarşamba Ovası’nda, üreticilerin % 66 ‘sının taze fasulye yetiştiriciliği yaptığı bir anket çalışmasında belirlenmiştir (Üstün ve ark., 1996). Tüketiciler de genelde Ayşe kadın tipi fasulye çeşitlerini tercih etmektedir. Çarşamba İlçesinde, erkenci olarak bodur formlu fasulye çeşitleri ve sırık olarak da Ayşe kadın özelliklerinde fasulye çeşitlerinin üretimde kullanıldığı saptanmıştır (Apan, 1988). Bu çalışmanın amacı bölgede yetiştirilen ticari çeşitlerle bölgemize yeni giren fasulye çeşitlerinin fenolojik ve morfolojik özelliklerini ve verim değerlerini tespit etmektir. 2. Materyal ve Yöntem Araştırmada, 14 bodur taze fasulye çeşidi kullanılmıştır. Bu fasulye çeşitleri; Gina, Karaayşe, Nadide, Romano, Sima, Sazova, 3 Çarşamba Ovası’nda Bazı Bodur Taze Fasulye Çeşitlerinin Verimliliklerinin Belirlenmesi Sarısu, Tina, Volare, Yalova-17, Yalova-5, Gerdan, Çağdaş ve Nassua’ dır. Deneme 2002 ve 2003 yıllarında tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nün Samsun/Gelemen’deki deneme alanında yürütülmüştür. Parsel boyu 5m olan 4’er sıradan oluşmaktadır. Sıra arası 50 cm, sıra üzeri mesafe 20 cm’dir. Tüm fenolojik ve morfolojik gözlem ve ölçümler tesadüfi seçilen 20 bitki üzerinden yapılmıştır. Çalışmada çıkış tarihi, ilk çiçeklenme, % 50 çiçeklenme, ilk hasat ve hasat süresi gibi fenolojik özelliklerle, bakla rengi, kılçıklılık, baklada beneklilik, baklada tohum belirginliği, bakla uç şekli, bakla boyu (cm), bakla eti kalınlığı (mm) , bakla eni (mm), brakte uzunluğu(mm) ve brakte şekli gibi morfolojik özellikleriyle çiçek rengi incelenmiştir (Şehirali, 1971., Anonymous, 1982; Gülümser ve ark., 1998; Güleryüz ve ark., 2003). Verim ve bitki boyu değerleri SAS istatistik analizine tabii tutulmuştur. Deneme yıllarına ait bazı meterolojik veriler Çizelge 1’de verilmiştir (Anonim, 2004). Araştırmanın yapıldığı her iki yılda aylık ortalama sıcaklık (0C) ve nispi nem (%) değerleri benzerdir. Toplam yağış miktarı (mm) değerleri aylara göre büyük farklılık göstermektedir . Birinci ve ikinci yıllar arasında hasat sürelerinin bu kadar farklı olmasının sebebi ikinci yıl meterolojik değerlerin taze fasulye yetiştiriciliği için daha uygun olmasındandır. İlk yıl hasat dönemi çok fazla yağış yağması taze fasulyede bizim bölgemizde yaygın olan kök çürüklüğü etmenini artırmıştır. Bu durumda verimde azalmaya neden olmuştur. Çizelge 1. Deneme Yıllarına Ait Bazı Meterolojik veriler Yıllar İklim Elemanı Ortalama Sıcaklık (0C) 2002 Toplam Yağış (mm) Nispi nem (%) Ortalama Sıcaklık (0C) 2003 Toplam Yağış(mm) Nispi nem (%) Mayıs 19.3 10.9 74.2 16.2 54.7 78.4 Haziran 24.1 53.8 74.4 20.7 3.3 68.8 3. Bulgular ve Tartışma 3.1. Fenolojik Gözlemler Araştırmadan elde edilen fenolojik veriler çizelge 2’de verilmiştir. 2002 yılında ekim 8 Mayıs da yapılmış ve çıkışlar 10-12 günde gerçekleşmiştir. Çeşitler arasında ilk çiçeklenme süreleri 38-42 gün arasında, % 50 çiçeklenme ise 42-50 gün arasında değişmiştir. Çeşitlerden ilk olarak 51 günde Volare, Yalova-5, Gerdan, Çağdaş ve Nassua’nın hasada geldiği görülmektedir. Gina, Nadide, Romano, Sima, Sazova, Sarısu ve Tina 54, Karaayşe ise 58 günde hasada gelmiştir. Bütün çeşitlerin ilk hasat ile son hasat tarihleri arasındaki hasat süreleri 20-27 gün arasında değişmiştir. 2003 yılında ise hava koşullarından dolayı ekim 21 Mayıs da yapılmış ve çıkışlar 7-9 günde gerçekleşmiştir. Çeşitler arasında ilk çiçeklenme 34-47 gün arasında ,% 50 çiçeklenme ise 38-41 gün arasında gerçekleşmiştir. İlk hasat süreleri 2 Aylar Temmuz 28.8 79.9 73.5 23.7 37.3 72.5 Ağustos 27.6 14.3 73.3 24.1 3.4 72.9 Eylül 25.8 34.6 74.7 19.5 94.0 75.5 incelendiğinde Karaayşe çeşidi 55 günde ve diğer çeşitlerin hepsinin 49 günde hasada geldiği görülmektedir. Çeşitlerde hasat süresi, Karaayşe’de 34, diğer çeşitlerde 41 gün olarak tespit edilmiştir. 2002 yılında tohum ekiminin 8 mayıs da, 2003 yılında 21 mayıs da yapılması çıkış, ilk çiçeklenme, % 50 çiçeklenme ve ilk hasat tarihlerini etkilemiştir. 3.2. Morfolojik gözlemler Bodur taze fasulye çeşitlerinde alınan morfolojik gözlemler Çizelge 3’de verilmiştir. Araştırmada bakla rengi Gina, Karaayşe, Sarısu, Volare ve Nassua’da açık yeşil diğer çeşitlerde Yeşil olarak belirlenmiştir. Çiçek rengi Karaayşe, Volare, Sarısu, Sazova ve Nadide de eflatun diğer çeşitlerde beyaz olarak tespit edilmiştir. Çeşitlerin hiç birinde kılçıklılık ve beneklilik belirlenmemiştir. S.H.MADAKBAŞ, H.KAR, B. KÜÇÜKOMUZLU Çizelge 2. Araştırmada Kullanılan Bodur Taze Fasulye Çeşitlerinde Fenolojik Gözlemler Çeşitler yıllar Gina Karaayşe Nadide Romano Sima Sazova Sarısu Tina Volare Yalova-17 YalovaGerdan Çağdaş Nassua Çıkış süresi (gün) 2002 2003 12 9 12 9 10 9 10 7 11 9 10 7 10 7 10 7 10 7 11 7 10 7 10 7 11 7 10 7 İlk çiçeklenme süresi (gün) 2002 2003 39 34 42 47 38 34 39 36 39 35 38 34 38 34 39 34 39 34 41 36 38 36 39 36 39 34 39 35 %50 çiçeklenme süresi (gün) 2002 2003 44 40 50 45 42 38 44 40 44 40 42 40 42 40 42 40 42 40 43 40 42 40 43 40 43 40 43 41 Ilk hasat süresi (gün) 2002 2003 54 49 58 55 54 49 54 49 54 49 54 49 54 49 54 49 51 49 54 49 51 49 51 49 51 49 51 49 Hasat süresi (gün) 2002 2003 24 41 20 34 24 41 24 41 24 41 24 41 24 41 24 41 27 41 24 41 27 41 27 41 27 41 27 41 Çizelge 3. Araştırmada Kullanılan Bodur Taze Fasulye Çeşitlerinde Bakla ve Brakte Özellikleri Çeşitler Yıllar Gina Karaayşe Nadide Romano Sima Sazova Sarısu Tina Volare Yalova-17 Yalova-5 Gerdan Çağdaş Nassua Bakla rengi 2002 Açık yeşil Açık yeşil yeşil yeşil yeşil yeşil Açık yeşil yeşil yeşil Açık yeşil yeşil yeşil yeşil Açık yeşil 2003 Açık yeşil Açık yeşil yeşil yeşil yeşil yeşil Açık yeşil yeşil yeşil Açık yeşil yeşil yeşil yeşil Açık yeşil Bakla boyu (cm) 2002 2003 Bakla eni kalınlığı (mm) 2002 2003 Bakla eti Kalınlığı (mm) 2002 2003 Brakte uzunluğu (mm) 2002 2003 12.2 12.7 14.8 14.1 7.5 4.6 4.5 4.1 8.9 8.5 13.7 12.5 7.8 5.5 - - 11.3 9.9 11.5 11.5 11.9 12.5 12.4 12.3 12.3 14.2 12.4 9.2 14.3 13.8 14.3 9.1 6.3 6.0 6.5 7.5 5.8 5.4 6.1 7.3 5.7 4.9 5.2 - 4.9 5.8 4.9 4.5 Brakte şekli 2002 2003 Dar oval Dar oval - - Dar eliptik Dar eliptik Dar oval - Dar eliptik Dar eliptik Dar oval Dar oval 9.1 9.3 13.7 13.5 8.5 6.2 - - - - 10.6 12.9 11.6 12.0 13.5 14.9 14.5 13.9 6.8 8.3 4.7 6.2 5.1 5.0 5.0 4.2 Dar oval Geniş oval Dar oval Geniş oval 10.1 10.8 10.2 12.1 7.4 4.4 4.5 4.3 Dar oval Dar oval 10.9 11.2 11.3 11.6 12.3 12.4 13.2 13.7 14.0 13.3 14.2 15.6 7.3 6.7 6.4 6.0 5.9 5.3 4.5 4.2 5.4 4.0 4.2 4.9 Dar oval Geniş oval Dar oval Dar oval Geniş oval Dar oval 11.9 13.8 13.8 13.5 6.3 5.4 5.2 4.3 Dar oval Dar oval Her iki yılda da tohum belirginliği Karaayşe, Nadide, Sazova, Sarısu, Volare, Yalova-17, Yalova-5 ve Nassua çeşitlerinde az diğer çeşitlerde ise tohum belirginliği gözlenmemiştir. Bakla uç şekli yönünden yapılan incelemede Sarısu çeşidinde küt uç diğer çeşitlerde ise sivri uç şekli tespit edilmiştir. Tüm çeşitler bakla eti şekli yönünden incelendiğinde Sarısu çeşidinde geniş, Sazova da yuvarlak diğer çeşitlerde ise dar eliptik şekilleri belirlenmiştir. Brakte şekilleri de dar oval, dar eliptik ve geniş oval olarak tespit edilmiştir. 2002-2003 yıllarında sadece Sarısu da orta derecede sırt şeklinde kıvrılma tespit edilmiş diğer çeşitlerin hiçbirinde kıvrılma tespit edilmemiştir. Birinci yıl bakla boyu 8.9-12.9 cm arasında değişmiştir. En uzun bakla boyu 12.9 cm ile Volare çeşidinde, en kısa bakla boyu ise 8.9 cm ile Karaayşe çeşidinde ölçülmüştür. Bakla eni değerleri 9.2- 14.8 mm arasında değişip en fazla bakla eni 14.8 mm ile Gina çeşitinde, en az değer ise 9.2 mm ile Sazova çeşidinde tespit edilmiştir. Bakla eti kalınlığı 6-8.5 mm arasında değişmiştir. Bakla eti kalınlığı en fazla 8.5 mm ile Sarısu çeşidinde, en az 6 mm ile Romano çeşitinde ölçülmüştür. Brakte uzunluğu 4.2-5.7 mm arasında değişmiştir. İkinci yıl bakla boyu 8.5-13.8 cm arasında değerler almıştır. En uzun bakla boyunu 13.8 cm ile Nassua, en kısa bakla boyu ise 8.5 cm ile Karaayşe çeşitinde ölçülmüştür. Bakla eni değerleri 9.1-15.6 mm 3 Çarşamba Ovası’nda Bazı Bodur Taze Fasulye Çeşitlerinin Verimliliklerinin Belirlenmesi arasında değişip en fazla bakla eni değeri 15.6 mm ile Çağdaş, en az değer ise 9.1 mm ile Sazova çeşidinde tespit edilmiştir. Bakla eti kalınlığı ise 4.4-6.2 mm arasında değişmiş, en fazla 6.2 mm ile Sarısu ve Volare çeşidinde, en az 4.4 mm ile Yalova-17 de ölçülmüştür. Brakte uzunluğu değerleri 4.0-5.8 mm arasında değişmiştir. Brakte uzunluğu Karaayşe, Sarısu çeşitlerinde her iki yılda ve Sazova çeşitinde ise birinci yılda ölçülememiştir. 3.3. Verim (kg/da) ve Bitki Boyu (cm) Değerleri 3.3.1. Verim Bodur taze fasulye çeşitlerinde alınan dekara taze fasulye verimi değerleri Çizelge 4’de verilmiştir. Çizelge 4’de, birinci yıl çeşitlerin taze fasulye verimleri 681.3-1847.7 kg/da arasında değişmiştir. Dekara en fazla verim 1847.7 kg ile Sima, 1652.0 kg ile Gina ve 1650.7 kg ile Tina çeşitlerinden en düşük verim ise 681.3 kg ile Karaayşe çeşidinden alınmıştır. İkinci yıl dekara verim bakımından 2905.3 kg ile Gina çeşidi ilk sırayı almış, 2761.7 kg ile Sazova ve 2463.3 kg ile de Yalova-17 çeşitleri takip etmiştir. En düşük dekara verim 1289 kg ile Sarısu çeşidinden elde edilmiştir. Her iki yılı verim değerleri bakımından karşılaştırdığımızda ortalamalar arasında fark olduğu tespit edilmiştir. İkinci yıl iklim koşullarının taze fasulye yetiştiriciliği için uygun gitmesi sonucu hasat süresi uzamış ve bu durum verim ortalamalarını etkilemiştir. Çizelge 4. Araştırmada Kullanılan Bodur Taze Fasulye Çeşitlerinin Verim Değerleri (kg/da) Verim (kg/da) Çeşitler Yıllar Ortalama 2002 2003 Gina 1652.0a 2905.3a 2278.7a Tina 1650.7ab 2459.3abc 2055.0ab Yalova-5 1630.3abc 2410.0abc 2020.0abc Sima 1847.7a 2175.3abc 2011.5abc Nadide 1523.3bdc 2415.7abc 1969.5abc Yalova-17 1343.7de 2463.3abc 1903.5bcd Nassua 1404.3cde 2397.3abc 1900.8bcd Sazova 969.0f 2761.7ab 1865.3bcd Volare 1450.0bdce 2052.0bc 1751.0bcd Çağdaş 1214.0e 2155.7bc 1684.8bcd Gerdan 1354.7de 1957.7c 1656.2cd Romano 865.3gf 2246.3abc 1555.8de Karaayşe 681.3g 1932.3c 1306.8ef Sarısu 936.0f 1289.0d 1112.5f Ortalama 1323.03b 2258.6a %cv 9.9 16.2 15.4 P< 0.05 Aynı harfle gösterilen çeşitler arasında fark istatistiki açıdan önemli değildir. 3.3.2. Bitki Boyu Bodur taze fasulye çeşitlerinde bitki boyunu değerleri Çizelge 5’de verilmiştir. Çizelge 5’de, birinci yıl bitki boyunun 33.3-47.3 cm arasında değerler aldığı tespit edilmiştir. Gina ve Çağdaş 47.3 cm ile ilk sırayı almış bu çeşitleri 46.6 cm ile Sima ve Gerdan, 46.3 cm ile Tina çeşitleri takip etmiştir. En düşük bitki boyunu 33.3 cm ile Romano çeşidi vermiştir. Araştırmanın ikinci 4 yılında bitki boyu değerleri 29.6-52.6 cm arasında değişmiştir. En yüksek bitki boyuna 52.6 cm ile Gina, 46.6 cm ile Sima, 45.6 cm ile Sazova ve 45.3 cm ile de Volare çeşitleri sahip olmuştur. En düşük bitki boyuna ise 29.6 cm ile Nassua çeşidi sahip olmuştur. Her iki yılı karşılaştırdığımızda ortalamalar arsında istatistiki açıdan bir fark olmadığı tespit edilmiştir. S.H.MADAKBAŞ, H.KAR, B. KÜÇÜKOMUZLU Çizelge 5.Araştırmada Kullanılan Bodur Taze Fasulyelerde Bitki Boyu (cm) Bitki boyu(cm) Çeşitler Yıllar Ortalama 2002 2003 Gina 47.3a 52.6a 50.0a Sima 46.6a 46.6ab 46.6ab Tina 46.3ab 43.6bc 45.0bc Çağdaş 47.3a 42.6bc 45.0bc Volare 44.0abcd 45.3ab 44.6bc Sazova 41.6cde 45.6ab 43.6bcd Gerdan 46.6a 39.3bc 43.0bcd Yalova-5 44.3abc 41.3bc 42.8bcd Nadide 42.3bcde 43.0bc 42.6bcd Yalova-17 40.0def 43.0bc 41.5cde Karaayşe 36.0g 43.0bc 39.5de Romano 33.3g 43.3abc 38.8de Sarısu 39.3ef 36.0cd 37.6ef Nassua 37.3f 29.6d 33.5f ortalama 42.3a 42.6a %cv 5.24 11.1 8.7 P<0.05 Aynı harfle gösterilen çeşitler arasında fark istatistiki açıdan önemli değildir. 14 çeşitle yapmış olduğumuz bu çalışma sonucunda yetiştirilen çeşitlerin karakterizasyonu yapılmış ve bakla boyu, bakla eni, bakla eti değerlerinin her iki yılda çevresel faktörlere göre değiştiği görülmüştür. Fakat yıllara göre çok büyük farklılıklar meydana gelmemiştir. Siddique ve Goodwin, fasulye üretimi için en uygun gece-gündüz sıcaklık farkının 50C civarında olması ve 210C de ise bakla oluşumunun etkilendiğini bildirmişlerdir. Farlow ve ark., gece- gündüz sıcaklık farkının 5-210 C’den fazla olması veya daha düşük sıcaklık değerleri nedeniyle bu şartların yarattığı olumsuzlukların baklaların karakterizasyonu sırasında kendisini gösterdiğini tespit etmişlerdir.Ayanoğlu ve ark., bitki boyu, dal sayısı, yaprak sayısı ve meyve sayısının fasulyede verime etki eden önemli unsurlar olduğunu belirtmişlerdir. Çağlar, ılıman iklim sebzesi olan fasulyelerin optimumu gelişme sıcaklığının 12-230C olduğu, 00C’nin altında zarar gördüğü, çiçeklenme dönemindeki yüksek sıcaklıklarında çiçek dökümüne neden olarak verimi düşürdüğünü bildirmiştir. 4. Sonuç 2002 yılında en yüksek verimi Sima, Gina ve Tina çeşitleri vermiş 2003 yılında ise bu sıralama Gina , Sazova ve Yalova-17 şeklinde gerçekleşmiştir. Yapmış olduğumuz araştırmada Gina çeşidinin verim yönünden yüksek performans göstermesi Çarşamba Ovası’nda yapılan taze fasulye yetiştiriciliği için bu çeşidin doğru bir seçim olduğunu ortaya çıkarmıştır. Özellikle iklimin Taze fasulye yetiştiriciliği için çok müsait olması ve ticari olarak kapama bahçe şeklinde yetiştiriciliğin yapılması Gina ve Tina, çeşitlerinin bu bölgede yetiştirilebileceğini ortaya koymuştur . Kaynaklar Anonymous, 1982. International Union for the Protection of New Varieties of Plants. UPOV/TG/12/4,France. Apan, H, 1988. Çarşamba İlçesinin Sebzecilik Durumu ve Geliştirme İmkanları. O.M.Ü.Ziraat Fakultesi, Samsun. Ayanoğlu F., Engin M., 1995. bazı fasulye çeşitlerinde farklı Ekim zamanlarının verim ve Verimle İlgili karakterlere Etkisi Üzerine araştırmalar. Türkiye II. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi,3-6 Ekim- Adana, 241- 254. Anonim, 2001. http://www.tarım.gov.tr/istatistikler Anonim, 2004. Devlet Meteroloji İşleri Genel Müdürlüğü Samsun İli Verileri, Samsun. Çağlar, G. 1998. Kahramanmaraş Koşullarında İkinci ürün Olrak yeşil Fasulye Yetiştiriciliğine Uygun yer ve Sırık Çeşitlerin belirlenmesi Üzerinde Bir Araştırma. II. Sebze Tarımı Sempozyumu, 28-30 Eylül-Tokat, 199-204. 5 Çarşamba Ovası’nda Bazı Bodur Taze Fasulye Çeşitlerinin Verimliliklerinin Belirlenmesi Farlow,P.J., Byth,D.E., Kruger, N.S, 1979. Effect to Temperature on Seed Set and In Vitro Pollen germination in French beans (Phaseolus vulgaris). Aust.J Agri. Res, 32 325-330. FAO 2003. FAO. Statistics (www.fao.org/statistics) Gülümser,A., Zeytun, A. 1998. Çarşamba Ovası’nda Yetiştirilen Fasulye Çeşitlerinin Fenolojik ve Morfolojik Karakterlerinin Tespiti Üzerine Bir Araştırma. Ondokuz mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 3(11), 83-98. Güleryüz , M., Dursun , A. 2003. Erzincan’da Yaygın Olarak Yetiştirilen “ Yalancı Dermason “ fasulye ( Phaseolus vulgaris) Populasyonunun Seleksiyon Yoluyla Islahı. Türkiye IV. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi, Antalya, 350-352. 6 Sıddıque,M.A., Goodwın, P.B. 1989. Ingluence of Growing Temperature on Vegetative Growth on Yield of French Bean. Snap Beans Present Status in the Developing World and Bibliography of research. Şehirali, S. 1971. Türkiye de Yetiştirilen Bodur Fasulye Çeşitlerinin Tarla Ziraatı Yönünden Önemli Başlıca Vasıfları Üzerinde Araştırmalar. Ankara üniversitesi Ziraat fakültesi. Yayın:474. Bilimsel Araştırma ve incelemeler, 275, Ankara. Üstün, A., Gülümser,A. 1996. Karadeniz Bölgesi’nin Yaygın Ekim Sistemi Olan Mısır-Fasulye Karışık Ekiminin İncelenmesi.O.M.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisi, 11, (2), 235-248, Samsun. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2004, 21 (2), 94-100 Tokat-Kazova Şartlarına Uygun Maltlık Arpa Çeşitlerinin Belirlenmesi Nejdet Kandemir Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, 60240, Tokat Özet: Bu çalışma, Tokat ili Kazova bölgesine uygun maltlık arpa çeşitlerinin belirlenmesi amacıyla 2001-02 ve 2002-03 yetiştirme döneminde yürütülmüştür. Çalışmada yerli Tokak 157/37 ve Bülbül-89 çeşitleri yanında Efes Pilsen A.Ş.’nin Türkiye genelinde değerlendirmeye aldığı 15 yabancı orijinli çeşit ve Kanada’nın en önemli maltlık arpa çeşidi Harrington kullanılmıştır. Yağışın uzun yıllar bölge ortalamasına yakın olduğu 2001-02 döneminde çoğu çeşit hektara beş tonun üzerinde verime, 50 g üzerinde 1000-tane ağırlığına ve 68-70 kg civarında hektolitre ağırlığına sahip olmuş, aralarında yerli çeşitlerin de bulunduğu bazı çeşitlerde ise ciddi oranlarda yatma görülmüştür. Yağışın oldukça az olduğu 2002-03 döneminde ise, tane verimleri 3,0-3,5 ton civarında gerçekleşmiş, 1000-tane ağırlıkları 40-50 g, hektolitre ağırlıkları 67-69 kg civarında olmuştur. Yerli çeşitlerden Tokak 157/37 yatmanın olmadığı durumda yüksek verimli çeşitlere yaklaşmış ve oldukça iyi kalitede tane ürünü vermiştir. Yabancı çeşitler içinde Anita, Lagoda, Prosa, Madras, Asso ve Pacific bölgeye uygun çeşitler olarak görülmüştür. Ancak bölgenin maltlık arpa üretim potansiyelinin tam olarak belirlenmesi için bu çeşitlerle bölgedeki başka ekolojilerde, daha detaylı malt analizlerinin de yapıldığı, ilave çalışmalara gerek vardır. Anahtar Kelimeler: Maltlık arpa, hektolitre ağırlığı, 1000-tane ağırlığı, yatma. Determination of Malting Barley Cultivars Suitable for Tokat-Kazova Conditions Abstract: This study was conducted to determine suitable malting barley cultivars for Kazova plain in Tokat province in 2001-02 and 2003-03 growing periods. Two Turkish cultivars, Tokak 157/37 and Bülbül-89, a high quality Canadian malting barley cultivar, Harrington, and 15 other foreign cultivars evaluated by Efes Pilsen malting company throughout Turkey were used. Most cultivars had grain yields over five tons per hectare, 1000-seed weights of 40-50 g and test weights of 68-70 kg in 2001-02 period in which precipitation during the growing period was similar to long term average. However, some cultivars including the two Turkish cultivars seriously lodged in this year. In 2002-03 period, in which precipitation was seriously lower than long term average, grain yields of most cultivars were around 3,0-3,5 tons per hectare, 1000-seed weights 40-50 g, and test weights 67-69 kg. Turkish cultivar Tokak 157/37 had yields similar to high yielding cultivars and quite good malting quality indications. Among cultivars of foreign origin, Anita, Lagoda, Prosa, Madras, Asso and Pacific seemed to be suitable for the region. However, in order to fully establish the malting barley production potential of the region, additional studies covering other ecologies of the region and including detailed malt analyses are necessary. Key Words: Malting barley, test weight, 1000-seed weight, lodging. 1. Giriş Arpa Türkiye’de büyük ölçüde yem amaçlı olarak yetiştirilmektedir. Maltlık arpa toplam arpa üretiminin sadece % 2,5’ini oluşturmaktadır. Ne var ki bazı yıllarda Türkiye’de yeterli miktarda kaliteli arpa yetiştirilememekte ve ithalat yapılmaktadır (Akar ve ark. 1999). Malt sanayi iç pazarın ihtiyacını karşılamak ve aynı zamanda dışarıya malt ihraç etmek için iyi kalitede maltlık arpaya ihtiyaç duymaktadır (Başgül ve ark. 1999). Bu nedenle maltlık arpa üretimi için daha iyi ekolojiler ve çeşitler bulmak amacıyla araştırmalar yapılması gerekmektedir. Konya, Kazan ve Haymana şartlarında iki yıl yürütülen bir çalışmada, Tokak 157/37 çeşidinin verimi 2,18-5,31 t/ha arasında değişmiştir (Bozkurt, 1999). Bu değerler Bülbül-89 çeşidinde 2,40-4,89 t/ha arasında değişmiştir. Karadoğan ve ark. (1999), Isparta şartlarında 1996-97 ve 1997-98 yetiştirme periyotlarında, aralarında Tokak 157/37, Bülbül-89 ve Angora’nın da bulunduğu 11 çeşidi incelemişlerdir. Tokak 157/37, Bülbül-89 ve Angora’nın tane verimleri 1996-97 döneminde sırasıyla 3,16, 3,31 ve 3,07 t/ha, 1997-98 döneminde ise 2,35, 2,79 ve 2,82 t/ha olmuştur. Türkiye’nin doğu bölgelerinde bulunan beş lokasyonda aralarında Tokak 157/37 ve Bülbül-89’un da bulunduğu yedi çeşitle yapılan bir çalışmada Tokak 157/37 ve Bülbül-89’un tane verimleri sırasıyla 1,13-4,01 ve 0,83-4,07 t/ha arasında değişmiştir (Ayçiçek ve Olgun, 2002). Turgut ve ark. (1997) Büyük N.KANDEMİR Menderes Havzasında Bülbül-89’u da içeren 15 arpa çeşidini 1995-96 ve 1996-97 yetişme periyotlarında değerlendirmişlerdir. Bülbül-89’un tane verimleri bu yıllarda sırasıyla 3,39 ve 4,26 t/ha olmuştur. Tüm bu veriler, Türkiye’nin önemli üretim sahalarını da kapsayan lokasyonlarda arpanın genelde hektara dört tondan az tane verimine sahip olduğunu göstermektedir. Tokak 157/37 çeşidi toplam yağışın 400 mm üzerinde olduğu yıllarda büyük ölçüde yatmakta ve ciddi verim kayıplarına uğramaktadır (Akar ve ark., 1999). Araştırıcılar Bülbül-89’un Tokak 157/37’ye nazaran yatmaya daha dayanıklı olduğunu da bildirmişlerdir. Arpada bitki boyu yatmayı etkileyen en önemli özelliklerden birisidir (Anderson ve Reinbergs, 1985). Tokak 157/37 ve Bülbül-89 çeşitlerinin boyları yapılan bazı çalışmalarda sırasıyla 64,9-101,6 ve 65,0-96,6 cm arasında bulunmuştur (Karadoğan ve ark., 1999; Bozkurt, 1999; Ege ve ark., 1992). Akıncı ve ark. (1999) Diyarbakır şartlarında Tokak 157/37’yi de içeren 10 çeşitle iki yıl yürüttükleri çalışmada, bitki boylarının 62.894.2 cm arasında değiştiği 1996/97 yılında yatmanın olmadığını, bitki boylarının 76.5106.1 cm arasında değiştiği 1997/98 yılında ise uzun boylu çeşitlerin yattığını bildirmiştir. Bilgin ve ark. (1999) ise 20 hat ve dört çeşitle Tekirdağ’da yaptıkları bir araştırmada bitki boylarının 92.7-117.6 cm arasında değiştiğini ve tüm çeşitlerde % 30-65 arasında yatma meydana geldiğini gözlemişlerdir. Bu sonuçlara göre, normal şartlarda 100 cm üzerindeki boylarda arpa bitkisinin yatacağı söylenebilir. Genellikle 1000-tane ağırlığı olarak ifade edilen tohum iriliği arpa tanesinde nişasta miktarının bir göstergesidir ve 1000-tane ağırlığı arttıkça nişasta oranı da artmaktadır. Ayrıca, tohum iriliği ve malt ekstrakt yüzdesi arasında olumlu ve önemli bir ilişki de bulunmaktadır (Engin, 1989). Maltlık arpada 1000-tane ağırlığı 40 gramın üzerinde olmalıdır (Atlı ve ark. 1989a). Tokak 157/37 ve Bülbül89 çeşitlerinin 1000-tane ağırlıkları Isparta şartlarında 40,8-42,4 ve 38,5-44,2 g (Karadoğan ve ark., 1999); Konya şartlarında 46,7-47,7 ve 38,2-41,6 g, Kazan şartlarında 34,8-36,8 ve 38,9-39,7 g, Haymana şartlarında 36,8-49,8 ve 27,7-41,8 g olarak bulunmuştur (Bozkurt, 1999). Bornova ve Menemen koşullarında değişik yıllarda Tokak 157/37 çeşidinin 1000- tane ağırlığı sırasıyla 37,4-43,8 ve 36,5-42,8g arasında değişmiştir (Ege ve ark., 1992). Önemli arpa üretim alanlarını da kapsayan bölgelerden elde edilen bu veriler, Türkiye’de üretilen arpaların kaliteli bir maltlık arpa için tohum iriliği standartlarını ancak karşılayabildiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Arpa tanesinin bileşenleri arasında yoğunluğu en fazla olan nişastadır. Bu nedenle, hektolitre ağırlığı arpa tanesinin daha fazla nişasta ve malt ekstrakt oranına sahip olduğu anlamına gelmektedir (Engin, 1989). Maltlık arpalarda hektolitre ağırlığının 66 kg’ın üzerinde olması istenir (Atlı ve ark., 1989a). Tokat 157/37 ve Bülbül-89 çeşitlerinin hektolitre ağırlıkları iki yıl ortalaması olarak Isparta şartlarında 62,3 ve 60,7 kg (Karadoğan ve ark., 1999); Konya şartlarında 70,4 ve 67,3 kg, Kazan şartlarında 57,0 ve 65,0 kg, Haymana şartlarında 68,7 ve 65,4 kg (Bozkurt, 1999) olarak bulunmuştur. Atlı ve ark. (1989b) Tokak 157/37 çeşidini de içeren üç maltlık arpa çeşidini Haymana, Polatlı, Altınova, Çorum, Burdur, Afyon, Isparta, Edirne ve Tekirdağ şartlarında 1979-1985 yılları arasında incelemişlerdir. Yıllar ortalaması olarak bu lokasyonlarda hektolitre ağırlıkları 62,1-67,3 kg arasında saptanmıştır. Bu sonuçlara göre Türkiye’nin önemli maltlık arpa üretim bölgelerinde üretilen maltlık arpaların hektolitre ağırlıkları pek yüksek değildir. Yeşilırmak nehri etrafındaki verimli tarımsal üretim alanlarından birisi olan Tokat ili Kazova bölgesi tarihsel olarak kaliteli arpası ile ünlü olup “arpa çukuru” adıyla da anılmıştır (Kopraman, 1986). Bölge, Anadolu platosunun arpa üretimi yapılan çoğu alanları ile karşılaştırıldığında nispeten ılıman kışlara sahiptir ve kışlık arpa rahatlıkla yetiştirilmektedir. Yağışın yıllık miktarı ve mevsimlere göre dağılışı arpa için oldukça elverişlidir. Uygun şartlarda yetiştirildiğinde bölgede yüksek verimli ve kaliteli maltlık arpa elde etmek mümkündür. Ancak maltlık arpa üretimi için bölgeye bugüne kadar ilgi duyulmamıştır. Bu çalışmanın amacı bölgenin kaliteli maltlık arpa üretim potansiyelini ortaya koymak ve bölge için uygun maltlık arpa çeşitlerini belirlemektir. 95 Tokat-Kazova Şartlarına Uygun Maltlık Arpa Çeşitlerinin Belirlenmesi 2. Materyal ve Metot Bu araştırma 2001-02 ve 2002-03 yetiştirme periyotlarında Tokat ili Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü deneme alanlarında yürütülmüştür. Bu istasyon Orta Anadolu Platosunda Yeşilırmak Havzasında bulunan Kazova ovasında yer almaktadır. Deneme alanları killi tın toprak yapısına, hafif alkali toprak reaksiyonuna, düşük veya orta seviyede organik madde, düşük tuz, orta seviyede kireç, düşük seviyede P2O5 ve yeterli seviyede K2O içeriğine sahiptir (Çizelge 1). oluşmuştur. Sıra aralığı 30 cm olarak uygulanmıştır. Buna göre her parsel 2,7 m2 olmuştur. Ekim miktarı 200 kg/ha olarak ayarlanmıştır. Ekim elle yapılmıştır. Ekim tarihleri birinci yıl 14 Kasım, ikinci yıl ise 6 Kasım'dır. Parsellere triple süperfosfat ve amon-yum nitrat halinde hektara 75 kg P2O5 ve 150 kg N hesabıyla gübre uygulanmıştır. Fosforlu gübrenin tamamı ve azotlu gübrenin yarısı ekimle birlikte, azotun diğer yarısı ilkbaharda sapa kalkma dönemi öncesi verilmiştir. Çizelge 1. Deneme topraklarına ilişkin bazı fiziksel ve kimyasal özellikler Çizelge 3. Efes Pilsen A.Ş.’den getirilen çeşitlere ait bazı özellikler Organik Toplam madde tuz Kireç P2O5 K2O Yıl Tekstür pH (%) (%) (%) kg/ha kg/ha 2001-2002 Killi tın 7,90 1,81 0,029 10,9 34,4 376 2002-2003 Killi tın 7,93 1,35 0,034 8,7 27,5 1279 Araştırma bölgesinde yetişme periyodu (Kasım-Haziran) uzun yıllar (38 yıl) ortalama sıcaklığı 8,7 °C'dir (Çizelge 2). Deneme yılları gelişme dönemi ortalama sıcaklıkları ise birinci yıl 8,9, ikinci yıl ise 7,7 °C olmuştur. Uzun dönem Kasım-Haziran toplam yağış miktarı 365,5 mm'dir. Birinci deneme yılında yağış uzun yıllar ortalamasına yakın (361,4 mm), ikinci deneme yılında ise uzun yıllardan önemli ölçüde düşük (223,6 mm) olmuştur. Çizelge 2. Uzun yıllar ve deneme yıllarına ait bölgedeki hava sıcaklığı ve yağış miktarı Top. yağış (mm) Ort. sıcak (°C) Dön. 01-02 02-03 65-03 01-02 02-03 65-03 11 73,4 33,8 46,7 7,4 6,9 7,0 12 50,5 25,0 45,9 5,1 -2,0 3,2 01 45,1 27,8 39,5 -4,5 5,5 1,3 02 20,4 21,8 34,7 4,1 2,0 2,8 Aylar 03 04 29,2 68,4 16,4 75,6 38,2 62,4 9,3 11,1 3,0 11,0 6,9 12,5 05 16,8 11,8 59,5 15,6 17,0 16,2 06 57,6 11,4 38,6 18,8 18,2 19,5 Top./ ort. 361,4 223,6 365,5 8,9 7,7 8,7 Çalışmada 18 çeşit incelenmiştir. Tokak 157/37 bölgede ve Türkiye'de yaygın olarak yetiştirilen geleneksel çeşittir. Bülbül-89 nispeten yeni geliştirilen ve bölgede bir miktar ekilişi olan bir çeşittir. Tokak 157/37 ve Bülbül-89 fakültatif tip arpalardır. Harrington çok yüksek maltlık kaliteye sahip yarı bodur yazlık bir Kanada arpa çeşididir. Denemede kullanılan diğer 15 çeşit Efes Pilsen Biracılık A.Ş. tarafından sağlanmıştır. Bu çeşitlerin tescil edildiği ülkeler ve gelişme durumları Çizelge 3'de verilmiştir. Deneme tesadüf blokları deneme desenine göre üç tekrarlamalı olarak kurulmuştur. Her parsel 1,5 m uzunluğunda altı sıradan 96 Çeşit Asso Angora Anita Lagoda Madras Lambic Opal Orbit Pacific Pearl Prosa Sunrise Avustralya Vanessa Barke Tescil edildiği ülkeler İtalya Almanya-Fransa-Türkiye Avusturya Fransa Almanya - Fransa Fransa -Macaristan İngiltere Slovakya İngiltere- Fransa İngiltere Avusturya - Fransa Fransa -İngiltere Avustralya Almanya - Fransa -İngiltereLüksembourg Almanya-DanimarkaFinlandiya-İtalya- Romanya Lüksembourg -Hollanda Sıra sayısı 2 sıralı 2 sıralı 2 sıralı 2 sıralı 2 sıralı 2 sıralı 2 sıralı 2 sıralı 2 sıralı 2 sıralı 2 sıralı 2 sıralı 2 sıralı 2 sıralı Kışlık/yazlık Kışlık Kışlık Kışlık Kışlık Yazlık Kışlık Kışlık Yazlık Kışlık Kışlık Yazlık Kışlık Bilinmiyor Kışlık 2 sıralı Yazlık Yatma oranı her parselde yatan bitkilerin oranının % olarak ifadesidir. Hasatta, kenar tesiri atıldıktan sonra bir parseldeki bitkiler orakla biçilmiş, gevşek demet halinde kurutulmuş ve sonra harmanlanmıştır. Tohum verimi, bir parselin harmanlanmış, havada kurutulmuş tanelerinden hesaplanmıştır. Çalışmada incelenen özellikler Kandemir ve ark. (2000)’e göre belirlenmiştir. Denemeden elde edilen veriler varyans analizine tabi tutulmuştur. İki yıl arasında toplam yağıştaki büyük farklılıkların verim ve diğer özelliklere yansıması nedeniyle yıllar birleştirilmeden ayrı ayrı analiz edilmiştir. Yatma oranları Açı transformasyonuna tabi tutulmuştur. Çeşitler Duncan çoklu karşılaştırma testine göre gruplanmıştır. Tüm istatistiki analizlerde MSTAT istatistiksel analiz programı kullanılmıştır (Freed ve Eisensmith, 1986). 3. Bulgular ve Tartışma Başaklanma süreleri çeşitlere göre birinci yıl 146,7-167,0, ikinci yıl ise 152,3-168,0 gün arasında değişmiştir (Çizelge 4, P<0,01). Avustralya her iki yılda da en erken başaklanan N.KANDEMİR çeşit olmuş ve başaklanmaya yerli Tokak 157/37 çeşidinden birinci yıl 15, ikinci yıl 12 gün daha erken başlamıştır. Asso, Anita ve Lagoda diğer erken başaklanan çeşitlerdir. Barke her iki yılda da en geç başaklanan çeşit olmuş ve Tokak 157/37 çeşidinden birinci yıl beş, ikinci yıl dört gün daha geç başaklanmıştır. Çeşitlere ait olgunlaşma süreleri birinci yıl 199,7-213,7, ikinci yıl ise 196,0-210,3 gün arasında değişmiştir (Çizelge 4, P<0,01). Bir diğer ifadeyle, çeşitler birinci yıl 18 Haziran-2 Temmuz arasında, ikinci yıl ise 7-21 Haziran arasında olgunluğa ulaşmışlardır. Avustralya her iki yılda da en erkenci olup, Tokak 157/37 çeşidinden birinci yıl dört, ikinci yıl üç gün önce olgunlaşmıştır. Barke her iki yılda da oldukça geç olgunlaşmıştır. Ortalama olarak Haziranın ikinci yarısında tarlayı terk eden arpa, Kazova’da sulama imkanının bulunduğu şartlarda tarlada aynı yıl içinde ikinci bir ürün yetiştirmeyi mümkün kılabilir. Bitki boyları birinci yıl ikinci yıla nazaran büyük ölçüde daha uzun olmuştur. Yerli çeşit Tokak 157/37 ve Anita birinci (113,7 ve 106,7 cm) ve ikinci (88,0 ve 88,7 cm) deneme yıllarında en uzun boy grubunda yer almışlardır (Çizelge 4, P<0,01). Tokak 157/37 çeşidinin bitki boyu diğer araştırmalarda aynı çeşitten elde edilen değerlerden daha uzun olmuştur (Ege ve ark., 1992; Karadogan ve ark., 1999; Bozkurt, 1999). Buna göre, yağışın normal olduğu yıllarda Kazova şartlarında arpa bitkisinin boyu Türkiye'nin diğer pek çok bölgesi ile karşılaştırıldığında daha uzun olmaktadır. İkinci deneme yılında hiç bir çeşitte yatma gözlenmezken birinci deneme yılında bazı çeşitlerde ciddi oranlarda yatma gözlenmiştir. Tokak 157/37 ve Bülbül-89 parsellerindeki bitkilerin neredeyse tamamı yatmıştır. Harrington, Sunrise, Vanessa ve Lambic çeşitlerinde % 30-50 civarında yatma görülmüştür. Opal, Orbit, Pearl, Barke, Prosa, Lagoda, Asso, Angora, Pacific ve Madras çeşitlerine ait parsellerdeki bitkiler ise % 10 veya daha az oranda yatmıştır. Kazova şartlarında, bu çalışmanın birinci yılı gibi normal yağış alan yıllarda arpa bitkisinin uzun boylu olacağı gerçeği göz önüne alındığında, Tokak 157/37 ve Bülbül-89 gibi çeşitler için yatma çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Akar ve ark. (1999) 400 mm veya üstünde yıllık yağış alan bölgelerde Tokak 157/37 çeşidinin yatmadan dolayı ciddi verim kayıplarına uğradığını ifade etmektedirler. Bu durumda, bölgede yaygın olarak yetiştirilen Tokak 157/37 çeşidinin aslında bölge için uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Bu çeşit bir başka çeşitle değiştirilmelidir veya yatmaya dayanıklılık yönünde ıslah edilmelidir. Tokak 157/37 çeşidinden yatmaya daha dirençli olduğu belirtilen Bülbül-89 çeşidi (Akar ve ark., 1999) en azından bu denemenin yürütüldüğü şartlarda Tokak 157/37 ile benzer yatma özelliklerine sahip bulunmuştur. Buna göre, yatma Kazova şartlarında arpa çeşitlerinin seçiminde dikkate alınması gereken en önemli özelliklerden birisidir. İncelenen çeşitlerin tamamı iki sıralı olduğu için başakta tane sayısı bakımından çeşitler arasında büyük farklılık bulunmamıştır (Çizelge 4). Bu özellik bakımından sadece birinci deneme yılında çeşitler arasında farklılık vardır (P<0,01). Bu yıl, Pacific (30,3), Lambic (30,1) ve Pearl (30,0) çeşitlerinde başakta tane sayısı nispeten daha fazla iken, Avustralya (22,6) ve Prosa (23,8) çeşitlerinde daha az olmuştur. Tokak 157/37 ve Bülbül-89 çeşitlerindeki başakta tane sayıları aynı çeşitlerin kullanıldığı Konya, Kazan ve Haymana şartlarında yapılan çalışmadaki değerlere benzerdir veya az bir miktar daha yüksektir (Bozkurt, 1999). 1000-tane ağırlığı olarak ifade edilen tohum iriliği yıllar arasında büyük ölçüde değişiklik göstermiştir (Çizelge 4). Pek çok çeşide ait 1000-tane ağırlıkları birinci deneme yılında ikinci yıla nazaran daha yüksek bulunmuştur. Birinci yıl Anita (55,2 g) en yüksek 1000-tane ağırlığına sahip olup, bu çeşidi Lagoda (54,4 g) ve Vanessa (53,2 g) izlemiştir. Sunrise, Orbit ve Bülbül-89 bu özellik bakımından en düşük değerleri vermişlerdir. İkinci yıl ise Tokak 157/37 en yüksek 1000-tane ağırlığına sahip olmuş (52,0 g) ve bu çeşidi Vanessa (49,0 g) ve Pearl (45,4 g) izlemiştir. Sunrise, Orbit ve Angora ikinci yıl en düşük değerlere sahip olmuşlardır. Çalışmamızda Tokak 157/37 ve Bülbül-89 çeşitlerinin 1000-tane ağırlıkları, bu çeşitlerle Isparta (Karadoğan ve ark., 1999), Konya, Kazan ve Haymana (Bozkurt, 1999) şartlarında yapılan çalışmalarda elde edilen değerlerden belirgin derecede yüksektir. Yine çalışmamızda Tokak 157/37 çeşidinin 1000-tane ağırlığı bu çeşidin Bornova ve Menemen koşullarında iki 97 Tokat-Kazova Şartlarına Uygun Maltlık Arpa Çeşitlerinin Belirlenmesi yılda sahip olduğu 1000-tane ağırlığından da ciddi şekilde yüksektir (Ege ve ark., 1992). Tohum iriliği ile malt ekstrakt oranı arasında çok güçlü bir ilişki olduğundan 1000-tane ağırlığının yüksek olması tanede nişasta oranının fazla olduğunu göstermektedir (Engin 1989). Atlı ve ark. (1989a) maltlık arpada 1000tane ağırlığının 40 gramın üzerinde olması gerektiğini bildirmiştir. Yukarıda anılan çalışmalarda bu değere ancak ulaşılmasına rağmen, çalışmamızın yapıldığı şartlarda incelenen çeşitlerin büyük çoğunluğu her iki yılda da malt üretimi için tavsiye edilen 1000-tane ağırlığına sahip olmuştur. Uzun yıllar ortalamasına yakın yağışa sahip olan birinci deneme yılı sonuçları dikkate alındığında, bölgede maltlık arpada oldukça yüksek 1000-tane ağırlıklarının elde edilebileceği görülmektedir. Birinci yıl çeşitlerin tane verimi ikinci yıldan belirgin derecede daha yüksektir (Çizelge 4). Çeşitlerin tane verimleri arasındaki farklılıklar her iki deneme yılında da çok önemli bulunmuştur (P<0,01). Birinci deneme yılında en yüksek tane verimini hektara 5,64 ton ile Pacific sağlamış, onu her biri hektara 5,0 tonun üzerinde verime sahip olan Lambic, Vanessa, Asso, Lagoda, Orbit, Angora ve Sunrise izlemiştir. Tokak 157/37 birinci yıl en düşük tane verimine sahip olmuştur (3,79 t/ha). Harrington, Bülbül-89, Barke, Avustralya ve Opal çeşitlerinin tümü oldukça düşük verimlere sahip olmuşlar ve bu bakımdan Tokak 157/37 ile aynı grupta yer almışlardır. İkinci deneme yılında, Lambic (3,79 t/ha) en yüksek verimi sağlamış, onu Vanessa (3,64 t/ha), Anita (3,63 t/ha), Asso (3,61 t/ha), Orbit (3,59 t/ha) ve Prosa (3,58 t/ha) izlemiştir. İkinci deneme yılında, Barke, Angora, Opal, Avustralya ve Bülbül-89 çeşitlerinin verimleri hektara üç tonun altına düşmüştür. Denemede en yüksek verimler çok erken (Avustralya) veya çok geç (Barke) olgunlaşan çeşitlerden değil, olgunlaşmaları ekstrem olmayan çeşitlerden elde edilmiştir. Diğer çalışmalarda elde edilen verim değerleri dikkate alındığında, Kazova şartlarında normal yağışa sahip olan yıllardaki arpa verimlerinin Türkiye'nin diğer bölgelerindeki (Bozkurt, 1999; Karadoğan ve ark. 1999; Ayçiçek ve Olgun, 2002) verimlere eşit veya daha yüksek olduğu görülecektir. Ancak yağışın düşük olduğu ikinci yıl bu çeşitlerin verimleri diğer çalışmalarda elde edilen verimlere yakındır. Bülbül-89 çeşidinin 98 birinci yıl verimleri Turgut ve ark.’ın (1997) Büyük Menderes Havzası şartlarında 1995-96 ve 1996-97 periyotlarında elde ettikleri verimlere benzerdir. 1991 ve 1992 yıllarında üç arpa çeşidiyle Kazova şartlarında yapılan bir araştırmada da hektara 4,2-5,5 ton gibi yüksek tane verimleri elde edilmiştir (Tuğay, 1993). Bu veriler normal yağış alan yıllarda Kazova şartlarındaki yüksek verim potansiyelini ortaya koymaktadır. Tokak 157/37 ve Bülbül-89 çeşitlerinin verimleri yatmanın olmadığı ikinci deneme yılında en yüksek verimli çeşitten istatistiksel anlamda farklı olmamıştır. Bu nedenle, yatma problemleri düzeltildiği taktirde bilhassa Tokak 157/37 olmak üzere yerli çeşitlerinin Kazova şartlarında oldukça yüksek verimler sağlayabileceği görülmektedir. Birim hacimdeki arpanın ağırlığının bir ölçüsü olan ve tanedeki nişasta oranı ile ilişkili olan hektolitre ağırlığı değerleri, genel olarak birinci deneme yılında daha yüksek olmuştur (Çizelge 4). Çeşitlerin hektolitre ağırlıkları bakımından her iki deneme yılında da önemli farklılıklar tespit edilmiştir (P<0,01). Orbit (70,8 kg) ve Avustralya (70,4 kg) çeşitlerinin hektolitre ağırlıkları birinci yıl diğer çeşitlerden belirgin derecede daha yüksek bulunmuştur. Bu çeşitleri Barke, Anita, Prosa, Asso ve Madras izlemiştir. Sunrise, Bülbül-89 ve Tokak 157/37 çeşitlerinin hektolitre ağırlıkları ise en düşüktür. İkinci yıl, Orbit (68,9 kg) ve Avustralya (69,0 kg) yine oldukça yüksek hektolitre ağırlığına sahip olmuşlardır. Ancak, birinci yılın aksine, iki yerli çeşit Tokak 157/37 ve Bülbül-89 çeşitlerinin hektolitre ağırlıkları oldukça yüksek olmuştur (sırasıyla 69,1 ve 68,4 kg). Sunrise ve Angora çeşitlerinin hektolitre ağırlıkları ikinci yıl en düşük olmuştur. Birinci yıl değerlerimiz diğer çalışmalarda (Atlı ve ark., 1989b; Bozkurt, 1999; Karadoğan ve ark., 1999) Tokak 157/37 ve Bülbül-89 çeşitlerinden elde edilen sonuçlarla karşılaştırıldığında genellikle daha yüksektir. Uzun yıllar ortalamasına göre oldukça düşük yağışın gerçekleştiği ikinci deneme yılında elde edilen sonuçlar ise bu çalışmalarda bildirilen değerlere yakındır. Arpada yüksek hektolitre ağırlığı daha fazla nişasta ve daha fazla malt ekstrakt oranını ifade etmektedir (Engin, 1989). Buna göre hektolitre ağırlıklarına bakarak, Kazova şartlarında yetiştirilen maltlık arpaların yüksek malt ekstraktına sahip olması, yani yüksek kalitede olması beklenebilir. N.KANDEMİR Çizelge 4. Kazova şartlarında 2001-02 ve 2002-03 gelişme dönemlerinde maltlık arpa çeşitlerinin verim, kalite ve agronomik özellikleri Çeşitler Opal Sunrise Orbit Pearl Barke Vanessa Prosa Harrington Lagoda Asso Anita Avustralya Lambic Angora Pacific Madras Tokak 157/37 Bülbül-89 Başaklanma (gün) 2001-02 ** 159,3 de 158,3 ef 162,0 bc 163,0 b 167,0 a 161,3 bc 160,7 cd 159,3 de 156,3 g 154,0 h 156,3 g 146,7 ı 160,0 cde 161,3 bc 157,0 fg 159,0 de 162,0 bc 162,0 bc 2002-03 ** 161,3 fg 163,0 ef 165,0 bcd 166,7 ab 168,0 a 165,3 bc 164,0 cde 165,7 bc 161,3 fg 155,3 h 169,7 g 152,3 ı 164,3 cde 164,0 cde 163,0 ef 163,0 ef 164,0 cde 163,3 de Olgunlaşma (gün) 2001-02 ** 211,3 bc 209,7 cd 213,7 a 213,0 ab 213,0 ab 208,3 def 210,0 cd 208,7 def 208,7 def 210,0 cd 211,3 bc 199,7 h 209,0 de 207,7 ef 207,0 f 212,0 ab 204,0 g 210,0 cd 2002-03 ** 199,7 fg 200,0 fg 202,3 cd 202,0 cde 210,3 a 201,0 def 202,0 cde 203,7 bc 199,3 fg 199,0 g 199,0 g 196,0 h 200,3 efg 200,3 efg 200,0 fg 202,3 cd 199,0 fg 207,0 b Bitki boyu (cm) 2001-02 ** 94,7 c-f 97,0 b-e 85,0 f 101,0 b-e 89,3 ef 106,7 ab 91,0 def 105,0 abc 98,0 b-e 96,0 b-f 106,7 ab 99,7 b-e 102,7 a-d 96,3 b-f 97,0 b-e 95,0 b-f 113,7 a 101,3 bcd 2002-03 ** 77,0 c-f 71,7 e-h 66,3 h 76,3 c-f 67,7 gh 79,7 bcd 70,3 fgh 72,7 d-h 78,7 cde 86,3 ab 88,7 a 81,3 abc 75,7 c-f 74,7 c-g 77,3 c-g 70,0 fgh 88,0 a 82,3 abc Yatma oranı (%) 2001-02 ** 5,0 de 43,3 bcd 0,0 e 6,6 de 10,0 cde 40,0 bc 10,0 cde 53,3 b 0,0 e 0,0 e 16,7 b-e 11,7 b-e 33,3 bcd 3,3 cde 10,0 cde 0,0 e 100,0 a 96,7 a Ortalama 155,2 180,7 209,3 201,7 98,7 76,9 24,4 ** Aynı harfle gösterilen ortalamalar arasındaki farklılıklar % 1 seviyesinde önemli değildir. ÖD, Önemli değil. 2002-03 ÖD 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0 Çizelge 4 (Devam). Kazova şartlarında 2001-02 ve 2002-03 gelişme dönemlerinde maltlık arpa çeşitlerinin verim, kalite ve agronomik özellikleri. Çeşitler Opal Sunrise Orbit Pearl Barke Vanessa Prosa Harrington Lagoda Asso Anita Avustralya Lambic Angora Pacific Madras Tokak 157/37 Bülbül-89 Başakta tane sayısı 2001-02 2002-03 ** ÖD 26,7 a-e 24,8 28,1 a-d 22,9 26,5 a-e 23,3 30,0 ab 22,7 28,0 a-d 21,2 28,2 a-d 23,2 23,8 de 22,9 29,3 abc 23,6 29,3 abc 25,0 26,7 a-e 24,0 27,5 a-d 25,8 22,6 e 20,4 30,1 ab 24,1 27,4 a-d 23,1 30,3 a 24,2 25,6 b-e 23,5 24,9 cde 22,8 26,6 a-e 22,6 1000-tane ağırlığı (g) 2001-02 2002-03 ** ** 50,8 bc 38,5 fg 40,3 h 32,4 h 42,6 gh 35,4 gh 49,6 bcd 45,4 bc 44,9 efg 44,4 cd 53,2 ab 49,0 ab 47,7 cde 41,1 def 46,4 def 43,5 cde 54,4 a 41,4 c-f 47,5 cde 40,0 ef 55,2 a 43,6 cde 50,0 bcd 40,8 def 47,4 cde 41,2 def 50,8 bc 36,2 g 50,0 bcd 41,1 def 49,7 bcd 41,4 c-f 50,3 bc 52,0 a 43,8 fg 44,7 cd Tane verimi (t/ha) 2001-02 2002-03 ** ** 4,68 a-e 2,89 bc 5,00 a-d 3,38 abc 5,23 a-d 3,59 ab 4,84 a-d 2,80 bc 4,95 a-d 2,62 c 5,44 abc 3,64 ab 4,78 a-d 3,58 ab 4,28 de 2,99 abc 5,25 a-d 3,23 abc 5,30 a-d 3,61 ab 4,99 a-d 3,63 ab 4,45 cde 2,90 bc 5,53 ab 3,79 a 5,04 a-d 2,80 bc 5,64 a 3,44 abc 4,52 b-e 3,25 abc 3,79 e 3,23 abc 4,41 de 2,99 abc Hektolitre ağırlığı (kg) 2001-02 2002-03 ** ** 67,0 c-f 64,7 e 64,3 f 61,6 f 70,8 a 68,9 ab 66,9 c-f 65,1 de 69,3 abc 65,7 cde 67,3 b-f 67,4 a-e 68,8 abc 67,8 a-d 68,3 a-d 66,4 a-e 67,0 c-f 65,0 de 68,8 abc 67,3 a-e 69,0 abc 66,1 b-e 70,4 ab 69,0 ab 66,5 c-f 65,4 de 67,9 a-e 62,2 f 66,1 c-f 66,6 a-e 68,3 a-d 67,0 a-e 65,3 def 69,1 a 64,9 ef 68,4 abc Ortalama 27,3 23,3 48,6 41,8 4,90 3,24 67,6 ** Aynı harfle gösterilen ortalamalar arasındaki farklılıklar % 1 seviyesinde önemli değildir. ÖD, Önemli değil. Çalışmada incelenen çeşitler genel olarak, Tokak 157/37 çeşidine benzer veya daha iyi verim vermişlerdir. Ancak tüm özellikler birlikte incelendiğinde bazı çeşitlerin bölge şartları için daha uygun olduğu görülmektedir. Kanada’nın en önemli maltlık arpa çeşidi olan Harrington düşük verimi nedeniyle bölgeye uygun değildir. Benzer şekilde Angora, Opal, Pearl, Avustralya ve Barke çok düşük verimlere sahip olduklarından uygun değillerdir. Barke düşük verimi yanında geç başaklanmakta ve hasat olgunluğuna ulaşmaktadır. Düşük verimine rağmen, Avustralya çeşidi, çok erken 66,3 olgunlaşmanın istendiği bazı özel ekolojiler için düşünülebilir. Sunrise düşük hektolitre ağırlığına ve Tokak 157/37 oldukça yüksek yatma oranına sahiptir. Lambic ve Vanessa da yüksek oranda yattıklarından dolayı bölge için uygun değildir. Orbit, düşük tohum ağırlığına sahip olduğu için maltlık kalitesinde ciddi problemler olabilir. Anita, Lagoda, Prosa, Madras, Asso ve Pacific ise herhangi bir olumsuzluğa sahip olmayıp, bölgede yaygın olarak ekilen çeşit olan Tokak 157/37 ile karşılaştırıldığında tatmin edici verimlere sahiptirler. Buna göre 99 Tokat-Kazova Şartlarına Uygun Maltlık Arpa Çeşitlerinin Belirlenmesi çalışma sonunda, bu altı çeşidin bölge şartlarına daha uygun olduğu görülmektedir. 4. Sonuç Sonuç olarak, Kazova şartları maltlık arpa üretimi için oldukça elverişlidir. Bölgede yaygın olan ve yem amaçlı kullanılan Tokak 157/37 çeşidi yatma nedeniyle ciddi verim kayıplarına uğramaktadır. Ancak yatma probleminin giderilmesi durumunda bu çeşidin verimleri çalışmada incelenen diğer çeşitler kadar yüksek olabilir. Denemede incelenen çeşitlerden altısı (Anita, Lagoda, Prosa, Madras, Asso ve Pacific) oldukça yüksek verimlere ve yeterli 1000-tane ve hektolitre ağırlıklarına sahip olmuşlardır. Maltlık arpa yemlik arpadan daha yüksek fiyatla satılmaktadır ve bölgede maltlık arpa yetiştirilmesi durumunda bölge çiftçisinin gelirinde artış sağlanacaktır. Arpa tarımının yaygınlaşması Kazova ve Yeşilırmak Havzasının diğer ekolojilerinde ikinci ürün yetiştirilmesi çabalarına da katkıda bulunacaktır. Çalışmamızda Kazova şartlarında arpa, tarlayı Haziran ortasında terk etmiştir. Yeşilırmak Havzasında bulunan Erbaa Ovası gibi bazı düşük rakımlı bölgelerde erkenci çeşitlerin yetiştirilmesi durumunda ise arpa, Mayıs ayı sonunda hasat edilebilir. Bu şartlar altında, silaj amaçlı olarak üretilen çeşitli ürünler yanında bölgede önemli bir ürün olan patates dahi ikinci ürün olarak yetiştirilebilir. Dolayısıyla arpa bölge çiftçisinin gelirini artırmada çok yönlü katkılarda bulunabilir. Bölgenin maltlık arpa üretim potansi-yeli hakkında tam olarak karar verebilmek için çalışmamız sonunda uygun olduğu belirlenen çeşitlerle, bölgedeki diğer ekolojilerde, doğrudan malt kalite analizlerini de içeren ilave çalışmaların yapılması faydalı olacaktır. Kaynaklar Akar, T., Avcı, M., Düşünceli, F., Tosun, H., Ozan, A.N., Albustan, S., Yalvaç, K., Sayım, İ., Özen, D. ve Sipahi, H. Orta Anadolu ve Geçit Bölgelerinde arpa tarımının sorunları ve çözüm yolları. Orta Anadolu’da Hububat Tarımının Sorunları ve Çözüm Yolları Sempozyumu. 8-11 Haziran 1999 Konya. s. 77-86. 1999. Akıncı, C., Gül, İ. Ve Çölkesen, M. Diyarbakır koşullarında bazı arpa çeşitlerinin tane ve ot verimi ile bazı verim unsurlarının belirlenmesi. Türkiye 3. Tarla Bitkileri Kongresi, 15-18 Kasım 1999 Adana, Poster Bildiri, 405-410. 1999. Anderson, M.K. ve Reinbergs, E. Barley Breeding. s.231268. Barley. Ed. D.C. Rasmusson. American Society of Agronomy, No:26 in the Series Agronomy. Madison, WI. 1985. Atlı, A., Koçak, N., Köksel, H. ve Tuncer, T. Yemlik ve maltlık arpada kalite kriterleri ve arpa ıslah programlarında kalite değerlendirmesi. Arpa Malt Semineri, Konya. s. 23-37. 1989a. Atlı, A., Koçak, N., Köksel, H. ve Tuncer, T. Çeşit ve üretim koşullarının arpa kalite kriterleri üzerine etkisi. Arpa Malt Semineri 30 Mayıs-1 Haziran, 1989, Konya. s. 69-83. 1989b. Ayçiçek, M. ve Olgun, M. Beş farklı lokasyonda yürütülen denemelerle Doğu Anadolu Bölgesi için en uygun arpa çeşit ve hatlarının belirlenmesi üzerine bir araştırma. F.Ü. Fen ve Mühendislik Bilimleri Dergisi 14:2:259-264. 2002. Başgül, A., Engin, A., Özkara, R. ve Yücalan, T. Efes Pilsen arpa geliştirme çalışmaları. Orta Anadolu ve Geçit Bölgelerinde arpa tarımının sorunları ve çözüm yolları. Orta Anadolu’da Hububat Tarımının Sorunları ve Çözüm Yolları Sempozyumu. 8-11 Haziran 1999 Konya. Posterler s.602-607. 1999. Bilgin, O., Korkut, K.Z. ve Başer, İ. İleri arpa hatlarında bazı sap özellikleri ve yatmanın tane verimine 100 etkileri. Türkiye 3. Tarla Bitkileri Kongresi, 15-18 Kasım 1999 Adana, Poster Bildiri, 390-394. 1999. Bozkurt, İ. Çevre Koşullarının Bazı Arpa Hat ve Çeşitlerinin Tane Verimi ve Diğer Bazı Özellikleri Üzerine Etkisi. Doktora Tezi. Gaziosmanpaşa Üniv. Fen Bilimleri Enst. Tarla Bitkileri Anabilim Dalı (Yayınlanmamış) 1999. Ege, H., Sekin, Y. ve Ceylan, A. Ege Bölgesinde farklı arpaların adaptasyon ve malt özellikleri üzerinde çalışmalar. 2. Arpa Malt Semineri 25-27 Mayıs 1992, Konya. s. 168-162. 1992. Engin, A. Biralık arpalarda önemli kalite özellikleri ve bunların malt kalitesi üzerine etkileri. Arpa Malt Semineri 30 Mayıs-1 Haziran, 1989, Konya. s. 3841. 1989. Freed, R. ve Eisensmith, S.P. MSTAT - Statistical Software for Agronomists. Agron. Abst. 1986. Kandemir, N., B.L. Jones, D.M. Wesenberg, S.E. Ullrich, ve A. Kleinhofs, Marker assisted analysis of three grain yield QTL in barley (Hordeum vulgare L.) using near isogenic lines, Molecular Breeding 6:157-167. 2000. Karadoğan, T., Sağdıç, Ş., Çarkçı, K. ve Akman, Z. Bazı arpa çeşitlerinin Isparta Ekolojik şartlarına uyum yeteneklerinin belirlenmesi. Türkiye 3. Tarla Bitkileri Kongresi, 15-18 Kasım 1999 Adana, Poster Bildiri s. 395-400. 1999. Kopraman, K.Y. Evliya Çelebi seyahatnamesine göre Tokat Şehri. Türk Tarihinde ve Kültüründe Tokat Sempozyumu, 2-6 Temmuz 1986. s.40. 1986. Tuğay, M.E. Tokat yöresinde yürütülen arpa ve buğday ıslahı araştırmalarının sonuçları. Gaziosmanpaşa Üniv. Ziraat Fakültesi Dergisi 10:188-192. 1993. Turgut, İ., Konak, C., Yılmaz, R., ve Arabacı, O. Büyük Menderes koşullarına uyumlu ve yüksek verimli arpa çeşitlerinin belirlenmesi üzerine araştırmalar. Türkiye II. Tarla Bitkileri Kongresi, 22-25 Eylül 1997 Samsun. S. 80-83. 1997. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2004, 21 (2), 111-118 Eşmekaya Organik Topraklarının Fiziksel, Kimyasal, Morfolojik Özellikleri ve Sınıflandırılması Orhan Dengiz Oğuz Başkan KHGM Ankara Araştırma Enstitüsü, Ankara Özet: Bu çalışmayla Konya-Aksaray arasında bulunan Eşmekaya yakınlarında yaklaşık 1692,6 ha alanı kaplayan organik toprakların bazı fiziksel, kimyasal ve makromorfolojik özellikleri belirlenmiştir. Elde edilen verilere ve analiz sonuçlarına göre, organik toprakların oluşumları belirlenerek, seçilen profiller toprak taksonomisine göre alt grup seviyesinde sınıflandırılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre bölgedeki organik toprakların; topografya ve hidrolojik şartlar tarafından etkilenmiş olmaları ve taban arazide oluşmaları nedeniyle havza organik toprak niteliği taşımış oldukları belirlenmiştir. Ayrıca çalışma alanında organik toprakların oluşumları üzerine olumsuz insan etkileri de görülmüştür. Çalışma alanında 4 toprak profili açılmıştır. Bu profiller toprak taksonomisine göre Typic Torrifluvent, Typic Haplofibrist, Typic Haplohemist ve Sapric Haplohemist olarak sınıflandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Organik toprak, Toprak oluşumu, Toprak Sınıflandırması, Eşmekaya Histosolleri Phsical, Chemical, Morphological Properties and Classification of Eşmekaya Organic Soils Abstract: In this study the macromorphological, physical and chemical properties of organic soils of Eşmekaya Town located between Konya and Aksaray provinces and covering approximatly 1692,6 ha were determined. According to the results, organic material accumulation was affected by topographic, hydrologic factors, and formed on flat area. Therefore, the study area has the properties of basin organic soils. In addition, negative human impacts were observed on formation of organic soils in study area. Four soil profiles were located and excavated in study area. According to soil taxonomy, these profiles were classified as Typic Torrifluvent, Typic Haplofibrist, Typic Haplohemist and Sapric Haplohemist, respectively. Key Words: Organic soil, Soil genesis, Soil classification, Histosolls of Eşmekaya 1. Giriş Organik topraklar; anaerobik şartların hakim olduğu iklim koşulları altında, organik materyal birikiminin ayrışma derecesinden yüksek olduğu her yerde oluşabilmektedirler (Dam, 1971). Genellikle çıkışı bulunmayan, topografik yönden düz ve çukur alanlarda, devamlı yeraltı su kaynağının bulunduğu eğimli yamaçlarda, eski göl kalıntıları ve kıyı bataklıklarında yer alırlar (Dinç ve ark, 1987). Önemli derecede topografyanın etkisiyle oluşmuş organik depozitler havza (basin) organik topraklarını oluşturmaktadır (Fitzpatrick, 1972). Organik topraklar, mineral ana materyalden farklı olarak su ile doygun ve genellikle düşük sıcaklık şartlarında, bitkilerin gelişerek artıklarının önemli miktarda biriktiği yerlerde oluşmaktadırlar. Oluştukları alan için herhangi bir özel iklim bölgesi mevcut değil ise de özellikle bu topraklar, o0 derecenin üzerindeki kuzey enlemlerinde en fazla yayılım göstermektedirler (Pons, 1960). Organik topraklar Soil Survey Staff –Soil Taxonomy (1975)’e göre aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır; Su ile uzun süre doygun şartlarda bulunan veya sonradan drene edildiğinde, eğer toprak % 60 veya daha fazla kil içeriyorsa % 18 veya daha fazla, eğer toprak hiç kil içermiyorsa % 12 veya daha fazla, eğer toprak % 0-60 arasında kil içeriyorsa % 12-18 organik karbon içeren topraklardır. Organik topraklar arasındaki, fiziksel, kimyasal ve biyolojik farklılıklar, oluştukları ortamın iklimsel, topografik, hidrolojik, jeolojik ve botaniksel özelliklerinden kaynaklanmaktadır (Everett 1983, Hobbs, 1986). Dinç ve ark (1993), özellikle topografyanın etkisinde oluşmuş dolayısıyla “Havza organik topraklar” olarak tanımlanan İçel-Erdemli, Antakya-Amik ovası ve Kayseri-Karasaz organik topraklarını tanımlamışlardır. Çaycı (1989), bitki yetiştirme ortamı olarak kullanılabilirliğini araştırmak amacıyla ülkemizin değişik yerlerinden 19 farklı organik toprak almıştır. Araştırıcı organik materyallerin genellikle ötrofik oluşumlu, botaniksel orijin olarak otsu ve odunsu bitkilerden oluştuğunu ve ayrışma derecelerinin yüksek olduğunu, bu nedenle de pH, EC ve hacim ağırlıklarının yüksek, buna karşın su tutma kapasiteleri, Eşmekaya Organik Topraklarının Fiziksel, Kimyasal, Morfolojik Özellikleri ve Sınıflandırılması organik madde kapsamları ve havalanma kapasitelerinin düşük olduğunu belirtmiştir. Çaycı ve ark (1998) bitki yetiştiriciliği açısından en önemli kullanım potansiyeli olan Bolu-Yeniçağa peatinin fiziksel ve kimyasal özelliklerini belirleyerek, bitki yetiştirme ortamlarında aranılan kriterler açısından değerlendirmişlerdir. Ayrıca Dengiz ve ark (2004) bu toprakların oluşumları ve sınıflandırmalarını yaparak açılan beş profili Hemic medifibrist, Typic medifibrist ve Hydric medifibrist olarak sınıflandırmışlardır. Özaytekin ve ark. (2001), Konya-Ereğli civarında bulunan organik toprakların morfolojik özellikleri, oluşumları ve sınıflandırma çalışmasını yapmışlardır. Bu bölgedeki toprakların taban arazide oluştuklarını, organik ana materyal birikiminin özellikle topografya ve hidrolojik şartlar tarafından etkilendiğini, ötrofik karakterde olduğunu ve havza organik toprak özelliği gösterdiğini tespit edip açılan dört profili Typic sulfihemist, Fulvaquentic medihemist ve Fibric medihemist olarak sınıflandırmışlardır. Bu çalışmayla Aksaray - Eşmekaya civarında bulunan organik toprakların oluşumlarının yanı sıra morfolojik özellikleri ile fiziksel ve kimyasal özelliklerinin tespit edilerek sınıflandırılmaları amaçlanmıştır. 2. Materyal ve Metod Araştırma alanı Konya-Aksaray karayolu üzerinde, Konya’ya 100 km, Aksaray’a 50 km uzaklıkta ve 1692,6 ha alan kaplamaktadır. Eşmekaya nahiyesini içine alan araştırma alanının doğusunda Sultanhanı kuzeyinde ise Buget ve Eskil köyleri bulunmakta olup 540800 E-4236000 N, 540000 E - 4231800 N, 541100 E3. Bulgular ve Tartışma 3.1. Morfolojik özellikler 1 Nolu Profil: Koordinat: 540825 E, 4231014 N Yükseklik: 964 m Konum: Taban arazi Topografya: Düz Eğim: % 0-2 Horizon A1 A2 112 Derinlik 0-9 9-48 4224900 N, 544800 E - 4 225200 N, 545200 E4230300N koordinatları arasında yer almaktadır. Düz ve düze yakın bir topografya’ya sahip olan alanda eğim % 0-2 arasındadır. Tipik karasal iklim özellikleri gösteren araştırma alanında yıllık ortalama sıcaklık 11.8 0C, yıllık ortalama yağış 313,2 mm, yılık ortalama buharlaşma ise 1086 mm dir. Buna göre çalışma alanının toprak nem rejimi Aridic ve sıcaklık rejimi ise Mesic’tir. Araştırma alanının yakın çevresinde gözlenen jeolojik birimler Paleozoik yaşlı şistler ve kristalize kireç taşlarıdır. Bu birimler güney ve güneybatıdadır. Depolama alanı ve çevresinde yaygın birimler ise Neojen yaşlı çökellerdir. Bunlar üstten aşağıya doğru kireç taşı, konglomera, marn ve kil litolojisinde sıralanır. Kireç taşları geniş bir yayılım alanına sahiptir. Araştırma alanında yoklama sondaları ile organik değişimin en iyi yansıtıldığı yerlerden 4 adet profil çukuru açılarak horizon esasına göre örnekleme yapılmıştır. Profillerde makromorfolojik özelliklerinin belirlenmesi, tanımlanması ve sınıflandırılması Soil Survey Staff (1951-1999) da belirtilen esaslara göre yapılmıştır. Alınan örneklerde fiber miktarı Lynn ve ark, (1974), fiber miktarının arazide belirlemesi ve kuru yakma ile organik madde Dinç, 1974, yaş yakma (Jackson, 1958), hacim ağırlığı, pH ve EC analizleri ve pipet yöntemi ile tekstür, KDK ve değişebilir katyonlar (U.S. Salinity Lab. 1954), hidrometre yöntemi ile tekstür (Bouyocous, 1951), kireç (Hızalan ve Ünal, 1966) ve sodyum prifosfat ile ekstraksiyon edilerek filtre kağıdındaki renk (Lynn ve ark, 1974) göre analiz edilmiştir. Rutubet: Drenaj: Orta Taban suyu derinliği: Yok Bitki örtüsü: Seyrek doğal çayır Ana materyal: Neojen yaşlı killi kireçli marn Morfolojik Özellikler Açık yeşilimsi kahverengi (2,5 Y 5/3, kuru), açık yeşilimsi kahverengi (2,5 Y 5/4, nemli) kil tın; orta, orta granüler strüktür; ince yaygın, orta kalın kökler; dalgalı, belirgin sınır. Açık gri (2,5 Y 7/2, kuru), açık kahverengi (2,5 Y 6/2, nemli), kil; iri ve orta kuvvetli granüler strüktür; az kalın, bol ince kökler; dalgalı O.DENGİZ, O.BAŞKAN C 48+ kesin sınır. Killi kireçli marn ana materyal, 2 Nolu Profil: Koordinat: 541071 E, 4231670 N Yükseklik: 964 m Konum: Taban arazi Topografya: Düz Eğim: % 0-2 Horizon Oi C Derinlik 0-42 42+ Morfolojik Özellikler Grimsi kahverengi (2,5 Y 5/2, kuru), açık yeşilimsi kahverengi (2,5 Y 5/4, nemli) çok az ayrışmış killi organik materyal; fiber içeriği toplam hacmin % 55,7, beyaz filtre kağıdı üzerinde sodyum prifosfat ekstraktının rengi mat sarı 10 YR 8/2, az plastik, yapışkan değil, kireçli; dalgalı kesin sınır. Killi kireçli marn ana materyal, 3 Nolu Profil: Koordinat: 540959E, 4231966 N Yükseklik: 954 m Konum: Taban arazi Topografya: Hafif ondüleli Eğim: % 0-2 Horizon Oa Derinlik 0-12 Oe 12-51 C1 51-83 C2 83+ Derinlik 0-12 Rutubet: 51 cm den sonra nemlilik artmakta Drenaj: Yetersiz Taban suyu derinliği: 115 cm Bitki örtüsü: Saz ve kamış Ana materyal: Neojen yaşlı killi kireçli marn Morfolojik Özellikler Açık kahverengimsi gri (10 YR 6/2, kuru), grimsi kahverengi (10 YR 5/2, nemli) çok ayrışmış kil tınlı organik materyal; fiber içeriği toplam hacmin % 8,7, beyaz filtre kağıdı üzerinde sodyum prifosfat ekstraktının rengi koyu kahverengi 10 YR 2/2; orta orta granüler strüktür; az plastik, az yapışkan, kireçli; dalgalı belirgin sınır. Çok koyu grimsi kahverengimsi (10 YR 3/2, kuru), çok koyu grimsi kahverengimsi (10 YR 3/2, nemli) kil ; fiber içeriği toplam hacmin % 24,2, beyaz filtre kağıdı üzerinde sodyum prifosfat ekstraktının rengi açık yeşilimsi kahverengi 10 YR 6/4; masif strüktür; az plastik, az yapışkan, kireçli; düz, kesin sınır. Koyu kahverengi (10 YR 3/3, kuru) çok koyu grimsi kahverengi (10 YR 3/2, nemli) kil, masif strüktür; çok yapışkan, çok plastik; çok kireçli; dalgalı, belirgin sınır. Koyu grimsi kahverengi (10 YR 4/2, kuru) çok koyu grimsi kahverengi (10 YR 3/2, nemli) kil, masif strüktür; çok yapışkan, çok plastik; çok kireçli. 4 Nolu Profil: Koordinat: 545288E, 4227656 N Yükseklik: 1036 m Konum: Taban arazi Topografya: Ondüleli Eğim: % 2-6 Horizon Oa1 Rutubet: 30 cm den sonra nemlilik artmakta Drenaj: Yetersiz Taban suyu derinliği: 120 cm Bitki örtüsü: Saz ve kamış Ana materyal: Neojen yaşlı killi kireçli marn Rutubet: 49 cm den sonra nemlilik artmakta Drenaj: Yetersiz Taban suyu derinliği: 110 cm Bitki örtüsü: Saz ve kamış Ana materyal: Neojen yaşlı killi kireçli marn Morfolojik Özellikler Grimsi kahverengi (10 YR 5/2, kuru kahverengi (10 YR 5/3, nemli) çok ayrışmış kil tınlı organik materyal; fiber içeriği toplam hacmin % 113 Eşmekaya Organik Topraklarının Fiziksel, Kimyasal, Morfolojik Özellikleri ve Sınıflandırılması Oa2 12-32 Oe1 32-49 Oaı 49-68 Oeı 68-86 C1g 86-104 C2g 104+ 7,8, beyaz filtre kağıdı üzerinde sodyum prifosfat ekstraktının rengi çok koyu grimsi kahverengi 10 YR 3/2; orta, orta granüler strüktür; az plastik, az yapışkan, kireçli; düz belirgin sınır. Çok koyu grimsi kahverengimsi (10 YR 3/2, kuru), koyu kahverengi (10 YR 3/3, enmli) kumlu kil tın; fiber içeriği toplam hacmin % 6,3, beyaz filtre kağıdı üzerinde sodyum prifosfat ekstraktının rengi çok koyu gri 10 YR 3/1; orta orta granüler strüktür; az plastik, az yapışkan, kireçli; dalgalı belirgin sınır. Siyah (10 YR 2/1, kuru) çok koyu kahverengi (10 YR 2/2, nemli) tın, fiber içeriği toplam hacmin % 36,5, beyaz filtre kağıdı üzerinde sodyum prifosfat ekstraktının rengi çok koyu kahverengi 10 YR 2/2; masif strüktür; yapışkan ve plastik değil; kireçli; dalgalı, belirgin sınır. Kahverengi (10 YR 4/3, kuru), koyu grimsi kahverengi (10 YR 4/2, nemli) kil tın; fiber içeriği toplam hacmin % 7,1, beyaz filtre kağıdı üzerinde sodyum prifosfat ekstraktının rengi çok koyu grimsi kahverengi 10 YR 3/2; az yapışkan, az çok plastik; kireçli; dalgalı, belirgin sınır. Siyah (10 YR 2/1, kuru) çok koyu kahverengi (10 YR 2/2, nemli) kil tın, fiber içeriği toplam hacmin % 34,1, beyaz filtre kağıdı üzerinde sodyum prifosfat ekstraktının rengi kahverengi 10 YR 4/3; masif strüktür; az yapışkan ve az plastik; çok kireçli; düz, kesin sınır. Çok grimsi kahverengi (10 YR 4/2, kuru), kahverengi (10 YR 4/3, nemli) kil; masif; çok yapışkan, çok plastik; kireçli; yer yer renk benekleri; dalgalı belirgin sınır Çok mat kahverengi (10 YR 7/4, kuru), çok mat kahverengi (10 YR 7/3, nemli) kil; masif; çok yapışkan, çok plastik; çok kireçli; yer yer renk benekleri. 3.2. Laboratuar analiz sonuçları Açılan profillerden alınan toprak örneklerinin bazı fiziksel ve kimyasal analiz sonuçları Çizelge 1 de verilmiştir. Profillerde organik madde dağılımına bakıldığında 1 nolu profilde en az (% 7,2 -12,1), 4 nolu profilde ise en yüksek % 28,1 - 70,5 değerleri arasında değişmektedir. Bunun nedeni; 1 nolu profilin bulunduğu alanın yakın çevresinde yayılım gösteren arazilerde pompaj sulama ile sulu tarımın yapılmasıdır. Bu nedenle taban suyu aşağı çekilmiş ve bu durum mevcut organik maddenin oksitlenerek organik toprağın mineral toprağa dönüşmesine neden olmuştur. Buna karşılık bataklık alanın orta ve doğu kesimlerine ilerledikçe, insan etkisinin azalması ile birlikte taban suyunun yüzeye yaklaşmasına bağlı olarak organik maddede artış görülmüştür. Ayrıca derinlere doğru özellikle C horizonunda ani bir organik madde azalması olmaktadır. Profillerde hakim tekstür kil ve killi tındır. Profillerin çoğunlukla ağır bünyeli olması özellikle ana materyallerinin killi kireçli marn ana 114 materyalli olmasından kaynaklanmaktadır. Bir nolu profilin mineral toprağa dönüşmesi nedeni ile fiber miktarı ve yanma kaybı analizleri yapılmamıştır. Diğer profillerde ise, özellikle derinlere doğru fiber miktarında bir artış olduğu görülmektedir. Bunun nedeni alt katmanlarda taban suyu nedeniyle oksidasyon şartlarının yüzeydeki kadar etkili olmamasından kaynaklanmaktadır. Örnekler hacim ağırlıkları, organik madde ve mineral madde kapsamlarına göre değişiklik göstermektedir. En yüksek hacim ağırlığı 1 nolu profilde (1,19-1,23 gr/cm3), en düşük ise ayrışmanın en az oluğu 2 nolu profilde Oi horizonunda görülmüştür. Tüm profiller çok kireçlidir. Kireç özellikle yüzeylere göre derinlerde daha yüksek seviyededirler. Bu durum ana materyalin kimyasal bileşiminden kaynaklanmaktadır. Profillerin pH durumlarına bakıldığında en yüksek 1 nolu profildir (8,128,47). Profillerde pH’nın 7’nin üzerinde olması bölgenin jeolojik yapısı ve iklim özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Çevre arazilerin neojen yaşlı kireç taşı ve bataklık tabanının kireçce yüksek olması, özellikle yaz aylarında sıcaklığın yüksek ve yağışın düşük olması dolayısıyla O.DENGİZ, O.BAŞKAN buharlaşmanın fazla olması, ayrıca pompaj sulama ile tarımın yapılması (özellikle 1 nolu profil civarı ) alt katmanlardan yüzeye doğru bir iyon hareketine neden olmaktadır. Çizelge 1 de görüleceği üzere tüm profillerde Na+ ve K+ iyonları derinlerden yüzeye doğru bir birikim göstermiştir. Bu durum ayrıca EC yi de etkilemiştir. KDK değerleri, organik maddenin ayrışma derecesine ve organik madde miktarına bağlı olarak profiller arasında değişiklik göstermektedir. 3.3. Çalışma alanı topraklarının oluşumu ve sınıflandırılması Genel olarak organik topraklar, anaerobik şartların egemen olduğu alanlarda, kısmen ayrışmış bitki ve hayvan artıklarının yüzeyde birikimi sonucu oluşmuş bir toprak şeklinde ifade edilmektedir (Fitzpatrick, 1972). Ülkemizdeki organik topraklar, oluşum gösterdikleri iklim koşulları, topografya, botaniksel bileşim, birikim sırasındaki su kalitesi ve orijini, oluşmuş organik alanların hali hazırda drene edilip edilmediği, eğer drene edilmiş ise bu sahalarda uygulanan amenajman pratikleri nedeniyle büyük değişiklikler göstermektedirler (Usta ve ark, 1994). Çalışmanın yapıldığı alandaki organik topraklar, çukur kesimde gerek yağış sularının gerekse de çevredeki akar suların (Hacıhasan deresi) toplandığı, düz-düze yakın eğimli, yer yer ondüleli bir topografyaya sahip bir alanda yer almaktadır. Buna karşın çalışma alanının doğusu ve güneyi eğimde artış göstermekte, kuzey ve batı kesimlerde ise eğimde fazla artış görülmemektedir. Bu durum organik toprak materyalinin birikiminde topografyanın önemli ölçüde etkili olduğunu göstermekte ve çalışma alanındaki organik toprakların havza (basin) organik toprak özelliği göstermesine neden olmaktadır. Bölgede suyun dağıldığı alanların sürekli olmayışı, düzensizliği ve taban suyunun mevsimsel farklılıklar göstermesi organik birikim alanlarının devamlılığını engellemiş ve farklılıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu durum özellikle profil 1’ de açıkça görülmektedir. Şekil 1’ de görüleceği üzere 1 nolu profilin bulunduğu alanda bitki örtüsü seyrek ve toprak yüzeyinin tuzlulaşma olmasına karşın 3 ve 4 nolu profillerin bulunduğu alanda taban suyu seviyesi yüksek ve daha sık bitki örtüsü bulunmaktadır. Havza organik topraklarının oluşmasında, iklimin sıcaklık, buharlaşma ve yağış faktörleri jeogenetik oluşumda etkili olmaktadır (Dinç, 1974). Araştırma alanında, yaz aylarının kurak geçmesi, yüksek buharlaşma ve tarımsal faaliyetler, taban suyu seviyesinin alçalmasına neden olmaktadır. Bu durum hem bitki gelişimini sınırlandırmakta hem de mineralizasyonu arttırarak organik madde birikimini sınırlandırmaktadır (Şekil 1). Araştırma alanı ve çevresindeki arazilerin jeolojik birimleri Palaezoik yaşlı şistler ve kristalize kireçtaşları ile Neojen yaşlı kireç taşı, marn ve kilden oluşmaktadır. Bu bölgeden akan akarsulara ilaveten yüzey sularıyla da beslenen organik alandaki su rejimi organik toprakların yayıldığı alanda yüksek Ca ve Mg iyonları konsantrasyonuna neden olmakta ve bu durum pH’nın > 7 olmasına neden olmaktadır. pH’nın 7 den yüksek olması ve ötrofik çevresel koşullar bölgede özellikle saz ve kamış türlerinin gelişmesine imkan vermektedir. Organik toprak horizonlarının morfolojik özelliklerinin tanımlanmasında ve sınıflandırılmasında fiber miktarı ve ayrışma derecesi çok önemli kriterleri oluşturmaktadır (Farnham ve Finney, 1965). Organik bitki materyalinin ayrışma derecesine göre, organik toprak horizonları fibric, hemic ve sapric olarak ayrılmıştır (Soil Taxonomy, 1999). Her bir profil için horizonlardan alınan toprak örneklerinin morfolojik özelliklere ve analiz sonuçlarına göre sınıflandırılmaları toprak taksonomisine (Soil Taxonomy, 1999) göre yapılmıştır. 1 nolu profil organik maddenin oksidasyonu ve mineralizasyonu sonucu özelliklerini yitirmiş olup mineral toprak özelliğini taşımaktadır. Fakat profil toprakları gelişiminin başlangıcında olması nedeniyle Entisol ordosuna, profil içerisinde % 0,2 den fazla organik karbon olmasıyla Fluvent alt ordosuna nem rejiminin aridik olması nedeniyle Torrifluvent büyük grubuna ve Typic Torrifluvent alt grubuna dahil edilmiştir. 2 nolu profil; ayrışma derecelerinin az olması sonucu organik materyali oluşturan bitkilerin botaniksel orijinlerini çoğunlukla korumaları, 100cm derinlik içerisinde sulfidik materyal içermemesi nedeniyle Fibrist alt ordosuna, sıcaklık rejiminin mesic olmasından dolayı Haplofibrist büyük grubuna ve Typic Haplofibrist alt grubuna dahil edilmiştir. 3 ve 4 nolu profillerin kontrol kesitinde yüzey altı katmanlarında farklı kalınlıklarda olmak üzere 115 Eşmekaya Organik Topraklarının Fiziksel, Kimyasal, Morfolojik Özellikleri ve Sınıflandırılması Profil 1’in çevre görüntüsü Profil 4’ün çevre görüntüsü Şekil 1. 1 ve 4 nolu profillerin çevre görünümleri hemik toprak materyali baskındır. Bu nedenle her iki profilde alt ordo seviyesinde Hemist alt ordosuna girmektedir. Profillerde humilluvic ve sulfidic materyallerin ve bir sülfirik horizonun olmaması nedeniyle Haplohemist büyük grubuna girmektedirler. Fakat alt gruplarda ise 3 nolu profil Typic Haplohemist iken 4 nolu profil 25 cm den kalın bir sapric materyal içermesi nedeniyle Sapric Haplohemist alt grubuna dahil edilmiştir. 4. Sonuç Araştırma alanında yayılım gösteren organik topraklar “havza organik topraklar” niteliğini taşımaktadırlar. Yoğun pompaj sulama ile yapılan tarımsal faaliyetler, çalışma alanın özellikle batı kesimlerinde organik toprak gelişimi üzerine olumsuz etki yapmaktadır. Organik toprakların yapısı ve özellikleri istenilen düzeyde olduğu taktirde; seracılıkta, 116 süs bitkileri yetiştiriciliğinde, mantarcılık, sebzecilik, fide yetiştiriciliği vb. gibi alanlarda iyi bir yetiştirme ortamı olduğu bilinmektedir. Analiz sonuçlarına göre toprak profilleri bu yönden incelendiğinde; 1 nolu profil yoğun mineralizasyon sonucu organik toprak özelliğini kaybetmiştir. 2 nolu profilde organik materyalin yeterince olgunlaşmamış olması nedeniyle bu tür kullanımlar açısından uygun değildir. Özellikle 4 nolu profilin bulunduğu alanlar, gerek daha derin ve gerekse bazı horizonlarında fazla miktarda fiber içermeleri nedeniyle bitkisel üretimde bitki yetiştirme ortamı olarak değerlendirilebilecek bazı karakterlere sahip olmalarına ragmen, yüksek pH ve olası tuzluluk nedeniyle kullanımları sınırlıdır. Söz konusu alandaki organik topraklar, ancak bazı iyileştirme tedbirleri alındıktan sonra bitki yetiştirme ortamı olarak kullanılabilir. O.DENGİZ, O.BAŞKAN Çizelge 1 Araştırma profillerinin bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri. Profil I II III IV Horizon O.M % A1 12,2 O.M Yanma Kaybı % - Fiber % pH 1:10 - 8,45 pH 0.01N CaCl2 8,58 A2 7,1 - - 8,47 C 1,2 - - Oi 67,8 71,4 C 3,3 Oa 44,7 Değişebilir Katyonlar cmol/kg Na+ K+ Ca++ Mg++ 4,23 0,75 13,28 26,6 Kil 31,8 Tekstür (%) Kum Silt 42,7 25,5 4,43 Hacim Ağırlığı gr/cm3 1,22 8,51 0,34 1,23 51,5 28,9 3,08 0,78 6,93 18,21 56,7 22,4 20,9 C 8,12 8,31 0,45 1,19 61,5 30,6 1,16 0,49 24,09 4,76 59,4 26,2 14,3 C 45,7 7,89 7,93 0,55 0,12 68,6 22,8 0,19 0,13 19,08 4,41 43,3 27,8 28,8 C - - 8,13 7,89 0,37 1,21 78,6 25,4 0,26 0,05 23,62 1,30 68,4 12,9 18,7 C 28,2 30,5 8,7 7,65 7,60 0,96 0,34 60,1 70,2 0,60 0,52 60,9 6,48 27,3 41,3 31,5 CL Oe 39,7 42,2 24,2 7,87 7,38 0,94 0,23 64,3 61,5 0,82 0,12 53,44 7,93 41,6 29,3 29,1 C C1 3,4 - - 8,20 7,89 0,34 1,19 81,5 34,2 0,08 0,09 32,61 2,31 45,4 33,9 20,6 C C2 5,2 - - 8,07 7,79 0,52 1,22 76,6 35,8 0,13 0,05 35,14 1,38 52,9 26,8 20,2 C Oa1 58,2 62,7 7,8 7,47 7,74 1,38 0,35 60,1 102,3 2,59 0,47 91,62 8,38 21,1 57,8 21,1 SCL Oa2 46,8 49,3 6,3 7,69 7,56 1,26 0,31 61,5 93,8 1,40 0,12 66,06 27,12 27,5 47,2 25,3 SCL Oe 70,5 62,4 36,5 7,57 7,56 1,48 0,13 42,6 114,3 1,46 0,19 85,14 27,61 22,1 42,6 35,3 L Oa ı 28,1 31,3 7,1 7,82 7,77 1,33 0,24 70,1 79,8 0,90 0,10 74,31 5,40 30,9 2,1 26,8 CL Oe ı 42,4 46,3 34,1 7,83 7,92 1,56 0,18 54,9 96,5 2,31 0,23 73,02 19,84 35,9 34,3 29,6 CL C1g 4,9 - - 8,01 8,06 0,92 1,20 74,9 38,4 0,07 0,13 33,81 5,31 47,1 26,3 26,6 C C2g 2,9 - - 8,18 8,14 0,55 1,24 77,2 33,5 0,09 0,08 29,23 3,18 40,1 32,8 26,4 C EC dS/m CaCO3 % KDK cmol/kg 45,7 Sınıf CL 117 Eşmekaya Organik Topraklarının Fiziksel, Kimyasal, Morfolojik Özellikleri ve Sınıflandırılması Kaynaklar Bouyoucos, G.J. 1951 A Recalibration of The Hydrometer Method for Making Mechanical Analysis of Soil Agron J.43: 434-438 Çaycı, G. 1989. Ülkemizdeki Peat Materyallerinin Bitki Yetiştirme Ortamı Olarak Özelliklerinin Tespiti Üzerine Bir Araştırma. Ank.Üniv. Fen Bilimleri Enst. Doktora Tezi Çaycı, G., Baran, A., Kütük, C., Ataman, Y., Öztekin, H., Dengiz, O. 2000. A Research on Reclamation of Physical Properties of Bolu Yeniçağa Peat as Plant Growing Medium. Proceedings of International Symposium on Desertification. Konya-Turkey. Dam, D.V., 1971. Diagnosis and Reclametion of Peat Soils. International Institut Voolland on Winnigen Cultur Technih The Nederland. Dengiz, O., Özaytekin, H., Çaycı, G., Baran, A.2004. Genesis and Taxonomic Classification of Yeniçağa-Bolu Organic Soils. International Soil Congress on Natural Resource Management for Sustainable Development, Erzurum-Turkey. Dinç, U. 1971. Çukurova Bölgesi Organik Topraklarının Jeogenesis Morfolojik Özellikleri ve Sınıflandırması Üzerine Bir Araştırma. Dinç, U., Kapur, S., Özbek, H., Şenol, S. 1987. Toprak Genesisi ve Sınıflandırması. Ç.Ü Yayınları Ders Kitabı 7.1.3. Dinç, U., Şenol, S., Kapur, S., Atalay, İ., Cangir, C. 1993. Türkiye Toprakları Ç.Ü. Zir. Fak. Genel Yayını No: 51 Ders Kitapları Yayın No: 12 Everett, K.R.1983. Histosols in L. Pwilding, N.E. Smeek and G.F. Hall Pedojenesis and Soil Taxonomy II. Soil Orders Elsever Amsterdam S:153. Farnham, R.S., Finney, H.R. 1965. Classification and Properties of Organic Soils. Adv. Agrom 17: 115162. Fitzpatrick, E.A. 1972. Pedology A Systamatic Approach to Soil Science. Oliver and Body. Ltd. Edinburg, 306. 118 Hızalan, E., Ünal, H.1966. Toprakta önemli Kimyasal Analizler. Ank. Üniv. Ziraat Fakültesi yayınları 278 Hobbs, N.B. 1986. Mire Morphology and the Poperties and Behaviour of Some British and Foreign Peats. Q.J.Eng. Geol-London 19:7-80. Jackson, M.L. 1958. Soil Chemical Analysis. Prentice Hall Inc. Englewood Cliffs, N.J., USA Lynn, W.C., Mcknzie, W.E., Grosman, R.B. 1974. Field Laboratory Test for Characterization of Histosols Their Characteristies, Classification and USA. SSSA Special Publication Series. Soil Science Society of America Inc Publisher Madison, Wisconsin USA Number: 6 sf 11-20 Özaytekin, H., Karakaplan, S.2001. Konya-Ereğli Civarında Bulunan Organik Toprakların Morfolojik Özellikleri, Oluşumu ve Sınıflandırması. Selçuk Üniv. Ziraat Fak. Dergisi Cilt: 12, Sayı: 27. Pons, L.J. 1960. Soil Genesis and Classification of Reclaimed Peat Soils in Connection Wet Initial Soil Formation, 7th Intern. Congress of Soil Science Madison, Wisconsin USA No: 28 S: 25-210. Soil Survey Staff 1951. Soil Survey Manual U.S.Dept. Agri. Hand Book No: 18 Soil Survey Staff 1975. Soil Taxonomy A Basis System of Soil Classification for Making and Interpreting Soil Survey USDA. Agri. Handbook 436. Soil Survey Staff.1999. Soil Taxonomy. A Basic of Soil Classification for Making and Interpreting Soil Survey. USDA Hand Book NO: 436, Washington DC. U.S. Salinity Laboratory Staff 1954: Diagnosis and Improvement of Saline and Alkali Soils. Agri. Handbook 60 USDA. Usta, S., Sözüdoğru, S., Çaycı, G. 1994. Ülkemizdeki Bazı Peat ve Peat Benzeri Materyallerin Kimyasal Özellikleri ile Hümik ve Fulvik Asit Kapsamları Üzerine Bir Araştırma. Ank. Ünv. Zir. Fak. Yayın No: 1380. Ankara. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2004, 21 (2), 15-22 Characterization of Recombinant Soyacystatin Expressed in E.coli Özlem Akpınar1 Haejung An2 1 2 Department of Food Engineering Gaziosmanpasa University, Tasliciftlik 60250 Tokat Turkey School of Pharmacy, University of Southern California, 1985 Zonal Ave, PSC B4, Los Angeles, CA 90089 Abstract: Recombinant (r-) soyacystatin was characterized for their inhibitory activity against papain and compared to egg white cystatin. r-Soyacystatin expressed in E. coli was purified 4.33 fold as a recombinant protein with phenyl-Sepharose and DEAE. Egg white cystatin was purified by using affinity chromatography on CM-papain-Sepharose. The specific interaction of r-soyacystatin and papain was detected on isoelectric focusing gel. Papain and r-soyacystatin formed a complex and the complex was resolved in between pIs of cystatins and papain. Both cystatins showed high stability at the wide pH range (pH 4-10), and the thermal stability of soyacystatin was comparable at the temperature range (0-100 0C). The r-soyacystatin exhibited papain-like protease inhibition activity comparable to that of the egg white cystatin, which could inhibit papain. Key words: soyacystatin, egg white cystatin, proteolytic activity, protein, purification E. coli Tarafından Sentezlenen Recombinant Soyacystatinin Karakterizasyonu Özet: Rekombinant (r-) soyasitatinin papaine olan inhibitörü aktivitesi karakterize edilerek yumurta beyazı sistatin ile karşılaştırılmıştır. E.coli de sentez edilen r-soyasistatin 4 phenyl-Sepharose ve DEAE kolonları rekombinant protein olarak 4.33 kat saflaştırılmıştır. İsoelektirik fokus jeli ile papain ve r-soyasistatin arasındaki spesifik interaksiyon tespit edilmiştir. Papain ve r-soyasistatinin bir kompleks oluşturduğu ve bu kompleksin pI si sistatin ve papain pI lar arasında çözündüğü tespit edilmiştir. Her iki sistatinde geniş bir pH aralığında (pH 4-10) stabilite göstermiş ve soyasistatinin termal stabiliteside yumurta beyazı sistatine benzer bulunmuştur test edilen sıcaklıklarda (0-100 0C). r-Soyasistatinin papaine karşı olan inhibitör aktivitesi yumurta beyazı sistatine benzer bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Soyasistatin, yumurta beyazı sistatin, proteolitik aktivite, protein, saflaştırma. 1. Introduction Cystatins are potent inhibitors of cysteine proteinases found in animal and plant tissues and human biological fluids (Barret, 1981). They inhibit cysteine proteinases such as cathepsins B, H and L and several structurally similar plant proteinases such as papain and actinidin by making the reactive site of the enzyme inaccessible to substrates and to the thiol group reagents (Bjork et al., 1989, Nicklin and Barret, 1984). They form tight reversible complexes with the proteinases with the dissociation constants typically in the nanomolar ratio (Barret, 1981, Bjork et al., 1989). Cystatin superfamily are grouped into four different families based on their occurence, sequence and structure similarity. Cystatin family I, stefin, is known to have the smallest molecular weight of ~11 kDa. It has no intramoleculer disulfide bonds and glycosylation. Cystatins family II exist in the secrata and tissues of mamalian and avian origin. It has a molecular weight of ~13 kDa with 2 disulfide bridges (Barret, 1981). Cystatin family III, also called kininogens, has the largest molecular weight of 70,000 consisting of heavy and light chains and existing in mamalian blood (Gournaris et al., 1984). Cystatins family 4, were recently discovered and found in plants (Turk et al., 1997). They do not have a disulfide bond like family I. However, their amino acid sequence is closely related to cystatins of family II. Cystatin from a plant source, therefore, is classified as independent family referred to as “phytocystatin” (Abe et al., 1992, Turk et al.,1997). They have been identified in seeds, leaves, roots and fruit (Rele et al., 1980, Rodis and Hoff, 1984, Brzin et al., 1988, Olivia et al., 1988, Rowan et al., 1990, Hines et al., 1991, Lenarcic et al., 1992, Abe et al., 1994, Kimura et al., 1995, Song et al., 1995, Botella et al., 1996, Wu and Haard, 2000). Phytocystatin shows a wide inhibition spectrum against cysteine proteinases from plant and animal origin. Abe et al. (1994) reported Characterization of Recombinant Soyacystatin Expressed in E.coli that corn cystatin inhibited various cysteine proteinase, including cathepsins H and L and papain. It also weakly inhibits cathepsin B. Izquierdo-Pulido et al. (1994) reported that cystatin isolated from rice was inhibitory against heat activated arrowtooth flounder proteinase. Recently, cystatins have received more attention for their potential role in protecting fish surimi proteins from proteolytic activities (Kang and Lanier, 1999, Tzeng et al., 2001, Jiang et al., 2002, Chen et al., 2002, Hsieh et al., 2002). Surimi is minced fish meat that has unique functionality such as gel forming ability, water and oil binding properties (Tzeng et al., 2001). These characteristics make surimi main ingredient for wide range of seafood analogs such as artificial crab. Alaska pollock has been the species mostly used for surimi manufacturing. Because of the maximized annual catch of Alaska pollock and its relatively higher price, some underutilized species have been used to produce surimi such as mackerel, arrowtooth flounder, hairtail, mackerel and Pacific whiting. However, these fish species suffer from high levels of endogenous protease activity which causes soft texture (An et al., 1996, Visessanguan et al., 2001). In the last few years, Pacific whiting has been successfully utilized in surimi production because of the large availability in the U.S. Northwest cost and the low price. On the other hand, Pacific whiting suffers from post-mortem softening as a result of hydrolysis of myofibrillar proteins by endogenous proteinase, after the death of the animal, becomes susceptible to autolysis by the endogenous muscle proteinases. The degradation of myofibrillar proteins causes adverse effects on surimi quality and lowers the gel strength (An et al., 1996). It was shown that cathepsin L was the major source of proteolytic activity in Pacific whiting surimi (An et al., 1994). In order to alleviate the proteolytic activities of the fish muscle, food grade protease inhibitors such as egg white, potato powder and bovine plasma protein (BPP) have been used in surimi production but their use has been limited due to their adverse effects on organoleptic properties of surimi. It was reported that specific cysteine proteinase inhibitors such as egg white cystatin reduced the protease activity into a negligible 16 level without causing noticeable sensory defects in surimi (An et al., 1994, Lee et al., 2000, Jiang et al., 2002). The objectives of this study are to purify recombinant soyacystatin expressed in E. coli, characterize biochemical properties of recombinant soyacystatin and compare the inhibition efficiency of both of them against papain. 2. Materials and methods 2.1. Materials Kanamycin, isopropyl -D-thiogalacto pyronoside (IPTG), papain, Sepharose 6B, Brij 35 (30% w/v), glycerol, N-benzoyl-L arginine-2naphthylamide (BANA), L-trans-epoxysuccinyl leucylamido (4-guadino) butane (E-64), dimethyl sulfoxide (DMSO), -mercaptoethanol ( ME), p-dimethylaminocinnamaldehyde, tricine, ammonium sulfate (AS), dithioerythritol, bovine serum albumin (BSA), low molecular weight standards including aprotinin (6,500), lactalbumin (14,200), trypsin inhibitor (20,000), trypsinogen (24,000), carbonic anhydrase (29,000), gylceraldehyde-3-phosphate dehydro genase (36,000), ovalbumin (45,000) and albumin (66,000), were purchased from Sigma Chem. Co. (St. Louis, MO). Iodoacetic acid was obtained from Calbiochem (San Diego, CA). Phenly-Sepharose 6 fast flow, DEAE Sephorose fast flow, broad range of pI standards including trypsinogen (pI-9.3), lentil lectinbasic band (pI-8.65), lentil lectin-middle band (pI-8.45), lentil lectin-acidic band (pI-8.15), myoglobin-basic band (pI-7.35), myoglobinacidic band (pI-6.85), human carbonic anhydrase B (pI-6.55), bovine carbonic anhydrase (pI-5.85), -lactoglobulin A (pI5.20), soybean trypsin inhibitor (pI-4.55) and amyloglucosidase (pI-3.50), were purchased from Pharmacia (Piscataway, NJ). Premade agarose gel for isoelectric focusing was purchased from FMC Corp. (Rockland, ME). Sodium caseinate was purchased from U.S. Biochemical Corp. (Cleveland, OH). IPTG solution were prepared as 1 M stock solution in water and sterilized by filtration through 0.2 m sterile Acrodisc (Gelman Sciences, Ann Arbor, MI). The stock solutions were stored at -20 0C until used. The stock Ö.AKPINAR, H.AN solution of synthetic substrates and E-64 were prepared in DMSO and stored at -20 0C until used. 2.2. Purification of Soyacystatin Cloned E.coli containing soyacystatin gene was donated by Dr. Hisashi Koiwa of Purdue University. The recombinant cells were grown in small scale in 5 mL LB broth with 50 g/L of kanamycin overnight at 370C with vigorous shaking. The following day it was inoculated into a large media (250 mL LB broth with 50 g/L of kanamycin) and allowed to grow until OD600 reached to 0.6 (generally 3-4 hours after inoculation into a large culture). Finally, it was induced with 0.4 mM IPTG (final concentration) and incubated for 16 h at room temperature. The cells were harvested by centrifugation at 4,000xg for 30 min using a Sorvall refrigerated centrifuge SS-34 rotor (DuPont Co., Newtown, CT). r-Soyacystatin was purified by the method of Koiwa et al. (1998). Harvested cells were sonicated using Sonicor (Model UP-400) with ultrasonic probe (Copiague, NY), in 10 mL of 10-fold diluted McIlvaine’s buffer (0.2 M sodium phosphate, 0.1 M sodium citrate, pH 7) in ice. Sonicated cell extract was used to purify the recombinant soyacystatin using phenylSepharose and DEAE column with two step purification. Sonicated cell extract was loaded onto 2.5x25 cm phenyl-Sepharose column at 40C and equilibrated with 20 mM potassium phosphate, pH 6, containing 20% saturated AS. Elution was initiated with 15% saturated AS in 20 mM potassium phosphate buffer pH 6. When A280 reading of the fraction started to decrease, the elution buffer was changed to 10% saturated AS in the same buffer. Fractions were analyzed for protein concentration by measuring A280 value and the presence of cystatin band on SDS-Tricine PAGE. The fractions which had a visible cystatin band were combined. The sample was loaded in 2.5x25 cm DEAE column 40C, equilibrated with 10 mM Tris, pH 8.8. After loading the sample, the column was washed with 10 mM Tris, pH 8.8, overnight and eluted with the linear gradient of 0-0.4 M NaCl in10 mM Tris, pH 8.8. The fractions which had a cystatin band on SDS-tricine PAGE were combined. The activity of combined fractions were analyzed for inhibitory activity as in section “ inhibition assay against papain”. 2.3. Purification of Egg White Cystatin Egg white cystatin was purified according to Anastasi et al. (1983) by using CM-papainSepharose column from twelve eggs. CMpapain-Sepharose column was prepared according to the method of Axen and Ernback (1971). Papain (100 mg) was activated with 2 mM dithioerythritol and 1 mM disodium EDTA in 10 mL of 0.1 M sodium phosphate, pH 6, for 10 min at 200C and allowed to react with 10 mM iodoacetic acid. After activating Sepharose resin with CNBr, the resin was washed with cold 500 mL of 0.1 M NaHCO3, pH 9.0. Activated papain solution was stirred with the Sepharose 6B overnight at room temperature for coupling. The resin was washed with 500 mL of 0.01 sodium acetate, pH 4.1, 400 mL of 0.1 M sodium phosphate, pH 7.6, containing 1 M NaCl; 200 mL of 0.1 M sodium phosphate, pH 7.6 containing 15 g/L glycine; 400 mL of 0.1 M sodium phosphate pH 7.6 containing 1 M NaCl; and finally 500 mL of 0.01 sodium acetate, pH 4.1. Egg white cystatin was purified from twelve eggs according to Anastasi et al. (1983). The egg white was blended with equal volume of 0.25% (w/v) NaCl. The pH of the solution was adjusted to 6-6.5 with 5 M sodium formate buffer, pH 3. To remove ovomucin from the egg white the solution was centrifuged at 2,100xg for 30 min. CM-papain-Sepharose, 25 mL, was equilibrated with 50 mM phosphate buffer, pH 6.5 containing 0.5 M NaCl and 0.1% Brij. The centrifuged egg white solution was stirred with the equilibrated CM-papain-Sepharose overnight at 4 0C. The resin was washed with 50 mM phosphate buffer, pH 6.5, containing 0.5 M NaCl and 0.1% Brij until the A280 was less than 0.05. The CM-papain-Sepharose was packed into 2.5x25 cm column at room temperature and washed with 2 bed volumes of 50 mM phosphate buffer, pH 6.5, containing 0.5 M NaCl and 10% (v/v) glycerol. The bound protein was eluted with 50 mM phosphate buffer, pH 11.5, containing 0.5 M NaCl and 10% (v/v) 17 Characterization of Recombinant Soyacystatin Expressed in E.coli glycerol at room temperature. Fractions, 2 mL, showing inhibitory activity against papain were combined and the pH was adjusted to 7.4 with 5 M sodium formate buffer, pH 3.0. 2.4. Gel Electrophoresis SDS-PAGE gels, 15%, were performed according to Laemmli (1970) and 16.5% tricine SDS-PAGE gel was performed according to Schagger and Jagow (1987). Since soyacystatin has a low molecular weight, Laemmli’s SDSPAGE system did not give good resolution; therefore, tricine SDS-PAGE was used. The samples were boiled for 5 min in the SDSPAGE treatment buffer (1:1, v/v) and applied on 15% and 16.5% polyacrylamide gels. The gels were run under a constant voltage at 150 V, on ice, using Bio-Rad Mini-Protean II unit (BioRad, Hercules, CA). 2.5. Protein Content Soluble protein content was determined according to Lowry et al. (1951) using bovine serum albumin as a standard. 2.6. Isoelectric Focusing Isoelectric focusing was performed in premade agarose gels (FMC Corp., Rockland, ME). The wicks were soaked in 1 M NaOH, as a catholyte, and 0.5 M acetic acid, as an anolyte. The samples were run under 25 W constant power with 1000 V limit using a Thin-Layer Isoelectric Focusing (Desaga Heidelberg). Protein bands were stained with 0.1% Coomassie Brillant Blue R-250 for 30 min and destained in 25% (v/v) of ethanol and 9% (v/v) of acetic acid for 3 min. The destained gel was dried at 550C for 30 min. To estimate the isoelectric point of the proteins a broad range pI standards were used. 2.7. Temperature Stability Both purified egg white cystatin, 0.364 g, and soyacystatin, 0.266 g, were incubated in the range of 0-100 0C for 30 min and immediately cooled in ice. Residual activity of heat treated sample were analyzed for inhibitory activity against papain using BANA as a substrate. 18 2.8. pH Stability Both purified egg white cystatin, 0.364 g, and soyacystatin, 0.266 g, were incubated with McIlvaine’s buffer in the pH range of 4-10 at room temperature for 15 min and residual inhibitory activity was assayed against papain BANA as a substrate 2.9. Inhibition Assay Against Papain Inhibitory activity of purified cystatins against papain was measured by the method of Abe et al. (1994) with slight modification. The concentration of this enyzme was determined by active site titration with E-64. The assay buffer was 0.25 M sodium phosphate, pH 6, containing 2.5 mM EDTA. Papain solution, 20 g/mL, was activated with 25 mM sodium phosphate, pH 7 containing 20 mM -ME at 400C for 10 min. The assay buffer, 0.2 mL, was mixed with 0.1 mL of the activated papain. After preincubation of the mixture with 0.2 mL of inhibitor at 400C for 5 min, the reaction was started by adding 0.2 mL of BANA and incubated at 400C for 10 min. The reaction was stopped by adding 1 mL of 2% (v/v) HCl in ethanol and the color was developed by adding 1 mL of 0.06% (w/v) pdimethylaminocinnamaldehyde in ethanol. Reaction products were measured at 540 nm. A blank was prepared by substituting cystatin with water. The inhibitory activity was defined as a decreased amount of BANA-hydrolyzing activity per mL of inhibitor solution per hour. One “unit” of inhibitory activity (U) was defined as the changes in absorbance of 1.0 at 540 nm per h. 3. Results and Discussions 3.1. Purification of Recombinant Soyacystatin and Egg White Cystatin r-Soya cystatin was purified from E. coli overexpressing BL21 (DE3) pETNM8-103 gene and its properties were compared to egg white cystatin purified from egg white. The recombinant cells were grown LB broth. After IPTG induction, a high level of soluble rsoyacystatin was expressed as the major protein component in E. coli BL21 (DE3) pETNM8-103 cells (Figure 1). The recombinant soyacystatin Ö.AKPINAR, H.AN was purified to electrophoretic homogeneity by 20-10% saturated ammonium sulfate, phenylSepharose, and 0-0.4 M NaCl DEAE chromatograms. The purity of r-soyacystatin on each of the purification step is shown on SDSPAGE (Figure 1). The molecular weight of rsoyacystatin was estimated to be approximately 11.2 kDa. As shown in Figure 1, the rsoyacystatins constituted a high percentage of the total cell protein. Approximately 19.95 mg of purified cystatin was obtained from 212.5 mg of proteins of E.coli cells with a specific activity of 15,341 U/mg. The purification used provided a simple purification protocol with a high yield of r-soyacystatin, which indicated a high potential for this protocol to be used in a commercial application. Egg white cystatin was purified by affinity chromatography. For this study, CM-papainSepharose, which was effective in isolating cystatin from numerous egg white proteins, was used as the affinity media. By taking advantage of the instability of cysteine proteinase in alkaline conditions, the bound cystatin was eluted from CM-papain-Sepharose by increasing pH to 11.5. Egg white cystatin was purified from 12 pooled egg whites and the pure egg white cystatin is shown in Figure 2. Approximately 5.10 mg of purified cystatin was obtained from 29,700 mg of proteins of egg white proteins with a purification fold of 240. Papain had an isoelectric point of 9.5 (Figure 2). This result is in agreement with the isoelectric point of papain, 9.6 as reported by Sluyterman and Graff (1972). Egg white cystatin had two proteins with identical molecular weights. They were separated as two bands by isoelectric focusing with the pI’s of 5.8 and 6.6. Soyacystatin also showed two isoelectric forms on the isoelectric focusing gel at pI 5.6 and 6.0. Brzin et al. (1990) reported that soybean cystatin showed three major bands at pI 5.3, 5.5, and 5.9 and two minor bands at 5.4 and 8.3. Our results are in agreement with the native isoelectric points of soyacystatin. Cystatin and papain can form a complex resulting in changes in the isoelectric points (Anastasi et al., 1983). As seen in Figure 2, the complex was resolved between the papain and cystatin bands when papain and cystatin formed a complex. The pI of papain and egg white cystatin shifted to 8.82 and 9.20 as they formed a complex with each other. The complex between papain and soyacystatin was detected at pI 9.05 and 8.82 (Figure 2). Also, both cystatin complexes showed a weak band at 8.52. M M 1 2 3 4 Figure 1. Various stage of purification of recombinant soyacystatin on SDS-tricine PAGE. (M) low molecular weight marker (1) 5 l of uninduced recombinant soyacystatin cell extract; (2) 5 g induced recombinant soyacystatin cell extract; (3) 5 g ammonium sulfate precipitated soyacystatin cell extract; (4) 5 g purified recombinant soyacystatin 3.2. Isoelectric Points of Cystatins and Papain Isoelectric points of both cystatins and papain were determined by linear regression. 1 2 3 4 5 M Figure 2. The complex formation of papain with soyacystatin and egg white cystatin on the IEF gel. (M) A broad range pI standards; (1) 1.04 g of egg white cystatin; (2) 5.6 g of papain with 1.04 g of egg white cystatin; (3) 5.6 g of papain; (4) 5.6 g of papain with 1.33 g of soyacystatin and (5) 1.33 g of soyacystatin; (M) A broad range pI standards. 3.3. Temperature and pH Stability The temperature stability of r-soyacystatin was similar to that of egg white cystatin (Figure 3). After 30 min of incubation at 500C or above, the inhibitory activity of r-soyacystatin was gradually decreased. There was 70% activity left after 30 min incubation at 50 0C. 19 Characterization of Recombinant Soyacystatin Expressed in E.coli 3.4. Inhibitory Activity of Purified Cystatins Cystatins form a reversible tight binding inhibitor papain-like proteinases (Nicklin and Barret 1984, Bjork et al., 1989). The inhibitory ability of r-soyacystatin was similar to that of egg white cystatin. When 2.00 g of papain was incubated with inreasing concentration of pure rsoyacystatin and egg white cystatin, the linear concentration inhibition relationship were observed. The inhibitory activity of cystatins was dependent on dose when the ratio of cystatins/papain was smaller than 1. No significant increase in the inhibition ability was observed when the ratio of cystatins/papain was bigger than 1 (Figure 5). The results show that 1 molecule of r-soyacysyatin binds to 1 molecule of papain coincides with that of native cystatin family (Abe et al., 1987, Bode et al., 1988, Arai et al., 1991, Abe et al., 1995, Tzeng et al., 2001, Jiang et al., 2002). 20 120 Soya cystatin Residual Activity (%) 100 Egg white cystatin 80 60 40 20 0 0 20 40 60 80 100 120 0 Temperature ( C) Figure 3. Thermal stability of soyacystatin and egg white cystatin. Egg white cystatin and soyacystatin were incubated in the temperature range of 0-100 0C and immediately cooled in ice prior inhibitory activity assay. 100 80 Residual activity (%) Soyacystatin Egg white cystatin 60 40 20 0 0 2 4 6 8 10 12 pH Figure 4. pH stability of soyacystatin and egg white cystatin. Egg white cystatin and soyacystatin were incubated in McIlvaine’s buffer in the pH range of 4-10 at room temperature for 15 min prior to inhibitory activity assay. 120 Soyacys tatin 100 Residual Activity (%) The effect of pH on cystatins stability was assessed by preincubating cystatin solution at arange of pH values, then assaying the inhibitory activity at the optimum pH. pH stability of both cystatins was tested by incubating them at different pH values. Both cystatins were relatively stable in the wide range of pH although they belong to different cystatin families (Figure 4). When the pH stability of egg white and soyacystatin was compared, soyacystatin seemed slightly more stable. However, a dramatic decline of the inhibitory activity at pH<4 was observed. As seen in Figure 4, 50 and 55% inhibitory activity remained in r-soyacystatin and egg white cystatin after 30 min incubation at pH 3. Egg white cystatin is reported to be heat and pH stable protein (Fossum and Whitaker, 1968). The temperature and pH stability of rsoyacystatin was comparable to that of egg white cystatin. The most interesting characteristic in all four types of cystatin family is that they can survive the extreme pH and high temperature conditions which cause most proteins to denature (Brzin et al., 1983, Barrett et al., 1986, Izquierdo-Pulido et al., 1994, Tzeng et al., 2001). Egg white cys tatin 80 60 40 20 0 0,0 0,2 0,4 0,6 0,8 1,0 1,2 1,4 1,6 1,8 [Cystatin]/[Papain] Figure 5: Inhibition profiles of r-soyacystatin and egg white cystatin against papain. The [cystatins]/[cysteine proteinase] was molar ratio. Ö.AKPINAR, H.AN 4. Conclusion Although cysteine proteinase inhibitors are widely found in nature, their level in natural sources is low and it is difficult and timeconsuming to isolate cysteine proteinase inhibitors directly from natural sources. The more versatile approach to get large amounts of inhibitors is to produce these proteins into bacterial expression system. During the past few years many bioactive proteins had been expressed in bacteria by using recombinant DNA techniques. Soyacystatin overexpressed in E. was easily recovered in a form than egg white cystatin. It revealed broad pH stability and temperature tolerance and inhibition specifity similar to that of egg white cystatin. According to data obtained from this study, r-soyacystatin had biological and physical properties comparable to those of egg white cystatin. The data suggested that producing r-soyacystatin can be useful and economical for industrial application and accountable to control cysteine protease related softening in fish muscle. Acknowledment This research was done in Oregon State University, Seafood Laboratory, Astoria, OR. References Abe, K., Emori, Y., Kondo, H., Suzuki, K. and Arai, S. 1987. Molecular cloning of a cysteine proteinase inhibitor of rice (Oryzacystatin). J. Biol. Chem. 262, 16793-16797. Abe, M., Abe, K., Masaharu, K. and Arai, S. 1992. Corn kernel cysteine proteinase inhibitor as a novel cystatin superfamily member of plant origin. Eur. J. Biochem. 209, 933-937 Abe, M., Abe, K., Iwabuchi, K., Domoto, C. and Arai, S. 1994. Corn cystatin I expressed in Escherichia coli: investigation of its inhibitory profile and occurrence in corn kernels. J. Biochem. 116, 488-492. Abe, M., Abe, K., Domoto, C. and Arai, S. 1995. Two distinct species of corn cystatin in corn kernels. Biosci. Biotech. Biochem. 59, 756-758. An, H., Weerasinghe, V., Seymour, T.A. and Morrissey, M.T. 1994. Cathepsin degradation of Pacific whiting surimi proteins. J. Food Sci. 5, 1013-1017 An, H., Peters, Y.M., Seymour, T.A. 1996. Roles of endogenous enzyme in surimi gelation. Treds in Food Sci. and Tech. 7, 321-327. Anastasi, A., Brown, M.A., Kembhavi, A.A., Nicklin, M.J.H., Sayers, C.A., Sunter, D.C. and Barrett, A.J. 1983. Cystatin, a protein inhibitor of cysteine proteinases. Biochem. J. 211, 129-138. Arai, S., Watanabe, H., Kondo, H., Emori, Y. and Abe, K. 1991. Papain inhibitory activity of oryzacystatin, a rice seed cysteine proteinase inhibitor, depends on the central Gln-Val-Val-Ala-Gly region conserved among cystatin superfamily members. J. Biochem. 109, 294-298. Axen, R. and Ernback, S. 1971. Chemical fixation of enzymes to cyanogen halide activated polysaccharide carriers. Eur. J. Biochem. 18, 351360. Barrett, A.J. 1981. Cystatin, the egg white inhibitor of cysteine proteinases. Methods in Enzymol. 80, 771780. Barrett, A.J., Rawlings, N.D., Davies, M.E., Machleidt, W., Salvesan, G. and Turk, V. 1986. Cysteine proteinase inhibitors of cystatin superfamily. In: Barrett AJ, Salvesan G, editors. Proteinase Inhibitors The Netharlands Amsterdam: Elsevier Science Publishers B.V Bjork, I., Alriksson, E. and Ylinenejarvi, K. 1989. Kinetics binding of chicken cystatin to papain. Biochemistry. 28, 1568-1573. Bode, W., Engh, R., Musil, D.J., Thiele, U., Huber, R., Karshikow, A., Brzin, J., Kos, J. and Turk, V. 1988. The 2.0 A X-ray crystal structure of chicken egg white cystatin and its possible mode of interaction with cysteine proteinases. EMBO J. 7, 2593-2599. Botella, M.A., Xu, Y., Prabha, T.N., Zhao, Y., Narasimhan, M.L., Wilson, K.A., Nielsen, S.S., Bressan, R.A. and Hasegawa, P.M. 1996. Differential expression of soybean cysteine proteinase inhibitor genes during development and in response to wounding and methyl jasmonate. Plant Physiol. 112, 1201-1210. Brzin, J., Kopitar, M., Turk, V. and Machleidt, W. 1983. Protein inhibitors of cysteine proteinases. Isolation and characterization of stefin, a cytosolic protein inhibitor of cysteine proteinase from polymorphonuclear granulocytes. Hoppe-Seyler’s Z Physiol. Chem. 364, 1475-1480. Brzin, J., Popovic, T., Drobnic-Kosoroc, M., Kotnik, M. and Turk, V. 1988. Inhibitors of cysteine proteinases from potato. Biol. Chem. Hoppe-Seyler. 369, 233-238. Brzin, J., Ritonja, A., Popovic, T. and Turk, V. 1990. Low molecular mass protein inhibitors of cysteine proteinases from soybean. Biol. Chem. HoppeSeyler 371, 167-170. Chen, G., Tang, S., Chen, C. and Jiang, S. 2002. Overexpression of the soluble from of chicken cystatin in Escherichia coli and its purification. J. Agric. Food Chem. 48, 2602-2607. 21 Characterization of Recombinant Soyacystatin Expressed in E.coli Fossum, K. and Whitaker, J.R. 1968. Ficin and papain inhibitor from chicken egg white. Arch. Biochem. Biophys. 125, 367-375. Gounaris, A.D., Brown, M.A. and Barrett, A.J. 1984. Human plasma a-cysteine proteinase inhibitor. Purification by affinity chromatography, characterization and isolation of an active fragment. Biochem J. 221, 445-452 Hines, M.E., Osuala, C.I. and Nielsen, S.S. 1991. Isolation and partial characterization of soybean inhibitor of coleopteran digestive proteolytic activity. J. Agric. Food Chem. 39, 1515-1520. Hsieh, J.F., Tsai, G.J. and Jiang, S.T. 2002. Improvement of hairtail surimi gel properties by NADPH-sulfite reductase, recombinant cystatin, and microbial transglutaminase. J. Food Sci. 67, 3152-3158. Izquierdo-Pulido, M.L., Haard, T.A., Hing, J. and Haard, N.F. 1994. Oryzacystatin and other proteinase inhibitors in rice grain: potential use as a fish processing aid. J. Agric. Food Chem. 42, 616-622 Jiang, S.T., Tzeng, S.S., Wu, W.T. and Chen, G.H. 2002. Enhanced expression of chicken cystatin as a thioredoxin fusion from in Escherichia coli AS494(DE3)pLysS and its effect on the prevention of surimi gel softening. J. Agric. Food Chem. 50, 3731-3737. Kang, I.S. and Lanier, T.C. 1999. Bovine plasma protein function in surimi gelation compared with cysteine protease inhibitors. J. Food Sci. 64, 842-846. Kimura, M., Ikeda, T., Fukumoto, D., Yamasaki, N. and Yonekura, M. 1995. Primary structure of a cysteine proteinase inhibitor from the fruit of avocado (Persea americana Mill). Biosci. Biotech. Biochem. 59, 2328-2329. Koiwa, H., Shade, R.E., Zhu-Salzman, K., Subramanian, L., Murdock, L.L., Nielsen, S.S., Bressan, R.A. and Hasegawa, P.M. 1998. Phage display selection can differentiate activity of soybean cystatins. Plant J. 13, 101-109. Laemmli UK. 1970. Cleavage of structural proteins during the assembly of the head of bacteriophage T4. Nature 227:860-865. Lee, J.J., Tzeng, S.S., Wu, J. and Jiang, S.T. 2000. Inhibition of thermal degradation of mackerel surimi by pig plasma protein and L-kininogen. J. Food Sci. 65, 1124-1129. Lenarcic, B., Ritonja, A., Turk, B., Dolenc, I. and Turk, V. 1992. Characterization and structure of pineapple stem inhibitor of cysteine proteinases. Biol. Chem. Hoppe-Seyler. 373, 459-464. Lowry, O.H., Rosebrough, N.J., Farr, A.L. and Randall, R.J. 1951. Protein measurement with Folin phenol reagent. J. Biol. Chem. 193, 256-946. 22 Nicklin, M.J.H. and Barrett, A.J. 1984. Inhibition of cysteine proteinases and dipeptidyl peptidase I by egg white cystatin. Biochem. J. 223, 254-253. Olivia, M.L.V., Sampaio, M.U. and Sampaio, C.A.M. 1988. Purification and partial characterization of a thiol proteinase inhibitor from Enterolobium contortisiliquum beans. Biol. Chem. Hoppe-Seyler. 369, 229-232. Rele MV, Vartak HG, Jagannathan V. 1980. Proteinase inhibitors from Vigna unguiculata subsps cylindrica. I. Occurrence of thiol proteinase inhibitors in plants and purification from Vigna unguiculata subsps cylindrica. Arch Biochem Biophys 204:117-128. Rodis, P. and Hoff, J.E. 1984. Naturally occurring protein crystals in potato. Inhibitor of papain, chymopapain and ficin. Plant Physiol. 74, 907-911. Rowan, A.D., Brzin, J., Buttle, D.J. and Barrett, A.J. 1990. Inhibition of cysteine proteinases by a protein inhibitor from potato. FEBS Lett. 269, 328-330. Schagger, H. and Jagow, G.V. 1987. Tricine-sodium dodecyl sulfate-polyacrylamide gel electrophoresis for separation of proteins in the range from 1 to 100 kDa. Anal. Biochem. 166, 368-379. Sluyterman, L.A. and De Graaf, M.J. 1972. The effects of salts upon the pH dependence of the activity of papain abd succinyl-papain. Biochim. Biophys. Acta. 258, 554-561. Song, I., Taylor, M., Baker, K. and Bateman, Jr.R.C. 1995. Inhibition of cysteine proteinases by Carica papaya cystatin produced in Escherichia coli. Gene. 162, 221-224. Turk, B., Turk, V. and Turk, D. 1997. Structural and functional aspects of papain-like cysteine proteinases and their protein inhibitors. Biol. Chem. Hoppe-Seyler. 378, 141-150. Tzeng, S.S., Chen, G.H., Chung, Y.C. and Jiang, S.T. 2001. Expression of soluble form carp (Cyprinus carpio) ovarian cystatin in Escherichia coli and its purification. J. Agric. Food Chem. 49, 4224-4230. Wu, J. and Haard, N.F. 2000. Purification and characterization of a cystatin from the leaves of methyl jasmonate treated tomato plants. Comp. Biochem. Physiol. Part (C) 127, 209-220. Visessanguan, W., Menino, A.F., Kim, S.M. and An. H. 2001. Cathespsin L: Predominat heat-activated proteinase in Arrowtooth Flounder muscle. J. Agric. Food Chem. 49, 2633-2640. GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2004, 21 (2), 80-85 Seraların Jeotermal Enerji ile Isıtılmasında Ortaya Çıkabilecek Çevresel Etkiler Sedat Karaman Ahmet Kurunç Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, 60240, Tokat Özet: Ülkemiz tarım sektöründe seracılık ekonomik açıdan önemli bir yere sahiptir. Ülkemizin kalkınmasıyla birlikte artan enerji tüketimine bağlı olarak ortaya çıkan çevre sorunları konusunda toplumun duyarlılığı hızla arttığından, günümüzde çevreye en az zarar verecek kaynak kullanımının seçimi, teknik ve ekonomik etmenler kadar önemlidir. Jeotermal enerji kaynaklarının kullanımı önemli boyutlarda çevre kirliliğine neden olabilir ve bu çevre kirliliği canlılara ve doğaya zarar verebilir. Seraların jeotermal enerji kaynaklarıyla ısıtılması teknik ve çevre ile ilgili bir takım önlemler alındığı taktirde, ısıtma giderlerini en aza indirecek ekonomik bir yetiştiricilik olanağı sağlamakla birlikte, sera alanlarımızın artmasına da yardımcı olacaktır. Anahtar kelimeler: Sera, jeotermal enerji, çevre kirliliği Environmental Effects of Geothermal Energy Used for Greenhouse Heating Abstract: In agricultural sector of our country, greenhouse enterprises have an important position from economical standpoint. Since sensitivity of people on the subjects of environmental problems due to energy consumption which rises with developments of the country were increased, nowadays, selection of source use which will cause the least problems in the environment is important as well as technical and economical factors. Use of geothermal energy sources can cause considerable environmental pollution and this may detriment to living beings and the environment. If some technical and environmental precautions are taken, the heating of glasshouses using geothermal energy sources will provide an economic cultivation in which the heating costs is decreased to a minimum and will help to increase our greenhouse lands as well. Keywords: Greenhouse, geothermal energy, environmental pollution 1. Giriş Üretim harcamaları içinde ısıtmanın payı % 60’lara kadar yükseldiğinden, seracılıktaki başarı bu oranın düşürülmesine bağlıdır. Bunun en etkin yolu ise doğal ısı kaynaklarından yararlanmaktır. Nitekim son yıllarda seracılığın yaygın olduğu diğer bir çok ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de jeotermal enerjiye talep giderek artmaktadır. Bilindiği gibi jeotermal enerji yerkabuğu içinde erişilebilir derinliklerde geçirimli kayaçlar içinde yer alan, basınç altında aşırı derecede ısınmış suların içerdikleri ısı enerjisidir (Sevgican ve Eşder, 1984). Dünyada jeotermal sıcak su kaynaklarının bulunduğu bölgelerde bu kaynaklardan çok yönlü olarak yararlanılabilmekte olup bu kaynakların kullanım şekilleri arasında seraların ısıtılması önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle 1980’lerde başlayan enerji krizinden sonra sera ısıtmasında fosil yakıtı kullanan üreticiler alternatif enerji kaynakları kullanmaya başlamış ve jeotermal enerji bu dönemde daha da önem kazanmıştır (Van de Break, 1989). Dünyada jeotermal enerjinin seraların ısıtılması amacıyla kullanıldığı ülkeler arasında ilk sıraları Çin, Macaristan, İzlanda, İtalya Rusya, Tunus ve ABD almaktadır (Lund and Freeston, 2001). Ülkemizin kalkınmasıyla birlikte artan enerji tüketimine bağlı olarak ortaya çıkan çevre sorunları konusunda toplumun duyarlılığı hızla arttığından, günümüzde çevreye en az zarar verecek kaynak kullanımının seçimi, teknik ve ekonomik etmenler kadar önemlidir. Enerji sıkıntısı çekilen ülkemizde ucuz ve yenilenebilir gibi olumlu özellikleri nedeniyle doğal bir enerji kaynağı olan jeotermal enerji kaynaklarının önemi her geçen gün daha da artmaktadır (Oruç, 1994). Uzun ömürlülük ve düşük maliyet etkenlerinin yanı sıra çevre sorunları açısından da jeotermal enerjinin fosil enerji kaynaklarına göre tartışmasız üstünlükleri vardır. Seraların jeotermal kaynaklarla ısıtılması teknik ve çevre ile ilgili bir takım önlemler alındığı taktirde, ısıtma giderlerini asgariye indirecek ekonomik bir yetiştiricilik olanağı sağlamakla birlikte, sera alanlarımızın artmasına da yardımcı olacaktır (Filiz ve Dorsan, 1998). S. KARAMAN, A.KURUNÇ Ülkemizin tektonik açıdan çok etkili bir zon üzerinde bulunmasının yanında jeolojik ve meteorolojik koşullarının da uygun olması, ülkemize jeotermal enerji yönünden büyük avantajlar sağlamaktadır (Yıldız, 1999). Maden Tetkik Arama Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalara göre yurdumuzdaki jeotermal enerji potansiyeli 31 500 MWth dolayında olup, bu enerji potansiyeli 3 800 ton/saat sıvı yakıtın yakılmasına eşdeğerdir. Ülkemizde dünya standartlarına uygun olarak yüksek sıcaklıkta (rezervuar sıcaklığı 180 oC’dan büyük, elektrik üretimine elverişli), orta sıcaklıkta (rezervuar sıcaklığı 70-80 oC arası, ısıtma ve endüstri amaçlı) ve düşük sıcaklıkta (rezervuar sıcaklığı 70 oC’dan düşük ısıtma, kaplıca vb. amaçlı) jeotermal enerji kaynakları bulunmaktadır. Türkiye’deki mevcut yeraltı sıcak su kaynaklarının seraların ısıtılmasında kullanılması, ekonomik bir şekilde kışın turfanda sebze tarımı yapılmasını sağlayacak niteliktedir. Tarım ürünlerinin depolarda muhafazasını sağlayacak soğukluğun bu enerji ile üretilmesi söz konusu ise de, Türkiye’de jeotermal enerjinin tarımda kullanılmasının yaygın şekli, seraların ısıtılmasıdır. Seraların ısıtılmasında sıcak sular ya doğrudan kalorifer tesisatına verilmekte, ya da sıcak sular yardımı ile hava ısıtılarak ısıtılmış hava seralara verilmektedir (Oruç, 1994). Özellikle Denizli, Kütahya, Simav, Afyon, Kırşehir, Gönen, Erzincan, Şanlıurfa ve diğer yörelerimizde bulunan jeotermal enerji kaynakları ülkemiz seracılığı için bulunmaz birer fırsattır. Ülkemizin sahip olduğu 31 500 MWth jeotermal kapasite ile 150 000 dekar sera alanının ısıtılabileceği belirtilmekte olup, günümüzde 310 dekar sera alanının seranın jeotermal enerji ile ısıtıldığı saptanmıştır (Günerhan et al., 2000). En son uygulamalar göz önüne alındığında, Türkiye’de jeotermal enerji ile işletmeye açılmış merkezi ısıtma sistemleri, termal tesis ve sera ısıtmalarının toplam kapasitesinin 248 MWth (yaklaşık 40 000 konut eşdeğeri) olduğu tahmin edilmektedir (Mertoğlu ve ark., 1996). 2. Jeotermal Enerjinin Çevresel Etkileri Çağımızın en önemli konularından biri, doğal enerji kaynaklarının çevre kirliliğine neden olmadan verimli şekilde kullanılmasıdır. Enerji kullanımı ve üretimi ile hava kirliliği arasındaki ilişki tartışılamayacak kadar açıktır. Hava kirleticileri havanın doğal bileşimini değiştiren is, duman, toz, gaz, buhar ve aerosol halindeki kimyasal maddelerdir. Bu kirlilik yerel ve hükümetlere ait bütün kuruluşları organik yakıt kullanımına karşı alternatif enerji kaynaklarını aramaya zorlayacak boyutlardadır. Her ne amaçla olursa olsun organik yakıtların kullanımından kaynaklanan hava kirliliği, kabul edilebilir sınırların çok üzerindedir. Jeotermal merkezi ısıtma sisteminin kullanımı sonucunda, fosil yakıtların tüketimi ve bunların kullanımından doğan sera etkisi ve asit yağmuru gazlarının yani CO2, NOx, SOx ‘in atmosfere atımından dolayı meydana gelen zararlı etkileri ortadan kaldırılarak ormanların ve bitki örtüsünün zarar görmesi engellenecektir. Gerekli önlemler alındığında jeotermal kaynakların kullanımıyla temiz çevre ve sağlıklı ortam ucuza sağlanmış olmaktadır (Mertoğlu ve ark., 1994). Isısı alınan jeotermal akışkan bileşimi bozulmadan re-enjeksiyonla (geri basım) ana kaynağa verildiği taktirde hidrolojik çevrim açısından da bir sorun ortaya çıkmamakta ve rezervin yenilenebilirliği sağlanabilmektedir (Karahan ve Kumsar, 1994). Son yıllarda seraların ısıtılması amacıyla jeotermal suların kullanımı sonucunda ortaya çıkan atıkların çoğu kez yeterli önlem alınmadan doğaya boşaltılması gittikçe artan boyutlarda bir çevresel kirlilik sorununu gündeme getirmektedir. Havası, suyu ve toprağı bozulmuş ortamlarda yaşayan insan ve diğer canlılar bu durumdan olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu atıklar besin zinciri ve hidrolojik çevrim gibi yollarla, bir ortamdaki kirlilik değerini de etkilemektedir (Karahan ve Kumsar, 1994). Özellikle eski tip jeotermal santrallerde uygun planlama ve tasarımların yapılmaması durumunda, çekilen akışkanın debisine ve bileşimlerine bağlı olarak jeotermal enerjinin kullanımı bazı çevre sorunlarına yol açmaktadır (Eşder, 1981). Bunlar: (i) bitki ve hayvanlar üzerinde olabilecek ekolojik olumsuz etkileri, (ii) sülfürik asit (H2SO4), radon ve yoğunlaşmayan diğer gazlar nedeniyle hava kalitesi üzerine olan olumsuz etkileri, (iii) sondaj kuyularının açılması sırasında meydana gelen gürültü kirliliği, (iv) hatalı atık sistemi tasarımları sonucunda yüzey sularının kirlenmesi, (v) arazi kullanımı üzerine olabilecek olumsuz etkileri, (vi) sismik aktiviteleri teşvik edecek doğrultudaki olumsuz 81 Seraların Jeotermal Enerji İle Isıtılmasında Ortaya Çıkabilecek Çevresel Etkiler etkileri, (vii) yeryüzüne çekilen jeotermal akışkanın su kaynakları ve ılıcalar üzerine olabilecek olumsuz etkileri, (viii) arkeolojik ve kültürel kaynaklar üzerine olabilecek potansiyel olumsuz etkileri, (ix) mevcut ekonomik, nüfus ve toplumsal yapı üzerine olabilecek olumsuz etkiler olarak sıralanmaktadır. Bu sorunlar arasında tarımsal açıdan en önemlisi hava, su ve toprak kirlenmesidir (Karahan ve Kumsar, 1994). Ancak bu sakıncaların yerel koşullar dikkate alınarak uygun planlama ve tasarımla giderilmesi olasıdır (Kaya, 1994; Yıldız, 1999). Jeotermal sahalarda oluşan çevre sorunlarına en iyi örneklerden birisi olarak, Pamukkale yakınlarında bulunan Karahayıt Kaplıcaları gösterilebilir. Herkesin bir kuyu açarak kendi sorunlarını çözme eğilimini sürdürdüğü bu bölgede, kızıl travertenleri yaratan kaplıca suları yok olmuş, turizm açısından çok önemli olan bu bölge büyük sorunlarla baş başa kalmıştır (Arslan, 2003). Jeotermal kuyuların çevre üzerine diğer bir fiziksel etkisi de gürültüdür. Kuyularda çalışılırken gürültü 120 dB'i aşabilir. Bu gürültü düzeyi, susturucu olarak adlandırılan atmosferik seperatörlerle 85 dB'e indirilebilir. Kuru buhar kuyularında ise gürültünün azaltılması çok daha zordur (Arslan, 2003). Yeraltı rezervuarlarından büyük hacimlerde akışkan çıkarılır ve yerine bir şey konulmazsa, üst tabaka basıncı gözenekli rezervuar kayacını sıkılaştırabilir. Bu da, yüzeydeki arazide göçmelere neden olabilir. Suyun çekilmesi veya yeraltına enjekte edilmesi durumunda rezervuar kayacının gerilme koşulları değişerek deprem oluşumu olasılığını artırabilir. Büyük miktarda suyun yüksek basınçla aktif faylara basılması durumunda da sismik aktivite ortaya çıkacağından, bunlardan kaçınmak gerekir. Ne kadar dikkatli olunsa da çeşitli jeotermal sahalarda doğal mikrosismik olaylar sık sık oluşur, fakat zarar verici sarsıntılar yok denecek kadar azdır. Yerkabuğundaki gerilimlerin küçük yerel sarsıntılarla sık sık boşalımı, bu alanlar üzerinde yüksek gerilimlerin yeteri derecede toplanmasını ve böylelikle büyük depremlerin oluşmasını önler. Bazı sahalarda atık suyun rezervuara geri basımıyla göçme azaltılarak doğal yapının korunmasına çalışılmaktadır. Bu yüzden jeotermal alanlarda rezervuar basıncının korunmasına önem verilmelidir (Arslan, 2003). 82 3. Jeotermal Enerjinin Kullanımından Kaynaklanan Çevre Kirliliğinin Önlenmesi Jeotermal sular kimyasal yapılarından dolayı korozyon ve kabuklaşma gibi teknik sorunlarla tuzlulaşma, kirletme, çoraklaşma gibi çevresel sorunlar yarattığından, sera ısıtma sistemlerinde kullanılacağı zaman ısı eşanjörlerinden geçirilerek kullanılmaları gerekmektedir (Filiz ve Dorsan, 1998). Sulamada kullanılmayan termal suların tarım alanlarına zarar vermesinin önlenmesi için bu suların kullanıldıktan sonra ortamdan uzaklaştırılması gerekir (Eşder, 1981). Termal suların uzaklaştırılmasında kullanılan başlıca yöntemler (Sevgican ve Eşder, 1984); (i) yüzey su kaynaklarına boşaltmak, (ii) evaporasyon havuzlarında bekletmek, (iii) buharlaşma yoluyla çöktürmek veya kristalleştirmek ve (iv) re-enjeksiyonla derin kuyulara enjekte etmektir. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, jeotermal enerjinin üretilmesi ve kullanılmasıyla ilişkili çevre sorunlarının önlenmesi konusunda önemli gelişmeler sağlanmıştır. Gelişen teknolojiye ve duyulan ihtiyaca göre jeotermal atık suların içerisindeki bazı kimyasal maddeler üretilerek akışkan zararsız hale getirilebilmektedir. Jeotermal akışkanlardan özelikle lityum asitborik, ağırsu, amonyum tuzları, CO2 buzu vb. elde edilmesi de mümkün olup maliyetleri düşürücü etkenler arasındadır (Kaya, 1994). Türkiye’deki jeotermal akışkanlardan teknik olarak yan ürün kazanımları olası ise de ekonomik görülmemektedir. Nitekim değerli yan ürünlerin konsantrasyonu sularda yüksek olmayıp, kimyasal arıtma yöntemi suyun tasfiyesinde ekonomik bir yol değildir (Mertoğlu ve ark., 1994). Türkiye’deki akışkanlardan sıvı karbondioksit ve kuru buz dışında mineral eldesi teknik olarak mineral kazanılması için (örneğin; NaCl, KCl, CaCl2, B, PbSO4 vb.) üretilen debinin en az 4500 t/h, toplam çözünmüş katı miktarının da en az 10 000 mg/lt olması gerekmektedir (Wahl, 1977). Ülkemizde jeotermal kaynaklardan kimyasal madde üretimine ticari anlamda Denizli-Kızıldere’de 40 000 ton/yıl kapasiteli CO2 fabrikasında başlanmıştır (Öz, 1999). Atık sular bazı durumlarda yüksek oranda çözünmüş madde içerebilmekte olup bu çözünmüş maddeler soğuma etkisiyle çökelirler. Bu nedenle jeotermal atık sular genellikle dinlendirme havuzlarında S. KARAMAN, A.KURUNÇ çöktürülerek arıtılabilir. Atık sulardaki bu çökeltiler, kimyasal olarak reaksiyona girmemeleri ve zehirli olmamaları nedeniyle toprağa gömülerek kolayca ortadan kaldırılabilir (Arslan, 2003). Termal suların yok edilmesinin bir yolu da bu suların yeryüzü sularına karıştırılmasıdır. Ülkemizde jeotermal enerji ile ısıtılan seralarımızdan çıkan termal sular, çoğunlukla böyle bir kaynağa ulaştırılmakta ve hatta seralar bile bu kaynaklarla sulanmaktadır. Jeotermal suların seralarda kullanıldıktan sonra yakınından geçen bir akarsu veya gölete verilmesi içerdikleri H2S, bor, arsenik, florit ve amonyak gibi bileşikler nedeniyle bu kaynakların da tarımsal sulama özelliklerinin yitirilmesine neden olmakta ve özellikle sularda yaşayan canlılar bu atıklardan olumsuz yönde etkilenmektedir. Ayrıca nehirlere boşaltılan akışkan, nehir suyu sıcaklığının yükselmesine yol açarak sulardaki ekolojik dengeyi bozmaktadır. Söz konusu kaynaklardaki bu sıcaklık yükselmeleri su ortamındaki kimyasal ve biyokimyasal süreçlerin hızlanmasına neden olmakta ve oksijen tüketimini artırmaktadır. Sıcaklığın artması atmosferde oksijen kazanımını da olumsuz yönde etkilediğinden, nehrin doğal arıtma yeteneği azaltılmaktadır (Karahan ve Kumsar, 1994). Denize yakın bazı jeotermal alanlarda, akışkan kimyasal yönden deniz suyu karakteristiğindedir. Bu gibi durumlarda atık suyun denize gönderilmesi bir sorun yaratmamaktadır (Öz, 1999). Seraların ısıtılmasında kullanılan jeotermal suların özellikle göl ya da denizlere ulaştırılması sırasında tarımsal alanlara sızma yapmamasına da özen gösterilmelidir (Sevgican ve Eşder, 1984). Ülkemizde Kızıldere (Denizli) gibi kıta içi sahalarda yer alan jeotermal sistemler için bu sorun özellikle önemlidir Söz konusu bölgede bulunan jeotermal tesislerdeki suyun büyük bir kısmının (% 80) Büyük Menderes nehrine verilmesi sonucu, nehrin kirlenmesinin yanında 200 km’lik bir zon boyunca tarımsal faaliyetler ve üretim olumsuz yönde etkilenmekte ve büyük bir enerji potansiyeli boşa harcanmış olmaktadır (Atılgan, 1994). Bu yörede seracılığın gelişmesi tartışmasız bu sorunun çözümlenmesine bağlıdır. Çünkü bölgede tarım arazileri ve seralar bu nehrin suları ile sulanmaktadır. Benzer şekilde Aydın Germencik’teki seraların ısıtılmasında kullanılan termal su atıkları da Bozköy çayına bırakılmaktadır. Bunların yanında Edremit Bostancı jeotermal alanındaki doğal sıcak sular, sera ısıtılması gibi amaçlar için kullanıldıktan sonra tarım alanlarının sulanmasında değerlendirilmektedir. Kalitesi iyi olan bu termal sular tarımsal alanlarda toprak sıcaklığını yükselttiklerinden, erkenciliğe neden olabilmektedir. Salihli Sart kaplıcalarındaki termal suları tabak çayına boşaltılmaktadır. Bu çay suyu ile sulanan çevre sebze ve meyve bahçelerinde herhangi bir zararın gözlenmemiş olması bu termal suların kalitesinin iyi olduğunu göstermektedir (Sevgican ve Eşder, 1984). Genellikle jeotermal sular, kimyasal özellikleri bakımından yüzey sularından daha farklıdır. Jeotermal sulardaki erimiş katyon ve anyon çeşidi ve miktarı fazladır. Bunlardan sulama açısından önemli olanlar; sodyum, kalsiyum ve magnezyum katyonları ile klorür, sülfat, bikarbonat ve karbonat anyonlarıdır (Ergüden, 1996). Bir sulama suyunun kalitesi içinde erimiş durumda bulunan maddelerin konsantrasyonuna ve bileşimine bağlıdır. Sulama suları ile toprağa verilen bu maddeler zamanla toprakta birikerek, tuzlu toprakların meydana gelmesine neden olur. Herhangi bir suyun sulama amacıyla kullanılabilmesi için eriyebilir tuz miktarı, sodyum oranı ve toksik elementler olmak üzere üç ölçüt esas alınır (Chhabra, 1996). Suyun sulamada kullanılabilirlik ölçütlerinden üçüncüsü olan toksik elementler içerisinde bor içeriği, jeotermal suların tuzluluk ve sodyumluluk oranı kadar önemlidir. Bor oranı yüksek olan bazı jeotermal kaynaklar, tuzluluk ve sodyumluluk oranı bakımından da sulamaya elverişli değildir (Ergüden, 1996). Bu nedenle jeotermal suların sulama suyu olarak kullanılıp kullanılmayacakları konusunda bir yargıya varmak ve tarım topraklarında olası zararlara neden olmalarını önlemek için bu suların kalitelerinin belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu suların kalitesinin saptanmasında suların bor içerikleri, karbonat (Na2CO3) miktarları, toplam tuzlulukları (elektriksel iletkenlikleri) ve sodyum katyonlarının diğer katyonlara oranı (SAR) üzerinde durulmalıdır (Sevgican ve Eşder, 1984; Ergüden, 1996). Bitkiler için gerekli etmenler arasında bulunan borun noksanlığı kadar aşırılığı da sorun yaratmaktadır. Toprakta bor fazlalığı genellikle toprağın bor minerallerince zengin 83 Seraların Jeotermal Enerji İle Isıtılmasında Ortaya Çıkabilecek Çevresel Etkiler ana materyalden oluşması, bor kapsamı yüksek sularla sulama veya endüstriyel atıklarla oluşmaktadır (Oruç, 1994; Chhabra, 1996). Yapılan bir araştırmada, Aşağı Büyük Menderes havzasının en önemli sulama kaynağı olan Büyük Menderes nehrinin endüstriyel atıklara ek olarak Sarayköy-Kızıldere, Germencik-Ömerbeyli jeotermal kuyularından kaynaklanan atıklarla büyük ölçüde kirlendiği ve gerekli önlemler alınmadığı taktirde havzada yaklaşık 130 000 ha tarım alanının tuzluluk ve bor kirlenmesi nedeni ile kullanılamaz hale geleceğini belirtilmiştir (Batur ve ark., 1984). Yine bu araştırma sonuçlarına göre bu atıklardaki bor konsantrasyonu 20-36 ppm arasında değişmekte olup, bu suların bor ve tuz konsantrasyonları Büyük Menderes nehrinde seyreltme sonucu oldukça azalmakla birlikte, özellikle nehir debisinin düşük olduğu sulama dönemlerinde bor kirlenmelerine neden olmaktadır. Normal bitki gelişmesi için gereksinim duyulan düzeyden daha fazla olan bor düzeyleri, bir çok bitki çeşidi için zehirli etki yapmaktadır. Sulama suyunda 1 ppm borun duyarlı bitkilerde gözle görülebilir zehirlenme belirtilerine yol açtığı ve 5 ppm borun ise dayanıklı bitkileri bile etkilediği bildirilmektedir (Chhabra, 1996). Seraların ısıtılmasında kullanılacak jeotermal akışkanın debisi yüksek olacağı için sisteme veya eşanjöre verilecek jeotermal akışkanın doğaya bırakılması beraberinde bir takım sorunlar getirmektedir (Kaya, 1994). Bu sorunları ortadan kaldırmada en etkili yol eşanjör kullanmak ve eşanjör yardımıyla normal sulara bu sıcak suların ısılarını transfer etmek ve ısısı alınan suyu tekrar yeraltına basmaktır. Re-enjeksiyon olarak adlandırılan bu yöntemle jeotermal sular tekrar yeraltına verildikleri için hem çevre hem de rezervuar parametrelerinin korunması ve bu rezervuarların ömürlerinin uzatılabilmesi mümkün olmaktadır. Tarımı koruma, jeotermal rezervuarın kapasitesini devam ettirme ve yeraltında suyla ekstrakte edilen mineralleri dolayısı ile oluşan kavitasyonları engelleme gibi avantajları olan re-enjeksiyon yöntemi dünyanın her tarafında başarı ile uygulanmaktadır (Mertoğlu ve ark., 1994). Bir çok ülkede yasalarla zorunlu hale getirilen reenjeksiyon uygulamalarının Türkiye’de de yaygınlaştırılmasına önem verilmelidir. İşletmeci açısından re-enjeksiyon masraflı ve 84 çevresel bir zorunluluk olarak değerlendirilmekle birlikte bu yöntem kaynağın en iyi biçimde kullanılması için gereklidir. Doğru re-enjeksiyon, kaynağın ömrünü uzatabilir ve daha verimli enerji alınmasını sağlayabilir (Öz, 1999). Re-enjeksiyon için ilk akla gelen, üretim sahasında üretim dışı kalan kuyularla yapılmasıdır. Fakat böyle bir uygulama, sahada hala üretim yapan kuyuların suyunu soğutmak tehlikesi ile karşı karşıya gelmemize neden olabilir. Diğer bir düşünce yine aynı sahada mevcut kaynaklarda daha derin bir kuyu açarak yer katmanlarındaki daha derindeki ısı kaynaklarının beslenmesi düşünülebilir. Diğer bir uygulama ise o sahadan biraz daha uzakta sondaj açarak bu işlemin gerçekleştirilmesidir (Atılgan, 1994). Jeotermal akışkanın tekrar rezervuara geri gönderilmesinde; dikey ve yanal üretim kuyusu, kuyuları veya rezervuarı olumsuz (sıcaklık, basınç) etkilemeyecek uzaklıkta seçilmeli, yapılacak işin ekonomik yönü düşünülmeli, re-enjekte edilecek akışkan özellikle entegre kullanımlardan sonra düşünülüyor ise kimyasal yapısının da korunmasına dikkat edilmelidir (Kaya, 1994). 4. Sonuç ve Öneriler Jeotermal enerji kaynaklarının kullanımı sonucu önemli boyutlarda çevre kirlenmesi olabilir. Bu kullanımlar sonucu ortaya çıkan çevre kirliliği canlılara ve doğaya zarar verebilir. Jeotermal suların yakınlardaki akarsu ve göllere verilmesi yerel ekolojiyi etkileyebilir. Isının bu şekilde çevreyi etkilemesi ve boşa harcanmasının önlenmesi, kaynağın kullanım çeşitliliğini artırmakla olur. Çevreye verilerek harcanan ısı, konut ısıtması ya da proses ısısı olarak kullanmak amacıyla kazanılabilir (Arslan, 2003). Seracılık bakımından iyi bir ekoloji ve mikroklimaya sahip yörelerde mevcut jeotermal potansiyelin projeye dayalı olarak işletmeye açılması, ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacaktır (Filiz ve Dorsan, 1998). Fosil yakıtlara dayalı enerji üretimine karşı ucuz, yenilenebilir, çevre açısından daha temiz ve yerli enerji kaynağı olması nedeni ile jeotermal kaynakların araştırılması ve geliştirilmesine öncelik verilmeli, ayrıca bu sektör ile ilgili yatırımlar özendirilmelidir (Mertoğlu ve Başarır, 1995). Mevcut sera alanlarımızın büyük bir kısmını jeotermal kaynaklarla ısıtma S. KARAMAN, A.KURUNÇ olanağımız olduğu gibi, jeotermal alanlara yakın yörelerde seracılığın gelişimi hızla artacak ve mevcut potansiyel oranında yeni sera alanları kazanılacaktır. Günümüzde enerji sorununun çözümünde kullanılabilecek en iyi alternatif enerji kaynağı olan jeotermal sistemlerin dikkatli bir şekilde incelenmesi ile yapılan çalışmanın başarısı önemli ölçüde artacaktır. Jeotermal değerlendirme yatırımları için jeotermal rezervuar parametrelerini (basınç, sıcaklık vb.) koruyarak rezervuarı etkin tutmak, beslemek ve doğada herhangi bir çevre kirliliği yaratmamak için yapılan bir uygulama olan re-enjeksiyon kuyuları da üretim kuyuları kadar önemlidir. Bu nedenle jeotermal arama ve geliştirme faaliyetlerine re-enjeksiyon dahil edilmelidir (Mertoğlu ve Başarır, 1995). Jeotermal enerjinin geliştirilmesine, enerji politikasının yanı sıra, çevre politikası açısından da önem verilmelidir (Öz, 1999). Bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de re-enjeksiyon yasalarla zorunlu hale getirilmelidir. Kaynaklar Arslan, F. 2003. Jeotermal enerji. http://www.msb.gov.tr/bulten/Bulten_17/Makaleler/ 09Jeotermal Enerji.htm. Atılgan, M. 1994. Jeotermal Kaynaklarda Reenjeksiyonun Önemi. Jeotermal Uygulamalar Sempozyumu, 27-30 Eylül 1994, Pamukkale Üniv., Denizli, 56-60. Batur, K., Şener, S., Özkara, M. ve Yeşilyurt, G. 1984. Jeotermal atıkların Büyük Menderes Nehri’ne karıştırılmasının Aşağı Büyük Menderes Havzasının Tarımsal Yapısına Etkileri. Menemen Bölge Topraksu Araştırma Enstitüsü Müd. Menemen. Chhabra, R. 1996. Soil Salinity and Water Quality. A.A. Balkema Publishers, Old Post Road Brookfield, VT, 284 s., USA. Ergüden, Ş. 1996. Seferihisar-Balçova Jeotermal Kaynaklarının Konut ve Sera Isıtılmasına Yönelik Projelerin Değerlendirilmesi üzerine İncelemeler. Ege Üniv. Fen Bilimleri Enstitüsü (Yüksek Lisans Tezi), 45 s., İzmir. Eşder, T. 1981. Türkiye Jeotermal Enerji Kaynakları ve Seracılıktaki Önemi. I. Türkiye Seracılık Kongresi, Etibank Matbaası, 81-108 Antalya Filiz, M. ve Dorsan, F. 1998. Sera Isıtma Sistemlerinde Alternatif Enerji Olarak Jeotermal Kaynakların Kullanılma Olanaklarının Teknik ve Ekonomik Yönü. 3. Ulusal Kültürteknik Kongresi Bildirileri, 20-23 Eylül 1998, Çukurova Üniv. Ziraat Fak., Adana, Genel Yay. No: 19, Cilt 2: Günerhan, G., Koçer, G. and Hepbaşlı, A. 2000. Present Status of Geothermal Energy in Turkey. GRC Bulettin, Spring Isue. Karahan, H. ve Kumsar, H. 1994. Jeotermal Enerjinin Denizli’nin Merkezi Isıtılmasında Kullanılmasının Çevresel Etkileri. Jeotermal Uygulamalar Sempozyumu, 27-30 Eylül 1994, Pamukkale Üniv., Denizli, 359-365. Kaya, A. 1994. Jeotermal Enerji İle Isıtma. Jeotermal Uygulamalar Sempozyumu, 27-30 Eylül 1994, Pamukkale Üniv., Denizli, 95-101. Lund, J.W. ve Freeston, D.H. 2001. Worl-Wide Direct Uses of Geothermal Energy 2000. Geothermics, 30, 29-68. Mertoğlu, O. ve Başarır N. 1995. Yenilenebilir, Ucuz ve Kendi Öz Varlığımız olan Jeotermal Enerjinin Türkiye’deki Uygulamaları ve En Son Gelişmeler. 5. Türk-Alman Enerjisi Sempozyumu, İzmir. Mertoğlu, O., Mertoğlu, M. ve Başarır, N. 1994. Jeotermal Merkezi Isıtma Sistemlerinin Çevreye Müspet Katkısı, Teknolojisi ve Ekonomik Değerlendirmesi. Jeotermal Uygulamalar Sempozyumu, 27-30 Eylül 1994, Pamukkale Üniv., Denizli, 1-9. Oruç, N. 1994. Büyük Menderes Havzasında Jeotermal Enerji Üretimi ve Bor Kirliliği. Jeotermal Uygulamalar Sempozyumu, 27-30 Eylül 1994, Pamukkale Üniv., Denizli, 350-358. Öz, E.Ş. 1999. Türkiye’de Çevre Dostu Jeotermal Enerjiden Isıtmada Yararlanmanın Avantajları ve Uygulama Örnekleri. Yıldız Teknik Üniv. Fen Bilimleri Enstitüsü (Yüksek Lisans Tezi), 92 s., İstanbul. Sevgican, A. ve Eşder, T. 1984. Jeotermal Kaynaklar ve Sera. Ege Üniv. Ziraat Fak. Dergisi, 21 (1), 56-60, Antalya. Van de Break, N.J. 1989. New methods of greenhouse heating, engineering and economic aspects of energy saving in protected cultivation. Acta Horticulture, 245. Wahl, E. 1977. Handbook for Geothermal Energy Utilization, CA,USA. Yıldız, İ, 1999. Jeotermal Su Kaynaklarının Türk Tarımında Kullanılma İmkanları. Ziraat Müh. Dergisi, 321, 56-60. 85 GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2004, 21 (2), 119-125 Kanatlı Hayvan Beslemede Genetik Yapısı Değiştirilmiş Yem MaddelerininKullanımı Şenay Sarıca Kürşad Kılınç Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, 60240, Tokat Özet: Dünya nüfusundaki hızlı artış, insanların hayvansal protein ihtiyaçlarını arttırmaktadır. Et ve yumurta gibi kanatlı hayvan ürünleri, insanların hayvansal protein gereksinimlerinin karşılanmasında önemli rol oynamaktadır. Ancak, kanatlı hayvan beslemede kullanılan yem maddelerinin üretimindeki artış, dünya nüfusundaki artıştan daha azdır. Bu problemi ortadan kaldırmak amacıyla, yem maddelerinin üretiminde tarımsal biyoteknolojinin kullanımı her geçen yıl daha da önem kazanmaktadır. Bunun sonucu olarak; son yıllarda, genetik yapısı değiştirilmiş yem maddelerine olan ilgi giderek artmıştır. Bu ürünler gelişmiş ülkelerde üretilmekte olup, az gelişmiş veya gelişmemiş ülkelere ihraç edilmektedir. Türkiye’de de, genetik yapısı değiştirilmiş ürünlerin ve tohumların üretimi ve çoğaltılması amacıyla ithalatına izin verilmektedir. Genetik yapısı değiştirilmiş yem maddelerinin insan ve hayvan sağlığı ile çevreye olan etkilerine ilişkin ciddi endişeler bulunmasına rağmen, Avrupa’da bu ürünlerin yetiştirilmesine devam edilmektedir. Bu durum, ithal yem maddelerini kullanacak ülkelerde kanatlı endüstrisi için ciddi problemlere yol açacaktır. Bu nedenle kanatlı karma yemlerinde genetik yapısı değiştirilmiş yem maddelerinin kullanılmasının insan ve kanatlı hayvan sağlığı ile çevre üzerindeki etkilerine ilişkin daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu makalede, kanatlı hayvan beslemede kullanılan genetik yapısı değiştirilmiş yem maddeleri ve bu yem maddeleriyle kanatlı hayvanlar üzerinde yapılan besleme çalışmaları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Genetik yapısı değiştirilmiş yem maddeleri, kanatlı, gen transferi Use of Genetically Modified Feedstuffs in Poultry Nutrition Abstract: The rapid increase in the World population causes increase in animal protein requirements of the people. Poultry products including poultry meat and egg have important role in supplying the animal protein requirement. However, increase in the production of feedstuffs used in poultry nutrition is less than the increase of the World population. In order to overcome this problem, the use of agricultural biotechnology in feed production has been increasing year by year. As a result, genetically modified feedstuffs have received more interest over the last few years. These products are produced in developed countries and exported to the developing and undeveloped countries. Turkey also imports the genetically modified feedstuffs for production and multiplication. Despite the public concerns on the safety of these stuffs for human and animal health and the environment, production of genetically modified varieties in Europe continue to increase. This can create serious problems in the future for poultry industry in countries dependent on imported feedstuffs. Therefore, more feeding studies on the genetically modified feedstuffs and crops with various poultry species in order to determine the positive and negative effects on the health of consumers, poultry and also on the environment are needed. In this paper, feeding studies made on the genetically modified feedstuffs used in nutrition of various poultry species have been reviewed. Key Words: Genetically modified feedstuffs, poultry, gene transfer 1. Giriş Dünya nüfusunun hızla artması, artan nüfusun yeterli ve dengeli beslenmesi için gerekli olan hayvansal ürünlere talebi arttırmaktadır. Hayvansal ürünlerin üretiminin arttırılması için, hayvan beslemede kullanılan yem maddelerinin üretiminin de arttırılması gerekmektedir. Dünya nüfusunun hızlı artışına karşın, tarımsal alanların giderek azalması ve tarımsal ilaçların aşırı kullanımı, bilim adamlarını birim alandan daha fazla miktarda ve daha kaliteli yem maddeleri elde etme yönünde, modern biyoteknolojik çalışmalar yapmaya yöneltmiştir. Modern biyoteknoloji en yaygın şekilde bitkisel ve hayvansal üretimde uygulanmaktadır. Özellikle son yıllarda dünyada tarımsal biyoteknolojinin hızlı gelişmesi neticesinde genetik yapısı değiştirilmiş yem maddeleri üretilmiş ve piyasaya sunulmuştur. Biyoteknolojik yöntemlerle, kendi türü haricinde gen aktarılarak, belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ve mikroorganizmalara “genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar” veya “transgenik ürünler” denmektedir (Kefi, 2003). Transgenik ürünlerin elde edilmesinde, çoğunlukla, hastalıklara, zararlılara ve yabancı ot ilaçlarına karşı dayanıklılığın artırılması, besin madde Kanatlı Hayvan Beslemede Genetik Yapısı Değiştirilmiş Yem Maddelerinin Kullanımı içeriklerinin iyileştirilmesi, besinsel olmayan faktörlerin azaltılması ve depolama ömrünün artırılması gibi özellikler üzerinde durulmaktadır. Özellikle son 10 yılda Dünya’da ve Avrupa’da transgenik ürünlerin ekim alanlarının artışına bağlı olarak üretimleri, kullanımları ve pazarlanmaları önemli ölçüde artmıştır (Chesson and Flachowsky, 2003). 2002 yılında, dünyada transgenik bitkilerin ekim alanı, 2001 yılındakine oranla %12 artarak 58.7 milyon hektara ulaşmıştır. Böylece, transgenik bitkilerin dünyada toplam ekim alanı 1996-2002 yılları arasındaki 7 yıllık dönemde yaklaşık 35 kat artmıştır. 2002’de dünyada transgenik ürünlerin toplam ekim alanının %99’una ABD, Arjantin, Kanada ve Çin gibi tarımsal ürün ihracatçısı ülkeler sahip olmuştur (Chesson and Flachowsky, 2003). Transgenik ürünlerin en fazla yetiştirildiği ülke olan ABD’de, bu ürünlerin ekim alanı 42.78 milyon ha’a ulaşmıştır. Gerek dünyada gerekse Avrupa Birliği ülkelerinde ekim alanları giderek artan transgenik ürünlerin çoğunluğunu soya, mısır, pamuk, kolza gibi karma yem sanayinin ham maddesi olan yem maddeleri oluşturmaktadır. Başta ABD olmak üzere bir çok ülkede, hayvan beslemede transgenik yem maddelerinin kullanılmasıyla ilgili bilimsel çalışmalar hız kazanmıştır. Üzerinde bilimsel çalışmalar yapılan bu maddelerin çoğu gelişmiş ülkelerde üretilmekte olup, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelere ihraç edilmektedir. Ancak, tüm dünyada transgenik ürünlerin kullanılması durumunda insan, hayvan ve bitkilerde tedavisi zor veya hiç olmayan sağlık problemlerine yol açacağına, çevreyi, biyolojik çeşitliliği ve sosyo-ekonomik yapıyı ciddi olarak olumsuz yönde etkileyeceğine ilişkin tartışmalar yapılmaktadır. Bu alandaki belirsizliklerden dolayı tarımsal biyoteknolojinin güvenilirliğine ilişkin endişeler Avrupa’da transgenik ürünlerin üretimine ve ticaretine önce ambargo getirmişse de sorun etiketleme zorunluluğuyla çözümlenmiş; Cartegena protokoluna imza atan 87 ülke, 2004’ün Mayıs ayında, aynı yaklaşımı benimsemişlerdir. Avrupa’da 19 Mayıs 2004 tarihinde ambargonun kaldırılmasından sonra, Bt11 tatlı mısır ile yabancı ot ilacına dayanıklı NK603’ün ve GA21’nin, sap kurduna dayanıklı MON863 mısır çeşitlerinin pazarlanmasına izin verilmiştir. Benzer şekilde, yabancı ot ilacına dayanıklı soya ile sap kurduna dayanıklı Bt176 mısır çeşitleri de tescil edilmiş, gıda olarak 120 pazarlanan 7 kolza, 2 pamuk, 2 mısır da onay almıştır. Bununla beraber Avrupa Birliği üyeleri ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu, Cartegena Biyogüvenlik protokolüne imza atan 100 ülkede transgenik ürünlerin çevreye bilinçli salınımı ve pazarlanması konusundaki yasal mevzuat çalışmaları halen devam etmektedir. Ülkemizde transgenik yem maddelerinin ve tohumlarının deneme amaçlı olarak ve sınırlı bir şekilde üretilmesine izin verilmektedir. Ancak, Türkiye’nin yem ham maddeleri bakımından ithalatçı bir ülke konumunda olması ve etkin bir tanımlama merkezinin bulunmaması nedeniyle, ithal edilen soya, mısır, pamuk, kolza vb. ürünlerin transgenik olup olmadığı kesin olarak belli değildir. Bu makalede, transgenik ürünlerin avantajları ve dezavantajlarının yanı sıra, hayvan beslemede kullanılan başlıca transgenik yem maddeleri ile bunların kanatlı hayvan beslemede kullanılmasıyla ilgili bilimsel çalışmalar hakkında bilgi verilecektir. 2. Transgenik Ürünlerin Avantajları Tarımsal biyoteknoloji uygulamalarının en önemli amaçlarından biri, hızla artan dünya nüfusunu beslemek amacıyla daha yüksek kalitede, daha sağlıklı ve besin değeri yüksek gıdalar üretmektir. Transgenik ürünlerin elde edilmesine yönelik uygulamaların avantajları aşağıdaki gibi sıralanabilir (Chesson and Flachowsky, 2003; Kefi, 2003); - Hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı genlerin aktarılmasıyla, hem ilaçlama maliyetleri azaltılmakta, hem de bitki strese girmeyeceği için, verimde artış sağlanmaktadır. - Yabancı ot ilaçlarına dayanıklılığın kazandırılması ile de, ilaçlama sayısı azaltılmakta; ilaç uygulaması ile tüm yabancı otlar ölürken, bitki canlı kalmakta ve masraflar düşürülürken, verimde artış sağlanmaktadır. - Yem maddelerinin ham besin madde içerikleri (amino asit, protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineral madde) arttırılarak, besleme değerleri önemli derecede yükseltilmektedir. - Söz konusu trangenik yem maddelerinin kullanılmasıyla, elde edilen hayvansal ürünlerin miktar ve kalitesiyle birlikte bunların insan beslenmesinde kullanım düzeylerinde de artış sağlanmaktadır. Ş.SARICA, K.KILINÇ - - Elde edilen ürünlerin organoleptik özellikleri iyileştirilmekte ve raf ömürleri uzamaktadır. Yem maddelerinin yapısında bulunan antibesinsel faktörler ortadan kaldırılarak, sindirilebilirlikleri arttırılmaktadır. 3. Transgenik Ürünlerin Dezavantajları Transgenik ürünlerin üretimi ve kullanımının yaygınlaştırılmasının beraberinde getirebileceği olumsuzluklar aşağıdaki gibi sıralanabilir (Açıkgöz, 2003; Chesson and Flachowsky, 2003; Kefi, 2003); - Gen aktarımı sırasında, işaretleyici olarak antibiyotiklere dayanıklı genlerin kullanılması, diğer organizmalardan hastalık yapıcı ve alerjik özelliklerin taşınması ihtimali, transgenik ürünlerin yapısında arzu edilmeyen biyokimyasal maddelerin bulunma risklerini ortaya çıkarabilir. - Antibiyotiklere dayanıklılık genlerinin insan veya hayvan vücuduna girmesi sonucunda, direnç oluşması insan ve hayvan sağlığı açısından tedavisi çok zor olan veya mümkün olmayan hastalıklara yol açabilir. - Transgenik bitkiler, yetiştirildikleri çevrede bitki sosyolojisini bozarak, doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına yol açabilir. - Yabancı ot ilaçlarına dayanıklı transgenik bitkilerin yetiştirildikleri alanlarda, bir sonraki yıl ekilecek bitkiler, o yılki diğer bir ürün için yabancı ot durumunda - - - olacaklarından herbisit kullanarak mücadele zorlaşır. Tarımsal biyoteknolojik uygulamalarla genetik yapısı değiştirilerek çevreye bırakılan mikroorganizmaların, ortama hakim olmaları durumunda doğal denge bozulur. Virüslerden elde edilen genlerin dayanıklılık özelliklerinin diğer virüslere aktarılması durumunda, istenmediği halde virüs populasyonunda dayanıklılığı artırır ve çevre için risk oluşturur. Ayrıca, zararlılara dayanıklı Bt’li transgenik çeşitlerin, diğer faydalı ve zararlı canlıları da etkilemeleri mümkün olur. 4. Transgenik Ürünlerin Elde Edilmesi ve Başlıca Transgenik Yem Maddeleri Son 10 yılda dünyada yoğun şekilde üretimi yapılan transgenik bitkilerin çoğunluğunu hayvan beslemede de kullanılan yem maddeleri oluşturmaktadır. 1997-2002 yılları arasında dünyada en fazla ekim alanına sahip 4 transgenik ürün sırasıyla soya, mısır, pamuk ve kolzadır. 2002 yılında dünyada yetiştirilen 72 milyon ha soyanın %51’i, 34 milyon ha pamuğun %20’si, 25 milyon ha kolzanın %12’si, 140 milyon ha mısırın %9’u transgeniktir (Kefi, 2003). 2002’de dünyada toplam trangenik ürünlere ayrılan ekim alanlarının %62’si soyaya (36.5 milyon ha), %21’i mısıra (12.4 milyon ha), %12’si pamuğa (6.8 milyon ha) ve %5’i kolzaya (3.0 milyon ha) aittir (Çizelge 1). Çizelge 1. Ürünler bazında dünya toplam transgenik bitki ekim alanları (1997-2002)1 Ekim Alanı (milyon ha) Ürünler 1997 1998 1999 2000 2001 2002 Toplam İçindeki oranı (%) Soya 5.1 14.5 21.5 25.8 33.1 36.5 62.0 Mısır 3.2 8.3 11.1 10.3 9.8 12.4 21.0 Pamuk 1.4 2.5 3.7 5.3 6.8 6.8 12.0 Kolza 1.2 2.4 3.4 2.8 2.8 3.0 5.0 Patates, balkabağı, papaya <0.1 <0.1 0.2 <0.1 0.1 <0.1 Toplam 11.0 27.8 39.9 44.2 52.6 58.7 100.00 1 Kefi(2003) 2002 yılında üretimi yapılan transgenik bitkilerin %75’ini yabancı ot ilacına (herbisitlere) dayanıklılık özelliğine sahip olanlar oluşturmuştur. Zararlı böceklere dayanıklılık özelliğine sahip olan transgenik ürünlerin, transgeniklerin toplam alanı içindeki yeri 1998’de %28 iken, 1999’da %22, 2000’de %18.8, 2001’de %14.8’e düşmüş ve 2002’de tekrar %17’e yükselmiştir. Hem yabancı ot ilacına hem de zararlılara dayanıklılık özelliğine sahip transgenik ürünlerin toplam içerisindeki payları 1998’de %1’den (0.3 milyon ha) 2002 yılında %8’e (4.4 milyon ha) yükselmiştir (Kefi, 2003). 121 Kanatlı Hayvan Beslemede Genetik Yapısı Değiştirilmiş Yem Maddelerinin Kullanımı Transgenik yem maddelerinin üretimi yönündeki ilk biyoteknolojik uygulamalar; zararlılara, yabancı ot ilaçlarına, hastalıklara ve bunlardan herhangi ikisine dayanıklılık kazandırma yönünde olmuştur. Ancak, son yıllarda bunlara ek olarak yem maddelerinin besin madde kompozisyonunun (amino asit, protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineral madde) iyileştirilmesi ve besinsel olmayan faktörlerin azaltılması yönündeki çalışmalara da ağırlık verilmektedir (Coon, 1998) 4.1. Herbisitlere Dayanıklılık Herbisitlere karşı dayanıklılığı arttırmak amacıyla, herbisid Roundup Ready geni soya ve kolzaya aktarılarak, ilk kez 1996 yılında tohumları kullanılabilir hale getirilmiştir. Roundup Ready geninin, ABD’nin orta batı bölgesindeki verim çalışmalarında, yabancı ot kontrolünü artırarak soya veriminde %5 artış sağladığı saptanmıştır. Kanada’da ilk kez 1996’da 50 bin dekar alana Roundup Ready kolza ekilmiş ve 1997’de bu alan 500 000 dekara çıkartılmıştır. Yabancı ot ilaçlarına (herbisitlere) dayanıklılık kazandırılan ve ticari üretime sokulan soya, pamuk, mısır, kolza ve çeltiğin yanı sıra, buğday ve şekerpancarına da benzer özelliklerin kazandırılması yönünde çalışmalar yapılmaktadır. 4.2. Böceklere Dayanıklılık Bacillus thuringiensis’ten elde edilen Bt proteini, mısır danesini sap ve koçan kurduna karşı dayanıklı yapmak amacıyla, mısırın DNA’sına aktarılmıştır. Bacillus thuringiensis toprakta doğal olarak bulunmakta olup, ürettiği bir proteinle böceklerin sindirim sistemini olumsuz yönde etkileyerek, onları kontrol altında tutmaktadır. Ayrıca, Bt geni aktarılarak modifiye edilmiş mısır varyetelerinde ve diğer tahıl danelerinde mikotoksin ve mikotoksin problemleri önlenmektedir. Bacillus thuringiensis geni aktarılarak elde edilmiş transgenik bitkiler, sap ve koçan kurduna dayanıklı mısır, yeşil ve pembe kurda dayanıklı pamuk ve patates böceğine dayanıklı patates olup, yakın gelecekte ayçiçeği, soya, kolza ve buğdayda da benzer gelişmelerin kaydedilmesi beklenmektedir. 4.3. Hastalıklara Dayanıklılık Hastalıklara karşı dayanıklılığın arttırılması amacıyla, hastalık yapan bir virüsün 122 DNA’sının bir kısmının bitki DNA’sına aktarılması suretiyle, bitkide, hedef viral hastalığa karşı bağışıklık sistemi oluşturulmaktadır. Şu anda patates, çeltik, mısır ve tapiyoka’da viral bitki hastalıklarına dayanıklılık arttırılmış olup diğer bazı bitkiler için de, bu yöndeki çalışmalar devam etmektedir. 4.4. Yüksek Yağlı Mısır Yüksek yağ yönünde yapılan ıslah çalışmaları sonucunda elde edilen ticari olarak kullanılabilecek OPTIMUM® mısır varyetesinin 1997 yılında yaklaşık olarak 1 milyon dekar alanda ekimi yapılmıştır. OPTIMUM® mısır klasik mısırla karşılaştırıldığında %87 daha fazla yağ ve %3.3 daha yüksek ham protein içermektedir. Yüksek yağlı mısırın yüksek proteini, embriyo artışına bağlı olarak embriyo boyutunun artmasından kaynaklanmaktadır. Yüksek yağ içeriğinden dolayı %60-65 daha fazla tokoferol içerdiği ancak mineral kompozisyonunun klasik mısırınkine benzer olduğu bildirilmektedir. Bununla beraber gerçek metabolik enerji içeriği klasik mısırdan %4.5-6 daha fazladır. 4.5. Düşük Fitat Fosforlu Mısır Düşük fitat fosforlu mısır çeşidi, ortalama olarak %35 fitat fosfor ve %65 fitat olmayan fosfor içermektedir. Düşük fitat fosforlu mısırın besleme açısından üstünlüğü, tavuklarda gübreyle daha az fosfor atılmasıdır. Gerçekten de, bununla beslenen piliçlerde dışkıyla atılan fosfor miktarı klasik mısırla beslenen piliçlerinkinden yaklaşık %50 daha az, buna karşın kemik külü daha yüksek bulunmuştur. 4.6. Düşük Oligosakkaritli Soyalar Oligosakkarit düzeyini düşürmek amacıyla %80 etanolle ekstrakte edilen soya küspesinin gerçek metabolik enerji (TME) içeriği, %44 veya 48 düzeyinde ham protein içeren soya küspesininkinden yaklaşık %20 daha fazladır. Düşük oligosakkaritli soya küspesinin elde edilmesiyle amino asit sindirilebilirliğinde %3’lük artış, kuru madde sindirilebilirliğinde ise %5’lik iyileşme kaydedilmiştir. 4.7. Yüksek Lizinli Soya Tarımsal biyoteknolojik yöntemler uygulanarak soyanın yapısında bulunan tripsin inhibitörü ve lektin gibi antibesinsel maddeler Ş.SARICA, K.KILINÇ azaltılmaktadır. Soyanın besin madde içeriğinin iyileştirilmesi yönünde yapılan çalışmalar sonucunda, elde edilen yeni bir soya çeşidinden %4.5 lizin içeren soya küspesi üretilmektedir. Bunlara ilaveten, yüksek oleik asit veya düşük linoleik asit içerikli ayçiçeği, soya ve yerfıstığı çeşitleri kazandırılmış olup gelecekte yüksek stearik asitli kolza elde edilmesi yönünde çalışmalar yapılmaktadır. 5. Kanatlı Hayvan Beslemede Transgenik Yem Maddelerinin Kullanımıyla İlgili Yapılan Araştırmalar Son yıllarda, hayvan beslemede özellikle de kanatlı hayvan beslemede, besin madde içerikleri (amino asit, protein, yağ, karbonhidrat) arttırılmış ve besinsel olmayan faktörleri azaltılmış transgenik yem maddelerinin kullanılmasıyla hayvanların besi performanslarının iyileştirilmesini amaçlayan bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. Kanatlı beslemede transgenik yemlerin kullanılmasına yönelik pek çok çalışma yapılmasının nedeni, bunlarda generasyonlar arası sürenin kısa ve metabolizmalarının hızlı olmasıdır. Gerçekten kanatlı karmalarında transgenik yem kullanılmasından kaynaklanabilecek etkiler, kısa sürede ortaya çıkabilmektedir. Kanatlı hayvan beslemede transgenik yem kullanılması durumunda, besi performansı bakımından klasik yem maddeleriyle aralarında önemli bir farklılığın bulunmadığına ve bunun da söz konusu yem maddelerinin yapısındaki rekombinant DNA’nın hayvanların sindirim sisteminde parçalanmasından kaynaklandığına ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Transgenik mısır veya soya içeren karma yemlerle beslenen kanatlı hayvanların dokularında hiçbir rekombinant DNA’nın bulunmadığına dair araştırma sonuçları bulunmakla beraber (Anon, 2001; Khumnirdpetch et al., 2001), broyler ve yumurta tavuğu rasyonlarında transgenik yem maddelerinin kullanılması durumunda bu hayvanların karaciğer, dalak ve böbreklerinde transgenik DNA’nın bulunduğunu ancak yumurtada veya altlıkta bulunmadığını bildiren çalışmalar da vardır (Einspanier et al., 2001; Klotz et al., 2002). Bunlar kanatlıların beslenmesinde transgenik yem kullanıldığında hayvansal dokularda birikim yapıp yapmadığına ilişkin belirsizlikleri ve tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Ayrıca, kanatlı beslemede besi performansını ve yemden yararlanmayı iyileştirmek amacıyla transgenik yem kullanılması durumunda rekombinant DNA’nın hayvansal dokularda, dolayısıyla hayvansal ürünlerde birikmesine ve bunları tüketen insanların sağlıkları üzerindeki etkilerine ait aydınlatıcı çalışmalar yoktur. Yan et al. (1987), %17 ham proteinli yumurta tavuğu rasyonlarında klasik ve yüksek yağlı OPTIMUM® mısır kullanımının etkilerini araştırmak amacıyla yaptıkları çalışmalarında, yüksek yağlı mısır içeren rasyonla beslenen yumurta tavuklarında yemden yararlanmanın iyileştiğini ve yumurta veriminin önemli derecede arttığını saptamışlardır. Noy et al. (1996), OPTIMUM® mısır ile beslenen etlik piliçlerin karkaslarında oleik asit içeriğinin önemli derecede arttığını ve bu nedenle karkasın oksidasyona karşı dayanıklılığının yükseldiğini tespit etmişlerdir. Brake and Vlachos (1998), etlik piliç karma yemlerinde transgenik Bt mısır (5506BTX) kullanımının erkek veya dişi broylerlerin besi performansı ve karkas parametreleri üzerine olan etkilerini klasik mısır içeren rasyonla beslenenlerinkiyle karşılaştırmak amacıyla 38 günlük bir çalışma yapmışlardır. Araştırma sonuçlarına göre, transgenik Bt mısır içeren karma yemle beslenen etlik piliçlerde yaşama gücü ve canlı ağırlık bakımından önemli farklılıklar bulunmamakla beraber, gögüs eti oranının daha yüksek olduğu ve yemden yararlanmanın önemli derecede iyileştiği saptanmıştır. Ayrıca Bt mısırlı rasyonla beslenen erkek broylerlerin yemden yararlanmalarında ve canlı ağırlıklarında dişilerinkinden önemli derecede iyileşmenin sağlandığı; ancak, yaşama gücü bakımından erkek ve dişiler arasında önemli farklılıkların bulunmadığı bildirilmiştir. Ash et al. (2000), yumurta tavuğu rasyonlarında klasik soya küspesi ile Roundup Ready soyanın etkilerini karşılaştırdıkları çalışmalarında, yumurta tavuklarının sindirim sisteminde soyanın yapısındaki transgenik proteinlerin etkili şekilde parçalanmasından dolayı tavukların karaciğer ve yumurtaları ile dışkılarında rekombinant DNA’nın bulunmadığını saptamışlardır. Edwards et al. (2000), yüksek protein içerikli transgenik soya (M703) ile klasik soya küspesinin besin maddesi ve sindirilebilir amino asit içeriklerini saptamak amacıyla beyaz leghorn horozlarla yaptıkları çalışmalarında, 123 Kanatlı Hayvan Beslemede Genetik Yapısı Değiştirilmiş Yem Maddelerinin Kullanımı transgenik soyanın sindirilebilir lizin, metiyonin, sistin, treonin ve valin içerikleri ile TME değerinin klasik soya küspesininkinden önemli derecede daha yüksek, buna karşın NDF, yağ ve fosfolipid içeriklerinin daha düşük olduğunu tespit etmişlerdir. Mireles et al. (2000), broyler rasyonlarında transgenik mısır ile klasik mısırın kullanılmasının besi performansı üzerine olan etkilerini inceledikleri araştırmalarının sonucunda, transgenik mısır içeren rasyonla beslenen broylerlerin canlı ağırlık artış ve yemden yararlanmalarının klasik mısır içeren rasyonla beslenenlerinkiyle benzer olduğunu ortaya koymuşlardır. Piva et al. (2001), Bt mısır içerikli rasyonla beslenen broylerlerde canlı ağırlık artışının daha yüksek olduğunu saptamışlar ve bunun Bt mısırın mikotoksin içeriğinin klasik mısırdakinden daha düşük olmasından kaynaklandığını öne sürmüşlerdir. Song et al. (2004), klasik mısırla 2 adet yüksek yağlı transgenik Çin mısırının (CHOC1 ve CHOC2) amino asit yarayışlılıklarını saptamak amacıyla yaptıkları çalışmalarında, transgenik mısırların bu açıdan klasik mısırınkine eşit veya daha yüksek olduğunu kaydetmişlerdir. Taylor et al. (2003a), broyler rasyonlarında herbisit dayanıklılığı arttırılmış Roundup Ready NK603 mısırla hem herbisitlere hem de böceklere karşı dayanıklılığı arttırılmış NK603xMON810’nın kullanımının besi performansına ve karkas parametrelerine etkilerini incelemek amacıyla 2 ayrı çalışma yapmışlardır. Bu çalışmalarda, her iki transgenik mısırla beslenen broylerlerin besi sonu canlı ağırlıklarının, yemden yararlanmalarının, but ve kanat ağırlıklarının klasik mısır içeren rasyonla beslenenlerinkinden farksız olduğu tespit edilmiştir. Taylor et al. (2003b), broyler rasyonlarında böceklere karşı dayanıklılık kazandırılmış mısır çeşidinin (MON863) kullanılmasının besi performansı ile gögüs ve but etinin su, protein ve yağ içeriklerini önemli derecede etkilemediğini saptamışlardır. 6. Sonuç Kanatlı hayvan beslemede klasik veya transgenik yem maddelerinin kullanılması durumunda besi performansı bakımından önemli bir farklılık bulunmamakla beraber, besin maddesi içeriklerinin ve sindirilebilirliklerinin daha iyi olduğunu gösteren bazı araştırma bulguları mevcuttur. Yine bazı araştırma sonuçları hayvansal doku veya organlarda rekombinant DNA’ya rastlanmadığını kimileri ise bunun tersini bildirmektedirler. Bu durum transgenik maddelerdeki rekombinant DNA’nın hayvansal doku veya organlarda bulunup bulunmamasının, transgenik ürünün çeşidine ve çevre koşullarına bağlı olduğunu düşündürmektedir. Başka bir deyişle, aktarılan genler aynı olsa bile her zaman aynı sonuçları vermeyecek ve dolayısıyla genetik olarak değiştirilmiş organizmalar farklı çevre koşullarında farklı özellikler gösterebilecektir ki, bu da istenmeyen etkilerin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu nedenle, yem sanayiinin kullandığı ham maddeler bakımından ithalata bağımlı olan Türkiye’de, bunların insan ve hayvan sağlığı ile çevre üzerine etkilerini inceleyebilecek laboratuvarlar kurulmalı, gerekli yasal mevzuat oluşturulmalı ve daha sonra da besin maddesi içerikleri ile yem değerleri dikkate alınarak gerçekten ekonomik olup olmadıkları saptanmalıdır. Kaynaklar Açıkgöz, N., 2003. Tarımsal Biyoteknolojiye SosyoEkonomik Yaklaşımlar. Tarım ve Mühendislik Dergisi, 66-67: 62-68 Anon, A., 2001. No Traces of Modified DNA in Poultry Fed on GM Corn. Nature, 409: 657. Ash, A., Sheideler, S. E. and Novak, C. L., 2000. The Fate of Genetically Modified Protein from Roundup Ready Soybeans in the Laying Hen. Poultry Science Assoc. Montreal, Quebec, Canada, August 18-20, Suppl.1(Abstr.): 65-66. Brake, J. and Vlachos, D., 1998. Evaluation of Transgenic Event 176 “Bt” Corn in Broiler Chickens. Poultry Science, 77: 648-653. 124 Chesson, A. and Flachowsky, G., 2003. Transgenic Plants in Poultry Nutrition. World’s Poultry Science Journal, Vol. 59, p. 201-207. Coon, C., 1998. The Present and Future Utilization of Biotechnology in the Feed Industry: A Poultry Nutritionist’s Perspective. 4. International Feed Congress and Exhibition. May 4-5, Kapadokya, Turkey. p. 119-149. Edwards, H. M., Douglas, M. W., Parsons, C. M. and Baker, D.H., 2000. Protein and Energy Evaluation of Soybean Meals Processed from Genetically Modified High-Protein Soybeans. Poultry Science, 79: 525-527. Ş.SARICA, K.KILINÇ Einspanier, R., Klotz, A., Kraft, J., Aulrich, K., Poser, R., Schagele, F., Jahreis, G. and Flachowsky, G., 2001. The Fate of Forage Plant DNA in Farm Animals: A Collaboration Case-Study Investigating Cattle and Chicken Fed Recombinant Material. European Food Research and Technology, 212:129-134. James, C., 2001. Global Review of Commercialised Transgenic Crops: 2001. ISAAA Briefs No.24, ISAAA, Ithaca, USA. (see http://www.isaaa.org for annual update). Kefi, S., 2003. Tarımsal Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik. Tarım ve Mühendislik Dergisi, 66-67: 69-79. Khumnirdpetch, V., Intarachote, U., Treemance , S., Tragoonroong, S. and Thummabood, S., 2001. Detection of GMOs in the Broilers that Utilized Genetically Modified Soybean Meals as a Feed Ingredient. Plant and Animal Genome IX Conference, January, San Diego, USA (Poster 585). Klotz, A., Mayer, J. and Einspanier, R., 2002. Degradation and Possible Carry over of Feed DNA Monitored in Pigs and Poultry. European Food Research and Technology, 214: 271-275. Mireles Jr., A., Kim, S., Thompson, R. and Amundsen, B., 2000. GMO (Bt) Corn is Similar in Composition and Nutrient Availability to Broilers as Non-GMO Corn. Poultry Science Assoc. August 18-20, Montreal, Quebec, Canada. Suppl.1(Abstr.): 65-66. Noy, Y., Rand, N., Sommerfed, J. and Barzur, A., 1996. Efficient Diet Formulation Using High Oil Corn. Poultry Science, 75 (Suppl.): 135. Piva, G., Morlacchini, M., Pietri, A., Rossi, F. and Grandini, A., 2001. Growth Performance of Broilers Fed Insect Protected (MON810) or Near Isogenic Control Corn. J. Anim. Sci. 79 Suppl. 1/ J. Dairy Sci. 84, Suppl. 1/ Poultry Sci. 80: Suppl. 1/ 54th Annual Rec. Meat Conf. Vol. II, 320. Song, G.L., Li, D. F., Piao, X. S., Chi, F., Chen, Y. and Moughans, P. J., 2004. True Amino Acid Availability in Chinese High-Oil Corn Varieties Determined in Two Types of Chickens. Poultry Science, 83: 683-688. Taylor, M.L., Hartnell, G. F., Riordan, S. G., Nemeth, M. A., Karunanandaa, K., George, B. and Astwood, J. D., 2003a. Comparison of Broiler Performance when Fed Diets Containing Grain from Roundup Ready (NK603), YieldGardx Roundup Ready (MON810xNK603), Non-transgenic Control or Commercial Corn. Poultry Science, 82: 443-453. Taylor, M. L., Hyun, Y. , Hartnell, G. F., Riordan, S.G., Nemeth, M. A., Karunanandaa, K., George, B. and Astwood, J. D., 2003b. Comparison of Broiler Performance when Fed Diets Containing Grain from YieldGard Rootworm (MON863), YieldGard plus (MON810xMON863), Nontransgenic Control or Commercial Reference Corn Hybrids. Poultry Science, 82: 1948-1956. Yan, Y., Parsons, C.M. and Alexander, D.E., 1987. Nutritive Value of High-Oil Corn for Poultry. Poultry Science, 66: 103-111. 125
Benzer belgeler
ziraat fakültesi dergisi - Gaziosmanpaşa Üniversitesi
tamamlanan eserler geliş tarihi esas alınarak yayınlanır.Yayınlanmayan yazılar iade edilmez.
7. Bir yazarın derginin aynı sayısında ilk isim olarak bir, ikinci ve diğer isim sırasında iki olmak
üze...