Oktay Ekinci - Akyaka Kültür ve Sanat Derneği
Transkript
Oktay Ekinci - Akyaka Kültür ve Sanat Derneği
Derneğimize bağışlarınız için: İŞ Bankası Muğla Şubesi 3600 1036210 [email protected] Yıl: 6 Sayı: 27 Aralık 2013 Ücretsizdir Oktay Ekinci'yi kaybettik Oktay Ekinci’nin ölümü yeni bilgelere, yeni donkişotlara, çağdaş uygarlık mücadelelerine çağrı olsun. Onlar anavatan Anadolu ile ilişkilerini kesmeyen halk çocukları arasından yetişecek! Oktay Ekinci benim büyük kızım yaşında bir mimardı. Mimarlar Odası’ndaki etkinliklerinden biliyordum. 1991 yılında İstanbul’daki Koruma Kurullarının birine başkan olduğum zaman Ekinci de oraya üye seçilmişti. 40 yaşında, duyarlı, çalışkan, öğrenmek için soru sormaktan bıkmayan, tatlı sözlü, çok dikkatli ve etkili konuşan genç bir mimardı. Dört yıl boyunca her hafta Boğazda birbirimize yakın oturduğumuz için, Kurula birlikte gidip geldik. Sevgi dolu bir aile yaşamı vardı. Cumhuriyet Devriminin ilk aşamasından sonra doğmuş Anadolu kökenli bir vatanseverdi. Karslı olduğu için Azeri lehçesini çok severdi. Her zaman merak ettim. Küçük çocukluklarını 1950-60 yıllarında geçirenler hangi ideallerle yetiştiler? 1960 başkaldırısından sonra ne oldu? Onların hocaları Cumhuriyetin ilk kuşakları olduğu için, o kuşaklar yaşadıkça öğrencileri de cumhuriyet idealleri ile yetişen insanlar oldu, denebilir. Fakat bugün en genç kuşaktan da cumhuriyet ideallerini taşıyan vatanseverler var. Yani sorun sadece okullardaki yerleşmiş bir öğretim anlayışının sürekliliğinden kaynaklanmıyor. Cumhuriyetin yarattığı ortam, toplumun çağdaş dünyaya uyum sağlamasına da olanak verdiği için, günümüzde de dünya ile aşık atmak isteyen, ne dünyaya ne de sultana köle olmak istemeyen bilinçli insanlar yetiştiriyor. Kaldı ki bu gün en az okumuş insanın bile dünyadan haberi bizim kuşaktan fazla. Bugün bilgi, öğretimden çok, görsel medya ve çevreden öğreniliyor. AYDINLATMAYA ADANMIŞ BİR HAYAT Okuyuculardan özür dilerim. Söz Oktay’ın vatanseverliğinden biraz uzaklaştı. Fakat benim onda bulduğum asıl karakter, yaşamını halkı aydınlatmağa adamış bir vatansever tipidir. Bu tür insanın Türkiye’nin asıl gereksinmesi olan insan olduğuna inanıyorum. Oktay Ekinci bir bilim adamı değildi. Ünlü bir mimar değildi. Koruma eğitimi görmemişti. Fakat kendini halka adamış, vatansever ve bilge olmak için bu ünvanlar gerekmiyor. Olasılıkla hiçbir anlı şanlı bir profesör halka ve okuyucularına, belediyelere ve politikacılara mimarlık, kent ve koruma sorunlarını onun kadar yakınlaşarak anlatmadı. Oktay bilge bir adam olmuştu. Bu bazen, cahil insanlara, nabza göre şerbet vermeyi de gerektirir. Onun konuşma ve yazma üslubu bu yumuşaklığı ve kıvraklığı içeriyordu. Bu onun yanlış yapan idarecilere karşı sözünü sakındığı anlamına gelmiyor. Bilge olmak için önce insanı sayı olarak değil, insan olarak görmek, yani insan kavramına saygı göstermek gerekir. Kötü adama saygı göstermek gerekmez. “Sayın” herhangi bir (A) ya değil, insan kavramına saygının ifadesidir. Benim tanıdığım kadar bu saygı Oktay’ın söyleminin yumuşak, ikna edici ve kavgacı olmayan yapısında vardı. Oktay felsefeye, politikaya, beylik tartışmalara iltifat etmez, akademik, yabancı sözcüklerle süslü safsatalar yapmazdı. Mimarlık, kent ve çevre koruma sorunlarını sıradan halka, halktan farklı olmayan politikacılara, basit belediyecilere, onların anlayabileceği açıklıkta ve onlara ulaşmak amacıyla dile getiriyordu. Halkın arasından gelmiş olması bunu kolaylaştırmış olabilir. Fakat bu samimi olarak halkı aydınlatmak istemesinden, halk sever ve vatansever olmasından kaynaklanıyordu. Bunlar bir halk adamını bilge yapan özelliklerdir. Fakat bunu yıllar boyunca yapabilmek için gerçek bir sevgi ve tutku gerekir. Kendisini çağırdıkları her yere gidip, özellikle son yıllarda, sağlığının uıygun olmamasına karşın, birkaç kişinin isteğine bile yanıt vermek için Evliya Çelebi gibi bütün yurdu dolaşmak, bir tutku ister. TOPLUMA KATKIDA BULUNMAK İSTEYENLERE ÖRNEK Mimarlar Odası dışında hiçbir politik konuma, ölümüne kadar, gelmemesi, hiç bir maddi varlık sahibi olmadan, İstanbul’da eski bir ahşap evde oturması, bu alçak gönüllü bilgeyi, toplumun çağdaş yaşamına katkıda bulunmak isteyen aydınlar için örnek bir uygarlık örneği yapıyor. Paranın ve politik etkinliğin tek ölçüt olduğu yozlaşmış bir dünyada Oktay bir Donkişot gibi uğraştı. Donkişotlar dünyayı düzeltmezler. Namuslu insanlara örnek olur, umut verirler. Fakat Türkiye’nin uygar geleceği sadece bu insanların varlığına bağlıdır. 1991’de Anıtlar Kurulu’na üye olmasından bu yana, tarihi çevrenin korunmasına ağırlık vererek, bunu yaşamının önde gelen amacı yapmış ve yazılarının bütün ağırlığını bu konuda yoğunlaştırmıştı. Olasılıkla Cumhuriyet okurları Türkiye’de koruma sorunsalının boyutlarını en çok onun yazılarından öğrendiler. Ve ne kadar önemli ve kapsamlı bir sorun olduğunu ve doğasının içeriğini de ondan öğrendiler. Oktay Ekinci neden ideal bir aydın örneği oluyor? Gündelik gazetelerin ve televizyon haberlerinin sırıtarak reklam yapan adamlar ordusu aracılığı ile toplumun dikkatine sunduğu boş bilgilerin hem tantanası çok, hem de okuma yazması kıt olanlar için çok çekici. Bir örendeki, taş duvar kalıntılarını havuzlarında güzel kadınlar yüzen modern bir site perspektifi ile kim karşılaştırabilir? İki sayfası lüks otomobil reklamlarıyla dolu bir gazetenin bir köşesine korunması istenen bir kent sokağının bir küçük bir fotoğrafını koyunca ne etkisi olabilir? Oktay bu oyuncakçı dükkanı gazeteciliğine karşı halka gerçek sorunları anlatmaya çalışan bir aydın mücadele adamı idi. Onun gibiler var ama, konuları tarihi çevre koruma gibi, toplum kültüründe yer etmemiş alanlar değil. Güncel politika. Halk kültürünün temel konusu sadece politika. Yüzlerce yıl politikadan hiç haberi olmadan yaşamış Türk halkı, bugün okuyup yazma öğrendikten sonra, kendine göre politikacı oluyor. Arkasından da tüketici. Arkasından da araba sürücüsü. Burada Oktay gibilerin donkişotluğunun içeriğini ve neden daha fazla Oktay’lara gereksinme duyduğumuzu anlıyorsunuz. Halk bilincinde ve algısında gökdelen yapmanın ağırlığı bin ise, bir tarihi sit kurtarmanın ağırlığı bir. Bu oranlar değişmedikçe çevreyi kurtaramamakla kalmayacağız. Oktayları da kurtaramayacağız. Bu da uygar olmamakla, yani Batının yeni sömürü düzenine alet olmakla bir. Oktay Ekinci’nin ölümü yeni bilgelere, yeni donkişotlara, çağdaş uygarlık mücadelelerine çağrı olsun. Onlar anavatan Anadolu ile ilişkilerini kesmeyen halk çocukları arasından yetişecek! DOĞAN KUBAN/Cumhuriyet 25.10.2013 Nail Çakırhan ve Oktay Ekinci Anıldı 26-27 Ekim tarihlerinde Akyaka'da gerçekleştirilen ve bu yıl 8'ncisi düzenlenen “Gelenekten Çağdaşa Akyaka-Gökova Mimarisi” Nail Çakırhan Günleri etkinlikleri, önceki senelerden farklı olarak, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nin katılımı ile gerçekleşti. Toplantı, panel, sergi, söyleşi ve dinletilerin yer aldığı etkinlikte, Nail Çakırhan'ın gündeme taşıdığı ve Akyaka'nın kendine özgü mimarisini oluşturan kent dokusu, etkinlik kapsamında değerlendirildi ve tartışıldı. Nail Çakırhan'ı anma etkinliklerinin ardından gerçekleşen panel ve söyleşilerin konukları olarak eski Devlet ve İmar İskan Bakanı Erman Şahin, Arkeolog-Yazar Nezih Başgelen, Prof. Dr. Şengül Öymen Gür, Mimar Olcay Arıkan, Ertuğrul Aladağ ve Üniversitemiz Mimarlık Fakültesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Zühre Sözeri Yıldırım, Yrd. Doç. Dr. Feray Koca katıldı. Her yıl düzenlenen etkinliğe, gerek katılımcı olarak, gerekse organizasyonda destek veren ve bu yıl 26 Ekim'de gerçekleşecek olan panelin yöneticiliğini yapacak olan Yüksek Mimar Oktay Ekinci'nin beklenmeyen kaybı nedeniyle, etkinliğe katılan Hamdi Yücel Gürsoy, Erman Şahin, Olcay Arıkan, Prof. Dr. Şengül Öymen Gür, Arkeolog Nezih Başgelen tarafından anma konuşmaları ve sunumları yapıldı. Planlanan panel kapsamında birinci panelist dönemin Devlet ve İmar İskan Bakanı Erman Şahin, Nail Çakırhan ve Mimar Oktay Ekinci ile ilgili anılarını paylaştı. İkinci panelist Arkeolog-Yazar Nezih Başgelen, “Gezginlerin Gözüyle Karya” başlıklı sunumuyla, geçmişten günümüze Karya antik yerleşimini eşsiz gravürlerle ve belgelerle ortaya koydu. Üçüncü sırada, Üniversitemiz Mimarlık Fakültesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Zühre Sözeri Yıldırım ve Yrd. Doç. Dr. Feray Koca “Muğla'da Mimarlık Fakültesi ve Eğitiminin Bileşenleri” konu başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi. Bu sunum ile Mimarlık Fakültesi'nin Muğla kenti bütünü ile ilişki kurulması doğrultusunda vizyonu, misyonu Devamı 8.sayfada “Gelenekten Çağdaşa Akyaka-Gökova Mimarisi” Nail Çakırhan Günleri etkinlikleri, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nin de katılımıyla 26-27 Ekim tarihlerinde Akyaka Yücelen Otel'de gerçekleştirildi. açıklanarak hedefleri ortaya kondu. Geçmişten günümüze eski yeni, geleneksel çağdaş ilişkilerini güçlendirecek bir mimarlık eğitimi nosyonuna vurgu yapıldı. Aynı zamanda Akyaka Mimarisinin özelliğine değinilirken bu mimarinin olumlu ve olumsuz yanları ile günümüze yansımaları tartışıldı. Konuk panelistlerden Prof. Dr. Şengül Öymen Gür, “Yeri Anlamak” başlıklı sunumu ile kapanış konuşmasını gerçekleştirdi. Prof. Dr. Şengül Öymen Gür, dünyadan ve Türkiye'den mimari detaylar ve kentsel donatı örnekleri ile mekan ve yer k a v r a m l a r ı n a v u rg u y a p a n e t k i l e y i c i b i r s u n u m gerçekleştirdi.Panel, bütün konuşmacıların ve misafirlerin fikir alışverişinde bulunduğu soru cevap kısmı, katılımcılara plaket ve teşekkür belgelerinin sunumu ile tamamlandı. Bu sene Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nin de katkısıyla gerçekleştirilen panel, gelecek yıllarda kent mimarisine şekil verecek olan meslek adamlarını yetiştirecek olan kurumun varlığını göstermesi açısından önemli bir adım oldu. SAĞLIK, MUTLULUK, BARIŞ VE HUZUR DOLU YILLAR DİLERİZ ... AKSD Sayfa 2 AKS ETKİNLİKLERİ VEFA ÇİÇEKLERİ Sokakları ev ev bölen duvarlarla, eskimiş yamulmuş parke taşlar arasında kendine nasıl da yer bulup böylesi güzel açtığına akıl sır erdiremediğim göç çiçekleri açmışken Muğla-Akyaka'yı gördüm. Nereden mi anımsıyorum? Muğla'nın emektar imar kadını, o muhteşem Olcay Kadın eğilip de yerden bir tane koparıp bana verdiğinden anımsıyorum. Anlattı bana öyküsünü çiçeğin, içime dokundu insanlardan sonra doğanın sararıp solması… Zaten güneş de sarıydı o günlerde Akyaka'da. Belli birileri bırakıp gitmişti yine… Bir anma için gelmiştik Akyaka'ya-Nail Çakırhan, iki anma bir arada oluverdi-Oktay Ekinci. Doğa bu! Her şeyi görür-bilirdi. Sarıydı güneşi Akyaka'nın. Bu yüzden ben etrafımda bir yandan da vefa çiçekleri aradım. Eminim vardı da ben göremedim. Belki diğer adı Yücelen idi, belki Aydın, belki Turunç, belki Devrim… Belki… Bir başka dünya bir başka ülke gibiydi Akyaka… İstismar kurtçuklarının henüz kemiremediği bir beldeAllah esirgesin, Alman köyleri kadar tertemiz, İsviçre Alpleri gibi havadar, içinde karpuz kabukları yüzmeyen bir deniz ve her yerde hep görmek istediğim pırıl pırıl aydınlarımız… Kimse görmeden çimdikledim kendimi… Düş müydü? Dere kenarındaki panel-söyleşi, gönüllü katılım, bastonuna dayanarak dinlemeye gelen emektar hoca, bahar şapkalı kadınlar, düş müydü? Her şeyden almak istediğim, ama gelecek seferlere ertelediğim Organik Pazar, düş müydü? Bahçe içinde evler arasında aynılığa kaçmayan olağanüstü uyum, ince kıvrımlı yollar, komşular, balkondan selamlayanlar ve sonra inip dostluk kuranlar… Toplumsal İlişki ve Tasarım konulu kitabımın teması da buydu. Ben gerçekleştiremedim yazdıklarımı ama birisi yazmadan gerçekleştirmiş: Nail Çakırhan. Yaşam öyküsünü biliyorum; çok çekmiş! Ama yine de şanslı adammış diye geçirdim içimden sokaklarında dolaşırken Akyaka'nın. Kim istemez ki tasarımları hayat bulsun? Çok şanslı adammış esasında çoook! Bu yarıyıl mimari proje dersinde lise tasarlatıyorum çocuklara ve hepsinden ortada-kenarda ama mutlaka bir yerde Yücelen Otelin Nail Çakırhan konağında olduğu gibi bir yeşillik istiyorum. Nereden geldik? Topraktan mı, havadan mı bunu kimse kesin bir dille söyleyemiyor ama toprağa döneceğimiz kesin! Bu yüzden bir avuç toprak ve bir tutam yeşil bin ayıp örter bir tasarımda gibi gelmeye başladı bana. Ne güzel ne mutlu uyandım her sabah Akyaka'da… Nail Hoca'nın merdivenlerinden inerken içime aynalandı yeşil… Vefa çiçekleri… Onlara gelince; her yıl Nail Çakırhan'ın ölüm-doğum yıldönümünü anıyorlar, 21. Yüzyılın her şeyi çabucak geride bırakıp, hep önüne bakan, orada da anlam yüklü bir şey göremeden hep koşan, koşuşturan insanına inat. Oktay forumu yönetecekti, birlikte gidecektik! Gelemeyecek kadar rahatsız olduğunu anlayınca Akyaka Kültür ve Sanat Vakfı Yöneticileri panik oldular biraz, her şey kusursuz olsun istiyorlardı. Kendim aday oldum bu göreve, son 30 yıldır yaptığım bir işti. Birkaç zorluğu vardır yine de; dinleyicilerden biri ikisi korsan bildiri vermeye kalkarlar. Aslında versinler, ne olur? Vermeleri demokrasi gereğidir üstelik… Ama 21. Yüzyılda süreler hep sınırlıdır. Zaman sınırlı bir kapitaldir ve bence enerjiden bile pahalıdır. Kim satın alabilmiş ki zamanı! Muhteşem Süleyman bile alamamış. İşte bu yüzden insanları kırmadan incitmeden sözlerini kesmek, karşıt uçlar arasında ombudsmanlık yapmak ve bir de başıma gelmişti, dinleyiciden uç siyasi yorumlar almak ve yanıt vermek zorunda kalmak. Ama bunlara alıştığımız için görevi üstlendik. Bu görevi üstlenirken hep Oktay'ı da sağ yanımda düşündüm. UIA-2005 Anadolu Ayağında, yirmiye yakın kentte gerçekleştirdiğimiz bir dizi kongre ve forumda ben onun sağ yanında otururdum. Şimdi de o benim sağ yanımda oturacaktı. Çok önemli bir değişiklik olmazdı ikimiz için de. Ama o gelemedi. Bu onun asla isteyerek yapacağı bir şey olamazdı. Onun bir misyonu vardı: Anadolu Aydınlanması. Bu yüzden yorgunluk nedir bilmezdi. Ama böyledir bu işler; sen bilmezsin bilincinde de organizma bilir kendi içinde… İşte böyle oldu dostlarım bir anma iki anmaya döndü… İçlerimiz tam burkuldu. Dernek yönetimi üzülmüş; bu yıl katılım az oldu diye yakınmışlar. Ben iki kişilik anma bile gördüm… Aslında, anma, gerçekte tek kişiliktir. Ne demiş şair; “Ağlasam duyar mısınız sesimi mısralarımda? Dokunabilir misiniz gözyaşlarıma parmaklarınızla? Yıllar geçtikçe azalır insanların sayısı belki, ama anma çoğalır kimse farkına varmadan… 30 yıldır gitmedim Anıtkabir'e amma her gün Ata'm dökülür oldu dudaklarımdan. Heykel önünde saygı duruşuyla, mezarı başında seçkin bir kalabalıkla, sapsarı güneş ve çiçeklerle anma muhteşemdi kanımca…Selam size gönülden, vefa çiçekleri… Prof. Dr. Şengül Öymen Gür NAİL ÇAKIRHAN VE OKTAY EKİNCİ AKYAKA'DA ANILDILAR “Çakırhan da, Ekinci de Yaşadığı Yere Değer Katan İnsanlardı” Olcay Akdeniz *Muğla'nın Ula ilçesinin Akyaka beldesinde “Diplomasız mimar” ve Nazım Hikmet ile “1+1” şiir kitabının yazarı, Ağahan Mimarlık Ödülü sahibi Nail Çakırhan ile 15 Ekim Salı günü yaşamını yitiren Cumhuriyet gazetesi yazarı, eski Türkiye Mimarlar Odası Başkanı Oktay Ekinci; iki gün süren bir etkinlikle anıldı. *Akyaka'da kendine özgü bir mimari biçem oluşturan Nail Çakırhan ile Muğla Belediyesi'nde imar müdürlüğü, Muğla Mimarlar Odası Başkanlığı, Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanlığı yapan ve Muğla'da unutulmaz izler bırakan Oktay Ekinci anısına “Gelenekten Çağdaşa Akyaka – Gökova Mimarisi” konulu iki gün süren bir çalıştay düzenlendi. *Nail Çakırhan'ı anmak için yaklaşık bir ay önce Oktay Ekinci'nin de katkılarıyla düzenlenen ve kendisinin de konuşma yapması planlanan çalıştay, Ekinci'nin de anısına yapıldı. Muğlalılar, ünlü “diplomasız mimar” ve şair Nail Çakırhan ile Muğla'da unutulmaz izler bırakan eski Türkiye Mimarlar Odası Başkanı Oktay Ekinci'yi unutmadı. Nail Çakırhan'ı anmak için yaklaşık bir ay önce programı oluşturulan “Gelenekten Çağdaşa Akyaka – Gökova Mimarisi” konulu iki günlük çalıştaya konuşmacı olarak katılacak olan Oktay Ekinci, yaklaşık iki hafta önce yaşamını yitirince etkinliğin Nail Çakırhan ile birlikte anılan ikinci ismi oldu. Akyaka'da Yücelen Otel'de düzenlenen etkinlik, Nail Çakırhan'ın mezarının ziyaret edilmesiyle başlandı. Çakırhan'ın mezarı başında yapılan anma töreninde Çakırhan'ın yaşamı anlatılarak saygı duruşunda bulunuldu. Daha sonra Akyaka'daki Yücelen Otel'de düzenlenen “Gelenekten Çağdaşa Akyaka – Gökova Mimarisi / Nail Çakırhan ve Oktay Ekinci'yi Anma Etkinlikleri”nin ilk oturumu yapıldı. İlk oturuma konuşmacı olarak katılan Muğla eski Belediye Başkanı ve Devlet eski Bakanı Erman Şahin; Oktay Ekinci'nin kendi döneminde Muğla Belediyesinde imar müdürü olarak göreve başlamasını ve sonraki süreçte Muğla'ya yaptığı katkıları anlattı. Erman Şahin daha sonra Nail Çakırhan ile ilgili anılarını anlattı. Erman Şahin şöyle konuştu: “Nail Çakırhan büyük Muğlalılardandır. Onun anısına bu toplantıyı biz Oktay Ekinci ile birlikte benim büromda 15 gün önce düzenlemiştik. Şimdi burada onun oturacağı sandalyesi boş kaldı. Ancak Oktay Ekinci'nin Muğla'dan gitmesi mümkün değildir. Artık o kalıcı, kocaman bir Muğlalıdır… Muğla bir başka kenttir. 12 Eylül ihtilalcilerini de tanımaz, öyle yüksekten atanları da tanımaz. Evliya Çelebi'den beri bu böyledir. Muğlalı etinden keser yer, yine de kasaba minnet etmez. Nail Çakırhan olsun, Oktay Ekinci olsun, onlar öyle rastgele gelip geçen insanlardan değillerdir. Basbayağı, yaşadığı yere değer katan insanlardır. Nail Çakırhan da, Oktay Ekinci de Muğla'ya, yaşadıkları yere değer katmış insanlardır” Arkeolog ve yayıncı Nezih Başgelen de konuşmasında “Oktay Ekinci'nin hak ettiği, onun anılarını yaşatacak bir müzeyi Muğla'da oluşturmak zorundayız. Daha bilinenler unutulmadan, belgeler dağılmadan bir an önce bunu yapmalıyız. Oktay Ekinci çok değerli bir insandı. Bu coğrafya, böylesi değerli bir insanı bir daha zor görür” diye konuştu. Nezih Başgelen daha sonra “19. Yüzyıldan Fotoğraflar ve Çizimlerle Karia” konulu sunumunu yaparak bugün Muğla ilinin tümüyle Aydın ve Denizli illerinin bir kısmını kapsayan antik çağların Karia ülkesinin Halikarnassos, Mylasa, Alinda, Latmos / Herakleia, Stratonikeia gibi şehirlerinde 19. Yüzyıl gezginlerinin yaptıkları çizimler ve gravürlerle buralarda çekilmiş olan ilk fotoğrafları gösterdi. Muğla Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Feray Koca ise sunumunda Muğla ilinde 169 antik eser, 1395 sivil mimarlık örneği olmak üzere toplam 1564 eser bulunduğunu söyledi. Yard. Doç. Dr. Feray Koca, “Muğla Mimarlık Fakültesi olarak amacımız; doğaya, çevreye, kültüre saygılı, etik davranış ilkelerine bağlı, meslek adamlarını, bu ortam içinde duyarak, hissederek, yaşayarak yetiştirmektir” dedi. Muğla Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Zühre Sözeri ise Nail Çakırhan tarafından Akyaka'da oluşturulan mimari biçemi değerlendirdiği konuşmasında yöre mimarisinin özelliklerini anlattı. Yard. Doç. Dr. Zühre Sözeri “Akyaka gibi önceliği olmayan bir yerde güzel şeyler yapılmış. Bu anlamda Nail Çakırhan'ın yaptığı güzel bir örnek. Yaptığı bir restorasyon değil. Ula ve Muğla mimari tipolojisiyle yapılmış yeni bir örnek. Nail Beyin yaptığı bu şeyin tekrarıydı. Bu tekrar şimdi Akyaka'da çok farklı yerlere kayma eğiliminde. Bundan sonra Akyaka'yı kurtaracak olan Nail Çakırhan'ın 100 yıl önceki alçak gönüllülüğünü kullanmak olacaktır” dedi. Yardı. Doç. Dr. Zühre Sözeri konuşmasında Muğla'ya yapımı gündeme gelen dördüncü termik santrale de dikkat çekerek bu konuda dikkatli olunmasını istedi. Sözeri konuşmasında Beşparmak / Latmos Dağlarının da madencilerin tehdidi altında olduğunu sözlerine ekledi. Oturumu yöneten Prof. Dr. Şengül Öymen Gür ise oturumun son konuşmasını yaparak Oktay Ekinci ile ilgili anılarını anlattı. Prof. Gür, daha sonda dünyadaki ve Türkiye'deki çeşitli mimari uygulamaları karşılaştırmalı olarak sunarak mimari bakış açısının insan yaşamına etkilerini ve insanların çağdaş kentlerden ve konutlardan beklentilerini anlattı. Muğla'nın Ula ilçesinin Akyaka beldesindeki Yücelen Otel'de Nail Çakırhan ve Oktay Ekinci'yi anma amacıyla düzenlenen ““Gelenekten Çağdaşa Akyaka – Gökova Mimarisi” konulu çalıştayın ikinci gününde de Muğla'nın tarihi ve kültürel değerleriyle ilgili çeşit sunumlar yapıldı. Sayfa 3 AKS ETKİNLİKLERİ "Akyaka-Gökova'ya Işık Tutanlar" Aziz Albek ve Hamdi Yücel Gürsoy Akyaka -Gökova'ya Işık Tutanlar etkinliği çerçevesinde her yıl, Gökova – Akyaka havzasına maddi, manevi ve kültürel olarak destek olmuş, yatırım yapmış kişilere bir anı plaketi veriliyor. MUSANDER Başkanı Sadettin Özbek'in önerisi ve yönetim kurulu üyelerimizin kararı ile, Akyaka- Gökova Arkeolojik envanterinin çıkarılmasına katkıları dolayısıyla; Nail Çakırhan ve özellikle Prof. Dr. Halet Çambel'in çok yakın dostu, arkadaşı ve meslektaşı, derneğimizin üyesi ve destekçisi, arkeolog, fotoğraf ustası ve belgeselci Aziz Albek'e ve yönetim kurulu üyelerimizin önerisi ile yaptığı yatırımlarla, bölgemiz turizmine ve iş gücüne katkıları nedeniyle derneğimizin üyesi, destekçisi, etkinliklerimizin baş katılımcısı, Hamdi Yücel Gürsoy'a verildi. AZİZ ALBEK O, gerçeğin sade filmlerinin dünyasında sade bir yönetmen ve sade bir kameraman. O, yaşam serüveninin kendisini arkeolojiden fotoğrafa, fotoğraftan belgesel sinemaya sürüklediği, kameranın başındaki gerçeği arayan adam; Aziz Albek. 1923 yılında İstanbul'da doğan Aziz Albek, 1950 yılında İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nü bitirir. Üniversitedeki arkeoloji eğitiminin ardından fotoğrafçılığa yönelen Aziz Albek Edebiyat Fakültesi'nin fotoğrafhanesinde çalışmaya başlar. Arkeoloji ve fotoğrafın gerçeği arayan birlikteliği Albek'in arkeolog ve fotoğrafçı kişiliğinde birleşir. Sahip olduğu bu birliktelik ileride onu belgesel sinemaya götürecektir… Aziz Albek 1950'li yıllarda, Sabahattin Eyüboğlu'nun öncülüğünde kurulan ve Türkiye'de ilk belgeselleri çeken Anadolu Destanı ekolü içinde kameraman ve yönetmen olarak yer alır. Katıldığı ilk film çalışması 1955 yılında Sabahattin Eyüboğlu ile Mazhar Şevket İpşiroğlu'nun çektiği Berlin Film Festivali'nden gümüş ayı ödülüyle dönen Hitit Güneşi belgeselidir. Aziz Albek'in yönetmen ve kameraman olarak görev aldığı İstanbul Üniversitesi Film Merkezi filmleri Anadoluluk kavramı üzerine kuruludur. Filmlerde, tarih öncesinden bu yana birçok uygarlığın peşpeşe gelmesiyle oluşmuş olan Anadolu kültür birikiminin bugünkü Anadolu kültürünü şekillendirdiği üzerinde durulur. Kameraman ve yönetmen olarak görev aldığı filmlerden bazıları şunlardır: Nemrut Tanrıları, Aktamar, Ben Asitavandas Eski Antalya'nın Suları, Ana Tanrıça, Kurtuluş Savaşı'ndan Anılar, Karagözün Dünyası, Çini. HAMDİ YÜCEL GÜRSOY 1939 yılında Tokat'da doğdu. İlk ve orta öğrenimine babasının memuriyeti nedeni ile çeşitli illerde devam ettikten sonra, Muğla'da liseyi bitirdi.Muğla Orman Baş Müdürlüğünde çalışmaya başladı,daha sonra ticari hayata adım attı. Sırasıyla odun ticareti, nakliyecilik, oto yedek parça ticareti, mobilya ve kereste ticareti gibi işlerle uğraştıktan sonra, 1983 yılında Muğla ilinin Akyaka beldesinde otel işletmeciliğine başladı ve “Yücelen” ismi ile bölgenin ilk turistik otelini kurdu. Ülkede betonlaşmanın hızla yayıldığı dönemde, Ağa Han mimarlık ödülü sahibi ünlü Mimar Nail Çakırhan ile birlikte Yücelen Otelini geleneksel mimariyle yarattılar. Daha sonra Çakırhan'ın mimari görüşünü benimseyen Gürsoy, Akyaka'ya değer katan birçok yapıyı inşa etti. Aynı dönemde Muğla Spor Kulüp başkanlığı da yapan Hamdi Yücel Gürsoy, kamuoyunun teşvikiyle kendisini siyasetin içerisinde buldu. 1989 yılındaki yerel seçimlerde, Muğla merkezde belediye başkanı adayı olarak katıldığı seçimleri kaybettikten sonra, ülkesine işadamı olarak hizmet etme kararı aldı. Muğla üniversitesinin yeni açıldığı dönemde, öğrenci yurdu sorununun çözümüne katkı sağlamak için, 1993 yılında Muğla'nın ilk kız öğrenci yurdunu hizmete açtı. Daha sonraki dönemlerde, yurt ihtiyacının azalmasıyla birlikte bu tesisi otel işletmeciliğine çevirdi. Sağlık hizmetlerine ise 1996 yılında, Muğla'nın ilk özel hastanesini hizmete sunarak başladı. 1998 yılında, Bodrum ilçesindeki sağlık sorunlarının çözümüne katkı sağlamak için Bodrum özel Yücelen hastanesini hizmete sundu. Sonraki yıllarda bu hastaneyi Alman hastaneler grubuna devretti. Sağlık yatırımlarına Muğla ve çevresinde devam eden Gürsoy, sırasıyla Muğla ve Ortaca da diyaliz merkezleri, Muğla merkezde tıp merkezi, Ortaca ve Marmaris ilçelerinde özel Yücelen hastanelerini hizmete sundu. Sağlık alanında yapılan hizmetlerin kalıcı ve kaliteli olması için eğitim ve öğretimin bilincinde olan Gürsoy, 2 yıl önce sağlık sektöründe kalifiye bireylerin yetişmesi için Muğla ilinin ilk Özel Anadolu Sağlık Meslek Lisesini hizmete açtı. Eğitim alanında da fiilen 1964'ten itibaren üyesi olduğu GOTTINGEN Bilimsel Filmler Enstitüsü'nde incelemeler ve çalışmalar yapar. Enstitü ile işbirliği çerçevesinde, İstanbul Üniversitesi Film Merkezi'nde 300 filmlik bilimsel filmler arşivi oluşturur. Daha sonra bu merkezden müdür olarak emekli olur.Kendisi, arkeolog olarak da, Ordinaryüs Prof. Dr. Arif Müfit Mansel ekibiyle Anadolu'da, başta Perge olmak üzere, arkeolojik kazılara katılmış ve bazı ören yerlerini de, at ve katır sırtında giderek, ilk defa görmüş ve belgelemiştir. Aziz Albek'in 1950'li yıllarda başlayan belgesel sinema serüveninden kesitlerin sunulduğu GERÇEĞİ ARAYAN ADAM belgeseli TRT'de yayınlanmış ve 2012 yılında TRT Belgesel Onur Ödülü de Aziz Albek'e verilmiştir. çalışan Hamdi Yücel Gürsoy, Özel Teknoloji ve Kültür Kolejinin Yönetim Kurulu Başkanlığını da yapmaktadır. İnşaat sektöründe de uzun yıllardır çalışan Gürsoy, Muğla il genelinde konut ve iş yeri olarak birçok projeyi de başarı ile sonuçlandırdı. Yücelen şirketler grubu, özellikle son yıllarda markalaşma konusunda yapmış olduğu önemli yatırımların sonucu olarak, turizm ve sağlık alanlarında ki hizmetleri ile müşterilerine güven vermektedir. Bünyesinde başarılı işletmeleri bulunduran grubun, Akyaka beldesinde faaliyet gösteren Yücelen otelinin, dünyanın en iyi 7. aile oteli olarak seçilmesi grubun, uluslar arası alanda ki başarısını da belgelemektedir. Ayrıca bölgemizin lider sağlık kuruluşu olan Yücelen hastanelerinin yeni yatırım planları ile daha geniş kitlelere sağlık hizmeti sunması planlanmaktadır. Gürsoy, aynı zamanda Muğla sosyal hayatında da önemli bir yere sahiptir. Spor alanındaki hizmetlerinin yanı sıra, Muğla'da Anadolu lisesinin kurulması sırasında da büyük katkılar sağlamıştır. Halen Muğla'da birçok dernek ve sivil toplum kuruluşuna üye olan Gürsoy'un Muğla iline birçok alanda katkıları ve destekleri devam etmektedir. Şu an itibariyle, bünyesinde 800'e yakın kişinin çalıştığı Yücelen şirketler grubunun yönetim kurulu başkanlığı görevini sürdürmekte olan Gürsoy, evli ve iki çocuk babası olup çocukları ile beraber şirketlerinin yönetimini sürdürmektedir. MUĞLA'DA USTAYA SAYGI GECESİ ÜNAL TÜRKEŞ İÇİNDİ… Muğla yaşayan bir efsaneyi izledi, yanındaydı o tarih. Yanındaydı o, canlı tanık. O yanan meşale. Ünal Türkeş. Muğla'da yanan bir meşale. Sevgili hocam Şadan Gökovalı ise “Muğla yansa Muğla'yı küllerinden çıkartır, Ünal Türkeş dostum” dememiş midir? Muğla'da bir usta. Bir tarih. Ülkenin belleği. Ülkenin ve bölgenin siyasi, tarihsel, belgesel, kültürel izi, Muğla'dan yayılan. Bir film ve bir yapıta konu olacak. Nice konferanslara, bugünün uygarlığına ışık tutmuş. Geçmişten Cumhuriyet izlerinden, yarına çağdaş hedeflere. Ülkede Muğla'nın sesi duyulmuş. Anadolu'nun dört bir tarafı sarılı tarih izlerini gün ışığına dökecek bir canlı tarih bilgesini anıtsal, destanımsı, efsane izlemiş ve dinlemiş. Yaşayan Usta “Ünal Türkeş'i dinlemiş. Dedim ya, geçmişten sarılı siyasal, tarihsel örtüyü işlemiş gün ışığına dökmüş Muğla'nın meşalesini yakmış. Tüm Muğlalıların ve onu dinleyen, anlayan Anadolu'nun dört bir parçası insanının hizmetine sunmuş, tarih bilincini, tarihe saygıyı, tarih bilgilerini. Muğla Baro Başkanı Av. Mustafa İlker Gürkan ağabeyim dedi ya, bilginin b i l i n c e d ö n ü ş m e s i d i r, izlenen. Ve K a r y a l ı H a m d i Topçuoğlu gibi. Nasıl ki Yahya Kemal'in İstanbul'u olmuş ise işte kendi coğrafya ve topraklarının parçası Ünal Türkeş yapmıştır. Muğla Ünal Türkeş'le tarihe iz düşürmüştür. Cumhuriyet ve kadının önemsendiği, yaşandığı tüm değerler Ünal Türkeş'in anılarından, belleğinden çıkmıştır. O gece “Ustaya Saygı” Muğla Sanatseverler Derneği ve birçok kuruluşun bir araya gelmesiyle kucaklandı. O gecede Muğla Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün kendi sesinden dinleyenlere önemli sözler verdi. Ünal Türkeş ağabeyimin arşivinin Gazi Mustafa Kemal Kültür Merkezi'nde hayata geçirilmesinden, bir bir ter döktüğü o sözlü, yazılı tarih belgelerinin derlenmesine dek söz verdi. Yerelin türkü ve sazı ile yerelin zeybekleri ile Hüsnü Özbilgi'de gecede yer tuttu, dinlendi. Türküler olmasa duygulanabilir miydik, tarihimiz olmasa geçmişimizi geleceğe taşıyabilir miydik? Bugün Türklük ülküsü duyabilir miydik? Cumhuriyet'e iz düşüren Muğlalılar sergide kucaklandı. Her bir parçası notalarına yerleşmiş gibiydi. Yaşayan Usta'yı yanı başında izleyerek, dinleyerek görmek ve anlamak, onu izlemek değerlerini yanı başında götürmek… Muğla'yı Muğla yapan esaslardı. Bahattin Uyar, Sakin Koşar'da dikkati çekti, diğer özelliklerini vurguladı. Öz yaşamını verdiler, o gecede. Sevgili eşi Melda Türkeş ablacığım orada idi. Hep olduğu gibi bu tarihi gün ve geceye eşlik etti. Melda Türkeş arka sıralarda oturmaktaydı. Ünal Türkeş ağabeyim, Melda neredeydin? Salonda gözlerim seni aradı, durdu diyordu. Kaç yıllık beraberliğin, bu yolculuğa tanıklık eden beraberliğin, tarihi değil miydi izlenen, yaşayan usta. İşte bu beraberliğin düşürdüğü izlerdir yarınlara, geleceğe hep tarih ve hazine dolu yaşamsal tadı. Keyifli güzel bir geceydi. Gecede soruldu? Ünal Türkeş'e peki biz ne yapıyoruz? İçimdeki o sevgi, tarih saygılı ses diyordu ki, Kendi payıma bir anı, tarih ve yöremin tanıklığını gerçekleştirdiğim 2007 programında Yerkesik Kütüphanesi olarak görev kabul ettiğim “Ünal Türkeş'e Özel Tarih Ödülü” programımdan dolayı o yaşayan usta gecesinde bir kez daha mutluluk ve huzur duyuyorum. Yaşayan Ustayı görmek, Devrim'de bulmak, onunla olmak güzel ve anlamlıdır. İçine sevgi dolacaksa Devrim'e girmelisin. Tarihe saygıyı meşale yakan Muğla'yı göreceksin Devrim'e gireceksin. Muğla Devrim gazetesi tarihin geçmişten gelen bugün ve yarına Cumhuriyet ve ilkelerini omuz omuza taşıyacaksın, Devrim'e gireceksin Yaşayan Usta Ünal Türkeş'le birlikte söyleşeceksin... Yaşamın her alanında, insanın her parçasında, kadın ve siyasetin, kadın ve tarihin, kadın ve öz yaşamın, kadın ve kültürün, kadın ve Muğla'nın değerlerine izler düşüreceksen Muğla Devrim Gazetesi'ne gireceksin. Ünal Türkeş'i bulacaksın. Ünal Türkeş ağabeyim yaşayan bir efsane, bir belgesel, bir tarih çağlayanı. Nice yılları, sağlıklı günleri diliyorum. Yaptıklarıyla huzurlu yaşayacağı günleri hep geçireceği inancımla sevgi ve saygılarımı yolluyor, Yerkesik kökeni ve Akıncı mahallesinden aşağılara doğru akan sevgi ve düşünce duygusu ile kendisini selamlıyorum. Nabide KILINÇ Sayfa 4 AKS ETKİNLİKLERİ Şair Nail Çakırhan'ı Tanımak ! Gelenekten Çağdaşa Akyaka-Gökova Mimarisi – Nail Çakırhan günlerinin 2. Günü, Vira Vira Restaurant ve Azmak Boyu sokakta devam etti. Vira Vira restaurantta saat 13:30 da başlayan programda Mehmet Bildirici'nin derlediği ve Çakırhan'ın Konya Lisesinde yazmış ama yayımlanmamış şiirleri Nurhan Kavuzlu tarafından okundu. Muğla Mimarlar Odası Eski Başkanı Ertuğrul Aladağ, Akyaka'da Çakırhan Mimarisi ve özelliklerine değinerek, Çakırhan'ın bilinmeyen edebi ve mimari yönünden de söz ederek keyifli bir konuşma yaptı. Azmak Boyu Sokakta da, Akyaka Kent Konseyi bir resim sergisi düzenledi. Ebru sanatçısı Arzu Taşkıran'ın da vatandaşlara ebru sanatını uygulamalı olarak tanıtması etkinliklere ayrı bir tat kattı. Akyaka, Ula, Muğla ve civar köylerden ev hanımlarının katılımlarıyla kurulan stantlarda ev yapımı yemekler ve evde hazırladıkları unlu mamüller sergilenerek satışa sunuldu. Etkinliklere katılan vatandaşlar, havanın da güzel olmasıyla, ev yapımı yiyeceklerden tadıp keyifle çaylarını yudumladılar. Oruç ÖZKAN NAİL ÇAKIRHAN'IN KONYA LİSESİ ÖĞRENCİLİĞİNDE YAZDIĞI ŞİİRLER Akyaka'da ahşap mimarisinin öncüsü, solcu yazar, şair ve düşün adamı Çakırhan, Ula 1910 doğumludur. Muğla'da Orta Okulu bitirmiştir, ancak o yıllarda Muğla'da Lise yoktur !!!!. 1925 yılında Vali Muavini olan bir yakınının aracılığıyla Konya Lisesi'ne yatılı olarak kaydolur. Lise 2. sınıfta KERVAN isimli dergide 1927 yılında kadınlar hakkında yayınladığı bir şiiri yüzünden mahkemeye verilir. Beraat eder. Lise son sınıfta bir arkadaşı ile çıkardığı “Halka Doğru” isimli dergide “Alev Yağmuru” isimli şiiri yüzünden bir ihbar sonucu başı derde girer, Emniyet Müdürlüğü'ne çağrılır. Tam olgunluk sınavlarına hazırlanmaktadır. Polis nezaretinde sınavlara girer…. (1) Bunlar pek çok yerde yayınlanan bilgilerdir. Nail'in bir lise öğrencisi olarak yatılı bir okulda dergi çıkarması çok ilginçtir. 1930'lu yıllarda Konya Lisesi eğitim kadrosu sol görüşlü hocalardan olsa gerek sol düşünce çok yaygındır. Ondan başka solcu Reşat Fuat Baraner, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu..vs Konya Lisesi öğrencileridir. Konya'da Araştırmacı yazar, kitap kolleksiyoneri dostum Sefa Odabaşı araştırdı. Alev Yağmuru isimli şiirine rastlanılamadı, ama koleksiyonundaki Kervan Dergisi'ndeki şiirlerine ulaştı. Ben bu şiirleri 2004 yılında Akyaka'da Nail Çakırhan& Halet Çambel Kültürevi'nde “Idima'dan Gökova Akyaka'ya” isimli sergiye koydum. Sergimi Nail Çakırhan ve eşi Halet Çambel katılarak onurlandırdılar. Çakırhan'ın kendisine bu şiirleri okudum. Daha önceden 1999'da yayınlanan “Daha çok Onlar Yaşamalıydı” isimli onun için hazırlanan yayında bunlar bulunmamaktadır. Ben bu şiirleri burada sizlere sunmaktan mutluluk duymaktayım. KERVAN Geceleri eriten bir nur gibi ilerle Göğü yere indiren tipide karda kervan Kasırgayla arkadaş, kardeş ol şimşeklerle Kimseye minnet etme kalsa da darda kervan Haydi mübarek olsun sefere çıktın bugün Muradına erersen ne gururlan ne öğün Dirileri titreten o gün, heybetli ünün Ölülere can versin, sonsuz yollarda kervan (Nail.V. Kervan- 1 Mart 1929- Sayı 1) NAİL ÇAKIRHAN PORTLERİ ÇIĞ (Hocam Sadettin Nüzhet Bey'e) Birkaç günden beridir evine boş dönene Hani ekmek diyordu, kadın bir kedi gibi Uzun uzun baktı da o yaşlı gözlerine Yokluğunu hissedince boyun büktü darıldı Erkekse gözlerinin bütün feri sönene Dünyada her açlığın dermanı bu der gibi Onu birden alarak kolunun çemberine Hayalden ince bele çılgın gibi sarıldı Daha demin üç gündür açız diyen dudaklar En mahrem köşelerde bir sır gibi gezindi O yerlerin mest eden parlak manzarasıyla Gözler sanki çıldırdı rabbim ne bakıştı o.. Sar da Davut Ayşe'ni bir daha sar bir daha Ona ilk verdiğin söz ne büyük bir yemindi Yaşanmaz, yaşanmaz böyle bir yüz karasıyla Desene! Yaz içinde şimşekli bir bakıştı o Bu ses geçmiş günlerin geçmeyen bir izi gibi Bir yanan ağ halinde yandı kafatasında Bu ses, bir lokma için, bu sağır odasında Canavarca boğulduğu bir adamın sesiydi. Ağzından zehir saçan bu seslerin sahibi Yarı sönmüş ocağın simsiyah bacasından Dilini çıkararak acı acı sırıtan Uzun kızıl dudaklı bir şeytan gölgesiydi. Zirvesinde korkuyla açlığın karıştığı Kalbin buz dağlarından indi bir şehvet çığı Ruhunu bir sel kadar bulanık sularına Kollar tekrar sıkıldı çelik bir hilal oldu Midede doğan isyan kalpte ihtilal oldu Sonra bitkin daldılar sonsuz uykularına (Nail V-Kervan 15 Mart 1929-sayı 2) DERTTEN BİR GEMİ İSTİYOR -Hocam Namdar Rahmi Bey'e İrem bağı da olsa korkunç bir mezar olur Bir kadın kahkahası birden ahu zar olur Daha doğmadan ölen aşkının mabedinde İsa'nın omuzun da taşıdığı haç gibi Elem, bence mukaddes ben zevki kırbaç gibi Ruhumda şaklatırım boğar boğar da kinde Ne olurdu mabedin ince dehlizlerinde Devasa ızdırabın zift kokan dizlerinde Can verip baykuşların kalbine gömülseydim Mabedin dert kaldığı günden beri Çılgın ruhum her gözde kanlı bir nem istiyor Bitmek nedir bilmeyen mihnet elem istiyor Vahyini dertten alan ruhumun peygamberi Aşkımın harabesi, ömrümün şaheseri Bu çılgın at ağzına dertten bir gem istiyor (Nail V.- Kervan-15 Nisan 1929-sayı :4) Şiirlerin ithaf edildiği hocaları Sadettin Nüzhet ve Namdar Rahmi hakkında kısa açıklamalar şöyledir. Sadettin Nüzhet Ergun (Bursa 1901-İstanbul 1946) tanınmış edebiyatçı, Konya, Ankara Öğretmen Okullarında, İstanbul'da çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Bu arada 19251927 yıllarında Konya Lisesi'nde Nail V.'nin edebiyat öğretmenidir. Yayınlanmış pek çok eserleri vardır. Diğer hocası Namdar Rahmi Karatay (1896- İzmir 1953), Selçuklu Veziri Celaleddin Karatay soyundan gelen Rahmi Bey'in oğludur. 1912 yılında Konya İdadisi (Lisesi) mezunudur. Konya Lisesinde felsefe öğretmenliği ve Milli Eğitim Bakanlığının çeşitli kademelerinde görev almıştır. Tanınmış bir şairdir. Ayrıca Konya'da, arkadaşı Naci Fikret ile “ENERJİTİZM” adlı bir felsefi görüşü savundu, yayınlanmış çeşitli eserleri bulunmaktadır. (2) KAYNAKÇA: (1) Nail V ÇakırhanDaha çok Onlar Yaşamalıydı, 1999 (yayına hazırlayan R.Nuri İleri) (2) Bildirici Mehmet, Nail Çakırhan şiirleri, Devrim Gazetesi, 06.08.1999 Mehmet BİLDİRİCİ Araştırmacı-Yazar BİR AKŞAM YEMEĞİ (SEZON FİNALİ) 2013 yılı Mayıs ayı sonunda İstanbul Beyoğlu Yunan Konsolosluğu'nda ilginç bir sergi açıldı. Sürgünde bir Ressam ve Jak İhmalyan isimli bir kitap yayınlandı. Önce sergiyi gezdim ve ressama ait kitabı aldım. Önce sanatçı hakkında birkaç şey söylemek isterim. Jak, Konyalı Ermeni bir alenin oğlu. Aile 1919 yılında İstanbul'a taşınınca, İstanbul'da 1922 yılında doğmuş. Gençliğinde Komünist Partisine giriyor, Ermeni asıllı olunca da yaşam çok zorlaşıyor ve Sovyetler Birliğine gidiyor, uzun yıllar Moskova'da yaşıyor. Jak İhmalyan'ın kitabında Sayın Halet Çambel koleksiyonundan alınmış Jak Ihmalyan tarafından yapılmış imzalı resimler bulunmaktadır. MEHMET BİLDİRİCİ Derneğimizin 2013 yılı içerisinde yapmış olduğu etkinliklerin, taçlandırılması adına bir final düşünülmüş, yönetim kurulumuz ve üyelerimizin de katılımı ile Akyaka Yücelen Otel tesislerinde bir akşam yemeği tertiplenmiştir. Yönetim kurulu üyelerimiz, Devrim ve Nilgün Hanımların ve Ender Bey'in katkı ve sürprizleri ile hazırlanan gecenin, salondaki oturma düzeni, şahane menüsü, otel çalışanlarının hizmetleri ile gerçekten kusursuzdu. Gece, Yönetim Kurulu Başkanımız Aydın Bey'in konuşmaları ile başladı. Kısaca, bir sezon boyu yapılan çalışmalarımızdan bahsetti. Sezonun Derneğimiz adına gayet olumlu geçtiğini, yapılan etkinliklere, gezilere üyelerimizin katılımlarının yüksek olduğunu belirtti. Gecenin konuklarından Üniversitemiz Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Ali Osman Asasoğlu'nun, Nail Çakırhan etkinliklerine katkısı için teşekkür ederken, görevinin sona ermesinden ve Muğla'dan ayrılması nedeniyle de bu yemeğin kendisi için bir veda yemeği olduğunu söyledi. Gecenin konuklarından Mimarlar Odası Muğla Şubesi eski başkanı Olcay Arıkan, Yücelen İşletmeler sahibi Hamdi Yücel Gürsoy başta olmak üzere, desteklerinden dolayı kendilerine, geceye katılımlarından dolayı dernek üyelerimize, çalışmalarından dolayı Yönetim kurulu üyelerimize teşekkür etti. Gecenin devamında, Muğla'nın meşhur sanatçıları, Kavanoz kardeşler sahne aldı ve birbirinden güzel parçalar çalıp söylediler. Sürpriz sanatçımız ise yönetim kurulu üyemiz Devrim Hanımdı. Türk musikisinin birbirinden güzel eserlerini bizler için söyledi, ilerleyen saatler içerisinde yöremizin oyun havaları ile üyelerimiz kurtlarını döktüler. Saatler su gibi geçti, ancak kimse gecenin bitmesini istemiyor gibiydi. Aralarda hoş sohbetler de vardı, kısaca herkes birbiriyle kaynaşmış gibiydi. Gecemizin de amacı zaten bu değil miydi? İstemeyerek de olsa gecemiz sona ermek zorunda idi. Böylelikle bir sezon finali mutlu bir şekilde bitmiş oldu. Hepimiz vedalaşarak ayrıldık. Ben de katılımlarından dolayı herkese teşekkür ediyor, güzel bir gece olduğunu ve gerçekten eğlendiğimizi düşünerek saygılar sunuyorum. Mustafa KOYUNCU Sayfa 5 AKS ETKİNLİKLER STRATONICEIA VE MİLAS GEZİSİ SAKLI GÜZELLİK 23 Temmuz Salı günü AKS (Akyaka Kültür Sanat Derneği) tarafından 2013 yılı çevre gezilerinden ikincisi gerçekleşmiş, Stratoniceia ve Milas'ı ziyaret edilmiştir. Gezi oldukça kalabalık ve hanım katılımcılar ağırlıklı idi. Gezi dernek yönetim Kurulu üyesi NİLGÜN ALAYAT tarafından organize edilmiştir. Gezide Dernek Başkanı Aydın Turunç, eşi Sanat Tarihçisi Solmaz Hanım, misafirim olarak Aliye Teksal, en yaşlı olarak Cumhuriyetimizce yaşıt Arkeolog AZİZ ALBEK katılımcılardan bazılarıydı. Bu gezide çok şanslıydık. Eski Muğla Müzesi Müdürü Arkeolog Şevki Bardakçı bize rehberlik yaptı. Doyurucu bilgiler verdi. Önce Stratoniceia gezildi, Bouleterion (Halk Meclisi), kolonlu cadde, tiyatro gezildi. Şevki Bey gerekli açıklamalarda bulundu. Bu konuda bizzat kendisi de bu konuda bir yazı yazacağından konuya fazla girmeyeceğim. Ben kent hakkında bazı çarpıcı noktalara değineceğim. Pamukkale Üniversitesi tarafından kazıların yapıldığı kent, gün ışığına çıkmaktadır. Kendilerine yorucu ve başarılı çalışmalarının devamını diliyorum. Kentin yakınlarında tunç çağına kadar varan eski yerleşimler olduğu, ancak kentin Seleukos Krallığı döneminde bir Helen kenti olarak kurulduğu ve çok büyük yapılarla donatıldığı görülmektedir. Bu yönden diğer Karia kentlerinden tamamen farklıdır. Başkenti Antakya olan Suriye Krallığı döneminde Kral Seleukos (Silifke ismi buradan gelir) oğlunu çok sevmektedir. Ama oğlu Antiochius (Antakya ismi buradan gelir) günden güne sararıp solmaktadır. Genç Antiochius'un hastalığı sonunda belirlenir, babasının karısı üvey anneye âşıktır. Durum krala bildirilince M.Ö 294 yılında eşini oğluna bırakır. Kent, Antiochius babasının yerine geçince eşi Staratoniceia adına kurulur. Kentin iki kutsal alanı vardır. Birincisi bölgedeki en büyük tapınağı olarak bilinen ve Anadolu'nun yerli tanrıçası olarak bilinen tanrıça HECATE adına yapılan bilinen muhteşem yapı. Türkiye'de Arkeolojinin babası Osman Hamdi Bey tarafından ilk kazılardan biri yapılmış, buluntular İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin salonlarını süslemektedir. Kentin ikinci Tapınağı “Panamara” da Zeus Panamaros tapınağıdır. Kente kuş uçuşu 10 km uzaklaklıkta Bağyaka köyü yakınlarındadır. Tapınaktan çok az kaldığı bilinmektedir. Umarım ileride bu tapınakta gün ışığına çıkar. Son olarak kentin tarihi su tesisleri için birkaç şey yazacağım. 1990'lı yıllarda Kömür işletmeleri tarafından kazı yapılırken aniden dozerin kepçesi bir su tüneline rastlar. Hemen Milas Müzesi'ne haber verilir. Müdür Haluk Yalçınkaya kente su taşıyan su tünelinin yaklaşık 70 metrelik kısmının rolövesini çıkarır, Milas'ı ziyaretimde bu tutanağın bir kopyasını bana vermişti. Ben de bu çok önemli tutanağı tarayıp Web siteme koymuştum. Merak edenler WEB siteme girip Anadolu antik kentleri tarihi su yapıları bölümüne girip bu rapora ulaşabilirler. MİLAS GEZİSİ Akyaka Kültür Sanat Derneği üye ve misafirleri ile aynı gün gezimiz Milas'ta devam etti. Önce Milas Müzesi ziyaret edildi. Yetkili bir görevli bize müzedeki eserler hakkında doyurucu açıklamalarda bulundu, sorduğumuz soruları cevapladı. Bahçesinde çeşitli dönemlere ait taşlar arasında son dönemlere ait olduğunu sandığım İbrani'ce yazıtlar da dikkat çekiciydi. Ardından son yılların en büyük Arkeolojik buluşu olan HECATOMNOS mezarını ziyaret etmek istedik, henüz çalışmalar devam ettiği ve kalabalık olduğumuz için izin verilmedi, ancak dıştan çok yoğun çalışmalar olduğu ve restore edilen binalar görülüyordu. Buradan Milas pazarına gidildi. Alışverişten sonra öğle yemeği için Milas-Bodrum arasında Gökçeler Köyü sınırları içindeki UYKU VADİSİ'ne gidildi. Burada Orhan Alarcin'in işlettiği bir kır lokantası bulunuyor. Eski bir değirmen yeri olduğu anlaşılıyordu. Değirmenden kalanlar oradaydı. Değirmen döndüren su 3-4 m yükseklikten şar şar akıyordu. Pek çok arkadaşımız buz gibi bu suyun altına girdiler serinlediler. Çalışan bir su dolabı oluşu da dikkatimden kaçmadı. Milas eski, Karia Türklerin yöreye gelişi ile MENTEŞE olan bir bölge, bugün il merkezinin Muğla olmasına karşı tüm tarih boyunca Karia'nın en önemli kenti, zeytin kenti… Son zamanlarda Yahudilerin ve Levantenlerin de yaşadığı nadir bir Karia kenti olan Milas'tır. Çeşitli defalar Milas'a geldim ve şu kanıya vardım, gerçekten çok büyük bir kent olduğu anlaşılıyor. Nitekim her kazılan yerden tarih fışkırıyor. Son yıllarda bir kaçakçı sayesinde dünya ölçüsünde çok büyük kazanç HECATOMNOS mezarının bulunuşu oldu. Yakın zamanda bu arkeolojik parkın açılmasını diliyor, çalışan arkeologlara başarılar diliyorum. Herkesin ve dünyanın gözü onların üzerinde…. Bu vesile ile Karia'yı Persler (İran) adına yönetmiş Hyessaldomes oğlu Hecatomtos ve çocuklarından da kısaca bahsedeceğim. Milas'ın (MYLASA) Karia kenti olarak kurulduğu bilinmektedir. Bugüne kadar gelen isminin Karia dilinden geldiği sanılmaktadır. Anlamı bilinememektedir. Tabii burada Lüvice'den geldiği uydurmaları altını çizerek dikkate almadığımı belirtiyorum. Çünkü bölgede, çift dilli ve Karia dilinden gelen yazıtlar yoktur. Bu yüzden Karia dili çözülememiştir. ( Bununla beraber Müzede Karia dilinde yazılmış ve çözülememiş bir yazıt mevcuttur. ) Karia bölgesi M.Ö 546 yılında Pers yönetimi altına girmiş ve Perslerin atadığı yerel beyler (Satrap-Vali) tarafından yönetilmiştir. Milas bu dönemde mezarına ulaşılan Hecotomnos ve oğlu Mausolos döneminde çok büyük gelişme göstermiş Karia, Helen kültürüne açılmıştır. Mausols ve Muğla Otogar da heykeli dikilen ARTEMISIA (ne kadar olumlu) Karya Kralı ve Karya Kraliçesi olarak belirtilmektedir. Maalesef bu yanlışlık pek çok yerde tekrarlanmaktadır. Mausolos bir kral değil bir Karia krallığı hiç olmamıştır. Mausolos Persler tarafından atanmış bir validir. Ama bu valilik babadan oğula geçebilmekte ve bir vali Perslerle çok iyi ilişkiler kurarak dünyanın yedi harikasından biri olan ANIT Mezarı yaptırabilmiştir. Zaman zaman bazı kişiler Musolos'u yerinden indirmek için Pers İmparatoruna şikayet etmişler ama başarılı olamamışlardır Şurası çok dikkat çekicidir. Karia Pers yönetimi altında Satrap olarak görev yapan Karia kökenli Hecatomnos ve oğlu Mausolos zamanında Helen kültürü ve uygarlığı çok daha önce girmiştir. Pers yönetimi dini ve kültürel alanda yayılmacı değildir. Yönetimi altıdaki kentlerde Helen uygarlığının yükselmesini olumlu karşılamış, mühendislik ve tıp alanlarda yetişen insanlardan yararlanmıştır. Pers yönetimi daha sonra oluşan Arap akınları gibi Anadolu uygarlığına zarar vermemişlerdir. Mausolos çok ileri görüşlü yetkisiz bir kral gibidir. M.Ö.377-353 yılları arasında yönetici olmuş, Karia'nın yönetim başkenti Milas'ı Halicarnassos'u (Bodrum) taşımıştır. Orayı geliştirmiş dünyanın göz bebeği yapmış bugün sadece temelleri bulunan ünlü anıtını yaptırmıştır. Dünya dillerinde Müze (Museum) kelimesi onun adından gelmektedir. Son olarak ölümünden sonra 2 yıl (M.Ö. 353-351) karısı ve kardeşi ARTEMISIA yerine geçmiştir. Kaynaklarda ünlü anıtın karısı tarafından yaptırıldığı ifade edilir. Artemisia'nın 2 yıl hüküm sürdüğü göz önüne alınırsa anıtın kendi zamanda yapıldığını kabul etmek gerek… Artemisia zamanında Rodos donanması Bodrum'u almak istemiş ancak yenilgiye uğratılmıştır. ARTEMISIA dünyada deniz savaşı yürüten ve kazanan ilk kadındır. Milas'ın bu en parlak döneminden kısaca söz ettik. Milas'da tarih Roma, Bizans, Menteşe dönemlerinde de devam etmiş önemini korumuştur. Mehmet BİLDİRİCİ/ İnşaat Yük. Müh. Otobüslere binip yola çıktığımızda nereye gideceğimiz veya nasıl bir yerle karşılaşacağımı bilmiyor çok merak ediyordum, sorduğum arkadaşlarımda aynı benim gibi bilgi sahibi değillerdi, iyi de oldu, yol boyunca geçtiğimiz köyler ve göl manzaraları şahaneydi, bu manzaraların bu haliyle kalmasını temenni ediyorum. Evet yolumuza devam ederken yol birden daralmaya ve de bükülmeye başlayınca denizin yaklaştığını anladık.Yolun dar ve büklüm, büklüm olmasına rağmen kaptanlarımız sayesinde hepimiz rahat ve de huzurlu, manzaranın güzelliğini sindire sindire aşağıya inerken, arada durup resim çekmemizi de sağlamayı unutmadılar teşekkür ederim.Evet büklüm büklüm inerken manzara hepimizi büyüledi vardığımızda muhteşem bir koy ve biz biliyorum ki iki otobüste olan arkadaşlarımda aynı fikirdedir ağzımız açık kaldı, neden diye soracak olursanız bu kadar bakir kalması mucize, inşallah böyle kalır talan edilmez derken kahvaltı edip hemen denize girmek için acele ettik, iyi de etmişiz deniz harika manzara harika uzakta demir atmış tekneler ,Tanrım bu kadar güzellik bir arada bayıldık deniz, kum ve bir başka ayrıntı koyu Belediye çalıştırıyor, şezlong ücreti dikkat çekici geldi 2 TL gibi küçük bir rakam neyse dönüş gelip çattığında, otobüslere binip güzellikleri seyrede seyrede hepimizin yüzünde kocaman bir tebessümle; Aydın bey ve eşi Solmaz hanım'a, Dernekte görevli emeği geçen, geçmeyen bütün arkadaşlarıma sonsuz teşekkür ediyorum. Hatice GÜRSEL MARMARİS'TE FAZIL SAY RÜZGARI ESTİ 28 Mart 2013 Muğla konserinden sonra tekrar ilimize gelen besteci ve piyano virtüözü Fazıl SAY ilk konserini, Turgutreis Uluslararası Müzik Festivali kapanış günü olan 28 Ağustos akşamı, Gürel AYKAL yönetimindeki Borusan Filarmoni Orkestrası eşliğinde verdi. İlk olarak C. Saint-Seans'ın “2 Nolu piyano konçertosunu ” seslendiren sanatçının “ Hezârfen Ney Konçertosu ”, Neyzen Burcu KARADAĞ eşliğinde icra edildi. Son parça ise, Fazıl Say'ın “3 Nolu Üniverse –Kâinat” senfonisiydi. Astronomi ve astrofizikten esinlenerek yaratılan bu eserin bölümleri ile ilgili açıklamalar, konserden önce Fazıl Say tarafından yapıldı. Eserin seslendirilmesinde Borusan Senfoni Orkestrasına sanatçı Caroline EYCK “Thremin” adli temas gerektirmeyen elektronik aleti ile eşlik etti. 29 Ağustos'ta Marmaris Amfi Tiyatrosunda gerçekleşen konsere, Akyaka'dan 34 müziksever, Derneğimiz aracılığı ve Belediyenin sağladığı minibüs ile gitti ve bu müzik ziyafetini dinleme fırsatını buldu. Konserin ilk bölümünde,Beethoven'in“Ay Işığı Sonatını ”yorumlayan sanatçı daha sonra kendi besteleri olan “ Ses, Kumru, Kara Toprak, Nazım, Sevenlere Dair ” balladlarını piyanosu ile seslendirdi. Konserin ikinci bölümünde ise, solist Serenad BAĞCAN eşliğinde, Nazım HİKMET'in “ Memleketim ve Davet ”; Metin ALTIOK'un “ Düşerim ve Bu Kere Dünyada ”; Cemal SÜREYA'ın “ Dört Mevsim ”; Ömer HAYYAM'ın “ Akılla Bir Konuşmam Oldu”, Can YÜCEL'in “ Sardunyaya Ağıt ”; Pir Sultan ABDAL'ın “Sordum Sarı Çiğdeme”;Orhan VELİ'nin “Efkarlarım ve İstanbul'u Dinliyorum” başlıklı eserleri seslendirildi. Coşkulu alkışlarla sona eren bu konserden sonra, gelecek konserlerde buluşulmak üzere Akyaka'ya dönüldü. AKSD Sayfa 6 BELDEMİZ CUMHURİYET HAFTASI ETKİNLİKLERİ Akyaka Kültür Sanat Derneği ve Cumhuriyet kadınlarının girişimleriyle Akyaka'da Cumhuriyet Haftası kutlamaları 28 Ekim 2013 günü Atatürk anıtı önünde başladı. Atatürk anıtına çelenk konulduktan ve konuşmalar yapıldıktan sonra katılımcılar etkinliklere devam etmek üzere Çınaraltı'nda toplandılar. Bayraklar ve Atatürk posterleriyle renklenen Çınaraltı'ndaki etkinliklere katılım yoğun ve coşkuluydu. Akyaka Belediye Başkanı Ahmet ÇALCA'nın açılış konuşmasıyla başlayan etkinlik, Cumhuriyet kadını Ekendiz TANAY'ın konuşmalarıyla devam etti. Cumhuriyete tanıklık etmiş bir köy kadını olan Fatma KARABIYIK, Mustafa Kemal ve devrimlerini heyecan ve içtenlikle orada bulunan konuklarla paylaştı ve bu anıları coşkulu alkışlarla karşılandı. Cahit-Belkıs GÜNEYMAN İlköğretim Okulu Öğretmenlerinden Halil TÜRKOĞLU, okuduğu şiirlerle ve sazıyla etkinliğe renk kattı. Cumhuriyetin kadınlara tanıdığı hakları katılımcılara anlatan, Muğla Sıtkı KOÇMAN Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Zeynep Fidan KOÇAK ve öğrencilerinin çalışmaları da bu etkinliğin güzel bir parçasını oluşturdu. Yapılan ikramlar eşliğinde sohbetlerden sonra 29 Ekim Kumsalda yakılan ateşin etrafında halaylar çekildi. Bu Cumhuriyet Bayramı'nda buluşmak üzere vedalaşıldı. 29 Ekim 2013 günü Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri yıl ilk kez olarak denizdeki tekneler de ışıklanarak ve 10. Yıl devam etti. Saat 21:00'de Atatürk anıtı önünde toplanan Marşı eşliğinde bu kutlamalara katıldılar. Bir sonraki Cumhuriyet Bayramı'nda yeniden bir araya Cumhuriyet sevdalıları, civar beldelerden gelen Tunca GÜRER katılımcılarla birlikte fener alayını oluşturarak marşlar gelmek ümidiyle… eşliğinde sahile yürüdüler. Sevgili Atam ATATÜRK Sanki dünyaya, Bizim için gelmişsin. Bu toprağı yeniden, Özenle kurmak için O düşmanları Kovmak için gelmişsin. Bu kadar çabayı, Bizim için vermişsin. Adımıza bayram Hediye etmişsin. Güzel Atam Sen bizi N e çok sevmişsin! Elen KORKMAZ 2/B NO:20 HİSSELİ HARİKALAR KUMPANYASI AKYAKA'DA SERGİLENDİ… Atatürkçü Düşünce Derneği Ula Şube Başkanlığı tarafından 28 Ekim 2013 akşamı beldemiz Atatürk Meydanında müzikal tiyatro gösterimi yapıldı. Muğla Sahne Tiyatrosu Derneği oyuncuları tarafından Usta tiyatrocu Haldun Dormen'in yazdığı, yönetmenliğini Utkan Özüpak'ın yaptığı “Hisseli Harikalar Kumpanyası” adlı sazlı, sözlü, bol cümbüşlü bol kahkahalı bir oyun sergilendi. Oyunun ardından kısa bir konuşma yapan Utkan Özüpak; Muğla Sahne Tiyatrosu Derneği 2011 yılında tiyatroya gönül veren, tiyatroya aşkla bağlanan bir avuç sanat sevenin tamamen kendi çabalarıyla bir araya getirdikleri düşünce ve ekonomik imkanlar eşliğinde temeli atılmış ve kuruluşundan iki ay sonrada Gençlik Kulübü sıfatını almış yaptıkları sanatla ilgili hiçbir ekonomik amaç beklentisi olmayan, gelecek nesillere örf, adet ve kültürümüzü en iyi en doğru şekilde aktarmak amacıyla kurulmuş bir dernek olduğunu ve en büyük amaçlarının sanatın her dalını sevmeye yönelik olup, tiyatro sayesinde kişisel gelişim ve unutulmaz hatıralara imza atmak olduğunu belirtti. Vatandaşlarımızın yoğun ilgi gösterdiği oyunda hayli keyiflendikleri gözlenerek, bu tür organizasyonları Akyakamızda daha sık görmek istediklerini söylediler. Oruç ÖZKAN Sayın Belediye Başkanım, değerli katılımcılar, meslektaşlarım, sevgili öğrenciler, Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu büyük önder M.K.Atatürk'ün aramızdan ayrılışının 75.yıl dönümünde kendisini anmak ve onun mirasına olan minnettarlığımızı ifade etmek için burada toplanmış bulunmaktayız. Doğadaki tüm canlılar gibi insanoğlunun da yaşamının bir sınırı vardır. Ancak bazı insanlar vardır ki yaşamları boyunca yaptıkları eserlerle, insanlığa yapmış oldukları hizmetlerle yaşamlarından sonra da varlıklarını sürdürürler. Atatürk yaşamını Türk milletine adamış, imparatorluğun küllerinden yepyeni ve güçlü bir devlet yaratan eşsiz bir lider, mümtaz bir devlet adamı, büyük bir komutan, dahi, dünyaya ender gelen insanların en büyüğüdür. Büyük adam olmak kolay değildir. Bakın o, en yakın arkadaşı, dönemin başbakanı İsmet Paşa'ya diyor ki; “Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir.” “En kısa zamanda çok partili döneme geçilsin” der ve geçilir de. Bugün özgürce konuşabiliyorsak onların eseridir. Kendisine suikast girişiminde bulunanların bile görüşlerine saygı duyabilen kaç lider vardır dünyada? Adına dünya üniversitelerinde kürsü açılmış, ölümünde tüm emperyalist güçlerin başkanları tarafından övgüye mazhar olmuş, sömürü altındaki üçüncü dünya ülkelerinin kurtuluş kıvılcımını başlatmış o büyük insan; Sevgili çocuklar bakın size ne söylüyor “ Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır, ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz!” Değerli katılımcılar, sevgili öğrenciler; İşte bu nedenle her 10 Kasım Ataya hesap verme günüdür. Yaşlı gözlerimizle, ürkek çarpan yüreğimizle, eğik başımızla, feryat, figan günü değil, bizler ne yaptık bu ülke için bağnazlığa, geriliğe karşı durabildik mi? Atatürk gibi sevebildik mi birbirimizi? Bu ülkenin toprağını… Onun ilkelerine, devrimlerine sahip çıkabiliyor muyuz? SEVGİLİ ATAM Kurduğunuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti zor süreçten geçse de, Cumhuriyeti emanet ettiğin gençlik dimdik ayakta, siper ediyorlar göğüslerini bu sevda uğruna, sen rahat uyu. Seni hiç unutmadık, unutmayacağız ve izindeyiz. Sadece seni arıyor ve çok özlüyoruz. Saygılarımla, Halil TÜRKOĞLU / Öğretmen Atatürk'ümüz ve Cumhuriyet'imiz Değerli Üyelerimiz, Sayın Akyakalılar ve Dostlarımız, Sevgili Öğrencilerimiz ve de Öğretmenlerimiz: Derneğimizin, Aralık 2012 tarihli 25. sayılı Bülteninde yayınlanan, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 89. yılı Aydın Turunç mesajında belirttiğim gibi, Kurban Bayramında, Kurtuluş Savaşımızın gerçekleştirildiği savaş alanlarını, şehitliklerimizi ve bunları canlandıran Abidelerimizi, eşimle beraber, gezmiş, görmüş ve bunların etkisi altında da çok değişik duygular içinde yazımı yazmıştım. Bu defa daha farklı duygular içindeyim. Ben; Balkan göçmenlerini, Birinci Dünya Savaşını, Yu r d u m u z u n i ş g a l i n i , K u r t u l u ş S a v a ş ı n ı , Cumhuriyetin ilanını, İç isyanları yaşamış, Cumhuriyetimizin Kuruluşunda görev almış ve 10. yıl kutlamalarını görmüş bir nesilden sonra gelen kuşaktanım. Bunları yaşayıp görmedim ama İkinci Dünya Savaşı sıkıntıları içinde yaşadım ve yetiştim. İçimizden gelerek hep beraber okuduğumuz ANDIMIZLA İlkokulu bitirdim ve büyük bir coşku ile Milli Bayramlara katıldım ve kutladım. Kısacası ben, Nüfus Hüviyet Cüzdanı'nda, başta “ Ekmek Karnesi Ve r i l d i ” d a m g a s ı t a ş ı y a n ; a m a E b e d i Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün “ Yurtta Sulh Cihanda Sulh ” özdeyişine uyan hükümetler sayesinde savaş görmeyen, ailesinden şehit vermeyen bir nesildenim. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları önderliğinde, Milli bir savaş sonunda kurtulmuş vatanımızda ilan edilmiş Cumhuriyetimizin kuruluşunun, savaşsız geçen 90 yılından sonra, Atatürk'ümüzün özdeyişinin unutulmaya başlanması, Milli Bayramların eski coşku ile kutlanmaması, Öğrencilerin Bayram günleri anıtlara çelenk koyamaması, andımızın okunmaktan vazgeçilmesi, devrim yasalarının sorgulanmaya başlanması vs. beni ve benim neslimi karamsarlığa sevk etmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde, her yıl, 150 yıl önceki iç savaşın önemli muharebeleri o günkü kıyafetler ve teçhizat ile canlandırılırken, 91 yıl önceki Büyük Taarruzun başladığı 26 Ağustosta, işgal ve eziyet görmüş Afyonkarahisar'ın bir vatandaşının, “ bu gibi törenlere ne gerek var, ilerde bunları toptan kaldıracağız ” şeklindeki sözleri, ne yazık ki, karamsarlığımı daha da arttırdı. Bizden sonraki nesiller, geçen yılki yazımda da belirttiğim gibi, kurtuluş ve kuruluş tarihimizi ve Atatürk'ü bilmemektedirler. Gençlerimize, öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve ailelerine Kurtuluş, Kuruluş Tarihlerimizi ve Atatürk'le ilgili kitapları, hiç olmazsa Turgut ÖZAKMAN'ın “Şu Çılgın Türkler ”, “ Diriliş Çanakkale 1915” ve “Cumhuriyet ” romanlarını tekrar okumalarını öneririm. Derneğimizin,” Oktay Akbal Halk Kütüphanesi ”nde bu konularda yeteri miktarda kitap olduğunu da bu arada hatırlatmak isterim. Bütün bunlara rağmen: CUMHURİYETİMİZİN KURULUŞUNUN 90. YILINDA, KENDİSİNE İNANAN VE GÜVENENLERLE BERABER, VATANIMIZI İÇ VE DIŞ DÜŞMANLARDAN KURTARAN, HARAP DURUMDAKİ ÜLKEMİZDEN LAİK VE ÜNİTER TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ YARATAN VE TÜRK GENÇLİĞİNE EMANET EDEN GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, ARKADAŞLARI VE ŞEHİTLERİMİZİ SAYGI İLE ANAR, VATANIMIZ İÇİN YAPTIKLARINI HATIRLAMAYA, DÜŞÜNMEYE DAVET EDER, DAHA HUZURLU VE MUTLU ORTAMLARDA NİCE CUMHURİYET BAYRAMLARININ ÇOŞKU İLE KUTLANMASINI DİLERİM. ATAT Ü R K Ü M Ü Z Ü , K E N D İ S İ N İ KAYBEDİŞİMİZİN 75. YILINDA ŞEKLEN DEĞİL KALBEN VE EMANETİNİN İLELEBET DEVAM EDECEĞİNE İNANARAK ÖZLEM VE SAYGI İLE TEKRAR ANAR VE ANMAYA DEVAM EDECEĞİMİZE AND İÇERİZ. Sayfa 7 BELDEMİZ GRUP GÖKOVA RESİM SERGİSİ Halet Çambel-Nail Çakırhan Sanat Galerisi'nde Grup Gökova Resim sergisi açıldı. 4-13 Ekim 2013 tarihleri arasında izleyicilerin beğenisine sunulan sergide grup üyelerinden Yalçın Çakmak, Betül Kasapoğlu, Özden Uz ve Jane Crathern'in yağlı boya resimleri yer aldı. Grup Gökova, Akyaka ve çevre köylerden bir araya gelen ressamlar grubudur. Ressam ve resim hocası Teoman Ata eşliğinde çalışmalarını sürdürüyorlar. "Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, keşke ressam olsam şu ağacın, şu dağın, denizin ya da başını herhangi yöne çevirdiğinde karşına çıkan manzaranın resmini yapabilsem dememeniz imkansız." diyor Teoman Ata. Aynı duyguları paylaşan grup üyeleri de çevre duyarlılıkları son derece yüksek, doğal yaşam ve çevre koruma aktivistleri. Yaptıkları ve yapacakları resimlerle, bölgenin doğal tarihine de not düşmek istiyorlar tevazuyla. ZAMANSIZ BİR KAYIP DERNEĞİMİZ BAĞIŞÇI VE DESTEKLEYİCİLERİNDEN ORHAN-NURAN İSKİT'İN TORUNLARI CAN ZARB Desene kuvvet çalışıyorlar. Teoman Ata: "Sağlam resim, sağlam desende bulunur." diyor gülümseyerek. Artık hobi çalışması olmaktan, hoşça vakit geçirmek anlayışından uzaklaşmışlar. Bir taraftan çiziyor, boyuyor; öte taraftan interaktif tarzda dünyada ve Türkiye'de resim sanatı serüvenini sorguluyorlar. Ustaların eserlerinden kopyalar yaparak onları anlama ve eserlerini okuma çalışmaları da yapıyorlar. Denize atlamadan nasıl yüzme öğrenilmezse, üstesinden gelmesi en zor konuları çizip boyamaktan çekinmiyorlar. Başta yağlı boya olmak üzere, en zor malzemeyi ehlileştirmek için üstüne üstüne gidiyorlar. Sonra durup tekrar kaldıkları yere, yani desen, kompozisyon, çizgi, leke vb. konulara dönüyorlar. Artık hepsi, çalışmak, çok çalışmak şartıyla ressamların, fildişi kulelerde yaşayan seçilmiş insanlar olmadığını ve ilgi duyan herkesin ressam olabileceğini biliyorlar. İşin yaratıcılık kısmının da kişiye göre değişebileceğini. Bu sergi, onların ilk grup sergisiydi. Yakın gelecekte çevre yerleşim bölgelerinde, hatta İzmir, Ankara, İstanbul gibi illerde de sergiler açmayı hedefliyorlar. Biz de kendilerine başarılar diliyoruz. AKSD Cumhuriyet Konseri büyük ilgi gördü 'I ELİM BİR MOTOSİKLET KAZASINDA KAYBETTİKLERİNİ BÜYÜK BİR ÜZÜNTÜ İLE ÖĞRENMİŞ BULUNUYORUZ. İSKİT VE ZARB AİLELERİNE BU DERİN ACILARINA DAYANMA GÜCÜ VERMESİNİ VE CAN'IMIZA DA GİTTİĞİ ALEMDE HUZUR İÇİNDE UYUMASINI YÜCE TANRIDAN DİLERİZ AKSD Heryıl Akyaka'da düzenlenen "Gelenekten Çağdaşa Akyaka-Gökova Mimarisi ve Nail Çakırhan günleri etkinliğinin vazgeçilmez ismi, Mimarlar Odası eski genel başkanı, Gazeteci,Büyük bir çevre ve kültür korumacısı, Akyaka Aşığı Sevgili Dostumuz, Ağabeyimiz Oktay Ekinci'yi kaybettik. Akyaka Kültür Sanat Derneği olarak yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı dileriz. Dernek Üyelerimizden; Hamdi Yücel Gürsoy'un kayınvalidesi, Birsen Gürsoy, Yatağan-Bozüyük Belediye Başkanı Yaşar Gencel, Muğla Valiliği Özel Kalem Müdürü Baki Gencel ve Yücelen Hotel Müdürü Nurullah Gencel'in Annesi Fatma GENCEL 23.09.2013 tarihinde vefat etmiştir. Cenazesi Yatağan'a bağlı Bozüyük beldesinde toprağa verilmiştir. Ailesine ve yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı dileriz. AKSD DERNEĞİMİZ ÜYELERİ FİKRET VE NERİMAN UZUNHASAN'IN ABLALARI ŞÜKRAN ÇAVUŞOĞLU Akyaka Musiki Derneği Türk Sanat Müziği Korosunun verdiği Cumhuriyet Konseri büyük ilgiyle izlendi. 5 Kasım Salı Günü Akyaka Yücelen Otel'de düzenlenen konser Akyaka Musiki Derneği Başkanı Ali Sami Arlı'nın yönetiminde gerçekleşti. Muğla Vali Yardımcılarından Salih Gürhan ile Ahmet Köseoğlu'nun da izlediği konsere, Akyaka'dan 250 kişi gelerek etkinliği desteklediler. Konserin açılış konuşmasını Akyaka Cahit Belkıs Güneyman İlköğretim Okulu öğretmenlerinden Halil Türkoğlu yaptı. Türkoğlu böyle müstesna bir konsere katıldıklarından ötürü Muğla Vali Yardımcılarına ve katılımcılara teşekkür etti. Konserde yüce Önder Atatürk'ün sevdiği şarkılar okundu. Zeybek oyun havaları çalındı ve oynandı. Yaklaşık 1,5 saat süren Cumhuriyet konserini Şef Ali Sami Arlı yönetti. Kanunda Demet Ertez Doğruöz, Kemanlarda Fevzi Kavanozlar ve Erhan İşseveroğlu, Udda Ramazan Öztürk, bağlamada Halil Türkoğlu, ritimde Ahmet Dağdeviren çalarak konserin havasını yükselttiler. Atatürk'ün çok sevdiği şarkı ve türküleri Elif Hasret Issı, Perihan Gökbul, Kemal Yıldırım, Sebahat Çınar, Melek Arslan, Figen Kalaycı, Nadide Arlı, Yıldız Dinçer, Cevahir Demir, Birsel Bekler ve Ayşin Arslan solist olarak okudular. Dinleyenleri hayli coşturan solistler, dinleyenlerin yoğun alkışlarını aldılar. Konserin sonunda Muğla Vali Yardımcısı Salih Gürhan, Dernek Başkanı Emekli Savcı Ali Sami Arlı ve ekibiyle tüm sanatçılara böyle bir konser düzenledikleri için teşekkür etti. Atatürk'ü anma konserine Salih Gürhan ve Ahmet Köseoğlu, Ula CHP Belediye Başkanı Aday adayı Koray Helvacı ve eşi Güzide Helvacı, önceki dönem Muğla Milletvekillerinden Fikret Uzunhasan ve eşi Neriman Uzunhasan, önceki dönem Ula Belediye Başkanlarından Ümit Karaarslan ve eşi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim üyelerinden Prof.Dr. Zeynep Fidan Koçak ile Atatürk'ün manevi kızlarından Ekendiz Tanay ile çok sayıda müziksever katıldı. HANIMIN VEFAT ETTİĞİNİ ÖĞRENMİŞ BULUNMAKTAYIZ ALLAHTAN, GERİDE KALANLARA SABIRLAR, MÜTEVEFFAYA DA RAHMETLER DİLERİZ. AKSD Akyaka Kültür ve Sanat Derneği Bültenidir. Yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Akyaka Kültür ve Sanat Derneği (48 011 019) Adına Sahibi Dernek Başkanı : Aydın Turunç Yayın Kurulu Başkanı :Hüseyin Arslan Yayın Kurulu :Devrim Bayar, Ömer Şimşek Çeri, Mustafa Koyuncu, Oruç Özkan Vergi No : Ula 043 033 73 54 Adres :Kaya Sokak No:4/2 Akyaka Ula/MUĞLA E-mail : [email protected] Web : http ://www.akyakakultursanat.com Tel : 0 252 243 41 16 Baskı : Devrim Gazetesi ve Matbaası / MUĞLA Sayfa 8 GÖKOVALILAR CENNETLERİNE SAHİP ÇIKIYORLAR Gökova Belediyesi sınırlarında, yöre halkının tepkilerine karşın yıllardır yörede faaliyet gösteren, taş, kum, çakıl ve mıcır üretim faaliyetinde bulunan bir şirket kapasite artırımı için ÇED(Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporunu yöre halkı ile tartışmak için 19.12.2013 Perşembe günü Gökova Adile Mermerci Çok programlı Lisesinde, İl Çevre Müdürlüğü yetkilileri ile saat 14.00 de toplantı düzenlediler. Çevre Müdürlüğü yetkilisinin ön açıklamasından sonra söz alan Gökova Belediye Meclis Üyesi Ersan Gökduman, öncelikle yöre insanlarının konuşması gerektiğini aksi takdirde şirket sözcülerinin sunumunu izlemeyeceklerini vurguladı. Görevlinin teklifi kabul etmemesi üzerine, yaklaşık yüz kişiden oluşan katılımcılar salonu terk ettiler. Basın görevlilerine okul bahçesinde bilgi veren duyarlı vatandaşlar; yıllardır ağır tonajlı kamyonların gece yarılarına değin Gökova'nın ortasından hem de süratle geçerek gürültü kirliliği yaratmaktadırlar. Yine bu ağır tonajlı kamyonlar kaldırımı olmayan yollarda öğrencilerin yoğun olduğu zamanlarda da gidip gelmektedirler. Daha da önemlisi yöre tarımdan geçinmektedir. Yöredeki özellikle zeytin ağaçları olumsuz etkilenmektedir. Gökova yakın bir gelecekte yeşil turizme açılacaktır. Bu kum çakıl ocakları doğayı sürekli tahrip etmektedir. Bizler atalarımızdan bizlere miras kalan bu doğa güzelliklerinin bozulmasını istemiyoruz. Bu nedenlerle bu tür faaliyetlerin yöremizde yapılmasına taraftar değiliz. Hatta var olan tesisinde kaldırılmasını istiyoruz. Bugüne kadar Çevre Müdürlüğüne verdiğimiz dilekçelerin dikkate alınmasını isterken ek dilekçelerde vereceğiz dediler. Daha sonra da basın görevlilerini adı geçen dere mevkiindeki alana götüren yöre insanları doğadaki tahribatı da yerinde göstererek duyarlılıklarını vurguladılar. SedatAtay BELDEMİZ DOĞAMIZ TEHDİT ALTINDA Halk Gökova Kavşak Projesine Karşı Muğla'nın Marmaris ve Fethiye'ye ulaşımının kesintisiz sağlanabilmesi için doğal ve arkeolojik SİT alanındaki Gökova Kavşağı'na yapılması düşünülen viyadük, çevrenin doğal dokusunu bozacağı gerekçesiyle tepkilere neden oldu. Muğla'nın Marmaris ve Fethiye'ye ulaşımının kesintisiz sağlanabilmesi için doğal ve arkeolojik SİT alanındaki Gökova Kavşağı'na yapılması düşünülen viyadük, çevrenin doğal dokusunu bozacağı gerekçesiyle tepkilere neden oldu. Projenin sakin şehir unvanlı Akyaka Beldesi'ne de darbe vuracağı öne sürüldü. Karayolları Genel Müdürlüğü, Marmaris'i, Fethiye ve Muğla'ya bağlayan karayolunda trafik ışıklarına takılmadan ulaşımın kesintisiz sürmesi için Gökova Kavşağı'na viyadük yapmak için harekete geçti. Muğla'ya 26, Marmaris'e 29 kilometre mesafedeki kavşağa yapılacak viyadük için iddiaya göre, Gökova Belediye Başkanlığı ile bölge halkının düşüncesi sorulmadan proje hazırlanıp, onaylandı. Gökova Belediyesi'ne de viyadüğün yapılacağı bilgisi verildi. Altında kaya mezarları olan doğal ve arkeolojik SİT alanındaki mevcut yolun 3 ile 4 metre arasında doldurulup, Marmaris giriş ve çıkışına tünel yapılacak olması tepkileri de beraberinde getirdi. "MİLLİ MENFAATLERİMİZE AYKIRI BİR PROJE" Projeye sınır komşu olan Akyaka Beldesi'nin CHP'li Belediye Başkanı Ahmet Çalca, trafiği rahatlatmak için bile düşünülmüş olsa bunun yanlış olduğunu öne sürdü. Aynı bölgenin 550-600 metre yukarısında 6-7 ölümlü kazanın yaşandığı Akyaka girişine daha önce alt Geçitli yol istediklerini hatırlatan Başkan Çalca, "O zaman bize şimdiki haliyle yeterli raporu veren Karayolları, hiçbir ölümlü kazanın yaşanmadığı kavşağa, ne akla hizmet viyadük yapıyor anlamış değilim. Belli kesimlere ihale ile yaptırılıp rant sağlama düşüncesi olduğu kanaatindeyim" dedi. Akyaka ve Gökova bölgesinin 1989 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Özel Çevre Koruma Alanı ilan edildiğini hatırlatan Başkan Çalca "Bulunduğumuz bu coğrafi bölge birinci derece doğal ve arkeolojik SİT alanı. Bölgede kültür varlığı olarak tescillenmiş kaya mezarları var. Yolun yapılabilmesi için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü'nden izin alınma zorunluluğu var. Edindiğim bilgiye göre, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurumu, titiz bir çalışma yürütüyor. Çünkü yol altında bulunan kaya mezarları geçmişte yol çalışması yapılırken gerekli tedbirler alınmadığı için ciddi anlamda hasar görmüştü. Oradaki kültür varlığı bu bölgeye vizyon kazandırmak için çok önemli ve korunması gerekiyor. Teknik kadroların hazırladığı bu plan, belediye ilanıyla halkın görüşü alınmadan yapılmıştır. Bizler ancak uygulamaya girdiği zaman bundan haberdar olduk. Bölgede sürdürebilir turizm düşüncesiyle Akyaka halkı olarak birlikte bir vizyon belirledik. Üst geçişli bir viyadük türü yol düzenlemesinin milli menfaatlerimize aykırı bir uygulama olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca viyadüğün yanında kalan tarihi tescilli okaliptüs ağaçları da bundan zarar görecektir. Bu ağaçların korunması için gerekli çalışmalara kaynak aktarılmazken böyle bir çalışmanın düşünülmesi yanlıştır" dedi. "AKYAKA, SAKİN ŞEHİR OLMAKTAN ÇIKAR" 3 yıldır Akyaka'da yaşayan Sümer Saraç ise viyadük kararını duyduğu anda beyninden vurulmuşa döndüğünü belirtip, "Buranın doğal güzelliği beni o kadar kendisine bağladı ki eş ve dostlarıma doğal yapı habitatının muhteşem olduğunu anlatıyorum. Buranın doğal güzelliğini bozacak her şeye karşıyım. Oraya böyle bir yolun yapılmasının nedenini, niçin ve nasılını, ne sebepten yapılacağını hiç duymadım. Bu proje çok önceden hazırlanmış. Buranın yerleşkesindeki insanlara hiç sorulmamış. O kadar yüksek duvarlardan köylü ve hayvanları nasıl geçecek? Buna gerek yok çünkü trafik o kadar yoğun değil. En başta Akyaka sakin şehirlikten çok uzaklaşır" dedi. "BİR DAKİKA BİLE BEKLEMEDİK" 28 yıldır seyahat acentesi işletmeciliği yapan Marmaris Kent Konseyi üyesi olan Nurcan Dağ da 7 yıldır Gökova'da yaşadığını ve her gün Marmaris'e gidip geldiğine dikkati çekerek, şunları söyledi: "Hayatım neredeyse bu yolda geçiyor. Şimdiye kadar ışıkta bir dakika bile beklemedim. Zaten burada trafik yazın en fazla 4 ay yoğun oluyor. Bu yol 3-4 metre yükselecek. Merkezi de okaliptüs ağaçlarının olduğu göbek olacak. İstinat duvarları yapılacak. Alt ve üst geçişler olacak. Bizi rahatsız eden kısmı yolun bu kadar yükseltilmesi. Burada trafik yoğunluğu yok ve zaten ışık sistemiyle çözülmüş. Bu doğa güzelliğine yazık etmesinler. Gereği yoktur, israftır" diye konuştu..haberler.com KÜTÜPHANEMİZDE FELSEFE TOPLANTILARI SÜRÜYOR FELSEFE NEDİR? FELSEFE EĞİTİMİ Felsefe denilen alana ve tarihine bakılırsa, felsefenin ne olduğuna ilişkin verilebilecek çok genel bir cevap: felsefenin kendine özgü (yani onu diğer insan uğraşlarından ayıran, farklı) bir nesneleştirme yapan bir bilme etkinliği ve bu etkinlik sonucu ortaya konan, üretilen bilgiIerden oluşan bir alan olduğu söylenebilir. (Kendine özgü nesneleştirme derken de, felsefede bilme konusu yapılanların ve bunlara ilişkin sorulan soruların özelliğini kastediyorum) Felsefenin tek değilse de en tipik sorusu "nedir?" sorusudur. Bir şeyin ne olduğunu sorar felsefe. "İnsan nedir ?", "Bilgi nedir ?", "Adalet nedir ?" , "İnsan hakları nedir ?" , "Devlet nedir ?"gibi Bu "nedir' li sorular, kimi zaman bir terimin anlamını, kimi zaman da anlamından öte bir şeyin varlıksal özelliğini, yapısını sorarlar : bir şeyi o şey yapan ve benzerlerinden ayıran özelliklerinin, türce özelliklerinin ne olduğunu. Bu sorulara doğru bir cevap verilmeden, yani bir şeyin ne olduğu örneğin bilginin ne olduğu, devletin ne olduğu bilinmeden, onun hakkında sorulacak başka herhangi bir soruya bilgisel bir cevap verilemeyeceğini, 25 yüzyıl önce Sokrates, çağdaşlarına öğretmeye çalışmıştı. Platon'un "Menon Diyalogu" Erdem öğretilebilir mi, öğretilemez mi ? Yoksa bir doğa vergisi midir? sorularıyla başlar. Sokrates buna karşılık "erdemin ne olduğunu bilmeden bu sorulara cevap verilemez" der. Üstelik bir şeyin ne olduğunu bilmeden, o şeyle ilgili sorulan başka bir soruya birbirine ters düşen cevaplar rahatlıkla savunulabilir. Dialogda Sokrates "erdem nedir ?" sorusuna Menon'un verdiği cevapları çürüterek, bu cevaplarda neyin eksik okluğunu, neyin yapılmadığını ya da Menon'un neyi yapmadığını gösteriyor. Ondan sonra bir örnek veriyor şekil örneğini, sekil ve bir şekil farkını yapıyor ve Menon'a "kareyi de, yuvarlağı da, üçgeni de şekil yapan ne ?" sorusunu sorarak, kendisi bir cevap veriyor. İşte "bir şeyin ne olduğunun, o şeyi şey yapanın ortaya konması" derken böyle bir şeyi kastediyorum. Ne var ki bu "nedir ?" sorusu, sanıldığı gibi, durup dururken, ezbere sorulacak bir soru değildir. Yaşarken karşılaştığımız bir problem karşısında, ya da araştırma yaparken gördüğümüz bir problem olduğu zaman sorulabilen bir sorudur. Tek başına sorulduğunda, yani karşı karşıya geldiğimiz bir problem olmadan sorulduğunda, bu tür "nedir'li bir soruya birbirinden çok farklı cevapların verilmesi kaçınılmazdır. Problem görmek, her şeyden önce bir aykırılığı yakalamaktır. Ama ne ile ne arasında bir aykırılığı? Çeşitli bilgi alanları söz konusu olduğunda bir problem, yeni farkına vardan bir olgu ile aynı konuda mevcut bir bilgi veya açıklama arasında bir aykırılıktır. Böyle bir aykırılığın görülmesi yeni bir açıklamaya kapıyı aralamada, ya da yeni bir doğru bilgi ortaya koymada ilk ana adımdır. Böyle bir aykırılık yakalamadan, bilimsel ya da felsefi araştırma yapmaktan söz edilemez. Yapılan, olsa olsa hazır bilgileri uygulamak olur. Yaşanan hayata baktığımızda, kişilerin yaşamı ya da grupların yaşamı söz konusu olduğunda ise 'problem görmek', yapılanlar veya olan bitenler ile değer bilgisi arasında bir aykırılığı görmek demektir. Varsa tabii, çünkü çok defa bir problem olmadığı yerde de problem görenler olabiliyor. Bu tür bir aykırılığı görmekse, doğru veya değerli bir eylemde bulunabilmemizin yeterli olmasa da onsuz olunamayacak bir koşuludur. Problem gören ve belirli durumlarda yapılması gerekeni gören bakış, kişilerin uygun bir antrenmanla, uygun bir eğitimle çeşitli derecelerde kazanılabilecek bir bakıştır. Böyle bir bakışı kazandırmaksa, yine böyle bir bakışın sağladığı temel üzerinde ve bir bütün olarak planlanmış eğitimden ve başkalarına ve olaylara kendi gözleri ile bakabilmeyi, kişinin sınırlar görmesini ve kendi sınırlarını görmesini, bağlantılı düşünebilmesini ve kişi neye bakıyorsa yani neyi bilme konusu yapıyorsa, onu bağlantıları içinde görmeyi, ait olduğu bütünde yerini görebilmeyi, öğretmeyi her aşamasında amaç edinen bir felsefe eğitiminden beklenebilir. Bugün yaşadığımız sorunların kaynağında bulunan en önemli eksikliklerden biri (eğer çıkar çatışmalarını bir yana bırakırsak) bağlantılı düşünememektir. Bununla ilgili olarak Türkiye Felsefe Kurumu Bülteni'nde yayınladığımız iki örneği vereyim. Tipiktirler. Bir tanesi televizyonda yapılan bir yarışmadan: Lise mezunu düzeyinde bir meslek grubu yarışıyordu. Sunucunun elinde güzel bir paket vardı, kurdelelerle bağlanmış. Hayır-evet cevaplarıyla içindekinin ne olduğu bulunacaktı. Sunucunun verdiği cevaplarla, paketin içinde bulunan nesnenin evin her yerinde kullanılabilen, ama en başta mutfakta kullanılabilen, kesici bir alet olduğu ortaya çıktı. Ama sunucu "nedir bu alet?" diye sorduğunda, cevap "tabak" oldu. Benzer bir örneği, bir yasa tasarısının gerekçesinden vereyim. Şöyle deniliyordu: "Bütün rejimler gibi demokratik rejimin de kendini savunmaya hakkı vardır." Bu ne demektir? Şeriatın da, faşizmin de kendini savunmaya hakkı vardır. Bu söylenmek istenmiyor, ama bu ifadeyle bu söylenmiş oluyor. İşte felsefe eğitimi gören bir insanın bunları hemen yakalaması gerekiyor. Başka önemli bir eksiklik de, yapıp ettiklerimizin ve yaşadıklarımızın hepsinde var olan etik değer boyutunu göz ardı etmek ya da farkında olmamaktır. Ona da şöyle bir örnek vermek istiyorum size: Bir TV programında canlı yayında benle konuşan sunucu şöyle bir soru sordu : "Hocam, siz felsefe ile işkence arasında bir bağlantı kuruyorsunuz. Nasıl bir bağlantı var aralarında? Şaşakaldım. Ama hemen, soruyu soranın benim söylediklerimden böyle bir sonucu nasıl çıkarmış olabileceğini düşünmeye çalıştım ve şöyle bir cevap verdim: Bakın felsefe ile işkence arasında bir bağlantı yok. Ancak siz işkence olgusuna felsefe bilgisi ile bakarsanız, şunu görürsünüz: İşkence, onur kırıcı bir muameledir deniliyor. Değil mi? Siz etik bilgiyle işkenceye bakarsanız, orada onuru kırılan insanın, işkenceye uğrayanın değil, işkenceyi yapanın olduğunu görürsünüz. Bu, bütün etik ilişkiler için de böyle. Ben birinizi kandırırsam, kandırılan yanlış bir şey yapabilir, ama onun insan onuruna, etik bakımdan hiçbir şey olmuyor, kandıranın onuruna oluyor. İşte bunu görebilmek için, bunu görebilecek bir göz kazanmış olmak gerekir. Bu etik boyut görülmedikçe, değerlendirmelerimizi bize yükletilen kültürel değer yargıları, kültürel yerel normlarla yapıyoruz ve değer koruyacak yerde değer harcayabiliyoruz. Başka gördüğüm önemli bir eksiklik de, sık sık sözü edilen ve bir türlü üstesinden gelinemeyen kavram kargaşasıdır. Bu ifade sık sık kullanılıyor, bitiyorsunuz. 'Kavram kargaşası', kelimelerin kavramsal boşalmasıdır. O zaman kavramsal içeriği boşalmış kelimeleri kişiler işlerine geldiği yöne çekebiliyor ve kelimelerin kavramsal içeriğini bilgi değil, çıkarlar belirtiyor. Bizde laiklik kavramı buna bir örnek olabilir. Uluslararası düzeyde insan hakları bugün böyle bir hale gelmiştir.. Terör kavramı da öyle. Terörün bugün siyasal nedenlerden dolayı resmi tanımı yapılamıyor. Örnekleri çoğalabiliriz. İşte, bütün bunları hesaba katarak yapılan bir felsefe eğitimi, yani eğitim gören kişinin öğrendikleri ile kendi yaşadıkları arasında bağlantı kurabilmesine yardımcı olmayı ve problem görebilen bir göz kazandırmayı amaçlayan bir felsefe eğitimi, en başta da felsefi bir bakışla oluşturulan, planlanan ve gerçekleştirilmeye çalışılan bir genel eğitim, yaşadığımız bu ve bu gibi sorunların üstesinden olabildiğince gelmemizi sağlayabilecek en önemli yol olarak görünüyor. Belki de tek sağlam yol… Prof.Dr İoanna Kuçuradi
Benzer belgeler
28. sayı - Akyaka Kültür ve Sanat Derneği
senelerden farklı olarak, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nin
katılımı ile gerçekleşti. Toplantı, panel, sergi, söyleşi ve
dinletilerin yer aldığı etkinlikte, Nail Çakırhan'ın gündeme
taşıdığı ve A...
Diren Akyaka, Diren Zeytin Ağacı
muhteşemdi kanımca…Selam size gönülden, vefa
çiçekleri…
Prof. Dr. Şengül Öymen Gür
24. sayıııııı.cdr - Akyaka Kültür ve Sanat Derneği
Derneğimize gelen teşekkür mesajları
Sayın Aydın TURUNÇ,
Sayın Oktay Akbal'ı ilk olarak belgesel bir anı kitabı
idima`dan gökova - Mehmet Bildirici
*Nail Çakırhan'ı anmak için yaklaşık bir ay
önce Oktay Ekinci'nin de katkılarıyla
düzenlenen ve kendisinin de konuşma yapması
planlanan çalıştay, Ekinci'nin de anısına yapıldı.
Muğlalılar, ünlü “di...